DÖNEM: 24                                                                 YASAMA YILI: 3

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 50

99’uncu Birleşim

2 Mayıs 2013 Perşembe

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

 IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, Dünya Kardeşlik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, 1 Mayıs 1977’de İstanbul Taksim’de yaşanan olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak’ın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nda yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin Cerattepe’de çıkarılmak istenen madenle ilgili mahkeme kararına ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nı kutladığına ve Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın 30 Nisan 2013 Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda söylediği bazı sözlere ilişkin açıklaması

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’ne ilişkin açıklaması

5.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, İstanbul’da 1 Mayısta yaşanan olaylarda iki kadının yaralanmasına ve bunu yapanları lanetlediğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Akçakale Sınır Kapısı’nda yaşanan olaylara ve Hükûmetin acilen sınır güvenliğini sağlaması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nı kutladığına ve 1 Mayısta İstanbul’da yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

8.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nı kutladığına, CHP Milletvekili Kamer Genç’e 30 Nisan 2013 Salı günü kürsüde konuşurken yapılan saldırıya ve bu durumu hiçbir parti grubunun kınamamasına ilişkin açıklaması

9.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nı kutladığına ve Çanakkale’nin Ezine ve Bayramiç ilçelerinin bazı sorunlarına ilişkin açıklaması

10.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 30 Nisan 2013 Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yaşanan olaylarda Meclis Başkanlığının tarafsız davranmadığına ve bu durumu kınadığına ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nü kutladığına, MHP Grubu olarak, 30 Nisan 2013 Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kullanılan ifadeleri ve 1 Mayısta İstanbul’da yaşanan olayları ve müsebbiplerini kınadıklarına ilişkin açıklaması

12.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, 30 Nisan 2013 Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yaşanan olaylarla ilgili AK PARTİ Grubu olarak gereğini yaptıklarına ve aynı hassasiyeti diğer gruplardan da beklediklerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın, haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliğinin ihlallerini araştırma ve önerileri belirleme amacıyla kurulmuş olan Meclis Araştırma Komisyonu Başkanlığı ve üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/109)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 22 milletvekilinin, Adana iline bağlı Kozan ilçesindeki Gökdere Köprü Barajı’nın yapımında ve baraj tünelinin patlamasında hayatını kaybedenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/603)

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 22 milletvekilinin, Adana iline bağlı Kozan ilçesinin tarihî ve turistik değerlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/604)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve 20 milletvekilinin, Ankaragücü futbol takımının içine düşürüldüğü durumun bireysel, toplumsal ve ekonomik etkenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/605)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve arkadaşları tarafından 1 Mayıs 2013 tarihinde meydana gelen olayların araştırılması amacıyla 2/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 2 Mayıs 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal’ın CHP grup önerisinin aleyhinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun CHP grup önerisinin lehinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/751) (S. Sayısı: 452)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, promosyon ödemesi ile ilgili yapılan sözleşmeye ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/18980)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Rize’ye yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19230)

3.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, kiralanan binalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19231)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2012 yılları arasında Rize’ye yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19232)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından hizmete açılan tesislere ve açılış törenlerinin maliyetine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19233)

6.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Diyarbakır’da yürütülen projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19234)

7.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Afyonkarahisar spor kompleksine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19452)

8.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, güreş sporunun olimpiyatlardan çıkarılmasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19453)

9.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, lisanslı sporcu sayısına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19454)

10.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğünce kiralanan araçlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19455)

11.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Çanakkale’de bir öğrenci yurdunda Kürt kökenli öğrencilerin darbedildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19456)

12.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığın Bursa’daki yatırımlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19457)

13.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Bakanlık tarafından hazırlanan kamu spotlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19458)

14.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, taşeron firma çalışanlarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/19652)

15.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Siirt’e yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19754)

16.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2012 yılında Bakanlığa yapılan bilgi edinme başvurularına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19755)

17.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/19894)

18.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, metal bakır üretimi için yapılan bir ihaleye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/19950)

19.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, üniversite öğrencilerine verilen burs miktarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19954)

20.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Beşiktaş İnönü Stadı’nın yeniden inşası ile ilgili ve adının değiştirileceği yönündeki iddialara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19955)

21.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Türkiye ulusal gençlik konseyi kurulması çalışmalarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19956)

22.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Mersin’de KYK yurdunda bir grup öğrencinin saldırıya uğraması ile diğer üniversite ve yurtlarda yaşanan olaylara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/19957)

23.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, 2002-2012 yılları arasında idareye devredilen taşınmazlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/20038)

24.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığa bağlı birimlerde çalışan taşeron işçilere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/20415)

25.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında kendisine sunulan hediye ve ödüllere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/20965)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak beş oturum yaptı.

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, 25/4/2013 tarihli 97’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin bir konuşma yaptı.

Muş Milletvekili Muzaffer Çakar, Muş’un düşman işgalinden kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne,

İzmir Milletvekili Musa Çam, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Tokat’ta ve birçok ilde görülen Kırım Kongo kanamalı ateşinin nedenlerine ve alınması gereken tedbirlere,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç,

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, AK PARTİ Grubu adına,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, BDP Grubu adına,

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne;

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Malatya Turgut Özal Tıp Merkezinde gerçekleştirilen karaciğer nakillerine,

Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan, önümüzdeki yıl üniversite sınav sisteminin değişip değişmeyeceğini ve dershanelerle ilgili uygulamanın nasıl olacağını öğrenmek istediğine,

Kırıkkale Milletvekili Turgut Dibek, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerinde Atatürk Anıtı’na çelenk koyduğu için kamu düzeni, kamu güvenliği ve genel sağlığı etkilediği ve tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle bazı CHP ilçe örgütlerine ceza kesilmesine,

Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ve Millî Eğitim Bakanına verdiği soru önergesine Tekirdağ’ın Saray, Şarköy ve Muratlı ilçelerindeki öğretmenevlerinin kapatılmayacağı cevabı verilmiş olmasına rağmen bu öğretmenevlerinin kapatılmasına,

Bursa Milletvekili İlhan Demiröz, 23 bin ton GDO’lu pirincin Türkiye’ye girmesine,

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ve Balıkesir’de çiftçilerin 2012 yılı destekleme primlerini hâlâ alamadıklarına,

Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, Bursa Gemlik’te Adalet ve Kalkınma Partili Belediye Başkan Vekili Refik Yılmaz’ın aracının kurşunlanması olayına,

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Afşin AshabKehf’in tanıtımının yapılması gerektiğine,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, MHP Grubu adına, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ve 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’ne,

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ve çay üreticilerinin sorunlarına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Somali Federal Meclis Başkanı Mohamed Osman Jawarı ve Macaristan Ulusal Meclis Başkanı Laszlo Köver başkanlığındaki heyetlerin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 2/4/2013 tarih ve 45 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Hakkâri Milletvekili Adil Kurt ve 21 milletvekilinin, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında yapılan barajların ekolojik sisteme verdiği zararların (10/600),

Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 22 milletvekilinin, kadınlara yönelik her türlü şiddet, baskı ve ayrımcılığın nedenlerinin ve çözümlerinin (10/601),

Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 23 milletvekilinin, polislerin çalışma koşulları ve mesleki sorunlarının (10/602),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Birliği Konseyi İrlanda Başkanlığı tarafından 12-13 Mayıs 2013 tarihlerinde İrlanda’nın başkenti Dublin’de düzenlenecek olan Parlamento Çevre ve Enerji Komisyonları Başkanları Toplantısı’na katılım sağlanması hususuna ilişkin tezkeresi kabul edildi.

Danışma Kurulunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 452 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 3’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 452 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın (2/216) esas numaralı Türk Medeni Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener, Meclis çatısı altında millî ahlaka, erdeme, siyasi etiğe, temel kişi hak ve özgürlüklerine müdahale niteliğindeki her türlü söz ve fiilin şiddetle karşısında olacaklarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının ve siyasi parti gruplarının ortak duygu ve düşüncelerini yansıtan bir açıklamada bulundu.

Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’a, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’e sarf ettiği bazı sözler nedeniyle kınama cezası verilmesi kabul edildi.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının:

1’inci sırasında bulunan       (6/79),

165’inci        “           “       (6/716),

172’nci         “           “       (6/750),

189’uncu      “           “       (6/773),

190’ıncı        “           “       (6/774),

249’uncu      “           “       (6/902),

261’inci        “           “       (6/926),

270’inci        “           “       (6/980),

276’ncı         “           “       (6/989),

307’nci         “           “     (6/1060),

309’uncu      “           “     (6/1062),

321’inci sırasında bulunan (6/1091),

322’nci         “           “       (6/1094),

323’üncü      “           “       (6/1095),

324’üncü      “           “       (6/1096),

325’inci        “           “       (6/1097),

331’inci        “           “       (6/1117),

332’nci         “           “       (6/1118),

342’nci         “           “       (6/1132),

439’uncu      “           “       (6/1263),

483’üncü      “           “       (6/1329),

485’inci        “           “       (6/1331),

528’inci        “           “       (6/1394),

565’inci        “           “       (6/1441),

566’ncı         “           “       (6/1442),

599’uncu      “           “       (6/1501),

601’inci        “           “       (6/1505),

602’nci         “           “       (6/1506),

604’üncü      “           “       (6/1510),

607’nci         “           “       (6/1513),

610’uncu      “           “       (6/1522),

814’üncü      “           “       (6/1776),

1053’üncü    “           “       (6/2050),

1077’nci       “           “       (6/2076),

1104’üncü    “           “       (6/2106),

1112’nci       “           “       (6/2114),

1116’ncı       “           “       (6/2118),

1132’nci       “           “       (6/2134),

1154’üncü    “           “       (6/2158),

1179’uncu    “           “       (6/2183),

1180’inci      “           “       (6/2184),

1183’üncü    “           “        (6/2187)

1209’uncu    “           “       (6/2214),

1218’inci      “           “       (6/2223),

1231’inci      “           “       (6/2237),

1232’nci       “           “       (6/2238),

1242’nci       “           “       (6/2251),

1264’üncü    “           “       (6/2277),

1272’nci sırasında bulunan (6/2287),

1370’inci      “           “        (6/2391),

1406’ncı       “           “        (6/2428),

1410’uncu    “           “        (6/2433),

1412’nci       “           “        (6/2435),

1437’nci       “           “        (6/2464),

1567’nci       “           “        (6/2602),

1607’nci       “           “        (6/2645),

1609’uncu    “           “        (6/2647),

1690’ıncı      “           “        (6/2735),

1696’ncı       “           “        (6/2742),

1697’nci       “           “        (6/2743),

1702’nci       “           “        (6/2750),

1704’üncü    “           “        (6/2752),

1709’uncu    “           “        (6/2757),

1806’ncı       “           “        (6/2862),

1818’inci      “           “        (6/2874),

1997’nci       “           “        (6/3067),

Esas numaralı sözlü sorulara, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı cevap verdi.

Soru sahiplerinden Ankara Milletvekili Zuhal Topcu, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan, Adana Milletvekili Ali Halaman, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, cevaplara ilişkin görüşlerini açıkladılar.

Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı da bu görüşlerle ilgili açıklamada bulundu.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasına alınan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun (1/751) (S. Sayısı: 452),

4’üncü sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bosna ve Hersek Bakanlar Konseyi Arasında Sağlık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/421) (S. Sayısı: 160),

7’nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/687) (S. Sayısı: 340),

12’nci sırasına alınan, Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi Elektronik Taşıma Belgesi ile İlgili Ek Protokole Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/422) (S. Sayısı: 58),

13’üncü sırasına alınan, 30 Eylül 1957 Tarihli Tehlikeli Malların Karayolu ile Uluslararası Taşımacılığına İlişkin Avrupa Anlaşmasının (ADR) Madde 1 (a), Madde 14 (1) ve Madde 14 (3) (b)’sini Tadil Eden Protokole Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/438) (S. Sayısı: 140),

14’üncü sırasına alınan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile ve Çevre Komisyonu Raporu’nun (1/627) (S. Sayısı: 297),

15’inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/348) (S. Sayısı: 212),

16’ncı sırasına alınan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu raporlarının (1/488) (S. Sayısı: 240),

18’inci sırasına alınan, Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ürdün Haşimi Krallığı Hükümeti Arasında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/293) (S. Sayısı: 63),

19’uncu sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kamerun Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarım Alanında Teknik, Bilimsel ve Ekonomik İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/413) (S. Sayısı: 170),

20’nci sırasına alınan, Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/676) (S. Sayısı: 380),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

5’inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek Cumhuriyeti Arasında Kültür Alanında İşbirliği Protokolunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/645) (S. Sayısı: 333),

6’ncı sırasına alınan, Güneydoğu Avrupa Afetlere Hazırlık ve Önleme Girişiminin Kurumsal Çerçevesi Hususunda Mutabakat Muhtırasının ve Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/346) (S. Sayısı: 84),

8’inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı ile Kosova Cumhuriyeti Eğitim, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporları (1/527) (S. Sayısı: 185),

9’uncu sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarım Alanında İşbirliği Konulu Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/437) (S. Sayısı: 78),

10’uncu sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporları (1/433) (S. Sayısı: 149),

11’inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/571) (S. Sayısı: 251),

17’nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Malezya Hükümeti Arasında 27 Eylül 1994 Tarihinde Ankarada İmzalanan Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasını Değiştiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/405) (S. Sayısı: 49),

21’inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bolivya Çokuluslu Devleti Hükümeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/475) (S. Sayısı: 99),

22’nci sırasına alınan, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşmasını Değiştiren Protokole Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/554) (S. Sayısı: 191),

23’üncü sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşmasının I Sayılı Protokolünün II Sayılı Ekinin Değiştirilmesi Hakkındaki 1/2010 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/294) (S. Sayısı: 92),

24’üncü sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşik Tanzanya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu raporları (1/548) (S. Sayısı: 190),

25’inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile Tunus Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Ortaklık Anlaşmasının Ekinde Değişiklik Yapılması Hakkındaki 1/2012 Sayılı Türkiye – Tunus Ortaklık Konseyi Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/667) (S. Sayısı: 347),

Yapılan açık oylamalarından sonra kabul edildi.

Alınan karar gereğince, 2 Mayıs 2013 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere 19.37’de birleşime son verildi.

 

                                                          Meral AKŞENER

                                                             Başkan Vekili

 

             Fatih ŞAHİN                                                                        Özlem YEMİŞÇİ

                  Ankara                                                                                   Tekirdağ

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

II. - GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                                No: 146

2 Mayıs 2013 Perşembe

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 22 Milletvekilinin, Gökdere Barajı’nın yapımı esnasında meydana gelen iş kazasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/603) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.02.2012)

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 22 Milletvekilinin, Adana Kozan’ın tarihi ve turistik eserlerinin araştırılarak bu eserlerin korunması ve geliştirilmesi için gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/604) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.02.2012)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve 20 Milletvekilinin, Ankaragücü futbol takımının içinde bulunduğu durumun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/605) (Başkanlığa geliş tarihi: 01.03.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, sosyal ve yeşil alanların artırılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18089)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Adli Tıp Kurumu ile ilgili bazı iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/18519)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, sağlık hizmetlerindeki zamlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19864)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, sosyal amaçlı kamu harcamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19865)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 2002 yılından itibaren çıkarılan ve af içeren kanunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19866)

6.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, üniversitelerin bütçelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19868)

7.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, bütünleme sınav hakkı tanınmayan Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi öğrencilerinin mağduriyetinin giderilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19869)

8.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Abdullah Öcalan ile görüşmelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19870)

9.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, kadınlar hakkında verilen koruma kararlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19871)

10.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Mersin Taşucu Limanında yakalanan silahlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19872)

11.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Şanlıurfa’da inşaatı bitirilmeyen bir üniversite hastanesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19873)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Taksim Topçu Kışlası Projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19874)

13.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, kozmik odada yapılan aramalara ve bazı davalar ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19875)

14.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, İmralı görüşmelerinde yer aldığı iddia edilen bazı ifadelere ve Abdullah Öcalan’ın cezaevindeki aktivitelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19876)

15.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, yargı paketleri kapsamında tahliye edilen mahkumlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19877)

16.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, Suriye’ye yönelik dış politikaya ve Suriye’de hayatını kaybettiği iddia edilen bir vatandaşa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19878)

17.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, öğretim üyelerinin ticari faaliyette bulunmalarına ve bir rektör hakkındaki iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19880)

18.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Hacettepe Üniversitesi tarafından bir şirkete ihale edilen iş olup olmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19881)

19.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, Adalet ve Kalkınma Partisi grup toplantılarına başarılı sporcuların davet edilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19882)

20.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Balıkesir’de açılışı yapılan tesislere ve 2003 yılından itibaren yapılan özelleştirmelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19883)

21.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19884)

22.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’nın Polatlı ilçesindeki bazı köylerin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19885)

23.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’nın Polatlı ilçesindeki bazı köylerin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19886)

24.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’ya yeni bir futbol stadı yapılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19887)

25.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, su ürünleri teknik elemanlarının istihdam sorununa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19888)

26.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Başkent Elektrik Dağıtım AŞ’nin özel bir firmaya verdiği malzemelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19889)

27.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Mogan Gölündeki kirliliğin önlenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19890)

28.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, PKK tarafından kaçırılan kişilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19891)

29.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, MKE’nin son sekiz yılda sözleşme imzaladığı temsilci ya da aracı firmalara ve yapılan ödemelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19892)

30.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Ziraat Bankasının ismine ve Başak Sigortanın satımına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/19895)

31.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/19896)

32.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 2012 Eylül’ünde Artvin’de meydana gelen sel felaketi nedeniyle bölgeye gönderilen maddi destekler ile ilgili iddialara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/19897)

33.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/19898)

34.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, sokak çocuklarına yönelik koruyucu merkezlerin kapatılacağı iddialarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/19917)

35.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, sığınma evlerinde yaşanan sorunlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/19918)

36.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında Çocuk Esirgeme Yurtlarından kaçan çocuklara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/19919)

37.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde zor durumda bulunan bir aileye yardım yapılmasına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/19920)

38.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/19921)

39.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, kadın sığınma evlerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/19922)

40.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis’te yaşayan engellilerin sorunlarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/19923)

41.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, 2011 Ağustos ayından günümüze kadar TÜBİTAK’taki personel hareketlerine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/19924)

42.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, sanayi envanteri çalışmalarına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/19925)

43.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/19926)

44.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, Türk vatandaşı gayrimüslimlerin devlet memuru olmalarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/19927)

45.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, malulen emeklilik maaşı kesilen bir vatandaşa ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/19928)

46.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, orman sektöründe çalışan işçilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/19929)

47.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de çalışan taşeron işçilerin sorunlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/19930)

48.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, engelli istihdam etme yükümlülüğüne ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/19931)

49.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/19932)

50.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, sosyal güvenlik destek primlerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/19933)

51.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, geri dönüşüm tesislerine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/19934)

52.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’daki konut sorununa ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/19939)

53.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Çevre ve Şehircilik Dergisi ile Bakanlığın reklam ve tanıtım giderlerine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/19940)

54.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in, Ege ve Akdeniz’deki bazı adaların Yunanistan tarafından ele geçirildiği iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19945)

55.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, ABD, İsrail, Ürdün ve Türkiye’nin savunma amaçlı ortak bir projede yer aldığı iddiasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19946)

56.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19947)

57.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/19958)

58.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Alan Bazlı Gelir Desteği ödemeleri için çiftçi kayıt sisteminde bilgilerini güncelleyemeyen fındık üreticilerinin mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19959)

59.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, kaçak gıda üretimi ve satışına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19960)

60.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, çiftçi destekleme ödemelerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19961)

61.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, Çanakkale’deki çiftçi ve besicilerin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19962)

62.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, Mersin’in Tarsus ilçesinde yetiştirilen arıların telef olmasına ve arıcıların sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19963)

63.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Afyonkarahisar’da hayvanların sınıflarını belirlemek için yaptırılan kayıtlarda yanlışlık olduğu iddialarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19964)

64.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19965)

65.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Bilal Erdoğan’ın Gaziantep Belediyesi ziyaretine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19966)

66.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’da 2002 yılından itibaren yapılan imar planı değişikliklerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19967)

67.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, Amasya’da bir belediye hakkında açılan soruşturmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19968)

68.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, vatandaşlıktan çıkarılan kişilere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19969)

69.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in, Ankara’nın Altındağ ilçesindeki Yunus Emre Halk Çarşısında çıkan yangına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19970)

70.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in, Ankara’da fuar alanı ve “Disneyland” yapılması ile ilgili çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19971)

71.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in, Ankara’daki bazı kaldırımların sökülmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19972)

72.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, alt geçitlerin ve üst geçitlerin kullanımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19973)

73.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, bir belediye başkanı ile eski bir milletvekili arasında geçtiği iddia edilen bir görüşmeye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19974)

74.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı bir köyün yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19975)

75.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı bir köyün yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19976)

76.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Hopa ilçesine bağlı bir köyün bazı sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19977)

77.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Hopa ilçesine bağlı bir köyün bazı sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19978)

78.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesine bağlı bir köyün bazı sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19979)

79.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesine bağlı bir köyün bazı sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19980)

80.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bir sanatçının arabasının işaretlendiği ve takip edildiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19981)

81.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Kars’ta bir vatandaşın ifadesi alınırken yaşandığı iddia edilen olaylara ve işkence ile kötü muamelenin önlenmesi için yapılan çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19982)

82.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, Bursa Emniyet Müdürlüğünün inşaatı süren hizmet binasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19983)

83.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Şanlıurfa’da bir beldenin ilçe olma talebine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19984)

84.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’ın Hani ilçesinde yaşayan bazı gençlerin Suriye’deki çatışmalarda yer aldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19985)

85.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, İstanbul Ümraniye’de Kürt kökenli işçilere saldırıldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19986)

86.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde ölü bulunan bir kişiye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19987)

87.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Hopa ilçesine bağlı bir köyün bazı sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19988)

88.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesine bağlı bir köyün bazı sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19989)

89.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Hopa ilçesine bağlı bir köyün bazı sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19990)

90.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı bir köyün yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19991)

91.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı bir köyün yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19992)

92.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun’da bir etkinlikte İstiklal Marşı okunması için kurulacak ses düzenine izin verilmediği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19993)

93.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul’un Kadıköy ilçesinde bir bölgeye yapılan bisiklet yolunun kaldırılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19994)

94.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, 2002-2012 yılları arasında Isparta’da işlenen suçların sayısı ile alkol tüketiminin yasaklanması ile ilgili genelgelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19995)

95.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Osmangazi Üniversitesinde bir grup öğrenciye özel güvenlik görevlileri tarafından müdahale edilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19996)

96.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, bir müzik grubunun çalışmaları ve üyeleri ile ilgili adli ve idari işlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19997)

97.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19998)

98.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Mersin Emniyet Müdürlüğünün hazırlamış olduğu bir raporda yer aldığı iddia edilen bazı ifadelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19999)

99.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, kişisel verilerin usulüne uygun bir biçimde korunmadığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20000)

100.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, bazı işçilere yönelik saldırılara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20001)

101.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Mersin Emniyet Müdürlüğünün hazırlamış olduğu bir raporda yer aldığı iddia edilen bazı ifadelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20002)

102.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Şavşat ilçesindeki bir köyün yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20003)

103.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Şavşat ilçesindeki bir köyün yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20004)

104.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Hopa ilçesindeki bir köyün yol ve su sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20005)

105.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesindeki bir köyün yol ve su sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20006)

106.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Hopa ilçesindeki bir köyün sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20007)

107.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesindeki bir köyün yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20008)

108.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki bir mahallenin kanalizasyon sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20009)

109.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiş bir kahvehanenin satılacağı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20010)

110.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, trafik tescil başvurularına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20011)

111.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin bir iştiraki tarafından bir konut projesi kapsamında yapılan satışlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20012)

112.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, ihdas edilen korucu kadrolarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20013)

113.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Sakarya ve Kocaeli illerinde Nevruz kutlamalarına katılan kişilere bazı gruplarca saldırıda bulunulmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20014)

114.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, 2002-2013 yılları arasında gerçekleştirilen toplantı ve gösterilere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20015)

115.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, mülteci kamplarında hizmet veren okullara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20016)

116.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, İstanbul’da bir okulda çalışan iki öğretmenin görüşleri nedeniyle başka okullarda görevlendirildiği iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20017)

117.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, okullarda kayıt dışı hizmetli çalıştırılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20018)

118.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, akıllı tahta ve tablet uygulamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20019)

119.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde kredili sisteme geçilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20020)

120.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, sınavlar öncesi son sınıf öğrencilerinin sağlık raporu almasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20021)

121.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, taşımalı eğitime ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20022)

122.- Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan’ın, sınıflarda şubelerin öğrencilerin aylarına göre oluşturulması çalışmasına ve derslik ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20023)

123.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, Osmangazi Üniversitesinde bir grup öğrenciye özel güvenlik görevlileri tarafından müdahale edilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20024)

124.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Ankara Üniversitesinde yaşanan bir olaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20025)

125.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Eskişehir’deki bir ortaokula atanan müdürün uygulamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20026)

126.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Osmangazi Üniversitesinde bir grup öğrenciye özel güvenlik görevlileri tarafından müdahale edilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20027)

127.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Açıköğretim Fakültesi öğrencilerinin bazı sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20028)

128.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20029)

129.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, sansür konusuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20030)

130.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, ara eleman yetiştirilmesi için yapılan çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20031)

131.- Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın, eğitim kurumlarına verilen isimlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/20032)

132.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, 2002-2013 yılları arasında İstanbul’da gerçek ve tüzel kişilere kiraya verilen taşınmaz kültür varlıklarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/20033)

133.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Samsun’un bir ilçesinde sahnelenen bir oyunda kadın ve erkekler için farklı giriş saatleri düzenlendiği iddiasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/20034)

134.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/20035)

135.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, ABD, İsrail ve Yunanistan ortaklığında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikata ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/20040)

136.- İstanbul Milletvekili Müslim Sarı’nın, uzman jandarmaların özlük haklarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/20041)

137.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/20042)

138.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, askerlik görevi esnasında intihar eden bir vatandaşla ilgili bazı iddialara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/20043)

139.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, su kaynaklarının korunmasına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20044)

140.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Mersin’de Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarında yapımı planlanan HES’lere ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20045)

141.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesindeki HES projelerine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20050)

142.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20051)

143.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, sulama birliklerine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20052)

144.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, sulama birliklerinde çalışan kişilerin özlük haklarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/20053)

145.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, İstanbul’da deniz trafiği güvenliğinin sağlanmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20066)

146.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon Havalimanının ismine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20067)

147.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Türkiye ile Irak arasında petrol sevkiyatı yapmak amacıyla şoförlere verilen geçiş onayındaki sıkıntılara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20068)

148.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in, Ankara’daki metro çalışmaları ile bu çalışmalardan etkilenen esnaflara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20069)

149.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, çığ felaketlerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20070)

150.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, İmralı Adasına geliş gidişler için alınan kosterlere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20071)

151.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, OGS’den HGS’ye geçişe ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20072)

152.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Ankara-Eskişehir Hızlı Tren Projesi kapsamında Eskişehir’de yapılan bir üst geçide ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20073)

153.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi kapsamında Eskişehir’de yapılan inşaatlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20074)

154.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, OGS’den HGS’ye geçişe ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20075)

155.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, yüksek hızlı tren projelerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20076)

156.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20077)

157.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, konteyner ve araç taşımak için özel olarak imal edilmiş araçların gabari kontrolü dışında bırakılmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20078)

158.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Bursa Hasanağa Organize Sanayi Bölgesi ile İzmir Yolu arasındaki bağlantıya ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/20079)

159.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/20080)

160.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/20081)

2 Mayıs 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kardeşlik Haftası münasebetiyle söz isteyen Ardahan Milletvekili Sayın Orhan Atalay’a aittir.

Buyurun Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, Dünya Kardeşlik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu hafta, bildiğimiz üzere Kardeşlik ve Sevgi Haftası’dır. Esasında, dünyamızın bu iki değere ihtiyacının her gün, her geçen gün daha arttığını hepimiz biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün dünya insanlığının geleceğe ilişkin en büyük korkularının başında, gerek etrafınızda ve gerekse tüm dünyada gittikçe artan saldırgan milliyetçilikler ve başta Avrupa olmak üzere bütün dünyada artış göstermeye başlayan ırkçılık sorunu gelmektedir.

Muhtemeldir ki bu sorunun önüne geçmek için, buna ilişkin tedbirleri almak için Kardeşlik ve Sevgi Haftası’nda bu değere vurgu yapmak, bunları belki bir düşünceye, bir duyguya, bir yaşam biçimine dönüştürmek için, bu değerlerin etkinliğine inanan insanların belki de bu hafta biraz daha konuşmaları gerektiği kanaatindeyim.

Değerli kardeşlerim, şüphesiz ki biz insanlar Âdem ve Havva’nın çocukları olarak, Nuh’un gemisinde bulunan insanların çocukları olarak aynı biyolojik kökeni paylaşmamıza rağmen, ne yazık ki derilerimizin, dinlerimizin, dillerimizin farklılığı, çoğu zaman birbirimizin katline cevaz vermişçesine, verircesine, ayrılık, gayrılık nedeni olarak addedilmiş ve insanlık bu konuda olabildiğince ızdıraplar çekmiştir. Bunu önlemek için başta dinler -semavi dinler- olmak üzere insanlığın biyolojik köken birliğine, Âdem ve Havva’nın çocukları olduğu bilincine olabildiğince zengin öğretilerle vurgu yaparlar. Bu dinler içerisinde özellikle İslam dininin en büyük tarihsel başarısının bu noktada ortaya çıktığını görürüz. Her ne kadar bütün semavi dinler bu uğurda ortak ise de özellikle Yahudilikteki seçkin millet sapması bana göre bugünkü ırkçılığın da temelini oluşturmuştur. Baştan beri şeytan Âdem’i, Kabil Habil’i, İsrailoğulları Arap peygamberi, Ebu Cehil ise Hazreti Muhammed’i kabul etmemiş ise bunun tek bir nedeni, tek bir izahı vardır, o da “O değil, ben üstünüm.” dedikleri için. Dolayısıyla, insanlığın kardeşliğinin önündeki en büyük engelin de böyle bir sapkınlık olduğuna inanıyorum.

Değerli kardeşlerim, 21’inci yüzyılda yaşamamıza rağmen ırkçılık probleminin henüz daha sona erdiğini hiç kimse ama hiç kimse iddia edemez. Başta Avrupa olmak üzere, saldırgan etnik milliyetçiliklerin ve ırkçılıkların tehlikesine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Bu nedenle, birlikte yaşama ve uyum duygu ve düşüncesine artan ihtiyacımızı ifade etmek istiyorum. Bilmeliyiz ki Cenab-ı Allah siyah derilerin altında da beyaz ruhlar yaratmıştır ama bunu kavramayanlar, kavramayan beyaz insan, özellikle, beyaz derilerin altındaki ruhları da karartacak bir edebiyat, bir dünya inşa ettiler.

Değerli kardeşlerim, hepimizin bildiği gibi, İslam dininin özellikle yüz yıl süren kan davasını sonlandırmak için Evs ve Hazrec kabilelerini kardeşleştirmek, barıştırmak konusunda Peygamberimizin bize kalmış olan en büyük miraslarından birisi kardeşleşme anlaşmasıdır. Evs ve Hazrec yüz yıl boyunca kan davasını sürdürdüler ama iman ettikten sonra, Müslüman olduktan sonra o kan davası, o kavga, o savaş yerini kardeşliğe bırakmıştı. Bunu Kur’an-ı Kerim “Allah’ın size olan nimetini hatırlayın, bir zamanlar düşman idiniz de Allah kalplerinizi telif etti ve onun nimeti yani İslam sayesinde kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, Cenab-ı Allah elinizden tuttu o çukurun kenarında sizi kurtardı, size kardeş olmanın yolunu gösterdi...” Belki de bundan dolayıdır ki İslam dünyasında bin dört yüz yıldır bu manada bir ırklar arası savaş olmamıştır, çatışma olmamıştır. Bugün her ne kadar Cenab-ı Allah, biz Müslümanlar başta olmak üzere tüm insanlığı selamet yurduna, barış yurduna davet ediyorsa da ve Müslümanlar bu yurdu, bu coğrafyayı bir savaş alanına çevirmişlerse, bu hepimizi kahrediyorsa, bilelim ki bunun nedeni İslam değil, aksine, İslam’ın bu coğrafyayı, bu toprakları, bu iklimi terk etmiş olmasındandır.

Dolayısıyla bizim kendi medeniyet değerlerimizin kökleriyle buluşmak ve yeniden bu değerler üzerinde bir kardeşlik çınarını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN ATALAY (Devamla) - …hayata aktarmak, diriltmek, yükseltmek ve yeşertmek ihtiyacımız vardır. Tarihin en kritik devresinde kardeşlik çınarımızı yeniden yeşertmeye ihtiyacımız vardır.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atalay.

Gündem dışı ikinci söz, 1 Mayıs 1977’deki olaylar konusunda söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Ümit Özgümüş’e aittir.

Buyurun Sayın Özgümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, 1 Mayıs 1977’de İstanbul Taksim’de yaşanan olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Ben, üzerinde çok konuşulan, çok araştırma önergesi verilen, soru önergesi verilen ve bizzat içinde olduğum 1 Mayıs 1977 olaylarıyla ilgili söz almıştım ama 77’ye girmeden önce dün yaşanan olaylarla ilgili birkaç cümleyle düşüncelerimi belirtmek istiyorum. (Bir grup CHP milletvekilinin ellerindeki, üzerinde fotoğraf ve yazı bulunan kâğıtları basın locasına ve Genel Kurula göstermesi)

Ne yazık ki AKP iktidarı döneminde Türkiye çok garip bir ülke oldu. Türkiye sınırları içerisinde eli silahlı militanlar milletvekilleriyle sarılıp öpüşebiliyor. Türkiye sınırları içerisinde karakol basan, askerimizi öldüren, köylerimi basan militanlar ellerinde silahlarla yurt dışına çıkıyor ve Türkiye’de sınır yok.

Yine, güneyde, Türkiye’nin beslediği devşirme militanlar, toplama militanlar Suriye’ye gidip terör eylemi yapıyor geri geliyor yine sınır yok ama Türkiye’de eli en temiz olan, elinde anahtardan başka, kaynak makinesinden başka bir şey olmayan emekçiler ve onların yasal temsilcisi olan sendikalar yasal bir alan olan Taksim Meydanı’na girerken önlerinde barikat var, engel var, sınır var. Orada inşaat olabilir. Eğer dün güvenlik güçleri işçileri, emekçileri, sendikaları alana almamak için harcadıkları enerjinin beşte 1’ini sadece inşaat alanını güvenlik altına almak için harcasalardı ve alanın diğer kesimlerinde işçiler, emekçiler kendi bayramını kutlasalardı bu kadar kargaşa, bu kadar yaralı ve bu kadar kötü görüntü ortaya çıkmayacaktı. Deniyor ki: “Başka yerde kutlasınlar.” Değerli arkadaşlar, 1 Mayısın, 1 Mayıs alanının yani Taksim Meydanı’nın sembolik bir anlamı var. Sarıkamış şehitlerini siz Kartalkaya’da ya da Bolu dağlarında mı ya da Uludağ’da mı anıyorsunuz? Bundan sonraki süreçte de emekçiler 1 Mayıs bayramlarını yine Taksim Meydanı’nda kutlayacaklar.

1 Mayıs 1977 ile ilgili çok şey yazıldı çizildi. 1 Mayıs 1977’de ben oradaydım. Değerli arkadaşlar, 1 Mayıs 1977, 12 Eylül faşist darbesine giden yoldaki en önemli taşlardan bir tanesiydi. Amaç, o dönemde belirsizliği arttırmak ve toplumun önemli kesimlerini, büyük kesimlerini bir askerî darbeden başka çıkış yolu olmadığına inandırmaktı. Gerginlik 1 Mayıstan on beş gün, yirmi gün, bir ay öncesinden başlamıştı. O zaman yasal yetkili olan DİSK, sol içerisinde kendisine karşı olan bazı grupları alana almayacağını açıklamıştı ve başta o zaman Ilıcakların Tercüman gazetesi olmak üzere, üç hafta öncesinden, dört hafta öncesinden gerginlik yaratılmaya başlandı “1 Mayıs 1977’de olaylar çıkacak, Maocular Lenincilerle kavga edecek ve çatışma çıkacak.” diye.

1 Mayıs 1977 günü biz normal yürüyüş mesafesiyle on beş-yirmi dakikada yürünecek olan Beşiktaş’ta Barbaros Bulvarı’ndan Taksim’e kadar beş saatte çıktık ve kendimizi güvenli olarak o zamanki adıyla Intercontinental Oteli’nin altına aldık. Bir süre sonra, alana alınmayacak olan gruplar Tarlabaşı tarafından alana girdiklerinde, önce oradaki DİSK görevlileriyle gelenler arasında sopalı çatışma çıktı. Daha sonra, arkasına bir tane cılız 7.65 bir tabanca –ama tam bir şarjör boşaltır gibi değil, aralıklı olarak, işaret verir gibi- patladı ve bizim kendimizi güvenli zannettiğimiz Intercontinental Oteli’nin dördüncü, beşinci katından aşağıya doğru otomatik silahlarla tarandık. İlk gelen mermiler hedefli atışlardı. Bir arkadaşımız otobüs durağının üzerinde konuşuyordu ve ilk gelen mermilerden 1 tanesi megafonuna geldi, ondan sonraki birkaç saniye içerisinde İstanbul’a beraber gittiğimiz arkadaşım Antalyalı Niyazi Darı göğsünden yedi kurşunu ve kasığında kaldı.

Bazı dönme sol aydınlar o dönemde bunun sol gruplar arasında bir çatışma olduğunu iddia etmekte utanmadan. Eğer gidip otopsi raporlarına bakarlarsa oradaki çatışmanın ne olduğunu bilebilirler.

Daha sonraki süreçte, bilinçli olarak, dağılan kalabalık Taksim tarafına doğru, Sıraselviler’e doğru sürüldü ama orada da polis barikatları vardı. İnsanlar Kazancı Yokuşu’na gittiler, Kazancı Yokuşu’nda o kadar güvenlik önlemine rağmen hâlâ kimin tarafından konulduğu belli olmayan kırmızı bir kamyonet vardı, insanların bir kısmı orada sıkıştı ve ne yazık ki çok sayıda kayıp verdik.

Ben ondan sonraki süreçte, hayatımın hiçbir döneminde savaş filmlerinde bile bu kadar silah sesi ve bu kadar patlama duymadım. Eğer isteselerdi orada 34 ya da 37 kişi yerine 3 bin, 4 bin kişi de öldürülürdü. Amaç, 12 Eylül faşist darbesine ortam hazırlamaktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Ben orada ölen bütün devrimcilerin, bütün antiemperyalist mücadele eden arkadaşlarımın anısı önünde saygıyla eğiliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgümüş.

Gündem dışı üçüncü söz, Şırnak’ın sorunları hakkında söz isteyen, Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan.

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak’ın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, Şırnak’tan, Botan bölgesinden hepinize sevgiler, selamlar diye başlamak istiyorum çünkü gerçekten Türkiye’nin en güzel coğrafyasında, “Çözüm sürecinde yüzde 100 destek.” diyen ilimizde, barışın inşallah özgürlük ve demokrasiyle de buluşacağı, sorunlarını aşacağı bir aşamaya geçmesini diliyoruz.

Tabii ki Mem ü Zin’in diyarı, Hazreti Nuh’un gemisinin olduğu Cudi Dağı; yine, Melaye Cizirî’nin, Ahmedi Hani’nin, Medresa Sor’un, Fekiye Teyran’ın; yine, doğa harikası tarihinin, Birca Belek, Bedirhan Beyliği saraylarının, Cizre’nin tarihî surlarının, kalesinin, bütün bu güzelliklerinin yanında mitolojik olarak Kasrik Kalesi’nin; kaplıcalar olarak Beytüşşebap’tan Besta Kaplıcaları’na, Besta’dan Güçlükonak’taki Belkıs Kaplıcaları’na… Bunların hepsi, bu güzellikler ve Dicle Nehri’yle beraber dokuz ırmağın aktığı bir şehir, bu şehir, Hakkâri’den ta Mardin’e kadar Suriye ve Irak sınırında hem güzellikleri hem sıkıntıları beraberinde içeriyor.

Öncelikle, Sayın Kültür Bakanı Ömer Çelik’e buradan çağrım: Cizre Kalesi, Birca Belek, tarihî Mem ü Zin, saray ve Romalılardan kalan oradaki kalıntılar harap olmadan o güzelliklerin koruma altına acilen alınması gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum.

Diğer bir konu, Habur dünyanın en büyük kara sınır ticaret kapısıdır arkadaşlar. Dünyanın en büyük, Türkiye’nin de en fazla milyar dolar hacminde ithalat ve ihracatının gerçekleştiği bir yerdir. Burada Şırnak Havaalanı ile üç ülke kapısının birleştiği Habur, Suriye ve Türkiye buluşmasıyla beraber çok ciddi adımların atılması gerekir ki… Şırnak Üniversitesinin gecikmiş, eksik kalmış ünitelerinin derhâl kurulması gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum.

Buradan Uludere, Beytüşşebap’ın 70 bin nüfusunun sadece yüzde 20’sinin korucu ve geri kalanların işsizlik ve yayla yasakları nedeniyle sınır ticaretinin getirdiği sıkıntılar… Ki yakın bir zamanda yaşanan bir sıkıntı daha vardı, Roboski katliamı benzeri bir olayın yaşanmasını, son dakikada, İçişleri Bakanıyla da görüşerek önleyebilmiştik.

Habur 2’de bir kapı ticareti ve sınırda yaşayanlara “sınır ticaret belgesi” denen bir olayın hayata geçirilmesi.

Orman kesimlerinin durdurulması. Artık, güvenlik nedeniyle orman kesimi utanç vericidir. Maalasef BOTAŞ hattında orman kesimleri var.

Kasrik-Kumçatı yolu Cizre Barajı’nın suları altında kalacak mı, kalmayacak mı? Vatandaş bilmiyor. Evini yapıyor, okul yapılıyor, çözüm yok.

Andaç, Ortaköy, askeriyle beraber 6 bin nüfus, bir tek doktoru yok, orada doktor yok.

Uludere kaymakamı, elim bir, acı bir olay sonrası eşini kaybetti ve ayrıldı. Yedi ay kaymakam yok arkadaşlar, bunca Mülkiyeli boşta gezerken.

Allah var, hele hele millî eğitimde, sağlıkta partizanlıkta sınır tanımayan bir yaklaşımın barış sürecinin, çözüm sürecinin kıyısından geçmediğini görüyoruz. Cizre Millî Eğitim Müdürü görevden alınıyor. Niye? Seviyor Cizrelileri. Sevdiği için alınıyor, başka yere gönderiliyor ve -dikkat edin- AKP İlçe Başkan Yardımcısı protesto ediyor, istifa ediyor, EĞİTİM SEN protesto ediyor. Arkadaşlar, cemaat cumhuriyeti kimseye bir şey kazandırmaz. Kimse yanlı davranmamalı. Farklı görüş, farklı sendika, farklı dernek, farklı… Hele yerli düşmanlığı kimseye kazandırmaz, Şırnak’ta hiç kazandırmaz.

Bu yanlış tutum ve uygulamalara son verilmesi, özellikle de güvenlik güçlerinin Cizre’de yaşadığı son vahim olayların adaletin önünde mutlaka hesabının sorulması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bütün bunlar dileklerimiz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

İlk 10 arkadaşımıza 60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Havutça…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nda yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nı kutladık. Türkiye’nin dört bir yanında emekçiler alanlardaydı. Demokratik taleplerini, yaşadıkları düzenden kendi paylarına düşen açlığı, sefaleti, yoksulluğu, yaşamaya mahkûm edildikleri köle düzenine “istikrar” diyen AKP Hükûmetine ve politikalarına haklı itirazlarını ve protestolarını yapmak istediler. Demokratik haklarını kullanmaya bile ne yazık ki izin verilmedi. Yine AKP’nin gaz bombası, biber gazı ve tazyikli suyu ile karşı karşıya geldiler. Bugün bırakın adalet ve sosyal demokrasinin kırıntısını, Türkiye’de demokrasinin bile kırıntısını bulamıyoruz. Artık, Türkiye’de faşizmin gaz hâli biber gazı, faşizmin sıvı hâli tazyikli su, faşizmin katı hâli de AKP hâlini almıştır!

Bugün toprağa can veren, yaşama dair ne varsa onların alın teri ve emeğiyle yaratılan işçi ve emekçi halkımız elbette üzerlerine çöken bu karanlık günleri de atlatacaktır.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bayraktutan.

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin Cerattepe’de çıkarılmak istenen madenle ilgili mahkeme kararına ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçen günlerde Artvin’de çıkartılmak istenen Cerattepe’deki madene ilişkin çok büyük bir miting yapıldı. Artvin’in her siyasi yelpazesindeki insanlar, on binler meydanlara çıkarak bu maden katliamına “dur” dediler. Sayın Bakanın bunu özellikle dinlemesini istiyorum. Rize’den çıkartılmış olan daha önceki mahkeme kararının tam tersi çıktı. Sayın Bakan, bir şey demiştiniz burada, hiç unutmuyorum: “Siz yanıldınız, noterden yaptığınız tespitte tam tersi çıktı.” demiştiniz. Önümüzdeki günlerde kimin yanıldığını hep beraber göreceğiz.

O, sizin almadığını iddia ettiğiniz firmanın yandaşları beni arıyorlar “Bu işin üzerine gitme.” diye Sayın Bakan. Size müjdeler olsun, sizi tebrik ediyorum! Onlar beni nasıl arıyorlar biliyor musunuz “Bu işin üzerine gitme.” diye. Hani siz dediniz ya “O firma almadı.” diye, ısrarla diyordunuz ya bu kürsüden. Kimin ne şekilde araya girdiğini size ayrıca baş başa açıklayacağım.

O firmanın, o ihalenin kimi tarif ettiğini biliyordum, siz yanıldınız, ben yanılmadım; onu önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz. O madeni Samsun’da mı işleyecekler, sizin evde mi, bizim evde mi işleyecekler hep beraber göreceğiz Sayın Bakan. Önümüzdeki günlerde ihaleye fesadın nasıl karıştırıldığını bu Mecliste bütün Parlamentoya anlatacağız.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Erdemir.

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nı kutladığına ve Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın 30 Nisan 2013 Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda söylediği bazı sözlere ilişkin açıklaması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Türkiye’de, çalışan, üreten, alın teriyle kazanan tüm emekçilerimizin 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nı kutluyorum.

Ne yazık ki, dün, Türkiye, görmeye arzu etmediğimiz, baskıcı, otoriter 12 Eylülden kalma görüntüleri yaşadı. İnanıyoruz ki, en kısa zamanda Türkiye temel hak ve özgürlüklere, çağdaş, çoğulcu, katılımcı bir demokrasiye kavuşacak.

Yine, Türkiye için üzücü bir sahne… Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın ağza alınmayan küfürler ettiği, bir milletvekilimizin rahmetli annesine dil uzatmaya cüret ettiği görüntüler yaşandı fakat tutanağa girmeyen daha endişe verici bir söylem şuydu: “Senin leşini buraya sereceğim, tehditse tehdit!”

Evet, artık Türkiye Büyük Millet Meclisinde ne yazık ki can güvenliği kalmamıştır, milletvekilleri aleni bir şekilde ölümle tehdit edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğru…

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’ne ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Türk dünyasının 3 Mayıs Türk Milliyetçileri Günü’nü kutluyorum. Bu manada, Türkçülüğe gönül vermiş ve hizmette bulunmuş bütün şahsiyetleri rahmet, minnet, şükran duygularıyla anıyorum. 3 Mayıs, milletin birliği, devletin bölünmezliğinin gündeme getirildiği gündür, Türk milletinin bağımsızlığına, egemenliğine irade konulduğu gündür. 3 Mayıs, Türk milletinin Ön Asya coğrafyasında ilelebet var olacağının onaylandığı gündür. Bizim Türkçülük anlayışımız milletimizi sevmek ve yüceltmektir, hiçbir şekilde diğer milletlerden üstün görmek değildir.

3 Mayıs 1944’te çok büyük acılar çekilmiş ama Türk milliyetçileri tekrar “Türk’üm” diyemeyen ağızlara gereken dersi de vermişlerdir. Bizler 3 Mayıs ruhunu unutmadık, hiç de unutmayacağız.

Tanrı Türk’ü ve Türk yurdunu korusun.

BAŞKAN – Sayın Aygün…

5.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, İstanbul’da 1 Mayısta yaşanan olaylarda iki kadının yaralanmasına ve bunu yapanları lanetlediğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, dün İstanbul’daki 1 Mayıs törenlerinde Meral Dönmez ve Dilan Alp isimli 2 genç kadın, polisin gaz bombası fünyesini isabet ettirmesi, kasıtlı ateş açması sonucu ağır yaralandı. Şu an İstanbul’da aynı hastanede tedavileri sürüyor. Birisi, bir yıl, füze kalkanını protesto ettiği için cezaevinde kaldı ve DHKP-C üyeliğinden altı yıl sekiz ay ceza aldı, Meral Dönmez. Öbürü ise Hey Tekstil adlı iş yerinde bir yıldır grev yapan bir işçinin çocuğuydu. Doğrusu her ikisinin kimliğine dün hastaneye giden arkadaşların verdiği bilgilerden sonra bakınca, neden polislerin bu kadar vahşice, öldürmek niyetiyle fünyeyi başlarına vurduğunu daha iyi anladım. Onlara şu an hastanede sürdürdükleri hayatta kalma mücadelesinde ancak dualar ederek destek verebiliyorum. Bunu yapanları da lanetliyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Akçakale Sınır Kapısı’nda yaşanan olaylara ve Hükûmetin acilen sınır güvenliğini sağlaması gerektiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Modern, çağdaş, hukuk devleti olan ülkelerde sınır güvenliği sağlanır, 1 Mayıslar özgür bir ortamda kutlanır ancak otoriter, faşist olan ülkelerde 1 Mayıslar kutlanmaz.

Sınır güvenliğimizle ilgili… Şanlıurfa’nın Akçakale Sınır Kapısı’ndan Türkiye tarafına geçmek isteyen muhalif Suriyeli güçler gümrük kapısında görevli olan polisimize, sivil memurumuza, askerimize saldırır, 1 polisimiz şehit olur, 11 asker, polis ve sivil memurumuz yaralıdır. Vefat eden polis memurumuza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Hükûmeti acilen sınır güvenliğini sağlaması hususunda davet ediyorum. Eğer bu sınır güvenliklerini sağlayamıyorlarsa lütfen İçişleri Bakanını ve Dışişleri Bakanını istifaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri…

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nı kutladığına ve 1 Mayısta İstanbul’da yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nı kutluyorum. İktidarın aczi ve dayatmaları yüzünden 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nın çatıştırmaya dönüştürülmesini de kınıyorum.

İstanbul halkı 1 Mayıs günü fiilen evlerini hapsedilmiştir; yollar polis tarafından kesilmiş, köprüler kapanmış, vapurlar bağlanmış, toplu ulaşım imkânsız hâle getirilmiştir. Televizyonlara 1 Mayıstan yansıyan görüntüler Türkiye’ye yakışmamaktadır. Bir yanda maskeli gruplar, taş tutan eller, vatandaşın iş yerlerine zarar veren vandalist unsurlar, diğer yandan barikatlar, biber gazları, tazyikli sular, bu görüntüler Türkiye’ye yakışmıyor. Emekçi ve İşçi Bayramı’nın gerçek bir bayram gibi kutlanması emeğe duyulan saygının gereğidir. 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nı kaosa ve gaza boğanlar hakkında gereken işlemlerin yapılması gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Köse…

8.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nı kutladığına, CHP Milletvekili Kamer Genç’e 30 Nisan 2013 Salı günü kürsüde konuşurken yapılan saldırıya ve bu durumu hiçbir parti grubunun kınamamasına ilişkin açıklaması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de emekçilerin 1 Mayıs Bayramı’nı kutluyorum, İstanbul’da yapılan saldırıları kınıyorum.

Sayın Başkanım, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Kamer Genç kürsüde konuşurken AKP’li bir milletvekili olduğu söylenen kişi tarafından yapılan saldırı ve sarf edilen sözler kabul edilemez ama daha kötüsü, Meclis tarihinde yaşanmamış böylesi ağır hakaretleri ve çirkinliği hiçbir parti grubunun kınamamasıdır. Hepsinden de beteri AKP Grubunun sayısal çoğunluğuna kaba kuvveti de ekleyerek kürsü dokunulmazlığına fiilî saldırıda bulunmasıdır. Bu, hiç kabul edilemez; bu, demokrasiye yapılan bir saldırıdır. Bu saldırıyı yapan milletvekilinin yanında bulunan bir kısım AKP’li milletvekillerinin de Başbakana yaranmak için sarf ettiği sözler de kabul edilemez.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

9.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı’nı kutladığına ve Çanakkale’nin Ezine ve Bayramiç ilçelerinin bazı sorunlarına ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, öncelikle 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nı kutluyor, Taksim’de AKP iktidarının faşizm uygulayarak işçilere saldırmasını da ayrıca kınıyorum.

Ezine ilçemize bağlı Akçakeçili, Körüktaşı, Kemallı ve köylerinde kanalizasyon nedeniyle kazınan ve kaldırımları bozuk olarak kullanılan, arıtma tesisleri yapılmayan ve yolları tekrar yapılmayan, suları olmayan bu köylerimizin bu hâlinin ne zaman düzeltileceği konusunda bilgi almak istiyorum, bu bakımdan da Sayın Ulaştırma Bakanına sormak istiyorum aracılığınızla.

Yine, Bayramiç ilçesine bağlı Yenice köyünde meydana gelen heyelan nedeniyle evleri yıkılan köylerimize toplam 500 TL verilmiştir. Yetkililer daha sonra gelerek hasar tespiti yapmışlardır ve yaklaşık dört ay geçmesine rağmen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun.

10.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 30 Nisan 2013 Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yaşanan olaylarda Meclis Başkanlığının tarafsız davranmadığına ve bu durumu kınadığına ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, geçen salı günü olan olayda özellikle Başkanlığınız tarafsız davranmadı, çünkü evvela bu cinayet niteliğindeki bu küfürleri, ben size getirdim, tutanağı verdim, siz “Biraz geç yapalım.” dediniz, sonradan grup başkan vekillerini topladınız, Mecliste kaba kuvvet kullanılmaması konusunda Başkanlık Divanının bir gruplarla temennisini anlattınız, ama sonra dediniz ki “Falan milletvekiline kınama verme cezasını oylarınıza sunuyorum.” ama neden dolayı kınama verdiğinizi açıklamadınız ve kimse de bilmedi. Bu halkın bilmesi lazım burada kimler ne laflar, sözler sarf ediyorsa; tarafsız Meclis Başkanının görevi budur.

Ayrıca da Meclis Başkanı bunları gizlemek için tutanaklardan çıkarıyor. Yarın bir dava açıldığı zaman bu tutanakların delil olarak verilmemesini istiyor. Böyle taraflı bir Meclis Başkanlığı ve yönetimi olmaz. Ben bu durumu kınıyorum efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Vural…

11.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nü kutladığına, MHP Grubu olarak, 30 Nisan 2013 Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kullanılan ifadeleri ve 1 Mayısta İstanbul’da yaşanan olayları ve müsebbiplerini kınadıklarına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, yarın 3 Mayıs Milliyetçiler Günü. Günü kutluyorum. 3 Mayıs 1944’te düşünce ve ifade hürriyetini kullanan, demokratik hakkını kullanan öğretim üyeleri ve öğrenciler çökertilmeye çalışılan bir toplum için ümit ve cesaret kaynağı olmuştur. Baskılar, şiddetler, işkenceler yıldıramamıştır. 3 Mayıs 1944’ün kalıntıları aynı oyunları 12 Eylülde sergiledi, milliyetçiliği yargılamaya çalıştılar ama tarihin karanlığına gömüldüler. Bugün de yine milliyetçiliği ayaklar altına almak isteyenler var. Bu millet bunu söyleyenleri de ayaklar altına alacaktır. Hak ve hakikat yolunda mücadele veren Türk milliyetçiliği davasının mensuplarının gününü kutluyorum.

Ayrıca, salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde kullanılan ifadeleri Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak kınıyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinin bu utanç verici sözlerini tutanağa sokan zihniyetin Türk milletinin temsilinden ve edebinden uzak olduğunu bir kere daha vurgulamak istiyorum.

1 Mayısta yaşanan olaylar maalesef Emek ve Dayanışma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – …Günü’nün kutlanmasını engellemiştir. Dolayısıyla, meydana gelen bu olayları ve müsebbiplerini ve İstanbulluları sokağa çıkamaz hâle dönüştüren bu zihniyeti kınadığımı ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Aydın…

12.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, 30 Nisan 2013 Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yaşanan olaylarla ilgili AK PARTİ Grubu olarak gereğini yaptıklarına ve aynı hassasiyeti diğer gruplardan da beklediklerine ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Geçtiğimiz salı günü hiçbirimizin arzu etmediği söylemlere bizler de tanıklık ettik maalesef. AK PARTİ Grubu olarak, bir defa muhafazakâr demokrat kimliğimize ve aynı zamanda milletimizin manevi şahsiyetine yakıştıramadığımızı beyan etmek istiyorum. Sözler, hakikaten söylenmeyecek derece de çok ağır sözlerdi. İlgili arkadaşımız da zaten kendisine ve grubuna yakıştıramadığını, bu millete yakıştıramadığını söyledi, bu maksatla da kamuoyundan özür diledi. Yine aynı şekilde, AK PARTİ Grubu olarak biz, bunların tabii ki gereğini yapmak için elimizden geleni yaptık ve bu manada gerek Grup İç Yönetmeliğimiz gerekse Meclis İçtüzüğümüz neyi gerektiriyorsa da aynı cezalarla da karşılaştı bu arkadaşımız. Şimdi, özellikle salı günü AK PARTİ Grubu olarak, bir defa biz kınama cezası verilmesi gerektiğini kendimiz ifade ettik, sizlerin de talebiyle, grup olarak da oy birliğiyle biz bu kınama cezasını verdik. Aynı şekilde, yürütmekte olduğu bir komisyon üyeliği ve komisyon başkanlığı var Zeyid Aslan arkadaşımızın. Deruhte ettiği komisyon başkanlığından ve komisyon üyeliğinden de istifa etmiş durumdadır şu anda.

Yine aynı şekilde, AK PARTİ Grubu olarak da arkadaşımızı Grup Disiplin Kuruluna sevk ettik.

Yalnız, burada bir hususun da bilinmesini arzu ediyorum. Az önce konuşan arkadaşlar, özellikle malum arkadaşımız “Kimlerin ne küfürler sarf ettiğini çok iyi biliyor kamuoyu.” diyor. Şimdi, ciltler dolusu küfürler edenler, sözcüleri, genel başkanlar ya da başka başka, kim olursa olsun bunların yanında da durmamamız lazım. Biz gereğini yaptık bugüne kadar, hassasiyetle durduk. Geçen dönem de yaptık; Avni Doğan, Feyzi İşbaşaran, Ahmet Aydoğmuş gibi milletvekillerimize cezalar verdik, şimdi de verdik, yanına kâr kalmıyor. Ama diğer gruplardan da, özellikle ana muhalefetten de aynı hassasiyeti bekliyorum; aynı hassasiyeti, aynı işlemleri bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması komisyonundan bir istifa tezkeresi vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın, haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliğinin ihlallerini araştırma ve önerileri belirleme amacıyla kurulmuş olan Meclis Araştırma Komisyonu Başkanlığı ve üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/109)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliğinin ihlallerini araştırma ve önerileri belirleme amacıyla kurulmuş olan ve ülkemizin önem arz eden bir gündemine yönelik çalışma yürüten araştırma komisyonunun çalışmalarını daha sağlıklı bir ortamda yürütebilmesi ve kamuoyunun beklediği sonuca daha hızlı ulaşabilmesi ve ülkemizin gündeminin yersiz işgal edilmemesi için Araştırma Komisyonu Başkanlığı ve üyeliğinden istifa ediyorum.

Gereğini saygıyla arz ederim.  02/05/2013

                                                                                                                        Zeyid Aslan

                                                                                                                              Tokat

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 22 milletvekilinin, Adana iline bağlı Kozan ilçesindeki Gökdere Köprü Barajı’nın yapımında ve baraj tünelinin patlamasında hayatını kaybedenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/603)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adana iline bağlı Kozan ilçesinin Gökdere Köprü Barajı’nın yapımı ve Baraj tünelinin patlamasında hayatını kaybedenlerle ilgili Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 24/02/2013

1) Ali Halaman                         (Adana)

2) Edip Semih Yalçın               (Gaziantep)

3) Mehmet Günal                     (Antalya)

4) Mehmet Şandır                    (Mersin)

5) Münir Kutluata                    (Sakarya)

6) Sinan Oğan                          (Iğdır)

7) Bahattin Şeker                      (Bilecik)

8) Sadir Durmaz                       (Yozgat)

9) D. Ali Torlak                       (İstanbul)

10) Zühal Topcu                       (Ankara)

11) Mustafa Erdem                  (Ankara)

12) Hasan Hüseyin Türkoğlu   (Osmaniye)

13) Erkan Akçay                      (Manisa)

14) Mustafa Kalaycı                 (Konya)

15) Seyfettin Yılmaz                (Adana)

16) Yusuf Halaçoğlu                (Kayseri)

17) Bülent Belen                      (Tekirdağ)

18) Koray Aydın                      (Trabzon)

19) Kemalettin Yılmaz             (Afyonkarahisar)

20) S. Nevzat Korkmaz            (Isparta)

21) Enver Erdem                      (Elâzığ)

22) Ahmet Kenan Tanrıkulu    (İzmir)

23) Atila Kaya                          (İstanbul)

Gerekçe:

Adana iline bağlı Kozan ilçesinde Ergenuşağı köyünde yapımı devam eden Enerjisa’ya bağlı Gökdere Barajı’nda toplam 10 kişi hayatını kaybetmiştir. Geçtiğimiz aylarda da habersiz bırakılan baraj suyu yüzünden 2 kardeş hayatını kaybetmiştir. Baraj yüzünden insanlar hayatını kaybediyor, doğa katlediliyor.

Çukurova bölgesinde yapımı devam eden HES’ler (hidroelektrik santralleri) gerek proje ve gerekse de çevreye etkileri konusunda yeterli çalışma yapılmadan birbiri ardına uygulamaya sokulmaya çalışılmaktadır.

Adana ili ve ilçelerinde enerji projeleri toplam 52 adettir. Bunların 12 tanesi işletme aşamasında, 8 tanesi inşaat aşamasında, 32 tanesi ise fizibilite aşamasındadır.

HES’lerin yapımlarında insan ve çevre faktörünün göz ardı edildiği, yapım aşamasında bir dizi ihmal ve denetimsizlik suistimallerinin olduğu açıkça ortadadır. Barajda çalışan işçilerden bazıları baraj kapağının altında çatlak olduğunu bildikleri hâlde dikkate alınmadığını yeterli hassasiyet gösterilmemesi sonucu 10 hemşehrimiz sular altında hayatını kaybetmiştir. Baraj kapağının patlaması sonucu önemli bir erozyon tehlikesi ve toprak kaymasına zemin hazırlanmış olup bu da sorumsuzluğun ve denetimsizliğin bir boyutudur. Bu, olayın ne kadar vahim olduğunu göstermektedir.

Gerek ihale aşamasında ve gerekse de Gökdere Barajı’nın yapım aşamasında çevre ve insan faktörünü göz önüne almayan, “geliyorum” diyen felaket karşısında hassasiyet göstermeyen firmalar, insanlarımızın sağlığını tehlikeye atan sorumlular hakkında en kısa zamanda gereken soruşturma açılmalı ve suçlular yargı önüne çıkarılmalıdır.

Hükûmetin HES politikalarını yeniden gözden geçirmesini ve enerji üretimi konusunda alternatif çözümlerin araştırılmasını, bu konuda bilim adamlarının bilgi ve belgelerinden faydalanması daha uygun olur diye düşünüyorum.

HES projelerinin getireceği yarar ve faydalardan daha çok, çevreye ve doğal yaşama alanlarına zarar verdiğini, projelerin yatırımdan çok yıkıma dönüştüğünü ve bu nedenle HES’lere karşı olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz.

Bölgemizde HES yapımına ilk başlandığında vatandaşlar bunu devlet yatırımı olarak görüyorlardı. Halkımız HES’lerin doğaya ve kendilerine verdiği zararı şimdi yaşayarak gördüler. Vatandaşlarımız ne zaman ki kilometrelerce tünellerin açıldığını, ağaçların kesilmeye başlandığını, ne zaman ki tarihî ve kültürel yerlerimizin yok olduğunu, ne zaman ki köylerin zarar gördüğünü, içme sularının kaybolmaya başladığını, derelerin etrafını kuşatılmaya başlandığını ve derelerdeki suyun kilometrelerce tünellere alınacağını gördü ve durumun ciddiyetini anladı. Vatandaşlarımız HES’lere karşı sürdürülen demokratik mücadele ile hukuksal mücadeleden de örnekler vererek, bu yöndeki birlik ve bütünlüğümüzü, HES’lere karşı sürdürülen mücadelemiz aralıksız olarak devam edecektir.

Açıkladığımız bu gerekçelerle, yapılması gerekenler konusunda bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasında, ülkemize ve yöre halkımıza sosyal, kültürel, tarihî ve ekonomik açıdan faydası tartışılmaz yararlar sağlayacaktır.

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 22 milletvekilinin, Adana iline bağlı Kozan ilçesinin tarihî ve turistik değerlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/604)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adana iline bağlı Kozan ilçesinin tarihî ve turistik değerlerinin araştırılarak kültür mirasımız olan eserlerin korunması, geliştirilmesi, ilçenin sosyal ve ekonomik yönden kalkınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 24/02/2012

1) Ali Halaman                         (Adana)

2) Mehmet Şandır                    (Mersin)

3) Edip Semih Yalçın               (Gaziantep)

4) Atila Kaya                            (İstanbul)

5) Sadir Durmaz                       (Yozgat)

6) Münir Kutluata                    (Sakarya)

7) Bahattin Şeker                      (Bilecik)

8) Zühal Topcu                         (Ankara)

9) D. Ali Torlak                       (İstanbul)

10) Ahmet Kenan Tanrıkulu    (İzmir)

11) Mustafa Erdem                  (Ankara)

12) Hasan Hüseyin Türkoğlu   (Osmaniye)

13) Erkan Akçay                      (Manisa)

14) Mustafa Kalaycı                 (Konya)

15) Seyfettin Yılmaz                (Adana)

16) Yusuf Halaçoğlu                (Kayseri)

17) Kemalettin Yılmaz             (Afyonkarahisar)

18) Koray Aydın                      (Trabzon)

19) S. Nevzat Korkmaz            (Isparta)

20) Bülent Belen                      (Tekirdağ)

21) Mehmet Günal                   (Antalya)

22) Enver Erdem                      (Elâzığ)

23) Sinan Oğan                        (Iğdır)

Gerekçe:

Adana iline bağlı olan, kuzeyinde Feke, güneyde Ceyhan, batıda Karaisalı, Aladağ ve İmamoğlu ilçeleriyle sınırı bulunan Kozan ilçesi, Toros Dağı eteklerine kurulmuştur.

Kozan’ın tarihi, milattan önce 1900’lü yıllara kadar uzanmaktadır. Yüzyıllar boyu Hitit Krallığı’nın bir merkezi olan Kozan, milattan önce 1200’lerde Asur egemenliğine geçmiş, sonra sırasıyla İranlılar, Araplar, Makedonyalılar, Selökidler, Romalılar ve Bizanslılarca yönetilmiştir.

“Sision”, “Flaviopolis” ve “Flavias” olarak bilinen ve tarihin her dönemine şahitlik yapan Kozan, Yakın Çağ’da “Sis” olarak tanınmıştır. Bizanslılardan bir süre Ermenilerin eline geçen Kozan (Sis), sırayla Selçuklular ve Ramazanoğulları tarafından idare edilmişti.

Kurtuluş Savaşı’nda Fransız ve Ermenilere karşı savaşan Kozan, 1923’te vilayet, daha sonra 1926’da ilçe olmuş ve aynı yıl Adana’ya bağlanmıştır. Özellikle Selçuklu ve Osmanlı eserleriyle tarihî zenginliğini korumaktadır.

1997 geçici nüfus sayımına göre 114.693, ilçe merkezinde ise 61.328 olan nüfusu, 2000 yılı nüfus sayımına göre tahminî nüfusu 80 bin civarındadır. 2011 yılındaki nüfusu 127.804, ilçe merkezi ise 78.587 civarındadır.

Kozan’ın önemli tarihî eserleri, Kozan Kalesi, Anavarza Kalesi ve ilçe merkezinde bulunan Hoşkadem Camisi’dir.

Hoşkadem Camisi, Mısır Kölemen Sultanı Abdullah Hoşkadem tarafından 1448 tarihinde yaptırılmıştır. Cami, bütünüyle dikdörtgen bir plan teşkil eden ulu camiler sınıfına dâhil olup bedeni kesme taşlardan yapılmış, üzerini örten kubbesiyle Türk mimari anlayışına yabancı kalan bir görünüm arz etmektedir. Çeşitli defalar tamir edilmiş olması dolayısıyla bugün ilk mimari tarzını kaybettiği anlaşılmaktadır.

Kozan-Feke karayolunun üzerinde ve Kozan’a 24 kilometre uzaklıkta bulunan (bugünkü adıyla Suluhan) Kervansaray (namıdiğer Bizans’tan) ise, bakımsızlık ve ilgisizlik yüzünden yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Anavarza Kalesi, milattan önce 9’uncu yüzyılda Asurlular tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Kale, Romalılar döneminde önem kazanmıştır. Ünlü Doktor Dioskurides ve Şair Aptiyanos’un bu kalede doğmuş ve yaşamış bulunduğu sanılmaktadır. Kale, ilk kez, 14’üncü yüzyılda Ramazanoğulları döneminde Türklerin eline geçmiştir.

Küçük Ermenistan Krallığı’nın Tarsus’tan sonra (1185) ikinci bir merkezi olan Kozan (Sis) Kalesi, taşlı bir dağın meyli üzerine “amphitheatre” şeklinde inşa edilmiş, Kilikya’nın en önemli şehir ve kalelerinden birini teşkil eder. Kalede 44 burç mevcut olup güney kısmının ortasında bir iç kale bulunmaktadır. Güneyden kuzeye 6 kilometre uzunluğunda 2 sur mevcut olup kalede 20-30 basamak merdivenle inilen mahzenler ve gizli yollar vardır.

İlçenin turizme açılması için sosyal konaklama tesisleri yapılmalı, şu anki hâliyle dahi açık hava müzesi konumunda olan Kozan ve Anavarza kalelerinin bakım, onarım ve restorasyonunun yapılarak tarihimizin bütün dönemlerini simgeleştirerek anlatan birer müze hâline getirilmelidir. Bu eşsiz hazinenin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması çalışmaları için ihtiyaç duyulan ödeneklerin Kültür Bakanlığınca acilen gönderilmeli ve özel bir kanunla destekleyici fon oluşturulmalıdır.

Ekonomisinin büyük bir çoğunluğu tarıma dayalı olan yöre halkının bu açıdan desteklenmesi gerekmektedir. 73.150 dekar narenciye bahçesi olup yıllık ortalama 135 bin ton ürün elde edilmektedir. İlçede bir meyve suyu fabrikası kurularak narenciye üreticisinin ürünlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Böylece, hem ülke ekonomisine hem de yöre halkına büyük destek sağlanacaktır.

Açıkladığımız bu gerekçelerle, yapılması gerekenler konusunda bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasında, ülkemize ve yöre halkımıza sosyal, kültürel, tarihî ve ekonomik açıdan faydası tartışılmaz yararlar sağlayacaktır.

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve 20 milletvekilinin, Ankaragücü futbol takımının içine düşürüldüğü durumun bireysel, toplumsal ve ekonomik etkenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/605)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başkent Ankara’yı uluslararası ve ulusal spor faaliyetlerinde temsil eden, yüz iki yıllık başarılarla dolu tarihî bir geçmişe sahip, Ankaragücü futbol takımının içinde bulunduğu ve içine düşürüldüğü durumun bireysel, toplumsal ve ekonomik etkenlerin araştırılması, alınacak önlemlerin tespit edilmesi ve sorunların çözümü için Anayasa’mızın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz. 29.02.2012

1) Özcan Yeniçeri                    (Ankara)

2) Yusuf Halaçoğlu                  (Kayseri)

3) Necati Özensoy                    (Bursa)

4) S. Nevzat Korkmaz              (Isparta)

5) Atila Kaya                            (İstanbul)

6) Ali Uzunırmak                     (Aydın)

7) Ali Öz                                  (Mersin)

8) Lütfü Türkkan                      (Kocaeli)

9) Enver Erdem                        (Elâzığ)

10) Hasan Hüseyin Türkoğlu   (Osmaniye)

11) Muharrem Varlı                 (Adana)

12) Kemalettin Yılmaz             (Afyonkarahisar)

13) Seyfettin Yılmaz                (Adana)

14) Alim Işık                            (Kütahya)

15) Mustafa Kalaycı                 (Konya)

16) Reşat Doğru                       (Tokat)

17) Zühal Topcu                       (Ankara)

18) Ahmet Duran Bulut           (Balıkesir)

19) Erkan Akçay                      (Manisa)

20) D. Ali Torlak                     (İstanbul)

21) Oktay Vural                       (İzmir)

Gerekçe:

Kuruluşu Osmanlı İmparatorluğu dönemine dayanan, İstanbul çapında yapılan İstanbul ligi sürmekte iken savunma sanayisinde çalışan işçi futbolcular ile buralara işçi yetiştiren meslek okullarında okuyan gençler tarafından 31 Ağustos 1910 yılında kurulmuş olan yüz iki yıllık bir geçmişe sahip Ankaragücü futbol kulübü, kurulduğu günden bu güne kadar birçok sportif başarının altına imza atmış güzide bir futbol kulübümüzdür.

Başkent Ankara’da ilk resmî futbol maçı 26 Ekim 1922 günü bugünkü Cebeci İnönü Stadyumu’nun bulunduğu yerde yapılmıştır. Başkentin gelişmesi ve özellikle işçilerin artmasıyla birlikte çeşitli isimler adı altında faaliyet gösteren ve sonradan Ankaragücü adını alacak kulübe destek giderek artmaktadır. Fabrikalar çerçevesinde dayanışma sandıklarıyla, işçi örgütleriyle birlikte gelişen kulüp, sosyal alanda da faaliyetler göstermektedir. 1933 yılında -bugünkü adı olan- Ankaragücü adını alacak olan, mahallî Ankara Ligi’nde çok kez şampiyonluk yaşamış olan ve profesyonel millî ligin kurulmasıyla bugüne dek gelen macerasına devam etmektedir.

Başkent Ankara’nın futbol takımı olan uluslararası ve ulusal karşılaşmalarda Ankara’yı temsil eden Ankaragücü kulübü, içine düşürüldüğü yönetsel krizin etkisi ve hukuksal kaos sonucu tüm gelirlerine temlik konulduğu için ödemelerini zamanında yapamaz duruma gelmiş, oyuncularına maaşlarını ödeyememekte, sahada mücadele edecek oyuncuların malzemelerini bile karşılamayacak kadar zor duruma düşürülmüştür. Yüz iki yıllık bir geçmişe sahip başkent Ankara’yı temsil eden Ankaragücü futbol kulübünün geleceğinin ne olacağı ise koskocaman bir soru işaretidir.

Makine Kimya Endüstrisi Ankaragücü ya da yaygın olarak bilinen kısa ismiyle MKE Ankaragücü futbol takımı, 2009 yılında içine atıldığı yönetsel ve hukuksal sorunlarla boğuşmaya devam etmekte, âdeta yaşam savaşı vermektedir. Ankaragücü Kulübünün içinde bulunduğu maddi sıkıntılar ve ardı arkası kesilmeyen üzücü ve derinden etkileyici hadiseler, mevcut futbolcuların ayrılması, elde kalan futbolcularla alınan sonuçlar nedenleriyle Süper Lig’in bitimine haftalar kala, yüz iki yıllık bir geçmişe sahip asırlık bir kulüp olan MKE Ankaragücünün bir alt lige düşmesi kesinleşmiştir. Futbol tarihimizin hafızalarda unutulmayan takımları olan Vefa, Hacettepe, Karagümrük, PTT ve daha nice kulüpler gibi ismi kitaplarda kalacak ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.

Dünya başkentleri futbol takımlarından örnek verecek olursak İngiltere’de Chelsea ve Arsenal, İtalya’da Roma ve Lazio, İspanya’da Real Madrid, Fransa’da Paris Saint Germen, Portekiz’de Sporting Lizbon, Rusya’da CSKA Moskova gibi takımlar kendi liglerinde birçok şampiyonluk ve başarı elde etmiş, uluslararası alanda ülkelerinin başkentlerini temsil etmekte ve isimlerini duyurmaktadırlar. Ülkemizde başkent Ankara’yı temsil eden takımlar ise kendi liglerinde tutunabilme savaşı vermektedirler.

Başkent Ankara’yı uluslararası ve ulusal spor faaliyetlerinde temsil eden, yüz iki yıllık başarılarla dolu tarihî bir geçmişe sahip Ankaragücü futbol takımının içinde bulunduğu ve içine düşürüldüğü durumun bireysel, toplumsal ve ekonomik etkenlerin araştırılması, alınacak önlemlerin tespit edilmesi ve sorunların çözümü için Anayasa’mızın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve arkadaşları tarafından 1 Mayıs 2013 tarihinde meydana gelen olayların araştırılması amacıyla 2/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 2 Mayıs 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                        2/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 2/5/2013 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                     Muharrem İnce

                                                                                                                            Yalova

                                                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve arkadaşları tarafından, 2/5/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “1 Mayıs 2013 tarihinde meydana gelen olayların araştırılması” amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (884 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 2/5/2013 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Süleyman Çelebi’ye aittir.

Buyurun Sayın Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Dün İstanbul’da yaşanan faşizmi anlatmak açısından bir kez daha dikkatinizi çekmek ve 1 Mayısta İstanbul’da yaşananları sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, İstanbul dün tam bir kaos yaşamıştır. Dün İstanbul tam bir devlet terörünü yaşamıştır. Dün İstanbul sıkıyönetim koşullarının bile ötesinde bir uygulamaya maruz kalmıştır. İstanbul halkı dün abluka altına alınmıştır. Tarihinde ilk defa, 1971 yılında 15-16 Haziran direnişlerinde açılan Galata Köprüsü dün yine ulaşıma kapatılmıştır. Atatürk Köprüsü dün ulaşıma kapatılmıştır. Dün metrolar, metrobüsler, İDO, denizden ve karadan tüm ulaşım ilişkileri İstanbul halkına kapatılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, dün 1 Mayısta yaşanan baskı ve şiddeti anlamak için orada yaşamanızı beklerdim, orayı yaşayarak ve hissederek görmenizi isterdim. 2013 1 Mayısında İstanbul çelik yelekli, gaz bombalı binlerce silahlı kolluk tarafından işgal altındaydı; köprüler kesilmiş, yollar kapatılmış, toplu taşıma bir sonraki emre kadar iptal edilmişti. İstanbul’da sıkıyönetim uygulamakla yetinmeyen Hükûmet işçilere, emekçilere, halka, 1 Mayısa saldırmaya devam ediyor. Bu saldırılar, AKP’nin işçi ve emekçi düşmanı tavrını bir kez daha ortaya koymuştur. “Orantılı güç kullandık.” diye açıklama yapan İstanbul Valisi kimsenin Taksim’deki çukurlara düşmemesinin haklı(!) gururunu yaşarken emekçiler gazlı, coplu polis şiddetinden hastanelere kaldırıldılar. Taksim’de çukurlar korunmuş, insanlar korunmamıştır. İstanbul Valisi ve güvenlik güçleri padişah edasıyla Başbakanın fermanını acımasızca uygulamaya koymuşlardır. Bir tarafta “barış” diyen, diğer tarafta işçilere savaş açan bir iktidar var ortada. Bugün suskun toplum yaratmanın ve toplumu baskı altında tutmanın gayretidir bütün bu uygulamalar. 1 Mayısta binlerce kişi bir ağızdan “barış” diyecekti, “özgürlük “diyecekti, “bayram” diyecekti, engel oldular. Taksim’de 1 Mayısı kutlama adına ortaya konulan görüşlerin bahane olduğu dünkü uygulamanın sıkıyönetim koşullarıyla bir kez daha ortaya çıkmıştır. Taksim’in yasaklanması tamamen siyasal bir karardı, amaç Taksim’i 1 Mayıs alanı olmaktan tamamen çıkarma projesidir. İstanbul Valisi Taksim’de yapılacak 1 Mayısın hukuk dışı olacağını söyledi ancak Taksim’in 1 Mayıs alanı olduğu AİHM tarafından tescillenmiş, Hükûmet Taksim’in yasağı nedeniyle mahkûm olmuştur. Bu uygulamalardan dolayı da bir kez daha AİHM’de, bu uygulamaları yaptığı için Hükûmet mahkûm olacaktır çünkü AİHM’in yaptığı incelemede toplantı ve gösteri yapma hakkının gösterinin yapılacağı yeri belirlemeyi de kapsadığı; DİSK’in üyelerini anmak için Taksim Meydanı’nı kullanmak istemesinin hakkı ve üyelere karşı görevi olduğu, gösterilerden günlük yaşam etkilense bile Hükûmetin, barışçıl hakkı gerçekleştirmesi konusunda hoşgörülü olması gerektiği, Hükûmetin, hakkın kullanımını engellemek için ileri sürdüğü DİSK binasından taş atıldığı, göstericiler arasında yasa dışı örgüt üyelerinin bulunduğu gerekçelerinin kanıtlanmadığı, Şişli Etfal Hastanesine atılan gaz bombasının hiçbir haklı gerekçesinin olmayacağı, tüm bunların ifade ve toplantı özgürlüğünü ihlal ettiği kararını verdi.

Biz Taksim’i, değerli arkadaşlar, kolay almadık. Hani, Başbakanın sürekli “Ben verdim.” padişah edasıyla “Ben alıyorum.” mantığını kabul etmiyoruz. Orayı işçiler mücadeleyle aldı, direnerek aldı, bedel ödeyerek aldı. Yine de işçiler 1 Mayısı o meydanda kutlayacaklar. Buna siz de engel olamayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kanunu kim çıkardı ya?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kutlamayacaklar denmiyor ki.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, panzerleri…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – CHP döneminde…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – CHP döneminde neler yapıldığını da biliyoruz, sizin faşizminizin dün nerede olduğunu da gördük.

Panzerlerle, 10 binlerce polisiyle Taksim’den Beşiktaş’a, Mecidiyeköy’den Şişli’ye kadar 1 Mayısı abluka altına alan AKP Hükûmetinin, cop ve gaz bombalarıyla polisin halkın üzerine saldırmasının bir tek açıklaması var, o da faşizmdir. AKP faşizmi dün açığa bir kez daha çıkmıştır, tüm işçiler tarafından da bu tescil edilmiştir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Taksim’i kim kapattı, kim?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – 12 Eylülcüler kapattı, generaller kapattı.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kim açtı?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Direnerek biz açtırdık, bir daha da açtıracağız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kim açtı? Biz açtık.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Sizlerin icazetiyle değil, işçilerin mücadeleleriyle açıldı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – 77’den beri direniyorsun. Kim açtı?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Çünkü tüm şehir felç edildi dün. Önlemler alınmış, halkın seyahat özgürlüğü dün engellenmiştir. Tüm İstanbul’da âdeta sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Faşizmdir çünkü Anayasa’da yer alan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı engellenmiştir. Faşizmdir çünkü 40 bin polisiyle, gazla, copla orantısız güç kullanılmıştır. Dün barıştan söz eden zihniyet işçiye, emekçiye bayram gününü savaş alanına çevirmiştir.

Bu kez hedef, gaz bombalarının 1 Mayısta kutlamaya gelenlerin vücuduna isabet etmesidir. 1 Mayıs günü yaşanan devlet terörü sonucunda hastanelik olan 100’e yakın yaralı var. Bu yaralılardan biri, başına gaz bombası isabet eden, Tarlabaşı’ndaki evinin önünde yaralanan Dilan Alp.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Evi Bahçelievler’de tespit edildi Sayın Başkan.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Dilan, Tarlabaşı’nda gecekondunun önünde gaz bombasına hedef oldu ve ne tesadüftür ki Dilan, aylardır Hey Tekstil’de direnen, parasını alamayan, işsiz bir babanın kızıydı, Hey Tekstil işçisinin kızıydı.

İşte, AKP’nin ileri demokrasisi bu değerli arkadaşlar. Ama her zaman söylediğimiz bir söz var: “Sabahın bir sahibi var; sorarlar bir gün, sorarlar.” Bunu da sizlerden bu halk soracak. (CHP sıralarından alkışlar) Emekçinin, işçinin eli bizim ellerimizde, bizim ellerimiz sizin yakanızda olacaktır. AKP’nin işçi düşmanlığına, sendikalara karşı tahammülsüz yaklaşımlarına karşı sessiz kalmayacağız. Ne yasalar ne yasaklar ne de iktidardan gelen güçleri emeğin sesini kesmeye yetmeyecektir.

Sizlere -zamanım da kısaldı- iki üç tane tablo sunacağım: İşte, sizin dünkü gaz bombalarınız. Bir tek koklamanızı istiyorum, durabilecek misiniz bakalım. İşte, sizin dün dağıttığınız gaz bombaları. Dün, o meydandaki gaz bombaları hurdacılar tarafından böyle toplandı. Dün…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Polise sapan atanlar ne oldu, onları göstersene. O sapanın fotoğrafını da göstersene.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Bu fotoğraftan utanın. Bu fotoğraf, Fransa’da 1 Mayıs, Güney Kore’de 1 Mayıs, Hindistan’da 1 Mayıs, Rusya’da 1 Mayıs; ortadaki de Türkiye’deki fotoğraflar. Bu ayıptan utanın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Bu, Türkiye’nin dünkü fotoğrafı. Bu fotoğraftan utanın. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu fotoğraftan utanın. Gaz bombalarıyla ve…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vatandaşın dükkânının yağmalandığını da göstersene.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Son söz şu: Bakın, bugün dağıttık, işte, 1 Mayıs 2013’ün faşizminin 3 yönü: Faşizmin gaz hâli biber gazı, faşizmin sıvı hâli tazyikli su, faşizmin katı hâli AKP iktidarıdır. İşte sizin iktidarınız, işte uygulamalarınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çanakkale’de de sendikalar kutladı bak 1 Mayısı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biber gazı da emekçilerin millî içeceği oldu yani.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Kokla, kokla... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Oradaki sapanlardan da getirseydiniz ya.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Onlar bir koklasınlar, durabiliyorlar mı bakalım.

BAŞKAN – Muhteremler, şakalaşmanız kavgaya dönmesin.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan… Yok. Onu, sona bırakalım.

Kırıkkale Milletvekili Sayın Oğuz Kağan Köksal.

Buyurun Sayın Köksal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Esas biber gazcı, esas!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Esas biber gazcı!

MUSA ÇAM (İzmir) - Hangi yüzle konuşuyorsun sen orada, hangi yüzle konuşacaksın orada, hangi yüzle!

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Bütün faili meçhul cinayetlerde senin parmağın var, her türlü olayda senin parmağın var. Hangi yüzle çıkıyor orada konuşuyorsun?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aydın, ben şimdi ne yapayım? Allah Allah!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya demokrasi anlayışınız...

MUSA ÇAM (İzmir) – Hangi yüzle çıkıyor, orada konuşuyorsun!

BAŞKAN – Hayır ben, Sayın Çam diye söyleyeceğim ama duyan yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, bir tane işçi yok mu, işçi! İşçi yok mu sizde?

BAŞKAN – Şimdi, bakın, geçen salı günü buradan benim de Başkanlık Divanı adına imza koyduğum, bütün grup başkan vekillerinin de imzasını koyduğu bir deklarasyon yayımladık. Şimdi, şu kürsüde konuşan insanlara lütfen müsaade edin.

Buyurun.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarken sözlerime başlamadan önce, daha ben kürsüye gelmeden önce, Meclisin azametine yakışmayan bir harekette bulunan değerli milletvekilimize üzüntülerimi belirtmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) “Hangi yüzle?” diye sordu. Ben yirmi bir yıl bu ülkenin çeşitli vilayetlerinde valilik yaptım; valilik yaptığım süre içerisinde de çeşitli hükûmetler gelip geçti, sadece AK PARTİ Hükûmeti değil. Şu anda, valilik yaptığım arkadaşlarınız da var, hangi yüzle konuştuğumu onlar size anlatır. Bulunduğum her yerde bu devleti en iyi şekilde temsil ettim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu devleti yüceltmek için elimden gelen gayreti gösterdim, o yüzle de burada rahatlıkla konuşabiliyorum, size ithaf olunur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Cargill’i anlat Sayın Valim?

MUSA ÇAM (İzmir) – Emniyet Genel Müdürü olduğun dönemleri de anlat.

BAŞKAN – Sayın Çam, lütfen!

Buyurun.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Değerli milletvekillerim, CHP’nin Taksim’deki 1 Mayıs kutlamalarıyla ilgili grup önerisi hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, az önce konuşan arkadaşlarımız da konuyu anlattılar, aslında anlatırken kendileri de söylediler. AK PARTİ olarak biz, demokratik hak ve özgürlüklerin alabildiğince kullanılması için gayret sarf eden bir partiyiz ve onların söylediği gibi, Anayasa’nın 34’üncü maddesine aykırı hareket değil, tam tersine, 34’üncü maddenin uygulanması için gayret sarf ettik.

İsterseniz, şöyle kısaca hafızalarınızı bir tazelemek istiyorum: Geçmişe dönüp baktığımızda, 1 Mayıs kutlamaları -ki az önce gene tartışması oldu- 1971’de yasaklandı, bırakın Taksim’i Türkiye’de kutlanması senelerce yasaklandı. Şimdi AK PARTİ’ye saldıranlar, onu faşistlikle suçlayanlar o zaman o yasakları alkışlayan insanlardı. Şimdi geri dönüp buna bakmak lazım. AK PARTİ Hükûmeti iktidara geldikten sonra belli periyotlar içerisinde özgürlükleri artırmak için gayret sarf ederken bu arada 1 Mayısla ilgili çalışmaları da yaptı. Hepinizin bildiği gibi, 2008 yılında “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanmasına AK PARTİ Hükûmeti karar verdi ve onlar tarafından ilk birinci sene, 2008’de “gün” olarak kutlandı. Sonra bakıldı ki “Gün olarak kutlanırken işçi ve işveren noktasında birtakım sıkıntılar doğuyor, o zaman bu günü biz tatil ilan edelim.” dendi ve 2009 yılında AK PARTİ’nin getirdiği bir kanun teklifiyle yüce Meclisimiz tarafından o 1 Mayıs günü, “Emek ve Dayanışma Günü” tatil ilan edildi.

Yani buradaki olay, arkadaşımız az önce söyledi, “İşçi sınıfı, biz zorla aldık.” şeklinde bir ifade kullandı da yani şimdi, işçi sınıfı zorla alıyordu da AK PARTİ hükûmetlerini niye bekledi? AK PARTİ hükûmetleri kurulmadan zorla alsaydı ya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Buradaki olay bir zihniyet meselesidir. AK PARTİ olarak bizim, emeğe saygımız vardır, AK PARTİ olarak, üretene saygımız vardır, AK PARTİ olarak, işçilerimizin ve üretenlerin bu ülkeyi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkartacaklarına inancımız vardır ve bütün çalışmalarımız bu noktadadır. Bunu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, aslında insanlar birtakım olayların olmasını asla arzu etmezler, burada, olaylar olduğu zaman “haklı, haksız” meselesinden ziyade, isterler ki olay olmasın. Şöyle bir düşünelim: Elbette ki muhalefetin görevi iktidarı tenkit etmek, bundan daha doğal bir şey yok. Yalnız, Anadolu’da bir söz var: Çuvaldızı başkasına batırırken iğneyi de kendinize batırın. Gelin, şimdi buradan 1 Mayıs olaylarının gelişimine hep birlikte bir bakalım.

Türkiye’nin her tarafında 1 Mayıs bayramı büyük bir coşkuyla kutlandı, bir tek İstanbul’da olaylar çıktı. İstanbul’daki olaylara bakalım: Şöyle on-on beş gün evvelinden ilin valisi, ilin emniyet müdürü buradaki çukurların 30-40 metre derinliğinde olduğunu, orada kazı makinelerinin, malzemelerin yığılı olduğunu, bütün demir uçlarının açık, insana zarar verecek şekilde dışarıda olduğunu izah ettiler, ilan ettiler. Sonra ne yaptılar? Sendikacılarla iki defa, üç defa toplantı yaptılar, kendilerinden rica ettiler. Bakın, özellikle siz faşistlikle suçlarken şunu ifade ediyorum: Faşistlik yapan bir kurum, insan, kişi, her neyse, rica etmez. Rica ettiler, dediler ki: “Bakın, burası bu işi kutlamaya elverişli değil. Gelin size şeyi açalım, Taksim’e götürün çelenginizi koyun, yukarı şeye gidin…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kazlıçeşme’ye…

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Kazlıçeşme’ye gitmeden önce gidin Kazancı Yokuşu’na çiçeklerinizi koyun, saygı duruşunda bulunun, size her türlü kolaylığı sağlayalım, Kazlıçeşme’de de mitinginizi yapın.” Şimdi, bu bir ricaydı. Geldi, sendikacılarımız burada biraz daha direndiler, kabul etmeye yanaşmadılar ve olaylar bu şekilde karşılıklı basın açıklamalarıyla, tekrar, toplantılarla… Ve en sonunda sendikacılar Sayın Başbakandan randevu istediler, ülkenin Başbakanıyla gidip görüştüler ve Sayın Başbakanımızın gruptaki ifadesi aynen şudur: “Ben kendilerinden, ülkem adına, burada bu işin yapılmayacağını, zarar vereceğini, en az 15-20 insanımızın zarar göreceğini, hatta bir insanımızın bile zarar görmesini istemediğimizi… Kendilerinden ülkemiz adına rica ediyorum, gelin buralarda yapın.” Yani, bir ülkenin Başbakanı bile rica edecek, sonra da diyeceksiniz ki: “Efendim, bu, faşistliktir.” Bu faşistliği tam tersinden almak lazım. İlla, faşizmin özetine bakarsak faşistlik, dediğinde ısrar etmek noktasındadır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Israr eden sizsiniz arkadaş. Ve, gün geldi, “Artık burada yapılmayacak.” diye söylendi.

E, tabii, şimdi, bir noktada, sendikalar da arkalarında birtakım güçlerle bu işe yürüyorlar. Sendikaların arkasında “Hadi gidin, yapın. Hadi gidin, şöyle yapın. Zorla girin.” Ya, böyle bir şey, hukuk devletinde olan bir şey değil. Bu noktayı bir kere daha değerlendirelim. Bakın, hukuk devletinde, arkadaşımız, eski bir emniyet genel müdürünün bu kürsüde konuşmasını bile “Hangi yüzle?” diye ifade ediyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Onların faşizmi öyle işte, onların anlayışı, demokrasi anlayışı öyle.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Hangi yüzle olacak, Kırıkkale halkının verdiği helal oylarla burada geldim, konuşuyorum. Daha bundan ötesi var mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve otuz sekiz yıllık meslek hayatım başarılarla doludur. Onu burada söylüyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Valim, gaz sıktırdınız mı hiç, onu söyleyin.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Ve değerli milletvekilleri, sonra ne oldu? Sonra tabii ki bir şey yasaklanınca…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Gaz sıktırdığın gece rahat uyudun mu?

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – …hukuk kuralı vardır, uygulanır. Bazı gruplar… Ben burada özellikle işçileri tenzih ediyorum, Türk işçisi, bizim işçimiz her zaman kurallara uyan insanlardır. Çünkü onların bütün gailesi üretmek, daha çok üretmek ve ülkeyi yüceltmektir. Bizim işçimiz değil onlar, orada bir grup provokasyon yapma niyetinde ve hâlâ, modası geçmiş birtakım düşüncelerin peşinde olan bazı gruplar gelip orada olay çıkartmak istediler.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sizin düşüncenizin modası geçti.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – “Nereden çıktı bu?” diyeceksiniz. Yakalananlardan. 40 tane molotofkokteylini niye yanında gezdiriyordu gelen adam? Ellerinde sapan taşları niye vardı ve yüzleri niye maskeliydi? Yaptıkları iş doğruydu da yüzlerini niye gizlediler? Ha, bunlara baktığımız zaman… Onun için lütfen, gelin, biraz da iğneyi kendinize batırın. Deyin ki “Ya, Hükûmetle anlaşsaydık, güzelce, bu sene bu işleri yapsaydık. Seneye de bu meydan düzelirdi, toplantı hâline gelirdi, yapardık.” Nitekim üç yıldır Taksim’de kutlamadılar mı? Üç yıldır Taksim’de kutlanmadı mı? Ve hiçbir olay olmayacak…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Seneye kutlayacaklar.” de. “Seneye kutlayacaklar.” de. Söyle, söyle, hadi, hadi.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Neyse.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Beyefendi kızar. Beyefendi kafada Taksim’i bitirmiş. “Kutlayacaklar.” desene seneye.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Ve ondan sonra böyle olsaydı ne olurdu? Hiçbir şey olmazdı ve nitekim Türkiye’nin her tarafında 1 Mayıs büyük bir olgunluk ve büyük bir vakar içerisinde kutlandı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Demokratik hakları, seneye kutlayacaklar.” de. Beyefendi Taksim’i kafada bitirmiş kafada. Bir parça cesareti yok söylemeye, bugün kim çıktıysa kıvırdı.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Bütün Türkiye’ye, inşallah, İstanbul’daki olaylarda daha sonradan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hadi, söyle.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Şu anda 70 kişi civarında gözaltında ve gözaltında olanların büyük bir kısmı da bu noktada. Adamlar gelmişler 66 tane dükkân yağmalanmış, 66 tane dükkânın camları kırılmış, 4 banka şubesi… Şimdi, bunların 1 Mayısla ne alakası var? Oradaki inşaat binaları tahrip edilmiş. Hep söyleniyor, doğrudur, ben ona şiddetle karşıyım, onu ifade edeyim: İşte, vatandaşlarımızın yaralanmasına… Onlara da geçmiş olsun diyorum ama lütfen, o bilyeyle yaralanan güvenlik görevlimize de bir geçmiş olsun deyin. Çelik bilye kafasında ne geziyordu, kim attı? Ya, bunu da söyleyelim, bunu da söyleyelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söyledik… Söyledik…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Dedik… Dedik…

AHMET YENİ (Samsun) – Kaldırım taşlarını kim söktü?

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Ve bizim emniyet güçlerimiz mümkün olduğunca olaya teenniyle yaklaşmışlardır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz, bizim genel başkan yardımcılarımıza geçmiş olsun dediniz mi, telefon açtınız mı?

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Grubumuz söyledi, ben buradan söyleyeyim, bence hiç mahzuru yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Milletvekillerine, milletvekillerine… Aradınız mı?

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Ondan sonra teenniyle yaklaştı emniyetçilerimiz ama bir noktaya geldi ki, artık müdahale şart, başka çaresi yok. Kamu düzeni çünkü dükkânlar kırılıyor, meydanlar yağmalanıyor, devlet malı tahrip ediliyor; bu noktada ister istemez müdahale edildi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ona itirazımız yok.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Gönlümüz istemiyor, böyle olmasını asla arzu etmiyorduk ama biraz da tedbirin alınması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Özellikle konuyu İçişleri Bakanlığımız da şu anda incelemeye aldı, inceleme sonunda herhangi bir problem varsa zaten müdahale edecektir. İncelemeye aldığı için de ben bu grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşmacı, benim söylediklerimi tamamen değiştirerek, tamamen benim konuşmamın ötesinde bir yorumda bulunarak…

SONER AKSOY (Kütahya) – Otur yerine ya! (CHP sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen bulmaca çözmeye devam et, bulmaca.

BAŞKAN – Sayın Çelebi, duymuyorum bir saniye… Bir saniye…

Sayın milletvekilleri, Sayın Çelebi’yi duymuyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen bulmaca çöz, boş, ver bunlara aldırma.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başkanım, Soner Bey bulmacayı çözememiş sinirlenmiş, onun için…

BAŞKAN – Anladım da, ben Sayın Çelebi’yi duyamıyorum.

Buyurun.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşmacı benim söylediklerimi tamamen değiştirerek yani “71 yılından itibaren işte yasaklandı, bunları aynen…”

AHMET YENİ (Samsun) – Ne kadar taş söküldü, onları anlatacak.

BAŞKAN – Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal’ın CHP grup önerisinin aleyhinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, tekrar saygıyla selamlıyorum.

Bir olay bu kadar saptırılabilir. Şimdi, “Alkışladınız.” dediğiniz… “Yasakları alkışladınız.” diyenler bize bu alkışı hiçbir zaman söyleme haklarına sahip değildir. Biz 76 yılından itibaren Taksim’de 1 Mayısı kutladık, 77’de kutladık, 78’de kutladık. Sıkıyönetim koşullarında cuntaya, faşizme karşı hapishanelerde savunduk. Bunu bize söyleyecek tek parti vardır bizimle ilgili, o da sizsiniz.

MEHMET GELDİ (Giresun) – Allah doğrusunu söyletti. Doğruyu söyledin.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Söyleyemeyecek tek parti sizsiniz. O nedenle, bizim oradaki sınavımız belli.

İkinci söyleyeceğim şu: Sürekli marjinal gruplardan bahsediliyor. Bu marjinal gruplar 2010’da neredeydi, 2011’de neredeydi, 2012’de neredeydi? Onlar yine o Taksim’deydi, övüyordunuz o zaman. “Bravo, çok güzel gitti, çok güzel kutladınız.” diye övdüğünüz marjinal gruplar, dün şiddet uyguladığınız gruplardır. Dün başka yerlerde, İzmir’de, Ankara’da yoklar mıydı?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yoklardı.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Vardı.

Şimdi, mesele şu arkadaşlar: “Ben verdim, ben alırım.” Sayın Başbakanın IV. Murad gibi ferman okumasının devri geçmiştir. Evet, bir daha söylüyorum, bir daha söylüyorum, bu kürsüden söylüyorum: Dün, orada, CHP milletvekilleri, bizler, hepimiz gaza ve tazyikli suya muhatap olduk. O “marjinal grup” dedikleriniz Cumhuriyet Halk Partisidir, ÖDP’dir. Sizin orada çok övdüğünüz ve şimdi akil insanlar grubuna koyduğunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – …KESK’in Başkanıdır, TÜRK-İŞ’in Başkanıdır, onlara gaz sıktınız. Bu kadar…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelebi.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çelebi, teşekkür ediyorum, sağ olun.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve arkadaşları tarafından 1 Mayıs 2013 tarihinde meydana gelen olayların araştırılması amacıyla 2/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 2 Mayıs 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Osmaniye Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu…

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen 1 Mayıs 2013 tarihinde İstanbul’da meydana gelen olayların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılması yönündeki önergenin lehinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, dün, terör örgütü mensupları tarafından döşenen mayına basmak suretiyle Ağrı Dağı’nın eteklerinde hayatını kaybeden Iğdır askerî personelinden 2 arkadaşımızın, 2 kardeşimizin şehadetiyle ilgili üzüntümü dile getirmek istiyorum. Onlara Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailelerine sabır diliyorum, Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Yine dün 1 Mayıs gösterileri sebebiyle İstanbul’da meydana gelen olaylarda Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekillerinden yaralananlara geçmiş olsun diliyorum. Ayrıca orada, gösterilerde yaralanan, özellikle 2 tanesi ağır yaralı kardeşimize geçmiş olsun diliyorum. İstanbul halkına da geçmiş olsun diliyorum çünkü on bir yıldır iktidarda bulunan AKP tarafından, Anayasa’da zikrediliyor olmasına rağmen, bir türlü olağanüstü hâl ya da sıkıyönetim ilan edilmeyen bir bölge var. Bu bölgede bölücü terör örgütü mensupları, istedikleri alanda eylem koyabilir hâle geldiler, kimlik kontrolü yapabilir hâle geldiler, vatandaşlarımızı, kamu görevlilerini alıp dağa kaldırabilir hâle geldiler ama Anayasa’da emredilmesine rağmen, iktidar partisi tarafından, Hükûmet tarafından uygulanmayan sıkıyönetim uygulaması İstanbul halkı için dün uygulandı ve İstanbul halkı bir günlük, iki günlük sıkıyönetime tabi tutuldu. Onlara da geçmiş olsun diliyorum.

Tabii, burada vazifesini yapmak, alınan emirleri yerine getirmek üzere mücadele eden başta emniyet mensubu polislerimiz olmak üzere, haklı bazı davalarla Hükûmetten gelen emirler arasında sıkışmak, ezilmek zorunda kalan polislerimize, güvenlik güçlerine de geçmiş olsun dileklerimi ifade etmek istiyorum.

1 Mayıs, işçi hareketinin sosyal, ekonomik kazanımlarının kutlandığı gün olarak pek çok ülkede resmî bir bayram olarak kabul edilmiştir. 1 Mayıs, işçi ve emekçiler tarafından dünya çapında birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü olarak kabul edilmekte olup dünya üzerindeki birçok ülkede resmî tatil olarak kabul edilmiştir.

1 Mayısla ilgili tarihî sürece göz attığımızda, işçiler açısından organize bir şekilde ilk kez hak arama girişimi olarak 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde, taş ve inşaat işçilerinin çalışma saatlerinin günde sekiz saate indirilmesi için gerçekleştirdikleri yürüyüşle başlamış, 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde, işçilerin günde on iki saat, haftada altı gün olan çalışma takvimine karşı günlük sekiz saat çalışma talebiyle iş bırakma eylemi yapmalarıyla devam etmiş ve sonunda 1889’da toplanan 2’nci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “birlik, mücadele ve dayanışma günü” olarak kutlanması kararı alınmıştır.

Ülkemizde ise ilk kitlesel işçi hareketleri Osmanlının Meşrutiyet Dönemi’nde başlamış, 1 Mayıs Cumhuriyet Dönemi’nde de işçiler tarafından kutlanmıştır. İlk kez 1911 yılında Selanik’te tütün, pamuk ve liman işçileri tarafından kutlanan 1 Mayıs, cumhuriyetin ilanından sonra ilk kez 1923’te resmî olarak kutlanmıştır. 1976 yılında ilk kez geniş katılımlı kutlanan 1 Mayıs, 1977 yılında 500 bin kişinin katılımıyla en kalabalık şekilde kutlanmıştır. 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda kutlanan İşçi Bayramı, provokatörlerin kışkırtması sonucu kanlı olaylara sahne olmuş, 34 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu talihsiz hadise sonucu 1 Mayıs 1977 kutlamaları, tarihe “kanlı 1 Mayıs” olarak geçmiştir.

Ülkemizde Mayıs 1977’de yaşanan bu acı hadiseler ne yazık ki toplumsal hafızamızda derin izler yaratmıştır. Toplumsal barışın tescil edildiği bir gün olması gereken 1 Mayıslar ne yazık ki ülkemizde bir tedirginliğin, korkunun kaynağı hâline gelmiştir. Bu olayların bir daha yaşanmaması, 1 Mayısların bütün çağdaş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanması ve bir gerilim günü olmaktan çıkması için Milliyetçi Hareket Partisinin de destek ve katkılarıyla 1 Mayıs, “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kabul edilmiş ve resmî tatil ilan edilmiştir.

Resmî tatil olarak ilan edilen 1 Mayıs vesilesiyle Milliyetçi Hareket Partisi olarak beklentimiz, çalışanların sorunlarının tartışıldığı, sorunların çözümü için somut adımların atıldığı, çalışan, işveren ve siyasi iradenin kaynaştığı, çalışma barışının sağlandığı bir gün olarak görülmesi en önemli arzumuzdur.

Emeğiyle değer üreten, alın teriyle helal kazancını arayan değişik meslek ve iş kollarına mensup işçi kardeşlerimizin Emek ve Dayanışma Günü’ndeki beklentileri muhakkak ki karşılanmalıdır. Hedef, iş hayatının adaletli, özgürlükçü, katılımcı, rekabetçi ve teşvik edici bir iklime ve hüviyete kavuşmuş olmasıdır. Bu noktada somut olarak işçilerimizin çoğalan problemleri, başta taşeronlaşma, asgari ücretin yetersizliği olmak üzere, çoğalan problemleri, meslek hastalıklarının artışı, iş sağlığı ve iş güvenliğinden kaynaklanan sıkıntıları bir an evvel çözülmelidir. İşte, 1 Mayıslarda görmek istediğimiz iklim budur.

Ancak dün yaşanan 1 Mayıs görüntüleri, maalesef, 1977 1 Mayısını hatırlatmaktadır. Can kaybı olmaması bir sevinç vesilesidir ama hastanelerde yatan ve özellikle hayati tehlikesi bulunan 2 yaralı insanımız düşünüldüğünde, görsel medyaya düşen ve iç savaş görüntüsünü andıran sahneler değerlendirildiğinde, Hükûmetin 1 Mayısla ilgili süreci ne kadar kötü yönettiği hepimizin kabulüdür.

İşçilerimizin ve sendikaların İstanbul’un bir meydanında açık hava toplantısı yapma istekleri anlayışla karşılanmalıydı. Hem 1 Mayıslar için sembol olmuş Taksim’in kullanılma isteği makul görülmeli hem de bu mekânda yapılacak olan toplantının sabote edilmemesi, provoke edilmemesi için yetkili ve görevlilerin vazifelerini iyi yapmaları gerekirdi. İşçilerimizin ve sendikaların da hain amaçlara hizmet edenlere, kışkırtıcılara, yasa dışı grup ve oluşumlara karşı dikkatli ve hassas olmaları gerekirdi.

Dünkü tablolardan gördüğümüz, Hükûmetin bir “Taksim yasağı” saplantısı içinde olduğudur. Taksim’de gösteri ve toplantı yürüyüşü yaptırmama konusunda kararlı olan Hükûmetle, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak isteyen işçiler ve işçi örgütleriyle ortaya çıkan çatışma, Türkiye’de birçok kesimin içini acıtmıştır. Aslında bu yasakçı anlayış, gerilimin tırmandırılması yaklaşımı, provokasyon ve sabotajın da zeminini oluşturmaktadır. Geçen birkaç yılda Taksim’de yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde hiç olay çıkmamıştır. Demek ki, Taksim’de olaysız toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılabilmektedir. O hâlde bu yasağın sebebi nedir? Sebep, bölücü örgütlerin provokasyonu mudur? Siz zaten bu örgütlerle her gün içli dışlısınız. Siz zaten bu örgütlerle Oslo’da, İmralı’da, Kandil’de muhabbetler içerisindesiniz. Bunların hangi provokasyonu söz konusu olabilecek? Yoksa –maksadınız- “Tarihî dokusunu koruyacağız, burada tarihi yaşatacağız.” diye Taksim’de başlattığınız inşaatlarla yandaşlarınıza peşkeş çekeceğiniz alışveriş merkezleri ve rezidansları yani lüks konutları mı gizlemek istiyorsunuz? Oraya gelecek on binlerin, yandaşlarınızın zenginliğine zenginlik katacak bu mülkleri görmesinden mi korkuyorsunuz? Ya da adı “ileri demokrasi” de olsa “modernleşme” de olsa “Eğer bir gösteri ve toplantı gösteri yürüyüşü yapılacaksa onun nerede ve nasıl yapılacağına biz karar veririz.” mi demek istiyorsunuz? Yoksa siz de gençlere dönüp “Bu memlekete sosyalizm gelecekse onu da biz getiririz.” diyen anlayıştan mısınız?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Onları da siz getirin.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Nerede sizin yasaklarla olan mücadeleniz? Yasaklar sizin tarafınızdan koyulunca hikmetihükûmet ya da keramet mi oluyor? İşte ortada: Siz de yasakçısınız, sizin de demokrasi anlayışınız nasipsizlik. Siz de eleştirdiklerinizden farklı değilsiniz.

Dünkü 1 Mayıs olayları belki İstanbul Emniyetini, İstanbul Valiliğini, İçişleri Bakanlığını sıkıntıya sokmuştur ancak kanaatimce, bu olaylar vesilesiyle, Hükûmet bir süredir PKK terör örgütüyle muhabbetinin ortaya çıkmasından yani takkesinin düşüp kelinin görünmesinden rahatsızdı; 25 Nisanda Kandil’deki kanalizasyon ağızlıların toplantısı ile kel tamamen ortaya çıkmıştı; Hükûmet bu olaylarla gündemi değiştirmek niyetindeydi ama kel büyük, kapanmıyor değerli arkadaşlarım. Yoksa 22 bin takviye polisle alınan tedbirlerle marjinal gruplar etkisiz hâle getirilemez miydi? Dünkü 1 Mayıs, Hükûmetin hem güvenlik ve asayiş konusundaki beceriksizliğine hem de terör örgütü ile olan muhabbetini unutturmaktaki beceriksizliğine çarpıcı bir örnektir. Siz ne İstanbul’u, ne de Türkiye’yi yönetecek anlayış ve kadroya sahipsiniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ona millet karar verir.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Bu, artık milletimizin de gördüğü bir gerçektir. Hak ettiğinize kavuşacaksınız, az bekleyin.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ona millet karar verir.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Bu düşüncelerle Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Daha çok beklersin, rüya görmeye devam edin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkoğlu.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bizi ihanetle, yandaşlarına peşkeş çekmekle…

BAŞKAN – Buyurun, buyurun…(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun CHP grup önerisinin lehinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, böyle bir konuşmayı yapmak hakikaten bana da biraz zül geliyor, onu ifade etmek istiyorum. Yani her seferinde, belli bazı konuşmacılar bu kürsüye çıktığında “ihanet, bölücülük, yandaşlarına peşkeş çekmek” gibi suçlamalarda bulundu. On senedir bu ülkeyi aziz milletimizin oylarıyla idare ediyoruz ve her gittiğimiz seçimlerde oylarımızı artırarak, katbekat güçlendirerek eğer bu yönetimde söz sahibiysek, demek ki biz doğru yoldayız. Biz milletimizle birlikte bu istikameti seçtik ve bugüne kadar da bu istikametten, milletin bize göstermiş olduğu doğrulardan şaşmadık. Siz bir defa kendi geçmişinize bakın, siz bu ülkeyi nereye getirdiniz, biz nereden alıp nereye getirdik?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz nereye götürüyorsunuz, onu da anlat.

AHMET AYDIN (Devamla) – Her seferinde bunları söylemek durumunda değilim arkadaşlar. Biz “birlik ve kardeşlik” diyoruz, bakın bugün kardeşlik günü. Birlik ve kardeşlikten, millî birlikten bahsettiğimiz müddetçe siz niye rahatsız oluyorsunuz, niye bölücülükten bahsediyorsunuz, niye ihanetten bahsediyorsunuz? Asıl ihanet, bu millî birlik ve kardeşliğe karşı çıkmaktır, bu çözüme karşı çıkmaktır. Bu millet adına, bu milletin gündeminde olan sorunların çözümü noktasında biz bu kadar gayret sarf ederken, elimizi taşın altına koyarken, siyasi bütün riskleri de gerekiyorsa alırken, millet adına siyaset yapan sizler ne yapıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz biraz kendinizi sorgulayın? Hakikaten yani çuvaldızı batırırken iğneyi de biraz kendinize batırın. Bugüne kadar bu millete ne verdiniz, ne yaptınız?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şer güçlere karşı geliyoruz, ne yapacağız; bundan daha büyük hizmet mi olur?

AHMET AYDIN (Devamla) – Ekonomide dünyanın en büyük küçülmesini yaşattınız bu ülkeye. Merkez Bankası boşaldı, sıkıntılar yaşandı, memurun maaşını ödeyemeyecek duruma geldi bu ülke ama bugün bakın, Taksim’de eğer şu anda o çukurlar varsa muazzam yatırımlar yapılacaktır. Bu ülke yeniden imar oluyor, inşa oluyor, her açıdan inşa oluyor, zihinler değişiyor. Artık, millet adına lütfen sizler de siyaset yapmaya çalışın. Milletin sorunlarının çözümü noktasına katkı sunun, katkı sunmazsanız gölge etmeyin bari ve bölücülükle, ihanetle, böyle kuru edebiyatlarla bu işler olmuyor. Kimin ne yaptığını bu millet çok iyi biliyor ve günü geldiğinde de sandığa da gittiğimizde de millet tekrar kararını verecek diyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz de zaten millet adına konuşuyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Milletin terazisi iyi tartıyor.

AHMET AYDIN (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve arkadaşları tarafından 1 Mayıs 2013 tarihinde meydana gelen olayların araştırılması amacıyla 2/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 2 Mayıs 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’ın.

Buyurunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, “1 Mayısta ne oldu?” derken, şuradaki tartışmalara baktığımız zaman, birbirimizi anlama konusunda, diyalog kurma konusunda, ortaklaşma konusunda bir sorun yaşanılıyor ve bu sorunun bir tarafından baktığınız zaman, yaşanılanlar halka, insanlarımıza acı veriyor, sonuçları ağır oluyor. Ama bir alışkanlık var ki çıkan konuşmacılar, iktidar bir taraftan ama muhalefet partileri de bir taraftan, illa tartışmalarının odağına BDP’yi oturtacaklar, BDP üzerinden de bir süreç, eleştiri, bir şey yapacaklar.

Arkadaşlar, BDP nerede duracağını net bilir, kafası nettir, önü açıktır, hedefi düzdür. 1 Mayıs 1977’de kanla sulanan o meydanda işçinin, emekçinin hakkı, hukuku, mücadelesi, direnişi vardır ve bu direnişin sonucu, bunca emek sonucu, bunca gazın sonucu bu hak teslim edilmiştir; 1 Mayıs resmî tatil olmuştur, Taksim Meydanı’nda bir önceki 1 Mayısta gazsız kutlama olmuştur.

Şimdi, Allah aşkına, üç partiye de söyleyeceklerim var. Dünyada, Caz Festivali kutlanıyor İstanbul’da, “İstanbul cazın başkenti olur.” diyoruz, öyle mi? Ama gazın festivaline dönmüş, gazın başkenti olmuş. Dünyada İstanbul kadar güzel ama İstanbul kadar gazlanan başka bir şehir var mıdır Allah aşkına, söyler misiniz? Söyler misiniz, gazla anılacak bir şehir midir İstanbul? Orhan Veli’nin kemiklerini sızlatıyorsunuz, Nazım’ın, nice şairin, nice edebiyatçının.

Eğer demokratik hak ve özgürlüklerde en temel hak olan bir toplanma ve gösteri yürüyüşünü organize edecek bilinç ve demokrasi anlayışına kavuşamamışsak bunun baş sorumlusu siyasilerdir. Bir tarafta “Sebep çukurlar.” diyor Hükûmet, birileri diyor ki: “Hayır, çukurlar değil, bölücüler.” Allah Allah, her şeyin altında bir bölücülük sendromu vardı, son zamanlarda da bir Taksim sendromu çıkmaya başladı, 1 Mayıs gelince Taksim sendromu tutuyor.

Arkadaşlar…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir dahaki seneye Diyarbakır’da yapacaklar, Diyarbakır’da! 1 Mayıs Diyarbakır’da, orada serbest!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Dilovası’nın havası çok bozuk. Sen biraz çevreyle ilgilen orada, daha iyi edersin!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Orada Kürtler var, çabuk ölsünler diye yapıyorlar.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Gözüm, bakın, açık söylüyorum, eğer çukurlar çok önemliyse ve sendikaların, mümtaz işçi sınıfının önderlerinin hayatı düşünülüyorsa, aman kazara DİSK Genel Başkanı Sayın Beko düşmesin o çukura, yaralanmasın diye düşünülüyorsa, eğer TÜRK-İŞ’in Genel Başkanı Kumlu o çukura düşmesin, KESK’in Genel Başkanı Lami Özgen oraya düşmesin, Türk Tabipleri Birliğinin mümtaz hekimleri o çukura düşmesin, Türkiye mimar mühendis odalarının o mümtaz yöneticileri o çukura düşmesin, başlarına bir kaza, felaket gelmesin diye bu önlemi alıyorsanız, Hükûmet olarak siz peşinen çukura düşmüşsünüz. Arkadaşlar, o çukura siz düşmüşsünüz. Yanlış yaptınız. Açık konuşalım. Ne demek bir mitingi yönetememek, güvenliğini alamamak, önlemini alamamak? Alabiliyorsunuz isteyince. Diklenince nevrozlarda bize yaşattınız. 14 Temmuzda Diyarbakır’da bir miting yapacaktık, bütün genel başkanlarımızın ağzına ağzına gaz sıktınız. Şimdi de Dilan’ın, 17 yaşındaki Dilan’ın kafasındaki kapsül, Meral’in kafasındaki kapsül güvenlik önlemiyle ilgili! Çukura düşselerdi, bu kadar kafalarından ölüm tehlikesi altında olmayacaklardı. Köprülerin ayaklarını kaldırdınız ayağa, şehrin Galata Köprüsü’nü, Unkapanı Köprüsü’nü… Müslüman antikapitalistlere de gaz sıktınız. Fatih Cami’inden çıktılar yola, onları da gazladınız.

Bakın, eğri oturup doğru konuşacağız, düz konuşacağız arkadaşlar.

HARUN KARACA (İstanbul) – Doğru oturun, doğru konuşun.

AHMET YENİ (Samsun) – Doğru oturun, doğru.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şunu açık açık söyleyeceğiz: DİSK, KESK, TÜRK-İŞ, Tabipler Birliği yani muhalefet, işçinin, emekçinin birlik ve dayanışma gününde elbette ki yüz binler iktidara övgü dizmeyecekti orada. İktidara eleştirilerini, iş güvenliğini, çalışma, örgütlenme hakkını, grev, sendikal haklarını, gelişen kriz karşısındaki tutumlarını açıklayacaklardı ve muhalefetin bu sesi sendikal alanda duyulacaktı, Hükûmet buna tahammül etmedi. Biz de o konvoydaydık Barış ve Demokrasi Partisi olarak. İktidarın yandaş sendikası HAK-İŞ, 50 kişiyle, alıyor, davul zurnayla –davul da demeyeceğim- zurna festivali yapıyor. HAK-İŞ, iktidarın sendikası, zurna festivali yapıyor 1 Mayısta. Güvenlik güçleri gaz festivali yapıyor, onun da yandaş sendikası 50 tane polisle zurna festivali yapıyor. Bu mudur hak ve özgürlükler? Ayıp değil midir iktidar yanlısı bir sendika, konfederasyonun 50 kişiyle çıkıp Taksim Meydanı’nda çiçeklerle, güvenlik güçlerinin endamında salınmaları? Ayıptır arkadaşlar, yanlıştır. Bu hak ve özgürlükler ne evrenseldir ne bir şey. Arap Baharı’ndaki gibi, Tunus’a bakın, Mısır’a bakın, Libya’ya bakın; bakın oradan ne dersler göreceksiniz. Hangi diktatörlüklerde, liderliklerde kitleler hak için toplandığında üstlerine tepeden helikopterlerle gaz… DİSK’in sendika binasının içine -ben de iki sene önce oradaydım- niye gaz bombası atarsınız arkadaşlar? Allah aşkına, niye atarsınız? Evinin içine niye atarsınız? Bir sosyalist parti binasına, üyeleri içerideyken, kapıdan dışarı çıkmazken o binanın içine niye gaz atarsınız? Bu hangi devlet anlayışıdır?

Sayın Oğuz Kağan Köksal, bağışlayın, “Bu hakkı biz verdik.” diyorsunuz, değil mi? Bu hakkı söke söke aldı işçi emekçiler, bu hakkı öyle bir söke söke aldılar, direnemediniz. Size 1 Mayısı da aha burada kutlattılar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bundan önce niye almadılar?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hayatınızda ilk defa millî oldunuz; geldiniz Çalışma Bakanıyla, 3 bin kişiyle aha burada bir meydanda siz 1 Mayısı kutladınız, aha öbür meydanda yüz binler de 1 Mayısı kutladı.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Vallahi, doğru söylüyor.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Biz her zaman doğruyu söylüyoruz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu iş böyle ama yapmayın etmeyin. Özgürlük-güvenlik denkleminde güvenliğin topuzunu fazla kaçırdınız, yanlış yaptınız. Özgürlükler size de lazım, bize de lazım, hepimize de lazım. Ama bizim üzerimizden siyaseten birbirinize vurmayın, gerek yok. Birbirinize benziyorsunuz üçünüz sistemin partisi olarak.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, bize de sataşma böyle.

HASİP KAPLAN (Devamla) – BDP hak ve özgürlüklerde evrenseldir. “Tencere dibin kara, seninki daha kara.” zihniyetiyle, her buraya çıkan bölücülükten, bilmem neden dem vuruyor. Ya, biz bu ülkeye barış gelsin, güzellikler gelsin…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, ortaklarına anlat. Bize anlatma, ortaklarına anlat, ortaklarınız orada.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Arkadaşlarınıza siz de anlatın biraz. Ben size burada işçilerin, emekçilerin…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ortaklarına anlat, çözüm ortağına anlat. Kankana anlat, kankana.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Diyarbakır’da kutladık, ben Cizre’de katıldım. Cizre’de 1 Mayıs meydanında bana bir şey anlatıyorlardı, “Buranın Millî Eğitim Müdürünü görevden aldı AK PARTİ’nin kaymakamı ve valisi.” diyorlardı. “Niye aldı?” diyorum. “Vallahi, AK PARTİ İlçe Başkan Yardımcısı da buna itiraz etti, isyan etti, istifa etti.” Sonra açtım İnternet’i, hakikaten öyle. İşçinin güvenliği yok, memurun yok, öğretmenin yok, sağlıkçının yok, elbette ki meydanlarda bunu haykıracak.

Arkadaşlar, 20 bin polis getirdiniz Taksim’e, dünyanın gaz fişeğini harcadınız. Kamyon kamyon boş kovanları satıyordu insanlar. Allah’tan korkun ya! O kadar harcama yapacağınıza, çağırırdınız beş konfederasyonu, güvenliğinizi kendiniz alın, sorumlu sizsiniz derdiniz; o kadar harcama yapıp özel uçak kaldıracağınıza, TOMA getireceğinize, o çukurun üzerine bir tahta perde çekerdiniz. İsteseniz kırmızı halı bile sererdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ama siz sermaye için istiyorsunuz, işçiler için istemiyorsunuz. Bütün sorun burada arkadaş.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum...

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istemi vardır, şimdi onu alıyoruz.

Sayın İnce, Sayın Özel, Sayın Tanal, Sayın Eyidoğan, Sayın Özkoç, Sayın Özcan, Sayın Tayan, Sayın Erdemir, Sayın Toptaş, Sayın Aksünger, Sayın Özgümüş, Sayın Ediboğlu, Sayın Acar, Sayın Özdemir, Sayın Öz, Sayın Özkan, Sayın Çelebi, Sayın Özgündüz, Sayın Çam, Sayın Kesimoğlu.

Yoklama için sizlere iki dakika süre veriyor ve de yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve arkadaşları tarafından 1 Mayıs 2013 tarihinde meydana gelen olayların araştırılması amacıyla 2/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 2 Mayıs 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.44

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan, Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/751) (S. Sayısı: 452) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon raporu 452 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

                            

(x) 452 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı üzerine söz aldım. Grubumuz adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, hani, Avrupa Birliği olmasaydı, Avrupa Birliği de önümüze bir uyum paketi koymasaydı -Avrupa Birliğinin 97/67/EC sayılı birinci direktifi var- “Bu konuda tekelleşme doğuracak konuları değiştirin.” demeseydi bir şeyler olmayacaktı diyecektim ama öyle bir macera yaşamış ki posta hizmetleri, PTT hizmetleri; önceden bir özelleştirme geçirmiş, özelleştirmeden sonra bu Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde yeni bir süreç geçirmiş, yeniden bir yapılanma isteniyor. Peki, buradan kârımız ne? Sendikalara sordunuz mu? Örneğin, HABER-SEN’e gidip konuştunuz mu? “Kardeşim, ne düşünüyorsunuz? Bakın, sizi ilgilendiren, binlerce işçiyi ilgilendiren bir yasa çıkarıyoruz.” Bir konu yok. Peki, bu konuyla ilgili kurumları dinlediniz mi? Yok. Bu konuda neyi dinlediniz peki?

Şöyle bir bakalım, isterseniz iki boyutuyla ele alalım. Türk TELEKOM özelleştirildi, kim aldı? Yabancılar aldı. Türk TELEKOM’u yabancılar aldığına göre, Türklerin olmadığına göre… “Adı Türk TELEKOM”; isterse Arena’sı olsun, isterse stadyumu olsun, nesi olursa olsun o şirketin hisseleri kimin adına yazılı, bakacaksınız. Sonra, neyi almışlar? Adamlar uyanık, satın alırken para edecek, kâr edecek şeyleri almışlar; sabit telefonlarınızı almışlar, sonra İnternet hizmetinizi almışlar -TTNET’i almışlar- telefonları almışlar, televizyonun kablolu yayınını almışlar, bilgisayar dünyasına kadar girmişler. Kişisel erişimde bütün bilgilerinizi -bütün abonelerini TELEKOM’un- bütün Türkiye’deki sabit telefon bilgilerini kendilerine arşivlemişler; istedikleri gibi dünyanın bütün devletleriyle de paylaşıyorlar.

Şimdi, siz, bunun güvenliğini alıyor musunuz? Yok. Kişisel verilerin korunması konusundaki haklarına riayet… O da yok. Peki, bu kişisel verilerin banka sektöründe, iletişim sektöründe, medya sektöründe, İnternet sektöründe, uydu sektöründe, televizyon sektöründe kullanıldığını biliyor musunuz? Evet. Denetleyebiliyor musunuz? Hayır.

Şimdi, burada, bu özelleştirmeye güvenlik denklemi açısından baktığınız zaman bir ülkenin güvenliği için eğer bu alan önemliyse ülkenin güvenliği satılmıştır, gitmiştir arkadaşlar. Geriye ne kalıyor? Geriye, postacıların, bir tek, mektup getirip götürmesi, kolileri getirip götürmesi, son dönemlerde para ödeme işlemlerinin yapılması… Ona daha fonksiyonel bir şey kazandırmak için -Sayın Bakanımız zaman zaman sohbetlerinde söylüyor- onu daha cazip bir hâle nasıl getirebiliriz? Çünkü, tarihî, kadim bir kuruluş PTT. Herkesin tarihinde, edebiyatında, şiirinde, sanatında, sinemasında, müziğinde, filmlerinde, postacının, PTT’nin ayrı bir yeri vardır, ayrı bir dünyası vardır. Şimdi, bunun hatırasına saygıya binaen de olsa belki en hayırlı iş, kanun çıkarmaktan öte, Sayın Bakanımız, bu Galatasaray’daki meşhur ve güzel PTT binasında ve onun gibi bir iki yerde                     -Sirkeci’deki- daha müzesini kurar. İlkokul çocuklarımız oraya ücretsiz gider ve ilk manyetolu telefonları tanır, ilk haberleşmeyi öğrenir ondan sonra ilk mektupları görür, ilk pul koleksiyonlarının gençliğimiz döneminde bizim yaş grubu için ne kadar kıymetli olduğunu öğrenir, biraz nostalji yaşar. Sonra da gelir “Bu cep telefonlarına, siz bu noktaya gelene kadar bu ülke böyle bir evrim geçirdi ama bu evrim geçirilirken hep dolar, yeşil paralar endekslendi…” Ve insanların emeğini, postacının göz nurunu, uykusuzluğunu, bayramda bile siz tatil ederken işçilerin izin yapamadığını, izin yapmak isteyen postacının yerine yedek bir görevli koymadan tatile çıkamadığını, babasının cenaze törenine bile gidemediğini de anlatmak lazım çocuklarımıza.

O, haberleşme sektöründe çalışan, bankodaki çalışandan tutun ayağında postal, sokak sokak, kapı kapı gezip resmî ve özel tebligatları, posta evraklarını dağıtan, her gün kapımızı çalan, bizim bir parçamız olan o insanların güvencesini, iş güvencesini, sendikal haklarını, geleceğini özelleştirmeye kurban etmeden, taşeronlaştırmadan ve satamadığımız bu kalan kısmı hiç olmazsa ayakta tutmak adına, bu kurumun bir de farklı yanları olduğunu düşünerek bir yapılanmayı hak ettiklerini düşünmek gerekiyor.

Arkadaşlar, e-maillerden önce, SMS’lerden önce, hatta Skype gibi görüntülü iletişimler kurulmadan önce telefonların, mektupların hayatımızda ne kadar önemli olduğunu, bu yaşamımızda, Muhteşem Yüzyıl’da bile Kanuni’nin mektuplarının sefer yerlerinden saraya nasıl gidip geldiğini göstermeden; ilk bobinden, ses titreşiminden telgrafa geçiş ve telgrafta KGB’nin ve CIA’nın, Pentagon’un ilk telgraf çekilmelerindeki noktalarda okuma üzerinden dinleme, gizli dinleme olayına kadar ülke güvenliklerini, kişi hak ve özgürlüklerini, güvenliklerini öğrenmeden, çocuklarımıza -bugün 70 milyonun elinde cep telefonu, 5 yaşında çocuğun bile elinde akıllı telefon olduğu günümüzde- haberleşme hürriyetini, buna emek verenlerin haklarını, örgütlenmesini anlatamayız. Çünkü, Arena’ya Galatasaray’ın futbol maçına gittiği zaman tabelada “Türk Telekom Arena” yazıyor. Zannederler ki bu şirketin hissedarı yabancı ülkenin A, B, C kişileri, şirketleri hakikaten gelmiş, burayı kurmuş çünkü kâr öne çıkıyor.

Evet, Avrupa diyor ki: “Tekeli kaldırın.” Tekeli kaldırdınız, kurye sistemini kurdunuz, özel kargoyu kurdunuz. Dünya uçaklar üzerinden özel kargo sistemini geliştirmiş, günübirlik dünyanın her köşesine iletişim yapılıyor. Şimdi, şunu merak ediyoruz tabii: Mardin’de çıkan kirazı siz sekiz saatte Kuzey Kutbu’ndaki bir ülkeye götürebilir misiniz, tabii ki İzmit’in kirazını da Tekirdağ’ın kirazını da İzmir’in üzümünü de? Yani, bu sektörel olarak böyle bir alandır, çok geniş şimdiki boyutuyla. Bunu yapabiliyor musunuz? Yapamıyorsunuz, sendikal hakları kısıyorsunuz; yapamıyorsunuz, taşeronlaştırıp işçinin emeklilik haklarını tehlikeye atıyorsunuz, 4/C’lileştiriyorsunuz, onları mağdur ediyorsunuz. Peki, Allah aşkına kazanılmış hak diye bir şey yok mu? Olması lazım diye düşünüyoruz. Yani, otuz sene bu sektörde çalışmış bir haberleşme personelinin, işçinin, emekçinin haklarını korumak gibi bir sevdamız, bir borcumuz, bir görevimiz yok mu? Vardır ama işte bu yasalarda kaynıyor bu.

Şimdi, burada işçilerin itirazlarına bakıyoruz “Anonim şirkete çeviriyorlar ve kısa vadede taşeronlaşma hedeleniyor.” diyorlar yani tekelleşmenin kaldırılmasının ötesinde.

PTT hizmetleri ticarileştiriliyor. PTT hizmetlerinin insanî yanını Sayın Bakanım kaybettirtmeyiniz. Gerçekten, İzmir’in, Adana’nın, Diyarbakır’ın, ilk posta binaları en güzel binalardır. Bunun bir insanî yanı var, bir belleği var, bir hafızası var. Kitaplarda, edebiyatta elbette bunlar var. Çalışanların haklarını korumak için çokça şey var. PTT şubeleri bankamatik gibi bile çalışabilir; küçük yerlerde banka kurulmuyor, banka şubesi gibi bile çalışabilir, onu yapabilirsiniz, zaten o konuda çaba var. Yeter ki işçinin, emekçinin hakkını koruyarak, örgütlülüğünü koruyarak bir kılcal damarlar misali Türkiye’nin her tarafında bunların örgütlü olarak kendi onurlu hak taleplerini karşılayın, bunu yapabilirsiniz. Ticarileştirdiğiniz zaman, devlet şirketler gibi dolar görmeye başlar. Dolar görmek rüyada da hayra alamet değildir Sayın Bakan.

Şimdi bakın, bazen bize kızıyorsunuz: “Ya, Barış ve Demokrasi Partisi konuşurken hep emek cephesinden konuşuyor.” İnanın, biz, bulunduğumuz cephenin haklarını koruma konusunda konuşmasını biliriz. Biz, öbür türlü, desek ki: Ya biraz da holdinglere, tekellere, biraz da onlara kolaylık olsun. Diyemiyoruz çünkü önceliğimiz onlardır, emeğin haklarıdır, çalışanın haklarıdır. Ve bir hizmet sektörü, 1840’lardan bu yana, Osmanlı’dan günümüze kadar eğer bir sektör dizayn ediliyorsa geçmişinden kopmadan geleceğini inşa ediyorsa elbette ki en önemli unsuru olan insan ve çalışanın haklarını gözetiriz. Bunu, biz, bir onur mücadelesi olarak görüyoruz çünkü emeğinin karşılığını verdiğiniz posta, haberleşme sektöründe çalışan insanlarımızın hakları, inanın, o asgari ücretle, hele hele taşeronlaştırıldıktan sonra 4/C maaşıyla hiçbir zaman ödenemez ve bu dünyadan bu devletten alacaklı olarak gidiyorlar, hakları ödenmiyor arkadaşlar.

Şimdi, biz, bunların hakları düzeltilsin dediğimiz zaman, e tabii ki tekellerin, holdinglerin, patronların kârları da biraz azalıyor. E kardeşim, siz de insaf edin, vicdanlı davranın, çok fazla kazanmayın yani biraz da kazandıranlara kazandırın dediğimiz zaman, farklı bir anlayışla karşı karşıya kalıyoruz. Şimdi, yaklaşık 30 bin kadrolu çalışan ve 15 bin de taşeron firma personeli var, ne yapacağız bunların haklarını?

Şimdi, şöyle bir kıstasa daha bakalım: Halkın pahalı biçimde haberleşme hakkını kullanmasına -haberleşme hakkı biliyorsunuz evrenselleşti, İnsan Hakları Sözleşmesi’nde var, her yerde var- ticarileştirilerek pahalı kullanılmasına ne diyorsunuz?

Şimdi, Sayın Bakan, sizi sevdiğim için çok fazla yüklenmeyeceğim ama harbiden bir şey söyleyeceğim: Siz rahat mısınız, değil misiniz?

Arkadaşlar, bu özelleştirilen Türk TELEKOM, durmadan size TTNET faturası gönderiyor hem postadan hem e-mailden, farkında mısınız? Ya, orada bir karınca duası… Velhasıl on sene önce bir imza atmışsınız. 30 liralık abone aidatı bir bakıyorsunuz 40’a çıkmış, bir bakıyorsunuz 50’ye çıkmış, en son 75’e çıkmış. Her gün arıyorlar, telefondan sözleşme yapıyorlar Sayın Bakanım.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Ne kadar gelişti hizmet.

HASİP KAPLAN (Devamla) – “Gelişti.” değil, onların işine gelişti; bizim zararımıza, tüketicinin zararına.

Şimdi, tüketicinin hakkını korumak için bunun supabını, sigortasını nasıl yapacaksınız? Bütün mesele bu. Bu faturaların sınırı, denetimi nerede olacak? Türk TELEKOM, TTNET istediği gibi fatura uyguluyor milyonlarca yurttaşımıza. 80 bin lira TTNET aboneliği zulümdür arkadaşlar. Artık Skype çıkmış, uydu üzerinden Wi-Fi çıkmış. “Kandil’de bile Wi-Fi çalışmıyor.” dediler ama Wi-Fi her yerde çalışıyor arkadaşlar, insanın kafasının çalıştığı her yerde çalışır. Bakın, bu kadar ucuza, ücretsiz; gidiyorsunuz, Avrupa’nın bir sokağında bir kafeye oturuyorsunuz, ücretsiz bağlanıyorsunuz. E, bizim burada Türk TELEKOM’u satın alanlar 70 kâğıt istiyor ayda. Çok.

Vatandaşı koruyacaksınız, aboneyi koruyacaksınız, ülkenizin ticari ve ekonomik haklarını koruyacaksınız. TTNET bunu yapmıyor, başkaları da yapmıyor. O zaman, devletin en büyük görevi nedir? En ucuz tarifeyle İnternet’e, haberleşmeye ulaşımı sağlamak; devletin birincil görevi vatandaşına karşı bu.

Ben bu konuda da, Sayın Bakanın denetim mekanizması konusunda bu faturalarda sınırsız soygun, talan olayına bir el atacağını düşünüyorum.

Sayın Bakan, bir şey daha söyleyeceğim -Şırnak’taydı bir hafta önce Sayın Bakan, Şırnak’a gelmişti, havaalanımıza özel uçakla iniş yaptı, sonra Cudi Dağı Tüneli’ne gitti, orada Yörük çadırlarında ayran içme şansını yakaladı- şunu söyleyeceğim haberleşmenin içine girdiği için, haberleşmenin içinde olduğu için: Bizim Türkiye’de şu telefonlarda TTNET, TELEKOM -ben diğer firmaları saymıyorum- reklam işkencesi uyguluyorlar Sayın Bakan, biliyor musunuz?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Nasıl yani?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Size açayım mı? Her gün durmadan bize reklam geliyor. Amerika’dasınız, size mesaj geliyor, diyor ki: “Şu malımı alın.” Üstüne de siz parasını ödüyorsunuz. Bu soygun değil mi? Bir reklamla taciz ediyor, haberleşme sektörü özelleşmiş ya, hani Avrupa Birliğinin Gümrük Birliği tarifesini de üstüne ekleyin, hem reklam yapıyor hem taciz yapıyor hem üstüne sizden para alıyor. Böyle bir sektör dünyada var mı? Var mı arkadaşlar? Eh yani, Allah aşkına!

Şimdi ben şuradan bir açıyorum, inanın şu an 10 tane reklam var. Benim bu bankalarla sözleşmem yok, ben imza atmadım, ben bu haberleşme sektörüne imza atmadım. Ben avukatım, nereye imza atacağımı biliyorum ama giriyorlar, İnternet’ten öğreniyorlar telefonumuzu, Meclisteki bütün telefonlarımızı alıyorlar, reklam bombardımanına tabi tutuyorlar, hem reklam ediyorlar hem işkence ediyorlar hem para kazanıyorlar hem üstüne para alıyorlar.

Sayın Bakanım, gelin bunun kanununu yapalım, Muhteşem Süleyman’dan bu yana en güzel kanunu çıkaralım; ona da varız, yapıcı muhalefete de varız. İnanın, bizim bütün kaygımız bu ülkenin güzellikleri içindir, bu ülkenin insanları içindir, çalışanları içindir, emekçileri içindir.

Sayın Bakanımızdan, müze konusunda, Türk TELEKOM’un İnternet faturaları konusunda, reklam işkencesi konusunda, üç konuda daha fazla gayret istiyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

452 sıra sayılı PTT’nin (Posta Telgraf Teşkilatı) serbestleşmesi, özelleşmesiyle ilgili -46 madde, 2 bölüm- temel kanun hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri, milletimizi saygı ve sevgiyle selamlarım.

Konuşmama başlamadan önce, bugün Iğdır’da mayın patlaması sonucu 2 askerimiz hayatını kaybetti, bunlara Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum. 1 tanesi memleketimizin çocuğu, Adanalı.

Sayın milletvekilleri, bu kanun, genelde, memuru şirkete teslim etme, dolayısıyla kargo firmalarını şirkete bağlama, PTT’nin uygun yerlerini satma kanunu gibi bir şey ama ben daha çok, Türkiye’de on yıldır, iktidarınızda, özelleştirmenin -yani yumuşak tabir olarak “serbestleşme” deniyor- ne anlam kazandığını kendi memleketimden bir örnekle anlatmak istiyorum.

Biz Adana’dan Kozan’a gidiyoruz. Kozan merkezî bir ilçe. Bu coğrafyada genelde tarımla uğraşılır, organize sanayi bölgeleri de var, barajı var, normal şartlarda sulu tarım yapılır. Şimdi, girdiğinde, sağ tarafta Devlet Su İşlerinin kurumu vardı, kuruluşu vardı; sol tarafında da Toprak Mahsulleri Ofisi vardı. Biz, 57’nci Hükûmet döneminde, bu Toprak Mahsulleri Ofisinin içerisine tarımla ilgili -“kurutma tesisi” derler- çok uğraşarak, mücadele ederek bir kurutma tesisi kurdurttuk yani çiftçiye, üreticiye hizmet etsin; yaş olan mısırlarını kurutsun, depolasın ve arzu ettiği fiyatta satsın dedik. Bu AKP iktidara geldikten sonra, bu özelleştirme kapsamında Kozan’daki Devlet Su İşlerini kapattılar yani sattılar. Yani, çok cüzi bir paraya da satıldı. Burası görevini sulama birliklerine devretmiş oldu, Devlet Su İşlerinin içerisinde çalışan 1’den fazla ziraat mühendisi sağa sola tayin edildi.

Şimdi Kozan’ın barajından sulama yapılırken bütün tarla sahipleri yani üreticiler Devlet Su İşlerini arıyor, bir türlü bulamıyor; yerine görev yapan, şirket mantığıyla görev yapan birlikleri arıyor, birlikler siyasallaştığı için tarla sahibinin siyasi anlayışına göre su bırakıyor.

Şimdi, bu özelleşmenin, bu serbestleşmenin bu halka ne faydası var, neresi iyi?

1) Memuru, 657’ye göre tanzim olan adamı mağdur ediyor.

2) Devletin uzun yıllar “Malım, mülküm” diyerek, “Halka hizmet” diyerek yaptığı müesseseyi satıyorsun, içinde bisküvi satılıyor veya fasulye satılıyor.

Bundan dolayı -ben bunları söyledikten sonra- asıl “Posta” dediğimiz… Yani, yüz yetmiş üç yıllık geleneği olan, köklü geçmişe sahip, ta 1840’lardan bu tarafa Osmanlı ve cumhuriyet arasında köprü olan, değişik zamanlarda değişikliğe uğramış, Posta Telgraf Teşkilatı olarak hizmetlerini sürdürmüş, Osmanlının geniş coğrafyasında bugüne kadar içeride ve dışarıda haberleşmede, iletişimde devasa kültürler, ekonomiler oluşturarak her insanımızın hayatına girmiş ve her insanın hayatında yer bulmuş bir kurum, bir kuruluş PTT. Şimdi, 30 bin insan çalışıyor, 15 bini de bugün taşeron firmalara teslim edilmiş.

57’nci Hükûmet döneminde -ben şuralarda bir yerde oturuyordum- bu TELEKOM’un satışıyla ilgili bir şey gündeme geldi Avrupa Birliği uyum yasaları diyerek. Bu sıralarda Refah Partisi oturuyordu, 110 milletvekili vardı. TELEKOM’un satışıyla ilgili bir mevzu olduğunda 110 tane milletvekili tespih tanesi gibi ayağa kalktı “Biz bunun P’sini sattırmayız.” dediler ve o günün şartlarında TELEKOM, o günkü ilgili bakan buna direndi, personeli mağdur etmedi dolayısıyla “Bu firma uzun yıllar bizim kamu adına görev yapan, bizim gizliliğimizi koruyan, bizim mutfağımız.” diyerek direndi, teşkilat devam etti.

Bugün TELEKOM’u bu Hükûmet sattı. Bu millete faydası ne? İktidara ne faydası oldu? Yani, onu bunu dinletmekten başka eğer bir faydasının olduğunu söyleyen varsa -ücret artırmalarından fazla- ben ona “Tamam, amenna saddakna.” diyebilirim.

Şimdi, PTT, bugün, yüz yetmiş üç yıldır kamu iktisadi teşebbüsü. Yahu, bu, Osmanlının, Abdülhamit’in emekleri, cumhuriyetin emekleri, insanların vergisi dolayısıyla bu hâle gelmiş. Şimdi, Türkiye ve Türkiye dışında en az 2 bin tane şubesi var. Bu şubelerde memleketimizin insanlarına hizmet eden, dolayısıyla içinde yetişen elemanlar var. Sen, bunları şimdi yok sayıyorsun, “Sizleri işçi hâline getireceğim, taşeron hâline getireceğim, ben bunları satacağım.” diyorsun. Bunlar çok doğru şey değil.

Şimdi, bu Postanenin yüz yetmiş üç yıldır marka olması dolayısı ile… Tabii, Türkiye’de malı mülkü olan -dolayısıyla sosyal tesisleri olan- bunların satımıyla ilgili, Türkiye’nin iktisadi yapısının iyi olduğu, makroekonomik dengelerinin iyi olduğu, herkesin mutlu olduğu söyleniyor ama gerçek hayatta, rasyonel manada bu memleketin ekonomik faaliyetleri zannedildiği kadar çok iyi değil. Bu memleketin her köşesinde -bütçe görüşmeleri bundan üç ay önce oldu; Türkiye’nin iç ve dış borcu 550 milyar dolar, cari açığı ortada, dış açığı ortada- yani ortada arabalarla gezen insanlara bakarak “Bu insanlar hep arabayla geziyor, Türkiye’nin iktisadi yapısı iyi.” demek doğru bir şey değil. O arabalara binen insanların hiçbir tanesinin, mülkiyeti muhafazanın dışında, araba kendisinin değil. Başka bir iş ortamı yaratılamadığı için, bu memleketin insanının yirmi yıllık, otuz yıllık hayatı borçlanarak devam ediyor. Hükûmet, eğer yurt dışında, “komşu ülkeler” diyerek başka… Kendi ülkelerinin işçisini, vatandaşını sömürerek, kendi ülkesinden kaçan insanların parasıyla puluyla bu memleketler ayakta durup ekonominin iyi olduğunu söylemek doğru bir şey değil.

Şimdi, bu “serbestleşme” kavramı bir miktar yumuşak bir kavram. Bundan dolayı Hükûmetin, iktidarın genelde, Devlet Demiryolları için, kara yolları için, limanlar için kullandığı kavram serbestleşme. Hâlbuki serbestleşme -tırnak içinde- özelleşme yani satma, alma, verme. Şimdi, bu özelleşme, devretme, kiraya verme… “Başkaları yapsın ben de komisyon alayım. Herkes işini yapsın. Devlet küçülsün. Devlet bu işlerle mi uğraşacak? Bu işleri vatandaşlar yapsın. Devlet ticaret yapar mı? Devletin tekelini ortadan kaldıracağız. Bürokrasi yorgun, memur yorgun, memur işine bakmıyor, dolayısıyla bürokrasiyi azaltacağız, yorgunluğu… Zarar eden yerlerden kurtulup e-devlet kuracağız.” diyor Hükûmet. Şimdi “PTT’nin gereği kalmadı. İşte, cep telefonu, İnternet, bilgisayar, “cybernet”i çağırıyorlar. Uzay teknolojisi hayatı sarmaladı, geç kalmadan PTT’yi personeliyle birlikte tasfiye edelim…” Yani, bu kanunun amacı bu.

Daha önce, on yıldır, ülkenin ekonomisinin, sosyal yapısının, kültürümüzdeki giriş çıkışlar, siyasi yapının değiştirilmeye çalışılması, “Çok oy aldık” diyerek, iktidarın sürekli bunu ifade ederek “Oy aldık, biz doğruyuz, istediğimizi yaparız.” mantığı ve özelleştirme yani bir yerlerden para kazanma, Hükûmetin olmazsa olmaz işi hâline geldi.

Bu tüccar anlayışı, bu şirket mantığı, faiz getirisi, etnik temelli anlayış, küçülme, tekeli kırma adına, devletin uzun emeklerle oluşan kurumları, kuruluşları, bölgesel hemşehricilik, yakınlık, “bizim adam” adına devredilip yeni sahipler yaratılıp, yeni ekonomik avaneler oluşturulup siyasetin sermayesi oluşturulmaya çalışılıyor. Var olan, çalışan kurumlara, isim değişikliği yaptırılıp yeni isimlerle adına “serbestleştik” deniyor.

Demokrasiler çok kutsal sistemler değil, sıradan yönetim anlayışı aslında. Demokrasilerde “Oy aldık, iktidar olduk, devlet olduk, kendi ideolojimize göre devleti tanzim eder, yönetir, bundan dolayı sermayeyi, parayı esas alan ülkelere göre şekillendiririz Türkiye’nin ekonomisini.” demek… Türkiye ileri gitmedi… Geçmişe takılmadan, geleceğinin tanzimini satmakta, vermekte aramak doğru değil. Kapitalist anlayışın pratiklerini hem devlette hem siyasi yapılanmamızda hem de ekonomik alanlarımızda özelleştirme adına, çok hızlı ve süratli bu Hükûmet yapıyor. “Kapitalist ekonomilerde en önemli unsurlardan birisi genelde ticarette marka olmak.” denir. Türkiye’de on yıllık iktidar, marka yaratılmadığı için şikâyetlenirken bu yüz yetmiş üç yıllık, dünyanın her tarafında marka olmuş Postayı, PTT’yi niye satıyor? Eğer “marka” diyorsan, baksan, bu memlekette doksan senedir 100 tane marka olmuş firma yok. Yüz yetmiş üç senedir marka olan bir firmayı, Postayı, PTT’yi, dün “P’sini sattırmayız.” diyordunuz Avrupa Birliği uyum yasalarıyla ilgili, bugün mevcut Sayın Cumhurbaşkanımız dâhil, ön sıralarda oturuyordu. Bugün niye satıyorsunuz? Bu kanunu niye çıkarıyorsunuz?

Yeni bir kanunda… Önünü açma, kendi markasını yaratma gibi şeyler bunun içinde var. Türkiye’de Postayla ilgisi olmayan mevcut Ticaret Kanunu’na, mevcut vergi kanunlarına tabi olan kargo, taşıma firmaları var. Şimdi, sen bu kargo firmalarına diyorsun ki: “Hayır, sen, bundan sonra bunu yapmak için şirketten izin alacaksın, ben şirket kuruyorum.” Bak, bir tarafta serbestleşme, bir tarafta merkeze çekme. Adam yıllardır… Yani bir sürü kargo firması var, iyi kötü yapıyor, herkes para kazanıyor, kazanmıyor. Sen niye “Bundan sonra bana tabi olacaksın.” diyorsun ki? Bu tekelleşme değil mi o zaman?

Bunun yanı sıra, yine ben bu özelleşmeyle ilgili geçmiş yıllarda… Bundan önce, devletle özdeş olan kurumlar vardı Türkiye’de, ben bunlardan bir tanesini misal vereceğim bir miktar fark ettiğim için. Bir TÜGSAŞ vardı eskiden, bir de İGSAŞ vardı. İGSAŞ İzmit’teydi, TÜGSAŞ Samsun’da vardı, ondan sonra, Gemlik’te vardı, Kütahya’da vardı, merkezi Ankara’daydı. Şimdi, bunları “özelleştirme, serbestleşme” adına bugünkü on yıllık iktidar “Oy aldık.” diyerek, “Bu çok rantabl değil, ekonomiye katkısı yok.” diyerek sattı. Bugün iyi mi oldu sattıkları yer? Ben bakıyorum bugünkü Samsun Azot Sanayii de TÜGSAŞ’a bağlı, orada yeller esiyor ve Türkiye’deki bu özelleştirmeden dolayı, arsa fiyatına sattıkları yerlerin dışında, tarım kredi kooperatifleri, Tarım Bakanlığı Türkiye’nin dışındaki ülkelerden çiftçinin ihtiyacı gübreyi bulmak için ülke ülke geziyorlar, uçak dolusu gidiyorlar ya. Şimdi, sen, bir memlekette kendi malını satarak… Ya ben bunu kendimden, böyle tarla takım sahibi olan insanlardan biliyorum. Ya, bir çiftçinin kendi tarlasını satıp “Kiraya vermek daha iyi.” deme mantığı iyi bir şey mi ya? Şimdi, bunların hepsi “Ekonomiye katkısı olacak.” denilerek yapılıyor. “Demokratikleşme, özgürleşme, serbest ticaret adına yapıldı.” deniyor, yerine yenisi kurulmadı. Şimdi, tabii, Hükûmet bunları yaparken son siyasi yapılanmamıza itiraz etme noktasında akil güruh, akil adamlar çıkarttı, keşke bunlar için de bir akil adamlar grubu çıkartsa da bir sorsalardı “Biz böyle böyle yapacağız.” deselerdi. PTT’ye, ileriki günlerde kurulan şirkete yetki veriyor, satacak, kiraya verecek. Zaman zaman “Para kazanmıyor, personelin maaşını ödemekte zorlanıyoruz.” diyerek birçok PTT kuruluşunun... Yani, Tufanbeyli’nin köşesinde PTT var; “Kapısına, burada çalışan memuru işçi yapacağız, taşeron yapacağız, zaten maaşını da ödemekte zorlanıyoruz deyip bir levha asalım ve sattık diyelim...” Orada işte, bulursa birkaç tane adam, alacak.

Bundan dolayı, yine kanunda Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu yani otorite bir kuruluş yapma gibi bir küme oluşuyor orada; “Bu denetleyici olsun.” diyor. Yahu, sattığı malın neyini denetleyecek? Zaten satıyor. Sattığın malı kim denetleyecek? Sattığın adam sana müsaade eder mi? “Gel beni denetle.” der mi?

Şimdi, bundan dolayı, yine, bu Postanede olsun, Karayollarında olsun, limanlarda olsun, Devlet Demiryollarında olsun, buralarda mağdur olan, 657’e tabi olan, iş güvenliği olan dolayısıyla kademesini, unvanını sürekli 657’e göre organize eden bu memur arkadaşların mağduriyetlerini… İnşallah, Cenab-ı Hak Milliyetçi Hareket Partisine bir müsaade eder önümüzdeki seçimlerde, bunların haklarının iadesini biz vereceğiz.

AHMET ARSLAN (Kars) – Alınan hak yok ki.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Var, var, çok var. Sandık kurdular, daha ne olsun? 150 trilyon...

ALİ HALAMAN (Devamla) – Bundan dolayı hepinize saygı ve sevgilerimi sunarken, en kalbî duygularımla Türk milletini selamlıyor, bu vesileyle hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaman.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Haluk Eyidoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın tümü hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına görüş ve önerilerimi sunacağım.

173 yaşına erişen ve şu anda Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına bağlı PTT Genel Müdürlüğü… Gerçi PTT’nin “Telefon”u yok ama adı öyle kaldığı için “Telefon”u gitti, yerine “Teşkilat”ı geldi, değil mi Sayın Bakan? Telefon nereye gitti? Biraz sonra onu konuşuruz. Telefon AŞ oldu biliyorsunuz. Dolayısıyla, PTT marka olduğu için “Telefon”u “Teşkilat” oldu. AŞ olduktan sonra PTT ne olur onu bilemiyorum, belki onu da değiştirirler.

Şimdi, posta ve lojistik hizmetleri yaptığını beyan eden bu kurumumuz yeniden düzenlenme ihtiyacı duyuyor ve bu kanunu çıkarıyor. Soruyoruz, neden yeniden düzenlenme gereğini duyuyorsunuz? Bu posta ve lojistik hizmetlerinin ülke içinde ve dışında önemli bir bölümünü yürüten PTT Genel Müdürlüğü acaba neden memnun değil durumundan da yeniden yapılandırmak istiyor kendini? Bunu nasıl yapacak? Kendini AŞ yaparak yapacak.

Şimdi, acaba hizmetlerden halk mı memnun değil, personel mi yetersiz, ulusal ve uluslararası hizmette mi bir sorun var? Acaba teknolojik yeniliklere mi uyamıyor? AR-GE mi yapamıyor? Avrupa Birliğinin bazı kuralları var, onlarla mı uyuşamıyor? Bunların hangisi, yoksa hepsi mi?

Şimdi, halkın memnuniyeti açısından baktığımız zaman, PTT, halkın memnuniyet derecesini anlamak için epey bir para harcamış. Ne kadar para harcamış bilmiyorum bu anket için. 100 bini aşan kişiye anket göndermiş, sanıyorum 150 bin kişiye anket göndermiş. Değerlendirmeye alınan anket sayısı 21.800 kişiye ait. Bu anketlerde ücretler, güvenilirlik, hizmet çeşitliliği, hizmet kalitesi, teknoloji kullanımı, iş yerlerine hizmet alma süresi, iş yerlerinin yaygınlığı, personel davranış ve tutumları, iş yerlerinin görsel tasarımı, iş yerlerindeki personel sayısı, iş yerlerindeki fiziksel imkânlar, personelden gerekli bilgi alabilme gibi, genel olarak PTT’yle çalışmakla ilgili sorular var. Bunu PTT kendi yaptırmış ve web sayfasına koymuş. Herkes İnternet’e girip bunu görebilir.

Şimdi, ücretler konusunda vatandaşın yani 21.800 kişinin yüzde 76’sı “Biz ücretlerden memnunuz.” diyor. PTT de bunu biliyor, zaten kendi yaptırmış. Kısmen memnun olan da yüzde 19. Peki, ücretlerden memnun olmayan kaç kişi yani yüzde kaçı? Yüzde 4,6’sı. Demek ki ücretler iyi. Yani rekabet, amaçlardan biri değil miydi? İşte, size rekabet.

Güvenilirlik: Vatandaşın yüzde 82’si “Ben bu kuruma güveniyorum.” demiş, yüzde 13’ü “Kısmen memnunum.” demiş, yine yüzde 4,5’u da “Memnun değilim.” demiş. Yani güvenilirlik açısından da yüzde 80’in üzerinde, yüzde 90 gibi bir sayıyla karşı karşıyayız. Bu şekilde gidiyor.

İş yerlerinde hizmet alma süresi: Burada memnuniyet oranı yüzde 59’a düşüyor. Demek ki personel açığı var. Nitekim, personel açığı aslında çok bariz yansıyor anketlere. İş yerlerindeki personel sayısı hakkındaki memnuniyet sorusuna ankete katılanların yüzde 43’ü ancak “Memnunum.” diyebiliyor. Demek ki PTT, 37 bin küsur personeliyle -ki bunun 7 bin küsuru taşerondur, geri kalan 30 bin kişiyle- tüm Türkiye sathında hizmet veriyor ve personel sayısı az olduğu için ne yapıyor, vatandaşın yüzde 43’ü ancak memnun oluyor. Hâlbuki ücretler ve güvenilirlik, hizmet çeşitliliği gibi konularda, personelin davranış ve tutumları konusunda, iş yerlerinin yaygınlığı konusunda vatandaş memnun ama PTT memnun değil. PTT Genel Müdürlüğü “Ben kendimi değiştireceğim.” diyor. Niye değiştirecek? İşte, çeşitli nedenleri biraz sonra söyleriz.

Ayrıca, bir anket daha var, PTT yine bunu yaptırmış, “Tanınırlık düzeyim nedir benim?” diye sormuş. PTT Kargo yüzde 98,6; mektupta tanınırlık düzeyi yüzde 99; havale yüzde 97,5; kapıdan kapıya teslim yüzde 87,4; fatura tahsilatı yüzde 97,4; posta çeki yüzde 93,5. Bu, anketlerin analiz sonucunu ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla, tanınırlık ve kullanım açısından da bir sorun yok ama PTT “Ben kendimi AŞ yapacağım kardeşim.” diyor.

Şimdi, kanun tasarısının genel gerekçesine baktığımız zaman, halkın memnun olduğunu ve tanınma durumunun iyi olduğunu biliyoruz, gerekçede bundan bahsedilmiyor. Aslında, halkın memnuniyeti ve tanınma durumu açısından bir sorun yok fakat kanun değişikliğinde böyle bir gerekçe yok, halk memnun değil, biz tanınmıyoruz diye bir gerekçe yok. Onun yerine, genel gerekçe şu: “Günümüzde enformasyon çağının yarattığı büyük değişime ayak uydurma gereği.” Gerekçelerden bir tanesi bu. Yani, PTT kendini dünyadaki enformasyon çağının yarattığı büyük değişime uyduracakmış! Önemli bir gerekçe, bunu nasıl yapacak? “Bunu AŞ olarak yapacağım. AŞ olursam dünyadaki enformasyon çağının değişimine ben de uyacağım.” diyor. Ama, hangi AR-GE’yle uyacak? Bu, tabii, büyük soru işareti.

Hükûmet, gerekçesinde piyasa dünyasına ayak uydurmak için devlete önemli görevler düştüğünü ifade ederek piyasayı rekabet ve serbestleştirme altyapısı kurmaya çağırıyor ve bunun devletin önemli bir görevi olduğunu söylüyor, uluslararası bu değişimin kişilere kadar yansıdığını öne sürüyor. Ancak, anketlere bakıldığında, vatandaşın bu konuda bir fikri veya şikâyeti yok, zaten bu sorulmamış. Yani, vatandaşa “Biz dünya enformasyon gelişimine ayak uyduramadık, ne diyorsun?” diye bir soru yok.

Değerli milletvekilleri, kanun gerekçesinde ayrıca şöyle deniyor: “Ekonomilerdeki serbestleşme ve rekabet üstünlüğü arayışı eğilimleri, ülke ve blokları bu amaçla hizmet ve teknoloji üretme ve bunları verimli kullanabilme yeteneği arayışını içeren ekonomik planlar yapmaya zorlamaktadır.” Güzel, dünyayı izliyor PTT.

Şimdi, bu tespitte önemli noktalardan bir tanesi “teknoloji üretme” konusu. Şimdi, kanun çıkarabilirsiniz, insanlarımızı eğitebilirsiniz, hatta yurt dışına götürüp, gönderip orada eğitebilirsiniz, master, doktora yaptırabilirsiniz, sanayileşmiş ve gelişmiş ülkelerin yüksek teknoloji ürünlerini alacak parayı bir yerlerden bulabilirsiniz, “know-how”larla idare edebilirsiniz ama hiçbiri, kendi kendinize yetme aracı olan bilim ve teknoloji üretmenin yerini tutamaz yani ülkede hangi sahaya el atarsanız atın durum böyledir. Yerli görünümlü, yabancılaşmış şirketler de zaten AR-GE’lerini –biliyorsunuz- burada yapmıyorlar, dışarıda yapıyorlar, prototiplerini orada geliştiriyorlar. Yani, çok çalışırız, kanunlar çıkarırız ama vizyonsuzluktan bilgi ve teknoloji üreten bir toplum olamayız. Kanun çıkarmakla da bunlar öyle kolay kolay değişmez Sayın Bakan. Hazırı tüketiriz ve onu üretenlere bağlı kalırız bugün birçok sahada olduğu gibi dolayısıyla yerimizde sayarız.

Kanunun amacına yönelik ifadeler şunlar: “…ülke genelinde posta hizmetlerinin kaliteli, sürekli, tüm kullanıcılar için karşılanabilir bir ücretle, etkin, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde sunulmasını sağlamak üzere posta sektörünün serbestleştirilerek mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaflığı sağlanmış bir sektör oluşturulması ve bu sektörde düzenleme ve denetimin gerçekleştirilmesi…” Amaç bu. Tabii, bunu yapmak için kanun acaba ne getiriyor, bir de bu açıdan bakalım. Bir araç bulunuyor, deniliyor ki:” Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin kuruluşu, yapılanması, faaliyet konuları ve hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin usul ve esasları düzenleyen bir AŞ kurulmalı.” Yani, bulunan yol bu.

Peki, bu PTT AŞ kurulduktan sonra, şu anda piyasada mevcut ve rekabet etmeye aday ve 80-90 bin kişinin çalıştığı, istihdam edildiği özel şirketlerle, kargo şirketleriyle, posta şirketleriyle, serbest piyasa koşullarında nasıl rekabet edecek, gerçekten böyle mi olacak, bunu, biraz anlatmaya çalışacağız ileride.

Şimdi, PTT’nin yüz yetmiş yıllık tarihinde, özellikle haberleşme teknolojisinin zıplamaya başladığı yani gelişmesinin üstelleştiği yıllarda, PTT’nin o zaman en çok kullanılmaya başlanan ve en çok kazanç getirecek olan “Telefon” kısmı, PTT’nin “Telefon” kısmı –şimdi, o son T’si “Teşkilat” biliyorsunuz- 1994 tarihinde AŞ yapıldı ki o yıllarda haberleşme teknolojileri, bilişim teknolojileri, telefon kullanma ve o dönüşüm hızlanmaya başlamıştı. Yani, PTT “Telefon”u tutsaydı ve altyapıda bilim ve teknolojiyi kullanarak AR-GE’sini yapıp gelişimini sağlasaydı eğer, o zaman belki daha gelişecek, daha fazla para kazanacaktı. Sonra, PTT’nin “Telefon”u ayrıldı ve Türk TELEKOM olarak, biliyorsunuz bugün yüzde 53’ü yabancılara ait ve oraya satıldı.

Şimdi, bu, dünyadaki gelişmelere ayak uydurma mı oluyor? Yani, bir şirketi, hisseleri yabancılara satıyorsunuz ve diyorsunuz ki “Dünyada böyle temayüller var, işte biz de yabancılara verdik.” Bu, dünyadaki gelişmelere ayak uydurma olmuyor; bu, sizin bir kurumu çalıştıramamanızdan, bu işi becerememenizden kaynaklanıyor, “Alın, siz yapın.” diyorsunuz. Sözüm ona, sektörün serbestleştirilerek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaflığı sağlanmış bir sektör oluşturulması yöntemi, Türk TELEKOM’daki gibi mi olacak? PTT, AŞ olduktan sonra Türk TELEKOM’un yolunu mu izleyeceksiniz Sayın Bakan? Yabancılara satarak ne ulusal ne de uluslararası rekabet olmaz; olsa olsa satış olur. Böyle bir stratejide, devlet, yabancılara satışın altyapısını hazırlama misyonunu yerine getiriyor olur. Bu, uzun ve orta vadeli stratejileri acaba, gerçekten kim yapıyor, Bakanlıkta mı, dışarıda mı? Son on yılda, kendi telefonculuğunun yüzde 53’ünü Suudilere ve Lübnanlılara satan Hükûmetin dünyadaki liberalleşme gelişmelerine ne anlamda uyduğunu düşünüyorsunuz? AR-GE’yi umursamayan ve anlamayan, İnternet’teki gelişmeleri ve güvenlik olgularını algılayamayan bu Hükûmet teknolojik gelişmeye yetişemeyince İnternet sağlayıcılığını tekelinde tutarak ilerleme sağlayacağını sandı ama olmadı. Millî gelire göre dünyanın en pahalı İnternet sağlayıcısından biri olan ve AR-GE’yi yapmayan Türk TELEKOM, bir müddet sonra bakacak ki bu iş olmuyor, İnternet ve bilişim teknolojisiyle baş edemiyor, kalan yüzde 47 hisseyi de satalım diyecek.

ASELSAN orada duruyor. Bir şeyler yapıyor ASELSAN, yapmaya çalışıyor. 160 tane üniversite kurduk, bu konularla ilgili bölümler var. TÜBİTAK var. Birçok özel, büyük, yerli şirketimiz, kuruluşumuz varken teknolojiyi geliştiremedik, stratejik olan haberleşme altyapısı için AR-GE yapamadık, yabancı markalara teslim olduk. Analog haberleşme sistemini, emniyet, jandarma ve çok önemli olan -büyük depremlerde bunun maalesef yetersiz kaldığını gördüğümüz- afet yönetim haberleşmesinde sayısal haberleşme sistemini geliştiremeyen, bu anlamda AB’ye uyum sağlayamayan ve rekabet edemeyen Türkiye, ulusal varlıklarını arttıramayan Türk TELEKOM’unu bir müddet sonra tamamen yabancılara satacak. AR-GE’yi yapamayan çeker gider kuralı yine işleyecek. Bizim emekçi, bizim çalışan, yine ücretli, taşeron emekçi olacak, haberleşme güvenliği yine sorun olacak. Bu durumu biz de tabii, ana muhalefet partisi olarak izleyeceğiz ve yeri geldiğinde görüşlerimizi açıklayacağız. İnşallah, haklı çıkmayız diyoruz PTT için de.

Değerli milletvekilleri, gerekçede diğer bir neden de Avrupa Birliği müktesebatının içeriği, onların söyledikleri şeyler. Posta sektörünün düzenlenme ihtiyacı Türkiye’nin AB üyelik süreci bağlamında gündeme getiriliyor. AB, Türkiye’den sektörün AB standartlarına göre düzenlenmesini –bu müktesebat içinde görüyoruz- istiyor. AB’nin 97/67/EC sayılı I. Direktif’inde posta ve lojistik sektörünün serbestleştirilerek tekel hakkının sınırlandırılması ve bağımsız düzenleyici kurumun kurulması öngörülürken 2008/6/EC sayılı III. Direktif’inde ise 2011 yılına kadar tekel hakkının yüzde 95, 2013 yılında ise sektörün serbestleştirilerek tamamen kaldırılması öngörülüyor.

Türkiye, AB Müktesebatına Uyum Programı’nda sektörün serbestleştirilerek düzenleneceği yasanın, 2008 yılında, çıkarılacağı yükümlülüğü altına girmiş bulunuyor.

Bu konudaki gelişmelerle ilgili olarak burada işaret etmek istediğim ve önemli olduğuna inandığım bir konu var. AB Komisyonu için hazırlanmış, 2008-2010 yılları için, Posta Sektöründe Ana Gelişmeler Raporu’nun 151 ve 158’inci sayfasında iş gücü piyasası ele alınmış ve irdelenmiş. Orada şöyle tespitler var: Serbestleşme ve rekabetin AB’de (Avrupa Birliğinde) istihdam üzerinde anlamlı bir etkisi olmamıştır. Teknolojik gelişmeye paralel olarak otomasyon ve elektronik haberleşme gelişmeleri istihdam üzerinde negatif etki yapmıştır. Serbestleşme ve rekabet ile birlikte, yeni aktörlerin ölçek dezavantajını ödünlemek üzere daha düşük kalitede, daha genç istihdama yönelmiş ve bu çerçevede part-time istihdamında artış göstermiş ve ücretler baskılanmıştır. Serbestleşme öncesinde piyasada faaliyet gösteren şirketler, serbestleşme sonrasında tüm sektöre yönelik ücret ve istihdam koşullarının belirlenmesinde öncü rol oynayabilmiştir.

Acaba, PTT, AŞ olduktan sonra bu işlevleri yerine getirebilecek mi? Rapordan elde edilen bilgiler bakımından kritik husus olarak “Serbestleşme sonrasında tekel hakkı ne kadar geniş tutulursa ortaya çıkacak ölçek dezavantajı nedeniyle emekçilerin, çalışanların ücretleri o ölçüde baskılanacaktır.” deniyor.

Değerli milletvekilleri, bu yasa aslında çok değişik bir özellikte yeni bir tekel getiriyor. Kanunun birçok maddesinde, başta 6’ncı maddesi olmak üzere, bununla ilgili çeşitli tespitlerimiz var. Bu kanun tasarısıyla oluşturulan yasal posta tekelinin devlet ya da 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesine göre kamu tüzel kişisi şeklinde kurulacak kamu iktisadi kuruluşu adına oluşturulması, yasal tekelin özel hukuk tüzel kişisi eliyle yürütülmesi isteniyorsa da devlet adına kurulup rekabetçi şartlarla açılacak imtiyazın devri ihalesi sonucunda ihaleyi kazanan özel hukuk tüzel kişisine yapılacak ve Danıştayın görüşünden geçirilecek imtiyazın devri sözleşmesiyle işletmesi sağlanması gerekmektedir. Aksine bir düzenleme Anayasa’ya aykırıdır. Hükûmet -Anayasa Mahkemesi gibi değil- “12 Eylül referandumu ile iktidara bağlı bir Anayasa Mahkemesi yarattık. Bizim Anayasa Mahkememiz iptal etmez.” şeklinde düşünebilir. Anayasa Mahkemesinin kararlarını yürürlükteki Anayasa’ya göre vermesi gerekeceğine ve Anayasa’da kimsenin görmezden gelemeyeceği açık hükümler olduğuna göre bu düşüncenin sonu hüsranla bitebilir ve Türkiye’nin yüz yetmiş üç yıllık kuruluşuna yazık edilebilir.

Yüce Meclise saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eyidoğan.

Şahıslar adına Niğde Milletvekili Sayın Doğan Şafak, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı üzerinde görüşlerimi bildirmek için söz almış bulunmaktayım.

Yalnız, buna geçmeden önce, bugün Niğde ilinden çok sayıda telefonlar aldım. Hükûmetin iki bakanı burada iken bunu da belirtmek istiyorum. Niğde ilinde, tarımsal sulamada borcu olan ya da olmayan bütün üreticilerin elektrikleri kesik durumda ve şu anda buğdayları tarlalarda yanmayla karşı karşıya. Bu önemli konuyu da Hükûmete belirtmiş olayım.

Değerli arkadaşlar, haberleşmenin en temel insan ihtiyaçları ve insan hakları arasında olduğu kabul edilmektedir. Posta hizmetleri ise en eski ve en önde gelen haberleşme yöntemlerinden biridir. Posta hizmetlerinin devlete ait tekeller tarafından sunulmasının altında yatan temel gerekçeler arasında, tüm vatandaşlara, karşılanabilir ücretlerle, hatta bazı bölgeler sübvanse edilerek evrensel posta hizmetlerinin sunulabilmesi ve posta şebekelerinin güvenliğinin devlet tarafından sağlanmasının temin edilmesi sayılmıştır.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun tasarısıyla PTT, özel hukuk hükümlerine tabi, sermayesinin tamamı hazineye ait olan bir anonim şirket şeklinde örgütlenmektedir. Böylece, PTT’nin yürüttüğü tekel konumunda olan hizmetler özel sektöre açılmaktadır. Öncelikle, getirilen bu yasal düzenleme Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa’nın 22’nci maddesinde düzenlenen haberleşme hürriyeti, 31’inci maddesinde düzenlenen kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı ile 47’nci maddesinde düzenlenen devletleştirme, tekel hakkı, kişinin hakları ve ödevleri düzenlenmiştir. Anayasa’nın 65’inci maddesinde ise devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları “Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.” hükmü ile belirlenmiştir.

Tasarının genel yapısını yukarıda belirtilen anayasa hukuku açısından ele aldığımızda, kamu hizmeti olan posta hizmetlerinin, tekel dâhil, özel hukuk hükümlerine tabi bir kuruluş şekliyle yeni bir şirket adı altında yeniden düzenlenmesi anayasal sisteme uygun bulunmamaktadır.

PTT’nin Genel Müdürlüğü, kamu iktisadi kuruluşu kimliği korunarak anonim şirkete dönüştürülmektedir. Tasarının gerekçesinde “hizmetin iyileştirilmesi,” “serbestleştirilmesi” gibi kulağa çok hoş gelen ifadeler bulunmaktadır. Aynı güzel sözleri özelleştirilen bütün kurumlarda duyduk. Hizmetlerin kalitesi artacak, fiyatlar ucuzlayacaktı ancak Türk TELEKOM’da mağdur ettiğiniz o kadar personele rağmen ne fiyatlar ucuzladı ne de hizmet kaliteli oldu. Vatandaşlar şimdi evindeki sabit telefonları pahalı olduğu için bir bir kapatmaktadır. Türk TELEKOM’u yabancılara satmanız sonucunda milyarlarca dolarımız yurt dışına gitmiştir.

PTT’nin yıllık kârı yaklaşık 200 milyon liradır. Özelleştirmede amaç, atıl durumda olan, rantabl olmayan, kârı düşük olan ve hantal yapıda bir kısım ticari yerin bu olumsuz yapıdan kurtarılarak üreten ve ülke ekonomisine daha çok artı değer kazandıran duruma getirilmesidir. Ama PTT’nin kâr getiren bir kuruluş olması göz önüne alındığında böyle bir yapıyı bozmaya kimsenin hakkı yoktur.

Özelleştirme, siyasi müdahaleler sonucu ekonomik rasyonelliğini yitirmiş ve artık devletin üzerinde yük teşkil eden, stratejik olarak da çok büyük önemi olmayan KİT’lerde yapılmalıdır. Ancak, ülkemizde özelleştirmeye, bunun tam tersi, kâr eden, stratejik öneme sahip kurumlardan başlanmış ve dayatmalar getirilmiştir. Hükûmet, bugüne kadar, dayatmalar sonucu TEKEL, PETKİM, TÜPRAŞ ve Türk TELEKOM, bankalar, sigortalar gibi kârlılığı çok yüksek olan ve bütçenin yükünü taşıyan kuruluşları özelleştirmiştir. Sıra haberleşme gibi kutsal bir görevi yerine getiren PTT’ye gelmiştir.

Yapılanları özelleştirme değil, yabancılaştırma olarak görmekteyiz. “Özelleştirme” adı altında diğer ülkelerle rekabet edeceğimiz bütün kurumlar elden çıkartılıyor, stratejik değerlerimiz yok ediliyor. Hiçbir koruma tedbirimiz kalmamıştır. “Özelleştirme” adı altında üretim gücümüz sıfırlanmaktadır. Tüm emeğimiz, varlıklarımız, cumhuriyetin kurduğu değerler satılıyor. Peki, biz bundan sonraki nesillere ne bırakacağız?

Değerli arkadaşlar, yine tasarıya baktığımızda, mevcut personele de büyük haksızlık yapıyoruz. Çalışanları mağdur ediyorsunuz. Tasarıya göre, hâlen çalışmakta olan personel bütün hakları saklı kalmak kaydıyla çalışmaya devam edecek ancak unvan yükselmesi yapamayacak, yine personele ödenecek olan ikramiye ve diğer haklardan faydalanamayacaktır. Yani kadro karşılığı sözleşmeli statüyle çalışan bu personel, tasarıyla kölelik statüsüne geçmeye zorlanacaktır. Tasarı, bu hâliyle kurumda çalışma barışını bozacak, çalışanlar arasında husumet çıkaracaktır. PTT’nin anonim şirket olması durumunda kuruma idari sözleşmeli personel statüsü ile KPSS aracılığı ile personel alınacak ancak sözleşmeli personelin iş güvencesi olmayacak, 657 sayılı Kanun ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin dışında tutulacaktır. Yeni tip sözleşmeli personelin bütün hakları her yıl Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek, sözleşmelerin yenilenip yenilenmeyeceğine Bakanlar Kurulu karar verecektir. Taşeron firmalarda çalışan elemanların bile siyasi parti aracılığı ile belirlendiği bir ülkede sözleşmeli olarak işe giren bu personelin geleceği olmayacak, personelin performansa dayalı ücretle köle gibi çalıştırılması söz konusu olacaktır.

Kanun tasarısında diğer bir eksiklik ise gerek mevcut personelin ve gerekse sözleşmeli personelin sendikal örgütlenmesi hususunda, tasarıda, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’na göre açık bir görevlendirme maddesi bulunmamasıdır.

Kanun tasarısının 27’nci maddesine ve geçici 5’inci maddesine göre, PTT Anonim Şirketinin hizmetlerinin 2 değişik statüyü haiz personel eliyle yürütülmesi öngörülmüştür:

1) Mevcut PTT Anonim Şirketi personeli.

2) Sözleşmeli personel.

Kanun tasarının geçici 5’inci maddesine göre, mevcut PTT Anonim Şirketi personeli 4 değişik şekilde toplanmıştır:

1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre çalışan memurlar.

2) 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki (I) sayılı cetvele tabi kadrolu personel.

3) 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki (II) sayılı cetvele tabi sözleşmeli personel.

4) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası’dır.

Bu karışık çalışma sistemi çalışanları huzursuz ve mutsuz edecektir.

Değerli milletvekilleri, özel hukuk tüzel kişisi adına yasayla tekel oluşturulması Anayasa’ya aykırı olduğundan “PTT’nin 223 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye tabi kamu tüzel kişisi olarak kamu iktisadi kuruluşları (KİK) şeklinde kurulması ve posta tekel hakkını yasadan alması zorunludur.” görüşündeyiz. Devletin ve halkın malı devlette ve halkta kalmalıdır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şafak.

Erzurum Milletvekili Sayın Muhyettin Aksak, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı hakkında söz almış bulunuyorum. Televizyonları başında bizleri izleyen tüm vatandaşlarımıza ve siz değerli milletvekillerine selamlarımı sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, iletişim tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanın var olmasıyla ortaya çıkan iletişim olgusunun temelinde paylaşma ihtiyacının giderilmesi gerçeği yatmaktadır. İletişimi “Temel prensibi paylaşım, etkileşim ve ortaklık kurmak olan, çeşitli semboller ve araçlarla dünyayı daha yaşanılır kılan, ileti alışverişine dayalı sosyal bir süreçtir.” diye tanımlayabiliriz.

Temel vatandaşlık haklarının bir tanesi de haberleşme hakkıdır. Bunun birçok değişik formundan biri de posta hizmetidir. 1948 yılında Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler tarafından kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin birçok maddesinde posta hizmetlerine ilişkin doğrudan hükümler bulunmaktadır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin kişilerin mahremiyet haklarıyla ilgili 12’nci maddesi, açık ve net bir şekilde, kişilerin posta haberleşmesi hakkının güvence altına alınmasını düzenlemektedir: “Hiç kimsenin gizlilik hakkına, aile mahremiyetine ve posta haberleşmesi hakkına keyfî bir şekilde müdahale edilemez, kişilerin şeref ve haysiyetine saldırıda bulunulamaz. Her yurttaş bu müdahale ve saldırılara karşı koruma sağlayan yasalara sahip olma hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle, hiç kimsenin özel yaşamına, ailesine, evine ya da yazışmasına keyfî olarak karışılamayacağı, onuruna ve adına saldırılamayacağı, herkesin bu gibi müdahalelere karşı, saldırılara karşı yasa tarafından korunma hakkının bulunduğu vurgulanmıştır; kişilerin posta haberleşmesi hakkı güvence altına alınmıştır.

Anayasa’mızda da herkesin haberleşme hürriyetine sahip olduğu düzenlenmekte ve bu hürriyetin Anayasa’da belirlenen istisnai durumlar haricinde engellenemeyeceğine ve haberleşmenin gizliliğine dokunulamayacağına yer verilmektedir.

Dünya Posta Birliği, posta hizmetlerinin sunulmasını ve kalitesinin artırılmasını sağlamak ve bu alanda uluslararası iş birliğinin gelişmesine yardımcı olmak amacıyla kurulmuş uluslararası bir birliktir. Dünya Posta Birliğinin 190 üye ülkesinde bulunan posta hizmeti, dünyanın en geniş fiziksel dağıtım şebekesini oluşturmaktadır.

Dünya Posta Sözleşmesi’nin 1’inci maddesi, üye ülkelere, tüm kullanıcıların, müşterilerin ülkelerinin her noktasında erişilebilir, makul ücretler karşılığında sunulan, sürekli ve belirli kalitedeki temel posta hizmetlerinden faydalanmalarını sağlamalarını şart koşmaktadır. Üye ülkeler, evrensel posta hizmetini sağlamakla yükümlü işletmeciler tarafından yürütülen posta hizmetlerini ve kalite standartlarını gözetmekle yükümlüdür.

Ülkemizde hâlen posta hizmetleri, yüz yetmiş üç yıllık köklü bir geçmişe sahip kamu iktisadi kuruluşu olarak faaliyetlerini sürdüren PTT tarafından yürütülmektedir. Posta hizmetlerinin yürütülmesini düzenleyen 5584 sayılı Posta Kanunu dışında posta sektörünü düzenleyen yasal bir altyapı bulunmamaktadır. Bu alanda faaliyette bulunan müteşebbislerin posta tekeli haricindeki faaliyetleri ve verdikleri hizmetlerin kalitesi denetlenememektedir. Günümüzde çoğu sektörde piyasalar serbest teşebbüslere açılmış, aynı zamanda sektörlerin, bağımsız idari otoriteler vasıtasıyla düzenleyici kuruluş olarak uyulması gereken kuralları belirleme zorunluluğu ortaya çıkarılmıştır.

Posta sektörünü belirleyen ilkeler ve kuralların çerçevesinin sağlanmasını ve hukuki altyapıya kavuşturulmasını temin amacıyla hazırlanan Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı üç kısım, on üç bölümden oluşmaktadır. Tasarıyla, öncelikle, posta sektöründe politika belirleme, düzenleme ve iletme birimlerinin ayrılması, hizmet sağlayıcılarının yetkilendirilmesi, posta hizmetleri piyasasının serbestleştirilerek etkin rekabet ortamının sağlanması, posta hizmetlerinin sürekli ve kaliteli sunulması, PTT Genel Müdürlüğünün yeniden yapılandırılması ve etkin karar mekanizması oluşturulması amaçlanmaktadır. Ayrıca, bu bölümde, tasarıda yer alan ve açıklanmasına ihtiyaç duyulan kavramlar tanımlanmıştır. Posta hizmetlerini düzenleme ve denetleme yetkisi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna verilmiştir. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu posta hizmetlerinin Bakanlıkça belirlenecek politikaya uygun olarak güvenilir, kesintisiz, alt ve üst limitleri kurumca belirlenen, karşılanabilir bir ücretle yetki belgesine sahip hizmet sağlayıcıları tarafından verilmesinin sağlanması, hizmet sağlayıcılarının uyacakları ilke ve kuralların belirlenmesi ve denetlenmesi, oluşabilecek ihtilafların giderilmesi ve sektör kurallarına aykırı davrananlara idari yaptırım uygulanması, evrensel posta hizmetinin ulusal ve uluslararası standartlara uygun olarak yürütülmesi için gerekli tedbirlerin alınması konularında görevli ve yetkili kılınmıştır.

Posta hizmeti ve posta tekelinin kapsamı ve tekel ihlali hâlinde uygulanacak yaptırımlar belirlenmektedir.

Yurt içi ve yurt dışında posta gönderilerinin kabulü, toplanması, işlenmesi, sevki, dağıtımı ve teslimi hizmet sağlayıcıları tarafından yerine getirilecektir.

E-tebligat dâhil tebligat işlemleri, pul basımı ve satımı ile ağırlık ve ücret sınırı kurumun önerisi ve Bakanlığın teklifi ile Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen posta gönderilerinin tekel hakkı evrensel posta hizmet yükümlüsüne aittir.

Posta tekelini ihlal edenler posta ücretinin 10 katı tutarında tazminat ödeyecek ve bu tazminat, evrensel posta hizmet yükümlüsüne irat kaydedilecektir.

Yetki belgesinin verilmesine ilişkin usul ve esaslar ile hizmet sağlayıcılarının yükümlülükleri düzenlenmiştir. Posta hizmeti, yetki belgesine sahip ve görev sözleşmesi imzalayan hizmet sağlayıcıları tarafından yapılabilecektir. Yetki belgesinin ücreti, süresi, kapsamı ve diğer şartları kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenecektir.

Hizmet sağlayıcıları rekabet kuralları çerçevesinde posta hizmetinin sunulması aşamasında can ve mal güvenliği için gerekli tedbirleri almak, acil durum ihtiyaçlarına öncelik vermek ve kurum tarafından belirlenen sektör kurallarına uymakla yükümlü kılınmaktadır.

Haberleşme hakkını garanti altına alan ve devletin bir sorumluluğu olarak değerlendirilen evrensel posta hizmeti sosyal devlet olgusunun temel sacayağıdır. 1999 yılında Pekin’de yapılan Dünya Posta Birliği Kongresi’nde “evrensel posta hizmeti” kavramının özel olarak birliğin yasasına dâhil edilmesinin yanı sıra evrensel posta hizmetinin birliğin evrensel, birinci ve en önemli amacı olarak belirlenmesi kararı alınmıştır. Evrensel posta hizmeti, devletin toplumun tüm kesimlerine, sürekli ve belirlenmiş bir kalite standardıyla veya karşılanabilir fiyatlarla posta hizmeti sunumunu garanti altına alma olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre, öncelikle evrensel posta hizmetinin sağlanmasının garanti altına alınması, tanımı gereği devletin temel bir yükümlülüğüdür. Toplum ihtiyaçları değişip geliştikçe devlet, sunumunda kamu yararı görülen hizmetler de dâhil olmak üzere vatandaşlık haklarının temel bileşenleri olan değişik hizmetlerin sunumunun devamının sağlanmasını garanti altına almakla yükümlüdür.

İkinci olarak, söz konusu hizmetlerin temel özelliği bu hizmetlerin evrenselliğidir; söz konusu hizmetlerin bir milletin bütün fertlerine sunumu, yaşadıkları bölge, ırk, din, sosyal statü gibi unsurlardan bağımsız olmak üzere garanti altına alınmasıdır. Devlet tarafından sunumu garanti altına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHYETTİN AKSAK (Devamla) – …alınan evrensel hizmetlerin belirlenmesi kalite standartlarının sağlanabilmesiyle esas olacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksak.

MUHYETTİN AKSAK (Devamla) – Bu duygularla Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Soru-cevap işlemine geçiyorum:

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle kamu iktisadi teşebbüslerinde on altı yıldır, on yedi yıldır, her yıl dört ay olmak üzere çalışan geçici işçilerle ilgili bir düzenleme yapılması düşünülmekte midir? Çünkü bu insanlar on altı-on yedi yıldır, on yılı aşkın süredir birçoğu çalışmakta olduğu kamu iktisadi teşebbüslerine kendilerini bağlamışlardır. Bunu sormak istiyorum.

İkincisi de, son günlerde kamu kuruluşlarının asli hizmetlerini gören, asli hizmetleriyle de ilgili olsa orada çalışanlarda da taşeronlaşmaya gidileceği yönünde düzenlemeler yapılacağına ilişkin haberler basında yer almaktadır. Bu konuda Hükûmetin düşüncesi nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Türkoğlu? Yok.

Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakanım, PTT Genel Müdürlüğüne bağlı iş yerlerinde yeterli personel olmaması nedeniyle hizmetlerde yaşanan aksamalar personele mal edilmektedir. Hâlbuki PTT personeli, iktidarınız döneminde hakkı olan yıllık izinlerini dahi tam olarak kullanamamıştır. İktidara geldiğiniz dönemde 51 bin personelle çalışan PTT Genel Müdürlüğü çalışanı bugün -taşeron dâhil- 38 bine düşürülmüş; aksine, iş çeşitliliği 10’lardan 200’lere çıkmıştır. Bu bağlamda, yıllardır kâr ettiği söylenen, PTT yöneticileri kaç personel eksik çalıştırarak personel giderlerini kâra dönüştürmüştür? On iki yıllık sürede PTT personeli ne kadar yıllık iznini kullanamamıştır? Bu süre kaç güne tekabül etmektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özensoy…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, İstanbul Avrupa yakası, Anadolu yakası, Ankara ve İzmir’de PTT başmüdürlükleri ikiye ayrılarak posta ve işleme ve dağıtım başmüdürlüğü adı altında ikiye ayrılmıştı fakat uygulanabilirliğinin olmadığı görülerek yeniden eski düzene dönüldü. Bu işlemler yapılırken, deneme yanılma yoluyla yapılan bu uygulamalar için yeni başmüdürlükler de yaptırılmıştı. Bu başmüdürlüklerin inşaat ve tefrişatı için PTT’nin yani kamunun ne kadar parası çöpe gitmiştir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, İstanbul Hadımköy’de yapılan posta işleme merkezi için TOKİ’nin vatandaşlardan 17 milyon liraya aldığı arsaya PTT’nin 70 milyon lira ödediği ve bina yapımı için de TOKİ’ye 45 milyon lira ödediği iddiası doğru mudur?

Diğer taraftan, İstanbul Avrupa yakasında, Bahçeşehir’de kiralanan bir bina için içine taşınmadan yani boş binaya on sekiz ay boyunca her ay 125 bin TL ödendiği doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öz…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, her konuşmanızda ailenin kutsallığından söz ediyorsunuz ama ailelerin dağılmasına göz yumuyorsunuz. Size bağlı kurumlarda taşeron işçiler çalışıyor. Bu yurttaşlarımız paralarını alamadıkları gibi işlerinden de çıkarılıyor. İşsiz kalınca eşi de evi terk ediyor, yuvası yıkılıyor. Maalesef, bu, bütün taşeron olarak çalışan işçilerimizin kaderi. Hiç mi denetim yapmıyorsunuz? Yandaş kayırma olunca ne aile birliği ne aile kutsallığı kalıyor. Bu işlerinden çıkarılan işçilerin durumuyla ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Torlak…

D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Sayın Bakan, Konut Yönergesi’nin 30’uncu maddesinde “Görev tahsisli veya hizmet tahsisli konutlarda oturanlar; tahsise esas görevinin son bulduğu tarihten itibaren iki ay; …içerisinde konutları boşaltmak zorundadır.” denmektedir. Adana PTT Başmüdürü iken… Konya PTT Başmüdürü iken görev tahsisli kamu lojmanında oturmakta iken 2010 yılından bu yana ayrıca Adana PTT Başmüdürlüğüne atanması yapıldığı hâlde, aradan iki yıldan fazla zaman geçtiği hâlde ailesinin Konya’daki görev tahsisli lojmanda oturmaya devam ettiği, bu kanun ve yönergeye aykırı olarak Adana’da ayrıca görev tahsisli lojmanda oturduğu iddia edilmektedir. Bu iddialar doğru mudur? Doğru ise Kamu Konutları Kanunu’na aykırı bir işlem değil midir? İkinci bir lojman tahsisinin yapılmasının gerekçesi nedir? Fazladan oturulan lojman için söz konusu Başmüdüre zimmet çıkarmayı düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız ne zaman zimmet çıkaracaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, yanılmıyorsam TELEKOM’un sermaye dağılımı şöyle: Yüzde 55’i Oger Telekomünikasyon, yüzde 30’u Hazine Müsteşarlığı yani kamu, yüzde 15’i de halka açık. Bu yıl içerisinde de sanıyorum kamuya ait olan hissenin bir kısmını özelleştirmeyi düşünüyorsunuz, yüzde 6,5 kadar, öyle biliyorum. Bunu ne zaman özelleştirmeyi düşünüyorsunuz? O konuda öncelikle birinci sorum.

İkinci sorum şu: Bu kamu hissesinin tümünü -yani geriye yüzde 25 gibi bir hisse kalacak- tamamını özelleştirmeyi düşünüyor musunuz TELEKOM’un?

Bir de, bu TELEKOM’da uygulamış olduğunuz takvimi Demiryolları ve PTT için de uygulamayı düşünüyor musunuz, aynı yöntemi, aynı takvimi?

Bir soru da şu: Vatandaşlarımız soruyorlar. Yakınlarına para gönderiyorlar PTT yoluyla, biliyorsunuz havale ediyorlar. O sırada kendilerinden bir ücret alınıyor. Bu ücretin alınmaması konusunda talepleri var. Bu konuda böyle bir düşünceniz var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sincan Organize Sanayi Bölgesinin açılışında yapmış olduğunuz konuşmada “Doğuya yatırımlar yaptık fakat terör örgütü inat etti, yatırımlarımızı yaktı, yıktı. Biz de inat ettik, sonunda onlar da havlu attı, hizaya geldi.” şeklindeki sözlerinizi bizzat dinledim. PKK on yıldır masaya oturmuyordu da sizler mi bu PKK’yı on yıl sonra masaya oturttunuz yani bunu bir başarı olarak görüyor musunuz? Havlu atan siz misiniz yoksa gerçekten PKK mıdır? Eğer PKK ise yani bu söyledikleriniz doğruysa, PKK’nın havlu attığına inanıyorsanız, bu yüce Mecliste, PKK’nın açıkça havlu attığını, bütün siyasi parti gruplarının önünde, özellikle BDP Grubunun da önünde ağzınızdan bir kere daha duymak istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, özellikle, köylerde ve beldelerde yaşayan, Sosyal Güvenlik Kurumu primlerini PTT aracılıyla yatıran insanların Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla bir protokol imzalayarak tekrardan bu primleri yatırması yönünde bir çalışmanız var mı? Orada yaşayan insanların çoğu bankalara gelebilmek için bir sürü para harcamak zorundalar. Bu insanlar zaten bu güvenlik kurumlarına primlerini zar zor yatırıyorlar.

Yine, PTT, AŞ olduğu zaman, çocukları üniversitede okuyan insanlar öğrencilerine cep harçlıklarını hangi yolla, hangi kanalla gönderecekler? Bu kanunları çıkartırken bunları düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gümüş…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Taşeronlaşma öyle önemli bir konudur ki ahlakı ilgilendirir; çalışma hayatını, sağlığı, ülkenin geleceğini ilgilendirir. Şu andaki taşeronlaşma uygulamasıyla 18’inci yüzyıldaki çalışma ilişkilerine dönülmeye başlamıştır. Bir özel şirkette 80 tane taşeron şirket var. Nerede kaldı kıdem tazminatı, nerede kaldı izin?

Bir maden işletmesinde bir taşeron iş alıyor, ondan sonra başka taşerona devrediliyor. Bakıyoruz, işçilerden ikişer milyarlık çek almışlar; bakıyoruz, anlaşmada “Ulaştırma ücretlerini işveren verir.” diyor, işçiler ulaştırma ücretlerini veriyor. Ne kontrol var ne bir şey var, ahlaki bir sorundur. Devlet, hizmetlerini taşeronlara, taşeronlar da öbür taşeronlara yaptırıyor. Ahlaki bir iştir, Hükûmetinizin vicdanına bırakıyorum. Bu, utanılacak bir konudur. Taşeronlaşma ciddi bir konudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türk Hava Yollarının yüzde 49’u kamu hissesidir. Öncelikle, niye yüzde 49 da yüzde 50, 51 değil, bunu öğrenmek istiyorum. Bu, acaba denetimden kaçmanın bir yolu olabilir mi?

Bir de, yüzde 49 kamu hissesi olan Türk Hava Yollarında uçaklara isimler veriliyor. Bu isimleri neye göre belirliyorsunuz? Milletvekili olduğum Çorum’un da ismini yeni alınacak uçaklardan birisine vermeyi düşünür müsünüz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Adana PTT Başmüdürlüğünün hizmet aldığı bir taşeron şirkette çalışanlardan Fahri Fırat isimli bir eleman var, âdeta iş yerine hiç gelmeden ücret almaktadır. PİM Müdürlüğünde görevli olmasına rağmen, defalarca yazılı ve sözlü uyarılmasına rağmen olumsuz davranışlarına ve diğer elemanlara, diğer çalışanlara kötü örnek olmaya devam ediyor. Tutanaklardan da anlaşıldığı üzere, dosyasında, devamlı işe gelmeme, rapor alma gibi faaliyetleri yanında, amirlerine tehditler savurduğu tutanaklar altına alınmıştır. Bu elemana kimsenin bir yaptırım uygulaması mümkün görülmemiştir.

Bu kişinin eski AKP Milletvekili ve AKP yöneticilerinden Dengir Mir Fırat Bey’in yakını olduğu söyleniyor; bu doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

On dakikanız var.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, sorulara cevap vermeye çalışacağım.

Sayın Köse geçici işçiler ve taşeron işçilerle ilgili konuyu dile getirdi. Tabii, geçici işçiler ve taşeron işçiler, gerçekten hem kamuda hem özelde bir sorun, çalışma hayatının önemli sorunlarından bir tanesi. Kamuda hizmet alımıyla çalıştırılanların sayısı 600 binin üzerinde, özellikle Sağlık Bakanlığı, Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere. Bu konuya bir çözüm üretilmesi için Hükûmetimiz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına görev vermiştir, hâlen Bakanlığımız çalışmalarını sürdürmektedir.

Sayın Türkkan, doğru söylüyorsunuz, yani PTT, az personelle çok iş yapmaya çalışıyor, 7 kalemden 200 kaleme kadar iş yapıyor. Bir ayda 2.400 işlem yaparken 26 milyon işleme çıktı yani biraz verimliliğini artırdı. O yüzden de personelde biraz fedakârlık yaptığı doğrudur. Geçmiş dönemlerde personel sayısı fazla, hizmet miktarı ve hizmet kalitesi de daha düşüktü. Dolayısıyla, personelin fazla olması fazla hizmet anlamına gelmiyor. Siz bir iş adamı olarak bunu çok daha iyi iş hayatından bilirsiniz.

Sayın Özensoy, posta işleme merkezleri faaliyetlerine devam ediyor, herhangi bir geriye dönüş yok. İş yoğunluğu bölgesel dağılımdan dolayı bölge müdürlüklerini özellikle İstanbul’da ayırma bir zaruret hâline geldi. İstanbul’daki ulaşım imkânları ve hitap edilen hizmet alanları dikkate alınarak bu mecburi olarak yapıldı. O yüzden burada herhangi bir uygulamadan vazgeçilip eski modele gelme diye bir şey söz konusu değil.

Hadımköy Posta İşleme Merkezi, posta teşkilatımızın en büyük işleme merkezidir ve bu merkez çok verimli ve başarılı şekilde çalışmaktadır. Burasını TOKİ, PTT’ye yapmıştır. TOKİ’yle yapılan protokol çerçevesinde gelir paylaşımı esasına göre gerçekleştirilen bir projedir. Bu konuda daha fazla detayı da size yazılı olarak verebiliriz.

Sayın Sakine Öz’ün sorusu da yine taşeron işçilerle ilgili. Bu hizmet alımı konusu yani işletmeler belirli, muayyen bir süre için bu hizmeti alıyorlar, daha sonra sözleşme süresi bitince başka bir firma kazandığı zaman maalesef bazen aynı çalışanlarla devam etmiyor, etmek istemiyor. Biz, mümkün mertebe devreye girerek “Bu arkadaşlarımız hazır tecrübe kazanmış, bunlarla devam edin.” diye telkinde bulunuyoruz ama buna rağmen zaman zaman bazı yıkıcı rekabetten dolayı da ya işlerini kaybediyorlar ya da haklarında maalesef olumsuzluk yaşanıyor.

Sayın Durmuş Ali Torlak Vekilimiz, tabii, o Adana-Konya arasında tayin edilen 2 personelin usulsüz ve haksız lojman kullandığı konusunda bir konuyu dile getirdi. Buna özellikle baktıracağım, nedir, konuyu -takdir edersiniz- şu anda bilmiyorum. Eğer yanlış bir uygulama varsa da bunun gereğini yaparız, bundan endişeniz olmasın.

Türk TELEKOM’un yüzde 55’i evet, blok satışla Oger TELEKOM’da, yüzde 31,6’sı kamuda, yüzde 13 küsuru da borsada işlem görüyor. Yüzde 6,5’un bu sene içerisinde tekrar borsaya, halka arz edilmesi yönünde bir kararımız var. Piyasanın şartlarına göre hareket edeceğiz. Yakın vadede geri kalan yüzde 25’in özelleştirilmesi gündemimizde değil.

TCDD’de, PTT’de TELEKOM’dakine benzer bir işlem, bir yapılanma düşünmüyoruz.

Sayın Bayraktutan, tabii, ülkemizdeki birlik, beraberlik, terörün sona erdirilmesiyle ilgili konudaki daha önce söylediğim, muhtelif yerlerde de tekrarladığım konularla ilgili sözlerimi dile getirdi. Biz, söylediğimiz sözün her zaman arkasındayız. Aynı şeyleri şimdi de söylüyorum. Bu ülkenin huzura ihtiyacı var; bu ülkenin kalkınmaya, birliğe, beraberliğe ihtiyacı var. Terörden Türkiye hiçbir şey kazanmadı; hem insan kaynağını kaybetti hem de büyük mali kaynaklarını tüketti. Bunu, ülkemiz adına bir fırsat görmemiz lazım ve terörün bir daha bu ülkeye gelmeyecek şekilde Türkiye’nin gündeminden kalkması lazım. Biz bunu söylüyoruz.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakan, PKK havlu attı mı? Onu duyalım.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Gelişmeleri görüyorsunuz, işte çekiliyorlar. Bunun adı ne?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Ama sizden duyalım diyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Havlu mu attı Sayın Bakan?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Evet, havlu attı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hadi!

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Silahlarıyla birlikte atıyorlar, öyle mi? Hani silahsız gideceklerdi!

BAŞKAN – Söyledi, söyledi. Ben duydum.

Evet, devam edin.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Evet.

Sayın Öz, SGK primlerinin PTT’yle yatırılması konusunda şu anda bir anlaşma arifesindeler. Dolayısıyla bu dediğiniz de yerine gelmiş olacak.

Sayın Gümüş, taşeronlaşma konusunda yaşadığımız gerçeği dile getirdiniz, yani bu, bu ülkenin genel bir sorunudur. Hem özel sektör hem de kamuda hizmet alımı suretiyle böyle bir olgu var. Bunun, bir müşterek çalışmayla, bir ortak anlayışla, çalışma hayatında sivil toplum örgütleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız ve bütün paydaşlarla kapsamlı bir şekilde ele alınmasının doğru olacağını düşünüyorum.

Sayın Köse, Türk Hava Yollarının yüzde 49’u kamuya aittir, doğrudur. Dolayısıyla bu bilinerek yapılmıştır, doğru. Eğer, Türk Hava Yolları kamunun kontrolünde bir şirket olsaydı bugün kan kaybetmeye devam edecekti, dünyanın en hızlı büyüyen şirketi olamayacaktı. Neden? Şunu söyleyeyim: Şu anda dünyada 204 noktaya uçan başka uçak şirketi yok, sadece Türk Hava Yolları var. Avrupa’nın 3’üncü, dünyanın 7’nci büyük şirketi ve 235 tane yeni uçak aldı. Biz, Türk Hava Yollarını 55 uçakla devraldık, şu andaki uçak sayısı 337, önümüzdeki beş sene içerisinde 500’e yaklaşacak. Türk Hava Yolları 160 ülkeye uçuyor, Afrika’da 36 noktaya uçuyor. Türk Hava Yollarının direkt uçuşlarından sonra Afrika’yla aramızdaki ticaret 7 ila 23 kat arasında artmıştır. Dünyanın birçok ülkesine doğrudan uçuş yapan, hizmet kalitesiyle günden güne gelişmesini sürdüren Türk Hava Yolları, kendisine verilen bu serbestlikle bunu başarmıştır, bunu ifade etmek istiyorum.

Arz ederim Sayın Başkan.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Bakanım, bir şey daha sormuştum ama, bu havale ücreti alıyorsunuz dediğimiz…

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Airbus 321 Çorum uçağı mevcuttur.

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye. Biraz ekledik biz size ama süreniz doldu, kalanını herhâlde yazılı olarak vereceksiniz.

Buyurun tamamlayın.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Efendim, bir son soru da: İsimler -Çorum uçağı- nelere göre konuluyor? İl, ilçe isimleri, deniz isimleri konuluyor, şahıs isimleri konulmuyor, ülkemizin muhtelif yerlerinin isimleri konuluyor. Milletvekilimizin sorduğu Airbus 321 tipi uçaklardan birinin ismi de “Çorum” yani “Çorum” isimli bir uçağımız mevcuttur.

Burada bahsetmediğim konuların da detaylarını yazılı olarak arz edeceğim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım Sayın Genç.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.46

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, tasarının maddelerine geçilmesini tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

452 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 20’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Sakine Öz.

Buyurun Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, AKP Hükûmeti bir süredir halkın malı demir yollarına karşı başlattığı yıkım sürecine bu hafta PTT ile devam ediyor. Demir yolu yasasıyla ülkeyi raydan çıkardığı yetmezmiş gibi, ülke çapındaki tüm PTT şubelerinin önüne birer bombalı kargo paketi bırakıyor.

Çıkarılan yeni yasalar neredeyse kamu binalarının camına “Tasfiye nedeniyle zararına satış” yazısı asıyor ama depodan dolaşıp arka bahçede gizli pazarlıklarla yeni şirketler kurmanın hesabını yapıyor. Yaptığınız her hukuksuz işlemin, her yanlış özelleştirme sürecinin faturası ise yurttaşın sırtına vergi olarak bindiriliyor. Hükûmet, özel sektöre neredeyse hiçbir külfet yüklemeden, kamu hizmeti alanlarını bir bir sermayeye açıyor.

Altyapının kurulma aşamasında “TCDD AŞ, PTT AŞ” gibi kamu şirketleri yaratıyor, sektörün hamallığını halkın ödeyeceği vergilere yükleyerek şirketleri rahat ettiriyor. Büyük şirketler neredeyse risksiz, dikensiz, mayınsız arazide at koştururken, yatırım olanağına kavuşurken, halkın daha ucuza hizmet almasını sağlayacak özel sektöre böylesine önemli bir alanda önemli yükümlülükler getirecek düzenlemelere yasa tasarısında yer verilmiyor.

Sayın Başkan, sükûneti sağlar mısınız?

Sayın milletvekilleri, gelin “serbestleştirme”, “sürdürülebilir, uygulanabilir, finanse edilebilir hizmetler” gibi tekerlemeye benzeyen kavramlarla süslenen tasarıdan önce emeğin ve emekçinin nasıl sömürüldüğünü konuşalım.

Sayın Bakan, PTT çalışanları, memurundan sözleşmelisine, taşeronundan kadrolu işçisine kadar, özlük haklarının elinden alınmasına “Artık yeter!” diyor, taleplerini sıralıyor, eylem kararı alıyor ama siz görmezlikten geliyorsunuz.

Tasarıyı hazırlarken görüşünü almadığınız sendikalı işçiler bir odaya çekiliyor, istifa etmeye zorlanıyor, yasal bir eyleme katıldı diye haklarında soruşturma açılıyor. Her fırsatta size aktardığımız bu sorunları ne zaman çözeceksiniz?

İhaleleri alan taşeron kargo dağıtım şirketleri sigortaları ve maaşları eksik yatırıyor. 11 ilde kargo işçileri iki aydır maaş ve sigorta yüzü görmüyor, duruma itiraz edenler işten atılıyor. İşçiler alacakları için AKP’li milletvekillerinin kapısını çalıyor. “Ne yapalım, taşeronun iflas etmiş; bu borç devleti bağlamaz.” rahatlığıyla işçiler başlarından savılıyor. 4 işçinin yapacağı işi 1 kişi uzun mesailerle görmeye çalışıyor, siz ses çıkarmıyorsunuz.

Hükûmetiniz, kamu hizmetini öyle bir ciddiyetsizlikle yürütüyor ki birçok yerde kargo çalışanı taşeron işçiler şahsi araçlarıyla ve motorlarıyla dağıtım yapıyor; maaş alamadıkları gibi, hizmet aksamasın diye de mazotu kendi cebinden ödüyor.

Taşeron firmalar dikkatli incelemelerden geçmiyor olacak ki, ya ihaleyi aldığının ilk ayı iflas bayrağını çekiyor ya da tazminat ve izin hakkı kazanmasın diye işçileri yıllık değil, iki ya da altı aylık sürelerde sözleşmelerle kendisine bağlıyor. Herhangi bir hak iddia etmesin diye işçinin elinden imzalı kâğıt alınıyor. Sözleşmeler, çalışan haklarına aykırı son model kölelik sistemi içeriyor.

Sayın milletvekilleri, en son geçtiğimiz çarşamba günü birçok ilde taşeron firmalarla sözleşmeler feshedilince işçiler iki aylık alacakları ve yatmayan sigorta primlerini de alamadan evlerine gönderildi. İşte, posta çalışanlarını artık isyan etme noktasına getiren bir baskıcı hükûmetle karşı karşıyayız.

Sözü dinlenmeyen ve o çalışanlardan Kütahyalı Postacımız Nevzat Çoban yaşadığı sıkıntıları anlatmak için son çareyi film çekip İnternet’te yayınlamakta buldu; yıpranma hakkı talebini anlattı ve tıklama rekoru kırdı. Siz ise bu görüntüleri, sendikaların ve derneklerin uyarılarını görmezden geldiniz, yine büyüklerinize oynadınız, uluslararası şirketlerin dayatmalarına, AB’nin zorlamasına eyvallah ettiniz.

Sayın Bakan, taşeronlaşmanın ülke sorunu olduğundan bahsettiniz ama sorunu siz yarattınız, çözecek olan da sizsiniz. Biz verdiğimiz sözün arkasındayız. Bizim iktidarımızda taşeron işçi çalıştırmaya son vereceğiz.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin ülkeyi posta alanında geçen hafta itibarıyla getirdiği durum işte budur. Şimdi, Sayın Bakan kalkmış, posta hizmetinden bahsediyor. Sayın Bakan, bize gelin, önce şunu açıklayın: Bu tasarı kime hizmettir, bu nasıl bir ticari ilişkidir? PTT’yi şirketleştirmek yerine, kamu hizmetini temel alan, bir kamu işletmeciliği bakış açısıyla gözden geçiren, özerkliği koruyan, kamu iktisadi kuruluşu kimliğini terk etmeyen bir yapıda tutmak çok mu zor? Öve öve bitiremediğiniz PTT ne oldu da birden gömlek değiştirdi?

Bu tasarının içinde emekçinin hakları geçmiyor, bu tasarı yasalaşmadan çalışanın tasası büyüyor. AKP şirketleşme sevdasıyla ve ticarileşme uğruna kamu hizmeti anlayışını elinin tersiyle itiyor. Şu sıralarda oturan ve tasarıya kabul oyu vermeye hazırlanan siz milletvekilleri, verdiğiniz kabul oylarıyla biliniz ki idari hizmet sözleşmesi adıyla iş güvencesi kariyer olanaklarını, emeklilik hükümlerini tırpanlıyor, taşeronlaşmaya çanak tutuyorsunuz; son derece muğlak bir millî güvenlik tanımı getiriyorsunuz.

Anayasa’ya aykırı bir biçimde, bir yasa yoluyla ve devlet eliyle özel şirkete imtiyaz hakkı veriyorsunuz. Bakanlığın, aşırı yetkilerle istediği gibi at oynatmasına zemin hazırlıyorsunuz. PTT AŞ Genel Kuruluna göstermelik yetkiler veriyorsunuz. PTT AŞ’nin dolgun maaşlı Yönetim Kurulu üyelerini, Sayın Binali Yıldırım ve Ali Babacan’ın işaret edeceği şanslı kişiler arasından Genel Kurula atama görevi yüklüyorsunuz. PTT AŞ Yönetim Kurulu üyelerinin maaşını güzelleştirirken yargılanmalarını zorlaştırıyor, onlara âdeta korunaklı ve ayrıcalıklı bir alan oluşturuyorsunuz. İş gücü maliyetini taşeron eliyle düşürüp iş güvencesini bitiriyor, PTT zararlarını işçinin sırtına basarak kapatmaya odaklanıyorsunuz.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun özerkliğine uygulamada son vererek Ulaştırma Bakanının emir erine dönüştürüyorsunuz. Bu kurumu, rekabete ilişkin konularda, hiç yoktan yere Rekabet Kurumu ile çatışmaya sokuyorsunuz. PTT’yi tümüyle özelleştirmeye, TELEKOM gibi halkın mal varlığını yok pahasına uluslararası tekellere altın tepside sunmaya kendinizi adıyorsunuz. PTT’yi devlet tekelinden alıp büyük özel sektör tekellerine sunuyorsunuz. Ancak ve ancak yasayla düzenlenebilecek temel hükümleri Bakanlığın yetkisine, takdirine bırakıyorsunuz, Meclisimizin yetkisini gasbediyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, birçok hükmü Anayasa’ya, bu alanı düzenleyen temel kanunlara, rekabet hukukuna aykırı ilerleyen süreçte, halka, PTT emekçilerine ve en önemlisi, gelecek kuşaklara nasıl dürüst bir cevap ve hesap vermeyi düşünüyorsunuz?

Sayın Bakan ve Mecliste neye el kaldırıp indirdiğini bilmediğini, artık itiraf etmekten çekinmeyen sayın AKP milletvekilleri, bu tasarıyı size kimlerin hazırlattığını, kime yaranmaya çalıştığınızı açıklamak, daha geçtiğimiz hafta işinden olan kargo işçilerinin hakkını iade etmek zorundasınız. Emekçi eli değmeden hazırlanmış, sağlıksız koşullarda hazırlandığı her hâlinden belli cıvık malzemenin hamurunu kim kardı, arkasında kim durdu, terini kim sildi, size “serbestleştirme” soslu bu özelleştirme ziyafetini kim sipariş verdi? Bu soruları…

Bugünden birikmiş uluslararası tekellerin sorununu dert edinmiş, kamu hizmetini rafa kaldırmış, tıkanan taşımacılık sektöründe özel şirketler lehine, ve emeğin aleyhine tavır almış bu tasarının Türk halkına hiçbir yararı yoktur.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Görüyorsunuz, hanımefendiler dakikada bitiriyor, ya. Kocaman bir alkış yapın yani. (CHP sıralarından alkışlar)

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Durmuş Ali Torlak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Posta Hizmetleri Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 173’üncü kuruluş yılını 2012 Ekim ayında kutlayan PTT, yaklaşık 38 bin çalışanı, 4 binden fazla iş yeri ve 200’ün üzerinde işlem çeşidiyle hizmet veren bir kamu iktisadi kuruluşudur.

PTT tüm bu işlemlerini mevcut KİT statüsünü koruyarak gerçekleştirmektedir. 1994 yılında iki ayrı genel müdürlük olarak yeniden yapılandırılan PTT, Türk TELEKOM’un yüzde 55 hissesini yirmi bir yıllığına özelleştirmiştir.

Bize göre Hükûmetin posta sektörüyle ilgili çalışmaları ise Türk TELEKOM’un satışıyla başlamıştır. Daha sonraki süreçte Avrupa Birliği direktifleri ve sektördeki özel kuruluşların talepleri değerlendirilerek farklı adlar ile çeşitli kanun tasarıları hazırlanmış olsa da bunların hiçbiri yasalaşamamıştır ancak görüşmekte olduğumuz bu tasarıyla Hükûmetin kamu kurumlarına yönelik politikalarından PTT’nin de etkileneceği açıkça görülmektedir. Bunun altyapısının da son on yıllık süreçte oluşturulduğu bilinmektedir çünkü PTT’nin daha önceleri kurum kaynakları ve personeli tarafından verilen hizmetlerin önemli bir kısmı uzun süredir hizmet satın alma yöntemiyle görülmektedir. Posta tekeli dışında kalan gönderilerin ayırımı, dağıtımı, taşınması, güvenlik, temizlik, kargo kabul, koli kabul ve dağıtımıyla, diğer hizmetlerinde kullanılan kurum araçlarının yerine filo kiralanarak hizmet satın alınması yöntemiyle bu kapsamda gerçekleştirilen kurum hizmetlerinden bazılarıdır.

Hükûmetin şimdiki temel hedefiyse, PTT’yi, piyasa koşullarına ve rekabete açılması sağlanarak, Türk Ticaret Kanunu’na bağlı piyasa ekonomisine göre yeniden yapılandırılmış bir anonim şirkete dönüştürmektir. Bu tasarıyla şartların oluşturulması sağlanarak PTT’nin özelleştirilmesi asıl hedef olacaktır. Özelleştirme İdaresi Başkanlığının açıklamaları da bu yöndedir. 2010 yılı Ekim ayında İstanbul’da gerçekleştirilen Ulaştırma Şurası’nda PTT yönetimi tarafından sunulan raporlarda ise bu hedefler açıkça belirtilmektedir.

Değerli milletvekilleri, PTT’nin KİT statüsünden çıkarılarak anonim şirkete dönüştürülmesi en çok çalışanları etkileyecektir çünkü, iş güvencesi, sendikal haklar, çalışma saatlerinin belirlenmesi, işe alınma, işten çıkarılma, emeklilik, mali ve sosyal haklar gibi pek çok konuda yönetim kurulu, bu tasarıyla, mevcut yasal düzenlemelerden bağımsız olağanüstü yetkilerle donatılmaktadır. Bunun da çalışanlara ciddi bir güvencesizlik yaratacağı ve hak kaybına yol açacağı açıktır.

Dünya Posta Birliği üyesi 192 ülkenin posta idarelerine bakıldığında, yaklaşık yüzde 98’inin kamu kuruluşu ve kamu şirketi statüsünde olduğu görülmektedir. Tamamı özelleşen Malezya, Malta, Singapur, Hollanda ile kısmen özelleşen Almanya, Avusturya, Belçika, İngiltere, İtalya ve Yunanistan dışında özelleşmiş posta idaresi bulunmamaktadır. Özelleşmiş posta idarelerinden Arjantin posta idaresi ise yeniden kamulaştırılmıştır.

Bu tespitler, dünyada posta idarelerinin kamu kuruluşu olma özelliğinin yaygın olduğunu göstermektedir. Ayrıca, özelleştirmenin kötü sonuçlar doğuracağına ilişkin olarak da Arjantin örneğini karşımıza çıkarmaktadır.

Şimdi, bu bilgiler ışığında şunu sormak gerekiyor: Bu kanun tasarısıyla yeniden yapılandırılan PTT AŞ ileride tamamen özelleştirilecek midir veya bölge bölge, tamamen taşeron şirketlere mi devredilecektir ya da imtiyaz hakkı devri yöntemine mi gidilecektir? Kamuoyunda geçtiğimiz günlerde yoğun olarak tartışılan bu sorulara Hükûmet, “Hayır, PTT özelleştirilmeyecek. Kurumun verimliliğini arttırmak için sadece anonim şirket hâlini alıyor.” gibi, buna benzer beyanatlar vermiştir ve biz bunları biliyoruz. Kamusal bir şirket olarak kalacaksa buna diyecek hiçbir sözümüz yoktur ancak PTT’nin kendi raporunda, devlet sermayeli özel şirket için geçen şu tanım, bu kanun tasarısının nihai sonucunun böyle olmayacağıyla ilgili şüphelerimizi arttırmakta, PTT’nin geleceğiyle ilgili bizlere bazı işaretler vermektedir; tanım aynen şöyle: “Devlet bu tür yapı ve modellerde, kurumun ve posta teşkilatının finansman kaynaklarına yönelmesine izin verir ve destek olur.” Ki bu yaklaşım özelleştirmeye doğru giden bir yola girildiğinin öncül göstergesidir. Bu tanımdan ne anlaşılması gerektiğini yüce heyetinizin takdirlerine sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, posta sektörü teknolojik gelişmelerden doğal olarak önemli ölçüde etkilenmektedir. Bunun sonucunda da teknolojinin gelişmesine paralel olarak yaygınlaşan İnternet çağında, posta işlerinin düşeceği yönünde kasıtlı veya yanlış bir kanı oluşturulmaktadır. Ancak bu görüşün aksine, gelişen teknolojinin posta hizmetlerini çeşitlendirmekte ve yaygınlaştırmasını sağlamakta olduğunu da hepimiz biliyoruz çünkü posta sektörüyle ilgili yapılan bilimsel değerlendirmelerde, İnternet ile ortaya çıkan e-ticaret uygulamasının lojistik hizmetler kapsamında, posta işlemlerini önemli bir noktaya taşıyacağı beklenmektedir. Böyle bir durum ise PTT’nin önümüzdeki yıllarda kârlılığında daha çok artış beklenmesi gerektiğini ortaya çıkarmaktadır.

Diğer taraftan, PTT’nin tekel haklarının kaldırılması gerektiğinden bahsedilmektedir ancak PTT’nin tekel hakkı fiiliyatta sadece pul basımındadır. Acentelerin teminatı oranında yaptığı para havalesi yanında, tebligat, kurye ve kargo gibi hizmetlerde özel sektör PTT’yle paralel hizmet vermektedir. Buna rağmen PTT, kargo alanında Türkiye’de faaliyet gösteren özel kargo şirketlerinin toplam şube sayısından daha fazla şubeye sahiptir. Bunun dışında, hiçbir kargo şirketi köylere kadar hizmet götürmemektedir, hiçbir banka ise emeklilere maaşını evinde teslim etmemektedir yani özel sektör kârlı görmediği alanlara girmiyor. Dolayısıyla, PTT’nin piyasa şartlarına uyarak özelleştirme sürecine girmesi, bu tür hizmetlerin vatandaş tarafından daha pahalıya alınacağı anlamına gelecektir. Bu durum ise devlet ile vatandaş arasındaki bağı sarsıcı bir etki yaratacaktır çünkü vatandaş düşük maliyetli ve kaliteli hizmet alma beklentisiyle vergilerini kamuya vermektedir yani kamu hizmeti bir nevi emanettir.

Değerli milletvekilleri, PTT’nin istihdam yapısına baktığımızda, çalışanların büyük çoğunluğunu 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye tabi sözleşmeli personel oluşturmaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre istihdam edilenler üst düzeydeki yönetici konumundaki personel olup kadrolu işçi statüsünde çalışanların sayısı ise yok denecek kadar azdır. PTT’de 2002 yılında hizmet satın alma yöntemiyle taşeron firmalar tarafından çalıştırılan firma elemanı sayısı 2 bin iken, şu an 10 bini geçmiştir; bu tasarı ile de bunun daha yaygın hâle geleceği açıktır. Dolayısıyla, PTT AŞ yönetimine mevcut kanunlarda olmayan geniş yetkiler verilerek, personel alımı, işten çıkarma, tayin, terfi, ücretler ve çalışma koşullarının belirlenmesi gibi, kamu personel rejiminin dikkate alınmadığı ucu açık bir sürece girilmektedir. Bu yetkiyle, çalışanların mevcut kazanımlarının bile dikkate alınmama ihtimali yüksektir.

Bu kadar geniş yetkinin, çalışma yaşamındaki mevcut sorunların daha da artmasına yol açacağı muhakkaktır. Hâlbuki bir kamu kuruluşunda istihdam edilen personelin ne şekilde işe alınacağı, çalışma koşulları, sosyal hakları ve ücretleri yasalarla düzenlenmiştir. İş güvencesi, sendikal haklar, emeklilik, mali ve sosyal haklar gibi pek çok konuda yönetim kurulu mevcut yasal düzenlemelerden bağımsız, olağanüstü yetkilerle donatılmaktadır. Bu düzenlemelerin diğer kamu kurumlarına örnek oluşturacağı açıktır.

Sonuç olarak, bu tasarıyla, çalışanların özlük hakları ile ilgili birçok belirsizliklerin ve adaletsizliklerin bulunması kurum içerisinde çalışma barışının yok edilerek kurum, kurum çalışanı ve vatandaşlarımızın büyük mağduriyetler yaşamasına neden olacağı, yüz yetmiş üç yıllık köklü bir kurum olan PTT’nin kurumsal yapısının altüst edilerek özelleştirmenin önünün açılmasına zemin hazırlanacağı açıktır.

Her şeye rağmen, bu kanun tasarısının büyük Türk milletine ve çalışanlarına hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Torlak.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Sayın Mülkiye Birtane.

Buyurun Sayın Birtane. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP’nin istihdam politikaları genelde geçici ve sözleşmeli işçi statüsü üzerine kurgulanmıştır. Bu uygulamalarında da uzun bir yol kateden AKP, tüm kamu kurumlarını tamamen ya da kısmen özelleştirerek güvencesiz çalıştırmayı temel kural hâline getirmiştir. Şimdi görüştüğümüz tasarı da bu politikaların bir parçası olarak tezahür etmektedir. Bu tasarı, PTT’yi anonim şirket hâline dönüştürtecek bir tasarıdır. Ancak, biliyoruz ki tasarının temel hedefi özelleştirmenin yolunu açmaktır.

AKP’nin PTT’yi kendi tekeline almak için hazırlamış olduğu tasarının gerekçesinde, PTT hizmetlerinin kaliteli, sürekli, tüm kullanıcılar için karşılanabilir bir ücretle ve etkin rekabete dayalı esaslar çerçevesinde sunulmasının hedeflendiğinden bahsedilmektedir. Bu yanıltmacı yaklaşım sermaye sahiplerine yeni kapılar açmaya kılıf yapılmakta, sosyal devlet anlayışı tamamen tasfiye edilmektedir. Bu tasarının yasalaşması, PTT emekçilerinin esnek, kuralsız, güvencesiz istihdam edilmesi anlamına gelmektedir. Bugüne kadar alın teri ile çalışmış, aldığı ücretle zar zor geçinebilmiş çalışanlar bu sefer de ortada bırakılarak gelecek güvencesi olmadan çalışmaya mahkûm edilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HABER-SEN üyelerinin “Bu adım, kamuya hizmet etmek yerine sermayeye kulluk edenlerin adımıdır. Bu adım, ülkeyi sata sata bitiremeyenlerin, rantçıların adımıdır. Bu adım, kamu kuruluşlarını ticarethaneye, halkı müşteriye, PTT emekçilerini ise pazarlamacıya dönüştüren talan düzenidir.” sözleri AKP’nin bu alandaki mevcut politikalarını özetlemektedir. Tabii, bugüne kadar bu kürsüden çokça feryat edildi. Halkımız, emekçiler, işçiler meydanlara döküldü, isyan ettiler, çadır kurup kar altında direniş destanları yazdılar ama AKP yine de kendi bildiğini okudu, okumaya devam ediyor. Gelinen aşamada tekrar aynı filmi izliyoruz. Meclisi de tekeline almış, kendine göre kanun çıkarıp yasalaştıran AKP, PTT Kanun Tasarısı ile işçileri sözleşmeli personel statüsüne geçiriyor. İşçilerin, özlük haklarından bir bir vazgeçmeleri isteniyor.

Yukarıda da belirtmiş olduğum gibi, çağın gereklerine uygun değişiklikler ve düzenlemeler yaptığını ileri süren Hükûmete bu değişikliklerin PTT’nin anonim şirket hâline dönüştürülmeden yapılmasının olanak dâhilinde olup olmadığını sormak isterim. Kamu Kurumları devlete bağlı iken çağın gereklerine uygun hâle getirilemiyor mu? Buna engel teşkil eden nedenler nelerdir? Madem kamu hizmetlerini tamamen kaldırıp tüm hizmetleri özel sektöre devredeceksiniz, o zaman yoksuldan, işçiden, emekliden, işsizlerden neden vergi alıyorsunuz? Aldığınız yüksek oranlardaki vergiler nereye harcanıyor?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, sendikalar meydanlarda bu gidişe “Dur.” diyor ancak değişen bir şey olmuyor.

İşçilerin hak kaybına onay vermek bizim işimiz olmamalı. Bizim işimiz, halkın, işçinin çıkarlarını gözetmek, onların yaşamlarını kolaylaştırmak olmalıdır. Oysaki bu tasarıyla, PTT’yi aynı zamanda halkın hizmetinden çıkartıyoruz. PTT’nin ucuz ve halka açık niteliği böylece ortadan kalkmış olacak. Bu tasarı, PTT hizmetlerinde ücret artışına da sebep olacaktır.

“PTT’yi özel bir şirket hâline getiriyoruz.” dedik. Bu kurumun, yaklaşık 37 bin işçisi var, 27 bini kadrolu görev yapıyor. İşçilerin hepsi bu tasarı ile taşeron hâline getirilecek. Bunların yerine yeni işçilerin alınması da söz konusu. Bununla birlikte, ücretler düşecek, işçiler asgari ücretle çalıştırılarak sendikasızlaştırılacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet, “Kamu kurumları kârlı olmadığı için devletin sırtında bir kamburdur ve devlet bu kamburdan bir an önce kurtulmalıdır. Katı istihdam yapısına sahip kamu kurumlarında esnek istihdam modelleri uygulanmalıdır.” gerekçesini öne sürerek özelleştirmeyi haklı göstermeye çalışıyor. Ancak, sendikaların da açıklamış olduğu gibi, AKP’nin iddia ettiğinin aksine, PTT kâr eden bir kuruluştur. PTT’nin 2003 yılı sonunda 22 milyon 891 bin TL olan kârı, sekiz yıl içerisinde 174 milyon 39 bin TL’ye çıkmıştır. Ayrıca, ekonomik krizin yaşandığı dönemde, yani 2008 yılında PTT’nin kârı 377 milyon 292 bin TL olmuştur.

Dünyada hizmet vermekte olan Dünya Posta Birliği üyesi 192 ülkenin posta idarelerinin çoğunun da kamu kuruluşu olduğunu yeniden hatırlatmak isteriz. Kaldı ki, bir kamu kurumunun yüksek oranda kâr etmesinin beklenmesi doğru bir yaklaşım değildir.

PTT, Türkiye’nin her noktasına hizmet götürebilen bir kamu kuruluşudur. Bu kurum, posta, telgraf, kargo işlerinin yanı sıra bankacılıktan fatura tahsilatına kadar 200’ün üzerinde işlem çeşitliliğine sahiptir. Vatandaşlar uygun fiyatlarla hizmet aldıkları için çoğu işlemlerinde postaneleri tercih etmektedirler.

PTT, 2011 yılı sonu itibarıyla 4.268 iş yerinde hizmet vermektedir. Anonim şirket hâline getirilmesi ve akabinde özelleştirilmesiyle birlikte özel PTT piyasa mantığına göre yeniden şekillenecek ve kâr etmediğini düşündüğü yerlerdeki şubelerini kapatacaktır ya da kâr etmek için hizmet ücretlerini yükseltecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; PTT’nin anonim şirkete dönüştürülmesinden sonra PTT’ye personel alımı, işten çıkarılma, tayin, terfi, ücretlerin belirlenmesi, çalışma koşullarının ve saatlerinin belirlenmesi gibi konularda yetkiler şirket yönetimine devredilecektir. Bu tür yetkilerin çalışma yaşamında mobbing başta olmak üzere çalışanların iş ortamlarını olumsuz etkileyen bir faktöre dönüştüğü düşünüldüğünde mevcut sorunların daha da artmasına yol açacağı aşikârdır. Temel bir kamu hizmeti olan PTT hizmetlerinin ticarileştirilmesi işçilerin kazanılmış haklarından vazgeçmelerini dayatmak anlamına gelecektir. PTT’nin mevcut durumda yüzlerce sorunu var ancak bu tasarı sorunları daha da büyütecektir. Binlerce personeli zaten iş güvencesiz ve düşük ücretle çalışmaktadır. Bu tasarı yerine yapılması gereken kamu kurumu olma özelliği korunarak, mevcut sorunların sendikaların, PTT çalışanlarının görüş ve önerileri doğrultusunda yeni düzenlemelerin yapılmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kurum yönetim yapısı ve işleyişi elbette yeniden yapılandırılmalıdır. Sendikalar tarafından da belirtildiği gibi, çalışanların örgütlü olduğu sendikaların aktif biçimde yer alacağı bir komisyon tarafından ve katılımcı bir süreç işletilerek yeniden yapılandırılması gerektiği fikrini hatırlatarak tasarının bu hâliyle geri çekilmesi gerektiğini belirtir, hepinize saygılarımı sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birtane.

Şahıslar adına Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Kemalettin Yılmaz.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 452 sıra sayılı posta hizmetleri kanunuyla ilgili olarak şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ydü. Dünden bugüne akıllarımızda kalanlar maalesef yüreklerimizi acıtıyor. Emek kutsaldır ve karşılıksız bırakılmamalıdır. Dün, iş güvenliği ve işçi sağlığı yeterli mi, geçici işçilerin durumları ne olacak, taşeron işçilerin sorunları nasıl çözülecek, işsizlik sorunu nasıl çözülecek, çocuk işçilerin, özellikle pamuk, mısır, kimyon, fındık tarlalarında okullarına gidemeyerek çalışan çocuk işçilerimizin öğrenim durumları ne olacak, bunlar görüşülebilirdi ama olmadı. Dün öfke, kin, gaz, cop ve yasak hâkimdi İstanbul’da; yazıktır, günahtır.

Değerli milletvekilleri, yarın, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü “Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldım.” diyen Başbakana rağmen günün mana ve önemine yakışır bir şekilde kutlanacaktır. Türk milliyetçileri ülkemizin her yerinde kendilerine verilen emanetin kutsaliyetinin farkındadırlar. Seviyeli bir sorumluluk anlayışı içerisinde görevlerini her noktada yapmışlardır ve bundan sonra da yapacaklardır. Bugünden 3 Mayıs Milliyetçiler Günü kutlu olsun.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’yla PTT Genel Müdürlüğü bir anonim şirket hâline dönüştürülmektedir. Hizmetin daha iyi, daha ucuz, daha hızlı, daha güvenli verilmesinden öte, serbest rekabet şartları adı altında sermaye kesiminin talepleri doğrultusunda düzenleme yapılmak istenmektedir.

PTT’nin ikinci “T”si zaten TELEKOM adı altında atılmıştır. PTT çalışanları ise yıllarca mağdur edilmişlerdir. İnsan emeğiyle yapılan hizmetler, yıllarca, maalesef yok sayılmıştır. Kasıtlı bir şekilde tecrübeli personel sayısı eksiltilerek taşeronlaşmanın önü açılmış ve de pek çok yerde yetkisiz ve yetersiz taşeronlar yüzünden hizmetler aksatılmış ve vatandaş PTT çalışanlarıyla karşı karşıya getirilmiştir.

Emekli olan veya başka nedenlerle ayrılan personelin yerine ancak yüzde 10’u kadar personel alınabilmiş, dolayısıyla mevcut tecrübeli personelin sayısı devamlı azaltılmıştır.

Kayıtlı posta ve PTT kargo hizmetleri taşeronlara verilmiş, ancak ahbap çavuş ilişkisi içerisinde hizmet alındığı için bu hizmetler aksamış, PTT’nin kadrolu dağıtıcılarıyla iş yürütülmeye çalışılmıştır. Yani parayı taşeron firmalar alırken, az sayıda kalmış olan PTT çalışanlarına ekstra bir yük getirilmiştir.

Yanlış yönetim anlayışı nedeniyle binlerce gönderi alıcısına ulaştırılamamış ve vatandaşımız mağdur edilmiştir. Daha doğrusu bilinçli bir yanlış yönetim anlayışı sergilenerek, görüşmekte olduğumuz tasarıyla, köklü bir kamu iktisadi teşebbüsü olan PTT’nin kurumsal yapısı altüst edilerek, Türk TELEKOM’da olduğu gibi yok pahasına satılmasına zemin hazırlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, özelleştirmeye karşı değiliz, ancak özelleştirme adı altında üretim dışı kalmaya, teknoloji dışı kalmaya, hatta yabancılaşmaya şiddetle karşıyız.

Bu duygu ve düşünceler içerisinde Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’na bu hâliyle karşı olduğumu beyan eder, yüce heyetinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Şahısları adına son söz, Ordu Milletvekili Sayın Fatih Han Ünal’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

FATİH HAN ÜNAL (Ordu) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış buluyorum.

Evet, değerli arkadaşlar, ülkemizde posta teşkilâtı yüz yetmiş üç yıllık köklü bir geçmişe sahip olup Posta Nazırlığı unvanıyla kurulduğu 1840’lı yıllardan bu yana, yapısı ve unvanı birçok kere değişikliğe uğramıştır; dolayısıyla, bugün de bir değişiklik ihtiyacı hasıl olmuş. Sayın Bakanımıza, özellikle Bakanlığımıza, dedelerimizin hizmet aldığı bu güzide kuruluşumuzda zamanın şartlarına uygun şekilde düzenleme yaptığı için teşekkür ediyorum.

Günümüzde iletişim çağı olarak nitelendirilen büyük değişim karşısında, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kendilerinden kaynaklanan bu değişimi izlemek için devlete rekabete dayalı hukuki altyapının oluşturulması gibi görevler düşmektedir. Kaldı ki bugün, haberleşme niteliği taşıyan gönderiler PTT’nin tekelinde olup posta sektöründe tekel kapsamı dışında faaliyette bulunan işletmeciler olmasına rağmen sektörü düzenleyen yasal bir altyapı maalesef bulunmamaktadır. Bu nedenle, sektörde yer alan işletmecilerin faaliyetleri ve verdikleri hizmetlerin kalitesi de denetlenememektedir. Bunun da vatandaşlarımıza olumsuz yansımaları bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu durum gözetilerek tasarı ile posta sektöründe düzenleme ve işletme birimlerinin birbirinden ayrılmasını sağlayacak hukuki altyapının oluşturulması ve sektörün kademeli olarak serbestleşmesi yani özelleştirme değil, serbestleştirilmesi söz konusudur. Serbestleşecek sektörde faaliyette bulunacak işletmeciler ile rekabet edilebilmesini teminen PTT’nin de bir şirket olarak yeniden yapılandırılması hedeflenmiştir. Bakanlık bu konuda sektör politikası ve stratejilerinin belirlenmesi ve gerekli koordinasyonun sağlanması ile yetkili kılınmıştır.

Değerli arkadaşlar, posta hizmetlerinin daha kaliteli verilmesini, sürekli, tüm kullanıcılar için karşılanabilir bir ücretle, etkin, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde sunulmasını sağlamak üzere, posta sektörünün serbestleştirilerek mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaflığı sağlanmış bir sektör oluşturulması ve bu sektörde düzenleme ve denetimin gerçekleştirilmesi ve Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin kurulması, yapılanması gibi bir düzenleme yapılmaktadır, bu amaçlanmaktadır. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu, bu sektörün düzenleyicisi, denetleyicisi ve yaptırım uygulayacak otorite olarak belirlenmiştir.

Şimdiden yasanın ülkemize hayırlar getirmesini temenni eder, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Genç, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Elâzığ Karayolları Bölge Müdürlüğü içinde en az hizmet alan il Tunceli. Bu arada, bu taşeron işçileri… Orada eskiden Karayollarıyla yapılan işleri taşerona verdiler, 20 trilyon liralık işi 40 trilyon liraya verdiler, makineleri de verdiler. Burada taşeron işçileri çok zor bir durumda.

İkinci bir sorum: Tayyip Bey Başbakan olduktan sonra Simitis’e gitti, bir iki saat görüştü. Ondan sonra Kanal İstanbul Projesi’ni attı ortaya. Bu Kanal İstanbul Projesi yapıldığı zaman üç tane köprü yapılacak. Bu köprüler orada bombalandığı zaman Trakya’ya, Yunanlılara terk edilmiş olacak. Bunu düşündü mü Hükûmet, onu sormak istiyorum efendim. Yani Kanal İstanbul’la Trakya’daki arazilerimiz savunmasız hâle getiriliyor. Bu, Türkiye’nin o bölgesinin özellikle Yunanlılara terk edilmesi konusunda ciddi bir savunmadan vazgeçmektir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Köse… Yok.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, ben bir şey sorabilir miyim?

BAŞKAN – Şimdi soramazsınız, sırayla gidiyoruz. Siz sisteme girin de bir bakalım.

Sayın Acar… Yok.

Sayın Yılmaz…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, 1 Şubat 2013 tarihinde Türkiye genelinde vatandaşın tebligat ve kayıtsız postanın haricindeki gönderilerinin tümünün dağıtımı hiçbir altyapı hazırlanmadan taşeron şirketlere devredilmiştir. Yirmi gün süreyle gönderiler hemen hemen hiç dağıtılmadan bekletilmiştir. Daha sonra PTT’nin eksik personeliyle yaptığı dağıtımın yüzde 50’si bile dağıtılamamış ve üç ay gibi bir sürede tüm şirketler çekilmiş veya el çektirilmiştir. Bu süreç içerisinde PTT, kurumsal anlamda prestij ve kazancının büyük bir bölümünü kaybetmiştir. Hiçbir araştırma yapılmadan, deneme yanılma yolu ile yapılan bu uygulamanın müsebbipleri kimlerdir? PTT’nin bu uygulamadan dolayı uğramış olduğu zarar ne kadardır? Zararın hesabı sorulmuş mudur? Herhangi bir soruşturma açılmış mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi, kanunla kurulmuş PTT Kefalet Sandığının hükûmetleriniz döneminde lağvedildiği, PTT çalışanlarından kesilerek biriktirilen paraların irat kaydedilerek lojman ve bina yapımında kullanıldığı belirtilmektedir. Türk TELEKOM tarafından kişi başına yaklaşık 18 bin TL olarak geri ödenen bu paraların maalesef PTT tarafından çalışanlara geri ödenmediği, dolayısıyla çalışanların mağdur edildiği iddiaları doğruysa bu paraların geri ödenmesi yönünde bir çalışmanız olacak mıdır? Bu konuda bir açıklama beklenmektedir, cevaplarsanız memnun olurum.

İkinci sorum da şu: Hâlen PTT’de kadrolu, sözleşmeli, geçici personel ya da taşeron sistemiyle çalıştırılanların toplam sayıları nasıldır? Bu düzenlemelerden söz konusu personelin mağduriyeti ne olacaktır? Bunun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özensoy…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce sorduğum bir soruya yanlış anlaşılmadan dolayı yanlış bir cevap vermiştiniz. Şimdi yazılı olarak göndermişsiniz, bu nezaketinizden dolayı teşekkür ediyorum. Yani başmüdürlüklerin açılma ve kapanmasıyla ilgiliydi, bunu yazılı olarak belirtmişsiniz. Yalnız, sonunda -ben bu zararı sormuştum zaten- “Mevcut bina malzeme ve iş gücü kullanılarak yapıldığından herhangi bir ek maliyet oluşmamıştır.” deniyor. Yani, mevcut malzeme ve PTT’de istihdam edilenler tarafından mı yapıldı acaba, bundan dolayı mı zararı olmadı? Onu sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öz…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, Manisa’nın Salihli ilçesinde Yeşilkavak köyünde metruk durumda tren vagonları bulunmaktadır. Bu durum çevre açısından güzel bir görüntü olmadığı gibi, okula yakın olan bu vagonlarda çocuklar oyun oynamakta, çocuklar açısından tehlike yaratmaktadır. Akşamları ise bu vagonlarda kimliği belirsiz kişilerin kaldığı söylenmektedir. Yıllardır burada bulunan hurdaya dönmüş bu vagonları kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Yine, ikinci bir sorum olarak: Akhisar bölgesinde ya da Akhisar’a yakın olan bölgelerde ray kaynak işleri yapılmaktadır. Burada kendi iş makineleriniz olmasına rağmen, özel şirketlere verildiği doğru mudur? Bunları özel şirketlere mi yaptırıyorsunuz?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, PTT şubelerindeki personel azlığına bağlı olarak yoğunluklar herkesçe malum. Osmaniye’de de bu konuda PTT şubelerinde özellikle ayın belli günlerinde çok ciddi sıkıntılar var. Düziçi’nde zaman zaman yakınmalar oluyor. Sayın Genel Müdüre de bu konuları ilettik ama bu konuda bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Bir de geçen Demiryollarının özelleştirilmesine ilişkin kanun tasarısı sırasında sormuştum ama cevap alamadım: Osmaniye-Gaziantep istikametinde yapılan duble yol sebebiyle Dereli, Çardak, Çona, Issızca, Çaşak köylerinin tarlalarıyla bağlantısını kesti bu duble yollar. Dolayısıyla, vatandaşlar, tarlalarına ulaşmak için kilometrelerce asfalt boyunda yol gitmek zorunda kalıyorlar, bu da trafik kazaları açısından sıkıntı. Buralara geçiş düzenlemeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aksünger…

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, özellikle geçen yıl sonlarında, bu Türk TELEKOM’un fişlenme -TTNET’in daha doğrusu- konusunda incelemeden sonra da soruşturma açılmıştı. Süreç hangi noktaya geldi? Basında cezalarla ilgili konularda demeçler verilmiş ama sürecin son geldiği noktanın ne olduğunu bize bildirirseniz seviniriz.

İkincisi, bundan sonraki süreçte ne gibi tedbirler almak gerekiyor, ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Genç “Elâzığ Bölge Müdürlüğündeki hizmetlerden Tunceli az pay alıyor.” diyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karayollarına hiç gitmiyor.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Gitmez olur mu canım, gidiyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Fuzuli gidiyor.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Eldeki projeler, planlanan projeler… Bölgenin sınırları dâhilinde adil bir şekilde dağıtılıyor devam eden projelere. Bunların dökümü şu anda elimde yok, gerekirse onları da size iletiriz.

Kanal İstanbul’la Trakya’nın Yunanistan’a verileceği arasında bir ilişki kurmanız, doğrusu…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, nasıl savunma yapacaksınız, 145 metre genişliğinde bir yer.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Doğrusu, benim hayal gücümün dışına taşan bir şey, onun için çok fazla cevap veremiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sizde hayal gücü yok. Orada köprüler yıkıldığı zaman oraya kuvvetler nasıl gidecek?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – “Sevkiyat yapılamaz.” diyor, “Tanklar nasıl geçecek?” diyor.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Eğer Boğaz’da da köprülere bir şey olursa tabii Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçiş olmaz. Neyse, denizden, kanaldan da geçiş var. Bir sıkıntı olmaz, merak etmeyin. Türkiye’nin savunmasında bir sıkıntı çıkmaz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Neyse, biz söyleyelim de.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Üstelik emniyetli. Gemiler, tankerler, petrol taşıyan gemiler, doğal gaz gemileri Boğaz’a çok daha büyük risk içeriyor, onu önlemiş olacağız. Proje onunla ilgili.

Sayın Yılmaz 2013 Şubatında yapılan bir ihaleden söz etti. Doğru. Bu, komisyonda da gündeme geldi. Bazı hizmetleri PTT hizmet alımıyla dört firmaya ihale etmiş ancak firmalar beklenen performansı gösteremediği için sonra bütün bunların sözleşmeleri feshedilmiş. Dolayısıyla, orada herhangi bir hizmet aksaması da olmamıştır. PTT kendi imkânlarıyla bunu yürütmeye devam etmektedir.

Sayın Işık, PTT sandığıyla ilgili sorunuz: Bu PTT sandığıyla ilgili bir yasa çıktı. Bu yasaya göre alacakları personele bir kısmı verildi.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – 17 trilyon, 237 trilyondu…

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Çıkan yasayı söylüyorum. Yani burada bir yasa çıktı, bu Parlamentodan çıktı ve alacakları, tüm ödedikleri her türlü para faiziyle birlikte geri ödendi. Ayrıca, sandıkta kalan diğer para da PTT iş yerlerinin iyileştirilmesi için harcanmıştır. Bu konu aslında Anayasa Mahkemesine de götürülmüştü vaktiyle, Anayasa Mahkemesi de işlemin Anayasa’ya uygun olduğuna hükmetti.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) - Şimdi, AİHM’de Sayın Bakan, AİHM’de şimdi.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Sayın Özensoy, bu az önce sorduğunuz soruyla ilgili, burada sadece unvanlar değiştirilmiş, binalar, tefrişatı üzerinde bir değişiklik yapılmamış fakat faydası olmadığı görüldüğünden tekrar eski sisteme geçilmiştir, olay budur.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Tefrişat yapıldı Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Tekrar soruşturalım, bana verilen bilgi böyle, eğer sizde ilave bir bilgi varsa bakarız.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Tamam, soruşturalım. Tefrişat var, Sayın Genel Müdüre sorun.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – İhtiyaç olan demirbaş her zaman alınabilir ama köklü bir tadilat, değişiklik binalarda yapılmadığı konusu…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) - O zaman, ne kadar olduğunu söylesin Sayın Genel Müdür.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Bunu da size yazılı olarak bildirelim.

Sayın Öz, bu metruk vagonlar konusuna bakacağız. Hakikaten böyle bir durum söz konusuysa gereğini yaparız, bunu ifade etmek istiyorum.

Ray kaynak işleriyle ilgili de konu şu: Demir yollarında bugüne kadar 7.600 kilometre yol yenilemesi yapıldı, bunların içinde ray kaynağı da var, traverslerin yenilenmesi de var, bağlantıların yenilenmesi var. Dolayısıyla, bu işlerin bir kısmını Demiryolları yapıyor, Demiryollarının yetişemediği yerde de bunlar ihaleyle yaptırılıyor ama buradaki iş ne şekilde yapılıyor, onu bilahare bakıp sizi bilgilendiririm.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Bakan, araçlar sürekli kullanılmıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Demiryollarının elinde çok fazla aracı yok. Demiryollarının yeni yeni araçlarını almaya başlıyoruz. Dolayısıyla, araçları atıl bırakıp işi dışarı yaptırmak diye bir düşünce söz konusu değil, onu bilmenizi isterim.

Sayın Türkoğlu bütün PTT’lerde yaşadığımız sıkıntıyı ifade etti. Personel sıkıntımız var, doğrudur. Şu anda PTT’de, açıkçası, personel sayısı da soruldu, onu da söyleyeyim: Kadrolu 1.061, sözleşmeli 26.600, hizmet alımı şeklinde 8.200 ve toplam 36.634 çalışan mevcuttur. Buradaki sıkışıklığı gidermek üzere arkadaşlarımız imkânlar dâhilinde gereğini yapacaktır.

Osmaniye’deki bölünmüş yol çalışmalarıyla ilgili, Nur Dağı yolundaki Dereli, Çardak köylerine bağlantılarla ilgili sorunları dile getirmiştiniz. Arkadaşlarımız bu konuda talimatlandırıldılar, hat üzerinde çalışmalarını yapıyorlar, gereğini yapacaklar.

Sayın Aksünger, bu, Phorm diye bir şirketin kullanıcıların bilgilerine eriştiği yönünde şikâyetleri siz de dile getirmiştiniz. Bunun üzerine BTK TTNET’te bir inceleme başlattı ve bu inceleme henüz tamamlanmış değildir. İncelemenin tamamlanmasını müteakip bir rapor çıkacak, muhtemelen firmaya bir ceza kesilecek; zaten işlem durduruldu, onu bilmenizi isterim. Bu ve buna benzer şeyler çıkabilir; yine müdahale edilecek, bundan başka yolu yok. Bilişimde her şeyi her an kontrol etme şansımız yok, gelişmelere göre adım atacağız. Yani, böyle bir girişimin tekrar çıkma ihtimali olabilir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan, süreniz doldu.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde üç önerge vardır, iki önerge birbirinin aynısı. Şimdi bu önergeleri okutacağım, sırasıyla işleme alacağım ama aynı mahiyette olan iki önergeyi birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 1 inci maddesinin (1) inci fıkrasında yer alan “Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin” ibaresinin Posta ve Telgraf Teşkilatı Kurumunun şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             D. Ali Torlak                           Ali Halaman                            Zühal Topcu

                 İstanbul                                     Adana                                     Ankara

            Mehmet Günal                        Necati Özensoy                        Lütfü Türkkan

                  Antalya                                     Bursa                                     Kocaeli

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

452 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                          Pervin Buldan                          Hasip Kaplan

                  Bingöl                                       Iğdır                                       Şırnak

               Nazmi Gür                          Mülkiye Birtane

                    Van                                         Kars

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            İlhan Demiröz                        Haluk Eyidoğan                           Sakine Öz

                   Bursa                                     İstanbul                                    Manisa

             Haydar Akar                           Doğan Şafak                             İdris Yıldız

                  Kocaeli                                     Niğde                                       Ordu

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ OYA ERONAT (Diyarbakır) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, siz mi konuşacaksınız?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Hükümet bugüne kadar her fırsatta PTT’nin 172 yıldır verdiği kaliteli ve etkin hizmetten bahsederek övünmekteydi. Buradan da anlaşılacağı gibi esas amaç PTT’nin yaptığı işi hizmet olmaktan çıkartıp tüm halk için ücretli bir hale getirilmek istenmektedir. PTT’den yapılacak tüm ödemeler ve işlemler için türlü isimler altında bir ücret alınacaktır. Bu kuşkusuz kamu yararı içermeyen bir durumdur.

Bu nedenle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Diğer önerge için konuşacak var mı?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Doğan Şafak…

BAŞKAN – Sayın Şafak, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

PTT 1840 yılında bakanlık olarak kurulmuş, Osmanlı’dan miras, yüz yetmiş üç yıllık bir kuruluşumuzdur. PTT Genel Müdürlüğü, 08/06/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre kamu iktisadi kuruluşu -KİK- statüsünde olup 02/03/1950 tarihli ve 5584 sayılı Posta Kanunu kapsamındaki faaliyet ve hizmetleri, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 22/02/2000 tarih ve 23972 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü Ana Statüsü hükümleri uyarınca yerine getirmektedir.

2011 yılı faaliyet raporuna göre PTT, posta-telgraf, lojistik, koli ve kargo taşımacılığı ve bankacılık gibi dört ana faaliyetini 1.089 devlet memuru, 27.317 sözleşmeli personel, 789 işçi ve 8.644 taşeron firma işçisi olmak üzere toplam 37.819 personel eliyle yürütmektedir. 2011 yılı faaliyet raporuna göre PTT’nin 2011 yılında 1 milyar 788 milyon 40 bin TL geliri, 1 milyar 614 milyon bin TL gideri olmuş ve 174 milyon 39 bin TL net kâr elde etmiştir. Bu verilere göre kârlılık oranı yüzde 11’dir. Bilişim teknolojilerindeki yeniliklere dayalı alternatif iletişim yolları, PTT’nin yasal tekelinde bulunan mektup ve kart postası ile telgraf gönderilerinin süreç içinde azalmasına yol açmıştır.

Değerli milletvekilleri, öte yandan, kanunun amacı, 1’inci maddesinde, “posta hizmetlerinin kaliteli ve sürekli, tüm kullanıcılar için karşılanabilir bir ücretle, etkin, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde sunulmasını sağlamak” şeklinde ortaya konmuştur. Bu bağlamda, rekabete dayalı bir piyasada, daha baştan taban ve tavan ücreti tespit ederek rekabeti tespit edilen fiyatlar aralığına hapsetmek, piyasanın serbestleştirilmesi ve rekabetin niteliğiyle örtüşmemektedir. Serbest rekabetçi bir piyasada taban ve tavan fiyat uygulaması ancak piyasa aktörlerinin birbirlerini piyasadan silerek tekelci güce sahip olmak amacıyla yıkıcı bir fiyat rekabetine girmeleri durumunda söz konusu olabilir ki, ancak bu durumda özelleşmenin önüne geçmek ve posta hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak amacıyla taban ve tavan fiyatı belirlemesine gidilebilir. Dolayısıyla, taban ve tavan fiyatı belirlemek ancak gerektiğinde kullanılabilecek bir yetki olmak durumundadır. Olağan piyasa şartlarında fiyat belirlenmesi, serbest rekabet ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi posta sektörü piyasasının PTT’nin maliyetlerine hapsolunarak etkinlikten ve verimlilikten koparılmasına yol açar.

Kanun tasarısıyla PTT AŞ kurulmasının diğer bir amacı ise çalışanları yoksullaştırmak, güvencesiz olarak, kıdem tazminatsız, sendikasız, sosyal hakları kısıtlı ve asgari ücretle çalıştırarak köleleştirmektir. PTT çalışanları, tüm hakları ve çalışma koşullarını belirleyen yönetmelik ve idari hizmet sözleşmesi tanımlarında düzenlenmiştir.

PTT, bugün ve yüz yetmiş iki yıldır sürekli olarak, halkın çoğunlukla yoksulluk sınırı altında olan kesimine kaliteli hizmet veren ve halkın yüzde 93 oranında memnuniyetini alan, ülkemizin köy, kasaba, belde, ilçe ve illerinde etkin hizmet üreten ve bu özellikleriyle diğer kargo şirketlerine ve bankalara rağmen tercih edilen önemli bir kurumumuzdur. Bu kurumun özelleştirilmesiyle sermayenin bitmek bilmeyen emek sömürüsü üzerinden değerlendirme yapılması, PTT bünyesinde fedakârca çalışmış ve çalışan emekçilerimize büyük bir saygısızlıktır. Kanun tasarısının bu hâliyle Genel Kuruldan geçmesinin doğru olmayacağını belirtiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yok.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.02

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu) , Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

1’inci madde üzerinde verilmiş olan aynı mahiyetteki önergelerin oylamasında karar yeter sayısı bulanamamıştı.

Şimdi önergeleri tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

452 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 1 inci maddesinin (1) inci fıkrasında yer alan “Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin” ibaresinin “Posta ve Telgraf Teşkilatı Kurumunun” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        D. Ali Torlak (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben Müslüman’ım, Hazreti Muhammed’in ümmetindenim. Bununla şeref duyarım. “Ümmetçilik”, Peygamber’in ümmetine mensubiyet ifade ettiği için de ümmetçi olmaktan da rahatsız olmam.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Onları okumadan söyle. Okumadan söyle, okumadan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Senin unuttuklarını ben daha önce yazmıştım. Duydun mu?

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Onları okumadan söyle.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bir daha söylüyorum: Senin unuttuklarını ben daha önce yazmıştım. (MHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Geç, geç…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ama bir şey daha var: Ben Türk’üm. Hucurat Suresi’nin 13’üncü ayetinde yazılı sınırları aşmadan, kendi soyumla da mensubiyetimle de onur duyarım.

Hiç ırkçı olmadım, hayatım boyunca hiç ırk ayrımı yapmadım. Ölçüm hep Peygamber’in Veda Hutbesi’ndeki ölçü oldu. Bütün bunlarla beraber İslamiyetin on asır boyunca bayraktarlığını yapmış Türklüğümle, diğer Türk olmayan kardeşlerimle beraber mensup olduğumuz Türk milletiyle de iftihar ediyorum.

Bütün bunları neden söyledim? Güzel bir söz var Türkçemizde, “Aslını inkâr eden haramzade.” derler. Son zamanlarda Türk ve Türk milleti düşmanlığı yapmayı marifet sayan, bu sayede kendilerine atfedilen “aydın” sıfatını hak etmeyen bir çirkef taifesi var, ki içlerinde İslamcı geçinen bazı tipler de var. Bu “İslamcı”yı da oldum olası ben hiç anlayamadım. “İslamcı” ne demek? Yani rahmetli benim babam Cevat Türkkan camcıydı. Sebebi şuydu: Cam satardı. İslamcının nasıl bir tarif olduğunu ben henüz anlayamadım, yaşım 54.

Bu kanılar üzerinde fazla konuşuyorlar bu arkadaşlar. Bu yüzden bu konuya değinmek istedim.

Bu çirkeflerin, Türkler ve Türk milleti aleyhindeki sözlerini Haçlılar dahi söylememiş. Şimdilerde Türkiye’de eski Marksist, yeni liberaller ve bunların peşlerine takılan İslamcı bozuntuları, bu konuda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduklarını zannedip, her gece bir yerlerde konuşup her gün bir yerlerde yazmaya devam ediyorlar.

Bu çirkef güruhun yeni iddiası: Türk diye bir şey yoktur. Bunlara göre “Türklük” sözü ilk defa 1912 Balkan Harbi’nden sonra icat edilmiştir. Sakallı Celal’in sözünü hatırlayanınız var mı? “Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür.”

Yahu deyyuslar, bin sene evvel yazılmış, Kâşgarlı Mahmud’un, Divanû Lûgat-it-Türk’ün adını hiç duydun mu? Veyahut da milattan sonra 5’inci yüzyılda kurulan Göktürk Devleti’ni de mi duymadın? Bilge Han’ın Göktürk Kitabeleri’ne düşen “Ey Türk, üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir.” sözcüklerini hiç okumadın mı? Antik devirden başlayınız da günümüze kadar Türkler yaşamışlar, imparatorluklar, medeniyetler, devletler, beylikler kurmuşlardır.

Talas Savaşı’nda Araplarla karşılaştıklarında Müslümanlık dininin varlığından haberdar olmuşlar, Abdülkadir Saltuk Buğra Han’ın Peygamber efendimizi rüyasında görmesiyle de İslamiyet ile şereflenmiş ve her dönemde ilâyi kelimetullahın bayraktarlığını yapmışlardır. Marco Polo seyahatnamesinde “vatan” dediğimiz bu toprakları “Türkiye” diye adlandırmış. Doğulusu da, batılısı da tüm bilim adamları Osmanlı İmparatorluğu’nu “Turkish Empire” yani “Türk İmparatorluğu”, Kanuni başta olmak üzere bütün Osmanlı padişahlarını “grand Türk” yani “büyük Türk” olarak nitelendirmiştir. Osman Gazi’den başlamak üzere bütün padişahlar Türk olduklarını söylemişler, İslam halifesi olmakla da Yavuz’dan itibaren övünmüşlerdir. Panislamizm’in en iyi uygulayıcısı Abdülhamit Han, birçok defa “Ben Türk hakanıyım” demiştir. Ahmet Yesevi’nin alperenleri de, Hacı Bektaş Veli de, Yunus Emre de, daha nice mücahitler, Türkmen evliyaları Türklükleriyle övünmüşlerdir. Türkler altı yüz yıldır dünya tarihinde vardır ve inşallah kıyamete kadar da Müslüman olarak yaşacaklar, ezan sesi kulaklarında, Türk ve İslam bayrağını şerefle taşıyacaklardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın 3 Mayıs Türk milliyetçilerinin bayramı. 3 Mayıs 1944’te Türk milliyetçileri işkenceler gördüler. Buna rağmen onlar bildikleri yoldan ayrılmadılar. 3 Mayıs Türk milliyetçilerinin Türk’ü tarihten silmek isteyenlere başkaldırış günüdür, Türk milliyetçilerinin yeniden doğum günüdür. Türk milliyetçilerinin bayramı kutlu olsun. Ne mutlu “Türk’üm.” diyene.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 2’de iki önerge vardır, ayrı ayrı okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 2’nci maddesinin (1) inci fıkrasında yer alan “Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin” ibaresinin “Posta ve Telgraf Teşkilatı Kurumunun” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             D. Ali Torlak                           Ali Halaman                            Zühal Topcu

                 İstanbul                                     Adana                                     Ankara

           Necati Özensoy               Hasan Hüseyin Türkoğlu                Mehmet Günal

                   Bursa                                   Osmaniye                                  Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 2’nci Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Haluk Eyidoğan                         Haydar Akar                           Doğan Şafak

                 İstanbul                                    Kocaeli                                     Niğde

               İdris Yıldız                           Aykut Erdoğdu                          Gürkut Acar

                    Ordu                                     İstanbul                                    Antalya

                                    İlhan Demiröz                             Sakine Öz

                                           Bursa                                      Manisa

BAŞKAN – Komisyon, şimdi okunan önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın İnce, kim konuşacak?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Gürkut Acar Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Acar, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle ilgili önergemiz üzerine söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 1 Mayısta Taksim Alanı’nı zulümhaneye çeviren, vatandaşlarımızı, işçileri, emekçileri gazla boğmaya, yıldırmaya çalışan emek düşmanı zihniyeti kınıyorum. Türkiye AKP’ye rağmen demokratikleşecek ve özgürleşecektir.

Değerli arkadaşlar, Başbakan ve iktidarın çekirdek kadrosu sürekli olarak Cumhuriyet Dönemi’ne, kendisinden önceki döneme verip veriştiriyor; ağır suçlamalar yöneltiyor ama aslında iktidarını onların yaptıklarını satarak sürdürüyor. “Bir çivi çakmadılar.” dediğiniz insanların yaptıklarını on yılda haraç mezat satarak 40 milyar dolar kaynak sağladınız. Müflis tüccar gibi elde avuçta ne varsa satıyorsunuz, çalışanları taşeronlaştırıyorsunuz, emeği ucuzlatıyorsunuz, işçiyi köleleştiriyorsunuz. Yaptığınız budur.

Bir de bütün kurumları altüst ederek Türkiye’nin kurumlarını, kurum kültürünü, Türkiye’nin geçmişini yok etmeye çalışıyorsunuz. Nasıl “T.C.”yi her yerden kaldırmaya çalışıyorsanız, Türkiye’nin değerlerini, kurumlarını da yok ediyorsunuz. Şimdi sıra PTT’ye gelmiştir. Tablo budur. Adım adım Türkiye’yi felakete sürüklüyorsunuz ama bunun hesabı bir gün mutlaka sorulacaktır çünkü “kamu hizmeti” kavramını tarihe gömüyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de hukuk devleti AKP eliyle, mahkemeler eliyle yok ediliyor. Meclisten “Mahkeme kararları uygulanmaz.” diye kanunlar çıkarsa, Anayasa’ya aykırı kanunlar çıkarsa burada hukuk devleti kalır mı? Kalmaz, kalmamıştır da. Arkadaşlarımız bu kanunun muhalefet şerhine yazmışlar, “Bu tasarı bu hâliyle Anayasa’ya aykırı.” Ama dinleyen kim? Tabii, Anayasa Mahkemesi de “AK Anayasa Mahkemesi” olduğu için aykırılık falan umurunuzda olmuyor, aykırılıkları görmüyorsunuz.

Neredeyse Başbakanın sözleriyle gerekçeli kararlar yazılıyor. Eğitimin 4+4+4 olarak parçalanmasına ve şimdiden 37 bin kız çocuğunun liseye gidememesine ilişkin kanunla ilgili diyor ki Anayasa Mahkemesi: “Çoğunluğun inançlarına bazı öncelikler, ayrıcalıklar tanınmasında sorun olmaz.” Kim, nasıl belirleyecek bu öncelikleri? Bu ayrıcalıkların sınırı ne olacak? Başbakan mı belirleyecek ayrıcalıkları? Böyle hukuk olur mu? O zaman, bundan sonra, ayran içenlere öncelik mi verilecek? Ayran içenler ayrıcalıklı mı olacak Türkiye’de? Böyle bir anlayışı kabul etmek mümkün değildir. Ayrıca şunu da söylemek istiyorum: Ayran bir içki değil, içecektir. İçkiyle içecek de aynı şey değildir.

Değerli arkadaşlar, bu tasarının temel amacı PTT’nin şirketleştirilmesidir. Şirket olunca ne gibi bir yarar sağlanacak, bunu merak ediyorum. Yani postalar daha hızlı mı gidecek? Ne olacak? Olacağı şudur: PTT çalışanlarını da taşeronlaştıracaksınız, iş gücünü, emeği ucuzlatacaksınız; budur olacağı. Türkiye bir değerini daha kaybedecektir. Türkiye’de bağımsız kurullar nedense vatandaşa karşı bağımsızlar, vatandaşın hakkını, hukukunu korumaları gerekirken şirketlerin kârlarını koruyorlar. Bunu anlamak mümkün değil.

Şimdi, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu posta alanında da yetkili ve düzenleyici hâle getiriliyor. Peki, bu Kurum vatandaşın faturalarını aşağı çekmesinde bir katkı sağlamış mıdır? Hayır. Cep telefonu faturaları vergi tahsilatı aracı olarak işlev görüyor. Bu konuda bir çözüm getirilebildi mi? Hayır. İnternet erişimi ucuzladı mı? Hayır. Peki, şimdi, posta hizmetleri ucuzlayacak mı? Hayır. Ucuzlayacak tek şey PTT çalışanlarının emeği olacaktır. Bunu da yaşayıp hep birlikte göreceğiz.

Değerli arkadaşlar, şimdi, posta alanında da evrensel hizmet getiriliyor. Ben buradan bu evrensel hizmet ile ilgili bugüne kadar ne toplandı, nereye harcandı, bunun bilgisini istiyorum. Yani bu paralar toplanıp ne yapılıyor, amacına uygun kullanılıyor mu, gerçekten vatandaşın hizmetine ulaşıyor mu, vatandaş ucuz hizmet alabiliyor mu, bunun yanıtını bekliyorum.

Anayasa’ya açık aykırılıklar içeren bu maddenin tasarıdan çıkarılmasına ilişkin önergemizin kabul edilmesini bekliyoruz ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz.

Buyurun.

Sayın İnce, Sayın Eyidoğan, Sayın Dibek, Sayın Genç, Sayın Çam, Sayın Erdoğdu, Sayın Köse, Sayın Köktürk, Sayın Özgümüş, Sayın Aksünger, Sayın Öz, Sayın Kesimoğlu, Sayın Yalçınkaya, Sayın Özgündüz, Sayın Altay, Sayın Toptaş, Sayın Demiröz, Sayın Kaleli, Sayın Aygün, Sayın Kalkavan.

İki dakikalık süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/751) (S. Sayısı: 452) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanun Tasarısının 2’inci maddesinin (1) inci fıkrasında yer alan “Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin” ibaresinin “Posta ve Telgraf Teşkilatı Kurumunun” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                               Hasan Hüseyin Türkoğlu (Osmaniye) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 452 sıra sayılı Tasarı’nın 2’nci maddesine ilişkin olarak vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Tasarının 2’nci maddesi, mevcut hâliyle, Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğünü Posta ve Telgraf Anonim Şirketi hâline getirmektedir yani PTT Anonim Şirketi hâline getirilmek suretiyle özel hukuk hükümlerine tabi bir ticari şirket durumuna getirilmekte ve özelleştirme öncesi son adım atılmaktadır.

PTT’nin, yaklaşık iki asırlık bir geçmişi olan köklü bir yapısı, toplum nezdinde de saygın bir yeri vardır. Çok sıkıntıları, personel eksikliği ve imkânsızlıklarına rağmen, PTT, yaklaşık 200 milyon TL civarında da kâr elde etmektedir. Bu kârın ortaya çıkmasında, PTT’nin başındaki bazı bürokratların gayretli çalışmaları olduğu kadar, şüphesiz ki kurumsal yapının köklü ve yerleşmiş olması da önemli bir faktördür.

AKP hükûmetleri, özelleştirmenin temel amaçlarından hep uzak kalmışlardır. Özelleştirmede temel prensip, ekonomik rasyonelliğini yitirmiş ve artık devlet üzerinde yük teşkil eden, stratejik olarak da çok büyük önemi olmayan KİT’lerde yapılmasıdır. Oysa, AKP’nin özelleştirme anlayışıyla, kâr eden, stratejik öneme sahip ve daha da acısı, yandaşlar tarafından talep edilen kurumlar satılmıştır. TEKEL, PETKİM, TÜPRAŞ, Türk TELEKOM, bankalar ve sigorta kuruluşları gibi kârlılığı çok yüksek ve bütçenin yükünü taşıyan kuruluşlar elden çıkarılmıştır.

Milletin alın teri, uzun yılların birikimi bu tesisler, çok kısa sürede, “çarçur” denilebilecek seviyede rakamlara, ya yandaşlara ya da yabancılara âdeta hibe edilmişlerdir yani aslında, bunun adına “özelleştirme” değil, “yandaşları güzelleştirme” dense daha uygun olacaktır.

Bugüne kadar, on bir yılda, AKP hükûmetleri tarafından yaklaşık 38 milyar dolarlık özelleştirme yapılmıştır. Bu rakama, yabancılara 22 milyar dolara satılan gayrimenkulleri de ekleyecek olursak 60 milyar dolarlık özelleştirme söz konusudur. Bu rakamlara rağmen istihdamın artması söz konusu olmamış, sadece asgari ücretle geçinmek zorunda kalan, taşeron eline düşmüş özelleştirme mağdurları ortaya çıkmıştır çünkü özelleştirmelerden elde edilen gelirler, Hükûmet tarafından, istihdamı artırmak yerine bütçe açığının kapatılmasında kullanılmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, önergemizle, Posta ve Telgraf Teşkilatının özelleştirilmesinin ve yabancı uluslararası şirketlere satılmasının engellenmesi hedeflenmektedir. Çünkü bu teşkilat, millî güvenlik açısından hassasiyeti olan bir teşkilattır.

Nitekim, Anayasa’nın 22’nci, 31’inci ve 47’nci maddeleri beraber değerlendirildiğinde, posta hizmetlerinin bir kamu görevi olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 65’inci maddesiyle birleştirildiğinde, kamu hizmetlerinden olan posta hizmetinin özel hukuk hükümlerine tabi bir kuruluş şekliyle yeni bir şirket adı altında düzenlenmesinin anayasal sisteme uygun olmadığı açıktır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; küresel güçler, potansiyeli olan devlet ve topluluklar için bir strateji izlemektedir. Bu strateji, milletleri ahlaki, kültürel ve ekonomik anlamda zayıflatmak, ekonomik bağımlılığa aldıkları ülkelerin kendilerine itaat etmelerini sağlamak şeklindedir. Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve uluslararası organizasyonlar, küresel güçlerin bu amaçla kullandığı enstrümanlardır.

Yukarıda saydığımız ve özelleştirilen birkaç kuruluşun hem devlet bütçesine katkısı hem de hangi kritik alanlarda hizmet verdikleri tartışmasızdır. AKP tarafından özelleştirilen bu kuruluşların ortaklık yapılarının nasıl değiştiği, borsalarda işlem gören hisselerinin kimlere ait olduğu hepimizce malumdur. Artık bu kuruluşlar için “millî” demek söz konusu değildir. Bu çerçevede PTT’nin de aynı akıbete uğraması ihtimali endişe vericidir.

AKP, bugüne kadar, özelleştirmelerinde halka vadettiği ilkelere uymamıştır. AKP, özelleştirmelerde şeffaflık, Sayıştay denetimi, öncelikle çalışanlara satış ilkelerinden bahsetmiştir ancak şeffaflıktan ve satışta çalışanlara öncelikten vazgeçtik, özelleştirmelerin yargısal denetimini ayaklar altına almıştır.

Daha evvel birçok kez söylendiği gibi, AKP, yargı kararıyla hukuka uygun olmadığı, kamu yararı bulunmadığı gerekçesiyle iptal edilen özelleştirme işlemlerini Bakanlar Kurulu kararıyla ihya etme düzenlemesi getirmiştir. Bu düzenleme, hukuk devletinin ayaklar altına alınmasından başka bir şey değildir.

Umarım önergemiz kabul edilir ve PTT, bir anonim şirket değil, kamu iktisadi kuruluşu olarak kalır ve ahbap ve yandaşlara peşkeş çekilmez.

Bu duygu ve düşüncelerle Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 3’te dört adet önerge vardır, sırayla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (r) bendinde yer alan “tutarı” ibaresinden önce gelmek üzere, “, hesap ayrıştırması yapılamadığı durumda gelir tablosundaki “net satışlar” başlığı altında belirtilen” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

           Nurettin Canikli                        Ahmet Arslan                            Recep Özel

                 Giresun                                      Kars                                       Isparta

                                     Ramazan Can                       Hakan Çavuşoğlu

                                        Kırıkkale                                    Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 3’üncü maddesinin (1) inci fıkrasının “y” bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             D. Ali Torlak                           Ali Halaman                            Zühal Topcu

                 İstanbul                                     Adana                                     Ankara

                                   Necati Özensoy                        Mehmet Günal

                                           Bursa                                     Antalya

Madde 3- (1)

y) PTT: Posta ve Telgraf Teşkilatı Kurumunu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı (SS 452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının “Tanımlar” başlıklı 3 ncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) ve (ı) bentlerinin madde metninden çıkarılmasını; (u), (ü) ve (y) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“u) Posta gönderisi: Göndericinin bizzat kendisi veya talimatıyla, üzerinde belirtilen yer ve adrese, gönderi türüne ve özel hizmetine göre teslim edilen haberleşme gönderileri ile kitap, katalog, gazete ve süreli yayınları ve ticari değerleri olsun veya olmasın eşya içeren en fazla iki kilogram ağırlığa sahip posta maddesini, “

“ü) Posta kolisi veya kargosu: Hizmet sağlayıcısı aracılığıyla yollanan ve kapsamında haberleşme niteliği taşıyan yazılar bulunmayan en fazla yirmi kilogram ağırlığa sahip her türlü maddeyi,”

“y) PTT: Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğünü, “

            İlhan Demiröz                            İdris Yıldız                          Haluk Eyidoğan

                   Bursa                                       Ordu                                     İstanbul

             Doğan Şafak                           Haydar Akar                         Aykut Erdoğdu

                   Niğde                                     Kocaeli                                    İstanbul

                                                                Sakine Öz

                                                                  Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

452 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 3. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                          Pervin Buldan                          Hasip Kaplan

                  Bingöl                                       Iğdır                                       Şırnak

                                   Mülkiye Birtane                   Sırrı Süreyya Önder

                                            Kars                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 3. Maddesindeki tanımlara bakıldığında Evrensel Posta Hizmet Yükümlüsü haline getirilen PTT, hizmet sağlayıcısı tanımıyla BTK verdiği yetkilerle aynı işi yapan şirketlerle “etkin piyasa gücü” tanımından da anlaşılacağı gibi birlikte ortaklık yapmasını ve böylece piyasanın tamamı üzerinde hakimiyet kurabilecek bir taşeron tekeli oluşturulmasına olanak sağlanmaktadır. Aynı zamanda PTT kendini de taşeron yapmaktadır.

Bu nedenle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının “Tanımlar” başlıklı 3 ncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) ve (ı) bentlerinin madde metninden çıkarılmasını; (u), (ü) ve (y) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“u) Posta gönderisi: Göndericinin bizzat kendisi veya talimatıyla, üzerinde belirtilen yer ve adrese, gönderi türüne ve özel hizmetine göre teslim edilen haberleşme gönderileri ile kitap, katalog, gazete ve süreli yayınları ve ticari değerleri olsun veya olmasın eşya içeren en fazla iki kilogram ağırlığa sahip posta maddesini, “

“ü) Posta kolisi veya kargosu: Hizmet sağlayıcısı aracılığıyla yollanan ve kapsamında haberleşme niteliği taşıyan yazılar bulunmayan en fazla yirmi kilogram ağırlığa sahip her türlü maddeyi, “

“y) PTT: Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğünü,”

                                                                                        Aykut Erdoğdu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Erdoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun, posta hizmetlerinin serbestleştirilmesi adı altında bize takdim edildi ama biz biliyoruz ki, bu serbestleştirme adı özelleştirmenin ilk aşamasıdır, tekel ve imtiyaz niteliği taşıyan posta hizmetlerinin özelleştirilmesinin ilk adımıdır.

Değerli arkadaşlar, iktidar partisi, kendisini programında liberal, muhafazakâr bir parti olarak tanımlamaktadır, ekonomik anlamda kendisini liberal olarak sunmaktadır. Bu, dünyada yükselen bir trenddir neoliberal ekonomi anlayışı ancak liberallik, şeffaflığı, saydamlığı eğer beraberinde getirmezse bunun adı vahşi kapitalizm, bunu iktidar baskısıyla karanlıkta yaparsanız da anarko vahşi kapitalizm yani kural tanımayan vahşi kapitalizm hâline gelir. Kural tanımayan vahşi kapitalizm içerisinde, kamu imtiyazlarını bu şekilde uluslararası sermayenin emrine açtığınızda da ne yazık ki emek yani insan değeri sadece bir üretim faktörü hâline gelir. Yurttaşlar müşteri kabul edilir, vatansa koskoca bir pazara dönüşür.

Şimdi, siz, kendinizi iktidar partisi olarak liberal tanımlıyorsunuz, eğitim, sağlık, ulaştırma, iletişim, birçok alanda özelleştirmelere başlıyorsunuz ama sizin iktisat politikalarınızda bir tutarlılığınız yok çünkü aynı zamanda bir konut politikanız var. Konut politikanızda, Toplu Konut İdaresi aslında liberal ekonomi içerisinde tamamen rekabetçi olması gereken bir yerdeyken, bütün konutlarınızı TOKİ yapıyor. Peki, neden böyle oluyor? Çünkü siz, TOKİ üzerinden, sizlere siyasal destek sağlayan firmalara kaynak aktarma derdine düşmüşsünüz. Eğer siz liberal bir ekonomik anlayışa inanıyorsanız ve eğitim hizmetlerini, sağlık hizmetlerini özelleştiriyorsanız bu TOKİ’nin mantığını da bize anlatmak durumundasınız değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, siz bu liberal mantık içerisinde içine düştüğünüz finans sıkıntısından çıkmak için çılgın projelerle ortaya çıktınız. Kusura bakmayın ama bu projelerin fizibiliteleri bile ortada yok, bizim kendi yaptığımız fizibilitelere baktığınızda, bunların çılgın proje değil, saçma projeler olduğu ortaya çıkıyor. Bunun birincisi 3’üncü köprü, 3’üncü havalimanı ama en saçma projeniz kanal projesi. “3’üncü bir boğaz yapacağız.” diyorsunuz, hafriyatıyla alakalı bile mimarlar odasının, mühendisler odasının yaptığı çalışmalara baktığınızda, korkunç bir rakam çıkıyor değerli arkadaşlar. Bütün yeni nesilleri borçlandırabilecek, saçma sapan bir projeye bu kadar kaynak aktarmak gerçekten ilginç bir şey ama iktidar partisine ben baktığımda şunu görüyorum: Mevcut teknolojide herkes biyoteknolojiyle, nanoteknolojiyle ilgilenirken araba yapacak gericilikte bir teknoloji, bilim anlayışı, kalkınma anlayışı beraberinde bunu getirir.

Bu arada, Sayın Bakan yok ama bu 3’üncü havalimanı projesinin ihalesi yarın yapılıyor. Şimdi, dört sene içinde bu 3’üncü havalimanı yapılacak ve bir Atatürk Havalimanı var, bu Atatürk Havalimanında bir firma hangar yapmış, dört sene sonra kapatılacak, Türk Hava Yollarına 80 milyon dolara satıldığına yönelik bir bilgi geliyor. Şimdi, hosteslerin rujlarıyla, etekleriyle ilgilenecek kadar gerici bir Türk Hava Yolları yönetimi acaba bunu hangi kafayla yaptı, dört yıl sonra kapatılacak bir havalimanında hangarlara 80 milyon dolar nasıl verdi? Hem Sevgili Maliye Bakanının hem de Ulaştırma Bakanın bu konuyu araştırmasını rica ediyorum.

Şimdi, yarın dünyanın en büyük ihalelerinden biri yapılacak, 3’üncü havalimanı. Değerli arkadaşlar, Sabiha Gökçen Havalimanını ve Atatürk Havalimanını daha önce özelleştirmediniz mi? Özelleştirdiniz. Peki, bunu yaptığınızda bu firmalara yirmi beş yıllık bir özelleştirme yaptırmıştınız. Şimdi bu firmalar dönüp de sizi tahkime götürürse, sizden tazminat isterse bunu nasıl ödeyeceksiniz? Eğer bu firmalara özellik sağlarsanız, rekabeti nasıl sağlayacaksınız?

Diğer bir husus: Şimdi 3 milyar dolarla başladınız 3’üncü havalimanı projesine, geldiniz 10 milyar dolara. 7 milyon ağaç kesilecek. Benim seçim bölgemde olduğu için ve Kamu İktisadi Teşebbüsleri CHP Grup Sözcüsü olduğum için bütün bu ihaleleri başından sonuna, uygulama aşamasına kadar yakından izleyeceğiz değerli arkadaşlar.

10 milyar dolardan bahsediyoruz. 10 milyar doların bu kadar önemli olmasının bir diğer sebebi de devlet garantisi olması, hazine garantisi olması yani bu firmaların girdiği bir risk yok. Eğer öngörüler gerçekleşmezse Hazine Müsteşarlığı, halkın hazinesi, devletin hazinesi korkunç bir borç yükü altına girecek.

Biraz sonraki maddede ben bu 3’üncü havalimanıyla alakalı kaygılarımı tekrar anlatmaya çalışacağım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 3’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının “y” bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Necati Özensoy (Bursa) ve arkadaşları

Madde 3- (1)

y) PTT: Posta ve Telgraf Teşkilatı Kurumunu

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 452 sıra sayılı Kanun’un 3’üncü maddesi ile ilgili verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa görüşmeleri başlamadan -sabah- PTT çalışanları Bursa’dan Ankara’ya doğru yürüyüşe başladılar. Ankara’ya kadar yürüyerek geleceklerini ifade ediyorlar. Burada Sayın Bakan, yerine Savunma Bakanını oturtmuş ama işçilere karşı savunmasına falan gerek yok. Yani, yürüyerek gelecekleri için belki yedi sekiz günde anca Ankara’ya gelecekler. Tabii, yollarda, içinde bulundukları durumu, dertlerini anlata anlata gelecekler. Onların, ana başlıklarıyla, iki talepleri var.

Birincisi: Bu kurumun anonim şirkete dönüştürülmemesi. Yani sıkıntı olan, anlaşılan, PTT’nin AŞ yapılmasıyla özelleştirmenin altyapısı olduğuna inanılan bu AŞ’nin gerçekleşmemesini talep ediyor PTT çalışanları.

Bir de yıpranma paylarının bir an önce verilmesini talep ediyorlar. Ben Sayın Bakana arada görüşmelerde de ifade ettim. Gerçekten, artık, 55 yaşından sonra zaten kurum çalışanlarına postacılık dahi yaptırmıyorlar. Postacılar, hepinizin bildiği gibi, günde onlarca kilometre yol yürüyerek ekmeklerini öyle kazanıyorlar. Baktığımız zaman, çalışanların içerisinde yıprananların herhâlde en başında gelir ama nedense, ne hikmetse bir türlü bu yıpranma payları posta çalışanlarına, postacılara verilmiyor.

Sayın Bakan açık yüreklilikle dedi ki: “Maliye Bakanını ikna edemedik.” Sayın Bakan da burada, bilmiyorum eğer, gerçekten Maliye Bakanlığımız posta çalışanlarının, postacıların yıpranma payının verilmesine engel oluyorsa, ben, Sayın Maliye Bakanının bu kadar vicdansız olmadığını düşünüyorum. Yani, bunca çalışmalarının içerisinde bu yıpranan postacıların bu haklarının, hukuklarının verilmesi noktasında Maliye Bakanımızın da anlayış göstereceği kanaatindeyim.

Tabii, yine, bu çalışanlar, posta çalışanlarıyla ilgili sıkıntılı olunan konulardan bir tanesi de -Sayın Bakana soru olarak da soruldu ama verdiği cevabı, hep, yine, yuvarlak birtakım rakamlarla verdiği için çok da anlaşılmıyor- kefalet sandığıyla ilgili. Yapılan o ilave maddeyle birlikte, çalışanların tam 238 trilyon lirasına, kefalet sandığındaki paraya el kondu. Bu 238 trilyon liranın yaklaşık 18 trilyon lirası çalışanlara dağıtıldı. Kaldı ki TELEKOM’a geçenlere yani TELEKOM’da kalanlara tamamı, nemalarıyla birlikte TELEKOM tarafından ödenmiş olmasına rağmen, aynı kurum olan PTT, daha önce birlikte, aynı kurumda olan PTT, ne hikmetse, bu paraya el koydu ve bu paranın da, kalan 220 trilyonun da yüzde 30’unu Maliyeye devrettiler yani 66 trilyon liralık kısmına da Maliye el koymuş oldu. Dolayısıyla Sayın Maliye Bakanı da… Bu 66 trilyon lira, bu postacıların yıpranma payını, nemalarını vesairelerini hesaplarsak herhâlde birebir karşılar gibi geliyor yani ilave bir himmete de gerek olmaz diye düşünüyorum. Bir de bu geri kalan parayla ilgili de, Sayın Bakan onu da ifade etti, dedi ki: “Geri kalanla PTT’de birtakım yenilikler yapıldı.” Hakikaten doğru. Çalışanların parasıyla, PTT’de, işte, ne bileyim motosikletler alındı vesaire birtakım harcamalar yapıldı yani bu çalışanların trilyonları PTT’nin sermayesinin içerisine girdi. Ben buradan şimdi bir teklifte daha bulunuyorum: Madem PTT çalışanlarının kefalet sandığındaki paralarını PTT aldı, PTT değerlendirdi; o sermaye girdiyse, şuraya bir madde de koyalım da hiç olmazsa o verdikleri para nispetinde, çalışanlar yani o parayı verenler PTT’ye ortak olsunlar yani bu para sonuçta onların hakkıydı. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de başvurmuş bu çalışanlarımız haklarını almak için -aslında çok yazıktır- inşallah bunu da geri alırlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özensoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (r) bendinde yer alan “tutarı” ibaresinden önce gelmek üzere, “, hesap ayrıştırması yapılamadığı durumda gelir tablosundaki “net satışlar” başlığı altında belirtilen” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                    Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe - Bu Kanun ile, yapılacak ödemelerin tamamına yakınının kanunda tanımlanan “Net satışlar” üzerinden yapılması hüküm altına alınmıştır. Posta hizmet sağlayıcısının herhangi bir sebeple hesap ayrımı yapmaması veya yapamaması durumunda posta hizmetlerinden elde edilen gelirlerinin “Net satış” tutarının tam olarak tespit edilmesi neredeyse imkânsızdır. Bu tutarın tam olarak tespit edilememesi nedeniyle ödemelerin yapılması aşamasında ciddi uyuşmazlıklar yaşanacağı aşikârdır. Hesap ayrımı yapılamadığı durumlarda, ödemelerin hizmet sağlayıcısının gelir tablosundaki “Net satışlar” kaleminde belirtilen tutar üzerinden yapılmasının konuya çözüm getireceği düşünülerek bu önerge hazırlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesi içinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 4’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının (m) bendinde yer alan “Posta sektöründe” ibaresinden önce gelmek üzere “”Rekabet Kurumu ile yapılacak yetkilendirme protokolü kapsamında” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             D. Ali Torlak                           Ali Halaman                            Zühal Topcu

                 İstanbul                                     Adana                                     Ankara

           Necati Özensoy                    S. Nevzat Korkmaz                     Mehmet Günal

                   Bursa                                      Isparta                                     Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı (SS-452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 4’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde düzenlenmesi ile (e) bendindeki “... görev sözleşmesine ...” ibaresinin ve (ç) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

“c) Tarifelerin onaylanması, izlenmesi ve denetlenmesine ilişkin yöntemler ile Bakanlığın görüşünü alarak gerektiğinde tarifelerin alt ve üst sınırlarının tespit edilmesi ve bunların uygulama esas ve usullerini belirlemek,

            İlhan Demiröz                            İdris Yıldız                          Haluk Eyidoğan

                   Bursa                                       Ordu                                     İstanbul

                Sakine Öz                           Aykut Erdoğdu                         Haydar Akar

                  Manisa                                    İstanbul                                    Kocaeli

                                                             Doğan Şafak                                     

                                                                   Niğde                                          

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

452 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                          Pervin Buldan                          Hasip Kaplan

                  Bingöl                                       Iğdır                                       Şırnak

                                    Ayla Akat Ata                        Mülkiye Birtane

                                          Batman                                      Kars

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

655 sayılı KHK’nın madde 13 (d) ve (e) bentleri ile tasarının 4’üncü maddesinin (k) bendi arasında net bir ayrım ortaya konmamıştır. Bu durum evrensel hizmet yükümlülüğü konusunda hukuki belirsizlik yaratabilecektir.

Bu nedenle, maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde düzenlenmesi ile (c) bendindeki “... görev sözleşmesine ...” ibaresinin ve (ç) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

“c) Tarifelerin onaylanması, izlenmesi ve denetlenmesine ilişkin yöntemler ile Bakanlığın görüşünü alarak gerektiğinde tarifelerin alt ve üst sınırlarının tespit edilmesi ve bunların uygulama esas ve usullerini belirlemek,”

                                                                                                Sakine Öz (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Öz, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bizler, 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nda hakça bir düzen, gerçek barış ve demokrasi talebimizle alanlardaydık. AKP faşizmi emirlerini sorgusuz, sualsiz her türlü şiddete başvurarak uygulatmak isterken alanlara akan emekçilerin taleplerini ve direnişlerini sonuna kadar destekliyorum. Yaralanan tüm yurttaşlarımıza buradan geçmiş olsun dileklerimi bir kez daha sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz 4’üncü maddenin gerekçesinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna verilen görev ve yetkilerden bahsediliyor.

Önergemizde (c) bendinin düzenlenmesi, (e) bendinde “görev sözleşmesi” ibaresinin ve (ç) bendinin metinden çıkarılmasını talep ettik. Vermiş olduğumuz önergenin dışında (m) bendinde ise kuruma, rekabetin tesisi, rekabeti engelleyici, bozucu, kısıtlayıcı uygulamaları giderme yetkisi veriliyor. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna posta sektöründeki rekabet ihlallerini denetleme, yaptırım uygulama, mevzuatın öngördüğü hâllerde posta sektöründe rekabet ihlallerine ilişkin konularda gerektiğinde Rekabet Kurumundan da görüş alma yetkisini tanıyor. Tasarıya göre, Rekabet Kurumundan alınacak bu görüşün bağlayıcı değeri yok. Ne zaman görüş alınması gerektiğine dair zorunlu bir hüküm yok. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, posta kısmını aniden rekabet kurumunun asıl görev alanından çıkarıp alıyor. Üstelik, Rekabet Kurumuna tam anlamıyla dağdan gelip bağdakini kovuyor niteliğinde “Sana istediğim zaman danışırım, neyin ne zaman gerekeceğine de ben karar veririm.” diyor. Bu yasa tasarısı, Rekabet Kurumundan görüş alınması zorunlu hâlleri sıralamadığı gibi rekabet hukukunun genel kabullerini, yargı kararlarını ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’u hiçe sayıyor. Yürürlükteki rekabet hukukunda Rekabet Kurumuna tanınan yetki ve görevlerin belli bir bölümü Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna sağlanıyor. Tasarı, Rekabet Kurumunun genel yetki alanına giren işlemleri Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bünyesine alarak kurumlar arasındaki görev ve yetki uyuşmazlıklarının temelini hazırlıyor. Bu durumda, rekabet konusunda bir anlaşmazlık doğduğunda hangi kurum önce davranırsa dosyayı o kapacak. Devlet kurumlarını mendil kapmaca veya istop oynamaya çağıran bu tasarı maddeniz devlet ciddiyetinden uzaktır.

Sayın Bakana soracaktım ama şu anda yok. Sayın Bakana yine de ben buradan sormuş olayım. Rekabet Kurumu bürokratları Komisyonda bu konu hakkında söz istedi, konuşturmadınız “İleride büyük sorunlar doğuracak bu düzenlemenize karşı görüş vermek istiyoruz.” dediler, engellediniz. Komisyonda konuşturulmayan Rekabet Kurumu bürokratını yanınıza çağırarak ne söylediniz, neden rahatsızlık duydunuz da konuşmasını istemediniz?

Komisyon Başkanımız burada karşıda oturuyor. Komisyonda ve alt komisyonda görüş belirtmek istemelerine karşın, Rekabet Kurumunun Komisyona açıklama yapmasına neden izin vermediniz? Neydi sizi her zamanki gibi acele ettiren?

Sayın milletvekilleri, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna bu tasarı yoluyla yüklenen yetkiler kurumun bağımsız niteliğini de zedeleyecek, kurumu Ulaştırma Bakanlığının gölgesi altına alacak boyuttadır.

Tasarının genelinde de görüldüğü üzere, Hükûmet açıkça, Bakanlık bünyesine alamadığı sektörün denetim, rekabet, yetki belgesi işlemlerini göstermelik biçimde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna yaptırıyor, konunun ana çerçevesini de tamamıyla Bakana çizdiriyor.

Sayın Bakan, bir kez daha söylüyoruz, gelin bu hükmü madde metninden çıkaralım ve Rekabet Kurumunun rekabete ilişkin denetimlerini üstlenen genel yetkisini tanıyalım, farklı kanunlar arasında çelişki yaratmayalım. Posta alanında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna da yetki tanıyan bu düzenlemenizi geriye çekin, devlete daha fazla çift başlılık yaratmayın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.02

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

452 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

4’üncü madde üzerinde Manisa Milletvekili Sayın Sakine Öz ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 4’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının “m” bendinde yer alan “Posta sektöründe” ibaresinden önce gelmek üzere “Rekabet Kurumu ile yapılacak yetkilendirme protokolü kapsamında” ibaresinin eklenmesini arz ve  teklif ederiz.

                                                                        S. Nevzat Korkmaz (Isparta) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet de katılmıyor.

Sayın Korkmaz, buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu devlet, zengini ve fakiri ile hepimizin, PTT de bizim, diğer kurumlar da bizim. Öldüm fiyatına elden çıkarılan, Türk ekonomisinin amiral gemilerinden biri olan işletmeler de bizimdi, Türk TELEKOM gibi. Milliyetçi Hareket Partisi olarak işletme bilimi ve millî ekonominin gerekleri düşünülerek yapılan hiçbir özelleştirmeye karşı çıkmadık. Ancak, özelleştirmede AKP Hükûmetince sat kurtulcu bir anlayışla öyle yanlış işler yapıldı ki bu anlayışla yapılan özelleştirmelere mesafeli durmak zorunluluğunu hissediyoruz. Türk TELEKOM gibi Türkiye’nin en stratejik kuruluşlarının kamunun elinde kalmasının ne kadar önemli olduğunu bir türlü anlatamadık. Anlamadıkları gibi, bu kuruluşları yok fiyatına elden çıkardılar. Bu olmadı. Hiç olmazsa hak ettiği fiyatla satsaydınız, o da olmadı. TELEKOM kime verilmiştir? Hariri sülalesine. Kaça verilmiştir? Marka değeri bir o kadar olan Türk TELEKOM, sadece 6,5  milyar dolara Hariri sülalesine verilmiştir.

Türk TELEKOM önce büyük miktarda personel çıkışlarına yol verdi. Yani telefonlu PTT ve Türk TELEKOM KİT iken istihdam edilen binlerce işçi işsiz kaldı. Büyük gayrimenkulleri de Ali Cengiz oyunu ile kamunun elinden alındı. Bunları zarar hanesine yazın. Ne kazanıldı? “Siyasi etkilerden uzaklaşıldı.” Gelin külahıma anlatın bu gerekçeyi. Daha geçenlerde bir özel sektör firmasına AKP’li eski iki bakan yönetim kurulu üyeliğine atanmadı mı? Eski AKP’li bu üyeler bu firmaya personel alırken referans vermiyorlar mı? Demek ki bu firma siyasal etkilerden uzaklaştırılmadı, AKP’nin talepleri emrine memur edildi.

Gelelim satın alanların kârına. Türk TELEKOM’un kârı Türk ekonomisi için alternatif maliyettir yani kârdan vazgeçmenin maliyetidir. Bu vazgeçilen rakamlar ne kadardır? 2010 kârı bir önceki yıla göre yüzde 32 artmış, 2,5 katrilyon liraya ulaşmış. 2011 kârı 2010’a göre yüzde 16 artmış, 2,1 katrilyon liraya ulaşmış. 2012 kârı ise, 2011 ile kıyaslandığında yüzde 27,5 artışla 2,7 katrilyon liraya yükselmiş.

Ekonomiyi çok bilen AKP kurmayları, Türk TELEKOM sadece dört yıllık kârı karşılığında Hariri sülalesine satılmıştır. Bunun adına özelleştirme falan denilemez; olsa olsa peşkeş çekmektir, milleti zarara uğratmaktır. TELEKOM’un yıllık kârı, KİT’lerin görev zararı, kamu bankalarının gelir kaybı toplamı kadardır neredeyse. Bu paralar tüketimi teşvik eden ve şirketin kârını maksimize edecek yatırımlar dışında tamamıyla yabancıların kasasına girmektedir. Elimize de bütçe deliklerini dış borçlarla kapatmaya çalışan, bunun için de emeğin, alın terinin ücretlerinden kesinti yapan bir Türkiye kalmıştır. Birazcık hesap kitap bilen, ekonomi ilminden anlayan insanın bu denli kârlı ve bir o kadar da stratejik bir kuruluşu elden çıkarması için aklını peynir ekmekle yemesi lazımdı. Altın yumurtlayan tavuğu kesmek, herhâlde, kıymetli arkadaşlar, böyle bir şey olsa gerek.

Gerçi AKP baltayı ilk kez taşa vurmuyor; bu hatayı, bu yanlışı ilk kez yapmıyor. TEKEL’de, PETKİM’de, elektrik dağıtım ihalelerinde ve birçok özelleştirmede aynı hesapsızlığı gördük.

Şimdi PTT’yi getiriyorsunuz önümüze. “Ayinesi iştir kişinin, lafına bakılmaz.” demişler. Bugüne kadar yaptığınız ortada. Neyinize güvenelim, size milletin haklarını, milletin değerlerini nasıl emanet edelim? Sadece bir yolun doğru olması yahut o yolun sonunda bekleyen hedefin doğru olması yetmez, beraber yürüyeceğiniz yol arkadaşlarınızın da doğru adam olması lazım. PTT’nin özelleştirilmesi için siz doğru hükûmet değilsiniz diyoruz.

Sözlerimin sonunda, mayına basarak şehit olmuş Kahramanmaraşlı ve Adanalı asker kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize de başsağlığı diliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.13

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

452 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir

Sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek için 7 Mayıs 2013 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.19