DÖNEM: 24                              CİLT: 47                   YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

84’üncü Birleşim

28 Mart 2013 Perşembe

 

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın ve ilçelerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in, Burdur’da hayvancılık sektörüne ve “Alo Birlik” faaliyetlerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’nın işsizlik sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesirli çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında yıkılan Gölcük Kavaklı sahili Denizevler Sitesi’nin durumuna ilişkin açıklaması

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’de “Savaşa Hayır” yürüyüşü nedeniyle 49 kişinin tutuklanmasının ne kadar doğru olduğunu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun gizlice İsrail’e gittiği yönündeki haberlerin doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, ÇAYKUR bünyesinde çalışan çay eksperlerinin özlük ve mali haklarında iyileştirme yapılmasına ilişkin beklentileri olduğuna ve Hükûmetin bu konuda duyarlı olmasını beklediğine ilişkin açıklaması

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Taşburun köyünün yanan ilkokulunun yerine yenisinin yapılması için Millî Eğitim Bakanlığına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

8.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Afyonkarahisar’daki Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığına bağlı mühimmat deposundaki ve cephanelikteki patlama sonucunda şehit olan askerlerin ailelerinin soruşturmayla ilgili Hükûmetten açıklama yapılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

9.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ili Artova ilçesindeki çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

10.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, özel hastane faturalarını inceleyen doktorlara baskı yapılmasına ve özel hastanelere yapılan ödemelerin tutarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

11.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, 25 Şubatta Uşak’ta açılan hastanenin sorunlarına ilişkin açıklaması

12.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Tam Gün Yasası’yla ilgili olarak getirilecek yeni düzenlemeye ilişkin açıklaması

13.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, kadınlara uygulanan şiddete ilişkin açıklaması

14.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesirli çiftçilerin sorunlarına ilişkin tekraren açıklaması

15.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’deki elektrik dağıtım şirketi SEDAŞ’ın bazı uygulamalarına ilişkin tekraren açıklaması

16.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’deki ziraat odası başkanlarının bazı şikâyetlerine ilişkin tekraren açıklaması

17.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, İstanbul Milletvekili Erol Kaya’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmaya ilişkin açıklaması

18.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Ergene havzasındaki kirliliğin araştırılmasıyla ilgili kurulmuş olan komisyonun çalışmalarına ilişkin açıklaması

19.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, kanun tasarısının açık oylamasından önce, MHP Grubu olarak görüşülen kanun tasarısını gerekli olmasına rağmen eksik bulduklarına ve “hayır” oyu vereceklerine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 25 milletvekilinin, dericilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/559)

2.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 26 milletvekilinin, hastanelerde çalışan taşeron işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/560)

3.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan ve 26 milletvekilinin, ülkemizde toprak kaybı ve kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/561)

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 120'nci sırasında yer alan asgari ücretin adaletsizliğinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/224) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan su kaynaklarının potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/66) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Isparta Milletvekili Recep Özel’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310)

4.- Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/746, 2/325, 2/330, 2/1291, 2/1304) (S. Sayısı: 437)

 

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/687) (S. Sayısı: 340)

X.- OYLAMALAR

1.- Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, tabiatı koruma alanlarında faaliyette olan mermer ocaklarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/18291)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ülkemizdeki katılım bankalarıyla ilgili verilere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/18605)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ülkemizde faaliyet gösteren bankaların mevduatlarına ve dağıttıkları kredilere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/18606)

4.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Antalya’nın Finike ilçesinde açılan taş ocaklarının ormanları tahrip ettiği iddialarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/18826)

 

 


I- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak sekiz oturum yaptı.

(Birinci, İkinci, Üçüncü, Dördüncü ve Beşinci Oturumlar)

Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Türkiye'nin su kaynakları ve su yönetimi politikasına,

Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, Kars Şeker Fabrikasının sorunlarına,

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, Orman Haftası’na,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, apartman görevlilerinin çalışma koşullarının ve haklarının belirlenmesi için yasal bir statü hazırlanması gerektiğine,

İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına, PTT’de örgütlü sendikaların eylemine ve GENEL-İŞ ve LİMAN-İŞ sendikalarına yapılan baskına,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Hükûmetin, Ankara Yunus Emre Çarşısı’nda meydana gelen yangın nedeniyle mağdur olan esnafa sergilediği ciddiyetsiz yaklaşımı terk etmesi gerektiğine,

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Payas Belediyespor-44 Malatyaspor maçında çıkan olaylara ve olaylardaki tutumlarından dolayı federasyonu, polisi ve Bakanlık yetkililerini kınadığına,

Kars Milletvekili Ahmet Arslan, Kars Şeker Fabrikasının durumuna,

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bir alışveriş merkezi için özel plan tadilatı yapmak suretiyle haksız bir uygulama yaptığına,

Adana Milletvekili Ali Halaman, Büyük Birlik Partisi eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün 4’üncü yıl dönümüne,

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Artvin’de 1995 yılından beri devam eden bir maden mücadelesi olduğuna ve herkesi maden cinayetini protesto için Artvin’de yapılacak mitinge davet ettiğine,

Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır,

Orman Haftası’na;

Kars Milletvekili Yunus Kılıç, Kars’ın istihdama ihtiyacı olduğuna ve bu noktada gayretlerinin devam ettiğine,

İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına, Diyanet İşleri Başkanının İzmir’de yaptığı açıklamadan sonra AK PARTİ İzmir milletvekilleri tarafından hiçbir açıklama yapılmadığına ve Ödemiş’in Küçükören ile Tire’nin Eğridere köyünde 200 dönüm arazinin bir şahsa kiralanarak köylülerin elinden alındığına,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, 16/3/1978’de İstanbul Üniversitesinde yaşanan olayların ve Halepçe katliamının tarihin sayfalarında çifte acı olarak yer aldığına,

Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak, Hükûmetin birincil görevinin vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamak olduğuna ve Hükûmetin, PKK’nın asli ve ferî failleriyle iş birliğine düştüğüne,

Muğla Milletvekili Tolga Çandar,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken,

Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına;

Çorum Milletvekili Tufan Köse, Hükûmetin sendikalara, barolara, avukatlara, sivil toplum örgütlerine devlet terörü uygulayarak onları susturmaya ve itibarsızlaştırmaya çalıştığına,

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, Ankara’da doğal gaz alımının karneyle mi yapılacağını ve Çan-Çanakkale kara yolunun ne zaman bitirileceğini öğrenmek istediğine,

Antalya Milletvekili Gürkut Acar, 8 ilde alkol yasağı koyan valiler hakkında ne gibi bir işlem yapıldığını ve oluşacak konfederal bir yapının İran, Irak ve Suriye Kürtlerinin yer alacağı yeniden inşa edilecek Türkiye’nin sınırlarını belirleyecek bir etken olup olmayacağını öğrenmek istediğine,

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Mersin’in Mut ilçesine yapılacak olan Kayraktepe Barajı’nın ÇED çalışmaları sırasında halka şiddet uygulayan polisin davranışını kınadığına,

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın yerinden yaptığı açıklamaya,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 23 milletvekilinin, çocuk işçiliğiyle ilgili sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/556),

Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, gençler ve çocuklar arasında madde kullanımının giderek yaygınlaşmasının, kullanım yaşının her geçen gün düşmesinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/557),

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 22 milletvekilinin, Artvin'de ruhsatlandırılacak iki maden ocağının çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için özeti (10/558),

Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

BDP Grubunun, 13/2/2013 tarihinde Muş Milletvekili Demir Çelik ve arkadaşları tarafından silikozis hastalığının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (571 sıra no.lu),

MHP Grubunun, 26/3/2013 tarih ve 10935 sayı ile orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un uygulamalarındaki aksaklıkların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin,

CHP Grubunun, 26/2/2013 tarihinde Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 20 milletvekili tarafından tutuklu gazetecilerin içinde bulunduğu durumun araştırılarak basın ve düşünce özgürlüğü bağlamında değiştirilmesi gereken yasal düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (735 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak,

27/03/2013 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Hatay Milletvekili Mehmet Öntürk, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasına ilişkin bir açıklamada bulundu.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu raporlarının (1/619) (S. Sayısı: 310),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının (1/746, 2/325, 2/330, 2/1291, 2/1304) (S. Sayısı: 437) görüşmelerine devam edilerek 28’inci maddesine kadar kabul edildi.

Birleşime 22.56’da on dakika ara verildi.

 

                                                   Şükran Güldal MUMCU

                                                            Başkan Vekili

 

          Özlem YEMİŞÇİ                  Mustafa HAMARAT               Bayram ÖZÇELİK

                Tekirdağ                                     Ordu                                    Burdur

               Kâtip Üye                               Kâtip Üye                             Kâtip Üye

 

(Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Oturumlar)

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

4’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının (1/746, 2/325, 2/330, 2/1291, 2/1304) (S. Sayısı: 437) görüşmelerine devam edilerek 48’inci maddesine kadar kabul edildikten sonra komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

5’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/687) (S. Sayısı: 340),

6’ncı sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı ile Kosova Cumhuriyeti Eğitim, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/527) (S. Sayısı: 185),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

Alınan karar gereğince, 28 Mart 2013 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere 00.30’da birleşime son verildi.

 

                                                          Sadık YAKUT

                                                          Başkan Vekili

 

         Bayram ÖZÇELİK          Muhammet Bilal MACİT                   Tanju ÖZCAN

                   Burdur                                 İstanbul                                        Bolu

                Kâtip Üye                             Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

 

 

 


II.- GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                No: 122

28 Mart 2013 Perşembe

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 25 Milletvekilinin, dericilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/559) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.02.2012)

2.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 26 Milletvekilinin, hastanelerde çalışan taşeron işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/560) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.02.2012)

3.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan ve 26 Milletvekilinin, toprak kaybı ve kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/561) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.02.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, Ordu Devlet Hastanesinde hastalara bozuk yiyecekler verildiği iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16543)

2.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara Sincan Devlet Hastanesinde sunulan sağlık hizmetleri ile ilgili verilere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16544)

3.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, laboratuvar tetkiklerinin denetimine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16545)

4.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çocuk ünitesi bulunup bulunmadığına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16546)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından kiralanan gayrimenkullere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16547)

6.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bursa’da yaptırılacak yeni kamu hastanelerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16548)

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya ve Kütahya’da askerlere kızamık aşısı vurulmasına ve salgın hastalıklara karşı alınan önlemlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16549)

8.- Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan’ın, 2003-2012 yılları arasında ambulans hizmetlerinde ve acil serviste çalışanlara yönelik şiddet olaylarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16550)

9.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, organ nakli bekleyen ve engelli çocukları olan bir hastaya ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16551)

10.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, tüzel kişilikleri sona eren köylerdeki sağlık ocaklarının akıbetine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16552)

11.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahisi Bölümünde asistan eksikliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16553)

12.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlıkta istihdam edilen engelli memur sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16554)

13.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlıkta kiralama yoluyla hizmet veren araçlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16555)

14.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, domuz gribine karşı alınan önlemlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16556)

15.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Kamu Hastaneler Birliğinde yapılan atamalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16557)

28 Mart 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Adana’nın ve ilçelerinin sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Ali Halaman’a aittir.

Buyurunuz Sayın Halaman. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın ve ilçelerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adana’nın ve ilçelerinin sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Söz söyleme imkânı veren Başkana teşekkür ederim. Yüce heyetinizi en kalbî duygularımla selamlarım.

Söz alma sebebim, seçim bölgemiz olan Adana’da uzun süredir yaşanan siyasi boşluk, siyasi sebeplerden dolayı görevden alınan siyasi aktörlerin olması, siyasi geleneğe uygun olmayan, demokrasiye uygun olmayan siyasi yapılanmalar, “Ben yaptım, oldu.” demeler. Kibirli, ayakları yere basmayan, kişisel çıkarları önde tutan siyasi grupların, politik kümelerin inisiyatifinde kalan Adana, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak kaybolma derecesinde. Dolayısıyla, işsizlik yüzde 25-yüzde 30. Türkiye'nin 4’üncü büyük kenti iken 18’inci sıraya düşen, siyasi kurumları işgal altında, şehirde çalışan dişlisi, tornası, tüten bacası, fabrikası kalmayan bir Adana. Adana, tekrar tarıma döndü. Tarımda ithal tarım ürünlerinin gölgesinde kalan Adana, ürünlerini pazarlamakta, satmakta zorluk çekmekte. Dolayısıyla, Adana’nın çiftçisi, sanatkârı, esnafı, nakliyecisi “Yok mu bize yardım eden?” diyor.

Sayın milletvekilleri, şimdi, yine, Adana’nın 15 ilçesinden biri olan, 21 bin nüfuslu, 29 köyü, 11 mahallesi, okuryazarı çok, sosyal, siyasi, ekonomik konulara duyarlı Tufanbeyli ilçemizin son zamanlardaki hâlini, kamu yatırımını, esnafın, öğrencinin durumunu, çiftçinin durumunu, her 3 kişiyle bir araya geldiğimizde “Hâlimiz ne olacak?” dendiğini gezdiğimizde gördüm. Her 3 tane arkadaşla bir araya geldiğimizde “Türkiye’nin hâli ne olacak, Türkiye bölünecek mi, 30-40 bin tane insanı öldüren insanların yaptıkları yanlarına kâr mı kalacak; Hükûmet bunun için mi bizden oy aldı, bizlere niye sormadı -kendileri için sordular- şehitler, gaziler, vatan, bayrak, İstiklal Marşı ne olacak; adaletsizlik, güvensizlik, yokluk, yolsuzluk, yollarda ve sokaklardaki asayiş bozukluğu ne olacak?” dediler.

Son zamanlarda çiftçinin tarlasını ekmediği, esnafın dükkân kapattığı, öğrencinin kafası karışık yetiştiği ve Tufanbeyli’nin özellikle nohudu, mercimeği, fasulyesi meşhur olmasına rağmen ekilmediği, sebeplerinin girdi fiyatları ve ithal ürünlerden kaynaklandığını söylediler. En çok, Mersin’de ticaret borsasında nohut ve fasulye noktasında Tufanbeyli’nin ürünleri işlem görürdü ama bugün yok.

Yine, pancar çok ekilirdi, sürekli kotanın kalkması istenirdi ama bugün pancar eken yok gibi. Çiftçi pancarı ekiyor, üretiyor, söküyor, alıcıya götürüyor “Karşılığında bir torba şeker veririz.” diyorlar veya “Parası dört beş ay sonra ödenir.” deniyor. Adam pancarı eker mi bu şartlarda? Buğday, arpa, yulaf ekilmiyor, vazgeçmişler, ofisleri kapatmışlar. “Mazottan, gübreden, ilaçtan dolayı bunların fiyatlarıyla baş edemedik.” Dolayısıyla, domates, patates, Tufanbeyli’nin vazgeçilmez ürünü olmasına rağmen bunları ekmiyorlar. Son iki senedir termik santral kurulmuş -yap-işlet-devret modeli- oradan 4-5 tane köyün malını, mülkünü ucuza kapatmışlar, dolayısıyla Tufanbeyli mutsuz.

Siyasetçilerin seçkinlerle birlikte olup kendi özel işleriyle meşgul olduğunu ve iktidarın hizmet etmediğini, sırf kaymakamlık ve belediyelerden yapılan, oya göre paket, kömür, fasulye siyasetinin yetmediğini, ihtiyaçlarını karşılamadığını söylüyorlar. Dolayısıyla, dolaylı vergilerin arttığı söyleniyor ve “Atatürk büstlerinin altındaki yazıları kaldırmak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ HALAMAN (Devamla) - …PKK’yı affetmek için mi biz AKP’ye oy verdik?” diyorlar. Takdir büyük Türk milletinin.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaman.

Gündem dışı ikinci söz, Burdur’da hayvancılık sektörü ve “Alo Birlik” faaliyetleri hakkında söz isteyen Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Özçelik.

2.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in, Burdur’da hayvancılık sektörüne ve “Alo Birlik” faaliyetlerine ilişkin gündem dışı konuşması

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; göller, güller ve gönüller diyarı Burdur’umuzun “en”leri, “ilk”leri ve “marka”ları olarak son yıllarda mermercilik ön planda olmakta ve Burdur beji dünyaya açılmış durumdadır. Şu anda 400 milyon dolar Burdur’un ihracatı vardır mermercilikte ve New York Havaalanı’nın tamamı Burdur bejiyle döşenmiştir.

Diğer bir markamız, eğitim kenti olmasıdır. SBS, YGS ve LYS’de Türkiye birinciliklerini sürdürmektedir. Çocuklarına iyi bir eğitim ve öğretim aldırmak isteyenlerin çocuklarını Burdur’umuzdaki okullara getirmelerini şiddetle tavsiye ediyoruz.

Diğer bir markamız Burdur’un hayvancılığı. Burdur'da tamamı kayıt altına alınmış ve yüzde 100 kültür ırkı hayvanlarımızdan günlük bin tona yakın süt ve yıllık 363 bin ton süt üretmekteyiz. Sütte soğuk zincire en önde, ilk geçen il olduk ve son yıllarda köylerimizin en uygun yerlerine toplu sağım merkezleri kurarak fazla fiyatla ve kaliteli süt üretmekteyiz ve her fırsatta köylülerimizin toplu sağım merkezlerini artırarak teyzelerimizin, ablalarımızın binbir zahmetini üzerlerinden alıyoruz.

Yapılan çalışmalar, uygulanan projeler ve eğitimler sonucunda bakteri sayısı ve somatik hücre sayısında AB kriterlerinin altındayız. İlimizde bir laktasyonda süt miktarı 6 ton civarındadır. Bu da Avrupa standartlarındadır.

Burdur Damızlık Sığır Yetiştiriciler Birliğimiz yaklaşık 6 bin üyesi ile Türkiye'nin damızlık düve merkezi konumundadır ve işletme başına hayvan sayısı 6 olması ki bu sayı Türkiye ortalamasının üstündedir. İlimizdeki yıllık satılan 10 bin adet damızlık hayvan satışı ile ülkemizin damızlık hayvan temininde tercih edilmesi ilimiz hayvancılığının güçlü yanını oluşturmaktadır.

Burdur hayvan üreticileri, romantik hayvancılıktan süratle kurtulmuştur. Restoran tipi, lokanta tipi hayvancılıktan kazanç elde edemeyeceğini dolayısıyla yem bitkisi üretiminde müthiş çalışmalar yaptığını görüyoruz ve 2012 yılının tamamında 1.5 milyar TL'lik gayrisafi hasıla ile il ekonomimizin lokomotif sektörü hâline gelmiştir.

Burdur ilimiz için en büyük üzüntümüz ise ilimizde günlük olarak 150 ton süt işlenmektedir. Yani, ürettiğimiz sütün yaklaşık yüzde 85'i diğer vilayetlerimizdeki fabrikalarda işlenmektedir. Şimdi, bunu da aşmak için -teşvikte 3’üncü bölgedeyiz- yeni kurulmakta olan 2’nci OSB’mizde büyük firmaların arazi almasını beklemekteyiz. Parsellerimizi büyük tuttuk dolayısıyla süt sanayisi sektörünün kuruluşlarını Burdur 2’nci OSB'ye beklemekteyiz.

Ayrıca, 16-19 Mayıs tarihlerinde Burdur'da 2. Ulusal Hayvancılık ve Süt Endüstrisi Fuarı’nı gerçekleştireceğiz. Talep doğrultusunda, bu yıl fuara katılımın yüksek olduğunu biliyoruz.

Sayın milletvekilleri, fuar kapsamında Burdur'da her yıl ama her yıl güzellik yarışmaları yapılıyor. Hollanda ve İtalya'dan gelen hakemler damızlık düveleri yarıştırıyor. Ödüllü bu yarışmalardaki yetiştirici ablalarımızın, kızlarımızın, çocuklarımızın heyecanlarını görmek istiyorsanız bu Damızlık Düve Güzellik Yarışması’na sizleri bekliyoruz.

Burdur’umuzun tüm bu potansiyeline ve vizyonuna uygun olarak ortaya çıkmış olan "Alo Birlik" ve "Alo Köylüm" projesini geliştirdik. Proje paydaşları: Burdur Valiliği, Gıda, Tarım İl Müdürlüğü, Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği, Türk TELEKOM, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi. Projenin açılışı için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Mehdi Eker'in Burdur’u teşrifleri ayrı bir önem kazandırmıştır. Üreticilerimiz ve köylülerimiz de teknoloji kullanılarak üretilen hizmetlerden yararlanmayı sonuna kadar hak ediyor. Bu proje ile üreticimiz hizmet kalitesini artıracak.

Peki, nedir “Alo Birlik”, “Alo Köylüm”? 444 26 96’da bir hat oluşturuldu. Küpeleme çalışmaları şu anda bu hat üzerinden gerçekleştiriliyor. Daha sonra, suni tohumlamaları bu hat üzerinden yapacağız. Destekleme ve teşvikleri bu hat üzerinden gerçekleştireceğiz. Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğine yapılan aylık süt bildirimlerini bu hat üzerinden bildireceğiz. Satılık düve veya düve almak isteyenler bu hattan alım yapacaklar. Kesimhane ve kombinaları, yem şikâyet ve bilgi sistemlerini ve ihbar şikâyetlerini bu hatta yapacağız.

Kendi ilinizdeki damızlık sığır yetiştiricileri birliği ve il müdürlüklerini uyararak “Alo Birlik” sistemine girmelerini tavsiye etmenizi bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özçelik.

MUHARREM VARLI (Adana) - Bayram, çiftçiler diyor ki: ”İki tane karnımız yok ki birini yırtalım!”

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Ankara’nın işsizlik sorunu hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Nazlıaka. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’nın işsizlik sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri olan işsizlik sorununun Ankara üzerindeki etkilerini konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bakın, işsizlik sorunu sanayi devrimi sonrasında ortaya çıkmıştır ve ortaya çıktığı yıllarda bunun, çalışanların performans düşüklüğünden kaynaklandığı sanılmıştır. Ancak, ilerleyen süreç içerisinde, özellikle 20’nci yüzyılın başlarından itibaren işsizliğin çalışanların performansıyla ilintili olmadığı, bunun bir sosyal sorun olduğu tespit edilmiştir ve daha sonrasında bu sosyal sorunu çözmekle sorumlu olan merci olarak hükûmetler tanımlanmıştır.

Şu anda, Türkiye’de de bu sorunu çözmekle yükümlü olan merci hiç şüphesiz AKP iktidarıdır. Ancak üç “Y” ile baş edeceğiz diyerek iktidara gelen AKP’nin, maalesef, işsizlikle baş etmede ne kadar başarısız olduğunu hep birlikte görüyoruz. Şimdi, sizlere bunların Ankara üzerindeki iz düşümlerini aktaracağım.

Değerli milletvekilleri, sayın bakana Ankara’daki işsizlikle ilgili olarak bazı sorular sordum ve ondan aldığım yanıtlar gerçekten de çok şaşırtıcı. 2007 yılından bu yana Ankara’daki işsizlik oranı yüzde kaç artmış, biliyor musunuz? Yüzde 237. Duymayanlar için tekrarlıyorum, yüzde 237 oranında artmış Ankara’da işsizlik. Gene, Ankara’da genç işsizliğinin çok dikkat çektiğini görüyoruz ve her 3 gencimizden 1’inin işsiz olduğu gerçekliğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Ankara’da bir başka sorun da mesleksizlik ve eğitimsizlik. İş arayanlara baktığımızda, İŞKUR’a kayıtlı olan iş arayanların yüzde 74’ünün ilk ve ortaöğretim mezunu olduğunu görüyoruz.

Ve Ankara’daki iş sahalarına baktığımızda da giderek Ankara’daki çeşitli kurumların İstanbul’a taşınmakta olduğunu, şimdi sırada Merkez Bankasının olduğunu, Ankara’nın âdeta başkent olmaktan çıkarılıp bir boş kente dönüştürülmeye çalışıldığını gözlemliyoruz maalesef. (CHP sıralarından alkışlar)

İşte bu noktada, tarım ve hayvancılık konusunda can çekişen Ankaralılar için bu yönde herhangi bir tedbir alınmadığını görüyoruz. Az önceki sayın konuşmacının bahsettiği gibi tarım ve hayvancılıkta güzellik yarışmaları maalesef yapılmamaktadır Ankara’da.

Gene, Ankara’da sanayinin kalbi olan organize sanayi bölgelerine baktığımızda, 10 tane organize sanayi bölgesi olduğunu ancak bunlardan sadece 5’inin faal olduğunu ve OSTİM ve İvedik dışında sanayi bölgelerinde doluluk oranının son derece düşük olduğunu gözlemliyoruz değerli milletvekilleri.

Bakın, işsizlik sorunu diğer iktisadi sorunlardan daha farklı bir sorundur. Evet, işsizlik sorunu ekonomik boyutuyla baktığınızda üretememek demektir, işsizlik tüketememek demektir, işsizlik katma değer yaratamamak demektir ama işsizlik aynı zamanda sosyal boyutları olan da bir sorundur. İşsizlik demek bir ailede mutsuz bir bireyin olması hâlinde o ailenin mutsuz olması demektir. Mutsuz aileler ise mutsuz toplumlar, mutsuz topluluklardan oluşan bir ülke ise mutsuz bir gelecek, yoksulluk ve yoksunlukla baş etmek zorunda kalan bir gelecek demektir değerli milletvekilleri. İşte bu nedenle, işsizlikle mücadelede AKP iktidarının ne kadar başarısız olduğunu bir kez daha yüzünüze vurmak istiyorum.

Ha, diyelim ki siz bu işsizlik sorununun ekonomik boyutunu bir şekilde, aile içi yardımlaşmayla ya da işsizlik sigortasıyla çözdünüz. Peki, bu sorunun bireyler üzerindeki psikolojik etkisini nasıl çözeceksiniz? O, birey üzerinde yarattığı korkuyu, güvensizliği, o depresif yapıyı nasıl çözeceksiniz? İşte bunlara kafa yormak gerekmektedir.

Bakın değerli milletvekilleri, bir ülkenin başkenti o ülkenin aynasıdır. Bir ülkenin başkenti o ülkenin gururudur. Bir ülkenin başkenti o ülkenin markasıdır, itibarıdır ama içinde bulunduğumuz dönemde, geçen yıl nisan ayında bir aile kömür zehirlenmesi nedeniyle tamamen yok oldu. Gene, geçtiğimiz günlerde doğal gaz alamadıkları için katalitik soba kullanan bir ailenin sekiz aylık bebeği, Melisa bebek yanarak canını kaybetti maalesef.

İşte, içinde bulunduğumuz dönemde Türkiye’deki durum budur. Melih Gökçek’in bu, ödüle doymayan Ankara’sındaki durum budur değerli milletvekilleri.

Bunu sizlere bir kez daha sunar, saygılar sunarım.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Nazlıaka.

Gündeme geçmeden önce sisteme girmiş sayın milletvekillerimize söz vereceğim.

Sayın Havutça…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesirli çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balıkesir’de, Gönen’de, Bandırma’da, Manyas’ta, Susurluk’ta çiftçilerimiz büyük bir ızdırap içerisinde, haklarının gasbedildiğine ilişkin taleplerini gönderiyorlar bize. Beyan dönemlerinde buğdayda dönümüne 400 kilogram, çeltikte de 750 kilogram üzerinden destek primi ödeneceği açıklanmış iken şimdi uydudan kuraklık fotoğrafları sebebiyle bu üretimin olmadığını ve bunun üzerinden 200 kilogram ve 500 kilogram üzerinden çiftçilerimizin destek primlerini Hükûmetin ve tarım ilçe müdürlüklerinin gasbettiğini öğreniyoruz.

Buradan şunu ifade etmek gerekiyor: Çiftçilerimiz, zaten zor koşullarda, dünyanın en pahalı mazotunu, gübresini, ilacını kullanarak üretim yapmaya, ayakta kalmaya çalışıyor. Buradan Tarım Bakanlığı yetkililerine sesleniyoruz: Çiftçilerimizin üretim destek primlerini kuraklık vesaire gibi gerekçelerle gasbetmeyin. Bakın, Balıkesir’den Ziraat Odası Başkanımız, Gönen’den, Bandırma’dan, Manyas’tan, Susurluk’tan ziraat odası başkanlarımız bize faks çekiyorlar ve “Destek primlerimiz gasbediliyor.” diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Sayın Akar…

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında yıkılan Gölcük Kavaklı sahili Denizevler Sitesi’nin durumuna ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, geçtiğimiz ekim ayı başında, kentsel dönüşüm projesi kapsamında, 1999 Gölcük depreminde ağır hasar gören ve yıkım kararı alınan Gölcük Kavaklı sahili Denizevler Sitesi’nden 2 blok, Kocaeli Valisi, Büyükşehir Belediyesi ve kent protokolünün katıldığı, Başbakanın da Türkiye’de şov hâline dönüştürdüğü bir törenle yıkıldı. Kocaeli’de kentsel dönüşüm kapsamında yıkılacak olan, 3.751 bina arasında bulunan Kavaklı sahilindeki Denizevler Sitesi bugün yine kaderine terk edilmiş durumdadır. Aradan altı ay geçmesine rağmen, depremden bu yana on üç yıl geçmiş olmasına rağmen hâlen yıkımı beklemektedir. Kentsel dönüşümün nerelerde ve nasıl yapıldığı bilgilerinize arz olunur.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Sarıbaş…

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’de “Savaşa Hayır” yürüyüşü nedeniyle 49 kişinin tutuklanmasının ne kadar doğru olduğunu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun gizlice İsrail’e gittiği yönündeki haberlerin doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkanım, Çanakkale’nin 18 Mart 1915 kurtuluş gününün hemen ertesinde sivil, demokratik kitle örgütlerinin yaptıkları “Savaşa Hayır” yürüyüşü nedeniyle 49 kişi, barışsever yargılanıyor. Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış.” özdeyişini söylemek suç mudur? Bu suçluların tutuklanmasının ne kadar doğru olduğunu sormak istiyorum.

Yine bu konuda, Dışişleri Bakanımız Davutoğlu’nun üç ay önce gizlice İsrail’e gittiği yönünde basınımızda çıkan haberler vardır. Acaba bu doğru mudur? Bu doğru ise bu ziyaretin gizlice yapılmasının nedeni nedir? Bugünkü özür dilemesi ve pazarlıkların buna bağlı olarak mı geliştiği ya da Türkiye Cumhuriyeti’nin, burada, bu özür dilemesinden dolayı neler vadettiğini basına, kamuoyuna açıklamaları gerekmez mi?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Sayın Kaplan…

4.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Martın son haftası kutladığımız Kütüphane Haftası’nın kitap okumanın vurgulanması açısından önemi büyüktür. UNESCO tarafından yapılan araştırmaya göre Türkiye’de okuma alışkanlığı yok denecek kadar azdır. Kitap okuma oranı Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama yüzde 21 civarında iken Türkiye’de sadece on binde 1’dir. Türkiye kitap okuma oranında dünya ülkeleri arasında 86’ncı sıradadır. Yine araştırmaya göre, günde ortalama altı saat televizyon izleyen Türk halkı, ne yazıktır ki kitap okumaya ancak yılda altı saat ayırabiliyor. Kitap okuyalım, okumayı teşvik edelim.

Okuyan, araştıran, sorgulayan bir kuşak yaratmak dileğiyle Kütüphane Haftası’nı kutluyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Yeniçeri…

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Mehmetçik katili, suç çetesi PKK’lıların ellerini kollarını sallayarak silahlarıyla birlikte ülke sınırlarının dışına çıkmasının doğal olduğunu söyleyerek Adalet Bakanının bizzat kendisi yasaları, hukuk düzenini ve Anayasa’yı yok sayan konuşmalar yapıyor. Bakan, sözüm ona, “Barış getiriyoruz, bunun için hukuku, Anayasa’yı ve yasaları yok sayıyoruz.” demeye getiriyor, “Bu suçsa ben bu suçu işliyorum burada.” diyor. Hangi amaçla olursa olsun, hiç kimsenin, yasaları, Anayasa’yı yok sayma hakkı yoktur. Adalet Bakanı aslında diyor ki: “Ben HSYK Başkanıyım, hangi savcı hakkımda işlem yapacak bir görelim.” ve böylece de savcılara meydan okuyor. Adalet Bakanının suç işleme özgürlüğü yoktur, itirafları ihbardır. Savcılar Bakanın değil, cumhuriyetin savcıları olduğunu Bakana göstermeliler. Ankara’da savcıların olduğunu birileri Bakana hatırlatmalıdır. Alenen suç işlediğini itiraf eden Adalet Bakanı hakkında gereğini yapmak üzere savcıları göreve davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Bayraktutan…

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, ÇAYKUR bünyesinde çalışan çay eksperlerinin özlük ve mali haklarında iyileştirme yapılmasına ilişkin beklentileri olduğuna ve Hükûmetin bu konuda duyarlı olmasını beklediğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından 2007 yılında personel alımı olacağını duyan mevsimlik işçiler, akademik eğilimleri doğrultusunda hedefledikleri kariyere ulaşabilmek için, mevsimlik statüde ÇAYKUR’da çay eksperliği mezunları olarak işe başlamışlardır. 2007 yılından önce aynı statüde göreve başlayan mevsimlik işçileri, daha sonra, eğitimleri doğrultusunda kadroları almaları yönünde yeniden aynı doğrultuda statü değişikliği olur diye, o niyetle basamak olarak gören işçiler bu umutla işe başlamışlardır. Ancak, göreve başladıktan sonra 5620 sayılı Kanun’un çıkması bu niyetle göreve başlayan birçok personelin hayallerini sonlandırmış, meslek yüksekokulu ve çay eksperliği mezunlarının yeni bir düzenleme yapılarak eğitimleri doğrultusunda hak ettikleri kadrolara gelmeleri elzem olmuştur.

ÇAYKUR bünyesinde yürütülmekte olan budama projesinde çeşitli nedenlerden oluşan personel ihtiyaçlarının yürürlükteki mevzuatlara göre ve yeni düzenlemelere göre yüksekokul mezunu çay eksperleriyle tamamlanması düşünülebilir.

Çay eksperlerinin özlük hakları ve mali hakları konusunda iyileştirme yapılmasına ilişkin beklenti vardır. Hükûmetin bu konuda duyarlı olmasını bekliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bayraktutan.

Sayın Dedeoğlu…

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Taşburun köyünün yanan ilkokulunun yerine yenisinin yapılması için Millî Eğitim Bakanlığına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kahramanmaraş Elbistan ilçemizin merkeze bağlı Taşburun köyümüzün ilköğretim okulu maalesef birkaç gün önce yanmıştır. Okulumuzda öğrenim gören 150 öğrencimize, velilerimize ve öğretmenlerimize geçmiş olsun dileğinde bulunuyorum. Aynı zamanda, çok tarihî bir okul olan bu okulumuzun onarımı yerine yenisinin yapılması noktasında Millî Eğitim Bakanlığına çağrıda bulunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dedeoğlu.

Sayın Canalioğlu…

8.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Afyonkarahisar’daki Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığına bağlı mühimmat deposundaki ve cephanelikteki patlama sonucunda şehit olan askerlerin ailelerinin soruşturmayla ilgili Hükûmetten açıklama yapılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

5 Eylül 2012 tarihinde saat 21.15 sıralarında Afyonkarahisar’da konuşlu Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığına bağlı Mühimmat Depo Komutanlığında el bombalarının depolandığı bir cephanelikte yapılan çalışma esnasında meydana gelen patlama sonucunda aralarında Trabzonlu Onur Fikret Dülger’in de olduğu 25 askerî personel şehit olmuş ve 4 askerî personel de hafif şekilde yaralanmıştı. Aradan yedi ay geçmesine karşın “Olayın nasıl olduğu ve varsa sorumlu olanların belirlenip belirlenmediği, soruşturmanın hangi aşamada olduğu, ne zaman sonuçlanacağı?”  hususlarını şehit ailelerimiz, anneleri ve babalarının yanı sıra vatandaşlarımız da beklemekte ve yine, Hükûmetten bu konuda açıklama yapması istenmektedir.

Konuya gerekli hassasiyetin gösterilmesini diliyorum, herkese teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyoruz Sayın Canalioğlu.

Sayın Doğru…

9.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ili Artova ilçesindeki çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tokat ili Artova ilçesinden çiftçiler telefon ediyorlar; özellikle, banka borçlarını, tarım kredi borçlarını, özel sektörden aldıkları tohum, mazot, ilaç gübre gibi çeşitli envanterle ilgili paraları, borçlarını ödeyemediklerini ifade ediyorlar ve evlerine de icra geldiği yine anlatılıyor. Özellikle son zamanlarda muhtarlara gelen postaların birçoğunun icra dairelerinden gönderilmiş olduğu ifade ediliyor. Hükûmetten acil olarak çiftçilerin bu durumlarıyla ilgili olarak önlem alması, faizlerin silinmesi, beraberinde yine çeşitli kredilerin açılması noktasında da çalışmalar yapılması bekleniyor.

Sonuçta, icra daireleri köylülerin elindeki evlerini alıyor, tarlalarını alıyor ve bankaların eline geçiyor. Bankaların da büyük bir kısmı yabancı bankalar olunca, yabancı bankalar tarla sahibi oluyorlar, ev sahibi oluyorlar, çeşitli dükkân sahibi oluyorlar. Dolayısıyla, Hükümetin çiftçiler ve köylülerin bu durumuna acil bir şeyler yapması gerekmektedir.

Bunu anlatmaya çalıştım.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Acar…

10.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, özel hastane faturalarını inceleyen doktorlara baskı yapılmasına ve özel hastanelere yapılan ödemelerin tutarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Antalya’da özel hastane faturalarını inceleyen doktorlara uygulanan baskı ve sürgünlerle ilgili gündem dışı bir konuşma yaptım ve önergeler verdim ama ne soru önergelerine ne de konuşmamıza bir yanıt verildi. Tarihin hiçbir döneminde Meclisin denetim hakkı bu kadar ağır şekilde ihlal edilmemiştir.

Tekrar soruyorum: Özel hastane faturaları için Antalya SGK İl Müdürünü arayan bakan kimdir? Hangi yetkiyle bu arama yapılmıştır? Faturaların ancak yüzde 5’inin kontrol edildiği bir ortamda doktorlar sürgün ediliyor, mahkeme kararları uygulanmıyor; bu, kabul edilebilir değildir. Bir yılda faturalar karşılığında özel hastanelere yapılan ödemenin tutarı ne kadardır? Hastanelere yapılan ne kadar ödeme vardır? Devletin kaynaklarının hesabını sormak ne zamandan beri suç olmaktadır? Bunların yanıtını bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Acar.

Sayın Yılmaz…

11.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, 25 Şubatta Uşak’ta açılan hastanenin sorunlarına ilişkin açıklaması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Uşak’ta 25 Şubatta yeni bir hastane açıldı, modern bir hastane açıldı, bu nedenle teşekkür ediyoruz. Ancak bu hastanenin yer seçiminde çok ciddi bir sorun var çünkü önünden demir yolu geçiyor ve kapalı bir hemzemin geçit var, bu nedenle çok ciddi sorunlar yaşanıyor.

Ayrıca, röntgen cihazlarının bulunduğu yerde kurşunsuz cam takılması unutulduğundan dolayı, oraya giren herkes radyasyona tabi kalmış ve bu konumla bir ay boyunca bu fark edilmemiş. Ayrıca, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu da oraya ölçüm yapmaya gelmemiş. Hastane çalışanları çok ciddi bir şekilde bundan muzdaripler. Hükûmetin buna acilen bir çözüm bulması gerekiyor ve orada ölçüm yapılıp eğer zarar görenler varsa onların da zararlarının karşılanması gerekiyor. Ayrıca, bu şekilde de yanlış ve ihmali davranış sonucunda insanların yaralanmasına yol açanların da cezalandırılması gerekiyor. Bu konuya dikkat çekmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz

Sayın Öz…

12.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Tam Gün Yasası’yla ilgili olarak getirilecek yeni düzenlemeye ilişkin açıklaması

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Yeni Sağlık Bakanımız, özellikle, tam gün yasasıyla alakalı bir düzenleme getireceğini ifade etti ama görüşmüş olduğumuz, özellikle üniversitelerdeki profesörler dünü aratacak yeni bir düzenleme geldiğinden şiddetli bir şekilde rahatsız olduklarını ifade ediyorlar. Dolayısıyla, ben özellikle Mecliste bulunan hekim arkadaşlarımızın da Türk tıbbının geleceği açısından eğitimlerini yeterli düzeyde tamamlayacak yeterli hekim yetişmesi için bu alışkanlıktan artık vazgeçilmesi gerektiğini, dolayısıyla öğretim görevlilerinin insan onuruna yaraşır bir şekilde rahat çalışma ortamlarının kendilerine tesis edilmesinin gerektiğine inanıyor, Meclisin duyarlılık göstermesini temenni ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öz.

Sayın Nazlıaka…

13.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, kadınlara uygulanan şiddete ilişkin açıklaması

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün maalesef 3 kadınımız daha şiddet görerek yaşamını yitirmiştir ve bu kadınlardan bir tanesi boşanmasına sadece on iki saat kala kocası tarafından öldürülmüştür.

Yapılan araştırmalara bakıldığında, kadınların en yoğun şiddeti temmuz ayında gördüğü, bunun sebebinin de kadınlarımızın karne alıncaya kadar beklediği, çocukları karne aldıktan sonra da boşanma isteğini dile getirdikleri aşamada eşleri tarafından en yoğun şiddeti görerek sonunda ölümle sonuçlanan bir sürecin takip ettiği gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Ben, böyle bir durumda Meclisin dikkatini tekrar bu konuya çekmek ve AKP iktidarını sözde değil fiziksel olarak da, fiziki olarak da bu sorunları engellemeye davet etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Nazlıaka.

Sayın Havutça, daha önce söz vermiştim ama…

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Bir cümle eksik kalmıştı biraz evvel...

BAŞKAN – Buyurun.

14.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesirli çiftçilerin sorunlarına ilişkin tekraren açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

“Balıkesir’de çiftçi destekleme primleriyle ilgili mağduriyet devam ediyor.” dedim, az önce sözüm yarım kaldı. Şimdi, Gönen Ziraat Odası Başkanımız diyor ki: “Ülke genelinde Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün tapu kayıtları ne zaman güncellendi? Bu veriler sağlıklı mı?” Yapılması gerekenlerle ilgili diyor ki: “Aynı bölgede coğrafi ayrımcılık yok iken ilçe değişince verim bilgilerinin değişmesi sağlıklı olmuyor. Örneğin, Gönen Bayramiç köyü, Manyas Akçaova köyü arazileri birbirine dayalı olmasına rağmen, Bayramiç köyünde buğdaya 230 kilogram üzerinden destek veriliyor, onun sınırı olan Akçaova köyünde 300 kilogram. Yine çeltik ürünü Manyas bölgesinde 950 kilogramdan ödeniyor, Gönen ilçesinde, bitişik bölgede 770 kilogramdan, Edirne Keşan’da 999 kilogramdan veri göstererek ödeme yapılıyor.” Bu veri yanlışlıklarının düzeltilmesi ve Marmara Bölgesi’nde Balıkesir’in mağduriyetinin giderilmesi için ivedilikle Tarım Bakanlığı yetkililerinden çözüm istiyorlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Sayın Akar…

15.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’deki elektrik dağıtım şirketi SEDAŞ’ın bazı uygulamalarına ilişkin tekraren açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vatandaşın daha kaliteli hizmet alması, kesintisiz hizmete kavuşması, AKP iktidarı döneminde devlet tarafından yapılamayan yatırımların özel sektör tarafından yapılması düşünülmüş –pozitif düşünüyorum biraz ki böyle değil görüntü- 21 adet elektrik dağıtım şirketi özelleştirilmiştir. Bunlardan biri de benim ilim olan Kocaeli’yi kapsayan SEDAŞ’tır, burada defalarca gündeme getirdiğimiz olumsuzluklara devam etmektedir. Son icraatı, SEDAŞ’a olan borcunu ödemiş, fatura ibraz edilmiş olmasına rağmen faturaya yansıtılan kesme-açma parası vatandaşı canından bezdirmiştir. Bununla da kalmıyor SEDAŞ, kullanmadığı elektriğin parasını da faturaya yansıtarak sanki böyle peşin bir kredilendirme, peşin bir para alma yoluna gidiyor. Bu dağıtım şirketlerinin denetimsiz olması ve bu kadar başıboş bırakılması vatandaşı canından bezdirmiştir.

Bilgilerinize arz olunur.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Sarıbaş…

16.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’deki ziraat odası başkanlarının bazı şikâyetlerine ilişkin tekraren açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu sene Çanakkale Ziraat Odası, Gelibolu ve Çanakkale’nin diğer ilçe ziraat odası başkanlarının çok büyük şikâyetleri var. Bu şikâyetleri de şöyle: Bu seneki dönüm başına rekoltenin -geçen seneki ve bundan önceki yıllara göre- hava fotoğrafından tespit edildiğini ve kilogram başına desteklemelerin yarı yarıya tespit edildiğini söylediler. Bu da şunu ifade ediyor: Çiftçinin zaten zor durumda oluşu, girdilerin çok yüksek olması ve para kazanamama durumundan kaynaklanmasına rağmen… Bu sene de AKP Hükûmeti -bilerek- para mı yok, onun için mi bu full rekolteleri özellikle çok yüksek olmasına rağmen düşük gösterdi? Dönüm başına, 600 olan yere 320, 500 olan yere 250 gibi kilogramları koyarak destekleme vermeye çalışıyorlar. Bu yanlışlık düzeltilecek midir yoksa çiftçi yine ölüme mahkûm edilecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 25 milletvekilinin, dericilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/559)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Düşük ücretler, iş güvencesiz çalışma, işsizlik, iş kazaları, meslek hastalıklarına kurban gitme, insanlık dışı çalışma koşulları ve benzeri gibi sorunlar tüm işçilerin ortak sorunlarıdır. Elbette bu ortak sorunlara ek olarak her iş kolunun kendine özgü, işin niteliğinden kaynaklı sorunları da vardır.

Bugün Türkiye'de deri işletmelerinde çalışarak yaşamını sürdürmeye çalışan deri işçilerinin kangren hâline gelmiş sorunları bulunmaktadır. Deri üretiminin ve işçiliğinin doğduğu ve ilk gelişmelerini kaydettiği yer Avrupa iken, bu sektör giderek Asya'ya ve Latin Amerika'ya doğru kaymış ve özellikle hayvancılığın gelişkin olduğu bölgelere yönelmiş durumdadır.

Türkiye deri üretiminde Avrupa'da İtalya'nın ardından 2’nci, dünyada ise İtalya, Çin ve Hindistan'ın ardından 4’üncü sırada bulunmaktadır.

Sanayicilerin üretimi artırmak ve sektördeki diğer üreticilerle rekabet edebilmek için makinelerde yeni teknolojiler kullanmaya başlamasıyla birlikte işler geçmişe oranla kolaylaşmış görünse de, bu durum işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını olumlu anlamda çok da değiştirmemiştir. Daha az zamanda, daha az kişiyle, daha fazla üretmeye devam eden deri işçileri, kötü çalışma koşulları, sigortasız çalışma, taşeronlaşma, düşük ücretler, zorunlu fazla mesailer gibi sorunlarının yanı sıra bir yandan da sağlık sorunlarıyla boğuşmaktalar. Üstelik yüzlerce deri işçisi, her an yakalanabilecekleri meslek hastalıkları ve sağlık sorunları konusunda hiçbir bilgiye sahip değildir.

Büyük ve ağır derilerle çalışan işçilerin hemen tamamı özellikle bel ve sırt ağrılarından şikâyetçidir. Özellikle tıraş ve kaveleta işlemi sırasında parmak ve kol kopmaları biçiminde iş kazalarının varlığı da bu fabrikalarda ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.

İçinde bulundukları ortam, işçilerin çok erken yaşlarda KOAH, astım gibi akciğer hastalıklarına yakalanmasına sebep olmaktadır. Asitler, amonyak ve krom gibi kimyasallar nedeniyle kanser riski ciddi oranlardadır. Tüm bunlar nedeniyle hayatlarını ya da sağlıklarını kaybeden işçilerle dolu bu sektörde, kan ve can karşılığında, deri patronlarının kesesine her gün aralıksız artı değer akmaktadır.

Deri fabrikalarında ıslak ve yağlı zeminlerden ötürü düşmelerden kaynaklanan kırıklar, çıkıklar, burkulmalar, ezilmelere, yine ıslak zeminlerde çalışılırken elektrik çarpmaları da bu olumsuzlara eklenmektedir.

Deri budanırken kullanılan keskin bıçaklar, derileri işlemek için kullanılan makineler ise kesilmelere, sıkışmalara ve kopmalara neden olmaktadır.     

Tabaklama işinde, hayvan postlarının üst derileri çıkartılırken enfeksiyon kapma olasılığı sürekli bulunmaktadır çünkü hayvan postunda birçok mikroorganizma bulunmaktadır.

Tetanos, şarbon, brusella gibi hastalıklar, tabaklama sırasında deriden kapılabilecek hastalıkların en önemlileridir. Bunların oluşmasını engellemek için kullanılan kimyasallar da işçilerin sağlığı açısından büyük bir tehlike oluşturmaktadır.

Deri işçilerinin de en önemli sorunlarından olan geçici işçilik yaygınlaştırılmıştır. Belirsiz süreli iş sözleşmesi, belirli süreli iş sözleşmesi, kısmi çalışma, telafi çalışma, taşeron işçi çalıştırma, çağrı usulü çalıştırma gibi aslında kısmen daha önceden var olan uygulamalar yasayla birlikte genelleştirilmiştir.

Dericilik sektörünün yaygın olduğu bölgelerden bir tanesi de Bolu'nun Gerede ilçesidir. Bu ilçemizde dericilik sektöründe faaliyet gösteren 120 iş yeri bulunmakta, yaklaşık 2.500 işçi de bu iş yerlerinde çalışmaktadırlar. İşçilerin çok önemli bir kısmı kayıt altına alınmadığı gibi İş Kanunu’nun sağladığı haklar dahi kendilerine tanınmamaktadır.

Geçen hafta içerisinde Gerede ilçemizdeki deri işçileri yasal haklarının eksiksiz verilmesi ve iş koşullarının iyileştirilmesi amaçlı olarak âdeta isyan etmişlerdir. Güvenlik güçlerinin sert ve ölçüsüz müdahalesine maruz kalmışlar, çok sayıda işçi gözaltına alınmıştır.

Aileleri ile birlikte yaklaşık 10 bin kişilik bir grubu temsil eden bu işçilerimiz yetkili mercilerden gereken ilgiyi beklemektedirler.

Genelinde ülkemizde faaliyet gösteren tüm deri sektöründe ve özelinde Gerede ilçemizde dericilik sektörünün sorunlarının ortaya konulması, yaşanan sıkıntılara son vermek için hangi önlemlerin alınabileceği ve çalışan işçilerimizin sorunlarının giderilmesi yolunda yapılacak çalışmaların oluşturulabilmesi için Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Tanju Özcan                                          (Bolu)

2) Candan Yüceer                                      (Tekirdağ)

3) İlhan Demiröz                                        (Bursa)

4) Ali Serindağ                                          (Gaziantep)

5) Mahmut Tanal                                       (İstanbul)

6) Sedef Küçük                                          (İstanbul)

7) İhsan Özkes                                           (İstanbul)

8) Osman Kaptan                                       (Antalya)

9) Sakine Öz                                              (Manisa)

10) Doğan Şafak                                        (Niğde)

11) İdris Yıldız                                          (Ordu)

12) Mehmet Şeker                                     (Gaziantep)

13) Aylin Nazlıaka                                     (Ankara)

14) Hülya Güven                                       (İzmir)

15) Ramazan Kerim Özkan                        (Burdur)

16) Kadir Gökmen Öğüt                            (İstanbul)

17) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                  (Kayseri)

18) Ahmet İhsan Kalkavan                        (Samsun)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                   (İstanbul)

20) Veli Ağbaba                                        (Malatya)

21) Ali Sarıbaş                                           (Çanakkale)

22) Namık Havutça                                    (Balıkesir)

23) Haydar Akar                                        (Kocaeli)

24) Mehmet Hilal Kaplan                          (Kocaeli)

25) Ayşe Nedret Akova                             (Balıkesir)

26) Bülent Tezcan                                      (Aydın)

2.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 26 milletvekilinin, hastanelerde çalışan taşeron işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/560)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sağlık Bakanlığı bünyesindeki hastanelerde farklı alanlarda çalışan on binlerce elemanın taşeron firmalar eliyle çalıştırıldıkları bilinmektedir. Taşeron eleman çalıştırma işi, başlangıçta sadece hastanelerin ve diğer sağlık kuruluşlarının temizlik işlerini ilgilendiren bir konuyken, sayıları ve sorunları her geçen gün fazlalaşarak toplumsal bir sorun hâline gelmiştir. Bugün sağlık alanında çalıştırılan taşeron işçi sayısı inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Bu sayının 118 bin olduğunu 2011 yılında yaptığı açıklamalarda Sağlık Bakanı bizzat belirtmiştir. Güvenlik, temizlik ve kayıt başta olmak üzere birçok birim, hatta teknik ve tıbbi alandaki işler bile taşeron işçiler eliyle yürütülmektedir.

Sayıları çığ gibi artan taşeron firma işçilerinin sorunları da giderek büyümektedir. Bu konunun yeteri kadar ele alınmaması ve sorunlarına kalıcı çözümlerin bulunamaması sonucu taşeron olarak çalışan insanlar firmaların insafına terk edilmiş durumdadırlar. Sosyal hakları ve güvenceleri yeterli olmayan taşeron firma çalışanlarının geleceği firma yetkilisinin iki dudağı arasındadır. Âdeta köle gibi çalıştırılan ve asgari ücrete talim eden bu işçiler aynı, hatta daha fazla işi emsallerinden çok daha ucuza yaptıkları hâlde çok daha düşük ücret almaktadırlar. Mesai saati belli olmayan, sendikal haklardan yoksun olan taşeron firma çalışanlarının “tazminat” lafını etmesi bile hayal gibidir. Bu durum “sosyal devlet” ilkesi ile de bağdaşmamaktadır. Taşeron şirketler her yıl girdi-çıktı yaparak çalışanlarının birçok haklardan mahrum kalmasına neden olmaktadırlar. Hastane yönetimleri de ihtiyaç duyulan alanlardaki elemanları taşeron şirketler aracılığıyla temin etmektedirler. Bu da işleri ucuza getirmek amacıyla emeğin sömürülmesine, insan onurunun ayaklar altına alınmasına neden olmaktadır. Henüz bu konuya bir çözüm bulunamaması başta Bakanlık olmak üzere yöneticilerin de bu duruma göz yumduğunu göstermektedir.

Başka çareleri olmayan, iş bulamama endişesi, ev geçindirme kaygısı, çocuklarına her akşam ekmek götürme düşüncesi içinde olan taşeron firma çalışanları bu çağ dışı zihniyetin esiri olmayı kabul etmektedirler. Gelinen noktada taşeron şirketler işçi sırtından köşeyi döndükleri, hastane yönetimleri de fazla risk almadan aynı işi ucuza yaptırdığı için hâllerinden memnundurlar. Hastanelerin diğer personele verdiği hiçbir iyileştirmeden yararlanamayan, mesaisi belli olmayan, izin hakkı olmayan, ne iş verilirse yapmak zorunda kalan, havadan sudan sebeplerle işten çıkartılabilen, emeği istismar edilen ve gerçekten birçoğu önemli işler yapan bu insanlar, en kısa zamanda insanca çalışma şartlarına ve iş güvencesine kavuşturulmalıdırlar.

Taşeron diye insanlara dayatılan ve insanların sırtından şirket patronlarına emeksiz kazanç sağlatan bu uygunsuz sistem, insanımızın kişiliğine, onuruna ve emeğine yapılan en büyük saygısızlıktır. Devlet, kamuda çalıştırdığı personeli arasında ayrımcılık yapmamakla, çalıştırdığı bu insanlara sahip çıkmakla, bu sistem bozukluğuna çözüm bulmakla ve çalışma barışını sağlamakla yükümlüdür.

Yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde görev yapan taşeron işçilerin aynı işi yaptıkları hâlde farklı ücret almalarına yol açan ekonomik adaletsizliğin önüne geçmek, taşeron firmaya bağlı çalışan işçilerin tüm sosyal haklardan yararlanabilmesini sağlamak ve sorunlarına kalıcı çözüm yolları bulmak amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Candan Yüceer                                (Tekirdağ)

2) Mahmut Tanal                                 (İstanbul)

3) Kadir Gökmen Öğüt                        (İstanbul)

4) İlhan Demiröz                                  (Bursa)

5) Sedef Küçük                                    (İstanbul)

6) İhsan Özkes                                     (İstanbul)

7) Ayşe Eser Danışoğlu                       (İstanbul)

8) Mehmet Şevki Kulkuloğlu              (Kayseri)

9) Ali Serindağ                                    (Gaziantep)

10) Osman Kaptan                               (Antalya)

11) Sakine Öz                                      (Manisa)

12) Hülya Güven                                 (İzmir)

13) Doğan Şafak                                  (Niğde)

14) İdris Yıldız                                    (Ordu)

15) Mehmet Şeker                               (Gaziantep)

16) Aylin Nazlıaka                               (Ankara)

17) Ramazan Kerim Özkan                  (Burdur)

18) Ali Haydar Öner                            (Isparta)

19) Ahmet İhsan Kalkavan                  (Samsun)

20) Mustafa Sezgin Tanrıkulu             (İstanbul)

21) Veli Ağbaba                                  (Malatya)

22) Ali Sarıbaş                                     (Çanakkale)

23) Namık Havutça                              (Balıkesir)

24) Haydar Akar                                  (Kocaeli)

25) Mehmet Hilal Kaplan                    (Kocaeli)

26) Ayşe Nedret Akova                       (Balıkesir)

27) Bülent Tezcan                                (Aydın)

3.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan ve 26 milletvekilinin, ülkemizde toprak kaybı ve kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/561)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son yıllarda yaşanan iklim değişiklikleri, erozyon, çölleşme, kuraklık ve çevre duyarlılığından yoksun plansız ve çarpık sanayileşme sonucu ormanlar, bitki örtüsü, hava, su, toprağımız ciddi tehdit altındadır.

Yaşamın ve doğanın vazgeçilmez bir parçası olan toprak hızla kirlenmekte ve süratle yok olmaktadır. Ülkemizde toprak kaybının ve kirliliğinin nedenlerinin araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Mustafa Serdar Soydan                    (Çanakkale)

2) İlhan Demiröz                                  (Bursa)

3) Sedef Küçük                                    (İstanbul)

4) İhsan Özkes                                     (İstanbul)

5) Ayşe Eser Danışoğlu                       (İstanbul)

6) Osman Kaptan                                 (Antalya)

7) Ali Serindağ                                     (Gaziantep)

8) Sakine Öz                                         (Manisa)

9) Mehmet Şevki Kulkuloğlu               (Kayseri)

10) Mehmet Şeker                                (Gaziantep)

11) Candan Yüceer                               (Tekirdağ)

12) Doğan Şafak                                  (Niğde)

13) İdris Yıldız                                     (Ordu)

14) Aylin Nazlıaka                               (Ankara)

15) Hülya Güven                                  (İzmir)

16) Ramazan Kerim Özkan                  (Burdur)

17) Kadir Gökmen Öğüt                      (İstanbul)

18) Ali Haydar Öner                            (Isparta)

19) Ahmet İhsan Kalkavan                   (Samsun)

20) Mustafa Sezgin Tanrıkulu              (İstanbul)

21) Veli Ağbaba                                   (Malatya)

22) Ali Sarıbaş                                     (Çanakkale)

23) Namık Havutça                              (Balıkesir)

24) Haydar Akar                                  (Kocaeli)

25) Mehmet Hilal Kaplan                     (Kocaeli)

26) Ayşe Nedret Akova                       (Balıkesir)

27) Bülent Tezcan                                 (Aydın)

Gerekçe:

Canlı türlerinin büyük bir bölümünün yaşam ortamı olan toprak, çevre ve insan açısından önemli özellikler taşımaktadır. Toprak, canlıların besin kaynağını oluşturan ortam olarak kendisi doğal bir kaynaktır; bir başka deyişle, canlı doğal kaynakların varlığını sürdürebilmesi için hava ve su ile birlikte vazgeçilmez, cansız doğal kaynaktır. Toprak, su kaynaklarının potansiyelini koruma, flora ve faunayı barındırma, çevre-bilimsel dengenin sağlanması açılarından temel çevre ögesidir.

Toprak, doğal çevre değerlerinin yanı sıra, yapay çevreyi, insan uygarlıklarını da barındırmaktadır. İnsanoğlu yaratılışından bu yana toprakla uğraşmıştır. Toprak sorunlarının bir kesimi doğal olaylardan ya da toprağın yapısından kaynaklanırken, büyük bir kesimi de insan müdahalesinden ileri gelmektedir.

Ülkemizin toplam alanının yüzde 98,3'ü kara, yüzde 1,3'ü su yüzeyinden oluşmaktadır. Sahip olduğumuz en büyük doğal varlık olan topraklarımızın korunması, dengeli kullanılması ve geliştirilmesini amaçlayan girişimlerin, toprağın sahip olduğu değerlerin, gelişen bilim ve teknolojinin imkânlarını da kullanarak detaylı bir şekilde tanımlanması, özelliklerinin çok iyi belirlenmesi, haritalanması ve veri tabanı oluşturularak buna dayalı planlamaların yapılması ile mümkündür.

Bir parmak derinliğinde bir toprak tabakasının oluşması için asırlar geçmesi gerekmektedir. Olumsuz şartlar bir iki mevsimde bu tabakayı yok edip okyanuslara taşıyabilir. Topraktan oluşmuş yer kabuğu, kendisini oluşturan bu tabakayı süratle kaybetmektedir.

Ülkemizde akarsularla birlikte alandan taşınan toprak ABD'nin 7, Avrupa'nın 17 ve Afrika'nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Fırat Nehri yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşımaktadır.

Her yıl Keban Barajı'na 32 milyon, Karakaya Barajı’na 31 milyon ton toprak birikmektedir. Erozyonla yılda 90 milyon ton bitki besin maddesi toprak birlikte yitirilmektedir. Her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak erozyonla kaybedilmektedir. Kaybedilen bu topraklar, 25 santimetre kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eş değerdir.

Amaç dışı arazi kullanımı, hatalı tarım teknikleri, kent, sanayi, ulaşım ve benzeri yatırımların yanlış konumlanması süreci, erozyonun hızını artırmıştır. Afet nitelikli erozyon yetmezmiş gibi, tarım arazileri, özellikle de verimli tarım arazileri tarım dışı kullanımlarla açık bir saldırı ve talanla karşı karşıya kalmıştır.

Bu doğrultuda, yaşamın ve doğanın vazgeçilmez bir parçası olan toprak hızla kirlenmekte ve süratle yok olmaktadır. Ülkemizde toprak kaybının ve kirliliğinin nedenlerinin araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 120'nci sırasında yer alan asgari ücretin adaletsizliğinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/224) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                28/03/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28/03/2013 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             İdris Baluken

                                                                                                                  Bingöl  

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 120’nci sırasında yer alan (10/224) “Asgari ücretin adaletsizliğinin” araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesinin Genel Kurulun 28/03/2013 Perşembe günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.            

BAŞKAN – Önerinin lehinde Ağrı Milletvekili Halil Aksoy.

Buyurunuz Sayın Aksoy. (BDP sıralarından alkışlar)

HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’nin en önemli sorunlarının başında gelen yurttaşların emek arzlarının karşılık bulması ve emeklerinin karşılığında insan onuruna yakışır bir hayat sürdürmeleri yönündeki umutlar Hükûmetin uyguladığı ekonomi politikaları nedeniyle her geçen gün daha da azalmaktadır. Türkiye’nin ekonomi politiğine yön veren Hükûmet politikaları, sadece sermayenin çıkarlarını baz alan bir noktada ilerlemektedir. Toplum, neoliberal politika uygulamaları altında daha da yoksullaşırken emekçilerin tarih boyunca elde ettiği kazanılmış hakları tek tek budanıyor, haktan ve hukuktan mahrum bırakılmak isteniyor.

Emeği her alanda sermayenin bir maliyet unsuru olarak gören, yatırım yapma kriterini ucuz emeğe indirgeyen ve emeği sadece bir meta olarak gören neoliberal dünya görüşünü içselleştirmiş bir AKP iktidarıyla karşı karşıyayız. Bugün geldiğimiz noktada iktidar, Türkiye’yi bir emek sömürü merkezine dönüştürmüştür. Bu bağlamda emek arzının fazlalığından kaynaklı olarak ücretlerin genel seviyesinde bilinçli olarak yıkıcı bir politika izlemektedir.

Değerli milletvekilleri, Asgari Ücret Yönetmeliği’nin “tanımlar” bölümünde asgari ücret “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret” olarak tanımlanmaktadır. Açlık sınırının 1.100 TL’ye ulaştığı ülkemizde net 773 TL olan asgari ücret, bırakalım kültürel, sosyal harcamaları en temel gıda harcamalarını bile karşılayabilmekten oldukça uzaktır. Ekonomi büyüyor ise işçi ve emekçiler de büyümeden neden pay alamıyorlar, anlayamıyorum. Enflasyon iki haneli, ücret zamları yüzde 3’lerde ise bu nasıl bir durumdur, anlamak oldukça zordur. Elektriğe, doğal gaza, akaryakıta sürekli zamlar yapılırken, işçinin emeği ha bire küçülürken, ekmek fiyatı artışlarının gerisinde kalan bir asgari ücret artışı adil olabilir mi? Aileleriyle birlikte 20 milyonu aşan asgari ücretli işçiler 773 lira ile nasıl geçinir? Bunu bilen varsa lütfen çıkıp burada bize de anlatsın, bizi de ikna etsin.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki söz konusu iş ve işçi olunca konuşacak, tartışacak çok şey olur Türkiye’de. Bunlardan bir tanesi de kuşkusuz iş sağlığı ve güvenliği konusudur. Özellikle son yıllarda iş yeri denetimine yeterince pay ayrılmaması nedeniyle çok sayıda işçinin iş cinayetlerine kurban gittiği de bilinmektedir. İşçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin yasal düzenlemeler yapılmasına karşın, bu alanda denetimlerin sağlıklı yapılmaması nedeniyle önümüzdeki dönemde yeni iş cinayetlerinin yaşanması kaçınılmaz görünmektedir. Fabrikalarda, atölyelerde, inşaatlarda, madenlerde, tarlalarda, kısaca her yerde işçi cinayetleri sürüyor. Son on yılda yaklaşık 12 bin işçinin öldüğü Türkiye’de, her yıl ortalama 1.081 işçi hayatını kaybediyor. Sermaye ve devlet, işçilerin sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını hiçe saymaktadır.  Hükûmet tarafından ekonomik kalkınma ve büyümenin büyük başarısından söz edilmektedir ama tüm veriler göstermektedir ki ekonomi, işçilerin güvencesiz koşullarda, düşük ücretlerle, sendikasız, sigortasız çalışması üzerinden yükselmektedir. Güvencesizliğin en çıplak görüntüsü ise işçi ölümlerinin her yıl artarak devam etmesidir. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin raporlarına göre, 2012’de en az 878 işçi yaşamını kaybetmiştir. Dolayısıyla, sigortasızların geçirdiği iş kazalarının birçoğu da kayıtlara yansımadığı için bu rakamlar daha da yüksek olarak ifade edilebilir. Meslek hastalıklarıyla ilgili bir çalışma ise mevcut değildir. Sosyal Güvenlik Kurumu, her yıl 400-500 civarı işçinin meslek hastalığına yakalandığını belirtirken, bazı yıllar meslek hastalığı kaynaklı hiç ölüm olmadığını da açıklıyor, nasıl bir işse. 1 milyon 820 bin iş yerinin ve 30 milyona yakın işçinin bulunduğu Türkiye’de 3 meslek hastalıkları hastanesi -bu sayı- Bakanlığın, Hükûmetin işçiyi meslek hastalıklarına ve iş kazalarına karşı koruma amacını taşımadığını göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, Kürt sorunu ve demokratikleşmeden sonra Türkiye'nin en önemli sorunu olarak karşımıza çıkan işsizlik sorunu her geçen gün daha da can yakıcı olmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verilerine göre, Türkiye’de 1 milyon 500 bin özel iş yeri, 320 bin civarında da kamu iş yeri bulunmaktadır. Resmî verilere göre, Türkiye’de 25,5 milyon istihdam var ancak bunun sadece 18,5 milyonu sigortalı ve kayıtlı çalışmaktadır; 6,7 milyon kişi ise ev temizlik işlerinde, hasta, yaşlı bakımı hizmetlerinde, tarım, inşaat ve benzeri iş yerlerinde kayıt dışı olarak çalışmaktadır.

AKP Hükûmeti döneminde gerek özel sektörde gerekse kurallı çalışmanın kalesi sayılan kamuda taşeronluk ve atipik istihdam biçimleri hızla yaygınlaşmaktadır. Bu atipik istihdam türlerinden bir tanesi de geçici yani mevsimlik işçilerdir. Örnek olarak da Türkiye Şeker Fabrikalarında şu an 4.700 kişi geçici yani mevsimlik işçi statüsünde çalıştırılıyor. Seçim bölgem olan Ağrı Şeker Fabrikasında da 283 kişi geçici işçi statüsünde çalışmaktadır. Bu işçiler bir yılda sadece yüz yirmi gün yani dört ay çalışıyorlar. Bu yüz yirmi günü de parçalar hâlinde, değişik aylarda gerçekleşmektedir. En genci 40 yaşında olan ve otuz yıl çalışan işçiler var ancak sigorta gün sayıları hâlâ 2 bin - 3 bin gün civarındadır. Yani bunların emekli olabilmeleri için elli yıldan fazla çalışmaları gerekmektedir. Bu işçilerin başka işlerde çalışma şansları da yok ne yazık ki. İşçilerle birlikte aileleri de büyük mağduriyetler yaşıyorlar. Bu işçilerin de sorunlarının mutlak suretle çözülmesi gerekir. Bunların en yakın zamanda kadrolu yapılmaları gerekmektedir. Karayollarında ise bu rakam 10 bin civarındadır.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin neoliberal iktisat anlayışı çerçevesinde sermaye sınıfının daha fazla kâr elde etmesini sağlamak amacıyla işçilerin reel ücret ve sosyal güvenliklerinden kısma politikaları on yıldır çeşitli düzenlemelerle beraber uygulanagelmektedir. AKP’nin restore ettiği devlet memurluğu statüsü toplumsal yaşamda 4 şekilde anlam bulmaktadır. 4/A, 4/B, 4/C ve devlet kurumlarında taşeron firmalar bünyesinde çalışan kamu çalışanları statü farkları ile her geçen gün sorunlarının derinleşmesiyle yüz yüze bulunmaktadırlar.

AKP’nin ortaya koyduğu özelleştirme süreçlerinden tutalım, kamu çalışanlarının reel ücret ve sosyal haklarının işveren lehinde aşındırılmasına kadar geniş bir yelpazede seyreden bir politikadır AKP politikası. Gerek özelleştirme mağduru olan 4/C’lilerin iktisadi açıdan yaşadıkları zorluklara gerekse de tüm emek gücünün hukuksal hak arama yollarının çıkarılan yasalarla önünün kesilmesine kadar da uzanmaktadır bu. Sayıları 50 bine ulaşan 4/C’li kamu emekçilerinden özellikle özelleştirme sürecine tabi tutulan kurumlardaki personellerden 4/C’ye geçenleri ciddi sorunlarla karşı karşıyadırlar. Özcesi, Türkiye’de çalışan işçilerin özellikle de asgari ücretle çalışanların ve çalışmayan işçilerin sorunları saymakla bitmez.

Tüm sorunların çözüm bulduğu, insanların onuruna yakışır bir yaşam sürdüğü bir Türkiye dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksoy.

Aleyhinde, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Emin Önen.

Buyurunuz Sayın Önen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

A. EMİN ÖNEN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye bulunduğu coğrafya ve sahip olduğu değerler itibarıyla insanlığa beşiklik etmiş ve sayısız medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Birçok uygarlık sanatını, kültürünü, yaşam biçimini ve anlayışını, yaşadığı bu kadim topraklara nakış nakış işlemiştir. İnsanoğlunun ve uygarlıkların ilkelerini sayabileceğimiz bütün oluşum ve yapılanmalar bu topraklarda şekillenmiştir.

Herkesin bildiği gibi Türkiye’de asgari ücrette de AK PARTİ Hükûmetleri döneminde yeni bir anlayış ve yapılanmayla belirlenmektedir. 2002 yılında iktidara geldiğimiz dönemde asgari ücret ile 2013 yılında belirlenen asgari ücret arasında pozitif anlamda büyük bir farkın ve bu farkın arkasında da AK PARTİ farkındalığının olduğunu görebilmektesiniz.

Bakın, şimdi, burada, bu kürsüden asgari ücret de dâhil olmak üzere on bir yılda yaptıklarımızın kısa bir özetini sunmak istiyorum. 2002 Aralık ayında net asgari ücret 184 TL iken 2013 yılının ilk altı ayı içinde net 774 liraya çıkmış yani artış yüzde 320,6 olmuştur. Aile yardım ödeneği dâhil en düşük memur maaşı 2002 Aralık ayında 392 TL iken 2013 yılında 1.818 liraya çıkmış artış yüzde 363,7 olmuştur. En düşük memur emekli aylığı 2002 Aralık ayında 377 lira iken 2013 yılında 1.118 liraya çıkmış yani artış yüzde 196,5 olmuş. En düşük SSK emekli aylığı 2002 Aralık ayında 257 iken 2013 yılında 923 lira çıkmış, artış 259 olmuştur. Yine, en düşük BAĞ-KUR esnaf emekli aylığı 2002 Aralık ayında 149 lira iken 2013 yılında 748 liraya çıkmış, artış yüzde 400,2 olmuş. En düşük BAĞ-KUR çiftçi emekli aylığı 2002 Aralık ayında 66 lira iken 2013 yılında 558 lira olmuş yani yine artış yüzde 745 olarak gerçekleşmiştir. 65 yaş aylığı ve muhtar aylıklarında yüzde 350 oranlarını aşan artışlar olmuştur. Bu dönemde enflasyonun yüzde 135,9 arttığını da göz önünde bulundurursak, çalışanımıza ve emeklimize enflasyonun çok üstünde artışlar yaptığımız ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, yıl içinde yapmış olduğumuz maaş artışlarının aynı dönemde gerçekleşen enflasyonun altında kalması hâlinde de aradaki farkı telafi ederek memurlarımıza gerekli zammı yapmışızdır.

Ayrıca, AK PARTİ olarak, kamuda ücret dengesizliğine son verdik. Bilindiği gibi bazı kamu idarelerindeki personele genel düzenlemeler dışında tazminat, ek ödeme, ek tazminat, döner sermaye katkı payı, teşvik primi ve ikramiye gibi değişik adlarda ve tutarlarda ilave ödemeler yapılmaktaydı. Bu nedenle, Hükûmetimizin öncelikli hedefleri arasında yer alan “eşit işe eşit ücret” politikası gereği 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi çıkardık. Bu kararnameyle, aynı hizmet sınıfında, aynı veya benzer kadrolarda bulunan personel arasındaki ek ödemelerden kaynaklanan ücret dengesizliğini ortadan kaldırdık. AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde gerçekleştirdiğimiz önemli reformlardan bir tanesi bu “eşit işe eşit ücret” reformudur. İktidara gelidiğimiz 2002 yılından bu yana, kamu görevlilerimizi, emeklilerimizi ve asgari ücretle çalışan vatandaşlarımızı enflasyona ezdirmedik, bundan sonra da ezdirmeyeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Asgari Ücret Tespit Komisyonu, ücret belirlenmesinde ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumu, ücretliler geçinme endekslerini, fiilen ödenmekte olan ücretlerin genel durumunu ve geçim şartlarını göz önünde bulundurur. Ayrıca komisyon, ücretlerin belirlenmesinde konuyla ilgili bütün kamu kurum ve kuruluşları ve üniversitelerle iş birliği yapabilir, işçi ve işveren kuruluşlarının bu konudaki öneri ve görüşlerini alabilir ve gerektiğinde uzman kişilerin bilgisine başvurabilir. Bu kapsamda komisyon, asgari ücret tespitinde komisyon üyesi olan Kalkınma Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu ve Hazine Müsteşarlığından ülkemizin ekonomik durumuyla ilgili olarak aldığı raporlar ve işçi ve işveren temsilcilerinin taleplerini göz önüne almaktadır. Asgari ücret kamu düzeniyle ilgili olup işçilere Asgari Ücret Tespit Komisyonunca belirlenen miktarın altında bir ücretin ödenmesi de mümkün bulunmamaktadır.

Türkiye’deki 2013 yılı asgari ücretini Avrupa’daki ülkeler arasında da değerlendirdiğimizde, Avrupa Komisyonu resmî istatistik ajansı EUROSTAT’ın da 2012 yılı Haziran ayı verilerine göre ülkemizde uygulanmakta olan asgari ücret seviyesi Avrupa   Birliğine  üye  10 ülkeden –bunlar, Bulgaristan, Romanya, Litvanya, Letonya, Estonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovakya ve Polonya gibi ülkeler- daha yüksektir. Bu da gösteriyor ki Türkiye’deki asgari ücret yine birçok Avrupa ülkesinden daha iyi bir noktadadır.

Sözlerimin sonunda, Barış ve Demokrasi Partisinin, Anayasa’nın 92, İç Tüzük’ün de 104 ve 105’inci maddelerince açılmasını istediği Meclis araştırma önergesinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Önen.

Önerinin lehinde, Ankara Milletvekili İzzet Çetin.

Buyurunuz Sayın Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, uzun zamandan bu yana Mecliste, çalışanların sorunlarına ilişkin böyle bir araştırma önergesi belki gelmedi. Bugün BDP öneri getirdi, teşekkür ediyorum ama bunların, ne yazık ki, muhatabı yok. Hükûmetten hiç kimsenin, hatta iktidar partisi milletvekillerinden iki elin parmakları kadar sayıda milletvekilinin izlemesi, özellikle AKP’nin çalışma yaşamına ve emeğe bakışını ortaya koymaya yetiyor.

Değerli arkadaşlar, bu gündemimizdeki konu, asgari ücretle ilgili bir konu. Biraz evvel, yine AK PARTİ sözcüsü milletvekili arkadaşımı dinlerken hayretler içerisinde kaldım, hem bir eski sendikacı olarak hem de bir parlamenter olarak konuların ne kadar çarpıtılabileceğine bir kez daha tanık oldum.

Değerli arkadaşlar, elimizde –tabii ki biz de inanmak zorundayız muhalefet partisi milletvekilleri olarak- bakanlıklarımızın resmî belgeleri var. Konu asgari ücret olunca çalışanların ücret durumlarına ilişkin göstergeleri ben, Kalkınma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerinden, bundan yarım saat önce çıkarttırıp getirdim ama AKP sözcüsü milletvekili arkadaşımın verdiği rakamları, nereden, kim verdi, onu anlamakta güçlük çektim.

Şimdi, karşılaştırmalarına girmek istemiyorum. Tabii ki öncelikle belirtilmesi gereken husus, asgari ücreti, tanımında olduğu gibi bir işçinin insan onuruna yaraşır bir şekilde, ailesiyle birlikte temel ihtiyaçlarını güncel fiyatlar üzerinden karşılamaya yetecek bir ücret olarak tanımladık. Tabii ki “İnsanca yaşayabilecek bir ücret olarak ele alınması gereken asgari ücret, Avrupa’daki ülkelerle kıyasladıktan sonra pek çok Avrupa ülkesinden daha iyidir.” sözlerini AKP’li milletvekili arkadaşımın kullanması, gerçekten üzüntü verici.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii milletvekili arkadaşımı yadırgamıyorum. Bu sözlerin daha vahimini bundan birkaç gün önce Sayın Bakan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız, Balçiçek İlter’le yaptığı bir televizyon programında gündeme getirdi. Dedi ki, aynen şöyle söylüyor Sayın Çelik, Bakan: “Asgari ücretle geçinilemez diye bir şey yok, geçinirsiniz. Ona mahkûmsanız 800 TL de büyük bir paradır. Netice itibarıyla peynirin kilosunun fiyatı belli, ekmeğin fiyatı belli, bir geçimdir sürdürebilirsiniz.” diyor. Tabii Bakana da çok fazla haksızlık yapmamak lazım. Başbakan, tanıtım ajansının başında Türkiye'ye yatırımcıları çağırırken “Türkiye, çalışma süreleri açısından en uzun çalışma süresi -52,9 saatlik çalışma süresi- ve işçilerin, çalışanların, yılda dört günle en az hastalık izni kullandığı, işçilerin en az hastalandığı ülkedir; çalışma süreleri uzun, izinler kısa, ücretler bastırılmış; buyurun.” dedikten sonra, ne bakanın böyle bir açıklamasını ne de milletvekili arkadaşımın biraz evvelki konuşmasını yadırgamamak gerekir.

Değerli arkadaşlar, yine, milletvekili arkadaşım az önce söyledi, dedi ki: “Biz iktidara geldiğimizden bu yana hem memurların durumunu iyileştirdik, onları enflasyona ezdirmedik hem de çalışma yaşamına ilişkin birçok düzenleme yaptık.” Doğru, çalışanları, özellikle işçileri asgari ücrete mahkûm ettiniz yani -hem Çalışma Bakanının hem de Maliye Bakanının resmî olarak yapmış olduğu açıklamalarda- çalışanların yüzde 48’i ya da yüzde 47’si eğer asgari ücrete yani 774 liraya mahkûmsa, mahkûm bırakılmışsa eşitliği, yoksulluk ve sefalette, çalışanlar için sağladınız; bunda hiç kuşku yok.

Yine, eğer ekonominin yüzde 40’ı kayıt dışı ise… Elbette kayıt dışı alan kanun dışı alandır yani burada ne sigorta var ne sendika var ne güvence var ne asgari ücret var. Eğer ekonominin de yüzde 40’ı kayıt dışıysa orada 774 liraya da hasret büyük bir çalışma kitlesi vardır.

Hiç abartmıyorum değerli arkadaşlar, bu sabah, buraya, Meclise gelirken Trakya’dan bir hanımefendi aradı telefonla. Çalıştığı iş yerinde ücretin asgari ücret seviyesinde olmasına rağmen, yıllardan bu yana sigortasının olmadığını, ne yapması gerektiğini, nasıl davranması gerektiğini sordu. Ona ancak şunu söyleyebildim: “İl SGK Müdürlüğüne müracaat ediniz ama işten atılmayı göze almanız gerekir. İşini kaybedince ‘Beni işten attırdınız.’ demeyesiniz.”

Yani, bu ülkede Çalışma Bakanı böyle bir önemli konuyu dinlemeye gelmiyor ise ve de illerde o kadar açık kanun dışı çalıştırmalar varken müfettişler görevlendirilmiyor ise evet, bu alan başıboş bir alandır, işçiler güvencesizdir, korumasızdır, sendikasızdır, sigortasızdır. Öyle olunca da çalışanların yüzde 48’inin asgari ücrete mahkûm olması yadırganacak bir durum değildir.

Değerli arkadaşlar, bugün gerçekten çalışma yaşamı tam bir kaosa dönüştü; sendikalar susturuldu, bastırıldı, işçiler bastırıldı. Toplumun bütünü üzerine çöken o karabasan, korku imparatorluğu ne yazık ki çalışma yaşamını iyice perişan etti. Sendikalar hâlâ Türkiye’de illegal örgütler ve anarşist ya da terörist örgütler olarak görülüp helikopterle tepelerinde dönülerek binlerce polis LİMAN-İŞ’in tepesine, GENEL-İŞ’in tepesine indirilirken başka biçimdeki uygulamaları görmezden gelmek AKP klasiği hâline dönüştü. Terör, ülkenin kaynaklarını yok edenlerin veyahut da kaçakçılıkla, şununla bununla beslenenler bir kenara bırakıldı, şimdi sendikalar yeniden terörist örgütler gibi topluma anlatılmaya çalışılıyor, sendikalar etkisizleştirilmeye çalışılıyor.

Diğer yandan, taşeron işçiler hemen hemen her gün Mecliste Bakanın kapısını aşındırıyor, yaşa takılanlar Bakanın kapısını aşındırıyor, sözleşmeliler aynı şekilde. Onları savuşturmak için Bakan “Hazırlık yapıyoruz, yakında getireceğiz.” diyor. Sorunu yaratan sizsiniz. Taşeron işçilik sizin eseriniz.

“4/C’liler, 4/B’liler” dedi önerge sahibi, bunun müsebbibi zaten AKP, bu kürsüden kaç kez söyledim; iktidara geldiğinizde, 4/C’li çalışan sayısı 2003 Kasımında sadece 164 kişi idi, bugün bu Büyük Millet Meclisi çatısı altında bile sayıları 2 bini aşan sözleşmeli çalışanlar bugün kadro bekliyor. Tabii, Bakan, gelen heyetlerden bir an önce kurtulmak için “Hazırlık yapıyoruz.” diyerek günü kurtarma çabası içerisine giriyor. Gerçekten taşeron işçilikle ilgili gelinen nokta çok vahim bir nokta.

Bakınız, dün PTT çalışanları yürüdü. Yakında PTT AŞ kanunu getireceksiniz; oradaki çalışma biçimlerinin ne kadar kuralsızlaştığı, özellikle kargo çalışanı işçilerin, 200-250 işçinin haklarını aradıkları için işten atılmalarına seyirci kaldığınız aşikâr, herkes görüyor.

Yine, bugün ülkemizde bir başka kanayan yara bölgesel asgari ücret idi. Şimdiki Ekonomi Bakanı Sayın Çağlayan ASO Başkanıyken bölgesel asgari ücreti gündeme getirdi, sizin programınıza girdi, ulusal istihdam strateji belgenize konu oldu ama o sorunu, doğuda farklı ücret, batıda farklı ücret, bu bölünmeye de, ülkenin karanlık bir noktaya doğru sürüklenmesine de, kötüye kullanılır… Gerçek olmasına rağmen bu işi izlediniz ve onu teşvikle çözerek, doğudaki yatırımcıyı, teşvik adı altında bölgesel asgari ücret uygulamasını da fiilen Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde başlattınız. Bu, doğru bir uygulama gibi gözüküyor ama bunun ülkede üniter devlet yapısının dibine dinamit konulma anlamına geldiğini bir kez daha söylemek isterim.

Değerli arkadaşlar, tabii bugün yine basında var, pek çok yerde de okudunuz, işçi sağlığına ilişkin olarak yapılan düzenlemede ve yeni Sendikalar Yasası’nda işverenlere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

...çalışan temsilcisi getirme mecburiyeti koydunuz. O çalışan temsilcisinin gerçek sahibi sendikalar. Sendika temsilcisinden ürktüğünüz için çalışan temsilcisini de çalışma yaşamına armağan ettiniz. Hayırlı olsun!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çetin.

Aleyhinde Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, asgari ücretin problemleriyle ilgili verilen araştırma önergesinin lehinde söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, asgari ücret sadece işçiler için, çalışan için bir problem değildir. Aynı zamanda, işveren için de önemli bir problemdir. Dolayısıyla, Hükûmetin veya bizlerin tek pencereden bakarak bunu sadece işçilerle ilgili bir problem olarak görüp ve sadece onları dile getirmemiz yeterli değildir. İşvereni de rekabet alanında yükümlülüklerinden dolayı bazı sıkıntılara sürüklemektedir. Dolayısıyla, verilen bu önerge doğrultusunda her yönlü, ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik, verim açısından, bütün yönleriyle araştırılarak düzenli bir çalışma hayatının hem çalışan hem işveren açısından hem ülkedeki sosyal katmanlar arasındaki dengeyi sağlamak açısından düzgün politikanın oluşturulması için Meclisin bu yöndeki komisyonu kurarak Hükûmete tavsiyelerde bulunmasında fayda vardır diyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle sizlerle bilhassa son günleri de esas alarak paylaşmak istediğim çok önemli konular var. İstiklalin olmadığı bir ülkede istikbal hesaplarıyla meşgul olmak çok doğru da olmayabilir. Son günlerdeki gelişen, devlet ve millet hayatımızı çok yakından ilgilendiren konularla ilgili tarihe bir bakmak gerektiği kanaatini taşıyorum ve tarihin bir laboratuvar olduğuna inanıyorum. Tabii ki bu, görmek isteyenler, ders almak isteyenler içindir. Gündemde barış, çözüm, silah bırakma, teröristlerin sınır dışına gönderilmesi gibi birtakım konular var. Burada, tabii ki çok büyük kavram kargaşaları var. Kimin ne dediğini, kimin maksadının ne olduğunu ve bu maksadın ne kadar –iyi niyetli olanlar da dâhil- hasıl edilebileceğini bilen ve doğru öngören yok.

Değerli milletvekilleri, tarihten, Osmanlının son zamanlarından bugünkü, işte bu iyi niyet görüşmeleri, işte akil adamlar komisyonu ve birtakım, Sayın Başbakanın milletvekillerini toplayıp bölgelerine gitmeleri, ikna etmeleri için onları elçi olarak kullanması gibi, değerlendirmemiz gereken konular var.

Bunlara benzeyen tarihte ne var? Tarihte bunlara benzeyen Türkiye işgal edildiğinde sadaret makamının, sultanlığın çeşitli görevlerinde bulunan kişiler var ve bu kişilerin uyguladıkları, yapmak istedikleri, yaptıkları eylemler var ve bunların sonu var. Bakın, bunlardan birkaç tanesini size sayayım: Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi var, Kürt Teali Cemiyeti Başkanı Seyit Abdülkadir var, İngiliz Muhipler Cemiyetinin casusu Sait Molla var, İngilizlerin maaşa bağladığı Miralay Sadık var, Ali Kemal var, Rıza Tevfik var, Konyalı Zeynelabidin var. Bunların buluşma yeri neresi olmuş ve bunlar ne yapmış, yaptıkları eylemin sonucunda nerede buluşmuşlar biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Bunlar, 13 Kasım 1922’de İstanbul’u terk etmek, İngilizlere sığınmak için İngiliz gemisinde bulunmuşlar.

Peki, bunlar ne gibi işlemler yapmışlar, ne gibi işlemlere önayak olmuşlar? Bakın, Kuvayımilliye’den rahatsız olan Mustafa Sabri, Şeyhülislamlık makamında ve Damat Ferit hükûmetlerinde görev yapmış, Mustafa Kemal’i görevden aldırmak için yaptığı müdahaleden dolayı teşekkür eden İngiliz Askerî Ataşesi Deeds’e teşekkür eden Mustafa Sabri, Kuvayımilliye önderlerini katletmeye çağıran Teali-i İslam Cemiyetinin bildirisini yazan adamdır. Yani, Mustafa Sabri’ye göre Kuvayımilliye bir sergüzeştçinin sarhoşlukla ilan ettiği bir fitnedir ve bu bildiri, Mustafa Sabri’nin kaleme aldığı bu bildiri Yunan uçaklarından Türk halkına atılmıştır.

Peki, bu bildiriyi Mustafa Sabri yazmış, o İngiliz gemisinde buluşan Dürrizade Abdullah Efendi kimdir? Dürrizade Abdullah Efendi, o zamanki şeyhülislamdır ve bu bildiriyi Kuvayimilliye karşı yayımlayan şeyhülislamdır, Damat Ferit Hükûmetinin şeyhülislamıdır. Ne olmuş neticesi? İngiliz gemisine sığınmış.

Örnek vermek istediğim 3’üncü kişi: 1’inci Damat Ferit Hükûmetinde Dâhiliye, 4’üncü Damat Ferit Hükûmetinde Sadaret Müşteşarlığı, 5’inci Hükûmette Konya Valisi gibi birtakım görevler yapan Cemal Bey vardır. Anadolu, yaptıklarından dolayı ona “Artin Cemal” adını takmıştır. Konya delegelerinin, Kuvayımilliye delegelerinin Sivas Kongresi’ne katılmasını engellemiş, hapishaneden çıkarıp silahlandırdığı eşkıya takımını milliyetçilerin üzerine göndermiştir, dikkat edin milliyetçilerin üzerine göndermiştir ve Mustafa Kemal Paşa’nın kendisini tutuklaması için Refet Bele’yi Konya’ya gönderdiğini duyunca Damat Ferit Hükûmetine sığınmıştır.

En önemlisine geliyorum. Hafız Mahmut vardır, Hürriyet ve İtilaf Partisinin Adana Şube Başkanıdır. Ferda dergisi, bir Fransız iş birlikçisi olduğu anlaşılan bu cahil adamın 16 Nisan 1920’de Memiş Paşa Camisi’nde verdiği vaazı yayımlayarak Fransız uşaklığına dinî bir mahiyet kazandırmak istemiştir. Hafız Mahmut, Fransız uşaklığına dinî bir mahiyet kazandırmak istemiştir.

Hafız vaazında diyor ki: “Kuvayımilliye yalandır, maskedir. Buna katiyen inanmayın. Bu heriflere inanmak cinnettir. Bunların hepsi yağmacı güruhudur. Mustafa Kemal dedikleri padişahın tardettiği ve idama mahkûm eylediği birisidir.” İşte, bunların buluşma yeri İngiliz gemisi olmuştur.

Değerli milletvekilleri, bugün de efsunlu kelimelere, “çözüm”, “silahların bırakılması”, “barış” gibi birtakım kelimelere Sayın Başbakanın ne kadar inandığını ben merak ediyorum. Bir yandan barıştan bahsediliyor bir yandan baldıran zehri içmekten bahsediyor Sayın Başbakan. E, Sayın Başbakan, bu ne yaman bir çelişkidir! Eğer, barış ve çözüm varsa niye baldıran zehrinden bahsediyorsun? İşte, bütün bunlar doğru değerlendirilmelidir.

Değerli milletvekilli, Türk milleti ve devletine karşı yüzyıllardır sürdürülen vekaleten bir savaş vardır; bilerek kullanıyorum, vekaleten bir savaş vardır. PKK, ağababalarının adına vekaleten savaş sürdürmüştür Türkiye'de ve bu vekaleten sürdürülen savaşın asli failleri, feri failleri bugün ortaya çıkmıştır.

Hükûmetlerin birincil görevi vatandaşının mal ve can güvenliğini sağlamaktır. Vatandaşının canına, malına, ırzına tasallut etmiş bir örgütün suçlularını yakalayıp adalete teslim etmek yerine onların güven içerisinde sınır dışına çıkartılması gibi bir şeyi, resmî veya gayriresmî, görmezlikten gelerek veya kanun çıkartarak veya yetki tanıyarak hangi kamu görevlisi veya sivil yaparsa, bu Damat Ferit Hükûmetinin adamlarıdır onlar. Onların hiçbir farkı yoktur ve onlar belge, bilgi, bulgu, delil her neyle olursa olsun yarınlarda yargılanacaklardır. Hiç kimse, hangi görevde ve yetkide olursa olsun kanunlara aykırı talimatlar veremez ve uygulama yapamaz. Dolayısıyla, kamu görevlilerine, sivil vatandaşlara, herkese buradan uyarıda buluyorum.

Değerli milletvekilleri,  elbette ki analar ağlamasın, gözyaşı akmasın, kan dursun ama PKK silah bırakıp adalete teslim olmuyor, yurt dışına çıkıyor nefes alıyor. Dolayısıyla, böyle bir zulmeti hiçbir hükûmet kendisine vasıta kılamaz ama burada bir şey ortaya çıkmıştır: Hükûmet, teröristlerin, vekaleten savaşan PKK’nın ve PKK’nın sahiplerinin iş birlikçisi durumuna düşmüştür. Bugünkü yaptığı eylemler, Hükûmetin konuşmaları, görüşmeleri ve basına yansıyanlar Hükûmetin meşruiyetini yitirdiği anlamına gelmektedir. Bugünkü Hükûmet meşruiyetini yitirmiş bir Hükûmettir, bu uygulamalar Hükûmetin meşruiyetini yitirir.

Bu düşüncelerle önergenin doğru bir önerge olduğunu tekrar beyan ediyorum, hepinize en derin saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                       

 

Kapanma Saati: 15.31

 

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan su kaynaklarının potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/66) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                               28/03/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 28/03/2013 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                    Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                                 İstanbul

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (Su kaynaklarının potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan) 10/66 esas numaralı Meclis araştırma önergesinin görüşmesinin, Genel Kurulun 28/03/2013 Perşembe günlü (Bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Lehinde Çanakkale Milletvekili Sayın Ali Sarıbaş. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Sarıbaş.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; araştırma önergem üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi en derin sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Dünyamız 510 milyon kilometrekare olup bunun yüzde 29’u kara, yüzde 71’i sudur. Dünyamızın dörtte 3’ü su olmasına karşın ancak yüzde 3’ü içilebilir sudur. İçilebilir suların da yüzde 69’u buzullarda, yüzde 30’u yer altında, yüzde 1’i de bataklık, nehir ve göllerde bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; canlıların en temel ihtiyacı sudur. Farklılıklar göstermekle birlikte ülkemizde yıllık ortalama 168 milyar metreküp yağış düşmektedir. Geçtiğimiz yüzyılda dünya nüfusu 3 kat artarken aynı dönemde su tüketimi 6 kat artmıştır. Yılda ortalama kişi başına düşen su miktarı dünyada 7.600 metreküp iken ülkemizde 1.600 metreküptür. Dünyada 1 milyar 400 milyon insan içme suyu bulamazken 2 milyar 600 milyon kişi kirli su kullanmak zorunda kalmaktadır. Her yıl 250 milyondan fazla insan kirli sularla bulaşan hastalıklara yakalanmakta, bunların 3 milyonu da ölmektedir. 2025 yılından itibaren 3 milyardan fazla insanın su kıtlığı çekeceği, 2050 yılında ise su kıtlığı çekenlerin 9,4 milyara ulaşacağı beklenmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin mevcut su potansiyeli yılda ortalama 112 milyar metreküptür. Yıllık su tüketimimiz ise 44 milyar metreküptür. Fırat-Dicle havzamız ülkemizin en büyük su havzası olup yıllık 53 milyar metreküp yağış düşmektedir. Bu da ülkemizin toplam su potansiyelinin yüzde 18’idir. En az yağış alan havzamız Burdur Gölü havzası olup yıllık ortalama 500 milyon metreküp yağış düşmektedir. Bu da su potansiyelimizin binde 5’idir. Nüfusumuzun 2030 yılında 100 milyonu aşacağı, kişi başına ise yılda 1.110 metreküp su düşeceği tahmin edilmektedir. Bu tablo da gösteriyor ki ülkemiz su fakiridir. Kişi başına düşen yıllık su miktarıyla, önümüzdeki yıllarda, su kıtlığı çeken ülkeler arasında yerini alacaktır. Bu acı tabloya karşın, bir taraftan su kaynaklarımızı bilinçsizce tüketip kirletirken, diğer taraftan içme suyu sağlayan havzalarımızı yapılaşmaya açmaktayız.

Sanayi ve yerleşim bölgelerinde yeterli atık su altyapı tesisleri yoktur. Evsel ve endüstriyel atık suları doğrudan nehirlerimizi, yer altı sularımızı ve göllerimizi kirletmektedir. Bunun en bariz örneği Ergene Nehri’dir. Kırklareli, Tekirdağ ve Edirne illeri içerisinde 1 milyona yakın vatandaşımızın yaşadığı, 300 bin dekardan fazla tarım alanının sulandığı bölgeyi Ergene Nehri beslemektedir. Bölgede sanayi tesislerinin endüstriyel atıkları ile evsel atıklar Ergene’ye deşarj edilmektedir. Nehir bu hâliyle, bir nevi, atık su toplama kanalıdır. Bu durum bölgede insan sağlığını tehdit ederken, ürün verimini ve kalitesini de olumsuz yönde etkilemektedir.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, her yıl, yağışlarla birlikte baş gösteren su taşkınlarıyla karşı karşıya kalmaktayız. Ülkemizde son on sekiz yıl içerisinde 500’e yakın taşkın meydana gelmiş ve bu taşkınlarda 500’e yakın vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 500 bin hektardan fazla tarım alanı sular altında kalmıştır. Bu durum da ülke ekonomimize 2,5 milyar dolardan fazla zarar açmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özelleştirme adı altında sularımız yabancılara peşkeş çekiliyor. Kazdağları ve çevresinde yaşayan 1,5 milyona yakın vatandaşımızın su kaynakları çok uluslu altın şirketleri ve onların taşeronlarının tehdit ve kuşatması altındadır. Başta Çan Söğütalan, Bardakçılar, Halilağa, Hacılar olmak üzere Bayramiç Muratlar, Karıncalı, Zeytinli, Kuşçayır, Çanakkale Kirazlı ve Ayvacık Bahçedere ve Lapseki Şahinli köyü gibi pek çok yerleşim yerinde maden arama sondajları nedeniyle içme ve kullanma suları bozulmuş, bu kaynaklar aynı zamanda kaybolmaya yüz tutmuştur.

Maden arama ve işletme ruhsatları verilen sahalar Kazdağları’nın su havzasının tam üzerindedir. Buna rağmen altıncılara işletme ruhsatları verilmeye devam ediliyor. Sonuçta, bölge halkımız içme ve kullanma… Tarım alanlarımız ve fabrikalarımız çok yakın bir tarihte susuz kalacaktır.

Su, hayatımızda yeri doldurulmayan en önemli unsurlardan biridir. Yaşamsal öneminin yanında tarım ve enerji üretiminin de en önemli girdisidir. Bu sebeple, uluslararası bir güç olması sebebiyle, giderek azalan bir kaynak olarak ülkeler arasında siyasi ve iktisadi ilişkileri etkileyecek, zaman zaman anlaşmazlıklara neden olacaktır.

Değerli milletvekilleri, su fakiri bir ülke olmamıza karşın bir taraftan küresel ısınma, çevre kirliliği ve doğanın tahrip edilmesiyle diğer taraftan mevcut su kaynaklarımızı bilinçsizce kullanmamız sonucu, verilerin de ortaya koyduğu gibi, çok yakın bir tarihte su kıtlığı ve su savaşlarıyla karşı karşıya kalacağımız bir aşikârdır. Komşularımıza göre şimdilik şanslı görünmemize karşın çok yakın bir tarihte bağımsızlığımızı çok ciddi şekilde tehdit edeceği görülmektedir. Fırat, Dicle ve Asi nehirleriyle ilgili tartışmalar, ülkemizin GAP projesi’yle birlikte daha da belirgin bir hâl almıştır. Tüm dünyada olduğu gibi özellikle Orta Doğu’da azalan su kaynakları ve artan tüketimiyle farklı siyasi gerginliklerle de bağlantılı, karmaşık bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Su kaynaklarımızın dengesiz dağılımı da dünyanın bazı bölgelerinde suyun önemini daha da artırmıştır.

Sayın milletvekilleri, ülkemizdeki nüfus artışını ve komşularımızla neredeyse savaşın eşiğine geldiğimiz ilişkilerimizi de göz önüne alırsak zaten kıt olan su kaynaklarımızı korumaya ve sahip çıkmaya mecburuz. Özellikle de üçüncü Boğaz köprüsü ve İstanbul’da yapılması düşünülen havaalanı ve yine bu alanlar içerisinde İstanbul’un kaynakları olan su bölgesinin seçilmesi, ormanlar arasından seçilen bu bölgenin ve özellikle de Türkiye nüfusunun yüzde 15’inin yaşadığı böyle bir dünya cenneti, tarihî bölgedeki insanlarımızın su kaynaklarının korunmasında atılan adımların önemine dikkat çekmek istiyorum.

Yine bu konuda İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yaptığı sulamalarla, bölgedeki su taşımalarıyla bölgesindeki suyu tamamen güncel anlamda taşırken o bölge havzalarındaki suyun yok olmasının da nedeni olabileceğini unutmayalım.

Yine burada beraberce kanunlaştırdığımız mera kanunları ve yine Şehircilik Bakanlığımıza verdiğimiz sit bölgeleri yetkileri ve aynı zamanda yine orman bölge müdürlüğünün son günlerde çıkardığı ve üzerinde özellikle tahribat yapmaya başladığı su bölgeleri ve su havzalarının korunmasındaki yasalara baktığımızda AKP Hükûmetinin gerçekten su kaynaklarına verdiği değeri ve gelecekte ülkemizde susuz kalacağımızın sinyallerini göstermektedir.

İşte bu nedenle mevcut su potansiyelimizin tespiti yapılarak, gelecek dönemde karşılaşacağımız tehdit ve tehlikelere karşı gerekli planlamalar yapılarak korunması, bilinçli kullanılması, karşılaşacağımız su kıtlığına karşı ihtiyaç duyulan yatırımların yapılması ve gelecek kuşaklara aktarılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulması zorunlu bir hâl almıştır.

Bu amaçla önergemin kabulünü Genel Kurulun takdirine sunuyor, sizlere en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sarıbaş.

Aleyhinde İstanbul Milletvekili Erol Kaya.

Buyurunuz Sayın Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EROL KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; su kaynaklarımızın kapasitelerinin tespit edilerek, kuraklıkla mücadele, küresel ısınma, kıt olan su kaynaklarının dikkatli kullanılması, çevreye duyarlı olma gibi konularda somut adımların atılmadığı; bunlarla beraber bilinç içinde kullanmamamız sonucu yakın tarihimizde su kıtlığı ve su savaşlarının çıkabileceği, bağımsızlığımızın tehdit altına girebileceğinden bahisle verilen CHP önergesi hakkında aleyhte söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, tarihin başından beri medeniyetlerin yükselişini ve düşüşünü suyun kullanımı belirlemiştir. Nitekim Mısır’da Nil, Hindistan’da Ganj, Ülkemizde doğan Fırat ve Dicle büyük uygarlıkların beşiği olmuştur. Su, medeniyet ve refahın adresi, suyun yok olması ise çöküşün başlangıcıdır. Tüm kadim medeniyetlerde insana saygı, doğaya saygı esas alınmış ve tabiata kutsallık zırhı atfedilmiştir. Bizim medeniyetimizde israf haramdır, “Kıyamet kopsa bile ağaç dikiniz. Nehirden abdest alsanız bile suyu israf etmeyiniz.” diye bize nasihat eden bir Peygamberin ümmetiyiz.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız, küresel ısınma sonucu sıcaklığın arttığı, su kaynaklarının azaldığı, çevrenin kirlendiği, doğanın tahrip edilmesi sonucu su kıtlığı ve su savaşlarıyla karşı karşıya kalabileceğimizi ve bağımsızlığımızın ciddi tehdit altına gireceğini ileri sürmektedirler ve bu gerekçelerle Meclis araştırma komisyonu kurulmasını istemektedirler.

Bugüne kadar, AK PARTİ hükûmetlerinin bu konuda yaptıklarına baktığımızda şunları söylememiz mümkündür: Türkiye’de öncelikle su potansiyelimizle ilgili bazı verileri az evvel değerli milletvekilimiz ifade etti, ben de tekrar etmek istiyorum. 2012 yılı itibarıyla kullanılabilir su potansiyelimizin 112 milyar metreküp olduğu, potansiyelin 95 milyar metreküpünün yurt içinden doğan akarsulardan, 3 milyar metreküpünün yurtdışından doğan akarsulardan, 14 milyar metreküpünün ise yer altı sularından sağlanabileceği kabul edilmektedir. Ve yine, bugün itibarıyla, su tüketimimizin 44 milyar metreküpe ulaştığı görülmektedir.

Bu değerlendirmeler ve suyun stratejik önemi dikkate alınarak AK PARTİ Hükûmetinin çevre ve su yönetimiyle ilgili mevzuat ve uygulamalarına baktığımızda şunları söylememiz mümkündür:

Avrupa Birliği çevre faslı açılmış ve su kaynaklarının korunması alanında önemli adımlar atılmıştır. Bu kapsamda, 2023 yılına kadar 58 milyar avroluk çevre yatırımı öngörülmüş, bunun 33 milyar avrosu ise su kaynaklarının korunmasında büyük önemi haiz olan atık su sektörüne ayrılmıştır.

Suyun korunması ve gelişmesine dönük düzenlemelere baktığımızda ise Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı kurulmuş, Başbakanlık Su Yönetimi Koordinasyon Kurulu oluşturulmuş, su kanunu çalışması ise sürdürülmektedir.

Bir başka önemli husus ise yeşilin artırılmasıdır. Yine, orman alanlarımızın iyileştirilmesi ve artırılmasıyla ilgili verilere baktığımızda, ülkemizin 21 milyon hektar olan orman alanının 21,6 milyon hektara çıkarıldığını görmekteyiz.

Akarsu havzalarının korunması, ıslahı ve geliştirilmesiyle ilgili ise 25 akarsu havzasının koruma eylem planının hazırlandığı, 11 havza eylem planının tamamlandığı, 5 havza eylem planının güncellendiği, 9 havza eylem planının ise çalışmalarının devam ettiği görülmektedir. Yine, Ergene, Kocaçay gibi eylem planlarının ise uygulamaya konulduğunun altını çizmekte fayda görüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetlerinin en büyük yatırım alanlarından birisi, su kaynaklarının geliştirilmesidir. Bu çalışma ülkemizin başarısı olmaktan çıkmış, yakın coğrafyamızdaki birçok ülkenin de su sorununu çözmeye dönüşmüştür ve bunlardan en önemlisi ve tarihî misyona sahip olan, yavru vatan Kuzey Kıbrıs devletimize su götürülmesidir. Çalışmalara baktığımızda ise dokuz yılda, DSİ tarafından, başta Avrupa’nın en yüksek barajı olan Çine Adnan Menderes Barajı ve yine, dünyanın en yüksek 6’ncı barajı olan Artvin Deriner Barajı’nın da aralarında bulunduğu 206 baraj, 24 gölet, 179 sulama tesisi, 49 içme suyu temin tesisi, 643 taşkın koruma tesisi olmak üzere 1.128 tesis hizmete alınmıştır.

Değerli arkadaşlar, su yönetiminin önemli başlıklarından birisi de tasarruftur. Bu doğrultuda, borulu sulama oranımızın 2003 yılında yüzde 3 iken, bugün itibarıyla yüzde 71’e ulaştığı, 2014’de ise bu rakamın yüzde 88’e çıkarılacağı hedeflenmiştir. Sulanan alanlara baktığımızda ise 11 milyon dekar arazi suya kavuşturulmuş ve 34 milyon vatandaşımıza ilave içme suyu temin edilmiştir. Uzun vadeli planlarda ise 81 ilimizin 2040-2050 ve hatta 2060 yılına kadar olan su ihtiyaçları teminat altına alınmıştır. Yakın zamanda Melen Projesi’yle İstanbul’umuzun 2071 yılına kadar olan su ihtiyacı karşılanmış olacaktır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de sadece suyun iyileştirilmesi, korunması, geliştirilmesi değil, aynı zamanda susuz olan havzalara su ulaştırılması için dev projeler hayata geçirilmiştir. Mavi Tünel Projesi’yle Göksu havzasından Konya havzasına su aktarımı, Seyhan havzasından Develi havzasına su aktarımı yapılmış, Sultan Sazlığı sulak alanı tekrar hayata dönüştürülmüştür.

Değerli arkadaşlar, Meclis araştırma önergesi bizim faaliyetlerimizin bir kısmını anlatmamıza vesile olduğu için, önerge sahibi arkadaşlarımıza teşekkür etmek istiyorum.

AK PARTİ iktidarı demek, millete hizmet demektir, ayrımcılık yapılmaması demektir. Dünün susuz İstanbul’undan bugün 2071 yılına kadar su problemi çözülmüş bir şehre gelebilmek demektir. Bu başarı destanını gerçekleştiren başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın tüm çalışanlarına teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

Ülkemizi susuz bırakmak ve hele hele komşularıyla savaşmasını hayal etmek, devletimize, Hükûmetimize ve milletimize atfedilecek en son ithamdır. Bütün bu sebeplerden dolayı, Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımızın önergesinin yerinde olmadığını düşünüyor, bir hususla ilgili de açıklama yapma ihtiyacını ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Ergene havzası, burada, mütemadiyen gündeme gelen bir husustur. Ergene Nehri 283 kilometrelik bir akarsudur ve yaklaşık üzerinde Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ başta olmak üzere, 53 belediyemiz ve 1 milyon 570 bin nüfus mevcuttur. Bu havzanın çözülmesiyle ilgili sorumluluk, birinci derecede, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14 ve 15’inci maddesi ve Çevre Kanunu’nun 11’inci maddesine göre belediyelerimize aittir. Belediyelerimizin bu problemi çözememesinden dolayı Hükûmet, Ergene Havzası Koruma Eylem Planı için 3 milyar 104 milyon liralık bir bütçe ayırmıştır ve belediyelerimize verilen, kanun gereği verilen süre 13 Mayıs 2010 tarihinde 100 binin altındaki belediyeler için, 13 Mayıs 2012’de 50 bin ile 10 bin arasındaki belediyeler için ve 10 binin altındaki belediyeler için de 13 Mayıs 2014’te dolmaktadır.

Bugün, belediyelerimiz Ergene havzasıyla ilgili atması gereken adımları atamamış ve Hükûmet, organize sanayi bölgelerinin ıslah edilmesi, atık su arıtma tesislerinin çözülmesi ve katı atık tesislerinin bertarafıyla ilgili bir sürü düzenlemeler yapmıştır. Benim endişem, özellikle Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımla paylaşmak isteğim bir endişe de şudur: Merkezî yönetimin akarsuların ıslahıyla ilgili ve atık su arıtma tesislerinin yapılmasının tamamlanmasıyla ilgili süreç tamamlanacaktır ama eğer şebekeler tamamlanmazsa, belediyelerimiz bunu yapmazsa bu tesislerin işletilmesiyle ilgili ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Bunu belediye başkanlarımızla paylaşmak da bence bu anlamda önemli bir hususiyettir, altını çizmekte fayda mülahaza ediyorum.

Bütün bu sebeplerden dolayı, önergenin yerinde olmadığını düşünüyor ve aleyhinde oy kullanacağımızı beyan ediyor, hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyor, Meclise teşekkürlerimi arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaya.

Lehinde, İstanbul Milletvekili Celal Adan. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Adan.

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Cumhuriyet Halk Partimizin gündeme getirdiği su meselesi, bizim coğrafyamızla ilgili ve dünyada süper ülkelerin en çok ilgilendiği petrol kadar önemli olan bir konudur. Buna destek verilmesi Milliyetçi Hareket Partisi tarafından, grubumuz tarafından uygun görülmektedir.

İçerisinde bulunduğumuz süreçle ilgili, izin verirseniz, bazı konuları sizinle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk devleti, Türk milleti tarih içerisinde hiç bu kadar tehdit ve tehlikelere açık hâle gelmemiştir. Bu topraklarda özgürce yaşayan herkes büyük acı duymalıdır ki bugün, Türk milletinin Allah’ın nasip ettiği kendi adı, zafer ve kahramanlıklarla dolu kendi tarihi, şehit kanlarıyla kazanılmış, bütün dünyaya tescil ettirilmiş kendi egemenlik hakkı tiksindirici bir pazarlıkla gizlice darmadağınık hâle getirilmek istenmektedir. Millî haysiyetimizi, millî şerefimizi oluşturan ne kadar değer varsa bu Hükûmet tarafından masaya konulmuştur.

Bursa’da sadece Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli konuşmadı, Bursa’da Türk milletinin öfkesi konuştu, incinen şehitlerin ruhları dile geldi ve Bursa’da milliyetçi hareket konuştu. Bu ülkeye kafayı takmış olanlar, gaflet ve dalalet uykusundan gittikleri yolun kötü bir yol olduğunun farkında olmayanlar, hatta ihanet içinde olanlar Bursa mitinginden yükselen sese, orada dile gelen ruha dikkat etmeliler, orada söylenenleri iyi anlamalılar. Milliyetçi hareketi hafife alanlara, milliyetçi, ülkücü hareketin ağırlığı behemahal gösterilecektir.

Değerli milletvekilleri, gerçekten utanç vericidir. Bu millet ar ve hayâ damarlarının sağlamlığıyla bilinir ama bu ülkenin bir kısım medyası, bu ülkenin bazı aydınları artık ar ve hayâ duygusunun kalmadığını ortaya koymaktadırlar. Bu çevreler, günlerdir Diyarbakır meydanında sergilenen o utanç tablosuna alkış tutar hâle gelmişlerdir. Yine, bu çevreler, PKK terör örgütü liderinin mektup ve mesajlarına neredeyse ilahî bir anlam yüklediler. 21 Mart günü ise o malum ve meşum metin okunduktan sonra o teröristi âdeta bir Mesih hâline getirdiler. Ayıptır, bu kadarı alçaklar için bile ayıptır. Türk devletinin bütün devlet olma vasıfları bir teröristin iradesine, inisiyatifine bırakılmıştır. Sayın Başbakan, günlerdir PKK hainlerine güvenlik garantisi vermekle meşguldür. Sayın Başbakan ve çalışma arkadaşları, topyekûn devletin iradesini yerlerde süründüren eşkıyabaşının beyanlarına övgüler dizmişlerdir, çok beğendiklerini ifade etmektedirler.

Değerli milletvekilleri, eşkıyabaşı tutukludur. Eşkıyabaşının neden tutuklu olduğu, neden ceza yediği bellidir ama Diyarbakır meydanında bir milletvekili vasıtasıyla mesajları okunurken şunu söylüyordu: “Otuz yıldır verdiğiniz mücadele kazandı, otuz yıldır verdiğiniz mücadeleden en iyi sonucu aldınız. Şimdi, yeni bir dönem başlıyor.” Bu otuz yılda 30 bin insanımızın şehit edildiği, güvenlik görevlilerimizin şehit edildiği, yetimin, garibin, fakirin fukaranın milyarlarca dolar parasının teröre harcandığı bir dönemin kahramanlıklarını anlatıyordu. Burada suç yoksa, bu ifadelerde suç yoksa dünyanın neresinde suç var? Bu ifadelerle örtüşen ve bu ifadeleri öven bakan, başbakan kim varsa bunu, Yüce Divandan Türkiye’de kurtarabilecek bir güç var mıdır gerçek adalet olduğunda? Millî devletlerin ölümünü ilan ediyor orada. Bir millî devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ve onun arkadaşları, bölücübaşının bu ifadelerinin doğru olduğu mantığını nasıl ifade edebilirler? Bizzat ağızlarından duyduk. Eğer Adalet ve Kalkınma Partisi ulus devlete karşıysa bunu bir hainin arkasına saklanarak belli etmesin, çıksın, açıkça ifade etsin.

Millet, bu iktidarın ikiyüzlülüğünden olayların gerçek yanını göremez hâle gelmiştir çünkü giderek demokrasiden uzaklaşıyoruz. Bugünün Türkiye’sinde hiçbir şey şeffaf değildir. “Teröristbaşıyla neyin pazarlığını yaptınız?” diye soruyoruz, Hükûmet üyeleri yüzümüze bön bön bakıyorlar. İyi polis, kötü polis oyununda bugünlerde söz Kandil’de, Karayılan’da. Karayılan’ın ağzından çıkanların neresinde barış var? Milleti bu derece cesurca kandıranlar, bunun hesabını bir gün millete verecekler.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, 31 Mayıs 2010 tarihinde Gazze’ye insani yardım malzemesi götüren Mavi Marmara gemisine İsrail askerleri tarafından bir saldırı düzenlendi, 9 Türk vatandaşımız şehit edildi. Bu olayın akabinde, Adalet ve Kalkınma Partisinin ortaya koyduğu iradenin yanında yer aldık. Milliyetçi Hareket Partisi, o gün bu şehitlerimizle ilgili Hükûmetin ortaya koyduğu iradeyi destekledi. Neydi o irade? İsrail devletinin uluslararası bir alanda 9 vatandaşımızı gelip şehit ettikleri noktasındaki iradeydi.

Şimdi, gelişmelere bir bakalım: Aradan üç yıl geçti, bir gün ABD Başkanı Obama’dan Sayın Tayyip Erdoğan’a bir telefon geliyor ve telefonu Netanyahu’ya veriyor, telefonun bir ucunda İsrail Başbakanı, bir tarafında Sayın Başbakan. Söylendiğine göre, Sayın Erdoğan İsrail Devlet Başkanının özrünü kabul etmiş. Değerli milletvekilleri, burada bir tuhaflık var, medyanın bu tuhaflığı yakalamaması da düşündürücü.

1) Ülkelerin birbirinden özür dilemesi uluslararası hukukta yeri olan bir kavramdır. Devletler bu kararlarını tarihe bir kanıt olarak yazılı olarak verirler. Oysa İsrail devleti, ayrıntılarını bilmediğimiz bir telefonla, Sayın Erdoğan’dan özür dilemiştir. İsrail devleti gerçek bir özür dileyecekse bunu Türk milletinin vatandaşlarına ve bayrağına saldırdığı için Türk devletinden dilemeliydi, üstelik bu özür yazılı bir metinle yapılmalıydı. İsrail Dışişleri Bakanlığının konuya ilişkin metni bir özür metni değil, durumu idare etme metnidir.

Diğer taraftan, Türkiye’nin tavrı, bu özür dileme olayının bir geçiştirme ve Türk kamuoyunu açıkça yanıltma girişimi olduğunu gösteriyor. 22 Martta Başbakanlıktan yapılan açıklamada, can kaybı ve yaralanmaya yol açan her türlü operasyonel hatadan dolayı Netanyahu’nun İsrail adına Türk halkından özür dilediği ve Erdoğan’ın da bu özrü kabul ettiği belirtiliyor.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Netanyahu’nun İsrail milleti adına Türk milletinden özür dilediğine dair ifadelerin açıkça yer aldığı, uluslararası hukukun “devletin özür dilemesi” kavramına uygun yazılı bir metni biz niçin görmedik? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığından yapılan açıklamada “her türlü operasyonel hatadan dolayı” ifadesi kullanılmıştır, oysa Türkiye'nin başından beri iddiası bu saldırının uluslararası sularda yapılmış, taammüden adam öldürmeyi planlayarak yapılmış olduğudur. Türkiye bu iddiasını geri çekmiş, âdeta İsrail’i aklamıştır.

Asıl yapılanı burada milletimizle paylaşıyorum: Sayın Başbakan ve AKP iktidarı, Mavi Marmara şehitleri davasına sahip çıkmama kararı almıştır. Zira,  Türkiye'nin kullandığı argümanlar, İsrail’i uluslararası hukuk nezdinde aklama amacı taşımaktadır çünkü uluslararası hukukta “özür dileme” kavramı kullanıldığı vakit özür dileyen ülkenin o suçu işlediği resmen kabul edilmiş sayılır. Oysa bu durumda şimdi, AKP Hükûmeti tarafından, İsrail operasyonunda sadece hata yapılmış sayılmıştır. AKP Hükûmetinin İsrail’e verdiği ademimesuliyet yani sorumlu tutulmama tavizidir.

Değerli arkadaşlar, bu ülkenin İslamcıları, muhafazakârları, buradan açıkça ifade ediyorum, herkesin duymasını istiyorum: 1,5 milyon Müslüman’ın şehit edilmesine, Irak’ın yanıp tutuşmasına, tarihinin, varlığının yok olmasına, Afganistan’da Müslümanların katledilmesine, şehit edilmesine, Suriye’nin karışmasına öncülük yapan, PKK belasının arkasında bir gizli güç gibi duran Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama’nın da sesini özlediğini söylüyor Sayın Başbakan.

Bu özlemin devamını diler, hepinize saygılarımı sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Adan.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Sarıbaş.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, AKP’li milletvekili arkadaşımın bilgi anlamında yanlış bilgiler verdiğini… Bu anlamda düzeltmek istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, bu kendi bilgisi. Sundu, kayıtlara geçti. Kamuoyu bilginin yanlış olup olmadığını… Bu kürsü düzeltme makamı değil ki. Kendisiyle ilgili bir şey söylemedi.

BAŞKAN – Bir dakika…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Efendim, benimle ilgili değil, benim sunumumla ilgili karşı görüşte olarak tamamen belediyeler anlamında bu kirliliğin oluştuğunu ifade etti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim o bizim görüşümüz.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Ben, müsaade eder misiniz, bitirebilir miyim?

BAŞKAN – Bir dakika, müsaade ediniz efendim.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Ben bitirdikten sonra söz alsın efendim.

Bu konuda Ergene havzasının tamamen belediyeler tarafından kirletildiğini ve belediyelerin tamamen bu havzada arıtma tesisleri yaptığında Ergene Nehri’nin temizleneceğini ifade etti. Hâlbuki, o bölgeyi incelediklerinde Ergene’de çok büyük sanayiler olduğunu ve burasını yüzde 90 üzerinde sanayi atıklarının kirlettiğini özellikle söylemek istiyorum. O kürsüden de söz verirseniz sevinirim.

BAŞKAN – Buyurunuz, düzeltiniz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, İstanbul Milletvekili Erol Kaya’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmaya ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;

Öncelikle, tabii ki, burada araştırma önergemdeki sonuç şuydu: Burada hiçbir bilgi kirliliği olmaksızın, burada hep birlikte Parlamentodaki tüm milletvekillerimizin kuracağı bir araştırma komisyonunda… Çünkü olayların, suyun, kirliliğin, çevrenin siyaseti olmaz. Onun için gelecek kuşaklara, Türkiye’nin gelecekteki suyunu, temiz havasını, ormanını bırakmak istiyorsak, burada farklı bir bilgi kirliliği yapmamalıyız. Ergene Nehri’nin bugünkü durumuyla sadece belediyelerin üzerine bunu atmak ve onların bu konudaki yetkilerini kullandırmak doğru değildir çünkü devlet bir bütündür. Belediyeler de devletin bir kurumudur. Bu anlamda da bugünkü proje içerisine bunlar alınırken sanayinin orada kirlettiğini göz ardı edemezsiniz ve bugün yüzde 90’ı da Ergene Nehri’ni sanayinin kirlettiğini bizzat yerinde ve özellikle de Çevre Bakanlığı yetkilileri gittiğinde bu yerleri göreceklerdir. Onun için burada sadece o değil, çevreyle ilgili, daha doğrusu sularımızı korumayla ilgili tarımda niye hâlâ açık kanallar üzerinden kullanıyoruz? Niye hâlâ bizim sulama kanallarımız kapalı değil, damlama sistemine geçemiyoruz ve bunun gibi önemli olacak kararları niçin alamıyoruz? Özellikle araştırma komisyonunun bu konuda yapması gerekenleri söylemeye çalışıyorum. Bu ciddi bir konudur. Lütfen, bu konuyu baştan itibaren doğru alalım. Her yapacağımız yatırımı ve… Özellikle su havzalarının konut bölgelerine açılması da dâhil olmak üzere su kaynaklarımızı da bu konuda daha iyi koruyacağımızı belirtmek istiyorum.

Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sarıbaş.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan su kaynaklarının potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/66) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Aleyhinde Isparta Milletvekili Recep Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Özel.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin su kaynakları potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gerek önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu araştırma önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce CHP adına yapılan konuşmadan sonra grubumuz adına Sayın Erol Bey bir cevap verdi. Bu cevap hoşunuza gider, gitmez; sizin görüşlerinizin tam aksinde birtakım ifadeler olmuş olabilir. Sizin dediğiniz mi doğru, bizim dediğimiz mi doğru, dinleyenler bunun cevabını verir. Her gelen kişi burada “Benim dediğim doğru.” diyecek olursa da herhâlde vatandaşın seçme hakkına da bir ambargo koymuş oluruz. Elbette ki tez, antitez olacaktır ama her çıkanın burada, bizim konuşmacılarımıza “Bu doğru demiyor, benim lafımı çarpıtıyor.” demesi buranın özgür bir kürsü ortamı olmasını da… Biz sizlerin istediği gibi konuşmak zorunda değiliz, sizler de bizim istediğimiz gibi konuşmak zorunda değilsiniz. Önce bunun bir altını da çizmek istiyorum.

Bu konuyla ilgili verilen araştırma önergesi üzerinde grubumuz adına konuşan Erol Kaya, yapılan çalışmaları, Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın ve Devlet Su İşlerinin yapmış olduğu çalışmaları bütün detaylarıyla burada çok güzel bir şekilde ifade etti. Ama bu önerge hakkında Cumhuriyet Halk Partisi ve MHP adına konuşan arkadaşlarımız, konunun su ile ilgili olmasına rağmen, işi açılım sürecine, barış sürecine, oradan da İsrail’in yapmış olduğu…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Vatan gidiyor, su ile beraber gidiyor. Su ile beraber ülke de gidiyor.

RECEP ÖZEL (Devamla) …özre kadar da götürmeleri herhâlde bu yapılan barış sürecine pişmiş aşa su katmak olarak da -suyla ilgisi olduğundan da herhâlde- dile getirmekte haklılık payı bizde vardır diyorum.

ALİ ÖZ (Mersin) – Aşı nerede pişirdiniz, aşı?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Şimdi, biz ne diyoruz? Baştan beri “Tek devlet” diyoruz, “Tek bayrak” diyoruz, “Tek vatan” diyoruz, “Tek millet” diyoruz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Hikâye, hikâye! Geç onları geç!

ALİ ÖZ (Mersin) – Hangi millet?

BAŞKAN – Lütfen! Lütfen sakin dinleyin sayın milletvekilleri.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Buna aykırı olarak, Sayın Başbakanımızın hiçbir şekilde milletimizi kandırarak, gizleyerek bunların altına, hiçbir işlemin altına imza atılmamıştır.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Hangi millet, hangi millet ya? Milletin adını söyleyemiyorsun ya!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Milletimizin kabul etmeyeceği hiçbir süreç de olmayacaktır.

Şimdi siz o coğrafyada, güneydoğuda gidip siyaset yapmayacaksınız, orada tabela partisi dahi olmayacaksınız, orayla ilgili olarak çözümde de söz hakkınız olacak.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Önce devleti götür oraya sen, devleti. Devleti götür oraya, güvenliği götür oraya.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Biz istiyoruz ki şu çözüm sürecinde artık kan akmasın.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – PKK terör örgütüne, KCK’ya teşvik ver, ondan sonra konuş!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Artık anneler ağlamasın, artık bu kanı bir noktaya koyalım, barışı bu ülkede sağlayalım. Gelinen bu noktada MHP de kazansın, CHP de kazansın, biz de kazanalım, hepimiz kazanalım. “Gelin bu sürece el birliğiyle destek olun.” diyoruz ama siz hâlâ bildik üslupla “Hayır, istemezük.”

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Orada askeri içeri sokuyorsunuz, PKK’yı dışarı çıkarıyorsunuz. Devleti götür oraya.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Sizin bu muhalefet anlayışınız ne, biliyor musunuz? Temel’le Dursun idama mahkûm olmuşlar. Temel’e sormuşlar: “Son sözün ne?” diye. “Annemi görmek istiyorum.” demiş. Dursun’a sormuşlar: “Son sözün ne?” “Temel annesini görmesin.” demiş. Sizin muhalefet anlayışınız bu. Nerede bir çözüm, nerede güzel bir yola girsek de “Hayır, istemezük.”

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yahu, hainle ne çözümünden bahsediyorsun! Hainle çözüm mü olur ya!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Biz, Allah’a hamdolsun, bildiğimiz bu güzel yolda barışı sağlayarak…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Şehit katilleriyle el elesiniz, omuz omuzasınız. Mehmetçik katilleriyle el elesiniz, el ele.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Siz isteseniz de istemeseniz de getireceğiz, artık anneler ağlamayacak.

İsrail’le ilgili konuya gelince de bizim baştan beri söylediğimiz üç konu vardı. Bir: İsrail bizden özür dileyecek. İki: Tazminat ödenecek. Üç: Ambargo kaldırılacak.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – İsrail uçaklarını uçurmayın İran üzerine doğru, Suriye üzerine doğru…

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bunun üçü de gerçekleşti mi? Gerçekleşti. “Ne idüğü belli olmayan bir belge.” deniyor. Bakın, yapılan bütün görüşmeler, gerek ses kaydı olarak gerek tutanaklarla zabıt altına alınmıştır ve İsrail Başbakanı da resmî olarak bu konuda açıklama yapmıştır. Biz, baştan beri üç yılda ısrarla dile getirdiğimiz her konuda hedefi, sonucu almışızdır.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Şehitler geri geldi mi, hani şehitler? 9 şehit nerede?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Ya, bunu da kıskanmayın! Milletimiz ve Filistin bundan memnun, siz de memnu olun ya. Filistin halkının, bütün milletin memnun olduğunda...

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Özürle bitti mi? “3 lira para vereceğim.” “Özür dilerim.” Tamam.

RECEP ÖZEL (Devamla) – …ah, bu muhalefet de faydalansa da Türkiye’de kaliteli bir muhalefeti şu Mecliste milletin önüne getirseniz de bizim alternatifimiz olabilseniz. Siz böyle yaptıkça millet bize daha çok oy vermeye devam edecek. Size sadece bir öğüdüm: Siz böyle yapmaya devam edin diyorum.

Bu grup önerisine de katılmadığımızı, bugün Gümrük Kanunu’nu görüşmemiz gerektiğini, o konuda kamuoyunda, ticari hayatta beklentiler olduğunu sizlere de belirtmek istiyorum. İnşallah, Rabb’im Türkiye’ye güzel günler nasip edecek diyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özel.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim… (Gürültüler)

BAŞKAN – Biraz sessiz olursanız…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkanım, konu Ergene havzasının kirliliğine geldi. Efendim, Türkiye Büyük Millet Meclisi 2003 yılında Ergene havzasında meydana gelen kirliliğin araştırılmasıyla ilgili bir komisyon kurdu. O araştırma komisyonu gerekli çalışmaları yaptı. Bu konuyla ilgili olarak, uygun görürseniz, Genel Kurula çok kısa bir bilgi sunmak istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok efendim, 60’a göre yerinden verebilir…

BAŞKAN – Komisyon kurulmuş efendim 2003 yılında.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Edirne Milletvekili mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 60’a göre yerinden verebilirsiniz. Böyle bir usul yok.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Oraya gittiniz mi siz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyiniz, bir dinleyeyim talep nedir. Çok rica ediyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkanım, bakınız, biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde çok ciddi görüşmeler yapmalıyız. Sayın üye diyor ki: “Sen Edirne Milletvekili misin?” Bizim Anayasa’mıza göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri sadece seçildikleri ili değil, tüm milleti temsil ederler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle bir İç Tüzük olmaz, böyle bir Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışması olmaz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Herkes raporu okudu, rapor var…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkanım, izin verirseniz…

BAŞKAN – Sayın Serindağ, lütfen yerinize geçiniz. Mikrofonu açayım. Siz gerekli şeyi söyleyiniz. Lütfen yerinize buyurunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz sonra 60’a göre zaten söz isteyecekler arkadaşlar.

BAŞKAN – Konuları birbirine karıştırmayın Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, neye göre söz veriyorsunuz siz burada?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – 60’ıncı maddeye göre.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, 60’a göre söz vereceksiniz biraz sonra.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim, söyleyiniz Sayın Serindağ.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Ergene havzasındaki kirliliğin araştırılmasıyla ilgili kurulmuş olan komisyonun çalışmalarına ilişkin açıklaması

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuların tüm açıklığıyla açıklanması lazım. Bu Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi Ergene havzasında meydana gelen kirlilikle ilgili araştırma yapmak üzere 2003 yılında bir araştırma komisyonu kurdu. Bu araştırma komisyonu gerekli çalışmaları yaptı, yerinde ve mahallinde incelemelerde bulundu. Bendeniz de o zaman görevliydim orada. Görevim nedeniyle tüm konulara vakıf oldum.

Şimdi, Ergene -biliyorsunuz- Kırklareli ilinin hudutlarında çıkar ve Çorlu Deresi’nin karıştığı noktadan itibaren gerekli tüm -nasıl ifade edeyim- kimyasal atıklar karışır. Şimdi,  yapılan, hazırlanan araştırma raporunda bu tüm açıklığıyla belirtilmiştir.

İkincisi, burada söz konusu olan sadece yer üstü sularının kirliliği değildir, yer altı sularının kirlenmesi söz konusudur; gene  o raporda vardır. Biliyorsunuz yer altı suyunun kirliliği ancak sanayi atıklarının yer altına deşarj edilmesiyle meydana gelmektedir.

Bu konuları Türkiye Büyük Millet Meclisinin dikkatine sunmak istedim. Yoksa oradaki belediyelerin orada yarattıkları kirlilik çok azdır. Takdirlerinize sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Serindağ.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, Sayın Hatip, Sayın Recep Özel partimize “tabela partisi” diyerek hakaret etmiştir.

Müsaade ederseniz partimiz adına kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  “Tabela partisi bile olamadınız.” dedi, “tabela partisi” demedi.

BAŞKAN –  Buyurunuz Sayın Günal.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Isparta Milletvekili Recep Özel’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu hatibin hangi düzeylerde konuştuğunu biz burada hep görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi kırk dört yıllık parti olarak, ondan öncesinde de Türk milliyetçiliği fikrî olarak, hani sizin bu başından “Türk”ü kaldırmaya çalıştığınız, ayaklarınızın altına aldığınız Türk milliyetçiliğinin temsilcisi olarak kırk dört yıldır köklü bir kuruluştur. Adalet ve Kalkınma Partisi gibi bir organizasyon olarak, geçici olarak kurulmuş bir parti değildir.

Sayın Özel doğru söylüyor, biz onun olduğu yerde olmayız, bizim İmralı’da işimiz olmaz, bizim oralarda görüşmelerle işimiz olmaz, milletin içinde oluruz ve o sizin tabelanız bile olmayacak, geliyor süreniz. Dolayısıyla, burada, kendisi de gayet iyi biliyor, Isparta’ya gittiğinde de görüyor, Milliyetçi Hareket Partisi her zaman var olmaya devam edecek, Türkiye’nin her yerinde olacaktır. Ama nerede olmayacaktır? Bölücülerle, hainlerle iş birliğine, pazarlıklara hiçbir şekilde… “Efendim, biz yapmıyoruz, devlet yapıyor, biz yapmıyoruz, görevliler yapıyor.” demeyecektir. Dolayısıyla, Sayın Özel’in dediği gibi, biz oralarda, pazarlıklarda, perde arkasında olmayız, sürekli olarak milletimizle oluruz. Türk milleti var olduğu sürece, Türkiye Cumhuriyeti devleti var olduğu sürece de Milliyetçi Hareket Partisi organ olarak da kişiler olarak da burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de Türkiye’nin bütün illerinde de var olmaya devam edecektir.

Ben bunu kendisinin hezeyanları olarak görüyorum. Sayın Başbakan gibi onlar da galiba son günlerde kalabalıkların teveccühünü, kendilerine olan tepkileri gördükçe ancak burada biraz bizlere sataşarak bunu kapatmaya çalışıyorlar. Onun yerine, hayırlı hizmetler yapmaya çalışıp Isparta’yla ilgili güzel şeyleri önermeye çalışsa bence MHP’ye sataşmaktan daha çok fazla prim getirecek işler yapmış olur diyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye Cumhuriyeti devleti var olduğu sürece tabelasıyla da partisiyle de burada olacak diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Günal.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Serindağ, Sayın Güler, Sayın Susam, Sayın Tayan, Sayın Şeker, Sayın Akar, Sayın Aygün, Sayın Batum, Sayın Acar, Sayın Kurt, Sayın Toptaş, Sayın Özkan, Sayın Demir, Sayın Ekinci, Sayın Altay, Sayın Sarıbaş, Sayın Öner, Sayın Danışoğlu.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayımız yoktur.

On dakika ara veriyorum.

       

 

Kapanma Saati: 16.34
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım ve toplantı yeter sayısı arayacağım.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan su kaynaklarının potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/66) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu raporları (1/619) (S. Sayısı: 310)

BAŞKAN - Komisyon? Yok

Ertelenmiştir.

4’üncü sıraya alınan, Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporları (1/746, 2/325, 2/330, 2/1291, 2/1304) (S. Sayısı: 437) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük'ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının ikinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi, üçüncü bölüme geçiyoruz. 

Üçüncü bölüm 48 ila 71’inci maddeleri kapsamaktadır.

Üçüncü bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Susam. (CHP sıralarından alkışlar) 

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, bugün “torba kanun” olarak tanımlanan kanunla ilgili üçüncü bölümde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, torba kanunlar bir ihtiyaçtan doğar. Mevcut yasalarda, uygulamada çıkan sorunları aşmak, o sorunların eksikliklerini gidermek anlamında bir çalışma sonucu torba kanunlar çıkar. Bu anlamıyla da bu kanunda bunu yerine getirmek üzere özel maddeler hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Bu anlamıyla, bazı olumlu çalışmaların altını baştan çizmek istiyorum. Örneğin, Hal Yasası’yla ilgili pratikte çıkan sorunların çözümü konusunda hazırlanan tasarıda eksik olanları Türkiye Sebzeciler Federasyonunun da önerileriyle çözüm bulma konusunda başta Bakan Yardımcımız ve Komisyon Başkanıyla, Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nun özel çabalarıyla güzel bir noktaya getirdiğimize inanıyorum; kendilerine teşekkür ediyorum.

                                  

(x)  437 S. Sayılı Basmayazı 26/03/2013 tarihli 82’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

İkinci konu, esnafların ve ticaret âleminin yeni çıkan Türk Ticaret Yasası’nda eş durumundan kefalet noktasında düşmüş olduğu zorluğu aşma konusunda, piyasanın sıkıntılarını aşma konusunda bu torba kanunda var olan düzenleme bu anlamıyla piyasanın bir ihtiyacını karşılamaktadır. Esnaf kefalet kooperatiflerindeyse esnaf kefalet kooperatifinin kanunu gereği birbirine kefil olan esnafların eşlerinin imzalarının alınması konusundaki zorluk da belirli oranda aşılmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu bölümde var olan konulardan bir tanesi de Odalar Borsalar Birliğiyle ilgilidir. Odalar Borsalar Birliğinin -biliyorsunuz- belirli bir kanun düzenlemesinde iki dönem üst üste başkanlıktan sonra üçüncü dönem başkanlık konusu, ara verme konusu gündeme gelmişti. Mahkeme kararıyla bu konu ortadan kaldırıldı ve yeni seçimle ilgili bazı düzenlemeler yapılma ihtiyacı doğdu. Bunlar bu torba kanunda da var. Torba kanunda var olması gereken şeyler eksiğin düzeltilip daha iyi, daha demokratik hâle gelmesidir. Ancak TOBB Kanunu’yla ilgili düzenlemede denetimle ilgili madde, mevcut durumu daha ileriye, daha iyiye ve daha demokratikleşmeye götürmek değil, tam tersine Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine Bakanlığın üzerinde etkisini ve yetkisini Demokles’in kılıcı gibi üzerinde tutabileceği bir yasal düzenlemenin getirilmesidir.

Burada şunu açıklıkla söylemek istiyorum: TOBB’un ve meslek odalarının denetlenmesinin yapılması ve bu denetlemenin sürekli ve adil şekilde yapılması en temel isteğimizdir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu ve benzeri kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarını çok önemsiyor ve destekliyoruz. Demokrasimiz ve ekonomik hayatımız için çok önemli kuruluşlar olduğuna inanıyoruz. Onlar, kesimlerinin sorunlarını, ekonomik ve sosyal, demokratik taleplerini en iyi dillendirmek durumunda olanlardır ve ülkeyi yönetenlere ekonomik vizyon vermede üzerlerine düşen görevi yerine getirme konusunda önemli işlevler yerine getirirler. Ama bu işlevleri yerine getirirken onların üzerinde iktidarda bulunanların siyasi baskısı hiçbir zaman olmamalıdır. Onlar, özgürce düşüncelerini söyleyebilmeli, görüş ve önerilerini Türk toplumuyla ve iktidarıyla muhalefetiyle, herkesle paylaşabilmelidir. Bunun yapılması bu kurumların üzerinde siyasetin gölgesinin olmamasından geçer.

Şimdi, yaptığınız düzenlemeyle, bir denetim sonucunda müfettiş raporuyla, tutulan müfettiş raporu sonucunda bir ay içerisinde TESK’te, iki ay içerisinde TOBB’da basit usul mahkeme ile yöneticileri görevden alma noktasına geliyorsunuz. Bu doğru bir anlayış değildir. Size çok net bir önerim var. Eğer bu kurumları denetlemek istiyorsanız bunun için gerekli kurum var. Bu kurum 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’yle oluşmuş yönetmeliğidir. Bu yönetmelikte çok açıkça bu kurumları denetleyebilecek her türlü organizasyon vardır. Artı müfettiş sisteminde olmayan çok temel bir özellik vardır. Müfettişin tuttuğu raporun müfettiş adına hiçbir sorumluluğu yoktur. Müfettişlik mekanizması ülkemizde maalesef tartışılır noktaya gelmiş, çok çeşitli eleştirilere muhatap olmuştur.

Sayın Bakan, siz de bilirsiniz ki müfettiş raporlarından dolayı mahkemelere çıkmış müvekkilleriniz vardır, onları savunma durumunda kalmışsınızdır. Ben inceledim, baktığımda müfettiş raporları nedeniyle uğratılan soruşturmalarda TOBB ve mesleki odalarda çoğunluk itibarıyla müfettiş raporlarının tersine mahkeme kararları çıkmıştır. Burada bir şeyin altını çizmek istiyorum, müfettişlik mekanizmasını kendi hâline bırakırsanız müfettişler de doğru araştırma yaparlar ama müfettişlik mekanizması bugün atamasıyla, yönlendirilmesiyle çok ciddi şekilde siyasetin baskısı altındadır. Bakıyorum, geçmiş dönemde bazı müfettişler taltiflendirilerek devletin en üst makamlarına, valiliklere ve benzeri kurumlara çıkabildikleri gibi bazı müfettişlerin de farklı noktalara gidebildikleri çok açık bir gerçekliliktir. Aynı konuda soruşturma yapmış müfettişler için söylüyorum, aynı dosyaları, aynı konuları incelemiş müfettişler için söylüyorum. Onun için değerli arkadaşlar, burada, hiç kimseyi şaibe altında bırakmayacak en doğru çözüm yöntemi bu anlamıyla budur, bunu dikkatinize sunuyorum. Biraz sonra bu konuda verdiğim önerge üzerinde ayrıntılı olarak konuşacağım.

İkinci bir konu daha; şimdi, bu kanunda kaçakçılıkla ilgili önemli yaptırımlar var. Kaçakçılığın en temel noktası şudur: Bir ülkede kaçakçılık ekonomik nedenlerini de ortadan kaldırarak hukuksal zemin hazırlandığı zaman ortadan kalkar veya en aza iner. Ekonomik nedenleriyle hukuksal zeminini ve denetim mekanizmasını beraber götürmelisiniz. Bugün Türkiye’de kaçakçılığın altında yatan en temel nedenlerden bir tanesi akaryakıtta, içkide, sigarada vergilerin çok yüksek olmasıdır. Türkiye'nin en büyük zaaflarından bir tanesi, vergi sisteminde bu ürünlerden alınan vergilerin yani direkt vergilerin oranlarının yüksek olması Türkiye’de kaçakçılığın önemli nedenlerinden bir tanesidir. Bu koyduğunuz yasal düzenlemeleri bu vergi düzenlemeleriyle teşvik etmedikten sonra, başarı elde etmenin çok zor olduğunun altını çizmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, burada tarım kesimiyle ilgili bir konuyu daha söyleyeyim. Tarım kesiminde bazı köylülere verilen fazla ürün bedelleriyle ilgili amme alacaklarını daha ağırlaştırmak doğru değildir. Köylü, içinde bulunduğu koşullar nedeniyle çok zor durumdadır. Bu anlamıyla köylüyü icra kapılarına götürecek daha da onu Amme Alacakları Kanunu’nun her türlü zorlayıcı noktasına düşürmek doğru değildir. Eski hâliyle kalması bu anlamıyla tarım kesimindeki köylünün sorunlarını çözmede devlet olarak, devlet baba olarak ona el uzatmanız açısından önemlidir.

Bu duygularla, bu düzeltmelerin yapılması konusunda Bakanlığınızın desteğini ve anlayışını bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Susam.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurunuz Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 437 sıra sayılı Gümrük Kanununda ve Diğer Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümü üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin, iktidara geldiği günden bu yana her türlü görüş, öneri ve eleştiriye rağmen ısrarla uygulamaya devam ettiği bir durumla yine karşı karşıyayız. Yine komisyonlardan alelacele geçirilen bir torba kanunla karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz.

Tasarıda yer alan değişikliklere değinmeden önce torba kanunla ilgili düşüncelerimizi ifade etmek istiyorum. Ülkemize has bir kanun yapma tekniği hâline gelen torba yasa yapma tekniği gerçek anlamından çok uzak değildir. İlgili ilgisiz her şeyin tek bir torbaya atılması gibi, Hükûmet de birbirinden ayrı konularla ilgili düzenlemeleri tek bir torbaya atmakta ve tüm uyarılarımıza rağmen önümüze koymaktadır. Ülkemize has gibi görünen bu yöntem aslında oldukça eskidir. Roma hukukunda bir dönem birbiriyle ilgisiz, değişik madde ve kanunların tek bir kanun gibi yürürlüğe konulması sıkça rastlanan bir uygulamaydı. “Leges Saturae” adı verilen bu karma kanunlar siyasal etiğe aykırı ve yasama yetkisinin dürüst kullanılmaması olarak değerlendirildiği için bu yöntem milattan önce 98 yılında Roma konsülleri tarafından yasaklanmıştır.

Torba kanun uygulaması her şeyden önemlisi geleneksel komisyon sistemini devre dışı bırakmaktadır. Hemen her torba kanun teklifi, mali nitelikli hükümler içerdiği gerekçesiyle esas yönünden Bütçe Komisyonuna havale edilmektedir. Ayrıca, kanun teklifleri hâlinde sunulmuş olsa başka ihtisas komisyonlarının görev alanına girecek olan işler, zorunlu olarak tek komisyona gönderildiği için, devre dışı bırakılmış komisyonların uzmanlığından yararlanmadan ve katkıları alınamadan yasalaşmış olmaktadır.

Kanun yapım sürecinde sivil toplumun etkili bir şekilde katılması ve görüşlerini ifade etmesi torba kanun yönteminde sekteye uğrayabilmektedir. Öte yandan, çok sayıda kanun çok sayıda bakanlığı ve kuruluşu ilgilendirdiğinden, yasa yapım sürecinin teknik ilgilileri arasında gereken diyalog ve bilgi alışverişi imkânı çoğu zaman ortadan kalkabilmektedir. Birkaç gün içinde komisyondan alelacele çıkarılan bir torba yasadan hangi sivil toplumun, hangi demokratik kitle örgütünün haberi olabilir? Âdeta yangından mal kaçırırcasına Genel Kurul gündemine getirilen bir yasa tasarısı ya da değişikliğiyle ilgili ne muhalefetin ne de sivil toplum örgütlerinin görüş ve önerileri dikkate alınmamaktadır. Bu durum doğal olarak yasama hatalarının artmasına neden olmaktadır.

Yasama sürecini hızlandırmak için torba kanun çıkarma yoluna başvurulması çok ciddi sakıncaları beraberinde getirmektedir. Torba kanun sadece yasama süreci açısından değil, tasarı ya da teklif yasalaştıktan sonra uygulama sürecinde de sorunlar doğurmaktadır.

Torba kanun çıkarma yolu, muhalefetin ve sivil toplum kuruluşlarının yasama yapım süreçlerine etkili biçimde katılamaması demektir. Kaldı ki her telden konuları kapsayabilen torba kanunların yürürlükteki mevzuata olan etkileri hakkında milletvekilleri bile içeriği anlama bakımından sıkıntıya düşmektedirler. Böyle olunca, MHP Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır’ın ifade ettiği gibi “Torba yasa çorba yasaya dönüşmekte, ne millet ne de milletin vekilleri, çıkarılan yasaya hâkim olabilmektedirler.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de gümrükler ve gümrük politikası sağlıklı yasalar çıkarılamadığı için sorunlu bir alan olmaya devam etmektedir. Yapılmaya çalışılan düzenlemeler yüzeysel değişikler ile sınırlı kalmakta, sorunlar köklü bir şekilde çözülememektedir. Özellikle kaçakçılık ve haksız rekabet ile gündeme gelen gümrükler konusu, acilen köklü çözümlere muhtaç durumda olan alanların başında gelmektedir.

Tasarıda getirilen değişikle, yakalanan kaçak eşyalarla ilgili bir düzenlemeye gidilmiştir. Gümrük idarelerinin bağlı olmasından kaynaklı olarak bakanlığın en önemli görevlerinden birisi, kuşkusuz, kaçakçılıkla mücadeledir. Kaçakçılık, toplum güvenliği ve sağlığının yanı sıra rekabetçi piyasa için de büyük tehdit oluşturmaktadır. Çok yönlü olan bu tehdidin önlenmesinde ekonomik tedbirler, mali tedbirler ve siyasal kararlılıkla birlikte gümrük sahaları ve sınır kontrolleri de önemli yer tutmaktadır. Ancak ne var ki Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin uyguladığı politikalar neticesinde kaçak işçiden cep telefonuna, sigaradan içkiye, çaydan şekere, akaryakıttan büyükbaş ve küçükbaş hayvana kadar tam bir kaçak cennetine dönüştürülmüştür.

Kaçak işçi sayısına ilişkin resmî veriler bulunmamakla birlikte, kimi kaynaklarda Türkiye’de çalışan işçi sayısının 500 bini bulduğu iddia edilmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğünün kaçakçılık raporunda yer alan verilere baktığımızda, yakalan kaçak mallardaki artışın yıllar itibarıyla giderek yükselmekte olduğu gözlenmektedir.

Vahametin ulaştığı noktaya dikkat çekmek adına, rapora konu edilen kaçak mallardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Yakalanan kaçak sigara 2009 yılında 10 milyon paket iken, bu sayı her yıl giderek yükselmiş ve 2012 yılının ilk sekiz ayında 159 milyonu aşmıştır. Yakalanan kaçak cep telefonu 2010’da 39.809 iken, bu sayı 2011’de 119.918’e çıkmıştır. Yakalanan kaçak et 2009’da 4.585 kilogram iken, bu rakam 2010’da 74.947 kilograma, 2011’de ise 82.503 kilograma çıkmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin âdeta kaçakçılık cenneti hâline geldiğini, şimdi zikrettiğim rakamlar açık bir şekilde göstermektedir. Kaçakçılık cenneti Türkiye’de kaçakçılık yapan baronlar keyif sürerken, günlük geçimlerini sağlamak için kaçakçılık yapmaktan başka hiçbir alternatifi olmayan Roboski köylülerinin payına ise bombalanarak öldürülmek düşmekte, yaşanan trajediyi araştırmak ve gerçekleri ortaya çıkarmakla yükümlü olan Uludere alt komisyonu bir demokrasi ve insan hakları ayıbı işlemiş bulunmaktadır. Alt komisyon raporunun İnsan Hakları Komisyonunda kabul edilmesi ise bu ayıbın sürdürülmesinden başka bir şey değildir. Olayda hayatını kaybedenlerin yakınları adalet aramaya devam etmekte, tazminat teklif eden Hükûmetten tazminat değil, özür ve suçluların ortaya çıkarılmasını beklemektedirler yani sadece ve sadece adalet istemektedirler. Köylüler böyle bir beklenti içindeyken, 34 kişinin hayatını kaybettiği bir olayın on beş ay sonra nihayet açıklanan komisyon raporunda “Olayın kasten yapıldığına yönelik olarak herhangi bir delil elde edilemediği görüş ve kanaatine varılmıştır.” ibaresi köylülerde büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Roboski katliamı vicdanı olan hiç kimsenin kabul edebileceği bir olay değildir. Roboski katliamının gerçek anlamda aydınlatılması, içinde bulunduğumuz çözüm sürecinde toplumsal barışın sağlanabilmesi için turnusol kâğıdı işlevi görecektir. Halkın devlete ve adalete olan güvenini sarsmaya kimsenin hakkı yoktur. Bizler bu olayın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Failler bulunana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Mehmet Günal.

Şahsı adına da söz talebi olduğu için on beş dakika süre vereceğim.

Buyurunuz Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yine bir torba kanun görüşüyoruz. Arkadaşlarımız söyledi ama yine söyleyeceğim, başlarken yarım sayfalık, birleştirdiğimiz teklifler, tasarılar hepsi bir arada. Sayın Bakan kendi açısından bakarak diyor ki: “Efendim, bu, benim konularımla ilgili.” Onun için gümrüğü, ticareti ilgilendiren ne varsa…  Gerçi ilgilendirmeyenler de var ama böyle bir gelenek oluştu, bu hiç hoş bir şey değil çünkü değişik komisyonlarda görüşülüp bu konuda karar verilmesi gereken bazı hususlar da bu kanunun içerisine dercedilmiş oluyor. Baştan, bunun yanlış bir uygulama olduğunu ve artık AKP klasiği olduğunu sizlere ifade ederek başlamak istedim.

Şimdi, bunun içerisinde “torba” deyince, işte, Odalar ve Borsalar Birliği var, tarım satış kooperatifleri birlikleri var; akaryakıt, petrol kanunu, kaçakçılık, birçok düzenleme var; sebze ve meyve ticaretiyle ilgili olanlar var. Aslında, bayağı karmaşık bir şey gibi görünüyor ama özellikle burada kaçakçılıkla ilgili kısım, üçüncü bölümde yer alan bazı hükümlerde kaçakçılığın önlenmesinin hedeflendiği söyleniyor. Ancak cezayı artırarak bunu önleme yoluna doğru gidiyoruz değerli arkadaşlar.

Sayın Bakanım, burada tersinden bir gidiş var gibi geliyor bana çünkü bu şekliyle cezaları artırarak, fiyatı belli şekilde kontrol etmeden bunu önleme şansımız yok. Çünkü Türkiye’deki akaryakıtın yaklaşık 3 lirasının 2 lirası vergilerden oluşuyor. Şimdi, biz bunu devam ettirdiğimiz sürece, bir şekilde, sağdan soldan geliyor. Bir de çok ayrıntıya girmeden söyleyeyim: Normal düzende depo ve antrepo otomasyonu vardı bildiğim kadarıyla. Şimdi, doğrudan istasyona doğru geçiyoruz yani kaynağında kaçakçılığı önlemek yerine, tek tek dağıtıldığı yerleri kontrol edeceğiz. Bunları da edelim ama asıl olan, bu toptan depoların olduğu yerde antrepoların, depoların olduğu yeri kontrol edebilmek. Tabii, ondan da öncesi var aslında. Daha da kökünden bunu kazıyabilmek gerekiyor.

Şimdi, sizlere kısa bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Sayın Başbakanın 13 Şubat 2007 tarihli grup toplantısında sözleri var. 2007’den bahsediyorum, bakın değerli arkadaşlar. Hatta sonrasında, ay sonunda Ulusa Sesleniş yapmış Şubat 2007’de; yine orada da değiniyor, diyor ki: “Dış Ticaret Müsteşarlığımız 48 ülkeden kayıtları istedi. 31’inden cevap geldi –özetini söylüyorum vaktinizi almayayım diye- bu 31 ülkeden iki buçuk yıl içinde –o zamanın süresi içerisinde- 28 milyar liralık petrol ithal etti. Ama resmî kaynaklara baktık, 31 ülkeden 9,3 milyar etmişiz. Yani 19 milyarlık yaklaşık bir açık var.” diyor. Şimdi, zaman zaman Sayın Bakana da ondan önceki bakanlara da biz Plan ve Bütçe Komisyonunda sorduk. Siz kaynağından bu kaçakçılığı engelleyemezseniz gelip önce depolara, şimdi ondan da vazgeçtik, akaryakıt istasyonlarına… Tabii ki bakalım, bunu inceleyelim ama asıl kaynağından bunu kesmek lazım. Dolayısıyla, acaba bunlarla ilgili ne yapıldı? Bunların üzerine çünkü ÖTV, KDV’yi de eklediğimiz zaman -demin dedim, üçte 2’si- 40 milyara yakın bir kaynak ediyordu o zamanın parasıyla, o zaman tespit edilenlerle. Şimdi, üstünden kaç yıl geçti? Altı yıl daha geçti. Biz hâlâ depolardan mı yapalım, istasyonlardan mı yapalım diye bunu tartışıyoruz değerli arkadaşlar. Dolayısıyla, bunlar pansuman tedbirlerdir, gerekli olabilir ama asıl kaçakçılığı önlemek istiyorsak bunu kökünden önlememiz gerekiyor, yurt dışından gelişinden önlememiz gerekiyor, bunların depolandığı yerlerden. Sadece petrolle ilgili değil, diğer ürünlerde de yine, asıl, toptan pazarlanma sırasında bunları engelleyemediğimiz zaman, 2 tane gariban orada almış, esnafı, tüccarı yakalayacağız da ona ceza yazacağız. Evet, o da yakalansın, bile bile yaptıysa bunlardan cezasını alsın ama bu bizim kanunda ortaya koyduğumuz amacı gerçekleştirmemize yaramıyor. Sadece perakendesini önler diye düşünüyorum.

Sayın Bakanım, enteresan bir şey orada arkadaşlarımız bize söylediler, diğer bir husus, petrol deyince onu da belirtmeden geçmeyeyim. Ulusal petrol stokuyla ilgili düzenleme yapıyoruz arkadaşlar burada ama bir de öğrendik ki hâlâ bu kesintilerin -petrol değil bakın- parası TÜPRAŞ’ın hesabında duruyormuş. Şimdi, ben TÜPRAŞ deyince tüylerim diken diken oluyor çünkü orada daha önce, TÜPRAŞ’ın özelleştirilmesinde birtakım soru işaretleri oluştuğu için –şimdi uzatmayayım- kafamızda duruyor. Özelleştiğini de biliyoruz, biz TÜPRAŞ’ın hesabını da duyunca –bütün arkadaşlarım burada- şaşırdık. Bir daha sorduk, “Hakikaten bu TÜPRAŞ’ın hesabında duruyor mu?” diye ve her şeye el atan Hükûmet maalesef onu unutmuş. Yani artık TÜPRAŞ özel bir şirket arkadaşlar, 500 milyon orada duruyor.

Bir de şeyi anlayamadım asıl. Şimdi neyse, onu seslenmediniz, koydunuz, Sayın Bakan da burada. Ulusal petrol stokunun amacı ne? Yani ulusal petrol stoku tutulmasının amacı acil durumlarda gerekli olan petrol. Hazinenin parası yok mu yani 500 milyon ne olacak? Petrolü ithal ettiğimiz zaman bunun parasını ödeyemiyor muyuz yani? Amaç petrol stoklamakken biz parasını stoklamışız, o da yıllardır TÜPRAŞ’ın hesabında duruyormuş, çok garip bir şey. Acaba bunun bir nedeni var mı, hâla tam olarak anlayabilmiş değiliz.

Değerli arkadaşlar, hazır diğer konulara geçmeden, az önce yaşadığım bir şeyi sizlerin dikkatine sunmak istiyorum. Arkadaşlarımı gönderdim doğal gaz alsın diye -evde doğal gaz azalmış- 350 lira limiti koymuşlar Sayın Bakanım, bilginiz var mı bilmiyorum. Sayın Bakan zam gelmeyecek diyordu ama kış bitiyor, mart ayı zaten yani stoklarda mı bir şey var, niye 350 lira limiti koymuşlar? Bizim de öğrenmemizde fayda var diye düşünüyorum kendim, bizatihi bir saat önce arkadaşlarım haber verdiler. Doğal gazla ilgili bir sıkıntı mı var, yoksa başka bir planlama mı var? Acaba neden limit koyulduğunu da öğrenirsek burada yeri gelmişken, faydalı olur diye düşünüyorum.

Öbür taraftan, Odalar ve Borsalar Birliğiyle ilgili konuda yine bütün odaların sıkıntıları var. Tabii Sayın Bakan diyecek ki: “Ben sordum.” Size bir şey diyemiyorlar diyoruz biz de, çünkü hepsi ticaret erbabı, en ufak bir şey olduğu zaman vergiciler geliyor, belediyeler geliyor, hepsi geliyor soruyor diyorlar ama personelle ilgili bir soruşturma kapsamında bunların görevden alınması hükmü, biraz keyfîlikleri akla getiriyor. Çünkü, diğer sivil toplum kuruluşlarında ve bazı meslek kuruluşlarında Adalet ve Kalkınma Partisi olarak sizlerin yaptığı baskıyı bildikleri için de “Bu bizim için sıkıntı doğurur.” diyorlar. Yol yakınken, bu konuda da uyarmış olalım.

Diğer bir husus, bu kanun içerisinde ve bölümde düzenlenen sebze ve meyve ticaretiyle ilgili ve semt pazarlarıyla ilgili bir hüküm var değerli arkadaşlar. Yani pazarların da özelleştirilmesi diyoruz kestirmeden, özel sektör inisiyatifine bırakılması. Normalde, sosyal devlet olarak belediyelerin düzenlediği bir şey. İşte, bunu biraz yumuşatarak değiştirsek de netice itibarıyla aslında özelleşme değil de bir nevi tekrar tekelleşmeye yol açacak.

Biliyorsunuz, bizim kültürümüzde bu semt pazarlarının çok önemli yeri var. Orada insanlar geliyor, köyden gelenler, alışveriş yapanlar, sabahleyin pazar esnafı, sonrasında bütün kent halkı, tüketiciler çok güzel bir birliktelik oluşturuyorlar. Ben de gençliğimde Manavgat’ta pazarda uzun süre çalıştım. Köyden gelenlerle, kenttekilerle hepsiyle beraber, orada bir sosyal ortam var.

Değerli arkadaşlar, biz, bunu eğer böyle yaparsak şöyle bir şey sonucu çıkacak: Aynı şeyi AVM’de yaşadık. AVM’leri çoğaltınca semt esnafı sıkıntıya düştü. Şimdi, eğer böyle “modern pazarlar” diyerek farklı bir yapıya getireceğimiz tekelleşmiş, tek tipleşmiş bir pazar yapısı gelirse, bu sefer pazarcı esnafı da büyük ölçüde zarar görecek. Zaten gariban, geliyor, işte falanca belediyenin pazar ihalesinden veya oradaki tahsislerinden faydalanalım diye 3 metrelik bir yer almış, şimdi, onu da farklı bir sürü statüler, kanunlar, nizamlara koyacağız, onunla da uğraşamayacaklar.

Başka bir sonucu daha olacak: E, zaten burada, pazarlarda baktığınız zaman, gelen şeylerin tamamı, halden alınanın ötesinde -Ankara olarak düşünmeyin; bizim bir sürü ilçemizde, beldemizde kurulan pazarlar var- buraya doğrudan üretici getirip kendisi satabiliyor, köşede bir tane yer alıyor köylü vatandaş. Şimdi, bunlar üretemezler, zaten organize üretici değil bunlar. Kendi tarlasında, bahçesinde ne üretiyorsa -meyve sebze- getirip bunu satıyor. Bunları da ortadan kaldırmış olacağız. Dolayısıyla, hem kültürel bir yapıyı bozuyoruz hem de oradaki bu üreticilerin üretimden vazgeçmesine neden olacak bir yapıyı kuruyoruz. Bu konuda da dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum yani zaten sıkıntıda olan esnafı daha da sıkıntıya düşürmüş olacağız.

Bir taraftan, bakıyoruz, biz bunları söylüyoruz, bu kadar uyarı yapıyoruz ama Sayın Başbakan hafta sonu -gene ekonomik mucizelerden bahsediyor- Eskişehir’de konuşmuş. Ben, defalarca bu kürsüden, sizlere de, sayın bakanlara da, Sayın Başbakana da söyledim ama galiba, artık, bu şey iyi niyetin ötesini aştı.

Şimdi bir iki tane madde okuyacağım. Beraberce… Ama her seferinde, galiba, konuşma metnini arkadaşlarımız kopyalayıp yapıştırıyor mu, ne yapıyor bilemiyorum; yani şartlar değişiyor, hâlâ aynı şeyleri Sayın Başbakan söylemeye devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, burada bir şey var...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) –  Camdan okuyunca öyle oluyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani “camdan” diyor arkadaşlar. Camı da değiştiriyorlar “copy-past” yapıyorlar ama herhâlde eski maddeler kalıyor.

Hâlen daha -arada tabii MHP’yi de unutmamış- diyor ki: “IMF’ye 23,5 milyar dolar borcumuz vardı, şimdi 400 milyon dolar. Milyarlar gitti, milyonlar kaldı. Mayısta bu borcu kapatacağız.”

Bakın, defalarca söyledim arkadaşlar, Mayıs 2005’te siz aldınız bu borcu, siz kendi borcunuzu ödüyorsunuz. 10 milyarı siz aldınız. Ha, buna bir şey demeye gerek yok. Diyorum ki biz iktidar olunca da 400 milyon kalırsa ödemek zorundayız. IMF’ye borcumuzu ödememek gibi bir şansınız var mı sizin? Yok.

Şimdi, bunu burada söylemenin ne anlamı var? Arkasından da bize diyor: “Ey MHP, ey MHP’li kardeşlerim, ‘Bahçeli’ denen zata…” diyor. Biraz da kendisi çok üst yani sultan, halife olduğu için. “’Bahçeli’ denen zata gönül veren kardeşlerim, bunlar borcu bıraktı, biz ödedik.” diyor.

Peki, şimdi sizin bıraktığınız borç nereye geldi?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Onu da biz ödüyoruz.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Toplamı 224 milyar iken 500 milyarın üstüne çıktı mı? Çıktı. Peki, biz iktidar olunca ödemeyecek miyiz? Mecbur ödeyeceğiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Yani burada topu topu 23 milyarın, 23,5 milyarın 10 milyarını da siz almışsınız, bunu söylüyorsunuz. Peki, sizin bu aldığınız borçları kim ödeyecek?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – IMF’e borç bitti, kalmadı.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – IMF’ye kalmadı da Dünya Bankasına var, A bankasına var, B bankasına… Türkiye'nin borçlarından haberiniz yok galiba. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Borcun gayrisafi millî hasılaya oranı ne?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ha? Borcunuzdan haberiniz yok galiba. Yüzde 100’den fazla arttı, 224’ten 500’e geçti. Hasıla bize gelmiyor, vatandaşa gelmiyor, o parayı vatandaş ödüyor.

Şimdi, öbür taraftan, yine dönüyor: “Efendim, Merkez Bankasının kasasında 27,5 milyar vardı.” diyor. “He?” “Şimdi de 124 milyar var.” diyor.

Arkadaşlar, bakın açın, içinizde iktisatçı arkadaşlarımız var, değerli bakanlarımız var, danışmanlarınız var, sorun, bir baksınlar fazla rezerv tutmanın maliyeti nedir, optimum rezerv miktarı nedir, bunu tuttuğunuz zaman kaç faizle tutuyorsunuz, Amerika’daki bankalarda faiz oranı şu anda kaç, Türkiye’de bunu borçlanırken yüzde kaçla borçlanıyorsunuz? Bunları sormadan lütfen laf atmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Reel faiz nerede şimdi, oraya bak. Sonuç nereye geldi?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Kacır, ben size sonra anlatırım, o kısmı biraz teknik. Ben kitap göndereyim size.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Anlamaz, anlamaz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Reel faizi kaçla bıraktınız, şimdi kaç lira?

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, yani hakikaten burada “İhracatımız…” diyor.

İhtiyacı olanlara sonra anlatırım ben, onları söyleyeyim de.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya, anlat da herkes duysun.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Tamam, söylüyorum zaten, siz anlamıyorsunuz, ne yapayım Sayın Kacır.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kaçla bıraktınız?

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Bakın, şöyle söyleyeyim o zaman, bir daha dinle o zaman.

Yurt dışında faizler yüzde 1 değil, Amerika’daki faizleri arkadaşlar sorsun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya kardeşim, engelli diliyle anlatsana, anlamıyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Biz kaçtan borçlandık? “’Ucuz borçlandık.’ dediğimiz kira sertifikası 5 nokta küsura geldi.” dediler. Bakın, ucuz, ucuz. Normalde 7-8, aradaki 6-7’yi kim ödeyecek? Her tuttuğunuz rezerv için yurt dışındaki bankaya götürüp yatırıyorsunuz. Burada durmuyor rezervler, bizim kasamızda falan değil. Sayın Başbakan doğru söylemiyor. Bu rezervlerin çoğu, yüzde 80-90’ı Amerika’daki muhabir bankalarda, geri kısmı da altın, burada duran kısmı çok sınırlı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Amerika’ya kaynak yaratıyorlar, ucuz kaynak.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Bunlardan da faiz almıyoruz, onu söylüyorum. aldığımız faiz 1.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Milletin parasını Amerika’ya -kullanması üzerine- veriyorlar. Bunları sevmeyecek de bizi mi sevecek?

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Onu orada tutacağımıza, borçlandığımıza kaç ödüyoruz? LIBOR’la beraber yüzde 7-8’den aşağı şu anda… Bakın, Türkiye’nin uluslararası piyasada ihraç ettiği tahvillerin fiyatı bellidir. Arkadaşlarımız, iki dakika sonra size ben söyleyeyim. Bugünkü fiyatı neyse, getirisi neyse söyleyeyim ama orada tutmanın maliyetini biz ödüyoruz insanlar olarak; vergi borcu olarak, sizin artırdığınız ÖTV, KDV olarak biz ödüyoruz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yüzde 30 enflasyon, yüzde 63 faiz, senin bıraktığın bu.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 2001’de bankalar neden battı? Neden battı? Faizden mi battı?

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Şimdi, aynı şekilde ihracatla ilgili de söylüyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yüzde 63 faiz bıraktın yahu!

MEHMET GÜNAL (Devamla) - E, siz de bırakıyorsunuz, ödeyeceğiz işte yani hepsini bıraktınız.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hayır, 2001’de bankalar neden battı?

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Ben size anlatacağım sonra daha ayrıntılı bir şekilde, kitaptan size de vereyim.

Dolayısıyla, özetle şunu söylüyorum: Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanın bu konuşmalarını kim yazıyorsa, istiyorsa ona da anlatalım, bu konularda bir eksik bilgi var.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Mehmetçiğim, engelliler diliyle anlat.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Yani, bunlarda yanlış yönlendirme var, milleti yanlış bilgilendirme var. Pembe tablolar çiziyorsunuz ama vatandaşın hâli acıklı. Acı gerçeklerle yüzleşince de böyle bağırmaya başlıyorsunuz. Dolayısıyla, bu vesileyle Sayın Başbakana ve sizlere, sayın bakanlara, danışmanlarına bir kez daha hatırlatmış olalım.

İnşallah, bu vesileyle TOBB’la ilgili, pazarcılarla ilgili söylediklerimiz dikkate alınır daha derli toplu şekilde kanun çıkar diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Günal.

Şahsı adına Kocaeli Milletvekili Haydar Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Herkese laf atıyordun, bak, şimdi sıra bizde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hadi, buyurun. IMF borcundan mı başlayayım?

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Akar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sen hiç konuşma IMF borcunu Haydar Bey.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye? Sizin gibi ben sadece el kaldırıp indirmiyorum, çalışıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bir kanun çıkartıyoruz. Bu kanunun adı “Gümrük Kanunu”. Gümrük Kanunu 65 madde olarak Komisyona gelmiş, daha sonra 22 madde üzerinde değişiklikler yapılmış ve bu değişiklikler sonucunda bugün Genel Kurulda da değişiklikler devam ediyor, torba kanunun adı olmuş çorba kanunu!

Şimdi Bakan diyor ki geneli üzerinde yaptığı konuşmada: Biz, bu kanunla ilgili çok sıkı çalıştık. Bu kanunun içinde 14 tane kanun, 1 tane kanun hükmünde kararname ve tüm kamudaki, kurumlardaki personelle çalıştık ama bir çorba kanun yaptık diyor. Diyor ki Bakan: “Gümrük Kanunu koyduk adını ama ben aynı zamanda Gümrük ve Ticaret Bakanıyım, ticaretle ilgili şeyler de var.” diyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Doğru tabii.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Ama baktığınız zaman kanuna, doğru, ticaretle ilgili şeyler var…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Gümrük ve Ticaret Bakanı değil mi?

HAYDAR AKAR (Devamla) - …halkı ilgilendiren şeylerden çok uzak duruyor. Esnafı ilgilendiren, sanatkârı ilgilendiren ve sokaktaki vatandaşı ilgilendiren olaylardan çok da…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Kooperatiflerle ilgili bir şey yok mu?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, doğru söylüyorsun.

Şimdi Sayın Bakan, konuşmanızda şunu söylüyorsunuz: “Gümrük kapılarında yap-işlet-devret modeli tutmuyor, artık yap-işlet-devreti de geçiyoruz.” diyorsunuz. Doğru, yap-işlet-devret değil, yap-işlet sadece, devret modeli tutmuyor. Yap-işlet.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yap-işlet, devretme!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Yani, gümrüğü alacaksınız, gümrüğün binasını yaptıracaksınız, yap-işlet ve ömür boyu artık onun olacak. E, siz niye varsınız ki? Siz niçin duruyorsunuz? Siz niçin hükûmetsiniz? Gümrükleri özele teslim ettiniz, fabrikaları özele teslim ettiniz; e, memleketi de özele teslim edin, böylece bu işten de kurtulmuş olursunuz. Başbakan da camdan aynı vatandaşı IMF borcuyla kandırdığı gibi “Dış borç yok.” dersiniz olur biter. Ne kadar güzel!

Şimdi Bakan diyor ki, bakın, isimlerini de vermiş: “Türkgözü, Pazarkule, Dereköy, Karkamış, Öncüpınar, Yayladağı, Akçakale gibi yap-işlet-devretle olası değil.” diyor. Bir de Sarp sınır kapısını yapmışlar, gittim gördüm. 5 milyonluk Gürcistan var karşısında, bu tarafta da 74 milyonluk bir ülke var. 74 milyonluk ülke tarafındaki araçlar altı saatlik, yedi saatlik konvoylar oluşturmuşlar, diğer tarafta da beş dakikada hallediyorsunuz işinizi. Burayı yeni yapmışlar. Vatandaş geliyor, nasıl biliyor musunuz, yaya geçerken yağmurun altında, karın altında evraklarını teslim etmek için uğraşıyor, diğer tarafta da aracından inmeden fotoğrafını çekiyor, fotoğrafını. Sizin getirdiğiniz nokta bu, ülkeyi.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Görmüyor musun ya, ihracat nasıl arttı, ithalat nasıl arttı?

HAYDAR AKAR (Devamla) - Şimdi, sayın milletvekilleri, Bakanlığın en önemli görevlerinden bir tanesi de kaçakçılık. Şimdi anlatacağım, kaçakçılık. Kaçakçılık nelere mal oluyor?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hizmetler nasıl arttı, gümrük nasıl çalışıyor? Beyannameyi veriyorsun elektronik ortamda…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Toplum sağlığı ve güvenliğine yansıyor, rekabetçi piyasa için tehdit oluşturuyor kaçakçılık. Evet, birçok insan piyasadaki kaçak ürünleri kullanıyor. Peki, tehdidin önlenmesi için ne yapmak gerekiyor? Ekonomik, mali ve siyasi tedbirler almak gerekiyor. Gümrük sahaları ve sınır kapıları önemli bir yer tutmaktadır bu tedbirleri alabilmek için. Bizim Suriye sınırında 877 kilometre, Irak sınırında 331 kilometre, İran’a da 454 kilometre sınırımız var. Aslında sınırımız yok, sayenizde sınırsız hâle geldi. Artık Türkiye Cumhuriyeti sınırsız bir şekilde herkesin girip çıkabileceği… Lazların adını kullanmak istemiyorum ama İstanbul’da adam öldürüyor, gidiyor Suriye’ye, yarattığınız Özgür Suriye Ordusu’nda sizin de verdiğiniz silahla orada savaşarak insanları katlediyor. Hiç sordunuz mu Sayın Bakan, bu Laz Ziya bu sınırdan nasıl geçti? “Pasaportla mı geçti, yoksa sizin Özgür Suriye Ordusu’na sağlamış olduğunuz imkânlarla mı geçti?” diye sormak gerekiyor diye düşünüyorum.

Şimdi, gümrük sahaları ve sınır kapılarını tutacak diyoruz ya, Sayın Bakanın ilindeki en büyük üretim kaynağı çay, değil mi?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – “Laz Ziya” deme, Artvin milletvekilini görmedin mi, alınıyor, “Laz Ziya” deme.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bunu bir bitireyim, müsaade et de çayı anlatayım.

Son dört yılda 15 bin ton çay kaçak olarak girmiş, yıllık çay üretimi 235 bin ton. Sadece kaçağın yıllık on katını aldığınızda, yıllık 150 bin ton çay yapar. Sayın Bakan, sen neyin Bakanısın Allah aşkına ya? Kendi memleketinin üretiminin bile ülkede kaçak satılmasına neden oluyorsunuz.

Burada şu soruyu sormak lazım arkadaşlar: Bu kaçak ürünler Türkiye’ye niye giriyor? Niye insanlar kaçak ürünlere rağbet ediyor? Eğer bu soruyu sorarsanız doğru projeler üretirsiniz Sayın Bakan. Bu soruyu sormazsanız yaptığınız işi, bu kanunu, diğer kanunlarda olduğu gibi beş defa daha getirirsiniz, bu kürsüde hep beraber konuşuruz. Eğer bu soruyu sorarsanız ÖTV’nin pahalılığı, KDV’nin yüksekliği ve dünyadaki rekor sahibi olduğunuz dolaylı vergilerin yüksekliğini göreceksiniz diyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akar.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz. On beş dakika süremiz; yarısı sorulara, yarısı cevaplara.

Buyurunuz Sayın Canalioğlu.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, eğitim süresi iki yıl olan ve bu sürede matematik, fizik, genel kimya, genel ekonomi, botanik, toprak bilgisi, tarımsal ekoloji, iklim bilgisi, bitki besleme ve gübreleme tekniği, yaş çay ürünü alım esasları, çay hastalık ve zararlıları, çay tarımı, çay analizleri ve çay teknolojisi gibi dersleri gören, kırk iş günü yani sekiz hafta meslek stajı yapma zorunluluğu olan meslek yüksekokulu mezunu çay eksperlerinin 5620 sayılı Yasa nedeniyle daimî istihdam edilmelerinin önü kapanmış ve mevsimlik işçi statüsünde dört ay gibi kısa sürelerde çalıştırılmaktadırlar. Karadeniz Bölgesi’nde 1 milyon kişinin geçim kaynağını oluşturan ve çok önemsediğimiz çay ürününün gelişmesi, elbette ki bu sektörün içinde bulunan vasıflı insanların da yer bulmasıyla mümkündür. Bu bağlamda, çay eksperleri lehine 5620 sayılı Kanun’da değişiklik yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canalioğlu.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, gümrük tasfiye işletmelerinde toplanan fazla mesai ücretlerinden işçilerin yararlandırılmadığı, fazla mesai yaptıkları hâlde yararlandırılmadıklarını gündeme getirmiştim. Siz de verdiğiniz cevapta “Mevzuat böyle; memurlara ve sözleşmeli personele veriliyor, işçilere verilmiyor.” demiştiniz. İnsanlar fazla mesai yapıyor, çalışıyor, o anda fiilen çalışmayana fazla mesai ücreti veriliyor, çalışana yok. Bunun Anayasa’nın 18’inci maddesindeki “Angarya yasaktır.” hükmüne aykırı olduğu açıktır. Buna aykırı mevzuatta bir değişiklik olacak mı, yoksa işçiler kaderine terk mi edilecektir? Çalışana emeğinin karşılığını verecek misiniz? Bunu soruyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, gümrüklerce müdahil olunan ceza davalarında, kaçak zannıyla yakalanan eşyalar ile kaçak eşya naklinde kullanılan araçlar için asliye ceza mahkemelerince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle, gümrüklerdeki kaçak ambarlarının dolduğu ve ciddi sıkıntıların yaşandığı belirtilmektedir. Bu konuda bir çözüm arayışınız var mı? Adalet Bakanlığı ile görüşerek bunun sadece kaçakçılara uygulanması yönünde bir çözüm bulunabilir mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ilerideki bölümlerde, 5607 sayılı Yasa’da, ciddi anlamda suç tanımlamasında değişiklikler yapılıyor. Bu yapılırken iki noktayı dikkatinize sunmak istiyorum.

Birincisi: Teşebbüs aşamasında kalan suçlara da tamamlanmış gibi ceza vermeyi, hukuka aykırı bir uygulamayı devam ettiriyorsunuz.

İkincisi: Hapis cezalarında alt ve üst sınır olmasına rağmen idari para cezalarında alt sınırı ortadan kaldırıyorsunuz. Bu yanlışlığın ne kadar ekonomik külfete neden olacağı konusunda bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kurt.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Afyon’da ve daha sonra 7-8 ilde birlikte alkol yasağı, içki içme yasağı valiler tarafından konuldu. En son Afyon’daki bu içki yasağının mahkeme tarafından kaldırıldığını basından öğrendik. Ama ne yazık ki, bu konuda, valilerin uygulama konusunda, çok ciddi, yasaya da uymayan, mahkeme kararlarına da uymayan yaklaşımlarının olduğunu gözlemliyoruz. Bu şekilde içki yasaklarının getirilmesini siz nasıl karşılıyorsunuz ve bir Bakan olarak, bunlarla ilgili bir uyarıda bulunmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, ben, dün de gündeme getirdim, geçtiğimiz günlerde Payas Belediyespor ile 44 Malatya Spor arasında bir maç oynandı. Bugün de 44 Malatya Spor’un Başkanı görüntüleri getirmişti. Görüntülere baktığımız zaman Türkiye’de nelerin yaşandığına insan şaşırıyor. Teknik direktörümüzün -44 Malatya Spor’un- 60 yaş üzerindeki Sayın İsmail Tekin’in üzerine polis ve saha komiseri saldırıyor. Bunların içerisinde muhtemelen hakemlerin de katkısı var. Saha komiseri Malatya Spor’lu futbolcuların üzerine saldırıyor, onları dövüyorlar. Güvenlik güçleri bu olayların tamamen içerisinde. Malatya Sporlu futbolcuların, seyircilerin dövülmesine, tartaklanmasına seyirci kaldıkları gibi, bu olayların içerisinde varlar. Hem hakem hakkında hem saha komiseri hakkında hem de bu güvenlik güçleri hakkında işlem yapılması düşünülüyor mu? Bu konuda Hükûmetin tavrı nedir? Bunu merak ediyorum hakikaten bir Malatya milletvekili olarak. Bu olayların da takipçisi olacağımızı, Malatya Spor’un da sahipsiz olmadığını bir kez daha belirtmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Evet, teşekkür ediyorum.

Bir defa, önce, dün burada sorulan sorular vardı -cevap verecektim- izninizle onlara cevap vereyim.

Sayın Aytun Çıray’ın, bu Cilvegözü Gümrük Kapısı’nda bidonlarla yakıt ticareti yapıldığına ilişkin bir iddiası olmuştu. Bunu incelettim. Bu kapılarda bidonlarla yakıt satışı yok; fotoğraflandırdım. Suriye’den Türkiye’ye girenler, beraberinde bazen zeytin bazen de zeytinyağı getiriyorlar. Bunların 1 bidon olması tolere ediliyor, 1 bidondan fazla olması hâlinde ya iade ediliyor ya da alıkonuluyor. Bunun ötesinde, o alanda, kesinlikle bidon veya başka bir biçimde akaryakıt satışı, ticareti söz konusu değil. Bunu cevap olarak ifade etmek isterim.

Gene, Akçakale Gümrük Kapısı’yla alakalı, çıkan yangınla bağlantılı olarak Türkiye’den tekrar Suriye’ye dönüş olup olmadığına ilişkin bir soru yöneltilmişti. Böyle bir bilgi, veri elimizde yok. Yangın da mültecilerin ikameti için tahsis edilen çadır kentte, Suriyeli bir ailenin çadırının olağan elektrik bağlantısı dışında kablo kullanması dolayısıyla meydana geldi ve sonuçta 3 çocuğun yaralandığı, maalesef bunlardan birisinin de hayatını kaybettiği bilgisini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bugün sorulan sorulara gelince, Sayın Canalioğlu, eğitim süresi iki yıl olan… Evet, bu çay eksperleri bölgede önemli bir sorun; her gittiğimizde, sizler gibi, bizim de önümüze düşüyor ama bir personel çalışmaları, personel politikamız var. Yani, bunlar burada çalışıyor diye bunları kadroya geçirelim demeyi gönül ister ama bir taraftan da kurumun ekonomik performansını da dikkate almak durumundayız yani kurum bunları ihtiyacı olmadığı sürelerde de çalıştırmak suretiyle ücret ödeme yükünü alırsa buna benzer talepte bulunanlar çoğalacak, bunu da taşımak mümkün değil. İnşallah ekonomimiz daha da büyür, bu insanların var olan bu mağduriyetini aşarız.

Sayın Acar… “Fazla mesai ücretlerinden niye işçiler yararlanmıyor?” Bir defa, şunu bilmelisiniz ki Gümrük ve Ticaret Bakanlığında işçi statüsünde çalışma yapan sadece Tasfiye Hizmetleri Genel Müdürlüğünde işçi statüsünde olan elemanlar, onların sayısı da 150’dir ve onlar İş Kanunu hükümlerine göre çalışıyor. Yani, bunların statüsü Gümrük Kanunu’nda veya 657 sayılı Kanun’a göre değil, İş Kanunu hükümlerine tabi. Dolayısıyla, o çerçevede hak ve yükümlülükleri, kendilerine yapılan ödenti İş Kanunu’na göre yapılıyor. Fazla mesai ücretleri ise, yine bilmektesiniz ki 4458 sayılı Gümrük Kanunu kapsamında ticaret erbabının mesai saatleri dışında işlemlerini yapması hâlinde ödediği ödentiler toplam ve bunların da nasıl dağıtılacağı ilgili ikinci düzenlemede belirtilmiştir.

Sayın Işık… “Ceza davalarında müdahil olan… Müdahillerin ifade ettiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda tashih depolarında binlerce ton veya binlerce sayıda kaçak ürün veya terk edilmiş ürün var, bunları nasıl tasfiye edeceksiniz?” İşte bu kanunun önemli düzenlemelerinden birisi de bu sorunları çözmektir. Herhâlde, siz dün, evvelsi gün geçen maddelere belki dikkat etmemiş olabilirsiniz. Biz tasfiyeyi hızlandırıyoruz iki aşamada da. Bunu daha evvel sizlerle paylaştık, tekrar etmemde herhâlde yarar var. Bunlardan birisi şu: Tasfiye edilecek hâle gelmiş veya terk edilmiş ya da kaçak iddiasıyla el konulmuş tütün ve tütün mamullerinin tasfiyesi derhâl, anında, hangi kurum yakalamışsa, jandarma, polis, sahil güvenlik veya gümrük muhafaza tutanağa bağlayacaklar. Bunlar satılmıyor, imha edilmek suretiyle bunların tasfiyesi sağlanıyor. Bunların tasfiyesi anında… Ve böylece, depolarımız bu tür ürünleri muhafaza etmekten arınmış olacak. Diğer ürünlere gelince, onların tasfiyesi de şu anki mevzuatımıza göre, dava açılana kadar hiçbir şey yapamıyorsunuz. Dava açıldığı tarihten itibaren bir yıl geçmiş olacak ki siz bu ürünlerle ilgili bir tasfiye sürecini başlatabilesiniz.  Dava açma süreci bazen bir buçuk iki yıl sürüyor. Araştırma gerekiyor, delil toplanıyor, keşif vesair ve prosedürler uzayınca iki üç yılı buluyor. Bu eşyaların birçoğu değer kaybına uğruyor ya da deforme oluyor. Getirdiğimiz düzenlemeyle, bu tür ürünlerin de el koyma tarihinden itibaren azami altı ay içerisinde tasfiyesini öngörüyoruz. İnşallah, bunları çözeceğiz. Tabii, hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasının hukuki anlamı var. Bıraktınız, nedir buradaki? Müsadere edilecek mi edilmeyecek mi? Hükmün açıklanması geriye bırakıldı, beş yıl o dava, o prosedür Ceza Usul Kanunu’na göre askıda kalıyor. Orada bir mülkiyet sorunu var. O mülkiyet sorunu da kendine özgü prosedür içerisinde çözümlendiğinde, o ürünün satışından elde edilen ve emanette bulunan…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sadece müsadere kararı alınamaz mı Sayın Bakan?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) -  O yargısal bir sorun. Sanırım -o işlem süreçlerini tam, net bilmiyorum ama- herhâlde bir müsadere yöntemiyle o süreç çözülecek.

Sayın Kurt diyor ki: “5607 sayılı Yasa’da teşebbüs olarak nitelenen suçlar var. Suçun bir tamamlanmış hâli var, bir de teşebbüs hâli var.  Bu ayrımı yapmıyorsunuz.” Doğru, idari para cezalarında, kabahatlerde şeklî suçlar var. Şeklî suçlarda sonuca bakarsınız, o sonuç ortaya çıkmışsa şeklen o suç gerçekleşmiş sayılır, yaptırım uygularsınız ama cürüm olan suçlara teşebbüs var veya suçun tamamlanması hâli var. Burada bizim düzenlemesini yaptığımız daha çok idari yaptırım öngördüğümüz fiiller olduğu için burada bir teşebbüs hâli yok, yaptırım fiil gerçekleşmişse uygulanacak.

“Burada alt sınır niye yok?” deniyor. Doğru, alt sınır yok, üst sınır yok çünkü  idarenin alt ve üst sınır öngörülerek idari yaptırım uygulaması hâlinde “Niçin şunun için alt sınırı, orta noktayı  uyguladınız, şunun için tavan uyguladınız?” Bu, yargı konusu oluyor. Yargı, genelde, alt ve üst sınırı belirlenmiş alanlar içerisinde idari yaptırım uygulanması hâlinde idarenin takdirini sorguluyor. Bu defa da birçok işlem iptalle sonuçlanıyor. Böyle bir şeyle karşılaşmamak için alt, üst sınır öngörülmemiş.

Efendim, Sayın Yılmaz: “Afyon’da ve bazı illerde valiler alkolle ilgili yasaklama getirdi. Görüşünüz nedir?” Yani ben bunun boyutunu bilmiyorum ama şu: Biliyorsunuz, bizim Anayasa’mız ailenin ve gençlerin korunmasını esas alır, yani sosyal bakışı son derece önemli. Dolayısıyla, özellikle çocukları, küçükleri ve aile bireylerini bu tür alışkanlık sağlayan ürünlerin kullanılmasından devletin koruyucu önlemler alması gerekir ama hiçbir zaman bir yerde, bir bölgede küçük de olsa bu tür ürünleri kullanacak olan insanların kullanımını yasaklayamaz. Yani benim, Afyon genelinde veya diğer sözünü ettiğiniz illerde bir mülki amirin veya başka bir makamın bir ürünün kullanılmasını, tüketilmesini genel, yaygın şekilde yasakladığına ilişkin bir bilgim yok. Şayet, bu şekilde bir yasaklama varsa bu, hukuk dışıdır, zaten yargı müdahale eder, onu iptal eder.

Sayın Ağbaba Malatya Spor’la alakalı, bağlantılı polis veya emniyet mensuplarının davranışından söz etti. Doğru, yani kamu görevlileri elbette ki görev ve yetkilerini kullanırken bireyin hukukunu göz önünde bulundurmak zorunda, özenle davranmak zorunda. Bu tür görüntüleri görünce hepimiz üzülüyoruz ama insanlar da o tür olaylarla karşılaştığında görev ve yetkilerinin sınırlarını tayin etme noktasında herhâlde biraz duraksamada kalıyorlar. Temenni ediyorum ki bu ve buna benzer olaylar yaşanmaz.

Hepinize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, üçüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o maddeler üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

48’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 48’inci maddesinin ikinci paragrafındaki “seçimden en az altı ay” ifadesinin “yapılacak seçimlerden en az altı ay” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Ali Serindağ                     Malik Ecder Özdemir

                 İstanbul                                  Gaziantep                                    Sivas

       Birgül Ayman Güler                      Kazım Kurt                           Mehmet Şeker

                    İzmir                                    Eskişehir                                 Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Şeker, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; dünyayı iyi okuyamazsanız ülkenizin geleceğiyle ilgili iyi şeylere ulaşmanız maalesef güç olur.

1940’lı yılların sonunda, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra emperyalist ülkeler dediler ki “Artık silahla değil sermaye ihracıyla gideceğiz.” ve 2000 yıllarının başına kadar da tüm dünyayı böylece soydular. Sonra kibarlık olsun diye onlara “G-7”, “G-8”, “G-20” isimlerini taktık ama bu “G-8” dediğimiz ülkelerin hepsi bu işlemleri yaptılar. Neyle yaptılar? 2000 yılından sonra karar aldılar, “Artık IMF ve Dünya Bankasını da devre dışı bırakacağız.” dediler, ülkelerin bankalarına ortak oldular, çok uluslu şirketlerle şirketlerine ortak olarak işlemleri yapmaya başladılar ve tabii, bunun yanında üretimle ilgili, ülkenin içerisine soktukları malzemelerle ilgili de kendi kazançlarını ve gelirlerini elde ettiler.

Sayın Bakanım, ben ilk milletvekili olduğum zaman Gaziantep’te bir araştırma yapılmıştı, güney illerini ilgilendiren bir araştırmaydı, bu araştırmada, sigara ve alkol tüketimi bu illerde yüzde 25 azalmıştı. Bir hekim olarak dikkatimi çekti. İnsanların birdenbire yüzde 25 sigarayı ve alkolü bırakması çok ilginç gelmişti bana. Bununla ilgili bir araştırma yaptım, soru önergesi olarak da gündeme getirdim. Araştırdık ve o bölgede sigara kaçakçılığının had safhada olduğu, bizim 7 liraya, 8 liraya sattığımız sigaraların oralarda 3 liraya satıldığını, yarı fiyatına satıldığı için sigara ve alkol tüketiminin o bölgede yüzde 25 azalma değil, yüzde 25’in kaçak olduğunun farkına vardık. Bununla ilgili Bakanlık da girişimlerde bulundu, ama maalesef bu sorun çözülemedi; hâlâ o bölgede sigara, çay, kahve kaçakçılığı devam etmektedir. Son olarak da Suriye’den -bu sınırların denetimi olmadığı için- anormal derecede zeytinyağı, küçükbaş hayvan Türkiye’ye girmektedir. Bizim üreticilerimiz 5 liraya, 6 liraya zeytinyağını satamazken, oradan zeytinyağı 3 liraya gelmekte. Yine, küçükbaş hayvanlar 150 liraya, 125 liraya, en fazla 200 liraya gelip, yakalanan bir kısmı da orada alıkonulmaktadır. Bu kadar anormal derecede bir kaçakçılığın olduğu bir bölge burası.

Yine -Sayın Bakanım, siz de cevap verdiniz, basında sizin cevabınızı da okudum ben- bu bölgede ciddi şekilde silah kaçakçılığı da yapılmakta. Bundan iki yıl önce, bir ocak ayıydı, sınırı geçerken Kilis Sınır Kapısı’nda silahlı bir araç yakalandı. Bu silahlı aracın içerisinde birçok silah ve mühimmat vardı. Bunlarla ilgili “Hangi ülkeden geliyor, bunlar nereye gidiyor?” diye sorduk. Cevap şuydu: Yetkililer bunların Gürbulak Sınır Kapısı’ndan girdiğini ve 10 tane ili geçerek Kilis’ten Suriye’ye gittiğini iddia ettiler. Suriye’de kime gidiyordu? Bu silahlar ne malıydı, kimlere gidiyordu? Bununla ilgili bir açıklama olmadı. Sonra İçişleri Bakanlığının bir açıklaması oldu; o zaman Sayın Bakan İdris Naim Şahin’di: ”Bu silahlar İran’dan yüklenmiştir, Suriye’ye gitmiştir. Son yakalanan 6 tırdaki malzeme de bomba ve silah yapımında kullanılan mühimmattır. Bunlar da Genelkurmay, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, TÜBİTAK aracılığıyla incelenmiştir; böyle olduğuna karar verilmiştir, Kara Kuvvetleri Komutanlığına devredilmiştir.” denilmiştir ama maalesef bunlarla ilgili bize doyurucu bilgi verilmedi. Bu silahlar ne malıydı, kime gidiyordu, kim bunu organize ediyordu, hangi ülkeden hangi ülkeye gidiyordu? Bunlarla ilgili çok ciddi açıklama maalesef yapılmadı.

Suriye sınırı özellikle son zamanlarda korkunç şekilde kaçakçılığın, silah kaçakçılığının olduğu, insanların girip çıktığı bir yer hâline geldi. Bununla ilgili maalesef şu anda da hiçbir tedbir alınmamış durumda. İnsanların çok rahat girmesinden dolayı -Sağlık Bakanlığı yetkilileri çok iyi bilir- o bölgede kızamık vakası, hatta bizim bölgemizde hiç görülmeyen Şark çıbanı vakalarında da artış olmaya başladı, çünkü biz bu denetimi tamamen kaybettik, bu sınırda denetimlerimizi kaybettik.

Sayın Bakanım, sizden ricam şu: Suriye sınırında yakalanan 6 tane tırdaki silahlar hangi ülkeden geliyordu, hangi ülkeye gidiyordu? Bu silahların menşesi neydi? Suriye’ye mi gidiyordu, Özgür Suriye Ordusu’na mı gidiyordu? Bunlarla ilgili bilgi verirseniz ve kamuoyunu aydınlatırsanız çok sevineceğiz.

Teşekkür eder, saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz  Sayın Şeker.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 48’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde 48 kabul edilmiştir.

49’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra Sayılı Tasarı’nın çerçeve 49’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Mehmet Ali Susam                      Osman Aydın

                 İstanbul                                      İzmir                                       Aydın

                            Ramazan Kerim Özkan                     Kazım Kurt

                                         Burdur                                   Eskişehir

“Madde 49- 5174 sayılı Kanunun 100’üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.”

“Madde 100- Odalar, borsalar, birlik ve bunların bağlı ve ilgili kuruluşları 26.09.2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre bağımsız denetime tabidir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 49 uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                          Özcan Yeniçeri                    Ahmet Duran Bulut

                  Manisa                                    Ankara                                   Balıkesir

           Necati Özensoy                        Mehmet Günal                             Alim Işık

                   Bursa                                     Antalya                                   Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 49’uncu maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz bu tasarıda yer alan maddenin tasarı metninden çıkarılmasını öngörmektedir. Neden derseniz, bu madde 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun “Denetim” başlıklı 100’üncü maddesinde yeni düzenlemeler getiriyor. Mevcut uygulamadaki hâliyle bu madde “Odalar, borsalar, Birlik ve bunların bağlı ve ilgili kuruluşları, Bakanlığın denetimine tabidir.” şeklindedir. Şimdi, Bakanlık 2004 yılında kendi Hükûmetleri döneminde çıkardıkları bu düzenlemedeki hükmü yetersiz buluyor; getirdiği yeni düzenlemeyle denetimin nasıl yapılacağını, bir yönetmelikle düzenlenebilecek hükümleri kanun hükmü hâline getiriyor. Bununla da yetinmiyor, diyor ki: “Denetleyeceğimiz oda, birlik veya borsanın personelini müfettiş uygun görürse görevden el çektiririz, denetim bitimine kadar bunu görevden alırız. Dolayısıyla -bu arada zaten seçimler de yaklaşmış- seçim öncesi iktidar aleyhine veya uygulamalar aleyhine herhangi bir ses çıkması hâlinde boyunun ölçüsünü ona gösteririz.”

Değerli milletvekilleri, bir demokratik ülkede bunlar olmaz. Şimdiye kadar odalar ve borsalarla ilgili hangi denetimde hangi sorunlar çıktı da sizin çıkardığınız kanun size yetersiz kaldı, şimdi bu düzenlemeyi getiriyorsunuz? Buradan da TOBB yetkililerine seslenmek istiyorum. Bu düzenlemeye sesini çıkaramayan odalar, borsalar ve Birlik yöneticileri bundan sonra çıkıp da herhangi bir konuda şikâyet etmemelidirler, edememelidirler. Dolayısıyla, bu düzenleme tamamen bir meslek örgütü konumunda olan Odalar ve Borsalar Birliğinin çalışmasını engelleyecek ve iktidarın emrine amade bir sivil toplum kuruluşu hâline dönüştürecektir. Bunun burada yeri olmadığını düşünüyoruz. İnanıyorum ki bu düzenlemeyi yüce Kurulun siz değerli üyeleri de haksız buluyorsunuzdur.

Bir de bu düzenlemede “Verilen talimatlara yönetimler uymak zorundadır.” diye bir fıkra eklenmiş. Şimdi, bu talimat nedir? Bu talimatı kim verecek, nasıl verecek? Sayın Başbakanın televizyondan TOBB yöneticilerine gönderdiği bir mesaj talimat olarak mı kabul edilecek ve bunun gereği nasıl yapılacak? Böyle bir düzenleme bu Meclise yakışmıyor. Talimatla bu ülkede, eğer, sivil toplum kuruluşlarını Hükûmet yönetmeye kalkarsa, o sivil toplum kuruluşlarını kapatsın daha iyidir diyorum. Onun için bu madde son derece ağır hükümler içeren bir madde ve mutlaka tasarı metninden çıkartılması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle Sayın Başbakanın 2008 yılında bir AKP grup toplantısında açıkladığı ve tutarının 36 milyar dolara ulaştığını ifade ettiği petrol kaçaklarıyla ilgili şimdiye kadar Hükûmetin ne yaptığını, bu kaçakların ne kadarını devlet hazinesine gelir kaydettiğini ve yıllık bundan dolayı ne kadar hazinenin gelir elde ettiğini öğrenmek istiyoruz. O günden bu güne bu kaçaklar artmış mıdır, azalmış mıdır? Arttıysa, bu kaçaklar PKK terör örgütünün beslenmesinde ne derece etkili olmuştur? Bununla ilgili Sayın Bakanın bir açıklama yapmasında büyük yarar olduğunu düşünüyorum. Kimler hakkında bugüne kadar ne gibi işlemler yapılmış ve Müfettişlerin raporlara geçirdiği “Devlet kurumlarından yeterli bilgi alınamamaktadır.” ibarelerinin gereği yapılmış mıdır? Yapıldıysa, bugün bu kaçakçılık hangi noktaya gelmiştir? Bunun açıklanmasında yarar olduğunu düşünüyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyor, önergemize desteğinizi bekliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Önergeyi oylarınıza…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika veriyorum.

                                                                       

 

Kapanma saati: 17.59


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Kütahya Milletvekili Alim Işık ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

49’uncu madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra Sayılı Tasarı’nın çerçeve 49’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                            Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

“Madde 49- 5174 sayılı Kanunun 100’üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.”

“Madde 100- Odalar, borsalar, birlik ve bunların bağlı ve ilgili kuruluşları 26.09.2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre bağımsız denetime tabidir.”

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.              

BAŞKAN – Sayın Susam, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önergenin gerekçelerini sizlerle bir kez daha paylaşmak istiyorum.

Az önce, Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşan arkadaşımızın da belirttiği gibi, eski hâli çok net bir şekilde “Odalar ve Borsalar Birliğinin ilgili kuruluşları Bakanlık denetimine tabidir.” şeklindeki… Yine, bu, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin çıkardığı kanunla bu şekildeydi ama o kanun daha sonra bugün değiştirilmek isteniyor. Yerine konulan madde, mevcudu ileriye götürmüyor, eski hâli neydi bir daha hatırlatalım: Eskiden bu kurumlar denetlendiğinde, tutulan müfettiş raporları Bakana sunulur; Bakan eğer o raporlarda suç unsuru görüyorsa savcılığa sevk eder, savcılık bu raporda -kendisi için- dava açılması gereğini görüyorsa davayı açar ve dava sonucunda karar verilirdi. Bu, adalet mekanizması içerisinde yöneticiler açısından adil bir yargılama sistemiyle sonuç alınmasıydı.

Şimdi, ne yapacaksınız: Müfettiş raporu Bakana sunulacak, Bakan gerekli gördüğünde -zaten diğer çalışanlarını anında görevden alabiliyor- yönetime seçilmiş insanları, iki ay içerisinde mahkemeden sonuç alarak görevden alabiliyor. Peki, bu mahkeme nasıl işleyecek? “İki ay içerisinde basit usulde yargılama” dediğimiz sistem nedir? Bakacağı şey, müfettiş raporudur. Bu mahkemelerin yoğunluğunda başka bir şansı var mıdır iki ay içerisinde karar verebilmesi için? Bu anlamıyla, siyasete ciddi bir şekilde bu kurumlar üzerinde bir baskı gücü oluşturan olaydır.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda, az önce bir soru soruldu “TOBB niye bu konuda sessiz kalıyor?” diye. Gerçekten bu, hepimizin sorması gereken bir sorudur. Razı olduğu, bunu demokratik bulduğu için mi susuyor, yoksa konuşmaktan çekindiği için mi susuyor? Bu konuda, Sayın Bakana bir şey söylemek istiyorum: Sayın Bakanım, bir ülkenin ekonomisinin gelişmesinde bir iktidarın o ekonomik aktörlere kredi vermesi, teşvik vermesi, vizyon vermesi önemlidir, o ülkeyi kalkındırır ama girişimci için, sanayici için, tüccar için en vazgeçilmez şey, sermayenin ve teşviklerin de ötesinde doğru, dürüst ve hukuki altyapısı olan bir girişimci ortamıdır. Eğer adil ve demokratik bir girişim ortamı yoksa, o ülkenin ekonomisinde büyük gelişme ve kalkınmayı sağlayamazsınız. Onun için, meslek örgütlerinin demokratik ortamı sağlamasında hassasiyetle davranmamız lazım.

Peki, biz ne öneriyoruz? Nasıl bir durum öneriyoruz? Önerdiğimiz şey, sizin kanun hükmünde kararnameyle çıkardığınız bir denetim mekanizmasını öneriyoruz, siz çıkardınız bu denetim mekanizmasını. Bu konuda, bu denetim mekanizması ne getiriyor? Bu denetim mekanizması, çağdaş bir denetimi getiriyor. Bu denetim mekanizmasının, bu anlamıyla, bakanlıkları reddeden bir anlayışı da yok. Örneğin, bu anlamıyla bu denetimlerde tüm bakanlıkların desteğini alabiliyor ama en önemli konu, bu konuda denetimin sonucunda doğan sorumluluk. Bakın, bunu size okumak istiyorum Sayın Bakan: “Bağımsız denetim kuruluşları ve bağımsız denetçiler, denetledikleri finansal tablo, bilgi ve raporlara ilişkin olarak hazırladıkları bağımsız denetim raporlarının denetim standartlarına aykırı olması ile ilgili bu raporlardaki yanlış, eksik ve yanıltıcı bilgi ve kanaatler nedeniyle doğabilecek zararlardan hukuken sorumludurlar.” yani hukuki bir sorumluk veriyor. Bu konuyu konuşurken, bu öneriyi getirirken de yıllarca devlette görev yapmış Grup Başkan Vekilimiz Sayın Akif Hamzaçebi’yle konuştuk. Ondan, bu konuda en doğrusunu yapabileceğimiz önerileri almaya gayret ettik ve çıkan sonuç budur. Buna, sizin “Katılmıyoruz.” demenizi, Türk demokrasisi ve Türk ekonomik hayatı için doğru bulmuyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Susam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

49’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

50’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

52’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Tasarı’nın 52’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Akif Hamzaçebi                 Ferit Mevlüt Aslanoğlu                     İzzet Çetin

                 İstanbul                                   İstanbul                                    Ankara

              Müslim Sarı                             Kazım Kurt                      Aydın Ağan Ayaydın

                 İstanbul                                  Eskişehir                                  İstanbul

"Madde 52 - 08/03/2007 tarihli ve 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                          Özcan Yeniçeri                    Ahmet Duran Bulut

                  Manisa                                    Ankara                                   Balıkesir

           Necati Özensoy                        Mehmet Günal                             Alim Işık

                   Bursa                                     Antalya                                   Kütahya

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Bu madde ile 5597 sayılı Yurtdışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda değişiklik öngörmektedir. Seyahat etmek isteyen tüm vatandaşlarımız için âdeta bir haraç durumuna dönüşen yurtdışı çıkış harcı devletin kendi vatandaşına vize uygulaması anlamına gelmektedir. Hükûmet bir yandan vizeleri kaldırdıkları ülkelerin sayısıyla övünürken kendi eliyle vatandaşlarımızın seyahat özgürlüğünü kısıtlaması büyük bir çelişkidir. Bu hâliyle yurtdışı çıkış harcı Anayasaya aykırı bir uygulamadır.

Dünya üzerinde birkaç ülke dışında uygulama alanı kalmayan ve çağdışı bir uygulama olan yurt dışına çıkış harcının bir an önce kaldırılması gerekirken tasarıdaki bu madde yurtdışı çıkış harçlarının devam ettirilmesi yönünde bir hüküm içermektedir. Tasarıda Bakanlar Kuruluna verilen yetki göstermelik ve uygulama alanı bulmayacak bir düzenlemedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Tasarı'nın 52'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                           Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) ve arkadaşları

“Madde 52- 08/03/2007 tarihli ve 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır."

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz, yurt dışı çıkış harcının tamamen sistemden çıkarılmasını önermektedir. Yani sadece bu maddenin tasarıdan çıkarılması değil, aynı zamanda yurt dışı çıkış harcının tamamen yürürlükten kaldırılmasını önermektedir.

Şimdi, bir kere, yurt dışı çıkış harcı, harcın tanımına uygun bir vergi veya benzeri bir düzenleme değildir. Harç, devletin sunmuş olduğu bir kısım, birtakım hizmetler karşılığında vatandaşın bu hizmete katılma bedeli olarak ödediği tutardır, harç buna denir. Yurt dışı çıkış harcında devletin sunmuş olduğu herhangi bir hizmet yoktur. Birinci olarak bu şekilde bir terslik, aykırılık vardır.

İkincisi: Anayasa, seyahat özgürlüğünü güvence altına almıştır. Yurt dışına çıkarken “Sen yurt dışı çıkış harcını ödemedin, o nedenle yurt dışına çıkamazsın.” demek, Anayasa’nın seyahat özgürlüğü güvencesine, bunu güvence altına alan düzenlemesine aykırıdır. Hükûmetlerin yurt dışına çıkanlardan harç alma yönünde bir merakı vardır. Zaman zaman bu merak nüksediyor.

Yurt dışı çıkış harcı ilk olarak 1963 yılında sistemimize girmiştir. O zaman “dış seyahat harcamaları vergisi” adıyla, Türkiye'den yurt dışına çıkan herkes bu vergiyi ödemekle yükümlü tutulmuştur. Uzun yıllar bu vergi uygulandı, sonra bunun verimsiz olduğu anlaşıldı ve kaldırıldı. Rahmetli Turgut Özal Başbakan olunca “Toplu Konut Fonu” adı altında bir uygulamayla, yurt dışına çıkanlardan bir ödeme yapılmasını zorunlu kıldı. Bunun da başarısız olduğu, verimli bir uygulama olmadığı ve modern Türkiye imajına ters olduğu anlaşıldı ve yürürlükten kaldırıldı. 2001 yılında o zamanki hükûmet tekrar bunu getirdi. “Yurt dışına çıkanlardan 50 Amerikan doları karşılığı harç alınır.” dedi. Uygulanmaya başladı. Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri göreve geldi. 2007 yılında bir değişiklik yapıldı. O zamanki hükûmet, o zamanki bakan tasarıyı getirdi, yasalaştı, yürürlüğe girdi. 50 dolarlık harcı 15 liraya indirdiler ve uygulamayı daimi kıldılar yani daha kurumsallaştırdılar. Hatta 15 lirayı savunurken “Biz istisnaları da kaldırıyoruz, herkesten bu harcı alacağız, daha çok para toplayacağız.” Uygulama öyle olmadı, uygulama fiyaskoyla sonuçlandı.

Rakamları vereyim size: 2006 yılında bu harcın hasılatı 102 milyon TL’ydi, 2007 yılında çıkan kanunla 2007 yılı hasılatı 58,8 milyon TL’ye düştü. Şu andaki hasılat da, 2002 yılı hasılatı, 67 milyon TL. Bu harcın ilk uygulama yılını takip eden yıldaki hasılat ise 61 milyon TL. Yani on yıl sonra Hükûmet on yıl önceki hasılatı elde ediyor. Verimli bir uygulama değil.

Burada bir hüküm daha var: Kimden yurt dışı harcı alınmayacağına Bakanlar Kurulu karar verecek. Bakanlar Kurulu diyecek ki: “Ahmet bu harcı ödemesin, Mehmet bu harcı ödemesin.” Böyle bir yetki olur mu değerli milletvekilleri? Anayasa’nın eşitlik ilkesi var, verginin genelliği ilkesi var, Anayasa’nın birçok ilkesi var, bu ilkeleri bir kenara atalım… Akıl var, mantık var, sağduyu var, Bakanlar Kuruluna böyle bir yetki verilebilir mi mevcut anayasal sistemimiz içerisinde? Bu kadar şahsi, bu kadar subjektif, kötü niyetli uygulamalara müsait bir yetki Bakanlar Kuruluna verilemez. Bu verginin yürürlükten kaldırılması gerekir.

Bir yandan Avrupa Birliğine girmek gibi bir hedefi önümüze koymuşuz… Avrupa Birliğinden sorumlu Bakanımız da burada. Yani, yurt dışına çıkan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından yurt dışı çıkış harcı almak Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışıyor mu? “Bu harcı ödemeden yurt dışına çıkamazsın.” demek, Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışıyor mu? Avrupa Birliğine tam üyeliğe aday bir Türkiye Cumhuriyeti’nin, kendi vatandaşlarını “Harç almadan seni yurt dışına bırakmam.” şeklinde bir uygulamaya tabi tutmasına hakkı varmıdır, doğru mudur? Yanlış.

Gelin, bu uygulamayı tamamen yürürlükten kaldıralım. Hasılatı da bu verginin verimsiz olduğunu gösteriyor. Rakamlar devletin elindedir. Giderek düşen bir hasılat vardır. Demek ki uygulama da verimli değil. Gelin, hep beraber bunu kaldıralım.

Biliyorum, hepiniz bana hak verdiniz ama şimdi Sayın Bakana ve grup başkan vekilinize bakacaksınız, ona göre el kaldıracaksınız. İnşallah ileride kaldırırız.

Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

52’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 52’nci madde kabul edilmiştir.

53’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

437 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı’nın 53’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Sırrı Süreyya Önder                        Erol Dora                             Hasip Kaplan

                 İstanbul                                    Mardin                                     Şırnak

                                   İdris Baluken                            Pervin Buldan

                                         Bingöl                                         Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maddeyle ilgili verdiğimiz önerge kaçak akaryakıtla ilgili.

Size iki şeyi ifade etmek istiyorum: Birisi, Şırnak sınır ili (Uludere) Roboski’de 34 yurttaşımız, 50 lira-100 lira kazanmak için sınır ötesinden 1 bidon mazot nedeniyle F-16 uçakları tarafından bombalandı, öldürüldü. Bir Meclis araştırması alt komisyonu İnsan Hakları Komisyonunda kuruldu ama ne yazık ki “vur” emrini kimin verdiği, Heron’ları kimin tespit ettiği, hangi kademenin değerlendirdiği, kimin verdiği, kimin ateş ettiği, hiçbir şey tespit edilmeden ve hiçbir makam, Genelkurmay dâhil, Millî Savunma Bakanlığı bilgi vermeden, bu bilgisizlik içinde “Kasıt yoktur.” diye bu soruşturmanın kapatılması, delillerin karartılması… 34 cana kasteden, insanlık suçu işleyen, 34 defa ağır müebbet gerektiren bu vahim olayda, maalesef, Meclis, AK PARTİ çoğunluk grubu, üyeleri imza atarak sınıfta kalmışlardır. Tarih bunu yazacak ama biz bunu tarihe bırakmayacağımızı açıkça ifade ediyoruz.

O anaların çığlıkları sabah Meclis kapısının önündeydi ve nüfus cüzdanlarını attılar, dediler: “Bu nerenin cüzdanıdır? Nerenin yurttaşlığıdır?” Siz faili bulamıyorsunuz, size bilgi verilmiyor, Meclisin iradesini tanımıyorlar. Özel ağır ceza mahkemesi “gizli bir soruşturma”,  Genelkurmay “gizlidir” diyor, yargı ve yürütmenin bürokrasisinin kıskacında Meclis devre dışı bırakılıyor ve siz de “Kasıt yoktur.” diye bir rapor vererek maalesef bu olayı örtbas ediyorsunuz.

Bunun tartışması çok sürecek, insan hakları, hukuk, adalet, vicdan terazisinde failler bulunup yargıya çıkarılana kadar çok konuşulacak ama umarım ki bu daha uzun bir zamana yayılmadan bu konuda adımlar atılır; Hükûmet, bu acı karşısında, bir biçimde ailelerle bağ kurar, bir biçimde bir başka adım atar ve bu çözüm sürecine katkı sunacak yeni bir adım atar.

Bunu niçin söyledim? Bu, Bakanlığın verdiği verilerdir arkadaşlar, sınırdaki akaryakıt kaçakçılıklarıyla ilgili. En çok kaçakçılığın yapıldığı yer İstanbul. Niye? Denizden grostonlarla yapıyorlar kaçakçılığı. Şırnak, bakın, en düşük sıralarda, 33. Peki, tankerlerin üzerine, F-16 uçakları grostonların üzerine bombalar yağdırıyor mu? Hayır. O zaman burada bir şaşılık var.

Bir şey daha söyleyeyim. Gümrük Kanunu’nu tartışıyoruz. Peki, öyleyse, 1995 yılından beri gümrük birliğiyle biz prangayı ayağımıza vurduk, durmadan haraç ödüyoruz. Köklü değişiklikler düşünüyorsanız, serbest ticaret sözleşmeleriyle yükümlülük altına soktuğunuz Türkiye’nin gelin bu durumunu düzeltin. Bunu düzeltin, doğrusu budur ama bunu yapamıyorsunuz. 1995’ten beri, Avrupa Birliği bir ülkeyle serbest ticaret sözleşmesi yapınca Türkiye’nin de yapması gerekiyor. Şimdi Avrupa Birliği ABD’yle bu sözleşmeyi yapacak, Türkiye cenderenin altına girecek. Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülke olmadığı için fazladan vergi ödüyor.

Bakın, bütün bunların ötesinde, şu resme iyi bakın. Şu haracı görüyor musunuz arkadaşlar? Haraç pulu, haraç. Bu, yurt dışı çıkış pulu. Tümü üzerinde konuşurken de söylemiştim, bu haraç Konut Fonu için bir dönem için konuldu, ömürbillah konulmadı bu. Bu haracı kaldırın, bu pullarla dolaşmasın vatandaşlarımız. Bu pulları, bu haracı kaldırırsanız milletin hayır duasını alırsınız. Bugün bu yasa görüşülürken -“harç pulu” yazıyor üstünde, haraç pulu- bunu kaldırın. Bu çağrımız samimidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

53’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler... 53’üncü madde kabul edilmiştir.

54’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 54 üncü maddesinin 10 uncu fıkrasındaki "iki yıldan beş yıla" ibaresinin "üç yıldan altı yıla" şeklinde, "yirmibin güne" ibaresinin "otuzbin güne" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                          Özcan Yeniçeri                    Ahmet Duran Bulut

                  Manisa                                    Ankara                                   Balıkesir

           Necati Özensoy                        Mehmet Günal                             Alim Işık

                   Bursa                                     Antalya                                   Kütahya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra Sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 54. Maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin 11 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                     İzzet Çetin                              Kazım Kurt

                 İstanbul                                    Ankara                                   Eskişehir        

                                 Müslim Sarı                            Mehmet Ali Susam

                                    İstanbul                                           İzmir

“Akredite laboratuar analiz sonucuna göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenen seviyede ulusal marker içermeyen ve yasal yollarla Türkiye'de serbest dolaşıma girdiği başka belge ve bilgiler ile tevsik edilemeyen veya menşei belli olmayan akaryakıtı; üreten, satışa arz eden, satan, bulunduran, bu özelliğini bilerek ticari amaçla satın alan, taşıyan veya saklayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

437 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı'nın 54'üncü maddesinin 5607 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinin (1)'inci fıkrasını düzenlemeyi öngören metnin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Sırrı Süreyya Önder                        Erol Dora                             İdris Baluken

                 İstanbul                                    Mardin                                     Bingöl

                                      Hasip Kaplan                          Pervin Buldan

                                            Şırnak                                        Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kaçakçılık suçlarını düzenleyen bu değişiklik özellikle Türkiye’deki Kürtlerin yoğun yaşadığı illerin sınır bölgelerinde yaşayan yurttaşların reel durumunu görmezden gelen ve alternatif geçim kaynaklarının olmadığı gerçeğini göz ardı eden bir noktadadır. Sınır bölgelerinde ticareti yapılan ve yasal olarak “suç” sayılan bu fiillerin esasında orada, resmî devlet politikaları sonucunda halkın zorunlu kılındığı bir durum olduğu gerçeği bugün kamuoyunca da bilinmektedir. Bu faaliyetlere ilişkin cezai düzenlemeler yapılırken toplumsal gerçeklik ve koşullar göz önünde bulundurulmamıştır. Değişiklik ile ortaya çıkacak ek mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra Sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 54. Maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin 11 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                           Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

“Akredite laboratuar analiz sonucuna göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenen seviyede ulusal marker içermeyen ve yasal yollarla Türkiye’de serbest dolaşıma girdiği başka belge ve bilgiler ile tevsik edilemeyen veya menşei belli olmayan akaryakıtı; üreten, satışa arz eden, satan, bulunduran, bu özelliğini bilerek ticari amaçla satın alan, taşıyan veya saklayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Susam, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanunla ilgili, kaçakçılığı ortadan kaldırmaya yönelik tedbirler alma amacının hayata geçebilmesi için bazı şeyleri çok net ortaya koymak lazım.

Şimdi, vergiler konusunu az önce söyledim ancak başka sorunlar da var. Mesela, 1 Nisanda tütün ve alkol satan iş yerlerinin ruhsat uzatma süresi bitiyor. Şu ana kadar bu işletmelerden ruhsat alabilenlerin sayısı toplamın yüzde 35’i. 112 bin yer bu ruhsatı alamamış durumda. Bakan diyebilir ki: “Bu kurum bana bağlı değil, Tarım Orman Bakanlığına bağlı.” Bu kurumun ayrıca başka sorunları var. Bu kurumun yasal durumu boşlukta şu an. Bunun düzenlemesi de yapılmamış durumda.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Öyle bir kurum yok! Öyle bir kurum yok!

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Öyle bir kurum olmadığını Mevlüt Bey söylüyor.

Ama bu kurum şunu yaptı: Eskiden bu satışı yapan işletmelerin, esnaf dükkânlarının ruhsatları odalar tarafından verilirdi ve odalar bu ruhsat  sürelerini takip eder, çağırır, en uygun şekilde bunları verirdi. Şimdi, TAPDK’tan ruhsat almak belinden su almaya döndü ve bundan dolayı esnaf gidip Tütün  ve Alkol Piyasası  Düzenleme Kurulunun yetkilendirdiği yerlerden ruhsat alamıyor. Bir örnek vereyim: Diyelim kuru kahveci -açış ruhsatında kuru kahveci yazan- gitti, “Sen kuru kahvecisin, sen alkol satamazsın, sigara satamazsın.” diyor. Öyle bir anlayış olur mu arkadaşım? Yıllardır kuru kahvecilerin alkol sattığı, sigara sattığı bilinen bir gerçek değil mi? Bu kadar zorluk çıkarmak, alınan harçları, yıllık ödeme harçlarını çok yüksek noktaya çıkardı. Zaten bakkal, bayi esnafı zor durumda.

Sayın Bakanım, bu vesileyle de size söyleyeyim: Hipermarket yasasını çıkarmayarak yıllardır bu kesim sadece belirli ürünler satma noktasına geldi; bunlardan biri de sigarasıdır, alkolüdür, ekmeğidir, gazetesidir.

Şimdi, bunların da ruhsatını elinden alıyorsunuz, bu insanlara yaşam hakkı tanımıyorsunuz demektir. Bu konuda kaçakçılığı önlemek istiyorsanız bu konuda ruhsat alımının kolaylaştırılması lazım. Ben, bu konuda, bazı kentleri dolaşırken -tezgâh kurmuş, bir sokağın başına oturmuş- kaçak sigara satılan onlarca tezgâh görüyorum. Hiçbir müdahale yapılmadan bunlar satılabilirken, resmen bu işi yapan, meslek edinmiş kişilerin ruhsat almasında zorluk çıkartılması anlaşılabilir bir şey değildir. Biz, bu kurumları kurarken, zorluk çıkarması için değil, mesleğini yapanların önünü açıp daha düzenli yapılması, kaçağın önlenmesi için yapmak zorundayız. Kaçağın önlenmesinin yolu da insanları legal ortama sokmaktan geçer.

Bir şey daha söylemek istiyorum. Mazotta, motorinde, benzinde Türkiye'nin durumunu da gözler önüne sermek lazım. 1 litre benzinin ÖTV tutarı 93 eurocent, Avrupa Birliği ortalaması 53 eurocent; 1 litre motorinin, köylünün kullandığı motorinin Türkiye fiyatı 68 eurocent, 27 Avrupa Birliğinin ortalaması 41 eurocent; 1 kilogram LPG’nin Türkiye fiyatı 76 eurocent, Avrupa Birliğinin ortalaması 16 eurocent. ÖTV’nin üzerinden bir de yüzde 18 KDV aldığını düşündüğünüzde, bu ürünlerde Avrupa’nın en pahalı ülkesi hâline geliyoruz. Bunu dikkatlerinize sunuyorum.

Eğer bunları düşürmeden “Vergiyi bu yolla alır, ben işime bakarım.” diyorsanız, bu haksız bir vergi sistemidir, vergi de adaletsizdir. Kazanandan değil tüketenden alınan bir vergiyle bir ülkede vergi adaleti sağlanmaz, kaçak da önlenmez.

Onun için size buradan bir kez daha öneriyorum: Bunların oranlarını düşürün, bu işin yapılmasının legal platformunu açın ve ülkede vergi adaletini sağlayın.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Susam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 54 üncü maddesinin 10 uncu fıkrasındaki "iki yıldan beş yıla" ibaresinin "üç yıldan altı yıla" şeklinde, "yirmibin güne" ibaresinin "otuzbin güne" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                 Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, 54’üncü madde üzerine söz aldım. Yalnız, hepinizden özür diliyorum, çok acil bir gelişme nedeniyle de yine bu tasarıyla ilgili bir başka konudan bahsetmek durumundayım. Anlayışla karşılayacağınızı umarım.

Değerli arkadaşlar, bu tasarının Komisyona geldiği ilk hâlinde 44’üncü maddeyle bu lisanslı harita mühendislik bürolarının durumuyla ilgili bir düzenleme yapılmıştı. Bu düzenleme de tabii, bir yargı kararına, bir yasal zemine uzatma ve birtakım hak ve mahrumiyetlere mâni olma şeklinde son derece olumlu, hak ve adaleti gözeten bir düzenlemeydi. Fakat, her ne hikmetse, daha sonra Komisyonda bazı gelişmeler oldu ve öğrendiğimize göre, Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Bayraktar’ın da devreye girmesiyle, birtakım kulis faaliyetlerinden sonra bu 44’üncü madde tasarıdan çekildi ve Sayın Bakan tarafından da bunun Genel Kurul görüşmelerine kadar bir hâl çaresine bakılacağı bir düzeltme ve düzenleme yapılacağı ifade edildi. Dolayısıyla, biz de bunu Hükûmetin bir sözü olarak kabul ettik ve çok fazla, aşırı da ısrar etmedik. Neden? Hükûmet söylüyor, Genel Kurula kadar zaman var ve bir düzenleme yapılacak.

Şimdi, şu saatte de öğreniyoruz ki bu lisanslı harita kadastro mühendisleriyle ilgili büroların kapatılmasına karar veriliyor. 29 Mart 2013 tarihi mesai bitimi itibarıyla bu lisanslı harita kadastro mühendislik bürolarının faaliyetlerinin durdurulmasına karar verilmiştir ve şu anda devam eden iş ve işlemlerinin de on gün içerisinde, 10 Nisan 2013 tarihine kadar sonuçlandırılmasına karar veriliyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu -muhalefet şerhimizde de ifade etmiştik, doğacak sakıncaları ve gerekli uyarıları da yapmıştık- 2 bin çalışanı, aileyi ve bunların nafakasını ilgilendiren önemli bir durumdur ve yaklaşık da 10 bin kişiyi mağdur edecek bir durumdur ve ayrıca Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün güvenilirliğini de zedeleyen bir durumdur ve sınav iptali dolayısıyla işinden olan veya yeri değişen büro sahibi lisanslı mühendislerle bu büroda çalışan personel mevcut işlerini kaybetme durumuyla karşı karşıyadır ve açıkçası, hak eden, haklı bir konumda olan insanların ekmeğiyle oynanmaktadır. Ben diyorum ki Hükûmete: Lütfen, ekmekle oynamayın, mazlumun ahını almayın, hak ve adaleti de ahbap çavuş münasebetlerine kurban etmeyin.

Bu düşüncelerle, zaman da yakınken, bu tasarı görüşmeleri de bitmemişken, bu konuda hep birlikte yeni bir düzenleme yapmaya davet ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

54’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 54’üncü madde kabul edilmiştir.

55’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 55 inci maddesinde düzenlenen (9) numaralı fıkrada yer alan “edilebilir.” ibaresinin “edilir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                          Özcan Yeniçeri                    Ahmet Duran Bulut

                  Manisa                                    Ankara                                   Balıkesir

           Necati Özensoy                        Mehmet Günal                             Alim Işık

                   Bursa                                     Antalya                                   Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Özcan Yeniçeri konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 55’inci maddesi üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Gümrükler, bir ülkenin ontolojik simgeleridir. Gümrük ve güvenlik arasında doğrusal bir ilişki olduğu gibi, gümrükle terör arasında da çok yakın bir bağlantı vardır; önce bunun altını çizelim.

Kuşkusuz, bu torba yasalar aslında bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor ve içerisinde gerçekten, her anlamda bir düzeni getiren, bir eksikliği gideren, toplumsal bir katkı sağlayan unsurları içeriyor. Ama eğer torba yasa gelmişse, bilin ki o torba yasanın içinde, onlarca yasa maddesi arasında saklanan bir şeyler de var demektir. Her torba yasanın bir şeyleri sakladığı neredeyse kural hâline geldi.

Şimdi, kurumsal ve yapısal noksanlıklar her şeyin yasayla yapılmasını zorunlu kılıyor. Her şeyin yasayla düzenlendiği yerlerde de yasaların ömrü kısa oluyor. Yasanın ömrünün kısalığıyla yasama hassasiyeti arasında da doğrusal bir ilişki var. Aceleyle, toplumsal yapıdan ve gerçeklikten kopuk olarak çıkarılan yasaların ömürlerinin kısa olacağını söylemeye bile gerek yoktur. Ne kadar çok torba yasa Meclise sunuluyorsa o kadar çok yasa yapmada ciddiyetsiz davranılıyor demektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, âdeta, seri yasa çıkaran, çıkardığı yasayı düzenlemek için yeniden yasalar çıkaran bir fabrikaya dönüşmüştür. Bu durum çıkarılan yasaların gerçeklikle ilgilerinin ve toplumsal karşılıklarının sorunlu olduğunu göstermektedir. AKP iktidarı torba yasa ve kanun hükmünde kararname çıkarma bakımından hem deneyimli hem de sabıkalıdır. Görüşülmekte olan bu Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı da elbette bir ihtiyacın ürünüdür ama bu maddede kaçakçıların Bakanlık tarafından ilan edilmesinin kanuni bir zorunluluk hâline getirilmesi gerekiyor. Hâlbuki, kaçakçıların ilan edilmesi bu yasayla idarenin inisiyatifine bırakılmıştır; bunu doğru bulmuyoruz.

Akaryakıt ürünlerinde yapılan kaçakçılık “kayıt dışılık” boyutu itibarıyla ekonomiyi, “terörün finansmanında kullanılması” yönü itibarıyla da güvenliği tehdit etmektedir. Akaryakıt kaçakçılığına rahat bir ortam sağlayan, her türlü denetim ve kontrolü etkisiz kılan en önemli faktör terör olaylarıdır. Dikkat edilirse, terörün olduğu yerde her türlü yasa dışılık ve bu arada akaryakıt kaçakçılığı da bulunmaktadır. Kaçakçılığı planlayan, bizzat yürüten, kontrol eden, elde edilen rantı dağıtan ve kullanan mekanizmanın içinde terör örgütü yer almaktadır. Bugün Türkiye’de terörün meydana geldiği yerleri esas alan terör haritasıyla kaçakçılık haritasının bire bir örtüşmesinin nedeni de budur.

Haksız rekabetin ortadan kalkması, ülke ekonomisine verilen bu büyük zararın önlenmesi için kaçak akaryakıt konusunda kararlı, planlı ve etkili çalışmalara ihtiyaç vardır. Devlet birimleri arasında kaçak akaryakıtın önlenmesi için etkin bir koordinasyonun sağlanarak, planlı ve kararlı bir şekilde büyük çaplı ve organize kaçakçılık hareketlerinin üzerine gidilmesi gerekmektedir.

Akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili hukuk sürecinin hızlandırılması ve etkinleştirilmesi şarttır. Bu suçu işleyerek yakalanan birçok kişi veya işletmenin hâlâ faaliyetlerine devam edebilmesi, bu tür faaliyetlere yönelme eğiliminde olanlar için caydırıcı olmaktan çok uzaktır.

55’inci maddeye göre, kaçak akaryakıt satışının tank, düzenek ve ekipmanla yapılması hâlinde, verilen cezanın 2 kat artması, artırılması öngörülüyor. Organize, sistemli ve donanımlı kaçakçılığın cezasının artırılması doğaldır, ancak sorunun yasa çıkarmaktan ibaret olmadığı da bilinmelidir.

Akaryakıt kaçakçılığı en etkili biçimde organize olan kaçakçılık türlerinden yalnızca birisidir. Bu kaçakçılığı yapanlar yasalara ve alınan önlemlere karşı âdeta bağışıklık kazanmıştır. Akaryakıt kaçakçıları, yasa dışı çalışmanın her türlü birikimini, deneyimini ve tekniklerini içselleştirmişlerdir. O hâlde, bununla mücadele edenlerin de en az onlar kadar deneyimli, birikimli ve teknik hâle gelmeleri gerekmektedir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

55’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 55’inci madde kabul edilmiştir.

56’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 56 ncı maddesinde düzenlenen (6) numaralı fıkranın son cümlesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                          Özcan Yeniçeri                       Necati Özensoy

                  Manisa                                    Ankara                                     Bursa

        Ahmet Duran Bulut                     Mehmet Günal                             Alim Işık

                 Balıkesir                                   Antalya                                   Kütahya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 56’ncı maddesinin 5607 sayılı Kanunun 11’inci maddesini düzenleyen 4 ve 6’ncı fıkralarının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Sırrı Süreyya Önder                        Erol Dora                             İdris Baluken

                 İstanbul                                    Mardin                                     Bingöl

                                  Hasip Kaplan                           Pervin Buldan

                                        Şırnak                                        Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

437 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, burada, özellikle akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili bazı düzenlemeler var. “Akaryakıt kaçakçılığı” denilince aslında millî servetten çalınan asıl payın biz limanlarda, batı illerindeki büyük, trilyonluk akaryakıt kaçakçılığı olduğunu biliyoruz ama bugüne kadar devlet bu kaçakçılık yöntemiyle mücadele konusunda tam anlamıyla sınıfta kalmıştır. Yani, kamuoyunu tatmin eden, halkı tatmin eden, bu trilyonluk vurgunları açığa çıkaran, teşhir eden yöntemler konusunda bugüne kadar, maalesef, bu Hükûmet de dâhil olmak üzere, kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmemiştir. Ancak, sınır boylarında, özellikle Kürtlerin yoğun yaşadığı illerde kendi geçimini sağlamak için, kendi evine ekmek getirmek için, bu zorunluluktan dolayı bir bidon kaçak akaryakıt getirmek zorunda kalan köylülere yönelik, emekçilere yönelik, ölüm dâhil olmak üzere her türlü cezayı da maalesef bu sistem reva görmüştür. Yani kayıtları açıp baktığımız zaman, Van’da, Çaldıran’da, Hakkâri’de, Şırnak’ta sadece ailesini geçindirmek için sınır ticareti yapmak zorunda kalan bu köylülerden yılda kaçının öldürüldüğünü ve bunlarla ilgili de alternatif hiçbir planlamanın yapılmadığını çok net görürüz. İşte, yakın tarihteki örneği zaten burada. Yani bu Mecliste kendine “insanım” diyen her milletvekilinin vicdanını kanatacak, Roboski’yle ilgili nasıl bir kasıtlı raporun düzenlendiğini hep beraber gördük. Bugün 70-80 yaşındaki analar tam yarım saat boyunca Meclis kapısında, yağmur altında bu Meclisin vicdanına seslenmeye çalıştılar. Ortadaki bu büyük katliam için, bu büyük dram için umutlarını bağladıkları bu Meclisten nasıl kasıtlı bir raporun katliamı örtbas etmek üzere düzenlendiğini bütün dünyaya haykırmaya çalıştılar. Biz ne yaptık? Dün önümüze gelen, her şeyi gizleyen…  Bir bidon mazot için yaşamlarını, bedenlerini paramparça etmiş olduğumuz çocukların hesabını kapatmaya çalıştık.

Bakın, bir haftadır Hükûmetin her yetkilisi İsrail devletinin Mavi Marmara’dan dolayı Türkiye’ye yapmış olduğu özürle ilgili nasıl bir dış politika başarısı sağlandığını anlatıyor. Doğrudur, yani bu bir dış politika başarısıdır. Ancak İsrail’in yaptığını bu Hükûmet, bu Meclis de Roboski köylülerine karşı yapmalıydı. Neticede, orada, yoksul oldukları için, aç oldukları için, biz alternatif iş alanları yaratmadığımız için, onlara yeterli bir ekonomik gelecek sağlamadığımız için kendi canlarını ortaya koyarak bir bidon mazotla hayatını kazanmanın çabası vardı ama bütün bu çabaya, organize bir istihbarat, Heron görüntüleri, “vur” emirleri, paramparça edilmiş bedenler, cenazeler ve bunun üstüne de bütün halkın vicdanını kanatacak rapor düzenlemeleri geldi. Bu yanlıştan özellikle AK PARTİ Grubunun, AK PARTİ Hükûmetinin bir an önce vazgeçmesi gerekiyor. Önümüzdeki süreç açısından da Roboski köylülerinden özür dilemek, Roboski köylüleriyle var olan bu gönül kırgınlığını gidermek Hükûmet olarak sizin boynunuzun borcu diye düşünüyoruz, bunu yapmak zor değildir. Bunu yaptığınız zaman bu yeni sürecin şekillenmesiyle ilgili barışa gidecek, çözüme gidecek bir kapının aralanmasına da vesile olacağız. O nedenle ben özellikle bu Roboski’yle ilgili mevcut durumu tekrar gözden geçirmenizi temenni ediyorum. Hele hele bu raporun görüşüldüğü iki günde durmadan akaryakıt kaçakçılığı, bu kaçakçılığın tanımları, cezaları üzerine konuşuyoruz. Akaryakıt kaçakçılığının cezalarının konuşulduğu bir dönemde herhâlde hiçbiriniz buraya çıkıp, o köylülerin yapmış olduğu o faaliyetin cezasının paramparça cenazeler olması gerektiğini söylemezsiniz diye düşünüyorum.

Tekrar hepinizin vicdanına seslenerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı kanun tasarısının 56’ncı maddesinde düzenlenen (6) numaralı fıkranın son cümlesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 56’ncı maddesinde verdiğimiz önerge üzerinde tekrar söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kaçakçılık başlı başına sosyolojik ve kriminal bir vakadır. Kaçakçılığın önlenmesi yasa meselesi olmaktan daha çok vicdan meselesidir. Kaçakçılık konusu sadece polis ve askerin yani kolluk kuvvetlerinin ve gümrük personelinin mücadele edeceği kadar basit bir konu değildir ve bu bakımdan da ülkenin bütün kurumlarının ciddi bir koordinasyon içerisinde bu sorunun üzerine gitmesi gerekmektedir. Kaçakçılık sorunu da sadece sigara, akaryakıt, altın, uyuşturucu gibi maddelerle sınırlı değildir, son yıllarda göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti gibi ciddi birtakım problemler de karşımızda durmaktadır. Kaçakçılığın klasik anlamının dışında bu yönü itibarıyla değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

Şimdi, bakın, bu yasayla yani şu anda görüştüğümüz yasa tasarısının 56’ncı maddesinde yapılan değişiklikle “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı döner sermaye işletmesi kapsamında yapılacak her türlü mal, araç, gereç ve hizmet alımlarında 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri uygulanmaz.” diyor. Bu maddenin ihalenin etkinliği ve çabukluğu dikkate alınarak buraya konulduğu söyleniyor. İktidar çevreleri sürekli bu tezi savunuyorlar. Daha önce de 4+4+4 eğitim sistemi sırasında on yıllık süre içerisinde 20 milyar ile 80 milyar arasında bir alımı söz konusu olacak dizüstü tablet bilgisayarlar ve sistemler için Kamu İhale Yasası’nın dışında tutulması için oraya da bir madde konulmuştu. Daha birçok yasa çıkartılırken o yasaya göre yapılacak ihalelerin hemen derhâl Kamu İhale Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağı maddesi altına ekleniyor. AKP, otomatiğe bağlamış gibi her gelen yasaya bir madde ekleyerek çıkarılacak bu yasayla ilgili olarak yapılacak ihalelerde Kamu İhale Kanunu hükümlerinin uygulanmamasını öngörüyor. Sanki Kamu ihale Kanunu uygulanmamak için çıkarılmış bir kanundur.

Bunun nedeni Hükûmetin denetimden hoşlanmamasıdır, kuvvetlerin ayrılığını da bu yüzden zaten tartışıyor. İktidar, denetimden hoşlanmamasının doğal sonucu olarak muhalefetten de hoşlanmıyor. AKP’nin on bir yıllık iktidarı bu yönü itibarıyla tam anlamıyla keyfîliğin ve savurganlığın iktidarı olmuştur. İktidar yetkililerinin “garip gureba, fakir fukara” edebiyatıyla topladığı vergileri har vurup harman savurma modeli içinde harcadıkları görülmektedir.

Kaçakçılığı yalnız kriminal şahıslar ve örgütler yapmamaktadır, iktidarın da kaçakçılık yapmaması gerekir. İktidarın bu anlamda ihaleleri yasaların denetiminden kaçırması, o da bir başka kaçakçılık türüdür. Kaçakçılığın her türü kötüdür ve hepsine her biçimde karşı çıkmak gerekir. Bakanlıkların, kamu adına kendilerine emanet edilen parayı harcarken her şeyden daha fazla özen göstermeleri şarttır. Hazır konu bu noktaya geldiğinde şu hususu söylemeden geçmeyeceğim.

Değerli milletvekilleri, herhangi bir şahıs kendi cebinden ödeyecek olsa aylık kirası 48 bin lira olan bir konutu tutar mı ya da orada oturur mu? Bize göre oturmaz ama kira devletin bütçesinden ödeniyorsa o zaman paşa paşa oturuyor. Dışişleri Bakanının oturduğu konuttan söz ediyorum. Millete ödetilen aylık kira bedeli bu konut için aylık 48 bin liradır. Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’nun dört yıl için ödediği kira bedeli, devlet tarafından, bizim bütçemizden, fakir fukaradan, garip gurebadan ödediği kira bedeli 1 milyon 820 bin 794 Türk lirasıdır. Sayın Bülent Arınç’a bağlı Basın Enformasyon Genel Müdürlüğünün hizmet ek binası için de dört yıl içinde 10 milyon 857 bin 134 lira 18 kuruş kira ödenmiş. Bu parayla o bina gibi iki binayı hem yapmak hem de satın almak mümkündür. Diğerlerini saymıyorum, yani bir düzine var da saymıyorum. Geçen sefer getirdim, ikaz ettim, yetkililerine de söyledim, başkan vekillerine de verdim bu meseleyi çözün diye. Çözmediğiniz sürece devamlı bunu buraya getireceğiz. Bu durum, milletin vergilerinin hovardaca kullanılması anlamına gelmektedir, bir tür kaçakçılıktır.

Bu yasanın, her şeye rağmen memlekete, millete hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

56’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

57’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

58’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bir saat ara veriyorum.

                       

 

Kapanma Saati: 19.07


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

59’uncu madde üzerinde kalmıştık.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/746 esas numaralı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 59 uncu maddesiyle 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa eklenmesi öngörülen 16/A maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Elitaş                      Ali Gültekin Kılınç                      İsmail Güneş

                  Kayseri                                     Aydın                                       Uşak

            Mehmet Erdem                       Zülfü Demirbağ                       Bayram Özçelik

                   Aydın                                      Elâzığ                                     Burdur

                           Ahmet Berat Çonkar                             Adnan Yılmaz

                                     İstanbul                                           Erzurum

"(4) Yargılamanın, tasfiye edilen kaçak akaryakıt sahiplerinin lehine sonuçlanması halinde; satışı yapılan kaçak akaryakıtın toplam satış bedelinden vergiler düşüldükten sonra kalan tutarı, akaryakıtın tahsis edilmiş olması halinde ise vergiler hariç üçüncü fıkra hükümlerine göre belirlenen bedeli, el koyma tarihinden kararın kesinleştiği tarihe kadar geçen süre için kanuni faiz ilave edilerek ilgili kurum bütçesinden hak sahibine ödenir. Gerekli ödenek, Maliye Bakanlığınca ilgili kurumlara aktarılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyorum efendim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: 5607 sayılı Kanuna eklenen 16/A maddesi ile teknik düzenlemelere uygun kaçak akaryakıt ile 4458 sayılı Gümrük Kanununa göre tasfiyelik hale gelmiş akaryakıtın gümrük idarelerine, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile mahalli idarelerin kullanımına bedelsiz tahsis edilmek suretiyle veya satılarak tasfiye edilmesi öngörülmektedir. Ancak, özellik arz eden bu eşyanın gerek muhafazasının ciddi külfet oluşturması gerekse zarara uğraması ve değer kaybına uğrama olasılığının yüksek olması nedeniyle hakim veya mahkeme kararı beklenilmeksizin doğrudan tasfiye edilmesi gerekmektedir. Kaçak akaryakıtın satış veya tahsis suretiyle tasfiyesini müteakip, yargılamanın kişi lehine sonuçlanması halinde ödemelerin hangi bütçeden hangi bedelle yapılacağının tereddütlere yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen bu önerge doğrultusunda 59’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

60’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

61’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

437 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 61'inci maddesiyle 5607 sayılı kanunun 23'üncü maddesine eklenmek istenen (6)'ıncı fıkra ve bağlı a), b), c), ç) ve d) bentlerinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Sırrı Süreyya Önder                     İdris Baluken                              Erol Dora

                 İstanbul                                    Bingöl                                     Mardin

                                   Hasip Kaplan                              Pervin Buldan

                                         Şırnak                                           Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Türkiye'nin Kürtlerin yoğun yaşadığı illerin sınır boylarında sosyo-ekonomik koşullardan kaynaklı bir geçim kaynağına dönüşen yakıt alım satımı, bugün bir çok sınır karakolunun ve kolluk kuvvetinin bilgisi dahilinde yapılmaktadır. Köylülerin buradaki yetkililere belli bir bedel ödediği kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Buralarda yürüyen bu tür enformel geçim uğraşı, yasal düzenlemeye tabi kılınması sonucunda ortaya çok ciddi sorunlar ve mağduriyetler çıkacaktır. Bu tür düzenlemelerin, özellikle Kürtlerin yoğun yaşadığı illerin sınır köylerinde yaşanan bu sorunlu durumun göz önüne alınarak yapılması gerekmektedir. Değişiklik ile daha kapsamlı ve mağduriyetlerin giderilmesinde daha etkin uygulamaların yapılmasına olanak sunmak amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

61’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

62’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

437 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 62'inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 5607 sayılı kanunun "GEÇİCİ MADDE 6" nın (3)'üncü fıkrasında geçen "üç ay" ibaresinin "dört ay" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Sırrı Süreyya Önder                     İdris Baluken                              Erol Dora

                 İstanbul                                    Bingöl                                     Mardin

                                Hasip Kaplan                                 Pervin Buldan

                                      Şırnak                                              Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile kovuşturma süresinin uzatılarak, muhtemel hata riskinin azaltılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

62’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

63’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

64’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

65’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

437 sıra sayılı Kanun Teklifi 65. Maddesi'nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 65- 5607 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. "GEÇİCİ MADDE 9- (1) 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile tüzel kişiliği kaldırılan il özel idarelerinin mülkiyetinde bulunan ve kaçak akaryakıtın tasfiyesi için kullanılan her türlü tesis, depo, araç ve gereç ile diğer tüm teknik teçhizat, tüzel kişiliğin kalktığı tarih itibarıyla hiçbir işleme gerek kalmaksızın bulunduğu yerdeki Büyükşehir Belediyelerine devredilmiş sayılır."

        Sırrı Süreyya Önder                     Hasip Kaplan                          İdris Baluken

                 İstanbul                                     Şırnak                                     Bingöl

                                     Pervin Buldan                               Erol Dora

                                            Iğdır                                        Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yerel yönetimlerin güçlendirilebilmesi için belediyelerimize ekonomik kaynaklar yaratmak gerekliliği vardır. 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Büyükşehir belediyelerinin sınırları ve sorumluluk alanları değiştirilmiştir. Belediyelerimizin sorumluluklarını tam anlamıyla gerçekleştirebilmeleri ve yerel güçlenme ile demokrasiye katkı sunabilmeleri için, belediyelerimize ek gelirler yaratılmalıdır. Bu nedenle il özel idarelerine ait tüm varlıklar belediyelerimize aktarılmalıdır.

Bu nedenlerle madde metninin değiştirilmesi teklif edilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Komisyonun bir redaksiyon talebi vardır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Sayın Başkanım, 65’inci maddeyle ilgili bir düzeltme talebimiz var.

5607 sayılı Kanun’a eklenen geçici 9’uncu maddede yer alan On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un adı Komisyon görüşmeleri tamamlandıktan sonra 14 Mart 2013 tarihli ve 6447 sayılı Kanun’la “On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” şeklinde değiştirildiğinden, maddenin bu kapsamda redakte edilmesini talep etmekteyiz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ordu’nun hatırı için…

BAŞKAN – Bu redaksiyon talebiyle birlikte 65’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

66’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

67’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

68’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

69’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

70’inci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı yasa tasarısının 70 inci maddesinin sonundaki "yüzde elli" ifadesinin "yüzde yüz" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Aydın Ayaydın                          Müslim Sarı

                 İstanbul                                   İstanbul                                     İstanbul

                                     Kazım Kurt                               İzzet Çetin

                                       Eskişehir                                    Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

437 sıra sayılı Kanun tasarısının 70 inci maddesinde yer alan "veya asıl tahsis alanını engellememek kaydıyla ayrılmış diğer" ibaresinin ve " ve birinci ve üçüncü fıkralarında yer alan 'belediyelerce' ibaresi madde metninden çıkarılmıştır" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Nazmi Gür                               Ayla Akat                            Pervin Buldan

                    Van                                       Batman                                      Iğdır

                                  İdris Baluken                        Sırrı Süreyya Önder

                                        Bingöl                                       İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 70 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                          Özcan Yeniçeri                    Ahmet Duran Bulut

                  Manisa                                    Ankara                                   Balıkesir

           Necati Özensoy                        Mehmet Günal                             Alim Işık

                   Bursa                                     Antalya                                   Kütahya

                                                         Kemalettin Yılmaz

                                                            Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon bu önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Şandır kim konuşacak?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kemalettin Yılmaz konuşacak efendim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurunuz.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 70’inci maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ilgili maddeyle belediyelerin mutlak hâkimiyetinde olan pazar yeri kurma yetkisinin gerçek ve tüzel kişilere bırakılması düşünülmektedir. Tabiri caizse semt pazarlarının bir nevi özelleştirilmesi sağlanmak istenmektedir. Böyle bir yaklaşım asla ama asla kabul edilemez bir durumdur. Ülkemizde pazar yerleri sadece arz ve talebin buluştuğu alanlar olmaktan çok ötedir. Ekonomik faaliyetlerin yanında ciddi bir kültür unsuru ve sosyal bütünleşme alanlarıdır ülkemizde pazar yerleri. Kanun, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenen kuralların yanında, yazılı olmayan ama harfiyen riayet edilen örf, âdet ve gelenekleri vardır her bir pazar yerimizin.

Belediyelerin sağladığı imkânlarla ve belediyenin denetiminde, kontrolünde, insanlarımız köylerinde, kasabalarında ürettiklerini; zanaatkârların da gerek ürettikleri gerekse tüccarlardan alıp kar amacıyla sattığı malların alıcılara sunulduğu, bir kısım insanlarımızın da hizmetlerinin pazarlandığı alanlardır. Bu mekânlar aynı zamanda şehir halkıyla köylerin, üreticilerin ve yabandan gelen ticaret erbabının kaynaştığı, ticari, sosyal ve kültürel açılardan iletişim ve etkileşim içinde bulundukları birer kamu alanıdır. Korunması, kollanması ve yaşatılması gereklidir. Bugün pazarlarımız, gerek sosyete pazarlarının gerek süpermarketlerin ve büyük alışveriş merkezlerinin tehdidi altındadır.

Pazarlarımızın geleneksel rollerinden uzaklaştırılarak özel pazar yerlerinin kurulmasına imkân veren bu yasa ile mevcut pazar yerlerinin de belediyelerden uzaklaşmasına sebep olunacaktır. Pazarlar, belediyenin kontrolünden çıkınca da tekelleşme, haksız rekabet koşulları hâkim olacak, hem üreticimiz hem de son kullanıcı konumunda olan yani tüketicimiz ciddi zarar görecektir. Özelleşmeyle, pazarlarımız sermaye gücüne sahip küçük bir azınlığın eline geçecektir. Belediye denetiminden uzak sermaye sahipleri, fiyatları istedikleri gibi belirleyebilecekler ve vatandaşlarımızı mağdur edebileceklerdir. En önemlisi de gerçek üreticilerin ürünlerini satabilecekleri mekânlar olmaktan çıkacaktır pazar yerleri. Binbir zahmet ve zorluklarla üretim yapan insanlarımızın, ürünlerini değerinden satmaları çok önemlidir. Bitkisel ve hayvansal üretim yapan insanlarımız, belini büken girdi maliyetlerinin fazlalığı yanında bir de bu şekilde pazarlardan çıkartılırsa tarımın tabutuna bir çivi daha çakmış olursunuz.

Ülkemizde her geçen gün, hem üretici sayısı düşmekte hem tarımsal üretim yapılan arazi miktarı azalmaktadır. Ayrıca, bu tasarıyla esnaf odaları da işlevsiz bir hâle gelecektir. Zira, sermaye sahiplerinin açtıkları pazarlarda kendi yakın çevreleri veya tanıdığı kişilerin yer alması kaçınılmazdır. Bu hâliyle, pazarcı esnafı bu pazar alanlarına giremeyecek, zamanla zayıflayacak, küçülecek, rekabet edemeyecek ve nihayet yok olmayla karşı karşıya kalacaktır. Böylece, sosyal ve kurumsal bir niteliğe sahip olan esnaf odaları da maalesef işlevsiz hâle gelebilecektir. Hâlbuki, günlük satışıyla geçimini sağlayan pazarcı esnafının varlığının devamı sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir.

Değerli milletvekilleri, bu duygu ve düşünceler içerisinde, verdiğimiz önergemizi desteklemenizi arz ederim.

Pazarlarımıza dokunmayın diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

437 sıra sayılı Kanun tasarısının 70 inci maddesinde yer alan "veya asıl tahsis alanını engellememek kaydıyla ayrılmış diğer" ibaresinin ve "ve birinci ve üçüncü fıkralarında yer alan 'belediyelerce' ibaresi madde metninden çıkarılmıştır" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                    Nazmi Gür (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede önerilen “asıl tahsis amacını engellememek kaydıyla ayrılmış diğer alanlar” ibaresi imar planlarını delmektedir. Aynı zamanda belediye kanunlarıyla da çelişmektedir. Belediyelerce ibaresinin çıkarılması mevcut yasalarda muğlaklık yaratacaktır. Değişiklik ile bunun giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı yasa tasarısının 70 inci maddesinin sonundaki "yüzde elli" ifadesinin "yüzde yüz" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Komisyon “Katılmıyorum.” dedi, Hükûmet… Ne istedik, neye katılmadılar?

Arkadaşlar, pazar yerleri halkın kendisidir, halktır, bir hizmettir, halka hizmettir, Hakk’a hizmettir. Hem halk var hem sabahın üçünde kamyonun sırtına mallarını koyan, sabahın altısında her gün bir pazardan bir pazara giden bir esnaf kesimi var ve akşam dokuzda kapandığı zaman, gene onları sırtlayıp, kamyon kasasına koyup yerine götürene kadar bu adam on iki oluyor, on ikide yatıp dörtte kalkan bir ekmek var, ekmek parası var. Bu ekmek parasına hepimiz saygılı olmak zorundayız. Sırtında malları koyan, sırtında malları taşıyan ve on altı saat çalışan bir ekmek var arkadaşlar. Diyoruz ki: “Bu bir sosyal hizmettir. Belediyeler bu hizmeti yapmakla görevlidir. Bunları kimseye teslim etmeyin, bunları özel sektöre teslim etmeyin; halkı da teslim etmeyin, pazarcıyı da teslim etmeyin.” Gelin...

Önce özel sektöre devri vardı Komisyona gelirken. Ortak irade, oturduk hep beraber tartıştık, hep beraber, Pazarcılar Derneğiyle. Burada, Sayın Bakana ve Bakan Yardımcısına mantıklı bir öneri götürdüğümüz için… Mantıken yüzde 50’yi kabul ettiler ama biz bunun yüzde 100 olmasını isteriz. Yani pazarcıyı, halkı özel şirketin eline vermek farklı boyutlara götürür arkadaşlar; mallar pahalanır, pazar yerleri birilerinin eline peşkeş çekilir. Bu bir halka hizmettir.

Değerli arkadaşlar, pazarcılık kolay iş değil, bunlara saygı duymamız lazım. Kesinlikle bu insanlara saygımız varsa belediye kanalı ama biz yüzde 50’den daha fazlası konusunda Komisyon iradesi oluştururken hep beraber her şeyiyle belediyenin kontrolünde olacak bir yapının olması lazım Sayın Bakan. Aksi hâlde yarın sorunlar doğar, aksi hâlde belediyenin yüzde 51 olduğu bir şirket birileriyle iş birliği yapar Sayın Bakan. Gelin yüzde 100 yapalım. Şunu takdir ettik: “Boş olan, farklı amaçlarla tahsis edilen ama kullanılmayan yerler varsa belediyeler buraya geçici pazar yerleri yapabilir.” diye bir madde koyduk. Doğru bir maddeydi. Önemli olan, boş arazi duruyorsa pazarcıların kolaylıkla mallarını götürüp satabileceği bir alan yaratmak güzel bir olguydu ama bunların modern olması lazım. Özellikle sabit pazar yerlerinin çok modern olması lazım halk açısından, pazarcı açısından ama sokak ortalarında kurulan pazar yerlerinin de çok iyi denetlenmesi lazım, daha disipline edilmesi lazım. Bazen yağmurda, çamurda bu insanların, hakikaten bu insanların hâlini bir görün, hepimizin yüreği sızlar. Sırtında o yağmurda o malları yüklerken, mallar telef olurken vicdanımız bazen sızlıyor.

Değerli arkadaşlarım, dediğimiz şu: Kimsenin eline bırakmayın halkı da pazarcıyı da. Bu bir, halka hizmettir. Gelin bu önergemizi kabul edin. Komisyonda “yüzde 51, yüzde 50’den daha fazla” diye geçen ifadeyi, vicdanımızla hep birlikte bunu yüzde 100 yaparsak daha rahatlarız. Pazarcıları ve halkı kimsenin eline teslim etmeyelim.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Elitaş, halka hizmet Hakk’a hizmettir. [CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından alkışlar (!)]

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Aynen öyle.

BAŞKAN – 70’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

71’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Üçüncü bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi dördüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Dördüncü bölüm 72 ila 91’inci maddeleri kapsamaktadır.

Dördüncü bölümde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Tasarı’nın dördüncü bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek için söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gümrük idareleri bir ülkenin en önemli kurumları arasındadır, bu sebeple de iyi yönetilmeleri gerekir, maalesef bu, on bir yıldır başarılamamıştır. Bu dönemde gümrük teşkilatı hiç yaşamadığı kadar fazla sorunla karşı karşıya kalmıştır. Vekâleten yönetim gümrüğün yönetim şekli hâline dönüşmüştür. On bir yılda kaç müsteşar değiştiği kamuoyunda tartışılır bir hâle gelmiştir.

2011 genel seçimleri öncesinde Gümrük Müsteşarlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığının ticaret kesimi birleştirilerek Gümrük ve Ticaret Bakanlığı kurulmuştur. Gümrük ve iç ticaret birleştirilerek tabiri caizse ucube bir bakanlık oluşturulmuştur. Bu iki teşkilatın hizmet alanları ne denli birbiriyle örtüşmektedir? Bu yapılanma son derece gayriciddi bir yapılanmadır.

Bu iktidar döneminde torba kanun anlayışından bir türlü vazgeçilememiştir ancak torba kanun kavramı da yetersiz kalmıştır. Başka isimler düşünmek gerekmektedir. Meclise bir yasa taslağı sunulmakta, sonra akla ne gelirse içine dâhil edilmektedir. Alelacele hazırlanan kanun tasarıları birçok hata ile Meclise sevk edilmektedir. Yasa taslakları hazırlanırken Anayasa’nın en temel kuralları dahi göz ardı edilmektedir. 640 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin belirli maddeleri Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Bu yasa ile iptal edilen maddelerin de yeniden düzenlenmesi öngörülmektedir. Anayasa Mahkemesi kanun hükmünde kararnamenin bazı maddelerini Anayasa’nın 91’inci maddesine aykırı buldu. Bu madde, “Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme” başlıklı maddedir.

Bakınız Sayın Bakan, artık gazetelerde Hükûmetle beraber hareket eden yazarlar, Maliye Bakanlığı memurlarının, diğer bakanlık memurlarının Anayasa Mahkemesi üyelerinin kapısının önünde gezmelerinden duydukları ızdırabı gerçekten anlatmaya başlamışlardır. Bu, Hükûmet açısından sevinilecek, övünülecek bir durum da değildir. Maalesef, Hükûmet, yetkisi olmadığı hâlde, kanun hükmünde kararnameyle düzenlenemeyecek konuları kanun hükmünde kararnameyle düzenlemiştir. Bu, Hükûmetin atlamaması gereken ciddi bir husustur. Maalesef, yetkilerinin farkında olmayan ve yetkilerinin sınırlarını bilmeyen, ülkeyi çıkmaza sokmaktadır.

Bakanlar Kurulu kararıyla teşvik veriliyor ama Bakan komisyonda birkaç gün önce “İllaki bunu kanuna dercetmek gerekir.” diyor. Diyoruz ki: “Bunun gereği var mıdır? Bu yetki sizdedir. Bu kanuna dercetmediğimiz takdirde, getirdiğiniz husustan yararlanmayacak mıdır sektör?” “Yararlanacaktır” diyor. “O zaman bunu buraya niye dercediyorsunuz?” dediğimizde bize cevap yok. Akla iki şey geliyor: Ya yaptığınız işten korkuyorsunuz ya da korkulacak bir iş yapıyorsunuz. Sıkıntının özü orada.

Bu değişikliklere baktığımız zaman şu açıkça ortaya çıkmaktadır: Hakikaten ya yasa yapmayı bilmiyorsunuz ya da yaptığınız işi örtmeye çalışıyorsunuz. Esasen bu çok garip bir durumdur. Zira, siz ekonomiyi de bilmiyorsunuz, demokrasiyi de bilmiyorsunuz, ulaşım aracı sanıyorsunuz. Eğitimi, kamu yönetimini, hukuku da bilmediğiniz bu getirilen tasarılarla ortada.

Bu yasa ile daha yeni çıkarılan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 5957 sayılı Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, 6098 sayılı Borçlar Kanunu, 640 sayılı Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de çok sayıda değişiklik yapılıyor. Tabii ki, yasalarda değişiklik yapılması doğaldır ve değiştirilebilir. Ancak bu değişikliklerin temel sebebi, maalesef, ülkenin değişen koşulları değildir; ne yazık ki, iktidarın bilgi eksikliği, cehaleti, “İlla benim dediğim olacak. Ben, istediğimi hukuka aykırı da olsa gerçekleştireceğim.” arzusundan kaynaklanmaktadır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, 1932 yılında çıkarılan 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun yetmiş bir yıl yürürlükte kalmış. Sizin döneminizde, 2003 yılında 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu çıkarılmış, 2007 yılında bu kanunu yürürlükten kaldıran 5607 sayılı Kanun çıkarılmıştır. 2009 yılında 5911 sayılı Kanun’la, bu kanunda birtakım değişiklikler yapılmıştır.

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu sizin döneminizde çıkarılmış bir özel ceza kanunudur. Daha önceki kanunlarda kaçakçılık suçu sayılan fiillerin önemli bir kısmı bu kanunla kabahat olarak düzenlenmiştir. Şimdi kabahat olarak düzenlenen fiillerin büyük bir kısmı, Gümrük Kanunu içerisinde idari para cezası gerektiren fiiller hâline getirilmektedir.

Akaryakıt ürünleri ve tütün mamulleri üzerindeki vergi yükü bu kadar fazla iken, yakın pazarlardaki fiyatlar ile iç piyasadaki fiyatlar arasında uçurum varken kaçakçılığı önleyemezsiniz. Nitekim, sizin yerinize PKK narh koyar olmuştur sınırda. Her yerde sigaralar satılmaktadır, tarifeler meydandadır, her yerde konuşulmaktadır. 10 numaralı yağın da, kaçak akaryakıtın da, kaçak sigaranın da müsebbibi sizin Hükûmetinizdir. Hâlen bu kadar beyanata, bu kadar Bakanın konuşmasına rağmen 10 numara yağı, gittiğiniz zaman yolların üzerinde, her yerde görmeniz mümkündür. Siz dünyanın en pahalı benzinini, gelir seviyesi gelişmiş ülkelerin çok altında olan bir ülkede satmaya kalkarsanız sonuç bu olur. Sizin Bakanlık yaptığınız dönemde kaçakçılığa konu mallarda PKK’nın gümrük vergilerini belirlediği artık her gün -biraz önce ifade ettiğim gibi- basında da yer alıyor.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığında görünen odur ki çalışanların sorunları da görmezden geliniyor. Bakanın arzuları ve keyifleri, AKP’nin istekleri ön planda tutuluyor. Geçtiğimiz yasama döneminde teşkilat yasası ile ilgili çalışmalarda bu durum ortaya çıkmıştır. Sendikalar, dernekler, çalışanlar sorunları dile getirmiştir. O gün bu sorunlara kulak kapatmıştınız, şimdi görüyorum ki kulaklar hâlen kapalı.

Siz gümrükle ilgili mevzuatı getirdiniz. İki sene nerede kaldı? Komisyonda kaldı. Ben alt komisyon üyesiydim ama Devlet Personel size bağlı olmasına rağmen, siz kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi alacağınızı dahi sorumlu Bakan olarak bilmiyordunuz. Nitekim, sonradan, kanun tasarısı gelip Mecliste altına nasıl imza atıldığı bilinmeyen Komisyon toplantı talep yazısından sonra siz bunu -ne yaptınız- öğrendiniz çünkü bilmiyordunuz, Bakanlar Kurulundan geçmesine rağmen siz işin farkında değildiniz.

Bu yasa vesileyle Bakanlığın web sitesine tekrar bir baktım. Web sitesi, devletin kamu idaresinin web sitesi değil. Web sitesi, Sayın Bakanın bizim yaptıklarımıza, bize iftira atan –nelerin- beyanatların konulduğu web sitesi. Öyle değil mi Sayın Bakan? Hâlâ özür dilemediniz. Ben DPT raporlarını okumadım, okusam da gurur duyarım, şerefle okurum ama siz onları -geçenlerde de söyledim- idrak edecek durumda değilsiniz; gayet açık ve net söylüyorum.

Dolayısıyla, bu yaptığınız işler, “Kanun bir kere çıksın, sonra yeni değişiklikler yapıp düzeltiriz.” yaklaşımı Türkiye’de kanun enflasyonu olgusunu ortaya çıkarmaktadır. İstatistiklere bakıldığında belli bir dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen kanun sayısının örneklerine göre fazla olması bir performans göstergesi olamaz. Gerçekten AKP ne yapmak istemektedir habire kanun tasarı getirmekle?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ayıplarını örtmeye çalışmaktadır.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayhan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Gümüş.

CHP GRUBU ADINA HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz bu torba kanun tasarısının özensiz hazırlanmış olduğunu ifade etmek istiyorum. Toplam 90 maddelik bir tasarının adı Gümrük Kanunu Tasarısı ancak beşte 1’i gümrükle alakalı. İlgili ilgisiz her konunun bir torba kanun içerisinde getirilmesinin kanun yapma kalitemizi ne kadar düşürdüğünü, çok önemli konuların Genel Kurul görüşmelerinde tartışılmaz hâle geldiğini belirtmek isterim. AKP Hükûmeti, ister alakalı olsun ister alakasız, daha önce unuttuğu ne varsa torba kanunlara doldurmayı alışkanlık hâline getirdi. Aslına bakılırsa, bu durum, sistemi tartışmalı hâle getirmenin son derece etkili bir yöntemidir. Normalde birçok temel kanunla düzenlenmesi gereken konular dahi bu torba kanuna sokuşturulmuştur. Bakınız, birbiriyle doğrudan alakası bulunmayan petrol piyasaları, Türk Hava Yolları, odalar ve borsalar, yurt dışına çıkış harcı, sebze meyve ticareti gibi konular tek bir yasada bir araya getirilerek Meclisin yasama yetkisi etkisiz hâle getirilmektedir. Tasarının Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde aceleye getirildiği gibi, alelacele Genel Kurula getirilmesi ciddi bir biçimde düşündürücüdür.

Değerli arkadaşlarım, bu Hükûmet ilginç bir şekilde sık sık hukuktan bahsediyor. Hukuku bu kadar ayaklar altına alan bir hükûmet nasıl oluyor da sık sık hukuktan bahsedebiliyor? Sayın Bakan da bu kanunla ilgili konuşmasında hukuku anlattı. Sayın Bakan, size soruyorum: Güçler ayrılığının yok edildiği sistemlerde hukuk adil bir hukuk mudur? Yargıyı etkiniz altına almışsınız, yasamayı baypas ediyorsunuz, edemediğinizi de çalışmaz hâle getiriyorsunuz, sonra da kalkıp hukuktan bahsediyorsunuz. Şimdi, bu torba kanun tasarısı öyle bir tasarı ki neresinden tutsanız elinizde kalır.

Değerli arkadaşlarım, torba tasarının çok önemli başlıklarından bir tanesi sebze ve meyve halleri, pazar yerleri ile alakalı düzenlemelerdir. Tasarı ile pazar yeri kurma yetkisi belediyelerin tekelinden çıkarılarak özel kişi ve kurumlara verilmek istenmiştir. Komisyonda CHP olarak bizlerin itirazı sonucu kimi düzeltmelere gidildiyse de Hükûmetin aklından geçenin, bir vadede, pazar yerlerinin özel şirketlere işletilmesi olduğu anlaşılmıştır. Yani kısacası, bir pazarlar kalmıştı özelleştirilmemiş, şimdi sıra onlara geldi. Vay vatandaşın hâline! Bu ne demek? Pazar yerlerinin kiraları artacak demek, büyük şehirlerin pazar yerleri eskisi gibi olmayacak demek hatta kiralar nedeniyle küçük pazarcıların yok olması anlamına gelecektir. Bunun yerine pazarcı şirket zincirlerinin kurulması ve organize şirketlerin pazarlarda yer alması… Hatta birkaç tanesinin koskoca pazar yerlerinde kiralık insanlarla tezgâhları çalıştırmasına rastlarsanız hiç şaşırmayınız.

Şöyle söyleyeyim: Endişemiz, pazarlardaki çeşitlilik dahi bundan olumsuz etkilenebilecektir yani Türk milletinin yediği içtiği dahi bu kanundan etkilenecektir. Bu da toplum sağlığı için çok kritik meseledir. Pazar yerlerinin kamu yerine şirketlerin eline geçmesi tehlikeli sonuçları doğurabilecektir.

Hükûmet her şeyi düşünüyor; Türk Hava Yollarına vergi affını düşünüyor, odalar ve borsalarda personelini görevden almayı düşünüyor, petrol tekellerinin çıkarlarını, yandaş üretici tekellerini düşünüyor ama bir tek vatandaşı düşünmüyor sevgili arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, pazar yerlerinin özel şirketlerce organize edilip kiralanması ve yönetilmesinin doğuracağı problemleri bir düşününüz, hayal ediniz. Pazar yerleri yönetiminin özelleştirilmesiyle birileri sadece pazar yerleri tekeli olmayacak, aynı zamanda meyve sebze piyasasını da belirler tekeller oluşmaya başlayacaktır ve küçük tüketici ağları, küçük üreticilerin ürünleri kendi kanallarından halka ulaşamayacaktır. Bu, toplu ve çok tehlikeli bir dönüşümün başlangıcı olacaktır arkadaşlar. Bununla karşılaşacağız.

Sayın milletvekilleri, zaten yüksek olan meyve sebze fiyatlarını daha da yükseltecek ve küçük üreticinin iyice zorlanmasına yol açacak bu niyetler son derece tehlikeli ve sakıncalıdır. Pazar yeri deyip geçmeyiniz, toplumun en önemli gördüğü pazar alanlarıdır. Fakirin fukaranın, dar gelirlinin tek ümidi pazar yerleridir. Bir pazar bittiğinde o pazarlarda dolaşan insanları, artıkları toplamaya çalışan insanları bir gözleyin, Türkiye’nin ekonomisini iyi anlarsınız. Merak ediyoruz, acaba bu kişiler şimdiden belli midir pazar yerlerini işletecek kişiler? Acaba bu kişilerin yerli üreticimizin başına yabancı kısır tohumları bela edenlerle ilişkileri var mıdır? Acaba bu kişiler tarım ilaçları üreten, dağıtan tekellerle arkadaş, dost mudur? Acaba bu kişilerin tarım satış kooperatiflerinin elini kolunu bağlayan kanunlar çıkaranlarla yakınlıkları var mıdır?

Bu yasa tasarısı Plan Bütçe Komisyonundaki itirazlarımız olmasaydı pazarcı esnafın ve halkın aleyhine olarak çıkacaktı, yüzde 100 özel sektöre devredilecek, büyük şehirlerde pazar yerleri olacaktı. CHP’nin itirazlarıyla pazar yerlerinin tamamen özel firmalara devredilmesi engellenmiş, çoğunluğu belediyeye ait olan, yüzde 50’den fazlası, kuruluşların olması şartı getirilmiştir ama yine de tehlikelidir. Böylelikle vatandaş ve pazarcı esnafı çok sıkıntılı bir sürecin içine düşmekten kurtarılmıştır ama süreç, buna rağmen sonuç yeterli değildir. Kamuoyunun ihtiyaçlarıyla ilgili pazar alanlarının devri çeşitli riskler ve suistimallerin ortaya çıkmasına açık olacaktır arkadaşlar. Kamuoyunun belediye uygulamalarını, bu konuda, izlemesi gerektiği konusunda uyarıyoruz. Kamuoyu pazar uygulamalarına, bütün basın pazarcılarla pazar yerleriyle ilgili uygulamalara çok dikkat etmelidir.

Değerli milletvekilleri, tasarı, tarım satış kooperatif birlikleriyle ilgili düzenlemeler de içermektedir. Ancak merak ediyorum, acaba bu kooperatiflerin fikirlerini ne kadar aldınız bunları yaparken? Elbette ki bu tür çalışmalar tarafınızdan üstünkörü yapılmıştır, her zaman şahit olduğumuz gibi. Plan Bütçe Komisyonunda bunlar nispeten… Belki de hiçbir şekilde temsil edilmemektedir. Kooperatiflerin temel meselelerini bu kadar es geçen bir düzenleme hazırlanırken kendinizi nasıl hissettiğinizi çok merak ediyorum. Bakınız, kooperatiflerin finansman sorunları vardır. Hükûmetin kooperatiflere yeterli destek vermeye uzak olması nedeniyle çok ciddi bir düzeylere gelmiş borçları faaliyetlerini ciddi miktarda etkilemektedir. Bu borçlara, finansman zorlukları nedeniyle alım eksikliklerini biraz olsun azaltma amacıyla aldıkları yeni borçlar eklendikçe kooperatiflerin bugünkü durumları iyice güçleşmiştir arkadaşlar. Örneğin, tarım kooperatifleri bu borçlar olmazsa durumlarını iyi bir şekilde sürdürebilecekken olumsuz şartlar ve bu olumsuz şartlar nedeniyle oluşan borçlar nedeniyle borç sarmalına girmişlerdir ve sıkıntılı durumdadırlar. Tabii, bundan menfaat çıkarmak isteyenlere, hatta siyasi menfaat çıkarmak isteyenlere de çok rastlanmıştır, örneğin fındık meselelerinde. Bu yüzden, üreticiye yeterli destek verememektedir bu kooperatifler. Bu güç durum yıllardır kooperatiflerin temel meselesiyken tasarınız hiçbir temel çözüm üretememektedir. Borçların düşürülmesi öngörülmekte olsa da kooperatiflerin beklentisinin çok altındadır.

Kooperatifler tarımın en önemli destekleyicileridir. Devletin yerli tarımı destekleme ve düzenlemede en önemli kanalları olarak kabul edilmelidir kooperatifler. Buraya yapacağınız katkıyı lütuf gibi görmemelisiniz. Bu, kooperatif meselesi memleket, hak, adalet meseledir arkadaşlar. Bakınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) – Bitti mi?

BAŞKAN – Bitti efendim.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Gümüş.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Buyurunuz Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, gümrük tasfiye işletmelerindeki olayı yanlış değerlendirdiniz çünkü işçiler mesai saatleri dışında, yükünü erken indirmek isteyen iş sahipleri için çalışmakta, işveren fazla mesai ücretini işçiye değil Bakanlığınızın ortak havuzuna ödemektedir. Yani, havuzun içini işçi dolduruyor, para başkasına ödeniyor. Onlara da ödeyiniz ama lütfen havuza para dolduran işçiye de ödeyiniz. İş Kanunu’nun 41’inci maddesi yani fazla mesai ücreti burada uygulanmıyor çünkü fazla mesai yaptıran işverenden ücret talep edemiyorlar. Yasa gereği, işveren bu parayı Bakanlığınızın havuzuna yatırıyor. Siz, şimdi, işçiyi fazla çalıştırıyorsunuz, ücreti işveren Bakanlığınıza yatırıyor ve Bakanlığınıza yatan bu paradan o işçiye bir miktar vermeyi kabul etmiyorsunuz. Yani, bu çok büyük bir adaletsizlik Sayın Bakanım, lütfen bunu bir inceleyiniz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Susam…

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Bakanım, 70’inci maddenin (5)’inci fıkrasında “Belediyeler, modern pazar yerleri kurmak, işletmek ya da Bakanlığın belirleyeceği usul ve esaslar dahilinde yüzde 50’sinden fazlasına sahip oldukları iştiraklerince kurulmasını ve işletilmesini sağlamak” noktasındaki konuda Bakanlığınıza büyük inisiyatif veriliyor. En az yüzde 51’i belediye şirketinden olma… Bu konuda, bunun oranının artırılması veya geri kalan oranının meslek örgütü pazarcılar odalarına verilmesi konusunda yönetmelikte inisiyatif kullanmanızın burada sözünü vermeniz, bütün pazar yerlerinin özelleştirileceği konusundaki eleştiriler açısından pazarcıları tatmin etmesi noktasında önemli bir açıklamadır. Onun için, yapılan çalışma, çok önemli katkılar içermesi, bu konudaki soru işaretlerinin bulunmasını ortadan kaldırırsanız bu anlamıyla doğru bir noktaya gelmiş oluruz ve kamuoyu ve pazarcılardaki endişeyi gidermiş oluruz.

Bu konuda görüşlerinizi lütfen hem kamuoyuyla hem Meclisle paylaşınız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Susam.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

640 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 4’üncü maddesine göre, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının il müdürlüklerinin teşkilatlanmasının 31 Aralık 2012 tarihine kadar tamamlanması gerekiyordu. Bu kapsamda, başta seçim bölgem Manisa ve diğer pek çok il olmak üzere Gümrük ve Ticaret Bakanlığı il müdürlükleri kurulmamıştır. Şu anda kaç il müdürlüğü kurulmuştur? Manisa gümrük ve ticaret il müdürlüğü ne zaman kurulacaktır?

Son iki yılda Suriye sınırındaki kaçakçılık olaylarının seyri nedir? Özellikle Suriyeli sığınmacıların çok sayıda kaçak eşya -sınırdan içeriye- soktuklarına dair haberler göz önüne alındığında, Suriye sınırında kaçakçılık olayları için yapılan çalışmalarınız nelerdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Susam…

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Bakanım, sorularda zaman olduğu için bir şey daha sorayım: Bu da esnaf teşkilatının beklediği cevaplardan bir tanesidir. Sizin ifadenizle de ve Bakanlığınızın yaptığı çalışmayla da perakende piyasasını düzenleme kanunuyla ilgili olarak hazırlıklar yaptığınızı söylemiştiniz. Ancak artık esnaf ve sanatkârın bu kanunun daha fazla gecikmesini bekleyecek durumu olmadığı açıktır.

Dün, büyük bir gazetede AVM’lerin Türkiye’de Avrupa ortalamasını geçtiğini ve AVM’lerin artık batma noktasına gelebilecek, kendi aralarında, rekabet noktasına geldiğini, 3 milyon metrekarenin üzerinde satış noktalarının olduğu çok açık bir şekilde yazılmıştır. Böyle bir noktada, sizin ne zaman bu kanunu çıkaracağınız konusunda kamuoyuna bilgi verebilir misiniz, bunu bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Susam.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Acar, tabii, sorusunu yineledi. Şimdi, değerli arkadaşlar, ben tekrarlayacağım. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı yapısı içerisinde tasfiye hizmetlerini yürüten TASİŞ Genel Müdürlüğü kadrolarında 150 adet, işçi statüsünde, yani İş Kanunu’na tabi olarak çalışmaktadır. Bu kişiler gümrüklerdeki faaliyet yürüten ticaret erbabının işini değil, TASİŞ’in işini yapan işçilerdir. Yani tasfiye ambarlarında yer alan ürünlerin sevkiyle alakalı hizmet gerçekleştiren kişilerdir. Diğer gümrük alanlarında gümrük faaliyetleri kapsamında ve gerçekten mesai saatleri dışındaki çalışmalarda ticaret erbabının işçi anlamındaki, işçilik anlamındaki hizmetlerini, o mekânları işletenler var; diyelim ki bir liman, limanın bir işletmecisi var, o işçi hizmetlerini onlardan alıyor. Dolayısıyla, bizim TASİŞ’teki işçilerimiz gece gelip orada bir hizmet sunmuyor, vermiyor.

Bu bakımdan uygulamada bir yanlışlık yok, bir haksızlık yok. Herhâlde bu detayına ilişkin sizin bilgi eksikliğiniz olabilir, arkadaşlarım şimdi not alsın, sizi daha fazla bilgilendirsinler.

Sizin dünkü bir sorunuz vardı, Antalya’da bu berberlerle ilgili. Siz sormuştunuz, notum da o.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Evet efendim.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Şimdi, bunu ben araştırdım -notu getirdiler- doğru, bu yeni uygulama. Bazı yerlerde bu uygulama gerçekleştirilmiş, isimleri falan var burada.

MÜYAP tarafından bir çalışma başlatılmış. Ben dün ifade etmiştim, fikrî haklar kanunu kapsamında belli ürünleri, belli nitelikte olan mekânlarda ürün bedeli veyahut da fikir bedeli ödenmeden onların dinletilmesine ilişkin bir yasaklama var. Dolayısıyla MÜYAP, üyelerini koruma bağlamında, bu bedeli ödemeksizin bu ürünleri kullanan kişilere yönelik böyle bir baskı uyguluyor. Biz konuyu, esnaf şûrasına alıyoruz, orada da tartışacağız, diğer boyutuyla da takip ediyoruz; bunu da bu vesileyle sizlerle paylaşmış oldum.

Sayın Susam’ın, belediyelerin pazar yeri işletmesiyle alakalı yüzde 51’i aşan ortaklıklara da yetki verilmesine ilişkin eleştirileri yaptıktan sonra, bu konunun düzelmesine ilişkin Bakanlığımızın kullanacağı yetki kapsamında meslek örgütlerinin de katkılarının alınmasına ilişkin bir temennisi oldu.

Şunu ifade edeyim: Biz, bütün çalışmalarımızda olduğu gibi, bu kanuni düzenlemenin verdiği yetki çerçevesinde icra edeceğimiz düzenlemelerde ve onlara bağlı çalışmalarda mutlaka hedef kitlemizin çıkarlarını düşünürüz ve onların örgütleriyle bir paylaşımcı anlayış içerisinde onları sürdürürüz. Bunu bugüne kadar yaptık, bundan sonra da yapacağız.

Sayın Akçay’ın sorusuna gelince… Doğrudur, bakanlıkların yeniden yapılandırılması çerçevesinde Gümrük ve Ticaret Bakanlığının ticaret il müdürlüklerinin oluşturulmasına ilişkin yasada öngörülen süre 31/12/2012 tarihiydi. Ondan önce bir paylaşım yapmamız gerekiyordu Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığıyla Gümrük ve Ticaret Bakanlığı arasında. Bu paylaşımı yaptık ve bu paylaşım çerçevesinde biz il müdürlüklerimizi oluşturduk. İl müdürlüklerimizi, hemen, o süre dolmaksızın, yasal boşluğa düşmeyelim düşüncesiyle 31/12/2012’den önce Türkiye’de 81 il müdürlüğümüzü oluşturduk. Bunların atamalarını vekâleten yaptık. Hatta bu işlemleri biz ekim ayının 12’sinde icra ettik. Şimdi, bunlarla ilgili personel eksiği olan var, az personel olan yer var, mekân sorunu olan yer var, bunların da tespitleri yapıldı. Önümüzdeki günlerde, bunların kararnamelerini peyderpey sevk edeceğiz, atamaları gerçekleştirilmiş olacak.

Son iki yılda -diğer bir sorunuz- işte, Suriye sınırında kaçakçılık olayları nelerdir? Tabii, Suriye’yle ilgili ayrı bir döküm verebiliriz. Arkadaşlarımız onu hazırlasın, size göndersin. Elimde sadece Suriye kapılarına ilişkin bir şey yok. Ama biz bütün gümrük kapılarımızda kaçağa karşı önleyici tedbirleri almışız, bunu daha da güçlendiriyoruz ve eminim ki bu yasal düzenlemeyle mücadele gücümüz daha da artacak. Çünkü kayıt dışılığın en önemli sebeplerinden birisi de kaçak, haksızlık. Kayıt dışılık ne kadar fazla olursa kayıtlı olanın yükü o kadar artıyor. Bunu mümkün ölçüde aşağı çekmek, minimize etmek ve dolayısıyla kayıtlı olanların yükünü azaltmak, herkesin ürettiğine göre ödemesi gerekli vergiyi ödeyerek ekonomik hayat içerisinde aktif olarak faaliyetini sürdürmek hedefimiz.

Sayın Susam genelde konuşmalarında “AVM kanunu olarak nitelenen yani perakende sektörünün düzenlenmesine ilişkin kanun ne oldu?” diyor. Bu bizim gündemimizde ama maalesef, hep öyle söylüyoruz, cidden gündemimizde ama gündem çok yoğun. Bundan sonra yani bugün burada görüşülen kanundan sonra bizim yüce Meclise getireceğimiz bir kanun var, ondan sonra ikinci kanun AVM’dir. Getireceğimiz kanun, tüketicinin korunmasına dair kanundur. Bu da 80-90 maddelik bir kanundur. Eminim ki o kanunu sizlerle paylaşacağız. İnşallah böyle çok uzun zamana terk etmeden birlikte bir anlayış içerisinde çıkartırız. Ondan sonra getireceğimiz kanun bu perakende sektörünün düzenlenmesine ilişkin kanun ama bu vesileyle bir şeyi ifade etmek istiyorum. Ben, geçenlerde Antep’e gittim, Antep’te bir esnaf ziyaretim oldu, çarşı dolaştım. Vallahi son derece beğendim. Orada belediye başkanını yani tebrik de ediyorum. Giderseniz –gitmeyenler- gidin görün, öyle bir çarşı, öyle bir ortam göreceğimi hiç tahmin etmemiştim. 2 bin esnafın yer aldığı bir alan düzenlemesi yapılmış, dış cepheler, tabelalar bir standart dâhilinde düzenlenmiş. Ben, orada şunu söyledim: İşte esnafın istediği AVM bu. Bana göre, en büyük AVM o uygulamayla gerçekleştirilmiş. Bunların çoğalması lazım Türkiye’de, o tarz olanların. Sadece dışının değil, içinin de yapılması lazım.

Sayın Susam, özellikle size tavsiye ederim, oraya gidin ya da ben gittiğimde sizi davet ederim, tekrar beraber gideriz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, öyle bir kanun getirin. Her yerde, öyle bir kanun getirin...

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Onun başlangıcı CHP’li belediye başkanı zamanında oldu.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Her şey kanunla olmaz.

Bir soru daha burada dile getirildi.

Sayın Başkanım, zaten süremiz var.

Sayın Mehmet Şeker Bey…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Soru-cevap…

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Soru-cevap, o da soruydu, soru sordu bana. Ben, soruya cevap veriyorum, dışına çıkmıyorum. Soru sordu bana “Cevap istiyorum.” dedi.

Biliyorsunuz, bu bizim Gürbulak Kapısı’ndan çıkıp işte, Öncüpınar’dan Suriye’ye gidecek olan ve 7 Ocak 2012 tarihinde gerçekleşen İran plakalı 5 tane tır orada durduruldu, istihbari bilgiler değerlendirildi ve kontrolleri yapıldı. Yapılan kontrol sonucunda bir kısmı bomba yapımında kullanılabilecek kazan ve kimyasal maddeye el kondu. Dışışleri Bakanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığına gerekli bildirimler yapıldı ve söz konusu tırlar ve kapsamı eşyalarla birlikte mahrece iade edildi, 11/5/2012 tarihinde. Yani, bunların ticarete konu olmasına ilişkin bir yasaklama yok ama İran’la ilgili Birleşmiş Milletler’in aldığı karar çerçevesinde Türkiye üzerinden İran’a transiti önlenmiştir, bunların da dökümleri var.

Teşekkür ediyorum efendim.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Bir şey daha sormak istiyorum Sayın Başkan.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Serindağ, buyurunuz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Bakan, Antep’e gitmişsiniz, gerçekten beğenmişsiniz, Antep’in tanıtımı için de iyi bir şey oldu aslında. Yalnız, şu soruyu da yanıtlarsanız sevinirim: Gaziantep’te 17 bin ortağı, 9 kooperatifi olan GÜNEYDOĞUBİRLİK var. Bu GÜNEYDOĞUBİRLİK’le ilgili son günlerde çok fazla şeyler söyleniyor. Partinize mensup bir sayın milletvekilinin de bu konuda demeci var, yapılan ihaleler var, “Ben ihaleyi iptal ettirdim.” diyor. Bu konuyla ilgili bir çalışmanız oldu mu? Bu konuyla ilgili bir inceleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Serindağ.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) - Var, evet var.

O konuyla alakalı söylediğiniz tarzda bir bilgi bana aktarıldı, bir arsa, o arsanın satımıyla alakalı. Ben sadece arkadaşlarım vasıtasıyla dikkatlerini çektim, bir yanlışlık olmasın, bir sömürüye dönüştürülmesin, hak hukuk içerisinde ne gerekiyorsa bu ölçülere uyulsun, genel olarak ifade ettim ama herhâlde bizim bu duruşumuz, bakışımız etkili olmuş, öyle düşünüyorum. Bir değerlendirmesi, ekspertizi yapılmış, arsa henüz satışa sunulmamış, herhâlde onun satış prosedürü de mutlaka açık ihale şeklindedir. Süreci bu ölçekte takip ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bugüne kadarki işlemleri de kontrol ettirirseniz çok sevinirim Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – İnşallah.

BAŞKAN – Dördüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, dördüncü bölümde yer alan maddeleri ve varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Madde 72 üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 72 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                      Ahmet Duran Bulut                    Necati Özensoy

                  Manisa                                   Balıkesir                                    Bursa

            Mehmet Günal                             Alim Işık                           Mustafa Kalaycı

                  Antalya                                   Kütahya                                    Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dördüncü bölümün maddeleri üzerine görüşmelere başlarken, tabii burada sorunlu maddeler de yer alıyor ve bunun en önemlisi de semt pazar yerlerinin belediyelerin tekelinden özel sektöre, özel işletmeciliğe açılmış olmasıdır. Biz buna karşı çıkıyoruz değerli arkadaşlar. Müsaadenizle, önce tarihî bir perspektiften yaklaşmak gerekir.

Devletlerin üç alameti vardır. Devlet olmanın, devlet hâkimiyeti tesis etmenin üç alametinden birincisi bayraktır. Bayrağınız dalgalanır. İkincisi, devletinizin hâkimiyetini ifade eden hutbe okunur. Üçüncüsü, o devlet içerisinde senin paran geçerli olur. O devletin sınırları içerisinde bulunan şehirlerde de ve şehir olmanın da üç alameti farikası vardır. Birincisi, camilerimizdir; ikincisi, vakıflardır ve üçüncüsü de pazar yerleridir değerli arkadaşlar. Bunlar kültürel, sosyal ve ekonomik hayatımızın, dünyamızın vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu durum, bütün Türk tarihi için geçerlidir, Selçuklu’dan, Osmanlı’dan ve cumhuriyete ve bugüne kadar geçerli olan unsurlardır ancak üzülerek görüyoruz ki gerek devlet hayatımızda gerekse şehir ve sosyal hayatımızdaki bu üç alameti farikalarda çok ciddi zafiyetler meydana gelmiştir ve giderek de gelmektedir.

Bir zamanlar “Bayrak da bir bez parçası değil midir?” diyenlerin başbakan yardımcısı olduğu, Meclis Başkanı olduğu bir ülkede, bugün Türk Bayrağı âdeta tahrik sebebi sayılarak bayrak açanların coplandığı, gözaltına alındığı zamanları görmeye başladık. PKK paçavrasını şehirlerimize açanlar âdeta korunur bir vaziyet içerisinde tutulmuştur ve en azından sessiz kalınmaktadır. Evet, bayrağımız mahzundur değerli arkadaşlarım. Sıkışınca “Tek bayrak” diyorsunuz ama bayrağın adını ısrarla söylemeyenler var. Bilmeyenlere ve söylemeyenlere de bu kürsüden tekrar ifade ederim ki: Türkiye'nin göklerinde dalgalanan ay yıldızlı al bayrağımız bir Türk Bayrağı’dır arkadaşlar.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Tereddüt yok.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Tereddüdü olanlar var ve farklı ifade edenler var.

Vaktimiz de dar olduğu için tabii, hutbeyle ilgili, parayla ilgili hususları da inşallah daha sonraki başka bir konuşmalarımızda dile getiririz.

Cami, vakıf ve pazarlarımıza geldiğimizde de: Yine, cami üzerine de maalesef insanlarımızı, şehirlerimizi “irfanlı, irfansız, vesaire” diye ayrımcı, bozucu tutum ve davranışları, insanların dinini, diyanetini bozan tutumları görüyoruz. Vakıflar Kanunu ise Türkiye'nin son yıllarda en tartışmalı kanunlarından biridir ve maalesef şimdi de pazarları bozuyorsunuz. Yıllar evvel bir edebiyatçı sanatçımız “Önce Ekmek Bozuldu” diye bir kitap çıkarmıştı, herkese de tavsiye ederiz. Şimdi de maalesef pazarlar bozuluyor değerli arkadaşlar ve semt pazar yerleri, âdeta birer AVM’ye dönüştürülmeye çalışılıyor; alışveriş merkezi, hipermarket, süpermarket statüsüne getirilmeye çalışılıyor. Bütün sosyal hayatımızı, bütün insanları -zenginiyle fakiriyle- sosyal ve ekonomik bir ortamda, kültürel bir ortamda bir araya getiren pazar yerleri maalesef hızla tekelleşmekte, tekelleşmeye doğru yol açılmakta, âdeta mafyacılık dahi tetiklenmektedir.

Bu düşüncelerle önergemizin kabulünü diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

72’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

73’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

74’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

On dakika ara veriyorum.

                                                                       

 

Kapanma Saati: 21.17
ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

75’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 75’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                          Mehmet Şandır                            Alim Işık

                  Manisa                                    Mersin                                    Kütahya

                              Kemalettin Yılmaz                      Cemalettin Şimşek

                                 Afyonkarahisar                                 Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıda 5957 sayılı Kanunda öngörülen değişikliklerle semt pazar yerlerinin âdeta bir AVM hâline dönüşmesinin önü açılmaktadır. pazar yerlerinde oluşacak rant ile büyük sermaye sahipleri bu pazar yerlerine yönelecek, küçük esnaf ve çiftçi önemli bir gelir kaybına uğrayacaktır. Tarlasından topladığı mahsulünü satmak için gelen çiftçilerimiz pazar yerlerine dahi alınmayacaktır.

Uygulamanın bu şekilde devam edecek olması ile pazar yerlerinde tekelleşmeler görülecektir. Pazar yerlerinde mafyalaşmanın da önünü açacak olan bu düzenlemeler ile Türk milletinin ekonomik ve sosyal bütünleşme unsurlarından birisi kaybolacaktır.

Günlük satışı ile geçimini sağlayan pazarcı esnafının varlığının devamı sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir. Nasıl ki büyük alışveriş merkezleri yüzünden mahalle, cadde ve sokaklarda satış yapma gayretinde olan küçük esnaf ve sanatkârlarımız zor duruma düşürülmüşse, bu düzenleme ile küçük sermayeye, bedensel güce ve emeğe dayalı çalışan pazarcı esnafı da iş yapamaz hâle gelecektir.

Bu gerekçelerle 75 inci maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Çelebi, Sayın Güler, Sayın Susam, Sayın Erdoğdu, Sayın Akar, Sayın Acar, Sayın Özkan, Sayın Çetin, Sayın Serindağ, Sayın Tayan, Sayın Demir, Sayın Kurt, Sayın Özgündüz, Sayın Havutça, Sayın Nazlıaka, Sayın Şeker, Sayın Işık, Sayın Akova. 

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/746, 2/325, 2/330, 2/1291, 2/1304) (S. Sayısı: 437) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

75’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

76’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

77’nci madde üzerinde üç önerge vardır. Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim ya da  gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 77’nci maddesiyle 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 584’üncü maddesine eklenmesi öngörülen fıkranın aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Elitaş                          Ramazan Can                   Mehmet Doğan Kubat

                  Kayseri                                  Kırklareli                                  İstanbul

              Şuay Alpay                            Ali Erçoşkun                           Yusuf Başer

                   Elâzığ                                       Bolu                                      Yozgat

                                                               Recep Özel

                                                                  Isparta

"Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz."

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Özgür Özel                          Haluk Eyidoğan

                 İstanbul                                    Manisa                                    İstanbul

                              Mehmet Ali Susam                   Namık Havutça

                                          İzmir                                   Balıkesir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

437 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 77. maddesinin tasarıdan kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

               Nazmi Gür                              Özdal Üçer                            Pervin Buldan

                    Van                                         Van                                         Iğdır

                                    İdris Baluken                   Sırrı Süreyya Önder

                                          Bingöl                                  İstanbul

BAŞKAN – Komisyon bu son okuttuğum önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

İlgili tasarının 77'nci maddesindeki bu düzenleme ile ticaret siciline kayıtlı işletmelerde, işletmenin sahibi, ticari şirketin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirkete dair verilecek kefaletler, esnaf veya sanatkârlar tarafından verilen mesleki faaliyet alanlarıyla ilgili tarım ve tarım ve kredi kooperatiflerinde kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler ile kullanılacak krediler, eş rızasından muaf tutulacaktır. Kadının dezavantajlı konumu, toplumsal adalet ve hak konularında oldukça sıkıntılı bir noktada iken, bu tür bir düzenleme kadının ekonomik ve sosyal durumunu göz ardı etmek anlamına gelecektir. Değişiklik ile aile içinde alınacak kararlarda kadının da söz ve karar sahibi olması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi tekrar okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 77 nci maddesiyle 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 584 üncü maddesine eklenmesi öngörülen fıkranın aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                              Özgür Özel (Manisa) ve arkadaşları

"Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz."

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                                                                         Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki bu önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Konuşmak isteyen?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi?

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Değişiklikle esnaf ve sanatkârlar tarafından verilecek kefaletlere ilişkin düzenleme daha açık hâle getirilmekte ve ayrıca 4572 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde belirlenen çalışma konuları kapsamında tarım kredi kooperatifleri gibi üretici ortaklarına ayni ve nakdi kredi sağlayan ve bu yolla üreticinin girdi tedarikinin karşılanmasında önemli işlevi bulunan tarım satış kooperatiflerinin, esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatiflerinin verdiği kredilerde, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı gibi kamu kurum ve kuruluşları tarafından kooperatif ortaklarına sağlanan kredilerde ortaklarca verilecek kefaletle ilgili olarak eş rızasının aranmasının yol açtığı bürokratik ve engelleyici uygulamaların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçeler aynı olduğu için birini okuttum.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen bu önergeler doğrultusunda 77’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

78’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

79’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

80’inci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı "Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 80 inci maddesiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 397 nci maddesine eklenen beşinci fıkrasında geçen "Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu'nun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılan" ibaresinin "Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak" şeklinde değiştirilmesini ve aynı maddeye eklenen yedinci fıkranın madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Elitaş                   Mehmet Doğan Kubat                     Şuay Alpay

                  Kayseri                                   İstanbul                                     Elâzığ

               Fatih Şahin                             Sermin Balık                           Nurdan Şanlı

                  Ankara                                     Elâzığ                                     Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 80 inci maddesinde düzenlenen 5 numaralı fıkrasında yer alan "Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları kurumunun görüşü alınarak" ibaresinin tasarı metninden çıkarılması arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                      Ahmet Duran Bulut                    Necati Özensoy

                  Manisa                                   Balıkesir                                    Bursa

            Mehmet Günal                             Alim Işık                           Mustafa Kalaycı

                  Antalya                                   Kütahya                                    Konya

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra Sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 80'inci maddesi ile 6102 sayılı Kanunun 397 nci maddesine eklenen (5)'inci fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Akif Hamzaçebi          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Ali Serindağ

                 İstanbul                                   İstanbul                                  Gaziantep

             Haydar Akar                      Mehmet Ali Susam                    Namık Havutça

                  Kocaeli                                      İzmir                                     Balıkesir

"(5) Dördüncü fıkra kapsamı dışında kalan anonim şirketler ile 4572 sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız denetime tabi olmayan üst kuruluşları bu fıkra hükümlerine göre denetlenir. Denetime ilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra uyarınca Kanunun 400'üncü maddesinde belirlenen denetim yapacak denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlar, Kanunun 400'üncü maddesinde belirlenen niteliklere haiz denetime yetkilerce Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir. Kanunun denetçinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri, bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilere de kıyasen uygulanır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bağımsız denetim konusunda Hükûmetin kafası karışık, bir yaptığı uygulama diğerini tutmuyor. 1 Temmuz 2012 tarihinde 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girdi, bağımsız denetim konusunda bir çerçeve ortaya koydu. Bu çerçeve daha sonra Hükûmetin çeşitli uygulamalarıyla karmakarışık bir hâle geldi ve denetim amacından uzaklaştı. Yeni Türk Ticaret Kanunu bağımsız denetim müessesesini tüm şirketler için öngördü. Evet, bağımsız denetim tüm sermaye şirketleri için, anonim şirketler için oldukça ağır bir maliyet gerektirebilir. Herkesi bu ağır maliyetle karşı karşıya bırakmak doğru değil. Doğru, evet, bu çerçevede birtakım yumuşatmalar yapıldı ama bu yumuşatmalar sonucunda Bakanlar Kuruluna bağımsız denetimin çerçevesini belirleme yetkisi verildi, yani ne kadar şirket bağımsız denetime girecektir, buna Bakanlar Kurulu karar verecektir denildi. Türk Ticaret Kanunu’nun 397’nci maddesi bunu düzenliyor. “398’inci madde kapsamında denetime tabi olacak şirketler Bakanlar Kurulunca belirlenir.” diyor Türk Ticaret Kanunu’nun 397’nci maddesinin (4) numaralı fıkra hükmü.

Bakanlar Kurulu ne yaptı? Bu maddeyi amacına aykırı bir şekilde kullanarak bağımsız denetimin kapsamını oldukça daralttı. Bağımsız denetim kapsamına giren şirket sayısı, Bakanlar Kurulu kararına göre, 2.500’dür. Bakanlar Kurulu bu kararı, 23 Ocak 2013 tarihli Resmî Gazete’de yayınladığı bir kararla aldı.

Bakın, Bakanlar Kurulu kararına göre, bilanço toplamı 150 milyon lira ve üstü, yıllık net satış hasılatı 200 milyon lira ve üstü, çalışan sayısı da 500 ve üstü olan şirketler bağımsız denetim kapsamına girecektir. Oysa yapılması gereken, KOBİ tanımı dışında kalan bütün şirketleri bağımsız denetimin kapsamına almaktı. Bu yapılmadı. KOBİ tanımı bu ölçeklerden çok daha küçük ölçekleri tarif eden bir tanımdır.

KOBİ tanımı şöyledir: “Aktif büyüklüğü 40 milyon lira, yıllık net satış hasılatı 40 milyon Türk lirasının altında olan şirketler ile çalışan sayısı 250’nin altında olan şirketler KOBİ’dir.” Bu tanım değişmediği sürece bu tanımın altını bağımsız denetimin dışında bırakmak gerekir, üstünü bağımsız denetimin kapsamına almak gerekir. Çünkü şirketler sadece hissedarların malı değildir, pay sahiplerine ait değildir. O şirketle iş yapan üçüncü kişilerin o şirkette hakları vardır, bu şirketlere borsada yatırım yapmış olan veya piyasalarda yatırım yapmış olan vatandaşların bu şirkette hakkı vardır. Bu hakkı kollamak için, uluslararası standartlara göre yapılan denetimin sonuçlarının herkese açıklanması gerekir. Bu kapsamı oldukça dar tutarsanız üçüncü kişilerin ve pay sahipleri yani büyük hissedarlar dışındaki diğer pay sahiplerinin haklarını yok saymış olursunuz.

Şimdi, bu eksikliği, denetimdeki bu eksikliği gidermek amacıyla bu tasarıya bir hüküm kondu. Bir başka denetim tarif ediliyor burada. Buna göre, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bu bağımsız denetim kapsamı dışında kalan şirketlerin denetime ilişkin esaslarını, usullerini ve bu denetimi yapacak kişileri belirleyecek. Değerli arkadaşlar, bunun bir kurumu vardır, bağımsız denetim kurumu, Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumudur. Bir kere, o kurumdan görüş almak gerekir. Hükûmet komisyon metninde bunu benimsediği hâlde, şimdi vermiş olduğu önergeyle bu kurumun görüşünü dışlıyor. E, ne olur bu kurumun görüşünü de alsanız? Gene uyup uymamak Bakanlar Kurulunun yetkisinde. Alın bu kurumun görünüşü de. “Hayır, almayacağız.” Niye? “Biz Gümrük ve Ticaret Bakanlığının mensuplarına kapalı bir alan yaratacağız.” Böyle bir şey olamaz.

Ayrıca, Türk Ticaret Kanunu’nun 400’üncü maddesinde kimlerin denetçi olacağı açıkça yazılmıştır. Niye bu ilkeden ayrılıyorsunuz? Bu kanunu hep beraber kabul ettik burada. O denetçiler dışında başka kişileri denetçi yapmak doğru mu? Gelin, bu 400’üncü maddedeki kişileri buraya yazalım yani 3568 sayılı Kanun kapsamındaki meslek mensuplarını yazalım, kamu gözetimi kurumunun da görüşü alınsın ve Bakanlar Kurulu yetkili olsun. Önerimiz budur. Hükûmetin biraz önce katıldığı önerge yanlıştır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 80 inci maddesinde düzenlenen 5 numaralı fıkrasında yer alan "Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları kurumunun görüşü alınarak" ibaresinin tasarı metninden çıkarılması arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu düzenlemenin bir kanuni zorunluluk olarak getirilmesine gerek yoktur. Bakanlık her hâlükârda istenildiğinde ilgili kurum görüşünü alabilir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı "Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın 80 inci maddesiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 397 nci maddesine eklenen beşinci fıkrasında geçen "Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu'nun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılan" ibaresinin "Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak" şeklinde değiştirilmesini ve aynı maddeye eklenen yedinci fıkranın madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususları düzenleyecek olan ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanacak olan yönetmeliğin oluşturulması sürecinde diğer Bakanlıkların katkılarının alınmasını teminen söz konusu yönetmeliğin Bakanlar Kurulunca çıkarılmasına ilişkin düzenleme yapılması ve maddenin yedinci fıkrasının madde metinden çıkartılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen bu önerge doğrultusunda 80’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

81’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

82’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

83’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

84’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

85’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

86’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 86 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                      Ahmet Duran Bulut                    Necati Özensoy

                  Manisa                                   Balıkesir                                    Bursa

           Mustafa Kalaycı                            Alim Işık                             Mehmet Günal

                  Konya                                    Kütahya                                     Antalya

"Madde 86 - 640 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 37/A maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 37/A - (1) Bakanlık taşra teşkilatında Gümrük ve Ticaret Denetmeni ile Gümrük ve Ticaret Denetmen Yardımcısı istihdam edilir.

(2) Gümrük ve Ticaret Denetmenleri; en az dört yıllık lisans eğitimi veren ve yönetmelikle belirlenen fakülte veya yüksekokullar ile bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulunca onaylanan yabancı fakülte veya yüksekokullardan mezun olanlar arasından yapılan yarışma sınavı sonucuna göre mesleğe Gümrük ve Ticaret Denetmen Yardımcısı olarak atanırlar.

(3) Bunlar en az üç yıl çalışmak kaydıyla yeterlik sınavına girmeye hak kazanırlar. Yapılacak yeterlik sınavında başarılı olanlar, durumlarına uygun Gümrük ve Ticaret Denetmeni kadrolarına atanırlar.

(4) Gümrük ve Ticaret Denetmeni ile Gümrük ve Ticaret Denetmen Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yarışma sınavları, yetiştirilmeleri, yeterlik sınavları, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esasları yönetmelikle düzenlenir.

(5) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla; en az dört yıllık eğitim veren yükseköğretim kurumlarından veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olup muayene memuru olarak görev yapanlardan, bir yıl içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı Ölçme ve Değerlendirme Merkezine veya Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığına (ÖSYM) yaptırılacak yazılı sınavda ve 38 inci madde uyarınca Bakanlıkça yapılacak sözlü sınavda başarılı olmaları kaydıyla, işgal ettikleri muayene memurluğu kadroları Gümrük ve Ticaret Denetmeni kadroları ile değiştirilerek bu kadrolara; hizmet süresi üç yıldan az olanlar ise Gümrük ve Ticaret Denetmen Yardımcısı kadrolarına atanırlar. Bunların muayene memuru kadrolarında geçirdikleri süreler, Gümrük ve Ticaret Denetmeni ile Gümrük ve Ticaret Denetmen Yardımcısı kadrolarında geçirilmiş sayılır. Eğitim şartını taşımayan veya sınavlarda başarı sağlayamayanlar ise muayene memuru kadrosunda görev yapmaya devam ederler. Bu şekilde görev yapmaya devam eden muayene memuru kadrolarının herhangi bir sebeple boşalması halinde bu kadrolar ile halen boş bulunan muayene memuru kadroları, Gümrük ve Ticaret Denetmen Yardımcısı kadroları ile değiştirilmiş sayılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Gümrük muayene memuru olarak görev yapan personelin gerekli şartları sağlaması halinde Gümrük ve Ticaret Denetmen Yardımcısı kadrolarına atanması düzenlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

86’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

87’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

88’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı kanun tasarısının 88’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                      Ahmet Duran Bulut                    Necati Özensoy

                  Manisa                                   Balıkesir                                    Bursa

            Mehmet Günal                             Alim Işık                           Mustafa Kalaycı

                  Antalya                                   Kütahya                                    Konya

“Madde 88- 640 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

Geçici Madde 7- (1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında Başmüfettiş, Müfettiş ve müfettiş Yardımcısı kadrolarında bulunan ve talep edenler arasından, Gümrük ve Ticaret Bakanı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı arasında yapılacak protokolle belirlenen ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında Başkontrolör kadrolarında bulunanlar Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Başmüfettiş, Müfettiş ve Müfettiş Yardımcısı kadrolarına, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren en geç üç ay içinde kadrolarıyla birlikte ve başka bir işleme gerek kalmaksızın naklen atanırlar. Bu şekilde atananların mülga Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Başmüfettiş, Müfettiş ve Müfettiş Yardımcısı ile Başkontrolör, Kontrolör ve Stajyer Kontrolör kadrolarında geçirdiği süreler, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Başmüfettiş, Müfettiş ve Müfettiş Yardımcısı kadrosunda geçmiş sayılır ve bu kişiler, bu maddenin yayımı tarihinde Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Başmüfettiş, Müfettiş ve Müfettiş Yardımcısının tabi olduğu mali haklardan aynen faydalanır.

(2) Bu şekilde atanan personelin kadroları 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına ait bölümünden çıkarılmış ve aynı cetvelin Gümrük ve Ticaret Bakanlığına ait bölümüne eklenmiş sayılır.”

BAŞKAN – Komisyon bu önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sanayi ve Ticaret Bakanlığında Kontrolör olarak görev yapmakta iken, Resmi Gazetenin 8/6/2011 tarih ve 27958 mükerrer sayılı nüshasında 636 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 640 sayılı Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlanmasını müteakiben, 640 sayılı KHK'nin 3 üncü maddesinin 4 üncü fıkrası hükmü gereğince Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kontrolörlüğüne aranan ve bilahare kendi isteği ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına Kontrolör olarak naklen tayin edilen, bu nedenle de Resmi Gazete'nin 17/8/2011 tarih ve 28028 sayılı nüshasında yayımlanan 649 sayılı KHK'nin Gümrük ve Ticaret Bakanlığında kontrolör kadrolarının unvanının Gümrük ve Ticaret Müfettişi olarak değiştirilmesine ilişkin 28 inci maddesi hükmünden yararlanamayan kontrolörlerin de bu haktan yararlanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

88’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

89’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

90’ıncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı “Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 90 ıncı maddesinin (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Elitaş                         Murat Göktürk                        Özlem Yemişçi

                  Kayseri                                   Nevşehir                                  Tekirdağ

           Bayram Özçelik                      Muhyettin Aksak                 Mehmet Şükrü Erdinç

                  Burdur                                    Erzurum                                    Adana

                                                            Adnan Yılmaz

                                                                 Erzurum

“b) 78 inci maddesi ile değiştirilen 6102 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan yevmiye defterinin kapanış onayına ilişkin hüküm 1/1/2013 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Türk Ticaret Kanununun 64 üncü maddesinde yapılan değişiklikle yevmiye defterinin üçüncü aya kadar olan kapanış onay tarihi altıncı aya uzatılmaktadır. Bu yıl yapılacak defter kapanışlarında da bu hükmün uygulanabilmesi için geçerlilik tarihi öne alınmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen bu önerge doğrultusunda 90’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

91’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece 4’üncü bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır ama tasarının tümünün oylamasına geçmeden önce oyunun rengini belirtmek üzere, lehte, Ankara Milletvekili Nurdan Şanlı.

Buyurunuz Sayın Şanlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURDAN ŞANLI (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

İki gündür görüşmekte olduğumuz bu yasanın üzerinde yeterince görüşüldü. İnşallah, hepimize hayırlı ve uğurlu olacaktır. Bu yasanın hem bizlere hem ülkemize hem de ilgilendiren insanlara hayırlı olmasını yürekten diliyor, bir kez daha saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şanlı.

Aleyhte, İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarının lehinde konuşmak isterdim, lehinde konuşulabilecek bazı hükümleri var. Gümrük Kanunu’nda yapılan birtakım değişiklikler ihtiyaçtan kaynaklanıyor, Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde yapılan düzenlemeler, bunlar olumlu ama bu olumlu düzenlemeler yanında, katılamayacağımız birçok olumsuz düzenleme var. Bunlardan bir tanesini biraz önce huzurunuza çıktım, anlattım.

Denetimle ilgili düzenleme Türk Ticaret Kanunu’nda çift başlı bir denetimin doğmasına yol açmıştır, kesinlikle bu düzenlemeyi eksik buluyoruz, yanlış buluyoruz. Yetkiyi tamamen Gümrük ve Ticaret Bakanlığına veren, Türk Ticaret Kanunu’nun 400’üncü maddesinde yer alan ilkeleri altüst eden bir denetim anlayışını ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu kapsamındaki meslek mensuplarını dışlayan bir anlayışı reddediyoruz.

Yurt dışı çıkış harcı uygulamasının devam etmesi yönündeki Hükûmet niyetine ilişkin düzenlemeyi kesinlikle yanlış buluyoruz; modern Türkiye imajına ters düşüyor. Modern Türkiye imajına ters düşmeyi Hükûmet göze almış demek ki, kendisinin öyle bir modernlik iddiası yok. Yurt dışına çıkan kişiden harç almak hiçbir modern demokrasinin, hiçbir gelişmiş demokrasinin, gelişme iddiasında olan hiçbir ülkenin uyguladığı bir husus değildir. Hükûmet bu kadar dar bir alanda kendisini geri kalmış bir ülke, bir Afrika ülkesi konumuna sokmakta sakınca görmüyor.

Yine, tasarının 31’inci maddesinde yer alan bir düzenleme kesinlikle yanlıştır: Türkiye Yeşilay Derneğine aktarılmak üzere Sağlık Bakanlığı bütçesine ödenek konulacak. Bir kere, Yeşilay Derneği bir sivil toplum örgütüdür, kaynağını, kaynaklarını sivil toplumun yapacağı bağışlarla oluşturmak zorundadır. Hükûmetin Yeşilaya alkollü içki ve tütün bağımlılığıyla mücadele konusunda görev vereceği anlaşılıyor. Dilerim ki bu görev sağlık nedeniyle olsun; yoksa, “Dinimiz içkiyi yasaklamıştır.” düşüncesiyle Hükûmet bir görevi Yeşilaya vermiş olmasın, böyle bir niyeti olmasından endişe ederim. Çeşitli illerde uygulanan içki yasakları bunun örneğidir. Söz konusu 31’inci maddede, Yeşilay Derneğine Sağlık Bakanlığı bütçesine konulan ödenekten yapılacak olan transfer sonucu bu derneğin yapacağı harcamalar Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun denetim hükümleri dışına çıkarılmıştır, en vahimi budur. Kamu kaynağını devlet herhangi bir şekilde bir derneğe, bir vakfa bağışlıyor ise kural, bu harcamanın amacına uygun olup olmadığının kaynağı veren devlet tarafından denetlenmesidir. Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu böylesi bir temel ilkeyi benimsemiştir. Bu kanunu 22’nci Parlamento Döneminde Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinin oylarıyla hep beraber, oy birliğiyle çıkardık. Bir temel ilke, Başbakanın birtakım arzuları, istekleri nedeniyle bir kenara atılmıştır.

Yeşilayda Sayın Başbakana yakın bir yönetimin işbaşına gelmiş olmasının bu düzenlemede etkili olduğuna inanıyorum. Hükûmete, Sayın Bakana tavsiyem, gelin, bu harcamayı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun denetimi kapsamına alalım.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine, ticaret odalarına, sanayi odalarına, ticaret borsalarına devletin yani Hükûmetin müdahalesi yönündeki bir düzenleme kesinlikle yanlıştır, Hükûmetin otoriter rejim arayışlarının, otoriter yönetim isteklerinin bir tezahürüdür. Hükûmet isterse bakanlık müfettişini görevlendirecek, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin Genel Sekreterini görevden alacak, böyle bir şey olabilir mi? Personelini görevden alacak. Böyle bir yetki alıyor. Bakanlık müfettişi yazacak, bakan görevden alacak.

Sayın Bakan, burası Odalar Birliği; sizin hangi hakkınız, hangi yetkiniz var? Kanuna bu yetkiyi yazmakla yetkili olamazsınız. Bunlar kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşudur, Anayasa’yla güvence altına alınmıştır. Bu yetkiniz Anayasa Mahkemesinden dönecektir.

Yine, bu odaların organlarını görevden alma konusunda güya yargı yolu açık olan bir düzenleme yapmışsınız ama yargının bağımsız olmadığı gerçeği karşısında bu da hiçbir işe yaramayacaktır.

Bu kanunun bir kısım düzenlemelerini Anayasa Mahkemesine götüreceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Kanuna olumsuz oy vereceğimizi ifade ediyor, olumlu düzenlemelerini saklı tutuyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre yerimden bir katkı verebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, kanun tasarısının açık oylamasından önce, MHP Grubu olarak görüşülen kanun tasarısını gerekli olmasına rağmen eksik bulduklarına ve “hayır” oyu vereceklerine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Biz de, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu kanuna, Komisyonda, burada katkı vermeye çalıştık. Oyumuzun rengini belli ederken, üzerinde önemle durduğumuz birkaç konuyu ifade etmek istiyorum.

Birincisi: Bu tarım satış kooperatifleri ve birliklerin yönetilmesi veya işlemlerine siyasi iktidarın düzenleyici müdahalesine açık bir kapı aralanmaktadır. Bu, birliklerin özerkliğine aykırı bir geri adımdır. 2000 yılında çıkartılan birlik kanunundan geriye düşülmüştür. Aynı şey, odalar ve borsaların yönetimine de Hükûmetin bu türdeki bir müdahalesini doğru bulmuyoruz, bir geri adım olarak görüyoruz.

Bir diğer husus: Pazar yerlerinin, özellikle semt pazarlarının özelleştirilmesi belediyelere ve üreticilere zarar verecektir, bunu da doğru bulmuyoruz.

Bir başka şey: Kaçakçılıkla mücadele konusunda, terör örgütünün kaçakçılık üzerindeki etkisini azaltacak bir tedbiri de bu kanunda görmüyoruz.

Bu sebeplerle, gerekli bir kanun olmasına rağmen, eksik bir kanun olarak niteliyoruz ve MHP Grubu olarak kanunun tümüne “hayır” oyu vereceğimizi ifade ediyor, teşekkür ediyorum. Kanun her şeye rağmen hayırlı olsun diyoruz.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şandır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/746, 2/325, 2/330, 2/1291, 2/1304) (S. Sayısı: 437) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Açık oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı         : 278

Kabul                                 : 238

Ret                                     : 40 (x)

                                      Kâtip Üye                                    Kâtip Üye

                            Muhammet Bilal Macit                    Mustafa Hamarat

                                        İstanbul                                         Ordu”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Bakan teşekkür konuşması yapacaktır.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize teşekkür ediyorum. 92 maddelik ama Türkiye’de çok değişik kesimleri ilgilendiren bir tasarıyı yoğun, tempolu, ahenkli, sükûnetle ve suhuletle yapılan müzakerelerle hep birlikte gerçekleştirdik.

Bu anlamda katkısı olan, başta Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanına, Komisyonun değerli üyelerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu oturumları yöneten değerli başkan vekillerine, Başkanlık Divanına, grupların grup başkan vekillerine ve grup üyelerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bu kürsüye gelerek geneli üzerinde, bölümler üzerinde, maddeler üzerinde eleştirerek, katkı vererek çok değerli katkılarınız oldu. İnşallah uygulama sürecinde, gerçekten hedef kitlemiz olarak, bundan böyle daha dizgin ve çok daha tempolu bir biçimde sorunları asgariye indirerek o uygulamayı hayata geçireceğiz.

Demokrasinin en önemli ölçütü herhâlde hesap verebilir olmaktır. Millete hesap veren organ burası, millet temsilcileri. Dolayısıyla, devleti yöneten kurumların görev ve yetkilerini belirleyecek olan tek organ burası. Hangi kurumun hangi yetkileri kullanacağı… Yasalar da bunları belirliyor. Elbette ki bu yetki belirlemeleri içerisinde, bütün organlar sözcüğü içerisinde bakanlar da var, başbakanlar da var, Bakanlar Kurulu da var, biz bunların idraki içerisindeyiz. Ölçümüz hak, hukuk ve adalet. Ondan emin olmanızı diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yazıcı.

Sayın milletvekilleri, şimdi, 5’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nu görüşeceğiz.

                           

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/687) (S. Sayısı: 340)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyon bulunamayacağından, alınan karar gereğince, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmeler ile kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 29 Mart 2013 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                       

 

Kapanma Saati: 22.33