DÖNEM: 24                              CİLT: 48                   YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

90’ıncı Birleşim

10 Nisan 2013 Çarşamba

 

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal’ın, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 168’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, maaşlarını alamadıkları için kurumlarından ayrılmak zorunda kalan FİSKOBİRLİK personelinin mağduriyetine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 168’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, CHP Grubu adına, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 168’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, AK PARTİ Grubu adına, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 168’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, MHP Grubu adına, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 168’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 28 milletvekilinin, Türkiye  Şeker Fabrikaları AŞ’ye ait bazı şeker fabrikalarının özelleştirilme sürecinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/579)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 24 milletvekilinin, Kütahya ilinin ulaşım sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/580)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 20 milletvekilinin, çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/581)

 

B) Tezkereler

1.- Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanlığının, 15/3/2013 tarihinde esas komisyon olarak Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna ve tali komisyon olarak da Adalet Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (1/756) esas numaralı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna da havale edilmesi talebine ilişkin tezkeresi

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 2/4/2012 tarih 4121 sayı ve 6/6/2012 tarih 5383 sayı ile emniyet mensuplarının ve polislerin sorunlarının araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ile 19 milletvekili tarafından Türkiye’de yaşayan Romanların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 10/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın görüşülen kanun tasarısının 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubundan bir milletvekiline sataşması nedeniyle konuşması

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın yerinden yaptığı müdahale sırasında CHP Grubundan bir milletvekiline sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün görüşülen kanun tasarısının 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Hükûmetine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubundan bir milletvekiline sataşması nedeniyle konuşması

 


I- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.03’te açılarak altı oturum yaptı.

Erzurum Milletvekili Fazilet Dağcı Çığlık, Parlamentolararası Birliğin Ekvator’da yapılan 128’inci Genel Kurul Toplantısına,

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Dünya Romanlar Günü ve ülkemizde yaşayan Roman vatandaşlarımızın sorunları ile bu sorunların çözümüne,

İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak, denizcilik sektörünün sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif etmiş bulunan;

İrlanda Parlamento milletvekilleri Dominic Hannigan, Ciaran Lynch ve Gerald Nash’a,

Kanada Parlamentosundan Kanada-Türkiye Dostluk Grubu Başkanı David Emmerik van Kesteren ve beraberindeki milletvekili heyetine,

Başkanlıkça "Hoş geldiniz." denildi.

Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22 milletvekilinin, bilinçsiz tüketim ve israf konusunun (10/573),

İstanbul Milletvekili Umut Oran ve 21 milletvekilinin, merkezî yönetim ile yerel yönetimler arasındaki koordinasyonun, ortak çalışma ve uyumun denetlenmesi ile bu uyumun önündeki engellerin (10/574),

Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, Bingöl’deki bir jeotermal su kaynağının özelleştirilmesi işleminin (10/575),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Üyesi ve Bolu Milletvekili Ali Erçoşkun’un, Avrupa Birliği Konseyi İrlanda Başkanlığı tarafından 28-29 Nisan 2013 tarihlerinde İrlanda'nın başkenti Dublin'de düzenlenecek olan Parlamento İstihdam, Girişim, Yenilik ve Sosyal İşler Komisyonları Başkanları Toplantısına katılmasına ilişkin tezkeresi kabul edildi.

CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullananlara karşı kolluk kuvvetlerinin orantısız güç kullanımının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/381) görüşmesinin Genel Kurulun 9 Nisan 2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan 445 ve 444 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 3 ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilleri Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve 187 milletvekilinin 3/4/2013 tarih ve 197884 sayılı terör sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 44 milletvekilinin 4/3/2013 tarih ve 187484 evrak numarası ile kanlı çatışmalı ortama sebebiyet veren olay ve olguları araştırmak, toplumu kutuplaştıran, toplumsal barışı dinamitleyen, ülke kaynaklarını heba ettiren ve yurttaşlarımızın yaşamına mal olan bu sürecin son bulması için çözüm yolları bulma amacıyla, Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in 4/4/2013 tarih ve 198441 sayılı Kürt sorununun çözümünün araştırılarak demokratikleşme, toplumsal barış ve özgürlüklerin genişletilmesi amacıyla vermiş oldukları Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 9 Nisan 2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde okunması ve önergelerin görüşmelerinin birleştirilerek aynı günkü birleşiminde yapılmasına; 9 Nisan 2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine; 444 ve 445 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, AK PARTİ grup önerisine konu Meclis araştırması önergelerinden AK PARTİ Grubunun vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin çarpıtılarak verildiğine ve değiştirilmesi gerektiğine,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, AK PARTİ grup önerisine konu Meclis araştırması önergelerinden AK PARTİ Grubunun vermiş olduğu Meclis araştırması önergesi ile CHP Grubunun vermiş olduğu Meclis araştırması önergelerinin birbiriyle alakasız olduğuna,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, birbirinden farklı Meclis araştırması önergelerinin birleştirilmesinin doğru olmadığına,

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, AK PARTİ grup önerisinin Anayasa ve İç Tüzük’e uygun olduğuna,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, AK PARTİ grup önerisine konu Meclis araştırması önergelerinin birleştirilerek görüşülmesinde Anayasa, İç Tüzük ve teamüllere aykırı bir durum bulunmadığına,

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, 45 imzalı Meclis araştırması önergesinden CHP Grubundan 18 milletvekilinin imzalarını geri aldıklarına ancak önergede hâlen 20’den fazla milletvekilinin imzası bulunduğu için önergenin işlemde kalmaya devam ettiğine,

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu, AK PARTİ grup önerisine konu Meclis araştırması önergelerinden kendi imzasının bulunduğu Meclis araştırması önergesi ile AK PARTİ Grubunun Meclis araştırması önergesi farklı olduğu hâlde usule aykırı olarak birleştirildiğine ve imzasını geri aldığına,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, AK PARTİ grup önerisinin geri çekilmesi gerektiğine,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, AK PARTİ grup önerisiyle milletvekillerinin iradesinin çarpıtıldığına ve bu önerinin gündeme alınmasının mümkün olmadığına,

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, bir araştırma önergesinin grup önerisiyle Genel Kurula taşınmasında İç Tüzük’e aykırı herhangi bir durum olmadığına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, CHP Grubu ile AK PARTİ Grubunun kurulmasını istedikleri komisyonların birbirleriyle benzer olmadığına, AK PARTİ grup önerisinin Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı olduğuna ve bu duruma ortak olmak istemediklerine,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, siyasi parti gruplarının verdiği Meclis araştırması önergelerinin gündeme gelip gelmeyeceğini Meclis Başkanlığının belirlediğine ve önergelerin birleştirilmesinin doğru bir uygulama olduğuna,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

AK PARTİ, CHP ve BDP gruplarının vermiş olduğu Meclis araştırması önergelerinin AK PARTİ grup önerisine konu edilip edilemeyeceği hususunda bir usul tartışması yapıldı. Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun olduğu kabul edildi.

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, AK PARTİ grup önerisine konu İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşlarının önergesinden 24 Cumhuriyet Halk Partili milletvekilinin imzasını çekmiş olması nedeniyle söz konusu Meclis araştırması önergesinin “Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 20 milletvekilinin önergesi” olarak işlem göreceğini açıkladı.

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in AK PARTİ grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, (2/457) esas numaralı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 20 milletvekilinin,

Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilleri Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve 187 milletvekilinin,

BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in,

Ülkemizde yaşanan terör sorununun çözümüne yönelik sürecin bütün boyutlarıyla değerlendirilmesi, bu konuda yüce Meclisin ve toplumun bilgilendirilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 20 milletvekilinin, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilleri Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve 187 milletvekilinin, BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; ülkemizde yaşanan terör sorununun çözümüne yönelik sürecin bütün boyutlarıyla değerlendirilmesi, bu konuda yüce Meclisin ve toplumun bilgilendirilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri yapılan ön görüşmelerden sonra kabul edildi.

Kurulacak komisyonun, 17 üyeden teşekkül etmesi, çalışma süresinin başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olması, gerektiğinde Ankara dışında da çalışması kabul edildi.

Alınan karar gereğince, 10 Nisan 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 21.33’te birleşime son verildi.

 

                                                          Sadık YAKUT

                                                          Başkan Vekili

 

         Özlem YEMİŞÇİ         Muhammet Rıza YALÇINKAYA               Fatih ŞAHİN

               Tekirdağ                                    Bartın                                        Ankara

              Kâtip Üye                               Kâtip Üye                                  Kâtip Üye


II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                No: 131

10 Nisan 2013 Çarşamba

Tasarı

1.- Şeker Kanunu Tasarısı (1/763) (Tarım, Orman ve Köyişleri; Adalet; Plan ve Bütçe ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.04.2013)

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/752) (S. Sayısı: 446) (Dağıtma tarihi: 10.04.2013) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Arama ve Kurtarma Hizmetlerinin Koordinasyonuna Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/753) (S. Sayısı: 447) (Dağıtma tarihi: 10.04.2013) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti ve Gürcistan Hükümeti Arasında İcra Edilecek Kafkas Kartalı Küçük Birlik Komando Tatbikatı İçin Ev Sahibi Ülke Desteği Koşullarına İlişkin Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/754) (S. Sayısı: 448) (Dağıtma tarihi: 10.04.2013) (GÜNDEME)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/755) (S. Sayısı: 449) (Dağıtma tarihi: 10.04.2013) (GÜNDEME)

5.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450) (Dağıtma tarihi: 10.04.2013) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 28 Milletvekilinin, bazı şeker fabrikalarının özelleştirme sürecinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/579) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.02.2012)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 24 Milletvekilinin, Kütahya’nın ulaşım sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/580) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.02.2012)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 20 Milletvekilinin, çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/581) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.02.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşların reklam, bilgilendirme, tanıtım ve halkla ilişkiler harcamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16809)

2.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Hepatit A aşısı uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17076)

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak’ta bir hastanın ölümü ile ilgili iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17077)

4.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Nallıhan Devlet Hastanesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17078)

5.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Gümüşhane’de tespit edilen kanser hastalığı ile ilgili verilere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17079)

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde yürütülen sağlık hizmetlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17080)

7.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Kayaşehir TOKİ konutlarında sağlık hizmetlerinin yeterliliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17081)

8.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, ambalajlı sulara yönelik denetimlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17083)

9.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, İzmir’de faaliyetlerine son verilen bir hastaneye ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17084)

10.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Türkiye Lokomotif ve Motor A.Ş. tarafından açılan bir ihaleye ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17085)

11.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Iğdır Devlet Hastanesinin çocuk doktoru eksiğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17086)

12.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, paletli ambulans ve helikopter ambulans sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17087)

13.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Aksaray’ın Sarıyahşi ilçesindeki sağlık hizmetleri ile ilgili sorunlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17088)

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, koruyucu sağlık hizmetlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17089)

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlıktaki personel sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17090)

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Alo 171 Sigara Bırakma Danışma Hattına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17091)

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, evde sağlık hizmeti uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17092)

18.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, meslek hastalıklarının önlenmesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17094)

19.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın reklam, bilgilendirme, tanıtım ve halkla ilişkiler harcamalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17095)

20.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Bakanlık tarafından hazırlanan kamu spotlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17096)

21.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul’da bir hastanede yaşamını kaybeden bir kişiye ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17097)

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, şehir hastanelerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/17098)

 

10 Nisan 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Türk polis teşkilatının 168’inci kuruluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal’ın, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 168’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; bugün, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 168’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum.

Her şeyden önce, polis teşkilatımızın 168’inci kuruluş yıl dönümünü kutluyor, bu kuruluş yıl dönümünün bütün polis teşkilatı mensuplarına ve ailelerine hayırlara vesile olmasını dileyerek sözlerime başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, demokratik toplumlarda en temel ihtiyaçların başında can ve mal güvenliği gelmektedir. Can ve mal güvenliği yoksa o ülke de huzur ve emniyetin olmadığı, dolayısıyla da diğer insan hakları kavramlarının tam anlamıyla gerçekleşmediği bir ülkedir. Eğer, ülkeler ileriye gitmek, insan haklarına saygılı, insanlarını daha rahat yaşatma azmi içerisindeyse mutlaka orada huzur ve güveni sağlamaları gerekmektedir. İşte, Türk polis teşkilatı da yüz altmış sekiz yıldır, köklü bir kuruluş olarak her geçen gün kendini yenilemek suretiyle, bu üstüne düşen asli ve ulvi görevi büyük bir titizlik ve fedakârlıkla yerine getirmektedir. Bu bakımdan, bu yüce Meclisin kürsüsünden Türk polis teşkilatına, her kademedeki görevlisine bu yaptığı fedakâr çalışmalarından dolayı ben bir kere daha şükranlarımızı arz etmek istiyorum ve polis teşkilatımız vatandaşlarımızın huzur ve güvenini sağlayabilmek, onların yarınlara umutlu ve mutlu bakmalarını sağlayabilmek adına her geçen gün kendini yenileyerek çalışmalarını sürdürmektedir. Bu yenilemeleri, bir taraftan “teknolojik yenilemeler” bir taraftan da insanlarını, personelini eğitme anlamında “insani yenilemeler” diye iki kategoride toplamak mümkündür. Şu anda, Türk polis teşkilatı Avrupa ve diğer polis teşkilatlarıyla teknolojik konuda yarışmaktadır ve her türlü teknolojiye sahiptir. Bu bakımdan, özellikle, polislerimizin bu noktadaki çalışmalarını kolaylaştırmış oluyoruz. Diğer taraftan, polis teşkilatı kendi içinde kendini yenilemekte ve şu anda teşkilatın yüzde 85’i üniversite mezunu hâline gelmiştir ki bu, gerçekten teşkilat adına önemli bir olaydır ve Türk polis teşkilatı görevini yaparken özellikle insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğünü düstur edinmiş bir çalışma içerisindedir. Bunu yaparken kendi kendini yenilemek -az önce söylediğim gibi- bu yenilemelerin başında, eskiden olduğu gibi suçu olduktan sonra takip etmek değil, suçu olmadan önce önlemek noktasından hareketle ve özellikle suçları önlerken de suçludan delile değil, delilden suçluya gitme suretiyle en önemli gelişmelerini ki şu anda bu noktada baktığımızda, Avrupa’nın en iyi kriminal laboratuarı Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindedir.

Bütün bunları yaparken polis teşkilatımız geniş bir yelpaze içerisinde görevini sürdürmekte, bir taraftan terörle mücadele başta gelen görevleri arasında ama onun yanı sıra; asayiş, uyuşturucu, organize suçlar ve trafik gibi geniş bir yelpaze içerisinde de hizmetlerini sürdürmektedir ve hizmetlerini sürdürürken gece demeden gündüz demeden büyük bir fedakârlıkla, zaman mevhumu tanımadan hizmetini yürütmektedir. Böylesine bir teşkilatı takdir etmekten başka yapılabilecek hiçbir iş yoktur ve bu takdiri de vatandaşımız gerçekten yapmaktadır. Yapılan kamuoyu yoklamalarına baktığımızda, polislerimiz şu anda en güvenilir kurumlar arasında sayılmaktadır ki bu gerçekten polis için iftihar edici bir noktadır.

Tabii, polislerimiz bu kadar fedakârlığın peşinde gece demeden gündüz demeden çalışırken de gerek çalışma şartları, gerek özlük hakları konusunda da İçişleri Bakanlığımız bünyesinde özel bir çalışma yürütülmektedir. İnşallah, bu çalışma da kısa süre içerisinde çözümlenecektir.

Ben, özellikle dört yıl genel müdürlüklerini yapmış olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyduğum ve geçmişi şan ve şerefle dolu polis teşkilatımızın gelecekte de ülkemizi savunmak, vatandaşlarımıza iyi hizmet götürmek amacıyla bu gayreti sürdüreceklerine yürekten inanıyorum ve 10 Nisan Polis Günü vesilesiyle de tekrar Türk polisimize başarı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – …dileklerimi iletirken, şehit polislerimize Allah’tan rahmet, gazi polislerimize de mutluluklar dilerken polis teşkilatımızın bütün aileleriyle birlikte mutlu ve müreffeh olmaları dileğimi burada bir kere daha ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, maaşlarını alamadıkları için kurumlarından ayrılmak zorunda kalan FİSKOBİRLİK personelinin mağduriyeti hakkında söz isteyen Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’na aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, maaşlarını alamadıkları için kurumlarından ayrılmak zorunda kalan FİSKOBİRLİK personelinin mağduriyetine ilişkin gündem dışı konuşması

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; FİSKOBİRLİK'te, özellikle son yıllarda maaş alamayıp baskı ve sürgün tehdidiyle kurumlarından ayrılmak zorunda bırakılan çalışanların mağduriyetlerini sizlerle paylaşmak üzere gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, polis teşkilatımızın kuruluşunun 168’inci yıl dönümü nedeniyle tüm çalışanlarını kutluyorum.

FİSKOBİRLİK, 4572 sayılı Kanun ile getirilen özerkleşme öncesi, 2000 yılı itibarıyla 2517 personel istihdam etmekteydi. Bu tarihe kadar personelin tüm özlük hakları, atamaları, işe alım süreci Bakanlık kontrolü ve denetimindeydi. 4572 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesiyle personele herhangi bir seçim hakkı ve kamu personeli havuzuna girme imkânı tanınmamıştır. Aynı özlük hakları ile FİSKOBİRLİK ve bağlı kooperatiflerinde özerklik statüsüne tabi çalışmaya devam etmişlerdir. Hâlbuki, 4572 sayılı Kanun'un geçici maddesiyle, bakanlıklarda görev yapan 230 kişi devlet memurluğu kadrosuna geçirilmiştir. 2000 yılı sonrasında yeniden yapılandırma sürecinde personel norm kadro uygulamasına gidilmiştir. Bunun sonucunda personel tasfiyesine başlanmış, 2006 yılı itibarıyla personel sayısı 695'e kadar düşürülmüştür. 2006 yılında, emekliliğe hak kazanan veya emekliliğine az kalan personele işten ayrılması için teşvik verilerek emekliliği sağlanmıştır. 2007 yılından sonra, FİSKOBİRLİK ve bağlı kooperatiflerinin yapılan her genel kurulunda, yaşanılan ekonomik kriz, mali kriz bahanesiyle personel norm kadro sayısı üzerinde tadilata gidilmiş, sürekli bir şekilde personel sayısı azaltılmıştır. Bu süre zarfında ayrılan personelin verdiği dilekçeler incelendiğinde, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24/II-e maddesi yani sözleşmenin fesih hakkı sebep gösterilmekte, işveren tarafından ücret indirimi, tayin, mobbing uygulanması yoluyla işten ayrılmaya zorlandığı dikkati çekmektedir.

01/12/2007 tarihi itibarıyla FİSKOBİRLİK ve bağlı kooperatiflerinin personel sayısı 611 idi, bugün ise bu sayı yaklaşık 160’a düşmüştür. 2007-2012 yılları arasında yaklaşık 460 personel istemeyerek işten ayrılmak zorunda kalmıştır. FİSKOBİRLİK çalışanlarının kurumlarından ayrılmadan önce kendilerinin de kamu kadrolarına alınmalarına ilişkin talebi, özerklik gerekçesiyle ilgili bakanlık tarafından reddedilmiştir. Ancak, özerkleşme öncesinde personel atamalarının hepsinin bakanlık oluruyla, hiyerarşik bir şekilde yapıldığını unutan yetkili makamlar çalışanların taleplerine kayıtsız kalmışlardır. Toprak Mahsulleri Ofisi, Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği, Et ve Balık Kurumu gibi diğer kurum ve kuruluşların personeli, kamu personeli statüsüne tabi istihdam edilmeye devam edilmişlerdir.

AKP Grup Başkan Vekili ve Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli, bu sorunu en iyi bilen kişilerdendir. FİSKOBİRLİK yönetiminin keyfî uygulamayla personel kıyımı yaptığını, yönetimi hedef alarak “Bir işçi dahi çıkaramazsınız.” diye uyaran ve kamuoyu önünde mağduriyetlere vurgu yapan konuşmalar dışında seyirci kalmıştır. Bir taraftan da FİSKOBİRLİK’in özerk bir kuruluş olması sebebiyle müdahalede bulunamadıklarını, ama “Elimizden gelen desteği vermeye devam edeceğiz.” diyerek bolca umut dağıtmıştır. Personelin yeniden işe alınmaları noktasında mücadele edeceklerini, gerekirse diğer alanlarda işe koymak için çalışma başlatacaklarını söylemişlerdir.

Hükûmet, birliklerle ilgili son düzenleme sırasında Sayın Canikli'nin söz verdiği şekilde, bu mağduriyete son verebilmesi mümkün iken bunu yapmamıştır. Bu konuşmayı Sayın Canikli'nin çok iyi bildiği ve kabul ettiği bir gerçeği paylaşmak üzere, FİSKOBİRLİK'ten tehditle, zorlamayla ayrılan personel adına konuyu sizlerle paylaşmak amacıyla yapıyorum. Size güvenen, verdiğiniz sözlere itibar eden bu emekçilerin duygularını lütfen sömürmeyin, yasal düzenlemeyi de yaparak bu mağduriyete lütfen son verin diyorum ve hepinizi saygıyla tekrar selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Türk polis teşkilatının 168’inci kuruluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 168’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk polis teşkilatının 168’inci kuruluş yıl dönümü hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türk polisi, yüz altmış sekiz yıldır toplumun huzur ve güvenliğini, kanun hâkimiyetini, ülkede asayişi ve güvenliği sağlamak için görev yapmaktadır. Polisimiz bu kutsal görevi zor şartlar altında yürütmüş ve yürütmekte, ülkenin huzur ve güvenliğini sağlamak için, gerektiğinde, bu ülke toprakları için canını da vermektedir.

Zor şartlar altında hayatını ortaya koyan Türk polisi hizmetlerinin karşılığını alamadığı gibi, AKP Hükûmeti tarafından da yıllardır boş vaatlerle kandırılmıştır. İktidar partisi, yıllardan beri emniyet teşkilatının özlük haklarını düzelteceği vaadini vermiş ancak bugüne kadar yerine getirememiştir.

Polislerimiz günde on iki saat, haftada yetmiş iki saat çalışmakta, çoğu zaman istirahatlerinde bile amirleri tarafından tekrar göreve çağrılmaktadır. Türk polisi hafta sonu tatilinden yararlanamadığı gibi, dinî ve resmî tatil günlerinden de faydalanamamaktadır. Üstüne üstlük, fazla çalışmasının da karşılığını alamamaktadır.

Ayrıca, emniyet hizmetlerinin çok çeşitli hâle gelmesi nedeniyle bazı birimler ön plana geçmiş ve birimler arasında ciddi adaletsizlikler meydana gelmiştir.

Emniyet teşkilatında atama konusunda da bir dizi problemler yaşanmaktadır. Belli bölgelere yapılan atamalar yüzünden yığılmalar olmakta ve personel dairesi bu sorunları çözememektedir. Belirli merkezler dışında emniyet birimlerinin birçoğunda görevler vekâleten yürütülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yoğun ve stresli şartlar altında çalışan polis kendisine ve ailesine zaman ayıramamakta, polislerin psikolojisi bozulmaktadır. İşte, bu zor şartlar altında çalışmanın getirdiği psikoloji ve geçim sıkıntısı polislerimizi intiharın eşiğine getirmiş, son on yılda yüzlerce polisimiz ne yazık ki hayatına son vermiştir. Bu olumsuz tablo, birçok polisimizi de yalnız kendisine değil, ailesine bile zarar verir hâle getirmiştir.

Bilindiği gibi, polislik mesleği yirmi dört saat esasına göre ifa edilen, kesintisiz hizmet verilen bir meslektir. Buna rağmen, polisin çalıştığı mekânlar bakımsız, binaları genel olarak eski, zamanın şartlarına uymayan bir görüntüdedir. Özellikle karakollara, yirmi dört saat kesintisiz hizmet veren yerlere yirmi dört saat esasına göre çalışacak yardımcı hizmetlilere de gerek olduğu aşikârdır. Ayrıca, yıllardır polisin fazla çalışması dillere dolanmasına rağmen çözülmemiştir. Son yıllarda sağlanan bazı iyileştirmelere rağmen, ikinci emir ve keyfî mesai uzatımı devam etmektedir.

Polisimiz mutsuzdur, polisimiz huzursuzdur. Bir insan çalışma hayatının ardından emekli olup huzurlu ve rahat yaşamak ister, değil mi? Polislerimiz emekli olmaktan korkuyor çünkü emekli olduklarında maaşları yarı yarıya düşüyor ve zaten çalıştıkları sürece sıkıntı çeken polislerimiz emekliliklerinde daha da geçim sıkıntısı çeker hâle gelmektedir.

Emniyet teşkilatı, 657 sayılı Kanun'a tabi olmasının getirdiği olumsuzlukların etkisi altındadır. Bu nedenle acil olarak ayrı bir teşkilat yasasına ihtiyaç vardır. Polislere verilen sözler artık tutulmalıdır. Polislerin ek göstergeleri arttırılmalı, ikramiye ve maaşları günün şartlarına uygun hâle getirilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son dönemde ne yazık ki polisimiz iktidarın kolluk kuvveti görevini yapar hâldedir. Polis orantısız güç kullanımı nedeniyle eleştirilmekte, özellikle eylemlerde sıkılan tazyikli sular, kullanılan biber gazları insan hayatını tehdit eder boyuta ulaşmaktadır. Polisin eylemlerde ve müdahalelerde kullandığı orantısız güç, yaşadığı geçim sıkıntısının ve içinde bulunduğu psikolojik durumun sonucu olarak da ifade edilebilir. Ancak, vurgulamak isterim ki polisin uyguladığı orantısız gücün sorumlusu, insan hayatını hiçe sayan ve tabiri caizse tam bir polis devleti yaratan AKP Hükûmetidir. Polis görevini yaparken karşısındakinin insan olduğunu unutmamalı ve asayişi buna göre sağlamalıdır. Burada görev, iş başındaki Hükûmetin ilgili Bakanına yani İçişleri Bakanına düşmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime burada son verirken Türk polis teşkilatının 168’inci kuruluş yıldönümünü kutluyor, hayatını kaybeden ve şehit olan polislerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İnce, söz talebiniz var.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, CHP Grubu adına, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 168’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak toplumsal güvenliğimizin, huzurumuzun teminatı olan polis teşkilatımızın 168’inci kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz.

Polislerimizin çalışma koşullarına ve mesleki sorunlarına ilişkin verdiğimiz Meclis araştırma önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemindedir.

Sendika kurma hakkı engellenen, “emekli olunca çocuklarımı nasıl okutacağım, maaşım düşecek, evimi nasıl geçindireceğim” endişesine kapılan polislerimizin sorunlarını araştırmak, tespit etmek ve çözüm üretmek hepimizin görevi olmalıdır.

Tabii, bu arada bir hatırlatmayı da yapmak istiyorum. Bazı toplumsal olaylarda polisimizin orantısız güç kullandığı, tahammülsüz davrandığı da bir gerçektir. Ama, muhatabımız polis memurları değil, siyasi iktidardır. Polislerimizi görevlerini yaparken daha özenli ve dikkatli davranmaya, onlara bu emri verenleri kanunsuz emir vermemeye davet ediyoruz. Polislerimizin sağlıklı çalışma koşullarının olduğu, polislerimizin emeklilik rüyasının korkuya dönüşmediği bir süreci hep birlikte kuracağımıza inanıyor, şehit polislerimizi saygı ve rahmetle anıyor, tüm emniyet teşkilatı mensuplarının ve ailelerinin Polis Günü’nü kutluyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ünal…

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, AK PARTİ Grubu adına, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 168’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz de AK PARTİ Grubu olarak polis teşkilatımızın 168’inci kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz.

Bir toplumun gelişmesinde, kalkınmasında ve demokrasisinin yerleşmesinde, iç güvenliğin ve asayiş hizmetleri kalitesinin ciddi yeri vardır. Görevleri sırasında vatandaşlarımızın ayrım gözetilmeden yasa ve kanun önünde eşit olduğu ilkesini tam bir tarafsızlık içerisinde uygulama bilinciyle hareket eden polis teşkilatımızın bu özel gününü kutlarken, görevleri sırasında şehit düşen polislerimize Allah’tan rahmet diler, her kademedeki ve görevdeki emniyet mensuplarımızı takdirle selamlarız. Kendileriyle aynı zorlukları yaşayan ve takdiri fazlasıyla hak eden aileleriyle birlikte sağlık, mutluluk içerisinde yaşamalarını diliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır, sizin talebiniz var.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Türkoğlu konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkoğlu.

3.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, MHP Grubu adına, Türk polis teşkilatının kuruluşunun 168’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Türk polis teşkilatının 168’inci kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz.

Bir devletin kuruluş ve varlık sebebi, can ve mal emniyetinin temin edilmesidir. Bu çerçevede, modern devletlerin güvenlik hizmetini veren en önemli kurumları da kolluk güçleridir. Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlıdan devraldığı en köklü ve en önemli kurumların başında, yüz altmış sekiz yıllık şanlı geçmişiyle Türk polis teşkilatı vardır. Bu vesileyle, toplumun huzur ve güvenliği noktasında her türlü fedakârlığı yapmaktan çekinmeyen kahraman polislerimizin bu onurlu gününü Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak candan kutluyoruz.

Bugüne kadar AKP hükûmetlerinin, Başbakan başta olmak üzere birçok yetkili şahsiyeti tarafından verilen, ek göstergelerin düzeltilmesi, angarya seviyesindeki fazla çalışma ücretlerinin bir an evvel düzeltilmesi ve özlük haklarının düzeltilmesi çok büyük önem arz etmektedir. Her vesileyle özgürlükten bahseden, mesleki örgütlenme ve sendikalaşmadan bahseden Hükûmetin, sendikal örgütlenme yapmaya çalışan polislerimizi cezalandırması tam bir çelişki ve riyadır. Polislerimizin, emniyet teşkilatımızın sorunlarının çözümü için Hükûmetten adım beklenmektedir. Bu konuda iktidar partisinden gelecek her türlü düzenlemeye hazır olduğumuzu, katkıda bulunacağımızı tüm kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.

168’inci yıl dönümünde polis teşkilatımızın çalışanlarına sabır diliyor, onları Cenab-ı Allah’a emanet ediyor, ahirete intikal etmiş şehitlerine yine rahmet diliyor, ayrıca emeklilerine de sabır diliyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Biz de polis teşkilatımızın 168’inci kuruluş yıldönümünü kutluyoruz. Ayrıca, bize buruk bir sevinç yaşatan Galatasaray’ı da tebrik ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

BAŞKAN - Evet, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurala sunuşları vardır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şimdi Meclisi çok kötü, keyfî yönetiyorsunuz. Bakın, dün burada AKP Grubunun bir önerisini…

BAŞKAN – Sayın Genç, onlar hep…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika canım, bir dakika… Beni dinlemek zorundasın!

BAŞKAN – Onlar geride kaldılar.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, sen orada Meclis Başkan Vekili misin, birinin militanı mısın?

BAŞKAN - Bütün bu yönetim tarzını da sizden öğrendik efendim. Bize öyle öğrettiniz, öyle yapıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) –Ya, ben sana bir laf anlatıyorum. Dün burada bir uygulama yaptık...

BAŞKAN – Sesinizi yükseltmekle bir şey olmaz yani.

KAMER GENÇ (Tunceli) – …AKP grup önerisini işleme aldın. Orada Cumhuriyet Halk Partililer imzalarını çekmişlerdi. Burada bir düzeltme yaptık. Dedin ki, İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun önergesinin yerine Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın önergesi geçti. Şimdi, orada, grubun önerisini okuduğunuz zaman, orada “Cumhuriyet Halk Partisi, Ramazan Can” diye geçiyor.

BAŞKAN – Hayır, değil, değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, aç bak.

BAŞKAN – Dünkü tutanakları alın...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aç bak bir defa. Keyfî hareket ediyorsun.

BAŞKAN – Sayın Genç, bu tartışmalar dünde kaldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, burada, işleme konulmaması… Bak, işleme konulmaması gereken önergeleri işleme koyuyorsun. Meclisi yönetim tarzın hakkında usul tartışmasını istiyorum.

Hayır, burada, bugün önemli bir gün, milletvekili olarak…

BAŞKAN – Hayır, o dünde kaldı.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır, okuyun lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana bak, beni dinlemek zorundasın, beni dinlemek… Okuyamazsınız.

BAŞKAN – Dün tartışıldı Sayın Genç bu konular.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, bakın, bugün özel bir… Yerimizden bir söz istiyoruz. Burası çobanlık yapılacak bir yer değil ki, çorba da değil.

BAŞKAN – İç Tüzük’ü çok bildiğinizi her zaman söylüyorsunuz. Açın, İç Tüzük’e bakın, en fazla üç kişiye veriliyor söz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, bazı milletvekilleri… Bakın, bu Meclis Başkan Vekilliği öyle senin keyfinle yönetilecek bir makam değil. Buradan, milletvekilinin yerinden kısa bir söz hakkını yerine getirmek zorundasın.

BAŞKAN – Sizin keyfinize göre de her zaman, söz istediğiniz zaman söz verilecek yer de değil burası Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada, milletvekilinin yerinden kısa söz… 60’ıncı maddeye  göre yerine getirmek zorundasın. Yapmıyorsun, neye istinaden yapmıyorsun?

BAŞKAN – Sayın Genç, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesini -yerinize oturun- ben okuyayım burada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu sen… Tayyip sana militanlık görevini vermiş ama militanlık görevini çok kötü yapıyorsun. Biraz kişilik kazan ya!

BAŞKAN – Sayın Genç, bu sözlerinizden dolayı tazminat ödersiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çünkü o makamı layıkıyla temsil etmiyorsun, çünkü orada militanlık görevi verilmiş sana. Tüzük’ü dinlemiyorsun, Anayasa’yı dinlemiyorsun, keyfî yönetiyorsun Meclisi ya!

BAŞKAN – Efendim, sizin çok bildiğiniz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle olmaz, böyle…

BAŞKAN – Efendim, sizin çok bildiğiniz Tüzük’ü bir daha okuyorum ben, 59’uncu maddeyi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, 59’uncu maddeyi oku.

BAŞKAN – “Meclis Genel Kuruluna duyurulmasında zaruret görülen olağanüstü acele hallerde beşer dakikayı geçmemek üzere…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, o gündem dışı konuşma.

BAŞKAN – Gündem dışını söylüyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben 60’ıncı maddeyi diyorum. Yerinden çok kısa konuşma...

BAŞKAN – “Başkanın takdiriyle en çok üç kişiye söz verilir.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – O değil. Ben sana diyorum, yerinden… 60’ıncı maddeyi oku. Yerinden, kısa bir sözü olan milletvekiline söz verilir diyor.

BAŞKAN – 60’ıncı maddeyi de okuyayım tekrar isterseniz, kısa sözle ilgili.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oku.

BAŞKAN - “Pek kısa bir sözü olduğunu belirten üyeye Başkan, yerinden konuşma izni verebilir.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, “Verebilir.” Ama ben…

BAŞKAN – Takdir benim efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Anladım da ama, niye?

BAŞKAN – Takdir Başkanın. Tekrar edeyim mi Sayın Genç?

KAMER GENÇ (Tunceli) –  Anlayabilmek…

BAŞKAN – Belki yani çok biliyorsunuz, ben gerçekten sizin iyi bildiğinizi de biliyorum da eksikler olabilir, zaman zaman birbirimizin eksiklerini tamamlamamız gerekir.

Yeniden okuyorum efendim: “Pek kısa bir sözü olduğunu belirten üyeye Başkan, yerinden konuşma izni verebilir.” “Verir” demiyor efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Verebilir.”

Peki, ben de size bir soru sorayım.

BAŞKAN – Lütfen, siz soru soracak yerde değilsiniz orada.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben bir söz istiyorum. Bir dakika Sayın Başkan, bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Vermiyorum efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Senin bana söz verip vermemenin takdir hakkını kullanabilmen için ne konuda konuştuğumu bana sorman lazım.

BAŞKAN – Vermiyorum da onun için.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika…

BAŞKAN – Sayın Yalçınkaya, buyurun…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Anla da, bari öğren de ondan sonra. Ben yerimden söz istediğim zaman sen Başkan Vekili olarak bana soracaksın: “Ne konuda konuşmak istiyorsun?” Ben o zaman “Şu konuda.” derim, ondan sonra sen takdir hakkını kullanırsın.

BAŞKAN – Sayın Genç, gündem dışılar konuşulurken siz söz istediniz, ben onun için vermedim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Fakat sen bilmeden takdir hakkını nasıl kullanırsın?

BAŞKAN – İç Tüzük açık efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani böyle çok zavallı bir duruma…

BAŞKAN – Devam edin efendim.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 28 milletvekilinin, Türkiye  Şeker Fabrikaları AŞ’ye ait bazı şeker fabrikalarının özelleştirilme sürecinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/579)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 29 Kasım 2011'de yaptığı ihalelerle Portföy B'deki Malatya, Elbistan, Erzincan ve Elâzığ Şeker Fabrikalarını 266 milyon dolar bedelle, Portföy C'deki Kastamonu, Kırşehir, Turhal, Yozgat, Çorum ve Çarşamba Şeker Fabrikalarını ise 656 milyon dolar bedelle satılmıştır.

Fabrikaların blok satışı sonrası kamuoyunda satış bedellerinin çok düşük olduğu dile getirilmektedir. Bunun en güzel örneği Malatya Şeker Fabrikasının satışında görülmektedir. Malatya Belediyesi 2008 yılında sahibi olduğu 32 dönümlük arazi üzerine kurulu hal binasını 52 milyon TL'ye satmıştır. 2008 yılı fiyatlarıyla bir dönüm arsa fiyatı 1,625 milyon TL'ye tekabül etmektedir. Hal binası şehrin dışında ve doğusundadır. Şeker fabrikası ise şehrin ortasında kalan ve Malatya'nın çok değerli bir bölgesinde yer almaktadır. Satılan diğer fabrikalar da rantı en yüksek olan yerlerde bulunmaktadır. Malatya Şeker Fabrikası 2008 yılındaki Malatya Hal Binası satışı ölçüt alınarak satılmış olsa idi 345 bin metrekare olan arsanın satış bedeli en az 540 milyon TL olması gerekirdi. Ama Malatya Şeker Fabrikası sadece ortalama 120 milyon TL'ye satılmıştır.

Fabrikalar şeker üretimi için değil çok değerli arazileri için satılmıştır. 1 milyon 60 bin metrekare olan Erzincan Şeker Fabrikasının belediye emlak değerlerine göre arsa değeri 150 milyon TL, 345.572 metrekare yüzölçümlü Malatya Şeker Fabrikasının arsa değeri 540 milyon TL, 839.923 metrekare yüzölçümlü Elazığ Şeker Fabrikasının arsa değeri 1,6 milyon TL, 1 milyon 780.633 metrekare yüzölçümlü Elbistan Şeker Fabrikasının arsa değeri ise 300 milyon TL'dir. Yani satılan fabrikalar binlerce dönüm arazisiyle birlikte, arazi değerlerinin bile altındaki bedelle satılmıştır. 480 milyon liraya satılan 4 fabrikanın satış bedeli, sadece Malatya'nın emlak değerini bile karşılamamaktadır. Bu satışla 1 fabrika alana 3 fabrika hediye edilmiştir.

İhale öncesi Özelleştirme İdaresinin bağımsız kuruluşlara yaptırdığı değerlendirme raporuyla fabrikaların yaklaşık değerleri hesaplanmıştır. Ancak satış öncesi ve satış sonrası bu değerlendirme raporları kamuoyuna açıklanmamıştır. Portföy B grubundaki 4 fabrikanın uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar sonucu değerlerinin 1 milyar dolar olduğu belirtilmektedir. Öte yandan, 266 milyon dolarla fabrika ve arsaları alan firma bu portföye ait 131.400 tonluk A şeker kotasını, pancar ekim kotasını ve fabrikaların sabit kıymetlerini de almıştır. Firma sadece A şeker kotasını satsa bile milyonlarca dolar para kazanabilecektir.

Özelleştirme İdaresi ihale şartnamesinde üretimde süreklilik garantisi de sağlamamıştır. Şartnamede üretim şartının 5 yıl ile sınırlandırılması fabrikaların üretim için satılmadığının en açık göstergesidir. 5 yıllık üretim şartını yerine getirmeyen firmalara nasıl bir yaptırım uygulanacağı da kamuoyuna açıklanmalıdır.

Danıştay 13. Dairesi 2009'da şeker fabrikaları özelleştirmesi işlemini iptal etmiştir. Ancak aynı daire bu kez satışı onaylamıştır. İki yıl içerisinde satışla ilgili değişenin ne olduğu merak edilmektedir.

Öte yandan, satışa tepkiler de devam etmektedir. Malatya'da Ziraat Odası, Şeker-İş, Damızlık Hayvan Yetiştiricileri Birliği, Et Üreticileri Birliği, Süt Üreticileri Birliği, Pankobirlik, Besiciler Başkanlığı ve Ziraat Mühendisleri Odası ortak basın açıklaması yaparak satışın Malatya ekonomisini olumsuz etkileyeceğini belirtip tepkilerini dile getirmişlerdir. Önümüzdeki günlerde şeker fabrikalarının bulunduğu 28 ilden işçiler, esnaflar, üreticiler Ankara'ya yürüyerek özelleştirmeyi protesto edecektir.

Özelleştirmeyle sadece fabrika çalışanları değil, pancar üreticileri, esnaf, nakliyeci işsiz bırakılacak, ekonomi olumsuz etkilenecektir. AKP Hükûmeti bir taraftan teşvik paketleri açmakta, diğer taraftan çalışan kamu fabrikalarını satmaktadır.

Yukarıda sıralanan nedenlerle Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ'ye ait 10 fabrikanın özelleştirme süreçlerinin değerlendirilmesi, satış rakamlarının incelenmesi, özelleştirmenin tarım ve ekonomide yaratacağı kayıplarının araştırılarak gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Veli Ağbaba                               (Malatya)

2) Emre Köprülü                            (Tekirdağ)

3) Metin Lütfi Baydar                    (Aydın)

4) Ali Haydar Öner                        (Isparta)

5) Dilek Akagün Yılmaz                (Uşak)

6) Celal Dinçer                               (İstanbul)

7) Özgür Özel                                (Manisa)

8) Aykan Erdemir                          (Bursa)

9) Fatma Nur Serter                       (İstanbul)

10) Yıldıray Sapan                         (Antalya)

11) Gürkut Acar                             (Antalya)

12) Mehmet S. Kesimoğlu             (Kırklareli)

13) Kazım Kurt                              (Eskişehir)

14) Bülent Kuşoğlu                        (Ankara)

15) Binnaz Toprak                         (İstanbul)

16) Arif Bulut                                (Antalya)

17) Ayşe Nedret Akova                 (Balıkesir)

18) Hülya Güven                           (İzmir)

19) Refik Eryılmaz                         (Hatay)

20) Ali Sarıbaş                               (Çanakkale)

21) Müslim Sarı                             (İstanbul)

22) Kemal Değirmendereli             (Edirne)

23) Levent Gök                              (Ankara)

24) S. Sencer Ayata                       (Ankara)

25) Sena Kaleli                               (Bursa)

26) Birgül Ayman Güler                (İzmir)

27) Muharrem Işık                         (Erzincan)

28) İlhan Cihaner                           (Denizli)

29) Musa Çam                               (İzmir)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 24 milletvekilinin, Kütahya ilinin ulaşım sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/580)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Kütahya İlinin Ulaşım Sorunlarının Araştırılarak Alınacak Önlemlerin Belirlenmesi" amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104’üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz. 16/02/2012

1) Alim Işık                                    (Kütahya)

2) Oktay Vural                               (İzmir)

3) Ruhsar Demirel                          (Eskişehir)

4) Bahattin Şeker                            (Bilecik)

5) Kemalettin Yılmaz                      (Afyonkarahisar)

6) D. Ali Torlak                              (İstanbul)

7) Enver Erdem                              (Elâzığ)

8) Cemalettin Şimşek                      (Samsun)

9) Necati Özensoy                          (Bursa)

10) Özcan Yeniçeri                         (Ankara)

11) Bülent Belen                             (Tekirdağ)

12) Ali Öz                                      (Mersin)

13) Ahmet Duran Bulut                  (Balıkesir)

14) Ali Halaman                             (Adana)

15) Emin Çınar                               (Kastamonu)

16) Mehmet Şandır                         (Mersin)

17) Celal Adan                               (İstanbul)

18) Mustafa Kalaycı                       (Konya)

19) Reşat Doğru                             (Tokat)

20) Sümer Oral                               (Manisa)

21) Mesut Dedeoğlu                       (Kahramanmaraş)

22) Yıldırım Tuğrul Türkeş            (Ankara)

23) Muharrem Varlı                       (Adana)

24) Yusuf Halaçoğlu                      (Kayseri)

25) Seyfettin Yılmaz                       (Adana)

Gerekçe:

Kütahya ili Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulmasında ve ülkemizin kurtuluşunda aktif rol almış, kültürel ve doğal zenginliklere sahip tarihî bir ildir. Türkiye'de 7 termal turizm merkezine sahip tek il olup 34 çeşit madene ve dünya bor rezervinin de yaklaşık yarısına sahiptir. Porselen, seramik ve çini sanatının âdeta başkenti durumunda olan ve birçok alanda ülke ekonomisine önemli katkılar sunan bu ilimiz, kara ve demir yolu ulaşımında Marmara, İç Anadolu, Akdeniz ve Ege Bölgeleri arasındaki ana ulaşım ağının merkezi durumundadır.

Sayılan bu avantajlarına rağmen İstanbul, İzmir ve Bandırma limanları ile Ankara ve Antalya'ya yaklaşık 320 ila 360 kilometre uzaklıktaki, yani İstanbul-Antalya ve Ankara-İzmir bağlantılarının orta noktasındaki Kütahya; AKP hükûmetleri tarafından hazırlanan projelerde, anılan metropol iller arasında yapılması hedeflenen otoyol ve hızlı tren hatlarının dışında bırakılmıştır. Kütahya-Afyonkarahisar-Uşak illerinin birlikte kullanacağı Zafer Havaalanı inşaatı, uzun süren çalışmaların ardından 2011 yılında ancak başlatılabilmiştir.

Kütahya ili, komşusu durumundaki illere kara yolu bağlantılarıyla doğrudan ulaşımın sağlanamadığı tek il konumundadır. Balıkesir iline gidecek olan bir vatandaşımızın önce Bursa'ya, oradan da Balıkesir'e gitmesi gerekmektedir. Benzer şekilde Manisa'ya ulaşım da Uşak üzerinden sağlanmaktadır. Öte yandan ilçelerin birbirleriyle, il merkeziyle ve komşu illerle bağlantılarını sağlayan mevcut yollar ise dar, virajlı ve yetersiz durumdadır. Kütahya-Gediz-Simav-Selendi-Kula, Simav-Sındırgı, Simav-Demirci, Emet-Tavşanlı, Emet-Hisarcık-Simav, Emet-Gediz, Emet-Çavdarhisar, Altıntaş-Dumlupınar, Altıntaş-Aslanapa-Çavdarhisar, Tavşanlı-Harmancık-Dursunbey-Balıkesir, Simav-Dağardı-Harmancık-Bursa güzergâhlarındaki kara yolu bağlantıları bu niteliktedir. Belirtilen güzergâhların genişletilerek iyileştirilmesi ve ayrıca Bursa-Uşak illerini birbirine bağlayan en kısa güzergâh olan Bursa-Orhaneli-Simav-Uşak kara yolu projesinin faaliyete geçirilmesi, hem söz konusu sorunların önüne geçecek hem de bölgenin sosyoekonomik gelişmesine katkı sağlayacaktır.

Yıllarca parça parça inşası devam eden Kütahya-Çavdarhisar-Gediz -Simav kara yolu bir türlü bitirilememiştir. Bu güzergâhın bölünmüş yol programına alınarak bir an önce yapımına başlanması gerekmektedir. 2011 yılında bitirilen Kütahya-Eskişehir ve Kütahya-Afyonkarahisar bölünmüş yolları aradan kısa bir süre geçmesine rağmen delik deşik olmuştur. Diğer yandan AKP iktidarı döneminde Karayolları Genel Müdürlüğü sorumluluğundan alınarak il özel idaresinin sorumluluğuna verilmiş olan bazı yollar yeterince bakım yapılamadığından kullanılamaz hâle gelmiştir.

Kara yolu bağlantısının iyi olmadığı Tavşanlı-Balıköy beldesi ve çevredeki 35 köyde yaşayan binlerce vatandaşımızın yoğun bir şekilde kullandığı bazı tren seferleri kaldırılmıştır. 1928 yılından bu yana aralıksız olarak hizmet veren söz konusu tren seferlerinin kaldırılması bu bölgede yaşayan vatandaşlarımızı fazlasıyla mağdur etmiştir.

AKP iktidarına en fazla oy ve milletvekili desteği veren birkaç il arasında bulunan Kütahya ili; ulaşım sorunlarının çözülemediği ve bu konularda iktidar partisi tarafından dokuz yıldır âdeta avutulan ve kandırılan bir il olmuştur. 2004 yılından bu yana yapılan her seçimde AKP'nin propaganda malzemesi olarak kullanılan Zafer Havaalanı inşaatı sekiz yıl sonra nihayet başlayabilmiş, ancak beklenen hızda ilerlememektedir. Türkiye'de işsizlik riskinin bulunduğu ilk 4 il arasında yer alan Kütahya ili, TÜİK verilerine göre nüfus artışının son yıllarda negatif olduğu yani en hızlı göç veren iller arasında yer almaktadır. İl, dokuz yıllık AKP iktidarı döneminde kamu yatırımlarından alması gereken payın ancak yarısını alabilmiş, bu son derece kısıtlı bütçeden ulaştırma sektörüne ayrılan ödenekler de oldukça düşük kalmıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, Kütahya’nın sosyoekonomik yönden kalkınmasının önündeki önemli engellerden birisi olan ulaşım sorunlarının araştırılarak gerekli önlemlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 20 milletvekilinin, çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/581)

Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığına

Ülke genelinde meydana gelen büyük afetler, yıllardan bu yana süregelen kuraklık ve bugüne kadar uygulanan yanlış desteklemeler ve fiyat politikaları sebebiyle büyük bir sıkıntı içine giren çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla; Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz

1) Ali Halaman                               (Adana)

2) S. Nevzat Korkmaz                    (Isparta)

3) Bülent Belen                               (Tekirdağ)

4) Münir Kutluata                           (Sakarya)

5) Murat Başesgioğlu                     (İstanbul)

6) Kemalettin Yılmaz                      (Afyonkarahisar)

7) Sinan Oğan                                (Iğdır)

8) Cemalettin Şimşek                      (Samsun)

9) Alim Işık                                    (Kütahya)

10) Zühal Topcu                             (Ankara)

11) Lütfü Türkkan                          (Kocaeli)

12) Ali Öz                                      (Mersin)

13) Mesut Dedeoğlu                       (Kahramanmaraş)

14) Özcan Yeniçeri                         (Ankara)

15) Oktay Öztürk                           (Erzurum)

16) Mehmet Erdoğan                      (Muğla)

17) Adnan Şefik Çirkin                  (Hatay)

18) Enver Erdem                            (Elazığ)

19) Ahmet Kenan Tanrıkulu           (İzmir)

20) Mustafa Kalaycı                       (Konya)

21) Bahattin Şeker                          (Bilecik)

Gerekçe:

Ülke genelinde 1999 yılında meydana gelen büyük afetler ve yıllardan bu yana süren kuraklık sebebiyle çiftçiler büyük bir ekonomik sıkıntı içine girmişlerdir.

Son yıllarda tarımda yaşanan kriz, çiftçiyi büyük ölçüde mağdur etmiştir. Tarım ürünlerinden elde edilen gelirin yeterli olmayışı, T.C. Ziraat Bankası ve Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerince verilen yüksek faizli krediler çiftçilerin her geçen gün daha da fakirleşmesine sebep olmuştur. Diğer taraftan, 1999 yılından itibaren meydana gelen büyük afetler, yıllardan beri ülkemizde hüküm süren kuraklık ile ekonomik reform çerçevesinde çiftçiye yapılan desteklerin bazılarının kaldırılması, bazılarının da azaltılması neticesinde; çiftçilerin bir kısmının tarımsal faaliyeti terk ettiği, bir kısmının ise kredi borçlarını ödeyebilmek için sahip oldukları tarımsal araç gereç, tarla, arsa, arazi ve benzeri mal varlığını satarak bulundukları bu zor durumdan kurtulmaya çalıştıkları gözlenmektedir.

Ülkemizde işsizlik sorunu devam ederken, T.C. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerince verilen yüksek faizli krediler sonucu, her geçen gün daha da fakirleşerek tarımsal faaliyeti terk etmek zorunda kalan çiftçilerin de işsizler arasına katılmasının, önemli ölçüde sosyal bir patlamaya neden olacağı bir gerçektir.

Tarım sektörü, ülke nüfusunun beslenmesini sağlaması, sanayi sektörünün hammadde ihtiyacını karşılaması, ihracata doğrudan ve dolaylı olarak katkıda bulunması ve nüfusun büyük bir kısmına istihdam sağlaması açısından da büyük önem taşımaktadır.

T.C. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerince verilen yüksek faizli kredilerin altından kalkamayan çiftçilerin gelirlerinde meydana gelen istikrarsızlık, tarımsal üretim faaliyetini cazip bir geçim alanı olmaktan çıkaracak, gelir düşüklüğü nedeniyle, tarımsal üretimde istenilen kalite ve verim artışı sağlanamayacaktır.

Ayrıca, tarımsal kredi almak suretiyle borçlanan çiftçilerin, borçlarını ödeyemeyecek durumda olmaları nedeniyle, T.C. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri, idari ve kanuni takibe aldığı alacaklarını tahsil edememektedirler.

Bu da, alacağını tahsil edemeyen Tarım Kredi Kooperatiflerinin mali yapılarının her geçen gün bozulmasına sebep olduğu gibi, çiftçi ortaklarına götürdükleri hizmetin de aksamasına yol açmaktadır.

Türkiye, mutedil iklimi, verimli toprakları ve özellikle sulama imkânları ile büyük bir tarım potansiyeline sahiptir; ancak, bugüne kadar uygulanan yanlış destekleme ve fiyat politikaları, toprakların aşırı parçalanmış olması, yapılan hatalı sulama, yanlış gübreleme gibi sebeplerle Türk tarımı ilerleyememiştir.

Çiftçilerin yaşadıkları tüm sorunların giderilmesiyle, fakirleşen çiftçilerin gelirlerinde meydana gelecek olan artış sonucu, üretimde kalite, çeşitlilik ve devamlılık sağlanacaktır.

Yukarıdaki nedenlerden dolayı, çiftçilerimizin olumsuz durumlarının tespit edilerek bu konuda alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 2/4/2012 tarih 4121 sayı ve 6/6/2012 tarih 5383 sayı ile emniyet mensuplarının ve polislerin sorunlarının araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                               10/04/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 10/04/2013 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.                   

                                                                                                            Mehmet Şandır

                                                                                                                  Mersin

                                                                                                   MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

2 Nisan 2012 tarih, 4121 sayı ve 6 Haziran 2012 tarih, 5383 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz "Emniyet mensuplarının ve polislerin sorunlarının araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla" verilen Meclis araştırma önergelerimizin 10/04/2013 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılmasını arz ederim.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emniyet mensuplarının sorunlarının araştırılması ve emniyet mensuplarının sorunlarının çözülmesi konusunda gerekli tedbirlerin alınması için vermiş olduğumuz araştırma önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bütün emniyet çalışanlarımızın Polis Günü’nü kutluyorum; hepsine sağlık, mutluluk, başarı diliyorum; işlerinde kolaylık diliyorum. Görev başında şehit olmuş bütün polis memurlarımızı, emniyet çalışanlarımızı rahmetle, minnetle yâd ediyor; hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimize sağlık, mutluluk diliyorum.

Arkadaşlar, bildiğiniz gibi, bugün emniyet teşkilatının 168’inci kuruluş yıl dönümü. 168 yıldır emniyet teşkilatı milletimizin huzuru için, milletimizin evinde rahatça yatıp uyuyabilmesi için gece gündüz çok fedakâr bir şekilde görev yapmaktadır, yapmıştır şimdiye kadar, bundan sonra da yapmaya devam etmektedir ancak bu kadar fedakâr görev yapan insanların gerçekten çok ciddi sorunları var. Bunlardan hep konuşulanı ama hiç bir türlü, defalarca da Hükûmet tarafından söz verilmesine rağmen çözülmeyeni elbette ki özlük haklarıyla ilgili olan kısmı.

Emniyet çalışanı bütün polis memurlarımızın en temel sorunu, bunlara ödenen maaşların taban maaşı olarak değil, tazminat olarak ödenmesidir. Maaşlar tazminat olarak ödendiği için de -önemli bir kısmı- emekli keseneğine tabi olan kısmı düşmekte ve emeklilikte polislerimiz çok mağdur olmaktadır çünkü bir de tabii bu işin eş değer olan kısmı var, benzer şartlarda çalışan uzman çavuşlar ve askerî personel ile emniyet mensupları arasında ek göstergede çok ciddi farklılık vardır. Diğer kesimlerdekilerin, astsubayların özlük haklarında, onların ek göstergeleri 3600, polislerin ek göstergesi 2200’dür. Bu da özellikle çok uzun, zaten yasal olarak da polisler, diğer memurlar altmış beş yaşına kadar çalışabildiği hâlde polislerimiz en geç elli beş yaşında emekli olmak durumundadırlar yasal olarak. Dolayısıyla emekli olduktan sonra polislerimiz çok ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Tabii ki polislerimizin uzun süre çalışması da zor olduğu için birçoğu da emekliliği hak edince “Artık bu tempoya dayanamıyorum, rahatlayayım.” diye emekliye ayrıldıktan sonra aldıkları emekli maaşıyla hayatlarını idame ettiremez hâle gelmekte ve yeniden bu sefer başka işler aramak durumunda kalmaktadırlar.

Tabii, Hükûmet, 2010 yılındaki referandumu gündeme getirdiği zaman “Herkese sendika, herkese kolaylık, herkese örgütlenme hakkı.” dedi ama sendika kurmak isteyen polislerimizin hepsine soruşturma açıp emniyet teşkilatından ihraç etmeyi de ihmal etmediler.

Gene polislerimiz açısından en önemli konulardan bir tanesi tabii ki çalışma şartları. Diğer meslek mensuplarının mesai saatleri belli, diğer memurlarımızın ama polislerimizin mesai saatleri belli değil. Hangi saatte işe başlayacakları belli ama işin ne zaman biteceğini Allah bilir ama bunun karşılığında polislerimize ödenen bir fazla çalışma ücreti de yok. Şimdi, bu şartlarda çalışan insanlar bir ömür boyunca, otuz sene, yirmi sene, yirmi beş sene, neyse, gücünün yettiği kadar çalışan insanlar kendi hakları verilmediği zaman hayatlarını devam ettiremiyorlar. Bunlar da insan, bunların da çoluğu çocuğu var, işleri var güçleri var, evleri var barkları var ve bu ağır şartlar altında çalışan insanlar bir de mali sorunlarla, ailevi sorunlarla karşı karşıya geldiklerinde hayat artık onlar için katlanılmaz hâle geliyor. Bugün meslek grubu olarak en çok intihar vakası maalesef emniyet teşkilatında yaşanmaktadır. Bu da emniyet teşkilatında çalışan kardeşlerimizin ne kadar ağır şartlar altında ve emeklerinin karşılığını alamadan çalıştıklarının en güzel göstergesidir. Bu konunun süratle çözülerek bu kardeşlerimizin sorunlarının çözümlenmesi ve onların da insanca yaşayacakları şartların oluşturulması gerekmektedir.

Yine, emniyette amir sınıfındaki akademi mezunu arkadaşlarımızın da görevleriyle, sorumluluklarıyla orantılı bir maaş almadığı gerçektir. Bugün amir sınıfındaki 4’üncü sınıf bir emniyet müdürünün kendi emsali kadar hizmeti olan bir polis memurundan aldığı maaş farkı o kadar azdır ki bunlar amir olmanın pozisyonunu, yaptıkları hizmetin karşılığını alamamaktadırlar.

Bir de arkadaşlar, tabii ki 1’inci sınıf emniyet müdürlüğü ihdas edildikten sonra bu kadrolarda çok ciddi yığılma başladı. Şu anda 1.500 civarında 1’inci sınıf emniyet müdürü var. Bunlardan sadece 150-160 tanesine -il müdürü vesaire gibi- Emniyet Genel Müdürlüğündeki kadrolarda görev veriliyor; diğerleri, çok az bir kısmı gene polis müfettiş olarak kullanılıyor, atıl vaziyette bekletiliyor. Halbuki askerlerde olduğu gibi bunların da kadrosuzluktan emekli edilerek, özlük hakları muhafaza edilmek şartıyla bunların sorunlarının da çözülüp herkesin hiç olmazsa kendi işiyle, gücüyle uğraşmasının önü açılmalıdır.

Bu yıl ilk defa polislerimizin önüne  konulan başka bir konu var, ikinci şark. Bugün itibarıyla aldığımız bilgilere göre 7 bin polis memuru hiç şarka gitmemiş ama 18 bin polis memuruna ikinci şark tebliği yapılmış. Şimdi arkadaşlar, bu adaletsizliğin bir defa ortadan kaldırılması lazım. Hiç şarka gitmeyenler varken daha önce bu görevi yapmış olanların yeniden şarka gönderilmesi bir adaletsizlik.

Gene, bu şark uygulamasıyla ilgili alınan kararda şöyle de bir yanlışlık var: Aynı yıl polis okulundan mezun olmuş iki polis memuru, birisi doğrudan şarka gitmiş, birisi batıda bir yere gitmiş. Şimdi, ilk görevini doğuda yapana diyorsunuz ki: “Sen, tekrar şarka git.” Ama öbürü tekrar şark sırası gelinceye kadar emekli olacak. Burada da daha objektif, herkese eşit davranılacak bir kriterin ortaya konulması lazım.

Gene, tabii ki terfi yılının son yılında olan 1’inci sınıfa ayrılacak emniyet müdürleri var. Bunların da sayısının 100 civarında olduğunu öğrendik yaptığımız araştırmada. Bunlara “İkinci defa şarka gidilecek.” deniyor. On ay için bu insanların şarka gitmesi; evini, bağını, yuvasını dağıtması; onların yaşayacakları psikolojik travmanın karşısında doğudaki görev yapacakları yerlere yeterli bir katkıyı da sağlayamayacakları açıktır. Bunların durumunun da ayrıca düzenlenmesi lazım.

Gene, atamalar konusunda özellikle ayrımcı çalışmalar yapılmaktadır çünkü 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle, aynı işi yapan polisler şubelerine göre farklı maaşlarla çalıştırıldığı için, şimdi maaşı yüz lira, iki yüz lira, üç yüz lira diğerinden farklı olan bürolara, iktidar, kendine yakın polisleri atayarak diğer polisleri sokağa çıkartmakta; bu da yıllarca kendi uzmanlık alanında yetişmiş olan polisleri atıl duruma çıkartmakta, ehliyetsiz insanların oralara gelmesine sebep olmaktadır. Bu haksızlığa da bir “Dur.” denmesinde fayda var.

Şimdi, arkadaşlar, bir de son günlerde polisi yıpratan olaylar var. Tabii ki her yaptığı şeyi polis arkasındaki siyasi iradenin tavrıyla, siyasi iradenin talimatıyla yapmaktadır. Bugün Hükûmet polisi o kadar kötü kullanmaktadır ki polisin yaptığı her şey polise fatura edilmektedir. Bugün, Diyarbakır Meydanı’nda, Türk Bayrağı'nın olmadığı bir yerde, İstiklal Marşı’nın söylenmediği bir yerde, birtakım usulsüz paçavraların açıldığı, posterlerin açıldığı yerde polis hiçbir şeye müdahale etmemiş ve burada vatandaş polisimizi ciddi olarak suçlamaktadır. Ama aynı iktidar, Kızılay Meydanı’nda dört tane memur hakkını aramaya kalkınca depodaki gazlar bitinceye kadar orada biber gazı sıktırmakta, tankerlerdeki su bitinceye kadar su sıktırmaktadır. Bu aslında polisimizin yaptığı bir iş değil, iktidarın tasarrufudur ama sokaktaki vatandaşlarımız bunu hep polise mal etmekte, elinde bir bayrak alıp yürüyen dört tane delikanlıya polis müdahale edince bunu polisin kendiliğinden yaptığını düşünmekte, “Başkalarının paçavralarla yürüdüğü bir yerde bizim Türk Bayrağı’yla yürümemizi Türk polisi engelliyor.” diye de polisi itham altında bırakmaktadır. Bu Türk polisinin suçu değildir. Türk polisini idare edenlerin polisle ilgili bu yanlış algıya sebep verecek yönetim biçiminden vazgeçmesi gerekmektedir. Biz biliyoruz, güveniyoruz ve inanıyoruz ki, Türk polisi Türk devletinin kanunlarına saygılıdır, Türk devletinin varlığı, birliği için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çalışacaktır, çalışmaktadır.

Ben, bu vesileyle, bütün polislerimize sağlık, mutluluk ve başarı diliyorum; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Ersoy, Sinop Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERSOY (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; Milliyetçi Hareket Partisinin emniyet mensuplarının sorunlarının araştırılarak gerekli tedbirlerin alınmasına ilişkin verdiği Meclis araştırması açılması önerisinin aleyhinde söz aldım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de, benden önceki konuşmacılar gibi sözlerime başlamadan önce vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, halkımızın can ve mal emniyetini, temel hak ve özgürlüklerini korumak için her türlü fedakârlığı göstererek görev yapan Türk polis teşkilatının 168’inci kuruluş yıl dönümünde bütün polis kardeşlerimizi verdikleri bu kutsal mücadele için canıgönülden kutluyorum. Görevleri başında şehit olan kıymetli teşkilat mensuplarımızı rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum. Kahraman gazilerimize sağlıklı, uzun ömürler diliyorum. Hâlen hizmet ifa eden polis memurlarımıza, emniyet teşkilatımızın değerli mensuplarına da Cenab-ı Allah’tan kazasız, belasız bir meslek yaşamı temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlar, hayatımızın her alanında olduğu gibi AK PARTİ hükûmetleriyle gerek kamu hizmetlerinin sunulması gerek kamu hizmeti sunanların nicelik ve nitelik olarak daha yeterli hâle gelmesi, gerekse hizmet alanların hem maddi hem manevi anlamda daha tatminkâr olmalarını sağlamak adına çok önemli hizmetler ifa edilmiş, çok önemli dönüşümler sağlanmıştır. Bu değişim ve dönüşümlerden elbette ki emniyet hizmetlerimiz de bütün teşkilatıyla birlikte nasibini almıştır. Bugün emniyet teşkilatımızın gerek terörle mücadele boyutunda gerekse adi suçların önlenmesi ve suçluların yakalanması boyutunda gösterdiği başarılar hepimizin göğsünü kabartmaktadır. Hizmet binalarının modernizasyonu, bütün birimlerimizin en son teknolojiyle donatılması, toplum polisliği uygulamasıyla halkıyla iç içe olabilmiş, güven veren, en samimi ve en sıcak liman olabilme özelliğiyle, suçluların süratle yakalanmasında gösterilen başarıyla ve bu çalışmalar sayesinde caydırıcı bir güç olmak yolunda aldığı mesafelerle, bugün, emniyet teşkilatımız sadece bizim değil, bütün dünyanın dikkatini çekecek bir konuma gelmiştir ve bu nedenledir ki her geçen gün artan bir uluslararası eğitim ve iş birliği talebine muhatap olunmaktadır.

Değerli arkadaşlar, şeffaf çalışma anlayışı ve kötü muameleye sıfır tolerans ise ayrı bir başlıkta değerlendirilmelidir. Kim ne derse desin, zaman zaman basına, kamuoyuna yansıyan birtakım yerli yersiz ithamlarda bulunursa bulunsun işin aslına bakarsak, ülkemizde karakolda kötü muamele dönemini, elhamdülillah, büyük ölçüde kapattık. Bunu başarmak için hem polisimizi yetiştirdik, inandırdık, düzenli eğitimler verdik, hukukun içinde mücadeleyi benimsettik hem de bütün bu gayretlere rağmen ola ki yanlış yapan olabilir diye karakolların içini de kameralarla donattık. Bugün, tek tük şikâyetler oluyorsa ya da basının gündemine gelebiliyorsa da unutmayalım ki, koyduğumuz o kameralar sayesinde bu tespitler yapılabiliyor ve hem yargı hem de idare o delillerle gereğini yerine getirebiliyor.

Bütün bu hizmetleri başarıyla sunan, özünde var olan fedakârlık anlayışını en iyi şekilde görevine yansıtan teşkilat mensubu kardeşlerimizin daha uygun koşullarda çalışma hayatlarını devam ettirebilmeleri için de gerçekten iktidarlarımız süresi içinde çok önemli düzenlemeler yaptık. Her şeyden önce daha rahat çalışabilmelerinin en önemli ön koşulu, personel sayısının yetersizliğiyle mücadele etmekti. Bugün 250 binlere varan bir mevcuda ulaşıldı. Çalışma şartları gerçekten çok ağır, burada bunu nasıl ifade etmeye çalışırsak çalışalım, özünde onların yaptığı fedakârlık kadar, fedakârlık yapan meslek grubu azdır ama polis sayısındaki iyileşmeyle birlikte bugün tam 36 ilimizde 8/24 çalışmasına geçilebilmiş yani sekiz saat çalışma karşılığında yirmi dört saat istirahat uygulamasına geçilebilmiştir. Personel sayısındaki artış ilerledikçe bu uygulamanın bütün illerimizi kapsaması hedeflenmektedir.

Tazminatlarında birtakım düzenlemeler yapılmış. Hem dalgıçlara hem kurbağa adamlara hem uçuş hizmeti verenlere hem özel harekât ekiplerine farklı miktarlarda da olsa ekstra tazminatlar sağlanmış, sportif müsabakalardan ek ödenekler almaları sağlanmış. Her şeyden önemlisi, onlar açısından çok önemli olan ve yıllardır hep tartıştıkları askerlik konusu çözülmüş ve askerlikten muafiyetleri sağlanmıştır. Bugün itibarıyla polis memurlarının ortalama  maaşları 665 liradan 2.425 liraya kadar ulaşabilmiştir. Yine sosyal haklarıyla ilgili çok önemli düzenlemeler yapılmıştır. Benden önceki konuşmacının söylediği tayin ve terfilerle, atamalarla ilgili önemli düzenlemeler yapılmıştır. 10 binin üzerinde lojmana kavuşturulmuşlardır.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; elbette ki bütün bu saydığımız iyileştirmeler, bütün bu saydığımız düzenlemeler polis memurları için, Emniyet teşkilatımızın fedakâr çalışanları için yeterlidir demek için buraya çıkmadım. Elbette ki onların da gerçekten çözülmesi, görüşülmesi gereken çok önemli sorunları var. Bugün, büyüyen, gelişen Türkiye'nin, güçlenen Türkiye'nin, 250 milyar liradan 750 milyarlara çıkmış gayrisafi millî hasılaya sahip bir Türkiye'nin nimetlerinden engellilerimiz, yaşlılarımız, kimsesizlerimiz, fakir fukaralarımız, emeklilerimiz, dullarımız gibi…

MUHARREM İNCE (Yalova) – AKP’lilerimiz…

MEHMET ERSOY (Devamla) – …polis memurlarımızın da daha fazla faydalanmasının yolunu elbette ki iktidarımız açacaktır. Elbette ki bütçe imkânlarımız geliştikçe, elbette ki şartlarımız iyileştikçe bunlardan her meslek mensubunun faydalanmasının önü açılacaktır.

Ancak ben burada AK PARTİ Grubu adına, bu hakların verilmemesi için değil, bugünkü gündemimiz gereği, bugün, biraz sonra geçeceğimiz çok önemli gündem görüşmeleri nedeniyle Meclis araştırması açılmasına karşı çıktığımı ifade ediyorum. Ayrıca bu tespitlerin daha iyi yapılabilmesi için hem Emniyet Genel Müdürlüğümüzün hem İçişleri Bakanlığımızın çalışmaya devam ettiklerini, bu çalışmalarının da ümit ediyorum ki en kısa zamanda zaten Meclisin gündemine geleceğini düşünüyor, bu gerekçelerle Milliyetçi Hareket Partimizin grup önerisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Siyam Kesimoğlu, Kırklareli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; emniyet mensuplarının sorunlarının araştırılarak gerekli tedbirlerin alınması konusunda bir Meclis araştırması açılması teklifinin gündeme alınması önerisinin lehinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerimin başlangıcında polis teşkilatımızın 168’inci kuruluş yıl dönümünü, Polis Haftası’nı ve Polis Günü’nü kutluyorum. Polislik mesleğini icra ederken şehit olan polislerimizi rahmetle anıyor, ailelerine başsağlığı diliyorum. Gazi olanlara sevgi ve saygılarımı bu kürsüden iletmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, emniyet mensuplarımızın çok ağır sorunları var ve biz, bunu, her fırsatta yasa teklifleri vererek, önergeler yönelterek, yazılı ve sözlü soru önergeleri vererek, yıllık bütçe konuşmaları sırasında, kısaca fırsatını bulduğumuz her atmosferde dile getirmeye, çözmeye ya da çözümüne katkı vermeye çalışıyoruz ama, görüldüğü gibi, AKP Hükûmeti bunların hepsine duyarsız kalıyor. Bunların kimisi, örneğin emeklilik maaşı gibi, örneğin ek gösterge gibi yasa konusudur. Üniversite mezunu polislerin ek göstergeleri 2200’den 3600’e çıkarılmalıdır. Uzağa gitmeyelim. Daha dün bu konudaki bir yasa teklifinin gündeme alınması dahi AKP’li milletvekili arkadaşlarımızın oylarıyla reddedildi. Kimisi ise yaklaşım konusudur.

Siz ki, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yerine polisi ikame etmek gibi bir geleneğin devamısınız. Bu, Özal döneminde başlamıştı ve çok yanlış bir hareketti. Siz, bunu daha da ilerlettiniz, neredeyse terörle mücadeleyi bile Türk Silahlı Kuvvetlerinden alıp emniyet teşkilatımıza vermeye kalktınız, bu yüzden de şehitler vermemize neden oldunuz.

İktidar partisinin değerli milletvekilleri, 2007 seçimlerinden önce polislerimize verdiğiniz sözü hâlâ tutmadınız. Sayın Başbakan, 15 Temmuz 2007’de seçimlerden sonra masaya yatırılacak ilk konunun polislerin özlük hakları olduğunu söylemişti. Masaya yatırmadınız ama polisleri sırtüstü yatırdınız ve altı yıldır da sırtları yerden kalkmadı.

2011 seçimlerinden önce ve sonra kanun hükmünde kararnamelerle birçok alanda değişiklik yaptınız, güya “eşit işe eşit ücret” dediniz ama içinde polislerimiz yok. Eşitliğe bakar mısınız? Buraya dikkatinizi çekmek istiyorum değerli milletvekilleri. Diğer kurumlarda aylık çalışma ortalama 160 saat, emniyet personelinde ortalama 270 saat, ikinci emir ve ek görev ile bazen 300, hatta 320 saat. İstirahatli olsan dahi amir emir verirse göreve dönmek zorunlu.

Az önce konuşan değerli Sinop Milletvekili dostumuz, arkadaşımız, emniyet teşkilatından bahsederken acaba gerçekten Türk polis teşkilatından bahsetti mi diye tereddüt yaşadım. Eğer Sayın Milletvekilim, sizin iktidar olarak bu Türk polisine bakış açınız gerçekten böyleyse, bu Türk polisi niye moralsiz, niye mutsuz, niye geleceğe kararsızlıkla bakıyor diye sormak istiyorum doğrusu. “Tazyikli su”… derseniz, su sıkar. “Gaz bombası at.” derseniz, gaz bombası atar. “Copla.” derseniz, coplar. “Topla.” derseniz, toplar. Vatandaşla yüz yüze olan o, Hükûmetin verdiği emri uygulayan, her kötü olayın altında okkanın altına giden o, sendikal örgütlenme hakkını kullanamayan o.

Buradan Hükûmet yetkililerine, Sayın Başbakan ve İçişleri Bakanlığına yeni gelen Sayın Muammer Güler başta olmak üzere Hükûmet yetkililerine buradan seslenmek istiyorum. Lütfen, polisi halkın önüne atmayınız. Şu gaz bombası kullanma işini derhâl bir kurala bağlayınız; gaz bombasını her aklınıza estiğinde değil, “Yasanın ancak silah kullanılmasına müsaade ettiği durumlarda kullanın.” diye. Gaz bombasının “maddi güç” olarak tanımlanan hizmet araçları arasından çıkarılarak silaha eş değer bir kategoriye alınması konusunda bir kanun teklifi verdim. İki ay sonra tam bir yılı dolacak ama komisyonda bekletiliyor. Lütfen bu kanun teklifini derhâl gündeme alınız. Gaz bombasından, biber gazından yaşamını yitiren Çayan Birbenler, Metin Lokumcular ölmesin diye lütfen bu kanun teklifini gündeme alınız.

Bu insanlık dışı koşullarda görev yapan emniyet mensupları arasında intihar olayları maalesef giderek artmaktadır. Size bu konuda rakam vermek istiyorum: Son on yılda 300 polis intihar etmiş, 100’ün üzerinde polis şehit olmuş, 1.600 polis, görevi sırasında ve görevin yarattığı meslek hastalığından dolayı yaşamını yitirmiş. Polis intiharları ayda bir iken iki haftada bire düşüyor, on beş günde bir polis ailesine ateş düşüyor. Başka hangi meslekte bu kadar yüksek intihar oranı var? Şimdi bunu araştırmayacak mısınız değerli milletvekilleri? Yalnızca bu neden bile bu araştırma komisyonunun kurulması için gerekli ve yeterlidir çünkü hiçbir şey, insan yaşamından daha değerli değildir. Siz, Türk polisine verdiğiniz değeri, ona Osmanlı kıyafeti giydirerek araçların başına dikmekten ibaret mi sayıyorsunuz?

2008’de Sayın Beşir Atalay, “Emniyet teşkilatı personelinin çalışma saatlerinin düzenlenmesiyle ilgili bir ekip oluşturulmuştur. Konuyla ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.” demişti. Maşallah, beş yıl geçti, bir sonuca ulaşamadınız. Siz yapamıyorsunuz, bırakın bari Türkiye Büyük Millet Meclisi yapsın ve yalnız çalışma saatleri konusunda değil, emekli maaşları konusunda, lojman konusunda, aklınıza her ne geliyorsa bu Meclis bir komisyon kursun, bu sorunları ortaya koysun, ona göre yasa önerilerinde bulunsun ve biz bütün bu sorunları yasayla çözelim. Çözelim ki Türk polisi moral bulsun, huzura kavuşsun, çoluğuyla çocuğuyla birlikte geleceğe güvenle bakabilsin.

Bakın, değerli iktidar partisinin milletvekilleri, bizim, polisimizle karşı karşıya geldiğimiz çok yer oldu. Meydanlarda karşı karşıya bırakıldık. Tazyikli sular yedik, gaz bombaları yedik, cop yedik ama biz, hiçbirimiz, bunların sorumlusu olarak polisimizi suçlamıyoruz. Bunların tek sorumlusu, hukuk dışılığı, baskıyı, eziyeti bir âdet hâline getiren AKP Hükûmetidir. Biz bunun farkındayız ve gerçek suçlu ile görünürdeki suçluyu birbirinden ayırt ediyoruz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türk polis teşkilatının sorunlarını biliyoruz: biliyoruz ve bunların çözülmesini istiyoruz. Yıllardan beri de bu sorunların takipçisiyiz. Komisyonlarda, Genel Kurul çalışmalarında, televizyon programlarında, panellerde hep dile getirdik, dile getirmeye devam ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, emekli olduklarında maaşları yarıya iniyor polislerimizin ama ihtiyaçları yarıya inmiyor. Çocuklarına yine ayakkabı almak zorunda, evinin kirasını yine zamanında ve tam olarak yatırmak zorunda, elektriğini, suyunu açık tutmak durumunda. Eğer, her durumda halkı, bizi polisle karşı karşıya bırakan siz de polisimizin sorunlarının çözülmesini istiyorsanız bu önergeye destek verin. Az önce sayın milletvekili bu konunun yolunu açacaklarını söyledi. Gelin, açılacak olan yolun başlangıcı olarak bu araştırma komisyonunun kurulmasını kabul edelim. Gelin, buna destek verin, komisyon kurulsun ya da şöyle söyleyeyim: Gölge etmeyin, başka ihsan istemeyiz.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. Tüm polis teşkilatı mensuplarımızın özel günlerini gönülden kutluyorum. Aileleriyle ve sevdikleriyle birlikte mutlu bir yaşam geçirmelerini diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hüseyin Şahin, Bursa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Başkanım, çok değerli arkadaşlar; ben de Türk polis teşkilatımızın kuruluşunun 168’inci yıl dönümünü, Polis Haftası’nın hayırlı olmasını dileyerek kutluyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin, emniyet mensuplarının ve polislerin sorunlarının araştırılması ve ele alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla açılmasını talep ettiği Meclis araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Benden önce kürsüye çıkan Sinop Milletvekilimiz Mehmet Ersoy Bey, polislerimiz için on yıllık iktidarımız döneminde yapılan sosyal ve maddi düzenlemeleri, polis teşkilatımızın içinde bulunduğu durumun iyileştirilmesi, gücünün artırılması ve kanundan aldığı güçle toplumun huzur ve refahının sağlanması amacıyla yapılan çalışmaları anlattılar. Bunların hepsini zaten toplumumuz medya, basın aracılığıyla biliyor. Özellikle de Polis Haftası olması münasebetiyle de şu anda polislerimizin yapmış  olduğu çalışmalar gündemi teşkil etmektedir. Özellikle medyamızın da bu konuda çok geniş bir desteği var. Biz, buradan, medya mensuplarına da, medya kuruluşlarına da teşekkür etmek istiyoruz.

Lakin, gündemimizde 445 sıra sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın görüşülmesi var. Bu konu da demokratikleşme yolunda atacağımız adımlardan bir tanesidir.

Bir an önce gündeme geçmek ve gündemin işlemesi için Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtir, hepinize saygılarımızı ve sevgilerimizi sunarız. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ile 19 milletvekili tarafından Türkiye’de yaşayan Romanların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 10/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                10/4/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 10/4/2013 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Muharrem İnce

                                                                                                                  Yalova

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve Süleyman Çelebi ile 19 milletvekili tarafından, 10/4/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Türkiye’de yaşayan Romanların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi” amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (833 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 10/4/2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Süleyman Çelebi, İstanbul Milletvekili.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Aslında 8 Nisan, Dünya Romanlar Günü idi ve Romanlar, gerçekten, bu ülkenin en çilekeş insanları. Dün gruplarda siyasi partilerin başkanları Dünya Romanlar Günü’nü kutladılar, bugün polis teşkilatının günü kutlanıyor ama bunlar klasik kutlamalar. “Sorunlara çözüm bulalım.” diye öneri getirdiğimizde de başka gerekçelerle, “yoğun gündemimiz”, “yoğun Meclis çalışmaları”, “Gündemde başka konular var ve bu konulara fırsatımız yok.” diye erteleniyor ve reddediliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda bir araştırma yapılması ve bu Meclisin bu anlamdaki bu sorunlara eğilmesi hangi yasanın burada görüşülmesine engel teşkil ediyor? Burada bir mutabakatla Romanların sorunlarını çözmeye yönelik irade koyduğumuzda önümüzde hangi engel var? Şunu çok net ifade ediyorum: Bu ülkede Romanlar hep ikinci sınıf statüyle muhatap oluyorlar ve bu devam ediyor. “Roman açılımı” dediniz… AKP iktidarı bu konuda Romanları topladı, “Biz sizin şu sorunlarınızı çözeceğiz.” dedi, vadetti; tek bir sorunları çözülmüş değil.

Bu ülkede Romanlar en az eğitim alan insanlardır; bu, dünyada da böyle, ülkemizde de böyle. Bu ülkenin Romanları en işsiz kalan, en sefil olan, barınma hakkı olmayan yurttaşlarımızdır. Barınma talepleri… Bazı bölgelerde şovenist anlayışlarla bazı yerlerden de göç edilmeye zorlanıyorlar ve sorunlarının çözümü konusunda mücadele edenlerin, oraya çadır kuran Roman vatandaşların çadırları yıkılıyor ve yok ediliyor. Bir taraftan, yerleşik düzendeki Romanların evleri bir başka alana taşınıyor, kendi doğal kültürünü yaşama fırsatı ellerinden alınıyor…

Değerli arkadaşlarım, Romanların eğitim alanındaki sorunu bu. İşsizlik alanındaki sorunu zaten belli. Daha çok üç ana başlıkta yoğunlaşmış onlar: Birisi, kâğıt topluyorlar, çöp topluyorlar, ondan gelir elde ediyorlar; bir diğeri, çiçekçilik yapıyorlar; bir diğeri de müzik sektöründe -onların genlerinde olan “ille de Roman olsun, ister çamurdan olsun” yaklaşımıyla- gerçekten bu ülkenin müziğini, sanatını en iyi şekilde icra eden yurttaşlarımız.

Ama diğer yandan, değerli arkadaşlar, bu vatandaşlarımızın evde barınma sorununa ilişkin, sağlık sorununa ilişkin, çevre sorununa ilişkin sorunları her geçen gün daha büyüyor, daha da yaşanılmaz bir hâle doğru dönüşüyor. Bu vatandaşların, devlette iş bulmaları öyle kolay değil, bir, tahsili olmadığı için, iki, dışlandıkları için. Devlette yok, peki özel sektör? Özel sektörde yok. Peki, diğer alanlarda… İşte çiçek satıyorlar, ya zabıta başına geliyor ya polis başına geliyor. Bunların, bu anlamdaki ekmek paralarını engelliyor. Çoğu kadınlar evde, ev işlerinde çalışıyor, temizlik işlerinde çalışıyor, ne para verilirse ona razı geliyor.

Değerli arkadaşlar, sizden rica ediyorum, bu bölgenin bütün coğrafyasında, bu ülkenin coğrafyasının bütününde Roman vatandaşlar yaşıyor. Sizden rica ediyorum, buradan bir heyet oluşturalım, bir gün onlarla yaşayalım. Bir gün yaşadığınızda bugünkü önerilerimizi reddetmezsiniz, bu araştırma önergemize “Hayır” demezsiniz ama bir gün yaşamanızı istiyorum onlarla. Çektikleri çileleri anlamanız için bir gün, fazla değil, on gün, yirmi gün, otuz gün değil, bir günü onlarla geçirin, nasıl bir koşulda beraber yaşam sürdürüyorlar, ne yiyorlar, ne içiyorlar, hayatlarını nasıl sürdürüyorlar, sağlık alanları nasıl, o insanlar yalın ayak, ayakkabısız nasıl bir mucize yaratıyorlar diye siz de şaşarsınız. O nedenle, bu olaylar “Zamanımız yok, şimdi yapamayız.” gibi yaklaşımlarla geçiştirilemez.

Değerli arkadaşlarım, birçok temel talepleri var. Bu talepleri, demografik yapının, bu anlamda, temsiliyetinin sağlanması konusunda var. Kentsel dönüşüm konusunda, Romanların, kültürel ögelerinin dikkate alınmasıyla ilgili sorunları var, Anayasa'da “eşit vatandaşlık” diye tanımlanan hakkın kullanılmasında yaşadıkları sorunlar var, eğitim sorunları var. Doğru ve etkin bir eğitim alanının yaygınlaştırılması gerekiyor. Roman topluluklarının rol modellerinin bir kez daha araştırılarak gündeme getirilmesi ve öne çıkarılması gerekiyor. Roman dernekleri içerisinde sosyal projeler için çalışan derneklere bu anlamda destek olmalıyız, oralara kaynak aktarmalıyız.

Bu insanları eşit yurttaşlar kimliğine gerçekten dönüştürmeye ihtiyacımız var. Lafla değil, bu vatandaşların bu ızdırabına son vermek, bu Meclisin görevi. Bu vatandaşlar her türlü görevi yapmaktalar; tarlada varlar, iş yerlerinde iş bulabiliyorlarsa varlar, üretimde varlar, askerlikte varlar. Devletin onlara verdiği bütün yükümlülüklerini yerine getiriyorlar ama bunlar dışlanıyor ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar; buna hakkı yok hiç kimsenin. Bu insanları böyle ayırt ederek “Nasıl olsa bunların sesi çıkmıyor, bunlar yeterince örgütlü değildir, bunlar devlete saygılılar, bunlar konuşmazlar, vurursunuz kafasına susarlar.” diyorsanız, buradan ilan ediyorum ki Romanlar artık örgütlüler, Romanlar artık seslerini alanlara da, başka birimlere de, başka mücadele hattına da dönüştüreceklerdir, kendi haklarına, kendi geleceklerine sahip çıkacaklardır.

O nedenle, yol yakınken, gelin, bu hatadan vazgeçelim. Artık, yalnız onlara umut vererek değil, onların umudunu körelterek değil, gereğini yerine getirerek bu sorunları aşabiliriz yoksa umut, umut, umut, umut… Hep bekliyorlar bir gün bir şeyler yapılacak diye.  “Devlet, siyaset, Başbakan, bu milletvekilleri bir şey yapacak.” diye umutlandırdınız; artık o umutları da tükendi, son umudu Türkiye Büyük Millet Meclisi. Bir kez daha o umudu yeşertmeniz için bu önergeye katkı vermenizi, destek vermenizi istiyorum.

Ayrıca, polis teşkilatıyla ilgili de bir yasa teklifi verdik, sendika hakları için. Zaten AKP iktidarı sendika kapatma rekoru kırıyor; emeklilerin sendikasını kapattı, çiftçilerin sendikasını kapattı, Gençlik Sendikasını kapattı. Şimdi Polis Sendikasını kuranlara soruşturma açıyor, sürgün ediyor, ondan sonra “Biz polisleri seviyoruz, onların temel haklarını biz savunuyoruz.” diye burada edebiyat yapmanın gereği yok. Her iki öneriye de bu anlamda bakılmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, bu çiçekleri her yerde karşımıza getiren Roman yurttaşlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum, hepsine saygılar, sevgiler sunuyorum. Bu çiçeği de bu kürsüye onlar adına bırakıyorum.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Türkiye’de yaşayan Romanların sorunlarının araştırılması ve bu sorunlara çözüm getirilmesi amacıyla Meclis Başkanlığına sunmuş olduğu araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Usulen aleyhine söz almış bulunmama rağmen önergenin lehinde konuşacağım.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin etnik çeşitliliği içerisinde yer alan ve uzun yıllardır bu topraklarda yaşayan Roman halkı, tarih boyunca dünyanın her yerinde açlık boyutlarına varan bir yoksulluk ve en önemlisi, sürekli olarak ötekileştirme, aşağılanma gibi çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

Türkiye’de yaşayan Romanların sayısının 4 ila 5 milyon arasında olduğu varsayılmaktadır ancak kendilerini farklı tanımlar ile ifade eden -Dom, Lom, Mıtrip, Karaçi, Elekçi, Aşık, Poşa ve benzeri- halklar ile birlikte toplamda 6-8 milyon aralığında Çingene nüfusu bulunmaktadır. Romanların büyük kısmı Batı Anadolu ve Trakya’da yaşarken Dom grubu genel olarak Güneydoğu Anadolu’da, Lom grubu ise Türkiye'nin doğusunda yaşamaktadır.

Değerli milletvekilleri, sizlere Anadolu’da en az bin yıldır Türk halkının söyleminde yer alan “yetmiş iki buçuk millet” kavramının içeriğinden bahsetmek istiyorum. Bu kavram, uzun yıllardır bu topraklarda yaşayan Roman halkını tarif etmek için söylenmektedir. Bir halkın ismi olan “Çingene” kelimesi bile, genel olarak aşağılamak amacıyla bir sıfat görevi görüp “Çingene pembesi, Çingene parası, Çingene borcu, Çingene düğünü, Çingene kavgası, Çingenelik, Çingeneleşmek” olarak olumsuz anlamlar içeren şekillerde kullanılmaktadır.

Bir etnik kimliğin ismi olan bir kelimenin bu şekilde kullanımının toplumsal barış açısından kaybettirdikleri ortadadır. Bu kullanımlar bir barış ortamından çok, ötekileştirmeye, etnik kimlikler arası ayrımcılığa vurgu yapılmasına neden olmaktadır. Ayrıca, Roman vatandaşlar, kendi kimliklerinin özü ve adı olan “Çingene” kelimesine yabancılaştırılmaktadır.

Roman vatandaşlarımızın maruz kaldığı ötekileştirme yalnız dil alanında kalmamaktadır, aynı zamanda, yaşadıkları her ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de çöp toplayıcılığı, sepetçilik, demircilik, kalaycılık, çiçekçilik gibi en alt meslekleri yapmaya zorlanmışlar ve yaşadıkları şehirlerde en kötü ve düzensiz yerlerde yaşamak zorunda bırakılarak dışlanmışlardır. Eğitim, barınma, sağlık gibi temel hizmetlerden yeterli düzeyde yararlanamamaları var olan ötekileştirmeyi körüklemiş ve bu durum, sürekli olarak kendi kimliklerini gizlemelerine neden olmuştur.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çatısı altında, faydalanıcıları Millî Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı olmak üzere Avrupa Birliği ile Katılım Öncesi Mali Yardım (IPA) projeleri yapılmaktadır.

Ayrıca, Türkiye’de Roman açılımı yapılmış olmasına rağmen, planlı bir bütçe ayrılmamış ve takvim belirlenmemiştir. Bundan dolayı Roman açılımı bir anlam ifade etmemektedir.

Türkiye’de 3 Aralık 2004’te sosyal içerme belgeleri ve ortak içerme belgeleri konusunda girişim başlatılmış ancak 2013 yılına gelmemize rağmen hâlen daha nihai bir belge oluşturulamamıştır. Avrupa Birliği Çalışma ve Sosyal İşler ve Fırsat Eşitliği Genel Direktörlüğünün katkılarıyla hazırlanan “Türkiye’de Romanların Durumu: Türkiye’de Çalışma ve İnsana Yakışır İş Koşulları Sorunları” adlı rapor Türkiye’de Romanların sosyal olarak dışlandığını ifade ettikten sonra Romanların genel olarak düzenli bir işe veya sosyal sigortaya erişimlerinin bulunmadığını ifade etmektir. Bu dışlanmanın sebepleri arasında, düşük eğitim seviyesi, iş için pazarda gerek duyulan becerilere sahip olunmaması, geleneksel iş alanlarının azalmasıyla birlikte ön yargı ve ayrımcılık bulunmaktadır. Romanlar kayıt dışı ekonomi içerisinde çok çeşitli işlerde ve genellikle de geçici işlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Roman vatandaşlarımız toplum içerisinde ön yargı ve stereotip imajından mağdur olmakta, bu da iş, kiralık ev ve eğitim konularında ayrımcılık ve dışlanmayla karşı karşıya kalmalarına yol açmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Hükûmeti bir yandan Roman vatandaşlarımızın sosyoekonomik düzeyini yükseltmek amacıyla Roman açılımı yapıldığını dile getirirken, diğer yandan kentsel dönüşüm projelerinin çoğunu Roman vatandaşlarımızın yaşadığı alanlarda yapmakta ve onları mağdur etmektedir. Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve belediyeler Roman mahallelerine yaklaşım stratejisi geliştirirken konuya sadece mimari ve mühendislik açısından bakmış ancak Romanların kültürel ögelerini dikkate almamıştır. Zaten ekonomik sıkıntılarla, işsizlik ve daha birçok yoklukla mücadele eden vatandaşlar yapılan kentsel dönüşüm projelerinden sonra yaşam alanlarını da kaybetmektedirler. Kentsel dönüşüm projeleri hazırlanırken sosyal dönüşüm planlaması da yapılmamıştır, Romanlar için yerindelik ve kültürel dokunun korunması ve sosyal dönüşüm doğru bir şekilde sağlanamamıştır. Farklı yerlerde ve farklı kültürlerde yaşamak zorunda bırakılan Romanlar kültürel asimilasyona uğrayarak kimliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Roman vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunların çözümü için öncelikle kanun ve yönetmelikler yardımıyla koruyucu tedbirler konularak Romanlar için pozitif ayrımcılık yapılmalıdır. Yeni anayasa platformu çalışmalarında da öngörülen “Pozitif ayrımcılık yapılmalı mı?” sorusuna büyük çoğunlukla “Evet.” cevabı verilmiştir.

Yerelde, dezavantajlı gruplara, özellikle Romanlara yönelik koruma tedbirleri alınmalıdır. Roman derneklerinin Anayasa Uzlaşma Komisyonuna verdikleri “Risk altındaki gruplara koruma tedbirleri getirilmeli.” teklifi dikkate alınmalıdır. Romanların da koruma altına alınması için  alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı, aksine eşitliği sağlayacağı da açıktır.

Yeni anayasa çalışmaları sırasında Roman vatandaşlarımızın kültürel hakları her alanda korunmalıdır. Eğitim öğretim haklarının her alanda korunması için gerekli kanun ve yönetmelikler ayrıntılarıyla düşünülmelidir.

Kentsel dönüşümden kaynaklı yaşadıkları sorunlar dikkate alınarak barınma haklarına dokunulmamalı ve bu hakları kanun ve yönetmeliklerle desteklenmelidir.

Sosyal ve ekonomik haklarının yanı sıra, etnik kimliklerinden dolayı var olan toplumsal ön yargılar giderilmelidir. Kamuda ya da özel sektörde kimlikleri dolayısıyla yaşadıkları ayrımcı muamelelerin önüne geçilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de Roman vatandaşlarımızın yaşadığı sorunlar göz önünde bulundurulduğunda Meclis araştırması komisyonu kurulması elzem bir hâl almıştır. Komisyonun kurulabilmesi için olumlu yönde oy kullanılmasını Genel Kuruldan talep ediyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Romanların sorunları daha önce sık sık bazı arkadaşlar tarafından dile getirildi ancak ben yine de onların bazı sorunlarına değinmek istiyorum.

Romanlar yıllardır ihmal edildiler, hep sonraya bırakıldılar. Onlar her zaman devletlerine bağlı kaldılar ama devlet onlara hiç sahip çıkmadı, hatta bu son süreçte -ismini ne koyarsanız koyun, bana göre çözülme sürecinde- “Dağdaki teröriste sahip çıkan devlet, devletine bağlı biz Romanlara sahip çıkmadı.” diye serzenişleri var. AKP Hükûmeti daha önce birçok açılım yaptığı gibi, Roman vatandaşlarımız için de açılım yaptı, ancak sıkıntılar hiçbir zaman giderilemedi.

Dünya Romanlar Günü, 8 Nisan 1990’dan bu yana, Nazilerin katliamına ve dünyanın başka ülkelerinde soykırıma, ayrımcılığa uğrayan Romanları anma günü olarak kutlanıyor. Romanlar bakın ne diyor: “Bu topraklarda yüzyıllardır yaşıyoruz. Ayrımcılık yapılmadan, alçak görülmeden davranılmasını istiyoruz. Bizleri Çingene, pis kokan, çocuk kaçıran insanlar olarak küçümsüyorlar. Bu inanışların değişmesini istiyoruz. Bizler bu ülkenin asli vatandaşıyız, mülteci ya da sığınmacı değiliz.” diyorlar.

Roman vatandaşlarımız bizim kültürümüzün bir parçasıdır, rengidir; onları yok saymak mümkün değildir. Onlara ayrım yapılmamalıdır. Onlar sadece seçim öncesi kendilerine uğrayıp destek arayan birer şahıs olarak tanıyor siyasetçileri. Seçim öncesi hepimizin seçim bölgesinde yaşayan Roman vatandaşlara mutlaka birer kere uğrarız, seçimden sonra da hiç kimse onların yanına uğramaz. Bu kendimle de alakalı olduğu kadar, bütün bu Mecliste bulunan arkadaşlarımızın önemli bir kısmıyla da ilgili bir öz eleştiri.

Hükûmetin üç yıl önce başlattığı Roman açılımı kapsamında somut sonuçlara ulaşabilmek için hayata geçirilen Romanlar İçin Kamu-STK Diyalog Grubu, ilgili bakanlıklarca hazırlanan strateji belgesinin uygulanabilir olmasını istiyor. Diyalog Grubu bunun için Roman meselesine onuncu kalkınma programında yer verilmesini ve bütçe ayrılmasını talep ediyorlar. Bu meselenin çözümünün sadece projelerle olmayacağını, bunun için strateji belgesinin bir an önce konunun tarafları tarafından yazılması, uygulanabilir eylem planı hazırlanması, onuncu kalkınma programında Roman meselesine yer verilmesi ve bütçe ayrılmasının gerektiğini söylüyor Roman vatandaşlarımız. Yani, sorunlarının masabaşında çözülecek işler olmadığını, sivil toplum kuruluşlarıyla daha yoğun birliktelik sağlanması gerektiğini ifade ediyorlar. Romanların sorunlarının hızla çözülmesi gerekiyor.

Romanlar, şu anda çok revaçta olan kentsel dönüşümün de en büyük mağdurları arasındalar. Kentsel dönüşümle ilgili masabaşında plan yapanlar, en çabuk çözüm konusunda Romanları görüyorlar. Zira, onlar devletlerine olan sadakatinden dolayı, ne nümayiş yapıyorlar ne isyan ediyorlar ne de devlete karşı geliyorlar. Önüne uzattığınız her türlü çözüme evet demek durumunda kalıyorlar.

Aynı Roman vatandaşlarımız okullarda da sorunlar yaşıyorlar. Çocuklarının gittiği sınıflarda sadece Roman bir öğrenci var diye çocuğunu o sınıftan alan velilerin varlığı Roman vatandaşlarımızı derinden yaralıyor.

Kısa vadede hızlı bir eylem planı yaratılmasını ve sorunların çözülmesini istiyorlar. Romanlar, devletin tanıdığı eşit şartlardan, maalesef, işsizlik ve maddi imkânsızlıktan ve bazı ön yargılar dolayısıyla da tam olarak yararlanamadıklarını ifade ediyorlar.

Romanların eğitim sorunları acil olarak aşılmalı. Ayrımcılığa sebep olan bütün uygulamalar gözden geçirilmeli. Siyasette yer almayan Romanlarla düzenlemeler yapılmalı. Romanlar vatandaşlık hakları konusunda bilgilendirilmeli, bunun için Romanların fazla olduğu mahallelerde, bölgelerde çalışmalar yapılmalıdır. Roman kadınları sosyal hayata kazandırılmalıdır. Roman gençleri geleneksel mesleklerin dışında meslek gruplarına da kazandırılmalı. Belediyelerin Roman mahallelerine daha fazla hizmet getirmelerinin sağlanması gerekmektedir.

Artık, Romanların geleneksel meslekleri konusunda çok fazla bilgi vermek istemiyorum. Biraz evvel Sayın Muharrem İnce Başkana bir şey söyledim. Ondan, o mesleklerden ayrılmak istiyorlar, hayata dâhil olmak istiyorlar.

Geçen hafta beni ziyarete gelen Kocaeli’nden bir Roman vatandaşım çocuğuna iş bulunmasını istedi, çocuğu da 20’li yaşlarda. “Ne iş yapar çocuğun?” dedim, “Hırsız.” dedi. Çocuğa başka bir meslek verememişler, başka bir yere koyamamışlar, başka bir işe yerleştirememişler. O çocuk, naçarlık içerisinde, ailesinin geçim yolu olarak o hırsızlığı bulmuş. Netice itibarıyla, bu konunun biraz daha hafızalarda yer edinmesini, bunlara gerekli önemin verilmesini istiyorlar.

Yeni anayasada Romanlar, eğitim, sağlık ve çalışma gibi birçok konuda eşit haklar talep ediyorlar. Romanlar için sürdürülebilir bir sosyal politika oluşturulmalı, demografik yapının temsiliyeti sağlanmalı, Ulusal İstihdam Strateji Taslağı’na Romanlar mutlaka ilave edilmeli, kentsel dönüşümde Romanların kültürel ögeleri mutlaka dikkate alınmalı, anayasada eşit vatandaşlık hakkı sağlanmalı, eğitim sorunlarıyla doğru ve etkin mücadele edilmeli, Roman derneklerinin hazırladığı sosyal projeler için de destek sağlanmalıdır.

Roman vatandaşlarımızın diğer istekleri de şöyle: Kültürel, barınma, eğitim ve öğretim haklarının her alanda korunması; ülkemizdeki kaynaklara ulaşma haklarının -fırsat eşitsizliğinden dolayı- korunması; çalışma haklarının her alanda korunması; Romanları eşit vatandaş yapacak pozitif ayrımcılık gerektiren konularda koruma tedbirleri alınması, uygulanması ve denetlenmesi; kurucu unsur olarak, bu ülkenin taşında, toprağında emeği olan bir halk olarak tanınması ve koruma altına alınması; uygulamaların kanun ve yönetmeliklerle desteklenmesi ve denetlenmesi konularına yer verilmelidir. Yeni anayasada Romanlara eşit yurttaşlığın, gelirde sosyal adaletin, istihdamın ve Romanların Mecliste kendilerini ifade edebilmelerinin kanalları açılmalıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Tülay Kaynarca, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz aldım. Değerli Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 10 Nisan, polis teşkilatımızın kuruluş yıl dönümü. Sözlerime başlamadan önce, Türk polis teşkilatımızın 168’inci yıl dönümünü kutluyor, şehitlik mertebesine ulaşan polislerimizi rahmet ve şükranla anıyorum. Yine, fedakârlıkla, sabırla ve cesaretle hizmetlerini sürdüren Türk polis teşkilatımızın bütün mensuplarının da bu özel gününü tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi Romanlarla ilgili. Öncelikle, 8 Nisan Dünya Romanlar Günü’nü kutlamak istiyorum. Biz ülkemizde Roman’ıyla Çerkez’iyle, Türk’üyle Kürt’üyle biriz, beraberiz. Mevla’m herkesi ayrı ayrı özelliklerle yaratıyor. Bize düşense, Allah’ın yaradılışta verdiği her özelliği aziz bilip, şerefli bilip buna uygun, layık muameleyle taçlandırmak. Bir insanı diğerinden üstün kılansa, elbette, sadece emek karşılığı elde ettikleri olmalıdır. Biz, bu çerçevede konuyu değerlendirip bugüne kadar yaptığımız tüm çalışmalarda Roman vatandaşlarımız konusunda soruna, sorunlara bu şekliyle baktık ve Başbakanımızın da bu yaklaşımı çerçevesinde de birçok düzenlemeye imza attık.

Peki, neler yaptık? Öncelikle bir çalıştay, Roman Çalıştayı düzenledik. Onlarla birlikte aynı masaya oturarak sorunlarını beraber konuştuk ve araştırmacıları dinleyip çözüm önerilerini masaya yatırdık ve bir rapor yayınlandı bu doğrultuda. Yayınlanan raporda, çalıştayda var olan sorunların konu başlıklarının ise bir ikisine değinmek istiyorum yine; eğitim, işsizlik -mesleki eğitim anlamında- barınma, ayrımcılık ve nüfus cüzdanı, yani kimliksizlik gibi. Toplumsal ön yargıysa bu başlıkların en başındaydı. Bu, tespitlerdi. Peki, devamında neler gerçekleştirdik?

Değerli milletvekilleri, yasalarımızdan Roman kardeşlerimizi incitecek kavramların hemen hemen her biri çıkartıldı. Çingene ve Kıpti gibi kelimeler vardı önceden günümüze kadar gelen. Roman kardeşlerimiz dediler ki: “Bu kavramlar bizi rahatsız ediyor.” Ve biz de Türk hukuk mevzuatından bu kelimeleri çıkartma yönünde çalışmalarımızı tamamladık.

Elbette bu yeterli değil. Neden yeterli değil? Çünkü esas dönüşümün, esas değişimin zihinlerde olması lazım, esas değişimin o toplumsal ön yargılarda olması lazım. Dolayısıyla, o yüzden de bu yöndeki hassasiyetimizin devam edeceğinin, çalışmalarımızın  bu toplumsal ön yargının da önüne geçecek şekle geleceğinin de altını çizmek istiyorum.

Diğer bir konu başlığı yine o çalıştaydan çıkan “istihdam”dı. Bu çok önemli. Neden? Çünkü, iş sorununu çözdüğünüzde, istihdamı çözdüğünüzde bireyin mutluluğu, dolayısıyla ailenin mutluluğu, elbette topluma yansıması gerçekleşecekti.

Değerli milletvekilleri, bu konuda da atılan ciddi adımlar var ama en son İŞKUR’un yaptığı düzenlemeyi ve uygulamayı özellikle belirtmek istiyorum çünkü yaklaşık 1.500 Roman kardeşimizin iş sahibi olduğu, bine yakın ve aşkınının mesleki eğitim kazandığı bir sistemdi bu.  Peki, nedir? Hemen birkaç başlıkla ifade edeyim. İŞKUR Genel Müdürlüğünce işsizlikle mücadelede dezavantajlı gruplar kapsamına alınan Roman vatandaşlara toplum yararına çalışma programlarından yararlanmada öncelik hakkı tanındı. Ne kazandırdı bu? Proje kapsamında geçen yıl -lütfen dikkat ediniz- 1.500 Roman vatandaşımız istihdam edilebildi. Roman vatandaşlar, işsizlikle mücadelede, tıpkı engelliler gibi, engelli kardeşlerimiz gibi dezavantajlı gruplar arasına alındı ve İŞKUR, hiçbir Roman vatandaşımızı istihdam konusunda geri çevirmedi, hatta öncelik verdi. Kurasız, direkt iş talepleri yerine geldi. Diğer işçiler kurayla belirlenirken Roman kardeşlerimiz kurayla girmedi ve öncelik hakkını kullanabildi. Peki, hangi sektörler vardı bunlar içerisinde? Ağaçlandırma, fidan üretimi, çevre temizliği, park-bahçe düzenlemeleri gibi, dokuz ay boyunca belediyelerimizde hizmetlerde çalıştırılabildiler. Ayrıca, Roman vatandaşlarımızın sigorta primi de İŞKUR tarafından ödendi. Bunun altını dikkatle, özenle çiziyorum. Evet, bu iş imkânı sağlandı, evet, İŞKUR’da kurasız ve yine öncelik hakkı tanıyarak iş sağlandı ve bunun primini de, yine belediyelerde çalışan kardeşlerimizin işçi primlerini de kim ödedi? İŞKUR ödedi.

Proje kapsamında Roman vatandaşların çalışma süreleri de uzatıldı çünkü altı ay ve sekiz aylık dilimlerdi. Yeterli mi? Hayır. Hemen bu proje kapsamında süre dokuz ay olarak uzatıldı ve bir nebze de olsa onların istihdam anlamında bu çalışmalar kapsamına alınması sağlandı. İsteyen Roman vatandaşlarımızın bir sonraki yılda, yeterli yeni müracaat olmadığında da bir sonraki yıl içinde çalışması sağlanabildi, onlara yönelik bu öncelik hakkı yerine getirildi.

Bu arada yine istihdam kaleminde başka bir başlığa dikkat etmek istiyorum, bir alt başlık, bu da eğitimle ilgili. Yani onların istihdam edilebilmesi için mesleki eğitim alabilmeleri çok değerliydi. İşte, yine İŞKUR kapsamında Roman vatandaşlarımıza özgü başlatılan bu eğitimden, mesleki eğitimden bugüne kadar ne kadar kişi yararlanmış? Bini aşkın Roman kardeşimizin bu İŞKUR düzenlemesinden, mesleki eğitimden faydalandığını görebiliyoruz.

Peki, ne tür kurslar verildi? Hemen başlıklara dikkat edelim: Ev aletleri tamirciliğinden, oda temizlik elemanından bilgisayar işletmeciliğine, temizlik görevleri başta olmak üzere, özellikle hizmet sektörünü kapsayan çalışmalar yapıldı.

Sonuç itibarıyla Roman açılımı meyvesini vermeye başladı ve İŞKUR yani Türkiye İş Kurumu, iş başvurusunda bulunan Roman vatandaşlarımızı kurasız ve öncelikli olarak istihdam etmeye yine bu dönemde başladı. Öyle ki istihdam edilenler arasında hayatında ilk kez sigortalı olan kardeşlerimiz vardı. Bu çok önemli bir şey; hem istihdama katılmış hem Türkiye’de bu iş gücünden faydalanma açısından yapının içerisinde yer almış oldu.

Türkiye olarak kültürel farklılıklarımız, büyük zenginlik ve güç kaynaklarımızdır. Ülkemizde yaşayan bütün kültürler, güzellikler, farklılıklar Türkiye Cumhuriyeti devletinin gücüdür, kuvvetidir, kudretidir ve Romanlarımız da bu kudret içerisinde, güç içerisinde yerini almaktadır.

Değerli milletvekilleri, istihdama, eğitime, mesleki önceliklere ve mesleki eğitime değindik, istihdamın da altını çizdik. Bir de barınma ihtiyaçları var, bu da çok önemli. O 99 yılındaki çalıştaydaki önemli başlıklardan biri de yine Roman kardeşlerimizin barınma ihtiyaçlarına yönelikti. Peki, o konuda neler yapıldı, çok kısa ve özet olarak aktarayım. Romanların barınma ihtiyacının giderilmesine yönelik başlattığımız çalışmalarda, Başbakanımızın talimatıyla, onun öngörüsüyle başlattığımız çalışmalarda, öncelikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımızla, Roman vatandaşlarımızın yaşadığı sorun alanlarının tamamı -sadece barınma değil, tüm sorun alanları- kapsamı içerisinde ilgili kurumların temsilci ve katılımlarıyla neler yaptık: Çalışma grupları oluşturduk. Romanların konut sorunlarının çözümüyle ilgili TOKİ tarafından önemli adımlar atıldı ve 25 bini -lütfen sayıya dikkat ediniz- aşkın konutun yapılması hedeflenmektedir. Startı verilmiş olanlar var, yapım aşamasında ve proje aşamasında olanlar var ama tamamlandığında Roman kardeşlerimizin barınma ihtiyacı da ciddi ölçüde karşılanmış olacak ve sağlıklı konutlarda yaşayabilmeleri için önemli adım atılmış olacak.

Dolayısıyla, sözün özü şu: Roman kardeşlerimize yönelik, vatandaşlarımız için istihdam, eğitim, konut, barınma, mesleki eğitim gibi hemen hemen her başlıkta birçok çözüm önerisine yönelik çalışmalarımız yapıldı ama yapılmaya da devam edecek, çünkü bu toplumsal dönüşümle, zihniyet dönüşümüyle de alakalı bir çalışma.

Bu duygu ve düşüncelerle Cumhuriyet Halk Partisi önerisi aleyhine görüş bildirdiğimi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım…

III - YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Çelebi, Sayın Seçer, Sayın Ayaydın, Sayın Tezcan, Sayın Atıcı, Sayın Topal, Sayın Kaplan, Sayın Acar, Sayın Yıldız, Sayın Toptaş, Sayın Demirçalı, Sayın Öz, Sayın Güler, Sayın Toprak, Sayın Danışoğlu, Sayın Onur, Sayın Özgümüş, Sayın Ekşi, Sayın Korutürk.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ile 19 milletvekili tarafından Türkiye’de yaşayan Romanların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 10/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 10 Nisan 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 16.01


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanlığının (1/756) esas numaralı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında İç Tüzük’ün 34’üncü maddesi uyarınca verilmiş bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler

1.- Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanlığının, 15/3/2013 tarihinde esas komisyon olarak Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna ve tali komisyon olarak da Adalet Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (1/756) esas numaralı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna da havale edilmesi talebine ilişkin tezkeresi

                                                                                                               10/04/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi:  a) Avrupa Birliği Uyum Komisyonunun 27.03.2013 tarih ve 23 sayılı kararı.

b) Manisa Milletvekili Özgür Özel'in 09.04.2013 tarihli yazısı.

c) İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç'ın 10.04.2013 tarihli yazısı.

1/756 esas numaralı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Başkanlığınızca 15.03.2013 tarihinde esas komisyon olarak Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna ve tali komisyon olarak da Adalet, Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe komisyonlarına havale edilmiştir.

İlgi (a) raporda; İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikasının tasarıya ilişkin görüşlerine yer verildiği görülmüştür. Ayrıca ilgi (b) ve (c) yazılarda; patent konusunun ilaç üretimini kapsaması nedeni ile İç Tüzük’ün 34. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca komisyonumuza havale edilmesinin talep edilmesi istenilmektedir.

Yukarıda belirtilen nedenlerle, söz konusu tasarının komisyonumuza da havale edilmesini müsaadelerinize saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Necdet Ünüvar

                                                                                                                   Adana

                                                                                                         Komisyon Başkanı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, okunmuş bulunan tezkeredeki Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunun talebi esas komisyon olan Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunca da uygun bulunduğundan, İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin (4)’üncü fıkrası uyarınca Başkanlığımızca yerine getirilmiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde değişiklik yapılmasına dair İçtüzük teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 445 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Hükûmet adına Sadullah Ergin, Adalet Bakanı söz istemişlerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

                                 

(x) 445 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, huzurlarınıza 445 sıra sayısı ile gelmiş bulunan tasarıyla ilgili görüşlerimizi sizlerle paylaşmak üzere söz aldım.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, şu anda Avrupa Konseyinin 47 üyesi var. Avrupa Konseyi 1949 yılında, 10 Avrupa devleti tarafından kurulmuş ve Türkiye, aynı yıl statüye taraf olarak Avrupa Konseyinin kurucu üyeleri arasında sayılmıştır. Avrupa Konseyi tarafından ilk olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kabul edilmiş ve etkin bir denetim mekanizması olan Avrupa İnsan Hakları Divanının ilk yargıçlarını seçerek çalışmaya başlamıştır. Türkiye, bu sözleşmenin hazırlanma ve kabul aşamasında yer almış ve 1954 yılında sözleşmeyi onaylayarak taraf olmuştur. Sözleşme sürekli yenilenmiş ve geliştirilmiştir. Sözleşmeye 1998 yılında eklenen 11 numaralı Ek Protokol ile yapılan temel değişiklik sonucu, denetim sistemi baştan aşağı değiştirilmiş, komisyon ve mahkeme ayrımı kaldırılarak daimî çalışan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kurulmuştur. Yine, 11 numaralı Ek Protokol’le seçimlik olan bireysel başvuru hakkı zorunlu hâle getirilmiştir.

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkını kabul ettiği 1987’den ve özellikle de 1998’de 11 no.lu Ek Protokol’ün getirdiği değişiklikten itibaren, aleyhine en fazla sayıda başvuru yapılan ülkeler arasında, bugün, son geldiğimiz noktada Rusya’dan sonra, maalesef 2’nci sıradadır. Ayrıca, 47 Avrupa Konseyi ülkesi arasında hakkında en çok ihlal kararı verilen ülke yine maalesef Türkiye’dir.

Ülkemizin AİHM karşısındaki durumunu daha iyi anlamak için birkaç rakamı sizlerle paylaşmak istiyorum: 31 Ocak 2013 tarihi itibarıyla ülkemize karşı yapılan ve AİHM önünde derdest bulunan başvuru sayısı 16.700 olup bu sayı AİHM’e toplam yapılan başvuru sayısının yaklaşık yüzde 13,2’sini oluşturmaktadır. İtalya bu sıralamada 14.150 başvuru sayısı ve yüzde 11,2’lik oranla 3’üncü sırada yer almaktadır. Yine, 1959’la 2012 yılları arasında Türkiye aleyhine verilen ihlal kararı sayısı 2.521’dir. Ülkemizi 1.687 ihlal kararı ile İtalya ve 1.262 ihlal kararı ile Rusya takip etmektedir. Bilindiği üzere, AİHM kararları sözleşmenin 46’ncı maddesi uyarınca bağlayıcı olup bu kararların icra edilip edilmediği Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince denetlenmektedir. 2012 yılı sonu itibarıyla icra edilmeyi bekleyen 1.857 karar sayısı ile ülkemiz İtalya’dan sonra 2’nci sıradadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, bu tablonun değiştirilmesi konusundaki kararlılığımızın bir sonucu olarak son dönemde konuyu sistematik olarak ele alan kapsamlı çalışmalar yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Bu bağlamda, öncelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki savunmaların ve kararların icrası sürecinin tek elden yürütülmesi amacıyla Adalet Bakanlığımız bünyesinde İnsan Hakları Daire Başkanlığı kurulmuştur.

Verilen ihlal kararlarının önemli bir kısmını teşkil eden uzun yargılama sorununun çözümü için son yıllarda ülkemizde ciddi adımlar atılmıştır. Bu bağlamda, son iki yıl içerisinde çıkarılan üç yargı paketi ile yargının iş yükünün azaltılarak adalet hizmetlerinin hızlandırılması ve etkinliğinin artırılması yönünde önemli düzenlemeler yapılmıştır.

Son olarak, sizlerin de katkısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair 6384 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu kapsamda oluşturulan insan hakları tazminat komisyonu üyeleri atanarak görevlerine başlamışlardır. Bu komisyona başvurular da başlamış durumdadır. İnsan hakları tazminat komisyonunun çalışmaları ile AİHM önünde derdest bulunan yaklaşık 4 bin dosyanın gündemden düşürülmesi beklenmektedir.

Memnuniyetle belirtmek isterim ki ülkemizde son dönemde kaydedilen yargı alanındaki gelişmeler Avrupa’da da olumlu karşılanmakta ve yankı uyandırmaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin son olarak yapmış olduğu 5-7 Mart 2013 tarihindeki toplantısında hem ülkemizdeki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması bağlamında son on yılda yapılan çalışmalar hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Ümmühan Kaplan başvurusu üzerine verdiği 20 Mart 2012 tarihli pilot kararda belirtilen etkin bir iç hukuk yolu olarak oluşturulan İnsan hakları tazminat komisyonu tüm delegeler tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.

Artık, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, uzun yargılama nedeniyle geliştirilmiş usulde denetlemekte olduğu ülkemiz hakkındaki 277 kararı standart usul altında incelemeye başlamıştır. Burayı tekrar ediyorum. Bugüne kadar, Türkiye aleyhine verilmiş olan kararları geliştirilmiş usulde denetleyen Bakanlar Komitesi, 3 Marttan itibaren standart usul altında denetlemeye başlamıştır Türkiye’yi. Bu, Türkiye’de yargılamaların uzun sürmesine neden olan yapısal ve sistematik sorunlara ilişkin gerekli önlemlerin Hükûmet tarafından alındığının komite tarafından kabulü anlamına geliyor.

Diğer yandan, 15-17 Kasım 2011 tarihlerinde “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye Kararları, Sorunlar ve Çözüm Önerileri” adlı yüksek düzeyli bir konferans ve çalıştay düzenledik. Çalıştaya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyi, yüksek mahkeme başkan ve üyeleri katıldılar. Çalıştayda AİHM’in ülkemiz aleyhine verdiği tüm ihlal kararları oluşturulan 6 ayrı çalışma grubu tarafından bütün boyutlarıyla masaya yatırıldı ve ihlallere neden olan insan hakları sorunları ve bu sorunların çözüm yolları katılımcı bir yöntemle tespit edildi.

İnsan hakları standartlarının güçlendirilmesi amacıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararlarına yol açan mevzuat hükümlerinde değişiklik öngören görüşülmekte olan bu tasarı da çalıştay bildirileri esas alınmak suretiyle hazırlanmıştır. Yaklaşık bir yıldır Hükûmetimizin gündeminde bulunan tasarıyla özgürlük ve güvenlik hakkının iyileştirilmesi, ifade ve medya özgürlüğünün geliştirilmesi, adli yardım sisteminde iyileştirmeler yapılarak adalete erişimin kolaylaştırılması başta olmak üzere AİHM’in ihlal kararlarına konu olan 7 yasada değişiklik yapılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı ile özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin mevcut durumun daha da iyileştirilmesi amacıyla şu hususlarda düzenlemeler öngörülmüştür: AİHM’in konuya ilişkin kararları dikkate alınmak suretiyle, Ceza Muhakemesi Yasamızın 105’inci maddesi değiştirilerek duruşma sırasında yapılan tahliye talepleri hakkında mahkeme veya hâkim tarafından savcılık mütalaası alınmaksızın karar verilmesi öngörülerek silahların eşitliği ilkesi sağlanmaya çalışılmıştır. Yine, CMK 108’inci maddede değişiklik yapılarak soruşturma aşamasında tutukluluğun incelenmesi işleminin şüpheli veya müdafisi dinlenilmek suretiyle yapılması hükmü getirilmektedir. Hâkim veya mahkeme kararına itirazı düzenleyen CMK 270’inci maddeye bir fıkra eklenerek Ceza Muhakemesi Yasamızın 101 ve 105’inci maddeleri uyarınca yapılan itirazlarda cumhuriyet savcısından alınacak mütalaanın başvuran veya müdafisine tebliğ edilmesi zorunlu hâle getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının önemli bir kısmını da ifade özgürlüğünü düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesi oluşturmaktadır. İfade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde korunan en temel haklardandır. Toplumun ürettiği ortak iyiye bir saldırı, toplumsal güvenliğe yakın ve somut bir tehlike oluşturmadığı sürece her fikre, her inanışa, her düşünceye en geniş ifade zemini sağlanmalıdır. Demokrasi fikrinin, ifade özgürlüğü talebinin olabildiğince dar, güvenlik ihtiyaçlarının ise belirsiz bir genişlikte ele alınmasına tahammülü yoktur. Temel hak ve hürriyetler, özü itibarıyla, bireyin dokunulmaz, alelusul el atılamaz, güvenlikli bir alan inşa etme isteğine dayanır. Ulusal güvenlik kaygılarıyla bireysel güvenlik taleplerine sırt çeviren toplumlar, bireyle devlet arasındaki gerilimi tırmandırarak sonuçta ulusal güvenliği sağlayacak bir sosyal destek ve siyasal meşruiyetten yoksun kalabilirler.

Türkiye’nin ağırlıklı olarak geçmişin yasal ve yapısal sorunlarından kaynaklanan ifade özgürlüğü alanındaki olumsuz görünümü elbette üzüntü vericidir ancak ifade özgürlüğü alanında Türkiye’de son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu bağlamda, Basın Yasamız yenilenmiş, radyo ve televizyonların dili özgürleştirilmiş, Türk Ceza Yasası’nın yoğun eleştirilere konu olan 301’inci maddesi başta olmak üzere ifade özgürlüğü önünde engel oluşturduğu düşünülen pek çok madde gözden geçirilmiştir.

Son olarak, kısa bir süre önce kabul edilen üçüncü yargı paketiyle, basın yoluyla vesair düşünce açıklama suretiyle işlenen suçlarda dava ve cezaların ertelenmesi imkânı getirilmiş, eleştiri konusu olan “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ve “soruşturmanın gizliliğini ihlal” gibi basın mensuplarını yakından ilgilendiren suçlar da yeniden ele alınarak unsurları belirgin hâle getirilmiştir. İleriye dönük olarak yayın durdurma tedbiri de bu paket kapsamında mevzuatımızdan çıkarılmıştır. Bu kapsamda, Terörle Mücadele Yasası ve Türk Ceza Yasası’nda yapılması öngörülen değişikliklerden birkaçının daha konu başlıklarına değinmek istiyorum.

Terörle Mücadele Yasamızın 6’ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçun unsurları yeniden düzenlenmektedir bu tasarıyla. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu maddedeki metinler bütünüyle ele alındığında şiddete teşvik edip etmediğinin belirlenmesi için metinde kullanılan terimlerin dikkate alınmasının uygun olacağını belirtmiştir. Yapılması öngörülen düzenlemeyle terör örgütlerinin her bildiri veya açıklaması değil, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya bu yöntemleri öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri ve açıklamaların basılması ve yayınlanması suç olarak kabul edilmektedir.

Yine, aynı yasanın 7’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçun unsurları da bu tasarıyla yeniden düzenlenmektedir. AİHM, 7’nci maddenin ikinci fıkrasıyla ilgili olarak Türkiye aleyhine çok sayıda ihlal kararı vermiştir. AİHM’e göre, mevcut düzenlemenin ceza hukukunun belirlilik ilkesine uygun biçimde suç tanımının somut unsurlarını ortaya koymak yerine, takdire dayalı çok geniş yorum ve uygulamalara açık olduğu şeklinde bir eleştiri söz konusu. Bunun yanında, AİHM, bu madde uyarınca Türkiye hakkında verdiği kararlarında şiddeti teşvik edici ve bireylere zarar verici nitelikte olmayan düşünce açıklamalarının ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek içeriğinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan ya da kişileri silahlı isyana teşvik edici nitelikte olmayan açıklamalar nedeniyle bireylerin cezalandırılmasını sözleşmenin 10’uncu maddesine aykırı bulmaktadır.

Yapılması öngörülen düzenlemeyle, propaganda, terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya bu yöntemleri övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde yapılması durumunda suç olarak kabul edilecektir. Böylece suçun unsurlarının daha somut hâle getirilmesi ve ifade özgürlüğü alanında AİHM standartlarıyla uyum sağlanması amaçlanmaktadır. Yine Türk Ceza Yasamızın 215’inci maddesinde yapılması öngörülen değişikliklerle benzer kriterler getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, TMK 7’nci maddede yapılan değişiklik, aynı mantıkla TCK 220’nci maddenin (8)’inci fıkrasında da yapılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı bağlamında, adalete erişimin kolaylaştırılmasına ilişkin bir dizi kolaylık da bu paket içerisinde yer almaktadır.

Değerli milletvekilleri, yine, bu pakette, Türk Ceza Yasamızın 94’üncü maddesine eklenmesi öngörülen fıkra ile birlikte, işkence suçlarında zaman aşımı kaldırılarak bu suçların etkin bir şekilde soruşturulması arzulanmıştır. Ceza Muhakemesi Yasamızın 172’nci maddesine eklenecek fıkrayla da kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, AKP sıralarında kimse yok, kimse dinlemiyor. Sizi dinlemeye tenezzül etmiyorlar mı bunlar? CHP’de daha çok kişi var.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın İnce, dinliyoruz biz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Artık AKP’liler de inanmıyorlar.

Ben Bakan olsam basarım fırçayı.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – …etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin AİHM kararıyla tespit edildiği hâllerde ilgilinin başvurusu üzerine yeniden soruşturma açılması imkânı getirilmektedir. Bu sebeple, Ceza Muhakemesi Yasası, İdari Yargılama Usulü Yasası ve Hukuk Usulü Yasası’ndaki hükümlere paralel olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen kesinleşmiş ihlal kararlarının askerî yüksek idare mahkemelerinde görülen davalar bakımından da yargılamanın iadesi nedeni sayılması düzenlemesi getirilmektedir.

Yine, Kamulaştırma Yasası’nda yapılan değişiklikle, kamulaştırma bedelinin yargılama süresince uğrayabileceği değer kaybının faiz ödenmek suretiyle telafi edilmesi de hedeflenmektedir.

Yine, bu pakette bir başka düzenlemeyle, askerî yüksek idare mahkemesinde açılan tam yargı davalarında ve yine, idare mahkemelerinde açılan tam yargı davalarında nihai karar verilinceye kadar davacıya, davasını ıslah suretiyle tazminat miktarını artırma imkânı getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıda sizlerle paylaşacağım son husus CMK 311/2’nci maddeden kaynaklı Türkiye aleyhine verilmiş ihlal kararlarıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu madde kapsamında toplam 221 dosyada Türkiye aleyhine ihlal kararı vermiş ve bu ihlal kararları Delegeler Komitesi tarafından takip edilmektedir. Bu düzenlemeyle 311’inci maddenin (2)’nci fıkrası kapsamında yeniden yargılama talep ettiği hâlde yapılamayan 221 dosyanın bu istisnadan sorun yaşamadan yeniden yargılama imkânına kavuşmasını düzenleyen bir değişiklik getiriyoruz. Bu değişiklik ile beraber Türkiye aleyhine Delegeler Komitesince takip edilen 221 dosya gündemden düşecek ve Türkiye’nin bu konuda eli rahatlayacaktır. Geçici maddenin mevcut şekliyle kabulü hâlinde doğrudan bu maddeden yararlanacak kişiler arasında sadece bu 221 dosyadaki şahıslar söz konusudur.

Değerli milletvekilleri, yapılan reform çalışmalarıyla insan hakları konusunda sürekli olarak iyileştirmeler yapan Hükûmetimiz, insan hakları alanında AİHM tarafından mevzuatta tespit edilen eksiklikleri çözmek adına getirilen düzenlemeyle bu kararlılığını göstermektedir. Konuşmamın başında ülkemizin AİHM önündeki olumsuz görünümüne dikkatlerinizi çekmiştim. Ülkemizin, bireysel başvuru yolunu çoğu taraf ülkeden daha erken bir tarihte açarak Konseyin oluşturduğu bölgesel koruma sistemi içinde yer alma cesaretine karşın insan hakları pratiğinde ağırlıklı olarak yapısal sorunlardan kaynaklanan sıkıntılar yaşadığı bilinen bir gerçektir. Ancak, Türkiye’nin bu olumsuz görünümünü değiştirmek, temel hak ve özgürlükleri en geniş hukuki korumaya kavuşturmak için güçlü bir irade sergilediği de bilinmektedir. Ülkemizin son yıllarda hız kazanan yapısal dönüşümü, hayat bulan reformlar bu irade temelinde şekillenmiştir. Uluslararası sözleşmelere dayalı yükümlülükler, gelişen çağdaş standartlar ve toplumsal değişim paralelinde yükselen talepler, demokrasi ve özgürlükler alanında ülkemizi hep daha ileri adımlar atmaya sevk etmiştir. Bugün görüşmeye başladığımız tasarı bu adımların bir parçasıdır. Yine, yüce Meclisin takdiriyle yasalaşması hâlinde Türkiye’nin insan hakları ve ifade özgürlüğü karnesini olumlu manada etkileyecek önemli düzenlemeler içermektedir.

Bazı beklentileri karşılamadığı gerekçesiyle tasarıyı olumsuz karşılamak, içerdiği önemli düzenlemeleri görmezden gelmek doğru olmadığı gibi, içi boş olduğu yönündeki eleştiriler de insaflı ve gerçekçi değildir. Bu tasarı, başından beri vurguladığımız gibi, ülkemiz hakkında AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının değerlendirilmesiyle şekillenmiş, içeriği ve amacı bu doğrultuda belirlenmiştir. Bu bakımdan, tasarının Meclisimizin değerli katkılarıyla son şeklini alıp bir an önce kanunlaştırılması ülkemiz açısından büyük önem arz etmektedir.

Ben, hayırlı olması temennisiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sadullah Bey, niye kimse yok içeride ya, niye dinlemiyorlar sizi?

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Sizi bile dinlemiyorlar!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sizi dinlemeye gelecekler.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yani, inanmıyorlar

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya niye dinlesinler, İmralı’yı dinleseler daha iyi.

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; yeni bir yargı paketini görüşüyoruz. Artık yargı paketlerini numaralandırmaya alıştık, dördüncü yargı paketi. Herhâlde ayıp olur diye adı “dördüncü yargı paketi” diye konmamış “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında” diye başlayan bir isim konmuş.

Değerli arkadaşlar, önce şunu söyleyeyim: Sayın Bakan biraz önceki sunumunda bahsetti, “Bazı beklentileri karşılamadığı için tasarıyı eleştirmek doğru değildir.” dedi. Aslında, Sayın Bakan bu tasarının bazı beklentileri değil, önemli ölçüde beklentileri karşılamadığını da ikrar etmiş oldu; kendileri de biliyor.

Sayın Bakan, siz de biliyorsunuz; değerli milletvekili arkadaşlarım, siz de biliyorsunuz, bu “yargı paketi” adı altında günlerdir kamuoyunu meşgul ettiğiniz düzenleme, ihtiyaca cevap veren bir düzenleme değildir. Yani, aklın yolu bir. Allah için, şöyle bir oturup düşünelim: Bir konuda düzenleme yaparken iddialı olarak bu alanda düşünce ve ifade özgürlüğünü sağlamaya dönük, reform gibi sunduğunuz bir değişiklikte aklı başında insan önce ne yapar? Bir planlama yapar, neye ihtiyacı olduğunu bir tespit eder. Oturup bizim neye ihtiyacımız var, onu tespit edip bunu çözecek düzenlemeleri yapma yükümlülüğümüz var. Oysa bakıyorum ki daha önceden birinci yargı paketi, ikinci yargı paketi, üçüncü yargı paketi; her yargı paketinde ertelenen problemler birikmiş, hiçbirine çözüm bulunmamış, şimdi dördüncü yargı paketi önümüze geliyor ve bunda da temel problemlerin çözümü yerine bir beşinci yargı paketi beklentisi yaratılıyor. Böyle bir şey olmaz. Bakın, evet, Türkiye’nin ciddi bir yargı reformuna ihtiyacı var. Türkiye’de önemli ölçüde bir yargı paketi, kapsamlı bir yargı paketi çıkarma ihtiyacımız var. Niye? İki temel sebeple: Birincisi, düşünce ve ifade özgürlüğünü sağlamak için ciddi değişikliklere ve düzenlemelere ihtiyacımız var. İkinci temel konu, adil yargılama hakkını sağlamak, adil yargılama hakkının önündeki engelleri kaldırmak için ciddi değişikliklere ihtiyacımız var. Şimdi, bu pakete bakıyoruz, bu paket bugüne kadar şikâyet edilen hiçbir problemi ciddi biçimde çözmüyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir ülkedir. Türkiye, iktidar eliyle ve iktidar zorbalığıyla düşünce ve ifadenin yasak olduğu, düşüncesini ifade edenlerin doğrudan doğruya düzmece soruşturmalarla karşı karşıya kalıp terörist muamelesi gördüğü bir ülke hâline gelmiştir. Bakın, şimdi Terörle Mücadele…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ses…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Sesi kıssın Sayın Başkan biraz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Vallahi kıssın biraz.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) - Terörle Mücadele Kanunu’yla ilgili düzenlemelerden bahsediliyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’de en temel demokratik hakkı olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanan öğrenciler, terör örgütü üyesi diye yargılandı. Sokakta, kitapçıda satılan kitabı evinde bulunduran öğrenci, bu kitap nedeniyle terörist muamelesi gördü, terör örgütü üyesi diye yakalandı. Konser bileti satan gençler, terör örgütü üyesi diye yargılanıyorlar Türkiye’de. Bakanları ve Başbakanı protesto eden öğrenciler, terör örgütü üyesi diye yargılanıyor. Sendikacılar terör örgütü üyesi diye gözaltına alınıyor. Allah’tan, şimdi, KESK’in Başkanı Lami Özgen’e akil insanlar piyangosu vurdu da terör örgütü üyeliğinden soruşturma geçirirken akil insanlar piyangosundan istifade ederek belki paçayı bu şekliyle kurtaracak. Böyle bir Türkiye. RedHack’çiler terör örgütü üyesi diye yargılanıyorlar. Yani, öyle bir iklim yarattınız ki, öyle bir siyasal iklim yarattınız ki demokratik yollarla düşüncesini ifade etmek isteyen herkese terörist muamelesi yapan bir siyasal iktidar uygulaması var.

Daha ötesi arkadaşlar, daha ötesi, bizim en temel değerimiz olan millî bayramlarımızın kutlanılmasında dahi doğrudan doğruya iktidar şiddetiyle muamele gören bir Türkiye yarattınız. 29 Ekim törenlerinde, Ulus Meydanı’nda Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamak için orada toplanan insanların önce bayram yapma hakkını ellerinden almaya çalıştınız, dinlemediler; bayrama olan inançları ve saygıları nedeniyle, millete olan sevgileri nedeniyle, kurduğunuz barikatları haklı bir direnişle yıktılar ve yürüdüler, bayramlarını kutladılar. Şimdi, o insanlarla ilgili otuz bir yıl hapis cezası istemiyle soruşturma açılıyor, dava açılacak. Hangi ülkede, hangi çağdaş ülkede millî bayramını kutlamak isteyen insanlar otuz bir yıl hapis cezası istemiyle yargılanır? Bunun adı “akıl tutulması”ndan başka bir şey değildir. Bunu nasıl izah edeceksiniz?

Şimdi, böyle bir tablo, böyle bir iklim, daha saatlerce anlatabiliriz. Dünyanın en fazla tutuklu avukatının bulunduğu ülke Türkiye, dünyanın en fazla tutuklu gazetecisinin bulunduğu ülke Türkiye, dünyanın en fazla tutuklu milletvekilinin bulunduğu ülke Türkiye. Böyle bir Türkiye'de yargı paketi çıkarttığınızı söylüyorsunuz, demokratik hak ve özgürlükleri, düşünce ve ifade özgürlüğünü güvence altına aldığınızı söylüyorsunuz ama bu alanlara ilişkin en küçük, ciddi bir düzenleme yok. Değerli arkadaşlar, bu yalanlarla, belki kendi kendinizi aldatabilirsiniz ama bizi aldatamayacaksınız, milleti de aldatamazsınız, milleti de aldatamayacaksınız.

Bakın, Türkiye, basın özgürlüğü konusunda Tanzanya’nın, Arnavutluk’un, Haiti’nin gerisinde. İnsani gelişmişlik endeksinde Türkiye 92’nci sırada.

Şimdi, tabii, bir taraftan da son dönemde başka bir iklim var, başka bir rüzgâr esiyor Türkiye'de. Terörle Mücadele Kanunu konusunda düzenlemeler yapıldığı söyleniyor ama biraz önce anlattığımız temel problemleri yaratan yargı pratiğini, Türkiye'de iktidar muhalifi olan demokratik tepkisini gösteren herkesi terörist sayan ve terörist muamelesi yapan yargı pratiği uygulamasını ortadan kaldırmaya dönük en küçük bir adım yok. Ve böyle bir tabloda asıl problem terör tarifinde, Terörle Mücadele Kanunu’nun kendi terör tarifinde; ona ilişkin en küçük bir adımınız yok. Düşünce ve ifade özgürlüğünü iktidarın hoşuna gitmeyenleri ayırarak terörist muamelesi yapabilme imkânını tanıyan uygulamayı ortadan kaldırma yerine, gerçekten eli silahlı teröriste şefkatle kucak açan bir süreç yarattınız ama bunun karşısında düşüncesini özgürce ifade etmek isteyenlere terörist muamelesi yapma hakkını ve imkânını hâlâ elinizde tutan bir sürecin devam etmesini istiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bakın, dün burada bir komisyon kuruldu. Dün burada kurulan komisyonda şu hedeflendi, şu hedefleniyor: “Eli silahlı teröristi selametle sınır dışına nasıl çıkarırız?” Bu bir tercih, böyle bir tercihte bulunabilirsiniz. Şimdi, bunun için Mecliste komisyon kuruyorsunuz ama düşünce ve fikir özgürlüğü çerçevesinde düşüncesini ifade edenlerin terörist olarak toplama kamplarında toplanmasının önünü açan uygulamaya “Yürü, devam et.” diyorsunuz. Bu nasıl bir çelişki, bu nasıl bir paradoks? Bunu anlatmak mümkün mü? Bakın, Terörle Mücadele Kanunu’ndaki terör örgütü ve terör tarifini değiştirmediğiniz sürece, bunların önünü açma, bu konuda Türkiye'de gerçekten düşünce ve fikir özgürlüğünü sağlama iddiasında olduğunuza kimseyi ikna edemezsiniz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de, bir özel yetkili mahkemeler problemi var. Bakın, özel yetkili mahkemeler özel olarak görevlendirilmiş, hukuku çiğneme konusunda, adaleti çiğneme konusunda ve iktidarın hoşuna gitmeyenleri teker teker toplayıp toplama kamplarında susturma ve sindirme konusunda özel yetkilendirilmiş mahkemelerdir. Özel yetkili mahkemeler hukuk dışıdır, özel yetkili mahkemeler adalet dışıdır. Özel yetkili mahkemelerin hiçbir uygulamasında hukuku ve adaleti bulmak mümkün değildir.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan; üçüncü yargı paketinde, burada, özel yetkili mahkemelerin kaldırıldığı ifade edildi, mevcut mahkemelerin de görevine devam edeceği söylendi. O zaman da söyledik; bu yapı devam ettiği sürece Türkiye'de hak ihlalleri, hukuk ihlalleri devam edecektir çünkü özel yetkili mahkemeler özel olarak hukuku ihlal etmek için yetkilendirilmiş mahkemelerdir. dedik. Şimdi, öyle bir tabloda dediniz ki: “Özel yetkili mahkemeler yeni davalar alamayacak.” Ne oldu, ne oldu? Silivri Mahkemesi ne yaptı, 13. Ağır Ceza Mahkemesi? Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkan bu kanuna rağmen, birleşme yoluyla, yeni açılan davaları getirdi kendi davasıyla birleştirdi, yeni sanıklar ihdas etti ve yargılamaya devam ediyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesini tanımayan, yasayı tanımayan, kanunu tanımayan “Ben her istediğimi yapabilirim.” diyecek kadar kendisini sınırsız sayan bir mahkeme pratiği yarattınız. Özel yetkili mahkemeleri kaldırmadığımız sürece Türkiye’de hukuku ve adaleti hâkim kılmamız mümkün değildir.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu pakette uzun tutuklamalarla ilgili problem çözülüyor mu? Hayır. Beş yıldan bu yana tutuklu milletvekilleri var. Şimdi, çok ilginç tutuklu milletvekilleri deyince, sadece 2 tane Cumhuriyet Halk Partisi, 1 tane de Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilinden bahsetmiyoruz, 5 tane de bağımsız gelen, daha sonra da bir kısmı Barış ve Demokrasi Partisine katılan milletvekilleri de var. Yani ilginç bir şey, KCK davasından tutukluları serbest bırakıyorsunuz ama KCK’dan tutuklu milletvekillerinin hâlâ tutukluluğu devam ediyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onlar da serbest kalacak.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Örgütün üyesi serbest, diğerlerinin tutukluluğu devam ediyor.

OKTAY VURAL (İzmir) –  Onlar da serbest kalacak. Onlar, iyi terörist! PKK, artık AKP’nin teröristi!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi, bu pakette bu problemi çözmek istememenizin nedenini anlıyoruz. Silivri yargılamaları bir rehine pazarlığına dönüştürülmüştür. Bugün yapılmak istenen şey, adına “barış süreci” dediğiniz, sonradan “çözüm süreci” dediğiniz, adının ne olduğunu bile koyamadığınız, bilmediğiniz bu süreçte, aslında pazarlık süreci olan bu süreçte bir rehine pazarlığı için, Türkiye’de yıllardan bu yana yurtseverce mücadele etmiş, teröre karşı mücadele etmiş, bu ülkenin aydınlık geleceği için mücadele etmiş aydınları, yazarları, gazetecileri, askerleri, komutanları, bilim insanlarını, kim varsa, yurtsever olan kim varsa bunları tasfiye etmek ve bunları, ilerideki terör örgütüyle muhtemel rehine pazarlığında rehine olarak kullanmak üzere bekliyorsunuz, rezervde tutuyorsunuz. Yazıklar olsun böyle bir anlayışa! (CHP sıralarından alkışlar) Böyle bir anlayışla kanun yapılır mı, böyle bir anlayışla barış sağlanır mı? Hangi barış süreci, hangi barış süreci?

Değerli arkadaşlar, bakın, Ergün Poyraz altı yıldır tutuklu. Neydi? Kitap yazmış. Yazdığı kitaplar: “Musa’nın Çocukları”, “Takunyalı Führer” Yanlış mı? Takunyalı Führer yok mu? Führer’e doğru bir gidiş yok mu? Yedi yıla yakın zamandır tutuklu. Milletvekilleri beş yıldır tutuklu. Böyle bir süreçte on yıllık AKP iktidarında tutuklu ve hükümlü sayısı yüzde 90 artmış. Böyle bir Türkiye yarattınız ve böyle bir Türkiye’de dördüncü yargı paketini çıkarıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nereden nereye?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Ama, dördüncü yargı paketi uzun tutukluluklara ve bu haksız uygulamalara önlem niteliğinde hiçbir hüküm içermiyor. Bakın, bu yarattığınız yargılama sisteminde masumiyet karinesi ortadan kaldırılmış, mahkûmiyet karinesi getirilmiştir. Artık bu davalarda, iktidar tarafından yaratılan özel yetkili mahkemelerde “Suçu yükle, iftirayı at, sanık kendisinin masum olduğunu ispat etsin.” anlayışıyla devam eden bir yargılama süreci var. 120 milyon Word sayfası tutarındaki evrakı hangi hâkim okur, 5 terabayt gücündeki evrakı hangi hâkim okur? 1 insanın 1 dakika içerisinde 1 sayfayı okuması mümkün değildir, buna rağmen 1 dakika içerisinde okuduğu hesabıyla hesap ettik, sadece uyumadan 1 kişinin bu dosyayı okumak için 228 yıla ihtiyacı var, normal okuma süresiyle 772 yıla ihtiyaç var. Böyle bir tablodan siz adalet çıkaracağınızı iddia edeceksiniz ve “yargı paketi” adı altında getirilen düzenleme bunlarla ilgili hiçbir şey içermeyecek. Değerli arkadaşlar, neyi, niye yapmak istediğiniz belli.

Bakın, şimdi öyle bir tablo var ki 21 Mart Nevruz günü, Diyarbakır meydanında terör örgütü liderinin mektubu okundu. 75 milyona canlı yayında bu mektubu dinlettiniz. Bu mektupta terör örgütünün başı diyor ki: “Ulus devlet dönemi bitmiştir, artık çok uluslu bir döneme giriyoruz.” Dikkat edin, “Çok uluslu bir devlet dönemine giriyoruz.” diyor. Nedir çok uluslu devlet, nedir çok uluslu devlet? Çok uluslu devlet federasyonun kendisidir. Peki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ne diyor? Aynı anda, eş zamanlı olarak çıkıp diyor ki: “Eyalet sistemini tartışalım. Niye tartışmayalım? Osmanlıda eyalet sistemi yok muydu?” Osmanlı nerede? Osmanlı var mı şimdi, Osmanlı kaldı mı şimdi? Osmanlının çöküş sürecinde bu anlayışla ülkeyi bölmeye ve parçalamaya çalışan mikromilliyetçilerin payını oturup da düşünüyor musunuz? Hiç bunun hesabını yaptınız mı?

Evet, Abdullah Öcalan ile Recep Tayyip Erdoğan aynı zamanda konuşmuştur, aynı şeyi farklı cümlelerle ifade etmişlerdir. Abdullah Öcalan da, Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’de doksan yıllık cumhuriyeti yıkıp yerine federal bir yapı kurmak üzere ittifak içerisine girmişlerdir. Bu ittifak bu Meclisten icazet almayacak, vermeyeceğiz böyle bir icazet. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Aynı dağın yelleri bunlar zaten, aynı sudan içmişler.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlar, bakın, pazartesi günü bu özellikle özel görevlendirilmiş Silivri mahkemelerinin yargılamalarını hep beraber gördük.

Türkiye’de Başbakan çıkmış, şimdi dokunulmazlık tehdidiyle bizleri korkutmaya çalışıyor. Hani canı istediği zaman eline bir dokunulmazlık sopası almış, kendince o sopayla Türkiye Büyük Millet Meclisini terbiye edeceğini sanıyor.

Sayın Başbakan sana sesleniyorum: Sen belki AKP Grubunu terbiye etme konusunda özel bir maharete sahip olabilirsin ama sen Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı da olsan, 326 milletvekilini değil 426 milletvekilini de emrine amade kılsan Cumhuriyet Halk Partisini terbiye etmek senin haddine düşmez, sana böyle bir imkânı hiçbirimiz vermeyeceğiz! (CHP sıralarından alkışlar)

Dokunulmazlıkları kaldıracakmış, buyurun kaldırın; yetki elinizde, buyurun kaldırın. Canınız istediği zaman dokunulmazlık meselesini getireceksiniz, canınız istediği zaman Türkiye Büyük Millet Meclisine, yargıya talimat vereceksiniz, canınız istediği zaman terör örgütü liderleriyle kucaklaşacaksınız, adına da başka bir isim bulup anlatmaya çalışacaksınız.

Bakın,  Türkiye, ilk defa siyasi davaları Silivri yargılamalarında görmedi; Türkiye, toplu davaları, siyasi davaları tarihinde uzun zamandan bu yana gördü ama hiçbirinde bu ölçüde gerilim yaşanmadı. Oturup bir düşünün, niye, neden sadece bu davalarda bu gerilim yaşanıyor. Bir tane sebebi var değerli milletvekilleri, bir tane sebebi var çünkü bu davalarda adaletin ve vicdanın kırıntısı yok. Adalet ve vicdan duygusu, tarihin hiçbir döneminde görülmediği kadar açıkça ihlal edildi ve halkın sabrı tahrik edildi. Bu davalar, delili sahte, şahidi gizli, mahkemesi özel yetkili, kararları önceden belli davalardır. Vatandaş da önceden kurgulanmış bu davalara itiraz etmekte; haklı olarak itiraz hakkını kullanmıştır ve orada çürütülmek istenen yurtseverlere sahip çıkma konusunda sonuna kadar kararlı direnişini göstermiştir. Bundan sonra da gösterecektir. Mahkeme kadıya mülk değildir. Hukuku uygulamayan bir gün hukuku kendisi arayacaktır yalvara yakara.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 10 Nisan Polis Günü. Ülkemizin, milletimizin, insanlarımızın can ve mal güvenliği için büyük bir fedakârlıkla çalışan emniyet mensuplarımızın bu bayramını tebrik ediyorum. Zor şartlar altında görev yapan ve özlük hakları itibarıyla ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabi tutulan emniyet güçlerimize başarılar diliyorum. Bundan sonraki çalışmalarının ülkemize, milletimize faydalı olmasını temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce Sayın Bakanı dinledik. Bu tasarının ifade özgürlüğüne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına uyum sağlamak üzere hazırlandığını ifade ettiler. Biz de diyoruz ki: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ortaya koymuş olduğu ilkeleri kılıf olarak kullanıp siz, müzakere ettiğiniz, mütarekeye vardığınız terör örgütüne önden primler vermek üzere bu tasarıyı getirdiniz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ifade özgürlüğü ile bunun üstünü örtüp kılıf içine sokarak teröre önemli bir taviz veriyorsunuz.”

Sayın Bakanın ifadesi eğer doğruysa şu soruların cevabını vermesi gerekir: Siz on bir yıldır iktidardasınız, on bir yıllık iktidarınızda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına bugün mü vâkıf oldunuz, daha önce bilmiyor muydunuz? Siz on bir yıldır iktidardasınız, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu da on bir yıldır yürürlüktedir. Bu kanuna göre, on bir yıldır insan haklarının ihlaline niçin seyirci kaldınız? İdari Yargılama Usulü Kanunu on bir yıllık iktidarınızda yürürlüktedir. Eğer insan haklarını ihlal ediyorsa, eğer adil yargılanma hakkını ihlal ediyorsa on bir yıldır niçin buna müsaade ettiniz? Ceza Muhakemesi Kanunu sizin iktidarınız tarihinde yapıldı. Ceza Kanunu sizin iktidarınız zamanında yürürlüğe konuldu. Siz iktidarınızda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve onun garanti altına almış olduğu hak ve hürriyetlere aykırı niçin kanun yaptınız? On bir yıllık iktidarınız süresince insan hakları ihlal edilirken neredeydiniz ve on bir yıldır siz, bu ülkenin tüyü bitmedik yetim hakkı olan tazminatları insan hakkı ihlal edilen kişilere öderken neredeydiniz? Demek ki siz, on bir yıldır ya bu işlerin farkında değilsiniz ya bilmiyordunuz veya bilerek bunları yerine getirmediniz. Şimdi zamanı geldi. Terörle müzakere döneminde, Kandil ile mütareke döneminde, İmralı’yla mütareke döneminde bunları kılıf olarak, insani değerlermiş gibi, ifade özgürlüğüymüş gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadıymış gibi bir kılıfın içine sokarak siz teröre taviz veriyorsunuz, siz teröriste taviz veriyorsunuz, siz Türkiye’nin insanlarının bire bir can ve mal emniyetini tehdit eden, cebir ve şiddet ile en kıymetli varlığımız olan canımızı tehdit eden terör örgütüne bir taviz veriyorsunuz ve bu tavizin nereye kadar gideceğini biz bilmiyoruz.

Sayın Bakan, bu dördüncü yargı paketi üçüncü yargı paketiyle birlikte konuşulmaya başlandı. O zaman “biraz terör, biraz taviz” politikası değişmişti. “Çok terör, çok taviz”, ne kadar çok terör olursa, ne kadar cana kıyılırsa, ne kadar mala zarar verilirse o kadar çok taviz vereceğinize inandırdınız ki üçüncü yargı paketinden memnun olmayanlara “Merak etmeyin, dördüncü yargı paketinde gelecek.” dediniz. 2012 yılının Haziran ayı itibarıyla dördüncü yargı paketi gündeme düştü. Bir türlü bulunduğu yerden çıkamadı. En sonunda bir Bakanlar Kurulu kararında görüşülmüş, Sayın Bülent Arınç çıktı, dedi ki: “Bugün Sayın Bakan sundu. Bakanlar Kurulunda imzalar tamamlandı ve yarın Meclise gidiyor.” Herkes merakla bekliyor, civciv mi çıkacak, kuş mu çıkacak, bu dördüncü yargı paketi ne olacak! Bekle bekle, hikâye! On üç gün sonra Meclise gelebildi.

Şimdi, aradan geçen on üç gün içerisinde bu dördüncü yargı paketi nerelere seyahat etti? Nerelere gitti? Okyanus ötesine mi gitti? Birlikte pazarlık yaptığınız Amerika Dışişleri Bakanının ikide bir Türkiye’ye gelerek “şöyle yapın, şöyle yapın” diye PKK lehine taviz istediği okyanus ötesine mi gitti?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kandil’e gitti.

FARUK BAL (Devamla) – İmralı’ya mı gitti? Kandil’e mi gitti? Nereye gitti? Milletin Meclisine gelmedi. Bunu nerelerde görüştünüz Sayın Bakan? Bunu bize açıklamanız gerekir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kadil’le uğraşıyor bu aralar. Savcıları tehdit ediyor.

FARUK BAL (Devamla) - Şimdi görüştüğünüz bu tasarı belli, belli, besbelli, hiç kimse hiç kimseyi aldatmasın: KCK operasyonları nedeniyle tutuklu olan veya adli bir soruşturmaya muhatap olmuş olan kişileri siz aklamak istiyorsunuz. Siz, tutukluluklarını kaldırmak istiyorsunuz. Siz, PKK terör örgütünün “şehir yapılanması” adı altındaki yan kuruluşunu adliyenin elinden, yargının elinden almak istiyorsunuz. Bunu yaparken “PKK terör örgütünün yandaşıdır.” diyerek, kükreyerek, büyük edalarla, büyük operasyonlar yapıyormuş gibi yaptığınız iş o zaman doğru idiyse, şimdi yaptığınız iş yanlış. Şimdi yaptığınız doğruysa o zamanki yanlış. Hangisinden yanasınız Sayın Bakan; PKK’yla mücadeleden mi, PKK’yla müzakereden mi; PKK’yla mücadeleden mi, PKK’ya tavizden mi? Siz, KCK’ya operasyon yaparken, bir, istihbarat güçlerini operasyonel güç hâline getirdiniz. Bu, dünyada en ağır demokratik kusurdur. Bu, sadece komünist ülkelerde, faşist ülkelerde veya Suriye gibi şimdi hasmınız olan tek parti hükûmetlerinde olur. İstihbarat örgütleri sadece bilgi toplar, o bilgiyi yetkili makamlara verir. O olay hakkında yetkili makamlar kararını verir. Siz istihbarat görevlilerine operasyonel işler yaptırıyorsunuz. Bunu KCK olayında yaptınız, PKK’yla müzakerede de yaptırıyorsunuz. PKK’yla müzakerenizde “Ben görüşmüyorum, devlet görüşüyor.” dediniz, “Benim görüştüğümü ispatlayamayan şerefsiz.” dediniz, daha sonra kendiniz ikrar ettiniz. Şeref, haysiyet gibi insan için en mukaddes kavramlar havada kaldı. Bir yere yapışacak bu. Bunu ifade eden Sayın Genel Başkanımıza yapışmayacağına göre, onun emeğine yapışmayacağına göre, o, haysiyetli duruşuyla milletin direncini, iradesini savunacağına göre yapışacağı, yakışacağı yeri siz bize söyleyin Sayın Bakan.

Siz Sayın Bakan, sadece istihbarat örgütlerini operasyonel güç olarak kullanmadınız, siz aynı zamanda yargıyı operasyonel güç olarak kullandınız. Yargıyı operasyonel güç olarak kullanabilmek için yargıyı siyasallaştırdınız. Yargıyı siyasallaştırmak bir tek münferit olayla sınırlı değildir. Sizin beyninizde, ideolojinizde, fıtratınızda yargıyı siyasallaştırmak var.

Şimdi, şu heyet lütfen beni dikkatle dinlesin. Anayasa Uzlaşma Komisyonuna sunduğunuz yargıyla ilgili pakette; bir, “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu” diye bilinen, yargının kalbini teşkil eden kurulun 21 üyesinden 8 tanesini Meclis seçecek. Meclisi de AKP’nin listesinden seçilmiş, iradesini Başbakana teslim etmiş milletvekillerinin parmakları seçecek; 7’sini başkan sıfatıyla tek başına, bir tek kişi atayacak, geriye kalan 6 tane üyeyi ise HSYK seçecek.

Siz, şimdi “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” diye, buraya “reform” diye getiriyorsunuz. Avrupa Birliği müktesebatında ise yargının, yargıçlar tarafından seçilen üyelerinin çoğunlukta olduğu bir kurul tarafından idare edilmesi gerekmektedir. Bunun neresi Avrupa, neresi Türkiye, neresi simeranya Sayın Bakan? Siz simeranyaya yani hayalinizdeki tek parti devletine bir yargı hazırlıyorsunuz. Bu şekilde seçilmiş HSYK, temyiz mahkemesinin dörtte 3’ünü seçecek, geriye kalan dörtte 1’ini ise başkan seçecek. Siz, Türkiye’ye değil, siz Avrupa Birliği müktesebatı veya Avrupa Konseyi veya Venedik Kriterleri’ne göre bağımsız, tarafsız bir yargı istemiyorsunuz; siz emrinizde, siz talimatlarınızla hareket edecek bir yargı istiyorsunuz. Anayasa Mahkemesini aynı şekilde… 17 üyeden 8 tanesini devlet başkanı seçecek, 9 tanesini Meclis seçecek. Böyle bir Anayasa Mahkemesi olabilir mi? İşte, siz, böyle bir yargıyı hayal ediyorsunuz. Yargı bağımsızlığı, tarafsızlık, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, onun içtihatları, ifade özgürlüğü; bunların hepsi hikâye, bunların hepsi palavra. Nereden anlıyoruz? Sayın Başbakan iki gün önce talimat buyurdular. Sayın Başbakan dedi ki: “Buradan duyuruyorum: Yargı uyuyor mu?” İki gün sonra yargıdan uyumadığına dair ses geldi. Cumhuriyetin uyanık bekçisi olan savcılar, cumhuriyetin temel niteliklerini koruması gerekirken Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanı hakkında fezleke gönderdi. Getirin fezlekeyi, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak Sayın Genel Başkanımızın ifade ettiği her hususun altına hepimiz imza atıyoruz. Sizin gibi değil, sözde değil, “Bu suç ise ben devamını işlerim, bu suçu işlemeye hazırım.” değil, biz özde kabul ediyoruz o suçu, özde kabul ediyoruz Sayın Bakan.

Dolayısıyla, siz yargıyı siyasallaştırarak, emrinizde birer polis memuru gibi, verilecek talimatlarla fezleke düzenleyecek bir araç hâline getirmekle muhalefeti susturacağınızı mı zannediyorsunuz? Muhalefetin sustuğu yerin adı “demokrasi” olabilir mi? Her yerde iktidar olur, komünist rejimde de, faşist rejimde de, diktatörlüklerde de, her yerde iktidar vardır ancak muhalefet bir tek demokraside vardır. Sizin demokrasi anlayışınız da işte bu kadardır Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunların elinde silahlı güç de var, PKK; onunla tehdit ediyorlar.

FARUK BAL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin temel bir yargı sorunu vardır. Bu sorunu, siz zannediyorsunuz ki yargının tamamını biz ele geçirirsek ilanihaye bize bir şey olmaz. Öyle bir olur ki! Zamanında yargının tamamını ele geçirmiş olanların şimdi nerede olduğunu görüyorsunuz. Yarın sizin gideceğiniz yer de orasıdır. Bugün bana, yarın sana. Keser döner, sap döner; bir gün hesap döner.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu kanunla, adı “PKK” diye bilinen ama adı ile uyguladığı cebir, şiddet ve tehdit bire bir özdeşleşmiş olan örgüte bir ikramda bulunuluyor, bu örgütün propaganda yapması, bu örgüt adına propaganda yapılması serbest bırakılıyor. Niçin?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ortaklar, ortak oldular.

FARUK BAL (Devamla) – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kılıfı içerisinde İmralı müzakerelerinin bir sonucu olarak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Koalisyon kurdular. PKK’yla AKP koalisyon kurdular.

FARUK BAL (Devamla) – Batasuna davası diye bir dava var Sayın Bakan, siz biliyor musunuz onu? O davada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dedi ki: “Terör örgütünün alametlerini, adını taşıyan herkes terör örgütüyle eş değerde eylem yapmış sayılır.” Bu anlama gelecek bir içtihadı vardı. Siz, şimdi, adı anıldığı zaman 30 bin kişiyi kendi hedefleri doğrultusunda hareket etmediği için katletmiş bir örgütü, bunun propagandasını serbest bırakıyorsunuz. Adı ortaya çıktığı zaman bunun cebir uygulayacağı belli, tehdit uygulayacağı belli, şiddet uygulayacağı belli. Bunun faaliyetlerini veya bunun yandaşlarının faaliyetlerini ikiye ayırıp “Cebir, şiddet, tehdit unsuru taşımayanlar serbesttir.” şeklindeki bir hükmü, biraz önce ifade ettiğimiz, adı ile özdeşleşmiş cebir, şiddet ve tehditten nasıl ayıracaksınız? Bunun ayrılması mümkün olmadığına göre PKK terör örgütü veya benzeri DHKP-C terör örgütü gibi terör örgütlerini siz bu ülkede neşvünema bulmasına imkân sağlıyorsunuz.

Bunu tarih affetmeyecektir, bunu tarih affetmediği gibi millet de affetmeyecektir. Sizin geçtiğiniz yoldan daha önce… Epeyce badireler yaşadı bu millet ve sonu çok felaket oldu. Osmanlı Dönemi’nde Sırp komitacılarına karşı, Bulgar komitacılarına karşı, Yunan komitacılarına karşı, Etnik-i Eterya Cemiyetinin terör faaliyetlerine karşı Batı’nın baskısı ve tehdidi ile o zamanın Osmanlısı boyun eğmişti ve oturduğu her masadan boynu bükük kalkmıştı. Sırp ayaklanmasını, Sırp tehdidini Osmanlı ordusu bastırmasına, ortadan kaldırmasına rağmen “Bu sorunu çözmek için masaya otur Osmanlı.” dediler, Osmanlı oturdu, ayağa kalktığında, masadan ayrıldığında Sırbistan’a özerklik tanıdı. Bundan ders almanız lazım Sayın Bakan, Osmanlı gibi tarihin tekerrür etmemesi için.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama bunlar zaten Damat Ferit’ten kopya işler yapıyorlar.

FARUK BAL (Devamla) – Şimdi, daha sonra Taşnak cemiyetiyle Hınçak örgütü terör uyguladı. İngilizlerin baskısıyla… Siz, o örgütle mücadele etmiş olan Boğazlayan Kaymakamının idamıyla ilgili hükmü okumalısınız Sayın Bakan. İdam edileceği zaman Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey “Ben halis bir vatanseverim, hiçbir suçum yoktur. Canım milletime feda olsun.” demiştir. Şimdi, sizin PKK terör örgütüyle mücadele edenleri, şimdi, sizin PKK terör örgütüne karşı göğsünü siper edenleri gönderdiğiniz yer belli. Onlar da eminim ki Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey gibi düşünmektedirler.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; Taşnak, Hınçak’tan sonra Türkiye’nin başı bu beladan kurtulmadı. Önümüze EOKA diye bir örgüt çıkardılar. Hatırlayın ve unutmayın, EOKA örgütünün Kıbrıs Türklüğüne karşı yapılmış olan zulümleri belirli bir noktadan sonra bitirildi. O bitirilir bitirilmez yeni sürümü ortaya çıktı ve ASALA terör örgütü.

ASALA terör örgütü, Türkiye’nin mümtaz hariciye mensuplarını dünyanın dört bir köşesinde katletti, belirli bir zaman geldi ki o bitti, o bittikten sonra karşımıza PKK çıktı. Şimdi, yaptığınız müzakerelerin neticesinde PKK, gösterişte olmak üzere belki Türkiye’den çıkabilir. Silahlı çıkar, silahsız çıkar, Kandil’e gider ama gideceği yeri biz biliyoruz, Suriye’ye gidecek, Suriye’ye. Aynen, Amerika’da Türk diplomatlarını öldüren, katleden, şehit eden Ermeni militanını Amerikan yargısının akladığı gibi; aynen, Cemal Paşa’yı Berlin’de vuran Ermeni katilin Alman yargısı tarafından aklandığı gibi; aynen, Sabancı’yı katleden Fehriye Erdal’ın ve DHKP-C militanlarının Belçika’da korunduğu gibi bunların hepsi dünyada korunacaktır ve bunlar bir müddet olarak… Çok başarısız Dışişleri Bakanınızın daha önce seçtirdiği ancak Amerika’nın beğenmediği Suriye muhaliflerine, Hassan Hito isimli -yanlış telaffuz ediyorsam beni bağışlayın- bir Amerikan vatandaşını, Kürt kökenli bir Amerikan vatandaşını Başbakan olarak atadınız. Onu atayan güç, başka yerlere de aynı atamayı yapan güçtür. Nasıl Afganistan’a Karzai’yi atadığı gibi, nasıl Ermenistan’a Meclisin basılıp bir terör hadisesinden sonra Cumhurbaşkanı atadığı gibi, nasıl Gürcistan’a Cumhurbaşkanı atadığı gibi, nasıl Baltık cumhuriyetlerine cumhurbaşkanı atadığı gibi Suriye’ye de bir Başbakan atanmıştır. Bu Başbakanın eline şimdi silahlı güç lazım. İşte o silahlı güç -bir ayda 2 defa Türkiye'yi ziyaret ederek- Amerika tarafından emrine tahsis edilecek PKK militanları olacaktır. Bunu siz görmüyor musunuz, bunu siz okuyamıyor musunuz? Bunu siz görmüyor, okumuyor iseniz niye bize Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kılıfı içerisinde, bu kadar tarihî olaylarla benzeşen, örtüşen bir olayı getirip önümüze fasulyeden nimet gibi sunmaya çalışıyorsunuz?

Sayın Bakan, bu yol, yol değildir. Bu yolun yol olmadığı gibi, yargıyı siyasallaştırmak da yol değildir. Dediğim gibi, keser döner, sap döner; bir gün hesap döner. Bunun böyle olacağını, 2010 Anayasa görüşmelerinde bu kürsüden ifade etmiştim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – 7 Şubat 2012 MİT soruşturması ortaya çıktığında benim sözüme geldiniz Sayın Bakan. İnşallah, bundan sonraki süreçte benim sözüme gelmezsiniz.

Yüce heyete saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Murat Bozlak, Adana Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 445 sıra sayılı Kanun Tasarısı kamuoyu tarafından dördüncü yargı paketi olarak bilinmektedir. Üçüncü yargı paketiyle yapılan kısmi iyileştirmelerden sonra, Hükûmetin, kısa süre içerisinde Parlamentonun gündemine dördüncü yargı paketini de getireceğini söylemesiyle dördüncü yargı paketinde çok ciddi iyileştirmelerin olacağı kanaati yaygınlaşmış, dördüncü yargı paketinin getirilişinin barış süreciyle de çakışmasıyla milyonlarca insan ciddi bir beklenti içerisine konulmuştur.

Tasarının başlığına konulan “insan hakları ve ifade özgürlüğü” belirlemesi bu beklentiyi daha da güçlendirmiştir. Oysa, tasarının barış süreciyle uzaktan yakından ilgisi olmadığı gibi, tasarının içeriği tasarının başlığı ile de tezat teşkil etmektedir. Tasarının başlığına konulan “insan hakları ve ifade özgürlüğü” belirlemesi, ister istemez, tasarı ile Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin önüne geçileceği, düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasaların ortadan kaldırılacağı kanaatini oluşturmaktadır.

Tasarı bir bütün itibarıyla ele alındığında, kamuoyunda oluşan bu beklentiye cevap teşkil etmediği gibi, insan hakları ihlallerinin önüne geçen, düşünce ve ifade özgürlüğünü sağlayan bir tasarı olmaktan da çok uzaktır.

Tasarının temel amacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine verdiği kararları asgariye indirmek, Türkiye’nin uluslararası toplumdaki insan hakları ihlalleri ve ifade özgürlüğü bağlamındaki olumsuz görünümünü düzeltmeye yöneliktir. Zira, Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde aleyhine yapılan başvurular açısından 2’nci, başvuruların kabulü ve ihlal kararlarıyla sonuçlanması noktasında da 1’inci ülke konumundadır.

Değerli milletvekilleri, insan hakları ve özgürlükler bağlamında yasa yapma sürecinde Barış ve Demokrasi Partisi dışındaki muhalefet partileri ve iktidar partisine hâkim olan genel anlayış, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin getirdiği bir yükümlülük yok ise veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine verdiği bir ihlal kararı yok ise niye kanun yapıyoruz?” şeklindeki anlayıştır.

Bu tasarıya ilişkin olarak Hükûmete hâkim olan anlayış da ne yazık ki budur. Bu yaklaşım son derece yanlış bir yaklaşımdır. Yasalar, sadece uluslararası sözleşmelerin getirdiği yükümlülükler için yapılmaz; yasalar, esas itibarıyla, toplumsal sorunların çözümü, toplumsal ihtiyaçların giderilmesi, hak ve özgürlüklerin tam anlamıyla sağlanması için yapılır. Başka bir deyimle, yasalar, halk için yapılır, sadece devletin menfaatlerini korumak için yasa yapılmaz. Bu yanlış anlayışa katılmadığımızı özellikle belirtmek istiyorum.

Tasarı, propaganda suçuna ilişkin kısmi bir iyileştirme dışında, ifade özgürlüğünün ihlaline yol açan diğer yasal düzenlemelerde bir değişikliği öngörmemektedir. Tasarı, mevcut hâliyle ifade özgürlüğü hakkını güvence altına almamaktadır.

Keza, tasarının kısmi iyileştirmeler içeren kimi maddeleri de hemen arkasından getirilen ek fıkralarla etkisiz hâle getirilmiştir.

Son dönemlerde örneklerine sıkça rastladığımız evrensel hukuk değerleriyle bağdaşmayan zihniyet bu tasarıda da ne yazık ki kendisini göstermektedir. Bundan önce çıkarılan İnfaz Yasası’nda belirtilen “toplum güvenliğini tehlikeye sokmak”, Terörizmin Finansmanı Yasası’yla öngörülen “makul sebepler” gibi her türlü yoruma açık, soyut ve hâkimlere keyfî davranma yolu açan yaklaşım, bu tasarıda da “meşru göstermek”, “övmek” gibi hukuka uygun olmayan muğlak ve her yöne çekilebilecek esnek kavramlarla karşımıza çıkmaktadır.

Bu tasarı yasalaşsa bile, tutuklu milletvekillerinin, belediye başkanlarının, siyasetçilerin, gazetecilerin, avukatların, kısacası, eylemleri değil, düşüncelerinden dolayı cezaevlerinde tutuklu bulunanların durumunda herhangi bir değişiklik olmayacaktır. Oysa “İnsan hakları ve ifade özgürlüğü” diye başlayan bir tasarının düşüncelerinden dolayı cezaevinde bulunanlara ilişkin bir düzenleme içermemesi, bu duruma bir iyileştirme getirmemesi ciddi bir eksikliktir.

Değerli milletvekilleri, tasarının 5’inci ve 6’ncı maddeleri ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 6’ncı ve 7’nci maddelerinde değişikliğe gidilmektedir. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda düzenlenen suçların tamamı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yaptırıma zaten bağlanmıştır. Yine, 3713 sayılı Kanun’la düzenlenen özel soruşturma usulleri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile düzenlenmiş bulunmaktadır. Ayrıca, terörle mücadele için gerekli yetki ve imkânları Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda da düzenlenmiş durumdadır. 3713 sayılı Yasa ile düzenlenen özel infaz rejimi hem Türk Ceza Kanunu’nda hem de 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da da hüküm altına alınmıştır. Terörle Mücadele Kanunu bir ihtiyaçtan değil, dönemin Adalet Bakanının da ifade ettiği gibi, siyasi ortam gerektirdiği için çıkarılmış bir yasadır. Terörle Mücadele Kanunu’nda değişikliğe gitmek yerine kanunun bir bütün olarak kaldırılmasından yanayız. Eğer amaç insan hakları ihlallerini önlemek, düşünce ve ifade özgürlüğünü sağlamaksa Türk Ceza Kanunu’ndaki insan hakları ve ifade özgürlüğüne aykırı maddelerin ortadan kaldırılması gerekir. Bunları yapmayıp zaten Türk Ceza Kanunu nedeniyle gereksiz olan Terörle Mücadele Kanunu’nda kısmi değişikliğe gidilmesi doğru bir yol ve yöntem değildir.

Tasarının 5’inci maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6’ncı maddesinde değişikliğe gidilmektedir. Yapılan değişiklikle suçun oluşumu için, cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterme veya övme veya bu yöntemlere başvurmayı teşvik etme koşulları getirilerek propaganda suçu tanımlanmaya, yargının, mevcut hükmü geniş yorumlayan ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran uygulamasına bir sınırlama getirilmeye çalışılmıştır. Ancak, aynı fıkranın devamında, “meşru gösterme” veya “övme” suç olarak kabul edilmiş, yapılmak istenen kısmi iyileştirme de böylece ortadan kaldırılmıştır. Zira, “meşru gösterme”, “övme” gibi kavramlar hukuki değil sosyal kavramlardır ve hâkime geniş takdir yetkisi tanıyan kavramlardır. Somut olmayan bu kavramların yargı tarafından bu madde bağlamında ifade özgürlüğüne müdahaleye yol açacak şekilde kullanılması mümkündür.

Değerli milletvekilleri, tasarının 6’ncı maddesiyle, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7’nci maddesinde değişikliğe gidilmiş, suçun oluşumu cebir ve şiddet unsuruna bağlanarak kısmi bir iyileştirme yapılmıştır. Ancak burada da, yine “meşru gösterme” ve “övme” suç sayılarak yapılmak istenen kısmi iyileştirme ortadan kaldırılmıştır.

Maddenin (b) bendiyle, toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında gerçekleşmese dahi, örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, slogan atılması, ses cihazıyla yayın yapılması, örgüte ait amblem, resim ya da işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformaların giyilmesi suç kapsamına alınarak suçun kapsamı alabildiğince genişletilmiş, âdeta yeni bir suç ihdas edilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına göre, toplumu veya bazılarını rahatsız edebilecek ifade ve düşüncelerin de ifade edilme hürriyeti vardır ve bundan dolayı da kimse cezalandırılamaz. Oysa, maddenin (b) bendinde yapılan düzenlemeyle, slogan atılması, ses cihazlarıyla yayın yapılması, resim ve işaretlerin taşınması suç olarak kabul edilmekte ve beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması öngörülmektedir.

Kürt halkının binlerce yıllık kadim tarihinin ve kültürünün ürünü olan renkleri, elbiseleri, geçmişte, “örgütü simgeliyor” diye cezalandırılırken (b) bendiyle aynı cezalandırma mantığı devam ettirilmek istenmektedir.

Maddeye eklenen (b) bendiyle, toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında gerçekleşmese dahi örgütün üyesi veya destekçisi olduğunu belirtecek şekilde “örgüte ait amblem, resim ve işaretlerin asılması; veya taşınması; slogan atılması; ses cihazlarıyla yayın yapılması; örgüte ait amblem, resim ve işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformaların giyilmesi” hükümleri ile toplantı ve gösteri yürüyüşleri dışında da her türlü eylem ve söylem suç kapsamında değerlendirilmiş olup, bu kıstas, düşünce ve düşünceyi ifade hürriyeti açısından ciddi bir ihlal anlamına gelmektedir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü dışında da takılan poşu, giyilen şalvar, sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan bir fular bundan böyle suç olarak değerlendirilebilecek, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla da cezalandırılacaktır.

Tasarıyla getirilen düzenleme, maddenin eski hâlinden daha sert bir uygulama alanı oluşturmakta ve yargı erkinin keyfiyetine de yol açmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğü hakkını düzenleyen 10’uncu maddesinin ikinci paragrafında, düşüncenin sınırlandırılmasında dokuz ölçüt belirlenmiştir. Sözleşme bu ölçütleri, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü, kamu emniyeti, suç işlenmesi ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlığın korunması, genel ahlakın korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, yargı organlarının otorite ve tarafsızlığının sağlanması olarak sıralamıştır. Bu sayılan ölçütler dışındaki nedenlerle düşünceler sınırlandırılamaz. Getirilen düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin standartlarına da uymamaktadır. Dolayısıyla, ifade özgürlüğü alanında yeni sorunlara yol açacak bu tür kısmi düzenlemeler yerine Terörle Mücadele Kanunu’nun tümden kaldırılması, Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerinin de yeniden düzenlenmesi daha doğru olur diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 7’nci maddesiyle işkence suçlarında zaman aşımının işlemeyeceğinin öngörülmesi olumlu ancak yetersiz bir düzenlemedir.

İşkence bir insanlık suçudur. Tartışmasız insanlığa karşı bir suç olan işkence suçu hangi tarihte işlenirse işlensin, zaman aşımı yeni, eski tüm işkence suçlarında kaldırılmalıdır.

Zaman aşımı, işkencenin yanı sıra, kamu görevlilerinin sorumlu olduğu gözaltında kayıp, yargısız infaz gibi yaşam hakkının ağır ihlalini oluşturan suçlar bakımından da kaldırılmalıdır. Hâlen binlerce faili meçhul cinayet dosyası, faillerinin tespit edilmediği gerekçesiyle peş peşe zaman aşımına uğramaktadır.

Özellikle, 1990’lı yıllarda, yargısız infazlar, faili meçhul cinayetler, gözaltında kaybetme olayları toplumda derin acılara ve travmalara yol açmıştır. Demokratikleşme ve toplumsal barışı yeniden tesis etmek için bu ağır ihlallerin bir daha asla yaşanmaması gerekmektedir. Bunun yolu da faillerinin saptanıp cezalandırılmasından geçmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarının 9’uncu maddesiyle, Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinin (8)’inci fıkrasında değişikliğe gidilmiş, Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinde problem olan (6)’ncı ve (7)’nci fıkralar es geçilmiştir.

Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinin (6)’ncı ve (7)’nci fıkraları, örgüte hiyerarşik anlamda tabi olmayanları örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt üyesi gibi cezalandırmayı öngören hukuk mantığına ters düşen fıkralardır.

Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesi ile ilgili olarak, hem Türkiye hem de uluslararası kamuoyunun çok önemli eleştirileri olduğu bilinmektedir. Yapılan yeni düzenleme ise, maddeye ilişkin yapılan eleştirilerin görmezden gelindiğini göstermektedir. (6)’ncı ve (7)’nci fıkralar hukuka aykırı hükümler içermekte, bu fıkralar herkesi potansiyel bir suç öznesi hâline getirmektedir. Demokratik taleplerini dile getiren, görüşlerini paylaşan kişileri “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen.”, “Örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmamakla birlikte, örgüt adına suç işleyen.” diye tanımlayarak binlerce kişinin ceza almasına neden olan bu fıkralar, demokratik bir ülkenin yasaları asla olamaz. Yapılması gereken, herkesin cezalandırılmasına sebebiyet veren, barışçıl eylemleri dahi cezalandırmaya yol açan Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinin bir bütün itibarıyla ortadan kaldırılmasıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde askerlik hizmeti zorunlu bir hizmettir, vicdani ret hakkı da ne yazık ki tanınmamaktadır. Vicdani ret hakkının tanınmaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine verdiği ihlal kararının yanında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi vicdani ret hakkının tanınması yönünde bir kanun değişikliğinin bir an önce yapılması gerektiği hususunda da Türkiye’yi uyarmıştır.

5237 sayılı Kanun’un 318’inci maddesinde yapılan değişiklik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açısından yeterli sayılacak düzeyde bir değişiklik olmayıp, yapılması gereken, 318’inci maddenin ortadan kaldırılmasıdır. Ülkemizde insan hakları ihlallerinin yoğun bir biçimde devam ettiği, düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında da demokratik standartları tam olarak yakalayamadığımız, hem insan hakları ihlalleri konusunda hem de düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda sınıfta kaldığımız bir realitedir.

İnsan hakları ihlallerinin yaşanmaması için, düşünce ve ifade özgürlüğünün gerçek manada hayat bulması için yapılması gereken bu tasarıdaki değişiklikler değildir. Tasarıdaki kısmi değişiklikler bu sorunumuzu ne yazık ki çözmeyecektir. Bugün, bu ülkede, düşüncelerinden dolayı milletvekilleri zindanlarda tutulmaktadır, halk iradesi hapsedilmiştir. Milletvekilleri içeride tutuklu iken hangi ifade özgürlüğünden bahsedebileceğiz? Keza, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, il genel meclis üyeleri, siyasetçiler başta olmak üzere, binlerce insanın düşüncelerinden dolayı zindanlarda tutulduğu bu süreçte hangi ifade özgürlüğünden bahsedebiliriz? Gizli dinleme ve takip, gizli soruşturma, gizli tanık süreçleriyle zanlının neyle suçlandığını kovuşturma safhasına kadar bilmediği yargılama usulüyle işleyen, bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda her yurttaşın tereddüt geçirdiği yargıyla ve yargı içerisinde de öne çıkan özel görevli mahkemelerin gölgesinde düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanabileceğini kim düşünür?

Savunma makamına sanık makamı gibi yaklaşıldığı, savunma görevlerini yerine getiren avukatların, salt bu nedenle suçlandığı ve görevlerini yapamaz hâle getirilip cezaevlerine doldurulduğu bir ortamda hangi ifade özgürlüğünden bahsedebiliriz?

Üniversitelerde yaptıkları demokratik eylemler suç olarak görülüp, hapse atılan, öğrenim hakları ellerinden alınan öğrencilerin olduğu bir ortamda hangi özgürlüklerden bahsedebiliriz?

Muhalif basının terörist yaftasıyla susturulduğu, gazetecilerin içeri atıldığı, basın açıklamalarının suç sayıldığı bir ortamda hangi ifade özgürlüğünden bahsedebiliriz?

Değerli milletvekilleri, insan hakları ihlalleri ve ifade özgürlüğü alanında yaşanılan olumsuzlukların temel nedenlerinden biri de Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanan ve otuz yılı aşkın bir süredir devam eden çatışmalı süreçtir. Ülkemizde büyük acıların yaşanmasına neden olan çatışmalı sürecin bitmesi için emek sarf eden, çaba sahibi olan, bundan sonraki süreçte de katkı sunacak herkese teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki, çatışmalı süreç sona erip barışın hâkim olduğu ortamda, insan hakları ihlalleri ve ifade özgürlüğü noktasında gerçek anlamda yasal düzenlemelere gidilecektir. Terörle Mücadele Yasası ve özel görevli mahkemeler uygulamasına ancak o noktada son verilecektir, birçok haksızlığın da önüne o noktada geçilecektir. Anayasa ve yasalarda yapılacak değişikliklerle, Türkiye, eşit, özgür koşullarda birlikte yaşayan insanların demokratik ülkesi olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle sayın Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar) 

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, tasarının tümü üzerinde şahsım adına söz aldım. Öncelikle, sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, tasarıya şöyle bakmamız gerekiyor diye düşünüyorum -Sayın Bakan da sunuş konuşmasında burada aslında dile getirdi- bu tasarı şu nedenle bence esaslı olarak tartışılıyor: İçinde neler var ya da neler yok? Yani olmayanlar aslında tasarının içinde olanları bir şekilde anlamsızlaştırıyor. Sayın Bakan da bundan şikâyet ediyor, aslında pek şikâyet etmeye de hakkı yok. Yani biz ısrarla “Tasarı boş bir tasarı.” diye komisyon aşamasından bu yana söylüyoruz, bunu diğer ortamlarda da söylüyoruz. “Niye boş?” dediğimizde “Ya, olur mu? İşte bakın, 25-26 maddelik bir tasarı yani içinde önemli hükümler, düzenlemeler de var.” diyor tabii hâliyle Sayın Bakan ama değerli arkadaşlar, olmayanlar -ki, bu dördüncü paket, biz seçimden sonra iki ve üçü de çıkardık burada yani ikinci ve üçüncü yargı paketi ismiyle düzenlemeleri de yaptık- sürekli ötelenen bazı düzenlemeler var.

Şimdi, “Bu tasarı neyi düzenliyor; içinde ne var; vatandaşımızın, basının, milletvekillerinin, sizlerin aklında bu tasarıyla ilgili ne kalmıştır, ne vardır?” diye düşündüğünüzde benim aklımda şu var: Eğer şiddet, tehdit, cebir içermiyorsa terör örgütünün propagandasını yapmak artık serbest yani böyle bir düzenleme, bununla ilgili düzenlemeler var. Terörle Mücadele Kanunu… Bunun yanında, birtakım düzenlemeler var ama onları hiç kimsenin düşündüğü yok.

Bir de suç ve suçluyu övmeyle ilgili bir düzenleme konmuş. Zaman zaman saygıdeğer ifadeler kullanıldığı için teröristbaşına veya teröristlere, bununla ilgili savcıların yaptığı soruşturmalar var; bunların da önüne geçmek için bir düzenleme var yani akılda kalan bu, benim aklımda bu var. Onun dışındaki düzenlemeler, gerçekten toplumumuz tarafından da sizler tarafından da çok takip edilmiyor.

Ama değerli arkadaşlar, tasarı içerisinde olmayanlara baktığımızda, esas yakıcı sorun bunlar. Dün de, evvelsi gün de yaşadık, tutuklu milletvekilleri meselesi var, en önemli mesele, yani düşünebiliyor musunuz… Ben bunu Komisyonda da ısrarla söyledim ve şu şekilde dedim: Bu dönem milletvekili olan, 24’üncü Dönem Parlamentosunun milletvekili olan üyeleri ileride, önümüzdeki süreçte bu sorunu eğer çözemeyeceklerse -ki şu ana kadar çözülemedi- bunun çok büyük vebali altında olacaklar; vicdani sorumluluğu yetecek, bırakın diğer olayı. Yani kendi üyelerinin -8 tane üyesi şu anda tutuklu- tutukluluk sorununu çözemeyen bir Meclis… Kanunun adı burada, işte, belki, güzel sözler “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik…” Siz kendi milletvekillerinizin, kendi üyelerinizin tutukluluk sorununu çözememişsiniz, dört yıla yakın süredir içeride olan, tutuklu olan milletvekilleri var, bu konuya el atmıyorsunuz. Birinci paket, yok; ikinci paket, yok; üç, yok; dört, yok. E, ne zaman gelecek? Yok. Sürekli ötelenen, işte, toplumdaki beklentileri sürekli ileriye atan bir yaklaşımla bugüne kadar hareket edildi.

Değerli arkadaşlar, Komisyonda da bir şey söyledim, bakın, şu anda Türkiye özel bir süreçten geçiyor, AKP iktidarı aldı başını… Sayın Başbakan, başlangıçta “Biz bunu Hükûmet olarak götüreceğiz, hiçbir şekilde Meclisi ilgilendirmez.” dedi, işte, devletin diğer organlarıyla birlikte, teröristbaşıyla İmralı’da görüşerek, karşılıklı haberleşmeler, mektuplarla bir süreci aldı götürüyor. Kendisi televizyonda zaman zaman şunları söylemişti, dedi ki: “Ya, bu teröristler alsınlar silahlarını, başlarını nereye giderlerse gitsinler. Bunlar, yurt dışına mı çıkacaklar, Avrupa’ya mı gidecekler, gitsinler ama gitsinler.” Şimdi, ben şunu düşünmüştüm: Ya, bu teröristler herhâlde masum insanlar değil -yani bizim 7 bine yakın asker ve polisimiz şehit, sivil şehitlerle beraber 30-40 bine yakın insanımız bu süreçte yaşamlarını kaybetmiş- bir suç örgütünün üyeleri, bunlara “Alın silahlarınızı, gidin.” diyorsunuz. Şimdi, kendi kendime şunu düşünmüştüm: Ya, Sayın Başbakan, sen hangi yasal düzenlemeyle ve hangi yetkiyle böyle bir talepte bulunuyorsun? Yani bunun altında buna meşruiyet kazandıracak ne var diye düşündüğümde, baktım Anayasa’da böyle bir şey yok, Türk Ceza Kanunu’nda yok, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yok, Terörle Mücadele Kanunu’nda yok. Yani “Alın başınızı gidin.” Ya, değerli arkadaşlar…

Gerçi geçenlerde televizyonda bir programda farklı bir şey söyledi, “Silahlarıyla falan nasıl geçecekler? Giderlerse suçluya yataklık yapılmış olur. Yani bizim güvenlik kuvvetlerimiz müdahale etmezse, onlara ‘Durun bakalım, nereye gidiyorsunuz?’ demezse suç işlemiş olurlar.” diye farklı bir yere geldi. Ama bunu söyleyebiliyor Sayın Başbakan, diğer taraftan da… Komisyonda şunu söylemiştim, “Bu millete, bizim milletimize şunu nasıl anlatacaksınız.” demiştim, dün Grup Başkan Vekilimiz de bu konuyu dile getirdi. Şu anda cezaevinde tutuklu olan 8 milletvekilimiz var, Genelkurmay Başkanı var, bu ülkenin terörle mücadelesindeki birinci sorumlu olan kişi Genelkurmay Başkanı var, kuvvet komutanları var -geçmiş dönemde- ordu komutanları var, sayısız asker var, akademisyenler var, gazeteciler var, onlara da biz şunu diyoruz, yargı şunu diyor: “Sizler çok tehlikeli insanlarsınız. Ben sizin dört yılı aşan tutukluluk sürelerinizi sürekli devam ettiriyorum, çünkü ben sizi bırakırsam siz yurt dışına kaçabilirsiniz. Tehlike var, risk var.”

Değerli arkadaşlar, şimdi, Komisyonda “Ya, Sayın Bakan veya Sayın Başbakan çıkıp bu millete bunu nasıl anlatacak? Yani teröristlere ‘Alın başınızı gidin, biz size hiçbir şey yapmayacağız, güvenlik güçlerimiz sizlere bu teminatı veriyor, yani Hükûmetin başı olarak da biz size bu teminatı veriyoruz, elinizi kolunuzu sallayarak geçebilirsiniz.’ derken, bu ülkenin milletvekillerine, bu Parlamentonun üyelerine, ‘Sizi bırakamayız, çünkü siz dışarıya kaçarsanız.’ dediğinizde bu millet bunu nasıl kabul edecek?” diye sormuştum değerli arkadaşlar. Tabii ki mümkün değil böyle bir şey.

Daha da ileriye gidildi, birkaç günlük yeni bir süreç var. Milletvekili arkadaşlarımız… Ki ben de pazartesi günkü duruşmadaydım, o duruşmada, yani Silivri’deki davayı takip ediyoruz. Biz birçok davayı takip ediyoruz.

O davadaki… İşte, Sayın Bakan da söylüyor, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye'yi sürekli mahkûm ediyor.” diyor. Neden mahkûm ediyor? 5’inci maddeden, işte, özgürlük ve güvenlikle ilgili ihlallerden. Neden mahkûm ediyor? 6’ncı maddeden yani adil yargılamanın ihlalinden. Neden mahkûm ediyor? 10’uncu maddeden, düşünce ve ifade özgürlüğünü ihlalden mahkûm ediyor diyor. E, biz de milletimizin seçtiği milletvekilleri olarak bu davaları takip ediyoruz. Şimdi, niye takip ediyoruz diye hakkımızda fezlekeler düzenleniyormuş ya da düzenlenecek. İşte, Sayın Başbakan veya bakanlar, Hükûmet Sözcüsü Sayın Arınç da bununla ilgili açıklamalar yaptı. Diğer muhalefet partisinin lideri Sayın Bahçeli için de Başbakanın talimatıyla onunla ilgili de bir fezleke düzenleniyor. Yani, olay biraz daha da ileriye gitti. Teröristlere bir şey yok.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hemşehrim yapma, o kadar da değil!

TURGUT DİBEK (Devamla) - Arkadaşlar, bakın, benim söylediklerim, bunlar gerçek. Yani, burada, bizim… Habur’da bir olay yaşadık, biliyorsunuz, o zaman da teröristler geldi, orada da  şu anki mevcut yasalar uygulandı. Yani, bu teröristler “Biz pişmanız, etkin pişmanlıktan faydalanmak istiyoruz.” diyorlarsa zaten bu düzenleme var. Şu anda yapılması gereken o değil mi? Yani, Sayın Başbakanın şunu demesi gerekmiyor mu veya Sayın Bakanın çıkıp şunu demesi gerekmiyor mu? “Ey PKK’lı teröristler, siz, yasalarımıza göre gelirsiniz, güvenlik kuvvetlerine teslim olursunuz. Bizim düzenlemelerimizde etkin pişmanlık hükümleri var, onlardan yararlanırsınız, yargı sizin durumunuzu değerlendirir ve ona göre bir karar verir.” “Alın başınızı gidin?” ne demek? Böyle bir şey olabilir mi? Yani, bunu söylerken Sayın Başbakan aslında belki sonradan fark etmiş, işte “Ya, biz yanlış yapıyoruz, bu yaptığımız herhâlde suç olacak. Yarın öbür gün de başımız ağrımasın.” diye düşüncelerini, daha doğrusu açıklamalarını değiştirdi. Ama şunu söyleyeyim: O söylediği, yani “Güvenlik kuvvetleri teröristler geçerken hiç müdahale etmeyecek, ses çıkarmayacak.” açıklaması da suç ve suçluyu kollamak, onlara yataklık yapmak eylemini oluşturur. Orada da bence yeni bir değerlendirme yapması gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, tasarıyla ilgili yeni başladı görüşmeler. Milletvekili arkadaşlarımız da, bizler de düşüncelerimizi açıklayacağız. Bu tasarının getirdiği düzenlemeler içerisinde belki yararlı olabilecek maddeler var. Özellikle, işte şu anda cezaevinde olan öğrenciler var, birtakım gösterilere katılmışlar. Düşünebiliyor musunuz, herhangi bir eyleme gidiyorlar, orada sadece anayasal haklarını kullanıyorlar ama örgüt üyesi olarak şu anda cezaevindeler. Onlarla ilgili belki birtakım düzenlemeler yararlı olacaktır diye düşünüyorum.

Ama, tasarının genelinde, şu anda, az önce söylediğim gibi, içinde olmayanlar bu tasarıyı anlamsızlaştırmış durumdadır. Bu tasarıya bu hâliyle de destek vermemiz mümkün değil.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı hakkında şahsi düşüncelerimi ifade etmek üzere tekrar söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce grubumuz adına yaptığım konuşmada ifade etmiştim ki bu tasarı, zannedildiği gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına uyum sağlamak üzere yapılan bir iş değildir. Bu, teröre karşı verilen tavizin üzerinin bir ambalajla, bir kılıfla kapatılması işidir. Tabii ki bunu söylerken bir bildiğimiz vardı, o bildiğimizi bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de ortaya çıkan terörün mutlaka dış bağlantıları vardır. Bu dış bağlantıları isim olarak biraz önce ifade etmiştim, tekrar hatırlatmak istiyorum. ASALA terör örgütünün dış ülkeler tarafından desteklenmiş olduğunu… Değerli hariciye mensuplarımızı şehit eden ASALA katillerinin yargılanması sırasında  -Amerika yargısında olduğu gibi, Fransa yargısında olduğu gibi- kimi “Akli dengesi bozuk.” dedi, kimi “Bu işi ağır tahrik altında işlemiştir.” dedi ve bu gibi sebeplerle, sevk ettikleri teröristleri kendi yargılarında akladılar veya daha az cezayla kurtulmalarına vesile oldular. Belçika’daki Fehriye Erdal olayı hepimizin bildiği bir hadisedir ve diğerleri. Şimdi, bununla mücadele etmenin başka bir yolu daha vardır. On yıldır AKP Hükûmetinin terörle mücadelenin gerek fiziki boyutunda yapmadığı gibi, diplomatik boyutunda da yapmadığını ifade etmek istiyorum. Diplomatik boyutunda yapmamasının sebebi hikmeti, elbette, bize izah edilecektir. Bugün PKK’yı destekleyen ülkelerin ya da DHKP-C’yi destekleyen ülkelerin kim olduğu, hangi ülke olduğu malumdur, bilinmektedir ama bilinmiyorsa ben buradan açıklayayım: Genelkurmay Başkanlığı, sanıyorum 2005 yılında elde edilen bilgiler, bulgular, deliller, malzemeler, araç gereci ortaya koyarak PKK’yı destekleyen ülkeleri tek tek saydı. Şimdi, bu  sayılan ülkelerin şaşırtıcı bir şekilde bir ortak özelliği var, o da tamamı PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmiştir. PKK’yı terör örgütü olarak kabul eden ülkeler PKK’ya el altından destek veriyor. Bunun engellenmesi için elimizde uluslararası belgeler var, Birleşmiş Milletler terörle mücadele belgeleri var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin veya Avrupa Konseyinin buna ilişkin kararları var ve Avrupa Birliğinin buna ilişkin belgeleri ve kararları var.

Bunlardan bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum: Bendeniz Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesiyken Hukuk ve Tüzük Komisyonunda da üyeydim. Dolayısıyla, o tarihte terörle mücadele diye bir dosyanın varlığını orada tespit ettikten sonra, bununla ilgili uzman İspanyol Profesör Henares ile bir çalışma yaptık ve bu çalışmanın neticesinde ağırlıklı olarak onun katkılarıyla ama bizi de tatmin eden katkılarıyla birlikte bakın ne olmuştu?

Bir: Dünyada ilk defa, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi gibi insan haklarıyla ilgili uluslararası bir kurulda terörün tanımı yapılmıştı. Şimdiye kadar terörün -terörle mücadelede en önemli olumsuzluğun- tanımının yapılamayışıydı, o yapılmıştı.

İki: Terörle mücadelede değişik ülkelere iltica eden, sığınan veya orada yakalanan kişilerin, teröristlerin yargılanabilmesi için çok önemli bir ilke getirilmişti, “Ya yargıla ya iade et.” işte, bu çalışmanın ürünüydü.

Üç: Terörle mücadelenin en önemli özelliklerinden birisi olan, en etkili araçlarından birisi olan terörü besleyen finans kaynaklarının, uyuşturucu, silah kaçakçılıklarının, insan ticaretinin ve kara paranın aklanmasının önüne geçecek şekilde, etkili tedbirlerin alınması.

Dört ve şimdi bu konuyla ilgili olan konu: Terörün ve terörizmin propagandasını engellemek. Bir tarafta ifade hürriyeti, diğer tarafta toplumun haber alma hürriyeti ama bunların da üzerinde “terörün uyguladığı şiddet, tehdit ve terörün uyguladığı cebrin kamuoyu üzerinde etkisinin azaltılması amacıyla terörün propagandasının yapılmaması, haberler verilirken buna özellikle özen gösterilmesi” şeklinde bir madde vardı ve nihayetinde ise teröristlerin barınmasını engelleyecek, o ülkelere sığınmasını engelleyecek madde vardı.

Şimdi, bu tasarı Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinden -2000 yılında karar verildi- 2001 veya 2002 yılında Bakanlar Komitesine geçti. Sayın Bakan, 2003 yılından itibaren de Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli adalet bakanları o Bakanlar Komitesinin üyesi. Türkiye’de 2002 tarihinden itibaren terörle mücadele konusunda siyasi sorumluluk AKP’nin.

Şimdi, elinizde böyle güçlü bir silah varken, terörle mücadeleyi, bırakın, diğer tarafta yapmadınız, bu tarafta, uluslararası sahada elinize güçlü bir silah verilmişken, üstelik bu, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine kadar gelmiş iken siz niçin bu silahı kullanmadınız? Önünüze Loizidu davası geldiğinde niçin siz karşı bir argüman olarak bunu kullanmadınız? Önünüze birtakım Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ihlalleriyle ilgili bugün öne sürdüğünüz maddeler geldiğinde siz niçin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin bu kararlarını değerlendirmediniz ve siz Türkiye’yi terörle mücadele konusunda niçin savunmasız bıraktınız? Çünkü siz terörle mücadele azim ve kararlılığında değilsiniz. Çünkü siz terörle müzakere ve mütareke gibi yanlış bir yoldasınız. Terörle müzakere ve mütareke yapanların ne hâle geldiğini ben sizlere anlatmaya çalıştım. Terörle mücadele eden insanların, Boğazlıyan Kaymakamı gibi, bugün mahkemelerde süründürüldüğünü sizlerle paylaşmaya çalıştım. Terörle mücadele değil, müzakereyi öne süren ülkelerin Türkiye’ye nasıl bir vizyon çizdiğini yine size izah etmeye çalıştım. Bu konuda, Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni, çiçeği burnunda Dışişleri Bakanı Sayın Kerry’nin aklına esip de niye 2 defa Türkiye’yi ziyaret ettiğini size anlatmaya çalıştım. Amerika Birleşik Devletleri’nin bir vatandaşını Karzai gibi, Ermenistan’a, Gürcistan’a, Letonya’ya, Estonya’ya tayin ettiği cumhurbaşkanları gibi, Suriye muhaliflerine Hassan’ı muhaliflerin başbakanı olarak nasıl atadığını anlatmaya çalıştım ve siz terörle müzakere ederken bu geniş vizyonu, bu derin ve etraflı bakış açısını göz ardı ederek kendinizi İmralı’ya sıkıştırdınız, kendinizi Kandil’e sıkıştırdınız. Çözüm orada değildir, elinde silah olan insan silah anlam ifade ettiği sürece elindeki silahı bırakmaz. Nitekim Kandil’den gelen sesler, nitekim İmralı’dan gelen sesler, nitekim Avrupa’daki uzantılarından gelen sesler bunun para etmeyeceğinin en güzel işaretidir. Siz teröristlerin faaliyetlerini engelleyebilmek için millî ve üniter yapıdan verdiğiniz her tavizin bedelini bu dünyada mutlaka ödeyecekseniz, ona inanıyoruz ama bu dünyada ödemezseniz öbür dünyada bunca şehidin, bunca kolsuz, bacaksız, organsız kalmış gazinin ahını ve size olan bedduasını nasıl karşılayabilecekseniz?

Bu duygu ve düşüncelerle şahsım adına yüce Meclise sunulmuş olan  tasarının insan hakları, ifade özgürlüğüyle alakasının bulunmadığını, teröre taviz vermek için, terörizmin propagandasının yapılması için kılıf olarak sunulduğunu bir kez daha yüce heyetin bilgisine sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır; on dakika soru sorma süresi, on dakika cevap verme süresi.

Sayın İnce, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana üç sorum olacak:

1989’da Beyoğlu Belediye Başkanlığı seçimini kaybedince Sayın Başbakan, hâkime “Seni süründüreceğim.” diyerek yargıya hakaretten ceza aldı mı, tutuklandı mı? Bir, bunu soruyorum.

İki: Özel yetkili mahkemeler adalet dağıtıyorsa eğer MİT Müsteşarını neden burada yargılatmadınız? Gece yarısı yasa çıkardınız.

Üç: Yasa dışı eğitim kurumlarına af getiriyorsunuz bu kanunla. Bundan PKK’nın eğitim kampları da yararlanacak mı? PKK’nın eğitim kampları da yasa dışı eğitim kurumu mu? 8’inci maddenin (b) fıkrasında getirdiğiz bu affın içerisinde PKK’nın eğitim kampları da var mı, böyle yorumlanabilir mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu Meclis kendi üyelerinin tutukluluk hâlini ortadan kaldıracak bir düzenlemeyi getirmekten aciz midir? Dört yargı paketine rağmen çözümlenmiyorsa başka bir hesap  var demektir. Bir genel af için bunları PKK’lılara rehin olarak kullanmayı mı düşüyorsunuz?

İkinci sorum da şudur: Bu ülkenin kurucusu, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’e karşı bir düşmanlık Hükûmet eliyle yürütülüyor. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti kurumlarından siliniyor. Millî Eğitim Bakanlığı, mevzuatından, ders kitaplarından Atatürk’ün adını çıkarıyor. Atatürklü kaşkol takanlar, tişört giyenler Büyük Millet Meclisine alınmıyor. Şimdi sıra okullara gelmiş görünüyor. Serbest kıyafete geçildi ama Atatürk tişörtü giydiği için okula alınmayan, dersten atılan öğrenciler var. Antalya’da böyle bir olay yaşanmıştır. Buradan sormak istiyorum: Kıyafette serbestlik Atatürk tişörtü için geçerli değil midir? Bunu yasaklayan okul yönetimleri hakkında bir işlem yapılacak mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Bakan, gerekçede şunlar söylenmektedir: “Son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verilerine göre ülkemiz, Avrupa Konseyinin 47 üyesi arasında hakkında en çok ihlal kararı verilen 2’nci ülkedir. 2012 yılı sonu itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, ülkemiz aleyhine yapılan 16.900 başvuru bulunmaktadır.” Gerekçede, ayrıca, bu başvuruların büyük çoğunluğunun Türkiye aleyhine sonuçlanacağının öngörüldüğü belirtilmektedir. Gerekçede Hükûmetiniz tarafından belirtilen bu ifadeler, Hükûmetin “En fazla insan hakları ihlali yapılan ülke biziz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni en fazla ihlal eden Hükûmet biziz.” itirafından başka bir şey değildir.

Hükûmet olduğunuz 2002 yılından bu yana basın özgürlüğü, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, adil yargılanma hakkı gibi alanlarda sürekli insan hakları ihlalleri yaptığınızı kabul ettiğinize göre, bugüne kadar bu ihlallerin önüne geçmek için neden hiçbir şey yapmadınız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, silahları elinden alınmış askerlere Silivri’de savunma hakkı bile tanınmazken teröristlerle elde silah pazarlık yapıldığını hepimiz gözlemliyoruz ve görüyoruz. Geçtiğimiz ocak ayında PKK’lılarla kucaklaştılar diye, BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldıracağız diye bir bardak suda fırtına estirmişti Sayın Başbakan ama bundan, bugün –tabii, kaldırılsın istediğimizden değil- söz edilmiyor. Bugün de Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılacağı hakkında bir bardak suda fırtına kopartılmaya çalışılıyor.

Benim sorum şu: Bülent Arınç’a suikast davasının sonucu ne oldu? Deniz Feneri davasının sonucu ne oldu? Bunlar hakkında bizi aydınlatırsanız kamuoyuyla birlikte seviniriz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan “insan hakları ve ifade özgürlüğü bağlamında” diye nitelendirdiğiniz bu yasa değişikliklerine ilişkin bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi, cezaevlerinde mahkûm ve tutuklular 10’dan fazla kitap bulunduramıyorlar. Tekirdağ Cezaevinde bir mahkûm buna itiraz etti, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi kurumlarının, müdürlerinin aldıkları kararı sizin bilgilerinize ve takdirinize sunuyorum, nasıl değerlendiriyorsunuz ifade özgürlüğü kapsamında? Aynen şöyle deniyor kararda: “Kurumumuzda barındırılan hükümlü ve tutukluların yanlarında bulundurdukları kitapların fazla sayıda olması nedeniyle aramalarda sıkıntılar yaşandığı, kitap sınırlaması getirilmemesi hâlinde bu durumun ilerde farklı amaçlara yönelik kullanıldığında kurumun fiziki yapısı ve güvenliği konusunda sıkıntılar yaşanılacağı.” diyerek, talepleri reddedildi.

Sayın Bakan, kitaplar ne zaman fiziki yapıyı engeller ve bir kurumun güvenliğini zedeler?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Hükûmet, İstanbul’un önemli bir sinema ve kültür varlığı olan Emek Sineması binasını yıkmayı kafaya koymuş durumda. Kamuya ait Emek Sineması’nı yıkacak projeye, üç yıldır kültür ve sanat dünyasının ve sinemacıların itirazı var. Kültür Bakanı Ömer Çelik, Emek Sineması’nın yıkılmayacağını söylemişti ancak bu projeye göre Emek Sineması yıkılacak, AVM yapılacak, 4’üncü katına da bir taklit sinema yapılacak. Dün, sinema yazarları yabancı ve Türk basınından gazeteciler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, İstanbul film festivalini düzenleyen İKSV ekibi, binlerce sinemasever “Emek bizim, İstanbul bizim” sloganlarıyla Emek Sineması’nın bulunduğu sokağın önüne geldi. Emek Sineması sokağında ifade özgürlüğünü kullanmak isteyen bu kişilere, çevik kuvvet tarafından tazyikli su, biber gazı ve tekmelerle müdahale edildi. Sanata karşı başlatılan sistematik baskı ve şiddet uygulamasını, İstanbul’un kültürel hafızasına çıkmak isteyen sinemaseverlere yapılanları, şiddetsiz ve esefle kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Değirmendereli… Sayın Değirmendereli…

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dün, grup başkan vekili yaptığı açıklamada, son üç aydır kanın akmadığı ve şehitlerimizin olmadığını ifade etti. Madem bu şekilde başarılıydınız, 3 Kasım 2002 tarihinden bu tarafa, on yıldır bu ülkeyi yönetiyorsunuz, madem bunlarla masaya oturacaktınız on yıldır neyi beklediniz, onu merak ediyorum? On yıl içerisinde vermiş olduğumuz şehitleri göz önüne aldığınız zaman onların ailelerine söyleyebileceğiniz bir söz var mıdır?

3 Kasım 2002’den önce bu ülkeyi yöneten Hükûmet bunları masaya oturtmayı beceremiyordu da sizler mi başardınız? Siz mi bunları masada oturttunuz yoksa onlar mı sizin için aynı şeyi denediler, bunu soruyorum?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, uzun süredir Tekirdağ Cezaevinde çok ciddi sorunlar var. Deyim yerindeyse Tekirdağ Cezaevi neredeyse ayrı bir cumhuriyet gibi yönetiliyor. On altı gündür Tekirdağ Cezaevinde siyasi tutukluların başlatmış olduğu açlık grevleri var ve buradaki süresiz, dönüşümsüz açlık grevlerinde tutuklulara B1 vitamini verilmiyor, bunun nedenini sormak istiyoruz.

Yine, bu açlık grevinden dolayı sağlığı bozulan tutuklularla ilgili yeterli bir sağlık hizmetinin verilmediğini, hekim ve hastaneye götürülme süreçlerinin yerine getirilmediğini biliyoruz. Bunun sebebi nedir?

Ayrıca, Tekirdağ Cezaevinde özel olarak işkence için kullanılan sünger odasının varlığından haberiniz var mıdır? Bu sünger odasının anlamı nedir?

Diğer taraftan, mahkûmların kendi paraları ile kantinden meyve suyu temini bile cezaevi yönetimi tarafından engelleniyor. Mahkûmların şiir, öykü, makale yazdıkları bütün neşriyata cezaevi yönetimi tarafından el konuyor. Bununla ilgili herhangi bir tedbir aldınız mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanının tutuksuz yargılanmasını söylüyor. Eğer ikiyüzlü değilse, dürüstse, hazır kanun önümüzdeyken niye Genelkurmay Başkanı ile milletvekillerinin tutuksuz yargılanmasını buraya koymuyoruz?

Biz evvelsi gün Silivri’deydik. 45 Cumhuriyet Halk Partili milletvekili vardı, orada ayakta kaldık üç saat. Orada üç saat bizi ayakta tutan o Mahkeme Başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisine saygısız değil midir? Bizi ayakta tutan o Mahkeme Başkanını görevden almayı düşünüyor musun?

Aslında Sadullah Ergin bu mahkemelerin kimyasını bozuyor, milletvekillerine karşı bu yargıyı böyle yönlendiriyor. Eğer bu şekilde bir peşin hüküm içinde değilse, bu Mahkeme Başkanını hemen görevden alması lazım. Aksi hâlde, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı yapılan saygısızlığın baş sorumlusu Sadullah Ergin olacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sizin bakanlığınızın isminin önünde “adalet” sözcüğü var. Şimdi, terörist olduğu gerekçesiyle milletvekillerimiz, bilim adamları, yazarlar ve terörizme karşı mücadele eden komutanlar kaçma tehlikesi var diye cezaevinde tutuluyor. Ancak, gerçekten eli kana bulanmış, silah kullanmış teröristler ise devlet gözetiminde yurt dışına çıkartılmaya çalışılıyor. Bu konudaki çelişkiyi vatandaşlarımıza nasıl açıklayacaksınız? Bu aslında bir suç değil midir? Böylesi bir şeye göz yuman siz, Başbakan ya da o devlet görevlileri suç işlemiş olmayacaklar mı? Bunun cevabını verebilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, ilk soru Sayın İnce’nin sorusu. 1989 Beyoğlu belediye başkanlığı seçimlerine ilişkin bir soru sordular. İlk defa kendisinden duydum bu iddiayı. Araştırıp kendisine yazılı olarak cevap vermeye çalışayım. Şu anda bilgim dâhilinde değil.

İkincisi: “MİT Müsteşarı niçin yargının elinden alındı, madem bu özel yetkili mahkemeler adaletli bir yargılama yapıyor idiler?” Aslında MİT Yasası’nın 26’ncı maddesindeki düzenleme geçmişten bu yana var olan bir düzenleme, daha eski tarihli bir kanun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Niye değiştirdik Sayın Bakanım?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Ama TCK ve CMK daha sonraki tarihte yapılır iken bu kanundaki intibakı yanlış yorumlayan savcıların bu yanlış intibakını, yanlış yorumunu düzeltmek açısından yapılan bir tadilattır o, yeni bir şey değildir, yasada var olan hükmün yenilenmesinden ibarettir.

Gene, “TCK 263’üncü maddenin metinden çıkartılmasına ilişkin bir madde var bu tasarı içerisinde.” denildi. Diğer tasarıda, bundan sonraki tasarıda bunun PKK’nın eğitim kamplarını da kapsayıp kapsamayacağını sordu Sayın İnce. Bana göre izahtan varestedir. Buna cevap vermek bile abesle iştigaldir; Sayın İnce bunu bilirsiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Niye? O da yasa dışı eğitim kurumu canım.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Gürkut Acar’ın sorusuna geçiyorum: “Meclis kendi üyelerini kurtaracak bir düzenlemeyi niçin yapmıyor?”

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma yöntemi, usulleri bellidir. Bu anlamda, burada, yasaların uygulanmasından kaynaklı sorunlar zaman içerisinde Parlamentoya getirilir, gerek tasarı şeklinde gerekse teklif şeklinde bu Parlamentoya gelir ve bu Parlamentoda yasaların nasıl yapılacağı bellidir. Bu açıdan, şu aşamaya kadar Hükûmet tasarısı olarak getirilmiş böyle bir düzenleme yok. Muhalefet partilerinden yapılan düzenlemeler var, milletvekillerimizin teklifleri var ama böyle bir ihtiyaç ya da bu teklifler yasama organı tarafından yasama faaliyetiyle yasa hâline getirilmesi şeklinde bir düşünce oluşur ise bunun prosedürleri bellidir. Bu açıdan bireysel olarak benim bir değerlendirme yapma şansım yok, Meclisin iradesidir.

İkinci sorusu: “Atatürk’e karşı bir düşmanlık mı var? Ona karşı birtakım uygulamalar görüyoruz.” dedi Sayın Acar.

Değerli milletvekilleri, gardırop Atatürkçülüğünü kabul etmiyoruz ya da Atatürk’ün istismarına dönük uygulamaları da tasvip etmiyoruz, kabul etmiyoruz.

Ben hatırlıyorum, 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra Hatay merkezde, Uzunçarşı’da iş yerimiz vardı, dükkânımız vardı. O çarşıda askerî dönemde, darbe döneminden sonra bakkaldır, manifaturacıdır, teneke tamircisidir, dükkânlarına, iş yerlerine birer tane Atatürk resmi asmayı tercih ettiler. Nedir? Aramalarda, taramalarda, kolluk güçlerinin, askerin gelip gitmesinde o konudan istifade etmek açısından onu oraya astı. Bu, onların samimi uygulamaları değildi.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Sayın Bakan, Atatürk resmini asmak yararlanmak amacıyla olmaz, vatandaşların kalbinde onun sevgisi.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Siz soru sordunuz, cevabını da dinleyin lütfen.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Böyle bir cevap olmaz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Şimdi, 12 Eylül 1980 tarihine kadar oraya Atatürk’ün resmini asmayan teneke tamircisi, 13 Eylül sabahı o resmi asma ihtiyacı duyuyorsa ben o kişinin Atatürk’e sevgi ve saygısından dolayı bunu astığına inanmam. Konjonktüre uygun olarak yapılan bir tasarruftur.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir bakanı bunu söylüyorsa yazıklar olsun Sayın Bakan size!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – AK PARTİ hükûmetleri son on yıldır “gardırop Atatürkçülüğü”ne tenezzül etmemiştir, Atatürk’ün bu şekilde istismarına tenezzül etmemiştir ama Atatürk’ün göstermiş olduğu hedefe kilitlenmiştir.

Türkiye son on yıldır altyapısını inşa etmiş, bölgesinde ve dünya üzerinde güçlü ülkeler arasına girmiş. Gerçekten, muasır medeniyet seviyesini yakalamak ve onun önüne geçmek olarak anlaşılmıştır tarafımızdan Atatürk’ün mirası ve o yönde AK PARTİ adımlarını atmaya bundan sonra da devam edecektir değerli milletvekilleri.

Sayın Özkoç Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki tablomuza ilişkin birtakım verileri paylaştı ve getirmiş olduğumuz bu tasarının gerekçesine atıflar yaptı. Burada, gerçekten de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Türkiye’nin tablosu iç açıcı değil.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayenizde.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bunu açıkça, defalarca ifade ettik bu kürsüden ve gerek başvuru açısından gerek alınan ihlal açısından tablomuz kötü. “Ama bu aynı zamanda AK PARTİ Hükûmetinin olumsuz tablosu değil midir?” diye sordu Sayın Özkoç.

Değerli milletvekilleri, ben bugüne kadar bu kürsüden, Meclis mikrofonlarından bu konu üzerinden bir parti taassubuyla konuya yaklaşmadım. Bu, Türkiye’nin bir sorunudur. Türkiye’de iç hukuk denetiminden geçmiş, iç hukuk yolları tükenmiş konular AİHM’e gidebiliyor. Türkiye’de bugüne kadar beş-altı yıldan önce, dosyalar kesinleşmiyordu. Dolayısıyla, AİHM’e gitmek için en azından iç hukukta beş-altı sene zaman geçmesi gerekiyordu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bugünkü şartlarda baktığınızda ortalama beş ila altı yılda ancak karar verebiliyor. Buradan şuna geleceğim: Bugüne kadar çıkmış olan ihlallerin önemli bir kısmı 2002 tarihi öncesinde yaşanmış olaylara ait ihlallerdir. AK PARTİ döneminde ihlal olmamış mıdır, ihlal kararı alınmamış mıdır? Alınmıştır ama bunun üzerinden bir tadat etme yaparsak, tadat edersek ihlal kararlarını, önceki hükûmetler dönemi, geçmiş dönemlerdeki uygulamalar daha ağırlıklı çıkacaktır ama ben bugüne kadar bu tespiti yapmadım, yapmak da istemiyorum. Neticeten, orada çıkan ihlal Türkiye Cumhuriyeti devleti aleyhine verilen bir ihlal kararıdır. Geçmişte olmuş, bugün olmuş; her ne sebeple, hangi tarihte olmuş olursa olsun biz bunların ortadan kaldırılması için çaba sarf ediyoruz. Bu çabalar ilk meyvesini 2012 yılında vermiştir. Tüm zamanların şampiyonu Türkiye, her yıl bazında şampiyon Türkiye idi. 2012’de biz bu şampiyonluğu başka bir ülkeye devrettik. İnşallah, bundan sonra sıralamamız aşağıya doğru gelecek.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, kime devrettiniz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Türkiye tazminata mahkûm olunca rücu etmiş oluyorsunuz. Niye ettirmedin?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Özellikle, tazminat komisyonunun kurulmasından sonra 4 bine yakın dosyayı kendi vatandaşımızla uzlaşarak, helalleşerek çözeceğiz ve diğer konularda da ihlale neden olan yasal altyapıyı değiştirmekle meşgulüz.

Bugün huzurlarınıza getirmiş olduğumuz tasarı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden en çok ihlal aldığımız maddelerden başlayarak getirmiş olduğumuz tasarıdır ve bu konuda, ifade özgürlüğünün ihlali konusunda Türkiye kendisinden sonra gelen 20 ülkenin aldığı ihlalden daha fazla ihlal almıştır. Bunu açık açık bu kürsülerden, Komisyondaki konuşmalarımda ifade etmişimdir ama tek tek size göndermiş olduğumuz -Adalet Komisyonunda çalışan arkadaşlarımız bilirler- hangi maddeyi hangi ihlal kararlarının gerekçesini ortadan kaldırmak için düzenlediğimiz, kendilerine dağıttığımız bilgi notunda var. O açıdan, şu önümüzdeki tasarının her bir maddesi mahkemede alınmış olan ihlalleri ortadan kaldırmaya dönüktür, hükûmetler bazında bir değerlendirme yapmak doğru değildir ama geçmişten gelen ihlal sayısı çok daha fazladır, onu ifade edeyim.

Bir diğer soru, Sayın Köse’nin sorusu: Silivri’de askerlere savunma hakkı tanınmazken eli silahlı teröristlerin yurt dışına çıkmasına dair görüşmeler yapılmasına dair bir soru. Yine, Sayın Arınç’la ilgili soruşturma ne aşamadadır? Deniz Feneri’yle ilgili soruşturma ne aşamadadır?

Sayın Arınç’la ilgili olan soruşturma ilgili savcılık tarafından devam etmektedir. Bu konuyla ilgili verilen yazılı soru önergelerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının verdiği cevaplar müteaddit kereler tarafınıza aktarılmıştır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Gelmedi Sayın Bakan, bize hiçbir cevap gelmedi.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Bize gelen soru önergelerine biz cevap veriyoruz.

Onun dışında, Deniz Feneri’yle ilgili soruşturmada iddianame tanzim edilmiştir. İstanbul’daki yetkili mahkemede yargılamalara başlanmıştır, yargılamaları devam etmektedir.

Şu anda içerisinde bulunduğumuz süreçle ilgili olarak Adalet Komisyonunda yaptığımız değerlendirmede konuları uzunca ifade etmeye çalıştım.

Değerli milletvekilleri, şu anda yapılmaya çalışılan şey, geçmişteki otuz yılda akıtılan kanın, akıtılan gözyaşının temize havale edilme çabası değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sorularımıza cevap ver, cevap ver, kaçma.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Senin istediğin cevabı vermek zorunda değil. Verdi işte cevabı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Geçmiş otuz yılda yaşanmış olan terör hadiselerinin, yaşanılan can kayıplarının, akan kanın, akan gözyaşının faillerinin temize çekilmesiyle ilgili bir çalışma söz konusu değildir; yapılan çalışma bugüne kadar akan kanın bundan sonra akmaması içindir, geçmişte yaşanan acıların bundan sonra yaşanmaması içindir ve işlenmiş olan suçların bundan sonra işlenmemesi içindir. Bunu Adalet Komisyonunda çok net ifade ettim.

Kalan sorulara da yazılı cevap vereceğim Sayın Başkanım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 18.24


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Tasarının maddelerine geçilmesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi oylamayı tekrarlayacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Tasarının maddelerine geçilmesini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmiştir.

445 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 14’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan hakları ve ifade özgürlüğü Türkiye’nin cumhuriyet tarihi boyunca en büyük sorunu ve demokratik toplumun önündeki en büyük engeldir. Geçmişe dönüp baktığınız zaman faşist Mussolini’nin Türk Ceza Kanunu; 141, 142, 163’üncü maddelerini görürsünüz. Terörle Mücadele Kanunu’nun da 8’inci maddesini –sonra değiştirildi- şimdiki Terörle Mücadele Kanunu’nun tamamını görürsünüz. Bunun sonucudur ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde basın davalarında, siyasi davalarda ve birçok davada Türkiye hakkında ihlal kararları verilmiştir. Şimdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği bazı kararları, bu kararların gereği olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin yine Hükûmete yapmasının gerektiğini söylediği bazı düzenlemeler için bu dördüncü yargı paketi hazırlandı. Dördüncü yargı paketi bir reform olarak sunuldu fakat açıklandığı zaman maalesef -maalesef diyorum- boş çıktığı görüldü. Ne Hükûmetin iddia ettiği gibi bir reform paketidir ne de muhalefetin muhalefet şerhini Hükûmete değil muhalefete yazdığı gibidir bu tasarı arkadaşlar.

Eğer yargıyı konuşacaksak, adaleti konuşacaksak, şu an Türkiye'nin kanayan yarasını konuşacaksak burada 8-9 milletvekili tutuklu. “Neden tutuklu?” sorusunun cevabını verememiş bir Meclis, üyelerine sahip çıkamamış. 10 binin üstünde siyasetçinin tutuklu olduğu, belediye başkanlarının, il encümenlerinin, BDP’li siyasetçilerin ise hiçbirisinin dosyasında bir çakı ve şiddet eylemi olmamasına rağmen, üç yılı aşkın süredir özel yetkili mahkemelerde tutuklu olduğunu biliyoruz. Şimdi “Adaletin en çok kanadığı yer, adaletin en çok ihlal edildiği yer, adaletin en çok tartışıldığı yer neresidir?” dersek bir hukukçu olarak, istiklal mahkemelerinden başlar sıkıyönetime, sıkıyönetim mahkemelerinden devlet güvenlik mahkemelerine, oradan geliriz özel yetkili mahkemelere. Bugün, Türkiye adaletinin kara lekesi özel yetkili mahkemelerdir arkadaşlar. Kapatılmasına rağmen elindeki davaları sürdürerek adaletsizliğe devam etmektedir. Bu bir yanı.

Diğer yanına gelelim: Uzun tutukluluk, dünyanın hiçbir yerinde, diktatörlüklerde bile bu kadar cezaya dönüşmemişti. Uzun tutukluluğa bir çare yok. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğüyle ilgili “Ne oluyor burada?” diye baktığımız zaman, Hükûmete de şaşıyorum, Meclisin diğer iki muhalefetine de şaşıyorum; söyledikleri insanın kanını donduruyor, tüylerini diken diken ediyor. Eğer bir ülkede kendi fikirlerini özgürce konuşamıyorsa siyasetçiler, basın, gazeteciler ve eğer bir ülkede en fazla gazeteci burada tutukluysa, en fazla savunma avukatı burada tutukluysa… Ömrünü siyasi davalarda geçirmiş Üstadımız Avukat Gülçin Çaylıgil’i bugün rahmetle anıyorum; kaybettik. Ömrü boyunca, 1970 ihtilalinden 12 Eylüle kadar davalarla ömrünü geçirdi ama bu özel yetkili mahkemeler hâlâ devam ediyor arkadaşlar.

Şimdi, Avrupa Birliğinin 23 ve 24’üncü fasıllarının başlığı özgürlük, adalet ve güvenliktir. Bu başlıkların açılması için de bu gerekiyordu. Şimdi, burada baktığım zaman inanmak istiyorum gerçekten, burada diyor ki: “İşkence suçlarında zaman aşımı kaldırılmıştır.” Çok iyi, çok güzel de öyle mi arkadaşlar? Bana Adalet Bakanlığının yetkilileri dosya çıkarabilir mi, güvenlik görevlileri hakkında kaç tane işkence davası açılmıştır? Yaşam hakkı ihlali oluyor, gözaltında zindanda ölüm oluyor; ya görevi kötüye kullanmaktan açıyorlar, ya kastı aşan müessir fiilden açıyorlar, ya ihmalden açıyorlar ama açılan bu yaşam hakkı ihlalleri ve işkenceleri de insanlık suçu kapsamına alınmış olsaydı, sadece işkence değil, “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı yoktur.” denilseydi, evelallah ona “evet” derdik ama birbirimizi kandırmaya gerek yok arkadaşlar.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru koydunuz. Orada beş sene dosyalar bekleyecek, bir filtre. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 16.900 dava duruyor, ondan kurtulacaksınız. Adalet böyle gerçekleşmez. Adaletin bir ölçüsü vardır. Adaleti gerçekleştirmek istiyorsanız önümüzdeki bütçe döneminde bütçesini yüzde 100 artıracaksınız; hâkim, savcı, personel kadrosunu da yüzde 100 artıracaksınız. Bunun başka izahı yok ve bu özel yetkili mahkemelerin bütün görevlerini alarak, yargıçlarını da sivil mahkemelere dağıtarak özel yetkili mahkemeleri tarihin çöplüğüne gömeceksiniz. Adalet istiyorsanız bu. Birbirimizi kandırmayalım.

Çözüm sürecinin getirdiği bir umut da… Benim bütün Şırnak belediye başkanlarım tutuklu; kimi bir toplantıya katılmış, kimi belediyeye gittiği için tutuklu. Hiçbirinin dosyasında ne bir çakıl taşı ne bir tırnak çakısı ne bir şiddet unsuru var. Dört seneye yakın tutuklular. Bu zulümdür, bu işkencedir, bu adaletsizliktir, bu hukuksuzluktur. Elbette ki barış sürecini konuştuğumuz bir zamanda ne diyeceğiz? “Gelin helalleşelim.” demeyeceğiz, “Bu haksızlığı kaldırın.” diyoruz, “Bu hukuksuzluğu kaldırın.” diyoruz, bunu söylüyoruz. İklimi yumuşatalım. “Siyasetçiler mademki fikirleriyle konuşacak, fikirlerinden dolayı içeride olmasınlar.” diyoruz. Mademki silahlar susacak, fikirler konuşacak, bunu doğru dürüst getireceksiniz arkadaşlar, korkmayacaksınız. Ana muhalefet, başka muhalefet muhalefet ediyor diye doğru yapmaktan vazgeçerseniz, korkarsanız vallahi evinizin yolunu şaşırır, evinize de gidemezsiniz.

Bakın, size çok açık söylüyorum: Burada ne yapmak istiyorsunuz? Poşu, şu mikrofon, ses cihazı bile suç delili olursa renklere, trafik lambalarına, sarı, yeşil, kırmızıya ceza mı vereceksiniz bölücülükten? Bırakın renkleri, bir halaya, bir türküye, bir müziğe, bir slogana “Teröristtir.” diye siz ceza mı vereceksiniz? Bu ülke böyle mi demokratikleşecek? Yapmayın arkadaşlar.

Bakın, ben şurada bir şey söylemiştim “Bu yasa boş.” diye. Bu paketin boş olduğunu ben söylemiyorum yalnız, Gazeteciler Sendikası Başkanı, Gazeteciler Derneği Genel Başkanı, Parlamento Muhabirleri Derneği Başkanı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı maalesef hepsi “Bu paket boş.”diyor. Bakıyoruz, yine, İnsan Hakları Derneği “Bu paket düşünce özgürlüğünü sağlamıyor.” diyor, bakın, çıkarmışım. Türkiye İnsan Hakları Vakfı “Bu, düşünce özgürlüğünü sağlamıyor tarafı olduğumuz sözleşmelerin.” diyor. Alıyorum MAZLUMDER’i “Dağ fare doğurdu.” diyor, onlar karşı çıkıyor. Alıyorum Af Örgütünü “Düşünce suçlarıyla ilgili sadece bunlar değil, bir ton.” diyor. Dördüncü yargı paketiyle ilgili, bütün kuruluşlar böyle diyor.

Bütün bunların üstüne, bir bakıyorum dünyanın tarihinde görülmemiş bir şeyi burada görüyorum arkadaşlar. Ana muhalefet partisi muhalefete muhalefet şerhi yazmış, Hükûmetin tasarısına değil. Siyasallaşacaklar. Bölücüler için bu maddeleri kaldırıyorsunuz, çözüm paketi için kaldırıyorsunuz. MHP de diyor ki: “Yetmez. TMK’nın 6, 7, 8, 10, 11 cezasını artırın.” Dünyanın hiçbir yerinde muhalefetin bir muhalefete muhalefet şerhi yazıldığı görülmemiştir.

Bakın, size şunu söyleyeyim arkadaşlar: Hepimize düşünce özgürlüğü lazımdır. Biz bunun mücadelesini veririz, önergeleri veririz, inşallah düzelir diye de umut ederiz.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Oktay Öztürk, Erzurum Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarı üzerinde grubum adına konuşmak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının genel gerekçesinde, tasarıyla insan haklarına saygı ve bu konuda ortaya çıkan aksaklıkları iç hukukumuzda çözüme bağlama ilkelerinin gereğinin yerine getirilebilmesi ve ülkemizin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki davalar açısından görünümünün daha iyi bir noktaya taşınabilmesi amacıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından koruma altına alınan hakların ihlaline sebebiyet verebilen çeşitli kanunlardaki ilgili hükümlerde değişiklik yapılması ve söz konusu olabilecek ihlal durumlarının ortadan kaldırılmasının hedeflenmekte olduğu belirtilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, tasarının masum ve iyi niyetli olduğu düşünülebilir ancak bilindiği üzere, mevcut Hükûmet döneminde bu amaçlarla birçok düzenleme yapılmıştır. Bu nedenle de tasarı “dördüncü yargı paketi” olarak adlandırılmaktadır.

Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince ülkemiz hakkında yoğun olarak adil yargılama hakkının ihlali ve uzun yargılama süreleri ve uzun tutukluluk süreleri ile ilgili birçok ihlal kararı verildiği hâlde tasarıda bu ihlal kararlarının önlenmesine yönelik herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Yani görüşülmekte olan tasarı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’yi mahkûm etmesine neden olan mevzuatı değiştirmek veya ifade hürriyetinin geliştirilmesini sağlamak amaçlarından bir hayli uzaktır.

Açıkçası, dördüncü yargı paketi olarak adlandırılan bu tasarı ile çözülme olayı hukuki bir zemine kavuşturulmak istenmekte ve bu olguya Türkiye Büyük Millet Meclisinin de ortak edilmesi sağlanılmaya çalışılmaktadır. Çünkü İmralı canisiyle Hükûmet arasında sürdürülen müzakereler açısından da görüşülmekte olan tasarının kritik öneme sahip olduğu bilinen bir gerçektir. BOP eş başkanlığını üstlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Türk devletini BOP projesinin alt projesi olan büyük Kürdistan projesinin figüranı hâline getirmeye çabalamakta ve çözülme projelerine bu nevi tasarılarla katkılar sağlamaktadır. İlginçtir ki konuyla ilgili Atlantik Konseyinin raporunda yer alan direktiflerle Hükûmetin yaptıkları veya yapmaya çalıştıkları hemen hemen örtüşmektedir. Şöyle ki: Bu raporda “Öcalan ile konuşmayı reddedebilirsiniz - ilan edildiği tarih itibarıyla söylüyor- fakat BDP’yi muhatap alınız. Barzani ve Kuzey Irak Kürt yönetimiyle iyi ilişkiler kurunuz. PKK’lıların dönüşünü sağlayınız. Yargıyı ıslah edin, yargının katı tutumunu değiştirmeyi sağlayın…” Böyle devam ediyor.

Bir başka maddesinde “Özerk Kürt bölgesi kurulması için yasaları ve Anayasa’yı değiştiriniz. Bölünme havası vermemek için, bunu yerinden yönetim, yerel yönetimlerin güçlenmesi adı altında yapınız. Türklüğü vatandaşlık olarak tanımlayan Anayasa maddesini değiştiriniz. Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesinde değişiklik yaparak etnik amaçlı tahriki suç olmaktan çıkarmalısınız. 217’nci maddeyi değiştirerek halkı kanunlara uymamaya tahrik edenlere verilen cezaları düşürmelisiniz. 220’nci maddede düzenlenen silahlı terör örgütü üyelerine verilen cezaları hafifletiniz." emir buyuruyorlar.

Mevcut Hükûmet, gerçekleştirdiği icraatlar, kanun tasarıları yoluyla Atlantik Konseyi emirlerini adım adım hayata geçirmekte, yüce heyetinizin görüşmekte olduğu tasarı da bunlardan bir örnek olarak karşımızda.

Şimdi son on yılda yapılanlara bir bakalım: Önce yargı belirli bir gruba teslim edilmiş, oluşturulan HSYK sayesinde de birçok yargı mensubu pasifize edilmiş, sindirilmiştir. Özel yetkili mahkemeler, Yargıtay ve Danıştay Hükûmetin dümen suyuna uydurulmuştur. Ülke âdeta korku imparatorluğu hâline getirilmiş, Hükûmet partisinden olmayan belediye başkanları, gazeteciler, kulüp başkanları dahi oluşturulan hayalî şemalarla ya örgüt lideri ya örgüt üyesi olmakla suçlanmışlardır. Ne gariptir ki Hükûmet partisinden olan belediyeler veya kişiler ise âdeta koruma zırhına büründürülmüştür. Eski Genelkurmay Başkanına dahi örgüt liderliği yaftası vurulmuş, terörle mücadele edenler sanık, teröristler ise gizli tanık yapılmıştır. Terör hükümlüsü Şemdin Sakık’ın dahi gizli tanık yapılması, deyim yerindeyse, taammüden hukuk cinayeti olmuştur. Deniz Feneri savcıları sanık yapılmış, gerçek sanıkları kurtarmak için ise ne gerekiyorsa yapılmıştır. Ergenekon, Balyoz gibi davaların hâkim ve savcıları, daha doğrusu tüm yargı teşkilatı Atlantik Konseyinin raporunda denildiği şekilde ıslah edilmiş, hizaya sokulmuştur. Basın sindirilmiş, hiçbir muhalif sese müsaade edilmez olmuştur. Bir yandan “İfade özgürlüğü getiriyoruz.” derken, diğer yandan öğrenciler coplanmış, üzerlerine bu milletin parasıyla alınan gazlar sıkılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı BOP eş başkanlığını üstlenmiş, Türkiye Cumhuriyeti BOP projesinin alt projesi olan Büyük Kürdistan Projesi’nin Kürt açılımı senaryosunun gönüllü figüranı yapılmıştır.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren ve hâlen yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 221/2’nci maddesinde, terör örgütü üyeleri için etkin pişmanlık hükmü kalıcı olarak düzenlenmiş. 2002 yılında silahlı gücü bitmiş olan PKK son on yılda siyasallaştırılmış ve 5237 sayılı TCK’nın 221/2’nci maddesiyle getirilen süresiz af ile serbest kalan teröristler belediyelerde iş sahibi olmuşlardır. 34 terörist, üzerlerinde terör örgütünün paçavraları ve rozetleri olduğu hâlde tam bir şov ile Habur’dan ülkemize girmiş, “Öcalan istediği için geldik, PKK’ya katılmaktan pişman değiliz.” dedikleri hâlde ayaklarına gönderilen mahkemece tamamı serbest bırakılmıştır. 2002 yılında bitme noktasına gelen terör, Apo’ya özgürlük, PKK’ya da siyaset kapısı açılarak büyük Kürdistan’a aşamalı olarak gidilirken halkın tepkisinin en aza indirilip kırılması için son on yılda giderek tırmandırılmış, âdeta Türkiye Cumhuriyeti devleti eli kanlı terör örgütüyle masaya oturmaya mahkûm edilmiştir. Teröristbaşının yakalanmasıyla başlayan süreç, Kuzey Irak’ta fiilen kurulan federe Kürt bölgesel yönetimi ile devam etmiş ve geldiğimiz aşamada Türkiye’nin güneydoğusunu kapsayan kuzey bölgesinin kurulması sürecine girilmiştir.

Büyükşehir Yasası adı altında yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yalanıyla özerk Kürt bölgesi kurulmasının hazırlıkları başlatılmış, Atlantik Konseyinin raporuyla modeli çizilen elbise ilmek ilmek dokunmaya devam edilmiştir. Teröristbaşının paçavrasında belirttiği gibi, bir sonraki aşama olan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerin kaldırılması için gün sayıldığı anlaşılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ağzına “Türk” ve “Türk milleti” laflarını alamaz olmuş, Türk Bayrağı’na “Türkiye Bayrağı” der hâle gelmiştir. Daha kısa bir süre önce, Hükûmet partisi AKP’ye katılan Genel Başkan Yardımcısı, aldığı ödülün diyetini ödercesine “Türk’üm demek incitici oluyor.” deme gafletini göstermiştir. Irkçılık ile milliyetçiliğin farklı anlamlar taşıdığını bilmeyenler “Ben, her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldım.” diyerek trajikomik rolünü oynamayı sürdürmüştür. Türkiye, bebek katilinin posterlerini taşıyıp “Kürdistan’a özgürlük” diyenlere müsamaha gösterildiği, Türk Bayrağı açıp “Ne mutlu Türk’üm” diyenlerin ise coplandığı bir ülke hâline gelmiştir. Yüreğini dağlayan evlat acısını haykıran şehit anasının yerlerde sürüklenmesi şehitlerimizin kemiklerini sızlatır olmuştur.

Evet, anlaşılacağı üzere, ifade özgürlüğü, demokratikleşme gibi kılıflar altında başka hesaplar bulunmaktadır. AKP Hükûmeti iş başına geldiğinde bitme noktasında bulunan terör, son on yılda tırmandırılmış ve “kan dökülmesin, analar ağlamasın” gibi insancıl kavramlar kullanılarak terör örgütüyle masaya oturma masum ve haklı gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Şimdi sormak lazım: Bu  kadar barış canlısı olduğunu iddia edenler, terör örgütü bitme noktasındayken neden masaya oturmadılar? Yoksa, terör örgütünün istediği şeyleri elde edebilecek güce kavuşması mı beklenildi? Yoksa, o zaman “kan dökülmesin, analar ağlamasın” gibi yalanlar ile milleti  kandırmak mümkün olmayacak mıydı? Öyle anlaşılmaktadır ki, PKK’yla varılan anlaşma doğrultusunda hazırlanan plan bir bir uygulamaya konulmaktadır. Tasarıyla teröristbaşına “Sayın Öcalan” demek suç olmaktan çıkarılmakta, PKK meşrulaştırılmakta, terör örgütünün cebir ve şiddet içermeyen bildirilerini yayınlamak ve açıklamak suç olmaktan çıkarılmaktadır.

Tasarıyla getirilen bu düzenleme yasalaştığı takdirde billboard’larda PKK’nın taleplerini içeren bildirilerin asılması mümkün hâle gelecektir.

Anlaşılan, dördüncü yargı paketi, son yargı paketi de olmayacaktır. Öyle anlaşılıyor ki, önce bir yasal düzenlemeyle KCK tutuklu ve hükümlülerinin serbest bırakılması ve ardından ise şartlar oluştuğunda terör suçlularını da kapsayacak bir af düzenlemesi yapılması planlanmaktadır. Açılım safsatasıyla halka söylenen demokratikleşme yalanıyla PKK’nın lider kadrosuna çıkarılacak af ile de Kuzey Kürdistan’ın temeli resmen atılmış olacaktır. Küresel güçlerce oluşturulan insanlar ölmeyecekse, analar ağlamayacaksa açılıma “evet” diyen PKK’yı muhatap alan Bask modeli önerileri ve özerklik talepleri yaygaralarının altında ABD ve İsrail’in 30 yıllık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – …planının son aşamasına gelindiği Türk halkı tarafından artık görülmektedir.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle size daha bir iki gün önce yaşamış olduğumuz Silivri’deki olayları ve oradaki yargılamayı anlatmakla başlayacağım çünkü sizler sadece kendinize yakın olan yayınları izlediğiniz için, bir kere bile gelip oradaki yargılamama sürecini görmediğiniz için, insanların neden canının yandığını, niye bu kadar insanların oraya soğukta, karda, kışta binlerce insanın gittiğini bilmiyorsunuz. Bunu ben anlatmaktan size hiçbir zaman yorulmayacağım. Belki vicdanı sızlayan birileri çıkar da “Ne oluyor bu memlekette, ne oluyor orada?” der, belki biraz vicdanınızı sızlatabilirim diye düşünüyorum. Yani oraya bizler gidiyoruz, sivil toplum örgütleri gidiyor, binlerce vatandaş gidiyor çünkü oradaki hukuksuz yargılamaları bütün dünyaya, Türkiye'ye haykırmak istiyoruz, göstermek istiyoruz oradaki yaşanan insanlık dışı olayları. Çünkü bu davalar temelsiz, bu davalar kamuoyunun vicdanını yaralıyor sevgili arkadaşlar. Artık oraya gidip de oradaki hukuksuzluğu gören herkes buna karşı tavır almak gereğini ve hatta orada her türlü zorluğa karşı, biber gazına karşı, tazyikli suya karşı oradaki bu hukuksuzluğu haykırmak için oraya gidiyor sevgili arkadaşlar.

Bu davanın kaynağında ne var arkadaşlar? Bu davanın kaynağında imzasız ihbar mektupları var. Bu davanın kaynağında Tuncay Güney gibi dengesiz bir adamın ifadeleri var. Bu davanın kaynağında gizli tanıklar var sevgili arkadaşlar. Ne dendi, bu davanın iddianamesinde ne dendi? “Darbe yapacaklar, Hükûmeti yıkacaklar, bunun için örgüt kuruyorlar. Ergenekon örgütü bu nedenle kuruluyor.” dendi. Ancak, bu davaların temelinde ifadesi alınan Tuncay Güney dedi ki daha geçenlerde: “Böylesi bir dava aslında yok, bu bir projeydi, böylesi bir suç yok. Artık, benim ifadelerim yüzünden insanların cezaevinde kalmasından ben vicdanen rahatsızlık duyuyorum. O bir projeydi, bitti.” dedi sevgili arkadaşlar. Bu proje neydi? “Muhalif olan ya da bu ülkenin geleceğiyle ilgili kaygıları olan, bu ülkenin laik düzeniyle, bu ülkenin üniter yapısıyla ilgili kaygıları olan insanların ekarte edilmesiydi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kahraman komutanlarının; muhalif olan, demokrat olan, çağdaş olan bilim insanlarının, yazarların, gazetecilerin ekarte edilmesiydi. Bu, artık başarıldı, artık bu dava bitmeli.” dedi Tuncay Güney. Emniyete soruldu, MİT’e soruldu hatta Jandarma Genel Komutanlığına soruldu, Genelkurmay Başkanlığına soruldu “Ergenekon diye bir terör örgütü var mıdır, nasıl bir çalışması vardır?” diye. Hepsinden de gelen cevap “Ergenekon diye bir örgütten bilgimiz yoktur, haberimiz yoktur.” dediler. Gizli tanıklar dinletildi, gizli tanıklar da dâhil olmak üzere, orada dinlenen bütün tanıklar böyle bir örgütlenmeyi basından duyduklarını söylediler sevgili arkadaşlar. Nerede bu davanın dayanağı? Hiç mi içiniz sızlamıyor?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Anayasa’ya aykırı konuşuyorsun sen.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Hiç mi yüreğiniz sızlamıyor Sevgili Recep Özel?

Böylesine bir dava, işte bu kadar temelsiz, dayanaksız bir dava orada görülüyor sevgili arkadaşlar. Orada gizli tanıklar var, bu gizli tanıklardan örneğin Şemdin Sakık, terör örgütü yöneticisi olarak mahkûm olmuş bir insan. Aynı zamanda, tecavüzden suçlu, sahtekârlıktan suçlu insanlar gizli tanık ama oradaki komutanlar bu gizli tanıkların ifadeleriyle yargılanıyor ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor sevgili arkadaşlar.

CMK uyarınca -bütün arkadaşlarımız, hukukçu arkadaşlarımız  biliyorlar ki- hazır edilen tanıklar dinlenmek zorundadır, hâkimin takdirinde değildir ama hazır edilen tanıklar, Işık Koşaner de dâhil olmak üzere eski kuvvet komutanları dinlenmedi sevgili arkadaşlar. Uydurma dijital verilerle, sahte kanıtlarla burada 64 tane insana ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor arkadaşlar, 3 tanesi de bizim milletvekillerimizden.

Arkadaşlar, yani böylesi bir şeye nasıl yüreğiniz sızlamıyor, nasıl dur demiyorsunuz? AKP Grubundaki vicdanı olan insanlara sesleniyorum. Onun için insanların canı yanıyor, o nedenle insanlar oraya gidiyorlar, o nedenle bizler oraya gidiyoruz ve bu hukuksuz, adil yargılanma ilkelerine aykırı bu sistem, bu yargılama bitinceye kadar da, bu yargılama ortadan kaldırılıncaya kadar da gitmeye devam edeceğiz sevgili arkadaşlar. Ne fezlekeler ne soruşturmalar ne dokunulmazlığımızın kaldırılacağı tehditleri bizi asla bundan vazgeçiremeyecektir, bundan hepinizin bilgisi olsun istiyorum.

Sevgili arkadaşlar, tasarıyla ilgili değerlendirmemize gelince, tasarının amacında şöyle deniliyor: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ülkemiz aleyhine verilen kararlarla ilgili bazı düzenlemeler yapacağız ve  İnsan Hakları Mahkemesindeki bu aleyhimize verilen kararları en aza indirmeye çalışacağız. Aynı zamanda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle koruma altına alınan hakları da yasal düzenlemeyle güvenceye kavuşturacağız.”

Arkadaşlar, adil yargılanma ilkelerine uymamaktan dolayı ülkemiz en büyük cezaları, mahkûmiyeti almaktadır. Nedir bunlar, adil yargılanma ilkelerinden en büyük mahkûmiyet aldığımız konular? Uzun tutuklulukla ilgili süreler arkadaşlar, silahların eşitliği ilkesine uyulmaması ve savunma hakkının gasbedilmesidir, iddia ve savunma tanıklarının aynı koşullarda dinlenmemesidir.

Gizli tanık nasıl dinlenir hiç gördünüz mü arkadaşlar? Gizli tanıklara soru dahi sorulamıyor mahkemedeki avukatlar tarafından, sanıklar tarafından. İşte burada adil yargılanma ilkeleri yok edilirken, bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından yargılanmazken; siyasi davalardaki bütün insanlarımız özel yetkili mahkemelerde, tasfiye hâlindeki mahkemelerde yargılanırken, bunların hepsi orada dururken, bunların hiçbiri düzeltilmezken sizler ne yaptınız, gelen tasarıda ne var sevgili arkadaşlar? PKK ile, yapılan pazarlık sonucunda getirilen tasarıda ne var biliyorsunuz, bazı bilmeyen arkadaşlara söyleyeyim: “Terör örgütünün cebir, şiddet içermeyen propagandaları ve bildirileri serbesttir.” deniyor sevgili arkadaşlar.  Terör örgütü ne demek bilginiz var mı? Hukukçu olmayanlar için söylüyorum arkadaşlar: Doğrudan cebir, şiddet yöntemlerine başvurduğu için, bu ülkenin cumhuriyet ilkelerini ya da ülkenin demokratik düzenini ortadan kaldırmaya çalıştığı için bir örgüte terör örgütü denir. Terör örgütü zaten silahlı olmazsa ona “terör örgütü” denmez. Böylesine silahlı bir örgüt, insanların kafasında, artık zihinlerine böylesine yapışmış olan bu örgütün, siz cebir, şiddet içermeyen propagandalarını ve bildirilerini serbest bırakıyorsunuz. Neden? Çünkü anlaştınız PKK’yla. PKK’yı siyasallaştırmaya, onları meşrulaştırmaya çalışıyorsunuz, bir sivil toplum örgütü şekline dönüştürmeye çalıştırıyorsunuz sevgili arkadaşlar. Bunu da AİHM kararlarına dayatıyorsunuz.

Hâlbuki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde madde 10’da, açıkça, ülkelerin demokratik düzenlerini koruyabilmek için, toprak bütünlüklerini koruyabilmek için ifade özgürlüğüne bazı sınırlamalar getirilebileceği söylenmektedir. Hatta bu kararları inceleyen hocalarımızdan bir tanesinin görüşü aynen şudur, Profesör Doktor Özer Özbek diyor ki: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden bizim cezalandırılmamıza, mahkûmiyetimize ilişkin kararların özünde şu vardır: Bu maddeler olduğu için değil ama bu maddeler yargıçlar tarafından yanlış yorumlandığı için biz bu cezaları alıyoruz. Terör örgütünün propagandasını yapan terörist ile sadece bu konularda haberleri veren gazetecileri siz ayırmazsanız eğer, işte o zaman mahkûm ediliyorsunuz.” O zaman ne yapmamız gerekiyor sevgili arkadaşlar? AİHM kararları çerçevesinde öncelikle yargıçlarımızı ve savcılarımızı bizim eğitmemiz gerekirken, siz ne yapıyorsunuz? Terör örgütünün cebir, şiddet içermeyen propagandalarını ve bildirilerini serbest bırakıyorsunuz. Ne olacak biliyor musunuz sevgili arkadaşlar? Terör örgütü  -altında PKK yazacak- örneğin özerklik talebi olan, örneğin ana dilde eğitim olan mitinglerini yapabilecek, bu suç olmayacak; afişlerini asabilecek; bu suç olmayacak. “Silahlı halk ayaklanmasına çağırıyorum.” derse bu suç olacak.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Zaten çağırıyorlar “Birlikte halk savaşı yapacağız.” diyorlar.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Arkadaşlar, bu mümkün mü, böylesi bir şey mümkün olabilir mi? Terör örgütü elemanı geliyor “Kepenklerinizi indirin.” diyor. Yani onun elinde silah yok, tehdit yok ama o insanlar ne yapıyorlar? Terör örgütünün korkusuyla indiriyorlar kepenklerini. “Burada cebir, şiddet yok.” diyerek siz bu terör örgütünün elemanının cezalandırılmamasını düşünebilir misiniz arkadaşlar? Haber alma özgürlüğü ya da basın özgürlüğü ile ifade özgürlüğü ile teröristin faaliyetini ve bu konudaki çalışmalarını ayırt etmek gerekirken siz tamamen onların meşrulaştırılması anlamında yasal düzenlemeler yaptınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Bunu bilmeyenlerin de bilmesi açısından anlattım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – AKP terör örgütü oluyor zaten, bundan sonraki süreç o. AKP terör örgütü davası bile başlayacak.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Bir dahaki maddelerde konuşacağım, diğerlerini o zaman anlatacağım arkadaşlar.

Hepinize iyi günler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen İsmail Kaşdemir, Çanakkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulumuzu saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyunda dördüncü yargı paketi olarak adlandırılan görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı gerek alt komisyonda gerek Adalet Komisyonunda çok değerli hukukçuların ve katılımcıların katkılarıyla enine boyuna tartışılmıştır. Aslında bu kanun tasarısı kamuoyunda yeterince tartışılmıştır ve insan hakları ve demokrasi anlamında ileri bir adım olarak değerlendirilmiştir. Şimdi de Genel Kurulumuzda sizlerin çok değerli katkılarıyla müzakere ediyoruz.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; insan hakları hepimizin bildiği gibi bireyin salt insan olması nedeniyle sahip olduğu ve bu nedenle de ırk, cinsiyet, milliyet ve diğer ayırıcı unsurlardan bağımsız, her bireyin muhakkak doğuştan sahip olduğu haklardır. İnsan hakları tarih boyunca süregelen ve hâlen devam eden bir mücadele sonucunda sürekli olarak gelişmektedir. İnsan haklarının korunması bağlamında uluslararası arenada insan hakları mekanizmalarının kurulması zamanla zorunlu hâle gelmiştir. Bu bağlamda, devletlerin ortak iradeleriyle ortaya çıkan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeler bir ülkede yapılan uygulamaların evrensel insan haklarıyla uyumlu olup olmadığının uluslararası alanda tartışılmasını sağlamıştır.

Ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, etkili bir bireysel başvuru hakkı tanınması ve tazminat ödenmesi gibi yaptırımlar öngörmesi bakımından en önemli uluslararası belgelerden biridir. Zira, mahkeme tarafından verilen bir ihlal kararı, sadece ilgili devletin tazminat ödemesiyle ilgili sonuçlanmamakta, Avrupa Konseyi Kararlarının İcrası Dairesi tarafından icra süreci takip edilerek ihlal bulunan alanda ilgili devlet tarafından gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı izlenmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde aleyhine en çok başvuru yapılan ülkeler sıralamasında Rusya’nın ardından 2’nci sırada bulunmaktayız. Diğer yandan, maalesef, aleyhine en çok ihlal kararı verilen ülke ise Türkiye'dir.

Çok değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği günden bu yana insan hakları standartlarının yükseltilmesi bakımından gerekli reform çalışmalarını yapmaktan hiç çekinmemiştir. Özellikle, Avrupa Birliği uyum sürecinde arka arkaya yapılan anayasal ve yasal değişiklikler hepimizin malumudur. İnsan hakları standartlarının yükseltilmesi alanındaki değişiklikler milletimizin de büyük bir teveccühünü kazanmıştır. Bu noktada, yargı alanında gerekli kanun değişiklikleri de yapılmaya devam edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla getirilmek istenen düzenlemelere dair görüşlerimizi aktarmak istiyorum. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinde özgürlük ve güvenlik hakkı düzenlenmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Altınok /Türkiye ve Erişen/ Türkiye gibi birçok  kararında tutuklama müessesine ilişkin bazı uygulamaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğuna hükmetmiştir.

Tasarıyla, tutukluluğa itiraz incelemesi prosedürü, silahların eşitliği ve çekişmeli yargı ilkelerine uygun hâle getirilmekte, örneğin soruşturma aşamasında  Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 108’inci maddesi uyarınca yapılacak tutukluluk hâlinin incelenmesi işleminin duruşmalı olarak yapılması kuralı getirilmektedir.

Diğer yandan, haksız tutuklamadan doğan tazminat hakkının kapsamı genişletilerek tutuklu kaldığı süre başka bir hapis cezasından indirilen kişilerin de tazminat hakkından faydalanması sağlanmaktadır.

Sözleşmenin 10’uncu maddesinde yer bulan ifade özgürlüğü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde korunan en temel haklardan birisidir. Her fikre, her inanışa, her düşünceye en geniş ifade zemini sağlanmalıdır, yeter ki bu düşünceler toplumsal güvenliğe yakın ve somut bir tehlike oluşturmasın. Demokrasi, özgürlük talebinin olabildiğince geniş algılanmasını zorunlu kılmaktadır. Ulusal güvenlik kaygılarıyla ifade özgürlüğünü sınırlayan düzenlemeler getiren idare, kısa vadede fayda sağlar gibi gözükse bile uzun vadede getirdiği sınırlamaların ülkeye ve bireye verdiği zararı görecektir. Ülkemiz bunun en acı örneğini 1980 darbesi sonrası otoriter bir zihniyetle hazırlanan 1982 Anayasası’yla yaşamış ve maalesef yaşamaya devam etmektedir.

Gündemimizdeki tasarıyla Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılması öngörülmektedir. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6’ncı maddesinin (2)’inci fıkrasında yer alan suçun unsurları yeniden düzenlenerek terör örgütlerinin sadece cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya bu yöntemleri öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri ve açıklamaların basılması ve yayımlanması eylemleri suç olacaktır.

Yine, 3713 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan suçun unsurları yeniden düzenlenmektedir. Yapılan düzenlemeyle terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya bu yöntemleri övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapılması suç olarak kabul edilmektedir. Böylece, suçun unsurlarının daha somut hâle getirilmesi ve ifade özgürlüğü alanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarıyla uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nun 215’inci maddesinde yapılan değişiklikle suç ve suçluyu övme eyleminin, kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkması hâlinde suç oluşturacağı düzenlenmektedir. Bu değişiklik, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin yakın tarihli içtihatları ile ifade özgürlüğünün genişletilmesi bakımından dar yorumlandığı madde lafzının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartlarına yakınlaştırılmasını sağlayacaktır.

Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinin (8)’inci fıkrasında yapılan değişiklikle, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında yapılan değişikliğe paralel olarak terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden kişinin cezalandırılması öngörülmektedir. Yani iddia edildiği gibi “Terör örgütlerinin cebir, şiddet ve tehdit içeren eylemleri ve faaliyetleri cezasız kalacaktır.” gibi bir durum söz konusu değildir.

Değerli milletvekilleri, tasarıda yer alan diğer düzenlemeler kısaca şöyledir: İşkence suçunun daha etkin soruşturulmasını sağlamak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında bu yöndeki tespitlerin önüne geçilmesi bakımından işkence suçunda zaman aşımının uygulanmaması öngörülmektedir. Bu değişiklik, insani ve hukuki anlamda ileriye doğru atılmış önemli bir adımdır. Sanıyorum buna karşı çıkan kimse de yoktur.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda değişiklik yapılarak kamulaştırma bedelinin yargılama süresince enflasyonun etkisiyle uğrayacağı değer kaybının faiz ödenmesi suretiyle telafi edilmesi hedeflenmektedir.

Getirilen düzenlemeyle idare mahkemelerinde veya Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde açılan tam yargı davalarında, nihai karar verilinceye kadar davacıya ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını artırma hakkı tanınmaktadır. Böylece, hukuk yargılamasında uygulanan müessese idari ve askerî alana taşınacaktır.

Ceza hükmünün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından sözleşmenin ihlali suretiyle verildiğinin tespit edilmesine rağmen bazı başvurular için yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilememekte olup bu nedenle bu kararların Avrupa Konseyi Kararlarının İcrası Dairesi önünde icra süreci sonlandırılamamaktadır. Yapılan değişiklikle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde 15 Haziran 2012 tarihi itibarıyla icra süreci denetlenmekte olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararlarıyla ilgili olarak CMK’nın 311/2’nci maddesindeki zaman sınırlanmasının uygulanmaması öngörülmektedir. Böylelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının icrası kapsamında, Delegeler Komitesi önünde bekleyen 220’nin üzerinde karar bakımından yeniden yargılama yolunun açılması ve sonrasında bu kararların gündemden düşürülmesine olanak sağlanacaktır.

Değerli milletvekilleri, şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Tasarıda yer alan ve insan hakları alanını ilgilendiren her değişiklik, daha önce ülkemiz aleyhine verilmiş bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına dayalı olarak hazırlanmıştır. Bu nedenle, muhalefet tarafından, Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılması planlanan değişikliklerin gündemde olan çözüm süreci nedeniyle gündeme getirildiği iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mıza göre, Anayasa’nın 138’inci maddesine göre, görülmekte olan bir dava hakkında yasama meclisinde bir beyanda bulunmak Anayasa’ya aykırıdır fakat az önce çok değerli milletvekillerinin burada, görülmekte olan bir dava hakkında siyasi beyanatta bulunduğunu çok açık bir şekilde gördük.

Hâkimler görevlerini yaparken bağımsızdırlar. Bırakalım yargı görevini yapsın, bırakalım yargı görevini rahatça yapsın.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Başbakan talimat mı veriyor?

İSMAİL KAŞDEMİR (Devamla) – Çok değerli milletvekilleri, yapılan yargı reformlarıyla insan hakları konusunda sürekli olarak iyileştirmeler yapan Hükûmetimiz, insan hakları alanında Avrupa insan hakları tarafından mevzuatı tespit edilerek bunları çözmek adına bu kararlılığı sürdürecektir.

Kanun tasarısının ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Mevlüt Akgün, Karaman Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 445 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 14 Ağustos 2001 tarihinde Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulan AK PARTİ Programı’nda insan hakları, demokratikleşme, sivilleşme ağırlıklı ve önemli bir yer tutmaktadır. Son on yılda bu doğrultuda AK PARTİ hükûmetleri Türkiye’nin demokratik bir hukuk devletine dönüşümünü sağlayacak çok önemli reformlara imza atmıştır.

İnsan odaklı yönetim ve siyaset anlayışının özü, temel hak ve özgürlükleri her alanda ve evrensel ölçüde geliştirmektir. Devlet-vatandaş ilişkisinin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi de ancak insanın doğuştan sahip olduğu temel hakların koşulsuz kabul edilerek geliştirilmesiyle mümkündür. AK PARTİ’nin varlık sebebi adaleti ve hakkaniyeti en üst düzeyde geçerli hâle getirmektir. Korkuların, kaygıların, ön yargıların esiri olmadan ancak ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yönelik hassasiyetleri en üst düzeyde tutarak kardeşliğimizi yüceltmenin, hakkaniyet ve adaleti tesis etmenin en temel gereği olan hak ve özgürlükleri en ileri manada geliştirmeye çalışmaktayız. Bu alanda tüm farklılıkların özgürce bir arada yaşadığı örnek bir toplum modelini ortaya koymak için çaba göstermekteyiz.

AK PARTİ iktidarı baştan itibaren her türlü ayrımcılığı reddeden, kucaklayıcı bir siyaset anlayışını ortaya koymuştur. Farklı kimlikleri Türkiye’nin bütünlüğü içerisinde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ortak paydasında her türlü farklılığı zenginlik olarak görerek, birlik içinde yaşatma mücadelesini vermekteyiz. Milletimizin ortak tarihinden, kültüründen ve medeniyetlerinden miras kalan çeşitliliği ve çoğulculuğu yaşatmaya, geliştirmeye kararlıyız. AK PARTİ, milletimizin bin yılı aşkın süredir gerçekleştirdiği kardeşlik ve birlikte yaşama iradesini ileri demokrasi standartları içerisinde daha da ileriye taşımaya ve pekiştirmeye kararlıdır. Bu amaçla, Adalet Bakanlığı yargı reformları ile insan hakları konusunda sürekli olarak iyileştirmeler yapmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bugün görüşmekte olduğumuz 445 sıra sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı da bu reformun bir parçası olarak ele alınmalıdır. Nitekim, gerek ceza hukuku gerek özel hukuk ve gerekse idare hukukuna ilişkin bazı kanunların adli ve idari yargı mercilerince uygulanması suretiyle verilen kararlardan dolayı ilgili kişiler zaman zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle koruma altına alınan hakların ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Bu başvurulardan dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ülkemiz aleyhine verilmiş çok sayıda ihlal kararı bulunmaktadır. Tasarıyla, insan haklarına saygı ve bu konuda ortaya çıkan aksaklıkları iç hukukumuzda çözüme bağlama ilkelerinin gereği yerine getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarının birinci bölümünde yer alan 1’inci ve 14’üncü maddelerine baktığımız zaman, 1 ve 3’üncü maddede Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde ve idari yargı mahkemelerinde açılan tam yargı davalarında davacıya talep edilen miktarı bir defaya mahsus olmak üzere artırma imkânı verilmektedir. Bu düzenleme adil yargılama hakkının kullanılmasını kolaylaştıran ve yargılama ekonomisini sağlayan bir düzenlemedir.

Yine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen ve kesinleşmiş ihlal kararlarını Askerî Yüksek İdare Mahkemesince görülen davalar bakımından yargılamanın iadesi esası kabul edilmektedir. Öte yandan, kamulaştırma davalarında davanın açıldığı tarih ile kamulaştırma bedelinin ödendiği tarih arasında davanın dört ay içerisinde bitirilememesi durumunda, tespit edilen bedele kanuni faiz işlemesi esası getirilmektedir.

Tüm bu düzenlemelere baktığımız zaman tasarının insan hak ve özgürlüklerini geliştiren ve Avrupa İnsan Hakları  Sözleşmesi’nce koruma altına alınan hakları düzenlediği görülmektedir.

Tasarının demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları anlayışına katkıda bulunmasını diliyor, bu duygularla yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Tanju Özcan, Bolu Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de yasa tasarısının birinci bölümü üzerinde şahsım adına düşüncelerimi ifade etmek için söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, müteaddit defalar sözcüler ifade etti, muhalefet sözcüleri. Şunu söylediler, bu net artık: ”Bu tasarı Hükûmetin kendi tasarısı değil. Bu tasarı İmralı’da yapılan görüşmelerin tezahürü olarak bugün buraya geldi.” Bunu hepiniz kabul edin, en azından vatandaşı bu noktada kandırmayın.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen bu tasarının içeriğini biliyor musun ya? Hiç alakası yok.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bakın, ben başka bir konuya gireceğim için kısa geçiyorum. Konuşmam bittikten sonra Sayın Elitaş’ın masasının üzerine 3 tane resim bırakacağım, yakından bakarsınız. Sadece kimlerle yol yürüdüğünüzü görmeniz açısından, belki fikrinizin değişmesi bakımından etkili olur düşüncesiyle bu resimleri Sayın Elitaş’ın masasının üzerine bırakacağım. AKP milletvekillerinin bunu, bu resimleri yakından incelemesini istiyorum. Kimlerle yol yürüdüğünüzü, kimlerle yol yürütüldüğünüzü görmeniz açısından bunu istiyorum.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Resimleri tam göster, tam göster.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz milletimizle yürüyoruz, siz kiminle yürüyorsunuz?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bir de şunu söylüyorlar, diyorlar ki: “Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda neden sessiz?” Dün Sayın Genel Başkanımız net olarak anlattı. Biz bu konuda sessiz falan değiliz. Söyleyeceğimiz her şeyi makul, orta zekâlı bir vatandaşın anlayabileceği şekilde söylüyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, biz milletimizle yürüyoruz da siz kiminle yürüyorsunuz?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Söylediğimiz şu: “Siz teröristlerle iş tutuyorsunuz, siz teröristlerle aynı yolda yürüyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz hiçbir zaman teröristleri muhatap alıp, karşımıza oturtup, adam yerine koyup bu sorunu teröristlerle müzakere etmeyiz.” diyoruz. Bunu bütün parti sözcülerimiz söyledi, Genel Başkanımız da dün grup konuşmasında ifade etti. Artık düşün yakamızdan, Cumhuriyet Halk Partisi sizinle aynı yolda yürümeyecek değerli AKP milletvekilleri. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, önemli bir konuyu, önemli bir iddiayı dile getirmek istiyorum buradan. Bakın, parti sözcülerimiz anlattılar. Pazartesi günü Silivri’de açıkça faşist bir uygulama yapıldı, faşist bir uygulamaya imza atıldı yeniden.

SIRRI SAKIK (Muş) - Ne işiniz vardı orada?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, bu Ergenekon davasını arkadaşlarımız anlattı, ben içeriğine girmiyorum ama bu Ergenekon davasının bir de gizli tanık boyutu var.

Bakın, çok önemli bir iddia dillendireceğim. Geçenlerde, bu devlette önemli görevlerde bulunmuş olan birisi benim kulağıma bir şey fısıldadı, doğru olmamasını temenni ediyorum. Dedi ki: “Tanju Bey, Ergenekon davasının gizli tanıklarından bir tanesinin eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt olduğunu ve bu gizli tanıklık pazarlığının Dolmabahçe’de yapılan o malum görüşmede yapıldığını biliyor musun?”

Arkadaşlar, insanlar buna inanmak istemiyor bazen ama ben size iki tane somut örnek vereceğim. Bakın, Yaşar Büyükanıt’a Hükûmet olarak ekstra güvenceler sağladınız. Mesela bunlardan biri ne? Şu meşhur İnternet andıcı davası, Ergenekon davasıyla birleşti. Davanın konusu ne? Açılmış olan İnternet siteleri. İnternet sitesini açan kim? Açan, Yaşar Büyükanıt. Kapatan kim? İlker Başbuğ. Peki, yargılanan kim sanık olarak? İlker Başbuğ. Bu nasıl yaman bir çelişkidir?

Devam ediyorum, bir konu daha var arkadaşlar. Hükûmete 2007’de muhtırayı veren kim? Yaşar Büyükanıt. Peki, şu anda yargılananlar kim? Yaşar Büyükanıt’ın astları. Yaşar Büyükanıt’a ne verildi karşılığında? Sanık payesi bile verilemedi, şüpheli payesi bile verilemedi, at nalı büyüklüğünde bir hizmet madalyası verildi kendisine.

Şimdi, arkadaşlar, şöyle bir düşünün, bazı güvenceler karşılığında Yaşar Büyükanıt gizli tanıklığı kabul etti mi, etmedi mi? Bakın, bugün orduda soruşturma geçirmeyen üst rütbeli tek subay kalmadı. Kim kaldı sadece? Bu ülkede yakın tarihte Genelkurmay Başkanlığı yapmış olan Yaşar Büyükanıt kaldı. Peki, Yaşar Büyükanıt neden soruşturulamıyor? Sayın Başbakan tarafından kendisine Dolmabahçe’de “Aramızda kalacak.” denilen konuşmada “Gizli tanıklık karşılığında senin hakkında soruşturma dahi yürütülmeyecek.” garantisi verildi mi, verilmedi mi? Ben bunu soruyorum. Yaşar Büyükanıt eğer şerefli bir subaysa bu iddia karşısında sessiz kalmaz. Orada yatan arkadaşları var, Türk subayları var. En azından onların vicdanı rahat etsin diye çıkıp açıkça şunu söyler: “Ben kesinlikle Ergenekon davasında gizli tanık değilim, bu bir iftiradır.” der. Eğer Yaşar Büyükanıt bu iddiaya karşı, Türkiye Büyük Millet Meclisinden dile getirdiğim bu iddiaya karşı sessiz kalırsa gizli tanık olduğunu kabul etmiş olacaktır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 19.32


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

445 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, tasarının birinci bölümü üzerinde on beş dakika süreyle soru- cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sizin de yakından bildiğiniz gibi, taahhüdü ihlal suçu gerekçesiyle üçer aylık tazyik hapsine mahkûm edilen yüz binlerce vatandaşımız bulunmakta. Sizin, bu konuya ilişkin bir yazılı soru önergemize verdiğiniz cevapla da bu konu kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Son birkaç yılda bu durumdaki yaklaşık 85 bin kişi hapse girip çıkmış, 250 bin dolayındaki kişi de kaçak durumdadır. Bu sorunun çözümü için şu anda Hükûmetinizin bir çalışması var mıdır, varsa bu çalışma ne aşamadadır? Bu tasarı veya yarın Meclis gündemine gelecek tasarıda böyle bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Ağbaba? Yok, gelince tekrar söz vereceğim.

Sayın Yılmaz? Yok.

Sayın Şimşek? Yok.

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Bakan, tehdit ve şantajından vazgeçmemiş ve kafamıza silah dayamış terör örgütüyle hukukun ve siyasetin dışındaki yöntemlerle pazarlık yapmak ahlaki midir, terör örgütüne cesaret verir mi, PKK ve Öcalan’ın sivil siyaset yapma sorunlarını çözer mi, etnik ve siyasal anlamda Kürt sorununu çözer mi, terörü çözer mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, bir hususu daha önce sizden teyit etmiştik ama görüyorum ki aynı yanılgı bugün de devam ediyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru sıralamasında Rusya’dan sonra 2’nci olduğumuz ifade ediliyor. Bu, sayısal çoğunluğa baktığınız zaman öyle ama nitelik olarak öyle değil. Türkiye’nin başvuruları 1’inci sıradadır çünkü kabul edilebilir başvuru açısından Rusya’nın yaptığı pek çok başvuru Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince reddediliyor. Doğal olarak toplam niteliğe baktığınızda, Türkiye’nin kabul edilebilir başvuru sırasındaki yeri 1’inci sıradadır. Bunu kayıtlara geçirmek için daha önce ifade etmiştim ama tekrar hatırlatıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Işık şunu sordu: Taahhüdü ihlal suçundan dolayı şu ana kadar cezaevine girip çıkan 85 bin kişi ki bizim cevap önergemizde vardı bunlar.

“Bunun için bir çalışmanız var mı?” Sayın Işık, İcra İflas Yasası’nın yeniden yapılması, düzenlenmesi konusunda bir bilim komisyonuyla beraber Bakanlığımızın elemanları ve uygulamacılardan oluşan bir ekip çalışıyor şu anda. Baştan aşağıya, tepeden tırnağa bu yasayı yeniden gözden geçiriyorlar. Bu komisyonun çalışmalarından sonra buna sağlıklı bir cevap verme imkânımız var. Şu aşamada söyleyeceğim şeyler bir miktar afaki kalacaktır. Onun için bir süre sonra daha sağlıklı bir bilgi arz edebilirim.

Sayın Köse, tehdit ve şantajından vazgeçmemiş terör unsurlarıyla görüşme yapmak sorunu çözme açısından ne kadar ahlakidir, ne kadar hukukidir vesair şeyleri sordular. Sayın Köse, bu çabalar, çalışmalar… Eğer İmralı görüşmelerine atıf yapıyor iseniz, İmralı görüşmeleri -daha önce de defalarca ifade etmiştim- İmralı hükümlüsünün Türkiye’ye geldiği 99 yılından itibaren zaman zaman yapılmıştır. Bu görüşmeler nedeniyledir ki 1999 yılında örgüte bağlı silahlı unsurlar yurt dışına çıkış girişiminde bulunmuşlardır. O aşamada yaşanan birtakım sıkıntılardan mütevellit süreç akamete uğramıştır ve maalesef bugüne kadar bu sorun süregelmiştir. Belki o süreçte daha sağlıklı bir yöntem izlenebilseydi bugün bu problemlerle uğraşmıyor olabilirdik diye Komisyonda da ifade etmiştim.

Bu açıdan, bu yapılan çalışmalar, devletin elinde olan bir imkânı kullanmaması görevi ihmal olur, görevi kötüye kullanma olur. Türkiye'nin bir problemi var mı? Var. Sizin kendi içerisinde şu anda siyaset yaptığınız partinizin bu konuya ilişkin şurada, elimde onlarca düzenlediği raporlar var. Bu raporlarda bu sorunun tanımları var. Bu sorunun çözümü için önerdiğiniz çözüm yolları var. Bütün bunların üzerinde çalışmak, bütün bunlarla ilgili emek sarf etmek ve Türkiye'yi gelecekte bu problemden arındırmak bu ülkeye sevdayla bağlı olanların işidir. Onun için, birbirimizi farklı değerlendirmelerle ifade etmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bu sorun senin de canını yakıyor, benim de yakıyor; doğudakinin de canını yakıyor, batıdakinin de canını yakıyor. Amaç, silahların tamamen devre dışında bırakılması ve bundan sonra Türkiye'de hukuku zorlayan, insanların kanını, canını yakan bu problemi ortadan kaldırmaktır. Buna dönük çalışmalar elbette ki belli mesafeler alır ise hukuk sınırları içerisinde sürecin sonlandırılması çalışmaları gelecektir.

Sayın Gök “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde başvuru sıralamasında Türkiye 2’nci gibi görünse de Rusya’nın başvuruları niteliksiz olduğu için Türkiye'den yapılan kabul edilebilir başvuru sayısı daha fazladır.” diyor. Olabilir. Bununla ilgili farklı bir iddia sahibi değiliz. Aleyhine en çok başvuru yapılan 2’nci ülke olsak ne olur, 1’inci ülke olsak ne olur. Biz o sıralamada hiç olmak istemiyoruz. Bu bir problem ve Türkiye'nin problemi. Ama bu tezinize karşı ben şunu da söyleyebilirim: Türkiye 76 milyonluk bir ülke ve 16.700 derdest dosyası var AİHM’de. Ama Sırbistan diyelim ki 8-10 milyonluk bir ülke, 12 bin dosyası var. Şimdi, buna baktığınız zaman, nüfusla orantıladığınız zaman Sırbistan’ın bizim önümüzde olması lazım eğer böyle bir nitelikli, niteliksiz nüfus oranı vesaire bakarsak; farklı parametreler araya girebilir. Önemli olan şu: “76 milyonluk bir ülke de olsak, 1’inci olsak, 2’nci olsak, 3’üncü olsak durumumuz iyi değil, bu durumu düzeltmek için gayret sarf ediyoruz.” dedik. Bunun için, mevzuattan kaynaklı problemleri aşmak için huzurlarınıza düzenleme getiriyoruz. Uygulamadan kaynaklı sorunları aşmak için uygulayıcıların eğitimini kapsayan yurt içinde, yurt dışında eğitim çalışmaları yapıyoruz, artı, uygulayıcıların yani hâkim ve savcıların terfi edebilmesi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla ne ölçüde uyumlu karar verdiklerini denetleyen bir sistemi devreye koyduk ve 2012 Aralığında terfi kriterleri uygulanırken bu kriter de devreye alındı. Yani, bir hâkim vermiş olduğu kararda, yapmış olduğu uygulamalarda İnsan Hakları Mahkemesinin kriterlerini aşındıracak kararlar vermişse, uygulamalar yapmışsa onun terfisini zora sokan bir uygulama başlattık. Bütün bunların tamamı bu karnenin iyileştirilmesini sağlamak içindir. Türkiye'nin…

Şimdi, şöyle bir değerlendirme yapılıyor kürsüde, deniliyor ki: “Efendim, siz bunu bizim insanımız için yapmıyorsunuz.” Evet. “Türkiye'nin AİHM’deki tablosu düzelsin diye yapıyorsunuz.”

Arkadaşlar, oradaki tablo düzelir ise zaten Türkiye’deki uygulamalar da normale gelmiş demektir. Nedir AİHM’in değerlendirdiği kriter? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde korunması gereken haklar korunuyor mu, korunmuyor bu? Buna bakarak Türkiye’yle ilgili yapılmış şikâyetlerle ilgili karar veriyor mahkeme. Eğer ihlalleri önleyebiliyor isek bu şu demektir: Türkiye’deki uygulamalarda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklı haklar korunuyor, bu haklara riayet ediliyor demektir. O açıdan bunlar birbirinden farklı, ayrı şeyler değil. Bunu arz etmek istedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şimşek…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir sayın milletvekilinin biraz evvel sorduğu bir soru üzerine, Sayın Bülent Arınç’la ilgili davada savcılık soruşturmasının devam ettiğini, Deniz Feneri davasında ise yargılamanın devam ettiğini söyleyerek bu davalardaki hukuki süreci ifade etti. Ancak PKK’lı teröristlerle ilgili olarak verdiği cevap doğrusu hepimizi hayrete düşürmüştür. Otuz yıldır ülkede kan aktığını, bu kanın akmaması için bunların bu zamana kadar işledikleri suçları bundan sonra işlememeleri kaydıyla “Bu zamana kadar işledikleri suçlara göz yumalım.” şeklinde bir yaklaşım içerisinde olduklarını ifade ettiler.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Kesinlikle. İsterseniz tutanakları çıkaralım, bakalım, böyle bir şey yok.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Bakan, bu yetkiyi nereden almaktasınız? Bir hukuk devletinde yargılamadan bunları affetme yetkisi hangi yöneticilerde vardır? Varsa, hukuk devletinde her suç işleyen kişinin ya da kurumun devletle pazarlık yapma hakkı var da biz mi bilmiyoruz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana bir sorum olacak. Geçen gün Millî Savunma Bakanına sordum bunu, Sayın Bakan dedi ki: “Adalet Bakanına bir sorayım, ben bilmiyorum.”

Sayın Bakan, bir mahkûm ya da bir asker… Hepimiz askerlik yaptık, ailemize mektup yazdığımız zaman “Er mektubu görülmüştür.” damgası basılır, mahkûmlar için de “Mahkûm mektubu görülmüştür.” damgası. Ortalık mektuptan geçilmiyor, Kandil’e, her yere mektuplar gidiyor. Abdullah Öcalan’ın yazdığı mektupların –net cevap istiyorum- üstüne siz Adalet Bakanlığı olarak “Mahkûm mektubu görülmüştür.” damgası bastınız mı, basmadınız mı? Ben bunu merak ediyorum. Yani, tutuklu olan pek çok insan var bu ülkede, pek çok görevleri yapmış. Hepsine –askerlik yaptık hepimiz- hepimize bu damga basıldı. Abdullah Öcalan’ın mektuplarına bu damgayı bastınız mı, basmadınız mı? Eğer bu damgayı basmadıysanız bu ayrıcalık neden?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, şimdi, adaletin gözü kapalı olmalı, gözü görmemeli adaletin ama siz öyle bir anlatıyorsunuz ki şimdi… Geçmişte siz de avukatlık yaptınız, ben de uzun yıllar avukatlık yaptım önce devlet güvenlik mahkemelerinde, daha sonra da özel yetkili mahkemelerde. Bizim bir kısım müvekkillerimiz, sadece sprey boya kullandığı için ya da sprey boyada parmak izi olduğu için ya da yardım yataklık yaptı diye -Yani normal devlet memurları var bunların içerisinde, öğrenciler var- önce üç yıldan başladı, on yıla, on beş yıla kadar ceza aldılar ve bir kısmı hâlen cezaevinde yatmaktadır. Yani hiçbir suç işlememiş ama elindeki silahları toprağa gömmüş ya da gömmemiş, bırakmış bırakmamış adamları dışarıya salacağız biz. Yani sizinle baş eden, size hak eden mi yaranıyor, ben bunu anlamak istiyorum. Adaletin gözünü tamamen kör ettiniz, kapalı olan gözünü maalesef bu söylediğiniz yaklaşımla. Yani adaletin ben hiçbir yerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, elbette, on yıldır iktidardasınız ve doğal olarak da sizleri eleştireceğiz. Siz de konuşmalarınızda sanki dün iktidara gelmişsiniz gibi konuşuyorsunuz ve nitelik, nicelik tartışmalarını biraz üzerinizden atmaya çalışıyorsunuz ama ben size bir başka rakam daha vereyim o zaman: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dün hangi ülkenin ne kadar mahkûm olduğuna dair bir rapor açıkladı, bilmem haberiniz var mı? İtalya 119 milyon 558 bin euro ile 1’inci -2012 yılı rakamları- Türkiye yine iddialı bir durumda, 2’nci sırada, 23 milyon 424 bin euro. Yani bunları siz görüyor musunuz? Bu rakamları dikkate alıyor musunuz? Yaptığınız çalışmalarda diyebiliyor musunuz “Biz on yıllık süre içerisinde ihlalleri kaldıracak çalışmalar yapabildik.” Ama görüyoruz ki hem başvuruda öndeyiz hem de en yüksek tazminat ödeyen ülkeler arasında. Birazdan konuşmamda da anlatacağım, bu getirdiğiniz tasarıda birçok hukuksuzluklar var.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Bakanımız bir soruya cevap verirken şöyle söyledi: “1999’dan bu tarafa bebek katili Abdullah Öcalan’la görüşülüyordu, bugüne kadar da devam etti.” dedi. Ben 1999 yılında bu Mecliste parlamenterdim, ne basında ne kamuoyunda böyle bir görüşmenin olduğunu biz duymadık. Dolayısıyla, hangi gerekçelerle o dönemi kapsayan bir görüşme olduğunu söylüyor, Bakanımız cevap verirse memnun olurum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Şimşek’in ifade ettiği bir şey var, benim sözlerimi çok yanlış anlamışsınız, tutanaklardan çıkaralım. Ben şunu ifade ettim: Son otuz yılda bu ülkede can kayıpları yaşandı, acılar yaşandı ve fakat bu otuz yılda yaşananları temize çıkarma gibi bir gayretimiz yok, altını çizdim. Temize çekme gibi bir gayretimiz yok. Ancak bundan sonra bu suçlar işlenmesin, yeni canlar kaybolmasın, yeni anaların göz yaşları olmasın dedim. Bunlar tutanaklarda vardır, buradan çıkartırız. Yoksa geçmişte yapılmış bu yanlışları yürütme organının bir mensubunun iki sözüyle, iki cümlesiyle bir tarafa koyabilmesi mümkün değil.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Silahları bırakıp gidecekler ya.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bunu bilecek noktasındayız.

Şimdi, onun dışında Sayın İnce; İmralı’daki uygulamaların tamamı Türkiye’deki 370 civarındaki ceza infaz kurumundakilerle birebir aynıdır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Damga var mı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Mektuplarda, yazışmalarda kontroller yapılmadan hiçbir işlem yapılmaz. Oraya girenler de kontrol edilir, çıkanlar da kontrol edilir. Oraya görüşmeye gidenler kendileri cevapları alıp gelmezler, notlarını götürmezler. Bunlar gene olması gereken şekilde idarenin üzerinden yapılır. Dolayısıyla Silivri’de ne varsa, Ankara Sincan’da ne varsa, efendim İzmir’deki Şakran Cezaevinde ne varsa İmralı’daki F Tipi Cezaevinde de o var, farklı bir uygulamamız yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, damga var mı, damga? Var mı damga?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Var, var hepsi, hiçbir eksiğimiz yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Damga var mı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Hepsi kayıt altında Sayın İnce.

Sayın Başkanım…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Damga yok.

BAŞKAN – Buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yapılan bütün işlemlerin hepsi kayıt altındadır. Ceza güvenlik tedbirleri hakkındaki Kanun’un gerektirdiği bütün hususlara riayet edilmektedir.

Sayın Köse, “Adaletin gözü kapalı olmalı, işte bunları sokağa nasıl salacaksınız?” Bizim böyle bir şey yapma yetkimiz de imkânımız da söz konusu değil ancak şu anda yapılanlar bunun fikrî çalışmasıdır, altyapı çalışmasıdır. Şayet böyle bir ihtimal gündeme gelecekse zaten bu Parlamentodan yetki alınmaksızın böyle bir şeyin yapılma imkânı yoktur. Buna dönük herhangi bir tespitimiz ya da söylemimiz olmamıştır, olamaz da bundan sonra.

Sayın Gök, tazminat miktarları üzerinden bir değerlendirme yaptılar. Bu tazminat miktarları bizim komisyonlarda verdiğimiz rakamlardır yani bunlar gizli saklı şeyler değil. Türkiye’nin aleyhine 2012 yılında 23 milyon euro civarında tazminata karar verildiğini biz komisyonda da ifade ettik. Şimdi, bunun için gayret sarf ediyoruz. Bu çabalar ne zaman başladı? Aktif olarak 2011’in… Daha önce 2002’den beri, özellikle Sayın Bal’ın kürsüden sorduğu “AK PARTİ on yıldır iktidarda, on birinci yılında, şimdi mi aklına düştü bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları?” 2002’yle 2005 arasında, Kopenhag siyasi kriterlerini karşılamak üzere bu Parlamento sabahlara kadar çalıştı. Gündüzden girdik, ertesi gün sabah üzerimize bu Parlamento çatısı altında güneş doğdu. Ve o dönem -hatırlıyorum, ben Grup Başkan Vekiliydim- tüm Parlamento tarihinin en çok yasa çıkartılan dönemidir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, süre, süre…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – 980 civarında kanun tasarı ve teklifi yasalaşmıştır dört buçuk yılda. Parlamento tarihinde böyle bir şey yok. Bütün bunların hepsi, İnsan Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklı hakların karşılanabilmesi için, Türkiye’deki demokratik standartların işletilmesi için…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, bugünkü süre toleransınız nereden kaynaklanıyor? Bazen hiç ek süre vermiyorsunuz. Bu süre fazla.

BAŞKAN – Sayın Serindağ, sayın milletvekilleri soru sordular, Sayın Bakanın cevap vermesini istediler, onun için uzatıyoruz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Cevap verilmediği zaman da “Cevap vermiyorsunuz.” diyorsunuz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın milletvekili de kürsüye konuşmak için çıkıyor. Süresi bitince söz hakkı vermiyorsunuz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Peki Sayın Başkanım, o zaman biz yazılı cevap verelim cevap veremediğimiz sorulara.

Teşekkür ediyorum

BAŞKAN – Bundan sonra vermeyeceğim Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Dilediğiniz gibi mi yöneteceksiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Evet, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeler varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 1. maddesi ile değiştirilen 1602 sayılı yasanın 46. maddesine eklenen 4. fıkrasında “içinde” ibaresinden sonra gelen “cevap” ibaresinin metinden çıkarılarak “yanıt” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

             Mevlüt Dudu                Mustafa Serdar Soydan                      Levent Gök

                   Hatay                                 Çanakkale                                    Ankara

      Dilek Akagün Yılmaz                   Tufan Köse                               Aytun Çıray

                    Uşak                                    Çorum                                         İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı 1. maddesinde yer alan “otuzgün” ibaresinin “kırkbeş gün” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Murat Bozlak                         Levent Tüzel                             İdris Baluken

                   Adana                                  İstanbul                                       Bingöl

                Adil Kurt                              Erol Dora                                 Halil Aksoy

                 Hakkâri                                  Mardin                                         Ağrı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 1. Maddesi ile değiştirilen 1602 Sayılı Kanunun 46. Maddesinin 4. Fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Ancak, tam yargı davalarında tespit edilen gerçek zarar dava dilekçesinde belirtilen miktardan daha fazla ise, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle dava konusu miktar arttırılabilir ve miktarın arttırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”

                Faruk Bal                            Oktay Vural                           Mehmet Erdoğan

                  Konya                                    İzmir                                         Muğla

           Mustafa Kalaycı                     Mehmet Şandır                          Mehmet Günal

                  Konya                                   Mersin                                       Antalya

                                 Oktay Öztürk                                    Alim Işık

                                     Erzurum                                         Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir zaruretten, bir ihtiyaçtan getirilen bu kanun tasarısı üzerinde grubumuzu temsilen Sayın Faruk Bal detaylı açıklamalarda bulundu, sorduğu sorulara da cevap alamadı.

Şimdi, bu önergeyle veya bu maddeyle yapılan düzenleme çok zaruri bir düzenleme ama Sayın Bakanın demin verdiği cevap “Bunun için niye on bir sene beklediniz?” sorusunun cevabı değil yani bir maddelik bir düzenleme.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Cevabı verirken engellendik Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Biz de -birazdan ifade edeceğim- olumlu buluyoruz bunu çünkü Milliyetçi Hareket Partisi bireysel hak ve özgürlüklerin önündeki kısıtlamaların kaldırılmasını, sonuna kadar kaldırılmasını savunan bir siyasi partidir. Burada da insanlarımızın savunmayla ilgili, yargılanmayla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden, Sözleşmesi’nden kaynaklanan bu haklarının kullanılmasına iç hukukun düzenlenmesini çok gerekli ve mecburi bir husus olarak görüyoruz ama on bir yıllık iktidarda kaçıncı yargı paketi olduğunu da unuttuk. Yani daha bu dönem üçüncü yargı paketi, muhtemel, daha öncekilerle beraber onu, on beşi geçtik. Bu kadar beklenmiş olmasının bir izahı yok.

Değerli milletvekilleri, birkaç önergede bu türde bir konuşma yapacağım. Konuşmamın amacı şu: Şimdi, burada bir müzakere yapıyoruz. Bu kanun buradan çıktıktan sonra Meclisin kanunu olacak yani iktidarın kanunu değil, Türkiye’nin kanunu olacak. Dolayısıyla bir müzakere yapmamız lazım; karşılıklı birbirimizi dinlememiz, anlamamız, ortak aklı üretmemiz lazım. Ama öyle bir usul konulmuş ki ben bizim önergeyi Sayın Bakanın, yani gerekçesiyle okuyup anladığını, incelediğini çok zannetmiyorum çünkü örnekleri her defasında böyle oluyor. “Katılıyor musun?” “Katılmıyoruz.” “Katılıyor musun?” “Katılmıyoruz.” Grup da ona bağlı olarak elini kaldırıp indiriyor. Dolayısıyla, ben verdiğimiz önergenin gerekçesinin de okunarak dikkate alınmasını özellikle istirham ediyorum.

Ama bir emeğe saygının gereği, değerli milletvekilleri, bu kanunlar komisyonlarda detaylı inceleniyor, hatta alt komisyonlara gönderiliyor, orada teknik olarak uzmanlar nezdinde inceleniyor. Dolayısıyla, orada yapılan çalışmalara, verilen emeğe Genel Kurulun saygı göstermesi lazım ama maalesef böyle bir şey yok. Biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Alt Komisyonda Sayın Murat Başesgioğlu Milletvekilimizin ifade ettiği muhalefet şerhindeki hususları burada tutanaklara geçmesi için sonuna kadar okuyacağım. Bir, iki, üç önerge, neyse. Çünkü önemli, çok önemli hususları ifade ediyor, tenkitler getiriyor, sorular soruyor. Ümit ederim ki Sayın Bakan bundan sonra bu muhalefet şerhi doğrultusunda verdiğimiz önergeleri dikkate alır ve katılıp katılmamak konusunu inceleyerek değerlendirir diye düşünüyorum.

Öncelikle, muhalefet şerhimizin birinci hususu şu: Bu kanunun ismi yanlış. Değerli arkadaşlar, “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına” böyle bir isim olmaz, bu, hukuk tekniğine aykırı. Kanunda değişiklik yaparsınız. Bir konuyu, o konuyla ilgili birçok kanunda değişiklik usulü İç Tüzük’e uygun değil. Kaldı ki bu kanunun kamulaştırma davasında faizin ne zaman uygulanacağı, idari yargıda ıslah müessesesinin geliştirilmesi, adli yardım konusunun yeniden düzenlenmesi gibi, ifade özgürlüğüyle doğrudan ilgisi bulunmayan düzenlemeler de yer almaktadır. Yani kanunun içeriğiyle başlığı birbirleriyle örtüşmüyor Sayın Bakanım. Torba kanun deyin, zaten o işi usul ettiniz, onu da çorbaya çeviriyorsunuz. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde o yönde de bir tenkit yiyeceğinizi beklediğinizden dolayı, zannediyorum, ismi güzelleştirerek içeriği çok da önemli değil diye, ihtiyaç duyulan konuları getirip buraya koyuyorsunuz.

Bu nedenle, tasarının başlığı kamuoyunda gereksiz beklenti yaratan, içeriğiyle de örtüşmeyen zorlama bir başlık olmuştur. Tasarının genel gerekçesinde -değerli arkadaşlar, burası önemli, detayını getireceğim ama- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının azaltılması amaçlandığı ifade edilmiştir. Yoğun olarak ihlal kararı verilen alanlarda, maalesef, bu düzenleme yeterli değildir. Birazdan arz edeceğim diğer önergede. Yani bu gerekçeyle bir kanun tasarısı getiriyorsunuz ama en çok ihlal, tazminat cezasına mahkûm edildiğimiz konularda düzenleme getirmiyorsunuz Sayın Bakanım. Bunu da, gelin, burada birlikte düzenleyelim. Zaten mutabakatımız var. Bundan sonraki önergede onu da arz edeceğim.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı 1. maddesinde yer alan “otuzgün” ibaresinin “kırkbeş gün” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Levent Tüzel (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi selam ve barışla diyerek sözlerime başlıyorum.

Bugün “insan hakları ve ifade özgürlüğü” başlığı altında önerilen bir yasayı görüşüyoruz. Sayın Bakanın açıklamaları da özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına yansıdığı biçimiyle bu alandaki karnemizin fevkalade kötü olduğu noktasında ve aynı zamanda da bu düzenlemelerle birlikte Hükûmetin özgürlük ve güvenlik paradoksundaki tutumunun kişi hakları yönünde olacağını ifade ediyor. Bu yöndeki iyileştirici düzenlemelerin sözde ve konjonktürel kalmamasını ve bütün ülke insanları, yurttaşları için eşit haklara ve demokratikleşmeye dayalı bir düzeni de beraberinde getirmesini ben de diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 10 Nisan. Gazeteci Metin Göktepe, hatırlayacaksınız, 96 yılında polis tarafından işkenceyle öldürülmüştü. 10 Nisan, Metin Göktepe gazetecilik ödüllerinin doğum günü vesilesiyle verildiği bir gün ve ülkemizde emeğe, hak ve özgürlüklere, doğru habere ve insan haklarına dayalı haberler yapan gazetecilere ödüller veriliyor.

Bugün aynı zamanda Türk polis teşkilatının 168’inci yılı. Birçok konuşma yapıldı ve insan haklarıyla, ifade hürriyetiyle ilgili düzenlemelerle birlikte bugün gelmiş olması tabii anlamlı. Dediğim gibi, dileğimiz bu türden hak ihlallerinin son bulması ama işte Emek Sineması önünde yaşananlar, Dicle Üniversitesinde yaşananlar, yine Diyarbakır kentinde bir gencin polis kurşunuyla vurulmuş olması, bütün bunlar, aslında bu örnekler hâlâ son derece taze hafızamızda.

Bugün sevindirici bir haber aldık, on aydır yargılanan KESK yöneticileri tahliye edilmişler. Aslında toplumda işte bu dördüncü paketle birlikte gelen beklenti de bunun gibi düşüncelerinden, emeği savunmalarından, insan haklarından yana, ülkenin geleceğini düşündükleri için, siyasi nedenlerle ve konjonktürel olarak cezaevlerine atılmış binlerce insanın özgürlüklerine kavuşması. Bu türden bir yargı uygulamasının devam etmesini diliyoruz. Tabii, uzun tutukluluk ve siyasi yargıdaki olumsuzluklar başka alanlarda da karşımıza çıkıyor. Dileğimiz odur ki o alanda da tüm cezaevlerinde bulunanlar, başta milletvekili arkadaşlarımız olmak üzere, hızla özgürlüklerine kavuşsunlar.

Ülkemiz bir çözüm süreci -Hükûmetin adlandırdığı şekilde- barışın ve çözümün bir dayanak hâline getirilip demokratik adımların atıldığı bir süreci yaşamak istiyor. Şimdi, dolayısıyla, bu sorun hepimizin sorunu ama dünkü araştırma önergesinde, bugün yine bu konu üzerine konuşan kimi milletvekili arkadaşlarımızın, özellikle CHP ve MHP görüşünden milletvekili arkadaşlarımızın bu gelişmelerin ve ülkedeki bu iklimin tamamen karşısında bir tutumda konuştuklarını görüyoruz. Yani, millî ve üniter yapının teröre kurban edilmesi, taviz verilmesi, ülkenin bölünmesi, pazarlık yapıldığı, teslimiyet, Amerikan planları gibi sözlerle, nitelendirmelerle bu süreç adlandırılıyor. Bizim, ülkemizin emek, demokrasi ve sosyalist güçleri, özellikle Cumhuriyet Halk Partisinden şöyle bir beklentimiz var: Ülkemizde bir ezilen ulus, ezilen halk gerçeği var ve bu gerçeklik, “Türk milleti ortadan kaldırılıyor.” denilerek bu gerçeklik ortadan kaldırılamaz. Dolayısıyla, bugün sosyal demokratların, demokrasi güçlerinin görevi hak eşitsizliğini ortadan kaldırmaktır; dil, ana dil yasağını, bir baskıya dönüşmüş bu yasağı ortadan kaldırmaktır. Gelin, hep birlikte, ülkenin demokratikleşmesi için bu sürece yani silahların sustuğu, çatışmanın son bulduğu, kanın akmadığı ve herkesin dört elle sarıldığı bu sürece sadece AKP’nin bir alanı olarak değil, bu ülkede demokratikleşmeyi isteyen 76 milyon yurttaşın özlemlerinin sahiplenmesi olarak hep birlikte el atalım ve devletten kaynaklı, sadece işkence suçlarında değil, bu yasayla birlikte de devletten kaynaklı yaşam hakkı ihlallerinde de zamanaşımının ortadan kaldırılması gibi düzenlemelerle ve  ifade özgürlüğüne, örgütlenme özgürlüğüne, basın hakkına ve bütün bunların üzerindeki Terörle Mücadele Yasası ve özel mahkemeleri kaldıracak gerçekten bir özgürlük ve demokrasi kavgasını hep birlikte verelim. Emek ve demokrasi güçleri olarak sosyal şovenizme, milliyetçiliğe sarılmak değil, halkların dayanışmasına, kardeşliğine, demokratik birliğe sahip çıkmak bugünün görevidir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın ince, Sayın Yüceer, Sayın Serindağ, Sayın Gök, Sayın Köse, Sayın Özdemir, Sayın Özgündüz, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Şeker, Sayın Genç, Sayın Tunay, Sayın Özgümüş, Sayın Kurt, Sayın Akova, Sayın Köprülü, Sayın Türmen, Sayın Işık, Sayın Seçer, Sayın Bayraktutan, Sayın Toprak.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                    

 

Kapanma Saati: 21.08


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

 (Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3 - İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  Önerge kabul edilmemiştir.

445 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi tasarının 1’inci maddesi üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 1. maddesi ile değiştirilen 1602 sayılı yasanın 46. maddesine eklenen 4. fıkrasında “içinde” ibaresinden sonra gelen “cevap” ibaresinin metinden çıkarılarak “yanıt” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

                                                                                              Levent Gök (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Levent Gök, Ankara Milletvekili.(CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı görüşülürken gerek Sayın Bakanın açıklamaları gerekse kanunun gerekçesi ve gerekse iktidar partisine mensup sözcülerden anlıyoruz ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki davalarımızı bir yola getirmek ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde korunan değerlere uygun yasalarımızı çıkartmak amacıyla getiriliyor. Ancak, Sayın Bakan biliyor musunuz ki başlığında “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü” ifadesi bulunan bu kanun tasarısı, ben İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesiyim, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda görüşülmedi. Şimdi, eğer siz maddenin gerekçelerini ve adını bu şekilde koyduysanız, bir kere, öncelikle bunun esas komisyon olarak, eğer onu kabul etmiyorsanız, en azından tali komisyon olarak İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda görüşülmesi gerekmez miydi değerli arkadaşlarım? Yani İnsan Hakları Komisyonunun görev alanına giren bir yasayı tartışıyoruz ama bu tasarı Meclis İnsan Hakları Komisyonuna getirilmedi, konuşulmadı. Şimdi ben burada doğal olarak sormak durumundayım, bu kanun tasarısı İnsan Hakları Komisyonuna sevk edildi mi? Sevk edildiyse AKP’li Başkan ve İnsan Hakları Komisyonu üyeleri bunu niçin gündeme alıp tartışmadılar? Değerli arkadaşlarım, bunlar önemli konular.

Şimdi, bunları niçin söylüyorum? Daha önce insan hakları kanun tasarısında ve ombudsmanlık kanun tasarısında burada biz ne söylediysek ve nasıl eleştirdiysek, Avrupa Birliği ilerleme raporunda bizim  sanki buradan söylediklerimizi aynen cımbızla almış gibi raporlara koydular. Biz ülkemizi seviyoruz, ülkemizin demokratik olmasını, insan hakları yönünden çok saygın bir ülke olmasını arzu ediyoruz. Yapıcı muhalefetimizi de yapıyoruz ama sizler buradan söylediklerimizi yerine getirmiyorsunuz. Sayın Bakan iddialı konuşuyor ama eğer bu tasarı İnsan Hakları Komisyonuna gelseydi ben sizlere şunu söylerdim Sayın Bakan, derdim ki: Sayın Bakan, bakın, Uluslararası Af Örgütü daha geçtiğimiz günlerde bir rapor yayınladı. Bu raporunda, Uluslararası Af Örgütü… Siz istediğiniz kadar kendinizi inandırmaya çalışın, bazı gerekçeler ileri sürün ama bunu Avrupa kamuoyu ve uluslararası insan hakları örgütleri, uluslararası af örgütleri yutmuyorlar. Uluslararası Af Örgütünün raporunu ben sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu raporda “Türkiye’de ifade özgürlüğü tehdit altında. Her yıl binlerce insan -gazeteci, avukat- aleyhinde hukuku istismar eden yüzlerce kovuşturma açılıyor.” diyor değerli arkadaşlarım. “Son yıllarda görülen en olumsuz gelişme, siyasi konuşmalar, eleştirel yazılar, gösterilere katılım ve yasal siyasi grup ve örgütlerle bağlantı da dâhil olmak üzere herkes hakkında kovuşturma açmak olmuştur.” diyor Türkiye hakkında Uluslararası Af Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü konuyu dördüncü yargı paketine yani bugün görüştüğümüz kanuna getiriyor. Orada aynen şunu söylüyor değerli arkadaşlarım: “Hükûmetin ilk açıklamaları, dördüncü yargı paketinin ifade özgürlüğüyle ilintili suçlar hakkındaki kovuşturmaların uluslararası insan hakları standartlarıyla ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla uyumlu hâle getirileceğine işaret ediyordu ancak hâlen -bu yasayı işaret ediyor- Türkiye Büyük Millet Meclisinde bekleyen yasa tasarısı tam anlamıyla bu hedefe ulaşmıyor.” Kim söylüyor bunu? Uluslararası Af Örgütü söylüyor. Biz bunu kanunu niçin çıkartıyoruz? İşte, insan hakları kuruluşları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’ye iyi gözle baksın diye. Uluslararası Af Örgütü devam ediyor: “Kapsamlarının genişliği sebebiyle ifade özgürlüğünü tehdit eden diğer suç maddeleri ise gündemdeki değişiklikler çerçevesinde ifade özgürlüğü hakkıyla ilgili uluslararası standartlara uyumlu hâle getirilmiyor. Mevcut hâliyle -Sayın Bakan, aynen bakın ifadeyi okuyorum- Meclisten geçmesi durumunda dördüncü yargı paketi bir kez daha hakiki bir insan hakları reformunu hayata geçirmek yolunda kaçırılmış bir fırsat olacaktır.” İyi mi değerli arkadaşlar? Bunları size kim söyleyecekti? Bunları eğer Komisyonumuza gelseydi -bizler bütün raporları takip ediyoruz- sizlerle paylaşacaktık. Şimdi siz yasayı çıkarttığınızı zannedeceksiniz ama daha Uluslararası Af Örgütü hükmünü vermiş durumda.

Değerli arkadaşlarım, lütfen muhalefetin sesine kulak verin diyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2. maddesi ile değiştirilen 1602 sayılı yasanın 64. maddesine eklenen fıkranın son cümlesinde yer alan “bir yıl” ibaresinin metinden çıkarılarak “iki yıl” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

     Mustafa Serdar Soydan                Mevlüt Dudu                      Dilek Akagün Yılmaz

                Çanakkale                                 Hatay                                          Uşak

             Ali Özgündüz                         Tufan Köse                               Aytun Çıray

                 İstanbul                                  Çorum                                         İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 2. maddesi ile değiştirilen 1602 sayılı Kanunun 64. Maddesinin (ı) fıkrasında bulunan “veya” kelimesinden sonra gelmek üzere;

“Türkiye'nin usulüne göre onaylayarak yürürlüğe koyduğu” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Faruk Bal                          Mehmet Şandır                               Alim Işık

                  Konya                                   Mersin                                      Kütahya

              Bülent Belen                      Mustafa Kalaycı                           D. Ali Torlak

                 Tekirdağ                                 Konya                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakanım, katılmadığınız önerge, Türkiye'nin muhtemel gelecekte karşılaşması hâlinde sıkıntıya gireceğimiz bir hususa tedbir için hazırlandı. Burada, önergemizde diyoruz ki… Maddeyle beraber okuyayım: “1602 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent ile maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir...” Bu fıkrada “Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin…” Bu eki protokollerin bazılarında bizim onayımız yok. Şimdi, bunu eğer siz buraya dercetmezseniz, o onayımızın olmadığı protokollerdeki hususları da kabul etmiş olacaksınız. Hâlbuki, bu cümleyi oraya eklerseniz, bu ihtimal, bu muhtemele tedbir geliştirmiş olursunuz. Önergemiz bu kadar masum ama demin söylediğim gibi “Katılıyor musun, katılmıyor musun?” Ya, doğru değil bu usul. Eğer ortak akıl üretiyorsak, bu kanun hepimizin kanunu olacaksa… Biz de Türkiye'nin faydasına ve muhtemel gelecekte tedbirlerin alınması için çalışıyoruz. Lütfen, bunu bir daha değerlendirmenizi istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce burada konuşan Sayın Levent Tüzel -değerli milletvekilleri,  bakın,  şu anda televizyon yok, halka konuşmuyoruz, size konuşuyorum- dedi ki: “Dün, Milliyetçi Hareket Partisi -CHP’yi de katarak- bu kanunla çelişen, bugünkü müzakereyle çelişen bir tavır içerisine girdiler.”

Değerli arkadaşlar, buradan size söylüyorum. “Çözüm süreci” dediğiniz hadisenin içeriğini bize açıklayın diyoruz. Sayın Bakanım, sayın bakanlar; bu çözüm sürecinin içeriği ne, kapsamı ne, amacı ne, bunu bize açıklayın.

Bakın, size bugün, burada bir metin okuyacağım. Çözüm süreciyle PKK’nın çözülmesi mi kastediliyor? BDP milletvekilleri, kendinizi kandırmayın.

SIRRI SAKIK (Muş) – Kürt sorununun çözümü…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – AKP milletvekilleri, kendinizi kandırmayın, bu soruya cevap istiyorum. PKK’nın çözülmesini mi amaçlıyorsunuz çözüm süreciyle, yoksa bakın, başka bir şey mi açıklıyorsunuz, Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünü mü amaçlıyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, kafanızı kuma sokmayın. Milletin gözünün önünde bir tiyatro oynuyorsunuz yani muvazaalı bir tiyatro oynuyorsunuz. Bu çözüm süreciyle PKK’nın çözülmesini mi amaçlıyorsunuz, yoksa “Kürt sorunu” diye tanımladığınız o sözde sorunun demokratik siyaset üreterek çözümünü mü amaçlıyorsunuz? Bunu netleştirmezseniz…

SIRRI SAKIK (Muş) – İkinci şık.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Sakık, ikinci şık değil.

Bakın, size Hükûmetin görüşünü açıklıyorum, okuyorum, PKK’nın çözülmesinin amaçlandığını Hükûmetin beyanıyla okuyorum size: “Seçimle iktidara gelmiş hiçbir iktidar halka rağmen  bir adım atamaz, anayasal ve yasal düzene rağmen oldubittiler yapamaz. Başbakan padişah mı, halkın kabul etmeyeceği bir şeyi nasıl verecek, hukukun cevaz vermediği bir adımı nasıl atacak? Ayrıca, Hükûmetin görevi PKK’nın ütopyasını gerçekleştirmek, örgütün amacına hizmet etmek değildir. Çözümden murat edilen, BDP’nin siyasi projesini hayata geçirmek hiç değildir. PKK, sadece o günkü demokrasi açığı sebebiyle dağa çıkmamış, demokrasiyle ulaşılamayacak hedeflere sahip olduğu için bu yöntemi seçmiştir. Yalnızca devletin değil, toplumun da kabul etmeyeceği aykırı ve uçuk projeleri silah dayatmasıyla gerçekleştirmeye soyunmuşlardır. PKK’nın örgütsel amaçlarının gerçekleşmesi bu yöntemin yani terörün netice alması anlamına gelir ki bu, asla kabul edilemez bir durumdur. Çözüm süreci silahla alınmak istenenlerin farklı bir yol ve yöntemle yerine getirilmesi süreci değildir.” Bu, işte, AKP’nin beyanı. Eğer böyle değilse beyanınız, bunu millete anlatın. Yani “Kan dursun, silah bırakılsın.” sözünün arkasında sözde Kürt sorununun demokratik siyaset üretilerek çözülmesini mi amaçlıyorsunuz…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ne sözde sorunu Başkan, 50 bin kişi ölmüş.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) -  …yoksa halka söylediğiniz gibi, kanın durması için PKK’nın çözülmesini mi amaçlıyorsunuz?

Buraya, bu kürsüye gelip Milliyetçi Hareket Partisinin tavrını sorgulamaya hiç kimsenin hakkı yok. Biz, bu noktada, hem BDP’nin hem PKK’nın hem de AKP’nin netleşmesini istiyoruz. Milletimizin önünde, millete saygılı olmak mecburiyetindeyiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, sayın hatip bizimle ilgili… BDP’lilere seslenerek çözümle ilgili… Bir cevap vermek istiyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bizimle muhatap değilsiniz, AKP’yle muhatapsınız.

BAŞKAN – Sayın Sakık, eğer sataşma varsa sataşma nedeniyle söz isteyebilirsiniz ama…

SIRRI SAKIK (Muş) – BDP’ye seslenerek söylüyor.

BAŞKAN – Bir saniye… Hayır, bir açıklık getirmek… Bir saniye…

Ama, konuşan bir sayın milletvekiline cevap verme gibi bir hakkınız yok. Ne diye sataştı? Var mı bir sataşma?

SIRRI SAKIK (Muş) – BDP’ye çözümle ilgili “Kürt sorununu mu çözeceksiniz, yoksa PKK’yı mı çözeceksiniz? Sizi kandırıyorlar.” şeklinde bir cümle kullandı. Ben de çıkıp cevap vermek istiyorum, bize hitap ederek bu lafı söyledi.

BAŞKAN – Ama “Sizi kandırıyorlar.” diye Barış ve Demokrasi Partisini kastetmedi, iktidar partisini kastetti.

SIRRI SAKIK (Muş) – Hayır, dönüp bize de seslendi.

BAŞKAN – Soralım. Barış ve Demokrasi Partisini kastettiniz mi “Kandırıyorsunuz.” diye?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz ona karar veremezsiniz, akil adamlara sorun!

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, şimdi maksat o kadar açık ki yani siz…

BAŞKAN – Sayın Sakık, biz burada Tüzük gereği bir şey soruyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, burada bir aldatmaca oynanıyor. Bunun gerçeğini ikisi birlikte açıklasın.

BAŞKAN - Sataşma yoksa söz hakkınız yok. Sizin bir başka sayın milletvekilinin konuşmasına cevap verme hakkınız yok, onu konuşuyoruz. Eğer sataşma varsa söz vereceğim. Onu açıklığa kavuşturuyorum. Niye alınıyorsunuz hemen? Bunda alınacak herhangi bir şey yok.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben alınmıyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, Sayın Başkan, sayın hatip konuşurken çözüm süreciyle ilgili bir tiyatro oynandığını söyleyerek grubumuza dönük bir sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Evet, tamam.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Sakık onunla ilgili bir açıklama yapacak.

SIRRI SAKIK (Muş) – ”BDP tiyatronun içindedir.” dedi. Bununla ilgili bir açıklama yapacağım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ben laf atmadım.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın görüşülen kanun tasarısının 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; aslında, tiyatro miyatro oynanmıyor. Eğer, Sayın Şandır’ın söylediği şey doğruysa, siz PKK’yi mi savunuyorsunuz yani PKK çözülüyor diye? Varsayalım ki bu iktidar partisi samimi değil, Kürt sorununu çözmüyor, PKK’yi çözüyor. E, çözüyorsa, peki, siz niye destek vermiyorsunuz? Siz kendinizle çelişmiyor musunuz?

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Senin kafan onu anlamaz!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Milleti kandırmayın, kapalı kapılar arkasında neyi çözdüğünüzü açıklayın.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Senin mantığın onu çözemez.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, bakın, açık ve net olarak şunu söylüyoruz: Bakın, sevgili arkadaşlar, beş-altı aydır bu ülkede kan akmıyor, insanlar ölmüyorsa hepimiz oturup bu süreçle ilgili bu sürecin mimarlarına teşekkür etmeliyiz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yarın ölüp ölmeyeceğini de bilir misin?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Kim ki bu sürece katkı sunmuşsa çıkıp teşekkür etmemiz lazım. Kan akmamışsa, gerilla, polis, asker ölmemişse, siyaset dünyasının yapacağı şey, bu sürece katkı sunmasıdır.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Yani bu kanı akıtan siz misiniz?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ama, ne yazık ki iki gündür sizleri izliyoruz buradan, izliyoruz sizleri. Siz, evet, özellikle, hele hele sol adına hareket eden ve geçmişten bugüne kadar… Siz 1930’ların ruhunu dün burada hareketlendirdiniz. Siz, çıkıp bir milletvekilinizi, “Tanrıkulu” olanı bir CHP’nin kuluna dönüştürdünüz burada. Böyle bir demokrasi olur mu?

TUFAN KÖSE (Çorum) – Siz Amerika’nın ruhuna dönüştünüz!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ne Amerika’sı, ne! Ya, sizin hepinizin nerelerden geldiğinizi biliyoruz! Ne Amerika’sıdır ne hâlidir? Geçmişten bugüne kadar…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Geçmişte CHP’nin içindeydin! Ayıp yani! Geçmişi nasıl eleştirirsin!

TUFAN KÖSE (Çorum) – Amerika’nın hizmetindesiniz!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, sevgili arkadaşlar, Kürt sorunu bir hak, hukuk ve adalet sorunudur. Kürt sorununu çözmek üzere bu projeler hayata geçirilmiştir. Sorun eğer PKK’yi ve Kürtleri çözme gibi bir sorunsa, geçmişte bunlar denendi, hiçbirinden sonuç alınmadı. Bugün kamuoyunda oluşan ciddi bir barış algısı var ve ben eminim ki bu sürece katkı sunan herkes tarihe altın harflerle adını yazdıracak.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Tarihin kirli sayfası!

SIRRI SAKIK (Devamla) –Türkiye'nin buna ihtiyacı var ve siz de gelin bu sürece katkı sunun, yoksa böyle hamasi nutuklarla bir şey olmaz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

Herhâlde yani cevap vereceğim.

BAŞKAN – Ne diye cevap vereceksiniz Sayın İnce?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yani Sayın Tanrıkulu’na “CHP’nin kulu” dedi, daha ne diyecek?

BAŞKAN – Ben de soru soruyorum siz de cevap vereceksiniz, ondan sonra söz vereceğim. Öyle her elini kaldırana söz verirsek Sayın İnce…

Buyurun, sataşma nedeniyle iki dakika.

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubundan bir milletvekiline sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Buna Sayın Tanrıkulu’nun cevap vermesi lazım!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Tabii ki buna Sayın Tanrıkulu’nun cevap vermesi lazım ama kendisi burada yok. Ben, 134 milletvekilinin herhangi birisi adına cevap verme hakkına sahibim, onun için de sizden izin alacak değilim. Grup başkan vekili partinin hukukunu, milletvekillerinin haklarını savunan kişidir.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Sakık, Sayın Sezgin Tanrıkulu size gerekli cevabı verecektir ama size şunu söylemem lazım: 24 milletvekili arkadaşımızla bir Meclis araştırması önergesi vermişiz. Orada özet olarak demişiz ki biz: “Sorunun çözümü için.” AKP’nin önergesinde ise “Sürece destek için.” diyor. İkisi aynı şey değil. Bunlar aynı mahiyette önergeler değildir dolayısıyla “Birleştiremezsiniz.” tartışmasını yaşadık burada…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Doğrusunu siz getirin Sayın Başkan, AKP yanlış yapıyorsa siz düzeltin.

MUHARREM İNCE (Devamla) – … ve saatlerce sürdü bu tartışma. Bizim arkadaşlarımız, burada olan arkadaşlarımız, olmayan arkadaşlarımız, sürekli olarak gelen, imzasını çekti. Yurt dışında olan arkadaşlarımız elektronik ortamda dilekçe gönderdiler. Şehir dışında olan arkadaşlarımız faks çekti. Sonunda, 24 arkadaşımızın 24’ü de imzasını çekmiş olmasına rağmen hâlâ daha AKP tarafından ve Meclis Başkan Vekilinin anlaşılmaz tavrıyla, illa CHP bu sürecin içinde olacak, bu önergenin içinde olacak “Olmak istemiyoruz sizinle.” tartışması yaşadık ve sonunda önergemizi çektik. Olay bundan ibaret. Yani, arkadaşımız, Genel Başkan Yardımcımız oradaki parti disiplinine uymuş, arkadaşlar imzalarını çekmiş, o da çekmiş. Bunun, Tanrıkulu’nun “CHP kulu” olmakla bir alakası yok; CHP’nin üyesi olarak saygın bir davranışta bulunmuş, doğru bir davranışta bulunmuş. Sonra, bir partilinin nasıl davranacağını size soracak hâli yok.

SIRRI SAKIK (Muş) – Doğru.

MUHARREM İNCE (Devamla) – CHP’nin bir üyesi, bir yöneticisi nasıl davranması gerektiğini kendisi bilir, onu da yerine getirir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Sayın İnce şimdi bir milletvekilinin hukukunu savunmak üzere kürsüye geldi. Ben bir eleştiri getirdim, doğrudur ama aynı sıralardan genel başkan yardımcılarına ve milletvekillerine “Amerikan ajanıdır.” diyen kendi grubundan bir milletvekili bu sözü söyledi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Öyle bir şey yok.

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen, o, her partinin kendi şeyini ilgilendirir. Lütfen ama…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama yani buna cevap vermem lazım.

BAŞKAN – Hayır, soruyorum. “Buyurun Sayın İnce.” dedim, bir şey demedim. Niye alıngan oldunuz bugün Sayın İnce?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnce, nasıl soru sormam lazım? “Buyurun Sayın İnce.” dedim. Yani ne demem lazım?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır…

BAŞKAN – Lütfen ama… Niye alıngan oldunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok açık olduğu zaman, bunların…

BAŞKAN – Açıklayacaksınız efendim, açıklayacaksınız.

Buyurun, iki dakika süre veriyorum sataşma nedeniyle.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sizin vekiliniz söyledi, ben söylemiyorum.

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın yerinden yaptığı müdahale sırasında CHP Grubundan bir milletvekiline sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eğer parti içi sorunları gazete haberleri üzerinden tartışacak olursak kapalı grup toplantısında geçen bir konuyu… Onu AKP’liler için söyledi, yanlış anlamışsın, yanlış anlamışsınız.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, şimdi söyledi.

SIRRI SAKIK (Muş) – Hayır, hayır. Şimdi söyledi. Eğer yanlış anladıysam da…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz buradaki konuşmayı mı diyorsunuz?

SIRRI SAKIK (Muş) – Şimdi, burada söyledi “Amerikan ajanı.” diye.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Hayır, hayır, onu söylemedi.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sorun yok o zaman. Özür diliyorum, eğer…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sen söylüyorsun, sen.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Hayır, hayır, kendisi söyledi.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Onu söylemedi yani onu düzeltelim. Oradan laf atan arkadaşımız Sezgin Tanrıkulu’yla ilgili değil AKP milletvekillerine dönük olarak onu söyledi. (AK PARTİ sıralarından “Ne alakası var?” sesleri, gürültüler)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Ne alakası var?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Aynen öyle söyledi, aynen.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Tutanaklara bakın. Tufan Köse söyledi, tutanaklara bakın.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Aynen öyle söyledi. Yani biz sizin…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bizi bulaştırma, bizi bulaştırma! Bak, sana sataşmayacağız, bizi bulaştırma!

MUHARREM İNCE (Devamla) – …siyasetinizin, siyasi Kâbe’nizin Brüksel olduğunu, Washington olduğunu her anlamda söylüyoruz zaten, her gün söylüyoruz biz bunu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bulaştırma bizi!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alakası var?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz ihaleye fesat karıştırmayı, siyasete Esad karıştırmayı çok iyi bilirsiniz. Bu sizin işiniz zaten. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Siz verdiniz o önergeyi.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu sizin işiniz zaten, bu sizin işiniz. Ama Sayın Sakık sözlerini geri aldığına göre, yanlış anlaşıldığını söylediğine göre söyleyecek başka sözüm yoktur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkanım, asıl sataşma bana.

BAŞKAN – Sayın Köse, konu anlaşıldı, lütfen…Teşekkür ederim.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkanım, bakın, ajanlık…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, böyle bir usul olmaz. Grup Başkan Vekiliniz cevap verdi, cevap verdi şu anda.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Bir saniye, bir saniye…

Sayın Başkanım, burada benim ettiğim sözden kaynaklı olarak çıktı ve beni itham etti.

BAŞKAN – Hayır, düzeltti sonra. Konuyu da Sayın Grup Başkan Vekili…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Olur mu Sayın Başkan, lütfen… Ben “Amerika’nın ajanı” demedim, “Amerika’nın çıkarlarına hizmet ediyorsunuz.” dedim. Bunu açkılamak istiyorum.

BAŞKAN – Ama açıkladı zaten sizin…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Hayır açıklamadı. Beni itham etti. Sanki dün grupta bir şey konuşulmuş gibi…

BAŞKAN – Hayır, sizin gruba dair söylemediğinizi açıkladı.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Bakın Sayın Başkan, ben şunu söyledim, “Barışın yanında, tarafında olacağız.” dedi, ben de şunu söyledim: “Siz AKP ve BDP olarak Amerika’nın, emperyalistlerin çıkarlarına hizmet ediyorsunuz.” dedim, “Amerikan ajanı” demedim. Bunu ben burada izah etmek istiyorum.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekiliniz aynı sözleri tekrarladı Sayın Köse, lütfen.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ama sataşma bana Sayın Başkan, lütfen…

BAŞKAN – Konu anlaşıldı yani. Sataşma yok ortada.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Siz, işinize geldiği zaman söz veriyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, önce sataşma vardı, sonra düzeltti efendim, sataşma söz konusu değil. Sayın Grup Başkan Vekili zaten düzelttiği için kürsüden indi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Savaşı devam ettirerek siz hizmet ediyorsunuz. Biz sizden bir şey öğrenecek değiliz!

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkanım, Kamer Genç söz isteyince söz yok ama BDP sıralarından söz isteyince var, AKP sıralarından söz isteyince var.

BAŞKAN – Tutanaklara geçti sözler. Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Emperyalistlere kimin hizmet ettiği ortada! Savaşı kimin istediği ortada!

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Eğer bu kanı durdurmak Amerikan emperyalizmine hizmet etmekse evet, ben hizmet ediyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – İşinize gelene söz veriyorsunuz. Vallahi Kamer Genç doğru söylüyor Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2. maddesi ile değiştirilen 1602 sayılı yasanın 64. maddesine eklenen fıkranın son cümlesinde yer alan “bir yıl” ibaresinin metinden çıkarılarak “iki yıl” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Ali Özgündüz (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, namuslu olmanın ilk kuralı dürüst olmaktır. Öncelikle, Hükûmeti dürüst olmaya davet ediyorum kanunun isminden dolayı. Ne diyor: “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında -yani onu amaçlayan- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı.”

Şimdi, bakın, hangi insan hakkını verirseniz verin, hakları ihlal edilen insanların eğer hak arayacakları yer olan yargı bağımsız değilse, tarafsız değilse orada insan haklarından, demokrasiden bahsetmenin hiçbir anlamı yoktur, sadece göstermeliktir. Bugün, ülkemizin içinde bulunduğu en önemli sorun yargı bağımsızlığı sorunudur, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı sorunu en büyük sorundur. Yargıya Hükûmetin, yürütmenin müdahale ettiği dün Bakanlar Kurulu toplantısı sonucu, daha doğrusu, pazartesi günü Hükûmet Sözcüsü Sayın Bülent Arınç tarafından yapılan basın açıklamasıyla ortaya çıkmıştır. Nasıl ortaya çıkmıştır?

Değerli arkadaşlar, 8 Nisanda Silivri’de görülen duruşma 14.30’da bitti. Orada, duruşma salonunda yaşanan olaylara ilişkin jandarma bir tutanak tuttu. Normal koşullarda, duruşma salonunun içindeki olaylara ilişkin tutulan tutanak mahkeme başkanına sunulur, mahkeme heyeti herhangi bir suç unsuru görüyorsa gereğinin takdir ve ifası için bunu savcılığa gönderir. Bu tutanak Bakanlar Kurulunda görüşüldü, biliyor musunuz?

Sayın Bakan, bu tutanak nasıl Bakanlar Kuruluna ulaştı? Siz mi…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Sen orada mıydın? Orada mıydın?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ben oradaydım.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Bakanlar Kurulunda mıydın sen?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Efendim, Sayın Bülent Arınç’ın açıklamasına bakın: “Duruşma salonunun içindeki olaylara ilişkin jandarma tarafından, görevliler tarafından yapılan tutanak.” diyor, sizin herhâlde haberiniz yok. Dolayısıyla, Bakanlar Kurulunda yargıyla ilgili konu…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Mahkeme basıyorsunuz!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ne diyorsunuz? Pardon?

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Kurduğunuz barikata bak!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Barikata mı?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Evet.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Zayıf noktanız…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Sizin her tarafınız zayıf nokta zaten. Hukuksuzluk, zulüm…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Orası, en zayıf nokta orası.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Evet, orası… Evet, orası tabii… Ne oldu? Ne oldu? Bir yerinize mi battı? Ne oldu? Orada hukuk mu var? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, böyle bir üslup olmaz efendim!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ne, ne, ne? Bu mudur yani laf atmak şimdi? Çıkıyorsun… Ne oldu?

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Özgündüz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Terbiyeli konuş! Üsluba bak!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bırakın, sizden mi terbiye öğreneceğiz!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Üslup bu mu, üslup?

BAŞKAN – Temiz bir dille konuşalım lütfen.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Sayın Başkan, bu arkadaşları susturun, bakın, daha ağır konuşabilirim.

BAŞKAN – Evet.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Hak ettikleri şekilde konuşabilirim.

Siz üsluptan anlamazsınız, siz edep erkândan anlamazsınız, siz üslup söyleyecek… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Senin üslubun yok mu?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – O lafı ağzına bile alma. Sen ne anlarsın ya üsluptan? Hareketine bak!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Hâkimleri mi öldüreceksin?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Kimi öldüreceğiz? Hâkimleri mi öldüreceğiz?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Zayıf noktalara girip hâkimleri mi öldüreceksin?

BAŞKAN – Sayın Turan, lütfen…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Bakın, oradaki, duruşma salonunda olan olaylar kamerayla kaydedilmiştir, sesler kaydedilmiştir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Buradan söylüyorum: O kamera kayıtlarını, duruşma salonundaki olayları basına açıklamayan, kamuoyuna açıklamayan şerefsizdir, namussuzdur! Sayın Bakan açıklasın, getirin onları!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ayıp!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Zayıf noktalara gel, zayıf!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Duruşma salonunda olan olayları bir Bakan olarak, HSYK’nın Başkanı olarak getirin, kamuoyuna açıklayın. Orada mahkemeye baskı mı var, ne oldu, hâkim hukuksuz mu davrandı, orada millete saygısızlık mı yaptı, bütün kamuoyu görsün bunu.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Hepsi geliyor, hepsi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Hepsi gelsin, gösterin, hepsi gelsin. Sizlerin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, hepsi yalan. O düzmece tutanak, o sahte tutanak… Orada o görevliler suç işlemiştir, sahte tutanak tutmuşlardır. Yandaş medyanız olayı maniple ediyor. Ayıptır yani! Milletvekillerine saygısızlık yapılmıştır, ayakta bekletilmiştir! Öyle mahkeme mi olur?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ayıp, ayıp!

BAŞKAN – Sayın Turan…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Orada 80 kişilik duruşma salonunu boş bırakıyor, ondan sonra “Siz burada duracaksınız, ayakta…” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ayıp değil mi ya! Mahkemeye hakaret etme.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ya, bırakın mahkemeyi! Mahkeme değil orası, hukuka uymayan bir heyet mahkeme olamaz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Yapmayın, bir daha yapmayın!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Gelin, gelin, yarın da oradayız! Yüreğiniz varsa gelin orayı izleyin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Hadi be!

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Yargıya müdahale ediyorsunuz!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Yarın gelin oraya, yarın gelin mahkemeye, biz Silivri’de olacağız. Orada bu hukuksuzluk devam ettiği sürece, bu zulüm devam ettiği sürece, bu faşizm devam ettiği sürece sizlerin bütün pisliklerinizi, yargıyı araç olarak kullanarak halka zulmettiğinizi bütün dünyaya göstereceğiz. Bunu bütün dünyaya göstereceğiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sen savcıyken bastılar mı?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Savcıyken benim mahkemem… Ben cumhuriyetin savcısıydım, şimdiki gibi belli yandaşların savcısı değildim. Ben cumhuriyet savcısıydım, cumhuriyetin ilkelerini savundum. Bu, cumhuriyetin savcılarının görevidir, namusudur cumhuriyeti korumak. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Kanunlara uymayan bir mahkeme, mahkeme değildir, meşru değildir.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sen savcıyken bastılar mı?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bakın, Anayasa’ya ve kanuna aykırı davranan bir mahkeme, mahkeme niteliğini kaybetmiştir, orası sadece zulüm aracı olur. Devlet adaletten saptıysa sadece çete olur, çete! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bir kişinin bile burnu kanasa ne yapacaksın? 

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamlal) – Sus sen! Sen konuşma! Siz onu istiyorsunuz, siz insanların burnunun kanamasını istiyorsunuz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bir insanın burnu kanasa ne yapacaksın, ne?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Siz onu istiyorsunuz işte. Çok güzel, niyetinizi ortaya koydunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Kamuoyu da bunu bilsin, halkımız da bilsin: AKP Hükûmeti, siz Silivri’de bir can kaybı olmasını istiyorsunuz, bunu istiyorsunuz. Biz de o olayın olmaması için, orada kalkışmayı engellemeye çalıştık.  (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, sataşma nedeniyle konuşmamı yapamadım, elimde kaldı böyle. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Anladım da ben ne yapayım Sayın Özgündüz?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hadi, hadi! Buradan gel, buradan!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Teşekkür ediyorum.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bakan, sataşma nedeniyle mi, ne için söz istiyorsunuz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Şöyle bir ifade kullanıldı: “Namuslu olmanın şartı dürüst olmaktır, Hükûmeti dürüst olmaya davet ediyorum.” Sataşmadan dolayı söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Lütfen kürsüye buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün görüşülen kanun tasarısının 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Hükûmetine sataşması nedeniyle konuşması

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum

Sayın Başkanım.

Biraz önce burada konuşan hatip sözlerine başlarken “Namuslu olmanın şartı dürüst olmaktır.” dedi, altına imza koyuyorum. “Bu tasarı, insan hakları ihlallerine yönelik olarak hazırlandığı söylenen bir tasarıdır ama içeriği öyle değildir.” dedi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Okumamış Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Çok net ifade ediyorum, bu tasarının her maddesi, bir maddesi hariç -o da CHP’nin  Komisyonda önergeyle eklediği maddesi- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklı hak ihlallerini gidermek için hazırlanmıştır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – 7’nci maddenin (2)’nci fıkrasına bak, bakalım neler diyor.

 ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Komisyonda bunun gerekçeleri Komisyon üyelerine dağıtılmıştır, bu bir.

İkincisi, dün Silivri mahkemelerinde yaşanan hadiselere ilişkin olarak Bakanlar Kurulunda mahkeme heyetinin tuttuğu tutanağın tartışıldığını ifade etti.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, her eleştiri için böyle söz mü vereceksiniz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bu yalan bir ifadedir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yalanı siz söylüyorsunuz! Bülent Arınç yalan söylüyor!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Orada emniyet birimlerinin, İçişleri Bakanlığının görgüleri getirilmiştir, İçişleri bürokrasinin getirdiği bilgiler paylaşılmıştır. Mahkemenin tuttuğu tutanağı şu ana kadar ben bile görmüş değilim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Duruşma salonunun içinde yaşananları  İçişleri Bakanı göremez. Duruşma salonunun içini İçişleri Bakanı göremez Sayın Bakan. Yalan söylüyorsunuz!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Otur yerine!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Burada mahkemeler, Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri zorbalığa ve dayatmaya pabuç bırakmazlar. Bakınız, şu tabloya müsaade etmezler… (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Yine, Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri şu resimdeki zorbalığa asla göz yummazlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şu resimde görülen milletin, kamunun malını, kamu görevlilerini, jandarma ve polisi tepeleyerek mahkeme salonuna girmeye çalışanlara, kamu görevlileri müsaade etmezler. O salon 450 kişilik bir salon, o salonun içerisine 15 bin kişiyi koyamazsınız. O salonda duruşmanın salimen yapılmasına yetecek kadar misafir, görevliler ve taraflar olur.

Değerli milletvekilleri, her kurumun bir kuralı var, ilgililer de bu kurallara uymak zorundadır. Milletvekili olmak, o kuralları çiğneme hakkını kimseye vermez.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, grubumuzun bir üyesinin “yalan söylediğini” söyledi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Kendisi burada…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Yalnız, Sayın Özgündüz de aynı konuda söz…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, orada, gazete haberlerini okursanız…

BAŞKAN – Hayır, sözünüze bir sözüm yok da Sayın Özgündüz mü cevap verecek, siz mi?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Söz hakkımı Sayın Grup Başkan Vekiline veriyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

İki dakika söz veriyorum.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) - Biz alkışlayalım, kimse alkışlamadı!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Alkışlayalım! [AK PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubundan bir milletvekiline sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eğer bu ülkede, o mahkeme heyeti, vicdanı varsa, ahlakı varsa, namusu varsa, yemine inanıyorsa ki öyle olduğunu düşünüyoruz, var olduğunu düşünüyoruz… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ayıp! Ayıp!

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sen kimsin! Sen kimsin!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben de eğer vicdanım varsa, ahlakım varsa…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ayıp! Ayıp!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ya, bir sus be! Allah’ın belası adam, bir sus be! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Anayasa 138’e göre mahkemeye hakaret edemezsin.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Böyle cevap verilir mi? Böyle cevap verilir mi?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Anayasa 138’i…  

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce, lütfen, Genel Kurula hitap edin.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Düzgün konuş!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sen düzgün konuş!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sayın hatibin konuşmasını kesmeyelim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Başkanım, süremi tekrar istiyorum, süremi tekrar istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MUHARREM İNCE (Devamla) – O hâkimlerin vicdanı, ahlakı, namusu varsa, benim de vicdanım, ahlakım, namusum varsa…

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen, temiz bir dille konuşun, bir dinleyin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, hakaret edemez.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ya bir sus mübarek adam! Derdimi anlatayım bir sus be!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kararı beğenmiyorsan temyize gidersin.

BAŞKAN – Sayın Tunç, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Başkanım, ben buna düzgün bir şekilde cevap vermek istiyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Böyle cevap olmaz. Mahkemeye hakaret ederek cevap veremezsin.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakın, benim de hâkimlerin de…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hakaret edemezsin…

BAŞKAN – Sayın Tunç, bir müsaade et sayın hatibe.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Susturacak mısınız?

BAŞKAN – Sayın Tunç…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Hâkimin adaletsizliği var, çok net.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Anayasa 138, mahkemeye hakaret edemezsiniz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ya, hakaret eden yok, bir sus be! Çeneye bak adamda ya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Kime talimat veriyorsunuz? Bir de hukukçu olacaksınız.

YUSUF BAŞER (Yozgat) - Senin hukukçu olduğun kadar…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakın, ben tersinden başlayayım, tersinden başlayayım anlama kapasitesinde bir sıkıntı var.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sen hiç anlamıyorsun.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Benim ahlakım varsa, namusum varsa, şerefim varsa ve o hâkimlerin de ahlakı, namusu, şerefi varsa…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Mahkemeye hakaret edemezsin.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben size yaşadıklarımı anlatayım. Yemin ederek söylüyorum, bir harfini yalan konuşursam Allah beni bir daha bu kürsüye çıkartmasın.

Bakın, Sayın Bakan, siz bir milletvekilisiniz ben de bir milletvekiliyim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İnce, süre veriyorum, lütfen bitirin sözlerinizi.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben sizin yerinizde olsaydım -bazı konularda bana telefon açtınız- telefon açardım: “Ya, Muharrem Bey, orada ne yaşadın arkadaş?” diye bir sorardım. Bakın, ben size en doğrusunu anlatıyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Slogan at Muharrem, slogan at!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Salona girdik. Salonun sağında avukatlar var, karşıda mahkeme heyeti var; sol taraf boş duruyor, boş. Jandarmalar orayı kesmiş, biz basın mensuplarıyla birlikte sıkış tepiş duruyoruz. Tek bir talebimiz var, diyoruz ki: “Bakın, burada oturulacak yer var, masalar var, not alabiliriz. Milletvekilleri ve basın mensupları, biz buraya geçmek istiyoruz, rahat çalışmak istiyoruz.” Talebimiz bu Sayın Bakan. Hiçbir zorbalık yok, hiçbir ahlaksızlık yok, hiçbir dayatma yok. Mahkeme Başkanı gülerek bugüne mahsus orayı boş tutacağını söylüyor, keyfî davranıyor.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Yahu, keyfî değil. Müdahil yanı, oturması gereken yer orası.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sonra, arada bizi çağırdı, görevliler bana geldi. Ben, Umut Oran ve Bülent Tezcan’la birlikte mahkeme heyetinin odasına gittim. Bize çay söylediler; oturduk, sohbet ettik. Ben dedim ki: “Siz misiniz Başkan? Uzaktan seçemiyorum.” “Evet.” dedi, gülüştük. Dedim ki: “Sizden talebimiz şu: Milletvekilleri çok kötü koşullarda duruyor. Biz yasamanın üyeleriyiz, bize saygı göstermiyorsunuz. Biz o boş sıralara oturmak istiyoruz.” Ben oldu zannettim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – İçeriye…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ya, bir sus! Bir anlatıyorum be!

Ondan sonra dedi ki: “Ben size haber vereceğim.” Haber bekledik, haber vermedi. Tekrar duruşmayı açınca ben oradaki askere söyledim, “Haber verecekti bize.” dedim. Duruşmayı kapattı.

Olay bundan ibaret. Herhangi bir zorbalığımız, mahkemeye dayatmamız, diretmemiz yok. Eğer vicdanı olan birisiyse onlar, onlar vicdanı olan birisiyse “Muharrem İnce yalan söylüyor.” desin, kamera kayıtlarını açıklasın. Bundan ibaret…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Kamera kayıtları var. Kamuoyuna açıklayın kamera kayıtlarını, millet değerlendirsin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Burası zayıf, buradan gel!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakın, yalan söylemeyin. Olay bundan ibarettir.

BAŞKAN – Konu anlaşılmıştır Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Devamla)  - Eğer bunun haricinde dışarıda da bir Allah’ın kuluyla, bir güvenlik görevlisiyle… Hatta Albay bizi çağırdı, yardımcı olmamızı istedi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok oldunuz!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir Allah’ın kuluyla en ufak bir dalaşmamız olmadı. Tek talebimiz boş duran yere oturmaktı.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – “Burası zayıf, buradan gel.” diyen kim?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz de milletvekili olarak bir gün o mahkemelere giderseniz orada saygınlık beklersiniz.

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen.

Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ama şunu unutmayın: Bugün, biz “hukuk, adalet” diye bağırıyorsak bir gün de siz bağıracaksınız.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Biz çok bağırdık, biz çok bağırdık zamanında.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Öyle bir bağıracaksınız ki… (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Partimiz kapatıldı ağzınızı mı açtınız?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Konuşma be! Sen benim muhatabım mısın? Ben siyaset yaparken sen Ultra Prima kullanıyordun!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Boyundan çok sesin var!

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                    

 

Kapanma Saati: 21.56

 

 


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

445 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

3’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 3. maddesi ile değiştirilen 1602 sayılı yasaya eklenen Geçici madde 5 maddesinin ilk cümlesinde yer alan “ihdas eden” ibaresinin metinden çıkarılarak “düzenleyen” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz          Mustafa Serdar Soydan                     Mevlüt Dudu

                    Uşak                                 Çanakkale                                     Hatay

              Tufan Köse                           Aytun Çıray                              Ali Serindağ

                  Çorum                                    İzmir                                      Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili.

Buyurun Sayın Serindağ. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, şimdi, bu tasarıyla ilgili Adalet Komisyonunun raporunu okuyunca bu tasarının İçişleri Komisyonuna da havale edilmiş olduğunu öğrendim, ilk defa öğrendim, yeni öğrendim. Oysa ben İçişleri Komisyonunun üyesiyim. Burada benim dışımda İçişleri Komisyonu üyesi olan gerek iktidar partisine gerekse muhalefet partilerine mensup milletvekilleri var, muhtemeldir ki onların da haberi yok. Bu nasıl anlayıştır ki, bu nasıl bir yönetim tarzıdır ki yetkiyi eline geçiren istediği gibi keyfî olarak kullanıyor. Bizim burada, yasa yapmaktan önce kafaları değiştirmemiz lazım, bir zihniyet değişikliği lazım. Her tür yönetimde bu sergileniyor.

Şimdi, biraz önce tanık olduk. Bir hatip burada tasarıyı eleştirdi, Hükûmeti eleştirdi. Sayın Bakana sataşmadan söz veriyorsunuz. Yani, biz, burada, tasarıyı eleştirmeyecek miyiz? Sayın Bakanın icraatlarını eleştirmeyecek miyiz? Her eleştiri sataşma gibi mi nitelendirilecek? Siz bu kürsüyü dilediğiniz şekilde Meclisi idare etmek için mi kullanacaksınız Sayın Başkan? Herkesi adil olmaya, adaletli olmaya ve demokratik kuralları içine sindirmeye çağırıyorum. Öyle bir yönetim tarzı olmaz.

Sayın Başkan, şimdi bu, dördüncü yargı paketi. Demek ki bir var, iki var, üç var; bu dört. Muhtemeldir ki diğerleri gelecek. Peki, madem bir ihtiyaç hissediliyorsa, duyuluyorsa neden tüm bu tedbirler bir arada görüşülmüyor da düzgün, dört başı mamur bir tasarı şeklinde önümüze gelmiyor? Siz her olaya göre, her duruma göre yasa çıkarıyorsunuz. Böyle bir yasa tekniği yok, öyle bir yasama şekli yok. Yasalar ne olmalı? Yasalar genel olmalı, yasalar nesnel olmalı, yasalar soyut olmalı. Belli bir olaya endeksli yasa çıkmaz ama siz “Yaptık, oldu.” diyorsunuz.

Şimdi, Sayın Bülent Arınç’ın özel yetkili mahkemelerle ilgili sözleri var. “Özel yetkili mahkemeler yetkilerini aşıyor. Sıfatı ne olursa olsun herkesi çağırıyor, tutukluyorlar. Genelkurmay Başkanlığı yapmış birine her suç atfedilir ama ‘Sen teröristsin kardeşim.’ demek ne vicdana sığar ne hukuka, adamın asli görevi terörle mücadele.” ve devam ediyor. Şimdi, böyle nitelenen mahkemeler hâlâ yargılama faaliyetlerine devam ediyorlar, Sayın Bakan da çıkıyor onların icraatlarını savunuyor.

Şimdi, Sayın Başkan, bakın, bizim sürekli dile getirdiğimiz bir konu var. Siz Türkiye’yi belli bir yere götürmek istiyorsunuz Sayın Bakan ama bunları açık söylemiyorsunuz. Bakın, sizin İstanbul İl Başkanınız düşüncelerini çok güzel ifade etmiş. Ne diyor bakın Sayın Başkan, AKP İl Başkanı ne diyor? Diyor ki: “On yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde paydaş olanlar gelecek on yılda bizimle paydaş olamayacaktır çünkü bu geçtiğimiz on yıl içinde bir tasfiye süreci ve özgürlük, hukuk, adalet söylemi etrafında yaptıklarımızda paydaşlar vardı. Onlar da şu ya da bu şekilde, ne kadar bizi hazmedemeseler de diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi, onların arzuladığı gibi olmayacaktır. Dolayısıyla, o paydaşlar bizimle beraber olmayacaktır. Dün bizimle beraber şu ya da bu şekilde yürüyenler, yarın bizim karşımızda olan güçlerle bu sefer paydaş olacaktır. Çünkü inşa edilecek Türkiye ve ihya edilecek gelecek onların kabullenebileceği bir gelecek ve bir dönem olmayacaktır. Onun için işimiz çok zor.” Siz nasıl bir gelecek inşa etmek istiyorsunuz? Onu, bu topluma, millete, Türk milletine açıklamak zorundasınız. Siz Türkiye’yi nereye götürmek istiyorsunuz? Siz nasıl bir gelecek inşa ediyorsunuz? Bunu söyleyeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Bakın, Eflatun’un bir sözü var, diyor ki: “Bilerek susmak bilmeden konuşmak kadar kötüdür.” Bunları tüm milletimize anlatmamız lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 4. maddesi ile 2577 sayılı yasanın 16. maddesinin 4.fıkrasına eklenen cümlesindeki "mahsus " ibaresinin metinden çıkarılarak "özgü" ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

     Mustafa Serdar Soydan          Dilek Akagün Yılmaz                      Mevlüt Dudu

                Çanakkale                                 Uşak                                         Hatay

            Emre Köprülü                         Tufan Köse                               Aytun Çıray

                 Tekirdağ                                 Çorum                                         İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 4. Maddesi ile değiştirilen 2577 S.K.nun 16. Maddesinin (4). fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Ancak, tam yargı davalarında tespit edilen gerçek zarar dava dilekçesinde belirtilen miktardan daha fazla ise, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle dava konusu miktar arttırılabilir ve miktarın arttırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”

              Oktay Vural                            Faruk Bal                              Mehmet Şandır

                    İzmir                                    Konya                                       Mersin

            Mehmet Günal                       Oktay Öztürk                          Mustafa Kalaycı

                  Antalya                                 Erzurum                                      Konya

                                       Alim Işık                          Mehmet Erdoğan

                                        Kütahya                                    Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üstünde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerimiz gayet açıktır ve iki hususa açıklık getirmektedir.

Birincisi: Maddeye “tespit edilen gerçek zarar” kavramının oturtulmasıdır. Niçin? Çünkü genellikle tam yargı davalarında mahkemede bilir kişi incelemesi yapılıyor. Bir bilirkişi incelemesi yapıldı, talep edilen miktardan daha fazla bir miktarda zararın varlığı ortaya konulduğu takdirde bu kanun devreye girecek otuz gün içerisinde miktarını artırma dilekçesini vermek kaydıyla ve bir defa verebilecek bu dilekçeyi. Şimdi, otuz günü geçirdiği takdirde, itiraz hâlinde ikinci bilirkişi raporu geldi, ikinci bilirkişi incelemesi yapıldı. Farz edelim ki miktar birinci bilir kişi raporundan daha yukarıya çıktı. Bu takdirde, hak kaybı tekrar ortaya çıkacak. İkisi arasında çelişki olduğu için üçüncü bilirkişi raporuna gidilecektir, miktar yine değişecektir. “Gerçek zarar” tabiri bunu ifade eder. Buna niçin Sayın Hükûmet, Sayın Komisyon karşı çıktı, bilemiyorum ama muhalefetten gelen her öneriye karşı çıkmak adettendir, AKP Hükûmetinin geleneğidir, herhâlde onun için.

İkinci husus ise “bir defaya mahsus olmak üzere” ibaresi vardır bu yasada. “Bir defaya mahsus olmak” ifadesi nedeniyle ileride benzer taleplerin dava dilekçesinin üzerinde gerçekleşmesi hâlinde, aynı gerekçeyle tekrar Meclise geleceksiniz. İşte tekrar Meclise gelmenizi engellemek amacıyla ve hak kayıplarının giderilmesi amacıyla bu önerge verilmişti. Tabii ki yine parmaklar havaya kalkacak ve bu önergemiz reddedilecektir, bundan da kuşkumuz yok.

Şimdi, Sayın Bakan, ikinci bir konu: Zatıaliniz dedi ki: “1999’dan itibaren bu görüşmeler İmralı’yla yapılmıştır, o tarihten sonra da PKK geri çekilmiştir, çekilme sürecinde de bazı müessif olaylar olmuştur.” Bu ifadeyi bugün kullandınız. Şimdi, Sayın Bülent Arınç kıdemli bir milletvekili ve deneyimli bir devlet adamı olarak bir zamanlar dedi ki: “PKK’yla görüşecek kadar alçak ve şerefsiz olamayız.” Şimdi, Bülent Arınç’ın görüşüyle bakıyorum, siz dediniz ki: “İmralı’yla 1999’da görüşme yapılmış, bu görüşmenin neticesinde geri çekilme olmuş.” Ben o dönemde bakan olarak da görev yaptım, Sayın Bülent Arınç’ın ölçüsüne göre alçak ve şerefsiz değilim. Bunu lütfen açıklığa kavuşturun. O dönemde kim görüşmüş PKK’yla? Bunun içerisinde koalisyon ortağı MHP’nin bakanları var mı? Eğer görüşen kimse onu açıklığa kavuşturun. Ben huzurukalp ile söylüyorum ki o dönemde MHP’nin hiçbir bakanı görüşmemiştir ve yine o dönemin bakanlarına izafeten söylüyorum, Bakanlar Kuruluna herhangi bir görüşmeyle ilgili tek bir konu, tek bir kelime dahi gelmemiştir.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 4. maddesi ile 2577 sayılı yasanın 16. maddesinin 4. fıkrasına eklenen cümlesindeki "mahsus" ibaresinin metinden çıkarılarak "özgü" ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Emre Köprülü (Tekirdağ) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

Önerge üzerinde söz isteyen Emre Köprülü, Tekirdağ Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “dördüncü yargı paketi” olarak adlandırılan kanun tasarısı da Genel Kurulda Meclisin önünde. Bundan önceki üç yargı paketi de Meclisten geçti. Şimdi, baktığımız zaman, Meclisten geçen üç yargı paketinin gerekçesi de bugünkü dördüncü yargı paketinin gerekçesiyle aynı. Ne bunlar? AİHM kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, adil yargılanma hakkının önündeki engellerin kaldırılması, tutukluluğun bir cezalandırma yolu olmaktan çıkarılması, yargının hızlandırılması gibi. Bugüne kadar üç yargı paketi bu amaçla ortaya çıkmış, karar verilmiş, Meclisten geçmiş, sonuç ne olmuş? Hiçbir şey değişmemiş. Bugün de burada dördüncü yargı paketi var; gene hiçbir yaraya çare olmayacak, gene neticesinde hukuk uygulanmayacak, adalet sağlanmayacak.

Şimdi bizim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak -açıkça söyleyelim- bu yasadan da hiçbir umudumuz yok. Yargıyı sopa olarak gören bir anlayış değişmedikçe ne hukuktan ne de adaletten bahsedebileceğiz. Siyasallaşmış bir yargı ortadan kaldırılmadıkça sorununun çözülmeyeceği çok açık. Duruşmada tutanak tutup bu tutanağı bir saat içerisinde Bakana koşturarak ulaştıran yargıdan bir adalet beklemek saflık olur. Başbakan, yargıya talimat vermekten vazgeçmedikçe adalet de bu ülkede gerçekleşmeyecek. Değil dördüncü paket, on dördüncü, yirmi dördüncü paket de gelse sonuç hep aynı olacak. Anlayış değişmedikçe sorun da ortadan kalkmayacak.

Sayın milletvekilleri, bir konuyu daha sizlerle paylaşmak istiyorum. AKP, açık bir şekilde, özellikle son dönemde de artan bir hızla hem cumhuriyete hem de ulus anlayışına karşı açık bir taarruza geçmiş durumda. Bunu o kadar fütursuzca ve hırsla yapıyor ki PKK’yla bir pazarlıkta da AKP -iktidar partisi- bir sakınca görmüyor.

Şimdi, bu saldırıların somutlaşmış son örneklerinden bir tanesi de Sağlık Bakanlığından geldi.

Şimdi, sayın milletvekilleri, bakın, size kısa bir öykü anlatayım: Bir çocuk 1955 yılında Batı Trakya’da Gümülcine’de doğmuş. O çocuk Türkiye Cumhuriyeti okullarında okumuş. Yunanistan’ın asimilasyon politikaları sebebiyle orada mesleğini yapamadığı için Türkiye’ye sığınmış -kendi deyimiyle söylüyorum- bir ceket ile Türkiye Cumhuriyeti’ne sığınmış. Kaçak yoldan girmiş. Bu devlette üç yıl boyunca haymatlos yani vatansız olarak yaşamış. Türkiye Cumhuriyeti kimliğini kazanmak için mücadele etmiş ve o Türkiye Cumhuriyeti, o cumhuriyet ona sahip çıkmış, ona vatandaşlık vermiş, dahası da onu bir hastane sahibi yapmış. Dahası ne yapmış biliyor musunuz? Doğduğu yere en yakın il olan Edirne’den milletvekili yapmış. O cumhuriyet o çocuğu bakan yapmış, Sağlık Bakanı yapmış. O Sağlık Bakanı bakan olduktan sonra ilk icraat olarak, kendisine ve partisine çok yakışan bir şekilde “Türkiye Cumhuriyeti” adını kendi denetimindeki sağlık kuruluşlarından silmiş. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Siz hayal görüyorsunuz.

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Hayır, öyle.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle bir şey yok.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Hayal görüyorsunuz, hayal, hayal.

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Demek bakan olunca bir insan, son model, kırmızı plakalı arabalara binince bir insan, geçmişini unutuyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Silme diye bir şey yok ki.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Recep Bey, Bakan kabul etti. Sen bilmiyorsun. Bakana sor sen.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bakan açıklama yaptı. Sen okudun mu?

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Siz geçmişinizi unutabilirsiniz ama bu millet sizin yaptıklarınızı, hesaplaşmanızı unutmayacak, bizler de unutturmayacağız.

Bugün öğreniyoruz ki Bakanlık geri adım atmış, “Gerek yok.” diyen, “Kullanılmasına gerek yok.” diyen Bakan bugün geri adım atmış. Neden, biliyor musunuz? Çünkü milyonlarca insan adının başına “Türkiye Cumhuriyeti” yazmış, tepkiler çığ olmuş. Bakanlık geri adım atmış. Yani iktidara rağmen, AKP’ye rağmen, halk, cumhuriyetine sahip çıkmış.

Ben cumhuriyete sahip çıkan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımızı, halkımızı kutluyorum. O halka rağmen Türkiye Cumhuriyeti adını kurumlardan silmeye çalışan AKP’yi ve kendi geçmişinde bunları yaşamış olmasına rağmen, o geçmişine rağmen bunu yapan Sağlık Bakanını da kınıyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 5. maddesi ile 2577 sayılı yasaya eklenen GEÇİCİ 7. maddesindeki “ihdas eden” ibaresinin metinden çıkarılarak “düzenleyen” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz          Mustafa Serdar Soydan                     Mevlüt Dudu

                    Uşak                                 Çanakkale                                     Hatay

              Veli Ağbaba                          Tufan Köse                               Aytun Çıray

                 Malatya                                  Çorum                                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Veli Ağbaba, Malatya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi, 24’üncü Dönemde en çok konuşulan, en çok gündemi meşgul eden ve hukuksuzluğa uğramış insanları beklenti içine sokan konuların en başında yargı paketleri gelmiştir. Bu dönemde, 24’üncü Dönem başlarken “12 Eylülle hesaplaşacağız, darbeyle hesaplaşacağız.” dediniz ve idam edilen gençlerle ilgili gözyaşı döktünüz ancak bu konuda samimi olmadığınız ortaya çıktı. Eğer bu konuda samimiyseniz 12 Eylül döneminin tüm uygulamalarını ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için harekete geçmeniz gerekir.

Değerli arkadaşlar, birinci paket fos çıktı, ikinci paket fos çıktı, üçüncü paket fos çıktı. Şimdi, elimizde, aylarca kamuoyunu meşgul eden, oyalayan bir dördüncü yargı paketi var ki bunun da içi boş. Bu paket taraflı tarafsız herkesin kabul ettiği, Başbakanın bile kabul ettiği uzun tutukluluk sürelerini kısaltmıyor, haksız ve hukuksuz tutuklamaları engellemiyor, bireysel hak ve özgürlükleri genişletmiyor.

Değerli milletvekilleri, bu dönem, darbe dönemlerinde bile karşılaşmadığımız uygulamalarla karşı karşıyayız. Terör örgütü deyince parasız eğitim isteyen öğrenci, basın açıklaması yapan sendikacı, 4+4+4’e karşı çıkan öğretmen, fotoğraf çeken foto muhabiri, eylemleri haber yapan gazeteci ve gözaltına alınan insanları savunan avukat akla gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, öğrencilerin terör örgütü üyeliğine kanıtların birkaçını sizinle paylaşmak istiyorum: Konser bileti satmak, parasız eğitim istemek, poşu takmak, Deniz Gezmiş’i anmak, komite usulü sınava katılmak, üniversite yönetimini eleştirmek, basın açıklaması yapmak, 1 Mayısa katılmak, YÖK’ü protesto etmek, Kürtçe ezgi, ideolojik halay, şemsiye taşımak, yumurta bulundurmak, Ruhi Su’nun “Kanlı Pazar” türküsünü söylemek, baraj yapımına karşı çıkmak, füze kalkanına “hayır” demek. “Böyle suç, böyle delil olur mu?” demeyin, hepsi bu dönemde oldu.

Yine, tutuklanan sendikacılar ve öğretmenlerle ilgili suçlamalar da bundan farklı değil. Değerli arkadaşlar, 4+4+4’ü protesto etmek, “İş güvencesine dokunmayın.” demek, “Çok ses, tek yürek” mitingine katılmak, tutuklu EĞİTİM-SEN Başkanını  ziyaret etmek, 2011’de KESK grevine destek vermek, “KESK’in geleceği” adlı toplantıya katılmak.

Gazetecilere yapılan suçlamalar ise öğrencilerin, sendikacıların yaptıkları eylemleri haber yapmak.

Değerli arkadaşlar, bu dönemde iddianamelerde 1 Mayısı haber yapmak, 8 Martı haber yapmak, 19 Aralık ölüm orucunu haber yapmak gazeteciler açısından suç oldu. Hatta, birçok konuşmamda söyledim, Pozantı’daki iğrençliği, Pozantı’daki tecavüzü haber yapmak dahi terör örgütü üyeliğine delil olarak gösterildi.

Değerli arkadaşlar, avukatlar ise bu eylemlerden dolayı tutuklanan insanları savundukları için cezaevlerine düştü.

Bakın, 1 Mayısa katılan, bu saçma sapan suçlamalarla cezaevine atılan insanları savunmak ilk kez bu dönemde suç oldu. Her zaman söylüyorum, bir kez daha söylemek istiyorum, bu, darbe dönemlerinde bile görülmedi. Onun için diyorum ki Kenan Evren AKP’yle gurur duyuyor “Boynuz kulağı geçti.” diyor, “Faşizm uygulamalarında, antidemokratik uygulamalarda AKP beni geçti.” diyor.

Değerli arkadaşlar, yine, insan hakları savunucuları bu dönemde tutuklandı. Açılım zamanları, değerli milletvekilleri, insan hakları derneği yöneticileri ile başta Sayın Bakan olmak üzere Başbakan toplantı yaptı ama açılım unutulunca maalesef -o dönem de gitti- İHD başkanını tutukladınız. Buna örnek Diyarbakır Baro Başkanı, buna örnek Mersin İnsan Hakları Derneği Başkanı. Mersin İnsan Hakları Derneği Başkanı, Osmaniye Cezaevini, Pozantı Cezaevini uluslararası kuruluşlara bildirdiği için şu anda Adana’da terör örgütü üyeliğinden yatmaktadır değerli milletvekilleri. Böyle demokrasi olur mu, böyle uygulama olur mu? Olmaz.

Değerli arkadaşlar, bunun adı demokrasi değil. Bu uygulamaların hepsinin kitapta yazdığı tarif faşizmdir değerli arkadaşlar.

Yine, değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi Komisyonu üyeleri Nurettin Demir, Veli Ağbaba ve Özgür Özel bir rapor yayınladı. Bu rapor kamuoyunu çokça meşgul etti, değerli milletvekilleri, kamuoyunda çokça paylaşıldı. Meclis Başkanı iki saat içerisinde randevu verdi. Sayın Bakan, biz sizden yirmi günden beri randevu istiyoruz bu raporu sunmak için, maalesef randevu alamadık. Bunu da bilginize sunuyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 6. Maddesi ile değiştirilen 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10 uncu maddesine eklenen fıkrada bulunan dört ay ibaresinin doksan gün olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Oktay Vural                            Faruk Bal                              Mehmet Şandır

                    İzmir                                    Konya                                       Mersin

            Mehmet Günal                    Mehmet Erdoğan                          Oktay Öztürk

                  Antalya                                  Muğla                                      Erzurum

                                 Mustafa Kalaycı                          Alim Işık

                                         Konya                                   Kütahya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 6. maddesi ile değiştirilen 2942 sayılı kanunun 10. maddesinin 8. fıkrasından sonra eklenen fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

"Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilir"

      Dilek Akagün Yılmaz          Mustafa Serdar Soydan                     Mevlüt Dudu

                    Uşak                                 Çanakkale                                     Hatay

                                Tufan Köse                                   Aytun Çıray

                                    Çorum                                             İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Millî Eğitim Bakanlığının bütün uygulamaları mahkemelik. Adalet Bakanının yerine oturuyor Millî Eğitim Bakanı, bütün uygulamaları mahkemelik.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Tufan Köse, Çorum Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; önce değişiklik önergesi üzerinde bir dakika söyleyip ondan sonra da paketin tamamı üzerinde konuşacağım.

Şimdi, Kamulaştırma Kanunu’nu avukat arkadaşlarımız bilir, “Dört aydan fazla sürerse dört ayın sonunda faiz uygulansın.” diyor ama bence kamulaştırma davasının açıldığı günden itibaren faiz uygulanması yerinde olacaktır, bir hak mağduriyetini giderecektir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün dördüncü yargı paketini görüşüyoruz. Herhâlde gelecek ay beşinciyi görüşeceğiz, daha sonra altıncı, yedinci, sekizinci… Bütün arkadaşlarımız söyledi, matruşka bebekler gibi her yargı paketinin içerisinden bir başka yargı paketi çıkar hâle geldi. Hiçbir yargı paketi de herhangi bir sorunun çözümüne hizmet etmedi, hatta sorunları daha da ağırlaştırdı. Yani, bu yargı paketi de herhangi bir soruna çare olmuyor. Toplu yargılamaları mı engelliyor? Yani, otoriter rejimlerin en önemli özelliklerinden biridir. Hayır, toplu yargılamaları engellemiyor. Uzun tutuklulukları mı ortadan kaldıracak? Çözüm sürecine hizmet etmeyen hiçbir tutukluluğa da çare değil, biraz sonra söyleyeceğim. Adil yargılanma ilkesini mi güçlendirecek? Bakıyoruz, öyle bir şey de yok. Demokrasiyi mi güçlendiriyor? 12 Eylül döneminde çıkan yasaları mı ortadan kaldırıyor? O da yok. Adaleti cezaevlerine mahkûm etmekten mi kurtarıyor? O da yok. Yani, sonuçta mahkeme var, hâkim var, savcı var, polis var ama adalet yok. Bu yargı paketi de adaletin kapalı olması gereken gözünü kör ediyor. Peki, bu yargı paketi neye hizmet ediyor? Bu yargı paketinin hizmet ettiği en önemli şey: “Açılım süreci” adı altında ülkemizin bölünmesine, üniter yapısının bozulmasına hizmet ediyor, bir.

İki: Maalesef, Başbakanlık yetkilerini kendisine yeterli görmeyen Sayın Başbakanın, Recep Tayyip Erdoğan’ın bu yetkilerini kurumsallaştırarak başkanlık yapmasına hizmet ediyor.

Devamında da, eyalet sistemiyle beraber ülkemizin bölünmesine hizmet edecek diye düşünüyoruz, üç.

Değerli arkadaşlarım, yine neye hizmet ediyor biliyor musunuz? Şimdi, hepimiz izliyoruz, Silivri’de yaklaşık altı yıldır süren bir hukuksuzluk var ve birçoğunun tahliye olma umudu da kalmadığı için -Fatih Hilmioğlu Hoca da artık tahliye talebi istemiyor biliyorsunuz- tahliye talebi de yok. Onlar için itiraz etmiyoruz ama KCK’lılar bir taraftan tahliye ediliyor, belediye başkanları bir taraftan tahliye ediliyor. Elbette tahliye edilsinler. Elbette bir itirazımız yok. Nerede bir insan hakları ihlali varsa, nerede bir hak kaybı varsa, o hak kaybının biz karşısındayız ama bir taraftan da, Silivri tutsaklarına herhangi bir özgürlük getirmiyor. Silivri için ses yok. Bunu izah etmemiz mümkün müdür? Bunu nasıl izah edeceğiz? Vallahi biz bunu çok kolay izah edemiyoruz ancak bunu satılmış bir ruh ve satılmış bir beyinle izah edebiliyoruz, başka bir izahının da olmadığını düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu “çözüm süreci” dediğimiz çözülme sürecine hizmet etmeyen hiçbir şeyin de memleketimizde kıymeti kalmadı. Az evvel ben, buradan, bu çözüm sürecinin antiemperyalist olmadığını, emperyalistlerin emellerine hizmet ettiğini, AKP’nin, BDP’nin ve PKK’nın iş birliği hâlinde bu hizmete ortak olduklarını, dışarıdan da ABD tarafından desteklendiklerini söyledim. Bana, oradan, BDP sıralarından bir arkadaşımız, sanki kendilerini Amerikan ajanlığıyla suçluyormuşum gibi bir şeyler söyledi, ben algılayamadım da. O sözlerini kendisine buradan iade ediyorum. Benim sözlerimi çarpıtmasınlar.

Yine, Silivri gerçeği için bir şey söyleyeceğim: Silivri’de insanların derdi, orada yargılananların 200 metre, 300 metre etrafında olabilmek, yoksa duruşma salonunu basmak filan değil. Ama, maalesef, uygulamalarınızda buna da izin vermiyorsunuz. Hâkimleri de kendinize benzetmişsiniz, mahkemeleri de kendinize benzetmişsiniz, hukuku da kendinize benzetmişsiniz. Orada bir insanlık dramı yaşanıyor.

Değerli arkadaşlarım, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 1976’da hâkimler için verdiği bir kararı okuyarak sözlerime son vermek istiyorum: “Hâkim, insana, tabiata, gerçeğe, olağana sırt çevirmeden ve katı kalpler içinde sıkışıp kalmadan uyuşmazlığa ‘insan kokusu’ taşıyan bir çözüm getirmek zorunluluğundadır.” Silivri yargılamalarında “insan kokusu” nerede? Bunu hep beraber sormamız gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 6. Maddesi ile değiştirilen 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10 uncu maddesine eklenen fıkrada bulunan dört ay ibaresinin doksan gün olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, Danışma Kurulu kararı bitimine kadar; onun için rahat olun, sabaha kadar yolu var, konuşalım. Aslında, Sayın Bakanım, Adalet Bakanlığı üzerinden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde mahkemelik olduk, o kanunu düzeltmek, o durumu düzeltmek için kanun getiriyoruz. Ümit ederim ki Bakanlığınızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde mahkemelik olur bir durumu olmaz. Özellikle bu tek tip kıyafet meselesi, gerçekten, toplumda çok ciddi bir tartışma konusu. Biliyorum ki o noktada aldığınız karar rahatlattı meseleyi ama meseleyi bir genelgeye dökmenizi ben resmen çok faydalı buluyorum. Burada bulunmuş olmanız dolayısıyla arz ederim.

Değerli arkadaşlar, bakınız, bu tasarı, gerekçesinde de belirtildiği üzere, bazı ihlal kararlarına konu alanlarda düzenleme yapmaktadır. Doğrudur, geç kalmıştır ama eksiktir. Niye? Çünkü, dördüncü yargı paketini görüşüyoruz ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde mahkûm edilmemize sebep teşkil eden tüm alanlarda bir düzenleme yapmamaktadır -Adalet Bakanı da burada olsa bunu kabul edecekti- içeriğine bakarsanız bu da böyle. Hangi konularda mesela? Kamuoyunda çok tartışılan, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde de çok sayıda ihlal kararı verilen adil yargılanma hakkının ihlali, uzun yargılama süreleri ve uzun tutukluluk süreleri alanlarında bir düzenleme yapılmamaktadır. Bu kadar çok konuştuğumuz ve tenkit ettiğimiz bu alanlarda  Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir çözüm üretmek mecburiyetinde, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi çünkü konunun muhatabı kendi üyeleri. Şu anda içeride 7 tane, 8 tane milletvekilimiz var. Yani, hangi konudan, hangi içerikle yargılandıklarını burada tartışmak durumunda değiliz ama dönem bitiyor neredeyse hâlen bu sayın milletvekilleri buraya gelip yemin edemediler. Bu bizim ayıbımız, bu bizim yanlışımız. Yani, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bundan dolayı da Türkiye'yi yarın mahkûm ederse hiç şaşırmamak gerekir. Bir düzenleme yapıyorsunuz, bu düzenlemenin gerekçesi çok haklı: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye'nin suçlanmasına tedbir geliştiriyorsunuz. Bu noktada, Sayın Bakanın ölçüsüne ben de katılıyorum. Diyor ki: “Yani, ikinci falan olmak değil, hiç suçlanmayalım, hiç yargılanmayalım, onu amaçlıyoruz.” “Onu amaçlıyorsanız gelin bu düzenlemeyi de yapın.” diyoruz. Kaldı ki -ben sayın grup başkan vekillerine de hitaben söylüyorum- bu sorunu çözmek üzere, 2011 Temmuz ayında, Mecliste temsil edilen tüm siyasi partilerle bir protokol imzalanmıştı, hep beraber imzaladık bunu. Başta Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisinin yoğun gayretiyle böyle bir protokol imzalandı. Burada denildi ki “Halkın egemenliği ve milletin iradesi, seçilmiş ve vekâlet verilmiş milletvekilleri aracılığıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde hayata geçirilir. Bu çerçevede, tüm siyasi partilerin ve milletvekillerinin milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine getirmeleri için Türkiye Büyük Millet Meclisinde olmaları gerektiğine inanıyoruz.”

Ee arkadaşlar, bu protokolün altında hepimizin imzası var, tüm siyasi partilerin imzası var. Hani, niye bu imzanın arkasında durmuyoruz? Bu imzanın gereğince burada niye bir düzenleme yapmıyoruz? Yarın aynı bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden bir soruyla karşılaşırsanız şaşırmayınız. Ee çok gerekli, çok zorunlu bir kanunu düzenliyoruz ama bu kanunu düzenlerken bir arıza bu, bir hastalık hâline dönüşen bir arızamız; eksik düzenliyoruz. Yarın beşinci yargı paketi, altıncı yargı paketi… Her defasında bunları konuşmaktan biz yorulduk ama siz anlamamakta ısrar ediyorsunuz maalesef.

Bu kanunda hiç mi iyi şeyler yok? Onları da söyleyeyim, var tabii ki. Tasarı, tam yargı davalarında dava konusu miktarın sonradan artırılması hususunu, kamulaştırma davalarında davanın dört ay içinde bitirilmemesi hâlinde tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi, tutuklamaya ilişkin çok etkili olmasa da bazı değişiklikler yapılması, takipsizlik kararlarının yetkin bir soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararlarıyla tespit edilmesi üzerine yeniden soruşturma açılması gibi konularda, müspet konularda düzenleme yapıyor ama “Gelin, bunu tamamlayalım.” diyoruz ve önergemiz de yargının hızlanması ve mülkiyet hakkının korunması amacı için süreyi dört aydan üç aya düşüren bir önerge.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ama, Sayın Bakan zaten konusu olmadığı için “katılmıyoruz” diyerek bu önergeyi mahkûm etti.

Takdirlerinize sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 6ncı maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki hükmün tasarı metnine eklenmesi arz ve teklif ederiz.

               Nazmi Gür                         İbrahim Binici                             Halil Aksoy

                    Van                                   Şanlıurfa                                       Ağrı

             Murat Bozlak                        İdris Baluken                      Abdullah Levent Tüzel

                   Adana                                   Bingöl                                       İstanbul

“MADDE 7- 12.04.1991 tarihli ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasası yürürlükten kaldırılmıştır.”

BAŞKAN – Sayın komisyon önergeyi…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, yeni bir durum bunu inceleyip araştırabilmemiz, üzerinde çalışmamız için ara vermenizi istiyorum. Bu  Hükûmetin verdiği, AKP Grubunun verdiği önergeyi incelemek üzere süre istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Şandır, gördüğüm kadarıyla komisyon salt çoğunlukla katılmıyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İyi, tamam.

BAŞKAN – İşlemden kaldırılması söz konusu, soracağım ama.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tamam, eyvallah! Niye verdiniz o zaman?

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Bir davet edin önce. Önce bir davet edelim lütfen.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Adalet Komisyonu üyeleri lütfen buraya gelsinler. Gelen yok Sayın Başkan. Salt çoğunluğumuz olmadığından katılamıyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Adalet olmadığına göre komisyon üyesi de yok! Nasıl olsa adalet de yok, komisyon üyesi de yok!

BAŞKAN – Katılamıyorsunuz.

Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

7’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci maddesi ile değiştirilen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin 2 nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Halil Aksoy                         İbrahim Binici                              Nazmi Gür

                    Ağrı                                   Şanlıurfa                                        Van

               Sırrı Sakık                          Murat Bozlak                     Abdullah Levent Tüzel

                    Muş                                     Adana                                       İstanbul

                                                           İdris Baluken

                                                                Bingöl

"Terör örgütlerinin şiddet içeren yöntemlerine başvurmayı alenen teşvik eden bildiri ve açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara eylemin açık ve yakın tehlike oluşturması halinde 2 yıla kadar hapis cezası verilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının, 7. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz          Mustafa Serdar Soydan                      Aytun Çıray

                    Uşak                                 Çanakkale                                      İzmir

              Tufan Köse                          Mevlüt Dudu                           Ali Rıza Öztürk

                  Çorum                                   Hatay                                        Mersin

MADDE 7- 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 7. Maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Faruk Bal                            Oktay Vural                             Mehmet Günal

                  Konya                                    İzmir                                        Antalya

          Mehmet Erdoğan                     Oktay Öztürk                                Alim Işık

                   Muğla                                  Erzurum                                     Kütahya

                                                        Mustafa Kalaycı

                                                                Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

1) Terör insanlığa karşı bir suçtur. Sadece Türkiye'nin maruz kaldığı bir tehdit değildir.

2) Demokratik değerleri paylaşan bütün ülkeler terörizmle mücadele için işbirliği yapmak üzere kendilerini bağlayan uluslararası anlaşmalara imza atmıştır. Bu ülkelere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisini tanıyan ülkeler de dâhildir.

3) Bu ülkeler terörizm ile mücadelede Türkiye'ye uluslararası akdi sorumlulukları uyarınca yardım etmedikleri gibi, terör örgütüne destek olmuşlardır.

4) Türkiye yıllardır uluslararası destek gören kanlı terör örgütü ile mücadele ederken ülkelerinde teröristleri barındırmışlardır.

5) Türkiye'nin maruz kaldığı terör faaliyetleri dünyanın en kanlı eylemlerini gerçekleştirmiştir. Bunlardan PKK başka hiçbir eylemde bulunmasa bile sadece adı ile özdeş olarak cebir, şiddet ve tehdit kavramlarını çağrıştırmaktadır. Marksist Leninist bir devlet kurmak için başlattığı terör faaliyeti Eruh baskını ile adını duyurmuş, bugüne kadar otuz binden fazla insanımızın kanına girmiş, on binlerce gaziyi kolsuz, bacaksız, gözsüz, kulaksız, dilsiz bir hayata mahkûm etmiş, milyarlarca liralık tahribata ve zayiata sebep olmuştur.

PKK terör örgütü hedefine ulaşmak güvenlik güçlerine verdiği zararın en az altı kat fazlasını bölgede yaşayan Kürt kardeşlerimize vermiştir. 3 günlük bebekten 80 yaşında nineye kadar 25 binden fazla insanımızın kanına girmiştir.

PKK bugünkü gücüne cebir, şiddet veya tehdit kullanarak ulaşmıştır. PKK'nın adı uyguladığı cebir, şiddet ve tehdit, yani terör yöntemleri ile eşdeğer hale gelmiştir.

PKK terör yöntemleri ile kullanarak elde ettiği bu günü meşrulaştırmak istemektedir. Yayınlarda PKK'nın adının kullanılması işlediği terörü, olaylarını ve vahşetini hatırlatacaktır.

Tasarı kanunlaştığı takdirde PKK ve diğer terör örgütleri halkı cebir, şiddet ve tehdit yani terör yöntemlerinden doğrudan veya dolaylı olarak yararlanarak hedefine ulaşma imkânı verecektir.

Demokrasi, ifade hürriyetine verdiği önem kadar demokratik değerleri ve halkı terör yöntemlerine karşı, terör örgütlerinin doğrudan veya dolaylı olarak cebir, şiddet ve tehdidine karşı koruyabilmelidir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının, 7. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                           Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale) ve arkadaşları

MADDE 7 - 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu maddede verdiğimiz önerge hem bir gerçekliği ortaya koyuyor hem de ironik bir önerge aslında.

Biz burada diyoruz ki: “3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu yürürlükten kaldırılsın.” Bunun ironik yanı şu: Artık terörle mücadele edilmediği için bu ülkede, bu ülkeye o kadar zarar vermiş, binlerce insanın ölümüne yol açmış, şiddete başvurmayı asıl hedefi saymış PKK terör örgütüyle artık mücadele edilmeyip müzakere edildiği için daha çok da PKK terör örgütüyle mücadele etmek amacıyla çıkarılmış olan Terörle Mücadele Yasası’nın artık bir anlamı kalmamıştır diyoruz. Artık, Terörle Mücadele Yasası, teröristlerle mücadele etmek için değil; aksine, cumhuriyet yanlısı, Atatürk yanlısı, bu ülkenin çağdaşlığından, ilericiliğinden ve bu ülkenin geleceğinden yana olan Atatürkçülere ve cumhuriyetçilere karşı bir saldırı yasası olarak düşünüldüğü için ve kullanıldığı için, o nedenle Terörle Mücadele Yasası’nın artık bir anlamı kalmamıştır. Terörle mücadele edilmemektedir, müzakere edilmektedir. Aksine, halkla mücadele edilmektedir, halk bu maddeden daha çok zarar görmektedir. O nedenle “Bunun kaldırılmasını istiyoruz.” diyoruz. İronik yanı bu arkadaşlar.

Diğer yandan, Terörle Mücadele Yasası, gerçekten de pek çok antidemokratik hükmü taşımaktadır. Terörle Mücadele Yasası kalktığı takdirde, Türk Ceza Kanunu’nda bizim ülkemizdeki terörle mücadelenin yapılabileceği maddeler vardır. Terörle Mücadele Yasası’nın kalkmasıyla beraber terör mahkemeleri ortadan kalkacaktır, bu özel yetkili mahkemeler ortadan kalkacaktır, doğal yargıç ilkesine aykırı bu mahkemeler ortadan kaldırılacaktır. Onun için bu Terörle Mücadele Yasası’nın ortadan kalkması gerekmektedir. Komisyonda görüşürken bunu, arkadaşlarımız dediler ki: “Biz, efendim, sadece cebir ve şiddeti çıkardığımız için siz bizi suçluyorsunuz, siz tümünün çıkartılmasını istiyorsunuz; bu, bir çelişki değil midir?” Hayır arkadaşlar, bu, bir çelişki değildir. Siz, orada, PKK terör örgütünün cebir, şiddet içermeyen her türlü eylemini serbest bırakmayı hedefliyorsunuz ama biz diyoruz ki: “Terör örgütü olan, şiddete başvuran her türlü örgütlenmeyle, suç örgütüyle ilgili bizim Türk Ceza Kanunu’muzda yeterince düzenleme vardır; sizlere, daha çok, siyasal iktidara yol veren, siyasal iktidarın mahkemesi hâline gelmiş olan terör mahkemelerinin ortadan kaldırılması gerekir. İşte, bunun için, biz, bu maddedeki önerimizi sunuyoruz sevgili arkadaşlar.”

Bu maddeyi getirirken şöyle dendi: “Efendim, işte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden çok eleştiri alıyoruz, mahkûmiyet alıyoruz, bu nedenle bunu getirdik.” Peki -ben Sayın Bakana o zaman da söylemiştim- 2006 yılında bu Terörle Mücadele Yasası’nda bir değişiklik yapılmış, 2006 yılında yok muydu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden mahkûmiyetlerimiz buna dayanarak? Ama o zaman da yapılmadığına göre, şimdi bu gündeme getirildiğine göre amaç çok açık bir şeydir –biraz önce de söylediğimiz gibi- terör örgütünün meşrulaştırılması ve siyasallaştırılması söz konusudur.

Aynı şekilde, sevgili arkadaşlar, bu tasarının 10’uncu maddesiyle Türk Ceza Kanunu madde 215’teki suç ve suçluyu övme konusundaki düzenleme, kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike olur ise cezalandırılabileceğini söylüyor. Bu, ne demektir arkadaşlar? Suç ve suçluyu övme konusundaki, cezalandırma konusundaki yetkiyi, takdiri tamamen siyasallaşmış yargıya bırakıyorsunuz. Buradan çıkan anlam şu: Açık ve yakın tehlike olarak, bu size bağlı olan, iktidarın mahkemeleri olan mahkemeler…

RECEP ÖZEL (Isparta) – İktidarın mahkemesi olmaz ya, Türk milletinin mahkemesi, yargısı vardır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - …artık diyebilecekler ki: “Ergenekon terör örgütünden mahkûm olanları, Balyoz davasından mahkûm olanları eğer siz överseniz sizi mahkûm ediyoruz ama PKK terör örgütü liderini, Abdullah Öcalan’ı överseniz, açık ve yakın tehlike olmadığı için artık, ondan dolayı mahkûm etmiyoruz.” İşte, bu madde buna hizmet etmek amacıyla getirilmiştir; “sayın” denebilmesi için, Abdullah Öcalan’ı meşrulaştırabilmeniz için, neredeyse artık onun bir terör örgütünün başı olduğunu unutturup bir kahraman yapmak için getirdiğiniz bir maddedir, yine PKK terör örgütüyle yaptığınız anlaşma çerçevesinde.

Bunun yanında Türk Ceza Kanunu madde 220’yle getirmiş olduğunuz, diğer maddelerle uyum sağlasın diye getirmiş olduğunuz 220’deki bu düzenleme ise kullanılması, uygulanması mümkün olmayan bir düzenleme olduğu için, artık onu da bence madde metninden çıkarmanız yerinde olacaktır sevgili arkadaşlar.

Hepinize çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle değiştirilen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6’ncı maddesinin 2’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                Halil Aksoy (Ağrı) ve arkadaşları

"Terör örgütlerinin şiddet içeren yöntemlerine başvurmayı alenen teşvik eden bildiri ve açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara eylemin açık ve yakın tehlike oluşturması hâlinde 2 yıla kadar hapis cezası verilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 7’nci maddesinde öngörülen değişiklikle, daha çok basın-yayın alanı hakkında yeni bir düzenlemeye gidilmiştir. Bu bağlamda, haberleşme hakkına dair Terörle Mücadele Kanunu’nun 6’ncı maddesinde değişiklik yapılmıştır. Ancak, yapılan bu yeni düzenlemede esasen sadece ceza miktarının üst sınırında azaltmaya gidilmiştir. Ceza üst sınırında bir azaltmaya gidilmiş olması pratikte bir şeyi değiştirmeyecek, yasa dışı örgütle ilgili yayınlanan bir haber veya açıklama hâlen yargı kıskacında olacaktır.

Modern ve demokratik ülkelerde haberleşme özgürlüğü en kutsal değerlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu anlamda, tasarıdaki değişiklik haberleşme özgürlüğünü tam olarak sağlamaktan uzaktır. Tasarıda yapılan bu düzenlemeyle, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun örgüt propagandasını düzenleyen 6’ncı ve 7’nci maddelerinde düzenlenen, suçun unsurları bakımından “cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterme veya övme ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik etme” koşulları getirilerek propaganda suçu tanımlanmaya ve yargının mevcut hükmünü geniş yorumlayan, ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran uygulamasına bir sınırlama getirilmeye çalışılmaktadır. Ancak “meşru gösterme”, “övme” kavramlarının yeterli düzeyde somut olmadığını ve bu kavramların yargı tarafından bu madde bağlamında ifade özgürlüğüne müdahaleye yol açacak şekilde yorumlanabileceğini düşünmek gerekmektedir.

Öngörülen düzenlemede suçun oluşma şartlarına “şiddet” faktörünün de eklendiği söylenebilir ancak unutulmaması gereken nokta, gerek “şiddet” unsurunun çok geniş tutulması gerekse “şiddete başvurmayı meşru gösterme”, “övme” ve “teşvik etme” gibi soyut ve cezai niteliğinin kuşkulu olduğu ibarelerle düzenlenmesi yeni suistimallere kapı aralayabilecektir. Bu tür muğlak ifadelerle bezeli bir düzenleme demokratik bir zihniyetle hazırlanmış olmaktan uzaktır. Bu tür ifadelerin yerine daha sade, anlaşılır ve net ifadelerin kullanılması gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına uyma amacıyla hazırlanmış tasarı bu hâliyle AİHM açısından bir kolaylık sağlamayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Terörle Mücadele Yasası’nda düzenlenen propaganda suçu açısından yalnızca yasanın mevcut sınırlarına dair bir çerçeve çizilmiş, bu anlamda, yargının özellikle de Yargıtay içtihatları bakımından uygulanmasına bir sınır çizmiştir.

Bir giysi taşımak, bir rengi üzerinde bulundurmak, müzik yayını yapmak hâlen suç olmaya devam edecektir. Yöresel bir kıyafet, bir poşu, bir marş veya şarkı hâlen propaganda fiilleri olarak karşımızda durmaktadır. Propaganda suçu açısından her ne kadar cebir ve şiddet unsuru ön plana çıkarılmışsa da bu konuda yorumla genişletilebilecek, dolaylı olarak şiddeti meşru gösterecek her türlü fiil konusunda da mahkemelere geniş takdir yetkisi bırakıldığı ortadadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ifade, düşünce, toplanma, örgütleme özgürlüğünün kullanılması önündeki ilgili tüm yasalardaki tüm engelleri kaldıracak bir yasal düzenlemeyi yapma vakti gelmiştir. İnsan hakları ihlalleri ile mücadelenin kuralları açık, kuşkudan uzak bir şekilde yasaya ve güvenceye bağlanmalıdır. Bu, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve barışı için mutlak bir zorunluluktur.

Artık, yapılması gereken gerçek ve kapsayıcı bir demokratikleşme hamlesi olmalıdır diyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 Sıra Sayılı "İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın çerçeve 8 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Elitaş                 Mehmet Doğan Kubat               Hacı Bayram Türkoğlu

                  Kayseri                                 İstanbul                                       Hatay

           Türkan Dağoğlu             Çiğdem Münevver Ökten                   Adnan Yılmaz

                 İstanbul                                  Mersin                                      Erzurum

                Ali Şahin                          Vedat Demiröz                            Enver Yılmaz

                Gaziantep                                  Bitlis                                        İstanbul

                                                            Zeyid Aslan

                                                                 Tokat

MADDE 8- 3713 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aşağıdaki fıkra maddeye son fıkra olarak eklenmiştir.

"Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında arttırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:

a) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması.

b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;

1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,

2. Slogan atılması,

3. Ses cihazları ile yayın yapılması,

4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi."

"Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına;

a) İkinci fıkrada tanımlanan suçu,

b) 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan suçu,

c) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçunu,

İşleyenler hakkında, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinin altıncı fıkrasında tanımlanan suçtan dolayı ayrıca ceza verilmez."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci maddesi ile değiştirilen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Halil Aksoy                         İbrahim Binici                              Nazmi Gür

                    Ağrı                                   Şanlıurfa                                        Van

             Murat Bozlak                        İdris Baluken                      Abdullah Levent Tüzel

                   Adana                                   Bingöl                                       İstanbul

"Terör örgütlerinin şiddet içeren yöntemlerini doğrudan teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi eylemin açık ve yakın tehlike oluşturması hâlinde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarının, 8. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz          Mustafa Serdar Soydan                     Mevlüt Dudu

                    Uşak                                 Çanakkale                                     Hatay

              Aytun Çıray                      Uğur Bayraktutan                        Ali Rıza Öztürk

                    İzmir                                    Artvin                                       Mersin

MADDE 8 – 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 8. Maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Faruk Bal                            Oktay Vural                             Mehmet Günal

                  Konya                                    İzmir                                        Antalya

          Mehmet Erdoğan                     Oktay Öztürk                          Mustafa Kalaycı

                   Muğla                                  Erzurum                                      Konya

                                                              Alim Işık

                                                               Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; huzurunuzdaki kanun tasarısının bu maddesi terör örgütünün faaliyetleriyle ilgili bir maddedir.

Terör örgütü terör faaliyeti yapar. Terör faaliyeti dediğimiz: Cebir, şiddet ve tehdit ile devletin organlarına, millete ve bireyin temel hak ve hürriyetlerine karşı insanlık dışı bir suç işler. Onun için terör örgütünün gözü kördür, onun için terör bir beladır; terör, ülke, millet ve birey açısından bir felakettir.

Şimdi, bu tasarıyla, terör örgütünün yandaşlığını yapmış, terör örgütüne destek olmuş, terör örgütünün propagandasını yapmış olan kişilere “Aferin, iyi yapmışsınız. Bu iyi yapışın neticesinde ben sizi ceza almaktan veya cezai müeyyideden kurtarıyorum.” demek istiyorsunuz. Hangi hakla bunu yapıyorsunuz? Terörde yaralanmış, terör olayları nedeniyle yaralanmış insanın yarasını siz mi sardınız? Terör örgütünün saldırılarıyla organını kaybetmiş, kolunu, bacağını kaybetmiş insanların yarasını siz mi sardınız? Şehit olmuş, kara toprağa düşmüş, gencecik bedenini toprağa vermiş olan kişinin acısını, yasını siz mi tuttunuz? Bütün bunların elbette anası ağladı. Ananın hakkını siz burada nasıl heder ediyorsunuz? Siz bu hakkı nereden alıyorsunuz? Bu bir kul hakkıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kapsam içerisinde değerlendirdiğimizde Türkiye, bilinen adlarıyla PKK, DHKP-C gibi Marksist-Leninist bir sürü terör örgütünün hedefi hâlindedir. Bu hedef içerisinde en ağır, en acı zararı da PKK terör örgütünden çekmiştir. 2002 yılında dile pelesenk olan bir tabirle 30 bin kişinin katline, şehit olmasına sebep olmuş bir örgütten bahsediyoruz ve belki bir o kadar insanın da gazi olması gibi bir sonucu elde etmiş olan şer bir örgütten bahsediyoruz. 30 bin kişi rakamını kabul ettiğimizde -şimdi 40 bin diye ifade ediliyor- PKK’nın şehit ettiği -asker, polis- güvenlik güçlerinin sayısı 5 bin civarındadır, geriye kalan kısmı, PKK’nın tahakkümünü kabul etmeyen, güneydoğuda yaşayan, bin yıllık kardeşlik hukuku ile bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne milletiyle, toprak bütünlüğüyle sahip çıkan ve dolayısıyla PKK’ya karşı evladını, ırzını, namusunu ve PKK’ya karşı toprağını, odununu, ocağını koruyan insanlardır. Bunların akıttığı kanın hesabını sizin sormanız gerekirken, şimdi onlara mücadele yerine mütarekeye başladınız.

Uluslararası belgeleri gerekçe gösteriyorsunuz, bunda da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni gerekçe gösteriyorsunuz. Sayın Bakan, terörle mücadelede Avrupa o kadar şedit hükümler ifade etmiştir ki mücadele de değil, “combating of terrorism” diye bir tabir kullanmaktadır. “Combating” kelimesinin anlamı “çatışma”dır, “çatışma”, “mücadele” de değil, “çatışma”, “çarpışma”dır. Avrupa mantığı kendi ülkesine, kendi insanlarına, kendi vatandaşlarına bir saldırı olduğunda onunla çatışıyor, çarpışıyor; siz kucaklaşıyorsunuz, barışıyorsunuz. Bunu bir de İnsan Hakları Sözleşmesi’ne bağlı tutuyorsunuz. Şimdi soruyorum: El Kaide de bir terör örgütüdür. Amerika’da, bırakın El Kaide’nin propagandasını yapmayı falan, telefonda konuştuğunuz zaman “El Kaide” lafı bir geçsin, mesajlarınızda bir “El Kaide” lafı geçsin, kendinizi Guantanamo’da bulursunuz.

Şimdi, ortada terörle mücadele böyle iken, siz terörizmle mücadelenin altyapısı olan, terörist besleyen ya da terörist yetiştiren imkânları cezalandırmak yerine onları serbest bırakmak ve onlara cezai müeyyide uygulamamak gibi bir kanun tasarısıyla yüce Meclisin huzurundasınız. Bu yüce Meclis, Sayın Bakan, güneydoğuda yaşayan kardeşlerimiz dâhil olmak üzere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – …bir Kurtuluş Savaşı sonunda devlet kuran Meclistir; devleti parçalamaya bu Meclisi alet etmemeniz gerekir. (MHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 23.17


YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Konya Milletvekili Faruk Bal ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

445 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

8’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının, 8. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                       Uğur Bayraktutan (Artvin) ve arkadaşları

Madde 8- 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 445 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde verilen önerge üzerine konuşma yapmak için huzurunuzda bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, sözlerime başlamadan evvel ceza yargılamasının temel kurallarından birini hatırlatmak istiyorum. Bize hukuk fakültelerinde şunu öğrettiler: Bunlardan en önemlisi “Şüpheden sanık yararlanır.” deniliyordu. Ceza yargılamasının en temel kurallarından bir tanesi budur.

Bir başka kural “Adalet mülkün temelidir.” Bundan hareket ederek yıllarca hukukçuluk yaptık, yargılamalarda bulunduk.

Bir başka temel kural da yasa dışı yoldan elde edilen delillerin zincirleme fonksiyonudur.

Bunları neden hatırlatma yaptım? Şimdi gelinen tabloda, mevcut yargılamalardaki mahkemeleri gördüğümüz zaman bu üç ana kuralın da ne yazık ki ihlal edildiği gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Bugün Türkiye’de, Sayın Bakan, bir gerçek var. Bunlardan bir tanesi, artık adliyelerdeki “Adalet mülkün temelidir.” yazan yazıları indirip “Adalet zulmün temelidir.” yazısını koyarsak daha yakışır diye düşünüyorum.

Diğer yargılama tekniklerinden bir tanesi de “Şüpheden sanık yararlanır.” ilkesinin ne yazık ki gerçeği yansıtmadığını artık Türkiye’de yapılan bütün yargılamalarda, birçok yargılamalarda… Tabii, bunu genelleme yapmak doğru değildir ama şüpheden ne yazık ki ülkemizde sanık yararlanmamaktadır, şüpheden hâkimler yararlanmaktadır, böyle bir yargılama teknikleri vardır.

Bir diğer husus da yasa dışı yoldan elde edilen delillerin zincirleme fonksiyonudur. Bütün adil yargılamalarda elde edilmesi gereken husus şudur: Yasa dışı yoldan elde edilen hiçbir delili adil yargılamada hiçbir şekilde delil olarak nitelendiremezsiniz. Ama ne yazık ki şimdi, burada, özel yetkili mahkemelerdeki yargılama süreçlerinde… Geçmişlerine baktığımız zaman sıkıyönetim mahkemelerinden bu tarafa doğru gelen, arkasından devlet güvenlik mahkemeleriyle devam eden, arkasından da özel yetkili mahkemeler süreciyle giden ve bugün kadük olduğu iddia edilen terörle mücadele mahkemeleriyle devam eden bir yargılama süreciyle ne yazık ki karşı karşıyayız.

Daha önceden şöyle bir şehir efsanesi vardı değerli arkadaşlarım: Özellikle askerî mahkemelere ilişkin bize hukuk fakültelerinde şöyle bir şey söylemişlerdi: “Askerî bandonun yapmış olduğu müzik ne kadar müzikse askerî mahkemenin dağıttığı adalet de o kadar adalettir.” Şimdi, bu yargılamaları gördükten sonra, Sayın Başkan, askerî mahkemelere haksızlık ettiğimizi düşünüyoruz. Neden? Emrin olduğu yerde bile adaletin ne kadar ölçüde arandığını, adil yargılamanın olduğunu, bugün özel yetkili mahkemelerdeki yargılama tekniklerini gördüğümüz zaman, bu yapılmış olan sözü kim söylemişse o mahkemelere haksızlık ettiği gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Neden bunu söylüyoruz? Bakın, biz bu yasayı getirdik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartları ve normlarına ilişkin ülkemizin karşılaşmış olduğu sorunları ortadan kaldıralım diye. Ama, şimdi, buradaki yargılama tekniklerini gördüğünüz zaman, ne yazık ki AİHM’i bu konuda önümüzdeki süreçte ikna edemeyeceğimizi, yeni beşinci, altıncı yargı paketlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi huzuruna geleceğini görüyoruz. Neden görüyoruz? Uzun tutuklamayla ilişkin sorunları ne yazık ki halledemiyoruz.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bugün hiçbir yargılama tekniği içerisinde on yıla yaklaşan tutukluluk süreleri normal bir adil yargılamanın olduğu bir ülke yargılamasında göz önüne alınamaz. Bugün Silivri’deki yargılamalarda, diğer yargılamalarda beş yıldır, altı yıldır süren yargılamalar var. Beş yıl, altı yıl değerli arkadaşlarım, düşünebiliyor musunuz? Altı senedir o cezaevlerinde yatan insanlar var, biz hâlen o mahkemelerde adalet arıyoruz. Buraya çıkan bütün arkadaşlarım, CHP’deki, MHP’deki, diğer gruplardaki arkadaşlar şu tutuklu milletvekillerinin sorunlarını burada anlatmaktan dillerinde tüy bitti, bunu ne yazık ki sizlere anlatamıyoruz gelinen noktada.

Bakın, oradaki yargılanan insanlar kitap yazmaya başladılar Sayın Bakan. Bu, Haberal’ın yazmış olduğu kitap. Bunu cumhuriyet savcılarına anlatamadı. Bu kitabın içerisindeki bir pasajı dün dağıttılar bize. Şunu okumak istiyorum, buradaki iddialardan bir tanesini, çok değerli cumhuriyet savcımızın iddialarından bir tanesini. Diyor ki: “Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün bir telefon görüşmesinde müvekkilimiz Profesör Doktor Mehmet Haberal’a duyduğu saygıya istinaden ‘Ben başbakan olacağım ama benim başbakanım da sizler olacaksınız.’ şeklindeki nezaket içeren beyanını dahi mütalaada müvekkilimizin örgütün amaçları doğrultusunda siyasileri yönlendirdiğinin delil olarak gösterilmesi son derece gülünç bir iddiadır.” Düşünebiliyor musunuz, iddialardan bir tanesi bu Sayın Bakan.

Şimdi ne yapıyor? Burada tutuklu olan kişiler bunları yargılama makamlarına, iddia makamlarına bunları anlatamıyorlar. Bu mütalaalarla karşı karşıyayız. Yani hukuk, adalet her gün birilerine lazım olabilir. Bu gerçekleri dile getirmeye çalışıyoruz ama ne yazık ki bu gerçeklere ilişkin ileri sürülen bütün hususlar yargılama makamları tarafından göz ardı ediliyor. Biz Silivri’deki yargılamalar konusunda mahkemelerin objektif ölçülerden uzak olduğu kanısındayız. Yargılamaların adil olmadığını biliyoruz. Sizler de biliyorsunuz bunu. Ben size sadece “Adalet Bakanı” demiyorum, siz aslında “özel yetkili Adalet Bakanı”sınız. Bu ülkede özel yetkili mahkemeler var, özel yetkili adalet bakanları da var.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un cumhuriyet savcılarına söylediği bir söz var. Diyor ki: “Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafaka bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz.” Mustafa Kemal’in Adalet Bakanı cumhuriyet savcılarına diyor. Sizi merak ediyorum, siz cumhuriyet savcılarına ne diyorsunuz Sayın Bakan.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci maddesi ile değiştirilen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                 Halil Aksoy (Ağrı) ve arkadaşları

"Terör örgütlerinin şiddet içeren yöntemlerini doğrudan teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi eylemin açık ve yakın tehlike oluşturması hâlinde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine, 8’inci maddede partimizin verdiği önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kamuoyunda belirtildiği şekliyle dördüncü yargı paketi üzerinde konuşacağız. Asıl soruna eğilmediğimiz için, muhtemeldir ki şimdilik dördüncü yargı paketini görüşüyoruz, önümüzdeki günlerde bu yargı paketlerinin sıra sayı numaraları artacak, kamuoyundaki adlandırmaları artacak ve burada tekrar görüşeceğiz.

Şimdi, bugünkü tabloyu ben kısaca şöyle özetlemek istiyorum, sorunun asıl kaynağına inmediğimiz için tıptan bir benzetme yapmak istiyorum: Ortada bir sorun var. Terörle Mücadele Kanunu gibi antidemokratik, her türlü hukuku yok eden, keyfiyeti getiren bir kanun ortada duruyor, Türk Ceza Kanunu’nun özgürlükleri kısıtlayan bütün maddeleri ortada duruyor, biz de burada getirilmiş palyatif birtakım çözümleri tartışıyoruz. Yani, vücudun bir yerinde bir hastalık var, bu hastalığı tedavi etmeye yönelik ciddi, radikal birtakım kararlar almıyoruz. İktidar partisi AK PARTİ bu hastalığın yaratmış olduğu ağrıya yönelik bir ağrı kesici paketi buraya getirmiş ki bu ağrı kesici paket de yanlış bir tercihle buraya getirilmiş, bu ızdırabı tamamen ortadan kaldıracak şekilde buraya getirilmemiş. Biz, Barış ve Demokrasi Partisi olarak “Bu hastalığı radikal şekilde tedavi edinceye kadar doğru ağrı kesiciyi kullanalım.” diyoruz. Hadi, yetersiz geliyorsa bu ağrı kesiciye yeni ağrı kesiciler ekleyelim diyoruz. Böylelikle ızdırabı en azından kontrol altına alıp hastalığa yönelelim diyoruz. Diğer muhalefet partileri de “İktidar partisinin getirmiş olduğu bu ağrı kesiciyi de keselim. Bu ızdırap aynı şekilde, daha şiddetli bir şekilde hissedilsin.” diyorlar. Yani, bugünkü yaptığımız görüşmelerin tamamını bir tıpçı olarak baktığım zaman bu şekilde görüyorum.

Bu ülkede düşünce özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmadığı sürece gerçek anlamda demokratik bir hukuktan bahsetmek mümkün değildir. Basın özgürlüğüyle ilgili, siyaset yapma özgürlüğüyle ilgili ciddi yasaları bu Mecliste ele almadığımız sürece toplumun kanayan yarası hâline gelmiş bu hukuksuzlukları ortadan kaldırmamız mümkün değildir.

Şimdi, bu maddeye baktığımız zaman, yine, siyasallaşmış bir yargıya ucu açık ifadelerle olağanüstü yorum yapan birtakım cümleler, birtakım düzenlemeler var. Yani “terör” kavramının “terörizm” kavramının “şiddet” kavramının artık bu ülkedeki yargı tarafından nasıl kullanıldığını herhâlde bilmeyeniniz yoktur. Mevcut davalarda öğrencisinden sendikacısına kadar, milletvekilinden belediye başkanına kadar, akademisyeninden yazarçizerine kadar herkesi terörist olmakla suçlayan ve bu nedenle cezaevine atan bir hukuk sistemine, bir yargı sistemine, deyim yerindeyse, bu tasarı tekrar pas atıyor.

Getirmiş olduğu düzenlemede şalvar giymekten tutun da poşu takmaya kadar, işte Kürtlerin ulusal kıyafetlerinden tutun da sarı, kırmızı, yeşil bir fular takmaya kadar her şeyi “terörizm” kavramı içerisine sokan bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Zaten, bugüne kadar yargı bu tarz uygulamalar neticesinde bu hukuksuzlukları ortaya koydu. Yani, bugüne kadar yargının yaptıklarına baktığımız zaman bir akademisyenin uluslararası bilimsel ortamlarda katılmış olduğu toplantılardan tutalım da bir kişinin telefon taşımamasına kadar suç unsuru sayan, terörizm kavramıyla ilişkilendiren uygulamalarına denk geldik. Bir öğrencinin federal Kürdistan bölgesindeki bir üniversiteye gittiği için, orada araştırma yaptığı için terörizm suçlamasıyla yargılandığı bir pratikle karşı karşıyayız. Kendi seçim bölgemde, benim seçim büroma geldiği için müebbet hapis cezasına çarptırılan sanıkların mağduriyetiyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla, bu uygulamalar devredeyken, bu uygulamalar söz konusuyken böyle muğlak ifadelerle tekrar yargıya bir alan yaratmak bizce sorunu çözmekten çok derinleştirmeye yarar.

Tekrar ifade ediyorum: Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması, TCK’nın bütün antidemokratik uygulamalarının kaldırılması bu hastalığın asıl tedavisidir. Bütün Meclisi bu asıl tedavi konusunda biraz daha düşünmeye, biraz daha çabaya davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 Sıra Sayılı "İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 8 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

MADDE 8- 3713 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aşağıdaki fıkra maddeye son fıkra olarak eklenmiştir.

"Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında arttırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:

a) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması.

b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;

1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,

2. Slogan atılması,

3. Ses cihazları ile yayın yapılması,

4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi.”

"Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına;

a) İkinci fıkrada tanımlanan suçu,

b) 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan suçu,

c) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçunu,

İşleyenler hakkında, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinin altıncı fıkrasında tanımlanan suçtan dolayı ayrıca ceza verilmez."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinin altıncı fıkrasında, "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir." hükmüne yer verilmiştir.

Madde hükmünden de açıkça anlaşıldığı üzere, sanığın Kanunun 220 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezalandırılabilmesi için "örgüt üyesi olmaması" gerekmektedir. Örgüt üyesi olmayan kişinin Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinin altıncı fıkrasına göre cezalandırılabilmesi için "örgüt adına bir suç" işlemesi zorunluluğu bulunmaktadır. İşlenen bu suçun niteliği konusunda maddede bir açıklık bulunmadığından örgüt adına herhangi bir suçun işlenmesi durumunda Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki suç oluşmaktadır. Buna göre, kişinin Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinde düzenlenen terör örgütünün bildiri ve açıklamalarını basma ve yayma veya 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen propaganda suçlarını işlemesi durumunda ayrıca bu kişi örgüt üyeliğinden de cezalandırılmaktadır. Yine aynı şekilde, örgüt üyesi olmayan sanığın, örgütün çağrı veya talimatları üzerine düzenlenen gösteriye katılarak bir suç işlemesi halinde de, işlemiş olduğu diğer suçların yanında ayrıca, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan da cezalandırılmasına karar verilmektedir.

Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinin altıncı fıkrasının uygulanması sırasında, yukarıda sayılan suçların işlenmesi durumunda, kişinin asıl işlediği suç nedeniyle aldığı cezanın, Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca alacağı cezadan çok daha az olması nedeniyle adil olmayan sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

Yaşanan bu sorunun çözümü amacıyla Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan terör örgütlerinin bildiri ve açıklamalarını basmak ve yayınlamak suçunu, aynı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki terörün propagandası suçunu ve 2911 sayılı Kanunun 28 nci maddesinin birinci fıkrasındaki kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçunu işleyenler hakkında ayrıca terör örgütüne üyelikten dolayı ceza verilmeyeceği yönünde düzenleme yapılmaktadır.

Öte yandan, işlenen suçun patlayıcı madde bulundurma, mala zarar verme, kasten yaralama, görevi yaptırmamak için direnme, genel güvenliği kasten tehlikeye sokma gibi cebir ve şiddet içeren suçlar olması durumunda kişi, ayrıca örgüt üyeliğinden cezalandırılacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oyl