TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝ

 

YASAMA DÖNEMİ                CİLT                YASAMA YILI

            24                               44                           3

 

 

TUTANAK DERGİSİ

71’inci BİRLEŞİM

 

27 Şubat 2013 Çarşamba

 

 

 

 

DÖNEM: 24                            CİLT: 44                      YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

71’inci Birleşim

27 Şubat 2013 Çarşamba

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Uşak ili ve geri dönüşüme ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in, Suriye’deki son gelişmeler ve Türk dış politikasına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, PTT iş yerlerindeki taşeron firmaların işçilerle yaptıkları iş sözleşmelerine ilişkin gündem dışı konuşması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İzmir Milletvekili İlknur Denizli’nin, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/96)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve 20 milletvekilinin, Elâzığ'da mermer sektörünün ve çıkarılan mermerin pazarlanma koşullarının iyileştirilmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/520)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 milletvekilinin, Kütahya ilinin turizm potansiyelinin tespiti ve bu konuda yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/521)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, İç Anadolu Bölgesi’ndeki illerden yaşanan göçün nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/522)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin önerisi

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, brucella hastalığı için verilen ilaç nedeniyle hayvanların gebeliklerinin sonlanmış olduğuna ve hayvan besleyenlerin bu mağduriyetlerinin giderilmesi için yardımcı olunmasını istediğine ilişkin açıklaması

2.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, PKK terörünün Türk milletinin harimiismetine uzanan bir el olduğuna ve uzanan bu eli kırması gereken 61’inci Hükûmetin bu durum karşısındaki tutumuna ilişkin açıklaması

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Genelkurmay eski Başkanının, kuvvet komutanlarının, Magosa’nın mücahit komutanının, Kardak kahramanlarının aylardır tutuklu olduklarına ve tutukluluk hâllerinin kaldırılması için Hükûmeti ve Adalet Bakanını derhâl harekete geçmeye çağırdığına ilişkin açıklaması

4.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya Darende’nin sorunlarına ve muhtarların maaşlarının yetersiz olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve Artvin’in Yusufeli Barajı inşaatında yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

6.- Batman Milletvekili Ziver Özdemir’in, Merhum Necmettin Erbakan’ın vefatının 2’nci yıl dönümüne ve kendisine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Cumartesi Annelerinin simgesi olan Berfo Ana’ya Allah’tan rahmet dilediğine ve Türkiye’deki bütün faili meçhullerin faillerini bulmanın en önemli hedefleri olduğuna ilişkin açıklaması

8.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon ilinin Tonya ilçesinde yapılması planlanan çimento fabrikasına halkın karşı çıktığına, AKP iktidarının Tonyalıların isteğine sessiz kalmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, Konak Tüneli yapımı nedeniyle 2. Kadriye Mahallesi’nde oturulamaz hâle gelen evlerde yaşayan yurttaşların sorunlarına, BMC fabrikasında üretimin durma aşamasına geldiğine ve ilgili bakanlıkların bir an önce bu konuya el atması gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, geçici kadrolarda veya taşeron firmalar aracılığıyla çeşitli adlar altında devlet kurumlarında çalışan işçilerin durumuna ilişkin açıklaması

11.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, AK PARTİ Grubu adına, Merhum Necmettin Erbakan’ın vefatının 2’nci yıl dönümüne ve kendisine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

12.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Millî Eğitim Bakanlığının okulların ihtiyaçlarını karşılamak yerine EĞİTİM-BİR-SEN marifetiyle siyasal kadrolaşma konusunda büyük bir çaba içerisinde olduğuna ve bu duruma son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli’nin, dişi hayvan kesimini yasaklayan karara karşı çiftçilerin mağduriyetinin önlenmesine ve damızlıkların desteklenmesine ilişkin bir önlem alınmasının düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu adına, Merhum Necmettin Erbakan’ın vefatının 2’nci yıl dönümüne ve kendisine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, tütün üretiminin serbest bırakılmasına ilişkin açıklaması

16.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli’de köy yollarının kapalı, kara yollarının da çok bakımsız olduğuna ve vatandaşların yem bedelini alamadıkları için şikâyetçi olduklarına ilişkin açıklaması

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/604) (S. Sayısı: 242)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Suriye meselesi nedeniyle sınır illerde yaşanan ekonomik sorunlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/14188) Ek cevap

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, emekli yakınlarının intibak dışında bırakılmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/15916)

3.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Sayıştayın 2011 yılı denetim raporlarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/16319)

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, SGK tarafından kişisel verilerle ilgili bir düzenlemenin değiştirilmesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/16392)

5.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, ÖMSS kapsamında alınacak engelli personele,

Bakanlıkta istihdam edilen engelli memur sayısına,

İlişkin soruları ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/16395), (7/16396)

6.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, emeklilik yaşına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/16398)

7.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, KKTC’de emekli maaşı kesilen bir vatandaşa ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/16399)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından kiralanan hizmet binalarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16433)

9.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, hibe yoluyla taşıt alımının Bakanlık bütçesine girmesine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16435)

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlığın tayın bedeli verilmesine yönelik uygulamalarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16436)

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlığa bağlı bazı müdürlüklerdeki atamalara ve çalışanların sorunlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16438)

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, gümrük muhafaza memurlarının sorunlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16439)

13.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Bakanlıkta istihdam edilen engelli memur sayısına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16440)

14.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Bakanlıkta kiralama yoluyla hizmet veren araçlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16441)

15.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, belediyelerin KDV alacaklarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/16485)

16.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Hava Kuvvetleri Komutanına madalya verilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/16571)

17.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Gaziantep’te SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı kapsamında çalışan kişi sayısına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı  (7/16612)

18.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, uzman erbaşlıktan kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmak için ayrılanlara,

Kamuda çalışan mühendislere,

İlişkin soruları ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/16617), (7/16618)

19.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, THY yöneticilerine dağıtılan primlere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17021)

20.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, esnaf ve sanayiciye uygulanan e-haciz işlemine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17029)

21.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, TBMM’ye girişine tahdit konulan kişilere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/17432)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak altı oturum yaptı.

 

Adana Milletvekili Necdet Ünüvar,

Iğdır Milletvekili Sinan Oğan,

İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz,

Azerbaycan Hocalı katliamının 21’inci yıl dönümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

Genel Kurulu ziyaret eden Azerbaycan Millî Meclisi milletvekillerinden oluşan heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” denildi.

 

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, MHP Grubu adına,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, AK PARTİ Grubu adına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, CHP Grubu adına,

Uşak Milletvekili İsmail Güneş,

Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri,

Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu,

Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay,

Azerbaycan Hocalı katliamının 21’inci yıl dönümüne;

Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelere ve PKK ile Öcalan’ın taleplerinin kabul edilip edilmediğini öğrenmek istediğine,

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Ulupınar’ın sorunlarına ve Ulupınarlıların seçimden önce sorunlarının çözümü için söz verenlerden bu sözlerini tutmalarını beklediklerine,

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, bilimsel kuramların aksi ispatlanmadığı ve çürütülmediği sürece doğru olduklarına ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının “kuram” kavramını çarpıtarak kamuoyunda bilim hakkında yanlış bir izlenime yol açtığına,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, son günlerde Kocaeli’de vatandaşların gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmalarına Kocaeli Valiliği tarafından engel olunduğuna,

Manisa Milletvekili Sakine Öz, Soma’da meydana gelen bir maden kazasına ve madencilik alanı başta olmak üzere iş cinayetlerinin önüne geçecek yasal ve idari düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğine,

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Adana’nın Ceyhan ilçesinin bazı köylerinde açılmak istenen taş ocaklarına,

İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, Denizli Valiliğinin Emek Gençliği tarafından hazırlanan bir afişi yasaklamasına,

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, 6/5/2012 tarihinde Kocaeli Üniversitesine ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü protesto eden öğrencilere verilen cezalara,

Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç, Türk milletinin bütün farklılıkları birleştirerek tek bir millet olabildiğine,

Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Hocalı katliamına ve Ankara’da Hocalı katliamını telin eden kişilere saldıranların da Hocalı katliamına ortak olduklarını düşündüğüne,

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, emeklilikte kademeli geçiş nedeniyle yaşa takılanların yaşadıkları mağduriyete,

Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş, bizimle tarihî, kültürel bağı olan topluluklara yapılan zalimliklerle ve tüm dünya halklarının maruz kaldığı zalim uygulamalarla mücadele etmek için bir stratejiye ihtiyaç olduğuna,

Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, Hocalı katliamının etnik, ırkçı milliyetçiliğin yol açmış olduğu insanlık dışı bir dram olduğuna ve Başbakanın etnik, ırkçı milliyetçiliklere karşı çıkarken içinde bulunduğu insancıl durumu herkesin doğru anlamasını umduğuna,

Amasya Milletvekili Ramis Topal, geçimini tarım ve besicilikle sağlayan köylülere destek amaçlı satılan hayvanların değerlerinin düştüğüne, bu konuda Bakanlığın bir çalışmasının olup olmayacağını ve çiftçiye yem ve saman için destek yardımı yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Kadıköy’deki üçüncü derece doğal sit alanı olan Kuşdili Çayırı’na AVM yapılmasına ilişkin planın onaylandığına ve daha önce Danıştaydan dönen bu projenin neden şimdi gündeme alındığını öğrenmek istediğine,

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, Hocalı katliamını kınadığına, gübre fiyatlarındaki artışa ve çalışan emeklilerin sosyal güvenlik katkı paylarına gelen cezalara,

Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu, Trabzon’un 24/2/1918’de işgalden kurtarıldığına ve bu işgalde şehit olanları ve gazileri rahmet, minnet ve şükranla andığına,

Antalya Milletvekili Gürkut Acar, meskenlerde avukatlık, hukuk ve mali müşavirlik bürolarının bulunmasına olanak tanıyan kanuni düzenlemenin sona erdiğine ve acilen yeni bir düzenleme yapılması gerektiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel hakkında tanzim edilen soruşturma dosyasının iade edilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan söz konusu dosyanın Hükûmete geri verildiği açıklandı.

 

Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova ve 20 milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üretiminde ve ticaretinde yaşanan sorunların (10/517),

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 23 milletvekilinin, cezaevlerinde bulunan hükümlü ve tutukluların yaşam şartlarının (10/518),

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 23 milletvekilinin, Uludere’de yaşanan olay sonrası ölenlerin yakınlarına ödenen tazminatın kimlere rücu edilebileceğinin (10/519),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

Avrupa Parlamentosu tarafından 4-5 Mart 2013 tarihlerinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenecek “Organize Suçlar, Rüşvet ve Kara Paranın Aklanması ile Mücadele” konulu seminere katılım sağlanması hususuna,

Ekonomik İş Birliği Teşkilatının parlamenter boyutunun kurumsallaştırılması çalışmaları kapsamında meclis başkanları tarafından 11/2/2013 tarihinde Pakistan İslam Cumhuriyeti'nin başkenti İslamabad'da kurulan Ekonomik İş Birliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesine Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye olması hususuna,

İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkereleri kabul edildi.

 

İstanbul Milletvekili İsmail Safi’ye,

Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’na,

Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’a,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinde belirtilen sebep ve sürelerle izin verilmesi kabul edildi.

 

Adalete Uluslararası Erişim Hakkında Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın geri verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; söz konusu tasarının Hükûmete geri verilmesi kabul edildi.

 

Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, (2/377) esas numaralı 25-26 Şubat 1992 Tarihlerinde Ermeniler Tarafından Azerbaycan'ın Hocalı Kasabasında Yapılan İnsanlık Dışı Katliamın 26 Şubat'ın "Hocalı Soykırımını Anma Günü" Olarak Kabul Edilmesine ve "Hocalı Soykırımı Anıtlarının" İnşası İçin T.C. Kültür Bakanlığı'nın Görevlendirilmesine İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının:

1’inci sırasında bulunan (6/44),

35’inci       "           "       (6/202),

78’inci       "           "       (6/352),

79’uncu     "           "       (6/353),

103’üncü   "           "       (6/427),

107’nci      "           "       (6/443),

129’uncu   "           "       (6/502),

150’nci      "           "       (6/588),

157’nci      "           "       (6/629),

163’üncü   "           "       (6/640),

164’üncü   "           "       (6/642),

171’inci     "           "       (6/672),

198’inci     "           "       (6/742),

305’inci     "           "       (6/922),

388’inci     "           "       (6/1111),

469’uncu   "           "       (6/1209),

470’inci     "           "       (6/1210),

471’inci     "           "       (6/1211),

477’nci      "           "       (6/1219),

612’nci      "           "       (6/1386),

618’inci     "           "       (6/1392),

637’nci      "           "       (6/1413),

638’inci     "           "       (6/1414),

639’uncu    "          "       (6/1415),

653’üncü    "          "       (6/1430),

689’uncu sırasında bulunan (6/1467),

699’uncu    "          "             (6/1491),

731’inci      "          "             (6/1535),

757’nci       "          "             (6/1562),

763’üncü    "          "             (6/1568),

794’üncü    "          "             (6/1601),

866’ncı       "          "             (6/1684),

913’üncü    "          "             (6/1734),

929’uncu    "          "             (6/1750),

956’ncı       "          "             (6/1778),

957’nci       "          "             (6/1779),

958’inci      "          "             (6/1780),

1026’ncı     "          "             (6/1854),

1033’üncü  "          "             (6/1861),

1040’ıncı    "          "             (6/1868),

1106’ncı     "          "             (6/1934),

1122’nci     "          "             (6/1950),

1128’inci    "          "             (6/1956),

1272’nci     "          "             (6/2100),

1317’nci     "          "             (6/2145),

1402’nci     "          "             (6/2231),

1414’üncü  "          "             (6/2243),

1446’ncı     "          "             (6/2275),

1454’üncü  "          "             (6/2283),

1466’ncı     "          "             (6/2295),

1467’nci     "          "             (6/2296),

2138’inci    "          "             (6/2971),

 

Esas numaralı sözlü sorulara, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç cevap verdi.

 

Soru sahiplerinden Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, Adana Milletvekili Ali Halaman, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, cevaplara ilişkin görüşlerini açıkladılar.

 

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç da bu görüşlerle ilgili açıklamada bulundu.

 

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın CHP Grubu üyesi bir milletvekiline sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/348) (S. Sayısı: 212),

4’üncü sırasında yer alan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu raporlarının (1/488) (S. Sayısı: 240),

5’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Malezya Hükümeti Arasında 27 Eylül 1994 Tarihinde Ankarada İmzalanan Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasını Değiştiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/405) (S. Sayısı: 49),

11’inci sırasında yer alan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ve Çevre Komisyonu Raporu’nun (1/627) (S. Sayısı: 297),

12’nci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilim ve Teknoloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun 1/374) (S. Sayısı: 108),

16’ncı sırasında yer alan, Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi Elektronik Taşıma Belgesi ile İlgili Ek Protokole Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/422) (S. Sayısı: 58),

17’nci sırasında yer alan, 30 Eylül 1957 Tarihli Tehlikeli Malların Karayolu ile Uluslararası Taşımacılığına İlişkin Avrupa Anlaşmasının (ADR) Madde 1 (a), Madde 14 (1) ve Madde 14 (3) (b)'sini Tadil Eden Protokole Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/438) (S. Sayısı: 140),

22’nci sırasında yer alan, Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ürdün Haşimi Krallığı Hükümeti Arasında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/293) (S. Sayısı: 63),

23’üncü sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kamerun Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarım Alanında Teknik, Bilimsel ve Ekonomik İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/413) (S. Sayısı: 170),

24’üncü sırasında yer alan, Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/676) (S. Sayısı: 380),

27’nci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bolivya Çokuluslu Devleti Hükümeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/475) (S. Sayısı: 99),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

6’ncı sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mısır Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Elektrik ve Enerji Alanlarında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/559) (S. Sayısı: 192),

7’nci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Mısır Arap Cumhuriyeti Arasında Tesis Edilen Ortak Komitenin 1/2010 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporları (1/418) (S. Sayısı: 193),

8’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Oman Sultanlığı Hükümeti Arasında Arşiv Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu raporları (1/401) (S. Sayısı: 243),

9’uncu sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanlık Müsteşarlığı ile Mısır Arap Cumhuriyeti Hükümeti İdareyi Geliştirmeden Sorumlu Devlet Bakanlığı Arasında Kamu Yönetimi Alanında İşbirliği Hakkında Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/580) (S. Sayısı: 246),

10’uncu sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Çalışma, Sosyal Güvenlik ve İstihdam Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/662) (S. Sayısı: 367),

13’üncü sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Turizm İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/372) (S. Sayısı: 237),

14’üncü sırasında yer alan, Türkiye-Tunus Ortaklık Konseyinin Tarım Ürünlerinde Taviz Değişimi Hakkındaki Protokol II’nin A ve B Tablolarının Değiştirilmesine İlişkin 2/2012 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/635) (S. Sayısı: 343),

15’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ve Bulgaristan Cumhuriyeti Arasındaki Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/658) (S. Sayısı: 345),

18’inci sırasında yer alan, Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Yapan Taşıtlarda Çalışan Personelin Çalışmalarına İlişkin Avrupa Anlaşmasının 4 üncü, 5 inci ve 6 ncı Değişikliklerine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/558) (S. Sayısı: 205),

19’uncu sırasında yer alan, 1978 Protokolü ile Değişik 1973 Tarihli Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Ait Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1997 Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/587) (S. Sayısı: 231),

20’nci sırasında yer alan, 2001 Gemi Yakıtlarından Kaynaklanan Petrol Kirliliği Zararının Hukuki Sorumluluğu Hakkında Uluslararası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/561) (S. Sayısı: 229),

21’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ürdün Haşimi Krallığı Hükümeti Arasında Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/402) (S. Sayısı: 57),

25’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sudan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/528) (S. Sayısı: 327),

26’ncı sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Türkmenistan Arasında Hukuki ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/710) (S. Sayısı: 388),

Yapılan açık oylamalarından sonra kabul edildi.

 

Komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, 27 Şubat 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 19.40’ta birleşime son verildi.

 

                                                         Şükran Güldal MUMCU

                                                                 Başkan Vekili

            Bayram ÖZÇELİK                                                               Mustafa HAMARAT

                     Burdur                                                                                    Ordu

                   Kâtip Üye                                                                              Kâtip Üye


II.- GELEN KÂĞITLAR

No: 101

27 Şubat 2013 Çarşamba

 

Tasarı

1.- Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/747) (Adalet; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji; Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.02.2013)

Rapor

1.- Rize Milletvekili Nusret Bayraktar ve Kars Milletvekili Yunus Kılıç ile 16 Milletvekilinin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun ile Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1256, 2/1257) (S. Sayısı: 428) (Dağıtma tarihi: 27.02.2013) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Elazığ Milletvekili Enver Erdem ve 20 Milletvekilinin, Elazığ'da çıkarılan mermerin pazarlanma koşullarının iyileştirilmesinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/520) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.02.2012)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 Milletvekilinin, Kütahya ilinin turizm potansiyeli ve bu konuda yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/521) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.02.2012)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 Milletvekilinin, İç Anadolu Bölgesinden diğer bölgelere yapılan göçün nedenleriyle ortaya çıkardığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/522) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.02.2012)


27 Şubat 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Uşak ili ve geri dönüşüm hakkında söz isteyen Uşak Milletvekili İsmail Güneş’e aittir.

Buyurunuz Sayın Güneş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Uşak ili ve geri dönüşüme ilişkin gündem dışı konuşması

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uşak ili ve geri dönüşüm hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, âşıklar diyarı olan Uşak aynı zamanda bir ilkler şehridir. İlk paranın basıldığı, ilk elektriğin sokaklarda kullanıldığı, ilk şeker fabrikasının halk tarafından kurulduğu ve en son olarak da ilk yüz naklinin donörünün verildiği gibi ilklere imza atan bir şehirdir.

Uşak ili denildiği zaman halıcılık, kilimcilik, tekstil, battaniye, gazlı bez, tabakhane, Karun hazineleri, altın madeni, seramik, termal sular, kanyon, tarihî eserler, cirit, tarhana ve keşkek akla gelmektedir.

Uşak ili birçok alanda olduğu gibi sanayide de bir ilkler arasında yer almaktadır. Uşak’ta yün ipliği işletmeciliğinin tarihî geçmişi 400 yıla dayanmaktadır. 1913 yılında sanayi dağılımlarında Türkiye'deki yün ipliği üretimi ve dokumacılık yapan 13 tesisten 3 tanesi Uşak’ta bulunmaktaydı. Bu sayı günümüzde Uşak’ta 240’a ulaşmıştır. Türkiye'de üretilen battaniyelerin yüzde 92’si, gazlı bezin yüzde 80’i, seramiğin yüzde 15’i Uşak’ta üretilmektedir. Ayrıca deri sektörüyle de ünlü olan ilimiz… Türkiye'de işlenen küçükbaş hayvanların yüzde 40’ı Uşak ilimizde işlenmektedir.

Dünyada, 30 milyon hektarda yaklaşık yılda 77 milyon ton pamuk üretilmektedir. En çok pamuk üreten ülkeler  Çin, ABD, Pakistan, Özbekistan, Brezilya, Hindistan ve Türkmenistan’dır. Ülkemizde ise yılda yaklaşık 2,5 milyon ton pamuk üretilmekte, tekstil ihracatımızın artmasından dolayı, ülkemizde üretilen pamuk maalesef bize yeterli gelmemektedir. Yılda yaklaşık 1 milyon ton pamuğu da dışarıdan ithal etmekteyiz ve önemli bir miktarda da buna döviz ödemekteyiz.

Uşak ilimizde sanayicimiz, tarlasız pamuk ve koyunsuz yün üretmektedir. Bu imalatı azaltma adına ve sorun hâline gelen tekstil teleflerinden kurtulma, ayrıca ham pamukta kullanılan boyadan kurtulma adına önemli bir iş yaparak geri dönüşümde önemli sanayi tesisleri kurmuştur. Uşak ilimize, günlük 15 tonluk 70 adet kamyon tekstil telef ve kırpıntısı getirmektedir. Bunlar ham maddesine göre pamuk ve yün olarak, ayrıca da renklerine göre ayrılmaktadır ve bu sayede, yılda yaklaşık olarak 365 ton pamuk ipliği ve 70 ton da yün ipliği üretilmektedir. Bu miktardaki bir pamuğu üretebilmek için yaklaşık 2 milyon 128 bin dekarlık bir alanda pamuk üretmeniz gerekmektedir. Yine, yaklaşık 7.500 ton yün ipliği üretilmektedir. Bunu üretebilmeniz için de 3.750 koyunu yaklaşık yılda 3 kez kırkmanız gerekmektedir.

Uşak ilimizde sanayicimiz sadece kırpıntılardan değil, doğada uzun süre kalabilen pet şişelerden de ülkemizi kurtarmaktadır. Pet şişe artıklarından elyaf üretilmekte, Türkiye’de bulunan 7 tesisin 2 tanesi de Uşak’ta bulunmaktadır. Günlük, yaklaşık 120 ton pet şişe işlenmektedir.

Ayrıca, Uşak, geri dönüşüm adına eski araba lastiklerinden de kauçuk üreterek hem ülkemizi çöpten kurtarmakta hem de ekonomiye önemli katkıda bulunmaktadır. Pet şişelerden elyaf üreten tesislerimiz, maalesef, yeterli ham madde bulamadıklarından dolayı yurt dışından ithal etmektedirler. Oysa, ülkemizde kullanılan pet şişelerin hepsi geri dönüşüme kazandırılsa hem sanayicimiz kazanacak hem de çöplerden kurtulacağız.

Diğer yandan, tabii ki, bunun için önemli bir enerji sarfı gerekmektedir. Uşaklı sanayiciler ve bizler, bu geri dönüşümde kullanılan enerjiye hükûmetlerimiz tarafından destek verilmesini arzu etmekteyiz. Ayrıca, belediyelerimiz gerekli tedbirleri alarak bu çöpleri daha düzenli toplarsa dışarıdan çöp ithal etmek zorunda kalmayız diye düşünüyorum.

Tabii ki, bugün önemli günlerden bir günümüz; eski başbakanlarımızdan rahmetli Sayın Profesör Doktor Necmettin Erbakan Başbakanımızın ölüm yıl dönümü. Kendisini buradan bir daha rahmet ve minnetle anıyorum, şükranlarımı sunuyorum.

Bu vesileyle, yüce heyetimizi ve aziz milletimizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Güneş.

Gündem dışı ikinci söz, Suriye’deki son gelişmeler ve Türk dış politikası hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’e aittir.

Buyurunuz Sayın İrbeç.

2.- Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in, Suriye’deki son gelişmeler ve Türk dış politikasına ilişkin gündem dışı konuşması

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dünyada ve enerji kaynakları açısından özel bir konuma sahip olan bölgemizde her yüzyılda haritalar yeniden şekillenmektedir. Avrupa'da 1815 Viyana Kongresi ile başlayan süreç, 1914 Birinci Dünya Savaşı ile yeni bir boyuta taşınmıştır. 17 Aralık 2010 tarihinde Tunus'ta başlayan Arap Baharı da yine bir asır sonra enerji kaynaklarına yakın bölgelerde yeni bir dönemin habercisi gibi algılanmaktadır.

Suriye, güney enerjisinin Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştırılmasında önemli bir geçiş noktası üzerinde bulunmaktadır. Rusya, hem Akdeniz'e açılan bir kapıyı kaybetmemek hem de kendisine rakip olabilecek doğal gaz ve petrol boru hatlarını kontrol etmek istediği için Suriye krizine doğrudan müdahil olmuştur.

Suriye'deki değişim, Orta Doğu'daki diğer değişimlerden çok farklıdır ve bölge barışını tehdit edebilecek özelliklere sahiptir. Mısır ve Tunus'taki devrim süreçlerinde ordu yönetime destek vermediği için değişimler fazla sancılı olmadı. Libya'da ise Çin ve Rusya'nın müdahaleden uzak durduğu ve kitle imha silahlarının olmadığı bir ortamda, Birleşmiş Milletler ile de desteklenen NATO müdahalesi geçişi hızlandırmıştır. Buna rağmen, Libya'da iç çekişmeler sonlandırılamamış, devam etmektedir.

Suriye’deki durum ise bu ülkelerden çok farklı ve bölge barışı açısından tehlikeli boyutlardadır. Suriye askeri ve istihbaratı krize doğrudan müdahil olduğu gibi, rejimin elinde kitle imha silahları da vardır. İran, Rusya ve Çin'in rejimin kalması ya da mevcut yapıyı tehdit etmeyecek çözüm yönünde açık destekleri karşısında ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail'in doğrudan müdahale eğilimi yoktur. Esas mesele, Suriye'de Esad'ın devrilmesinden ziyade, güç dengelerinin dikkate alındığı bir çözümün bulunmasıdır. Böyle bir ortamda krizin asıl kurbanı Suriye halkı olmaktadır. Sayın Başbakan Erdoğan ise dünyadaki tek güç dengesi kendisiymiş gibi garip bir dış politika anlayışıyla olaya doğrudan müdahil görünme yolunu seçmiş, uluslararası ilişkilerde çözüm süreci için hiç uygun olmayan "Defol git!”, “devlet terörü" gibi yaklaşımlarla Türkiye'nin bölgedeki ağırlığını azaltmıştır. Başbakan dostluk ve ticareti geliştirmek ve korumak yerine sınır dışına demokrasi ihraç etmeye kalkınca, Suriye konusu farklı bir boyuta taşınmıştır. İran'ın bölgede rejim ihracına karşı çıkan Başbakan kendisi de aynı yönde tavır sergileyince, iki ülke arasındaki ilişkiler daha da gerilmiş ve Suriye'de hesaplaşma noktasına kadar vardırılmıştır. Bu gidişat Türk dış politikasındaki diplomatik hamleleri zorlaştırmaktadır. Türk dış politikasında “sıfır sorun” harfler aynı kalmış fakat “sırf soruna” dönüşmüştür.

Biz hep şunun altını çizdik: Bölgede gruplara verilecek hürriyetler yerine ferdî hürriyetlerin genişletilmesi daha anlamlıdır ve birlik ve bütünlüğün sağlamlaştırılmasına hizmet edebilecektir. Başbakan ve AKP anlayışı, tıpkı ülkemizde olduğu gibi ferdî özgürlüklerin genişletilmesini bir tarafa bırakıp insanları ayrıştıran grup hakları konusunda ısrarını sürdürmektedir. Suriye'de durum daha da karışıktır. 22 milyon nüfusun yüzde 45'i azınlıklardan oluşmaktadır. Burada grupların ön planda tutulması 10 milyona yakın bir nüfusun birlikte tek bir hedefe kilitlenmesini imkânsız hâle getirecek ve kargaşayı arttıracaktır.

Başbakan Erdoğan bölgesel gelişmelerle ilgili kırmızı çizgiler ilan edip "Seyirci kalamayız." şeklinde açıklamalar yapmayı çok sevmektedir. Buna karşılık komşularımızla ilişkilerde tutarlılık görülememektedir. İki sene önce sarmaş dolaş bir diplomatik ilişkiye gireceksiniz, şimdi de “Defol!” diyeceksiniz. Böyle bir öngörüyle hareket eden Başbakan, Türkiye ve bölge için hassas dengelerin konuşulacağı müzakere masalarında da etkili olma şansını kaybetmiştir.

Bu bağlamda, Suriye politikası komplekse kapılmadan tekrar gözden geçirilmelidir. Dış politikada bencillik olmaz, ortak hareket edilmelidir.

Esad muhaliflerinin de görüşme eğiliminde bulundukları bir yerde bizim uzak durmamız, bölgede Türkiye algılamasını olumsuz etkilemektedir. Dışişleri bakanı Sayın Davutoğlu, bir süre önce Esad  yanlıları ile görüşme konusunda gazetecilere kızgınlıkla şöyle cevap vermişti: "Allah göstermesin, ölürüm de yapmam.”

“Ben bu ülkede Kürt kardeşlerimle et ile tırnak gibiyim, şu halk bu halk diye bir ayrım yok" diyen bir Başbakan, Suriye politikasında olduğu gibi Türkiye'yi bataklığa çekmekten vazgeçmeli, bu ülkede kendisine Başbakanlık yetkisini vermiş "Türk milleti" kavramını artık örselemekten vazgeçmelidir.

Terör, sadece iç politikada bir olgu olarak görülmemeli ve dış politika ayağı da bir o kadar dikkate alınmalıdır. Milletten yetki almamış ve binlerce şehidimizin katili olan teröristbaşı ile görüşerek anayasa yapma sürecini kolaylaştıracağını uman bir Başbakan, artık gerçeklerle yüzleşme noktasına gelmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Devamla) - Suriye'ye tek başına başarısız bir şekilde demokrasi ihraç etmeye yönelen AKP yönetim anlayışı, Türk milletinin birlik ve kardeşliğini zedeleyecek anayasa ithal etme eğiliminden de vazgeçmelidir.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İrbeç.

Gündem dışı üçüncü söz, PTT iş yerlerinde olmak üzere taşeron firmaların işçilerle yaptıkları iş sözleşmeleri hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili İzzet Çetin aittir.

Buyurunuz Sayın Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, PTT iş yerlerindeki taşeron firmaların işçilerle yaptıkları iş sözleşmelerine ilişkin gündem dışı konuşması

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmama başlamadan önce, bugün ellerinde alınan hakları için mücadele eden kamu emekçilerine dayanışmalarımı ve saygılarımı iletiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kürsünden özellikle çalışma yaşamına ilişkin pek çok kez konuşma yaptım, pek çok konuyu gündeme getirdim ama geçtiğimiz -on beş gün önce- 8 Şubat günü, PTT çalışanlarının eyleminden haberdar olduğumda yanlarına gittim ve eylemlerine destek verdim. Eylemin gerekçesini öğrendiğimde tüylerim ürperdi. O işçilere dayatılan hizmet akdini sizlerle paylaşmak ve AKP’li milletvekillerinin çalışma yaşamını ne hâle getirdiklerini önlerine koymak açısından bu gündem dışı konuşmayı yapma ihtiyacı duydum.

Değerli arkadaşlar, sadece PTT’de çalışan işçiler değil memurlar da büyük bir sıkıntı içerisinde. Türkiye'nin en gözde kurumlarından olan PTT geçmiş yıllarda büyük hizmetler yapmış olmasına rağmen, AKP’nin özellikle çalışma alanında istihdam maliyetlerini düşürme politikalarının bir aracı olarak kullandığı taşeron işçiliğinin en acımasız uygulandığı iş kollarından birisi de ulaştırma iş kolu. Tabii, burada madenler hepsinden önde. Ölümcül iş kazalarının, iş cinayetlerinin hepimiz farkındayız.

Değerli arkadaşlar, çok kısa belirtmek istiyorum bir kez daha; bu taşeron işçiliği Türkiye’de neredeyse giderek ana çalıştırma biçimi hâlini almaya başladı. Sayıları kamuda 500 bini, Türkiye genelinde 1,5 milyonu aşan taşeron işçilerinin herhangi bir hakları yok; çoğu asgari ücrete mahkûm, çalışma süreleri uzun, çalışma koşulları ağır, herhangi bir şekilde kıdem tazminatı hakları, ücretli izin hakları vesair yok; hakları sadece işten atılmak, düşük ücrete mahkûm olmak, uzun süreli çalışmak.

PTT işçilerine dayatılan bir sözleşme var değerli arkadaşlar. Tabii, bu firmanın özellikle AKP’li bakan ya da milletvekillerince korunduğunu açıkça tüm PTT çalışanları dile getiriyor. Firma, Asgün Turizm diye bir firma, işçilere bir sözleşme dayatıyor ve işçilere diyor ki değerli arkadaşlar 2’nci maddesinde: “Personel, görev tanımında belirtilen görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin kurallara uymayı taahhüt eder. Personel, 4857 sayılı İş Yasası’nda belirtilen ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılacak çalışmaları da, öte yandan yıllık 270 saatlik fazla mesai ücreti de ana ücretine dâhildir, hiçbir şekilde fazla mesai talep edemez. Bu sözleşme beş aylıktır.” diyor. Yirmi dört ay artı beş ay opsiyonlu ihale alıyor, işçilerle beş aylık sözleşme yapıyor. “Personel, işverenin gerekli gördüğü hâllerde ve işin mahiyeti icabı fazla mesai yapmayı ve cumartesi, pazar günleri çalışma yapmayı kabul eder.” diyor.

Yine, işveren, haftalık çalışma saatlerini uygulamada serbest; lüzum gördüğünde işçileri diğer iş yerlerine gönderebiliyor. En kötüsü, değerli arkadaşlar “İş Kanunu’nun 7’nci maddesi uyarınca işveren gerekli gördüğü takdirde iş edimini yerine getirmek üzere başka bir işverene geçici olarak işçiyi devredebilir. İşçi, gönderilen yerde geçici işçi olarak çalışmayı kabul eder.”

Yine “Personel, işveren tarafından hazırlanılan yönetmelikleri tebellüğ etmiştir.” diyor. Ortada bir tebellüğ falan yok. Bu sözleşmeyi imzalatan Asgün firması, Türkiye’de neredeyse 7-8 bin işçiyi istihdam ediyor, eylem yapan işçileri de bugün işten atıyor.

Öbür yandan, memurlara ilişkin olarak, yine 1 Şubat tarihinde, PTT dağıtım ve posta işlerini ihale ediyor. Firma hizmetleri yerine getiremeyince, PTT’nin yöneticileri, memurlara baskı yaparak firmanın yapması gereken dağıtım işlemlerini memurlara yaptırtmaya kalkıyor, tehdit ediyor ve en sonunda da 18/2/2013 tarihinde, ihaleyi iptal etme yerine, yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverene karşı, üç ay süreli, memurlara “Biz bu işi yapacağız.” diyor. Yapılması gereken iş ihalenin iptaliyken, firma kayırıldığı için, kollandığı için tabii ki memurlar ve işçiler, AKP iktidarı döneminde ezilmeye devam ediyor.

Ben, şimdi, Hükûmetten, özellikle bu firmanın arkasında hangi bakanların, hangi milletvekil-lerinin olduğunu öğrenmek istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çetin.

Gündeme geçiyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Başkanım, bir dakikalık söz...

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Başkan, söz vermeyecek misiniz?

BAŞKAN – Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Komisyondan istifa tezkeresi vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İzmir Milletvekili İlknur Denizli’nin, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/96)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üyesi bulunduğum Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Üyeliğinden istifa ediyorum.

Gereğini takdirlerinize saygılarımla arz ederim. 26.02.2013

                                                                                                            İlknur Denizli

                                                                                                                   İzmir

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve 20 milletvekilinin, Elâzığ'da mermer sektörünün ve çıkarılan mermerin pazarlanma koşullarının iyileştirilmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/520)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçesini ekte sunduğumuz, dünyada mermer sektöründe Türkiye'nin hızla artan ağırlığı, Elâzığ'da çıkan mermerin dünya piyasalarında talep görmesi, bölge insanının yerel kaynakları değerlendirmedeki girişimciliği göz önüne alındığında Elâzığ mermer sektörünün ciddi bir gelişme potansiyeli olduğu görülmektedir. Olası bir gelişmenin sağlanması ve bu gelişmenin bölge insanının refah seviyesinin artırılmasını sağlayacak bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli planlamaların yapılması amacıyla Anayasa’nın 98'inci İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederim. 12.01.2012

1) Enver Erdem                               (Elâzığ)

2) Koray Aydın                               (Trabzon)

3) Ali Uzunırmak                            (Aydın)

4) Cemalettin Şimşek                       (Samsun)

5) Oktay Vural                                (İzmir)

6) Reşat Doğru                                (Tokat)

7) Sümer Oral                                  (Manisa)

8) Lütfü Türkkan                             (Kocaeli)

9) Ahmet Kenan Tanrıkulu              (İzmir)

10) Atila Kaya                                 (İstanbul)

11) Bülent Belen                              (Tekirdağ)

12) İsmet Büyükataman                   (Bursa)

13) D. Ali Torlak                             (İstanbul)

14) Celal Adan                                (İstanbul)

15) Ali Öz                                       (Mersin)

16) Necati Özensoy                         (Bursa)

17) Zühal Topcu                              (Ankara)

18) Mehmet Erdoğan                       (Muğla)

19) S. Nevzat Korkmaz                   (Isparta)

20) Seyfettin Yılmaz                        (Adana)

21) Özcan Yeniçeri                          (Ankara)

Genel Gerekçe:

Ülkemizin doğal kaynaklarını ekonomimizin hizmetine sunan, ortaya çıkardığı katma değer, her yıl artış gösteren ihracat gelirleri ve sağladığı istihdamla doğal taş madenciliği, madencilik sektörümüzün lokomotifi hâline gelmiştir.

Mermer sektörü, gerek katma değer gerekse toplam madencilik ihracatındaki oranı ile doğal taş madenciliğinin amiral gemisi olarak ifade edilmektedir. Bu bağlamda, sahip olduğu rezervler bakımından hem ülkemiz hem de Elâzığ ilimiz çok şanslıdır. Çünkü mermer madeni, üretim sürecinde çok yüksek nitelikli teknoloji ve insan kaynağı gerektirmeden, katma değeri yüksek, tamamen kaynağı kendi topraklarımızda olan bir maden özelliği taşımaktadır. Öte yandan, Elâzığ ilimizde öne çıkan sektörler incelendiğinde, ihracat gücü ve değeri yüksek olarak mermer sektörü ön plana çıkmaktadır. Bu yönden değerlendirildiğinde  mermercilik, bölgenin en önemli sektörü olarak görülmektedir.

Elâzığ, Türkiye mermer rezervinin yüzde 8'ine sahiptir. Çin, ABD, Suudi Arabistan, Dubai, İtalya, Rusya, Tayvan, Ukrayna, Singapur ve Endonezya’nın da aralarında bulunduğu 20’nin üzerinde ülkeye ihracat rotası vardır. Elâzığ yılda toplam 50 milyon USD ile Türkiye mermer ihracatının yüzde 8,5'ini gerçekleştirmektedir.

Dünyada sadece Elâzığ ili Alacakaya ilçesinde bulunan ve Elâzığ Vişnesi olarak adlandırılan mermer türünün ilimizde olması Elâzığ'ı öne çıkarmaktadır. Elâzığ Vişne mermerinin görünür rezervi yaklaşık 200 bin metreküp civarındadır. Mümkün ve muhtemel rezervin de yaklaşık 1 milyon metreküp olduğu düşünülmektedir. Ortalama yıllık üretim 15 bin metreküp civarındadır.

Elâzığ Vişnesi genellikle blok hâlinde satılmaktadır. Bu şekilde satılması ilimizin ekonomisine pek katkı sağlamamaktadır. Dünyada eşi olmayan bu mermerin blok hâlinde satılmasından ziyade Elâzığ ilimizde işlenmesi ve yan ürünlerinin değerlendirilmesi hem ilimiz hem de ülkemiz ekonomisi açısından önemlidir.

Özellikle Çin, son yıllarda ilimizden blok dışında mermer molozlarını da satın almaktadır. Çok ucuz fiyata aldığı bu molozları geliştirdiği teknoloji ile öğüterek kendi ürettiği ucuz taşlara kaynatıp dünya piyasasına Elâzığ Vişnesi olarak pahalı fiyatlarla satmaktadır.

Elâzığ ilimizde faaliyet gösteren özel sektörün mülkiyet ve yol sorununun çözülmesi, enerji sıkıntısının giderilmesi, önemli girdi maliyetlerinin asgari düzeye indirgenmesi, ayrıca alternatif sürdürülebilir enerji kaynaklarının kullanılması, ara eleman ihtiyacının giderilmesi, Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi bünyesinde Maden Mühendisliği bölümünün açılması, yine Fırat Üniversitesi bünyesinde Mermer Bilimsel Araştırma ve Uygulama Merkezinin kurulması hususları mutlaka incelenmeli, değerlendirilmeli ve gereği yapılmalıdır.

Yine Elâzığ ilimizde, mermer sarf malzemesi işletmeleri kurulması, özel denetleme ve kalite kontrol biriminin oluşturulması, pazarlama faaliyetlerine ağırlık verilmesi, ham madde (mermer bloku) satışından çok, katma değeri yüksek işlenmiş ürünlerin ihraç edilmesi sağlanmalıdır.

Elâzığ’da bulunan mermer rezervlerinden en etkin ve verimli bir şekilde değer üretilmesi tehlikeye girmemesi için, gerekli planlamaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda Elâzığ mermer sektörünün ciddi bir gelişme potansiyeli olduğu ve bu potansiyelin değerlendirilmesi konusunda hızla harekete geçilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda, kümelenme geliştirilme (cluster development) çalışmaları için bilimsel verilerin ortaya konulmasını sağlamak ve Elâzığ mermer sektörünün geliştirilmesi için bir hareket planının oluşturulması amacıyla, Anayasa’nın 98'inci ve İç Tüzük’ün 104-105'inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 milletvekilinin, Kütahya ilinin turizm potansiyelinin tespiti ve bu konuda yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/521)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Kütahya ilinin turizm potansiyelinin tespiti ve yaşanan sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi" amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz. 31/01/2012

1) Alim Işık                                (Kütahya)

2) Mehmet Şandır                      (Mersin)

3) Hasan Hüseyin Türkoğlu       (Osmaniye)

4) Ali Uzunırmak                       (Aydın)

5) Erkan Akçay                          (Manisa)

6) Celal Adan                             (İstanbul)

7) Mesut Dedeoğlu                    (Kahramanmaraş)

8) Adnan Şefik Çirkin                (Hatay)

9) Mustafa Kalaycı                     (Konya)

10) Kemalettin Yılmaz               (Afyonkarahisar)

11) Seyfettin Yılmaz                  (Adana)

12) Yusuf Halaçoğlu                  (Kayseri)

13) Emin Çınar                           (Kastamonu)

14) Muharrem Varlı                   (Adana)

15) Lütfü Türkkan                      (Kocaeli)

16) Bülent Belen                        (Tekirdağ)

17) Sümer Oral                          (Manisa)

18) Mehmet Erdoğan                 (Muğla)

19) Özcan Yeniçeri                    (Ankara)

20) Ali Öz                                   (Mersin)

21) S. Nevzat Korkmaz              (Isparta)

22) Emin Haluk Ayhan               (Denizli)

23) Cemalettin Şimşek                (Samsun)

Gerekçe:

Kütahya ili, Hitit medeniyeti ile başlayan ve Frig, Roma, Bizans, Selçuklu, Germiyan ve Osmanlı dönemlerini içeren beş bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Germiyan Beyliği’ne yüz otuz yıl başkentlik, Osmanlı Anadolu Beylerbeyliği’ne dört yüz yıl merkezlik yapan şehir, dünya çiniciliğinin de merkezi olmayı sürdürmektedir.

Beylikten imparatorluğa uzanan yolda, Osmanlı Devleti'nin temelleri Domaniç yaylalarında atılmıştır. Yine, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi'nin büyükannesi, Hayma Ana'nın türbesi Domaniç'in Çarşamba köyündedir. Dünyanın ilk borsası, ilimiz Çavdarhisar ilçesinde bulunan, Aizanoi Antik Roma Kenti'nde kurulmuştur. Diğer yandan, Kurtuluş Savaşı’mızı zaferle sonuçlandıran Başkomutanlık Meydan Savaşı 30 Ağustos 1922 tarihinde Dumlupınar'da kazanılmıştır.

Alternatif turizm olanaklarının birçoğuna sahip olan Kütahya; beş bin yıllık arkeolojik, tarihî ve kültürel zenginlikleriyle kültür turizmi, şifalı kaplıcalarıyla sağlık turizmi, yüzölçümünün yüzde 53'ünü kaplayan ormanlarının yanında Frig Vadisi ve günübirlik mesire yerleriyle yayla ve doğa turizmi açısından büyük bir potansiyele sahiptir.

Türkiye'de altı termal turizm merkezine sahip tek il Kütahya olmasına rağmen bu merkezlerde Turizm Bakanlığı'ndan işletme belgeli yeterli otel ve kür merkezi de bulunmamaktadır. Türkiye'nin en zengin termal kaynaklarına sahip olan Kütahya, romatizmadan felç hastalıklarına, kadın hastalıklarından sinirsel rahatsızlıklara kadar bir dizi hastalığa derman olan termal suları ile yerli ve yabancı turistlere şifa dağıtacak ciddi bir potansiyele sahiptir.

Kütahya'da tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar çok çeşitli medeniyetler ve devletler hüküm sürmüştür. Ev sahipliği yaptığı bu medeniyetlerin hemen hepsinden pek çok kültürel değer günümüze miras olarak kalmıştır. Kütahya, müzeler açısından da zengin bir ildir. Arkeoloji müzesi, sahip olduğu eserler açısından emsalleri arasında önemli bir yere sahiptir. Çini müzesi, Türkiye ve dünyadaki ilk olma özelliğine sahiptir.

İlin simgesi ve onu bütün dünyaya tanıtan "Çinilik" Kütahya'da en önemli sanat dalı olmanın yanı sıra halkın önemli bir geçim kaynağı olma özelliği de taşımaktadır. Kütahya'da Friglerle başlayan seramik yapımı Bizans dönemi sonuna kadar sürekli gelişme göstermiştir. Son yıllarda porselen üretimiyle de adından bahsedilen Kütahya, ilk porselen fabrikasına 1974 yılında sahip olmuştur. Günümüzde Türkiye'nin her yerine gönderilen porselenler pek çok ülkeye de ihraç edilmektedir.

Kütahya, Ege Bölgesi’nin İç Batı Anadolu Bölümü’nün doğusunda, İç Anadolu'yu Ege'ye, Marmara'yı Ege ve Akdeniz Bölgesi’ne bağlayan kara ve demiryollarının kavşağında yer almaktadır. Ayrıca kuzey-güney transit taşımacılığı güzergâhı üzerinde bulunmaktadır.

Kütahya ili, ne yazık ki yukarıda belirtilen bu zengin turizm potansiyeline rağmen şimdiye kadar beklenen gelişmeyi gerçekleştirememiş ve yeterli konaklama potansiyeline sahip olamamıştır.

2003 yılından beri ülkemizi tek başına yöneten AKP hükûmetleri döneminde de beklenen kamu yatırımlarını alamayan Kütahya ili, 2003-2011 döneminde sadece 2008 yılında 100.000 TL değerinde turizm yatırımı alabilmiştir. Başka bir ifadeyle, diğer alanlarda olduğu gibi turizm yatırımlarında da Kütahya ili AKP hükümetleri tarafından unutulmuş bir il olmuştur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, Kütahya ilinin turizm potansiyelinin ve yaşadığı sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılması gerekli görülmektedir.

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, İç Anadolu Bölgesi’ndeki illerden yaşanan göçün nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/522)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İç Anadolu Bölgesi’ndeki illerin sürekli nüfus kaybetmesi, bölge illerinin her geçen gün küçülmesine neden olmaktadır. Göçün nedenlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirler konusunda, Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Reşat Doğru                                (Tokat)

2) Oktay Vural                                (İzmir)

3) Mesut Dedeoğlu                          (Kahramanmaraş)

4) Emin Çınar                                  (Kastamonu)

5) Ali Öz                                         (Mersin)

6) Sümer Oral                                  (Manisa)

7) Seyfettin Yılmaz                          (Adana)

8) Lütfü Türkkan                             (Kocaeli)

9) Celal Adan                                  (İstanbul)

10) Alim Işık                                   (Kütahya)

11) Enver Erdem                             (Elâzığ)

12) Bahattin Şeker                           (Bilecik)

13) S. Nevzat Korkmaz                   (Isparta)

14) Münir Kutluata                          (Sakarya)

15) Ahmet Kenan Tanrıkulu            (İzmir)

16) Emin Haluk Ayhan                   (Denizli)

17) Koray Aydın                             (Trabzon)

18) Ahmet Duran Bulut                   (Balıkesir)

19) Bülent Belen                              (Tekirdağ)

20) Murat Başesgioğlu                    (İstanbul)

21) Mustafa Kalaycı                        (Konya)

 

Gerekçe

TÜİK verilerine göre 2011 yılı sonu itibariyle Tokat, Yozgat, Sivas, Erzurum en fazla göç veren iller içerisindedir. En fazla göç alan iller ise İstanbul, Ankara, Bursa ve Antalya'dır. Ülkemizde 2 milyon 360 bin kişi yer değiştirmiştir.

Tokat ili olarak göç veren iller içerisinde şampiyon durumdadır. Nüfus her geçen yıl daha fazla düşüyor. Bununla beraber çevre illerde böyledir. Tokat milletvekili sayısı 2, Sivas'ın 2, Yozgat'ın 2, Amasya'nın 1 düşmüştür. Bu düşme de devam etmektedir.

Son on yıldan beri yani AKP iktidarından bu iller hep geri gitmiştir. Göç verme sebeplerine baktığımız zaman bu illerin ortak özellikleri vardır.

Bu illerde sanayi ve ticaret gelişmemiştir, kırsal nüfus fazladır. Çiftçi üretmekte fakat zarar etmektedir. Her yıl “Ben ne üreteyim de bu yıl zarar etmeyeyim.” diye kara kara düşünmektedir. Çiftçiliğin yok olması yanında, istihdam yaratan kuruluşlar da bir bir yok olmaktadır. Tokat sigara fabrikası satılmış, bilahare de kapanmıştır. Aynı durum şeker fabrikaları için de olmaktadır.

Birçok şeker fabrikası gibi, Turhal şeker fabrikası Özelleştirme İdaresince satılmıştır. “Burada üretime devam edilecek.” deniyor ama korkarım aynı akıbete uğrayacaktır.

Tokat ili gibi, ülke genelinde, her yerde tütün üretimi çok düşmüştür. Aynı akıbet şeker fabrikaları için de karşımıza gelmektedir. Şeker pancarı üretimi de aynı akıbete uğrayacaktır.

İnsanımız üretimden kaçmakta, toprak da boş kalmaktadır. İç Anadolu Bölgesi hayvancılık konusunda geçmişte çok önemli yerde iken, bugün bu sektör de bitme durumuna gelmiştir. Yazın neredeyse kesilecek, et elde edilecek kuzu, koyun bulunamamaktadır.

Bugün İç Anadolu'daki esnaf bitmiş, batma durumuna gelmiştir. Süpermarketler kanununun çıkmaması binlerce esnafı bitirmiştir. AKP iktidarı esnafa zulüm yapmaktadır.

Tokat gibi İç Anadolu illerinde sanayi ve endüstri gelişmemiştir. Devlet yatırım yapmıyor, özel sektör çeşitli etkenlerden dolayı yatırım yapmaktan çekiniyor. Bugün ülkemizdeki cari açık sebebi üretimsizliktir.

Hâlbuki Tokat gibi illere gerçek manada reel destekler verilse buralarda istihdam artışı olacak ve insanlar büyük şehirlerden tekrar buralara göç edeceklerdir. Gelin, teşvik kanununu Anadolu bazlı değiştirelim, yatırımı cazip hale getirelim.

Hükûmet olarak çiftçi, hayvan üreticisi yeterli desteklenmemektedir. Gübre, mazot, çeşitli ilaçlardaki KDV ve ÖTV’lerin kaldırılıp çiftçinin yanında yer alınmalı, sulama ve modern tarım yöntemleri yaygınlaştırılmalı.

Besi ahır hayvancılığı geliştirilmeli, tarıma dayalı sanayi kolları kırsal kesime kaydırılmalı, en önemlisi de ürünün değerinin verilmesi sağlanmalıdır.

Ayrıca önümüzdeki zaman içerisinde Tokat, Çankırı, Çorum gibi birçok ilde bulunan, nüfusu 2000'in altında belediyelerin kapanma durumu ile karşı karşıya kalacaklardır.

Bu belediyeleri kapatmayalım. İnsanlar kendi istekleri ve mecburiyetten köylerini terk etmektedirler. Bu belediyeler kapanırsa daha fazla göç yaşanacaktır. Orada yaşama, orada kalma ile ilgili cazip ortamlar yaratmalıyız.

Vergi muafiyeti, elektrik, doğalgaz gibi çeşitli şeylerde indirim yapılmalı, köyde yaşayan insanların azda olsa çeşitli imkânları diğer yerlerden farklı kullanımı sağlanmalıdır. İşte o zaman nüfusu İç Anadolu Bölgesi’nde tutarız.

Ülkemizi üç dönemdir yöneten bu AKP iktidarı, göç veren bu illere mutlaka müdahale etmelidir. Bu insanları kırsal bölgelerde tutan bir yöntem bulmalıdır.

Tüm bu gerekçeler göz önüne alınarak araştırma önergemiz hazırlanmıştır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No:                                                                                                                  Tarih: 27/02/2013

Danışma Kurulunun 27/02/2013 Çarşamba günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                      Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                       Başkanı

                      Ahmet Aydın                                                      Muharrem İnce

            Adalet ve Kalkınma Partisi                                    Cumhuriyet Halk Partisi

                Grubu Başkan Vekili                                           Grubu Başkan Vekili

                                

                     Mehmet Şandır                                                     Pervin Buldan

             Milliyetçi Hareket Partisi                                    Barış ve Demokrasi Partisi

                Grubu Başkan Vekili                                           Grubu Başkan Vekili

Öneri

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 242, 348, 325 ve 424 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 3, 5, 6 ve 7’nci sıralarına; bastırılarak dağıtılan 428 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ise 48 saat geçmeden yine bu kısmın 4’üncü sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

28 Şubat 2013 Perşembe günkü birleşiminde 424 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimde gece 24:00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar;

5, 6 ve 7 Mart 2013 Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerindeki birleşimlerinde ise saat 20:00'ye kadar;

Çalışmalarına devam etmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Söz talebi? Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme girmiş sayın milletvekillerimize, İç Tüzük 60’a göre bir dakika söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Halaman.

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, brucella hastalığı için verilen ilaç nedeniyle hayvanların gebeliklerinin sonlanmış olduğuna ve hayvan besleyenlerin bu mağduriyetlerinin giderilmesi için yardımcı olunmasını istediğine ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Şimdi, ben, Sayın Tarım Bakanımızın da burada olması dolayısıyla -sırf dikkatini çekmek için Tarım Bakanımızın- şöyle bir şey söylemek istiyorum.

Bizim Adana’nın Saimbeyli ilçesi var Sayın Bakanım. Tabii tarım ilçe müdürlükleri, hayvancılık yapanlara hizmet etmek için, onlara yardımcı olabilmek için onların hastalıklarıyla ilgili sürekli ilgileniyor. Bundan dolayı Tarım Bakanlığına teşekkür ederiz tabii.

Son bir “brucella hastalığı” diye bir hastalık varmış. Bundan dolayı yani keçilerin, koyunların gözlerine ilaç damlatmışlar. Bu damlatılan ilaç 9 bin tane gebe hayvanın gebelikten kurtulmasına, yok olmasına sebep olmuş. Bu, işte, keçi besleyen, hayvan besleyenlere bu mağduriyetlerini giderme açısından bir yardımcı olabilirseniz mutlu olacağız.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Uzunırmak…

2.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, PKK terörünün Türk milletinin harimiismetine uzanan bir el olduğuna ve uzanan bu eli kırması gereken 61’inci Hükûmetin bu durum karşısındaki tutumuna ilişkin açıklaması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

PKK terörü Türk milletinin harimiismetine uzanan bir eldir. Harimiismetin muhafızı olması, uzanan bu eli kırması gereken 61’inci Türkiye Cumhuriyeti AKP Hükûmeti silahla uzanan bu ele açıkça “Silahı bırak, fazla gürültü çıkarma, yaygara yapma, beni rezil etme, kapının kilidine ben çilingir olayım, istediğini anlaştığımız oranda sana vereyim.” demektedir. Çözümden kasıt bu mudur?

Ve bu minvalde Türkiye Büyük Millet Meclisinin çoğunluğuna dikkat çekmek istiyorum. Bugün ve gelecek nesiller arşivlere baktığında “Terörü kim bitirmiştir?” diye sorulsa cevap hangisi olur? Bir, Türkiye Cumhuriyeti devleti mi; iki, Recep Tayyip Erdoğan mı; üç, 61’inci Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti mi; dört, bebek katili Öcalan mı olur? Katilden kahraman yarattığını düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum, dikkatlerinize sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

Sayın Yeniçeri…

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Genelkurmay eski Başkanının, kuvvet komutanlarının, Magosa’nın mücahit komutanının, Kardak kahramanlarının aylardır tutuklu olduklarına ve tutukluluk hâllerinin kaldırılması için Hükûmeti ve Adalet Bakanını derhâl harekete geçmeye çağırdığına ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genelkurmay eski Başkanı, kuvvet komutanları, Magosa’nın mücahit komutanı, Kardak kahramanları aylarca hapishanelerde tutuklu olarak tutulmaktadır. Buna karşılık, Türk milletinin azılı düşmanı, kitle katliamcısı Öcalan devletle muhatap edilmiştir. Katliamcı Öcalan’ın televizyon, jimnastik ve diğer keyfî ihtiyaçları Hükûmet tarafından büyük bir şevkle yerine getirilmektedir. Orgeneral İlker Başbuğ terörist olarak yargılanırken PKK’lı Şemdin Sakık tanık olarak mahkemece ciddiye alınmaktadır. Böyle bir yargı Türk milleti tarafından ciddiye alınamaz. Bu yargılama ve tutuklamalar Türk milletinin vicdanında mahkûm edilmiştir. Ölümcül hastalığı olan general, akademisyen, milletvekili ve gazetecilerin hâlen tutukluluğu devam etmektedir. Başbakan Erdoğan, Ergin Saygun’u ziyaret ederek ya da tutukluluk sürelerinden yakınarak sorumluluktan kurtulamaz. Bu insanların tutukluluk hâllerinin kaldırılması için Hükûmeti ve Adalet Bakanını derhâl harekete geçmeye çağırıyorum, aksi takdirde yaşananlardan sorumlu olacaklardır.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Ağbaba…

4.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya Darende’nin sorunlarına ve muhtarların maaşlarının yetersiz olduğuna ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, geçtiğimiz gün, güzel Malatya’nın güzel ilçesi Darende’yi ziyaret ettim. Muhtarlarla toplantı yaparak hem köylerin hem de kendi sorunlarını dinledim.

Darende’nin sorunları Malatya’nın sorunlarıyla aynı. Kayısı para etmediği için Darendeliler de, Malatyalılar da açlık sınırıyla karşı karşıya. “1 kilo kayısıyı 1,6 veya 1,7 liraya satıyoruz, buna rağmen müşteri bulamıyoruz.” diyorlar.

“Hayvanlarımız para etmiyor, samanın kilosu 1 TL’ye dayandı, yemin torbası 25 TL iken 50 TL’ye yükseldi.” diyorlar Sayın Bakan. Ayrıca “Yem ve saman alamıyoruz…” Kısaca “Darende çiftçisi perişan.” diyorlar.

Bir de, Sayın Bakan, muhtarların durumuna dikkat çekmek istiyorum. Onların durumları bir-iki kat daha beter. Muhtarların aldığı maaş 410 TL, sadece BAĞ-KUR primleri 360 TL. “Dünyada, seçilip de bizden daha az maaş alan bir kurum var mı?” diye soruyorlar.

Haykırıyorlar, “BAĞ-KUR primlerini ödeyemediğimiz için çoluk çocuk hasta olduğumuz zaman doktora gidemiyoruz, ilaç alamıyoruz.” diyorlar. “Köylüyle devlet arasında köprü olan, her türlü sorunu devlete ileten muhtarlara bu reva mı, bu hak mı?” diye sesleniyorlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Bayraktutan…

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve Artvin’in Yusufeli Barajı inşaatında yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sözlerimin başında, dün İstanbul’da evinde ziyaret ettiğim İstanbul Milletvekilimiz Mahmut Tanal’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bir an önce ayağının iyileşerek, yasama faaliyeti için Mustafa Kemal’in Parlamentosunda görev yapmasını, bir an önce göreve başlamasını diliyorum; geçmiş olsun dileklerimi bir kere daha iletiyorum.

Bunun haricinde, geçen hafta içerisinde, seçim bölgem Artvin’in Yusufeli ilçesini bizzat ziyaret ettim. Biliyorsunuz, dün, Yusufeli Barajı’nın temeli atıldı. Yusufeli Barajı’nın temel inşaatında çalışan, yol inşaatında çalışan bir firma, 168 işçinin maaşını vermemiş. Yaklaşık dört-beş aydır firmanın istihkaklarını alamadığı için veya başka sorundan kaynaklanan nedenden dolayı firmanın bulunduğu yerde elektrikler yanmıyor, mazot kesik. 168 işçinin bir bölümü firmanın bulunduğu iş alanını terk etmiş, çok büyük bir sorunla karşı karşıyalar. Bu nedenle, önümüzdeki dönem içerisinde bunların prim ödemeleri, alacakları, dört-beş ayı aşkın süredir, geçmişten kaynaklanan ödemelerinin bir an evvel gerçekleşmesinde yarar vardır. Sayın Bakanın ve Hükûmetin bu konuda duyarlı olmasını ve Türkiye’de, özellikle de Artvin’de baraj ihalelerinde ihale alamayan firmaların ödemelerinden kaynaklanan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bayraktutan.

Sayın Özdemir…

6.- Batman Milletvekili Ziver Özdemir’in, Merhum Necmettin Erbakan’ın vefatının 2’nci yıl dönümüne ve kendisine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – 57’nci Hükûmetin Başbakanı Profesör Doktor Necmettin Erbakan Hocamızın vefatının ikinci yıl dönümü münasebetiyle kendisini Allah’tan rahmet ve minnetle yâd ettiğimizi belirtmek istiyorum. Kendisinin Türkiye’nin siyasetine damga vurmuş ender bilim ve siyaset adamlarından biri olduğunu söylemek istiyorum. İdealinde bütün insanlığa saadet, mutluluk, huzur ve refah getirmek gibi bir amacı vardı. Kendisinin çok kısa dönemde bile Türkiye’de iktidar olması çoğu elitist tabakanın ve Türkiye’yi, yıllarca bir şekilde Anadolu insanını dışlamış olan elitist bir tabakanın tahtlarını sarsmasına vesile olduğunu ifade etmek istiyorum.

Kendisini tekrar rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özdemir.

Sayın Öğüt…

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Cumartesi Annelerinin simgesi olan Berfo Ana’ya Allah’tan rahmet dilediğine ve Türkiye’deki bütün faili meçhullerin faillerini bulmanın en önemli hedefleri olduğuna ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖGÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

12 Eylül faşizminin yok ettiği devrimcilerden Cemil Kırbayır 8 Ekim günü Kars’ta gözaltına alınmış ve kendisinden bir daha haber alınamamıştır. Oğlunun izini otuz üç yıldır süren annesi Berfo Ana “Bulmadan ölmeyeceğim.” demesine rağmen, 105 yaşında ve gözleri açık olarak geçen hafta vefat etmiştir. 12 Eylül darbecilerinin yargılanmaya başladığı mahkemeye sedyeyle gelmiş ve oğlunun hesabını sormuştur. Aynı zamanda, Berfo Ana Cumartesi Annelerinin simgesi olmuştur.

Berfo Ana’ya bizler söz veriyoruz, arkadaşımızın katillerini mutlaka bulacağız ve Cemil’i annesinin yanına defnedeceğiz. Katillerin mutlaka devletin önemli makamlarında olduğunu tahmin ediyoruz çünkü bütün katiller devletin korumasında yükseldiler. Türkiye’de bütün faili meçhullerin faillerini bulmak en önemli hedefimiz. Tüm kaybedilen kardeşlerimizin annelerine ve toplumumuza söz veriyoruz. Berfo Ana’ya da rahmet diliyor, “Gözün arkada kalmasın.” diyoruz.

Saygılar sunuyorum. Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ögüt.

Sayın Canalioğlu.

8.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon ilinin Tonya ilçesinde yapılması planlanan çimento fabrikasına halkın karşı çıktığına, AKP iktidarının Tonyalıların isteğine sessiz kalmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Trabzon ilimizin doğal güzellikleri ve yaylaları ile ünlü güzel ilçesi Tonya’da yapılması planlanan çimento fabrikasına, yöre halkı fabrikada günde 750 ton kömür veya kimyasal atık yakılacağından, toplam alanı 7.900 dönüm olacak olan taş ocakları oluşacağından, bu alanların 9’u orman alanlarında olacağı ve binlerce ağaç kesileceğinden, sebze ve meyveler yenemeyecek duruma geleceğinden, su kaynakları tahrip olacağından, hayvancılık sona ereceğinden, her gün 800’e yakın kamyon yollarda dolaşacağından; hava kirliliği, egzoz gazları, ağır metaller ve gürültü kirliliği nedeniyle göçler başlayacağından karşı çıkmakta ve tepki vermektedirler. Her fırsatta “Millet ne derse o olur.” diyen AKP iktidarı bu kez Tonyalıların sesine sessiz kalmamalıdır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canalioğlu.

Sayın Moroğlu…

9.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, Konak Tüneli yapımı nedeniyle 2. Kadriye Mahallesi’nde oturulamaz hâle gelen evlerde yaşayan yurttaşların sorunlarına, BMC fabrikasında üretimin durma aşamasına geldiğine ve ilgili bakanlıkların bir an önce bu konuya el atması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, İzmir’in iki acil sorunu var; Sayın Bakanlar dinler de hemen el atarlarsa çözebilecekleri sorunlar.

Bunlardan birincisi, Konak Tüneli’nin yapımıyla başlayan 2. Kadriye mahallesinde oturulamaz hâle gelen evlerde yaşayan yurttaşlarımızın sorunu. Bakanlık ve yetkililer gidip “400 lira ev kirası, 400 lira da taşıma parası verelim, ne hâliniz varsa görün.” diyerek yurttaşları sağlıksız konutlarda yaşamakla baş başa bırakmışlardır. Bir an önce yurttaşların sağlıklı konutlara kavuşması için gerekli girişimler yapılmalıdır.

İkinci önemli sorun da, kamuoyunun da bildiği gibi 2.500 kişinin çalıştığı BMC fabrikasında, işçilerin bütün çabalarına rağmen, ücretleri ödenmediğinden ötürü üretim durma aşamasına gelmiştir. Sanayi Bakanı, Çalışma Bakanı ve ilgili bakanlıklar bir an önce konuya el atıp hem işçilerin mağduriyetini gidermeliler hem de İzmir’in gözbebeği BMC’nin üretime devam etmesini sağlamalıdırlar diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Sayın Doğru…

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, geçici kadrolarda veya taşeron firmalar aracılığıyla çeşitli adlar altında devlet kurumlarında çalışan işçilerin durumuna ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tokat ilinde olduğu gibi ülkemizin her tarafında geçici kadrolarda veya taşeron firmalar aracılığıyla çeşitli adlar altında devlet kurumlarında çalışan işçiler vardır. Bu işçilerin büyük kısmı da asgari ücretle çalışmakta olup hiçbir sosyal güvenceye sahip değillerdir, her an işten çıkarılabilirler. Aileleri ile beraber büyük korku içerisinde olan bu insanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendilerine sahip çıkmasını ve kadroya kavuşmak istemektedirler. Onların konusunu dile getirmeye çalıştım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Aydın…

11.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, AK PARTİ Grubu adına, Merhum Necmettin Erbakan’ın vefatının 2’nci yıl dönümüne ve kendisine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün, eski başbakanlarımızdan merhum Necmettin Erbakan’ın ebediyete intikalinin ikinci yıl dönümü. AK PARTİ Grubu olarak bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Türk siyasetinin en önemli simalarından biri olan merhum Necmettin Erbakan, bilgisi, birikimi, kişiliği, tecrübesi, ilkeleri, mücadele azmi ve unutulmaz hizmetleriyle halkımızın sevgisini ve takdirini kazanmış örnek bir liderdi. Aynı zamanda çok değerli bir bilim adamıydı. Hayatı boyunca üstlendiği tüm görevlerde tüm antidemokratik engellemelere rağmen millete hizmet etmeyi her şeyin üstünde tutan, Türkiye’nin her alanda gelişmesine ve kalkınmasına değerli katkılarda bulunmuştur.

Merhum Necmettin Erbakan’a bir kez daha Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Sayın Bulut…

12.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Millî Eğitim Bakanlığının okulların ihtiyaçlarını karşılamak yerine EĞİTİM-BİR-SEN marifetiyle siyasal kadrolaşma konusunda büyük bir çaba içerisinde olduğuna ve bu duruma son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – İstanbul İntaş Lisesinde günlerdir kaloriferler yanmamakta, öğretmenlerin bir kısmı -7 öğretmen- hasta olduğu için okula gelememektedir. Bakanlık okulun, okulların bu ihtiyaçlarını karşılayacağına, Türkiye’de, EĞİTİM-BİR-SEN marifetiyle siyasal kadrolaşma konusunda büyük bir çabanın içerisinde. Kendinden olmayan yönetici bırakmamak adına, 947 şube müdürlüğü kadrosu almış; bu kadrolara hakkı olmayan, çıkardıkları kendi genelgelerine, şartlarına uymayan kişileri vekâleten görevlendirerek eğitimi ehliyetsiz eller tarafından yönetmektedirler.

Bu duruma son vermelerini, ülkenin, eğitimin ihtiyacı olan ana konulara dönmelerini diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bulut.

Sayın Değirmendereli…

13.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli’nin, dişi hayvan kesimini yasaklayan karara karşı çiftçilerin mağduriyetinin önlenmesine ve damızlıkların desteklenmesine ilişkin bir önlem alınmasının düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Tarım Bakanına sormak istiyorum: 28/12/2012 tarihinde yayımlanan bir genelgeyle dişi hayvan kesimi yasaklanmıştır. Ancak, kuzusu büyüyen, danası büyüyen çiftçiler bunları kestirmek mecburiyetindedirler. Acaba, gerçekten prensip olarak damızlık varlığımızı artırmak anlamında doğru olan bu karara karşı çiftçilerin mağduriyetinin önlenmesiyle ilgili, damızlıkların desteklenmesine ilişkin olarak bir önlem düşünülmekte midir? Şunu Sayın Bakanla da burada paylaşmak istiyorum: Çiftçi o kadar zor durumdadır ki hayvanını kestirmek için, özürlü belgesi almak için ayağını kırdığı vakalara dahi rastlanmaktadır. Yani bu politikanın çiftçiyi bu duruma düşürmesinden Sayın Tarım Bakanımız rahatsız olmamakta mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Değirmendereli.

Sayın Şandır…

14.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu adına, Merhum Necmettin Erbakan’ın vefatının 2’nci yıl dönümüne ve kendisine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak merhum Necmettin Erbakan’a Allah’tan rahmet diliyoruz. Tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Necmettin Erbakan Hocamız Türk siyasi hayatına çok önemli katkılar vermiştir. Kurduğu her partinin ismi “millî” kelimesiyle… Yani böyle, başka anlamlara çekilen, milliyetçiliğin sorgulandığı bir dönemde, Necmettin Hocamızın başlarken “millî” kelimesiyle başlamasının çok önemini ve değerini bugün birilerinin daha iyi anlaması gerektiği kanaatindeyim.

Ona Yüce Allah’tan rahmetler diliyoruz efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın Aslanoğlu…

15.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, tütün üretiminin serbest bırakılmasına ilişkin açıklaması

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Müsaade ederseniz, Sayın Tarım Bakanına, AKP Grup Başkanı Sayın Ahmet Aydın Bey’e ve Tarım Komisyonu Başkan Vekili Sayın Mehmet Erdoğan Bey’e… Tütünümüzü serbest bırakın. Adıyaman Çelikhan’ın, Malatya Kurucaova’nın, Muş’un…

Sayın Bakan dinlemiyor, ben de konuşmuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aslanoğlu.

Sayın Genç, buyurun.

16.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli’de köy yollarının kapalı, kara yollarının da çok bakımsız olduğuna ve vatandaşların yem bedelini alamadıkları için şikâyetçi olduklarına ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, geçen hafta sonu Tunceli’deydim. Orada, tabii, yeteri kadar araçların ilde olmaması nedeniyle… Kara yollarında hep hurda araçlar var, Köy Hizmetlerinde hep hurda araçlar var. Dolayısıyla, kar da çok fazla yağdığı için maalesef orada köy yolları kapalı, normal olarak kara yolları da çok bakımsız, birinci konu bu.

İkincisi de, bu yem bedellerini vatandaşlar almamaktan şikâyet ediyor. Bu sene kar da çok fazla yağdığı hâlde geçen senedeki yem bedellerini hâlâ almamışlardır. Başka illerde alındığı söyleniyor. Acaba Tunceli’ye niye özel bir uygulama yapılıyor, onu bana sordular; ben de Hükûmet varsa ona arz ediyorum efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

Sayın milletvekilleri, beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.56


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

3.- Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/604) (S. Sayısı: 242) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 242 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Çirkin. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum. Sayın Başkan. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygı, sevgi, hürmetle selamlıyorum efendim.

Şimdi, Mera Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair getirilen 242 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nda, belki de bizi izleyen milletimiz, “mera” deyince -akla gelen- hayvancıların, hayvancılıkla uğraşan çiftçimizin dertlerine, sorunlarına çare getirmek üzere bir kanun teklifini tartıştığımızı zannedecek.

Bu değişiklikte amaç, meraların, vasfını kaybetmiş olan meraların ıslahı gibi bir şekilde formüle edilse de gerçekte meraların özel kullanıma açıldığı ve büyük şirketlerin kullanımına uygun hâle getirilebileceği noktasında daha farklı bir amaç da taşımakta. Yani devletin görevi, zaten zor durumda olan hayvancımızın bu sıkıntılarını, başta kaba yem ihtiyacını karşılamak üzere önemli bir kaynak olan meraların ıslahı noktasında kanunlarla belirlenmiş, Anayasa’yla belirlenmiştir. Burada, güçlü Hükûmetimiz, Türkiye Cumhuriyeti devletinin büyüyen ekonomisi, anlaşılan, bu meraların ıslahında başarılı olamamakta ve bu meraların ıslahına gücü yetmemektedir. Yetmemektedir ki bunu özelleştirmek yoluyla da ıslah etmiştir.

Şimdi, başta akla şu gelebilir, bizi izleyenler bu noktada yanılmasın: Ortada vasfını kaybetmiş bir mera var, oradan faydalanmak isteyen vatandaşlarımızın faydasına sunmak adına bu meraların ıslahının özelleştirilmesi. Böyle bir şey yok. Yani bu meralar kiralanıyor. Bu, meraların ıslahının değil, kullanımının özelleştirilmesini gerçekleştirecek olan bir yasa tasarısı. Yani kiralamadan bahsediliyor. Burada ne diyor: “Kiralanacak alanda hayvancılık için gerekli bakım ve barınma ihtiyacını karşılayacak zorunlu hayvancılık tesisleri kurulabilir.” Değerli arkadaşlar, bu şu demek: Meraların büyük hayvancılık tesislerine dönüşmesi, kısacası bu. Şimdi, o zaman hangi anlayışla bu yasanın hayvancılıkla uğraşan çiftçimizin faydasına, onların kullanımına, onların iştigal ettikleri meslekle ilgili sıkıntılarının giderilmesine yönelik olduğunu iddia edebiliriz? Burada gayet açık.

Yasada bir kişiye ne kadar mera kiralanacağı belli değil. Burada çiftçinin hakkını korumada ciddi eksiklikler var, bu konuyla ilgili konulmuş tek bir satır yok. Yani, hangi köye aitse o mera, önce o köyün, o köylünün, orada hayvancılıkla uğraşan kişilerin bu alanda bu merayı öncelikli olarak alabilmesine yönelik tek bir madde yok. Yani, bu iş ihaleye çıkarsa, meseleye büyük şirketler girerse, araya büyük şirketler girerse oradaki köylümüzün, Ardahan’daki, Kars’taki, Hatay’daki, Diyarbakır’daki, Aydın’daki Kayseri’deki, Sivas’taki köylümüzün bu şirketlerle nasıl rekabet edeceğine dair burada tek bir madde yok. Onların hakkını, hukukunu gözetebilecek ve rekabette eşitliği sağlayabilecek, onlara öncelik tanıyacak burada tek bir madde yok. Eğer varsa, bizim bilmediğimiz bir şeyler varsa, umarım Sayın Tarım Bakanımız biraz sonra gelir, bunu bize anlatır.

Yalnız, öncelikle şunu ifade etmek istiyoruz ki kimse millete, kimse bu Meclise, bu yasa tasarısının hayvancıların meselelerini, sorunlarını çözmek üzere getirilmiş bir yasa tasarısı olduğunu iddia etmesin ya da kimse bize bunu yutturmasın.

Değerli arkadaşlar, hayvancılık zaten bitmiş durumda. Yani gerek kaba yem itibarıyla gerek saman itibarıyla gerek hayvan itibarıyla artık Türkiye dışarıya muhtaç bir ülkedir. Yapılan hayvan ithalatı ve bunun rakamları ortadadır, hayvancının durumu ortadadır. Hayvancının, içine düştüğü içler acısı hâlden kurtuluşu noktasında en ufak bir ümidi dahi yoktur. Yani, defalarca söyledik: Başta Şırnak, Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis ve Hatay’da hayvancıların, Suriye’yle olan münasebetlerin gelmiş olduğu hâl dolayısıyla çok büyük sıkıntıları vardır. Sınırlar her şeyin cennetine dönüştüğü gibi, kaçakçılığın, hayvan kaçakçılığının da cennetine dönüşmüş durumdadır. Çiftçi, malına aylarca bakıyor, danasını yetiştiriyor, altı ay, bir sene buna masraf ediyor, pazara indirdiği zaman kaçak hayvanla yüzleşiyor ve zarar etmek pahasına da malını tüccara devredip arkasını dönüp gidiyor,  bir daha da hayvancılığa girmiyor.

Türkiye’de hayvan sayısı azalıyor. Rakamlara bakıldığında, çok hafif bir oranda artış görülse de bunun kaçak hayvanların -tüm sınırlarımızdan- İran, Irak, Suriye sınırlarımızdan gelen kaçak hayvanların birdenbire âdeta millîleştirilmesinden yani küpelenmesinden doğan bir artış olduğu artık herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bu artışlarla Türkiye’deki hayvan sayısının çok az oranda arttığı iddia ediliyorsa da gerçekte bu sayılar son derece vahim bir şekilde giderek düşüyor çünkü hayvancı, hayvanından para kazanamıyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin yüz ölçümünün yüzde 16,8’i meradır. Türkiye’de önemli oranda bir nüfus, geçimini hayvancılıktan sağlamaktadır yani orman köylümüzden tutun, ovadaki insanımız, en kötü şartlarda 2 tane, 3 tane, 5 tane ineğini evine almakta ve buradan sair gelirlerinin durumu ne olursa olsun bunu bir garanti olarak kabul etmekte, âdeta bunu bir sigorta olarak kabul etmekte, en azından, bundan hayati ihtiyaçlarını temin ederek geçimini sağlamaktadır ama bugün itibarıyla artık sağlamaya çalışmaktadır çünkü et fiyatları, süt fiyatları, kaba yem fiyatları, hayvancılıktaki girdiler artık bu çiftçinin dayanacak gücünü oldukça azaltmaktadır, dayanma gücünü eksiltmektedir ve hayvancılık çiftçisini can çekişir hâle getirmektedir.

Şimdi, hâl buyken hayvancılarımızın kaba yem ihtiyacını başta karşılamada çok önemli bir unsur olan meraların, hangi akla hizmetle birilerine âdeta peşkeş çekilmesine veyahut birilerinin gelip işgal etmesine, büyük firmaların, büyük şirketlerin, tröstlerin gelip bunların yerine hayvancılık yapmasına ve hayvancılığın, hayvancıların, Anadolu çiftçisinin netice itibarıyla geriye gitmesine, eldeki kısıtlı imkânlarının da yavaş yavaş elinden alınmasına, biz, hangi akılla ve hangi mantıkla “evet” diyebileceğiz? Bunun mümkünatı yok. Milliyetçi Hareket Partisi de böyle bir yaklaşıma kesinlikle ortak olmaz, hayvancıların elindeki son imkânlarının da, tarafınızdan, elinden alınmasına müsaade etmez. En azından, Milliyetçi Hareket Partisi, bu Mecliste, bu yasaya koyduğu muhalefet şerhiyle de tavrını ortaya koymuş ve bu yasanın karşısındadır.

Değerli arkadaşlar, siz Hükûmet olarak her meselede böyle inat ediyorsunuz. Yani 2/B’de sizlere bunu anlattık, anlatmaya çalıştık. Bir komisyon üyesi olarak, Parlamentoda milletvekillerimiz, diğer muhalefet milletvekilleri 2/B yasası tartışmaya açıldığı günden beri sizleri birçok konuda ikaz etti; inat ettiniz siz. Bu, böyle olmaz. Bunun orman köylüsüne hiçbir faydası olmayacağı gibi, aynı zamanda da büyük sıkıntılara sebebiyet getirecek bir yasa olduğunu bu kürsüden ben ve birçok arkadaşım defalarca izah etti, dinlemediniz. Yani rahmetli -Allah rahmet eylesin- Osman Bölükbaşı’nın bir lafı var: “Politikacıyı bitiren, kuru inattır.” der. Siz hâlâ bunda inat ediyorsunuz ve bugün geldiğiniz noktada, aynen, bizim dediklerimizi teyit edercesine, 2/B yasasında, gerçek manada orman köylüsüne hitap etmese de değişiklikleri yapmaya başladınız ama dün o yasaya da öyle bir madde eklediniz ki 2/B yasası da kirlendi. 2/B yasasının, hiç, ruhuyla, orman köylüsüyle alakası olmayacak şekilde kamu-özel ortaklığının kapısı açıldı, önü açıldı ve orada da bir rant kokusu aldı başını, yürüdü, gitti.

Öyle bir yasa yapma tekniğiniz ve anlayışınız var ki getirdiğiniz yasa daha yoldayken, biz daha komisyondayken değişiklik önergesini önümüze getirdiniz. Acaba bu yasalar arabada mı yapılıyor? Acaba bu yasalar dolmuşta mı yapılıyor? Bu kadar bürokrat ne işe yarar? Yani Orman Komisyonunda olan, iktidarıyla, muhalefetiyle tertemiz niyetli Komisyon üyelerinin iyi niyetini lekelemeye bu Hükûmetin ne hakkı var? İşte, bu yasada da getirdiğiniz anlayış, hayvancılık çiftçisinin menfaatleriyle, sorunlarıyla uzaktan yakından ilgili olmadığı gibi, bu sorunları daha da depreştirecek, daha da büyütecek bir anlayışa sahip.

Hükûmetler, devleti idare etmek adına elbette ki milletten yetki alır. Siz de yüzde 50’yle bu yetkiyi aldınız ama muhalefet de hükûmetleri, hükûmetlerin yanlışlarını denetlemek için vardır. Muhalefet de zaman zaman yanlışları söyler. Elbette ki hükûmet kendi istediğini, kendi dediğini yapar çünkü sorumluluk onundur, doğrusunu onun bilmesi gerekir. Fakat bu yasaların neresi eğridir, neresi doğrudur, bunu da uygulandıktan sonra milletin vicdanına bırakacağız. Belki bu, 2/B yasasında olduğu gibi anında duvara toslatmayacak sizi yani gariban çiftçimiz, bu meraların elinden teker teker teker gidip büyük şirketlerin, tröstlerin eline geçtiğini ancak zaman içinde fark edecek ama o zaman da iş işten geçmiş olacak. Bugün Anadolu’daki orman köylüsü nasıl ayaktaysa yarın birçok bakımdan mağdur ettiğiniz bu hayvancı da umarız, inşallah ayağa kalkacak ve bunun siyasi karşılığını verecek.

Yine Tarım Bakanlığının çiftçiliğin birçok alanındaki uygulamaları, çiftçimizin farklı alanlarda iştigal edenlerini de esasen mağdur ediyor.

Değerli arkadaşlar, buğdayda, ayçiçeğinde, pamukta, mısırda TÜİK verileriyle olduğu söylenen bir dönüm başı ödeme desteği usulü, ortada konuşuluyor ki içler acısı ve yürekler acısı yani bir çiftçinin ne kadar üretebileceğine karar veren kurum TÜİK.

Gerçi, Sayın Bakan, Tarım Komisyonundaki yaptığımız görüşmede bundan geri adım atılabileceği noktasında bir söz verdi -şimdi de huzurda- benden sonra umarım bu kürsüde, bu sözünün arkasında olduğunu da ifade eder. “525 kilo pamuk üretebilirsiniz.” diyor TÜİK, anlar mı bu işten? Hayır. O zaman tarım müdürlükleri ne işe yarar ve TÜİK bu rakamı neye göre tespit ediyor? Yani, bugünkü şartlarda -pamuk ziraatın aynı zamanda da motoru olduğu ifadesiyle ondan bahsediyorum- çiftçi 600-650 kilo pamuk alırken siz buna “fazla üretme” mi diyorsunuz ya da birilerinin yaptığı hırsızlığı, namuslu, dürüst çiftçinin üzerinden mi çıkarmak istiyorsunuz? Bu, kabul edilemez. Bu noktada, Tarım Bakanlığının gerekli tedbirleri alacağını ümit ediyoruz.

Zaten, zor durumda olan, kredi imkânları daralan çiftçi bir de bu manada darbe yememeli. Yani -bugün Tarım Bakanımız da hazır buradayken ifade ediyorum- Ziraat Bankası artık Ziraat Bankası olmaktan çıkmakta yani çifçimiz ile Ziraat Bankasının, çiftçiyi ticari bir müşteri olma, görme anlayışından dolayı arasındaki uçurum giderek artıyor. Tarım Bakanlığı bir işe yarar herhâlde. Yani, bu meselelerle oturup uğraşmak, bizim ya da Sanayi Bakanlığının işi değil. Tarım Bakanlığının bu noktada acil tedbirler alması gerekiyor. Çiftçi, tüccar değildir ama Sanayi Bakanlığı da Enerji Bakanlığı da çiftçiyi herhâlde tüccar sanıyor ki ya da memur sanıyor ki aylık elektrik ödeme planı getiriyor. Bu anlayıştan kurtulun, bir an evvel kurtulun yoksa Türk çiftçisi gidiyor, Türk çiftçisi tamamen çamura çöktükten sonra, tüccar olmadığı için, bir yılda, altı ayda, üç yılda, beş yılda kalkınamaz yani aldığı sattığı bir maldan bir anda kazanıp bütün zararını çıkaramaz. Beş sene sürerse bunun batması, on beş sene de ayağa kalkması sürer. Lütfen, bu anlayışı terk edin. Yani, hiçbir şeyi iyi yapmadığınızı ifade etmiyoruz. Mesela, Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürlüklerinde çok güzel çalışmalar olduğunu duyuyoruz. Her ne kadar Tarım Bakanımız bu kürsüden “Biz saman ithal etmiyoruz, ithal ettiğimiz samanın kökü 800 ton.” dediyse geçenlerde bir görüşmede, Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürlüğü binlerce ton saman ithal ediyor. Kötü de etmiyor, iyi ediyor, hiç olmazsa fiyatı biraz dengeliyor.

Her zaman sorun söylediğimizi ifade ediyorsunuz, çözüm üretmediğimizi ifade ediyorsunuz. İşte buradan, hazır Sayın Tarım Bakanımız da buradayken ifade edeyim: Tarım kredi kooperatifini bankalaştırın, tarım kredi kooperatiflerine ya bir banka alın ya da banka olmasının şartlarının önünü açın ve çiftçiyle buluşturun. Ben inanıyorum ki tarım kredi kooperatifleri, çiftçiyle ve çiftçilikle ilgisi artık kalmayan Ziraat Bankasından çok daha vicdanlı bir şekilde çiftçiye hizmet edebilecektir.

Değerli arkadaşlar, inatla murat olmaz. Her şeyde inat ettiğimiz gibi, birçok siyasi meselede de inat ediyoruz ve Türkiye'nin önü tıkanıyor. Bugün, İmralı sürecinde de inat ediyoruz. İmralı sürecinde de hiç kimsenin dediklerini kale almadan, hiçbir hassasiyeti değerlendirmeden, kanın durması adına, kanın durması meselesini dolgu malzemesi yapmak suretiyle, birçok hassasiyetin dile getirilmesinin önünü de keserek bu süreçte de inat ediyorsunuz. Bu süreçte de duvara toslayacaksınız. Bu süreçte sadece siz duvara toslamayacaksınız, Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti devleti toslayacak. Birçok değer ayaklar altına alınıyor, milliyetçilik ayaklar altına alınıyor.

Yani “milliyetçiliğin ayaklar altına alınması” derken aklımıza 31 Ekim 1997’deki Millî Güvenlik Siyaset Belgesi geliyor. 28 Şubat sürecinin eseridir bu Millî Güvenlik Siyaset Belgesi ve burada, Türk milliyetçiliğinin ırkçılığa dönüştüğü ve Türkiye Cumhuriyeti devleti için bir tehdit unsuru olduğu ifade ediliyor. Ülkücü mafyanın da o belgede bundan faydalandığı ve onun da Türkiye Cumhuriyeti devleti için bir tehdit unsuru olduğu ifade ediliyor. Bu Millî Güvenlik Siyaset Belgesi, gerçekte Türkiye’nin millî güvenliğine en ağır darbeyi vuran bir zihniyetin ürünüdür, manevi değerlerine en ağır darbeyi vuran bir zihniyetin ürünüdür yani 28 Şubatın ürünüdür.

Bugün, milliyetçiliği, Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alan zihniyetin de -biz öyle zannediyoruz ki- 28 Şubat zihniyetinden zerre kadar farkı yoktur. Ancak, Milliyetçi Hareket Partisi, ağır duruşuyla, 28 Şubat sürecindeki milliyetçiliğe yönelik bu ağır iftiraları ve ahlaksız değerlendirmeleri Türk milletiyle beraber nasıl ayaklar altına aldıysa, bugün de içinde yaşadığımız dar günlerde, milliyetçiliğe yapılan bu hakaretleri ve saldırıları inşallah ayaklar altına alacaktır, temennimiz, ümidimiz budur. Kolumuz kırık değildir, kanadımız kırık değildir, demokratik mücadelemizi elbette ki sonuna kadar vereceğiz ancak, devletin, milletin tüm unsurlarıyla teslim alındığına inandığımız ve bunun söz konusu olduğu an, mücadelemizin her alanda meşru kabul edilmesini ve meşru kabul ettiğimiz hiçbir mücadeleden de çekinmeyeceğimizi ve hiçbir bedeli de ödemekten kaçınmayacağımızı da burada ifade etmek isterim.

Hepinize saygılar, sevgiler sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çirkin.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili İlhan Demiröz. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Demiröz.

CHP GRUBU ADINA İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 242 sıra sayılı Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Meralar üzerinde konuşacağız. Önemini bir kez daha vurgulamak istiyoruz çünkü bu alanlar, nüfusun beslenmesinin en önemli kaynağı olan hayvansal ürünlerin elde edilmesinde yeri doldurulamayacak, eşsiz kaynaklardır. Bu kaynaklar, istihdama yüzde 25, gayrisafi yurt içi hasılaya yüzde 9 katkı veren tarım sektörü için önemlidir. Ancak bu önem, tarıma önem veren hükûmetler için geçerlidir. Maalesef, şu anda, AKP Hükûmeti için bunun üvey evlat olduğunu, tarıma nasıl bakıldığını, tarımın nasıl çökertildiğini hep beraber birazdan bahsederek işlemiş olacağız.

Hayvancılığın sağlıklı olması, ucuz yem bakımından vazgeçilmez doğal kaynaklarımız olan meralar, maalesef, her geçen gün biraz daha tahrip edilmekte, elden çıkarılmaktadır. Hükûmetçe çıkarılan -birçok yasa çıkarılıyor- tüm yasalarda merayla ilgili bölümlerin tahrip edildiğini görmek mümkündür.

En son “Kentsel Dönüşüm” adı altında bir yasa çıkardık. Kentsel Dönüşüm Yasası’yla ilgili hemen şunları çok rahatlıkla söylemek durumundayız: Eğer afet riskli alanların dönüşümünde sizin arsaya ihtiyacınız varsa ve bu alanları rezerv alan gösterirseniz size hiç kimsenin herhangi bir konuda bir şey söyleme şansı yoktur çünkü bu yasanın 9’uncu maddesinde 11 tane yasa, bunlardan 1 tanesi de Mera Kanunu olarak bu kapsam dışında bırakılmıştır yani bu meralarda istediğinizi yapma şansına sahipsiniz. Mera Kanunu’nun bu anlamda herhangi bir öneminin olmadığını bir kez daha altını çizerek söylemek istiyorum. Ancak, bu yasalar çıkarken ve bu konuda yasa tasarısı Meclise sunulurken Tarım Bakanının Bakanlar Kurulunda veya diğer bölümlerde nasıl hareket ettiği konusunda da hakikaten bir bilgiye ihtiyacım olduğunu ifade etmek istiyorum çünkü bu afet riskli alanların dönüşümünde en fazla sıkıntıya kalan, Toprak Koruma Kanunu’yla, Mera Kanunu’yla, Kıyı Koruma Kanunu’yla, 11 yasayla Tarım Bakanlığını ilgilendirmektedir. Ama zannediyorum ki Tarım Bakanı bu konuyla çok fazla ilgilenmemiştir.

Arkadaşlar, Mera Kanunu’nda iki değişiklik yapılacak, 4’üncü maddede ve 12’nci maddede. 4’üncü maddede değişiklik yapılacak. E, ben şöyle diyorum: Hiç çevirmeye veya başka amaçları koymaya gerek yok, biz meraları özel sektöre kiralayacağız, özel sektöre vereceğiz. Özel sektör bu alanlarda -TOKİ dâhil- ne istiyorsa istediği gibi yapsın. Bunun anlamının başka olmadığı… Efendim, işte, yapılan masrafların karşılığında genel bütçeye bırakılacağı, yapılan masrafların tahsil tutar ibaresinin köy tüzel kişiliğine ve belediyelere yatırılacağı konusunda bilgiler koymuşlar. Bence onlara hiç gerek yok çünkü zaten köy sayısında da oldukça önemli bir azalmanın olduğunu ve gözden çıkarıldığını… Burada da Sayın Tarım Bakanının nasıl hareket ettiğini, yine, düşündüğünü bilmek istiyorum.

Arkadaşlar, 12’nci maddede şöyle bir ifade var, diyor ki: “Bu tesislerin taban alanı, kiralanacak alanın yüzölçümünün yüzde birini geçemez. Bu oranı bir katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.” Teknik olarak bu şekilde ifade edilmiş.

Şimdi bir örnekle devam ederek size konuyu biraz daha açmak istiyorum. Örneğin, 3 bin dekarlık orta sınıf bir mera alanının kiralandığını düşünelim ve bu meranın ortalama otlatma veriminin 100 kilogram/dekar kuru ot olduğunu varsayalım. Türkiye mera vasıf ve özellikleri dikkate alındığında -otlatma mevsiminin beş ay olduğunu farz edelim, ki bu mevsim doğu bölgelerinde daha kısa sürelidir- bu alanda otlatılacak toplam ot verimi yıllık 300 ton olacaktır. Bu verim de otlatma mevsimi içerisinde 200 büyükbaş hayvan biriminin ihtiyacını karşılayabilecektir. Bu da yaklaşık, ortalama olarak, 250 kilogram ağırlığındaki 400 başlık büyükbaş hayvan veya 2 bin başlık küçükbaş hayvana denk gelmektedir. Hazırlanan metne göre yüzde 1’lik tesis alanı 30 dekar olacaktır. Bu miktar, Bakanlar Kurulu kararıyla 60 dekara çıkarılabilecektir. Bilindiği üzere, 400 büyükbaş hayvan için, modern, yarı açık hayvan barınağı ve yan tesisleri -silaj, doğumhane, gübre çukuru, buzağı, hepsi dâhil- 10 dekarlık bir alanı kapsayacaktır, geriye kalan 20 dekarlık alan veya Bakanlar Kurulu 2 katına çıkarırsa 50 dönümlük mera, yaylak ve kışlak alanı ne amaçla kullanılacaktır? Bu alanda 2 bin başlık küçükbaş hayvan için, gezinme alanı dâhil olmak üzere, azami toplam 5,5 dekarlık tesis alanı yeterli olacaktır. Buradan da, yüzde 2 dikkate alındığında, 54,5 dekarlık alanın ne yapılacağını hep beraber düşünmemiz gerektiğini, bu alanda neler yapılması planlandığının da açıkça ve net olarak söylenmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Yani, sözümün başında söylediğim gibi, bu kısımların özel sektöre açılması için özel çaba sarf edildiğinden bahsetmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, yine bu yasayla ilgili, meraların bugünlerde gözden çıkarıldığı bir başka yasa Büyükşehir Yasası. Büyükşehir Yasası’yla 29 ilde -ki Bursa’da da 656- köyler bir anda mahalle oldu, 30 Marttan itibaren mahalle olacak. Geçen hafta Bursa’da köyleri geziyoruz, köydeki vatandaşların en büyük sıkıntılarından bir tanesi ellerindeki mal varlıklarının alınması. Mal varlıklarının listeleri istenmiş valilikler tarafından ve bütün muhtarlar tepkili. Köylü vatandaşların bir tabiri var, sizlerle paylaşmak istiyorum, kendi tabirleriyle ifade etmek istiyorum. Köylü vatandaşlarımız diyor ki… Siz yolda giderken birisi size silahını dayasa ve sizden para alsa bunun anlamı nedir? Gasp. Avukatlara sorduk, “gasp” diyorlar. Peki, siz kalabalık bir yerdesiniz, cebinizden cüzdanınızı alsalar, buna nedir? Buna da “hırsızlık” dendiğini yine avukat arkadaşlar ifade ettiler. Köylü vatandaşlar diyor ki: “Büyükşehir Belediye Yasası’yla benim gözümden tırnağımdan ayırdığım merama, benim gözümden tırnağımdan ayırarak yapmış olduğum diğer gayrimenkullere Hükûmet tarafından, devlet tarafından el konulması gasp değil midir, hırsızlık değil midir?” Bunun takdirini de yüce Parlamentoya bırakmak istiyorum değerli arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, meranın sıkıntılı olduğunu, meraların hayvancılıkta hangi noktaya gelindiği bakımdan önemini bir kez daha vurgulayarak ama gelin görün ki bizim Hükûmet tarafından hiçbir zaman dikkate alınmayan girdilerle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Bunlardan birisi akaryakıt, mazot. Bugün Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bizim kullandığımız mazotun yarısına mazot kullanıyorlar. O zaman, bizim çiftçilerimiz, bizim köylülerimiz bu ülkelerle nasıl rekabet edecek? Bir kere, ilk başlangıçta 2-0 mağlup olduğunu ifade etmek isterim.

Bir şey daha paylaşmak isterim. Değerli milletvekilleri, çok sıkıntılı oldukları için yat sahiplerine, gemi sahiplerine 1,5 liradan verilen mazot, uçak şirketlerine 1,5 liradan verilen mazot çiftçi kardeşlerimize, köylülerimize 4 lira 20 kuruştan verilmektedir. Ben buradan değerli seyircilerimize, köylü vatandaşlarımıza soruyorum: Acaba mazotunu traktörüne koyduktan sonra traktörüne atlayıp, Boğaz Köprüsü’nü geçip Sarıyer sırtlarında çay mı içiyor, yoksa doğrudan doğruya üretim alanlarına mı gidiyor? İşte, bu Hükûmetin çiftçiye birinci derecede bakış noktalarından bir tanesi de budur. Maalesef, bugüne kadar, bu konuyla ilgili bütün çabalarımıza rağmen herhangi bir gelişmenin, herhangi bir çabanın olmadığının altını çizmek istiyorum.

Ayrıca, mazotla ilgili bir şey daha söylemek istiyorum arkadaşlar. Mazotun rafineriden çıkışı ve mazotun pompalara kadar gelişi tüm masraflar dâhil 1,5 TL. Bunun üstü ÖTV ve KDV. Değerli arkadaşlar, biz tarımcılar yılda 3,5 milyar litre mazot kullanıyoruz. Siz bu KDV ve ÖTV miktarıyla bunu çarptığınız zaman 8 milyar TL’nin üzerinde bir rakam göreceksiniz. Bunu şunun için söylüyorum: Maalesef, akaryakıt fiyatlarındaki bu yüksekliğin haricinde, çiftçimiz mazotla devleti desteklemekte çünkü kendisine bütçelerde konulan 9 milyar TL’lik yardımların, yine akaryakıttaki KDV ve ÖTV fiyatlarıyla alındığının bir göstergesini hep beraber gözler önüne sermiş oluyoruz. Yani, maalesef, bu Hükûmetin, Sayın Tarım Bakanının, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanının çiftçileri desteklemediğinin; çiftçilerin mazotla, gübreyle, elektrikle KDV ödeyerek Hükûmeti desteklediğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Yine, yasalarla ilgili konulara devam etmişken ayrıca bir de Tarım Kanunu’ndan bahsetmek istiyorum. 2006 yılında Tarım Kanunu çıkarıldı. Sayın Bakan da her fırsatta, bu kanunla ilgili kanunlar çıkarttığını ifade ediyor. Evet, çiftçiler de “Belki yaramıza merhem olur.” diye böyle bir yasanın çıkmasını umutla bekliyorlardı. Peki, 2006 yılında bu Tarım Kanunu çıktı, ne oldu arkadaşlar? 2006 yılında çıkan bu Tarım Kanunu, maalesef, dağın fare doğurduğu gibi, çiftçilere verilmesi gereken desteği vermedi. Başka bir deyişle, 2007’den 2012 yılına kadar, 27 milyarın üzerinde, Sayın Tarım Bakanının -ki şahıs olarak söylemeyeyim, düzeltiyorum- devletin, Hükûmetin çiftçiye borcu var. Yani her yıl yüzde 1 vermesi gerekirken gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1’ini vermemiş, bu rakamlar binde 50 olarak ifade edilmiştir. Bu bakımdan, buradan çiftçi kardeşlerime tekrar seslenerek şunu söylemek istiyorum: Bu Hükûmetin size 27 milyar borcu var. Cumhuriyet Halk Partisi olarak da bizim bu konuyla ilgili bir yasa teklifini de verdiğimizi ifade etmek istiyorum.

Arkadaşlar, yavaş yavaş bölgem olan Bursa’ya gelmek istiyorum, süremin geri kalan bölümünde Bursalı hemşehrilerimden, yine bu arada tabii ki Türkiye’de sıkıntılı olan çiftçi kardeşlerimden de bahsederek devam etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 2010 Kasım ayında zarardan dolayı bir tespit yapıldı Bursa’da zeytin üzerine. Birinci, ikinci, üçüncü dönemi ödendi zeytinle ilgili yapılan zararlara göre, dördüncü kısmı ödenmedi. Hangi ilçelere? Gemlik, İznik, Orhangazi. Ziraat Odası Başkanından aldığım bilgiler ışığı altında şunu söylemek istiyorum: 4.100 çiftçiye 2010 Kasımından kalan 4,5 trilyon hâlâ borcu var bu Hükûmetin. İşte, çiftçilerin nasıl desteklendiği konusunu da arkadaşlarımızın gözlerinin önüne serdiğimi ifade etmek istiyorum.

2011 yılında yine bu bölgede şöyle bir sıkıntı oldu: Kasım aylarında, hasat zamanında, geceyle gündüz arasındaki sıcaklık farkından dolayı verim ve kalite konusunda zeytinde çok düşüklükler oldu. Ziraat odaları, Tarım Komisyonundaki arkadaşlarımızı da alarak, hiç parti gözetmeden Sayın Bakanla bu kadar ısrarla konuşmamıza rağmen ne o borçlar ertelendi ne bu konuda herhangi bir çalışma yapıldı. Ben buradan şunu söylemek istiyorum: Bursa, güney Marmara Bölgesi’nde. Buğday, pamuk ve kanolaya destek veriliyor. Biz zeytine de destek verilmesini ifade etmek istiyoruz, en az 1 TL olarak.

Ayrıca hemen şunu söyleyeyim: Karacabey’de, Karacabey Ziraat Odasının açıklamalarına göre… Sayın Bakan Komisyonda bu şekilde olmayacağını ifade etti ama bir kez daha vurgulamak istiyorum. TÜİK rakamlarına göre -eğer siz prim desteklerini TÜİK rakamlarına göre yaparsanız- Karacabey bölgesinde 3,7 milyar TL bir zararın çiftçileri iyice perişan ettiğini söylemek isterim. Bursa bu konuda sıkıntılı çünkü ahududu üretiyoruz, ahududunun hasat zamanında bir bakıyoruz ki Sırbistan’dan 2.300 ton ahududu ithal edilmiş. Tabii ki bizim Kızık köylerindeki ahududu üzerinde kalmış ve 1,5 TL’ye dahi alıcı bulamamıştır. Mısırda aynı durum söz konusu değil midir? Mısırda da aynı durum söz konusudur. Karacabey’de, Kemalpaşa’da mısır hasadına başlandığı gün -bilin ki- Bandırma Limanı’nda gemileri görme şansına sahipsiniz.

Patatesçiler sıkıntıda. Nevşehir’de arkadaşlarımızla görüştük, Afyon da aynı. 35 kuruşa mal ettikleri patatesi 10 kuruşa satamadıklarını bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Bursa’da başka neler oluyor? Değerli arkadaşlar, Bursa’da Sayın Vali 2013 yılını ipek böcekçiliği yılı olarak ilan etti ama gelin görün ki 2004’te, maalesef, Bursa’ya ait İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü kapatıldı.

Son iki konuyu da söyleyerek hemen bitirmek istiyorum meralarla ilgili.

Bursa’da, Yenişehir, Karaköy ve Karacaali köylerinin meralarında otomobil test merkezi yapılıyor. Tarım Bakanı acaba bu konuda ne yaptı? Yani Karaköy’ün 1.120 dönüm, Karacaali’nin 1.400 dönüm merası otomobil test merkezine verilirken, Bakanlar Kurulundan bu karar geçerken ne yaptığını, bu konuda gerekçelerinin neler olduğunu çok önemle öğrenmek istiyorum.

Bir başka konu daha var. Arkadaşlar, bugün Bursa Ormankadı’da, Mustafakemalpaşa Ormankadı’da bu yasa çıkmadan meraların ihalesi var. Bu yasa bile beklenmeden meraların ihale edilmeye başlandığını ifade etmek istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu.

Buyurunuz Sayın Zenderlioğlu. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi adına 242 sıra sayılı Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu raporları üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bugün Mera Yasası’nı yeniden konuşuyoruz, tekrar ediyoruz. Biliyoruz ki Türkiye bir tarım ülkesi ama gel gelelim ki bu tarım ülkesini yeterince değerlendiriyor muyuz, ona bakmak gerekir. Hayvancılık merayla ilgilidir. Meralar ortak varlıklarımızdır, meralar değerlerimizdir, meralar zenginlik kaynaklarımızdır. Bundan dolayı hayvanlar için de bir beslenme kaynağıdır.

Aslında bu meralar, yıllar önce, karış karış, bölgemizde …(x) dediğimiz akil insanlar tarafından bölüştürülmüştü, hiçbir olay da yoktu. Yüz yıl boyunca… Ben de buna tanıklık edebilecek düzeyde biriyim. Dolayısıyla, bu sorunlar çıkmıyordu. Ne zaman ki Tapu, Kadastro Yasası’yla, Mera Yasası, ıslah yasası ve benzeri yasalarla köylü… Her ilkbahar geldiğinde kavgalara neden oluyordu. Dolayısıyla, o meralardan yararlanma, yaylaklardan yararlanma olayı geciktiriliyordu, birçok insan köyden göç etmek zorunda ve mecburiyetinde kalıyordu. Dolayısıyla, bugün bu meralar ıslah edilmedi, doğru dürüst bir kanun, bir yasa da çıkarılmadı. Hâlen bu kronikleşmiş olan sorun devam etmektedir bölgemizde.

Aslında bugün yeni yasayla şunu belirtmek istiyorum: Şirketler tarafından paraya dönüştürülebilecek kaynaklar sınıfında değildir meralar çünkü hayvanların yaşam ve beslenme alanıdır. Hayvan yetiştiricileri için de bedava yem sağlama alanlarıdır. Meralarda  beslenen hayvanların ürünleri kapalı alanlardaki hayvanlarınkinden besin bakımından daha zengindir. Meralar ayrıca karbondioksidi depolar, oksijen üreten alanlardır. Meraların belki de en önemli özelliği, ekolojik zincirin vazgeçilmezi canlılara ev sahipliği yapıyor olmasıdır. Doğa da insan gibidir. Birçok yönüyle zaman zaman saldırılara uğramaktadır, bazen de kendi doğal seleksiyonundan kaynaklanan olaylarla yüz yüze gelmektedir, rüzgâr ve yer sarsıntıları gibi, deprem gibi olaylarla yüz yüzedir. Bu da yetmiyor, son yıllarda bizim bölgemizdeki meralar, yaylaklar âdeta yasaklanmış durumdadır yani hayvanların uğrak alanı bile yasaklandı. Bırakın insanlarını, hayvanları da bu olanaktan yoksun bırakılıyordu, gece gündüz bombalanan yerler, çıkarılan yasaklı kararnameler -417, geçmişten söz ediyorum- neticesinde köylü hayvanını otlatmaya  bile götüremiyordu. Dağda kalan hayvanını gidip aramıyordu. Neden? Çünkü yasaklı bölge ilan edilmişti.

Meralar  hem insanlar için hem hayvanlar için önemli bir alandır, tarım sisteminin en önemli girdisi meralardır. Bugün, ne yazık ki bu meralar amaç dışı kullanılmaktadır. Bu olumsuz durum karşısında, büyük ölçüde bir bozulma süreci de gerçekleşmiştir.

Meralar, yaylak ve kışlaklar Türkiye’de milyonlarca insanın beslenme ihtiyacını karşılayan en önemli kaynaklardan biridir. Dolayısıyla meraların, yaylakların, kışlakların korunması, tekrar eski hâline dönüştürülmesi, ıslah edilmesi çok önemli bir konudur. Ancak, hazırlanan bu tasarı -köy veya belde tüzel kişiliklerinin kullanımına ait olan mera, yaylak, kışlakların ihtiyaç durumuna bakılmaksızın özel ve tüzel kişi ve kuruluşlara devredilmesi- tarımsal üretimle, hayvancılıkla geçinen çiftçilerin en önemli varlığı olan meraların yöre halkının kullanımından çıkarılmasına ve mağduriyetlerine yol açacaktır. Bu da önemli bir sorundur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012’de çıkarılan 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İmar Kanunu’na eklenen ek madde ile ortak değer sayılabilecek meralar ortak miras olmaktan çıkarıldı, sermaye şirketlerine sunuldu, daha doğrusu peşkeş çekildi ve köylerde yapılacak yapılarla ilgili olanaklar kısıtlandı. Daha önce köy nüfusuna kayıtlı olan, köyde sürekli oturanlar için sağlanan istisnalar, yapılan değişikliklerle herkese tanındı. Bu hak ortadan kaldırıldı. Hatta bu haktan rantçılara da davetiye çıkarılmış oldu. Özellikle kıyı şeridindeki köy yerleşim alanları ve çevreleri, tarım arazilerinin özellikleri dikkate alınmaksızın, tümüyle ranta açılmak durumunda. Bu yasayla, bu amaçla İmar Kanunu’na ek madde eklendi. İmar Kanunu’na eklenen ek maddeyle, mera, yaylak ve kışlakların geleneksel kullanım amacıyla geçici yerleşim yeri olarak uygun görülen kısımlarından kamu hizmetleri için gerekli olanların dışındakiler, talep sahiplerine bedeli karşılığında yirmi dokuz yıla kadar tahsis edilebilecektir. Ayrıca mera, yaylak ve kışlakların turizm merkezleri ile kültür ve turizm gelişim bölgeleri kapsamında kalan kısımları, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu çerçevesinde kullanılmak ve değerlendirilmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilecektir.

Eklenen maddede “Talep sahiplerine bedeli karşılığında yirmidokuz yıla kadar tahsis edilebilecektir.” demek, meralar amaç dışı kullanıma açılacak, üzerine konut, otel, tatil köyü, golf sahası ve benzeri işletmeler kurulabilecek demektir.

Durum bu iken Kasım 2012’de Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar, meraların imara açılmasının söz konusu olamayacağını söyledi. Köylülerin hayvancılık yapmaları bu yasayla imkânsız hâle getirilmektedir. Örneğin, 1 Ekim 2012 tarihli gazetelere göre, başta Malatya, Muş, Bingöl ve benzeri yerlerde, buna benzer meralara karşın, yaylaklara karşın, büyük şirketler kiralama yönüne gitmişlerdir ancak Malatya’da daha yoğun bir biçimde talepler arz edilmiştir.

Bölgedeki tek sorun mera ve yaylaların kiralanması elbette değildir. Mermer fabrikalarına kiralanan arazilerde patlatılan dinamitler, onlarca pınarın kurumasına da neden olmuş. Bir başka örnek Bergama Kozak Yaylası'nda yaşanıyor. Mermer ve maden işletmeleri, çam fıstıklarını kurutuyor. Hatta şimdi de soruyoruz ve bu soruya da cevap veriyoruz. Birincisi, hayvancılık yapamaz duruma gelen köylüler ne yapacak? İkincisi ise şu doğanın kirletilmesinden sonra geriye dönüş olanaklı mı, değil mi? Hayvanların özgürce beslenememesi, hayvan yetiştiricilerinin ülke ülke saman araması, ekolojinin bozulacak olması, insanlara sağlıklı besin sağlamayacak olması Hükûmet için bir önem arz edebiliyor mu? Hükûmet bu konuda ne düşünüyor? Ama meralar, yurttaşlarla birlikte tüm canlılar için ve ekoloji için önemli midir, bu konuda Sayın Bakanımıza soruyoruz.

Son on yıl boyunca yayla ve mera alanlarının daralması özellikle göze çarpan durumlardan biridir. Mera ve yayla alanlarının daralması aynı zamanda, orantılı olarak hayvancılığın da gerilemesine neden olmaktadır. Eğer bu meralar ıslah edilmiş olsaydı, köylülere destek sağlanmış olsaydı, bugün hayvancılık babında büyük bir ilerleme kaydedilmiş olacaktı. Biliyoruz ki birçok bölgemiz hayvancılık açısından elverişli alanlardır. Bitlis gibi, Muş gibi, Ağrı gibi, Van gibi, Bingöl gibi, Elâzığ gibi, Diyarbakır, Mardin gibi yörelerde biliyoruz ki altı, yedi ay kış sürmektedir. Dolayısıyla, hayvancılık için bu alanların elverişli olması bu iklim şartlarına ve koşullarına bağlıdır.

Dolayısıyla, devlete yapılan talepler doğrultusunda, kanunun gereği tahsis amacı değişikliği yapılarak mera vasıfları kaldırılan yerlerin dışında, özellikle 1990 yılından bu yana yaylaların önemli bir bölümü, yaşanan düşük yoğunluklu savaş, sağlanmayan barış nedeniyle kullanım dışı kalmıştır. Dağlar -biraz önce de ifade ettiğim gibi- hep bombalanmıştır, köyler zorla boşaltılmıştır. Boşaltılan 4 bin köy virane hâline gelmiştir, 3 milyona, 4 milyona yakın insan metropole göçe zorlanmıştır. Peki, böyle bir senaryo, böyle bir tablo, böyle bir alan ne kadar uygun olabilir, varın siz düşünün.

Yıllarca “OHAL bölgesi, güvenlik bölgesi, geçici güvenlik bölgesi” adı altında köyler, meralar, yaylalar boşaltılmış ve binlerce insan mağdur edilmiştir, bu mağduriyet yetmiyor, üstelik insanlar faili meçhule gitmiştir. Bugün de bu yasada şu söyleniyor: İşte, çoban kimliğini ibraz edecek, yaşadığı alanda hangi alanı kullanıp kullanmadığını belirtecek. Bu, çok abesle iştigal olan bir anlayış. Bu nasıl bir yasa? Yani ben, Bitlis’in Hürmüz köyünde yaşıyorum, her gün gidip karakola bilgi mi vereceğim? “Ben şu dağın şu bölümüne gideceğim de bilgin olsun.” ya da “Gampoz’a döneceğim.” ya da “Şeyh Amer’e çıkacağım.” ya da “Tenuran’a çıkacağım. Tenuran Yaylası’na çıkacağım, hayvanlarımı otlatacağım.” Böyle şey olur mu? Biz hangi çağda yaşıyoruz? Biz barıştan, kardeşlikten, insanlıktan, demokrasiden, demokratikleşmeden söz ediyoruz. Biz bunları sağlamasak, emin olun bu güvenlikçi anlayış yasalarıyla hiçbir yere varamayız. Onun için, bugün dahi günümüzde, birçok yerde “geçici güvenlik bölgesi” adı altında insanlar mağdur edilmektedir. Görüyorsunuz, 7 Ocağa kadar on beş bölge yasaklanmıştı. Ya insan kendi vatandaşına, kendi bölgesine, kendi tarlasına, kendi tapusuna yasak koyar mı? Bu hangi anlayıştan kaynaklanıyor? Bu nasıl bir anlayıştır? Bu nasıl bir kardeşliktir? Buna anlam vermekte zorlanıyoruz. 

AKP Hükûmeti, göreve geldiği günden bu yana, Türkiye’nin her yerini bir rant alanı olarak da görmüştür.

Son olarak, görüşmekte olduğumuz Mera Kanunu’nun yeni bir rant için hazırlandığı düşüncesindeyim. AKP Hükûmeti ülke genelinde yeni mera arama çalışmalarına devam etmektedir. Ancak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, tabiri caizse, insanların yaşam alanlarını, geçim kaynaklarını, köylerin, yaylalarını, meralarını yasaklamak yeni bir mera alanı aramak anlamına gelmemekte midir ve insanları mağdur etmekte, bu bölgede yaşayan halkın geçim kaynaklarını daraltmaktadır. Çünkü, başka bir geçim kaynağı şu anda bizim bölgemizde yok, hayvancılığın dışında yok. Çünkü, tarım alanları çok dar, oradaki platolar, dağlar, yaylalar hayvancılık için çok elverişli. Bu nedenle, bu yasa çıkarılırken, sanıyorsam, biraz da Doğu ve Güneydoğu’yu, o bölgeyi düşünerek böyle bir yasa tasarısını hazırlasaydık eminim ki bugün, ben bunları burada ifade etmeyecektim. Her ilkbahar geldiğinde, jandarma köylünün, çiftçinin, hayvancılık yapan insanlarımızın kapısını çalmaktadır. Peki, bu yasaklarla böylesi izne bağlı olan alanlara insanlar girmeyecek de kim girecek? Soruyorum size: Orada ne yapılıyor, herkesin bilmesi gerekmez mi? Bu da yetmiyor -bizim bölgemizin ikinci bir geçim kaynağı arıcılıktır- arıcılık bakımından, yani doğanın bahşetmiş olduğu o kaynakların insanlara sevgiyle sunulduğu o alanlara, yaylalara maalesef arıcıların da çıkmasını engelliyoruz. Peki, niye engelliyoruz? Bal üretmekten daha tatlı bir şey var mı? Yağ üretmekten daha güzel bir şey var mı? İnsanın en doğal besin kaynaklarının hiçbir madde katmadan, doğal olarak tek elden halka sunulması kadar sıhhatli, afiyetli bir şey var mı? Elbette yok. Hâlbuki bugün, Bitlis’in, en elverişli alan, arıcılık ve hayvancılık bölgesi olması dolayısıyla bir entegre tesisleri vardır. Sayın Bakanımız o entegre tesisi biliyor ama şimdi, arıcılar birliği borçlandığından dolayı o tesis çalıştırılmıyor. Defalarca belki Sayın Bakanımıza gelip gittiler, Sayın Bakanımız orayı biliyor, Sayın Başbakan Yardımcımız biliyor, Sayın Başbakanımız da biliyor o bölgeyi, özellikle o tesisi çok iyi biliyorlar. Şimdi, durma noktasına gelmiştir. 2 bin arıcı bu meslekten nemalanıyordu, 2 bin arıcı. Herkesin evinde 3 veya 4; 5 kişi söylesek, 10 bin kişi bundan geçimini sağlıyordu ama bu bölgede yaşanan yasaklar yüzünden, böylesi çalışmaz duruma gelmiş ve bu üretimin durma durumuna gelmesine de neden olmuştur.

Bitlis’in Norşin ilçesine bağlı Gölbaşı beldesinde 2/B kapsamında arazileri vardır. Vatandaş şimdi, kendi oturduğu araziyi almak zorunda kalıyor hem de yüksek bir fiyat biçerek almak zorunda kalıyor. Yani sorunlar bir bir anlatmakla belki bitmiyor ama yayla yasağını, çobana izni, çobanın da kimlik bildirimi ve benzeri yaklaşımları bir tehdit olarak sayıyorum ve insanların insanca yaşamasını engellemek olarak değerlendiriyorum.

Bu vesileyle, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zenderlioğlu.

Şahısları adına, Adana Milletvekili Ali Halaman. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Halaman.

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, 5 maddelik bir tasarı olan 242 sıra sayılı Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

“Mera” dendiğinde, genelde, tarım ve hayvancılık akla gelir; köylünün, kasabalının, şehirlinin ortaklaşa kullandığı  sosyal, siyasi, maddi kullanılan alan olarak bilinir. Ülkemizin toplam alanının yüzde 15’ini, yüzde 16’sını teşkil eder mera alanları ama uzun yıllar istismara açık bir alan olduğu için, genelde köylerde, beldelerde, şehir kenarlarında, bu mera alanları o muhitin egemen güçleri tarafından kullanılır, onlar daha çok iştigal eder.

1998-1999 yıllarında “Mera Kanunu” adında kapsamlı bir kanun çıkmasına rağmen, meralar işgalden, siyasi tercihlerden, idari kayırmacılıktan bir türlü kurtulamadı. Dolayısıyla, hayvancılık ve tarım dışında kullanılması için Mera Kanunu’nda değişiklik yapılması bugünün şartlarında da öngörüldü. Değişikliğin gerekçesi, özellikle son zamanlarda mera alanlarının hatırlı siyasiler, idareciler, sermaye sahipleri, baskın grupların işgal ettikleri yerlerin hukuki zeminini oluşturmak için kiraya vermek, tesis kurmak, almak, satmak gibi içeriği olan 5 maddelik bir kanun hâline getirildi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetin uyguladığı bu kapitalist politikalar… Zaten Büyükşehir Yasası’nı çıkarttı. Köy ve beldelerin tüzel kişilikleri ortadan kaldırılıp, bugünkü mera alanı olarak görülen yerler şehirlere geçti, arsa oldu. Kentsel dönüşüm, afet riski taşıma, Deprem Kanunu, 2/B, Orman Kanunu, yer altı sularıyla ilgili su sayacı, su ölçüm cihazı ve büyük oranda toprak satış kanunu, her şeyin özelleştirilmesiyle ilgili kanunlar çıkarken en sonunda da 5 madde olarak bu mera kanunu geldi. Bunları yaparken toplumun, yani ülkenin refahını on yıllık dönem içerisinde yükselttiniz mi? Ülke on yıllık dönem içerisinde 539 milyar dolar iç ve dış borca gömülmesine rağmen, bu borçların sürekli satmayla ödenir hâle geleceğini mi zannediyorsunuz? Yani mera alanlarını satsanız da “Hazıra dağ dayanmaz.” derler.

Hayvancılığın bu memlekette, her milletvekili arkadaşım zaman zaman sıkıntılı olduğunu söylüyor. Dolayısıyla hayvanın para etmediği, yeminin, samanının, ilacının sürekli olarak ithal geldiği, ithal gelmesine rağmen hayvancılığın gelişmesinde müthiş bir katkının olmadığı her vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündeme geliyor. Tarımda çiftçiler perişan olmasına rağmen bak, mart, nisan ayında ayçiçeği, mısır tohumu Çukurova bölgesinde yok. Yani ocak ayında çıkması gereken ithal rejim kararnameleri çıkmadığı için mısır tohumu, ayçiçeği tohumu Adana ve çevresinde fahiş fiyatla yok satıyor.  Çıkarttığınız yasalardan dolayı, halk sokaklara son günlerde inmeye başladı. Bak, Antalya’da 2/B için yürüyüşler ve isyanlar oluyor. Okullarda çıkartmış olduğunuz kanunlardan dolayı, harçlardan, kıyafetlerden dolayı toplumu ayrıştırdığınız için toplum tetikte bekliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; Sayın Başbakan, grup toplantısında -yani kendi grubunun dışında- Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Genel Başkanı Doktor Devlet Bahçeli için söyle diyor: “Devlet Bahçeli üç buçuk yıl iktidarda kaldı, dikili ağacı mı var?” Şimdi, ben Sayın Başbakana, Sayın MHP Lideri Doktor Devlet Bahçeli’nin bırak devlet yönetiminde hizmetlerini, kendi  imkânları ile Osmaniye’de ve muhtelif illerde yaptırmış olduğu okullar ve camiler onun için birer ağaç. Dolayısıyla, yönetimde bulunduğu süre içerisinde Sayın Liderimiz Doktor Devlet Bahçeli üç buçuk yıllık dönemde demokrasinin gelişmesi, sosyal seviyenin yükselmesi, bu güzel memleketimizin her köşesinde yani Bitlis’ten Ahlat’a kadar, Muş’tan Malazgirt’e kadar -o dönem ben de gittim- o bölgenin, Malazgirt’in, Muş’un, Bitlis’in altyapısı, bütün yolları o günün şartlarında Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanı Doktor Devlet Bahçeli’nin inisiyatifinde yapıldı. Van’da Ferit Melen Havaalanı’nın yapılmasına Doktor Devlet Bahçeli vesile oldu. Dolayısıyla, Diyarbakır Belediyesine, Başbakan Yardımcısı olarak “Diyarbakırlılar yolunu, suyunu getirsin.” diyerek ödenekten o günün şartlarında 7 trilyon gibi paralar aktarttı. Dolayısıyla şimdi, bunların hepsi, depremde yıkılan evler, yollar, evleri yok edilen insanların ayakta kalması için verilen üç buçuk yıllık mücadele hep Devlet Bahçeli’nin eseri oldu. Küçük boy otoyollar, tarımdaki iyileştirme, hayvancılıktaki gelişme, terörün yok edilmesi, toplumdaki kaynaşma, dış politikadaki seviyeli siyaset onun döneminde oldu.

Şimdi “Bizim, Merkez Bankasında 125 milyar paramız var.” diyerek onun bunun emanet parasıyla övünüp “Geçmiş dönemde 25 bin dolar para vardı.” diyerek Sayın Başbakan kendine bir övünç çıkartıyor. Halkın son günlerde icrayla, borçla, kredi kartlarıyla boğuştuğunu, zinaların arttığını, cinayetlerin, intiharların çoğaldığını, toplumun ayrıştığını, bölücülüğün arttığını… Türklüğün ve Türk’ün yok edilip, milleti kanunla parçalayıp yeni siyasi aktörler yaratmayı bu memlekete hizmet sanıyor. Arap Baharı’na siyasi, sosyal, maddi yardım yaparak Müslüman’ı Müslüman’la dövüştürdünüz. “Milletin milliyetçiliğini ayaklar altına aldım.” demeyi, hakaret etmeyi doğru zannediyorsunuz. Bu güzel memleketimizin her köşesinde işsizlik, eşitsizlik, adaletsizlik had safhada.

Bu çıkardığınız Mera Kanunu 2/B için yapılan yürüyüşlerin artmasına vesile olur. Bu kanunlar parayı, çıkarı çağrıştıran kanunlar. Köylüyü, kasabalıyı ortadan kaldırma kanunudur.

Bunları söylemek için söz almış bulunmaktayım. Bu duygu ve düşüncelerle büyük Türk milletini saygı, sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Hükûmet adına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker.

Buyurunuz Sayın Eker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – AKP kendi Bakanını dinlemiyor ya! Niye öyle?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Onun alkışa ihtiyacı yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kendi Bakanını dinlemeyen bir grup. Biz buradayız ama AKP Grubu yok.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Dinliyor, dinliyor, merak etmeyin. Bütün millet dinliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. mera kanunu taslağıyla ilgili olarak yüce Meclisi bilgilendirmek üzere söz aldım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜİK verilerine göre Türkiye’de hâlen 14 milyon hektar civarında mera varlığı var. Bu, maalesef, tabii 1930’lardan, 1940’lardan, cumhuriyet tarihi boyunca sürekli azalagelen bir seyir. Ancak, bu kalan kısmın iyi değerlendirilmesi, ıslah edilmesi ve birim alandan, daha fazla merada çayırdan ot elde edilmesi, dolayısıyla hayvancılık için daha ucuz bir yem kaynağı tesis edilmesi de gerekiyor.

1998 yılında bir Mera Kanunu çıktı. 2000’de bunun ıslahla ilgili birtakım uygulamaları başladı. Burada, bu zamana kadar, bu geçen zaman içerisinde birtakım tabii uygulamalar yapıldı. Hâlen, şu an itibarıyla bu 14 milyon hektar civarındaki mera varlığının yaklaşık 9 milyon hektarının tespiti, 4,5 milyon hektarının tahdidi çalışmaları yapıldı ve ıslah edilen, özellikle bizim Hükûmetimiz döneminde yoğunlaşan ıslah faaliyetleriyle birlikte de yaklaşık 450 bin hektar alanda da mera ıslahı tamamlandı. Normalde, Türkiye’de, tabii, alınan yağış miktarına bağlı olarak ve ıslah çalışmaları da yapılmamış olduğundan ötürü geçmişte, Türkiye’nin mera varlığının yüzde 65’i zayıf ot verimi yönünden ki bu da dekar başına 20 ila 25 kilogram arasında ot veriyor demektir. Bu çok zayıf bir mera yapısı. Yüzde 25’lik kısmında 38 ila 45 kilogram arasında dekara ot verimi var. İkisini topladığımızda yüzde 90 ediyor. Yani Türkiye’nin 14 milyon hektar mera varlığının yüzde 90’ı zayıf ve orta vasfa sahip ot verimini veriyor. Tabii, 20 ila 45 kilogram arasında dekara ot veriyor ki bu, son derece de zayıftır. Dünya standartlarıyla mukayese edildiğinde çok çok zayıf bir yapı. Dolayısıyla, mutlaka ıslah edilmesi gerekiyor ve bunun daha iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

İyi vasfa sahip yani dekar başına 120 kilogram ile 150 kilogram arasında ot verilebilen o kapasiteye, o imkâna sahip mera varlığımız. Mera varlığımızın sadece yüzde 10’unu oluşturuyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim, yem kaynağı olarak temin edebileceğimiz iki tane alan var. Bir, bu meraları ıslah edeceğiz, bunlardan daha fazla ot elde edeceğiz hayvanlarımızı daha ucuz bir şekilde besleyebilmek için. Bir de yem bitkileri ekiliş alanını artırmamız lazım. Yem bitkileri ekiliş alanını biz, Bakanlık olarak daha fazla destek vermek suretiyle ciddi miktarda artırdık. Burada, özellikle bunu vurgulamak istiyorum. Verdiğimiz destek 35 milyon lira iken 2012 yılı içerisinde -bir yıl içerisinde yem bitkileri ekilişi için verdiğimiz para- yaklaşık 293 milyon Türk lirası oldu. Bu, sadece yem ekilişi yapan çiftçilere yani korunga, yonca gibi yem bitkilerine ödenen para. Orada da toplamda yem bitkileri ekiliş alanını 1 milyon 100 bin hektar araziden 2 milyon 226 bin hektar araziye çıkardık. Bu, normalde yüzde 100’lük bir artışı ifade ediyor yani on yıl içerisinde Türkiye’de yem bitkisi ekiliş alanı yüzde 100 oranında artırıldı, 2,2 milyon hektar alana çıktı.

Burada şunu da ifade etmeme izin verin: Türkiye’nin toplam kaba yem üretimi son on yıl içerisinde 34 milyon tondan 46 milyon tona çıktı ama aynı zamanda, tabii, hayvanların yem ihtiyacı, çünkü kültür ırkına dönüşme sebebiyle de hayvanların yem ihtiyacı arttığı için, giderek bu alanda bizim daha ucuz bir şekilde yem temin etmemiz gerekiyor. Aslında, bugünkü kanun tasarısının altında yatan esas gerekçe bu. Yani biz mera varlığımızı ıslah edecek, bunu… Vatandaşın elindeki, köylülere tahsis edilmiş olan alanlarda, eğer hayvan varlığı varsa o vatandaşlar zaten o meraları işletiyor, hayvanlarını otlatıyorlar. Ama tespit yapılıyor, diyelim ki bir hayvan için tespit edilen… Hayvanın ihtiyacı tespit ediliyor. Biz “Bir büyükbaş hayvan birimi.” diye tabir ediyoruz. Orada iyi vasfa sahip bir mera için 15 ila 20 dekar arazi öngörüyoruz birim büyükbaş hayvan başına, orta sınıfta 50 ile 60 dekar, zayıf mera alanında da 100 dekar.

Şimdi, bir yerde eğer bir mera varsa oradaki hayvan sayısına bakılıyor, deniyor ki: “Evet, burada şu kadar hayvan var ve her hayvan için şu kadar ihtiyaç olmak kaydıyla şu kadar alan buradaki köylülere bırakılır.” Bunun üzerinde eğer ilave, kullanılmayan bir mera alanı varsa, o alanın kiralanması cihetine gidiliyor, bugüne kadar yapılan o. Bu çerçevede de yaklaşık 1 milyon 200 bin hektar arazi Türkiye’nin değişik bölgelerinde, illerdeki il mera komisyonları marifetiyle kiralandı ve uzun vadeli olarak, şu anda, bu şekildeki uygulama var. Yani bu yeni bir mera kiralama imkânı vesairesi getirmiyor.

Peki, sorun ne? Sorun şurada: Bu mera alanları kiralanırken, tahsis edilirken özellikle… Ha, bir de şunu söyleyeyim: Eğer bir bölgede kiralanacak bir mera alanı varsa öncelik o bölgede yaşayan veya civarda yaşayan çiftçi veya yatırımcılarındır, onlara öncelikli olarak kiralanır. Eğer onlardan bir talep yoksa, bir talep gelmiyorsa -hayvan varlığı da yok orada- o zaman orada atıl duracağına, bunun kiralanıp Türkiye’nin ekonomisine katkı sağlayacak hâle getirilmesini de çok doğal karşılamak gerekiyor. Aslında, bunu yapmamak Türkiye’ye zarar getirir. Çünkü, orada atıl duruyorsa ve hayvan da yoksa dolayısıyla onu birileri alıp ıslah edecek, daha fazla ot elde edecekse, daha fazla, daha ucuza yem temin edebilme imkânı varsa ve biz bunu ondan esirgiyorsak, yapmıyorsak, esas o zaman, burada bunu sorgulamamız gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, mevcut uygulamada şöyle bir şey var, mevcut Mera Kanunu’nda: Amaç dışı kullanım nedeniyle eğer mera alanı bozulmuşsa bu mera alanlarının tekrar eski konumuna getirilmesi için bir masraf yapılıyor. Bu masraf kişiden tahsil ediliyor ama kanunda bunun ne şekilde, nereye yatırılacağına dair bir netlik yok, bir açıklık yok. Bir madde -bugün getirdiğimiz tasarıda, sizin oylarınıza sunduğumuz tasarıda- bununla ilgili bir düzenleme getiriyor. Olmuş olanla ilgili genel bütçeye, olacak olanla ilgili olarak da yine Tarım Bakanlığının ve o ilde mera amaçlı olarak yani mera hizmetlerinde kullanılmak üzere o paranın oraya tahsisine dair bir düzenleme getiriliyor. Bir tanesi bu.

İkinci husus da şu: Şimdi, merayı kiraladınız, atıl. Birisi geldi, işte, ihale yoluyla müracaat etti ve devlete en yüksek geliri getirecek şekilde projesini getirdi, “Bana burayı tahsis ederseniz, kiralarsanız ben burada şu ıslah projesini yapacağım, şu kadar ot çeşidi getireceğim, artıracağım.” neyse… Bunu yaparken tabii, orada örneğin hayvancılık faaliyeti yapacak ama bir sundurma yapamıyor. O geliştirdiği, ıslah ettiği merayla ilgili, ıslah sonrasında elde edeceği otu koyacağı bir depo bile, bir hangar bile yapamıyor. E, şimdi, kiralıyorsunuz, bir işlem yapıyor, uygulama yapıyor, tohum ekiyor, oraya mera otu tohumu ekiyor, gübreliyor, suluyor, icabında birçok masraf yapıyor; ot alacak ama o otun orada ekonomiye dönüştürülmesi, hayvancılık faaliyetinde kullanılması için gerekli tesisin yapılmasına izin verilmiyor. 2’nci maddeyle de ilgili olarak getirilen düzenleme bu.

Yani iki konuyla ilgili düzenleme öngörüyoruz:

1) Hayvancılık faaliyetinde kullanılmak üzere, toplam alanın yüzde 1’ini geçmemek kaydıyla, orada, hayvancılığa dair işte diyelim otunu depolayacağı veya hayvancılık tesisi yapabileceği bir düzenleme yapabilmesine imkân tanıyoruz.

2) Mera amacı dışında bir şekilde eğer bir arazi kullanılmışsa, amacı dışına taşmışsa ondan tahsil edilen paranın nereye yatırılacağına dair de bir açıklık getiriyoruz, bir düzenleme getiriyoruz.

Düzenleme bu iki maddeyle alakalıdır. Diğer iki madde -tasarı dört madde- yürütme ve yürürlük maddesi. Yoksa yeni bir kiralama… Biraz önce burada bir değerli arkadaşımız söyledi, işte “Şimdiden başladılar kiralamaya.” falan. Bu zaten yeni kiralama değil, bu kiralama öteden beri yapılıyor ve dediğim gibi yani 1 milyon 200 bin hektar arazi de şu ana kadar kiralanmış durumda.

Bizim gerek mera ıslahıyla gerek yem bitkileri ekiliş alanı yoluyla, bunu artırmak yoluyla Türkiye'nin daha ucuz yem kaynaklarına kavuşması ve böylece hayvancılığın maliyetinin düşürülmesi yönünde attığımız adımların bir parçası bu, son derece de önemli.

Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hususu daha ifade etmek istiyorum: Türkiye’de hayvancılık sektöründe büyük bir gelişme var, büyük bir dönüşüm ve değişim var; bunu bilmemiz lazım yani bunun dışında söylenen, mesela “Hayvancılık öldü, bitti. Hayvan kalmadı.” iddiaları doğruyu kesinlikle yansıtmıyor. Türkiye’de sadece sığır sayısında… Burada daha önce çok söyledim ama her seferinde dile getirildiği için kayıtlara geçmesi açısından bir kez daha söylemekte yarar görüyorum. 9,8 milyon sığır varlığı, 2011 yılı itibarıyla 12,4 milyon başa çıktı; 2012 rakamı açıklandığında göreceğiz ki bu biraz daha yüksek bir noktaya çıkmış olacak.

Gelişmenin en önemli göstergelerinden bir tanesi şu: Yani, 12 milyon 400 bin sığır varlığının da yaklaşık yüzde 40’ı saf kültür ırkından oluşuyor. Hâlbuki bu oran daha önce yüzde 19’du yani 9,8 milyonun yüzde 19’u kültür ırkıydı, yüzde 81’i melez veya diğer verimsiz ırklardan oluşuyordu. Şu anda yaklaşık yüzde 40’ı saf kültür ırkından oluşuyor. Neyin? 12,4 milyon sığır varlığının. Bu, küçükbaş hayvancılıkta da -destekleme kapsamına aldığımızdan ötürü- ilk defa cumhuriyet tarihinde, yönü aşağı doğru seyretmekte olan hayvan sayısı varlığı yukarı doğru çıkmaya başladı. Orada da 32,3 milyon başa çıktı, 2011’in rakamı bu; 2012’nin rakamında bizim beklentimiz yaklaşık 35 milyona çıkması yönünde küçükbaş hayvanın yani koyun ve keçinin. Süt üretimi de 8,4 milyon tondan 15 milyon tona çıktı, bunlar kayıt altındaki rakamlar. Dolayısıyla, kırmızı et üretimi, işte, geçen hafta açıklandı, 915 bin tona çıktı Türkiye’de.

Zaman zaman, doğrudur, fiyatlarla ilgili, yem fiyatıyla süt, yem fiyatıyla et paritesinde çiftçi aleyhine sıkıntılar var, oluşuyor dönem dönem. Biz bunları çözmek için de birçok tedbir aldık, bundan sonraki süreçte de alıyoruz. İşte bunlardan bir tanesi bir müdahale kurumunun oluşturulması.

İki: Et hayvancılığının geliştirilmesi yönünde özellikle besi danalarının kültür ırklarından oluşması suretiyle burada verimin artırılması, verimliliğin artırılması. İşte, bu mera ve diğer yem bitkilerinin ekilişlerinin de yine bunda maliyeti düşürücü bir etkisi olur düşüncesindeyiz. Uzmanların bu konudaki bize tavsiyesi bu yönde.

Şimdi, hayvancılığın -büyükbaş, küçükbaş hayvancılığın- gerek hayvan varlığında gerek et, süt üretiminde ciddi bir artış var. Bu da tabii şu şekilde sağlandı: Yani 2,2 milyar lira biz 2012 yılında sadece hayvancılık yapan üreticilerimize nakdî, karşılıksız, hibe destek ödedik. Bunun 293 milyonu -biraz önce de söyledim- sadece yem bitkisi ekilişi için verilen para. Diğerleri de gerek süt prim desteği gerek besicilere verdiğimiz destek gerekse diğer hayvancılıkla ilgili destekleri oluşturuyor.

Bu meyanda şunu da ifade etmek istiyorum: 2013 yılı tarımsal destekleme ödemelerinin önemli bölümlerinden birisi 1 milyar 670 milyon Türk lirası tutarındaki mazot, gübre ve toprak analiz desteği, su ürünleri desteği, yem bitkileri desteği, süt tozu desteği ve sertifikalı tohum kullanım desteğinden oluşan para -1 milyar 670 milyon- bugün hesaba aktarılıyor, banka hesabına; yarın da, bu gece on ikiden sonra çiftçilerimiz alabilecek. Çünkü şubat ayı içerisinde biz ödüyoruz ve bugün işte Şubatın 27’sinde de bu para bankaya geçiyor, 1 milyar 670 milyon lira. 2 milyon 217 bin çiftçi de bu desteklerden istifade edecek. Bunun 1 milyar 410 milyon lirası mazot, gübre ve toprak analiz desteği, diğeri de diğer destek kalemlerinden oluşuyor. Geçen ay, 278 milyon lira ödemiştik ocak ayında. Dolayısıyla, bu yılın ilk iki ayında, Türkiye'de, çiftçiye Hükûmetin verdiği nakit, karşılıksız, hibe desteği toplam 1 milyar 950 milyon lira, yaklaşık bir tutar. Bugün, bu vesileyle, bu bilgiyi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tasarı -dediğim gibi- meradaki iki önemli düzenleme ve pratik bir ihtiyaç. Aslında, bir manada yeni bir şey değil, sadece bunun daha iyi işletilmesi, daha yüksek verim elde edilmesi yönündeki ıslah çalışmaları kaydıyla verilen, kiraya verilen, proje karşılığında verilen meralarla ilgili düzenleme. Bu da tabii, yüce Meclisin takdirinde, tasvibindedir.

Hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eker.

Şahsı adına, Kars Milletvekili Yunus Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Kılıç.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 4342 sayılı Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarımızla alakalı, şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, önemli sayılabilecek, aslında küçük ancak içeriği açısından baktığınız zaman tarım ve hayvancılık açısından oldukça kapsamlı, geniş bir alanı ilgilendiren iki tane değişiklik. Bunlardan bir tanesi -Sayın Bakanın uzun uzun ifade ettiği gibi- daha önceden zaten kiralanmakta olan tarım arazilerinde, bu tarım arazilerindeki tarımsal faaliyetleri sürdürebilmek adına yapılacak tesisleri kapsıyor. Bu son derece mantıklı çünkü bunun şöyle bir sıkıntıya sebep olduğu bilinen bir gerçekti: Tarımsal alanlarda -eğer tesis yapılamadığı takdirde- genellikle göçer şekilde hayvancılık yapılmaktaydı yani vatandaş geldiği zaman orada barınamadığı için otlatma sezonu sonunda buraları terk etmekteydi; gelecek yıl kendi memleketlerine gidip tekrar geldikleri zaman, özellikle bitkisel ve hayvansal hastalıkların nakli konusunda ciddi sıkıntılar oluşmaktaydı. Bu, arıcılıkta da vardı, hayvancılıkta da vardı. Bununla daha kalıcı, daha stabil bir hayvancılık yapılabilmesinin önü açılacak.

Konuşmacıların kaygıları vardı, ifade ettikleri kaygıları vardı. Bunların en önemlilerinden bir tanesi, bu meraların tröstlere, kartellere, büyük iş adamlarına kiralanacağı noktasında ve köylünün bundan mağduriyet duyacağı noktasındaydı. Aslında, kesinlikle alakası yok çünkü Mera Kanunu zaten buna engel bir durum teşkil ediyor. Bu meralar ihale edilirken yakından başlamak üzere, en yakınındaki köy içerisinde varsa ona, yoksa yakınındakine, yoksa o civardaki bu tür istekli insanlara kiralanmaktan başlayan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çok mu zor arkadaş benim Kars’ta ikamet almam eğer ihale alacaksam?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – …eğer bu da yoksa daha geniş çevrelere… Çünkü ortada bir boş kalan arazi var.

Saygıdeğer milletvekilleri, meralarda vahşi otlatılma ne kadar kötüyse otlatılmama da aynı derecede sakıncalı bir durum oluşturuyor. Neden? Çünkü, hayvanlar, aynı zamanda meraların havalanmasını sağlayan; bitkiye, vejetasyona katkı yapan, doğal olarak oraları gübreleyen bir katkı sunuyorlar. Eğer siz, bir alanda 2 tane hayvan otlatılması gerekiyorsa 1 koyarsanız da bunun zararı var, 3 koyarsanız da bunun zararı var. O yüzden, bu alanların boş kalmaması ülke tarımı ve hayvancılığı açısından son derece önemli.

Şimdi, aslında kanunu Sayın Bakan yeterince güzel ifade etti. Şimdi, AK PARTİ’nin -biliyorsunuz- saygıdeğer milletvekilleri, 2023 vizyonunda ciddi iddiaları var. Bunların en önemlilerinden bir kaçı, 150 milyar dolarlık bir tarımsal hasıla, 40 milyar dolarlık tarımsal ihracat, kişi başı kırsalda 10 bin dolarlık bir millî gelir seviyesi, 20 milyon hektar arazinin toplulaştırılması; 8,5 milyon hektar arazinin sulanabilmesi, en az 20 milyon ton kaliteli kaba yemin üretilebilmesi, toplam 50 kilogram kişi başı kırmızı ve beyaz et tüketiminin sağlanabilmesi; 15 milyon büyükbaş, en az 40 milyon küçükbaş hayvanın ülkemizde yeniden o sayıya ulaştırılması ve bu Mera Kanunu’yla alakalı da gene Sayın Başbakanımızın ifade ettiği, 61’inci Hükûmet Programı’nda da bulunan, Türkiye’deki mera alanlarının ıslahıyla alakalı düzenlemelerin ve çalışmaların yapılması.

Şimdi, bütün bunları iddia ederken AK PARTİ, peki, şu andaki durumumuz nedir, geçmişte nasıldı, bugün nasıldır? Bunları da tespit etmeden sağlıklı şeyler yapmak mümkün değil.

Şimdi, Türkiye’de tarımın ve hayvancılığın, saygıdeğer milletvekilleri, yaklaşık yüz yıldır, hatta daha evveliyata gidebilecek şekilde birikmiş yapısal ve şimdiye ait de konjonktürel sıkıntıları var.

Nedir bunlar? Özellikle tarım için çok da uygun olmayan bir iklim özelliğimiz var. Türkiye, biliyorsunuz, karasal bir iklim yapısına sahip; kışları genellikle uzun, soğuk, yazları kurak, yağışı az, istenilen zamanlarda yeterince yağış almayan bir ülke. Şimdi, biz, bu ülkede -gün geçtikçe de artan bir refaha sahip olan bir ülke- daha fazla üretmek, daha fazla tüketmek istiyoruz. Bunu sağlayabilmenin yolu da kendimizde var olan potansiyelleri iyi belirleyip bunlar üzerindeki en yüksek verimleri alarak anca insanımızın ihtiyaçlarını yeterince karşılayabilecek bir noktaya gelmektir.

Bunların en önemlilerinden bir tanesi, bütün konuşmacıların tespit ettikleri mera varlığımız. Çünkü, Türkiye’de, az önce sayın milletvekillerinin birçoğunun haklı olarak anlattıkları hayvancılıkta ve tarımdaki girdi maliyetlerimiz, birçoğunu ülkemizde üretememiş olmamızdan kaynaklı yüksektir. Dolayısıyla, global dünyada da tarımsal ürünlerde çok fazla rekabet edebilme şansımız bu manada yoktur.

Dolayısıyla, bizim burada daha rantabl bir hayvancılık yapabilmemizin yolu, ancak kendi potansiyellerimizi iyi değerlendirmektir. Bu da nedir? En önemli varlığımız -tekrar ediyorum- meralarımız çünkü en ucuz, hatta en kıymetli -Türkiye’de şu anda kaba yem üretimine baktığımız zaman- ürün alabileceğimiz alanlar meralar. Ve 1940’larda Türkiye’de 44 milyon hektar iken o zamandan bugüne kadar aşağı yukarı 14 milyona kadar, zaten AK PARTİ gelinceye kadar da arkadaşlar -yani biz geldikten sonra değil- bu mera alanları azalmış idi. Şimdi, AK PARTİ’nin yapmak istediği: Bari elimizde kalanı hiç olmazsa ıslah edelim, buradan daha yüksek verimler elde edelim ve hayvancılığa bunu ucuz bir girdi olarak katalım ve kaba yem ihtiyacımızı da bu manada karşılayalım. Yapılmak istenen ve kanundaki değişiklikle getirilmek istenenin özü bu.

Şimdi, eskiden nasıl oluyordu bu uygulama? Daha önce, 1998’de Mera Kanunu çıkmadan önce genellikle muhtarlar köylerde, arkadaşlar, bu mera alanlarının fazlalarını kendi usullerine uygun bir şekilde satarlardı. Genellikle muhtarlar da tabii, köyde çoğunluğa sahip insanlar olduğu için köylü de buna çok fazla ses çıkarmazdı açıkçası ama ıslahta, bir türlü, bu alınan para hiçbir zaman kullanılmazdı. Hatta, köylerde, damızlık hayvancılığın dışında hayvanı olan insanlardan bile -Doğu Anadolu’da biz “çer çöp parası” diyorduk- muhtarlar para toplarlardı ve bunları köyün belli ihtiyaçlarında kullanırlardı ama mera ıslahında hiç kullanmazlardı. Daha sonra, 1998’den sonra valiliklerin ihaleyle satmaya başlamasından sonra -Sayın Bakanın da ifade ettiği gibi- bu paralar hangi hesaplara yatacak, bu bir türlü belli değildi. Dolayısıyla, genel bütçeye aktarılıyordu, izi kayboluyordu. Dolayısıyla, hiçbir türlü, meranın ıslahında geriye dönüşüm olarak kullanılmıyordu. Şimdi, bu kanunla getirilen en önemli değişikliklerin başında bu geliyor. Yani, bu ıslahta kullanılacak paralar köy sandıklarına, belediye tüzel kişiliklerine yatırılacak ve kullanım amacı da bu olacak. Bunu sağlayabilirsek eğer en azından elimizde olan mera varlığımızı ucuz kaba yem üretecek alanlar olarak elimizde tutma imkânını sağlamış olacağız. Bu manada, kanun küçük iki maddeden oluşuyor ama içeriği açısından son derece önemli.

Bunun dışında, saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye, 1940’lı yıllarda aşağı yukarı 1 insana 2 hayvan düşen bir durumdaydı; daha sonraki yıllarda neredeyse 1 insana 1 hayvan şimdi aşağı yukarı 2 insana 1 hayvan düşecek bir sayıya geldi. Ve Türkiye nüfusunun 1940’larda yüzde 75’i tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu, daha sonraki yıllarda bu yüzde 25’lere düştü yani eskiden 3 insan şehirde yaşayan 1 kişi için üretim yapıyordu ama şimdi 3 insan 1 kişinin ürettiğiyle yetinmek zorunda. Eğer bu manadaki potansiyellerimizi iyi tespit edip değerlendiremezsek -Türkiye'nin bu AK PARTİ’yle birlikte artan refah seviyesini de dikkate alırsanız- aşağı yukarı on yıl sonra Türkiye’de köylü nüfusu, gelişmiş Batılı ülkelerde olduğu gibi, yüzde 10’lara düşecektir, bu kaçınılmazdır.

Bu aslında bir sıkıntıdır ama bunu, potansiyelimizi artıya dönüştürmek, köylünün, kırsal alandakinin gelirini yükseltmek de bizim elimizde çünkü arkadaşlar, on yıl sonra 1 kişi ayrıca 9 kişiye üretmek zorunda kalacak. Bu, köylü nüfusumuzun azalacağını gösteriyor. Bu iyi bir şey midir? Şu an için Türkiye’de kötüdür çünkü değişik istihdam alanları yaratma zorunluluğu vardır ama gün geldiği zaman, o güne eğer biz bugünden hazırlığımızı yaparsak, bu köyde kalanların işletmelerini büyütebilirsek, arazi ölçeklerini büyütebilirsek, arazilerini toplulaştırıp sulayabilirsek kırsaldaki nüfusumuzun gelirini on yıl sonra en az 10 bin dolar seviyelerine çıkarma iddiamızın gerçekleşmemesi mümkün değildir. Bu manada kanunun yararlı olduğunu düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Çirkin.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Efendim, Sayın Bakan Türkiye’deki hayvan sayısının artışı konusunda söylediklerim konusunda yanıltıcı bilgi vermiştir, o konuda bir cevap hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Yani sayının düşüklüğünü mü söyledi?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakan, Sayın Çirkin’e atfen “Rakamlarla yanıltıyorlar.” dedi.

BAŞKAN – Düzeltmek istiyorsunuz.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Evet efendim, bana atfen...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çirkin.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan, Türkiye’deki hayvan sayısının rakamsal boyutlarını söylüyor. Ben zaten konuşmam içerisinde gerçeklerin bu rakamlarla ilgisi olmadığını ifade etmiştim.

Şimdi, Sayın Bakan, 02/12/2011 tarihi ile 02/6/2012 tarihleri arasında, her yaştan sığır cinsi hayvanın -yani, arttığını ifade ettiğiniz sığır cinsi hayvanın- küpelenerek kayıt altına alınması konusunun serbest bırakılması noktasında bir talimat verdiniz mi, vermediniz mi? Bir. Bu zaman zarfı içerisinde Türkiye’ye ne kadar hayvan girip girmediğini biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. O zaman, bu zaman zarfı içerisinde giren hayvan sayısını, Türkiye’deki hayvancılık politikanızın neticesi itibarıyla hayvan sayısında artış olarak alabilir misiniz? Bunun istatistiksel bir değeri var mıdır, yok mudur? Konu bu kadar basit. Yani, milleti yanıltmaya gerek yok.

Ayrıca, bu hayvanlar bir ton hastalık getirmiştir. Yani, Türkiye’deki namusuyla, şerefiyle hayvancılık yapan insana büyük zararlar verdiği gibi, bir sürü de hastalık getirmiştir.

İkincisi: Sayın Bakan, sanki, burada, üretilecek otun konulacağı ambarların söz konusu olduğunu ifade ediyor. Bunların bir yere konulması adına tesis yapılmasına müsaade ettiklerini söylüyor. Yahu, burada açıkça söylüyor “Hayvancılık için gerekli bakım, barınma, su ihtiyaçlarını karşılayacak zorunlu hayvancılık tesisleri kurulabilir.” diyor. Yani, hayvancılık tesisinden bahsediyoruz biz. Meraları, büyük hayvan çiftlikleri hâline getirip köylünün elinden alabilme noktasında istismarın önünü açan bir kanun olduğunu ifade ediyoruz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çirkin.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri  (Devam)

3.- Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/604) (S. Sayısı: 242) (Devam)

BAŞKAN – Soru-cevap bölümüne geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Süremiz yirmi dakikadır.

On dakikasını sorulara ayıracağım her kişiye bir dakika vermek üzere.

Buyurunuz Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, dünyada tütün ekimini yasaklarsanız sizi kutlayacağım ama dünyada serbest. Türkiye’de bunu yasaklıyorsanız sizi kutlayamıyorum. Çiftçinin emeği, Adıyaman, Malatya, Muş çiftçisinin sarmalık tütünü Tütün ve Alkol Piyasası Kanunu’nda katledildi. Şimdiden sizi ve Bakanlığı uyarıyorum; Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’ı, Sayın Mehmet Erdoğan’ı uyarıyorum. O kanun buraya geldiği gün, yasakları eğer kaldırmazsanız Sayın Bakan, oraya tütünü koyup oradan kalkmayacağım. Bu konuda düşüncenizi alabilir miyim?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aslanoğlu.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, iktidarınız döneminde Mera Kanunu’nda kaç defa değişiklik yaptınız? Bu değişikliklerin amacı gerçekleşti mi, sebebi nedir? Bilgi verirseniz sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın Gürkan…

RECEP GÜRKAN (Edirne) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, geçtiğimiz hafta Edirne’nin Meriç ilçesinde köyleri dolaştım. Bir çiftçimizin traktörünün arkasında üre gübresi vardı, tarım krediden almış. Kaça aldığını sorduğumda “Dün aldım, 1.300 liraya.” dedi. Yanında bir çiftçi daha vardı, “Geçen hafta ben tarım krediden 1.250’ye aldım.” dedi. Bugün buraya gelmeden önce telefon ettiğimde 1.340’a çıktığını söylediler gübrenin. Tam çiftçinin ihtiyacı olduğu dönemde gübredeki ve diğer girdilerdeki artışı engelleyemiyor musunuz ya da böyle bir bakış açınız mı yok?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gürkan.

Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Erzincan’da, hayvanlarına bakamadıkları için hayvanlarını satmak zorunda olan yaklaşık 100 kişi dolandırıldı. Tabii, adli kuvvetler de bir şey yapamıyorlar çünkü yenilenen yasalarla ilgili… Bununla ilgili bir çalışmanız olması gerekiyor. Bir de niye bu insanlar sattı, onun araştırılması gerekiyor.

İki: Bu desteklemeleri dağıtırken çiftçiye çok verdiğinizi söylüyorsunuz ama aslan payını kim alıyor, o önemli.

Üçüncüsü de: Şeker pancarında kota serbest bırakıldığı hâlde bu sene Erzincan’da yüzde 50 azalma var. Çok iyi kâr etseler niye bu kadar azalsın?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Öz…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, Manisa’da tarım ve hayvancılıkla uğraşan bir çiftçimiz dosya hazırlayıp ilçe müdürlüğüne gittiğinde kendisinden 180 kalem civarında işlem için 175 lira ile 230 lira arasında döner sermayeye para kesilmektedir. Bu kesilen paralar hangi yasal düzenleme ve gerekçe gösterilerek hangi hizmet karşılığında alınmaktadır? Yüz milyonlarca lirayı bulduğu tahmin edilen bu bedeller hangi çalışmalarda kullanılmaktadır sorusunu sormuştum ama bununla ilgili bir yanıt alamadım. Nerelerde kullanıldığıyla ilgili, tekrar, sizden yanıt bekliyorum.

Yine, bir sorum daha var: Bakanlığımız bünyesinde il özel idare müdürlüğünde kurulan mera komisyonunda damızlık hayvan birlikleri “Bu sektörün de kurumuyuz.” diyerek söz hakkı talep etmektedirler. Siz bu konuyu ne şekilde düşünüyorsunuz?

Üçüncü sorum ise Gölmarmara ilçesi Hacıbaştanlar köyünde, köy civarında damızlık saanen keçi ağılı yapılmıştır. İbrahim Güngör tarafından yapılan bu ağıl, bir gece saat 17.30…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tekrar soruyorum Sayın Bakana, gerçi Sayın Bakan icraatın içinden anlatarak tarımın çok güzel noktalarda olduğunu ifade etti. Bursa’da Yenişehir, Karaköy ve Karacaali köylerinin meralarında otomobil test merkezi yapılıyor. 2.600 dönüm mera arazisi ortadan kalkıyor.

Şimdi, çiftçiler soruyor: “Karaköy’de 2.000 koyun, 700 büyükbaş; Karacaali’de 1.500 koyun, 600 büyükbaş hayvanımız var. Biz bu hayvanları ne yapalım, Sayın Bakan bize ne öneriyor? Bütün meramız elimizden alındı.”

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Erdemli’de bir sel felaketi yaşanmıştı ve Sayın Ekonomi Bakanı Hükûmeti temsilen gelip orada yaraların sarılacağını söylemiş idi, maalesef AKP Hükûmeti sözünü tutmadı. Bundan kısa bir süre sonra Tarsus’ta bir sel felaketi yaşandı, Hükûmetiniz yine verdiği sözleri tutmadı. Acaba gerçekten çiftçinin dostu musunuz, gerçekten çiftçinin yanında mısınız, Ziraat Bankasına olan borçlarını erteleyecek misiniz? Ne olur bunlara bir cevap verin çünkü çiftçi sizden gerçekten bıktı, usandı, düzgün bir laf duymak istiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) –  Balıkesir ilinde vatandaş gübre, mazot desteği hâlâ alamadı. Bunun yanı sıra, fiğ, mısır, yonca destekleri de henüz ödenmedi. Bunları ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bulut.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Tarım ve Kredi Kooperatifleri Genel Müdürlüğüyle, Erzurum’daki Bölge Müdürlüğüyle Artvin Hopa’da Şoförler ve Otomobilciler Cemiyeti arasındaki sıkıntıdan dolayı  500-600 ton civarında saman ve ot ithalatıyla alakalı bir sorun var. Şu anda gemide bekliyor mevcut ot ve samanlar. Ondan dolayı da müthiş bir infial var. Bugün, Hopa’da ona ilişkin olarak saman ve otları yakma eylemi gerçekleştirildi. Böyle bir olaydan bilginiz var mıdır? Bu olaya ilişkin yaşanan mağduriyeti gidermeyi düşünüyor musunuz? 

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Bu Mera Kanunu görüşülürken… Geçmiş dönemde mera alanlarına, köy tüzel kişiliği olduğu için köy konakları yaptırmıştık yani köylü mevlüdünü okutsun, nikâh yaptırsın, düğününü yapsın, misafiri geldiğinde oralarda ortaklaşa muhabbet etsin diye. Bu kanunda mera alanı olarak kabul edilen bu köy konaklarının alınıp satılmasına, kiraya verilmesine müsaade edilecek mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Öz…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce sorum yarım kalmıştı, fırsat bulunca ben de tekrar sorma gereği hissettim.

Tekrar ediyorum: Gölmarmara ilçesi Hacıbaştanlar köyü köy civarı mevkisinde damızlık saanen keçisi ağılı yapan İbrahim Güngör, ruhsatlandırması gerektiğini öğrenince bu işlemler için gerekli mercilere başvurmuştur. İşlemleri sürerken ve mevcut binaya süre verilmişken bu süre bitmeden, özel idare tarafından 18 Ocak tarihinde akşamüstü saat 17.00’de yıkılmıştır. Bina içinde bulunan 200 baş saanen keçisi soğuk ve yağışlı havada açıkta kalmıştır. Yarısı gebe olan hayvanlardan 40 tane yavru telef olmuştur. Bakanlığınızın besiciliğe verdiği desteğinden söz ettiniz. Elde olan bu hayvanların telef olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, tabii, tütünle ilgili burada daha önceden birçok defa konuşuldu. Bu, Türkiye’nin özellikle şark tipi tütünde daha önceden devlet tarafından alım vardı ve bu alım son yıllara kadar bir şekilde devam etti. Ondan sonra da, özel sektör marifetiyle ancak sözleşme yapanlar tarafından satın alınmak, ihraç edilmek kaydıyla yapılıyor. Eski uygulamayı herkes biliyor ve zannediyorum bu salonda da kimse ondan yana değil. Yani ihraç edilmeyecek veya değerlendirilemeyecek bir ürünün devlet eliyle satın alınıp, depolarda bekletilip arkasından yakılması…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ben öyle bir şey söylemedim. Öyle bir şey söylemiyorum. Ekiyorsam, bırakın serbestçe satayım. Başka bir şey istemiyorum Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Müsaade eder misiniz? Bu politika bununla alakalı Mevlüt Bey. İsterseniz sinirlenmeyin de ama hakikat bu yani.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, öyle bir şey söylemiyorum. “Ekiyorsam, bırakın serbestçe satayım.” başka bir şey söylemedim.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bir dakika… Şimdi, o tütün benim bölgemde de yetişiyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Ben de biliyorum. O tütünü sarmasını da biliyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ekiyorsam, bırak serbestçe satayım.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Yani benim bölgemde de… Ama sonuçta o ürünün dışarıya bir yere satılması lazım veya içeride değerlendirmesi lazım. Ya sigara fabrikaları bunu yapacak veya ihtiyacı için zaten belirli bir oranda da bu insanların bunu yapabilmesine, üretebilmesine imkân tanınıyor. Dolayısıyla, burada yani özel olarak bu iş için getirilmiş bir yasak, hani “Şunu yasakladınız.” değil de, sonuçta bir ürün var ve o ürünün değerlendirilmesi lazım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ceza var, ceza Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Şimdi, üre gübresinin fiyatının değişikliğinden bahsetti Sayın Gürkan. Tabii, tarım kredi kooperatifi dâhil olmak üzere, biliyorsunuz, Türkiye’deki bütün gübre piyasasındaki fiyatlar özel sektör tarafından değerlendiriliyor, onlar yapılıyor. Bizim yapabildiğimiz şey şu: üreticiye… Bakın, biraz önce kürsüden bir rakam verdim, dedim ki “Türkiye'de 1 milyar 760 milyon lira toplam ödeme yapılıyor.” Bunun 1 milyar 400 milyon liranın üzerindeki kısmı mazot ve gübre desteği ile toprak analiz desteği.

Bizim yapabileceğimiz…

RECEP GÜRKAN (Edirne) – Sayın Bakan…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – İzin verir misiniz.

Bizim yapabileceğimiz…

RECEP GÜRKAN (Edirne) – Efendim…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Ama sözümü kesmeyin de anlatayım.

RECEP GÜRKAN (Edirne) – Sözünüzü kesmiyorum ama tarım kredi yüzde 80’ini bu piyasanın kontrol ediyor.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Şimdi, Sayın Vekilim, tarım kredi çiftçi kuruluşu, tarım kredi Tarım Bakanlığının kuruluşu değil.

RECEP GÜRKAN (Edirne) – Eskiden öyleydi.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – O çok eskidendi.

RECEP GÜRKAN (Edirne) – Evet, eskiden.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Tarım Bakanlığı tarım krediye sahip değil yani tarım kredi çiftçilerin kendilerinin ortak olduğu bir kuruluş. Onlar bir kısmını üretiyorlar, bir kısmını ithal ediyorlar diğer firmalar gibi ve ithal ettikleri bir ürünü değerlendiriyorlar.

Dolayısıyla, maalesef, oradaki problem şu: Tam o gübrenin kullanılma döneminde… Bunu uzun, milyonlarca ton depolama, stoklama imkânı yok, olmadığı için de tam o ürünün kullanılmaya başladığı dönemlerde fiyatlarda artış meydana geliyor ama hani bir mekanizma olsa bunu alsanız, diyelim ki 1 milyon ton, 2 milyon ton önceden depolasanız uzunca bir süre ve ondan sonra o süre zarfında bunu kullansanız… Bu mekanizma maalesef yok, bizim de olabildiğince çiftçiye yapabildiğimiz husus şu: Çiftçiye kullandığı mazotun ve gübrenin belirli bir kesimini… Bu, eskiden bir ara yüzde 25’e kadar çıkıyordu, şu anda yüzde 15-20 arasındaki bir kısmına tekabül ediyor.

RECEP GÜRKAN (Edirne) – Sayın Bakan, Edirne’de destekleri ödemediniz hâlâ!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Yok, şimdi, bakın…

RECEP GÜRKAN (Edirne) – Her yerde ödendi, Edirne’de ödenmedi.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Söyleyeceğim onu, sorunuzun ikinci kısmında, bir başka arkadaşımız da sordu. Biraz önce söyledim, bu akşam, zaten bugün hesaplara geçiyor, yarın da çiftçilerin hesabına geçecek ve bunun da büyük kısmını mazot ve gübre desteği oluşturuyor, 1 milyar 400 milyon lirası.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Bursa’daki zeytin zararını ödüyor musunuz Sayın Bakan? 1 bölümü var efendim. 3 bölümü ödenmiş, 1 bölümü duruyor.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada Erzincan’la ilgili, bir vatandaşımızın hayvanını sattığı yönünde bir bilgi verildi. Tabii, vatandaş hayvanı niye sattı? Eğer bize biraz daha özel, detay bilgi verilirse onu inceler, sorunun cevabını da o şekilde veririz.

Destekleri biz şu usule göre veriyoruz: Bu sene 7,6 milyar lira biz destek ödedik. Ödediğimiz desteğin yüzde 39’u mazot, gübre ve toprak analiz desteği, bunun bir o kadarlık kısmı da prim desteği ki prim desteği ödediğimiz ürün miktarı da 17’dir. Bunlar; hububat, bakliyat -özellikle bu gruba giren- ve yağlı tohumlar yani Türkiye’nin hem beslenmesi için çok önemli hem de bizim açımızdan stratejik değeri yüksek olan ürünler. Bunun dışında bir üçüncü kalem de 2,2 milyar lira hayvancılığa verilen destek. Geri kalanını da diğer destekler oluşturmakta yani sigorta desteği gibi veya tarım sigortası desteği gibi, kırsal kalkınma desteği gibi vesaire.

Şimdi, bu, şu esasa göre ödeniyor: Prim ise miktar üzerinden ödeniyor, eğer gübre, mazot gibi girdi desteğiyse de hangi ürünü ekmişse çiftçi -diyelim hububat üreticiciyse hububat ayrı bir kategori, endüstri bitkisiyse endüstri bitkisi olarak ayrı bir kategori- bunlar bu şekilde alan üzerinden veriliyor. Sigortada yine poliçenin yüzde 50’sini hibe olarak ödüyoruz, primde de miktar üzerinden veriliyor. Dolayısıyla, sistem aslında adaletli bir sistem yani burada ne bir başka ayrım yapılıyor ne de eskiden olduğu gibi sadece tapunun gösterilip tapusu olana verilen bir destekleme şekli. Bu uygulamalara biz son verdik. Şu an da o tür bir uygulama yapılmıyor.

Şimdi, Erzincan’da örneğin 2002 yılında -sayın vekilimizin dinlemesini arzu ederim- Tarım Bakanlığının Erzincan çiftçisine verdiği toplam destek 207 bin lira, 2012’de verdiği destek ise 13 milyon 897 bin lira. Şimdi bunun kaç katı olduğunu, ne kadarlık bir artış olduğunu sizin takdirinize bırakıyorum. Yani daha önceden sadece tapusunu gösterene verilen, dekar başına 10 liralık bir destekten ibaret olan tarım desteği bugün çok daha farklı kategorilerde, farklı şekillerde verilebiliyor. Dediğim gibi, 13 milyon 897 bin liraya baliğ oldu bir yıl içerisinde Erzincan çiftçisinin aldığı destek.

Şimdi, Sayın Öz’ün özellikle Gölmarmara ilçesiyle ilgili söylediği bir husus var. Tabii il özel idaresinin yaptığı uygulama muhakkak kanuna uygundur. Eğer kanuna aykırı bir uygulama varsa zaten onun hesabı sorulur yani siz de sorarsınız biz de sorarız. Orada, mahallinde yapılan bir uygulama, muhtemelen ruhsatsız bir yerde ki siz de öyle söylediniz sözlerinizin içerisinde. Dolayısıyla, onunla ilgili olarak ancak inceleme yapıldıktan sonra diyebiliriz. Ama bizim elimizdeki ilk bilgi şu: Mera Kanunu’na işgal ve tecavüz sebebiyle merada yapmaması gereken bir bina yapmış. Aslında, zaten burada söylediğimiz husus da bugün getirdiğimiz tasarıda bu tür uygulamalarla ilgili. Mera komisyonu iki aylık süre vermiş barınağın boşaltılması için. Süre sonunda işgal ve tecavüz devam etmiş. Dolayısıyla da 3091 sayılı Kanun’a göre boşaltılması hususunda bir uygulama yapılmış.

Bakanlığın döner sermaye ile ilgili olarak aldığı para yani o birtakım masraflar karşılığında, daha doğrusu, işlemler karşılığında alınan parada önemli miktarda onun bir payı var; Maliye Bakanlığına, Hazineye gidiyor, oraya ayrılıyor. Bunlarla ilgili olarak da biz size mevzuatı anlatırız ve orada sorduğunuz sorulara da o şekilde cevap veririz.

Sayın Demiröz’ün Yenişehir ilçesi Karacaali’yle Karaköy’de 232 dekar alanda otomobil test merkezi yapımıyla ilgili mera tahsisi konusu…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – 2.600 dekar Sayın Bakan, 2.600 dekar.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bu, il mera komisyonu tarafından….

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – 232 dekar değil.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –…Mera Kanunu’nun 14’üncü maddesi (c) bendi gereğince… Yani mahallinde, mera komisyonu bir tek kişiden oluşmuyor.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Biliyorum.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Müsaade eder misiniz?

Orada, mera komisyonunda TEMA’dan tut yani birçok kamu kuruluşu ve STK o mera komisyonunun üyesi. Dolayısıyla, onların hepsi birlikte bir kanun çerçevesinde, neyse, ona uygun… Ha, bu mera komisyonu eğer hukuka aykırı bir işlem yaptıysa da yasa yolu zaten hepimiz için açık. Dolayısıyla, söylenen husus o.

Erdemli ve Tarsus ilçesinde meydana gelen sel felaketinden etkilenen çiftçilerimizin borçları bir yıl süreyle ertelenmiştir yani bundan sonra, tabii, diyelim bu son bir ay içerisinde bir şey olduysa onları da dönem dönem zaten bir araya getiriyoruz ve yapıyoruz.

Bunun dışında, Sayın Bulut “Paralar ne zaman ödenecek?” dedi. Paralar, işte, bu akşam banka hesabına geçiyor, yarın da çiftçilerin hesabına geçecek. Herhâlde soruyu daha önceden hazırlamıştı Sayın Vekilimiz.

Bir de 1 milyar 410 milyon lirası bunun mazot, gübre ve toprak analizi. Toplam 1 milyar 670 milyon lira bu konuyla ilgili yapılan ödeme.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Şandır’ın…

BAŞKAN – Süremiz…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Ona da bir cümle söyleyeyim.

BAŞKAN – Süremiz bitti ama iki dakika, isterseniz, size cevap hakkı tanıyayım.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Tamam, peki.

BAŞKAN – Sonra mı vereceksiniz cevap?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sonra.

BAŞKAN – Peki.

Böylece tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.13
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

242 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi 1’inci maddeyi okutuyorum:

MERA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanununun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Amaç dışı kullanılmak suretiyle vasıfları bozulan mera, yaylak ve kışlakları tekrar eski konumuna getirmek amacı ile yapılan veya yapılacak olan masraflar sebebiyet verenlerden tahsil edilir. Yapılan masraflar karşılığı tahsil edilen tutarlar genel bütçeye, yapılacak olan masraflar karşılığı tahsil edilen tutarlar ise il müdürlüklerince hazırlanan ıslah projelerine uygun olarak o yerin ıslah çalışmalarında kullanılmak üzere köy sandığında veya belediye bütçesinde açılacak hesaba gelir kaydedilir."

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurunuz Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 242 sıra sayılı Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, mera ve yaylaların hukuki durumu ilk olarak 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi ile düzenlenmiştir. 4342 sayılı Mera Kanunu ile de bu kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Mera Kanunu’na göre yayla ve meralar hukuksal açıdan devletin hüküm ve tasarrufu altında olan alanlardır. Yaylada yaşayanlar, “kadim” olarak tabir edilen, öncesi bilinmeyen zamandan beri oluşmuş geleneklerine göre yaylaların otundan ve suyundan faydalanırlar. Bu alanlarda özel mülkiyet yoktur, bu yüzden yayla evlerinin tapu sicilinde tescil edilmesi mümkün değildir. Yazılı olmayan kurallar çerçevesinde kimlerin hangi araziyi kullanacağı bellidir ve yayla halkının rızası olmadan dışarıdan gelen herhangi birisinin yaylada barınması mümkün değildir. Fakat, son yıllarda yaylaların turizm potansiyeli bakımından büyük önem arz etmesi ile yayla evlerinin resmî bir kayıt olmaksızın satılması ya da kiralanması yapılmaktadır. Bu durum, 4342 sayılı Mera Kanunu’nda, yaylak ve kışlakların özel mülkiyete geçirilemeyeceği, amacı dışında kullanılamayacağı, ancak yönetmelikte belirlenmiş şartlar dâhilinde kullanım hakkının kiralanabileceği ilkesine aykırı hareket etmemek için ve yayların özellikle son dönemlerde hayvancılık gibi ekonomik faaliyetler haricinde de kullanılmaya başlamasıyla artan değerlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış bir yöntem olarak değerlendirilebilir.

Yaylada yeni bir ev yapımı ise ancak köy ihtiyar heyetinin kararıyla mümkün olabilmektedir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16’ncı maddesinin (b) fıkrasında yaylalarla ilgili olarak “Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlerden: Mera, yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır yerleri gibi paralı ve parasız kamunun yararlanmasına tahsis edildiği veya kamunun kadimden beri yararlandığı belgelerle veya bilirkişi ve tanık beyanıyla ispat edilen -orta malı- taşınmaz mallar sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır ve bu gibi taşınmaz mallar özel siciline yazılır.” denmektedir ve “Bu sınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığı gibi bu suretle belirlenen taşınmaz mallar, özel kanunlarında yazılı hükümler saklı kalmak kaydıyla özel mülkiyete konu teşkil etmezler.” hükmüne yer verilmiştir.

Geleneksel kullanış biçimiyle yaylalar, hayvanların otlatıldığı, kışın hayvanlar için yenilecek otların toplandığı, yazın daha serin şartlarda yaşamak için yılın belli dönemlerinde faydalanılan mekânlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğal kaynakların hızla tüketildiği günümüzde yaylalar, ekoturizm mekânları olarak giderek önem kazanmaktadır. Bu mekânların 1990 yılından sonra turizme açılmasıyla, geleneksel yaşam biçimi yanında turistik beklentilere de cevap verecek düzenlemeler ile birlikte yaylalara olan talebi artırmıştır. Bu kapsamda, örneğin, Doğu Karadeniz ve Akdeniz -Toros yaylaları- yaylaları başta olmak üzere ülke genelinde devam etmekte olan “yayla turizm merkezi” oluşturmaya yönelik çalışmalar söz konusudur.

Değerli milletvekilleri, yasa değişikliğinin gerekçesinde “Ülkemiz, tüm doğal kaynaklarını olduğu gibi mera, yaylak veya kışlaklarını verimli kullanmak yanında korumak ve geliştirmek suretiyle bizden sonra gelecek nesillerin de kullanımına sunmak zorundadır.” ibaresiyle, yapılan yasa değişikliğinin amacı açık bir şekilde ifade edilmektedir. “Doğal kaynakların kullanımı” tabiri AK PARTİ Hükûmetinin âdeta felsefesi hâline gelmiş, bu kapsamda, ülkemizin yer altı ve yer üstü kaynakları hoyratça kullanıma açılmıştır. Mera Kanunu’nda yapılması planlanan değişiklik ile de yapılmak istenen budur. Doğal kaynaklar, var olan ekolojik dengenin temel unsurlarından biridir ve bu kaynaklar kullanılırken ekolojik dengelere dikkat edilmeli, bu kaynaklar üzerinde endüstrileşmeye izin verilmemelidir. Eğer doğal kaynakların kullanımından kasıt, meralar üzerinde özel işletmelere doğal dengeler gözetilmeksizin izin vermek ise, böylesi bir kullanımın yanında olmayacağımızı buradan ifade etmek istiyorum.

Türkiye’de “kentsel dönüşüm” adı altında meraların imara açılması, ülkemizin giderek zayıflayan hayvancılık sektörünün toptan yok olmasına neden olacak, en önemlisi, doğanın dengesi altüst olacaktır. Yasa tasarısının bir diğer gerekçesinde ise ıslah edilmek suretiyle mera olarak kullanılabilecek alanların, hayvancılık yapmak ve ıslah edilmek şartıyla kiraya verileceği ifade edilmiştir. Ancak tasarı, mera alanlarının amaç dışı yani hayvancılık faaliyetleri dışında kullanımını önleyici güvenceleri sağlamaktan uzak bir şekilde hazırlanmıştır. Esasen, bizim kanaatimize göre, AK PARTİ Hükûmetinin böyle bir derdi de yoktur. Zaten amacın meralarda hayvancılık faaliyetleri dışında başka faaliyetlerin gerçekleşmesi olduğunu, eğer yasa tasarısı kanunlaşırsa hep beraber görebileceğiz. Hükûmetin zihniyeti şudur: Meralar var, neden buralardan kâr etmeyelim. Her şeyin sınırsız kâr hırsına teslim edildiği ülkemizde ekolojik dengenin en önemli ayaklarından mera ve yaylaların kullanıma açılacak olması, bu zihniyetin gelmiş olduğu son noktayı işaret etmektedir.

Değişiklik teklifiyle ilgili diğer bir önemli nokta da; her ne kadar yapılaşmaya konu olacak mera alanlarının sınırlanmasına yönelik bir hüküm yer alsa da, meralarda kullanılacak tesislerin yüksekliğine dair herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Böyle bir durumda olması muhtemel durumu şimdiden söyleyelim: Mera alanlarında kurulacak tesisler turizm ve rant amaçlı kullanılabilecektir. Böyle bir sonuç ise, zaten, yıllardır tahrip olan mera alanlarının daha da yok olmasına ve geri dönülmez tahribatın ortaya çıkmasına neden olacaktır. Böyle bir facianın yaşanmaması için, yapılaşmasına izin verilen alanlarla birlikte kurulacak yapıların yüksekliğine dair sınırlamaların açık ve net bir şekilde belirtilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri; diğer bir sorun ise, tasarının, meralardaki su kaynaklarının korunmasına yönelik herhangi bir düzenleme içermemesidir. İlgili merada hayvancılık faaliyetleri yapan köylülerin, su kaynaklarına yönelik bir düzenleme olmadığından mütevellit, su ihtiyaçlarını gidermeleri engellenmiş olacaktır. Böyle bir durumda, kiraya verilecek yapılarda hükümranlığını sürdürecek olan özel şirketler, aynı zamanda bölgedeki su kaynaklarını da kontrol altına alacak ve temel bir insan hakkı olarak görülen suya erişim hakkını ihlal edebileceklerdir. Böyle bir sonuç, eğer gerekli düzenlemeler yapılmazsa kaçınılmaz bir sonuç olarak önümüzde durmaktadır. Bu bağlamda, kiraya verilecek alanlarda suyun şişelenmesi gibi herhangi bir endüstriyel faaliyete izin verilmeyeceği açık ve net bir şekilde değişikliğin 2’nci maddesine mutlaka eklenmelidir.

Tasarı önemli bir çelişkiyi de kendi içinde barındırmaktadır. Eğer, kiralanacak mera alanlarında zorunlu hayvancılık tesisleri kurulacaksa, böyle bir durumda, tesis kurulan alan mera olarak kullanılamayacak ve ıslah edilmesi de mümkün olmayacaktır. Zaten, hâlihazırda, mera ıslahı projelerinde, proje kapsamındaki bazı köylerde köy halkının katılımı sağlanamamaktadır. Proje hazırlama öncesinde, projenin her safhasında katılımda ve yardımda bulunacaklarını taahhüt ettikleri hâlde, uygulama safhasında “Devlet bu arazileri elimizden almak mı istiyor?” gibi bir şüpheye kapılan yöredeki üreticiler daha sonra bundan imtina etmektedirler. Bununla birlikte, ıslah çalışmalarında yeterli birikiminin olmaması, hazırlık ve planlamaların gereğince yapılmaması, projeler için tahsis edilen ödeneklerin geç gelmesi de ıslah çalışmalarını yavaşlatan diğer faaliyetlerdir. Tasarı, maalesef bu gerçekler göz önünde bulundurularak hazırlanmamıştır.

Bu vesileyle, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş.

Buyurunuz Sayın Sarıbaş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Başkan, çok değerli milletvekilleri; 242 sıra sayılı Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına huzurlarınızda söz almış bulunuyorum.

Ama her huzurlarınızda söz alırken bu huzurlarınızdaki sözde 2012 Haziranından itibaren görüyorum ki çıkardığımız tüm yasaların içerisinde olabildiğince rant anlayışı ve bu rant anlayışıyla birlikte -sıcak paradaki, ekonomideki yaklaşım gibi- satma ve bir an önce de bu paraların dönüşünü sağlamak amacıyla hep kanun değişiklikleri yapmaya çalışıyoruz. Bu anlayış içerisinde, bugün, gene Türkiye'de özellikle kırsal kesim içerisinde çiftçilerimizin ve bu bölgede yaşayan insanlarımızın en önemli geçim kaynağı olan, önemli kaynaklarını oluşturan, özellikle girdilerini sağlayan otlak ve ana girdilerini düşüren Mera Kanunu üzerinde değişiklik yapıyoruz.

Şimdi, olaya şöyle bakmak istiyorum: Biliyorsunuz ki son yaptığımız Bütünşehir, Büyükşehir Yasası da dâhil olmak üzere, orada -bütünşehir yasasıyla baktığımızda- kentlerimizin yüzde 75’ini şehirlere aktardık. Geriye kalan bütünşehrin yüzde 25’i de normal iller içerisinde kaldı ama bunun da, yüzde 25’in de yüzde 7’si kırsal kesimde yani bugünkü statü içerisinde idari tarzda değişme köylerde kaldı. Bu anlamda baktığımızda, köy sayısı… Yani, bu kanunun özüne bakacak olursak köy ve köy tüzel kişiliğinin ortadan kalktığı, muhtarlıkların ortadan kalktığı bir anlayışın içerisinde ama bir nokta atışla bir yere varmaya çalışıyoruz. Nedir? Bütün bu köydeki kırsal kesimimizin, köylünün planlamasını yapacak olan büyükşehir belediyelerinin elini kolunu daha da açabilecek ve planlamalarını da ranta dönüştürebilecek bir yasaya düzenleme getiriyoruz.

Şimdi, belki bir nokta gözden kaçmış olabilir… Ama, bir yere imar ya da yapı izni vermeye başladığımızda o yerin artık korunabilirliğinin, çevre açısından üretilebilirliğinin, kamunun ortak malı, çıkarları doğrultusunda olabilirliğinin ortadan kalkması demektir. Nasıl? Bundan sonra kıyı kanunlarına gelecek değişiklikleri hissediyorum, burada ormanla ilgili gelecek değişiklikleri hissediyorum, tabiat koruma ve sit bölgeleriyle ilgili gelecekteki değişiklikleri şimdiden hissediyorum çünkü bu başlangıç, gidiyor… Çünkü o zaman da söylemiştik. Ne demiştik? Şehircilik Bakanlığına bu yasaları verirken arkasından ranta dönüştürülecek ve her gün her yeni yasada da özelleştirme hareketi başlayacak demiştik. İşte bunlardan bir tanesi; göllerimiz, denizlerimiz, ormanlarımız hepimizin ortak noktalarıdır, satılamaz ama görüyoruz ki meralarımız da bu ortak alanların içerisindedir, bunları satıyoruz. Satmak sadece ihaleye çıkıp olduğu gibi vermek değildir. Satmanın yöntemlerinin içerisinde kiralamak, onun içerisinde uzun vadeli vermek, arkasından da 2/B maddesinde olduğu gibi “E, yirmi dokuz yıl, yirmi beş yıl burasını kiraladık, ben de içinde oturuyorum, yarın bir gün de bunu bana satar mısınız?” demek.

Değerli milletvekillerim, bakın, yasada planlamada birinci sınıf toprak arazilerinin hepsi Büyükşehir Yasası’yla planlamaya girecek. Orman arazilerinde ve 2/B maddesinde olan kısımlarda köylü kendi arsasını, kendi tarlasını tekrar satın almaya kalkışacak. Ve görüyoruz ki bunda da başarılı olamadı çünkü köylü bitmişti.

Şimdi, gene görüyorum ki batıda, Çanakkale’de, hayvancılığın, sütçülüğün, peynirciliğin çok geliştiği, hatta özellikle de tüm dünyada marka olan bir yerde bile, kendimizin olan küçük meraları, biyolojik çeşitliliği sağlayan, erozyonu önleyen, gelecek kuşaklara bırakacağımız, doğa dengesini sağlayan, benim çocukluğumdan beri koyun güttüğümüz, beraber olduğumuz bu meralarımızı şimdi oradaki insanlara satmak zorunda kalacağız. Köylü zaten geçinemediği için topraklarını… Bir noktada, şu anda güç durumda kaldığı için, sütünün para yapmadığı, hayvanının para yapmadığı, çiftçiliğin zor olduğu bir dönem içerisinde ne yapıyoruz? Çiftçilerimiz arsalarını, tarlalarını burada tekrar satmak zorunda kalıyorlar. Zaten şu anda benim bölgemde ülkenin daha zengin olan insanları köylümüzün elinden arsaları, tarlaları topluyor ve bunun içerisinden rant elde etmeye çalışıyor. Şimdi, köylünün alım gücünün, parasının kalmadığı; tahılının, buğdayının, ürününün, sütünün, etinin para etmediği bu dönem içerisinde, buradaki kendisinin ortak değerleri içerisinde bu meraların satışını gerçekleştireceğiz. Satış nedir? Bir ihale yöntemidir. Bugünkü kanuna baktığımızda ne vardır ihale yöntemi içerisinde? Kiraya vereceğiz. Sayın Bakan az önce söylüyor, diyor ki: “Burada özellikle ihtiyacı olan köylülere göre dağıtmaya öncelik vereceğiz.” Sayın Bakan, ihaleye girmiş olan bir insana böyle bir ayrıcalık yapma hakkınız yok. Kimi kandırıyorsunuz? İhale yöntemiyle yapılacak bir satışta, kiralamada bunu yapma şansınız yok. Bunu yapabildiğiniz zamanda da işin içerisine, farklı bir şekilde siyaset, kayırmacılık ya da yandaşçılık girer. Onun için de böyle bir şansınız zaten yok.

İki: Burayı sattınız ve orada diyorsunuz ki:  “Yüzde 1’ine imar vereceğiz, yani yapılaşma izni vereceğiz.” Ve yine, “Bakanlar Kurulunun bunu yüzde 100 artırma yetkisi var.” diyorsunuz Sayın Bakan. Soruyorum, burada bir mimar olarak, bir inşaatçı olarak ve şunu söylüyorum: Burada binde 3 gibi yeterli olabilecek bir yüzdeyi niye yüzde 1’e getiriyorsunuz, binde 3’ten yüzde 1’e çıkarıyorsunuz ve yüzde yüz yetki alıyorsunuz? Bunun kurallarında, bunun kuralları içerisinde özellikle, tarifi yapılmayan, “kapalı alan statüsü” diye geçiştirdiğiniz, ne kadarı, ne olabileceği teknik anlamda belirtilmeyen ve içine girdiğinizde, biraz daha binaların yapıldığı bir yerde kontrolünün mümkün olmadığı ki… Sayın Bakan diyor ki: “Bugüne kadar biz koruyamadık.” E, siz bugüne kadar korunamayan ve az önce açıkladığınız rakamlarda on yıldır yüzde 1’ini bile ıslah edemediğiniz, Hükûmetiniz zamanında ıslah edemediğiniz böyle bir merada, şimdi, kalkıp diyeceksiniz ki: “Bu imarı veriyoruz, arkasından koruyacağız.” Hayır, Bakanım, koruyamazsınız. O tavukhaneler yarın bir gün entegre tesise dönüşebilir, başka fabrikalara dönüşebilir, farklı bir şekilde konutlara dönüşebilir, projelere dam olabilir ama bunun dışında, uygulamada farklı bir turizm alanına dönüşebilir.

Onun için, diyorum ki: Gelin, her yasada olduğu gibi bir yerden delerek, ifadesini kamudan, kamunun ortak değerlerinden kaçırarak ya da delerek oradan para sağlamaktan, rant sağlamaktan vazgeçelim. Zaten köylünün aç olduğu, bugün yetmeyen parasıyla 2/B’den satın almak zorunda kaldığı, tekrar meraları parasız olarak güdebildiği bu dönem içerisinde arıcılığı da, hayvancılığı da dâhil olmak üzere; samanı da dışarıdan ithal ettiğimiz bir dönem içerisinde, insanların meralarını bari yok etmeyin, başkalarına peşkeş çekmeyin, köylüye yazık etmeyin. Gelin, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki işsizliği önleyecekseniz, üreten insanların, tarımdaki insanların kente göç etmemesini sağlayacaksanız bunları yapmayın ve köylünün önünü açın. Meraları yok etmeyiniz çünkü doğanın sadece bu meralarla… Hayvancılıktaki bazı firmalara burayı verirken doğanın ortak değerleri içerisindeki ekolojik dengesinin, erozyon dengesinin ve gelecekteki bitkisel dokusunun gerçekten yok olacağının endişesini de duyunuz. Çünkü ıslah edilen bir yerde doğa dengesi bozulduğundan bu meraların da yok edileceğini biliniz.

Sayın Bakan, son kez sesleniyorum, diyorum ki: Bundan sonra da Kıyı Yasası’nı sıfıra indireceğinizi biliyorum. Gelin, bundan sonra… Diğer yerleri, her yeri parayla satma, her şey anlaşma içerisinde… Bu kanunların geleceğini biliyorum. Ama gelin, şu köylüye yazık etmeyiniz. Bu yasayı geçirmeyelim ve bu anlamda da gerçekten köylümüzün hâlini anlayalım. Saman ithal ederken arkadaşlarımız, otlaklarına parayla girmek zorunda kalmasın.

Bu düşüncelerle en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Hoşça kalın diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır.

Buyurunuz Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Milletimizin, halkımızın tamamını ilgilendiren bir kanun tasarısını görüşüyoruz çünkü insanımızın beslenmesiyle doğrudan çok ilgili bir kanun Mera Kanunu. Bu sebeple, her ne kadar 2 madde de olsa, sonuçları itibarıyla önemli etkiler bırakacak bir kanunu görüşüyoruz. Ancak bir Hükûmet klasiği, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin bir klasiği olarak -ellerini tutan yok, bir zafiyet yok ama- her defasında eksik tutarak, tamamını tutmadan, bir bütünlük içerisinde düşünmeden buraya getirilen kanun tekliflerini böyle ilgisiz, meselenin tamamını anlatmadan, bana göre yeterince üzerinde durmadan, sanki milletin aklıyla alay eder gibi bir müzakere üslubuyla geçiştiriyorlar.

Ben, Sayın Bakana bir soru sordum zaman kalmadığı için cevap veremedi ama o sorunun amacı şuydu: Değerli arkadaşlar, bu türlü kanunlar ne kadar değiştirilirse o kanunun öznesine o kadar zarar veriliyor. Mera Kanunu 1998 yılında -kendisine buradan rahmetler diliyorum, Sayın Mustafa Taşar’ın Tarım Bakanı olduğu dönemde- o dönemdeki hükûmetler zamanında bir bütünlük içerisinde hazırlanmış -4342 sayılı, 25/02/1998 yılında hazırlanmış- ve kanunlaşmış bir Kanun. Ondan sonra birçok defa değiştirilerek, Mera Kanunu’yla oynanarak Türkiye’nin mera zenginlikleri, mera potansiyeli maalesef her defasında zarara uğratılmıştır. Şimdi, yine çok gereksiz, anlamsız bir noktada yani bir yönetmelikle çözülebilecek bir husus yine bir kanun tasarısıyla buraya getiriliyor. Bana göre amacı da doğru anlatılamıyor, sorular da cevaplandırılamıyor.

Şimdi, Sayın Bakanım, bu kanun bana göre adrese teslim bir kanun. Bu kanunun bir sahibi var, bir muhatabı var. Bu kanunu meraları ıslah etmek için, meraları amaçlarına uygun kullanmak için, meraları geliştirmek için çıkartmıyorsunuz çünkü mera mevzuatıyla ilgili Türkiye’nin devasa sorunları var. Bunu herkesten çok siz bilirsiniz. Mahkemelere gidiniz, özellikle orman içi ve kenarı köylerin veya köylerimizin mera meselesinden dolayı çok sayıda davası var, devletle davalı. Meralarımızın amaç dışı kullanımı o kadar yaygın ki, meraların yani hayvancılığımızın ucuz yem temin edebileceği, hayvancılığımızın temel girdisi olan yemin en kolay temin edileceği bir alan olarak sürekli geliştirilmesi, iyi yönetilmesi gerekirken, maalesef, bugün, meralarımız her geçen gün vasfını kaybediyor, amaca hizmet etmiyor, alanlarının genişlediğini söyleyebilmek mümkün değil.

Bakın, Sayın Bakan, bilgi olarak da sunuyorum size: Ülkemizin birçok vilayetinde geçen yıllarda mera tespit komisyonları yeniden kurularak hayvan sayısına dayalı olarak köylerin etrafındaki mera alanlarının yeniden belirlenmesi çalışmaları yapıldı. Böylelikle köylerin etrafı biraz daha daraltılmaya, hatta bazı alanlar yeniden dikime, ormana, orman ağacı dikilmeye tahsis edildi. Birçok sorun yaşandı, köyler ayağa kalktı. İdare karşılıklı anlaşarak, işte üç istiyorsa iki vererek meseleyi geçiştirdi. Şimdi yeni bir kanun getiriyorsunuz ve bu yeni kanunla da kiralanmasına daha önce müsaade ettiğiniz mera alanlarının, yani hayvan sayısının dışındaki, o kapasitenin dışındaki mera alanlarının yine hayvancılıkta kullanılmak üzere özel şirketlere, şahıslara, kurumlara tahsis edilmesi kanunun 12’nci maddesinde bir amir hükümken, kiralanması amir hükümken şimdi bu kiralanan alanlara hayvancılıkla ilgili zorunlu tesislerin kurulmasına müsaade ediyorsunuz. Yani bu, yeni bir mera kanunu çıkartarak değil, belki de yönetmelikle çözülebilecek bir hadise ama burada nereye bir hazırlık yapıyorsunuz, nerede bir emrivakiyle karşılaştınız da ona hukuk geliştiriyorsunuz bunu gerçekten bilmek durumundayız. Bu kanun adrese teslim bir kanun. Sonuçları itibarıyla meralarımızın değerlendirilmesi, özel sektör de olsa meralardan faydalanmayı maksimize etmek amacı güdülmüş olmasını reddetmiyoruz, olabilir ama meracılıkla ilgili, köylümüzün çok yoğun sorunları bulunmaktadır. Köylümüze, vatandaşımıza yani köyünde, beldesinde çoluğu çocuğuyla, dişi tırnağıyla kendi onuruyla, kendi doğduğu toprakta yaşamanın gayretini gösteren, ısrarını gösteren, inadını gösteren köylümüze siz bir şeyler vermeniz gerekirken, şimdi, onun yapamadığı, “Hayvan sayın azaldı.” gerekçesiyle… Siz de konuşmanızda burada söylediniz, “Azalan hayvan sayılarına dayalı olarak mera alanlarının yeniden belirlenmesi, arta kalan kısımların da özel sektöre tahsis edilmesi hayvancılığımız için gereklidir.” dediniz Sayın Bakan. Sizin göreviniz -Anayasa’nın 45’inci maddesi galiba- insanımızı korumak, işte, köyde yaşayanı da korumak, onların merasını korumak, onların hayvancılığını yani tarım yapıyorsa tarımcılığını, hayvancılık yapıyorsa onu desteklemeniz lazım. “Sizin hayvan sayınız azaldı.” diyerek elindeki merayı da, köyünün etrafındaki merayı da alırsanız bunun adı devlet olmaz, bunun adı zulüm devleti olur.

Şimdi, bu kanun adrese teslim bir kanun. Bu kanunu birilerine göre çıkartıyorsunuz. Kimse bu, bu yarın basında çıkar, milletimiz de biliyor.

Bir şey daha söylemek lazım. Değerli milletvekilleri, yani, bu Türkiye’de beraber yaşıyoruz, bu zamanda beraber yaşıyoruz. Ben anlamıyorum ya Sayın Bakan bir hayal görüyor, o hayali bize de yaşatmaya çalışıyor ya da köylümüz bizi yanıltıyor. Ben şahsen kendi vilayetim dışında Türkiye’nin birçok vilayetinden hemen her hafta telefonlar alıyorum. Besiciler “Öldük.” diyorlar. İlçesini, ilini söylersem problem yaratırsınız adamlara, besicilere. Ama geçen hafta “Sarı çizmelerimizi çekip Ankara’da Sıhhiye meydanında miting yapacağız.” diyen besicilerin birçok telefonunu aldık ve davet ettik, korkularından gelemediler.

“Hayvan sayımız arttı.” diyorsunuz. Bizim Sayın Milletvekilimiz Şefik Çirkin çok net bir şey söyledi. Türkiye’nin hudutları kevgire döndü Sayın Bakan. Türkiye’ye kaçak giren hayvan sayısını kontrol mü ediyorsunuz ki siz hayvan sayısının arttığıyla övünüyorsunuz? Türkiye’de gidin köylere, gidin Kars’a -Kars milletvekilimiz burada konuştu. Ben de gittim Kars’a- yani Kars’ın o düzlüklerinde, o otlaklarında parmakla sayılacak kadar azalmış hayvan sürüleri görüyorsunuz.

Bütün bu gerçekler ortadayken kalkıp burada övünerek ancak kendinizi tatmin edersiniz. Sizi çiftçilerimiz de dinliyor, tabii, takdir kendilerinin, tepkileri nasıl olur onu kendileri bilecektir ama benim bildiğim bir şey var ki köylerimizde yaşayan, tarımla uğraşan, elinin emeğiyle uğraşan insanlarımız çok zor durumdadır. Bu sebeple, Mera Kanunu’yla ilgili yaptığınız bu düzenlemeyle ilgili iki Meclis komisyonunda Milliyetçi Hareket Partisi ve diğer partileri de kastediyorum ortaya koydukları muhalefet şerhinde çok önemli hususları dile getirmişler, hiç birine cevap vermiyorsunuz. İki maddelik bir kanun, onu bile müzakere edemiyoruz. Bu kadar önemli, bu kadar genel, toplumun büyük kesimini ilgilendiren bir kanunda bile bir uzlaşma, bir mutabakat arayışınız yok maalesef; “Biz yaparız, bizim yaptığımız doğrudur.” dayatmasıyla burada kanunlar görüşüyorsunuz. Ama hiç korkmayın, üç gün sonra bu kanun bir daha gelir buraya, yarın görüşeceğimiz 2/B kanunu gibi iki ayda 2 defa, 3 defa değişiklik yapmak durumunda kalırsınız. Böyle, bu inatla varacağınız yer kafayı duvara vurmaktır. Dolayısıyla, bu kanunu gerekli ve faydalı görmemekteyim.

Hepinize teşekkür ederim. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Şahsı adına Adana Milletvekili Muharrem Varlı.

Buyurunuz Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım adına söz aldım 1’inci madde üzerinde. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine daha önceden iyi düşünülmeden çıkartılmış yasalar üzerinde yeni değişiklikler yapılmasıyla alakalı bir yasa değişikliği. Tabii, meralar düzenlenirken, meralar yapılırken birinci öncelik köylünün ve hayvancılık yapan insanların bu alanlardan faydalanması hesap edilerek düşünüldü ama daha sonra kiralama yöntemini çıkarttınız, kiralayan insanların oraya tesis kurmasına müsaade ediyorsunuz, işte, işletmeyi nasıl yapacağını yönlendirmeye çalışıyorsunuz.

Burada meraların gayesi hayvancılığı desteklemek. Hayvancılıkta yem çok önemli bir girdi, çok maliyetli bir girdi. Bu maliyeti düşürmenin, bu maliyeti engellemenin çaresi de meralarda otlakların bolca olması, işte orada insanların hem otlaklardan faydalanması hem hayvanlarını gerekirse otlatarak oradan faydalanması. Bunların hepsi hayvancılık yapan insanlarımız ve köylülerimiz için geçmiş dönemde tasarlanmış şeyler ama şimdi bakıyoruz, her gün bunlarla ilgili yeni  düzenlemeler getiriyorsunuz. Köylünün ne kadar faydasına? Bana göre köylünün çok faydasına değil; burada ticaret yapmak isteyen, burada kendi tesisini kurmak isteyenlerin önünü açmak adına çıkartılan bir yasa  bu yasa.

Şimdi, biz ülkede zaten hayvancılığın problemini çözemedik bir türlü yani bu yem maliyetlerini, yem girdilerini bir türlü düşüremedik. Çiftçinin, hayvancılık yapan insanların en büyük sıkıntısı, en büyük problemi burada. Yani insanlar artık hayvanlarına yem alamaz duruma geldiler çünkü sattıkları sütle veya süt ürünleriyle bu yem fiyatlarını karşılamaları mümkün değil ama bakıyoruz bununla alakalı çok iyi şeyler yapmamız gerekirken Sayın Bakan buraya çıktığı zaman, işte “Biz hayvancılığa şu desteği veriyoruz, efendim sütümüz şu kadar arttı, hayvan sayısı bu kadar arttı…” Yahu -işte az önce Sayın Çirkin de söyledi- dışarıdan giren kaçak hayvan sayısını siz tespit edebiliyor musunuz, bu hayvanların getirdiği hastalıkları tespit edebiliyor musunuz? İşte bu sene Mersin’den tutun Şanlıurfa’ya kadar, Antep bölgesinde, Hatay bölgesinde, Adana bölgesinde, Osmaniye bölgesinde bir “üç gün hastalığı” peydah oldu, yani, affedersiniz, dev gibi hayvanlar üç günün içerisinde ölüp gittiler ve bir sürü hayvan telef oldu. Bununla alakalı ne yaptınız, bugüne kadar hangi çalışmayı  yaptınız? Size defalarca müracaatta bulunuldu, bölgeden gelip sizinle görüşenler oldu, bu konuda yardım talep edenler oldu ama hâl⠓üç gün hastalığı” ile alakalı hayvan kaybı olanların zararıyla alakalı hiçbir çalışma yapılmadı. Bu insanların  birçoğu banka kredisi kullanarak bu hayvanları aldılar ama şimdi hayvanları da yok ellerinde. Bu kredileri nasıl ödeyecekler, bu borçları nasıl ödeyecekler? Onlar kara kara düşünüyorlar, Allah yardımcıları olsun. İnşallah, bu konuyla alakalı Bakanlığınız bir an önce bir öneri, bir çözüm getirir de bu insanlarımızın problemlerini, sıkıntılarını gideririz.

Yine, tabii, hayvancılık denilince, çiftçiliği de insan aklına getiriyor. Yani bugünkü bu mazot fiyatlarıyla, gübre fiyatlarıyla çiftçilerimizin nasıl sıkıntılar yaşadığını en iyi bilenlerinizden birisi benim. Yani bugün, hep gelişmiş ülkelerden bahsediyorsunuz, Amerika’ya sık sık gidiyorsunuz, Avrupa Birliğine girmeye çalışıyoruz ama Avrupa Birliğindeki ülkelerin vermiş olduğu çiftçilerine tarımsal mazotu biz verebiliyor muyuz? Amerika’nın çiftçilere vermiş olduğu tarımsal mazotu biz verebiliyor muyuz? 1.700 lira civarında. Ama bizim çiftçimiz kaç liraya kullanıyor? 4 milyon 200 bin lira eski parayla, şu anda 4,2 lira. Yani iktidara geldiğiniz günden bu yana mazotta yüzde 400 artış yaptınız.

Bugünlerde çiftçiye gübre lazım. Gübre fiyatları suni olarak birdenbire arttı, uçtu gitti. Her yıl burada dile getiriyorum, her zaman burada dile getiriyorum ama bununla ilgili hiçbir çözüm üretmiyorsunuz ya. Yani çiftçinin en çok ihtiyaç duyduğu dönemde gübre fiyatları birdenbire zirve yapıyor, çiftçinin ihtiyaç duymadığı dönemde gübre fiyatları aşağı düşüyor. Peki, bu aşağı düşen fiyatla gübre fiyatları kurtarıyorsa niye kardeşim bunu engellemiyorsunuz, o günkü fiyatlar seviyesinde tutmuyorsunuz gübrenin fiyatını? Şimdi, çiftçi mısır ekecek, pamuk ekecek, gübre alacak, gübre fiyatları tavan. Tarım kredi kooperatifleri de aynı, serbest piyasa değerinde satış yapıyorlar.

Yani Sayın Bakan, çiftçinin faydasına, çiftçiyi koruyacak işler yapın Allah rızası için. Bu çiftçi, üreten insan, ürettiğinden de para kazanmak istiyor. Dolayısıyla, ülke ekonomisine katkı sağlamak istiyor, ülkenin insanlarını doyurmaya çalışıyor. Ama bakıyoruz, hep ticaret yapanları kolluyorsunuz, ticaret yapanların önünü açıyorsunuz.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Varlı.

Gaziantep Milletvekili Mehmet Sarı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Sarı.

MEHMET SARI (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, kanunun hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıt kaynakların tam ve etkin olarak ekonomik bir şekilde ve akılcı olarak kullanılması ve üretim miktarının artırılması oldukça önemli bir konudur. Hükûmetimiz, kıt kaynakların kullanımı konusunda hassasiyet göstermektedir ve buna ilişkin olarak da hemen hemen her alanda atılımlar yapmaktadır. Bu alanlardan biri de tarım alanıdır. Ülkemizde sağlıklı hayvanların yetişebilmesi için ucuz ve kaliteli yem temini bakımından mera, yaylak ve kışlakların korunması ve verimli kullanılması hayati öneme sahiptir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde hayvansal ürünlerin üretimi için ihtiyaç duyulan kaliteli kaba yemin en ucuz üretildiği kaynakların başında mera, yaylak ve kışlaklar gelmektedir. Sürdürülebilir bir üretim sağlamasının yanı sıra mera, yaylak ve kışlak alanlarımız toprağı yerinde tutarak rüzgâr ve su erozyonuna karşı kalkan vazifesi görmek suretiyle yaşanabilir bir çevre oluşmasına da imkân tanımaktadır.

Sağlıklı hayvanların yetişmesinde kullanılan bu doğal mera, yaylak ve kışlakların korunabilmesi için 25/2/1998 tarih ve 4342 sayılı Mera Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanunla amacının dışında kullanılmış ve özelliğini yitirmiş veya yitirmek üzere olan mera, yaylak ve kışlakların ülkemize tekrar kazandırılması amaçlanmaktadır ancak kanunda "Amaç dışı kullanılmak suretiyle vasıfları bozulan mera, yaylak ve kışlakları tekrar eski konumuna getirmek amacı ile yapılan masraflar sebebiyet verenlerden tahsil edilir.” ibaresi bulunurken bu tahsil edilecek olan gelirlerin hangi hesaplarda kaydedileceği belirtilmemektedir. Yapılan düzenlemeyle, elde edilecek gelirlerin hangi kurum ve amaçlara yönlendirileceği noktasında belirsizlik ortadan kaldırılmaktadır.

Yapılan değişiklikle, yapılan masraflar karşılığı tahsil edilen tutarlar genel bütçeye, yapılacak olan masraflar karşılığı tahsil edilen tutarlar ise il müdürlüklerince hazırlanan ıslah projelerine uygun olarak o yerin ıslah çalışmalarında kullanılmak üzere köy sandığında veya belediye bütçesinde açılacak hesaba gelir kaydedilecektir.

Elde edilecek gelirle, mera alanlarımızdan istenilen verimin alınması için meralarımızın ıslahı yapılacak ve bu sayede de meralarda yem üretiminin 2-3 misli artırılması, hayvanlar için beslenme değeri daha yüksek kalitede olan mera bitkilerinin çoğaltılması, daha kaliteli yem ile beslenen hayvanların et ve süt üretiminin artırılması, mera alanının ot örtüsü ile rüzgâr ve su erozyonuna karşı korunması da sağlanmış olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak bizler, bu ülkeye hizmet sevdası ruhuyla, büyük hedefler koyarak yola çıktık. Milletimizin insanlık camiasında layık olduğu yeri alması, ülkemizin muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkması için dürüst, ilkeli çalışmayı her alanda sürdürüyoruz ve sürdürmeye de devam edeceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Mera Kanunu’nda yapmış olduğumuz değişikliğimizin ülke tarımına ve çiftçilerimize hayırlı olmasını temenni ediyor, sizleri ve yüce Meclisin vasıtasıyla değerli halkımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarı.

Soru cevap bölümüne geçiyoruz.

Bu bölümde süre on dakikadır.

Buyurunuz Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, bu ülkede hak, adalet herkesle eşit olmalıdır. Bütünşehir oldu 29 il. Bütünşehirdeki köyler mahalle oldu, bütünşehirdeki tüm meralar ilgili belediyeye geçti. İstanbul Arnavutköy’ün Sazlıbosna, Dursunköy, buralarda sadece tarım ve hayvancılık var ama buradaki tüm meralar Arnavutköy Belediyesine geçti. Acaba Arnavutköy Belediyesi hayvancılık mı yapacak? Köylüye sahip çıkmıyorsunuz. Bu bölgedeki meraların Arnavutköy Belediyesine geçmesine neden engel olmadınız? Burası tarım ve hayvancılık bölgesidir Sayın Bakan. Belediye burayı alıp ne yapacak, acaba inek mi otlatacak? Bu konuda düşünceniz nedir?

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Aslanoğlu.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, üstlenmiş olduğunuz Bakanlık şu anda ülkemizde tarımın ve hayvancılığın ne yazık ki tam bir çöküş içerisinde olduğu bir dönemdedir. Biz de hafta sonları, fırsat buldukça köylerimizi dolaşmaya gayret ediyoruz ama artık köylerde ekilecek arazi ve otlatılacak hayvan kalmamıştır. Siz bir Bakan olarak acaba köylere gidiyor musunuz; köylülerin sorunlarını, hayvancılıkla uğraşanların sorunlarını yerinde görüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakana sormak istiyorum. Konuşmamda da belirtmiştim. Bursa Mustafakemalpaşa ilçesi Ormankadı köyünde 2 parsel ihale ediliyor Sayın Bakan ve bu parsellerde sizin ifadeniz, öncelikle oradaki köylü vatandaşlar ve köylülerin bu ihaleye girmesi. Ben buradan soruyorum size: Ormankadı köyü bu ihaleye girebilir mi? Giremiyor çünkü Damızlık  Sığır Yetiştiricileri Birliğinden veya Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliğinden üye olduğuna dair bir belge isteniyor. O zaman ben de diyorum ki, acaba bu mera ihaleleri adrese teslim bir ihale midir? Bu konudaki görüşlerinizi öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Diyarbakır Et Kombinasında yaklaşık 8,7 milyon TL’lik bir yolsuzluk iddiasıyla Diyarbakır Kombina Müdür Yardımcısı Hayati Altıntaş hem BİMER aracılığıyla hem de mahkeme aracılığıyla suç duyurusunda bulunmuş. Daha sonra da bu suçluların Diyarbakır Et Kombinasında çalışanlar ve üç yıl sürdüğü tespit edilmiş… Fakat siz ne hikmetse bu ihbarda bulunan ve bu usulsüzlüğü ortaya çıkaran, yolsuzluğu ortaya çıkaran Diyarbakır Kombinası Müdür Yardımcısı Hayati Altıntaş’ın, disiplin kurulunda yargılayarak, meslekten men edilmesini sağladınız. Şimdi, yaptığı mahkemeye başvuruda bunun haksız bir olay olduğunu ifade etmiş mahkeme ve geri döndürülmesine, hatta o süre içerisinde geçen tazminatın da maaşların da ödenmesi kararını vermiş. Diyarbakır Et Kombina Müdürü hâlen görevinde dururken, bu usulsüzlük devam ederken usulsüzlüğü ortaya çıkartan vatandaşın cezalandırılması nasıl bir mantıktır diye soruyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akar.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Aslanoğlu’nun söylediği husus özellikle Arnavutköy Belediyesine mera tahsis edildiğine dair dediği...

Tabii, İstanbul Büyükşehir sınırları aynı zamanda il sınırları, orada arazinin eğer meraysa, mera vasfı dışına çıkarılması değil ama meranın mera olarak muhafazası önemli. Burada tespit ve tahdit yapılan meraların hangi köy veya belediye sınırları içerisinde ise kullanım hakkı ilk olarak o mahal için değerlendiriliyor. Eğer orada diyelim ki, hayvancılık faaliyeti yapılmıyor ve mera da varsa o takdirde o bölgenin dışındaki, mahallin dışındaki civar mahallerdeki üreticiler başvurmaları hâlinde onlara tahsis yapılıyor. Tabii, tahsis yapılırken de -şunu da söyleyeyim- biraz önce aslında söylemiştim ama baktım ki arkadaşlarımız kürsüye çıkıp konuşurken de, soru sorarken de işin o kısmını çok fazla ya dinlemediler veya tekrar açıklama ihtiyacı var anlaşılan. Bizim orada bu uygulamada öncelik her zaman o köyde yaşayan üreticinin veya orada hayvancılık yapan kişinindir. Eğer tespit edildiğinde yani yeteri kadar havyan, o bölgede mera fazlaysa o merayı karşılayacak kadar hayvan yoksa o takdirde buna da birileri talipse, o köyde de başka talip yoksa o zaman dışarıdan halka, yavaş yavaş genişlemek suretiyle dışarıya verilir ve dışarıdan da gelip orada o mera değerlendirilir. Ama burada hep şu husus vardır, burada haksızlık yapmayalım yani husus şu: Ortada bir mera var. Bu meranın, evet, mülkiyeti kamuya aittir, doğru, üretici de ondan faydalanıyor ama birilerinin de o merayı koruması gerekiyor, birilerinin bakması lazım bazen ona biraz bakımla, biraz gübreyle, mera yönetimiyle, vesaireyle onun, ot verimini, 2 kat, 3 kat, 4 kart, 5 kat artırma imkânı var. Bu, sonuçta, millî ekonomiye faydası olan bir uygulamadır. Bugün getirdiğimiz uygulama, asla, ne adrese teslim veya ne başka bir şeydir. Bu ithamı, isnadı reddediyorum, Hükûmet olarak asla böyle bir şey düşünülemez. Türkiye Cumhuriyeti içerisinde bir kaynak var, bu kaynak 40 milyon hektarlardan 14 milyonlara gelmiş ama 2001’deki 14 milyon. Yani ondan önce, Türkiye’de, traktörlerin girişiyle birlikte meralar işlenmiş, sürülmüş, tarım alanına dönüşmüş. 30 milyon hektara yakın arazi, geçen zaman içerisinde, biz iktidara gelmeden, 1998’de Mera Kanunu çıkmadan zaten gitmiş. Biz diyoruz ki: “Ortada 14 milyon hektar kalmış, bunu değerlendirelim, millî ekonomiye katkısı olacak şekilde bir düzenleme yapalım ve bunun için de bir düzenleme yapalım.”

Şimdi, Sayın Şandır dedi ki: “Efendim, ben, soru sordum, süre olmadığı için cevap verilmedi.” doğru. Şimdi, kanun, lazım olduğu zaman değiştirilir. Bu, yani, Allah kelamı değil. Sonuçta, Meclis bunun için var, bunun için çalışıyor. Daha önce, bakanlıklarımızın…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama her değişmede mera alanları daralıyor Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Müsaade eder misiniz.

Ben size hiç müdahale etmedim Sayın Şandır, Grup Başkan Vekilisiniz. Zatıaliniz konuştunuz, ben sizi dinledim, siz de lütfen beni dinleyin.

Burada, Maliye Bakanlığımızın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın zaman zaman karşı karşıya kaldıkları sıkıntılarla ilgili, uygulamalarla ilgili düzenlemeler yapılmış. Mera Kanunu’nda beş tane düzenleme yapılmış geçen on yıllık süre içerisinde, doğru ama ihtiyaç varsa bu yapılır. Yani bugün, biz diyoruz ki iki tane önemli değişiklik gerekiyor. Birincisi; adam hayvancılık yapacak orada. Bu, oradaki bir köylüdür veya oradaki bir üreticidir. Eğer değilse, orada, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı geliyor,  usulüne, hukuka uygun olarak, eğer kiralıyorsa, orada merayı ıslah ediyorsa -o şart var, projesini getiriyor, “Ben şu merayı şu şekilde ıslah edeceğim.” diyor, ıslah ediyorsa buna “Hayır arkadaş, bu, buranın ortak malıdır, dolayısıyla sen bunu ıslah etme ben de bunu sana vermiyorum.” demek ne kadar doğrudur? Ben, size bırakıyorum. Siz olsanız buna gerçekten “ret” mi dersiniz? Ben inanmıyorum öyle bir şey olduğuna, sizin de böyle bir şey yapacağınıza kesinlikle inanmıyorum.

Dolayısıyla, şimdi, bakın, bizden önce de Türkiye'de bir Hükûmet vardı, üç buçuk yıl görev yaptı. Mera ıslahından bahsedildi. Türkiye'de 83 bin dönüm arazi, 1998-2002 arasında sadece 83 bin dönüm arazide mera ıslahı yapılmış, bütün dört yıl içerisinde 83 bin dönüm.

Değerli arkadaşlar, 2002-2011 arasında 4 milyon 155 bin dönüm arazide biz ıslah yapmışız yani bunu da dikkate almak lazım. Biz meraları başıboş bırakmadık; köylü için, üretici için de bunların ıslahını gerçekleştirdik. Bakın, 4 milyon 155 bin dönüm araziyi ben ıslah ettim, benim Hükûmetim ıslah etti. Benden önce 1998’de kanun çıkmış, 2002’ye kadar ıslah edilen arazi miktarı da, mera miktarı da sadece 83 bin dönüm.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bu da bizim…

BAŞKAN – Süremiz doldu efendim.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Kalana da cevap vereceğim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

Madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 242 sıra sayılı yasa tasarısının 1. maddesindeki “genel bütçeye” ibaresi “köy sandığında veya belediye bütçesinde açılacak hesaba 4 taksitte tahsil edilir ve kaydedilir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Ramazan Kerim Özkan              Veli Ağababa                      Uğur Bayraktutan

                      Burdur                               Malatya                                    Artvin

                  Aytun Çıray                        Faik Tunay                          Namık Havutça

                        İzmir                                 İstanbul                                  Balıkesir

                                                            İlhan Demiröz

                                                                   Bursa

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 242 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

                  Vahap Seçer                        Engin Altay                   Ramazan Kerim Özkan

                      Mersin                                 Sinop                                     Burdur

                                       Levent Gök                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu   

                                           Ankara                                   İstanbul                

“Tahsil edilen masraflar köy sandığında veya belediye bütçesinde açılacak hesaba 6 eşit taksitle gelir kaydedilir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 242 sıra sayılı Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1. Maddesi’nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Hüsamettin Zenderlioğlu                  Esat Canan                            Erol Dora

                       Bitlis                                    Hakkâri                                 Mardin

                                     İdris Baluken                         Pervin Buldan

                                          Bingöl                                      Iğdır

Değişiklik Önergesi:

Madde 1 - 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanununun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Amaç dışı kullanılmak suretiyle vasıfları bozulan mera, yaylak ve kışlakları tekrar eski konumuna getirmek amacı ile yapılan veya yapılacak olan masraflar sebebiyet verenlerden tahsil edilir. Yapılan masraflar karşılığı tahsil edilen tutarlar genel bütçeye, yapılacak olan masraflar karşılığı tahsil edilen tutarlar ise il müdürlüklerince hazırlanan ve büyükşehirlerde meranın bağlı olduğu belediyece onaylanan ıslah projelerine uygun olarak o yerin ıslah çalışmalarında kullanılmak üzere köy sandığında veya belediye bütçesinde açılacak hesaba gelir kaydedilir."

BAŞKAN – Komisyon son okuttuğum önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

İDRİS BALUKEN (Bitlis) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mera ıslahı projelerinde; proje kapsamındaki bazı köylerde köy halkının katılımı sağlanamamaktadır. Proje hazırlama öncesinde, projenin her safhasında katılımda ve yardımda bulunacaklarını taahhüt ettikleri halde uygulama safhasında "Devlet bu arazileri elimizden almak mı istiyor" gibi bir şüpheye kapılan yöredeki üreticiler daha sonra bundan imtina etmektedirler. Bununla birlikte, ıslah çalışmalarında yeterli bilgi birikiminin olmaması, hazırlık ve planlamaların gereğince yapılmaması, projeler için tahsis edilen ödeneklerin geç gelmesi ve merkezi idare gibi nedenler ıslah çalışmalarını yavaşlatan diğer faktörlerdir.

Yeni büyükşehir yasası ile kırsal alanlarda büyükşehir belediyesi hizmet alanına sokulmuşken, meralar için hazırlanan projelerde sadece il müdürlüklerinin sorumluluğuna bağlamak, yeni büyükşehir yasasının temelinde yatan bütüncül planlama ilkesine ters düşmektedir.

Bu nedenlerle madde metninin değiştirilmesi teklif edilmiştir.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 242 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Tahsil edilen masraflar köy sandığında veya belediye bütçesinde açılacak hesaba 6 eşit taksitle gelir kaydedilir.”  

Ramazan Kerim Özkan (Burdur) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Seçer… (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz efendim.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Kürsüye çıkan konuşmacı arkadaşlarımın birleştiği ortak nokta mera alanları hayvancılık için önemlidir, hayvancılık sektöründe kaba yem ihtiyacını karşılayan ya da kaba yem ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayan alanlardır. Sayın Bakan da buna ilişkin açıklamalarda bulundu. Kendi Bakan olduğu süreç içerisinde ya da iktidarınız döneminde önemli ıslah çalışmaları yapıldığını ancak 2002 öncesi dönemde meralarda önemli tahribatların olduğundan söz etti.

Şimdi şu noktada birleşelim: Bakınız, 2012’nin hayvancılık konusundaki en önemli sloganı aleyhinize söylenen saman ithalatı konusu. Gerçekten, cumhuriyet tarihinin önemli bir gelişmesi, ilk defa saman ithal ediliyor, bu az miktardır, çok miktardır, cüzi miktardır onların tartışmasına girmiyorum ama Türkiye saman ithal etmiştir bu doğru mudur, doğrudur. Peki, tarihte hiç görülmüş müdür? 1 kilo buğday bedeli 1 kilo saman bedelinden daha düşük ya da 1 kilo saman satın almak için üretici 1 lira para ödüyor, 1,2 lira para ödüyor ama buğdayını satarken 60 kuruş, 70 kuruştan buğday işlem görüyor; bu da tarihte ilktir.

Şimdi, şurada birleşelim: Getirdiğiniz tasarı meraların ıslahı açısından, ihya edilmesi açısından ya da tahribatının ortadan kaldırılması açısından önemli bir düzenleme değil. Sayın Bakan söyledi, “Biz bunları özel sektöre tahsis ediyoruz yeter ki bunları ihya etsinler, iyi baksınlar, ot verimini artırsınlar.” buraya kadar tamam ama iş burayla kalmıyor. Şimdi, sıkıntı şurada: “Bu yasa tasarısı adrese teslim.” diyoruz. Niçin diyoruz? Biliyoruz, belirli büyük hayvancılık işletmeleri -bu işletmeler sizin iktidarınıza yakın işletmeler- böyle bir talepte bulundular, siz bunu, bu kanun değişikliğini Parlamento gündemine getiriyorsunuz, bunu ikrar etmeniz lazım, doğrulamanız lazım. Hangi firmalar olduğunu sizler de biliyorsunuz.

Burada, muhalefet şerhimizde de var, karşı çıktığımız… Evet, olsun madem tahsis etmişsiniz bu meraları, burada belirli küçük tesisler yapmak için, müştemilat yapmak için oranı yüksek koymuşsunuz, yüzde 1 yüksek bir orandır, bunu da Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 2’ye çıkarma yetkisi veriyorsunuz. Bunun üzerinde tartıştık, Komisyonda da tartıştık. Bu oranlar geriye çekilebilir.

Destekleme, tarımsal üretimde önemli, hayvancılıkta önemli, bitkisel üretimde önemli. Beni az önce Adıyaman’dan bir çiftçi arkadaşım aradı, “Sayın Vekilim, destekleme ödemeleri yapılamıyor, alan desteklerini alamıyoruz, prim ödemeleri gecikiyor.” dedi. Bu, üreticinin belki de bölgesel bir şikâyeti. Türkiye'nin bütün bölgelerinde aynı şikâyet var demiyorum ama Adıyaman’dan aldığım şikâyeti size aktarıyorum Sayın Bakanım.

Ayrıca destekleme ödemelerinde bazı art niyetli firmalar sahte faturalar düzenleyerek devleti zarara sokuyorlar. Şimdi, burada, görevini iyi yapmayan kurumlar Maliye Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı fakat bu olumsuz gelişmelerden kim zarar görüyor? Üretici zarar görüyor. Üretici ürününü üretiyor, götürüyor tüccara satıyor, müstahsil makbuzunu alıyor, o müstahsil makbuzu, düzenlenen müstahsil makbuzu sahte. Adam, prim desteğini alamıyor ya gidiyor mahkeme kapılarında uğraşıyor parası varsa dava açıyor ya da o prim desteğini alamıyor. Hatalı ödenen prim destekleri yıllar sonra tekrar üreticiden isteniyor ve yasal faiziyle isteniyor. Üretici de bunun altından kalkamıyor. Bu da önemli bir sorun. Bu konuda da Sayın Bakanın, sayın Maliye Bakanlığının bir çözüm üretmesi lazım, bu sorunu kökten halletmesi gerekir diye düşünüyorum.

Verdiğimiz değişiklik önergesine destek vereceğinizi umut ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Seçer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 242 sıra sayılı yasa tasarısının 1. maddesindeki “genel bütçeye” ibaresi “köy sandığında veya belediye bütçesinde açılacak hesaba 4 taksitte tahsil edilir ve kaydedilir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Veli Ağbaba (Malatya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uygulanan yanlış politikalar sonucunda bir yandan taş ocaklarıyla bir yandan HES’lerle bir yandan da mera peşkeşleriyle boğuşan Malatya tamamıyla talan edilmiştir. Milletvekili olduğum Malatya ilinin ziyaret ettiğim her bölgesinden feryatlar yükselmekte. En son taş ocakları meselesiyle ilgili Malatya Merkez’e bağlı Karagöz köyünde köylüler isyan ediyor. Diğer taş ocakları ruhsatlarında olduğu gibi burada da muhtarın, köylünün, hiç kimsenin haberi olmadan, orada yaşayan hiçbir insanın haberi olmadan maalesef taş ocağı ruhsatı veriliyor. Dedeyazı, Kelhalil, Haçova gibi köylerde de taş ocakları doğayı, çevreyi, su kaynaklarını, hayvancılığı, kısaca yaşamı yok etmekte.

Bir kez daha yetkilileri buradan uyarıyorum ve buradan bir çağrı yapmak istiyorum; Sayın Bakanım, bu çağrım ayrıca sizedir: Taş ocağı ruhsatı verilirken, lütfen, çevre halkının duyarlılıklarına, oradaki su kaynaklarına, yaşam kaynaklarına mutlaka dikkat edilmelidir. Bu konuda, taş ocakları ruhsatı verilirken taş ocağı ruhsatı alan insan değil, orada yaşayan yurttaşlar mutlaka düşünülmelidir. Kendi bölgeleri hakkında, kendi yaşam alanları hakkında hiç kimsenin maalesef karar alma noktasında bilgileri olmuyor. Hükûmet, Türkiye Büyük Millet Meclisini nasıl yönetiyorsa köyleri de aynı şekilde yönetmeye çalışıyor.

Değerli arkadaşlarım, “Ben yaptım, oldu.” anlayışı maalesef hem Mecliste hem de yerelde yani benim kentimde, Malatya’da da hâkim. Örnek mi istersiniz: Malatya’da verilen taş ocakları ruhsatlarının tamamı buna örnektir. Örnek mi istersiniz: Malatya’nın o güzel ırmakları üzerinde, çayları üzerinde kurulan HES’ler örnektir ki HES’ler… Değerli arkadaşlar, Tohma -bizim Malatya’ya hayat veren- üzerine 30’a yakın HES kuruluyor, bu konudan hiç kimsenin haberi yok. Ne orada yaşayan insanların ne orada ekmek yiyen çiftçilerin, hiçbirinin haberi yok ve “Ben verdim, oldu.” mantığıyla çevre yok edilmeye başlandı.

Ben bu yıl Sivas sınırındaki Kuluncak ilçesine bağlı Sofular beldesinden Darende’nin bütün o bölgelerini gezdim, her yerde HES’lerle ilgili çığlıklar duyuluyor. Daha dün Darende’de yaptığımız toplantıda Güdül’ün Muhtarı, Yeşilırmak’ın Muhtarı, Sofular beldesindeki insanlar HES konusunda çevrenin yok edildiğini haykırıyorlar.

Değerli arkadaşlar, köylünün bir taraftan dünyanın en pahalı mazotunu kullanması, yüzde 100 artan yem ve gübre fiyatları, arpa ve buğdaydan daha pahalıya saman almaları yetmiyormuş gibi atalarından, dedelerinden kalan otlaklar, geçimlerini sağladıkları meralar, sular ellerinden alınıyor; çorak topraklarla, aç hayvanlarla baş başa bırakılıyor. Malatya çiftçisine “Hayvancılık yapamazsınız.” deniyor. Zaten Akçadağ’da, Doğanşehir’de, Yazıhan’da, Yeşilyurt’ta, Dedeyazı’da, Ören’de, Reşadiye’de, Gölpınar’da, Polat’ta, Malatya’nın dört bir yanında meralar kiraya verildi. AKP iktidarı yerli hayvancılığı bitirmek için son hamlelerini yapmakta. Köylülerin doğal ve yasal hakkı olan meralar özel şirketlere peşkeş çekilmekte. Malatya’nın köylerinde ve ilçelerindeki meralar satılmaya başlanmış, meralara hayvanları sokan köylüler gözaltına alınarak kendi topraklarından kovulmaya başlanmıştır. Meraların kiralanmasında öncelik hakkı kanun gereği köylüye verilmelidir. Ancak, yapılan ihalelerin tamamı köylüden kaçırılarak, haber verilmeden, gizli kapaklı yapılmış ve köylünün girmesi engellenmiştir. Bu ihalelere köylüler sokulmadığı gibi, basın mensupları da alınmamıştır. Bu ihalelere karşı duran, meraların satılmasını istemeyen, kendi topraklarının, atalarından, dedelerinden, babalarından kalan toprakların satılmasına karşı çıkan, demokratik haklarını kullanmak isteyen köylüleri bazen vali, bazen kaymakam, bazen de jandarma komutanı tehdit etmiş, köylüleri sindirmeye çalışmıştır.

Değerli arkadaşlar, “Kiraya verilen alanlar köy içinde kalmamaktadır.” dediler, yalan çıktı; “Vasfı bozulmuş alanları kiraya veriyoruz.” dediler, yalan çıktı; “Köylünün kaybı yok.” dediler, yalan çıktı. Birçok köylümüz… Mera alanları satıldığı için maalesef köylerine ulaşım imkânı kalmamıştır. Özellikle köylerin önündeki binlerce yıldan beri kullanılan alanlara, maalesef, meralar yoluyla köylülerin girmesi engellenmektedir. Yani değerli arkadaşlar, meraların satışı yüzünden köylüler köylerine hapsolmuş durumdadır. Bunun elbette hesabını vereceksiniz. Bu talanın elbette…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bu mera kanununa “Evet.” diyenler elbette hesabını verecektir.

Bir kez daha bu kanunun gözden geçirilmesini istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- 4342 sayılı Kanunun 12 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Kiralanacak alanda hayvancılık için gerekli bakım, barınma ve su ihtiyaçlarını karşılayacak zorunlu hayvancılık tesisleri kurulabilir. Bu tesislerin taban alanı, kiralanacak alanın yüzölçümünün yüzde birini geçemez. Bu oranı bir katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bu tesislerin yapılması ve kullanılması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir."

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan.

Buyurunuz Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Mera Kanunu Tasarısı önümüze gelince Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun muhalefet şerhini ayrıntılarıyla inceledim, kanun tasarısına baktım. Burada zorunlu hayvancılık tesislerine ilişkin orana baktım, bizim bu orana ilişkin çekincelerimizi gördüm ama bunu, olayı Artvin’e getirmek istiyorum. Buradaki yüzde 1’lik, bizim önermiş olduğumuz binde 3’lük miktarlardaki çekincelerimizi görünce, Artvin’de, özellikle Cerattepe’de çıkartılmak istenen maden, arkasından hidroelektrik santralleri ve madenlerle ilişkili çalışmaları görünce buradaki cinayetin, şu andaki yapmış olduğumuz kanun tasarısıyla karşılaştırdığımız zaman, ne kadar büyük bir boyutta olduğunu, Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ve bizi televizyonları başında izleyen, özellikle Artvin’den bizi izleyen hemşehrilerimizle paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Artvin’de -daha önce de bu kürsüde birçok kereler konuşmalar yaptım- “Cerattepe” diye başımızda bir bela var. Bu belayı başımızdan savmak istiyoruz. Bununla Artvinliler yirmi yılı aşkın süredir çok ciddi anlamda mücadele etmeye çalışıyorlar. 1989 yılında başlayan bu Cerattepe’de maden işletilmesine ilişkin mücadelede 1995 yılına gelindiği zaman mücadele bir başka boyuta taşındı.

Bakın, çok değerli milletvekilleri, burada size bir fotoğraf göstermek istiyorum, burası bir Artvin fotoğrafı. Şu aşağıda görmüş olduğunuz yerleşim yeri Artvin’in şu anda kendi kent merkezi olan bir yer, şurası da Cerattepe maden sahası olarak gözüken bir yer. Burada öyle bir maden işletme ruhsatı verildi ki bu yörenin içerisinde bulunan bütün ormanlar, yaylalar, kışlaklar, her tarafta maden çıkartılabileceğine ilişkin bir ihale yapıldı. Ben, şimdi, size bir öykü anlatmaya çalışacağım.

 Şimdi, ilk başta bu olay ortaya çıktığı zaman, 1995 yılında başlayan bu süreç, 95 yılından sonra 2004 yılında bir başka şirketin… İlk önce, birinci -madeni çıkartmaya çalışan- şirket başarılı olamadı, arkasından 2004 yılından sonra ikinci bir şirket devreye girdi. İkinci şirketin devreye girmesinden sonra, biz, o dönemde Erzurum İdare Mahkemesinde -ben de avukattım- 3 avukat baro adına ve Yeşil Artvin Derneği adına bir dava açtık. Erzurum’daki görevli mahkeme yetkisizlikle Rize’ye gönderdi ve Rize’deki İdare Mahkemesinde o tarihte orada savunma yapıyorken şunu demiştik: “Rize’de de hâkimler vardır.” Rize’deki hâkimler bu Artvin’de çıkarılmak istenen cinayete “Dur.” dediler ve mahkeme kararıyla onları, maden çıkarmak isteyen tekelleri, tröstleri Artvin’den kovduk. Aradan yıllar geçtikten sonra başımıza bir bela daha geldi. Bütün Artvinliler bu maden çıkarma faaliyetinden kurtardıklarını, madene ilişkin Artvin’e yapılan tecavüzü durdurduklarını düşündüler ama gelinen noktada, ne yazık ki, hemen arkasından olayı bir başka boyuta taşıdılar, geçen yıl içerisinde Enerji Bakanlığı tarafından, yeniden, buradaki maden ruhsatlı alanların işletmeye açılmasına ilişkin bir ihale yapıldı.

Biz Artvin’deki bütün siyasi parti kuruluşlarının il başkanları, iktidar partisi de dâhil olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi il başkanı, Demokrat Parti il başkanı, MHP il başkanı, diğer bütün siyasi partilerin il başkanları, bütün STK’ların temsilcileriyle beraber Sayın Bakanın yanına gittik. Sayın Bakanın yanı sıra bütün siyasi partilerin genel başkanlarını da ziyaret ettik. Sayın Bakana anlattık, dedik ki: “Bakın, Artvin’de çok ciddi bir cinayet işleniyor, bu cinayeti durdurmak zorundasınız. Eğer bu ihaleyi yaparsanız  bu ihaleyi vereceğiniz şirket Artvin’de olağanüstü katliamlar yapacaktır ve kentte yaşamı ne yazık ki sona erdirecektir.” Sayın Bakanın bize vermiş olduğu yanıtı, bu heyete vermiş olduğu yanıtı burada sizlerle paylaşıyorum, dedi ki: “Çok ciddi anlamda bir araştırma ve inceleme yapacağız. Artvin’in üzerindeki zenginliklerle, yani insan da dâhil olmak üzere, bunlarla beraber yer altındaki zenginlikleri karşılaştıracağız; hangi değer daha üstünse Hükûmet olarak tercihimizi ondan yana kullanacağız.” Ve yapmış oldukları bu değerlendirme sonucunda, madenin şehrin üzerindeki yaşayan insanlardan daha değerli olduğuna ilişkin kanaat geldiği için ihaleyi iptal etmediler ve yeniden sözleşme yaparak ihaleye başladılar. Ben de buradan daha önce Genel Kurul konuşmalarımda Sayın Bakana sordum: “Sayın Bakan, biz Artvinlilere kaç lira değer biçtiniz?” dedim, “Bu madenle karşılaştırma yaparken bizim değer olarak, kuruş olarak kaç lira değerimiz var?” dedim, Sayın Bakan ne yazık ki buna yanıt veremedi.

Değerli arkadaşlarım, ihale şartnamesini okuduğunuz zaman göreceksiniz, bir cinayettir. Buradan birçok kereler haykırdım “İhale şartnamesi bir tane şirketi tarif ediyor.” dedim. Bakın, ihale şartnamesinin bir maddesinde şöyle bir ibare var, diyor ki: “Bu madene ilişkin ihaleye girecek olan şirketin Türkiye içerisinde yılda 10 bin ton metal bakır üretecek tesise sahip olması gerekir.” Ben Sayın Bakana yazılı olarak sordum, “Türkiye’de 10 bin ton metal bakır işletecek kaç tane tesis var, hangi firmaya aittir?” diye. Tahmin edebilir misiniz, kaç tane şirket var? Bir tane şirket varmış değerli arkadaşlar, bir tane şirket varmış. Böyle bir rezalet olabilir mi? İhaleye fesat karıştırma ne demektir değerli arkadaşlarım? İhaleye fesat karıştırmanın koşulları nedir? Ben hukukçuyum, çeyrek asrı aşkın süredir hukukçuluk yaptım. Bunu dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum. Vatana ihanet, ihaleye fesat karıştırmanın bütün koşulları vardır.

Bakın, bundan yıllar önce Karadeniz sahil yoluna ilişkin, yine bir bakanımız Hasan Ekinci -buradan saygıyla anıyorum- kendisi hangi kilometrenin hangi firmaya verileceğine ilişkin şartnamelere “Şöyle şöyle yapılacaktır.” diye dedi, noterden tespit ettirdi ve o çıktı. Arkasından da şimdi bu ihale bir başka firma tarafından alındı. Şimdi Sayın Bakan diyor ki: “O firma almadı, bir başkası aldı.” O nedenle önümüzdeki günlerdeki süreci hep beraber takip edeceğiz.

Şimdi, gelinen noktada bu sürece ilişkin yargısal süreci başlattık, Rize İdare Mahkemesinde davayı açtık. Daha önce iptal kararı veren Rize İdare Mahkemesi, bakın, daha önce buna ilişkin “Çevresel Etki Değerlendirme kararı almadan bu şekilde bir işlem yapamazsın.” diyen Rize İdare Mahkemesi, aynı mahkeme, şimdi açmış olduğumuz davada yürütmeyi durdurma kararını reddetti değerli arkadaşlarım. Aynı mahkeme, bakın, dikkat edin, aynı mahkeme hukuki sebebi, konusu, şekli aynı olan davada başka bir karar verdi. Allah’tan Trabzon’da hâkimler var. Bu karara karşı Trabzon Bölge İdare Mahkemesine itiraz ettik, Trabzon Bölge İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararını kaldırdı. Geçenlerde Rize’ye hep beraber gittik, bütün Artvinliler gittiler ve Rize’deki yargılama sonucunu bugünlerde bekliyoruz. Merakla bekliyorum. Rize’den çıkıyorken de dedim: “Biz 2008’de bu kararı alıyorken ‘Rize’de hâkimler var.’ lafına inanmak istiyorduk.” Hani derler ya “Berlin’de hâkimler var.” diye. Şimdi, merak ediyorum -Türkiye Büyük Millet Meclisinde o konuşmayı inşallah olumlu şekilde yaparım- Rize’deki İdare Mahkemesinin nasıl karar vereceğini merak ediyorum değerli arkadaşlarım. İnşallah bu kaygılarımda haksız çıkarım, bu kaygılarım yersiz olur, ben de gelir özür dilerim bu kaygılarımdan dolayı. Hep beraber göreceğiz. Biz o kararı aldığımızda yargı bağımsızdı, bugün göreceğiz yargı bağımsız mıdır, değil midir.

Bir de bunun dışında, madenlerin dışında da Artvin’e ilişkin, yine, bir cinayet kapsamında olan bir başka konuyu daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Biraz önce çok değerli milletvekili arkadaşım Veli Ağbaba da bahsetti. Bakın, değerli arkadaşlarım, Artvin’de Karadeniz Bölgesi’nde hidroelektrik santralleri diye başımızda bir ikinci bela daha var. Yani biz, Artvin, 1980’li yıllardan sonra, özellikle son otuz yılda göçle başlayan bir serüveni yaşıyor. Hemen arkasından bizim şah damarımız olan, en önemli mihenk taşlarımızdan biri olan Çoruh Vadisi’ndeki enerji projeleriyle beraber Çoruh Vadisi’ni yok ettik. Çoruh Vadisi’nde 10’u aşkın proje var. Hemen arkasından dediler ki: “Efendim, Artvin’i bu sefer de madenlerle yok edeceğiz.” Onunla da kalınmadı, şimdi de hidroelektrik santralleriyle başka bir Artvin yaratmaya çalışıyorlar. Biz, önümüzdeki yıllarda Artvin’i bir enerji kenti konseptinin dışında bir turizm ve eğitim kenti kimliğiyle Türkiye’ye tanıtmak istiyoruz ama ne yazık ki Hükûmetin bu konudaki tavrı bizim bu hedeflerimizle özdeşleşmiyor.

Buradan bütün Artvin adına, bütün Arhavi adına bir şeyi seslenmek istiyorum: Daha önce burada yapmış olduğum konuşmada Sayın Enerji Bakanı burada oturuyordu, dedim ki: “Sayın Bakanım, bakın, Arhavi’de Kamilet Vadisi diye bir vadi var, o vadiyi mutlaka görmeniz gerekir, o vadiyi görmeden, o vadide gezmeden, o vadideki kuş seslerini, ormanın ışıltısını duymadan karar vermeyin.” Bir şey daha söyledim, “Siz Türkiye’nin hiç bir yerinde dereden su içtiniz mi hiç?” dedim. Bakın, ben Kamilet Vadisi’nde dereden su içiyorum, o kadar muhteşem bir güzellik. Yapmış olduğum konuşmadan inanıyorum ki Sayın Bakan etkilendiler. Orada bir fotoğraf da gösterdim, dedim ki: “Buradaki mesele sadece Cumhuriyet Halk Partililerin meselesi değildir, bakın Kamilet Vadisi’nde yapılmak istenilen projeye, oradaki bütün siyasi partilerin temsilcileri karşı koydular, onlar dik durmaya çalıştılar.” Bakın, burada bir fotoğraf var, burada bütün siyasi partilerin temsilcileri hep beraber dediler ki Temmuz 2012’de “Arhavi’de Kamilet Vadisi’nde hidroelektrik santrali istemiyoruz.” diye bütün siyasi partilerin temsilcileri var. Arhavi’nin AKP’li Belediye Başkanı da var bakın değerli arkadaşlarım bu fotoğrafta. Dedik ki: Olay artık siyaset boyutunun ötesine geçmiş, bir yaşam, bir var olma mücadelesi hâline gelmiştir. Sayın Bakandan bunu istirham ettik “Bu kararınızı vermeden evvel lütfen gelin, Kamilet Vadisi’ni görün.” Çarşı her şeye karşı mantığıyla da hareket etmiyoruz değerli arkadaşlarım.

Sayın Bakan, yapmış olduğum bu konuşmadan herhâlde etkilendi ki benden sonra yapmış olduğu konuşmada çıktı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzurunda “Eğer Arhavi Kamilet Vadisi’nde yapılmak istenen bu proje çevreye zarar veriyorsa, orada yaşayan insanlara ilişkin bir problem varsa, bölgesel havza planlaması yapıldığına ilişkin -kendi kafamda tereddütler oluştuğu için- eğer böyle bir tereddüt varsa, ben de Bakan olarak bunun sözünü veriyorum, birçok kereler geldiğim -kendi ifadelerine göre söylüyorum- Artvin’e bir kere daha geleceğim, eğer orada bu tereddütler, orada bu soru işaretleri varsa, o vadiyi göreceğim, bu kararımızı yeniden değerlendireceğiz.” diye söyledi.

Geçtiğimiz günlerde Sayın Bakana ayrıntılarıyla mektup yazdım: “Sayın Bakanım, sizin uygun göreceğiniz tarihte Artvinliler, Arhavililer sizleri bekliyorlar, Kamilet Vadisi’ne gelin, bu cinayeti hep beraber görelim.”

Burada, şimdi, Mustafa Kemal’in mabedinden Bakana bir kere daha sesleniyorum: Lütfen, Sayın Bakanım, bu kararınızı vermeden evvel Artvin’e gelin, Arhavi’ye gelin, Kamilet Vadisi’ni görün. Bu cinayete “Dur.” diyelim diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Artvin’de cinayetlere son!

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili İdris Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Baluken.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 242 sıra sayılı Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dikkat ettim de, buraya AK PARTİ Grubunun getirdiği yasa tasarısı ne olursa olsun, getiren bakanlık ne olursa olsun, giriş cümlelerimiz hep aynı oluyor. Sürekli, siz yasa tasarısı getirdiğinizde, biz, bu yasa tasarısının sermayeye alan yaratan, özel sektöre rant alanı açan, halka karşı ekolojik talanın maalesef önünü açan bir yasa tasarısı olduğuna ilk cümlelerle başlıyoruz; daha sonra, bunları, sizi ikna edecek şekilde izah etmeye çalışıyoruz. Sonuçta, maalesef, parmak indir parmak kaldır, aynı oluyor. Bir süre sonra, burada dile getirdiğimiz eleştirilerin bir kısmı sizin tarafınızdan tekrar değerlendiriliyor, o yasa tasarılarını tekrar getiriyorsunuz. İşte, yarın, daha birkaç hafta önce 2/B Kanunu’yla ilgili burada dile getirdiğimiz eleştirileri dikkate almadığınız için, tekrar buraya getireceksiniz, burada görüşeceğiz. Ben, bugün görüştüğümüz yasa tasarısının da yine böyle bir içeriğe sahip olduğunu belirtmek istiyorum.

Tabii, burada önemli bir alandan bahsediyoruz yani tarım ve hayvancılığın belkemiği olan bir yasa tasarısından bahsediyoruz. Meralarla ilgili, otlaklarla ilgili bir düzenleme yapacağız. Meclise düşen, bu düzenlemenin, halkın yararına, köylünün, çiftçinin yararına, hayvan yetiştiricisinin yararına bir düzenleme olmasını esas almak ve bu şekilde bir çalışmayı ortaya koymak iken, maalesef, önümüze getirilen yasa tasarısında yine meraları kendi alanının dışına çıkaran, meralara sermayeyi çeken bir düzenleme olduğunu belirtmek istiyorum.

Bu yasa tasarısı, aslında daha önceki görüşülen yasa tasarılarının da bir devamı niteliğindedir. Yani daha önce HES’lerle ilgili vadileri, akarsuları, dereleri nasıl talan edip sermayenin cebine milyon dolarlar akıtan bir zihniyetle buradan geçirdiyseniz, bu yasa tasarısını da aynı mantıkla getiriyorsunuz ya da daha önce Büyükşehir Belediye Yasa Tasarısı’nı getirerek köy tüzel kişiliğine yönelik yasal bir saldırıyı nasıl buraya getirdiyseniz, bu yasa tasarısını da yine aynı şekilde düzenliyorsunuz. 2/B ile ilgili yapılan düzenleme, ekolojik talan ve sermayenin avantajları açısından ne barındırıyorsa bu yasa tasarısında da yine aynı hususların olduğunu görüyoruz. Hatta toplu iş ilişkilerinde güvencesiz çalıştırma, ucuz emek üzerine düzenlediğiniz yasa tasarılarının da bir devamı olduğunu söyleyebiliriz. Tarım ve hayvancılığı bitirmekle siz, mevcut yasayla yaratmış olduğunuz o alana ucuz emek, ucuz iş gücünü de bu şekilde sağlamış olacaksınız. Bu yasa tasarısının bu şekilde tekrar tarafınızdan değerlendirilmesinin önemli olduğunu ben tekrar buradan belirtmek istiyorum.

Tabii, burada biz bunları dile getirince, konuşmaya gelen, cevap vermeye gelen sayın bakanlar da rakamlarla, formüllerle öyle bir tablo çiziyorlar ki sanki dile getirdiğimiz bütün hususlarda ülkenin her tarafında güllük gülistanlık bir tablo var, ülkede şaha kalkmış bir politikalar silsilesi var, muhalefet de sadece iktidarı yıpratmaya yönelik, iktidarı eleştirmeye yönelik kendi görüşleriyle tribünlere seslenmeye çalışıyor. Böyle bir algı yaratılmaya çalışılıyor ama bunun doğru olmadığını en azından tarım ve hayvancılıkla ilgili mevcut tabloya baktığınızda net olarak görürsünüz. Yani buraya çıkan muhalefetten değerli hatipler tarım ve hayvancılıkta gelinen aşamayı çok iyi özetlediler. Tek tek bütün detaylara girmiyoruz ama ithal samandan tutun da saman fiyatının buğday fiyatını geçmesi, et ithalatından tutun da hayvancılıkta içine girmiş olduğumuz çözümsüz girdaba kadar, maalesef, şu anda alarm veren bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu belirtmek istiyorum. Bu tabloyu en yoğun şekilde yaşadığımız yerlerden birisi de benim seçim bölgem olan Bingöl’dür. Özellikle Sayın Bakanın da hem bölge milletvekili olması hasebiyle hem de geçen aylarda Bingöl’e yaptığı ziyaretler hasebiyle biz bu süreç içerisinde kendisinden bu sorunları gerçekçi bir şekilde ele alıp burada çözümlerle ilgili birtakım, Bakanlığın çalışmalarını sunmasını beklerdik. Bugüne kadar, maalesef, bu konuda herhangi bir şey görmedik çünkü Sayın Bakan Bingöl’e gittiğinde Bingöl çiftçisiyle, Bingöl’ün köylüsüyle, Bingöl’deki hayvan yetiştiricisiyle kendi kendisini karşı karşıya getirecek planlamalara, programlara dâhil olmuyor; genelde bölgeye giden bakanların çoğu öyle. Yani, teşkilatlarınız bir salon toplantısı ayarlıyorlar, o salon toplantısını genellikle birtakım hesapları olan, sizin çevrenizde siyaset yapmaya çalışan çevreler dolduruyor ve onlar halkın yaşamış olduğu sorunları doğru bir şekilde aktarmıyorlar. Böyle olunca da ne sorun doğru bir şekilde teşhis edilebiliyor ne de çözüme yönelik doğru dürüst bir şey ortaya çıkabiliyor.

Bakın, ben geçen kış döneminde de bu kürsüden defalarca dile getirdim, soru önergeleri verdik, Bingöl’de, Bitlis’te, Muş’ta, Van’da, Ağrı’da, Kars’ta, Ardahan’da çok ağır geçen bir kış döneminden bahsetmiştik. Yolları kapalı olduğu için köylerin, biten hayvan yeminden dolayı pek çok hayvanın telef olduğunu, özellikle buna müdahale edilmezse köylünün önümüzdeki dönem içerisinde çok ciddi bir yoksullukla karşı karşıya olduğunu belirtmiştik ve bu bölgeye ağır iklim koşullarından dolayı özgün destek paketleri istemiştik ama, maalesef, bir kış geçti, öyle, herhangi bir destekleyici, halkın, köylünün gerçekten yaralarını sarıcı destek paketleri, Bakanlık çalışmaları çıkmadığı için köylüler, Bingöl köylüleri, Bitlis köylüleri, Muş köylüleri yoksullukla karşı karşıya geldiler ve şu anda gittiğimiz her köyde de biz bu köylülerin çığlıklarını duyuyoruz, bu köylülerin yardım taleplerini buraya getirmenin gayreti içerisine giriyoruz.

Bakın, eğer Sayın Bakan Bingöl’deki programında Bingöl ova köylerini bir gezmiş olsaydı, özellikle geçen dönemde buğday üreticilerinin ne durumda olduğunu, buğdayla uğraşan köylülerin nasıl zarar ettiğini çok iyi bir şekilde görür, belki de onunla ilgili farklı birtakım şeyleri önümüze getirirdi.

Bingöl Ovası’nı canlandıracak küçük bir sulama barajı projesi var Gülbahar Barajı, tam on yedi yıldır bitirilmemiş. Yani Bingöl Ovası’ndaki bütün köylülerin gözü o barajda ama on yedi yıldır bu baraj hâlâ bitirilemedi. Bingöl’ün doğasını talan eden, sermayenin cebine milyon dolarlar akıtan, her taraftaki dereleri, akarsuları kurutan HES barajları bir bir yapılıyor ama küçük bir sulama barajı ve ona ait sulama kanalları on yedi yıldır bitirilemedi ve Bingöl halkı olarak biz, eğer bu yıl artık bitirilmezse bu baraj, Guinness Rekorlar Kitabı’na sizi yazdırmak için bir imza kampanyası başlatacağız. Böyle bir şey olmaz. Yani, Bingöl Ovası’nda siz, bir sulama hizmeti getiremeyecekseniz, tam tersine Bingöl Ovası’ndaki tarım arazilerini, kentleşmeyle ilgili bir sürece, yine sermayenin hizmetine sokacaksanız, orada çok ciddi problemlerin karşınıza çıkacağını bilmeniz gerekiyor.

Bakın, Bingöl Ovası’ndaki köylüleri bu şekilde yoksullaştırdınız, hayvancılıkla uğraşan köylülerimizi bu şekilde perişan ettiniz, şimdi peşinden proje göndermiyorsunuz, koruculuk kadroları gönderiyorsunuz. Şu anda Bingöl’deki ova köylerinde, askerî yetkililer, Bingöl’deki idari yetkililer, ellerine, Hükûmetinizin almış olduğu 1.000’in üzerindeki korucu kadrolarını alıp, o köylüleri koruculaştırma gayreti içerisine girmiş durumda. Buna en önce sizin karşı çıkmanız lazım. Sizin, bölge milletvekili olarak, kardeşi kardeşe vurdurtan bu politikaya karşı duruşun da ötesinde “Biz, tarım, hayvancılıkla ilgili, ormancılıkla ilgili çok ciddi projelerle geleceğe hazırlanıyoruz. Bu koruculukla ilgili süreçlerin önüne geçeceğiz.” demeniz lazım, ama uygulamaya baktığımızda maalesef bunları göremiyoruz.

Diğer taraftan, Bingöl Ovası’nda bir tarım reformu yapıldı. Bu tarım reformuyla ilgili düzenlemede referans alınan kadastro planlarının tarihleri eski olduğu için şu anda köylüler karşı karşıya gelmiş durumdalar yani köylünün mevcut, belli olan arazilerini, tarlalarını siz karıştırdığınız için, muhtemeldir ki, önümüzdeki bir iki yıl içerisinde bizim bütün gündemimiz bu ova köylerindeki köylüler arasındaki kan davaları olacak.

Kamulaştırmayla ilgili süreçleri de zaten… “Toplulaştırma” diye bir şey çıkardınız, yani oradan yol mu geçiyor, işte sulama kanalı mı geçiyor onlarla ilgili köylülerin kafasında net bir şey yok ama arazisine hizmet götürdüğünüzü söylediğiniz köylüyü mağdur ettiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sulama alanı olan araziyi köylüden aldınız, uçsuz bucaksız bir dağ başını ya da bir dere yatağını onun karşılığında verdiniz, bunun adına da “toplulaştırma” dediniz.

Bütün bunlar bu sorunları çığ gibi büyütüyor. Biz özellikle Barış ve Demokrasi Partisi olarak, tarım ve hayvancılıkla ilgili kronikleşen bu sorunlarla ilgili Hükûmetin bir an önce yapıcı çalışmalar içerisinde olmasını temenni ediyoruz. Bu nedenle de bu kanun teklifine ret oyu vereceğimizi belirtmek isterim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır.

Buyurunuz Sayın Şandır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanın sözleri üzerine birkaç cümle daha söylemek gereğini duydum.

Değerli arkadaşlar, birçok defa ifade etmişimdir, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu memlekete, bu millete bir gram hizmeti dokunan herkese şükranlarımızı sunuyoruz ama siyasetçinin görevi yaptığıyla övünmek değil, yapamadığıyla özür dilemektir. Sayın Bakanın burada, ikide bir gelip “Tarımı şu noktaya getirdik.”, “Çiftçiye bu kadar para verdik.”, “Şu kadar destek verdik.” diye övünmesi, sanki çiftçiye, hani “Başa kakma” diye bir şey vardır… Babanızın kesesinden, cebinden mi veriyorsunuz? Milletin parasını millete veriyorsunuz ama bir sonucunuz var, bir sonucunuz var Sayın Bakan, iktidarınızın sonunda, on yılınızın sonunda, bugün, Türkiye et ithal eder duruma gelmiştir. Başarılı tarım politikalarınızın sonucu budur. Türkiye hayvancılığı bugün, samanı ithal eder duruma gelmiştir. Siz ne yaparsanız yapın, sonuç itibarıyla, Türkiye gibi bir coğrafyada insanlar kendi kaynaklarıyla kendi çocuklarının karınlarını doyuramaz hâle geldilerse durup düşünmek, bu işin sorumlusu, siyasi sorumlusu olarak da sizin bir vicdan muhasebesinden geçmek gibi bir sorununuz olduğunu düşünüyorum. Yoksa, tabii ki yapacaksınız, iktidarsınız, ama benim esas itiraz ettiğim konu şu: Bu türlü kanunlarla ikide bir oynamamak lazım. Çünkü, bunlar toplumsal karşılığı olan kanunlar.

Bakın, şimdi, bu 2 maddelik kanunu çıkartıyorsunuz, bakınız ne kadar yağma olacak, göreceksiniz. Yani, meralar, bu ülke açısından tarım arazileri kadar önemli çünkü hayvancılığın girdisi meralar.

Şimdi, yüzde 1 mera dışı kullanımına müsaade ediyorsunuz, Bakanlar Kurulu kararıyla da bunu yüzde 2’ye çıkartıyorsunuz. Otomatikman zaten mera alanlarını en az yüzde 1 oranında azaltıyorsunuz demektir. 5 defa kanunda değişiklik yaptınız, her değişiklik sonrasında Türkiye meracılığı biraz daha geriye gitti Sayın Bakan.

Anayasa’mızın 44’üncü maddesi, devletin tarım topraklarını ve tarımı korumak, çiftçiyi korumak gibi bir yükümlülüğü var. Siz meraları ıslah etmekle sorumlusunuz. Çiftçiyi, üreticiyi korumakla sorumlusunuz, toprağı korumakla sorumlusunuz. Bir aczinizi ifade ediyorsunuz, diyorsunuz ki burada: “Biz bunu yapamadık, koruyamadık özel sektöre devredelim, onlar korusun, onlar ıslah etsin.”

Evet, kanunun 12’nci maddesine göre, kiraya verilebilir. Ama hangi şartla kiraya verilir, özel sektöre tahsis edilebilir? Islah etmek kaydıyla kiraya verebilirsiniz. Siz burada tesis yapmaya izin verdiğiniz takdirde, bakınız, önümüzdeki süreçte ne kadar çok mera yağmasıyla karşılaşacağız.

Değerli arkadaşlar, hükûmetlerin veya devletin görevi sorun çözmektir. Mera konusunda Türk çiftçisiyle devlet arasında çok ciddi ihtilaflar vardır. Bakın, 2/B konusunda birikmiş, kangrene dönmüş sorunları çözebilmek için, Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen, bir çözüm üretildi burada. Bitti mi sorunlar? Bitmedi çünkü mahkemelere düşmüş konulara bir çözüm getirmediniz. Yine, Türk çiftçisiyle orman idaresi hasım hâlinde, mahkeme kapılarında sürünüyor. Merayla ilgili de aynı durum var. Mera arazilerinin, mera vasfını kaybetmiş arazilerin 1998 öncesindeki işgali, kullanımıyla ilgili bir çözüm üretmiyorsunuz. Bundan dolayı, köylüsüydü kentlisiydi, insanımız yine mahkeme kapılarında. E bu sorunları yok sayarak iktidar olmak iddiası nasıl olacak?

Bu sebeple, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuyu çok önemsediğimizden… Her iki, yani İçişleri Komisyonu üyesi arkadaşlarımızın ve Tarım Komisyonu üyesi arkadaşlarımızın muhalefet şerhinde önerdiği o kadar önemli hususlar var ki hiçbirini dikkate almıyorsunuz. Değerli arkadaşlar, mesela bunlardan birini size söylemek isterim: Kiralama miktarında bir sınır getirecek misiniz? Ne kadar kiraya vereceksiniz? Kiralamayı hangi usulle yapacaksınız? İhale yapacak mısınız? Özel sektöre devrettiğiniz yerdeki tesisler kiralama sonrasında, sürenin bitiminden sonra ne olacak, kime devredilecek? Yani birçok sorun var, birçok soru var, bunlara cevap vermiyorsunuz. Biz “Adrese teslim.” diyoruz, Sayın Bakan üzülüyor. E yani şimdi bu sorulara cevap vermezseniz, bu konuyu, bu önemli konuyu dört dörtlük tanzim edip faydayı hasıl edecek bir düzenleme yapmazsanız, bu şekilde, birinin sorununu çözecek şekilde, geçici, eksik, yarım bir düzenleme getirirseniz bunu nasıl değerlendireceğiz Sayın Bakan?

Değerli milletvekilleri, meracılık, tüm insanımızı ilgilendiren mera konusu, çünkü beslenmeyle ilgili bir konu, hepimizi ilgilendiriyor ama mera konusu, mera, otlak, yaylak, kışlak, yaylalar konusu ve bunların ıslah edilmesi, usulüne uygun kullanılması bir başka anlamda da çok daha önemli; o da erozyon. Mera alanları maalesef devletin yanlış uygulamaları, yanlış politikaları doğrultusunda, bir yandan haksız tasallutlara, saldırılara maruz, bir yandan da erozyona muhatap.

Şimdi, meraların, yaylaların kullanımında getireceğiniz uygulamalarla yine, Türkiye topraklarını -bize ait değil, gelecek nesillerin emanetçisiyiz biz- gelecek nesillere ait olan bu toprakları rüzgârın, suyun acımasız insafına terk edeceksiniz. Mera konusu ormancılığı da ilgilendiren bir konu, tarımı da ilgilendiren bir konu ama maalesef her meseleye para gözüyle bakmak, gelir gözüyle bakmak -tüccar siyaset diyorsunuz ya, bihakkın doğrusunuz- ticari gözle bakmak sizin temel yaklaşımınız. Öyle de baktığınız takdirde, bekleriz ki bir sorun çözün, yani toplumsal karşılığı olan, halkın tümünü ilgilendiren bir konuda sorunların tamamını çözecek veya halkın sorunlarını, halkı merkeze, insanı merkeze alarak onun sorunlarını çözecek bir yaklaşım içerisinde olsanız itiraz etmeyeceğiz ama birilerinin sorunlarını çözmek için bu milletin Meclisini bu denli meşgul etmenizi gerçekten kabul edebilmek mümkün değil.

Bu sebeple ben… Bu kanun eksik bir kanun, sonuçları itibarıyla faydasız bir kanun, yani merayı ıslah etmek için, köylünün, kentlinin kullanımının dışında kalan, hayvan sayısının ötesinde kalan mera alanlarının özel sektöre tahsis edilmesi zaten mevcut kanunda var ama bunun üzerine, hayvancılık için gerekli tesislerin kurulması amacıyla böyle bir kanunun getirilmiş olmasını gerçekten anlamsız, gereksiz, faydasız ve meseleyi yanlış noktalara çekecek, istismar edecek bir zemin oluşturacağı anlamında doğru ve faydalı bulmamaktayım.

Bunu tekrar düşünmenizi takdirlerinize sunar, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Şahsı adına Bursa Milletvekili Bedrettin Yıldırım.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Türkiye'nin son on yılda tarım sektöründeki değişim ve dönüşümünü dünya milletleri, uluslararası arenada herkes kabul ediyor ve ciddi başarıları alkışlıyor. Bunu hep beraber görüyoruz. Ama ülkemize geldiğimizde, hele Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Parlamentoda, muhalefet partisine mensup değerli sözcülerimizin tarım sektörüyle ilgili değerlendirmelerini de dinlediğimizde acaba biz mi yanlış görüyoruz, dünya mı yanlış görüyor, yoksa Türkiye’de mi yanlış şeyler oluyor; hayretlere düşüyoruz.

Şimdi, son on yılda tarım sektöründe onlarca düzenlemeler yapıldı. Bir tanesini söyleyeyim: Tarım sektörüyle ilgili Tarım Sigortaları Kanunu bu dönemde düzenlendi ve çiftçilerimizin hizmetine verildi. Yine, değerli milletvekillerimiz, destekler daha önce doğrudan gelir desteği olarak ödeniyordu. Bazen -ben müsteşar yardımcısı olarak başladığımda- bir ilçenin yüz ölçümünden daha çok, destek alınacak araziler ortaya çıkıyordu; hâlbuki 2003’ten sonra bu destekler çeşitlendirildi, üretime yönelik destekler verilmeye başlandı bilhassa son yıllarda. İnşallah, havza bazlı desteklerde buna geçilecek, desteklerin üretime yönelik, üretim artışına verilmesine yönelik çalışmalar çiftçimiz tarafından da memnuniyetle kabul edilecek.

Bir kere, Türkiye’de son yıllardaki üretimin artışı, verimliliği, tarım sektörünün vizyonu önemli başarıları da beraberinde getirdi. Ancak, tarım sektörü dünyanın her ülkesinde ciddi destekler görüyor. Türkiye’de de tarım sektörüne ciddi destekler veriliyor. 2000’li yılların o kriz döneminde tarım sektörüne verilen destek sadece 1 milyar civarındaydı yani eski parayla 1 katrilyondu. Bugün tarım sektörüne verilen destek 9 katrilyonu aştı.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Gayrisafi millî hasılaya göre söyleyin.

BEDRETTİN YILDIRIM (Devamla) - Bunu da takdir etmek lazım. Keza bu desteklerin üretime verilmesiyle ciddi şekilde verimlilik arttı. Ancak, geçtiğimiz iki yılda ülkemizde ciddi kuraklık gözüktü. Bu kuraklıktan dolayı, elbette kuraklıktan dolayı sıkıntılar yaşadık. Bugün Türkiye’nin her yerinde, Tarım Bakanlığının son aylarda aldığı tedbirler sonucu Türkiye’nin her yerinde 50 kuruşa samanı çiftçilerimize ulaştıran bir organizasyon hayata geçirildi. Tarım kredi kooperatifleri bunun gereğini yapıyor, burada çıkıp böyle…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Mazot kaç lira mazot?

BEDRETTİN YILDIRIM (Devamla) - …lokal şeyleri dile getirerek bir yoksulluk edebiyatı yapmak, fukaralık edebiyatı yapmak, çiftçileri ya da köylülerimizi etkilemek doğru değil. Esasen tarım sektöründe yapılan her hizmet köylülerimiz tarafından, çiftçilerimiz tarafından çok önemli şekilde değerlendiriliyor ve bu, sandıklarda da kendini gösteriyor.

Değerli milletvekillerimiz, bu kanunla yapılan değişiklikle birlikte meraları kullananlar ya da meraları kiralayarak hayvancılık sektörüne ciddi katkıda bulunmak isteyen insanlarımızın o meralarda besledikleri hayvanlarımızın, otlaklardaki beslenen hayvanlarımızın gece barınmalarıyla ilgili birtakım barınaklar, padokların yapılmasından daha doğal bir şey yoktur; yapılan bu değişikliktir, bunu farklı değerlendirmek doğru değildir. Yine sulama ihtiyacını giderecek düzenlemelerin yapılması da tabiidir.

Ben, bu tasarının, bu düzenlemenin hayvancılığımıza ciddi katkı sağlayacağını umuyorum ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Sizleri de saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Bursa Milletvekili Önder Matlı.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Matlı.

ÖNDER MATLI (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 242 sıra sayılı Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üç nesildir tarımla geçinen bir ailenin ferdi olarak şu anda görüşmekte olduğumuz kanunu çok önemli addediyorum ve gerçekten bu kanunun da devrim niteliğinde bir kanun olduğunu düşünüyorum. Neden böyle düşünüyoruz? Değerli dostlar, Türkiye’de temel olarak baktığımız zaman, geçmişten bugüne kadar tarım ve hayvancılığın birbiriyle çok ciddi manada entegrasyonun sağlanamadığını hep beraberce görüyoruz. Dolayısıyla, bu manada, bu entegrasyonun gerçek manada, sağlam manada kurgulanmasıyla ilgili olarak bu kanun çok önemli ve bunun ne demek olduğunu ben kendi şahsımdan sizlere örnek vererek açıklamada bulunmak istiyorum.

Değerli dostlar, yaklaşık sekiz on yıl önce, biz de tarımdan gelen bir ailenin ferdi olarak kendi ata topraklarımızda, Bursa’da, Karacabey’de bir çiftlik yapmak istedik, hayvancılık tesisi kurmak istedik, biz buna niyetlendiğimiz zaman, yer arayışlarına baktığımız zaman atamızın, dedemizin yerleri var, bu yerlerde biz hayvancılık tesisi kuralım istedik ancak baktık ki… İzin almaya kalkıştığımız zaman “Orası zinhar olmaz. Orası tarım arazisi.” Öbür tarafa gidiyorsunuz, öbür tarafta farklı engellerle karşılaşıyorsunuz, başka yere gidiyorsunuz farklı engellerle karşılaşıyorsunuz. Dolayısıyla, siz bu manada yatırım yapmaya kalktığınız zaman çok ciddi manada sıkıntıyla karşılaşıyorsunuz. Ve bunun neticesinde biz bir tesis kurmak zorunda kaldık. Nerede? Tarım niteliği olmayan arazide biz bir çiftlik kurmak zorunda kaldık.

Değerli dostlar, değerli milletvekilleri, evet, dediğimiz gibi, tarım ve hayvancılık çok ciddi manada entegre düşünülmesi gereken bir işken maalesef bugüne kadarki yapıdan dolayı biz bu bağı birbirinden koparmışız. Hayvancılık yapmak isteyenler verimli tarım arazilerinde hayvanlarının kaba yemlerini karşılamaktan maalesef uzak bir duruma düşmüşler. Bugün baktığımız zaman hayvancılığın temel girdisi yem ve hayvancılıktaki yemin yaklaşık yüzde 70 civarında bir maliyeti var ve bu maliyetin en önemli kısmı da kaba yem unsurudur.

Evet, değerli milletvekilleri, üreticimiz kaba yemini sağlayamadığı için maalesef geçmiş yıllarda kesif yem kullanarak hayvanına bakmak zorunda kaldığı için kârlılıktan uzaklaşmak zorunda kalmıştır. Bu manada, bu Mera Kanunu’yla beraber meralarda hayvancılık tesislerinin kurulabiliyor olması gerçekten hayvancının rantabl ve verimli, kârlı bir şekilde işini yapabilmesi için çok önem arz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, hepimiz yurt dışına gidiyoruz. Yurt dışına gittiğiniz zaman özellikle Avrupa’da, Amerika’da araziye bakmanızı özellikle istirham ediyorum. Baktığınız zaman bu arazilerde tarımsal işletmeleri, hayvancılık işletmelerini görebiliyorsunuz. Bu çok önemli bir hadise ama maalesef Türkiye’de biz bu yapıyı kurgulayamamışız. Dolayısıyla, hayvancılık tesisi apayrı bir yerde, tarım tesisleri, tarım alanları arazileri apayrı bir yerde ve burada verimlilikten uzak, ulaşım maliyetleri, lojistik maliyetleri üstüne binmiş, dolayısıyla bu manada çok ciddi sıkıntıların yaşandığı durumu gözönünde görüyoruz.

Evet, Türkiye’de baktığımız zaman, hayvancılık maalesef dağ köylerinde yapılmakta. Ovalarda, tarım arazilerinde, hayvancılığın daha verimli bir şekilde yapılabileceği arazilerde maalesef biz geçmiş zaman içerisinde kendimizi bu manada kısıtlamışız.

Evet, değerli milletvekilleri, bugün de baktığımız zaman, meralarda bu işin önünün açılması, hayvancılık tesislerinin yapılıyor olmasının önünün açılması gerçekten çok önem arz ediyor. Düne kadar Türkiye’de “Su akar Türk bakar.” düşüncesiyle maalesef giderken meralarda da aynı şeyi söylüyoruz. Meralar orada kendi başına durur ama hiçbir kimse, bir Allah’ın kulu, bir üretici, hayvancılık yapmak isteyen orada bir tesis kuramaz, o merayı işleyemez ve ekonomik olarak bir katma değer ortaya koyamazdı. Burada biz olaya memleketin değerlerinden ekonomik olarak katma değer ortaya çıkartılması manasında bakıyoruz.

Ve bu duygu, düşüncelerle de devrim niteliğindeki bu kanunun tarımımıza, hayvancılığımıza, milletimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Matlı.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilerim…

Bu, “Su akar, Türk bakar.” sözü bu Mecliste çok fazla kullanılmaya başlandı. Bu, kendi milletimize yönelik bir ayrımcı ifadedir, kötü bir ifadedir. Milletvekillerinin kullanmaması gerektiğini söylüyorum.

Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Eskiden öyleydi, şimdi öyle değil ama…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğdu.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Şafak?.. Yok.

Sayın Öz…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Bakan, il tarım müdürlüklerinde yeterince Brusella aşısı bulunmadığı için hayvanların aşılanmasında sorun yaşanmaktadır. Aşılamaları geciken hayvanlar hastalık taşıdığı için çevre ve insan sağlığı bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Hayvanlarını zamanında aşılatamayan on binlerce üreticimiz devlet desteklerinden yararlanamamaktadır. İl tarım müdürlüklerine Brusella aşılarının ne zaman ulaştırılacağına dönük bir çalışmanız olacak mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öz.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Kütahya ili, Tavşanlı ilçesi, Çardaklı ve Moymul meraları bakım yapılacağı gerekçesiyle tel örgü altına alınmış ve hayvanların meraya çıkartılması engellenmiş durumdadır. Hayvan sayısı da özellikle çiftçi malları koruma kayıtlarına göre, sizin elinizdeki kayıtlara göre oldukça düşük gösterilmektedir. Bu, meraların işgal edilmesine bir zemin hazırlama amacıyla yapıldığı iddiası kamuoyunda ciddi rahatsızlıklara yol açmıştır.

Hâlen mera olarak tapuda kayıtlı olduğu hâlde, önemli miktarda bir mera alanının işgal altında olduğu iddiaları doğru mudur? Anılan meralarda ne kadar alan, şu ana kadar, Hükûmetiniz döneminde işgal edilmiştir ve bu tasarıyla, bu, işgal edilen alanlar kimlere verilecektir? Açıklarsanız sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın  Bakan, az önce size Tarsus ve Erdemli’de yaşanan sel felaketinden mağdur olan çiftçileri sormuştum; siz de, bunların borçlarının ertelendiğini söylediniz. Ben hemen ziraat odası başkanlarını aradım ve bilgileri aldım; Tarsus’ta sadece 105 çiftçinin borcu ertelenmiş, Erdemli’de 106 ve bu çiftçiler tapulu araziye sahiplerse, kira kontratları varsa veya sigortaları varsa ötelemişsiniz yani esas, gariban çiftçinin borcunu hiçbir şekilde ertelememişsiniz.  Ayrıca, zarar ödemesi ne Tarsus’ta ne de Erdemli’de hiç yapılmamış, hiçbir zararı  tazmin etmemişsiniz. Size bilgi veren bürokratlar hiçbir şekilde size doğru bilgi vermemişler.

Ayrıca, mısır, pamuk, soya gibi hiçbir teşviki de henüz vermemişsiniz; bu teşvikleri de vermeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Genç?.. Yok.

Sayın Değirmendereli…

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce de sormuştum, bu 28/12/2012 tarihli Bakanlığın talimatıyla damızlık hayvanların kesimlerinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması yönünde il hayvan sağlık zabıtasına ve il müdürlüklerine gönderilen bir talimat var. Bu kararda özetle, hayvanların damızlık vasıflarını yitirdiğinin belgelendirilmesi durumu dışında dişi hayvan kesimine izin verilemeyeceği belirtilmekte. Ancak, bu durum üreticileri son derece mağdur etmektedir. Evet, damızlık hayvan varlığımızı artırmaya yönelik olarak olumlu bir tedbir olabilir ama üreticilerin mecburiyetten satmak durumunda kaldığı hayvanlarla ilgili bir destekleme, bir planlama, belki damızlık hayvan  alıcılarıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – …satıcıları arasında bir borsa oluşturma yönünde bir gayretiniz var mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Değirmendereli.

Sayın Ağbaba?.. Yok.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, geçen hafta sonu ben Konya’daydım. Konya’da çiftçiler gübre fiyatlarından dert yanıyorlar. Diyorlar ki: “Sayın Bakanımıza sorun, havyan fiyatları, et fiyatları artınca canlı hayvan ithal ediliyor, saman fiyatları artınca saman ithal ediliyor. Şu anda gübre zamanı. 42 liralık gübre 52 liraya çıktı, yüzde 25 zam geldi. Dolayısıyla, gübre için, fiyatların düşürülmesi için özel bir ithalat rejimi düşünüyor musunuz, vergi indirimi düşünüyor musunuz?”

İkinci bir konu Sayın Bakanım: Mera vasfında olup tapulu bazı araziler var. Bunların sürülüp ekilmesiyle ilgili ciddi sıkıntılar çıkıyor. Bu konuyla ilgili bir çözüm öneriniz var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgündüz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Mersin’de, Erdemli’de ve Tarsus’taki çiftçilerin durumunda “105 kişi, 106 kişi sadece faydalandı.” dendi. Tabii, arkadaşlar, bunun burada çıkan uygulamada, kanunda belli bir uygulaması var. Yani bir kişi eğer Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dâhilse, belirli bir arazisi varsa, orada üretim yapılıyorsa ya da kiralamışsa bu araziyi yani “Ya, ben burayı kiraladım, kiralık arazide yapıyorum.” veya “Burası benimdir. Ben Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dâhil bir çiftçiyim.” diyorsa ve belirli bir yüzdede bunun zararı varsa bu karşılanır. Onun dışında, tabii ki kural, kuruşuna…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Karşılanmamış Sayın Bakan, hiç kimsenin karşılanmamış.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Hayır, işte, karşılanan o.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hiç yok, bir tane bile yok.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bunun, şimdi, 2/B arazisi veya işgal arazisi ise, dolayısıyla, işgal arazisinde üretim yapıyorsa, Çiftçi Kayıt Sistemi’ne de dâhil değilse, dâhil edilmemişse ona yardım ancak -eğer mağdur bir durumdaysa- mahallinde valilik vesaire tarafından yapılabilecek yardımlarla o işleri bir şekilde, sıkıntıları hafifletilir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, bir tane bile ödeme yok.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Şimdi, yani orada siz söylediniz işte, 105, 106 kişinin…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – O erteleme Sayın Bakan, borç ertelemesi.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Neyse işte, borç ertelemesi zaten, borç ertelemesi.

Brusellayla ilgili olarak söylenen, Sayın Öz’ün, zannediyorum, sorusuydu: 2012 yılı aşılama sayısı 2 milyon 33 bin 230, küçükbaşta da 5 milyon 119 bin 984. Bir yeni aşı uygulaması başlatıldı bu “konjonktive aşı” dediğimiz, göze damlatılan bir aşı. Burada aşılama dışında ayrıca hastalığın kontrol ve eradikasyonuna yönelik çalışmalar yapılıyor ve eğer bizde de şu ana kadar illerde bildirilip de kendisine aşı temin edilmemiş yani “Ben aşı istiyorum, benim ilimde bu aşıya ihtiyaç var.” deyip de bildirilmemiş yok. Dolayısıyla, o aşıyla ilgili herhangi bir sıkıntı söz konusu değil.

Şimdi bir değerli vekilimiz şunu söyledi bu özellikle dişi hayvanların kesimiyle ilgili: Tabii, hâliyle damızlık değeri yüksek hayvanların lalettayin kesilmesi takdir edersiniz ki doğru değil, uygun da değil. Biz onu bir komisyon kararına bağladık yani komisyon muayene eder, eğer bu hayvanın reforme edilmesinde bir karar ortaya çıkarsa buna uygun olarak da kesim kararı o takdirde verilebilir.

Tavşanlı’daki, Çardaklı’daki mera işgalleriyle ilgili… Meraların, tabii, bir mera otlatma planı yapılıyor. Neden? Burada bizim, meraları doğru bir şekilde kullanmamız lazım yani böyle işte, tel örgü çekilmiş, yasaklanmış falan şeklinde değil, bunu bu şekilde söylemeyelim. Bu, sonuçta, meranın doğru kullanılmasıyla ilgili mera amenajmanıdır ve bu rotasyondur yani bir bölümü kapatırsınız otlatmaya, orası kendine gelir, öbür tarafta otlatırsınız, sonra sıra öbür tarafa da bu şekilde gelir. Yine o bölgede işgal edildiğine dair de bize gelen bir şikâyet söz konusu değil.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, gübre fiyatları…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) -  Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyarbakır’la ilgili bir şey söylendi, özellikle onu cevaplandırmam gerekiyor çünkü zihinlerde bir karışıklığa meydan vermesin, kayıtlara da geçsin istiyorum. Orada daha önce Hayati Altıntaş isminde birisinin görevden alınması var. Yalnız o, Et Balık Kurumunun Teftiş Heyeti tarafından yapılan soruşturmada, şikâyet ettiği için değil, mesai arkadaşıyla kavga ettiği…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ama o karar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yapma!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Tamam mı, müsaade edin.

Şimdi, yok, yok, bir dakika…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ben o dosyayı inceledim.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bir dakika canım. İnceleyin, tamam, siz de o zaman müdahil olun, açık herkese, dava herkese açık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Efendim, bakın, idare mahkemesinde…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki, kombinadaki yolsuzluk ne oldu Sayın Bakan, onu söyleyin.

Açın cevap versin.

Onu anlatın.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradaki hadise şu: Şu an sadece günlük gazetedeki bir haber üzerine konuşuyoruz. Ortada…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır, bende bütün belgeler var, getirebilirim. Ben KİT Komisyonu üyesiyim.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Hayır, getirin canım, eyvallah, bir şey demiyoruz.

Şimdi, Et Balık Kurumunun kendi içindeki personele bizim Bakanlık olarak müdahalemiz ve kararımız yok zaten. Oranın Teftiş Kurulu, oradaki personel bir yanlış yaptığı zaman -neyse şikâyet, vesaire, hukuki bir problem- ona, onlar karar veriyor ve o arkadaşla ilgili olarak da cezalar verilmiş. Arkadaşlarıyla kavga ettiği, kurumuyla ilgili birtakım… Yani başka problemler de var, burada şimdi şey yapmak istemiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Kesinlikle değil Bakan, siz gıda sektöründen konuşuyorsunuz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Canım kardeşim, onu, Sayın Vekilim, yani öyle bir şey… Bizim bütün yaptığımız uygulamalar hukukun denetimine tabi, her şey açık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Neden hukuk geri döndürdü o zaman?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – O araştırmaları da yapıyoruz, soruşturmaları da yapıyoruz. Dolayısıyla…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Yolsuzluk ne oldu Sayın Bakan?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Yolsuzlukla ilgili, bakın, kurum içindeki birisinin, bir çalışanın…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 3…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Ya, bir işçinin…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Kurum kaşesi…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Canım, müsaade edin ya.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olmaz!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Siz söyleyecekseniz, cevabı da siz verecekseniz ben konuşmayayım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim konuşacak, başka kim konuşacak?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Şimdi, bak, böyle bir usul yok. Değerli Vekilim, siz soru soruyorsunuz, ben cevap veriyorum. Eğer cevabı da siz vereceksiniz bana niye soruyorsunuz? Biliyorsanız o zaman söyleyin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki, buyurun.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen siz cevabınıza devam edin.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Ben size bir şey söylüyorum. Birbirimizi dinlemezsek bir yere varamayız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Buyurun Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Ben size bir şey söylüyorum, diyorum ki: Orada bir işçi, milletten, kurumun kaşesini kullanmak suretiyle para toplamış…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – …kendi akrabaları başta olmak üzere, kendi akrabalarından.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Özel konular Sayın Başkan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sonra bu meseleyle ilgili de kurum bu adamın zaten iş akdini feshetmiş. Bu adam aylardır tutuklu, adam aylardır tutuklu. Yargı süreci de bununla ilgili devam ediyor. Şimdi, bunun kurumsal olarak Et ve Balık Kurumuyla doğrudan bir bağı, bağlantısı yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şu var Sayın Bakan: Vatandaş, Et ve Balık Kurumu Müdürünün odasında…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Şimdi, ben size bunu söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, süremizi aştık.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sizin elinizde varsa…. Ama müsaade edin. O zaten yargıya açık şu anda, konu yargıda. Biz de siz de hep beraber o yargının bir an önce işini kolaylaştıralım, tamamlansın yani diyeceğimiz o.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, “Müdürün odasında parayı verdim.” diyor. Müdür orada duruyor değil mi?

BAŞKAN -  Şimdi, madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

242 sıra sayılı Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2. Maddesi'nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Hüsamettin Zenderlioğlu                 Esat Canan                                Erol Dora

                    Bitlis                                  Hakkâri                                    Mardin

                                    İdris Baluken                           Pervin Buldan

                                         Bingöl                                        Iğdır

Madde 2.- 4342 sayılı Kanunun 12 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Kiralanacak alanda hayvancılık için gerekli bakım ve barınma ihtiyaçlarını karşılayacak zorunlu hayvancılık tesisleri kurulabilir. Bu tesislerin taban yükseklikleri 5 metreyi geçemez. Meralarda su kaynakları mevcut ise tesisin kurulumu için ÇED raporu ve Büyükşehir Belediyelerinde belediye onayı alınır. Bu tesislerin taban alanı, kiralanacak alanın yüzölçümünün yüzde birini geçemez. Bu oranı bir katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bu tesislerin yapılması ve kullanılması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarı, var olan biçimiyle, mera alanlarının amaç dışı (hayvancılık faaliyetleri dışında) kullanımını önleyici güvenceleri sağlamaktan uzaktır.

Yapılaşmaya konu olacak mera alanlarını sınırlamaya dönük bir hüküm yer almakla birlikte, meralarda kurulacak tesislerin yüksekliğine ilişkin herhangi bir sınırlama hükmü bulunmamaktadır. Bu durum, mera alanlarında kurulacak tesislerin, turizm ve rant amaçlı kullanımına kapı aralayacak; mera alanlarının uzun yıllardır devam edegelen tahrip sürecini daha ileri bir noktaya taşıyacaktır. Sözü edilen sorunun ortadan kaldırılması yönünde, mera alanlarında yapılaşmasına izin verilen alan ile birlikte, kurulacak yapıların yüksekliğine de yönelik sınırlamaların belirlenmesi ve bu alanlarda kurulmasına izin verilecek zorunlu hayvancılık tesislerinin yüksekliğinin "beş metreyi" aşmayacağının hükme bağlanması, temel bir gereklilik olarak görülmektedir.

Bunun yanı sıra, Tasarı, meralardaki su kaynaklarının korunmasına dönük herhangi bir koruyucu tedbir veya düzenleme içermemektedir. Bu durum, kiralama konusu yapılan mera alanlarındaki su kaynaklarından, hayvancılık faaliyetleri ile uğraşan köylünün yararlanmasının engellenmesi tehlikesini taşımaktadır. Ayrıca, bu yapı içinde, sözü edilen su kaynaklarının özel şirketlerin tekeline alınarak metalaştırılması ve günümüzde temel bir insan hakkı olarak görülen su hakkının ihlâl edilmesi, kaçınılmaz bir sonuç olarak görünmektedir.

Bu nedenlerle madde metninin değiştirilmesi teklif edilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt.

Buyurunuz Sayın Kurt. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 242 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın yürütmeyle ilgili 3’üncü maddesi üzerine söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu yasanın yapılış amacı ya da gerekçesi olarak sunulan cümleyi okumak istiyorum ve ondan sonra bu yürürlüğü, yürütmeyi değerlendirmek istiyorum.

“Ülke hayvancılığı, çevrenin korunması ve erozyonun önlenmesi için mera, yaylak ve kışlakların özel sektör vasıtasıyla ıslah edilmesi kârlı bir hayvancılık sektörünün oluşturulmasına katkı sağlayacaktır.” Yani Anayasa’nın 45’inci maddesiyle devlete verilmiş olan meraların, çayırların, tarımsal amaç dışında kullanılmasını önleme görevini bu aşamadan itibaren özel sektöre vermeyi düşünüyoruz ve bunu yaptığımız zaman elde edeceğimiz avantajların neler olduğunu değerlendirmeye çalışıyoruz. Oysa, Anayasa’nın çok amir bir hükmü olarak 45’inci maddesinde ifade edilen ise, tarım dışında meraların, yaylakların ve kışlakların kullanılmasına engel olamayan devletin, farklı bir versiyonla, bu işi özelleştirmek suretiyle, hayvancılığın da geliştirilmesini bahane göstererek yeni yapılanmaya açmamızdır.

Türkiye’de hayvancılık sektörü ciddi anlamda yara almıştır, ciddi anlamda sıkıntı çekmektedir. Bunun sebebi meraların özel sektör tarafından işletilmemesi midir? Yani şimdi, meralar özel sektör tarafından işletildiğinde hayvancılık çok mu gelişecektir?  Bunları Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ciddi anlamda değerlendirmesi gerekir diye düşünüyorum.

Bir kere, neyi ne yapmak istiyoruz, bunu çok net bir biçimde, bu demin okuduğum gerekçe ortaya koymakta.

Bizim, 2’nci maddeyle de “Bu arazileri kiralanacak alanda hayvancılık için gerekli bakım, koruma ve su ihtiyaçlarını karşılayacak zorunlu hayvancılık tesisleri kurulabilir.” hükmü karşısında, başka türlü tesisler yapma hayali kurmanın çok doğru olmayacağını bilmek ve anlatmak gerekir diye düşünüyorum.

Meraları, hayvancılığın gelişmesi amacıyla geliştirerek korumanın birinci yolu bu işin tespitini yapmaktır. Türkiye, şu anda meralarının tespitini tam anlamıyla yapabilmiş midir? Belli değil, verilen rakamlar çok farklı. Demek ki doğru bir çalışma gerekiyor. Peki, tespiti yapılan meraların sınırları belirlenmiş midir? O da şu anda net olarak belli değil. Meraların kimin tarafından kullanılacağı, kimin haklarının değerlendirileceği konusunda tahsisler gerçekleştirilmiş midir? O da çok net ve doğru bir biçimde ortaya konulmamıştır. Zaten, bunun konulmadığını tasarının sıra sayısı içerisinde bulunan İçişleri Komisyonunun gerekçeleriyle Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonunun gerekçeleri arasındaki farktan da anlıyoruz. İçişleri Komisyonu “2’nci maddeyi farklı bir biçimde düzenlemek gerekir, bu düzenleme doğru olmamıştır.” demesine rağmen bu konu hiç değerlendirilmeden, aynen geçirilmiştir. Demek ki bir yanlış da orada söz konusu.

Mesele örnek olarak verilecekse, Eskişehir’in hem alanı hem mera, yaylak ve kışlak miktarı değerlendirilerek ortaya konulabilir. Eskişehir, yüz ölçüm olarak 13 bin 925 kilometrekare alanı kapsayan bir ilimiz ve bu ilin yüzde 23’ü, 325 bin 851 hektarının mera, yaylak ve kışlak olduğu şu anda tahmin ediliyor. Bunun üzerine yapılacak yapılanmayı bir değerlendirmek istiyorum. Eğer bu arazinin tamamı özelleştirilecek olursa ve yüzde 1’ine yapı yapılması gerekecekse, Eskişehir’de bulunan konutların yaklaşık 2 katı kadar bir konut ya da yapı alanı çıkar ki bu çok ciddi bir biçimde kötüye kullanmaya elverişli bir alandır. Bunu, hele Bakanlar Kurulu yüzde 2’ye kadar çıkarmak gibi bir değerlendirmeyi de yapar ise gerçekten sıkıntılı bir aşamaya, sıkıntılı bir yapılaşmaya gelecek bir durumdur. Oysa bizim, hayvancılığı teşvik için ya da tarımsal amaçlı kalkınmayı desteklemek için başka işler yapmamız gerekir diye düşünüyorum. Türkiye, şimdiye kadar zamanında alamadığı tarımsal destekleri bekliyor. Türk insanı, Türk çiftçisi ocak ayı içerisinde alması gereken destekleri henüz alamamıştır. Sayın Bakan biraz önce derhâl yatırılacağı konusunda bir açıklama yaptı. Umarım bu açıklama doğrultusunda çiftçimizin destek beklentileri karşılanır ve onlar bu sıkıntıyı bir nebze olsun giderebilir.

Türkiye’de son zamanlarda tarımda çok ciddi anlamda bir iş gücü kaybı, bir gelir kaybı söz konusudur. Bu da, on yıldır ezici bir çoğunlukla iktidar olan AKP’nin tarıma bakışını ortaya koymaktadır. Biz gerçekten tarımı sosyal devlet mantığı içerisinde destekleyerek ve geliştirerek bir çaba içerisine girmiş olsaydık bugün çiftçilerimizin pek çoğunun traktörü hacizli olmazdı, pek çoğunun evinin ya da tarlasının ipoteği ya da haczi olmazdı. Oysa şu anda köylere gittiğimiz zaman görüyoruz borçsuz köylü yok. Borcunu ödeme konusunda rahatlıkla zamanında hareket eden bir köylü yok ve bunun sorumluluğu da on yıldır iktidar olan partinizindir.

2/B yasası uygulaması sırasında köylünün olumlu tepki göstermemesi bu ekonomik sıkıntının bir işaretidir. Türkiye’de 2/B ile ilgili uygulamayı 2’nci ve hatta 3’üncü kez uzatmanın yollarını ararken meraları, yaylaları da kullanmaya ve işletmeye açmanın çok yararlı sonuçlar getirmeyeceğini düşünüyorum ama şöyle bir tehlike belki söz konusu olabilir: Şimdi bu meraları kiralayanların ileride mülkiyet hakkı iddia etmesi gibi bunların devriyle ilgili belli talepleri dile getirmesi de söz konusu olabilir. Bu konuda, çayır, mera ve yaylaları ıslah etme çalışmalarını destekleyip büyüteceğimize bunları özel sektöre açmak suretiyle bir çözüm aramak işin kolaycılığına kaçmaktır ve hem Mera Kanunu’ndaki hem de Anayasa’daki bu alanların korunmasıyla ilgili devlete verilen birinci derecede görevin devlet tarafından başkalarına ciro edilmesi anlamına gelir ki bu doğru bir yaklaşım değildir.

Türkiye, son on yılda tarıma gerekli ve yeterli desteği vermiş olsaydı, tarımda bu sıkıntıları yaşamaz, her gün daha da kapanan işletmeler yerine daha da gelişen işletmelerle tarım gerçekten büyüyebilir ve kendi kendine yeter bir hâle gelirdi ama maalesef bu yıl hayvancılığı geliştirme konusunda ciddi bir çaba harcamayan devlet, samanı da ithal eder duruma getirdi. O nedenle Türkiye köylüsü sıkıntılarını giderme konusunda iktidarınızdan ciddi taleplerini Antalya’da sokağa çıkarak ortaya koymakta, başka yerlerde de bu tepkilerin çoğalması mümkündür. Bu konuda sizi uyarmak bizim görevimizdir. Bu yasayı bu hâliyle geçirmeyiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kurt.

Soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İstanbul Maltepe Büyükbakkalköy’de bulunan 1 milyon 600 metrekare orman alanının 1 milyon 300 bin metrekaresi mera komisyonu tarafından meraya çevrilmeye çalışılmaktadır. Hiçbir şekilde talebi olmamasına rağmen 16 vatandaşımız üzerine hayvancılık yaptıklarına dair belge düzenlenmektedir. Tüm mahkeme kararlarına rağmen olağanüstü gayret gösteren mera komisyonumuz on dört günde alelacele toplanmıştır, ısrarla mera olması için çaba göstermektedir. Bu alanın orman manzaralı villa alanı olmasına yol açacak girişimlere dur demeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, kısa, öz bir cevap istiyorum. Son yıllarda desteklemelerde artan yolsuzluklarla ilgili bir çalışmanız var mı? En fazla hangi ilde artmıştır?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, az önce sordum, cevap alamadım, tekrar soruyorum: Gübre fiyatlarının indirilmesiyle ilgili bir çalışmanız var mıdır? Şu anda gübre atma zamanı, yüzde 25 zam geldi. Konyalı çiftçi diyor ki: “Sayın Bakan hayvan ithal ediyor, saman ithal ediyor, gübre ithalatıyla ilgili düzenleme yapıp fiyatları düşürecek mi?”

İkinci sorum: Mera niteliğinde olup da tapulu olan arazilerle ilgili bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz? Çünkü bu tür yerlerin tasarrufunda köylüler ile tapu sahibi arasında ciddi sıkıntılar çıkmaktadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgündüz.

Sayın Öz…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Bakanım, biraz önce brusellayla ilgili bir soru sormuştum ve siz de bana illerden böyle bir teklifin gelmediğini, isteklerin olmadığını söylediniz.

Ben Manisa ilinin Salihli ilçesinde oturuyorum. Salihli ilçesindeki çiftçilerimiz, hayvan üreticilerimiz -2 bin hayvan açısından- brusella aşısı alamadığından dolayı destekleme alamadıklarını bana bildirdiler. Bu konuyla ilgili ben de sizi bilgilendirmiş olayım. Bizim çiftçilerimizin mağduriyetinin bir an önce giderilmesini sizlerden talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Kocaeli sanayi kenti, sanayi kentinin tarımla ilgili tek ilçesi Kandıra. Daha önce Kandıra’yla ilgili ben bir soru önergemde de sormuştum ama istediğim yanıtı alamadım. Kandıra’nın meşhur taraflarından bir tanesi yoğurdu, yoğurdunun da özelliklerinden bir tanesi bölgedeki manda sayısının yüksek oluşu nedeniyle… O bölgede son yıllarda Kandıra yoğurdundan artık bahsedilemez oldu ve manda sayısı da son yıllarda çok hızlı bir şekilde azalıyor. Sizin bununla ilgili hem Kandıra’nın sembolü olan yoğurdun yaşatılması noktasında hem de bölgede bir teşvikle ilgili yatırımınız var mı? Benzeri, yine bu bölgenin önemli bir gelir kaynağı olan hindiyle ilgili de bir sıkıntısı olduğunu... Bununla ilgili bir teşvik ve çiftliklerle ilgili bir yatırımınız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Atıcı...

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, siz de ben de Türkçe konuşuyoruz, bir türlü anlaşamıyoruz. Üçüncü seferdir söz alıyorum. Hiç de konuşma meraklısı değilim. Ne olur soruma cevap verin. Söylediğiniz bütün kriterlere uygun olduğu hâlde, yüzde 40’tan fazla zarar gören Erdemli ve Tarsus çiftçisinin hiçbir şekilde sera tazminatlarını ödemediniz. Ödediniz mi, ödemediniz mi? Allah aşkına söyleyin. Ödemediyseniz ödeyecek misiniz?

İkinci soruma da hiç cevap vermediniz. Öyle kafanıza göre... Yani anlamıyorum nasıl cevap veriyorsunuz. Yani siz, herhangi bir şekilde teşvik verecek misiniz bu dönem, vermeyecek misiniz? Vermemişsiniz. Bu dönemden sonra teşvik vermenizin çiftçi için bir anlamı olmayacak Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, İstanbul’da mera komisyonuyla ilgili, mera komisyonu ısrarla burayı mera kapsamına almak istiyor şeklinde bir değerlendirmesi oldu bir sayın vekilimizin. Doğrusu, tabii, mera komisyonu bütün bu çalışmaları yaptığında teknik bir çalışma yapıyor, oranın geçmişine bakıyor, daha önce orada ne yapılmış, bir de yasada daha önce tespit, tahdit vesaire yapılmış mı; ona göre bir karar veriyor ama onun tüm uygulamaları hukuk denetimine tabi.

Sayın Işık’ın, desteklemelerde yolsuzluk iddialarıyla ilgili bir sorusu var. Şu anda Türkiye genelinde 58 vilayette 95 bin civarında kişiyle ilgili bir şekilde yani usule uygun olmayan ya bildirim ya ödeme, vesaire şeklinde yapılmış. Şu anda bunlarla ilgili inceleme yapılıyor. Bunların bir kısmı biraz önce burada da söylendi. 211 civarında firmanın Türkiye’de kestikleri müstahsil makbuzlarının, Maliye Bakanlığının denetimi sonucunda, bu firmaların bu müstahsil makbuzlarıyla ilgili, sorunları olması sebebiyledir. Bunlar yargı sürecinde ve inceleniyor. Dolayısıyla, tamamlandığında bunlarla ilgili hukukun gereği neyse o yapılır.

Şimdi, gübre ile ilgili… Biz tabii, gübre desteği ödüyoruz, bizim yapabileceğimiz Hükûmet olarak o; onu da 2005 yılında biz başlattık. Yani bizden önce, bu uygulama kaldırılmıştı 2001 yılında. Ama gübre desteğini biz başlattık. 700 milyon lira civarında yıllık gübre veriyoruz. Nitekim, bu senenin, 2013’ün gübre ödemesi de bugün hesaplara yatıyor ve yarın çiftçilerin hesabına geçecek.

Şimdi, devlet bu şekildeki ithalatı yapmıyor. Tarım kredi kooperatifleri çiftçi kuruluşu. Onların veya özel firmaların gübre ticareti söz konusu. Onların yüzde 8 civarında bir gümrük vergisi var. Onun da -doğrusu- değerlendirilmesi Maliyeyle yapıldı. Maliyenin, onun piyasa fiyatına çok fazla bir etkisinin olmayacağı yönünde bir değerlendirmesi… O değerlendirme vergicilerin, maliyecilerin öngördüğü vergi.

MUHARREM VARLI (Adana) – KDV’yi, KDV’yi Sayın Bakan…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Biz tabii, KDV alıyoruz yani sonuçta Türkiye Cumhuriyeti vergi alacak ve kamunun hizmetleri toplanan vergilerle yapılıyor. Ayrıca, orada bizim Bakanlık olarak gübre ithalatımız gibi bir uygulama şu anda yok.

Salihli ilçesindeki… Biraz önce de söyledim, bizden Bakanlıktan veya Bakanlığın aşı tedarik eden ilgili biriminden, illerden aşı istenildiğinde bunlar karşılanıyor, önce onu söyleyeyim. Şimdi, tabii, bunun bize oradan gelmesi lazım.

Sayın Kaplan’ın manda desteğiyle ilgili bir sorusu var. Şimdi, biz, mandacılığı da aynı küçükbaş hayvan gibi destekleme kapsamına aldık ve burada da yavaş yavaş bir gelişme var. Örneğin 2010 yılında 84 bin iken 2011’de 97 bine çıktı. Halk Elinde Islah Projesi uyguladık. Mandanın sütüne de normal inek sütüne verdiğimizin yaklaşık 3 katı ilave destek veriyoruz. Anaç manda başına yine 350 lira destek veriyoruz. Halk elinde yetiştirilenlere de 650 lira hayvan başına bir destek veriyoruz. Burada, bizim mandacılıkla ilgili olarak da söylediğimiz husus bu.

Şimdi, Sayın Atıcı’nın sözüne bir daha cevap vereyim, aynı şeyi söylüyorum. Biz de Türkçe konuşuyoruz, sizin de anlamanızı ben de isterim doğrusu. Niye? Çünkü ben size söyledim. Bizim destek vereceğimiz çiftçinin bir ölçüsü var. Bu, ya çiftçi kayıt sistemine dâhil olan bir çiftçidir veyahut arazisini kiralamış veya kendi arazisinde yapıyor… Bu iki şartı taşımayıp, gitmiş bir yerde bir işgal yapmışsa, o işgal arazisi üzerine de bir sera koymuşsa, o serada da eğer bir sel afeti veya felaket bir şey olduysa, bunun için devletin o şahsa öyle bir destek vermesi söz konusu değil. Onun dışındakilerin hepsi, genel, Bakanlar Kurulu kararını biz çıkarıyoruz. Sigorta desteği kapsamında olmasına rağmen, bak, sigorta kapsamında olmasına rağmen, sel, don, dolu vesaire, onlara rağmen, bunların borç ertelemesi yapıldı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Borç ertelemesi değil,zarar tazmini.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Borç ertelemesi dışında bizim başkaca kimseye verdiğimiz bir destek yok.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Zarar tazmini yapmadınız.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Zarar tazmini yapmıyoruz zaten.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tamam, teşekkür ederim Sayın Bakan ama söz vermiştiniz!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Madde üzerinde önerge yoktur.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 4’üncü madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Karaahmetoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi, yürürlük maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hayvancılığın gelişmesi ve daha düşük maliyetle ürün elde edilmesi, kaliteli bitki örtüsüne sahip yeterli otlatma kapasiteli mera alanlarının varlığına bağlıdır. Geleceğimizi, tarımsal geleceğimizi çayır ve meralarımız belirleyecek diyebiliriz.

Türkiye dünya mera alanlarının binde 38’ine sahiptir ve dünya sıralamasında da 46’ncı sırada yer almaktadır. Ülkemizin yıllık 50 milyon ton kaba yem ihtiyacı dikkate alındığında kaliteli kaba yem açığı 4,3 milyon ton gözükse de sap, saman, anız artıkları kaliteli kaba yem olarak değerlendirilmediğinden kaliteli kaba yem açığımızın 14,3 milyon olduğu görülmektedir. Söz konusu açığın kapatılması için çayır, mera alanlarının ıslah edilerek otlatma kapasitelerinin artırılması, ekili tarla tarımı içerisindeki oranının yüzde 25’e çıkarılması gerekmektedir.

Ülkemizin kalkınması ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkmasında tarımın yeri ve önemi çok daha belirgin hâle gelmektedir. Buna rağmen bu yönde yapılan yasal düzenlemeler göstermektedir ki mera alanlarımızın genişletilmesi ya da ıslahı gerekçesiyle, ülkemizin ortak varlığı olan arazilerimizin büyük sermayenin çıkarına sunulması, peşkeş çekilmesi söz konusudur. Bunun geleneksel yaşam biçimi olarak yaylacılığın sonunu getirmesi de söz konusudur. Mevcut durumda yaylak ve meralardan yararlanan çiftçi ve köylümüzün bu alanlardan uzaklaştırılması söz konusudur. Devletin, mevcut şartlarda hayvansal üretimin artırılması yönünde tedbirler alıp yaylak ve meraları artırması ve çiftçimizi, köylümüzü bu yönde üretime teşvik etmesi mümkün iken, 2/B arazilerinde olduğu gibi, işlediği, ürettiği topraklardan büyük sermaye sahipleri menfaatine çekilmesi söz konusudur.

Hayvansal üretimin temel kaynağı mera ve otlaklarımızın yetersizliği ortadadır. Her yıl artan yem fiyatları, yurt dışından hayvan ve et ithaline baktığımızda görülecektir.

Sayın milletvekilleri, tablo gibi, resim gibi yaylalarımızın, suyun ticarileştirilmesi ile bitirilen süreç şimdi meralarımızı tehdit etmektedir. Meralarda mevcut su kaynaklarının ticari bir faaliyete dönüştürülmemesi gerekmektedir. Bu konuda yasal bir düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Bu ticarileşmenin geleceğimizi tehdit etmemesi için bu yönde kanuni tedbirler alması gereken Meclisin her gün yeni bir endişeye yol açacak düzenlemeyi hayata geçirmesi kabul edilemez.

Bu alanların hayvancılığın ihtiyacı olan kaba yemin en ucuz karşılandığı yer olma özelliği yanında, çayır ve mera alanlarının korunması doğrudan biyolojik çeşitliliğimizin muhafazası anlamına gelmektedir. Su havzalarının en büyük beslenme ve korunma alanları olan bu yerleri yok etmekle bir süre sonra dünyanın karşılaşacağı iklim değişikliklerine katkı sağlamış olacağız.

Doğal yaşamı korumak üzere, bitki çeşitlerini barındıran, erozyonu önleyen, yaban hayvanlarının ve köylerdeki büyük ve küçükbaş hayvanların su kaynağı olan meralar için devlet tarafından yapılan yasal değişiklikler ve düzenlemeler tüm faktörler göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Yok olma tehlikesi taşıyan meralar köylerimiz için geçim demektir. Köylülerimizin ve ülkemizin tarım ve hayvancılığı için… Tarımsal üretimle ve hayvancılıkla geçinen çiftçinin en önemli varlığı tarım topraklarıdır.

Yalnızca ekolojik değil, sosyoekonomik anlamda da sorunlara yol açacak düzenlemenin geri dönülemez zararlar vereceğini hesaba katmalıyız, yaşam sistemlerimizin bugününü ve geleceğini yok edecek adımlar atmamalıyız. Sularımız boşa akmasın diye ticari faaliyete konu edilen ırmaklarımız, derelerimiz HES projeleriyle doğadan koparılarak geri dönülemez sorunlara yol açmaktadır. Gelecekte sosyokültürel sorunlara da neden olacak bu hususların, insanları yıllarca alıştıkları ve ekonomik etkinlikte bulundukları yerleşim yerlerinden zorunlu göçe maruz bıraktığını, bırakacağını tabii ki göz önünde bulundurmalıyız. Meralarda HES kurulmasının önünün açılmasıyla birlikte, tarım, hayvancılık ve doğa açısından telafisi imkânsız bir süreç başlatılmıştır.

BAŞKAN – Sayın Karaahmetoğlu, bir dakikanızı alabilir miyim lütfen.

Sayın milletvekilleri, sayın konuşmacımızın konuşmasının bitimine ve yasanın oylamasının sonuna kadar sürenin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurunuz, devam edin.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Devamla) – Seçim bölgem Giresun’da -gerçi Tarım Bakanlığını ilgilendiren bir konu değil ama yayla ve meraları ilgilendirdiği için söylüyorum- yaylalarda elektrik sorunu vardır. Yaylalarda, Giresun bölgesinde, vatandaşlarımız mahkemededir, yıkım kararları çıkmıştır, para cezaları uygulanmaktadır ve 2002 yılında yapılan parselasyonlarla bir iki köye tahsis edilen mera ve yaylalar bugün on yedi, on sekiz, yirmi köye, yerleşim yerine tahsis edilmekte ve paylaşım savaşları yaşanmaktadır.

Meraların genişletilmesi ve ıslahı kanununun ortaya çıkaracağı değerin kimlere yarar getireceğini söylemek istiyorum. Bir tarafta geleneksel yaşam tarzıyla yaylacılık yapan, yaylada yaşamanın kendisine sağlık getirdiğini düşünen ve hayvan otlatan ve besleyen insanlarımızın, vatandaşlarımızın, halkımızın yararına mı ortaya çıkan bu değer kullanılacaktır -bu kesinlikle bir fakirlik edebiyatı da değildir- yoksa ortaya çıkacak bu değer sermaye tarafından mı kullanılacaktır? Bu anlamda da bakarsak, burada, fakirlik edebiyatı değil de biz sermayenin edebiyatını yapıyoruz. Ve burada düzenlenen, çıkan tüm kanunlarda, ne yazık ki, iktidar partisi, halkın, toplumun, çoğunluğun menfaatleri açısından değil bütün yasa düzenlemelerine büyük sermaye gruplarının gözüyle bakmıştır, onların menfaati açısından bakmıştır. Bu anlamda, bu yasanın halkın çıkarlarını gözetmediğini bir kez daha söyleyerek Meclisi ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Karaahmetoğlu.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 28 Şubat 2013 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.01