TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝ

 

YASAMA DÖNEMİ                 CİLT                YASAMA YILI

              24                                48                            3

 

 

TUTANAK DERGİSİ

88’inci BİRLEŞİM

 

4 Nisan 2013 Perşembe

 

 

 

 

DÖNEM: 24                            CİLT: 48                      YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

88’inci Birleşim

4 Nisan 2013 Perşembe

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.-  GELEN KÂĞITLAR

 III.- YOKLAMALAR

 IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 16’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman’ın, 4 Nisan Uluslararası Mayın Bilinci Geliştirme Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 16’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in, 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

4.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Gaziantep’te çiftçilerin elektrik fiyatlarının yüksek olması nedeniyle sulu tarım yapamadıklarına ve Hükûmetin bu çiftçilere yardım eli uzatmasını dilediğine ilişkin açıklaması

5.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çan-Biga-Çanakkale arasındaki duble yolun on yıldır bitirilemediğine ve Bayramiç Barajı’na akan suların analizinin yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Şeker Piliçte işten çıkarılan işçilerin durumuna ilişkin açıklaması

7.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 16’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

8.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 16’ncı yıl dönümüne ve 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

9.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Alparslan Türkeş’in kabrinde on binlerce kişi olmasına rağmen ambulansın olmamasına ve son günlerde kamu kurumlarının isimlerinden “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresinin çıkartılmasının sebebini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, taşeron işçi statüsünde çalışanların durumuna ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

12.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Uzman Doktor Engin Deniz Arslan’ın durumuna ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın (2/238) esas numaralı Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi (4/104)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 23 milletvekilinin, yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarını ön planda tutan enerji politikalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/570)

2.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22 milletvekilinin, kayıt dışı ve suç ekonomisi sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/571)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve 22 milletvekilinin, Ekonomik ve Sosyal Konseyin çalışmasının önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/572)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 118’inci sırasında yer alan (10/225) esas numaralı, Türkiye'de 9 milyonu aşkın emeklinin yaşamış olduğu sorunların tespit edilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 4 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, arı yetiştiriciliği ve bal üretimi yapan vatandaş-larımızın mevcut sorunlarının araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 4 Nisan 2013 Perşembe günkü bir-leşiminde sunuşlarda okunarak, ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 26 milletvekili tarafından savunma hakkına, avukatlara, avukatlık mesleğine, avukatlık meslek onuruna, barolara yönelik saldırıların ve avukatların sorunlarının araştırılması amacıyla 3/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 4 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak, ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 5 Nisan 2013 Cuma günü top-lanmamasına ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın görüşülen kanun tasarısının üçüncü bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın görüşülen kanun tasarısının 95’inci maddesiyle ilgili verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLAR-DAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiş-tirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310)

4.- Güneydoğu Avrupa Afetlere Hazırlık ve Önleme Girişiminin Kurumsal Çerçevesi Hususunda Mutabakat Muhtırasının ve Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/346) (S. Sayısı: 84)

 

X.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in, Başkanlık Divanı olarak Fenerbahçe’ye UEFA Avrupa Ligi çeyrek final maçında başarılar dilediklerine ilişkin konuşması

XI.- OYLAMALAR

1.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, 2013 yılında Isparta’da yapılması planlanan yatırımlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/17082)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2013 yılında Kahramanmaraş’a yapılması planlanan yatırımlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/17093)

3.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Kamu Özel Ortaklığı uygulamasında sağlık personelinin istihdamına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/17390)

4.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Şubat 2011 tarihinde Afşin’de bir kömür sahasında meydana gelen göçük olayının soruşturma sonuçlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18120)

5.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, elektrik santralleri ile ilgili bazı verilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18124)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, mermercilik sektöründe yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18125)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18127)

8.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18128)

9.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Bursa, Balıkesir ve Çanakkale’de faaliyet gösteren bir elektrik dağıtım şirketinin uygulamaları ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18129)

10.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli’nde Dereköy Sınır Kapısında ele geçirilen kaçak sigaralara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/18704)

11.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından hazırlanan kamu spotlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/19377)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak beş oturum yaptı.

Kayseri Milletvekili İsmail Tamer, Kanserle Savaş Haftası’na,

Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova, Kazdağlarındaki maden talanına ve doğa tahribatına,

Antalya Milletvekili Mehmet Günal, turizm sezonunun açılması ve turizm sektörünün sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve 24 milletvekilinin, çocuklara yönelik şiddet, cinsel taciz ve istismarın (10/567),

Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, kemik iliği kanserinde karşılaşılan ilik nakliyle ilgili sorunların (10/568),

Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 23 milletvekilinin, maden işçilerinin emeklilik koşullarının yeniden düzenlenmesine yönelik sorunların (10/569),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, ellerinde Türk Bayrağı’yla Türkiye Büyük Millet Meclisine girmeye çalışan ve Avrupa Türklerini temsil eden insanlara “Çantaya koyun, sakın açmayın.” demek suretiyle yapılan uyarılara ve Meclis yönetiminin bu konuda bir talimatının bulunup bulunmadığını öğrenmek istediğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

CHP Grubunun, 2/4/2013 tarihinde Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 23 milletvekili tarafından, kayısı üreticilerinin dondan kaynaklı zararlarının tespit edilmesi ve üreticilerin zararlarının karşılanabilmesi için alınacak önlemlerin tespit edilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (817 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 3 Nisan 2013 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu raporlarının (1/619) (S. Sayısı: 310),

6’ncı sırasında yer alan, Güneydoğu Avrupa Afetlere Hazırlık ve Önleme Girişiminin Kurumsal Çerçevesi Hususunda Mutabakat Muhtırasının ve Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/346) (S. Sayısı: 84),

7’nci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/687) (S. Sayısı: 340),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunan Bankerlerin İşlemleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’nun; Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının (1/747, 1/36, 2/883, 2/1285, 2/1325) (S. Sayısı: 443) görüşmeleri tamamlanarak,

5’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/614) (S. Sayısı: 293),

Yapılan açık oylamalarından sonra kabul edildi.

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, UEFA Şampiyonlar Ligi’ndeki temsilcimiz Galatasaray Spor Kulübüne başarılar dilediğine ilişkin bir konuşma yaptı.

Alınan karar gereğince, 4 Nisan 2013 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere 19.55’te birleşime son verildi.

 

                                                             Sadık YAKUT

                                                             Başkan Vekili

 

            Tanju ÖZCAN                           Fatih ŞAHİN                          Özlem YEMİŞÇİ

                    Bolu                                       Ankara                                     Tekirdağ

               Kâtip Üye                                Kâtip Üye                                 Kâtip Üye
II.- GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                          No: 127

4 Nisan 2013 Perşembe

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 23 Milletvekilinin, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının arttırılmasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/570) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.02.2012)

2.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22 Milletvekilinin, kayıt dışı ve suç ekonomisi sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/571) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.02.2012)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve 22 Milletvekilinin, Ekonomik ve Sosyal Konseyin çalışmasının önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/572) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.02.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakanlık personelinin e-mail ve sosyal medya hesaplarının denetlenip denetlenmediğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16577)

2.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, 12 Eylül döneminde idam edilen üç kişinin ailelerine yazdığı mektuplara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16595)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık personelinin e-mail ve sosyal medya hesaplarının denetlenip denetlenmediğine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16596)

4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, ceza ve infaz personelinin fiili hizmet zammından faydalandırılmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16597)

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Abdullah Öcalan’a bir televizyon gönderildiği yönündeki haberlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16598)

6.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, YÖK’ün internet sitesine yapılan saldırı sonucu ortaya atılan iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16599)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, cezaevlerindeki yabancı uyruklu tutuklu ve hükümlülere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16600)

8.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye’de yargı kararlarının yanlı ve çelişkili olduğu iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16748)

9.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, Dicle Nehrindeki kirliliğe ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16911)

10.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, ülkemizdeki yüksek güvenlikli karakollarla ilgili verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17249)

11.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Ankara’daki doğal gaz satış bürolarının çalışma saatlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17983)

12.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, suçluların yakalanması için katkıda bulunanların ödüllendirilmesini düzenleyen bir yönetmelik hazırlandığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17984)

13.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Başbakanlık personelinin e-posta ve sosyal medya hesaplarının izlenip izlenmediğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17985)

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17986)

15.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Aselsan personelinin şüpheli ölümüne ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17988)

16.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, sağlık kampüsleri ihalelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17989)

17.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Cilvegözü Sınır Kapısında meydana gelen patlama ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17990)

18.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, nüfus artışının etkilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17991)

19.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, açlık ve yoksulluk sınırı altındaki vatandaşlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17992)

20.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Abdullah Öcalan ile MİT Müsteşarı arasında görüşme yapıldığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17994)

21.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının konsolosluklarda yaşadığı sıkıntılara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17995)

22.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Türkiye Yatırım, Destek ve Tanıtım Ajansı ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17996)

23.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, İskenderun’a iki termik santral kurulacağı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17997)

24.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Suriye sınırına kurulan ikinci radar sistemine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17998)

25.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili MİT’te bulunan belgelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/17999)

26.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, Birliklerin Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu borçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18000)

27.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, kılık kıyafet kurallarına uymadıkları için haklarında tutanak tutulan üniversite öğrencilerine ve öğrenciler hakkında işlem yapan akademik personele ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18001)

28.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Topkapı Sarayının korunmasına ve sınır bölgesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18002)

29.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, merkezi ve yerel yönetimlerin ihmalleri sonucu meydana gelen çocuk ölümlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18004)

30.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, hayvancılıkla ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18005)

31.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18006)

32.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Oğuzeli-Karkamış yoluna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18007)

33.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Kocaeli’de bir caminin yıkılacağı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18008)

34.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile petrol anlaşmaları yapıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18010)

35.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, bütünleme sınavı hakkı tanınmayan Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi öğrencilerinin mağduriyetine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18011)

36.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, yurt dışındaki Türkmenlere yönelik saldırılara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18012)

37.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, küçük esnafın yaşadığı sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18013)

38.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, bağlı kurum ve kuruluşların İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18014)

39.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Türk Hava Yollarında uçuşlarda yapılan içecek servislerine ve çalışan personele ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18016)

40.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’nın Gölbaşı ilçesinin bazı mahallelerinde doğal gaz bulunmamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18017)

41.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, turizmci usta öğreticilerin işsizlik maaşı alamamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18018)

42.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, turizmci usta öğreticilerin sendikalara üyeliklerine ve aile yardımı almalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18019)

43.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, ceza infaz kurumlarında çalışan kaloriferci ve aşçıların sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18020)

44.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, turizmci usta öğreticilerin ücretli izin ve tazminatlar konusunda yaşadığı sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18021)

45.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, turizmci usta öğreticilerin statüsüne ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18022)

46.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, engelli maaşıyla ilgili uygulamada doğabilecek mağduriyetlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18023)

47.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Türkiye-Suriye sınırında bulunan mayınlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18024)

48.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Türkiye’deki bankalara ve bunların şube sayısına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/18032)

49.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, kredi kartı faizlerine ve bankalarca alınan ücret ve masraflara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/18033)

50.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/18034)

51.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İzmit esnafının sorunlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/18035)

52.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, bağlı kurum ve kuruluşların İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/18036)

53.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, bazı yerlerin riskli alan ilan edilmesine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/18037)

54.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/18038)

55.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, bağlı kurum ve kuruluşların İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/18039)

56.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, Cilvegözü Sınır Kapısında meydana gelen patlamaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18043)

57.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında açılan aile destek merkezlerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/18054)

58.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, kadın istihdamı için yapılan projelere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/18055)

59.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/18056)

60.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ’da bulunan TOKİ konutlarındaki eksikliklere ve şiddet mağduru kadınlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/18057)

61.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, kadına yönelik şiddete ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/18058)

62.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, şehit ailelerine ikinci iş imkanı sağlanmasına yönelik yasal düzenlemenin uygulanmasından kaynaklanan sorunlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/18059)

63.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/18060)

64.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in, engelli yurttaşlarımızla ilgili hukuki düzenlemelere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/18061)

65.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/18062)

66.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/18063)

67.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, ülkemizde bilişim teknolojilerinin kullanımının artırılması ve geliştirilmesi yönündeki çalışmalara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/18064)

68.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2012-2013 yıllarında ihraç edilen ileri teknoloji ürünlere ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/18065)

69.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, sanayi üretiminin azalmasına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/18066)

70.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, hazır ambalajlanmış ürünlerin denetimine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/18067)

71.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, ülkemizdeki taklit ürünlere ve patent ihlallerine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/18068)

72.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/18069)

73.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Yenilikçi Bakkal Modeli konulu projeleri inceleyen kurula ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/18070)

74.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2012 yılında Bursa’da KOSGEB desteklerinden faydalanan işletmelere ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/18071)

75.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/18072)

76.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Muş’ta işveren primi Devlet tarafından ödenen engelli çalışanlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18073)

77.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Kars’ta işveren primi Devlet tarafından ödenen engelli çalışanlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18074)

78.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Iğdır’da işveren primi Devlet tarafından ödenen engelli çalışanlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18075)

79.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bazı emekli maaşlarından sosyal güvenlik kesintisi primi kesildiği iddiasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18076)

80.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, kamuda çalışanların özlük ve sosyal haklarındaki farklılıklara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18077)

81.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, engelli memur kadrolarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18078)

82.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18079)

83.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, iş güvenliği uzmanlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18080)

84.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Yozgat’ta muhtaç durumda olanlara ve işsiz sayısına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18081)

85.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, üniversite mezunlarının iş güvencesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18082)

86.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, engelli vatandaşların kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18083)

87.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18084)

88.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Avrupa Birliği hibe programlarından faydalanılarak gerçekleştirilen projelere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18088)

89.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, İskenderun’a kurulacağı iddia edilen iki termik santralin çevreye olası zararlarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18093)

90.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18099)

91.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Kanal İstanbul Projesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18100)

92.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, doğal gaz kullanımının düşmesi nedeniyle oluşan hava kirliliğine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18101)

93.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Sakin Kent kapsamında olan bölgelerdeki projelere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18102)

94.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, naylon poşet kullanımına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18106)

95.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/18107)

96.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, ABD’nin Ankara Büyükelçiliğine yapılan saldırı ile ilgili iddialara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18108)

97.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, yabancı bir televizyon kanalı hakkında söylediği iddia edilen bir söze ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18109)

98.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, ABD tarafından terörist örgüt olarak tanınan bir örgüte Türkiye’nin destek olduğu iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18110)

99.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Türkiye’ye giriş yaptığı iddia edilen bazı yabancı uyruklu kişilere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18111)

100.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18112)

101.- Adana Milletvekili Turgay Develi’nin, 12 Şubat 2013’te Adana Havaalanı VİP salonunda bulunan yabancılara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18113)

102.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18114)

103.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, ülkemizdeki mültecilere yapılan yardımlara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18115)

104.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Sudan’da arazi kiralandığı iddialarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18139)

105.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, teneke kutuda satılan içeceklerde bulunan bisfonel-A adlı bir kimyasala ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18140)

106.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlığın gözetim ve denetimdeki meslek örgütlerinin yöneticilerinin seçimine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18141)

107.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Sudan’da tarım arazisi kiralandığı iddialarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18142)

108.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, yat mazotunun çiftçilere satıldığı iddialarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18143)

109.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, tarımsal girdi fiyatlarının düşürülmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18144)

110.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’da çiftçilere verilen desteklere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18145)

111.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18146)

112.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Balıkesir’in Susurluk ilçesinde atıl bekleyen bir şeker fabrikasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18147)

113.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, şeker pancarından şeker üretiminin desteklenmesine ve kaçak şekerle mücadeleye ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18148)

114.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, 2007-2013 yılları arasında Eskişehir’de prim borcu nedeniyle tarımsal destekleme geliri haczedilen çiftçilere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18149)

115.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, 2007-2013 yılları arasında prim borcu nedeniyle tarımsal destekleme geliri haczedilen çiftçilere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18150)

116.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, yerli soya üreticilerinin gümrük vergilerinin düşürülmesi nedeniyle yaşadığı mağduriyete ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18151)

117.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18152)

118.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Tarımsal ve Kırsal Destekleme Kurumu’nun çalışmaları ve bazı harcamalarıyla ilgili iddialara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18153)

119.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Atatürk Orman Çiftliği arazisine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18154)

120.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Et ve Balık Kurumu Yozgat Et Kombinasında yapılan kesimlere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18155)

121.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, ziraat mühendislerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18156)

122.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, tohumculuk alanında kurulan birliklerin yönetim kurullarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18157)

123.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde tarım ve hayvancılıkla ilgili verilere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18158)

124.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’nın Balâ ilçesinde tarım ve hayvancılıkla ilgili verilere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/18159)

125.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, ABD’nin Ankara Büyükelçiliğine yapılan saldırı ile ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18167)

126.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, BDP Nusaybin İlçe Teşkilat binasına yapılan saldırıya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18168)

127.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki bir köyün içme suyu sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18169)

128.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Karadeniz Bölgesindeki nüfus hareketlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18170)

129.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Akdeniz Bölgesindeki nüfus hareketlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18171)

130.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Ege Bölgesindeki nüfus hareketlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18172)

131.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Marmara Bölgesindeki nüfus hareketlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18173)

132.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki nüfus hareketlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18174)

133.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Doğu Anadolu Bölgesindeki nüfus hareketlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18175)

134.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Orta Anadolu Bölgesindeki nüfus hareketlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18176)

135.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasındaki uyuşturucu ticareti nedeniyle haklarında işlem yapılan PKK’lı sayısı ile yakalanan uyuşturucu miktarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18177)

136.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında ele geçirilen kaçak cinsel içerikli ürünlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18178)

137.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Mogan Gölü’nde meydana gelen yangına ve orman yangınlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18179)

138.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, PTT ve banka şubelerine yönelik soygun girişimlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18180)

139.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’da hizmete alınan otobüslere ve tahsis edildikleri hatlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18181)

140.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, internet üzerinden yapılan otomobil satışlarındaki dolandırıcılık vakalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18182)

141.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, kaçak hafriyat dökümü ile ilgili denetimlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18183)

142.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2010-2013 yılları arasında büyükşehir belediyelerince ağaçların korunması ve böceklerle mücadele için yapılan çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18184)

143.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Zonguldak’ın Ereğli ilçesindeki Atatürk posterlerinin tahrip edilmesi ile ilgili soruşturmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18185)

144.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara, Bursa, İstanbul ve İzmir’deki belediyeler tarafından tahsil edilen cenaze hizmetleri ücretlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18186)

145.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, il ve ilçe belediyeleri tarafından gerçekleştirilen kaldırım çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18187)

146.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’da engelli vatandaşların toplu taşım araçlarını kullanmada yaşadıkları sıkıntılara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18188)

147.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2013 Şubat ayı itibariyle belediyeler tarafından açılmış gündüz bakım evlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18189)

148.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2010-2013 yılları arasında Ankara’daki otobüs hatlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18190)

149.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında belediyelerce kaldırılan reklam panoları ile tanıtıcı tabelaların sayısına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18191)

150.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’nın tarihi bölgelerinde devam eden altyapı çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18192)

151.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Isparta’da kaybolan bir kişi ile ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18193)

152.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, muhtarların sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18194)

153.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’taki fırınların Pazar günlerinde çalışmamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18195)

154.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’da bir gösteri sırasında hayatını kaybeden bir kişinin ölüm nedenine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18196)

155.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Iğdır’a giden bir yolcu otobüsüne yapılan saldırıya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18197)

156.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Türk vatandaşlığına kabul edilen Bulgaristan ve Yunanistan vatandaşlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18198)

157.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Sultanbeyli ilçesinde Atatürk büstüne yapılan saldırıya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18199)

158.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, emniyet personeline ikinci şark görevi getirilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18200)

159.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Çekmeköy ilçesindeki bir mahallenin güvenlik sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18201)

160.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, emniyet personeline yapılan taltif ödemelerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18202)

161.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, 2003-2013 yılları arasında yurt içi ve yurt dışından temin edilen biber gazı miktarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18203)

162.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli’nin Kartepe ilçesine bağlı bir mahallenin yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18204)

163.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, ikinci bölge hizmetine gitmeyen emniyet personeline ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18205)

164.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından ihalesi yapılan stadyum inşaatına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18206)

165.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa’nın Selendi ilçesinde bir köye köprü yapımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18207)

166.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak’ın Cizre ilçesinde gerçekleştirilen bir ev aramasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18208)

167.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Diyarbakır’da bir gösteride hayatını kaybeden bir kişiye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18209)

168.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Hatay’da Suriyeli muhaliflerin kaldığı bir evde patlayıcı ele geçirildiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18210)

169.- Samsun Milletvekili Ahmet Haluk Koç’un, uzman jandarmaların özlük haklarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18211)

170.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığı ile ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18212)

171.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’da gece saat 23.00’ten sonraki otobüs seferlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18213)

172.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İstanbul’un Cankurtaran semtinde ABD uyruklu bir kişinin öldürülmesine ve kadın cinayetlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18214)

173.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, gazeteci Mehmet Ali Birand’ın ölüm saati ve iki akrabası ile ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18215)

174.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18216)

175.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Sivas’ta polisle esnaf arasında yaşanan olaylara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18217)

176.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, İstanbul’un Şişli ilçesinde bir öğrencinin darp edildiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18218)

177.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, Şanlıurfa Merkez’de bulunan bir taşınmazın tahsisi ile ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18219)

178.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Doğu ve Güneydoğu’da görev yapan polis memurlarının lojman sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18220)

179.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18222)

180.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, bürokratların istifasını istediği iddiasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/18223)

181.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında Bakanlık tarafından kiraya verilen yapılara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/18224)

182.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’daki tarihi yapıların restorasyonuna ve bunlardan elde edilen gelire ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/18225)

183.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/18226)

184.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, “Sakin Kent” ilan edilen yörelerde turizmin geliştirilmesi kapsamındaki çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/18227)

185.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/18228)

186.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde bir mahallede bulunan höyüklere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/18229)

187.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde bir mahallede bulunan tarihi bir konağa ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/18230)

188.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, üniversite mezunu işsizlere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/18234)

189.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, bilişim okur-yazarlığının artırılması ve internetin bilinçli ve etkin olarak kullanılabilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18238)

190.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında bastırılan ve dağıtılan sesli ve kabartma kitaplarının sayısına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18239)

191.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Okul Sütü Projesi kapsamında alınacak önlemlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18240)

192.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, okullardaki serbest kıyafet uygulamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18241)

193.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’daki engelli öğrencilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18242)

194.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, meslek liselerinde meslek hastalıklarının ders olarak okutulmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18243)

195.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, ÖSYM tarafından sınavları iptal edilen kişilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18244)

196.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, okula kayıt yaptıramayan bir öğrenciye ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18245)

197.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, yeni eğitim sisteminde yaşanan bazı sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18246)

198.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18247)

199.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın eğitim alanındaki durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18248)

200.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Halk Eğitim Merkezlerinde çalışan teknik öğretmen sayısına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18249)

201.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, öğretmenlerin özür grubu atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18250)

202.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa ilindeki öğretmen ve derslik açığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18251)

203.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, ek ders ücretlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18252)

204.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, görevlendirme usulü ile çalışan Bakanlık personeline ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18253)

205.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, yüksek lisans ve doktora yapan öğretmenlerin teşvikine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18254)

206.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Okul Sütü Akıl Küpü Projesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18255)

207.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, ilköğretimde Bilişim Teknolojileri derslerinin müfredata eklenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18256)

208.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, bütünleme sınavı hakkı tanınmayan Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi öğrencilerinin mağduriyetine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18257)

209.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, öğretmenlerin eş durumu atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18258)

210.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, üniversite mezunlarının işsizlik sorununa ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18259)

211.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, eski eğitim müfredatına uygun olarak hazırlanan kitapların basımı için yapılan ihaleye ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18260)

212.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Balıkesir’in Bergama ilçesine İlçe Milli Eğitim Müdürü atanmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18261)

213.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, yönetici atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18262)

214.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, yönetici atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18263)

215.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, teknoloji tasarım dersi öğretmenlerinin mağduriyetine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18264)

216.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, yüksek lisans ve doktora eğitiminin özür grubu atamalarında dikkate alınmamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18265)

217.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, özür durumu ataması gerçekleşmeyen öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18266)

218.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, okullarda yaşanan maddi sıkıntılara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18267)

219.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, mahrumiyet bölgelerinde görev yapan öğretmenlere özel bir tazminat ödenmesiyle ilgili çalışma olup olmadığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18268)

220.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, norm kadro fazlası durumuna düşen sınıf öğretmenlerinin mağduriyetine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18269)

221.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18270)

222.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, açıköğretim fakültesi öğrencilerine bütünleme sınavı hakkı tanınmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18271)

223.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, teknik eğitim fakültesi mezunlarına mühendislik unvanı verilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18272)

224.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, teknik öğretmenlerin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18273)

225.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, 2013 yılında yapılacak öğretmenlik alan sınavlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18274)

226.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, yurt dışındaki üniversitelerden mezun olup Türkiye’de denklik sorunu yaşayan öğrencilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18275)

227.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, sınır ötesi operasyonlara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18276)

228.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Deniz Kuvvetleri Komutanlığındaki bir aramaya ve bazı hücumbotlara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18277)

229.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18278)

230.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, askerlerin Kabul Toplama Merkezlerine THY ile ücretsiz taşınmasında yaşanan sorunlara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18279)

231.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, 1990’lı yıllarda Sivas’ta gerçekleştirilen silah dağıtımına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18280)

232.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Deniz Kuvvetleri Komutanlığından istifa eden, tutuklanan veya gözaltına alınan personele ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18281)

233.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, disiplin nedeniyle ordudan atılan subayların geri dönüşü için bir çalışma olup olmadığına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18282)

234.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18283)

235.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’a yapılacak savunma sanayi yatırımlarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18284)

236.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, Afyonkarahisar’da bir cephanelikte meydana gelen patlamayla ilgili soruşturmaya ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18285)

237.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18287)

238.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18288)

239.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Yuva Deresinin ıslahı ile ilgili iddialara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18290)

240.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18292)

241.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, Pazarcık-Gölbaşı karayoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18325)

242.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Hızlı Geçiş Sisteminde yaşanan sorunlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18326)

243.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, 2002-2012 yılları arasında boğazlardan geçen gemilere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18327)

244.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, PTT ile ilgili bazı iddialara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18328)

245.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa-Suruç karayoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18329)

246.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova’da K1 Yetki Belgesi sahibi nakliyecilerin mağduriyetine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18330)

247.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kuzey Marmara Otoyoluna yapılması planlanan bağlantı yollarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18331)

248.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ulaşım sektöründeki vergilerin düşürülmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18332)

249.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa Merkez ve ilçeleri arasındaki ulaşıma ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18333)

250.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, Konak Tüneli Projesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18334)

251.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18335)

252.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, Hızlı Geçiş Sisteminin işleyişinde yaşanan sorunlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18336)

253.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, İzmir’de gerçekleştirilmesi düşünülen projelerle ilgili bir açıklamasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18337)

254.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Ayvacık-Behramkale yoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18338)

255.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Antakya-Altınözü yoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18339)

256.- Edirne Milletvekili Recep Gürkan’ın, Enez-Keşan yoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18340)

257.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır Havaalanının işleyişinde yaşanan sorunlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18341)

258.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18342)

259.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır-Erbil ve Diyarbakır-Süleymaniye uçak seferlerinin yapılmamasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18343)

260.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, THY’de çalışan bir bakım şefinin işine son verilmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/18344)

4 Nisan 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşimini açıyorum.

III.– Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini; bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, görevli personel aracılığıyla, üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma saati: 14.07


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı , merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 16’ncı yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural’a aittir. (Gürültüler)

Sayın milletvekilleri, Mecliste büyük bir uğultu var. Lütfen, bu gürültüyü kesersek çok iyi olacak. Sayın milletvekilleri…

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 16’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk siyasetinin ve devlet hayatının yeri dolmayacak şahsiyeti, Türk milliyetçilerinin ebedî lideri, Türk milletinin devletiyle vatanıyla onurlu bir şekilde kıyamete kadar yaşamasını hayatı boyunca kendine temel gaye edinen Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’in bugün ölümünün 16’ncı yıl dönümü. Onun aziz hatırasını bir kez daha yâd etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinize saygılarımı arz ediyorum.

Merhum Alparslan Türkeş, devletinin ve milletinin dertlerini kendi derdi bilen, milletinin derdiyle dertlenen büyük bir milliyetperver, büyük bir vatanseverdi. Milletine sarsılmaz bir imanla inanmış, ömrünü canından aziz bildiği milletine vakfetmişti. Onun devlet anlayışının temelinde millet yatar, o bu anlayışa “millî demokrasi” der. Onun siyaset felsefesinin temelinde Türk milletinin ellerinde yükselen millî devlet vardır. Onun için millete hizmet, millete sevgi, saygı ve güvenle bağlı olmak faziletlerin en büyüğüdür. Bu nedenle Türkeş, “Bizim Türk milliyetçileri olarak davamız, Türk milletinin varlığını yüceltmek ve ebediyen devam ettirmek davasıdır. Bu fikrin, bu davanın üstünde başka bir fikir, başka bir dava yer alamaz. Türk milletinin varlığını korumak, yükseltmek ve onu ebediyen devam ettirmek fikrine hizmet etmeyen, bu fikre uygun olmayan hiçbir davranış, hiçbir hareket Türk milleti için meşru olamaz.” derken de aslında son dönemde ülkemize sirayet eden, başka güçlere hizmet eden, milletin birliğine ve dirliğine göz diken anlayışlara da tarihin ötelerinden bir anlamda dikkat çekmekte ve uyarmaktadır.

Alparslan Türkeş, Türk milletinin yönetim yolunu, kader çizgisini daima demokratik millî devlette görmüştür. O, Türk milletinin inancına, değerlerine saygılı bir yönetim anlayışını ömrünün sonuna kadar savunmuştur. Türkeş, bu nedenle “Bizim dertlerimizin çaresi millet olarak müşterek bir ülkü, inanç, irade ve heyecan içerisinde topyekûn seferber olmak ve halk enerjisini harekete geçirmektir. İnsan kişiliğinin gelişip şekillenebilmesi hür ve demokrat rejimlerde mümkündür. Hür ve demokrat olmayan rejimler insan şahsiyetine aykırıdır. Bu rejimlerde insana saygı duyulmaz, insan sevgisi yoktur. Bizim felsefemiz Türk insanını sevmek, saymak ve onun yücelmesini istemek üzerinedir. Bu sebeple, hür, demokratik düzene muhalif olan bütün rejimlere karşıyız, bunlara inanmıyoruz.” diyordu.

Alparslan Türkeş, zaman ufkunun ötesini görebilen bir vizyon sahibiydi. Geleceği öngören, gelecekle ilgili kaygılarını dile getiren, bunu milletiyle paylaşan, yol gösterici bir bilge liderdi. O, tarihin haklı çıkarttığı bir lider olmuştu. Milliyetçiliğin birileri tarafından ayaklar altına alınmaya çalışıldığı son zamanlarda yaşananlar görülmektedir ki bu ülkenin onun millî devlet anlayışına, milliyetçilik anlayışına, millete bakışına daha çok ihtiyacı vardır. Alparslan Türkeş, bugün yaşanan ortama, açılım olarak pazarlanan yıkım senaryolarına 26 Aralık 1991 tarihli konuşmasında bakın ne diyor: “Bir memleketin insanlarını elde etmek isterseniz, karıştırmak isterseniz sosyal ve psikolojik yönünü iyice inceleyerek, analiz ederek ona göre bir plan uygulama suretiyle insanları kendi kardeşlerinden, kendi devletinden soğutabilirsiniz, kendi devletine karşı, kendi insanlarına karşı harekete geçirebilirsiniz. Bu, bir bilimdir, sistemdir, birçok ülkeye karşı kullanılmıştır, şimdi de Türkiye’ye kaşı kullanılmaktadır. Hâlbuki doğulusuyla, batılısıyla memleketimizin insanları birbirinin kardeşleridir. Kürtçe konuşan kardeşlerimiz ne kadar Kürt’se biz de onlar kadar Kürt’üz, biz ne kadar Türk’sek onlar da bizim kadar Türk. Milletimizin gücü, devletimizin ayakta durması her şeyden evvel millî birliğimizin sağlam tutulabilmesine bağlıdır. Bu bakımdan, dışa karşı güçlü olabilmesi için milletimizin iç güvenliğinin de sağlam tutulması gerekir.” Bugün eyalet sistemini tartışanlara, kültürel farklılıkları PKK silahının gölgesinde “siyasal çözüm”, adı altında dayatanlara Sayın Türkeş bir uyarıda bulunuyor: “Bu bölgede ayrılık istemek, federasyon istemek, ayrı halklar demek, özerklik istemek ya da ‘demokratikleşme’ adı altında bölücülüğe yol açacak birtakım durumlar ortaya çıkarmaya çalışmak Türkiye'nin dağılmaya başlamasına yol açar. Türkiye'yi parçalatmayız, buna kararlıyız.”

Evet, değerli arkadaşlar, Başbuğ Türkeş’in ömrü milleti bölüp parçalamak isteyenlere karşı mücadeleyle, buna dönük uyarılarla geçmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – Onun tek tutkusu, tek sevdası binlerce yıllık şanlı tarihe sahip olan Türk milletidir. Başbuğ’um, senin emanetin olan bu çetin davanın yılmaz neferleri olarak aziz hatıran önünde saygıyla eğiliyoruz. Cenab-ı Hak Celle Celâlühu mekânını cennet, seni yüce Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya komşu eylesin.

Saygılarımla. (MHP sıralarından “Âmin” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Gündem dışı ikinci söz, 4 Nisan Uluslararası Mayın Bilinci Geliştirme Günü münasebetiyle söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman’a aittir.

Buyurun Sayın Akman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman’ın, 4 Nisan Uluslararası Mayın Bilinci Geliştirme Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4 Nisan Uluslararası Mayın Bilinci Geliştirme Günü nedeniyle söz aldım, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, yarın yani 5 Nisan günü Avukatlar Günü. Bütün meslektaşlarımın bu gününü kutlayarak sözlerime başlıyorum.

Aynı zamanda, içinde bulunduğumuz hafta Kanser Haftası. Çağımızın amansız hastalıklarından biri olan kanserle ilgili olarak bilim dünyasının bir an önce çare bulması dileğiyle bu hastalıktan muzdarip olanlara acil şifalar diliyorum, yakınlarına da sabırlar diliyorum.

Yine, Milliyetçi Hareket Partisinin kurucu eski Genel Başkanı Sayın Türkeş’in 16’ncı ölüm yıl dönümü, kendisini bu vesileyle ben de rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, kara mayınları her yıl yaklaşık yüzde 80’i çocuk, kadın ve yaşlılar olmak üzere 15 ila 20 bin kişinin ölümüne ve çok daha fazla insanınsa ciddi biçimde sakatlanmasına neden olmaktadır. 1938 yılından beri çatışmalarda çok geniş bir biçimde kullanılan antipersonel kara mayınları hâlen 78 ülkenin toprakları içerisinde bulunmaktadır. Kara mayınlarının çoğu İkinci Dünya Savaşı’ndan kalmış, ayrıca, 1960’lardan beri de yaklaşık 110 milyon civarında, dünya çapında 70 ülkede mayın bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu durumun vahametini açıklamak için şu rakam yeterli olsa gerekir diye düşünüyorum: Mayın üretimi yaklaşık 3 ila 75 Amerikan dolarına mal olurken 1 mayının temizlenmesi yaklaşık 300 ila 1.000 Amerikan doları civarındaki bir rakama temizlenebilmektedir. Öte yandan, eğitimli personelin gerçekleştireceği mayın temizleme işinde bile, temizlenen her 5 bin mayın için yaklaşık olarak 1 personelin öleceği ve 2 personelin ciddi şekilde yaralanacağı varsayılmaktadır.

Bu kadar vahim bir konu nedeniyle dünyada özellikle soğuk savaş döneminden sonra, 1996 senesinde Kanada, Avusturya ve Almanya’nın öncülüğünde bazı ülkeler “Ottawa Süreci” olarak bilinen bir süreç başlattılar değerli milletvekilleri ve bu sürecin neticesinde “Ottawa Sözleşmesi” diye bilinen antipersonel kara mayınlarının tamamen temizlenmesine yönelik, yasaklanmasına yönelik bir uluslararası anlaşma imzalandı. 2008 yılı itibarıyla 156 ülkenin taraf olduğu bir anlaşmadır bu anlaşma. Türkiye’miz açısından 1 Mart 2004 tarihi itibarıyla bu uluslararası sözleşme yürürlüğe girdi. Bu sözleşmenin yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak AK PARTİ iktidarımız döneminde -ben de sınır bölgelerini temsil eden bir milletvekili olarak- üç dönemdir kara mayınlarının, özellikle, sınırdaki mayınlarımızın temizlenmesiyle ilgili ülkemiz adına bir mücadele veriyoruz. Bu verdiğimiz mücadele neticesinde Maliye Bakanlığımız bir ihale açtı, Şırnak ve Mardin bölgelerindeki mayınların temizlenmesi noktasında yapılan bu ihale dönemin ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Danıştaya götürülmek suretiyle iptal edildi ve bu süreç işlemedi. Daha sonra -arkadaşlarımızın bilgisi dâhilindedir- 2009 yılı içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuyla ilgili bir kanun çıkardı. Bu  çerçevede özellikle Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesiyle ilgili yapılacak ihalenin şartları ve detayları konusunda bir kanun çıkarıldı.

Bugün önemli bir kısmı sınır kapıları olmak üzere bir miktar temizlik yapılmış olmakla beraber, 1 milyon 150 bin metrekare civarında bir alanda temizlik olmakla beraber hâlen çok sayıda mayının, yaklaşık 977 bin, neredeyse 1 milyona yakın mayının Türkiye Cumhuriyeti topraklarında, sınırlarında gömülü olduğunu biliyoruz.

Bu mayınların çok miktarda, yani daha önceleri günde yaklaşık 32 kişinin hayatını kaybetmesine neden olurken, bugün 11-12 kişi civarında hâlâ dünya çapında insanın hayatını kaybetmesine neden olduğunu biliyoruz ve bu sorunun bir an önce aşılması gerektiğini  belirtmek ve bu konuya dikkat çekmek nedeniyle bu gündem dışı sözü aldım.

Ben, mayınsız bir dünya dileğiyle, barış ve huzur dolu yarınlar diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akman.

Gündem dışı üçüncü söz, 5 Nisan Avukatlar Günü münasebetiyle söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın Namık Havutça’ya aittir.

Buyurun Sayın Havutça. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’nın 2’nci maddesinde ifadesini bulan insan hak ve özgürlüklerine saygılı, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Hukuk devletinin de en önemli özelliği bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı yani adaletin sağlandığı bir düzen olmasıdır. Hukuk devletinin en önemli unsuru, yargının her türlü etki ve baskıdan uzak, tam bağımsız ve vicdan özgürlüğüne sahip olmasıdır. Yargının da hukuk devletine giden yolda kurucu unsurları iddia, savunma ve yargıdır. Bağımsız bir yargının en önemli unsuru hiç kuşkusuz avukattır. Avukatların, savunmanın susturulduğu bir yerde yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. Yargı bağımsızlığının olmadığı bir yerde bireysel hak ve özgürlüklerden, bireysel hak ve özgürlüklerin olmadığı bir yerde hukuk devletinden, hukuk devletinin olmadığı bir yerde de demokrasiden söz etmek mümkün değildir.

Avukatların sorunu, bugün, bağımsız yargı sorunudur, hukuk devleti sorunudur, demokrasi sorunudur, adalet sorunudur. Ne yazık ki AKP iktidarının ileri demokrasi uygulamalarında yargı erki tümüyle toplumun sindirilmesinin, bastırılmasının, korkutulmasının bir aracı olarak kullanılagelmiştir. En son da Anayasa referandumuyla başlayan süreçte yüksek yargı organları, HSYK, Anayasa Mahkemesinin yapısı siyasal etki ve baskı altına alınmış, özel yetkili mahkemeler eliyle gestapo ve 12 Eylül faşist rejimi uygulamaları, bizzat adaletsizliğin, baskının, zorbalığın, şiddetin, insan hakları ihlallerinin ve en sonunda avukatların baskı görmesinin bir öznesi hâline gelmiştir. Silivri toplama kampı gibi çalışan bu mahkemeler, toplumsal muhalefetin korkutulduğu, sindirildiği, tehdit edildiği, adaletin ayaklar altına alındığı bir gestapo merkezi hâline dönüşmüştür. Bugün bu, şimdiden bu durum demokrasi tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir.

Ülkemizde adli ceza soruşturmalarında sahte dijital belgeler üretilerek Türkiye’de dijital sahtekârlık suç çeteleri oluşmuştur. İktidar paket üstüne paket çıkarıyor, yargı paketleri çıkıyor ama bu paketlerden adalet çıkmıyor, bu paketlerden özgürlük çıkmıyor, bu paketlerden adil yargılanma hakkı çıkmıyor değerli arkadaşlarım.

Adalet Bakanına buradan seslenmek istiyorum: Adalet sarayları paket ve kömür dağıtılan yerler değildir, adalet sarayları bizzat adaletin dağıtıldığı yerler olmalıdır, bunu Adalet Bakanı anlamak zorundadır. Bugün ülkemizin gerçek sahibi olan halkımızın her yönüyle hakları gasbedilmiş, muhalif kesimler baskı altına alınmış, işçiler sendikasızlaştırılmış, tarım, hayvancılık bitirilmiş; köylülerimiz, emeklilerimiz, öğretmenlerimiz, açlık ve yoksulluk sınırı içinde yaşam mücadelesi veriyor. En sonda susturulma sırası avukatlara gelmiştir.

Bakın, bugün avukatların çözülmesini bekleyen dünyaca, yığınca sorunu bulunmaktadır. Ancak, bugün toplumun adalet adına büyük bir baskı, savunmanın saldırı altında olduğu bu ortamda avukatlar, kendileriyle ilgili toplum adına ancak bir şey isteyebilir, o da “adalet”, “adalet”, “adalet” isteyebilir.

Değerli arkadaşlarım, avukatların meslek düsturu olarak kaydettiği ve bütün avukatlarda ve barolarda asılı olan bir sözü sizlere hatırlatmak istiyorum: “Avukatlar, biz görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile ne hâkime ne de iktidara tabiyiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz fakat hiçbir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin en kıdemlisinden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar tarih boyunca köle kullanmadılar ama hiçbir zaman da efendileri olmadı.”

Şimdi, buradan İstanbul Barosu ve tüm barolar haykırıyor, “Gerçek ve adil yargılanma için, yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti için, özgür ve demokratik bir Türkiye için bütün gücümüzle yargıyı ve hukuk devletini savunmaya devam edeceğiz.” diyor.

Buradan savunmanın büyük meşakkatler içerisinde mahkemelerde adalet arayan adalet savaşçısı tüm meslektaşlarımızın Avukatlar Günü’nü kutluyor, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Havutça.

60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Akova…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yargı fonksiyonunun önemli yapı taşlarından olan değerli meslektaşlarımın, herkesin adil ve evrensel hukuk kurallarına uygun bir şekilde yargılandığı, davaların makul süreler içerisinde bitirildiği, mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olduğu, tutukluluk sürelerinin makul düzeye indirildiği, savunma hakkının kısıtlanmadığı, yargının bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir hukuk düzeninde çalışmaları dileğiyle 5 Nisan Avukatlar Günü’nü kutluyorum.

Ben de Barolar Birliğinin düzenlediği plaket töreninde 40’ıncı yıl plaketini onurla almış bulun-maktayım.

Hukuk devletinin ifasında, yargının fonksiyonunu yerine getirmesinde önemli rolü olan avukatların mesleki haklarında kayıplara yol açacak kanun tasarılarına karşıyız. Yasa yapım süreçlerinde adalet mekanizmasının önemli bir tarafı olan avukatların, görüş ve önerileri de dikkate alınmalıdır.

Yeşil pasaport avukatlara mutlaka verilmelidir.

Kamu avukatlarının emeklilik hakkı, temel özlük hakları, bağımsız görev hakkı konusunda sıkıntı bulunmaktadır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 16’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk milliyetçiliğinin en önemli kilometre taşlarından olan, Türk dünyasının önemli şahsiyeti Başbuğ Alparslan Türkeş’i ölümünün 16’ncı yıl dönümünde rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.

Merhum Başbuğ, farklı siyasi yaklaşımları “millî” olmak kaydıyla kucaklayabilen, Türk milletini millî ve manevi değerleriyle yakından tanıyan, “Bir Kürt kadar Kürt, bir Türk kadar Türk’üm.” diyerek, kardeşlik hukukunun farkında olan eşsiz bir liderdi.

Alparslan Türkeş, Türk milletinin sosyal, kültürel, ekonomik her türlü sorununa çözüm üretebilmiş nadir siyaset ve devlet adamlarından biriydi. Bu çerçevede, bugünkü iktidarın, Türkeş’ten ve onun siyasi organizasyonu olan MHP’den öğreneceği çok şey vardır.

Cenab-ı Allah rahmetini esirgemesin, Hazret-i. Peygambere komşu eylesin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

3.- Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in, 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yargı önünde herkesin eşitliğinin sağlanmasının en temel unsurlarından biri de hiç şüphesiz savunma hakkıdır. Savunma hakkının uygulayıcısı, hukuk sisteminin ayrılmaz ögesi olan avukatlık, demokratik yaşamımızda büyük bir öneme sahip olup adaletin tecellisinde ciddi bir görev üstlenmektedir.

Meslek etiğine ve kanunlara bağlı olarak toplumsal ilişkilerde karşılaşılan sorunların giderilmesiyle adalet ve hakkaniyetin sağlanması hususunda yürüttükleri görev ve sorumluluk toplumumuzca bilin-mektedir.

Adalete duyulan güveni artırmak, böylece vatandaş-devlet ilişkisini de güçlendirmek, ancak bütün unsurlarıyla etkin, hızlı ve adil bir yargı işleyişiyle mümkündür.

Bu düşüncelerle Avukatlar Günü’nü kutluyor, adaletin tecelli etmesinde büyük pay sahibi olan bütün avukatlarımızın, değerli meslektaşlarımın gününü kutlar, çalışmalarında başarılar dilerim.

BAŞKAN – Sayın Serindağ…

4.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Gaziantep’te çiftçilerin elektrik fiyatlarının yüksek olması nedeniyle sulu tarım yapamadıklarına ve Hükûmetin bu çiftçilere yardım eli uzatmasını dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, daha önce de bir iki defa ifade ettim, Gaziantep’te sulama yapmak isteyen, sulu tarım yapmak isteyen çiftçilerimiz sulu tarım yapamamaktadırlar. Sebebi de elektrik fiyatlarının, enerji fiyatlarının yüksek olmasıdır.

İslâhiye ilçesinin Akınyolu köyünden Kamil Vanlı arıyor, diyor ki: “TEDAŞ, İslâhiye’deki sulama sistemlerini mühürledi. Mühürleri açabilmek için de borcun yüzde 20’sini istiyorlar. Bizim bu yüzde 20’yi ödeme takatimiz yok.” Onun için, Hükûmetin tarıma ve tarımda çalışanlara, çiftçilerimize sahip çıkmasını, sulu tarım yapmak isteyenlere yardım eli uzatmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

5.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çan-Biga-Çanakkale arasındaki duble yolun on yıldır bitirilemediğine ve Bayramiç Barajı’na akan suların analizinin yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizin aracılığınızla sormak istiyorum Sayın Bakana. “Şu ana kadar duble yol yaptık...” Ve duble yollarıyla övünen bir AKP’nin on yıldır başlattığı Çan-Biga-Çanakkale arasındaki duble yol hâlâ daha bitirilmemiştir. Diğer bağlantılardan bahsetmektense, özellikle bu konuda, bu yolun ne zaman bitirileceğini, vatandaşlarımızın oradaki bu yolun çilesinden ne zaman kurtulacağını ve övündükleri  bu yolu bu kadar uzun sürede bitiren, Türkiye Cumhuriyeti’nde, bir başka hükûmet var mıdır, bunu merak ediyorum.

Yine, geçtiğimiz günlerde bölgemizde yağan yağmur nedeniyle, özellikle Kazdağalar’ından beslenen Bayramiç Barajı’na akan suların bulanık ve ilaçlı olduğu, bu ilaçlısuların altın işletmecilerinden kaynaklandığı yöre halkımız tarafından ifade ediliyor ve bu konuda da, örneklerin alınması konusunda da yöre halkı olabildiğince şişeleyerek bunu valiliğe göndermiştir. Bu konuda, Bayramiç suyunun analizleri yapılmış mıdır yoksa halkımızın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Havutça…

6.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Şeker Piliçte işten çıkarılan işçilerin durumuna ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, Balıkesir Bandırma’da AKP’nin politikaları yüzünden Şeker Piliçte yaşanan krizin faturası, ekmeğini bu sektörden kazanan, evladını okutan, evinin kirasını, bankadan çektiği krediyi ödemeye çalışan işçi kardeşimize kesildi. İflas ertelemesi nedeniyle kayyuma devredilen Şeker Piliçte yaklaşık 1.800 işçi işten çıkarıldı. Bandırma ve Balıkesir ekonomisinin lokomotif firmalarından biri olan Şeker Piliçte yaşananlar ilçede büyük bir mağduriyet yarattı. Biz bunları… Aileleriyle birlikte yaklaşık 5 bin kişiyi bulan Şeker Piliç işçilerinin sesleri AKP Hükûmeti tarafından ne yazık ki duymazdan geliniyor. Bu insanlarımız, işsiz kaldı. işsiz kaldığı gibi ne zaman ödeneceği belli olmayan ihbar ve kıdem tazminatlarını sadece beklemek zorunda bırakılmıştır. Maaşının hesabını yaparak ev almak için bankadan kredi çeken, buna göre bütçe oluşturanların bu durumda ne yapacağını hiç kimse hesaba katmıyor. Biz bunları bu Meclis kürsüsünden defalarca Ekonomi Bakanına ve Maliye Bakanına bağırdık, çağırdık ancak ne yazık ki AKP Hükûmeti “Bırakınız yapsınlar…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

7.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 16’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yüce Türk milletine: Dünden bugünü görebilen, Türk milliyetçiliğinin ve Türk dünyasının lideri, devlet adamı, kendini Türk milletine adamış Başbuğ Alparslan Türkeş’i ölümünün 16’ncı yılında rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Allah rahmet eylesin.

BAŞKAN – Sayın Canikli…

8.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 16’ncı yıl dönümüne ve 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Türk milletinin yetiştirdiği büyük devlet ve siyaset adamı rahmetli Alparslan Türkeş’in ebediyete intikalinin 16’ıncı yıl dönümü. Bu vesileyle merhumu rahmetle bir kez daha anıyoruz. Cenab-ı Hak mekânını cennet eylesin.

Ayrıca yarınki 5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle tüm avukatlarımızı tebrik ediyoruz, çalış-malarında başarılar diliyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Vural…

9.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Alparslan Türkeş’in kabrinde on binlerce kişi olmasına rağmen ambulansın olmamasına ve son günlerde kamu kurumlarının isimlerinden “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresinin çıkartılmasının sebebini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, biriki hususu gündeme getirmek istiyorum. Bugün -biraz önce ifade ettim- Başbuğ’umuz Sayın Türkeş’in kabri başında on binlerce vatandaşımız vardı. Maalesef, bu törenin yapıldığı alanda bir tane ambulans yoktu. Rahatsızlanan bir kardeşimiz… Maalesef ambulans yoktu, çağırıldı. Bilecik Milletvekilimiz Sayın Bahattin Şeker ambulans çağırmasına rağmen yirmi dakika boyunca gelmedi ancak taksiyle götürülmek durumunda kaldı. Böylesine bir günde Sağlık Bakanının bir ambulansın orada bulunmasını dahi düşünmemesinin not edildiğini ifade etmek istiyorum.

Bir de son günlerde kamu kurumlarında “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresinin çıkartılmasına şehadet ediyoruz. Nasıl, böyle bir şey olabilir mi? Burası Türkiye Cumhuriyeti devleti. Ziraat Bankasından çıkartılıyor, Sağlık Bakanlığından “Türkiye Cumhuriyeti” ibareleri çıkartılıyor. Bu ne? Bir kampanya mı var, bir saldırı mı var yani bayrağımıza, cumhuriyetimize yönelik? Bunların birtakım tabelalardan çıkartılmasının gerekçesi nedir? Hükûmetin bu konuda bilgi vermesi gerekir, burası Türkiye Cumhuriyeti devletidir.

BAŞKAN – Sayın Genç…

10.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, taşeron işçi statüsünde çalışanların durumuna ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün ülkemizdeki en büyük sorunlardan birisi taşeron işçi sorunudur. Özellikle, Elâzığ’da 8’inci Karayolları Bölge Müdürlüğü, Karayollarına bağlı olarak orada çalışan bütün işçileri taşeronlara devretmiş ve bu işçilerin çalışma garantileri elinden alınmıştır. Hükûmet de, Bakan daha önce burada bilgi verdi. Bu konuda yargının da kararı olmasına rağmen bu taşeron işçiler, kamu hizmetleri yaptıkları hâlde, kamuya ait bir hizmet yaptıkları hâlde maalesef taşeron statüsünde çalıştırılarak 800 bine yakın insanımız bu şekilde çok büyük bir perişanlık içinde. Hükûmetin bir an önce bu işe el atıp bu taşeron işçileri insanca yaşamayı sağlayacak bir ücrete kavuşturması… Ayrıca da Karayollarında yapılan bu uygulama da kanuna aykırıdır. Mademki kamu hizmeti görüyorlar, gördüklerine göre bunların Karayolları teşkilatında çalışması lazımken, bunların taşerona verilmesi aynı zamanda taşeronlara da devletin kesesinden bir rant sağlamakta ve işçinin emeğini taşeronun cebine kanalize etmektedir. Bunu şiddetle kınıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Demokratik bir toplumda avukatın her türlü baskı ve kısıtlamalardan arındırılması gerekmektedir. Balık için su ne ise avukat için özgürlük odur. Avukat savunmasının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır, savunmaya kalkan eller kırılmalıdır. Barolar halkın avukatıdır. Yargının direği savunmadır, avukat adaletin temelidir. Adalet devletin temeliyse avukat da adaletin temelidir. 5 Nisan Avukatlar Günü’nü kutluyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

12.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Uzman Doktor Engin Deniz Arslan’ın durumuna ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şu elimde gördüğünüz evrak bir sürgün belgesidir. Sürgüne gönderilen kişi Uzman Doktor Engin Deniz Arslan’dır. Sürgüne gönderen kurum Sağlık Bakanlığıdır. Sürgüne gönderme nedeni ise 29 Ekimde Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamaya çalışan ve polis tarafından engellenen vatandaşların mücadelesi sırasında hafif yaralanan polislere “’Ağır yaralandı’ diye rapor ver.” diye ısrar edilmelerine karşı çıkmasıdır. Bu, AKP Hükûmetinin bir ayıbıdır. Bu sürgün derhâl durdurulmalıdır, derhâl geri çekilmelidir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak da biz bu işin peşini bırakmayacağımızı, net ifadelerle altını çizerek belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Kanun teklifinin geri alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın (2/238) esas numaralı Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi (4/104)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/238) esas numaralı Kanun Teklifi’mi geri çekiyorum. 3/4/2013

                                                                                                              Tanju Özcan

                                                                                                                    Bolu

BAŞKAN – Adalet Komisyonunda bulunan teklif geri verilmiştir.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 23 milletvekilinin, yerli, yeni ve yenilene-bilir enerji kaynaklarını ön planda tutan enerji politikalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/570)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye’de nüfus, sanayileşme, gelişen teknolojiler ve birçok sosyoekonomik faktöre bağlı olarak enerji ihtiyacı her geçen gün artmaktadır.

Elektrik enerjisi üretiminde kömür ve hidrolik kaynaklar başta olmak üzere, petrol, doğal gaz ve jeotermal kaynaklar ülkemizin birincil enerji kaynaklarını oluşturmaktadır.

Türkiye'nin 2012 yılında 244 milyar kilovatsaat olması beklenen enerji talebinin, 2015 yılında 293,1 milyar kilovatsaate ulaşacağı tahmin edilmektedir. 2012 yılı elektrik enerjisi talebinin yüzde 74,2'si termik, yüzde 23,2'si hidrolik, yüzde 2,05'i rüzgâr, yüzde 0,32'sinin de jeotermal kaynaklardan karşılanacağı planlanmıştır. Her yıl artan ihtiyaç nedeniyle Türkiye'nin enerji yatırımlarına öncelik vermesinin ne kadar kaçınılmaz olduğu ortadadır. Fakat, ülkemizde enerjiye olan arz-talep nedeniyle, Hükûmet, aceleci davranarak, toplumsal yaşamı, doğal dengeyi, kültür varlıklarını gözden çıkaran ve insan hayatını tehlikeye sokan enerji yatırımlarına öncelik vermekte, turistik bölgelere termik santral, millî park alanlarına hidroelektrik santral kurulması girişimlerine göz yumulmakta ve dünya ülkelerinin terk ettiği nükleer santral projeleri hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.

Ülkemizde enerji üretiminde yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilmesi ve dışarıya bağımlı olmaktan kurtulmamız gerekirken, doğal gaz ve ithal kömürle çalışacak olan, dışa bağımlı kaynaklarla santral kurmaya yönelik yatırımlara hız verilmektedir.

Enerji politikaları hususunda, Avrupa Birliği ve ABD'nin çıkarlarına hizmet eden dünyadaki gelişmeler, ülkemizde de toplumsal yapıyı bozucu, kuralsızlaştırıcı etkiler yaratmaktadır. Amaç, ulusal ve kamusal kural ve denetimden uzak, küresel sermayeye bağımlı tek bir pazar yaratılması ve herkesin bu pazara dâhil edilmesidir.

Türkiye'nin enerji yatırımlarında bu örgütlerin eline düşmemesi ve bu örgütlere bağımlı hâle gelmemesi gerekmektedir. Bunun için insan odaklı ve yeni enerji politikalarını hayata geçirmesi gerekmektedir. Enerji üretiminde yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilmesi, dışa bağımlılığın en aza indirilmesi, doğal gaz ve ithal kömür gibi dışa bağımlı kaynaklarla santral kurmaya yönelik yeni lisans taleplerine izin verilmeyerek, ulusal enerji stratejisinin ilgili tüm kurum ve kuruluşların katkılarıyla hazırlanması gerekmektedir.

Enerji tesisleri yapımında gelişmiş teknolojilerden yararlanılması ve yerli teknolojik altyapının geliştirilerek imalatta yerli sanayi payının artırılması, jeotermal potansiyelimizin özellikle sanayi, konut, tarım ve turizm alanlarında ivedilikle değerlendirilmesi, hidrolik enerji alanında ortaya konan projelerin bütünlüklü olarak, toplumsal ve doğal yaşamı koruyacak şekilde planlanmak üzere yeniden ele alınması, enerji yatırımlarında denetimlerin kamusal anlayışla yapılması, enerjinin etkin, verimli ve tasarruflu kullanımı için toplumsal bilinç yaratmaya yönelik eğitim çalışmalarına hız verilmesi gerekmektedir.

Türkiye rüzgâr enerjisinde Avrupa’da ilk 10 ülke arasına girdi diye övünülürken, Hükûmet yetkililerinin 2012 yılı elektrik enerjisi talebinin sadece yüzde 2,05'inin rüzgâr enerjisinden karşılanacağının planlandığını açıklaması çelişkili ve üzüntü vericidir. Türkiye’de termik santralden elektrik üretim oranının yüzde 74 olarak planlanması ise maalesef ürkütücüdür çünkü termik santrallerin zararları artık herkes tarafından çok iyi bilinmektedir.

Ayrıca, 05/02/2009 tarihli ve 5836 sayılı Kanun’la katılmamız uygun bulunan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolü’ne katılmamız, Dışişleri Bakanlığının 07/05/2009 tarihli ve HUMŞ/408 sayılı yazısı üzerine 31/05/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesine göre Bakanlar Kurulunca 07/05/2009 tarihinde kararlaştırılmıştır. Bu protokol gereği Türkiye karbondioksit eş değeri sera gazlarının salım sınıflandırma ve azaltım taahhütlerini yerine getirirken sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmek amacıyla, ulusal koşullarına uygun olarak protokolde belirtilen politika ve önlemleri uygulayacak ve/veya daha da geliştirecektir. Protokolde belirtilen önlemlerden en önemlisi ise, yeni ve yenilenebilir enerji türleri, karbondioksiti gideren teknolojiler ile çevre dostu ileri ve yenilikçi teknolojilerin araştırılmaları, teşvik edilmeleri, geliştirilmeleri ve kullanımlarının arttırılmasıdır. Türkiye'nin, imzalamış olduğu protokole uyarak yenilenebilir teknolojilere daha fazla ağırlık vermesi gerekmektedir.

Bu nedenlerle, ülkemiz koşullarına uygun, yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarını ön planda tutan, ekonomi, sanayi, tarım, çevre, eğitim, ulusal güvenlik, ulaşım politikaları ile bütünleşik, enerji politikalarının hayata geçirilmesine yönelik araştırmaların yapılarak gerekli tedbirlerin alınması amacıyla, Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104’üncü ve 105’inci maddelerine göre Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz. 13/02/2012

1) Muhammet Rıza Yalçınkaya      (Bartın)

2) Celal Dinçer                               (İstanbul)

3) Ahmet İhsan Kalkavan               (Samsun)

4) Ayşe Nedret Akova                   (Balıkesir)

5) Bülent Tezcan                             (Aydın)

6) İhsan Özkes                               (İstanbul)

7) Mustafa Serdar Soydan              (Çanakkale)

8) Musa Çam                                  (İzmir)

9) Ali İhsan Köktürk                      (Zonguldak)

10) Erdal Aksünger                        (İzmir)

11) Levent Gök                              (Ankara)

12) Aylin Nazlıaka                         (Ankara)

13) Tolga Çandar                            (Muğla)

14) Emre Köprülü                          (Tekirdağ)

15) Mehmet S. Kesimoğlu             (Kırklareli)

16) Hasan Akgöl                            (Hatay)

17) Kemal Değirmendereli             (Edirne)

18) Hurşit Güneş                            (Kocaeli)

19) Mehmet Şevki Kulkuloğlu       (Kayseri)

20) Haydar Akar                            (Kocaeli)

21) Osman Aydın                           (Aydın)

22) Recep Gürkan                          (Edirne)

23) Nurettin Demir                         (Muğla)

24) Selahattin Karaahmetoğlu         (Giresun)

2.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22 milletvekilinin, kayıt dışı ve suç ekonomisi sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/571)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Günümüzün en önemli sorunlarından biri olan kayıt dışı ekonomi, Türkiye’de birçok sektörde büyük tehdit oluşturmakta, Türkiye ve dünyada sahte, kaçak mal piyasasının büyüklüğü tüketicilere ve ülke ekonomisine büyük zararlar vermektedir.

Türkiye’de "Suç Ekonomisinin Türkiye Bilançosu" üzerine yapılan araştırmalar çok önemli tezleri ortaya koymakta, Türkiye’de yasa dışı faaliyetler nedeniyle oluşan cironun en az 8 milyar TL (8 katrilyon) olduğu tahmin edilmektedir.

İstanbul Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odasının (İSMMMO) Suç Ekonomisinin Türkiye Bilançosu Raporu’na göre, Türkiye’de 27 kalemde yasa dışı faaliyetlerde oluşan ciro en az 8 milyar -8 katrilyon- elde edilen net kazanç ise 3 milyar 250 milyon TL'dir.

Türkiye maalesef kayıt dışı ekonomi ve suç ekonomisinin yarattığı bilançolar nedeniyle büyük çaplı zarar görmekte ve önemli oranlarda vergi kaybı yaşanmaktadır.

Türkiye ekonomisi için önem arz eden bu araştırmada, ekonominin kara deliğine dönüşen ve insanların canına malına kasteden suç ekonomisinin önüne geçmek için herkesin üzerine düşen görevi tam olarak yapması konusuna dikkat çekilmiştir.

İSMMMO’nun Suç Ekonomisinin Türkiye Bilançosu Raporu’na göre, suç ekonomisinin en gözde kazanç alanlarını fuhuş, eroin, esrar, insan kaçakçılığı, kaçak sigara, korsan kitap ve DVD, organize suç, kaçak çay, kaçak et, akaryakıt, hırsızlık, haplar ve tarihî eser kaçakçılığı oluşturmaktadır. Sıralanan bu sektörlerin başında en büyük ciro ile fuhuş sektörü, ikinci sırada ise eroin sektörü gelmekte, insan kaçakçılığı dördüncü sırada yer almaktadır. Özel tüketim vergisi ve gümrük vergileri nedeniyle cazip hâle gelen içki, sigara, çay gibi ürünler yasa dışı ticaret pazarında büyük yer almaktadır.

Rapora göre, yılda, Türkiye üzerinden 60 ile 120 ton arasında eroin geçirildiği, 43 milyon 500 bin adet sigaranın, 362 bin kaçak içkinin, 2 milyon 286 bin kilogram kaçak çayın, 75 ton kaçak etin, 7 milyon 652 bin litre akaryakıtın, 40 bin cep telefonunun, 1 milyon 277 bin adet kaçak ilacın, 32 bin kaçak tarihî eserin yakalandığı belirtilmektedir.

Bu rakamlar, Türkiye’de sahte ve kaçak mallar piyasasının büyüklüğünü bize kanıtlamaktadır. Bu durumun Türkiye’de büyük istihdam kaybına, vergi kayıplarına yol açması nedeniyle üzerinde hassasiyetle durulması ve konu üzerinde bütün kurumların üzerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirmesi gerekmektedir.

Bu nedenle, suç ekonomisinin en gözde kazanç alanlarını oluşturan fuhuş, eroin, esrar, insan kaçakçılığı, kaçak sigara, korsan kitap ve DVD, organize suç, kaçak çay, kaçak et, akaryakıt, hırsızlık, haplar ve tarihî eser kaçakçılığı, vesair sektörlerin Türkiye’de çok iyi bir şekilde takip edilmesi, devletin bu sektörlerde kaçakçılığı önlemesi adına üzerine düşen görevi en iyi bir şekilde yaparak ülkemize zarar veren suç ekonomisinin önüne geçilmesi gerekmektedir.

Yukarıda kısaca özetlenen bilgiler ışığında, Türkiye’de insanların canına ve malına kasteden suç ekonomisinin önüne geçilerek gerekli önlemlerin alınmasına yönelik araştırmaların yapılması ve bir an önce ülkemize zarar veren bu konu üzerinde gerekli önlemlerin alınması amacıyla TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri ile Anayasa’nın 98’inci maddesi gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. 13/02/2012

1) Muhammet Rıza Yalçınkaya      (Bartın)

2) Ali Sarıbaş                                 (Çanakkale)

3) Namık Havutça                          (Balıkesir)

4) Haydar Akar                              (Kocaeli)

5) Mehmet Hilal Kaplan                 (Kocaeli)

6) Ahmet İhsan Kalkavan               (Samsun)

7) Ayşe Nedret Akova                   (Balıkesir)

8) İhsan Özkes                               (İstanbul)

9) Bülent Tezcan                             (Aydın)

10)  Ali İhsan Köktürk                   (Zonguldak)

11) Aylin Nazlıaka                         (Ankara)

12) Celal Dinçer                             (İstanbul)

13) Erdal Aksünger                        (İzmir)

14) Tolga Çandar                            (Muğla)

15) Emre Köprülü                          (Tekirdağ)

16) Mehmet S. Kesimoğlu             (Kırklareli)

17) Mustafa Serdar Soydan            (Çanakkale)

18) Hasan Akgöl                            (Hatay)

19) Kemal Değirmendereli             (Edirne)

20) Hurşit Güneş                            (Kocaeli)

21) Mehmet Şevki Kulkuloğlu       (Kayseri)

22) Osman Aydın                           (Aydın)

23) Recep Gürkan                          (Edirne)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve 22 milletvekilinin, Ekonomik ve Sosyal Konseyin çalışmasının önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/572)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kanunda açıkça ifade edildiği gibi Ekonomik ve Sosyal Konsey, ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında, toplumsal uzlaşma ve iş birliğini sağlayacak, sürekli ve kalıcı bir ortam yaratarak, istişari mahiyette ortak görüş belirlemek için oluşturulmuştur.

Yine, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda Ekonomik ve Sosyal Konsey anayasal bir statü de kazanmış durumdadır.

Demokratik toplumlarda ekonomik hayatın içinde bulunan tüm aktörlerin birlikte hareket etmesini, koordinasyonunu ve sosyal yaşamı etkileyecek politikaların ortak akılla ortaya çıkartılmasını sağlamak amacıyla benzer kurumlar kurulmuştur. Örneğin, Fransa'da Ekonomik, Sosyal ve Çevre Konseyi, Hollanda'da Sosyal Ekonomik Konsey bulunmaktadır. Benzer bir konseye AB de yer vermiş, Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi faal bir organ olarak işlerlik kazanmıştır.

Bütün bunların arkasında da aynı temel mantık yatmaktadır. Ekonomi politikaları sosyal yaşamı da etkilemektedir, o hâlde sosyal yaşamın aktörlerinin bu politikaların belirlendiği her safhada söz sahibi olması gerekmektedir.

Bugün Türkiye'de önemli ekonomik sorunlar vardır. Hane halkının borcunun gelirine oranı sürdürülemez seviyelere gelmiş, faiz oranları yükselmiş, enflasyon çift haneli rakamlara ulaşmıştır. Bugün ülkemiz yapısal bir işsizlik probleminin yanı sıra, dünyanın en fazla cari açık veren 5 ülkesinden biri olmakla da uğraşmaktadır.

2012 yılında bütün dünyada ekonomik bir daralma beklenmektedir. Bu şartlar altında Ekonomik ve Sosyal Konseyin katkı, çözüm, yapıcı öneri ve ortak aklına ihtiyaç bulunmaktadır. Buna karşın, Hükûmet, yaklaşık otuz altı aydır Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplamamakta, Konseyin etkili, verimli ve güçlü bir şekilde çalışmasını sağlayamamakta, emekçilerin ve girişimcilerin pozitif politika üretmesine imkân verecek bu platformu çalıştıramamaktadır. Bu nedenle, Konseyin çalışmasının önündeki engellerin araştırılması, alınması gereken önlemlerin tespiti amacıyla, Anayasa'nın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Umut Oran                                 (İstanbul)

2) Celal Dinçer                               (İstanbul)

3) Aylin Nazlıaka                           (Ankara)

4) Recep Gürkan                            (Edirne)

5) Ahmet İhsan Kalkavan               (Samsun)

6) Musa Çam                                  (İzmir)

7) Faik Tunay                                 (İstanbul)

8) Emre Köprülü                            (Tekirdağ)

9) Levent Gök                                (Ankara)

10) Mustafa Serdar Soydan            (Çanakkale)

11) Ali İhsan Köktürk                    (Zonguldak)

12) Erdal Aksünger                        (İzmir)

13) Tolga Çandar                            (Muğla)

14) Mehmet S. Kesimoğlu             (Kırklareli)

15) Hasan Akgöl                            (Hatay)

16) Kemal Değirmendereli             (Edirne)

17) Hurşit Güneş                            (Kocaeli)

18) Mehmet Şevki Kulkuloğlu       (Kayseri)

19) Haydar Akar                            (Kocaeli)

20) Osman Aydın                           (Aydın)

21) Ayşe Nedret Akova                 (Balıkesir)

22) Nurettin Demir                         (Muğla)

23) Selahattin Karaahmetoğlu         (Giresun)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 118’inci sırasında yer alan (10/225) esas numaralı, Türkiye'de 9 milyonu aşkın emeklinin yaşamış olduğu sorunların tespit edilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 4 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                 4/4/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 4/4/2013 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             İdris Baluken

                                                                                                                  Bingöl

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırmasına Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 118’inci sırasında yer alan (10/225), Türkiye'de 9 milyonu aşkın emeklinin yaşamış olduğu sorunların tespit edilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 4/4/2013 Perşembe günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken’e aittir.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuzun vermiş olduğu öneri üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugünkü grup önerimizin konusu, ülkemizde yaşayan emeklilerin sorunları ve bu sorunların çözümüne yönelik Meclisin geliştireceği süreçlerle ilgili olacak. Bu konuda biraz bilgilendirme yapmaya çalışayım ben. Özellikle, AK PARTİ döneminde, emekli olma ve emeklilerin sorunlarını aslında sürekli bu kürsüye getiriyoruz ve getirdiğimiz bu sorunların çözümü konusunda Hükûmette bir isteksizlik, bir duyarsızlık durumunun olduğunu sürekli gözlemliyoruz ve sorunlar çözülmediği için de bizler bu sorunun çözülmesi konusunda Hükûmete yol gösterme ya da Hükûmetin yapmış olduğu çalışmaların yetersizliklerini tespit etme konusunda Meclisin, mutlaka devrede olması gereken bir mekanizmanın önemli olduğunu düşünüyoruz.

Bugüne kadar maalesef AK PARTİ döneminde yapılan düzenlemelerle özellikle mezarda emeklilik olarak ortaya çıkmış pratik sorunlar, emekli olma yaşıyla ilgili sorunlar bütün güncelliğini koruyor. AK PARTİ Hükûmetinin genel olarak emeklilerin sorununa yaklaşımı, yapay krizler çıkarma, seçim döneminde de bu yapay krizleri çözüyormuş algısı yaratma ve bu şekilde bir hedef kitle olarak, bir seçmen kitlesi olarak emekliler üzerinden bir siyasi rant elde etmeye çalışma çabası olmuştur. Ancak, ısrarla, emeklilerimizin yaşamış olduğu sorunlar da hâlâ Hükûmetin önünde, bütün aciliyetiyle, bütün önemiyle durmaya devam etmektedir.

Bakın, bugün emeklilerin yaşamış olduğu sorunlara, sadece maaşlara ve maaş artışlarına, zamlara baktığımız zaman bile çok rahatlıkla kanaat getirebileceğimiz fikirler sahibi olabiliriz düşüncesindeyiz. Temmuz 2012 tarihinde bir SSK emeklisinin maaşı 885 TL iken Ocak 2013 itibarıyla yapılan zam miktarı 37 TL ve bunun sonucunda bir SSK emeklisinin maaşı 922 TL’ye çıkıyor; yine, bir BAĞ-KUR emeklisinin maaşı 717 TL, verilen zam sadece 20 TL; memur emeklisi için de bu rakam 33 TL gibi. Bunların, gerçekten, bırakın emeklilerin yaşadığı bir mağduriyeti gidermeye yönelik, en temel yaşamsal bir ihtiyacı gidermeye yönelik de hiçbir anlamı olmayan, bir anlam ifade etmeyen rakamlar olduğunu vurgulamak istiyorum.

Neredeyse, Türkiye'deki bütün evlerde şu anda biliyoruz ki ya bir işsiz vardır, ya bir öğrenci vardır, ya bir emekli vardır ve bu yaşanan sorunlar da maalesef her geçen gün hayat koşullarının ağırlaşmasından dolayı sürekli artmaktadır.

Sendikaların, sivil toplum örgütlerinin yapmış olduğu araştırmalarda, ortalama açlık sınırı Türkiye'de 1.200 TL civarında çıkıyor. Yani, bu “açlık sınırı” dediğimiz şey, minimum yaşamsal ihtiyaçlar üzerinden belirlenen bir sınırdır ve bu rakam 1.200 TL olarak belirlenmiş. Yine, 3.208 TL olarak belirlenen bir yoksulluk sınırı var. Yani, bir taraftan 700 lira, 800 lira olan emekli maaşlarının, diğer taraftan 3.200 lira olan, 1.200 lira olan yoksulluk ve açlık sınırı rakamlarının bizce bir sorun olarak ele alınıp, bu soruna yönelik nasıl çözümler geliştirebiliriz gayretinin, ortaya konması gereken bir konu olduğu kanaatindeyiz.

Özellikle, yine geçen yıldan bugüne kadar yapılan araştırmalarda, bir ailenin yaşam maliyetinin bir önceki yıla göre en az 145 TL’lik bir artış gösterdiği gibi bir gerçeklik var önümüzde.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 9 milyonu aşkın emekli vatandaşımız var. Neredeyse, bu emekli vatandaşların tamamının sorunlar yumağı içerisinde yaşam mücadelesi verdiğini göz önünde bulundurursak, bu vermiş olduğumuz önerinin ne kadar önemli olduğu ve desteklenmesinin de ne kadar elzem olduğu ortaya çıkar diye düşünüyoruz.

Aslında, bugün, ülkemizde, mevcut verdiğim emekli maaşının sınırlarının dünyadaki hiçbir ülkeyle kıyaslanacak bir düzeyde olmadığı gerçekliği var önümüzde. Hatta, en ağır ekonomik krizlerin, finansal krizlerin yaşandığı ülkelerde bile emeklilerin maaşları ve alım gücü maalesef ülkemizin çok çok ötesinde, çok çok üstünde bulunmakta. Bizce emeklilerin bu hayat koşullarıyla ilgili düzenlemeler yapılırken bir kere, bu sağlıkla ilgili harcamaların tamamından emeklilerin muaf tutulmasıyla ilgili çok önemli bir aciliyet, bir acil görevi belirtmek gerekiyor. Yani muayene parası, ilaç katkı parası, tetkik fark parası, bütün bunlarda mutlaka, emeklileri muaf edecek şekilde bir düzenleme yapmamız lazım.

Yine, emeklilerin sendikalaşmaları önünde ciddi engeller var ve bu hak talebi konusunda, mağduriyetlerin giderilmesi konusunda örgütlü bir gücün açığa çıkmasını engellediği için önemli bir sorun olarak önümüzde duruyor. Sendikayla ilgili, 12 Eylül ruhunu aynı şekilde koruyan pek çok yasa buraya getirdiniz ama bu emekli vatandaşlarımıza sendikalı olma hakkını tanıyan bir düzenleme yapmadınız. Bu konuyla ilgili mutlaka bir çalışmanın yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Şimdi, emeklilerle ilgili sorunları dile getirirken bir de emekli olmayı bekleyen vatandaşlarımızın sorunları var. Bunlar da aslında Meclisin gündemine sık sık geliyor ama gelmesine rağmen bugüne kadar çözüm noktasında ciddi bir irade, ciddi bir politika oluşmadığı için onları da vurgulamak istiyorum. Burada iki önemli grup dikkat çekiyor. Birincisi, emeklilikte yaşa takılanlar grubu. İkincisi de yaşını doldurup prim gününü tamamlayamayanların sorunları. Aslında bu her iki grup da hemen hemen tüm siyasi partileri Mecliste ziyaret ettiler. Bu konuyla ilgili hem AK PARTİ Grubunun hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem Milliyetçi Hareket Partisinden milletvekillerinin vermiş olduğu kanun teklifleri, vermiş olduğu Meclisle ilgili çalışmalar olmasına rağmen bu konuyla ilgili de mağduriyetler giderilmedi. Şimdi, basından takip ettiğimiz kadarıyla bu yaşa takılanlarla ilgili Bakanlığın başlatmış olduğu bir çalışma var. Bu çalışma önemlidir ama detaylarıyla ilgili bilgi sahibi değiliz. O nedenle, özellikle AK PARTİ Grubu adına konuşacak milletvekilinin bu yaşa takılanlarla ilgili Bakanlığın yapmış olduğu çalışmanın detaylarıyla ilgili bilgilendirme yapması, bizce, hem siyasi partilerin bilgilenmesi hem de sorun yaşayan vatandaşlarımızın bilgilenmesi açısından son derece önemlidir.

Bir diğer grup olan emekli yaşını doldurmuş ancak prim gününü tamamlayamamış gruplarla ilgili de biz kendi önerimizi daha önce sunmuştuk, tekrarlayalım.

Bu konuyla ilgili hem kanun tekliflerimiz hem araştırma ve soru önergelerimiz vardı, Sayın Bakanla yapmış olduğumuz görüşmeler vardı ve Sayın Bakan bu konuyla ilgili kendi bürokratlarına talimat verdiğini söylemişti, bu talimatın gereği hangi aşamadadır, bunu merak ediyoruz.

Bizim önerimiz şudur, yaşını doldurmuş ama prim eksikliği olmuş bu vatandaşlarımızla ilgili, 50-55 yaş arasında olanlar için kademeli olarak üç yıl, 55 yaş ve üstü olanlar için de kademeli olarak beş yıl bir borçlanma sağlanarak emekli olma hakkının tanınmasıdır.

Yine, esnaflarımız açısından, 2000 yılından önce BAĞ-KUR’lu olmayan ama vergi dairelerinde kaydı bulunan esnaflarımızın mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik bir çalışma önemlidir.

2000 yılından önce vergisini ödeyen esnafların, vergi dairelerinden vergi kayıt belgelerini tescil etmek suretiyle bunu Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmeleri ve bu doğrultuda yaşamış oldukları mağduriyetin giderilmesine dair bir çalışmanın başlatılması son derece önemlidir.

Yani kısacası bu yaşa takılan emekliler grubu, yaşını doldurup prim gününü tamamlayamamış olan emeklilik bekleyen grup ve 2000 yılından önce vergisini ödemiş ama BAĞ-KUR’da kaydı olmayan esnaflarımızın mağduriyetinin giderilmesiyle ilgili ortaya konacak bir çalışma, bizce önümüzdeki dönem açısından emeklilerin sorunlarını giderme noktasında önemli birtakım kazanımlar açığa çıkarabilir, mağduriyetleri ortadan kaldırabilir. Bu nedenle, biz bugünkü grup önerimizi getirdik.

Başta iktidar partisi olmak üzere, bütün siyasi partilerden de bu grup önerimize destek beklediğimizi belirterek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’ya aittir.

Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BDP Grubunun emeklilerle ilgili vermiş olduğu araştırma önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Gerçi, aleyhinde konuşuyorum ama emeklilerle ilgili, emeklilerin aleyhinde konuşmak diye bir şey söz konusu olamaz. Tabii, daha farklı şekilde konuşacağım sayın milletvekilleri.

4 Nisan 1997 tarihinde kaybetmiş olduğumuz rahmetli Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’i anarak sözlerime başlamak istiyorum. Rahmetli Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Türk milliyetçiliğine, Türk gençliğine çok büyük hizmetler yapmış, çok önemli mesajlar vermiş ve Türk gençliğinin yetişmesinde emeği geçmiş çok değerli bir devlet adamıdır. Onun vermiş olduğu ideallerin, onun vermiş olduğu o güzel söylemlerin, söylemiş olduğu söylemlerin şu anda ne kadar doğru olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Türk dünyasıyla ilgili olarak söylemiş olduğu, Türk dünyasındaki, özellikle, yankılanan o güzel sözleri hâlâ kulaklarımızda çınlamaktadır ve Türk dünyası, şu anda, rahmetli Başbuğ’u bugün ölüm yıl dönümünde bir kez daha anmaktadır. Mekânı cennet olsun diyoruz. Onun fikirleri hiçbir zaman ölmeyecek ve dünya durdukça da yaşayacaktır ifadesini kullanmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, emeklilere gelince, emeklilerimiz ülkemizde, maalesef, çok mağdur konumdadırlar. Emekli insanlar, neredeyse acaba ben ekmeğimi nasıl alacağım, geçimimi nasıl temin edeceğim, açlık sınırından nasıl kurtulacağım, bunun mücadelesini veriyor. Hatta, yakından tanımış olduğumuz emekli insanlar, acaba torunuma bir çikolata alabilir miyim, veyahut da evimin en küçük bir ihtiyacını ben nasıl karşılarım, bunun korkusu ve düşüncesi içerisindedir.

Son yıllarda devamlı olarak emekliler kaybetmektedir. Emekli insanlara, tabii, her siyasi parti kendilerine göre birtakım söylemler içerisinde olmuş olmasına rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 senesinden itibaren çok önemli sözler söylemiştir. Adalet ve Kalkınma Partisinin emeklilerle ilgili olarak “İşte, İntibak Kanunu’nu çıkartacağız. Geçmişte, daha önce emekli olanlarla, daha sonra emekli olanların arasındaki farkı ortadan kaldıracağız. Emekli insanlarımızın geçim standartlarını yükselteceğiz ve düzelteceğiz.” şeklinde söylemleri vardı. Maalesef bu söylemleri hem Sayın Başbakan hem sayın maliye bakanları hep, müteaddit defalar, her seçim döneminde söylemiş olmalarına rağmen, maalesef, enteresandır, yapılanların çok fazla bir şey olmadığı ortadadır.

Şu anda BAĞ-KUR emeklisi, Emekli Sandığı emeklisi veya SSK emeklisi çok büyük bir mağduriyet içerisindedir. Almış oldukları maaşlara baktığımız zaman, işte BAĞ-KUR emeklisine 570 lira, SSK emeklisine 700 lira civarında -en düşük maaş- Emekli Sandığı emeklisine 840 liranın verilmiş olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Tabii, yapılan çeşitli araştırmalar neticesinde açlık sınırının aylık olarak şu anda 1.250 lira olduğu düşünüldüğü zaman, verilen maaşın, onların almış oldukları maaşın ne kadar düşük olduğu ve bu insanların acaba ne yaparlar şeklinde bir düşünce içerisinde olmamız da gerekmektedir. Bu mealde, emekli kardeşlerimiz mutlaka göz önüne alınmalı ve bu tür önergelerin desteklenmesinin yanında ayrıca çeşitli kanunlarla da bunların durumları mutlaka düzeltilmelidir.

Enflasyon düşüyor, insanlarımızın alım gücü yükseliyor, insanlarımızın yaşam şartları düzeliyor. diyoruz ama sayın milletvekilleri, emekliler için, esnaflar için, işçiler için, çiftçiler için hiç de böyle değildir. Maalesef şu anda insanlarımızın sosyal katmanlarına bakmış olduğumuz zaman hepsinin büyük şikâyetler içerisinde olduğunu ve geçim sıkıntısı içerisinde olduğunu görürsünüz ve bunların başında da maalesef emekliler geliyor.

Emeklilerimiz, bu insanlar, tabii, geçim sıkıntılarının yanında belirli bir yaşın da zaten üzerindedir. Hepsi yaklaşık olarak her ay değilse bile işte çok kısa zaman aralıkları içerisinde hastanelere gidiyorlar. Hastanelere gittikleri zaman önlerine bir de bunların katkı payları çıkıyor, ilaç katkı payları çıkıyor, sağlık katkı payları çıkıyor. Bu da insani değildir. Bakınız, bu insanlara vermiş olduğumuz para zaten çok yeterli değildir. Almış oldukları paraların yanında bir de katkı paylarını, sağlık katkı paylarını ödemeye kalkınca bunların durumlarının ne olduğunu işte hep beraber düşünmek mecburiyetindeyiz. Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu yönlü olarak mutlaka bir çalışma yapmalıdır yani bu katkı paylarının, sağlık katkı paylarının, ilaç katkı paylarının en azından emekli insanlar için, yeşil kartlı insanlar için, fakir ve fukara olan insanlar için, açlık sınırının altında geliri olan insanlar için mutlaka ama mutlaka düşünülmesi ve kaldırılması gerekmektedir. Bunu müteaddit defalar söylüyoruz. Yani özellikle “İntibak Kanunu” dediğimiz… İşte, 2000 senesi öncesindeki işçilerin aldığı maaşlarla daha sonra emekli olan işçilerimizin aldığı maaşlar karşılaştırıldığı zaman İntibak Kanunu’nun ne kadar önemli olduğu ortadadır. Ama bunun yanında, İntibak Kanununun yanında, özellikle bu sağlık katkı payları, mutlaka ama mutlaka, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından ve Sağlık Bakanlığı tarafından bir kez daha gündeme getirilmeli ve tamamen kaldırılmalıdır.

Gidin, emekli insanlarımıza sorunuz, emekli insanların acaba hangisi almış oldukları maaşların yeterli olduğunu size söyleyeceklerdir? Ama enteresandır, onların o feryatlarını duymuyoruz. Şu anda, Türkiye’mizde, 9 milyonun üzerinde emekli insan var yani 9 milyon emekli insan bir siyasi parti kursa herhâlde o şu andaki yüzde 10 barajını geçmiş değil midir, geçecek değil midir? Yani, yüzde 10 barajını bile geçecek olan bu insanların feryatlarını ve seslerini biz ne zaman duyacağız?

Bakınız, şu anda işte, emekli olmayı düşünen memur emekli olabiliyor mu? Olamıyor çünkü olmak istediği zaman veya olduğu zaman almış olduğu maaşla emekli olduğu maaş arasında çok büyük uçurum farkı var. Dolayısıyla, emekli olmaktan korkuyorlar. Bunların içerisinde, en başta sağlıkta, hekimlerimiz geliyor. Bakınız, şu anda, sağlık çalışanları ve özellikle hekim kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, emekli olmamak için mücadele veriyorlar, hatta, 60 yaşına kadar, 65 yaşına kadar yani kanunun kendilerine vermiş olduğu o hakka kadar hepsini kullanmaya çalışıyorlar. Hâlbuki, gelin işte, en azından sosyal katmanlardan başlamış olalım, hekimlerimize ve sağlık çalışanlarımıza verilen döner sermaye gelirlerini emekliliğe bir sayalım, hatta, onu geçmiş dönemlere değil de yani ilerideki dönemlere değil de en yakın zamanda, bu andan itibaren, şu andan itibaren bunu sayalım. Çok yakından tanıdığımız hekim arkadaşlarımız emekli oluyorlar gidiyorlar evlerine, ondan sonra geçim sıkıntısı çekmiş oldukları için geri döndüklerini ve çalışmaya başladıklarını da biz görüyoruz.

Tabii, bu sağlıktaki emeklilik diğerlerinde farklı mıdır? Hayır. Şu anda birçok kurumda, maalesef enteresandır, insanlar emekli olmaktan korkuyorlar. Dolayısıyla, emeklilikle ilgili, mutlaka, hem araştırma önergeleri değerlendirilmeli hem de beraberinde yeni kanunlarla bunların durumları düzeltilmelidir. İşte “Enflasyona endeksli.” Enflasyona endeksli ama 20 artı 20 lira, 40 liralık bir artış, hangisinin derdine çare bulacaktır? Hiçbirisinin derdine çare bulmuyor ama bunun yanında, emeklilerimiz yine feryat ediyorlar.

Değerli milletvekilleri, bunların yanında şu da önemlidir: Bakınız, artık 21’inci yüzyıldayız, sivil toplum kuruluşlarının ne kadar önemli olduğunu ve sivil toplum kuruluşlarının insanların haklarını nasıl koruduğunu hep beraber biliyoruz. Öyleyse, memurlarımızın yanında, emekli olan insanlarımıza da sendikal haklar verelim, onlar da sendikal haklarını alsınlar, onlar da rahat bir şekilde Sosyal Güvenlik Kurumunun karşısında otursunlar, haklarını savunabilsinler, orada kendilerine verilen paraların değerinin ne olduğunu veyahut da şu anda almaları gereken paranın ne olduğunu bilsinler, onlar da aynı şekilde haklarını savunsunlar. Ama enteresandır, Adalet ve Kalkınma Partisi hiçbir sosyal katmanın sesini duymadığı gibi, burada emekli insanlarımızın da sesini duymuyor. Ama emeklilerimiz, inanıyorum ki önümüzdeki seçim dönemlerinde, en yakın seçim dönemlerinde, kendi seslerini duymayan ve kendilerine zulüm yapan bu iktidara karşı gereken dersi mutlaka verecektir. Çünkü, o insanlar yaşam mücadelesi veriyorlar, otuz sene, kırk sene devlete çalışmışlar, devlete her türlü desteği vermişler, onun hakkını korumuşlar, ona hizmet etmişler. Onun karşılığında devletin kendilerine vermiş olduğu bu maaş, onları çok üzmektedir, onları kırgınlık içerisine itmektedir.

Sayın milletvekilleri, tabii; bunun yanında, özellikle son zamanlarda BAĞ-KUR çalışanlarına ve SSK çalışanlarına -yani emekli olarak çalışanlarına- daha sonraki dönemlerde Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çeşitli adlar altında ödemeler gönderilmiştir, cezalar gönderilmiştir. Bu cezalar da ödenemeyecek konumdadır ve zaten zar zor geçinmekte olan insanlar… Yani, bir dükkânını işte geçindiremiyor, çalıştıramıyor ve bu insana siz de artı bu yükü gönderdiğiniz zaman, bu insanlar, acaba bunları nasıl ödeyeceklerdir? Bakınız, şu anda esnaflarımız, işte BAĞ-KUR’dan emekli olan esnaflarımız, zar zor şartlar altında, işte küçük bir dükkânı var onu çalıştırmaya çalışıyor. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, zaman zaman, müteaddit defalar gündeme getirmiş olduğumuz bu küçük esnaflarımızı koruyalım. Süpermarketler kanununu mutlaka çıkartalım ve küçük esnaf artık rahat bir nefes alsın. “Her mahalleye, her sokağa bir tane büyük marketin, gros marketin şubesi açılmasın.” demiş olmamıza rağmen, maalesef, enteresandır Ticaret Bakanlığını ve özellikle Hükûmeti bir türlü uyaramadık ve bu yönde en küçük bir gelişme sağlanamadı. Yani, geliniz, emeklilerimizi de koruyalım, esnaflarımızı da koruyalım. Sosyal katmanların –hepsinin- geçimlerinin acaba nasıl daha iyi olacağı şeklindeki çalışmaları yapalım. Yani, gündemi karartarak, gündemi farklı yönlere çekerek, insanların, özellikle işçisinin, çiftçisinin, memurunun, emeklisinin, sosyal katmanın dertlerini bir kenara koymayalım diyor, bu önergenin yerinde olduğunu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde ikinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın Müslim Sarı. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Sarı.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin emeklinin sorunlarıyla ilgili vermiş olduğu önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlarım.

Emeklilerin sorunlarını konuşuyoruz, 10 milyona yakın bir kitleden bahsediyoruz. Bu ülkeye yıllarca emek vermiş, prim ödemiş, her biri ortalama yirmi-yirmi beş yıl çalışmış 9,5-10 milyonluk kitlenin, emeklilerin sorunlarından bahsediyoruz ama iktidar partisi AKP’nin bu sorunlara ne kadar duyarlı olduğu ve bu sorunlarla ne kadar ilgilendiği sıralarına bakılınca görülüyor. 300 küsur milletvekili olan bir iktidar partisinin, emeklilerin sorunlarına ilişkin bir önergede, bu önergeyi ne kadar çok ciddiye aldıklarını, ne kadar çok dinlediklerini, dolayısıyla emeklilerin sorunlarıyla ne kadar çok ilgilendiklerini buradaki Meclis kompozisyonundan açıkça görüyoruz diye düşünüyorum.

Şimdi, tabii, emeklilerin çok fazla sorunları var ama bu sorunlar içerisinde en fazla öne çıkanı ücrete dâhil olan sorunları ve ücret politikasından da birinci derecede sorumlu olan Hükûmetin kendisi. Çünkü Türkiye’de gerçekten yoksulluk ve yoksulluğa dair mücadele stratejisi içinde ücretler çok önemli yerde duruyor ve kamu, ücretlerin birçoğunu belirleme gücüne sahip. Mesela asgari ücreti belirliyor -asgari ücret Türkiye’de çok yaygındır Batı ülkelerinden farklı olarak- mesela memurlara verilen ücretleri belirliyor, mesela emeklilere verilen ücretleri belirliyor, mesela kamu işçilerine verilen ücretleri belirliyor. Dolayısıyla, Türkiye'de ücretlere dair bir problem varsa eğer, bu problemin birinci derecede ilişkili olduğu kurum, birinci derecede ilişkili olduğu örgen kuşkusuz Hükûmettir diye düşünüyorum. Dolayısıyla, emekliler açısından da en önemli problemlerden biri ücret olduğuna göre, emeklilerin bugün içinde bulunduğu durumun birinci derecede sorumlusu olan Hükûmetin kendisidir.

Şimdi, Türkiye'de şöyle bir ücret politikası uygulanıyor; Biz bir hedef enflasyonu koyuyoruz ve diyoruz ki bizim hedef enflasyonumuz budur. Örneğin, 2013 yılı için yüzde 5 enflasyon hedefini koyuyoruz ve bu yüzde 5 enflasyon hedefine uygun olarak bir ücret politikası belirliyoruz. Emeklilere de bu ücrete uygun olarak, bu enflasyon hedefine uygun olarak bir ücret veriyoruz. Diyoruz ki: İlk altı ay yüzde 2,5 veririz, ikinci altı ayda yüzde 2,5 veririz. Ancak Türkiye'de enflasyon hedeflerinin tutmadığı çok açık ve nettir.

2006 yılında biz enflasyon hedeflemesi sistemine başvurduk, daha doğrusu o sisteme geçtik. 2006’dan bu yana, yaklaşık yedi yıldır Türkiye enflasyon hedeflemesi rejimi altında enflasyon politikası uyguluyor, para politikası uyguluyor ancak bu yedi yılın hiçbirinde Türkiye enflasyonu tutturamamıştır. Sadece iki yıl enflasyon hedefleri tutmuştur ancak bu iki yılda hedefler revize edilmiştir. Bazı yıllardaki hedeflerdeki sapma yüzde 100’ün üzerindedir.

Şimdi, böyle bir konjonktürde hedef enflasyona göre ücret belirlenmesi ve emeklilere hedef enflasyona göre ücret verilmesi çok doğru bir yaklaşım değildir. Kaldı ki ücret politikasını hedef enflasyona göre belirlediğinizde enflasyonu tutturmuş olsanız bile insanlara reel büyümeden pay vermiyorsunuz demektir çünkü ekonomi reel olarak da büyüyor. Her ne kadar büyümede bir Türk mucizesi söz konusu değilse de -burada, Meclis kürsüsünde dün ve evvelki gün yapmış olduğum konuşmalarda bunu anlatmaya çalıştım- Türkiye ekonomisinin tarihsel büyüme ortalaması yüzde 5’tir. AKP hükûmetleri dönemi boyunca da sadece yüzde 5 büyümüştür. Dolayısıyla, ortada bir mucize yoktur. Ancak potansiyeli kadar, tarihsel ortalamaları kadar büyüyen bir Türkiye vardır. Bunu kabul etsek bile bu yüzde 5 büyümenin de bir şekilde Türkiye'de ücretlere yansıyabiliyor olması gerekir. Yani insanlara sadece enflasyon kadar ücret zammı yapmak, emeklilere sadece enflasyon kadar ücret zammı yapmak, hedef enflasyon tutmuş olsa bile emeklilerin durumunu iyileştirmeye yetmeyecektir çünkü ekonomi o dönemde reel olarak büyümüştür ve bu kitlelere reel büyümeden de pay vermek gerekir. Dolayısıyla, burada, daha sağlıklı bir ücret politikasına ihtiyaç var. Bu ücret politikası hem fiyatlar genel seviyesini düşünecek hem de ekonomideki reel büyümeyi düşünerek özellikle daha alt kesimde bulunan, ücretleri daha alt katmanda bulunan kitlelerin ücretlerini reel büyüme kadar, enflasyon kadar ve onun da ötesinde artırabileceği bir ücret politikasını düşünmek gerekir.

Şimdi, 2013 yılı enflasyon hedefine baktığımızda, 2013 yılında -daha dün enflasyon rakamları açıklandı- enflasyon hedefini tutturmamız daha bugünden imkânsız görünüyor. Bakınız, bizim 2012 yılı enflasyon hedefimiz yüzde 5’ti ve yüzde 6,1 olarak gerçekleşti enflasyon. Şimdi, yüzde 5 enflasyon, yüzde 6,1 gerçekleşme ilk başta çok önemli değilmiş gibi görünebilir, yani 1 puanlık; 1,1 puanlık ya da 1,2 puanlık bir enflasyon sapması ya da şaşması çok önemli değilmiş gibi görünebilir ama yüzde 5’te yüzde 1,1 sapmanız yüzde 25 sapma anlamına gelir. Kaldı ki 2012 yılında yurt içi talep çökmüştü değerli arkadaşlar, negatif. Yani yurt içi talebin negatif olduğu bir yerde enflasyon hedefini tutturamıyorsak eğer yurt içi talebin canlandığını düşündüğümüz, öyle varsaydığımız 2013 yılında bu enflasyon hedefini tutturmamız olanaksızdır. Çünkü, enflasyon en nihayetinde toplam arz ile toplam talep arasında, toplam talep lehine olan bir dengesizliği ifade eder. 3 tane elmanız var, 3 kişi buna talip, elmanın fiyatı makul seviyelerde kalır ama elmanız 3’se ve 4 kişi bunu talep ediyorsa elma kıymete biner. Dolayısıyla, talep arzdan fazlaysa enflasyon hedeflerini tutturamazsınız.

Şimdi, biz 2012 yılında çöken bir yurt içi taleple karşı karşıyayız. Yurt içi talebin negatif olması Türkiye’de çok ender olarak, ancak kriz dönemlerinde görülebilen bir şeydir. Dolayısıyla, yurt içi talebin negatif olduğu bir yerde enflasyon hedeflerini tutturamıyorsak biz eğer… 2013 yılında yurt içi talebin canlanacağına ilişkin bir varsayım yapıyorsunuz. Böyle bir varsayım üzerinden enflasyon hedefini tutturacağımızı nasıl söyleyebiliriz? Daha şimdiden bunun gerçekleşemeyeceğini söylemeliyiz. Bakınız, enflasyon hedefimiz yüzde 5, mart ayı enflasyonumuz yüzde 7,3. Yıl sonu gerçekleşmelerinin de üzerine çıktık. Dolayısıyla, enflasyon hedefi tutmayacak, bu çok açık ve nettir. Enflasyon hedefinin tutmadığı yerde, tutmayacağı yerde enflasyon hedeflerini gözeterek, bunu göz önünde bulundurarak hedef enflasyona göre ücret belirlemek açık bir biçimde, özellikle dar gelirli insanların ücretlerinin enflasyon altında ezdirilmesi demektir. Bunu kapatsak bile, yani enflasyon, hedef enflasyonun üzerinde çıksa ve bunu biz kamu maliyesinde aldığımız birtakım önlemlerle gerçekleştirmiş olsak bile, yine de biz, emeklileri ya da hedef enflasyona göre ücret zammı yaptığımız kitlelerin maaşlarını reel büyümeden faydalandırmıyoruz anlamına gelir. Onların statülerini, ekonomi içindeki yerlerini, toplum içindeki yerlerini artırmıyoruz, güçlendirmiyoruz ya da korumuyoruz anlamına gelir.

Dolayısıyla, ben burada öneriyorum: Hükûmet eğer sayıları 10 milyona ulaşmış olan kitlelerin, emeklilerin sorunlarına duyarlıysa, bu sorunları önemsiyorsa lütfen ücret politikasını değiştirsin, sadece emekliler için değil, asgari ücret için de böyle, memurlar için de böyle, kamu işçileri için de böyle. Özellikle alt gelir gruplarında bulunan kitlelerin ücretlerini enflasyon artı reel büyümeden de faydalanacak şekilde, ekonominin reel olarak büyümesinden de faydalanacak şekilde bir ücret politikası belirlemesine ihtiyaç var diye düşünüyorum. Bunu yapmadığımız sürece bir yere varamayız.

Bakınız, şöyle bir kaygımız olabilir: Ücretleri artıralım ama kamu maliyemiz ne olacak? Kamu maliyesinde, bütçede bununla ilgili yeterli bir olanak var mı? Bakınız, biz 2013 yılında yüzde 4 büyümeyi öngörüyoruz, büyüme sıfır neredeyse. Son çeyrek rakamları takvim ve mevsimsel etkilerden arındırdığımızda sıfır, yani Türkiye ekonomisi son çeyrekten itibaren artık büyümüyor, büyüme durdu. Yurt içi talebi canlandırmamız gerekiyor. Yurt içi talebi canlandırmanız için ne yapmanız gerekiyor? İki tane koşul var: Ya gelirler politikasıyla ücretleri artıracaksınız, insanların ücretleri arttığı için talebe yönelecekler, mal ve hizmet satın alacaklar ya da kredi politikanızı değiştireceksiniz. Ancak, biz, diyoruz ki kredi genişleme hacmimiz sadece yüzde 15’tir. Yüzde 15’in üzerinde kredi genişlemesi söz konusu olmayacaktır. Gelirler politikamız da hedef enflasyona göredir, burada da bir değişiklik söz konusu değil. İnsanların ücretlerini hedef enflasyona göre artıracağız, o zaman biz yüzde 4 büyümeyi nasıl gerçekleştireceğiz? Dolayısıyla, büyüme hedefleri de tutmayacak enflasyon hedeflerinde olduğu gibi, işsizlik hedefleri de buna bağlı olarak tutmayacak, gerçekten nahoş bir konjonktür var önümüzde diye düşünüyorum.

Bu uyarılarla hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarı.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Kayseri Milletvekili Sayın Ahmet Öksüzkaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BDP Grubunun önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BDP grup önerisinde, emeklilerimizle ilgili problemlerin olduğundan bahsetti. Biz, 2002 yılından beri sosyal devlet anlayışıyla emeklilerimizi ve çalışanlarımızı hiçbir zaman enflasyona ezdirme-diğimizden bahsettik. Bu konuyla ilgili elimizde verilerle de her zaman konuşmaya devam ettik.

Tabii, Sayın Sarı da enflasyon konusunda hedeflerimizi tutturamadığımızdan bahsetti. 2002 yılından önce enflasyon verilerine baktığımızda çift haneli rakamlarda, hatta 3 haneli rakamlara geçtiğimiz yıllar oldu.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Yedi yıldır tutturamıyoruz, yedi yıldır. Yedi yıldır hiçbirini tut-turamıyoruz.

AHMET ÖKSÜZKAYA (Devamla) – Ama 2002 yılından beri kararlı, istikrarlı politikalarımız sayesinde enflasyonumuzu tek haneli rakamlara indirdik. Dolayısıyla, Türkiye yeni bir istikrara kavuştu, bu istikrar üzerinde de devam ediyor.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Tutturamama konusunda.

AHMET ÖKSÜZKAYA (Devamla) – Ben, sözlerime başlamadan önce Türk siyasetinde uzun yıllar emeği geçmiş merhum Alparslan Türkeş’i de ölüm yıl dönümünde buradan rahmetle anıyorum.

Bizim, Türkiye’de 2002 yılında yaklaşık 6 milyon civarında emekli yurttaşımız vardı. 2013 yılına geldiğimizde bakıyoruz, 10 milyon 400 bin vatandaşımızın emekli olduğunu görüyoruz. 10 milyon 400 bin vatandaşımıza emekli maaşı ödüyoruz. Dolayısıyla, bütçemizde yeterli kaynak olmadığı için, Sosyal Güvenlik Kurumunun yeterli kaynağı olamadığı için bütçemizden Sosyal Güvenlik Kurumuna yaklaşık 74 milyar parayı bu 2013 yılında aktarmış olacağız inşallah. Dolayısıyla, bizden önceki hükûmetlerin uygulamış olduğu yanlış politikalar neticesinde erken yaşta emekli olan emeklilerimizin aldıkları maaşları Sosyal Güvenlik Kurumu kendi başına ödeyemeyecek durumda. Şu anda ortalama yaşa baktığımızda vatandaşlarımızın 44 yaşında emekli olduğunu görüyoruz yani ortalama 44 yaşında emekli vatandaşlarımıza maaş ödediğimizi görüyoruz. Burada aslolan, çalışanlardan kesilen emekli primlerinin emekli olan vatandaşlarımıza emekli maaşı olarak aktarılması ama Türkiye’de bu oranın son derece düşük olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, emekli maaşlarına hükûmet bütçesinden, devlet bütçesinden -Sosyal Güvenlik Kurumuna- kaynak aktarmak zorunda kalıyoruz.

Çok değerli arkadaşlar, Hükûmetimiz kanunlarımızda belirtilen gelir, aylık artış oranlarının üzerinde artış yaparak emeklilerimizi hem enflasyon karşısında korumuş hem de gelirlerinde ciddi artışlar sağlamıştır. 2002-2012 yılları arası emekli aylıkları açısından reel artış, hizmet akdi kapsamında emekli olanlar için yüzde 41, tarımda hizmet akdiyle süreksiz çalışarak emekli olanlar için yüzde 51, kendi nam ve hesabına çalışarak emekli olanlar için yüzde 96, tarımda kendi nam ve hesabına çalışarak emekli olanlar için yüzde 231, kamu emeklileri için ise yüzde 17 olarak gerçekleşmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özel kanunlar kapsamında, vazife ve harp malulü, şehit yakınları, gaziler ve köy korucularına da aylık ödenmektedir. 2011 yılı sonu itibarıyla bu kanunlar kapsamında toplam 105 bin kişiye 635 milyon 859 bin 101 Türk lirası aylık ödemesi yapılırken 55.037 kişiye de ek ödeme olarak 70 milyon 63 bin 422 TL ödenmiştir. 2012 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla özel kanunlar kapsamında 105.560 kişiye 522 milyon 614 bin 589 TL aylık ödemesi yapılırken aynı dönem için ek ödeme olarak 51.328 kişiye 71 milyon 888 bin 772 TL ödeme yapılmıştır. 665 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile sosyal sigorta primleri işlemleriyle emeklilik hizmetlerinin kontrol ve koordine edilebilir bir yapıda daha etkin ve verimli yürütülebilmesi amacıyla “Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü” ve “Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü” adı altında iki ayrı genel müdürlük kurulmuştur.

Emeklilerimizin yıllardır beklediği intibak düzenlemesi çalışmaları tamamlanmış, 2013 yılında intibak ödemeleri yapılmaya başlanmıştır. Hâlihazırda 506 sayılı Kanun’a göre, 2000 yılından önce malullük ve yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunan sigortalılar ve bu tarihten önce vefat eden sigortalıların hak sahiplerine, 2000 yılından önce malullük veya yaşlılık aylığı bağlananlardan 2000 yılından sonra vefat edenlerin hak sahipleriyle birlikte 2 milyon 743 bin kişinin aylığı yeniden hesaplanmıştır.

Yine aynı düzenleme kapsamında 1 Nisan 2002-30 Haziran 2002 tarihleri arasında, 1 Nisan 2002 tarihinde yürürlükte bulunan gelir tablosundan emekli olan 12 bin kişinin aylıkları da aynı gelir basamakları üzerinden yüzde 8,9 oranında artış yapılarak yeniden değerlendirilmiş, söz konusu güncelleme çalışmaları kapsamında 2 milyon dosyanın işlemi tamamlanarak aylıkları yeniden hesaplanmıştır.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, bu, 2002 yılında emekli maaşıyla alınabilecek değerlerden ve 2012 yılı, 2013 yılı değerlerinden çok defalar bahsedildi. Ben, bu emekli maaşlarındaki Enflasyona ezdirmedik ve üzerinde artış yaptık.” açıklamamızı açıklayacak bir şekilde aylıkların 2002 yılı ve 2012 yılı karşılaştırmasını yaparak yüzdelerini vereceğim:

Hizmet akdiyle çalışanlar 2002 yılı Temmuz-Aralık döneminde 257 TL aylık alırken 2012 Temmuz-Aralık dönemine baktığımızda 886 Türk lirası aylık almaktadırlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Milletvekili ne kadar alıyor? O da insan, o da insan, yazık değil mi?

AHMET ÖKSÜZKAYA (Devamla) – Nominal artış olarak yüzde 245 olarak gerçekleşmiş durumda. Reel artışa baktığımız zaman da yüzde 41 olarak gözükmektedir.

Tarımda hizmet akdiyle çalışanlar 2002 yılı Temmuz-Aralık ayında 216 lira, 2012 Temmuz-Aralık ayında 799 lira emekli maaşı almaktadırlar. Nominal artışa baktığımızda yüzde 270, reel artışa baktığımızda yüzde 51 oranında arttığını görüyoruz.

Yine, kendi nam ve hesabına çalışanlar, yani BAĞ-KUR dediğimiz sistemle emekli maaşı alanlar 149 lira emekli maaşı alırken 2002 yılında, 2012 yılı Temmuz-Aralık ayına baktığımızda 718 lira, en düşük aylık alan, maaş almaktadır. Buradaki artışa baktığımızda yüzde 382 olarak görüyoruz. Bunun da reel artışı yüzde 96’ya tekabül etmektedir.

Yine, kendi nam ve hesabına çalışanlardan, tarım BAĞ-KUR’lusu olarak çalışanlardan emekli olanlar 2002 yılı Temmuz-Aralık döneminde 66 lira aylık alırken, 2012 yılı Temmuz-Aralık döneminde 536 lira aylık almaktadırlar. Bunun artışına baktığımızda da nominal artış olarak yüzde 712 oranında artış yapıldığını görüyoruz. Reel artış olarak da yüzde 231 oranında artış yapıldığını görüyoruz.

Kamu görevlilerine baktığımızda, 2002 yılı Temmuz-Aralık döneminde 377 lira emekli maaşı alan bir kamu görevlimiz, 2012 yılı Temmuz-Aralık döneminde 1.084 lira, en aşağı, emekli aylığı alan kamu görevlisinin maaşını görüyoruz. Nominal artış olarak yüzde 187 oranında artış yapıldığını görüyoruz.

Çok değerli milletvekilleri, gerçekten, Türkiye’nin istikrara kavuşmasıyla birlikte toplumun bütün kesimleri hem gelir yönünden hem demokratikleşme yönünden rahata kavuşmuştur.

İnşallah, bu çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Toplumda istikrar devam ettikçe, ekonomik olarak  büyüme devam ettikçe paylaşım da adil olacaktır diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Öksüzkaya.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı…

BAŞKAN –  Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 15.43


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- MHP Grubunun, arı yetiştiriciliği ve bal üretimi yapan vatandaşlarımızın mevcut sorunlarının araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 4 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak, ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                 4/4/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 04/04/2013 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                              Oktay Vural

                                                                                                                    İzmir

                                                                                                   MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Ocak 2012 tarih, 2092 sayı ve 16 Nisan 2012 tarih, 4435 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğumuz "Arı yetiştiriciliği ve bal üretimi yapan vatandaşlarımızın; mevcut sorunlarının araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla" verdiğimiz Meclis araştırma önergelerimizin 04/04/2013 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan’ın.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Başbuğ Alparslan Türkeş’in 16’ncı ölüm yıl dönümü. Bu vesileyle rahmetli Başbuğ’a yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

Türkiye’de tabii ki arıcılık tarım sektörü içerisinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemiz arılı kovan varlığı itibarıyla dünyada 2’nci sırada, bal üretimi bakımından da dünyada 4’üncü sırada yer almaktadır. 54.574 aile, 5 milyon 785 bin arılı kovan ile arıcılık yapmaktadır. Muğla arılı kovan varlığı ve bal üretiminde ülke genelinde ilk sırada yer almaktadır. İlimizde 334 köyde 5.800 aile, 950 bin arılı kovanla arıcılık yapmaktadır.

Arkadaşlar, bahar geldi, arılar uçtu ama arıcılar perişan maalesef. Hükûmet, arıcılara arılı kovan başına -Tarım Bakanlığı- 7 lira destek veriyor. Yöremizdeki gezginci arıcılar arılarını senede en az 5-6 defa taşımak zorundalar. Bir kamyona 300-400 arı kovanının yüklenebildiğini hesap edersek, bu verilen destek arıcılarımızın ancak sezon içerisinde bir defa bir yerden bir yere taşınmasını sağlamayı bile zorla karşılayabilmektedir. Fakir fukara… Yat sahiplerine, gemicik sahiplerine verdiğiniz mazot desteklemelerinin hiç olmazsa bir kısmını o arılarının başında yayıla yayıla sefa süren arıcılarımıza da verirseniz, onlar da belki bu işi biraz daha rahat yaparlar.

Şimdi tabii, arıcılarımız, özellikle gezginci olarak arıcılık yapan arıcılarımız için en önemli işlerden bir tanesi de nakil belgesi almak, arılarını sağlıklı tutmak ve arılarını mevsim şartlarına göre uygun alanlara götürmektir. Şimdi, bu sene yeni bir uygulama başlatmış Tarım Bakanlığı. Nakil belgesi almak için tarım ilçe müdürlüklerine müracaat eden arıcılarımıza “Bu yıl kaç yer gezeceksiniz, bu adresleri şimdiden bildirin.” diyorlar.

Şimdi, arkadaşlar, bu arıcılarımızın yer seçimleri önceden herkesin kafasında elbette mümkün; belli bir planı, programı var ama hava durumuna, baharın durumuna, yağış durumuna, hava sıcaklığına, havanın soğukluğuna göre arıyı nakletme tarihleri ve nakledecekleri yerler değişkenlik arz etmektedir. Bu bakımdan, bu konudaki arıcıların önüne çıkan engellerin ortadan kaldırılması lazım.

Şu anda mevsim itibarıyla arıcılarımızın yaşadığı en önemli sorunlardan bir tanesi de arı ölümleri ve arı hastalıklarıdır. Şu mevsimde toplu arı ölümleri en önemli sıkıntıyı teşkil etmektedir çünkü bu mevsim aynı zamanda, bahar dolayısıyla, bağ bahçelerin de ilaçlanma dönemidir. Bağ ve bahçelerde kullanılan zehirli ilaçlar arıların ölümüne sebep olmaktadır. Bununla ilgili ülkemizde maalesef ciddi bir bilinç eksikliği, planlama eksikliği yaşanmaktadır. Hâlbuki bu zehirli ilaç kullanılacak bölgeler, işte, belli bir bölge, arıcıların yerleştiği bölgedeki meyve bahçeleri bir günde ilaçlansa, bu konuda tarım müdürlükleri bir planlama yapsalar ve o gün arıcılara bildirilse, arıcılar arılarını o gün salmasalar, kapatsalar bu mesele çözülebilecek bir iş ama maalesef bu konuda yeterli bir planlama olmadığı için arı ölümlerinin önüne geçilememektedir.

Temel petek arıcılar için çok önemlidir. Bu temel petek üretimindeki sterilizasyonun sağlanması, arı hastalıklarının önlenmesi ve yayılmasının engellenmesi bakımından çok önemlidir. Eğer petek sterilizasyonu yeteri kadar sağlanmazsa arılar maalesef hastalık taşımaktadır.

Gene bölgemiz, tabii ki çam balı üretimi bakımından dünyada çok önemli bir yer -Muğla- sadece Türkiye’de değil. Bunun için orman kesimlerinin arıcılığı engellemeyecek şekilde planlanarak, arıcılarımıza destek verecek şekilde planlanarak gerçekleştirilmesi lazım. Ormanlarda, bazen üretim maksadıyla, plansız, programsız çok fazla kesim yapılmakta, bu da arıcılarımızın bal üretimini engellemektedir çünkü olması gerekenden fazla arı, kesimlerden dolayı, kesilmeyen bölgelerde yoğunlaşmaktadır.

Gene arıcılarımız açısından bir başka önemli konu da orman içi arı konaklama mahallerinin artırılması. Orman Bakanlığı “Yangın vesaire gibi diğer tedbirleri uygulayacağım.” diye arıcılarımıza konaklama konusunda sıkıntı çıkarmaktadır. Bu konuda da muhakkak Orman Bakanlığının arıcılarımızı koruyacak tedbirler alması lazım.

Şimdi, arıcılarımızın en önemli konularından bir tanesi, şekerlemecilerin yaptığı, arıcılarımızla hiç alakası olmayan ama adına “sahte bal” denen şekerlemelerdir. Bu konuda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yeteri kadar denetim yapmamakta ve bu sahte bal ile yeteri kadar mücadele etmemektedir. Yine, ülkemize ucuz olarak gelen Çin balı ülkemizdeki arıcıların rekabeti açısından olumsuzluk teşkil etmektedir.

Çam balı, ülkemize ve özellikle Muğla ilimize has bir üründür. Çam balı kodeksi oluşturulurken ilimizin tamamını kapsayacak bir standart lazım çünkü her yöredeki üretilen balın içerisindeki maddelerin farklılıklar arz ettiğini bize özellikle Muğla İli Arı Yetiştiricileri Birliğimiz iletti. Bu konuda Muğla’nın tamamını kapsayacak bir standardın belirlenmesi lazım çünkü ülkemiz bal üretiminin 1/4'ü çam balıdır ve bu çam balı tamamen Muğla’da üretilmektedir. Muğla’nın bu manada özel olarak korunması gerekmektedir.

Gelişen teknoloji elbette arıcılığı; bal ve diğer arı ürünlerinin üretimini de etkilemektedir. Bu bağlamda arıcıların eğitimi çok önemlidir. Maalesef, Türkiye'de şu anda bir tane Arıcılık Araştırma Enstitüsü vardır o da Ordu ilimizdedir. Muğla hem çam balı üretimi hem arıcılık bakımından önem arz etmektedir. Bütün bu gelişmelerin yakından takip edilebilmesi, çam ormanlarının korunması, özellikle çam balının oluşmasında önemli bir yer tutan basra böceğinin korunması ve yaygınlaştırılması, arıcılığın geliştirilmesi, arıcıların bilinçlendirilmesi, arıcılığın, tarımın diğer kesimlerine verdiği pozitif katkıların anlatılması için Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi bünyesinde bir arıcılık araştırma enstitüsü kurulmalıdır.

Şimdi, dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde arıcılar, bağ bahçe yanına arı koyarken teşvik edilmekte, bağ bahçe sahipleri tarafından onlara birtakım yardımlar sağlanmaktayken ülkemizde diğer sebze ve meyve üretimine arıların sağladığı katkı göz ardı edilmekte, bu konuda yeteri kadar bir bilinç oluşması konusunda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yeterli tedbirleri, yeterli çalışmaları maalesef yapmamaktadır. Hâlbuki birçok sebze ve meyve üretiminde hormon kullanılacağına oradaki sebze ve meyve çiçeklerinin tabii olarak arılarla döllenmesinin sağlanması hem toplum sağlığı bakımından hem arıcılık bakımından hem de meyve verimi bakımından çok önem arz etmektedir. Bu, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi bünyesinde kurulmasını istediğimiz arıcılık araştırma enstitüsü konusunda Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinin aslında yeterli altyapısı da var. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi gerçekten gelişmiş bir  gıda laboratuvarına da sahip. Bu konuda Muğla’daki arıcılarımızın eğitimine, arıcılarımızın, arıcılığın geliştirilmesine, özellikle çam balı ormanlarının korunmasına pozitif etkisi olacağına inanıyoruz.

Yine burada, tabii bir konu da tüketici bilincidir, üreticilerin bilinçli olması tek başına bir anlam ifade etmemektedir. Burada kurulacak araştırma enstitüsünün üretici, tüketici ve bilim adamlarını bir araya getirerek yöremizdeki bal üretimine ve bilinçli bal tüketimine, sahte balla mücadele konusunda kamu bilincinin oluşmasına da kesinlikle katkılarının olacağına inanıyorum.

Şu anda tabii ki üretim sezonu başladı. Bu sezonun arıcılarımız için güzel bir üretim sezonu olmasını; bolluk, bereket içerisinde bir yıl geçirmelerini, bol kazanç elde etmelerini temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kılıç.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; evet, arıcılık, Türkiye'de çiftçinin ve tarımla uğraşan insanların önemli uğraşlarından bir tanesi. Gururla söylemek gerekirse, arıcılık konusunda Türkiye, dünyada arı kovanı sayısı açısından 2’nci sırada, bal üretimi açısından 4’üncü sırada olan bir ülke. Dolayısıyla, bu konuda üzerinde durulması, desteklenmesi gereken bir alan olduğunu biz de düşünüyoruz.

Tabii ki arıcıların Türkiye'de geçmişten gelen ciddi problemlerinin olduğunu ve bunlarla alakalı mücadeleyi AK PARTİ döneminde hızla vermeye başladığımızı ama daha yapılacak şeyler olduğunu baştan ifade etmemiz lazım. Nedir arıcıların en büyük sıkıntıları? Öncelikle, arıcıların bir örgütlenme sıkıntıları var. AK PARTİ bununla alakalı ne yaptı? Özellikle arıcılığı, örgütlü arıcılığı teşvik etmek açısından bu örgüte dâhil olanlara, arıcılık belgesi alanlara, böyle yapanlara kovan başına arıcılık destekleri vermeye başladı ve bunu bugün de sürdürmeye devam ediyor.

Arıcılığın ciddi problemlerinden bir tanesi de, evet, göçer arıcılık. Çünkü göçer arıcılık, aynı zamanda hem araziyi vahşi kullanmaya müsait bir alan oluşturuyor hem de gittiği yerlerde efendim ciddi sıkıntılara sebep oluyor, hastalık taşınmasına sebep oluyor, dolayısıyla kontrollü bir arıcılık yapılmasına da engel bir durum oluşturuyor. O yüzden, daha çok AK PARTİ döneminde, Tarım Bakanlığı, bu göçer arıcılığın da kontrollü bir şekilde yapılmasına dair yönetmelikler çıkardı, yani daha düzenli, daha zapturapt altına alınmış bir göçer arıcılık yapmak suretiyle arıcılığımızı özellikle arı hastalıkları, göçer arıcılıktan kaynaklanan arı hastalıklarının önüne geçilmesi noktasında da ciddi bir destek veriyor.

Evet ilaçlamalar, tarım ilaçları, pestisitler özellikle bilinçsiz kullanıldığı zaman sadece arıcılık için değil, aynı zamanda hayvancılık, bitki sağlığı ve insan sağlığı için çevreye verdikleri zararlar açısından son derece önemli şeyler.

Arkadaşlar, şunun özellikle altını çizmek isterim: AK PARTİ’den sonra bu ilaçların, Türkiye’de pestisit amaçlı kullanılan ilaçların oranı yaklaşık yüzde 75 oranında azalmıştır. Bu, çok önemli bir gelişmedir. Daha da kontrol altına alınması gerekiyor mu? Evet, daha da kontrol altına alınması gerektiğini açıkça ben de ifade etmek isterim.

Türkiye’nin tabii bir problemi daha arıcılıkta şudur: Evet, bal üretimimiz dünyada 4’üncü sıradadır, kovan sayımız 2’nci sıradadır. Ancak kovan başına bal üretimimiz hâlâ istenilen düzeyde değildir. En önemli sebeplerinden bir tanesi bunun, arıcılığın hâlâ Türkiye’de ilkel yöntemlerle ama modern kovanlarda… Bakın, dünyada bu kovanlardan kovan başına alınabilecek bal miktarı 30 kiloya kadar çıkmışken, ülkemizde hâlâ ne yazık ki 16,5-17 kilo civarındadır. Oysa AK PARTİ’yle beraber arkadaşlar, bu ilkel kovanların kullanımı hemen hemen tamamen terk edilmiş bir hâle gelmiştir. Şu anda 6 milyona ulaşmış… Şuraya dikkatinizi çekmek isterim, 2002’de 4 milyon olan modern kovan sayımız 2012 yılında 6 milyona çıkmış, bal üretimimiz 75 bin tondan 95 bin tona çıkmış ama hâlâ kovan başına bal üretimimiz istenilen seviyelere ne yazık ki ulaşamamıştır. Bunun sebebinin arıcıların bu bilince yeterince varmamış olmalarından, bilgi noksanlıklarından, teşkilatlanma noksanlıklarından kaynaklandığını biliyoruz ve bu konuda da her kurum kendi üzerine düşeni yapmaya çalışıyor. Neler yapılıyor?

Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu aracılığıyla özellikle arıcılıkla alakalı projeleri olanlara ciddi desteklemeler sunuluyor arkadaşlar ve bu arada aynı zamanda bu desteklemeleri alan insanlar bu birliklere üye kaydedilmek suretiyle örgütlü bir arıcılık yapmaları sağlanmaya çalışılıyor.

AB fonlarından, şu anda eğitimini bizzat Tarım Bakanlığının tarımsal kırsal kalkınma fonlarının, bölgesel ajansların üstlendiği AB fonlarından arıcıların yararlanması için ciddi destekler veriliyor.

Ziraat Bankası aracılığıyla -kovan başına şu anda 8 TL- arıcılara destek veriliyor. Ancak yine kime? Bu üyeliklerini yaptırmış olan örgütlü arıcılara bu destekler veriliyor. Ziraat Bankası aracılığıyla yine arıcılık işletmelerine 15 bin liraya kadar faizsiz kredi desteği sağlanıyor arkadaşlar.

Şimdi, bir de tabii ki, arıcıların en önemli sıkıntılarından bir tanesi ülkemizde sahte balla olan sıkıntılı mücadele süreçleri. Bugüne kadar ne yazık ki kötü örneklerini yaşadığımız, arıcılığın en büyük zarar gördüğü alan arkadaşlar buydu. Özellikle Tarım Bakanlığının çıkarmış olduğu taklit ve tağşiş yasasından sonra bu tür sahte girişimleri olanlar Bakanlık tarafından yılda 40 binden 400 bine çıkarılmış olan kontroller sayesinde, denetimler sayesinde tespit edilmekte, bunlar teşhir edilmekte ve en ağır cezai işlemleri dereceli olarak, kademeli olarak, her yaptıktan sonra artarak almaktadırlar, bu da ciddi bir caydırıcı unsurdur.

Ayrıca Bal Tebliği yayımlanmıştır ve bu Bal Tebliği’nde özellikle sahteciliğin önüne geçil-mesindeki en önemli unsurlardan bir tanesi olan prolin dediğimiz bir aminoasidin seviyesi balda 100’den 300 miligrama çıkarılmıştır arkadaşlar. Bu, dışarıdan ilave edilebilecek bir şey değildir ve sahte bal ile gerçek balın arasındaki analizi yapabilmekte en önemli kullandığımız enstrümanlardan bir tanesidir. Çok önemli bir mertebeye ulaştırmıştır. Eğer siz bu prolini dışarıdan bala, sahte olarak yaptığınız bala katmaya çalışırsanız, zaten harcı borcunu geçeceği için böyle bir girişime kimsenin de başvurmayacağını düşünüyoruz.

Ayrıca, arıcılıkta en önemli sıkıntılardan bir tanesi de -evet, biliyoruz- ana arı üretim problemidir arkadaşlar. Türkiye’de TEMA Vakfının Ardahan’ın Posof ilçesinde, aynı zamanda Antalya’da, Türkiye Kalkınma Vakfı Kazan’da ana arı üretimi yapmakta ve buralarda yine çeşitli şekillerde -arkadaşlar- yöntemlerle desteklenmekte.

Şimdi, tabii, 2002 yılından bugüne kadar, özellikle arıcılık yapanlara her kalemde destek verilmeye çalışılmış arkadaşlar. Ne yapılmış? Mesela 2002’de sadece 200 tane üreticiye 100 bin lira kadar -arıcılara- destek verilebilmişken 2012’de bu rakam, 38 bin arıcıya -ki, bunlar aynı zamanda kayıt altına alınmış, örgütlenmiş ve birlikler kurmuş olan arıcılara- yaklaşık 40 milyon lira yılda destek verilmiş. Kovan başına verilen 8 bin liralık destek ile desteklenmiş.

Ayrıca gerek üniversitelerin gerek Tarım Bakanlığının bu konuda hemen hemen bütün bölgelerde, arıcılığın yoğun olduğu, başta Akdeniz Bölgesi olmak üzere, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu Bölgesi olmak üzere, buralarda laboratuvarlar kurarak balın analizi noktasında hem patentlenmesi hem isim hakkının alınması hem de sahte bal yapımının önüne geçilmesi amacıyla ciddi kurumlar, teşkilatlanmalar oluşturulmuş ve hâlâ bunlar arttırılarak devam ediyor.

Evet, arıcılığın, arıcılıkla uğraşanların sorunları yok mudur? Vardır. Nedir? Üretim problemi vardır, evet, pazarlama problemi vardır, maliyet problemleri vardır. Eğer bu saydığım unsurları arkasında durarak devam ettirebilirsek birkaç yıl sonra umuyorum ki arıcılıkta Türkiye’nin dünyada kovan başına bal üretimini 30 kilolara çıkarmış, dünyada modern kovanlarını tamamlamış ve bal üretimi noktasında da Çin ile yarışır bir noktaya geleceğini tahmin ediyor ve umuyoruz.

Türkiye’de özellikle Kafkas arısının yaygın olduğunu biliyoruz ve bu Kafkas arısının göçer arıcılıktan etkilenip zarar görmemesi adına, özellikle Tarım Bakanlığındaki arkadaşlar, son yıllarda gen merkezleri oluşturmakta yani bu göçer arıcılıkta arı ırkının olumsuz değişmemesi, etkilenmemesi, bal veriminin, üretiminin azalmaması, diğer saldırgan, vahşi arı ırklarının Kafkas ırkına zarar vermemesi için bu bölgelerin gen merkezi olarak belirlenmesi ve buralara başka arı ırklarının getirilmesini engellemek suretiyle de Kafkas arı ırkının üstün özelliklerinden ve üretimde kullanılan önemli avantajlarından yararlanılarak arıcılık noktasındaki üreticilerimizin verimlerini artırmaya ve onları desteklemeye devam edeceğimizi ifade ediyor, arıcılık için, arı üreticileri için, balın korunabilmesi için, sahte balla mücadele edilmesi için hep birlikte daha çok mücadele vermemiz gerektiğini düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; arı yetiştiriciliği ve bal üretimi yapan vatandaşlarımızın sorunlarının tespit edilmesi ve sorunların giderilmesi için Meclis araştırması açılması önergesinin lehine söz almış bulunuyorum. Çiftçinin gerçekten dostu olan, üreticinin gerçekten dostu olan milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuya girmeden önce bir iki dakika bugünün önemine binaen bir konudan bahsetmek istiyorum, bu da Dünya Mayın Bilincini Geliştirme Günü’yle ilgilidir. Aslında bu konuda bir basın açıklaması yaptım ve konuşmayı düşünmüyordum ancak AKP milletvekili gündem dışında söz alıp, burada, sanki mayınları kendileri temizlemek istiyorlarmış da Cumhuriyet Halk Partisi buna engel olmuşmuş gibi bir algı yaratmaya çalışınca, her zamanki gibi AKP kurnazlığını kullanmaya çalışınca, arıcı kardeşlerimden özür dileyerek, birkaç dakikayı bu konuya ayırmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, antipersonel kara mayınları ne yazık ki coğrafyamızın yüzkarasıdır ve bir ilkelliğin göstergesidir, ölüm kültürünün yani acının araçlarıdır. Bu devirde hâlâ mayınların temiz-lenmesini konuşuyor isek, bu gerçekten büyük bir ayıptır. Ayıbın da en büyüğü AKP Hükûmetinedir.

Bakın, neden ayıbın en büyüğü AKP Hükûmetindedir? Çünkü 2003 yılında AKP Hükûmeti, Ottawa Sözleşmesi’ni imzaladı ve devletimizi 2004 yılında bu sözleşmeye taraf yaptı. Bu çok iyi bir şeydi. Evet, zaman zaman AKP iyi şeyler yapmaya çalışıyor nadiren de olsa. Bu da yaptığı iyi şeylerden birisiydi. Biz de bunu alkışladık. Ancak aradan geçen on yıl süresince -2003’te imzalandı, 2013’teyiz- aradan geçen on yılda AKP imza attığı ve “onurum” diye gösterdiği bu anlaşmanın maddelerini yerine getirmedi.

2010 yılında yapılan bir araştırmaya göre, toprağımızda yaklaşık 1 milyon tane mayın var iken, sadece 25 bininin temizlendiğini söyledi. Nerenin temizlendiğini de bilmiyoruz. “Suriye sınırında bir yer.” deniyor. Muhtemelen Suriye’ye giriş-çıkışlar daha kolay olsun diye burayı temizlediğini de ben kişisel olarak düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, dört nesildir mayınlı topraklarda yaşıyoruz ve mayınlar her üç günde bir, bir kişiyi bizden koparıyor ya ölüyor ya kolu bacağı kopuyor ve bu ölenlerin çok büyük bir kısmının sivil vatandaşlar ve çocuklar olduğunu tespit ediyoruz.

Peki, böyle bir durumda bu mayınların temizlenmesi konusunda hiçbir fikir ayrılığımız yok iken, dünya bütün bu ayıptan kurtulmaya çalışırken AKP Hükûmeti ne yaptı? Bu mayınların temizlenme işini de yine bir rant kapısı hâline getirdi, yine çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştı. Ne yaptı? En verimli, en temiz topraklarımızı İsrail’e peşkeş çekti. Yarım asır, yaklaşık yarım asır bu toprakları İsrail’in kullanımına terk etmeye kalktı. Daha  sonra da, İsrail’in yerleştiği yerlerde neler yaptığını gören CHP “İsrail değil kim olursa olsun bu toprakları vermeyiz.” dedi ve Anayasa Mahkemesine gitti. Anayasa Mahkemesi bunu iptal edince de “Vay efendim, CHP engel olmuşmuş.” Hayır efendim; CHP mayınların temizlenmesini istiyor, engel filan olmuyor. Getirin TÜBİTAK’ı, getirin bütün bilim kurullarını, getirin bütün teknik kurumları hep beraber bu mayınları temizleyelim ama bu mayınları temizlemek için gerçekten bilinç gerekir, gerçekten yürek gerekir, bir de bacak gerekir. Bugün, tüm dünya “Bacağımı ödünç veriyorum.” kampanyası başlattı, biz de bu kampanyayı destekliyoruz. Ben, AKP’ye bacağımı ödünç veriyorum. Kendi bacağınızla gidip bu mayınları temizleyemiyorsunuz, benim bacağımla gidin. Ben bacağımı mayın mağdurlarına veriyorum. Bacağımı mayın mağdurlarına ödünç veriyorum onların acılarını paylaşmak üzere. Bütün bunların sonunda da, toprağa döşenmiş olan bu iğrenç mayınların temizlenmesi için derhâl Hükûmeti harekete geçmeye çağırıyorum.

Bakın, 1975 yılında, o dönemin Millet Meclisi bir karar alıyor, bir araştırma komisyonu kuruyor ve bu araştırma komisyonu diyor ki:  “Bir, mayınlı sahaları temizleyeceksiniz.” hükûmete yol gösteriyor. “İki, temizlediğiniz alanları topraksız köylülere vereceksiniz.” diyor, İsrail’e değil. “Üç, burada devlet üretme çiftlikleri kuracaksınız.” diyor. İşte, sosyal devlet anlayışı budur. Sosyal devlet anlayışıyla yola çıkarsanız o zaman bir yere varırsınız. Aksi hâlde, milletin ölümünden rant sağlamaya çalışırsanız gerçekten rezil olursunuz ve birçok insan da yaşamını kaybediyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bundan sonraki kalan zamanımda arıcılarımızın sorunlarına değinmek istiyorum ve sözlerime Einstein’ın söylediği iddia edilen ve çok yaygın bir şekilde kullanılan bir sözle başlamak istiyorum. Diyor ki Einstein: “Arılar yok olursa insan nesli tükenir.” Peki, arılar yok oluyor mu? Evet, sizin sayenizde Türkiye’deki arılar da yok oluyor. Türkiye’de yaklaşık 4,5 milyon bal arısı kolonisi var. 38 bin aile arıcılıktan geçiniyor ve bu ailelerin en az 10 bini sadece arıcılıktan geçiniyor. Yani yaklaşık 40 bin kişi,  sadece ve sadece arıcılıktan geçiniyor ve arıcılık sonunda elde edilen bal bir ihraç ürünüdür yani ekonomik değeri çok yüksek olan bir üründür.

Şimdi, acaba arı üreticilerimizin sorunları var mı? Var. Buraya çıkan 4’üncü milletvekiliyim ben bu konuda, 3’üncü milletvekiliyim. Her çıkan milletvekili “Arıcıların sorunları var.” dedi. Üstelik AKP milletvekili de çıktı, kürsüden dedi ki: “Evet, arıcıların sorunları yok mudur? Vardır.” Birazdan göreceğiz bakalım, bu arıcıların sorunlarını araştırmak üzere sayın milletvekili nasıl oy kullanacak? “Evet” mi diyecek, “Hayır” mı diyecek? “Arıcıların sorunları var ama biz bu sorunların üstünü kapatırız, hiçbir şekilde araştırmayız, çözmeyiz.” mi diyecek; yoksa “Yahu, bu önemli bir sorundur, binlerce insan buradan ekmek yiyor, gelin, burayı araştıralım.” mı diyecek?

Yine, aynı AKP milletvekili “Desteklenmesi gereken bir alan.” dedi ve komik bir şekilde kovan başına 8 lira verdiklerini söyledi. Değerli arkadaşlar, kovan başına 8 lira olan bir destekle bu arıcıların yaşaması mümkün müdür, değil midir, bunu takdirlerinize sunuyorum. Bunun, en azından 15 lira, 20 lira civarında bir destekle desteklenmesi durumunda arıcılarımız birazcık rahat nefes alabilir ve yaşamlarını sürdürebilirler.

Şimdi, arıcıların en önemli sorunlarından birisini yine sayın milletvekili -belli ki konuya hâkim- bahsetti. Ben de arıcılık üretim birliklerini aradım, onların son dönemlerdeki yeni sorunlarını öğrendim. Zaten sık sık görüşüyoruz, aynı sorunları onlar da söylüyorlar. Anlaşılıyor ki Hükûmet bu sorunlara vakıf. Peki, niye çözmüyorsunuz kardeşim? Dedi ki: “Arıcıların en önemli sorunu arı nakilleridir, göçer arılar…” Evet, Mersin’de arıcılık yapan insanlar her yıl tam, en az, 2 bin kilometre yol yapıyorlar. Kovanları alıyorlar, bir yerden bir yere ekmek parası peşinde koşmak için. Peki, 2 bin kilometreyi neyle yapıyorlar, ne kullanıyorlar? Benzin ve mazot kullanıyorlar. Dünyanın en pahalı benzinini kullanarak, dünyanın en pahalı mazotunu kullanarak arılarını bir yerden bir yere nakletmeye çalışıyorlar ve sonuçta ellerine hiçbir şey geçmiyor, boğaz tokluğuna çalışmaya devam ediyorlar.

Yine, arıların hastalıklarından bahsetti Sayın Milletvekili. Evet, var hastalıkları, gelin araştıralım; “Hayır, araştırmayalım.” Peki, dedi ki: “Birçok yönetmelik çıkardık.” E, Allah aşkına, bunun bir kanunu yok mu? Bu kadar önemli bir konu bir kanunu hak etmiyor mu? Birçok konuda kanun çıkarıyorsunuz, niye bu konuda kanun çıkarmıyorsunuz? Yıllardır bekleyen bir sorun. Osmanlıda bile arıcılıkla ilgili kanun vardı. Hani Osmanlıya özenen bakanlarınız var ya, Osmanlıcılığa; söyleyin ona, o dönemde arıcılıkla ilgili bir kanun varmış. Çok özeniyorsa önce getirsin, arıcılıkla ilgili kanunu burada hep beraber çıkaralım.

Değerli arkadaşlar, arıcılar desteklenmediği sürece ölmeye mahkûmlar, tıpkı arılar gibi. Siz bir yandan Mersin’in bağrına nükleer santrali, Mersin’in bağrına onlarca termik santrali koyarak arıların bal topladığı çam ormanlarını yok ediyorsunuz, bir yandan meyve üreticilerini, şeftali üreticilerini, narenciye üreticilerini mahvederek onların artık ağaçlarını sökmelerine neden oluyorsunuz; ondan sonra, çıkmışsınız diyorsunuz ki: Vay efendim, arıcılık nasıl gelişecek? Gelişmez kardeşim, arıcılık marıcılık gelişmez. Önce çevreyi düzelteceksiniz, önce çevreye zarar vermeyeceksiniz, sonra narenciyecileri destekleyeceksiniz, meyve üreticilerini destekleyeceksiniz, ondan sonra arıcılar, arılar rahat nefes alacak ve arıcıları destekleyeceksiniz. Onun dışında yapacağınız her şey nafiledir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Bayburt Milletvekili Sayın Bünyamin Özbek.

Buyurun Sayın Özbek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu grup önerisi hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

FAO arıcılık verilerine göre dünya kovan varlığı ve bal üretiminde Çin’den sonra 2’nci sıradayız. 2011 yılı istatistiklerine göre 6 milyon adet koloni varlığımız var ve bu kolonilerden 94 bin 245 ton bal üretimimiz gerçekleşmektedir. Hükûmet olarak bu zenginliklerimizin farkındayız ve bunu değerlendirebilmek, arıcılığımızı geliştirmek üzere zaman içinde farklı destekleme politikaları uygulamış ve bu uygulamaya devam etmekteyiz. Arıcılığımızın bilimsel temellere dayanarak gelişmesi için arıcılıkla ilgili araştırma enstitüleri tesis edilmiş, üreticilerimizin örgütlenmesi teşvik edilerek bilgi ve gelir seviyelerini yükseltmeleri hedeflenmiştir. Hükûmetimizce tarım ve hayvan-cılığın geliştirilmesi ve desteklenmesine yönelik çıkarılan Bakanlar Kurulu kararına istinaden karşılıksız olarak destek verilmektedir.

2003 yılında 200 arıcıyla başlayan arıcılık destekleri katlanarak artmış, 2012 yılında 37.757 arıcımıza 5 milyon 32 bin 592 kovan için 40 milyon 260 bin 736 TL karşılıksız destek yapılmıştır. Hâlen arı yetiştiriciliği yapan ve merkez birliği düzeyinde örgütlenmiş yetiştirici birlikleri ve üretici birliklerine üye olan üreticilere arıcılık kayıt sistemine kayıtlı olma şartı ile kovan başına, seralarda doğal polinasyonu sağlamak amacıyla Bombus arısı kullanan yetiştiricilere ise koloni başına destekleme ödemesi yapılmaktadır. Ayrıca 2004 yılından itibaren Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifleri vasıtasıyla üreticilerimize farklı tarımsal üretim konularında değişik oranlarda sıfır faizli ve faiz indirimli tarımsal kredi de kullandırılmaktadır.

Bu üretim dallarından birisi de arıcılıktır. 2006 yılında yüzde 40 indirimle başlayan kredilendirme 2008 yılında yüzde 57’ye çıkartılmıştır. Başlangıçta sadece işletme kredisi kullandırılırken 2010 yılından itibaren yatırım amaçlı verilmeye başlanmıştır. 2013’te son çıkan kararnameyle arıcılarımıza 15 bin TL’ye kadar işletme ve yatırım kredisi kullandırılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, ayrıca Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında arıcılık işleme ve paketleme konularında 526 kişiye istihdam sağlayan 53 projeye 8 milyon 755 bin TL hibe destek verilmiştir. Bütün bu desteklemeler etkisini göstermiş, kovan sayımız 2002’de 4 milyon iken 2011 yılı sonu itibarıyla yüzde 44’lük artışla 6 milyon olmuştur. Burada değerli milletvekilimiz hani “AK PARTİ iktidarları döneminde arıcılık bitti, söndü, yok oluyor. Arı yok olduğu zaman insanlık yok olur.” dedi ama görüyoruz ki 2002 yılında 4 milyonken kovan, 2012 yılında 6 milyona ulaşmıştır, bunu da belirtmek istiyorum.

Bombus arısında verilen desteklerle büyüyen sektör kendi üretimini yapmaya başlamıştır. Bu konuda faaliyet gösteren firmalarımızın ürettiği koloniler desteklenmeye devam edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu destekler 2012 yılı sonu itibarıyla 19 ilde 8.841 işletmede 84.689 koloniye ulaşmıştır. 2005 yılında 1.062 üreticiye 4.150 koloni için 83 bin TL destekleme yapılırken bu miktar 2012 yılında 8.841 işletmede 84.689 koloni için 5 milyon TL’ye ulaşmıştır. Ama Hükûmet olarak amacımız, sadece para dağıtıp kalitesi tartışılır ürün miktarını artırmak değil, arıcılarımızın ve bu sektörde faaliyet gösteren sanayicilerimizin bilgi ve bilinç düzeylerini artırmak, miktarı belki daha az ama nitelik olarak kaliteli arı ürünlerini elde etmektir. Bugün bütün dünyada ortak bir amaç hâline gelen güvenilir gıda üretimini ve bunun sürdürebilirliğini gerçekleştirmektedir.

Değerli milletvekilleri, sağladığı katma değer ve kullanımı açısından bal ve polenden sonra önemli bir arı ürünü olan bal mumu ve temel petek ile ilgili yaşanan sorunların tartışılarak çözümüne yönelik tedbirlerin alınabilmesi için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı koordinasyonluğunda, Hayvancılık Genel Müdürlüğü, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü ile Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği iş birliğinde 28-29 Mart 2013 tarihinde Ankara’da bir çalıştay düzenlenmiştir. Bal mumunun arıcılar tarafından üretimi esnasında naftalin ve ilaç kullanılmasından kaynaklanan kalıntı sorunları, bal mumunun temel petek olarak işlendiği temel petek işletmelerinde parafin ve benzeri katkı maddelerinin katılması, temel peteğin yeterince sterilize edilmemesinden kaynaklanan sorunlar ve sanayide kullanılmak üzere ithaline izin verilen bal mumunun izinsiz olarak temel petek üreten işletmelerde kullanılmasından kaynaklanan sorunlar tartışılarak ivedi bir şekilde çözüme kavuşacaktır.

Şunu da ifade etmek isterim ki, Bayburt bal üretiminde önemli bir yere sahiptir. Özellikle çiçek florasının çok zengin olması bal kalitesini de beraberinde getirmektedir. Ayrıca şunu da belirteyim: Biz Bayburt’ta bal üretiminde organik bal üretimine geçiyoruz. İnşallah, bu organik bal üretimini de Bayburt’ta destekleyerek hem Türkiye'ye hem de dünyaya organik bal açısından bir açılım yapacağız.

İlimizde arıcılığa önem verilmekte olup, arıcılığın sorunlarıyla da yakından ilgilendiğimizi ifade etmek isterim. İlimizde 26 binin üzerinde arı kovanı mevcuttur, ülkemizin de kaliteli bal üretilen bölgelerinden biridir. Kalitesini ülke çapında ispatlamış olan Bayburt balının tanıtımı hususunda sizlerden de destek bekliyorum.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 26 milletvekili tarafından savunma hakkına, avukatlara, avukatlık mesleğine, avukatlık meslek onuruna, barolara yönelik saldırıların ve avukatların sorunlarının araştırılması amacıyla 3/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 4 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak, ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                 4/4/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 4/4/2013 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        Emine Ülker Tarhan

                                                                                                                  Ankara

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 26 milletvekili tarafından, 3/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Savunma hakkına, avukatlara, avukatlık mesleğine, avukatlık meslek onuruna, barolara yönelik saldırıların ve avukatların sorunlarının araştırılması." amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (836 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 04/04/2013 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk’te.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, geçirdiğim trafik kazası nedeniyle arayan, geçmiş olsun dileğinde bulunan, sıcak ilgisini, desteğini esirgemeyen her partiden milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, savunma hakkına, avukata, avukatlık mesleğine, avukatlık onuruna, avukatların meslek örgütü barolara yönelik saldırıların, baskı, korkutma, sindirme çabalarının araştırılması, avukatların görevlerini yaparken karşılaştığı sorunların araştırılması amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin önergemizin gündeme alınması talebiyle söz aldım.

Ancak, yine gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunmadan önce, şu anda, Mersin Limanı’nda, işten atılmaları protesto nedeniyle iki ayı aşkın bir süredir direnen liman işçilerinin eylemleri biber gazı, polis copuyla bastırılmaya çalışılıyor ve nihayetinde 20 işçi dünden beri, dün saat 14.00’ten beri intihar girişiminde bulunmaktadır, konteynerlerin üzerindedir, kendileri indirilememiştir, ikna edilememiştir. İlgililerden, biber gazı, polis copuyla müdahale edileceğine bu kişilerin burunlarının kanamadan olayın çözülmesini talep ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, 5 Nisan Avukatlar Günü yarın kutlanacak. Tabii, bu 5 Nisan Avukatlar Günü’nün tarihsel dayanağı nedir, araştırma yaptık. Aslında kesin bir veri olmamakla beraber, 5 Nisan 1878 İstanbul Barosunun ilk genel kurulunun yapıldığı gün. Yine, 5 Nisan 1958, baro başkanlarının İzmir’de Türkiye Barolar Birliğini kurmak üzere toplandıkları bir gün.

Türkiye Barolar Birliği, 15-16 Haziran 1987’de Tekirdağ’da yaptığı toplantıda 5 Nisan gününün Avukatlar Günü olmasını kararlaştırıyor.

Değerli arkadaşlarım, yargılama sürecinin kurucu unsuru ve asli unsuru olan savunmanın temsilcisi olan avukatlarımız bu yıl 5 Nisan Avukatlar Günü’nü savunma hakkına, avukatlara, avukatlık mesleğine, avukatlık onuruna, avukatların meslek örgütü barolara yönelik saldırıların, korkutmaların, yıldırmaların ve sindirme çabalarının dayanılmaz boyutlara ulaştığı, avukatların bizzat mahkemelerce görevlerini yapamaz hâle getirildiği, her kapıyı açan tarafından örgüt suçlamasıyla avukatların büro ve evlerinin yasaya aykırı şekilde arandığı, gece yarısı gözaltına alınıp tutuklandığı, avukatların, baktıkları davalar nedeniyle ve mesleki faaliyetleri nedeniyle terörist ilan edildiği, avukatların adlarının bazı terör örgütleriyle yan yana anılarak avukatlara ve barolara itibarsızlaştırma çabalarının daha da artırıldığı, yargının kurucu unsuru olan savunmanın ve savunmanın temsilcisi avukatların yargının diğer unsuru olan hâkimler tarafından susturulmaya çalışıldığı, avukatlara mahkeme başkanının emriyle şiddet uygulandığı, duruşma salonundan çıkarıldığı bir süreçte kutluyorlar.

Avukatlar bu yıl 5 Nisan Avukatlar Günü’nü mahkeme başkanlarının sık sık “Dışarı çık.” “Komutan, avukatı dışarı çıkar.” sesleriyle duruşma salonlarının yankılandığı bir süreçte kutluyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Bu süreçte akıllarda kalan bir tek şey olacaktır: Hukuku uygulamakla görevli mahkeme başkanlarının “Komutan, avukatları dışarı çıkar.” sözleriyle duruşma salonlarının yankılandığı akıllara gelecektir.

Değerli arkadaşlarım, avukatlar, fiziki şiddet uygulandığı bir süreçte bunu kutluyor. Avukatlar 5 Nisan Avukatlar Günü’nü, yargılamada şeklî unsur olarak görüldükleri, savunmanın kısıtlandığı, yaka paça dışarı atıldıkları bir süreçte bunu kutluyorlar.

Sevgili arkadaşlarım, görülmekte olan bir davada avukatlar susarsa ya da susturulursa bu iyi bir şey midir? İyidir. Kimler için iyidir değerli arkadaşlarım? Gerçekten hak arayan insanlar için iyi değildir; avukatla, savunmayla problemi olan hâkim ve savcılar açısından iyidir, avukatlarla, savunmayla problemi olan siyasi iktidarlar açısından iyidir. Yine, avukatlar susarsa ne olur? Görevlerini yapamaz hâle gelirler. Peki, avukatlar susturulursa ne olur? Görevlerini yapması engellenmiş olur. Mahkeme başkanı tarafından, bizzat mahkeme tarafından yargılamanın kurucu unsuru olan savunmanın temsilcisi avukatlar susturulursa ne olur? Mahkemenin yargılaması mahkeme başkanı tarafından engellenmiş olur değerli arkadaşlarım.

Savunma gerçekten yargının asli unsurudur, kurucu unsurudur. Bu durum sadece yasada yazıldığı için öyle değildir. Bu durum gerçekten öyle olduğu için öyledir yani savunma yargılamanın asli unsuru olduğu için öyledir. Bu durum demokratik hukuk devletinde öyle kabul edilip uygulanageldiği için öyledir. Savunma hakkı temel bir insan hakkı olduğu için, savunma hakkı bir gün herkese, hatta savunmayı bertaraf etmeye çalışanlara, avukatları yok sayanlara da lazım olacağı için öyledir. Savunma hakkı kutsal olduğu için yargılamanın asli unsurudur. Bağımsız savunmanın temsilcisi avukatlardır. O nedenle, yargılama işinin merkezine savunmayı, avukatı koymadığınız zaman yapılan işin adı yargılama olmaz değerli arkadaşlarım, yapılan yargılama demokratik olmaz, adil olmaz. Kürsüde savunmaya saygı gösteren, savunmasız verilen mahkûmiyet kararlarını içine sindiremeyen, hazmedemeyen bağımsız ve tarafsız bir yargı hukuk devletinin belkemiğidir. Avukatın asli görevi, avukatlık mesleğinin temel işlevi yargıyı, yargı görevini yapanı etkilemeye çalışmaktır, yargıyı ve yargı görevini etkilemek suretiyle adil yargılanmanın ve adaletin gerçekleşmesini sağlamaktır. O nedenle, avukatlık görevini hukuka uygun olarak yapan avukat açısından yargı görevini yapanı etkileme suçu işlenemez bir suçtur. Barolar kanunun kendisine verdiği görevi yaptıkları için haklarında dava açılabilmektedir bu süreçte. Gerçekten, Avukatlık Kanunu’nun 97’nci maddesinde barolara yüklenen görevleri yaptığı için İstanbul Barosuna bugün dava açılabilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten bugün içerisinde yaşadığımız süreç, çok düşünmemiz gereken ve savunmanın savrulur hâle geldiği bir süreçtir. Bu, hukuk devleti açısından övünülecek bir durum değildir, utanılacak bir durumdur. Avukatlar, hukukçular, her şeyden önce insan haklarının her türlü ihlaline karşı çıkmak zorundadırlar. Bu, avukatların ve baroların temel görevidir. O zaman savunma hakkı da temel bir insan hakkı olduğu için savunma hakkına yönelik ihlaller nereden, kimden, nasıl gelirse gelsin avukatların buna karşı direnmesi asli görevleridir değerli arkadaşlarım.

Siyasi iktidarın avukatlara, savunmaya bakışını söylemek istiyorum, bunun somut örneğini vermek istiyorum:

Değerli arkadaşlarım, öteden beri Kartal’da bir adliye sarayı yapılıyor. Bu Anadolu yakasındaki adliye sarayının dünyadaki en büyük adliye sarayı olmasıyla övünülüyor. Bu güzel bir şey, adliye sarayının olması ama öteden beri bu adliye sarayında, yani metrekarelerce büyüklükte, dünyanın en büyük adliye sarayında avukatların ihtiyaçlarını giderebileceği bekleme odaları yok arkadaşlar.

Bakın, bu elimdeki belgelerin hepsi Adalet Bakanlığıyla İstanbul Barosunun yazışma belgeleri. Bu belgelerde, başlangıçta 28 tane olan avukat bekleme odası ve kafeterya sonra 16’ya düşürülüyor, ondan sonra 14’e düşürülüyor ve Kartal Adliyesi fiilen açılmaya başlandığında bu avukatların bekleme odası ve kafeteryalar buharlaşıyor, şimdi sıfıra düşüyor değerli arkadaşlarım. Avukat bekleme odası ve kafeteryalar çay ocağı olarak tahsis edilmeye başlanılıyor. Yani, bekleme odaları çay ocağına dönüştürülüyor.

Şimdi değerli arkadaşlarım, avukatların ihtiyaçlarını görebileceği 1 metrekarelik birim dahi yok. Bu şu demektir: Savunmaya yer yok. Savunmanın yeri hâkim ve savcının çayevinden sonra gelmektedir. Burada tartışılması gereken konu şudur: Savunmanın yeri mi önemlidir, hâkim ve savcıların çayevi mi önemlidir? Bu, siyasi iktidarın savunmaya ve avukata, Türk adli örgütlenmesinin savunmaya verdiği göstergenin somut örneğidir. Türk adalet örgütlenmesinde savunma yoktur, avukat yoktur. Savunmanın yeri hâkim ve savcının çayevinden daha sonra gelmektedir. Hâkim ve savcıların çayevi olarak kullandıkları yerde de avukatlara “Cübbelerinizi asın.” denilmektedir. Bu gerçekten, binlerce metrekare büyüklüğünde Kartal Adliye Sarayı yapmakla övünülen bir yerdir.

Değerli arkadaşlarım, biz avukatız, biz hukukçuyuz. Biz kimseye, hele hele gücün önünde boyun eğmeyiz. Biz haksızın önünde boyun eğmeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Biz boynumuzu giyotine uzatmayız. Biz gücümüzü haktan ve adaletten yana alırız. O nedenle, avukatlar sorununun çözümü açısından ben başta AKP’deki hukukçu arkadaşlarıma sesleniyorum: Bu sorunların araştırılması için bir Meclis araştırma komisyonu kurulsun ve sorunlar tespit edilsin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde, Sivas Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin.

Buyurun Sayın Bilgin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Teşekkür ediyoruz Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından avukatlara ve avukatlık mesleğine yönelik saldırıların ve avukatların sorunlarının araştırılması ve tespiti için Anayasa ve İç Tüzük hükümleri uyarınca Meclis araştırma komisyonu kurulması amacıyla verilen önergenin gündeme alınması konusunda verilmiş grup önerisi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerimin başında, 5 Nisan Avukatlar Günü vesilesiyle yargı sistemimizin önemli bir unsuru olan ve bağımsız savunmayı temsil eden, kutsal bir mesleği icra eden meslek-taşlarımızın gününü kutluyorum. Tüm meslektaşlarıma sağlık, mutluluk ve esenlikler diliyorum.

Değerli milletvekilleri, hukuk devletinin olmazsa olmazı ve vazgeçilmezi bağımsız yargıdır. Yargının bağımsızlığının sağlanması, adil yargılamanın gerçekleşmesi ve demokratik topluluk düzenine ulaşılması için de yargının kurucu unsurlarından biri olan savunmanın etkinliğinin işlevine uygun bir biçimde arttırılması gerekir. Adil bir yargılama bağımsız ve tarafsız hâkimlerin varlığı kadar bağımsız avukatların da varlığını gerektirir. Savunma olmadan gerçekleştirilen yargılama adil bir yargılama olamaz.

Bugün itibarıyla avukatların ve avukatlık mesleğinin birçok sorununun olduğu bir gerçektir. Bu sorunların çözüme kavuşturulması noktasında, başta tüm meslektaşlarımıza, barolarımıza ve baroların üst organı olan Barolar Birliğine büyük görevler düşmektedir. Bu manada, barolarımızın gündeminde olan yeni avukatlık yasası bir fırsattır. Çağın ve mesleğin gelişmelerine uygun olarak avukatların beklentilerini karşılayacak bir avukatlık yasasının meslektaşlarımızın birçok sorununun çözümü noktasında katkı sağlayacağına inanıyorum.

Avukatlık Kanunu yıllardır baroların ve tüm meslektaşlarımızın gündeminde olan bir konudur. Siyasi irade olarak AK PARTİ hükûmetleri ve AK PARTİ Grubu bu kanun teklifinin, katılımcı demokrasinin gereği, mesleği icra eden avukatların ve baroların çatı organı olan Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanmasını defalarca dile getirmiştir ancak her ne sebeple ise meslek örgütü olan barolar ve Türkiye Barolar Birliği bu konudaki çalışmayı bir türlü yapamamıştır veya yapmamıştır. Eğer biz AK PARTİ Grubu olarak demokrasiyi ve katılımcı demokrasiyi hiçe sayar olsaydık, siyasi çoğunluğumuza dayanarak, meslek örgütünü dikkate almadan bu yasayı bugüne kadar yasalaştırabilirdik. Ancak, ben burada yüce Meclisin yüce kürsüsünden başta Türkiye Barolar Birliği olmak üzere tüm barolara, çağın gereklerine uygun, avukatların mesleki sorunlarını önceleyen, avukatların barolarda ve Barolar Birliğinde eşit ve adil temsilinin sağlandığı, katılımcılığın esas alındığı avukatlık yasa teklifini hazırlayarak Meclisimize sunulmasını beklediğimizi ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, her alanda hizmeti ve insanı önceleyerek siyaset üreten, ülkemizin demokratikleşmesi, özgürleşmesi için hukuki ve fiziki altyapıları oluşturan, her türlü baskı ve dayatmaya rağmen demokratikleşmeden ve özgürlüklerden yana tavır alan AK PARTİ hükûmetleri her alanda olduğu gibi yargı alanında da önemli demokratik adımlar atmıştır. Bu manada, 12 Eylül 2010 referandumuyla yapılan Anayasa değişikliğiyle meslektaşlarımızın gerek Anayasa Mahkemesinde gerekse Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda temsiline imkân tanınmıştır. Bugün itibarıyla barolarımızın seçtiği bir meslektaşımız Anayasa Mahkemesinde üye olarak görev yapmaktadır, yine ayrıca Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda da meslektaşlarımız üye olarak hizmet ifa etmektedirler. Gerek yüksek mahkemede gerekse Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda avukat üye bulundurulması avukatlık mesleği açısından önemli bir gelişmedir. Bugünün muhalefet partileri bu Anayasa değişikliğinde de bu alanda muhalif tavırlarını göstermişlerdir.

Yine, bildiğiniz üzere, 23’üncü Dönem’de yasalaşan 6111 sayılı Yasa’yla stajyer avukatlarımızın genel sağlık sigortasından faydalanması imkânı getirilmiştir. Yine, aynı yasayla avukat meslektaşlarımızın bürolarını açtıkları zaman iş yeri açma ve çalışma ruhsatı alma zorunluluğu ortadan kaldırılmıştır.

Yine, bildiğiniz üzere, Adalet Komisyonunun geçen hafta kabul ettiği ve 444 sıra sayısı ile Genel Kurul gündeminde olan teklifle meslektaşlarımızın meskenlerde avukatlık bürolarını açabilmelerine imkân tanınmıştır.

Değerli milletvekillerim, Anayasa’nın 10’uncu maddesi “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” hükmünü amirdir. Türkiye yıllardır belli kesimlerin kendilerine göre sahip oldukları ayrıcalıklar sebebiyle hesap vermediği, yargılanamadığı günleri gördü. Belli sıfatları, belli makamları, belli rütbeleri taşıyanlar maalesef vesayetçi sistem sayesinde yargıdan kaçtı. Âdeta yargı belli bir kesime ayrıcalık tanır hâle geldi. Bugünleri aziz milletimiz unutmamıştır. İşte bugün görüştüğümüz önergenin de içeriğinde bu ruh hâli görülmektedir.

Biz şunu açıkça belirtiyoruz: Kanun önünde herkes eşittir. Makamı, mevkisi, rütbesi ne olursa olsun eğer bir kimse kanun dışına çıkıyorsa, hukuksuzluğa karışıyorsa hukuk devleti gereği yargıya hesap verebilmelidir. Aksi bir durum, aksi bir düşünce hukuk devleti ilkesini zedeler. Bu durum avukatlar için de, başka meslek mensupları için de geçerlidir. Bir kimse yasa dışı işlemler yapıyor ve sahip olduğu meslek veya pozisyon itibarıyla kendini yargılanamaz olarak görüyorsa bu apaçık hukuk devleti ilkesiyle bağdaşamaz.

Değerli milletvekilleri, biraz önce de bahsettiğim üzere, avukatlar ve avukatlık mesleğinin birçok sorunu olduğu malumunuzdur. Biz bu durumun başta üniversitelerde verilen hukuk eğitiminden başlamak üzere, katılımcı demokrasinin gereği uygulamanın içinde olan barolarımız ve Barolar Birliği tarafından mesleğin sorunlarını önceleyen bir yasayla aşılabileceğine inanıyoruz. İnşallah en kısa zamanda Türkiye Barolar Birliği öncülüğünde bu yasa teklifi hazırlanır ve Meclis gündemine gelerek yasallaşır. Bizler uygulamanın içinden gelen avukatlar olarak meslektaşlarımızın içinde bulunduğu her türlü sorunu biliyoruz ve bunların çözümü için de gerekli görüşmeleri yapıyoruz ve bunların da takipçisi olacağız.

Biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsünün söylemiş olduğu Kartal Adliye Binası’nda baroya yer ayrılmaması hususuyla ilgili olarak da, bugüne kadar illerde açılan tüm adliyelerde, başsavcılıklar, Adalet Bakanlığımız, ilgili ilin baro başkanıyla görüşerek baroların ihtiyacı doğrultusunda yer tahsisi yapmışlardır. Ama, biraz önce de söylediğim gibi, baroyu bir meslek örgütü dışında görerek âdeta bir siyasi parti gibi yöneten zihniyet, siyasi iradeyle veya ilgili, yetkili birimlerle görüşmek yerine, onları yok sayarak, kendi bildiği doğrultusunda giderek, hem meslektaşlarımızın hakkını savunma noktasında zaaf gösteriyor hem de meslektaşlarımızın alması gereken noktadaki hakkını alamıyor. Biz -ben baro başkanlığı yapmış birisi olarak- buna diğer arkadaşlarımızla birlikte, hemen hemen, açılan adliyelere gittiğimiz zaman, Adalet Bakanlığımız yetkililerinin ilgili baro başkanıyla irtibat hâline geçerek baroların ihtiyacı olan yer noktasındaki sıkıntıyı giderdiğine şahit olmuş kişileriz.

Biraz önce de söyledim, ancak Biz, Avukatlık Kanunu’nu bu iktidara yaptırmayız.” zihniyetiyle giden bir anlayış, maalesef avukatların sorununu öncelemeyen bir zihniyetle bugüne kadar biz avukatların sorununu çözemedik. Ben tekrar söylüyorum: İnşallah Barolar Birliği öncülüğünde hazırlanacak olan, bir sivil toplum örgütü, meslek örgütü olarak Barolar Birliğinin hazırlayacağı bir avukatlık yasa tasarısı en kısa zamanda Meclise gelir ve avukat meslektaşlarımızın sorunlarını çözer diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkanım, bir konuyu aydınlatmak istiyorum. Sayın konuşmacı, bana atfederek, İstanbul Kartal Adliyesinde avukatlara bekleme odasının ayrılmamış olduğunu… Ayrıldığını söyledi, dolayısıyla, dolaylı olarak benim doğruyu söylemediğimi…

BAŞKAN – Neyse, ayrıldığını söylemedi de şeyi söyledi.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) - Ayrıldığını söylemedim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yazışma… Ben, Bakanlık… Yani, efendim…

BAŞKAN – Sayın Öztürk, dikkatle dinledim de... Ben, şimdi konuşalım, ondan sonra bakacağım. İstanbul Barosunun bu görüşmeleri yapmadığını söyledi.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) - Ben de söyleyeceğim o yaptığı şeyle… Bu belgeler Adalet Bakanlığı belgeleri.

BAŞKAN – Buyurun. Yani sizin şahsınıza söylenmiş bir söz yok.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP sözcüsü arkadaşımız İstanbul Barosunun siyasi iktidara biat etmediği nedeniyle taleplerinin yerine getirilemediğini söyleyebilecek kadar ileri gitmiştir ve gerekli görüşmeler yapmadığını söylemiştir. Doğru değildir, doğru söylememiştir. Bir hukukçu arkadaşa bunu yakıştıramadım.

Bu elimdeki belgeler Adalet Bakanlığı Teknik İşler Dairesi Başkanlığının yazdığı yazılardır, bunu gösterdim, en sonda söyledim. Bunlar da onlardır.

Birincisinde, proje aşamasında 28 adet avukat bekleme odası, kafeterya, avukat bürosu, toplantı odası, 3 adet baro kaleminin projelendirildiği ilk aşamada, yani her katta 2’şer tane bekleme odası olmak üzere.

İkincisinde, bunun, bu projenin 14 adet bekleme odasına düşürüldüğü söyleniliyor. Önce 28, sonra düşürüldüğü söyleniliyor. Ve bunların hepsi Adalet Bakanlığı Teknik İşler Dairesi Başkanlığının yazılarıyla sabittir. Yani, her aşamada İstanbul Baro Başkanlığı bunlarla ilgili görüşmeler yapıyor. En sonunda da ilgi tutmuş bakın: “27/01/2005 tarih 80 sayılı yazınız.” Adalet Bakanlığına. Yine, Adalet Bakanlığının 11/05/2005 tarihli yazısı, 2008 tarihli yazısı, 2009 tarihli yazısı. Ne zaman göndermiş bunu? En son 2011 tarihinde göndermiş.

Değerli arkadaşlarım, yani, işin doğrusunu düzeltmek lazımken, buraya çıkıp “Efendim, İstanbul Barosu Hükûmetle, gerekli kurumlarla yazışma yapmadı ve ondan dolayı verilmedi.” diye bir gerekçeye sığınmak doğru değil. Bunu bir avukat arkadaşıma hiç yakıştıramıyorum. Yani, Adalet Bakanlığıyla her aşamada görüşülmüş, Adalet Bakanlığı da her seferinde proje aldığını söylemiş. En sonunda bekleme odalarının 14’e düşürüldüğünü fakat büyütülemeyeceğini söylemiş ama fiilen açıldığı zaman bu bekleme odalarının çayhaneye dönüştüğü görülmüş ve bunun üzerine de tekrar İstanbul Barosu Adalet Bakanlığına yazı yazmış. Durum bundan ibarettir. Orada başka avukatlar vardı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – …AKP düşüncesini savunan arkadaşlarımız da vardı. Avukatlara 1 metrekarelik yer verilmiyor. Bunu söylemek istedim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 26 milletvekili tarafından savunma hakkına, avukatlara, avukatlık mesleğine, avukatlık meslek onuruna, barolara yönelik saldırıların ve avukatların sorunlarının araştırılması amacıyla 3/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 4 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak, ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, savunma hakkına, avukatlara, avukatlık mesleğine, avukatlık meslek onuruna, barolara yönelik saldırılar ve avukatların sorunlarının araştırılması ve tespiti için Anayasa ve İç Tüzük hükümleri uyarınca Meclis araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin araştırma önergesinin gündeme alınması talebi üzerine söz aldım. Hepinize saygılarımı arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, yerimden de ifade etmiştim, rahmetli Başbuğ’umuzun 16’ncı ölüm yıl dönümü. Bu ölüm yıl dönümü münasebetiyle on binlerce insan, sevenler, kabrinin başında bulunduk. Orada bulunduğu zaman rahatsızlık geçiren bir vatandaşımızın olduğunu ama orada bir ambulansın olmadığını ifade etmiştim. Taksiyle gönderilmek durumunda kalmıştı. Değerli arkadaşlarım, evet, o kardeşimiz Zülküf Köse’ydi, Hakk’ın rahmetine kavuştu. Evet, kendisi Karabük Safranbolu’da imamlık yapıyordu. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun. Bütün ailesine başsağlığı diliyorum. Dolayısıyla, gerçekten, böylesine bir tören sırasında bile törene gelenlerin sağlıkla ilgili bir hususunu bile dikkate almayan bir yönetim anlayışının nasıl toplumdan uzak olduğunu ortaya koyması bakımından da bu da ibret verici bir örnek teşkil etti diye düşünüyorum.

Evet, bugün -aslında, yarın, 5 Nisan- Avukatlık Günü münasebetiyle hem avukatların sorunlarını değerlendireceğiz ama her şeyden önce, değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, Başbakanlık tarafından akil insanlar heyetleri tanzim edildi, propaganda ekipleri tanzim edildi. Bu ekipler, bilindiği gibi, tarihte Mondros Mütarekesi’nden sonra Heyeti Nasihalardan örnek alınmış, onlar da 7 bölgeye gönderilmişti, onlar da sükûnu ve barışı temin etmek amacıyla gönderilmişlerdi, bugün de anlaşılmaktadır ki, bu heyetlerin amacı da tarihte Heyeti Nasihalar gibi bir görev üstlenmişlerdir. Tabii, kişiler bu görevi hangi saikte, neden üstlendiler, onların takdirini kendilerine bırakıyorum, ama her şeyden önce, Avukatlar Günü münasebetiyle, öncelikle Türkiye Barolar Birliği Başkanının bu akil heyetler listesinde, akil insanlar listesinde yer almama iradesini saygıyla karşılıyorum.

Gerçekten, bir meslek örgütünü temsil eden hassasiyet içerisinde, bu meslek örgütüne farklı düşüncedeki insanların olduğunu dikkate alan ve kendilerine Anayasa tarafından verilen görev çerçevesinde, siyasi amaçlar için kurumları siyasete bulaştırmak isteyen bir zihniyete karşı dik durmuşlardır.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Mayısta genel kurulu var, o yüzden…

OKTAY VURAL (Devamla) – Aslında biraz önce AKP milletvekili çok ilginç bir şey söyledi. Dedi ki barolarla ilgili “siyasi parti gibi yöneten zihniyet.”

Şimdi soruyorum: AKP’nin propagandasını yapmak için Barolar Birliği Başkanını, TÜRK-İŞ Başkanını, Ziraat Odaları Birliği Başkanını, Odalar Birliği Başkanını, Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu Başkanını görevlendirmek siyasi amaçlar için kullanmak değil midir?

Onun için, bu kurumların bu şekilde siyasete ve AKP’ye, koruma ve kollama göreviyle görevlen-dirilmesi, her şeyden önce bu kurumlara mensup üyelerin takdir haklarına, siyasi tercihlerine aykırılıktır, bu doğrudan doğruya oligarşik bir diktatörlüğün Türkiye'de varlığını ortaya koymaktadır ve baskıyla ve tehditle yapılmıştır bunlar. Evet, bu doğrudan doğruya Hükûmetin baskısıyla yapılmıştır.

Bu bakımdan, bu süreç içerisinde Anayasa’mızın 135’inci maddesi “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlerine uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarına birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü, güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadı ile kanunla kurulan…” diyor. Barolar Birliği, Odalar Birliği, Ziraat Odaları Hükûmetin görevlendireceği, Hükûmetin propagandasını yapacağı meslek kurumları hâline dönüştürülemez. Bu zihniyet bile ne kadar demokrasiye aykırı bir düşünceyle bu işin tanzim edildiğini ortaya koyması bakımından son derece önemlidir. O bakımdan, Barolar Birliği Başkanı çok dikkatli bir duruş sergilemiş ve tavır koymuştur. Kişilerin hangi saikle o heyette yer aldığını, bu kişilerin bu sözde çözüm süreciyle ilgili Oslo’dan, İmralı’dan ne derece haberdar olduklarını, Erbil’deki görüşmelerden ne derece haberdar olduklarını bilmiyorum ama her şeyden önce bu millete tepeden inme, baskıyla, tehditle bu milleti adam etme gibi bir anlayışın demokraside yer alamayacağını, yeri olmadığını ifade etmek istiyorum. O bakımdan, bu “akiller” denilen heyet içerisinde yer almamasının diğer meslekî kuruluşlar açısından da olumlu olacağını ifade ediyorum çünkü bizi arayan bu kurumlara mensup çok çeşitli değerli insanlar var, farklı siyasi partilerden var. Dolayısıyla, bu kişiler bir kurumu temsil ediyorlar, üyelik bağı olan insanları da temsil ediyorlar. Üyelik bağı olan bu insanların iradesi olmadan, bir telefonla kendilerini siyasi iktidara memur kılan bu zihniyetin her şeyden önce onlara destek veren kişilerin iradelerine de, takdirlerine de aykırı olduğunu düşünüyorum.

Evet, avukatların gerçekten çok önemli bir görevi var. Aslında, avukatlar zaman zaman hep “savunma” diye adlandırırlar ama iddiada da bulunurlar. Hak ve menfaatleri koruyan ya da hak ve menfaatleri ileri sürerler ve vatandaş için bu görevi yaparlar. Dolayısıyla, avukatlık görevinin yerine getirilmesindeki sıkıntılar, vatandaşın hak ve menfaatlerini koruma konusundaki sıkıntılara yol açar. Bu bir avukat işi değildir. Hedefte vatandaş vardır. Vatandaş adına hak arıyor ya da sorumluluklar karşısında savunmasını yapıyor. Bu durumda, avukatlığı münhasıran, toplumdan kopuk, temsilcisi değilmiş gibi değerlendirmek doğru değildir çünkü korunan asıl menfaat, avukatın mesleğinden öteye, vatandaşın hakkı ve hukukudur. Nasıl değerli milletvekilleri bu milletin temsilcisiyse, söz ve iradeleriyle millet adına karar veriyorlarsa, avukatlar da temsil ettikleri vatandaş adına bu mesleği yapıyorlar. O bakımdan, bu avukatlık mesleğinin icra edilmesindeki sıkıntılar, doğrudan doğruya vatandaşın sıkıntı duyması demektir.

Avukatlık mesleğinin aslında, sadece bir meslek olarak, kendi sınırları içerisinde değerlendirilmesi de doğru değildir. Avukatlık mesleğini yargının sorunlarından kopartmak mümkün değil. Bağımsız ve tarafsız işlemeyen bir yargıda, avukatın, mesleğinin gereğini yaparak, temsil ettiği vatandaşın hak ve menfaatlerini koruması mümkün değildir. O bakımdan, yargının bağımsız ve tarafsız olması, yürütmenin yargı üzerinde yönlendirici, etkileyici niteliklerde güç sahibi olması, aynı zamanda avukatların da vatandaşların hakkını korumasını engelleyen bir çerçeve oluşturur. Bu bakımdan, Türkiye’deki avukatlık mesleğinin icra edildiği bu yargı sistemi içerisinde en önemli sorun, yargının artık, maalesef, güç sahibi olanların yargısı hâline dönüşmesidir, yargının bağımsız ve tarafsızlıktan giderek uzaklaşmasıdır. Bu çerçevede, Türkiye’de hukuk devletinin ayaklar altına alındığı, bakanların… Özellikle çözüm süreci adı altında PKK’yla yapılan görüşmeler ve bu süreçle ilgili herhangi bir sorgulama yapma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) - …ihtimaline karşı bakanların kalkıp “Çılgınlık olur…” Tehdit eden unsurlarla savcıları ve hâkimleri baskı altına alması, doğrudan doğruya hukuk devletine bir darbedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak… Avukatlarımızın çok önemli sorunları var, hem mesleğe giriş hem meslekle ilgili sorunları var. Bence gelin, hep beraber, birlikte avukatlarımızın bu sorunlarıyla ilgili bir komisyon kuralım. Bu vesileyle bu çarkın… Biraz önce Sayın Milletvekili ifade etti: “Kanun çıkacak.” Kanunun hangi amaçlar için çıkacağı konusunda gelin, Mecliste bir araştırma komisyonu kuralım, bu çerçevede sorunları ve çözüm yollarını tespit edelim diyorum, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde, Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Nisan 1878, benim de üyesi olduğum İstanbul Barosunun ilk Genel Kurulu. Sonrası yıllar, 1934 3 Ocak, İzmir’de Türkiye Avukatlar Birliğinin toplantısı olur. 5 Nisan 1958 İzmir’de Barolar Birliği kurulur ve Tekirdağ’da 16 Mayıs 1987’de yani çok yakın bir tarihte, 5 Nisan artık Türkiye’deki avukatların günü. Peki, avukatlar bu günü gönül rahatlığı içinde kutlayabilecek mi, bütün sorun bu.

CHP’nin verdiği araştırma önergesinin benzeri önergeleri biz de verdik. Gerçekten, yargının üçlü sacayağı olarak iddia, savunma ve yargılamanın sorunları içinde savunmanın çok ciddi sorunları var ve bunların tartışılması, konuşulması ve yeni bir avukatlık yasasının düzenlenmesi zorunlu. Çünkü, Türkiye Anayasa’da adil yargılamayı kabul etmiş, 90’ıncı maddesi açık. Avrupa Sözleşmesi’ne taraf, Venedik Kriterleri’ne taraf, birçok uluslararası sözleşmenin tarafı.

Peki, avukatlar ne durumda? Savunmaları nedeniyle avukatların en fazla tutuklu olduğu bir dönemi yaşıyoruz arkadaşlar. Yani muktedir gizli dinlemeler sonucu savcılıklar bu dinleme kayıtlarına, istihbari önleyici anlamı olan, avukatları müvekkillerle eş değer tutup müvekkilleri hakkında aynı maddelerle avukatları tutukluyorlar. Ve demokrasi mücadelesinde avukatlar, darbeler döneminde, zor dönemlerde, 60’lı yıllarda, 70’li yıllarda, 80’li yıllarda savunma hakkını onurluca savunmuş, bunun da bedelini katbekat ödemişlerdir. Savunma hakkının kutsallığını, adaletin savunma olmadan olmayacağını… Bu Meclisin içinde, ister sağcı olsun ister solcu olsun şu veya bu darbelerin, postmodern darbelerin hepsinden nasibini almış milletvekili hukukçular var. Her birisi şu veya bu şekilde yargılandılar, sorgulandılar, tutuklandılar ve çok yakın zamana baktığımız zaman, avukatların evleri, büroları dinlemeye alındı, müvekkilleriyle ilişkileri… Bunu, farklı derin güçler de yaptı, çeteler de yaptı, darbeciler de yaptı ama zamanı geldi, muktedirler de yaptı.

Şimdi, kim bana şunu açıklayabilir: İmralı’da Abdullah Öcalan’ın avukatı olduğu için, avukatı olarak gitti, görüştü diye avukatların tutuklanması olayını. Oradan talimat alıp görüşme notlarıyla iletmişler. Oysaki yasa var, Adalet Bakanlığının görevlisi orada, orası askerî ve Adalet Bakanlığının denetimi altında, kamera altında kayıtlar tutuluyor. Şimdi, siz bu avukatları… Hele hele bu son süreçten sonra, bu barış, çözüm görüşmelerinden sonra, MİT Müsteşarının çok rahat gidip görüştüğü, bizim partili milletvekili arkadaşlarımızın da gidip görüştüğü bu görüşmelerden, bu hayırlı sonuçlara vesile olacak, inşallah çok yakında Türkiye gündeminden silahın, çatışmanın, kanın tamamen silindiği günlere çok yakında ulaşacağımız bugünlerde bu avukatlar neden içeride diye soruyorum. Bunun bir izahını göremiyorum. Ben bunu anlayamıyorum, anlamak da istemiyorum, yani bunun izahı yok arkadaşlar. Bunlar niçin tutuklular, özel yetkili mahkemeler niye bunu yapıyor?

İnsan hakları savunucularından -İHD’de, MAZLUMDER’de, nerede olursa olsun- Muharrem Erbey -uluslararası örgütler geliyor, ödül veriyor- üç seneden fazladır tutuklu. Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı… Çağdaş Hukukçular Derneğinin tarihine bakın, 12 Eylül darbesinin karanlık günlerinde sosyal demokratı, sosyalisti, demokratik solcusu, liberali, özgürlükçüsü, her kesimin oluşturduğu ve darbecilere direnen bir dernek, geleneği var. Siz kalkıp yüzlerce, binlerce üyesi olan bir hukukçu derneği başkanının kapısını kırıp onu tutaklarsanız görevleri nedeniyle, şu ülkede silahların eşitliği sorgulanır.

Avukat ve savcıları eşit olmayan bir ülkede adalet olmaz arkadaşlar. Eğer, marangoz hatası sonucu hâlâ avukatlar aşağıda, savcılar yukarıda oturuyorsa bu ülkenin adaletinde bir terslik var. Eğer, Anayasa Mahkemesinin önündeki adalet tanrıçasına şalvar giydirilirse bunda da bir terslik var arkadaşlar. Bakın, savunma hakkı kutsaldır, herkese lazımdır. Şimdi, görevini yaptı diye bir avukatı sorgulamak, üstelik illegal örgüt üyesi olmakla suçlamak çok vahim bir olaydır. Avukatların dinlenemeyeceği, özel aramalarda savcının bulunması gerektiği hükümleri yok sayılarak, kapıları kırılıp.. Yüzlerce avukatın tutuklu olduğu Kandıra Cezaevine, avukat olan, hukukçu olan bütün milletvekillerinin gitmesini talep ediyorum, istiyorum; gidin görün, meslektaşlarınızı dinleyin. Allah aşkına bir vekâlet, bir görüşme nedeniyle üç sene ceza yatanlar var. Bu ülkede adalet böyle sağlanmaz.

Dördüncü yargı paketinin içinde silahların eşitliği vardı, çıkarıldı. Niye çıkardık arkadaşlar? AİHM kararlarında vardı. O marangoz hatasını düzeltip o savcıları avukatların hizasına mutlaka çekeceğiz; bunu bilsinler, herkes bilsin, bu Avukatlık Yasası’nda bunu düzenleyeceğiz er veya geç. İktidar milletvekilleri, öncelikle siz bu konuda bize destek olacaksanız, beraber, omuz omuza yapacağız başka şansı yok, adalet herkese lazım. Marangoz hatasını da düzelteceğiz, terazi hatasını da düzelteceğiz, hukukun herkese lazım olduğunu da göstereceğiz, savunmanın kutsal olduğunu da göstereceğiz.

Şimdi, siz, kalkıp bana, bu Avukatlar Günü’nde, özel yetkili mahkemede bir hâkimin savcının emriyle Robocop jandarmalarının avukat dövdürmesini, avukatların darp edilmesini, hiç kimse bana bunu anlatamaz arkadaşlar. Bana diyebilir misiniz, Menderes’in yargılandığı davada avukatlara Robocop’lar saldırdı; bana diyebilir misiniz, sıkıyönetimlerde Robocop’lar avukatlara saldırdı, üstelik hâkim ve savcı emriyle. Ne oluyor bu ülkede arkadaşlar? “Bu ülkede bir savcının kapısı kırılarak aranabildi mi?” diye sorgulayacaksınız, “Bir hâkimin kapısı kırılarak aranabildi mi?” Eğer hukuk güvencesi, yargıç teminatı ise avukat için de savcı için de hâkim için de aynıdır, bunun bir yukarı, bir aşağısı yoktur. Bunun eğer savcıları ve hâkimleri yüksekte ise o ülke diktatoryal, hâlâ mevzuattan besleniyor demektir; bunu düzeltmek zorundayız.

Bu araştırmayı yapalım, birlikte yapalım arkadaşlar, bir şey kaybetmeyiz. İnanın, söz aldık, bizim de önergelerimiz var ama buradan, tutuklu avukatlara sesleniyorum: Sizin Avukatlar Günü’nüzü, kelepçeli ellerinizi mi kutlayacağız? O gizli dinleme ifadeleri üzerine kurulan tezgâhları mı kutlayacağız? Sizin bürolarınızı kapatıp işsizliğe mahkûm edenleri mi kutlayacağız? Her gün mantar gibi hukuk fakültesi açıp eğitimsiz mezunlar veren bir sistemi mi sorgulayacağız, kutlayacağız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Maalesef, bu koşullarda kutlayamıyoruz ama mücadeleye çağırıyoruz avukatları.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: (310) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet burada.

21/3/2013 tarihli 81’inci Birleşimde ikinci bölümde yer alan 36’ncı madde üzerinde önerge işleminde kalınmıştı.

Şimdi, Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan ve arkadaşlarının Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı, gerekçesi önerge sahibince açıklanmış olan önergeyi, hatırlatmak amacıyla okutup oylarınıza sunacağım:

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 36. maddesinin (d) fıkrasındaki “yüz seksen gün” ifadesinin “yüz elli gün” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

           Erdal Aksünger                        Muharrem Işık                        Aylin Nazlıaka

                    İzmir                                     Erzincan                                   Ankara

                            Malik Ecder Özdemir                        Aytun Çıray

                                         Sivas                                          İzmir

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38’inci maddede bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 38. maddesinin 1 paragrafının sonuna “staj yapmak üzere gelen hekimlere de” aynı uygulama yapılır şeklindeki cümlenin ilave edilmesini arz ederiz.

           Namık Havutça                          Ali Serindağ                          Muharrem Işık

                 Balıkesir                                 Gaziantep                                 Erzincan

             Ahmet Toptaş                     Sinan Aydın Aygün               Dilek Akagün Yılmaz

           Afyonkarahisar                              Ankara                                      Uşak

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

                                     

(x) 310 S. Sayılı Basmayazı 20/03/2013 tarihli 80’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yarın 5 Nisan Avukatlar Günü. Ben, buradaki tüm meslektaşlarımın ve Türkiye’deki tüm avukatların Avukatlar Günü’nü kutluyorum öncelikle. Ancak Avukatlar Günü’nde gerçekten avukatlara yaraşır işler yapılıyor mu, gerçekten yargılamada avukatlar hak ettikleri yerde mi, bunu sorgulamak istiyorum arkadaşlar, bunu aslında hepimiz sorgulamalıyız. Sadece iyi dilekler, iyi temenniler yetmiyor; bizim, mesleğin sorunlarıyla da ilgili, dolayısıyla yargının sorunlarıyla da ilgili burada bazı konuları ortaya koymamız gerekir diye düşünüyorum.

8 Nisanda Silivri’de Ergenekon duruşması var arkadaşlar. Bu Ergenekon duruşmasına geçen duruşmada gidenler, avukat arkadaşlarımızın orada nasıl bir saldırıyla karşı karşıya kaldıklarını içleri acıyarak gördüler. Bırakın sanıkları, sanıkların uğradıkları haksızlıkları, hukuksuzlukları, o hukuksuz mütalaayı, hukuka aykırı olan mütalaayı, ama avukat arkadaşlarımız orada sadece mesleki faaliyetlerini yaptıkları için dövüldüler, Robocop’larla dövüldüler ve duruşma salonundan atıldılar. Şimdi buradaki bütün milletvekillerine ben soruyorum, avukat arkadaşlarımıza, özellikle hukukçulara soruyorum: Böylesi bir ülkede yaşamayı istiyor muyuz arkadaşlar? Bu hukuksuzluklara, bu savunma mesleğine yapılan saldırılara göz mü yumacağız, sizler göz mü yumacaksınız? Hiçbir şekilde içiniz sızlamıyor mu avukat arkadaşlarımıza yapılan saldırıya? Avukat arkadaşlarımızın elinde bir silah mı var? Avukat arkadaşlarımız orada bir hakaret mi yapmışlar? Sadece müvekkillerini savunmak için, orada söz hakkı istedikleri için arkadaşlarımız bu saldırıya maruz bırakılıyorlar. Arkadaşlar, aynı şekilde, o gün pek çok insan da yine saldırıya uğradı.

8 Nisanda bizler hukukçular olarak gideceğiz, yani milletvekilleri olarak gideceğiz, bütün örgütlerimiz gidecek. 8 Nisandaki o Silivri duruşmalarındaki, Ergenekon davasındaki hukuksuzlukları ortaya sermek için, bütün dünyanın gözünün önüne koymak için gideceğiz. Ama öğrendik ki, orada bariyerlerin konması için ihale açmış Bakanlık. O bariyerler bizlere engel olamayacak arkadaşlar. Orada bu hukuksuzluğa “Hayır.” diyen bütün vatandaşlarımızla beraber biz orada olacağız.

Sevgili arkadaşlar, avukat arkadaşlarımıza yapılan saldırılar sadece bununla da kalmıyor. Çağdaş Hukukçular Derneğindeki avukat arkadaşlarımızın, yönetici arkadaşlarımızın büroları kırılarak arandı. Avukatlık Yasası’ndaki avukatların bürosunun aranma şeklini hepimiz biliyoruz. Ama bu şekle uyulmadan, şekle bile uyulmadan kapılar kırıldı, arkadaşlarımız dövülerek içeri alındı, gözaltına alındı, şimdi tutuklular. Bunu protesto etmek isteyen İstanbul Barosundan avukat arkadaşlarımız yine İstanbul Adliyesinde dövüldüler sevgili arkadaşlar. Yine İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeleri hakkında dava açıldı. Sadece Ergenekon ve Balyoz davalarında savunma hakkına yapılan saldırıları protesto ettikleri için, savunmayı savunmak amacıyla mahkemeye giderek… Mahkemede hâkimlere savunma hakkını sınırlayamazsınız, eğer bu ülkede silahların eşitliği ilkesi varsa. “Savcılara tanıdığınız söz hakkı kadar avukatlara da tanımanız gerekir.” dendiği için, yargılama yapanı etkileme suçu gerekçesiyle şimdi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeleri yargılanıyor arkadaşlar. 17 Mayısta onların duruşması var. Biz onları da savunmak amacıyla, savunmayı savunanları savunmak amacıyla oraya da gideceğiz sevgili arkadaşlar.

Şimdi, sizler… Gerçekten ben soruyorum, beni dinleyenlere soruyorum, dinlemeyenlere hiçbir sözüm yok zaten: Gerçekten, bu ülkede demokrasi var mı, hukukun üstünlüğü var mı; savunmanın bile ortadan kaldırıldığı bir aşamada artık hukukun üstünlüğünden bahsedebilir miyiz?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına göre bazı düzenlemeler yapıldığı iddia ediliyor. Ama silahların eşitliği ilkesi, tüm dünyada evrensel anlamda korunması gereken savunma hakkı korunmuyorsa sevgili arkadaşlar, o zaman biz bu ülkede artık tamamen diktatörlükle yönetildiğimizi, tamamen bir dikta rejiminin olduğunu görüyoruz, artık halkımız da görüyor. Sizin bu yaptıklarınız, şu açılım süreciyle birlikte yaptıklarınız, Ergenekon davalarındaki hukuksuzluklarınız, bunlar artık vatandaşları aldatmaya yetmiyor sevgili arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Ergenekon davasındaki milletvekillerini, genelkurmay başkanlarını, siz, “Teröristtir.” diye damga basıp bu insanları cezaevinde tutuyorsunuz ama terörist olanları da devlet gözetiminde yurt dışına çıkarmaya çalışıyorsunuz. Bunu nasıl açıklayacaksınız halka, ben bunu anlamak istiyorum. Asıl terörist olanlar dışarı çıkıyor ama sizler, sizlerin hâkim olduğu yargı milletvekillerimizi, Genelkurmay Başkanını içeride tutuyor. Bunu açıklayamayacaksınız arkadaşlar, bu vicdansızlığı açıklayamayacaksınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.31


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Uşak Milletvekili Sayın Dilek Akagün Yılmaz ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

310 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

38’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

39’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum;

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 39. maddesindeki 2. fıkrasındaki “şartlar” sözcüğünün “koşullar” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz                   Muharrem Işık                            Sakine Öz

                    Uşak                                     Erzincan                                   Manisa

                                   Ali Serindağ                             Orhan Düzgün

                                      Gaziantep                                      Tokat

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor musunuz?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önce sözlerimin yarım kalmış olması nedeniyle ikinci kez söz alma ihtiyacını hissettim.

Biraz önce Silivri duruşmalarından, Ergenekon davasından bahsediyordum. Şimdi, Ergenekon davasının temelsizliği üzerine bazı arkadaşlarıma bilgi vermek istiyorum. Özellikle AKP milletvekilleri bu konulara çok ön yargılı yaklaştıkları için, gerçekte orada neyin olduğunu bilmedikleri için o arkadaşlarıma bilgi vermem gerekir diye düşünüyorum.

Ergenekon davasında, arkadaşlar, MİT’e soruluyor, Jandarma Genel Komutanlığına soruluyor, Emniyet Müdürlüğüne soruluyor ve Genelkurmay Başkanlığına soruluyor 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, deniliyor ki: “’Ergenekon’ diye bir örgüt var mıdır? Bu örgüt hakkındaki bilgileriniz nelerdir?” Gelen cevaplar arkadaşlar: “’Ergenekon’ diye bir örgütten bilgimiz yoktur, böylesi bir örgüt yoktur.” diye cevap geliyor. Mahkemeye gelen resmî cevaptır arkadaşlar bu.

Ardından, bu davanın en başından itibaren ifadelerine dayandırılan kişi, Tuncay Güney bir açıklama yapıyor, diyor ki: “Aslında, ‘Ergenekon davası’ denilen şey bir projeydi, gerçekte böyle bir olay yoktur. Artık bu olay bitti. Benim ifadelerime dayandırıldı bu dava ama ben insanların daha fazla mağdur edilmesini istemiyorum, cezaevinde kalmasını istemiyorum. Artık bu davanın bitirilmesi gerekir.” diyor arkadaşlar.

Dinlenen tanıklar var orada. Gizli tanıklar dâhil, Fehmi Koru gibi bazı gazeteciler ve yazarlar dâhil olmak üzere, mahkemenin huzuruna çıktıklarında “Ergenekon” diye bir örgütlenmeyi bilmediklerini, böyle bir örgütlenmeden haberlerinin olmadığını, sadece basından duyduklarını ve ardından da mahkeme süreci nedeniyle duyduklarını söylüyorlar.

Şimdi, böylesine bir davada, temelsiz bir davada sevgili arkadaşlar, insanlara, 64 kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor. Bizim milletvekillerimiz de bu işin içinde, milletvekillerimiz de dâhil olmak üzere 64 kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor. Hiçbir delil yok, tanık yok, hiçbir şekilde müzekkerelere gelen olumlu cevap yok, ifadesine dayandırılan insanların hepsi de böyle bir örgütlenmenin olmadığını söylüyor ama ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor, Genelkurmay Başkanı dâhil olmak üzere. Şimdi, arkadaşlar, bu kimin vicdanına sığıyor? Hukukçu olan arkadaşlara soruyorum: Böyle bir dosyadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenir mi sevgili arkadaşlar? İşte, bu nedenle, insanların vicdanı el vermediği için oraya gidiyorlar. İki eli kanda da olsa insanlar, Silivri’de 8 Nisanda bu hukuksuzluğa karşı durmak için oraya gidecekler.

Bir de arkadaşlar, geçen hafta bazı kişilerin Ergenekon davasından ifadesi alındı. Gerekçe: Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı zehirleyerek öldürmekten haklarında dava açılacağı söyleniyor. Şimdi, arkadaşlar, ben size şunu soruyorum: Adli Tıp Kurumu, Turgut Özal’la ilgili, zehirlenmeyle ilgili raporunu verdi mi? Bu raporda -elinizi sallamayın, beni dinlemek zorundasınız işinize gelmese de- “Herhangi bir zehirleme bulgusu yoktur.” dendi mi? Bu “Zehirleme bulgusu yoktur.” denmesine rağmen, sadece, ordudan atılmış bir onbaşının ifadesine dayanarak bu insanların; eski kuvvet komutanları Hurşit Tolon’un ifadesi alınıyor, Levent Ersöz’ün ifadesi alınıyor. Bir kişinin öldürüldüğüne dair herhangi bir kanıt olmamasına rağmen, ordudan atılmış bir gizli tanığın ifadesiyle bu insanlar böylesine ziyan zebil edilebilir mi arkadaşlar? Artık bu kadar da olmaz. Bu kadarına da “evet” diyemezsiniz. Dememelisiniz sevgili arkadaşlar.

Arkadaşlar, bunun yanında, şimdi gündeme gelen bir akil adamlar konusu var biliyorsunuz. O akil adamlar ülkemiz tarihinde yeni bir süreç değil. Aslında, “Heyet-i Nasiha” adıyla, Damat Ferid tarafından, ülkemizin işgal edilmesine karşı, halkı ikna etmek, işgalcilere karşı durmamaları amacıyla kurulmuş bir Heyet-i Nasiha var. Şimdi, aynı şekilde bir akil adamlar grubu oluşturuyorsunuz ki “Aman, ülkemizin bölünmesine karşı çıkmayın, yoksa yeniden terör gelir.” O terör baskısıyla, “Yeniden şiddet gelir.” baskısıyla bu insanları ülkenin bölünmesine ikna etmeye çalışıyorsunuz; yapmak istediğiniz şey aslında budur. Şimdi, bu insanlar gidecekler, anlatacaklar: “Aman, sakın buna karşı çıkmayın, karşı çıkarsanız şiddet yeniden başlar.” Bu ülkenin devleti, bu ülkenin Hükûmeti, bu ülkenin güvenlik güçleri ne diye duruyor arkadaşlar? Elbette barışı hepimiz istiyoruz, “Sonuna kadar barış.” diyoruz ama bu barışı yaparken tavizler vererek değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – …PKK terör örgütüne “evet” diyerek değil; silah bıraktırmak amacıyla ancak görüşmeler olabilir diyoruz. Biz silah bırakmaları için… Siz ne yapıyorsunuz? “Silahlarla birlikte yurt dışına çıkın.” diyorsunuz. Bu kabul edilebilir bir şey değil. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 39’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 40’ı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 41’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 42’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 43’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 44’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 45’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 46’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 47’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 48’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 49’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 50’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 51’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 52’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 53’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 54’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 55’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 56’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 57’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 58’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 59’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 60’ı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, üçüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Üçüncü bölüm 61 ila 90’ıncı maddeleri kapsamaktadır.

Üçüncü bölüm üzerinde söz isteyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Halaçoğlu.

MHP GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu kanun dolayısıyla bir konu üzerinde özellikle durmak istiyorum. Dünkü bir beyanatında AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik Bey akil insanlarla ilgili şöyle bir ifade kullanmış: “Akil İnsanlar Komisyonunu Damat Ferid zamanının Heyet-i Nasiha’sına benzetmek densizliğin ta kendisidir.” şeklinde bir beyanat vermiş. Heyet-i Nasiha’nın herhâlde Hüseyin Bey ne olduğunu bilmiyor. Ayrıca, burada bir kelime daha kullanmış ki o da şöyle: “Osmanlıdaki bütün tamlamalar müennestir.” şeklinde, yani “Heyeti akile olur.” şeklinde bir ifade kullanmış. Şimdi, “tamlamalar” dediği, “terkip” dediğimiz bizim, Osmanlıcada, Arapça ve Farsçada kullanılan tabirlerdir. Mesela “Devlet-i Osmaniyye” gibi; bunlar, evet, müennestir yani feminen-maskülen arasında değişir. “Akil” kelimesinin kökü “ekl” kelimesinden gelir, bunun ism-i fâili de “akil” olur. “Ekl” kelimesi yemek yemektir ama “akile” kelimesi de, “akil” kelimesi de “yemek yiyen” anlamına gelir. Dolayısıyla, “heyeti akile” insanlıkla alakası yoktur.

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – “Kaf” ile “Kef”i karıştırıyorsun Hocam.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Karıştırmıyorum.

“Akil” akılla alakası yoktur. Şimdi, diğer yönünden…

Siz karıştırdığımı zannedin, gidip lügatlere bakarsanız görürsünüz.

Diğer taraftan, “Heyet-i Nasiha”nın ne demek olduğunu zannediyorum Hüseyin Bey bilmiyor. Heyet-i Nasiha… İstanbul’un işgalinden sonra İstanbul’da Damat Ferid Hükûmeti tarafından meydana getirilmek istenen iki tane heyet vardır. Bu heyet Anadolu’nun… Mondros Mütarekesi’nden sonra iki önemli politika vardır. Bunların başında, birincisi, azınlıkların, Anadolu’daki azınlıkların Müslüman unsura karşı hareketlerinin kontrolüyle alakalıdır çünkü evlere baskın yapmakta ve Müslümanları bir şekilde, kahvehanelere ateş etmek suretiyle öldürmektedir. Bu birincisidir. Yani, Türkleri silahlı çeteler sindirmeye çalışmaktadır. Birinci görev bu çerçeve içerisindedir.

İkincisi ise, bu, uzun yıllar savaşın meşakkatini çeken insanlara karşı düşman işgaline karşı harekette bulunmalarına engel teşkil etmek üzere toplumun bir şekilde sindirilmesine yöneliktir. Bunun için de iki şehzadenin başkanlığında iki heyet oluşturulmak istenmiştir, oluşturulmuştur, yedişer kişilik. Bu da Şehzade Abdulhalim Efendi’yle Şehzade Abdürrahim Efendi’nin başkanlık yaptığı iki heyettir. Bu heyetler Anadolu’ya bir şimendiferle gönderilmişlerdir, yeterli malzeme de verilmiştir. Özellikle Damat Ferid’e göre heyetin görevi şu şekilde belirlenmiştir: “Daha ziyade manevi olduğu, vazifesi ise ahaliye selâm-ı şahaneyi tebliğ etmek, padişahımızın kendilerini düşündüğünü anlatmak ve ân-ı hazırda kalb-i hümayunlarının da tebaanın kalbi gibi rencide olduğunu anlatmaktır.” Yani, düşman işgaline karşı padişahın kalbinin rencide olduğunu, halkın da rencide olan bu kalbinin bir şekilde bu gönderilen heyetlerle teskin edilmeye çalışılmasını hedeflemiştir. Ancak, o tarihteki İkdam gazetesinde çıkan bir yazıda, -Mehmet Ali Bey o sırada Dahiliye Nazırıydı- gazetecinin onunla yaptığı bir görüşmede şu ifade edilmiştir; “İçişleri Bakanına “Başarı ümit ediyor musunuz?” sorusuna Mehmet Ali Bey şöyle cevap vermiştir: “Şüphesiz, heyette Ermeni ve Rumların da bulunması muvaffakiyet için bir zandır.” Ve ayrıca, Memleket gazetesinde de şöyle bir açıklama yapıyor: “Anasır arasında beş senelik hadisat ile kötü idareden doğan yanlış anlamaları ortadan kaldırmak.” şeklinde ifade ediliyor.

Şimdi, bütün bunlarla ilgili, o tarihteki gazetelerde ciddi makaleler yayınlanmıştır ve bu makaleler bu çerçeve içerisinde kurulan bu heyetin hangi görevleri yerine getireceğini ve başarıp başaramayacağını ifade etmiştir. Ancak, ilginçtir ki bu heyet Anadolu’ya gittiğinde… -Ki şunu da özellikle ifade edeyim: Özellikle o tarihte, bu heyetin kuruluşu sırasında, Damat Ferid Paşa o sıradaki İngiliz sorumlusu General Webb’den de bu heyete üye vermelerini istemiş olmasına rağmen İngilizler bu heyete herhangi bir üye veremeyeceklerini özellikle belirtmişlerdir.

Bu tarihlerde, biliyorsunuz ki, 21 Aralık 1918’de Meclisi Mebusan kapatılmıştır ve bu heyetin faaliyet gösterdiği tarih ise 16 Nisanla 18 Mayıs 1919 tarihleri arasındadır. Bu heyet Anadolu’ya gitmiştir, Anadolu’da değişik yerlerde görüşmeler yapmıştır ama bu görüşmelerin eğer tümünü gözden geçirecek olursanız, aslında Anadolu’daki halkın bir şekilde işgal kuvvetlerine karşı, işgale karşı bir direnç göstermesinin önüne geçmeyi hedeflemektedir.

Nitekim, bu çerçevede İzmir bölgesinde şehzadenin yaptığı bir konuşmaya karşılık bölgedeki halk, şehzadeye, heyetin bu çalışmalarının ülkenin işgalini bir şekilde meşru göstermeyi ve bunu güçlendirmeyi amaçlayıp amaçlamadığını, bu heyetin görevinin işgali meşrulaştırmak olup olmadığını sormuşlardır. Mesela, yetimler okulundan bir kız öğrenci şehzadeye karşı “Sevgili Şehzadem, bizi ziyaretinizle şad ettiniz. Ulu Hakanımızın iftirak kabul etmez köleleri atebe-i şahaneye yüz sürmekle bağlılıklarını arz eder.” demesine karşılık, onun dışında, heyetin diğer bölgelerdeki asıl eşrafla yaptıkları görüşmelerde önemli miktarda karşı çıkıldığı, hatta şehzadeye ağır hakaretlerde bulunulduğu görülmektedir.

Heyet-i Nasîha’nın özellikle Anadolu’da yaptığı bu görüşmeler sonrasında hangi ölçüde başarılı olup olmadığı çok geniş bir şekilde, bir makale hazırlanmak suretiyle Atatürk Araştırma Dergisi’nin 18’inci sayısında yer almıştır. Eğer arzu edenler varsa, yani bugünkü heyetle o zamanki heyetin arasındaki farkı veya benzerlikleri görmeniz mümkündür.

Değerli milletvekilleri, aslında yapılmak istenen nedir? Bugün yapılmak istenen, o günkünden farklı bir şey değildir. İşgal edilmiş bir ülkenin topraklarının işgaline karşı çıkacak halkı bir şekilde sindirmek, onların bu işgale dirençlerini kırmak için bir heyet oluşturulmuştur. Günümüzde de biz zannediyorduk ki, kurulacak heyeti akilenin veya akil insanlar heyetinin Hükûmetin aldığı kararlarla PKK arasındaki anlaşmazlıkları çözecek kişiler olacağını düşünüyorduk. Ama bir de gördük ki hazırlanan heyet, akil insanlar heyeti adı altındaki heyet gidip halkı Hükûmetin programını, politikasını ikna yönünde kullanma şeklindeymiş. Dolayısıyla, her iki heyetin hedefinin de aşağı yukarı aynı olduğu ve insanların akıllarını kontrol etmek istediği ortaya çıkıyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

NEBİ BOZKURT (Mersin) – Bir düzeltme isteğim vardı Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Şimdi, ben arkadaşımızı çağırdım, ondan sonra söz vereceğim 60’ıncı maddeye göre.

Buyurun Sayın Dora.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın üçüncü bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, uluslararası hukukta “mülteci” kavramı, vatandaşı olduğu ülke dışında olan ve ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesi nedeniyle zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkeye dönemeyen veya dönmek istemeyen kişileri ifade etmektedir.

Bu gibi kişileri kapsayan hukuk sistemi, bir dizi uluslararası ve bölgesel insan hakları sözleşmesinin yanı sıra, 1951 Sözleşmesi veya Cenevre Sözleşmesi olarak da anılan 1951 Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme’yi ve 1967 Protokolü’nü de içermektedir.

Mültecilere ilişkin yasal çerçeve, bu kişilere kendi menşe ülkeleri tarafından koruma sağlanmadığı için özel uluslararası korumaya ihtiyaç duyduklarını kabul etmektedir.

Mülteciler bu nedenlerle göçmenlerden farklı olmakla birlikte, genellikle göçmenlerle aynı seyahat güzergâhlarını ya da kaçakçılık yollarını kullanırlar ve geçtikleri ya da geldikleri ülkelerde benzer insan hakları ihlallerine maruz kalırlar.

Türkiye, Cenevre Sözleşmesi’ne coğrafi  sınırlamayla taraf olmuştur ve Avrupa dışındaki ülkelerden gelen kişileri mülteci olarak kabul etmemektedir. Bu durum, mültecilerin, sığınmacıların ya da uluslararası korumaya ihtiyaç duyan diğer kişilerin korumadan mahrum bırakıldığı, hukuki ve pratik anlamda karışıklıklara sebep olan bir durum yaratmaktadır. Bu sınırlamaya rağmen, Türkiye, Avrupa dışındaki ülkelerden zulüm göreceği korkusuyla kaçan binlerce insan için sığınacak bir ülke olmaya devam etmektedir.

Ülkemiz son yıllarda yalnızca göçmen üreten bir ülke olmaktan çıkmış, gerek ekonomik sebeplerden, çalışmak ve yaşamak için ülkemize gelen yapancıların gerekse komşu ülkeler ve geniş bölge coğrafyasında devam eden savaş ve zulüm olaylarından dolayı ülkemize sığınan mülteci durumundaki kişilerin sayısı ciddi oranda artış göstermiştir. Diğer yandan, özellikle Türkiye-Yunanistan sınır hattında gerek ekonomik sebeplerden gerekse savaş ve zulüm koşullarından dolayı ülkelerini terk ederek müreffeh ve güvenli AB ülkelerine ulaşmak üzere ülkemizi transit geçmeye çalışan göçmenler ve mülteciler de ülkemizin yönetmesi gereken düzensiz göç dinamiklerinin önemli bir unsurudur.

Değerli milletvekilleri, ülkemize gelen mültecilerle ilgili politika ve uygulamalarda ciddi sorunlar bulunduğu görülmektedir. Kayıtlı sığınmacıların barınma, sağlık, çalışma ve ailelerini geçindirme imkânı gibi temel hak ve imkânlara erişimi düzensiz durumdayken ya da düzensiz yollardan ülkeye girmeye ya da Yunanistan’a geçmeye çalışırken yakalanan göçmen ve mültecilerin fiziki tutulma koşulları; haklarında yürütülen idari işlemlerin, özgürlükten mahrumiyet, idari gözetim uygulamalarının hukukiliği ve mültecilik durumu olduğunu beyan edenlerin sığınma prosedürüne erişimi; sınır dışı kararlarının alınması ve uygulanması sürecinde uluslararası hukukun temel ilkelerinden olan kişinin zulüm göreceği bir ülkeye geri gönderilmemesi ve kişinin can güvenliğinin ve beden bütünlüğünün tehlikeye atılmaması ilkelerine riayet; özellikle refakatsiz çocuk, yalnız kadın gibi hassas grupların tespiti ve özel korunma ihtiyaçlarının karşılanması; sığınma, idari gözetim ve sınır dışı prosedürleri içinde bulunan kişilerin haklarında verilen kararlar ve maruz kaldıkları uygulamalarla ilgili etkin idari ve yargısal itiraz ve hak arama yollarının bulunmayışı olarak sıralanan sorunların temelinde birtakım yapısal eksiklikler bulunmaktadır. Ülkemizin yabancılar, düzensiz göç yönetimi ve iltica alanını düzenleyen yeterli bir mevzuat çerçevesi bulunmaması ve idareye tanınan yasalarla sınırlanmamış geniş idari takdir alanı; hâlihazırda alanı parça parça, kısmen düzenleyen çeşitli kanun ve yönetmeliklerin uluslararası standartların ve Anayasa’nın gerisinde kalması; hâlihazırda bu alanı yönetmekle görevlendirilmiş olan Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Hudut İltica Daire Başkanlığının kaynak, teşkilat yapısı ve uzmanlaşma eksikliklerinden dolayı büyük bir külfet altında bulunması; Emniyet Genel Müdürlüğünün görev tanımı gereği konulara dar güvenlik perspektifinden bakmasından dolayı ortaya çıkan keyfî, hukuka aykırı uygulamalar; her aşamada haklar ve sistemin ve uygulamaların denetimini sağlayacak yargısal denetim  mekanizmalarına erişim konularında hukuki bilgi ve desteğin eksikliği.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Mayıs 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal etmiş olan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı, Türkiye'nin yabancılar, göç ve iltica alanında özellikle beş yıldır Avrupa Birliği sürecinin de etkisiyle devam eden reform hazırlıklarında önemli bir merhale teşkil etmektedir.

Yabancıların çalışma izinlerini düzenleyen 4817 sayılı Kanun kapsamında yabancıların izin ve süreleri büyük önem taşımaktadır. Çalışma izinlerinin başvuru şekli, çalışma izin türleri, istisnalar, izin ve uzatma başvurularının değerlendirilmesi, çalışma izinlerinin geçerlilikleri gibi birçok önemli maddesinde 4817 sayılı Kanun yabancıların ikamet izinlerini ve ikamet sürelerini dikkate almaktadır. “Bağımsız çalışma izni”, “süresiz çalışma izni” veya yerleşik yabancılara uygulanabilen “istisnai izin” gibi izin türleri için yapılabilecek başvurularda yabancının ülkemizde kanuni ve kesintisiz ikamet şartı aranmaktadır.

Tasarı, yabancıların çalışma izinleri sistemine, daha önce ülkemizde çalışmalarına izin verilmeyen yabancılara çalışma hakkı verilmesi, çalışma izinlerinin ikamet izni olarak kullanılabilirliği, izinsiz çalışan yabancıların sınır dışı edilmelerinin hükme bağlanması gibi değişiklikler getirmektedir. Bakanlığın bu süreçte devlet dışı sivil aktörleri tartışma sürecine belirli ölçüde dâhil etmeye yönelik yaklaşımını demokratik gerekler bakımından son derece olumlu ve olması gereken bir örnek olarak değerlendirmekteyiz. Ancak yine de önemli birtakım eksikliklerin varlığı devam etmektedir. Tasarıdaki eksikliklerin başında, Avrupa dışından gelen mültecilere uzun vadede Türkiye’de kalma hakkı tanımayan coğrafi sınırlama politikasının muhafaza edilmesi gelmektedir. Ayrıca, tasarının sınır dışı etme kararı alınabilecekleri belirten ve 54’üncü maddesinde yer alan “Terör örgütü yöneticisi, üyesi, destekleyicisi veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi üyesi, destekleyicisi olanlar” fıkrasının tamamen kaldırılması gerekmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 59’uncu maddesine göre hâlihazırda bu suçlardan mahkûm kişilerin sınır dışı edilmesiyle ilgili Bakanlığa yetki verilirken, idarenin yargısal bir karar olmadan böyle bir yetkiyi ele geçirmesi hukuka aykırı bir durum oluşturacaktır.

Uluslararası korumaya başvuru yapacak kişilerle ilgili madde 64’teki düzenlemelerde, kişilerin valiliklere bizzat başvurmalarının yanında, yasal temsilci veya avukatla da başvuru yapabilmesinin önünün açılması gerekmektedir. Başvuru sahiplerinin, muhtemel sonuçlar, itiraz usulleri ve süreleri konularında vatandaşı olduğu ülkenin dilinde veya anladığı dilde kayıt esnasında bilgilendirilmesi gerekmektedir. Taslakta yer almasına rağmen tasarıya giremeyen kişinin anladığı dilde bilgilendirilmesi ilkesinin yanı sıra, tercümanlık faaliyetinin ücretsiz olacağının da yasada vurgulanması gerekmektedir.

Ben bu düşüncelerle Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Erzincan Milletvekili Sayın Muharrem Işık.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üçüncü bölüm üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, değerli milletvekilleri, bu yasa daha çok vatandaşlığa geçenler, göçle gelenler ve mültecilerin hakkında düzenlenmiş. Bu yasayı bizde içişleri Komisyonu olarak alt komisyonda görüştüğümüz zaman ortak kararla çıkardık. Tabii, özellikle benim burada söylemek istediğim bu yasayla ilgili: Mülteciler geldiği zaman veya vatansızlar geldiği zaman onlara muhakkak ki ilgi göstermemiz gerekiyor, bakmamız gerekiyor ama burada benim tek dikkat çekmek istediğim şey -Erzincan’a da Afganistan’dan mülteciler geldi, onlar da şu anda yerleştirilmeye çalışılıyor- sonuçta oraya devletin parası harcanıyor, bu vatandaşlara, gelenlere. Harcanması da gerekiyor ama yani şu bakış açısı benim hoşuma gitmiyor, vatandaşı da rahatsız ediyor: Orada sanki o gelen insanları -itiraz edebilirsiniz tabii- bir oy potansiyeli gibi görmeniz ve onları ona göre yönlendirmeye çalışmanız hoş bir şey değil diye görüyorum.

Tabii, burada göçler konuşulurken, vatansızlar, vatansız olanlar düşünülürken bir de yurdumuzun içindekileri düşünmek lazım. Zaten ortak çıktığı için yasa üzerinde de fazla bir şey söylememize gerek kalmıyor.

Şimdi, tabii, iç göçlerde en büyük sebeplerden bir tanesi işsizlik. İşsizlik dediğimiz zaman da ben biraz Erzincan’ın sorunlarından bahsetmek istiyorum burada ve tabii bu, Türkiye’nin sorunları aslında.

Sorunlardan bir tanesi -daha önce gündeme getirmiştim- bu Aras Elektriğin özelleştirilmesi. Buranın özelleştirilmesinin nasıl olduğunu anlatmıştık. Burada bir sürü sıkıntı vardı ama Danıştayın verdiği kararı ne yazık ki Danıştay İdari Dava Daireleri bozdu ve burada bozarken de çok ilginç bir şey söylüyor, diyor ki: “Yüzde 29,4 oranında burada kayıp kaçak var; dolayısıyla, bu kaçaktan dolayı, buranın özelleşmesi o alan firmaya büyük bir zarar getirir.” Oysaki görülen şeyde, Sayın Bakanın açıklaması var, teşekkür etmek için çıktığı turlarda, Çalık YEDAŞ için yaptığı konuşmada diyor ki: “Kayıp kaçak oranını yüzde 7,5 seviyesine indirdiniz, tüm dağıtım şirketlerinden bu başarıyı bekliyorum, sonunda böyle olması gerekiyor.”

Şimdi, buradan çıkan sonuç şu… Ben, bir kere şunu söyleyeyim: Erzincan’a ben kefilim; Erzincan’da hiç kimse hırsız değildir, elektrik çalmaz. Bu oranı kabul etmiyorum. Aynı şeyi Erzurum’un, Ağrı’nın, Ardahan’ın, Bayburt’un, Iğdır’ın, Kars’ın milletvekillerinden de bekliyorum ve ben, onlara da kefil olmak istiyorum, kefilim de; onlar da elektrik çalmazlar. Nereden kaçırılıyor, kim kullanıyor, kim şey götürüyor, onu bulsunlar, ona göre de şey yapsınlar ama vatandaşın hepsini… Danıştayın kararıyla “Burada, bu kadar kaçak var, bundan dolayı da özelleştirilmesi gerekir.” diyor. Hem de sendikanın verdiği araştırmaya göre, 3 katı satılması gerekirken üçte 1 fiyata satıldığı söyleniyor. Çok büyük bir alan. Dolayısıyla, bu şekilde gitti. Burada, tabii, bunun yapılmasıyla birlikte bir sürü işsizlik meydana gelecek, insanlar başka yerlere göç edecek, alacak firma o çalışanları, büyük ihtimal, çalıştırmayacak. Daha önce de Erzincan’da bir sürü genel müdürlük vardı, bunların kapatılmasıyla kaç kişinin göç ettiğini biliyoruz zaten.

Bir diğer konu: Tabii, Erzincan’da tarımdan dün bahsetmiştim. Burada, özellikle bu elektrik şirketinin özelleştirilmesiyle birlikte tarımda sulamada -dün söylemiştim, tekrar üzerine basa basa söylüyorum- büyük sıkıntılar meydana gelecek ve insanlar ekmeyecekler. Tabii, ekmeme konusunda zaten sizin böyle bir politikanız var, insanlara diyorsunuz ki: “Ekmeyin.” Bunu daha önce, 2003 yılında çok güzel yaptınız. Sayın Tarım Bakanımız da burada. O zaman, ekmedikleri hâlde insanlara “Siz getirin, tapuyu verin, biz size destekleme parası vereceğiz.” dediniz ve insanlara ektirmeden bir sürü para verdiniz. Tabii, paranın bir kısmının kimlere verildiğini de dün burada bahsetmiştim, o konuda da yapılması gereken şey var.

Burada işin ilginç tarafı, Amerika’da çiftçiye 9,5 sente elektrik satılırken Türkiye'de 19,5 sente satılıyor, çok daha pahalı fiyata ve bu yetmiyormuş gibi, yüzde 17 oranında kayıp kaçak bu tarımda sulamalarda harcanan elektriğe uygulanıyor hiçbir ilgisi olmadığı hâlde. İşte, TRT’ye kesilen para ekleniyor, belediyelere kesilen katkı payları hepsi bunların içine giriyor.

Tabii, yıllardır özellikle birkaç tane af çıkardınız ziraatla ilgili, bu afları çıkarırken elektrikle ilgili aflar da getirdiniz, Ziraat Bankasına borçları ertelediniz, tarım krediye borçları ertelediniz ama bunu ertelerken de hiçbir zaman için af…Bir sefer affettiniz, diğerleri af olmadı, tamamen yeni yapılandırmaya gittiniz. Vatandaş krediyle krediyi kapatmaya çalışıyor. Krediyle götürdüğü için de hep bankalara borçlu kalıyor. Tabii, bir yerde, bankalara borçlu kaldığı zaman size de borçlu kalmış oluyor yeni bir düzenleme beklediği için.

Tabii, elimde şu kadar evrak var. Bu evraklar ne? Bunların hepsi -yeni geldi ve hâlen de gelmeye devam ediyor- Erzincan’daki sulama birliklerini ya icraya verilmişler ya da icraya verilecek diye giden kâğıtları. Bunlar geldi, gerisi de gelecek büyük ihtimalle. Onları da sırası geldiği zaman tabii çıkarırız, böyle fırsat bulursak söyleriz.

Tabii, burada özellikle 1980 öncesinde -1980’den önceyi hiç beğenmiyorsunuz, gerçi ondan sonrasını da beğenmiyorsunuz da-biz dışarıdan aldığımızdan 7 kat fazla tarımla ilgili ürün satıyormuşuz ve bu yüzde 65’lik payıymış ihracatımızın. Ama şu anda, maalesef, biliyorsunuz ne kadar aldığımızı.Tabii, IMF’nin verdiği, o biraz önce söylediğim projeye göre siz çiftçiyi iyice bitirme projesi uyguladığınız için, mazotta örneğin son on yılda yüzde 300 artış olmuş. Mazot 2002’de 1,1 TL’ymiş; bugün, 2013’te 4,4 TL. 1975 yılında -o beğenmediğiniz yılda- 1 kilo buğdayla 1,08 litre mazot alınıyormuş; bugün, 2013’te 7-9 kiloyla ancak alınıyor. Niye 7-9 kilo diyorum? Çünkü 600 lira açıklasanız da bu çoğu zaman çok daha düştü, 400’e kadar buğdayını satanlar oldu. O kadar düştüğünü de biliyoruz zaten.

Tabii, bakıyorsunuz, saman fiyatının şu anda 600’le bin lira arasında değiştiğini biliyoruz. O 600’den satılan samanlar da kesinlikle hayvanlara verilmeyecek samanlar çünkü biçerle biçtikten sonra altında kalan toprağın çekilip patoza vurulmasıyla yapılmış, dolayısıyla onu da hayvan yiyemiyor, yiyen hayvanlar da zaten hastalıklı oluyor. 1980 yılında 85 milyon hayvan sayımız varmış, saman kıtlığı yokmuş ama bugün 2013, 45 milyon hayvan sayımız var, saman ithal ediyoruz.

Tabii, burada dikkat çekmek istediğim bir şey daha var. Fransa bize teşekkür ediyor, Sayın Bakanımıza şövalyelik nişanı veriyor. Bunu verirken de diyor ki: “Tarıma yaptığınız büyük desteklerden dolayı verdik.” Kimin tarımına destek yaptı da bunu verdiniz? Fransa diyor ki: “Biz burada sıkışmıştık, çiftçiler döküldü sokaklara, buğdaylarını döktüler, domateslerini parçaladılar, hayvanlarını şey yaptılar.” Biz o zaman Fransa’dan 2,5 milyarlık -yanlış söylemeyeyim- et ithalatı yapmışız, canlı hayvan almışız ya da etle ilgili ürünleri getirmişiz, dolayısıyla onları kurtarmışız. Fransa da teşekkür olarak bize onu vermiş, biz de sağ olun diyelim artık.

Erzincan’da en önemli sorunlardan bir tanesi de tulum peyniri. Tulum peyniri Türkiye'de 1 numaradır -hep Malatya’nın kayısısını övmeyeceğiz, biraz da Erzincan’ın tulum peynirini öveceğiz- ama ne yazık ki son yıllarda Erzincan’da tulum peynirinde büyük bir düşüş var. Bunun sebebi de şu anki, yeni çıkarılan yönetmelikle yapılamamasından dolayı sıkıntılar çıkıyor. Çünkü “Kaynatın.” diyorlar; Erzincan tulum peyniri, maalesef, kaynadığı zaman peynir oluşturmuyor. Hastalıktan bahsediyoruz. Brusella sonuçta şöyle bir hastalıktır: Peynir eğer üç ay tuluma bastıktan sonra bekletilirse, ondan sonra satılırsa brusella hastalığı kalmaz ve Tarım İl Müdürlüğünün yaptığı tüm çalışmalarda da üç ay bekleyen peynirlerin hiçbirinde brusellaya rastlanmadı.

Bir diğer konumuz: DOĞUSAN boru fabrikamız var. Yıllardır özelleştiriliyor ama her özelleştirmeden sonra iptal ediliyor, yeniden özelleştiriliyor. Burada çalışanlar da perişan. O kadar TOKİ konutları yapıyoruz, TOKİ’lere yani bir madde konulacak “Kiremit kullanın.” diye ve DOĞUSAN da kurtulacak, Erzincan’da iş sahası açılacak ama ne yazık ki olmuyor.

Burada bizim kafamızda borsa spekülatörleri var. Geçen seferki şeyde 4 firma girmişti ve bu 4 firma 300 bin dolarını yakarak hepsi vazgeçtiler ve yeniden özelleştirildi, tekrar gidiyor. Biz o zaman diyoruz ki, burada bu borsanın spekülatörleri çıkıp bir şey yapıyorlar, büyük ihtimalle götürüyorlar. Bu kadar parayı niye yakıyorlar? Yazılar yazdım, bütün bakanlıklara soru önergeleri verdim, ilgili bakanlığa yazı yazdım. Bize verilen cevap maalesef olumlu değil. “Biz inceliyoruz” diyor, tekrar açtırıyorlar. Ya kapatın ya da gerçekten burada eğer birileri zengin oluyorsa buna alet olmayın.

Tabii, biz hafta sonu Adıyaman’daydık. Adıyaman’ı konuşmadan geçemem. Arkadaşlar kabul etmese de biz, artık Adıyaman’ın milletvekiliyiz. Adıyaman’daki sorunlar neler?

Atatürk Barajı yapıldıktan sonra Adıyaman’ın doğuyla olan irtibatı kesilmiş. Yıllardır Adıyaman’da Nissibi köprüsü yapılacak diye vaatlerde bulunuluyor, ancak hâlâ Adıyaman’ın doğuyla, güneydoğuyla olan irtibatı sağlanamıyor.

Adıyaman ilimizin yüzde 60’ı çiftçilikle, tarımla uğraşmaktadır. Sulanabilir arazilerin ancak yüzde 16’sı sulanabilmektedir. Adıyaman ilimizin en büyük geçim kaynağı –bu, tarımla uğraşırken- tütün ekmekti. Bilindiği gibi, tütün ekimi 2000 yılından beri yasaklandı, ekilmiyor ancak sulu tarıma da geçilmediği için yurttaşlarımız, Adıyaman vatandaşları Türkiye’nin her tarafına ırgat işçi olarak gitmektedirler.

“Son zamanlarda, tekstil merkezi, ancak teşvikle -Adıyaman’da yeri çok önemlidir ama- son zamanlarda yapılan teşvikteki indirimlerle bu da gitti.” deniliyor.

AKP, biliyorsunuz son on yıldır Türkiye’de en çok oyu Adıyaman’da almaktadır yani Adıyaman genellikle ilk üç ile girmektedir ama buna rağmen, duble yollar olsun, diğer şeyler olsun, Adıyaman hiçbir şey alamamaktadır.

Elimizde bir Nemrut Dağı kaldı, onu da Malatya’ya vereceksiniz. Adıyaman’da yoksulluk var, işsizlik var, açlık var, sefalet var. Adıyaman halkının gündeminde 4+4+4 yoktur. Halkımızın gündeminde böyle garabet yasalar yoktur. Halkımız aş istiyor, iş istiyor.

Bir de Adıyaman’da şöyle bir konu gündeme geldi özellikle -Ahmet Bey burada yok ama- Ahmet Aydın Bey ile ilgili: İllaki bir okulun başka bir tarafa yapılmasını istiyormuş ve bunun için orada baskı yapıyormuş. Bu konuda uyarmak istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Böyle ayrım yapmasınlar, çünkü siz oya göre iş yaptığınıza göre, artık bizim 51 bin oyumuz da sizin oldu, o zaman hizmeti götürmenizi bekliyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına Uşak Milletvekili Sayın Dilek Akagün Yılmaz.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi İnternet’e AKP’nin anayasa önerilerinin neler olabildiği sınırlı bir şekilde düştü. Bu konuyla ilgili görüşmek üzere ben söz almış bulunuyorum.

Şimdi, Anayasa Uzlaşma Komisyonun ilk kurulduğu aşamada, hepinize hatırlatmak isterim ki, öncelikle dendi ki: “Her partiden oy oranına bakılmaksızın 3’er kişi alınacak ve 12 kişinin hepsinin de oyları eşit olacak. Oy birliğiyle verilmeyen hiçbir önerge kabul edilmeyecek, hatta Meclisin Genel Kurulunda dahi değiştirilemeyecek. Eğer bu şekilde bir anlaşmaya varılamazsa, böyle bir mutabakat sağlanamazsa bu Komisyon lağvedilecek.” Aynı zamanda bu Komisyonun çalışmasının herhangi bir zaman sınırlamasına tabi olmayacağı da söylendi. Bu sözler verildi, bu sözler hepimizin gözü önünde verildi, bütün partilerin milletvekilleri bunları duydu, halkımız bunu duydu ama ondan sonra -bundan iki ay kadar önce- Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Başbakan dedi ki: “Yeter artık, benim sabrım taştı, iki aya kadar bu Komisyonun çalışmasını bitirirsiniz bitirirsiniz, bitirmediğiniz takdirde de biz yolumuza devam ederiz.”

Sayın Başbakan yürütmenin başıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi kuvvetler ayrılığı çerçevesinde kendi iradesine sahip olması gereken bir organdır. Burada Sayın Cemil Çiçek’in şunu demesi gerekiyordu: “Sayın Başbakan, siz Türkiye Büyük Millet Meclisine talimat veremezsiniz, siz Türkiye Büyük Millet Meclisini vesayet altına almazsınız.” demesi gerekiyordu, eğer gerçekten Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanı olsaydı Sayın Cemil Çiçek. Ama tüm bu sözlerin unutulmasına rağmen Sayın Cemil Çiçek de hiçbir şekilde bunları hatırlatmadı, bu vesayeti kabullendi ve dedi ki: “Çalışmaları hızlandırın.” Aksi takdirde B ve C planlarının da gündeme gelebileceği söylendi. Daha sonra yani daha iki, üç gün önce yine Sayın Başbakan dedi ki: “31 Mart son gündür. Artık bundan sonra kiminle biz yaparsak… Hangi parti gelirse onunla yaparız, olmadığı takdirde BDP’yle yaparız.”

Sadece BDP’yle değil arkadaşlar, Abdullah Öcalan’ın konuşma tutanakları biliyorsunuz basına yansıdı. Orada Abdullah Öcalan anayasayla ilgili bazı görüşlerini bildirdi, hatta bir vatandaşlık tanımı da yaptırdı, nasıl bir vatandaşlık tanımı olması gerektiğini anayasada, bunları anlattı. O zaman gördük ki aslında müzakereler Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonunda olmuyormuş, aslında müzakereler İmralı’da Abdullah Öcalan’la yapılıyormuş; bunu gözlemledik. Ne yazık ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin şerefli vekilleri olarak içimiz titredi, gerçekten böylesi bir duruma düşürülmesi hem Meclisin hem devletin çok acı bir şeydi. Ne yazık ki böylesi bir olayı biz 24’üncü Dönem milletvekilleri olarak yaşamak durumunda kaldık.

Şimdi, nedir o zaman Abdullah Öcalan’la yapılan pazarlığın sonuçları? Bunun şöyle bir şey olduğunu hepimiz gözlemledik: Başkanlık sisteminin tartışılabileceği, bunun karşısında da özerk bölge yönetimlerinin kabul edilebileceği söylendi. Aynı şeyi Anayasa Uzlaşma Komisyonunda Altan Tan söyledi; “Biz bunu tartışabiliriz, siz de bölge meclislerine ‘Evet’ derseniz.” Yani eyalet sistemine, yani federasyona “Evet” derseniz. Ee, bu şeylere “Evet” dedi ki Tayyip Erdoğan, o zaman dedi ki: “Eyalet sistemine neden karşı çıkılıyor, ben bunu anlamıyorum. Eyalet sistemine ‘Evet’ denilebilir zamanı geldiğinde.” Yani halkımıza bu akil adamlarla bazı şeyleri kabul ettirmeye çalıştığında “Eyalet sistemine de ‘Evet’ denilebilir.” dendi. Yani bir taraftan Abdullah Öcalan, bir taraftan yandaş medya bastırıyor “Türk milleti ve Türk vatandaşlığını çıkartın.” diye. Biz bugün öğrendik ki Türk milleti ve Türk vatandaşlığı AKP’nin önergelerinde yok. Atatürk milliyetçiliği AKP’nin önergelerinde yok. İlk 3 maddenin değişmezliğine ilişkin 4’üncü madde AKP’nin önergelerinde yok. 174’üncü madde, devrim kanunları, AKP’nin önergelerinde yok. Eğitim dilinin Türkçe olacağına dair AKP’nin herhangi bir önergesinde herhangi bir düzenleme yok. Aynı zamanda, laiklik ilkesinin korunmasına ilişkin, din esasına dayalı devlet sisteminin oluşturulamayacağına dair önergesinde herhangi bir şey yok AKP’nin. AKP’nin önergesinde ne var? Özerk bölge yönetimlerine karşı başkanlık sistemi var. Hepinizi ikna etmek üzere, başkanlık sistemine ilişkin bazı broşürlerin çıkartıldığını ve sizlerin ikna edilmeye çalışıldığını görüyoruz arkadaşlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP ÖZEL (Isparta) – İkna olduk!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – İkna olmuşsunuz gibi görünüyor ama bir de ikna olmayanlar var.

İHSAN ŞENER (Ordu) – İknaya ihtiyacımız yok.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yılmaz. Çok teşekkür ederim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Bu ülkenin otoriter teokratik bir diktatörlük hâline dönüşmemesi için, bu ülkenin bölünüp parçalanmaması için...

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – ...Cumhuriyet Halk Partisi olarak sonuna kadar direneceğimizi bilmenizi isterim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydın, buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın görüşülen kanun tasarısının üçüncü bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, dünden beri Adıyaman bir hayli bu kürsüde konuşuldu yokluğumuzda. Onu ifade edeyim öncelikle.

Tabii Adıyaman’a gitmelerinden dolayı bizler memnuniyet duyduk. Keşke her daim Adıyaman’ı, doğuyu, güneydoğuyu, her tarafı gezebilseler ve görebilseler. Ama, Adıyaman’daki o güzellikleri burada anlatmalarını ben istirham ederdim, isterdim. Tabii “Adıyaman’a bir şey yapılmadı.”, “Adıyaman kötü.” gibi birtakım ifadeler kullanıldı.

Ben şunu söyleyeyim: Değerli arkadaşlar, Adıyaman, 2002 yılında AK PARTİ iktidara geldiğinde, kamudan aldığı yatırım oranında 81 il arasında 68’inci sıradaydı. Şu an gelinen noktada, Adıyaman, kamudan aldığı yatırım oranında 13’üncülüğe çıktı 81 il arasında. Yani, amatör ligden, Adıyaman şampiyonlar ligine çıktı.

Bir başka husus, 2002 tarihinde, gene, yıllık, Adıyaman’ın kamudan aldığı yatırım tutarı 10 milyon iken şu anda, yıllık, kamudan aldığı yatırım tutarı 300 milyona çıktı.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, konuyla hiç alakası yok.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Okullarıyla, hastaneleriyle, eğitim imkânlarıyla, üniversiteleriyle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın arkadaşlar, Ahmet Bey iyi bir tüccar, bilginiz olsun. Alışverişte, transferde iyidir, bilginiz olsun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – …Adıyaman da gelişiyor, Türkiye gelişiyor ve AK PARTİ’yle birlikte büyüme, kalkınma daha da iyi olacak.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

BAŞKAN – Üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, üçüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Ahmet Bey’i kutluyorum, Grup Başkan Vekilini. İyi bir tüccardır kendileri, belirtmek isterim.

BAŞKAN – Evet. İyi, belirttiniz.

61’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Pazarlıkta kuvvetli Ahmet Bey, haberiniz olsun.

BAŞKAN – Madde 62’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Pazarlıkta, iyi pazarlıkta, fiyatı çabuk düşürüyor.

BAŞKAN – Madde 63’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 64’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 65’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 66’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 67’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 68’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 69’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 70’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 71’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 72’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 73’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 74’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 75’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 76’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 77’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 78’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 79’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 80’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 81’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 82’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 83’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 84’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 85’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 86’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 87’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 88’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 89’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 90’ı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi dördüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Dördüncü bölüm 91 ila 112’nci maddeleri kapsamaktadır.

Dördüncü bölüm üzerinde söz isteyen?

MEHMET ERSOY (Sinop) – Yoktur!

BAŞKAN – Var, var…

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Ali Serindağ.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, 24’üncü Dönem çok verimli; çok iyi tüccarlarımız var, pazarlıkta kuvvetli, her malın değerini bilen…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, şimdi hatibi dinleyelim isterseniz.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüştüğümüz tasarı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, sürekli dile getirdiğimiz bir konu var, bu temel kanun meselesi. Şimdi görüştüğümüz tasarı, temel kanun olarak görüşülebilir. Niye? Belli bir alanı sistematik olarak düzenliyor. Biz buna itiraz etmiyoruz, ama siz, torba kanunları bile, efendim hiç birbiriyle ilgisi olmayan maddeleri içeren metinleri bile temel kanun olarak buraya getiriyorsunuz ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesine ipotek koyuyorsunuz. Biz iyiye iyi, kötüye kötü diyoruz. Bu tasarı iyi hazırlanmıştır, iyi dizayn edilmiştir, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine hazır ve hazırlanmış olarak gelmiştir. Ben, bu konuda emeği geçen arkadaşlarımı kutluyorum.

Değerli arkadaşlarım, göç, önemli bir mesele. Göç nedir? Göç, kalıcı bir değişimdir. Göçü teşvik eden, göçü zorunlu kılan bazı nedenler var. Bazı faktörler göçe sebep olur, bazı faktörler göçün alınmasına sebep olur. Gerçi biz dış göçü görüşüyoruz ama hem iç göç hem dış göç belli bazı faktörlerin etkisinde. Ne yapmak lazım? O faktörleri azaltmak lazım. O zaman, ülkeler arasındaki dengesizliğin giderilmesi lazım. Ülkeler arasında böyle gelişmişlik farkı var oldukça siz dış göçü önleyemezsiniz.

Bakın, Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2012 yılında, 230 milyon insan doğduğu yerin dışında bir yerde yaşıyor. Yani, 230 milyon insan göçmen. Biz, bu insanların nasıl yaşadığını az çok tahmin ediyoruz. Niye? Bizim ülkemiz hem göç alan bir ülke, zaman zaman da göç veren bir ülke. Bizim yurt dışında 5 milyonu aşkın vatandaşımız var. Onlar da bulundukları yerde göçmen olarak yaşıyorlar. Biz, Türkiye olarak, göçmen sorunlarına o nedenle ilgi duymak zorundayız ve bu alanda da uluslararası çalışmalara önderlik yapmak zorundayız değerli arkadaşlarım. Ve son yılda da 72 milyon insan evini terk etmiş dünyada. 72 milyon insan göç etmek zorunda kalmış. Hiç kimse ama hiç kimse zorunlu bir neden olmadıkça doğduğu toprakları terk etmek istemez, kim olursa olsun. O zaman, nedir? Bu nedenleri ortadan kaldırmamız lazım.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, Suriye’den, oldukça fazla miktarda, biz, sığınmacı alıyoruz. Şu anda, Suriye’den Türkiye’ye gelen 285.984 kişi ve bunların 93 bini geri dönmüş değerli arkadaşlarım. Yani, 93 bin insan gelmiş ve tekrar geri dönüyorsa, o zaman, bu gelen insanların tümü oradaki şiddet ortamından, savaş ortamından kaçan insanlar değil. Bunu bizim düşünmemiz lazım. O zaman, bunlar niye geldi? Bunun üzerinde durmamız lazım. Yani, tekrar ediyorum, 100 bine yakın insan, savaş ortamından kaçtığını iddia ederek buraya geliyor, oradaki ortam daha stabil bir hâle gelmeden, tam tersine oradaki şiddet ortamı gittikçe daha da şiddetlenirken insanlar geri dönüyor. Niye? Demek ki gelenler, sadece şiddet ortamından kaçarak gelmediler. Nereden geldiklerini de bilmiyoruz. Diyorlar ki: “Biz Suriye’den geldik.” Ne bilelim Suriye’den geldiklerini. Bilmiyoruz çünkü beyana göre karar veriyoruz. Ve şu anda, Gaziantep’te kamplarda 30.649 sığınmacı var. Dikkatinizi çekiyorum, Şanlıurfa’da ne kadar var biliyor musunuz? 90.532. İki kamp var; Viranşehir’de ve Ceylânpınar’da, iki kampta toplam 90 bin. Değerli arkadaşlarım, bunlar kayıt altına alınanlar. Bir de kayıt dışı olanlar var, kaydı kuydu olmayanlar var, kim oldukları bilinmeyenler var, ne yaptıkları bilinmeyenler var, kiminle irtibatlı oldukları bilinmeyenler var. Biz, bunlarla ilgili herhangi bir bilgiye sahip değiliz.

Geçenlerde de ifade ettim: Kilis’te, şu anda, Kilisli nüfusundan daha fazla Suriyeli var. Tüm tabelalar Arapça. Gaziantep’te, şu anda 40-50 bin Suriyelinin bu kampların dışında yaşadığı ifade ediliyor. Ne yapmış Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı? Efendim “Altı aydan fazla ikamet izni olanlar işveren istediği takdirde bazı kayıtlamalardan ari olarak çalıştırılabilirler.” diye talimat göndermiş. Şimdi, zaten bu iş yerlerinde çalışanların büyük çoğunluğu pasaportla girmiş değil. Pasaportla girmemişse zaten ikamet izni alamaz, ikamet izni yoksa çalışamaz. Demek ki nedir bu? Bu çalıştırılanlar pasaportla girenlerin dışında çalışanlardır. Bu, ne yapıyor? Haksız rekabet yaratıyor. Gaziantep’te işsizlik oranı TÜİK’in rakamlarına göre yüzde 16,8. Biz onlara istihdam imkânı sağlamamışken, onları istihdam edemiyorken, onlara iş veremiyorken bir de Suriyeliler çıktı başımıza.

Şunu ifade edelim: Ülkemize sığınan insanlar varsa, ülkemize gelen insanlar varsa elbette onlara insanlık elimizi uzatacağız, onda hiç şüphe yok ama biz onları davet etmeyeceğiz. Türkiye, maalesef, izlediği yanlış politika sonucu, oradaki insanları buraya davet etti. Olaylar çıkmadan evvel Kilis’te konteyner kent inşa edildi. “Gelin.” dedi, “Ne kadar çok gelirse gelsinler.” dedi. Niye? “Efendim, mülteci sayısı veya sığınmacı sayısı 100 bini aşarsa yeni bir konsept geliştirilebilir.”

Değerli arkadaşlarım, öyle değil. Uluslararası ilişkiler böyle basit mukayeselerle olmaz. O zaman, değerli arkadaşlarım “Gelsin.” demek çare değildir, davet etmek çare değildir. Çare nedir? İnsanları bulunduğu yerde mutlu kılmaktır. İnsanları bulunduğu yerde biz mutlu edebiliyorsak, onların mutluluğuna katkı yapabiliyorsak bizim en büyük faydamız onlara olmuş olur. Ama insanları bulunduğu yerden başka yere davet etmek, bunun üzerinden başka politikalar geliştirmek onlara iyilik değildir, onlara kötülüktür değerli arkadaşlarım.

Şimdi, Gaziantep, tabii, bundan çok zarar görüyor. Demin, Sayın Bakana -Sayın Bakan da buradayken- söyledim: İslâhiye’de ve Nizip’te, diğer ilçelerde de sulu tarım yapılmıyor, enerji fiyatları yüksek. Demin, Nizip’ten bir vatandaşımız aradı, diyor ki: “Bize zeytin için teşvik primi verdiler, biz zeytin ağacı diktik ama şimdi zeytinyağını satamıyoruz, 5,5 liraya zeytin yağını satamıyoruz. Madem biz bu zeytinyağını satamayacak idiysek e, neden bizi teşvik ettiler?” Değerli arkadaşlarım, bu sorunları bir bütün olarak bizim göz önüne almamız lazım.

Kısaca, göç zor bir alandır. Kendi davetleriyle Avrupa ülkelerine giden yurttaşlarımız bile orada çok büyük zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Orada pek çok ırkçı saldırılara maruz kalmaktadırlar bizim vatandaşlarımız. Bana göre, bize göre, sadece yurdumuza gelen, yurdumuzda kalan ve yurdumuzdan çıkış yapacak olanlarla ilgilenmemiz yetmez. Asıl bizim ilgilenmemiz gereken başka bir konu, yurt dışında bulunan göçmen vatandaşlarımızın orada mutlu olmalarını sağlayacak tedbirleri alacak şekilde o ülke hükûmetleriyle ilişkilerimizi geliştirmektir. Bizim oradaki vatandaşlarımızın entegrasyon sorunları var, başka sorunları var, yurttaşlık sorunları var, vize sorunlarımız var her şeyden evvel. Şimdi, Sayın Hükûmet çıkıyor, diyor ki: “Efendim, biz, bugün Tanzanya’yla vize muafiyet anlaşması imzaladık.” yok “Kenya’yla vize muafiyet anlaşması imzaladık.” Siz, Almanya’yla yapabiliyor musunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Rusya’yla da yaptık.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Almanya’yla yapabiliyor musunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yapacağız, yapacağız.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – İngiltere’yle yapabiliyor musunuz? Fransa’yla yapabiliyor musunuz?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Az kaldı.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Onlardan haber verin. Yoksa zaten, efendim, bizim ülkemiz açısından önem arz etmeyen ve çok az uluslararası ilişkilerimizin olduğu ülkelerle vize muafiyet anlaşması önemli değildir. Önemli olan, bizim yurttaşlarımızın gittiği ülkelerde onları iyi karşılayacak, rahat bir ortamda onları misafir edecek ortamı sağlayacak tedbirleri almak için o hükûmetlere baskı yapmamız lazımdır, yoksa hamaset nutuklarıyla olmaz.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı çıkıyor, diyor ki: “Efendim, imparatorluk refleksiyle bu işi halledebiliriz.” Başka bir meseleye geçiyorum. Nedir bu imparatorluk refleksi Allah aşkına, düşündünüz mü? Osmanlı İmparatorluğu 1699 Karlofça Antlaşması’ndan sonra gerileme devrine düştü. Tamam mı? Geriledi. 19’uncu yüzyılda Osmanlı Devleti’ni çöküntüden kurtarmak için insanlar çare aradılar. Eyalet rejimini bıraktılar, 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında il sistemine geçtiler, 1864’te Vilayet Nizamnamesi’ni çıkardılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, siz geri gidiyorsunuz, ileri gitmiyorsunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Serindağ.

Şahıslar adına, Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İçinde bulunduğumuz hafta Kanser Haftası ve kanser hastaları açısından çok önemli gördüğümüz bir sıkıntıyı dile getirmek durumundayım ama bu sıkıntı noktasına nasıl geldik önce onu anlatalım.

2002 yılıyla bugünü sürekli karşılaştıran Hükûmet, sürekli sağlıkta memnuniyetin arttığını, hastaların eskiye göre sağlığa erişiminin ve ilaca erişiminin daha iyi olduğunu ifade ediyor. Bu, 2002 yılından sonraki birkaç yılda ve 2007 yılına kadar belki doğruydu. Zaten, o zamanlar sürekli memnuniyet anketleri yayımlanıyordu ama 2008’den bugüne kadar, TÜİK yapmış olduğu bu çalışmaları yayımlamıyor ve Sağlık Bakanlığı artık sunumlarında en son 2008’i belirtiyor.

Çok net olarak söylemek gerekir ki: Çok kötü bir sistemin ardından, hangi hükûmet gelecek olsa, atılması gereken, Türk Tabipleri Birliğinin, Türk Eczacıları Birliğinin, Türk Diş Hekimleri Birliğinin konuyu rapor ettiği, hatta uzun süre üzerinde müzakere ettikleri serbest eczanelerden ilaç alınması, tüm hastaların tüm hastanelere ayrımsız olarak gidebilmeleriyle ilgili önceki hükûmetle protokol noktasına gelmiş olan ama ardından ortaya çıkan önce ekonomik, sonra siyasi krizler sonrasında bu Hükûmetin dönemine denk geldi bu. Bununla övünüyorlar ve diyorlar ki: “Biz, sağlıkta devrim yaptık.” Oysaki yapılan işin ne devrimle ne değişimle ne olumlu bir dönüşümle ilgisi yok. Sadece kokuşmuş, çürümüş ve değişmek mecburiyetinde olmuş ve kendi değişim dinamiklerini hazırlamış olan bir mesele kendi dönemlerine denk geldi.

İlaç fiyatlarını düşürmekle övünüyor Hükûmet sık sık. Oysa bütün dünyada ilaç fiyatları düşüyor, yaşlanan ilaç ucuzluyor. Benim mahallemdeki bakkal yan mahalledekinden daha pahalıya ekmek satamaz çünkü onu emsal gösteririm. Dünyadaki bütün ülkelerin sağlık sistemleri referans fiyat sistemi uygulamasıyla, gelişen elektronik ve İnternet erişiminin yarattığı imkânlarla birbirlerindeki fiyatları gösteriyorlar ve domino etkisi ile tüm dünya üzerindeki fiyatlar düşüyor.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Yatak yok, doktor yok!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Hep bu olumlulukları kendisine mal eden AKP Hükûmeti, sadece fiyat odaklı tedbirlerle baktığı için, ilaç sanayisiyle arasında ağır bir diyalogsuzluk yaşadığı için, Türk Tabipleri Birliği, Eczacıları Birliği, Diş Hekimleri Birliği gibi birlikleri birer paydaş olarak görmediği, onları sadece kendilerinin önünde birer engel teşkil eden figüranlar olarak gördüğü için, kimseyi dinlemiyor ve geldiğimiz noktada biz hep söylüyoruz “Sağlıkta sıkıntı büyük, üniversite hastanelerinde sıkıntı büyük, devlet hastaneleri eskiyi arar noktaya gelmiş durumda, kapasite artırımı noktasında gerekli tedbirler alınmadı.” diye ama gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerek –yapılabilirse eğer- Sağlık Komisyonu toplantılarında ifade ettiğimiz bu meseleye en son Radikal gazetesi bir muhabir görevlendirdi. Radikal gazetesinden Sayın İdris Emen, bir hastaymışçasına “Bakalım ne yapabiliriz?” diye yola çıktı ve ortaya çıkan durum şu, 1 Nisan tarihinde de bunu haberleştirdi, diyor ki: “Ultrason için bir yıl sonraya gün verdiler, MR için dört ay sonraya gün aldık, on beş gün boyunca randevu için telefonda uğraşmaya çalıştık, o çok övünülen randevu sistemine ulaşamadık. On beş gün sonra, randevu aldık, gittik. Çekilecek olan filmin ilacını eskiden hastane karşılıyordu ama ‘3 kutu ilaç ve 3 tane CD alın, gelin’. dediler. Kullanılacak CD’ye bile hastanenin parası yok, onu bile bizden istedi.” diyorlar. Lütfen, 1 Nisandaki haberi açın, okuyun. Ve “CD’yi doldurdular. Gittiğimiz yerde bu CD’yi okuyacak program olmadığı için boşu boşuna o kadar MR çektirdik. CD okunamadan teşhis ve tedavi başladı.” diyor.

Ve bir başka nokta “hasta limit aşımı” diye bir mesele. 400 lira tutmuş hastasının tetkikleri ve demişler ki: “SGK’nın bize verdiği on günlük limiti doldurduk, ya bekleyin, bir sonraki on gün sonra gelin, eğer doktor ‘Durumunuz acil.’ diyorsa 400 lirayı cebinizden ödeyin.”

AKP gelmeden önce, sadece ilaç katılım payı ödeniyordu yüzde 10, yüzde 20, şimdi buna da ilave olarak muayene katılım payı ödeniyor 5 lira devlette, 12 lira özelde. Reçete ücreti ödeniyor 3 lira, eş değer ilaç farkı ödeniyor, en ucuz ilacın yüzde 10 pahalısına kadar ödeniyor; onun dışındakini gazi de ödüyor, onun dışındakini raporlu da ödüyor, onun dışındakini 65 yaşın üstündeki kişiler de ödüyor. Kişi başına ilave 1 lira ücret, özel hastane fark ücreti yüzde 90, tetkik fark ücreti “Erken muayeneye geldin.” fark ücreti, öncelikli tetkik ücreti, istisnai sağlık hizmetleri ücreti.

Bunların hepsini bir kez daha yüce Meclisin bilgisine sunuyorum. Sağlıkta masal bitti, artık gerçek eskisinden de fecaat durumdadır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Dördüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, dördüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

91’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 92’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 93’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 94’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 95’te bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

310 Sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 95. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               İzzet Çetin                              Veli Ağbaba                            Celal Dinçer

                  Ankara                                    Malatya                                   İstanbul

       Malik Ecder Özdemir                     İhsan Özkes                    Mehmet S. Kesimoğlu

                   Sivas                                     İstanbul                                  Kırklareli

(1) Başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişinin, barınma ihtiyaçlarını kendisinin karşılaması esastır.

(2) Genel Müdürlük, başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişinin barınma, iaşe, sağlık, sosyal ve diğer ihtiyaçlarının karşılanacağı kabul ve barınma merkezleri kurabilir.

(3) Merkezlerde özel ihtiyaç sahiplerinin barındırılmasına öncelik verilir.

(4) Kabul ve barınma merkezleri, valilikler tarafından işletilir. Genel Müdürlük, merkezleri, kamu kurum ve kuruluşlarıyla, Türkiye Kızılay Derneği veya göç alanında uzmanlığı bulunan kamu yararına çalışan derneklerle protokol yaparak işlettirebilir.

(5) Kabul ve barınma merkezi dışında ikamet eden başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler ve aile üyeleri bu merkezlerdeki hizmetlerden yararlandırılabilir.

(6) Kabul ve barınma merkezlerinde sağlanan hizmetler, satın alma yoluyla da yürütülebilir.

(7) İmkânlar ölçüsünde merkezlerde kalan ailelerin bütünlüğü korunur.

(8) Göç alanında uzmanlığı bulunan ilgili sivil toplum kuruluşu temsilcileri, Genel Müdürlüğün izniyle kabul ve barınma merkezlerini ziyaret edebilirler.

(9) Kabul ve barınma merkezlerinin kurulması, yönetimi ve işletilmesiyle ilgili usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERSOY (Sinop) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Tabii, konuşmayacaktım ama Sayın Grup Başkan Vekili bir şeyler söyleyince konuşma gereği duydum. Konumuz da göç, göçle ilgili konuşmamız gerekiyor.

Aslında konuştuğumuz, tartıştığımız konu göçe çok yakın bir konu. Bir transfer meselesi konuşuluyor günlerdir. Göç de -biliyorsunuz- bir yerden bir yere transfer olmak ama bu transfer göçte… Göç zorunlu sebeplerle yapılıyor, transfer bazen ahlaksızca yapılabiliyor. O nedenle, göçle de çok karıştırmamak lazım. Göç bazen… Örneğin, Adıyaman’ı da en fazla ilgilendiren mesele göç.

Arkadaşlar, Adıyaman deyince akla, yiğit insanlar gelir, doğru insanlar gelir, ahlaklı insanlar gelir. Maalesef, zaman zaman, imajı bozulacak şeyler yapılıyor. Adıyaman deyince maalesef, akla, çok üzülerek söylüyorum Türkiye’de ırgat gelir, ırgat, ırgat.

Sayın Grup Başkan Vekili biliyor mu bilmiyorum, Adıyaman en fazla göç veren illerden birisi. Nereye göç veriyor? Fındık mevsiminde Giresun’a, Ordu’ya, Niğde’ye; maalesef, kayısı zamanında Malatya’ya.100 bine yakın insan Malatya’da ırgatlık yapıyor. Tuzu kurular bilmez, transferle bir yere gidenler bilmez, haberleri olmaz ama maalesef, Adıyamanlı yoksul insan, Adıyamanlı fakir insan, Adıyamanlı onurlu insan bir yerlere satılmak yerine, gider, emeğiyle, alnının teriyle çalışır, kazanır, yaşamını idame ettirir. Dik durur yani dik durur, adam olur Adıyamanlı; Adıyamanlı, adamdır çünkü. Şimdi, hiçbir şeye satın alamazsınız Adıyamanlıyı. Adıyamanlıyı, adam olan Adıyamanlıyı hiçbir değere… Hiçbir değere karşılık veremez Adıyamanlı.

Ben size söyleyeyim: Adıyamanlı gider, yazın sıcağında, sabahın beşinde kalkar yatağından, çoluğuyla çocuğuyla gece ona kadar Malatyalı üreticinin yanında ırgatlık yapar; gider, günlerce Ordu’da, Giresun’da alnının teriyle adam gibi ırgatlık yapar, çoluğunu çocuğunu geçindirir. Adıyamanlı, hiç kimse kusura bakmasın, kendini pazarlık konusu yapmaz. (CHP sıralarından alkışlar) Yapmaz, yapmaz! Niye yapmaz? Çünkü Adıyamanlı… Ha, diyeceksiniz ki böyle bir şey olabilir mi Adıyaman’da? Olmaz ama maalesef, böyle, yüz binde 1, beş yüz binde 1 ihtimal çıkabiliyor. Bundan herkesin utanç duyması lazım.

Can Yücel ne diyor arkadaşlar? “Ne yaman zor imiş yonca yolması, bizim memlekette adam olması.”

Bir şey daha diyor Sevgili Can Yücel: “Ah be dünya, sen dönüyorsun onu anladık da bu insanlar senden daha hızlı dönüyor, hem de ortada hiçbir yörünge yokken.” Bunu Can Yücel demiş.

Değerli arkadaşlar, bu konu, bu mesele siyasette… Siyaset ahlaklı olmayı gerektirir, siyaset etik değerlere saygılı olmayı gerektirir.

Bakın, Adıyamanlı diyor ki… Adıyaman’a niye gittik?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Kayısı satmaya!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Adıyaman’a 51 bin tane oyun nasıl pazarlandığını, 51 bin insanın… Bakın, bir şey seçiyorsunuz, A’ya veriyorsunuz, B çıkıyor. E, şimdi, böyle bir… Sizin “Ayıp” demeniz lazım, utanmanız lazım. Bu işe alet olan herkesin utanması lazım, herkesin utanç duyması lazım, ahlakı olan herkesin utanç duyması lazım. 51 bin tane oyu satın alamazsın sen. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Satın alınan bir şey yok.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bağırma! Bağırma!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bağırmayacaksın sen, bağırmayacaksın! Recep Özel… Recep Özel, bak, bir şey söyleyeyim ben size. Öyle bağırarak olmaz bu meseleler, bağırarak olmaz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ben diyorum ki… (AK PARTİ sıralarından “Doğru konuş” sesleri, gürültüler)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ben doğru konuşuyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Adıyamanlı olmak, adam olmaktır diyorum. Adıyamanlı olmak, hiçbir pazarlığın içerisine girmemektir diyorum. Varsa itirazın, söyle. Adıyamanlı yoksul, Adıyamanlı 51 bin tane oy vermiş.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bağır, bağır!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Böyle bir şey var mı? 51 bin tane oy vermiş, alıp götüreceksin! Ondan sonra etik değerleri savunacaksın, ondan sonra ahlaklı olmayı savunacaksın! Geç onu! Böyle bir  şey yok! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Utanacak birileri varsa bu transferde aracılık edenlerdir. Utanacak birileri varsa bu transfere alet olanlardır.

Ben diyorum ki Ahmet Bey iyi bir tüccar. Yorumunu siz yapın değerli arkadaşlar. Yorumunu siz yapın ama bakın, bu tarihe geçti, tarihe, tarihe. Bundan utanmayacaksın, bana “Utan” diye bağıracaksın. Sen utan! Sen utan! Yaşından başından utan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sen utan!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Oylara saygılı ol. Yani, daha fazla bir şey demiyorum size. Daha fazla bir şey demiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Yapmayın…

VELİ AĞBABA (Devamla) - Adıyamanlının hakkı, 51 bin insanın hakkı size kalırsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sana yazıklar olsun!

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.59


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

310 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

95’inci madde üzerindeki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Ama ara verdim Sayın Canikli, İç Tüzük’e göre bu mümkün değil.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tamam ama Sayın Başkan, çok da ağır ithamlarda bulunuldu.

BAŞKAN – Biliyorum ama İç Tüzük’e göre bu mümkün değil.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Daha önce de oldu Sayın Başkan, yani başka yöntemler kullanmaya gerek yok, iki dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR  (Devam)

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın görüşülen kanun tasarısının 95’inci maddesiyle ilgili verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, gerçekten hoş olmayan bir tartışma yaşandı, yaşanıyor. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: Geçmiş yıllarda da, geçmiş dönemlerde de birçok siyasi partiden başka siyasi partilere geçişler olmuştur, bunlar hep tartışılmıştır, tartışılması da doğaldır, ona hiç kimsenin bir itirazı olamaz. Ama, bu geçişi, işte en son tartışma konusu olan geçişi “Efendim, satıldı, satın alındı.” gibi gerçekten hiçbir şekilde gerçekle ilgisi olmayan, ahlaki hiçbir şeye sığdırılamayacak birtakım ifadelerle söylemek doğru değil.

Ayrıca, bakın arkadaşlar; AK PARTİ’nin oy satın almaya ihtiyacı yok. Yok, çünkü milletimiz tarafından her türlü destek, en güçlü destek veriliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Böyle bir ihtiyacımız yok.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Niye alıyorsunuz o zaman?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Böyle bir ihtiyacımız yok. Neden biliyor musunuz? Bakın arkadaşlar, bizim, AK PARTİ olarak kurulduğumuz günden itibaren…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Canikli, bu doğru mu, değil mi?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bunun övünülecek bir tarafı var mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verirseniz, lütfen…

…bir sözümüz var milletimize; bizim partimizi, programımızı benimseyen herkese kapımız sonuna kadar açıktır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Partini benimsiyorsa o zaman senin partinden aday olsun yani!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Senin partin hakkında ne laflar etti, ne laflar!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Herkese açıktır, kim olursa olsun, milletvekili ya da bir başka vatandaş eğer AK PARTİ’nin ilkelerini, hizmetlerini, kalitesini, programını beğenip ve bu kadroya katılmak istiyorsa…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Senin partine ne laflar etti, aynı diğer Adıyaman Milletvekili gibi.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …biz ona kucağımızı açarız, bundan yana bir problemimiz olamaz kesinlikle; aksi de düşünülemez.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Neler söylemiş Başbakana neler.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunu bu çerçevede değerlendirmek lazım.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bu söylediğinize siz inanıyor musunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani öyle, biraz önce, tekrarlamak bile istemediğim birtakım ifadelerle, birtakım tanımlamalarla bunu özdeşleştirmeye çalışmak son derece yanlıştır, son derece yanlıştır, bunu iade ediyorum. Böyle ifadeler kullanılmaması gerekir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eksik söyledim, eksik!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Elinizde bir belgeniz, dokümanınız varsa çıkar konuşursunuz ama bunlar yokken “Efendim, bu varsa bu olmuştur.” demek son derece yanlıştır, kesinlikle yanlıştır, kabul edilmesi mümkün değil yani böyle bir şeye en son başvuracak olan siyasi organizasyon AK PARTİ’dir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir Adıyaman’a gidin de bir dolaşın.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Milletimiz bize her türlü desteği veriyor. Milletimize bu vesileyle bir defa daha teşekkürlerimizi arz ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

BAŞKAN – 95’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 96’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 97’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 98’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 99’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 100’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 101’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 102’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 103’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 104’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 105’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 106’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 107’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 108’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 109’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 110’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 111’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 112’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Dördüncü bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, beşinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Beşinci bölüm 123’üncü maddeye bağlı (1) ila (4)’üncü fıkraları, (5)’inci fıkrasının (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentleri, (6)’ncı ila (10)’uncu fıkraları ile geçici 1’inci madde dâhil, 113 ila 126’ncı maddeleri kapsamaktadır.

Beşinci bölüm üzerinde söz talebi yok.

Beşinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, beşinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Madde 113’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 114’te Komisyonun redaksiyon talebi var.

Buyurun Komisyon.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERSOY (Sinop) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; tasarının 114’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı”, tasarının Komisyondaki görüşmelerinden sonra, 30/6/2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6332 sayılı Kanun’la “Türkiye İnsan Hakları Kurumu”na dönüştürüldüğünden, “Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı” ibaresinin “Türkiye İnsan Hakları Kurumu” olarak düzeltilmesi gerekmektedir.

Takdirlerinize sunuyorum.

BAŞKAN – Redakte edilen hâliyle 114’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

115’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

116’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

117’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

118’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

119’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

120’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

121’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

122’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (1)’inci fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (2)’nci fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (3)’üncü fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (4)’üncü fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (5)’inci fıkrasının (a) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (5)’inci fıkrasının  (b) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (5)’inci fıkrasının (c) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (5)’inci fıkrasının (ç) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (5)’inci fıkrasının (d) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (6)’ncı fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (7)’nci fıkrası üzerinde Komisyonun redaksiyon talebi vardır.

Buyurun.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERSOY (Sinop) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; Nüfus Kanunu’nda yapılan değişiklik nedeniyle, tasarının 123’üncü maddesinin (7)’nci fıkrasının (a) bendinde “(bb)” olarak geçen ibarenin “(çç)” olarak düzeltilmesi gerekmektedir.

Takdirlerinize sunuyorum.

BAŞKAN – Redakte edilmiş hâliyle 123’ün (7)’nci fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (8)’inci fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (9)’uncu fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 123’ün (10)’uncu fıkrasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

124’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, geçici madde 1 üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın geçici 1’inci maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Ahmet Aydın                   Mehmet Doğan Kubat                Osman Aşkın Bak

                Adıyaman                                 İstanbul                                   İstanbul

             Ramazan Can                           Sermin Balık                       Azize Sibel Gönül

                Kırıkkale                                    Elâzığ                                     Kocaeli

                                                    Mustafa Gökhan Gülşen

                                                               Kastamonu

"(3) Genel Müdürlüğün 2013 mali yılı harcamaları için gereken ödenek ihtiyacı, 20/12/2012 tarihli ve 6363 sayılı 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendine göre karşılanır. 31/12/2014 tarihine kadar Göç İdaresi Genel Müdürlüğü adına ihdas edilen kadroların yüzde ellisini geçmemek üzere, 6363 sayılı Kanundaki sınırlamalara tabi olmadan atama yapılabilir."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERSOY (Sinop) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Genel Müdürlüğün, 2013 yılı giderlerinin karşılanması için gerekli ödenek ihtiyacının temini bakımından ihtiyaç duyulan bütçe ve muhasebe işlemlerinin yapılması ve kadro kullanımının 20/12/2012 tarihli ve 6363 sayılı 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda yer alan sınırlamalara tabi olmaması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum kabul edilen önerge çerçevesinde: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

MADDE 125’te bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 125’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Ahmet Aydın                   Mehmet Doğan Kubat                Osman Aşkın Bak

                Adıyaman                                 İstanbul                                   İstanbul

             Ramazan Can                             Şirin Ünal                           Zülfü Demirbağ

                Kırıkkale                                  İstanbul                                     Elâzığ

                                                               İlyas Şeker

                                                                  Kocaeli

“MADDE 125- (1) Bu Kanunun;

a) 122 nci maddesi, 123 üncü maddesinin birinci, ikinci, beşinci ve yedinci fıkraları ile 124 üncü maddesi hariç olmak üzere Beşinci Kısmı yayımı tarihinde,

b) Diğer hükümleri yayımı tarihinden bir yıl sonra,

yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERSOY (Sinop) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanunun Beşinci Kısmında kurulması öngörülen Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne ilişkin hükümler Kanunun yayımı tarihinde, geri kalan hükümler ise bir yıl sonra yürürlüğe gireceğinden; bu Kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girecek hükümlerine açıklık getirmek amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesi içinde madde 125’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 126’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Beşinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını ve oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı : 231

Kabul                        : 219

Çekimser                   : 12 (x)

                                     Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

                           Muhammet Bilal Macit                   Bayram Özçelik

                                       İstanbul                                      Burdur”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı uğurlu olsun.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

                                        

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 5 Nisan 2013 Cuma günü toplanmamasına ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

                                                                                                            Tarih: 4/4/2013

Danışma Kurulunun 4/4/2013 Perşembe günü yaptığı toplantıda, Genel Kurulun 5/4/2013 Cuma günü toplanmaması hususunun onaya sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                              Sadık Yakut

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                             Başkan Vekili

           Nurettin Canikli                   Emine Ülker Tarhan                      Oktay Vural

   Adalet ve Kalkınma Partisi        Cumhuriyet Halk Partisi         Milliyetçi Hareket Partisi

       Grubu Başkan Vekili              Grubu Başkan Vekili              Grubu Başkan Vekili

                                                             İdris Baluken

                                                   Barış ve Demokrasi Partisi

                                                       Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Konuşma talebi olmadığından Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

X.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in, Başkanlık Divanı olarak Fenerbahçe’ye UEFA Avrupa Ligi çeyrek final maçında başarılar dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Kapanışı yapmadan bir duyuruda bulunmak istiyorum: Bu akşam Kadıköy’de İtalyan takımı Lazio ile yapacağı UEFA Avrupa Ligi çeyrek final maçında temsilcimiz Fenerbahçe’ye Başkanlık Divanı olarak başarılar diliyoruz. (Alkışlar)

4’üncü sırada yer alan, Güneydoğu Avrupa Afetlere Hazırlık ve Önleme Girişiminin Kurumsal Çerçevesi Hususunda Mutabakat Muhtırasının ve Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Güneydoğu Avrupa Afetlere Hazırlık ve Önleme Girişiminin Kurumsal Çerçevesi Hususunda Mutabakat Muhtırasının ve Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/346) (S. Sayısı: 84)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, bundan sonra da komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından, sözlü soru önergeleri ile -alınan karar gereğince- kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 9 Nisan 2013 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 19.27