DÖNEM: 24                            CİLT: 47                    YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

83’üncü Birleşim

27 Mart 2013 Çarşamba

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye'nin su kaynakları ve su yönetimi politikasına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars Şeker Fabrikasının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Orman Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, apartman görevlilerinin çalışma koşullarının ve haklarının belirlenmesi için yasal bir statü hazırlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına, PTT’de örgütlü sendikaların eylemine ve GENEL-İŞ ve LİMAN-İŞ sendikalarına yapılan baskına ilişkin açıklaması

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Hükûmetin, Ankara Yunus Emre Çarşısı’nda meydana gelen yangın nedeniyle mağdur olan esnafa sergilediği ciddiyetsiz yaklaşımı terk etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Payas Belediyespor-44 Malatyaspor maçında çıkan olaylara ve olaylardaki tutumlarından dolayı federasyonu, polisi ve Bakanlık yetkililerini kınadığına ilişkin açıklaması

5.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın, Kars Şeker Fabrikasının durumuna ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bir alışveriş merkezi için özel plan tadilatı yapmak suretiyle haksız bir uygulama yaptığına ilişkin açıklaması

7.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Büyük Birlik Partisi eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün 4’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

8.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de 1995 yılından beri devam eden bir maden mücadelesi olduğuna ve herkesi maden cinayetini protesto için Artvin’de yapılacak mitinge davet ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Orman Haftası’na ilişkin açıklaması

10.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Kars’ın istihdama ihtiyacı olduğuna ve bu noktada gayretlerinin devam ettiğine ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına, Diyanet İşleri Başkanının İzmir’de yaptığı açıklamadan sonra AK PARTİ İzmir milletvekilleri tarafından hiçbir açıklama yapılmadığına ve Ödemiş’in Küçükören ile Tire’nin Eğridere köyünde 200 dönüm arazinin bir şahsa kiralanarak köylülerin elinden alındığına ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, 16/3/1978’de İstanbul Üniversitesinde yaşanan olayların ve Halepçe katliamının tarihin sayfalarında çifte acı olarak yer aldığına ilişkin açıklaması

13.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Hükûmetin birincil görevinin vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamak olduğuna ve Hükûmetin, PKK’nın asli ve ferî failleriyle iş birliğine düştüğüne ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Orman Haftası’na ilişkin açıklaması

15.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar’ın, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

16.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Hükûmetin sendikalara, barolara, avukatlara, sivil toplum örgütlerine devlet terörü uygulayarak onları susturmaya ve itibarsızlaştırmaya çalıştığına ilişkin açıklaması

17.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Ankara’da doğal gaz alımının karneyle mi yapılacağını ve Çan-Çanakkale kara yolunun ne zaman bitirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

19.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, 8 ilde alkol yasağı koyan valiler hakkında ne gibi bir işlem yapıldığını ve oluşacak konfederal bir yapının İran, Irak ve Suriye Kürtlerinin yer alacağı yeniden inşa edilecek Türkiye’nin sınırlarını belirleyecek bir etken olup olmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

20.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’in Mut ilçesine yapılacak olan Kayraktepe Barajı’nın ÇED çalışmaları sırasında halka şiddet uygulayan polisin davranışını kınadığına ilişkin açıklaması

21.- Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın bir alışveriş merkezinin tadilatıyla ilgili ifade ettiği hususlara ilişkin açıklaması

22.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

23.- Hatay Milletvekili Mehmet Öntürk’ün, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmaya ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 23 milletvekilinin, çocuk işçiliğiyle ilgili sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/556)

2.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, gençler ve çocuklar arasında madde kullanımının giderek yaygınlaşmasının, kullanım yaşının her geçen gün düşmesinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/557)

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 22 milletvekilinin, Artvin'de ruhsatlandırılacak iki maden ocağının çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/558)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

 

1.- BDP Grubunun, Muş Milletvekili Demir Çelik ve arkadaşları tarafından silikozis hastalığının araştırılması amacıyla 13/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 27/03/2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un uygulamalarındaki aksaklıkların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 26/3/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 27/03/2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve  görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 20 milletvekili tarafından tutuklu gazetecilerin içinde bulunduğu durumun araştırılarak basın ve düşünce özgürlüğü bağlamında değiştirilmesi gereken yasal düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla 26/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 27/03/2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve  görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310)

4.- Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/746, 2/325, 2/330, 2/1291, 2/1304) (S. Sayısı: 437)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/687) (S. Sayısı: 340)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı ile Kosova Cumhuriyeti Eğitim, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/527) (S. Sayısı: 185)

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/18029)

2.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, bağlı kurum ve kuruluşların İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/18031)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak dört oturum yaptı.

Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar’ın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşmasına Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu cevap verdi.

Balıkesir Milletvekili Ali Aydınlıoğlu, zeytin ve zeytinyağı sektörüne,

Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Âşık Veysel’in ölümünün 40’ıncı yıl dönümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun gündem dışı konuşmaya cevaben yaptığı konuşmasına ilişkin bir açıklamada bulundu.

Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun gündem dışı konuşmaya cevaben yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Karabük Milletvekili Osman Kahveci, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, tapu kadastro meslek yüksekokulu mezunları kolaylıkla iş bulurken aynı dersleri gören harita kadastro meslek yüksekokulu mezunlarının işsiz olduğuna ve bu konuda gereğinin yapılmasını beklediklerine,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, AKP’nin, “barış” adı altında PKK ne derse onu yaptığına ve Türk milletinin kendisine kurulan komplonun farkına varması gerektiğine,

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, Kocaeli Üniversitesinde 30’a yakın öğrenciye anayasal haklarını kullanmaları nedeniyle okuldan uzaklaştırma cezası verildiğine ve yetkilileri bu konuda duyarlı olmaya çağırdığına,

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Malatya’da kayısının bazı bölgelerde don nedeniyle yüzde 90 oranında zarar gördüğüne, derhâl zarar tespitinin yapılması ve Malatyalı üreticilerin borçlarının ertelenmesi gerektiğine,

Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru,

Büyük Birlik Partisi eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün 4’üncü yıl dönümüne,

Adana Milletvekili Ali Halaman, Adana-Kozan-Sarıçam’da esnaf ve sanatkârların işsizliğin çoğaldığını dile getirdiklerine,

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Bakanlığın başlattığı ESBİS Projesi’yle sivil toplum kuruluşlarının zor durumda kaldığına ve bu nedenle bu projeden vazgeçilmesini veya atanacak genel sekreterin maaşının devlet tarafından ödenmesini talep ettiklerine,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, kamu kaynaklarının heba edildiğine ve bunun sorumlularını öğrenmek istediğine,

Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut, zeytin üreticilerinin sorunlarına,

Mersin Milletvekili Ali Öz, arıcılıkla uğraşanların mağdur durumda olduklarına ve bu mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine,

Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ, Gaziantep Belkıs Pompaj Sulama Tesisinin neden bitirilemediğini ve Afyonkarahisar Belediyesinin bazı uygulamalarından Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun neden bahsetmediğini öğrenmek istediğine,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Bingöl’ün dokuz gün boyunca susuz kaldığına, bunun sorumlusunun Bingöl Belediyesi olduğuna ve bir soruşturma başlatılıp başlatılmadığını öğrenmek istediğine,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, CHP Grubu olarak Musevi cemaatinin Pesah (Hamursuz) Bayramı’nı kutladıklarına,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Büyük Birlik Partisi eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün 4’üncü ve Âşık Veysel’in ölümünün 40’ıncı yıl dönümüne,

İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel, Diyanet İşleri Başkanının İzmir’e yeni müftü atanması nedeniyle yaptığı açıklamayı kınadığına,

İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi, Âşık Veysel’in bazı yerlere gitmesine yasak konulduğu gibi spekülasyonların doğru olmadığına,

Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu, Karadeniz sahil yolunun yapımında yanlışlıklar varsa araştırılması gerektiğine ve alternatif demir yolu projesiyle ilgili herhangi bir gelişmenin Meclise yansımadığına,

Antalya Milletvekili Gürkut Acar, DİSK, GENEL-İŞ ve LİMAN-İŞ sendikalarına gece yarısı yapılan baskını şiddetle kınadığına,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Büyük Birlik Partisi eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün 4’üncü, Âşık Veysel’in ölümünün 40’ıncı yıl dönümüne ve Esenyurt’ta mağdur durumda olan vatandaşların sorunlarının çözülmesi gerektiğine,

Manisa Milletvekili Özgür Özel, Hükûmetin uygulamaları nedeniyle Manisalı çiftçilerin zor durumda olduklarına ve bu duruma derhâl bir çözüm getirilmesi gerektiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Meral Akşener Başkanlığında Rusya Federasyonu Tataristan Cumhuriyeti Devlet Konseyi Başkanı Farid Muhametşin'in davetine icabet etmek üzere Rusya Federasyonu’na resmî bir ziyarette bulunması Genel Kurulun 19/3/2013 tarihli 79'uncu Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Van Milletvekili Nazmi Gür ve 21 milletvekilinin, sınırlarımızda Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından sivillerin öldürülmesinin nedenlerinin (10/553),

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 29 milletvekilinin, Hamit Fendoğlu'nun katledilmesi ve ardından başlayan Malatya olaylarının (10/554),

Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 24 milletvekilinin, ilk, orta ve yükseköğretimde yapılan bazı uygulamaların (10/555),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve 23 milletvekilinin, enerji alanında bazı şirketlere imtiyazla çıkar sağlamak amacıyla devlet olanaklarını kullandığı, millî güvenliği tehdit edecek, Irak'ın ve ülkemizin bölünmesine neden olacak açık ve gizli antlaşmalar imzaladığı iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/26) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme gününün daha sonra Genel Kurulun onayına sunulacağı açıklandı.

Libya Genel Ulusal Kongresi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında parlamentolar arası dostluk grubu kurulmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi kabul edildi.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İletişim Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 75’inci maddesine göre geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; tasarının Hükûmete geri verilmesi kabul edildi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte   3-6 Şubat 2013 tarihlerinde Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Slovakya'ya yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerinin listesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.

CHP Grubunun, 29/6/2012 tarihinde, İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ve 21 milletvekili tarafından bankaların hukuka aykırı uygulamalarının araştırılarak tüketici haklarının etkin bir şekilde korunmasının sağlanması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (475 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 26 Mart 2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 4’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 2, 9, 16 ve 30 Nisan 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 3 10, 17 ve 24 Nisan 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; (11/26) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 29 Mart 2013 Cuma günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınmasına, Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin 29 Mart 2013 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına; 437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, (2/162) esas numaralı Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in doğrudan gündeme alınma önergesi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Elâzığ Milletvekili Enver Erdem, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının:

1’inci            sırasında      bulunan       (6/71),

512’nci         “                  “              (6/1346),

541’inci        “                  “              (6/1387),

557’nci         “                  “              (6/1406),

620’nci         “                  “              (6/1493),

621’inci        “                  “              (6/1494),

622’nci         “                  “              (6/1495),

623’üncü      “                  “              (6/1496),

624’üncü      “                  “              (6/1497),

626’ncı         “                  “              (6/1500),

638’inci        “                  “              (6/1520),

639’uncu      “                  “              (6/1521),

641’inci        “                  “              (6/1523),

642’nci         “                  “              (6/1525),

662’nci         “                  “              (6/1547),

663’üncü      “                  “              (6/1548),

704’üncü      “                  “              (6/1594),

705’inci        “                  “              (6/1595),

788’inci        “                  “              (6/1691),

789’uncu      “                  “              (6/1692),

790’ıncı        “                  “              (6/1693),

791’inci        “                  “              (6/1694),

792’nci         “                  “              (6/1695),

817’nci         “                  “              (6/1724),

853’üncü      “                  “              (6/1763),

919’uncu      “                  “              (6/1839),

920’nci         “                  “              (6/1840),

921’inci        sırasında      bulunan   (6/1841),

922’nci         “                  “              (6/1842),

939’uncu      “                  “              (6/1863),

948’inci        “                  “              (6/1873),

950’nci         “                  “              (6/1875),

959’uncu      “                  “              (6/1884),

961’inci        “                  “              (6/1886),

989’uncu      “                  “              (6/1914),

1031’inci      “                  “              (6/1959),

1052’nci       “                  “              (6/1980),

1085’inci      “                  “              (6/2013),

1120’nci       “                  “              (6/2048),

1126’ncı       “                  “              (6/2054),

1160’ıncı      “                  “              (6/2088),

1314’üncü    “                  “              (6/2247),

1316’ncı       “                  “              (6/2249),

1333’üncü    “                  “              (6/2266),

1346’ncı       “                  “              (6/2280),

1375’inci      “                  “              (6/2312),

1389’uncu    “                  “              (6/2326),

1466’ncı       “                  “              (6/2405),

1501’inci      “                  “              (6/2443),

1524’üncü    “                  “              (6/2467),

1607’nci       “                  “              (6/2551),

1613’üncü    “                  “              (6/2557),

1650’nci       “                  “              (6/2594),

1651’inci      “                  “              (6/2595),

1652’nci       “                  “              (6/2596),

1692’nci       “                  “              (6/2636),

1693’üncü    “                  “              (6/2637),

1698’inci      “                  “              (6/2642),

1727’nci       “                  “              (6/2673),

1728’inci      “                  “              (6/2674),

1729’uncu    “                  “              (6/2675),

1730’uncu    “                  “              (6/2676),

1800’üncü    “                  “              (6/2746),

1879’uncu    “                  “              (6/2828),

1880’inci      “                  “              (6/2829),

1952’nci       “                  “              (6/2901),

1953’üncü    “                  “              (6/2902),

2051’nci       “                  “              (6/3003),

2107’nci       “                  “              (6/3060),

2108’inci      “                  “              (6/3061),

2109’uncu    “                  “              (6/3062),

2110’uncu    “                  “              (6/3063),

2111’inci      “                  “              (6/3064),

2112’nci       “                  “              (6/3065),

Esas numaralı sözlü sorulara, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu cevap verdi.

Soru sahiplerinden Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, Antalya Milletvekili Gürkut Acar, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Tokat Milletvekili Reşat Doğru, İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, cevaplara ilişkin görüşlerini açıkladılar.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da bu görüşlerle ilgili açıklamada bulundu.

Bolu Milletvekili Tanju Özcan, orman muhafaza memurlarının rotasyana tabi tutulmaları nedeniyle mağdur olduklarına ve bu uygulamanın sebebini öğrenmek istediğine,

İzmir Milletvekili Musa Çam, İzmir’in Selçuk ilçesinin Barutçu köyünde “özel ağaçlandırma” adı altında yapılan uygulamaya,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu raporlarının (1/619) (S. Sayısı: 310),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasına alınan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının (1/746, 2/325, 2/330, 2/1291, 2/1304) (S. Sayısı: 437) görüşmelerine başlandı, tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi.

Alınan karar gereğince, 27 Mart 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 22.19’da birleşime son verildi.

 

                                                    Şükran Güldal MUMCU

                                                             Başkan Vekili

 

    Muhammet Bilal MACİT                                                                  Bayram ÖZÇELİK

                 İstanbul                                                                                         Burdur

                Kâtip Üye                                                                                     Kâtip Üye


II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                        No: 121

27 Mart 2013 Çarşamba

Geri Alınan Yazılı Soru Önergesi

1.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, SGK’nın emekli dul ve yetim maaşlarından hukuka aykırı olarak kesinti yaptığı iddialarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesini 27.03.2013 tarihinde geri almıştır. (7/18411)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 23 Milletvekilinin, çocuk işçiliği sorunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/556) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.02.2012)

2.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 Milletvekilinin, madde bağımlılığı sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/557) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.02.2012)

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 22 Milletvekilinin, Artvin'deki ruhsatlandırılacak iki maden ocağı alanının çevresel, sosyal ve ekonomik etkisinin araştırılması amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/558) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.02.2012)

 


27 Mart 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Türkiye’nin su kaynakları ve su yönetimi politikası hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye'nin su kaynakları ve su yönetimi politikasına ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin su kaynakları ve su yönetimi üzerine gündem dışı söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Su, alternatifi olmayan hayati bir kaynaktır. 21’inci yüzyılda su üzerinden küresel politika ve stratejiler artmaya başlamıştır. Bu da su politikalarının önemini artırmaktadır. 22 Martta Dünya Su Günü kutlandı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı bu önemli günü 2 seminer ve resim sergisiyle geçiştirmiştir. Dünya su miktarı 1 milyar 400 milyon metreküptür. Bunun yüzde 25’i tatlı sudur. Tatlı su kaynaklarının yüzde 90’ının kutuplarda ve yer altında olması suyun önemini artırmaktadır. 1 milyar 400 milyon insan içme suyundan yoksundur. 2 milyar 600 milyon insan arıtılmamış su kullanmaktadır. Her yıl 6 milyona yakın insan dizanteri, kolera gibi temiz suya ulaşamamaktan kaynaklanan hastalıklardan yaşamını yitirmektedir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, ara verelim, arkadaşların sohbeti bitsin ondan sonra başlayalım.

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Akçay.

Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sessiz olursak Sayın Akçay’ı daha rahat duyabileceğiz.

Buyurunuz efendim.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2025 yılında dünya nüfusunun tahminen üçte 2’si temiz ve içilebilir sudan mahrum kalacaktır. Ülkemiz su kaynakları 25 büyük havzaya ayrılmıştır. Dolayısıyla ülkemizin birçok bölgesinde su kaynakları yetersizdir. Yıllık kişi başına düşen su miktarı bin ile 2 bin metreküp arasında olan ülkeler su sıkıntısıyla karşı karşıya olan ülkeler olarak kabul edilmektedir. Kullanılabilir toplam su potansiyelimiz 112 milyar metreküptür. Yıllık su tüketimimiz 44 milyar metreküptür. Türkiye'nin nüfusu 2030’da 100 milyona ulaşacak, kişi başına kullanılabilir su miktarı 1.120 metreküpe düşecektir; böylece, Türkiye, suyu kıt ülkeler arasında yer alacaktır. Su kaynaklarımızın limitleri dışında kullanımı ve iklim değişiklikleri su kaynaklarında azalmaya yol açmaktadır. Ayrıca, 2025’te Türkiye’de yağışların yüzde 25 azalması da beklenmektedir.

Hükûmet tarafından kanun hükmünde kararnamelerle suyla ilgili çok sayıda düzenleme yapılmıştır. Su çalışmalarında “kurumsal bütünlük” söylemiyle yapılan bu düzenlemelerle tam aksine, suyla ilgili kurumların sayısı arttırılırken görevleri arasında çatışmalar olmuştur.

Devlet Su İşlerinde şu anda şef, başmühendis ve şube müdürü kadrosundakilerin yüzde 95’i görevlendirmeyle çalışmaktadır. İlgili yasa gereği Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavı yapılması gerektiği hâlde on yılı aşkın bir süredir bu sınav yapılmamıştır ve Devlet Su İşleri çalışanları mağdur edilmiştir.

Su yönetimi çok başlı, çok parçalı ve koordinasyon eksikliğinden bir an önce kurtarılmalıdır. Suyun rasyonel ve etkili kullanımını sağlamak için su yasası bir an önce çıkarılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Gediz Nehri Ege Bölgesi için hayati önemi haizdir. Gediz havzasında Türkiye'deki tarımsal üretimin yüzde 10’u gerçekleştirilmektedir. Yüzyıllardır geçtiği topraklara can veren Gediz Nehri flora ve faunasıyla can çekişmekte, kendisiyle birlikte içinden geçtiği ovayı da maalesef yok oluşa götürmektedir. Gediz Nehri sulama suyu kriterlerinin çok altındadır. Gediz’deki kirlilik oranı gıda sağlığı açısından tehlike göstermektedir. Kirlenme dolayısıyla Gediz Nehri’nden sulanan binlerce dekar arazi çoraklaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu, 11 Aralık 2009’daki Manisa ziyaretinde “Gediz’i kurtarmak boynumuzun borcu.” demiştir. Yine 2010’daki bir toplantıda “Gediz’deki arıtma tesisleri 31 Aralık 2012 tarihinde saat 17.00’de tamamlanacak. 2012 yılı sonunda Gediz Nehri’nde balık tutulacak, herkes oltasını alsın, gelsin.” demiştir. Sayın Bakanın bu sözüne istinaden oltasını alıp Gediz’de balık tutmaya gidenler, Gediz’de kendilerini Sayın Eroğlu’nun ve balıkların değil, her türden kirliliğin beklediğini görmüşlerdir. Başta Manisalılar olmak üzere tüm Egeliler Sayın Eroğlu’nun bu sözünü yerine getirmesini merakla beklemektedir.

Bu düşüncelerle hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Gündem dışı ikinci söz, Kars Şeker Fabrikasının sorunları hakkında söz isteyen Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Birtane. (BDP sıralarından alkışlar)

2.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars Şeker Fabrikasının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kars Şeker Fabrikasıyla ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kars Şeker Fabrikası, mevcut durumda ilde üretim yapan ve birçok aile için istihdam alanı olan tek fabrikadır. Kars halkının geçim kaynağı oluşturma çabaları devletten hiçbir şekilde destek görmemektedir. İlin fabrikalara ve istihdam alanlarına ihtiyacı vardır. İstihdam alanı açılmıyorsa en azından mevcut istihdam alanlarının ayakta kalması için destek verilmesi gerekmektedir. Kars Şeker Fabrikası kapatılmakla karşı karşıyadır. Fabrikanın kapatılmasının, orada istihdam edilen 400’e yakın kişi ile pancar üreticiliği yapan 500 civarında çiftçi ve binlerce aile bireyini ekmeğinden edeceği ve il sanayisine de büyük darbe vuracağı aşikârdır. Fabrikanın şu an en büyük sıkıntısı ise ham maddedir çünkü ilde pancar yetiştiriciliği son derece azalmış durumdadır. Bunun çeşitli sebepleri var tabii. Şeker pancarı yetiştiriciliği desteklenmediği gibi, bu işi yaptığı tespit edilen kişilerin yeşil kartları da ellerinden alınıyor. Devlet, daha çok yem bitkilerine destek verdiği için çiftçiler pancar ekmekten kaçınıyor. Türkiye’de şu an şeker üretimi yeterli miktarda değil. Glikoz ve yapay tatlandırıcılarla halk sağlığıyla oynanıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kars Şeker Fabrikası önce özelleştirme kapsamına alınmış, daha sonra bu karar iptal edilmiş. Geldiğimiz aşamada ise fabrika kendi kaderine terk edilerek âdeta kapanmayla karşı karşıya bırakılmıştır.

Geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan ilde, genel olarak baktığımızda, sanayi alanında bacası tüten tek fabrikadır. İlde yem fabrikası, süt fabrikası, deri ve ayakkabı fabrikası, Et ve Balık Kurumu teker teker kapatıldı. İlde işsizlik oranı yüzde 80 artmış durumda. Hayvancılığın can çekiştiği, işsizliğin, yoksulluğun, göçün yoğun olduğu Kars, günbegün geriliyor. İlde geçim kaynağı olan hayvancılığı destekleyecek et ve süt ürünleri entegre tesisi yok. İstihdamı artıracağı, hayvancılığı geliştireceği iddia edilen tüm projeler tabelalardan ibarettir.

Bu tablo karşısında Kars Şeker Fabrikasını ayakta tutmak için özel bir çaba harcaması gereken Hükûmet, duruma kayıtsız kalmaktadır. Kars Şeker Fabrikasının üretiminin artırılması için hiçbir önlem alınmamaktadır. Şeker fabrikasının üretiminin düşük olması devletin şeker pancarına uyguladığı kotadan kaynaklanıyor. Bu durumda, devlet, Kars için vazgeçilmez bir öneme sahip olan fabrikayı ayakta tutmak için şeker pancarı üreticilerine destek vermeli ve kotayı kaldırmalıdır. Üretimi artırmak için teşvik programları hazırlanmalıdır. Mazot, gübre ve tohum desteği verilmeli, sulama bedeli düşürülmelidir. Fabrika modernize edilerek üretimi artırılmalı, bölgede şeker pancarı üreten çiftçilerin kurumlara olan borçları silinmeli, yeniden şeker pancarı üretimi yapmaları sağlanmalıdır.

Ayrıca, bu düzenlemeler hayata geçirilinceye kadar, bu yıl bu şeker fabrikasının çalışması için mutlaka Horasan ve Eleşkirt’ten pancar desteğinin alınması gerekmektedir. En azından, bu yöntemin devreye sokulmasıyla bir nebze de olsa rahatlama sağlanacaktır.

Pancardan şeker üretilirken yan ürün olarak elde edilen küspe, en iyi hayvan yemleri arasındadır. Yine melas, bu fabrikalarda yan ham madde olarak açığa çıkmaktadır. Fabrikanın kapanması demek, bu ürünlerin de yok olması demektir. Şeker üretimi arttığında melas ve küspe üretimi de artacaktır. İlde saman ve ot üretiminin düştüğü geçen yıl küspe üretiminin yeterli olması bu sorunun çözümüne katkı sunacaktı ancak üretimin yeterli olmaması bu ihtiyaca cevap olamamıştır.

Kars ili ihracatı en düşük olan iller arasındadır. İlimizin toplam ihracatı 857 bin dolardır. Oysaki yanı başımızda bulunan İran, Gürcistan ve Nahcivan’ın şeker ihtiyacı Kars üzerinden sağlanabilir. Buradan Hükûmet yetkililerini ve bütün milletvekillerini bu konuda duyarlı olmaya çağırıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜLKİYE BİRTANE (Devamla) - Yetkililerin ŞEKER-İŞ Sendikası ile görüşerek gerekenin yapılmasını ve bunun tüm Karslıların talebi olduğunu belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Birtane.

Gündem dışı üçüncü söz, Orman Haftası münasebetiyle söz isteyen Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Orman Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve tutuklu tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Bu haftanın Orman Haftası olması nedeniyle sizlere, yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olan ormanlarımızın bugünkü durumu ve yaşamını orman ve orman ürünlerinden idame ettirmek durumunda bulunan orman köylülerinin durumundan, yaşadığı sıkıntılardan bahsetmek isterdim ancak dün, Orman ve Su İşleri Sayın Veysel Eroğlu’nun geçen hafta Kocaeli’ye yaptığı ziyaret sonrası tarafıma göndermiş olduğu bilgilendirme kitapçığı nedeniyle ben de bugünkü konuşmamda Kocaeli yerelinde bahsedeceğim.

Sayın Veysel Eroğlu’nun bir hafta önce yaptığı bilgilendirme nedeniyle öncelikle kendisine teşekkür ediyor, bu nazik davranışının diğer bakanlara da örnek olmasını diliyorum. Kocaeli’yle alakalı Sayın Bakanın verdiği kitapçıkla ilgili düşüncemi sizlerle paylaşmak istiyorum. Kocaeli deyince sanayi kenti, sanayinin en yoğun olduğu bir kent olmasına rağmen orman alanları olarak Türkiye ortalamasının yaklaşık 1,5 katı üzerindeyiz. Ancak, koruma alanları açısından aynı şeyi söylemek olası değil.

Kocaeli, hızla göç alan, sanayi kenti olması nedeniyle orman alanları, köy alanları bir bir yok edilerek OSB’lere ve sanayi alanlarına hızla açılmış bir durumdadır. Bugün yüzde 45 olan orman alanı, ne yazıktır ki, iktidara geldiğiniz dönemin başında, 2000-2002 yıllarında yüzde 50-55 civarındaydı. OSB’lerin, 15 tane organize sanayi bölgemizin yaklaşık yarısı tamamen orman alanlarının içerisinde.

Sayın Başkanım, Sayın Bakanın gönderdiği kitapçığı dikkatle okudum. Sulak alanlardan bahsediyor. Burada Sayın Eroğlu’nun olmasını isterdim. Kocaeli ili içerisinde sulak alan deyince, eski Gölcük yolu üzerinde fuar alanının arkasındaki alandan bahsediyor. Ya birileri kendisine yanlış bilgi vermiş buranın sulak alan olduğu konusunda ya da Sayın Eroğlu’nun, hakikaten, Kocaeli’yle ilgili ziyaret yaparken burayı görmesi lazım. Burası şu anda otel işletmelerinin, belediyenin park alanlarının ve küçük sanayi sitesinin bulunduğu bir alan, sulak alanla ilgili hiçbir alan söz konusu değil.

Kocaeli’nin önemli orman alanlarından ve tabiat alanlarından biri de Ballıkayalar Tabiat Alanı. Kocaeli ili Gebze ilçesi Tavşanlı köyünde, yaklaşık 1,5 kilometre uzunluğunda bulunan Ballıkayalar Tabiat Parkı Türkiye'nin önemli tabiat parklarından bir tanesi. Önemi şuradan geliyor: Jeomorfolojik yapısı nedeniyle Türkiye’de ve dünyadaki nadir yerlerden biri. Ancak bu alan, Ballıkayalar Vadisi Millî Parkı bugün yok olma noktasındadır. Etrafındaki 9 tane organize sanayi bölgesiyle çevrilmiş bir adacık hâlindedir. Değerli milletvekilleri, burada doğal bitki ve hayvan alanlarının, türlerinin yaşama olanağı neredeyse hiç kalmamıştır. Yaban hayvan ve yaban yaşam alanlarının olmadığı bir ortamda sanayileşmenin ve OSB’lerin etrafında kalan bu alan hafriyat çalışmaları, kazı çalışmaları neticesinde millî parkın akan deresi kurumuş durumdadır. Millî park bugünkü hâliyle devam ederse yakın gelecekte millî park olmaktan çıkarılacak ve orası artık bir tarihî yer olarak göz önünde bulundurulacaktır.

Sadece eleştirmekle kalmıyorum, Ballıkayalar’ın kurtulması açısından da Sayın Bakanıma buradan bir önerim var: Bölgenin sanayi alanı olması nedeniyle yerleşim alanlarının içerisinde kalmış olmasına rağmen burayı koruma alanı altına alarak sanayinin getirdiği çevre kirliliğinin, hava kirliliğinin bitki ve hayvan türleri üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirgemek mümkündür ama asıl önemli, asıl alınması gereken tedbir, bu vadinin doğal güzelliğini veren suyun buraya kavuşmasıdır. Denizli köyümüzde bulunan sulama göletinden bir proje ile buraya su verilmesi mümkündür ancak nedense, bir önceki Orman Bakanlığı döneminde projelendirilmesine rağmen hâlâ hayata geçirilmemiştir. Bölge sanayi bölgesi olmasına rağmen, ormanların talan edilmesine rağmen ağaçlandırmanın yapılmaması, bölgedeki hava temizliği açısından da son derece önem arz etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Hepinize saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Gündeme geçmeden önce, İç Tüzük 60’a göre sisteme girmiş sayın milletvekillerimize birer dakika söz vereceğim.

Sayın Aslanoğlu, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, apartman görevlilerinin çalışma koşullarının ve haklarının belirlenmesi için yasal bir statü hazırlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, sizin aracılığınızla, Türkiye’de yasal statüsü olmayan kurumlardan biridir apartman görevlileri, site görevlileri yani kapıcılarımız. Yaşam standartları belli değil, statüleri belli değil, mesaileri belli değil. Bu açıdan, Türkiye’deki tüm apartman görevlilerimiz, site görevlilerimiz ve kapıcılarımızla ilgili mutlak bir yasal statü hazırlanması, bunların çalışma koşulları ve tüm haklarının belirlenmesi lazım. Sadece, şu anda İş Kanunu’nun genel şartlarıyla gidiyor, oysa şartları çok değişik. Ben, bunu, sizin aracılığınızla iletmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aslanoğlu.

Sayın Tüzel…

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına, PTT’de örgütlü sendikaların eylemine ve GENEL-İŞ ve LİMAN-İŞ sendikalarına yapılan baskına ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Dünya Tiyatrolar Günü, sahne emekçilerini buradan selamlıyorum.

Onlara özgürce, baskısız, kendi renklerinde, dillerinde, türkülerinde, kıyafetlerinde katılacağı, repertuvarlarında silah patlamayan, adı barış olan yeni bir oyun oynamalarını diliyorum.

Barış ve çözüm bu ülkenin ihtiyacıdır ve sahip çıkılmalıdır. Brecht’in sözleri yol göstericidir, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.” demiş. İşte, bu düşünceyle, bugün de PTT’de, örgütlü sendikaların, 173 yıllık hizmet ve emek kurumlarına sahip çıkmak, özelleştirmelere dönük tasarının geri çekilmesini sağlamak için ortak eylemi, grevi gerçekleşiyor. Onlar, aynı zamanda, taşeronluğu değil, güvenceli ve kadrolu çalışma isteyerek tüm emekçilerin sesi oluyor.

Değerli Başkan, AKP binası ve Adalet Bakanlığına yapılan saldırılar nedeniyle GENEL-İŞ ve LİMAN-İŞ sendikalarında yapılan baskın, arama ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Bir kez daha, polis devleti uygulamasıyla muhalif kurumlar hedef gösteriliyor, emek örgütleri terör organizasyonları gibi itibarsızlaştırılmak isteniyor, bunları kabul edemeyiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

Sayın Yeniçeri…

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Hükûmetin, Ankara Yunus Emre Çarşısı’nda meydana gelen yangın nedeniyle mağdur olan esnafa sergilediği ciddiyetsiz yaklaşımı terk etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bilindiği gibi bundan yirmi bir gün önce Ankara Altındağ Yunus Emre Çarşısı’nda büyük bir yangın meydana gelmiş ve bu yangında 687 esnafın iş yeri yanmıştı. Aradan geçen yirmi bir güne rağmen hiçbir bakan, Türkiye Büyük Millet Meclisine on beş dakikada mesafede olan Yunus Emre esnafını ziyarete gitmemiş, mağdur insanları kabul etmemiş, sorunlarını da dinlememiştir. Konu, belediyelere ve valiliğe havale edilmiştir. Yirmi bir gündür yapılan tek şey, Altındağ Kaymakamlığı vasıtasıyla, vatandaşlara, kişi başına dağıtılan 2 bin lira olmuştur. Esnaf, adaletsizlikten yakınmaktadır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Yunus Emre Çarşısı esnafı için kişi başına ödemeyi planladığı 3 bin TL ise henüz bürokrasiyi aşarak dağıtılmış değildir. İş yerleri yanan vatandaşlar ihtiyaç ve sıkıntı içindedirler. Hükûmetin, Yunus Emre yangınına ciddiyetsiz yaklaşımını terk etmesi gerekmektedir.

Diğer yandan, çeşitli yörelerde toplanmış bulunan paralar için de vilayet hesap numarası açmadığından dolayı bu fonun da ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması mümkün olmamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Yetkilileri ivedilikle bu hesabı açmaya ve yabancı ülkelerin vatandaşlarına gösterdikleri ilgi ve alakayı kendi vatandaşlarına da göstermeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Ağbaba…

4.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Payas Belediyespor-44 Malatyaspor maçında çıkan olaylara ve olaylardaki tutumlarından dolayı federasyonu, polisi ve Bakanlık yetkililerini kınadığına ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Bölgesel Amatör Lig’de dün oynanan Payas-44 Malatyaspor maçında olaylar çıkmıştır. Final niteliğinde olan bu maçta hakem kötü bir yönetim göstermiş, ayrıca böyle önemli bir maça dördüncü hakem olarak Hatay bölgesinden bir hakem görevlendirilmiştir. Saha komiseri olaylarda taraf olmuş, görevini yapmamıştır. Malatya’dan maçı izlemeye giden taraftar ve basın mensupları taşlanmış, tartaklanmıştır. Olayı önlemesi gereken polis ise hem Malatyalı taraftara hem de basın mensuplarına, hatta teknik direktörümüze saldırmıştır. Maçtan sonra Malatyaspor kafilesi beş saat statta bekletilmiştir. Çıkışta ise otobüsümüz taşlanmış, taraftarlarımızdan birisi beyin travması geçirmiştir.

Ben, 44 Malatyaspor’un ve taraftarlarının sahipsiz olmadığının bilinmesini isterim. Bu olaylardaki tutumlarından dolayı federasyonu, polisi ve Bakanlık yetkililerini kınıyorum. Olayın takipçisi olacağımın da bilinmesini istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Arslan…

5.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın, Kars Şeker Fabrikasının durumuna ilişkin açıklaması

AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben de Kars Şeker Fabrikasıyla ilgili birkaç şey ifade etmek istiyorum. Biri, şeker fabrikasının özellikle kampanyalarına devam etmesi konusunda son üç yıldır destekler veriliyor; Erzincan’dan pancar getiriliyor, Horasan’dan getiriliyor. Bu sene de yine Erzincan’dan, Horasan’dan, Hasankale-Yağan kantarından pancar getirilmesi konusunda çalışmalar devam ediyor.

Tabii ki Kars gibi yerde istihdamın desteklenmesi adına Hükûmetin elinden geleni yaptığını biliyoruz. Zira 3 bin kişilik “toplum yararına çalışma” kapsamında Kars’ta insanımız çalışıyor. Bu konuları biz sayın bakanlarımızla, Hükûmetle, her platformda neler yapılabiliri tartışıyoruz ve gereğini yapıyoruz. Tabii, farkımız, biz çıkıp kürsülerden ifade etmeyip gereğini yapmak şeklindedir. Bu konuda özellikle sizleri ve Kars halkını da bilgilendirmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Arslan.

Sayın Eyidoğan…

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bir alışveriş merkezi için özel plan tadilatı yapmak suretiyle haksız bir uygulama yaptığına ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkanım.

Belediyelerde imar tadilatları üzerinden haksız çıkar sağlama ve imar kirliliği yaratma kervanına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da karıştı. Bakanlık ilk kez 1/1.000’lik bir uygulama imar planına müdahale ederek bir alışveriş merkezinin ruhsata aykırı kaçak yapı eklentilerini legalleştirdi. 1/100.000 gibi üst ölçekli planlar yapma yetkisi bulunan Bakanlık, ilk kez, İstanbul’da büyük bir alışveriş merkezini kapsayan bölge için 1/1.000’lik plan hazırladı. Önceleri bu alışveriş merkezinin kaçak eklentilerine af getirmek için İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından plan değişikliği yapılmak istendi. Yasa değişip bölge Boğaziçi ön görünümü alanına girince yetki Çevre ve Şehircilik Bakanlığına geçti. 1/100.000 gibi makro ölçekli planlar yapma yetkisi bulanan Bakanlık, ilk kez, alışveriş merkezini kapsayan bölge için 1/1.000’lik plan hazırladı. Kamu yararı içermeyen bir yaklaşımla büyük bir alışveriş merkezine özel plan tadilatı yapılıyor. Yirmi yıl önce dahi çevre yapılanma şartlarının çok üzerinde imal edilen komplekse şimdi Bakanlık marifetiyle yeniden ek imar hakkı tanınarak haksız bir uygulama yapılmaktadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eyidoğan.

Sayın Halaman…

7.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Büyük Birlik Partisi eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün 4’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum. 

Ölümünün dördüncü yılında, Hakk’ın rahmetine kavuşan, siyasi kimliği olan, millî, manevi duygulara sahip Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünü Allah’tan rahmet dileyerek anıyor, mekânı cennet olsun diyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Bayraktutan…

8.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de 1995 yılından beri devam eden bir maden mücadelesi olduğuna ve herkesi maden cinayetini protesto için Artvin’de yapılacak mitinge davet ettiğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Artvin’de 1995 yılından beri yürütülen bir maden mücadelesi var. O tarihten bu tarafa doğru gelinen süreçte, daha önce Rize İdare Mahkemesi tarafından iptal edilen bir maden olayı var. Bu süreç, Danıştaydan geçerek onanmış ama arkasından yeniden maden çıkartma işlemi gerçekleşince Rize İdare Mahkemesine yeniden dava açılmış, mahkeme daha önce vermiş olduğu kararın tam tersi bir karar vermiştir. Ama bu süreç içerisinde Trabzon Bölge İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurmuş ama Rize’deki mahkeme ne yazık ki çevrecilerin, bütün Artvin’in beklemiş olduğu bu süreç içerisinde ters bir karar vermiştir bize göre.

6 Nisan 2013 Cumartesi günü, Artvin’de, saat 13.00’te bütün Artvinlilerin katılacağı, Artvin’deki maden cinayetini protesto eden bir miting yapılacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisinden Türkiye'deki tüm Artvinlileri, yüreği o gün Artvin’de atacakları o günkü mitinge davet ediyor, çevreye olan, Artvin’e olan duyarlılıklarına sahip çıkmalarını diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Yılmaz…

9.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Orman Haftası’na ilişkin açıklaması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

21 Mart Dünya Ormancılık Günü, içinde bulunduğumuz hafta da, 21-28 Mart, ülkemizde Ormancılık Haftası olarak kutlanmaktadır. Ormanlarımızın varlığının artırılması ve korunması noktasında gayret gösteren tüm orman çalışanlarını kutluyorum. Bu vesileyle, özellikle, yazın yangınlarda canları pahasına mücadele eden geçici çalışan orman işçilerinin kadroya alınmasını, yine yarıya yakını bakıma muhtaç ormanların rehabilite edilmesi için, bakımlarının yapılması için orman mühendislerinin süratle kadroya alınmasını beklediğimi ifade ediyorum. Fakat ne yazık ki Orman ve Su İşleri Bakanlığı, yeni bir uygulamayla, Türkiye genelinde 10 bine yakın muhafaza memuruna yeni bir yönetmelik çıkararak onları tayinlere zorlamaktadır. Zaten zor şartlar altında arazide, dağlık kesimlerde görev yapan ve ekmeğinin peşinde olan bu ormancıların tayinlerini çıkarmak onların istifaya veya emekliliğe zorlanması demektir. Bununla şunu mu arz ediyorlar? Ormanları da artık özelleştirerek bu korumayı kaldırıp…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - …birilerinin önünü açma gayreti mi vardır? Bunu dikkatlerinize sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Kılıç…

10.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Kars’ın istihdama ihtiyacı olduğuna ve bu noktada gayretlerinin devam ettiğine ilişkin açıklaması

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; öncelikle, Mülkiye Hanım’ın konuşmasından sonra, Kars için bizden başka, AK PARTİ milletvekillerinden başka kaygılanan birilerinin olduğunu da görmekten mutlu olduğumu söylemek isterim. Ancak, tabii, sadece kaygılanmak değil, bölge insanını kaygılandırıp buradan siyasi bir amaç devşirmek de çok doğru değil. Biz bunun gereğini yapıyoruz. Biz, Kars’ta, özellikle Akyaka bölgesinde, sulanabilir arazilerin olduğu bölgede insanları ev ev ziyaret ederek pancar ekimini teşvik etmek için elimizden geleni yaptığımız gibi aynı zamanda bu süreci yürüten Hükûmet otoritelerinin de her biriyle ayrı ayrı, değişik zamanlarda görüşerek nasıl bir katkı vereceğimiz noktasında gayretlerimizi devam ettiriyoruz. Özellikle, yakın bölgelerde ekilen şeker pancarının bir kısmını Kars’ta kampanya yapılması adına oraya yönlendirmeye yıllardır gayret ediyoruz, bu gayretimiz devam ediyor. Biz de biliyoruz ki Kars’ta özellikle, üretim yapan çok ciddi devlet kuruluşları yok, Kars’ın istihdama ihtiyacı var. Bu noktada, bizim de aynı şekilde gayretimizin devam…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.

Sayın Moroğlu…

11.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına, Diyanet İşleri Başkanının İzmir’de yaptığı açıklamadan sonra AK PARTİ İzmir milletvekilleri tarafından hiçbir açıklama yapılmadığına ve Ödemiş’in Küçükören ile Tire’nin Eğridere köyünde 200 dönüm arazinin bir şahsa kiralanarak köylülerin elinden alındığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün Dünya Tiyatrolar Günü. Bütün baskılara, sahne kapatmalara rağmen tiyatro sanatını yüceltmek için çalışan ve tiyatroya emek verenleri ilk önce kutlamak istiyorum bütün Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına.

Ayrıca, pazartesi günü İzmir’de bir açıklama yapan Diyanet İşleri Başkanının sözleri bütün İzmirlileri üzmüş ve İzmirliler tepkilerini dile getirmiştir fakat İzmirli AKP milletvekilleri tarafından ve iktidar tarafından bu konuda tek bir açıklama yapılmamış ve gereği yerine getirilmemiştir. AKP milletvekilleri ve iktidar ya Diyanet İşleri Başkanının sözlerinin arkasında dursunlar ya da gereğini yapsınlar, tepkilerini dile getirsinler istiyoruz.

Ayrıca, hem Ödemiş’in Küçükören köyünden hem de Tire’nin Eğridire köyünden 200 dönüm arazi Orman Bakanlığı tarafından bir şahsa kiralanmış ve köylülerin kekik üretiminde kullandıkları alanlar ellerinden alınmış, buna karşı çıkan köylülere de makineleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Sayın Öğüt…

12.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, 16/3/1978’de İstanbul Üniversitesinde yaşanan olayların ve Halepçe katliamının tarihin sayfalarında çifte acı olarak yer aldığına ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

16 Mart, tarihin sayfalarında çifte acı olarak yer almıştır. 1978’de İstanbul Üniversitesinden çıkan devrimci öğrencilere yapılan faşist saldırıda 7 genç yaşamını yitirmiştir. Beyazıt Meydanı’nın kan gölüne döndüğü, onlarca öğrencinin yaralandığı bu acı olay, öncesi ve sonrasıyla skandallarla doludur. O devrimci, yurtsever gençleri, daha sonra devletin en üst katlarına kadar yükselen polis şefi okuldan çıkartarak bile bile ölüme yollamıştır. Sorumlular sadece saldırıyı gerçekleştirenler değildir, devlet, katilleri korumayı, katliamı unutturmayı ve delilleri karartmayı seçmiştir. Her ne kadar faşist katiller zaman aşımı dolayısıyla hâlâ aramızda olsalar da biz 16 Martı unutmadık, unutturmayacağız. Ellerimiz katillerin yakasında olacaktır, tekrar yargılanmalarını sağlamak için uğraşacağız.

16 Martın diğer bir acısı da Halepçe’dir. İnsanlık tarihinin en acımasız katliamlarından biri olan ve çocuk, genç, yaşlı binlerce insanın hayatına mal olan bu olay hafızalarımızdan silinmeyecek bir iz bırakmıştır.

Teşekkür ediyorum Başkanım, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Uzunırmak…

13.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Hükûmetin birincil görevinin vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamak olduğuna ve Hükûmetin, PKK’nın asli ve ferî failleriyle iş birliğine düştüğüne ilişkin açıklaması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Üzülerek izlediğimiz bir süreç var, sınır dışına silahlı teröristlerin çıkarılması, “barış”, “çözüm” gibi birtakım efsunlu kelimelerle izlenen bir süreç. Burada kesinlikle Cumhurbaşkanımızdan Hükûmete, Parlamentoya varıncaya kadar dikkat çekmek istediğim bir nokta var. Hükûmetin en birincil görevi vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Can ve mala, ırza tasallut olmuş teröristleri, vekâleten savaş yürüten PKK’yı, asli faillere, ferî faillere nezaret ederek yurt dışına çıkartmak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin görevi olamaz. Bu suça bulaşan, sınırları içerisinde suçluları adalete teslim etmek yerine nezaretle yurt dışına çıkartan kamuda veya sivil görevli kim olursa olsun bunların delil, belge, bilgi, bulgu, iz, emare ne ile olursa olsun yarınlarda soruşturulacağı bir gerçektir. Hükûmet, teröristlerin, vekâleten savaş yürüten PKK’nın asli ve ferî failleriyle iş birliğine düşmüş ve meşruiyetini yitirmiş bir Hükûmettir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

Sayın Şandır…

14.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Orman Haftası’na ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dünya Ormancılık Haftası dolayısıyla bir orman yüksek mühendisi olarak ben de tüm ormancıların bu güzel gününü kutluyorum. Emeği geçen, hizmeti geçen, rahmete intikal etmiş tüm ormancı büyüklerimize Yüce Allah’tan rahmetler diliyorum. Orman teşkilatı çalışanlarına saygılar sunuyorum.

Onların çilesini biliyoruz, Hükûmetin de dikkatine sunuyoruz. Özellikle, mezun olan genç çocuklarımızın hâlâ kadrosuzluktan atanamamış olmalarını bir daha Hükûmetin dikkatine sunuyorum.

Ormancılık Günü önemli, orman bu toplumun en önemli değeri. Dolayısıyla, ormanlarımızın varlığı ve korunmasının anlatılması, benimsenmesi için Ormancılık Günü ve Haftası dolayısıyla yapılan çalışmaları da tebrik ediyorum.

Bu yöndeki gayretlere de teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum efendim.

 BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın Çandar…

15.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar’ın, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Evet, Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Eski bir tiyatro sanatçısı olarak Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutluyorum ben de ve bütün sanatçı arkadaşlarımı bu kadar olumsuzluğa rağmen yürüttükleri bu onurlu mücadele, sanat mücadelesi için tebrik ediyor, yanlarında olduğumuzu bir kez daha beyan ediyoruz.

Onurla ülkelerini temsil ettikten sonra yurda dönen sanatçılara gümrük kapılarında; sanatçıların enstrümanlarına bir terörist aleti, sanatçının kendisine de bir terörist muamelesi yapılarak onlara gümrük kapılarında yapılan bu haksız uygulamalara bir son vermeyi düşünüyor mu Sayın Bakan acaba? Bir ara, yeri geldiğinde bir cevap verebilirse bize çok mutlu oluruz.

Saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çandar.

Sayın Köse…

16.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Hükûmetin sendikalara, barolara, avukatlara, sivil toplum örgütlerine devlet terörü uygulayarak onları susturmaya ve itibarsızlaştırmaya çalıştığına ilişkin açıklaması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hükûmet, DHKP-C isimli, küllerinin bile kalmadığı konunun uzmanlarınca bilinen bir terör örgütünün isminin arkasına saklanarak sendikalara, barolara, avukatlara, sivil toplum örgütlerine devlet terörü uygulayarak onları susturmaya ve itibarsızlaştırmaya çalışıyor.

Bugün, niye kullanıldığı ve ne için gerekli olduğu anlaşılamayan helikopterli baskınla, içeride nöbetçiler olduğu hâlde, 5 katlı, 42 kapısı kırılan GENEL-İŞ Sendikasını 30 milletvekili arkadaşımla beraber ziyaret ettik, yapılan devlet terörünü bizzat gözlemledik. GENEL-İŞ Sendikasının yöneticileri “Burası GENEL-İŞ, terör üssü değildir; bizi susturamayacaklar.” mesajını tüm yurtsever halkımıza bizlerin vasıtasıyla gönderdi.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köse.

Sayın Sarıbaş…

17.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Ankara’da doğal gaz alımının karneyle mi yapılacağını ve Çan-Çanakkale kara yolunun ne zaman bitirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dünyada doğal gazda en fazla KDV ve ÖTV’nin verildiği bir ülkede Ankara Belediyesi doğal gazda karne dönemi başlatıyor. Artık, doğal gaz alımı karneyle mi yapılacaktır? Vatandaşlarımıza bir ayda 350 metreküpten fazla gaz verilmediği doğru mudur? 350 metreküpten fazla doğal gaz almış olan vatandaşlarımız ne yapacaklardır? Bu, 350 metreküp doğal gaz tüketmeyen vatandaşlar bu hakkı başkasına satabilecekler midir? Doğal gazda karne zamanı mı başlamıştır? Ve özellikle de vatandaş bu kış günlerinde ne yapacaktır, zam geleceği söylentisinden itibaren?

Bir de, Çan-Çanakkale kara yolu üzerinde… Ne zaman bu yolumuz bitirilecektir? Bu arada, on yıldır istimlak paraları ödenmeyen vatandaşlarımızın durumu ne olacaktır? Paraları ödenecek midir ve kaç tane vatandaşımızın daha istimlak parası ödenmemiştir?

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Sayın Hamzaçebi…

18.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, Dünya Tiyatrolar Günü. Dünya Tiyatrolar gününde, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili sıfatımın ötesinde geçmişte bir dönem bir amatör tiyatro kulübünün kurucusu ve yöneticisi olarak görev yapmış olmam nedeniyle tüm tiyatro sanatçılarımızı ve tüm tiyatro çalışanlarımızı kutluyorum. Sanatçılarımızın tiyatroya adadıkları bir yaşam nedeniyle kendileri önünde saygıyla eğiliyorum.

Sanatçılarımızın sanatlarını özgürce ifade edebildikleri, endişe içinde olmadıkları bir demokrasiyi gerçekleştirebilmek umudumu muhafaza ediyorum. Sanata, sanatçıya devlet müdahalesinin olmadığı, özel tiyatrolara yapılan devlet yardımının özel tiyatrolar açısından, devlet açısından bir silah olarak kullanılmadığı bir dönemi, bir politikayı gerçekleştirme umuduyla tüm tiyatro sanatçılarımızı tekrar kutluyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Sayın Acar…

19.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, 8 ilde alkol yasağı koyan valiler hakkında ne gibi bir işlem yapıldığını ve oluşacak konfederal bir yapının İran, Irak ve Suriye Kürtlerinin yer alacağı yeniden inşa edilecek Türkiye’nin sınırlarını belirleyecek bir etken olup olmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Emperyal güçlere karşı ulusuna bir vatan kazandıran Kemal Atatürk’ün mozolesi önünde göz yaşlarını tutamayan Ürdün Kralının, BOP çerçevesinde bir misyon üstlenen Başbakan Erdoğan’ın Mısır yönetimine egemen Müslüman Kardeşler’in ılımlı bir versiyonu olduğunu açıklaması üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Böyle değilse, 8 ilde alkol yasağı koyan valiler hakkında ne gibi bir işlem yapılmıştır? Bu yasağın yasaya aykırı olduğu da mahkeme kararıyla ortaya çıkmıştır.

Yine, Kralın, binilen trenin bizatihi demokrasi treni olduğu, bu noktadan inildiği takdirde demokrasinin diğer aşamalarını görmenin mümkün olmadığını işaret etmesi sürecin ayrı bir yönüdür. Kral, sonuçta, Amerika’nın bölgede İran ve enerji kaynaklarını hedef alan politikalarının adım adım gerçekleşme yönünde olduğuna dair işaretlerde bulunuyor. İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri’nin baskısıyla özür dilemesini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Oluşacak konfederal bir yapı -İran, Irak, Suriye Kürtlerinin yer alacağı- yeniden inşa edilecek Türkiye’nin sınırlarını belirleyecek bir etken olacak mıdır? Bu sorunun cevabını istiyorum Hükûmetten.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Atıcı…

20.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’in Mut ilçesine yapılacak olan Kayraktepe Barajı’nın ÇED çalışmaları sırasında halka şiddet uygulayan polisin davranışını kınadığına ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, milletvekili arkadaşlarımız yerlerinden bir dakikalık söz alıyorlar ve önemli buldukları konuları söylüyorlar, soru soruyorlar ama bakanların ve Hükûmetin hiç umurunda değil gibi görünüyor, hiç kendilerini alakadar eder bir konu değil gibi görünüyor ama ben yine de, Mersin’in Mut ilçesine yapılacak olan Kayraktepe Barajı’nın ÇED çalışmaları sırasında halka şiddet uygulayan polisin davranışını kınadığımı belirtmek istiyorum. Halk hiç şiddet uygulamadığı hâlde halk dövülmüştür; kafaları, kemikleri kırılmıştır. Polisin görevi halkı dövmek değil halkı korumaktır. Bunu, İçişleri Bakanına, ilgisiz görünseler de Hükûmet yetkililerine hatırlatmak isterim.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın  Bayraktar…

21.- Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın bir alışveriş merkezinin tadilatıyla ilgili ifade ettiği hususlara ilişkin açıklaması

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR  (Trabzon) –   Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; İstanbul Milletvekilimiz Profesör Doktor Haluk Eyidoğan Bey’in ifade ettiği hususlarla ilgili yüce Meclisi bilgilendirmek için söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İstanbul’da Akmerkez diye bilinen bina için tadilat yaptığımız yolundaki ifadenin özü şudur: Burada cephelerin düzenlenmesi için plana bir not ilave edilmiştir, bir de çatıdaki ışıklandırma için not ilavesi vardır. Ama ben -aldığım duyuma göre- buradaki Akmerkez sahiplerinin içeride iç tadilat yaptıklarını duydum. Şimdi orayı incelemek için elemanlarımızı gönderdim, onlara bakacağım.

Yine, arz etmek istiyorum: Burası, Boğaziçi geri görünüm ve etkilenme bölgesinde kalmaktadır ve dolayısıyla sit alanıdır. Sit alanlarındaki onay yetkisi Bakanlığımıza aittir. Bu, hem Kültür Varlıkları Kurulundan hem de Tabiat Varlıkları Komisyonundan geçmiştir, Büyükşehir Belediyesi Meclisinden de geçmiştir ve 5.000’lik planlara da uygun olarak cephe düzenlemesi ve çatıdaki ışıklık için herhangi bir inşaat artışı, imar artışı söz konusu değildir ama bu verilen haklara, planlara aykırı bir işlem varsa onu da durduracağım.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Bayraktar.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, dış cephe düzenlemesi için, buna benzer ufak tefek işler için imar planı yapılır mı? 1/1.000’lik uygulama imar planı yapılır mı?

BAŞKAN –  Ben onu bilemeyeceğim.

Sayın Baluken, buyurun.

22.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün Dünya Tiyatrolar Günü. Biz de Dünya Tiyatrolar Günü vesilesiyle bütün sanat emekçilerinin, sanatçıların bu gününü, anlamlı gününü kutluyoruz.

Sanatın özgür olmadığı bir toplumda özgürlükten bahsetmenin mümkün olmadığını belirtmek istiyoruz. Yakın tarihimizde bile kendi ana dilinde oyun sahnelediği için, kendi ana dilinde şarkı söylediği için, kendi ana dilinde klip çekeceğini söylediği için sanatçıların cezaevlerine, sürgünlere, ölümlere gönderildiği acı deneyimler, acı tecrübeler yaşadık. Bugün vesilesiyle biz bu acı sayfanın bir tarih olması gerektiğini tekrar vurgulamak istiyoruz. Tiyatroların, oyunların baskı altına alınmadığı, sanatçıların özgür ortamda, üretim içerisinde oldukları bir ülke temennimizi tekrar vurgulamak istiyoruz.

“Özgür sanat özgür toplumu, özgür toplum özgür ülkeyi yaratır.” temennimizi tekrar vurgulayarak tüm sanatçı arkadaşlarımızın gününü tekrar kutluyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutacağım. Üçüncü sırada okutacağım Meclis araştırması 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır, ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi’nde yer alacaktır.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 23 milletvekilinin, çocuk işçiliğiyle ilgili sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/556)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde 6-17 yaş arasında olan 20 milyon çocuktan 1 milyondan fazlası çalışma hayatının içinde yer almaktadır. Çocukların erken yaşlarda çalışmak zorunda kalmaları, çocuk işçiliği sorununu Türkiye'nin en önemli toplumsal sorunlarından biri hâline getirmektedir.

Yoksulluk, eğitim sisteminin beklentilere yanıt verememesi, göç, kültürel farklılaşma, ailelerin öğrenim düzeyi gibi nedenlerle ortaya çıkan ve işverenlerin ucuz iş gücünü tercih etmelerinden beslenen çocuk işçiliği, çocukların ekonomik olarak istismar edilmelerine yol açmaktadır. Çocukların çalıştırılmaları, ekonomik istismardan daha öte bir anlam ifade etmekte ve bir insan hakları sorunu hâlini almaktadır.

Bu nedenlerle çocuk işçiliği ile ilgili sorunların ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. 07/02/2012

1) Sedef Küçük                            (İstanbul)

2) Ali Serindağ                            (Gaziantep)

3) Osman Kaptan                         (Antalya)

4) Sakine Öz                                (Manisa)

5) Mehmet Şevki Kulkuloğlu      (Kayseri)

6) Hülya Güven                           (İzmir)

7) Aylin Nazlıaka                         (Ankara)

8) Mehmet Şeker                         (Gaziantep)

9) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

10) Candan Yüceer                      (Tekirdağ)

11) Doğan Şafak                          (Niğde)

12) İdris Yıldız                            (Ordu)

13) Kadir Gökmen Öğüt              (İstanbul)

14) Ali Haydar Öner                    (Isparta)

15) Ahmet İhsan Kalkavan          (Samsun)

16) Mustafa Sezgin Tanrıkulu     (İstanbul)

17) Veli Ağbaba                          (Malatya)

18) Ali Sarıbaş                             (Çanakkale)

19) Namık Havutça                      (Balıkesir)

20) Haydar Akar                          (Kocaeli)

21) Mehmet Hilal Kaplan            (Kocaeli)

22) Ayşe Nedret Akova               (Balıkesir)

23) İhsan Özkes                           (İstanbul)

24) Bülent Tezcan                        (Aydın)

Gerekçe:

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 32'nci maddesi "çocuğun ekonomik sömürüye karşı korunmasını, riskli ya da eğitimini engelleyecek, sağlığına veya bedensel, akılsal, ruhsal, ahlaksal, toplumsal gelişimine zarar verecek işlerde çalıştırılmayacağına" vurgu yapmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütünün "En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi Sözleşmesi" hükümleri, hükûmetleri "Çocuk işçiliğini önlemek ve bunun için gerekli önlemleri almak; çocukların en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğinden uzaklaştırılmaları için ücretsiz temel eğitim ve mümkün ve uygun olduğu takdirde meslekî eğitim sağlamakla" yükümlü kılmaktadır.

Ulusal mevzuatımız ve altında imzamız olan uluslararası sözleşmelerde yer alan yükümlülüklere karşın çocuk işçiliğinin önlenmesi konusunda yeterli çaba gösterilmediği gözlenmekte, uluslararası kuruluşların desteği ve yönlendirmesi ile yürütülen birkaç proje dışında bu önemli sorun görmezden gelinmektedir.

TÜİK'in en son 2006 yılında yaptığı araştırmaya göre 6-17 yaş grubunda bulunan çocukların yüzde 6’sı ekonomik bir işte çalışmaktadır. Bir diğer ifade ile çalışma hayatımız içinde yaklaşık 1 milyondan fazla çocuk işçi bulunmaktadır. Bu çocukların bir kısmı fiziksel, zihinsel, eğitsel, sosyal, duygusal ve kültürel gelişimlerine zarar veren ve ulusal yasalarla uluslararası standartlara uygun olmayan koşullarda çalıştırılmaktadır. Büyük bir çoğunluğu kayıt dışı çalıştırılan bu çocuklar hiçbir sosyal güvenlik hakkından yararlanamamaktadır. Çocuk işçiliğinin ülkemizde bu denli yaygın olmasının temel nedeni yoksulluk ve buna bağlı olarak eğitim haklarından yararlanamamak gösterilebilir.

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tarım sektörü, çocuk işçiliğinin en fazla olduğu sektör konumundadır. Mevsimlik tarım işçiliği, özellikle yoksulluğun fazla olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgemizde yoğunlaşmakta ve en çok ilköğretim çağındaki kız çocuklarını etkilemektedir. Çocuklarımızın yoksulluk nedeniyle eğitim hakkından yoksun kalmaları, yoksulluğu kuşaktan kuşağa aktarmakta ve çözümsüz kılmaktadır.

Çalışmak zorunda kalan 1 milyonu aşkın çocuk işçinin yanı sıra, sayıları 50 ile 80 bin arasında tahmin edilen çocuk sokaklarda yaşamak ve çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu rakamın yüksekliği aynı zamanda ülkemizde artan ve derinleşen yoksulluğun açık bir göstergesini oluşturmaktadır.

Gerek çalışma hayatı içinde yer alan gerekse sokaklarda çalışmak ve yaşamak zorunda kalan çocukları korumanın yanında, bu sorunla savaşımı öne alan ve bu sorunun tamamen ortadan kaldırılmasını amaçlayan stratejiler uygulanmalıdır. Çocuk işçiliğinin temel bir insan hakları sorunu olduğu göz ardı edilmeden, soruna ekonomik, sosyal ve eğitsel açıdan yaklaşacak ve bütüncül çözümler üretecek destek politikalarının saptanmasına gereksinim duyulmaktadır. Çocuk emeği istismarına karşı duyarlılığın artırılması için bakanlıklar, kamu kurumları, sivil toplum örgütleri, uluslararası kuruluşlar, üniversiteler ve ilgili kurumların iş birliği gerekmektedir.

Yukarıda anılan nedenlerle çocuk işçiliğinin önlenmesi ile ilgili sorunların ve alınacak önlemlerin yüce Meclisimizce tespiti amacıyla bir Meclis araştırması açılmasının yerinde olacağı düşüncesindeyiz.

2.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, gençler ve çocuklar arasında madde kullanımının giderek yaygınlaşmasının, kullanım yaşının her geçen gün düşmesinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/557)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son yıllarda madde kullanımı, tüm dünya ile birlikte ülkemizde de büyük bir tehdit olmayı sürdürmektedir. Madde kullanımı, gençlerin yaşamını altüst eden hatta çoğu zaman ölümle sonuçlanan oldukça büyük bir toplumsal sorundur. Genellikle arkadaş çevreleri, özenti, merak, eğitimsizlik, sosyoekonomik ve psikolojik nedenler gençlerimizi ve çocuklarımızı bu bataklığın içine itmektedir.

Bu tür maddelerin üretimi ve satışı hemen hemen tüm ülkelerde kısıtlanmış hatta yasaklanmış olmasına rağmen hâlâ çok kolay erişiliyor olması oldukça düşündürücüdür. Ülkemizde uyuşturucu madde bağımlılığı yaşının oldukça düştüğü bilinmektedir. Yaş ortalamasının giderek düşmesi, aileleri ve tüm kamuoyunu tedirgin etmektedir. Ayrıca, madde kullanımının giderek yaygınlaşıyor olması toplum huzurunu bozduğu gibi insanlar için de tehlike oluşturmaktadır. Genellikle gençler arasında kullanılan uyuşturucu ve keyif verici maddelerin kullanımının ilköğretim çağındaki çocukların arasında da yaygınlaşıyor olması vakit kaybetmeden konuyla ilgili araştırmaların yapılmasını gerektirmektedir. Çünkü yurttaşlarını her türlü olumsuzluktan korumak devletin yükümlülükleri arasındadır. O nedenle uyuşturucu madde kullanımı ile mücadelede en büyük görev devletin yetkili organlarına düşmektedir. Toplumsal bir sorun hâline gelmiş olan bu konu hakkında yurttaşlarımızı bilinçlendirmek ve eğitmek, bağımlıların tedavileri için gereken ortamı sağlamak bu organların asli görevidir.        

Ülkemizde bağımlılık yapan maddelerin kullanımının yaygınlığı ve kolay edinilebilir olduğuna bakıldığında, konuyla ilgili yeterli tedbirlerin alınmadığı ve konuya gereken önemin verilmediği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu gerçek ne yazık ki kabul etmek istemediğimiz fakat gerekli önlemler alınmadığı takdirde de sağlıksız nesillerin yetişmesi gibi geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuracaktır. O nedenle toplumu ve gelecek nesilleri yakından ilgilendiren bu konunun titizlikle ele alınarak, gelecek nesiller için güvenilir ortamların yaratılması gerekmektedir.

Bu nedenle gençler ve çocuklar arasında giderek yaygınlaşan madde kullanımının, kullanım yaşının her geçen gün düşmesinin nedenlerinin araştırılması ile buna karşı alınması gereken önlemlerin belirlenerek devletin gerek mücadele gerekse bağımlıların tedavisinde eksik kalan yanlarının tespiti için Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Candan Yüceer                           (Tekirdağ)

2) İlhan Demiröz                             (Bursa)

3) Sedef Küçük                               (İstanbul)

4) Mahmut Tanal                            (İstanbul)

5) İhsan Özkes                                (İstanbul)

6) Ali Serindağ                               (Gaziantep)

7) Sakine Öz                                   (Manisa)

8) Osman Kaptan                            (Antalya)

9) Mehmet Şevki Kulkuloğlu         (Kayseri)

10) Aylin Nazlıaka                          (Ankara)

11) Mehmet Şeker                          (Gaziantep)

12) Hülya Güven                            (İzmir)

13) Doğan Şafak                             (Niğde)

14) İdris Yıldız                               (Ordu)

15) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

16) Kadir Gökmen Öğüt                 (İstanbul)

17) Ahmet İhsan Kalkavan             (Samsun)

18) Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

19) Veli Ağbaba                             (Malatya)

20) Ali Sarıbaş                                (Çanakkale)

21) Namık Havutça                         (Balıkesir)

22) Haydar Akar                             (Kocaeli)

23) Mehmet Hilal Kaplan               (Kocaeli)

24) Ayşe Nedret Akova                  (Balıkesir)

25) Bülent Tezcan                           (Aydın)

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 22 milletvekilinin, Artvin'de ruhsatlandırılacak iki maden ocağının çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/558) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Artvin-Kafkasör-Cerattepe maden sahası konusunda gerekli önlemlerin belirlenip ivedilikle alınması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                      (Artvin)

2) Sakine Öz                                  (Manisa)

3) Candan Yüceer                          (Tekirdağ)

4) İlhan Demiröz                            (Bursa)

5) Selahattin Karaahmetoğlu          (Giresun)

6) Celal Dinçer                               (İstanbul)

7) Veli Ağbaba                               (Malatya)

8) Haydar Akar                              (Kocaeli)

9) Mehmet Volkan Canalioğlu       (Trabzon)

10) Aytuğ Atıcı                              (Mersin)

11) Aykut Erdoğdu                        (İstanbul)

12) Melda Onur                             (İstanbul)

13) Hüseyin Aygün                       (Tunceli)

14) Turgay Develi                          (Adana)

15) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

16) Adnan Keskin                          (Denizli)

17) Engin Özkoç                            (Sakarya)

18) Umut Oran                               (İstanbul)

                            

(x) (10/558) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

20) Ayşe Gülsün Bilgehan             (Ankara)

21) Hülya Güven                           (İzmir)

22) Sedef Küçük                            (İstanbul)

23) Ümit Özgümüş                        (Adana)

Özet gerekçe:

Artvin ilimizin hemen üzerinde bulanan Cerattepe mevkisi ve bu alanla bitişik Genya Dağı’nı da içine alan iki ruhsat alanında yapılmak istenilen madencilik faaliyeti Artvin halkının on beş yıllık inançlı ve kararlı mücadelesi sonucunda, 24/10/2008 tarihinde mahkeme kararı ile bir bütün olarak sona ermişti. Rize İdare Mahkemesinin 2007/52 esas ve 2008/709 Karar ile aynı mahkemenin 2007/53 esas ve 2008/708 Karar sayılı ilamlarında, doğal yaşlı ormanlara, su kaynaklarına, canlı yaşama verilecek muhtemel zararlar değerlendirilerek işletme ve maden ruhsatlarının iptaline karar verilmişti. Bu karar Artvin'in kurtuluşu olmuş, telafisi imkânsız zararlar mahkeme tarafından da takdir edilmişti.

Ancak, 24 Haziran 2010 tarihinde yeni Maden Kanunu’nun, 6 Kasım 2010 tarihinde de Uygulama Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesi ile ülkemiz genelinde ilk olarak 1.343 maden sahasının ihale yolu ile ruhsatlandırılacağı bizzat Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız tarafından Mart 2011 tarihinde açıklanmıştır. Artvin ve ilçelerinde de ihaleye çıkarılacak onlarca saha olduğu bilinmektedir. Bunlardan birinin tüm Artvinlilerin desteği ile ruhsatları iptal edilen 4252 maden ruhsat numaralı Cerattepe (250 hektar), diğerinin ise 4944 maden ruhsat numaralı Genya Dağı ve Kafkasör Turizm Merkezi dâhil, şehrin üst mahallelerini ve ilimizin içme suyu kaynaklarının önemli bir kısmını da içine alan (4.156,25 hektar) çok daha geniş bir saha olduğu bilgisi şehirde büyük tepki ve endişe yaratmıştır. Her iki alan mahkeme kararı ile işletme ruhsatlarının iptal edilmiş olduğu alandır. Mahkeme kararına rağmen bu iki ruhsat alanının yeniden ihaleye çıkarılmış olması kaygılarımızı daha da artırmıştır.

Bu alanlara ilişkin maden ruhsatlarının mahkeme kararı ile iptal edilmiş olmasına rağmen ve bu kararlar yüksek yargının onayından geçmiş olmasına rağmen belirtilen alanların yeniden ihaleye çıkarılmış olması, öncelikle, özel olarak Artvin halkının ve genel olarak bütün yurttaşların hukuk devletine ve hukukun üstünlüğüne olan inancını sarsacaktır. Özellikle ruhsat alanlarının heyelanlı alanlar olduğu, heyelanların devam ettiği, hâlen giderek büyüyen çatlakların yaşamsal tehlikeler yaratacak ölçülere geldiği görülmektedir. Yine, yargılama sırasında, bu alanda madencilik yapmak isteyen şirketin açmış olduğu galeride biriken ağır metal yüklü suyun yol açtığı kaymaların sonuçlarının yeni yeni ortaya çıkmaya başladığı tespit edilmektedir. Artvin ilinin bütün içme suyu kaynakları bu iki ruhsat alanlarında yer almakta olup bir maden işletme faaliyeti ilimizin bütün su kaynaklarını kurutacak veya kirletecektir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Artvin şehir merkezinin üzerinde yer alan, 4252 ve 4944 no.lu maden ruhsat alanlarının kapsadığı alan, bu alanlardaki madencilik faaliyetinin çevresel etkileri, bu alanlardaki mahkeme kararlarının ve daha önceki araştırma komisyonunun belirlemeleri, şehir merkezine yakınlığı ve şehir merkezinde yaşayan insanların bundan ne şekilde etkileneceği, ülkemizin ekonomisine bir katkısının olup olamayacağı, yer üstü zenginlikleri ile kıyaslandığında, kısa dönemli özel çıkarlar yerine, yüzyıllar boyunca bütün kamunun yararlanacağı yer üstü zenginliklerinin neler olduğunun kurulacak bir Meclis araştırma komisyonu tarafından görülmesi ve tespit edilmesinin ülkemizin geleceği ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı kapsamında bir zorunluluk olduğuna inanıyoruz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Muş Milletvekili Demir Çelik ve arkadaşları tarafından silikozis hastalığının araştırılması amacıyla 13/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 27/03/2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                    27/03/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 27/03/2013 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                  İdris Baluken

                                                                                                                       Bingöl

                                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

13 Şubat 2012 tarihinde, Muş Milletvekili Demir Çelik ve arkadaşları tarafından verilen (571 sıra no.lu), “Silikozis hastalığının” araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 27/03/2013 Çarşamba günlü birleşiminde görüşmelerinin yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Lehinde Bingöl Milletvekili İdris Baluken.

Buyurunuz Sayın Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; silikozis hastalığına karşı gerekli önlemlerin alınması ve silikozis hastalarının yaşamış olduğu mağduriyetlerin araştırılması için vermiş olduğumuz grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, silikozis hastalığından biraz bahsetmek gerekiyor.  Çevresel ve mesleksel maruziyet sonucu, silika kristallerden maruziyet sonucu akciğerlerin hızla iflasa doğru gittiği, solunum yetmezliği ve kalp yetmezliğiyle dramatik bir tablonun yaşandığı bir hastalıktan bahsediyoruz. Hastalığın üç formu var; “kronik form”, “akselere form” ve “akut form” dediğimiz formları var. Bu “akut form” dediğimiz formu, yoğun toz maruziyeti sonucu hızla ölüme doğru giden fulminan bir seyir hâlinde, hastanın bütün yaşamını sonlandıran bir seyirde maalesef ilerliyor.

Bu silikozis hastalığı en çok kot taşlama işçilerinde görülüyor. Yine, madencilerde, tünel kazıcılarda, cam ve seramik işlerinde çalışanlarda görülüyor. Meslek grubu olarak daha değişik mesleklerde görülen formlar var ancak bu akut fulminan ölümcül silikozisin görüldüğü meslek grubu bu kot taşlama işçileridir. “Kot taşlama” dediğimiz şey de, kotların beyazlatılması amacıyla, eskimiş bir görüntü verilmesi amacıyla “merdiven altı” dediğimiz atölyelerde, gerekli önlemlerin alınmadığı, gerekli mühendislik önlemlerinin alınmadığı yerlerde yoğun toz maruziyeti sonucu hızla iflasa doğru giden genç hastalarda görülen bir tablodur.

Burada, bugüne kadar, tabii, yeterli denetimlerin yapılmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Aslında, hastalık, literatürde de yenidir. 2004 yılından itibaren dünyada hastalık biliniyor, 2005 yılından itibaren de ülkemizde vakalar görülmeye başlanıyor ve bugün itibarıyla, 2005 yılından bugüne kadar tespit edilen hasta sayısının 600’ün üzerinde olduğu belirtiliyor ancak biz biliyoruz ki gerçek rakam 2 bin ile 5 bin arasındaki bir rakamdır. Bugüne kadarki kayıtlarda da 60’ın üzerinde hastanın -ki bu hastaların büyük çoğunluğu 20-30 yaş arasındaki genç bireylerdir- 60’ın üzerindeki genç bireyin de  bu hastalıktan dolayı yaşamını yitirdiği bilinmektedir.

Silikozis hastalığının kesin bir tedavisi yoktur, bu nedenle daha çok korunma tedbirleri önemlidir. Korunma tedbirlerinde bu ölümcül form olan kot taşlama işinin yasaklanması birincil alınması gereken önlemdir ki ülkemizde de 2009 yılından itibaren aslında bu kot taşlama işi yasaklanmıştır. Ancak, biz hâlâ vitrinlere baktığımızda beyazlatılmış, eskitilmiş görüntü verilen kotları gördüğümüz için bununla ilgili, denetimle ilgili bir yetersizliğin olduğunu düşünmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, bu kot atölyelerinde işçiler sigortasız, sosyal güvenceden yoksun olarak günde en az on dört saat çalıştırılıyorlar. Bu kullanılan özel kum değerli bir kum olduğu için, pahalı bir kum olduğu için bırakın havalandırma sisteminin yapılmasını, tam tersine, bu atölyelerde pencerelerin de sıkı sıkıya kapatılarak bu kumun ziyan edilmemesiyle ilgili bilinçsizce uygulamalar var. Bu bilinçsiz uygulamaların sonucunda da 20-30 yaşındaki genç bireyler, genç vatandaşlarımız kendi karınlarını doyurmak için, kendi ailelerini geçindirmek için başlamış oldukları bu meslekte hızla bir ölüm serüveninin, bir ölüm yolculuğunun maalesef içerisine giriyorlar.

Benim seçim bölgem olan Bingöl’de, Bingöl’ün Karlıova ilçesinde, Taşlıçay köyünde, Toklular köyünde, Bahçe köyünde, Kaynak köyünde hemen hemen her evde bir silikozis hastası var. Dört gün önce 30 yaşındaki Ramazan Aslan’ı yine bu silikozis hastalığı nedeniyle kaybettik. Ben, bir hafta önce Karlıova ilçesindeydim. Karlıova ilçesinde bu silikozis hastalarının yakınları, aileleri tekrar bize geldiler, bu konuyla ilgili yaşanılan mağduriyetin giderilmesi için Meclisin bir an önce bir şeyler yapması gerektiği feryadını tekrar bize ilettiler ve biz, şu anda bu feryadı burayı getirerek, Meclisin bu konuda mutlaka bir çalışma yapmasının önemli olduğunu tekrar vurgulamak istiyoruz.

Aslında, bu konuda şubat ayında vermiş olduğumuz bir kanun teklifi var. Bu kanun teklifi eğer Sağlık Komisyonunda dikkate alınmış olsaydı, Sağlık Komisyonundan Genel Kurula getirilmiş olsaydı belki de bu ölen, yaşamını yitiren pek çok hastanın yaşarken, son nefesini vermeden önce yaşadığı mağduriyetleri gidermiş olacaktık; öldükten sonra, şu anda çocuklarının ve ailelerinin yaşamış olduğu mağduriyetleri gidermiş olacaktık.

Yine bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu kanun teklifi var. Sağlık Komisyonunda bu kanun teklifleri duruyor. Bunların bir an önce gündeme alınarak, gereğinin yapılması noktasında son derece önemli bir görev önümüzde duruyor.

Aslında, bu silikozis hastalarıyla ilgili mevcut mağduriyetleri Hükûmet de biliyor. Bir önceki Hükûmet döneminde bu silikozis hastalarının yaşadığı sıkıntıları gidermek için bir yasal değişiklik yapılıyor. O dönemde 6111 sayılı Yasa’nın 67’nci maddesi ve 2022 sayılı Yasa’nın 2’nci maddesine geçici bir fıkra ekleniyor ve bu süre üç ayla sınırlı tutuluyor yani silikozis hastalarına sosyal güvenlik haklarından yararlanmayı getiren bir yasal düzenleme aslında AK PARTİ Hükûmeti döneminde, bir önceki Hükûmet döneminde yapılıyor ancak süre üç ayla kısıtlı tutulduğu için ve derecelendirmeyle ilgili, mesleki iş gücü kaybıyla ilgili derecelendirmede yüksek kriterler konulduğu için maalesef mağduriyetler tamamen giderilmiyor, bu mağduriyetler hâlen devam ediyor. Çünkü 25 Şubat ile 24 Mayıs arasında 2011 tarihinde belirlenen bu sürede pek çok silikozis hastasının bu kanundan haberi olmuyor. Dolayısıyla, başvuruyla ilgili bir süreç gelişmiyor ya da haberi olanlar hastanelere başvurdukları dönem içerisinde sağlık raporu almak için koştururken süre bitiyor ya da hastanelerden almış oldukları sağlık raporlarında yeterli bir tıbbi değerlendirme yapılmadığı için üst düzeyde verilen derecelendirmelerle aslında bu sosyal güvenlikten yararlanmayı hak eden, malulen emekliliği hak eden pek çok silikozis hastası maalesef bu kanuni düzenlemeden faydalanamıyor. Dolayısıyla, bizim vermiş olduğumuz kanun teklifi de bu üç aylık sürenin kaldırılması, silikozis hastalarının mesleki iş gücü kaybı kriterinin aşağıya çekilmesi, yüzde 10’luk bir sınıra çekilmesi, yüzde 40 iş gücü kaybına uğrayanların malulen emekli edilmesiyle ilgili bir teklif. Yine, silikozis hastaları eğer bu süre içerisinde hayatını kaybetmişlerse, perişan durumda olan çocuklarıyla ilgili, aileleriyle ilgili sosyal güvenliğin ve ödeneklerin sağlanacağı bir düzenlemenin yapılmasını esas alıyor.

Silikozis hastalığı zaten bütün dünyada bir meslek hastalığı olarak kabul ediliyor. Biz eğer verdiğimiz kanun teklifiyle bu silikozis hastalığını bir meslek hastalığı olarak kabul edip hastaların yaşamış olduğu mağduriyetleri, çocukların, ailelerin yaşamış olduğu mağduriyetleri giderecek şekilde bir düzenleme yapmış olsaydık belki bugün Genel Kurulda bu grup önerisini görüşmeye de gerek kalmayacaktı. Ancak bugüne kadar bununla ilgili bir düzenleme yapılmadığı için, şu anda, 20-30 yaşlarında, adım atamayan, nefes alamayan; bir nefes almak için bir dakika bile oksijen kaynağından, oksijen konsantratöründen ayrı kalamayan genç hastaların dramıyla karşı karşıyayız.

Dolayısıyla, ben buradan hem Hükûmetin yetkili bakanları Sayın Faruk Çelik’e hem Sayın Sağlık Bakanımıza, Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımıza seslenmek istiyorum. Bu silikozis hastalarının yaşadığı mağduriyetleri gidermeye yönelik her 3 bakanlığın ortak, müşterek bir çalışmayı hızla ve ivedilikle yapmasına ihtiyaç vardır. Bu konuyla ilgili bugüne kadar eğer yeterli bir çalışma yapılmamışsa Meclisin de mutlaka bir araştırma komisyonu oluşturarak hem silikozis hastalığına yol açan bu denetimsiz atölyelerin tespitine yönelik bir çalışma yapılması hem bu işçileri ölüme götüren sorumluların açığa çıkarılması hem de bu işçilerin yaşadığı mağduriyetlerin tespit edilerek çözüm önerilerinin hızla Mecliste gündemleştirilmesiyle ilgili önemli bir çalışmaya ihtiyaç vardır.

Bu nedenle, bu grup önerimize, başta AK PARTİ grubu olmak üzere bütün siyasi partilerden destek bekliyoruz. Oluşacak bu komisyon Aydın’dan Zonguldak’a, Bingöl’den Kars’a kadar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – ...şu anda ölümle pençeleşen bu silikozis hastalarının yaşadığı sıkıntıları gidermenin gayreti içerisinde olursa çok önemli, çok kutsal bir görevi yerine getirmiş olur kanaatindeyiz. Bu nedenle grup önerimize hepinizden destek bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlayarak hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Aleyhinde İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç.

Buyurunuz Sayın Domaç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Dünya Tiyatrolar Günü. Tiyatro emekçilerinin, sahne tozu yutanların, replikleri perdelerinde asılı kalan değerli sanatçıların Tiyatrolar Günü’nü kutluyorum.

Sayın milletvekilleri, silikozis hastalığı tabii çok önemli, öldürücü bir hastalık. Burada sayın meslektaşımın ve Sayın Baluken’in önerilerine katılmamak mümkün değil ancak Meclisin yoğunluğu nedeniyle ve bakanlığımızda yapılan çalışmalar nedeniyle kendilerine katılamıyorum.

Şunu belirtmek istiyorum: İş sağlığı ve iş güvenliği ülkemiz için önemli bir konu ve bununla ilgili hepimiz birlikte çalışarak, geçtiğimiz yıl içerisinde iş sağlığı ve iş güvenliği ve meslek hastalıklarıyla ilgili önemli bir yasayı ortaya çıkardık ve bunun Türkiye’de uygulanabilmesi için önemli adımlar attık. Şimdiye kadar, iş sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili çıkarılması gereken 36 yönetmeliğin ancak 7 tanesi yayımlanabildi, geri kalanların üzerinde çalışılıyor. Dolayısıyla, ülkemizde toplumun genelini ilgilendiren ve aynı zamanda Hükûmetimizi ve hepimizi ilgilendiren böylesi konularda bir araya gelerek çıkardığımız yasaların bir an önce hayata geçmesini takip etme görevimiz var.

Çağdaş ülkelerde olduğu gibi, sağlığın korunması, sağlıklı iş ortamının ortaya çıkarılması, çalışanların eğitilmesi, işverenlerin bilinçlendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması için bu yasayı çıkarmıştık. Dolayısıyla, 6331 sayılı Kanun’da iş kazalarını ve meslek hastalıklarını tanımlamış ve bunlar için, bunların azaltılması için gerekli önlemlerin nasıl alınacağını, işverene hangi yüklerin yüklendiğini, hangi iş yeri hekimine hangi zorunlulukların getirildiğini ve iş güvenliği uzmanlarının yetkilerini ve sorumluluklarını tanımlamıştık.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’yla bütün çalışanların, sayı sınırlaması ve iş yeri türüne bakılmaksızın, kamu çalışanları da dâhil olmak üzere, iş yeri hekimlerinden ve iş güvenliği uzmanlarından yararlanma hakkını getirmiştik. İş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarına iş yerinde alınması gereken tedbirleri işverene yazılı olarak bildirme ve bildirilen hususlardan hayati tehlike arz edenlerin işveren tarafından yerine getirilmemesi hâlinde bakanlığın yetkili birimlerine bildirme yükümlülüğü getirmiştik. İş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yürütülmesindeki ihmallerinden dolayı işverene karşı sorumlu olduklarını kanun hükmü olarak düzenlemiştik.

Saygıdeğer milletvekilleri, iş kazaları ve meslek hastalıklarıyla mücadele konusunda önemli engellerden birisi de yeterli kayıt tutulmaması ve istatistiki bilginin olmaması idi. Sayın Baluken burada bunu söyledi. Yani silikozis hastalığına ne kadar kişi düçar olmuş, bilemiyoruz; ne kadar kişi silikozis hastalığıyla bugün uğraşıyor, onu bilemiyoruz ama biz düzenlediğimiz yasayla bunların kayda geçmesi ve bunların istatistiğinin tutulması konusunda yasaya maddeler koyduk. İşverene, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını tek bildirim esasıyla iş kazaları için rapor hazırlama zorunluluğu getirmiştik. Sağlık kuruluşlarına intikal eden iş kazası ve meslek hastalıkları vakalarını bildirme yükümlülüğü getirmiştik. İş yeri hekimi ya da sağlık hizmeti sunucularına meslek hastalığı ön tanısı koyma ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularına sevk edilme imkânı tanıdık. Bu düzenlemeyle iş yerinde çalışan, ilk muayene etme imkânına sahip olan iş yeri hekimiyle sağlık hizmeti sunucularına meslek hastalığı ön tanısı koyma yetkisi getirdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisinin ana konusu olan silikozis hastalığı bir akciğer rahatsızlığı ve sorunlu bir akciğer rahatsızlığı, ölümcül bir akciğer rahatsızlığı. Bunun önlenebilir olması için silikozis hastalığının yapıcı faktörleriyle karşılaşmamak gerekir; en önemli unsur bu. Bunun için, özellikle bu kot taşlama konusunda önlem alınması için, 27 Mart 2009’da Sağlık Bakanlığımız silikozis hastalığının önlenmesiyle ilgili bir genelge yayımladı kot taşlama fabrikalarına veya kot taşlama yerlerine; bunun için silis tozu ve kuvars kristali, silika kristallerinin kullanılmasını yasakladı, kuvars tozu kullanmayı yasakladı. Dolayısıyla, artık Türkiye’de kot taşlamak için bunların kullanılması olanaklı değil, bunu kullananlar yasaya aykırı iş yapıyorlar demektir. Yasaya aykırı iş yapanların cezası da Türkiye’de açıkça belli hemen hemen her konuda. Ayrıca bu konu gerçekten gündeme çok taşındığı için ve herkes tarafından bilinir, görünür hâle geldiği için silikozis hastalığıyla ilgili bir düzenleme yapıldı Parlamentoda, Sayın Baluken de söyledi bunu, bu düzenlemeyi. Bir düzenleme yapıldı, 6111 sayılı Kanun’a 67’nci madde ilave edilerek sosyal güvenlik kapsamında olmayan silikozis hastalarının da sosyal güvenlik kapsamındaymış gibi değerlendirilerek onlara maaş bağlanması getirildi, ölümleri hâlinde ise yakınlarına aylık bağlanması getirildi. Dolayısıyla, silikozis hastalıklarının meslekte kazanılma durumuna göre şöyle sıralandı: Yüzde 15 ile yüzde 34 arasında gücünü kaybedenlere 7 bin gösterge, 35 ile 54 arasında kaybedenlere 8 bin gösterge, 55’in üzerinde kaybedenlere de 9 bin gösterge ile çarpılması getirildi, o katsayı da 0,064 yani anlaşılır bir şekilde söylersek 450, 550 ve 700 Türk lirası civarında bir maaş bağlanma koşulu getirildi.

Ayrıca, aylık almakta iken vefat eden silikozis hastalarına da çocuklarına, varislerine, maaş bağlanabilme koşulu Parlamentoda düzenlendi. Evet, Sayın Baluken burada söyledi, bu düzenleme sırasında üç aylık bir süre tanındı. Bu üç aylık süre içerisinde  raporlar alınacak ve sosyal güvenlik kurumuna başvurulacak ve ona göre de kendilerine, bu kriterlerin içerisine giriyorlarsa maaş bağlanacak. Ben, gönülden katılıyorum şöyle: Bunu geçirmiş olanlar varsa, bunu kaçırmış olanlar varsa yasayı yeniden gözden geçirerek süresi uzatılabilir diye düşünüyorum. Neden? Bizim amacımız bu yasayı çıkarırken neydi? Mağdur olanların mağduriyetini bir ölçüde de olsa ortadan kaldırmaktı. Biz bunları yeterince ortadan kaldıramamışsak bunu gerçekleştirebiliriz diye düşünüyorum. Bunu da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımızla paylaşabiliriz diye düşünüyorum. Onların bize aktarımlarıyla bir değişiklik söz konusu olabilirse… Yani birlikte yapabiliriz, hiç sorun değil.

Yani, bugün amacımız sorun çözmek, bağcıyı dövmek değil. Silikozis hastalarına, yakınlarına sorunlarını çözmekte bir katkı sağlayabilirsek mutlu oluruz diye düşünüyorum.

Hepinizi saygı sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Domaç.

Lehinde Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı.

Buyurunuz Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, BDP Grubunun vermiş olduğu silikozis hastalığına yakalanmış, hatta silikozis tehdidi altındaki tüm işçilerin tespit edilip, kot taşlama işinde çalışan işçilerin yaşadıkları mağduriyetin tespiti ve acil olarak giderilmesi için Meclis araştırması açılması ile ilgili önergenin lehine söz almış bulunuyorum. Alın terini sömürmeyen ve siyasi amaçlarla değil, gerçekten işçi dostu olan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, böyle bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşınmak zorunda olması öncelikle bir insan olarak, daha sonra bir hekim olarak utanmama neden olmaktadır ve merak ediyorum, az önce AKP adına konuşan hatip “Ben de katılıyorum. Evet, böyle sorunlar var, işçiler mağdur; iyi olur bu konu araştırılsa.” dedikten sonra acaba nasıl “hayır” oyu kullanacaklar? Bu paradoksu hep beraber sizlerle göreceğiz. Önce “Evet, işçiler çok mağdur diyeceksiniz.” sonra “Hayır, bunu tartışmamıza gerek yok.” diyeceksiniz, bu gerçekten ilginç ve sizi gülünç duruma düşürüyor. Gerekçeniz de çok basit, Meclis yoğunmuş! Meclis yoğun filan değil arkadaşlar, Meclis yoğun filan değil; sadece siz bu işten kaçıyorsunuz. İnsanlar Türkiye'nin her yerinde ölüyorlar ve siz “Meclis yoğun.” diye bu insanların sorunlarını tartışmaktan kaçınıyorsunuz.

Bakın, silikozis ölümcül bir hastalıktır. Silikozisin tedavisi yoktur. Sadece ve sadece akciğer nakliyle bu insanlar yaşama tutunabilirler.

Peki, bu hastalıktan korunmak mümkün müdür? Evet. Bakın, ölümcül hastalıklarla hekimler çok uğraşırlar ama çok daha önemli bir soruyu sorarlar: “Bu hastalıktan korunmak mümkün müdür?” Eğer bu sorunun cevabı “evet” ise o zaman “Bu hastalıktan korunmak için ne yapılmalı?” devlet bunu araştırır. Bunun da yolu Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle bir araştırma komisyonu kurmaktır.

Siz şimdi, ölümcül olan, tedavisi mümkün olmayan ancak korunması mümkün olan bir hastalığın mağdurlarının sorunlarını araştırmıyorsunuz. Bakın, bunu kayıtlara geçiriyorum, her yerde söyleyeceğim. Nereden biliyorum araştırmayacağınızı? Çünkü birazdan tek tek elleriniz “hayır” diye havaya kalkacak ve birçok mağdur vatandaşın durumunu burada konuşmayacaksınız.

Peki, niye var Türkiye Büyük Millet Meclisi? Eğer sorunların çözüm yeri değilse ne işe yarayacak Türkiye Büyük Millet Meclisi? Sadece Başbakanın emrettiği kanunların geçtiği bir yer mi olacak?

Bakın, değerli arkadaşlar, hepiniz milletvekilisiniz ve milletin size verdiği görevi yapmak zorundasınız. Siz ne zaman Başbakanın milletvekili olmaktan çıkıp milletin vekili olduğunuz zaman bu Meclis de gerçekten layık olduğu yerde olacaktır.

Bakın, o beğenmediğiniz Anayasa var ya, o beğenmediğiniz Anayasa’da iki yerde bu konuya atıf var, çalışma hayatına atıf var. Anayasa’nın 49’uncu maddesi diyor ki: “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.” Yani hem haktır diyor hem de ödevdir diyor. Bu arada devlete de bir ödev yüklüyor. Diyor ki: “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak ve çalışmayı desteklemek üzere gerekli tedbirleri alır.” Ya, bu bizim Anayasa’mızın 49’uncu maddesi. E, şimdi, siz milletvekili olarak çıktınız bu kürsüden Anayasa’ya bağlılık yemini ettiniz. Şimdi, Anayasa’nın da size yüklediği bu ödevi yapmaktan kaçınıyorsunuz. Devam ediyor madde, diyor ki: “Devlet, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler alır.” E, hani, niye almıyorsunuz? Bu sorun sadece ve de sadece basit bir sağlık sorunu değildir; bu sorun taşeronlaşmanın, bu sorun güvencesiz çalışmanın, bu sorun alın teri sömürüsünün sorunudur. E, bu sorunun da çözümü buradadır. Neye dayanacağız bu çözümü ararken? Anayasa’ya dayanacağız. Bakın, Anayasa’nın 56’ncı maddesi ne diyor? Sadece bir madde değil, iki maddede de diyor “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlar.” Ya, bunu Anayasa’ya koymuşuz, millet bunu onaylamış, size de bu görevi vermiş. Şimdi siz kalkıp diyeceksiniz ki: “Hayır, ben milletimin beden ve ruh sağlığı içinde yaşamasını önemsemiyorum.” Birazdan parmaklarınızı kaldıracaksınız. O zaman göreceğim bakalım, siz nasıl bu mağdur insanların, bu gariban insanların sorunlarını araştırmıyorsunuz?

Anayasa’mız işçilere, Anayasa’mız emekçilere bu kadar önem vermesine rağmen gerçekte Türkiye’deki durum bu mudur? Hayır, ne yazık ki durum böyle değil. Uygulamaya baktığınızda, AKP’nin çıkardığı yasalar sayesinde ve duyarsızlığı sayesinde emekçiye her zaman ölüm yani işçi cinayetleri, meslek hastalığı ve meslek sakatlıkları düşmektedir. Biraz daha duyarlı olsaydınız, az önce AKP’li hatibin söylediği gibi gururla “Efendim, işte, İş ve İş Sağlığı Kanunu’nu çıkardık…” On sene niye beklediniz? On bir sene beklediniz, ondan sonra bu kanunu çıkardınız. Şimdi de diyorsunuz ki… Peki, bu on sene içerisinde mağdur olanlar ne yapacaklar? Kaldı ki çıkardığınız kanun da şu anda iş yaşamının beklentilerini karşılamaktan son derece uzaktır.

Peki, niye bu durum böyle? Ne uğruna siz işçilerin ölmesine göz yumuyorsunuz? Bir tek şey uğruna, üç harfli bir kelime, onun da adı “kâr”, sizin de anladığınız tek şey bu. Tabii ki buradaki sorun yasalarda değil, sorun anlayışınızda. Sorun Anayasa’da değil burada, Anayasa size ödevi vermiş, yasalar ödevi vermiş ama sizin anlayışınız sadece ve de sadece kâra odaklı olduğu için sizin bunu anlamanız tabii ki mümkün değil.

Bakın, rakamları seven birkaç arkadaşım var içinizde biliyorum, onlara birkaç rakam vereyim de iş kazası, meslek hastalığı konusunda Türkiye ne durumda Avrupa’da, dünyada ve siz birazdan “Hayır, bu sorunları araştırmaya gerek yok.” diyeceksiniz.

Bakın, 2002’yle 2011 yılları arasında tam 735.803 iş kazası bildirilmiştir Türkiye’de. 735 bin iş kazası bildiriliyor ve 10 binden fazla işçi ölüyor. Bakın, bu, bizi Avrupa’da talihsiz bir lider yapıyor. Her konuda lider olmak istiyorsunuz ya, bu konuda hakikaten lidersiniz. Bu konuda gerçekten ülkemiz lider sizin sayenizde ve biz “Bu işçiler niye ölüyor kardeşim?” diye sizin sayenizde araştıramayacağız. Bu gece inşallah rahat yatarsınız.

Bakın, sadece 2012’nin ocak ayında 62 kişi ölmüş, şubatta 42, martta 50 yani ortalama her ay 60 kişi ölüyor. Her gün 2 kişi bu meslek hastalıklarından ve iş kazalarından ölüyor ve bir milletvekili çıkıp diyor ki: “Kardeşim bunu araştıralım ya, çözümü neyse hep beraber bulalım.” Siz de “Hayır.” diyorsunuz. Aslında günde 2 kişiden çok daha fazla ölüyor değerli arkadaşlar. Neden, biliyor musunuz? Çünkü, bu meslek hastalıkları, bildirimi zorunlu hastalıklar değil. Yani, meslek hastalıklarından daha ileri dönemlerde ölen insanlar kayıtlarda yok. Yani, siz, günde 2 insanın ölümüne razı oluyorsunuz, aslında bu, Türkiye’de 2’den çok daha fazla.

Bakın, ben Bingöl’ün de gönüllü milletvekiliyim, Karlıova ilçesine ben de gittim. Karlıova ilçesinde silikozis hastalığından muzdarip birçok insan var. Peki, bu insanların dertleriyle kim ilgilenecek? Bu insanlar, zamanında gitmişler kotları taşlamışlar ve çocuklarına ekmek götürmek uğruna güvencesiz çalışmışlar. Şimdi, doktora gidiyor, diyor ki: “Ben hastayım.” Doktor bakıyor “Evet, sende silikozis hastalığı var.” diyor. Devlete geliyor, yüzde 60’ın üzerinde rapor alıyor, ölümcül bir hastalık ama AKP diyor ki: “Hayır, ben seni malulen emekli etmem.” Niye? “Çünkü, sendeki meslek hastalığı kayıtlarda yok.” E, kardeşim, senin özrün kabahatinden büyük; sen bu insanların kayıt dışı çalışmasına göz yummuşsun, bu insanlar kayıt dışı çalışarak evlatlarını beslemek istemişler, ondan sonra da sen diyorsun ki: “Sen kayıtlarda görünmüyorsun, ben seni malulen emekli etmem.”

Arkadaşlar, burası eğer çözüm mercisi ise, biz bu insanların sorunlarını burada çözmek zorundayız. Ama yani sizin gerçekten anlayışınıza ben inanamıyorum. Bingöl’den bahsediyoruz, Bingöl’de, on gündür koca ilde su yok; siz oraya suyu götürmekten aciz kaldınız on gün boyunca, insanlar susuzluktan kurudular. Ondan sonra kalkmışsınız, burada sağlıktan bahsediyorsunuz, çözümden bahsediyorsunuz. Çözümün de önünü tıkıyorsunuz çünkü sizin anlayışınızda sosyal devlet anlayışı yoktur, sizin anlayışınızda devlet sadece ve sadece kâr eder.

Bugün bu önergeye “hayır” diyecek olan insanların gece rahat uyuyamayacağını, kâbus göreceğini düşünüyorum, hepinizi de saygıyla selamlıyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Aleyhte, Isparta Milletvekili Recep Özel.

Buyurunuz Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisinin, silikozis hastalığına yakalanmış ve bunun tedavisi altındaki tüm işçilerin sorunlarının tespiti amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmasına dair bir talepleri oldu. Bu, zannedersem 13 Şubat 2012 tarihinde Meclis Başkanlığına verilmiş olan bir araştırma önergesiydi. Bu tarihten sonra Meclisimiz iş kazası ve meslek hastalığına dair birtakım yasalar çıkardı. O yasaların içerisinde, bunların tedavi süreleri, bunların mağdur olmuş eş ve çocuklarının bakımları, maaş bağlanması, eğer bir sosyal güvenlik kurumunda değillerse emekli edilmelerine kadar varan düzenlemeler yapıldı. Eğer bu alanda da bir eksiklik varsa, elbette ki Hükûmetimiz, partimiz bu eksikliği görür ve giderir.

Biraz önce CHP adına konuşma yapan konuşmacı, burada her zamanki gibi yine toplum mühendisliğine soyunup, bizim rüyalarımıza kadar da karışma, “Bu gece uykunuzda rahat uyuyamayacaksınız.” gibi “Siz kimin vekilisiniz, Başbakanın milletvekili misiniz?” gibi… Biz milletin vekiliyiz, Sayın Başbakanımız da milletin vekili, milletvekili ve milletin de Başbakanıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu girmiş olduğumuz her seçimde oyumuzu artırarak da göstermiş ve ispat etmiş bir kadroyuz ve bir ekibiz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bu cevap değil, bu cevap değil.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Tabii ki ülkemizde birtakım sorunlar yok demiyoruz.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Milletvekilliğini ayaklar altına düşürdünüz, yazık!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu hastalıklara yakalananlar yok demiyoruz. Bunların çözümü noktasında üzerine kararlılıkla giden, hiçbir sorunu halının altında süpürmeden, nerede bir sorun varsa çözüme odaklı giden bir iktidar var. Ancak, Türkiye’de çözümün önünde kimin engel olduğunu aynaya bakın siz kendinizi görürsünüz diyorum.

Bu grup önerisi hakkındaki yasal düzenlemeler Meclisimizden geçtiği için, eğer yapılan ve yapılabilecek olan birtakım idari işlemler varsa da bunları Hükûmetimiz yapacağından dolayı böyle bir araştırma önergesi… Şu anda Meclis gündemimizde, bugün Gümrük Kanunu’nu görüşeceğiz. Orada da çok ciddi, toplumuzun, bu eşlerin kefaleti noktasında beklentiler var. Onlara bir an önce buradan cevap vermek, bu sorunlarını çözmek istiyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İnsan hayatından daha önemli!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Çözümün önünde lütfen…

ALİ ÖZ (Mersin) – Meslek hastalıkları para kazandırmıyor!

RECEP ÖZEL (Devamla) – AK PARTİ hiçbir zaman da kimsenin ölümüne razı olmaz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – E, araştırın.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Biz, insanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışında olan bir siyasi iktidarız. O nedenle, ölümlerin hiçbirine hiç kimse razı olmaz. Burada milletvekillerimizin bir kısmına “Siz buna razısınız.” gibi, milletvekili arkadaşımızın buradan çıkıp konuşmasını yadırgadığımı da… Milletvekili isek, hepimiz bu çatı altında da yaşıyorsak hepimiz insana saygı, birbirimizin görüşüne saygı duymak zorundayız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Delikanlıysan “evet” de o zaman.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Burada karalayıcı dil, birbirimizi incitici dil kullanmamamız gerekiyor. Dilimizi daha hassasiyetli kullanabilirsek, sorunlara daha kolay çözüm bulabilirsek…

Bu anlamda, burada hep sorunları dile getirdiniz biraz önce. Sorunları getiriyorsunuz, kabul, hep tespit, çözümü nedir? Çözümü noktasında bir şeyler önerirseniz burada belki bizim de istifade edebileceğimiz konular olabilir. Hep sorunlar anlatıyorsunuz, çözüme gelince fos, hiçbir şey sizden çıkmıyor. Çözüm de AK PARTİ’dedir. Bunu da milletimiz görüyor, bizim oylarımızı her seçimde de artırıyor. Siz çatlasanız da patlasanız da AK PARTİ iktidar olmaya devam edecek. 2023 vizyonuna el ele biz milletimizle beraber yürüyeceğiz diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Karar yeter sayısı arayacağım. Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 15.36

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir. Karar yeter sayısı vardır.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

2.- MHP Grubunun, orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un uygulamalarındaki aksaklıkların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 26/3/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 27/03/2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve  görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 27.03.2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                 Mehmet Şandır

                                                                                                                       Mersin

                                                                                                        MHP Grup Başkan Vekili

Öneri

26 Mart 2013 tarih ve 10935 sayı ile "Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un uygulamalarındaki aksaklıkların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla" verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 27.03.2013 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılmasını arz ederim.

BAŞKAN  - Önerinin lehinde, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Yılmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un uygulamaları hakkındaki aksaklıkların araştırılması için verdiğimiz Meclis araştırma önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimiz biliyoruz ki 2/B diye bilinen yasayla ilgili 3 parti grubu olarak gerek seçim meydanlarında gerek seçim beyannamelerimizde verdiğimiz sözlerin gereği olarak, kanayan yara olan 2/B’nin çözülmesi noktasında ortak bir irade koyduk fakat bu ortak iradeyi koyarken, ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisi çoğunluğuna güvenerek, parmak çoğunluğunu kabul ederek, dediğim dedik çaldığım düdük anlayışıyla bu yasayı, bu Mecliste görüşülürken bütün eleştirilerimize rağmen, kendi görüş ve istekleri doğrultusunda çıkardı. Çıkarırken de gördük ki yaptığı aksaklıklar, aradan bir ay geçmeden, iki ay geçmeden kendi içlerinde fark edilerek defalar kere Meclise geldi. Hepimiz biliyoruz ki 26 Nisanda onaylanarak yürürlüğe giren bu kanun, aradan beş ay geçmeden eylül ayında yeniden bir düzenlemeye tabi kalmak zorunda kaldı. Bununla da yetinilmedi, yeniden Mart 2013’te iktidar partisinin bir teklifiyle yeni bir düzenlemeye konu oldu. Bu da şunu gösteriyor ki 2/B’den ne anladığını iktidar partisi ortaya koyamadı. Koyamayınca da on ay içerisinde 3-4 tane değişiklikle bu Meclisin gündemine geldi. Peki, buraya geldik, bu aksaklıklar bitti mi? Bitmedi.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu konunun muhatabı olan halkımızın ne durumda olduğunu iyice anlamak gerekiyor. Öncelikle, biraz önce Hatay-Kırıkhan’dan telefonla yoğun bir trafik yaşandı ve şunu belirtmemizi özellikle istediler, onu belirtmeden geçemeyeceğim: Amik Ovası’nda 2011 yılında yaşanan su baskını sonrasında çiftçilerin zararlarının hâlâ karşılanmadığı, üç yıl olduğu ve Kırıkhan çiftçisinin perişan olduğu biraz önce grup başkan vekilimize gelen yoğun telefon trafiğiyle iletildi.

Yine, bakın, çiftçilerimiz gerçekten perişan durumda. Çiftçilerimizin temel girdileri olan mazot ve gübreye iktidarınız döneminde yüzde 400 oranında zam gelmiş. Buna karşılık, buğdayda yüzde 50’lik artım var, mısır aynı, pamuk aynı yani 2002 yılında, eleştirdiğiniz dönemde çiftçimiz 2,5 kilo buğdayını satarak 1 litre mazot alırken, şimdi 7 kilo buğdayını satarak 1 litre mazot alamıyor. Bu, mısırda aynı, pamukta aynı, kirazda… 2002 yılında 1 kilogram kirazını satarak 4 litre mazot alan çiftçi, şu anda 1 kilogram kirazını satarak 1 litre mazot alamayacak duruma gelmiş. Gezdiğimizde gördüğümüz bir tablo var, şu: Çiftçilerimiz ya banka kredilerinin altında ezilmiş, boğulmuş vaziyetteler ya da tefecilerin eline düşmüşler. Biz gezdiğimiz her yerde şunu görüyoruz: Bu 2/B’ye muhatap olan köylülerimiz, çiftçilerimiz Adana’dan başlayarak, Mersin, Antalya, Muğla, İzmir, İstanbul’a kadar her yerde sıkıntı içerisinde.

Şimdi, böyle bir araştırma önergesine niye ihtiyaç duyduk? Bakın, bunu biz söylemiyoruz. Sizin Antalya il başkanınızın bir beyanatını okuyorum, Antalya il başkanı, AKP il başkanı kürsüde, vatandaşın isyanı üzerine “Haklısınız ama bunu biz yapmadık. Kim yaptı? İşgüzar, kraldan fazla kralcı bürokratlar böyle yaptılar.” diyerek suçu kamuda çalışan memurlara ve bürokratlara atmaktadır. Şimdi, böyle bir anlayış olabilir mi? Demek ki bir yanlışlık var, bu yanlışlığınız Antalya’da kanayan yara olan 2/B’de, oranın il başkanı bir suç olduğunu, bir yanlışlık olduğunu ama işin kolayı olarak… Hükûmet her yerde muktedir ama defterdarlıkta, mal müdürlüğünde çalışanlara sözü geçmiyor, böyle bir anlayış.

Yine, bakın, Antalya Aksu ilçesinde bir yeri TEDAŞ kamulaştırıyor, mahkeme kamulaştırıyor, kamulaştırma parası belirliyor, dönümünü 4 bin lira olarak belirliyor fakat biz vatandaşa diyoruz ki: Siz burayı alırken dönümünü 40 bine, 50 bine, 60 bine, 80 bine alacaksınız. Şimdi buradan söylemek istiyorum: Bakın, Antalya Aksu gibi kapalı seracılığın yapıldığı yerde bile 5-6 dönümden 7 bin-8 bin lira para kazanan, bunun yanı sıra, 5-6 dönüm gibi yerde tahıl ektiğinde buradaki kazancı 1.000 lira, 1.500 lira. Şimdi, burada dönümüne 80 bin lira fiyat biçilmiş, 8 dönüm yeri var, yüzde 50 indirimi kabul edin, 40 bin lira. 8 dönümü kaç lira yapar? 320 bin lira. Antalya’da yaşayan, Adana’da yaşayan, Muğla’da yaşayan bu köylünün, bu çiftçinin bunu alabilme şansı var mı? Yok. Hepsi diyor ki: “Biz zaten sihirbaza döndük. Bir sene öncekinin hesabını kapatabilmek için ya banka kredilerinin altında boğuluyoruz ya da tefecilerin eline düştük.” Çocuğuna okula gidecek parayı bulamayan, geçim sıkıntısı içerisinde yaşayan bu köylüye, çiftçiye şimdi biz dayatıyoruz diyoruz ki: Gelin bu yerleri alın.

Bakın, değerli milletvekilleri, bunların Meclis tarafından araştırılması gerekiyor. Türkiye’nin her yerinden feryatlar yükseliyor. Gelin, bu köylülerin feryadını ve figanını dinleyin. Bunlara işgalci mantığıyla bakarsanız yanılırsınız. 1960 yılında yapılan çalışmalarda 300 bin hektar yer orman dışarısına çıkarılmış, o zamanın ihtilal hükûmeti bu yerleri iptal ediyor. Bunlar işgalci konumunda filan değil, bunlar yüz yıldır bu toprakları eken, biçen, oradan geçimini sağlamaya çalışan köylülerimiz, vatandaşlarımız, çiftçilerimiz. Bunlar bu sıkıntıyı yaşarken bu yerleri alamayacaklar ve kim alacak? Şimdi, bu dediğim yerlerde simsarlar türemiş. Alamayacağını biliyor ya köylünün “Biz size şu paraları verelim, bir senet imzalayın, gelin bu paraları yatırın, ondan sonra da bize devredin.” Bunlar araştırılmaz mı değerli milletvekilleri? Biz bu köylünün sesi olmayacağız, nerede fakir fukara, garip gureba anlayışınız? Yani, tuzu kurulukla, kendi yandaşlarınızın zengin olduğu bir ortamda bu köylünün, fakir fukaranın, garip gurebanın sesini kim duyacak? İstanbul’da diyorlar ki: “Biz 1960’larda, 70’lerde, 80’lerde İstanbul’a geldik. Zaten biz bu yerleri arazi simsarlarından, gecekondu mafyalarından parayla aldık. Şimdi, parayla aldığımız yeri İstanbul’da, Ümraniye’de, efendim, Çavuşbaşı’nda, Sultanbeyli’de, Beykoz’da tekrar yüksek fiyattan nasıl satacaksınız?”

Şimdi, arsa spekülatörleri bunların etrafında dolanıyor, diyorlar ki: “Bize verin, biz bu paraları yatıralım, size de şu kadar komisyon verelim.” Bu feryatlar size hiç gelmiyor mu? Bu köylünün, bu çiftçinin feryatları size hiç gelmiyor mu? Peki, biz bu köylünün, bu çiftçinin, bu fakirin, bu fukaranın, hani “garip gureba” dediğimiz ezilmiş insanların sesine tercüman olmayacaksak burada milletvekilliği yapmamızın ne manası var? Ama sermaye gruplarının, milyar dolarların sesleri olduğu, onlarla ilgili kanun olduğu zaman cümbür cemaat atlıyoruz, burada, bu kanunları harıl hurul çıkarıyoruz.

Biz iddia ediyoruz: Bu ses bizim sesimiz değil, bu ses orman köylüsünün sesi, bu ses çiftçinin sesi, bu ses fakirin sesi, bu ses garibanın gurebanın sesi. Meclis ne işe yarar? Gelin, araştıralım, gelin, istediğimizi araştıralım; eğer bizim söylediğimizde bir yanlışlık varsa o zaman deyin ki bu Meclis kürsüsünden: “Siz çıktınız, bunları söylediniz ama Meclis olarak araştırdık.” Gelin, bunu burada bizim yüzümüze karşı gösterin, biz de bu milletten özür dileyelim. Ama ben Adana’yı, Mersin’i, Antalya’yı, Muğla’yı gezdim. Buradaki insanlarımız emekleriyle, alın terleriyle bu devlete bağlı kalmışlar, bu devletin varlığına, birliğine bağlı kalmışlar. “Vergi.” demişiz, vergilerini vermişler; “Askere gideceksiniz.” demişiz, askere gitmişler; “Şunu yapacaksınız.” demişiz, yapmışlar. Şimdi, bunlar isyan ediyorlar, seslerini yükseltiyorlar: “Bu sesimizi dile getirin. Bu yerleri alamayacağız, bu topraklar bizim namusumuzdur. Bizim buralarda namus, toprak önemlidir.” diyor. Yarın burada çıkacak sosyal sıkıntıların sorumluluğunu bu Meclis taşımayacak mı değerli arkadaşlar? Bunu çözmeyeceğiz de bunu araştırmayacağız da neyi araştıracağız? Meclis olarak bunların derdine derman olmayacağız da kimin derdine derman olacağız?

Biz diyoruz ki seksen yıldır, yüz yıldır atasından, dedesinden kalmış yerlerdeki çiftçilerimize: “Siz buraları terk edin; tuzu kuru zenginler, milyon sahipleri, milyarderler gelecekler Adana’da, Antalya’da, Muğla’da, Torosların eteğinde bu yerleri alacaklar.”

Eğer barış istiyorsanız, işte, bu köylüyle barış yapmak zorundasınız. Eline silah alıp dağda teröristlik yapan bir sürü insanımızın, 40 bin insanımızın katliyle barış arayana kadar, 100 binlerce insanımızı yaralayan, gözünü çıkaran, kulağını yok eden insanlara barış arayana kadar -7 milyon- bu çiftçiyle, bu köylüyle, bu işçiyle, bu esnafla, bunlarla barış yapmak zorundasınız, bunların sesine kulak vermek zorundasınız. Onun için istiyorum ki gelin bu önergemize, araştırmamıza destek verin, gelin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – … el birliğiyle bunları araştıralım, bir yanlışımız varsa da gelin söyleyin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Sayın Başkanım, Sayın Vekilimiz, kendi seçim bölgem olan Kırıkhan ilçesiyle ilgili yanlış anlaşılmalara sebep verecek bir söz söyledi. Onu düzeltmek için söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi efendim?

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – “Çiftçilerimizin, selden dolayı üç yıldır paralarını alamadığını” söyledi. Onunla ilgili efendim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Mehmet Bey, Kırıkhanlılar aradı, ben bir şey bilmiyorum. Kırıkhanlılara  mesaj verin.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Konuyu bir şey için…

BAŞKAN – Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Hatay Milletvekili Mehmet Öntürk’ün, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmaya ilişkin açıklaması

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Milletvekilimiz az önce, seçim bölgem olan Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde, 2011 yılında selden zarar gören çiftçilerimizin bu zararla ilgili, devletten herhangi bir para alamadıklarıyla ilgili bir söylemde bulundu.

Tabii, Hatay ilimizde, üç yıl önce, hakikaten, ciddi bir sel oldu. Tabii, 2006 yılında çıkarılan bir kanunla, TARSİM’le, 2006 yılından sonra çiftçilerimize bir doğal afetten dolayı bizim para ödeme gibi lüksümüz yoktu. Ancak, bu selden dolayı biz bölgede, daha önceki Afet Kanunu’na göre, çiftçilerimizin gördüğü zararların tespitiyle ilgili o yasaya dayanarak tespit yaptırdık ve burada çiftçilerimizin Ziraat Bankasına ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarını ertelemek için bu yola başvurduk ve bunlar da ertelenmiş oldu.

Hatay’la ilgili, selden zarar gören çiftçilerimiz… Bu yıl içinde aynı sel oldu fakat burada yapılacak şey TARSİM’in haricinde elimizde başka bir imkân olmadığını buradan tüm milletvekillerine bildirmek isterim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Mehmet Bey, Kırıkhanlılar telefon açıyorlar, diyorlar ki: “Meclis kürsüsünden değil, bize gelsinler de sözü verip vermediğini hatırlatalım.”

MEHMET ÖNTÜRK (Devamla) - Herhangi bir söz değil, sadece zirai kredi borçlarının…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sizi bekliyorlar Kırıkhan’da.

MEHMET ÖNTÜRK (Devamla) - …ertelenmesiyle ilgili böyle bir tespit yapmamız gerekiyordu. Bu tespiti yapmasaydık, o Ziraat Bankası ve tarım kredi borçlarını erteleme lüksümüz olmazdı. Bu da 2006 yılında çıkarılan TARSİM’le ilgili yasaya uymak zorunda olduğumuz için.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öntürk.

HASAN AKGÖL (Hatay) – Mehmet Bey, kaç kişi zarar gördü, kaç kişi aldı?

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – O listelerde müracaat eden herkes aldı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sadece bir durumu tespit etmek ve tutanaklara geçmesini sağlamak amacıyla söz aldım.

Milliyetçi Hareket Partisi konuşmacısı Sayın Seyfettin Yılmaz, konuşmasında, Kırıkhan’dan, Hatay’dan örnekler verdi. Herhangi bir sataşma olmadığı hâlde, bir değerli milletvekili arkadaşımız “doğru bilgileri verme” iddiasıyla söz talebinde bulundu, siz de söz verdiniz. Ben, bütün milletvekillerinin söz hakkına saygılıyım. Siz de takdir hakkını kullandınız ve kendisine söz verdiniz; buna hiçbir itirazım yok. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin zaman zaman “düzeltme, bilgi verme” adına yapmış oldukları talepleri, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekillerinin şiddetle karşıladıklarını ve itiraz ettiklerini, sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunuyorum efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Sayın Başkan, bu konu tüm Türkiye’yi ilgilendiren bir konu ama yani.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sizin İç Tüzük’e göre söz hakkınız yok. Konuştunuz, saygı duyuyorum, hiçbir itirazım yok.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un uygulamalarındaki aksaklıkların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 26/3/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 27/03/2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve  görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Aleyhinde, Karabük Milletvekili Osman Kahveci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Kahveci.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6292 sayılı Kanun’un uygulamalarındaki aksaklıkların araştırılması için Meclis araştırması açılması aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ben de milletimizin Ormancılık Haftası’nı kutluyor, daha yeşil bir Türkiye için fedakârca çalışan tüm ormancı meslektaşlarımı saygı ve minnetle anıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu kanunun amacı, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesi gereğince hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen devlet ormanları içinde ve bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usul ve esasları kapsamaktadır.

6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesinin (A) ve (B) bentleri, orman dışına çıkarılan ve çıkarılacak alanları içermektedir. Bu kanunla, 2/A alanları orman vasfını kaybetmemesine rağmen, hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan ve çıkarılacak yerleri yani nakline karar verilen devlet ormanları içinde ve bitişiğindeki köyler halkının kısmen veya tamamen başka yerlere yerleştirilmesi amacıyla Orman Genel Müdürlüğünü, 2/B alanları ise, bilim ve fen bakımından orman vasfını kaybetmiş ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan ve çıkarılacak yerlerin değerlendirilmesiyle bu kanun kapsamında değerlendirilmek üzere Maliye Bakanlığının tasarrufuna geçmektedir.

Sayın milletvekilleri, insanlık medeniyetinde, insanların tarım alanı kazanmak ve yerleşmek maksadıyla ormanlara müdahaleleri hep olmuş ve olmaktadır. Bu bir süreçtir, bazı ülkelerde bu süreç yaşanmış ve bitmiş, bazı ülkelerde ise hâlen devam etmektedir. Ülkemizde de bu süreç yaşanmış ve inşallah orman ve arazi kadastrosunun bitirilmesiyle sona erecektir. Bu da, orman ve arazi kadastrosunun yüzde 95’lere çıkması da nerede olduğumuzun en bariz ifadesidir. Orman vasfını kaybetmiş yerlerin orman sınırları dışına çıkarılmasının hukuksal sürecinin ilk başlangıcı, 1937’de çıkarılan 3116 sayılı Orman Kanunu’dur. Bunu, 61 ve 82 anayasaları izlemiştir. Daha sonra birçok hukuksal düzenlemeler yapılmış olmasına rağmen, bu süreçlerin birçoğu Anayasa Mahkemesinde iptal edilmesiyle hukuksal süreç tıkanmıştır. Bunun sonucu, hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış yüz binlerce hektar hazine arazisi ve bu arazileri hiçbir bedel ödemeden yıllardır kullanan binlerce vatandaşımız kangren olmuş bu sorunların bir an evvel çözülmesini istemiştir. Ancak, geçen otuz yıla aşkın bir süredir devam eden bu soruna çözüm bulunamamış ve bu sorun kangren hâline gelmiştir. AK PARTİ, her alanda olduğu gibi bu alanda da gerekli duyarlılık ve cesaretiyle milletin derdine derman olmuş ve bu sorunu çözerek millete verdiği sözü yerine getirmiştir.

Bu kanunla, yerinde kalkındırılamayan orman köylerinin orman sınırları dışına çıkartılan alanlara yerleştirilmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmişti.

Yine, bu kanunla, 2/B uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkartılmış olmasına rağmen kullanıcılarının terk etmesi ve kullanımdan vazgeçmesi sonucu tekrar orman örtüsüyle kaplanan yerler tekrar ormana kazandırılmıştı. Bu şekilde sadece İstanbul’da 11 bin dekar alan ormana geri kazandırılmıştır.

Yine, bu kanunla, bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş ve ormana geri dönüşümü artık mümkün olmayan yerlerin kullanıcı ve hak sahipleri belirlenmiş, bu yerlerin hak sahiplerine, tespit edilecek rayiç bedel üzerinden doğrudan satılması hükmü getirilmişti. Bedel tespitinde belediye, ticaret odası, sanayi odası, borsa gibi kuruluşlardan veya bilirkişilerden faydalanılmış, taşınmazların mahallinde gerekli incelemeler yapılarak konumu, emsal taşınmazların metrekare birim değerleri, imar ve kullanım durumları, verim gücü ve altyapı imkânları gibi unsurlar dikkate alınmaktadır. Gerektiğinde vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamaması için mahalline kadar gidilerek bedellerin emsallerine göre farklılık arz edip etmediğine ilişkin çeşitli açılardan kontrol ve test çalışmaları yapılmaktadır.

Orman köylerinin bulunduğu kırsal alanlarla şehir merkezlerindeki yerlerin bedelleri iddia edildiği gibi eş değerde tutulmamış, her parsel kendi içinde değerlendirilmiştir. Orman köylerinin bulunduğu kırsal alanlarda, misal olarak Antalya’da en düşük bedel 50 kuruş, yine misal olarak Bursa’da 2 kuruş olmuştur.

Hak sahiplerine doğrudan satılacak olan taşınmazların satış bedeli rayiç bedelin yüzde 70’i iken bu oran en son düzenlemeyle tarımsal amaçlı alanlarda yüzde 50’ye indirilmiştir. Bu oran 2/B alanlarının yüzde 95’ine tekabül etmektedir. Yine, son düzenlemeyle başvuru bedelleri kaldırılmak suretiyle büyük bir kolaylık getirilmiştir. Ayrıca, satış bedellerinin ödenmesinde belediye mücavir alanlarında beş yıl, 10 taksit; köylerde ise altı yıl, 12 eşit taksit olmak üzere faiz ödeme kolaylığı getirilmişti.

Yine, bu kanunla, hukuk devletinin bir gereği olarak özel kanunları gereğince devlet tarafından kişilere geçerli olarak satılan, dağıtılan, trampa edilen, bedelli veya bedelsiz olarak devredilen veya iskânen verilen ya da özelleştirme suretiyle satılan taşınmazların tapu kayıtlarının geçerliliği kabul edilmiş ve bu yerler hakkında dava açılmaması ve açılan davalardan vazgeçilmesi hükmü getirilmişti. Başvuru süresi devam etmekte olan toplam 2/B taşınmazının sayısı 634 bin olup 733 bin kullanıcıdan 564 bin müracaat olmuştur.

Bu kanun bütçeye gelir elde etmek için çıkarılmamıştı. Yıllardır kangren olmuş sosyal bir sorunun çözülmesi amaçlanmıştır. Bu alanlardan hiçbir bedel alınmaması ise sosyal bir devlet anlayışıyla da bağdaşmamaktadır.

Orman köylülerinin kalkındırılması ve onların orman kaynaklarından en yüksek seviyede faydalandırılması çalışmaları sürdürülmektedir. Son sayımlara göre, ülkemizde 21.395 adet orman köyünde 7 milyon kişi yaşamaktadır. Bunlardan 500 bin aile geçimini orman kaynaklarından sağlamaktadır. Bu çerçevede, son on yılda orman köylerine sadece ORKÖY aracılığıyla 435 milyon kredi aktarılmıştır. Diğer ormancılık faaliyetleriyle birlikte son on yılda orman köylüsüne aktarılan toplam kaynak 9,7 milyar Türk lirasıdır. Diğer yandan, Orman Genel Müdürlüğünün toplam bütçesi içerisinde özel bütçenin payı yüzde 25’lerden yüzde 50’lere çıkarılmak suretiyle ormancılığa genel bütçeden özel bir destek sağlanmıştır.

Bir başka gelişme de 2/B ile son otuz yılda ormandan kaybedilen alan 411 bin hektar iken buna karşılık son otuz yılda orman alanımız 1,4 milyon hektar artmıştır. Yani, 2/B alanlarından kaybedilen alan ülke orman alanımızın yüzde 2’si iken son otuz yıl içerisinde orman alanımızın artışı yüzde 7 olmuştur.

Sonuç olarak, bu kanun orman köylümüzün ve ormanlarımızın gelişmesine engel olmayacak düzenlemeleri ve yıllarca kangren olmuş bir sosyal problemi çözmeye yönelikti. Amacı, devlet bütçesinden gelir elde etmek değil, sosyal bir yarayı tedavi etmektir. Bundan dolayı, bu Meclis araştırması önergesinin aleyhinde olduğumuzu bildiriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kahveci.

Lehinde, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde söz aldım. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tam kırk iki yıllık 2/B sorunu hâlâ çözülmemiş bir şekilde ortada durmaktadır. 2/B ile ilgili ilk düzenleme 17/10/1983 tarihinde yapılmıştır. 82 Anayasası’nın yürürlüğe girmesinden sonra o dönemin hükûmeti, yani seçim öncesi olduğu için darbe döneminin hükûmeti diyelim, ilk düzenlemeyi yapmış ve 17/10/1983 tarihinde 2924 sayılı Orman Köylülerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’u çıkarmıştır. Bakın, bugün, darbe dönemi anayasası diye 82 Anayasası’nı kötülüyoruz, darbe dönemi kanunları diye o dönem çıkarılan kanunlardan şikâyet ediyoruz. “Gelin, bu Anayasa’yı değiştirelim; yeni, özgürlükçü bir anayasa yapalım, o dönemin, darbe döneminin kanunlarını değiştirelim.” diyoruz ama hâlâ sizin Hükûmetiniz o darbe döneminde çıkarılmış olan Orman Köylülerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’a yetişememiştir, onun gerisinde kalmıştır, sizin kanunlarınız maalesef darbe dönemi düzenlemelerinin bile gerisinde kalmıştır.

Geçen yıl, 19 Nisan 2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi 2/B kanununu kabul etti. Cumhuriyet Halk Partisi olarak 2/B konusunda başlangıçtan bu yana son derece yapıcı öneriler ortaya koyduk ama bu önerilerimiz kabul edilmedi. Biz yine de o kanunun vatandaşın sorunlarını çözmesi yönünde niyetimizi ifade ettik, “İnşallah bu kanun başarılı olur, biz yanılırız.” dedik, biz sayısız defa haklı çıktık, hangi birini size anlatayım. Bu kanun sorunu çözmedi, siz 30 Ocak 2013 tarihinde burada bir kanun daha getirip kabul ettiniz, o da çözmedi sorunu ve 6/3/2013 tarihinde yine bir kanun daha kabul ettiniz, yani 19 Nisanda kabul ettiğiniz kanunu 2 kere değiştirdiniz. Hâlâ sorun çözülmüş değildir. Vatandaşın on aylık başvuru süresi, bekleme süresi bütün bunlar sona erdi, 2/B fiyatları pazartesi gününden itibaren açıklanmaya başladı ve vatandaş feryat figan sokağa çıktı.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Aynen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İstanbul’da Sultanbeyli’de, Beykoz’da, Çekmeköy’de, Ümraniye’de, Sultangazi’de; Anadolu’nun diğer illerinde, Antalya’da vatandaş perişan durumda, vatandaş sokağa çıkmış, meydana çıkmış “çözüm” diye bağırıyor. Değerli milletvekilleri, hâlâ size bir fırsat var diyorum, gelin hemen bu sorunu Mecliste çözelim.

Bizim önerdiğimiz şuydu, bir kez daha bunu hatırlatmakta yarar görüyorum. Vatandaşın durumunu ve Anayasa’nın eşitlik ilkesini dikkate alarak bir öneri yaptık, şunu önerdik: 2/B arazilerinden orman köylüsünün kullanmış olduğu araziler için orman köylüsüne bedelsiz devir öngördük. Bedelsiz olmasının nedeni şu: Anayasa’mızın 170’inci maddesi 2/B arazilerinin orman köylüsüne verileceğini düzenler. Orman köylüsünün 2/B arazisinde yapısı olan veya kullanıma konu binası olan veya sair faaliyetleri olan vatandaşımızdan farkı bu araziyi atalarından, dedelerinden beri, belki yüzlerce yıldır kullanıyor olmasıdır ve orman köylüsü Türkiye’nin en yoksul kesimidir. Kişi başına orman köylüsünün ortalama aylık geliri 165-170 TL civarındadır. Siz rayiç bedelin yüzde 50’si üzerinden orman köylüsüne devir öngörürseniz orman köylüsü bunu alamaz. Onun için Antalyalılar, binlerce kişi otobüs tutarak Ankara’ya geldiler, seslerini duyurmak istediler. Bu sese kulak verin.

İkinci olarak şunu dedik: Bu araziler üzerinde yapısı olan vatandaşlarımız var, binası olan. İstanbul Beykoz, Sultanbeyli, Ümraniye, Çekmeköy, Sultangazi, Anadolu’nun diğer illeri bunun çok iyi örnekleridir. Otuz yıl önce, kırk yıl önce, elli yıl önce buraya aileler gelmiş, yerleşmiş ve bir bina yapmış, o kadar süredir bu arazileri kullanıyor. Bu binadan başka, bu araziden başka kullanmış olduğu o arsa, onun üzerine yaptığı binadan başka bir varlığı yok. Bu vatandaşlarımıza belediyenin belirlediği emlak vergi değeri üzerinde burasını devredelim dedik,  siz “hayır” dediniz, “Rayiç bedel olsun, rayiç bedelin yüzde 50’si üzerinden bu vatandaşlarımıza devir yapalım, bu vatandaşta para var.” dediniz çünkü.

Üçüncü olarak şunu söyledik: Bu ihtiyaç sahibi olan vatandaşla 2/B arazisini yatırım için almış, kapatmış “Kanun çıksın da tapusunu alayım, burada projelerimi uygulayayım.” diyen vatandaş arasında bir fark gözetelim. Bunlara da piyasa fiyatı neyse yani rayiç bedel neyse onun üzerinden devredelim dedik. Şimdi, İstanbul’da 300 dönüm 2/B arazisini almış bekleyen vatandaşla Beykoz’da 300 metrekare arsa üzerinde bina yapmış vatandaşı nasıl aynı kefeye koyarsınız? Nasıl ikisine de “Rayiç bedelin yüzde 50’si üzerinden satış yapacağız.” dersiniz? Bu, bırakalım Anayasa’nın eşitlik ilkesini, sosyal devlet ilkesini, bunları bir kenara bırakalım; insaf ilkesine uyar mı, insafa uyar mı?

Değerli milletvekilleri, Hükûmet, otellerin kırmızı halılarında yürütmekten sokakta vatandaşın arasında yürümeyi unutmuş durumda, onun durumunu bilmiyor. Otellerin kırmızı halılarından çıkıp biraz Sultanbeyli’nin sokaklarında yürüseler, o muhtarlarla, vatandaşlarla konuşsalar bu fiyatların gerçeğe ne kadar aykırı olduğunu göreceklerdir.

Birkaç örnek vermek istiyorum. Pazartesiden bu yana benim telefonlarım susmuyor. Vatandaşlarımız, muhtarlarımız beni arıyor, şikâyet ediyorlar. Bütün Türkiye’den telefon alıyorum. Birkaç örnek vereceğim size, Beykoz’dan örnek vereceğim: Beykoz’un 16 mahallesinde fiyatlar açıklandı, 9 mahalleyi açıklamadı Hükûmet. O 9 mahallede bir çözüm yok. O vatandaşlarımız endişeli olsunlar, bakın, endişeli olsunlar; 2/B Kanunu’nun 8’inci maddesi uyarınca uygulama yapacağız diyebilirler. 2/B Kanunu’nun 8’inci maddesi, herhangi bir şekilde TOKİ’yi veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığını bu işin içine sokarsa o vatandaşımız o arsasının olduğu yerden bir tane daire sahibi olabilir en fazla. Ona da bir bedel ödeyecektir tabii, o da bu kanunda yazılı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı isterse rayiç bedelden satabilir, isterse o kişinin oradaki evini dikkate alarak yapacağı projeden ona da o hak çerçevesinde bir daire verebilir. İsterse vermeyecek, rayiç bedelden satarım diyecek. Bu hiçbir zaman o 9 mahalle için güvenli bir yol değildir. 9 Beykoz mahallesine ben bunu buradan duyuruyorum. Diğer 16 mahalle, 20 köyde fiyatlar olağanüstü yüksektir.

Alibahadır köyü: 150 liraya kadar çıkmıştır rakam, açıklanan rakamlar. Emlak vergi değeri 15 lirayla 30 lira arasındadır.

Görele köyü: Vergi değeri 95 liradır, 500-600 TL arasında bir rakam çıkmıştır. Yani, 500 metrekare bir yeri varsa vatandaş 250 bin TL para ödeyecek demektir. Görele’ye, herhâlde, Hükûmet “Gör hele.” diyor, “Sana göstereceğim.” demek istiyor.

Örnekköy öyle. Zerzevatçı köyü, vergi değeri 50 lira, rayiç bedel 400 lira. Zerzevat sözlükte “Küçük, önemsiz şey.” anlamına geliyor. Herhâlde, Zerzevatçı köyünü Hükûmet “Küçük, önemsiz bir köy. Zerzevat, yani bir kenara atsak da olur.” gözüyle görüyor, gözden çıkarmış durumda.

Sultanbeyli’nin Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’nde Darende Sokak, 400 TL, bir sokakta 400 liralık bir bedel söz konusu. Yani 500 metrekare yeri olsa 250 bin lira, 250 metrekare yeri olsa 125 bin lira o vatandaşımız ödeyecek. Oysa o vatandaşın işi yok, işini kaybetmiş durumda. Bunu, değil ödemek, onda 1’ini ödeyemez, “Yedi sülalem bir araya gelse ben bu rakamı ödeyemem.” diyor.

Fatih Mahallesi, Tuzkaya Sokak, 400 liralık bir fiyat var. Vatandaşın bunu ödemesi mümkün değil.

Sözüm bitiyor, toparlıyorum. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak iki gün önce yeniden bir kanun teklifi verdik. Hükûmete çağrım: “Gelin, inat etmeyin, bunu düzeltelim.”

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Aleyhinde, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Can.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Cumhuriyet değil, Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi, karıştırmayın.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Evet, Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, tekrar, saygıyla Genel Kurulu selamlıyorum.

Öncelikle, bu grup önerisi… 437 sıra sayılı Gümrük Kanunu, dün geneli üzerinde konuşmalar, görüşmeler tamamlandı, bugün bölümlerine geçeceğiz. Burada, toplumumuzu ilgilendiren önemli maddeler, önemli konular var. Bir an önce yasalaşması gerekiyor. Toplum bunu yakinen takip ediyor, kamuoyu bunu yakinen takip ediyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – 2/B’nin önemi yok mu? 2/B’nin önemi yok mu?

RAMAZAN CAN (Devamla) – İnşallah bunu en kısa zamanda Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Barış ve Demokrasi Partisi milletvekillerimizle beraber çıkarıp kanunlaştıracağız.

Burada çıkan hatipler orman köylülerinin sorunlarıyla ilgili, 2/B yasasıyla ilgili çeşitli eleştirilerde, tenkitlerde bulundular. Ben şunu özellikle söylemek istiyorum ki AK PARTİ hükûmetleri döneminde orman alanları genişlemiştir. Hem orman alanlarını yüzde 10 civarında genişletmek hem de orman köylülerinin, ormanla ihtilaflı olanların problemlerini çözmek gerçekten büyük başarıdır. Hem orman alanını genişleteceksin hem de problemlere neşter vuracaksın; bu da, hükûmetlerimizin başarılı alanlarından biridir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 72’den beri artıyor 72’den, Ramazan Bey. 72’den beri artıyor orman alanı Türkiye’de.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Diğer taraftan, AK PARTİ hükûmetleri döneminde orman köylülerine teşvik ve genel bütçeden ayrılan kaynak 30,7 milyar Türk lirasıdır. Bu, gerçekten ciddi bir kaynaktır, bu kaynak da vatandaşlarımıza helal olsun diyoruz.

Diğer taraftan, müteaddit kez 2/B yasasıyla ilgili değişiklikler olduğundan bahsedildi, hatta öyle dedi ki Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili: “Darbe hükûmetleri döneminde, darbe anayasasında, 12 Eylül Anayasası’ndaki Orman Kanunu’yla ilgili getirilen teşvikler ve yatırımlar...  AK PARTİ Hükûmeti bundan geri kaldı.” Gerçekten darbe anayasasını telaffuz etmesinden, 12 Eylülü bu şekilde AK PARTİ’yle mukayese etme anlamında dile getirmesinden de memnuniyet duyduk.

Şunu özellikle söylemek istiyoruz ki biz, AK PARTİ hükûmetleri döneminde orman köylülerinin kalkındırılması ve teşvik yönünde demin de söylediğim rakam müthiş bir rakamdır.

2/B yasasıyla ilgili müteaddit kez buraya değişikliklerin getirilmesinin sebeplerinden biri de şudur: Tabii ki toplumun eleştirilerine, muhalefetin eleştirilerine….

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – ORKÖY Genel Müdürlüğünü niye kapattınız Ramazan Bey?

 RAMAZAN CAN (Devamla) – Muhalefetin taleplerini görmezden gelmeyiz. Muhalefetin talepleri eğer tabanın talepleriyle örtüşürse burada Genel Kurul onu dikkate değer bulacaktır. Eğer muhalefetin talepleri vatandaşın, halkın talepleriyle örtüşmüyorsa tabii ki onu da dikkate almayacağız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen nerede yaşıyorsun? Amerika’da mı yaşıyorsun?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Bu manada, özellikle 2/B yasasında müteaddit kez buraya getirilen değişikliklerde en son yüzde 50 rayiç bedeli dikkate alınıyor yani bu şu demektir ki: 100 lira gerçek değerdeki bir şeyi  vatandaşlarımız 50 liraya alabilecek demektir; bu da vatandaşlarımıza gerçekten kolaylık sağlamaktadır.

Gümrük yasası gündemdedir ve gümrük yasasını acilen kanunlaştırmamız, yasalaştırmamız gerekiyor. Bunu bütün Meclisteki siyasi parti gruplarıyla beraber yapacağız ve vatandaşımızın bir sorununu daha çözeceğiz.

Tabii ki orman köyleri problemleriyle ilgili grup önerisi de önceliklidir, o da önemlidir ama Hükûmetimiz bu konuda çalışmalarını yapmaktadır.

Bu duygular içerisinde Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisini Genel Kurulun takdirine arz ediyor tekrar, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Can.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Çelebi, Sayın Çam, Sayın Akar, Sayın Seçer, Sayın Özkan, Sayın Ağbaba, Sayın Öner, Sayın Ayaydın, Sayın Kuşoğlu, Sayın Çetin, Sayın Susam, Sayın Akgöl, Sayın Canalioğlu, Sayın Özel, Sayın Ekşi, Sayın Acar, Sayın Akova, Sayın Danışoğlu, Sayın Güven.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.33


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.-YOKLAMA

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un uygulamalarındaki aksaklıkların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 26/3/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 27/03/2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve  görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 20 milletvekili tarafından tutuklu gazetecilerin içinde bulunduğu durumun araştırılarak basın ve düşünce özgürlüğü bağlamında değiştirilmesi gereken yasal düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla 26/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 27/03/2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve  görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                    27/03/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 27/03/2013 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                         Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                                      İstanbul

                                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 20 milletvekili tarafından, 26/02/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Tutuklu gazetecilerin içinde bulunduğu durumun araştırılarak basın ve düşünce özgürlüğü bağlamında değiştirilmesi gereken yasal düzenlemelerin belirlenmesi” amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (735 sıra no’lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 27/03/2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Malatya Milletvekili Veli Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben ve arkadaşlarım dünyada, en çok, tutuklu gazeteciyi ziyaret eden milletvekilleriyiz. Bu durum hem benim açımdan hem de her milletvekili açısından demokratik bir ülkede utanç duyulması gereken bir durumdur. Eğer demokrasiye inanıyorsak, eğer gerçekten demokratsak bu durumdan her milletvekili birer birer utanç duymalıdır. Seçilmiş milletvekili açısından, ülkemiz açısından bilinmelidir ki bir ülkede gazeteci özgürce haber yapamıyorsa, özgürce yazı yazamıyorsa, özgürce iktidarı eleştiremiyorsa ve yazdıklarından dolayı cezaevine atılıyorsa bu rejimin adı demokrasi değildir. Eğer bir gazete patronu korkusundan, tecrübesinden “Başbakan benim velinimetimdir.” diyorsa yaşadığımız rejimin adı demokrasi değildir. İşte bugün AKP iktidarının Türkiye'yi dünyanın en büyük gazeteci zindanı hâline getirmesinin sebebi budur. 70’e yakın gazeteci fiziki olarak zindanda, geri kalan gazeteciler ise açık hava hapishanesinde maalesef, Türkiye'de bulunmakta.

Değerli arkadaşlar, 12 Eylülde tutuklu gazeteci sayısı 31 iken bugün Türkiye'de tutuklu gazeteci sayısı bunun 2 katından fazla. Değerli AKP milletvekilleri, Kenan Evren diyor ki: “ Boynuz kulağı geçti. Ben AKP ile gurur duyuyorum.” Rakamlar ortada, İran’da 45, Çin’de 32, monarşiyle yönetilen Suudi Arabistan’da 4, Bahreyn’de 1, AKP’nin iktidarın değişmesi için çabaladığı Suriye’de 15 gazeteci tutuklu. Niye böyle oldu peki? Bakın, tutuklayarak hapse attığınız bir gazeteci niye böyle olduğunu açıklıyor değerli milletvekilleri. Yazmış olduğu mektupta “Gerçekle sorunu olan herkes önce onu karartmaya yönelir, gerçekten korkarlar. Gerçeği yayanların payına da bazen bomba, bazen yangın düşer. Kimi zaman işkenceden ölümlerdir hakikat arayışının sonu, kimi zaman da bir yangın yerinde alevler. İleri demokrasi yalanıyla kodlanan bu karanlık zamanlarda tutuklamalar, uzun hapislikler ve tecrit işkencesi düşüyor biz gazetecilerin payına.” diyor cezaevinden yazan arkadaş.

İşte arkadaşlar, bu ülkeyi on iki yıldan beri yönetenlerin gerçekle sorunu olduğu için böyle hukuksuz uygulamalarla karşı karşıyayız.

Bakın değerli arkadaşlar, elimde bir harita var. Bu harita, ülkemiz için utançtır, ülkemiz için kara bir lekedir. Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi tarafından hazırlanmış. Bu koyu renkteki -maalesef Türkiye de var- yerler ifade ve medya özgürlüğünün ölümcül derecede riskli olduğunu gösteriyor. Ülkemiz koyu renkli çünkü en riskli ülkeler arasında gösteriliyor. Bu komitenin raporuna göre dünyada en çok gazetecinin hapsedildiği ülke Türkiye, hem de hemen ardından İran ve Çin geliyor. Bu da, AKP’nin on iki yılda yakalamış olduğu önemli başarılardan birisi.

Aslında, basın özgürlüğü, değerli milletvekilleri,  2005’ten beri sürekli gerilemektedir, 2005’te 98’inci sıradayken 2012’de 148’inci sıraya gerilemişiz, şu anda 154’üncü sıradayız. Burkina Faso, Kenya, Birleşik Arap Emirlikleri, Libya, Tunus bizden çok daha özgür. Düşünmeyi, konuşmayı, yazmayı yasaklarsanız tabii ki bu tablo ortaya çıkar.

Bakın, bir tutuklu gazeteci Ahmet Birsin –Gün Radyo-TV Genel Yayın Yönetmeni- diyor ki: “Düşünmek ihanet, yazmak bir günah olmuş. Düşünmek ve yazmak yakılma, tutuklanma ve asılmanın gerekçesi sayılmıştır.” İşte aslında AKP’nin son on iki yıldaki ileri demokrasisinin mantığı burada arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, Mussolini’nin faşizminin muhafazakâr demokrat versiyonunu yaşıyoruz bu günlerde. Bakın, İtalyan Komünist Milletvekili Gramsci milletvekili dokunulmazlığı olduğu hâlde zindanlara atılmıştır ve savcı demiştir ki: “Bu kafanın çalışmasını yirmi yıllığına durdurmalıyız.” Sene 1926, bunu yapan Mussolini faşizmi. Bugün, Türkiye’deki manzara, maalesef, değerli arkadaşlar, bundan hiç farklı değil.

Başbakan “Batsın böyle gazetecilik.” diyor değerli arkadaşlar, Başbakan “Batsın böyle gazetecilik.” diyor ve yıllardan beri “ağabey” dediği Hasan Ağabey’i anında işsiz kalıyor. Medya patronlarına “Maaşını sen veriyorsun arkadaş, bu adamları köşe yazarı olarak nasıl tutuyorsunuz?” diyor. Patronları, muhalif gazetecileri işten atmaları için zorluyor, herkese hakaret davası açıyor, yayınlanmamış bir kitabı -dünya tarihinde dünya literatürüne yazılan bir şeyi yapıyor- bombaya benzetiyor. Yetmiyor, eski İçişleri Bakanı resim çizen ressamı, şiir yazan şairi terörist ilan ediyor. Gazeteciler yalnızca mesleklerini yaptıkları için terör örgütü üyeliğinden dava açılıyor, yaptıkları haberleri veya yazdıkları köşe yazıları suç sayılıyor.

Değerli milletvekilleri, faşist bir rejim ne yaparsa bugün Türkiye aynısını yapıyor. Bir de haklı gerekçeler bulmaya çalışıyorlar çünkü Başbakana göre gazeteci kılığına girmiş terörist bunlar. Suçları ne peki? İddianamelerden okuyorum değerli arkadaşlar: 1 Mayısı, 8 Martı haber yapmak, çalıştığı dergide parmak izinin bulunması, eski yazı işleri müdürüne diş macunu ve fırça göndermesi, bir arkadaşının düğün CD’sini evinde bulundurması, ailesi tarafından kendisine verilen ikinci isim, Diyarbakır’ın Kürtçe ismi olan Amed’i kullanması gibi saçma sapan iddialarla özgür basın susturuluyor. Ama, unutmayın değerli milletvekilleri, medyayı tehdit ederseniz ifade özgürlüğünü tehdit edersiniz, medyayı tehdit ederseniz demokrasiyi tehdit edersiniz, medyayı tehdit ederseniz diktatörleşirsiniz, işte biz de o zaman bugünkü yönetilen rejime “faşizm” deriz.

Sizin tutuklayıp cezaevine attığınız gazeteci Zeynep Kuriş’den bahsetmek istiyorum değerli milletvekilleri. Sayın Özgür Özel ve Nurettin Demir’le geçtiğimiz hafta sonu Karataş Kadın Cezaevinde ziyaret ettiğimiz Zeynep Kuriş 24 Şubat 2012 tarihinde “Pozantı Cezaevinde cinsel istismar iddiası” isimli bir haber yaptı, daha sonra zindanlara atıldı. Bu Pozantı Cezaevini Cumhuriyet Halk Partisi cezaevi komisyonu ortaya çıkardı. Önce Adalet Bakanlığı bizi yalanladı, daha sonra başta Adalet Bakanı olmak üzere, Başbakan, Cumhurbaşkanı ve siyasi parti genel başkanları Pozantı’yla ilgili özürlerini bildirdiler ve kınadılar değerli milletvekilleri. Ancak, burada ceza alan sadece iki kişi var: Bu haberin duyulmasını sağlayan, müracaat ettiren Mersin İnsan Hakları Derneği Başkanı Ali Tanrıverdi -cuma günü onu da ziyaret ettik- bir de şu anda cezaevinde olan Zeynep Kuriş. Zeynep Kuriş dedi ki: “Eğer konuşursan sor, AKP Hükûmetine, bizi zindana atanlara sor. Biz tecavüz edenleri haber yaptık, çocuklarımıza tecavüz edenleri haber yaptık. Acaba bizi cezaevine tıkanlar bizim yanımızda mı, tecavüzcülerin yanında mı?” diye sormamı istedi. Huzurlarınızda soruyorum bunu. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın biz görüş ayırmadan herkesi ziyaret ediyoruz. İBDA-C, Hizbullah, KCK, herkesi ziyaret ediyoruz. Akıncı Yol dergisi eski Genel Yayın Yönetmeni Şükrü Sak diyor ki: “Bana yapılan suçlamalar, kendi elimle yazdığım notlar ve o zamanlar editörlüğünü yaptığım Akıncı Yol dergisinin içeriği olarak, delil olarak gösterilmiştir.” diyor.

Değerli arkadaşlar, bin dört yüz seksen üç gündür tutuklu bulunan milletvekilimiz Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay hakkındaki delillerin sahte olduğunu TÜBİTAK raporu kanıtladı. 1998 ve 2006 yılları arasındaki bütün notların –bakın, vicdanlarınıza sesleniyorum, hepinizin vicdanlarınıza, eğer varsa, eğer görüyorsanız- 1998 ile 2006 yılları arasındaki yazdığı notların tamamını üç buçuk dakikada tuttuğu söyleniyor. Deniz Baykal’la, Cumhurbaşkanıyla yapmış olduğu görüşmeler delil olarak gösteriliyor ve ne ilginçtir ki, ne acıdır ki Uğur Mumcu’nun, Ahmet Taner Kışlalı’nın katilleriyle ve kendi gazetesine bomba atanlarla aynı örgüte üye olmaktan yargılanıyor ve hâliyle -perşembe günü onu ziyaret ettik- diyor ki Mustafa Balbay: “Bana bundan daha büyük suçlama, daha büyük işkence, daha büyük zulüm var mı? Benimle birlikte seçilmiş milletvekili arkadaşlarıma sor.”

Değerli arkadaşlar, bir başka gazeteci Hikmet Çiçek bugün mektup göndermiş. Hikmet Çiçek, tutuklandığı maddelerden değil, başka maddelerden yargılanıyor. Özel hukuki durumunu anlatıyor. Tutuklandığı suçtan yargılanmıyor arkadaşlar. Yargılandığı maddelerde ise hakkında tutuklama kararı yok. Bakın, bu garabet, bu kepazelik, bu rezillik sadece ve sadece Türkiye’de ortaya çıkabilir.

Başka isimler var; Deniz Yıldırım, Sami Menteş var Türkiye’nin en genç gazetecisi. “Hangi örgüte üyesin?” dedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) – “Sadece Cumhuriyet Halk Partisi Denizli örgütüne üyeyim.” dedi.

Ben bu araştırma komisyonunun kurulmasını, eğer demokrasi konusunda, insan hakları konusunda samimi iseniz bu konuda destek vermenizi rica ediyor, Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmanızı diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Aleyhinde, Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu.

Buyurunuz Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından cezaevlerindeki gazetecilerin sorunlarının ve ihtiyaçlarının tespit edilerek gerekli iyileştirmelerin yapılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması açılması önerisi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Avrupa devletleri arasında en fazla hükümlüye ve cezaevine sahip olan bir devlet olarak şüphesiz, ceza infaz sistemi de dâhil yargı sistemimiz üzerine söylenecek çok sözümüz vardır. PKK ve KCK terör örgütü mensuplarını da dâhil ederek iktidar partisinin hazırlayıp yasalaştırdığı 3 adet af içeren yargı paketine rağmen bugün hâlâ cezaevlerinde 125 binden fazla insan bulunmaktadır. Adalet Bakanlığınca haklarında verilen hükmün kesinleşmesini bekleyen tutuklulara “hüküm özlü” sıfatı verilerek tutuklu-hükümlü oranı gizlenmeye çalışılsa da cezaevlerinde bulunan 130 bine yakın kişinin yüzde 50’ye yakını tutukludur. Dünya standartlarında sanıkların üçte 1’i tutukludur, Türkiye’de bu oran yarı yarıya yani sanık olan kişilerin neredeyse yarısı tutukludur. Tutuklulardan yargılama sonucu mahkûm olma oranı ise Japonya’da yüzde 99,9; Çin ve Kore’de yüzde 99,6; Fransa’da 98,9; Almanya’da 96,5; İngiltere’de 90,3; Türkiye’de ise tutuklandıktan sonra yargılanıp mahkûm olma oranı yüzde 50-60 civarında. Yani hâlen cezaevlerinde tutuklu olup davası devam eden her 10 kişiden 4’ü, 5’i suçsuz yere cezaevinde yatmaktadır.

Tutukluluk süreleri açısından ise Türkiye yine vahim bir tabloya sahiptir. Avrupa ülkeleri tutukluluk süreleri konusunda daha insani sınırlamalar getirmişlerdir. Mesela Avusturya’da cezası beş yılı aşan suçlar için en fazla iki yıl tutuklu kalınabilmektedir. Almanya’da tutukluların yüzde 6’sı bir yıldan fazla tutuklu kalmakta, altı aydan fazla tutukluluk özel karara tabi tutulmaktadır. İskoçya’da en fazla yüz on gün tutuklu kalınabilmekte, en ağır tutukluluk süresi olan Fransa’da ise süre dört yılı geçmemektedir. Bizde ise tutukluluk konusu ağır ceza mahkemelerinin görev alanında olan davalarda beş yıl ve “katalog suçlar” olarak isimlendirilen suçlarda on yıla kadar çıkabilmektedir. Nitekim, bugün, bu acımasız anlayış ve uygulamadan dolayı beş yılı aşan bir süredir yargılanan ve tutuklanan, cezaevlerinde bulunan gazeteciler, bunların yanı sıra askerler, siyaset ve bilim insanları, iş adamları, emniyet mensupları söz konusudur. Mevzuatın kötü düzenlenmiş olması, kötü yorumlanıp kötü uygulanması kadar AKP’nin yargıyı kuşatma ve yargıyı hüküm altına alma arzusu bu tablonun en temel sebebidir.

2010 yılındaki Anayasa referandumunda yapılan değişikliklerle ilk önce Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısını, çıkarttığı kanunlarla dizayn eden AKP, kendisine muhalif olan tüm kesimleri yargı ile tehdit etmekte; asıl adı “Ümraniye Çetesi” olan ancak kasıtlı olarak “Ergenekon” diye adlandırılan dava başta olmak üzere Balyoz, askerî casusluk, Poyrazköy gibi davalarla muhaliflerini etkisiz hâle getirmektedir. Yargı, iktidarın âdeta bir aracı hâline getirilmiştir. Yargı, PKK ile müzakere, pazarlık etmek için araç, terörle mücadele eden asker, polis ve korucuları cezalandırmak için alet olmuştur.

PKK ve onun çakal sürüsüyle mücadele eden ve cezalandırılan birçok değerli subaylardan biri de İstanbul Milletvekilimiz Engin Alan Paşa’dır. Engin Alan, çoğu Kürt kökenli olmak üzere 40 binden fazla vatandaşımızın şehit edilmesi ve katledilmesinin sorumlusu bebek katilinin bir sıçan gibi alınıp devletimize teslim edilmesinin baş aktörü ve kahramanıdır. Kendisi Balyoz davası diye bilinen davadan tutuklanmış, haksız ve hukuksuz yere yargılanmış ve ceza almıştır. Şu anda Sincan F Tipi Cezaevi’nde kalmaktadır. Dava devam ederken, kendisini tutuklayanın aslında AKP Hükûmeti olduğunu, talebin ise PKK’dan geldiğini bildiği için tahliye talebinde bile bulunmamıştır. Şimdi cezaevinde, 40 bin kişinin katili bebek katiline verilen imkânların kendisine verilmediğini çok iyi biliyor. Hatta okuyacağı kitaplar, giyeceği kıyafetler için de sınırlamalar getirilmiş olmasına aldırmıyor. “Bomba gibiyim.” diyor. Biz de ziyaretine gittik, gerçekten de bomba gibiydi, zıpkın gibiydi. Bize “Bölücüler dışarı çıkmasın, bir ömür boyu burada kalırız.” dediğinde “Çıkamayacak paşam, rahat ol.” diye cevap verdik.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; HSYK’yı kontrol altına almak için yasal düzenleme yapan Hükûmet, bunun nimetlerinden hem muhaliflerini sindirmek için yararlanmakta hem de ceza davalarından kurtulmak için yararlanmaktadır. Örneğin, kamuoyunda “MİT davası” diye bilinen dava geçen hafta savcının takipsizlik kararı vermesiyle sonlandı. Soruşturma dosyasına yeni bir bilgi, belge girmeden açılan soruşturmanın kapatılmasındaki tek fark, savcının değiştirilmesiydi. Başbakanın sıkıntıya düştüğünü gören yetkili kurul ve şahsiyetler savcıyı değiştirerek bu konuyu hallettiler. Aslında Başbakana, eski Genelkurmay Başkanı dâhil şikâyetçi olduğu diğer tutuklamalarda neden savcıları ve hâkimleri değiştirmediğini de sormak gerekiyor.

Türkiye son birkaç yılda neden bu duruma geldi? Toplumda neden bir korku ve endişe düzeni hâkim oldu? Neden korku imparatorluğunun birer yurttaşı hâline evrildik? Bütün bu sorulara verilecek cevaplar aynı noktada kesişmektedir. Dönüştürülen yargı toplumun dönüşümünü de tetiklemiştir. Evet, yargı dönüşmüştür, değişmiştir. Yargının beslendiği kaynaklar ve önemsediği değerler, kutsallar değişmiştir, öncelikler farklılaşmıştır. Değişen yargının ideolojisi ve koruduğu değerler olmuştur. Anayasa değişikliği sonrasında evrensel değerlerin yerini “iktidar ünsiyeti”, “ideolojik farklılıkların meşruiyeti ve üstünlüğü”, “ideolojik üstünlerin doğuştan haklılığı”, “korunmaya en fazla mazhar kesimler”, “kanun devleti” ve “hikmeti hükûmet” gibi kavramlar almıştır.

Ülkemizdeki son gelişmeler göstermektedir ki yargının içerisinde bazen siyasal iktidarla paralel hareket eden, bazen de siyasal iktidarla çatışan yeni bir iktidar odağı oluşmuştur. Bu odağın hem yargıdaki atama ve terfilere hem de yargının aldığı kararlara müdahale ettiği şüphesi giderek yoğunlaşmaktadır. Bunun bana göre en somut göstergesi, gerek Cumhurbaşkanının gerekse Başbakanın, Adalet Bakanı ve Meclis Başkanının uzun tutukluluk sürelerinden ve gereksiz tutuklamalardan şikâyet etmelerine rağmen yargının tutumunu değiştirmemekte ısrar etmesi, bulunduğu yerden geriye adım atmamasıdır.

İktidar Meclis çoğunluğuna sahip olmasına rağmen, özel yetkili mahkemelerin kuruluş, görev ve yetkileriyle uzun tutukluluk süreleri konusunda bir düzenleme yapamamaktadır. Hükûmet yargı karşısında bütün kabadayılığına rağmen acz içerisine düşmüştür. Yargıyı mezhepsel ve bürokratik vesayet altında olmakla suçlayan iktidar, kendi vesayetini kurmak için yaptığı anayasa değişiklikleri ile ideolojik bir tuzağa düşmüştür.

Yargıyı kendi vesayetine almak isterken yargı üzerindeki siyasal gücünü de kaybetmiş ve belirli bir kadro hareketinin vesayeti altına sokmuştur. Sözünü ettiğim yargısal iktidar, yürütme içerisindeki yandaşlarıyla birlikte artık siyasal iktidarı da tehdit eder hâle gelmiştir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; demokrasilerde zor kullanma tekeline sahip olan kolluk ve silahlı güçler terbiye edilmiş birer canavardır. Bu canavarın zincirleri ise hukuk devleti ve yargıdır. Yani yargı, bu canavarın kontrolünü elinde tutan güçtür. Eğer yargı bu canavarın zincirlerini serbest bırakırsa toplumu ne siyasal iktidar ne de yasama koruyabilir. Bugün yaşadığımız sorunun temelinde de bu vardır. Yargı, canavarın zincirlerini serbest bırakmış ve bu canavarın çekiştirdiği yere doğru savrulup durmaktadır.

Yargının kollukla iş birliğine ve yargının iktidarla iş birliğine dair şu üç olayı sizlerle paylaşmak istiyorum: Hepinizce malum olduğu üzere “Ergenekon davası” diye bilinen, aslında “Ümraniye soruşturması” olan soruşturma çerçevesinde tutuklanan Teğmen Çelebi’yi hepiniz hatırlıyorsunuzdur. Teğmen Çelebi gözaltında iken telefonuna 139 adet Hizbullah mensubu bir kişinin telefon numaraları yüklenmiştir ve bu konuyla ilgili tespiti mahkemenin üye hâkimlerinden birisi yapmış, evli olmayan Teğmen Çelebi’ye kayınvalidesinin telefonunun ne gezdiği sorulduğunda olay ortaya çıkmıştır. Aslında mahkemedeki hâkimin bunu dikkatle mi, yoksa dikkatsizlikle mi söylediğini de ayrıca tartışmak lazım.

Bir başka husus da bu konuya örnek olarak, askerî casusluk ve şantaj davasında Rus ajanı olarak sınır dışı edilen “Vika” isimli bir kadınla konuşmalarının olduğu iddia edilen bir albayla ilgilidir. Bu albayın da konuşma tutanaklarının bu dosyanın içerisine sehven girdiği yönünde iddialar vardır, davası devam etmektedir.

Yargıyla iş birliği yapan kolluk güçlerinin kötü niyetli olması hâlinde, bu Mecliste oturan hepimiz dâhil, başımıza neler gelebileceğine dair iki çarpıcı örnektir bu olaylar.

Bir başka örnek de, Adana Büyükşehir Belediye Başkanının tutuklanmasına ilişkin yargı tarafından verilmiş bir karardır. AKP tarafından Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı olup, o dönemde işlediği bir suçtan dolayı, Milliyetçi Hareket Partisinden belediye başkanı olduktan sonra soruşturulan Aytaç Durak’la ilgili tutuklama kararına itiraza verilen cevap hepimiz için ibretlik bir cevaptır. Bu kararı sizin huzurlarınızda okumak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafında kapatıldı)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) - Soruşturma evrakının  tetkikinde, kamu kurum ve kuruluşlarının ihalesine fesat karıştırdığı söylenen Aytaç Durak’ın tutuklamaya itiraz olarak verdiği dilekçesine verilen cevapta, başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçunu işlediğinden dolayı itirazı reddedilmiştir. Yargının düştüğü durum budur. Bu durumun müsebbibi iktidar partisidir. Bir gün adalete, iktidar partisi, bugün yaşayanlardan çok daha fazla ihtiyacı olacaktır. Adalet hepimize gerekli bir unsurdur.

Bu duygularla yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkoğlu.

Lehinde Hakkâri Milletvekili Adil Kurt.

Buyurunuz Sayın Kurt. (BDP sıralarından alkışlar)

ADİL KURT (Hakkâri) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin Meclis araştırması önergesi üzerine lehte söz almış bulunuyorum, hepinizi selamlıyorum.

Tabii ki düşünce ve fikir özgürlüğü, basın özgürlüğü denince bence, böyle suların durduğu noktaya geldiğimizi hepimizin algılaması gerekiyor. Türkiye’de düşünce, fikir özgürlüğü ekseninde basın özgürlüğünü değerlendirdiğimiz zaman, birçok sorunumuza çözüm bulma konusunda, demokrasinin ivme kazanması konusunda çok nirengi bir noktada süreci yakaladığımızı ya da hassas bir noktaya parmak bastığımızı görmek durumundayız. Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisinin bu araştırma önergesi önemlidir ve baştan ifade edeyim, destekliyoruz.

Ancak, güncel kimi verilere ve donelere dayalı olarak verilen bu Meclis araştırması önergesinin yetersiz olduğunu düşünüyoruz. Bir bütün olarak Türkiye’de basın özgürlüğünün ihlali konusunda köklü bir araştırmaya, köklü bir incelemeye ihtiyaç vardır. Bizi basın özgürlüğü konusunda özgürlükçü yasaların yapımına sevk edecek, daha kapsamlı, daha geniş bir araştırma yapmaya teşvik edici bir düzenlemeye ihtiyaç vardır.

Şimdi, Türkiye’de basın özgürlüğü hep tutuklu gazeteciler üzerinden ifade edildiği için ve tutuklu gazeteciler üzerinden polemikler geliştirildiği için, esasında sorunun mahiyeti, büyüklüğü çok anlaşılır olmuyor. Bu konu son bir yıl içerisinde, yanılmıyorsam, 5’inci defadır Meclis gündemine geliyor, basın özgürlüğü sorunu, tutuklu gazetecilerin durumu. Evet, böyle bir sorun vardır. Bir vekil arkadaşım dedi ki: “En fazla gazeteci ziyaret etmiş milletvekiliyim.” Ben de şunu açıkça ve rahatlıkla ifade edebilirim: Şu anda cezaevinde en fazla arkadaşı, gazeteci arkadaşı olan milletvekiliyim ben de. Bunu çok rahatlıkla ifade edebilirim.

Peki, neden böyle? Şimdi, Adalet Bakanlığının verilerine baktığınız zaman, esasında Türkiye cezaevlerinde böyle, düşünce ve fikir özgürlüğünden kaynaklı, mağduru içeride çok kişi yok ama zaten sorun buradan kaynaklanıyor. Gazeteciye gazeteci gibi yaklaşılmayan, gazeteciyi gazeteci gibi görmeyen bir yasal düzenleme var orta yerde. Gazeteciyi “terörist” diye algılayan, gazeteciyi Hükûmeti, düzeni, sistemi eleştirdi diye potansiyel tehlike olarak görüp cezaevine tıkan bir zeminde biz bu sorunu konuşuyoruz. Meseleyi buradan kurtarmak lazım.

2004 yılında mevcut Hükûmetin çıkardığı Basın Kanunu Türkiye’de hiç kimsenin özgürce yazı yazamayacağını çok açık ve net olarak ortaya koymuştur. Ama bu ihlaller süreci, antidemokratik yasal düzenlemeler 2004’te mi başlıyor? Tabii ki değil, öncesi var, evveliyatı var ama şunu çok açık, rahatlıkla ifade edebilirim: 2004 yılında çıkarılmış Basın Kanunu Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kötü, en antidemokratik basın kanunudur. Bu Basın Kanunu’na dayalı olarak hiç kimse düşüncesini özgürce ifade etme şansına sahip değil.

Şimdi, biz düşüncelerini özgürce ifade edip şu anda cezaevlerinde olanları konuşuyoruz. Esasında otosansürü konuşamadığımız için ya da konuşmadığımız için Türkiye’deki düşüncelerin önüne kurulan barikatların büyüklüğünü görme şansına sahip olmuyoruz. Bu ciddi bir sorundur. Dolayısıyla, sadece bu yakın dönemi ilgilendiren bir araştırma değil, bir bütün olarak Türkiye’de basın özgürlüğü sorununu inceleyen ve köklü çözüm bulan bir yaklaşımla, evet, bir araştırma komisyonu kurulması ihtiyaçtır. Düşünebiliyor musunuz? 2004 yılında çıkan Basın Kanunu 1993’te 94’te çıkan Basın Kanunu’ndan çok daha antidemokratik.

Köşe yazarları, Hükûmeti eleştirdi ya da birilerinin hoşuna gitmeyen bir şeyler yazdı diye ertesi gün işinden olabiliyor. İstediği kadar Hükûmet yetkilileri çıksın, desin ki: “Bizim öyle bir telkinimiz yok.” Siz böyle bir telkini basına, yasaya koydunuz. Bir basın grubunu yüklü vergiler çıkarmak suretiyle ne hâle getirdiğinizi biliyorsunuz, buna herkes tanıklık etti. Yani sadece gazetecinin elindeki kalemi almak, onun kalemini kırmak düşünce ihlali anlamına gelmiyor. Bu, düşünce ihlali konusunda varılan son noktadır. Öncesi var, evveli var. Bir bütün olarak düşünce ve fikir özgürlüğü önündeki bütün barikatları kaldırıp ülkede demokrasinin zemin bulmasına olanak sağlamak gerekir. Bu yapılmadığı için problem yaşıyoruz.

Medyanın dizaynı konusu… Siz medyayı pozitif de dizayn etseniz olumsuzluktur, negatif de dizayn etseniz olumsuzluktur. Yani “İnsanlar iyi şeyler yazsın.” Bunu demek bile basın özgürlüğü açısından bir handikaptır. Bırakın, bu alan nasıl görüyorsa öyle yazsın, nasıl algılıyorsa öyle yazsın. Zorlamayla “iyi yazın” dediğiniz zaman şunu da itiraf etmiş olursunuz, zorlamayla “kötü de yazın” demişsinizdir ki biz bunu biliyoruz, medya patronlarıyla yapılan toplantılar eleştirilmedi burada. Gazetelerin, televizyonların genel yayın yönetmenleriyle yapılan toplantılar eleştirilmedi. Andıçların üzerine gidilmedi ya da herkes kendi cephesinden, bir pencereden baktı, kendisini ilgilendiren boyutuyla bu konuyla ilgilendi. Bir bütün olarak Meclis, bu konuda bir ortaklaşmayı yaratıp sorunun köklü çözümüne katkı sunacak bir girişim içerisinde olmadı. Herkes, kendisine dokunduğu zaman buradan ses çıkarmaya başladı ama özü itibarıyla bu alandaki ihlaller, antidemokratik uygulamalar herkese dokunuyor. Bugün bize dokunan, yarın size dokunur ya da dün size dokunan bugün başkasına dokunuyor. Hiç kimse basını kendi arka bahçesi olarak görüp toplumu dizayn edici bir vasıta olarak görmemelidir. Türkiye’de basına böyle yaklaşıldığı için problem vardır. Türkiye’de siyaset maalesef sürekli olarak toplum mühendisliği yaptığı ve basını da bu toplum mühendisliği konusunda araç olarak kullandığı için sıkıntı vardır. Gelin, bundan vazgeçelim.

Bu araştırma önergesine “evet” oyu verdiğimizde, bilmeliyiz ki, Türkiye'de temel bir sorunun çözümü için bir kapı aralamış oluruz ama başta da ifade ettim, güncelle sınırlı tutarsak, bugün cezaevlerinde bulunan birkaç popüler isimle sınırlı tutarsak zikrimizi erken bitirmiş oluruz.

Zaten sıkıntı da şurada: Fikirsel bir tartışmanın zemini yaratılmadığı için, olmadığı için, zaman zaman, maalesef Meclis kürsüsü de fikir olarak addedemeyeceğimiz hakaretlerin zemini durumuna getirilebiliyor. Burada kim, neye hizmet eder? Burada sarf ettiğimiz her cümle insanların hassasiyetlerine dokunuyorsa, insanların damarına dokunuyorsa biraz daha ölçülü konuşmakta yarar vardır deriz.

Düşünce özgürlüğü, evet, olmak durumundadır. Şimdi, mevcut Hükûmet dördüncü yargı paketinde bir düzenleme getiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) – Ya, öneriyorum, bu dördüncü yargı paketi içerisindeki Terörle Mücadele Yasası’nın 6’ncı ve 7’nci maddelerini lütfen eskisi gibi bırakın, lütfen düzenlemeyin; bunu da “iyileştirme” diye topluma yutturmayın.

Biz, bu araştırma önergesine de “evet” oyu kullanacağız ve Meclisin bu konuda ortak tutum sergilemesini arzuluyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kurt.

Aleyhinde, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç.

Buyurunuz Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinde, ülkemizde basın özgürlüğünün bulunmadığı, gazetecilerin görevlerini yaptığı için cezaevine konulduğu iddia edilmekte ve bu konuda Meclis araştırma komisyonu kurulması istenmekte, Meclisin bugünkü gündemine alınması talep edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, basın özgürlüğü, Anayasa’mızın 28’inci maddesinde teminat altına alınmış önemli bir haktır. Bu hakkın, iç ve dış güvenlik, suç işlemeye ve isyana teşvik, devlete ait gizli bilgileri yayınlamak gibi sayılı hususlarda sınırlandırılabileceği yine Anayasa’mızda belirtilmiştir.

Araştırma önergesinde, tutuklu gazeteciler ve kapatıldığı iddia edilen gazete ve dergilerle ilgili rakamlar ve tutukluluk sebepleri hakkında yapılan açıklamaların gerçeklerle bir ilgisinin bulunmadığını öncelikle belirtmek istiyorum. Araştırma önergesinde, bir İnternet sitesi tarafından hazırlanan basın özgürlüğü raporundan bahsedilmektedir. 71 gazetecinin yazdıkları yazılar sebebiyle tutuklu ve hükümlü olarak cezaevinde bulunduğu ifade edilmektedir.

ADİL KURT (Hakkâri) – İnternet sitesi değil, dünyanın en saygın gazetecilik kuruluşudur.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Gazeteciler Sendikası tarafından yapılan bir açıklamada da 72 gazetecinin…

ADİL KURT (Hakkâri) – O bir İnternet sitesi değil. Uluslararası Basın Enstitüsü bir İnternet sitesi değil.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …tutuklu ve hükümlü olduğu yönünde beyanlar vardır. Adalet Bakanlığı bu konuda gerekli tespitleri yaparak kamuoyunu bilgilendirmiştir. Türkiye Gazeteciler Sendikasının listesinde tutuklu ve hükümlü olduğu belirtilen 72 isimden 3’ünün cezaevlerinde kaydına rastlanmamış, 6’sının ise tahliye edildiği tespit edilmiştir. Cezaevlerindeki 63 kişiden 18’inin basın kartı varken, 45 kişinin ise basın kartı olmadığı belirlenmiştir. Tutuklu ve hükümlü 63 kişiden 59’u basın yoluyla işledikleri iddia olunan suçlardan değil, basınla ilgisi olmayan suçlardan dolayı tutuklanmış veya mahkûm olmuşlardır.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinde ifade edilen gazetecilerin suçlarına baktığımızda, adam öldürmekten banka soygununa, yağma ve gasptan tehdide, resmî belgede sahtecilikten sahte kimlikle dolaşmaya, güvenlik güçlerine saldırıdan ruhsatsız silah taşımak veya bulundurmaya, izinsiz tehlikeli madde bulundurmaktan tehdit yoluyla çek, senet tahsilatı yapmaya, anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüsten TİKKO gibi, PKK gibi, Ergenekon gibi terör örgütlerine üye olmaya, silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık yapmaktan silahlı terör örgütü adına para toplamaya kadar birçok suçu işledikleri ifade edilmektedir.

Görüldüğü üzere, bu suçların gazetecilik mesleğiyle bir ilgisi var mıdır sayın milletvekilleri? Basın özgürlüğü, suç işleme özgürlüğü değildir. Suç işleyenleri mesleklerine göre ayıramayız. Danıştay saldırısını yapan bir avukattır, bu fiilin avukatlıkla ne ilgisi vardır? Geçen hafta Adalet Bakanlığına iki adet el bombası atıldı. Atan kişi teşhis edildi ve bu kişinin geçmişte bir sendikanın genel başkanlığını yaptığı ifade ediliyor. Şimdi, bu kişi yakalandığında ve tutuklandığında “Sendikacılar tutuklanıyor.” diye feryadı basacak mısınız? Bu nedenle, tutuklu ve hükümlü gazeteciler konusunun sadece rakamsal olarak değil, işlenen ya da işlendiği iddia edilen suçların gazetecilik faaliyeti kapsamında olup olmadığı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Hanefi Avcı niye tutuklu?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Dünyada en çok kimde var tutuklu gazeteci, ona cevap ver.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Ayrıca bağımsız yargı organlarınca açılan soruşturma ve davalar ile yapılan tutuklamalar ve verilen mahkûmiyet kararlarının…

VELİ AĞBABA (Malatya) – İnsanları teröristlikle suçlamak yakışıyor mu? Bir milletvekilisin halkın oyuyla.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - …Hükûmetin basına baskı yaptığı şeklinde değerlendirilmesi de doğru bir yaklaşım değildir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Tutuklanmamış insanlara “terörist” diyorsun.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Hükûmeti yıpratmak maksadıyla yazılan çizilenler elbette ki suç olamaz. Basın özgürlüğü çerçevesinde herkes istediği şekilde ifade eder.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Nerede? Nerede?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Sabahtan akşama kadar Hükûmet aleyhine…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen inanıyor musun bu söylediklerine?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - …acımasızca eleştirilerin yapıldığı televizyon yayınlarını hepimiz görüyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İnanıyor musun? İnanıyor musun?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, siz kendi kendinize yapıyorsunuz onu.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu gazeteciler, bu televizyonlar yayınlarına devam ediyor. Siz bu televizyonları hiç seyretmiyor musunuz? Ulusal Kanal’ı hiç seyretmiyor musunuz? Aydınlık gazetesini hiç okumuyor musunuz? En acımasız eleştirileri, hakaretleri bu gazeteler yapmıyor mu?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hasan Ağabey ne oldu, Hasan Ağabeyin?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Yeniçağ gazetesini okumuyor musunuz?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hasan Ağabey’in ne oldu?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu gazeteler kapalı mıdır? Hepsi açık değil midir?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hasan Ağabey ne oldu?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Ancak sizin derdiniz bunlar değil. Yargının devam ettirdiği soruşturmalara baktığımızda, soruşturulan olayların basın özgürlüğüyle hiçbir ilgi ve alakasının olmadığını görüyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Başbakanın Hasan Ağabey’i ne oldu, Uğur Dündar ne oldu, Can Dündar ne oldu, Ruşen Çakır ne oldu, Nuray Mert ne oldu, Ece Temelkuran ne oldu?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Araştırma önergesinde bahsedilen bir gazeteci “1 Mayıs haberini yazdığı için tutuklandı” diyorsunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Evet.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 1 Mayıs haberini yazdığı için tutuklanmadı, KCK üyesi olduğu için tutuklandı o gazeteci.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vay be! Onları yaratan senin zihniyetin!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Gidin, dosyasına bir bakın ve ona göre buradan araştırma önergesine yazdığınız cümlelere dikkat edin.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bunları terörist yapan onlar değil, sizin zihniyetiniz!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 1 Mayısı bayram ilan eden AK PARTİ iktidarıdır, Emek ve Dayanışma Günü ilan eden AK PARTİ iktidarıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Faşizm, faşizm! Bu zihniyet, bu zihniyet!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yine, araştırma önergesinde belirtilen Mustafa Balbay’ın gazetecilik suçundan tutuklu olduğu yönündeki iddia da doğru değildir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Dünyada en çok tutuklu sendikacı burada, en çok tutuklu milletvekili burada.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Gazeteci Balbay, 2003-2004 yıllarında hükûmeti silah zoruyla devirmek için hazırlanan…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yazık! Yazık!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …Sarıkız, Ay Işığı, Yakamoz ve Eldiven darbe planlarına destek vermek suçlamalarıyla tutukludur. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben size bir örnek vereceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ver.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yargıya konu olan ve iddianamelere yansıyan, bir gazeteci ile bir paşa arasında geçtiği söylenen diyaloga bir bakın.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bakalım.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – “Biz yıllardır ülkede olup bitenleri izliyoruz. Bir Genelkurmay Başkanının değil yüksek sesle görüşünü anlatması, şöyle kaşını çatması yeter. Siz bir araya geldiğinizde, kendisine –dönemin Genelkurmay Başkanını kastediyor- bunları söylemiyor musunuz?”

VELİ AĞBABA (Malatya) – Şimdi de Yiğit Bulut var.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Paşanın cevabı: “Söylüyoruz, inanın en açık şekliyle söylüyoruz.” dedikten sonra gazeteci de “Söylersiniz de, acaba şöyle açık açık konuşuyor musun?” Konuşuyor musunuz demiyor, “Konuşuyor musun” diyor paşaya.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Hanefi Avcı niye tutuklu?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Şimdi değerli milletvekilleri, bir paşayla gazetecinin yaptığı bu sohbetin devamı yargı dosyalarında zaten var. İçinde bulunduğumuz ve millet adına görev yaptığımız Türkiye Büyük Millet Meclisini devirmek için bir gazetecinin paşalarla böyle bir sohbet etmesi bir gazetecilik faaliyeti midir? Bunun değerlendirmesini elbette ki biz yapmayacağız, bunu bağımsız yargı yapacak. (CHP sıralarından gürültüler)

Bakın, başka bir örnek veriyorum: Yine başka bir gazetecinin bir şahısla yaptığı görüşmede “Hayır yani, bu herifleri berhava etmek lazım. Artık iç savaştan başka bir şey de temizlemeyecek bu işi. Öyle görünüyor yani.” dediğinde gazetecinin “İç savaş olmaz da yani bir noktada eğer ortalık karışırsa… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, sakin dinleyiniz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …hem ekonomi hem de siyasi olarak belki asker gelirse bir şey olabilir.” diyor. Bunu gazeteci söylüyor ve bunu da siz savunuyorsunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Onların hiçbiri terörist değil, terörist yapan sizsiniz!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Mesleğini yapan gazeteciler ile biraz önce saydığım suçları işleyenleri karıştırmak, gazetecilerimize de, gazetecilik mesleğine de büyük bir haksızlıktır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Zeynep Kuriş diyor ki: “Bunlar tecavüzcülerin Hükûmeti.”

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yargı, bunun gazetecilik faaliyeti olmadığını söylüyor ve gerekli soruşturma ve kovuşturmayı yapıyor. Bize düşen, bu soruşturma ve kovuşturmaları etkilemeden, maddi gerçeğin ortaya çıkmasını beklemek.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de kararını verdi, Türk mahkemelerinde Ergenekon davalarında bağımsız ve adil yargılama yürütüldüğüne hükmetti ve tutuklamaların meşru sebeplere dayandığına hükmetti.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu Hükûmet Pozantı’da tecavüz edenlerin yanında! Bu Hükûmet böyle bir Hükûmet, Pozantı’da çocuklara tecavüz edenlerin yanında!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Hükûmeti eleştirebilirsiniz, AK PARTİ’yi de eleştirebilirsiniz, buna kimse müdahale edemez. Eğer, siz, Hükûmeti eleştirmenin ötesine geçerek “Bu iş sandıkla falan olmayacak, şiddet lazım, kaos lazım, silah lazım.” diyorsanız, işte o zaman bağımsız yargı yakanıza yapışır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bunları söylesene: 1 Mayıs, 8 Mart…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yine, araştırma önergesinde 5 bin civarında İnternet sitesinin bloke edildiği ifade edilmektedir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Dünün mazlumları bugünün zalimleri oldu.” diyor Salih Mirzabeyoğlu.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – İnternet siteleri, eğer çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik içeriyorsa…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ya, bunlardan cezalandırılan var mı?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …terör örgütlerinin propagandasını yapıyorsa, telif haklarına aykırı paylaşım yapıyorsa mahkeme kararıyla bloke edilmektedir. Bunun da basın özgürlüğüyle bir ilgisi bulunmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün daha ileriye taşınması için son yıllarda önemli yasal düzenlemeler yaptık. Basın Kanunu’nda, haber kaynağının açıklanmaması gibi, basın özgürlüğünü genişleten düzenlemeler yaptık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Haber kaynağını açıklamazlarsa ben açıklayacağım.” dedi Başbakan.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Üçüncü yargı reformuyla beraber, geçen yıl yaptığımız yargı paketinde, basın suçlarına erteleme getirdik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “BDP açıklamazsa ben açıklayacağım.” dedi Başbakan, daha ne yapacaksın!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yine, dördüncü yargı paketi, şu anda Adalet Komisyonunun gündeminde olan paketle de, düşünce ve ifade özgürlüğü anlamında önemli reformlar getiriliyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen onları Başbakana söyle.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinde bahsedilen olayların gazetecilik faaliyetiyle bir ilgisi bulunmadığından…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Adam, bir de ağzından çıkanı kulağın duysun be!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – … grup önerisinin gündeme alınmaması yönünde görüşümü ifade ediyorum, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tunç.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bahçekapılı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim söz verdiğiniz için.

Sayın Başkan, çeşitli kere sizlere de sesini duyurmaya çalıştı. Konuşmacımız konuşurken, özellikle, Cumhuriyet Halk Partisi sıralarından çok yoğun ve çok argo bir biçimde laf atmalar olmaktadır. Biz bunu nezaket anlayışımızla bağdaştıramıyoruz. Daha önceki grup önerisi görüşülürken Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Hamzaçebi yine böyle bir konuşma usulü hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunacak bazı ikazda ve uyarılarda bulunmuştu özellikle grubumu hedef göstererek. Aynı hassasiyeti ben de kendilerinin bilgisine sunuyorum, aynı zamanda da sizlerin bilgisine sunuyorum. Bizden beklediği hassasiyeti kendi grup üyelerinin de göstermelerini talep ediyorum kendilerinden.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bahçekapılı.

III.-YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Cevap vermeyeceğim efendim.

Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz…

Sayın Hamzaçebi, Sayın Akar, Sayın Ağbaba, Sayın Özel, Sayın Susam, Sayın Serindağ, Sayın Tayan, Sayın Öz, Sayın Canalioğlu, Sayın Dinçer, Sayın Özkan, Sayın Yalçınkaya, Sayın Akova, Sayın Köktürk, Sayın Kurt, Sayın Oyan, Sayın Güler, Sayın Korutürk, Sayın Ekşi, Sayın Sarı, Sayın Çetin.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 20 milletvekili tarafından tutuklu gazetecilerin içinde bulunduğu durumun araştırılarak basın ve düşünce özgürlüğü bağlamında değiştirilmesi gereken yasal düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla 26/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 27/03/2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve  görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sıraya alınan, Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/746, 2/325, 2/330, 2/1291, 2/1304) (S. Sayısı: 437) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük'ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 23’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Oyan. (CHP sıralarından alkışlar) 

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, efendim, bu görüştüğümüz torba kanunun  10 maddesi ve 1 geçici maddesi yani 11 maddesi tarım satış kooperatifleri birliklerini ilgilendiriyor, 4572 sayılı Kanun’u değiştiriyor. 4572 sayılı Kanun dediğiniz şey de yürütme ve yürürlük hariç 8 madde ve 1 geçiciden oluşan bir kanun yani kendisinden daha fazla maddeyi getirerek bir değişiklik yapıyoruz ama torba kanunla yapıyoruz yani müstakil bir yasa getirmiyoruz, bağımsız bir tasarı getirmiyoruz. Tabii, Sayın Bakan diyor ki: “Bu, torba kanun ama bir özelliği var.” Nedir özelliği? “Hepsi bizim Bakanlığı ilgilendiriyor.”

                       

(x) 437 S. Sayılı Basmayazı 26/3/2013 tarihli 82’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Sayın Bakan, bir kere, tabii, siz önce kendi teşkilat yasanızı bir çıkarın, hâlâ kanun hükmünde kararnamelerle yönetiliyorsunuz. İkincisi de bu tür önemli bir düzenlemeyi de müstakil olarak getirme kararlılığını gösteriniz. Bu, şunun için de gerekliydi: 4572 sayılı Yasa, Dünya Bankasının ilk taslağını yazdığı bir yasadır yani bu yasanın sırasının, sayısının, isminin belki değişmesi en azından Türkiye açısından bir ayıptan kurtulmak açısından yararlı olurdu.

Değerli arkadaşlarım, bu 4572 sayılı Yasa 2000’in 16 Haziranında bu Meclisten geçti, on üç yıldır yürürlükte ve bunun on bir yılı da sizin döneminiz, 2008 yılı programına koydunuz. 2008 yılı programında dediniz ki: “Biz, TSKB’leri, bu yasayı değiştireceğiz, yeni düzenleme yapacağız.” 2009’da bir hazırlık da yaptınız ama Meclise gelmedi. Gelmedi de ne oldu? Bir kere, birliklerin DFİF borçları durduk yerde büyümeye devam etti. Ondan sonra, zaten DFİF kredisi kullanan pek yok ama siz, durduk yerde, bu üzerinize düşen sorumluluğu yerine getirmeyerek birliklerin borç yükünü artırdınız. Şimdi “Azalttık.” diyorsunuz ama artırdıktan sonra azaltmalar bunlar, durduk yerde faiz yükü bindirdiniz üstüne.

Değerli arkadaşlar, birliklerin iki temel sorunu var. Bu iki temel sorundan bir tanesi bu birikmiş borçlarıdır, DFİF borçlarıdır. Tabii, birliklerin aslında bankalara da borçları var. Başka devlet borçları olabiliyor -sigorta ya da vergi- ama esas itibarıyla kredi borçları ve bunun da aslan payı şu an DFİF’te. Bu DFİF borçlarını yeniden yapılandırıyorsunuz -birazdan göreceğiz, 27’nci maddede bir yeniden yapılandırmanız var- fakat bu yeniden yapılandırmanın da daha çok hazine mantığıyla yapıldığını yani bütçe dengeleri saplantısı üzerinden yapıldığını… Ben biliyorum, sizin Bakanlığınız bunun daha iyi koşullarda yapılmasını da önerdi ama muhtemelen hazineye de sözünüz geçmiyor. Yani burada bütün meseleyi bütçe dengeleri üzerinden yaparsanız bu birlikleri çökertirsiniz, bu birlikleri batırırsınız, birlikleri tasfiye edersiniz. Zaten IMF programının ana amacı buydu, birliklerin tasfiye sürecine sokulmasıydı büyük ölçüde. İkisi zaten tasfiye hâlinde, Kayısı Birlik ve TASKOBİRLİK ama diğerlerinde de birçoğu ÇUKOBİRLİK’ten tutun, TARİŞ’in örneğin özellikle Pamuk Birliği, bunlar çok önemli ölçüde mal mülk satarak, faaliyetlerini daraltarak ayakta kalma mücadelesi veriyorlar. Ortaklarına ve sonuçta tarıma, sonuçta tarımsal üretime destek vermeye, katkı vermeye hâlâ çaba gösteriyorlar.

Birinci sorun buydu, bu birinci sorunda yani DFİF borçlarının ertelenmesinde yeterli bir düzenleme getiremediniz maalesef. Bakın, bu DFİF borçları da nasıl oluştu? Onu da size söyleyeyim. 2000 öncesi birliklerin birikmiş borçları bir tahkime tabi tutuldu, Mayıs 2000 öncesindeki borçları silindi ama bunun karşılığında birliklerden iki tane şey özellikle istendi, bir tanesi: Tepenize bir yeniden yapılandırma kurulu getiriyoruz, her adımınızı attığınızda bize danışacaksınız, yatırımlarınızı daraltacaksınız, yatırımlarınızın bir bölümünü tasfiye edeceksiniz ve bir de personel rejiminizi yeniden düzenleyeceksiniz, kıdem tazminatlarını da devletin hazine ödemesi hâli, şartları yerine getirilebilir.

Şimdi, ne oldu? Birlikler daha iyi durumda mı? Birliklerin her yıl yeniden ürün alım kredisi ihtiyacı olduğu için geçmiş borçlarının silinmesi derde deva değil. Birliklerin yeniden, her yıl ürün alım dönemlerinde paraya ihtiyaçları var. Nasıl karşılayacaklar? Ya siz vereceksiniz -devlet olarak bir kredi musluğunuz olacak- ya da piyasadan borçlanacaklar. Bir DFİF fonu üzerinden, yani Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu üzerinden bir 250 milyarlık -250 milyon şimdiki şeyiyle- bir başlangıç sermayesiyle işi götürdünüz ve şu an geldiği noktada 1 milyar 285 milyon liralık bir meblağa ulaştırdınız. Bu geriye ödemelere rağmen buraya ulaşıyor.

Bakın, geriye ödemeler nasıl? Size bir tane örnek vereyim. TARİŞ Üzüm Birliği. Şimdiye kadar toplam 135 milyon lira kredi kullanmış, DFİF kredisi, bu kullandığı kredilere karşılık 127 milyon liralık ödeme yapmış. Ama hâlen borcu ne kadar? 164 milyon lira. Yani bu ne demektir? Bu aslında öde öde artsın demektir. Ödüyorsunuz, ödüyorsunuz, tıpkı banka borçları gibi ödedikçe artıyor.

Şimdi, siz, “Bunun yaklaşık yüzde 50’sini indiriyoruz, sevinin.” diyorsunuz. Niye sevinsin? Çünkü 2005 yılından itibaren siz birikmiş o anaparalara faizleri de katarak sürekli bir kapitalizasyon gerçekleştirdiniz, yani borçları sürekli kapitalize ederek faizleri anaparaya eklediniz. Eklediğiniz için, aslında birliklerin faizleri silseniz belki hiç borçları yok, ama şu an inanılmaz bir borç yükü altında ve sizin yaptığınız bu planla da hâlen 16 birliğin 12’si 618 milyon lira borçlu kalacaklar.

Nasıl ödeyecekler bunu? “On beş yıl” diyorsunuz. Ama, nasıl ödeyecekler? Yani birçok birlik faaliyetlerini ya durduracak ya daraltacak daha da fazla ya yürüyemeyecek, tasfiye olacak. Yani böyle bir şeyi istiyor musunuz? Hâlâ tarımdaki bu tasfiyeyi istiyor musunuz, istemiyor musunuz, temel soru budur ve bu konuda sanırım niyetinizin iyi olmadığı anlaşılıyor.

Bakın, birliklerin ikinci meselesi, ikinci temel sorunu her yıl yeterli miktarda ürün alım kredisine sahip olmasıdır; Eğer böyle bir imkânları yoksa yaşayamazlar demiştim. Bunu nasıl yapacaksınız? Bununla ilgili bir düzenlemeniz var mı?

Aslında ilk başta biraz sevindik -17’nci, ilk şey hâliyle, şimdi 20’nci madde- 20’nci maddede bir cümle vardı, o cümlede, işte, bu kanun hükümlerine göre kurulmuş kooperatif ve birliklere siz devletçe finansman sağlanabileceğini öngörüyordunuz, fakat birdenbire bunun tehlikeli olabileceğini düşündünüz. Hazine cenahı muhtemelen öyle düşündü ve bir önerge verdiniz yani kendi getirdiğiniz tasarıya bir önerge verdiniz, bu önergeyle komisyonda bu cümleyi çıkarttınız. Bu durumda, peki, Dünya Bankası tasarısından ne farkı var? Çünkü Dünya Bankası tasarısı da ne diyordu? “Kooperatif ve birliklere devlet veya diğer kamu tüzel kişilerinden herhangi bir mali destek sağlanamaz.” diyordu. Biz “Hah, şimdi bunu tersine döndürecek galiba Hükûmet.” dedik. Fakat ne oldu? Tabii, aslına rücu etti yani, neyse o oldu tekrar. Yani, bu iyimser beklenti birdenbire havada kaldı çünkü bu iktidar zaten IMF politikalarını uygulayarak devam eden, ayakta duran bir iktidar. Dolayısıyla, aslına rücu etti. Muhtemelen IMF’nin,  Dünya Bankasının görünmez eli gene burada devreye girmiştir ve sizin o cümleciğinizi oradan çıkarmıştır. Bizim şimdi bununla ilgili, yeri geldiğinde, 20’nci maddede önergelerimiz olacak yani yeniden birliklerin ürün alım dönemlerinde bir finansman imkânına kavuşmasını isteyeceğiz. Umarım, bu kısa sürede, komisyonla Genel Kurul arasında geçen bu sürede akıllar yerine gelir ve birliklerin tasfiyesine böylesine kolayca izin verilmez diye düşünmek istiyorum. Hâlâ iyimserliği korumak istiyoruz. Eğer bunu yapmazsanız yani böyle bir düzeltmeye gitmezseniz gerçekten birlikleri kötü bir gelecek bekliyor. Elimize çok sayıda mesaj geliyor birliklerden yani “Bu vaziyette bu borçların altından kalkamayız ve her yıl tekrar borçlanırız yani şu an siz yarıya indiriyorsunuz, hiç uzağa gitmeyin, beş yıl sonra biz yeniden bu borçları katlamalı olarak getiririz. Özel bankalar üzerinden olur, başka türlü olur, buna müsaade etmeyin.” Dünyanın bütün gelişmiş toplumlarında tarıma destek verilir. Gıda güvenliği birinci önceliktedir ve tarım satış kooperatifleri birlikleri türü mekanizmalara da devlet kredi desteği verir, finansman desteği verir. Bunu yapmanızı hâlâ bekliyoruz.

Sayın Bakan, size bu mesajı iletmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oyan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Adil Kurt.

Buyurunuz Sayın Kurt. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ADİL KURT (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, ben de birinci bölüm üzerinde grubumuzun görüşlerini paylaşmak üzere söz aldım. Hepinizi selamlıyorum.

Öncelikle, bölüm tasnifinin doğru yapılmadığını ifade etmek istiyorum. 1’le 23’üncü madde üzerindeki görüşlerimizi ifade edeceğiz. Ama, diyelim ki kooperatiflerle ilgili olarak görüşlerimizi ifade edeceğiz, maddelerin bir kısmı birinci bölümün içerisinde, bir kısmı ikinci bölümün içerisinde bulunuyor. Yani bu tasnif dahi bir bilimselliğe oturtularak yapılmamış bulunuyor. Tabii, torba yasaları konuştuğumuzda, adı üstünde, torba nasıl denk gelirse öyle konuşulacak. Biz de denk getirmeye çalışacağız, görüşlerimizi ifade ederken bölüme ilişkin olarak görüşlerimizi denk getirme gayreti içerisinde olacağız.

Şimdi, gümrüklerle ilgili konuya öncelikle değinmek istiyorum. Sınır ticaretinden kaynaklı olarak bir sorun şu anda Meclisin İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda görüşülüyor, Roboski katliamının alt komisyon raporu görüşülüyor. Neye dayanarak ifade ediyorum? İşte tam bu konuyla ilgilidir. Şimdi, daha önce Bakanlığa ifade ettik, görüş olarak komisyonda da paylaştık. Siz eğer gerçekten yasa dışı sınır ticaretine çözüm bulmak istiyorsanız gerçekçi bir noktadan hareket etmeniz gerekiyor. Bu düzenleme derde derman değil, çözümleyici değil. Bir taraftan Meclisin ilgili komisyonu şu anda Roboski katliamının faillerini aklama gayreti içerisinde hummalı bir çalışma sürdürüyor bu dakikalar itibarıyla, şu saat itibarıyla, bir taraftan da bu sorunu teşkil eden yasal düzenlemeyi tartışıyoruz. Kapıkule Sınır Kapısı bir transit geçiş kapısıdır. Hiç kimse günübirlik olarak gidip, sınırın öbür yakasından domates alıp, getirip iç pazarda tüketmiyor ama Hakkâri’deki Esendere Sınır Kapısı ya da Habur Sınır Kapısı, Hükûmetin “Açtık.” dediği ama açık olmayan Derecik, Üzümlü sınır kapıları, daha sonra Roboski katliamından itibaren… Şimdi, alt komisyon raporunda da değinmiş, “Gülyazı’da bir sınır kapısının olması gerekir.” ifadeleri var, önerisi var, bunların hiçbirisi çözülmüyor. Buradaki insanlar bu sınır kapılarını transit geçiş için kullanmıyorlar. Günübirlik ticari faaliyetlerin içerisinde bulunmak için kullanıyorlar. Yüksekova’daki bir vatandaş, Esendere’deki bir vatandaş günübirlik olarak İran’a gidiyor, domates alıyor, biber alıyor, portakal alıyor, karpuz alıyor, getiriyor, iç piyasada tüketiyor, satıyor. Bunu günübirlik yapıyor. Ama mevcut yasal düzenlemeye göre bu faaliyet yasal mıdır, bu şekilde davranması yasal mıdır? Açıkça ifade edeyim, yasal değildir ama oradaki gümrük yetkilileri de göz yummak durumunda kalıyor çünkü yasaya göre, bir vatandaş sınırı geçtikten sonra, kapıdan geçtikten sonra, üç gün karşı tarafta kaldıktan sonra beş kilo tüketim malzemesiyle sınırı geçebilir, tekrar ülkeye dönebilir. Bunu uygulayan bir kapımız var mıdır? Örneğin, Doğubayazıt Sınır Kapısı’nda bunu uygulayabiliyor musunuz? Örneğin, Suriye’yle olan sınır kapılarımızda bunu uygulayabiliyor musunuz? Uygulayamıyorsunuz. Çözüm nedir? Daha önce de ifade ettik, çözümünü koyduk biz burada, dedik ki: Bu bölgelerde serbest ticaret bölgelerini inşa etmeniz gerekir. Böyle yaklaşmazsanız vatandaşınızın tepesine işte Roboski’de olduğu gibi bomba yağdırmak durumunda kalıyorsunuz. Sonra da  “Yanlışlık oldu.” Tam 456 gündür Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Roboski katliamını örtme gayreti içerisindedir, bir kılıf bulma gayreti içerisindedir. Saati hesapladım; 10. 856 saattir Meclis bu olayla ilgileniyor. Böyle bir uğraş alanı, böyle, bu şekilde uğraşacağınıza getirin köklü çözümünü bulalım. Mevcut durumdaki gümrük uygulamaları geçersizleşmiştir. Realist bir yaklaşım gerekiyor; bu realist yaklaşım bu yasada yok, bu düzenleme bu yasalarda yok.

İkinci önemli husus: Bu yasayla Avrupa Birliği Gümrük Anlaşması deliniyor, önemli bir husus. Meclis bunu oyladıktan sonra, kabul ettikten sonra fiilen Avrupa Birliği Gümrük Anlaşması delinmiş olacak, Amerikalı bir şirket lehine delinmiş olacak ve bu delinmeyle birlikte bir emsal karar almış olacaksınız. Artık fiilen Avrupa Birliği Gümrük Anlaşması’ndan vazgeçmiş oluyorsunuz. Dolambaçlı yaklaşmanıza gerek yok, vazgeçmek istiyorsanız, bu yasa, Avrupa Birliği Gümrük Birliği Anlaşması’nı reddediyorsanız hiç böyle dolambaçlı yaklaşmanıza gerek yok; getirirsiniz Meclise, Meclis gündemine, tartışılır bu Gümrük Birliği... Ama adı üstünde: Avrupa Birliği Gümrük Anlaşması bir imtiyaz anlaşmasıdır, piyasa avantaj anlaşmasıdır. Kabul etmişsiniz ama bu piyasa avantaj anlaşmasını bir uluslararası tekelin lehine bozmuş oluyorsunuz. İsmini telaffuz etmek istemiyorum ama savaş uçaklarını, helikopterlerini daha rahat alabilmek için böyle bir yöntem tercih etmenizin bir anlamı yok. Amerikalı bir savaş uçakları baronu lehine böyle bir anlaşmayı, bu şekilde dolambaçlı bir yaklaşımla Meclisin gündemine getirmenizin bir anlamı yok; doğrudan doğruya getir, koy. Yarın, öbür gün tüm alanlara, ticari alanlara, uluslararası ticari alanlara emsal teşkil edecek bir karar almış oluyorsunuz.

Gümrük anlaşmalarının, özellikle gümrükle ilgili düzenlemelerin Türkiye'nin doğusu ve güneyindeki sınır kapılarının daha etkin, verimli işletilmesi konusunda yol gösterici olması gerekirdi. Önerdik, dedik ki: Bakın, Habur Sınır Kapısı’nda -on gün önce gittik- Silopi’yle Habur arasında hâlâ tır sırası var; bir ucu kapının girişinde, sonu Silopi’nin içinde; yaklaşık 40 kilometre mesafe. Gidin, göreceksiniz. Nedeni, gümrük kapısındaki hantal işleyişten kaynaklanıyor. Çok basit bir çözümü var, oradaki kablolu İnternet erişim hattını uydu erişim hattına dönüştüreceksiniz. İnsanlar sekiz saat, dokuz saat, kimi zamanlar günaşırı sınır kapısında beklemek durumunda kalmazlar. Bakınız, İbrahim Halil Sınır Kapısı’yla yani Kürdistan Federal Bölgesi’nin sınır kapısıyla Habur Sınır Kapısı arasındaki köprüde vatandaşlar, elinde çantayla giriş yapacak vatandaşlar zaman zaman dokuz saat, on saat bu köprü üzerinde beklemek durumunda kalıyorlar, ne beslenme ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar ne de herhangi bir insani ihtiyacını karşılayabilecek durumda oluyorlar. Defalarca gündeme getirdik, ya bu bir sorundur, bu sorunu çözün. Çözümünü de söylüyoruz, çok basit bir çözümü var: Kablolu internet erişiminden vazgeçilecek, uydu erişimine geçilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) – Buradaki memur, pekâlâ, işleri ağırlaştırmak için bir gün “Sistemimiz kilitlendi.” deyip insanları saatlerce orada kuyrukta bekletebilir. Esendere’de durum budur, Doğubayazıt’a gidin durum budur, Suriye’yle olan sınır kapılarının tamamında durum budur. Bu eziyeti vatandaşımıza niye çektiriyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kurt.

ADİL KURT (Devamla) – Sizin, Irak’la özellikle Kürdistan Federal Bölgesi’yle yıllık ticaret hacminizin ithalat-ihracat kalemleri 18 milyon dolar. Türkiye’nin toplam ihracatı içerisinde ikinci sıradadır. Yüzde 8,2’sine tekabül ediyor ama hem böyle bir potansiyel var hem böyle bir eziyeti vatandaşlara çektiriyorsunuz. Bunun düzeltilmesi gerekiyor.

Diğer bölümlerle ilgili olarak da görüşlerimizi daha sonra ifade edeceğiz. Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kurt.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu. Şahsı adına da söz talebi olduğu için ikisini birleştirerek söz vereceğim.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış buluyorum, öncelikle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz bu tasarının genel gerekçesine ve bazı maddelerine bir bütün olarak bakıldığı zaman, birçok konuyu düzenleyen, birçok konuyu içinde barındıran bir torba yasa olduğunu görüyoruz. Zaten, bunun böyle olduğunu Sayın Bakan da kabul etmiş durumda.

Birtakım diğer maddelerine baktığımız zaman ise kooperatif ve birliklerde, günün gelişen ihtiyaçlarına cevap vereceği ve bu gelişmeleri karşılayacağı iddiasıyla bazı değişiklikler de yapıldığı belirtiliyor ancak bir şirket türü de olan kooperatiflerin ve tabii ki özelde tarım satış kooperatiflerinin ve birliklerinin ruhuna hiç de uygun olmayan ve birtakım müdahalelere de sebep olabilecek, hatta, 2000 yılındaki düzenlemenin de gerisine gidecek olan bazı çalışmaların da bu tasarı içerisine zerk edildiğini görüyoruz.

Bize göre, bu tasarıyı getiren Hükûmetin örtülü amacı, birliklerin ve kooperatiflerin kendi kendilerini yönetmesine ve bağımsızlığına aykırı birtakım müdahalelerin bulunması ve bunu da bu tasarı içerisine birtakım maddelerle getirmesi gözükmektedir. Sorunlara kalıcı çözümlerin getirilmesi yerine, hem günü kurtarmaya yönelik hem de kooperatif ve birliklerin Hükûmet etkisi altına daha çok alınmasını sağlayacak olan birtakım düzenlemeleri bu tasarı içerisinde görüyoruz. Ancak, bu tip ortaklıklara yapılan siyasi müdahalelerin geçmişte de nelere mal olduğunu, özellikle ekonomik ve ticari anlamda neler getirdiğini de hatırlamamızda fayda var diye düşünüyorum.

Hükûmetin, bu kurumların ortakları olan üreticilerimizin sorunlarına bugüne kadar bigâne kalıp onların mağduriyetlerinin sürmesine neden olmasının yanı sıra, yıllar sonra, aradan uzun bir zaman geçtikten sonra, 4572 sayılı Yasa’da birtakım değişikliklere gitmesini ve biraz önce de belirttiğim gibi, bu değişiklikleri bir torba yasa kapsamında düzenlemesini de yadırgıyoruz değerli milletvekilleri.

Bu tasarı daha taslak hâlindeyken, ilk hazırlandığında, özellikle kooperatif stratejisi belirlenirken, 2008 yılından itibaren, o yılın yıllık programlarında ve hükûmet icra planlarında düzenlenirken, bir finansman modeli oluşturulması gerektiği üzerinde bütün kurumlar, konuyla ilgili hemen hemen bütün kurumlar bir mutabakata varmıştı. Aradan geçen süre zarfında önümüze gelen tasarıda şunu görüyoruz: Bu mutabakat ortadan kalkmış, daha çok hazine tahakkümü altında bir tasarı karşımıza gelmiş.

Değerli milletvekilleri, bu birliklerin yani tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin hem tarımsal üretimde hem bunların ihracatında ortaya çıkan katma değerde çok büyük önemleri var. Ki zaten bu birliklerin ilk kuruluşuna baktığımız zaman, 1913 yılında, Ege’de, Aydın’da bir incir kooperatifi kuruluyor, nüve orada atılıyor. 1963 yılına kadar bu kooperatifler gerçek manada kooperatif görevini görüyor ve yürütüyor. O günden 1994 yılına kadar da destekleme alımlarında gelen giden bütün Hükûmetlerin bir aracı kurumu hâline geliyorlar. 1994 yılında devlet desteklerinin ortadan kaldırılmasından sonra birtakım yapısal sorunlar, bu birliklerin ve kooperatiflerin yakasını maalesef bırakmamış oluyor ve hemen hemen hepsinde ciddi bir mali yapı bozukluğu karşımıza çıkıyor. Sonuçta, gerçekte olması gereken üretici dayanışması ve birliği kimliğinden de maalesef bunlar uzaklaşmış oluyor.

İşte, bu tablo değerli milletvekilleri, 2000 yılında bu yasayı çıkartırken yani 4572 sayılı Yasa’yı çıkartırken karşımızdaki tabloydu. Bakın, o dönemde birliklerin durumu şöyleydi: Borçlarını geriye ödeyebilecek durumda değildiler, mali kredibiliteleri bitmişti, neredeyse sıfırlanmıştı, ortakların kooperatiflere sahip olma bilinci giderek zayıflamıştı, istihdam fazlası çok sayıda personel vardı ve eğitim kalitesi bu personelin çok düşüktü, tesislerinin hemen hemen tamamı demodeydi ve rekabetten de yoksundular. İşte, böyle bir dönemde, 57’nci Hükûmet döneminde, biz, 4572 sayılı Yasa’yı çıkarttık ve 16 Haziran tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak, yürürlüğe girmesini temin ettik değerli milletvekilleri. O zamanın deyimiyle, bunlar,  “kara delikler”den bir tanesiydi. Biliyorsunuz, o dönemde, yine, yıllarca sürüncemede bırakılmış birçok yapısal, ekonomik ve mali soruna nasıl neşter atıldıysa bu alanda da ciddi manada çalışma yapıldı ve 4572 sayılı Yasa hazırlanmış oldu.

Buna paralel olarak da yine bu yasanın çıkmasından itibaren Dünya Bankasıyla yapılan “Tarımsal Uygulama Reform Projesi” kapsamında tarım satış kooperatif ve birlikleri de bir bileşen olarak bu projenin içerisinde yer aldı ve yeniden yapılanma oluştu. İşte, herkesin dilindeki “yeniden yapılanma”nın esas nüvesi budur.

Bu kanun çıkarılırken temel amacı, tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin yeniden düzenlenmesi ve bu kuruluşların yapılanması için yasal bir çerçeve oluşturularak birlikleri etkin ve sürdürülebilir bir şekilde bağımsız ve mali yönden de güçlü kılmaktır. Bu kanunun amacı budur.

Şimdi, yeniden yapılanma dönemiyle, 2002’de bizim hükûmeti bırakıncaya kadarki dönemde birliklere yaptığımız ne tür mali yardım var, onları da huzurunuza getirmek istiyorum.

Bir kere, bu 12 birliğin 2000 yılı öncesi 1 milyar 237 milyon lira olan borçları, geçmiş döneme ait olan “Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu” yani DFİF’ten kaynaklanan borçları terkin edildi, bu borçlar silindi. Diğer yandan, 314 milyon lira olan ve özel bankalara olan borçları da hazine tarafından üstlenildi ve büyük ölçüde bir mali imkân sağlanmış oldu. Birliklere DFİF kaynaklarından ucuz kredi kullanma imkânı getirildi böylece ve onların ihtiyaç duydukları ürün alım ve işlemeye yönelik krediler DFİF kaynaklarından sağlanmış oldu. Fakat akabinde, hükûmeti devrettikten sonra gelişen dönemde bu disiplinin bozulduğunu ve sonunda da gene eskiye benzer bir enkazın oluştuğunu görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, daha sonra gelişen hükûmet dönemlerinde -özellikle ilk yıllarda- birliklerin hükûmet etkisi altına alınabilmesi ve onların işlevlerinin yok edilmesi saikiyle hareket edildiğinden üreticiler âdeta yok sayılmış ve birliklerin kapanmasına, atıl kalmasına  ve onların ortaklarının da neredeyse yok olmasına yol açacak uygulamalar içerisine girilmiştir. İşte bu dönemde modern kooperatifçilik ilkesinden daha da uzaklaşılmış, faaliyet zararları ve finansman ihtiyaçları en temel neden olarak ortaya çıkmasına rağmen birtakım kaynak israflarına da kayıtsız kalınmıştır. Ürün-fiyat sisteminin kurulmasına yardımcı olunmamıştır. Satış, pazarlamayla ilgili olarak faaliyetler teşvik edilmemiştir. Atıl gayrimenkullerin değerlendirilerek bir finansman yolu açılması yani sermayeye fon temin edilmesi yoluna gidilmemiştir. Yeniden yapılandırmayla sağlanan ve yol alınan bütün o iyi gelişmeler, sermaye birikimi ve her türlü diğer mali sıkıntılarla maalesef israf edilmiştir. Sonuçta, kurumsal yönetim kapasitesinin geliştirilmesi durdurulmuştur.

Değerli milletvekilleri, bugün için baktığımız zaman, tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin buna ilaveten temel bazı problemleri de var ve bu süreç devam ediyor, gidiyor. Bunlardan en önemlisi, bir kere, bu birliklerin ve kooperatiflerin en önemli dezavantajı olan rekabet dezavantajını, ortadan kaldırılacak olan desteklemenin ve dış finansman ihtiyacının, biraz önce de söylediğim bir finansman modeli çerçevesi içerisinde çözülmesi noktasında ciddi bir ihtiyaç var yani yeniden bir finansman modellemesine gidilmesi gerekmektedir. Tarım ürünlerine ve üreticilere yönelik destekleme politikalarının bütüncül bir yaklaşım içinde ele alınması gerekmektedir. Böyle parça pürçük birtakım tedbirlerle bunun geçiştirilememesi gerekmektedir ve birliklerin bu politikalarını yani onların uygulamalarını tamamlayıcı, kolaylaştırıcı bir  yaklaşımla benimsenmesi gerekmektedir. Gene, birliklerimizin en önemli güncel sorunlarından biri de yaşadıkları vergi sorunlarıdır ve vergiden kaynaklanan bu problemlerin de ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, yapılan bütün bu yanlışlara, bütün bu yanlış düzenlemelere, yapısal sorunların daha da derinleşmesine yol açacak bu politikalara baktığımız zaman bunların birçoğunun, birlik ve kooperatiflerin, yıllar içerisinde atıl kaldığını, hatta icrai takibe düştüğünü de görüyoruz ki bu çok önemli bir konudur birliklerimiz ve kooperatiflerimiz için. Öz kaynak sorunu halledilemediği için, öz kaynak sorunu devam ettiği için kurumsal yönetim anlayışının gelişiminde de maalesef birlik ve kooperatifler yetersiz kalmışlardır.

Bu çerçeve içerisinde baktığımız zaman, bir kere bu bölük pörçük, parça parça getirilen ve günü kurtarmaya yönelik olan uygulamaların bir kenara bırakılarak gerçekten ciddi ve köklü birtakım tedbirlerin ve girişimlerin yerine konması gerekmektedir ki bunlardan bence en önemlileri temelden ve kalıcı çözüm üretmek açısından bir tarımsal yapının verim ve rekabet gücünü artırmaktır. Bu anlamda, Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu’nun, Kooperatifler Kanunu’nun ve bugün görüştüğümüz -parça parça değil, bütüncül bir yaklaşım içerisinde- Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu’nun bir bütün içerisinde ele alınması ve birlikte bunların Meclis Genel Kurulunda ve ilgili komisyonlarda görüşülerek yasalaştırılması gerekmektedir. Bu gerçekleşirse, eğer bunlar yapılabilirse bu durumda da destekleme sistemi yeniden gözden geçirilmiş olacak ve sonuçta da kooperatifçilik sistemi bir bütün içerisinde ele alınma şansı yakalamış olacak.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının içerisinde tarım satış kooperatifleri ve birliklerini ilgilendiren bazı maddeler var ama bunlardan benim ön plana çıkarmak istediğim 20’nci maddeyle ilgili birkaç hususu da Hükûmetin ve yüce Genel Kurulun dikkatlerine getirmek istiyorum. Bir kere bu 20’nci maddeyle öngörülen düzenlemelerin eksikliklerinin yanı sıra birtakım eksikliklerin ötesinde, öncelikle kuruluşlarından bu yana birlik ve kooperatiflerin sahip oldukları işletme tesislerine ilişkin mevcut düzenlemenin tamamen kaldırılması ve bu anlamda da ciddi bir boşluğun yaratılması söz konusudur. Hâlbuki üreticilerin ürünlerinin en iyi şekilde değerlendirilmesi ve dayanışma bakımından da hayati öneme sahip olan ikincil işletmelerin mevcudiyet ve geliştirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, üreticilerden alınmış olan ürünlerin satışı faaliyet, kooperatif ve diğer düzenlemeler bir arada olduğunda birliklerin eli kolu bağlanmış olacağı için amaçlarına da hizmet edememiş olacaklardır. Bu önemli eksikliği gidermek için üstünde çalıştığımız 4572 sayılı Yasa’nın ya eski hâli, mevcut durumu korunmalı veyahut da yeni bir düzenleme yapılması gerekmektedir.

Yine, bu tasarıdaki düzenlemeyle Gümrük ve Ticaret Bakanlığına büyük bir yetki verilmektedir. Maalesef, birliklerimiz bir KİT statüsüne âdeta dönüştürülmüş durumdadır.

Torba yasalarla yapılan bu düzenlemelerin yetersiz ve eksik olduğunu bir kez daha belirterek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

Şahsı adına Çorum Milletvekili Cahit Bağcı.

Buyurunuz Sayın Bağcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CAHİT BAĞCI (Çorum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 437 sıra sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, tasarının 1’inci maddesinde 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle vergilendirme sisteminin daha sağlıklı bir hâle getirilebilmesi ve kayıt dışı ekonomiyle mücadele edilebilmesi için, sahte belge ve fatura düzenleme fiillerinin engellenmesi amacıyla teminat alınması yoluna gidilmesi, sahte belge düzenleyenlerin tekrar mükellef olmak istemeleri durumunda ise vergi dairesince kendilerinden tüm vergi borçlarını ödemelerini ve en az 50 bin TL olmak üzere, düzenlenmiş olan sahte belgelerde yer alan toplam tutarın ise yüzde 10’u kadar teminat gösterilmesi talep edilmektedir. Teminat gösterilmemesi durumunda ise bu tutar teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilip mükelleften tahsil yoluna gidilmesi amaçlanmaktadır, birinci konu olarak bunu ifade etmek istiyorum.

Diğer taraftan, sizlerin de yakından bildiği gibi, aynı kabahat fiili birkaç kanunda düzenlenmiştir. Bu mükerrerliğin giderilmesine yönelik olarak ve gümrük idarelerinin yanı sıra yargı yükünün de azaltılmasına yönelik bir düzenleme getirilmektedir. Bu çerçevede, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda yer alan kabahat fiilleri 4458 sayılı Gümrük Kanunu’na aktarılarak mükerrerlik giderilmiş ve mevzuatta sadeleştirme ve yargı yükünün hafifletilmesi amaçlanmıştır.

Tasarı ile, gümrük kabahatlerine ilişkin zaman aşımının da ceza zaman aşımı ile aynı ve paralel hükümlere tabi olması da düzenlenmiştir. Benzer şekilde, gümrük vergileri zaman aşımına uğradığı takdirde aslı ortadan kalkan alacağa ilişkin idari para cezasının da tahsil edilmemesi hususu getirilmektedir.

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda yer alan kabahat fiillerinin Gümrük Kanunu’na aktarılması nedeniyle, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda yer alan antrepo veya geçici depolama yerlerindeki serbest dolaşımda bulunmayan eşyanın gümrük idaresinin izni olmadan kısmen veya tamamen çıkarılması veya değiştirilmesi fiillerine idari para cezası uygulanması hükmü 4458 sayılı Kanun’a eklenmiştir.

Diğer taraftan, kaçakçılık fiilinin de çeşitli kanunlarda düzenlenmiş olmasının yarattığı sıkıntıları da ortadan kaldırmak maksadı ile 5015 ve 4733 sayılı kanunlarda “kaçak eşya” olarak nitelendirilen eşyalara ilişkin kaçakçılık fiilleri 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na aktarılmaktadır.

Tasarı ile, yolcu ve yük taşımacılığı faaliyetlerinde bulunan hava yolu şirketlerinin bu faaliyetlerinde kullanılmak üzere ithal edilen hava taşıtları, motorları ve bunların aksam ve parçalarına KDV ve ÖTV dâhil gümrük vergisinden muafiyet getirilmektedir.

Değerli arkadaşlar, tasarıda, 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun’da da birtakım düzenlemelere gidilmektedir. Bu çerçevede, kooperatif ve birliklerin kooperatifçilik ilkeleri ve dünyadaki başarılı kooperatifçilik uygulamaları ile gözetilerek çağdaş, kurumsal yönetim ilkelerine uygun olarak yönetilmesi, ortaklık paylarının devrini kısıtlayan hükümlerin yürürlükten kaldırılması ve örnek ana sözleşmelerde düzenlenecek şartlarla ortaklık paylarının devrine imkân da sağlanmaktadır. Birliklerin taşınmaz alım ve satımına ilişkin usuller örnek ana sözleşmelerde düzenlenecektir.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca ortak sayısı ve ciro gibi kıstaslar dikkate alınarak belirlenen birlikler, Türk Ticaret Kanunu’na göre bağımsız denetime tabi tutularak kooperatif ve birliklerin özerklik ve mali yönden bağımsızlıkları da sağlanmış olacaktır.

Tasarının ülkemize, ülke ekonomisine ve insanlarımıza hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bağcı.

Şimdi, soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Soru-cevap bölümü on beş dakikadır. Yarısını sorulara, yarısını da cevaba ayıracağım.

Buyurunuz Sayın Oğan.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Iğdır’da biliyorsunuz, gümrük kapısı Türkiye’nin en geri gümrük kapılarından birisidir. Daha önce Sayın Bakanımızla bunu görüşmüştük, bununla ilgili yazılı, sözlü soru önergeleri vermiştik ama bu sorun bir türlü giderilmedi. İnanın, Türkiye’ye yakışmıyor Iğdır Gümrük Kapısı’nın durumu. Bir adım öteye geçiyorsunuz Nahcivan Gümrük Kapısı bizden çok daha ileride. Nahcivan, Azerbaycan yirmi yıllık bir ülke, bunca yıllık Türkiye. “İleri demokrasi, çağ atladık” diyorsunuz ama gümrük kapımız Afrika ülkelerinden bile daha kötü bir görüntüde. Bu sorun ne zaman çözülecek? Sayın Bakandan bunun cevabını bütün Iğdır halkı olarak bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oğan.

Sayın Erdem.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, yol güzergâhlarında petrol istasyonlarının üzerinde “ucuz mazot” yazıyor. Hemen hemen birçok petrol istasyonunda bu ibareyi görüyoruz. Şimdi, bu petrol istasyonu sahiplerinin petrol kuyuları yoksa ucuz mazotu veya petrolü nereden temin ediyorlar? Açıklama yaparsanız sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdem.

Sayın Doğru.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tokat ilindeki Gümrük Müdürlüğü AKP iktidarınca kapatılmıştır. Kapanma sebebini öğrenmek istiyoruz.

İkinci sorum: Başta PKK terör örgütü olmak üzere, terör örgütlerinin en büyük gelir kaynağı uyuşturucu madde ticaretidir. 2013 yılı itibarıyla sınırlarımızda ne miktar uyuşturucu yakalanmıştır, kaç kişi tutuklanmıştır? Uyuşturucu, silah vesaire gibi, kanunlarımızda suç sayılan madde, eşya vesaire gibi çeşitli şeyleri gösteren, gümrüklerimizde tırların ve araçların içerisini gösteren cihazlar var mıdır? Varsa kaç tanedir? Her araç bu cihazlardan geçirilmekte midir? Öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biliyorsunuz Gaziantep Karkamış Hudut Kapısı B sınıfı hudut kapısıdır. Gaziantep ticaret kapasitesi ve ihracat kapasitesi en fazla olan illerimizden biridir. Gaziantep’in bu tek hudut kapısını A sınıfı hudut kapısına dönüştürmeyi düşünüyor musunuz, bununla ilgili bir planlamanız var mı?

İkinci sorum: Türkiye-Suriye sınırı kevgire dönmüştür. Türkiye-Suriye sınırını kontrol altına almak için ne tür tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

Suriye tarafından kimi muhatap almayı planlıyorsunuz?

Bir de Sayın Bakan, dün de sormuştum, Kırklareli Dereköy Hudut Kapısı 1989 yılına kadar tır trafiğine açık bir hudut kapısıydı. Sizin bahsettiğiniz bölümde de Türkiye tarafından parası ödenmek suretiyle köprü yapılmıştır yani yolun engel bir hâli yoktur. Belki zatıalinize eksik bilgi verilmiş olabilir. Yıllardır bu hudut kapısının tır trafiğine açılmasıyla ilgili çalışmalar yapılır ama bir türlü sonuçlandırılamadı. Bu konuyu ne zaman sonuçlandırmayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serindağ.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Bakan, 640 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle personel yapısı, Bakanlığın yapısı yeniden tanzim edildi. Burada birtakım adaletsizliklerin olduğu, yetişmiş kadroların kızağa çekilerek mağdur edildiği gibi iddialar bulunmaktadır. Bu noktayı tekrar gözden geçirmeyi, bu noktadaki şikâyetleri gözden geçirmeyi düşünür müsünüz?

İkinci sorum: 2000 yılında çıkartılan 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu’nda değişiklik yapıyorsunuz. Yaptığınız değişiklikte, özellikle denetim konusunda yaptığınız, “bağımsız denetime tabidir” diyerek yaptığınız değişiklikte bu kooperatiflerin özerkliğine bir siyasi müdahale, siyasi iktidar müdahalesi söz konusu olacak mı? Yani bu kooperatiflerin özerkliğine, tarım satış kooperatiflerinin, birliklerinin kendi kendini yönetme hakkına siyasi iktidar olarak bir müdahaleniz olacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Kocaeli Derince Çınarlı Mahallesi’nde bulunan il emniyet müdürlüğü özel harekât şube müdürlüğü hizmet binasının önünde, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine bağlı İSU’nun yedi ay önce açtığı ve bir türlü kapatmadığı çukur, bu çukura düşen 10 yaşındaki Gürkan Bozkurt’un hayatına mal oluyordu. Hastanede hayat mücadelesi veren Gürkan Bozkurt’a acil şifalar diliyorum. Denetlenemeyen AKP belediyelerinde ve örnek gösterilen Kocaeli Büyükşehir Belediyesinde işlerin nasıl yürüdüğünü takdirlerinize bırakıyorum.

Sayın Bakan, Derince en büyük liman olmasına rağmen, Derince’de bulunan Gümrük Müdürlüğü Derince’den alınarak Körfez ilçesine yollanmıştır, taşınmıştır ya da. Derince’de bunca işlem hacmi varken, en büyük liman olma özelliği varken Körfez’e kaydırma gerekçeniz nedir? Bunu açıklarsanız sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, sizin de çok iyi bildiğiniz gibi Türkiye’yle Gürcistan arasındaki önemli sınır kapılarından biri olan Sarp Sınır Kapısı’nın Gürcistan tarafında tır, kamyon, taksi ve yolcuların rahat bir şekilde hareket edeceği 9 adeti aşkın peron bulunmaktadır. Ancak, bizim tarafımızda bu kadar detaylı peronlar bulunmamaktadır. Bu konuda yapılan çalışmalar var mıdır? Varsa hangi aşamadadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canalioğlu.

Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakan, Balıkesir Bandırma ilçesi, demir yollarının, hava yolunun, deniz yolu ulaşımının olduğu bir bölgedir. İhracatın yapıldığı, birçok fabrikanın bulunduğu bu bölgenin serbest bölge yapılması konusunda bir düşünceniz var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bulut.

Sayın Akar, buyurunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Kocaeli’de kurulu olan maya üreten Pakmaya tesislerinde işçiler örgütlendiği için işten atılmaktadır. Çalışma Bakanımız da burada. İzmit’te, İzmir’de ve aynı zamanda Düzce’de işçiler örgütlendiği için… Sizin 12 Eylül referandumunda söz vermiş olduğunuz “ileri demokrasi” bu mudur? İşverenler bu kadar rahatlıkla işçileri ekmeklerinden etmekte ve bu insanları işsiz bırakmaktadırlar. Ne yapmayı planlıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Teşekkür ederim.

 Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar.

Sayın Oğan, evet, Iğdır Gümrük Kapısı’ndan söz ettiniz, doğrudur. Iğdır’da yıllardır konuşulan Çıldır Aktaş gümrük kapımız programda. Çok enteresan, yıllar önce bu kapı yapılmış. Yani, kapıda gümrük hizmeti verecek hizmet üniteleri inşa edilmiş, ama komşu ülke Gürcistan gümrük hizmeti verecek ünite yapmadığı için bizim tesisler işlevsiz kalmış, çürümüş.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Bakan, karıştırmayalım. Bahsettiğiniz kapı Gürcistan Sınır Kapısı değil, Nahcivan Sınır Kapısı.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Dilucu’nu diyorsunuz. Ben şeyden beraber geliyorum tabii, Kars’tan bağlantılı, Iğdır’a geçeceğim şimdi.

Dolayısıyla, Çıldır Aktaş Gümrük Kapısı’nı Gürcistan yeniledi, biz de yeniliyoruz. Sanırım -büyük bir yanlışlık olmazsa- nisan veya mayıs ayında temel atacağız.

Dilucu Gümrük Kapımızla alakalı olarak da yap-işlet-devret modelinde gerekli anlaşma yapılmış, bizim partnerimiz GTİ’yle, TOBB’un iştiraki olan bir şirketle. Onun da temelini yakın zamanda atacağız.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Bakanım, o “yakın zaman” bir senedir hep yakın zaman. Ama bir tarih verseniz buradan, Iğdır halkı da duysa ki şu tarihte atılacak.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Yani tarih versem, ben size tarih versem, bir şey olsa, bir gün şaşsa “O tarihte gelmedin.” diyeceksin. Onu dedirtir miyim sana? O kadar saf bir görüntüm mü var yani? Ama biz “Yapacağız.” da diyorsak yapacağız bunu. Sizi de çağıracağım. Yapacağız biz bunu. Çok yakın bir zamanda bunun temelini atacağız ve hızlı bir şekilde yapacağız. Hiç kaygı duyma. Aynen bu söylediğimi ilet yalnız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu “çok yakın”ı kaydettik ama Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Tamam.

Sayın Erdem, yollarda “ucuz mazot” yazıyor, doğru. İşte, bu çerçevede, bizim bir Başbakanlık genelgesi ağustos ayında yayınlandı. Mobil mücadele hizmeti verecek bir ekip oluşturduk. Bunun İçişleri ayağında bir tıkanma var, yani onların bir bürokratik anlayışları var. Sanırım onu da aşacağız. İçişleri Bakanlığı da bu mobil ekibe verdiği zaman bunlar yollarda dolaşacak. İşte, dediğiniz gibi…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Nereden geliyor?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Vallaha, nereden geliyor? Değişik yerlerden geliyor. Onun kaynağını bilsem kaynağını kuruturum, onlarla uğraşmam. Ama çok değişik yerlerden geliyor. Yani ben şimdi burada şeytanın avukatlığını yapmayayım. Yani çok ucuz yakıt alanlar, kanunen müzahir olup yakıt alanlar vergi bağışıklığı kapsamında, onlardan aktarma da olabilir, başka yerden de olabilir, efendim, standart depo kapsamında getirilip bir yerde biriktirilip aktarma olabilir. “10 numara” dediğimiz yağın, önlem aldık ama gene de bununla ilgili bir dönüşüm yapmak suretiyle o tür mekânlarda satışa arzı olabilir. Bu da bizim gündemimizde, inşallah o mobil ekipleri devreye koyduğumuzda o alandaki mücadelemiz daha etkin sonuç doğuracak.

Sayın Doğru, Tokat ilindeki Gümrük Müdürlüğü  niye kaldırıldı?..

Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye genelinde 154 tane gümrük müdürlüğümüz var şu an itibarıyla. Tabii, gümrük müdürlükleri kurmayı gerektiren ekonomik aktivite olması lazım. Yani siz o aktiviteye erişememişseniz, orada yapılan dış ticari faaliyetler gümrük müdürlüğü personeli giderlerini karşılamaktan da uzak ise siz gümrük müdürlüğü kurar mısınız? Kurmazsınız. Tokat’ta da maalesef –istemeyiz, ama- ticari aktivite 10 milyon TL civarına düşünce veya dolar düzeyine düşünce biz bu gümrük müdürlüğünü kaldırdık. Ama arzu ediyorum ki Tokatlılar sizlerin de katkısıyla biraz daha hamle yapsınlar ya da Tokatlı olup başka illerden dış ticaretlerinin sevkiyatını, işlemlerini yapanlar  bunu Tokat’ta yapmaya başlasınlar yani 200 milyon dolara erişince, hatta -demeyeyim- 150’yi bulun, Tokat’ın hatırı için, sizin hatırınız için orada bir gümrük müdürlüğü kurarız. Yani kapatmış olmaktan ötürü üzgünüm ama sebebi bu.

Efendim, Serindağ, Gaziantep Karkamış Kapımız da bizim yenileme konusunda…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Serindağ burada, burada efendim.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) –  Dönüyorum, böyle yuvarlak bakarak dönüyorum size.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Buradayız efendim. 

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) –  Sizi kaybetmiş değilim, kaybolmazsınız.

Evet, bu kapı, tabii, yenileme konusunda kararlı olduğumuz kapılardan birisi ama şu anda biraz öteledik çünkü şey duruma düşebiliriz. Nusaybin Gümrük  Kapısı’nı yaptık, Suriye’de sorunlar başladı, şimdi karşı kapı yok. Kapıyı bitirdik, kapı yok. Burasını şimdi iç gümrük olarak hizmet verecek şekle dönüştürüyoruz. Onun kararnamesini hazırladık. Dolayısıyla, biz Karkamış’ta -inşallah Suriye’de güven ortamı doğar- bizim programımız çerçevesinde bunu yapacağız.

Tabii “Suriye sınır kapıları kevgire döndü.” demek biraz rijit bir eleştiri ama belli ölçüde, eleştiride haklılık payı var. Biz kapılarımızın etkin araçlarla ve takviye ettiğimiz personelimizle güvenliğini sağlıyoruz, sınırlarımızın güvenliğini. Çok dengelidir bu işler. Çok fiziki aramaya tabi tutarsanız herkes rahatsız olur. “Niye arıyorsun kardeşim? Söyledim ya.” dersiniz. Mesela, şimdi, böcek möcek, araştırma komisyonu da kurdunuz. O “böcek” denen aleti kibrit cebinize koyar getirirsiniz, bir kaleme takarak getirirsiniz, çok çeşitleri vardır. Biz bunları, kapıdan giren çıkan insanın üzerini aramaya kalkarsak ne diyeceksiniz? Teknik araçları devreye sokuyoruz, o hassasiyeti gösteriyoruz. O anlamda da kontrolümüz iyi seviyede diye bunu ifade etmek istiyorum.

Kırklareli Dereköy Kapısı’yla alakalı, zaten dün konuştuk burada onu. Ben arkadaşlarıma söyledim, gene görüntülü olarak bana getirecekler.  Belki yakında o tarafa gideceğim, zamanım elverirse kapıyı bizzat yerinde göreceğim.

Sayın Şandır 640 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında yapılan tasarruflardan söz etti. Bir defa, biz insanımızı kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirirken, ona bir statü verirken dikkat ettiğimiz ölçü, adalet, performans, liyakat ve de ehliyet, bunlara bakarız. Dolayısıyla, arkadaşlarımızı, şimdi müşavirlik kadrosunda olanlar var, ihtiyaç duyduğumuz takdirde onları, ifade ettiğim ölçütleri gözetmek suretiyle Bakanlığımızın değişik birimlerinde elbette ki görevlendireceğiz. Ayrıca, ben inşallah yeni Bakanlığa taşındığımızda -şimdiki binamız pek müsait değil- müşavirlik kadrosunda olanlar, benim anlayışıma göre, oturup maaşını alan, bekleyen, atıl durumda bulunan eleman değildir, bunları da gruplara ayıracağım, Türkiye genelinde Bakanlığımın görev ve yetki alanı içerisinde çalışmalarını sağlayacağım bunların birikimlerinden faydalanacağım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tecrübeyi yok saymamak lazım Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Bunu da özellikle ifade etmek istiyorum.

Evet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süremiz sona erdi.

İsterseniz yazılı olarak veriniz.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Diğerlerini yazılı olarak ileteceğim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre de işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı yasa tasarısının 1. Maddesinin 10. Paragrafındaki "beş yıl süreyle" ibaresinin "6 yıl süreyle" şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Aydın Ağan Ayaydın                          Kazım Kurt

                 İstanbul                                   İstanbul                                       Eskişehir

               İzzet Çetin                              Müslim Sarı                                  Musa Çam

                  Ankara                                    İstanbul                                           İzmir

                                                           Bülent Kuşoğlu

                                                                  Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan "50.000" ibarelerinin "75.000" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                            Mehmet Günal

                  Manisa                                     Konya                                          Antalya

           Mesut Dedeoğlu                   Ahmet Duran Bulut                         Lütfü Türkkan

           Kahramanmaraş                            Balıkesir                                        Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1’inci maddesinde geçen "yüzde 10’undan az olmamak üzere" ibaresinin "beş yüz bin liraya kadar yüzde on, üzerinde olanlar için yüzde 20’den az olmamak üzere" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                         Mülkiye Birtane                                Adil Kurt

                  Bingöl                                       Kars                                           Hakkâri

               Özdal Üçer                               Erol Dora                             Sırrı Süreyya Önder

                    Van                                       Mardin                                         İstanbul

BAŞKAN – Komisyon bu son okuttuğum önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Üçer, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu selamlıyorum.

Grubumuz adına sunulmuş önerge üzerinde söyleyeceğimiz şey, sahte belge ve benzeri durumlara ilişkin düzenlemelerde yaptırımın büyüklüğü caydırıcılığa ilişkin önemli bir mekanizma oluşturur diyoruz. Ülkemizdeki en önemli sorunlardan biri sahtecilik, rüşvet, yolsuzluk. Eğer bu düzenlenmiş sahte belgelerle yapılmış hayalî ihracatlar ya da ithalatlar ve bunlardan kaynaklı vergi kayıpları bir şekilde önlenebilmiş olsa ülke ekonomisine sağlanacak çok büyük kazançlar elde edilir.

Tabii, maalesef ki bu ülkede gemilerle trilyonluk akaryakıt kaçakçılığı serbest ama Van’ın Çaldıran köyünde bir bidon mazot getirdi diye canından olmak gerçeği var. Bu gerçeklik, bu sahtecilik ve sınır kaçakçılığı Türkiye tarihine, 33 kurşunla bir kere kendini bütün dimağlara kazımıştır. Nasıl ki 33 kurşunu Türkiye’de halkların hiçbiri unutmadıysa, Çaldıran, Özalp, Başkale, Yüksekova veya Roboski’de bir bidon mazot uğruna, ticaret yapabilirim diye kendi canını ortaya koyan çocukların katledilmesini dünya unutmayacaktır diye düşünmekteyiz. Umuyoruz ki bu Meclis ve Meclise bağlı alt komisyonlar, İnsan Hakları Komisyonu bu tür insan hakları ihlallerinin üzerine gider ve başta Roboski katliamı olmak üzere bütün devlet güçlerince, kolluk güçlerince olan vukuatlarda yaşamını yitiren insanların hakkı ve vebali karşısında gereken devlet sorumluluğu yerine getirilir ve bu olayların failleri açığa çıkarılır, gereken cezalandırmayı yaşar ve kamuoyu vicdanı rahatlar diye umuyoruz çünkü bugün de -Roboski şehitleri diyeceğim- Roboski şehitlerinin anneleri buradaydı ve kendilerine bir şey söylenmesini yani bunun niçin yapıldığının, hangi amaçla yapıldığının açıkça belirtilmesini ifade etmişlerdi bize karşı. Onların yüreğinin yangısını ifade edebilmek belki kelimelerle mümkün değil ama bir nebze olsun vicdanı olan herkesin bunu hissettiğini gayet iyi bilmekteyim.

Maalesef ki bir bidon mazot uğruna, ticaret yaparım umuduyla sınırı geçenler ya da bir şekilde kolluk kuvvetlerine yakalananlar canlarından olmuşken, siyasi yandaş konumunda olup devlet yetkili güçlerine gereken rüşveti ya da yolsuzluk mekanizmalarını işletti diye trilyonluk sahtekârlığı yapanlar –maalesef- iş adamı, büyük işveren şeklinde basın aracılığıyla kamuoyuna lanse edilmekte. Rakamsal çelişkiler sıkıntısı var aslında. Bu önergenin de kendi içinde eksiği var. Çünkü, düşünün, 50 binden az olmamak kaydıyla teminatlar alınıyor ama trilyonlar için yüzde 10’dan az olmamak… Yani 60 bin liralık bir tesis için 50 bin lira teminat aranırken 600 milyonluk bir tesis için de  yüzde 10’luk bir orantısal bozukluk söz konusudur. Bunun da giderilmesi gerekmekte, bu doğrultuda bunu dile getirdik.

Eğer bir ülkede yolsuzluk, sahtekârlık, rüşvet engellenmez ve üstüne devletin yetkili mercilerindeki insanlar bu suça ortak olur, siyaset de bunu yönetirse o devlet, o ülke iflah olmaz.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde yer alan “50.000” ibarelerinin “75.000” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                                 Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyorum?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kamu harcamalarının en önemli finansman kaynağı vergilerdir. Vergi adaletinin önündeki önemli engellerden birisi de kayıt dışı ekonomik faaliyetlerdir. Sahte belge düzenleyenler de fiilleriyle gerçekte var olmayan bir ekonomik muameleyi var gibi göstererek vergi kayıp kaçağına sebep olmaktadır.

Ülkemizde sahte belge düzenleme fiili yaygındır. Sahte belge düzenleyenlerle mücadele etmek her türlü hukuki ve adli tedbirin yanı sıra caydırıcı idari tedbir almak da zaruret arz etmektedir. Bu yüzden asgari tazminat tutarını, idari tedbirin etkili olması bakımından bir miktar daha arttırmayı uygun görüyoruz.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı yasa tasarısının 1. Maddesinin 10. Paragrafındaki “beş yıl süreyle” ibaresinin “6 yıl süreyle” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                         Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçe mi?

Gerekçe:

Daha caydırıcı olması için.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, konuşmacımız var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe okundu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, hayır, gerekçe istemedik biz, konuşmacımız var.

BAŞKAN – Kabul oldu artık. Sordum ama cevap gelmedi. Ben, onun için, gerekçe istiyorsunuz diye…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Konuşmacımız var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kabul edilen bu iki önerge doğrultusunda 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 2 nci maddesindeki “gümrüklenmiş değer” ibaresinin “gümrükleme değeri” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                      Ahmet Duran Bulut                        Mustafa Kalaycı

                  Manisa                                   Balıkesir                                         Konya

            Mehmet Günal                       Mesut Dedeoğlu                             Enver Erdem

                  Antalya                             Kahramanmaraş                                   Elâzığ

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 2’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                         Mülkiye Birtane                        Sırrı Süreyya Önder

                  Bingöl                                       Kars                                           İstanbul

                Erol Dora                                Adil Kurt                                    Özdal Üçer

                  Mardin                                    Hakkâri                                           Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu değişiklik ile birlik ve kooperatif organları arasında denetim kurulu zikredilmemiştir. Denetim mekanizmasını zayıflatacak olan bu maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 2 nci maddesindeki “gümrüklenmiş değer” ibaresinin “gümrükleme değeri” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 

                                                                                           Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Enver Erdem, Elâzığ…

BAŞKAN – Sayın Erdem, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde verilen önergeyle ilgili söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla, elbette, bazı sorunların çözülmesi hedeflenmiştir. Ancak, milletimizin gerçek gündeminin, gerçek sorunlarının daha farklı sorunlar olduğunu buradan ifade etmek istiyorum.

Benim seçim bölgem olan Elâzığ ilinin sorunlarıyla ilgili olarak dün gündeme getirmiştim. Elâzığ Belediyesinin Belediye Başkanının 45 arkadaşıyla beraber en aşağı bir yıl on ay on beş gün olmak üzere -45 kişinin- cezalandırıldığını, bunlarla alakalı, Hükûmetin görevden uzaklaştırma dâhil olmak üzere hiçbir adım atmadığını şu saate kadar gördük. Bugün de Elâzığ’ın sorunlarından, çok önemli sorunlarından birisi olan Elâzığ’daki şeker fabrikasının kapatılmasına yönelik çalışmalarla ilgili sizleri bilgilendirmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, Elâzığ ilimiz tarihin her döneminde bir cazibe merkezi, bir kültür merkezi, önemli bir merkez olarak düşünülmüş, cumhuriyet tarihi boyunca da bu böyle devam etmiş, iktidarlarınız dönemine kadar da Elâzığ önemini büyük ölçüde korumuştur. Şimdi, gelmiş olduğumuz bugün itibarıyla, maalesef, Elâzığ’ın geçmişteki o ihtişamlı günlerinden eser kalmamış, Elâzığ ciddi sorunlarla baş başa bırakılmıştır. Elâzığ’ın, ödenekleri yönüyle, yönetimi yönüyle, merkezî yönetim veyahut da yerel yönetimlerin Elâzığ’a bakış, tarzı itibarıyla çok ciddi sorunları yaşadığını burada, bu kürsüden bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Elâzığ’da şeker pancarı üretimi geçmiş yıllarda yani sizin iktidarlarınıza kadar olan dönemde yıllık 220 bin tonlar civarındayken sizin iktidarlarınız döneminde bu üretim 2005 yılında 200 bin tona, 2011 yılında 88 bin tona, 2012 yılında 55 bin tona, 2013 yılında, bu yıl da 40 bin tona düşeceği görülmektedir. Yani burada, planlı programlı bir şekilde, Elâzığ, şeker fabrikasının kapatılmasına adım adım götürülmektedir.

Bunun gerekçeleri var aslında. Şimdi, Elâzığ Şeker Fabrikası’nın kapatılması için şu ana kadar yapılan şeyler: Biricisi, bu özelleştirme süreci; ikincisi, uygulanan kotalar; üçüncüsü, bölgedeki şeker pancarı üretimini doğrudan etkileyen, Kovancılar ve Eyüpbağları Sulama Birliğinin enerji borcu nedeniyle elektriklerinin kesilmesi suretiyle bölgenin susuzluğa düçar edilmesi ve bu süreç sonucunda da şu anda Elâzığ Şeker Fabrikası’nı kapatalım diyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, 60 bin insanı doğrudan veya dolaylı ilgilendiren, 75 milyon lira gibi önemli bir katma değeri Elâzığ’a sağlayan bu fabrikayı 400 tane işçisiyle beraber kapatalım diyorsunuz. Allah aşkına, bu, vicdanlara sığar mı?

Elâzığ’ın tarım destekleri yönüyle baktığınız zaman değerli milletvekilleri -bakınız, burada size örnek vereceğim- 2011 yılında tarımsal kamu yatırımlarından Elâzığ’ın nüfusunun yarısı olan Bingöl ili… Bak, Bingöl ili çok fazla ödenek alıyor ifadesinde, iddiasında değilim, ancak Elâzığ nüfusunun yarısı olan Bingöl ilinde 27 milyon lira bu tarımsal destek yatırımları alınırken, Malatya ilinde 75 milyon lira, Diyarbakır ilinde 418 milyon lira. Eğer bu sizin insafınıza sığıyorsa… bu sizin adalet anlayışınıza sığıyorsa... 418 milyon lira Diyarbakır’a, 12 milyon lira Elâzığ’a. Bunu hangi vicdan kabul eder arkadaşlar?

Şimdi, bu yıl yine Bingöl 27 milyon lira alırken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bingöl’ü örnek almayın Sayın Vekilim. Bingöl’ü örnek alırsanız perişan olursunuz.

ENVER ERDEM (Devamla) – Elâzığ’ın nüfusunun yarısı olduğu için Bingöl’ü zikrediyorum.

…Elâzığ, 14 milyon lira gibi bir yatırım ödeneğinden istifade edecek.

Elâzığ’ı nereye, hangi tarihin karanlıklarına gömmek istiyorsunuz değerli milletvekilleri? Allah’tan korkun ya! Büyükşehir yapıyorsunuz; Elâzığ hak ediyor, yapmıyorsunuz. Şimdi, Elâzığ’ı büyükşehir yapmamakla Elâzığ Belediyesinin gelirlerinin yüzde 75 eksilmesine neden oluyorsunuz. Yani buna sizin bir hakkınızın olmadığını düşünüyorum. Ya lütfen, biriniz çıkın, Allah için deyin ki: “Elâzığ’ın aldığı bu ödeneklerin gerekçesi şudur.” Yani bizim insanlarımız da rahat etsin. Elâzığ cezalandırılıyor mu? Açık söyleyeyim: Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir parçası olarak Elâzığ’ı çökertmek mi istiyorsunuz ya?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENVER ERDEM (Devamla) – Yani bunu buradan açıkça ifade edin. Başka türlü, arkadaşlar, bunların ne gerekçesi olacak ya? (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdem.

Önergeyi oylarınıza…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Sayın Yalçınkaya, Sayın Aslanoğlu, Sayın Serindağ, Sayın Çam, Sayın Eyidoğan, Sayın Şeker, Sayın Özel, Sayın Susam, Sayın Dibek, Sayın Özdemir, Sayın Özkan, Sayın Kaplan, Sayın Güler, Sayın Canalioğlu, Sayın Moroğlu, Sayın Kurt, Sayın Oyan, Sayın Dinçer, Sayın Öz, Sayın Akar.

Evet, yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın; Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ve 23 Milletvekilinin; Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/746, 2/325, 2/330, 2/1291, 2/1304) (S. Sayısı: 437) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç önerge vardır. Bu üç önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı yasa tasarısının 3 üncü maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                     İzzet Çetin                                   Kazım Kurt

                 İstanbul                                    Ankara                                        Eskişehir

       Aydın Ağan Ayaydın                      Musa Çam                               Süleyman Çelebi

                 İstanbul                                      İzmir                                          İstanbul

                                                              Müslim Sarı

                                                                 İstanbul

Diğer önergenin imza sahipleri:

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                        Ahmet Duran Bulut

                  Manisa                                     Konya                                         Balıkesir

                               Mesut Dedeoğlu                           Mehmet Günal

                               Kahramanmaraş                                 Antalya

Diğer önergenin imza sahipleri:

             İdris Baluken                         Mülkiye Birtane                               Nazmi Gür

                  Bingöl                                       Kars                                              Van

               Özdal Üçer                            Hasip Kaplan                                  Adil Kurt

                    Van                                        Şırnak                                         Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon bu okuttuğum aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, hem Komisyon hem Hükûmet bu önergeye niye katılmadığını açıklarlarsa çok sevineceğiz. Başından beri, son on yıldır AKP’nin buraya getirdiği bütün yasaların sermaye lehine, rant lehine ve emek aleyhine olduğunu söylüyoruz. Burada da yine bunun tipik bir örneği var. Türk Hava Yollarının taşıt alımlarının vergiden muaf tutulmasıyla ilgili bir düzenleme var.

Şimdi, bildiğimiz gibi, Türk Hava Yolları bir tek kamusal temsiliyeti olan, kamuya ait bir kuruluş değil, özel müteşebbislerin de dâhil olduğu bir kuruluş ve burada sanki, böyle bir düzenlemeyle, kamuya ait bir yarar varmış gibi bir görüntü veriliyor ama aslında bunun altında özel sektöre vergi yoluyla yeniden bir peşkeş çekme alanı, bir rant alanı yaratılıyor. Burada büyük uçak firmalarıyla ilgili alan yaratacak, rant akıtacak bir düzenleme yapılıyor; buna kesinlikle karşıyız.

Türk Hava Yollarının tabii ki ulusal ya da uluslararası düzlemde iyi hizmet vermesi için desteklenmesi gerekir ama özel sektörün ortak olduğu bir müesseseyi bu şekilde vergiden muaf tutarsanız, o zaman, toplumda adalet duygusunu ciddi düzeyde ortadan kaldırmış olursunuz çünkü siz, asgari ücretli emekçiden dahi vergiyi alıyorsunuz. Yani, ulaşım sektörüyle ilgili otobüs işletmecilerinden, taksici esnafından, dolmuşçulardan vergiyi alacaksınız ama Türk Hava Yollarının trilyonluk taşıt alımlarını vergiden muaf tutacaksınız; bunun kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur.

Zaten, aslında mevcut ekonomi politikalarınızın tamamı devletin, Hükûmetin bir elinin vatandaşın cebinde olmasıyla yürüyor. Bugün, ödediğimiz elektrik faturasından telefon faturasına kadar, marketten aldığımız domatese kadar, neredeyse ödediğimiz tüketim kalemlerinin yarısından fazlasını bu vergi kalemi oluşturuyor. Bunlarla ilgili bir düzenleme yapmıyorsunuz, Türk Hava Yollarını burada vergiden muaf tutacak şekilde bir düzenleme yapıyorsunuz. Bunun Hükûmet tarafından, Komisyon tarafından açıklanması gerekir ve bu maddenin mutlaka tasarıdan çekilmesi gerekir. Aksi takdirde, dediğim gibi, toplumdaki vicdani adalet duygusunu tamamen ortadan kaldırmış olursunuz.

Birkaç hususu da özellikle bu kanun tasarısıyla aynı günde görüşülmesiyle ilgili, Roboski katliamıyla ilgili vurgulamak istiyorum. Alt komisyon raporunun Roboski katliamının faillerini saklamaya çalıştığı, Roboski katliamıyla ilgili süreci muğlaklaştırmaya çalıştığı bir dönemde, bir günde kaçak petrolle ilgili, kaçak akaryakıtla ilgili kanun tasarısını buraya getirmeniz de gerçekten kelimelerle izah edilebilecek bir durum değildir. Yukarıda, bir bidon mazotu kendi okul harçlığı için getirmek için sınırı aşmaya çalışan, kendi ailesinin geçimini sağlamak için kendi canını ortaya koymak zorunda kalan Kürt köylülerinin, Kürt çocuklarının savaş uçakları tarafından paramparça edilmesinin gözden kaçırılmasıyla ilgili bir süreç yürütülüyor. Burada da siz, kaçak petrolle ilgili, kaçak akaryakıtla ilgili sözde cezalandırma işlemlerini yasalaştıran düzenlemeleri yapıyorsunuz. Bu, toplum vicdanında var olan yarayı ikinci kez kanatmaktır, son derece vahim bir durumdur.

Özellikle, biz, bugün AK PARTİ Grubundan da şunu beklerdik: İnsan Hakları Komisyonunda yer alan bütün milletvekillerinin vicdanlarının sesini dinleyerek alt komisyondan gelen raporu reddetmelerini beklerdik. Bütün Türkiye kamuoyunun, bütün dünya kamuoyunun beklentisi buydu ama maalesef, bu sınavdan da başarısız çıktınız.

Önümüzdeki süreç açısından da Roboski katliamını örtmeye çalışmanız, Roboski’de parçalanmış Kürt köylülerinin, Kürt çocuklarının hesabını sormamayla ilgili bir gayret içerisinde olmanız, maalesef, var olan kaygıları artırmıştır. Umarım, bir an önce bu yanlıştan döner, Roboski’yle ilgili de halkın, kamuoyunun vicdanını rahatlatacak bir süreç yürütürsünüz. Bununla ilgili, Meclisin “insan hakları” sıfatını taşıyan komisyonunun ortaya koymuş olduğu pratik de tarihte, bu suça ortak olacak şekilde, kara bir leke olarak anılacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3’üncü maddede verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu 3’üncü madde, tasarının en olumsuz maddelerinden birisidir değerli milletvekilleri. 1 Temmuz 2010 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, yolcu ve yük taşımacılığı faaliyetlerinde bulunan hava yolu şirketlerinin bu faaliyetlerinde kullanılmak üzere ithal edilen uçakları, motorları ve bunların aksam ve parçaları KDV ve ÖTV dâhil gümrük vergilerinden muaf tutulmaktadır.

Tabii, öncelikle, merak ettiğimiz soru: Kaç uçak alınacağı da kamuoyuna deklare edildi, 100’den fazla uçak alınacağı ifade edildi. Bunların fiyatları da bellidir. Acaba, ne kadar gümrük vergisinden ve vergilerden vazgeçmektedir Hükûmet? Bunu, burada, Sayın Bakan izah etmeli ve açıklamalıdır.

Bu konuyla ilgili olarak, tabii bir de parantez açmamız gerekiyor değerli arkadaşlar. Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri, on yıldır, üretimden yana, çiftçiden, işçiden, esnaftan yana hiçbir vergi muafiyet ve istisnasından yana olmadı, bütün dolaylı vergileri bindirdi. Defalarca ÖTV, KDV’yle ilgili, mazot, ilaç, gübre, tohumlarla ilgili verdiğimiz özel tüketim vergisi, KDV istisnalarına ilişkin bütün önergeleri ve kanun tekliflerini Hükûmet tereddütsüz reddetti ancak bu tür, birtakım ticari ve sermayeye yönelik, belli azınlık gruplara yönelik muafiyetleri ve teşvikleri gözü kapalı hiç tereddütsüz yapabiliyor. Gerçekten de bu durum, bu tutum kınanacak bir tutumdur değerli arkadaşlar.

Komisyonda iktidar kanadının ve Türk Hava Yolları yetkililerinin verdiği bilgilerden ve kamuoyuna yansıyan haberlerden, Türk Hava Yollarının on yıllığına Airbus ve Boeing marka uçak kiraladığı, bu sürenin dolmasının ardından uçakların iade edilmesi hâlinde Türk Hava Yollarının zarar edeceği, bu nedenle Türk Hava Yollarının bu uçakları satın alma yoluna gittiği, 2010 yılına kadar uçak alımlarında sıfır gümrük vergisi uygulandığı ancak 2010 yılından sonra bu markalardan biri için gümrük vergisi uygulanmaya başlandığı, ayrıca Türk Hava Yollarının uçak sayısının 227’den 370’e çıkarılmasının planlandığı öğrenilmiştir.

Bu açıklamalar, maalesef, bazı şüpheleri ve gerçekleri ortaya koymaktadır.  Birincisi, Türk Hava Yolları on yıllık uçak kiralamaları nedeniyle zarar etmiştir. Bu, açık seçik itiraf edilmektedir.

İkincisi, gümrük birliğine üye olmayan bir ülkedeki bir firma ile gümrük birliğine üye olan bir ülkedeki firma eşitlenmektedir. Bu durumda, gümrük birliğinin de bir anlamı kalmamaktadır. Şimdi, o konuya da tekrar geleceğiz.

Üçüncüsü, özel bir şirket niteliğinde olan Türk Hava Yollarına gümrük vergisinden muafiyet yani imtiyaz tanınarak ciddi miktarda bir bütçe gelirinden mahrum kalınmaktadır. Bu durum, aynı zamanda, özelleştirme mantığına da aykırıdır. Türk Hava Yolları neden özelleşti değerli arkadaşlar? Daha rasyonel çalışacak, kâr edecek.

Dördüncüsü, bu düzenlemeyle bir haksız rekabet ortadan kaldırılmamakta, bilakis haksız rekabete yol açılmaktadır.

“Dil ağrıyan dişe değer.” diye bir söz var. Ağrı, bu defa dişi değil tüm sağlığı tehdit etmektedir. Buna göre bu madde hükmünün ekonomik ve diplomatik boyutlarına da ayrıca temas etmemiz lazım ancak vaktimiz yeterli değil.

Geçtiğimiz günlerde, birkaç gün önce  Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan Gümrük Birliği Anlaşması’yla 1995’ten bu yana Türkiye'nin ciddi bir haksız rekabet ortamında bırakıldığını, böyle devam etmesi durumunda konunun masaya yatırılacağını söylemiştir.

Hükûmeti gümrük birliği meselesini masaya yatırmaya davet ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan kim konuşacak acaba?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Çelebi…

BAŞKAN – Sayın Çelebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, üç muhalefet partisinin bu 3’üncü maddenin kaldırılması konusundaki, bu vergi muafiyetinin kaldırılması konusundaki mutabakatına rağmen, bu konuda Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan görüşmelere rağmen, ısrarla, iktidar bir muafiyeti getiriyor ama esas muafiyet görmesi gereken insanlar muafiyet göremiyorlar.

Bugün, tam üç yüz üç gündür Türk Hava Yollarında işten atılan 305 kişi hâlen sokakta. Onların sorununa çözüm getirmek adına bir tek adım atılmıyor. 305 kişi üç yüz üç gündür kapının önünde duruyor, yargı kararlarına rağmen duruyor. Daha önce görüşüldü, Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu’yla buradaki çok değerli milletvekili arkadaşlarım, Grup Başkan Vekilimiz Akif Hamzaçebi, Mevlüt Aslanoğlu, Musa Çam, Aydın Ayaydın, ben, Erdoğan Toprak görüştük ve bu görüşmelerin sonucunda, yargıdan karar çıkması hâlinde derhâl bu arkadaşlara işbaşı yaptırılacağı söylendi. Yargı kararına rağmen, bilirkişinin 305 arkadaşımızın suçsuz olduğunu kanıtlamasına rağmen, hâlen ısrarla o 305 tane insan orada sürünüyor ve havaalanının kapısında soğukta, kışta, yazda bekletiliyor.

Şimdi, buradan uyarıyorum, Çalışma Bakanını da -demin buralardaydı- göreve çağırıyorum. Uyuşmazlık tutuldu hava iş kolunda ve HAVA-İŞ Sendikasıyla hava yolları şirketi arasında anlaşma sağlanamadı. Bir haftalık bir dilimi var, grev kararını HAVA-İŞ Sendikası asmak zorunda. Hava iş kolunda grev kararları asılınca, rezervasyonlarda ciddi anlamda sorunlar yaşanıyor ve ertelemeler başlıyor.

Türk Hava Yollarını düşünenler… Bu iptale ilk önce son vermek adına, bugün “Hiç uzlaşmaz.” denilen sendikanın gösterdiği duyarlılığı Türk Hava Yollarının göstermesini bir kez daha bu kürsüden ifade ediyorum. Bugün, o ilanı asabilirlerdi, asmadılar, Türk Hava Yolları zarar etmesin diye asmadılar ama bir çağrıda da bulundular: Bir haftalık süre sonunda grev ilanı asılacak, belki grev oylaması yapılacak, sonra da greve gidilecek. Şimdi, bakanların görevi bu süreçte uzlaştırıcı rol almasıdır, bu sürece katkı vermesidir. İlk önce, hava yolları şirketini düşünenler, hava yollarında bu anlamda emek vermiş, bu anlamda hava yollarının bu noktaya taşınmasına katkı veren o 305 kişinin sorununu çözsünler.

Bir diğer konu, değerli arkadaşlarım, bugün çok yaygınlaşan, DİSK’e bağlı GENEL-İŞ Sendikasında ve HAK-İŞ’e bağlı LİMAN-İŞ Sendikasında yapılan operasyondur. Buradan Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söylemek istiyorum ki biz, nereden ve kimden gelirse gelsin her türlü terörü, şiddeti reddediyoruz. Ama, bunlar gerekçe yapılarak, DİSK’i hedefleyerek, “DİSK’e operasyon” diye Sabah gazetesinin, Taraf gazetesinin attığı manşet… Bu operasyon DİSK’e karşıdır. Niye DİSK’e karşıdır? Çünkü, AKP’li değildir, AKP’ye yandaş değildir. Yandaş olanlar korunuyor, diğerleri susturuluyor. Böyle bir susturma operasyonudur. Kapılar kırıldı, kilitler tek tek kesildi ve  bir baskıyla, bir zulümle oradaki sendikalar arandı ve gerekçe şu: “Biz havadan gözlüyoruz, buralardan, bu semtlerden geçti bu vatandaşlar. Burada da onun için arama yapıyoruz.” gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) - …gerçek dışı bir gerekçeye dayanıyor. Onun için, bu baskılamaların kaldırılması adına, bu 305 kişinin sorununun çözülmesi adına iş yapılsın diyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki üç önergeyi oylarınıza sunuyorum ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var Sayın Başkan.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vardır efendim.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı görmüyorum burada.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, elektronik cihazla yapın.

BAŞKAN – Saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.16


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde verilen aynı mahiyetteki üç önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeleri yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik cihazla oylama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

Şimdi, tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 4'üncü maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 4458 sayılı kanunun 177 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "otuz gün içinde" ifadesinin "45 gün içinde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                         Mülkiye Birtane                               Nazmi Gür

                  Bingöl                                       Kars                                              Van

                Adil Kurt                               Özdal Üçer                                 Hasip Kaplan

                 Hakkâri                                      Van                                             Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Konuşacak olan kimse yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mahkemesinde iadesi tebliğ edilen malların bekleme süresine ilişkin 30 günlük bekleme süresinin uzatılması ortaya çıkabilecek mağduriyetler açısından önemlidir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 5 nci maddesinde yer alan “masraflar” ibaresinin “harcamalar” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Akif Hamzaçebi          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                        Ali Serindağ

                 İstanbul                                   İstanbul                                       Gaziantep

               Musa Çam                           Bülent Kuşoğlu                           Süleyman Çelebi

                    İzmir                                      Ankara                                         İstanbul

                                                            Mehmet Şeker

                                                                Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/746 esas numaralı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 5 nci maddesinde yer alan "aşağıdaki fıkra eklenmiştir" ibaresinin "aşağıdaki fıkralar eklenmiştir" olarak değiştirilmesini ve anılan maddeye "5. Bu Kanun kapsamında yapılacak tasfiye işlemlerinde 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri uygulanmaz ve buna ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir." fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Elitaş                            Oya Eronat                          Mehmet Doğan Kubat

                  Kayseri                                 Diyarbakır                                      İstanbul

              Hilmi Bilgin                         İsmail Kaşdemir                         Osman Aşkın Bak

                   Sivas                                    Çanakkale                                      İstanbul

                                                          Kemalettin Aydın

                                                              Gümüşhane

BAŞKAN – Komisyon bu önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri, genel kamu hizmetlerinin görülmesi ile ilgili olarak yürütülen alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işlerinde uygulanacak usul ve esasları belirlemiştir. 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümlerine göre tasfiyeye ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenmekte ve tasfiyelik hale gelmiş eşyanın tasfiyesi ihale veya perakende satış, tahsis ve imha suretiyle gerçekleştirilmektedir.

Gümrük Kanununa göre tasfiyelik hale gelmiş eşyanın satımında uygulanması gereken usul ve esasların mahiyeti, hazine kaynakları kullanılarak elde edilmiş eşyanın satışı olmadığından, hazine adına bir bedel ödenmeden tasfiye hükümlerinin uygulanması gereken eşyanın satışının farklı usulde olmasını mecburi kılmaktadır. Zira, Gümrük Kanununa göre tasfiye sadece ihale suretiyle satışı değil aynı zamanda tahsis ve imhayı da öngörmektedir. Devlet İhale Kanunu hükümleri gereğince, ihalenin en az 10 gün önceden Resmi Gazete ilanı, ihaleye çıkarılan bedelden aşağı bedelde satılmaması gibi hükümler tasfiye işlemlerinde gecikmelere hatta tasfiye yapılamamasına sebebiyet verebilmektedir. Bu nedenle, Gümrük Kanununa göre yapılan ihale ile satış suretiyle tasfiye işlemlerinin Devlet İhale Kanununun dışında tutulması gerekmektedir. Madde eklenen fıkra ile, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nca ihale yoluyla tasfiyesi yapılacak eşyanın tasfiye sürecinin hızlı ve etkin bir şekilde yapılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 5 nci maddesinde yer alan “masraflar” ibaresinin “harcamalar” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                   Bülent Kuşoğlu (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.              

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle Gümrük Kanunu’nun 180’inci maddesine bir fıkra eklenmektedir. Bu fıkrada bir değişiklik yapılmasıyla ilgili önergemiz nedeniyle huzurunuza gelmiş bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle belirteyim ki bu görüştüğümüz kanun tasarısı 91 madde, Plan ve Bütçe Komisyonundan çıktı. Biz, dün, 60 maddelik bir tasarıyı daha kabul ettik. Bu, bilmiyorum bu dönem kabul ettiğimiz kaçıncı torba kanun ama maalesef böyle yüzlerce maddeyi kabul etmiş durumdayız şu anda ve yine, yüzlerce kanuna ait çok önemli maddeler bunlar. Tabii, torba kanunlarla bunları sık sık değiştirmemiz kanunların bütünlüğünü bozuyor. Ne yaptığımız belli olmuyor, sadece bürokrasinin kölesi olmuş oluyoruz, bürokrasinin istediği kanunları maalesef yapıyoruz, kanunların bütünlüğünü de bozmuş oluyoruz.

Çok sık kanun değişikliği yapılması çok doğru değil arkadaşlar. Burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama organıdır, aynı zamanda denetim organıdır. Biz denetim yapmıyoruz -biliyorsunuz bu sene Sayıştay raporları da gelmedi- hemen hemen hiç denetim yapmıyoruz ama sürekli olarak kanun değişiklikleri yapıyoruz. Kanun değişiklikleri de sonuç olarak torba kanunlarla olduğu için -mesela, dün, Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul ettiğimiz 60 maddelik torba kanun, 23-24 ayrı kanunla ilgiliydi- bütünlüğü bozuluyor, amacından sapıyor, birçok sıkıntıya sebep oluyor.

Aslında, bunun şöyle bir şeyi var: Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun değişiklikleri rahatlıkla geçtiği için, bürokrasi sürekli olarak kendisini garantiye alabilmek için ya da bakanlar kendilerini garantiye alabilmek için kanun değişiklikleri öneriyorlar. Aslında yönetmelikle yapılabilecek bazı değişiklikleri, tebliğ ile düzenlenebilecek bazı değişiklikleri getirip getirip kanunla huzurumuza getiriyorlar, biz de bunları çok fazla tartışmadan -torba olduğu için- geçiriyoruz. Aslında, bu şekilde bir mantalite yanlıştır, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bunları kabul etmemesi lazım. Bu konuda daha dikkatli olunması lazım. Biz, sadece bürokrasiye yönetmelik yapan, onların değişikliklerini kabul eden bir yer hâline geldik maalesef.

Şimdi konumuza dönelim. Biraz önce bahsettim, bu Gümrük Kanunu’nun 180’inci maddesine bir fıkra ekliyoruz biraz önce kabul edilen önergeyle. Buna göre, gümrükte tasfiye edilen eşyanın 2886 sayılı Kanun’a göre kanun uygulanmadan tasfiyesinin yapılmasını getiriyoruz. Şimdi, değerli arkadaşlar, hatırladığım kadarıyla Gümrük Kanunu 1999’dan beri yürürlükte, 83’ten beri de Devlet İhale Kanunu yürürlükte yani yıllardan beri her iki kanun da var. Her iki kanun olmasına rağmen tasfiye işlemleri de rahatlıkla yürüyor. Eğer Sayın Bakan diyorsa ki: “Biz zaten Gümrük Kanunu’nu uygulamıyoruz. Zaten bildiğimiz gibi bunun ayrı bir yönetmeliği var. Gümrük Kanunu’na göre kendi bildiğimiz şekilde bunu yapıyoruz.” O zaman böyle bir değişikliğe gerek yok. “Hayır, böyle bir değişikliğe gerek var.” deniyorsa da otuz seneden beri bu kanun var, bu mevzuat var; bu mevzuata göre işlem yapılıyor, oluşturulmuş her şey, gayet iyi gidiyor, bir sorun yok.

Zaten torba kanunlar hazırlanırken Komisyona da gelmedi bu, şimdi birdenbire gelmesinin sebebini anlayabilmek mümkün değil. Yani, evet, hazır kanun çıkıyor, bunu da çıkaralım türünden yapılmış. Şimdi, bu, Komisyonda olsaydı sorardık: Yılda ne kadarlık tasfiye yapılıyor, ne kadarlık bu tür mal satılıyor, nedir? Sonuçta bunlar neye baliğ oluyor? Satılamayan var mı? Sorun var mı? Detayıyla araştırırdık, ondan sonra bu kanunu çıkarırdık ama şimdi burada birdenbire önümüze geldi. Bunu doğru dürüst konuşmadan, tartışmadan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) - … kabul etmiş olduk, büyük ihtimalle de yanlışlık yapmış olduk.

Daha dikkatli, daha güzel kanunları yapmamızı diliyorum.

Ben hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kuşoğlu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bir konuyu Hükûmetin ve Genel Kurulun bilgisine sunmak istiyorum.

Sayın Kuşoğlu açıkladı, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu maddeye ilişkin önergesi 1983 yılından bu yana Tasfiye İşletmeleri Genel Müdürlüğü yani TASİŞ tarafından tasfiye edilen eşyanın Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre tasfiye edilmesi öngörülürken, yürürlükteki kanun böyleyken önerge bu mevzuatı kaldırıyor “İhale Kanunu hükümlerine tabi olmasın.” diyor. Bu doğru değil efendim.

Değerli milletvekilleri, otuz yıldır bu şekilde uygulanan bir kanun var. Önergenin gerekçesinde diyor ki: “Bu eşya vatandaşın eşyasıdır, dolayısıyla İhale Kanunu’na tabi olmak zorunda değildir.” Tam tersine, vatandaşın eşyası olunca İhale Kanunu hükümlerini daha titizlikle uygulamak gerekir, daha rekabete açık bir ihale olmalı ki vatandaşın hukukunu devlet korusun. Bu takdirde, bu önerge kabul edilirse vatandaşın hukukunu yok sayacağız, idare istediği şekilde bunu tasfiye imkânına sahip olacak. Otuz yıldır TASİŞ bunu tasfiye ediyor. İmha edilmesi gereken eşya var ise yine otuz yıldır bunu da tasfiye ediyor. Bunların hiçbiri İhale Kanunu’nun dışladığı konular değil. Ona rağmen bu önergenin getirilmesinin ben mantığını anlamış değilim. Doğru bulmuyorum iktidar partisi önergesini.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; biliyorsunuz, akaryakıtın tasfiyesini özel olarak bu taslakla, bu maddeyle düzenliyoruz. Yani, kaçak akaryakıt öncelikle özel idarelere, mal müdürlüğüne, ihtiyacı olan kuruluşlara verilecek. Bir yerde fazla yakalama oldu, kamu kuruluşlarının ihtiyacı da yok, onların satışının da hızlandırılması amacıyla bu madde ilavesi yapıldı.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yapın açık ihale, satılsın Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Yoksa genel olarak, kaçak olarak el konulan veya terk edilmiş kaçak akaryakıt ürününün tasfiyesi kamu kuruluşlarının ihtiyacına tahsis edilmek suretiyle yapılacak.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama Sayın Bakan, önerge…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sadece akaryakıtı kapsamıyor, TASİŞ’teki tüm eşyayı kapsamına alıyor Sayın Bakanım. Yani, bir kez daha düşünün efendim, otuz yıldır sorunsuz yürüyen bir sistem var.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Yani, bu doğru, bu düzenleme doğru. Biz TASİŞ’in depolarında bulunan ürünlere bir de ardiye ücreti ödememeliyiz, kiralama ücreti ödememeliyiz ve ardiyelerimiz doluyor, bu süreçler fazla zaman alıyor, bunları kısaltmamız gerekir diye düşünüyoruz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, 2886’da ivedi ihale usulleri de vardır, bunlar kullanılabilirdi ama şimdi kanunsuz bir hâl aldı, kanuni dayanağı yok. İdare hem ihaleyi yapacak hem düzenlemeyi yapacak.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Hayır. Bakın, bu düzenleme konusunda Sayıştayın da görüşü var bunun olabileceği yönünde.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayıştay yasayı yapsın. Doğru değil ki bu.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Onlar da dikkate alınmak suretiyle bu önerge getirilmiş ve kabul edilmiştir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Daha önce kabul edilmiş olan önerge doğrultusunda 5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı yasa tasarısının 8. Maddesindeki “görevlendirme usullerini kıyas yoluyla uygulayarak devredebilir” ifadesinin “görevlendirme kıyas yoluyla uygulayarak bir kamu kurum ve kuruluşu ile kamu kuruluşu niteliği taşıyan diğer kurumlara devredilebilir” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                     İzzet Çetin                                   Kazım Kurt

                 İstanbul                                    Ankara                                        Eskişehir

       Aydın Ağan Ayaydın                     Müslim Sarı                                  Musa Çam

                 İstanbul                                   İstanbul                                           İzmir

                                                            Mehmet Şeker

                                                                Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 8 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                      Ahmet Duran Bulut                        Mustafa Kalaycı

                  Manisa                                   Balıkesir                                         Konya

                                     Mehmet Günal                           Mesut Dedeoğlu

                                          Antalya                                 Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon bu son okuttuğum önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, arkadaşlarımız burada bu maddenin makul gerekçeyle getirdikleri bir madde olduğunu söylediler ama bu işin biraz çivisi çıktı yani yap-işlet-devretle ilgili son beş yıla gitmeden, son iki üç yıl içerisinde bile 5-6 tane ayrı kurumla ilgili düzenleme yaptık. Dolayısıyla bu maddede yapılan şey: “Daha önce yapılan bazı işleri, süresi gelince devir işlemini yapmadan yeniden yap-işlet-devretle yapacağız.” dediler.

Şimdi, tabii, burada işin kime verildiği, değer kısmı, Sayın Bakana değer tespiti komisyonu, bilmem neyle ilgili bütün yetkilerin verilmesinin ötesinde yapısal bir sorun var. Değerli arkadaşlar, her bakanlık kendisi için ayrı bir yap-işlet-devret modeli uyguluyor. Sağlıkta geçtiğimiz haftalarda kabul ettiğimiz yap-kirala-devret var, şimdi gümrükle ilgili konuda veriyoruz ayrı bir özel yetki, millî eğitimle ilgili verdik, DSİ’yle ilgili verdik, bir de Kültür Bakanlığı çıktı başımıza, bu kanunun içinde bir de o var. Yani Yassıada’ya, Sivriada’ya… Ya, bu ne menem bir şeydir ben anlamadım bir iktisatçı olarak.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – O burada değil.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yok, yok geliyor, hepsi geliyor, onun için diyorum, arkadan hepsi geliyor.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Kültür Bakanlığı burada yok.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Geliyor, onun için söyleyeceğim de Sayın Demiröz, yanınızdaki Komisyon Başkanımız Planlama kökenli olduğu için oraya getireceğim lafı, onun için söyledim.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanım; burada ilgili Bakanımıza da -Sayın Başbakan Yardımcımız da burada- Sayın Babacan’a da… Gelecek olan şimdi bir kanun tasarımız daha var, orada da var. Hepsi burada, ekonominin koordinasyonundan sorumlu olduğu için…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Şehircilik Bakanı da burada.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ona bakmıyoruz, o inşaat bakanı, dolayısıyla o yapıyor. Alıyor ihaleleri, yapıyor.

Arkadaşlar, yap-işlet-devretle ilgili bir çerçeve kanun tasarısı taslağı var dedik -bakın, Türkiye’de bunun mevzuatı belli- 2007 yılından beri Devlet Planlama Teşkilatında -Allah rahmet eylesin- şimdi Kalkınma Bakanlığında bekliyor. Her birimiz gelip bu kanunlara böyle bir şey eklersek bunun takibi de zor, envanterini tutmak da zor, bunlar teknik konular. Belli bir maliyetin üzerinde olan ve kamuya yük getiren konularda yapılacak yatırımlar için bu model öngörülmüş. Gelin, bununla ilgili bir koordinasyon birimi olsun dedik, bu da Kalkınma Bakanlığında var zaten, Kamu Özel Ortaklığı Başkanlığı var. Şimdi, böyle uzmanlık gerektiren bir konuda herkes kafasına göre yetki alıyor. İşin amacının doğru olması başka bir şey, işin amacına uygun olarak yapılması başka bir şey yani yöntemlerde ve araçlarda sorunumuz var. Dolayısıyla bunu vesile edelim dedik. Her seferinde söylüyoruz ama olmuyor. Olması gereken şey -bu modeli biz eleştiririz, kabul ederiz, etmeyiz, o ayrı konu ama- bunu yaparken dört başı mamur bir  yap-işlet-devret, kamu-özel iş birliği modelinin genel çerçevesini çizip bir genel kanun çıkarmak lazım, yetkileri belirlemek lazım. Bunun dışındakileri ne yapacağız? Bakanlar Kuruluna yetki veriyorsunuz. Ne var? Yüksek Planlama Kurulu var mı? Var. Bu yetkileri onlar veriyor mu? Veriyor. Ayrıntılarıyla ilgili de oraya yetki verirsiniz, ilgili bakanlık gider Yüksek Planlama Kuruluna, oradan da Bakanlar Kuruluna gelir, yetkiyi alır, yaparsınız. “Yok, bunu kanuna yazalım.” Niye? “Yarın bir soruşturma olur, biz Yüce Divana gideriz.” diyorlar herhâlde. Ben anlamıyorum yani yargıyı da değiştirdiniz, hâlen daha korkuyorsunuz. Ne oluyor? Yani yönetmeliğe, yazmayacağımız maddeleri buraya yazıyoruz değerli arkadaşlar. Lütfen…

Kanun yapma işini ayağa düşürdük Sayın Bakanım. Yani, yönetmeliğe dahi yazmayacağımız her şeyi buraya yazar duruma geldik. Onun için, bu vesileyle -değerli bakanlarımız burada; icracı bakanımız da burada, koordinasyondan sorumlu Sayın Babacan da burada - gelin, bunu bir vesile edin. Rafta duran var Sayın Bakanım. Bakanlar Kurulunda arkadaşlara söyleyin -Sayın Cevdet Yılmaz size tasarıyı getirecektir- taslağı alın, tasarı hâline getirin bunların hepsini de tek bir çerçevede toplayalım, biz de nerede ne olduğunu bulalım. Eğer bunu yapmazsak bakın, yarın başkaları da gelecek. Şimdi, ben söylüyorum, arkadaşlar “Daha o gelmedi.” diyor. Biliyorum gelmedi ama sıraya girdi, basılacak, biraz önce muhalefet şerhimizi verdik. Yarın da Sayın Başkan sabah baskıya… Hatta elinde mi? Vedat Bey diyor ki: “Basıldı, elime geldi.” diyor galiba yani o da geliyor. Dolayısıyla bunu bir çerçeveye oturtmamız lazım hem kanun yapma tekniği açısından hem de önceliklerin belirlenmesi açısından. Bir de koordinatör kuruluş olması gerekiyor her bakanlığın üstünde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) - …Maliye Bakanlığıyla, Hazineyle koordinasyonu sağlayacak. Şu anda da zaten bu yapı Kalkınma Bakanlığında var.

Bu vesileyle tekrar bunu dikkatlerinize sunmak istedim. Bu işin çivisi çıktı ama bir yerinden döndürebilirsek ya da zararın neresinden dönersek kârdır diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı yasa tasarısının 8. Maddesindeki “görevlendirme usullerini kıyas yoluyla uygulayarak devredebilir” ifadesinin “görevlendirme kıyas yoluyla uygulayarak bir kamu kurum ve kuruluşu ile kamu kuruluşu niteliği taşıyan diğer kurumlara devredilebilir” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                             Mehmet Şeker (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Şeker, buyurunuz.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının 8’inci maddesi, yap-işlet-devret modeli uyarınca yaptırılarak işletme hakkı verilen gümrük kapılarının işletme süresi bittikten sonra otuz yılı geçmemek üzere tekrar uzatılmasını öngörmektedir. Sürelerin dolması hâlinde uzatılması demek süresiz olarak işletme hakkını vermek demektir yani “devret” kısmının ortadan kaldırılması demektir. Yani, yap-işlet-devret modeli yap-işlet hâline getirilmektedir. Gümrük kapılarının güvenliği açısından yapılacak değişikle yap-işlet-devret modelinde mutlaka bir kamu kurum veya kuruluşunun ortaklığı şartı getirilmelidir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye'nin en uzun sınırı, Suriye ile olan sınırımız maalesef çok sıkıntılı bir pozisyondadır. Bu kapılardan, sınırdan kimin, neyin gelip geçtiği belli değildir. Bu denetimsizlik, tehlikeli, sabıkalı, art niyetli kişilerin de elini kolunu sallayarak ülkemize girmelerine neden olmaktadır. Pek çok Suriyeli mülteci hakkında yangın çıkartma, yaralama, kaçakçılık, yalan beyanda bulunma, sahte belge kullanma, hırsızlık gibi suçlardan dava açılmıştır. Mahkemeler yargılama kararlarını mültecilere tebliğ edemediği için sanıklar Resmî Gazete ilanıyla aranıyor. Suriyelilerin işlediği suçlar Yayladağı Sulh Ceza Mahkemesi ile Resmî Gazete arasında trafiği artırmış durumdadır.

Şu anda Suriye tarafında sınır kapıları muhaliflerin elindedir. Muhalifler, savaş sırasında, devlete ait, ele geçirdikleri malları paraya çevirmek için bu kaçak işlerini de bu kapılardan organize etmektedirler. Suriye tarafında gereken önlem alınmazsa kaçakçılık olaylarının da önüne geçmek mümkün gözükmemektedir.

Sayın Bakan, dün Genel Kurulda açıklama yaptınız, dediniz ki: “Güvenlik dolayısıyla Türk plakalı hiçbir araç Suriye’ye giriş yapamaz, Türk vatandaşı Suriye’ye giriş yapamaz.” O zaman, Sayın Bakanım, Esad güçlerine karşı savaşmak için Suriye’ye giderek Özgür Suriye Ordusuna katılan Rizeli Burak Yazıcı, Yalovalı Ahmet Zorlu ve kimlikleri gizli tutulan Bingöllü 5 gencin çatışmalarda hayatını kaybetmesi ve son olarak Sarai Sierra’nın katil zanlısı Laz Ziya’nın Suriye’ye geçişini bizlere ve kamuoyuna izah etmeniz gerekmektedir. Bakınız, Rizeli Burak Yazıcı’nın babası ne diyor: “Oğlum daha önce Suriye’ye pasaportsuz olarak gitti, dönüşünde yakalandı ve pasaportsuz geçtiği için kendisine ceza yazıldı. Üç ay önce oğlum geriye geldi ve beş gün kadar kaldı. Gitmemesi için yalvardım. Oğlum bana ‘Orada zulüm var, çocukları Suriye askerleri öldürüyor. Bunlara seyirci kalamam.’ diyerek yeniden gitti, yine pasaportu yoktu. Oğlum sınırdan nasıl geçti? Bu devletin sınırda askeri, polisi yok mu? Sınırlarımız yolgeçen hanı mı? Bu devlet bunun hesabını vermeli.”

Bir diğer konu da Türkiye ile Kuzey Irak arasında petrol sevkiyatı yapan şoförlerin geçiş onayıyla ilgilidir. Bu şoförlerimizden geçiş onayı için sabıka kaydı istenmektedir. Söz konusu şoför esnafının yüzde 98’inin herhangi bir sabıka kaydı olmamasına rağmen müracaatta bulunanların bir kısmına dört beş aydır geçiş onayı verilmemektedir. Söz konusu onayı alan şoförler ise gümrükten geçiş yapacakları sırada onaylarının iptal edileceğini öğrenmişlerdir. Sayın Bakanım, bunlarla ilgili 200 tane şoförün listesi var elimde, Gaziantepli ve Urfalı şoförün. Bunlardan sabıka kaydı isteniyor ve bu kayıtlarla geçerken de maalesef yine zorluk çıkartılıyor, tekrar tekrar isteniyor. Bununla ilgili mutlaka tedbir almanızı sizden rica ediyoruz.

Şoförlerin geçiş onayı için aylardır neden bekletildikleri ya da geçiş onaylarının neden iptal edildiği konusunda bir açıklama da yapılmamaktadır. Bu durum, geçimlerini nakliyecilik ve şoförlükle sağlayan bölge halkı için ciddi sıkıntı yaratmakta ve bir an önce çözümlenmesi gerekmektedir. Bu konuda gereğini yapacağınızı diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şeker.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                        Ahmet Duran Bulut

                  Manisa                                     Konya                                         Balıkesir

            Mehmet Günal                             Alim Işık                                Mesut Dedeoğlu

                  Antalya                                   Kütahya                                  Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurunuz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge için söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz bu maddenin tasarı metninden çıkartılmasını öngörmektedir. Sebebi şudur: Bu madde 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nda gümrük müşavir yardımcısı olabilecek kişileri tanımlamakta ve bu kişilerin arasından gümrük müşavirliği yapmaya hak kazananlarla ilgili hükümler içermektedir. Söz konusu değişiklikle, örneğin, gümrük müşavir yardımcısı olmak isteyen kişilerde aranan vasıflar arasında yer alan “Staj amacıyla bir gümrük müşavirinin yanında üç yıl çalışmış olmak.” şartını bir yıla indiriyor bu düzenleme. Dolayısıyla, bu hükmün aynen yerinde kalmasını, böylece üç yıl hükmünün korunmasını öngörüyoruz bunun çıkartılması teklifiyle.

Diğer taraftan, gümrük müşavirliği yapmaya hak kazanacak kişilerle ilgili 228’inci maddenin ilgili fıkrasında aynen şöyle diyor: “…belirtilen koşulları taşıyan ve üç yıl süreyle gümrük müşavir yardımcılığı yaparak, gümrük mevzuatı ve gümrüğe ilişkin iktisadi, ticari ve mali konuları kapsayan sınavda başarılı olan kişiler, gümrük müşavirliği yapmaya hak kazanır.” Buradaki üç yılı da iki yıla indiriyor tasarı. Dolayısıyla, zaten üç yıllık staj dönemini bir yıla indirerek iki yıl oradan kazandınız, buradaki üç yılı da iki yıla indirerek bir yıl da buradan kazanarak yetişmesi için öngörülen süreyi, ilgili kişiler için, üç yıl azaltıyorsunuz.

Şimdi, bir taraftan kaçakçılığın kol gezdiği, terör örgütünün kaçakçılıktan beslendiği ülkede siz yetişmesi gereken elemanların şartlarını da aşağıya çekerseniz bununla mücadele yapma şansınız yok. Dolayısıyla hem kişileri bir yıl önce şimdiye kadar uygulanan kurallar çerçevesinde gümrük müşaviri yapacaksınız hem de bunun yetişmesi için gerekli süreyi iki yıl azaltacaksınız, buradan da kalifiye eleman bekliyorsunuz ve gümrükteki kaçaklarla mücadele edecek elemanı  yetiştirmeyi düşünüyorsunuz.

Sayın Bakanım, bu olmaz dolayısıyla bu 9’uncu maddenin tasarı metninden çıkartılmasının yerinde bir değişiklik olacağını düşünüyoruz. Aksi takdirde, işi bilmeyen, alelacele, özellikle de son dönemde yapılan mülakat sınavlarıyla yeterli vasıfları taşımayan insanların gümrük müşaviri olduğu veya gümrük müşavir yardımcısı yapıldığı bir düzenlemeyle Türkiye kaybeder, biz kaybederiz. Bunun mutlaka  değiştirilmesi ve eski hâlinin korunmasının ülke açısından daha yararlı olacağını düşünüyoruz.

Bu vesileyle, özellikle terör örgütünün sigara, petrol ve diğer kaçakçılıklar başta olmak üzere hayalî ihracatla elde ettiği gelirlerin önlenmesine yönelik düzenlemeleri içermesi gereken  bu tasarı,  maalesef bu düzenlemelerden yoksun olan bir tasarı olup -dilim varmıyor ama söylemekten de geri kalamayacağım- yandaş ya da yakınlara yeni istihdam kapıları açmayı amaçlayan bu tür düzenlemelerle daha da hafifliyor. Onun için, personelle oynayan, yetişmiş personeli moral bozukluğuna itecek ve maalesef ihtiyacı olan kalifiye elemanı yetiştirmede eksik kalacak bu tür düzenlemelerin tasarıda yer almaması daha doğru olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle önergemize desteğinizi bekliyor, bu maddenin mutlaka tasarı metninden çıkartılması gerektiğini bir kez daha vurgulayarak hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde bir önerge vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“3. Bu kanuna göre verilecek cezalarda diğer kanunlarda yer alan ceza hükümleri uygulanmaz.”

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                            Mehmet Günal

                  Manisa                                     Konya                                          Antalya

           Mesut Dedeoğlu                   Ahmet Duran Bulut                          Lütfü Türkkan

           Kahramanmaraş                            Balıkesir                                        Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümrük Kanunu’nda ve Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda daha önceden görülen birtakım aksaklıkların telafisi yolunda hazırlanan bu yasada, 10’uncu maddede birtakım çekincelerimiz vardı. Bunu dün ben Sayın Bakanla ve bürokratlarıyla da görüştüm. 10’uncu maddede diyor ki: “İdari yaptırıma konu fiilin ceza uygulamasını gerektiren bir fiile ilişkin olması ve zamanaşımı daha uzun bulunan bu fiil nedeniyle ceza davası açılmış olmak kaydıyla, idari yaptırım kararları Türk Ceza Kanunundaki dava ve zamanaşımı süreleri içerisinde uygulanır.” Burada, birtakım çekincelerimizi bürokratlara anlattık. Bürokratlar da yaptıkları açıklamalarla bizi ikna ettiler. Dolayısıyla, verdiğimiz bu önergedeki talebimiz uygun görülmedi ama biz de bu talebimizin birtakım, zaman içerisinde çıkacak aksaklıklarla sonradan düzelebileceği hissiyatına kapıldık, kabul ettik.

Ben bugün bir başka konuya geçmek istiyorum. Ben bugün Sincan Cezaevine gittim. Sincan Cezaevinde İstanbul Milletvekilimiz Sayın Engin Alan’ı ziyaret ettim. İçeri girerken -ben Türkiye Cumhuriyeti’nin milletvekiliyim- başta ceketimi, daha sonra kemerimi, ayakkabılarımı çıkartıp… Sayın Bakanım, siz de eski avukatsınız, cezaevine çok girip çıktınız, bilirsiniz. Kemerimi, ayakkabılarımı, saatimi, hepsini çıkarttım. Ben bu ülkede 115 bin oy alıp buraya gelmiş milletvekiliyim. Cezaevine girerken bana devletim güven duymuyor, beni muz gibi soyuyor, ondan sonra içeri giriyorum. Parmak basıyorum, göz işareti yapıyorlar vesaire ondan sonra görüşüyorum. Bütün bunların hepsinin Adalet Bakanlığının yayımladığı genelgelerle yürürlükte olduğunu söylediler.

Ben, buradan merak ediyorum, İmralı’ya seferler başlattınız, feribot seferleri, önümüzdeki dönemde sizler de katılacak mısınız bilmiyorum, böyle bir niyetiniz var mı?

Oraya giden milletvekilleri… Bize reva görülen: “Bu kemerini çıkart, ayakkabını çıkart, yalın ayak gir.” Bir de ısrarla soruyorlar: “Üzerinizde SIM kart var mı?”

Yahu, ben milletin vekiliyim ya, ne demek SIM kart var mı? Eğer bu konuda şüphelenilecek birisi varsa BDP heyetine bakacaksınız. Onlar diyorlar ki: “Biz içeriye telefonla bile girdik, ne olacak ki ses dinleme cihazı da koyabilirdik. Biz hiç aranmadık.”

Peki, bizim günahımız ne? Bizim günahımız bu ülkenin bölünmesi yolunda karşı durmak mı? Türk olmak mı günahımız?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Türk olmak senin günahın!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Böyle bir şeye reva görülmek çok ağrıma gitti. Adalet Bakanlığının bu konudaki düzenlemeyi tekrar gözden geçirmesi lazım. Milletin vekilini muz gibi soyup cezaevine sokamazsınız. Böyle bir şey yok! İmralı’ya gideceksen elini kolunu sallayarak git, milletvekilini ziyarete gideceksen muz gibi soyun öyle git. Böyle bir şeyi zannediyorum sizler de reva görmezsiniz milletvekillerine. Zira siz de bu milletin seçilmiş vekillerisiniz. Böyle bir uygulama ağrıma gidiyor. Gittiğim adam da milletvekili üstelik.

Bu konuda gerekli düzenlemenin bir an önce Adalet Bakanlığı tarafından yapılmasını istiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yap-işlet-devretle yaptıralım!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bakın, bu işin çok espri yönünü görmüyorum ben ama reva görülen muameleyi çok insanlık dışı görüyorum, bulunduğumuz makama çok uygun olmadığını görüyorum.

Arkadaşlar, bakın, yarın öbür gün sizler de birilerini ziyarete gideceksiniz. “Ayakkabını çıkart, kemerini çıkart, saatini çıkart, üzerinde SIM kart var mı?” Böyle bir uygulama olur mu? Milletin vekiline içeriye suç işlemek üzere giren bir adam muamelesi yapıyorlar. Üstelik, biz cezaevlerini bilen adamız ya, oralardan geliyoruz yani çok yabancısı olduğumuz yerler de değil, nasıl girileceğini de biliriz, nasıl çıkılacağını da biliriz. Bir gün ola ki sizleri de ziyarete gelirken bunlarla karşılaşmak istemiyorum. Bu konuda şimdiden önlem almanızı rica ediyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkkan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 12. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) ve (c) bentleri ile 2. Fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan “gümrüklenmiş değer” ibarelerinin “gümrük vergileri” şeklinde değiştirilmesini ayrıca, 12. Maddenin 4. Fıkrasının ise, “birinci fıkranın (a) ve (c) bentlerinde belirtilen eşyaya el konularak, mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir ve eşya mahrecine iade veya yeniden ihraç yapılır.” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Aydın Ağan Ayaydın                          Müslim Sarı

                 İstanbul                                   İstanbul                                        İstanbul

               İzzet Çetin                              Kazım Kurt                                   Musa Çam

                  Ankara                                   Eskişehir                                          İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/746 esas numaralı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 12 nci maddesi ile değiştirilen 4458 sayılı Gümrük Kanununun 235 nci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Elitaş                   Mehmet Doğan Kubat                          Recep Özel

                  Kayseri                                   İstanbul                                         Isparta

           İsmail Kaşdemir                 Hacı Bayram Türkoğlu                       Sevim Savaşer

                Çanakkale                                   Hatay                                          İstanbul

                                                      Mihrimah Belma Satır

                                                                 İstanbul

“5. Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen ve transit rejim beyanında bulunulan serbest dolaşımda olmayan eşyanın, beyan edilenden belirgin bir şekilde farklı cinste eşya olduğunun tespiti halinde, farklı çıkan eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 12 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                            Mehmet Günal

                  Manisa                                     Konya                                          Antalya

           Necati Özensoy                    Ahmet Duran Bulut                        Mesut Dedeoğlu

                   Bursa                                    Balıkesir                                 Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon son okunan önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Son okunana katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 12’nci maddesiyle ilgili verdiğimiz önergeyle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarı, cezada adalet ilkesini ortadan kaldırmaktadır. Tasarı ile Gümrük Kanunu’na aktarılan fiillerin Gümrük Kanunu’ndaki diğer fiillerle birlikte ele alındığında cezada adalet ilkesini ortadan kaldırdığı ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu içindeki cezalar bakımından dengesizlik yaratacak bir cezalandırma mantığına gelindiği anlaşılmaktadır. Bu durum, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’ndaki kabahat fiillerini buradaki yaptırımlarıyla, bir başka deyişle gümrüklenmiş değerin katı olarak Gümrük Kanunu’na aktarılmasından kaynaklanmaktadır. Halbuki Gümrük Kanunu’nda yer alan kabahatler bakımından yaptırımlar, verginin katı şeklinde maktu bir usulsüzlük cezası şeklinde idi. “Gümrüklenmiş değer” kavramı, Gümrük Kanunu’nun mevcut durumunda cezalar gümrük vergilerinin katı şeklinde düzenlenmektedir yani bu, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’ndan olduğu gibi aktarıldığı için, yaptırımda böyle bir. sıkıntı meydana getiriyor. Tasarının 12’nci maddesi, gümrük alanı ve burada iş yapan dış ticaret erbabı ve gümrük müşavirleri için ciddi bir potansiyel tehlike arz etmektedir. Tasarının 12’nci maddesiyle Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3’üncü maddesinde yer alan kabahat fiillerinin bir kısmı Gümrük Kanunu’ndan aktarılmaktadır. Yalnız, bu aktarım yapılırken fiiller aynen aktarılmamış ve ifade tarzı da değiştirilmiştir. Tasarının 12’nci maddesinde kabahat fiilinin başına Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda olmayan şekilde aşağıdaki ifade eklenmiştir: “MADDE 235- 1. Serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutulan eşyaya ilişkin olarak, yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya teslimden sonra kontrol sonucunda;

Eşyanın ithali, lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olduğu halde uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi değilmiş veya belge alınmış gibi beyan edildiğinin tespit edilmesi halinde, eşyanın gümrük vergilerinin yanı sıra, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir.” Aynı fiile Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3’üncü maddesinin (11)’inci fıkrasında ise şu şekilde yer verilmektedir: “İthali, lisansa, şarta, izne, kısıntıya ve belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tâbi olan eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal eden kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı para cezası verilir.”

Görüleceği gibi, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda “ithal etmek” şeklinde ifade edilen fiil taslakta yani tasarıda -Gümrük Kanunu’nda- bu fiil “Yapılan beyan ile muayene ve denetleme tesliminden sonra kontrol sonucunda tespit edilmesi” şekline dönüştürülerek aktarılmıştır. Fiil Gümrük Kanunu’na aktarılırken yukarıda belirtilen eklemeyle birlikte yaptırımın uygulanması bakımından tespit yeterli olacaktır. Hâlbuki, ifade Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’ndan aynen alınsa “Kabahate teşebbüs cezalandırılmaz.” prensibi gereği gümrük idaresinin beyan aşamasındaki denetiminde kalan fiiller için ceza uygulanmayacaktır. Bu bakımdan kasıt unsuru da aranamayacağı için iş sahipleri ve onlar adına beyanda bulunan gümrük müşavirleri için Kanun’un 235’inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile yapılan ve yukarıda yer verilen düzenleme ileride telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açacaktır.

Gümrük Kanunu’nda Kabahatler Kanunu bakımından kast unsuru aranmıyor. Ayrıca, bahsi geçin fiil dâhil olmak üzere kabahatlerin kaçakçılıkla mücadele uygulanmasında işleyenler bakımından kast unsuru aranmamaktadır. Hâlbuki Gümrük Kanunu’ndan alınınca kast unsuru aranmayacak, sonucun ortaya çıkması yaptırım uygulaması için yeterli olacaktır. Uygulamada, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda kabahatler bakımından kast unsuru arandığı için davaların büyük ölçüde -yani yüzde 80 oranında- idare aleyhine sonuçlandığı görülmüştür. Yapılan tecrübelerle sabit olduğu üzere, gümrük idareleri de aynı eşya için gümrük tarife pozisyonları belirlemektedir. Zaman zaman, on binlerce kalem eşyanın gümrük tarife pozisyonlarında hatalar yapılabilmektedir. Bu türden istenmeyen taksirli hataların yapılması her zaman mümkündür. Dolayısıyla, böyle bir durum da hem beyanı yapan gümrük müşaviri hem de ithalatçı için ayrı ayrı yaptırıma konu olacaktır.

Bu maddeler bu anlamda sıkıntılı olduğundan dolayı bu maddenin kaldırılmasını talep ediyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özensoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/746 esas numaralı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 12 nci maddesi ile değiştirilen 4458 sayılı Gümrük Kanununun 235 nci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                             Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

“5. Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen ve transit rejim beyanında bulunulan serbest dolaşımda olmayan eşyanın, beyan edilenden belirgin bir şekilde farklı cinste eşya olduğunun tespiti halinde, farklı çıkan eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe: Türkiye Gümrük Bölgesi dışından getirilen eşya ya iç gümrüklere sevk edilmek ya da diğer sınır kapısından ülke dışına çıkarılmak amacıyla transit rejim beyanına tabi tutulmaktadır. Bu eşyaya ilişkin olarak yapılan beyanın kontrolünde, beyan edilen eşyadan belirgin şekilde farklılık tespiti halinde ihlalin idari yaptırım kararına konu edilmesi düzenlenmektedir. Bu yolla farklı çıkan eşyadan, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası alınması amacıyla söz konusu fıkra eklenmiştir.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 12. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) ve (c) bentleri ile 2. Fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan “gümrüklenmiş değer” ibarelerinin “gümrük vergileri” şeklinde değiştirilmesini ayrıca, 12. Maddenin 4. Fıkrasının ise, “birinci fıkranın (a) ve (c) bentlerinde belirtilen eşyaya el konularak, mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir ve eşya mahrecine iade veya yeniden ihraç yapılır.” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                           Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 437 sıra sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yasalaştırma süreci Anayasa’mızda ve Meclisimizin İçtüzüğü’nde yazılmıştır. Yasalaştırma süreci, demokrasinin kalitesini göstermektedir. Eğer demokrasimiz kaliteliyse yasalaştırma sürecimiz de kaliteli olacaktır. Şimdi, biraz evvel son derece önemli bir konuda yine bir ek madde ihdası gündeme getirildi. Ben dâhil buradaki birçok milletvekili hemen hemen hiç bilgilendirilmeden son derece önemli bir konuda bir ek madde ihdası yapıldı. Ek madde ihdası, gümrüklerden tasfiye edilmesi gereken malları satışının 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun kapsamının dışına çıkarılmasıydı. Değerli arkadaşlar, ne yazık ki bu kamu ihale sistemimizin dışarısına kaçırma ve bunu da gece yarıları korsan önergelerle yapmak bir alışkanlık hâline geldi. Bu, son derece tehlikelidir, son derece yanlıştır, son derece eksiktir.

Bakın, bizim kamu ihale sistemimizin iki ayağı var: Birinci ayak, devletin para harcamasını gerektiren yani bütçeden gider yapmamızı gerektiren ayaktır ki bu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’yla düzenlenmiştir. Diğer bir ayağı ise devlete gelir getirecek ayaktır, bu da 2886 sayılı Kanun’la, eski Devlet İhale Kanunu’yla düzenlenmiştir. Her iki kanunda ihalelerin nasıl yapılacağı, komisyonların nasıl kurulacağı, tekliflerin nasıl açılacağı, sözleşmelerin nasıl yapılacağı yasa koyucu tarafından belirtilmiş ve yasa koyucu ekonomik, etkin, verimli ve hukuka uygun bir ihale sistemi koymak amacıyla bunları koymuştur.

Şimdi, siz kamu ihale sisteminin dışına çıkardığınızda, bu, üç dört açıdan problem yaratır. Birincisi, anayasal bir problem yaratır çünkü artık, idarenin yaptığı işlemin yasal bir dayanağı yoktur, idarenin kanuniliği ilkesine aykırı bir durum ortaya çıkar. Daha yönetsel sorun ise “görevlerin ayrılığı” dediğimiz uluslararası bir yönetim ilkesinden çıkar. Aslında bu “görevlerin ayrılığı” ilkesinin biz parlamenterler “kuvvetler ayrılığı” ilkesi olarak bir başka modunu biliriz. Kuvvetler ayrılığı ilkesi nedir? Denge ve fren mekanizmasıdır yani aynı organın yasamayı yapmaması, aynı organın yargılamayı yapmaması, aynı organın yürütmeyi yapmaması. Bunun tek merkezde toplanmasının demokrasiye zarar vereceğidir. Bu, yönetimde de böyledir, herhangi bir şirkette de böyledir. Mesela, bir şirkette ödeme emrini imzalayanla ödemeyi yapanlar ayrı kişilere verilir. Bunun da amacı nedir? Tek kişide yetki toplanarak suistimallere izin vermemek.

Şimdi biz, 2886 sayılı Kanun’dan çıkardığımızda, bu yetki yönetmelik yaparak Bakanlığın eline geçmiş olacak. Şimdi, bu Bakanlık hem ihaleyi yapacak hem ihaleyle ilgili düzenlemeyi yapacak. Ben Sayın Bakan için söylemiyorum, düşünün ki kötü niyetli bir bakan -yaklaşık 1 milyar dolarlık bir akaryakıt yakalanmış- bunun satışı ihalesini yönetmeliğe göre yapıyor ve o sırada ihaleyle alakalı bir sorun çıkıyor ve sorunun da hukuki olması gerekiyor, yönetmeliğe istinaden bir maddeden yargılanacak. Yönetmeliği yapma yetkisi de sayın bakanda olduğu için ne olacak? O bakan kendisinin yargılanacağı belki yönetmeliği değiştirme şansına sahip olacak.

Şimdi, hızlı ihale yapmak istiyorsunuz ama hızlı yönetim, aynı zamanda hukuka uygun olmak zorunda. Yoksa bu hızlı yönetimin nereye gideceğini demokrasi kontrol edemez, halkımız kontrol edemez. Şimdi, bu, belki bu değişiklikler içerisinde masum görünen bir değişiklik ama bu ne zaman yapıldı? 4+4+4 Eğitim Yasası geçerken yapıldı. 4+4+4’te ne diyorduk biz -tahminlere göre çok fark ediyor- on yılda, 20 ile 75 milyar dolar arasında bir para harcanacak diyorduk. Peki bunun yasal dayanağı var mı? Tabletler alınacak, elektronik tahtalar alınacak. Bunun yasal dayanağı yok. Mesela, Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı geçti. Toplamda 400 milyar dolarlık bir ekonomik kıymet yaratacağı söyleniyor ama Sayın Bakan gece yarısı bir önerge getirdi, bütün ihaleleri pazarlık usulüne, ilansız pazarlık usulüne çevirdi, 21/B maddesine çevirdi.

Şimdi, her taraftan, şirketlerden bize şu şikâyetler geliyor. Şikâyet geliyor diyorum, haklıdır demiyorum. Diyorlar ki: “Efendim, pazarlık usulü ihaleler ne yazık ki satılıyor.” Doğrudur, yanlıştır ama böyle bir şikâyet geliyor bize ve biz zamanında uyardık, “Yapmayın arkadaşlar, bunu açık ihaleyle yapın, ilan edin, devletin en faydasına, halkın en faydasına budur.” dedik ama ne yazık ki kabul edilmedi.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğdu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Arayacağım efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 21.01

 


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Daha önce kabul edilmiş önerge doğrultusunda 12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                            Mehmet Günal

                  Manisa                                     Konya                                          Antalya

                                   Mesut Dedeoğlu                     Ahmet Duran Bulut

                                   Kahramanmaraş                              Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 437 sıra sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu torba yasada Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapılıyor. Hükûmet, tarım satış kooperatifleri ve birliklerine ilişkin yasayı, yeniden, IMF politikaları doğrultusunda düzenlemeyi planlamaktadır. Bu düzenleme ile sözde, tarım satış kooperatifi ve birliklerini güçlendirmeyi planlayan Hükûmet, bu kurumları yapı ve işleyiş bakımından daha da güçsüz bir duruma düşürecektir.

Tarım satış kooperatifleri ve birlikleri, üreticinin menfaatlerini korumak ve kalkınmayı desteklemek amacıyla kurulmuştur. Tarım satış kooperatifleri ve birlikleri, dar gelirli üreticileri desteklemek ve ekonomiye katkı sağlamak amacıyla üreticileri tek çatı altında toplamıştır. Kooperatif ve birlikler fiyat istikrarı sağlama ve üreticiye ait gelirleri değerlendirme konusunda da ülkemizde çok önemli hizmetler yapmıştır. 2000’li yıllara kadar tarım satış kooperatifleri ve birlikleri devlet destekleme alımlarında aracı olarak kullanılmıştır. Ayrıca, kooperatif ve birlikler için devlet müdahalesi getirilmiştir. Bu yapı, tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin üreticinin taleplerine cevap verme konusunda zorlanmalarına sebep olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi bu yasa Avrupa Birliği ve IMF politikaları kapsamında yeniden düzenlenmek istenmektedir. 4572 sayılı Yasa’da yapılması planlanan değişiklik, bir şirket türü olan kooperatifler ile tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin işleyişine aykırı bir şekilde hazırlanmıştır. Bu hâliyle, tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin yapısı dış müdahalelere ve istismara açık bir şekilde yer alacaktır.

Bu yasa tasarısıyla birlikte kooperatiflerin yönetimine Hükûmet tarafından açıkça müdahale edilmek istenilmektedir. Yapılacak olan bu siyasi müdahaleler hiç kimseye fayda sağlamaz, tam tersine, bu kurumlara ve üreticilere zarar verir.

Mevcut yasada yer alan ve büyük önem taşıyan “Başka bir kooperatif ya da birlikle birleşmeleri hâli dışında devredilemez.” hükmü de tasarıda korunamamış gibi görünmektedir.

Ana sözleşmede devir konusunda yer alacak düzenlemeler de Hükûmet tarafından hazırlanan tasarıda net bir şekilde ortaya konulamamıştır. Hazırlanan tasarıda, ortaklık payının devri konusunda belirsizlikler vardır.

Birlik ve kooperatiflerin sahip olduğu işletme tesislerine ilişkin mevcut düzenleme tamamen kaldırılmaktadır. Bu uygulama da birlik ve kooperatiflerin varlık amacına aykırı bir uygulamadır. Bu konuda yapılan çalışmalarda, devlet tarafından kooperatiflere ve üreticilere sağlanacak desteklerden ödün verilmemesi gerekmektedir.

Kooperatif ve birliklerin en önemli unsurlarından birisi olan etkin ve verimli yönetim yapısı hiçbir şekilde bozulmamalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin finansman ihtiyaçları da karşılanmalıdır. Kahramanmaraş ve bölgedeki kooperatif ve birlikler de bu konuyla ilgili çok büyük sıkıntılar içerisindedirler. Bunun için, finansman ihtiyacının temelinde yıllık bütçe yasası çerçevesinde faiz desteğinin sağlanması yerinde olacaktır.

Birlik ve kooperatiflerin bağımsız yapısına dikkat edilmeli ve ortakların en küçük hakları bile korunmalıdır.

Kooperatif ve birlikler, etkin bir şekilde çalışmaları konusunda mali yönden daha da güçlendirilmelidirler. Bu konuda tüm tarafların görüş ve önerileri alınarak bir çalışma yapılmalıdır.

Bütün bu yaşanan gelişmeler hem ülkemizin hem de milletimizin zaman kaybına neden olmaktadır.

Bu vesileyle, değişiklik önergemizin kabulünü diler, yüce Meclisi saygılarımla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dedeoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı yasa tasarısının 15’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

       Aydın Ağan Ayaydın                     Müslim Sarı                                  Musa Çam

                 İstanbul                                   İstanbul                                           İzmir

              Kazım Kurt                              İzzet Çetin                               Mustafa Moroğlu

                Eskişehir                                   Ankara                                           İzmir

                                                     Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Moroğlu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar) 

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15’inci maddeye ilişkin önergemizin Hükûmet ve Komisyonca kabul edilme isteğine rağmen, bu maddedeki gerekçelerimizi kısaca açıklamak istiyorum. Çünkü, bu maddenin tümüyle kaldırılmasını ve 238’inci maddenin aynen devam etmesini istiyoruz. Çünkü, gümrük kontrolü altındaki işleme rejimiyle geçici ithal rejime ilişkin hükümleri ihlal edenlere 238’inci maddede gümrük vergisinin 2 katına kadar ceza hükmediliyordu. Değişiklikle getirilen 15’inci maddeye ilişkin ise: Gümrükleme değerinin ithal rejimi altındaki işleme rejimine  ilişkin kanunları ihlal edenlere gümrük vergisi üzerinden 2 katı kadar ceza ödenirken, bu değişiklikle gümrükleme değeri üzerinden 2 katı kadar ceza öneriliyor ve bu, aynı maddenin diğer satırlarında yer alan hükümlerle de bir çelişki ifade ediyor. Onun için, diğer ihlallerde gümrük vergisi esas alınırken, gümrük kontrolü altındaki işleme rejimiyle geçici ithal rejiminin ihlaline gümrükleme değerinin esas almasını da doğru bulmuyoruz. Bu çelişkinin ortadan kaldırılması için 238’inci maddenin aynen  devam etmesini, bu nedenle 15’inci maddenin bu kanun tasarısından çıkarılmasını istiyoruz.

Yurttaşlarımızın sorunlarını her fırsatta dile getirmeye çalışıyoruz. Bu önergemize ilişkin görüşümüzü belirttikten sonra, arkadaşlarımız, bugün, burada, bu tasarının tümüne ilişkin, özellikle tarım satış birliklerine ilişkin yasanın getirdiği haksızlıkları ve bugüne kadar tarım satış kooperatifleri birliklerinin nefes alabilmesi için önemli olan iki konuda görüşlerini ilettiler.

Bugün, yine bir partimizin verdiği 2/B’yle ilgili araştırma önergesinde 2/B’yle ilgili yıllardır bekleyen sorunları tekrar anlatmaya çalıştık.

“Tarımsal destek için köylülerimizden, çiftçilerimizden mazottan ÖTV ve KDV almayın.” dediğimiz hâlde, bu kanunla Türk Hava Yollarının alacağı araçlardan ÖTV’yi ve KDV’yi almamak gibi bir tasarrufa yöneldiniz. Bunun yanında, köylülerimizin sorunları sadece bunlarla sınırlı değil. Ödemiş’in Mendegüme kümesini bilen milletvekili arkadaşlarımız var mı bilmiyorum. Mendegüme’nin açılımı şöyle: Beşi bir yerde. 5 tane köy bir arada, bir çanakta yaşıyorlar ve -belki İzmir milletvekili arkadaşlarımızın da çoğunun bilmediği- 1921 yılında yurdumuzu işgal eden işgalciler terk ederken 40 tane yurttaşımızı bu meydanda kurşuna dizerek bırakıp kaçıyorlar. Ama o meydanda, Hamamköy’ün meydanında 40 kişinin anıtı dikilmiş, isimleri yazılmış fakat bugün, o anıtın üzerinde sizin uyguladığınız tarım politikalarından ötürü kara bir bulut dolaşıyor ve köylüler kara kara düşünüyorlar. Bununla ilgili en büyük dertlendikleri konu, yıllardır -Bakanımızın da bilmesi gereken- ihraç edilen en iyi kestaneleri yetiştirdikleri ormanlar, ormanların içindeki araziler yani orman vasfını yitirerek kendilerinin dağ kestanelerine aşı yaparak… O düşman işgaline karşı savaşırken ölen atalarından kalma araziler hâlâ Orman Bölge Müdürlüğü uhdesinde ve bir de kira ödüyorlar. Bunlarla ilgili yasaları çıkarmak yerine, tıpkı 2/B konusunda olduğu gibi, köylünün yararına ÖTV’yi ve KDV’yi kaldıracak düzenlemeler yapmak yerine, hem kendinize fısıldanılan konularda hem de büyük şirketlere tasarruf sağlamak için yasalar çıkarıyorsunuz. Bunlarla ilgili düşüncelerimizi her zaman dile getireceğiz, ama Bakanımızın ve özellikle İzmirli milletvekillerinin Mendegüme’de yaşayan köylü yurttaşlarımızın sorunlarına eğilmekten neden çekindiklerini de bir türlü anlayamıyoruz, bunları da anlatmaya devam edeceğiz değerli arkadaşlarım.

Bir de buralarda kira ödemek zorunda bırakmaları da ayrı bir acı. Bugünlerde zeytin dalı olan köylülere, kestane ağacı olan köylülere, “O topraklar için bir de kira ödemeniz gerekiyor, dönümüne 100 lira, 150 lira kira ödemeniz gerekiyor.” diye yazılar gidiyor, sanırım bakanlarımız ve milletvekillerimiz bu konuyla da ilgilenirler, sadece büyüklerin, sadece tekellerin yasalarına hizmet etmezler.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı yasa tasarısının 16’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

“İhracat vergileri ödenmek suretiyle ihraç edilebilen eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın veya ihracat vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin Türkiye Gümrük Bölgesi’nden çıkaranlardan eşyanın ihracat vergilerinin yanı sıra bu vergilerin üç katı kadar idari para cezası alınır.”

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Aydın Ağan Ayaydın                          Müslim Sarı

                 İstanbul                                   İstanbul                                        İstanbul

               Musa Çam                              Kazım Kurt                                   İzzet Çetin

                    İzmir                                    Eskişehir                                        Ankara

                                                          Mustafa Moroğlu

                                                                    İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Moroğlu.

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu önergede bizim amacımızın özetini de kısaca anlattıktan sonra yine köylü yurttaşlarımızın çok ilginç bir sorununu anlatmaya devam edeceğim. Dilerim, İzmir milletvekili arkadaşlarım da özenle dinler ve bu soruna bir çare aramak için çaba harcarlar.

Birinci olarak, bu maddeyle ilgili düzenlemenin 240’ıncı maddeyle devam etmesini öneriyoruz çünkü daha önce çıkardığınız bir kanunla 239’uncu maddeden sonra gelen 240’ıncı madde yürürlükten kaldırılmıştı. Yine, bu düzenlemede de 239’uncu maddeye bir fıkra eklemek yerine 240’ıncı madde olarak devam etmesini önerdiğimiz gibi, ayrıca düzenlemenin amacı ihracat sırasında ödenmesi gereken vergileri tahsil etme amacına yönelik ise buradaki tanımlamanın da yine “gümrük vergileri” yerine “ihracat vergileri” olarak düzeltilmesini önermiştik ama ne yazık ki kabul ettiremiyoruz biz her türlü önergemizi. Çünkü, AKP’den gelen -AKP milletvekillerinden, AKP’li grup başkan vekillerinden gelen- her önerge, her yasa tasarısı hiçbir tartışmaya, hiçbir düşünmeye fırsat vermeden “evet” denilerek kabul ediliyor. Yasa tasarısı 64 madde olarak geliyor, komisyonda 94 madde oluyor, kabul ediyorsunuz. Meclise gelirken kulağınıza fısıldanan birtakım çıkarları gözeten önerileri çıkarmak için gelen önergeleri kabul ediyor, muhalefetten gelen ve teknik anlamda daha düzenli olması gereken konulara bile “ret” veriyorsunuz, çünkü düşünmüyorsunuz, çünkü dinlemiyorsunuz, çünkü tartışmıyorsunuz. “Allah bir.” diye bir önerge getirsek buraya ona da hiç düşünmeden, belki farkında olmadan karşı çıkacağınız gibi bir imaj doğuyor ve ister istemez aklımıza da sizlere şu soruyu sormak geliyor: Arkadaşlar, siz buğday dövücünün hınk deyicisi misiniz?

Şimdi, nedir bu buğday dövücünün hınk deyicisi, kısaca anlatayım ve köylülerimizin başına gelen derdi size anlatmaya çalışayım.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Biz biliyoruz, boşuna vaktini harcama.

SADIK BADAK (Antalya) – Ona “Kahve dövücünün hınk deyicisi.” derler.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Bilmeyenler vardır. Siz bilseniz, o buğday dövücünün hınk deyicisi olmaktan çıkarsınız.

Düğünlerde keşkek için buğday dövülür, dibek vardır, dibeğe buğday konur, iki adam karşılıklı tokmağı alır, onlar vurdukça etrafında toplananlar da “hınk” dermiş, başka yaptıkları bir iş yok. Evet, Türkiye’yi dibek yaptınız, halkı da buğday yaptınız, kestane yaptınız, tarım ürünlerinin dövüleceği yer yaptınız. Başbakan ile ortağı aldı tokmağı eline, onlar vuruyor, siz de “hınk” diyorsunuz. Bu “hınk” deyişinizin nelere mal olduğunu bir gün anlayacaksınız ama sanırım, o günden sonra da, yine sizin yaptığınız hataları tamir etmek alın teriyle çalışan işçilere, köylülere düşecek ve bu halka düşecek. Onların vebalini nasıl ödeyeceksiniz, onu da bilmiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, yine Mendegüme’de, Küçükören köyünde… Çünkü bu muhtarımız AKP milletvekillerine gitti, Orman Bölge Müdürlüğüne yazı yazdı, Bakanlığa yazdı ama hiçbirine olumlu cevap alamadı. Mart ayının başında Bayındır Bölge Müdürlüğü Küçükören köyüne bir yazı yazıyor, diyor ki: “Sizin sınırlarının içinde kalan 10 hektar bir araziye -ismini vermeyeceğim, ismi bende saklı- bir yurttaş ağaçlandırma yapmak istiyor, onu ona kiralayacağız.” 14 martta muhtarın eline geçiyor yazı ve 17 martta da muhtar “Biz buraya talibiz çünkü biz burada yıllarca tarım yapıyoruz, en iyi doğal kekikleri burada yetiştiriyoruz; 700 tane nüfusumuzdan 263 köylü buradan yararlanıyor” diyor. Ne olduysa ondan sonra oluyor, muhtar birden istifa ediyor ya da ettiriliyor. Nisan ayının 14’ünde Bayındır Bölge Müdürlüğü köye yazı yazıyor “Zamanında evrakları getirmediğiniz için -hâlbuki talep yazısı gitmiş, Bayındırlık Bölge Müdürlüğünün önünde- bu işlem hakkınız mahvoluyor, dosyanız işlemden  kaldırılıyor. Biz bu araziyi şu kişiye verdik.” deniliyor. Bunun üzerine… Eskiden olsa kamu görevlileri ne yapardı? Bakın, bütün kamu görevlilerine bu işleri bu iktidar öğretti. Benim babam da nüfus müdürüydü, koyardı eşeğin sırtına nüfus cüzdanlarını, “Köylü işinden kalmasın.” diye köylerde nüfus cüzdanı değiştirirdi. Bu devletin kamuyu düşünen devlet memurları böyle ahlakla çalışırdı. Eskiden olsa, alırdı telefonu “Ey muhtar, sen bu araziye talip oldun ama şu evrakın eksik, getir. Bir an önce bunu köylüye tahsis edelim.” derdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Bakanlığa yazdı, Bölge Müdürlüğüne yazdı, hepsinden aynı cevap geldi. Sanırım, bunu düzeltmek de bizim boynumuzun borcu, çabalamak bizim boynumuzun borcu ama düzeltmek sizin boynuzun borcu. Düzeltmezseniz de vebali sizin boynunuza. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bir yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Bildiğiniz üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir. Bu nedenle önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 18. Maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 19. maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 19- 4458 sayılı Gümrük kanununun ceza gerektiren fiillerine 5326 sayılı Kabahatler Kanununun idari para cezası hükümleri uygulanmaz."

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                     İzzet Çetin                                Aydın Ayaydın

                 İstanbul                                    Ankara                                         İstanbul

              Kazım Kurt                              Musa Çam                                   Müslim Sarı

                Eskişehir                                     İzmir                                          İstanbul

                                                              Gürkut Acar

                                                                  Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Madde 19 üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 19 uncu maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 1/6/2000 tarihli ve 4572 sayılı Kanunun taslak 1 inci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesindeki "...özerk, güçlü ve bağımsız bir mali yapıyla..." ibarelerinin cümleden çıkarılmasını ve aynı cümledeki "...sürdürülebilir..." kelimesinden sonra gelmek üzere, " , idari ve mali yönden bağımsız..." ibaresinin eklenmesini ve 4572 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                            Mehmet Günal

                  Manisa                                     Konya                                          Antalya

           Mesut Dedeoğlu                   Ahmet Duran Bulut                  Ahmet Kenan Tanrıkulu

           Kahramanmaraş                            Balıkesir                                          İzmir

"Bir Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinin çalışma bölgesinde aynı konuda faaliyet gösterecek başka bir Tarım Satış Kooperatifleri Birliği kurulamaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişikliklerle, gerek 4572 sayılı kanun, 1163 sayılı kooperatifler kanunu ve 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde kooperatif ve birliklerinin her yönüyle bağımsızlığın vurgulanması, anlam karmaşasının önlenmesi ve uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi ile kooperatifleşmede zayıf yapıların doğması ve mükerrerliğin önlenmesi yoluyla güçlü birliklerin oluşması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 19’uncu madde kabul edilmiştir.

20’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 20 nci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 1/6/2000 tarihli ve 4572 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının sonuna "Bu kanun hükümlerine göre kurulmuş olan kooperatifler ve birlikler, üreticilere verilen desteklerde aracı olarak kullanılabilir ve Devletçe kooperatiflere sağlanan destekler ile vadesi bir yılı aşmamak üzere faizsiz ürün alımı kredisinden yararlandırılırlar." ibaresinin eklenmesini; birinci fıkrasından sonra gelmek üzere "Kooperatif ve birlikler satın aldıkları ürünleri işleme ve pazar şartlarına göre değerlendirme faaliyetlerinin yetkili organlarının kararlarına göre örgütleyerek yürütürler." fıkrasının eklenmesi; ikinci fıkrasının son cümlesindeki "... tamamını veya" ibaresini takiben gelmek üzere "son üç yılda ortaklarca teslim edilen ürün ortalamasından ortak başına düşen miktarın dörtte birinden az olmamak üzere" ibaresinin ilave edilmesi; altıncı fıkrasının ilk kelimesinden sonra gelmek üzere "birlikler ve diğer ilgili paydaşların da görüşü alınarak" ibaresinin eklenmesini; 3 üncü maddeye son fıkra olarak aşağıdaki ilavenin yapılmasını arz ve teklif ederiz.

“Tarım Satış Kooperatifleri birliklerinin çalışma konusuna giren ve Ekonomi Bakanlığınca uygun görülen ürünlerin Borsa tescili veya ihracatı aşamasında, oranı Ekonomi Bakanlığınca belirlenecek miktarda fon kesintisi yapılması ve biriken fonun gerektiğinde ilgili birlik ya da birliklere kullandırılması hakkında dış ticaretten sorumlu bakanlık yetkilidir.”

             Erkan Akçay                              Alim Işık                                Mustafa Kalaycı

                  Manisa                                   Kütahya                                         Konya

            Mehmet Günal                       Mesut Dedeoğlu                        Ahmet Duran Bulut

                  Antalya                             Kahramanmaraş                                 Balıkesir

                                                     Ahmet Kenan Tanrıkulu

                                                                    İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra Sayılı “Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 20'nci maddesiyle yeniden düzenlenen 4572 sayılı kanunun 3'üncü maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“5488 sayılı Tarım Kanunu çerçevesinde tarım üreticilerine sağlanacak desteklerin Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri aracılığıyla sağlanmasına öncelik verilir ve gerektiğinde bu kuruluşlara, Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla tarımsal ürün piyasalarına müdahale görevi verilebilir. Bu durumda müdahale görevinin şekil ve esasları Bakanlar Kurulu kararında gösterilir.

Kooperatif ve Birliklerin ürün alım, muhafaza ve üretim girdilerinin finansmanına yönelik kredi ihtiyaçları, Bakanlar Kurulu Kararnamesinde öngörülecek esaslara göre ve Ziraat Bankası'nca uygulanmakta olan tarımsal kredi cari faiz oranlarından kredi konuları itibariyle belirlenecek nispetlerde indirim yapılmak suretiyle Hazine tarafından karşılanır.”

               Oğuz Oyan                             Müslim Sarı                                  Kazım Kurt

                    İzmir                                     İstanbul                                       Eskişehir

       Aydın Ağan Ayaydın            Ferit Mevlüt Aslanoğlu                          İzzet Çetin

                 İstanbul                                   İstanbul                                         Ankara

                                                               Musa Çam

                                                                    İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.              

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Oyan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

OĞUZ OYAN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, efendim, bu, biraz önce diğer önergede okundu. Hükûmet teklifinde bu maddenin (1)’inci fıkrasının sonundaki cümle şöyleydi: “Bu kanun hükümlerine göre kurulmuş olan kooperatif ve birlikler, üreticilere verilen desteklerde aracı olarak kullanılabilir ve devletçe kooperatiflere sağlanan desteklerden yararlanabilirler.”

Biz isterdik ki Bakanlık bu teklifinde ısrarlı olsun, hazinenin bu konudaki baskısı karşısında geri adım atmasın. Çünkü, sizin buradaki bu düzenlemenizi kurtaracak madde buydu ama bundan geri adım attınız, çok yazık! Benim, Komisyonda bu konuda verdiğim önergeyi, bunu daha da güçlendiren önergeyi reddettiniz. Burada benim önergem kanun teklifimden üretilen bir önergedir. Her yasama döneminde tarım satış kooperatifleri birlikleri için yasa teklifi verdim. Kanun teklifim ya görüşülmedi ya görüşüldü reddedildi, en sonunda işte Komisyonda görüşüldü ve reddedildi.

Bu kanun teklifiyle ne yapıyoruz? Biz Bakanlığa gene Bakanlar Kurulu üzerinden bir yetki vererek tarım satış kooperatifi birliklerine tarımsal ürün piyasasına müdahale görevi verebileceklerini düzenliyoruz ve burada da kredi ihtiyaçlarının Ziraat Bankasınca uygulanmakta olan tarımsal kredi cari faiz oranlarından kredi konuları itibarıyla belirlenecek nispetlerde indirim yapılmak suretiyle hazine tarafından karşılanmasını getiriyoruz.

Biraz önce Sayın Kâtip çok hızlı okudu onun için ben daha yavaş okuyarak anlaşılmasını sağlamaya çalışıyorum. Değerli arkadaşlarım tarım desteksiz olmaz. Dünyanın hiçbir tarafında desteksiz yürüyen bir tarım politikası yoktur, Amerika’da yoktur, Japonya’da yoktur, Avrupa’da yoktur. Biz kendi tarımımızı mahvetmek için uğraşıyoruz.

Bakın, tarım niçin desteksiz olmaz biliyor musunuz? Çünkü, ticaret hadleri tarım aleyhine değişir. İç ticaret hadlerine bakın Türkiye’de, iç ticaret hadleri yani tarımla tarım dışı ürünler, sanayi ürünleri arasındaki iç ticaret hadleri sürekli tarım aleyhine gelişir. Burada tarımı ayakta tutmak dolayısıyla gıda güvenliğini sağlamak için mutlaka tarıma destek vermelisiniz. Siz ne yapıyorsunuz? Tarımın en önemli girdisi olan mazottan aldığınız vergi, ÖTV’si, KDV’si tarıma sağladığınız toplam destek kadar. Yani, sadece mazot üzerinden, tarımın kullandığı mazot üzerinden geriye aldığınız vergi, tarıma verdiğiniz toplam destek miktarında. Diğer vergileri saymıyorum, gübresinde, tohumunda, ilacında vesairesinde yani tarım girdi fiyatlarında inanılmaz yükseliş, tarım girdilerinde inanılmaz vergi yükleri ve siz, dostlar alışverişte görsün, tarıma destek veriyormuş gibi gözüküyorsunuz. Bu doğru değildir, bu bir oyundur, bu bir gösteridir, bu bir şovdur. Yani, tarıma destek falan diye bir şey yok aslında Türkiye’de. Hâlbuki, siz, kendi Tarım Kanunu’nuzu 2006’da getirdiniz. O Tarım Kanunu’nda yüzde 1 dediniz, millî gelirin en az yüzde 1’i kadar tarıma destek veririz. E, hadi verin, niye vermiyorsunuz, yüzde yarımı niye aşmıyorsunuz? Yüzde yarımdasınız, diğer yüzde… Yani, üretici, sizden her yıl 5 milyar lira alacaklıdır Türkiye’de. 2006’dan bu yana yedi yıl, sekiz yıl hesaplayın, 7x5=35 milyar eder. Birliklerin ne kadar borcu var? Birliklerin 1 milyar 285 milyon borcu var. Kaynak mı? Buyurun size. Tarımın alacağı 35 milyar, siz birliklerin 1 milyarlık borcunu silemiyorsunuz değil mi, 1 milyarlık borcunu silemiyorsunuz. Doğrudan gelir desteği adı altında 13,5 milyar lira -geri dönüşsüz, anaparası geri dönüşsüz, faizi zaten yok- verdiniz, 13,5 milyarı verdiniz geri almadınız. Hadi, buyurun 1,3’ü silin anaparasıyla, faiziyle. Yok eliniz ermez, gidemezsiniz.

Değerli arkadaşlarım, Tarım Kanunu’nda fark ödemesi var, prim sistemini fark ödemesine bağlıyor. Yani bir ürünün maliyetiyle piyasa fiyatları arasında o ürünü üreten aleyhine bir fark varsa yani piyasa fiyatları maliyetlerini karşılamıyorsa buna fark ödemesiyle… Avrupa bunu yıllarca uyguladı. Şimdi bize “Uygulamayın, doğrudan gelir desteği türü doğrudan destekler yapın.” diyorlar ama kendileri on yıllarca tarım politikalarını böyle yaptılar. Biz niye bunu kullanmayalım? Kanuna getirdiniz koydunuz; hadi uygulayın. Yok. Kanuna koyuyorsunuz ama uygulamaya eliniz varmıyor. Bu mudur tarım politikaları, bu mudur kooperatifçilik, bu mudur destek politikaları?

Değerli arkadaşlarım, bu arada size tekrar söyleyeyim: Kayısıbirlik, Taskobirlik gibi birliklerin 12 milyon lira bu sizin yaptığınız yeniden yapılandırmaya göre borcu kalıyor. Siz, burada, yönetimlerini, 6183 sayılı Amme Alacakları Kanunu üzerinden gidip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OĞUZ OYAN (Devamla) - …yönetim düzeyinde de sorumlu tutuyorsunuz. Bu, gerçekten “Hiçbir hizmet cezasız kalmaz.” anlayışıdır. Bu yanlıştır. Bunu mutlaka düzeltmeniz gerekir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Oyan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 20 nci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 1/6/2000 tarihli ve 4572 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının sonuna "Bu kanun hükümlerine göre kurulmuş olan kooperatifler ve birlikler, üreticilere verilen desteklerde aracı olarak kullanılabilir ve Devletçe kooperatiflere sağlanan destekler ile vadesi bir yılı aşmamak üzere faizsiz ürün alımı kredisinden yararlandırılırlar." ibaresinin eklenmesini; birinci fıkrasından sonra gelmek üzere "Kooperatif ve birlikler satın aldıkları ürünleri işleme ve pazar şartlarına göre değerlendirme faaliyetlerinin yetkili organlarının kararlarına göre örgütleyerek yürütürler." fıkrasının eklenmesi; ikinci fıkrasının son cümlesindeki "... tamamını veya " ibaresini takiben gelmek üzere "son üç yılda ortaklarca teslim edilen ürün ortalamasından ortak başına düşen miktarın dörtte birinden az olmamak üzere" ibaresinin ilave edilmesi; altıncı fıkrasının ilk kelimesinden sonra gelmek üzere "birlikler ve diğer ilgili paydaşların da görüşü alınarak" ibaresinin eklenmesini; 3 üncü maddeye son fıkra olarak aşağıdaki ilavenin yapılmasını arz ve teklif ederiz.

Tarım Satış Kooperatifleri birliklerinin çalışma konusuna giren ve Ekonomi Bakanlığınca uygun görülen ürünlerin Borsa tescili veya ihracatı aşamasında, oranı Ekonomi Bakanlığınca belirlenecek miktarda fon kesintisi yapılması ve biriken fonun gerektiğinde ilgili birlik ya da birliklere kullandırılması hakkında dış ticaretten sorumlu bakanlık yetkilidir."

                                                                                      Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklikle, uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi, kooperatif ve birliklerin ortaklarının ekonomik menfaatlerini zedeleyecek, bağımsızlıklarını olumsuz etkileyebilecek müdahalelerin önlenmesi, üreticilerin kooperatifleşmesinin teşvik edilmesi, kooperatif ortaklarının kooperatiflerini sahiplenmeleri ve güçlendirmeleri ve tip anasözleşmelerle ilgili yapılacak düzenlemelerde tarafların katılımı sağlanarak görüşlerinden yararlanılması amaçlanmaktadır.

Öte yandan bu kanuna göre kurulmuş kooperatiflerin ve birliklerin üreticilere verilen desteklerde aracı olmaları uygun olacaktır. Birliklerin destekleme işlevi görebilmeleri ve yeniden büyük borç yükü altına girmemeleri için ürün alımlarında Devlet kuruluşlarınca sağlanacak faizsiz kredi imkanlarının getirilmesi üreticinin desteklenmesi için gereklidir.

Üçüncü fıkraya yapılan ek fıkra hükmü ile uluslararası ticaret esasları da dikkate alınarak, tarımsal ürünler ve bunlardan üretilmiş ihraç ürünleri üzerinden alınacak bir fon ile, ekonominin geneline ve diğer sektörlerine yük getirmeden tarımsal faaliyetlerin teşviki ile tarım sektörü ve tarımsal ürün piyasasının dengelenmesi, ülkemizin tarımsal ürün dışsatımından elde edilecek gelirlerin en uygun seviyede tutulabilmesi hedeflenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 20’nci madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 21 inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 1/6/2000 tarihli ve 4572 sayılı Kanunun taslak 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki "...kişiler arasından..." ibaresinin "...olanlardan..." şeklinde değiştirilmesini; ikinci fıkranın ilk cümlesi çıkarılarak yerine aşağıdaki ibarenin ilave edilmesini arz ve teklif ederiz.

"Genel kurul toplantılarına katılma hakkı her ortak için saklı kalmak kaydıyla, ortakların seçme ve seçilme hakkını kullanabilmeleri için son üç yıllık ortalama ürün teslim miktarının en az, kooperatifin son üç yılda gerçekleşen ürün alım miktarının yıllık ortalamasından ortak başına düşen miktarı kadar olması gerekir. Genel kurul toplantısına çağrı, yaygın ilan yolları yanında ortakların yasal ikametgâhlarına yazılı olarak yapılır. Birliklerin genel kurullarını teşkil eden kooperatiflerin temsilci sayısı, nitelikleri, görev süreleri, seçilme esasları, kooperatif ve birlik yönetim kurulu üyelerinin sayısı ve bu üyelerde aranan şartlar örnek ana sözleşmede belirlenir."

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                        Ahmet Duran Bulut

                  Manisa                                     Konya                                         Balıkesir

           Mesut Dedeoğlu                       Mehmet Günal                          Kemalettin Yılmaz

           Kahramanmaraş                             Antalya                                  Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 21’inci maddesi için verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Üreten insanlar, ürettiğine el emeği, göz nuru, alın teri katan insanlar ortaya çıkardıkları malın değerine satılmasını hâliyle isterler. Bu çok doğal bir taleptir. Bu amaçla birlikler oluştururlar, kooperatiflere üye olurlar. Değerine satabilirlerse üretmeye devam ederler, para kazanırlarsa kooperatiflerine de birliklerine de sahip çıkarlar, takip ederler. Yönetimlerde görev almak isterler, yönetimlerini seçer, genel müdürünü de bulurlar. Dolayısıyla, ciddi bir rekabet olur ve rekabetten de kalite hasıl olur.

Takdir edersiniz, kimse zarar ettiği bir üretimde ısrar etmez, etmemektedir de. Maalesef, üretim gün geçtikçe azalmaktadır ülkemizde. Nasıl üretsinler ki sayın milletvekilleri? Takdir edersiniz ki üretimin en büyük girdisi enerjidir. Tarım ve hayvancılık sektöründe de üretimin en büyük girdisi mazottur, gübredir, ilaçtır, tohumdur, yemdir, sulamada kullanılan elektriktir. Elde edilen ürün ve girdi pariteleri arasındaki bozulan dengeler üretimimizi maalesef olumsuz etkilemektedir. İktidar, söz verdiği hâlde mazottaki ucuzluğu hâlâ sağlayamamıştır. Çiftçimiz deniz sektöründe olduğu gibi ucuz mazot alacağı günleri beklemektedir.

Çiftçimizin üretmesi, üretebilmesi için mutlaka ama mutlaka desteklenmesi lazımdır, Avrupa Birliğinde olduğu gibi, Amerika’da olduğu gibi veya tarımda ileri gitmiş tüm ülkelerde olduğu gibi çiftçinin desteklenmesi lazım ama adam gibi desteklenmesi lazım. Destekliyormuş gibi yapılırsa durum bugünkü gibi yürekler acısı bir hâl alır.

Gelin değerli milletvekilleri, hep beraber çiftçilerimizin belini büken mazottaki, gübredeki, ilaçtaki, yem ve tohumdaki ÖTV ve KDV’yi, fazla değil, ilelebet de değil, hiç olmazsa üç yıllığına kaldıralım, çiftçimiz rahat bir nefes alsın. Çiftçimizin, üreticimizin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarını ödeyebileceği şekilde, makul bir şekilde yeniden yapılandıralım, yoksa, Türkiye’de can çekişmekte olan tarım sektörü maalesef çökecek, hep beraber de altında kalacağız; ithal ete, süt tozuna, ithal samana hatta meyveye, sebzeye mahkûm olacağız.

İktidar maalesef, âdeta kaçakçılığa prim vermektedir, ödüllendirmektedir. “Sınır ticareti” adı altında tarım ürünleri ülkemize girmekte ancak İstanbul Bayrampaşa Pazarı’ndan tutun da Ankara’da veya diğer büyükşehirlerimizde pazarlanabilmektedir. Kayıt dışı ve kaçakçılıktan kimlerin istifade ettiklerini herkes biliyor, olan maalesef üreticimize, çiftçimize oluyor.

Bizden tekrar ama tekrar hatırlatması, görev iktidarın yani görev sizin, vebal sizlerin omuzlarınızda. Bizler bu kürsülerden bu konuları defalarca hatırlattık muhtelif vesilelerle, hatırlatmaya, ikaz etmeye Allah nasip ettiği müddetçe, sağlık verdiği müddetçe devam edeceğiz.

Sessiz çoğunluğun çığlığı olmak boynumuzun borcudur. Görev iktidarındır, bizden hatırlatması.

Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 21’inci madde kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

“T.B.M.M Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra Sayılı yasa tasarısının 22. maddesinin sonundaki ‘ilke ve esaslara uymak zorundadır’ ifadesinin ‘ilke ve esaslara uymak, uygulamak zorundadır.’

                              Ferit Mevlüt Aslanoğlu                          Gürkut Acar

                                          İstanbul                                        Antalya...”

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, önerge eksik oldu Sayın Başkanım: “Uymak ve uygulamak…” Atlama. O zaman cümleyi düşürdün, “ve”yi unuttun.

 “…22. maddesinin sonundaki ‘ilke ve esaslara uymak zorundadır’ ifadesinin ‘ilke ve esaslara uymak ve uygulamak zorundadır.’ şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

         Ali İhsan Köktürk                         İzzet Çetin                                  Turgut Dibek

               Zonguldak                                  Ankara                                       Kırklareli”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Gürkut Acar…

BAŞKAN – Sayın Acar, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 437 sıra sayılı torba kanunun 22’nci maddesiyle ilgili önergemiz üzerine söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu torba kanun uygulaması ve Hal Kanunu’yla ilgili düzenlemeler konusunda söylemek istediklerim var. Eğer bir iktidarda hukuk anlayışı yoksa işte böyle torbalarla düzenlemeler yapar; aklına geleni içine doldurur, vatandaşın önüne koyar. Burada neler var? Gümrük Kanunu, Kaçakçılık, Petrol, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Hal Yasası gibi, 12, 13 kanunda değişiklik var.

Değerli arkadaşlar, maalesef bunu bir alışkanlık hâline getirdi Adalet ve Kalkınma Partisi. Bu torba yasaların incelenmesi, birbirleriyle bağlantısı, hiçbir şey olmadan önümüze getiriliyor ve biz, burada her konusu ayrı bir uzmanlık gerektiren konuları bir torbanın içinde tartışıyoruz. Bunun hukuk yapma tekniğiyle hiçbir ilgisi olmadığı kanısındayım.

Şimdi, buraya 5957 sayılı kısaca Hal Yasası diyeceğimiz yasada değişiklik teklifi de eklenmiş. Bu kanunla ilgili benim de bir teklifim var. Arif Bulut arkadaşımızla birlikte biz de bir değişiklik istedik. Hal Yasası seçim bölgem olan Antalya’yı çok yakından ilgilendiren bir düzenlemedir. Ama Antalya milletvekillerinin teklifi görmezden geliniyor. AKP’lilerin teklifi buraya ekleniyor, bunu anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, kanunun bugünkü uygulamasında hal rüsumu şöyle paylaşılıyor: Hal rüsumunun yüzde 25’i üretici belediyelere, yüzde 75’i tüketenlere. Üretici belediyeler kim? İzmir, Antalya, Mersin gibi muhalefetin iş başında olduğu belediyeler. Tüketenler ise tabii ki Ankara ve İstanbul. Biz “Bu işin yükünü üretici halleri çeker. Bazen ürün hiç hale girmeden tüketime sunulur. O zaman tüketim noktasındaki belediye hiçbir emek harcamadan para kazanacak, bu adil değildir.” dedik ama Adalet ve Kalkınma Partisi o ismindeki “adalet”i asla gerçekleştirmedi ve bizi dinlemedi. Antalya’nın, Mersin’in, İzmir’in emeğiyle Ankara’da Melih Gökçek’i, İstanbul’da Kadir Topbaş’ı finanse etmeye hakkınız yok. Ayıptır, yanlıştır, Antalya’ya haksızlık etmeyin.” dedik ama dinletemedik. Biz bunu derken, üreticilerin hakkı kanunla korunsun derken Bakanlar Kurulunda olan yetki şimdi bu tasarıyla bakana veriliyor. Bakan bir yönetmelik çıkaracak, istediğini istediğine verecek. Böyle anlayış olmaz, böyle adalet olmaz. Kanunla hakkını alamayan üretici belediyeler bakanın yönetmeliğiyle hakkını hiç alamayacak, alamayacaktır. Ama üretici iller, emek veren iller, Antalya halkı bu haksızlığın hesabını mutlaka sizden soracaktır.

Değerli arkadaşlar, gümrük mevzuatına gelelim. Gümrük mevzuatı şu anda Türkiye’nin her yerinde uygulanabiliyor mu? Türkiye’nin Hatay’dan başlayan Güneydoğu sınırlarında gümrük mevzuatı geçerli midir, size soruyorum. Bu sorulara “evet” demek mümkün değildir.

Bakın, Suriye’de yaşanan çatışma nedeniyle Türkiye'nin destek ve koruma sağladığı insanlar, hatta silahlı insanlar ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye girip çıkıyorlar. Bunu anlamak mümkün değildir. Şimdi, Amerikan gazetesi New York Times diyor ki: “Ankara Esenboğa Havalimanı’nda Katar, Suudi Arabistan ve Ürdün askerî kargo uçaklarıyla silahlar taşınıyor. Bu işi CIA ile Türkiye organize ediyor.” Peki, bu CIA’in operasyonları gümrük mevzuatına tabi değil mi? Suriye’den silahla gelen giden insanlar gümrük mevzuatına tabi değil mi? Suriye sınırından nelerin girip nelerin girmediğinden haberiniz var mı?

Değerli arkadaşlarım, maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bunların hiçbirisinden haberi yok, Hükûmet de bu konuda hiçbir bilgi vermemektedir. Siz, Türkiye'nin güney sınırını yolgeçen hanına çevireceksiniz, vatandaşa ise “Bunun ithalatı yasak, şunun ithalatı izne tabidir.” diyeceksiniz, vatandaşın başında boza pişireceksiniz, önce gümrük vergisi, sonra bunun 4 katı ceza, bir de malına el koyacaksınız. Bunu makul görmek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, bu düşüncelerle önergemizin kabulünü istiyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

 Kabul edilen bu önerge doğrultusunda 22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra Sayılı yasa tasarısının 23. md sonundaki “üretim tesisi inşaatları” ifadesinin “tüm üretim tesisi inşaatları” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

              Kazım Kurt                              Musa Çam                                  Ali Serindağ

                Eskişehir                                     İzmir                                         Gaziantep

        Mehmet Ali Susam              Ramazan Kerim Özkan                           Sakine Öz

                    İzmir                                      Burdur                                          Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının 23 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                        Ahmet Duran Bulut

                  Manisa                                     Konya                                         Balıkesir

            Mehmet Günal                           Emin Çınar                               Mesut Dedeoğlu

                  Antalya                                 Kastamonu                               Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Çınar, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 437 sıra sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Tarım satış kooperatif ve birlikleri üreticinin menfaatini korumak amacıyla kurulmuşlardır. Üreticilerin bir çatı altında toplanması ve üreticiye destek olunması bu birliklerin en önemli gayelerindendir. Bu birlikler kendi kendilerini yöneten bağımsız kuruluşlardır, bu kuruluşlara müdahale edilmemelidir. Buralara müdahale edilme yollarının açılması, bunlarla alakalı düzenlemelerin yapılması çiftçimizin menfaatine değil zararına olacaktır. Yapılan değişikliklerle bu kuruluşlar üzerinde siyasi bir hâkimiyetin oluşturulmasının düşünüldüğünün endişesini taşımaktayız.

Tarım satış kooperatifleri kurulurken çiftçinin gübre, mazot, tohum ve makine gibi gereksinimlerini en uygun şekilde temin etmelerini sağlamak, çiftçimize uygun krediler sağlayarak üretimlerinin gelişmesi ve daha fazla kazanç elde etmelerine destek sağlamak amaçlanmıştır.

Seçim bölgem olan Kastamonu geçiminin büyük bir kısmını tarım ve hayvancılıktan temin eden illerimizdendir. Bölgedeki çiftçimiz için tarım satış kooperatiflerinin yaygın ve güçlü olması büyük önem taşımaktadır. 2000’li yıllara kadar ilimizde 50’ye yakın tarım satış kooperatifi faaliyet gösterirken bugün maalesef aktif kooperatif sayımız 19’a düşmüştür. Kooperatifi olmayan ilçe ve bölgedeki çiftçimiz tüccarın elinde ezilmektedir. Hükûmetin yapması gereken, bu kuruluşları daha da güçlendirmek ve yaygınlaştırmak olmalıdır, buralarda her türlü rantı uzak tutarak çiftçinin daha da güçlenmesini sağlamak olmalıdır.

Bir ülkenin ayakları üzerinde durabilmesi için tarımının güçlü olması gerekmektedir. Kendi kendine yetmeyen ülkeler dünyada hiçbir güç iddia edemezler. Maalesef, ülkemiz son on yılda bu konuda bir hayli gerilemiş ve tarım bitme noktasına getirilmiştir. 2002 yılında tarımsal büyüme yüzde 9,3 olan ülkemiz tarımsal büyüme oranı 2012 yılında yüzde 2,6’ya gerilemiştir. On yılda nüfusumuz yüzde 10’dan fazla artarken tarımdaki büyüme oranımız yüzde 1,5’larda kalmıştır. On yılda AKP’nin yaptığı en büyük iş, çiftçiyi borçlandırmak olmuştur. İktidara geldiğinizde çiftçimizin 530 milyon TL borcu varken 2012 yılında bu rakam 30 milyar TL’ye çıkmıştır.

Seçim bölgem olan Kastamonu’da 360 bin vatandaşımız yaşamaktadır. Şu anda icra takibine düşen dosya sayısı 50 binin üzerindedir. Maalesef, değerli milletvekilleri, bu, takipte olan dosya oranlarının büyük bir kısmını tarımla uğraşan çiftçilerimiz oluşturmaktadır.

2002 yılında Ziraat Bankasından çiftçilerimiz tarafından kullanılan kredi miktarı 2 milyon 745 bin TL iken 2012 yılında bu rakam 204 milyon 688 bin TL’ye ulaşmıştır. Neredeyse bütün çiftçimiz borç içerisine itilmiştir. Bir insan neden borç ihtiyacı hissetmektedir? Ya işini büyütecektir ya da artık kendi kendine yetmiyor demektir. Artık, tarımla uğraşan insanlarımız hayatlarını borçla idame ettirir bir konuma gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu, tarımla uğraşan çiftçilerimiz borcunu da, maalesef, kazancıyla değil, borcunu ödeyebilmek için ya tarlasını ya da traktörünü satmak durumuyla karşı karşıya kalmaktadır. Sadece kendi ilimde değil, tarımla uğraşan her bölgemizde durum bundan ibarettir. On yılda tarım bitmiş, çiftçimiz perişan edilmiştir. Çiftçimizin en önemli destekçilerinden olan tarım satış kooperatifleri desteklenmeli, çiftçilerimizin elinden tutma imkânları fazlalaştırılmalıdır. Aksi takdirde, Türkiye’de çiftçilikle uğraşan hiçbir vatandaşımız kalmayacaktır.

Vermiş olduğumuz bu değişiklik önergesine desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Çınar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 Sıra Sayılı yasa tasarısının 23. md sonundaki “üretim tesisi inşaatları” ifadesinin “tüm üretim tesisi inşaatları” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                                    Sakine Öz (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –  Sayın Sakine Öz…

BAŞKAN –  Sayın Öz, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 23’üncü maddesi üzerinde söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, önümüzdeki bu torba tasarının 19 ile 30’uncu maddeleri, Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun’da değişiklik öngörüyor. Düzenlemeye baktığımızda tasarının, tarımsal sorunları, kooperatiflerle birliklerin taleplerini köklü biçimde çözmek yerine etrafında dolandığını,  Dünya Bankası ve diğer uluslararası kuruluşların talepleri doğrultusunda Türkiye tarımının gerçek sorunlarına değil, küresel bürokratların masa başı düzenlemeleriyle ana çerçevesinin çizildiğini, birliklerin sürdürülebilir bir mali yapıya kavuşmalarındaki en büyük güçlük olan ürün alım  dönemlerindeki finansman sorunlarına odaklanmadığını görüyoruz. Bununla beraber devlet tarafından kooperatif ve birliklere devlet ya da kamu tüzel kişileri tarafından destek sağlanmasına dair çözümlerin tasarıda dikkate alınmadığını  kavrıyoruz. Hükûmetin bu tavrı, tarım satış kooperatif ve birliklerini adım adım etkisizleştirmeye dönüktür ve Anayasa’mızın kooperatifçiliğin geliştirilmesine dönük olarak devlete yüklediği sorumluluklarından kaçmak anlamına gelmektedir.

Tasarı, çok yanlış bir tercihle kooperatif ve birliklerin Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu’na borçlarının yapılandırılması taleplerine de yanıt vermemekte, uygun faizlerle kamu kredisi kullandırma olanaklarını tüketmektedir. Borçları kabaran birlik ve kooperatifler kredi finansmanını sağlayamamakta ve tamamlanmış faaliyetlerini yerine getiremez hâle gelmişlerdir.

Ülkemizde, tarım alanında önemli bir görev üstlenen daha düzenli ve etkin bir denetimin, birlik ve kooperatiflerin daha verimli çalışabilmesinin yolu elbette açılmalıdır. Tüm bu çalışmalar gerçek tarımsal sorunlarımızın çözümünü kolaylaştıracak bir anlayışı ortaya koymalıdır. Ülkemizde, tarımın temel sorunları olan destekleme primlerinin düşüklüğü, tarımsal girdi maliyetlerinin yüksekliği, ithal edilen ürünlerin gün geçtikçe artması, birlik ve kooperatif borçlarının tarımsal gerçekler doğrultusunda yapılandırılması ve nihayetinde Türkiye’nin birçok tarımsal ürününü ithal eder hâle dönüştürülmesi üzerinde çözümler aramak gerekirken bu yasa tasarısıyla tarımda etkinliği ve verimliliği sağlamaktan çok, bürokratik süreçleri pekiştirmeye ve denetim süreçlerini özel sektöre açarak yeni rant alanları yaratmaya zorlanmaktadır. Tasarı, denetim ve yönetim süreçlerini seçimle gelen organların dışına kademe kademe taşıyarak bağımsız kurumlara devretmektedir.

Sayın milletvekilleri, tasarının 23’üncü maddesi kooperatifçiliğin geliştirilmesine dönük olarak alınacak tedbirlere atıf yaparak kooperatif ve birliklere tanınan muafiyet ve istisnalara açıklık getirmiş gibi görünmekte ancak çok önemli bir hususu devre dışı bırakmaktadır. Kanunun istisna ve muafiyet getiren bu maddesi kendisiyle ilişkili ve kanundan önce yürürlüğe girmiş kanunları etkileyecek midir? Bu hüküm açık değildir. Farklı bir kanunda, kooperatif ve birlikleri etkileyebilecek bir husus bu kanunda açıkça belirtilmediği gibi uygulayıcılar tarafından da dikkate alınmayabilecektir.

Değerli milletvekilleri, Ege Bölgesi ve özellikle Manisa’da kuru üzüm üreticileri birlikleri ve kooperatiflerin mağduriyeti katlanırken dayattığınız bu torba yasa sektörün insanına derman olmayacaktır. Sultani tipi çekirdeksiz kuru üzüm kurutmalık ve sofralık olarak değerlendirilen temel bir ihracat kalemimizdir. Son dönemde izlenen yetersiz desteklemelere ve tanıtımlara dayalı tarım politikaları, geç açıklanan üzüm alım fiyatları ve yetersiz, denetimsiz depolamalar, çözüme kavuşturulmamış altyapı hizmetleri, üzüm üreticilerimizin ve ihracatçılarımızın sorunlarını artırmıştır. Geçmiş yıllarda üreticilerimizin yaşadığı bu gibi durumlarda kurtarıcısı TARİŞ olmaktaydı ama bugün itibarıyla devlet tarafından desteklenmeyen TARİŞ güçsüz durumda kalıp ortaklarına umut olmaktan uzaktır.

Bu yıl, birçok üzüm üreticimiz, TARİŞ Üzüm Kooperatifinin açıkladığı taban fiyatların oldukça altında olmasına karşın bağında kalmasın diye kilogramı 2,5 liranın altında çekirdeksiz kuru üzüm satmaya razı olmuş ancak bu düşük fiyattan dahi alıcı bulamamıştır. Bu fiyat sezon başında “Üzüm fiyatı 3,5 liranın altına düşürse getirin ben alacağım.” açıklamasında bulunan siyasetçilerimizi suskunlaştırmıştır. Konunun özüne inmeyen, sorunu büyüten bu tasarı, acaba bölgemin kuru üzümüne çare olacak mı? Ben hiç sanmıyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 23’üncü madde kabul edilmiştir.

Böylece birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 24 ila 47’nci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölümde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Kalaycı.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tasarıda akaryakıt, tütün mamulleri, alkollü içecekler ve benzeri mallarla ilgili kaçakçılıkla mücadelede etkinliği artırmak gerekçesiyle ilgili mevzuatta bazı düzenlemeler yapılmaktadır. Kaçakçılık, ülke ekonomisini tehdit eden ve önemli vergi kaybına neden olan suçlardan birisidir. Vergi gelirleri açısından büyük önem arz eden temel eşya ve ürünlerin kaçakçılığının yapılması, ülkemizin ekonomik yönden güç kaybetmesine sebep olmakta, kayıtlı istihdam alanlarının açılmasını engellemekte ve haksız rekabet nedeniyle yerli işletmelerin faaliyetlerine sekte vurmaktadır. Ülkemizde dolaylı vergilerin çok yüksek olması ve komşu ülkelerdeki siyasi istikrarsızlık, bu ülkelerden temin edilen her türlü kaçak emtianın ülkemize getirilmesini cazip hâle getirmektedir. Ülkemize giren kaçak emtiadaki yüksek kâr ve cezaların caydırıcı olmaması bu suçu âdeta teşvik etmektedir.

Ülkemizde kaçakçılık meselesi güvenlik, terör, sosyal, maliye, ekonomi ve kültür gibi alanlarla ilgili çok önemli bir konudur ancak kaçakçılıkla gerekli mücadele verilmemektedir. Yıllık 15 milyar dolara varan akaryakıt kaçakçılığı yapıldığı bizzat Sayın Başbakan tarafından açıklanmıştır. Sayın Başbakanın 13 Şubat 2007 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantısı ve 28 Şubat 2007 tarihli “Ulusa Sesleniş” konuşmalarında -aynen okuyorum- “Dış Ticaret Müsteşarlığı petrol ithal ettiğimiz 48 ülkeden kayıtları istedi. Bu ülkelerin 31’inden cevap geldi. Bu cevapların geldiği 31 ülke diyor ki: ‘Türkiye bizden son iki buçuk yıl içinde 28 milyar dolarlık petrol ithal etti.’ Buradaki kayıtlara göre ise bu 31 ülkeden aynı dönemde ithal edilen akaryakıt miktarı sadece 9,3 milyar dolar. Arada tam 18,7 milyar dolarlık bir fark var. ÖTV, KDV ve EPDK payını eklediğiniz zaman, bu fark 38 milyar dolar seviyesine çıkıyor ve henüz 17 ülkenin kayıtlarını almış değiliz, bunlar da geldiği zaman aradaki fark daha da büyüyecek. Bugün uygulamaya giren yeni yasamızla birlikte kaçakçılığı çok büyük oranda engellemiş, bu büyük yolsuzluk zeminini ortadan kaldırmış oluyoruz.” şeklinde çok net açıklamaları olmuştur.

Sayın Başbakan tarafından verilen bu bilgilere göre, ülkemize giren akaryakıtın üçte 2’si kaçaktır. İki buçuk yılda en az 38 milyar dolarlık yani yıllık en az 15 milyar dolarlık akaryakıt kaçakçılığı, devletin de yıllık yaklaşık 8 milyar dolar civarında vergi kaybı söz konusudur. Sayın Başbakanın açıklamasından bu yana geçen altı yılda acaba kaçakçılık çok büyük oranda engellenmiş midir? Bu büyük yolsuzluk zemini ortadan kaldırılmış mıdır? Hayır. Bu konuda Hükûmet olarak neler yapılmış, hangi tedbirler uygulamaya konulmuş, hangi sonuçlar alınmıştır, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuyu sürekli gündeme getirdik. En son bütçe görüşmeleri boyunca da Maliye Bakanına, İçişleri Bakanına, Ekonomi Bakanına, Gümrük ve Ticaret Bakanına ve Başbakan Yardımcısına sorduk ancak verilen bilgilerden bu kaçakçılığın engellenmesi konusunda bugüne kadar ortada kayda değer bir gelişme olmadığı anlaşılmıştır. Nitekim, Sayın Bakan tarafından bütçe görüşmelerinde verilen bilgilere göre kaçak akaryakıt yakalama miktarı 2010 yılında 32 bin ton, 2011 yılında 37 bin ton olmuştur. Sayın Bakan 2012’nin ilk sekiz aylık döneminde de 32 bin ton kaçak akaryakıtın yakalandığını, bunun da yaklaşık 91 milyon liralık vergi kaybının önlenmesi anlamına geldiğini ifade etmiştir. Halbuki Sayın Başbakan yıllık 8 milyar dolara varan vergi kaybına neden olan kaçakçılıktan bahsetmiş olup yakalanan miktar bunun yüzde 1’i bile değildir.

Bu denli yüksek miktarda akaryakıt ülkemize nasıl kaçak girebilmektedir? Kaçakçılık neden önlenememektedir? Bu konuda başarısızlığın nedenlerinin Hükûmet tarafından açıklanması ve milletimize hesap verilmesi gerekmektedir. Kaçakçılıkla mücadelede başarılı olunabilmesi için ciddi ve kararlı bir siyasi iradeye ihtiyaç bulunmaktadır. Ne yazık ki bunu AKP zihniyetinde bulmak mümkün değildir, gelinen süreç de bunu net bir şekilde göstermektedir. AKP yönetimindeki ülkemiz, maalesef kayıt dışılığın hâkim olduğu kaçakçıların, vurguncuların, sahtekârların, üçkâğıtçıların cirit attığı bir ülke görünümündedir.

Değerli milletvekilleri, bilinen bir gerçek var ki PKK terör örgütü bu kaçakçılık olayından ciddi pay almaktadır. İşin daha vahim tarafı PKK terör örgütünün gerek akaryakıt gerekse sigara kaçakçılığı yoluyla kaynak temin ettiğini bakanlar bilmekte ve hatta bu bilgiyi kamuoyuyla paylaşmaktadır. 8 Kasım 2007 tarihinde Gümrük Müsteşarlığı ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu arasında, akaryakıt kaçakçılığının önlenmesine ilişkin iş birliği imza töreninde, o tarihte gümrükten sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan Sayın Hayati Yazıcı “PKK terör örgütünün kullandığı araç gerecin parasını bir yerlerden temin ediyor. Onlar arasında akaryakıt kaçakçılığının da olduğu yönünde istihbarat bilgileri var." demiştir. Enerji Bakanı akaryakıt kaçakçılığının her türlü önleme rağmen devam ettiğini, bunun büyük çoğunluğunun da PKK tarafından gemilerle yapıldığını söylemiştir. Maliye Bakanı 27 Ekim 2011 tarihinde açıklanan Tütün ve Tütün Mamulleri Kaçakçılığıyla Mücadele Eylem Planı’nda sigara kaçakçılığının terör örgütüyle bağlantılı olduğunu ifade etmiştir. Son dört yılda 400 milyon paketin üzerinde kaçak sigara yakalanmıştır.

Kaçakçılık olayına sadece adli bir vaka olarak değil, teröre finans sağlayan bir olay olarak bakmak ve ona göre politika geliştirmek zorunludur. Terörle mücadele akılcı politikalar ile desteklenmez ve terörün finans kaynakları kurutulamazsa kalıcı sonuçlar alınamayacağı açıktır. Devlet kaçakçılıkla etkin bir mücadele yapmaya karar vermelidir. Bu yapılmalıdır ki PKK bu kaçakçılıktan beslenerek insanlarımızın canına kastetmesin. Kaçakçılığa göz yummak örgüte silah temin etmekle eş değerdir. Geç de olsa artık buna dur demek şarttır. Sınırdan yasa dışı olarak geçen her litre akaryakıtın, her paket sigaranın örgüte bir mermi sağladığı gerçeğinden hareketle bunun bir an önce durdurulması gerekmektedir.

Katırlarla ya da kamyon ve tır depolarında akaryakıt kaçakçılığı yapıldığı bilinmekle birlikte bu kaçakçılığın gemilerle, tankerle yapıldığı da ortadadır. Nitekim, Enerji Bakanı da bunu ifade etmiştir. Akaryakıtın, öncelikle, ülkemize girişi engellenmelidir, gümrük kapıları ve limanlar sıkı kontrol altında tutulmalıdır. Değilse, dağıtıcılar ve bayilerle ilgili ne kadar önlem alınırsa alınsın yurda kaçak girebilen akaryakıtın satışını önlemek zordur. Yurda girdikten sonra mutlaka kendine bir satış yolu bulur.

Sayın Bakana soruyorum: PKK terör örgütünün gelir kaynağı olduğu bilindiği hâlde, onlarca milyar dolarlık akaryakıt ve sigara kaçakçılığı neden engellenememektedir?

Buradan Sayın Başbakana da soruyorum: İddialı sözlerinize karşın, akaryakıt kaçakçılığını niye engelleyemediniz? Sürekli “Hortumları kestik.” diye sözler sarf etmenize karşın, PKK’ya giden bu hortumu neden kesmediniz? Aslında, bunun nedeni, AKP Hükûmetinin, PKK ve İmralı canisiyle yürüttüğü müzakere ve pazarlık trafiğinden ve etnik bölünmeyi amaçlayan kanlı terör örgütünün muhatap kabul edilmesinden, İmralı canisinin çözüm ortağı ve barış elçisi olarak gösterilmesinden anlaşılmaktadır. Bu açıdan, ağırlıklı olarak PKK’nın kontrolünde olan kaçakçılığın önlenmesi konusunda AKP Hükûmeti hiçbir umut vermemektedir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kalaycı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili İzzet Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Çetin.

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlarım; görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir klasik yasa tasarısıyla, torba kanunla yine karşı karşıyayız. Bu tasarının Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında epeyce üretildi, yirmiyi aşkın kanun tasarısında değişiklik öngörüyor. Tabii değişiklikler gerçekten son derece komik. Bize sunulan tasarının gerekçesine bakıldığında, biraz evvel Sayın Milliyetçi Hareket Partisinin sözcüsünün de söylediği gibi “Kaçakçılığın önlenmesi ve gümrüklerde ya da yasa dışı biçimde kaçakçılığa mahal olan konuların önlenmesi amaçlanmıştır.” gibi denilse de, bize orada “Yurt dışından, özellikle Çin’den veya Japonya’dan ithal edilen birtakım oyuncakların vesairenin engellenmesi ya da sağlığa uygun hâle getirilmesi amaçlandı.” denilse de bunların gerçek olmadığı çok açık, ayan beyan ortada.

Çok ibret vesikası olduğu için burada söyleyeceğim. Yukarıda, görüşmeler sırasında tasarının 63’üncü -şimdi zannediyorum 89’uncu- maddesinde Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda bir değişiklik yapılıyor ve 7-8 tane maddesi yürürlükten kaldırılıyor. Gerekçesi? Oyuncaklar sağlığa zararlı. İPad’ı olan varsa, bilgisayarı olan varsa aynı maddeye baksın. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 197’nci maddesi 1930 yılında çıkarılırken demiş ki: “Belediyeler beş yıl içerisinde ya mezbahane kurar ya da var olanları belirlenen koşullara göre ıslah eder.” Ya, bunun oyuncakla ne alakası var? Yani, ciddiyetten uzak, kaçakçılığı önlemekten uzak. Bir hafta sonra görüşülecek, belki, Petrol Kanunu’na ilişkin, Petrol Piyasası Kanunu onunla birlikte görüşülse daha iyi olması gerekirken şimdi burada görüşülüyor. Tabii biz de partiler olarak ya da milletvekilleri olarak burada figüranlık görevi yapıyoruz, yapmaya devam ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun 10 maddeden müteşekkil bir kanun. 7 maddesini değiştiriyoruz. Değiştirmeden murat edilen odur ki yasa demokratikleşsin, işleyiş mekanizmaları iyileşsin, kooperatifler güçlensin, yapısal sorunları ortadan kaldırılsın vesaire ama gelin görün ki tam tek tip bir tüzük dayatılıyor, demokratik işleyiş mekanizmaları tıkanıyor, neredeyse güdümlü hâle gelen bir kooperatifçilikle baş başa bir duruma doğru gidiyor.

Yine, 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik öngörülüyor ama bir geriye doğru baktığımızda, Sayın Başbakan, 25 Temmuz 2012’de katıldığı Kanal 24 programında, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun İstanbul’da Bilgi Üniversitesinin restoranında içki satılıyor diye bunun gereğinin yapılacağını söylüyor. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da “Devlet, artık tamamen sigara ve alkollü içecek üretiminden çıkmış durumda. Böyle bir kurumun da özelleştirmeler sonrasında durmasının bir anlamı yok.” diyor. Bu anlamda da Hükûmet olarak 19 Aralık 2012’de Meclise bir kanun tasarısı sevk ediliyor ve tütün ve alkol piyasasının düzenlenmesine ilişkin Kanun’da kapsamlı değişiklik öngörülürken, bunun burada, bu tasarıda güçlendirildiğine tanık oluyoruz.

Değerli arkadaşlar, yeri gelmişken söyleyeyim, gerçekten özellikle TEKEL’in günahı AKP milletvekillerinin ve hükûmetlerinin boynunda. Şöyle bir geriye doğru baktım, 1883 yılına kadar sigara ve alkollü içeceklerin tüm gelirleri 1883 yılında yabancıların eline, Düyunu Umumiye’ye geçmiş. 1923’te cumhuriyet kurulunca 1925 yılında sigara devletleştirilmiş, 1926’da içki devletleştirilmiş, 1946’da işin adı TEKEL olmuş ve 1969 yılında TEKEL Kanunu çıkmış. Kapatılıncaya kadar, sizin iktidarınız dönemine kadar 40 bin kişiye, işçiye iş vermiş, 600 bin üreticiye destek vermiş bir kurum, 1 milyar dolar içki bölümü, 1 milyar 720 milyon dolar da sigara bölümleri kurumlar vergisi öderken yok pahasına elden çıkartıldı, altın yumurtlayan tavuk kesildi döneminizde. Elin oğlu 292 milyon dolara aldı, 2006’da 810 milyon dolara devretti, ardından 2009’da 3,2 milyar dolara yeniden el değiştirdi. Bunun vebali sizin kaldırdığınız ellerinizin içinde.

Değerli arkadaşlar, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu da 30 maddeden müteşekkil, bunun da 14 maddesi değiştiriliyor. Yani düşünülmüş mü, iyi konuşulmuş mu, araştırılmış mı, bunlar meçhul. Sizler, biraz sonra yine oylarınızla  “hükûmet edenler incelemiştir, gerekli araştırmayı yapmıştır.” diyeceksiniz ve onaylayacaksınız, bundan hiç kuşku duymuyorum. Ama akaryakıt istasyonlarına ilişkin olarak söylenecek pek çok şey var. Avrupa’ya gidip bir ruhsat için başvuran işverene yerini sorduklarında hem mesafe tahdidi hem yoğunluk… Yani bunun öncelikle bir master planının olduğu ve yoğunluk olan bölgelere değil, diğer bölgelere yapılması gerektiği konusunda yol gösterirler ama biz de bir master planı bile yok. Bunlardan şunu hepimiz biliyoruz değerli arkadaşlar: Hepimiz seyahat ediyoruz. Giderken güzergâhta “ucuz petrol” diyoruz. Girdiğiniz zaman, hakikaten, petrol, mazot orada ucuz. Bu mazot nereden geliyor? Niye ucuz? Kaçakçılıktan. Bunu bilmiyor muyuz? Yani kaçakçılığın, Türkiye’de kayıt dışı ekonominin yüzde 40’larda olduğu, kaçakçılığın boyutu üzerinde uluslararası incelemelerde Türkiye’deki kaçakçılığın boyutunun aylık 5 milyar dolar seviyesinin üzerinde olduğu, bunun da çok açık söyleyeyim, sendika genel başkanı olduğum dönemde yaptırdığım bir araştırmada -aynen diyeyim yabancı bir araştırmacı olduğu için- Kürt gerillalar, güvenlik kuvvetleri ve  hükûmetlerin üst kademe yöneticileri arasında müthiş bir kavgaya ve ranta kaynaklık ettiği raporlarda mevcut. On bir yıldan bu yana iktidardasınız. Kaçakçılık konusu terörü besleyen ana konulardan biri. Terör, sadece alınacak siyasi önlemlerle engellenemez. Onu besleyen kaynakları kurutmadan engellemeye kalkarsanız, eş başbakan yaratırsınız. Onun da size getireceğini gelecekte görürsünüz.

Eğer terörü gerçekten önlemek istiyorsanız, öncelikle yapmanız gereken işlem –az evvel MHP sözcüsü arkadaş da dile getirdi- terörün kaynağını kurutabilmek için onun maddi kaynaklarını kesmektir.

Şimdi, ülkemiz öyle bir noktaya geldi ki sanki elinizden tutan var gibi, sanki bu ülkede illerde vali, ilçelerde kaymakam, emniyet müdürleri yokmuş gibi, maliye müfettişleri yokmuş gibi “denetimi etkinleştireceğiz diyorsunuz” Elinizden tutan mı vardı, on bir yıldan bu yana terör bu kadar tırmanırken o kaçak mazotu görmüyor muydunuz? O kaçakçılığın, sigarada, silahta, şunda bunda… Şimdi de hava yolu üzerinden bir başka uluslararası kaçakçılığa biz aracılık eden bir ülke konumuna getirildik döneminizde.

Değerli arkadaşlar, gerçekten bu kaçakçılıkla ilgili alınması gereken önlemler sağlıklıca tartışılmadı Plan ve Bütçe Komisyonunda, muhalefet partilerinin önerileri yeteri kadar dikkate alınmadı ama bütün vebal üzerinizde, yine de devam edeceksiniz. Bakınız, size, bir örnek vereceğim. Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Birliği Sözleşmesi Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edildi ve Dışişleri Komisyonunda görüşüldü, sıra sayısı aldı. 7 Ekim 2011 tarihinde gönderilmişti. Sıra sayısı da alındıktan sonra dün Hükûmetiniz tarafından bu tasarı birdenbire Meclisten geri çekildi. Şimdi ben hem bir milletvekili olarak hem de bu ülkenin yurttaşı olarak soruyorum: “Acaba bunun yasalaşması bir büyük para trafiğine engel mi görüldü de geri çekildi ya da terör örgütünün dışarıdan içeriye taşınması gereken kara, kirli paraları var da onun için mi geri çektiniz bu tasarıyı?” diye Hükûmete sormak istiyorum.

Eğer samimiyseniz, eğer gerçekten kayıt dışılığı önlemek, kaçakçılığı önlemek istiyorsanız demokrat olmanız, muhalefetin sesine kulak vermeniz ve onların da önerilerini dikkate almanız gerekir diyor, yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çetin.

Şahsı adına Kocaeli Milletvekili Haydar Akar.

Buyurunuz Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar) 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, Gümrük Kanunu’nu konuşuyoruz ama Gümrük Kanunu’nu görüşmeden önce, o konuşmaya geçmeden önce şahsım adına, kentimi ilgilendiren önemli bir problemden bahsetmek istiyorum. Daha sonra zaman kalırsa veya üçüncü bölümün başında Gümrük Kanunu’yla ilgili fikirlerimi de söyleyeceğim.

“Kentimi ilgilendiren problem” diyorum, evet, gerçekten de kentimi ilgilendiren, Kocaeli sanayi bölgesi. Sanayi bölgesi olduğundan çok sayıda özel şirkete ait fabrikalar bulunmakta. Bunlardan bir tanesi de Pakmaya, açık ve net ismini veriyorum. Bu Pakmaya şirketi yaş maya üretir ve Türkiye’de de tekeldir, Türkiye’de tekel olduğu gibi, aslında dünyada da tekeldir. Bu şirket, bildim bileli, çok uzun yıllardır asgari ücret veya biraz daha üzerinde bir seviyede ücretle işçi çalıştırır. Aslında sadece Türkiye’de İzmit’te değil, İzmir’de ve Düzce’de de fabrikaları vardır. Bu şirketin çalıştırdığı işçiler, yirmi yıldır, otuz yıldır çalışan insanlar 1.000 TL, 1.200 TL ya da asgari ücretle çalışan insanlardır. Zaman zaman bu şirkette işçiler örgütlenmek isterler. “Örgütlenmek isterler” dediğim, bir suç örgütü, terör örgütü kurmayacaklar; bir sendika kurmak isterler. Ne zaman sendika kurmak isterlerse bu işçiler, işçilerin bir kısmı işten atılır. On beş yıl önce de böyleydi, on yıl önce de böyle, bugün de aynı şeyler yapılmaktadır. Bugün İzmit müessesesinden 6 tane işçi sendika kurma çalışmalarına katıldığı için işten atılmıştır; Düzce’de 4 işçi, İzmir’de de 4 işçi işten atılmıştır.

Şimdi, sizlere soruyorum: 12 Eylül 2010’da “Herkes artık 1 sendika değil, 2 sendikaya üye olacak.” dediğiniz bir ortamda… Böyle demiştiniz değil mi referandumda? “Artık Türkiye’de insanların bir sendikal güvencesi olacak. İş yerlerinde onları koruyacak, kollayacak, sosyal haklarını savunacak, ücretlerini savunacak sendikal yapıya kavuşacaklar.” dediniz, bırakın bu dediğinizi, şu anda Türkiye’de 12 Eylül 1980’deki sendikalı sayısının beşte 1’i sayıda sendikalı çalışmakta ve her geçen gün de sendikalı sayısı erimektedir. Yani bırakın 2 sendikaya üye olmayı, 1 sendikaya üye olmaya çalıştıkları için insanlar işlerinden atılmaktadır.

Diyebilirsiniz ki: “Maliyetler yüksek, rekabet var.” Bu, gerçekten bir tekel ve yüzde 5 işçilik maliyeti var arkadaşlar. Avrupa standartları yüzde 18’le 23 arasında değişiyor, bu bahsettiğim sektörde yüzde 5 işçilik var ve bu işçiliğe karşı insanlar haklarını güvence altına almak için sendika kurmaya çalıştıklarında ne yapıyorlar? Kapı dışarı konuluyorlar ve burada övünerek İş Kanunu çıkarıyoruz. Ne diyoruz? “İşçilere bir anayasal hak olarak iş güvencesi hakkı getiriyoruz.” diyoruz, kocaman bir yalan.

Biraz evvel Çalışma Bakanı buradaydı. Kendisine durumu izah ettiğimde “Artık bunu sendikalı olmak için işverene bildirmek zorunda değiller.” diye bir ifade kullandı. “e-sendika’lı şeyini açtık.” dedi, “Artık İnternet  üzerinden sendikalı olabiliyorlar.” dedi. Bu, tamamen bir aldatmaca, böyle bir şey yok, e-sendika’ymış falan, yok.

Yalnız, rica ettim Çalışma Bakanına; bir müfettiş yollamasını rica ettim, yollayacağına söz verdi. Bugün yarın bekliyorum. En fazla önümüzdeki hafta salı günü kendisine soracağım: Bu müfettişi yollamış mı, yollamışsa neyi tespit etmiş, işçiler niye işten atılmış? Yani gerçekten istihdam fazlası var da  ondan mı atıldı, sendikal çalışma yapıyor diye mi atıldı?

Sevgili arkadaşlar, Türkiye'nin tüm kurumları üzerinde bir baskınız, müthiş bir baskınız var ve tek tek ele geçirdiniz; geçiremediğiniz kurumların başında da birkaç tane sendika kaldı. Bunlardan da biri DİSK. Aslında geçen gün GENEL-İŞ’e yapılmış olan baskın… Bugün arkadaşlarımızla beraber orayı ziyaret ettik, 48 tane kapının kırılarak girildiğini… Bunlar demir kapı falan değil arkadaşlar; normal, bir büroya girilen ya da tuvalete girilen kapılar. Bu kapıları, açık olan kapıyı bile kırmışlar. Diyor ki Sendika Başkanı: “Adreslerimiz belli, evlerimiz belli, orada nöbetçilerimiz var, gelip ‘tık tık’ vursaydılar kapıya, biz kapıyı açardık, aramalarını yaparlardı.”

Ha, şunu söylüyorlar: “AKP binasına lav silahını atan sendikalıymış, sendika başkanıymış.” E, doktor atsaydı bütün hastaneleri basacaktınız herhâlde ya da mühendis atsaydı çalıştığı kurumları basacaktınız ya da eğer bu bizim Bayındırlık Bakanlığında çalışmış olsaydı TOKİ'yi basacaktınız. Böyle bir anlayış olabilir mi arkadaşlar?

Sendikalar susturulmaya çalışılıyor, işçilerin emeklerinin karşılığının alınması engellenmeye çalışılıyor. E, bunları da becereceksiniz, ondan sonra buraya gelip, diyeceksiniz ki: “Biz iki tane sendikalı olma hakkı verdik işçilere ve istedikleri sendikaya da üye olabilirler.”

Bir bakıyor musunuz sendikalı işçi sayısına? Toplam çalışan işçi sayısı, Türkiye’deki sendikalı işçi sayısı yüzde 9. Dünyanın yüzdesel olarak en az oranlarından bir tanesi Türkiye’ye ait ve…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kapatalım gitsin(!)

HAYDAR AKAR (Devamla) – “Kapatalım gitsin.” diyorlar. Doğru, kapatın ve muradınıza erin diyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biz demiyoruz, sizinkiler…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Buyurun Sayın Demir.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, özellikle, sınırın, Suriye’yle ilgili sınırlarımızın yok olduğu bu günlerde gümrüğün ve oradan geçen insan, hayvan ve diğer uyuşturucu gibi maddelerin çok yoğun olduğu Akçakale’de bugün mülteci kampında yangın çıktığı, isyan olduğu, 2 kişinin öldüğü, birçok insanın yaralandığı ve Esad lehine anonslar olduğu için de insanların oradan tekrar sınır dışı edildiği söyleniyor. Doğru mudur, bu konuda bilgi verebilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demir.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Tabii, benim de bilgim çok sınırlı yani sizi gerçekten tatmin edecek bir bilgi vermem şu an itibarıyla söz konusu değil ama güvenlik önlemleri sadece olay vuku bulduğunda değil, önleyici niteliği taşımak üzere her zaman güvenlik önlemleri alınarak Türkiye'ye iltica etmiş olan Suriyeli vatandaşların can güvenliği korunmaktadır.

Tabiiki önemli bir hizmet bu. Yani 200 bine neredeyse yaklaşmış Türkiye'ye mülteci olarak sığınanlar. Dolayısıyla, onların hem ısınmak için, hem diğer ihtiyaçlarını gidermek için kullandıkları araç veya yakıt türleri itibarıyla maalesef bu tür yangınlar oluyor ama ifade ettiğiniz tarzla, bu yangın dolayısıyla, tekrar geriye doğru huruç eden var mı yok mu doğrusu bilemiyorum ama ilgili arkadaşlarımız bunu açıklar; sanırım ben de yarın bu bilgilere erişirim, sizinle paylaşırım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Buyurun Sayın Erdoğdu

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, geçenlerde basına bir haber yansıdı. Bu habere göre, Rekabet Yasası’nı ihlal ettiği gerekçesiyle bankalara verilecek olan cezanın makroekonomik dengeleri sarsacağı gerekçesiyle Hükûmet içinden bir bakanın devreye girmesi suretiyle bu cezanın azaltıldığına yönelik haberler çıktı. Böyle bir kaygı oldu mu? Rekabet Kurumu Başkanlığı tarafından yapılan incelemede önerilen ceza ile ortaya çıkan ceza arasında bir fark var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğdu.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Antalya’da esnafa, radyodan müzik dinlediği için fahiş cezalar kesiliyor. Kuaförlerde, bakkallarda, eczanede müzik dinlemek suç gibi görülüyor, polislerce baskınlar yapılıyor. Bunu anlamak mümkün değil. Telif hakları önemlidir, kimsenin hakkına tecavüz edilmemeli, herkesin hakkı korunmalı ama bunun bir yöntemi olur. Esnafın, organize suç örgütüne baskın yapılıyor gibi basılması anlaşılır değildir. Bu uygulama, Türkiye'nin her yerinde, köylerde, ilçelerde yapılıyor mu? Antalya dışında başka baskın yapılan yer var mı? Esnafa ne kadar ceza kesildi? Burada kimseyi mağdur etmeyecek bir çözüm, bir orta yol bulunacak mı? Hükûmetin uygulaması bu konuda nedir? Telif haklarıyla ilgili çok ciddi ağır baskılar var Sayın Bakan ve yaygın bir uygulama, esnaf canından bezmiş durumda. Bu konuda açıklama bekliyorum Hükûmet olarak sizden.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Çınar…

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Kastamonu’da AKP Milletvekilimiz Mustafa Gülşen Bey, geçenlerde basına yaptığı bir değerlendirmede, Kastamonu’ya serbest bölgenin yapımı için ciddi manada girişimleri olduğunu ifade etti. Bu konuda bölgemizde herhangi bir çalışma var mıdır? Bunun bilgisini sizden almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çınar.

Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, bu çimento fabrikalarına geçen sene de Rekabet Kurulu ceza kestiği hâlde şu anda yine aynı şekilde tekel oluşturmaya devam ediyorlar ve özellikle beton santrallerinde tekel oluşturdukları için de vatandaşa beton ödemelerinde çok büyük sıkıntılar yaratıyorlar.

Bu konuda yeniden bir çalışmanız olacak mı?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) -  Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğdu’nun sorduğu soruya şöyle cevap vermek istiyorum: Rekabet Kurumu, Türkiye’de ilk kurulmuş bağımsız üst kuruluşlardan bir tanesi ve gözlemim o ki -herhâlde siz de bu kanaattesiniz- bugüne kadar yaptığı uygulamalarıyla, gerçekten piyasada rekabet ortamını ortadan kaldırmaya dönük eylemleri çok adil bir şekilde, piyasa kurallarını yürütmek suretiyle gündemine almış ve bozucu eylemleri dolayısıyla taraflara yaptırımlar uygulamıştır.

Bankalara ilişkin şikâyet üzerine inceleme başlatmış, soruşturmaya dönüştürmüş ve nihai kararını da verdiğini açıklamıştır. Bu karar tabii idari bir işlem. Yani üst kurul da olsa idari işlem niteliğinde olması dolayısıyla, kararın muhatabı ya da öznesi durumunda olan bankaların, bu kararı elbette ki yargıya götürme hakları var. Götürür, götürmez, yani sonuçta kesinleşecek. Dolayısıyla, ben, bu şekilde nitelik taşıyan bir tasarruf üzerinde hukukçu kimliğimle daha fazla yorum yapmak istemiyorum ama şunu ifade edeyim sizin sorunuzda, Hükûmet içinden birinin veya birkaçının müdahil olduğuna ilişkin duyumlarınız olduğunu söylüyorsunuz. Yani duyum, ismi üzerinde duyum, yani veriye dayanmayan duyumlarla amel edilmez…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben söylemiyorum Sayın Bakan, basında haber çıktı.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – …ama ben hep şöyle bakmışım, Türkiye'de kamu erki içerisinde yani devletin yönetim şeması içerisinde, üst kurul olsun, Bakanlık olsun, başka bir birim olsun, bunlar işlemlerini yaparken, görev ve yetkilerini kullanırken olaya, Türkiye'ye bütüncül bir yaklaşımla bakarlar ve kararlarını ona göre oluştururlar. Yani Rekabet Kurumu da bu ülkenin bir kurumu, elbette ki ülkenin çıkarlarını, ekonomik performansını, bunun yansımalarını ve elbette ki rekabetin ekonomiye olan katkısını da dikkate almak suretiyle kararlarını oluşturur. Nitekim, yasasında, işte cirolarının yüzde 10’una kadar yaptırım uygulama yetkisi var, demek ki yasa koyucu da bu esnek alan oluşturmak amacıyla o sınırı bu kurula öngörmüş, vermiş. Dolayısıyla, kurulun yüzde 10’a kadar bir aralıkta yaptırım uygulamış olmasının çok fazla eleştirilecek bir tarafı olduğu kanısında değilim. Bu konuyla ilgili ifadelerim o.

Sayın Acar’ın, müzik dinleyene ceza veriliyor… Doğrusu, ben bunu anlamakta zorlanıyorum. Müzik dinleyene niye ceza veriliyor? Şayet belli saatlerden sonra yüksek frekansta bir dinleti…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Telif hakkı.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Tamam, ben anlayayım, bilmiyorum böyle bir konuyu. Müzik dinleyene niye ceza veriliyor?

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Ben anlatayım size.

Telif hakları kanununa göre berber dükkanında radyo dinleyen esnafa ceza yazılıyor Antalya’da.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Bu, orada büyük ihtimalle telife bağlı. Telif hakkı ödenmeksizin bir dinleti olmuş, bir şikâyet olmuş, yaptırım uygulanmış.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Bakan, çok yaygın.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Ya bakın arkadaşlar, fikrî ve sınai haklar son derece önemlidir yani fikrî ve sınai hakları koruyacaksınız ama o ölçeği niye düşünmüş, o örnek niye gelmiş, Türkiye’nin de bunları yaşamaması lazım diye düşünüyorum. Yani bunun üzerinde durulması gerekir. Yani bir berber dükkanı ama haklar önemlidir. Fikrî ve sınai haklar ölçeğinde baktığınız zaman, demek ki izinsiz olarak bir dinleti var, müdahale oradan kaynaklanmış.

Sayın Çınar’ın sorusu: Kastamonu’da serbest bölge... Biliyorsunuz serbest bölgelerin kurulması ve kurulmasına ilişkin düzenleme yapma yetkisi Ekonomi Bakanlığına ait yani serbest bölgeleri Ekonomi Bakanlığı belirler ve serbest bölgelerin bir düzeni var. Dolayısıyla, Ekonomi Bakanlığının görev alanına giren bu konuya ilişkin sizinle paylaşacağım bir bilgiye şu an itibarıyla sahip değilim.

Sayın Işık’ın çimento fabrikalarının tekel oluşturduğuna ilişkin buradaki değerlendirmesi; bu, zaman zaman bize de ulaşıyor. Bundan aşağı yukarı bir-bir buçuk yıl kadar önce, özellikle inşaat sektöründe hem çimento hem demir fiyatlarında bir yükselme vardı. Biz sektörle toplandık, konuştuk, bir iyileşme oldu ama çimento alanındaki bu yakınmanızı daha önce de bana iletilen yakınmalarla birleştirerek konu üzerinde tekrar çalışmamı yoğunlaştıracağım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, bir soru daha var.

Süremiz var daha henüz Sayın Bakan.

Sayın Erdoğdu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, biraz önce ben sorarken kendi duyumumu söylemedim, basında, üstelik önemli bir medyada yer alan haberi size sordum. Bu, benim iddiam değil, basında çıkmış bir haberdi. Bankalara verilecek cezanın 2,7 milyar liradan 1,1 milyar liraya bir bakanın şeyiyle düşürüldüğü. Ben bunu sordum. Ben bunu suçlamak için söylemedim; bir.

İkincisi: Bağımsız kurulların bağımsızlığından bahsettiniz. Bir kurulun başkanı iki dönem atanıyorsa bağımsızlık ortadan kalkar. Bu yasa geldiğinde söyledik ama bizi dinlemedi Hükûmet.

Bir diğer önemli konu var Sayın Bakan. Şimdi, ben Kamu İhale Kurulu kayıtlarına baktığımda, özelleştirme ihalelerine baktığımda Türkiye’deki kamu ihalelerinin 20 tane şirket arasında sürekli dönüp durduğunu görüyorum. Bu şirketler özelleştirmeleri, kamu ihalelerini, Devlet İhale Kanunu’na göre yapılan ihaleleri… İmtiyazlar, ruhsatlar hep bu şirketlerde. Kamu İhale Kurulu kayıtlarına göre, bu, rekabeti ortadan kaldıran bir durum olarak görünmektedir. Acaba, Rekabeti Koruma Kurumu Başkanlığı kamu ihalelerinde bu istatistikler üzerinden bakarak bir rekabet incelemesi başlatabilir mi? Bu konuda bir talimat verebilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğdu.

Buyurun.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, ben, Rekabet Kuruluna emir ve talimat vermem, veremem. Rekabet Kurumu ilişkili olduğu, yönetsel ilişkileri dolayısıyla, bütçesi dolayısıyla ilişkili olduğu bakandan talimat almaz. Bunu bilmemiz gerekiyor. Dolayısıyla, o konuda bir yakınmanız, bir şikâyetiniz varsa, bize ulaşmış birtakım veriler varsa, bunlar da inandırıcı ise bunu Rekabet Kurumuna iletirsiniz ya da bize iletirsiniz, biz Rekabet Kurumuna göndeririz “Bunu alın, bakın, değerlendirin…” “Soruşturma açın, inceleyin.” de demeyiz. Yani “Bu konuyla ilişkili dilekçe ektedir…” O kadar. Bizim gönderdiğimiz veyahut da yaptığımız değerlendirme bu.

Kendileri elbette ki gelirler bana, ben de zaman zaman giderim. Bu konuları, soruşturma konularını biz konuşmayız. Yani Kurumun varsa başka sorunları, eleman sorunları, kadro sorunları, bunları konuşuruz. Rekabet Kurumu cidden, gayet bağımsız, özerk bir yapı içerisinde konuları irdeler, müzakere eder, sonuçta karar verir, açıklar.

Bankalarla ilgili de tasarrufu böyle olmuştur. Onu kimisi az bulmuştur, kimisi çok bulmuştur ama takdiri bu. Demin de ifade ettiklerimin belki tekrarı olacak, ama o marj içerisinde yetkisini kullanmış. Kararı da irdelerseniz, o rekabet ortamını yoğun şekilde bozucu olanlara biraz daha fazla uygulamış, diğerlerine biraz daha düşük uygulamış. Demek ki elindeki veriler o. Nihayet o da kararını yazacak, açıklayacak, aleni hâle gelecek. O gerekçeli kararı okuduğumuzda daha sağlıklı bir değerlendirme yapma imkânına erişmiş olursunuz.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan hiç çıktınız mı bilmem ama ben çıktım birkaç kere ve oradan bizim tarafımızdan çıkan kamyonların Suriye içerisine girmeden doğal olarak oluşturulan ara bölgede taşıdığı malları boşalttığını ve oradaki binlerce mavi varilin içerisinden akaryakıtı alıp döndüğünü yani girip birkaç saat içerisinde Türkiye’ye tekrar giriş yaptığını gözümüzle gördük. Oradaki gümrük memurlarına “Niye buna göz yumuyorsunuz?” dediğimizde “Göz yummamız söylendi. “diyorlar. Bu konuda bilginiz var mı efendim?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Yakında mı gittiniz, özür dilerim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yani herhâlde bir altı ay olmuştur.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Bakın, yani bir defa “Cilvegözü Gümrük Kapısı’na gittiniz mi?” Yani gitmemişsem kusur. Birkaç defa gittim, haberli gittim, habersiz gittim, çok yakında da gittim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Şu anda hâlâ var efendim yalnız.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Yakında da gittim ama sizin söylediğiniz tarzda bir eyleme tanık olmadım, bugüne kadar da böyle bir eylemin vuku bulduğu tarafıma iletilmedi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Şu anda da var efendim.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Bir ara bölge var.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğal bir ara bölge oluşmuş. Katırlarla variller taşınıyor.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Hayır, hayır, doğal ara bölge… Bakın, Cilvegözü Gümrük Kapısı çok farklı bir yapıda. Bizim, hizmetleri, gümrük hizmetlerini yaptığımız üniteler ile Suriye sınır kapısı noktası arasında veyahut da gümrük hizmetlerinin yapıldığı ünite arasında 2.900 metre bir mesafe var. Buna “ara bölge” diyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Evet, o mesafe, evet.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Bunun 2.400 metresi Türkiye toprakları, 500 metresi Suriye toprakları. Şu anda da Suriyeli tüccarlarla Türk tüccarlar mal alım satımını o bölgede, ara bölgede gerçekleştiriyorlar. Bizim araçlarımız oraya kadar geliyor, ürünleri getiriyor; Suriye tırları boş olarak geliyor, satılan ürünler Suriye tırlarına aktarılıyor. Alışveriş bitiyor, onlar Suriye’ye gidiyor, Türk araçları da Türkiye’ye geliyor ama o bölgede, söylediğiniz tarzda, bidonlarla, muhtemeldir ki bu araçların ihtiyaçlarını gidermek üzere yapılan bir faaliyet olabilir ama hemen inceleteceğim. Yarın sorunuzu bilvesile tekrarlarsanız ne olduğuna ilişkin size bilgi aktarırım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, binlerce varil var, bir kontrol ettirirseniz siz de göreceksiniz efendim.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Tamam, Muhafaza Genel Müdürüm de burada, notu aldılar. Size yarın sağlıklı bilgiyi ileteceğim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan, süremiz doldu.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.56
ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

437 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

24’üncü madde üzerinde iki adet önerge var, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı yasa tasarısının 24. maddesinin birinci paragrafındaki “birliklerin görüşü de alınarak” ifadesinin “faaliyette olan birliklerin görüşü alınarak”  şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

              Kazım Kurt                              Musa Çam                                  Ali Serindağ

                Eskişehir                                     İzmir                                         Gaziantep

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                              Muharrem Işık

                    İzmir                                    Gaziantep                                      Erzincan

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

437 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                         Mülkiye Birtane                                Adil Kurt

                  Bingöl                                       Kars                                           Hakkâri

        Sırrı Süreyya Önder                     Hasip Kaplan                                 Özdal Üçer

                 İstanbul                                     Şırnak                                            Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT   KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.              

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mevcut durumda örnek Ana Sözleşme hazırlanması değişikliklerin belirlenmesi yetkisi bakanlar kurula aittir. Getirilen değişiklikle kabineye ait yetki bakanlığa devredilmektedir. Bakanlığı tek başına söz sahibi kılan bu değişikliğin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı yasa tasarısının 24. maddesinin birinci paragrafındaki “birliklerin görüşü de alınarak” ifadesinin “faaliyette olan birliklerin görüşü alınarak”  şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                                Mehmet Ali Susam (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.              

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Muharrem Işık...

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muharrem Işık, Erzincan Milletvekili.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum. 24’üncü madde üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine konuşacağım.

Tabii, burada, önce bir kooperatiflerin tanımını yapmak lazım. Birincisi, Uluslararası Kooperatif Birliği, kooperatifleri kişilerin karşılıklı yardımlaşma esasına dayanan girişimlerinin, üyelerinin ekonomik ve sosyal gelişimi için kullanıldığı örgütler olarak tanımlamakta. ILO ise kooperatifleri, kişilerin gönüllü olarak belirli ortak bir amacı gerçekleştirmek için oluşturdukları, gerekli sermayeye eşit koşullarda katıldıkları, üyelerin aktif girişimlerindeki kâr ve risklerin adil olarak paylaşıldığı demokratik denetimli örgütler olarak tanımlamaktadır.

Tabii, bizdeki kooperatifler ilk kurulduğu zamanlar bu amaçlara hizmet etmek için kurulmuştu ama maalesef, daha sonra gelen hükûmetlerce, özellikle son senelerde, bu iyice, tamamen baskı altına alınıp hiçbir iş göremeyen, kredi alamayan kurumlara dönüştürüldü. Hele bu son maddeyle, baktığımız zaman, tamamen, aynı sendikalar gibi buranın da Hükûmetin güdümüne girmesi için maddelerin geldiğini görüyoruz.

Tabii, burada benim ikinci ele aldığım konu birlikler. Tabii, birlikler deyince aklımıza gelen ilk konu sulama birlikleri. Sulama birlikleri, maalesef, son zamanlarda özellikle -hemen hemen her bakanımıza da soru sorduğumuz gibi- borç batağındalar. Buradan çıkarılmış olan yasayla birlikte, hiçbir önlem alınmadan, elektrik borçlarından dolayı çiftçilere “Ekmeyin.” diye yazılar yazıyorlar. Ben kendi bölgemden bahsedeyim. Erzincan’da örneğin bir sulama birliğimiz yazı yazarak diyor ki: “Bu sene yeşil ekmeyin çünkü elektrik borcunu ödeyemediğimiz için bu sene su veremeyebiliriz.” Tabii, iktidar yetkilileri gerekli toplantıları yapıyorlar ama yapılan bu toplantılarda bir sonuç alınmıyor. Burada tamamıyla yapılan şey, işte, çiftçiler ayaklanmasın, çiftçiler ses çıkarmasın diye uğraşmak.

Elimde icra dairesindeki belgeler var, özellikle çiftçilerin son zamanlarda artan sayıda gitmesi var. Bunlardan bir tanesine örnek vereyim borcundan dolayı icraya giden ve “Eğer yedi gün içinde beyanname vermezsen içeri gireceksin.” diye de yazılar gelmiş.

Tabii, Erzincan demişken, sulama birlikleriyle birlikte çiftçilerin durumu aynı. Diğerleri de nasıl oluyor? 2002 yılında 3.219 tane icra dairesinde takipte icra varmış, 2012’de 10.196’ya çıkmış, 2013’ün ilk üç ayında -25 Marta kadar olan sürede- 3.370 tane icra takibine düşmüş. Şu anda çiftçiler tabii perişan durumda, “Ekelim mi, ekmeyelim mi?” diye düşünüyorlar, “Nasıl ekelim?” diye düşünüyorlar. Tabii, burada, özellikle yetkililer çıktığı zaman, Tarım Bakanımız çıktığı zaman veya şeylerde ne kadar destekleme verildiğini anlatıyorlar. Biraz önce konuşurken bir sayın MHP’li milletvekilimiz, nereye, nasıl desteklerin verildiğini ifade etti.

Erzincan’dan gelen bir… Yine aynı icra şeyinden okumak istiyorum. İsmi Hayri Can. Vatandaşımız şöyle bir şey göndermiş… Tabii, icraya gitmek için kâğıt gönderilmiş, altına şöyle bir not düşmüş, diyor ki: “Ben, sulama birliğine 1.455  lira borçlandım. Gübreye 350  lira verdim, birinci sürümde 750 lira verdim, ikinci sürümde 750 lira verdim, su bekçisine 150 lira verdim, ilaçlamaya 150 lira verdim, toplam 3.605 lira verdim. Bu tarladan, icra gelen tarlaların ikisinden 3.800 kilogram arpa çıkardım, bunu 600 liradan sattım, 2.280 lira kazanç elde ettim. Giderim 3.605 lira, kazancım 2.280 lira, 430 lira da destekleme aldım, 895 lira zarardayım.”

Bunun gibi bir sürü önümüzde örnekler var. Bu elimde tuttuğum şeylerin çoğu -tabii, bunların hepsi gelmedi- icraya giden vatandaşlarımızın isimleri.

Biz, sulama birlikleri konusunda, bakanlarımıza bildirdiğimiz gibi Devlet Su İşlerini de aradık sorduk. Maalesef, diyorlar ki: “Biz bu fiyatlarda indirim yapmayacağız.” Tabii, fiyatları bildirirken de diyor ki: “Şu fiyatın altına da inemezsin.” Erzincan için demiş ki: “Şeker pancarında 113 lira alacaksın, hububatta 42 lira alacaksın, fasulyede 63 lira alacaksın, eğer taze fasulye ekerse 75 lira alacaksın, nohut ekerse 50 lira alacaksın, mısır ekerse 100 lira alacaksın. Bunun altına inemezsin, bunun üzerine de cezaları koyup bu cezalarla birlikte vatandaştan alacaksın.” Tabii, buradan çıkan sonuç, yasaları ne kadar yapsanız da siz, bu birlikleri ve kooperatifleri gerçekten işler hâle getirmek istiyorsanız önce yasaları düzeltmeniz lazım, su paralarını bu şekilde düşürmeniz lazım.

Sırası geldiği zaman, işte “Bolu Tüneli’ni biz bitirdik, falan yolları biz açtık.” diyorsunuz ama Erzincan gibi yerde Fırat suyu boşa akıyor, orada bir cazibeli getirmek için hiçbir şey yapmıyorsunuz. Onun için de bir yapın, onu da gelin burada söyleyin, deyin ki yaptık, bitirdik bunu. Biz de görelim, teşekkür edelim.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı ve teklife konu olan kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı ve teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşülme açılacağı İç Tüzük'ün 87'nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.

İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre, yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir. Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum: 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 25 inci maddesinden sonra aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Erkan Akçay                   Ahmet Kenan Tanrıkulu                          Alim Işık 

                  Manisa                                      İzmir                                          Kütahya

                                      Kemalettin Yılmaz                        Mehmet Erdoğan

                                        Afyonkarahisar                                   Muğla

“Finansman desteği

Madde 8/A- Kooperatif ve birlikler tarafından kullanılan ürün alım kredilerine faiz desteği sağlanabilir. Bakanlar Kurulunca belirlenen usul ve esaslar kapsamında kredi kullandıran bankaların faiz destekli kredi uygulamalarından doğan gelir kayıpları, bu amaçla ilgili yıl merkezî yönetim bütçesinde öngörülen ödenekle sınırlı olmak üzere, Bakanlık tarafından avans olarak ödenir. Bankaların gelir kayıpları yıllık bazda Bakanlık tarafından incelenir. İnceleme sonucunda kesinleştirilen geli