DÖNEM: 24                              CİLT: 42                   YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

63’üncü Birleşim

7 Şubat 2013 Perşembe

 

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.-  GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 12 Şubat Kahramanmaraş’ın Kurtuluş Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, 2013 yılının Piri Reis Haritasını Anma Yılı ilan edilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, Lozan mübadil kuruluşlarının görüşlerine ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, kendisinin de bir mübadil torunu olduğuna ve göç yollarında yaşamını yitirenleri rahmetle andığına ilişkin açıklaması

2.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Ankara’nın Çubuk ilçesi esnafının sorunlarına, hayvan pazarındaki besicilerin Et ve Balık Kurumundan taleplerinin yerine getirilmesini istediklerine ve bu konuda Hükûmeti uyardığına ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, vatandaşın 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’la ilgili olarak bilgilendirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Hükûmetten Bolu’da bugüne kadar yapılmış tüm 18’inci madde uygulamalarının inceletilmesini istediğine ilişkin açıklaması

5.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 5084 sayılı Teşvik Kanunu’nun süresinin sona ermesiyle yaşanan mağduriyetlere dikkat çekmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki istifalara ilişkin açıklaması

7.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, emekli devlet memurlarının zor durumda olduklarına ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kahramanmaraş’ın zafer gününün 93’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

9.- Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in, Piri Reis’i rahmetle andığına, Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki yer altı kaynaklarına yönelik çalışmalarına ve Akdeniz’de etkinliğimizin kaybolmakta olduğuna ilişkin açıklaması

10.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kartal Maltepe Cezaevinde bulunan ve şartlı salıverilmesi gerekirken bu haklarından yararlandırılmayan 300 kadar hükümlünün mağdur edildiğine ilişkin açıklaması

11.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, onlarca köy yolu çamurdan geçilmezken Kürecik’te kurulan kalkana giden yolun köy yolu kapsamından çıkarılarak asfaltlanmasını kınadığına ilişkin açıklaması

12.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, AK PARTİ Grubu olarak 12 Şubat Kahramanmaraş’ın kurtuluş yıl dönümünü kutladıklarına, Sütçü İmam’ın şahsında tüm şehitleri rahmetle yâd ettiklerine ve Kahramanmaraşlıları kahramanca savunmalarından dolayı tebrik ettiklerine ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu olarak kadına şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla araştırma komisyonu kurulmasını desteklediklerine ilişkin açıklaması

14.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, AK PARTİ Grubu olarak BDP grup önerisinin içeriğine katıldıklarına fakat Meclisin gündeminin belli olması nedeniyle bu konunun başka bir zaman getirilebileceğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, kadınlara saygı gösterilmesi gerektiğine ve kadına şiddetin önlenmesi konusunun Meclisin gündeminde olan diğer konulardan daha önemli olduğuna ilişkin açıklaması

16.- Antalya Milletvekili Tunca Toskay’ın, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Kazakistan Cumhuriyeti'ne diplomatik amaçlı kullanım için tahsis edilen arazi üzerine otel yapılması ile ortaya çıkan hukuksuz durumun araştırılması için komisyon kurulmasını desteklediklerine ve Genel Kurulda yaşanan tartışmaların Kazakistan-Türkiye ilişkileriyle ilgili olmadığına ilişkin açıklaması

18.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kazakistan Cumhuriyeti'ne tahsis edilen arazi üzerinde yapılan otelde AK PARTİ milletvekillerinin bedelsiz konakladıklarına yönelik iddiaların araştırılabilmesi için mutlaka komisyon kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Kazakistan Cumhuriyeti'ne tahsis edilen arazi üzerinde yapılan otelde AK PARTİ milletvekillerinin bedelsiz konakladıklarına yönelik iddiası olanların bunu ispatlaması gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey ve 26 milletvekilinin, engelli vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/497)

2.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan ve 21 milletvekilinin, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınıp çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanan öğrencilerin durumlarının tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/498)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve 21 milletvekilinin, trafik kazalarına neden olan etkenlerin ve alınacak önlemlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/499)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

 

1.- BDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Pervin Buldan ve arkadaşları tarafından kadına yönelik şiddetin araştırılması amacıyla 22/11/2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 23 milletvekili tarafından Kazakistan Cumhuriyeti'ne diplomatik amaçlı kullanım için tahsis edilen Antalya'nın Kemer ilçesindeki arazi üzerine otel yapılması ile ortaya çıkan hukuksuz durumu ortaya koymak ve sorumluları ortaya çıkarmak amacıyla 6/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, daha önceden 8/2/2013 tarihinde de çalışmasına karar verilen Genel Kurulun bu tarihte çalışmamasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

 

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Antalya Milletvekili Tunca Toskay’ın, İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın söz verme uygulamasıyla ilgili tutumu hakkında

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (1/489) (S. Sayısı: 409)

 

4.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ile 12 milletvekilinin; Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1170, 2/1168, 2/1169, 2/1179, 2/1180) (S. Sayısı: 410)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayisi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/660) (S. Sayısı: 384)

6.- Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/488) (S. Sayısı: 240)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Malezya Hükümeti Arasında 27 Eylül 1994 Tarihinde Ankara’da İmzalanan Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasını Değiştiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/405) (S. Sayısı: 49)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Jersey Hükümeti Arasında Vergi Konularında Bilgi Değişimi Anlaşması ve Anlaşmanın Yorumlanması veya Uygulanmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/459) (S. Sayısı: 174)

 

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 409) Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 384) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayisi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Ardanuç ilçesine bağlı bir köyün elektrik ve aydınlatma sorunlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13947)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Muratlı ve Borçka barajlı santrallerinde üretilen enerji miktarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13949)

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Muratlı, Borçka ve Artvin barajlı santrallerin ihalelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13950)

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Çoruh Havzası’ndaki HES’lerden satın alınan enerjinin maliyetine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13951)

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Çoruh Nehri üzerindeki barajlı santrallerin yıllık ortalama üretim miktarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13952)

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Çoruh Enerji Planı’ndaki hidroelektrik santrallerinden yılda üretilecek enerji miktarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13953)

7.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Çoruh Nehri üzerindeki barajlı santrallerin kapasitelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13954)

8.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılmasına ve biyoetanol üretimine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13955)

9.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İran’dan alınan doğal gaza ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13956)

10.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’nın Kaş ilçesinde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14923)

11.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, kaçak elektrik kullanımına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14927)

12.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı’da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14928)

13.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı’da çıkarılan madenlere ve maden arama çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14929)

14.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı’da yer alan jeotermal enerji kaynaklarına ve bunların kullanımına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14930)

15.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, Hakkâri’nin elektrik konusunda yaşadığı sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14931)

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, özürlü memur sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/15016)

17.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Şanlıurfa’da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15221)

18.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi süreci ile ilgili sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15224)

19.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, enerji ithalatına ve enerji üretimi ile ilgili çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15225)

20.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TKİ’nin faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15226)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.03’te açılarak altı oturum yaptı.

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, artan madde ve uyuşturucu bağımlılığına karşı okullarda alınması gereken tedbirlere,

Gaziantep Milletvekili Halil Mazıcıoğlu, Gaziantep’e “gazi” unvanı verilmesinin yıl dönümüne,

Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, dış ticaretteki gelişmelere,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Manisa’nın Salihli ilçesinin Beylikli ve Yeşilova köyleri arasında bulunan Alaşehir Çayı üzerindeki köprünün yağışlar nedeniyle yıkıldığına ve yeni bir köprü yapımı zaman alacağından bu duruma bir çözüm bulunması gerektiğine,

Adana Milletvekili Ali Halaman, siyasi tercihlerle yapılan özelleştirmelerde yetimlerin hakkının yenmemesi gerektiğine,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, şeker pancarı üretiminin ve şeker fabrikalarının desteklenmesi ve bu fabrikaların özelleştirme kapsamından çıkarılması gerektiğine,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, son zamanlarda Irak Türkmenlerinin bombalı saldırıların hedefi hâline geldiğine ve İsrail’in Şam yakınlarındaki bir tesise saldırısı karşısında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun tavrına,

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Artvin’de Çoruh Vadisi projelerinden dolayı yoğun bir kamulaştırma olduğuna ve Kamulaştırma Kanunu’ndaki bir hükümden dolayı mağduriyetler yaşandığına,

Çorum Milletvekili Tufan Köse, hâkim ve savcı maaşlarında en kısa zamanda iyileştirme yapılmasını dilediğine,

Manisa Milletvekili Özgür Özel, Amerikan Konsolosluğu’na yapılan saldırıyla ilgili FBI ajanlarına soruşturma faaliyeti yürütebilmeleri için izin verildiğini basından öğrendiklerine, yargılama yetkisinin paylaşılmasının egemenlik hakkının paylaşılması anlamına geldiğine ve Hükûmeti derhâl bu kararından geri dönmeye çağırdığına,

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, on yılını tamamlamış elektrik sayaçlarının bedelsiz olarak değiştirileceği açıklanmış olmasına rağmen, SEDAŞ’ın tüketicinin rızasını almadan sayaçları değiştirdiğine ve bedelini faturalara yansıttığına,

Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’ne,

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, AK PARTİ genel başkan yardımcılarından birinin Malatya’da sarf ettiği bazı sözleri utançla karşıladığına ve kınadığına,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır,

Gaziantep Milletvekili Mehmet Sarı,

Gaziantep’e Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “gazi” unvanı verilmesinin 92’nci yıl dönümüne;

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Gaziantep’e “gazi” unvanı verilmesinin 92’nci yıl dönümüne; Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ın babasının vefatı nedeniyle başsağlığı dilediğine ve tutuklu milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapacağı günleri en kısa sürede gerçekleştirecek bir siyasi iklimin yaratılmasını dilediğine,

Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ, Gaziantep savunmasının Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktalarından biri olduğuna,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak ve 25 milletvekilinin, büyük tonajlı ve tehlikeli yük taşıyan gemi geçişlerinden dolayı Türk boğazlarında yaşanan sorunların ve risklerin (10/494),

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 22 milletvekilinin, hayvan yemi üretimi konusunda yaşanan problemlerin (10/495),

Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan ve 25 milletvekilinin, turizm sektörünün içinde bulunduğu sıkıntıların nedenlerinin ve sonuçlarının (10/496),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

4’üncü sırasında yer alan, Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ile 12 Milletvekilinin; Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun (2/1170, 2/1168, 2/1169, 2/1179, 2/1180) (S. Sayısı: 410),

5’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayisi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/660) (S. Sayısı: 384),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında yer alan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporlarının (1/489) (S. Sayısı: 409) görüşmelerine başlanarak 12’nci maddesine kadar kabul edildi.

Antalya Milletvekili Mehmet Günal, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un bazı ifadelerine,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in bazı ifadelerine,

Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in bazı ifadelerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Alınan karar gereğince, 7 Şubat 2013 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere 22.12’de birleşime son verildi.

 

                                                       Meral AKŞENER

                                                          Başkan Vekili

 

Muhammet Bilal MACİT                   Fatih ŞAHİN                           Mine LÖK BEYAZ

              İstanbul                                     Ankara                                     Diyarbakır

            Kâtip Üye                                 Kâtip Üye                                   Kâtip Üye

 

II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                 No: 88

7 Şubat 2013 Perşembe

Teklifler

1.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek'in; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1197) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.01.2013)

2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyat Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1198) (İçişleri; İnsan Haklarını İnceleme ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.01.2013)

3.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk'ün; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1199) (Plan ve Bütçe ile Milli Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.01.2013)

4.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane'nin; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1200) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.01.2013)

5.- Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz'ün; Ceza İnfaz Kurumları Personeline İnfaz ve Güvenlik Tazminatı Verilmesi ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1201) (Adalet; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.01.2013)

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 1 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1202) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; İçişleri; Milli Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.01.2013)

7.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; İş Mahkemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1203) (Adalet; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.01.2013)

8.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli'nin; Karayolu Taşıma Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1204) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.01.2013)

Tezkereler

1.- Hakkari Milletvekili Adil Kurt'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1095) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

2.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1096) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

3.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1097) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1098) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

5.- İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1099) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

6.- Bursa Milletvekili İsmail Aydın'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1100) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

7.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1101) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

8.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1102) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

9.- Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi  (3/1103) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

10.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1104) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

11.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1105) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

12.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici'nin Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1106) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

13.- Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1107) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

14.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1108) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

15.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1109) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

16.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1110) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

17.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1111) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

18.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1112) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

19.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1113) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

20.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1114) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

21.- Siirt Milletvekili Gültan Kışanak'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1115) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

22.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1116) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

23.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1117) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

24.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1118) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

25.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1119) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

26.- Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1120) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

27.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu'nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1121) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

28.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1122) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.02.2013)

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Cumhuriyetinin Demiryolu Bağlantısı Olan Limanları Arasındaki Uluslararası Demiryolu-Feribot Hattının Organizasyonu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/674) (S. Sayısı: 411) (Dağıtma tarihi: 07.02.2013) (GÜNDEME)

2.- Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uluslararası Demiryolu Yük Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması Başlıklı 9 Numaralı Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/680) (S. Sayısı: 412) (Dağıtma tarihi: 07.02.2013) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey ve 26 Milletvekilinin, engelli vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/497) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.01.2012)

2.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan ve 21 Milletvekilinin, Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde tutuklanan öğrencilerin durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/498) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.01.2012)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve 21 Milletvekilinin, trafik kazalarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/499) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.01.2012)

 


7 Şubat 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir, süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, 12 Şubatın Kahramanmaraş’ın Kurtuluş Günü olması münasebetiyle söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.-  GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 12 Şubat Kahramanmaraş’ın Kurtuluş Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bugün 7 Şubat. 7 Şubat, Kahramanmaraş için çok önemli bir tarih çünkü 7 Şubat 1973’te bu Meclis yani bu Gazi Meclis tarafından Kahramanmaraş’a “kahramanlık” unvanının verildiği tarihtir, şu anda 40’ıncı yıl dönümüdür.

Ayrıca, Kahramanmaraş’ın kurtuluşu ve zafer bayramı 12 Şubat 1920’dir. Şu anda, Kahramanmaraş’ımızda, bir hafta boyunca 12 Şubat Kurtuluş Bayramı’mızı ve Zafer Haftamızı kutlamaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Osmanlı İmparatorluğu kurulduğundan bu zamana kadar, daha doğrusu 1919’a kadar, birçok ülkemiz olmuş, birçok himayemiz altında olan ülkelerimiz olmuş ama maalesef 1900’lü -1919- yıllara kadar birçoğunu kaybetmişiz ve bu kaybettiğimiz toprakların içerisinden, şu anda, himayemizde veyahut da o tarihlerde bizim topraklarımız olan ülkelerden veyahut da toprak bütünlüğünden altmış iki tane ülke meydana gelmiş. Şu anda altmış iki ülkede Türk’ün, Osmanlının eserleri, Osmanlının bıraktığı, yadigâr olarak bıraktığı eserler bulunmaktadır.

1919 yılında -yine elimizde kalan o yıllardaki topraklara göre- bütün yurdumuzu düşmanlar işgal etmiş, maalesef, Türkiye o tarihlerde çıkmaz bir bütünün içerisine girmiş. Kahramanmaraş’ımıza ise ilk önce İngilizler gelmiş, İngilizler ele geçirmiş, idare etmeye çalışmış, sekiz ay kaldıktan sonra da Fransızlara devrederek çekilmişler. Ama Kahramanmaraş’ın dik durması, Kahramanmaraş’ın vermiş olduğu bu mücadeleyle Fransızlar da Kahramanmaraş’ta kalamamış ve nitekim kaçmak zorunda kalmışlar.

Kahramanmaraş’ın bu millî mücadelesinin en önemli üç noktasına değinmek istiyorum.

Birincisi: Fransız askerlerinin, Kahramanmaraş’ta, hamamdan çıkmış Türk kadınlarının o tarihte kullandıkları peçelerini açması ve namusuna el uzatması -ki bunu başaramamışlar- Sütçü İmam’ın -bizim halk kahramanımız Sütçü İmam’ın- Fransız askerlerini öldürmesiyle başlamış. Birinci önemli unsurlardan bir tanesi budur.

İkincisi: Ulu Cami’de verilen, Hoca’mızın, o tarihlerdeki Hoca’mızın “İşgal altında bulunan bir ülkede cuma namazı kılınmaz. İşgal altındaki topraklarda ve Fransız bayrağının asıldığı kalede, bu olduğu müddetçe cuma namazı kılınmaz.” fetvasıyla halk Fransız bayrağını kaleden indirmiş ve nihayetinde Türk Bayrağı takılmış, Fransızlara karşı İstiklal Savaşı’mız başlamış. Yirmi iki gün yirmi iki gecenin sonunda, Fransızlar Kahramanmaraş’ı terk etmek zorunda kalmışlar ve o gündür bugündür, şu anda 93’üncü yıl dönümünü kutladığımız bu Kahramanmaraş’ımızın zafer bayramı.

Üçüncü büyük felsefe olarak da Kahramanmaraş halkının söylediği bir cümle var. Diyor ki: “Maraş bize mezar olmadan düşmana gülzâr olmaz.”

Yine, bu Meclis tarafından da, dünyada ve Türkiye’de ilk defa, 5 Nisan 1925 tarihinde, kırmızı şeritli madalyayla Kahramanmaraş, Kahramanmaraş halkı ödüllendirilmiştir ve dünyada da bunun eşi yoktur.

Burada Kahramanmaraş kurtulduktan sonra Kahramanmaraş halkı, o zamanki kazmalarla, küreklerle, o anki iptidai şartlarla Fransızları kovmuş ama yine işini bitirmemiş, bu defa çevre illerimizin, onların kurtuluşuna destek sağlamış, onların kurtulmasına yardımcı olmuştur.

Bu duygu ve düşüncelerle şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Allah, bir daha böyle, bizlere Kurtuluş Savaşı günleri göstermesin diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Biz de Kahramanmaraş’ımızın Kurtuluş Günü’nü kutluyoruz, hayırlı ve uğurlu olmasını, milletimize hayırlı olmasını diliyoruz.

Şimdi ikinci konuşmacımız, 2013 yılının Piri Reis Haritasını Anma Yılı ilan edilmesi münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Osman Boyraz’a aittir.

Buyurun Sayın Boyraz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, 2013 yılının Piri Reis Haritasını Anma Yılı ilan edilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılında Paris’te düzenlenen 36’ncı UNESCO Genel Konferansı’nda 2013 yılının Piri Reis’in dünya haritasının 500’üncü yıl dönümünün UNESCO tarafından anma ve kutlama yıl dönümleri arasına alınması nedeniyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri seyreden aziz vatandaşlarımızı sevgi, saygı, muhabbetle selamlıyorum.

Osmanlı coğrafyacıları arasında dünyaca en çok tanınanı ve “Türk denizcilik tarihi” denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri, şüphesiz ki Piri Reis’tir. Asıl adı Muhyiddin Piri Bey olan ve amcası Kemal Reis ile Gırnata’da Endülüs halkını katliamlardan kurtaran, denizci olarak da tanınan Piri Reis, Mimar Sinan ile birlikte Kanuni Sultan Süleyman döneminde yetişmiş iki büyük bilim adamından biridir. 16 yaşlarındayken seyir kâtibi olarak amcası ünlü Türk denizcisi Kemal Reis’in gemisinde denizciliğe başlamıştır. Denizcilik yaşamının ilk gününden başlayarak -kendi deyimiyle- iki büyük tutkunun esiri olmuştur; bunlardan biri Akdeniz ve denizcilik, diğeri araştırma ve bilimdir. Bu nedenle, denizlerde dolaşırken her fırsatta Akdeniz kıyıları ile adalarının coğrafi durumuna ilgi duymuş, buraları ve buralarda yaşayan insanların ekonomik ve sosyal yaşamlarını incelemiş, incelerken gözlemleriyle yetinmemiş, edindiği bulgu ve bilgileri yazmış, Akdeniz’in ada ve kıyılarıyla birlikte kentlerin de haritalarını çizmiştir. 1511 yılında amcasının bir deniz kazasında hayatını kaybetmesi üzerine doğum yeri Gelibolu’ya çekilerek gözlemlerinden, tuttuğu notlardan, topladığı sözlü, yazılı, çizili belgelerden yararlanarak, iki yıl çalışarak 1513 tarihli ünlü dünya haritasını çizmiştir. Bugün bu haritanın tamamı değil, altıda 1’ini oluşturan ve yalnız Güney Amerika Kıtası ile Batı Afrika kıyılarını kısmen içeren parçası elimizde bulunmaktadır. Haritanın eski dünyayı kapsayan asıl büyük parçası maalesef ki kayıptır, bulunamamıştır. 1513 tarihli dünya haritası yalnız kartografik bakımdan değil, keşifler tarihi bakımından da çok önemli, değerli bir belgedir.

Piri Reis, 1513 tarihli dünya haritasını çizdikten sonra yeniden denizlere dönmüş ve Akdeniz kıyılarının ve adalarının denizcilik ve coğrafya bilgileri ile buralarda yaşayan insanların ekonomik ve sosyal hayatlarını incelemiş, gözlemler yapmış, not tutmuş, haritalar çizmiş, zengin bir arşiv oluşturmuştur. Kırk yıl süren uzun, bilimsel, görsel çalışmanın ardından hazırladığı kitabı 1526 yılında Kanuni Sultan Süleyman’a sunabilmiştir. Piri Reis’in “Kitabı Bahriye” adıyla bilinen bu eseri 16’ncı yüzyıl Akdenizi’nin kıyı ve adalarının denizcilik bilgilerinin yanı sıra burada yaşayan insanların ekonomik ve sosyal hayatları, devletlerin egemenlik alanları, kıyı ve adaların hayvan varlığı, bitki varlığı, suları, akarsuları, yer altı ve yer üstü doğal kaynakları, tarihî ve meteorolojik bilgileri içeren, çeşitli konular anlatan ilk ve tek kitaptır. Eser, bu durumuyla 16’ncı yüzyıl Akdenizi’ni günümüze getiren, Akdeniz’e ilişkin en büyük, eşi olmayan bir dünya kültür mirasıdır. Piri Reis kitabının daha önemli bir özelliği ise Türklerin insancıl görüşlerinin de bir ifadesi olan kitabını dini, dili, ırkı ne olursa olsun Akdeniz insanı için yazmış olduğunu ifade etmiş olması ona her türlü övgüyü hak ettirmektedir.

Biz de Hükûmetimiz olarak tarihimizden aldığımız bu ilhamla din, dil, ırk, mezhep, meşrep farkı gözetmeksizin, tüm insanlığa hizmet etme azmi ve kararlılığı içerisindeyiz. Bu yönleriyle ele alındığında Kitabı Bahriye, ekonomik bir sosyal coğrafya kitabıdır.

Piri Reis, kitabının Kanuni Sultan Süleyman’a sunulmasından sonra, artık Akdeniz’e ilişkin yazılıp çizilecek bir konu kalmadığından, çalışmalarını büyük coğrafi keşifler üzerine yoğunlaştırmıştır. Yeni çalışmalarının ilk meyvesi 1828 tarihli haritasıdır. Ne yazık ki 1828 tarihli haritanın da tümü değil, asıl haritanın dörtte 1’ini oluşturan tek parçası kalmıştır. Bu ikinci harita yalnız içerdiği bilgiler değil, kartografik bakımdan da Türk ve yabancı araştırmacılar tarafından bir haritacılık şaheseri olarak kabul görmektedir. Denizcilik Müsteşarlığı ve Kültür Bakanlığınca konuya gereken önem verilerek UNESCO nezdinde yapılan girişimler sonunda, UNESCO’nun 2013 yılı Piri Reis Haritasını Anma Yılı olarak kabul edilmiştir. Bu vesileyle, adı geçen kurumlara, sivil toplum örgütlerine ve başta da Piri Reis Haritacılar Derneğine huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, yüce Meclisimizin siz değerli üyelerinin de 2013 Piri Reis Haritasını Anma Yılı etkinliklerine vereceği desteğe şimdiden teşekkür eder, bu tür etkinliklerin ülkemizin büyümesine, gelişmesine, tanıtılmasına vesile olmasını diler, yüce heyetinizi de saygıyla selamlar ve 1513 yılında yapılan bu haritayı da hepinizin malumu üzere, tekrar göstermek istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nedir o?

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Dedelerimizin çizdiği harita. (AK PARTİ sıralarından alkışlar.)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Boyraz.

Gündem dışı üçüncü söz, Lozan mübadil kuruluşlarının görüşleri hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Turhan Tayan’a aittir.

Buyurun Sayın Tayan. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, Lozan mübadil kuruluşlarının görüşlerine ilişkin gündem dışı konuşması

TURHAN TAYAN (Bursa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ikinci kuşak mübadil çocuğu olarak, başta Lozan Mübadilleri Vakfı olmak üzere 22 mübadil kuruluşunun ortak bildirisini ilgi ve dikkatlerinize saygıyla arz ediyorum.

Sayın milletvekilleri, bundan doksan yıl önce, 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Yunan Hükûmeti arasında Türkiye’de yerleşik Rum Ortodokslar ile Yunanistan’da yerleşik Türk Müslümanların zorunlu göçünü öngören mübadele sözleşmesi imzalandı. Balkan Savaşı’nın başladığı 18 Ekim 1912 tarihinden itibaren yurtlarını terk etmiş olanları da kapsamına alan bu sözleşmeyle yaklaşık 2 milyon insan doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalmıştır.

Mübadeleye tabi tutulanlar yüzlerce yıldır ekip biçtikleri topraklarını, ekmek parası kazandıkları iş yerlerini, evlerini, ibadet ettikleri kutsal mekânlarını, sevdiklerinin mezarlarını geride bıraktılar. Bu uzun ve zahmetli yolculuk sırasında kaybettiklerinin ölülerini denize verdiler, yetersiz beslenmeden ve kötü fiziki koşullardan ötürü hastalanarak ölenler oldu, aileler dağıldı. Yeni vatanlarında uzun süre uyum güçlüğü çektiler, acılarını dışarıya vurmadılar, anlatmadılar, aktarmadılar.

Mübadillerin doğdukları toprakları ziyaret etmelerine uzun yıllar izin verilmedi. Birinci kuşak mübadillerin hemen hemen tamamı memleket hasretiyle bu dünyadan sessizce göç edip gittiler. Son yıllarda giderek artan sayıda mübadil çocuğu ve torunu bir vasiyeti yerine getirircesine aile büyüklerinin yaşadıkları memleketlerini ziyaret etmek istiyor; onların doğdukları kentleri, köyleri, mahalleleri, ibadet ettikleri kutsal mekânları görmek istiyor; kendi özel tarihlerine ve kültürlerine ait izleri sürmek istiyor. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uygulanması, vize alınırken çekilen sıkıntılar düş kırıklığı yaratıyor.

AB aday üyesi olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yapılan 100 euro harcamanın karşılığında tek girişli, çok kısa süreli vize alabiliyor. Oysa AB aday üyesi dahi olmayan bazı ülkeler vize ücreti olarak sadece 35 euro ödüyor. Yunanistan Hükûmetinden ve AB yöneticilerinden iki halk arasına örülen vize duvarını kaldırmalarını talep ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinden de bu insancıl talebimizin takipçisi olmasını rica ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bizler de Yunanistan vatandaşı olan Rum Ortodoks mübadiller gibi, aile büyüklerimizin doğdukları toprakları vizesiz olarak ziyaret etmek istiyoruz. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Yunanistan Hükûmetinden mübadillerin geride bıraktıkları tüm kutsal ve tarihî mekânların günümüze kadar ayakta kalmış olanlarının restore edilmelerini, korunmasını talep ediyoruz. Türkiye’deki ve Yunanistan’daki yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının mimari mirasın korunması konusunda gösterdikleri çabalara merkezî yönetimlerin maddi ve teknik olarak destek vermelerini bekliyoruz.

Mübadeleden kalan kültürel mirasın korunması, tüm mübadillerin aile büyüklerinin memleketlerini vizesiz ziyaret etmelerine imkân sağlanması, iki halkın birbirini daha yakından tanımalarına, halklar arasındaki dostluğun pekişmesine ve barış kültürünün gelişmesine hizmet edecektir.

Azınlık kurumlarına ve diplomatlara yönelik ırkçı saldırılardan üzüntü duyduğumuzu, şiddetle kınadığımızı ifade ederek acil önlemler alınmasını talep ediyoruz.

Balkan Savaşı’ndan Balkan barışına giden yolun ilk kilometre taşları, 1930 yılında Atatürk ve Venizelos tarafından döşenmişti.

Bizler mübadil çocukları ve torunları olarak, mübadelenin 90’ıncı yıl dönümünde Balkanlarda, Ege adalarında ve yaşadığımız coğrafyada çatışma yerine barış, farklı olanı sürgün yerine birlikte yaşama ortamının oluşturulabileceğine yürekten inanıyoruz. Savaşlarda ve göç yollarında yaşamını yitirenleri bir kez daha saygı ve rahmetle anıyor, çekilen acılar bir daha yaşanmasın diyoruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tayan, teşekkür ediyorum.

Buyurun…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, kendisinin de bir mübadil torunu olduğuna ve göç yollarında yaşamını yitirenleri rahmetle andığına ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de üçüncü kuşak bir mübadil torunu olarak şunu söylemek istiyorum: Herkes kendi acılarını bilir. Bu topraklarda çok acı çeken insanlar olmuştur; işkence görenler, hayatını kaybedenler… Herkes konuşur da bunları mübadiller hiç konuşmamıştır. Acılarını, sıkıntılarını, dertlerini hep içine atmışlardır, içine gömmüşlerdir; hiç kin tutmamışlardır. Göç yollarında nasıl geldiklerini, ölülerini kokmasın diye gemiden nasıl denize attıklarını ancak biz mübadil torunları biliriz. Vatan terk etmenin zorluğunu, evini barkını, ağacını çiçeğini, mezarlarını bir başka toprakta bırakıp bir belirsizliğe doğru nasıl gittiklerini, o büyük acıyı, o büyük sıkıntıyı nasıl yaşadıklarını mübadil torunları çok iyi bilirler. Göç yollarında yaşamını yitiren, acılar çeken insanlarımızı rahmetle anıyoruz.

Size de teşekkür ediyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Ben de bir kere daha, “evladı fatihan” dediğimiz bu yurttaşlarımızın kendi yurtlarına yüz yıl sonra da olsa kavuşmalarından dolayı memnuniyetimizi ifade etmek istiyorum.

Arkadaşlarımızın gündem dışı konuşmaları bitti.

Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Özkan…

2.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Ankara’nın Çubuk ilçesi esnafının sorunlarına, hayvan pazarındaki besicilerin Et ve Balık Kurumundan taleplerinin yerine getirilmesini istediklerine ve bu konuda Hükûmeti uyardığına ilişkin açıklaması

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bugün sabahleyin Ankara il örgütümüzle ve Çubuk ilçe örgütümüzle Çubuk hayvan pazarındaydık, aynı zamanda da oranın pazarını dolaştık. Oradaki esnaflarımız, taksici esnaflarımız çok dertli, minibüsçü esnaflarımız çok dertli. Ankara bütünşehir olmasına rağmen, Ankara içine sefer yapamadıklarını, müşteri alamadıklarını ifade ediyorlar. Bu konuda Hükûmetin bir tedbir alması… Ankara Büyükşehir Belediyesi Adalet ve Kalkınma Partisinden olduğuna göre, Sayın Melih Gökçek onlara söz vermiş ama söz yerine getirilmemiş. Çubuk’ta havaalanı var, Esenboğa Havaalanı Çubuk hudutları içerisinde ama oranın taksici ve minibüsçüleri bu havaalanından yararlanamıyor. Yararlanma yönünde talepleri var.

Ayrıca, hayvan pazarındaki besicileri, sıfır faizli kredilerin bugünlerde ödendiğini, Et ve Balık Kurumunun sıra verdiğini, Et ve Balık Kurumunun bir an önce küçük üreticinin taleplerini yerine getirmesini istemektedirler. Bu konuda Hükûmeti uyarıyor, söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

Sayın Eyidoğan…

3.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, vatandaşın 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’la ilgili olarak bilgilendirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Tüketici dernekleri halkımızı uyarıyor. Konutta yap-sat döneminden sat-yap dönemine geçildi. Karton maketi gösterip konut satılıyor. İnşaatı tamamlanmamış ve maketten de beğendirilerek yapılan gayrimenkul satışları 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 7’nci maddesinde belirtilen kampanyalı satışlara tabidir. Maketten konut satışlarında tüketiciler, mağduriyetle karşılaşmamaları için, 4077 sayılı Kanun’un kendilerine verdiği haklara göre banka teminat mektubu ya da satış sigortası aramalıdırlar. Büyük reklam kampanyalarıyla satış yapan firmalar sigorta veya banka teminat şartını yerine getirmemektedir. Mağdur tüketiciler firma ve kredi kullanmışsa banka aleyhine dava açabileceklerdir. Ayrıca, denetim yükümlülüğünü yerine getirmediği için devletin de sorumlu olduğunu savunarak tüketiciler idare mahkemesine dava açabileceklerdir. Vatandaş bu konuda kamu spotlarıyla bilgilendirilmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Eyidoğan.

Sayın Özcan…

4.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Hükûmetten Bolu’da bugüne kadar yapılmış tüm 18’inci madde uygulamalarının inceletilmesini istediğine ilişkin açıklaması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Gerçi, bizi dinleyecek bir Hükûmet bakanı burada yok ama ben yine de dillendirmek istiyorum.

Bolu, AKP’li bir belediye başkanı tarafından iki dönemdir yönetilmektedir. Bu belediye başkanı, Bolu’da sorumsuz bir şekilde 18’inci madde uygulamaları yapmaktadır. Bu uygulamalar yapılırken son derece ciddi usul hataları, esaslı hatalar ve keyfîlik yaşanmaktadır. Bunu nereden biliyorum? 18’inci madde uygulamalarıyla ilgili olarak Sakarya idare mahkemelerinin verdiği kararlardan bunu biliyorum. Dava açmaya ve itiraz etmeye kalkan vatandaşlar belediye tarafından açık olarak tehdit ediliyor, sindirilmeye çalışılıyor.

Ben buradan Hükûmete sesleniyorum, lütfen bir müfettiş görevlendirip Bolu Belediye Başkanı tarafından bugüne kadar yapılmış tüm 18’inci madde uygulamalarını inceletin. İncelettiğinizde şunu göreceksiniz: Bolu’da 18’inci madde mağdurları ve 18’inci madde zenginlerinin nasıl yaratıldığını göreceksiniz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özcan.

Sayın Doğru…

5.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 5084 sayılı Teşvik Kanunu’nun süresinin sona ermesiyle yaşanan mağduriyetlere dikkat çekmek istediğine ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Meclisin dikkatini çekmek için söz almış bulunuyorum. 5084 sayılı Teşvik Kanunu 31/12/2012 tarihinde sona ermiş, uzatılmamıştır. Ancak Teşvik Kanunu’nun sona ermesiyle beraber bundan faydalanan 42 ildeki iş yerlerinde çok büyük mağduriyet yaşanmaktadır. Haksız rekabet ortamı ortaya çıkmış, iş yerlerinin hepsinde maliyetler katlanmıştır. Bugün Tokat ili Medical Park özel hastanesi, Canicas Tekstil yöneticileri ve birçok iş yeri sahibi arayarak işi azaltmak ya da kapatmak durumuyla karşı karşıya kaldıklarını ifade etmişlerdir. 5084’ü ihtiva eden kanun, mutlaka tekrar yeni şekliyle düzenlenmeli ve kanunlaştırılmalıdır diyor, Meclisin dikkatini çekmek istiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.

Sayın Yeniçeri…

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki istifalara ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bilindiği gibi, Oramiral Nusret Güner geçen hafta casusluk davasından duyduğu rahatsızlığı ifade ederek görevinden istifa etmişti. Deniz Kuvvetlerinden birçok komutan da hapishanede tutuklu. Kardak Kayalıkları’na Türk Bayrağı’nı çeken timin kahraman komutanları da Silivri’de. Deniz Kuvvetlerinin amiral gemilerine atanacak amiralin kalmadığı basında yer alan haberler arasında.

Bu arada Hava Kuvvetlerinden de 100’ün üzerinde pilotun istifa ettiği haberleri gündeme geldi. TSK, bunu, zorunlu hizmetin on beş yıldan on yıla düşmesi ve özel sektörün ödediği yüksek ücretlerle açıklamıştır.

Başbakan Erdoğan “Komuta kademesinde oralara gönderilecek subayımız kalmıyor, böyle şey olmaz.” dediğine göre durum vahim demektir. Yaşananlar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin moral ve motivasyon sorunu yaşadığını göstermektedir.

Teröristbaşı Öcalan’ın devletle muhatap edildiği bir ortamda, Türk Silahlı Kuvvetlerinin muhatap olacağı bir makam bulamaması ilginçtir.

Ey AKP ve iktidarı, titre ve kendine gel!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yeniçeri.

Sayın Toptaş…

7.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, emekli devlet memurlarının zor durumda olduklarına ilişkin açıklaması

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir emekli devlet memurundan aldığım mektuptan bir pasaj okumak istiyorum yüce Meclise:

“Ben 1’inci derecenin 4’üncü kademesinden emekliye ayrılmış bir devlet memuruyum. Emekli ile çalışan arasında 1-1,5 kat maaş uçurumu var. Çalışanın aldığı maaşta gözümüz yok, ancak emekli devlet memurlarına da yaşayacakları bir maaş verilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Sayın büyüklerimiz memur emeklilerinden elektrik, su parası, telefon parası, sebze, meyve, gıda, giyim gibi ücretlerin alınmadığını mı düşünüyorlar? Emekli deyince yaşamayan bir insan mı düşünüyorlar?

Emekli devlet memurlarının durumlarının gündeme getirilmesini istiyoruz. Yirmi beş, otuz yıl bu devlete hizmet etmiş öğretmen, memur, amir başı dik yaşamalıdır.

Biz, kasap, bakkal, manavla köşe kapmaca oynuyoruz. Her gün borçlu olduğumuz insanları görmemek için ayda bir çift ayakkabı eskitiyoruz.

Sizin de bildiğiniz gibi bu Hükûmet toplumu sadaka toplumu yaptı; vatandaşın gururu, onuru, şerefi ayaklar altına alındı. İzlenen taktik ‘Muhtaç et, aç bırak, sadaka ver, şükretsin.’ Politika budur.

Emekliye yüzde 3-5 değil, yaşayabileceği bir maaş istiyoruz.” diyor.

Kendi dileklerinin Parlamentoda dillendirilmesini istediler.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toptaş.

Sayın Şandır…

8.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kahramanmaraş’ın zafer gününün 93’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Kahramanmaraş’ın Değerli Milletvekili Sayın Mehmet Sağlam.

Bugün, Kahramanmaraş’ın Zafer Günü’nün 93’üncü yıl dönümü. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, başta Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli olmak üzere tüm parti yöneticilerimiz adına tüm Kahramanmaraşlıların bu Zafer Günü’nü yürekten kutluyoruz. Onlara “kahraman” demek onların analarının ak sütü kadar helal haklarıdır. Millî Mücadele’nin başlangıcında Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa ve tüm güney illerimiz gerçekten kahramanca düşmana karşı durmuşlar, yurtlarının işgal edilmesine karşı çıkmışlardır.

Şehitlerimize rahmet diliyor, tüm Kahramanmaraşlılara saygılar sunuyoruz efendim.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Şandır.

Sayın İrbeç…

9.- Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in, Piri Reis’i rahmetle andığına, Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki yer altı kaynaklarına yönelik çalışmalarına ve Akdeniz’de etkinliğimizin kaybolmakta olduğuna ilişkin açıklaması

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gurur kaynağımız denizcimiz Piri Reis’i rahmet ve minnetle anarken, Akdeniz’de kaybedilen etkinliğimiz bizleri ziyadesiyle üzmektedir. Güney Kıbrıs, Doğu Akdeniz’deki yer altı kaynaklarına yönelik 1996’dan bu yana sistematik bir çalışma yürütüyor. 2006’da önce Mısır, ardından İsrail’le münhasır ekonomik alan anlaşmaları imzalayan Rumlar, adanın güneyini tek yanlı olarak on üç parsele ayırmıştır. Adanın 175 kilometre güneyindeki on ikinci parseli Amerikan Noble Enerji Şirketine veren Rumlar, geçen yıl bu bölgede doğal gaz yataklarına ulaşmıştır.

Bugünkü haberlere göre, Rumlar tek yanlı olarak hazırladığı sözde parsellerden iki parseli Fransız Total ve üç parseli de İtalyan ENI Şirketine verdi. Rum yönetimi ayrıca Amerikan şirketine verdiği “Afrodit” isimli bölgeye İsrail’in Delek Şirketini de ortak etmiştir. Rum Ticaret Bakanıyla anlaşmayı imzalayan Total’in Orta Doğu’dan sorumlu başkan yardımcısı iki ve üç boyutlu sismik çalışmaların ardından bölgede on araştırma sondajı yapacaklarını ve doğal gazın yanı sıra petrol de arayacaklarını açıkladı. Total iki parsel için Rum yönetimine 24 milyon euro peşinat vermiştir.

Bu bakımdan, Kıbrıs politikasında ve Akdeniz’de söylenenden ileriye gidememiş olmamız milletimizi üzmektedir.

Teşekkür ediyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İrbeç.

Sayın Özel…

10.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kartal Maltepe Cezaevinde bulunan ve şartlı salıverilmesi gerekirken bu haklarından yararlandırılmayan 300 kadar hükümlünün mağdur edildiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son düzenlemelerden sonra şartlı salıverilmesi gereken 300 kadar hükümlü, Kartal Adliyesindeki taşınma bahane edilerek mağdur edilmektedir ve bu haklarından yararlanamamaktalar. Kartal Maltepe Cezaevindeki bu mağdur kişilerle İstanbul Milletvekilimiz Kadir Gökmen Öğüt her an birlikte ve sorunlarını takip etmekte, gündeme getirmektedir. Bir kez de, yapmış olduğumuz düzenlemenin idarenin yarattığı bir zafiyetten dolayı hayata geçirilemediğini ve oradaki tahliyeyi hak eden kişilerin mağdur edildiğini yüce Meclisin bilgisine arz ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Sayın Ağbaba…

11.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, onlarca köy yolu çamurdan geçilmezken Kürecik’te kurulan kalkana giden yolun köy yolu kapsamından çıkarılarak asfaltlanmasını kınadığına ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, İsrail’i korumak için Kürecik’e kalkan kurmak yetmedi, Kürecik’teki kalkana ziyaret yasağı da yetmedi, kalkanda 150 ABD askerini çalıştırmak da yetmedi, kalkanda çalışan askerleri korumak için Türk askerlerine kapıda nöbet tutturmak da yetmedi. Şimdi de askerler kalkana rahat gidip gelsinler diye devletin kasasından vatandaşın vergisiyle yollar yapılıyor. Başbakanın emriyle, ABD askerleri mağdur olmasın diye, yollarda perişan olmasın diye Kürecik kalkanına giden 3 kilometrelik yol köy yolu kapsamına alındı. Orada onlarca köy çamurdan geçilmezken kalkana giden yolun asfaltlanmasını kınıyorum. Orada onlarca köy hâlâ bugün kardan kıştan geçilmiyor.

Ben Kürecik’e defalarca gittim, oraya “köy” diyen hiçbir tane insan görmedim. Oraya “köy” diyen görmeyen gözleri buradan bir kez daha kınıyorum. Yapacaksanız Malatya’daki köylere hizmet yapın. Orada Türkiye’nin işgaline yol açılmasına izin veren zihniyeti bir kez daha buradan kınıyor, bu kararın bir kez daha değerlendirilmesini rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Sisteme giren arkadaşlarımızın bazılarına söz veremiyoruz. 10 kişiyle sınırlı.

Sayın Aydın, Grup Başkan Vekili olarak buyurun efendim.

12.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, AK PARTİ Grubu olarak 12 Şubat Kahramanmaraş’ın kurtuluş yıl dönümünü kutladıklarına, Sütçü İmam’ın şahsında tüm şehitleri rahmetle yâd ettiklerine ve Kahramanmaraşlıları kahramanca savunmalarından dolayı tebrik ettiklerine ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bizler de AK PARTİ Grubu olarak, 12 Şubat Kahramanmaraş’ın kurtuluşunu kutluyoruz, tebrik ediyoruz. Maraş’a kahramanlık unvanı verilmesine vesile olan Sütçü İmam’ın şahsında tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle, minnetle yâd ediyoruz. Diliyoruz ve umuyoruz, o Kahramanmaraş Kalesi’ne o günlerde dikilen o bayrak ilelebet dalgalanacaktır.

Bu vesileyle, bir kez daha tüm Kahramanmaraşlıları, kahramanca savunmalarından dolayı tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Grup Başkan Vekili.

Şimdi gündem dışı konuşmalar ve sözler tamamlanmıştır. Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey ve 26 milletvekilinin, engelli vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/497)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Engelli vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılması ve ihtiyaçlarının belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98 ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca "Meclis Araştırması" açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Şafak Pavey                                (İstanbul)

2) Mehmet Akif Hamzaçebi            (İstanbul)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu          (İstanbul)

4) Bülent Tezcan                             (Aydın)

5) İhsan Özkes                                (İstanbul)

6) Ayşe Nedret Akova                    (Balıkesir)

7) Hasan Akgöl                              (Hatay)

8) Osman Aydın                             (Aydın)

9) Mehmet Ali Ediboğlu                 (Hatay)

10) Rıza Türmen                             (İzmir)

11) Rahmi Aşkın Türeli                  (İzmir)

12) Haluk Eyidoğan                        (İstanbul)

13) Mahmut Tanal                          (İstanbul)

14) Ali Demirçalı                            (Adana)

15) Ömer Süha Aldan                     (Muğla)

16) Muharrem Işık                          (Erzincan)

17) Turgut Dibek                            (Kırklareli)

18) Namık Havutça                         (Balıkesir)

19) İlhan Demiröz                           (Bursa)

20) Faik Tunay                               (İstanbul)

21) Mustafa Moroğlu                     (İzmir)

22) Veli Ağbaba                             (Malatya)

23) Ayşe Eser Danışoğlu                (İstanbul)

24) Binnaz Toprak                          (İstanbul)

25) Sedef Küçük                             (İstanbul)

26) Sena Kaleli                               (Bursa)

27) Hülya Güven                            (İzmir)

Gerekçe:

Ülkemizde engellilerin durumu tahmin edilemez boyutlarda perişanlık ve sahipsizlik içinde bulunmaktadır. Bu durumu ve sıkıntılarını milletvekilleriyle paylaştıkları binlerce e-mail, telefon ve yüz yüze görüşmelerde de teyit edilmiştir.

Türkiye'nin en sessiz çoğunluğunu oluşturan engelli vatandaşlarımızın sayısı aileleri ile birlikte 30 milyon civarında tahmin edilmektedir. Bu rakam konunun aciliyeti ile kesin sonuçlar alınacak çalışmalar yapılması konusunda ne kadar hızlı davranmamız gerektiğini açıkça göstermektedir.

Sağlık Bakanlığının 16 Temmuz 2006 tarihinde "Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik"te yapmış olduğu değişiklik sonucunda ülkemizdeki milyonlarca engelli bir gecede engelsiz oluvermişlerdir. İki yüz yıl önce adli tıp tazminatlarını belirlemek üzere kullanılan Balthazar cetveli ile verilen raporlarda engelli aleyhine bütün fırsatlar kullanılmaktadır.

Sadece genel olarak engelli erişimi değil, engelli çocukların diğer çocuklarla birlikte kaynaştırıcı eğitim hedefleri için erişilebilirlik ve kalifiye eğitimci çalışmasına dair hiçbir sonuç görmemekteyiz. İşitme engelli okullarında işaret dili kullanımı yasal kabul edilmemekte, bu okullarda dudak okuma eğitimi de bulunmamaktadır. Ayrıca toplumsal entegrasyon açısından da işitme engellilerin hayatlarını kolaylaştıracak olan alt yazı ya da işaret dili tercümesinin yaygınlaştırılması konusunda yeterli çaba sarf edilmemektedir. Bunun sonucunda ise çocuklarımız mutlak bir sessizlikle beraber eğitimsizliğe mahkûm edilmektedir. Eğitimsiz kalan engelli gençlerimiz ise işsizlik oranının görece yüksek olduğu ülkemizde iş bulma ümitlerini dahi kaybetmiş durumdadırlar.

Sosyal Güvenlik Kurumu mevzuatında 1/1/2011 tarihinde yapılan değişiklik sonucunda; engellilerin, zaten oldukça sınırlı sayıda temin edebildikleri medikal ihtiyaçlarına ve engelli araçlarına ulaşabilmeleri oldukça zorlaştırılmıştır. Bu zorluğu aşabilenler ise “katkı payı” adı altında âdeta gizli bir vergi ödemektedirler. Bu anlamda engellilerin hayatlarını kolaylaştırması gereken yönetmelikler en temel insan haklarını ihlal etmektedir.

Kamu hizmetlerinden güçlükle faydalanabilen engelliler devletin özel sektörü teşvik etmemesi nedeniyle de özel sektörden satın aldıkları hizmetlerde de sıkıntılar yaşamaktadırlar. Örneğin, Türk Hava Yolları engelliler için indirimli bilet hakkı tanımaktadır ancak engelli bileti en pahalı ücret üzerinden hesaplanmakta ve engelli yolcu sıradan yolcudan çok daha pahalıya seyahat etmektedir. Sadece bu örneği toplumsal olarak engellilere karşı gerçek bakışımızı yansıtması açısından sunmaktayız.

 6111 sayılı Kanun’a istinaden çıkarılan ve 3/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren Özürlülerin Devlet Memurluğuna Alınma Şartları ile Yapılacak Merkezi Sınav ve Kura Usulü Hakkındaki Yönetmelik bugün itibarıyla hâlen uygulanmaya başlanmamıştır. Buna karşılık, yaklaşık 18 bin kamu ve 30 bin özel sektör kadrosu boş tutulmaktadır. Devlet kendi koyduğu kotalara kendisi uymazsa toplumun hangi kesiminden yasaya uymasını bekleyebilir?            

Bugüne kadar engelliler, topluma bağış ve sadaka muhatabı acizler gibi sunuldukları için, anayasal vatandaşlık tanımı içinde algılanmamaktadırlar. Kamuoyunu, sahtekâr değil engelli olduklarına, ihsan değil hak almak istediklerine ikna edememektedirler ve bu algılarla mücadele ederken eşit onur hakları ayaklar altına alınmaktadır.                                  

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19’uncu Döneminde kurulan Engelli Sorunları Araştırma Komisyonu iyi niyet gösterisi olmaktan öteye gidememiştir. Ayrıca, o günden bugüne hem engellilerin sorunları hem de bu sorunların çözümleri hayli değişmiştir.

Devletimizin imzalamış olduğu Birleşmiş Milletler Engelli İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de gereği olarak engellilerin sorunlarının ve bu sorunların çözüm yollarının tespit edilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci maddesi ile İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

2.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan ve 21 milletvekilinin, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınıp çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanan öğrencilerin durumlarının tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/498)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde 2006 yılında yürürlüğe giren TMK (29/6/2006 tarih ve 5532 numaralı Kanun) kapsamında kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınıp çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanan öğrencilerin durumlarının tüm yönleriyle araştırılması ve aydınlatılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Nursel Aydoğan                         (Diyarbakır)

2) Pervin Buldan                             (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                              (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                  (Muş)

5) Murat Bozlak                              (Adana)

6) Halil Aksoy                                (Ağrı)

7) Ayla Akat                                   (Batman)

8) İdris Baluken                              (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu            (Bitlis)

10) Emine Ayna                              (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                  (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                                  (Hakkâri)

13) Esat Canan                                (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                 (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                         (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                        (Kars)

17) Erol Dora                                  (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                       (Mersin)

19) Demir Çelik                              (Muş)

20) İbrahim Binici                           (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                (Van)

22) Özdal Üçer                               (Van)

Gerekçe:

2006 yılında yürürlüğe giren başta Kürt gençleri olmak üzere, toplumun hemen bütün kesimlerini terörize-illegalize eden, bilindik ismiyle TMK kapsamında, binlerce ilköğretim, lise ve üniversite öğrencisi gözaltına alınmış, gözaltına alınanların önemli bir kısmı çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklanmıştır.

İçlerinde çocukların da bulunduğu bu öğrenciler, ya okullarından atılmışlardır, ya okul yönetimi tarafından uzun süreli uzaklaştırma cezaları almışlar ya da kendileri adaptasyon sorunu yaşadıklarından öğrenim gördükleri kurumdan ayrılmışlardır.

Tutuklu olan öğrenciler öğrenim gördükleri kurumlardaki derslerine devam edememiş, sınavlarına girememişlerdir. Özellikle de üniversite öğrencilerinin final dönemlerine denk gelen operasyonlardan kaynaklı olarak, öğrenciler telafisi olmayan final sınavlarına giremediklerinden öğrenim sürelerini uzatmak zorunda kalmışlardır.

Uzun süreli tutukluluk nedeniyle derslerinde, öğrenim gördükleri kurumlarda olması gereken öğrenciler, ne yazık ki tutukluluğun cezaya dönüşmesi nedeniyle aylarını, yıllarını dört duvar arasında harcamak zorunda kalmaktadırlar.

Tahliye olduktan sonra öğrencilerin çoğu aileleriyle, arkadaşlarıyla ve çevreleriyle uyum sorunu yaşamaktadırlar. Bu nedenle de TMK sadece gözaltına alınıp tutuklanan öğrencileri olumsuz etkilemeyip aksine bu kişilerin başta anne ve babaları olmak üzere bütün çevrelerini, hem maddi hem de manevi olarak olumsuz etkilemektedir.

İşte bu bağlamda konunun tüm yönleriyle araştırılıp meydana gelen maddi ve manevi zararların tespit edilmesi amacıyla Meclis araştırması açılması gerektiğini Anayasa'nın 98'inci İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve 21 milletvekilinin, trafik kazalarına neden olan etkenlerin ve alınacak önlemlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/499)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde trafik kazaları her yıl önemli can ve mal kayıplarına neden olmaktadır. Trafik kazalarına neden olan etkenlerin araştırılması, alınacak önlemlerin tespit edilmesi ve sorunların çözümü için Anayasa’mızın 98'inci Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Özcan Yeniçeri                           (Ankara)

2) Mehmet Şandır                           (Mersin)

3) Mehmet Günal                            (Antalya)

4) Edip Semih Yalçın                      (Gaziantep)

5) Seyfettin Yılmaz                         (Adana)

6) Reşat Doğru                               (Tokat)

7) Alim Işık                                    (Kütahya)

8) Faruk Bal                                    (Konya)

9) Cemalettin Şimşek                      (Samsun)

10) Lütfü Türkkan                          (Kocaeli)

11) Ali Uzunırmak                          (Aydın)

12) Ali Halaman                             (Adana)

13) Mehmet Erdoğan                      (Muğla)

14) D. Ali Torlak                            (İstanbul)

15) Erkan Akçay                             (Manisa)

16) S. Nevzat Korkmaz                  (Isparta)

17) Oktay Öztürk                            (Erzurum)

18) Celal Adan                                (İstanbul)

19) Koray Aydın                            (Trabzon)

20) Yusuf Halaçoğlu                      (Kayseri)

21) Emin Haluk Ayhan                   (Denizli)

22) Bülent Belen                             (Tekirdağ)

Genel gerekçe:

İnsanların büyük bir bölümünün aklına trafik denince stres, karmaşa gürültü, kazalar, ölümler ve yaralanmalar gelmektedir. Ama asıl önemlisi, neredeyse hemen her gün meydana gelen trafik kazaları ve sonuçlarıdır. Trafik olgusu genelde olumsuz biçimde sosyal ve ekonomik yaşamımıza etki etmekte, özellikle şehir yaşamında gözle görülmeyen sosyal ve psikolojik etkilere neden olmaktadır.

Ulaşım günümüzde bireylerin en temel ihtiyaçlarından birisidir. Ülkeler coğrafi koşulları ve ekonomik olanaklarına göre belirli ulaşım sistemlerini tercih etmektedirler. Ancak bu tercihler sonucu kimi zaman yetersiz kalan hizmetler, ulaşımı sorun olarak da ortaya çıkarmaktadır. Ülkemizde yolcu ve yük taşımacılığı büyük ölçüde kara yolu ulaşımı ile sağlanmaktadır. Bu nedenle trafik kazalarının oluşumunda kara yolu taşımacılığı önemli bir etkendir.

Dünyada gelişmiş ekonomiler ulaşım sorunu ve genel olarak trafik güvenliği, altyapı hizmetleri, ilk yardım, acil müdahale, kaza sonrası kurtarma hizmetleri, eğitim, yasal mevzuat ve denetim hizmetlerinin yerine getirilmesini ifade etmektedir. Trafik güvenliği, bu sayılan unsurların bir arada uyumlu ve tam olarak yerine getirilmesi ile sağlanabilmektedir.

Kara yolu güvenliği kapsamında, kara yolu mevzuatı, kara yolunu kullananların eğitimi, iyi taşıt, altyapının güvenliğini artırıcı faaliyetler, denetim, kurumsal güçlendirme, trafik altyapısı gibi alanlarda öne çıkmaktadır. Dolayısıyla trafik kazalarının önlenmesi bağlamında yapılacak araştırma, çözüm önerilenin bu konular üzerinde yoğunlaşması gerekmektedir.

Trafik kazalarının sonuçları itibarıyla önemli etkileri olmaktadır. Sosyal boyutta her yıl trafik kazaları sonucunda binlerce insanımız yaşamını kaybetmekte, yüz binlerce insanımız yaralanmakta ya da sakat kalmaktadır. Öte yandan trafik kazaları sonucunda ölen ya da yaralananların yakınlarına dair psikolojik etkiler de hesaba katıldığında, sosyal boyutun çok daha geniş bir alanı kapsadığı görülmektedir.

Trafik kazalarının diğer bir boyutu da ekonomik yönüdür. Tüm dünyada ve özellikle de ülkemizde trafik kazaları maddi ve manevi birçok zarara ve kayba neden olmaktadır. Meydana gelen büyük maddi zararın yanı sıra, her yıl birçok vatandaşımız trafik kazalarında yaşamını kaybetmekte ya da geçici veya kalıcı bir şekilde sakatlanmaktadır. Ülkemizde birçok kişi tarafından en büyük sorun olarak algılanan terör olaylarında kaybedilen yaşamdan daha çok sayıda yaşam, trafik kazalarından kaybedilmektedir.

Trafik kazalarının etkilerinin bu kadar büyük olmasının önemli bir nedeni, ulaşım konusundaki yanlış politikalardır. Trafik konusunda yaşanan sıkıntıların giderilmesi, teknik ve fiziki altyapının iyileştirilmesi, denetimin caydırıcı olması, yasaların işlerliğinin ve bu konuyla ilgili kurumlar arasında koordinasyonun sağlanması, toplumda yer alan bütün fertlerin bilinçlenmesi ve trafik içinde yar alan sürücü, yaya ve yolcuların yeterli eğitimle donatılmasıyla sağlanabilir.

Trafik kazasında tek bir sorumlu bulmak çoğu kez olası değildir. Sonucunda trafik kazası oluşan bir sorumlular, nedenler zinciri söz konusudur ve bunlardan yalnız birinin ancak çoğunlukla birkaçının ortadan kalkması kaldırılmasıyla kazalardan kaçınma en aza indirgenmesi söz konusu olabilir.

Başlı başına bir sorun olarak görülebilecek ve birçok açıdan ele alınması gereken trafik konusu ve özellikle de trafik kazaları, üzücü ve görünür sonuçları nedeniyle acil çözüm bekleyen en temel sorunlardandır.

Bütün bu gerçeklerle trafik kazalarına etki eden nedenlerin üzerinde araştırmalar ve incelemeler geliştirilerek trafik kazalarının azaltılması, önlenmesi ya da en aza indirgenmesi, önlem ve çözüm önerilerinin belirlenmesi konusunda Anayasa’mızın 98'inci,Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, araştırma önergeleri bilginize sunulmuştur. Önergeler gündemdeki yerlerini alacak, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Pervin Buldan ve arkadaşları tarafından kadına yönelik şiddetin araştırılması amacıyla 22/11/2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                 7/2/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 07/02/2013 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Pervin Buldan

                                                                                                                    Iğdır

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

22 Kasım 2011 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Pervin Buldan ve arkadaşları tarafından verilen, kadına yönelik şiddetin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Milet Meclisine verilmiş olan (10/321) no.lu Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen ve diğer önergelerin önüne alınarak 7/2/2013 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak suretiyle birinci konuşmacı Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Sayın Tuncel, buyurun.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerimizde yer alan, Meclis araştırması açılmasına dair verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kürsüde ne yazık ki kadına dair gündem çok fazla dile getirilmiyor ya da kadınlara yönelik şiddet daha çok gündeme getiriliyor. Bunu da gündeme getirenler daha çok kadınlar oluyor. Oysa kadınların hayatını cehenneme çeviren kadınlar değil, erkekler; dolayısıyla erkeklerin değişmesi gerekiyor. Biz her defasında bu kürsüyü kullanarak, erkek şiddetine uğrayan kadınları hatırlatarak erkeklerin bu şiddetten vazgeçmesi, özellikle bu Parlamentoda bunun başlaması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, kadın-erkek eşitliği tartışmalarının bu Parlamentoda ele alınması gerektiğini ifade ediyoruz. Çünkü bu değişmediği sürece, Parlamentoda kadın-erkek eşitliği fikri yer etmediği sürece, bu konuda toplumsal yaşamın tüm alanlarında, bütün alanlarda kadın-erkek eşitliğine inanılıp buna göre politikalar geliştirilmediği sürece kadınlar öldürülmeye, kadınlar tacize ve tecavüze uğramaya devam ediyorlar.

2012 yılında öldürülen kadın sayısına baktığımızda bile bunu görürüz. Bununla herhangi bir şey ifade edemeyiz, bu bir katliam. 2012 yılında 165 tane kadın öldürüldü, 165 kadını erkekler öldürdü. 150 tane kadına tecavüz edildi, erkekler 2012 yılında 150 kadına tecavüz etti. Bunlar resmî rakamlara yansıyanlar. Yüzlercesi tacize maruz kaldı, binlercesi şiddete maruz kaldı. Bütün bunlar kadınlar açısından bir kader değil, Türkiye'nin kaderi değil, bunun değişebileceğine inanıyoruz biz. O açıdan da her fırsatta bu önergeleri indirerek bunun araştırılması gerektiğini ifade ediyoruz. Biz her önerge indirdiğimizde, iktidar partisi, bunun araştırılmasına gerek olmadığını, zaten kadınlar adına işler yaptıklarını ifade etmektedirler. Biraz sonra, muhtemelen, AKP adına konuşacak milletvekili böyle söyleyecek: “Araştırılmasına gerek yok, zaten biz bu konuda yasalar çıkartıyoruz.”

Geçen dönem de 8 Martta kadınlar açısından iyi bir şey yapalım diye bu Parlamentoda, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda bir kanun çıkarttık. Bu önemli bir şey diye ifade ettik ama bu kanun çıkartıldığından bugüne 165 kadının ölümünü engelleyemedik. Demek ki bir problem var, mesele kanun çıkarmakta değil. Bu Parlamentoda konular konuşulurken hep sonuçlarıyla ilgileniliyor. Yani nedenlerini ortadan kaldırmak, bunun nedenleri nedir, bunun nedenlerini nasıl ortadan kaldırırız tartışması yürütülmüyor. O yüzden de şiddet devam ediyor, kadınlar ölmeye devam ediyor.

Biz bu kürsüden bir kez daha Barış ve Demokrasi Partisi olarak şunu hatırlatıyoruz: Zihniyet değişmeden ne yazık ki şiddet ortadan kalkmayacaktır. Bugün, kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik şiddeti doğurmaktadır. Bu şiddet, tahakkümü, iktidarı beraberinde getirmektedir. Kadınların çoğu niye öldürülüyor biliyor musunuz sevgili arkadaşlar: Kendi hayatlarına dair söz sahibi olmak istedikleri için, veriler bunu veriyor. Kadınlar ne zaman ki kendi hayatlarına dair söz sahibi olmak istediklerinde erkekler bunu kendine tehlike olarak görüyor, öldürüyor. Bu, ciddi bir problem. Demek ki burada bir problem var; bunu değiştirmek durumundayız. Bunu değiştirmediğimiz sürece de kadın katliamları devam edecek.

Şimdi, burada, aslında yapılması gereken şey: Kadın-erkek eşitliği perspektifine nasıl bakıyoruz? Kadın ve erkeği eşit olarak görmediğimiz sürece ne yazık ki bu konuları konuşmaya devam edeceğiz.

İktidar partisi, mesela, bugün kadınların istihdam yaşamına katılması konusunda, toplumsal yaşama katılması konusunda iyi şeyler ifade ettiğini söylüyor ama yaptığı projelere bakıyoruz, aslında kadının ikincil olma rolünü, aile içerisindeki konumunu güçlendiren projeler yapıyor. Mesela, “aile” kavramı, AKP iktidarı için kutsal bir kavram, “Bu aileyi büyütelim, değiştirelim.” diyor. Bu aile ne yapıyor peki? Bu aile kadına şiddet uyguluyor, kadının birey olmasını engelliyor. Önce, aileyi demokratikleştirmek gerekir, aile içerisindeki kadın ve erkeğin eşit olduğu fikrini yaymak gerekir. Bunu yaymadığınız sürece aileyi güçlendirirseniz, geleneksel kadınlık ve erkeklik rollerini güçlendiriyorsunuz.

Bakın, bugün, Enerji Bakanlığıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ortak düzenlediği bir spot var, reklam spotu: “Enerji Hanım” Bu “Enerji Hanım” spotunda herkes bunu diyebilir: “Kadınlar ne güzel enerji tasarrufunda bulunuyorlar.” Ne yapıyor? Bakın, kadınlar çamaşır yıkıyor, bulaşık yıkıyor, ütü yapıyor, geleneksel olarak kadınlık rollerini devam ettiriyor. Erkek ne yapıyor? Televizyon izliyor. Şimdi, nasıl değişimden bahsedeceğiz? Biz, işlerin “kadın işi” veya “erkek işi” diye ayrılmasına karşıyız. Bugün ev içinde bulaşığı erkek de yıkayabilmeli, kadın da yıkayabilmeli, yemeği erkek de yapabilmelidir. Şimdi, siz bu geleneksel iş, rolünü “kadınların yapacağı işler”, “erkeklerin yapacağı işler” diye ifade ederseniz ve bunu bir reklam üzerinden devlet eliyle yayınlarsanız, buradan işte şiddet olayına çıkarız. Çünkü kadın ütü yapmadığında eşinden şiddet görüyor, kadın bulaşık yıkamadığında eşi şiddet uyguluyor, kadın çocuğuna bakmadığında eşi şiddet uyguluyor. Geleneksel olarak rolleri böyle tanımlarsanız, burada kadına yönelik şiddetten kurtulmamız mümkün değil. Mesela medyayı eleştiriyoruz, medyanın da bu cinsiyetçi rolleri üreten dilden vazgeçmesi, eril dilden vazgeçmesi gerektiğini ifade ediyoruz ama Hükûmet böylesi bir projeyi medya eliyle yaygınlaştırıyor.

Şimdi ben AKP’deki kadın milletvekillerine seslenmek istiyorum: AKP’deki kadın milletvekilleri, özellikle Sayın Bakan Fatma Şahin bu işin nereye gittiğini bilir. Bu konuda dikkatli olmak durumunda. Dikkatli olmak durumundayız. Bunu yapmazsak o zaman bu kadınların ölümünden kendimizi sorumlu görmek durumundayız.

Değerli milletvekilleri, eğer biz bunu yapmadığımız sürece, ciddi anlamda, önümüzdeki dönem kadınların şiddete uğraması, tacize uğraması ya da öldürülmesi konusunda kendimizi de sorumlu hissedeceğiz. Biz bu sorumluluğu almak istemiyoruz. O yüzden de “Gelin, bu araştırma önergemize destek verin.” diyoruz AKP’ye. Birlikte araştıralım, gerçekten kadına yönelik şiddetin nedenleri nedir?

Siz nedenlerini ortadan kaldırmadığınız sürece istediğiniz kadar yasa çıkarın, istediğiniz kadar cezaları artırın, buradan bir sonuç çıkmayacaktır. Toplumsal olarak bunu değiştirip dönüştürmek durumundayız çünkü bizim burada yaptığımız şeylerin topluma yansımaları da oluyor. Kadınlar iş yerinde de çok ciddi anlamda sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Bütün bunların kader olmadığını, değiştirebileceğimizin mümkün olduğunu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bakın, DİKASUM, Diyarbakır Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine bağlı bu kurum. Sığınma talebinde bulunan 74 kadınla bir araştırma yapmış. İlginç sonuçlar ortaya çıkmış: Yüzde 27’si kendi isteğiyle evlendiğini, yarısından çoğunun da psikolojik şiddet gördüğünü ortaya koyuyor bu araştırma. Yine bu araştırmaya göre, yüzde 20’si 18 yaşından önce doğum yapmış bu kadınların yani erken yaşta evlilik temel bir sorun olarak tespit edilmiş. Kadınların yarısı sığınma evi için bireysel başvuruda bulunurken, dörtte 1’i Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, yüzde 9,5’i de karakol aracılığıyla başvuru yapmış, yüzde 18’i ise önce kadın merkezlerine başvurmuş. Ayrıca, yüzde 73’ü şiddet, yüzde 16,2’si kalacak yerinin olmaması yüzünden, yüzde 8,1’i de aile içi geçimsizlik sebebiyle sığınmaevlerine başvuru yapmış. Bu sadece Diyarbakır’da yapılan bir araştırma, bunu Türkiye genelinde düşündüğünüzde çok fazla sorun var. Kadınların birçoğu şiddete uğradıkları hâlde bunu, bu toplumsal baskı nedeniyle ifade edemiyor.

İkincisi, devlet zaten korumuyor, yani şiddete maruz kalan kadınların -devlete başvurduğunda- neredeyse yüzde 73’ü öldürülmüş, devlet koruyamamış; karakola gittiğinde, emniyete gittiğinde geleneksel olarak “Eşindir, döver de sever de.” böyle ifade etmiyor ama ikna ederek kadını evine gönderiyor, o kadın da öldürülüyor. Öldürülen kadınların çoğu ya eşi tarafından ya sevgilileri tarafından ya da eski eşleri tarafından öldürülüyor.

Şimdi, bunlar ciddi anlamda bizim sorunlarımız değil mi? Biz Parlamentoda iş yapıyoruz, burada kadınların temsilinin artırılması gerektiğini düşünüyoruz. Kaldı ki bu Parlamento, kadına yönelik şiddeti önleyemiyor; bu Parlamentonun üyesi bile şiddete maruz kaldı. Bunlar sorun değil mi? Yani demek ki iş yerinde… Bunu eğitimli ya da eğitimli olmamak üzerinden ifade edemeyiz. Bugün, aslında -biraz önce söylediğim gibi- kadınlar en çok kendilerine dair, kendi yaşamlarına dair karar vermek istediklerinde şiddete maruz kalıyor. Aslında burada en çok da eğitimli kadınlar, iş kadınları, bir alanda çalışan kadınlar şiddete maruz kalıyor.

O açıdan, bu şiddeti önlemek hepimizin sorumluluğu, erkeklerin burada büyük bir rolü var. Buradaki erkekler kalkıp kadına şiddet uygulayan erkekleri eleştirmek durumundadır, yoksa kendileri de ortaktır. Erkek şiddetinin son bulması konusunda, kadınların örgütlü mücadelesi kadar erkeklerin de katil olan erkeklerle -ki buna böyle demek durumundayız- aralarına mesafe koymaları gerekir. Bunu yapmadığı sürece buradakiler de sorumlu olacaktır. Ama biz biliyoruz ki buradaki milletvekillerinin birçoğunun bile, aslında kendi evlerinde erkeklik yaptıklarını çok iyi biliyoruz. Yani bugün, burada, demokrat olanların ya da söz söyleyenlerin kendi evlerinde eşlerine, çocuklarına nasıl yaklaştıklarını biz bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Değerli milletvekilleri, umarız bu araştırma önergemize kabul oyu verirsiniz ve biz kadına yönelik şiddetin nedenlerini belirler ve kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırırız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tuncel.

Öneri üzerinde, aleyhinde olmak üzere Çankırı Milletvekili Sayın İdris Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri ve nedenlerinin araştırılarak bu konuda mevcut hukuksal düzenlemelere ve imzalanan uluslararası sözleşmelere işlerlik kazandıracak gerekli mekanizmaların oluşturulması yönündeki hususların tespiti amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasına yönelik önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan, kadın cinayetlerinin nedenlerinin araştırılması elbette çok önemli bir konu. Buna dair, ülkemizde yapılmış olan yasal düzenlemelerin nasıl bir tarihsel gelişim gösterdiğini araştırmak ve bu çerçeve içerisinde Parlamentomuzun neler yaptığını incelemek elbette ki bu Parlamento çatısı altında bulunan bütün milletvekillerimizin ortak görevi. Çünkü bizim siyaset anlayışımızda “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” zihniyetinin olduğunu her seferinde buradan ifade ediyoruz. İnsanı yaşatırken insanın en önemli ögesi olan kadınımıza karşı da bir kısım hak ve hukuklarının korunması ve onların sosyal çevre içerisinde etkinliklerinin belirginleşmesi noktasında AK PARTİ iktidarı döneminde atılmış adımları da görmezlikten gelmek asla mümkün olmamalı.

Buradaki hatip benden önce bir kısım ifadelerde bulundu. Aslında ben buraya çıkarken, bu Parlamentoya teşekkürle sözlerime başlamak üzere çıkmayı arzu ediyordum. Çünkü iktidarıyla muhalefetiyle içinde bulunduğumuz bu Parlamento 8 Mart 2012 tarihinde Türkiye’de, bütün insanlığa, insanımıza, bütün siyasilere örnek bir davranış sergiledi ve Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’u tam bir uyum ve ahenk içerisinde birlikte çıkarttı. İşte, Parlamentoda insanımızın, 75 milyonun bizden arzuladığı en önemli unsurlardan birisi de uzlaşmayla bir kısım kanunların Meclisten geçirilmesi talebi. Bu talebe de en güzel şekilde, kadınımıza karşı yekvücut, yekpare, beraber olmakla göstermiş olduğumuz duruşu örnek gösteriyoruz.

İşte bu güzellikleri burada yaşatmak lazım ve bunları bu kürsüden ifade etmek lazım ama buraya çıkıp da kadına karşı uygulanan şiddette ana unsur olarak sadece erkeği göstermek ve sadece erkeğin bu tür davranışlarıyla kadına karşı şiddet uygulamasını bir şekliyle sunmak bence son derece yanlış bir tutum. Zira, bizim, her şeyden önemlisi, kadınıyla erkeğiyle öncelikle aileyi yaşatmamız lazım. Aile unsurunu burada ifade ederken, güçlü bir aile ve toplum içerisindeki en önemli çekirdek aile olarak ailenin varlığını ifade etmemiz lazım. Sizler, daha konuşmaya başlarken ailenin bir unsuru olan erkeği bu olayın eksi yönünde göstermiş olmak ve bütün şiddet uygulamalarının erkekten geldiğini ifade etmiş olmak bence talihsiz bir açıklama idi. Dolayısıyla, ben, bunu bu kürsüden söylenmemiş olarak kabul ediyor ve öyle görmek istiyorum. Dolayısıyla, sosyal dünyamız içerisinde güçlü aile bireyini yetiştirebilmek için, hangi cinsten olursa olsun, öncelikle ahlaklı bireyler yetiştirmemiz lazım. Kadınına saygı gösteren, erkeğine saygı gösteren, toplumuna saygı gösteren bireyler yetiştirdiğimiz ölçüde hem kadına karşı olan şiddeti önlemiş olacağız hem de erkeğimize yapılan şiddeti bir şekliyle önlemiş olacağız.

Önemli olan, burada toplumsal uzlaşıyla ortaya çıkartılmış bir yasanın yürürlüğe ne şekilde intibak sağlanacağı ve ne şekilde uygulanacağına dair bir kısım çalışmalar yapmış olmak. Biz, AK PARTİ iktidarı olarak, kadına karşı şiddeti bir insanlık suçu olarak görüyoruz. İnsanımıza yapılan şiddeti de bir insanlık suçu olarak değerlendiriyoruz. Dolayısıyla, kimden gelirse gelsin, kötü bir davranış asla emsal teşkil etmemeli.  Ve 8 Mart 2012 gününde burada çıkartılan yasada emeği geçen tüm parti gruplarımıza da ayrı ayrı teşekkür ettiğimi bir sefer daha huzurunuzda ifade etmek istiyorum.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da AK PARTİ iktidarı dönemi içerisinde kurulmuş olan bir bakanlık ve son iki yıldır uygulamalarını gördüğümüz zaman, toplumun bütün katmanlarıyla, özellikle konusuna matuf ve maruf olan tüm kurumlarla istişareler yapmak suretiyle, kadına karşı şiddetin önlenmesine dair bir kısım eğitim programlarını, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının, başta barolarımız olmak üzere, aile mahkemelerine bakan hâkimlerin eğitiminde de çok önemli derecede uyguladığını görüyoruz. İnanıyorum ki, bu önümüzdeki süreç içerisinde, şu an itibarıyla kamuoyuna yansıyan ve bir kısım gazetelerde sürekli olarak manşete taşınan aile içi şiddetin, bir şekliyle ailenin tam olarak kutsal görüldüğü toplumumuzda, iyice bilinçlendirilmesi ve eğitimi sonrasında inşallah sonlandırılacağını düşünüyorum.

Ve yine, kadın konukevlerinin kurulmuş olması da bu dönemin çalışmalarından bir kısmı. Özellikle 50 bin nüfusu aşmış olan tüm beldelerimizde ve belediyelerimizde kadın konukevlerinin açılması noktasında bir yasal yaptırım uygulanıyor. Şu an itibarıyla da ülkemizde yaklaşık, 115’e yakın konukevinin varlığı ortada. 2002 yılı itibarıyla 12 adet olan konukevi şu an itibarıyla 115’te ve bir kısım koruyucu tedbirlerin uygulanmasına dair de yasal mevzuatımızda bir kısım çalışmalar yapılmakta.

Ben inanıyorum ki… Türkiye’de, son günlerde özellikle sıkça bahsedilen şiddet önleme merkezleri de bunlardan bir kısmı. Hâlihazırda 14’e yakın şiddet önleme merkezi kurulmuş durumda ve bunlar, kadınımıza karşı yapılacak her türlü şiddete karşı, onları koruyucu bir unsur olarak görülecek.

Ve yine, teknik takip müessesesi de ülkemizde uygulamaya başlandı ve pilot bölge olarak Bursa ve Adana illeri tercih edildi. Önümüzdeki günlerde de ben Türkiye’nin değişik bölgelerinde bu çalışmanın artırılarak devam edeceğini düşünüyorum.

Burada özellikle bir hususu da ifade etmek isterim ki kadın istihdamıyla alakalı yapılan projeleri de takdirle karşıladığımızı söyleyebilirim.

Hafta sonu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımızla birlikte seçim bölgem Çankırı’daydık. Orada, Sayın Valiliğimizin önderliğinde çok güzel bir proje başlatılmış ve Okullara Kadın Eli Değsin Projesi kapsamında, Toplum Yararına Çalışma Projesi’yle 400 tane kadınımıza istihdam imkânı sağlanmış ve onlara belediyemizin açmış olduğu kadın eğitim ve istihdam merkezlerinin açılışında da onların coşkusunu, istihdama yönelik arzusunu ve üretkenliğini görmüş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Biz, Çankırı kadını ve Türk kadınının sadece bir anne olarak görev yapmakla kalmadığını, onların Millî Mücadele döneminde yapmış olduğu katkıları; evladının üstüne örtmesi gereken battaniyeyi, Millî Mücadele döneminde, cephanesinin üstüne örten bir zihniyetin ürünü olduğunu çok iyi bir şekilde biliyoruz.

Burada, değerli hatibin konuşmalarının ekseriyetine katılmadığımı ancak bir hususa özellikle katıldığımı ifade etmek istiyorum. Değerli hatip bu ülkede bir zihniyet değişiminin olması gerektiğini ifade ediyor. Doğrudur, kadını sadece bir birey olarak görmenin ve sadece bireysel faaliyetleriyle özgülemiş olmanın, bakış açısının yanlış olduğunu burada ifade etmek istiyorum. Doğrudur, kadın bizim kültürümüzde, değerlerimizde çok önemli bir misyona sahiptir ama kadını sadece burada birey olarak görüp aileden ayırdığınız zaman, kadın-erkek fırsat eşitliğini her ne kadar uygulamış olsak bile, aile kurumuna haksızlık ettiğimizi özellikle ifade etmek isterim. Dolayısıyla, kadının aile içerisinde bir gücünün ve varlığının ülkenin her kademesinde yapmış olduğu faaliyetlerle daha güçlendirileceği bilinciyle hareket etmeliyiz. Dolayısıyla, kadınımızı sadece belirli konularda gündeme taşıyıp bunun dışında diğer faaliyet alanlarının dışına çekmiş olmanın kimseye bir getirisi olmaz. Bu yönde de çok ciddi çalışmaların günümüzde Hükûmetimiz tarafından yapıldığını da görüyorsunuz. Özellikle kadının istihdamının artırılmasına yönelik istatistik verilerine baktığımız zaman, son dönemlerde kadının istihdamının arttığını da memnuniyetle görüyoruz.

Bu güzelliklerin tamamının birbirimize karşı saygı, sevgi ve konularımızı birlikte müzakere ettiğimiz ölçüde gerçekleşeceğini buradan bir sefer daha ifade etmek istiyorum. Erkeği kadından, kadını erkekten ayırmanın, hele hele aile kurumunun içerisinde farklı bireyler gibi burada sunmanın yanlış olduğunu düşünüyorum.

Bu düşünceyle, önergenin aleyhinde oy kullanacağımızı bildiriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip konuşurken, konuşmamın üzerinde, özellikle erkeklere yönelik sözlerim üzerinde değerlendirme yaptı.

BAŞKAN – Gayet tabii değil mi? Yani siz lehinde konuşuyorsunuz, o da aleyhinde konuşuyor.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – “Hiç konuşulmamış farz ediyorum.” dedi Sayın Başkan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – “Hiç konuşulmamış farz ediyorum.” dedi.

BAŞKAN – Hayır, hayır, hayır… Kusura bakmayın.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Bir dakika Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, lütfen, lütfen!

Üçüncü konuşmacı…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sonra efendim. Lütfen, lütfen!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Yanlış bilgilendirmiştir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Şimdi, söyledikleri üzerinde yanlış bir bilgilendirme var.

BAŞKAN – Ne malum hangisinin yanlış olduğu?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – İşte, sayın hatip bilgilendirme yapacak Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, bakınız, bu, şahsıyla ilgili bir şeyle olur. Bir konuşma yapıyor lehinde.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ama söyledikleri üzerinde yanlış bir bilgilendirme var.

BAŞKAN - Kalkıp “Aleyhinde konuşma yapacağım.” diyen adam o fikirlerin aleyhinde konuşacak. Bundan tabii bir şey olamaz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, lütfen, iki dakika… Yanlış bir bilgilendirme yapıyor. Söyledikleri üzerinde yanlış bir bilgilendirme var.

BAŞKAN – Peki, nereden biliyorsunuz siz onun yanlış olduğunu, sizin doğru olduğunuzu?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, lütfen… Yanlış bir bilgilendirme yapıyor.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Düzeltme yapacağım, düzeltme.

BAŞKAN – Nasıl düzelteceksiniz?

Buyurun, iki dakika.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tamam işte, iki dakika istiyoruz.

BAŞKAN – Böyle bir şey yok yani, kusura bakmayın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O da niye yapmış?

BAŞKAN - O da doğru, haklısın!

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Teşekkürler.

Şimdi, Meclis Başkanı erkek olunca, konuşmacı da erkek olunca tavır böyle oluyor.

BAŞKAN – İşte buyurun!

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) - Şimdi buradan şunu ifade etmek istiyorum: Söylediklerimin aynen arkasındayım. Bu ülkede, 2011’de, evet, bir yasa çıkardık. O yasayı çıkardığımızdan beri, Sayın Hatip, 165 kadın öldürüldü, 150 tanesi tacize, tecavüze uğradı ve bunların hepsinin sorumlusu erkektir ve bu devlet, bunları, bu kadınları koruyamadı, bu bir.

İkincisi, zihniyet değişimi meselesi tam da sizden… Özellikle AKP’li kadın vekillerin –biz birlikte çalışıyoruz Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda- öncelikle kendi partilerindeki erkeklerin zihniyetini değiştirmesi gerekir. Bu ülkede kadınları bir birey olarak erkekle eşit görmeyen bir anlayış işte bunun nedenidir. Özel mülkiyet olarak gören, her türlü alınıp satan ya da üzerinden söz söyleme hakkı gören zihniyet ölümlerin temel nedenidir. Bugün yaptığımız şey bu. Aile kurumunu da değiştireceksiniz, demokratikleştireceksiniz. “Kızımdır, döver de sever de.” deyip ya da şey yapıp yaklaşımları kabul edilebilir bir nokta değildir.

Bu cinsiyetçilik, sadece kadınları değil, evet, erkekleri de etkiliyor çünkü ailede kadınlar ve erkekler, erkek çocukları bir arada büyüyor ve sizin bu zihniyetiniz o erkek çocuklarını erkek olarak, kadınları kadın olarak büyütüyor. O çocuklar büyüdüğünde, sizin yaptığınız uygulamaların aynısını kadınlara yapıyor. Ne yapıyor? Şiddet uyguluyor, onun söz sahibi olmasını engelliyor.

Bütün bunları, lütfen, siz Sayın Fatma Şahin’le bir tartışın. Böyle bir yaklaşım kabul edilemez. Buradan -eğer rahatsızsanız- şundan çok memnun oldum: Erkeklerin kadınları öldürmesinden rahatsızsanız -bu çok iyi bir şey- o zaman bunu önleyeceksiniz. Bir erkek olarak bundan yana olmadığınızı, erkeklerin bu zihniyetini değiştirmesini gerektiğini ifade edeceksiniz. Yoksa burada şeye katılmıyorsunuz diye… Çünkü kadın örgütleri erkek şiddetinden muzdarip.

Kadınlar adına hep söz söyleyen, kaç çocuk yapacaksın, yok, kürtaj olup olmayacaksın tartışması yapıp kadını özel mülkiyeti olarak gören zihniyet katliamların temel nedenidir. Lütfen, bunu, burada not etmek istiyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Tuncel.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Pervin Buldan ve arkadaşları tarafından kadına yönelik şiddetin araştırılması amacıyla 22/11/2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, lehinde olmak suretiyle üçüncü konuşmacı Sayın Sedef Küçük, İstanbul Milletvekili.

Sayın Küçük, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin de taraf olduğu ve kadınların insan hakları anayasası olarak kabul gören Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Nairobi Deklarasyonu, Birleşmiş Milletler Pekin Deklarasyonlarının altında imzamız vardır, Meclisimizde de onaylanmıştır. İstanbul Sözleşmesi de denilen Avrupa Konseyi Kadına Karşı ve Ev İçi Şiddetle Mücadele ve Bunun Önlenmesi Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülkeyiz. Bu sözleşme de Meclisimizde onaylandı. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun 20 Mart 2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlandı ve yürürlüğe girdi.

Görüldüğü gibi, kadınlarımızın maruz kaldığı şiddeti önlemek için tüm uluslararası sözleşmelerin altında imzamız vardır, ulusal mevzuatımızda da yeterli düzenleme mevcuttur. Kadınlarla erkekler arasında eşitliği sağlamak için Anayasa’mızda açık hüküm vardır. Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.” denilmektedir ancak sorun gelip uygulama alanında kilitlenmektedir. Bunca düzenlemeye rağmen, hâlâ kadınlar evlerinin önünde kurşunlanmakta, bıçaklanmakta, dövülmekte, canlarına kıyılmaktadır. Her gün bu acı tablolar gazetelerin üçüncü sayfalarında yer almaktadır, televizyonlarda haber olmaktadır. Bu konuya dikkat çekmek için kadın sivil toplum örgütleri ellerinden geleni yapmaktadır. Ancak bütün bu gösterilen çabalara rağmen, yasal düzenlemelere, uluslararası sözleşmelere, Anayasa hükmüne rağmen, bu konudaki toplumsal zihniyet aşılamamaktadır.

Geçtiğimiz yıl, Türkiye Genç İşadamları Derneğinin, yani TÜGİAD’ın kadınların sorunlarını tespit amacıyla yaptığı “İşte Kadınlarımız” araştırmasında, kadınların yüzde 36,8’inin şiddete maruz kaldığı ortaya çıkmıştır. Buna göre, şiddete uğrayan kadınların yüzde 63,7’si ailesinden, yüzde 24,1’i eşi tarafından şiddete maruz kaldıklarını dile getirmişlerdir. Yani söz konusu olan yalnızca eşten görülen şiddet de değildir, bu yapısal bir sorundur. Araştırmada “Sizce Türkiye’de kadına değer veriliyor mu?” sorusuna kadınların yüzde 62,9’u “Hayır”, yüzde 26,3’ü “Evet” yanıtını vermişlerdir. Daha önce yapılmış araştırmalarda da, şiddet gören 2 kadından 1’isinin “Dünyaya yeniden gelirsem asla kadın olmam.” dediğini daha önce de bu kürsüden ifade etmiştim. Bu ülkede kadınları intihara sürükleyecek denli bir şiddet vardır. Bu şiddetin temeli, kadınlarla erkeklerin eşit olamayacağı yönündeki toplumsal zihniyettir.

Değerli milletvekilleri, biraz önce sizlere, ülkemizin altında imzası olan, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’nden söz ettim. CEDAW, kadınlara karşı ayrımcılığı tanımlayan ve hukuken bağlayıcı bir insan hakları sözleşmesidir. Amacı ve sonuçları açısından ayrımcılığı, doğrudan ve dolaylı ayrımcılığı, kasıtlı ve kasıtsız ayrımcılığı yasaklar. Yalnızca yasal ve biçimsel eşitlik değil, gerçek eşitlik talep eder ve kadınlara karşı ayrımcılığın yok edilmesi için gecikmeksizin geçici özel önlemler alınmasını öngörür, devletleri kadının gördüğü şiddet konusunda önlem almaya zorunlu tutar. İnsanlar şiddet karşısında susabilir, birileri görmezden gelebilir ama “devlet” dediğimiz mekanizma şiddete karşı susamaz, görmezden gelemez, görmezden gelinmesine de izin veremez. Eğer bir kadın “Şiddet görüyorum.” derse, eğer “Kocam beni öldürecek.” derse devletin bunu yok sayma hakkı asla olamaz. Şiddet gördüğü için sığınmaevine giden bir kadını, onu koruma koşullarını yaratmadan ölümün kucağına atamaz. Sorun yalnızca toplumdaki bir zihniyet sorunu olmanın ötesine taşmaktadır; sorun devletin de sorunudur. Şimdi, denilebilir ki “Devlet ne yapsın?” Devlet, o büyük harflerle yazılan devlet insanların yaşamlarını korumakla yükümlüdür. Devlet koruma isteyen kadına “Haydi barışın, olsun bitsin.” diyemez. “Herkese koruma verecek hâlimiz yok.” diyerek korumazsa, çocuk yaştaki evlilikleri görmezden gelirse, iyi hâlden indirimler uygularsa, bunun adı bu suçlara ortak olmaktır; bunu kimse inkâr edemez. (CHP sıralarından alkışlar) Devlet, her kadın cinayetiyle, bu anlamda, maalesef suça ortak olmuştur.

Evet, kadına şiddet sorunu, hemen her ülkede yaşanan, can acıtıcı, yıkıcı bir sorundur ama bizim toplumumuzda facia hâlini almıştır. Hemen her gün birkaç kadınımız eşleri, babaları, erkek kardeşleri tarafından öldürülmektedir, tecavüze uğramaktadır, taciz edilmektedir, dövülmektedir, işkence edilmektedir yani bu ülkede gerçekten de kadının adı yoktur. Eğer kadını toplumsal yaşamın dışına iterseniz, geleneğin veya dinin arkasına sığınarak şiddeti meşru gösterirseniz, kadının toplumsal rolünü yalnızca iyi bir anne, iyi bir ev kadını olmayla sınırlarsanız yani kadının varlığını toplumsal alandan silerseniz böylesi sonuçlar kaçınılmazdır.

Kadınlarımız iş yaşamının dışındadır, politikanın dışındadır, devlet görevlerinden uzak tutulmaktadır; özetle, görmezden gelinmektedir. Elbette kadın hakları için olumlu çabalar da vardır, iyi niyetle yaklaşım gösteren kamu görevlileri elbette vardır, gecesini gündüzüne katarak kadınlar için çabalayanlar elbette vardır ama hepimiz gayet iyi biliyoruz ki iyi niyet tek başına yeterli olamamaktadır. Bu şiddetin ve cinayetlerin temelinde kadınlarla erkeklerin eşit olamayacağı yönündeki toplumsal zihniyet olduğunu ben bir kez daha ısrarla vurgulamak istiyorum. Her şeyden önce, devlet, kolluk güçleri, savcılar, hâkimler, bizler yani yasa yapıcılar üzerlerine düşenleri yapmak zorundadır. Koruma gerekiyorsa imkanlarımızı elbette seferber edeceğiz ve şiddet tehdidi altındaki kadınlarımıza koruma vereceğiz. Bizler şiddeti ve cinayetleri önlemek için hangi yasayı çıkarmak gerekiyorsa çıkaracağız, hâkimler de o yasaları kadınlarımızın yaşam haklarına halel gelmemesi için tereddüt etmeden uygulayacaklar yani hepimiz üzerimize düşeni yapacağız.

Ayşe Paşalı cinayetinde hem devlet hem Bakanlık hem sivil toplum örgütleri “Umarız bu son olur.” demişlerdi ancak görüldü ki kadını yok sayan zihniyet yerinde durdukça bu cinayetler de durmayacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasaların ve tüm mekanizmalarıyla bu Meclisin hedefi, kadınların önündeki tüm engelleri kaldırmak, kadınları yaşamın her alanında erkeklerle eşit hâle getirmek olmalıdır. Bunu sağlamadan şiddetin de kadın cinayetlerinin de engellenmesinin mümkün olmayacağını belirtiyor, yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Küçük, teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi üzerinde aleyhinde olmak suretiyle dördüncü konuşmacı Mihrimah Belma Satır.

Sayın Satır, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin kadına yönelik şiddetle ilgili verdiği araştırma önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, böyle bir konuyu gündeme getirdiği için önergeyi hazırlayan milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biraz evvel konuşma yapan Sedef Küçük Hanımefendi’ye, milletvekili arkadaşımıza, iktidarımız döneminde yapılan yasal düzenlemeleri, altına imza koyduğumuz uluslararası sözleşmeleri tek tek anlattığı için teşekkür ediyorum. İzninizle, bu konuları geçerek, kendimce diğer konuları anlatmak istiyorum.

Kadına yönelik şiddet, sizlerin de bildiği, takdir edeceği gibi, bir insan hakları ihlalidir. Adalet ve Kalkınma Partisi kurulmadan evvel ve iktidara gelmeden evvel, kadına yönelik şiddet, cinsel istismar, taciz, ensest konularında sadece birtakım kadın sivil toplum örgütleri çalışıyordu. Sivil toplum örgütlerinden gelen bir milletvekili olarak, bu çalışmalar içinde bulunan biri olarak kendilerini destekliyorduk. Bu konu Türkiye toplumu tarafından maalesef sümen altına itiliyordu, gündemde tutulmuyordu. İlk defa Adalet ve Kalkınma Partisinin Programı’nda, daha sonra,  Hükûmet olmamızla birlikte ilgili bakanlıklarımızda ve diğer kurumlarımızda bu konu gündeme taşındı. Biraz evvel Sedef Hanım’ın söylediği gibi, dünyadaki birçok ülkeye göre, mevzuat açısından Türkiye’de bu konuda çok çok iyi bir durumdayız. Anayasa’da değişiklik yaptık, Ceza Kanunu’muzda değişiklik yaptık. Bu konuda yasal anlamda hiçbir eksiğimizin olmadığını sizler de takdir ediyorsunuz.

Tabiidir ki uygulamada birtakım sıkıntılar var, bunu inkâr etmek mümkün değil. Uygulamadaki sıkıntıları gidermek için de ilk defa bir Başbakan, Sayın Recep Tayyip Erdoğan bir genelge yayınladı. Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa olan bir şeydi. Kadına yönelik şiddetin kabul edilemeyeceğini, bu konuda çalışmalar yapılması gerektiğini… İlgili bakanlıklara, kurum ve kuruluşlara görev verildi. Bu konuda neler yapıldı? Erkek polisler eğitildi, askerlerle birtakım eğitim çalışmaları yapıldı, Diyanet görevlileri bu konuda eğitildi ve bilgilendirildi. Bu konunun tarafları hakkında bir farkındalık oluşturuldu. Daha sonra, Bakanlığın kurulmasıyla birlikte, Sayın Fatma Şahin’in başkanlığındaki ekip, Millî Savunma Bakanlığıyla, Diyanet İşleri Başkanlığıyla ve diğer kurum ve kuruluşlarla iş birliği hâlinde bu çalışmalara devam ediyor, biz de bunların takipçisiyiz.

Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekilleri, hukukçu milletvekilleri, akademisyen milletvekilleri, sağlıkçı milletvekilleri, sosyal alandan, kamu kurumlarından gelen tüm milletvekilleri bu konunun üzerine en az sizler kadar eğiliyorlar, takip ediyorlar; bunu siz de biliyorsunuz. Özellikle KEFEK’teki arkadaşlarımız bu konunun çalışmalarında bizzat bulunuyorlar.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Vekilim, erkekleri değiştirmek lazım. Bizler çalışıyoruz. İşte mesele bu.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Erkekleri değiştiremeyiz, bu toplumda yaşayan erkekler de Türkiye’nin gerçekleri.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Zihniyeti değiştirmek lazım.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Erkekleri de bir yerde, yetiştiren bizim gibi kadınlar. İsterseniz bu toplumun geleneklerinde var deyin, isterseniz teknolojiyle birlikte, köyden kente göçle birlikte bu konunun görünür olduğunu söyleyin ama böyle bir gerçek var. Siz yöneten olarak ne yapabilirsiniz Sayın Vekilim? Önce yasalarınızı düzeltirsiniz. Bunu yaptık mı? Yaptık. Bunu sizler de desteklediniz mi? Desteklediniz. Arkasından ne yapabilirsiniz? Uygulamayı düzeltmek için çalışmalar yaparsınız. Aile mahkemelerini kurduk, oradaki hâkimleri eğittik, adalet mekanizmasında çalışanları eğittik. Bu sürecin sonuca ulaşması için belli bir zaman geçmesi lazım ama bu arada biz de elimiz kolumuz bağlı durmayacağız, çalışmalara devam edeceğiz.

“Kadın konukevi” dediğimiz çalışma, yine -biraz evvel Sayın Vekilimin bahsettiği gibi- Belediyeler Yasası’nda bizim tarafımızdan konulan bir şeydir. Şu anda Türkiye’de 81 ilde, yanlış bilmiyorsam hepsinde kadın sığınmaevi var, kadın konukevi var. Bunların çoğu kamuya ait, bir kısmı da belediyeye ait. Ayrıca genç kızların sığınmaeviyle ilgili yapılan çalışmalarda da sosyal yardımlaşma dayanışma vakıfları tarafından destekleri de veriyoruz. Bunların içinde, bir tanesinde de ben varım.

Onun dışında ŞÖNİM’lerle ilgili çalışmada sizler de bulundunuz. Şiddete yönelik acil telefon hatlarının kurulması yine bu dönemde yapıldı, aktif olarak çalışıyor.

İstatistikler yoktu. Siz de biliyorsunuz, istatistikler, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri tarafından, öncelikle Sayın Bakanımız Nimet Hanım’ın döneminde başladı ve bugünlere kadar geldi.

“İstanbul Sözleşmesi” dediğimiz çok önemli bir sözleşmedir. Çekincesiz olarak sadece Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından imzalandı. Gerek Avrupa Birliği ilerleme raporunda gerek Sayın Bakanımız Fatma Şahin’in Davos’taki çalışmalarında bu konu özellikle takdire şayan olarak karşılandı. Bunu da takdirlerinize sunuyorum.

Çekincesiz olarak bu sözleşmeyi imzalamış olmamızın da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Birçok Avrupa Konseyi ülkesi, maddi veya bir gider olacağı ve bunları karşılayamayacakları için bu sözleşmeyi çekincesiz olarak imzalayamadılar. Çok şükür ki bizim Hükûmetimiz, mali imkânlarımız yerinde olduğu için, kadın konularına ayrılacak paramız olduğu için ve bu konuda hiçbir sıkıntı yaşamadığımız için bu konuyu çekincesiz olarak imzaladı.

Siz de takdir edersiniz ki bu bir toplumsal farkındalıktır. Sürecin takip edilmesi ve bu konunun devamlı gündemde tutulması gerekir ama Meclis çalışmaları nedeniyle, bugün bu çalışmanın olmayıp gündemde olan kanunun görüşülmesi düşünüldüğü için, bu araştırma önergesini, bütün çalışmalara destek veren bir kadın milletvekili ve sivil toplumcu olarak, başka bir dönem inşallah çıkarırız diye düşünüyorum.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Siz bari “aleyhinde” demeyin.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Şiddetin olmadığı, insanların birbirine saygı ve sevgiyle davrandığı, medeni olduğu, insan hakları ihlallerinin yaşanmadığı bir dünyada yaşamak dileğiyle, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Sağ olun. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Satır.

Sayın Şandır’ın bir söz talebi var.

Buyursunlar.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu olarak kadına şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla araştırma komisyonu kurulmasını desteklediklerine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, kadına şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi için Meclisimizde bir araştırma komisyonunun kurulmasını biz de destekliyoruz. Çünkü şiddet bir sonuçtur; sosyal, toplumsal bir sonuçtur. Sorunların çözümsüzlüğünde bunalan ve umudunu yitiren toplumların çaresizliğidir şiddet. Kadına şiddet ise toplumsal cinnettir. Bir toplum kadınına şiddet ve cinayet uyguluyorsa o toplum cinnet geçirmek üzeredir.

Bu sebeple, toplumsal huzursuzluk kadına şiddete, cinayete dönüşmüşse gecikmeden gereken tedbirler alınmalıdır. Bu tedbirlerin neler olduğunu Meclis olarak bizim de araştırıp Hükûmete sunmamızda fayda olduğu görüşüyle böyle bir komisyon kurulmasını biz de talep ediyoruz efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, ilk kez konuşmacıları dört grubun da alkışladığını gördüm. Buradan şu anlam çıkacaktır: Demek ki AKP Grubu da bunu kabul edecek diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Göreceğiz efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bunu kabul etmeyecekse çakma alkışlar niye? (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Baskı kurma bize, baskı kurma…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

14.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, AK PARTİ Grubu olarak BDP grup önerisinin içeriğine katıldıklarına fakat Meclisin gündeminin belli olması nedeniyle bu konunun başka bir zaman getirilebileceğine ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bizler de AK PARTİ Grubu olarak bunun içeriğine katılıyoruz, içeriğine bir itirazımız yok. Velev ki Meclisin gündemi belli. Umuyorum, inşallah, başka bir zaman hep birlikte oturup daha düzgün bir şekle getireceğiz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, buyurun efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – AKP’deki kadın milletvekilleri ne oy verecek, onu da doğrusu merak ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biraz eksik. Daha geniş kapsamlı bir hâle getiririz inşallah.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hemen genişletelim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gelin bir komisyon kuralım.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, birkaç cümle söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, buyurun.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, mikrofonu açarsanız, arkadaşlar da duysun istiyorum. Bir dakika açar mısınız Sayın Başkan, bu konuyla ilgili bir şey söylemek istiyorum.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara)- Sayın Başkanım, kadın haklarıyla ilgili bir erkek söz istiyor, lütfen söz verin.

BAŞKAN - Şimdi, böyle bir âdetimiz yok ama açın.

Buyurun.

15.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, kadınlara saygı gösterilmesi gerektiğine ve kadına şiddetin önlenmesi konusunun Meclisin gündeminde olan diğer konulardan daha önemli olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Peygamberimizin kızı Hazreti Fatıma odaya geldiğinde Peygamber Efendimiz ayağa kalkarmış. Yine, Hazreti Ali diyor ki: ”Kadınlar insanlığın anasıdır. Onlara saygı gösteriniz.” Kadına bırakın şiddet göstermeyi, ona saygı göstermeyen bir toplumun ilerlemesi mümkün değil ve ne yazık ki ülkemizde her gün birkaç kadın cinayeti olmaktadır. Dolayısıyla, bu konu, kadına şiddetin önlenmesi konusu inanın ki şu anda Meclisin gündeminde olan konulardan çok daha önemlidir. Lütfen, bu bir fırsattır, bu konuda, bu araştırma önergesine destek verin. Bu konuyu yani kadına şiddeti önlediğimiz anda toplum çağdaş seviyeye ulaşacaktır.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özgündüz.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Pervin Buldan ve arkadaşları tarafından kadına yönelik şiddetin araştırılması amacıyla 22/11/2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kabul edildi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kabul ettiler.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kabul edildi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Öneri kabul edilmemiştir efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, kabul edildi. Bir daha yapalım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kabul ettiler Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tekrar oylama yapalım. Bizim ellerimiz havadayken siz “Kabul edilmedi.” dediniz.

BAŞKAN – “Bir daha oylama” diye bir şey yok. İsterseniz, yoklama talebiniz varsa yoklama yaparım.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Kabul ettiler…

BAŞKAN – Ben de gördüm Hanımefendi, rica edeyim yani!

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Nazlıaka!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kabul ettiler Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamam, itirazınız varsa sistemle yaparız.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yeniden oylayın Sayın Başkan.

BAŞKAN – “Yeniden oylama” diye bir şey yok efendim. İstiyorsanız...

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Herkes el kaldırdı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tereddütünüz mü var efendim oylamadan?

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, kabul ettiler.

BAŞKAN – Hayır, hayır. Böyle bir şey yok.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, oylama yapıldı, kabul edilmedi. Devam edelim efendim.

BAŞKAN – Evet, kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım…

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, kabul edildi.

BAŞKAN – Hayır efendim.

2.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 23 milletvekili tarafından Kazakistan Cumhuriyeti'ne diplomatik amaçlı kullanım için tahsis edilen Antalya'nın Kemer ilçesindeki arazi üzerine otel yapılması ile ortaya çıkan hukuksuz durumu ortaya koymak ve sorumluları ortaya çıkarmak amacıyla 6/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

“Sayı: 488                                                                                                        07/02/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 07/02/2013 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından…”

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, kabul etti arkadaşlarımız, reddedilmedi!

BAŞKAN - Hanımefendi, bizim de gözümüz var, saydık! Rica ederim…

 “…Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Muharrem İnce

                                                                                                                  Yalova

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 23 milletvekili tarafından, 06/02/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Kazakistan Cumhuriyeti'ne diplomatik amaçlı kullanım için tahsis edilen Antalya'nın Kemer ilçesindeki arazi üzerine otel yapılması ile ortaya çıkan hukuksuz durumu ortaya koymak ve sorumluları ortaya çıkarmak" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (708 sıra nolu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere, bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 07/02/2013 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde lehinde olmak suretiyle, ilk konuşmacı Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili.

Sayın Atıcı, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, kadın milletvekillerimizin ittifakını burada gururla izledik. Daha sonra bu ittifak AKP’nin oylarıyla reddedildi…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ortak yapalım diye…

AYTUĞ ATICI (Devamla) - …ve bunu, bu kürsüden kınamak istiyorum. Her ne kadar, bir önceki önergede konuşan arkadaşlarımı bütün Meclisteki arkadaşlarım, hep beraber alkışladılarsa da, benim yapacağım konuşmayı özellikle AKP Grubunun alkışlamayacağını biliyorum. Az önce Mecliste esen güzel havayı bozmak zorunda olduğum için de sizlerden özür diliyorum çünkü konuşacağım konu gerçekten canınızı sıkacak, gerçekten içinde birazcık vicdan kırıntısı olan insanları “Allah Allah, böyle şey olur mu?” dedirtecek kadar önemli bir konudur.

Değerli arkadaşlar,  konumuz Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti arasında geçiyor. Yıl 13 Aralık 1993. Dönemin hükûmeti bir protokol imzalıyor Kazakistan’la. Yıl 1993 diyorum çünkü 1991 yılında Kazakistan bağımsızlığına kavuşuyor, Kazakistan’la bizim çok iyi ilişkilerimiz var, bir tarih bağımız var, kültür bağımız var ve Kazakistan’la ilişkilerimizi o tarihte de, şimdi de hep geliştirmeye çalışıyoruz. Bu yüzden, o dönemde bir protokol imzalanıyor ve Kazakistan’a deniyor ki: “Gel, Antalya’nın Kemer ilçesinin Beldibi köyünde sana yaklaşık 45 dönümlük bir arazi verelim, sen de buraya bir devlet konukevi yap. İşte, Kazak ricali, devlet ricali geldiğinde burada dinlensinler, senin de dünyada prestijin artsın, biz de kardeş ülke olarak sana böyle güzel bir jest yapalım.” ve bu araziyi kırk dokuz yıllığına Kazakistan Cumhuriyeti’ne veriyorlar. Kazakistan Cumhuriyeti’ne verilen bu arazi, o dönemde kırk dokuz yıllığına tahsis edilen bu arazi Sayın Hikmet Çetin imzasıyla yürürlüğe giriyor, Meclise de gönderiliyor ve kabul ediliyor. O tasarıda, kırk dokuz yılın sonunda, verilen arazi ve üzerine kurulan her türlü bina ile tekrar Türkiye Cumhuriyeti devletine iade edilmesi de hükme bağlanıyor.

Daha sonra, zaman içerisinde bir de bakıyoruz ki buradaki 45 dönümlük araziye bir otel yapılıyor. Bu otel, verilen araziye amaç dışı olarak yapılıyor ve bir şirkete ait olan bir otel, Kazakistan’la da uzaktan yakından bir ilgisi yok. Peki, böyle bir otel yapıldı. Bizim bedelsiz olarak tahsis ettiğimiz arazi üzerinden birileri rant elde etmeye çalıştı. Peki, ne yapmak lazım? Buraya bir müdahale etmek lazım, gidip sorumluları bulmak lazım, gerekeni yapmak lazım, idari işlemler ve yasal işlemler başlatmak lazım. Peki, AKP Hükûmeti ne yapıyor? AKP Hükûmeti de diyor ki: “Ya, buraya bir otel yapılmış. Ne yapalım? Ortada bir cenaze var, gelin, bunu hep beraber kaldıralım.” Çağırıyor Kazak kardeşlerimizi “Ya biz size bir yer vermiştik, buraya bir otel yapılmış, gelin biz bunu yeni bir anlaşmayla yasal bir kılıfa uyduralım.” diyor ve yeni bir protokol hazırlanıyor. Bakın, kulaklarınıza inanmayacaksınız. Kazakistan’la yapılan yeni protokole göre -ki bu yeni yapılan bir protokoldür AKP Hükûmeti döneminde- daha önce tahsis edilen 45 dönüm arazi 67 dönüme çıkarılıyor, deniyor ki “Sana 45 vermiştik otel yapıldı, eline sağlık, al 67 dönüme çıkarıyorum.” der gibi, buraya yeni bir tahsis yapılıyor.

Bu da yetmiyor. Orada yapılan bir otel var, bu oteli nasıl yasal hâle getirecekler? Deniyor ki: “Bu oteli de Kazakistan ticari, turizm amaçlı olarak işletilmek üzere üçüncü şahıslara devredebilir.” Yani Kazakistan’a verdiğimiz, çocuklarımızın malı olan bu oteli dönüp üçüncü şahıslara tahsis edebilir.

Bu da yetmiyor. Yeni tasarıyla, üzerine otel inşa edilen arazi, 31 Aralık 2010 tarihine kadar bedelsiz olarak bu otelin kullanımına veriliyor.

Yine yetmiyor. Kırk dokuz yıl sonra üzerindeki müştemilatla beraber geri alınacak olan bu arazi için deniyor ki “Sürenin bitiminde, aynı süreler için yenilenecektir.” Yani arazi, sonsuza kadar Kazakistan’a ve dolayısıyla turizm yatırımcısı olan bu otel şirketine verilmiş oluyor.

Şimdi, arkadaşlar, burada çok önemli bazı soruların sorulması lazım. İşte bu soruların cevaplarının bulunması için biz bir araştırma önergesi verdik. Meclis bir araştırma komisyonu kursun, bu soruların cevaplarını bulsun istiyoruz. Eğer içinizde vicdan varsa, zerre kadar kaldıysa, kim bu yolsuzlukları yapmış hep beraber araştıralım, kim yapmışsa da cezasını hep beraber verelim.

Şimdi, sorulardan bir tanesi şu: Birinci derecede turistik bölgede, Kemer’de böyle bir tesis yapılırken kim izin verdi? Öyle ya, burası Kazakistan’a tahsis edilmiş, Kazakistan’a verilmiş bir yerdi. Kim izin verdi de, gelindi, buraya otel yapıldı?

İki: Otelin imar iznini kim verdi? Bakın, bunları mutlaka buranın araştırması lazım. Hangi belediyeydi? CHP’li miydi, MHP’li miydi? O zaman var mıydı? Yoktu muhtemelen ama hangi parti olursa olsun, o dönemde bunun altında kimin imzası varsa, mutlaka, mutlaka araştırılmalı.

Peki, bu imar iznini kim verdi? Acaba Türk tarafı mı önerdi? “Buraya bir kıyak geçin. Benim yakın bir arkadaşım var, hamilikart yakınımdır, buraya bir otelcik inşa ediversin.” mi dendi? Yoksa Kazak tarafı bizi kandırdı, “Ben buraya devlet konukevi yapacağım, burayı bana ver.” dedi ve üzerine, geldi, otel mi yaptı?

Peki, bütün bunlar yapılırken, yedi yıl işletilen bu otel varken Hükûmet neredeydi, niçin müdahale etmedi? Hangi tarihte ve hangi mevzuata göre bu otele ruhsat verildi? Bu turistik tesis olduğuna göre, Turizm Bakanlığı yetkilileri neye göre buraya ruhsat verdiler? Daha da vahimi, acaba hem yeri beleşe alan hem de ömür boyu, sonsuza kadar tahsis hakkı alan bu şirketler, bu oteli yaparken, acaba bir de üstüne üstlük teşvik aldılar mı?

Peki, diplomatik bir anlaşma gereği tesis edilen ve hukuka aykırı olarak tesis edilen bu alana, acaba hukuken hangi müdahaleler yapıldı? Bütün bunların araştırılması lazım değerli arkadaşlar. Bütün bu hukuksuz uygulamalara kim göz yumdu? Bu göz yumanlar hakkında bir yasal işlem yapıldı mı yapılmadı mı? Bir idari işlem yapıldı mı yapılmadı mı?

Peki, Kazakistan’a verilen bu arazi yetmediğine göre, üzerine tekrar yaklaşık 22 dönümlük arazi verildiğine göre, acaba yeni bir otel inşası mı planlanıyor buraya? Öyle ya, daha önce verdik, üzerine otel inşa ettiler. Şimdi, yeni verdiğimiz araziye de yeni bir otel mi inşa edilecek?

Acaba, bu ve benzeri şekilde, başka ülkelere tahsis edilen araziler var mı? Var ise bu araziler üzerinde ne gibi tasarruflar uygulandı? Bütün bunların araştırılması lazım.

Daha da vahimi nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Bizim Kazakistan’a tahsis ettiğimiz -tam rakamını söyleyeyim, yaklaşık 45 dönüm demiştim- 44.370 metrekarelik alan yetmemiş olacak ki oteli inşa edenler çevreden da birazcık tırtıklamışlar ve önümüze gelen tasarıya göre bu da legalize edilerek yani çevredeki komşuların hakları da ihlal edilerek, tapulara tecavüz edilerek kurulan bu otelin hesabını hiç kimse sormamış.

Şimdi, değerli arkadaşlar, eğer biz ciddi bir devletsek, eğer biz yolsuzluklarla mücadele ediyor isek ve eğer içinizde zerre kadar vicdan var ise sizin bu araştırma önergesine “evet” demeniz lazım. Eğer, az önce yaptığınız gibi “Vallaha adam doğru söylüyor.” deyip alkışlayacaksanız içinizden ve sonra “hayır” kullanacaksanız, bunun hesabını da millete vereceksiniz. Az önce yaptığınız gibi, aynı şekilde bunu da reddederseniz, bunun hesabını millete vereceksiniz ama biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunun hesabını sizden soracağız. Bunun sonu Yüce Divandır, bunun sonu başka hiçbir şey değildir. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde ikinci konuşmacı, aleyhte olmak suretiyle Osman Aşkın Bak, İstanbul Milletvekili.

Sayın Bak, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aleyhte olduğuna göre arkadaşın hissesi var mı yok mu?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, sen ne iftira atıyorsun öyle? Allah Allah!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun vermiş olduğu Meclis araştırması açılması hususundaki önerinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Kazakistan’a Kemer’de tahsis edilen araziyle ilgili (1/688) esas numaralı tasarının Komisyon görüşmeleri 31 Ocak 2013 tarihli 49’uncu toplantısında, Dışişleri Bakanlığı temsilcilerinin katılımıyla tamamlanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında “13 Aralık 1993 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Antalya İlinin Kemer İlçesindeki Taşınmazın Kazakistan Cumhuriyetine Kullandırılmasına İlişkin Protokol”e Değişikliklerin ve Eklemelerin Yapılmasına Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı, 21 Eylül 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuş, Başkanlıkça 1 Ekim 2012 tarihinde esas komisyon olarak Komisyonumuza havale edilmiş ve Komisyonumuz da bu kanun tasarısını görüşmüştür.

Söz konusu protokol, 13 Aralık 1993 tarihli protokol uyarınca Kazakistan’ın kullanımına tahsis edilen arazinin kullanım esaslarının belirginleştirilmesi ve söz konusu arazinin bir kısmı üzerinde amaç dışında inşa edilen otel nedeniyle oluşan borcun silinmesine karşılık Kazakistan’da ülkemize arsa tahsis edilmesini teminen 16 Nisan 2012 tarihinde imzalanmıştır.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin araştırma önergesinde “Protokolle, üzerine otel inşa edilen arazinin 31 Aralık 2010 tarihine kadar bedelsiz kullanımı hükme bağlanmıştır.” denilmektedir. Bu, tamamen gerçek dışıdır çünkü protokolün 2’nci maddesinde şu husus yer almaktadır: “Kazakistan tarafı, turizm amaçlı ticari faaliyette kullanılmak üzere tahsis edilen alanlarla ilgili olarak, 16 Şubat 2001 ve 31 Aralık 2010 tarihleri arasında birikmiş bulunan ağaçlandırma bedeli, orman köylüleri kalkındırma geliri, ağaçlandırma ve erozyon kontrolü geliri, arazi izin bedeli, gayrisafi yıllık gelir payı bedeli ile vergi, resim ve başka zorunlu harçların karşılığında, Türk tarafına kamu binaları inşa etmek üzere Aktau’da 7 bin metrekare ve Almatı’da 1.500-2.000 metrekare büyüklüğünde iki arsayı 49 yıllığına tahsis edecektir.” Dolayısıyla, bu gerekçede belirtilen bu husus tamamen yanlıştır.

Komisyonumuzda tasarı üzerinde yapılan görüşmelerde, Komisyon üyelerimiz, Kazakistan’a tahsis edilen arazi üzerinde otel inşasına ne zaman başlandığı ve ülkemizin söz konusu otel sebebiyle oluşan toplam alacağı, Kazakistan’ın Aktau ve Almatı şehirlerinde ülkemize tahsis edilecek arsaların net yüz ölçümleri ve konumları, görüşülmekte olan protokolün 2’nci maddesinde yer alan ve Kazakistan’a tahsis edilen arazinin turizm amaçlı kullanımı için ayrılan kısmının üçüncü kişilere işletilmek üzere tahsisi konusunda hükümlere neden gerek duyulduğu konularında soru sormuşlar ve Kazakistan’a tahsis edilen arazinin sağlık ve dinlenme amacıyla kullandırılan 22.302 metrekarelik kısmı ile turizm amaçlı olarak kullanılan 44.954 metrekarelik kısmının birbirinden tamamen ayrılarak sağlık ve dinlenme amacıyla kullandırılan kısmın 1993 tarihli protokolün amacına uygun olarak ve gerekiyorsa diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklarla birlikte tahsisinin devam ettirilmesi, otelin üzerinde inşa edildiği turizm amaçlı olarak kullanılan kısmın ise ilgili mevzuat uyarınca hukuki işlemlere konu edilmesi gerektiği şeklinde görüş ileri sürmüşlerdir. Bu görüşlere Hükûmet temsilcisi, ülkemiz ile Kazakistan arasında 13 Aralık 1993 tarihinde imzalanan protokol uyarınca Antalya ilinin Kemer ilçesindeki arazinin devlet konukevi inşası amacıyla Kazakistan’a karşılıksız olarak kırk dokuz yıllığına tahsis edildiğini fakat söz konusu arazi üzerinde 2001 yılından itibaren bir otel inşasına başlanmış olduğunu ifade etmişler.

Türki Cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını kazanmaya başladığı dönemde Kazakistan ile ilişkilerimiz düşünülerek ve siyasi bir jest olarak 1993 tarihli protokol ile bedelsiz tahsis edilen diplomatik arazi üzerinde bulunmaktan bir şekilde yararlanılarak söz konusu otele ilişkin vergilerin ve diğer mali yükümlülüklerin yerine getirilmediği 2005 yılında tespit ediliyor, bununla ilgili olarak işlemlere başlanıyor. Bu tespitlerden sonra, arazinin üzerinde otel inşa edilen kısmıyla ilgili başlatılan idari süreçte tüm izinler kaldırılıyor ve Kazak tarafıyla konuyla ilgili temaslara geçiliyor, görüşmeler yapılıyor. Kazak tarafıyla yapılan görüşmelerde, devlet konukevi ve otel için kullanılan arazi parçalarının birbirinden ayrılarak ticari amaçla işletilen kısımdan kaynaklanan 16 Şubat 2001 ve 31 Aralık 2010 tarihleri arasındaki döneme ilişkin toplam 9 milyon 483 bin Türk lirası tutarındaki vergi ve diğer yükümlülüklerden kaynaklanan borcun ödenmesi talebi Kazakistan’la görüşülüyor, bildiriliyor. İhtilafın çözümüne ilişkin yapılan çalışmalar devam ediyor, Kazak tarafıyla müzakereler yapılıyor.

Arazinin devlet konukevi olarak sağlık ve dinlenme amacıyla bedelsiz olarak tahsis edilen kısmının hâlihazırdaki hukuki statüsü devam ettiriliyor. İşletilen kısmın ise diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıktan muaf olarak mali mevzuatımıza tabi kılınması ve otelin işletilmesine ilişkin geriye dönük borcun karşılığında Kazakistan’ın Aktau Limanı -çok önemli bir liman, İpek Yolu’nun devamında, Demir İpek Yolu’nun devamında çok önem arz eden bir liman, burada bir başkonsolosluk açılmasıyla ilgili Bakanlar Kurulumuzun kararı var- ve Almatı şehrinde de bir arazi alınması yönünde bir anlaşmaya varılıyor. Aktau’daki arazi 7 bin metrekare ve Almatı’daki arazi de 1.500-2 bin metrekare arasında. Burada, bunun üzerine bir protokol yapılıyor, 16 Nisan 2012 tarihinde Ankara’da imzalanıyor.

Tabii ülkemize Kazakistan’da tahsis edilecek arsanın değer olarak görüşülmekte olan protokole konu olacak borcu karşılayabilecek nitelikte olup olmadığı soruldu. Tabii, biliyorsunuz, Orta Asya’da Almatı ve Aktau gerçekten çok gelişen iki şehir, birisi liman şehri birisi de başkent. Dolayısıyla, buradaki arsaların değerleri de gerçekten bizim 9 milyon 460 bin TL’lik alacağımızı karşılayacak, bunun çok çok üstünde bir rakam.

Tabii görüşülmekte olan söz konusu arsanın tahsisine ilişkin işlemlerin, görüşülmekte olan protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl içerisinde gerçekleştirilmesi gerekiyor ve tamamlanıyor. Kazakistan tarafı bu protokolle ilgili onay işlemlerini tamamlıyor.

Görüşülmekte olan protokolün 2’nci maddesinde yer alan ve turizm amaçlı kullanım için ayrılan 44.954 metrekarelik kısmın Kazak tarafınca üçüncü kişilere tahsis edilebileceğine ilişkin hüküm otelin inşa edilmiş olması dikkate alınarak ve sorunun çözümlenmesini teminen protokolde yer almaktadır. Böylece, geçmişe dönük olarak, üçüncü kişilere devri sorununun da hukuken çözümlenmesi amaçlanmaktadır.

Bu protokolün sonucunda, söz konusu arazi üzerine inşa edilmiş olan otel için bir yasal kılıf hazırlama amacı taşınmamaktadır. Tam tersine, yabancı bir ülkeye tahsis edilmiş bir arazi üzerine inşa edilmiş olması sebebiyle 2010 yılından günümüze kadar devletimize verilmemiş olan vergi, vesaire borçlarının tahsili amaçlanmaktadır. Söz konusu otelin bugüne kadar birikmiş vergi borcu yaklaşık 9 milyon 460 bin TL. Bu para alınıyor ve bundan sonraki işletme sürecinde de burada ortaya çıkacak her türlü vergi tahsil edilmiş olacak. Bu ek protokol ile bu otelin geçmiş borçlarını ödemesinin ve bundan sonra da hiçbir ayrıcalık ve muafiyetten yararlanmaksızın Türk mevzuatı çerçevesinde çalışmasını sürdürmesi ve vergilerini yatırmasının önü açılmış olmaktadır.

Bu protokol ile birikmiş borçların karşılığı olarak ülkemize Kazakistan’da iki tane arazi tahsis edilmektedir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bak

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Hiç inandırıcı olmadı.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bak.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Pek bir şey anlamadık Osman Bey bu işten.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, hatip sözlerimi çarpıtarak farklı bir anlam yükledi. İzin verirseniz, düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – İki dakika içinde lütfen.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim, iki dakika yeterli Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – İnanmamış gibi konuştunuz Osman Bey.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben öncelikle, konuşan hatibe çok teşekkür ediyorum. Benim söyleyeceklerimi, söylediklerimi çok güzel özetledi. “Evet, biz Kazakistan’a böyle bir arazi verdik, gelmişler, otel inşa etmişler, biz de bunu temizlemeye çalışıyoruz.” dedi. Güzel, iyi! Yani bu, en azından AKP tarafından da net bir şekilde kabul edilmiş olan bir konu, teşekkür ediyorum.

Ancak, kamuoyunu yanıltacak, üstelik benim sözlerimi de çarpıtarak kamuoyunu yanıltacak bir şey söyledi, dedi ki: “Efendim, biz, Kazakistan’a 67 dönüm arazi verdik.” Güzel! “Geldiler, buraya otel inşa ettiler.” Ee? “Bu otel inşa ettikleri yerde bazı vergiler birikti. Bu vergilerin karşılığında da bize Kazakistan’da iki yerden, birisi 2 dönüm, birisi 5 dönüm olmak üzere, toplamda 7 dönüm olmak üzere iki yer verdiler.” Yani toplamda 7 dönümlük bir yer, bize birikmiş borçları için veriliyor. 67 dönümlük araziyi biz tahsis ediyoruz. 45 dönümüne otel inşa ediliyor. Bu 45 küsur dönüm üzerine, inşa edilen otelin borcuna karşılık, Kazakistan bize 7 dönüm arazi veriyor değerli arkadaşlar!

Bakın, aynen, gönderilen kanun teklifinden okuyorum. Biriken borcun sebepleri… Efendim, diyor ki: “Ağaçlandırma bedeli, orman köylüleri kalkındırma geliri, ağaçlandırma erozyon kontrolü, gayrisafi yıllık gelir payı bedeli, vergi, resim ve başka zorunlu harçların karşılığında…” Yani oteli yapmış, malı havuduyla götürmüş, 45 dönüm arazi üzerine oteli konuşlandırmış, buna laf yok. Ee… “Efendim, yedi yıl biz buna -uyuduk- izin verdik. E bunun da biraz borcu birikti 10 milyon lira. Bu 10 milyon lirayı kurtaralım.” Ee, pes doğrusu! AKP’ye de yakışır! Ben sizi alkışlıyorum buradan, tebrik ediyorum hepinizi! (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Köylüsünü icraya veren iktidar…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) - Biraz önce, AKP Grubundan bir arkadaş konuşurken, Dışişleri Komisyonunda bunun görüşmelerinin yapılıp kabul edildiğini ifade etti. Dolayısıyla, Dışişleri Komisyonunda üyelerimizin sanki bunu kabul ettiği anlamını taşıyan söylemde bulundu. Bu bakımdan, Dışişleri Komisyonu üyemiz bu konuda bir açıklama yapmak istiyor müsaade ederseniz kürsüden. Sayın Tunca Toskay…

BAŞKAN – Olur ama Sayın Vural, yani komisyonda kabul edilen bir şeyi herkes kabul etti diye bir şey yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim Komisyonda kabul edilmesi…

BAŞKAN - Çoğunlukla da kabul edilmiş olabilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Komisyonda kabul edilen bir konu...” Komisyon üyelerince kabul edildiği anlamı çıkacağı için…

BAŞKAN – Anlamına gelmez… Gayet tabii…

OKTAY VURAL (İzmir) – O bakımdan, bu konunun öyle olmadığına ilişkin beyanın…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – “Oy birliği” demedim ben.

BAŞKAN – Bence sizin beyanınız yeter. Yani böyle bir şey olmaz zaten. 

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – “Oy birliği” demedim zaten.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben “oy birliği” demedim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Komisyon üyesi birisi “Komisyon kabul etti.” derken Komisyon üyesi olup da kabul etmeyen insanın da bunun böyle olmadığını izah etme hakkı vardır. Bu bir sataşmadır. Sataşmadan dolayı…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hayır… Sayın Başkanım, ben ifademde “oy birliği” demedim. “Kabul edilmiştir.” dedim sadece.

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Sadece “Kabul edilmiştir.” dedim.

BAŞKAN – Bir saniye efendim...

Kim Komisyon üyesi arkadaşımız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Tunca Toskay.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hocam.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Böyle bir sataşma olmaz ya!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Nasıl bir sataşma efendim? “Oy birliği” demedim ki.

BAŞKAN – Size de vereceğim, bir saniye efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama “muhalefet” de demediniz. “Muhalif kalıp…” da demediniz.

BAŞKAN – Evet, şimdi… Tamam arkadaşlar...

Buyurun.

3.- Antalya Milletvekili Tunca Toskay’ın, İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, iki dönemdir Dışişleri Komisyonu üyeliği yapıyorum değerli arkadaşlarımla birlikte. İlk defa bu kadar ilgi çekici bir konuyla karşılaştık. Yani bu anlaşmanın tutar tarafı filan yok. Milliyetçi Hareket Partisini temsilen ben, Sayın Başkanımıza yazılı olarak muhalefet şerhimi de gönderdim. “Bu anlaşmanın neresini tutalım da neresini savunalım?” derseniz tutacak hiçbir yer bulamazsınız. 1993 yılında yapılan protokolde tahsis edilen arazi miktarı yaklaşık 45 dönüm, bu anlaşmayla 45 dönüm 67 dönüme çıkarılıyor. Demek ki bu oteli yapanlar 1993’teki protokolde tahsis edilmiş araziyi de geçmişler.

İki: Protokolün 1’inci maddesini değiştiren değişiklik protokolünde şöyle söylüyor “Bu arazi kırk dokuz yıllığına tahsis edilmiştir. Süre dolduğu zaman, tekrar aynı süreyle yenilenecektir.” Bunun anlamı şu: Şu anda o araziyi işleten Kazak ve Türk tarafındaki şirketlere siz bu arazinin mülkiyetini tamamen vermiş oluyorsunuz. “Yenilenebilir” dahi demiyor, “yenilenecektir” diyor. Hâlbuki 1993’te şu hüküm var, diyor ki: “Kırk dokuz yıl dolduğunda, üstündeki müştemilatıyla birlikte bu arazi hazineye intikal eder.” “Hazineye intikal eder.”i de kaldırıyorsunuz ve “Kırk dokuz yıllığına yenilenecektir.” diyorsunuz. Yani “Biz bu araziden vazgeçtik.” diyorsunuz. Şimdi, bunun savunulacak bir tarafı yok.

Komisyona gelince… Bazı şeyleri maalesef -hiç yapmam ama- burada açık konuşmak zorundayız. AKP’li milletvekillerimizin ifadesi şu: “Önümüzde böyle bir cenaze var ancak uluslararası bir anlaşmayla bu cenazeyi kaldırıyoruz.” dediler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUNCA TOSKAY (Devamla) – Sayın Başkanımız da tavzih etti, “‘Cenaze’ demeyelim ‘enkaz’ diyelim.” dedi. Kusura bakmayın, biz bu cenazeyi kaldırmıyoruz. Siz buyurun, cenazenizi kaldırın. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Toskay.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 23 milletvekili tarafından Kazakistan Cumhuriyeti'ne diplomatik amaçlı kullanım için tahsis edilen Antalya'nın Kemer ilçesindeki arazi üzerine otel yapılması ile ortaya çıkan hukuksuz durumu ortaya koymak ve sorumluları ortaya çıkarmak amacıyla 6/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde üçüncü konuşmacı, lehinde olmak üzere Sayın Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Sayın Günal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yani hakikaten çok garip bir şey, ben okuduğum zaman şaşırdım, anlamadım. Şimdi, burada, arkadaşların Komisyondaki olayları söylemesi üzerine daha da dehşete kapıldım. Ben öncelikle niye anlamadım biliyor musunuz? Osman Bey az önce borçları falan saydı.

Bir: Bu şirket, Kazakistan devleti tarafından mı oraya yatırımı yapmakla görevlendirilmiş, yoksa kendiliğinden gelip mi yapmış? Yani Kazakistan hükûmeti kendisi ihale edip yaptırıyorsa, siz ona niye vergi borcu çıkarıyorsunuz, niye katılım borcu çıkarıyorsunuz? 9 milyon küsuru nasıl hesapladınız? Eğer böyle bir borç çıkıyorsa, bu özel bir işletmedir, hazine arazisine tecavüz değil midir? Yani cenazeyi kaldırmadan önce bence bir cezasını keselim, ondan sonra cenazeyi götürürsünüz.

Ben hakikaten şaşırıyorum. Bir hükûmete verdiğiniz bir anlaşmayı, Kazakistan devletiyle yapılan bir anlaşmayı, onlar bir ihaleye çıkmış, vermişse kendilerine bir şey yaptırıyorlardır.

Ee, şimdi, Sayın Toskay söyledi, 45 dönüm çıkıyor 67 dönüme, 22 dönüm daha ekliyorsunuz. Şimdi, bedelsiz olarak hazine arazilerini siz nasıl bir özel şirkete tahsis edersiniz, ben anlamadım. Hem kırk dokuz yıl da değil, kırk dokuz yılı geçtik, süresiz olarak!

Ee, şimdi, bu anlaşmayı o zaman yaparken niye yapmışız? Kazakistan’la ilişkilerimiz var, geliyorlar, yazın da buraya devlet başkanları gelsin, gitsin, Türk Cumhuriyetleri toplantıları yapıyoruz, bu çerçevede de karşılıklı bir jest olsun diye anlaşma yapmışız ve burayı tahsis etmişiz.

Ee, şimdi verilen yerin ötesinde başka bir yere mi yapmış? Bunları niye anlatmıyorsunuz? Yani nereye bu otel yapılmış, anlamadım. Bu otel yapıldıktan sonra beş yıl, altı yıl, 2005’ten 2012’ye kadar hiçbir denetimi yok mu? Yapı denetimi yok mu, ruhsatı yok mu? Türkiye Cumhuriyeti’nde yapılan bir şeyi eğer büyükelçilik yapmıyorsanız, onlara tahsisli bir alan yapmıyorsak kendi arazimize sahip çıkamıyoruz. Vatandaşın birisi bir gecekondu yapıyor, gidip yıkıyorsunuz. Niye? Hazine arazisine tecavüz var diye. Şimdi, 2/B’den dolayı herkesten bir sürü para istiyoruz ama millet bunu ödeyemiyor. Nasıl oluyor da şimdi, Kemer ilçesinde, Beldibi gibi bir yerde, yani bir 100 dönüm, 200 dönüm şeyler, çok büyük rakamlar bunlar. Yani 67 dönüm; 22’sini hadi öncekine ilave ediyorsunuz, 45 vermişsiniz. 22 dönüm arazinin değeri kaç para oralarda? Hiçbir hesap yaptınız mı, daha önceki tahsisler kaça gitmiş?

Değerli arkadaşlar, bu çok sıkıntılı bir şey, tamamıyla hukuksuz ama bunu getirip de Türkiye Büyük Millet Meclisini buna alet etmekle… Gerçekten ifade edebilecek bir söz bulamıyorum. Yani, Kazakistan devletiyle bir şey varsa düzeltelim ama burada özel bir şirket yatırım yapıyor. Niye siz, Hükûmet olarak araya giriyorsunuz, üstüne üstlük gelip bir de Türkiye Büyük Millet Meclisini bu işe alet ediyorsunuz? Cezası neyse kesin, usulsüzlük neyse tahsil edin, ödemediği varsa parasını alın. Kazakistan devletine tahsis edeceğimiz arazi varsa yeniden, isterseniz beş yüz yıllık tahsis edelim, süresiz olarak tahsis edelim. Yanına bunu koyarak ne yapmaya çalışıyorsunuz, ben onu gerçekten anlayabilmiş değilim.

Değerli arkadaşlar, Antalya’ya bu anlamda tabii ki turizm gelsin. Aynı işletme isterse başka yerde tahsis de yapın. Gelsin arkadaşlarımız otel yapacaksa ama açın bunu, bedeli neyse ödesin, ruhsatı neyse onu çıkarsın, devlete vereceği harçları, vergileri versin. Biz istiyoruz. Teşvik ederseniz herkesi edin, onlar da düşük versin, ona da itirazımız yok. Ama, bir taraftan “Turist sayısı artıyor.” diye hava atarken ortalama turizm gelirlerimiz düşüyorsa ve sizin hazırlamış olduğunuz 2007-2012 Turizm Eylem Planı’nın süresi geçmişse, hâlâ uygulamaya konulmamışsa, Eylem Planı’nın 1’inci maddesi olan turizm çerçeve kanun tasarısı taslağı dahi tasarı hâline dönüşememişse ve bu süreden sonra Turizm Bakanı değişmiş, yeni bir Turizm Bakanı gelmişse biz neyi konuşacağız? Yani, bu, benim anlayamadığım bir şey. Hakikaten, bakın, bir sürü kanun burada çıkıyor. Dün de söyledim, burada iki dilli, iki toplumlu bir devlet yaratmak için her gün bizi çalıştırıyorsunuz. Turizm çerçeve kanunu tasarısı taslağı sizin için önemli değil mi? “Cari açık en önemli sorun.” diyorsunuz. Cari açığın en önemli görünmeyen nedenlerinden bir tanesi turizm geliri ise niye turizm çerçeve kanununu getirip de burada çıkarmıyoruz?  Sonra onun yerine geliyoruz, burada, yapılan yanlışı düzeltmek üzere, Meclisin gündemini, Dışişleri Komisyonunun gündemini, Genel Kurulun gündemini bloke ediyoruz. Getirin bize,  onun yerine şu turizm çerçeve kanununu çıkaralım. Eksiğiyle fazlasıyla ne getirirseniz razıyız, yok! Bakın, diyorum 2007-2012 Bakanlığın eylem planı var,  defalarca sordum; sene 2013, ortada taslak yok.

Değerli arkadaşlar, biz de ne yapıyoruz? Bir tane firmanın orada yaptığı usulsüzlüğü gelip devletlerarası hukuka taşıyarak buradan bir anlaşmayla çözmeye çalışıyoruz.

Antalya’da yapılması gereken çok şey var. Özellikle, burada bu vesileyle belirtmek istiyorum, turizm konusunda… Hakikaten bunda çok fazla söylenecek bir şey yok, ne olduğu apaçık ortada, arkadaşlarımız da söylüyor. Lütfen, bu, hazır Genel Kurula gelmemişken -kanun tasarısı da bekliyormuş- bunu bir gözden geçirmekte fayda var. Hakikaten izah edilmesini bırakın, konuşulacak tarafı bile, o anlamda savunulacak hiçbir tarafı  bile yok.

Değerli arkadaşlar, bakın, az önce de söyledim, turizm yatırımına karşı değiliz ama şeffaf, rekabete açık şekilde, kime hangi fiyattan tahsis ediyorsak ondan tahsis edelim. Eğer, birilerine bir teşvik yapılacaksa o zaman herkese aynı teşviki yapmak zorundasınız. Niye öbür otelciye aynısı yapmıyoruz? Ben bu anlaşmanın hiçbir yerinde, daha önceki anlaşmada da, verilen bilgilerde de onu göremiyorum. Bu otel nereye yapılmış, verdiğimiz metrekare neresi, onlara tahsis ettiğimiz yer neresi, tamamıyla yeni verdiğiniz yer bunun ne tarafıdır? Sadece, birleştirilmiş  ortak bir parsel yapılmış ondan bahsediyor, başka hiçbir şey yok. Kanunun gerekçesinde var.

Antalya’nın bir dünya kenti olabilecek potansiyeli var ama böyle plansız bir şekilde yapılaşmayla, birilerine kıyak geçerek yapılan yatırımlarla bu iş olmaz arkadaşlar. Hâlen daha, bir çevre düzeni planı çerçevesinde, bir dünya kenti Antalya tasarımı maalesef yapılmamış. Bakıyoruz, ben, 2004 yılında büyükşehir belediye başkan adayı olduğumda arkadaşlarla bir Antalya kent vizyonu paylaşmıştım, bütün Antalya kamuoyuyla. “Dört Mevsim Antalya” sloganı içerisinde, bütün çevre düzenini, kent merkezinin kaydırılmasını içeren ve hakikaten de sürdürülebilir bir turizm içeren bir vizyon ortaya koymuştuk. Şimdi bakıyorum, aradan on yıla yakın zaman geçti, biz hâlâ böyle düzensiz şeylerle uğraşıyoruz.

Bu arada, bugün gündeme almayı düşündüğümüz su kaynaklarıyla ilgili de Antalya’dan ciddi anlamda şikâyetler geliyor değerli arkadaşlar. Sayın Bakan, burada da vatandaşlarımızın ciddi sorunları var, su kaynaklarının tespitiyle ilgili. Burada vatandaşlara ciddi yük geleceğini söylüyorlar. Bu konuda bir soru önergesini de Sayın Eroğlu’na, birazdan geldikleri zaman sayın bakanlara da ileteceğim. Dolayısıyla, yarın bunlardan da ücret alınacağı yolunda, vatandaşlarımızın, ziraat odalarının kaygıları var. Ölçüm cihazlarının maliyeti, bunların sigortalanması, sonrasında birtakım maliyetler getireceğini düşünüyorlar “Devlet bize bu konuda destek olsun.” diyorlar değerli arkadaşlar ve bu süreç de biliyorsunuz 25 Şubatta sona eriyor. En az iki yıl süreyle, hiç olmazsa bu uygulama bitinceye kadar uzatılmasını talep ediyorlar.

Yine, bu Beldibi bölgesinin bağlı olduğu Konyaaltı Belediyesinin içerisinde de burada, vatandaşlarımızın taş ocaklarıyla da ilgili sıkıntıları var. Bunlar da yine su kaynaklarıyla ilgili olduğu için, bu çerçevede turizmle ilgili olduğu için belirtmiş olayım. 100 metrelik mesafede, su kaynaklarının, su kuyularının olduğu yerde taş ocakları açılması için “madencilik ruhsatı” adı altında ruhsat alındığını söylüyorlar. Bir tanesini mahkeme durdurmuş ama “Nasıl oluyorsa Ankara’ya geliyor, 17-18 yerden imza alması gerekiyor ama pat pat pat alıp doğru dürüst bir analiz yapılmadan geliyor.” diyorlar. Hem insan sağlığı açısından, muhtarlarımızın, oralardaki sivil toplum kuruluşlarımızın, ziraat odalarımızın talepleri var. Tabii ki inşaat sektörü de devam etsin, ona da itirazımız yok. Nasıl ki turizmde eğer yatırım yapılacaksa taş ocağı da lazımdır ama onun olması gereken yeri de yine Çevre Bakanlığının koyduğu kurallar içerisinde, arkasından dolanmadan, değişik yöntemlerle kanuna karşı hile yapmadan toparlamak gerekir diye düşünüyorum.

Antalya’nın dünya kenti olması için, her şeyden önce, bizim bir turizm çerçeve kanun tasarısına ihtiyacımız var. Taslak, tasarıya dönüşür inşallah, bunları da böylece tartışmayız, o turizm planı içerisinde hepsini gerçekleştiririz diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Günal, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhinde olmak suretiyle son konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Volkan Bozkır.

Sayın Bozkır buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, burada söz alan milletvekillerimiz olsun, bu önergeyi veren milletvekillerimiz olsun, sanıyorum iki olay arasındaki gerekli tefriki yapamadıklarından kaynaklanan bir sorunla karşı karşıyayız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz tefrik yapmak istemiyoruz zaten, birlik taraftarıyız.

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - Sayın Atıcı, gerçekten çok değerli bir çocuk hastalıkları uzmanıdır ve Dışişleri Komisyonumuzun çok katkı veren, son derece çalışkan, iyi niyetli, memleketini seven bir üyesidir. Ancak, dış politika konuları ayrı bir maharet, ayrı bir eğitim isteyen konulardır. Ben, nasıl, önüme gelen çocuk hastalıkları konusundaki bir çocuğun tahliline bakarken şaşırırsam, Sayın Atıcı’nın da dış politika konularıyla ilgili olan bir metni gördüğünde şaşırmasını açıkçası şaşkınlıkla karşılamıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dış politika metni mi, yatırım metni mi?

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – Bu, çok doğaldır.

Bu soruşturma önergesini veren milletvekillerimize baktığımızda da Cumhuriyet Halk Partisi içinde dış politika kökenli, yıllarını bu konuya vermiş 3 milletvekili olmasına rağmen, bu imzaların içinde onlardan birini görmeyince de bir anlamda demin söylediklerimin doğru olduğuna inanır hâle geldim.

Şimdi, bakınız, burada dış politikayla ilgili, bir ülkeyle iyi ilişkiler kurmak konusunu mu tartışıyoruz? Türkiye’nin gerçekten çok önemli bir dostunun Cumhurbaşkanının… İki Cumhurbaşkanı arasında verilmiş bir mutabakatın sonuçlandırılmasını mı konuşuyoruz, yoksa çok basite indirgeyip bir belediyenin inşaat izni, şudur budur, onları mı konuşuyoruz? Şimdi burada bu ayrımı yapmamız gerekiyor.

Ormana bakmamız lazım. Ağaçlara bakarak orman hakkında karar veremeyiz, ağaçlara baktığımız zaman da ormana zarar veririz. Şimdi, öncelikle ormana bir bakalım.

Kazakistan, 2,7 milyon kilometrekarelik yüz ölçümüyle dünyanın 9’uncu büyük ülkesi; gerçekten, sahip olduğu kaynaklarla dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesi, nükleer güce sahip bir ülke.

Türkiye’yle Kazakistan liderleri bir araya geldiğinde diyoruz ki: İki devlet tek millet; biz sizden doğduk, siz bizden doğdunuz. İki Cumhurbaşkanı buluştuğunda sanki kardeş gibi oturup konuşuyorlar, bağımsızlığını kazandığından beri bu şekilde. Peki, bu Kazakistan-Türkiye ilişkilerinin iyi olması amacıyla ve bu ilişkilere zarar vermemek amacıyla atılan iyi niyetli adımları bu kadar kötülemek, bu kadar yerin dibine vurmak nasıl mümkün olabilir, ben de bunu hayretle karşılıyorum.

Gerçekten, bakınız, Türkiye ile Kazakistan arasındaki ticaret hacmimiz 4 milyar dolar. Türk yatırımcılarının Kazakistan’daki yatırımları 17 milyar dolar. Ticaret hacmimizi 2015 yılında 10 milyar dolara çıkarmak amacındayız. Türkiye’de bugüne kadar 568 Kazak öğrenci burslu olarak eğitim görmüş. 1.800 Türk firması Kazakistan’da bugün çeşitli alanlarda iş yapıyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Konuyla ne alakası var?

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - Bütün bunları unutmamız mümkün değil. Türkiye, çok önemli projelerde, Orta Asya, Çin, alt kıta pazarlarıyla irtibatını sağlayacak alternatif, güvenli demir yolları güzergâhlarını planlıyor; bütün bu koridorlara Kazakistan’ı da bağlamak için çaba sarf ediyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – İddialara gelin, iddialara... Kazakistan’la ilişkileri konuşmuyoruz burada.

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - Şimdi orman bu. Orman bu iken bir de ağaçlara bakalım.

Şimdi, Kazakistan bağımsızlığını kazandığı zaman, 1993 yılında, o zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, o zamanın Başbakanı Tansu Çiller, o zamanın Dışişleri Bakanı…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Oraları geç Sayın Vekilim.

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – …SHP mensubu Hikmet Çetin bu protokolü imzalıyorlar ve bu protokol sayesinde Kazakistan’a böyle bir imkân sağlanıyor. Bunun amacı da Kazakistan Cumhurbaşkanına Türkiye'ye geldiğinde ailesiyle kalabileceği, kendisini evinde hissedebileceği bir ortam yaratmak. Aradan seneler geçiyor, 2001 yılında, Kazakistan bu konukevini kendine inşa ederken masraflarını karşılamak için bir bölümünü de otel olarak inşa ettiriyor…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – 40 dönüm…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir bölümünü yani? 2 dönüm bir şey vermiş canım (!)

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – …ve bu şekilde de tamamıyla Kazakistan’ın kendi tasarrufu olan bir konuda bir durum ortaya çıkıyor.

Burada söz alan bir konuşmacı, bu otel denilen gayrimenkulün inşaatı sırasında bakan ve Orta Asya konusunda en fazla hassasiyet gösterecek bir parti, burada, bu konuyu, ormana bakmadığı için tenkit edecek laflar ediyor veya Kazakistan’dan madalya almış, aynı zamanda Dışişleri Komisyonumuzun üyesi muhterem bir Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili de ne Komisyonda sesini çıkarttı ne de biraz önce buradayken burada benim söylediklerimi dinleyebilecek cesareti gösterdi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ne alakası var Sayın Bozkır, ne alakası var?

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – Dolayısıyla, şimdi, burada… Gerçekten ben Komisyonda konuşulurken bir enkazdan bahsettim. Bütün bu olaylar olduktan sonra, 2005 yılında…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kazakistan’a da hakaret etmeyin Volkan Bey.

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – …AK PARTİ Hükûmetinin Maliye Bakanlığı olayda bir sıkıntı olduğunu gördüğü için olaya müdahale etmiştir. Maliye Bakanlığı müdahale ettikten sonra da Türkiye'yle Kazakistan ilişkilerini sıkıntıya sokmamak için, bu ilişkilere zarar vermemek için, kardeşimiz bir ülkenin “kardeşimiz” dediğimiz Cumhurbaşkanını rencide etmemek için imkânlar araştırılmış, formüller üretilmiş -bütün bakanlıkların bir araya gelebileceği- neticede, böyle bir sonuca varılmıştır ve bunun sonucunda da bu protokol ortaya çıkmıştır.

Şimdi, burada, gerçekten enkazı devralan bir Hükûmetin icraatı tenkit ediliyor, enkazın müsebbipleri tenkit ediyor; esas, hayretle bakılacak olan konu da budur.

Şimdi, burada bazı konulara değinildi. Bir defa Komisyonda görüşülürken Osman Aşkın Bak Kardeşim “Komisyonda kabul edildi.” dediğinde “oy birliğiyle” demedi. Buna muhalefet şerhi koyan milletvekillerimiz var. Genel Kurulda da bir kanun kabul edildiğinde bütün Meclisi bağlayıcı bir tarafı yoktur; oy verenleri bağlar, herhangi bir oylamadaki usul de bu şekildedir.

Bir konuşmacı –benden önce söz alan- olaya turizm yatırımı perspektifinden baktı. Bunun turizm yatırımıyla falan bir alakası yok, burası tamamen Kazakistan Hükûmetine, Kazakistan Cumhurbaşkanına tahsis edilmiş bir alan. Orada Kazakistan bir inşaat yapmış…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Neden vergi borcu çıkardınız o zaman? Niye Maliyeden borç çıkardınız? Maliye niye borç çıkardı Sayın Bozkır?

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – Şimdi, tabii, bu konuyu tam olarak bilmeyenler, dış politikadan hiç anlamayanlar diyorlar ki…

OKTAY VURAL (İzmir) – Var mı dış politikada? Viyana Sözleşmesi’nde var mı?

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - …“Efendim, sorumlularını bulalım, kulağından tutup cezalandıralım.” Kazakistan Cumhurbaşkanını mı kulağından tutup cezalandıracağız burada? Böyle bir dış politika anlayışı olabilir mi?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Dokuz milyonu nereden çıkardınız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bildiğiniz dış politika buysa zaten, Allah korusun vallahi bilmeyeninden.

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – Bu kadar “kardeşimiz” dediğimiz bir ülkeye zarar verecek bir adımı nasıl atabiliyoruz? Yani burada, dış politikada veyahut da herhangi bir uluslararası konuda müeyyide çok farklı yerlerdedir. Uluslararası hukukun polisi yoktur, uluslararası hukukun yargısı yoktur.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kazakistan’ı cezalandırmayacaksınız; yatırımcıyı cezalandıracaksınız, yatırımcıyı!

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – Kazakistan Cumhurbaşkanını rahatsız edecek, böyle bir sıkıntıya sokacak bir konuda ben beklerdim ki bu Meclisin tamamında olayın müphemiyetine, mahremiyetine saygı gösterecek milletvekillerimiz çıkıp burada ses getirirler. Burada bunu söylemek bana düşmez diye düşünürken maalesef söylemesi gerekenler tam olarak konuşmadığı için…

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Kim “söylemesi gerekenler” Sayın Başkan, kim?

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – …dışişleri Komisyonu Başkanı olarak ve de kendi şahsım adına burada söz alarak duruma açıklık getirmek istedim.

Saygılarımı sunuyorum hepinize. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hiçbir açıklık gelmedi yani.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Bozkır konuşmasında “Enkazın müsebbipleri kürsüden bu uygulamayı eleştiriyor.” diyerek Cumhuriyet Halk Partisini böylesine bir enkazın sorumlusu olarak itham etmiştir, söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim, iki dakika lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bozkır’ı burada dinlerken bazı cümlelerini hayretle dinledim. Sayın Bozkır diyor ki: “Bu bir dış politika konusu, maharet ister, uzmanlık ister. O nedenle, neden Cumhuriyet Halk Partisinin dış politika uzmanları burada konuşmadı?”

Sayın Bozkır, değerli milletvekilleri; bu bir rant konusu, dış politika konusu değil; konu budur. Dolayısıyla, dış politikayı bilenler, aslında bu konuda, belki bu olayı yorumlamakta oldukça zorluk çekerler.

Olay şudur: 1993 yılında dönemin Hükûmeti, Kazakistan’a, Kazakistan Cumhurbaşkanına Antalya Kemer’de konukevi yapılmak üzere bir araziyi tahsis eder Türkiye-Kazakistan ilişkilerinin geliştirilmesi amacıyla. Niyet budur. O dönemden bu döneme kalan bir enkaz yoktur. Sizin döneminizde bu arazi amacına uygun bir şekilde kullanılmamıştır veya kullanılmadığı fark edilmiştir. Bir turizm yatırımcısına tahsis edilmiş, turizm yatırımı yapmış, otel yapmış. Yapılması gereken, bu enkazı hakikaten ortadan kaldırmaktır, bu tahsisi kaldırmaktır. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

Siz gülün değerli arkadaşım.

Değerli milletvekilleri, bu tahsisi kaldırmadığınız sürece bu rantın, bu usulsüzlüğün ortağısınız. Uluslararası anlaşmalar usulsüzlükleri gizlemek üzere yapılamaz, siz bunu yaptınız. Bu şekliyle, Anayasa’nın hukuk devleti ilkesini de burada ihlal ettiniz. Anayasa Mahkemesine taşınacaktır eğer bu uluslararası anlaşmayı yasalaştırmaya kalkışırsanız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bir saniye…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bir dakika…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yalnız ilgili olanlara…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam efendim, bir dakika…

BAŞKAN - Müsaade edin… Mesela, Sayın Tanal, sizinle ilgili bir şey yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Benim ilgim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Tam ortasında, ilgiliyim çünkü…

BAŞKAN – Hayır, hayır, kusura bakmayın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın…

BAŞKAN – Rica ediyorum.

Sayın Vural, buyurun efendim, iki dakika.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bir dakika… Ben henüz daha söz talebinde bulunmadım.

Sayın Başkan, maalesef, Komisyon Başkanı Türkiye-Kazakistan uluslararası ilişkilerine zarar verecek bir konuşma yapmıştır, bizatihi kendisi zarar vermiştir ve böylesine muammalı bir işi Kazakistan’la olan ilişkilerle örtmeye çalışmak Kazakistan’ı da töhmet altında bırakacaktır.

Dolayısıyla, sözlerinize dikkat ediniz. Bizim arzuladığımız konuyla sizin dile getirdiğiniz konu ilişkili değildir.

Bu konuda, Dışişleri Komisyonu üyesi arkadaşlarımızın ifadelerinin dış politikadan anlamadıklarına ilişkin ifadeleri çerçevesinde, Dışişleri Komisyonu üyemiz Sayın Tunca Toskay dış politika dersi verecek.

Teşekkür ederim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ders almaya ihtiyacımız yok.

BAŞKAN – Estağfurullah… Herhâlde bir açıklama yapacak, ders verme değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, evet, ders vermek değil; Hoca olduğu için…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Toskay. (MHP sıralarından alkışlar)

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Antalya Milletvekili Tunca Toskay’ın, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kimseye ders vermek benim haddim değil ama bazı şeyleri tavzih etmek lazım.

Türk dış politikasını teknik olarak yürüten makam Dışişleri Bakanlığıdır ancak Türk dış politikasının hâkimi olan, stratejisini çizen de siyasetçilerdir. Meseleye böyle baktığımız zaman o Komisyonda bulunan herkes Türkiye dış politikasıyla ilgili olarak fikrini söyler, yaklaşım biçimini sergiler. Hiçbirimizin birbirimizi yetersizlikle suçlaması veya itham etmesi bana göre doğru değil Sayın Başkanım; birinci madde bu.

İkincisi: Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, partimizin ideolojisi olarak Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve özellikle Kazakistan’la ilişkilerimize fevkalade önem veriyoruz ama bu işle onu karıştırdığınız zaman mızrağı çuvala sokmaya çalışıyorsunuz siz. Biz, Sayın Süleyman Demirel’in tahsis ettiği alana son derece saygılıyız, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kazakistan’a bir jesti olarak görüyoruz. Ben sizin makamınıza gönderdiğim muhalefet şerhimde de şunu ifade ettim: Bu amaçla tahsis edilen araziyle turizm yatırımı yapılan araziyi tefrik etmek, ayrıştırmak gerekir. İkisini bir araya koyduğunuz zaman, bu yapılan işlemi, uluslararası bir anlaşmanın kalkanı altına birtakım ticari ilişkileri saklamak olarak görmek gerekir.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Toskay.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, sayın hatip doğrudan benim konuşmamla ilgili… Çok kısa bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Bir saniye efendim, bir saniye.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Söz vermek durumundasınız.

BAŞKAN – Size de vereceğim.

Buyurun Sayın Günal.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, efendim gruplar adına konuşmalar yapıldı, cevaplar verildi. Dörde dört var mı efendim?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Biz, gruplar adına konuşmuyoruz, kendi adımıza konuşuyoruz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok, o zaman herkes konuşur.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Canikli, kendisi adına konuşuyor konuşmacı olarak, grup adına konuşmuyor. Lütfen ortamı germeyin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Olur mu öyle şey?

BAŞKAN – Zararı yok, zararı yok efendim; bakacağım, bakacağım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, süremi yeniden başlatabilir misiniz arkadaşlar geçirmedi.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen dinleyelim.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, Sayın Bozkır’ı dinlerken gerçekten şaşırdım yani bunun dış politikayla alakası yok Sayın Bozkır. Siz dış politikayı biliyor olabilirsiniz, içinden geldiniz; biz de bilmiyor değiliz yani ben de uzun yıllar Merkez Bankasının Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünde, aynı zamanda Müsteşar Yardımcısı iken de Avrupa Birliği ve Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlükleri bana bağlıydı ucundan, kıyısından… Ama, bu, bir rant projesi. Milliyetçi Hareket Partisi yani sizin kalkıp da Kazakistan’la ilişkiler hakkında ders verebileceğiniz bir grup değil, kusura bakmayın. Bir de bunun onunla alakası yok. Ben size dedim ki, gelin, Kazakistan’a ne veriyorsanız süresiz olarak isterseniz 100 dönüm verin ama bir turizm şirketinin yaptığı şeye diyorsunuz ki: ”Bununla alakası yok.”

Peki, nasıl oldu da o 9 milyonu hesapladınız? Bir devletin yapacağı bir diplomatik dokunulmazlığın olduğu alandan hiç siz vergi alıyor musunuz, vergi alıyor musunuz? Mademki bu dış politikadır, niye vergi tahakkuku çıkarıyorsunuz? Bu söylediğiniz 9 milyonu nasıl hesapladınız? Aynen şöyle diyor, bakın, Kanun’un gerekçesindeki cümleyi okuyorum, sizin getirdiğiniz Kanun’un gerekçesinde diyor ki: “Bununla birlikte tahsis edilen arazinin bir kısmı üzerinde 44.954 metrekare amaç dışında otel inşa edilmiş olup üzerinde otel inşa edilen alana ilişkin olarak cari mevzuatımız uyarınca 2001 yılından günümüze kadar biriken bedel borçları bulunmaktadır.” Şimdi, affedersiniz ama bunun dış politikayla ne alakası var? Bakın, gerekçede siz yazıyorsunuz, kanunun sunuş gerekçesi bu. Yani, amacı dışında yapılmış bir iş var, cezasını alıyorsunuz. Ben onu da anlamadım, eğer bir işletme buraya amacı dışında yapmışsa… Sorduğum soruya da sizden cevap bekliyordum. Diplomasi biliyorsunuz ya onun için soruyorum, bir daha soruyorum: Ya bunu niye Kazakistan devletinden istiyorsunuz? Hangi şirket yaptıysa bu cezayı ondan isteyeceksiniz. Onu söyledim ben Plan ve Bütçe Komisyon üyesi olarak. Mevzuattaki vergilerin istenme şeyi: Kimse mükellef, uymayan kimse, amacı dışına çıkan kimse ondan alınır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Onun için lütfen bunları ayrıştıralım, birbirine karıştırmayalım diyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Şimdi, değerli arkadaşlar, buna bir son vermemiz lazım.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Evet, aynı konu üzerinde aynı şeyleri tekrar tekrar …

BAŞKAN – İlk önce Sayın Atıcı, siz buyurun.

Bir de…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, ne için söz istiyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, bu önergede benim imzam var. Sayın Hatip Bozkır şunu söyledi: “Bu imza koyanlar bu işten anlamaz.” 69’uncu maddeye göre, bizim burada…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir şey yok Sayın Başkan, öyle bir sataşma yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – …imzası bulunan tüm arkadaşlarımıza sataşmıştır ve benim de burada imzam vardır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, bir sataşma yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onun için ben bununla ilgili söz istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Tanal, “İmzası olan herkese sataştı.” çok geniş bir yorum. Şimdi, grup başkan vekiline söz verdim, Sayın Atıcı da zaten grubun sözcüsü olarak konuştu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “İmza sahipleri” diyor, bakın.

BAŞKAN – Müsaade ederseniz konuşacağız. Bir tane de diplomatik misyondan olan arkadaşa söz vereceğim ve müsaade ederseniz bitireceğim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O zaman, ben sizin bu tutumunuz hakkında 63’üncü maddeye göre usul tartışması açacağım. Siz taraflı davranıyorsunuz.

BAŞKAN – Tamam, açabilirsiniz; istiyorsanız açabilirsiniz, buyurun.

Sayın Atıcı, buyurun.

6.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; benim bir çocuk hekimi olduğum doğrudur. İyi bir hekim miyim, değil miyim, bunun takdirini vatandaşlar yapar. Ben dış politikadan anlamıyorum, onu da kabul ettim, hiç anlamıyorum. Ya, ben bir çocuk hekimi olarak bu anlaşmada pis kokuları gördüğüm hâlde siz bir diplomat olarak nasıl görmezsiniz Sayın Bozkır? Eğer bunu görüp de gelip burada savunmak zorunda kaldıysanız daha kötü. Bunu görmemiş olmanız sizin mesleki yetersizliğinizi gösterir. Benim haddim değil sizin mesleğinizi değerlendirmek ama eğer “Ben bunu görmedim.” diyorsanız, ben sıradan bir vatandaş olarak görüyorsam ve televizyonda bizi izleyenler de bunu görüp anlıyorsa sizin de bir Türk diplomatı olarak çıkıp şurada “Evet, bu yanlıştır.” demeniz lazım.

Bakın arkadaşlar, biz daha hâlâ, buraya gelmiş olan kanunu tartışmıyoruz. Biz diyoruz ki böyle bir pis durum var, gelin, bunu araştıralım. Madem bu kadar çok konuşuluyor, demek ki gerçekten kötü bir durum var; gelin, araştıralım. Kaldırın ellerinizi, kabul edelim araştırma komisyonu kurulmasını ve bunu araştıralım. Biz haksızsak eğer, tamam, siz haklısınız deriz. Siz haklıysanız tamam ama bunun mutlaka her boyutuyla araştırılması lazım.

Değerli arkadaşlar, biz iyi niyetli adımları kötülemiyoruz. İyi niyetli adım, başlangıçta verilen 45 dönümlük arazidir. Alkışladık. Bizim dönemimizde verilmiş. Güzel. Kötü adım ise sizin bu araziyi birilerine peşkeş çekmeniz; ondan sonra da, peşkeş çektikten sonra da bunu bir yasal kılıfla kitabına uydurmanız. Bu doğru değil.

Şimdi, acaba Kazakistan mı suçlu bu durumda? Vallahi bilmiyoruz. Belki de Türk tarafı “Git sen, buraya oteli inşa et, ben nasılsa hallederim.” dedi. Nereden biliyoruz? Niye Kazakistan’ı suçluyorsunuz? Hiçbir şekilde Kazakistan’ı suçlayamazsınız. Onun için, araştıralım, suçlu kim, bulalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ama suçlu muhtemelen sizsiniz ki yanaşmıyorsunuz buna. Ne diyeyim! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Atıcı.

Sayın Korutürk, buyurun efendim.

İki dakikada lütfen…

7.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, biraz önce konuşan hatip -Sayın Bozkır- Cumhuriyet Halk Partisinde Dışişleri kökenli 3 tecrübeli diplomat bulunduğunu, bunların bu araştırma önergesine imza koymadığını söyledi. Bu doğru değil. İmza koymadık çünkü o gün Dışişleri Komisyonunda yapılan görüşme sırasında biz üçümüz de başka görevlerle Ankara dışındaydık, orada bulunmadığımız için koymadık.

Sayın Bozkır’ın gerek Büyük Millet Meclisinde gerek televizyonlarda hep söylediği bir şey var: “Dışişlerinin konuları değişik konulardır, diplomasi karışık bir konudur, bundan siz anlamazsınız.” Böyle bir şey yok arkadaşlar. Ben de bu konuda yetkin bir insan olarak size şunu söyleyeyim: Herkes diplomasiden anlar, herkes dış politikadan anlar. Bunu bu kadar büyütmemek lazım. Dış politikadan anlamak için sağduyulu olmak kâfi. Sağduyulu olmanın dışında, gayet tabii, bir birikim ve deneyim de gerekir ama Sayın Bozkır’ın düşüncesine, benim gördüğüm kadarıyla, kendi partisi, kendi yönetimi, kendi Hükûmeti katılmıyor. Bakın, dikkat edin, yurt dışındaki atamalar, giderek, dışarıdan kimseler tarafından yapılıyor sizin Hükûmetiniz tarafından. Mesleği diplomasi olmayan, diplomasiden anlamayan bir sürü insan, turizm ataşe muavininden üniversite profesörüne kadar, dışarıdan büyükelçi olarak tayin ediliyor. Madem Sayın Bozkır böyle düşünüyor, önce Sayın Başbakana anlatsın, önce Dışişleri Bakanına anlatsın; ondan sonra gelip kendi milletvekili arkadaşlarına “Siz bu işten anlarsınız, anlamazsınız.” diye ders versin.

Benim size söylemek istediğim: Cumhuriyet Halk Partisinin diplomat kökenli milletvekilleri de bu araştırma önergesine katılıyorlar, bu araştırma önergesinin son derece yanlış bir işi düzeltmek için verildiğine inanıyorlar, bu yanlış işi düzeltmenin de Büyük Millet Meclisine onur kazandıracağını düşünüyorlar.

Arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla, bu, Dışişleri Komisyonunda görüşülürken de Dışişleri Komisyonunun Adalet ve Kalkınma Partili üyeleri dahi bu konudan sıkıntı ifade etmişler.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, tabii, bu önergede bizim imzamız olduğu için, Sayın Bozkır, Hatip, konuşmasında bize sataştı, “Bunlar bu işi anlamaz…”

Siz bana söz vermeyeceğinizi söylediniz, ben de bu sebepten dolayı, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi uyarınca sizin tutumunuz hakkında usul tartışmasını açmak istiyorum ve sizin bu talebinizin aleyhinde söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Tamam efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biraz önce, konuşmacı, bunun peşkeş çekildiğini Hükûmetimize yönelik olarak ifade etti...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aynen öyle.

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Aynen öyle.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – …sataşmadan söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, aleyhte, Sayın Celal Adan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan… Lehte Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lehte…

Aleyhte, Celal Adan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lehte, evet…

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın söz verme uygulamasıyla ilgili tutumu hakkında

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, tartışma konusu olan tahsis ismi geçen şirkete ne zaman yapıldı ve kim tarafından yapıldı? Can alıcı soru bu. Eğer gerçekten, söylenenlerin, ifade edildiği şekilde bir rant aktarımı söz konusu ise bu noktanın cevaplandırılması gerekir ya da can alıcı nokta bu, can alıcı soru bu. O ismi geçen firmaya bu tahsis ne zaman yapıldı ve tahsisi kim yaptı?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Firmanın ismi geçmedi ki.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söyle, söyle, ismini söyle.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  Tahsis 2001 yılında yapıldı. Tahsisi yapan, bunu işletmek durumunda olan Kazakistan Hükûmeti.

CELAL ADAN (İstanbul) – Protokol öyle!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Olan da bu. Yani burada herhangi bir bakanlığın, Türkiye’de bir kuruluşun, bir kamu kurumunun tahsisi, ihalesi söz konusu değil. Dolayısıyla siz nasıl Hükûmetimizi suçlarsınız ya da herhangi bir bakanlığı suçlarsınız? Böyle bir mantık olabilir mi? Çünkü uluslararası sözleşmeyle…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Tahsisler tahsis amacına uygun kullanılır. Tahsislerde genel bir kural vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tahsis amacı dışında…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin arkadaşlar, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, hayır, tahsis amacı dışında…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - İzin verin, lütfen… Biz, sizi dinledik.

Bu, tam anlamıyla bir iftiradır. 2001 yılında tahsisi yapan Kazakistan Hükûmeti. Neden? Bu arazinin kullanımı tamamen, uluslararası sözleşmeyle, Kazakistan Hükûmetine devredilmiş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Otel ne zaman yapıldı, otel?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yetki onda, yetki bizde değil, yetki Hükûmetimizde değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Otel ne zaman yapıldı?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 2001’de, 2001’de… 

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Otel 2001 yılında yapılmış.

OKTAY VURAL (İzmir) – Otel ne zaman yapıldı, onu söyleyin. Tahsis yapıldığı zaman otel yapılmıştı, öyle mi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet, onu söylüyorum, işte onu söylüyorum. 2001 yılında yapılmış otel ve Maliye Bakanlığı 2005 yılında…

OKTAY VURAL (İzmir) – Rezidans, rezidans…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyelim. 

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin.

Bakın, yapılan işin…

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – 2005 yılında yapılan işin anlaşmaya aykırı olduğunu, Kazakistan Hükûmetinin böyle bir otel yapamayacağını, işletemeyeceğini belirtmiş ve vergi cezası gündeme gelmiş. Olay bu, aynen bu.

Değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Oteli yaptıran biz değiliz, tahsis eden biz değiliz ya da Hükûmetimiz değil…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi otel, hangi otel?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Kazakistan Hükûmeti, yetki onda, oteli yapan da kendisi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Otelin adı ne?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Önemi yok onun.  Veren Kazakistan Hükûmeti, yetki onda.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Canikli.

Aleyhte olmak suretiyle Sayın Tanal, buyurun.

İki dakika içinde lütfen.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben de söz istiyorum usul tartışması için, lehte.

BAŞKAN – Efendim, 4 kişiye söz verilebiliyor, lehte ve aleyhte.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tamam, ben lehte istiyorum.

BAŞKAN - Yazıldı buraya, herkese verildi.

Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, ben aleyhte istediğim için, İç Tüzük’ün emredici hükümleri uyarınca önce lehte olan kişi kimse onun konuşması lazım, ondan sonra benim konuşmam lazım.

BAŞKAN – Lehte konuştu zaten.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, ben  sataşmadan söz istedim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Sataşmadan söz istedim.” diyor, karışıklık olmasın.

BAŞKAN – Siz de buyurun, aleyhte konuşacaksınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Canikli “Evet, siz bizi suçlayamazsınız, Kazakistan’ın Türkiye’ye olan borçlarından dolayı…” Kazakistan’da almış olduğunuz arsalar kaç TL’ydi? Bunun tespiti nereden yapıldı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Vergi borcu… Kazakistan’ın Türkiye’ye borçlarından kaynaklanıyor. Vergi borcu bu.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Bizim Türk köylümüz, işçimiz borçlu olduğu zaman evine, arsasına, traktörüne haciz koyuyorsunuz. O otelin mal varlığına niye haciz koymuyorsunuz? Niye işletme gelirlerine haciz koymuyorsunuz? Bakın, burada takas ve trampa usulü… Konuşan Sayın Bozkır Bey “Efendim, uluslararası sözleşmede polis yoktur…” Demek ki siz alıştınız, polis devletine alıştınız değil mi? “Uluslararası sözleşmede polis yoktur.” diyor, “Efendim, uluslararası kurallar bunu tayin eder.” Hangi uluslararası sözleşmede otel yapmak diplomatik bir sözleşme hâline geldi? Ben milletlerarası özel hukuku da okudum, devletler arası hukuku da okudum. Diplomatik hiçbir sözleşmede, hiçbir devlette otel yapmanın diplomatik bir işlem olduğuna dair bir ibare geçmemiştir. Eğer Sayın Bozkır uluslararası otel yapmanın diplomatik bir iş olduğunu söylüyorsa hakikaten bugüne kadar biz yanlışlık yapmışız, ülkemizi yurt dışında temsil etmişsinizdir.

İki: Arsa ve trampa… Siz Türk vatandaşlarımızın vergi borcundan dolayı köyüne, arsasına, traktörüne, maaşına haciz koyuyorsunuz, otele niye hacze gitmediniz? Nakit, “cash” para varken yani bahsetmiş olduğunuz Kazakistan’da hangi dağ başında para etmeyen nereyi aldınız? Muamma olan bir husus… Sizi Türkiye’ye şikâyet ediyorum, Türk halkına şikâyet ediyorum, siz bunun altından kalkamazsınız.

Hepinize teşekkürler.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Büyükelçilik arazisinin nerede olduğunu siz biliyor musunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Köylünün emekli maaşına haciz koyuyorsunuz, mazotuna haciz koyuyorsunuz!

BAŞKAN – Tutumumuz üzerinde lehinde olmak üzere, Sayın Mehmet Doğan Kubat.

Sayın Tanal, lütfen…Lütfen…

Buyurun Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika lütfen.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; usul tartışmasının lehinde söz almış buluyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi değerli arkadaşlar, fikirler ortaya konuyor. Neticede, bu bahse konu edilen yer 93 yılında ikili bir protokolle Kazakistan Cumhuriyeti’ne, “sağlık ve dinlenme tesisi” olarak kullanılmak üzere, şartlı bir tahsis yapılıyor. Yine o protokole baktığımız zaman, bu bina ve müştemilatının diplomatik ayrıcalık ve dokunulmazlıktan yararlanmayacağı da belirtilmiş.

Şimdi, o dönemin hükûmeti 1996’da bu protokolü Meclise getiriyor, onaylatıyor. Burada üzerine, şu anda bahse konu olan bir turizmci tarafından yapılmış otel 2001 yılında işletmeye alınmış, bizim elimizdeki verilere göre.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – 2005.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – 2001.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – 2005.

TUNCA TOSKAY (Antalya) – 2001 yılında alınmamış.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tahsis 2001.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tahsis 2001, işletme 2005.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, tahsis...

Şimdi, devletler arası ikili ilişkilerde bu tür sorunlar yaşanabilir, Kazakistan Cumhuriyeti’nden kaynaklı bir kullanım hatası da olabilir. Bunu düzeltmek için bir çaba içerisindeyiz. Dolayısıyla, konuya biraz yapıcı… Usule aykırılıklar vesaireler varsa bunları yetkili Türk mercileri elbette ki takip edecektir ruhsat yönünden, efendim, idari yönden.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Etsinler, önce etsinler bakalım.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Ama bir yabancı ülkenin hukuken tahsisinde olan ve bir kişiye, kullanımına, bir özel firmaya vermek suretiyle bir yapı yaptırdığı yerle ilgili de şu anda yapılabilecekler nedir, bunu da sağlıklı düşünmek gerekir. O sebeple, Sayın Başkanım… (CHP sıralarından gürültüler)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ne malum Kazakistan’a verildiği? Belki de Tayyip Bey verdi orayı, ne biliyorsun?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, burada bağırmaya gerek yok, burada fikirlerimizi açıklıyoruz, doğruyu bulmaya çalışıyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Belki de Tayyip Bey verdi orayı, ne biliyorsun?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Bir hata varsa bunu yüce Meclis düzeltecektir. Bu Meclisteki, Komisyondaki konu da budur. Dolayısıyla, Sayın Başkanımızın tutumunun lehindeyim.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, aleyhte olmak üzere tutumumuzun, Sayın Celal Adan.

Buyurun Sayın Adan. (MHP sıralarından alkışlar)

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Kazakistan Devlet Başkanına yönelik geçmişte konulan iradeyi sonuna kadar destekliyoruz. Burada, Kazakistan Devlet Başkanını, Kazakistan devletini konuşmayalım, bir vurguna, bir talana öncülük yapan iradeyi konuşalım.

22 dönümü değerlendirmişler, doğrudur, bunu da destekliyoruz. Ancak şimdi, 45 dönümü 67 dönüme çıkaran o şirketin Hükûmetinizle ilişkileri de, dünyanın her tarafında bilinen bir şirketin otel inşasını biraz evvel… On iki yıl evvel Suriye’ye yakın bir yerde, hani bazen söylüyorsunuz ya Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili, Başbakan bazı açıklamalar yapıyor, yakalandıklarında “Türkiye'nin bağırsakları temizlendi.” dediğiniz Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir kuvvet komutanı Suriye sınırlarında bir irade ortaya koydu. “Eşkıyabaşı elinizde” dedi, teslim ettiler, koruyamadılar.

Şimdi, dış politikadaki dâhiliğiniz bizi, Türkiye'yi ne noktaya getirdi? NATO’nun Suriye’ye karşı koruduğu Türkiye! Hangi güçle gelip dış politikadaki başarılarınızı ifade ettiğinizi de emin olun bir garabet izler gibi izliyoruz.

Şimdi, bu şirket bir otel yapıyor. Biraz evvel Komisyon Başkanı bir ifade kullandı, bu da Kazakistan’ı rencide eden bir ifade. Bu otel Kazakistan Devlet Başkanına tahsis edilen yerin masraflarını karşılamak için bu gayreti sarf ettiğinizi söylediniz. Avrupa’da falan olsa devlet başkanı istifa eder, çok büyük sıkıntılar olur. Siz dilinize dikkat edin, Kazakistan devletiyle ilgili yapılacak olan, Devlet Başkanına yönelik yapılacak olan iradeyi biz sonuna kadar destekliyoruz ama bir şirket var, bu şirket Adalet ve Kalkınma Partisinin şirketi olarak kamuoyunda biliniyor. Bu şirkete bu oteli tahsis etmeyin. (MHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Aynen öyle.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, ben lehte söz istedim.

BAŞKAN – Şimdi, tutumuzla ilgili konuşmalar tamamlanmıştır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, Sayın Başkanım, ben lehte söz istemiştim.

BAŞKAN – Size söz vereceğim efendim, şunu sonuçlandıralım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Niye? Demin konuştuğunu ifade etmişti. Lehte konuştu, tutanaklarda var…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, ben o zaman sataşmadan söz aldım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Usul Kanunu 63’üncü maddesi devamı diyor ki…

İlk önce bu tartışmayı açtık.

BAŞKAN – Efendim, ben de onu diyorum Sayın Tanal, otursanız, beni dinleseniz mesele kalmıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama siz…

BAŞKAN - Ben de onu söylüyorum, oturun şimdi yerinize.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Dinliyorum bakalım.

BAŞKAN – Tutumumuzun, 69’uncu maddeye göre, karşılıklı söz vermenin ötesinde doğru olduğu kanaatindeyim ve bu şekilde görüşmelere devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz tartışmayı yanlış yere…

BAŞKAN – Bir saniye efendim.

Şimdi, Grup Başkan Vekili 69’a göre söz istiyor. Buyurun, dinleyelim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Dinleyelim bakalım.

VELİ AĞBABA ( Malatya) – Otel AKP’nin misafirhanesi Sayın Başkan.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Canikli, orada kimler kaldı onu açıklayın siz.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Değerli arkadaşlar, eğer bir rant varsa, iddia ettiğiniz gibi bir rant varsa bu rantın senaryosu 1993 yılında yapıldı, yazıldı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamam araştıralım. Araştıralım, hepsi çıkar.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bir rant varsa, bu rantın, bu senaryonun uygulanması 1993’ten 2001 yılına kadar hayata geçirildi, sahnelendi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Araştıralım, araştıralım o zaman.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – O zaman araştıralım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Komisyonu kurun, araştıralım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kurun komisyonu…

MUHARREM VARLI (Adana) – Neyi anlatıyorsun sen, araştıralım.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Eğer bir rant varsa… Çünkü otelin yapımı 2001 yılına kadar… Otel 1993 ile 2001 yılları arasında yapıldı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır yanlış, hayır yanlış.

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Araştıralım, kaçma!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Araştıralım o zaman.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “Araştıralım” diyor adamlar.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  Ne zaman tahsis edildi? Hoşunuza gitmedi değil mi, ne oldu? Ne zaman tahsis edildi? 2001 yılında tahsis edildi. (CHP ve MHP sıralarından “araştıralım” sesleri; AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ nerede, AK PARTİ Hükûmeti nerede? 1993’te senaryoyu yazan, -1993 ile 2001 arasında- kimse tahsisi yapan da 2001 yılında… (CHP ve MHP sıralarından “haydi, araştıralım” sesleri)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Araştıralım o zaman.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Araştıralım, doğrular ortaya çıksın.

TUNCA TOSKAY (Antalya) - Kaçma, araştıralım o zaman, yiyor mu?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Nerede?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  Otel inşaatı 2001 yılından önce yapıldı, o dediğiniz şirkete tahsis 2001’de yapıldı. Aynen öyle, aynen öyle. Ne oldu? Buyurun şimdi, çıkın, özür dileyin; çıkın özür dileyin. (CHP ve MHP sıralarından “haydi, araştıralım” sesleri)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Tamam, kabul, araştıralım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Her şey ortaya çıktı, her şey.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yiğitseniz araştıralım o zaman.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, bir rant varsa bunun sorumlusu AK PARTİ dışındaki herkes var neredeyse işin içinde, biz yokuz ama, biz yokuz.

Ya, 1993 ile 2001 arasında AK PARTİ var mı? Yok. Biz düzeltiyoruz, 2005 yılında Maliye Bakanlığı “Yanlış yapıldı, bu, kanunlara aykırıdır.” diye ceza kesiyor. Yapan sizsiniz, uygulayan sizsiniz, cezayı kesen, düzelten biziz, aynen öyle. Ayıptır, gerçekten ayıptır! Çok ayıp, çok ayıp!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Neredeydi bu saate kadar? Maliye Bakanı neredeydi bu saate kadar?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, sadece grup başkan vekillerine birer söz verip bunu bitirelim. Oylayacağım artık, kusura bakmayın.

Buyurun Sayın Vural.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır, Sayın Başkan, doğrudan, sözlerim çarpıtıldığı için de söz istiyorum.

BAŞKAN – Ama üçüncü defadır veriyorum Sayın Atıcı yani sürekli veremem, kusura bakmayın.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, bakın…

BAŞKAN – Üçüncü defadır size hak veriyorum, ne açıkladıysanız açıklayın.

Sayın Vural, buyurun efendim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – O zaman herkes sözüne… Benim bir iddiam yok konuşma yapmayla ilgili ama bu şekilde sataşma olursa sabaha kadar konuşacağım.

BAŞKAN – Tamam, isterseniz vereyim yine de ama üçüncü defa oluyor haberiniz olsun, bu dördüncü olacak yani onu demek istiyorum,

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İsterse üç değil otuz üç defa olsun.

BAŞKAN – Sürekli öyle oluyor.

Sonra size vereceğim.

Sayın Vural, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Kazakistan Cumhuriyeti'ne diplomatik amaçlı kullanım için tahsis edilen arazi üzerine otel yapılması ile ortaya çıkan hukuksuz durumun araştırılması için komisyon kurulmasını desteklediklerine ve Genel Kurulda yaşanan tartışmaların Kazakistan-Türkiye ilişkileriyle ilgili olmadığına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, bugün burada yapılan tartışmanın Kazakistan Cumhuriyeti’yle hiçbir alakası ve ilgilisi yoktur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz, Kazakistan’la ilişkilerimizin geliştirilmesinin yanında daima pozisyon aldık.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Evet, pozisyonunuzu görüyoruz!

OKTAY VURAL (İzmir) – İnanıyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün fertleri de Kazakistan’la Türkiye’nin ilişkilerinin geliştirilmesinden yanadır. Şimdi, burada bir tarihî fırsat var AKP’nin önünde. Böyle bir konu içerisinde bunun Kazakistan’la ilgili olmadığı açıkken, Kazakistan’a yapılan bir tahsisi sorgulayan sözcüler öncelikli olarak eğer samimiyseler “2001 yılında, 1993 yılında yapılmış.” diyerek Kazakistan’la ilişkilerimize darbe vuracak bu söylemlerin sahipleri eğer yürekliler ise bu araştırma komisyonunun kurulmasına izin versinler, evet desinler, açık ortaya çıksın (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biz gereğini yaptık. AK PARTİ  Hükûmeti olarak gereğini yaptık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hodri meydan, sözünüzün altında kalmayın. Namertsiniz kalırsanız. (AK PARTİ sıralarında gürültüler)  Namertsiniz… Bakın “namertsiniz” diyorum.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – “Namert” sensin!

 YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yakalandınız!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya söylediklerinizin arkasında duracaksınız ya konuşmayacaksınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –  Hükûmetimiz gereğini yapmış.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz arkasındayız, var mısınız?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –  Hükûmet gereğini yapmış.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi, varsanız gelin. Hadi bakalım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yakalandınız, yakalandınız; suçüstü yakalandınız.

MUHARREM VARLI (Adana) – Kalk da konuş bakalım, yüreğiniz varsa kalk da konuş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi, kalk konuş. Var mı?

BAŞKAN – Arkadaşlar tamam. Lütfen dinleyelim.

Sayın Atıcı, iki dakika içinde son defa açıklamanızı yapın, size de söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Lütfen arkadaşlar; lütfen, lütfen oturun.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Başkanım, ben de söz istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Verin, verin.

BAŞKAN – Tamam, buyurun geçin. Yerinize oturun da isteyin. Lütfen… Arkadaşlar, oturun yerinize. Oturun yerinize. Lütfen…

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tabii biz konuştukça batıyorsunuz. Biz konuştukça gerçekten kötü duruma düşüyorsunuz ve bizi konuşturmak istemiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarında gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

AYTUĞ ATICI  (Devamla) –  Şimdi, bakın, ben çıktım burada delikanlıca dedim ki peşkeş çekiyorsunuz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bu otelde ne kadar kaldın?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Git MHP’ye sor, MHP’ye.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Çıktı  dedi ki “Peşkeş, bilmem, kötü…”

Bakın okuyorum, Türk Dil Kurumunda “peşkeş” neymiş. 

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bırak ya!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Yaranmak amacıyla uygunsuz olarak verilen şey.

İki: Özellikle hükümdarların birbirlerine yolladıkları ya da hükümdarlara sunulan armağan.”

İşte, peşkeşi çekiyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kim vermiş, kim?

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – 1993’te siz vermişsiniz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Peşkeşi çeken sizsiniz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Veren sizsiniz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, gelelim tarihe. Önce tarihî bilgilere bir bakın.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hikmet Çetin vermiş, Hikmet Çetin.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Canikli, öyle konuyu bilmeden atlarsanız böyle rezil olursunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben biliyorum, konuyu çok iyi biliyorum.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – 1993 yılında Hikmet Çetin verdi burayı, doğru.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hikmet Çetin vermiş, MHP de inşaat ruhsatı vermiş.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yılmazcığım, hadi araştıralım.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – O dönemde bir anlaşma imzalandı. O dönemde imzalanan anlaşma sonucunda kırk dokuz yıllığına verildi, tahsis edildi. Siz ne yaptınız? Siz, ömür boyu verdiniz, ilelebet veriyorsunuz.

Sayın Çetin’in yaptığı anlaşmayı oku Sayın Milletvekili.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 1993’te Dışişleri Bakanı kim?

 AYTUĞ ATICI (Devamla) – Diyor ki: “Kırk dokuz yılın sonunda, ben burayı size verdim, üzerindeki binalarla beraber geri alacağım.” Siz ne yapıyorsunuz? Üzerine biraz daha arazi veriyorsunuz, “Bir otel daha yapın.” diyorsunuz, “İlelebet de kullanın.” diyorsunuz; aramızdaki fark budur, aramızdaki fark budur.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne zaman yapılmış?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Otel ne zaman yapılmış? Otel kaç yılında yapılmış, otel? Ne zaman işletmeye açılmış?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Canikli, lafım size, dinleyin de öğrenin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben biliyorum, 2001 yılında açılmış.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – 1993 yılında anlaşma imzalandı.

İHSAN ŞENER (Ordu) – 2001 yılında da yapıldı.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Anlaşma imzalandıktan sonra 2001 yılında buraya geldi ve onaylandı. Şimdi, siz diyorsunuz ki: “2005 yılında fark ettik.” Yıl 2002, iktidar olmuşsunuz, üç sene uyudunuz, uyudunuz, uykuya yattınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biz el koyduk, cezayı saldık biz.  Tahsis 2001 yılında yapıldı.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sonra 2010 yılına kadar bir beş sene daha uyudunuz, ondan sonra çıkmışsınız, burada diyorsunuz ki: “Vay, siz verdiniz.” Yazıklar olsun size be! (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sana yazıklar olsun! Sana yazıklar olsun!

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Yazıklar olsun!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ayıp, ayıp!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, sataşmadan söz istiyorum.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Tahsis olmaz, orman alanı ya.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yahu, var işte, her şeyi var. Benden özür dileyeceksin.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Olamaz, kırk dokuz yıldan fazla değildir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Haklısın, olamaz.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir saniye, lütfen dinleyelim.

İki grup başkan vekiline son defa söz vereceğim ve oylayacağım.

İkişer dakika lütfen Sayın İnce. Bitirelim şu konuyu.

Buyurun Sayın İnce.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kazakistan Cumhuriyeti'ne tahsis edilen arazi üzerinde yapılan otelde AK PARTİ milletvekillerinin bedelsiz konakladıklarına yönelik iddiaların araştırılabilmesi için mutlaka komisyon kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, ben dışarıdaydım, konunun ortasında geldim.

Sayın Canikli, hiç telaşa gerek yok. Daha önce de bu tür iddialar bu Mecliste oldu. İsmet Paşa’ya çıktılar, dediler ki: “Sen Sümerbank’tan bedava kumaş aldın.” İsmet Paşa da sustu. Bir sonraki gün geldi bu Meclise, “Alın size faturası.” dedi, “Ben faturasını ödedim.” dedi.

Şimdi burada bir iddia var. AKP’li vekillerin burada beleş kaldıklarına dair bir iddia var. Bedava, beleş, yedi yıldızlı otelde.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Nereden çıkarıyorsun ya? Bizim hiç haberimiz yok.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bunun iki tane yolu var: Bir, faturayı gözümüzün önüne getirirsiniz. İki, bu komisyonu kurarsınız, bunu araştırırız. Korkmaya gerek yok. Korkmaya gerek yok.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Şimdi faturalar elektronik, geçmişe yönelik kesilmiyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) – İki, siz konukevini otel yaptınız mı? Konukevini otel yaptınız mı? Bunu sorun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Oraya sor, oraya. 2001’den önceyi sor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 2001 yılının ne alakası var? Sen anlamıyor musun?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sizinle birlikte özdeşleşen bir şirket var ortada. Sizinle özdeşleşen, AKP’li bir şirket, AKP’li bir otel. Hepinizin orada beleş konakladığınızla ilgili iddialar var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) İddialar var. İddialar var.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ayıp be! İftira atıyorsun!

MUHARREM İNCE (Devamla) – İddialar varsa komisyonu kurarsın...

İHSAN ŞENER (Ordu) – Başka iddialar da var.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Komisyonu kurarsın...

İHSAN ŞENER (Ordu) – Başka iddialar da var.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Komisyonu kurarsın... (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Hepinizle ilgili yok.

BAŞKAN – Arkadaşlar, dinleyelim.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Başka iddialar da var.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Kurarsın, benimle ilgili de kurarsın. Benimle ilgili de kurarsın.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Başka iddialar da var burada.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Kur o zaman. Kuracaksın. İddialar... Herkesle ilgili iddialar olabilir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kim kalmış?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Önemli olan o komisyonu kurup yüreklice hareket etmektir. Biz Kazakistan’la ilişkilerimizin kötü olmasını istemeyiz. Siz burada bir gruba, bir şirkete kıyak yaptınız mı, yapmadınız mı? Niye korkuyorsunuz ya? Kuralım komisyonu, araştıralım, hep birlikte çalışalım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN ATALAY (Ardahan) – İddiayı ispatlamak zorundasınız Sayın İnce. Ayıp ya!

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Canikli, buyurun.

19.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Kazakistan Cumhuriyeti'ne tahsis edilen arazi üzerinde yapılan otelde AK PARTİ milletvekillerinin bedelsiz konakladıklarına yönelik iddiası olanların bunu ispatlaması gerektiğine ilişkin açıklaması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; eğer AK PARTİ milletvekilleri ile ilgili olarak bahsi geçen otellerde -bu ifadeyi kullanıyorum- “beleş kaldıkları” yolunda herhangi bir belge, bilgi var ise bunu çıkar burada ortaya koyarsınız, çıkar gösterirsiniz. Belgeniz var ise isim belirterek, şu tarihlerde, şu tarihte, şu otelde bedel ödemeden kaldı diye çıkarsınız burada konuşursunuz. Doğrusu budur. Varsa iddianız, varsa deliliniz, varsa elinizde belgeniz çıkar konuşursunuz söylersiniz, gösterirsiniz, dersiniz ki “Şu kişi, şurada beleş olarak kalmıştır.”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Canikli…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bir dakika, lütfen.

Böyle bir şey var mı, bugüne kadar bir şey söylediniz mi? Yok. Ne dediniz ama: “Böyle iddialar var.”

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Başbakanın imzası var.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Komisyonu kuralım, araştıralım.” diyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, eğer iş o noktaya gelirse, herkes, herkes hakkında iddiada bulunur. Doğru mu?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Var, doğru.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Peki, böyle bir şey olabilir mi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Komisyonu kuracaksın.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Olması gereken nedir? Çıkıp belgeyi göstermenizdir, var ise; yoksa, iddia dahi söyleseniz iftiradır ve yapılanların tamamı...

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Canikli, komisyonu kuralım, araştıralım. Ne var bunda?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) –Kuralım, araştıralım.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, öyle bir şey yok. O zaman ben size diyeyim ki siz şöylesiniz, siz böylesiniz, sizin hakkınızda, partiniz hakkında, genel başkanınız hakkında böyle iddialar var, her biri hakkında bir araştırma önergesi kuralım; böyle mi olması gerekir? Olur mu böyle bir şey?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kuralım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kuralım komisyonu.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kuralım.

BAŞKAN – Hayır, hayır… Lütfen, lütfen...

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Olur mu böyle bir mantık? Bakın, böyle bir iddia ne insanlığa sığar…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ne iddiası, al, işte belgesi. Ayıp ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aynen öyle, var mı elinde belge? Bir tane belge yok, bir tane bilginiz yok, kimin kimin kaldığı… Bu otel ne zaman yapıldı, ne zaman? Bakın, çıkıp bunu niye inkâr ediyorsunuz. Bu otel 2001 yılında yapıldı, söyleyin onu. 1993’te tahsis edildi, 2001 yılında yapıldı. Bir peşkeş yoktur.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Senin Başbakanın 2012 tarihinde…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biz hiç kimseye peşkeş çekmedik, çekmemiz de söz konusu değildir. Hiç kimse de bunu ispat edemez, edemiyorsunuz zaten, yok elinizde bir şey çünkü. Kuru kuru iddia var sadece, başka bir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başbakanın imzası kuru iddia mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu iftiralarınızı sizlere iade ediyorum.

 Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 23 milletvekili tarafından Kazakistan Cumhuriyeti'ne diplomatik amaçlı kullanım için tahsis edilen Antalya'nın Kemer ilçesindeki arazi üzerine otel yapılması ile ortaya çıkan hukuksuz durumu ortaya koymak ve sorumluları ortaya çıkarmak amacıyla 6/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

On dakika ara veriyorum efendim.

 

 

Kapanma Saati: 16.54


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

 GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (1/489) (S. Sayısı: 409) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm geçici 1’inci madde dâhil 12 ile 21’inci maddeleri kapsamaktadır.

                                   

(x) 409 S. Sayılı Basmayazı 05/02/2013 tarihli 62’nci  Birleşim Tutanağı’na eklidir.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen, gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

Sayın Türkoğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 409 sıra sayılı Tasarı’nın ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ermeni terör örgütü ASALA'nın da diplomatlarımıza karşı işlemiş olduğu cinayetleri, devamında yine Ermeni kökenlilerin ağırlıklı olarak kurucu, yönetici, terörist ve siyasi uzantısı olduğunu bildiğimiz PKK terör örgütünün eylemlerini de göz önünde bulundurduğumuzda, Türkiye Cumhuriyeti'nin kırk yıldan fazla bir süredir teröre muhatap bir devlet olduğunu ifade etmeliyiz. Bu çerçevede terörizmin finansmanının önlenmesi gibi bir konunun dünya devletleri arasında en fazla bizim devletimizi ilgilendirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Modern çağın devletleri arasındaki mücadelelerde önemli enstrümanlardan birisi olan terör, hem devletler arasındaki yarışta rakibi zayıf düşürmek için kullanılmış hem de modern sömürgeler, müstemlekeler tesis etmek için bahane olarak kullanılmıştır. Bugün tek kutuplu dünyanın bir sonucu olarak terörü önlemek, başka devletleri istila etmenin, enerji kaynakları ve koridorlarını kontrol etmenin en önemli mazereti hâline getirilmiştir. Sömürgeci devletlerin kendilerine karşı ortaya çıkan terörist saldırılara karşı tutumu "Dünyanın neresinde olursa olsun terörü ortadan kaldırmak, teröristi yok etmek." şeklindeyken başka ülkelere “terörist taleplerin karşılanması tavsiyesi” şeklindedir.

Bu noktadan hareketle, gerek Birleşmiş Milletler kaynaklı gerekse Avrupa Birliği kaynaklı, teröre ilişkin uluslararası sözleşmelerin hiçbirisinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin ya da  halkı Müslüman olan herhangi bir devletin karşılaştığı “terör” tanımı yer almamıştır. Bugün görüşmekte olduğumuz tasarının da kaynağı olan, Terörizmin Finansmanının Önlenmesine İlişkin Sözleşme 27 Eylül 2001 tarihinde imzalandığında Hükûmetimizce belli çekinceler ifade edilmek zorunda kalınmıştır. Sözleşmenin 2’nci maddesinin birinci paragrafının (b) bendinde “terör eylemi” diye yapılan tarif, maalesef "Bir halkı korkutmak ya da bir hükûmeti veya uluslararası örgütü herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak, bir sivilin ya da bir silahlı çatışma durumunda muhasamata doğrudan katılmayan herhangi başka bir kişiyi öldürmeye veya ağır şekilde yaralamaya yönelik eylemler." şeklinde tarif edilerek, terör örgütünün doğrudan hedefi olan korucular, polisler ve askerlere karşı yapılan saldırılar sözleşmenin dışında tutulmuştur. Bu ve bazı benzeri sebeplerle sözleşmenin bazı hükümlerine çekince konulmuştur.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; küresel güçler için bir enstrüman olarak kullanılan terörün ortadan kaldırılabilmesi için şüphesiz uluslararası iş birliği şarttır. Terörle mücadele, doğası gereği bir yandan askerî yöntemlerle teröristin ortadan kaldırılması, bir yandan ekonomik teşebbüslerle refahın sağlanması, bir yandan demokrasi ve insan hakları açısından hukuk alanında yapılması gereken düzenlemeleri, bir yandan medya ve iletişim kanallarını kullanmak suretiyle psikolojik harekâtı gerektirmesi ve bir yandan da terörün lojistik kanallarının, finansman kaynaklarının önlenmesi özellikleriyle çok yönlü bir mücadeledir.

Otuz yıla yaklaşan terörle mücadele tecrübemizle ortaya çıkan sonuçlara bakarak ifade edebiliriz ki Türkiye Cumhuriyeti ne zaman ki kritik bir dönem yaşasa, terör ya da isyanlarla muhatap olmuştur. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, gerek Musul-Kerkük sorununun çözümü aşamasında gerek çok partili hayata geçiş aşamasında ve gerekse Hatay sorununu çözme aşamasında isyanlar ve kalkışmalara muhatap olmuştur. Devlet için hayati olan bu konular gündemdeki diğer acil konuların arasında kaybolmuştur.

Soğuk savaşın bitimi, Doğu Bloku’nun dağıldığı, dünyada nizamın yeniden tesis edildiği 1980’li yılların sonunda bağımsız Türk devletlerinin söz konusu olduğu dönemde Türkiye Cumhuriyeti ile Orta Asya Türk devletlerinin güç birliği yapabileceği bir dönemde bölücü terör en şiddetli şekilde yüzünü göstermiş ve devletimizi meşgul etmiştir. Belki de teröre bağlı huzursuzluk ve terörün zayıflatıcı etkisi bizi Orta Asya'daki kardeşlerimizle hemhâl olmaktan alıkoymuştur.

21’inci yüzyılın ilk yıllarını yaşadığımız bu dönemde ise enerji alanlarının, koridorlarının kontrol edilmesi ve bulunduğumuz coğrafyada Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Orta Doğu'da rejimlerin ve haritaların değişmesinden bahsedildiği günlerde terör, yine geçmişte olduğu gibi yüzünü göstermektedir.

Türk devletinin bu coğrafya tanzim edilirken masada olmasını engellemek, hatta masada oturmak yerine, masada tartışılan, paylaşılan bir devlet konumunda tutulmasının en önemli aracı terördür ve tabii ki ihanete meyilli, hainliğe dünden hazır, bölücülüğün destekçisi içimizdekiler.

Saygıdeğer milletvekilleri, AKP’nin on bir yıllık iktidarı boyunca en çok duyduğumuz sözlerinden birisi Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölgesinde ve dünyada önemli bir aktör olduğudur. AKP hükûmetlerinin yetkili ağızlarına göre, Başbakan dünyada sözü dinlenen lider, Türkiye önemli bir aktördür. Ancak terörle ilgili mücadelemizde AKP hükûmetlerinin maalesef terörün finansman kaynaklarının kurutulması noktasında Avrupa ve diğer dünya devletleri nezdinde hiçbir başarısı yoktur. Terör örgütlerinin finans kaynaklarının yüzde 80'den fazlası Avrupa Birliği üyesi ülkelerde olduğu hâlde finans kaynaklarının kurutulması konusunda Hükûmetin hiçbir başarılı icraatı yoktur. PKK’nın elinde bulunan silahların birçoğu Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne ek Ateşli Silahlar, Parçaları ve Aksamları ile Mühimmatlarının Yasa Dışı Üretimine ve Kaçakçılığına Karşı Protokol kapsamındadır. Bu silahlar ne PKK tarafından üretilmektedir ne de PKK’nın faaliyet gösterdiği coğrafyada üretilmektedir. PKK’nın elinde bulunan ağır silahlar dâhil, tüm malzemelerin hangi ülkelerde üretildiği ve hangi yollarla terör örgütüne ulaştırıldığı bilinmesine rağmen, AKP hükûmetlerinin bu konuda bilinen bir teşebbüsü yoktur.

PKK'nın suç örgütü değil, bir terör örgütü olarak kabul edilmesi noktasında bile AB ülkeleri arasında Hükûmet tarafından ikna edilmiş bir devlet yoktur. Hele hele terör örgütü mensuplarının yakalanıp Türkiye'ye iade edilmesi noktasında bir tane örnek dahi yoktur.

PKK'yı bir terör örgütü olarak kabul ettiremeyeceksiniz, PKK’lı teröristleri Avrupa devletlerine yakalattırıp teslim alamayacaksınız, ondan sonra da “bölgesinde lider Türkiye”den, “dünya devletleri arasında önemli bir aktör Türkiye”den bahsedeceksiniz. Bu sözlerle ancak kendinizi kandırabilirsiniz.     Eğer terörün finansmanının önlenmesi konusunda Avrupa Birliği devletleri gerçekten samimi ise, Tayyip Erdoğan çok itibarlı ise, Paris'te öldürülen 3 kadının bulunduğu binanın PKK'nın finans merkezi olduğu gün gibi meydana çıkmıştır; AKP Hükûmeti de bu tasarının dayanağı sözleşmeye imza atmış Fransa Hükûmetini ikna etmeli ve o 3 kadının cesedinden başka diğer canlı teröristlerin de Türkiye'ye iadesini ya da Fransa'da yargılanmasını sağlamalıdır.

 AKP hükûmetleri on bir yıldan bu yana belli bir coğrafyamızda etnik temelli bölücü terör faaliyetlerinde bulunan örgütün katliamlarını teşhiste doğru karar verememiş, tedavide de isabetli karar alamamıştır. AKP'nin başındaki zata göre bazen “terör sorunu”, çoğu zaman “Kürt sorunu”, arada sırada da “demokrasi ve insan hakları sorunu” olan bu sorunla on bir yıldır bir seferberlik ruhuyla mücadele etmek yerine müzakere etmek tercih edilmiştir. Teşhis yanlış olunca tedavi de yanlış olmuştur. AKP, bizzat Başbakan ağzıyla terörün bir Kürt sorunundan kaynaklandığını ifade etmek ve bir siyasi sorun hâline getirmek suretiyle bu konuyu siyasi bir sorun hâline getirmiştir.

Terörle mücadelenin diğer enstrümanlarını bir kenara bırakan AKP, on bir yıllık iktidarı boyunca bölücü terörün talepleri doğrultusunda, bilinen yirmiye yakın düzenleme yapmıştır. Yapılan her düzenleme bölücü terörün hız kazanmasına, mevzi kazanmasına, güç kazanmasına sebep olmuştur. PKK terör örgütü ve onun siyasi uzantıları Başbakanı tuş etmişler, AKP’yi hizaya getirmişler, aldıkları her tavizi yeni taleplerle takip etmişlerdir.

Saygıdeğer milletvekilleri, müzakere ettiğimiz tasarı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi altında kurulmuş olan Yaptırımlar Komitesinin talebi üzerine, terörizme fon sağlayanların mal varlıklarının dondurulması hususunu içermektedir. Birleşmiş Milletler Ana Sözleşmesi gereği yaptırımlar sadece Güvenlik Konseyi kararıyla alınabilmektedir, bu yaptırımların muhatabı da sadece devletlerdir. Oysa, bugün müzakere ettiğimiz tasarı, Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın, Güvenlik Konseyinin 1267 sayılı Kararı’yla kurulan ve memurlardan oluşan bir komite tarafından alınan kararların uygulanmasına yöneliktir. Üye devletleri sadece Güvenlik Konseyi kararlarının bağladığı, Yaptırımlar Komitesinin kararlarının bağlayıcı olmadığı da açıktır. Bu yaptırımların kişi ve kuruluşlara yönelik olması da ayrı bir yanlışlıktır. Ayrıca, bu komite tarafından bildirilen kişi ve kuruluşların mal varlığının idari bir kararla dondurulması hem mülkiyet hakkının Anayasa’ya aykırı olarak sınırlandırılması anlamına gelmekte hem de bu komitenin kararları üzerinde etkili olanlara sermayeyi istediği gibi yönlendirme imkânını vermektedir. Bu tasarı bu hâliyle millî sermayemizi, yabancı yatırımcıyı ürküten, korkutan, hatta yok eden bir özellik taşımaktadır. Bu hususların tasarı içinde mutlaka düzeltilmesi gerekmektedir.

Bu düşüncelerle Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkoğlu.

Gruplar adına ikinci konuşmacı Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora.

Sayın Dora, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 409 sıra sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yasa tasarısının amacı, uluslararası sözleşmelerin varlığına göndermede bulunarak, genel gerekçede şu şekilde özetlenmiştir: “Ülkemizin de taraf olduğu, yürürlüğe girmesiyle birlikte iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmiş olan ve ülkemiz açısından uluslararası bir yükümlülük niteliği kazanan 1999 tarihli Birleşmiş Milletler Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin uygulanması ve Sözleşme hükümlerine uyumun sağlanması amacıyla, terörizmin finansmanı suçunun düzenlenmesi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile yabancı devletler ve ülkemiz tarafından terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla malvarlıklarının dondurulması yönünde alınan kararların ve bu yöndeki taleplerin yerine getirilmesine ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla bu Kanun Tasarısı hazırlanmıştır.”

Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme, her ne kadar 9 Aralık 1999 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş, 10 Ocak 2000 tarihinde imzaya açılmış ise de, sözleşmenin imzalanmasına ilişkin devletlerde oluşan gönülsüzlük, 11 Eylül 2001 tarihinde meydana gelen ve dünya kamuoyunca “İkiz Kuleler Saldırısı” olarak bilinen olayın hemen akabinde aşılmış, nitekim Türkiye de bu sözleşmeyi 11 Eylülden 16 gün sonra ABD’nin baskısıyla imzalamıştır.

Ancak yasa tasarısı hazırlanırken Birleşmiş Milletler Sözleşmesi üzerinden gidilmemiş, düzenlemeler buna göre yapılmamıştır. Birleşmiş Milletler, nihai kararı elbette taraf devletlerin tasarrufuna bırakmaktadır ancak yasa tasarısının evrensel ilkelerden uzak hazırlandığı ortadadır. Yasa hazırlanırken Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne atıfta bulunmak yerine 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na atıfla hazırlanmış, bu şekilde terörün kapsamı oldukça geniş tutulmuştur. Yasa tasarısı, yetkilerin keyfî olarak kullanılmasına cevaz vermektedir.

Bu bağlamda terörle ilişkilendirilen finansal kaynakların mahkeme kararına gerek duyulmadan dondurulmasına imkân veren yasa tasarısı, antidemokratik ve hukuki olmayan bir sürece işaret etmektedir. Böyle olduğu için telafisi mümkün olmayan mağduriyetler ortaya çıkacaktır. Yasa tasarısı üzerinde son derece dikkatli çalışılması gerektiğini en başından beri ifade etmemize rağmen maalesef Hükûmet, yine kendi bildiğini okuyarak kaotik bir ortama zemin hazırlayacak bir yasa tasarısında karar kılmıştır. Yani yasa tasarısının, Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle Anayasa'mızda güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlali anlamına geldiği son derece açıktır. Bu çerçeveden bakıldığında, yapılan düzenlemede bir idari tedbirin olmaması gerekmektedir. Mülkiyet haklarını ilgilendirmesi hasebiyle, hukuki bir düzenlemenin yapılması ve verilecek kararların yargısal bir nitelik taşıması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa tasarısında gerçek ve tüzel kişilerin mal varlığı, ilgili tasarruflarda yetkili bir yapı inşa edilmektedir. Çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileriyle oluşan bir değerlendirme komisyonu ile Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığından oluşan bir makama her türlü tasarruf yetkisi tanınmıştır. Bu iki kurul, gerekli çalışmaları yaparak, hangi özel ve tüzel şahısların mal varlığının dondurulması gerektiği kararını alıp, buna göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128’inci maddesinde belirtilen müsadereye ilişkin hükümleri uygulayabilecektir.

Yasa tasarısıyla, mahkeme süreci başlatılmadan, suçu işlediği düşünülen vatandaşların mal varlığına el konabilecektir. Terör kapsamının ne kadar da geniş tutulduğunu ve terörist suçlamasının artık ne kadar da kolay yapılabildiğini düşündüğümüzde, tasarının yasalaşması hâlinde ne tür pratik sıkıntıların doğacağını düşünmemek mümkün değildir.

Gerçek ve tüzel kişiler hakkında somut anlamda bir soruşturma başlatılmadan, tamamen kendilerinden habersiz olarak, sadece polis ve istihbarat verilerine dayanarak -terörü finanse etmekle- ceza verilebilmesinin önü açılabilecektir.

Değerlendirme Komisyonu, bir yıl içinde soruşturmanın başlatılıp başlatılmadığına bakmaksızın, mal varlığını dondurma kararlarının devamına hükmedebilecektir. Bu noktada, idarenin keyfiyeti açıkça söz konusu olup, aleyhine mal varlığının dondurulması kararı verilecek gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyet haklarının keyfî olarak ihlali söz konusu olabilecektir.

Yasa tasarısındaki en önemli çelişkilerden biri de, Hükûmetin yargı paketi ve benzeri yargı reformlarıyla, sorunlu olduğu için değiştirmeyi düşündüğü Terörle Mücadele Kanunu’ndaki maddelerine atıfta bulunmasıdır. Kamuoyunun da talebi, TMK maddelerinin birçoğunun değiştirilmesinden yanadır. Değişmesi muhtemel yasa maddelerine atıf yaparak böylesine ciddi bir yasa tasarısı hazırlamak, çelişkili bir durum yaratmaktadır. Zira, şu anki Terörle Mücadele Kanunu’nun terör kapsamı üzerinden gitmek ileride sıkıntılara yol açacaktır. Şu an yürürlükte olan TMK son derece geniş ve kapsamlı olduğu için bu konu ile ilgili çıkarılan her yasa daha en başından beri sıkıntılı doğmaktadır. Böyle olduğu için, yasa tasarısının, Terörle Mücadele Kanunu’na değil, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne atıfta bulunması gerekirdi.

Yasa tasarısının en korkunç taraflarından biri de ilgili Değerlendirme Komisyonunun muhalif belediyeleri terör örgütüne finansman sağladığı iddiasıyla zan altında bırakma potansiyelini taşımasıdır. Teröre finansman sağladığı atfedilen bir belediyenin mal varlığı dondurulacak mıdır? Böyle yapılarak o belediye sınırları içinde yaşayan vatandaşlar mı cezalandırılacak? Son günlerde, hemen her olayda sıkça kullanılmaya başlanan “terör” kelimesi, tamamen yürütmeye bağlı olarak kurulacak bir komisyon elinde farklı uygulamalara yol açabilecektir. Ayrıca, mal varlığı dondurulan gerçek veya tüzel kişiler hakkında bir yıl içinde soruşturma açılmaması hâlinde, otomatik olarak mal varlığının dondurulması kararının ortadan kalkması gerekirken bunun kesin olmayan bir dille yazılmasını doğru bulmuyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa tasarısına göre örneğin, bir sosyal yardımlaşma derneği içerisinde, devletin terör örgütü olarak nitelediği örgüte ya da işleyişe dair birisi varsa tüm dernek zan altında kalabilmektedir. Sivil toplumculuğun Avrupa’nın çok gerisinde olduğu ülkemizde, böyle bir durumda, hangi insan gönül rahatlığıyla bir dernekte görev alabilecektir. Derneğe kayıtlı bir kişinin terörist bir faaliyet yürütmesi durumunda, tüzel kişilik olarak derneğin ve dernek üyelerinin terörist faaliyet yürüttüğünü iddia etmek hukuksuzluktan öte bir şey değildir.

Aynı şekilde, belediyeye personel alımı yapan bir belediye, aldığı personel eğer devletin gözünde teröristse kolaylıkla ceza alabilecektir. Bu durumda, işe alan birinci derecede sorumlu kabul edildiği için muhalif olan belediyelerin mal varlıkları rahatlıkla dondurulabilecektir, bu aynı zamanda suçun şahsiliği ilkesinin de zedelenmesi anlamına gelmektedir. Bunun da ötesinde, belediyeler, çeşitli AB kurumlarından fon almakta, buna göre sosyal sorumluluk projeleri geliştirmektedir.

İller Bankasından alınan ödeneğin son derece yetersiz olduğu göz önünde bulundurulduğunda, belediyelerin fon kaynağı kullanması kadar doğal bir şey olamaz ancak örneğin böyle bir durumda, böylesi bir fon kaynağı da Değerlendirme Komisyonu tarafından mercek altına alınacak, belediye bu fonu kullandığı için suçlu durumuna düşebilecektir. Üstelik, böylesine kritik kararların yargıç niteliği taşımayan, tamamen yürütmenin atadığı bürokratlar tarafından alınacak olması kamuoyunu oldukça endişelendirmektedir.

Tümüyle bürokratlardan oluşan bir heyetin, gerçekten adaleti temsil eden hukuki kararlar alabileceğini düşünüyor musunuz?

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu durum yargı teminatını göz ardı eden, iktidara ve yürütmeye sonsuz bir yetki tasarrufu veren bir anlayışı temsil etmektedir.

Açıkça ifade etmek gerekir ki 90’lı yıllarda Çiller tarafından geliştirilen fiziki imha operasyonları şimdi de ekonomik temelde geliştirilmek istenmektedir. Bu nedenle, biz bu yasanın ülkemize birçok zararlar getirebileceğini düşündüğümüzden dolayı bu yasaya karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dora.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Sayın Ali İhsan Köktürk.

Buyurun Sayın Köktürk. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının ikinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bir kez daha ifade etmek gerekirse, genel gerekçesine göre bu tasarı, Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair 1999 Tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin uygulanması amacıyla, terörizmin finansmanı suçunun düzenlenmesi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile diğer devletlerden ülkemize yönelik olarak yapılan terörün finansmanını sağlayan mal varlıklarının dondurulması taleplerinin yerine getirilmesi ve bunlara yönelik usul ve esasların belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul gündemine getirilmiştir ve ayrıca 22 Şubat tarihine kadar yasalaşmaması hâlinde de Mali Eylem Gücü tarafından ülkemizin birtakım mali yaptırımlara tabi tutulabileceği Sayın Bakan tarafından ifade edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, öncelikle belirtmek gerekirse, hiç kuşkusuz ki terör ağır bir insanlık suçudur. Ağır bir insanlık suçu olan terörle etkin mücadelede terörün finansmanının önlenmesinin önemi son derece açıktır. Finans kaynakları kesilen, finans kaynakları kurutulan terör örgütlerinin ayakta kalamayacakları, varlıklarını sürdüremeyecekleri tabii ki hepimiz tarafından takdir edilmektedir. Bu bağlamda, terörizm ve terörizmin finansmanı sorununun uzun yıllardan beri bölücü terörle mücadele eden, bu anlamda büyük acılar yaşayan, büyük bedeller ödeyen başta ülkemiz olmak üzere tüm dünya devletlerinin ortak sorunu olduğu, bu nedenle terörizmin finansmanına tüm devletlerin birlikte ortak bir mücadele kararıyla yaklaşması gerektiği de son derece açıktır.

Değerli milletvekilleri, bunları söyledikten sonra birtakım konuları da burada değerlendirmek gerekiyor. Gerek ulusal düzeyde gerekse uluslararası düzeyde terörün ağır bir insanlık suçu olmasına yönelik genel anlamda bir mutabakat bulunmasına karşın, terörün tanımlanması konusunda, terör algısı konusunda genel bir anlayış, genel bir fikir birliği bulunmamaktadır. “Terör nedir? Terörist kime denir? Hangi yapılar terör örgütü olarak nitelendirilebilir?” sorularının yanıtı ulusal düzeyde iktidarlara, uluslararası düzeyde ülkelere ve özellikle çıkarlara göre değişen bir görünüm arz etmektedir. Ulusal düzeyde baktığımızda, içinden geçtiğimiz süreçte terör algısı konusunda oldukça büyük bir kafa karışıklığı göze çarpmaktadır.

Bugün ülkemizde, hepimizin bildiği gibi, halkımıza karşı bilgilendirme görevini yerine getirmeye çalışan namuslu gazetecilerin, “Parasız eğitim istiyoruz.” diyen üniversite öğrencilerinin, öğrencilerine iyi bir eğitim vermeye çalışan, iyi öğrenci yetiştirmeye çalışan üniversite hocalarının, rektörlerin, kendi üyelerinin haklarını korumaya çalışan sivil toplum örgütü başkanlarının, milletvekillerimizin de aralarında bulunduğu binlerce insan Terörle Mücadele Yasası kapsamında, terör örgütü üyesi olmaktan dolayı tutukludur.

Yine, terör örgütüyle müzakere edildiği bir süreçte, terörle uzaktan ve yakından ilgisi olmayan, hayatını sağlığa, bilime, insanlığa, ülke savunmasına adamış pek çok değerimiz ne acıdır ki skandal yaratan gizli tanık beyanlarıyla, tahrip edilmiş dijital verilerle, çelişkili bilirkişi beyanlarıyla ve bunlar dayanak yapılan gerekçesiz, matbu, basmakalıp mahkeme kararlarıyla, özel yetkili mahkeme kararlarıyla cezaevlerinde çürütülmektedir. Hatta öyle bir noktaya gelinmiştir ki yaşanan bu açık ve dramatik süreç daha düne kadar üstüne basa basa bu davaların savcılığına soyunan Sayın Başbakanı dâhi, samimiyeti kuşkulu da olsa, yeni bir söylem geliştirmeye yöneltmiştir.

Değerli arkadaşlar, ülkede görünüm bu ama uluslararası düzeyde baktığımızda, uluslararası düzeyde de tablo çok farklı değil. Uluslararası düzeyde de son derece tutarsız ve asimetrik yaklaşımlar gözümüze çarpıyor. Amerika Birleşik Devletleri’ne göre ciddi bir terör örgütü olan Hamas, Sayın Başbakana göre ciddi bir müttefik olarak kabul ediliyor. Yine, dünyanın jandarmalığına soyunan güçlü ülkeler tarafından, kendi tehdit algılarına göre oluşturulan terör örgüt listeleri söz konusu. Bu konuda kitap yazan Sayın Özgenç’e göre, bu listelere alınacak veya bu listelerden çıkartılacak kişi, kuruluş veya organizasyonlar komiteyi oluşturan devlet temsilcileri arasındaki müzakere ve pazarlıklar sonucu belirleniyor. Bu bağlamda, terör listelerinin oluşturulmasındaki kriterler son derece belirsiz, usuller ve süreçler şeffaflık içermiyor, listeleme ve listeden çıkartılma işlemlerinde çok büyük hatalar var ve bu hatalar mütemadiyen tekrar ediliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla oluşturulan komite tarafından mal varlığının dondurulmasına karar verilen kişiler hakkında herhangi bir devlette bir suç şüphesine binaen soruşturma yapılması ve kovuşturma açılması şartı da aranmıyor. Keza, dünkü görüşmelerde milletvekili arkadaşlarımız ifade ettiler, bizim ülkemiz açısından yani bölücü terörle mücadele eden ülkemiz açısından çok daha önemli bir husus, önemli bir eksiklik var; bir devlet ile silahlı çatışmanın varlığı hâlinde çatışmanın tarafı olan devlet dışı organizasyonlara, örgütlenmelere silah veya diğer yardım yapılması konusunda fon sağlanması, bu tasarıya dayanak oluşturan terörizmin finansmanının önlenmesine yönelik uluslararası sözleşme uyarınca terörizmin finansmanı suçunu oluşturmuyor yani uluslararası sözleşmede, bu tasarıya dayanak olan 1999 tarihli sözleşmede bizim ülkemizin şu an uğraştığı PKK terör örgütü bu kapsamda değil.

Bütün bunların yanı sıra, bu yasa konusunda bize dayatmada bulunan kimi ülkelerin ülkemize ve diğer ulus devletlere karşı bazı terör örgütlerini kullandıkları ve destekledikleri kuşkusu artık kuşkunun da ötesine geçen çok ciddi emarelerle desteklenen bir algı olarak karşımıza çıkıyor.

Değerli milletvekilleri, işte teröristin, terörün, terör örgütünün ne olduğu konusunda derin zihin bulanıklıklarının yaşandığı, terör olgusunun ve algısının ülkelerde iktidarlara, uluslararası düzeyde ülkelere ve her şartta, koşulda çıkarlara göre değiştiği böylesine bir konjonktürde, zaten kollukça ve özel yetkili mahkemelerce hoyratça kullanılan ve AKP iktidarınca ne tarafa zıplatılırsa o tarafa giden bir lastik topa dönüşen Terörle Mücadele Kanunu’nun kapsamının genişlemesine yol açacak düzenlemeler var bu tasarıda. Terörün finansmanıyla ilgili göreceği mal varlığına, fonlara el koymakla görevli, siyasal iktidara göbekten bağlı, “Mal Varlığının Dondurulmasını Değerlendirme Komisyonu” adıyla bir idari komisyon kurulmakta. Kurulacak komisyona ve Bakanlar Kuruluna, Anayasa’yla güvence altına alınan en temel hak ve özgürlüklerimizden birisi olan mülkiyet hakkını kısıtlama, dondurma yetkisi verilmekte. Güvenlik Konseyinin oluşturduğu listeler, yabancı devletin talebi ve yurttaşların yabancı ülkedeki mal varlığı söz konusu olduğunda yargıç güvencesi aranmamakta ve bu talepler ya doğrudan Bakanlar Kurulunca ya da değerlendirme komitesinin önerisiyle Bakanlar Kurulunca işleme sokulmakta, uygulamaya konulmakta. Tabii bu durum hukuki mesnetten yana yoksun olarak mal varlığı dondurulan kişiler açısından çok yıkıcı etkiler yaratmakta. Yine, dondurulan mal varlığına dâhil olan ticari işletmelerin yaşaması için gerekli olan hayati giderlerin yapılabilmesi bile gerek oluşma biçimi gerek işleyiş biçimi itibarıyla siyasal iktidara göbekten bağlı, siyasal iktidarın kontrolünde olan Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının izni ile yapılabilmekte.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak bu tasarıyla açık bir şekilde yargının görev ve yetki alanına müdahale edilmektedir. Hukuk devletiyle bağdaşmayan bir süreç daha da ileriye taşınmakta, özel yetkili mahkemelerin yanı sıra özel bir idari kurul oluşturularak kişilerin tüm ekonomik varlıkları hukuka aykırı bir şekilde tehdit altına sokulmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bugün kâğıt üzerinde kalsa da, Türkiye Cumhuriyeti Anayasamıza göre demokratik bir hukuk devletidir. Demokratik devletler nitelikleri gereği terörle, demokrasi ve insan hakları tanımları içerisinde mücadele etmek zorundadır. Bu nedenle, uluslararası dayatmalar ve bu dayatmaların arkasındaki, içerideki ardıl hesaplar ne olursa olsun bizim Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkartacağımız yasalar demokratik hukuk devleti ilkesine uygun olmalıdır.

Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, görüştüğümüz yasa tasarısına karşı çekincelerimizi ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köktürk.

Sayın milletvekilleri, İkinci bölüm üzerinde gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahısları adına Kırklareli Milletvekili Sayın Turgut Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Dibek, buyurun.

Süreniz beş dakika.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Değerli arkadaşlar, ikinci bölümde şahsım adına söz aldım. Sizleri öncelikle saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 1999 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulunun kabul ettiği bir sözleşme. Bizim de 2002 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanmasıyla iç hukukumuzun artık bir parçası olan terörizmin finansmanının önlenmesi, engellenmesi ile ilgili bu sözleşmenin iç düzenlemesini bu kanunla yapıyoruz. Sene 2002, sene 2013; on yıl sonra ya da on bir yıl sonra yapıyoruz.

Niye bu kadar geç kaldık diye düşündüğümüzde, dünden bu yana aslında arkadaşlarımız konuşuyorlar, Sayın Bakan da belirtti, Komisyonda da konuşuldu bu konu, artık son noktaya gelindi. Yani artık ilgili kurullar, Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyinin ilgili kurulları şunu diyor Türkiye’ye: Bunu çıkaracaksan çıkar yoksa seni kara listeye alıyorum, artık bundan sonra senin yerin Kuzey Kore ve İran, İran’la berabersiniz. Yani aslında şunu söylemek istiyor: Bu yasayı çıkarırsan bundan sonra çalışmaya devam ederiz; çıkarmazsan, sen aslında terörizmin önlenmesi yolunda üzerine düşeni yapmayan, bir anlamda terörizmin önlenmesinde, terörizmin önlenmesine yönelik olarak finans kaynaklarının kesilmesi yönünde üzerine düşeni yapmayan bir ülkesin demektir bu karar. Yani Hükûmet, son noktada bu yasayı getirdi, birkaç gün sonra da zaten bu süre dolacak.

Ben şunu görüyorum: Yasaya baktım, inceledim, Komisyonda da üyeyim, orada da baktım. Ben yasanın çok iyi anlaşıldığını düşünmüyorum değerli arkadaşlar. Bugün de anlattım. Yani bu yasa ne getiriyor? Ben yeterince anlaşıldığını düşünmüyorum. Yani baktığımızda, yasanın sakıncaları var, çekinceleri var, bunları zaten konuşuyoruz ama genel anlamıyla bu yasa ne getiriyor diye değerlendirdiğimizde ben üç başlık… Çok basit konuşmak lazım. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin iki tane kararı var -yasada da yazıyor zaten, 5’inci maddede- bir 1267 sayılı kararı var, bir 1373 sayılı kararı var bildiğim kadarıyla, karıştırmıyorsam. 1267 no.lu kararı Taliban ve El Kaide için almış Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, oy birliğiyle almış ve bu sözleşmeye taraf olan tüm ülkelere diyor ki: Bu örgütlere, bu terör örgütlerine destek veren, fon sağlayan, gelir sağlayan katkı veren örgütlerle ilgili, bu Konseyin kararlarını kayıtsız şartsız uygulayacaksın. Biri, 5’inci maddeyle bu düzenleniyor. Yani Türkiye, Bakanlar Kurulu, Konseyden gelen bu iki terör örgütüyle ilgili talepleri kayıtsız şartsız uygulamak zorunda; 5’inci madde.

Bir diğeri, 6 var, 7 var, işte orada düzenlenen maddeler de, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin diğer kararı, bu iki terör örgütü dışındaki terör örgütlerini ilgilendiriyor; onlar sayılı. Onlarla ilgili de diğer ülkelerin, yani sözleşmeye taraf, sanıyorum 155 ya da 160 ülke var, o ülkelerin Türkiye’den taleplerini düzenliyor. Yani diğer ülkeler diyecek ki Türkiye’ye: “Bakın, şu, şu örgütlere Türkiye’de şu kişiler, şu kuruluşlar destek veriyor, bu şirketlerin finansı, kaynağı var, desteği var, bunlarla ilgili dondurma, engelleme kararı alın.” diyecek. Onunla ilgili bir değerlendirme kurulu var, o değerlendirecek, Bakanlar Kuruluna sunacak, ikinci yol o.

Diğer yöntemi de şu: Türkiye'nin terör örgütleriyle ilgili olarak, yani Türkiye'nin de terör örgütü olarak gördüğü bu örgütlerle ilgili olarak yabancı ülkelerden taleplerini düzenleyen hükümler var, yani üç başlık. Fakat bunun içerisinde on yıl… Otuz yıldır -arkadaşlar söylüyorlar- PKK’yla biz mücadele ediyoruz, binlerce can şehit vermişiz. Yani otuz yıldır ya da on yıldır biz bu sözleşmeyi onayladıktan sonra PKK’yı dünyaya terör örgütü olarak kabul ettirememişiz. Yani Türkiye'deki Terörle Mücadele Kanunu, ilgili kanunlara göre, bize göre terör örgütü ama Türkiye Cumhuriyeti şunu yapamıyor…

Yani bu kral çıplak, herkes bunu biliyor, burada da söylendi. Herhangi bir ülkeden Türkiye Cumhuriyeti, PKK’nın… İngiltere, Fransa, Amerika fark etmez onlar bizim gönlümüzü alsınlar diye zaman zaman “Biz de PKK’yı terör örgütü olarak görüyoruz.” diye açıklamaları var ama Türkiye'nin bir talebini aldıklarında PKK’yla ilgili, yani ülkenizdeki şu kuruluşlar PKK’ya destek veriyor, oradan gelir elde ediyor PKK diye, bunların mal varlığına el koyun diye; şu yanıtı alacağız veya alıyoruz: “PKK terör örgütü değildir.” arkadaşlar. Diğer ülkelerin bize vermiş olduğu yanıt. Düşünebiliyor musunuz? Yani böyle bir paradoks var, Türkiye'de insanlara “Terör örgütü olarak ne var?” diye sorduğumuzda herkesin aklında PKK var ama biz bu sözleşme hükümlerini PKK’ya uygulayamayacağız, mümkün değil böyle bir olay.

Sürem de yetmedi, aslında söyleyecek daha çok şeyim vardı.

Diğer örgütlerle ilgili olarak, tabii ki Türkiye'nin talepleri değerlendirilecek ama bu yasa şunu da gösterdi: Terör örgütü nedir? Terörist nedir? Şu yargılanan davalarda, en son Başbakanın da açıklamalarına baktığımızda biraz daha anlaşılmasını sağladı. Dünyada da Türkiye'de de yasalarımıza göre, silahı olmayan, cebir, şiddet, tehdit uygulamayan hiçbir kişi veya kuruluş terör örgütü değildir ama yargılanan insanlar var, askerler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) - Arkadaşlar bunların hangisinin silahı var -bir yerlerde bulunanlar dışında- hangisi cebir uygulamış, hangisi şiddet uygulamış, hangisi bomba patlatmış, hangisi gitmiş adam kaçırmış, cinayet işlemiş -davalar için konuşuyorum- ama bunlar terör örgütüdür. Türkiye'deki uygulama için konuşuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dibek.

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek.

Sayın Bakan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birkaç hususu açıklığa kavuşturmak için söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Birinci husus, birkaç arkadaşımız tarafından gündeme getirildi, şöyle denildi: Birleşmiş Milletler Terörün Finansmanın Önlenmesi Sözleşmesi’ne dayandığı belirtilen bu yasa tasarısının silahlı çatışmaya doğrudan katılan kişilerin finanse edilmesini kapsayıp kapsamadığı sorgulandı. Yani bu, işte, PKK’yı kapsıyor mu, kapsamıyor mu? Şimdi, değerli arkadaşlar, Terörizmin Finansmanının Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin suç eylemlerini tanımlayan 2’nci maddesine devletimiz tarafından çekince konularak sözleşme imzalanmıştır.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Çekince koyamıyoruz, açıklama…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Dolayısıyla, sözleşmenin bu hükmü ülkemizce geçerli kabul edilmemiştir. Dolayısıyla, sözleşmede…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Diğer ülkeleri bağlıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – …yer alan “Silahlı bir çatışma durumunda çatışmaya doğrudan katılmayan başka bir kişi…” ifadesine tasarıda bilerek yer verilmemiştir. Dolayısıyla, silahlı çatışmada yer alan güvenlik güçlerine karşı girişilen öldürme ve yaralamaya yönelik bütün eylemlerin finansmanı da bu kanunun kapsamındadır. Ayrıca, mevcut tasarının 3/b maddesinde 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan terör eylemlerine atıf yapılması bu durumu daha da kuvvetlendirmiştir. Bu hususla ilgili herhangi bir tereddüdümüz yoktur.

Değerli arkadaşlar, ikinci bir husus: Tabii, ben dün de birkaç kez açıklamaya çalıştım. Değerli arkadaşlar, Türkiye’de işlenen terörizmin finansmanı suçu bakımından ne Bakanlar Kuruluna ne de Değerlendirme Komisyonuna yeni bir yetki vermiyoruz bakın, Türkiye’de işlenen terörizmin finansmanı suçu bakımından. Yani dolayısıyla Türkiye'de işlenen terörizmin finansmanı suçu açısından, ne Bakanlar Kurulunun ne de Değerlendirme Komisyonunun yeni bir yetkisi yok, dondurma yetkisi yok; bu tamamen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun el koymaya ilişkin hükümleri çerçevesinde yapılacaktır, zaten kanunda bu son derece açıktı. Dolayısıyla, efendim, belediyeler veya başka kesimler şu hatayı yapar, öyle görünür, şöyle olur da işte, devlet kalkar, Bakanlar Kurulu dondurur… Yok öyle bir şey.

Bakanlar Kurulunun dondurma yetkisi iki çerçevede olur:

Bir: Türkiye açısından, bütün dünya açısından bağlayıcı olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarıdır. Bunlar oy birliğiyle alınan kararlardır, bu kanun olsa da olmasa da, bu tasarı geçse de geçmese de zaten bağlayıcıdır, zaten bu yönde de bugüne kadar 14 tane Bakanlar Kurulu kararı çıkmıştır. Bu birinci husus.

Yabancı devletlerce yapılacak taleplerde ise -yine çok açık ve net olarak biz dün şunu ifade ettik, kanunda var- bir karşılıklılık ilkesini biz gözeteceğiz, ülkenin menfaatini gözeteceğiz. Bakanlar Kurulunun takdir yetkisi var. Bakanlar Kurulu, Değerlendirme Komisyonu o devletin talebi çerçevesinde gerekçesine bakacak, gerekçesini yeterli bulmazsa reddedecek. Biz ileride tazminat doğması riskine karşılık teminat isteyeceğiz, bir yıl içerisinde açılmayan soruşturmalara ilişkin dondurma kararı kaldırılabilecek.

Dolayısıyla, burada açık ve net olarak söylüyorum, yabancı devletler tarafından yapılan taleplerin yerine getirilmesi otomatik olmayacak, Bakanlar Kurulunun bu konuda takdir yetkisi var ve bu yönde de çok ciddi, güçlü müesseseler var.

Şimdi deniyor ki: “Efendim, bürokratlardan oluşan bir kurula yetki veriliyor.” Değerli arkadaşlar, ne MASAK’ın ne Değerlendirme Komisyonunun dondurma kararı verme yetkisi yoktur. Dondurma kararı verme yetkisi Bakanlar Kurulunda, sadece az önce ifade ettiğim iki husus çerçevesinde olacaktır, hiçbir şekilde bu bahsedilen bürokratik sürecin dondurma yetkisi olmayacaktır, yoktur.

Şimdi, sadece, bu bürokratik, yeni Değerlendirme Komisyonunun şu yetkisi olacak: Efendim, suç duyurusunda bulunabilir. Zaten şu anda, 5549 sayılı Kanun’un, yani Suç Gelirlerinin Aklanmasına İlişkin Kanun’un 19’uncu maddesinde MASAK’a bu yetki zaten verilmiş. Dolayısıyla, burada da yeni bir husus yok. Yani cumhuriyet savcılıklarına şikâyette bulunması, başvurması hususu zaten MASAK’ın şu anki kanununda var olan bir durum.

Şimdi diğer ülkelere bakalım. Şu anda diyelim ki bizimle birlikte FATF’ta olan birçok ülkede bu kararlar Bakanlar Kurulu kararıyla da olmuyor, doğrudan doğruya ilgili bakanlık tarafından… Bakın, Almanya’da Federal Finansman Denetim Birimi yapıyor. Belçika’da Adalet ve Dışişleri bakanlıkları, Fransa’da Ekonomi Bakanlığı, Birleşik Krallık’ta Hazine Bakanlığı, İspanya’da Terörün Finansmanını İzleme Komisyonu, İtalya’da Ekonomi ve Maliye Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı, Hollanda’da Dışişleri Bakanlığı, Rusya’da Başkanlık, Başkanlık kararnamesi; Amerika Birleşik Devletleri’nde Dışişleri ve Hazine bakanlıkları, İsviçre’de Federal… Yani liste bu şekilde gidiyor. Biz ise Bakanlar Kuruluna verdik. Dolayısıyla burada, söylediğim gibi, Türkiye’de işlenen terörün finansmanı suçu açısından yeni bir düzenleme yok. Bu yetkiler Terörle Mücadele Kanunu’nun 8’inci maddesinde zaten var.

Gelelim, bu yasa Türkiye’ye ne getirecek? Ben inanıyorum ki birincisi… Tabii ki bizim İran gibi, Kuzey Kore gibi ülkelerle bu çerçevede… Aslında güçlü iradesi olan bir Türkiye'nin bu ülkelerle aynı listede olmasını hak etmediğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla bizim standartlarımızı, tabii ki yasal çerçevemizi uluslararası seviyeye çıkartmamız zaten saygın bir üye olarak gerekiyor. Ama bunun ötesinde de, ben inanıyorum ki bu yasa geçtikten sonra bu tür uluslararası platformlarda elimiz güçlenecek.

Doğrudur, bugün, bakın, son on yılda Türkiye'nin terör suçundan iade istemleri toplamda 384, fakat bize iade edilenler 23, reddedilenler 206, vazgeçilen 31, derdest yani devam eden 124. Yani, hakikaten, biz gerek Avrupa gerek diğer ülkeler nezdinde ciddi bir şekilde bu suçluların iadesi konusunda bir çaba içerisindeyiz. Bu taleplerimiz de… Eminim, bu yasanın geçmesiyle bence elimiz güçlenir, zayıflamaz.

Şimdi, varsayalım ki Türkiye bu tasarıyı çıkarmadı, varsayalım bir an için. O bahsettiğiniz bütün riskler devam eder yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bütün ülkeler için bağlayıcı olan bir karar verdi diyelim. Biz bunu yerine getirmeyecek miyiz? Geçmişte bu kanun olmadığı için getirmedik mi? Getirdik. 14 tane Bakanlar Kurulu kararı var, 14 tane; bizden önce de var, bizim dönemimizde de var. Dolayısıyla, olaya bu şekilde bakmakta ben fayda görüyorum.

Biz de diğer ülkelerin bütün iade taleplerini kabul etmiyoruz. Örneğin, 19 tane iade talebi olmuş, biz bunun sadece 5 tanesini kabul etmişiz. Dolayısıyla, bu tasarıyla gerçekten Türkiye önemli bir eksikliğini gidermiş oluyor. Türkiye’nin terörle mücadelede, ben inanıyorum ki, uluslararası platformda elini güçlendirecek ama daha önemlisi, karşı karşıya olacağımız çok önemli birtakım riskleri bertaraf etmemize yardımcı olacak.

Bakın, açık ve net olarak konuşuyorum. Bu yasayı biz yapmazsak yarın öbür gün Türkiye’nin standart, bildiğimiz,  ticaret için, yatırım için yapılacak para transferlerinin hepsi etkilenebilir çünkü uluslararası sistem bu şekilde kurulmuş. Evet, Yaptırımlar Komitesinin çalışma tarzı konusundaki eleştirileri, kaygıları biz paylaşmıyor değiliz, paylaşıyoruz, farklı bir şekilde de düşünmüyoruz ama varsayalım ki bu tasarı yok, o zaman Türkiye’ye verilecek zararın boyutlarını da düşünmemiz lazım. Bu tasarıda -yine tekrarlıyorum kendi kendimi- yerleşik yani bizim vatandaşlarımız açısından, Türkiye’de işlenen terörün finansmanı suçu açısından yeni bir düzenleme getirmiyoruz. Bu anlamda, kimsenin mal varlığını idari bir kararla dondurma söz konusu değildir, olmayacaktır; bu yasa bunu getirmiyor. Yine, eskiden olduğu gibi, Terörle Mücadele Kanunu’nun 8’inci maddesinde olduğu gibi, tamamen Türkiye’deki yargı süreci işleyecek ve bu çerçevede olacak. Türkiye’de veya dışarıda birileri terörü finanse ediyorsa elimizin güçlü olması lazım, tabii ki bunların cezalandırılması lazım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şimdi şahısları adına son konuşmacı Mustafa Kemal Şerbetçioğlu, Bursa Milletvekili.

Sayın Şerbetçioğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

409 sıra sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Tasarısının ikinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Artan terör eylemleriyle birlikte terörizmin kaydettiği gelişmeler ve almış olduğu küresel görünüm ülkemiz ve dünya bakımından uluslararası barış ve güvenliğe yönelik çok ciddi bir tehdit ve güvenlik sorunu hâline gelmiştir. Küresel terörizmin ulaşmış olduğu uluslararası boyutlar göz önüne alındığında, terör örgütlerinin varlıklarının devamı ve faaliyetlerinin yürütülmesi için büyük miktarda finansmana ihtiyaç duydukları ve bu ihtiyacı ise yasal ve yasal olmayan birçok faaliyet ve yöntemle elde etmeye çalıştıkları görülmektedir.

Terörle etkin mücadelede, terör örgütlerine ait mali kaynakların ve bu kaynakların akışının tespiti, izlenmesi ve önlenmesi konusu son derece önemli bir terörizmle mücadele yöntemi olarak ön plana çıkmaktadır.

Terörizmin yerel bir sorun olmaktan çıkıp küresel bir tehdit hâline dönüşmesinin ardından sorunun büyüklüğünü gören uluslararası toplum, bu alandaki çalışmalarına hız vermiş, yoğun akademik tartışmalar, diplomatik temaslar, ulusal ve uluslararası yasal düzenleme çalışmalarına odaklanmıştır.

Terör tehlikesine karşı uluslararası iş birliğinin artırılması amacıyla, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere ilgili birçok uluslararası organizasyon terörle mücadeleye yönelik çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmalarda terörizmin finansmanıyla mücadele öncelikli konular arasında gelmektedir. Bu çalışmalar sonucunda, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 09/12/1999 tarihinde Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme, terörizmin finansmanıyla mücadele konusundaki ayrıntılı düzenlemeleri içeren ilk ve en önemli uluslararası sözleşme olarak kabul edilmiş ve ülkelerin imzasına açılmıştır.

Sözleşme, 01/03/2002 tarih ve 2002/3801 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanarak 01/04/2002 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmiştir. Sözleşme, yürürlükte bulunan uluslararası hukuki düzenlemelerin kapsamının acilen gözden geçirilmesi ve uygun iç düzenlemelerle terörizmin finansmanını önlemek ve engellemek için tedbir almaya davet etmektedir.

Yine sözleşme, özellikle terörist amaçlara hizmet edeceğinden şüphelenilen veya terör suçlarının işlenmesi için kullanılan veya kullanılması için oluşturulan fonların ya da bu suçlardan temin edilen kazançların tespitine, bulunmasına, dondurulmasına, bunlara el konulmasına, müsaderesine, faillerin kovuşturulmasına ve cezalandırılmasına yönelik gerekli ve etkili önlemlerin oluşturulması ve devletler arasında iş birliğinin geliştirilmesi amacıyla cezai, hukuki ve idari tedbirlerin alınması ve karşılıklı yardımlaşmanın artırılması yükümlülüğünü getirmektedir.

Uluslararası barış ve güvenliği korumakla görevli Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler şartı uyarınca ortak tedbir ve yaptırımları belirleme yetkisi çerçevesinde terörün ve terörizmin finansmanının engellenmesi hakkında bir kısım güvenlik konseyi kararları almıştır. Terör ve terörizmin finansmanıyla ilgili bu kararlar genellikle bazı terör örgütlerini veya teröristlere yönelik olmak üzere bu örgütlerle bağlantılı olan kişi ve kuruluşların mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin düzenlemeleri içermekte ve bu konuda devletleri iş birliğine çağırmaktadır. Bu kararların en önemlileri 1267 ve 1373 sayılı kararlardır.

1267 sayılı Karar’la, terörizme finansal destek sağlayan kişi ve örgütlerin listesi belirlenerek Birleşmiş Milletler üyesi devletlere bu listede yer alan kişi ya da terör örgütlerinin mal varlıklarının dondurulması yükümlülüğü getirilmektedir.

1373 sayılı Karar’la, terörizmi finanse eden gerçek ve tüzel kişilere ait mal varlıkları ile terörizmin finansal kaynaklarının dondurulması ve terör örgütlerine her türlü desteğin kesilmesi ve uluslararası iş birliğinin sağlanması istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin de taraf olduğu, yürürlüğe girmesiyle birlikte iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmiş olan ve ülkemiz açısından uluslararası bir yükümlülük niteliği kazanan 1999 tarihli Birleşmiş Milletler Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’nin uygulanması ve sözleşme hükümlerine uyumun sağlanması amacıyla terörizmin finansmanı suçunun düzenlenmesi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyiyle yabancı devletler ve ülkemiz tarafından terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla mal varlıklarının dondurulması yönünde alınan kararların ve  bu yöndeki taleplerin yerine getirilmesine ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla hazırlanan bu kanun tasarısının hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şerbetçioğlu.

Şimdi, sisteme giren arkadaşlarımız var, on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Birinci sırada Sayın İrbeç.

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

 Sayın Bakan, yetkililer, suç örgütlerinin iz bırakmamak için ağırlıklı olarak nakit ve elden çalıştıklarını belirtiyor ve bankacılık sistemine giren parasal hareketlerin takibi  sonucunda ulaşılan rakamların çok küçük olduğunu ifade ediyorlar. İki yıl önce, AP parlamentosu, PKK’nın yıllık bazda en azından 600 milyon doları uyuşturucu ticaretinden elde ettiğini kayıtlarına geçirmiştir. PKK’nın, uyuşturucu ticaretinden kasasına koyduğu parayı, bugün itibarıyla yıllık bazda Türkiye ne kadar tahmin etmektedir? Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi ve Europol raporu, uyuşturucu maddeler ile ilgili suçlar ve suç örgütleriyle mücadelede eski yöntemlerin yeterli olmayacağını ortaya koyuyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi, uluslararası toplum için terörizmi lanetlemek ve teröristlerin adalete teslim edilmesi için destekleyici bir tutum sergilerken Türkiye burada yok. Bir an önce anlaşmaya taraf olmamız, Türkiye’nin elini güçlendirebilecektir. Burada, terörizm, insanlık suçu olarak tarif edilmektedir. Türkiye’nin mevzuatındaki terörizmin tanımlamasının uluslararası tanıma uygun olmadığı yönünde OECD’nin kara paranın aklanmasını önlemekle görevli mali eylem…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İrbeç, teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ben size şunu sormak istiyorum: Bu yasaya dayanak olarak gösterilen konulardan bir tanesi, uluslararası sözleşme. Dediniz ki: “Uluslararası sözleşmenin 2’nci maddesinde, o ülkede silahlı mücadele içerisinde olan örgütlenmelerle ilgili bu uluslararası sözleşmenin uygulanmayacağı konusundaki hükme biz not koyduk.” Böyle bir notun konmasının, bizim ülkemiz açısından ne gibi bir faydası var? Biz bu notu koyunca, biz PKK’nın, diyelim ki Avrupa ülkelerinde ya da Amerika’da bu konuda bir fonu varsa, oluşturduğu bir mal varlığı varsa… Biz dedik ki:  “Bunların da mal varlığının dondurulmasını istiyoruz.” Onlar dediler ki: “Siz not koydunuz ama biz bu notu tanımıyoruz.” Ne anlamı var, not koymamızın? Sadece, bizim iç kamuoyumuza yönelik bir yaklaşım biçimi değil midir bu?

Bir de ben şunu söylemek istiyorum: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları Avrupa ülkelerinde nasıl uygulanıyor? 27 ülkenin birlikte oluşturduğu bir komite olduğunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sizin de bildiğiniz gibi, Hakkâri Yüksekova’daki Esendere Sınır Kapısı’ndan, PKK terör örgütüne gerek kaçakçılık gerekse hayalî ihracat aracılığıyla ciddi miktarda finans kaynağı yaratıldığı MASAK tarafından tespit edilmiş ve sizin açıklamalarınızda kamuoyuna bildirilmiştir.

Bu durumda, şu ana kadar bu olaylara adı karışan şirketler mal varlığı açısından değerlendirildiğinde bunların mal varlığına el konulabilmiş midir? Şu ana kadar tespit edilen hayalî ihracat ve kaçak para miktarının PKK’ya ne kadarı gitmiştir? Bu düzenlemeyle beraber acaba bu tür şirketler için de bir karar alınabilecek midir? Açıklama yaparsanız sevinirim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, terörle mücadelede etkin bir mücadele yapabilmek için, bir kanun müzakere ediyoruz. Bizim, PKK terör örgütüyle mücadelemizde, köy korucuları ve gönüllü köy korucuları çok önemli görevler üstleniyorlar. Biliyoruz ki bu köy korucularının, gönüllü köy korucularının çok önemli sorunları var çözülmeyen. Maliye Bakanı olarak bunlara bir müjdeniz var mı? Özlük haklarını iyileştirmek yönünde bir düzenlemeniz olacak mı?

İkinci sorum da şu: Bu İmralı müzakereleri, PKK’yla müzakere süreci başladıktan sonra, bazı vilayetlerde köy korucularından, gönüllü köy korucularından silahları toplama talimatı verildiği haberleri geliyor. Böyle bir şey var mı? Gerçekten bu müzakere sürecinde PKK’ya bu yönde bir söz verilmiş midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şandır.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, başarılı bir yönetim olduğunuzu iddia etmektesiniz. Başarılı olan bir yönetimde, yargının tetiği cemaatte olur mu, terörün tetiği Abdullah Öcalan’da olur mu, enerjinin tetiği Rusya’da olur mu, teknolojinin tetiği Japonya’da olur mu, ticaretin tetiği Avrupa Birliğinde olur mu, finansmanın tetiği Avrupa ülkelerinde olur mu, uydunun tetiği Çin’de olur mu, dış politikanın tetiği Amerika Birleşik Devletleri’nde olur mu? Son görüştüğümüz bu yasaya göre terörizmin finansmanının tetiği hangi ülkede olacak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Geçmiş dönemlerde teröre destek olduğu için mal varlıkları dondurulan insanlar ve şirketler var mıdır, varsa kimlerdir, miktarı nedir? KCK ve PKK’ya yapılan operasyonlarda ne miktar ve değerde uyuşturucu madde yakalanmıştır, bunlarla ilgili kaç kişi mahkûm olmuştur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, gazetelerde çıkan ve Ankara kentinin -kimi zaman- Avrupa’nın örnek kentlerinden bir tanesi olduğuna dair belgelerin, esasında bu işin parayla, hatır gönülle verildiğine ilişkin gazetede bir haberin yer alması üzerine, bu gazete sahibimiz ve Cumhuriyet Halk Partisinin bir milletvekili hakkında “Sizi özel bir mercekle izleyeceğim.” diye bir beyanda bulunmuştur. Bir belediye başkanının görevleri arasında, bir milletvekilini özel bir mercekle incelemesi gibi bir görevi var mıdır? Bu özel mercekten ne anlamamız gerekir, peşine hafiye mi takacaktır, onu dinleyecek midir, ne yapacaktır? Bir belediye başkanı bu lafı söylerse, terörün finansmanını görüştüğümüz bu yasa çerçevesinde, hakkında herhangi bir işlem yapabilir misiniz, gücünüz yeter mi?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, Malatya biliyorsunuz dünyanın ve Türkiye’nin kayısı üretiminin başkenti. Ancak, bu yıl Malatya çiftçisi açlıkla karşı karşıya. Bu dönem defalarca buradan gündeme getirdim Malatya’daki kayısı sorunlarını, çiftçimizin aç olduğunu. Malatya’daki kayısı, tabii sadece çiftçiyi ilgilendirmiyor; esnafı ilgilendiriyor, sanayiciyi ilgilendiriyor, Malatya’da yaşayan herkesi ilgilendiriyor bu kayısı. Bununla ilgili bir destek vermeyi düşünüyor musunuz, ki şöyle somut bir destek verilebilir: Bakanlığınız tarafından 30 bin, 40 bin ton kayısı alınırsa hem kayısı fiyatları artar hem de Türkiye’de yaşayan insanlar kayısı gibi önemli bir ürünü yeme fırsatı da bulurlar ve hem zekâları artar hem sağlıkları düzelir. Bu konuda bir şey yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii, bizim çekince koyduğumuz Birleşmiş Milletler Sözleşmesi… Yani “çekince” ne anlama geliyor? Şu anlama geliyor: Biz bu sözleşmenin bu hükmüne bağlı değiliz yani sözleşmenin bu hükmü bizi bağlamaz. Tabii, diğer ülkeler için değerlendirilmesi konusunda… Ben hukukçu değilim ama muhtemelen birçok ülke bu tür sözleşmelere birtakım çekincelerle onay veriyor. Şimdi önümde öyle bir şey yok ama muhtemelen öyledir, yani hiçbir ülke sözleşmeleri zaman zaman olduğu gibi kabul etmiyor, birtakım çekinceler konabiliyor. Dolayısıyla bizim açımızdan bağlayıcı değildir, bizim uygulamalarımız açısından değil ama diğer ülkelerin değerlendirmesi hususunda bir şey söyleyemem.

Ama şunu söylemekte fayda görüyorum: Bugün hem Amerika Birleşik Devletleri tarafından hem de Avrupa Birliği tarafından PKK bir terör örgütü olarak kabul edilmiştir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Mal varlığı konusunda bir önlem alındı mı Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bizim devlet olarak uzun yıllardır yaptığımız çabalar sonucunda, dediğim gibi, önemli olan, hem Avrupa Birliği hem Amerika Birleşik Devletleri’nce bu örgütün yani PKK terör örgütünün bir terör örgütü olarak kabul edildiği hususunun altını çizmek istiyorum. Özetle, sizin sorunuza ilişkin ancak bunu söyleyebilirim.

Şimdi gelelim diğer sorulara. Hakkâri Esendere’yle ilgili bir soru var. 20/07/2011 tarihinde Gümrük ve Ticaret Bakanlığından inceleme talep edilmiş. Biz denetim elemanı görevlendirdik, inceleme devam ediyor; henüz tamamlanmadığı için ben size somut rakamları veremem. Ama ben inanıyorum ki bu konudaki çalışmalar tabii ki hızlı bir şekilde sonuçlandırılacak ve yasalarımız çerçevesinde ne gerekiyorsa bu konuda yapılacaktır.

Şimdi, gelelim, yine PKK’nın uyuşturucu ticareti, buna ilişkin tahminler sorusuna.

Değerli arkadaşlar, dün de söyledim, devlet olarak bizim böyle bir tahminimiz yok. Yani, dolayısıyla benim sizinle bir rakam paylaşmam söz konusu değil ama söylediğiniz son husus doğrudur. Zaten bu yasa da o eksikliği gidermek içindir. Yani bizdeki terör tanımı sadece Türkiye'ye karşı işlenen cürümleri kapsıyor, daha doğrusu faaliyetleri. O nedenle de FATF’ın talebi de bu yönde: “Sizin tanımınız uluslararası terör tanımına tam uyumlu değildir, siz sadece Türkiye'ye karşı işlenen terörist faaliyetleri terör olarak tanımladınız.” İşte bu yasa bu açığı da gideriyor, bu anlamda da evet, elimizi güçlendiriyor.

Değerli arkadaşlar, köy korucularına ilişkin şöyle söyleyeyim: Gönüllü köy korucularından silahların toplandığına dair benim en ufak bir bilgim yok. Yani bu konu…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani Şanlıurfa’dan böyle bir telefon geliyor, bir araştırın böyle bir şeyi.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Benim bir bilgim yok, dolayısıyla bu konuda bir değerlendirme yapmam doğru olmaz ama böyle bir şeye ben ihtimal vermiyorum. Ama siz bu soruyu yine ilgili arkadaşımıza tabii ki yönlendirebilirsiniz.

Şu an itibarıyla köy korucularına ilişkin, özlük haklarına ilişkin Maliye Bakanlığına gelmiş, benim önümde, üzerinde çalıştığımız bir husus yok ama müsaade ederseniz bir rakam vereyim. Köy korucuları 2002 Aralık ayında 236 liralık bir maaş alıyorlardı, 2013 Ocak ayında 850 lira alıyorlar. Asgari ücretin üzerinde bir miktar ve yaklaşık yüzde 260 civarında bir artış söz konusu.

Değerli arkadaşlar, yine, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımızla ilgili bir değerlendirme yapıldı, onunla ilgili bir soru soruldu. E, doğrusu ben konuya çok vâkıf değilim yani ne söylediğini, hangi kontekste söylediğini ama yani burası bir hukuk devleti…

LEVENT GÖK (Ankara) – “İnceleyeceğiz.” diyor Sayın Bakanım, “Sizi takip edeceğiz, gereği yapılacak.” diyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Türkiye bir hukuk devletidir, hiç kimse onun dışında herhangi bir faaliyete giremez, girerse de zaten hukuk yolları…

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani Melih Gökçek MİT’le mi anlaşma yaptı, askerle mi anlaşma yaptı, kiminle anlaşma yaptı?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Arkadaşlar, hukuk yolları açıktır. Dolayısıyla, yani burada doğrudan doğruya…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bence onu Hükûmetiniz mercek altına alsın, Hükûmetiniz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Kayısı üreticilerine, kayısı üretimine gelince: Ben kayısı yiyorum, onu söyleyeyim. Ama şunu söyleyeyim: Türk Hava Yolları da bu aralar biliyorsunuz kayısı ikram etmeye başladı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – En ucuzundan almış, en ucuzundan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – 2 tane ama biliyorsunuz 40 milyon yolcu taşıyoruz, 2’şer taneden 80 milyon yapar, bu ciddi bir rakam.

Ama daha önemlisi, şöyle söyleyeyim, samimi olarak söylüyorum: Bizim bir destekleme bütçemiz var değerli arkadaşlar. Bu destekleme bütçesinin mikro detaylarına biz Maliye Bakanlığı olarak “Şu ürün desteklensin, şu ürün desteklenmesin.” şeklinde müdahil olmuyoruz. Biz Maliye Bakanlığı olarak destekleme dâhil olmak üzere, doğrudan hibe destekleri dâhil olmak üzere Tarım Bakanlığımıza yaklaşık 13 milyar lira bir bütçe tahsis etmişiz, 13 milyar; ciddi bir rakam. Şimdi, burada hangi ürün ne şekilde desteklenir, takdir edersiniz ki yine benim…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Para sizde Sayın Bakanım, para sizde. Kayısı üreticisi hakikaten zor durumda.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, parayı biz bütçeyle, kanunla, Mecliste tahsis ediyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biz onay veriyoruz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – O kanunlar çerçevesinde ilgili arkadaşlarımız hakikaten rasyonel bir şekilde kullanıyorlar, kullanmalarına da o şekilde sizler de telkinde bulunursunuz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, kaçırdığım bir soru var mı diye bakıyorum da, Sayın Tanal’ın sorusu cevap verilecek türden bir soru değil, yanlış anlamayın beni. Yani, Türkiye’nin hakikaten konumu uluslararası alanda güçlenmiştir, samimi olarak söylüyorum. Türkiye, artık gerçekten, hani… Biz arzu ederiz ki biz de dünyanın en güçlü ülkesi olalım, ilk 3’e girelim, ilk 5’e girelim ama o yönde Türkiye son on yılda çok büyük mesafe katetti. Gündemi belirlenen bir ülke değildir; Türkiye hakikaten önemli ölçüde gündem belirleyen, önemli ölçüde uluslararası arenada güçlenmiş bir ülkedir. Dolayısıyla, sizin o anlamda değerlendirmenize ben katılmıyorum.

Uyuşturucu maddeyle ilişkili, yine galiba “Ne kadar yakalandı?” vesaire şeklinde bir soru vardı. Önümde rakamlar yok ama eğer arkadaşlar İçişleri Bakanlığımızdan veya başka taraflardan temin ederlerse sizlerle memnuniyetle paylaşırım, onu da ifade edeyim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Genelkurmay Başkanlığının bu yönde bir raporu var.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Ama şunu son kez söylüyorum: Bu kanun gerçekten elimizi güçlendirecek, bu kanun Türkiye’nin itibarını artıracak, bu kanun ileride gelişecek birçok sorunun önünü alacak. Dolayısıyla, bu konuda müsterih olun. Biz bu kanunu hazırlarken bütün bu kaygıları gerçekten dikkate aldık. Bu doğru bir düzenlemedir, Türkiye için gerekli bir düzenlemedir.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

12’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Terörizmin Finansmanının önlenmesi hakkında Kanun tasarısının 12. maddesindeki 3. ve 4. Fıkralarının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz                Ali Rıza Öztürk                       Ali İhsan Köktürk

                    Uşak                                    Mersin                                    Zonguldak

     Ramazan Kerim Özkan                 Turgut Dibek                              Celal Dinçer

                  Burdur                                 Kırklareli                                    İstanbul

                                 Ali Serindağ                                  Mahmut Tanal

                                   Gaziantep                                         İstanbul

“(3) Hakkında malvarlığının dondurulması kararı verilmiş olanlar, alacak ve borçları ile diğer tüm malvarlığı değerlerini ve bunların dayanağına ilişkin bilgileri dondurma kararının 7201 sayılı Tebligat Kanunu uyarınca kendisine tebliğinden itibaren; bunlardan alacağı veya borcu olan gerçek ve tüzel kişiler ise alacak veya borcun miktarı ile dayanağına ilişkin bilgileri, malvarlığının dondurulması kararının ülke genelinde en büyük tirajlı üç gazetede ilan edilmesinden itibaren en geç otuz gün içinde Başkanlığa bildirirler.

(4) Yetkili Sulh ceza Mahkemesi tarafından verilen malvarlığının dondurulması kararı, 5271 sayılı Kanunun 128. Maddesi uyarınca gecikmeksizin yerine getirilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

409 sıra Sayılı “Terörizmin Finansmanının önlenmesi hakkında Kanun Tasarısı”nın 12’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Sırrı Süreyya Önder                   İdris Baluken                            Pervin Buldan

                 İstanbul                                  Bingöl                                         Iğdır

                Erol Dora                          Sebahat Tuncel                          Mülkiye Birtane

                  Mardin                                 İstanbul                                        Kars

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet, önergeye katılıyor musunuz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak efendim?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Mülkiye Birtane…

BAŞKAN – Sayın Birtane, buyurun.

Süreniz beş dakika. (BDP sıralarından alkışlar)

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de terör algısının, devletin resmî politikaları ve basın aracılığı ile halkı yanıltarak Kürt siyasi hareketi odaklı oluşturulduğu açıktır. Bu nedenle de terör içerikli tüm düzenlemelerde Kürtler için yeni bir mağduriyet doğmaktadır. Bu kanun da Kürt siyasi hareketine karşı ve elbette özünde Kürt halkına karşı başlatılacak olan yeni bir antidemokratik hareketin temelidir. Hukuk devleti ilkelerine, mülkiyet hakkını düzenleyen kanunlara, yargı bağımsızlığına, demokrasiye, ekonomik özgürlüğe tümden aykırıdır.

Söz konusu tasarı fikrinin 26 Ocak 2012’de İstanbul’da düzenlenen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay, Adalet Bakanlığı, Mali Suçları Araştırma Kurulu yetkilileri ile cumhuriyet savcıları ve TEM şube müdürlerinin katıldığı Terörün Finansmanıyla Mücadele Çalıştayı toplantısında oluşturulduğu açıktır. O toplantıda yine alınan kararlardan biri, Doğu ve Güneydoğu’daki devlet ve belediye ihalelerinin mercek altına alınması idi.

Şu an cezaevinde tutuklu bulunan binlerce Kürt, dava ile ilgili dosyalarında teröre destek vermekle suçlanıyorlar. Geçen dönem Van Milletvekili olan ve bir yılı aşkın bir süredir henüz mahkemeye çıkarılmadan tutuklu bulunan Sayın Fatma Kurtulan’ın iddianamesinde, Türkiye’de tek günlük Kürtçe gazete olan Azadiya Welat gazetesine abone olması teröre destek suçu olarak yer alıyor. Söz konusu tasarı yasalaşırsa Kürtlerin ne ile karşı karşıya kalacağı açıktır.

Değerli milletvekilleri, Tansu Çiller: “Elimizde PKK’ye yardım eden Kürt iş adamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor, devlet PKK’yle olduğu gibi PKK’ye mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir.” demişti. Şimdi, her gün demokratikleşmeden bahseden bu iktidar, kendi çoğunluğuna dayanarak çıkardığı yasalarla Tansu Çiller’le aynı yerde duruyor, giderek, daha çok benzeşiyor. Terörle Mücadele Yasası gibi bir hukuk garabeti karşımızda dururken bu sefer Kürtlerin emeğine, alın terine, malına, mülküne göz dikmiş bir devlet varlığıyla karşı karşıyayız.

Yıllarca terörizme kaynak aktaran birçok iktidarı gördük bu ülkede. Çetelere, Ergenekon’a intikam tugaylarına, kontrgerillaya, JİTEM’e Hizbullah’a, binlerce Kürdü katleden bu örgütlere devlet kendi kaynaklarıyla finansör olmadı mı? Roboski’de 34 Kürt gencini katleden terörist bir hareket değil de nedir? Aslında, devletin, Kürtlere karşı yürütmekte olduğu ve açıkça devlet terörü olarak nitelendirilebilecek faaliyetleri için harcadığı, Sayın Başbakanın da “Harcanan kaynaklarla bir Türkiye daha inşa edilirdi.” ifadesiyle itiraf ettiği harcamaları kontrol altına alınmalıdır yani bu tasarının adı “Devletin antidemokratik faaliyetlerinin finansmanının önlenmesi” olmalı ve içeriği buna göre yeniden hazırlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son dönemlerde Suriye’de, Batı Kürdistan’da, Kürtlere saldırılar düzenleyen çeteler Türkiye yardımları ve desteğiyle yönlendiriliyor. Ceylânpınar’dan rahatlıkla giriş çıkış yapılmakta ancak Nusaybin sınır kapısından halkın oradaki akrabalarına yardım etmek istediği durumlarda da “Sınır kapısı kapalı.” gerekçesiyle izin verilmemektedir. Nusaybin’den yapılmak istenen yardımlar, tamamen insani yardımlar olup herhangi bir suç veya şiddet unsuru içermemektedir. Ancak  Ceylânpınar’dan Suriye’ye giren çeteler tamamen oradaki Kürtlerin elde ettikleri siyasi statüyü ortadan kaldırmak amaçlı bir çatışma ortamı yaratmaktadırlar.

Kürtlerin yıllardır sürdürmüş oldukları hak ve özgürlük mücadelesi bu tip yasalarla terörize edilmek isteniyor. Eğer gerçekten bu süreçte Hükûmetin çözüme yönelik bir samimiyeti varsa “terör ve terörizm” söylemlerinden vazgeçip “PKK terör örgütüdür.” söyleminden vazgeçerek kültürel ve çok kimlikli, sosyal, siyasal bir hareket olarak kabul edilmelidir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birtane.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Terörizmin Finansmanının önlenmesi hakkında Kanun tasarısının 12. maddesindeki 3. ve 4. Fıkralarının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                  Dilek Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları

“(3) Hakkında malvarlığının dondurulması kararı verilmiş olanlar, alacak ve borçları ile diğer tüm malvarlığı değerlerini ve bunların dayanağına ilişkin bilgileri dondurma kararının 7201 sayılı Tebligat Kanunu uyarınca kendisine tebliğinden itibaren; bunlardan alacağı veya borcu olan gerçek ve tüzel kişiler ise alacak veya borcun miktarı ile dayanağına ilişkin bilgileri, malvarlığının dondurulması kararının ülke genelinde en büyük tirajlı üç gazetede ilan edilmesinden itibaren en geç otuz gün içinde Başkanlığa bildirirler.

(4) Yetkili Sulh ceza Mahkemesi tarafından verilen malvarlığının dondurulması kararı, 5271 sayılı Kanunun 128. Maddesi uyarınca gecikmeksizin yerine getirilir."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK  (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurun.

Süreniz beş dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu tasarıyla ilgili bazı şüphelerimizin, kaygılarımızın olduğunu çok açıkça söyledik. Ben biraz önce Sayın Bakana sordum ama cevaplamaya zamanı yetmedi, benim de zamanım yetmedi, soruyu tam olarak soramadık.

Ben şunu söylemek istemiştim: Avrupa Birliği ülkelerinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden gelen kararlar nasıl uygulanıyor? Bu Taliban ve El Kaide’ye dönük alınmış olan Yaptırımlar Komitesi kararları nasıl uygulanıyor? Bunun aslında açıklanmasını istiyorum, Sayın Bakan bu arada açıklayabilirse o çok iyi olacak. Çünkü şöyle söyleniyor:”Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden gelen kararları biz sözleşmeye tabi üyeler olarak kayıtsız koşulsuz uygulamak zorundayız, bizim bu konuda bir takdir hakkımız yok.” Oysa ki Avrupa Birliği ülkelerinden -benim duyduğum kadarıyla, öğrendiğim kadarıyla- 27 ülkenin oluşturduğu bir komite var, bu komite, gelen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını gözden geçiriyor, oy birliğiyle karar verdiği takdirde bu kararlar Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanabiliyor. Şimdi, Avrupa Birliği ülkeleri buna neden gerek duymuş? Neden böyle bir kontrol mekanizmasına gerek duymuş? Çünkü, daha 12 Eylül 2012’de İsviçre-Nada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı çok açık seçik. Taliban’a yardımcı olduğu gerekçesiyle 2002 yılında Mustafa Nada’nın Londra’daki mal varlığına el konuluyor, sınır dışı ediliyor. İsviçre’ye girmesi yasaklanıyor İsviçre tarafından, aynı zamanda da İtalya’da da belli şekilde yaptırımlara tabi tutuluyor. Aslında İsviçre’de ve İtalya’da hakkında soruşturmalar açılıyor ve bunlara takipsizlik kararı veriliyor. Yani, yüksek mahkemeye başvuruyor “Benim bu sınırlamalarım kaldırılsın.” diye. Yüksek mahkeme diyor ki: “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bunlara karar vermiştir. Biz bu konuda herhangi bir şey yapamayız.” Bunun üzerine Mustafa Nada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidiyor ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 12 Eylül 2012 tarihli kararı arkadaşlar, şu yönleriyle İsviçre’yi tazminata mahkûm ediyor, diyor ki: “Sen, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararını kendi iç hukukuna göre düzenlemek zorundasın. İnsan haklarını ve bu kişinin dolaşım hakkını, mal varlığı hakkını ve sağlık hakkını yok edemezsin. Sen bunu kendi iç hukukuna göre düzenleyeceksin.” Aynı şekilde “Uluslararası hukukta Birleşmiş Milletlerin böyle bir yaptırımı var ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre de bu insanların hakları varsa Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üst makam değildir, sen uluslararası hukuka göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre bu hakları tanıyacaksın ve bunun dengesini kuracaksın.” diyor. Ayrıca, yine, son olarak verdiği karar: “Etkin iç hukuk yolunu tanımamışsın sen.” diyor. “Mustafa Nada aleyhinde böyle bir dondurma kararı vermişsin, İsviçre’ye gelip gitmesini engellemişsin ama buna karşı etkin bir iç hukuk yolu tanımamışsın, bu nedenle de seni tazminata mahkûm ediyorum.” diyor İsviçre’ye. Şimdi, demek ki biz bunları alacağız, hiç kontrol etmeden, hiçbir şekilde sorgulamadan, gerekçesine bile bakmadan, “İsim yanlışlığı bile var.” deyip buna bakmadan uygulamak gibi bir yükümlülüğümüz yok. Bir kere bu yanlışı düzeltmemiz lazım.

Şimdi ben bu tasarının 12’nci maddesiyle ilgili birkaç soruna eğer zamanım yeterse değinmek istiyorum. 12’nci maddede de -dün konuştuğum gibi- 11’inci maddedeki gibi aynı sorunlar var: Mal varlığı dondurulanlar ve mal varlığı dondurulanlardan alacağı olanlar, Resmî Gazete’de bu kararın -dondurma kararının- yayımlanmasından itibaren otuz gün içerisinde bilgileri vermek zorundalar.

Peki, arkadaşlar, yine soruyorum ben: Resmî Gazete’yi okuyan kaç kişi var? Şimdi, mal varlığı dondurulan bir şekilde haberdar oldu, bilgisini verdi Başkanlığa ama mal varlığı dondurulana borcu olan kimselere ya da alacağı olan kimselere bu konuda bilgilendirme yapmadılar otuz gün içinde, Resmî Gazete’yi de bilmiyorlar. Peki, ondan sonra?.. Yine, bu tasarının 15’inci maddesinde, bu konuda gecikme söz konusu olduğu takdirde altı aydan iki yıla kadar cezalandırma söz konusu. “Sen bu dondurma kararıyla ilgili o kişiye ya da kuruluşa olan haklarını ve borçlarını bildirmedin.” diye o kişilere ceza mı verilecek? Yani böylesine teknik, çok ciddi sorunlar da var arkadaşlar. Bunlar bir türlü çözümlenmedi, Komisyonda da söylememize rağmen yani Komisyon üyeleri bu konuda hemfikir olmasına rağmen.

Hatta diyor ki Sayın Bakan: “Efendim -Türkiye’de işlenen terörizmin finansmanı suçlarıyla ilgili- bunlar, işte, savcılığa suç duyurusunda bulunacak.”

Peki, Sayın Bakan, savcılığa suç duyurusunda bulunacak ama mal varlığının dondurulmasıyla ilgili nasıl, kim karar verecek? Bu konuda kesin bir durum yok. 12’nci maddede çok ciddi bir sorun var. 12’nci maddedeki bu teknik sorun da, 5’inci, 6’ncı ve 7’nci maddelerde “usulüne uygun olarak alınmış kararlar” denmesi gerekirken bu konuda da ciddi hata vardır. Bu hataların düzeltilebileceği kanaatiyle dikkatinizi çekmek istedim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 12’nci madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde 2 önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 13’üncü Maddesinin (2) bendi sonundaki "...işlemleri Başkanlığın izni ile yapılabilir." ifadesi "...işlemleri kararı veren hâkimin izni ile yapılabilir." şeklinde; üçüncü fıkrasının ikinci cümlesindeki "Başkanlık" kelimesinin "hâkim" şeklinde değiştirilmesini ve yedinci fıkranın tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk                      Turgut Dibek                         Ali İhsan Köktürk

                  Mersin                                 Kırklareli                                  Zonguldak

           Haluk Eyidoğan                      Ahmet Toptaş                           Binnaz Toprak

                 İstanbul                           Afyonkarahisar                                İstanbul

                            Dilek Akagün Yılmaz                           Haydar Akar

                                         Uşak                                            Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığına

409 sıra sayılı "Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı"nın 13’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                        Pervin Buldan                               Erol Dora

                  Bingöl                                     Iğdır                                         Mardin

                             Sebahat Tuncel                                Sırrı Süreyya Önder

                                   İstanbul                                               İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon…

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, tabii, böyle bir usul yok ama bu bir temel kanun, arkadaşlar bana birçok soru da soruyorlar, tabii, takdir sizin, bu özellikle önergelere katılıp katılmadığım konularında sorarken, eğer sizler uygun görürseniz ben açıklama yapabilirim ama bu tamamen sizin takdirinizde olan bir konu.

Şunu söyleyeyim: Avrupa Birliğinde bir komite var, doğru. Bugüne kadar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin aldığı bütün kararları harfiyen bu komite onaylamıştır, uygulamaya koymuştur. Bizde de Bakanlar Kurulu kararı çıkartıyor, bağlayıcıdır ama ben size bir örnek vereyim, bugüne kadar 14 tane Bakanlar Kurulu kararı çıktı, o Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları içerisinde 2 tane Türk’ün ismi vardı, mal varlığının dondurulması kararı, o Bakanlar Kurulu kararına bunlar konulmadı. Demek ki bağlayıcı ama bazen bu tür kararları da alabiliyoruz. Avrupa Birliği de muhtemelen belki…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – O zaman yasaya neden bunu koymadık Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Avrupa Birliği de muhtemelen belki bu komiteyi bu çerçevede oluşturmuş olabilir. Ben bilemiyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Türk vatandaşlarıyla ilgili uygulanmayacağına dair önerilerimiz oldu, kabul edilmedi Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, işte...

BAŞKAN – Sayın Bakanım...

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sonuç itibarıyla katılmıyorum önergeye Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

Sayın Baluken, buyurun.

Süreniz beş dakika.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu önerge üzerinde olan söz hakkımı, birkaç gündür bu Meclis kürsüsünde dile getirilen, aslında uzun bir süredir dile getirilen, düşünce bile olmaktan uzak, partimiz hakkındaki iddialara cevap verme açısından kullanacağım.

Buradaki her konuşmacı, BDP’nin sırtını silahlara dayadığını, silahlara güvenerek siyaset yaptığını durmadan gelip burada açıklıyor ve bu konuda da bizler cevap verme durumunda kalıyoruz. Biz, ısrarla, BDP’nin bugünlere silahların namlularının ucunda bedel ödeyerek geldiğini söylemiştik. Ben, burada, bugüne kadar ardılı olduğumuz siyasal gelenekte siyaset yapıp öldürülen, katledilen siyasetçilerimizin tek tek isimlerini okuyacağım. Eğer süre yeterse bu isimleri buradan kamuoyuyla paylaşmak istiyorum: 21/6/1991, Sıddık Tan, HEP Batman il yönetim kurulu üyesi. Temmuz 1991, Vedat Aydın, HEP Diyarbakır İl Başkanı, evinden alınıp işkenceyle katledildi. Temmuz 1991, Vedat Aydın’ın cenaze törenine katılan kitle tarandı, 10 kişi hayatını kaybetti. 25/7/1991, Sadettin Akbay, HEP Tatvan İlçe Yönetim Kurulu üyesi, 3 kişinin silahlı taraması sonucu yaşamını yitirdi. Temmuz 1991, Remzi İl, HEP Diyarbakır üyesi, 11/7/1991'de gözaltına alındı, işkenceyle katledildi. İsmail Hakkı Kocakaya, HEP Lice il delegesi, Diyarbakır'da işkenceyle öldürüldü. 1991, Tevfik Bazitçi, HEP yöneticisi; 1992 Abdurrahman Söğüt, HEP Nusaybin ilçe sekreteri, silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

1992, Harbi Arman, HEP Muş üyesi, Diyarbakır'da kaçırılarak işkenceyle öldürüldü. 1992, Sait Ertan, HEP Diyarbakır üyesi, silahlı saldırı sonucu öldürüldü. 1992, Mehmet Emin Narin, HEP Nusaybin üyesi, silahlı saldırı sonucu öldürüldü. 1992, Mahmut Ertak, HEP Şırnak Merkez ilçe üyesi, gözaltına alındı, hâlâ kayıp. 1992, Halil Baysal, HEP Şırnak üyesi, “Nevroz”da devlet hastanesinin bahçesinde özel timlerin açtığı ateş sonucu öldürüldü. 1992, Hüseyin Ertene, HEP Cizre üyesi, özel timler tarafından önce ayakları kırıldı, daha sonra öldürüldü. 1992, Birsen Özcan, HEP Şırnak üyesi, “Nevroz”da panzerden açılan ateş sonucu öldürüldü. 1992, Ahmet Turan, HEP Silvan İlçe Sekreteri. 1992, İsmail Irmak, HEP Nusaybin ilçe yönetim kurulu üyesi. Bahattin Turan, HEP üyesi. Hüseyin Deniz, HEP Ceylanpınar İlçe Sekreteri, silahlı 3 kişinin saldırısı sonucu öldürüldü. 1992, Sıddık Turhallı, HEP Diyarbakır üyesi, Diyarbakır İl Başkanı Hüseyin Turhallı’nın ağabeyi. 1992, Musa Anter, Kürt bilgesi, HEP kurucusu, silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Tevfik Tavura, HEP üyesi. Abdülsamet Sakık, HEP Gaziantep İl Başkanı, silahlı saldırı sonucu öldürüldü. 1992, Abdülkadir Kişi, HEP Diyarbakır üyesi, iki kişinin silahlı saldırısı sonucu öldürüldü. Tahir Seyhan, HEP Dargeçit ilçe yöneticisi, göz altında işkence ile öldürüldü. İdris Çelik, HEP Antalya İl Sekreteri, silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Yusuf Solmaz, 1992, HEP Antalya üyesi, silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Tekman Gündüz, HEP Nusaybin ilçesi. Mehmet Ertan, HEP Batman üyesi. Mehmet Tekdağ, HEP Diyarbakır üyesi. Cemal Akar, ÖZDEP Erzincan İl Başkanı. Halim Yalçınkaya, HEP Silvan ilçesi. Şeyhdavut Yalçınkaya, HEP Kızıltepe yönetim kurulu üyesi.

Şükrü Fırat, DEP Urfa üyesi, 1993’te kayboldu, ölü bulundu. Teğmen Demir, DEP Batman üyesi. Eyüp Adıyaman, DEP Silvan üyesi. Muhterem Demir, DEP Silvan üyesi, silahlı saldırı sonucu öldürüldü. 1993, Haşim Yaşa, DEP Diyarbakır Merkez ilçe üyesi. Sıddık Demir, DEP Mersin üyesi. Kerim Demir, DEP Mersin üyesi. Mehmet Yaşar, DEP Batman İl Yönetim Kurulu üyesi.1993, Fahri Aslan, DEP Mersin üyesi. 1993, Fahrettin Baykara, DEP Mersin üyesi. 1993, Ahmet Aslan, DEP Mersin üyesi. Mehmet Yeşil, DEP Batman merkez ilçe yöneticisi. 04/09/1993, Mehmet Sincar, DEP Mardin Milletvekili, Batman’da silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

Sürem doldu. Bu süre içerisinde saydığım, silahlı saldırı sonucu katledilen il ve ilçe yöneticilerimiz. Sadece bir yıl içerisinde katledilenleri bile burada bitiremedim. Onların listesidir.

Bu konuda, eğer, BDP’yle ilgili herhangi bir şekilde düşünce olmayan açıklamalar gelirse bu listenin geri kalan kısmını önümüzdeki günlerde ve aylarda burada okumaya devam edeceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 13 üncü maddesinin (2) bendi sonundaki “…işlemleri Başkanlığın izni ile yapılabilir.” ifadesi “…işlemleri kararı veren hâkimin izni ile yapılabilir.” şeklinde; üçüncü fıkrasının ikinci cümlesindeki “Başkanlık” kelimesinin “Hâkim” şeklinde değiştirilmesini ve yedinci fıkranın tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Toprak, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan ve sevgili milletvekili arkadaşlarım; bu tasarıyı konuşurken demin Sayın Bakanımız dedi ki: “Ne yapalım yani, kabul etmeyelim mi? Bu, Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği bir sözleşmeye dayanıyor. Dolayısıyla da biz bu sözleşmenin şartlarına uymak zorundayız.” Tabii ki buna katılıyoruz. Zaten bu sözleşmeyi reddedelim diyen yok. Ancak eğer buna katılacaksak, yani biz iç hukukumuzu bu sözleşmeye göre düzenleyeceksek o zaman doğru dürüst düzenlenmemiz lazım.

Şimdi, iki gündür bu yükümlülüğümüz konuşuluyor ve konuşan arkadaşların, yani muhalefet partilerinden olan arkadaşların söyledikleri sözlerden bir tanesi, en önemli itirazlardan bir tanesi bu yasadaki yükümlülüğümüz sadece ve sadece sözleşmeyi alıp kendi iç hukukumuza uyarlamak olduğu hâlde biz bunu tutup Terörle Mücadele Yasası’yla ilişkilendirmiş bulunuyoruz. Asıl itiraz edilen nokta bu ve ben de bu itirazın çok yerinde olduğunu düşünüyorum çünkü Terörle Mücadele Yasası gerçekten de Türkiye’de fevkalade tartışılan yasalardan bir tanesi yani uzun süredir bu tartışılıyor.

Gerçekten de ben şunu anlamakta zorlanıyorum: AKP bir yandan 1980 darbesiyle ve diğer darbelerle mücadele ettiğini savunuyor, öbür taraftan, maşallah, bu darbelerin gündeme getirdiği bütün yasalar -bunları sayabilirim de- kurumlar yerli yerinde durmakta. Terörle Mücadele Yasası’na da 1980 darbesinin ruhu sinmiştir. Ne açıdan sinmiştir? Çünkü bu yasa tıpkı 1980 darbesinin getirdiği çeşitli mevzuatta olduğu gibi temel hak ve özgürlükleri fevkalade muğlak ifadelerle kısıtlamakta, üstelik Terörle Mücadele Yasası kısıtlamakla kalmayıp bunu ciddi cezai hükümlerle ilişkilendirmekte.

Şimdi, baktığınızda aslında, yani Terörle Mücadele Yasası ne gibi şeyleri suç sayıyor? Her türlü eylem, her türlü düşünce bu yasanın kapsamı altına sokulabilir. Nitekim uygulamada da bu oldu ve gerçekten de bu yasa ileri demokrasilerin, sahici ileri demokrasilerin güvence altına aldığı düşünce özgürlüğü, iktidarda olanlara muhalefet etme, örgütlenme gibi temel hak ve özgürlükleri yıllar içinde kısıtladı. Ve bu yasa çerçevesinde yani TMK çerçevesinde açılan davalara baktığınızda, hüküm giyenlerin sayısına baktığınızda, çeşitliliğine baktığınızda, bu yasanın evrensel hukuk normlarına ve demokratik ilkelere ne kadar aykırı olduğunu görüyorsunuz.

Ben size sadece üç örnek vereceğim; ilki Nedim Şener’le ilgili. Hrant Dink davasıyla ilgili bir kitap yazdı. Kitap yazdı diye savcı otuz yedi yıl istedi Nedim Şener’e, hâlbuki katil yirmi sekiz yılla yargılanıyor. Yani bu, hiçbir hukuk devletinde kabul edilebilecek bir şey olmadığı gibi hiçbir vicdana da sığmaz.

İkincisi, Hopa davası. Ben geçen sene bunu takip ettim. Altı aydır bu çocuklar tutukluydu, 26 tane üniversite öğrencisi; suçları, sanıyorum, Sayın Burhan Kuzu’ya yumurta atmak ve Başbakan kampüslerine geldiğinde protesto etmek. Savcı kırk sekiz yıl istiyor. Gene bu, hiçbir hukuk devletinde kabul edilemeyecek bir şey.

Üçüncüsü, Sayın Fethullah Gülen’le ilgili. Biliyorsunuz, o da Terörle Mücadele Yasası’ndan yargılandı terör örgütü kurmak suçlamasıyla. Şimdi, onun hakkında, Gülen hareketi hakkında ben çeşitli, Türkçe ve İngilizce makale ve kitapları okudum; hiçbirinde şiddet içerdiği yazılı değildi.

Dolayısıyla, bu mevcut yasa yani önümüze getirilmiş olan tasarı yasalaştığı takdirde gerçekten de mevcut yasaları, zaten bütün bu özgürlükleri kısıtlayan yasaları daha da pekiştirmiş olacağız ve gerek bu Hükûmetin gerekse de ilerideki iktidarların elinde muhalifleri susturmak için çok ciddi bir silaha dönüşecek bunlar.

Onun için, bu yasanın Adalet Komisyonuna geri gönderilmesi ve daha düzgün bir şekilde Terörle Mücadele Yasası’yla ilişkilendirilmeden yeniden gündemimize getirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bizim partimizin kanaati de budur.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toprak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 14. Maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ederiz.

           Bülent Kuşoğlu                   Ali İhsan Köktürk                       Ali Rıza Öztürk

                  Ankara                               Zonguldak                                    Mersin

             Haydar Akar                         Turgut Dibek                           Haluk Eyidoğan

                  Kocaeli                                Kırklareli                                    İstanbul

                               Ahmet Toptaş                             Dilek Akagün Yılmaz

                              Afyonkarahisar                                         Uşak

(3) Gerek görülmesi veya denetmenlerin talebi halinde birinci fıkra uyarınca görevlendirilenlere güvenliklerini sağlamak üzere koruma gücü sağlar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

409 sıra sayılı “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı”nın 14 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Sırrı Süreyya Önder                   İdris Baluken                            Pervin Buldan

                 İstanbul                                  Bingöl                                         Iğdır

                Erol Dora                          Sebahat Tuncel                            Hasip Kaplan

                  Mardin                                 İstanbul                                       Şırnak

BAŞKAN – Son okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli arkadaşlar, Birleşmiş Milletlerin 69 tane terör tanımı var, bizdeki terörün tanımı ise 6.669. Ama 11 Eylül saldırılarından sonra Amerika’nın terör tanımı bunların hepsini de aşan bir şey. Öyle bir tanım getirildi ki ikiz kulelerin vurulmasından sonra, sadece sivil halk değil, şiddet olarak -sivil olsun askerî olsun- savaşmayanlara karşı da kapsamı genişletti ve bunun adı… Aslında “Pearl Harbor” olayında İkinci Dünya Savaşı’ndan kalan bir anlayışla kapsamı oldukça geniş tuttu.

Şimdi burada arkadaşların biraz zihinlerini yormasını istiyorum. İHH’dan tutun MAZLUMDER’e kadar birçok örgüt buna karşı çıkıyor. Bizim çıkış nedenimiz, TMK’nın tanımından; komisyonların, idari komisyonların karar vermesinden. Oysaki Hükûmetin bu yasayı çıkarma nedeni nereden? Biraz önce… Onunla başlayalım: Finansal Eylem Görev Timi “Bu yasayı 23 Şubata kadar çıkarmazsanız sizi teröre destek veren ülkeler listesine alacağız.” dedi. Bu tehdit var.

Şimdi, bu, mal varlığının dondurulması sadece terör finansmanı değil, kara para da var. “Kara delik” dediğimiz, aslında bu Mecliste yakın zamanda çıkan, kaynağı belli olmayan bir para olayı var. Kaç ton altın geldi, biliyorsunuz. Nereden geldi? Bilmiyoruz. Kuzey Afrika’daki, Orta Doğu’daki yıkılan yönetimler, değişimler -Saddam’dan sonra- merkez bankaları soyuldu. Paralar nereye gitti? Bilinmiyor.

Şimdi, bu konudaki eleştirileri sadece biz koymuyoruz muhalefet olarak. Bakın, Financial Times gazetesinde bu konuda diyor ki: “Türkiye’nin çıkaracağı uyum yasasının bir problemi var çünkü orada terör tanımı çok geniş.” Bir İçişleri Bakanımız vardı, hani “Tablo, resim, fotoğraf, kitap, şiir, halay, puşi, slogan, her şey teröristtir.” demişti ya, işte öyle bir şey. Şimdi, bu ülkeleri bir dahaki önergede açıklayacağım ama ben Türkiye’nin düştüğü konumun vahametinin altını çizmek istiyorum. 2012 Ekim -yakın, üç ay önce- tarihi itibarıyla Türkiye riskli ülkeler listesinde, dikkatinizi çekerim. Öyle kimse dolaştırıp dolaştırıp, otuz yıldır bu ülkenin içinde süren bir iç çatışmanın üzerinde odaklanmasın, onu da diğer önergelerde anlatacağım. Türkiye eğer Etiyopya, Myanmar, Gana, Vietnam ve Yemen gibi ülkeler statüsünde ise FATF’nin yayınladığı bu liste için Hükûmetin bin kez değil, milyon kez düşünmesi lazım arkadaşlar. Çok vahim bir durum var, bakın, eğer böyle bir tehlike varsa çünkü bu kuruluşun içinde Birleşmiş Milletler, OECD, Dünya Bankası, IMF, Avrupa Merkez Bankası gibi kuruluşlar gözlemci statüsündedir. Şimdi, IMF’ye borcunuz bitebilir ama Türkiye “IMF’nin artık para vereni olarak ben içindeyim.” diyor, burada da çok dikkat çekici bir durum var.

Yani ülkede muhalifleri susturacağım diye uygulama yasasını geniş tutmaya kalktığınız zaman, Robespierre gibi nasıl ki giyotin yasasını çıkardı onu buldu, bumerang gibi ilk başta Hükûmete dönecek. Nasıl dönecek? İki önerge arka arkaya anlatacağım bunları size ve inanın burada boşuna havanda su dövülüyor, yanlış değerlendirmeler yapılıyor onu tek tek açıklayacağım.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 14. Maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ederiz.

                                                                                         Bülent Kuşoğlu (Ankara) ve arkadaşları

(3) Gerek görülmesi veya denetmenlerin talebi halinde birinci fıkra uyarınca görevlendirilenlere güvenliklerini sağlamak üzere koruma gücü sağlar.

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak efendim?

Sayın Kuşoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, sıra sayısı 409 olan Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde verdiğimiz önerge konusunda söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı, FATF’ın talebi ve sıkıştırması üzerine gündeme geldi. Yani FATF’ın, uluslararası eylem gücünün böyle bir talebi olmasaydı, müeyyideleri olmasaydı, biz bu kanunu muhtemelen gündeme getirmeyecektik, böyle bir kanunu şu anda görüşmeyecektik.

Peki, böyle bir kanun olmasa biz terörle mücadele etmeyecek miydik? Terörle mücadelede esas olan devlettir. Devletseniz eğer, kurumlarınızla devletseniz terörle mücadele edersiniz. Eğer devletseniz, kurumlarınız gereken çalışmaları yapar, terörün finansmanıyla ilgili olarak ne kadarlık bir meblağın söz konusu olduğu, nereden bu meblağın sağlandığı, hangi kaynaklardan sağlandığı, ne kadarının silaha gittiği, ne şekilde gittiği, ne kadarının diğer donanımla ilgili olduğunu bulur, tespit eder. Ondan sonra da işin hukuki boyutuyla ilgili bir eksiklik varsa dersiniz ki: “Ya, her şeyi yapıyoruz, tespitleri yapıyoruz, bütün her şeyi buluyoruz, tespit ediyoruz ama işin hukuki boyutuyla ilgili eksiğimiz var. İşin hukuki boyutunu da bugün gündeme getirdik.” Maalesef, böyle bir şey söz konusu değil. Ben, bu tasarının gerekçesinde, devletin, tasarıyı getiren Hükûmetimizin bu tespitleri yapmış olmasını, terörün finansmanına Türkiye'de ne kadar bir kaynak aktarıldığını, nereden geldiğini, ne kadarının yurt içinden ne kadarının yurt dışından olduğunun bilinmesini, gerekçede böyle bir rakamın bulunmasını çok arzu ederdim, bu sağlam gerekçelerle bu tasarının gündeme gelmesini çok arzu ederdim. Ondan sonra da bu tasarı gündeme gelirdi.

Kaldı ki, şu anda, bu konuyla ilgili olarak da önemli bir boşluk yok. 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun var; bu da, zannediyorum 2006’da düzenlenmişti ve yürürlüğe girmişti. Bu Kanun’un 19’uncu maddesinin (e) fıkrasında MASAK’a böyle bir yetki veriyor zaten, terörün finansmanın önlenmesiyle ilgili olarak MASAK’a böyle bir yetki veriyor ama burada önemli olan, devletin terörle mücadele edememesi. İstihbarat örgütüyle, emniyet güçleriyle devletin bir bütün olarak, bir mekanizma olarak terörle mücadele edememesinde çok önemli bir eksiklik var, sıkıntı var. Dolayısıyla, asıl eleştirmemiz gereken devlet mekanizmasıdır, devlet mekanizmasının sıkıntılarıdır, sorunlarıdır; bunları görmemiz lazım.

Özellikle son yıllarda yapılan düzenlemelerle, son yıllarda oluşturulan kadrolarla, devlet, maalesef çalışamaz bir hâle gelmiştir; devlet, devlet olmaktan çıkmış, sıkıntılı bir döneme girmiştir. Devlette kimin eli kimin cebinde, kim nereye ne alıyor, götürüyor, bunlar belli değil, sıkıntı bu aşamada, yoksa kanunla ilgili, hukuk boyutuyla ilgili çok önemli bir sıkıntı yok. Tabii ki daha iyi bir düzenleme, doğrudur, yapılması lazımdır ama asıl sıkıntı, devletin devlet gibi yönetilmesiyle ilgilidir, çalışmasıyla ilgilidir; bunu belirteyim.

Ondan sonra da şunu belirteyim, çok ilginçtir: Birçok sivil toplum kuruluşu, iktidara da yakın olan, görünen birçok sivil toplum kuruluşu -Sayın Kaplan da belirtti- İHH gibi, MAZLUMDER gibi birçok kuruluş bu tasarıya karşıdır; bunu da özellikle belirtiyorum, çok ilginçtir.

Bizim verdiğimiz önerge, değerli arkadaşlarım, 14’üncü maddeyle ilgili. Sayın Bakan reddetti ama 14’üncü maddenin 1’inci ve 2’nci fıkralarında aslında başkanlığa yetki verilmiş, doğru; denetimi yapacak kişilerin de tespiti doğru. Fakat burada şöyle bir eksiklik var: Siz terörün finansmanıyla, terörle mücadele ediyorsunuz; bu denetim elemanlarına da ayrıca para da veriyorsunuz, bu da güzel ama bunlarla beraber, onların gerektiğinde -ki önerimizde var- gerekli görülmesinde, onların talebi hâlinde, onların güvenliğinin de sağlanması gerekir. Terörle mücadele ediyorsanız, denetim elemanlarının bu tür taleplerini ve gerekli görülmesi hâlinde de bu tür bir uygulamayı devreye sokmanız lazımdır. Sayın Bakanın bunu gerekli görmemesini anlayamıyorum, eksiklik olmuştur diye düşünüyorum. Ben de bir denetim elemanı olarak bu tür durumlarla karşı karşıya geldim zamanında. Bunun tamamlanması lazımdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı "Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı”nın 15. Maddesinin; "Bu Kanun hükümlerine göre malvarlığının dondurulmasıyla ilgili alınan kararların gereğini, karar kendisine usulüne göre tebliğ edilmesine rağmen kasten yerine getirmeyen kişilere altı aydan iki yıla kadar hapis, kararların gereğini yerine getirmekte ihmal gösterenlere adli para cezası verilir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk                      Ali Özgündüz                            Turgut Dibek

                  Mersin                                  İstanbul                                     Kırklareli

         Ali İhsan Köktürk                     Aytun Çıray                       Malik Ecder Özdemir

               Zonguldak                                 İzmir                                          Sivas

                                 Ali Serindağ                              Mahmut Tanal

                                    Gaziantep                                     İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

409 sıra sayılı "Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı"nın 15 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Sırrı Süreyya Önder                   İdris Baluken                            Pervin Buldan

                 İstanbul                                  Bingöl                                         Iğdır

                                    Erol Dora                                Sebahat Tuncel

                                      Mardin                                        İstanbul

BAŞKAN – Okunan önergeye katılıyor musunuz Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet, değerli arkadaşlar, Evrensel Beyanname’nin 3’üncü maddesinde belirtilen isyan hakkı, “Son çare olarak sadece istibdat rejimlerinde, tiranlarda kullanılır.” diyor.

11 Eylül saldırısının ardından küresel bir tanıma ihtiyaç duyuldu ve burada soykırım suçları, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarıyla ilgili yeni tanım ve yeni ulusal üstü mahkemeler kuruldu. İşte, Uluslararası Ceza Mahkemesi 1 Temmuz 2002 tarihinde Lahey’de göreve başladı. Türkiye, bir türlü bu Uluslararası Ceza Mahkemesinin tarafı olmak istemiyor, imzalamıyor sözleşmeyi. Bir de Amerika taraf olmak istemiyor, bir de İsrail olmak istemiyor. İşte burada bir soru işareti var. O zaman şu ortaya çıkıyor arkadaşlar: Tanımlar değiştiği zaman kimine göre terörist olan kimine göre de özgürlük savaşçısıdır.

Bakın, bir örnek vereceğim, Meclisten vereceğim: Hamas örgütü terör örgütleri listesinin başında yer almıyor muydu? Alıyordu. Onun lideri Meşal bu Meclise geldi mi? Geldi. Bütün parti gruplarını ziyaret etti mi? Etti. Hadi, buyurun, tanım konusunda ne diyeceksiniz?

Yine bir örnek daha vereceğim. Şuna iyi dikkat edin: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2625 sayılı Devletler Hukuku Deklarasyonu’nun, hangi şartlarda self determinasyon hakkına, kendi kaderini tayin hakkına başvurulabileceği hakkındaki tanımlarında, “Bir ülkenin hükûmeti toplumun tümünü temsil etmiyorsa, ülkenin yönetimi demokratik değilse, sömürgeciliğe karşı savaşlarda terörizme başvurulursa buna göz yumulacağı sonucu çıkarılmasının tek istisnası masum insanların öldürülmemesidir.” diyor. Dikkat edin tanımlara, bu çok önemli.

Şimdi, bu tanımdan yola çıktığınız zaman… Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’ni de geçen, iki yıl önce burada imzaladık. Özgürlükleri yok etme özgürlüğü tanınamayacağı kuralını getirdi ve devlet terörünü çok net bir tanımla koyuyor, diyor ki: “Devlet terörü üzerinde durmakta yarar bulunmaktadır. Bu devletlerin teröre destek vermesi söz konusu olduğu gibi, bazı muhalif grupların bastırılmasında antidemokratik yapılı devletlerin yasa dışı şiddete başvurduğu görülmektedir. Çok partili demokratik bir yönetime dayanan, basın özgürlüğüne yer veren, hukuk devleti koşullarına uyan bir devlette devlet terörünün bulunması olanaksızdır.” diyor ve buradan şu örneği çıkarıyor tanımları getiriyor, Cenevre hukukuna atıfta bulunuyor ve “Kasıtlı olarak sivil hedeflere saldıran askerleri savaş suçlusu kabul eder. Barış döneminde yapılırsa insanlığa karşı işlenmiş suç sayılır.” diyor. Örnek mi istiyoruz? Miloseviç.

Şimdi, tanımı yaparken çok dikkatli olacağız, çerçeveyi çizerken çok dikkatli olacağız. Hele hele Yemen’den silah gemileri geçiyorsa ve Türkiye’deki bazı şirketlerin bisküvi kutularında silahlar bulunuyorsa, Ceylânpınar’dan El Kaide’nin El Nusra kolları Rasulayn’a giriş-çıkış yapıp buradan destek alıyorsa, silah alıyorsa, oturacaksınız düşüneceksiniz. Bumerang gibi gelecek bu yasa kimi vuracak? Onu düşüneceksiniz, onun hesabını yapacaksınız.

Öyle tek taraflı bakıp buradan otuz yıldır “Yok efendim, burada terör vardı, bilmem ne...” Bu ülkede kimin dışkı yedirdiğini, kimin kaç bin köyü yaktığını, kimin kaç bin faili meçhul cinayet işlediğini de bu halk bilir, Türkiye de bilir bunu, bunları da konuşacağız. Hiçbir şey o kadar, göründüğü kadar basit değil. Öyle bir çerçeve koyacağız ki, önce bu iç hukukumuzda bu yanlışları düzelteceğiz. Bu yasada size kim akıl vermişse yanlış akıl vermiş, çerçevesini sizin aleyhinize genişletmiş.

Biz buradan uyarmaya devam edeceğiz. Bir önerge daha… (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sıra sayılı "Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı”nın 15. Maddesinin; "Bu Kanun hükümlerine göre malvarlığının dondurulmasıyla ilgili alınan kararların gereğini, karar kendisine usulüne göre tebliğ edilmesine rağmen kasten yerine getirmeyen kişilere altı aydan iki yıla kadar hapis, kararların gereğini yerine getirmekte ihmal gösterenlere adli para cezası verilir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Eryılmaz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinde değişiklik yapılmasına dair önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yaklaşık yirmi dört aydır Suriye’de bir çatışma ve kaos yaşanmaktadır. Hükûmetin izlemiş olduğu bu yanlış Suriye politikası neticesinde, komşu, dost ve kardeş Suriye’de şu ana kadar yaklaşık 60 bin vatandaş, Suriyeli maalesef hayatını kaybetmiştir.

Şimdi, biz bu yasayı burada tartışırken öncelikle Hükûmete şu soruyu sormak gerekmiyor mu? Siz Suriye’deki yönetimi beğenmeyebilirsiniz, Suriye’deki yönetimin değişmesi gerektiğini de söyleyebilirsiniz ancak Suriye’deki yönetimi silahlı güç kullanmak suretiyle devirmeye çalışan gruplara silah desteği, eğitim desteği, lojistik destek veremezsiniz dedik ve biz bunu söylediğimizde olaylar yeni başlamıştı, Suriye’de henüz 2 bin kişi ölmüştü. Fakat geldiğimiz noktada izlemiş olduğunuz politikanın ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkmıştır. Bu silahlı gruplara verilen destek acaba bu yasa kapsamında değerlendirilebilecek mi?

Bugün, Suriye yönetimini devirmeye çalışan silahlı grupların içerisinde El Kaide militanları, Özgür Suriye Ordusu militanları, El Nusra Hareketi gibi silahlı terör grupları var. Nitekim El Nusra silahlı grubu en son Amerika Birleşik Devletleri tarafından terör listesine alınmıştır. Bakıyoruz Hükûmet bu silahlı gruplara desteğini devam ettiriyor. Acaba bu yasa yarın yürürlüğe girdikten sonra, bu silahlı gruplarla iş birliği yapan Hükûmet bu yasa kapsamında değerlendirilip başta Sayın Başbakan ve Dışişleri Bakanı olmak üzere onların mal varlığına bu yasa kapsamında terörün finansmanından dolayı el konulacak mı? Bu önemli bir sorudur. Sayın Bakan öncelikle sizin bunu sorgulamanız gerekir diye düşünüyorum.

Bugün Hükûmetin bu silahlı gruplara her türlü desteği verdiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. İstanbul’da yapılan toplantıları da çok iyi biliyoruz. Uluslararası basında Hükûmetin bu silahlı grupların temsilcileriyle nasıl kol kola olduğunu, bunlara nasıl destek verdiğini de okuduk.

Şimdi ben size bir örnek vermek istiyorum. Bu da basına yansıdı. Lübnan Gelecek Hareketi -Hariri’nin başkanı olduğu parti- milletvekillerinden Okab Sakr’ın, Suriye ayaklanmasına destek olmak amacıyla Antakya, Adana ve İstanbul’da operasyon odaları kurduğu, Suriye’nin çeşitli bölgelerinden getirtilen 20 kadar gencin Türkiye’deki operasyon odalarından Suriye’deki askerî operasyonları idare ettiği ve bu çalışmaların Türk ve Katar istihbarat yetkililerinin gözetiminde gerçekleştiği iddiaları yer almıştır. Söz konusu Lübnanlı milletvekilinin bu çalışma kapsamında silahlı grupların liderlerine önemli miktarda para dağıttığı ve ayrıca, muhaliflerin ağır silah taleplerini karşıladığı da ifade edilmektedir. Adı geçen milletvekili, bu konuyla ilgili medyaya düşen ses kaydının kendisine ait olduğunu da itiraf etmiştir. Hem ulusal hem de uluslararası ceza hukuku açısından suç teşkil eden bu vahim iddialarla ilgili maalesef Hükûmetin bugüne kadar herhangi bir açıklamasının da olmadığını görüyoruz. Ayrıca Doha’da bir toplantı yapılıyor, gizli bir toplantı yapılıyor ve o toplantıda da Sayın Dışişleri Bakanı yer alıyor ve 12 maddelik bu gizli anlaşmada da silahlı grupların finanse edilmesi ve desteklenmesiyle ilgili olarak kararlar alınıyor.

Şimdi Sayın Hükûmet yetkililerine, Başbakana, Dışişleri Bakanına soruyorum: Siz bir tarafta terörün finansmanıyla mücadele etmek amacıyla bir yasa çıkaracaksınız, öbür tarafta hemen yanı başımızdaki bir ülkeye karşı silahlı mücadele veren silahlı gruplarla iş birliği yapacaksınız. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

Bu yasanın uygulamasından sonra, Suriye muhalefetine verilen destekten dolayı da Başbakanın ve Dışişleri Bakanının da bu yasa kapsamına alınacağını umut ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eryılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin ikinci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk                      Turgut Dibek                         Ali İhsan Köktürk

                  Mersin                                 Kırklareli                                  Zonguldak

           Haluk Eyidoğan                      Ahmet Toptaş                             Sedef Küçük

                 İstanbul                           Afyonkarahisar                                İstanbul

                              Haydar Akar                              Dilek Akagün Yılmaz

                                   Kocaeli                                               Uşak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

409 sıra sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Mülkiye Birtane                         Erol Dora                               İbrahim Binici

                    Kars                                    Mardin                                     Şanlıurfa

                                   Sırrı Sakık                                      Pervin Buldan

                                        Muş                                                  Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

Sayın Kaplan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar) 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tabii, bugüne kadar uluslararası terörizm konusunda on iki tane sözleşme imzalanmış. Ama en ilginci 21 Kasım 2001… Hukuk Komisyonu, kim tarafından işlenirse işlensin, metot, yöntemleri kınayan bir karar alıyor ama altına şunu yazıyorlar: “Kararın sonunda ise üye ülkelerin terörizmin tanımı konusunda bir karara varamayacakları eklenmiştir.” diyorlar. Buyurun… On iki tane uluslararası sözleşme… 11 Eylül olayı arkası bu yazılmış altına.

Türkiye'nin tarafı olduğu, Terörizmin Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Avrupa Sözleşmesi bölgesel bir sözleşmedir. Avrupa Konseyi içinde ve Türkiye taraf buna. Uçak, gemi kaçırma, milletlerarası alanda  kişilere saldırı, rehin alma, vesaire. Bunun 5’inci maddesi şu arkadaşlar… Arkadaşlar zaman zaman konuşuyor, kavramları karıştırıyorlar.  “Kendisinden iade istenen devlet, iadeyi isteyen devletin bir kimseyi ırkı, dili veya siyasi inancı sebebiyle yargılanması amacıyla yaptığına inanırsa iade etmek mecburiyetinde değildir.” demektedir. Ne yapmıştı Türkiye yakın zamanda? Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısını Türkiye’de misafir etmiştir bu maddeye dayanarak. Şimdi, bazı kavramları karıştırmadan yerli yerine oturtacağız.

Bir şey daha size söyleyeyim. Terörizmin doğru ve objektif bir tanımı için ulus devletleri arasında geçerli olan, genel kabul gören, uluslararası hukuk kuralları ve ilkelere bakmak gerekiyor. Bunun için, Cenevre ve Hague anlaşmalarında belirtildiği gibi, bu kurallar savaş sırasında nelerin yapılabileceğini nelerin yapılamayacağını belirtmektedir. Örneğin, sivil halkın hedeflenmesi kabul edilmemekte ve kesinlikle yasaktır. Peki, gelişmiş devletler uçaklarını, ordularını gönderip birileri bir yerleri bombalıyorsa ne yapmış oluyorlar? Uluslararası alanda devlet terörü estirmiş oluyorlar. Bunun örnekleri şu an dahi var. Ruanda’da yaşandı, Mali’de yaşandı, Libya’da yaşandı, birçok ülkede var. Şimdi, buradan yola çıkarsak hemen şu noktaya geleceğiz. Size biraz daha hatırlatmak istiyorum, hafızalarınızı… Bu Mecliste 1 Mart Tezkeresi’ni yaşamış arkadaşlarımız var. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post’ta 22 devletin rejiminin sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu anlatıyor. Evet. Şimdi, sınırları küçülterek de değiştirebilirsiniz, büyüterek de değiştirebilirsiniz. Bu Meclisin son derece dikkatli, uyanık olması gereken bir dönemi yaşıyoruz. 90’lı yılları yaşadık ve 90’lı yıllarda yaşanan katliamları, faili meçhul cinayetleri, köy yakılmalarını yaşadık ve bu korkunç cinayetlerin ve devlet terörünün Avrupa mahkemelerindeki mahkûmiyetlerini yaşadık, arkasından hâlâ bir ders çıkarmış değiliz.

Aslında ders çıkarmak o kadar zor ki. Şu Meclis tutanaklarına bakıyorum, sizi 1910’a götüreyim, meşrutiyet dönemine götüreyim. Bitlis Mebusu eğitim ve sağlıkla ilgili bir önergede diyor ki: “Vatandaşın daha iyi anlayabilmesi için lisanı mahallî ile tercüme ve müzakere suretiyle çocuklara maarifte ders verilmesi lazım.”

Yüz üç yıl önce Meclisi Mebusanda konuşulanları biz yüz üç yıl sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşuyoruz, ama bir terör tanımımız var, bunu konuşmayı da terör sayıyor arkadaşlar.

Bu tanımla bu yasa çıkmadan, bitmeden AK PARTİ’li arkadaşlara benim bir önerim var. Bu TMK’yı çıkarın buradan, idari kurullar yerine yargıyı koyun, hiç olmazsa sizin için hayırlı olur.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin ikinci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Küçük, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şu konuda hepimiz hemfikiriz. Terör, hem ülkemizde hem uluslararası düzeyde tarifsiz acılara neden olmuştur ve olmaktadır.

Doğrudur, terörün önlenmesi ve ortadan kaldırılmasında terörün finansal kaynağının kurutulması tartışılmaz bir önem taşımaktadır. Ancak, bu konularda hepimizin hemfikir olması “terör” kavramının içine sokulan her şey konusunda da hemfikir olduğumuz anlamına gelmemelidir.

Bildiğiniz gibi, bu kanuna dayanak yapılan Birleşmiş Milletler Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’de açık ve net bir terör tanımı yoktur. Bu nedenle, görüştüğümüz tasarıda Terörle Mücadele Kanunu’ndaki terör tanımı referans alınmaktadır. Ancak, geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız tecrübeler, mahkemelerin uygulamaları, kolluk kuvvetlerinin anlayışı bize, Türkiye’de, terör tanımının içine, örgütlü suçların içine nelerin sokulabileceğini göstermiştir.

Bu ülkede mahkemelerde, savcılıklarda zaman zaman tanık olduğumuz çarpık bir terör anlayışı olduğunu artık hepimiz gayet iyi biliyoruz. Muhalefet eden herkes terör tanımının içine sokulabilmektedir. Uzun yıllar ordunun en tepelerinde yer alan subayların, eski Genelkurmay Başkanının, eski polis müdürlerinin yani güvenlik bürokrasisinde mevki işgal etmiş kişilerin terör suçlamasıyla bugün hapishanelerde olması dünya üzerinde hemen hemen hiç rastlanmayan bir garabet olarak tarihe geçmiştir. En masumane protesto yöntemini kullandıkları, “Parasız Eğitim” pankartı açtıkları için öğrenciler terörist sayılmış, gelecekleri karartılmıştır. Bu ülkede, bilim insanları yazdıklarıyla terörist sayılmışlardır. İktidar partisi mensubu belediye başkanları hakkında soruşturma bile yapılmazken muhalefet partilerine mensup belediye başkanları büyük bir rahatlıkla örgütlü suç işlemiş muamelesi görmektedirler.

Ülkemizde “terör suçları” tanımının uluslararası norm ve standartlara uygun yorumlanmadığı açıktır. Hangi suçların terör suçları sayılacağı açık ve net değildir, özel yetkili mahkeme savcılarının insafına bırakılmıştır. Muhalefet edenlerin veya ettiği düşünülenlerin terör kavramına bu kadar kolaylıkla sokuşturulduğu bir ülkede görüşmelerini yaptığımız kanunun nasıl bir sindirme aracına dönüşeceğini tahayyül etmek hiç de zor olmasa gerek. Burada şimdiye kadar söz almış farklı partilerden birçok milletvekili bu kaygıyı haklı olarak dile getirdiler. Bu durum artık öyle bir hâle gelmiştir ki Hükûmet bile bu durumdan şikâyet etmektedir yani hepimizin hemfikir olduğu çarpık bir yargı ve kovuşturma sistemimiz mevcuttur.

Ülkemizde ne yazık ki adalet duygusu incitilmiştir. Bakınız, basınımızda da yer alan bir araştırmaya göre, 11 Eylül saldırılarından bu yana dünya üzerinde 35 bin kişi terör suçundan hüküm giymiştir. Bu 35 bin kişiden 12 bini Türkiye’dedir. 1 milyar 300 milyon nüfuslu Çin ile başka konularda rekabet edemesek de terörist sayısı konusunda bir rekabet içinde olduğumuz aşikârdır.

Değerli milletvekilleri, teröre karşı insanlarının güvenliğini sağlamak elbette her devlet için, her ülke için doğal haktır. Ancak, burada güvenlik ihtiyacı ile özgürlükler arasındaki dengeye çok dikkat etmek gerekir. Eğer bu denge özgürlükler aleyhine bozulursa terörü yok etmek isteyenler birer terör uygulayıcısı hâline gelirler. Hele bu anlayış, muhalefeti hükûmete karşı eleştirileri baskılama aracı hâline gelirse bunun adı güvenlik olmaktan çıkar, bunun adı yasaların keyfî kullanımı olur, otoriterlik olur, devlet terörü olur.

Bu tasarının bu hâliyle yasalaşması hâlinde keyfî uygulamalara yol açacağından duyduğumuz haklı kaygıyı bir kez daha belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Küçük.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır. Önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 17’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk                        Faik Öztrak                              Turgut Dibek

                  Mersin                                 Tekirdağ                                    Kırklareli

             Haydar Akar                     Ali İhsan Köktürk                       Haluk Eyidoğan

                  Kocaeli                               Zonguldak                                   İstanbul

      Dilek Akagün Yılmaz                 Ahmet Toptaş                              Özgür Özel

                    Uşak                             Afyonkarahisar                                Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

409 sıra sayılı "Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı"nın 17’nci maddesinin tasan metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Mülkiye Birtane                         Erol Dora                               İbrahim Binici

                    Kars                                    Mardin                                     Şanlıurfa

                                        Sırrı Sakık                               Pervin Buldan

                                             Muş                                           Iğdır

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere katılıyor musunuz Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yasa tasarısında kurulması öngörülen Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının görev ve sorumlulukları, yargısal işlemleri kapsaması ve atananların oluşturduğu bu yapının yargı görev ve sorumluluğuna giren konular hakkında karar verici olması nedeniyle, madde tasarı metninden çıkarılmalıdır. Maddenin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Faik Öztrak konuşacak.

BAŞKAN –Sayın Öztrak, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesiyle ilgili önergemiz vesilesiyle sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının amacının, Meclisimiz tarafından 2002 yılında uygun bulunan Birleşmiş Milletler Terörün Finansmanının Önlenmesi Sözleşmesi’ne iç hukukumuzu uyumlaştırmak ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bu konudaki kararlarını uygulamak için prosedür oluşturmak olduğu söylenmektedir.

Uluslararası camianın onurlu bir üyesi olarak taraf olunan sözleşmelerin gereğini yerine getirmek hukuk devleti olmanın da gereklerinden biridir. On yıldır bu yerine getirilmediği için Türkiye OECD Mali Eylem Görev Gücü tarafından terörün finansmanına kaynak sağlayan ülkeler arasında zikredilmeye başlanmıştır.

Şimdi ben merak ediyorum, on yıldır tek başına iktidarsınız, neden Meclisimizin kabul ettiği bu sözleşmenin gereklerini yerine getirmediniz? Uluslararası camianın ülkemizi teröre finansman desteği veren ülkeler arasında göstermesini bile umursamamamızın sebebi nedir? HAMAS ile organik bağlantısı olduğu iddia edilen, sizin de hamilik yaptığınız söylenen, adı sivil toplum kuruluşu olan birtakım kuruluşların bu yasadan duyduğu rahatsızlık mı? Yoksa yurt dışından adı asrın dolandırıcılığına karışmış “Deniz Feneri gibi derneklerin mallarına el koyun.” talepleri gelir diye korktuğunuzdan mı?

İktidara geldiğinizden beri “Bu kanunu çıkaracağız.” diye Birleşmiş Milletleri, Avrupa Birliğini, OECD’yi oyaladınız. Ne zaman ki CIA Başkanı Başbakanı ziyaret etti, Eylem Gücü bu şubat sonuna kadar yasa çıkmazsa Türkiye’yi İran ve Kuzey Kore’yle aynı kategoriye almakla tehdit etti, işte o zaman Mecliste beklettiğiniz eski tasarınızı önergelerle komisyonlarda alelacele yamayarak Genel Kurula getirdiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1267 sayılı Karar’la sadece “El Kaide’nin, Taliban’ın mallarına el koy.” demiyor. Aynı komitenin İran bankalarına, İranlı nükleer şirketlerine ve bunların sahiplerine yönelik de mallara el koyma ve mali yaptırım kararları var. Madem Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını iç hukukumuza uygulamak için düzenleme yapıyoruz, bu yaptırımları da kanun tasarısının kapsamına alalım. Neden almıyorsunuz?

İran ile muhabirlik ilişkisi kuran bankaların Amerikan bankaları ile ilişkisini kesecek adımları Amerika Birleşik Devletleri atmaktadır. Avrupa Birliği de, İran Merkez Bankası dâhil İran bankalarının Avrupa ile işlem yapmasını yasaklamıştır. Amerika Birleşik Devletleri Senatosunda ve Avrupa basınında Türkiye'nin İran’ı Birleşmiş Milletlerin koyduğu yaptırımlardan kurtarmak için gizli imkânlar sağladığı, İran Merkez Bankasının Türkiye’de çok sayıda finansal kurumu kendi işlemleri için kullandığı, Türkiye’deki aracıların Avrupa’da İran adına finansal kurum satın aldıklarına yönelik iddialar yer almaktadır.

Değerli milletvekilleri, ne hikmetse İran’a karşı Malatya’da füze kalkanını hızla kuran bu Hükûmet, aynı İran’a karşı Birleşmiş Milletlerin mali yaptırımlarını uygulamaya çekinmektedir. Sanki para söz konusu olunca bu Hükûmet için akan sular durmaktadır. Bakın, geçen yıl İran’a altınla yapılan doğal gaz ödemesi ihracat gösterildi. Başbakan Yardımcısı bu Meclis çatısı altında bunu itiraf etti. Ödeme ihracat gösterilince geçen yılın ihracat şampiyonu altın oldu. Ben burada Hükûmete soruyorum: İddia edildiği gibi, Birleşmiş Milletler yaptırımlarına tabi İran bankalarının paraları Türkiye’ye gönderilmekte midir? İran-Türkiye sınırında Türkiye’ye kayıt dışı para girmekte midir? Bundan kimler nemalanmaktadır? Geçen yıl İran’a doğal gaz ödemesi için gönderilen altınlarla ilgili işlemlere hangi kamu bankaları aracılık etmiştir? Bu bankalardan paraları kim çekmiş ve altınlar kimden alınmıştır? Son iki yılda Türkiye’de açılan yabancı şirket sayısında İran’ın ilk sırada yer alması tamamen tesadüf müdür? Türk bankalarındaki yabancılara ait mevduatın 5’te1’i neden İran’dan gelmektedir? Bu şirketleri ve hesapları MASAK denetlemekte midir? Türkiye’yi başka bir ülkenin paralarını akladığından şüphe edilen bir ülke konumuna düşürmek hangi siyasi aklın, hangi dış politikanın ürünü olabilir değerli milletvekilleri?

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla terörün finansman suçunun yabancı bir devlet veya uluslararası kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde soruşturma ve kovuşturması Adalet Bakanlığının talebine bırakılıyor. Bu, Hükûmeti rahatsız etmeyen bazı örgütlere mensup kişilere Türkiye’deki savcıların kendiliğinden soruşturma açmasını önler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAİK ÖZTRAK (Devamla) –… ya da tam tersine 12 Eylül darbe muhtırası olarak Hükûmet terörist ilan ettirdiği muhaliflerin yurt dışındaki mal varlığını dondurabilir.

Değerli milletvekilleri, sözlerime burada son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztrak.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Evet, oylamaya geçeceğim ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Evet, tereddüt var, elektronik cihazla oylama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeler kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Şimdi, 17’nci maddeyi oylarınıza sunmadan önce Komisyonun bir düzeltme talebi var, yerine getireceğim.

Buyurun.

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, görüşülmekte olan kanun tasarısının 17’nci maddesine ekli 1 sayılı listede yer alan “maliye uzmanı yardımcısı” ibaresinin “maliye uzman yardımcısı” şeklinde redakte edilmesini arz ederiz efendim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Bu düzeltme doğrultusunda 17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 17’nci madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 18 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk                      Turgut Dibek                         Ali İhsan Köktürk

                  Mersin                                 Kırklareli                                  Zonguldak

           Haluk Eyidoğan               Dilek Akagün Yılmaz                      Ahmet Toptaş

                 İstanbul                                   Uşak                                  Afyonkarahisar

                                                           Haydar Akar

                                                               Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

409 sıra sayılı “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 18 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Mülkiye Birtane                         Erol Dora                               İbrahim Binici

                    Kars                                    Mardin                                     Şanlıurfa

                                     Sırrı Sakık                               Pervin Buldan

                                          Muş                                           Iğdır

BAŞKAN – Sayın Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Anti demokratik uygulamalara neden olan TMK’nın tasarı kapsamına alınması ve TMK üzerinde, bu kapsamda değişikliğin öngörülmesi zaten var olan anti demokratik uygulamaları azaltmayacak, aksine arttıracaktır. Bu nedenle maddenin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Öztürk konuşacaklar.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu kanun tasarısı aslında “Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Anlaşma’nın ve FATF’ın önerdiği gereklilikleri yerine getiriyoruz.” diye getirildi. Hâlbuki bundan önce de Türkiye’yle ilgili alınmış kararlar vardı.

Ben, şimdi, burada, Hükûmete açık seçik sorular yönelteceğim, o soruların yanıtını almak istiyorum.

1) Terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki uluslararası sözleşmenin gerekleri yerine getirilmediği için ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları uygulanmadığı için Türkiye, OECD Mali Eylem Görev Gücü tarafından “terörü finansman riski taşıyor” diye kara listelere alınmış mıdır?

2) Uluslararası camiaya “terörün finansmanına kaynak sağlıyor” diye ifşa edilmiş midir?

3) Terörün finansmanına kaynak sağladığı nedeniyle FATF tarafından ifşa edilen Gana, Etiyopya, Kenya, Myanmar, Suriye gibi ülkeler arasında Türkiye de var mıdır?

4) Türkiye kara listede diye Türk bankalarının kredibilitesi sorgulanır hâle gelmiş midir? Bu nedenle yabancı ülkelerle ticaretimizde bankalarımıza, iş adamlarımıza zorluklar çıkarıldığı iddialarına ne diyorsunuz?

5) Uluslararası camianın Hükûmetinizi potansiyel terörün finansmanı riski var diye izole etmeye başladığının sinyallerini vermeye başladığı iddialarına ne diyorsunuz? On yıllık iktidarınız boyunca şimdiye kadar neden bunun gereklerini yerine getirmediniz? Bugüne kadar neyi beklediniz de uluslararası camia sizi “teröre finansman desteği veriyor” diye ifşa etti?

6) Almanya, Hollanda tarafından terörist örgüt olarak belirlenen ve Hamas ile bağlantısı olduğu iddia edilen İHH’ya Mavi Marmara olayında hamilik yaptığınızdan mı, yoksa Deniz Feneri, Kimse Yok mu Derneği gibi derneklerin mallarına el koyun diye size uluslararası örgütten ve batılı devletlerden talep gelir diye korkunuz olduğundan mı?

7) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin İran bankalarına, İranlı nükleer şirketlere ve bunların sahiplerine yönelik de mallara el koyma ve mali yaptırım kararları var mıdır?

8) Madem, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını iç hukukumuza uygulamak için düzenleme yapıyorsunuz, bu yaptırımları da kanun tasarısının kapsamına neden almıyorsunuz?

9) Amerikan Senatosunda 3 Mayıs 2011’de Senatör Mark Kirk’in verdiği soru önergesinde söylediği, “İran'ın nükleer üretime destek veren ya da bunlarla bağlantılı olmasından dolayı listelenmiş şirketleriyle, bankalarıyla iş yapan Türkiye Halk Bankası ve bazı firmalar hakkında neden İran yaptırımlar yasası uygulamıyorsunuz? Hamas ile bağlantısı olduğundan ötürü Almanya ve Hollanda tarafından terörist ilan edilen Türk örgütü İHH’yı neden terörist örgüt olarak belirlemiyorsunuz ve yaptırım uygulamıyorsunuz?” sözleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

10) 3 Mayıs 2011 tarihli oturumda Senatör Menendez diyor ki: “Erdoğan Hükûmetinin İran ile finansal bağları yüzünden devletimiz tarafından baskılandığını biliyorum. Çok açıkça görülmektedir ki İran nükleer programını destekleyen yasa dışı fon akımlarını gerçekleştirmek için Türkiye yüzünü dönmüştür ve Birleşmiş Milletler ve Avrupa yaptırımlarının arkasından dolaşarak Avrupa piyasasına ulaşmak için Türkiye’de alternatif finansal mekanizmalar kurmaya çalışmaktadır.” şeklindeki sözlerine ne diyorsunuz?

11) Amerika’da çıkarılan yasalar ve kararnameler kapsamında, yakında İran ile muhabirlik ilişkisi kuran bankaların Amerikan bankalarıyla ilişkisinin kesilmesini bekliyor musunuz?

12) Avrupa Birliği, İran Merkez Bankası dâhil, İran bankalarının Avrupa’yla işlem yapmasını yasaklamış mıdır?

13) Avrupa basınında yer alan, Türkiye'nin Birleşmiş Milletlerin koyduğu yaptırımlardan kurtarmak için İran’a gizli kaynak sağladığı, bankacılık faaliyetleri sunduğu; İran Merkez Bankasının Türkiye’de çok sayıda finansal kurumu kendi işlemleri için kullandığı, Türkiye’deki aracıların Avrupa’da İran adına finansal kurum satın aldıklarına yönelik iddialar hakkında ne diyorsunuz? İran’a karşı Malatya’ya NATO füze kalkanı konuşlandırabilen Hükûmetinizin, İran’a karşı Birleşmiş Milletlerin mali yaptırımlarını uygulamaktan geri durmasının nedeni nedir?

15) İddia edildiği gibi Türkiye’ye, Birleşmiş Milletler yaptırımlarına tabi olan İran bankalarının paraları gönderilmekte midir? İran-Türkiye sınırından Türkiye’ye kayıt dışı para girmekte midir? Böyle bir para girişi var ise bu kaynak ülke içinde nerelere dağıtılmaktadır? Bundan kimler nemalanmaktadır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Eğer hâl böyle değil ise ödemeler bilançosunun kayıt dışı kaynak giriş çıkışlarını temsil eden net hata noksan kalemi kayıt dışı para girişi açısından neden sizin iktidar döneminizde cumhuriyet tarihinin rekor seviyelerine ulaşmıştır? Hâl böyle değilse neden Türkiye’de geçen yıl ülke bazında en çok şirket İran sermayesiyle kurulmuştur?

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz.

Tespit edelim isimleri.

Sayın İnce, Sayın Köktürk, Sayın Dibek, Sayın Yılmaz, Sayın Öztrak, Sayın Öztürk, Sayın Gök, Sayın Çam, Sayın Genç, Sayın Tanal, Sayın Dinçer, Sayın Küçük, Sayın Kaplan, Sayın Özdemir, Sayın Güler, Sayın Serter, Sayın Kuşoğlu, Sayın Toprak, Sayın Baydar, Sayın Bulut.

Teşekkür ederim.

Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum, yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (1/489) (S. Sayısı: 409) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 19. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesindeki “altı ay” kelimesinin “bir yıl” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk                      Turgut Dibek                         Ali İhsan Köktürk

                  Mersin                                 Kırklareli                                  Zonguldak

           Haluk Eyidoğan                      Ahmet Toptaş                             Veli Ağbaba

                 İstanbul                           Afyonkarahisar                                Malatya

                             Dilek Akagün Yılmaz                       Haydar Akar

                                          Uşak                                        Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

409 sıra Sayılı “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı”nın 19’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Mülkiye Birtane                         Erol Dora                               İbrahim Binici

                    Kars                                    Mardin                                     Şanlıurfa

                                      Sırrı Sakık                              Pervin Buldan

                                           Muş                                           Iğdır

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi lütfen…

Gerekçe:

Tasarı metninde yeterli düzenlemeler yapılmadan, yönetmeliği belirleyecek olan bakanlıkların belirlenmesi oldukça yanlıştır. Tasarının BM standartlarına çekilmeden oluşturulacak bütün yönetmelikler, yanlış olacaktır. Bu nedenle maddenin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 19. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesindeki “altı ay” kelimesinin “bir yıl” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Gök.

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasiyle yönetilen ülkelerde terör tanımının ulaştığı en yüksek boyut, terörün sadece cebir ve şiddetten ibaret olmadığı konusudur. Terör, artık, bazen, ülkelerde bir örgütün silahlı eylemi ya da şiddetinin dışında, devlet terörü olarak da algılanmaktadır modern dünyada ve insan haklarının ulaştığı en yüksek kavramda.

Terörün finansmanını görüştüğümüz bu noktada, acaba hangi demokratik ülkelerde bir iktidar kendi partisinin belediyelerini bir kenara ayırıp muhalefetteki belediyeleri sindirmek için olağanüstü baskılar uygulamaktadır değerli arkadaşlarım? Türkiye’den başka, modern dünyada gösteremezsiniz ki hiçbir demokratik ülkede…

 AKP iktidarının kendisinden olmayan belediyelere yönelik sindirme, itibarsızlaştırma ve baskı hareketinin ulaştığı boyut, şu anda belki dünyada ilk sırayı alan ana bir terör maddesi olarak önümüzde durmaktadır. Eskişehir Belediyesine, İzmir Belediyesine, Cumhuriyet Halk Partili ya da başka belediyelere yapılan sindirme harekâtlarının ulaştığı boyutlar karşısında, Adalet ve Kalkınma Partili belediyelere yönelik en ufak bir müdahalenin olmadığı bir dönemi yaşıyoruz.

 Günler öncesinden, Eskişehir’i bir Avrupa kenti hâline getiren Eskişehir Belediyesine yönelik bir operasyonu hepiniz basından izlediniz ama az önce, Eskişehir Belediyesine yönelik bu operasyonların, itibarsızlaştırmanın geldiği bu üst noktada, Eskişehir’de tutuklu kalan bütün tutukluların da tahliye olduğunu demokrasiye aşık, Eskişehir’i seven bütün yurttaşlarımıza müjdelemek isterim. Bir kez daha, iktidarın attığı adım yargıdan dönmüştür değerli arkadaşlarım. Ama insanların bu tutuklu kaldığı süreler içerisindeki, aileleriyle beraber kaldıkları baskılar, üzüntüler, işte, iktidarınızın antidemokratik uygulamalarının birinci derecede bir göstergesi olarak tarihin hafızalarında yer alacaktır.

Niçin Ankara Belediyesine yönelik bir müdahale yoktur? Daha, önceki gün anlattım buralarda Başkentgaz’ın geldiği noktayı. Başbakanın bile ne kadar rahatsız olduğunu sizler de basından izlediniz ama bu belediye başkanının Ankara’nın Avrupa kentleri içerisinde aldığı bir ödülü para karşılığı, hatır karşılığı aldığını yazan bir basın kuruluşuna karşı ve onun yöneticilerine karşı dün yaptığı basın toplantısında söylediği sözler acaba terör değil de nedir değerli arkadaşlarım?

Bir belediye başkanının görevleri arasında bir basın kuruluşunu ve onun sahibini, yöneticilerini özel mercek altında inceleme yetkisi dünyanın hangi modern demokratik toplumlarında vardır değerli arkadaşlarım? Nedir o özel mercekle bir belediye başkanının bir basın kuruluşunun yöneticilerini izlemesi? Nedir altında yatan? Acaba Türkiye'de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının MİT’ten başka, asayişten başka, emniyetten başka bir görevi mi vardır? Elinde dinleme cihazları mı vardır, polisleri mi vardır, dedektifleri mi vardır? Neyi inceleyecektir bu belediye başkanı, hangi yetkiyle inceleyecektir?

Bir belediye başkanının görevi metro yapmaktır; yapamadı. Yol yapmaktır; yapamıyor. Suyu getirmektir Ankara’ya; Kesikköprü Barajı’ndan su getirildi, onu dahi kullanamıyoruz. Bu belediye başkanının bugün ulaştığı nokta, işte modern dünyanın tam da terörü tarif ettiği noktalardan bir tanesidir. Terör her zaman elinizde silahla olmaz; terör, elinizdeki iktidar imkânlarının muhalefeti sindirmek için kullanıldığı zaman da yaratılır. Bunu konuşmamız gerekiyor.

Terörün finansmanını konuştuğumuz bu günlerde yaşanan bu ilginç olaylar Türkiye’mizde iktidarın bütün gerçekleri saklayarak ama kendi yarattığı baskıyla, sindirmeyle muhalefeti hangi noktalara getireceğinin de bir göstergesidir. Bizler buna şiddetle karşı çıkıyoruz. Bu yasa bir gün sizlere de dönecektir.

Hükûmetin bugün uluslararası teröre bulaşmış pek çok kimseyle kol kola olduğu bir gerçektir. Daha, Sudan Devlet Başkanı geçtiğimiz yıl Türkiye'yi ziyaret etti, dünyadaki terör örgütleri başında ve kara listeye alınmış bir lider olarak. Onun elinden tutuyorsunuz, Suriye’deki muhaliflerin elinden tutuyorsunuz ve Türkiye'de kalkıyorsunuz terörü önlemekten bahsediyorsunuz. Bunlara kimse aldanmayacak, aldanmaz da.

Bizler bu çerçevede Hükûmeti bir kez daha uyarıyoruz: Demokratik olun, insan haklarına saygılı olun diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 19’uncu madde kabul edilmiştir.

Geçici 1’inci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

409 sıra sayılı “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı”nın Geçici 1 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Sırrı Süreyya Önder                   İdris Baluken                            Pervin Buldan

                 İstanbul                                  Bingöl                                         Iğdır

                                  Erol Dora                                   Sebahat Tuncel

                                    Mardin                                           İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının geçici madde 1’in tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk                      Turgut Dibek                            Muharrem Işık

                  Mersin                                Kırklareli                                    Erzincan

         Ali İhsan Köktürk                  Haluk Eyidoğan                          Ahmet Toptaş

               Zonguldak                               İstanbul                                Afyonkarahisar

                          Dilek Akagün Yılmaz                         Haydar Akar

                                       Uşak                                          Kocaeli

BAŞKAN – Sayın Komisyon, aynı mahiyetteki iki önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşuyor?

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Muharrem Işık.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçici madde 1 üzerine verdiğimiz önerge üzerinde konuşacağım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, terör finansman yasası neden getirildi ve on senedir bekledi de şimdi getirildi? Tabii, bunu önce düşünmek lazım. Bundaki birinci etken, Amerika’nın sürekli dayatması. Amerika, özellikle 11 Eylülden sonra intikam almak için bu yasanın çıkarılması için uğraştı. Siz on yıldır bunu engellemeye çalıştınız ama sonunda getirmek zorunda kaldınız. Tabii getirirken, Amerika kendi menfaatlerine göre de burada bir şeyler yaptıracaktır, özellikle uluslararası terör finansmanını önlemek için.

Bir diğer sebebi, kendi menfaatlerinize göre gelmeyenleri içeri tıkmak için bu yasayı getiriyorsunuz. Tabii şimdiye kadar niye getirmediniz? Şimdiye kadar getirmemenizin sebebi, şimdiye kadar herhâlde birilerini tam güvenceye alamamıştınız; şimdi bu güvenceyi sağladınız büyük ihtimalle, ondan dolayı şimdi yasa geldi.

Üçüncü bir sebep de kimsenin söylemediği ama cemaatle olan çatışmalarınız. Bu çatışmaların sonucu olarak da o gizli savaşta galip gelmek için bu yasayı getirdiniz, bunu aba altından sopa olarak kullanacaksınız. Çünkü bütün yargıyı, HSYK’yı olsun diğer kurumları olsun ele geçirmenize rağmen, hâlen yargıyı, özellikle savcıları ve hâkimleri tam olarak kendi adamınız yapamadınız.

En son, MİT Başkanıyla ilgili olan kararda bile bir günde yasa çıkardınız ve bunu engellemek için böyle bir yasanın önünü açtınız.

Tabii, Değerlendirme Komisyonuna baktığımız zaman, burada MASAK ve diğer kurumlar var. Yargı hemen hemen neredeyse yok gibi. MASAK bütün şeylere karar verecek diğer kurumlarla birlikte. Daha sonra da -zaten MASAK’ta sizin elemanlarınız olduğuna göre- Bakanlar Kuruluna geldiği zaman Bakanlar Kurulu direkt olarak bunu kabul edip onaylayacaktır.

Siz, tabii, öyle hiçbir zaman için… Biz söylediğimiz zaman kızıyorsunuz ama kuvvetler ayrılığına hiç inanmadınız. Bunu özellikle sizin için, belki ismini söylemekte zorlanıyorsunuz ama bizim gurur duyduğumuz Kamer Genç Ağabeyimiz buraya çıkıp bir şeyler söylediği zaman hemen bağırmaya başlıyorsunuz. Bunu ispatlayın diye getiriyorsunuz. Sizin bu getirdiğiniz yasada da o tutuklanan vatandaş ya da mal varlığına el koyulan insanın kendisini ispatlamasını istiyorsunuz.

Şimdi, WikiLeaks, daha önceki bavulcu bir gazetecinin bavullarla götürüp bir yerlere teslim ettiği şeylerle yüzlerce insanı yıllardır yatırıyorsunuz ama WikiLeaks belgesinde çıkan belgeleri hiç önemsemiyorsunuz. O zaman sizin de bunu ispatlamanız gerekiyor.

Biz “gemicikler” dediğimiz zaman, “BİM’ler” dediğimiz zaman, “Ülkerler” dediğimiz zaman, “hastaneler” dediğimiz zaman, “bankalardaki mevduatlar” dediğimiz zaman ya da “Sürekli Katar’a niye gidiyor?” dediğimiz zaman bağırıp duruyorsunuz, kızıyorsunuz. Yarın gelecek olan MASAK bunların aynısını size sormayacak mı? Aynısını size de soracaklar. Bunu da araştıracaklar. Ama tabii, siz şu anda öyle bir kenetlenmişsiniz ki hep kalacağınızı düşünüyorsunuz ama maalesef bunun sonu görünmeye başladı.

Tabii, bu yasada en önemlisi iyi niyet, kötü niyetin kullanılması. Biz, şimdiye kadar maalesef size muhalif olan hiç kimseye iyi niyet görmediğimiz için bu yasada da iyi niyet arayamıyoruz. Özellikle biraz önce sayın vekilimiz de söyledi, belediyelerimize karşı olan bütün saldırıları gördüğümüz zaman AKP’li belediyeler ya da diğer muhalif belediyelerde neler olduğu ortaya çıkıyor zaten.

Tabii, MASAK şu anda en fazla belediyelerin üzerinde duruyor. Ben MASAK’a şöyle bir açılım yaptım: “Muhalefete asla soluk aldırmama kurumu.” Muhalefetin belediyelerine hiç soluk aldırmadan devam edeceksiniz.

Zaten niyet demişken bir parantez açmak istiyorum çünkü önemli bir konu.

Bizim arkadaşımız başına bir olay geldiği zaman demeç verirken “arkadaşlar” diye bir laf söylemişti. Sayın Başbakan beş gün, on gün gazetelerde manşet yapmıştı bu lafı. Ama sizin vekiliniz “bizim çocuklarımız, benim çocuklarım” dediği zaman hiçbir gazetede göremedik, basında göremedik. Bu da işte ne kadar taraflı olduğunu gösteren bir şey. Tabii, ileri demokrasilerde böyle oluyor.

Tabii, AK PARTİ iktidarı kuvvetler ayrımını –dediğim gibi- kesinlikle desteklemek istemiyor. Asıl onun istediği, her şeyin kendisinde olmasından dolayı...

Bu yasada en önemli maddelerden bir tanesi, bence saklanan, Amerika Birleşik Devletleri’nin istemesini veya diğer muhalifler… Zaten şu anda muhalifleri istediğiniz zaman istediğiniz şeyi bularak içeri alıyorsunuz. Ama biraz önce söylediğim ve tekrar etmek istediğim nokta: Özellikle bu yasada -yarın dönüp size de gelecek- cemaatlerle olan ilişkiniz, dershaneleri tehdit etmeye başladınız, ondan sonra MİT olayı ve şu anda gelinen nokta burası.

Tabii, şunu da unutmamanız lazım: Biliyorsunuz, şimdi, saat gece dörtlerde polis kapıyı basıyor. Yarın siz tepetaklak gittikten sonra, ama bizim iktidarımızda ya da adil bir iktidar geldiği zaman, postacı gelip sizin kapınızı çalacak bu yasadan dolayı çünkü siz bu yasayı çıkardınız, bu yasa da uygulanacak mecburen değişene kadar. Postacı size diyecek ki: “Tebligat için gelin adliyeye, yargı verin.” Zaten orada eğer aksanız aklanırsınız, ak değilseniz de kendi çıkardığınız yasayla birlikte bir yerlere gidersiniz.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Sayın Buldan?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Bakanlar Kurulu tarafından alınmış olan kararların işbu kanun ile birlikte yürütülmesine dair uygulamada doğacak sakıncaların önlenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Geçici 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde 2 önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 20. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk                      Turgut Dibek                         Ali İhsan Köktürk

                  Mersin                                 Kırklareli                                  Zonguldak

           Haluk Eyidoğan               Dilek Akagün Yılmaz                      Ahmet Toptaş

                 İstanbul                                   Uşak                                  Afyonkarahisar

                                  Haydar Akar                               Musa Çam

                                      Kocaeli                                        İzmir

“Yürürlük

Madde 20 - (1) Bu kanun yayımı tarihinden itibaren 1 yıl sonra yürürlüğe girer”

BAŞKAN – Okunan önergeye katılıyor musunuz Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Çam, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Parlamentonun çok değerli üyeleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

409 sıra sayılı terörün finansmanıyla ilgili kanunu görüşüyoruz ama sorun sadece terör değil. Teröre karşı çıkmamız gerekiyor, savaşa karşı çıkmamız gerekiyor, dünyada olan biten her türlü haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı çıkmamız gerekiyor.

Bakınız arkadaşlar, terörün ve savaşın en önemli nedenlerinden bir tanesi yoksulluk, açlık, sefalet, haksızlık ve adaletsizliktir. Dünya nüfusunun yüzde 10’u, dünyadaki üretilen mal ve hizmetlerin, gelirlerin yüzde 70’ini kontrol ediyor, gelirlerin yüzde 70’ini kontrol ediyor, dünya nüfusunun yüzde 90’ı da sadece yüzde 30’unu paylaşıyor. Dünyada 7 milyar insanımız yaşıyor. Bu insanlarımızdan 2,8 milyar insan günde 2 doların altında bir gelirle hayatını sürdürmektedir. Yine 7 milyar insanımızdan 1,2 milyar insan sadece 1 doların altında bir gelirle hayatını sürdürmektedir. Her yıl yaklaşık olarak 18 milyon insan yoksulluğa bağlı olarak hayatını kaybetmektedirler. 5 yaşın altında 195 milyon çocuk her yıl hayatını kaybetmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu kadar çarpık bir dünya olamaz. Bu kadar adaletsizliğin, bu kadar yoksulluğun, bu kadar çarpıklığın olduğu yerde ister istemez terör olacaktır, ister istemez savaş olacaktır, ister istemez bu savaşa  karşı mücadele eden insanlar sokaklara çıkacaklardır. Bakınız, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Örgütünün, FAO’nun son açıkladığı rakamlara göre dünyada 950 milyon aç insan var. Bunun 2015 yılına kadar 400 milyona düşürülebilmesi için sadece gerekli paranın miktarı 25 milyar dolar, arkadaşlar. Ama 25 milyar dolar para bulunamıyor ve yoksulluk, açlık 400 milyona düşürülemiyor. Ama bakınız arkadaşlar, son Irak savaşında, Afganistan savaşında Amerika Birleşik Devletleri’nin ve müttefiklerinin silah harcamaları 1 trilyon dolar arkadaşlar. 1 trilyon dolar savaşa ve silahlanmaya bütçe ayrılıyor ama dünyada 950 milyon aç insanın 400 milyona düşürülmesi için 25 milyar dolardan kaçınılıyor ve sarfınazar ediliyor. Dünyada 2 milyar insan temiz içme suyu bulamıyor, 1,5 milyar insan elektriğe ulaşamıyor arkadaşlar ama buna karşılık, savaşa ve silaha ve teröre para bulunabiliyor.

Bizim her türlü şekilde savaşa ve silaha karşı çıkmamız gerekiyor, teröre karşı çıkmamız gerekiyor. Bunun için de, daha fazla insanımızın ölmemesi için, açlığa, yoksulluğa, sefalete bütçe ayırmamız gerekiyor. Ama dün Sayın Bakan burada açıkladı. Suriye’yle ilgili harcanan paranın miktarı 610 milyon yani eski parayla 610 trilyon lira para. Libya’ya gönderilen para 300 milyon dolar arkadaşlar. Peki, ne için, neden? “Suriye’de insanlar, kardeş kardeşi, birbirini öldürsün.” diye mi 610 milyon para gönderiyorlar arkadaşlar? Neden, niçin arkadaşlar?

Bizim, bu nedenle savaşa karşı çıkmamız gerekiyor, sömürüye karşı çıkmamız gerekiyor. Barışın ve kardeşliğin tüm dünyada tesis edilmesi için elimizden gelen bütün çabayı ve gayreti göstermemiz gerekiyor. Eğitime, sağlığa, barışa ve kardeşliğe, konuta bütçe ayırmamız gerekirken silaha para ayrılmaması gerekiyor.

Bu nedenle, savaşsız ve sömürüsüz bir dünya diliyoruz. Bunun için, ülkede ve dünyamızda barış diliyoruz ve Orta Doğu’da barışın ve kardeşliğin egemen olması için elimizden gelen bütün çabayı ve gayreti göstermemiz gerekiyor.

Getirmiş olduğunuz kanun, sadece teröre karşıt değildir arkadaşlar, kendi devletinizi yaratıyorsunuz. Bakın, parasız eğitim istediği için, 1 Mayısa katıldığı için, Grup Yorum konserine katıldığı için, işçisi, köylüsü, emeklisi, dul, yetimi, genci, sendikacısı, emekçisini, herkesi tutukluyorsunuz, gözaltına alıyorsunuz ve onlara yardım eden insanları da “Terörü finanse etti.” diye de yarın öbür gün tutuklayacaksınız. Bu, doğru değildir. Bu, antidemokratik uygulamadır ama bu, bumerang gibi bir gün dönecektir, gelip sizi vuracaktır. Bu nedenle, ben bir kez daha sizi kapitalizme karşı, emperyalizme karşı, savaşa karşı, sömürüye karşı başkaldırmaya davet ediyorum.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

409 sıra sayılı “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı”nın 20’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Mülkiye Birtane                         Erol Dora                               İbrahim Binici

                    Kars                                    Mardin                                     Şanlıurfa

                                    Sırrı Sakık                            Pervin Buldan

                                         Muş                                         Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıda var olan eksiklikler ve yanlışlıklar nedeniyle, yürürlük maddesi madde metninden çıkarılmalıdır. Maddenin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 409 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 21. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk                      Turgut Dibek                         Ali İhsan Köktürk

                  Mersin                                 Kırklareli                                  Zonguldak

           Haluk Eyidoğan               Dilek Akagün Yılmaz                      Ahmet Toptaş

                 İstanbul                                   Uşak                                  Afyonkarahisar

                                                           Haydar Akar

                                                               Kocaeli

“Yürütme

Madde 21- (1) Bu kanun hükümlerini Maliye Bakanı yürütür.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu tasarı konuşulurken çokça şunu söyledik: Terörün finansmanının önlenmesi, terörün ortadan kaldırılması, ülkemizin de yıllarca bu konuda acı çekmiş bir ülke olması ve binlerce evladını kaybetmiş bir ülke olması nedeniyle terörün sonlandırılması ve terörün finansmanının önlenmesi elbette bütün dünya için önemli olduğu kadar, bizim ülkemiz için de çok önemlidir ve uluslararası yükümlülüklerimizin olduğunu da, uluslararası terörizmin finansmanının önlenmesinin anlaşmasının olduğunu da biliyoruz, Mali Eylem Gücünün bu konuda ülkemize belli dayatmalarının olduğunu da biliyoruz ve bunun sonucunda ülkemizin belli yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceğini biliyoruz. Bu yasanın çıkmasını, elbette bazı aksaklıklarının giderilerek, biz de çıkarılabileceğini söyledik çünkü uluslararası anlaşmaları imzaladıysanız, terörizmin finansmanının önlenmesini hepimiz istiyorsak ve canımız bundan yanıyorsa elbette çıkacak.

Ama bu yasada en temel konu neydi arkadaşlar, biz neden karşı çıktık? Hem Birleşmiş Milletlerin bu imzalamış olduğumuz sözleşmesi hem Mali Eylem Gücünün bize vermiş olduğu direktifler ya da talimatlar ya da bütün ülkelere verilmiş olan talimatlarda ne diyor? “Kendi iç hukukunuza göre, mal varlığının dondurulmasıyla ilgili, teröre finansman sağlayanların mal varlığının dondurulmasıyla ilgili en çabuk şekilde karar alınabilecek mekanizmalarınızı ülkenizde kurunuz.” diyor, bunu söylüyor bize. “İdari” demiyor bakın, “Hukuki ya da adli, hukuki ya da idari birimlerinizi kurun.” diyor. Şimdi, hukuki ve idari birimler dendiğine göre siz ne yaptınız? Sadece idari birimleri işletiyorsunuz; hukuki birimleri, yargıyı bir kere gözden kaçırdınız. Bizim bu konudaki temel itirazımız bu nedenle. Elbette Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden gelecektir bu konudaki -Yaptırımlar Komitesinin- kararları ama öncelikle biz yargı sürecinden geçirelim diyoruz. Yine, diğer ülkelerden gelen, bizim ülkemizdeki terörün finansmanına neden olan kuruluşlarla da ilgili yargı sürecinden geçirelim diyoruz. Yine, aynı şekilde kendi ülkemizde teröre finans sağlayan kişilerle de ilgili her türlü yapılacak işlemin yargı sürecinden geçirilmesi gerektiğini söylüyoruz. Kendi ülkemizde kısmen bunu işletmemize rağmen diğer ülkelerden ve Birleşmiş Milletlerden gelenlerden yargı sürecini işletmedik ve bu konuda İsviçre’nin –en ileri, sizinkinden de gerçekten ileri olan- uygulamasının bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yaptırıma tabi tutulduğunu biraz önce anlattım. İşte bu yapılan yanlışlıklar nedeniyle, bizim uyarılarımız dikkate alınmadığı için yarın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti eğer tazminata mahkûm edilirse bunların sorumlusu sizlersiniz arkadaşlar.

Şimdi, bugün kendinizi mutlak güç gibi hissediyorsunuz ve bunun için de idari yaptırımlarla biz bunu hallederiz diyorsunuz ama arkadaşlar biz diyoruz ki: “Bağımsız yargı.” Bağımsız yargının denetlediği bir sistem olsun. Siz bugün kendinizi mutlak güç gibi hissedebilirsiniz, idari birimlerde ve yargıda kendinizi güçlü hissedebilirsiniz ama bağımsız yargının denetlemediği böyle bir sistem, bizi hem uluslararası camiada hem de ülkemizde ciddi anlamda demokrasi sorunlarıyla ve tazminat sorunlarıyla karşı karşıya bırakacaktır.

Şimdi, bizim istediğimiz şey şu anki -sizin siyasallaştırdığınız- yargı değil ya da Anayasa Uzlaşma Komisyonuna vermiş olduğunuz, HSYK’yı, Anayasa Mahkemesini, Danıştayı, Yargıtayı yok eden, tamamıyla kendi denetiminize aldığınız, şu anki bile yetersiz deyip de kendi denetiminize aldığınız bir yargı süreci değil. Biz, gerçekten bağımsız ve tarafsız bir yargı süreci olması gerektiğini söylüyoruz. Siz şimdi bunların hiçbirisini önemsemiyorsunuz; nasıl olsa etkinlik bizde, nasıl olsa bize kimse dokunamaz diyorsunuz. Arkadaşlar, her karanlık dönemin bir aydınlık dönemi olacaktır. Sizin de bir gün hukuka ihtiyacınız olacaktır. Bunu böyle çıkarmaktan dolayı sizler de yarın pişman olacaksınız, çünkü sizlere karşı da bu yasal düzenlemeler kullanılabilecek. Bugün için bizlere karşı kullanılıyor, muhalif olanlara karşı kullanılıyor ama yarın sizin dışınızdaki antidemokratik bir iktidar eğer gelirse sizlere karşı kullanılabilecektir. Ama bizler geldiğimizde arkadaşlar, bu antidemokratik hükümlerin tümünü kaldıracağımızı, sizin de, bu ülkenin de, bütün yurttaşların demokratik güvencesinin asıl öncüsünün bizler olduğumuzu hepiniz göreceksiniz.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.

Uyarılarımızı dikkate almıyorsunuz ama umarım sizler yanılmış olursunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 21’inci madde kabul edilmiştir.

Tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Şimdi, İç Tüzük gereği, lehte ve aleyhte söz isteyen milletvekillerine söz vereceğim.

Lehte olmak suretiyle, Bolu Milletvekili Sayın Fehmi Küpçü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 409 sıra sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı hakkında oyumun rengiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, terörle ve teröre finans sağlayanlarla mücadele, uzun zamandan beri teröre ağır bedeller ödemiş Türkiye Cumhuriyeti’nin her vatandaşı için büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede, uluslararası alanda terör ve teröre destek verenlerle yapılan ortak mücadelenin her zaman yanında olmak, Türkiye devletinin öncelikleri arasındadır.

Hâl bu olmakla birlikte, terörizmin yerel bir sorun olmaktan çıkıp küresel bir tehdit hâline dönüşmesinin ardından, uluslararası toplum, bu alandaki çalışmalarına hız vermiş ve yasal düzenleme çalışmalarına odaklanmıştır.

Terör tehlikesine karşı, tüm ülkelerin ortak bir eylem platformunda birleşmelerinin sağlanması ve terörle mücadelede, insanlığın bugüne kadar sağladığı sosyal ve ekonomik kazanımlarda taviz verilmeden, uluslararası iş birliğinin artırılması amacıyla, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, ilgili birçok uluslararası organizasyon, terörle mücadeleye yönelik çalışmaları yürütmektedir.

Uluslararası barış ve güvenliği korumakla görevli Birleşmiş Milletler, terörle ve terörizmin finansmanıyla ilgili çalışma ve sözleşmelerin yanı sıra, Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca ortak tedbir ve yaptırımları belirleme yetkisi çerçevesinde, terörün ve terörizmin finansmanının engellenmesi hakkında bir kısım Güvenlik Konseyi kararları almıştır.

Değerli milletvekilleri, terör ve terörizmin finansmanı ile ilgili bu kararlar, genellikle bazı terör örgütlerine ve teröristlere yönelik olmak üzere, bu örgütlerle bağlantılı olan kişi ve kuruluşların mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin düzenlemeleri içermekte ve bu konuda devletleri iş birliğine çağırmaktadır. Bu kararların en önemlileri, 1267 ve 1373 sayılı kararlardır. Ülkemizin de taraf olduğu, yürürlüğe girmesiyle birlikte iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmiş olan ve ülkemiz açısından uluslararası bir yükümlülük niteliği kazanan 1999 tarihli sözleşme hükümlerine uyumun sağlanması amacıyla terörizmin finansmanı suçunun düzenlenmesi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile yabancı devletler ve ülkemiz tarafından terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla mal varlıklarının dondurulması yönünde alınan kararların ve bu yöndeki taleplerin yerine getirilmesine ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla bu kanun tasarısı hazırlanmıştır.

Tasarı, temelde iki alanda düzenleme yaptığını… Bunlardan birincisinin, Terörle Mücadele Kanunu’nun 8’inci maddesinde yer alan terörizmin finansmanı suçunun yeniden tanımlanması olduğunu; ikincisinin ise, idari nitelikte bir tedbir olarak mal varlığının dondurulması tedbiriyle bu tedbirin uygulanmasının usul ve esaslarının düzenlenmesi olduğu; buna göre terörizmin finansmanı suçunun yeniden tanımlanırken uluslararası sözleşmede yer verilen eylemler ile 9 adet uluslararası sözleşme ve protokolde sayılan eylemlerin finansmanının da bu kapsama dâhiledildiği, dolayısıyla uluslararası sözleşmelerle uyumlu hâle getirilmesi amaçlanmaktadır. 01/04/2002 tarihinde iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmiştir bu sözleşme.

Değerli milletvekilleri, aslında bu yasayla ilgili temel eleştirilerden bir tanesine belki cevap vermek mahiyetinde, süreyi de daha tasarruflu kullanma anlamında, dört temel hususa değinmem icap ederse…

Bir: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını, otomatik olarak Anayasa’mızın 90’ıncı maddesi gereği Bakanlar Kurulu kararıyla zaten uygulamakla mükellefiz.

İkincisi: Yabancı devletlerin talebi noktasında, Değerlendirme Komisyonu öneriyor; Bakanlar Kurulu kararıyla karşılıklılık, mütekabiliyet, teminat, gerekçe ve bir yıl içerisinde soruşturma açılmasını kaldırıyoruz. Dolayısıyla, bu da yine Anayasa’mız gereği yargı denetimine tabi.

Üçüncü husus ise yabancı devletlerden, malların dondurulmasıyla ilgili talebimiz.

Dördüncüsü: Türkiye’de bulunan mal varlığıyla ilgili olarak… Zaten bu da CMK 128 gereği el koyma hükümlerine, dolayısıyla CMUK’a tabi.

Dolayısıyla, 99’da imzaladığımız, 2002’de iç hukukumuzun bir parçası hâline getirdiğimiz bu yasa gereği, zaten Meclisimiz bununla ilgili uygularken idari ve adli açıdan yargı denetimine tabidir. Elbette ki bu tasarının kanunlaşmasıyla ilgili takdir ve taltif yüce Meclise ait.

Ben, lehinde olduğumu belirtir, tekraren, bu tasarının kanunlaşmasını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) - …bu memleketin birlik ve beraberliğine, kardeşlik hukukuna katkı vermesini murat eder, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Küpçü.

Oyunun rengini belirtmek üzere, aleyhte olmak üzere Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç.

Buyurun Sayın Genç. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 409 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın, terörizmin finansmanının önlenmesine ilişkin kanun tasarısının son oylamasından önce oyumun rengini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii burada dün bir konuşma yaptım, bir bölüm başında kişisel olarak bir konuşma yaptım. Orada yaptığım konuşmada dedim ki: “Bir ülkede sağlıklı, yerleşmiş bir adalet kurumu varsa siyasi iktidar ne kadar keyfî olursa olsun siyasi iktidar ne kadar hukuk dinlemez… O önemli değil; önemli olan, yargının tarafsız, bağımsız, hakka, adalete uygun karar vermesi gerekir.” Bir misal verdim, Tayyip Erdoğan’la ilgili WikiLeaks belgelerinde, bunun İsviçre bankalarında parası olduğunu söyledim.

Burada yapılacak en namuslu, en şerefli, en doğru şey nedir? Cumhuriyet savcılarıyla, Maliye Bakanlığına bağlı Mali Suçları Önleme Kurulu, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti adına İsviçre bankalarına yazı yazacaklar: “Tayyip Erdoğan’ın sizin bankalarda bir hesabı var mı, yok mu?” Bunun tek çıkar yolu bu.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Böyle bir şey olmadığına dair cevap verdi.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunu yazmıyorlar, savcı diyor ki: “Efendim, ıslak imza yok.” diyor ve ondan sonra da kaçıyorlar. Bu kaçmanın anlamı, Tayyip’in İsviçre bankalarında parasının olduğunun delilidir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, şimdi, dün Nurettin Canikli buradan çıkmış bana cevap veriyor, diyor ki: “Efendim, Başbakanımız kaç defa dedi, ‘Benim param yok.’” Arkadaşlar, suç, hırsızlık, kabahat samurdan kürk olsa kimse üzerine almaz, kimse demez ki “Ben hırsızım.”, kimse demez ki “Ben yolsuzluk yaptım.” Bunun bir tek yolu var, yargı mercilerinin aldığı kararlardır. Dolayısıyla, bunlar ortadayken Nurettin o aklıyla çıkmış bana cevap veriyor. Keşke ben burada olsaydım da ona cevap verebilirdim.

Şimdi, demişim ki, bakın, ben dünkü konuşmamda yine demişim ki, bakın arkadaşlar, konuşmamda şöyle bir şey diyorum, diyorum ki: “Yani 16 Türk adasını Yunanlılar işgal etmiş.” Ayrıca, diyoruz bakın, “7 kilometre kıta sahanlığıyla münhasır ekonomik bölge ve Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye’ye ait olan 7 bin kilometre araziyi işgal etmiş.” Şimdi, orada diyor ki Nurettin… Daha kafası ermez onun münhasır saha nedir, o Rumların ne ettiği… Diyor: “Efendim, Kamer Genç demiş ki ‘Yunanistan Türkiye’nin 7 bin kilometresini işgal etmiş.’” Bunları anlaması lazım, buraya gelip de söylemesi lazım. Eğer yiğitliği varsa o da, Tayyip Erdoğan da, Abdullah Gül de çıkalım televizyona, konuşalım bu konuları. Kim yalan söylüyor, kim demiyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen kimsin ya?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ya, çapın ne senin ya!

KAMER GENÇ (Devamla) – Beyler, bakın, devri iktidarınız zamanında Türkiye satılmıştır. Türkiye’nin adaları Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Siz bu devlete sahip çıkmıyorsunuz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Hiç boşuna uğraşma, tahrik edemezsin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Devletin temel kurumlarını çökertmişsiniz. Şurada, Dışişleri Komisyonu Başkanı orada karşımda gülüyor. Senin aslında hâline gülecek var. Sen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil edecek bir nitelik taşımıyorsun. Türkiye’yi yok ettiniz. Her yönüyle uluslararası düzeyde itibarını sarstınız. Dolayısıyla, çıkalım, bakın bu konuşmaları televizyonlarda konuşalım.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Doktora git sen, doktora.

KAMER GENÇ (Devamla) – Piriniz de gelsin, şahınız da gelsin, yaptığınız yolsuzlukları her zeminde, her yerde dile getiririz. Eğer karşınızda mağlup olursam milletvekilliğinden istifa etmezsem şerefsizim ama siz eğer mağlup olursanız o zaman hükûmetten çekileceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, bakın, o kadar büyük yolsuzluklar var ki… Yahu, 16 tane Türk adasını Yunanlılar işgal ediyor, Yunanistan şeyi Karamanlis geliyor… Karamanlis değil, pardon. Yunanistan Başbakanı geliyor, Erzurum’daki dışişleri elçilikleri toplantısında Tayyip’e diyor ki: “Senin uçaklar bizim sahamızın üzerinde uçuyor.” Tayyip Erdoğan da demiyor ki: “Yahu, hangi adanın üzerinde uçuyor?” Çünkü bu adalar Türk adası, Tayyip bunları Yunanlılara terk etmiş. Bunun hesabını çok pahalı ödeyeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Saygılı konuş, saygılı!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, siz gülüyorsunuz, başkaları olsa utancından yerin altına batar!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Doktora git, doktora!

KAMER GENÇ (Devamla) – Eğer, bir ülkede iktidar o devletin topraklarını başkalarına terk ediyorsa, işgal ettiriyorsa, o iktidar yok iktidardır, o artık onur ve haysiyet taşıyan bir iktidar değildir, o devleti temsil edecek bir nitelikte değildir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Dolayısıyla, Türkiye’yi, her şeyi yok ettiniz, ordusuyla çökerttiniz, millî eğitimiyle çökerttiniz, yargısıyla çökerttiniz ve Türkiye’yi bir sömürge devlet hâline getirdiniz. Korkarım ki, yarına Kıbrıs Rum devleti bile gelip karşınıza sizi işgal etmeye kalkacaktır.

Ben, sizin hiçbir tasarrufunuza saygı duymadığım için her kanununuzun karşısındayım ve ret oyu vereceğim. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gerek yok ya Ahmetçiğim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama, Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika ama yani…

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Tabii gece tam da “Bu kanun bitti.” derken gene her zamanki gibi sapla samanı karıştıran bir arkadaşımız, her zamanki hakaretlerini, gene o ayarı kaçmış olan tutumuyla gene burada maalesef dile getirdi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İddialara cevap verin.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu kürsü milletin kürsüsü ve konuşanlar milletvekili ise bu millete hiç olmazsa saygı duymanız lazım.

Şimdi, katılmadın bir defa, aleyhe söz aldın. Sen bu kanunun içeriğine baktın mı? Bir.

İkincisi: Hukukumuzun en temel evrensel ilkesidir, her müddei iddiasını ispata mecburdur.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sen doğrusunu söyle. Doğrusunu söyle iddiaların.

AHMET AYDIN (Devamla) – Eğer müddei iddiasını ispat etmiyorsa müfteridir. İftiranın daniskasıdır bu yaptığın. Günah be! Ayıptır, yazıktır! Bütün bu iftiraları, bütün bu karalamaları… Her seferinde -şu Meclis tutanaklarını açın bakın, otuz senedir belki bu Mecliste konuşuyorsundur, son on senesine bakın, içeriğine bakın, emin ol on tane iddiayı geçmez; on tane iftirayı, on tane karalamayı geçmez- hep aynı şeyler, aynı şeyleri dile getiriyorsun. İnsaf be! Bunlar defalarca yalanlandı. Ben sana yargıya git diyeceğim ama yargıdan önce senin doktora gitmen lazım. Önce doktora git, önce akli melekelerine bak, ondan sonra gel burada konuş. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar) Bütün bunların cevaplarını veriyoruz. Bütün bunların cevapları defalarca verildi, ilgililer tarafından verildi ama sen hâlâ, hâlâ eğer sen ısrarcıysan artık nereye gidersen git -Allah bilir- o senin söyleyeceğin, bileceğin, takdir edeceğin bir şeydir ama bu millet şunu takdir ediyor: Siz her konuştukça, sen burada her konuştukça millet AK PARTİ’nin oylarını yükseltiyorsa geri diyecek bir şey yok diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana sataştı yani “Yalan söylüyorsun.” dedi, “Doktora gitmen lazım.” dedi.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Check up yaptırırsın, doktora gidince bir check up yaptırırsın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim doktora gitmemem gerektiğini izah etmem lazım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yahu sağlığın için söyledi, sağlığın için!

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Akli dengen yerinde değil.” diyor, bu manaya geliyor. Sataşma var.

BAŞKAN – Yerinizden olmaz mı?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Oylamaya geçelim Başkanım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, hakaret etmedim, “Doktora git.” dedim.

BAŞKAN – Evet, bir saniye, bir saniye…

Yerinizden söyleyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sataşma, kürsüde, Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın İnce, buyurun.

Grup Başkan Vekiliniz söz istiyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hangi grup başkan vekili?

BAŞKAN – Sayın İnce, buyurun, lütfen, ayrı bir sataşmaya meydan vermeden.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Arkadaşlar, zaman zaman burada o sinir ortamında haddimizi aşan laflar ediyoruz. Ben ülkenin Başbakanına “Tayyip” denilmesini doğru bulmuyorum, doğru bulmuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) “Başbakan” diyebilirsiniz. Ben doğru bulmam. Ama “Yargıya değil, doktora git.” demeyi de doğru bulmam. İkisini de doğru bulmam.

Üçüncüsü ise, bu iddialar Sayın Kamer Genç’in iddiaları değil, CHP’nin iddiaları değil. Bu iddialar Amerikan belgelerinin iddiaları. Siz bunun hesabını Sayın Genç’e değil, Amerikalılara sormalısınız.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Bu adamı savunma, gerçekten savunma!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Olmayan şeyin belgesi olur mu? Vallahi sayayım size: Ehliyet alacak birinden, gözlerinde sorun yoktur raporu var… Kamu ihalesine girecek birinden, SSK borcu yoktur; kredi çekecek bir yurttaşımızdan, icra borcu yoktur; terhis olmak isteyen bir askerimizden, kantinle ilişkisi yoktur; işe girmek isteyen bir gencimizden, askerlikle ilişkisi yoktur; milletvekili olmak için, adli sicil kaydı yoktur; ödeme gücü olmayan yurttaşlarımızın yeşil kart alabilmesi için, gayrimenkulü yoktur; evlenmeye engel hastalığı yoktur gibi raporlar alıyoruz.

Şimdi, bakınız, bu iddiaların sahibi biz değiliz, bize kızmanıza gerek yok. Kızacaksanız…

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Size kızmıyoruz.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sayın Genç de iddiaların sahibi değil. İddiaların sahibi Amerikan belgeleri.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Defalarca dile getirdik, defalarca cevap verdik.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bu çok kolay. İsviçre’yle bizim aramızda bir anlaşma var. İsviçre bankalarına bir yazı yazarsınız, “Böyle bir hesabımız yoktur.” belgesini alırsınız, getirirsiniz, buradan CHP’nin üzerine doğru bunu sallarsınız, gösterirsiniz. Bu çok kolay. Bu yapılabilir ama bize kızmanıza gerek yok.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben de birçok iddiada bulunabilirim.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Herhâlde olabilir. Herkes için var. Herkes için var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ahmet Aydın, seninle ilgili de var. Bana sorarsan, benimle ilgili de var, herkesle ilgili var.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama işte orada konuşulmaz! Belgeyle konuşulur.

BAŞKAN – Sayın İnce, teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu iddiaların sahibi biz değiliz, sadece onu söylemek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İnce, teşekkür ediyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, tasarının tümü…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Başkan, rica etsem. Oylayalım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, yeterince tartışıldı, inisiyatif kullanın.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (1/489) (S. Sayısı: 409) (Devam)

BAŞKAN – Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

<