DÖNEM: 24                            CİLT: 47                      YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

85’inci Birleşim

29 Mart 2013 Cuma

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, balıkçıların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’in, Malatya’daki madenlere ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon’un sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin merkez ilçeye bağlı Ortaköy’e yapılacak HES’den dolayı vatandaşların huzursuz olduğuna ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının bu kararını yeniden gözden geçirmesi yönünde Ortaköy halkının beklentisinin bulunduğuna ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, Irak’ta çalışan iş adamlarımızın ve işçilerimizin sorunlarına ilişkin açıklaması

3.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde doktorlara uygulanan şiddete ve bundan sonrası için gerçek tedbirlerin alınmasını istediğine ilişkin açıklaması

4.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Başbakanın bazı değerlendirmelerine ve Türkiye’yi bölmek adına yapılan her şeye karşı Milliyetçi Hareket Partisinin ve Türk milliyetçilerinin var olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde doktorlara uygulanan şiddeti kınadığına ve Hükûmeti bu konuda duyarlı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, orman muhafaza memurlarına “rotasyon” adı altında zoraki görev değişikliği yapılmasına ve bu uygulamaya son verilmesi için Hükûmeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, 1997 yılında BAĞ-KUR’dan basamak satın alarak emekli olanların emeklilikte artışlardan yararlanamadıkları için çözüm beklediklerine ve emekli olup da bir işte çalışan ve sosyal güvenlik katkı payı veren emeklilerin kamu bankalarından faizsiz kredi beklediklerine ilişkin açıklaması

8.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın (11/26) esas numaralı gensoru önergesinin ön görüşmesinde Hükûmet adına yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

10.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın (11/26) esas numaralı gensoru önergesinin ön görüşmesinde yaptığı açıklaması sırasındaki bazı ifadelere ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Artvin'de bir maden sahasının çevreye olası zararlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/562)

2.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, dış politika sorunlarının tespiti ve çözümünün araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/563)

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetlerin; Sırbistan Ulusal Meclis Başkanı Nebojsa Stefanoviç, Bosna-Hersek Meclis Başkanı Denis Becirevic, Slovenya Ulusal Meclis Başkanı Janko Veber, Romanya Temsilciler Meclisi Başkanı Valeriu Stefan Zgonea ve Lüksemburg Temsilciler Meclisi Başkanı Laurent Moser’in vaki davetlerine icabet etmek üzere adı geçen ülkelere ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz ve Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanoskı’nin vaki davetlerine istinaden sırasıyla EUREKA XVIII. Parlamentolar Arası Konferansa katılmak üzere Belçika’ya ve Güneydoğu Avrupa ülkeleri X. Meclis Başkanları Konferansı’na katılmak üzere Makedonya’ya resmî ziyaretlerde bulunması hususuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1189)

2.- Avrupa Parlamentosu tarafından 25-26 Nisan 2013 tarihlerinde Makedonya’nın başkenti Üsküp’te düzenlenecek olan “Açık Parlamentolar: Parlamenter Faaliyetlerin Şeffaflığı” seminerine katılım sağlanması hususuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1190)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un Avrupa Parlamentosu Başkanı ve Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi Başkanı Martin Schulz’un davetine icabet etmek ve Akdeniz İçin Birlik Parlamento Başkanları 1’inci Zirvesi’ne katılmak üzere Fransa’nın Marsilya şehrine resmî ziyarette bulunması hususuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1191)

 

VII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve 24 milletvekilinin; enerji alanında bazı şirketlere imtiyazla çıkar sağlamak amacıyla devlet olanaklarını kullandığı, millî güvenliği tehdit edecek, Irak’ın ve ülkemizin bölünmesine neden olacak açık ve gizli antlaşmalar imzaladığı iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/26)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın (11/26) esas numaralı gensoru önergesinin ön görüşmesinde Hükûmet adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın (11/26) esas numaralı gensoru önergesinin ön görüşmesindeki açıklaması sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, camilerde Kürtçe vaaz verilebilmesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/16829)

2.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, GSM operatörlerince gönderilen reklam amaçlı kısa mesajlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/17227)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, TİKA ve Yurt dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığındaki boş kadrolara atama yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/17457)

4.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, kiralanan binalara ve kira bedellerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/17623)

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2012 yılında cami ve mescitlere bitişik taşınmazlardan elde edilen kira gelirine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/17970)

6.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van depreminden sonra esnafın sorunlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/18160)

7.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kaçak yollarla ülkemize giren mallara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/18161)

8.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Suriye’ye olan sınır kapılarının kapatılmasına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/18162)

9.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, yasa dışı yollarla ülkeye sokulmak istenirken el konulan ilaçlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/18164)

10.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Antalya’nın Finike ilçesinde bir köyde bulunan taş ocaklarının çevreye verdiği zarara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/18289)

11.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasındaki yol yapım çalışmaları sırasında kesilen ağaçlara,

Biyoçeşitliliğin ve gen kaynaklarının korunmasına ve yasak avlanmanın önlenmesine yönelik çalışmalara,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/18516), (7/18517)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Adıyaman’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/18674)

13.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002 yılından itibaren temsil gideri harcamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/18879)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak altı oturum yaptı.

 

Adana Milletvekili Ali Halaman, Adana’nın ve ilçelerinin sorunlarına,

Burdur Milletvekili Bayram Özçelik, Burdur’da hayvancılık sektörüne ve “Alo Birlik” faaliyetlerine,

Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, Ankara’nın işsizlik sorununa,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, 2 kez, Balıkesirli çiftçilerin sorunlarına,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında yıkılan Gölcük Kavaklı sahili Denizevler Sitesi’nin durumuna,

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, Çanakkale’de “Savaşa Hayır” yürüyüşü nedeniyle 49 kişinin tutuklanmasının ne kadar doğru olduğunu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun gizlice İsrail’e gittiği yönündeki haberlerin doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine,

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, Kütüphane Haftası’na,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in bazı açıklamalarına,

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, ÇAYKUR bünyesinde çalışan çay eksperlerinin özlük ve mali haklarında iyileştirme yapılmasına ilişkin beklentileri olduğuna ve Hükûmetin bu konuda duyarlı olmasını beklediğine,

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Taşburun köyünün yanan ilkokulunun yerine yenisinin yapılması için Millî Eğitim Bakanlığına çağrıda bulunduğuna,

Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu, Afyonkarahisar’daki Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığına bağlı mühimmat deposundaki ve cephanelikteki patlama sonucunda şehit olan askerlerin ailelerinin soruşturmayla ilgili Hükûmetten açıklama yapılmasını beklediklerine,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Tokat ili Artova ilçesindeki çiftçilerin sorunlarına,

Antalya Milletvekili Gürkut Acar, özel hastane faturalarını inceleyen doktorlara baskı yapılmasına ve özel hastanelere yapılan ödemelerin tutarını öğrenmek istediğine,

Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, 25 Şubatta Uşak’ta açılan hastanenin sorunlarına,

Mersin Milletvekili Ali Öz, Tam Gün Yasası’yla ilgili olarak getirilecek yeni düzenlemeye,

Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, kadınlara uygulanan şiddete,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, tekraren, Kocaeli’deki elektrik dağıtım şirketi SEDAŞ’ın bazı uygulamalarına,

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, tekraren, Çanakkale’deki ziraat odası başkanlarının bazı şikâyetlerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 25 milletvekilinin, dericilik sektörünün sorunlarının (10/559),

Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 26 milletvekilinin, hastanelerde çalışan taşeron işçilerin sorunlarının (10/560),

Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan ve 26 milletvekilinin, ülkemizde toprak kaybı ve kirliliğinin nedenlerinin (10/561),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 120'nci sırasında yer alan asgari ücretin adaletsizliğinin araştırılması (10/224),

CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan su kaynaklarının potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/66),

Amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 28 Mart 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, İstanbul Milletvekili Erol Kaya’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasına,

Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ, Ergene havzasındaki kirliliğin araştırılmasıyla ilgili kurulmuş olan komisyonun çalışmalarına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Antalya Milletvekili Mehmet Günal, Isparta Milletvekili Recep Özel’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu raporlarının (1/619) (S. Sayısı: 310),

5’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/687) (S. Sayısı: 340),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının (1/746, 2/325, 2/330, 2/1291, 2/1304) (S. Sayısı: 437) görüşmelerine devam edilerek yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi.

 

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, kanun tasarısının açık oylamasından önce, MHP Grubu olarak görüşülen kanun tasarısını gerekli olmasına rağmen eksik bulduklarını ve “hayır” oyu vereceklerini ifade eden bir açıklamada bulundu.

 

Komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, 29 Mart 2013 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere 22.33’te birleşime son verildi.

 

                                                     Şükran Güldal MUMCU

                                                             Başkan Vekili

 

       Muhammet Bilal MACİT          Mustafa HAMARAT                 Bayram ÖZÇELİK

                    İstanbul                                    Ordu                                      Burdur

                  Kâtip Üye                              Kâtip Üye                                Kâtip Üye
II.- GELEN KÂĞITLAR

No: 123

29 Mart 2013 Cuma

Rapor

1.- Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunan Bankerlerin İşlemleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu'nun; Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/747, 1/36, 2/883, 2/1285, 2/1325) (S. Sayısı: 443) (Dağıtma tarihi: 29.03.2013) (GÜNDEME)

 

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP grubu adına Grup başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın,  Artvin'de bir maden sahasının çevreye olası zararlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/562) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.02.2012)

2.- BDP grubu adına Grup başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, dış politika sorunlarının tespiti ve çözümünün araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/563) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.02.2012)

 

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Abdullah Öcalan’ın cezaevindeki odasına televizyon tahsis edilmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16366)

2.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, tutuklu öğrencilerin eğitim sorununa ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16367)

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 12 Eylül döneminde yapılan yargılamalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16368)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun uygulanmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16369)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından kiralanan gayrimenkullere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16370)

6.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Mardin’de bir kişinin ifadesinin alınması işleminde anadilini belge ile ispat etmesinin istenmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16371)

7.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, son beş yıl içinde Osmaniye’de İdare ve Vergi Mahkemelerine açılan davalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16372)

8.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Abdullah Öcalan’ın cezaevindeki odasına televizyon tahsis edilmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16373)

9.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Paris’te öldürülen terör örgütü üyesi üç kadına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16374)

10.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlıkta istihdam edilen engelli memur sayısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16375)

11.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlıkta kiralama yoluyla hizmet veren araçlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16376)

29 Mart 2013 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85’inci Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, balıkçıların sorunları hakkında söz isteyen Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’a aittir.

Buyurunuz Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz olalım. Sayın Korkmaz’ı daha iyi duyabileceğiz.

Buyurunuz efendim.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, balıkçıların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Binlerce vatandaşımızın nafakasını ama hepimizin sofrasını ilgilendiren ve Hükûmetin yıllarca gündemden uzak tuttuğu bir konuyu, balıkçılığın sorunlarını sizlerle paylaşmak üzere söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hızla gıda krizine doğru yelken açan dünyada, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde, her gün üzerine kafa yormamız gereken bir konuyu Milliyetçi Hareket Partisi olarak artık, ancak gündem dışı konuşmalarla Meclise taşıyor olmaktan gerçekten üzüntü duyuyoruz. Siyasette Hükûmetin kendilerine sahip çıkmadığından yakınan balıkçılarımız Bakanlık yönetiminde de sorunlarından anlayan, sektörle sıcak ilişkiler kurmuş muhatap bulamadıklarından şikâyetçiler. Muhatap bulamama krizi yerelde çok daha fazla. Bildiğiniz üzere, içinde Eğirdir Su Ürünleri Enstitüsü olmak üzere, AKP, ülkemizde su ürünleri enstitülerini kapattı, istasyon hâline getirdi. Hükûmet “Balıkçılık ve su ürünleri gündemimizde yok.” diyor açıkçası. Hayvan sağlığı birimi altında sektör ile hiç ilgisi olmayan personelle işin yürütülmesi anlamına geliyor ki bu samimi bir yaklaşım olmasa gerek.

Balıkçı esnafımız, yerelde su ürünleri mühendislerinin istihdam edildiği balıkçılık ve su ürünleri bölge müdürlükleri kurulmasını istiyorlar. Ayrıca, büyük teknelerde, kooperatif ve birliklerde su ürünleri mühendislerinin istihdam edilmesinin sektöre büyük katkılar getireceğini düşünüyorlar. Doğrudur, bu düzenleme aynı zamanda işsiz durumda olan binlerce su ürünleri mühendisinin de iş bulmasını sağlayacaktır.

Geçen yıl çok sık yaşanan hava muhalefeti dolayısıyla, yedi buçuk, sekiz ay olan avcılık sezonu ancak dört ay sürebilmiştir, fakat anlık yaşanan balık fazlalığı fiyatların düşük seviyede kalmasını sağlarken, balıkçılık girdilerindeki hızlı artış balıkçılarımızı bankalara borçlu hâle getirmiştir.

Balıkçılarımız, vatandaşlarımızın elbette düşük fiyatla balık yemesinden memnuniyet duyacaklardır, ancak onların da ev geçindirdiklerini düşünürsek, avcılıkta kullandıkları malzemenin desteklenmesi, aradaki farkın devlet tarafından karşılanması da bir zaruret olarak karşımıza çıkmaktadır. Girdilerdeki vergi oranlarının düşürülmesi, et ve beyaz ete sağlanmış yüzde 1’lik KDV kolaylığının balıkçılık sektörüne de tanınması, onlara verilecek en büyük destek olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu dediklerimiz, belki bugün karar alınsa balıkçılarımıza müspet anlamda orta vadede yansımaları olacak şeyler; ancak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının tebliğleri ve uygulamasıyla hemen yarın düzeltilebilecek şeyler vardır. Öncelikle, bu tebliğ, balıkçılarımızın kurduğu birlik temsilcilerinin de içinde olduğu bir kurul marifetiyle hazırlanmalıdır, yoksa sektörün kaderini balıkçılıkla ilgisi olmayan kişilerin belirlemesinin doğru bir yaklaşım olmadığı ortadadır.

Bakanlık tebliği, sürdürülebilir balıkçılığı sağlamak ve avcılık baskısını azaltmak için balıkçı filosuna sınırlandırmalar getirmiştir; ancak 10 ila 20 metrelik 365 adet, 21 ila 30 metrelik 37 adet, 31 metre üstü 5 adet balıkçı gemisini kapsama alabilen tebliğ, asıl, av baskısını azaltacak tekneleri kapsamadığından, kararname âdeta küçük balıkçılara yönelik bir uygulama hâlinde kalmıştır. Üniversitelerin de işin içerisinde olduğu araştırmalarla balıkların üreme dönemleri ve avlanma sezonları daha gerçekçi bir şekilde tespit edilmelidir.

Bir diğer husus da şudur: Kılıç balığının uzatma ağlarıyla avlanması yasaklanmıştır. Bu ağlar balıkçının elinde kalmış ve mağdur olmuştur. Bu zararın Bakanlıkça karşılanması gerekmektedir. 800 ton civarında avlanan kılıç balığının avının yasaklanıp dışarıdan ithalatının serbest bırakılmasını da makul bir izahata kavuşturmak gerekmektedir. Tebliğ, uzatma ağlarıyla değil de paraketa ile tutulması şerhini getirmiş ancak bunun mümkün olmadığı Ege Üniversitesi raporlarından da ortaya çıkmıştır. Ülkemize 5 milyon dolar katkı sağlayan kılıç balığı avcılığı yerine ithalata gidilmiş ve bundan dolayı da 10 milyon doların dışarıya verilmesi gibi bir sonuçla karşılaşılmıştır.

Balıkçıların kurduğu birliklerden aldığımız bu bilgileri yüce Meclisimiz ile paylaşmak ve birlikte çözüm önerileri aramak üzere huzurlarınıza geldim. Gereklerini Hükûmetten beklediğimizi, atılacak müspet adımlara da Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek olacağımızı beyan ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Korkmaz.

Gündem dışı ikinci söz, Malatya’daki madenler hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’e aittir.

Buyurunuz Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’in, Malatya’daki madenlere ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Malatya’daki madenlerle ilgili söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Özellikle Battalgazi diyarı olan ve ünlü devlet adamlarını yetiştirmiş olan ilimizin, yer üstü kaynaklarıyla beraber yer altı zenginliklerinin de olduğunu ve bununla beraber maden ve artı kayısıyla birlikte tarım ürünlerimizi de yetiştirme noktasında bir cazibe merkezi olduğunu bilmekteyiz. Ayrıca, Hekimhan ve Kuluncak ilçelerimizde Türkiye’nin önemli demir çelik rezervleriyle birlikte krom, toryum, florit, alçı taşı, dolomit ve kaplıca suyu bulunurken, Pütürge ilçemizde dünyanın ikinci büyük profillit madeni, altın, asbest, manganez yatakları da mevcuttur. Akçadağ ilçemizde mermer, Darende ve Hekimhan ilçelerimizde de çimento, Yeşilyurt Şerefhan sahasında ise altın, Doğanşehir ve Arapgir ilçelerimizde de manganez madeni bulunmaktadır.

Huzur kenti olan Malatya’mız, her ne kadar dünya kayısı başkenti olarak biliniyorsa da maden çeşitliliği açısından da madenlerin başkenti olma özelliğini taşımaktadır. Özellikle 2002 AK PARTİ iktidarlarıyla birlikte mevcut madenlerimizin işletilmesi ve yeni sahaların tespit edilmesi için Maden Kanunu’nda yeni düzenlemeler yapılırken, bu alanlara yatırım yapacak firmalara da ciddi teşvikler verilerek, madenlerimizin çıkarılıp işletilmesine büyük önem verildiğini görmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, teşvikte dördüncü bölgede yer alan ilimizde stratejik önemi haiz olan maden işletmelerinde yatırım yapıldığında ise daha üst noktalarda imkânlardan faydalanılabilmektedir. Türkiye'nin demir çelik ithalatının, enerji ve makine ekipman ithalatından sonra üçüncü sırada yer alan bir ürün olduğunu bilmekteyiz. İlimizdeki demir rezervlerinin çıkarıldıktan sonra özellikle pik demir ve uç demire dönüştürecek fabrikaların özel sektör tarafından yapılmaya başlanması, ülkemizin yıllardan beri ithal etmiş olduğu hurda demir ve demir çelik ürünlerini de durdurmuş olacaktır.

Değerli arkadaşlar, böylelikle ilimizin, Türkiye'nin demir çelik açığını kapatmakla birlikte, ülkemizin cari açığını da azaltacak demir rezervlerine sahip ve maden yatırımcıları için bir cazibe merkezi olduğunu burada bir kez daha belirtmek istiyorum.

Özellikle ilimizdeki ikinci önemli yer altı kaynağı ise mermerdir. İlimizde çıkan mermerler uç ürüne dönüştürülmeden direkt ihraç edilmekle kaynak zayiatı oluşturmaktadır. Bu ürünlerin uç ürüne dönüştürülmesini gerçekleştirdiğimizde ise bu alanda yaşanan kaynak zayiatını da ortadan kaldırmış olacağız.

Değerli milletvekilleri, özel sektörün ilimize yapmış olduğu yatırımlar ile birlikte, fizibilite çalışması yapan ve devam eden yatırımların bitmesiyle ilimizdeki istihdam probleminin çözümüne ciddi bir katkı sağlanacaktır. Yapılan tüm bu yatırımlar aynı zamanda kalifiye eleman ve ara eleman açığını da ortaya çıkaracaktır. Bu problemlerin ilimizde yaşanmaması için, teknik ve mesleki liselerimizin mevcut ihtiyacı karşılayacak şekilde il ve ilçe merkezlerimizde yapımlarını planlayarak hareket etmekteyiz. İlimize yatırım yapan yatırımcıların karşılaşacakları altyapı problemleri, demir yolu ve kara yoluna ulaşımı kolaylaştırmak için yeni yollar yaparak ortaya çıkacak sorunlara önlem almakla birlikte, ilimizde bu alanda yatırım yapacak müteşebbislerimize yönelik tanıtım yapıp yardımcı olmak için nisan ayının son haftasında Maden Tetkik Arama Bölge Müdürlüğümüz madenlerle ilgili bir sempozyum düzenleyecektir. Bu sempozyumdaki temel amacımız ise ulusal ve uluslararası şirketlerin ilimize kalıcı yatırım yapmalarını teşvik etmektir.

İlimiz ve DAP bölgesindeki madenlerimizin sağlıklı bir şekilde incelenmesini gerçekleştirip, yeni yatırımcıları ilimize ve bölgemize çekmek için seksen iki arkadaşımız ile birlikte Meclis araştırması komisyonu kurulması için önerge verdik. Bu önergedeki temel amacımız, Türkiye'nin enerji açığını kapatacak maden rezervlerimizin uç ürüne dönüştürülerek yatırımcıların buraya çekilmesi ve işletmelerini sağlamaktır.

Otuz yıldır devam etmekte olan terör belasından dolayı, bölgeye yapılan eğitim, sağlık, ulaşım, barajlar, altyapı ve sanayi gibi birçok alanda yatırım yapılmasına rağmen, terör örgütünün buraya gelecek olan her türlü gelişmeyi sabote edip bölgenin geri kalmışlığını sürdürmek için yıllardan beri gayret içinde olduğunu hepimiz birlikte görmekteyiz. Bölgede akan kanın durmasıyla beraber, madenlerimizin işletilmesiyle ilimiz ve bölge ekonomisinin lokomotifi hâline gelecek bir enerji ve istihdam merkezi olacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Bu duygularla hepinizi tekrar selamlıyor ve saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.

Gündem dışı üçüncü söz, Trabzon’un sorunları hakkında söz isteyen Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Canalioğlu.

3.- Trabzon Milletvekili  Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon’un sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Trabzon’un sorunları noktasında sizlere bilgi vermek amacıyla söz aldım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Trabzon, tarihin en eski çağlarından beri insanoğlunu barındıran bir kent, birçok medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir kent. Trabzon, tarihî süreç içerisinde her dönemde ülke siyasetinde ön plana çıkmış bir kent; bilimde, sanatta, kültürde, sporda, sosyal yaşamda önemli insanlar yetiştirmiş bir kent; yetiştirdiği insanları ile gittikleri, bulundukları her yere katma değer kazandırmış olan bir kent.

Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı, vergisini ödeyen, askerliğini vatan borcu bilerek seve seve yapan, vatan için şehit ve gazi olan, ulusal Kurtuluş Savaşı'nda Samsun'a çıkan Atatürk'ümüzü karşılayanların ön safında olan, İzmir'e ilk giren Süvari Komutanı Yüzbaşı Şerafettin Bey’i yetiştiren anası ile gelinen noktada gittikleri ilde, ülkede ön plana çıkmayı başarmışlar. İş olanakları bulmak için göç eden Trabzonluların gözleri, kulakları doğdukları topraklarda olmuş, doğduğu ilin takımını, yani Trabzonspor'u yaşamının vazgeçilmezi yapmışlardır.

Böylesine önemli kentimiz, ne yazık ki, son yıllarda kan kaybetmeye başlamıştır. Bunun en bariz göstergesi her yıl verdiği göçle azalan nüfusudur.

TÜİK rakamlarına göre, 2000 yılında kentin nüfusu 975.137 iken, bu nüfusu 2011’ de 757.350’ye gerilemiştir. Yani büyükşehir olabilme sınırının 3 bin üzerinde olarak büyükşehir yapılmıştır. Yıllara göre verilen net göç hızı ise yüzde 17,78’dir.

Yine, TÜİK'in son verilerine göre, “göç veren iller” sıralamasında 6’ncı sıradadır. Trabzon, il merkezlerine göre gelişmişlik sıralamasında 15’inci sırada olmasına karşın il geneli gelişmişlik sıralamasında 38’inci sırada yer almaktadır. İşsizlik en büyük sorundur ve işsizlik oranı 6,3’tür.

Büyük sanayinin olmadığı, ticaretin durma noktasına geldiği, 150 bini aşkın esnafımızın icralık olduğu, turizmde son yıllarda hak ettiği payı alamayan Trabzon ilimizde halkın önemli bir geçim kaynağı olan çay ve fındık gibi iki temel ürünümüz üreticilerimizin beklentilerini karşılamamaktadır. İç kısımlarda yapılan hayvancılık da giderek azalmaktadır.

Bütün bunların yanı sıra, KOBİ’ler ve organize sanayi bölgeleri, ayakta kalabilmek için, Teşvik Yasası’nın yenilenerek çıkarılmasını ve ilimizin en az 4’üncü bölgede yer almasını pürdikkat beklemektedirler ve 5 bin kişiye iş bulacağız diye söylenen Çamburnu Tersanesinin akıbetini, her seçim döneminde Trabzon halkının hassasiyeti olan Trabzonspor’a nasıl stat yapılacağını, Akyazı stat projesini Trabzon insanı merak etmektedir. Önemli bir konu da hava kirliliğidir ve doğal gazın hangi aşamada olduğunu merak etmektedir.

Sayın Bakanımız Erdoğan Bayraktar Trabzon’da yaptığı konuşmada “Trabzon’u cazibe merkezi yapacağım.” demiş ancak bir başka ilde yaptığı konuşmada “Para kazanmak istiyorsanız Bursa’ya, İzmir’e, Denizli’ye, Antalya’ya, Gaziantep’e el atın.” diyor ve Trabzon’dan hiç söz etmiyor.  Oysa Trabzon yıllardır, umutla, dar alana sıkışmış bulunan ve kısa, orta ve uzun vadede ihtiyaçlarını karşılayacak olan güney çevre yolu projesinin başlatılmasını, Trabzon il ekonomisine ve ihracatına ve bölge illerinin ekonomisine katkı sağlayacak olan Samsun-Sarp arası demir yolu hattı ile     Erzincan-Gümüşhane-Trabzon ve Erzincan-Gümüşhane-Tirebolu demir yolu hattının projelerinin bir an önce tamamlanarak yapımına başlanılmasını ve ayrıca lojistik merkezini bekliyor. 

Ayrıca, her fırsatta milletten söz eden, “Millet ne derse o olur.” diyen iktidarımız, ne yazık ki doğal güzellikleriyle ünlü, turizme açılmayı bekleyen Tonya ilçesine çimento fabrikası yapmakta ve yine mesire yeri olan, doğal güzellikleri olan Araklı Turup’ta çöp depolama alanı yapmakta ve karşı gelen Araklıların sesine kulak vermemektedir. Oysa genel seçimlerde on bir yıldır yüzde 59’a yakın oy verdiği AKP iktidarından çok şey bekleyen Trabzon insanı bu alanda beklediğini alamadığı gibi, cazibe merkezi yapılmadığı gibi… Ayrıca Trabzon ilimiz de hak ettiği 2010-2011 Süper Lig şampiyonluk kupasının beklentisi içinde Türkiye Futbol Federasyonunun kararını da sabır ve kararlılıkla beklemektedir.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canalioğlu.

Gündeme geçmeden önce İç Tüzük 60’a göre sisteme girmiş sayın milletvekillerine bir dakika süre vereceğim.

Sayın Bayraktutan…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin merkez ilçeye bağlı Ortaköy’e yapılacak HES’den dolayı vatandaşların huzursuz olduğuna ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının bu kararını yeniden gözden geçirmesi yönünde Ortaköy halkının beklentisinin bulunduğuna ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Artvin Merkez ilçeye bağlı Ortaköy köyümüz Artvin’in en güzide, en güzel köylerinden bir tanesidir. Bu köyde, yakın zamanda, yaşayan vatandaşlarımız arasında derin bir huzursuzluk vardır, o da şundan kaynaklanmaktadır: Hidroelektrik santrallerinin Doğu Karadeniz’de yaratmış olduğu harabiyetten  ve endişeden Artvin Merkez Ortaköy de ciddi anlamda etkilenmektedir. Artvin’in en güzel üzümleri, en güzel meyve ve sebzesinin yetişmiş olduğu bu köyde, hidroelektrik santrali çalışmasına ilişkin ciddi bir girişim vardır. Eğer bu çalışma gerçekleşirse, Artvin Merkez Ortaköy’de bir hidroelektrik santrali kurulursa o köyde tarımcılıkla uğraşan vatandaşlarımızın, sebze ve meyve tarımı yapan kişilerimizin derin şekilde bundan etkilenmesi söz konusu olacaktır. O nedenle, buradaki HES çalışmasını yapacak olan Enerji Bakanlığının Ortaköy’deki çalışmayı yeniden gözden geçirmesi ve bu yanlış kararından bir an önce dönmesi Ortaköy halkının büyük beklentisidir. Bunu Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir kere daha ifade etmekten onur duyuyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Aksünger…

2.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, Irak’ta çalışan iş adamlarımızın ve işçilerimizin sorunlarına ilişkin açıklaması

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Irak’ta özellikle son altı ay içerisinde gerek iş adamları gerekse işçilerimiz ciddi sorunlar yaşamaktadırlar. Özellikle Habur Sınır Kapısı’ndan giriş yapan iş adamlarının Bağdat’a geçişlerine izin verilmemekte, iş adamlarımız Erbil’den geri İstanbul’a gelip hava yoluyla Bağdat’a gidebilmektedirler. Havaalanında ise işçilere otuz günlük vize verilmekte, sonrasında polis kontrollerinde bu kişilere kaçak işlemi yapılarak tutuklanmaktadırlar. İşçilere verilen vizeler uzatılmadığı için bu sefer de şantiyede hapis hayatı yaşamaktadırlar.

Bayram Duman adlı işçi, Irak’ta taşeron firmasında yedi ay çalıştıktan sonra oturum izni olmadığı gerekçesiyle hapse atılmış, sadece Türk işçilerine uygulanan bir muamele hâline dönmüştür. İşçilerimiz zor şartlardaki cezaevlerinde eziyet çekmektedirler. Şu anda Ebu Garip’te ve Hille Cezaevinde, İslahiye cezaevlerinde yatan kaç Türk işçisi vardır? Bununla ilgili, bu konuyla ilgili iktidarın  ilgisi, bilgisi var mıdır? Bu işçilerin kurtarılması için Bakanlığın bir girişimi olacak mıdır?

Teşekkür  ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aksünger.

Sayın Işık…

3.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde doktorlara uygulanan şiddete ve bundan sonrası için gerçek tedbirlerin alınmasını istediğine ilişkin açıklaması

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, İzmir’de yakınını kaybettiği için 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görevli iki doktoru darp eden, aynı zamanda iki doktoru ölümle tehdit eden U.T. ismindeki vatandaşımız savcılık tarafından serbest bırakılmıştır.

Hekimliğini unutmayan sayın milletvekilleri, ALS hastalığının nasıl bir hastalık olduğunu bilirler. Bu hasta 70 yaşında ve hasta yakınları hastanın her an için öleceğini zaten bilmektedirler. Hasta yakınının acıdan dolayı böyle bir şey yaptığını arkasından savunmak ve savcıların hasta yakınını bir an önce serbest bırakmasını kınıyorum. Bundan dolayı da bundan sonraki bu şiddetin önlenmesi için “Yok efendim, biz burada yeşil alan uyguladık, yeşil kod uyguladık.” sözlerine inanmıyoruz artık, gerçek tedbirlerin alınmasını istiyoruz bir an önce.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Korkmaz…

4.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Başbakanın bazı değerlendirmelerine ve Türkiye’yi bölmek adına yapılan her şeye karşı Milliyetçi Hareket Partisinin ve Türk milliyetçilerinin var olduğuna ilişkin açıklaması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başbakanın Türkiye'nin üniter ve millî devlet yapısını ortadan kaldırmak anlamına gelen eyalet sistemine sıcak bakan değerlendirmeleri basına yansımıştır. Milliyetçi Hareket Partisi, maalesef, bir kez daha haklı çıkmıştır. 35 bin kişinin katili ve terör örgütünün başı Öcalan ile PKK’nın söylemleriyle AKP ve Başbakan aynı hizaya gelmiştir. PKK’nın hedefleriyle Başbakanın gönlündeki Türkiye özlemi maalesef aynıdır. Bu özlem, 1991’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken hazırlattığı Kürt Raporu’ndan beri vardır. Türkiye’yi götürmek istediği hedef bellidir. Bu hedefe ulaşmak için, PKK ile pazarlıklar dâhil, anayasal sistemimizi değiştirmek dâhil her yolu denemektedir ancak bilinmelidir ki Türkiye’yi bölmek adına her şeyi yapan bölücü ve iş birlikçilerine karşı, bu ülkede devlet ve millet bekası için her şeyi göze almış Milliyetçi Hareket Partisi ve Türk milliyetçileri vardır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korkmaz.

Sayın Öz…

5.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde doktorlara uygulanan şiddeti kınadığına ve Hükûmeti bu konuda duyarlı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesinde meydana gelen, Türk hekimlerine yapılan saldırıyı şiddetle kınıyorum. Meclis olarak özellikle sağlık çalışanlarına şiddetin her defasında arttığını ifade etmemize rağmen gerek sistem olarak gerekse hukuk olarak hiç kimsenin ceza almadığını görmek, hekimleri gerçekten üzmektedir. O yüzden, bu noktada daha duyarlı olmak için herkesi göreve davet ediyorum. Bu ilk değildir, bu son da olmayacaktır; sistemi gözden geçirmemizin gerekliliği gün gibi aşikârdır. Hükûmeti de bu konuda duyarlı olmaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Işık…

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, orman muhafaza memurlarına “rotasyon” adı altında zoraki görev değişikliği yapılmasına ve bu uygulamaya son verilmesi için Hükûmeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son günlerde, ülkemizde yıllardır fedakârca hizmet yapan orman muhafaza memurlarına “rotasyon” adı altında zoraki görev değişiklikleri gündeme gelmiştir. Birçok ilimizde ihtiyaç olmasına rağmen, eksiklik olmasına rağmen, yıllarca görev yapan orman muhafaza memurlarını keyfî olarak yer değiştirmeye zorlama uygulamasına bir an önce son verilmesini ve bu sorunun çözülmesi için Hükûmeti göreve davet ettiğimi belirtiyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Özkan…

7.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, 1997 yılında BAĞ-KUR’dan basamak satın alarak emekli olanların emeklilikte artışlardan yararlanamadıkları için çözüm beklediklerine ve emekli olup da bir işte çalışan ve sosyal güvenlik katkı payı veren emeklilerin kamu bankalarından faizsiz kredi beklediklerine ilişkin açıklaması

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben, Hükûmet yetkililerini uyarmak istiyorum, tutanaklara geçmesi açısından.

1997 yılında BAĞ-KUR’dan basamak satın alarak emekli olanlar, emeklilikte artışlardan yararlanamamaktadırlar. Bu konuda bir çözüm beklemektedirler Hükûmet yetkililerinden.

Ayrıca, emekli olup bir işte çalışan ve sosyal güvenlik katkı payı veren emeklilerimiz -Hükûmetten- kamu bankalarından faizsiz kredi beklemektedirler. Bu konuda bir çözüm bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkan.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Artvin'de bir maden sahasının çevreye olası zararlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/562)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bilindiği üzere Artvin, Çoruh Vadisi’ni ülkemizin enerji ihtiyacına katkısı olsun diye feda etmiş bir ildir. Yaşam alanları daralarak daha yukarılara taşınmak zorunda kalınmıştır. Bu alanların da madenlere açılması giderek ili terk etmeye zorlayacaktır. Bu önemli coğrafyada madencilik faaliyeti yapacak firmanın, doğaya ve Artvin'de yaşayanlara zarar vereceği yönünde halkın endişeleri vardır. Cerattepe orman alanı, Hatila Millî Parkı ile sınırlıdır. Bu nedenle Hatila Millî Parkı’nın maden çalışmalarından zarar görmesi kuvvetle muhtemeldir.

Bu nedenle, sorunların araştırılarak çözümü için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederim. Saygılarımızla.

                                                                                                         Hasip Kaplan

                                                                                                               Şırnak

                                                                                               BDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Artvin merkez ilçe sınırları içinde ve şehrin hemen yukarısında bulunan Cerattepe mevkisi ve bununla bitişik Genya Dağı’nı da içine alan yerler de son yıllarda altın ve bakır arama çalışmaları ile gündeme gelmiştir.

Bilindiği üzere Artvin, Çoruh Vadisi’ni ülkemizin enerji ihtiyacına katkısı olsun diye feda etmiş bir ildir. Yaşam alanları daralarak daha yukarılara taşınmak zorunda kalınmıştır. Bu alanların da madenlere açılması giderek ili terk etmeye zorlayacaktır.

Bu önemli coğrafyada madencilik faaliyeti yapacak firmanın doğaya ve Artvin'de yaşayanlara zarar vereceği yönünde halkın endişeleri vardır. Cerattepe orman alanı, Hatila Millî Parkı ile sınırlıdır. Bu nedenle Hatila Millî Parkı’nın maden çalışmalarından zarar görmesi kuvvetle muhtemeldir.

Madencilik konusunda Murgul'dan deneyimi bulunan Artvinliler Cerattepe'de bakır ve altın madeninin işletilmesinin insan sağlığına ve doğaya zarar vereceği gerekçesi ile istememektedirler. Alanda yapılması planlanan taşıma ve nakil yolları, arazinin eğimli olmasından ötürü bölgeyi çok tahrip edecek ve görüntü kirliliği oluşturacaktır.

Kendine özgü hayvan türlerini barındıran bölge, aynı zamanda Türkiye'deki iki kuş göç yolundan birine de sahiptir. Madenin işletmeye açılmasıyla yüzlerce bitki ve hayvan türünü yok edeceğini, onların yaşam alanlarını bitireceğini, yüksek heyelan tehlikesi bulunan bölgenin heyelandan en önemli koruyucusu olan yaşlı ormanların da yok olacağı, tüm su havzalarına da sahip bölgenin sularının da kullanılamayacak duruma gelmesi aşikârdır.

24 Haziran 2010 tarihinde yeni Maden Kanunu’nun, 6 Kasım 2010 tarihinde de uygulama yönetmeliğinin yürürlüğe girmesi ile ülke genelinde ilk olarak 1.343 sahasının ihale yolu ile ruhsatlanacağı bizzat Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız tarafından Mart 2011 tarihinde dile getirilmiştir.

Ruhsatların on yıllık olarak verileceğini, beşer veya onar yıllık periyotlar halinde uzatılabileceğini söyledi. Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. (Anayasa md. 56) ”çevreyi kirleten veya bazen bir faaliyetleri zarar gören veya haberdar olan gerçek veya tüzel kişiler idari makamlara başvurarak bu faaliyetlerin durdurulmasını isteyebilirler.” dedi.

Artvin ve ilçelerinde de ihaleye çıkarılacak, onlara saha olduğu, bunlardan birinin tüm Artvinlilerin desteği ile sona erdiren Cerattepe (250 hektar), diğerinin ise Genya Dağı ve Kafkasör Turizm Merkezi dâhil şehrin üst mahallelerini, içme suyu kaynaklarının (4.156,25 hektar) çok daha geniş bir saha olduğu şehirde büyük tepki ve endişe yaratmıştır.

Cerattepe ve diğer sahaların işletilmesi sonucunda bozulacak doğa, kirlenecek toprak ve tarım alanları, zehirli ürünler, içilemeyecek hâlde olan ağır metal yüklü su kaynakları ve şehir merkezini tehdit eden heyelan riski altındadır.

Bu nedenlerle Artvinliler yaşadıkları çevreye, doğaya, yer altı ve yer üstü zenginliklerine sahip çıkmanın boşuna bir mücadele olmadığını, eninde sonunda bu mücadeleyi kazanmaları gerektiğini belirtmişlerdir. 2008 yılında kanıtlamış bir halk olarak bu mücadeleyi bir kez daha kazanma başarısını göstereceklerine olan inancımız tamdır.

Yaşamsal önem taşıyan Cerattepe ve devamında yer alan ikinci ruhsat alanı ile ilgili yapılacağı duyurulan ihalenin bir an önce iptal edilmesi, bu nedenlerle TBMM araştırma komisyonunun kurularak sorunun bütün yönleriyle araştırılması gerektiği inancındayız.

2.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, dış politika sorunlarının tespiti ve çözümünün araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/563)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dış politika sorunlarının tespiti ve çözümü için Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederim.

                                                                                                         Hasip Kaplan

                                                                                                               Şırnak

                                                                                               BDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Türkiye, hem bir Balkan-Avrupa hem de tarihî ve coğrafi ilişkileri nedeniyle Orta Doğu'nun önemli ülkelerinden birisidir. Yine halklar denizi olarak anılan Akdeniz'le doğrudan kıyı olması nedeniyle bir Akdeniz ülkesidir. Diğer yandan, Asya ile Avrupa kıtasını birbirine bağlayan köprü rolü oynaması, Kafkaslarda Türkiye cumhuriyetlerle ilişkileri nedeniyle Avrasya ülkesidir. Bütün bu gerçeklikler göz önünde bulundurulduğunda Türkiye'nin üzerinde kurulduğu coğrafyaya hem jeostratejik hem de jeopolitik önem kazandırmaktadır.

Küreselleşme, dünyada birçok şeyi sürekli ve hızlı bir değişim sürecine sokmuştur. Bu süreçle birlikte ulus devletlerin giderek aşılma dönemine gireceği, buna karşılık egemen devletler arasında bulunan sınırların ortadan kalktığı, bölgesel bütünleşmelerin artarak önem kazanacağı bir dönem yaşanmaktadır. Tüm bu gelişmeler dış politikayı doğrudan etkileyecektir. Dış politikanın da bu gerçekler ışığında belirlenmesi gerekmektedir.

Ülkede, bölgede ve dünyada küresel barışı, demokrasiyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü, adaleti ve istikrarı, halkların birliği ve kardeşliğini tesis etmek için aktif ve sürekli bir çaba sağlanması; ülke, bölge ve dünya barışını zedeleyecek, halklar arası düşmanlıklara yol açacak her türden politika ve yaklaşımlara yeni politikaların geliştirilmesi zorunludur.

Demokratik hak ve özgürlüklerin geliştirilmesine yönelik uluslararası sözleşmelerin gereklerinin yerine getirilmesi, bu sözleşmelere aykırı uygulamaların ortadan kaldırılması ve Türkiye'nin dış politikada bu gerçeklerle sürekli baskı altında tutulması önlenmelidir.

Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, AGİT gibi uluslararası ve bölgesel kuruluşlarla iş birliği ve dayanışma temelinde eşit ilişkiler geliştirilmelidir. Bu kurumlardan başka hiçbir etki altında kalmadan, kuruluş amaçları doğrultusunda, dünya barışının korunması, uluslararası iş birliği ve halklararası dayanışma ilkeleri çerçevesinde çalışma yürütülmelidir.

AB, dünyada yaşanan bölgesel bütünleşmelerin bir sonucu olarak daha da genişleyerek, ekonomik, siyasal, kültürel ve sosyal bir birliğe doğru evrilmektedir. Türkiye'nin AB'ye katılımını hızlandırmak, müzakere sürecinin AB'ye tam üyelikle sonuçlandırılması için hızlandırılmalıdır. Sermayenin Avrupa'sına karşı, eşit ilişkiler temelinde, bütünleşmiş halkların demokratik Avrupa'sını yaratmak için çalışmalar yapılmalıdır.

Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu dış politikada da temel bir sorun olarak Türkiye'nin aleyhine gelişmelere yol açmaktadır. Sorunun zaman kaybedilmeden demokratik çözümü geliştirilerek, ülkemizin uluslararası ilişkilerde güçlü bir konum kazanması sağlanmalıdır.

Orta Doğu'nun bölgesel düzeyde demokratik bütünleşmesi, dünyadaki gelişmelere bağlı olarak temel bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Bir yandan, Orta Doğu'nun demokratik bütünleşmesi için çaba harcanırken, diğer yandan Orta Doğu halklarının bölgesel çıkarlarını koruyup geliştirecek, bütünleşmeyi sağlayacak bir dış politika geliştirilmelidir. Suriye ile ilişkilerin gittikçe yükselen bir düzeyde sürdürülmesi ve ABD'nin bu ülke ile Türkiye aracılığıyla ilişki geliştirmesi temel sorunlardandır.

Orta Doğu’nun temel sorunlarını oluşturan Kürt ve Filistin sorununun çözümü için ilgili ülkelerle sürekli diyalog hâlinde olmak esas alınmalıdır. Sorunların çözümü için bölgesel ve uluslararası düzlemde yapıcı ve dostane katkılar sunulmalıdır.

İnsanlığı ve doğayı tehdit eden savaşların önüne geçmek, silahlardan arınmak için gerçekleştirilecek olan her olumlu girişimin desteklenmesi, enerji ve güvenlik politikalarının yeniden belirlenmesi, dış işlerinin yeniden yapılanması, eşitsizliklerin derinleşmemesine karşı küresel adalet ilkesinin savunulması ve bilimsel-teknolojik düzeyin, bunun olanaklarından yararlanılması, küresel düzeyde eşitlik ve adalet için yapılan bütün girişimlerin desteklenmesi ve bu yönlü oluşumlarla dayanışma önemlidir.

Bu amaçla bir Meclis araştırma komisyonu kurulması yararlı olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler, gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetlerin; Sırbistan Ulusal Meclis Başkanı Nebojsa Stefanoviç, Bosna-Hersek Meclis Başkanı Denis Becirevic, Slovenya Ulusal Meclis Başkanı Janko Veber, Romanya Temsilciler Meclisi Başkanı Valeriu Stefan Zgonea ve Lüksemburg Temsilciler Meclisi Başkanı Laurent Moser’in vaki davetlerine icabet etmek üzere adı geçen ülkelere ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz ve Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanoskı’nin vaki davetlerine istinaden sırasıyla EUREKA XVIII. Parlamentolar Arası Konferansa katılmak üzere Belçika’ya ve Güneydoğu Avrupa ülkeleri X. Meclis Başkanları Konferansı’na katılmak üzere Makedonya’ya resmî ziyaretlerde bulunması hususuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1189)

                                                                                                                        28/03/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetlerin;

1.  Sırbistan Ulusal Meclis Başkanı Nebojsa Stefanoviç, Bosna-Hersek Meclis Başkanı Denis Becirevic, Slovenya Ulusal Meclis Başkanı Janko Veber, Romanya Temsilciler Meclisi Başkanı Valeriu Stefan Zgonea ve Lüksemburg Temsilciler Meclisi Başkanı Laurent Moser'in vaki davetlerine icabet etmek üzere adı geçen ülkelere resmî ziyaretlerde bulunması hususu, 28/03/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi,

2. Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz ve Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanoskı'nin vaki davetlerine istinaden sırasıyla EUREKA XVIII. Parlamentolar Arası Konferansa katılmak üzere Belçika'ya ve Güneydoğu Avrupa ülkeleri X. Meclis Başkanları Konferansı'na katılmak üzere Makedonya'ya resmî ziyaretlerde bulunması hususu, 28/03/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                   Cemil Çiçek

                                                                                     Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                      Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2.- Avrupa Parlamentosu tarafından 25-26 Nisan 2013 tarihlerinde Makedonya’nın başkenti Üsküp’te düzenlenecek olan “Açık Parlamentolar: Parlamenter Faaliyetlerin Şeffaflığı” seminerine katılım sağlanması hususuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1190)

                                                                                                        28/03/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu tarafından 25-26 Nisan 2013 tarihlerinde Makedonya'nın başkenti Üsküp'te "Açık Parlamentolar: Parlamenter Faaliyetlerin Şeffaflığı" konulu bir seminer düzenlenecektir.

Söz konusu seminere katılım sağlanması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                     Cemil Çiçek

                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN –  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un Avrupa Parlamentosu Başkanı ve Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi Başkanı Martin Schulz’un davetine icabet etmek ve Akdeniz İçin Birlik Parlamento Başkanları 1’inci Zirvesi’ne katılmak üzere Fransa’nın Marsilya şehrine resmî ziyarette bulunması hususuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1191)

                                                                                                            26/03/2013

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut'un Avrupa Parlamentosu Başkanı ve Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi Başkanı Martin Schulz'un davetine icabet etmek ve Akdeniz İçin Birlik Parlamento Başkanları 1’inci Zirvesi’ne katılmak üzere Fransa'nın Marsilya şehrine resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                           Cemil Çiçek

                                                                                             Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                              Başkanı

BAŞKAN - Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, alınan karar gereğince gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan, İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve 24 Milletvekilinin; enerji alanında bazı şirketlere imtiyazla çıkar sağlamak amacıyla devlet olanaklarını kullandığı, milli güvenliği tehdit edecek, Irak’ın ve ülkemizin bölünmesine neden olacak açık ve gizli antlaşmalar imzaladığı iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/26) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

VII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve 24 milletvekilinin; enerji alanında bazı şirketlere imtiyazla çıkar sağlamak amacıyla devlet olanaklarını kullandığı, millî güvenliği tehdit edecek, Irak’ın ve ülkemizin bölünmesine neden olacak açık ve gizli antlaşmalar imzaladığı iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/26)

BAŞKAN – Hükûmet? Burada.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 26/3/2013 tarihli 82’nci Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre, bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Önerge sahibi olarak İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk.

Gruplar adına: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Afif Demirkıran.

Hükûmet adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız konuşacaktır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, bizim gensoru önergemiz Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu hakkında ama gördüğüm kadarıyla Hükûmet sırasında Sayın Davutoğlu oturmuyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, Anayasa “Başbakan veya bir bakan” diyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – “Konu, enerji konusudur, o nedenle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı oturuyor.” şeklinde bir açıklama yapılabilir ama gensoru metnimiz dikkatle okunursa sorunun, gensoru konusunun sadece enerji konusuyla sınırlı olmadığı, Türkiye’nin millî güvenlik siyasetiyle, Irak politikasıyla, Türkiye’nin Irak ilişkileriyle ilgili, dış siyasetiyle ilgili genel bir çerçeveye sahip olduğu görülecektir. Acaba Sayın Dışişleri Bakanı daha sonra mı gelecektir yoksa Sayın Enerji Bakanı mı devam edecektir, doğrusu merak ettim. Bu tutumu -eğer Enerji Bakanı oturacak ise- doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın Hamzaçebi, Hükûmetin takdiri olarak bildirilmiş, İç Tüzük’ümüzde zorunlu bir hüküm yoktur bildiğiniz üzere.

Şimdi ilk söz, önerge sahibi olarak İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’e aittir.

Buyurunuz Sayın Korutürk. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; önce bir konuya açıklık getirmek istiyorum: Sayın Başbakan, partisinin geçtiğimiz salı günkü grup toplantısında, Cumhuriyet Halk Partisinin bu gensoru önergesini aslında yanlış bir muhataba verdiği, bu bir enerji anlaşması olduğu için bunun Enerji Bakanı hakkında verilmiş olması gerektiğini alaycı bir dille ifade ettiler. Bu, alay edilebilecek bir konu değil; bu, devletin işleyişinin, geçerli yasaların, hangi bakanlığın neyin arkasında durduğunun ve hangi konunun neyin arkasına geçeceğinin bilinmesiyle ilgili bir konu. Ülkeyi on bir yıldır yöneten bir Hükûmetin başındaki Başbakanın bunu bilmediğini üzüntüyle gördük.

Uluslararası anlaşmalar daima Dışişleri Bakanlığının kontrolü altından geçmek mecburiyetindedir. Bununla ilgili birçok yasa vardır ve yasa maddeleri de vardır ama bunların en başında 1173 sayılı Yasa gelmektedir. Bizim de bu gensoruyu Sayın Enerji Bakanına değil, Dışişleri Bakanına vermemizin sebebi, bunun esas itibarıyla Türkiye’nin Irak politikasını baştan aşağı yanlış bir şekilde yönetiyor olmasıdır. Sayın Enerji Bakanı tedarikçi bir bakandır, Sayın Enerji Bakanı uygulayıcı bakandır. Petrolü bulduğu yerde, Dışişleri Bakanlığı mahzur görmezse, “Yapabilirsin.” derse onu yapar ve biz kendisini bundan dolayı muaheze etmeyiz. Biz bu yetkiyi ve bu izni kendisine veren Dışişleri Bakanını sorumlu tutarız.

Şimdi, arkadaşlar, 2003 yılı 1 Mart tezkeresi reddedildikten sonra Türkiye, Irak’la ilişkilerini bir düzen içerisinde götürebilmek için “Irak Özel Temsilciliği” adında bir makam ihdas etti. O sırada ben Berlin Büyükelçisiydim. Berlin’den dönüşümde hasbelkader bu makama ben geldim ve Irak’a yönelik bütün çalışmaların içerisinde ve en üstünde ben bulundum. Bakanlar Kurulu kararıyla atanan bir görevdi. Daha sonra, benden sonra iki arkadaş daha devam etti. Şimdi, nedense, Hükûmet bunu kaldırmış.

Ama o tarihlerden itibaren Türkiye’nin Irak politikası çok açıktı. Türkiye’nin Irak politikasındaki birinci önceliği, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması, Irak’ın siyasi birliğinin ve millî egemenliğinin korunmasıydı. Irak yeni oluşma içinde bir ülkeydi ve burada kendileri “Federasyon mu yapalım, yoksa üniter bir devlet şeklinde mi oluşalım?” diye bir çekişme içindeydiler. Biz bu çekişmeye üçüncü bir ülke olarak, bugün Suriye’ye yaptığımız gibi, karışmadık fakat “Biz kendimiz bu bölgede üniter devletin daha iyi işlediğini görüyoruz, eğer bizim deneyimlerimizden yararlanmayı düşünürseniz üniter devleti tercih edin.” dedik, etmediler.

Şimdi, bu bir federal devlet, federe devletler var ama petrol, Merkezî Hükûmetin konusu. Eğer Kuzey Irak petrollerini, Kerkük petrollerini, Mısır petrollerini Merkezî Hükûmetin haberi olmadan veyahut da Merkezî Hükûmetin onayı olmadan kalkıp da bölgesel Kürt yönetimiyle yaparsanız Irak’ın toprak bütünlüğünün ileride ayrışmasına yol açabilecek bir noktaya gelmiş olursunuz.

Biz, eleştirmek için konuşmuyoruz, rahatsız etmek için konuşmuyoruz. Biz, bu memleketin çocuklarıyız, deneyimlerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

Bakın, size kısa bir hikâye anlatayım: Ben askerliğimi yapıyordum, askerliğimi yaparken bir tarihte -çok gençtim- İstanbul’dan Ankara’ya uçakla geliyordum, o tarihte pervaneli uçaklar vardı “F-28” diye, onlardan biriyle geceleyin Ankara Havaalanı’na doğru inerken müthiş bir fırtınaya yakalandık, uçak  türbülansa düştü, sağa sola savruluyor, yanımda şişmanca kısa boylu biri oturuyordu, adam büyük bir telaşa kapıldı “Allah” diye bağırıyor, kendini oradan oraya vuruyor, etrafa yapışıyor, benim koluma sarılıyor. Adama döndüm, dedim ki: “Merak etmeyin bir şey olmaz.” Adam bana döndü dedi ki: “Nereden biliyorsunuz, pilot musunuz?” Dedim ki: “Hayır, pilot değilim ama çok sık uçuyorum.” Adam “Yalnız, ben pilotum. Siz, şu anda bizim içinde bulunduğumuz korkunç tehlikenin farkında mısınız? Ankara Havaalanı çanak gibi bir havaalanıdır, bu ters rüzgârda şu manevrayla girdiğiniz zaman 1957’de kuyruk vurup da düşen uçak gibi pert dö vitese gireriz yani hız eksilimine gireriz, düşeriz. Şimdi bizim kurtulma ümidimiz yüzde 30.” deyince, bende de şafak attı.

Şimdi, bu dış politika konusunun pilotları da bizleriz. Pilotluk bilgisini sizlerle paylaşmak istiyoruz, “Tehlikedesiniz” demek istiyoruz, “Kötü gidiyorsunuz.” demek istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Ama bizi  dinlemiyorsunuz, “Bir şey olmaz.” diyorsunuz. Niye bir şey olmaz? “Ben sıkça uçuyorum.” Sıkça uçmakla olmuyor, kullanmak lazım. Biz kırk seneye yakın bu görevi yaptık, bu işi yaptık, istiyoruz ki bildiğimizi, gördüğümüzü paylaşalım. Sizin de içinizde bunları bilen arkadaşlar var, seslerini çıkartmıyorlar ama onlar da tehlikenin, pert dö vitesin, kuyruk vurabileceğimizin farkındalar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Irak’ın toprak bütünlüğü Türkiye için son derece önemli. Irak kendi başına bir ülke. Irak’ta bir Kürt yönetimi var, bir Şii yönetimi var, bir Sünni yönetimi var. Bu yönetimler, Irak’ın bütünlüğü içerisinde kaldığı müddetçe Irak bu bölgede İran’a karşı bir denge unsuru olarak kalabiliyor. Eğer Irak bölünürse o zaman, dengeyi yapabilecek, İran’a karşı dengeyi yapabilecek bizden başka kimse kalmıyor. Türkiye’nin, hiçbir zaman isteği, hiçbir zaman arzusu İran’a karşı veya başka bir ülkeye karşı denge unsuru olmak değil. Biz denge veya karşı ağırlık olmak durumunda değiliz biz istikrar yaratan bir ülke olmalıyız.

Sayın Dışişleri Bakanı eğer burada olsaydı, eminim, çıkacak, diyecekti ki: “Bizim dış politika vizyonumuzu sizin anlamanız, görmeniz, tahayyül dahi etmeniz söz konusu değil. Son on senedir Türk dış politikası çok değişti.” Aslında doğru değil, Türk dış politikası son on senedir hiç değişmedi, son dört senedir, son üç buçuk senedir değişti.

Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisinin ilk Dışişleri Bakanı Sayın Yaşar Yakış, ikinci Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül, üçüncü Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan; bunların hepsinin zamanında Türkiye, bu bölgede ağırbaşlı, ağırlıklı, sözüne güvenilir, eskiden beri gelen güçlü ve birleştirici, istikrar yaratıcı politikasını uyguluyordu. Sayın Davutoğlu Bakan olduktan sonra, belki, bir altı ay kadar yerine ısındı, yerine ısındıktan sonra, amiyane tabirle, çömlek patladı, her tarafa girer, her taraftan çıkar olduk. “Sıfır sorun”dan başladık, bu noktaya geldik.

Şimdi, bu yapılmış olan anlaşma, gene, Dışişleri Bakanlığının nasıl onay verdiğini anlamadığım bir şekilde yapıldı Irak Merkezî Hükûmeti bundan şikâyetçi, Amerika Birleşik Devletleri dahi bundan şikâyetçi. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Bir memleketin merkezî hükûmetinin, onun onayı olmadan, federal birimleriyle anlaşma yapmak diye bir şey Irak Anayasası’na göre uygun değil.

Bakın, “Sayın Enerji Bakanına verseydiniz keşke bu gensoru önergesini.” diyor Sayın Başbakan. Enerji Bakanına niye verelim? Enerji Bakanı bu uygulamalardan dolayı yeteri kadar mağdur olmamış mı? Sayın Enerji Bakanımız uçakla Irak’a giderken “Irak’ta inemezsin.” demeleri üzerine geri çevrildi. Kim bunun sorumlusu? Bence Dışişleri Bakanı. Gerekli hazırlık yapılmadan, gerekli uygulamalar alınmadan, Merkezî Hükûmetin tasvibi, onayı alınmadan oraya koskoca bir Türkiye Cumhuriyeti Bakanı gönderilir mi? Onun için, biz, bu önergeyi doğru verdik. Bizim bu kaçıncı önergemiz? Çok hoşumuza gitmiyor, açık söyleyeyim, bir sene içerisinde üç önerge olabilir mi, üç gensoru olabilir mi ama gerekiyor, belki dört olacak, belki beş olacak.

Sizden ricam şu: Bakın, 1954 seçimlerinde en yüksek oyla gelen parti, Demokrat Partiydi, yüzde 53 oyla geldi ama 1955 senesinde Demokrat Partinin kendi milletvekilleri, Demokrat Parti grup toplantısında Demokrat Parti Genel Başkanını bakanlardan başlayarak teker teker sıygaya çektiler ve istifa ettirdiler. Siz, belki istifa ettirmezsiniz, belki sıygaya çekmezsiniz ama sorun arkadaşlar, ne yapıyorsunuz, nereye gidiyoruz? “Sıfır sorun” diye geldik, bakın nerelere geldik.

Suriye için birçok lakırtı çıkıyor şimdiden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuranlar var, Uluslararası Ceza Mahkemesine başvuranlar var. Kim aleyhine? Türkiye aleyhine. Türkiye buna layık bir ülke mi?

Şimdi, kalkıyorsunuz, bir petrol varlığını, o petrol varlığının sahibi olmayan bir birimden anlaşma suretiyle satın alıyorsunuz. Sağa sola, mahkemelere başvurdukları zaman, uluslararası divanlara gittikleri zaman bunların karşısında Türkiye niçin boynunu eğsin?

İsrail’in sadece “Olabilecek operasyonel hatalar varsa ve o hatalar ölüme sebebiyet verdiyse özür dileriz.” diyen özrünü  “Bu gururu bize yaşattığınız için size minnettarız.” diye afişlerle ilan ediyorsunuz. O zaman siz kimden özür dileyeceksiniz bu petrol dolayısıyla sağda solda sataşmalar başlayınca, hukuk davaları başlayınca?

Bu konuları bir kere daha dikkatinize getiriyorum, bu konulara canıgönülden kulak vermenizi rica ediyorum. Sizler, hepimiz, bu memleket için çalışan insanlarız. İnsan, siyaseti hizmet için yapıyor arkadaşlar, sizler de öyle yapıyorsunuz, ben eminim. O hizmetin içerisinde lütfen “Ne oluyor ne bitiyor?” diye sorun.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korutürk.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş.

Buyurunuz Sayın Türkeş. (MHP sıralarından alkışlar) 

MHP GRUBU ADINA YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu hakkında verilmiş olan gensoru önergesinin görüşülmesi vesilesiyle, Milliyetçi Hareket Partisinin önerge konusundaki görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hem iç hem de dış politikamız açısından son derece hassas ve bir o kadar da tarihî bir dönemden geçiyoruz. Yakın çevremizdeki dış dünya yeniden şekilleniyor. Bu noktada ülkemizin geleceğiyle ve geleceğini çok yakından ilgilendiren konularla ilgili önemli gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmeleri kendi millî imkân ve kabiliyetimizle ülkemizin çıkarları doğrultusunda yönlendirip yönetebiliyorsak ne âlâ, ne mutlu bize. Geldiğimiz şu safhada biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak AKP Hükûmetinin bu tarihî süreci en iyi ve en etkin şekilde yönetip yönlendirdiğine dair büyük tereddüt ve derin şüpheler içerisindeyiz. Dış politikada vahim hatalar yapıldığını görüyor ve biliyoruz.

Bu yüce çatı altında yaptığım önceki konuşmalarımda bunlara değinmiştim. Son konuşmamdan bu yana da değişen bir durum söz konusu olmadı. Suriye’de derin bir açmaza girdik, Irak deseniz hakeza, İran’la ilişkilerimiz risk taşıyan boyutlara varmak üzere, Avrupa Birliği ile ilişkilerde kayda değer hiçbir gelişme yok, Yunanistan Ege’deki adacık ve kayalıkları kendi egemenlik sınırları içerisine almayı son hızıyla sürdürüyor, bizim AKP Hükûmeti seyrediyor. Türk dünyasıyla, soydaş ve akraba topluluklarla ilişkilerimiz derin bir ihmalin içerisinde. Enerji savaşlarında ise büyük bir karartma nedeniyle durumumuz nedir, bilemiyoruz.

Bu noktada vurgulamalıyım ki diğer bir büyük sorunumuz, dış politik gelişmeler ve dış politikamızla ilgili önemli ve hassas konularda AKP Hükûmetinin Dışişleri Bakanı ve Bakanlığı tarafından yeterince bilgilendirilmiyor olmamızdır. Demokrasinin gereği olarak şart olan Meclis denetimi hiçe sayılıyor. Bu ise bizde “Kapalı kapılar ardında gizli pazarlıklar yürütülüyor.” inancını artırmaktadır. Sayın Dışişleri Bakanı, kendi ifadeleriyle dış politikamızı nakış nakış işleyip, ince ince dokurken bizler burada âdeta dokuz doğuruyoruz. Türkiye’nin selameti açısından Sayın Davutoğlu ve ekibine güvenmek istiyoruz, sonuna kadar güvenmek ve inanmak istiyoruz ancak bir türlü olmuyor. Sayın Bakanın sempatik şahsı, kişiliği bize yetmiyor. Çizdiği karakter profili de artık güven vermiyor. İzlediği politikaları da içimize sindiremiyoruz.

Değerli milletvekilleri, söz buraya gelmişken geçen hafta yaşanan şu meşhur İsrail’in özür dileme olayına ve bunun gerek Sayın Başbakan ve gerekse Sayın Davutoğlu tarafından bir dış politika zaferi olarak takdim edilmesine değinmeden geçemeyeceğim. Sonraki gelişmeler ve İsrail Başbakanının sosyal medyada yayınladığı özel açıklamalar gösteriyor ki İsrail’in özrünün ardında bizim Dışişleri Müsteşarının zaman zaman basına da yansıtılan İsraillilerle yaptığı o belirsiz görüşmeler değil, İsrail’in tamamen kendi çıkarları bulunmaktadır. İsrail, dokuz vatandaşımızı katletmesinden üzüntü duyduğu için değil, Başbakan Netanyahu’nun ifadesine göre, Suriye’de son dönemdeki tehlikeli gelişmelerden endişe duyduğu için güya özür dilemiştir ya da daha doğru Türkçeyle o özrümsü açıklamayı yapmıştır.

 25 Mart 2013 tarihli basın açıklamamda da açıkça vurguladım. Aslında bu bir özür dileme değil, bir mazeret beyanıdır ve hukuki hiçbir geçerliliği yoktur. Aslında sayın milletvekilleri, sizlere bu noktada bu gelişmenin Suriye ve/veya İran kaynaklı olmasının yanı sıra ve daha da ziyade, asıl sebebin enerji kaynaklı olduğunu vurgulamak isterim. İsrail, Filistin’in Gazze ve Akdeniz’deki kendi kıyıları açıklarında keşfettiği, 1 trilyon metreküp olduğu iddia edilen muazzam doğal gaz rezervlerini boru hattı yoluyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarmanın en akılcı ve maliyetli yol olduğunu anlamış ve bu yolda, her geçen günü, boşa geçirilmiş, maddi kaybı büyük günler olarak görmeye başlamıştır. Bu noktada İsrail’in dev enerji şirketi Delek’in İsrail Hükûmeti üzerinde yapmış olduğu baskı, Netanyahu’yu o özrümsü açıklamaya yönelten ana faktörü oluşturmaktadır. İsrail’in sözde de olsa neden özür dilediğinin gerekçeleri bu kadar açık iken, ayan beyan ortada iken Sayın Başbakan ve Sayın Dışişleri Bakanının ortaya çıkıp da “Bakın, nasıl dize getirdik, gördünüz mü dış politikamız nasıl da başarılı.” gibi içi boş laflarla halkımızın gözünü boyamaya çalışması komik olmuştur. Bu da yetmezmiş gibi “E, İsrail özür diledi, şimdi sıra muhalefette.” yaklaşımına ne demeli? Kusura bakılmasın ama bu tavır tam bir pişkinlik ve hamakat örneğidir. MHP’den çıt çıkmıyormuş. Olayın hemen ardından yaptığımız ve olayın yanlışlığının tüm gerekçelerini detaylı olarak anlatan bildirimizi beğenmediğiniz açık. Sebebi de, tümü doğruları aksettiriyordu. Bütün bu olanların ışığında, MHP neden sizden veya neden Türk halkından özür dileyecekmiş? Bu zihniyeti ve akıl yapısını anlamak zor.

Aslında, Mavi Marmara olayında AKP Hükûmetinin ve Dışişlerinin bu millete bir özür borcu vardır. Neden mi? İzninizle burada izah edeyim. Nasıl, bir sihirbaz silindir şapkanın içinden duruma göre ya tavşan ya çiçek ya da herhangi bir nesne çıkarıp izleyicileri büyülüyorsa, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu da her olumsuzluk karşısında, büyük bir ustalıkla, halkın hoşuna gidecek nesneleri şapkadan çıkarıyorlar.

Evet, doğrudur ve tartışma götürmez bir gerçektir ki Mavi Marmara olayının asli sorumlusu İsrail’dir. Peki, diğer tarafta hatalar olmamış mıdır? Bunların sorumlusu kimdir? O gemileri o tarihte Gazze’ye, ölüm hattına göndermekte en ufak bir beis görmeyen AKP Hükûmeti değil midir? O dönemde Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcimiz New York’tan, ABD Büyükelçimiz Washington’dan ve İsrail Büyükelçimiz Tel Aviv’den gönderdikleri telgraflarda âdeta yalvardı ve gemilerin gitmesine kesinlikle engel olunmasını istedi ama AKP Hükûmetinin çiçeği burnunda, sıfır soruncu Dışişleri Bakanı ve o dönemin kalfalık sürecini idrak eden Başbakanı bu uyarılara kulak asmadı. Daha düne kadar neredeyse beş yıl Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi olmuş, meslek hayatının önemli bir kısmını Bakanlıkta Orta Doğu, İsrail-Filistin ilişkilerinden sorumlu olarak geçirmiş Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı da bu uyarılara kulak asmadı ya da gerekli uyarıları yapmadı veya onu da dinleyen yoktu. Çünkü, İsrail’i bilen herkes böyle bir sonucu küçük bir ihtimal olarak dâhi de olsa hesaba katmalıydı. Usta Sayın Başbakan, Sayın Dışişleri Bakanı, o tarihte Dışişleri Müsteşarınız sizi uyarmadı mı acaba? Uyardıysa, uyarılarını neden dikkate almadınız? Uyarmadıysa, hâlâ niye o mevkidedir?

Sonuçta, olan oldu ve dokuz vatandaşımız katledildi, ilişkiler kesildi. İsrail özür dilediyse, AKP Hükûmeti de Türk halkından özür dilemelidir. Asıl özür borcu aslında Başbakan ve Dışişleri Bakanının omuzlarında asılı durmaktadır. Siz, bir yandan dış politika hatasıyla katliama sebebiyet vereceksiniz, diğer yandan, bu hatanızı kamuoyundan saklamaya yarayacak şekilde konuyu İsrail’in özür dilemesi meselesine odaklayacaksınız, halkı üç yıl bu şekilde bilgi kirliliğiyle besleyerek dikkat noktasını “özür dileme” konusuna çekip sözde özür gerçekleştiğinde de bunu bir diploması zaferi olarak takdim edeceksiniz. Tam bir sihirbazlık ve hokkabazlık örneği değil de nedir bu durum? Bütün bu oyunların Türk milletinin gözünden ve dikkatinden kaçtığı sanılmasın ve necip Türk milleti aptal yerine konmasın.

Sayın Dışişleri Bakanı Davutoğlu “İstediğimizi aldık, tüm taleplerimiz yerine getirildi.” ifadelerini kullanmıştır. Hani, nerede? Ne aldınız? Gazze ablukası kalktı mı? Kalkacak mı? Başbakanlığımızın açıklamasında yer alan Türkiye’nin devlet olarak açtığı tazminat davalarıyla bizzat mağdurların açmış olduğu tazminat davaları ne olacak? Telefon görüşmesiyle sağlandığı kaydedilen tazminat anlaşmasının en önemli şartını İsrail’in isteği ademimesuliyet şartı, “non- liability” mi oluşturuyor? Adalet Bakanı Livni alelacele bunun için mi aradı sizi? Ademimesuliyet şartı karşısında tazminat ödemelerinin yapılmasıyla birlikte Mavi Marmara olayına karışan tüm İsrailliler, diğer bir ifadeyle, Mavi Marmara’ya operasyon talimatını veren İsrailli siyasetçiler, operasyonu planlayıp yöneten İsrail üst düzey askerî yetkilileri ve bizzat operasyonu gerçekleştiren İsrailli subay ve askerler ve vatandaşlarımızı profesyonelce vuran katiller hakkındaki tüm davalardan vaz mı geçilecek? Türkiye, hem devlet olarak davalardan vazgeçecek hem de Mavi Marmara kurbanlarının aileleriyle temas içinde olunarak mağdur olan ailelerin tazminat karşılığında İsrail ve operasyonu gerçekleştiren İsrailliler hakkındaki hukuksal haklarından feragat ettiklerine dair anlaşma mı yapılacak? Daha da önemlisi, bu feragat tazminatlar ödenmeden önce mi yapılacak, sonra mı yapılacak? İçinizde bunu bileniniz var mı? Hiç zannetmiyorum. Tüm bunlar Sayın Dışişleri Bakanının “İsteğimizi aldık, tüm taleplerimiz yerine getirildi.” ifadesiyle ne derece uyuşuyor? Sayın Dışişleri Bakanı sanal gerçekleri reel göstermeye çalışarak kendince sihirbazlık mı yapıyor? Aziz Türk milleti buna artık inanır mı?

Kulislerde dillendirilenlere göre, İsrail’in her bir şehit ailesine 100 bin dolar tazminat ödemesi üzerinde duruluyormuş. Doğru olduğuna ihtimal bile vermemekle birlikte, bir an için doğru olduğunu düşünürsek böyle bir miktarın bir şehidimizin hayatıyla nasıl kıyaslanabileceğini, ölçülebileceğini düşünmek bile alçaklık olarak geliyor bize. “Alçak koltuk” olayından daha alçaltıcı olmaz mı bu miktar? Bir şehidimizin hayatının kaç para ettiğini siz nasıl belirleyeceksiniz? Buna şimdi yetkilendirilen Sayın Arınç mı karar verecek?

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle, üç yıl önce Mavi Marmara gemisine yönelik İsrail saldırısında hayatlarını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan bir kere daha rahmet, yaralılara acil şifa ve yakınlarına sabır ve metanet dileklerimi iletiyorum.

Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri, bu noktada gensoru önergesinin verilmesine dayanak teşkil eden ana konuya da gelmek istiyorum. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak Irak’ın toprak bütünlüğü korunmak şartıyla, Irak’ın kuzeyi bölgesel yönetimiyle enerji alanında anlaşma imzalanmasına karşı değiliz ancak bu anlaşma veya anlaşmaların gizli olmasını da kabul edemeyiz. Anlaşmaların metninin kamuoyuna açıklanmasının bir anlamda dışarıdaki dost ve düşmanlarımızın anlaşılması bakımından da ülkemiz için yararlı olacağını düşünüyoruz. Türkiye'nin âdeta arka bahçesi olan Irak’ın kuzeyinde devasa hidrokarbon kaynaklarıyla ilgili olarak kuzey bölgesel yönetimiyle anlaşmaların yapılması kimi kızdırır, kimi kızdırmaz, kimi memnun eder; anlaşmaların gizliliği kaldırılsın ki bunları da bilelim. 22 ülkeden 50’ye yakın dünya enerji şirketi Irak’ın kuzeyindeki doğal gaz ve petrol kaynaklarıyla ilgili olarak 15 milyar doları geçen yatırımla bölgede âdeta at koşturacak, Türkiye ise bu koşan atları seyredecek. Böyle bir gerçeği kabul etmek mümkün mü? Kapımızın dibinde bize sunulan ekonomik, coğrafi, jeopolitik, jeolojik her türlü fırsat ve imkânı kullanmak bizim en doğal hakkımızdır. Irak’ın kuzeyindeki ham petrol ve doğal gaz kaynaklarına ortak olma, işletme, boru hatlarıyla bu kaynakların Türkiye’ye aktarılması, bu kaynakların bir bölümünün ihtiyaçlar için kullanılıp özellikle Batı’ya satış için bir merkez olması önemlidir. Bu hidrokarbon kaynaklarının Türkiye üzerinden pazara açılması, Türkiye’nin üretimden satışa kadar her aşamada işin içinde olması, hem ucuz enerji kaynaklarına erişim hem de ticarette büyük pay sahibi olma, tüm bunlar tabii ki ülkemizin yararına olan hususlardır. Irak’ın kuzeyi ve özellikle Ninova eyaleti içinde yer alan Musul ve Anbar bölgesindeki enerji kaynakları birlikte ele alındığında günde 3 milyon varil petrol ülkemize getirilecek. Bugün, ülkemizin günlük petrol tüketiminin 650 bin varil olduğunu düşünürsek, toplam ihtiyacımızın 4-5 katı bir petrolden söz ediyoruz. Yine aynı bölgeden Türkiye’ye yılda 30 milyar metreküp doğal gaz gelebilecek. Ülkemizin bugün yıllık doğal gaz ihtiyacının 50 milyar metreküp olduğu düşünüldüğünde de bu, ihtiyacımızın yarısından fazlasına denk geliyor. Aynı projeye İsrail gazının da eklenmesi hâlinde, buradan gelecek 10 milyar metreküple birlikte Türkiye’ye akacak doğal gaz toplam 40 milyar metreküpe çıkıyor. Kuzey komşumuzdan aldığımız doğal gazın fiyatı misal olarak 100 dolar ise buradan alacağımız gazın birim fiyatının da 40-45 dolar -mukayese açısından söylüyorum- olacağı kaydediliyor. Tablo müthiş, projeler büyük ve etkileyici; karşı çıkmamız da mümkün değil. Ancak, bizim kırmızı çizgilerimiz, ülkemizin mevcut siyasi sınırları ve Irak’ın toprak bütünlüğüdür. Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulması hâlinde, Türkiye, anlaşmalardan kaynaklanan haklarını kullanarak bölgede Irak dışında bir devlet yapılanmasına izin vermemelidir. Sözünü ettiğim bu büyük enerji projeleri de böyle bir olumsuz senaryoya kesinlikle yol açmamalıdır.

Söz konusu projelerde Türk özel şirketlerinin en geniş şekilde yer alması önem taşımaktadır. Bu geniş imkânların Hükûmet tarafından yandaş gruplara dağıtılması ve paylaştırılması, gensoru önergesinde de vurgulandığı gibi, ahlaki olamaz. Önergede ismi geçen “Powertrans” şirketi hakkında yaptığımız küçük çaplı bir araştırmada bu şirketin Singapur’da kurulu olduğunu ve büyük hissesinin Çalık Grubuna ait olduğunu tespit ettik. Çalık Grubunun da Sayın Başbakanla yakınlığı basınımızda bir ara yaygın şekilde işlenmiş olan ve bilinen bir konudur.

Sayın Başbakan ve Sayın Enerji Bakanı, hatırlatmak isterim ki bu tür gayriadil tutumlar ahlaki nitelikten yoksundur. Sosyoekonomik imkân ve fırsatları vatandaşlarımıza eşit şekilde dağıtmak sizin en başta gelen ahlaki görevlerinizdendir.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Sayın Davutoğlu aleyhine bugüne kadar verilen iki gensoru önergesine karşı oy kullanırken aslında hep aynı gerekçeden hareket ettik. Bu kere de aynı gerekçeyle hareket edeceğiz. Zira, Türk dış politikasını sırf Sayın Davutoğlu’nun şahsıyla özdeşleştirmeyi doğru bulmuyoruz. Buradaki hatalar, bir bütün olarak, ustalık dönemini idrak ettiğini söyleyen siyasi iktidarın tümüne aittir.

Diğer taraftan, akademik kişiliğine saygı duyduğumuz Sayın Davutoğlu’nun da Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gensoruyla düşürülen ikinci bakan olmasını da istemiyoruz; hâlâ hatalarını görmesi ve bunlardan rücu etmesi ve artık daha fazla yanlışa vesile olmamak için belki kendisi bırakır beklentisindeyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son sözüm Sayın Başbakana. Obama’nın sesini özlemiş! Haberin var mı taş duvar, zincirli köle, kör pencere… On binlerce şehit anası evladının sesini, binlerce gazi kaybettiği uzuvlarını özlüyor. Sen efendilerinin sesine hasret kal, biz de şehitlerimizin sesine.

Sözlerime bu noktada son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkeş.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili İdris Baluken.

Buyurunuz Sayın Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında vermiş olduğu gensoru üzerine Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini aktarmak üzere söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünya kapitalizminin ulusal pazarlara olan ihtiyacı, yönetimsel olarak ulus devletlerin şekillenmesini tarih sahnesine çıkarmıştır. Özellikle imparatorlukların idari ve siyasi yapısının ekonomik ve teknolojik gelişmeleri taşıyamaması neticesinde ulus devletler dünya siyaset tarihine önemli bir aktör olarak girmiştir.

Ulus devlet sistemi, ulus pazarların tesisi, siyasi ve idari yapının tesisi, merkezî bir yapının ortaya çıkmasıyla beraber şekillenmiştir. Bununla beraber, buna tekabül eden üretim ilişkilerinde teknolojinin pay sahibi olması, ulusal sermaye gruplarının uluslarüstü örgütlenmelerle beraber dönüşmeye başlaması “ulus devlet” anlayışını aşındırmaya başlamıştır. Burada ciddi bir dönüşüm kendini dayatmıştır ve bu dönüşüm, ulus devlet yapısını aşındırmaya başlayan bu dönüşüm, aslında bugün de kendisini hâlâ dayatmaktadır. Bu dayatmayı takiben, eskiye ait olan, yani katı ulus devlet yapısına ait olan siyasi yapı, idari yapı ve sosyolojik mühendislik içeren yaklaşımlar da giderek aşınmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin de ulus devlet yapısını göz önünde bulundurduğumuzda, özellikle Türkiye’deki ekonomik, etnik ve inançsal zenginlikler ve yine stratejik olarak ülkenin bulunduğu coğrafi konum bu süreçlerle ilgili bir etkilenmeyi önümüze getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, 1923 tarihinde, katı bir ulus devlet yapısı şeklinde, hegemonik devletler zincirindeki halkalardan birine “merhaba” demiştir. Bu dönem, özellikle tüm dünyada ulus devletlerin hızla arttığı bir dönem olmuştur. İmparatorlukların giderek yerle bir olduğu Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki bir dönemi burada belirtmek gerekiyor. Türkiye bu yeni devletler arası sisteme dâhil olurken, özellikle Millî Mücadele Dönemi henüz bitmiş ve hegemonik anlamda, küresel düzeyde çok fazla söz sahibi olmayan devletlerin olduğu bir coğrafyadaki bir politik düzlemle karşı karşıya kalınmıştır. Bu süreçte, Türkiye Cumhuriyeti, Batı orijinli olan bu ulus devlet yapısına geç geçmenin sancılarıyla da karşı karşıya kalmıştır. Gerek dünyanın merkezî hükûmetlerinin ekonomik ve siyasal gelişmişliğiyle Türkiye Cumhuriyeti arasındaki büyük uçurum gerekse de ülkenin kendine has sosyolojik ve hukuksal bir tabanı, bir içtihadı oluşturmaması da bu bahsetmiş olduğumuz sancıyı artırmıştır. Öyle ki kendi hukuk kurallarına ait yasaları belirlerken örneğin, İş Yasası ve Ceza Yasası gibi kurallar belirlenirken bile ülke kendi öz dinamikleriyle süreci şekillendirmemiştir.

Değerli milletvekilleri, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra, insanlık tarihi Hitler gibi bir faciayı gördükten sonra bütün dünyada daha fazla demokrasi talepleri devletlerin iç ve dış politikalarını şekillendirirken, ülkemizde, maalesef, bu süreç içerisinde, yirmi yıllık bir sürede üç önemli askerî darbe, askerî müdahale yaşanmıştır. Bütün dünyada sivil toplum, özgürlükler, kültürel kimlik, mülksüzler direnişi gibi sivil alanı genişleten hareketler ön plana çıkarken Türkiye’de daha çok sivil ve askerî bürokrasinin katı ulus devlet anlayışını arkasına alan müdahaleleri maalesef gündemleşmiştir. Katı ulusçuluk ve kapitalist modernitenin şekillendirdiği bu süreçler, aslında, bir yerde tıkanıklığa yol açmış, devletler arası sisteme ülkenin entegrasyonu açısından 1980 askerî darbesine yeniden ihtiyaç görülmüştür. Özellikle 80 askerî darbesinin toplumun her alanında, bilinçsel, siyasal, ekonomik, kültürel, sosyal, her alandaki birikimleri, kazanımları yok etmeye dönük faaliyetlerini hepimiz biliyoruz ancak 80 askerî darbesinin karışmadığı, el uzatmadığı tek alan, ekonomi dünyasıyla ilgili, ekonomi alanıyla ilgili 24 Ocak 80 kararlarıdır. 24 Ocak 80 kararlarının mimarı olan rahmetli Özal’ın darbeden sonra politik özne olarak mevcut hükûmetlerde ön plana çıkması, yine, devletler arası sisteme Türkiye’nin entegre edilmesiyle ilgili bir çabanın yansıması olmuştur.

Bu dönemden sonra hızla dış politika ve iç politika arasındaki sınırlar buharlaşmış, bütünsel politikanın izleri kendini hissettirmiş, “devlet”, “yarı devlet” ve “çevre devlet” kavramları gelişmiştir. Daha sonra küresel hegemonik güçler, bölgesel hegemonik güçler ve bunların yerel dinamikleri dünya siyaset tarihine yön veren bir konjonktürde tarih sahnesine çıkmıştır. Burada özellikle dış politikadaki taktiğin, stratejinin ve yaklaşımların da bu yeni denklemdeki şekillenmelerle beraber değiştiğini söylemek mümkündür. Daha önce kutsal olan sınır ve gümrük yapılarının ticari kaygılarla hızla uluslararası bir sermayenin hizmetine girme çabası ülkelerin dış politikalarına yön vermeye başlamıştır.

Bu genel tarihsel ve küresel perspektiften sonra AKP iktidarı ve Davutoğlu dönemindeki dış politikaya biraz bakmak istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bildiğimiz gibi, AKP iktidarının iş başına gelmesi, iktidar olması, özellikle 11 Eylül saldırılarının akabindeki bir sürece rastlamıştır. 11 Eylül saldırılarından sonra, küresel hegemonik güçler, kendi sömürgeci politikalarını, savaşla ilgili var olan birtakım çıkarlarını, halkların başına bela olan birtakım politikalarını terörizm kılıfı adı altında yeniden bir stratejik hamleye dönüştürmüşlerdir. 11 Eylül saldırılarından sonra oluşan bu yeni hamleyle birlikte ülkelerin dış politikası “soft power”, “hard power”, “smart power” dediğimiz üç pozisyon şeklinde şekillenmiştir.

Burada “soft power”ın, daha çok, diplomatik yolla, savaşa ve şiddete dayanmayan, lehte sonuç alma girişimi olduğunu belirtmemiz gerekiyor.

“Hard power” dediğimiz politikaları ise daha çok askerî müdahalelerle ya da sahip olunan şiddet unsurlarıyla sonuç almayı, lehte sonuç almayı ortaya çıkarmaya çalışan politikalar olarak belirtmek gerekir.

“Smart power” dediğimiz politikaların ise her iki politikanın harmanlanmasından müteşekkil olup zaman zaman silahlı unsurun devrede olduğu, zaman zaman yumuşak diplomatik unsurun devrede olduğu bir politika süreci olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Özellikle, bu şekildeki dış politikanın şekillendiği bir dönemde küresel hegemonik güçler için Türkiye, sömürgeciliğin yeniden üretilmesinde, bulunmuş olduğu coğrafi konum itibarıyla ilişki içerisinde olunması gereken orta boy, orta ölçekli bir devlet olarak ortaya konmuştur.

Burada, AKP’nin dış politikalarına baktığımız zaman, Arap Baharı ve bu Arap Baharı’nın Suriye’ye yansımasıyla ilgili süreci bir kırılma noktası olarak belirleyebiliriz. Arap Baharı ve Suriye’deki iç savaşa kadar AKP’nin dış politikasını, daha çok “soft power” dediğimiz, diplomatik yolla sonuç almaya çalışan, kendi bölgesel pozisyonuna diplomatik ilişkilerle güç kazandırmaya çalışan, var olan bölgesel sorunlarda güçlü bir ara bulucu pozisyonu aramaya çalışan bir eksende tanımlamamız yanlış olmaz sanırım. Tabii ki buradaki temel hedefin, devletin çıkarı ve birtakım ticari bilançoların kabartılması olduğunu belirlememiz gerekiyor. Ancak, özellikle Arap Baharı ve Suriye’deki yansımalarından sonra bu “soft power” dediğimiz diplomatik dış politikanın, hızla “hard power” dediğimiz askerî varlığını hissettiren, gerektiğinde savaşı ve şiddeti gösteren bir yörüngeye doğru geçtiğini belirtmemiz sanırım yanlış olmaz.

Özellikle Arap Baharı’yla birlikte dış politikada geçmiş döneme, tarihsel döneme tekabül edecek bazı Neoosmanlı politikalarını referans alan yaklaşımlar, özellikle Mısır’daki halk hareketleriyle beraber bir politik iflası da beraberinde getirmiştir çünkü bu politika şekillendirilirken, özellikle bölgenin tarihsel gerçeklikleri ve dominant kültürel özellikleri göz önünde bulundurulmamış, dediğim gibi, geçmişe dair bir anlayışın, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir rüyanın dış politikaya yansıtılması şeklinde vücut bulmuştur.

2011’deki Arap Baharı’nın Suriye’ye yansımasından sonra, özellikle Suriye politikası, bir benzetme yapmak gerekirse, elektrik düğmesinin açılıp kapatılması gibi köklü bir değişime uğramıştır. “Kardeş Esad” olarak tanımlanan bir diktatöryal rejim, daha sonra, üç saatte Şam’a girilebilecek ucuz kahramanlık havalarıyla dış politikanın yörüngesine oturtulmuştur. Tabii ki bu gelgitlerin, ülkemiz açısından, ülke dış politikaları açısından getirdiği sonuçların son derece ağır olduğunu belirtmemiz gerekiyor.

Özellikle yüz yıllık bir sürecin şekillendiği bu dönemde, hak talepli olan toplumsal isteklerle rant talepli olan devletsel istekler konusunda AK PARTİ’nin -AKP’nin- dış politikalarının, daha çok bu rant amaçlı devlet çıkarlarına hizmet etme amacını taşıdığını vurgulamamız gerekiyor.

Tabii ki bu askerî gücü gösteren, gerekirse savaş pozisyonunu gösteren “hard power” politikalarıyla sonuç almak mümkün olabilir ancak bu politikaları devreye koyarken iki önemli faktörü göz önünde bulundurmak gerekir. Birincisi, bulunduğunuz pozisyonun küresel güç içerisinde bulunmuş olduğu pozisyondur. İkincisi, sonuç alınmış olsa bile, Orta Doğu coğrafyasında kardeş halklara getirmiş olduğunuz acının, ölümün, gözyaşının vicdani ve ahlaki boyutudur. Hem küresel güç düzeyinde hem de Orta Doğu’ya getireceği yıkım düzeyinde bu “hard power” politikalarının yanlış olduğunu tekrar biz buradan vurgulamak istiyoruz.

Bugün, özellikle Orta Doğu’ya baktığımızda, her tarafı kan gölüne dönmüş bir coğrafyayı görüyoruz. Suriye’de, neredeyse her gün yüzlerce yurttaşın yaşamını yitirdiği bir dramla karşı karşıyayız. Irak’ta, Irak’ın parçalanması üzerinden kaosa sürüklenmek istenen bir denklemle karşı karşıyayız. İran’da, küresel hegemonik müdahalenin sırasını bekleyen bir kaotik sürecin yanı başımızda durduğunu vurgulamamız gerekir. Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da, bugüne kadar şekillenen süreçlerin tamamında taşların hâlâ yerli yerine oturmadığını da belirtmemiz gerekiyor. Böylesi kan gölü olmuş, kan deryasına dönmüş karışık bir coğrafyada, askerî müdahaleyi, savaş pozisyonunu gösteren dış politikaların kan, gözyaşı ve acı dışında hiçbir sonuç getirmeyeceğini vurgulamamız gerekiyor. Böylesi bir coğrafyada, halkların kardeşliğini esas alan barış politikalarını kendi dış politikasının eksenine alan, diplomatik gayretleri ön plana çıkaran politikaların en akılcı, en ahlaki, en vicdani ve insani yaklaşım olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Özellikle, böylesi bir yaklaşımının Orta Doğu’da kan deryasına dönmüş bütün ülkelerde ve devletlerde yeni bir model ortaya çıkarabilecek bir potansiyel olduğu vurgusunu herhâlde belirtmeye gerek yok.

Tabii ki Orta Doğu’da bu politikaları yürütürken, kendi içinde yaşamış olduğu sorunları çözmek de yine ülke açısından büyük bir aciliyet teşkil ediyor. Başta Kürt sorunu olmak üzere, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar demokratikleşmeyle ilgili sorun yaşayan bütün halkların hak ve özgürlük taleplerini karşılayan bir iç politikanın bu barışçıl dış politikayı şekillendireceğiyle ilgili görüşümüzü buradan ben tekrar vurgulamak istiyorum.

Tabii, burada, Dışişleri Bakanının bugüne kadar uygulamış olduğu politikaların özellikle Neoosmanlıcılık yanına dikkatinizi çekmeye çalıştım ancak son dönemde Sayın Dışişleri Bakanının yapmış olduğu bazı tespitlerin de bahsetmiş olduğumuz bu hakikatlere denk düşen reel birtakım tespitleri kendi içerisinde barındırdığını buradan vurgulamak istiyorum. Özellikle, Sayın Davutoğlu’nun ulusçuluk ile hesaplaşmanın artık kendini dayattığını söylemesiyle ilgili tespiti, bizce son derece önemlidir, tarihsel ve diyalektik açıdan, yaşamış olduğumuz sorunlara çözüm açısından önemli birtakım adımların, önemli birtakım politikaların başlangıcı olabilir.

Sayın Davutoğlu’nun bazı konuşmalarında belirtmiş olduğu şu hususlara dikkat çekmek istiyorum: Öncelikle, temel tespit yapmak lazım. 19’uncu yüzyıl ideolojisi olan ulusçuluk, Avrupa’da feodalite ile bölünmüş yapıları bir araya getirip ulus devletleri doğurdu, biz de ise tarihten gelmiş organik yapıları dağıtarak geçici ve suni karşıtlıklar ve kimlikler ortaya çıkardı. Hepimizin bu ayrıştırıcı kültürle hesaplaşma zamanı geldi.

Yine, Sayın Davutoğlu’nun yakın bir dönemde yaptığı konuşmada “Burada iki yol var: Ya, yeni bir siyaset ve düzen anlayışıyla bütün bu bariyerleri önce zihnimizde, sonra gönlümüzde, sonra fiiliyatta ortadan kaldıracağız ve daha büyük ölçeklere doğru hep beraber yürüyeceğiz, Türk’üyle, Kürt’üyle, Arnavut’uyla, Boşnak’ıyla, Arap’ıyla, her bir milletiyle yürüyeceğiz ya da bizi lime lime edip küçük parçalara ayırmaya çalışacaklar. Önce Sykes-Picot haritalarıyla, sonra sömürge yöntemleriyle, suni çizilmiş haritalar üzerinde ortaya çıkan ve her biri diğerini suçlayan ulusçuluk ideolojilerine dayalı nevzuhûr devlet anlayışlarıyla gelecek inşa edilmez. Sykes-Picot’un bize çizdiği o kalıbı kıracağız.” tespitinin bahsetmiş olduğumuz bu içeride ve dışarıdaki dış politikayı kendi asıl yörüngesine, barış yörüngesine oturtma noktasında önemli tespitler barındırdığını belirtmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, özellikle Sayın Davutoğlu’nun bu tespitlerinden sonra, Neoosmanlıcılık politikalarıyla, bu yeni tespitler konusunda kendisine şunu hatırlatmak istiyoruz: Tarih geriye doğru yürümez. Siz, tarihten gelen birtakım emperyal düşünceleri bugüne uyarlamaya çalışırsanız burada başarılı olmanız mümkün olmaz. Bakın, Suriye’de bu büyük hayallerle içine girilen yolda öyle bir politik iflas yaşandı ki Türkiye, Büyük Orta Doğu’daki süper güç modeli olma iddiasını, çetelerle iş birliği yapan bir politik iflasa doğru getirdi. Çetelerle iş birliği yapmak, çetelerden medet ummak, büyük devlet iddiası olan devletlere yakışan bir durum değil kanaatindeyiz.

Yine, Suriye’de özellikle mülteciler üzerinden rejim aleyhtarlığı şeklinde ortaya konan politikaların yanlış olduğu, işte, dün yaşanan hadiselerden de ortaya çıktı. Bize gelen haberlere göre, dün, 600 Suriyeli sığınmacı, mülteci Akçakale Sınır Kapısı’ndan Suriye’ye gönderilmiştir. Uluslararası hukukun tamamen çiğnenmesi olan bu uygulama, bu yurttaşların, bu vatandaşların ölümle burun buruna getirilmesiyle eş değer anlamlıdır. Burada bir izahatın mutlaka yapılması gerekir. Eğer, Suriyeli mülteciler Suriye’ye gönderilmişlerse bunun hangi mevzuata ya da hangi uluslararası hukuk kuralına göre yapıldığının Dışişleri Bakanlığı tarafından izah edilmesi gerekir. Biz, özellikle bu dış politikada mezhep eksenli birtakım arayışların yanlış olduğunu, ülkeyi bölgesel savaşa götürecek felaketlere yol açacağı uyarısını tekrarlamak istiyoruz.

Yine, Paris’te üç Kürt kadın siyasetçinin katledilmesiyle ilgili Dışişleri Bakanlığının bugüne kadar herhangi bir açıklama yapmaması ve içerisine girmiş olduğu suskunluğun son derece vahim olduğunu düşünüyoruz.

Aynı şekilde, Orta Doğu’da anti Kürt politikaların, Kürt karşıtı politikaların Türkiye’ye hiçbir şekilde kazandırmayacağını, Orta Doğu’daki halklara hiçbir şekilde kazandırmayacağını vurgulamak istiyoruz. Birliktelik üzerinden eğer politikaları inşa eder isek sadece Kürtlere yönelik değil, gayrimüslimlere yönelik, kanayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gayrimüslimlere ve diğer halklara yönelik var olan politikalarımızı da gözden geçirip ona göre yeni birtakım açılımlar yapmanın ülkeye kazandıracağı inancındayız.

Yine, Sayın Başbakanın da sürekli şikâyet ettiği Birleşmiş Milletler işleyişinin de bugün için son derece yanlış olduğunu düşünüyoruz. Birleşmiş Milletlerin, milletlerden çok “birleşik devletler” gibi bir kurumsal işleyişe sahip olduğunu belirtmek istiyoruz. Eğer, gerçekten “birleşmiş milletler” kavramı doğruysa Orta Doğu’da Filistin halkının ve 40 milyonluk Kürt halkının Birleşmiş Milletlerde devletsiz toplumlar, devletsiz milletler olarak temsiliyetinin önemli olduğu kanaatindeyiz.

NATO’yla ilgili geliştirilen gladyovari ve sömürgeciliğe hizmet eden ilişkilerin yanlışlığını buradan vurgulamak istiyoruz. Bütün bu yaptığımız uyarıların Dışişleri Bakanlığı tarafından dikkate alınması ve dış politikaya yansıtılmasının önemli olduğu kanaatindeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Dışişleri Bakanının Meclis çalışmalarını ve Mecliste dile getirilen görüşleri önemsemesi gerektiğini ve bugünkü gensoruya katılmamasının da büyük bir eksiklik olduğunu vurgulayarak Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Aytun Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Çıray.

CHP GRUBU ADINA AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanın hakikaten bu gensoru konusunda kafasının karışık olduğu belli çünkü bakan olarak Sayın Enerji Bakanını, müsteşar olarak da Dışişleri Müsteşarını göndermiş.

Değerli arkadaşlar, bugün halkımızdan gizlemeye çalıştığınız bu görüşmelerin nedeni, otuz iki kısım tekmili birden berbat bir dış politika ve kirli ilişkiler ağıdır, konu budur. Yoksa, biz, ne ticarete karşıyız ne de Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt kardeşlerimizin zenginlik ve refah içinde yaşamasına karşıyız. Çünkü, biz biliriz ki ticaret insanlar arasındaki ilişkileri geliştirir ve kardeşliği artırır. Ancak, ticaret ve enerji politikaları görüntüsü altında hukuksuzluğa, ahlaksızlığa ve bölgenin Irak Merkezî Hükûmetinden koparılmasına izin veremeyiz. Zaten, böyle bir şey orada yaşayan Kürt kardeşlerimiz için de hayırlı olmaz.

Sayın Bakan, Irak’ın bölünmesini teşvik eden bir politika izlediğiniz gün gibi aşikârdır. Mesela, INTERPOL tarafından kırmızı bültenle aranan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı El Haşimi’yi Türkiye’de siz barındırdınız. “Irak seçimlerinde, El Irakiye listesi benim konutumda yazıldı.” diyen de Dışişleri Bakanı Davutoğlu’dur.

Ama, bundan çok daha vahim bir şey var değerli arkadaşlar. Irak Anayasası’nın 110’uncu maddesine aykırı olarak Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bir şekilde, önce Erbil’e, Erbil’den sonra da Kerkük’e ziyarete gitmiştir. Böylece, bu ziyaretle Sayın Davutoğlu, Irak bölgesel yönetimini “de jure” olmasa bile “defakto” olarak, bir devlet olarak tanıdığını göstermiştir.

Ama, daha felaket bir şey vardır. Davutoğlu, Kerkük’e Ankara üzerinden değil, Erbil üzerinden giderek Türkiye’nin yıllardır uyguladığı ve direndiği Kerkük’ün Bağdat’a bağlı özel bir il olması hakkındaki siyasetin altına dinamit koymuştur.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan bunlarla da yetinmemiş “Irak Merkezî Hükûmetinin Kürdistan bölgesel yönetiminin petrol ihracatını engellemeye hakkı yoktur.” demiştir.

Değerli milletvekilleri, bu siyasetin Irak’ta, ardından bütün Arap dünyasında bir tepki doğurması kaçınılmazdı. Bir de buna Suriye’deki felaketlerin eli kanlı sorumluları olma şerefini ekleyin, bakalım sonuç ne olacak? Nitekim, Maliki’nin danışmanı Macit, Amerika’daki bir konferansta “Türkiye Irak’ın iç işlerine bir hizip başkanı gibi karışmaktadır.” demiştir ve Macit, AKP’nin dış politikalarının açıkça mezhep ve etnik kökenli bir siyaset olduğunu söylemiştir ki biz de AKP’nin mezhep ve etnik siyaseti yaptığı konusuna da katılıyoruz.

Değerli arkadaşlar, Davutoğlu’nun stratejik şarlatanlık politikaları evrensel değerlere ve hakiki barışa tamamen aykırıdır. Bu politika, tıpkı Suriye’de olduğu gibi, fundamentalist bir anlayışı yansıtmakta ve koskoca Türkiye devletini ElKaideci, cani fanatiklerin yanında konumlandırmaktadır. Ancak, hepsinden daha önemlisi, bu politika Türk milletinin yüksek çıkarlarına aykırıdır.

Değerli arkadaşlar, biz Irak’tan ne gaz alınmasına ne de petrol ticaretine itiraz etmeyiz ama hükümran bir devlet olan Irak Cumhuriyeti’nden uluslararası hukuka ve uluslararası ticarete uygun olarak alınması şartıyla, doğal gaz ve petrol ürünlerinin Irak’taki ihracat ve ithalatından tek sorumlunun Irak Millî Petrol Şirketi olduğunu bilerek. Beyler, Irak, dünyadaki ispatlanmış petrol rezervlerinin yüzde 9’una sahiptir, bu 143 milyar varil petrol demektir ve Irak, dünyada ispatlanmış doğal gaz rezervlerinin yüzde 2’sine sahiptir, bu da 3,6 trilyon metreküp gaza tekabül eder. Ancak, şimdi beni lütfen herkes dikkatle dinlesin. Bu bahsettiğim rakamlar, Kuzey Irak bölgesel yönetiminde üretilen rakamlar değildir. Bu rakamlar, Irak’ın bütününde üretilen rakamlardır. Bunların çoğu güneyde, Basra’da üretilmektedir ve üretilen petrolün yüzde 80’i güneyde, yüzde 20’si Kuzey Irak bölgesel yönetiminde; üretilen doğal gazın yüzde 60’ı güneyde, üretilen doğal gazın yüzde 40’ı kuzeydedir. Yani, siz bir akıl düşünün ki, bir fikir düşünün ki, bir pastanın beşte 4’ünden vazgeçecek, beşte 1’i üzerinden siyaset yapacak, bunun adı da siyaset olacak, ticaret olacak. Bu, ancak Sayın Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na yakışacak bir iştir.

Değerli arkadaşlar, bunun hem ekonomik hem siyasi hem coğrafi problemleri var. Siyasi nedeni çok açık: İşgal sonrası kabul edilen yeni anayasaya göre Irak’taki bütün petrolün sahibi Irak halkının tamamıdır. Dolayısıyla, bunu işletme ve ihraç etme hakkı Irak Merkezî Hükûmetine aittir. O nedenle, Sayın Bakan –sakın- buraya gelip, yalakalarınıza yazdırdığınız gibi “Kuzey Irak’ta çok zengin petrol kaynakları var, Türkiye bunları ithal edecek, Türkiye de köşeyi dönecek Kuzey Irak da köşeyi dönecek, ayrıca Misakımillî’yi sağlayacağız.” palavralarını bize yutturamazsınız. İşte, rakamlar ortada. Çünkü, Irak petrol ve doğal gaz rezervlerinin asıl büyük kısmı kuzeyde değil de güneyde. Uluslararası Enerji Ajansının raporları da bunların hepsini göstermekte.

Bir başka kaybımız daha var bu siyasetten. Şimdi, Sayın Bakan iki gün önce CNN’de yaptığı konuşmada 5 büyük anlaşma yaptıklarını söylediler. 5 blokta petrol ve doğal gaz arama, çıkartma ve geliştirme. İşte bu siyasetimiz yüzünden 9’uncu bloktaki anlaşmayı Irak Merkezî Hükûmeti iptal etti ve dediler ki: “Siz böyle devam ederseniz, diğer 4 bloktaki anlaşmanızı da iptal edeceğiz.” ve bizim hisselerimiz Kuwait Energy Company’e verildi.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu nasıl hesap bilmezliktir, bilinmez. Sayın Başbakan diyor ki… Muhtemelen bütün bu yapılanlar Sayın Başbakanın aldım verdim pazarlığıyla ilgili. Baldıran zehri içer mi içmezmi bilmiyorum ama Sayın Başbakanın zehirli ilişkiler içine girdiği kesin.

Değerli milletvekilleri, Amerika Birleşik Devletleri Hükûmet çevreleri hangi niyetle söylemiş olurlarsa olsunlar, kafalarının arkasındaki hesap bize tutar mı tutmaz mı onu bilmem ama bu siyasetin Irak’ı böleceği konusundaki düşüncemizi teyit eden açıklamalar yapmışlardır. Irak Başbakanı Maliki “Türkiye düşman devlet hâline geliyor.” demiştir. Siz ve Sayın Başbakan Türkiye'yi parçalanma sürecine götürecek bu politikaları acaba, neden bu kadar sahipleniyorsunuz? Burada kimlere güveniyorsunuz, sırtınızı kimlere dayıyorsunuz?

Sayın Bakan, Sayın Dışişleri Bakanının çevirdiği dolabı biliyoruz: Kuzey Irak Kürt yönetimi ve Suriye’deki Kürt güçlerini ortak bir siyasi yapılanma içine sokacaklar, sonra da Türkiye’ye bir federal yapıyla ekleyecekler, burada, “Misakımilli’yi gerçekleştirdik.” diye hava atacaklar. Felaketimize giden yolları ve çıkarları böyle döşüyorsunuz.

Cumhuriyetin değerlerini yerle bir etmeye yemin etmiş bu ekip, ne yazık ki böyle bir siyaset uyguluyor. Sonra da açık-gizli birtakım anlaşmalar yapılıyor. Bunlar Meclise daha getirilmeden, çerçeve anlaşmasını imzalıyorlar, esas anlaşmayı imzalamadan petrol ithalatına başlıyorlar ve bu yapılanlar, Başbakanın bu dosyada beyanlarıyla teyit edilmiştir.

Peki, bu Hükûmete bu tür skandalı ve suçu göze aldırtan şey nedir? İşte burada, birtakım siyasi hedeflerle kirli ilişkiler devreye giriyor.

Türk milletinin geleceğinin Başbakan tarafından oyun masasına sürüldüğünü görüyoruz. Oyunun adı ise Türkiye’yi bir büyüme görüntüsü altında küçültmedir. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Bu hedeflerin ve çıkar ilişkilerinin tarafları bellidir.  Çıkar ağının bir tarafında olanları biliyorsunuz. Diğer tarafında, Başbakanın açık desteğine sahip Çalık ve onunla ilişkili bazı şirketler ve kişiler vardır. Bu şirketlerden birisi, Kuzey Irak petrolünü şimdilerde tankerlerle taşımakta olan Powertrans’tır. Powertrans, yakın gelecekte, Kuzey Irak’taki petrolü kendi boru hattıyla Türkiye’den ihraç etmeyi de hedefliyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin kendi petrol boru hattı varken ve stratejik önemi çok önemliyken ve o petrol boru hattı tam kapasiteyle kullanılamıyorken ve o petrol boru hattı henüz zarar ediyorken hangi akla hizmet, hangi siyasete hizmet Çalık’a yeni bir petrol  boru hattı döşeme hakkını veriyorsunuz?

Bu Powertrans’ın doğrudan doğruya Çalık Grubuna ait olduğunun hem burada belgeleri var -Ticaret Sicil; Gazetesi’nde arka arkaya konmuş- hem de bu işi yapan iş adamlarından Mehmet Habbab verdiği beyanatta açık açık Powertrans’ın Çalık’ın ortaklığı olduğunu söylüyor.

Şimdi, iki gün önce, Değerli Enerji Bakanı CNN televizyonuna çıktı ve oradaki soru soran değerli gazeteci kendisine “Bazı firmalar hakkında Kuzey Irak bölgesel yönetimine telkin de bulundunuz mu, bulunmadınız mı?” diye sordu. Sayın Bakan da “Rusya dâhil herkes isim veriyor. Bunların hepsi isim veriyor da Türkiye Cumhuriyeti devleti yani biz neden isim vermeyeceğiz?” diyerek aslında, benim iddialarımı ikrar etmiş oldu. Sayın Bakan, Rusya hakikaten isim veriyor olabilir size ama benim bildiğim kadarıyla, Rusya’nın size ismini verdiği şirketlerin hepsi devlet şirketi. Peki, size soruyorum, siz eğer şirket öneriyorsanız –soru önergemde bunu yazmıştım, cevap vermemişsiniz- hangi kriterlere dayanarak o şirketleri öneriyorsunuz? İhale mi açıyorsunuz? Neler yapıyorsunuz? Bu Parlamentonun bunları bilmeye hakkı yok mu?

Başka bir şey daha söyleyeyim. Son aldığım bilgiye göre pazartesi akşamı bir anlaşma imzaladınız. Bu anlaşmayı daha önce siz ve karşı taraftaki Enerji Bakanı Havrami imzalayacaktı fakat Cumhuriyet Halk Partisinin bu önergeye el atmasıyla kriz çıktı, Başbakan da bunu paraflayacaktı Kuzey Irak bölgesel yönetimiyle birlikte, Neçirvan Barzani’yle birlikte, iş döndü, Havrami’ye imzalattınız, sizden de bir Enerji Bakanlığı müsteşar yardımcısı imzaladı. Şimdi, bu anlaşma government bir anlaşma olmayacak mı? Bu hareketinizle Kuzey Irak bölgesel yönetimini bir devlet olarak tanımış olmuyor musunuz?

Değerli arkadaşlar, benim masum bürokratlara sözüm yok. Onları nasıl yetkilendiriyorlar, hangi şirkette gösteriyorlar? Biliyorsunuz, aynı zamanda, bir sürü offshore şirketler kurdunuz. Yine bu Parlamento, bu offshore şirketlerin ortakları kim, yönetim kurulu üyeleri kim, kimleri o şirketlere ortak istiyorsunuz, bunlardan bihaber. Türkiye madem şeffaf ve demokratik bir ülke… Bu Parlamentoda Sayın Başbakan ikide bir dönüp “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” demeyi seviyor. Öyleyse bu Parlamento millet adına bunları öğrenme hakkına sahip değil mi?

Değerli arkadaşlar, şimdi bir petrol kanunu geliyor bu Parlamentoya, emin olun bütün bu işlerin kılıfını hazırlamak içindir. Bu kanun onun için geliyor.

Şimdi, bize “Onu bunu telkin ediyoruz.” demeyin. Sayın Başbakan OMV’nin CEO’suna “Çalık’la iş yapmazsan sana Türkiye'de iş vermeyiz.” diye söylemişti, bunu da Fatih Altaylı yazmıştı. Türkiye bunu biliyor.

Değerli arkadaşlar, sonuç itibarıyla, yapılan işler hukuka aykırıdır. Bu kararlar, 19 Nisan 2012 tarihinde Mesut Barzani’nin Türkiye'ye gelmesiyle ve Sayın Davutoğlu’yla, Sayın Beşir Atalay’la, MİT ve Dışişleri müsteşarlarıyla yaptığı görüşmeden sonra, yine Neçirvan Barzani’nin gelmesinden sonra harekete geçmiştir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bütün bu anlattığım şeyler birbirinin bütünüdür. AKP yüzünden, içinden geçtiğimiz her süreç birbiriyle ilişkili, İsrail’in bizden özür dilemesi de bu anlattığım süreçlerle ilgili. Ancak, şunu söyleyeyim: Biz, Türkiye'den özür dilenmesinden gurur duyarız, buna itirazımız olmaz, bundan şeref duyarız. Ancak, Sayın Başbakanı Arap zanneden Livni bakın ne diyor: “İsrail’in özründe, Türk filosunu durdurmak için yapılan askerî harekâtın meşruiyetini zedeleyen herhangi bir unsur bulunmuyor.” Daha açık olabilir mi? O hâlde, özür dileme zaferinden söz edebilir miyiz? Bu özür niçin ve neden üç yıl sonra dilendi, sorguluyor musunuz? Bu özürle sizin ve Başbakanın çizilen karizmanız neden yeniden tamir edilmeye çalışılıyor? Barış için mi, yoksa Suriye ve İran’da sizi kullanmak için, yeni bir savaş için mi özür dilendi?

Bu arada “özür” deyince aklıma geldi. Başbakan son konuşmasında “Türkiye günlerdir CHP’nin açıklama yapmasını, İsrail gibi özür dilemesini bekliyor ama onlar pişkinliğin dibine vurarak Dışişleri Bakanı hakkında gensoru verdiler ama onu da yanlış verdiler, enerjiyle ilgili bir konuda Dışişleri Bakanı hakkında gensoru verdiler.” dedi. Aman Sayın Başbakan, merak etmeyin, yanlışlıkla vermedik, sadece sıraya koyduk, sıra Enerji Bakanına da gelecek. Ardından örgütün elebaşı olarak sizin için de gensoru vereceğiz Sayın Başbakan.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Başbakan hakkında doğru konuş, örgüt üyeliği falan ne demek?

AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) – Ne örgütü?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Özür dilemeye gelince: CHP genel başkanları ve son Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere, özür dilemek yerine özür dileyecek işler yapmamayı tercih ederler. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar)

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Çok korktuk, çok!

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Ağrına gitti galiba.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Dediğiniz gibi özür işini siz çok iyi biliyorsunuz. “Siyonizm insanlık suçu” dediniz, Danimarka’da tornistan ettiniz. O yüzden, şimdi beni iyi dinleyin. 1 Mart 2013 tarihinde, Meclisimizin tarihinde en onur verici oylamalardan bir tanesi yapıldı. 1 Mart tezkeresinin Cumhuriyet Halk Partisi öncülüğünde reddedilmesi sayesinde elimize komşu ve Müslüman kanı bulaşmadı. İşte, o gün, Türkiye’nin itibar yıldızı Arap dünyasında en yükseğe yükseldi. Bugün, Arap ülkelerinde itibarlı olduklarını zannedenler karşısında, zaman Cumhuriyet Halk Partisini haklı çıkardı. Baas diktatörlüğü yıkıldı ama Müslümanlar arasında, Kerbela’da olduğu gibi, kin ve nefret tohumları ekildi, kan döküldü, hem de çok kan ve Sayın Başbakan, siz, özür dilemeyi ve diletmeyi seven siz, şimdi, hemen bugün, Türk milletinden, Müslüman dünyasından ve Cumhuriyet Halk Partisinden 1 Mart tezkeresini geçirmek için gösterdiğiniz çabadan dolayı asıl siz özür dileyin, siz. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) - Bu aralar Demirel’e uğra Demirel’e.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Esad’a da git, Esad’a.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi moda, Başbakanın metin yazıcıları tarafından laf uydurmak. Namlı köşe yazıcıları da Başbakanın yumurtlattığı vecizeleri de vecize diye yazıyorlar. Neymiş? “Savaşın kazananı da kaybedeni de olmazmış!” Tarihe bundan daha aykırı düşen bir söz bir var mıdır, bilmiyorum. Bu söz, insanlık tecrübesinin topyekûn inkârıdır, insanımızı aptal yerine koymanın daniskasıdır. Savaşın kazananı yoksa mirasına sahip çıktığınız Osmanlı İmparatorluğu nasıl imparatorluk oldu?  “Savaşın kazananı olmazmış!”. Lozan bir barış atağıyla mı imzalandı? Barışın kaybedeni yoksa Osmanlının haysiyetini yok eden Mondros neydi, Sevr neydi?

AHMET YENİ (Samsun) – Özünü anlamamışsın sen, özünü anlayamamışsın!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Savaşların kazananları da vardır, değerli vekiller, onlar kaybedenlere barışı dikte ederler. Bugün, şartları PKK dikte ediyorsa size, savaşın kazananı Öcalan, kaybeden Erdoğan’dır. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Hadi be oradan!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Kaybeden siz olacaksınız, siz! Kaybeden CHP olacak, hiç merak etmeyin!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Değerli Adalet ve Kalkınma Partililer, partiyi yöneten millî görüş çekirdek kadronuza sözüm yok.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Neden barıştan korkuyorsunuz bu kadar?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Sözüm içinizdeki sosyal demokratlara, sözüm içinizdeki ülkücülere, sözüm içinizdeki demokratlara.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tanımıyoruz onları.

AHMET YENİ (Samsun) – Demirel grup kuruyor.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bakanın ve Başbakanın bu dış siyaset anlayışı ahlaki olarak sorunludur, hukuki açıdan sorunludur, siyasi olarak sorunludur, güvenliğimiz açısından sorunludur, ticari olarak sorunludur, Irak doğal kaynaklarının bütünlüğünden vazgeçerek küçük bir parçaya razı olduğunuz için sorunludur, Anayasa’yı ihlal ettiğiniz ve Yüce Divanda yargılanacağınız için sorunludur. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, gelin, elinizi vicdanınıza koyun, bu gensoru için olumlu oy kullanın. Unutmayın, önemli olan, savaşın nasıl bir savaş, barışın ne tür bir barış olduğudur. Kurulan barış masasındaki konumunuz önemlidir.

AHMET YENİ (Samsun) - Çok geri kaldınız, çok; geçti onlar.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Ötesi kendinizi kandırma gücünüzle ilgilidir.

Ne mutlu Türk’üm diyene! Bu kadar! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çıray.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Afif Demirkıran. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Demirkıran.

AK PARTİ GRUBU ADINA AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray ve arkadaşlarının Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu hakkında vermiş oldukları gensoru önergesi aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Çıray, niçin bu kadar çok sinirlendin ki? Bunları söylemek için gensoru vermeye gerek yoktu. Yine alırdınız söz, gelirdiniz buraya, söylediklerinizi yine söylerdiniz ama gensoru ciddi bir meseledir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Gensoru ciddi bir meseledir, gensoru verildiği zaman ne için verildiğinin bilinmesi lazım.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Bravo.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Gerçi Cumhuriyet Halk Partisinin bu tip istikamet yanlışlıkları her zaman oluyor ama biz, şimdi yine konumuza, gensoruya gelelim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Dışarıdan gelmişsin sen.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sen nerede olduğunu bilmiyorsun, burası Türkiye Cumhuriyeti. İktidarın yetmez bazı şeylere!

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, öncelikle, gensorunun yanlış zamanda verildiğini, yanlış adresi gösterdiğini, haksız ve mesnetsiz olduğunu, ülkemizin menfaatleriyle tezat teşkil ettiğini, korku ve şüphe psikolojisiyle kaleme alınmış olduğunu söylemeliyim.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kendinizi teselli edin!

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Esasen, ben, muhalefetin Irak’taki hidrokarbon kaynaklarından daha fazla pay alabilmek için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğine dair bir gensoruyu gündeme getirmesini daha çok arzu ederdim. Bu içerikteki bir gensorunun Hükûmetimizin elini daha çok güçlendireceği ve destek olacağı kanaatindeyim. Ancak, böyle bir destek olmadığı hâlde, son on yılda, ülkeyi uçurumun kenarından alıp dünyanın 16’ncı ve Avrupa’nın 6’ncı büyük ekonomisi hâline getiren, küresel ekonomik krize rağmen ülkemizi dünyanın en fazla büyüyen ekonomileri arasında başa güreştiren Hükûmetimiz dış politikadaki başarısının yanı sıra ülkemizin enerji arz güvenliği konusunda da her türlü tedbiri cesaret ve kararlılıkla almıştır.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Terörsüz alıp teröre teslim ettiniz!

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Hükûmetimizin ülkemize yakışır bir vakarla sergilediği kararlı ve dik duruşu sonucu İsrail’in özür dileyip ülkemizin ortaya koyduğu şartları kabul etmesi size hiçbir şey ifade etmiyor mu? Maalesef, buraya çıkan sözcüler, hâlen bu dış politikadaki zaferimizi küçümsemeye çalışıyorlar ki bunu anlamak mümkün değildir.

Değerli arkadaşlar, gelişmiş ülkelerin kredi notlarını yaşadıkları ekonomik krizler nedeniyle düşüren kredilendirme kuruluşlarının Türkiye'nin kredi notunu yükseltmesini nasıl görmezlikten gelebilirsiniz? On yıllarca el açtığımız –dilim varmıyor ama- âdeta yalvardığımız IMF’ye olan borçlarımızın tamamını geri ödediğimiz gibi, talep hâlinde 5 milyar dolar borç vermeye hazır olan bir Türkiye’ye ancak selama durulur.

Artık, eğilen ve bükülen bir Türkiye değil, bilakis, hatırı sayılan ve dik duran, kendi iradesi dışında oluşan gündemlerin arkasından giden  bir Türkiye değil, aksine, gelişmeleri kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendiren ve gündem oluşturan bir Türkiye var uluslararası arenada. Böyle bir Türkiye’nin oluşmasına büyük  bir azim, kararlılık ve cesaretle on yıldır gece gündüz demeden aşkla, şevkle çalışıp yüreğini ortaya koyan Sayın Başbakanımızla ve Hükûmetimizin tüm bakanlarıyla ancak gurur duyabiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak ile ülkemiz arasındaki siyasi, iktisadi, ticari, kültürel ve beşerî ilişkiler çok özel bir önemi haizdir. Çok yakın bir tarihe kadar Irak’ın Osmanlı Devleti’nin bir parçası olması ve bu kader birliğinin uzun yıllar sürmesi iki ülke arasındaki ilişkilere çok farklı bir boyut kazandırmıştır. Türkiye’yle Irak arasındaki ilişkiler farklı bir derinliğe, farklı bir zenginliğe ve ortak bir birikime sahiptir. Şunu ayrıca ifade etmekte büyük fayda olduğu kanaatindeyim: Türkiye ve Türk halkı için ayrı bir yere ve öneme sahip Irak ve Irak halkının refahı ve mutluluğu, bizim için hayati önem taşımaktadır. Bizler nasıl ki ülkemizdeki farklılıkları bir zenginlik olarak görüyorsak aynı duyguları Irak için de çok samimi bir şekilde hissediyoruz. Irak da bölgemizdeki diğer ülkeler gibi farklı unsurları bünyesinde barındırmakta ve bu farklılıklar hep birlikte Irak’ın bütünlüğünü oluşturmaktadır. Bizler sadece Irak’ın değil, diğer tüm komşularımızın toprak bütünlüğüne her zaman saygı duyduk ve bu bütünlüğü savunduk, politikalarımızı ve ilişkilerimizi hep bu temeller üzerine inşa ettik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Çıray’ın gazete ve İnternet sitelerinde yer alan haberlere dayanarak hazırladığı gensoru önergesini… Öncelikle gerekli araştırmaları yaparak Irak’ın anayasal yapısını ve bu yapı içerisindeki idari birimlerin hareket kabiliyetini ve esnekliğini incelemesi yerinde olurdu diye düşünüyorum. Bu durumda, herhangi bir şirketin Irak’ın yetkili kurumlarıyla sözleşme yapmasının imkân dâhilinde olmasını bilmesi gerekirdi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, komşumuz Irak, petrol ve doğal gaz kaynakları açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Irak’ın hidrokarbon potansiyeli henüz tam olarak tespit edilememiş ise de huzur ve refah ortamının sağlanmasından sonra, Irak’ın normalleşmesinden sonra, Irak’ın dünyadaki petrol ve doğal gaz talep artışının yüzde 45’ini tek başına sağlayacağı beklenmektedir, tahminler bu yöndedir. Irak’ın sahip olduğu bu zengin kaynaklar, ülkenin sadece belli bir bölgesinde toplanmış ya da sıkışmış durumda değil, tam tersine, kuzey, güney, doğu, batı demeden, dağınık bir yapı arz etmektedir. Ancak, gensoru sahibi Sayın Aytun Çıray’ın da biraz önce söylediği gibi, Kuzey Irak öyle çok fakir bir yer de değil, biraz sonra o rakamlara da geleceğim. Bu denli zengin kaynaklara sahip olan ve tarihsel olarak köklü ilişkilerimizin olduğu komşumuz Irak’ta şirketlerimizin faaliyet göstermesi kadar tabii bir şey olabilir mi?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak’ta, 2011 yılı sonu itibarıyla -biraz önce de ifade edildi- 143 milyar varil petrol rezervi bulunmaktadır, bu da dünya petrolünün yüzde 9’u civarındadır. Kuzey Irak bölgesinin petrol rezervinin de 45 milyar varil olduğu bilinmektedir. BP’nin 2012 Dünya Enerji İstatistikleri Raporu’na göre, Irak’ın doğal gaz rezervinin de yine 2011 yılı sonu itibarıyla 3,6 trilyon metreküp olduğu ifade edilmektedir. Ancak, gerek Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Havrami’ye göre gerek buralarda aramalar yapan İngiliz Heritage Oil şirketine göre Kuzey Irak’ta 3 ila 6 -ki bu minimum rakamlardır- trilyon metreküp doğal gaz mevcuttur. Pek tabidir ki biz Türkiye olarak Irak’ın tamamında enerji kaynaklarıyla ilgili arama, üretim ve pazarlama konusunda yerimizi almalıyız. Ancak, Amerikan dev şirketi Exxon’un, Fransız Total’in, Rus Gazprom’un ve daha nicelerinin anlaşma yaptığı Kuzey Irak ile bizim kendi firmalarımızın anlaşma yapmalarına karşı çıkmak ülkemizin menfaatine ters düşmüyor mu? Bugüne kadar 20 ülkeden 40 civarında şirket Kuzey Irak Kürt yönetimiyle 50’yi aşkın üretim, paylaşım anlaşması yapmıştır. Durum böyleyken Kuzey Irak hidrokarbon kaynaklarından pay almak için büyük bir özveriyle gayret gösteren şirketlerimizin cesaretini kırıcı beyan, ifade ve yaklaşımlar hem mesnetsizdir hem de haksızlıktır.

Türkiye, geçmişte bu tür yaklaşımlardan çok zarar gördü. Geçmişte yurt dışında iş yapmak isteyen ve ülkemize döviz kazandırmaya çalışan şirketlerimize kimi yetkililerin hep mesafeli durduğuna birçoğumuz şahit olmuşuzdur. Ancak, çok şükür, bugün Sayın Cumhurbaşkanından tutun Sayın Başbakana ve tüm bakanlara kadar dünyada gittikleri her yere iş adamlarımızı da yanlarında götürmekte ve iş yapmalarının önü açılmaktadır. Özellikle enerji arz güvenliğimiz söz konusu olduğunda Irak’ın genelini ve özellikle Kuzey Irak’ı bu yaklaşımın dışında tutabilir miyiz? Kaldı ki Türk şirketleri Irak’ta sadece enerji alanında değil, her alanda faaliyet göstererek Irak’a ciddi katkılar sağlamaktadır.

 Geçen yıl ülkemizden Irak’a yapılan ihracat 11 milyar ABD doları seviyesini yakalamıştır. Irak, Almanya’dan sonra en çok ihracat yaptığımız 2’nci ülke konumundadır ve yakın bir zaman içerisinde 1’inci sıraya yükselmesi beklenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensorunun adresinin yanlış olduğunu Sayın Başbakanımız grup toplantımızda ifade etmişlerdi. Sözcüleri de geldiler burada ifade ettiler. Ben de konuşmamın başında bunu söyledim. Baştan aşağıya enerjiyle ilgili olan bu gensoru, ülkemizin menfaatleri dikkate alındığında hiç verilmemeliydi. Ancak, verilmiş olsa dahi adresi Dışişleri Bakanımız Sayın Davutoğlu değil, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız olmalıydı. Neyse ki bu arkadaşlarımızın yanlışını da biz düzeltiyoruz çünkü gensoruyu Enerji Bakanımız Sayın Taner Yıldız cevaplandıracaktır.

Ben gensorunun teknik detaylarına girmeyeceğim. Sayın Bakanımız gerekli açıklamaları yapacak, haksız isnatları en iyi şekilde cevaplandıracak ve ülkemizin enerji güvenliğiyle ilgili yapılan çalışmaları bizlerle paylaşacaktır.

Ben, burada, sadece beni ve eminim gensoruyu okuyan herkesi çok rahatsız eden bir başka hususu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Gensoruda millî güvenliğimizin tehdit edileceği ve iki ayrı yerde de ülkemizin bölüneceği ifade edilmektedir. Allah aşkına, hemen yanı başımızdaki dost ve kardeş bir ülkenin topraklarında bulunan, bütün dünyanın yer almaya çalıştığı, zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarının üretim ve pazarlamasında şirketlerimizin de yer alma mücadelesini nasıl millî güvenliğimizin tehdidi ve ülkemizin bölünmesi olarak adlandırabiliriz? Amerika, Rusya, Fransa, Çin, Güney Kore, Avusturya, İngiltere, İspanya ve daha nice ülkelerin firmaları gelip hemen yanı başımızda bulunan hidrokarbon kaynakları için anlaşmalar yaptığında onlar ülkelerinin yararına faaliyet göstermiş oluyorlar da sanayimize daha ucuz ve güvenli enerji sağlamak, enerji ithalat faturamızı düşürmek için gayret gösteren şirketlerimizin benzer anlaşmaları yapmaları mı millî güvenliğimiz için tehdit oluşturuyor ve ülkemizi bölüyor? Yapmayın arkadaşlar, bu kadar da gerçeklerden uzak, şüpheci ve ürkek olmayın. Hiç korkmayın, iktidarda AK PARTİ var ve inşallah milletin teveccühüyle daha çok uzun zaman iktidarda kalacaktır. Daha önümüzde 2023 hedefimiz var, daha 2071 ve sonrasına ait hayallerimiz var. Hayal deyip geçmeyin, biz sadece hayalleri değil, başkalarının hayal bile edemediklerini gerçeğe dönüştürdük, dönüştürüyoruz. Merak etmeyin, ülkemizin sadece ulusal güvenliği değil, 780 bin kilometrekare vatan toprağı üzerinde yaşayan 76 milyon vatandaşımızın her türlü güvenliği de iktidarımızın teminatı altındadır. Hele hele ülkemizin bölünmesini bırakın ifade etmek, akıldan bile geçirmek Türkiye gerçeğini bilmemek, dünyayı okuyamamak ve özellikle de AK PARTİ ve onun ülke sevdalısı mensuplarını hiç mi hiç tanımamak anlamına gelir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayatımızın vazgeçilmez bir parçası ve dünyadaki sürdürülebilir kalkınma çabalarının en önemli araçlarından biri olan enerjinin ülkemiz için taşıdığı anlam ile enerji politikamızı da özetle sizlerle paylaşmak istiyorum.

Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılması, Körfez Savaşı, yeni doğal gaz ve petrol rezervlerinin ortaya çıkması ile enerji ve enerji diplomasinin önemi artmıştır. Enerji diplomasisi ülkemiz açısından da çok büyük bir önem taşımaktadır çünkü Türkiye, dünyadaki petrol ve doğal gaz rezervinin yaklaşık yüzde 70’nin bulunduğu bölgede yer almaktadır.Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkas ülkeleri; ülkemiz, jeopolitik konumu itibarıyla Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkasların zengin petrol ve doğal gaz kaynakları ile Batı’nın zengin tüketim pazarları arasında doğal bir köprü konumundadır. Türkiye, bölgesinin enerji koridoru ve terminali olma iddiasındadır. Enerjisinin büyük bir kısmını ithal eden Türkiye, hem kendi enerji arz güvenliğini hem de AB ülkelerinin enerji arz güvenliğini teminen enerji kaynaklarının ve taşıma güzergâhlarının çeşitlendirilmesini sağlamaya yönelik projeler geliştirmektedir.

Değerli arkadaşlar, 2012 yılı ithalat faturamız 60 milyar doları bulmuştur. Şimdi, siz burada, kalkıp şirketlerimizin Kuzey Irak’ta, Irak’ta iş yapmalarının, orada petrol aramalarının -ki o petrolü çıkardıkları zaman o petrol Türkiye’ye girecektir, ithalat sayılmayacaktır- bunun yapılmasının doğru bir yaklaşım olmadığını ifade ediyorsunuz. Şimdi, Allah aşkına, eğer durum böyleyse peki, nasıl karşılayacağız, enerji eksikliğimizi nasıl karşılayacağız? Ama, merak etmeyin, Türkiye Petrolleri içeride de denizlerde de hem doğal gaz hem petrol aramaları yapmaktadır.Ümit ediyorum ki ve inanıyorum ki 2023 yılına geldiğimizde, Türkiye kendi petrolünü üreten -ama Türkiye’den, ama Türkiye dışından- ve ithalatı sıfırlamış olan bir ülke konumuna gelecektir.

Türkiye’nin yıllık primer enerji talebi yaklaşık yüzde 5 ve yıllık elektrik tüketimi de yaklaşık yüzde 7-8 oranında artmaktadır. Bu rakamlar ile Türkiye enerji talep artışında OECD ülkeleri arasında 1’inci, dünyada da Çin’den sonra 2’nci sırada yer almaktadır. Tüm bu hususlar çerçevesinde, Türkiye’nin, enerji diplomasisinin gereklerini yerine getirdiği ölçüde bölgedeki gücünü ve önemini artıracağı muhakkaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ülkemiz bir yandan kendi enerji güvenliğini sağlamak, öte yandan biraz önce değindiğim hususlarda konumunu güçlendirmek üzere birçok ulusal ve uluslararası proje yürütmektedir. Bunların başlıcaları -detaylarına girmeyeceğim- Doğu-Batı Enerji Koridoru’nun en önemli bileşeni Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’dır, ki 2006 yılından itibaren faaliyettedir. Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Hattı sadece Türkiye’nin değil Avrupa’nın da doğal gaz ihtiyacını karşılamaya yönelik bir projedir. Azerbaycan Şahdeniz doğal gazının 6 milyar metreküpünü ülke içine, 10 milyar metreküpünü de Avrupa’ya taşıyacak olan, kısaca “TANAP” diye adlandırdığımız Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı’yla ilgili anlaşma da 2011 yılı Ekim ayında imzalanmıştır. Yine, Türkiye-Yunanistan-İtalya Doğal Gaz Boru Hattı’nın da -ki bu güney ringi- Türkiye-Yunanistan bağlantısı yapılmış bildiğiniz gibi, 2007 yılından beri faaliyettedir; İtalya bağlantısı da Adriyatik Denizi altından gidecek olan boru hattıyla 2017 yılında tamamlanacaktır. Öte yandan, Nabucco Projesi çok önemli bir projedir. Burada bazı sıkıntılar olmakla beraber, bu proje de hayatiyete geçmesi hâlinde çok önemli işlevi olabilecek olan bir projedir. Hazar bölgesi doğal gazının Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Macaristan üzerinden Avusturya’ya kadar götürülmesi ve oradan da Avrupa’nın diğer noktalarına dağıtımı sağlanabilecektir.

Öte yandan, bildiğiniz gibi, Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı, onunla ilgili anlaşmalar da uzatılmıştır 2010 yılında 15+5 yıl olarak. Türkiye-Irak Doğal Gaz Hattı’yla ilgili anlaşma, mutabakat zaptı 2009 yılında yapılmıştır.

Boğazlardaki trafik çok önemlidir. Boğazlardaki trafiği azaltmak için tankerlerle Samsun’a gelecek olan petrolü Ceyhan’a indirmek üzere -ki Ceyhan’ı hem doğal gaz hem özellikle ham petrol dağıtımı için önemli bir terminal olmak üzere dizayn ediyoruz- Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’yla ilgili de Rusya’nın petrol taahhüdünü öngören protokol 2009 yılı Ağustos ayında imzalanmıştır.

Ayrıca, bütün komşularla, Kuzey Afrika’yla, petrol ve enerji bulunan diğer bütün ülkelerle çeşitli mutabakatlar yapılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, şimdi bütün bunlar tamam da, bir de enerji stratejimiz ve politikamızı da çok kısaca sizlerle paylaşayım. Zamanım da bitmek üzeredir.

Değerli arkadaşlar, biz öncelikle yerli kaynaklara önem veriyoruz. Yerli kaynaklar ve kaynak çeşitliliği bizim önceliğimizdir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – On yılda taş kömürü yarı yarıya düşmüş, yerli kaynaklarımızdan enerji yüzde 50 düşmüş.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Hemen bu bağlamda, 2023’e geldiğimiz zaman tükettiğimiz enerjinin yüzde 30’unun yerli kaynaklardan oluşması bizim öngörümüzdür. Rüzgârımızın 20 bin megavatını, güneşimizin en az 3 bin megavatını, jeotermalimizin 6 bin megavatını, kömürümüzün tamamını ve hidrolik kapasitemizin -ki 140 milyar kilovatsaattir yıllık, 36 bin megavat civarında- tamamını biz ekonomimizin emrine amade hâle getireceğiz.

Yenilenebilir enerji kaynaklarını -evet, payını arttırmak dedim- yüzde 30’a çıkarıyoruz 2023 yılında. Üretimden tüketime enerji zincirinin tüm basamaklarında enerji verimliliğine öncelik veriyoruz. Çok önemlidir enerji verimliliği. Ayrıca, enerji sektörünü liberalleştiriyoruz. 2023’e geldiğimiz zaman enerjinin en az yüzde 75’i özel sektör marifetiyle üretilecektir.

Kaynak ve güzergâh çeşitliliği çok önemlidir; hem Türkiye'nin hem Avrupa’nın enerji güvenliği açısından gerçekten kaynak ve ülke çeşitliliği çok önemlidir. En önemlisi de ülkemizin “enerji koridoru ve terminali” kavramını derinlemesine analiz ediyoruz, çalışıyoruz ve inşallah, yapmakta olduğumuz uluslararası projelerle de bunu sağlayacağız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İnanarak mı söylüyorsun bunları?

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Bütün bunları yaparken fiyat, zaman ve miktar açısından enerjiyi tüketicilere erişilebilir hâle getireceğiz ve tamamını, bütün bu çalışmaları çevre dostu bir yaklaşım içinde yapıyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Elektriğe yüzde 4 zam gelmiş.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böylece, konuşmama son verirken Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşlarının Dışişleri Bakanımız Sayın Davutoğlu hakkında verdikleri gensoru önergesinin aleyhinde oy kullanacağımızı ifade eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirkıran.

Hükûmet adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Yıldız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; CHP’nin verdiği gensoru önergesi üzerine Hükûmetimiz adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, önemli bir konuyu bu vesileyle görüşüyoruz. Türkiye’nin enerji strateji ve politikalarını yakinen ilgilendiren, bölgesel şekillenmesini yakinen ilgilendiren bir husus üzerinde konuşuyoruz. Tabii, nasıl bir Irak var? Irak bize çok mu ırak? Yoksa Türkiye’nin yapılanması, bölgedeki gücü, bir kısım kişilerce özür diletmenin hafife alındığı ama dünyada takdir topladığı bir ortam içerisinde Irak ve Türkiye’yi nasıl konuşacağız? Bunu, biraz irdelememizde fayda var diye düşünüyorum.

Tabii ki, Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu ve onun ekibiyle ayrılmaz bir parça içerisinde çalışıyoruz. Enerji diplomasisinin uluslararası ilişkilerden arındırılamayacak kadar önemli ve büyük montanlı projeler içerdiğini hep beraber biliyoruz. Kaldı ki -İç Tüzük’ün- Hükûmetin herhangi bir üyesinin burada bulunmasının daha ötesinde, beraber çalıştığımız konular için, benim Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak burada bulunmamın son derece anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Tabii, toplumsal açıdan, idari açıdan, siyasi açıdan biraz Irak’a bakmak lazım. Irak’ın siyasi birliğinin ve bütünlüğünün korunması Türk dış politikasının en önemli önceliklerinden bir tanesidir ve bu konudaki prensipli tutumumuzu her yönüyle beraber idame ettirmekteyiz ve Irak Kürt bölgesel yönetimiyle son dönemde gelişen ilişkilerimiz ve muhtelif alanlara yayılan iş birliğimiz, aslında Irak Anayasası ile uyumludur ve bu son derece tabii hâlinde ilerlemektedir. Bu bakımdan, ülkemizin Irak’a açılan kapısı niteliğindeki Irak Kürt bölgesel yönetimiyle ilişkilerimizin, Irak’ın birlik ve beraberliğini, bütünlüğünü, tam tersine, teyit eden bir mekanizma olduğunu açıklamam lazım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri özellikle son on yıldaki göstermiş olduğu performansla gayrisafi yurt içi hasılasını 3 katına, enerji yapılanmasını 2 katına çıkartmıştır ve tutarlı bir şekilde bunu devam ettirmektedir. Türkiye bir hukuk devletidir ve uluslararası hukuku en fazla dikkate alan ülkelerden bir tanesidir ki bundan dolayı, Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik sahası muvazaalı hâle gelmiş olan Güney Kıbrıs Rum yönetiminin ilişkilerine bu şekliyle irade koymaktadır. O yüzdendir ki İsrail’in yine uluslararası hukuka aykırı olarak yapmış olduğu eylemi şiddetle kınamanın ötesinde özrünü de hak etmiştir. O açıdan, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri antlaşma veya anlaşma çerçevesi içerisinde Irak Kürt bölgesel yönetimi ile herhangi bir uluslararası anlaşma, hükûmetler arası anlaşma yapmamıştır ve bunun altına imza atmamıştır. Bakın, burası son derece önemli. O yüzden, Sayın Başbakanımız, CHP’nin verdiği gensoruyla alakalı, uluslararası ilişkileri hükûmetlerden hükûmetlere bir ilişki hâline getirmediğinden dolayı Dışişleri Bakanlığına vermelerinin doğru olmadığını söylemiştir.

 Buradaki konumuz genelde enerji başlıkları ama bunun hangi usulle yapıldığı, hangi metotla yapıldığı son derece önemlidir. Bu yüzden, 244 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesine göre çok açık bir şekilde uluslararası anlaşmaların ülkemiz adına metinlerin oluşturulmasına ve onay dâhil olmak üzere bütün bu süreçlerin yönetilmesine Dışişleri Bakanlığımızın yetkili olduğu bilinmektedir. Ama biz ısrarla söylüyoruz, burada ne  Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiş ne Başbakanlığa sevk edilmiş herhangi bir metin, herhangi bir belge düzenleme veya kararname bulunmamaktadır ama “çerçeve sözleşmesi” adı altında özel hukuk hükümlerine tabi ticari şirketlerle -ister kamu ister özel sektör, bakın, bunları seçerek ve altını çizerek söylüyorum- herhangi bir sözleşmenin yapılmasına herhangi bir mani bulunmamaktadır. Bakın, Kuzey Irak’ta 19 tane ülke, Amerika Birleşik Devletleri’nden, Norveç’ten Avustralya’ya varıncaya kadar 19 tane ülke 40 tane ayrı şirketiyle bulunuyor, herhangi bir problem yok ama Türk şirketleri bulunduğunda herhangi bir problem var. Değerli arkadaşlar, bunda bir yanlışlık yok mu? Ama “Siz bunları yapabilirsiniz ama Türkiye’ye petrol gönderemezsiniz.” Peki, İran’a yıllardan beri petrol gönderiliyor. Siz, Merkezî Irak Hükûmetinin gerekçeleri sağlamlaştırılmamış bir şekilde savunmasını yapacağınıza, İran’ın savunmasını yapacağınıza, gelin, Türkiye halklarının ve Türk halklarının savunmasını yapın burada. Ben bunu hayretle karşılıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Genelde, Genel Kurulun mehabetine uygun konuşmalar yapıldı, son derece nezaket sınırları içerisinde şu ana kadar iktidarıyla muhalefetiyle konuşmalar yapıldı. Bir kısım istisnalarını da kendilerine iade ediyorum. Hele hele Sayın Başbakanımızın zehirli ilişkilerle alakalı konusunu kabul edilemez olarak buluyorum. Bizzat bu konularda, bu anlaşmalarla alakalı, bakın, bizim hükûmetler arası yapılmış bir anlaşmamız, bu konuyla alakalı bir metnimiz, ne bir kararnamemiz ne Bakanlar Kuruluna gönderilmiş ne de Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiş herhangi bir yapımız bulunmamaktadır. Ve bunları bir mantık bütünlüğü içerisinde yürütmektedir.

Ben şimdi çok net bir soru soruyorum arkadaşlar: Yıllardan beri tanker ticaretiyle beraber İran’a Kuzey Irak’tan mal sevk ediliyordu, ham petrol sevk ediliyordu, bir kısım petrol ürünleri geri alınıyordu. Niçin o zaman gelip de Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda herhangi bir cümle sarf etmedik? Eğer doğru alınan buysa İran’ın yaptığında da aynı şekilde doğruyu savunmanız gerekiyordu. Kaldı ki, Irak’ın normalleşmesinin tek yolu var arkadaşlar: Şu anda 2,7 milyon varillik günlük üretimi var Irak’ın. Arkadaşlarımız rakamlarını verdiler ve anladığım kadarıyla muhalefet de bizim herhangi bir, bu petrolle alakalı, doğal gazla alakalı yapılanmamızla alakalı herhangi bir şerhlerinin olmadığını genellikle beyan ettiler. Bu kısmı doğrudur ama şimdi, Irak’ın 2020 yılına kadar -Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerini de teyit ederek söylüyorum- 6-7 milyon varillik günlük üretime geçmiş olması ne demek biliyor musunuz arkadaşlar? Türkiye’nin 76 milyon nüfusuyla 60 milyar dolarlık ham petrol ve bütün enerji kaynaklarıyla alakalı girdileri var. Irak’ın bu haliyle 100 milyar dolarlık geliri var. O zaman 300 milyar dolara çıkması beklenen gelir için işte, Türkiye, Irak’ın normalleşmesine ama tamamına ama bütününe koyacağı katkı için bütün bunlarla alakalı kayıtsız kalmamaktadır. Türkiye, eğer 8 bin kilometre ileride Kolombiya’yla, Venezuela’yla herhangi bir petrol anlaşmasına giriyorsa -kusura bakmayın- 200 kilometre ilerimizdeki herhangi bir petrolle alakalı, doğal gazla alakalı bir konuya bizim kayıtsız kalmamız söz konusu olamaz. Kaldı ki, bunu, ticari şirketlerle beraber -dediğim gibi- özel hukuk hükümlerine tabi çerçeve sözleşmelerle beraber yapmaktadır. Hani biz diyoruz, eleştiriyoruz “Rusya’dan niye o kadar alıyorsunuz arkadaş?” diyoruz. Buyurun size bir alternatif: Şu anda biz Merkezî Irak Hükûmetinden yıllık 3,5-4 milyon ton civarında değerli arkadaşlar ham petrol alıyoruz. “Siz niye bütününü, büyük parçasını orada bırakıyorsunuz da az bölümüyle uğraşıyorsunuz?” deniliyor. Bu, eksik bilgiden, yanlış bilgiden kaynaklanıyor.

Bakın, ben size şimdi, bizim Basra bölgesinde Missan’da, Siba’da, Mansuriya’da aldığımız ihaleden bahsedeyim: Bunu, tam üç yıl önce aldık biz. Arkadaşlar, hepimizin sevinmesi lazım. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, kalktı orada 25 milyar dolarlık işi, 4 tane büyük konsorsiyum üyesiyle beraber -bunların içerisinde Güney Koreli var, Kuveytli var, Birleşik Arap Emirlikleri var- bu anlaşmaları yaptı ve yalnızca Türkiye'nin hissesine düşen pay 5,5 milyar dolardır. 236 milyon dolarlık bir anlaşmayı Merkezî Irak Hükûmeti  imzalamamak istedi. Biz kendilerine dedik: “Siz bizim dost ve kardeş ülkemizsiniz. Başka imzalamak istemediğiniz anlaşma var mıdır? Varsa onları da söyleyin, onları da aynı şekilde katalım.” Biz, Irak’ın normalleşmesinin, bütün bu petrol kuyularının ve doğal gaz kaynaklarının işletmeye alınmasından, arama faaliyetleri ve üretim faaliyetlerine geçilmesinden kaynaklandığına inanıyoruz. Bakın, üç yılda eğer Irak bu noktaya gelsin, üç yıllık geliri 1 trilyon dolara denk geliyor değerli arkadaşlar, kuzeyden güneye kadar, bütün her tarafı imar edilir 1 trilyon dolarla. Biz güneyiyle kuzeyi, doğusuyla batısı fark etmediği için her tarafta iş almanın doğru olduğuna inanıyoruz.

Ve Merkezî Irak Hükûmetinin Petrol Bakanı Sayın Luaibi, Saint-Petersburg’da yaptığımız toplantıda “Beraber geliştirebileceğimiz proje var mı?” dedi. Ben dedim ki çok fazla var. Mesela bunlardan bir tanesi: Kıyıya olan şerit yaklaşık 58 kilometredir Basra Körfezi’nde ve bütün üretilecek mallarını oradan sevk edememektedir. “Biz Basra’dan, Kuzey Irak üzerinden Türkiye’ye bir proje yapabilir miyiz?” dediler. Hayhay, yapabiliriz. dedim ben. Beraberce bu -petrol- 1.200 kilometrelik hattı geliştirebiliriz. İsterseniz kamu olarak, isterseniz özel sektör olarak, isterseniz beraber, isterseniz bir başka ortakla, hepsine varız dedik. Çünkü, bu proje Irak’ın normalleşmesini sağlayacak bir proje.

Şimdi, arkadaşlarımız -biz devlet ciddiyeti içerisinde bu görevi götürüyoruz- “Niye Erbil’e giderken Kayseri’ye mantı yemeye indin?” diyorlar. Arkadaşlar, bu, benim şahsım için küçültücü bir nokta olabilir diyorsunuz değil mi? Peki, ben size şunu göstersem: İlla ben kalkıp da dost ve kardeş, benim o komşu ülkem için… Bakın, arkadaşlar, yanlış yapıyorsunuz. Burada, elimde evrak var, 3 Aralıkta yazılmış bir yazı var, İngilizce metni. Bir Erbil ziyaretim olacak, ne diyorsunuz, uçuş izni istiyoruz diye Ulaştırma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığına yazılıyor. Belge burada, birazdan göndereceğim tarafınıza. Cevap geliyor: “4/12/2012 tarihiyle Türk uçağına gereken iniş izninin muvafakat numarası şu şu şu olmak kaydıyla verildiğini bildirmekten onur duyarız.” diyor. Bunu Bakanlık söylüyor, Merkezî Irak Hükûmeti,. arkasından Arapça metniyle beraber.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye o uçak indirilmedi?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Ha, şimdi “Niye indirmediler?” derseniz, ben onu şöyle bir diplomatik cümleyle geçtim: “Dost ve kardeş benim komşu ülkem Irak’ın arasındaki bir iletişim kopukluğudur.” diye dedim. Bunun ne anlama geldiğini bu işi bilenler çok iyi bilirler.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Uçağın indirilmedi oraya!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Sonradan diyorlar ki: “Ya, biz, size böyle yapmak istemedik ama o anda siz ne yapacaktınız?”

Arkadaşlar, evrak üzerinden konuşuyorum, evrak.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O evrakı bir görelim efendim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Bunlar izinleri alınmış belgelerdir.

Şimdi, siz diyorsunuz ki: “Siz orada Kerkük-Yumurtalık ham petrol boru hattını işletiyorsunuz. Bu işletme zarar ediyor.” 

Ben size biraz rakam vereyim isterseniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O evrakın aslını bir görelim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Arkadaşlar, bizim Kerkük-Yumurtalık ham petrol boru hattımız zarar etmemektedir ve 2011 yılında 407 milyon TL, 2012 yılında da 469 milyon TL biz oradan gelir elde ettik. Anlaşmamız, her varil başına 1,75 dolar sentlik oradan geçiş ücreti almaktır. 2010 yılında ben o anlaşmanın on beş yıllığına uzatılmasında Bağdat’ta imza koymuş birisi olarak söylüyorum.

Değerli arkadaşlar, biz, anlaşmaya şu metni de koyduk: “Eğer üç yıl içerisinde –ki 2013 yılında giriyoruz buna- istenilen miktarda ham petrol yani 70 milyon tonluk ham petrol oradan geçirilemeyecekse bunun yarısı geçmiş sayılarak geçiş ücreti ödenir.” diyor anlaşma. Şimdi, biz, Iraklı kardeşlerimizin oradan 70 milyon tonu da geçirmesini isteriz ama geçiremiyorlarsa 35 milyon tonun parasını geçmiş gibi alırız.

Şimdi, ben şunu söylüyorum: Üçüne beşine bakmadan, güneyine kuzeyine, doğusuna batısına bakmadan, Irak’ın normalleşmesinin, Irak’ın gelirlerinin Irak halkının tamamına ulaştırılmasının tek bir yolu var. O yol da bütün bu petrol ve doğal gaz kuyularının sayısının artırılmasıdır.

Biz, tutarlı olduğumuzu birçok noktadan teyit edebiliriz. Kıbrıs’ta Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz’deki yaptığı çalışmalarda niçin biz karşı geliyoruz? Arkadaş, münhasır ekonomik sahanın uluslararası hukuk tarafından teyit edilmediğini, meclisleri tarafından onaylanmadığını söylediğimiz için yapıyoruz. Bunun tek bir yolu var diyoruz: Eğer o aramalara devam edilecekse, oradan gelir elde edilecekse bu, Kıbrıs’ın, Kıbrıs halkının tamamınadır diyoruz yani kuzeyi ve güneyiyle beraber. Aynı şeyi Irak’ta da söylüyoruz. Kuzey Irak’ta elde edilen 1 varil ham petrolde değerli arkadaşlar, Irak halkının tamamının orada hakkı vardır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Merkezî hükûmet bunu kabul etmiyor. Biz mi karar vereceğiz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Şimdi, Irak Anayasası “Bunun yüzde 17’sini Kuzey Irak, daha doğrusu Irak bölgesel Kürt yönetimine veriyorum, yüzde 83’ünü de ben alıyorum.” diyorsa biz buna ancak saygı gösteririz. Bunun üzerinde bizim herhangi bir fikir yürütme, herhangi bir işlem yapma yetkimiz var mı? İç işlerine karışmak gibi herhangi bir bizim kaygımız var mı? Bizim böyle bir kaygımız yok arkadaşlar.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Maliki niye karşı çıkıyor onu söyle? Öyle bir anlaşma varsa Maliki niye karşı çıkıyor?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Biz şunu söylüyoruz: Irak Müslüman, dost, kardeş ve komşu ülke olarak ve aralarında stratejik iş birliği toplantılarında 48 tane anlaşma yapmış ülke olarak bizim, Irak’ın her hâlükârda -isterse çok iyi yönetilsin, isterse iyi yönetilmesin- mutlaka normalleşmesine yardımcı olmamız lazım. Bu yalnızca Türkiye’nin çıkarlarıyla alakalı değil arkadaşlar.

Doğru yapan güçlenir, yanlış yapan zayıflar. Biz burada doğru yerde duruyoruz ve doğru işlemler yapıyoruz. İnşallah bu doğruları yapmaya da devam edeceğiz. Özellikle bütün bu Irak Anayasası gereği herhangi bir yetki belgesi düzenlenmedikçe Irak Kürt bölgesel yönetiminin herhangi bir uluslararası anlaşma yetkisi yoktur arkadaşlar.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam, biz de onu söylüyoruz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Ben bunları bilen birileri olarak da söylüyorum ve kısa bir hatırlatma da yapmak istiyorum: 2005 yılında kabul edilen Irak Anayasası’nın 1’inci maddesi Irak’ı federal ve egemen bir devlet olarak tanımlamakta, hükûmet biçiminin temsilî ve demokratik cumhuriyet olduğunu söylemekte ve bununla alakalı yasama erkinin Temsilciler Meclisi ve Federasyon Konseyinin uhdesinde bulunduğunu söylemekte ama bununla beraber Federasyon Konseyinin bugüne kadar kurulamadığını görüyoruz.

Şimdi, federatif idari yapıya sahip olan Irak Kürt bölgesel yönetimi 3 vilayetten oluşuyor: Dohuk, Erbil ve Süleymaniye. Irak Anayasası’yla yetki ve sorumluluklar belirlenmiş, federal yapının  kendi meclisi, başkanı ve başbakanı bulunmaktadır. Irak’ta toplam 18 tane vilayet var arkadaşlar. Bu vilayete başkanlık eden valilerin yetkileri bizim anladığımız manada ülkemizdeki vali yetkilerinin çok üzerindedir ve temsil edildiği idari yapıların ötesinde anayasal yetkilerle donanmıştır bu 18tane vilayetteki valiler. Şimdi, buna Irak halkı hep beraber karar vermiş, seçimini yapmış. Her ne kadar hidrokarbon yasasını çıkartamamış, bunu onaylayamamış olsa da, şu anda değerli arkadaşlar, bizim orada 40 tane firmayla beraber işlem gören ve şu anda orada petrol çıkartan, doğal gaz çıkartan birçok firma ve ülke var. Vilayet meclislerinin hiçbir bakanlığın veya bir bakanlığa bağlı olmayan kurum ve kuruluşların kontrol ve denetimine de tabi olmayacakları ve bağımsız oldukları da Anayasa’da tasrih edilmiştir. Biz Irak’tan bahsediyoruz. Vilayetler vilayet meclisleri tarafından seçilmiş valiler tarafından yönetilirler ve valiler esas gücü vilayet bütçelerinin tahsisatındaki yetkilerinden kaynaklanır ve alırlar.

Şimdi, İnternet’ten açın bakın, Irak’ta ister kuzeyinde isterse güneyinde, herhangi bir anlaşmanın, herhangi bir metnin, herhangi bir çerçeve sözleşmenin, ister özel hukuk hükümleriyle veya neyle olursa olsun, İnternet’ten o firmaları ve ülkeleri bulabilirsiniz. Ticari bir anlaşmanın gizli olması bütün bu anlaşmaların gizli olduğu anlamına gelmez. Tekraren söylüyorum: Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, bir hükûmetten hükûmete ne bir anlaşma metnine ne bir Bakanlar Kuruluna sevk edilecek herhangi bir yapıya ne de Meclise gelecek herhangi bir işlem yapmamıştır. İleride bunlar olabilir mi? İleride beraberce süreci izleriz ve bakarız. Bakın, Uluslararası Enerji Ajansı diyor ki: Irak, 2035 yılına kadar dünyanın en büyük, 6’ncı büyük ihracatçısı olacak. Şu anda İran’ın önündedir.

Şimdi değerli arkadaşlar, bizim buradaki herhangi bir enerji kalemine kayıtsız kalmamız zaten söz konusu olmaz, böyle bir şey zaten düşünülemez. Biz, Merkezî Irak Hükûmetindeki kardeşlerimizle, yöneticilerimizle beraber inşallah bu projeleri de geliştireceğiz ve bunları da hep beraber gerçekleştireceğiz.

Bizim, şu anda, güneyiyle kuzeyiyle, doğusuyla batısıyla, hiçbir projeye normalde kayıtsız kalmadığımızı bir kez daha söylüyorum.

Heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldız.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Çıray.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Bakan konuşmasında bana atfen söylediği bazı şeylerde Türkiye Büyük Millet Meclisine eksik ve yanlış bilgiler verdi, onları düzeltmek istiyorum izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın (11/26) esas numaralı gensoru önergesinin ön görüşmesinde Hükûmet adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Değerli arkadaşlar, şu anda şu gördüğünüz haber, Irak’la, Iraklı yetkili Şiwan Zulan’ın Türkiye’yle ilgili resmî bir anlaşma yaptığına dair ve Neçirvan Barzani’nin bu nedenle Türkiye’ye geldiğine dair 26 Mart tarihli haberdir, yalanlanmamış haber şu gördüğünüz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yalanladı ya.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan “Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı doğal gaz ve petrol aramaya devam edecek.” diyor ama önümüze gelecek Petrol Kanunuyla Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının doğal gaz ve petrol arama hakkı elinden alınacak. Dolayısıyla, Türkiye'nin Karadeniz’de bulunan petrol ve doğal gazını da artık Türkiye arayamayacak. Ayrıca, Exxon ve Total gibi şirketler Türkiye’de ihracat yapıyor, Kuzey Irak’la çalışıyor ama onlar da doğrudan doğruya ithalat yapmıyorlar, Irak Merkezî Hükûmetiyle onun üzerinden şey yapıyorlar.

Bir başka doğru olmayan bir şeyi söyleyeyim size: Dünyadaki petrol ithalatı ve işlemesini yapan şirketlerin yüzde 84’ü devlet şirketleridir, yüzde 6-7’sidir özel sektör olan. Türkiye’ye ne oldu ki kendi şirketlerini buraya veriyor?

Yine Sayın Bakan güneyde 5 blokta anlaşma yaptığını söylüyor. Bundan memnunuz. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı yirmi yıl emek vererek bu anlaşmaları yapmıştır. Ama Sayın Bakanın, Dışişleri Bakanının yanlış siyaseti yüzünden Sayın Başbakanın, şu anda o yaptığımız anlaşmalardan, biraz önce konuşmamda da belirttim, 9’uncu blok iptal edildi ve biz bu siyasete devam edersek diğer blokları da iptal edeceğini Merkezî Hükûmet açıkladı.

Şimdi, Sayın Bakan yine İran örneğini veriyor “İran’a oradan doğal gaz ve petrol gidiyor, siz ona ses çıkarmıyorsunuz, bize karışıyorsunuz.” diyor. Ben de diyorum ki: İran kaçakçılık yapıyorsa biz de kaçakçılık mı yapacağız? Ayrıca, ben İran’ın avukatı filan değilim. Ben Türkiye'nin çıkarlarını savunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Herhâlde Adalet ve Kalkınma Partisi başka ülkelerin çıkarlarının peşinde koşmaktan çok hoşlanmış ki aklı fikri bu işlerde.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan “Anlaşma yapılmadı. Buraya getirilecek bir anlaşma olmadı şu ana kadar.” diyor. Benim biraz önce söylediklerimin hiçbirisine cevap vermediğini söyleyeyim önce. Ama ilave ediyor “Bu anlaşmaların yapılmamış olması, yapılmayacak olduğu anlamına da gelmez.” diyor ki şimdi ifade ettim, gazete haberi, gazetelere yansımış, basına yansımış haber bütün bu anlaşmaların yapıldığını söylüyor. Biraz önce benim verdiğim tarihle de uyumlu.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanın uçağı konusuna gelince. Uçak meselesi Sayın Bakanın itibarı değildir, Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarıdır. Sayın Bakan inemeyeceği uçağını kaldırmasın. Madem elinde öyle resmî bir izin vardı, uçağını oraya indirecekti, 70 milyon da arkasında duracaktık.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çıray.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yıldız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, söz istiyorum; yerimden ya da kürsüden fark etmez.

BAŞKAN – Yerinizden de olabilir, arzu ederseniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Bakan “Benim oraya uçağımın inmesi için Irak Merkezî Hûkümeti bana yazı yazdı.” dedi. O yazının aslını görmek istiyorum.

BAŞKAN – Bakan konuşmak istiyor, bakın.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkanım, kendilerine iletiyorum, gönderebilirsiniz bunu, buyurun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Uzunırmak.

Sayın Yıldız, isterseniz kürsüye geliniz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Hayhay.

BAŞKAN – Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şimdi Dışişleri Bakanlığımız Müsteşarımızın o yazının aslını ve bir fotokopisini kendilerine göndermelerini istedim, birazdan iletecekler.

Arkadaşlar, biz gazete haberiyle falan iş yaparsak evin yolunu bulamayız ha, onu söyleyeyim. Biz gazete haberleriyle değil, bizzat yaptığımız işlerle beraber bunları götürüyoruz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ne yapalım, istihbarat örgütü mü kuralım bilgi almak için?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi Karadeniz’de…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Siz bize bilgi vermezseniz nereden bilgi alalım?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) –  Arkadaşlar, Merkezi Irak Hükûmeti bir tercihte bulunabilir, der ki: “Biz sizinle 25 milyar dolarlık iş anlaşması yaptık arkadaşlar ve biz bundan vazgeçiyoruz.” Biz bunu saygıyla karşılarız ancak ben size şimdi bir tablo göstereceğim. Herhangi bir ülkenin yönetimine, doğruya olan borç yalnızca bizlerle alakalı değildir. Irak’ın güneyinde anlaşma yapan 13 tane firma var, 45 tane de Irak’ın kuzeyinde anlaşma yapan firma var. Şimdi biz, Karadeniz’de o dediğiniz “devlet şirketleri” dediklerinizin önemli bir kısmı, ExxonMobil 468 milyar dolarla dünyanın en büyük halka açık firmasıdır. BP’yi siz devlet şirketi mi zannediyorsunuz? Devletin arkasında durduğu ve halka açık şirketlerdir bunlar.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Oranları açıkla!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bizim TPAO’yu ne yapmamız lazım? Bu konuda muhalefetten de çok değerli fikirlerin geldiğini görüyorum, Komisyonda bunları enine boyuna tartıştık.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının, kendi özgün yapısı içerisinde, çok daha farklı, üçüncü ülkelerde bütün bu operasyonları yapabilecek kabiliyet ve kapasiteye ulaştığını söylemem lazım. Eğer biz bugün Irak’ta şu veya bu gerekçeyle bu fırsatlara sırtımızı dönersek arkadaşlar, Kaşagan’da, Kazakistan’da 1991 yılından bu tarafa Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağıldıktan sonra ne tür fırsatların kaçırıldığını orada görmemiz lazım. Bugün buradaki bir rezerv, bir bölgenin, bir bloğun rezervi Şahdeniz-2 Projesi’nin tam 7 katıdır arkadaşlar. Şahdeniz-2 Projesi’nde bizim ortaklığımız var. Şahdeniz-1’de ortaklığımız var, Şahdeniz-2’de de beraber geliştireceğimiz boru hatları var.

Şimdi, hâl böyle olunca biz nasıl bunlara kaygısız kalabiliriz? Bizim, Türkiye’nin bir ülkeyi tercih etmesiyle diğerinden vazgeçmeyecek anlamına geldiğini ve birçok projeyi geliştirebilecek kabiliyet ve kapasitesinin hep beraber geliştiğini görüyoruz. Ben burada, Karadeniz’deki yapacağımız işlemlerde, ister ExxonMobil’le, isterse Shell’le -anlaşma imzaladık şimdi Shell’le- hep beraber bunları gerçekleştireceğiz. Bizim yerli kaynaklarımıza, petrole ve doğal gaza daha hızlı ulaşmamız lazım. Bu manada çıkartılacak yasalar da hem uluslararası sermayenin hem de uluslararası yatırımcıların gelmesi için büyük bir öncülük olacaktır.

Ben, tekrar, heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldız.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi için yerimden bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN - Bir dakika efendim, bir dakika. Hepinizden bir dakika rica ediyorum. Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize oturunuz ve biraz sessiz olunuz, takip etmekte zorlanıyoruz burada uğultudan dolayı. Lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın bakanlara söyleyin Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Uzunırmak sizi bir dinleyeyim, demin de itiraz ettiniz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, elimde Sayın Bakanın konuşma tutanağı var ve Dışişleri Bakanıyla ilgili verdiğimiz bir gensoru önergesi var ve Türk milletinin bütünlüğüne, dış politikasına kastedilen bir ifade var burada. “Siz Merkezî Irak Hükûmeti…” ile başlayan bu cümle,  Hükûmetin gerçek niyetini ortaya koymaktadır. Kürsüden söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle bir usul var.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle bir usul var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle bir usul olmaz Sayın Başkan, ne adına, ne hakkında konuşacak?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle bir usul var. Türkiye Cumhuriyeti Bakanının Türkiye Büyük Millet Meclisinde kürsüye çıkıp “Türkiye halkları” gibi birtakım terimlerle Türkiye’ye bugünkü, bu nazik durumda, bu bölücülüğe doğru giden ifadelerle burada fikir beyan etmesi aykırıdır. Ben söz istiyorum Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, alakası yok böyle bir şeyin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Alakası var Sayın Başkan. Gündemle çok ilgili bu.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, düşüncesini söyledi.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Gündemle çok ilgili bu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Basın toplantısı yapar, söylersin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hayır, basın toplantısı falan değil, gündemle çok ilgili bu.

BAŞKAN – Şimdi, sayın grup başkan vekilleri, lütfen müdahale etmeyiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama müdahaleleri dinliyorsunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, usulü hatırlatmak müdahale etmek demek midir?

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekilleri, tekrarlıyorum: Lütfen, ne söylediğini anlamak durumundayım, müdahale edilince duyamıyorum ve anlayamıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Cümlesi bittikten sonra söyledik biz.

BAŞKAN – Lütfen müdahale etmeyiniz, lütfen.

Siz, şimdi, demin söylediklerinizi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklara geçti zaten.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, ben kürsüde…

BAŞKAN – Tutanaklara geçti.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yok, sadece bu kadar değil, altı var daha, bir şeyler söylemek istiyorum bu konuyla ilgili.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Basın toplantısı yapsın, söylesin.

BAŞKAN – Lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yani tutanaklara geçmesi açısından değil. Bu görüşler Sayın Bakan tarafından açık ifadeyle halka duyacağı şekilde söylenmiştir. Ben de bu ifadelerin halkın duyacağı şekilde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir milletvekili olarak oradan konuşmak istiyorum Sayın Başkanım. Böyle aykırı olmaz, orada söylenmiş bir ifade var.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Anayasa’ya aykırı olduğunu söylüyor konuşmanın.

BAŞKAN – Buyurunuz.

9.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın (11/26) esas numaralı gensoru önergesinin ön görüşmesinde Hükûmet adına yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan Yıldız’ın tutanaklardan sözlerini aynen okuyorum, kendi sözlerini: “Siz Merkezî Irak Hükûmetinin gerekçelerini sağlamlaştırılmamış bir şekilde savunmasını yapacağınıza, İran’ın savunmasını yapacağınıza, gelin, Türkiye halklarının, Türk halklarının savunmasını yapın burada. Ben bunu hayretle karşılıyorum.” diyor ve AKP sıralarından alkışlar yükseliyor, tutanaklar bu.

Şimdi, size hayırlı uğurlu olsun; AKP, BDP artı PKK koalisyonudur bu! Ne demek Sayın Bakan “Türkiye halkları, Türk halkları?” Ve oradan da alkışlanıyor, çok güzel, bu çok güzel!

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Öyle cümle olmaz, öyle cümle kurulmaz bir kere.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bu AKP, BDP ve PKK koalisyonunun burada tescilidir!

Değerli milletvekilleri, Türkiye Türk milletinindir. “Türkiye halkları” diye terimlerin AKP sıralarında yer bulması, AKP’ye oy veren, kendisini orada “milliyetçi” tanımlayan, millet bütünlüğünden bahseden, oy veren halkımıza duyurulur.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – “Türkiye halkları” başka, “Türkiye halkı” başka.

ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) – Türkiye halkları…

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Demagoji yapma! Demagoji yapma!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bu, Türkiye'nin bugünkü nezaketi içerisinde Irak’ı rol model edinmiş Bakanın buradaki açıklamalarıdır. Halkımın bilmesini istiyorum, halkımın duymasını istiyorum, milletimin duymasını istiyorum ve akıllarının başlarına gelmesini istiyorum. Bakanlarınızın ifadesi budur, bu, sadece tek bakanın da ifadesi olmamıştır. Teröristleri “Geldikleri gibi gitsinler.” deyip gümrük kapılarını, adaleti, sınır korumasını, her şeyi bertaraf eden bu bakanlar inanıyorum ki soruşturmaya uğrayacaktır.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sınır kapılarından bayrak indiriyorlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

Buyurunuz Sayın Çıray.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan belki tavzih edecektir efendim, bir sorun kendisine.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Korkmaz.

Buyurunuz Sayın Çıray.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşmasında “Gazete haberlerine dayanarak burada konuşamazsınız.” dedi. Bu bir sataşma. Buna dayanarak konuşmadığımı belgesiyle ifade etmek istiyorum.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Kendisi gazete haberi olduğunu söyledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kayıtlara geçmiştir.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hayır, kayıtlara... Bu çok önemli, tarihî bir belge var elimde. Dışişleri Bakanlığına ait. Bunu bu millet bilme hakkına sahip.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Kendisi söyledi.

BAŞKAN – Söylemedi.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın (11/26) esas numaralı gensoru önergesinin ön görüşmesindeki açıklaması sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Ya, her yerde sesimizi kıstınız, şurada üç dakika konuşmamıza tahammül edemiyorsunuz.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Yüz yıldır tahammül ediyoruz, yüz yıldır.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, size önce şunu söyleyeyim: Sayın Bakan, biz enerji konusunda kayıtsız kalın, enerji konusunda ticaret yapmayın demiyoruz, hukuksuz ve başka türlü işlere girişmeyin diyoruz. Bu, bir. İkincisi, ben bütün bu işlerle ilgili bilgi edinmek için ocak ayının başında hem Bakanlığınıza hem Dışişleri Bakanlığına hem de Başbakanlığa çok kapsamlı üç soru önergesi verdim.

Değerli arkadaşlar, bu üç soru önergesinden bir tanesi yani sizin Bakanlığınız tarafından geleni sorularımı cevaplamıyor ama hiç olmazsa bir devlet ciddiyetini yansıtıyordu Sayın Bakan. Ama, Başbakanlıktan cevap gelmedi. Fakat, ben devlet bürokrasisinde bulunmuş, dört yıl bu memlekette hasbelkader müsteşarlık yapmış biri olarak ömrü hayatımda görmediğim bir belgeyi şimdi size göstereceğim. Bu zarfa iyi bakın. Bu zarfın üstünde “Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Genel Müdür Yardımcılığı” yazıyor. İçinden bu kâğıt çıktı, kâğıt parçası. Altında imza yok, üstünde antet yok, tarih yok, numara yok. İçinde de şu yazıyor: “Sayın Çıray, 18/3/2013 tarih, şu sayılı, numaralı başvurunuz alınmış olup konuya dair inceleme yapılmaktadır. İyi günler dileriz.” (CHP sıralarından gülüşmeler, alkışlar) Siz böyle bir şey gördünüz mü? Böyle bir rezillik Türkiye gördü mü? Böyle bir devlet yönetimi gördü mü? Onun için, Sayın Başbakan Dışişleri Bakanını buradan boşuna kaçırmadı. Sayın Başbakan buraya Sayın Abdullah Gül’e yakın olan Sayın Enerji Bakanını boşuna göndermedi. Sayın Dışişleri Bakanı buradan kaçırılmıştır, değerli arkadaşlar.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çıray.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Tamam…

Sayın Uzunırmak’ın tutanakla ilgili konuşması için mi?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Buradan mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kürsüden Sayın Başkan.

BAŞKAN - Oradan buyurunuz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Hiç fark etmez.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Kürsüden Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kürsüden olan şeye kürsüden cevap verilir Sayın Başkan.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Arkadaşlar, fark etmez.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ya, Bakan tercih etti.

BAŞKAN – Kendisi öyle talep etti efendim.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın (11/26) esas numaralı gensoru önergesinin ön görüşmesinde yaptığı açıklaması sırasındaki bazı ifadelere ilişkin açıklaması

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Şimdi, değerli arkadaşlar, milletvekilimiz kalktı, çok farklı bir şeymişçesine MHP milletvekilimiz bir cümle söyledi ve cümlelerini kapatırken dedi ki: “Ben buradan halkıma bunları bildiriyorum.”

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Halkıma, Türkiye halklarına değil, halkıma.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Ben o “halkıma”dan kastı ne ise onun dışında bir kastımın olmadığını, aynı şekilde cümlelerimin de...

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Olmadı Sayın Bakan! Çok ayıp!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Bir dakika ya! Sen neyi kastediyor…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Çok ayıp! Makamınıza yakışmıyor. “Türkiye halkları” diyorsunuz, ben “halkım” diyorum.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Bir dakika… Siz “halkıma” dediğinizde niye siz iyi bir şeyi bahsetmiş oluyorsunuz da ben “halkıma” dediğimde kötü bir şey bahsetmiş oluyorum? Böyle bir şey olur mu?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yalan söyleme, “Türkiye halkları” diyorsun sen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evirip çevirme Sayın Bakan, doğruyu söyle!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Türkiye halkları…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Ben milletime de, halkıma da…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Milletinin adı ne senin?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “Türkiye halkları” diyor.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Ben burada gerçeklerin hepsini aynı şekilde aktarıyorum arkadaşlar. Bu konuda hiçbir şekilde farklı bir şey konuşmuyorum.

(Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak, Komisyon sırasına elindeki kâğıdı bıraktı.)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bu kadar yapmayın ya, “Türkiye halkları” diyorsun burada. (AK PARTİ sıralarından “Yuh, yuh!” sesleri, gürültüler)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Şimdi arkadaşlar… Bir dakika…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak… Sayın Uzunırmak, lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Otur yerine! “Türkiye halkları” diyor, duyun kulaklarınızla.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen yerinize oturunuz. Lütfen…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkanım, konunun…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Okuyun, dinleyin! Milletvekili olun! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Terbiyesizlik yapma!

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, siz aynı zamanda idare amirisiniz, lütfen…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkanım, konu yeterince anlaşıldı. Şimdi, biz burada Sayın Vekilin bahsettiği…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Okuyun dinleyin! Milletvekili olun!

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Sen adam ol!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Senden mi öğreneceğiz lan adamlığı! Senden mi öğreneceğiz adamlığı! Gel… Gel…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Vekilin bahsettiği… (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, terbiyeye davet edin!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Benim kastımın ne olduğunu beni tanıyanlar iyi bilerler arkadaşlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – O yüzden, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN -Anlaşıldı sağ olun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen cevap vermiş olmadın Sayın Bakan!

VII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve 24 milletvekilinin; enerji alanında bazı şirketlere imtiyazla çıkar sağlamak amacıyla devlet olanaklarını kullandığı, millî güvenliği tehdit edecek, Irak’ın ve ülkemizin bölünmesine neden olacak açık ve gizli antlaşmalar imzaladığı iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/26) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Bu kâğıdı iade ettim. (AK PARTİ sıralarından “Yırt, yırt! sesleri)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İade etme, eve götür oku, eve! Evde ezberle!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Türk milletiyiz” diyemiyorsun Sayın Bakan!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Benim kim olduğumu sen biliyorsun.

BAŞKAN - Şimdi gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunuyorum: Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “Kastım bu değil, yanlış oldu.” diyebilirsiniz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yeter be! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.56
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından, sözlü soru önergeleri ile, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 2 Nisan 2013 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 17.00