DÖNEM: 24                              CİLT: 41                   YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

56’ncı Birleşim

23 Ocak 2013 Çarşamba

 

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Muhammet Bilal Macit’in, Babıali baskınının 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, tarım satış kooperatifleri birliklerinin güçlüklerinin değerlendirilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, alan değişikliği yapmak zorunda bırakılan öğretmenlerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir ve 27 milletvekilinin, nefret suçlarında yaşanan artışın ve nefret suçlarının toplumda yarattığı ayrışma ve travmanın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/476)

2.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak ve 29 milletvekilinin, Niğde ilinin İçmeli beldesinde ve ülke genelinde kadastro çalışmalarından mağdur olan vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/477)

3.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 22 milletvekilinin, FATİH Projesi kapsamında yapılmış akıllı tahta ihalesi ve MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü ile patent tasarımcısı arasındaki ilişkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/478)

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 23 milletvekilinin kadınların iş gücüne katılımının ve iş hayatında karşılaştıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 18/4/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 23 Ocak 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, Isparta Milletvekili Recep Özel’in bazı ifadelerini çarpıttığına ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İslam âleminin ve Türk halkının Mevlit Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İslam âleminin ve Türk halkının Mevlit Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İslam âleminin ve Türk halkının Mevlit Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

5.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, İslam âleminin ve Türk halkının Mevlit Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla terörün egemenliğinin meşrulaştırılmak istendiğine ve millet egemenliğine getirilen bu dayatmayı Milliyetçi Hareket Partisi olarak kabul etmelerinin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

7.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, yasa tasarısının görüşmelerine başlamadan önce İzmir Milletvekili Oktay Vural’a söz vermesinin doğru bir uygulama olmadığına ilişkin açıklaması

8.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın savunma hakkının genişletilmesine yönelik olduğuna ve bir dayatmanın söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

9.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Meclis çalışmalarında Anayasa’ya aykırılık iddialarının ne şekilde ileri sürüleceğinin İç Tüzük’te açıkça ifade edildiğine ve Anayasa Mahkemesinin televizyonlarda farklı dil ve lehçelerin kullanılmasıyla ilgili 2001 yılında verdiği karara ilişkin açıklaması

10.- Batman Milletvekili Ayla Akat’ın, sosyal demokrat kimliğiyle siyaset yapan ana muhalefet partisinin militarist bir tutum içinde olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Cumhuriyet Halk Partisinin sosyal demokrat kimliğine söylenen hiçbir sözü kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

 

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun niteliğine sahip olmadığı gerekçesiyle AK PARTİ grup önerisinin işleme alınıp alınamayacağı hakkında

2.- 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin, Anayasa’nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek olan 3’üncü maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle işleme alınıp alınamayacağı hakkında

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması 

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

7.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in; Hakkari Milletvekili Adil Kurt'un; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporları (1/708, 2/240, 2/262, 2/373, 2/539, 2/934, 2/955, 2/956) (S. Sayısı: 365)

 

X.- OYLAMALAR

1.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesine ilişkin oylaması

2.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Ardanuç ilçesine bağlı bir köyde yaşanan elektrik kesintilerine ve aydınlatma sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/12879)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleşecek uluslararası şampiyonaların yapılacağı illere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/13961)

3.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlık’ta çalışan engelli personel ile ilgili verilere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/13962)

4.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, ülkemizde spora ilgideki yetersizliğe ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/13963)

5.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, belediyeler tarafından spor kulüplerine yapılacak yardımların sınırlandırılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/14123)

6.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, bir basket maçında çıkan olaylara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/14146)

7.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Tunceli’de bulunan yurtlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/14247)

8.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2008-2012 yılları arasında tanıtım faaliyetleri için yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı  (7/14293)

9.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2008-2012 yılları arasında tanıtım faaliyetleri için yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/14322)

10.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, spor yatırımlarına ve millî sporculara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/14323)

11.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Kırıkkale’de bulunan iki tesisin ÇED raporuna ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/14540)

12.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Ankara’da yapılan yurt açılışına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/14588)

13.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kafkas Üniversitesi KYK yurdu ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/14589)

14.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın Salihli ilçesindeki bir stada ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/14592)

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/14888)

16.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, TBMM yerleşkesinde inşa edilen binaya ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/15376)

17.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, TBMM yerleşkesinde yapılan yeni binaya ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/15681)

 

 

 


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak beş oturum yaptı.

İstanbul Milletvekili Metin Külünk, 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu’na ilişkin gündem dışı bir konuşma yaptı.

Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, 19 Ocak tarihinde Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi Genel Başkanı Ahmet Doğan’a yönelik saldırı girişimi ve yaşanan olaylara,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Ahıska Türklerinin sorunları ve beklentilerine;

İlişkin gündem dışı konuşmalarına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç cevap verdi.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, MHP Grubu olarak Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi Genel Başkanı Ahmet Doğan’a yönelik silahlı saldırıyı kınadıklarına, geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına ve Hakkâri Yüksekova’da Jandarma Özel Harekât görevlilerinin kaldığı konutlardaki elektrik kesintisi nedeniyle yaşanan sıkıntının çözülmesi gerektiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili olarak tanzim edilen soruşturma dosyasının iade edilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu, Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan dosyanın Hükûmete geri verildiği açıklandı.

Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 19 milletvekilinin, 6223 sayılı Kanun’a göre çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin mahiyetinin, yansımalarının, hukuki, sosyal, ekonomik ve siyasal bakımdan sonuçlarının (10/468),

Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova ve 26 milletvekilinin, uzun tutukluluk sürelerinin cezai yaptırıma dönüşüp dönüşmediğinin ve adil yargılanma haklarının ihlal edilip edilmediğinin (10/469),

İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 22 milletvekilinin, kayıt dışı istihdamın önlenmesi ve kadın çalışanların kayıt dışı istihdamı ile ilgili sorunlarının (10/470),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

AK PARTİ Grubunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 35 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 4’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması açılmasına ilişkin (10/471, 10/472, 10/473, 10/474, 10/475) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 22 Ocak 2013 Salı günkü (Bugün) birleşiminde okunmasına ve önergelerin görüşmelerinin gündemde bulunan (10/74) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi ile birlikte aynı günkü birleşimde yapılmasına; Genel Kurulun 22 Ocak 2013 Salı günkü (Bugün) birleşiminde sözlü soruların görüşülmeyerek 394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi kabul edildi.

Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, (2/141) esas numaralı 24/2/1968 Tarihli ve 1005 Sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Anayasa Komisyonunda açık bulunan ve AK PARTİ Grubuna düşen 1 üyeliğe Nevşehir Milletvekili Ebu Bekir Gizligider seçildi.

MHP Grubu adına grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın (10/471),

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 milletvekilinin (10/472),

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 milletvekilinin (10/474),

BDP Grubu adına grup başkan vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in (10/475),

Haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri;

AK PARTİ Grubu adına grup başkan vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 135 milletvekilinin (10/473) haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin 500 kelimeden fazla olması nedeniyle özeti;

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin (10/74, 10/471, 10/472, 10/473, 10/474, 10/475) esas numaralı Meclis araştırması önergeleri birlikte yapılan ön görüşmelerinden sonra kabul edildi.

Kurulacak komisyonun, 17 üyeden teşekkül etmesi, çalışma süresinin başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olması, gerektiğinde Ankara dışında da çalışması kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 3 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/1059, 1/689) (S. Sayısı: 393) görüşmeleri tamamlanarak,

4’üncü sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ve Slovakya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/368) (S. Sayısı: 35),

Yapılan açık oylamalardan sonra kabul edildi.

5’inci sırasında yer alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun (1/728, 1/719) (S. Sayısı: 395) görüşmeleri tamamlanarak kabul edildi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in şahsına,

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Alınan karar gereğince, 23 Ocak 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 23.38’de birleşime son verildi.

 

 

                                                                  Sadık YAKUT

                                                                 Başkan Vekili

 

             Mine Lök BEYAZ                                                                    Tanju ÖZCAN

                  Diyarbakır                                                                                  Bolu

                   Kâtip Üye                                                                              Kâtip Üye

 


II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                 No: 78

23 Ocak 2013 Çarşamba

Rapor

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal'ın; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve 32 Milletvekilinin; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1137, 2/739) (S. Sayısı: 396) (Dağıtma tarihi: 23.01.2013) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, ülkemizdeki altın stokuna ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2738) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, THY tarafından gerçekleştirilen bir uçak alımına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/2739) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

3.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, hastanelerde görevli müdür ve müdür yardımcılarına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2740) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars, Iğdır ve Ağrı’da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/2741) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

5.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Gümüşhane ve Bayburt’taki rehber öğretmen ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2742) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

6.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars, Iğdır ve Ağrı’da rehber öğretmen ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2743) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

7.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Batman’da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/2744) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Batman’da bulunan 112 acil istasyonlarının yetersizliğine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2745) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Batman’daki sulama kanallarının tamamlanamamasına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2746) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

10.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ülkemizde mülteci olarak çalışan işçilere ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2747) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

11.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, gazetecilerin sendikal haklarına ve çalışma koşullarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) sözlü soru önergesi (6/2748) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Batman, Şırnak ve Hakkâri’deki rehber öğretmen ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2749) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

13.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van ve Elazığ’daki rehber öğretmen ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2750) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

14.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki 112 acil istasyonlarının yetersizliğine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2751) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

15.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki rehber öğretmen ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2752) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

16.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/2753) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

17.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki karla mücadele ekipmanının yetersizliğine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/2754) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

18.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, İzmir’de bir hastanede hasta ve refakatçilere verilen yemek hizmetinin yetersizliğine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2755) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, askerde iken hayatını kaybeden üç kişinin ölümleri ile ilgili soruşturmaların akıbetine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16001) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, yurt dışında işlediği suçlar nedeniyle yargılanan ve cezaya çarptırılan vatandaşlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16002) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Giresun Üniversitesinde yapılan bir ihale ile ilgili usulsüzlük iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16003) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

4.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, makam odasında ortam dinleme cihazı bulunmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16004) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bir Sayıştay raporundaki tespitler ile ilgili yapılan işlemlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16005) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Kastamonu Üniversitesinde sahte diplomalar ile görev yaptığı iddia edilen bir kişiye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16006) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

7.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Rusya-Suriye seferi yaparken Ankara’ya indirilen yolcu uçağında bulunan malzemelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16007) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakanlık tarafından kiralanan hizmet binalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16008) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Washington Büyükelçisinin yaptığı bazı açıklamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16009) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

10.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Büyük Mağazalar Kanun Tasarısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16010) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

11.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun Üniversitesinde yapılan bir ihale ile ilgili usulsüzlük iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16011) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

12.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, yeşil pasaport uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16012) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

13.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Gaziantep’in Şahinbey ilçesindeki bir mahalledeki TOKİ konutları ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16013) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Taksim Meydanı yayalaştırma çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/16014) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

15.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Diyarbakır Cezaevinde tutuklu bulunan bir milletvekilinin yayınlara erişiminin engellendiği iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16015) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

16.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/16016) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

17.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarınca dağıtılan kömürlere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/16017) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

18.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, evde bakım hizmetlerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/16018) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

19.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/16019) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

20.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından kiralanan hizmet binalarına ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/16020) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

21.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/16021) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

22.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından kiralanan hizmet binalarına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/16022) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

23.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/16023) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

24.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Zonguldak’ta bir kömür ocağında meydana gelen patlama ve göçük olayına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16024) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

25.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, bir vatandaşın malulen emeklilik hakkının elinden alındığı iddiasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16025) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

26.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından kiralanan hizmet binalarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16026) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

27.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, intibak zammına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16027) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

28.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Zonguldak’ta bir maden ocağında göçük sonucu hayatını kaybeden işçilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16028) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

29.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Zonguldak’ta meydana gelen maden kazasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16029) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

30.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16030) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

31.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından kiralanan hizmet binalarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16031) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

32.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, İzmir Karabağlar-Uzundere mevkiinde TOKİ tarafından yaptırılan konutlarda yaşanan sorunlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16032) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

33.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16033) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

34.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, 1923’ten bugüne yabancılara satılan taşınmazlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16034) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

35.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, 2000-2012 yılları arasında yabancılara satılan taşınmazlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/16035) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

36.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Bakü’de bir caminin kapalı olduğu iddiasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16036) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

37.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Suriyeli sığınmacılara ve bunlarla ilgili iddialara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16037) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

38.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16038) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

39.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/16039) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

40.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, 2012 yılındaki ithalat miktarına ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/16040) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

41.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Zonguldak’ta bir kömür ocağında meydana gelen patlama ve göçük olayına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/16041) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

42.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Ağrı’da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/16042) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

43.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, madenciliğin ve madencilerin sorunlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/16043) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

44.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Zonguldak’ta meydana gelen maden kazasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/16044) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

45.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/16045) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

46.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars ilinin saman ihtiyacına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16046) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

47.- Aydın Milletvekili Osman Aydın’ın, pamuk üreticilerine verilen prim desteğine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16047) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

48.- Aydın Milletvekili Osman Aydın’ın, mısır üreticilerine verilen prim desteğine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16048) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

49.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16049) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

50.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun personeline ve il koordinatörlüklerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16050) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

51.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Şanlıurfa’da 1958 yılında spor kompleksi yapılması için hibe edilen bir arazinin iş merkezi yapılmak üzere kullanılacağı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16051) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

52.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Milli Kütüphane tarafından ihale edilen bir işin yüklenicisinin yabancı uyruklu kişileri çalıştırdığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16052) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

53.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, şehit yakınlarına kamuda ikinci iş imkanından faydalananlara ve ikinci iş sağlanmasına yönelik yasal düzenlemenin uygulanmasından kaynaklanan sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16053) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

54.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Hatay’ın Payas ilçesinde kiralanan bir külliyeye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16054) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

55.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, İSMEP projesi için kullanılan kredilere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16055) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

56.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16056) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

57.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/16057) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

58.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, kalkınma ajansları personelinin yurt dışı seyahatlerine ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/16058) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

59.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’ta aşıklık geleneğine ve aşıkların sorunlarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/16059) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

60.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Milli Kütüphanenin bazı yöneticileri hakkındaki soruşturmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/16060) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

61.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Milli Kütüphane Başkanlığı tarafından yurtdışından alınan yayınlara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/16061) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

62.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Milli Kütüphane Başkanlığı tarafından yapılan bazı mal alımları ile ilgili iddialara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/16062) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

63.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Söke’deki tarihi bir kilisenin restorasyonuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/16063) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

64.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, tarihi binaların bakım ve restorasyonuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/16064) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

65.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/16065) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

66.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Milli Kütüphanede kullanılan bir veri tabanı uygulamasının alındığı yabancı bir firmaya ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/16066) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

67.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, 2013 Bütçe Kanunu’nda belediyelere yardım amacıyla ayrılan ödeneğe ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/16067) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

68.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/16068) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

69.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, liselerde kız öğrencilerin kıyafetine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/16069) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

70.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, terör örgütü tarafından kaçırılan öğretmenlerin maaşlarının ödenmeye devam edilmemesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/16070) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

71.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, iki kitabın müstehcen olduğu gerekçesiyle okullarda okutulmasının engellendiği iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/16071) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

72.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ’daki derslik ve öğretmen eksikliğine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/16072) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

73.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Anadolu Üniversitesinin ders kitaplarını öğrencilere zamanında dağıtmadığı iddiasına ve sınav yerlerinin belirlenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/16073) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

74.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, il ve ilçe müdürlüklerindeki şube müdürü atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/16074) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

75.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, öğretmenlerin alan değişikliğine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/16075) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

76.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/16076) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

77.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, branşlara göre öğretmen sayısına ve açığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/16077) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

78.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Orman Bölge Müdürlüğünün Diyarbakır’dan Şanlıurfa’ya taşınmasına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16078) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

79.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Milli Parklar Bölge Müdürlüklerinde görevli orman muhafaza memurlarının tazminatlarının eksik ödendiği iddialarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16079) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

80.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, orman muhafaza memuru alımında cinsiyet ayrımcılığı yapıldığı iddialarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16080) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

81.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/16081) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

82.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 663 sayılı KHK sonrası Manisa’daki hastanelerde yapılan atamalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16082) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

83.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi yöneticilerine ve haklarında yolsuzluk iddiası olan Bakanlık personeline ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16083) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

84.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16084) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

85.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, üniversite hastanelerinde eğitim-öğretim faaliyetine katılan serbest hekimlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/16085) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

86.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’daki bir kamu arazisinin bir vakfa tahsis edildiği iddiasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/16086) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

87.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Uluslararası Telekomünikasyon Düzenlemeleri Kanunu’nda yürütülen çalışmalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/16087) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

88.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Uluslararası Telekomünikasyona İlişkin İkinci Dünya Konferansına ülkemizden katılan heyete ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/16088) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

89.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Yatağan-Milas karayoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/16089) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

90.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/16090) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

91.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, şehir içi toplu ulaşım amacıyla Bursa’ya ithal edilen araçlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/16091) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

92.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul-Şile’de meydana gelen deniz kazasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/16092) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

93.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Kuran kurslarında eğitim alan öğrenci sayısına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/16093) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

94.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, depremlerin sismik moment büyüklüğünün hesaplanmasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/16094) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.01.2013)

95.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/16095) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

96.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/16096) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

97.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/16097) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.01.2013)

98.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, üniversitelerle ilgili bir açıklamasına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/16098) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.01.2013)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir ve 27 Milletvekilinin, nefret suçlarında yaşanan artışın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/476) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.01.2012)

2.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak ve 29 Milletvekilinin, kadastro çalışmalarından mağdur olan vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/477) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.01.2012)

3.- İstanbul Milletvekili Nur Serter ve 22 Milletvekilinin, Fatih Projesi kapsamında yapılmış akıllı tahta ihalesinin araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/478) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.01.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, kamu kurum ve kuruluşlarının taşınmazlarının üzerindeki tasarrufa yönelik işlemler için Başbakanlıktan izin alınmasına yönelik Başbakanlık Genelgesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12373)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Cuma hutbesinde Atatürk’ün anılmamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12560)

23 Ocak 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Babıali Baskını hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Muhammet Bilal Macit’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Muhammet Bilal Macit’in, Babıali baskınının 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 23 Ocak, ittihatçıların Babıali Baskını’yla iktidarı ele geçirmelerinin 100’üncü yılı. Belki, birçoğumuz için bu hatırlatma, Türk tarihinin daha bildik ve daha şanlı yıl dönümleri içerisinde bize bir teferruat gibi gelebilir ama sanırım hatırlanmaya, anmaya değer bir tarih, şanlı olduğundan değil elbette. Zira, tarihimizde bazı dönüm noktalarını şanlı olduklarından değil tam tersi, utanç vesilesi olduklarından ve üstelik bugünümüze miras bıraktıklarından dolayı hatırlamamız gerekir.

Babıali Baskını’nı kısaca hatırlayacak olursak, henüz daha paşa olmamış Enver ve daha sonra Teşkilatı Mahsusanın zalim tetikçisi olarak şöhret yapacak olan ittihatçı fedai Yakup Cemil’in başı çektiği bir grup, toplantı hâlindeki kabineyi Babıali yokuşunda, şimdiki Valilik olan binada, o zamanki başbakanlık binasında basar. Kabine mensupları ne olduğunu anlamaya çalışırken Harbiye Nazırı Nazım Paşa vurulur, Enver ise Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Kâmil Paşa’nın makamına girerek, kafasına tabanca dayayarak ona istifa mektubunu yazdırır. Bu esnada, ittihatçıların ateşli hatibi Ömer Naci, Babıali önünde toplanan kalabalığı coşturmakta, kalabalığı “Yaşasın millet! Yaşasın İttihat ve Terakki!” diye bağırtmakta, galeyana getirmektedir. Bellidir ki bu şekilde milletle İttihat ve Terakki özdeşleştirilmekte ve vatanseverliğin tek ölçütü İttihat ve Terakki şakşakçılığına indirgenmektedir. İşte, bu çok tanıdık bir siyasi stratejidir: “Doğruyu ve vatanseverliği ben bilirim, farklı düşünen ise haindir.”

İşte, bu hengâme ve mizansenle İttihat ve Terakki iktidara el koymakla kalmamış, kör topal da olsa, ideal olmaktan uzak da olsa çok partili seçim sistemini ve canlı fikir hayatını sona erdirmiştir. İkinci Meşrutiyet’in Babıali Baskını öncesindeki bu beş yılının bugün hatırlanmaz olması da tesadüf değildir. Zira, 1908 ve bu beş yılın hatırası -bilinçli bir politika olsa gerek- unutturulmuştur.

Bugün, Türkiye’de çok partili sisteme ve demokrasiye geçişi 1950’den başlatırız ancak bu şekilde, 1908-1913 arası bu beş yılın sayısız dergisini, gazetesini, farklı ideolojilerin kamusal alanda tartışmasını hatırlamayız, sanki bizim tarihimizde çoğulculuk hiç yaşanmamış ve tarihimizin bir parçası olmamış gibi. Babıali Baskını’nı da hatırlamamızı istememişler, zira, tesis edilmiş baskı ve denetim sisteminin illa da bir tarihsel zorunluluk olmadığını fark etmemizi arzu etmemişler. O zaman, hürriyetin ilanı olarak anılan 1908, birçok bakımdan çok sesli bir ortamın beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmasıydı. Bu dönemde canlı bir entelektüel hayat yeşermişti ancak maalesef, bu çok renkli ve özgür ortam topu topu beş yıl sürebildi. Âdeta doğa boşluk kaldırmadı ve İttihat ve Terakki, Babıali Baskını’nın ardından diktatörlüğünü kurdu, her türlü farklı sesi bastırdı ve gayrimeşru ilan etti. Babıali Baskını’nın mirası ise maalesef kalıcı oldu. Çok sesliliğin nizam ve asayiş adına, dış tehditler adına, fitne ve nifaka karşı uyanık olma adına bastırılması sonraki dönemlere de intikal eden ve her türlü otoriter uygulamayı ve baskıyı meşrulaştıran bir manivela oldu.

İttihatçıları tek parti dönemi takip etti. Her türlü farklı ses dışlandı ve yasaklandı. Çok partili dönemde ise dolaylı baskı ve kontrol mekanizmaları süregitti. Kısacası, vesayet sistemi kendini korudu. Nasıl 1908’in beş yılında zengin bir ortam yavaş yavaş yeşerdiyse 2002 sonrasında, bugün de aynı durum söz konusu. Rus edebiyatçı İlya Ehrenburg’ün 1953’te Stalin’in ölümünün ardından yeşeren canlı ortamı tanımlamak için kullandığı tabirle “Buzlar çözülüyor.”

Bugün Türkiye’de yaşanan, kışın ardından baharın gelmesidir. Daha önce ifade edilmeyen fikirler şimdi rahatça ifade edilir oluyor, vesayet sistemi ortadan kalkıyor ama bu kolay olmuyor; bazen rahatsız oluyoruz “Bu nereden çıktı şimdi?” diyoruz. İçselleştirdiğimiz ön yargılarımız var. Kimileri herkesin tek bir şekilde düşünmesi gerektiğini, biri farklı düşünüyorsa altında bir bityeniği olduğunu düşünüyor. Ancak, farklı fikirleri dinleyeceğiz, karşı görüşlerimizi dile getireceğiz ve  kamusal ortamda entelektüel bir tartışmayı karşı tarafı dövmek için değil, ortak iyiye beraber ulaşmak için yürüteceğiz. Bir bakıma, 1908’in 1913’te bilinçli olarak tarihin ve hafızalarımızın uzaklarına ittirilmesinin ve unutturmayı başarmasının ardından, Babıali Baskını’nı hatırlamak için çok uygun bir zaman. Babıali Baskını’ndan beri üzerimize çökmüş ve bizi de köreltmiş karanlığı yırtmak, buzları çözmek için de uygun bir zaman. Biz de bu süreçte öğreniyoruz ve öğrendikçe daha iyi olacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, tarım satış kooperatif ve birliklerinin güçlüklerinin değerlendirilmesi hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, tarım satış kooperatifleri birliklerinin güçlüklerinin değerlendirilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım satış kooperatif ve birlikleri 2000 yılında çıkan 4572 sayılı Yasa’ya tabiler ve bu yasa, bilindiği gibi, Dünya Bankasının tezgâhından geçerek hazırlanmış bir yasaydı. Ne yazık ki iktidarınız süresince, on bir yıldır da bu yasaya dokunulmadı, oysa bu yasa ömrünü çoktan tamamladı. Türkiye’nin bağımsız tarım politikalarına ihtiyacı var.

Neden zor durumda TSKB’ler? Çünkü bir kere, çok ciddi birikmiş borçları var. Bu birikmiş borçları özellikle Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu’na yani devlete; bir başka borç birikimi de bankalara. Esas şu anki zorlukların birinci nedeni bu. İkinci nedeni, ürün alımı yapmakta ve aldıkları ürünün bedellerini ödemekte zorlanıyorlar çünkü bir yandan borç baskısı, bir yandan da yeterli kaynak, kredi bulamama baskısı yüzünden iş göremez hâldeler.

Bakın, bu DFİF borçları ile ilgili size örnek vereyim: Şu an, 16 birliğin toplam 1 milyar 42 milyon civarında bir DFİF borcu var. Aslında, bunun çıkışı, başlangıcı 2000 yılından sonra, 250 milyonluk bir kredi açılmasıyla başlamıştı DFİF üzerinden ve bu sürekli döndü. Şu sanılmasın: Yani 250 milyon anapara, gerisi faiz. Bundan ibaret değil, faiz çok daha yüksek çünkü sürekli olarak ödemeler var ve bu borç kendini yeniden üretmekte. Mesela, şu an, TARİŞ Zeytinyağının DFİF’e 169 milyon borcu gözüküyor, bunun 104 milyonu faiz. TARİŞ Üzüm Birliğinin 165 milyon borcu gözüküyor DFİF’e; bunun 111 milyonu faiz. Ama, aslında burada gözüken bu 50-60 milyonluk anaparalar yanıltıcı. Neden yanıltıcı? Çünkü 2005 yılından itibaren, birliklerin borçlarını faizleri de içine katarak kapitalize etme dönemi başladı. Bu kapitalizasyon dediğimiz -tıpkı kapitülasyon gibi- aslında sanki hiç ödeme yapılmamış izlenimi vermekte. TARİŞ Üzüm Birliğinden örnek vereyim: Şimdiye kadar 128 milyon lira para ödemiş, toplam kullandığı kredi 135 milyon yani aslında olması, kalması  gereken borcu 7 milyon olması gerekirken şu an 165 milyonluk borcu gözüküyor. Bunun yani her yıl yeniden kapitalize etme üzerinden bu borçların yükseltilmesinin birliklerin belini büktüğünü, dolayısıyla bu bilanço bozulmasına neden olan bu borçlar nedeniyle birliklerin kamu ya da özel bankalardan kredi alırken çok ciddi anlamda ya yüksek faizlere mahkûm oldukları ya da yeterli krediyi bulamadıkları gibi bir sonuçla karşı karşıyayız. Birliklerin ürün teminatları kabul edilmiyor bankalar tarafından, bunların gayrimenkulleri de teminat olarak yetersiz kalıyor.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, birçok kurum görevini, işlevini yapamaz durumda. O zaman, niçin esnaf için olduğu gibi Kredi Garanti Fonu gibi bir kredi olmasın, niçin devlet DFİF mekanizmasını gerçekten bir ürün teminatı üzerinden düşük faizlerle -yani sıfır faizle aslında doğrusu- gerçekleştirmiyor olsun?

Değerli arkadaşlarım, ortaya çıkan bu durum yani birliklerin görevlerini, işlevlerini yapamaz duruma gelmesi hem IMF, Dünya Bankası politikalarının sonucudur hem de bu politikaları büyük bir azimle uygulayan iktidar partisinin, AKP’nin sorumluluğu nedeniyledir. Neden? Çünkü, 4572 sayılı Yasa’yı yenilemediler, olağanına bıraktılar, yürüsün gitsin, birlikler çözülsün, çöksüne bıraktılar, bağımsız tarım politikaları geliştirmediler, kooperatifçiliği desteklemeyi asla gündemlerine getirmediler, şov olsun diye kooperatifçileri topladılar ve tarım satış kooperatiflerinin vazgeçilmezliğini bir türlü anlayamadılar. Şimdi ne yapmalı? Anapara dâhil DFİF’lerin tasfiyesi gerekiyor. Ürün alımlarına mutlaka düşük faizle ya da sıfır faizle kredi getirilmesi gerekiyor. Tarım Kanunu’nun uygulanması yani tarıma millî gelire oranla yüzde 1 desteğin mutlaka yapılması ve fark ödeme sisteminin getirilmesi gerekiyor ve 4572 sayılı Yasa değişmeli. Bu konuda benim bir kanun teklifim var; her dönem, her yasama döneminde veriyorum, yeniden verdim, bunu mutlaka gündeme getirin ve tabii, bağımsız tarım politikalarını uygulamayı da birazcık aklınıza getirin.

Son olarak şunu söyleyeyim: Yarın İzmir’de, İzmir Büyükşehir Belediyesinin duruşması var. İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerindeki siyasi baskıların, yargının bir silah olarak kullanılmasının yeni bir safhasını göreceğiz. Ben iktidara şunu söylüyorum: İzmir’den elinizi çekiniz çünkü İzmirlilerin buna karşılığı bugün çok daha sert olacaktır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı üçüncü söz, öğretmenlerin alan değişikliği hakkında sorunlarına dair söz isteyen Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’ye aittir. (BDP sıralarından alkışlar)

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, alan değişikliği yapmak zorunda bırakılan öğretmenlerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yan alan değişikliği yapmak zorunda bırakılan öğretmenlerin yaşadıkları sorunları sizlerle paylaşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi daha uygulanmaya başlanmadan 30 bini sınıf öğretmeni olmak üzere 80 bine yakın öğretmen norm fazlası durumuna düşmüştür.

Yıllardır atama bekleyen binlerce öğretmen, atamaları yapılmayınca çareyi alan değişikliği yapmakta buldular. Yine, eş durumundan atama isteyen öğretmenler alan değişikliğini bir fırsat olarak gördüler ancak bugün gelinen aşamada bu durum, söz konusu öğretmenler için daha büyük mağduriyetler doğurmuştur. Alan değişikliği ile başka branşlarda çalışmak zorunda kalan öğretmenler yeni oldukları alanda yetersiz kaldıklarını, öğrencilerinin sorunlarına cevap olamayınca da kendilerini verimsiz gördüklerini beyan etmektedirler. Bu durumun öğrencileri de mağdur ettiğini, yabancı oldukları branşlarda girdikleri derslerde öğrencilerin kendilerinden faydalanamadığını, en basit sorularına bile cevap veremediklerini anlatan öğretmenlerin çoğu, alan değişikliği yaptıktan sonra depresyona girdiğini, mesleklerinden soğuduklarını aktarmışlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; illere gönderilen bilgi yazısında, alan değişikliği iptalinin sadece iller arası alan değişikliği yapanları kapsadığı, öğretmenlerin eski görev yerlerine dönmeleri şartıyla taleplerinin karşılanacağı belirtilmiştir. Alan değişikliği iptalinin sadece il dışı olacak şekilde dar tutulması ve öğretmenleri "Geldiğiniz illere geri giderseniz iptalinizi yaparız." denmesi, öğretmenleri işsizliği gösterip her türlü haksız hukuksuz uygulamaya razı olmak zorunda bırakmaktır.

Sorunlarını paylaştığımız yüzlerce öğretmenden aldığımız bazı maillerin sadece isimlerinin baş harflerini kullanarak sizlerle birkaçını paylaşmak istiyorum.

“Acil… Acil… Artık dayanacak gücümüz kalmadı. Bunları yazarken dahi titreme nöbetleri geçiriyorum. Depresyon ilaçları fayda etmiyor, yavaş yavaş ölüyorum. On yedi yıllık başarılı bir sınıf öğretmeni iken yan alana geçtim. O günden bu tarafa, yaşayan bir ölü gibiyim.”

Ayşe adında bir öğretmen: “ On dört yıl sınıf öğretmenliği yaptım. Alanımı değiştirdim. Gittiğim okulda bana görev bile vermek istemediler, yüzüme bakmadılar, sürekli göz hapsindeyim, rahatsız oluyorum, psikolojim bozuldu. Ne yapacağımı bilemez durumdayım. Kendime güvenim kalmadı. Böyle öğretmenlik olur mu? Öğrenciler saygısızlık yapıyor, veliler de öyle. Kimse bizi istemiyor. Ben bu şekilde çalışamıyorum. Bıktım usandım her şeyden, kendimden nefret eder duruma geldim.”

M.Y.: “Yan alan sosyal bilgilere geçiş yaptım ama çok pişmanım, yapabileceğimi sandım, yanılgıya düştüm. Bulunduğum alanda yetersiz olduğumu düşünüyorum. Lütfen, sayın vekilim, şu alan değişikliği garabetini gündeme getirin, yüzlerce öğretmen intiharın eşiğine gelmiş durumda.”

Z. B.: “ On sekiz yıllık sınıf öğretmeni iken yan alanıma, İngilizceye geçtim, geçtiğim günden beri hayatım altüst oldu, yapamıyorum. Veliler de yan alana geçtiğimi öğrenmişler, sürekli idareye baskı yapıyorlar derslere başka öğretmen girsin diye. Bunu duyduktan sonra iyice psikolojim bozuldu.”

Evet, öğretmenler alan değişikliğinin kendileri için ciddi bir sorun olduğunu, bu nedenle de kendi alanlarına yeniden dönmek istediklerini ve bu konudaki belirsizliğin ortadan kaldırılmasını talep etmektedirler. Alan değişikliğinin iptali için yapılan başvuru ise hâlâ karara bağlanmış değil. Başvurunun sonucu beklenmeden değişiklik iptal edilmelidir, aksi takdirde hem öğretmenler hem de öğrenciler için onarılmaz sonuçlar doğuracaktır Çünkü yan alan uygulaması ile yetenek sınavıyla alım yapılan öğretmenlik bölümlerine yetenek sınavlarına girmeden, yani alan ile ilgili yeteneğe ve bedensel yeterliliğe sahip olmayan sınıf öğretmenleri atanmıştır. Bu durumun, sonuç olarak İngilizce, fizik, kimya, matematik, edebiyat derslerinde eğitimin kalitesini düşüreceği aşikârdır. Aynı zamanda, bu uygulama, Millî Eğitim Bakanlığının öğretmenlerin ve eğitim kalitesini artırma amacıyla KPSS artı alan sınavı yapma düşüncesiyle de çelişmektedir.

AKP Hükûmeti, eğitim alanında uyguladığı yanlış politikalarla sorunlu bir eğitim camiası ve bu camianın yetiştireceği sorunlu bir toplum yaratacağını bilmeli ve bu uygulamadan derhâl vazgeçmelidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.(BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir ve 27 milletvekilinin, nefret suçlarında yaşanan artışın ve nefret suçlarının toplumda yarattığı ayrışma ve travmanın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/476)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de son on yılda ırkçılık, cinsiyetçilik, yobazlık, yabancı düşmanlığı ve benzeri saiklerle işlenen nefret suçlarında bir artış yaşanmaktadır. Nefret suçlarında, fail ile kurban arasında doğrudan bir ilişki dışında kurban, sırf sahip olduğu grup kimliğinden ötürü hedef seçilebilmektedir. Genel olarak nefret suçları, mağduru ve mensup olduğu grubun diğer üyelerini korkutmakta ve kendilerini tecrit edilmiş, savunmasız ve hukuk tarafından korunmasız olarak hissetmelerine yol açmaktadır. Öte yandan, söz konusu suçların doğurduğu bu öldürücü hissiyat ve psikolojik etki, ırksal, dinsel ve etnik gerilimleri daha da tırmandırmakta, misillemelere ve zorunlu göçe neden olabilmektedir.

Rahip Santoro cinayeti (2006), Hrant Dink cinayeti (2007), Zirve Yayınevi katliamı (2007), Selendi'de Roman yurttaşlara yönelik linç girişimi (2010), çeşitli illerde Kürt yurttaşlara yönelik linç girişimleri, siyasetçi ve bürokratların Alevilere yönelik nefret söylemleri ve basında sıklıkla yer alan LGBTT cinayetleri son yıllarda tanık olunan nefret suçları örnekleridir.

Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Önlenmesi Komitesinin Mart 2009 tarihli Türkiye raporunda, Türkiye'de ırk temelli nefret ile işlenen suçların yoğunluğu ve devletin uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri dikkate alındığında, yasalarda gerekli düzenlemelerin bir an önce yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Avrupa Konseyine bağlı Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonunun 2005 tarihli Türkiye raporunda da güvenlik güçlerinin azınlık gruplarına karşı kötü muamelede bulunduğu, medya ve kamuoyunda azınlık gruplarını aşağılayan, özellikle de bazı basın organlarında antisemitik yayınların yapıldığı ve ders kitaplarında dinî azınlıklara yönelik olumsuz ifadelerin kullanıldığı belirtilmiştir.

İnsan Hakları Gündemi Derneği tarafından 2009 yılında yürütülen "Türkiye'de Nefret Suçları" başlıklı çalışmada Türkiye'de, AGİT raporlarına yansıyan pek çok nefret suçu bulunmasına rağmen, devlet tarafından söz konusu suçlanın takip edilmediği ve araştırılmadığı ifade edilmektedir. Türkiye'de nefret suçlarının varlığı konusunda devletin veri toplamadığı, önlenmesine yönelik gerekli kurumların oluşturulmadığı ve bu konuda herhangi bir çalışma yapılmadığı belirtilmektedir. Dahası, Türkiye'de nefret suçlarına yönelik herhangi bir cezai yaptırım öngören yasal düzenlemelerin mevcut bulunmadığı, bunun sonucu olarak da nefret suçları ve nefret propagandasının cezasız kaldığı ifade edilmektedir. Yine ilgili çalışma, Türkiye'de 2006 yılının başından itibaren etnik ya da dinî azınlıklara, cinsel yönelimi ve toplumsal cinsiyet kimliği farklı olan kişilere yönelik saldırıların gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır.

Sosyal Değişim Derneğinin "Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl 10 Örnek" projesi danışmanı Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, medyanın egemen ideolojinin bir aygıtı olarak milliyetçiliği ve ırkçılığı yeniden üretirken toplumsal öfke ve nefret duygularının ötekilere karşı yöneltilmesine neden olduğunu belirtmektedir. Ana akım medyanın içselleştirdiği  “biz”lik tanımına uymayan herkes "öteki"leştirilmektedir. Araştırmada, nefret suçlarının soruşturulacağına ve failler hakkında yasaların tam olarak uygulanacağına dair açık mesaj verilmesi gerekliliği vurgulanmaktadır.

Unutulmamalıdır ki nefret suçları diğer suçlardan farklı olarak hem mağdurlar hem de genel olarak toplum üzerinde tahribata yol açmakta, kurbanların maruz kaldıkları fiziksel zararların dışında, kalıcı stres gibi olumsuz psikolojik sonuçlar doğurmaktadır. Nefret suçlarının mağdur bireyler ve bu bireylerle ortak özelliklere sahip daha geniş kesimler üzerinde yarattığı etki göz önüne alındığında sorunun büyüklüğü daha iyi anlaşılabilir.

Bu nedenle, nefret suçlarında yaşanan artışın ve nefret suçlarının toplumda yarattığı ayrışma ve travmanın tüm boyutlarıyla araştırılarak sorunun çözümüne yönelik gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Aykan Erdemir                          (Bursa)

2) Namık Havutça                          (Balıkesir)

3) Binnaz Toprak                           (İstanbul)

4) Veli Ağbaba                              (Malatya)

5) Ayşe Eser Danışoğlu                 (İstanbul)

6) Mehmet Hilal Kaplan                (Kocaeli)

7) Bülent Tezcan                            (Aydın)

8) Sedef Küçük                              (İstanbul)

9) Malik Ecder Özdemir                (Sivas)

10) Haluk Eyidoğan                       (İstanbul)

11) Haydar Akar                            (Kocaeli)

12) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

13) Turgut Dibek                           (Kırklareli)

14) Celal Dinçer                             (İstanbul)

15) Nurettin Demir                        (Muğla)

16) Ali Haydar Öner                      (Isparta)

17) Mahmut Tanal                         (İstanbul)

18) Aytuğ Atıcı                              (Mersin)

19) Mustafa Moroğlu                    (İzmir)

20) Özgür Özel                              (Manisa)

21) Arif Bulut                                (Antalya)

22) Ahmet İhsan Kalkavan            (Samsun)

23) İhsan Özkes                             (İstanbul)

24) Ali Sarıbaş                               (Çanakkale)

25) Ali Demirçalı                           (Adana)

26) Durdu Özbolat                         (Kahramanmaraş)

27) Osman Aydın                          (Aydın)

28) Recep Gürkan                          (Edirne)

2.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak ve 29 milletvekilinin, Niğde ilinin İçmeli beldesinde ve ülke genelinde kadastro çalışmalarından mağdur olan vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/477)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Niğde ili Merkez ilçeye bağlı İçmeli Beldesinin 15/04/1997 tarihinde yapılan kadastro (tapulama) çalışmaları sonucu vatandaşların arazilerinin büyük bir kısmının hazine adına tescil edilmesinden dolayı, İçmeli belde halkının içinde bulunduğu durum göz önüne alınarak ve ülke genelindeki aynı durumda bulunan vatandaşlarımızın da mağduriyetlerinin giderilmesi için yapılan inceleme ve tespitlerden sonra, vatandaşlarımıza tapularının verilmesi ve buna ilişkin yapılacak düzenlemelerin ele alınabilmesi için, Anayasa'nın 98’nci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Doğan Şafak                               (Niğde)

2) Celal Dinçer                                (İstanbul)

3) Haydar Akar                               (Kocaeli)

4) Hurşit Güneş                               (Kocaeli)

5) Haluk Eyidoğan                          (İstanbul)

6) Levent Gök                                 (Ankara)

7) Sena Kaleli                                  (Bursa)

8) Ali Rıza Öztürk                           (Mersin)

9) Ali Haydar Öner                         (Isparta)

10) Turgay Develi                           (Adana)

11) İhsan Özkes                              (İstanbul)

12) Hülya Güven                             (İzmir)

13) Adnan Keskin                           (Denizli)

14) Binnaz Toprak                           (İstanbul)

15) Ali Sarıbaş                                (Çanakkale)

16) Aylin Nazlıaka                          (Ankara)

17) Aykan Erdemir                          (Bursa)

18) Aydın Ağan Ayaydın                (İstanbul)

19) Ercan Cengiz                             (İstanbul)

20) Dilek Akagün Yılmaz               (Uşak)

21) Engin Altay                               (Sinop)

22) Bülent Tezcan                            (Aydın)

23) Mehmet Şeker                           (Gaziantep)

24) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

25) Ali Demirçalı                             (Adana)

26) Durdu Özbolat                          (Kahramanmaraş)

27) Fatma Nur Serter                       (İstanbul)

28) Ferit Mevlüt Aslanoğlu             (İstanbul)

29) Osman Aydın                            (Aydın)

30) Recep Gürkan                           (Edirne)

Gerekçe:

Niğde ili Merkeze bağlı İçmeli beldesi 1992 yılında belde belediyesi olmuştur. İçmeli beldesine 15/04/1997 tarihinde kadastro (tapulama) gelmiştir. Niğde Millî Emlak Müdürlüğünün tahminî verilerine göre, İçmeli beldesi arazilerinin tahminî yüz ölçümü toplamı 17.182,14 dekar olarak hesaplanmıştır. Hesaplanan tahminî yüz ölçümü toplamının; 14.604,82 dekarının hazine arazisine tescil edildiği söylenmektedir. Bu oran dikkate alındığında, 1997 yılında yapılan kadastro çalışması sonucu, vatandaşın arazisinin yüzde 85 civarının hazine adına tescil edildiği görülmektedir.

Yine, tahminî verilere göre, İçmeli beldesi arazilerinin yüz ölçümü toplamının, 2.577,32 dekarı özel mülkiyet sayılmış, belde halkına yüzde 15 civarında arazinin tahminî verilere göre tapulandığı söylenmektedir.

İçmeli beldesinde halk, kadastro (tapulama) çalışmaları yapılmadan önce geçimini hayvancılıkla uğraşarak ve çiftçilik yaparak sağlamaktaydı. İçmeli beldesi halkı, yapılan kadastro (tapulama) çalışmaları sonucu, arazilerinin büyük bir kısmını, hazine adına tescil edilmesinden dolayı kaybetmiştir. Üreticiler sahip oldukları arazilerinde, hayvancılık ve çiftçilik yapamaz hâle gelmiş ve yöre halkı geçimini sağlayacak ekonomik gücünü kaybetmiştir. Hayvancılık ve tarımla uğraşan çiftçi saman, yem, gübre, zirai ilaç, mazot ve benzeri ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma düşmüştür.

İçmeli beldesi halkına, Niğde Millî Emlak Müdürlüğünden sürekli olarak ecrimisil bedeli gelmektedir. Çiftçinin geçimini sağlayacak ekonomik durumu olmadığı için, ecrimisil bedelini ödemekte güçlük çekmektedir. Vatandaş, kendi malına bedel ödemekten şikâyet etmektedir.  Belde sürekli göç vermekte ve nüfus oranı giderek azalmaktadır. İçmeli beldesi halkı kendi ev, arsa, tarla, bahçe ve arazilerini başkasının malı gibi gördüklerini, kendi evlerine gizlenerek, korkarak girdiklerini, bir başkasının malına el koyuyormuş gibi hissettiklerini ve bu durumdan dolayı psikolojik olarak etkilendiklerini dile getirmektedirler. Bu nedenle, vatandaşlarımız, hazine adına tescil edilen arazilerinin kendilerine iadelerini istemekte, eğer bu durum yapılan araştırmalar sonucunda mümkün değilse yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen, kendilerini zorlamayacak koşullar göz önüne alınarak ihale yoluyla arazilerinin kendilerine satışının yapılmasını talep etmektedirler.

İçmeli beldesi ve ülke genelinde, kadastro çalışmalarından sonra hazine adına tescil edilen arazilerde yaşayan vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi, tapu ve kadastro çalışmalarının yeniden yapılması, köylerden şehirlere göçün önlenmesi, ülke tarımındaki gelir seviyesinin yükseltilmesi, istihdam artışı sağlanması amacıyla ve bu arazilerin gerçek sahiplerine verilmesi yönünde bir Meclis araştırması açılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

3.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 22 milletvekilinin, FATİH Projesi kapsamında yapılmış akıllı tahta ihalesi ve MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü ile patent tasarımcısı arasındaki ilişkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/478)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

FATİH Projesi kapsamında yapılmış ve en düşük teklifi vererek Vestel Firmasının almış olduğu ilk basamak ihale ve projesinin doğrudan ilişkili olduğu MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü ile patent tasarımcısı arasındaki ilişkilerin incelenmesi için bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını saygılarımla arz ederim.

1) Fatma Nur Serter                        (İstanbul)

2) Metin Lütfi Baydar                     (Aydın)

3) Mehmet Şeker                            (Gaziantep)

4) Namık Havutça                          (Balıkesir)

5) Ali Sarıbaş                                 (Çanakkale)

6) Ali Demirçalı                              (Adana)

7) İhsan Özkes                               (İstanbul)

8) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (İstanbul)

9) Ali Haydar Öner                        (Isparta)

10) Durdu Özbolat                         (Kahramanmaraş)

11) Tolga Çandar                            (Muğla)

12) Osman Aydın                           (Aydın)

13) Recep Gürkan                          (Edirne)

14) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

15) Uğur Bayraktutan                     (Artvin)

16) Ahmet İhsan Kalkavan             (Samsun)

17) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

18) Haluk Eyidoğan                       (İstanbul

19) Ayşe Nedret Akova                 (Balıkesir)

20) Haluk Ahmet Gümüş               (Balıkesir)

21) Emre Köprülü                          (Tekirdağ)

22) Aytuğ Atıcı                              (Mersin)

23) Osman Kaptan                         (Antalya)

Gerekçe:

MEB tarafından yürütülen Fırsatları Araştırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi Projesi (FATİH Projesi) kapsamında 3.657 okulda 84.921 adet akıllı tahta ihalesi 23 Kasım 2011 tarihinde geçekleşmiştir.

3 şirketin teklif verdiği ihaleyi, 339,6 milyon TL ile en düşük teklifi veren Vestel Firması almıştır.

İhale şartnamesinde nitelikleri tanımlanan ve çizimleri verilen etkileşimli tahtanın patenti 1 Eylül 2011'de Vestel tarafından alınmıştır.

Patenti alınan etkileşimli tahtanın, 4 tasarımcısından 1’i MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Tunay Alkan'dır. Patent devri öncesinde Tunay Alkan'ın adresi Manisa Organize Sanayi Bölgesi olarak gösterilirken patent devri için açılan 2011/06666 no.lu patent dosyasında Tunay Alkan'ın adresinin Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü Teknik Okullar olarak yer aldığı örülmektedir.

Ürünün diğer 3 tasarımcısı olan Ahmet Zafer Altınkaya, Osman Serdar Culfa ve Emin Bacak ise önceki dosyada Vestel adına ürünü tasarlayan isimler olarak yer alırken devir sonrası MEB'in tasarımcısı olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.

MEB'nın Eğitim Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Tunay Alkan'ın tasarımcıları arasında yer aldığı "bir tahta sitemi" ve "pano" isimli buluşların 339,6 milyon TL'lık ihaleyi kazanan tasarım olması ve bu tasarımın patentinin ihaleden 2 ay 23 gün önce ihaleyi kazanan Vestel Firması adına alınmış olması, Milli Eğitim Bakanlığının gerçekleştirdiği ihaleyi kuşkulu hâle getirmektedir.

BAŞKAN – Önergeler gündemde yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, bir dakika.

Biraz önce birer dakika söz almıştık ama güncel bir konu; Kayseri’yi de ilgilendiren, Burdur’u, Türkiye'nin tamamını ilgilendiren bir konu.

BAŞKAN – Efendim, benim uygulamalarımı biliyorsunuz. Gündem dışı konuşmalarda üç sayın milletvekilinin haricinde söz vermiyorum. Zaten İç Tüzük de açık.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Hükûmete bir uyarı yapmak istemiştim sondajlara konulacak sayaçlarla ilgili. Ondan, vatandaşlar çok muzdarip.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Tamam, önergelerde konuşursunuz.

Okutuyorum:

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 23 milletvekilinin kadınların iş gücüne katılımının ve iş hayatında karşılaştıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 18/4/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 23 Ocak 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                               23/01/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Danışma Kurulu 23/01/2013 Çarşamba günü toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        Emine Ülker Tarhan

                                                                                                                  Ankara

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 23 milletvekili tarafından 18/04/2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına kadınların iş gücüne katılımının ve iş hayatında karşılaştıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (368 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 23/01/2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Birgül Ayman Güler, İzmir Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis araştırma komisyonu kurulması hakkındaki önerimiz kadınlara ilişkin. Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı son derece düşüktür. Resmî oranlara göre Türkiye’de yalnızca 4 kadından 1’i çalışır. Bunu tersinden söylersem, kadınların yüzde 75’i işsizdir ama bizde kadının işsizine “işsiz” denmez “ev kadını” denir. 18 milyon çalışan erkeğe karşın 7 milyon kadın ancak çalışma olanağı bulur. Bu durum, kadının çalışma yaşamında açık bir biçimde ayrımcılığa tabi tutulduğu anlamına gelir. Yapılan bazı araştırmalar gösteriyor ki, çalışma yaşamında yasal yükümlülükler kadınının aleyhine olmak üzere sürekli ihlal hâlindedir. Araştırma önergemizde verdik; yüzde 60, yüzde 70 oranında iş yeri, iş yerinde emzirme odası ya da kreş açmak zorunda olduğu hâlde bu yükümlülüklerini yerine getirmemişlerdir ve bu durum denetçi kamu idaresi tarafından saptanmış ama ilginçtir, bunlardan yalnızca bir iş yerine idari para cezası verildiği ilan edilmiştir. İş yerlerinde kadına özgü çocuk bakımı yükünü alacak yasal yükümlülüklerden kaçmanın yanı sıra, tüm toplumda yaşanan kadına yönelik şiddet, özel ya da kamu, tüm iş yerlerinde gün geçtikçe hızını artırarak sürmektedir. Daha geçtiğimiz günlerde bir öğretmen, bir kamu görevlisi, 40 yaşındaki Sevilay Öğretmen İzmir’de 15 yaşındaki öğrencisi tarafından, sınıfında, dersinde, onlarca öğrencinin gözü önünde bıçaklanarak öldürülmüştür. Bu olaya karşılık Millî Eğitim Bakanının yaptığı açıklama “Çocuklarımıza sahip çıkalım.” cümlesinden ibarettir.

Kadının istihdam politikası bakımından görülmez hâlde olması, kadının çalışması durumunda çalışmasını kolaylaştıracak olanakların kendisine tanınmaması, yasalarda öngörülmüş olan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ve buna kamu idaresinin göz yumması, son dönemde çeşitli yayın organlarında kabarmış olan bir tartışmaya dikkatlerimizi çekmeyi âdeta zorunlu kıldı.

Değerli milletvekilleri, telefon konuşmalarınızı ve sohbetinizi benim duyacağım şekilde yapmamanızı rica ediyorum.

Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güler.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Yürüyen tartışmalara baktığınızda insan olarak ve kadın olarak, öğretmen kadınlar ya da hekim kadınlar olarak ya da evde çocuk yetiştiren kadınlar olarak kanımızı donduran bir zihniyetin yükselişine tanık oluyoruz. Bir yazar diyor ki: “Kadının çalışması asıl değil, arızidir.” Yani, kadının görevi çalışmak değildir, kadının görevi evinde olmaktır. Eğer bir zorunluluk varsa kadın çalışabilir. Ve diyor ki: “Zaten kadın çalışmaya başladığı zamandan bu yana Japonya’da aile diye bir kavram kalmadı. Rusya aileyi güçlendirmek için tedbir üstüne tedbir alıyor ve altından kalkamıyor.” Sayın Başkan, bu yazar diyor ki: “Avrupa’da nüfusun 1/3’ü nesebi gayrisahihtir.”

Okuduğum yazı bedava dağıtılan bir gazetede 19 Ocak 2013 tarihinde çıkmıştır. Avrupa’da yaşayan halklara “Sizin nüfusunuzun üçte 1’i nesebi bakımından gayrisahihtir, çocukların babaları belli değildir.” diyen bir günlük gazeteden söz ediyorum ve bu yazar, bu görüşünü daha sonra yazdığı çeşitli makalelerde “Kadın pergel gibidir.” diyerek pekiştirdi. Kadın pergel gibi yani bir ayağı -Mevleviler usulü ama mekân farklı- evinde, öbür ayağı da o ayak izin verdiği kadar dışarılarda. Bunu bize İslam dininin bir emri olarak anlatan; kadının çalışmasını dine, örfe aykırı bulan; bunu da çeşitli kutsal kaynaklarla sözüm ona inandırıcı bir şekilde yazabilen bir yazardan size aktarıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “kendi gerici, kendi çağ dışı ve inancımızın olanca devrimciliğini tutuculuk hâline çevirmiş olan bu tip yazarların iktidar uygulamaları üzerindeki etkisi nedir” diye soruyorum. Eğer Türkiye’de kadın-erkek eşitliğine ilişkin olarak “Kadın erkeğin bağlısıdır, kadın evde olmak zorunda olandır, çalışmak onun asli görevi değildir, bu, yalnızca arızi bir durumdur.” zihniyeti iktidarın uygulamaları bakımından yol gösterici ise durumumuz son derece vahimdir.

Biz, bu Meclis araştırma komisyonuyla Türkiye’nin istihdam politikasında kadının yeri nedir, çalışan kadının çalışmasını kolaylaştırabilecek ve verimini artırmasını sağlayacak şekilde yasalara konmuş olan iş yeri yükümlülüklerinin yerine getirilme durumu nedir, bu hukuki zorunlulukların yerine getirilmesi için yetkili kamu idaresinin çalışma düzeni nasıldır ve nihayet, kadının istihdamdaki yerini yükseltebilmek için Türkiye’de bunu destekleyecek bir zihniyet devriminin hangi önlemleri almamızı gerektirdiği konularının gündeme alınmasını gerekli görüyoruz. Kurulacak olan Meclis araştırma komisyonu, bir yandan istihdam politikasını, bir yandan da mevcut istihdam politikasında kadını açıkça aşağılayan uygulamaları somut nedenleri ve zihniyet gerekçeleri itibarıyla ortaya koysun istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bir öğretmen olarak, bir milletvekili olarak ve ne mutlu ki bir kadın olarak yerim evim değildir. Çalışma hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası doğrultusunda, erkeklere tanındığı kadar bana da tanınmıştır. 1923 cumhuriyet devriminden bu yana kadınlar olarak elde ettiğimiz bu kazanımı, bu gerici zihniyete hiçbir hâl ve şartta teslim etmeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bu Mecliste bir tek başörtülü kadın yok. Bu ayıp size yeter.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) - Bu yazarı ve bu yazara, söz atarak, destek veren sayın milletvekili sizi tarihe havale ediyorum, kadın düşmanı ilan ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Üniversitelerden sürdünüz, kamusal hayattan uzaklaştırdınız.

MUSA ÇAM (İzmir) – Metiner yakışmıyor sana, yakışmıyor sana oradan laf atmak.

BAŞKAN – Öneri aleyhinde söz isteyen Sevim Savaşer, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

SEVİM SAVAŞER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadınlarımızın iş gücüne katılımlarının artırılması, çalışan kadınlarımızın yaşadıkları olumsuzlukların ortaya çıkarılması, çocuk bakımı ve eğitimiyle ilgili kurumların yaygın olmayışının nedenlerinin araştırılması konusunda Meclis araştırması açılması önergesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Ülkemizde kanunlardaki eşitlikçi düzenlemelere karşın kadınların yeterli eğitim düzeyine sahip olmaması, geleneksel iş bölümü nedeniyle ev içi sorumluluklarının ve çocuk bakımının kadının üzerinde görülmesi, iş ve aile yaşamını uzlaştırıcı mekanizmaların yetersizliği gibi sorunlar sebebiyle kadınların iş gücü piyasasında yeterince yer almadığı görülmektedir. Bununla birlikte, kadınların çalışma hayatına aktif bireyler olarak katılmalarının, hem bireysel hem de sosyal gelişmenin önemli bir koşulu olduğu da bir gerçektir.

Kadınların toplumsal yaşamın her alanında görünür kılınması için çalışma hayatına katılmaları, kariyer yapabilmeleri, yönetici konuma gelebilmeleri amacıyla kurum personel alımlarında cinsiyet ayrımcılığı yapılmasına ilişkin “Personel Temininde Eşitlik İlkesine Uygun Hareket Edilmesi” konulu Başbakanlık Genelgesi 22 Ocak 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Ülkemizde kadınların iş gücü piyasasındaki durumu, 2011 yılı Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 15 yaş üstü kadın nüfusu 27 milyon 273 bin iken iş gücü piyasasında yer alan kadın nüfusu 7 milyon 859 bindir. Yani, iş gücüne dâhil olmayan 19 milyon 414 bin kadın bulunmaktadır. Kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 28,8; istihdam oranı yüzde 25,6; girişimcilik oranı yüzde 12,9 ve işsizlik oranı ise yüzde 11,3 olarak gerçekleşmiştir.

Bununla birlikte, ülkemizde kadın istihdam alanında izlenen politikalar ve yürütülen projeler etkisini göstermeye başlamış, kadınların iş gücüne katılımında ve istihdamda artışlar gerçekleşmiş, 2004 yılında kadınlardaki iş gücüne katılma oranı yüzde 23,3 iken 2011 yılında bu oran yüzde 28,8’e yükselmiştir.

AK PARTİ olarak, iktidara geldiğimiz günden bu yana, çalışan olsun olmasın kadınlarımıza yönelik önemli yasal düzenlemeler yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Vaktim elverdiği sürece birkaçına değineceğim.

25 Şubat 2011 tarihinde 27857 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılan değişikliklerle ebeveyn izniyle ilgili maddelerde önemli değişiklikler yapılmış, doğum sonrası kullanılabilecek ebeveyn izni yirmi dört aya çıkarılmış ve eşi doğum yapan memura da isteği hâlinde bu izni kullanma hakkı tanınmıştır.

Yine, İş Kanunu’nda yapılan değişiklikle doğum öncesi ve sonrası yasal izinlerin toplamı on sekiz haftaya çıkarılmıştır.

4857 sayılı İş Kanunu’nda değişiklikler yapılarak doğumdan önce kullanılmayan analık izni doğum sonrası izne eklenmiş, ev hizmetlerinde ay içerisinde otuz günden az çalışan sigortalıların eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerini otuz güne tamamlama hükmü eklenmiştir.

Yine, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nda yapılan değişiklikle “Sigorta primlerinin işveren hisselerine ait tutarın işe alındıktan itibaren İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacağı, destek unsuru olarak da 18 yaşından büyük ve 29 yaşından küçük erkekler ile 18 yaşından büyük kadınlardan mesleki yeterlilik belgesi sahipleri için kırk sekiz ay süreyle; mesleki ve teknik eğitim veren orta ve yüksek öğretimi veya Türkiye İş Kurumunca düzenlenen iş gücü yetiştirme kurslarını bitirenler için otuz altı ay süreyle destek uygulanır.” hükmü eklenerek kadınlara, yeni istihdam imkânlarının sağlanması bakımından erkeklere nazaran pozitif ayrımcılık yapılmış ve kadınların istihdam olanakları artırılmıştır.

Yine, kadınların istihdam oranlarının artırılmasında önemli bir araç olan kadın kooperatifçiliğinin yaygınlaştırılması amacıyla çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar ilgili taraflarca değerlendirilerek mevzuata uygun ve uygulamaya yönelik çözüm önerileri geliştirilmesi için bir yol haritası belirlenmiş ve geçtiğimiz yıl 29 Mart 2012 tarihinde kadın kooperatiflerinde yaşanan sorunlara ortak çözümler çalıştayı gerçekleştirilmiştir. Gerek söz konusu çalıştayda gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu tarafından, kadın kooperatiflerinde yaşanan sorunlara çözüm üretmek üzere yapılan toplantı sonucunda belirlenen somut çözüm önerilerine ilişkin mevzuat çalışması yapılmak üzere, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü yetkililerince mevzuat değişikliği önerileri hazırlanarak 27 Ağustos 2012 tarihinde ilgili kuruma iletilmiştir. Ayrıca, kadın kooperatifleri konusunda valiliklerle de iletişim hâline geçilmiş ve elde edilen sonuçlar, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonuna sunulmuştur.

Yine, ülkemizde kadın girişimciliği alanında yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerini ortaya koymak amacıyla, 14 Şubat 2012 tarihinde, Ankara’da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Girişimci İş Kadınları ve Destekleme Derneği iş birliğinde, Kadın Girişimcilerin Finansmana Ulaşımlarının Kolaylaştırılması Çalıştayı düzenlenmiştir. Bu doğrultuda, İlk Adım Kredisi Kefalet Desteği Protokolü imzalanmıştır.

Ayrıca, Kadın Statüsü Genel Müdürlüğünün koordinasyonunda, ilgili tüm tarafların katkı ve katılımıyla hazırlanan ve yürürlüğe giren 2008-2013 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Ulusal Eylem Planı izleme ve değerlendirme toplantılarının altı aylık dönemler hâlinde raporları sunulmaktadır. Bu kapsamda, Ekonomik Statü Daire Başkanlığının sorumluluğunda kadın istihdamı, kadın yoksulluğu toplantısı yapılmıştır.

Yine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı arasında 10 Şubat 2012 tarihinde bir protokol imzalanmıştır. Özellikle burada da kadınlar, engelliler, gazi ve şehit yakınlarına yönelik girişimcilik faaliyetlerinin geliştirilmesine yöneliktir bu protokol.

Yine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı arasında 17 Şubat 2012 tarihinde bir iş birliği protokolü imzalanmıştır. Bu da istihdam, çocuk işçiliği, sosyal yardımlar, iş ve aile yaşamının uyumlaştırılması, bu çerçevede kreş hizmetlerinin yaygınlaştırılmasıyla kadınların ekonomik yaşama katılımlarının artırılması ve güçlendirilmesine yönelik önemli katkılar sağlayacaktır.

Yine, KAGİDER’le imzalanmış bir protokol var. O kadar çok ki, seçerek söylüyorum. Yine, Genç Fikirler Güçlü Kadınlar Projesi var kadınlarla ilgili. Yine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından, çalışan kadınlara yönelik kreş desteği çalışmaları devam etmektedir.

Ve sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Kadınların insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, erkeklerle birlikte eşit hak ve fırsat olanaklarına ulaşması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde Mart 2009 tarihinde kurulan Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, bildiğiniz gibi, çalışmalara devam etmektedir. KEFEK içinde kadın istihdamının artırılmasına ilişkin bir alt komisyon kurulmuştur. Alt komisyonda, kadınlarımızın iş gücüne katılımlarının artırılmasına ilişkin öneriler, yine çalışan kadınlarımızın yaşadıkları olumsuzlukların giderilmesine ilişkin öneriler getirilerek gerekli düzenlemelere gidilecektir.

 Bu nedenle, konuya ilişkin bir Meclis araştırmasının açılmasının uygun olmayacağını bildirir, saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri lehinde söz isteyen Özcan Yeniçeri, Ankara Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “kadın” denildiği zaman, tabii herkesin titreyip kendine bir gelmesi lazım. Aslında kadın meselesi, aslında bir erkek meselesidir.

Son zamanlarda, biz, sürekli bir biçimde sorunları parçalayarak bu parçalar içerisinde çözümleme bulup bütünü bunun üzerine yerleştirmeye çalışıyoruz; bu, doğru bir bakış açısı değil. Şimdi, biyolojide hücre temel ögedir, fizikte atom öyledir ve nihayet, toplumda da aile öyledir. Ailenin içerisinde de kadının özel ve müstesna bir yeri vardır. Bunları tabii biz sözle söylerken çok nefis, çok ileri seviyede cümleleri süsleyerek söylüyoruz da uygulamaya geldiğimiz zaman, sorunu biraz erkeksi yapının ürettiği kalıplar çerçevesinde düşünüyoruz. Bugün, gerçekten, kadının istihdam meselesi, kadına yönelik şiddet, kadına yönelik tutum ve davranışlardaki olumsuzluklar, bütün bunları bir araya topladığımız zaman, toplumsal yapımızın genel manada kadına ya da dünyaya bakış açısıyla bu bizim değerlendirmelerimiz arasında büyük bir paralelliğin olduğunu görüyoruz. Genel içinde özellikle kadının ekonomik ve kültürel yönden durumu iç açıcı değildir; bu herkes tarafından böyle görülüyor, ifade ediliyor. Türkiye’de, son zamanlarda, özellikle kadına yönelik şiddet, cinnet ve saldırganlık yine bu bağlam içerisinde had safhaya ulaşmış durumdadır. Kadının istihdam problemi yüzde 20 ile 30 arasında, şu veya bu ölçüde katılım açısından baktığımız zaman, gidip gelmektedir yani her hâl ve şart altında kadına yönelik tavır ve tutumların, uygulamaların gözden geçirilmesi gerektiğini söylemeye bile bu rakamlar gerek bıraktırmıyor.

Ancak, şunu söyleyelim: Benim bu Mecliste gördüğüm veya arkadaşların konulara yaklaşımında gördüğüm bir eksiklik var, onun üzerinde durmak istiyorum. O da şu: Bütün sorunların yasa konusu olduğunu düşünerek yasaları değiştirmek suretiyle kadına yönelik şiddetin de ya da yasaları değiştirmek suretiyle ekonomik yapının da ya da sosyal yapının da değişip dönüşeceğini arkadaşlar düşünüyor. Bu mesele yasa meselesi değil, bu mesele bir kültür meselesidir, bu mesele sosyolojik bir meselidir ve dolayısıyla, o kalıpları bir ve bütün olarak düşünmediğiniz takdirde getireceğiniz yasalar, çıkaracağınız kanunlar kâğıt üzerinde kalacaktır.

Şimdi, problem nedir? Problem şu: Son zamanlarda kadının gerek cinayet, intihar, boşanma, taciz ve mobbing meselesinin, aslında doğrudan doğruya bir anlamıyla da kadınla ilgili olduğunu ve bunda en çok sıkıntıya düşenlerin kadınlar olduğunu algılamak ve bilmek gerekiyor.

Peki, neden erkeklerde bu söylediğim kriminal vakalar veyahut olgular daha az ve daha alt düzeyde gerçekleşiyor da kadınlarda daha fazla? Çünkü bunları yapanlar erkekler de ondan.

Peki, o zaman ne yapmak gerekiyor? Bir defa şunu söyleyelim: Bilenin bilmeyeni yönettiği bir ülkede yaşıyoruz, bir dünyada yaşıyoruz. Eğer kadını vasıflarla donatırsanız vasıflı bir kadın, vasıfsız bir erkeğin ya da vasıfsız diğer kendi hemcinslerinin önünde ve ilerisinde olacaktır. Demek ki kadınımızı vasıflı hâle getirmemiz gerekiyor. Bu, iş bulmada da iş sağlamada da temel olarak birinci öncelikli bir olgudur.

İkincisi: Kadının kültür ve eğitim yönünden durumunu gözden geçirmemiz lazım. Üst kültürün alt kültürü yönettiğini, biraz önce de ifade ettiğim gibi, önde olanların bilgili olanlar olduğunu ve bu deneyimin içerisinde bulunanların -genel olarak bakıldığı zaman- diğerlerinden daha fazla hüsnükabul gördüğünü biliyoruz. Demek ki kültürlü bir kadın kültürsüz erkekten, vasıflı bir kadın vasıfsız hemcinsinden ve erkekten daha farklı bir konuma ve duruma kendisini getirmiş olacaktır.

Kadınlara özgü çalışma alanlarının üretilmesi ve bunların ortaya konması lazımdır. Kadınların bütün işlere doğru kaydırılması değil, kendi fiziksel ve biyolojik yapısının uygun gördüğü işlerin, daha ziyade kadınların bu noktada ön plana çıkarılması gereken işler olduğunu düşünüyoruz.

Ben biraz önce de söyledim, bir daha söyleyeyim: Erkek sorununu çözmeden, erkeğin kafa yapısını ve kalıplarını değiştirmeden kadın sorunlarını çözmek mümkün değildir. Bu bakımdan da bizim tepeden tırnağa toplumsal olarak aileye, ailenin bugünkü yapısına bir göz atmamız gerekiyor. Çünkü, dünyada hiçbir şey ama hiçbir şey bir diğerinden bağımsız olarak meydana gelmiyor, her şey birbiriyle alakalı ve ilişkili. O hâlde, kadın meselesini ele aldığımızda, kadının diğer gruplarla olan veya diğer sosyal ve ekonomik şartlarla olan ilişkisiyle beraber ele almak, irdelemek ve incelemek gerekiyor. Buna baktığımız zaman, son zamanlarda aile yapımızda inanılmaz derecede büyük bir yozlaşma, bozulma, çürüme ve sosyal anlamda bir yabancılaşmanın meydana geldiğini görüyoruz. Biz bunu özellikle insanlara eğer bazı davranışlarla yüklersek insanlara yüklediğimiz davranışlar hiç kuşkunuz olmasın ki önce zihinde başlar. Yani, eğitimle alır, aileyle alır, sokakla alır, kültürle alır, kütüphaneyle alır. O davranışı aldıktan sonra, o zihinsel müktesebatı edindikten sonra onu toplum üzerinde yaygınlaştırması da davranış şeklinde ortaya çıkar.

Burada, baktığımızda, insanlarımızın çoğunun aile meselesini basit bir sahiplenme duygusu olarak bildiğinin, algıladığının; bazı konuları kıskançlık ve bencillik olarak gördüklerinin altını çizmemiz lazım. Dolayısıyla, sorumluluk yüklenecek yetenek ve yeterlilikte olmayan, sadakat duygusunu hücrelerine kadar sindirmemiş kimselerin, aileye yalnızca zorunlu bir birliktelik olarak bakmaları veya onu bir yük olarak kabul etmeleri her zaman mümkündür.

Bu bakımdan, baktığımızda, günümüz dünyasında aileye yönelik olarak ortaya konan tehditlerin ve yabancılaştırma faaliyetlerinin çok büyük boyutlara geldiğini görüyoruz. Bizim Türk aile yapısının da birçok açıdan diğer toplumların yaşadığı sorunları yaşadığını tespit etmiş durumdayız. Mesela, boşanma, intihar vakaları mukayese edildiğinde bu durum çok açık bir biçimde görünmektedir.

Kuşkusuz, durumun genelde ülkemizde, özeldeyse kendi hayatımızda çok vahim olmadığını değerlendirebiliriz. Ancak, sanayileşme, kentleşme, iletişim ile ulaşım araçlarındaki büyük değişmenin aile yapısında büyük bir sarsıntı meydana getirdiğini herkesin bilmesi lazım. Şu cep telefonları yüzünden, kredi kartları yüzünden, İnternet yüzünden ya da Facebook yüzünden ne kadar ailenin ayrıldığını, ne kadar aile içi şiddetin meydana geldiğini ya da sorunlar üretildiğini bir düşünmemizde sayısız yarar olduğunun özellikle altını çizmek istiyorum.

Bütün gelişmeler aile yapısında bugün için çok büyük boyutlarda olmasa da belirli ölçülerde bozulmaların olduğunu göstermektedir. Aile kurumunu zayıflatan, bozan, çürütüp çökerten sebepler hakkında bugün bile tam tatmin edici bilgiye sahip olduğumuzu söyleyemeyiz. Her şeyden evvel, aile birliği mahremiyeti araştırmacının iç durumu hakkında doğru bilgi edinmesini de engellemektedir. Ancak şu kesindir ki modern aile, nesil ve insan sayısı bakımından daralmış olmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal varlık olarak birçok fonksiyon ve başarı imkânlarını da kaybetmiş bulunuyor. Bugün ana babanın çocuklar üzerinde otorite tesis edemeyişlerinden, çocukların bu yönüyle kural dışı davranışlarının ortaya çıkmasından herkesçe şikâyet edilmekte ve bunları da çocukların bencilliğine veya günümüz şartlarına yayarak bunlardan kurtulmaya çalışılmaktadır veyahut bu soruna bu tür bir cevap bulunmaya çalışılmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken şey, aileye ve dolayısıyla kadına yönelik tavır saçmalığında görsel ve basılı kitle iletişim araçlarının çok büyük bir payının olduğudur. Kitle iletişim araçlarının önemli bir kısmı, öz yerine kabuğu, ruh yerine fiziği, kalıcılık yerine geçiciyi esas alan yayın politikalarını kutsallaştırmaktadır. Kadın, kitle iletişiminde tüketilen bir obje olmaktan bir türlü kurtulamamıştır. Kadın bir insan olarak değil, bir tüketim malzemesi, zevk aracı ve âdeta bir meta olarak görülmektedir. Türkiye’de aileye karşı görsel ve işitsel iletişim araçlarının yaptığı yayınlar her türden sapmaya prim verir mahiyettedir. Öncelikle, bu problemlerin aile boyutunun ele alınmasının ve bunun üzerinden yürütülerek kadının iş sahasındaki, kadının toplumsal yapı içerisindeki statüsünde yükselmenin meydana getirilecek bir sonuç olacağını düşünüyor, hepinize bu vesileyle saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

CHP grup önerisinin aslında aleyhinde değiliz ama gündemin bugünkü yoğunluğu nedeniyle… Kadının tabii ki istihdamda, günlük yaşamımızda birtakım sorunlarla, sıkıntılarla karşılaştığı, birtakım haksızlıklara maruz kaldığı hepimizin malumu. Bunların düzeltilmesi anlamında bu Meclis, bu Hükûmet birçok yasayı da Meclisten geçirmiştir, üzerine düşen yükümlülüğü fazlasıyla da yerine getirmiştir. Kadınlara pozitif ayrımcılığın Anayasa maddesi hâline getirilmesi, istihdamda, eğitim alanında, her alanda iyi birtakım… Bunları bir hak verme olarak da görmüyoruz, hakkı teslim olarak da algılayarak bütün icraatlar yapılmıştır, yerine getirilmiştir. Tabii ki eksiklikler olabilir. Türk Ceza Kanunu’nda kadına yönelik şiddetin en ağır şekilde cezalandırılması yine bu Meclis tarafından çıkartılmıştır. Ama bunların ötesinde, bu bir eğitim anlayışıdır, bu bir kültür anlayışıdır ama şu anlayışı kabul etmek de mümkün değil: Biraz önce CHP sözcüsünün “Gerici zihniyete bu ülkeyi teslim etmeyeceğiz.” gibi, İslam dininin, dinimizin sanki bir gerici din gibi algılanmasını da, burada söylenmesini de kabul etmiyoruz. Kadına en modern anlamda haklarını veren dinimizdir. Dinimizin “Cennet anaların ayağı altındadır.” diye hadisi şerifi de mevcuttur. Bu nedenle, bu tür yaftaları, birbirimize karşı böyle “gerici”, “yobaz” gibi birtakım şeyleri yakıştırıp… Birbirimize güzel cümlelerle elbette ki sorunlarımızı aktarabiliriz, paylaşabiliriz, çözümü neyse birlikte yapabiliriz. Bu nedenlerle, elbette ki kadına, elimizden gelen bütün yetkileri kullanarak, verilen her türlü hakkı teslim etmek de bir gerektir.

Bugün Meclisimizin gündemindeki uzun zamandır gündemi meşgul eden, cezaevlerindeki birtakım mahkûmların dışarı çıkmasına, denetimli serbestlikten faydalanmasına imkân tanıyacak olan Ceza Muhakemesi Kanunu’nda değişiklik gibi önemli bir tasarıyı görüşeceğiz.

Gündemi değiştirmeye yönelik olan CHP’nin bu Meclis araştırma teklifine katılmadığımızı ama belirtmiş oldukları araştırma önergesindeki her konuyu canla başla yerine getirmek için çalışacağımızı belirtir, hepinize saygılar sunarım efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güler.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Hatip sözümü çarpıttı, bunu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi de çarpıttı Sayın Güler? Siz ne söylediniz, sayın hatip ne söyledi?

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – İslam’a, dine ilişkin olarak gericilik nitelemesi yaptığımı söyledi, bunu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden düzeltin o zaman. Sataşma söz konusu…

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Hayır efendim, kürsüden.

BAŞKAN – Hayır canım, sataşma söz konusu değil.

Buyurun.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Hayır efendim, kürsüye gelmek istiyorum, bu son derece önemli.

BAŞKAN – Anladım, düzeltmek istiyorsunuz. Yerinizden söz veriyorum size Sayın Güler. Söz istiyorsunuz, buyurun.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Niye yerimden?

BAŞKAN – Sayın Güler, maksadınız, eğer düzeltme söz konusuysa, onu yapmak değil mi?

Buyurun, yerinizden söz veriyorum.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Efendim, kürsüden yapılan sataşma…

BAŞKAN – Sataşma söz konusu değil diyorum, sataşma yok ki ortada.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Özür diliyorum, sözümü çarpıtma ve bu çarpıtma gerçekten kabul edilebilir gibi değil. O yüzden, konu son derece önemli olduğu için izin verirseniz kürsüden sözümü söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden iki dakika söz veriyorum Sayın Güler. Düzeltecekseniz buyurun oradan düzeltin. Maksat düzeltmek.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, Isparta Milletvekili Recep Özel’in bazı ifadelerini çarpıttığına ilişkin açıklaması

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Sayın AKP milletvekilinin yaptığı şey, buradaki tartışma ve münazara usulüne hiç uygun değildir. Sözünü ettiğim gerici zihniyet “Avrupa nüfusunun üçte 1’inin nesebi gayrisahih.” diyebilecek kadar kendini kaybetmişlerin zihniyetidir.

Ben dinimizin devrimci niteliğini söyledim. Dinimizden buraya gerekçe göstermeye gayret ederek bu küfürbaz tavrı temellendirmeye çalışanlara “gerici” dedim. Dolayısıyla, beni inançla karşı karşıya getirmeye teşebbüs eden bu girişimi kınıyorum. Bu Meclis çatısı altında böyle konuşulamayacağını bir kez daha dile getirmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 23 milletvekilinin kadınların iş gücüne katılımının ve iş hayatında karşılaştıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 18/4/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 23 Ocak 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Birleşime on dakika ara veriyorum, karar yeter sayısı yoktur.

 

 

Kapanma Saati: 15.08

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştır.

Şimdi, öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Sayın Şandır, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İslam âleminin ve Türk halkının Mevlit Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, bugün mübarek Mevlit Kandili. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere tüm Milliyetçi Hareket Partisi yöneticileri adına sizlerin, milletimizin, tüm insanlığın bu mübarek gününü kutluyoruz. Mevlit Kandili’nin milletimize, insanlarımıza, sizlere huzur ve mutluluk getirmesini Yüce Allah’tan temenni ediyor, saygılar sunuyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

Sayın Özgündüz, buyurun.

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İslam âleminin ve Türk halkının Mevlit Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak mübarek Mevlit Kandili’nin tüm İslam âlemine, Müslümanlara ve ülkemizde yaşayan yurttaşlarımıza hayırlar getirmesini diliyoruz. Bu gece İslam tarihi için önemlidir, inşallah barışa vesile olur diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ünal, buyurun.

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İslam âleminin ve Türk halkının Mevlit Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubu olarak tüm İslam âleminin mübarek Mevlit Kandili’ni kutluyoruz. İnsanlığa bir nur olarak gelen Sevgili Peygamberimizin bu kutlu günde doğmuş olmasının da bütün Türkiye’ye ve dünyaya hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Baluken…

5.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, İslam âleminin ve Türk halkının Mevlit Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, biz de, Peygamber Efendimizin hayata gelişinin bir bayram coşkusuyla karşılandığı bu Mevlit Kandili’nin, bu mübarek gecenin hem halkımıza hem bütün İslam âlemine ve tüm insanlığa hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

İnsanlığa müjdelenirken daha çok barışa, kardeşliğe ve özgürlüğe olan ihtiyaçtan dolayı yaşama gelmiş olan Peygamber Efendimizin bu kutlu doğum gününün barışa, huzura ve kardeşliğe vesile olmasını tekrar canı gönülden niyaz ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 23/01/2013 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                               Mahir Ünal

                                                                                                           Kahramanmaraş

                                                                                              AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 365 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 3’üncü sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 25 ve 26 Ocak 2013 Cuma ve Cumartesi günleri saat 14:00'te toplanması ve bu birleşimlerde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

23 Ocak 2013 Çarşamba günkü (Bugün) Birleşiminde 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

24 Ocak 2013 Perşembe günkü Birleşiminde 240 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

25 Ocak 2013 Cuma günkü Birleşiminde 297 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

26 Ocak 2013 Cumartesi günkü Birleşiminde 217 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; çalışmalarını sürdürmesi,

365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

önerilmiştir.

 

365 Sıra Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı

Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/708)

 

        BÖLÜMLER             BÖLÜM MADDELER           BÖLÜMDEKİ MADDE

                                                                                                         SAYISI

        1. BÖLÜM                   1 ila 8 inci maddeler                                 8

        2. BÖLÜM                  9 ila 15 inci maddeler                                7

                  TOPLAM MADDE SAYISI                          15

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, bu grup önerisinde 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak görüşülmesi önerilmektedir. Şüphesiz, böyle bir önerinin Genel Kurulda oylamaya sunulabilmesi için temel kanun niteliğini haiz olması gerekir. Karşımızdaki bu madde, bu kanun teklifi “Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi; kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendirmesi; temel kavramları göstermesi…” vesaire bakımından ele alınması gerekir. Dolayısıyla, bu kanun bir temel kanun niteliğinde değildir. Bu, doğrudan doğruya, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, vatandaşın huzurunda, bu kanunla getirilen tuzakların ve bu tuzaklar konusunda vatandaşları bilgilendirmek isteyen milletvekillerinin bu bilgilendirme sürecini kısıtlamak ve müzakeresini kısıtlamak amacıyla yapılmıştır. Bu bakımdan, böyle bir oylamanın yapılması, temel kanun özelliği olmayan tasarının madde itibarıyla 15 madde olarak görüşülmesi yerine sadece 2 madde olarak görüşülmesi, milletvekillerinin ve grupların bu maddeler üzerindeki görüş ve düşüncelerini ifade etme haklarını kısıtlayıcı bir davranıştır. Bu bakımdan, bunun temel kanun niteliği olmadığı için, bu konudaki grup önerisinin işleme alınmaması gerekiyor. Temel kanun değil efendim bu. Yani bu, iradeyle olacak değil. Eğer iradeyle olsaydı o zaman İç Tüzük’ümüz de “Genel Kurul istediği tarzda düzenlemeyi şu şekilde yapabilir.” derdi. Bu bakımdan, bu iradeyi oylamaya sunarken, temel kanun olup olmadığı konusundaki değerlendirmeye bakarak böyle bir önergenin işleme alınmaması gerektiğini düşünüyorum. O bakımdan, bu konuda Başkanlığınızın bir değerlendirme yaparak, temel kanun niteliğini haiz olmayan böyle bir düzenleme konusunda Türk milletiyle paylaşacağımız görüşleri, düşünceleri kısıtlamak amacına matuf çoğunluk iradesinin muhalefetin görüşlerini kısıtlamaya yönelik bu iradesi karşısında, egemenliğimizin ve söz hakkımızın kullanılması konusunda İç Tüzük’ü çalıştırmanızı istirham ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Aydın, bir saniye.

Grup önerisi İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi çerçevesinde işleme tabi tutulmaktadır. Dolayısıyla usule ilişkin görüşlerde öneri üzerindeki lehte ve aleyhteki konuşmalar dile getirilecektir, sonra değerlendirilecektir. Önce lehte ve aleyhteki konuşmacıları dinleyelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, şimdi, temel kanun olmayan bir hususu siz sadece bir oylamayla meşrulaştırırsanız, o zaman…

BAŞKAN – Hayır, ben meşrulaştırmıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama…

BAŞKAN – Önerinin İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre işleme tabi tutulacağını söyledim. Dolayısıyla “Lehinde ve aleyhindeki görüşler dile getirilecek, sonra değerlendirilecek.” dedim. Sözlerim tutanaklara geçti, bu şekilde geçti.

OKTAY VURAL (İzmir) – İşleme alınmaması gerekiyor efendim.

BAŞKAN – Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – İşleme alınmaması gerekiyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu talebin işleme alınmaması gerekiyor.

BAŞKAN – Ama lehte ve aleyhte bir konuşma yapılsın çünkü İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre işlem yapıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, konuşma, önerinin lehinde ya da aleyhindeki düşüncelerle ilgilidir, işleme alınmama hususu Başkanlığınızın ve sizin iradenizin yetkisindedir.

Şimdi, ben buradan soruyorum: Bu İç Tüzük’te, temel kanun olması için bu kadar nitelikleri niye koymuş kanun koyucu? Bu niteliklerin aranması için. E, bu nitelikleri arayacak olan Başkanlığınızdır çünkü değişiklik önergelerini, bizim getirdiğimiz birtakım önergeleri işleme almama konusunda iradeniz oluşuyorsa temel kanun niteliği haiz olmayan bu önerge konusunda da doğrudan doğruya, resen işleme almamanız gerekir.

BAŞKAN – Evet, Sayın Aydın, buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Şandır, size de söz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, bu konu çok önemli.

BAŞKAN – Bir saniye…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben de bir dakika rica ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Genç, bir oturun lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, şimdi, getirmiş olduğumuz grup önerisi…

BAŞKAN – Her zaman, her yerde ortaya çıkıp söz istemeyin.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne demek yani ortaya çıkmak?

BAŞKAN – Tabii.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne demek?

BAŞKAN - Grup başkan vekillerine söz veriyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen bir defa saygılı ol!

BAŞKAN – Söz hakkınız yok. Grup Başkan Vekiliniz talep eder, söz veririz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada her milletvekilinin kişiliği var. Bir saygılı ol!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bağırma, bağırma!

BAŞKAN – Saygılıyım ben. Siz Meclise saygılı olun.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen saygıyı hak et bir defa!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne demek ortaya çıkmak? Burada oturan her milletvekilinin söz hakkı var.

BAŞKAN – Hayır, söz hakkınız yok efendim; her zaman, her yerde söz hakkınız yok öyle.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sana mı danışacağım? Daha dün geldin oraya, AKP’nin emrinde hareket ediyorsun. Şurada doğru dürüst Meclis başkan vekilliği yapmıyorsunuz be! Tamamen köle gibi hareket ediyorsunuz!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Senden mi öğrenecek? Otur yerine!

BAŞKAN – Sizden öğreniyoruz efendim, yüksek bilgilerinizden faydalanıyoruz, bilgileniyoruz burada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir defa, ağzından çıkan lafı kulağın duyacak.

BAŞKAN – Bilgileniyoruz diyorum burada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir milletvekiline saygılı olmasını bileceksin.

BAŞKAN – “Saygı” kelimesini önce kendiniz öğrenin.

Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Tabii, getirmiş olduğumuz grup önerisi tamamen İç Tüzük’ümüzün 19’uncu maddesi çerçevesinde, hukuka uygun, getirilmesi gereken bir grup önerisi. Danışma Kurulu bugün toplanamadığı için grup önerisi olarak getirme hakkımız var, birincisi bu.

İkincisi: Grup önerisinin içerisine baktığınızda da zaten aslında öneriye girmeden bunun tartışılması bile doğru değil çünkü bu önerinin Genel Kurul tarafından kabul edilip edilmeyeceği de belli değil. Öneri görüşülürken bunun gündeme gelmesi lazım idi.

Bir başka husus: Hem Anayasa’mız hem de mevcut İç Tüzük’ümüzün 91’inci maddesi temel kanunlarla ilgili hususu çok açık ve net bir şekilde ifade ediyor ve burada da, 30 maddeye kadar olan hususlarda temel kanun olarak getirme yetkisini de veriyor.

Yine, aynı şekilde bu konuda Anayasa Mahkememizin vermiş olduğu kararlar da çok açık ve net. Bu konuyla ilgili konu Anayasa Mahkemesinin gündemine de zamanında taşınmış ancak Anayasa Mahkemesi, Danışma Kurulu kararının özellikle Genel Kurulun oylamasından sonra kabul edilmesi gerektiğini ve temel kanun olarak görüşülmesi gerektiğini ifade etmiş, çok açık ve net. Kararları da mevcut, elimizde var bu.

Bir başka husus: Bu konuyla ilgili Meclis teamüllerine baktığımızda, Meclis teamülleri de yine aynı şekilde bugüne kadar uygulanabilmiştir ve uygulanagelmiştir.

Şimdi, Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; elimde, mesela 11/01/2001 tarihli oy birliğiyle alınan bir Danışma Kurulu kararı örneği var, oy birliği. Altında Sayın Mustafa Elitaş, Sayın Akif Hamzaçebi, Sayın Oktay Vural ve Sayın Bengi Yıldız’ın imzasının bulunduğu bir Danışma Kurulu kararı var, oy birliğiyle alınmış. Bu karara baktığımızda da 13 maddelik bir hususu biz burada temel kanun olarak görüşmeyi karara bağlamışız Danışma Kurulunun içeriğinde. Yani 13 maddelik bir konuyu dahi biz…

Temel kanun olarak diğer gruplarla birlikte vermiş olduğumuz ortak başka kararlar da var. Yine 21/01/2010 tarihli Danışma Kurulunun kararı bu mahiyettedir. Aynı şekilde, değerli arkadaşlar, 19/06/2012 tarihli gene oy birliğiyle alınan Danışma Kurulu kararı. Yine aynı şekilde, 15/03/2010 tarihinde alınan bir Danışma Kurulu kararı. Bunlar oy birliğiyle alınan kararlar ve bunların madde sayısı az sayıda olup -13, 15, 17, 20 gibi hususların- teklif ve tasarıların burada temel kanun olarak görüşüldüğüne dair oy birliğiyle alınan kararlar. Yani Anayasa’mız böyle, İç Tüzük bunu buyuruyor.

Getirdiğimiz grup önerimiz, Anayasa Mahkememizin kararları ve daha önceki Meclis teamüllerine baktığımızda da hukukidir, yerindedir. Bu grup önerisinin görüşmelerine geçilmesini arz ediyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, “Geçmişte öyle olmuş, özellikler var mı, yok mu?” yani böyle bir mukayese doğru değil çünkü İç Tüzük’ün amir hükmü var. Burada aynen diyor ki: “…gibi özellikleri taşıyan kanunları hükûmet ya da esas komisyon ya da gruplar teklif edebilir.” Dolayısıyla, bu özellikleri aramanız gerekiyor. Bu özellikleri taşımayanı işleme alamazsınız, “özellikler” demiş. Yani aynen değişiklik önergeleri gibi, nasıl İç Tüzük’e uygun olmadığı için bazılarını işleme almıyorsanız, burada da bu özellikleri taşımayan, temel kanun niteliği taşımayan kanunları bir grup iradesiyle burada oylamaya sunmanız doğrudan doğruya İç Tüzük’te aranması gereken özellikleri aramamanız demektir. Bu bakımdan, bu özellikleri taşımamaktadır ki, itiraf etmiştir Ahmet Bey, madde itibarıyla meseleye bakmıştır. Bizim madde itibarıyla meseleye bakmamız söz konusu değil. Bu özellikler itibarıyla temel kanun niteliği taşımıyor bu yasa. Ana dilde savunma ya da Türkçeyi dışlayan bu kanun tasarısı, bu özellikleri taşıyan bir kanun tasarısı değildir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, Türkçe ihlali yok burada. Türkçeyi dışladığımız yok.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun Sayın Aydın.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Genç, bu konuda bir sözünüz var mı efendim?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Var efendim.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Her konuda sözü olur onun!

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden konuşun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, evvela, bu salonda milletvekilinin bağımsız kişiliği var yani “Grup başkan vekili var, siz konuşmayın.” gibi bir düşünceyi taşıyorsunuz, milletvekilinin kişiliğine karşı tamamen saygısızlıktır bu.

BAŞKAN – Sayın Genç, bu söze hakkınız yok, hakkınız değil. Ortada bir Tüzük var, Tüzük’ü uyguluyoruz burada. Şu tartışma da usul dışında bir tartışma, mesele açıklığa kavuşsun diye yapıyorum ben bunu ama…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, biz de o açıklığa demek için…

BAŞKAN – O zaman hakkınızı bileceksiniz, hakkınız değil efendim bu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben haddimi de biliyorum...

BAŞKAN – Hakkınız değil efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – …hakkımı da biliyorum.

BAŞKAN – Hakkınızın olmadığını söylüyorum ve değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, bugün, burada, AKP sayısal çoğunluğuna dayanarak…

BAŞKAN – Ortada tartışılması gereken bir mesele var, tartışılsın diye söz veriyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, peki o zaman.

BAŞKAN – O zaman hakkınızı bilin, şimdi konuşun.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Sayın Başkan, AKP Meclisin yasama yetkisini elinden alıyor yani 15 maddelik,14 maddelik bir kanun maddesi, temel kanun olamaz. Aslında temel kanunla ilgili uygulamalar da yanlış. Temel kanunda maddelerin görüşülmeyeceğine dair bir hüküm yok, maddeler üzerinde konuşulmayacağına dair bir hüküm yok. Sadece önerge sayısı 5’ten 2’ye indiriliyor ve bu olması lazımken, AKP hep yanlış uygulama yapmış ve maddeleri müzakeresiz geçirmeye çalışıyor. Bu maddelerin aslında burada okunması… Temel kanun olunca madde okunmuyor, ondan sonra önerge de doğru dürüst verilmiyor, iktidar partisinin sayısal çoğunluğuna dayanarak Meclisin yasama yetkisi tamamen kaldırılıyor. Burada Meclis Başkanlığının bir yetkisi var yani gelen bir kanunun temel kanun niteliğine sahip olup olmadığının. Bence, Başkanlık Divanınca bir değerlendirilmesi lazım ki bu önergeyi işleme koysun. Yoksa ki sayısal çoğunluğu var yani onlar “kadını da erkek yaparız, erkeği de kadın yaparız” diye burada getirirler önergeyi geçirirler, bunlardaki mantık bu. Dolayısıyla, Başkanlığın burada bir değerlendirme yapması lazım, değerlendirme sonucuna göre bir işlem yapması lazım. Şimdilik bunu söylüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Sayın Aydın, buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Türkçeyle alakalı bizim gizlediğimiz, sakladığımız bir husus yok. Kanun görüşmelerine geçildiğinde de zaten bu açık ve net bir şekilde ifade edilecektir. Tamamen evrensel, demokratik kriterler çerçevesinde, gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi, gerek Anayasa’mızın 36’ncı maddesinin gerekli kıldığı adil yargılanma hakkı çerçevesinde, bir hakkın teminat altına alınmasıdır, savunma hakkı gibi kutsal bir hakkın. Onun dışında bizim en ufak bir suiniyetimiz yok. Kusura bakmasınlar Türkçe hiç kimsenin de tekilinde değil, bütün bu milletin tekilinde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Madde madde görüşelim.

BAŞKAN – Sayın Aydın, meselenin…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Türkçe ile alakalı hiçbirimizin hiçbir problemi yok.

BAŞKAN – Teferruatı konuşmuyoruz efendim, bunun uygulamaya konulup konulmayacağını konuşuyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ve bu manada da hem Anayasa Mahkememizin kararı hem de İç Tüzük çok açık ve nettir. Bugüne kadarki uygulamalar da böyledir. Sadece madde sayısıyla alakalı olarak verdiğim örnekler değil bu, yine ayrıca farklı farklı hususların aynı kanun kapsamında değerlendirildiğine dair örnekler de mevcuttur. Dolayısıyla, usulde bir sıkıntı yoktur. Devamını arz ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, arkadaşlarımızın ortaya koyduğu gerekçelerle bu grup önerisinin müzakeresine geçmeden önce sizin tavrınızın netleşmesi lazım. Eğer, bu konuşmalardan sonra grup önerisinin müzakeresine geçecekseniz 63’e göre usul tartışması açıyoruz, tavrınızı usulen sorgulamamız lazım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

Kanun tasarısının temel kanun niteliğine sahip olmadığı öne sürülerek grup önerisinin işleme alınmaması gerektiği öne sürülmektedir. “İnfaz hukuku, yargılama usulü” gibi konular içeren grup önerisinin, tasarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesinde belirtilen temel kanun nitelikleri arasında gösterilen “kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendirmesi” kriterine uyduğu değerlendirilmektedir.

Adalet ve Kalkınma Partisi İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre bir grup önerisi getirmiştir, 63’üncü maddeye göre de değerlendirmek durumundayız, dolayısıyla ben işleme alacağım. O zaman usul tartışması açıyorum.

Lehte ve aleyhte söz isteyenler?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aleyhte.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Lehte.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aleyhte.

BAŞKAN – Lehte Ahmet Aydın ve Yılmaz Tunç; aleyhte Mehmet Şandır ve Kamer Genç.

Önce lehte, Sayın Ahmet Aydın.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun niteliğine sahip olmadığı gerekçesiyle AK PARTİ grup önerisinin işleme alınıp alınamayacağı hakkında

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, konuyla alakalı olarak Başkanlık Divanının lehinde söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, biz, bu Parlamento çalışırken, çalıştırılırken bakmamız gereken, elimize rehber olarak almamız gereken birtakım hususlar var. Birincisi Anayasa’mızdır, ikincisi İç Tüzük’tür, üçüncüsü evrensel hukuk kaideleri ve Meclisin teamülleridir yani bu alanlarla ilgili net bir ifade olmadığı durumlarda teamüllerdir. Kaldı ki bu hususla alakalı teamüllere bile gitmeye gerek yok iken Anayasa’mızın evrensel kaideleri ve özellikle de insan haklarıyla ilgili kaideleri, ikincisi İç Tüzük’ümüzün çok açık ve net olan 19’uncu maddesine istinaden grup önerisi getirmemiz… Bunun şekli, içeriğiyle alakalı bir bilgi yok ama ya oy birliği sağlanamadığı takdirde ya da Danışma Kurulu toplanamadığı takdirde grupların böyle bir hakkı var, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine istinaden grup önerisi getirme hakkı var. Kaldı ki zaten her gün bu grup önerilerini de burada görüyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz.

Yine, İç Tüzük’ümüzün 91’inci maddesi bu konuda çok açık hükümler ihtiva ediyor. Burada temel kanunlarla ilgili düzenleme çok açık bir şekilde yazılmış. Maddenin baş kısmına baktığımızda “Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi; kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendirmesi; kendi alanındaki…” diye devam ediyor. Ki bu kanun, hakikaten, birçok alanda birçok insanı ilgilendirecek, toplumsal hayatı ilgilendirecek ciddi bir kanundur.

Yine aynı şekilde, değerli arkadaşlar, burada, tabii, 30 maddeyi geçmemek kaydıyla da temel kanun olarak görüşülebileceğini ve bu görüşmenin usul ve esaslarının ne şekilde olacağını İç Tüzük yine amir bir şekilde bize göstermektedir.

Yine, bunlarla da yetinmiyoruz değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesinin 21/10/2006 tarihli, 26326 sayılı -Resmî Gazete’de ilan edilen, yayımlanan- Kararı da yine bu konuyu çok açık bir şekilde, temel kanunlarla ilgili kısmı olduğu gibi bütün çıplaklığıyla ifade ediyor.

Bunu da geçiyoruz değerli arkadaşlar, çok daha zaman almamak için özet bir şekilde sunum yapıyoruz. Bugüne kadarki uygulamalara baktığımızda, bugüne kadar bölümler 30 maddeyi geçmemek kaydıyla bu Parlamento sadece AK PARTİ döneminde değil, daha önceki dönemlerde de, daha önceki yıllarda da temel kanun görüşmelerini sürekli yapmış. Zaman zaman grup önerisi olarak getirmişiz ama zaman zaman da biz, burada, bütün gruplar bu konuda mutabık olmuşuz; ortak bir Danışma Kurulu önerisiyle, değerli arkadaşlar, burada, biz, bir kanunun, tasarı ya da teklifin temel kanun olarak görüşülmesini karara bağlamışız ve dolayısıyla, bütün mevzuat açıkken, Meclisin teamülleri ortadayken ve bugüne kadar da maalesef zaman zaman bu zikrediliyor. Daha önceki Meclis tutanaklarına da baktım. Daha önceki tutanaklarda da zaman zaman özellikle muhalefet birtakım kanunların görüşmesini akamete uğratmak ya da geciktirmek adına bu tür atraksiyonları geliştirmiş ama zaman zaman da oy birliğiyle bu kararı almışız. Yani bir husus uygulanırken, biz, döneme, zamana göre ya da gelen kanunun şekline, içeriğine göre mi uygulama yapacağız?

OKTAY VURAL (İzmir) – İhanet yasalarına hayır! Çıkartın 1’inci maddeyi. İhanet yasası bu.

AHMET AYDIN (Devamla) - Eğer bir kural uygunsa, hukuka uygun bir şekilde uygulanabiliyorsa bu kuralı bizim her zaman aynı şekilde uygulamamız lazım. O gün işinize geliyordu “Tamam.” dediniz, bu işi temel kanun olarak görüştük de bugün işte bu kanunun görüşülmelerini akamete uğratmak ya da geciktirmek gibi birtakım usulü tartışmalarla zaman kazanmak adına, Meclisin zamanını boşa harcamak adına âdeta, böyle atraksiyonlar geliştirmeye gerek yok. Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki bugüne kadarki uygulamalar da böyle, İç Tüzük’ümüz de böyle, Anayasa’mız da böyle. Az önce örneklerini de verdim, gerek bizim grup önerisi olarak getirdiğimiz hususlarla gerekse de bütün Meclisteki grubu bulunan siyasi partilerle ortak olarak imzalamış olduğumuz Danışma Kurulu önerileriyle bu zaten uygulanıyor; var olan bir şey, bizim icat ettiğimiz, bu dönemde icat olan, sırf bizim uyguladığımız bir şey de değil. Bunu grup önerisiyle de getirmişiz, bunu zaman zaman ortak Danışma Kurulu önerisiyle de yapmışız. Madde sayısına da bakmadan -13, 15, 17- ya da teklifin içeriğine de bakmadan, farklı alanları düzenlese bile, biz bunları zaman zaman yapmışız. Elimde tonlarca örnek var bununla alakalı.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla Meclisin tutumu yerindedir. Kaldı ki, bu, Meclis Başkanlık Divanının da karar vereceği bir husus değildir. Grup önerisi getirilmiştir ve bu grup önerisinin görüşülüp Meclisin takdirine, Genel Kurulun takdirine sunulması lazım, Genel Kurulun takdiri caridir, geçerlidir.

Tekrar, teşekkür ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Keşke Meclisin çalışmasını böyle aksatmasaydınız. Niye konuşuyorsunuz ki?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Usul tartışması istediniz, konuşacağız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biraz önce dediniz: “Meclisin saatini çalıyorsunuz…” Niye çalıyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kanun üzerinde tartışalım işte.

BAŞKAN - Aleyhte söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, tavrınızın aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkan, zannediyorum, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi çok açık, veciz bir Türkçeyle yazılmış bulunmakta, buradan okuduğumuzu birlikte anlayabiliriz. İktidar partisi grubunun bu hafta Meclisin gündemine getirmek istediği kanun ana dilde savunma hukukunu düzenleyen bir kanun. Biraz sonra, burada, maddelerde, tümünde, bölümlerde yapacağımız konuşmalarla da anlatacağız. Bize göre, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş hukukunu değiştiren bir kanun. Cumhuriyet tarihinde bu kadar radikal, bu kadar sonuçları itibarıyla ülkemizin birliği, geleceği açısından riskler taşıyan bir başka kanunu daha burada tartışmamıştık. Bu kadar önemli bir kanunu temel kanun yaparak milletin bilgilenmesinden kaçırmak asıl üzerinde durulması gereken husustur. Muhalefet partilerini Meclisin zamanını çalmak gibi bir ithamla ifade eden Sayın Aydın haksızlık yapmıştır. Biz, milletimizin geleceği açısından, milletimizin birliği açısından çok önemli, çok sıkıntılı sonuçları olacağına inandığımız bu ana dilde savunma kanununun uzun uzun tartışılması gerektiğini, milletimizin bu konuda bilgilenmesi gerektiğini talep ediyoruz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Çeksinler.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - …ve bunun için 15 maddelik bir kanunun temel kanun yapılmasının mantığının olmadığını söylüyoruz. Burada teamülleri ifade ederek… Teamüller dediğiniz iktidar partisi grubunun çoğunluğuyla oluşturulan teamüller, hukuka uygun olup olmadığına bakılmaksızın parmaklarınızla oluşturduğunuz teamüller.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ortak yaptığımız teamüller.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Dolayısıyla, burada çok açık, net söylüyorum. Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde, genel ilkeleri içermesi hâlinde temel kanun yaparsınız. Sayın Başkanın uyarmasıyla sahiplendiğiniz, sarıldığınız gerekçe de tutarsız. Diyorsunuz ki: “Kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendirmesi hâlinde temel kanun.”

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İç Tüzük diyor, biz demiyoruz. İç Tüzük onu diyor.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şimdi, ana dilde savunma bu toplumun ne kadarını ilgilendiriyor?

Değerli arkadaşlar…

OKTAY VURAL (İzmir) – KCK’yı ilgilendiriyor.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ne kadarını ilgilendiriyor? Yani PKK’nın, KCK’nın talepleri doğrultusunda egemenliğin paylaşılmasını hukuklaştıran bu kanun tasarısını milletin gözünden kaçırmak, Parlamentonun gözünden kaçırmak için İç Tüzük’ü de zorlayarak temel kanun yapmanızın hiçbir mantığı yoktur.

Değerli Başkan, Sayın Meclis Başkanımız, siz, bu İç Tüzük’ü korumakla yükümlüsünüz, bu İç Tüzük’ü uygulamakla yükümlüsünüz. Siz burada, bu Genel Kurulun parmak çoğunluğuyla İç Tüzük’ün ihlal edilmesine tarafsız olamazsınız, duyarsız olamazsınız. Çok açık, net 91’inci madde; çok maddeli kanunlarda, temel kanunlarda, gerçekten ülkenin tümünü ilgilendiren konularda yasamanın hızını artırmak için temel kanun usulü ihdas edilmiş. Ama bugün burada iktidarın “Ne olursa olsun biz bunu yapacağız.” dayatmasıyla milletin geleceği açısından, ülkenin birliği açısından çok ciddi riskler taşıyacak bir konuda milletin konuda bilgilenmesinin, muhalefetin konuda görüşlerini ifade etmesinin önünün kesilmesi amacıyla, iktidar grubunun temel kanun dayatmasına teslim olmamalısınız. Olursanız güvenilirliğinizi kaybedersiniz, millete karşı olan sorumluluğunuzun altında kalırsınız.

Bu sebeple, tavrınızı bir daha gözden geçirmeyi, gerekirse bu konuyla ilgili Divanı toplayarak tavrınızı yeniden değerlendirmenizi sizin dikkatinize sunuyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Lehte söz isteyen Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; usul tartışması hakkında, tutumunuz lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Bu Meclise hiç kimse dayatma yapamaz, hiçbir grup dayatma yapamaz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Başbakan hariç mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Evet, hiç kimse dayatma yapamaz, hele hele terör örgütleri hiç dayatma yapamaz. Buradan terör örgülerinin isimlerini vererek Meclise dayatma yapıldığı şeklindeki ifadeleri bir talihsizlik olarak görüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gönüllü yapıyorsunuz yani!

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Onların yerine siz mi geldiniz?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Burada açılan usul tartışmasına gelecek olursak, 91’inci madde açık. 91’inci maddede “…kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendirmesi…”

Şimdi, bir taraftan, getirilen kanunun çok önemli olduğunu, bütün Türkiye’yi ilgilendirdiğini söyleyeceksiniz, bir taraftan da temel kanun olarak görüşülemeyeceğini, bu kritere uygun olmayacağını söyleyeceksiniz, bu bir çelişkidir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Uyuyor mu?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Şimdi, 91’inci maddeye baktığımızda şartlara uyuyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nasıl uyuyor?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 15 maddelik tasarının grup önerisiyle bugün görüşülmesini istiyoruz. “15 maddenin içinde neler var?” diye bir baktığımızda; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun önemli maddelerinden birisinde değişiklik getiriyor. Yine, Ceza İnfaz Kanunu’muzda birçok değişiklik getiriyor. Burada, hasta hükümlülerle ilgili değişiklikler var, yine çocuk hükümlülerle ilgili değişiklikler var, yine kadın hükümlülerle ilgili değişiklikler var. Yani toplumun çok büyük bir kesimini ilgilendiren 15 maddelik bir tasarı.

OKTAY VURAL (İzmir)- Toplumun büyük bir kısmı mahkûm mu yani?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Anayasa Mahkemesinin kriterlerine de uygun, İç Tüzük’ün 91’inci maddesinde sayılan kriterlere de uygun. Bu açıdan herhangi bir sakınca yok. “Madde sayısı itibarıyla da 30 maddeyi geçemez.” diyor İç Tüzük. Burada 15 maddelik bir tasarı söz konusu.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Bir bölüm geçemez.” diyor.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bir bölüm 30 maddeyi geçemez.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bu ne demek? “30’dan az olan temel kanun olmaz.” demektedir.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yani burada üst sınır belirlenmiş, alt sınır noktasında da herhangi bir kısıtlama söz konusu değil. Kısıtlamanın olmadığı yerde 15 maddelik tasarı da temel kanun olarak görüşülebilir, yeter ki toplumun büyük bir kesimini ilgilendiren önemli düzenlemeler ihtiva etsin, çünkü Anayasa Mahkemesinin kararı da bu yönde. Danışma Kurulunda uzlaşma sağlanamaması durumunda siyasi parti grubu önerisiyle getirilen bir tasarıyla ilgili olarak daha önce Anayasa Mahkemesine başvurulmuş. Başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi şöyle bir karar veriyor                             -2005/74 esas sayılı Kararı- diyor ki: “Anayasa’nın 7’nci maddesinde yasama yetkisinin Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait bulunduğu; 87’nci maddesinde kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmanın; 95’inci maddesinde iç tüzük yapmanın Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkisinde olduğu, 96’ncı maddesinde de Anayasa’da başka bir hüküm yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte 1’i ile toplanacağı ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar vereceği belirtilmektedir.” Anayasa Mahkemesinin gerekçesi devam ediyor: “Buna göre, temel yasalara ilişkin özel görüşme yöntemi konusunda Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamaması hâlinde konunun Meclis Genel Kuruluna bırakılması yasama yetkisinin kullanılmasının doğal sonucudur. Aksi hâlde, Danışma Kurulunda oy birliğinin sağlanamaması, yasama faaliyetinin kesilmesi ve Meclisin temel görevlerinden olan ve hızla gerçekleştirilmesi düşünülen işlerinden uzaklaştırılması sonucunu doğuracaktır.” diyor ve bu nedenlerle açılan davanın Anayasa’nın 2 ve 87’nci maddelerine aykırı olmadığı tespit edilip bu konudaki iptal istemi reddediliyor. Yani hem Anayasa Mahkemesi kararları hem Türkiye Büyük Meclisi İçtüzüğü hem Anayasa’mız ve Türkiye Büyük Meclisinin bugüne kadarki uygulamaları hep bu yönde olmuştur. Burada herhangi bir tereddüt söz konusu değildir. Bu Mecliste torba kanunlar bile siyasi partilerin imzalarıyla, grupların imzalarıyla, Danışma Kurulu önerileriyle Meclise getirilmiş ve temel kanun olarak görüşülmüştür.

Ben, bu nedenle, Meclis Başkanımızın tutumunun doğru olduğu kanaatindeyim, yasa tasarısının gündeme alınması gerektiği kanaatindeyim.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aleyhe söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, şimdi söz hakkınız var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi AKP’nin temel kanun olarak getirdiği 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla 2 tane Kanunda değişiklik yapılmak isteniyor ve 13 maddelik kanun. Şimdi, 5271 sayılı Kanun’da 2 maddenin değiştirilmesini istiyor, 5275 sayılı Kanun’da da 10 maddenin değiştirilmesini istiyor.

Şimdi, bakın, İç Tüzük ne diyor? İç Tüzük’ümüzün 91’inci maddesi diyor ki: “Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi...” Yani ceza hukukunda 1 maddede, 2 madde değiştirmek istiyorsunuz. O 2 madde yani buraya uyar mı? “Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi...” İşte, Ticaret Kanunu tümüyle, Ceza Kanunu tümüyle, Medeni Kanun tümüyle. Bu, buraya gelir, bunun için getirilebilir. Şimdi, 2 maddenin, 3 maddenin bir kanunda değiştirilmesi… Buraya ilkokul tahsili olan, ilkokulu bitiren çocuk dahi çıkıp da bu 91’inci maddeyi böyle yorumlayamaz.

Şimdi, biraz önce, AKP’li diyor ki: “Kimse bu Meclise dayatmada bulunamaz.” Dayatma yapan kim ki? Dayatma yapan siz. 325 AKP milletvekili var. Arkadaşlar, 325 milletvekili yok, bir tek Tayyip Erdoğan var. Tayyip Erdoğan “Parmakları kaldırın.” diyor, kaldırılıyor; “indirin” diyor, indiriliyor. Böyle bir yasama faaliyeti yapılamaz, böyle bir yasama faaliyeti olmaz. Tayyip Erdoğan size talimat verse, dese ki: “Falanca kadını erkek yapın.” Getirirsiniz, ben inanıyorum ki, burada bu kişiyi, kadını, erkek olarak kanun çıkartırsınız. Ben buna inanıyorum, bunun örnekleri var.

Bir gün burada getirdiniz, mücevherat alım satımını vergiden istisna tuttunuz, o kanunu da kabul ettiniz. Sonra araştırdık ki mücevherat alım satımıyla uğraşan kim? Tayyip Erdoğan’ın oğlu. Tayyip Erdoğan’ın oğlu mücevherat alım satımıyla uğraştığı için…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ama buraya getiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – …siz getirdiniz, bunu vergiden muaf tuttunuz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Saçmalama ya, saçmalama be!

BAŞKAN – Aleyhte söz istediniz, bu konu üzerinde konuşun lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, burada dayatmayı yapan AKP, burada hukuku ayaklar altına alan AKP.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin amacı, kanunları tek tek müzakere etmek. Kanunların müzakeresi hâlinde burada en azından vatandaşlar dinliyor  bunlar tutanağa geçiyor, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ne kanun çıkıyor, bunu anlamak için bu kanunları müzakere etmek gerekiyor. Siz devrinizde bir “temel kanun” kavramını getirmişsiniz. Ya, 5 maddelik, 10 maddelik kanun temel kanun olur mu arkadaşlar? İnsan biraz vicdan taşır.

Temel kanunu niye getiriyorsunuz? Çünkü temel kanun gelince madde müzakeresi yapılmıyor, madde okunmuyor, maddede ne var o bilinmiyor. Arkasından da siz kendi menfaatinize uygun gördüğünüz birtakım… Özellikle grup başkan vekilleri bazı holdinglerin…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hangi grup başkan vekilleri ya?

KAMER GENÇ (Tunceli) – …bazı ticaret şirketlerinin menfaatlerine, son anlarda getiriyorlar, buralarda önergeler veriyorlar devletin trilyonları, katrilyonları birtakım kişilerin cebine gidiyor. Bunu kaç defa burada gördük, kaç defa şahit olduk.

Arkadaşlar, yani, bakın, bu Sayıştay Kanunu’nda son anda burada yaptığınız değişiklikler, yine, yatırım indiriminde yaptığınız değişiklikler, imar aflarında getirdiğiniz değişiklikler… Daha ben bunun binlerce örneğini verebilirim. Yani sizin amacınız: “Biz burada ne yapıyorsak, ne yolsuzluklar yapıyorsak, ne usulsüzlükler yapıyorsak; hangi kanunla, hangi yolsuzluk, hangi usulsüzlük getiriyorsak…” Bunu kamuoyunun bilgisinden gizlemek için kanunları temel kanun ediyorsunuz. Hâlbuki, Anayasa Mahkemesi… Zaten Anayasa Mahkemesi diye bir mahkeme yok, tamamen sizin talimatınız doğrultusunda hareket eden bir Anayasa Mahkemesi var. Kaldı ki Anayasa Mahkemesinin bu 91’inci maddeyle ilgili verdiği karar da sizin dediğiniz gibi değil. Yani, o hangi Anayasa Mahkemesidir, diyor ki: “Efendim, siz 10 maddelik, 12 maddelik kanunu…” Onu yanlış anlıyorsunuz, onu siz yanlış anlıyorsunuz kardeşim. İsterseniz götürelim bunu da Anayasa Mahkemesine. Yani, 12 maddelik bir kanun temel kanun olarak müzakere edilir mi, edilmez mi? Var mı orada 12 madde? Yok; öyle 12 madde yok. Onun için, yani, aklı olan, izanı olan, düşünce kabiliyeti olan kişi böyle bir temel kanunu kabul etmez.

Şimdi, Meclis Başkanı da Meclisi yönetiyor. Meclis Başkanı Meclisi yönetirken akla, izana, hukuka, Anayasa’ya göre yönetmek zorundadır. AKP’nin çoğunluğuna bakarak onların her getirdiği önergeyi işleme koyarsanız o zaman bu Mecliste yasama da yapılmaz, tamamen dikta rejimi devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Bugün yapılan bana göre hatadır.

Teşekkür ediyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, konuşmacı, konuşmasında AK PARTİ grup başkan vekillerini zan altında bırakan bir ifade kullanmıştır.

BAŞKAN – Hangi ifadeyi kullanmıştır Sayın Ünal?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – İftirada sınır tanımadığını biliyoruz.

AK PARTİ grup başkan vekillerini, bazı şirketlerin buradaki takipçisi olarak ifade etmiştir. Açıklama yapsın ve bu konuyu vuzuha kavuştursun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hiç kimseyi itham altında bırakamaz bu şekilde.

BAŞKAN – Sözleriniz tutanaklara geçti.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Açıklama yapmaya davet ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben açıklamayı… Anlamadınsa ben ne yapayım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – AK PARTİ grup başkan vekilleriyle ilgili kullandığın ifadeyi açıklayacaksın burada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Açıklayacağım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Buyur, açıkla işte, söyle.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen otur yerine, ben…

BAŞKAN – Sayın Ünal, böyle bir usulümüz yok efendim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Buyur, buyur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, sen otur yerine.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ben Grup Başkan Vekiliyim.

Çık ve açıklama yap.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ünal, lütfen...

Söz istiyorsanız, sataşmadan dolayı verilebilir ama böyle bir usulümüz yok.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün “Temel kanunlar” başlıklı…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, lütfen… Bu konuda açıklama yapmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ünal, yok böyle bir usulümüz.

Buyurun, oturun.

Siz sataşmadan söz istiyorsanız söz veririm size.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – O zaman ben sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ne söyledi efendim? Ne dedi de sataştı?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – AK PARTİ grup başkan vekillerine dönük, bazı holdinglerin iş takipçiliğiyle suçladı efendim.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çoğu zaman bu Mecliste tabii ki hoşgörülü olmamız gerekiyor, tabii ki anlayışlı olmamız gerekiyor, tabii ki bazı insanları Meclisin farklı renkleri olarak görmemiz gerekiyor. Ama insanların onuru vardır, haysiyeti vardır. İnsanlar onurları ve haysiyetleri için yaşarlar ve insanların onurunu, haysiyetini ayaklar altına alacak şekilde, her seferinde, tahripkâr, tahrikkâr bir üslupla buraya çıkıp konuşmak ve “Ben buradayım.” demek ve eski siyasetin, Türkiye'nin geride bıraktığı eski siyasetin kokusunu ve hoşlanmadığımız rengini buraya taşımak eğer bu konuşmacının misyonuysa ben herhangi bir şey demiyorum.

Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımı bu konuda tenzih ediyorum ama söz konusu bu konuşmacının her seferinde buraya çıkıp bu Meclisi tahkir etmesi, buradaki insanların haysiyetiyle, onuruyla ilgili sorumsuzca konuşması artık tahammül edilemez bir hâle gelmiştir. AK PARTİ grup başkan vekilleriyle ilgili çıkıp burada sınırsız iftira dolu bir ifade kullanması kabul edilebilir değildir. Bu ifadesini kınıyorum. Eğer bu konuda bir bildiği varsa şerefli bir şekilde gelip burada açıklamasını talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, isterseniz konuşmama bir açıklık getireyim.

BAŞKAN – Yok, böyle bir usulümüz yok Sayın Genç, lütfen oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yok mu usulünüz?

BAŞKAN – Hayır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kendisi istiyor da onun için.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yerinden söz verin efendim, böyle bir itham altında…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani kendisi istiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – AKP Grubunun hakkı bu.

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

1.- 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun niteliğine sahip olmadığı gerekçesiyle AK PARTİ grup önerisinin işleme alınıp alınamayacağı hakkında (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün “Temel kanunlar” başlıklı 91’inci maddesinde, temel kanun olarak görüşülecek tasarı ve tekliflerin nitelik ve içeriklerine değinilmiştir. Bu niteliklere uygun olduğu değerlendirilen tasarı veya teklifin temel kanun olması önerilebilmektedir. Grup önerisine konu tasarının bu niteliğe sahip olup olmadığı hususu grup önerisi üzerinde yapılacak usule dair lehte ve aleyhte görüşmelerde tartışılacaktır. Kaldı ki infaz hukuku ve yargılama yöntemlerine ilişkin çeşitli düzenlemeler içeren 15 maddeden oluşan tasarının temel kanun kriterlerinden “kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bölümünü ilgilendirmesi” kriterine uygun düştüğü değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, grup önerisinin işleme alınması yönündeki tutumumuzda bir değişiklik olmamıştır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaç kişi var hapishanelerde?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, biz biraz önce grup önerisinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu tartıştık, İç Tüzük’e uygun olup olmasını değil.

BAŞKAN – Evet.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İfadenizde “Birazdan tartışacaksınız.” diyorsunuz, o doğru değil.

BAŞKAN – Ben de grup önerisinin görüşülmesi konusundaki görüşümde bir değişiklik olmadığını izah ettim zaten Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Doğru değil tutumunuz.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin lehinde söz isteyen Bülent Turan, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; bu ilginç tartışmadan sonra grup önerimizle ilgili kısa bir bilgilendirme için söz aldım.

Öncelikle, bugün özel bir gün, yolunun yolcusu olduğumuz Aziz Peygamber’in doğum günü. Ben tüm milletvekili arkadaşlarımızın, bütün milletimizin bu mübarek kandilini tebrik ediyorum, hayırlara vesile olmasını ümit ediyorum, nice kandillere diyorum.

Çok Değerli Başkanım, kıymetli arkadaşlarım; bugün AK PARTİ Grubunun vermiş olduğu ve görüştüğümüz önergemize göre, içerik olarak ne var diye baktığımızda: Öncelikle, 365 sıra sayılı Tasarı’nın 3’üncü sıraya alınarak şu an görüşülmesini -ki bildiğiniz gibi bu kanun tasarısı daha çok ceza infazı ve ceza muhakemelerini içeren bir kanun tasarısı- iki, çalışma günlerimize İç Tüzük’ün belirlediği günlerin dışında, cuma ve cumartesinin de eklenmesini; üç, çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günlerinin bitimine kadar çalışmaların devam etmesini; dört, perşembe günü 240 sıra sayılı, cuma günü 297 sıra sayılı, cumartesi günü 217 sıra sayılı Tasarı’nın gündeme alınmasını ve son olarak 5’inci maddede de, 365 sıra sayılı Tasarı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun hükmünde görüşülmesini içermektedir.

Değerli arkadaşlarım, usul tartışması açılmasaydı konunun daha sonraki maddelerde tartışılmasını isteyecektim ama söz almışken ben de usule ilişkin birkaç cümle etmek istiyorum.

Öncelikle, Sayın Kamer Genç’e cevap vermeyeceğim, zaten onu grubu da alkışlamadı, grubu da ciddiye almadı. Fakat, tecrübesine çok güvendiğim MHP’nin kıymetli Grup Başkan Vekili Sayın Oktay Vural’ın ısrarla “Temel kanun olarak görüşülemez.” demesini açıkçası -bir kardeşi olarak kabul ederse- yadırgadığımı ifade etmek istedim; o da şundan: Şimdiye kadar teamülleri oluşmuş, seksen yıldan fazla sürekli kendini güncelleyen bu aziz milletin Meclisinde bu kanun ve benzeri kanunlar ilk defa gelmiyor, defaatle benzer kanunlar görüşüldü. En ufak bir kanunda bile “Otoriter yapı, üniter yapı bozuluyor, dil elden gidiyor, vatan mahvoluyor.” gibi bir garip rüyanın içerisinde olunmasını ben bir Türk genci olarak kabul etmiyorum. Bu ülke yüz yıllardan beri kadim medeniyetiyle beraber yaşayan, bu devlet seksen küsur yıldan beri çok önemli kurumlarıyla beraber yoluna devam eden farklı bir ülke. Böyle bir maddeyle, bir kanunla “battık, yok olduk, mahvolduk” tarzının bir garip rüya olduğunu, bundan uyanmak gerektiğini düşünüyorum.

Bu ufak nottan sonra değerli arkadaşlarım, bakınız, temel kanunları düzenleyen 91’inci maddeye baktığımızda iki tane önemli yer görüyoruz:

Bir tanesi, “Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak  değiştirecek biçimde genel ilkeler içermesi” deniliyor tasarıyla ilgili.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 2 madde değişiyor, 2 madde.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ne olduğuna baktığımızda, 15 maddelik bu tasarının yani size göre temel kanun olmaması gereken tasarının önemli olmadığını iddia ettiğiniz bu bölümünde tercüman hakkı gibi, mahkûmların üç ayda bir eşleriyle görüşmesi gibi, cezaların ertelenmesi gibi…

…hükümlülere, önemli ödül niteliğindeki düzenlemeler gibi, çocuk hükümlülerinin birtakım infazlara ilişkin düzenlemeleri gibi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, önemli de madde madde niye müzakere yapmıyoruz?

BÜLENT TURAN (Devamla) – …toplumda ceza infazındaki, usuldeki önemli değişiklikleri de içeren bir tasarı olduğunu görüyoruz. Yani 91’inci maddedeki ilk girişte ifade edilen önemli kanunları, önemli içerikleri düzenlemesi tartışılmaz bir gerçek.

Fakat Sayın Vural, daha önemlisi şu: Devam ettiğimizde, asıl orada, gözümüzün altında, 40 defa çizilmesi gereken bir mesele daha var. 91’inci madde “Önceki yasalaşma evrelerinde de özel görüşme ve oylama usulüne tabi tutulması” der.

Bakınız, değerli arkadaşlar, biz sıfırdan kanun yapmıyoruz, Ceza Muhakemeleri ve İnfaz Yasası’yla ilgili birtakım düzenlemeler yapıyoruz. Zabıtlara baktığımızda, çok önemli kanun olan Ceza İnfaz ve Ceza Muhakemeleri Kanunu zaten temel kanun olarak görüşülmüş; bu, yeni bir şey değil. Bu temel kanun olan, yüzlerce madde içeren kanunların içerisinde, 15 maddeyi düzenliyoruz. Dolayısıyla, burada yeni bir şey yok. Zaten temel kanun olarak görüşülen bir meselenin ufak bir bölümünü düzenliyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu, temel kanun yani?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ben bu milletin ufak bir yasayla, 15 maddeyle ne batacağını ne çıkacağını düşünmüyorum. Biz güçlü bir milletiz, MHP de güçlü bir parti, köklü bir parti ama AK PARTİ’nin karşısında, on yıldan beri, attığı her adımda “Aman, ihanet var; aman, Anayasa mahvoldu.” gibi bir söylemin toplumsal karşılığının da olmadığını en çok…

7 defa gittiğimiz milletimiz alnımızın akıyla bizi buraya gönderdi. Bu çok önemli arkadaşlar. O yüzden, ben daha ön yargısız, daha sakin, daha güzel, daha teknik, daha hukukçu gözüyle bu meseleye bakıldığında, konunun tartışmasız olacağını düşünüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gide gide İmralı’ya gittiniz. Bir terör örgütünü muhatap kabul ettiniz. Bundan daha büyük bir utanç olabilir mi? Oslo’da muhatabınızı buldunuz, İmralı’da muhatabınızı buldunuz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Şu an Oktay Vural yerinden bağırıyor. Tabii, bizi izleyen milletimiz duymuyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, ya… Duymasın, duymasın. Bizim kulakları olup da duymayanlara iletecek bir şeyimiz yok. Gözü olup da görmeyenlere, kalbi mühürlülere diyecek neyimiz var? Allah kulaklarınızı, gözleriniz açsın.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Aslında bu bağırmasında şunu demek istedim: Yine, Sayın Oktay Vural dedi ki: “Siz temel kanunla muhalefetin sesini kesiyorsunuz.” Değerli arkadaşlar, herkesin sesi kesilir ama Oktay Vural’ın ne mümkün, maşallahı var. O yüzden, Kamer Genç’in ve Oktay Vural’ın sesini kesmeye kimsenin gücü yetmez diye düşünüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama şahadet ediyorlar.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ben, bu yeni kanunun, yeni tasarının görüşülmesi için verdiğimiz grup önerimizin hayırlı olmasını diliyorum; tekrar, kandilinizi tebrik ediyorum.

Görüldüğü gibi, işlerimiz vakitlerimizden fazla. O yüzden, boşuna “Durmak yok.” demiyoruz.

Ben, bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, hoşça kalın diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, öneri aleyhinde söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisinin aleyhinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce ben de milletimizin ve tüm İslam âleminin Mevlit Kandili’ni kutluyorum ve güzellikler getirmesini diliyorum.

Değerli arkadaşlar, aslında yine klasik diyeceğim bir AKP anlayışıyla karşı karşıyayız yani az önceki usul tartışmasında herkes ne söylediğini biliyor aslında yani arkadaşlarımız da biliyor. Ben de düşünüyorum, geçen dönem de burada, Adalet Komisyonunda çok yoğun mesai sarf ettik, adı üzerinde birtakım temel kanunları geçirdik hep beraber ki uzlaşıyla geçirdik. Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu –arkadaşlarımız vardı- Medeni Usul Kanunu, daha önceki dönem Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, diğer kanunlar vardı o önceki dönemde. Yani şimdi düşünüyorum, o kanunlar ne kanundu? Yani buradaki 1 madde temel kanun olarak niteleniyorsa, arkadaşlarımız o şekilde bir değerlendirme yapıyorsa ya da Sayın Başkan “Ben bunu böyle değerlendiriyorum.” diyorsa şimdi 1.500 maddelik bir Ticaret Kanunu, işte 600-700 maddelik bir Borçlar Kanunu veya Medeni Usul Kanunu; ne diyeceğiz buna, ad olarak ne diyeceğiz? “Mega, hiper, süper temel kanun mu olacak onlar?” diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, olay belli, burada bunu böyle tartışmanın da anlamı yok. “Bu kanun, tasarı 15 madde.” deniyor, hayır, 13 madde yani yürürlük ve yürütmeyi çıkarırsak 13 madde ve bunun 1 maddesi, bakın 1 maddesi farklı. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202’nci maddesinin mevcut (1)’inci fıkrasından sonra yeni ilave fıkralar getiriyor bu. Onun dışındaki 11 madde Ceza İnfaz Kanunu olarak kısaltacağımız 5275 sayılı Kanun’la ilgili, o farklı bir Kanun, orada 11 tane ayrı düzenleme var. Ama bir maddede bir değişiklik yapılıyor ve “Bunu temel kanun anlayışıyla burada görüşebiliriz.” diyorsunuz. Ya, değerli arkadaşlar, önemli bir değişiklik. Gündeme bakıyorum burada görüşmeler başlamadan evvel televizyonlarda, haber kanallarında zaman zaman kanunlara isimler konuyor. İşte “Ana Dilde Savunma” yasaya bakıyorum “Tercüman Bulundurma Hakkı” diyor, farklı bir şey söylüyor yasa. Yani 202’nci maddesi Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun bu ama 13 maddenin 1 tanesinden bahsediyoruz. Diğer 11 tane maddeyle ilgili olarak Türkiye’de belki yüz binlerce insan bugüne kadar bu kanun niye gelmedi Meclisin önüne, niçin bu kanunu görüşmedik diye bekledi.

Yani klasik AKP anlayışından bahsederken hem bu az önceki temel kanun tartışmasının ne kadar yanlış olduğunu, bu kanunun temel kanun olarak görüşülemeyeceğini… Ne var bunda ya bir maddeden bahsediyorum, burada gruplar onar dakika konuşsalar ne olacak? Ondan sonraki maddelerle ilgili olarak komisyonda da biz çalıştık beraber arkadaşlarımızla yani o 11 maddeyle ilgili olarak çok itirazımız yok; bizim yok, MHP’nin yok, BDP’nin yok. Yani onlarla ilgili ne itirazlar var Ceza İnfaz Kanunu olarak yani Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’da? Yani şimdi bakıyorum yani orada infazın ertelenmesiyle ilgili, işte üç yıllık süre kasıtlı suçlarda üç yıl olarak kalıyor, taksirli suçlarda yani tedbirsizlik ve dikkatsizlikle işlenen suçlarda beş yıla çıkarılıyor. Ne var bunda, itiraz eden var mı? Yok. Yani şimdi cezaevinde bu yeni aile görüşmesi gelecek, buna itiraz eden var mı? Yok. İşte, cezaevinde aile görüşmesinden sonra hamile kalan kadınların infazının ertelenmesiyle ilgili düzenleme gelecek. İtiraz eden var mı? Yok.

Ya, değerli arkadaşlar, bu denetimli serbestlik tedbirleri yoluyla infaz dediğimiz 105’inci madde var, orada da bir altı aylık süre koymuştuk daha önce. Geçen hafta, evvelsi hafta bu yargılamaların uzunluğu nedeniyle ilgili olan, o tazminat içeren kanunu görüşürken bana telefon geldi bir açık cezaevinden. Yani mahkûm açık cezaevinden telefon edebiliyor, bu yasal hakkı var ve diyor ki: “Ya Sayın Vekilim, biz burada aylardır bekliyoruz. Niçin bu kanun Meclis gündemine gelmedi ve bizim haksızlığa uğradığımız yani Anayasa’mızın bir 10’uncu maddesi var, eşitlik kuralı. İşte daha önce birileri bundan yararlandı ama biz yararlanamadık. Bu düzenlemeyi niye getirmiyorsunuz? Bizler de bu denetimli serbestlik tedbirleri yoluyla cezamızı çekelim yani cezaevi dışında.”  Sayın Bakan burada oturuyordu, ben de dedim ki: “Sayın Bakan, niye getirmiyorsunuz bu kanunu?” Yani İmralı’yla bu pazarlığınız daha bitmedi mi? Daha bitiremediniz mi bu pazarlığı? Ya topu topu bir tane madde. Diğer maddelerin İmralı’yla ne alakası var? Yani bu cezaevindeki binlerce insan, evine gidemeyen, kaçan yani bu infazın ertelenmesi  yoluyla –işte, bir yıllık süre 2 kere olabilir, iki yıla çıkabilir- cezasını, infazını erteletebilecek olan evinden kaçan insanların sizin İmralı görüşmelerinizle ne alakası var? Niye ilgilendiriyor sizin görüşmelerinizi bunlar? İlgilendirir mi? İnsanlar “Bir an evvel bu kanun gelsin.” diyor. Biz komisyonda ne zaman konuştuk bu kanunu biliyor musunuz? Kasım ayı sonuydu hatırladığım kadarıyla. Yani şu anda ayın 23’ü, ocağın 23’ü değerli arkadaşlar. Elli üç gündür bu kanunu Meclis gündemine indirmiyorsunuz. Niye indirmiyorsunuz? Onları da kanun görüşülürken konuşuruz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Bütçe var.

TURGUT DİBEK (Devamla) - Arkadaşlar, bütçe olabilir. Bu kanun… Bakın bir şey söylüyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Gecikmek kusur mu? Getirdik işte.

TURGUT DİBEK (Devamla) - Bir maddesi arkadaşlar, bir maddesi… Bakın, geçen dönem 2010’da, sanıyorum yaz aylarıydı beraber burada milletvekilliği yaptığımız arkadaşlarla birlikte yine bir kanun görüştük Adalet Komisyonunda. Benzer isimler veriliyor. Yani o yüzden diyorum klasik anlayış. Orada daha farklı bir şey vardı. Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklikler içeriyordu, teröristlerle ilgili birtakım düzenlemeler getiriliyordu. Kanunun adı neydi kamuoyunda biliyor musunuz? “Taş atan çocuklar.” Kanun yine böyle on küsur maddeydi. Taş atan çocuklarla ilgili 2 madde vardı. Onun dışındaki tüm maddeler Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki teröristleri ilgilendiriyordu. Hatta şu anda İmralı’da yatan Abdullah Öcalan’ı, teröristbaşını ilgilendiriyordu o kanun ve biz komisyonda dedik ki: “Bu kanun böyle çıkarsa teröristbaşı olan Abdullah Öcalan yeniden yargılanma talebinde bulunabilir ve yeniden yargılanması mutlaktır.” Sayın Bakan: “Yok efendim olmaz, onun önüne geçtik.” dedi, “engelledik” dedi. Ama sonra baktılar ki olmuyor, o maddeyi çıkarmışlar. Şimdi, buna benzer bir olayı burada yaşıyoruz değerli arkadaşlar. Şu kanunu niye biz “Ana dilde savunma” olarak isimlendirdik, niye? Ya, bu kanunda şu anda on binleri, yüz binleri gerçekten ilgilendiren, mağdur olmuş olan insanları, cezaevinde hasta olmuş ve şu anda tek başına orada yaşamını sürdüremeyen ve cezaevinde mahkûm olarak ya da tutuklu olarak infazın ya da tutukluluğunun sona ermesi gereken insanlar var. Bu kanunda o maddeler de var, onları da burada görüşeceğiz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sizden şunu bekliyorduk: Bu kanunun 1’inci maddesini çekseydiniz daha önce… Alın, görüşecek misiniz? Ne yapacaksınız? İmralı’yla pazarlığınız bitmedi mi, yetmedi mi? Yani, iş Oslo’dan geliyor, açlık grevlerinden geliyor, yarın neyi getireceksiniz? Onu da az çok bekliyoruz. Ana dilde savunmanın arkasından ana dilde eğitim mi gelecek? Ama onu hangi kanunun içine sokacaksınız, onu ben de merak ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Size ne oluyor? O kadar uyanıksanız -3 üncü  yargı paketinde- sizin il başkanlarınızı öldürenlere niye ses çıkarmadınız?

TURGUT DİBEK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, diğer 11 maddeyi biz günlerce önce görüşebilirdik. 11 madde geçebilirdi, açık cezaevi şartlarını taşımış olan insanlar yılbaşından önce çıkabilirlerdi. Öncelikle bunu belirtmek istiyorum.

Bakın, bu vesileyle, süre bitiyor ama bir şey söyleyeceğim. Hiç gündeme gelmedi, inanamıyorum, Türkiye’de çıt çıkmadı. Sayın Başbakan hafta sonu Antep’te bir konuşma yaptı, basına bakıyorum, hiç kimse ağzına almadı, köşe yazarlarından bir tanesi yorum yapmadı. Bu ülkenin Başbakanı açıkça savaş çığırtkanlığı yaptı. Bak, bunu net söylüyorum, sözü burada, diyor ki: “Binlerce, on binlerce kilometre öteden gelip Irak’a girenler bu dünyada haklı oluyorsa, biz 910 kilometre sınırımız olan Suriye’de eli bağlı duramayız. Bizim de gereği neyse bunu yapmamız lazım ve yaparız.” Ya, bunu şimdi ben dinleyince dedim ki: Bu Başbakan ne diyor ya? Şimdi, Irak’ta 1,5 milyon insan ölmüş, Amerika gelmiş, işgal etmiş, “Meşrudur.” diyor. Bunu mu demek istiyor? Ya, bu sözlerden ben bunu anladım. Bilmiyorum, siz farklı bir şey anladınız mı? Bu ülkenin Başbakanı “Amerika haklıysa ben de girerim.” diyor ve Irak’a yapılan saldırıyı meşru kılabiliyor.

Değerli arkadaşlar, bir açılım süreci başlatıldı üç yıl evvel, şimdi tekrar yeniden başlatıldı. İşte, ne olduğunu bilmiyoruz, gizli kapaklı ama ana sloganı neydi? “Analar ağlamasın.”, “Anaların ağlamasını susturacağız, durduracağız.”

Şimdi, Sayın Başbakan diyor ki: “Ben Suriye çöllerine Türk askerlerini göndereceğim.” Yani, nasıl bu sözü söyler? Analara sordu mu? Yani nasıl gönderebilirsiniz evlatlarınızı? Şimdi, bu söz bu ülkenin Başbakanı tarafından söylendi. Oradan İran dedi ki:”Kırmızı çizgimizdir.” Buradan Rusya dedi ki: “Biz tarihimizin en büyük deniz tatbikatını Karadeniz’de, Akdeniz’de başlattık. Salı günü, bakıyorum, Sayın Başbakan grup toplantısında bir şey söyleyecek mi? Onda da tık yok.

Herkes sorumluluğunu bilmeli Sayın Başbakan da dâhil, bu ülkede bu görevleri yapanlar sorumluluk içerisinde konuşmalı diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri lehinde söz isteyen Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum, bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

AK PARTİ grup önerisiyle 365 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı gündemin ön sıralarına alınıyor ve Meclisin 26 Ocak Cumartesi 217 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar çalışması öngörülüyor.

Biraz önce usul tartışmalarında da değindiğimiz üzere getirilen tasarı gerçekten önemli bir tasarı, toplumun çok geniş kesimlerini ilgilendiren bir tasarı. Özellikle sadece savunma hakkını ilgilendiren, adil yargılanma hakkını ilgilendiren, kamuoyunda “ana dilde savunma” olarak bilinen ancak bundan daha geniş bir kavramı ifade eden kişinin mahkemede kendisini en iyi ifade edebileceği bir dilde savunma yapabilmesini öngören Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 202’nci maddesinin yanı sıra, İnfaz Kanunu’muzda da çok önemli değişiklikler var, iyileştirmeler var, hükümlüler lehine düzenlemeler var. Bunların bir an önce yasalaşmasında fayda var.

Tasarı 15 maddeden ibaret, şöyle baktığımız zaman genel çerçevesine  Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da önemli değişiklikler var. Hapis cezasının hastalık nedeniyle ertelenmesinde, ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen mahkûmlar var. Bunlar bir sağlık görevlisinin kontrolünde sürekli, sürekli bir kişinin bakımına muhtaç. Bunların cezaevi şartlarında o şekilde cezalarını çekmeleri insani de değil. Bunların bir an önce cezalarının infazının ertelenmesinde fayda var. İyileştikleri takdirde de yine tekrar cezaevine dönmeleri mümkün.

Yine aynı şekilde, gebe olan veya doğumundan itibaren altı ay geçmiş olan kadınların da hapis cezasının infazının geri bırakılacağına ilişkin önemli bir düzenleme var.

Yine, çocuk hükümlülerin anne babalarıyla cezaevlerinde infaz koruma memurlarının nezareti olmadan yalnız görüşebilme ve yirmi dört saate kadar uzayabilen bir görüşmeyi yapabilme imkânı getiriliyor.

Yine, tutuklulara eş görüşmesi imkânı getiriliyor ki bu da çok insani bir düzenleme. Bununla ilgili de infaz koruma memurunun nezareti olmadan eşleriyle beraber, yalnız, yirmi dört saate kadar uzayan bir görüşme gerçekleştirebilecekler.

Yine, “hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi” konusunda da, burada sürelerde bir artırım söz konusu. Üç yıl ve daha az süreli hapis cezaları için öngörülen erteleme miktarı kasten işlenen suçlarda üç yıla çıkarılıyor, taksirle işlenen suçlarda da beş yıla çıkarılıyor. Burada, tabii, bu erteleme imkânından faydalanamayacak olanlar da açıkça belirtiliyor, terör suçluları, cinsel istismar suçluları ve mükerrerler hakkında da bu hükümlerin uygulanmayacağı tasarıda belirtilmiş.

Yine, denetimli serbestlikle ilgili önemli bir düzenleme içeriyor tasarı. Burada da, hükümlülerin koşullu salıverilmesine bir yıl kala açık cezaevinden tahliyeleriyle ilgili durumda altı aylık süre şartını 2015 yılına kadar kaldıran bir düzenleme var. Toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren, hastaları, çocukları, kadınları ilgilendiren, önemli düzenlemeler. Bu nedenle tasarının bir an önce yasalaşmasında fayda var. AK PARTİ grup önerisinde bu tasarının öne alınması gerçekten isabetli bir davranış.

Bu nedenle, grup önerisinin lehinde olduğumu belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri aleyhinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun Genel Kurula getirdiği grup önerisiyle, 365 sıra sayılı Tasarı’nın gündeme alınması ve bitimine kadar, bugün tamamlanması istenilmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, endişe ve tedirginliklerimizi, ülkemizin geleceği açısından getireceği riskleri, 15 maddelik bu tasarının 1’inci ve 2’nci maddelerinde getirilen hususa işaret ediyoruz. Yoksa tasarının diğer maddelerinde -diğer parti gruplarının da ifade ettiği gibi- insanların sıkıntısını azaltacak, özgürlüğünü geliştirecek bir düzenleme olması dolayısıyla bir değerlendirme yapabiliriz. Ama 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 202’nci maddesinde yapılmak istenen değişiklik yani ana dilde savunma yapılmasına hukuk kurmak niyeti bize göre Anayasa’ya aykırıdır. Bize göre, genç milletvekili arkadaşımın ifade ettiği gibi, Milliyetçi Hareket Partisinin hafakanları değildir. Eğer, tarihi okursanız, geçmişe bakarsanız aynı kaderi paylaşmış, aynı coğrafyada yaşayan, millet olmuş, kanı birbirine karışmış, teri birbirine karışmış insan topluluklarını, milletleri parçalamanın en etkin yolu dilini parçalamaktan geçiyor.

Değerli arkadaşlar, kendinizi kandırmayın. Tabii, milletimize hitabımız: Getirilen kanun, ana dilde savunma yapılmasına imkân veren bir kanundur. Savunma hakkı çok temel, çok kutsal bir haktır, özgürlük alanıdır; buna hiç kimsenin itiraz etmemesi gerekir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de itiraz etmiyoruz. Kendini Türkçe ifade edemeyen her insana devlet, onun savunmasını alabilecek imkânı vermek mecburiyetindedir ve mevcut kanunumuz, yani 5271 sayılı Kanun’umuzun 202’nci maddesi bu konuda çok açık bir imkân getirmektedir. Diyor ki “Devlet, kendini Türkçe ifade edemeyen, savunamayan mahkûma tercüman tutmak mecburiyetindedir.”

Biraz sonra maddelerde, bölümlerde yapacağımız tartışmada size şunu hatırlatacağız: Getirdiğiniz kanunda bir mahcubiyetiniz var, sakladığınız bir niyetiniz var, bir ayıbınız var. Neden “Ana dilde savunma” diyemiyorsunuz da “Kendini Türkçe dışında başka dillerle ifade etmek isteyenlere bu hukuku veriyoruz.” diyorsunuz? Yani yiğitçe çıkın, burada söz verdiğiniz gibi, Sayın Arınç’ın burada söz verdiği gibi, ana dilde savunmayı yani “Türkçenin dışında bir başka dilin de bu ülkede devlet dili olmasına biz hukuk kuruyoruz.” deyin. Bunu derseniz Anayasa’yı ihlal etmiş, bu milletin kuruluş hukukuna, bu devletin kuruluş hukukuna ihanet etmiş olursunuz değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bakınız, milletlerin tarihinde çok önemli kırılma noktaları vardır. Dünyanın, insanlığın küreselleşme olgusu altında birleştiği, hudutların kalktığı bir süreçte, siz Türkiye’yi farklılıkların üzerinden ayrıştırır, kimlikleştirir, bunlara ayrı hukuk kurmaya kalkarsanız ulaşacağınız sonuç bu milleti parçalamaktır. Bu millet, bin yıldır hatta çok daha öncelerden bu yana bu coğrafyada aynı kültürü yaşayarak, aynı kaderi yaşayarak bir millet olmuş. Dilimizdeki farklılığımız, soyumuzdaki farklılığımız, töremizdeki farklılığımız bizim özelimizdir, buna herkes saygı göstermeli ama bu ülke bir millî mücadele sonrası kurulup, Lozan Barış Anlaşması’yla, 1924 Anayasası’yla hukuku belirlenmiş üniter bir devlettir ve bu devletinin milletinin adı Türk milletidir. Türk milleti, kan bağı, soy bağı değil, bu topraklarda yaşayan, bu devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan insanların ortak adıdır. Eşit vatandaş statüsünde, onurlu, aynı kaderi paylaşan insanlar topluluğu olarak biz, birliğimizi gücümüzün kaynağı yaparak, bu küreselleşme olgusunun küresel projelerine karşı bu toprakları, devletimizin bağımsızlığını savunmak mecburiyetindeyiz. Ama bugün birtakım projeler doğrultusunda ana dili bir millet dili hâline getirerek onun etrafında, Türk milleti dışında, iç içe yaşayan, et tırnak misali -yani bir arkadaşımız tırnağı kendisine aldı, eti diğerlerine bıraktı, öyle değil- bir anlamda artık et tırnak misali birbirinden ayrılmamış olan bu insanları siz, bir farklılığın üzerinde ayrıştırırsanız yarın bu coğrafyayı komşu coğrafyalara dönüştürürsünüz; işte Irak, işte Suriye; kardeş kardeşi boğazlıyor.

Değerli arkadaşlar, ben tekrar söylüyorum: Hangi ihtiyaçtan doğdu böyle bir yasa getirmek? Değerli hukukçulara soruyorum, aranızda çok değerli hukukçular var. Sayın Bakanın her zaman burada bir gerekçesi olmuştur, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde tazminata mahkûm oluyoruz.” Hiçbir dava yoktur ki savunmayı ana dilinde yapamadığından dolayı Türkiye mahkûm edilmiş olsun, yok böyle bir dava. Adalet ve Kalkınma Partisinin programında yok, taahhüdünde yok, Acil Eylem Planı’nda yok, geçen sene yok, evvelki sene yok. Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nu 2004 yılında siz çıkarttınız. Orada niye düşünmediniz böyle bir hususu? Kim istiyor bu kanunu değerli arkadaşlar?

Değerli milletim, bu kanunu kim istiyor AKP’den? AKP, hangi mecburiyetlerle, hangi tehditlerle bu milletin dilini birbirinden ayırarak, milleti birbirinden ayırarak bu ülkenin milletiyle, toprağıyla bölünmez bütünlüğüne karşı böyle bir yanlışın içerisine düşüyor?

Değerli arkadaşlar, açık yüreklilikle söyleyin; Oslo’da yaptığınız, İmralı’da yaptığınız görüşmelerde, müzakerelerde PKK’ya verdiğiniz sözün gereğini buraya getiriyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var? Hiç alakası yok.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sorumun cevabını vermelisiniz. Niye dün yoktu bu? Niye geçen sene yoktu? Niye 2004’te yoktu, niye?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne getirirsek öyle diyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Niye programınızda yok? Şimdi niye getiriyorsunuz? Hangi ihtiyaca binaen getiriyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, bugün mübarek bir gün, Hazreti Peygamberimizin dünyayı şereflendirdiği bir gün, huzurun, rahmetin peygamberinin dünyaya geldiği ve bizim en büyük ortak paydamız olan bu günde bu milleti ayrıştıran, bu milleti birbirine düşürecek böyle bir fitneyi, böyle bir fesadı buraya getirmek size hayır getirmeyecektir.

Değerli arkadaşlar, vererek bir yere varamayacağınızı şu bir yıl içerisinde görmüş olmanız lazım. 20 Aralık 2011’de Sayın Arınç’ın burada ifade ettiklerinden sonra bu ülkede 200’e yakın güvenlik görevlisi şehit edilmiştir. Hani kan duracaktı, gözyaşı dinecekti? Benim yüreğime batan, burada bir suçlama altında kaldınız, Sayın BDP Grup Başkan Vekili sizi utanmazlıkla suçladı, kılınız bile kıpırdamadı. Tutanaklar yanımda. Daha neyi vererek siz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - ...bu BDP’yi, PKK’yı, KCK’yı memnun edeceksiniz. Millete sizi şikâyet ediyorum. Bu öneriniz doğru değil, hayra hizmet etmez, bu milletin birliğine hizmet etmez. 1’inci ve 2’nci maddeyi çekin, gerisini temel kanun olarak görüşelim, birlikte çıkartalım. Bu size dürüstçe ve samimiyetle teklifimiz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan, Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in; Hakkâri Milletvekili Adil Kurt'un; İstanbul Milletvekili Mutafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

3.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in; Hakkari Milletvekili Adil Kurt'un; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporları (1/708, 2/240, 2/262, 2/373, 2/539, 2/934, 2/955, 2/956) (S. Sayısı: 365) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 365 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Buyurun Sayın Vural.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla terörün egemenliğinin meşrulaştırılmak istendiğine ve millet egemenliğine getirilen bu dayatmayı Milliyetçi Hareket Partisi olarak kabul etmelerinin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bir hususu görüşmelere başlamadan önce ifade etmek istiyorum. Türk milletinin temsilcisi milletvekillerine “Hakimiyet kayıtsız, şartsız milletindir.” dediği ve millet egemenliğine dayalı kurduğumuz cumhuriyet hiçbir dayatmaya teslim olmamıştır. Hiçbir dayatmaya teslim olmadan Gazi Meclisin kurduğu cumhuriyetin yasaları da buradaki görüşmelerde hiçbir dayatmanın gölgesi altında olmamalıdır. Hukuk devletinde bir dayatma ile hukuk oluşturulması kabul edilemez.

Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilen ve dilimizi mahkemelerde değiştiren bir maddeyi ihtiva eden bir kanun tasarısı görüşülecek. KCK ile oluşturulmak istenen paralel devlet yapılanmasına yönelik yargılama sürecinde “ana dilde savunma” adı altında yapılan dayatma, maalesef, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine dayatılmaktadır. Oslo sürecinde hazırlanmış protokollerle PKK terör örgütünün talepleri, istekleri yasalar içerisine sokulmak istenmektedir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok ki. Şu anda hangi usule göre söz veriyorsunuz.

BAŞKAN – Oturur musunuz yerinize?

Grup başkan vekili. Sayın Baluken itiraz ediyorsunuz, size söz vermedim mi? Lütfen, bir oturun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Açlık grevleri dayatmasıyla milletin hukuku değiştirilmek istenmektedir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Usul üzerine tartışma açtınız, konuştu.

BAŞKAN – Söz bitsin ondan sonra konuşun Sayın Baluken. Oturun, söz vereceğim size de.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bugün bu yasayla silahın, terörün egemenliği meşrulaştırılmak istenmektedir. İşte, karşı çıktığımız irade bu iradedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak açlık grevleriyle, Oslo’yla, KCK süreciyle Türk milletine, millet egemenliğine yapılan bu dayatmayı hazmetmemiz ve kabul etmemiz mümkün değildir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, usul tartışması açıyorsunuz.

                                       

(x) 365 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BAŞKAN – Size de söz veririz. Grup Başkan Vekili, Sayın Aydın, niye itiraz ediyorsunuz! Her zaman yaptığınız şey.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – İç Tüzük’ün hangi maddesine göre Sayın Başkan?

OKTAY VURAL (İzmir) - Umarım milletvekilleri de o namus ve şeref üzerine yaptıkları yemine sahip çıkarak bu egemenliğe yapılan dayatmayı reddederler. (MHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, ne üzerine konuşuyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Hiç böyle bir usul yok.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Şov yapıyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Burada yasayla ilgili ya da usulle ilgili hiçbir şey söylemiyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Baluken, bir oturur musun yerine lütfen! Söz istiyorsanız sisteminizi açacağım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Açın, söyleyelim.

BAŞKAN – Girersiniz sisteme söz istersiniz. Her zaman yaptığımız uygulama.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Kimse bizi susturamayacak.

SIRRI SAKIK (Muş) – Biraz önce Kamer Genç kalktı bin laf söylediniz.

Şimdi, bakın, bir halkın diline, kültürüne yasak koymak ırkçılıktır, faşizmdir. Bu kadar!

BAŞKAN – Sayın Sakık, bir oturur musunuz yerinize! Önce Grup Başkan Vekilinize saygılı olun! Bir oturur musunuz yerinize!

SIRRI SAKIK (Muş) – Adil davranın siz de!

BAŞKAN – Sayın Genç’in hakkı yok, sizin de hakkınız yok. Grup başkan vekillerine -hep burada geçmişten bu tarafa uyguladığımız şey- her zaman söz istediklerinde verdik. Niye dayanamıyorsunuz! (BDP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğrudur Sayın Başkan.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, siz bize karşı diklenemezsiniz!

BAŞKAN – Önemli bir konu konuşuluyor, tabii ki konuşulacak. Siz mi belirleyeceksiniz!

SIRRI SAKIK (Muş) – Adil davranın.

BAŞKAN - Elini indir aşağıya! Otur yerine!

SIRRI SAKIK (Muş) – Sen otur yerine!

BAŞKAN – Ben yerimde oturuyorum. Otur!

Size mi mahkûm olacağız biz!

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben mi sana mahkûm olacağım ırkçı, faşist, edepsiz adam! Ayıp ya!

 OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Hiçbir dayatma bizi susturamaz.

BAŞKAN – Grup başkan vekili söz istiyor, veriyoruz buradan. Hiç kimseye mahkûm olmayız burada!

Grup başkan vekillerinin konuşmasına niye tahammül edemiyorsunuz! Grup başkan vekiliniz söz istedi de vermedik mi!

Buyurun.

7.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, yasa tasarısının görüşmelerine başlamadan önce İzmir Milletvekili Oktay Vural’a söz vermesinin doğru bir uygulama olmadığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, burada usulle ilgili bir tartışma açtınız, lehte ve aleyhte konuşmalar yapıldı, daha sonra verilen önerge üzerine konuşmalar yapıldı. Bundan sonra da sizin yapmanız gereken, oylamayı alıp ona göre yasanın görüşülmesine geçmek.

BAŞKAN – Tamam.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Siz burada bir siyasi partinin grup başkan vekiline söz veriyorsunuz, grup başkan vekili yasanın içeriği ya da usulle ilgili bütün şeyler tükendiği için alakası olmayan, kendi siyasi düşüncesini yansıtacak şekilde propaganda yapıyor ve siz de buna göz yumuyorsunuz.

BAŞKAN – Doğru.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bu tarzınız, doğru bir tarz değildir.

BAŞKAN – Tarzım doğru. Önceki söyledikleriniz doğru ama tarzım da doğru. Tarzım hakkında söylediğiniz yanlış.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biz Genel Kurulun çalışmasının bu şekilde engellenmesini doğru bulmuyoruz. Bir an önce bu yasanın görüşülmesiyle ilgili grup olarak hassasiyetimiz var. Bu yasayı şu anda bekleyen milyonlarca insan var. Yasanın içeriğiyle ilgili söz verdiğiniz zaman, siyasi partiler kendi  düşüncelerini çıkar kürsüde ifade ederler. Onun takdirini Genel Kurul ve halk yapar. Dolayısıyla burada bir siyasi partinin propagandası üzerinden bu şekilde söz vermenizi biz doğru bulmuyoruz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – İç Tüzük’e göre, sonuna kadar engelleyeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, Sayın Aydın söz istedi, vereceğim. Bir dakika, oturun lütfen.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Biz İç Tüzük’ü biliyoruz.

BAŞKAN - Sayın Baluken, şimdiye kadar Grup Başkan Vekili olarak ne zaman söz istediniz de verilmedi?

Sayın Aydın, buyurun.

O zaman, bundan sonra hiçbir grup başkan vekiline söz vermeyeceğim, dayanabilecek misiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, hukuka uygun sözümüzü kimse kesemez ve bizden de alamaz. Öyle, başkalarına yaptıkları dayatmayı kabul etmeyiz. Hukuk çalışır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hukuka uygun olduğu için sözünüzü de keseriz, müdahale de ederiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hiçbir şey yapamazsınız.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Siz hukuka uygun olarak konuşmadınız. Hukuka uygun olarak konuştuğunuz zaman hiç kimse müdahale etmedi.

BAŞKAN – Buyurun.

8.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın savunma hakkının genişletilmesine yönelik olduğuna ve bir dayatmanın söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, grup başkan vekillerinin konuşmasına bizim de diyeceğimiz bir şey yok, konuşulabilir. Tabii “Bir hukuk çiğneniyor.” deniyor ama, tabii, biz de konuşmalarımıza bakarken hukuku da dikkate almamız lazım; birincisi bu.

İkincisi, değerli arkadaşlar, burada ne resmî dille alakalı ne yargı diliyle alakalı en ufak mahzurlu bir taraf yok. Bunu, özellikle milletimizin birtakım hassasiyetlerini kaşıyarak nifak sokmak bence çok doğru bir şey olmasa gerek.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bak, bak neler de biliyor!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sözünü geri alsın!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bakın, değerli arkadaşlar, Türkiye demokratikleşiyor, Türkiye normalleşiyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi, Anayasa’mızın 36’ncı maddesi, bütün bunlar, Anayasa’mızın aynı şekilde insan haklarına saygılı olma ilkesi olan, cumhuriyetin niteliklerinden de sayılan 2’nci maddesi, bütün bunlar adil yargılanma hakkını bize emrediyor. Burada bir dilin değişikliğinden bahsetmiyoruz. 202’nci maddeden, Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndan bahsedildi. Evet, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 202’nci maddesi var. Bu madde hiçbir şartta, Türkçenin bilinmemesi hâlinde kullanılan bir atıf; hem soruşturmada hem yargılama aşamasında kullanılıyor, bu zaten var. Ama şöyle söyleyelim…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Öyle değil.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Burada bir “ana dil” kavramına da açıklık getirmek istiyorum. Ana dille alakalı bir durum değil. Farzımuhal yurt dışında bulunan soydaşlarımız, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız, anası Türk, babası Türk, ana dili de Türkçe ama Almanca kendini çok daha rahat ifade edebilir ve bir suçla isnat ediliyor ve ona savunma hakkını tanımak zorundasınız. Burada kendini Almancayla ifade edebilme hakkını sunmanız lazım.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Saptırma, saptırma!

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sen hukuku nerede okudun?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bunu sadece belli bir örgütle, sadece belli bir kesimle, sadece belli bir dille değerli arkadaşlar değerlendiremezsiniz. Bu, genel bir ilkedir. Kanunlar geneldir, eşittir; herkese eşit bir şekilde ve genel bir şekilde uygulanır. Hiçbir dayatma yoktur ortada. Kutsal bir hak olan savunma hakkının genişletilmesine yönelik değerlendirme vardır.

Dolayısıyla, bu kanunun, ne Anayasa’ya ne de yasalara aykırı bir durumu yoktur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Aydın, Sayın Oktay Vural’ın ve bizlerin konuşmasından sonra nifak sokmakla suçladı.

BAŞKAN – Ne söyledi efendim?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Nifak sokmakla suçladı.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Kendisi millete nifak soktuğunun farkında değil.

AHMET YENİ (Samsun) – Siz biraz evvel “Nifak.” dediniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kendisi biraz önce ifade etti.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Aynen millete nifak sokuyorsunuz. Bir de ona buna laf atıyorsunuz. Ayıp be!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Müsaade ederseniz, grubumuza atfen söylediği bu söze cevap vermek istiyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şimdi, kendileri az önce ifade etti “Nifak soktu.” diye. Ben şahıslarına sataşmada bulunmadım Sayın Başkan, genel bir ifade kullandım.

BAŞKAN – Sayın Şandır, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. Yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Türk milletine nifak sokuyorsun, nifak! Hesabını vereceksin, millet huzurunda hem de.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar…

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) –  Sahipsiz değil bu millet öyle, sahipsiz değil. Gördük biraz önce nasıl güvendiklerini, kime güvendiklerini. Sen ve senin gibilerine güveniyorlar.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, kendinizi akıllı, milleti kör zannetmeyin. CMUK’un 202’nci maddesi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biz kimseye güvenmiyoruz Sayın Vekil.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Ya, kes sesini be! Kes sesini be!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ne demek öyle?

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Ne olacak? Ne olacak ulan? (MHP ve BDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler ve birbirleri üzerine yürümeler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                       

Kapanma Saati: 16.52
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın Şandır, sataşma nedeniyle söz vermiştik.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Aydın, Milliyetçi Hareket Partisinin endişelerini dile getirmesini “fitne sokmak” olarak suçlamanız, nitelemeniz yakışmamıştır. Böyle bir şeyi size iade ediyoruz. Fitneyi kimin getirdiği burada belli. Mübarek bir günde bu milleti birbiriyle çatıştırmaya siz sebep oldunuz. Milletin takdirine sunarım.

Değerli arkadaşlar, değerli AKP milletvekilleri; vicdanınıza, aklınıza hitap ediyorum: Ana dilde savunma bir egemenlik talebidir.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ne alakası var?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Bugüne kadar yasak olmasını eleştirmeniz lazım.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yoksa mevcut cari hukukumuzda, 202’nci maddede, ana dilinde savunma yapamaya zaten tercüman verilme hakkı var. Bu, Anayasa’mızın 3’üncü maddesine aykırı; devletin dili Türkçe. Devletin tüm işlemlerinde Türkçenin dışında bir başka dilin kullanılması, egemenliğinin tanınmasıdır. Siz bu ülkede Türk milletinin dışında ve onun dili olan Türkçenin dışında bir başka dile egemenlik mi tanıyorsunuz? İşin özü bu. Egemenlik tanımıdır bu. Bu, egemenlik talebidir. Bu da ülkeyi milletiyle, bölünmez bütünlüğüyle parçalamak demektir. Yoksa biz insanlarımızın kendi ana dilini konuşmalarına, öğrenmelerine asla itiraz etmiyoruz ama siz bir topluluğa, topluluk kimliği vererek onun dilini hukuk dili hâline getirirseniz, onun dilini muamelat dili hâline getirirseniz bu ülkeyi parçalarsınız, bu ülkeyi parçalıyorsunuz; bunu söylüyoruz size. Bunun adı fitne değil, bunun adı milletin birliğini savunmadır, Milliyetçi Hareket Partisi bunu sonuna kadar yapacaktır. Bunu bilmenizi istiyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, müsaade edin, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Ama biraz önce Sayın Oktay’a söz verdiğimde itiraz ettiniz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, ismimi de zikrederek “fitne” dedi, ben öyle bir şey demedim.

BAŞKAN – Hangi sözünüz doğru, önce onu bir söyleyin, ondan sonra…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ona ilişkin açıklama…

BAŞKAN - Tüm grup başkan vekilleri… Biraz önceki talebiniz mi doğru, şimdiki mi doğru?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şimdiki talep… Biraz önceki de doğru.

BAŞKAN – Ha, biraz önceki yanlıştı, şimdiki doğru.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, Oktay Bey’i eleştirmedim zaten. Söz verdiğiniz için…

BAŞKAN – Evet, ne için söz istiyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Şandır ismimi de zikrederek, benim başka açıklamalarımı farklı ifade etti. Sataşmadan dolayı söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Yasaya başlayamayacağız Sayın Aydın. Ne söyledi Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Fitne sokmak” diye ifade etti.

BAŞKAN – Siz söylediniz onu, ona cevap verdi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Onu düzelteceğim efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Öyle söyledi, “Nifak sokuyorsunuz.” diye.

BAŞKAN – Sayın Vekilim, niye itiraz ediyorsunuz siz oradan?

Buyurun Sayın Aydın, iki dakika söz veriyorum.

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bakın, arkadaşlar, elimizi vicdanımıza koyalım Allah aşkına ya.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sende vicdan var mı?

AHMET AYDIN (Devamla) – Herkes elini vicdanına koysun. Şimdi, burada, tabii Oktay Bey’in orada konuşmasına ben zaten itiraz etmedim, “O yerindedir.” dedim ama birtakım açıklamalar da yaptım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tabii canım, Meclis Başkan Vekili de yalan söylüyor o zaman!

AHMET AYDIN (Devamla) – “Grup başkan vekili olarak konuşabilir.” dedim ben, birincisi bu.

İkincisi: Tabii, Sayın Grup Başkan Vekili konuşurken, özellikle AK PARTİ’yi, bizleri milletin arasına nifak sokmakla suçladı. Öyle mi, değil mi? Evet, konuşmanızda o şekilde “Böyle yaparak nifak sokuyorsunuz.” dedi, ben “fitne” demedim, bir defa.

İkincisi, dedim ki: “Arkadaşlar, kimse nifak sokmuyor. Lütfen bu konuşmalara dikkat edin, milletin arasına nifak sokmayalım.” Ben de aynı şeyi ifade ettim. Şahsınızı da bir şekilde isnat ederek yapmadım, genel-geçer bir ifade. Siz söylediniz, “Biz böyle bir şey yapmıyoruz ama bu işi hiç kimse yapmasın.” dedim. Birincisi bu.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tutanaklara bak.

AHMET AYDIN (Devamla) – İkincisi, değerli arkadaşlar, devletin resmî diliyle alakalı, yargı diliyle alakalı burada bir mahzurlu, bir sıkıntılı taraf yok.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – O zaman neden değiştiriyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, devletin resmî dili Türkçedir, yargı dili Türkçe yapılır. Burada bütün tutanaklar Türkçe tutulacak, resmî yazışmalar Türkçe yapılacak.

GÜRKUT ACAR (Antalya) - Onu da değiştireceksiniz üç gün sonra.

AHMET AYDIN (Devamla) – “Zaten var olan bir husus” diyorsunuz, madem öyle, evet, 202’nci madde var olan bir husus. Peki, zamanında bu 202’nci maddeyi getirenler bu ülkeyi parçaladı mı, böldü mü eğer zaten var olan bir husus diyorsanız? Bölmedi. Biz de bölmeyiz. Biz, millî birlik ve kardeşlik diyoruz değerli arkadaşlar.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Arkadaşım, bu değişikliği niye getirdiniz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Kardeşliğimizin tesisi diyoruz. Bir insan suçlanacak, en ağır suçla itham edilecek ve o insan kendini savunma hakkını, istediği, rahat ifade edebildiği bir dilde niye yapmasın?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Doksan yıldır bu maddeyle kararlar verildi, nereden çıktı bu?

AHMET AYDIN (Devamla) – “Zaten var olan bir şey.” diyorsanız, biz, bunu, uygulamadaki sıkıntıyı da kaldırmak adına…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Hangi sıkıntıyı?

AHMET AYDIN (Devamla) – Ve sadece birileri için değil, genelgeçer bir ifade, genelgeçer, eşit kullanılacak bir husus. Herkes bu şekilde davranacak ve bu manada da herkesin, değerli arkadaşlar, özgürlükçü davranması lazım.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Hangi özgürlük?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Özgürlük olacak, herkes birbiriyle eşit olacak.

AHMET AYDIN (Devamla) – Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa’nın… 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – Bunu çok görmeyelim.

Dolayısıyla, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ülkeyi bölme özgürlüğün olamaz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, bırakın Allah aşkına!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ülkeyi bölme özgürlüğün olamaz, istersen yüzde 70 oyla gel.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in; Hakkari Milletvekili Adil Kurt'un; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporları (1/708, 2/240, 2/262, 2/373, 2/539, 2/934, 2/955, 2/956) (S. Sayısı: 365) (Devam)

 BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına tümü üzerinde söz isteyen Oktay Öztürk, Erzurum Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında ve özellikle söz konusu tasarının 1’inci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tarihsel süreçte İngilizlerin başını çektiği dünyaya yeni bir düzen verme amacı, günümüzde Avrupa Birliğinin de desteğiyle ABD tarafından yürütülmektedir. Hedefinde ulus devletleri çökertmek, Büyük Ortadoğu Projesi ve Kuzey Afrika projeleriyle, özellikle bu ülkelere atadığı eş başkanlar ve onların parti örgütleri, kendisine bağlı medya organları ve ipi kendi elinde olan terör örgütlerinin işlediği cinayetler aracılığıyla ulus devletler çökertilmeye çalışılmaktadır ve bu çalışma Türkiye'de büyük bir ivme kazanmış ve sonuca yaklaşmış görünmektedir.

Türkiye'de BOP’un Eş Başkanı olduğunu söyleyen Sayın Başbakan, bu bağlamda “PKK ile ben görüşmüyorum, devlet görüşüyor.” demesine rağmen, herkes onun masaya yeni oturmadığını bilmektedir. Bu meselenin gizli saklı yanı da kalmamıştır. Nitekim, ABD’nin Ankara Büyükelçisi, bu işin içinde olduklarını, her tarafta ciddi görüşmeler yaptıklarını itiraf etmiştir. Sevr zihniyetinin hüküm sürdüğü mahfillerde pişen siyaset servise hazırlanmış, geriye bunun halka incitmeden kabul ettirilmesi kalmıştır.

Bu bağlamda, yavaş yavaş ana dilde savunma hakkının tanınması, devlet dairelerinde tercümanın bulundurulması, yer isimlerinin eskiye dönüştürülmesi, mahallî idarelerin özerk, daha sonra da federasyona ve hatta bağımsızlığa geçişte hizmet edecek biçimde düzenlenmesi, Kuzey Irak ve Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak bir Kürt federasyonu ile Türkiye'nin 16 ilinin birleştirilmesi, “Türk” ve “Türk milleti” sözünün bütün resmî mevzuattan çıkarılması, buna karşılık etkili bir Kürt romantizminin yaratılması, terörist canilerin, AKP yöneticileri ve medya organları tarafından sevimli, acınacak ve davalarında haklı kişiler olarak gösterilmesi bölücü emellerin tamamına hizmet etmekte ve mevzi kazandırmaktadır. İşte, bunların devamı olarak bundan sonra da hangilerinin geleceğini bilmiyoruz ama bu kanun da teklif edilen tasarı da bunlardan birisi.

Malumunuz olduğu üzere, yürürlükte bulunan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tercüman bulundurulacak hâller” başlıklı 202’nci maddesine göre “Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir.” denmektedir. Yani mevcut yasal düzenlemede, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeyen sanığa ya da mağdura tercüman imkânı açıkça tanınmaktadır.

Peki, tasarıyla getirilmek istenen ilave düzenleme nedir? Tasarıya göre “Ayrıca sanık, iddianamenin okunması, esas hakkındaki mütalâanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir.”

Kaldı ki tasarının ilk hâlinde yer alan “Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanık,” ibaresiyle “Sanık savunma yapacağı oturumda tercümanını hazır bulundurmak zorundadır.” ibaresi, Milliyetçi Hareket Partisinin ve diğer Komisyon üyelerinin haklı ve güçlü ikazları sonucunda tasarıdan çıkarılmıştır. Şayet bu ibareler de muhafaza edilseydi Türkçe bilen sanığa dahi tercüman imkânı getirileceği gibi, tercümanlar sanık tarafından değil, o sanıkları kontrol eden terör örgütleri tarafından atanacaktı.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıya benzer geçmişte bir başka tasarı daha var. O da şudur: “Türkçeden başka bir dil konuşan Osmanlı uyruklarına mahkemelerde ister sözlü ister yazılı olsun kendi dillerini kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır.” Peki, bu düzenleme hangi belgede yer almaktadır?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sevr’de.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) - Ne hazindir ki bu düzenleme, tek amacı Türk varlığını yok etmek ve tarihten silmek olan Sevr Antlaşması’nın “Kürdistan” başlıklı 3’üncü kesiminde bulunan 145’inci maddesinde yer almaktadır. Buna çok da şaşırmıyoruz ve bu düzenlemeyi çok da yadırgamıyoruz tarafları açısından. Zira, bu düzenleme yapılırken masanın karşı tarafında Türk milletine yeryüzünde hayatiyetini devam ettireceği bir karış toprağı dahi çok gören, kurduğu devleti başına yıkmak için ahdetmiş, böylelikle Türk milletinin üstüne çullanmış İngiliz’i, Fransız’ı, İtalyan’ı başta olmak üzere yedi düvel vardı. Başka bir ifadeyle, Sevr masasının karşı tarafında, vatan şairi Mehmet Âkif’in dediği gibi “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela” türünden yedi bela vardı. Bunları anlıyoruz, bunları yadırgamıyoruz.

Peki, şu anda görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısına ilham kaynağı olan Oslo’daki masanın etrafında kimler vardı? Oslo’daki masanın bir tarafında bebek katili teröristbaşının emriyle hareket eden hainler vardı. Ya, öbür tarafında? Öbür tarafında da bu pazarlık masasını işaret edenleri yalancılıkla suçlayarak şerefsizlikle itham edenler mi vardı?

Bizi kahreden şu ki, şimdi görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı, Sevr’deki amaçlarına ulaşamadığından gözleri açık gidenlerin ruhlarındaki ızdırabı dindirmekten başka hiçbir amaca hizmet etmeyecektir.

Konunun hukuki değerlendirmesine gelirsek: Yürürlükte olan CMK’nın 202’nci maddesindeki mevcut yasal düzenlemede, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeyen sanığa ya da mağdura tercüman imkânı açıkça tanınmış olduğu hâlde, tasarıyla ilave edilmek istenen fıkrayla, sanığa, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde sözlü savunma yapma imkânının getirilmesi amacı hâlâ devam etmektedir. İşte bu durum, Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin hak ve menfaatlerini her zaman ve zeminde savunmayı ilke edinmiş olan partimiz ve diğer, milletvekillerinin kabul edilemez gördükleri bir husustur.

Öncelikle belirtmek isterim ki savunma hakkı en temel haklardan biridir ve belki de birincisidir. MHP olarak biz de savunma hakkının en temel ve en kutsal bir insan hakkı olduğunu samimiyetle benimsiyoruz. Ancak, yine belirtmek isterim ki yargılama yetkisi de devletin en temel yetkisidir. Bu hususun da herkes tarafından tartışmasız olarak bilinmesi gerekmektedir. Hâl böyleyken, sanığa, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde sözlü savunma yapma imkânı tanımak, devletin yargı yetkisini sulandırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. Daha açık bir ifadeyle, sanığın, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde sözlü savunma yapmak istemesi, savunma hakkının daha iyi kullanılması değil, savunma hakkının suistimal edilmesi sonucunu doğuracaktır.

Burada sırası gelmişken vurgulamak isterim ki tasarıyla ilave edilmek istenen dördüncü fıkranın son cümlesinde yer alan “Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamaz.” hükmü, esasen pratik hiçbir anlam ve önem arz etmemektedir. Zira, sanığın başka bir dilde savunma yapmak istemesi bizatihi hakkın kötüye kullanımı demektir. Kaldı ki tasarıda “kötüye kullanılamaz” hükmünün herhangi bir müeyyideye bağlanmaması da ayrı bir eksiklik ve garabettir.

Karşılaştırmalı hukuka gelince: Evrensel insan haklarının temel kaynakları arasında bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi birbirinin bire bir aynısı olan bir hükümle, sanıklara mahkemede konuşulan dili anlamıyor veya konuşamıyorsa bir çevirmenin yardımından ücretsiz olarak yararlanma hakkını tanımaktadır. Bu hak, mahkeme dilini konuşamayan sanıklara, mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla, kendilerini mahkemede kullanılan dilin dışında bir dilde ifade etme imkânını sağlayarak savunma hakkının eşit şartlar altında yerine getirilmesini sağlamaktadır.

Çoğu Avrupa ülkesi hukukunda da benzer hususlar vardır. Bunlardan birisi, mesela, Alman hukukuna göre, mahkemelerde kullanılan resmî dil Almancadır. Bu nedenle, her belgenin Almancaya çevrilmesi gerekir. Taraflardan biri, özellikle sanık Almanca bilmiyorsa bütün yargı işlemlerini çevirecek bir tercüman isteme hakkına sahiptir yani Almanca bilen sanık tercüman isteme hakkına sahip değildir. Avusturya, Bulgaristan, Finlandiya, Fransa, İrlanda, İtalya, İngiltere ve Portekiz gibi ülkelerdeki düzenlemeler de Alman hukukuna benzer ya da paraleldir.

Görüldüğü üzere, uluslararası sözleşmelerde “ana dilde savunma hakkı” adında bir hak olmadığı gibi, Avrupa Birliği üyesi ülke uygulamalarında da böyle bir hakkın verilmesi söz konusu değildir. Daha açık bir ifadeyle, karşılaştırmalı hukukta da devletin dilini bilen, anlayan, konuşan sanığın başka bir dilde savunma hakkı ya da imkânı yoktur.

Konuya ilişkin olarak, ülkemiz ve milletimiz için en önemli milletlerarası hukuk metni olan Lozan Antlaşması’nın 39’uncu maddesi de konu kapsamında değerlendirilmelidir. Lozan Antlaşması’nın 39’uncu maddesinin 5’inci fıkrasında, Türkçeden başka dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacağı belirtilmektedir ancak Lozan Antlaşması’nın söz konusu maddesinde belirtilen kişilerin Lozan Antlaşması’nda tanımlanan ekalliyet, azınlık statüsünde bulunan kişiler olduğuna da şüphe yoktur.

Bugün bazı kimseler tarafından ifade edildiği gibi Lozan Antlaşması’nın 39’uncu maddesiyle bölgesel, yöresel dillere özel ve kamusal alanda kullanım hakkı verilmemiştir. “Bütün Türk vatandaşlarının gerek özel gerek ticari ilişkilerinde, din, basın ve her çeşit yayın konusunda ve açık toplantılarda dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır.” denilmekte, “Resmî dil mevcut olmakla birlikte Türkçeden başka dille konuşan Türk vatandaşlarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için uygun kolaylıklar sağlanacaktır.” hükmünde geçen haklar gayrimüslim azınlıklar içindir çünkü söz konusu madde azınlıklara ilişkin bölümdedir ve sadece gayrimüslimler bundan istifade ederler.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun temeli olan ve uluslararası camia tarafından imzalanarak benimsenen Lozan Antlaşması’nda “azınlık” kavramı yalnızca Müslüman olmayan unsurlar için yani gayrimüslimler için kullanılmış ama bunun dışında herhangi bir etnik ya da kültürel bir grup, kesim ya da kökenden gelenler için kullanılmamıştır. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti için yalnızca Müslüman olmayanlar azınlık statüsüne sahiptirler, diğer etnik kökenleri farklı olan insanlar ya da gruplar böyle bir azınlık hakkına ve statüsüne sahip değillerdir. Lozan Antlaşması’ndan gelen Türkiye Cumhuriyeti modeli böyle bir etnik alt kimlikli yapıya elverişli değildir, bu nedenle de Lozan Antlaşması’nın 39’uncu maddesindeki ifadeleri çarpıtarak bölücü zihniyetlere zemin hazırlamaya çalışmak bilinçli ise ihanet, değilse de ağır gaflettir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son dönemde Sayın Başbakanın söylemleri ile AKP icraatları arasında bağlantı kurmak oldukça zorlaşmış durumdadır. Öyle ki bir yandan terörle kucaklaşan vekillerin dokunulmazlığı kaldırılmaya çalışılırken, diğer yandan görüşmekte olduğumuz tasarıyla PKK’lı teröristlerin taleplerine cevap verilmeye çalışılmaktadır. Acaba teröristbaşının kardeşinin basına yansıyan ifadelerinde de belirttiği gibi, teröristbaşıyla yeni anlaşmalar yapıldı da bunun gerekleri mi yerine getirilmeye çalışılıyor veya AKP yönetimi muhatap değiştirerek bir taşla birkaç kuş vurmaya mı çalışıyor yani yaklaşan seçimler nedeniyle siyasileri değil, teröristleri muhatap alan bir görüntü sergileyerek hem siyasetçileri halk nezdinde yıpratmak hem de teröristleri muhatap alan görüntü ile bölgedeki oy oranını artırmaya mı çabalıyor? Ancak unutulmamalıdır ki bu nevi çabalar, en iyimser ifadeyle, terör ve teröristi legalleştirmeden başka bir sonuç doğurmaz. Unutmayınız ki sizler bu davranışınızla bir yandan ülkedeki bin yıllık kardeşlik hukukunu yok ediyorsunuz, diğer yandan da Türk devletinin binlerce yıllık kazanımlarını hiçe sayarak devletin egemenlik hakkını ortadan kaldırıyorsunuz. Lütfen siyasi düşünmeden biraz aklıselim olmaya çalışınız. Türkiye Cumhuriyeti devleti, öyle masa başında, kolay kurulmadı. Bu devleti kuranların ödediği bedeli ödemeden bölmeye de kimsenin gücünün yetmeyeceğinin bilinmesi gerekir.

Bu bilgiler ışığında, savunmanın hangi dilde yapılacağına dair ilke, kural şudur: Resmî dil bilenler, herhangi bir tercümana gerek olmadan o dilde savunma yapmak durumundadır; resmî dili bilmeyenler ise, ücretini devlet hazinesinin karşıladığı tercüman hizmetinden faydalanabilir. Kuralın bu olduğu dikkate alındığında, Türkiye’deki yasal düzenleme ve uygulamanın bu kurala uygun olduğu ve gündemdeki tasarının hukuken anlamsız ve gereksiz olduğu ortaya çıkmaktadır.

Öyle ise, hiçbir makul hukuk sisteminde kabul edilmeyen bir düzenlemenin, Türk hukuk sistemine âdeta dayatılmak istenmesinin bir nedeni olmalıdır. Bize göre bu neden, terörle ve terörizmle mücadele edemeyip müzakere etme acziyetine düşmüş olan Hükûmetin, ne yazık ki, köşeye sıkışmışlık ve çaresizlik hâlinin bir dışa vurumudur. Ülkemizde yürürlülükte bulunan CMK 202’nci maddesi, uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerimizi karşılamaktayken, bu yükümlülükleri de aşar şekilde yapılmak istenen değişikliğin ne anlam ifade ettiğini değerlendirebilmek için öncelikle konuya ilişkin süreci hatırlatmakta fayda vardır. AKP’nin 30 Eylül 2012 tarihinde düzenlenen kongresinde ilan edilen “2023 Siyasi Vizyonu”nda, “Millî Birlik ve Kardeşlik Süreci” başlığı altında “Ana dilde savunma konusunu yasal bir düzenlemeyle sorun olmaktan çıkaracağız.” şeklinde ifade edilen bir taahhüdün yer aldığı ve bu belgenin ilan edildiği tarihte açlık grevlerinin on sekizinci gününde olduğu hatırlanırsa kanun değişikliği girişiminin siyasi bir saikle hazırlanmış olduğu biraz daha netlik kazanmaktadır. Devletin dilini anlayan ve konuşan sanığın başka bir dilde savunma hakkının olmaması gerekirken benzeri olmayan bu uygulamanın hayata geçirilmeye çalışılması etnik temelde siyaset yapmanın bir tezahürüdür.

5/11/2012 tarihinde gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Başbakan Yardımcısı ve Hükûmet Sözcüsü Sayın Bülent Arınç yaptığı basın açıklamasında, tasarının, bugünkü -yani o günün tarihiyle 5 Kasım- Bakanlar Kurulu toplantısında görüşüldüğünü, Başbakanın Adalet Bakanına tasarıyı geliştirmesi talimatı verdiğini söyleyerek gerçekleri çarpıtmıştır. Bunu müteakip, aynı günün akşam saatlerinde, Hükûmetin açlık grevini ilk kez masaya yatırdığı, Başbakanın ilk kez adım atarak ana dilde savunmaya ilişkin düzenleme yapılması için Adalet Bakanına talimat verdiği doğrultusunda haberler medyada yer almıştır. Oysa Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan tasarının Başkanlığa arz yazısı Hükûmetin çok daha öncesinde bu konuda çalışmalara başlamış olduğunu ve bu haberlerden iki hafta öncesinde, 22/10/2012 tarihinde tasarının TBMM’ye sevk edilmesi kararını aldığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Hükûmetin bu konuya ilişkin çalışmalarda bulunduğunun iki hafta boyunca kamuoyundan gizlendiğini söylemek de mümkündür.

Burada önemle altını çizmek gerekir ki süreç bu yönde işlerken cezaevlerinde tutuklu ve/veya hükümlü olarak bulunan terör örgütü, PKK ve KCK mensuplarının ana dilde savunma talebiyle açlık grevine başlaması ve BDP’li milletvekillerinin de bu eyleme bilfiil destek vermesi manidardır. Daha açık bir ifadeyle, AKP’nin kongresinde verilen mesaj, PKK, KCK, BDP tarafından alınmış ve böylece, yasal değişiklik için uygun ortam hazırlanmıştır. Hükûmetin devlet otoritesini kullanarak sona erdirmesi gereken açlık grevi eylemini söz konusu kanun tasarısıyla terör örgütünün taleplerini karşılamak suretiyle bitirebilmiş olması Hükûmetin içine düştüğü aczi göstermesi bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Terör örgütü mensuplarının “ana dilde savunma” gibi, ana dili Türkçe olmayan herkesi içine alacak bir kapsamda değil de sadece Kürtçe savunma özelinde bir talepte bulunmaları eylemlerdeki talebin bir hak talebi olmayıp etnik imtiyazlı talep olduğunu ortaya koymaya yetmektedir.

Sonuç olarak, değerli milletvekilleri, AKP’nin yanlışları bir bir acı meyvesini vermiş ve umutların üzerini örtmüştür. Maalesef, AKP bölücülerin oyuncağı hâline gelmiş, dayatılan ihanet taleplerini karşılamak için her bahaneye sığınmaya başlamışlardır. Cinayet örgütü PKK, AKP’den ne istediyse almış, neyi umduysa elde etmiştir, vurdukça kazanmış, kazandıkça vurmaya devam etmiştir. PKK, sözde Kürt sorununun kabul edilmesini ve bu çerçevede adımlar atılmasını beklemiş, amacına ulaşmıştır.

Sözün kısası, şu anda tartışmakta olduğumuz yasa tasarısı ne hazindir ki Oslo’da verilen -bize göre yoklukla malul- sözlerden birini daha tutma gayretkeşçiliğinden başka bir şey değildir, MHP ise oynanan tüm oyunların farkındadır ve bu oyunların son perdesine asla izin vermeyeceğiz. (MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar) 

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza Muhakemeleri Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlar, uzun zamandan bu yana kamuoyunda “ana dilde savunma” adı altında tartışılan ve bu noktada ciddi ölçüde, herkesin dikkatini Türkiye Büyük Millet Meclisinin üzerine topladığı bir kanun tasarısıyla ilgili görüşmeler yapıyoruz.

Öncelikle şunun altını çizmekte yarar var: Savunma hakkı her dönemde en kutsal haklardan birisidir. Savunma hakkı hiçbir dönemde doğrudan doğruya siyasetin bir malzemesi ya da parçası hâline getirilmemelidir. Bu konuda, kim ne söylerse söylesin herkes başta bu noktada mutabık olduğunu söylüyor. Savunma hakkının adil yargılanma hakkının bir parçası, bir unsuru olduğunu ve bu çerçevede de hukuk alanının bir kavramı olduğunu, siyaset alanının bir kavramı olmadığını, olmaması gerektiğini söylüyoruz. Şeklî anlamda bu sözleri söylediğimizde, sanıyorum, hepimiz bu noktada birleşiriz, aksini kimse söylemez ama her dönemde savunma hakkına dönük saldırılar doğrudan doğruya siyasetin hukuk alanına müdahale ettiği süreçlerde ortaya çıkmış ve siyasetin hukuk alanına müdahale ettiği her noktada ilk yara alan, ilk darbe yiyen savunma hakkı olmuştur. Bu çerçevede, eğer sorunu bir savunma hakkı konusu olarak görmeyip, hangi pencereden bakarsak bakalım, siyaset alanının bir konusu gibi görmeye başlarsak yanlış yerde dururuz.

Değerli arkadaşlar, bu konuda tartışmalar Türkiye’de kamuoyunun gündemine geldiğinde, ne yazık ki, hukuk alanının bir konusu, savunma hakkının bir konusu olarak değil, siyaset alanının bir konusu olarak gelmiştir. Sıkıntı burada başlıyor. 

Bakın, bir ülkede yargılama dilini tartışmaya açamazsınız. Yargılama dilini tartışmaya açtığınızda o ülkenin egemenlik hakkını tartışmaya açmışsınız demektir ve savunma hakkını, özellikle savunmada kişinin kendisini ifade edeceği dili bir siyasal malzeme olarak görmeye başlarsanız ve siyaset alanının içerisine çekerseniz, o ülkede yargılama dili konusunda her kesimde ciddi tereddütler yaratırsınız. Bugün, Türkiye’de yaşadığımız sıkıntı budur ve bu sıkıntı doğrudan doğruya öncelikle yargının siyasallaştığı bir sürecin sakatlıklarından bir tanesidir.

Değerli arkadaşlar, bakın, şunun net olarak altını çizelim: Devletin resmî dili Türkçedir. Devletin resmî dilinin Türkçe olduğunu, dolayısıyla yargılama dilinin Türkçe olduğunu tartıştıracak herhangi bir duruş, pozisyon Türkiye’nin ciddi biçimde, Türk halkının endişe içerisine düşmesine neden olur. Son süreçte, son dönemde, özellikle savunma alanında yargının siyasallaştığı bir dönemde, özellikle yargıyı siyasallaştıran AKP yargısının yaratıldığı bir dönemde yargıçlar da kendisini savunma hakkını güvence altına alan, hukuk dağıtan kişiler olmak yerine doğrudan doğruya siyasetin aktörü gibi görmeye başladılar. Yargıçlar, kendilerini siyasetin aktörü gibi görmeye başlayınca esasen, mevzuatımız içerisinde doğru yorumlayarak, hukuka uygun yorumlayarak çözüm bulabilmesi gereken meseleler problem olarak ortaya çıkmaya başladı. Bu noktada, kendileri şu veya bu şekilde siyasi olarak yargılandıklarını iddia eden bazı sanıkların da bu konuda mağdur edildikleri iddiasıyla ortaya çıkıp aslında savunma hakkı adı altında doğrudan doğruya süreci siyasallaştırmak istemeleri, ortada ciddi bir gerginliğe yol açmıştır.

Değerli arkadaşlar, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 202’nci maddesi açıktır. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 202’nci maddesini çağdaş bir pencereden yorumlarsanız, yargıç olarak siyasallaşmadan, siyasetin bir parçası olmadan bu işin içerisine girer ve hukukçu gibi yorumlarsanız, bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da savunma dili tartışma konusu olmaz idi ama böyle olmadı. Sanıklar kendilerini siyasetin penceresinden tarif etmeye kalktıklarında yargıçlarla bir başka tuzağa düşmeye başladılar, yargıçlar da o siyasetin penceresinden kürsüde hareket etme ihtiyacı duydular. Sıkıntı burada ortaya çıkmıştır. Önce hepimiz şuna bakacağız: Savunma hakkı kutsaldır, adil yargılanma hakkının bir unsurudur, bir parçasıdır, siyaset alanının konusu değil, hukuk alanının konusudur ve üzerinde inatlaşılacak bir konu değildir.

Değerli arkadaşlar, böyle olunca, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak savunma hakkında kişinin kendisini en iyi şekilde nasıl ifade edebileceği, kendisini ifade edebileceği hususu bir savunma hakkı konusu olarak kabul edilmiştir ancak bunu söylerken hiçbir uluslararası sözleşme “Kendi ülkenizdeki yargılama dilini tartışmaya açın. Böyle bir gerilim, böyle bir çatışma ortamına fırsat verin.” dememiştir.

Değerli arkadaşlar, bakın biz komisyonlar aşamasında şunu söyledik. Bu tasarı ilk gündeme geldiğinde dendi ki: “Yeterince Türkçe bildiği hâlde başka dilde savunma yapmak isteyene şu şu şu şartlarda savunma yapma imkânı tanınır.” dendi. Bakın, temel sakatlık burada. Kanunun kurgusunda dil tartışmasını doğrudan doğruya değişikliğin içine sokuyorsunuz. Bir kişiye Türkçe bildiği hâlde bir başka dilde savunma yapabilme imkânını kanun metnine sokarsanız artık orada yargılama dilini tartışmaya açarsınız. Komisyon aşamasında buna itiraz ettik, dedik ki: Bakın, dille ilgili bir problem varsa, esasen Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 202’nci maddesi çerçevesinde bu iş çözülebilecek iken siyasallaşan yargı nedeniyle, sanıkların olayı siyasallaştırması -yargı sürecinin de parçası olması nedeniyle- bunu bir gerilim vesilesi olarak görmesi nedeniyle kriz buraya geldiyse, çözüm, yargılama dilini tartışmaya açmadan kişinin kendisini ifade edebileceği dilde savunma yapabilmesine imkân tanımaktır dedik. Bunu yaparken de o güne kadar ki tartışmalarda, dili biliyor mu bilmiyor mu diye yargıcın, yargı organının bir tartışmada karar verme merci olmasının yerine kişinin beyanını esas alalım dedik. Kişi Türkçe bilmediğini beyan ediyorsa, “Ben yeterince Türkçe bilmiyorum.” dediği anda bu beyana itibar edilsin ve bunun üzerinde bir tartışma yapılmadan, kişinin kendisini ifade edeceği dilde savunma yapmasına imkân verilsin dedik.

Niye Türkçe bilmediğini beyan etme şartını koymak gerekiyor? Çünkü, arkadaşlar, bu eksende durmaz isek eğer, biraz önce tereddüt edilen yargılama dilini tartışmaya açmak gibi ciddi bir sıkıntı olur. Kişinin bir başka dilde derdini anlatabilmesi, savunma yapabilmesi için, yargılama dili olan Türkçeyle ülkemizde yeterince kendisini ifade edemediğini beyan etmesi gerekir. Yani bir ülkede yargılama dili eğer egemenliğin bir parçasıysa ve kişinin savunma yapabilmesi de savunma hakkının, adil yargılanma hakkının bir parçasıysa, bu konudaki bütün tartışmaları bitirecek en temel çözüm, kişinin beyanında “Evet, ben Türkçe bilmiyorum, yeterince Türkçe bilmiyorum. Başka şekilde kendimi ifade etmek istiyorum.” demesinin yeterli olacağı bir uygulamayı, bir düzenlemeyi yapmaktı. Bu konuda kanun teklifi verdik, ancak maalesef, komisyon aşamalarında değişiklik teklifimiz kabul edilmedi. Daha sonra, bu ikazlarımızın belki etkisiyle, metinden “Türkçe bildiği hâlde” kelimeleri çıkarıldı Genel Kurula gelirken, ama aynı kurgu devam ediyor. Yani kişinin dili tartışma konusu yapabileceği bir sakatlık metinde devam ediyor. Kaygılar buradan, sıkıntılar buradan.

Sorun savunma hakkı mı? Sorun kişinin kendi savunmasını rahatça anlayabildiği ve anlatabildiği dilde yapması mı? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi kişinin anlayabildiği ve anlatabildiği dilde savunma yapmasını esas mı alıyor? O zaman, buyurun “Yeterince Türkçe bilmediğini beyan eden kişiye bedeli devlet tarafından karşılanmak suretiyle tercüman tayin edilir.” diyelim, bu hakkın kötüye kullanılmasına da müsaade etmeyelim, teklifimizde olduğu gibi “Bu hak kötüye kullanılamaz.” diyelim. Şu veya bu şekilde bunu esnetmeye çalışıp, bunu yine siyasetin bir parçası hâline getirmeye çalışan anlayışlara da imkân vermeyelim, fırsat vermeyelim diye bir önerge verdik, kabul edilmedi.

Değerli arkadaşlar, gelinen bu şekliyle problem çözülmüş değildir. Gelinen bu şekliyle artık hâlâ aynı sıkıntı devam etmektedir ve problemi çözen değil, büyüten bir uygulamayla karşı karşıyayız ve bu sebeple bu düzenlemeye karşı çıkıyoruz.

Bir başka önemli nokta: Getirilen düzenlemeyle, soruşturma aşaması ile kovuşturma aşamasında farklılık getirilmiştir. Daha önceden de devam eden süreçte soruşturma aşamasında kişinin kendisini ifade edebilme, Türkçe bilmediğini beyan eden kişinin, soruşturma aşamasında bu haktan yararlanabilme imkânı da ortadan kaldırılmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede, maddeler üzerinde görüşme yapılırken de temel yaklaşımımız şudur, değişiklik önerisi yine verilecektir:

1) Resmî dilin Türkçe olduğunu tartışmayacağız.

2) Yargılama dilini tartışmaya açacak bir düzenleme yapmayacağız.

3) Kişinin Türkçe bilmediğini beyan etmesi hâlinde, o kişinin kendisini ifade edebileceği şekilde tercümandan yararlanma imkânını sağlamak durumunda kalacağız.

Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye uzun zamandan bu yana savunma hakkı ihlalleriyle karşı karşıya. Her alanda çok ciddi biçimde savunma hakkının ihlal edildiği bir hukuk süreci, soruşturma ve kovuşturma süreci yaşıyoruz. Bunun tek sebebi yargının doğrudan doğruya siyasallaşmasıdır, yargının doğrudan doğruya siyasetin kontrolü altına girmesidir. Bundan kaynaklanan ciddi problemler yaşıyoruz. Düzeltilmesi gereken birçok husus var. Hazır bu konu gelmişken bu hususların da düzeltilmesi gerektiğini komisyon aşamalarında ifade ettik.

Bakın, bir gizli tanık terörü var Türkiye’de. Gizli tanık, hukuk sistemine engizisyonun armağan ettiği bir sistemdir. Engizisyon mahkemelerinde tanıklar perdenin arkasında dinlenirdi, Orta Çağ hukukudur. Perdenin arkasında dinlenen tanığın kim olduğunu sanık bilmez. Bugün gizli tanık uygulamasında yaşananlar bundan farklı değildir. Gizli tanıkta tanığın ne sesini ne görüntüsünü ne kim olduğunu anlaması mümkün değil sanıkların. Kişiyle husumeti var mı yok mu, gerçekten doğru söylüyor mu söylemiyor mu, bunu test edebilme imkânı olmadan bir davayı gizli tanık üzerine kuran soruşturma ve kovuşturma sürecinden adalet çıkmaz. Bu süreçten adalet değil, sadece ve sadece cinayet çıkar, hukuk cinayeti çıkar, başka bir şey çıkmaz. Bu gizli tanık uygulamasına son verelim istedik, bunlarla ilgili getirdiğimiz değişiklik teklifleri de kabul edilmedi.

Değerli arkadaşlar, delillerin en çok tartışılan konulardan birisi sahte delillerle yapılan soruşturmalarda sahte gerekçelerle kurulan hükümler. Son dönemde bunu çok yakından görüyoruz. Delillerin sahteliğini tartışmayan bir yargılama süreci var. Bilirkişi incelemesi yapmadan, birbiriyle çelişen delilleri, birbiriyle çelişen raporlardaki çelişkiyi gidermeden hüküm kurulup müebbet hapis on beş yıl, on sekiz yıl, on üç yıl hapis cezasına çarptırılan sanıklar var, hükümlüler var. Böyle bir süreçte adalet olmaz. Bilirkişi incelemesi ve delillerin sıhhatini sağlayacak düzenlemelerle ilgili öneriler verdik, bunlar da kabul görmedi.

Sayın milletvekilleri, duruşma yasağıyla sanığın duruşmadan men edildiği, avukatının duruşmaya sokulmadığı bir yargılamada savunma hakkının güvence altında olduğundan bahsetmek mümkün mü? Şunu unutmayalım: Hepimize bir gün savunma hakkı ve hukuk lazım olabilir. “Bugün bana değilse benden sonrası tufan.” deyip “Kimin başına, ne gelirse gelsin.” sorumsuzluğuyla hiç kimsenin hareket etmesi mümkün değil. Bakın, ne olursanız olun, kim olursanız olun bir gün mahkeme önüne sanık olarak çıkmak herkes için mümkündür. Onun için yapacağımız en önemli nokta savunma hakkı ihlallerini ortadan kaldıracak ve savunma hakkını güvence altına alacak uygulamaları hayata geçirmektir.

Türk yargı pratiği savunma hakkının ihlal edildiği değil, düzeltiyorum, Türk yargı pratiği savunma hakkının yok edildiği bir yargı pratiğine dönüşmüştür ve bu çerçevede Türkiye uluslararası kuruluşlar içerisinde hukuka saygı ve hukukun üstünlüğü konusunda Uganda’nın dahi gerisinde kalmıştır. Uganda’nın dahi gerisindeyiz hukukun üstünlüğü ve hukuka saygı konusunda. Bu konuda Genel Kurul aşamasında da çeşitli önerilerimiz olacak.

Değerli arkadaşlar, bakın, daha üç gün önce avukatların bürolarına hukuka aykırı olarak baskın yapıldı. Daha üç gün önce avukatların büroları baro temsilcisi huzurunda, avukatların huzurunda, doğrudan doğruya savcıyla aranabilecekken, bütün bu hukuki güvenceler yok sayılarak, baskın yapılarak arandı. Avukatlara saldırının bu kadar meşrulaştığı; meşrulaşmadığı, açıkça bu ihlallerin açık açık yürütüldüğü bir ülkede savunma hakkından bahsetmek, bahsedebilmek mümkün mü?

Dün 42 tane genç İskenderun’da gözaltına alındı. 42 tane gencin İskenderun’da gözaltına alınma sebebi, onların sadece ve sadece yurtsever olmaları, antiemperyalist olmaları, bu topraklara yabancı çizmelerinin gelmesine itiraz ediyor olmaları. Hani bir dönem 6’ncı Filo’ya karşı mücadele eden gençlik ruhu vardı ya, işte o gözaltına alınan 42 tane gencin yüreğinde hâlâ 6’ncı Filo’ya karşı direnen gençlerin mücadeleci ruhu var. Onları tebrik ediyorum, alınlarından öpüyorum hepsini. (CHP sıralarından alkışlar) E, tabii, o dönemde 6’ncı Filo’ya direnen gençlere karşı da Müslümanlık adına onları boğazlamak için üzerlerine yürüyenler vardı. Aynı şekilde, kendilerini öyle tarif edenlerle Amerikancıların ittifakını yine yaşıyoruz Türkiye’de, yine böyle bir ittifakla karşı karşıyayız ama ne mutlu ki o inançla mücadele eden gençlerin ruhu ve mücadele azmi de devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, bir tane yargıç çıktı, açıklama yaptı, diyor ki… Oktay Kuban’a -gazetede çıktı, yazdılar- emir gelmiş, Ankara’dan, talimat vermişler, demişler ki: “Bunları tutuklamazsan, bu askerleri tutuklamazsan seni perişan ederiz, sana şunu yaparız, bunu yaparız.” Önüne gelen dosyayı hukuk vicdanı kabul etmemiş ve dönmüş bütün bu tehditlere rağmen hukukçu olarak vicdanının sesini dinlemiş ve başına gelecek şeylerden çekinmeden ona göre hareket etmiş.   O hâkimi sürmüşler görevinden, etmedik  eziyet bırakmamışlar. Ama, tarihe not düşüyorum, vicdanı olan hâkimlerin önünde saygıyla eğiliyorum, ne yaparsanız yapın hukuk er geç hâkim olacak.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Karatepe dosyasında da tarihe not düşmüştünüz Bülent Bey. Hiç kafanızı yormayın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 17.46


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Murat Bozlak, Adana Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde konuşmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarı, Ceza Usul Yasası ile Ceza İnfaz Yasası’nda değişiklik öngörmektedir. 15 maddeden ibaret olan tasarının sadece 1’inci maddesi ile geçici 2’nci maddesi Ceza Usul Yasası’yla ilgili olup diğer maddelerin tamamı İnfaz Yasası’yla ilgilidir. İnfaz Yasası’yla ilgili maddeler konusunda ana muhalefet partisiyle iktidar partisi arasında önemli sayılacak bir ihtilaf yoktur.

Üzerinde kıyamet kopartılan madde, Ceza Usul Yasası’nın 202’nci maddesinde kısmi bir değişiklik öngören, tasarının 1’inci maddesidir. Diğer bir deyimle, kısıtlı da olsa ana dilde savunmayı gündeme getiren maddeye ilişkindir.

Değerli milletvekilleri, kişinin yaşamın her alanında ana dilini kullanması insan olmaktan kaynaklı en doğal hakkıdır. Ana dil hakkı, temel, evrensel bir haktır. Ana dil hakkı, yaşam hakkı  kadar kutsal bir haktır. Bu hakkın kullanımı hiçbir kişi ya da makamın onayına, iznine, icazetine tabi tutulamaz.

Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı yapısı ülkemizin zenginliğiyken 1924 Anayasa’sıyla birlikte ne yazık ki ülkenin bu zenginliğine, çoğulcu yapısına son verilmiş, Türk-Sünni kimliğine dayalı tek tip bir ulus yaratma çabasına girişilmiştir. 1924 Anayasası ve ondan sonraki anayasalara hakim olan tekçi anlayış sonucu yürürlüğe konulan yasalarla Türkçe dışındaki ana diller yok sayılmış, baskı altına alınmış, asimile edilmeye çalışılmış ve kamusal alanın dışına itilmiştir.

Devletin özellikle de Kürt dili konusunda hassasiyeti çok daha üst düzeyde seyretmiş, bir dönem Anayasa’nın getirdiği tek tip belirlemesiyle yetinilmeyip 20 milyon Kürt’ün yaşadığı Türkiye'de 2932 sayılı Yasa’yla Kürt dili açık bir biçimde yasaklanmıştır. Milyonlarca yurttaşın ana dilinin yasaklanması ne büyük bir utançtır. Ne yazık ki bu ülkenin insanları bunu yaşamıştır. Daha da ötesi, tam demokratik bir düzende komik sayılacak gülünç uygulamalarla karşı karşıya kalınmıştır. Türkçe bilmeyen yurttaşa Türkçe öğreteceğiz diye özel kampanyalar hazırlanıp uygulamaya konulmuştur. İlkokul öğrencilerinin öğretmenleri tarafından sınıfta, okulda, sokakta, hatta evde ana babasıyla Kürtçe konuşmasına yasak konulmuştur. Küçücük çocukların muhbir olarak kullanılmalarından dolayı ileride uğrayacakları travmalar düşünülmeden hocaların görevlendirdiği muhbir öğrencilere, ilkokula giden öğrencilerin evlerinde anneleriyle, babalarıyla, kardeşleriyle Kürtçe konuşup konuşmadığının tespiti için pencere diplerinde kulak misafirliği yaptırılmıştır. Bu yolla, evlerinde dahi Kürtçe konuştukları için küçücük çocuklar öğretmenleri tarafından kendilerine şiddet uygulanarak cezalandırılmışlardır. Bu küçücük muhbirlerin mağdurlarından biri de benim. Evde Kürtçe konuştum diye öğretmenim bana dayak atmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu ülkede “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyaları özel olarak yürütülmüştür. “Türkçe konuş çok konuş” sloganlarıyla bu ülkede ırkçı kampanyalar düzenlenmiştir. Kürtçe şarkı dinlemek bölücülük propagandası olarak yargılama konusu yapılmıştır. Daha düne kadar Kürtler ana dillerinde şarkıyı, türküyü gizli gizli dinliyorlardı. Aramalarda ele geçirilen aşk türküleri suç delili sayılıyordu. Türkçe bilmeyen Kürt annesi güç bela gittiği ceza evinde ziyaret ettiği çocuğuyla bir kelime dahi konuşmadan geri gönderiliyordu. HADEP Genel Başkanıyken Mardin ili Derik ilçesinde halka hitaben “…”(x) Derikliler dediğim için yargılandım. Bir tek kelime Kürtçe kullanmanın suç sayıldığı dönemlerden geçtik. Kürt dili üzerindeki devletin yasaklayıcı tutumu hâlâ ne yazık ki devam etmektedir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, Kürt halkı, dili ve kültürü üzerindeki bütün yasaklara, baskılara, asimilasyon politikalarına şiddetle karşı çıkmış, hiçbir zaman da kabullenmemiştir. Bu baskıcı ve yasaklayıcı zihniyete karşı Kürt halkı dün de, bugün de yaşamın her alanında ana dilini ve kültürünü savunmuş, bu konuda yapılan haksızlıklara karşı sokakta da, cezaevinde de, mahkemelerde de direnmiştir. Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasakların kısmen kaldırılması, inkârdan kısmen vazgeçilmesi, devletin Kürt dili ve kültürüne ilişkin zihniyet değişikliğinden kaynaklanmayıp tamamen Kürt halkının ağır bedeller ödeyerek bu konuda yürüttüğü demokratik mücadelesinin bir sonucudur, gelip geçen hükûmetlerin bir lütfu asla değildir. Devletin bu konudaki zihniyetinde köklü bir değişim olmamıştır. Özü itibarıyla devlette bu zihniyet hâlâ  devam etmektedir. Ne yazık ki BDP dışındaki muhalefet partileriyle iktidar partisi katı bir şekilde bu zihniyetin temsilini yapmaya devam etmektedirler. Tasarının Parlamento gündemine geldiği andan itibaren tasarının görüşüldüğü İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Adalet Alt Komisyonu ve Adalet Komisyonunda kıyametleri kopartan ana muhalefet partisi, tasarının yargılama dilini değiştirmediğini, çift dilliliği getirmediğini, Anayasa’ya aykırı olmadığını, üniter devlet yapısını bozucu bir düzenleme olmadığını bildiği hâlde Kürt diline karşı olan tutucu ve ona ana dil hakkını yok sayan yaklaşım ile gerçekleri çarpıtarak kamuoyunu yanıltmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Kürt sorunu Türkiye'nin en temel ve acil çözüm bekleyen başat sorunudur. Rahmetli Özal aynen şunu söylüyor: “Kürt meselesi çözülmeden büyük devlet olamayız. Daima ayağınızın altında bir taş, sizi götürmez bir tarafa. Birçok taraftan şu veya bu şekilde gagalanırsınız. Türkiye’nin büyümesini, gelişmesini düşünen herkes bunun çözülmesi için yardımcı olmalıdır. Bu iş artık ‘vatan, millet, Sakarya’ söylemleriyle çözülmez. Mantıklı, geçerli, değişen dünya şartları içerisinde çözümümüzü oturtmamız lazım.”

Rahmetli Özal’ın dediği gibi Kürt sorunu Türkiye’nin en temel ve acil çözüm bekleyen başat sorunudur. Bu sorun siyasi, hukuki ve insani boyutları olan devasa bir sorundur. Elbette ki çözümü de siyasi olacaktır, politik olacaktır. Çözümü anayasal ve yasal bazda ciddi değişiklikler getirecektir. Sıradan, Ceza Usul Yasası’nın bir tek maddesinde yapılacak bir değişiklikle çözülecek bir sorun değildir. Kürtlerin ana dillerinde savunma hakkından bahsettiği için bu madde değişikliği ile kıyameti koparanlar Kürt meselesinin çözümü masaya yatırıldığında acaba ne yapacaklar, işin doğrusu merak ediyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarı Kürt sorununu çözmeye yönelik bir tasarı değildir, tasarıyı getiren Hükûmetin de böyle bir iddiası yok.

KCK davalarında yargılanan sanıklar ana dillerinde savunma talebinde bulunmuş, mahkemeler de bu talebi kabul etmemiş, sanıklar ana dilde savunma yapma noktasında direnince birçok mahkemede yargılamalar tıkanmış durumdadır. Keza, kısa bir müddet önce cezaevlerinde yaşanan açlık grevlerinde dile getirilen taleplerden biri de ana dilde savunma idi. Hükûmet tasarı ile yaşanan

                                   

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir  kelime ifade edildi.

tıkanıklığı gidermek istiyor, somut bir olayı kendisince aşmaya çalışıyor. Tasarı, bize göre, son derece kifayetsiz, yetersiz, eksik; ana dilde savunmaya ilişkin kalıcı, köklü, dört başı mamur bir çözüm getirmeyen, sadece karşı karşıya kalınan somut bir durumu aşmaya yöneliktir. Bu anlamda da canıgönülden desteklediğimiz bir tasarı asla değildir. Küçük, somut bir duruma çözüm getireceği ve açlık grevlerinin riskli bir noktaya geldiği bir dönemde gündeme getirilen bu küçücük adımı da önemsedik.

Değerli milletvekilleri, tasarının uluslararası boyutu ile iç hukuktaki boyutuna kısaca değinmek istiyorum: 24 Temmuz 1923 yılında imzalanıp Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen Lozan Anlaşması’nın 39’uncu maddesi aynen şöyledir: “Madde 39 – Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları, Müslümanların yararlandıkları aynı yurttaşlık hakları ile siyasal haklardan yararlanacaklardır.

Türkiye’de oturan herkes, din ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşit olacaktır.

Din, inanç ya da mezhep ayrılığı hiçbir Türk uyruğunun yurttaşlık haklarıyla siyasal haklarından yararlanmasına, özellikle kamu hizmet ve görevlerine kabul edilme, yükseltilme, onurlanma ya da çeşitli mesleklerde ve iş kollarında çalışma bakımından bir engel sayılmayacaktır.

Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde; din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama olmayacaktır.

Devletin resmî dili bulunmasına rağmen, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır.” Lozan Antlaşması’nın 39’uncu maddesinin ilk üç fıkrası, görüldüğü gibi, Müslüman olmayan Türk yurttaşlarına hak tanımaktadır. Bu üç fıkrada özellikle “Müslüman olmayan yurttaş” belirlemesi yapılmaktadır. Bunun nedeni de daha sonra gelen iki fıkrayı bu üç fıkradan ayırmaktır.

39’uncu maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında belirtilen haklar tüm yurttaşlar içindir. "Müslüman-gayrimüslüman ayrımı bu iki fıkrada yapılmamıştır. Lozan Anlaşması’nın 39’uncu maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Devletin resmî dili bulunmasına rağmen, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır.” hükmü tam tamına doksan yıldır bu ülkede ihlal edilmektedir.

Kürtlere ana dillerinde savunma yapma hakkı tanımamak için bu madde hükümleri bilinerek ve istenerek uygulanmamıştır. Lozan Antlaşması’ndan bugüne değin gelip geçen bütün hükûmetler antlaşma hükümlerini ihlal etmişlerdir. Ana dilinde savunma yapmak isteyen sanıklara bu hakkı tanımayan hâkimler, savcılar, yargı mensupları suç işlemişlerdir. Ana dilde savunma için başka bir uluslararası belge aramaya gerek yok, işte size Lozan Antlaşması. Lozan Antlaşması hükümlerine uyulmuş olsaydı bu tasarıya gerek kalmayacaktı.

Değerli milletvekilleri, demokratik bir adım atmak için muhakkak uluslararası sözleşme ve anlaşmalarla bir yükümlülük altına girmiş olmamız gerekmediği gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine verdiği bir ihlal kararının olmasını aramak da doğru değildir. Bu yaklaşım, bu anlayış son derece tutucu ve statükocu bir anlayıştır. Bu yaklaşımla, bu anlayışla Türkiye’yi demokratikleştirmek mümkün değildir. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bize böyle bir yükümlülük getirmemiş. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda aleyhimize verdiği bir ihlal kararı ortada yok iken bu düzenlemeye ne gerek var?” diyen yaklaşım esasen Türkiye’yi küçümseyen bir yaklaşımdır, “Biz Avrupa’dan daha mı demokratız?” diyen yaklaşımdır.

Değerli arkadaşlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi asgari hakları içermektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde belirtilen standartların üstüne çıkmak her zaman için mümkündür, ileri demokrasi de bu standartların üstüne çıkmakla olur. Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi meseleye dil hakları bakımından değil, sadece adil yargılama açısından bakan bir sözleşmedir. Bu nedenle Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi 1201 sayılı Karar’la Bakanlar Komitesine dil ve kültürel haklarla ilgili ek bir protokol düzenlenmesini tavsiye etmiştir. Bunun üzerine hazırlanıp 1992 yılında imzaya açılan Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı 1998’de yürürlüğe girmiş, bugüne değin Avrupa Konseyi üyesi 24 ülke tarafından imzalanmış olup imzalayıcı 11 ülke de bu anlaşmayı kendi ülkelerinde uygulamaktadır. Uluslararası dayanak arayan arkadaşlar bu anlaşmaya da bakabilirler.

Değerli arkadaşlar, tasarı mevcut hâliyle büyük eksiklikler barındırmaktadır. Tasarının 1’inci maddesinde ana dilde savunma imkânı yargılama boyunca sadece iki noktada, iddianamenin okunmasından sonra sanığın yapacağı savunma ve savcının esas hakkındaki mütalaası üzerine yine sanığın yapacağı savunma için öngörülmüştür. Bu iki hâl dışında yargılamanın diğer süreçlerinde bu hak sanıklara tanınmamaktadır. Bilindiği gibi Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’na göre, yargılama, soruşturma ve kovuşturma olmak üzere iki temel evreden oluşmaktadır. Davanın açılıp açılmayacağının kararlaştırıldığı savcılık ve emniyet safhasını kapsayan soruşturma aşamasında sanığa en iyi bildiği dilde kendisini savunma imkânı verilmemektedir. Bu evrede tanınmayan bir hakkın bundan sonraki aşamada tanınması yargılama bütünlüğü açısından ve adil yargılanma ilkesi açısından sakıncalıdır. Bu hakkın yargılamanın tüm aşamalarında tanınması gerekir. Yargılamanın kovuşturma evresinde de bu hakkın kovuşturmaya ilişkin tüm işlemlerde tanınmaması önemli bir eksikliktir.

Ceza muhakemesi esas itibarıyla sözlü usule tabi olmakla birlikte yazılı savunma pratikte en çok başvurulan, özellikle de yargılama sırasında bilirkişi raporları ve tanık beyanlarına karşı kullanılan bir yöntemdir. Bu bakımdan sözlü savunmada tanınan bu hakkın yazılı savunmada tanınmaması ayrı bir eksikliktir. Tercüman ücretinin devlet tarafından karşılanmaması, bu imkândan parası olanların istifade etmesi, parası olmayanların mağdur olmasına yol açacağı gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de aykırıdır. Keza bu hakkın yargılama sürecini uzatmaya matuf olarak kullanılamayacağı gerekçesiyle hâkime takdir yetkisi tanınması bu yetkinin keyfî olarak kullanılması ihtimaline de açıktır. Bu hakkın kullanılıp kullanılmayacağı tamamen sanığın iradesine bırakılmalıdır.

Hapis cezasının infazının ertelenmesine ilişkin değişiklik içeren tasarının 3’üncü maddesiyle infaz sisteminde iyileştirme değil, suç tipi ayrımı yapılarak 3713 sayılı Kanun kapsamında yer alan suçlardan hükümlü olanlar aleyhine özel bir düzenleme öngörülmektedir. Tasarıyla, 3713 sayılı Kanun kapsamında yer alan suçlardan hükümlü olan gebe kalanlara negatif ayrımcılık yapılmış ve bu kişilerin ceza infaz kurumunda kalarak geçici de olsa infazlarının ertelenmesi engellenmiştir. Bu durum analık haklarıyla çocuk hakları bakımından yeni bir ihlal yarattığı gibi açık bir ayrımcı muameleye de yol açıcı niteliktedir.

Tasarı metninde, maruz kaldığı ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen mahkûmların -toplum güvenliği bakımından- cezasının infazının iyileşinceye kadar geri bırakılması, cezaevi yöneticilerinin, sanığın toplum güvenliği bakımından tehlike teşkil edip etmeyeceği kanaat ve kararına bağlanmış olması da bu hakkın kullanılmasını ciddi anlamda engelleyici, hatta ortadan kaldırıcı niteliktedir. Bu hakkın kullanımı cezaevi idaresinin takdirine bırakılmayıp rapor tek başına yeterli sayılmalıdır.

Tasarının 4’üncü maddesinde yapılan değişiklik infazda iyileştirme değil, mevcut maddeden geriye gidilerek infaz rejimini daha da ağırlaştırmaktadır. Erteleme talebinin kimi suçlar için, özellikle de 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar için kabul edilmeyeceğinin öngörülmüş olması eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, mahpusların işledikleri suçlar bakımından farklı infaz rejimlerine tabi tutulmayacağına ilişkin Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun kararlarına da aykırıdır.

Tasarı ile 5275 sayılı Kanun’un 51’inci maddesinde yapılan değişikliklerin ödüllendirme olarak kabul edilmesi pratikte olumsuz sonuçlar yaratacak niteliktedir. Ödüllendirme yolu, ödülü verecek olan kurum mensuplarının hükümlüler üzerinde tahakküm oluşturmasına, başka bir deyimiyle pratikte çokça başvurulan itirafçılığın yaygınlaştırılmasına yol açacak niteliktedir.

Belirttiğimiz eksiklerin sayın Genel Kurulca giderilmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Recep Özel, Isparta milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

365 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Getirilen düzenleme muhalefet cephesinde büyük bir haksız eleştiriye maruz kalmaktadır. Peki, bu eleştiriler yerinde mi, endişe yerinde mi? Eleştirilerde haklılık payı var mı?

Herhâlde daha önce de, buna benzer düzenlemelerde olduğu gibi, muhalefet yine “Türkiye bölünüyor.”, “Üniter yapımız tehlikeye giriyor.”, “Taviz veriliyor.” gibi söylemlerde hep bulundu. Peki, bunların sonucunda netice ne oldu? Türkiye Cumhuriyeti daha da güçlendiği gibi daha sağlam temellere kavuştu. Öyle, korku cumhuriyeti ve korku imparatorluğu ile bir yere varmamız mümkün değildir.

Bizler Osmanlı torunlarıyız. Bütün tebaasına bütün imkânları ve hakları en geniş manada vermiş ve asırlar boyunca kardeşlik hukuku içerisinde sürmüş bir devlet tecrübesine sahibiz.

Sanki, mahkemelerde Türkçe dışında hiçbir dil kullanılmıyordu, sanıklar sadece Türkçe kullanmak zorundalardı.

Devletimizin resmî dili Türkçedir, yargılama dili de Türkçedir ve hep böyle kalacaktır. Bundan kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın.

Şu anda öyle bir tablo çiziliyor ki, mahkemelerde, Türkçe bilmeyen Kürt vatandaşlarımız sanki hiç Kürtçe konuşmuyorlar, Kürtçe savunma yapmıyorlar. Böyle bir şey yok. Türkçe bilmeyen vatandaşlarımız veya yabancı uyruklular kendi ana dillerinde ifadelerini veriyor, savunmalarını yapıyorlar.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sorun ne?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Tercüman vasıtasıyla bunlar Türkçeye çevrilip dosyalarına giriyor. Şimdi getirilen bu yeni düzenlemeyle farklı bir şey mi geliyor acaba? İnanın hiçbir şekilde farklı bir düzenleme gelmiyor.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Niye getiriyorsun o zaman? Madem farklı bir şey getirmiyor, niye getiriyorsun? 

RECEP ÖZEL (Devamla) – Açıklayacağım şimdi niye getirdiğimizi.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Yani KCK’nın tehdidine boyun mu eğiyorsunuz?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Şu anda devam eden birtakım yargılamalar sanıkların ifadesi alınamadığından dolayı kilitlenmiş durumda. Sanıklar kendi dillerinde ifade vermek istediklerini ve kendi dillerinde savunma yapacaklarını söylemişlerdir. Mahkemeler, sanıkların bu taleplerinin karşılanmasında şu anda yürürlükte bulunan mevzuat anlamında herhangi bir engel olmamasına rağmen, maalesef bu talepleri yerine getirmemiş ve yargılamalar neredeyse kilitlenmiş ve ilerleyememektedir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Balyoz’da da öyle oldu. Balyoz’da niye söylemediniz? Dürüst değilsiniz. İşinize geldiği zaman…

RECEP ÖZEL (Devamla) – İşte, uygulamadaki bu aksamayı gidermek amacıyla işbu düzenleme yapılmaktadır. Düzenleme ile aslında mevcut -yürürlükte bulunan- mevzuata göre çözümlenebilecek bir mesele daha açık, daha sarih bir ifade kullanılarak kaleme alınmış ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202’nci maddesine fıkralar ilave edilerek iddianamenin okunması ve esas hakkında mütalaanın verilmesi üzerine sanığa sözlü savunmasını kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilme imkânı getirilmektedir. Bu imkândan faydalanmak isteyen sanıklar tercüme giderlerini kendileri karşılayacak olup tercüme hizmetleri adli yargı adalet komisyonları tarafından düzenlenen listelerden oluşturulacaktır. Böylece de tercüme hizmetleri bir düzene ve kaliteye kavuşmakta, yargı hizmetlerinde daha iyi hizmet edecek bir yapı oluşturulmaktadır.

Türkiye çok farklı etnik topluluklardan oluşup toplumda sınıfsal farklılıklarımız var, cinsiyete dayalı farklılaşmalarımız var, siyasal pozisyonlar var, ideolojik pozisyonlar var, dinî farklılıklar var. Bu farklılıkları ille de problem olarak tanımlamak da gerekmiyor. Bir de etnik farklılıklar var. Bu etnik farklılıkların toplumsallaşması ve siyasete yansıma biçiminde problem var, sıkıntı var. Bunlar karşısında AK PARTİ iktidara gelene kadarki hâkim yaklaşım bizatihi bu farklılıkların bir problem olarak algılanması, dolayısıyla inkâr veya bertaraf edilmesi şeklinde tecelli etmiştir.

Bugün ise -Türkiye farklı etnik topluluklardan oluşuyor- bu etnik toplulukların adını koymak gerekir. Adını koyduğumuz bu etnik toplulukların etnik temelde tanımlanmış ferdî ya da kolektif düzeyde birtakım hakları olabilir. Biz bu hakları ulus devletin üniterliğine ve değişmezlerine asla zarar vermeden tanımak istiyoruz ve böylece, bir toplumsal barış sağlamak, Türkiye’nin kanını emen, kaynaklarını sömüren, toplumsal barışı tehdit eden terör problemini ortadan kaldırmak istiyoruz. Şiddeti bir problem çözme metodu olarak da kabul etmiyoruz çünkü şiddet hangi amaçla ve hangi gerekçeyle olursa olsun demokratik siyasetin kabul edemeyeceği bir araçtır. Daha doğrusu, siyasetin hiçbir şekilde aracı değildir.

Hiçbir etnik gruba özel bir hak verilmemeli, bu topraklardaki herkese temel hak ve özgürlükler eksiksiz verilmelidir. Temel hak ve özgürlük bağlamında tanınan bir hak böyle görülerek verilmediği zaman ya da vaktinde verilmemiş bir hakkın geç teslimi olarak eğer topluma anlatmazsak bunun bir kesim tarafından taviz olarak algılandığı görülmektedir. Hâlbuki bu bir taviz veya lütuf değil bir haktır ve hakkın zamanında teslim edilmesi de gerekmektedir. Eğer bir topluluğun basit bir hakkı dahi zamanında teslim edilmemişse daha sonra çok büyük talepler ve meselelerle karşı karşıya gelinir ve bu durumda, o haktan talep edenlerin temsilcileri genelde bu hak ihlalini gerekçe kılarak taraftar toplayan fanatik yapılanmalar oluşturabilmektedir.

Bunu sadece 202’nci maddede yapılan değişiklikle inhisar etmeyi görüşmekte olduğumuz tasarıya da biraz haksızlık olarak algılamak gerekir. Zira, yapılan değişiklik ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16’ncı maddesinde düzenlenen hapis cezasının infazının hastalık nedeniyle ertelenmesi hâllerine yeni bir erteleme nedeni getirilmektedir. Yürürlükteki düzenlemeye göre, ceza infaz kurumunda mahkûmun hastalığının mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil etmesi hâlinde hapis cezasının infazı mahkûm iyileşinceye kadar geri bırakılmaktadır. Bu düzenlemeye ilave olarak eklenen yeni bir fıkra ile ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettirememe hâli de infazın ertelenebilmesi nedenleri arasına alınmaktadır. Bu gerekçeyle, infaza ara verilmesi, ertelenmesi, geri bırakılması için cumhuriyet başsavcılığınca hükümlünün toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı değerlendirilmesinin yapılması gerekmektedir.

Diğer bir düzenleme ise… Yürürlükte bulunan hükümlere göre üç yıl ve daha az süreli hapis cezaları için öngörülen erteleme miktarı, kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise  beş yıl veya daha az süreli hapis cezaları bakımından düzenlenmekte, mevcut altı aylık erteleme süresi en fazla iki yıla çıkarılmaktadır. Erteleme her defasında bir yılı geçmemek üzere en fazla iki kez uygulanabilecektir. Erteleme yapılabilmesi için hükümlünün çağrı üzerine gelmesi ve talepte bulunması gerekmektedir. Erteleme kararı cumhuriyet başsavcılıkları tarafından verilecektir. Erteleme imkânından terör suçlarından mahkûm olanlar, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan mahkûm olanlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm  olanlar, mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına karar verilenler ve disiplin veya tazyik hapsine mahkûm olanlar bu haktan faydalanamayacaklardır. Bu düzenlemeyle, yürürlükteki cezasının infazı, hükümlü ve ailesi için mahkûmiyetin amacı dışında ağır bir zarara neden olacağı anlaşılma gerekçesi kaldırılmakta, mahkûm hiçbir gerekçe göstermeden, yukarıda belirtilen hapis cezaları sınırlı olmak üzere erteleme talebinde bulunabilecektir.

Yürürlükte bulunan düzenleme zorunlu ve çok ivedi hâllerde cumhuriyet başsavcılığınca altı ayı geçmeyen sürelerle infaza ara verebilmektedir. Getirilmekte olan yeni düzenlemeyle, zorunlu ve çok ivedi hâller arasına ana, baba, eş veya çocuklarının ölümü veya bu kişilerin sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle ailesinin ticari  faaliyetlerinin yürütülebilmesinin imkânsız hâle gelmesi durumu da eklenmektedir.

Yürürlükte bulunan düzenlemede üç yıldan fazla hapis cezalarının infazı için doğrudan yakalama emri çıkarılmaktadır. Değişiklikle üç yıllık sınır kasten işlenen  suçlarda korunmakta, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıla çıkarılmaktadır.

Ceza infaz sistemindeki ödüllendirme sisteminin esas ve usulleri tüzükle belirlenmekte iken, bu kez ödüllerin ne olduğu yasa maddesinde bizzat sayılmaktadır. Getirilen yeni ödül sistemindeki uygulama ile kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan evli hükümlülerin eşleriyle ceza infaz kurumu idaresinin yakın nezareti olmaksızın mahrem bir şekilde görüşme yapması ödül olarak düzenlenmektedir. Bu düzenlemede evli hükümlüler en geç üç ayda bir kez olmak üzere, üç saatten yirmi dört saate kadar bu imkândan faydalanabileceklerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öte yandan çocuk hükümlüler de ana ve babasıyla veya vasisiyle kurum ya da eklentilerinde en geç iki ayda bir kez olmak üzere üç saatten yirmi dört saate kadar ceza infaz kurumu personelinin yakın nezareti olmaksızın aile görüşmesi yapabilecektir.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Apo da yapacak mı görüşmeyi?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Ödüllendirme sisteminin usul ve esasları ile bu ödüllerden yararlanmanın kapsam ve şartları suç türleri dikkate alınarak yönetmelikle belirlenecektir.

Yapılan yeni değişiklikle açık ceza infaz kurumundan ayrılan hükümlülerin nakillerinde kurum görevlisi olmaksızın kendilerinin açık ceza infaz kurumuna gitmeleri sağlanmaktadır.

Yürürlükteki mevzuata göre açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülere aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini ve dış dünyaya uyumlarını sağlamak amacıyla yılda en çok 3 kez izin verilmekteyken işbu tasarıyla, izin hakkı 4’e çıkarılmaktadır.

Ayrıca, tutuklu ve hükümlülerin ana, baba, eş, kardeş veya çocuğunun ölümü hâlinde veya bu yakınlarının yaşamsal tehlike oluşturacak önemli ve ağır hastalık hâllerinin veya deprem, su baskını, yangın gibi felaketler nedeniyle zarara uğradıklarının belgelendirilmesi koşuluyla verilen izinler esnasında hükümlünün veya tutuklunun geceleyin konaklaması gerektiğinde, bu konaklama mevcut düzenlemede, gittiği yerdeki ceza infaz kurumunda veyahut da bulunmaması hâlinde kolluk tarafından belirlenen güvenlikli bir yerde, bu da genellikle karakol veya nezarethane oluyordu ve hiç hoş olmayan durumlar meydana geliyordu. Bunu bir nebze de olsun önlemek amacıyla, tutuklu veya hükümlünün kendi evinde veya yukarıda sayılan yakınının evinde veya güvenli görülen başka bir yerde konaklamasına, gidilen yerin valisi karar verecektir.

Bir başka düzenleme ise, mevzuatımızda infaz süresi kapalı ceza infaz kurumunda geçirilen süre, açık ceza infaz kurumunda geçirilen süre ve koşullu salıverilme tarihi ile bihakkın tahliye tarihi arasındaki süre olmak üzere üç aşamadan oluşmaktadır.

Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezaların infazı, belirli şartları taşıyan hükümlülerin topluma uyum sağlamalarının kolaylaştırılması ve yeniden suç işleme risklerinin azaltılması için kişiye göre belirlenmiş denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle, koşullu salıverilme tarihinden belirli bir süre önce ceza infaz kurumundan salıverilmelerini ifade etmektedir.

5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesine göre, hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla, açık ceza infaz kurumunda cezasının son altı ayını kesintisiz olarak geçiren ve koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına  infaz hâkimi tarafından karar verilmektedir.

Açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamayan veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri gönderilen iyi hâlli hükümlüler, açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarının oluşmasından itibaren en az altı aylık sürenin geçmiş olması durumunda da aynı haktan yararlanabilmektedirler.

Getirilen yeni uygulamayla, geçici bir süre, bu da 31 Aralık 2015 tarihine kadar, biraz önce belirtmiş olduğum altı aylık süre şartı aranmayacak ve bu hükümlüler, talepleri olması hâlinde, derhâl denetimli serbestlik uygulamasından faydalanabileceklerdir.

Bu düzenlemeyi bekleyen birçok hükümlü bulunmaktadır. Bu uygulamanın bu hükümlüler için hayırlı olmasını diliyorum. İnşallah denetimli serbestlikte beklenen amaç tam manasıyla hasıl olur ve cezaevine bir daha geri dönmezler.

Yargı, önce maddi gerçeği tam olarak ortaya çıkarmak, hükmü de buna uygun olarak oluşturmakla yükümlüdür. Dolayısıyla sanık, tanık ve yargının bütün süjeleri, yargılamaya dair olan her özne, kendisini en iyi hangi dilde ifade ediyorsa öyle ifade edebilmelidir. Aksi durumda mahkemenin gerçeği tam olarak ortaya çıkaramayacağı, dolayısıyla eksik hüküm kuracağı açıktır.

Adil yargılanma hakkının ihlal edileceği gerçeği de başka bir sorundur. Şu anda yürürlükte bulunan ve uygulanan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202’nci maddesinin (1)’inci fıkrasına göre “Sanık veya mağdur meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyor ise mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığı ile duruşmadaki iddia ve savunmasına ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir.” denmektedir. Bu hüküm aslında mahkemeye sanık veya diğer öznelerin ne ölçüde Türkçe bildiklerini tespit görevi veren bir hüküm olmayıp ifadesine başvurulan kişinin, sanığın kendisini en iyi ifade ettiğini düşündüğü dilde yargılama sürecine katılmasını mümkün kılan bir hak düzenlemesidir.

Türkiye’de şu anda yürürlükte bulunan mevzuata ve hukuk düzenine göre ana dilde savunma yasağı diye bir yasak olmamasına rağmen, sanki böyle bir yasak varmış gibi ortaya çıkan bir sorun, bir mesele var ki olmayan sorun ve meseleyi yasal düzenlemeyle çözmeye çalışıyoruz. Bu da Türkiye’ye özgü bir durum herhâlde.

FARUK BAL (Konya) – Biraz önce konuşanı dinlemedin herhâlde, biraz önce konuşanı.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bunu şu anda yargılamada devam eden mahkemeler mevcut mevzuata göre çözme imkânları varken çözmedikleri için bizim önümüze gelmiştir, Türkiye’nin gündemine gelmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi asgari standartları içermektedir, öngörmektedir. Bu nedenle, sözleşmeye taraf devletler insan haklarının korunmasının sağlanması amacıyla daha kapsamlı düzenlemeler yapmakta serbesttir, yapabilirler. Dolayısıyla, tasarıyla öngörülen düzenlemeler savunma hakkının bir gereği olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden daha ileri bir düzenleme getirmektedir. Tasarı savunma hakkının gereği gibi hayata geçirilmesi hususunda önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Kaldı ki savunma hakkını genişletmeye yönelik olan bu tasarı Anayasa’mızın 2’nci maddesinde yer verilen millî dayanışma ve adalet anlayışı, insan haklarına saygılı olma ve demokratik hukuk devleti ilkelerinin de bir gereğidir.

Bir defa daha tekrarlamak istiyorum: Getirilen düzenlemeyle yargılama dili değişmemektedir. Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti devletimizin resmî dili ve yargılama dili Türkçedir. Tasarıdaki bu düzenlemeyle Anayasa’mızdaki “Hak arama hürriyeti” başlığı altında 36’ncı maddesinde düzenlenen ve temel haklar ve ödevler arasında sayılan savunma hakkının daha iyi kullanılabilmesi ve uygulamada karşılaşılan birtakım sorunların giderilmesine yönelik olarak savunma hakkını güçlendirici bir adım olarak kabulü gerekmektedir. Ayrıca tasarı, itirazlara konu edildiği gibi ana dilde savunma hakkı tanıma amacı güden bir düzenleme de öngörmemektedir. Zira, yurt dışında yaşayan birçok vatandaşımızın Türk anne ve babadan dünyaya gelmesine karşın yurt dışında doğmaları ve uzun yıllar yurt dışında yaşamaları nedeniyle Türkçeyi iyi kullanamadıkları gibi, Türkiye’de de kendi ana dili Türkçeden başka bir dil olmasına karşın yeterince o dile vâkıf olmayan kişiler bakımından benzer durumlar söz konusu olabilmektedir. Bu nedenlerden, iş bu tasarıda kullanılan “kendisini daha iyi ifade edebileceği dil” kavramı “ana dil” kavramından daha geniş bir çerçeveyi ifade etmektedir. Bu nedenle artık Türkiye temel hak ve özgürlükler bakımından muhtelif uluslararası belgelerle sözleşmelerde belirlenmiş asgari standartlardan daha üst standartları hedef almakta ve böylece bu standartların üstündeki düzenlemelerle standartları belirlenen bir ülke olmadığını da bu düzenlemeyle göstermektedir.

Getirilmiş olan düzenlemenin, tasarının ülkemize, milletimize, yargı sistemimize hayırlı olmasını diliyor, bir kez daha Mevlit Kandilinizi kutluyorum. Hayırlı günler diliyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Tasarının tümü üzerinde şahsım adına söz aldım değerli arkadaşlar, sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Tabii tümü üzerinde dört siyasi parti de grupları adına konuşmaları yaptılar. Sanıyorum bizleri izleyen vatandaşlarımız da az çok yasanın aslında ne için getirildiğini anlamıştır diye düşünüyorum.

Ben şöyle gireceğim konuya: Şimdi, mevcut uygulama, yasalarımızda, Türk Ceza Kanunu’nda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde -ki bir tanesi biliyorsunuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bir tanesi Birleşmiş Milletlerin Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi- bu konuyla ilgili mevcut yükümlülükler -ki biz Türkiye olarak ikisine de tarafız- mevzuatımızda bunlar ne kadar var, ne kadar yok?

Ben şimdi şöyle düşünüyorum: Bir eksiğimiz var demek ki yani Türkiye'de bir yanlış var. Türkiye'de vatandaşlarımız mahkemelerde, adliyede, savcının karşısında, hâkimin karşısında veya kolluk kuvvetlerinin karşısında yeterince kendilerini ifade ederken bizim mevzuatımız onların savunma haklarını yeterince garanti altına almamış ve eksiğimiz var. Bizi izleyen vatandaşlarımız bunu öyle düşünüyordur diye değerlendiriyorum. Bakın, bizim Ceza Muhakemesi Kanunu’muzun 202’nci maddesi, mevcut (1)’inci fıkra duruyor yani (1)’inci fıkra yerinde duruyor, birtakım ilaveler geliyor. Şimdi, (1)’inci fıkra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesindeki ilgili fıkra (E) ya da (F) fıkrası olabilir, onun karşılığı. Yine, taraf olduğumuz -az önce bahsettim- Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi Birleşmiş Milletlerin, biz de 2000 yılında sanıyorum taraf olmuşuz, onun da 14’üncü maddesi var. O 14’üncü madde de hemen hemen benzer yükümlülüğü taşıyor, diyor ki: “Mahkemede kullanılan dili anlamıyor veya konuşamıyorsa bir kişi, tercümanın parasız yardımından faydalandırılır.” Türkiye'ye bunu da yükümlemiş.

Şimdi, (1)’inci fıkraya bakıyorsunuz, değerli arkadaşlar, hepimiz okuduğumuzda şunu görüyoruz: “Meramını anlatacak kadar Türkçeyi bilmeyen bir kişiye mahkeme tarafından tercüman atanır ve bedeli devlet tarafından karşılanır.” diyor. Ben de uygulamadan geldim, burada hukukçu arkadaşlarımız var, onlar da mutlaka karşılaşmıştır, bugüne kadar bu kapsamda yani Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların bize yüklediği yükümlülükler ve mevcut, Türkiye'deki bizim yasal mevzuatımızdaki hükümler kapsamında bir sorunla karşılaştınız mı? Türkiye'nin 81 ili, 7 bölgesi yani burada arkadaşlarımız var, Güneydoğu’daki illerimiz için konuşayım, Hakkâri’nin herhangi bir köyündeki vatandaş, Mardin’in, Van’ın, Siirt’in, Bingöl’ün bir köyündeki vatandaşımız mahkemeye gittiğinde -adli veya cezai mahkeme- veya bir kolluk kuvvetine gittiğinde “Ben Türkçeyi bilmiyorum…” Türkçeyi bilmemesi devletin ayıbıdır. Yani bizim devletimiz… Anayasa’mızın 42’nci maddesinin son fıkrası var, ne diyor? Orada “Eğitim ve öğretim kurumlarında Türkçeyi tüm vatandaşlarına okutacak…” Hatta orada şunu diyor: “Türkçe dışında başka bir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında hiç kimseye ana dilini resmî dil olarak okutamazsınız.” diyor, yani bağlamış zaten. Ama devlet olarak sen eksik yapmış olabilirsin görevini -biz Türkiye Cumhuriyeti olarak- ve vatandaşlarımızın bir kısmı Türkçeyi bilmiyor olabilir. Yani herhangi bir insan adliyeye gittiğinde hâkime “Ben bilmiyorum yeterince Türkçeyi ve kendimi ifade edemeyeceğim.” dediğinde neyle karşılaşıyor değerli arkadaşlar? Derhâl tercüman tayin ediliyor mu, edilmiyor mu? Derhâl tercüman tayin ediliyor. Hiçbir sorun var mı? Hiçbir sorun yok. Bakın, sorun başka -yani az önce de konuşuldu- sorun ne? Yani Türkiye, bugünkü, bugüne kadar olan uygulamalar nedeniyle, az önce bahsettiğim o iki tane uluslararası anlaşmanın da tarafı olmamız vesilesiyle herhangi bir mahkûmiyet kararı almış mı? “Ya, yanlış yapıyorsunuz, işte bize bu konuda birtakım davalar geliyor ve bu davalarda Türkiye’de siz vatandaşın adil yargılanma hakkını…

SIRRI SAKIK (Muş) – Bugün basında var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 65 bin euroya mahkûm ettiği.

TURGUT DİBEK (Devamla) - … savunma hakkını engelliyorsunuz.” diye bir mahkûmiyet kararı var mı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden değerli arkadaşlar?

 SIRRI SAKIK (Muş) – Kürtçeden dolayı 65 bin euroluk mahkûmiyet var.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Yok, yok.

Bakın, kimse kimseyi kandırmayacak. Burada, biz… AKP’nin birtakım yerlerde yapmış olduğu anlaşmalar var, görüşmeler var. Şimdi bu görüşmeler kapalı kapılar ardındaydı, ta ki Oslo’ya kadar. Yani Oslo’da zaten beşe kadar yapılmış.

Sayın Başbakanı -hatırlıyorum- zaman zaman buradan da söyledim kürsüden, özellikle referandum sürecinde, buradan da söyleniyor, Kayseri var, Samsun var… Yani Sayın Başbakan, bunlar dile getirildiğinde “Ya, siz terör örgütüyle oturuyorsunuz, konuşuyorsunuz ve bunun meşruiyeti nerede, yasal dayanağı nerede?” diye insanlar sorguluyor. Ne konuşuyorsunuz? Bir şey konuşuyorsanız, çıkacaksınız, diyeceksiniz ki: “Yasal dayanağı bu, Anayasa’nın şu maddesi, yasaların şu maddesine göre ben şu pazarlıkları yaparım.” Vatandaş sorguluyor, bizler sorguluyoruz, basın sorguluyor.

 Başbakan şunu söylüyordu “Bunları ileri sürenler şerefsizdir.” diyordu. O anda, Sayın Başbakan bunları söylerken, gönderdiği özel temsilcileri pazarlık yapıyordu değerli arkadaşlar. Şimdi, ben bunları söyleyince… Ben bunları komisyonda da zaman zaman söylüyorum, aslında söylemekten de üzülüyorum ama sizin de hoşunuza gitmiyor. O görüşmelerde -ses kaydı veya yazılı görüşmelerde- her şey konuşulmuş. İşte onun uzandığı sonuç, iş buralara kadar gelmiş, arkasından neler gelecek sizler de göreceksiniz, hep beraber göreceğiz. Yani orada -teröristlerin ismini söylemeyeyim ama- Oslo’da PKK’lılarla bizim devletimizin… Sayın Başbakan diyor ya “Biz görüşmüyoruz Hükûmet olarak.” Kim görüşüyor? “Devlet görüşüyor, devletin yetkilileri görüşüyor.” Gerçi gönderdiği kişi o zaman Başbakanlık Müsteşar Yardımcısıydı şu anda MİT Müsteşarı Sayın Fidan ama başka yetkililer de var. Bakın, değerli arkadaşlar, orada bir PKK’lı diyor ki görüşmelere katılan: “Ya, bu konuları, sizden talep ettiğimiz konuları en kısa zamanda çözmenizi istiyoruz.” Peki, bizim yetkilimiz ne diyor? Okuyorsunuz veya dinliyorsunuz “Ya, sizin talepleriniz çok geniş, geniş bir skalaya yayılmış. Yani Anayasa değişikliği var, teröristbaşının serbest kalması var, işte ana dilde eğitim ve diğer konular var. Yani, bunları bizim, Türkiye'de üç ayda, altı ayda, bir yılda -hatta iki yılı da söylüyorum, üç ay, altı ay, bir yıl ve iki yıl- mümkün değil. Ya biz bunları nasıl geçireceğiz? Türkiye'de muhalefet var, halka nasıl anlatacağız?” diyor. Şimdi, buradan bir normal hafızası olan ve normal zekâsı olan bir vatandaşımız şunu sorgulayamaz mı değerli arkadaşlar: Aslında onları kabul etmiş bizim yetkililerimiz yani bu pazarlığı, bu görüşmeleri yapanlar, aslında PKK’yla, oradaki yetkilileriyle PKK’nın bu konuları “Aslında biz, evet, yapacağız, yapacağız da bizim bir sorunumuz var. Bizim sorunumuz zaman sorunu, başka bir sorunumuz yok, bizim zamana ihtiyacımız var.” demekten başka bir şey söylemişler mi o görüşmeler içerisinde? O görüşmeler içerisinde arkadaşlar bunlar da var, bakın, bunlar da var. Şimdi, AKP’li milletvekili arkadaşlarımızın, ben inanıyorum, şu gelen düzenlemeyi hiçbiri içine sindirmiyor, bunu tüm içtenliğimle söylüyorum, sindirmiyor fakat siyasi bir talep, siyasi bir düzenleme ve maalesef burada biraz gözü budaktan sakınmama var. Yani AKP iktidarı, Hükûmet, Başbakan, kimse artık… Geldi değil mi, bunu geçireceksiniz.  Fütursuzca bir yaklaşım, doğru değil. Komisyonda da söyledik “Bu, olmaz.” Hatta -işte, maddeler görüşülmeye başlayınca önergemiz var- alt komisyonda önerge verdik. Bu işi çözelim; gelin, birinci fıkrayla yeniden, sıfırdan çözelim. Gelin bu ülkede bu tartışmayı yaratmayalım. Önergemiz çok netti. Yani şimdi siz, birinci fıkra orada durduğu yerde duruyor, ardından ne diyeceksiniz bu millete? Orada diyor ki “Türkçe bilmeyen için bu haklar var.” Ve bu haklar tüm uluslararası anlaşmalara göre tanınmış. Ee o zaman, Türkçe bilmesine rağmen insanlara siz mahkemelerde istediği dili kullandırmaya kalkarsanız… Arkadaşlar, Anayasa’nın 3’üncü maddesi “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” diyor. 4’üncü maddesi “değişmez” diyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Senin Anayasa’n ırkçıdır, tekçidir. Ne yapalım yani, ona mı mahkûm olalım?

TURGUT DİBEK (Devamla) – 42’nci maddesinin son fıkrasını az önce söyledim; açın, bakın. Yani “Türkçe dışında hiçbir dil eğitim ve öğretim kurumlarında okutulamaz.” diyor değerli arkadaşlar “Ana dil olarak okutulamaz.” diyor.

Şimdi, bu mevzuat çerçevesinde siz, Anayasa’ya aykırı olan bu düzenlemeyi nasıl geçireceksiniz buradan?

Şimdi Komisyonda -alt komisyon, üst komisyon- konuştuk. Profesör arkadaşlarımız geldi, hocalarımız geldiler. Bakın, bir tek bilim adamı “Bu yasa Anayasa’ya aykırı değildir.” diyemedi. Hele hele bir komedi yaşandı en son ana komisyonda. İzzet Hocam ve diğer hocamız sanıyorum -Ben kendileriyle zaten burada karşılaşmıştım- ana komisyona gelemediler, kaçtılar. Daha doğrusu gönderildiler ki, kendilerine şu sorulmuş: “Hocam, işte ne diyeceksiniz? “ “Vallahi biz komisyonda, alt komisyonda ne dediysek, söyledik. Anayasa’nın ilgili maddeleri değişmeden bunu yasayla yapamazsınız. Yasayla dolanarak Anayasa’yı değiştiremezsiniz. Biz bunu söyleyeceğiz.” Onlara şu söylenmiş: “Peki Hocam, o zaman teşekkür ediyoruz katkılarınız için. Siz işinize bakın.” denilmiş. Biz bağırdık, çağırdık hocalar geldiler.

Bakın arkadaşlar, Anayasa’ya aykırı bir düzenleme, yani bunun… Yani bir laf var ya hani söylüyoruz zaman zaman “Kral çıplak, ötesi yok.” Bu düzenlemede ısrarcı olmayın. 1’inci madde dışındaki maddelere Cumhuriyet Halk Partisi olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) - Sayın Başkanım, bir otuz saniye daha verirseniz…

1’inci madde dışındaki maddelere bir itirazımız yok arkadaşlar. Yani 2’nci maddeye de var tabii 1’le bağlantılı olan 2’nci maddeye. Diğer maddeleri biz zaten destekliyoruz. Onlarla ilgili daha iyileştirici önergeler vereceğiz yani 5275 kapsamındaki düzenlemelerde bir sorun yok ki,  biz de destek veriyoruz, MHP de destek verecek.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, şahsı adına söz isteyen Hakan Çavuşoğlu, Bursa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 365 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın geneli üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ olarak yola çıktığımız tarihten itibaren Türkiye’nin demografik gerçeklerini nazara alarak, farlılıkları bir zenginlik olarak gördük. Farklı toplumsal kesimleri reddeden tek tipleştirici, homojen bir ulus inşa etmeye dönük, baskıcı ve inkârcı siyasi yaklaşımları elimizin tersiyle ittik. Ülkemizin birlik ve bütünlüğünün daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük ile sağlanacağını benimseyen bir siyasi yaklaşım ortaya koyduk. Bugün artık, tabu olarak kabul edilen ve yıllarca halının altına süpürülen sorunlar rahatlıkla konuşulmakta, çözüme dönük adımlar atılmakta, böylelikle çevreyle merkez arasındaki makas kapanmakta, Türkiye normalleşirken devlet millet kucaklaşması yaşanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, müzakere ettiğimiz tasarı hakkındaki tartışmalar başka bir dilde savunmaya ilişkin, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklik etrafında yoğunlaşmış ise de Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un muhtelif maddelerinde çağdaş ceza ve infaz hukukunun gereklerine uygun olarak gerçekleştirilen değişiklikler gözden kaçırılmamalıdır. Bu nedenle, tutuklu ve hükümlüler lehine getirilen yeniliklerden bahsettikten sonra tasarının çerçeve 1’inci maddesinde öngörülen savunma konusundaki değişikliklere değineceğim.

Sayın milletvekilleri, tasarının yürürlüğe girmesiyle birlikte cezaevi koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyecek düzeyde ağır hasta ve sakat olan hükümlüler için infazın ertelenebilmesinin yolu açılmakta, hükümlü ve tutuklulara ödül olarak eşleriyle görüşme olanağı tanınmakta, böylelikle ceza infaz kurumlarında bulunan yaklaşık 40 bin evli hükümlü ve tutuklunun eşleriyle mahrem bir şekilde zaman geçirmelerine imkân sağlanarak aile birliğinin korunması hususunda önemli bir adım atılmaktadır.

Yine, çocuk hükümlüler için de ana babasıyla aile görüşmesi yapabilmelerinin önü açılarak çocukların sağlıklı gelişimine katkı sunulmaktadır.

Diğer yandan, ölüm veya hastalık nedeniyle mazeret izni verilen hükümlü ve tutukluların valilik kararıyla gittikleri yerde kendi evlerinde ya da bir yakınının evinde veyahut güvenli görülen bir başka yerde gece konaklayabilmelerinin önü açılmaktadır.

Ayrıca infazın ertelenmesiyle ilgili mevcut koşullar genişletilmekte, doğrudan yakalama emri düzenlenmesinin sınırları daraltılmakta, iyi hâlli hükümlü ve tutuklular için azami ziyaret süresi, tek kişilik odada televizyon bulundurma gibi ödüllendirme alternatifleri getirilmektedir.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da yapılması öngörülen bu düzenlemelerle bir yandan hükümlülerin dış dünyayla daha iyi ilişki kurmaları ve toplumsal hayata uyum sağlamaları amaçlanmakta, diğer yandan da eksiksiz demokrasi için yürüdüğümüz yolda biraz daha mesafe katetmeyi amaçlamaktayız.

Sayın milletvekilleri, tasarının çerçeve 1’inci maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202’nci maddesinde değişiklik öngörülmekte, sanığa iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilmesine olanak sağlanmaktadır. Öte yandan, sanık meramını anlatabilecek düzeyde Türkçe bilse bile savunmasını kendisini daha iyi ifade ettiğini beyan ettiği dilde yapmak istediği takdirde tercüman masraflarının sanık tarafından karşılanması öngörülmektedir.

Sayın milletvekilleri, bu değişikliğin amacı savunma hakkının genişletilmesi, Anayasa’nın 36’ncı maddesinde hükme bağlanan hak arama hürriyeti ve tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde hükme bağlanan adil yargılanma hakkının tam anlamıyla hayata geçirilmesidir.

Yargı, maddi gerçeği tam olarak ortaya çıkarmak, hükmü de buna uygun olarak oluşturmakla yükümlüdür. Dolayısıyla sanık kendisini en iyi hangi dilde ifade ediyorsa öyle ifade edebilmeli ki mahkeme gerçeği tam olarak ortaya çıkarsın ve yanlış hüküm kurulması tehlikesiyle karşılaşılmasın. Kendisine isnat edilen bir fiil nedeniyle cezalandırma tehdidiyle sanık sandalyesinde oturan kişi, savunmasını her türlü kaygı ve endişeden uzak, güven içerisinde, ifade etmek istediklerinin anlaşılmayacağı tereddüdünü taşımadan yapabilmelidir. Böyle bir savunma ise, ancak sanığın kendisini daha iyi ifade edebileceği bir dilde yapabilmesiyle mümkün olacaktır.

Hâl böyle olmakla birlikte, gerekçesi savunmayı güçlendirmek olan değişikliğe amacını aşan anlamlar yükleyerek “ülke bölünecek” tezviratında bulunmak, bir kez daha ülke gerçeklerine sırtını dönerek konuyu istismar zeminine çekmekten başka bir şey değildir.

Sayın milletvekilleri, öte yandan, öngörülen değişikliğin dünyanın hiçbir ülkesinde uygulamasının bulunmadığını ileri sürmek ülke gerçeklerine yabancı olunduğu gibi dünyada yaşananlardan da bihaber olmaktır.

FARUK BAL (Konya) – Söyle, söyle.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Örneğin, Kosova ve Makedonya cumhuriyetlerinde yaşayan soydaşlarımız meramlarını anlatacak düzeyde Arnavutça ya da Makedonca bilseler dahi Türkçe olarak savunma yapabilmektedirler.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Onların egemenlik iddiası yok, devlet olma iddiası yok.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Şimdi değişikliğe karşı çıkanlara soruyorum: Yarın, Kosova ya da Makedonya “Üniter yapımız tehlikede, bölünme riski taşıyoruz” iddiasıyla bu haktan soydaşlarımızı yararlandırmak istemediği takdirde soydaşlarımızın bu hakkını nasıl savunacaksınız?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ya nereye gittin ya? Ne alakası var?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Yanı sıra Rodos’ta, İstanköy’de, Köstence’de, kısaca dünyanın muhtelif yerlerinde böyle bir talebi bulunan soydaşlarımıza ne cevap vereceksiniz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CELAL ADAN (İstanbul) – Karıştırıyorsun sen, karıştırıyorsun.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Sayın milletvekilleri, öte yandan ana muhalefet partisindeki zihin bulanıklığı, kafa karışıklığı bu değişiklikte de kendini göstermektedir.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sen kendi zihnine bak!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – CHP, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen bu değişikliği Anayasa’ya, Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerine...

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Dolanıyorsunuz, dolanıyorsunuz!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – ...Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğundan bahisle şiddetle eleştirmekte, öngörülen değişikliği Türkiye’nin üniter yapısına bir tehdit olarak göstermektedir. Ancak CHP’nin bahsettiğimiz gerekçelerle eleştirdiği bu değişikliğe alternatif olarak Adalet Komisyonunda sunduğu önergesi tam bir paradoks, hatta ironik bir durumu yansıtmaktadır.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Anlamamışsın, anlamamışsın.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Bakınız, CHP’nin önergesini sizlerle paylaşmak istiyorum. CHP’nin önergesinde aynen “Yeterince Türkçe bilmediğini beyan eden sanık ve mağdura bedeli devlet tarafından karşılanmak üzere mahkemece tercüman tayin edilir.” denilmekte. Yine bu hükmün, soruşturma evresinde şüpheli, mağdur ve tanıklar hakkında da uygulanması öngörülmektedir.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Devamını oku, devamını.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – “Bu hak kötüye kullanılamaz”ı unutuyorsun. Hakan Bey, hakkın kötüye kullanılmasını unutuyorsun.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Sayın milletvekilleri, siz bir yandan tasarıda öngörülen değişikliği bilumum üst normlara aykırı bularak Türkiye’nin üniter yapısını tehdit ettiğini iddia edeceksiniz, diğer yandan da bu içerikteki bir önergeyi getireceksiniz.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Gerekçeyi oku, devamını oku.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Siz, bu önergeyle parti içi dengelerinizi gözeterek ikircikli bir tavır ortaya koyabilirsiniz ancak kamuoyunu yanıltamazsınız.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sen devletin dengesinden bahset.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Önergenin yarısını okumadın, devamını oku.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Zira bu önerge tasarıyla getirilen değişiklikten de öte bir önergedir. Bir kere bu önerge mahkemeye sanığın ne ölçüde Türkçe bildiğini tespit görevi veren bir hüküm içermemektedir. Bu nedenle, önergeye göre, yeterince Türkçe bilmediğini sadece beyan eden ya da Türkçe biliyor olmakla birlikte yeterince bilmediğini söyleyen veyahut meramını anlatacak düzeyde Türkçe bildiği hâlde yeterince bilmediğini ileri süren sanık istediği dilde yani kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği dilde savunma yapabilecektir. Bu durumda, verilen önergenin getirilen değişiklikten ne farkı var? Hatta sizin önergenize göre sanık yargılamanın her safhasında Türkçeden başka bir dilde savunma yapabileceği gibi bu haktan mağdur ve tanıklar da yararlanacaktır. Üstelik, tercüman giderleri de devlet tarafından karşılanacaktır. İşte, bu nedenlerle CHP’nin önergesi tasarıyla getirilen değişiklikten öte imkânlar tanıyan bir önergedir. Hâl böyle olunca CHP’nin tasarıdaki değişikliği eleştirmesi ya da karşı çıkması mümkün değildir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye AK PARTİ ile yeni ufuklara yelken açmıştır, Türkiye artık eski Türkiye değildir. Türkiye’yi eski Türkiye üzerinden okuyanlar Hükûmetimizin evvelce gerçekleştirdiği demokratikleşme reformlarına gösterdikleri dirençlerinde nasıl ki yanılmışlar ise mezkûr değişiklik konusunda da yanıldıklarını çok geçmeden anlayacaklardır.

Tasarının yasalaşmasının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler, Genel Kurulu tekrardan saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Tarhan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, hatip, grubumuza sataştı.

BAŞKAN – Ne diye sataştı Sayın Tarhan? Ne söyledi?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Zihin bulanıklığından söz etti, “Cumhuriyet Halk Partisinin zihin bulanıklığı vardır.” dedi, Sayın Başkan. İşittiniz mi bilmiyorum?

Grubumuz adına Sayın Dilek Akagün Yılmaz yanıt verecek.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, Uşak Milletvekili, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hakan Bey kendi kafa karışıklığını buraya yansıttı. Komisyonda da bunları çok fazla tartıştık. Zihin bulanıklığı bizde değil, samimiyetsizlik bizde değil, sizde arkadaşlar.

Gerçeği söyleyemiyorsunuz. Bu halka gerçeği söyleyemiyorsunuz. “Biz söz verdik Oslo’da, biz söz verdik İmralı’ya. Onun için de bu ‘ana dilde savunma’ adını verdiğimiz tasarıyı getiriyoruz. Bir süre sonra kamuda ana dil hizmetini, bir süre sonra ana dilde eğitimi, ardından da Anayasa Uzlaşma Komisyonuna BDP tarafından verilen yirmi özerk bölgeli Türkiye önerisini kabul edeceğimizi, karşısında da başkanlık sistemiyle ilgili pazarlık yapacağımızı; bunların biz pazarlığını yapıyoruz, bunları kabul ediyoruz.” diyemediğiniz için kendi zihin karışıklıklarınızı bizlere atfetmeye çalışıyorsunuz.

Bizlerde hiçbir zaman bir zihin karışıklığı olamaz arkadaşlar. Bu ülkenin kurucu felsefesi, kurucu iradesidir Cumhuriyet Halk Partisi. Bu ülkenin üniter yapısının bozulmasına, bu ülkenin üniter yapısının paramparça edilmesine; İmralı’yla, Oslo’yla pazarlık yaparak bunları yapmanıza asla izin vermeyeceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisi ve -Başbakanın söylediği gibi, hatta Washington Post’un söylediği gibi- ulusalcılar, antiemperyalistler, bu ülkenin bağımsızlığına düşkün olan ama bu ülkenin kardeşçe birlikte yaşamasını isteyen insanlar olarak asla sizin bu emellerinizin yerine getirilmesine izin vermeyeceğiz arkadaşlar.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben seninle kardeş olmak istemiyorum. Senin kardeşliğini kabul etmiyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Bunu böyle bilesiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Oscar alırsın!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Kendi kafa karışıklığınızı başkalarına atfetmeyesiniz. Sizin de örnek verdiğiniz yerlerin federasyon olduğunu, federe devletler olduğunu gayet iyi biliyorsunuz Hakan Bey. Çünkü sizin de yolunuz federasyona gideceği için üniter yapıdaki hiçbir devleti örnek gösteremiyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ya, bu film Oscar kazanır, Oscar!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Üniter yapıya sahip bütün Avrupa ülkelerinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - …ileri, gerçekten ileri demokrasi uygulayan ülkelerde asla böylesine bir düzenleme yok, bunu çok iyi biliyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Oralardaki düzenlemenin, mahkeme dilini bilmeyenlere tercüman tayini olduğunu çok iyi biliyorsunuz ama burada demagoji yapıyorsunuz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Efendim, AK PARTİ Grubunun getirdiği bir düzenlemeyle ilgili, konuşmacı “Oslo ve İmralı’ya verdiğiniz sözleri yerine getiriyorsunuz.” gibi bir iftira ifadesi kullanmıştır. Lütfen, söz hakkı istiyorum 69’a göre.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Doğru değil mi? Yüzde 95 anlaşılan şey değil mi Mahir Bey?

BAŞKAN – Peki, Sayın Ünal, buyurun.

Böyle bir görüşme yok mu Sayın Ünal?

Sataşma nedeniyle iki dakika… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Öyle demeyin. “Biz değil, Hükûmet görüştü.” deyin. “AKP Grubu değil, Hükûmet görüştü.” deyin.

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıllarca bu ülkenin sorunlarını çözmek için hiçbir irade kullanmamış, hiçbir inisiyatif kullanmamış, hiçbir risk almamış -hiçbir risk, altını çizerek söylüyorum- ve vesayetçi sistemin kurulmasının siyasal ayağını oluşturmuş olanların, AK PARTİ’nin bu millete verdiği sözleri yerine getirmek için risk almasını anlamasını beklemiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Vesayeti siz oluşturuyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Devamla) - AK PARTİ millete verdiği sözleri yerine getirir. AK PARTİ bu milletin temel hak ve özgürlüklerini hiç kimseyle pazarlık malzemesi yapmaz. AK PARTİ ancak millete verdiği sözü yerine getirir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oslo’da ne yapıyordunuz, çay içmeye mi gittiniz? Evcilik mi oynuyordunuz?

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Sizi devletin Oslo’da, devletin İmralı’da, kanayan bir yarayı, terör sorununu nihayetlendirmek için yürüttüğü bir süreci sabote etmeye çalışmakla suçluyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yüzde 95 anlaşılan nedir, bunlar değil mi Mahir Bey?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Biz, sadece bir şeyi müzakere ederiz: Terörün sonlandırılmasını müzakere ederiz, kanın durdurulmasını müzakere ederiz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kiminle müzakere ediyorsun?

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Bu aziz milletin hakkını ve hukukunu kimseyle müzakere etmeyiz.

Saygılar sunuyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir tek terörün bitirilmesi diye Oslo’da hiçbir şey yok. Anayasal düzen var, dil var, egemenlik var. Niye milletvekillerini kandırıyorsunuz?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, hatip sataştı grubumuza…

BAŞKAN – Sesinizi yükseltir misiniz? Anlaşılmıyor Sayın Tarhan, lütfen…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Gürültüyü durdurursanız…

BAŞKAN – Grubunuz yapıyor efendim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – …beni de işitebilirsiniz ama uğultuyu durduramıyorsunuz Genel Kurulda.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika söz veriyorum Sayın Tarhan sataşma nedeniyle.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – İki dakikaya da gerek yok Sayın Başkan.

BAŞKAN - Lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim. (CHP sıralarından alkışlar)

6.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – E, herkes sataşırken hiç bu konuda uyarı yapmıyorsunuz da Sayın Başkan, nedense biz kürsüye çıktığımızda sataşmadan söz ediyorsunuz.

Sayın Dilek Akagün Yılmaz’ın konuşmalarına tamamen katılıyorum. Oslo görüşmeleri sırasında yüzde 95 anlaşmadan söz edenler sizlerdiniz; ayrıca, şehirlerin bombalarla doldurulduğundan söz eden, buna ilişkin bilginiz olduğunu söyleyenler de sizlerdiniz. Şimdi, sureti haktan görünüp çözümden, barıştan söz ediyorsunuz. Bu halkın zekâsıyla aslında alay ediyorsunuz. Bence, daha önceki görüşmelerde kimin şerefsiz olduğunu iddia ederken ciddi ciddi düşünmeliydiniz çünkü bu süreç, inanın, sizler için bir turnusol kâğıdı diyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime 20.10’a kadar, bir saat ara veriyorum.

                       

 

Kapanma Saati: 19.07


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in; Hakkari Milletvekili Adil Kurt'un; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporları (1/708, 2/240, 2/262, 2/373, 2/539, 2/934, 2/955, 2/956) (S. Sayısı: 365) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. On dakika soru sorma, on dakika cevap verme süresi.

Yerinde olmayan ve sisteme giren sayın milletvekillerine, geldiklerinde, tekrar, soru sorma hakkı verilecek.

Sayın Erdoğan, buyurun.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

KCK davasında sanık var ama bebek katili sanık değil. Örgütü cezaevinden yöneten bebek katili, KCK davasında niçin sanık değildir?

Sayın Başbakana BOP Eş Başkanlığı görevini kim vermiştir?

Sayın Başbakan diyor ki: “Oslo’da, İmralı’da görüşmeleri devlet yapıyor.” Buna göre, iktidar hangi devleti yönetiyor? Bu görüşmeleri yapan MİT Müsteşarı ve diğer devlet yetkililerini hangi hükûmet atamıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi, Sayın Bakanımıza, temel yasa olarak gelen bu taslakla ilgili şöyle bir sorum var: Son bütçe görüşmeleri yeni bitti. Bu bütçe görüşmelerinin sonucunda ülkemizin iç, dış borcu 549 milyar dolar; her tarafa borcumuz var. Dış politikada, ülkemizin güvenliği son zamanlarda Patriot’lara teslim edildi. Şimdi, bu PKK talebini karşılamak için -dilde, dinde, eğitimde- bunu bir dayatma gereği mi yapıyor, yoksa kendi istediği için mi bu taslağı hazırlayıp buraya getiriyor? Buna cevap verirse memnun olurum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdem…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, birinci sorum: Bölücü terör örgütüyle yürütülen Oslo mutabakatının moderatörü olarak görev yaptınız. Ana dilde yargılama düzenlemesi de bu mutabakatta yer alıyor muydu?

İkinci sorum: Kürtçeyle ilgili yaptığınız bütün düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda, Kürtçe kamu hizmetlerinden istifade düzenlemesini de geçirirseniz, Kürtçenin ikinci resmî dil olmasının önünde herhangi bir engel kalıyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu düzenlemeyle mahkûmların eşleriyle beraber olma imkânı sağlanacağını ifade ediyorsunuz. Buna Abdullah Öcalan, bebek katili de dâhil midir, Hükûmetinizin bu konuda nasıl bir çalışması vardır? Lütfen net şekilde cevap verin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu PKK militanlarıyla kucaklaşan BDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılacağını gerek Sayın Başbakan gerekse Hükûmet yetkilileri iletti. Bu sözünüzde duruyor musunuz?

İkinci sorum da: Peki, bu PKK’lılarla kucaklaşan BDP’lilerin dokunulmazlıkları kaldırılacak da teröristbaşıyla kucaklaşanlar veya temas edenlerle ilgili herhangi bir girişiminiz olacak mı?

Açlık grevlerinin sona erdirilmesi ve teröristbaşıyla görüşmelerin başlatılmasında bölücü çevreler tarafından hangi bakana teşekkür edildi? Size mi, Adalet Bakanına mı teşekkür edildi? Bu süreçlerde Türk milletinden gizli olarak yürüttüğünüz faaliyetler nelerdir? Teröristbaşı Abdullah Öcalan’a verilen televizyon, kendi talebi üzerine mi verilmiştir, yoksa Başbakanın talimatı üzerine siz mi verdiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202’nci maddesine göre, son beş yılda, kendisini ifade edemediği için kaç kişi mahkeme heyetinden tercüman talebinde bulunmuştur, kaç kişiye tercüman tahsis edilmiştir?

İkinci sorum: “Ana dilimde savunma yapamıyorum.” diyerek kaç kişi mahkemelere müracaatta bulunmuştur, savunmasını kullanamamıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hükûmetiniz adına Oslo’da müzakereye oturanlar hangi konularda mutabakata varmışlardır? Mutabakata varılan konular içerisinde bugün yüce Meclise getirdiğiniz tasarı da yer almakta mıdır?

İkinci sorum: Son günlerde AKP’li milletvekillerini 50’şerli gruplar hâlinde ikna turuna çıkıyorsunuz ve bunun başında da sizin yer aldığınız, milletvekillerinin son günlerde yapılan müzakerenin içeriğine ilişkin sorusu üzerine de “Vallahi ben de bilmiyorum.” şeklinde cevap verdiğiniz, medyaya yansımıştır. Soruyorum size… İçeriğini bilmediğiniz bir konuda bu oturumların başkanlığını hangi gerekçeyle yapıyorsunuz? İçeriğini kim biliyor, kim, hangi konularda bu müzakerede söz verdi? Bunları açıklarsanız memnun olurum. Milletimiz de bu verilen sözleri, bu vesileyle duymuş olur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dördüncü yargı paketinde, kamuda farklı dillerde hizmet verilmesiyle ilgili herhangi bir çalışma var mıdır, bunun içeriğini açıklayabilir misiniz? Bir de Anayasa Uzlaşma Komisyonunda partiniz, başkanlık sistemini önerdi, diğer taraftan BDP ise “yirmi özerk bölgeli Türkiye” önerisini getirdi. Bu konuda karşılıklı bir mutabakatınız var mıdır? Başkanlık sisteminin karşılığında yirmi özerk bölge olabilir diyor musunuz? Yirmi özerk bölge önerisine karşı düşünceleriniz nelerdir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köktürk...

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, TCK ve CMK değişiklikleri sırasında Hükûmetinizin çalışmalarına yoğun katkı sağlayan, Adalet Komisyonu çalışmalarına da etkin olarak katılan Profesör Doktor Adem Sözüer ulusal bir gazeteye yaptığı açıklamada, tutuklamaların yüzde 99’unun hukuka aykırı olduğunu, gerçek anlamda gerekçelendirilmediğini, CMK’nın 10’uncu maddesine uyulmadığını, örgüt üyesi olup olmamaya, yargının değil polisin, kolluğun karar verdiğini, yargıda “olağanüstü yanlışlıklar dönemi” yaşandığını söylemiş ve arkasından “Olağan dışılıklar son bulmadıysa sorun kanunda değil, başka yerde.” diye eklemiş. Size şimdi sorum şu: Sizce, yargıdaki “olağanüstü yanlışlıklar dönemi”nin yaşanmasında sorun kanunda değilse, nerede?

BAŞKAN – Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, tabii, öncelikle, Türkiye'nin bir sorunu olan hukuki aşamada ana dilde ya da kendisini daha iyi ifade edebileceği bir dilde kendisini anlatma fırsatını verdiği için iyi bir yasadır ancak bunda bir eksiklik vardır: Tercümanın ücretinin sanık tarafından ödenmesi, soruşturma aşamasında bu hakkın kullanılmaması. Tercüman ücretinin de devlet tarafından ödenmesi ve soruşturma aşamasında da kendini iyi ifade edebileceği bir dili kullanma imkânı sağlanacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yeniçeri…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

KCK yargılaması sırasında sanıklar adına konuşan Hatip Dicle, Türkçe konuşabildiklerini, Türkçeyi iyi bildiklerini ve Türkçe konuşma konusunda fikren ve fiilen bir sorunlarının bulunmadığını ancak savunmalarını kendi ana dilleri olan Kürtçe yapmak istediklerini söylüyor. Adam, “Ben kendimi Türkçeyle daha iyi anlatabiliyorum ama Türkçe yargıyı kabul etmiyorum.” diyor. Bu bir dayatma değil midir? Bir devletin dayatmaya boyun eğerek yasal değişikliği yapmaya kalkmasının hukuk devletinde yeri var mıdır? Türkçe bildiği hâlde Türkçeyle savunma yapmayı reddetmek, Türk milletinin egemenliğini reddetmek anlamına gelmez mi? Bu, doğrudan doğruya, dayatmanın ve siyasetin, yargılamanın önüne geçmesi demek değil midir? Sanıkların “Kendimi daha iyi ifade ediyorum.” bahanesiyle Türkçe savunmayı reddetmesi, iki dilli yargıyı da gündeme getirmeyecek midir? Bu yasa tasarısının hazırlanmasında cezaevlerindeki ölüm orucu dayatmalarının rolü var mıdır? Mahkeme, önüne gelen sanığın Türkçeyi bildiğini bilecek ama şahıs, Türkçe konuşmak istemeyip “Ben kendimi başka bir dille savunmak istiyorum.” diyecektir. Bu durumda sanığı mı, mahkemeyi mi yargılamış oluyoruz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tuncel…

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, bu cezaevlerinde son dönemlerde çok ciddi sürgünler ve sevkler var. Diyarbakır, Batman, Siirt; buradaki tutuklu ve hükümlüler daha çok Karadeniz’deki veya İzmir’deki cezaevlerine sevk edilmektedir. Bu sevklerin gerekçesi ne? Çünkü bu insanların birçoğunun ailesi aynı zamanda bu bölgede. Hem sadece sürgüne gidenleri, tutuklu ve hükümlüleri değil, ailelerini de mağdur eden bir durum var.

İkincisi: “Milletvekilleri ziyaret etti.” gerekçesiyle sürgüne gönderilen tutuklu veya hükümlü var mı? Bu ciddi bir iddia, özellikle Ağrı’da böyle bir vakanın olduğu ifade ediliyor.

Diğer bir konu: Özellikle son dönemlerde savunma hakkına yönelik çok ciddi bir saldırı var. Asrın Hukuk Bürosu avukatlarıyla başlayan, daha sonra Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosuyla devam eden avukatların tutuklanması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Güler, son söz…

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, gelen tasarıda, çok özenli bir şekilde mahkûmlar ve hükümlülerden söz ediliyor. Burada “tutuklular” sözcüğünün ayrıca kullanılmadığı dikkati çekiyor. Türkiye’de tutuklu olmak, mahkûm ve hükümlü olmaktan daha ağır hâle geldi, âdeta, tutukluluk infaza dönüştü. Profesör Doktor Fatih Hilmioğlu, günümüzde tutuklu olup canıyla uğraşırken salıverilmeyen aydınlarımıza örnek gösterilebilir. Bu kanunun tutukluları kapsayıp kapsamadığını açıklamanızı rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; tabii, sorular yoğun ama ben mümkün olduğu kadar hepsine cevap vermeye çalışacağım, cevaplayamadığım soruların yazılı olarak cevaplarını ileteceğimi daha işin başında ifade etmek isterim.

Öncelikle şunu söylemem lazım: Devam eden, bu görüşmelere konu olan kanun tasarısı herhangi bir dayatmanın sonucu buraya gelmiş değildir. Daha önce, hatırlarsanız, AK PARTİ’nin kongresinde de bu konu dile getirilmiş, kamuoyuyla paylaşılmıştır ve değişik zamanlarda da partimiz tarafından bu konu kamuoyuyla da paylaşılmış…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Onun öncesinde zaten Oslo müzakereleri vardı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …Hükûmetimiz de bunu en üst düzeyde kamuoyuna ifade etmiştir. Bu, tamamıyla Hükûmetimizin tasarrufu altında yapılan bir iştir. Kimsenin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine, Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna dayatma yapmaya gücü yetmez; bugüne kadar bu Meclis bütün dayatmaları gerisin geriye püskürtmüştür. Milletimiz de, Hükûmetimiz de bu noktada hassastır. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın; onu özellikle ifade etmek istiyorum.

Sayın Ali Halaman’ın, gene aynı şey: “Terörün talebini karşılamak için mi?” diye ifade ediyor. Onu ifade ettim; bununla hiçbir alakası yok.

Oslo mutabakatıyla ilgili değerlendirmeler yapıyor. Böyle bir mutabakat yok. Oslo’yla ilgili görüşmeler olduğuna dair açıklamalar var. Oslo’da varılmış bir mutabakat yok, böyle bir hadise yok. Bu, tamamıyla basının yazmasından, çizmesinden ibaret bir konudur.

Bu düzenlemeyle yapılmak istenen şey, tamamıyla, yargının dilinin değiştirilmesi değil, sadece tercüman hakkı konusunda mevcut standartlarımızın genişletilmesi ve savunma hakkının güçlendirilmesinden ibarettir. Yargı dili tamamıyla Türkçedir, resmî dil Türkçedir. Burada ne yargı dilinin değişmesi ne de resmî dilin değişmesi kesinlikle söz konusu değildir. Bu yöndeki değerlendirmeler tamamıyla subjektif değerlendirmelerdir. Örneğin, Sayın Mümtaz Soysal’ın, “100 Soruda Anayasanın Anlamı” isimli kitabında bir değerlendirmesi var, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum: “Devletin dilinin Türkçe olması demek, Türkiye Cumhuriyeti içindeki bütün resmî işlerin Türkçe görülmesi, bütün resmî belgelerin Türkçe tutulması ve bütün resmî yazışmaların Türkçe yapılması demektir. Resmî dilin ya da devlet dilinin Türkçe olması, herkesin, her zaman Türkçe konuşmak zorunda oluşu biçiminde anlaşılamaz. Vatandaşlar yalnızca resmî makamlarla olan işlerini Türkçe görmek zorundadırlar. Buna karşılık devletin de, ana dilleri Türkçe olmayan vatandaşlara, kendisiyle olan ilişkilerinde yardımcı olmak ödevi doğar.”

Mümtaz Soysal Hocanın bir değerlendirmesi. (CHP sıralarından gürültüler)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sen onu anlayamazsın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Mahkemelerin dili Türkçedir, yazışmalar Türkçedir, tutanaklar Türkçedir.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Hoca ne yazmış, sen ne söylüyorsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sadece, iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine, kendisini daha iyi ifade edebileceği bir dilde savunma imkânı getirilmektedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kandırmayın milleti ya, mübarek Mevlit Kandili’nde hiç olmazsa doğruyu söyleyin ya, bugün söyleyin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Esasında, bu, mevcut CMK’nın 202’nci maddesindeki hükümde de vardır. Eğer uygulamada yargılama görevini yapanlar, kendi meramını Türkçe anlatamayacak durumda olanlara bu imkânı tanımış olsalardı sorun çıkmazdı. Çünkü, burada sadece Türkçe bilmeyenlere bu imkân verilmiyor, çok açık bir şekilde, meramını anlatamayacak durumda olanlara da bu imkân getiriliyor. Bunu geniş yorumlayıp meramını anlatamayacak durumda olanlara bu imkânlar tanınabilirdi ama uygulamada maalesef böylesi bir yol tercih edilmedi.

Avrupa’nın değişik ülkelerinde farklı kanunlar var, Türkiye’deki kanunlardan da farklı. Örneğin, bizdeki 301’den Avrupa ülkelerinde bulunan 301’lere baktığınızda bizimki onların yanında çok hafif kalır, onlarda daha ağırları var ama uygulamaya baktığınızda, orada yargılamaya tabi tutulanların sayısı iki elin parmağını geçmiyor. Neredeyse bizde günde bu noktada dava talebiyle Adalet Bakanlığına müracaat edenler var. Uygulamada, esasında, yapılan bir yanlışlığın düzeltilmesi söz konusudur.

Cezaevindeki görüşmelerle ilgili sorular oldu. Tasarıda ve şu anda görüştüğümüz kanunda cezaevinde eşle görüşme konusunda herhangi bir sınırlama yoktur. Bu kapsamda olanlar, bundan istifade etme imkânı bulacaktır ancak bunun şartları vardır, öyle herkes istediği zaman bundan yararlanamayacaktır.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sizin katkınız ne olacak buna Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Çünkü, Adalet Bakanlığınca hazırlanacak yönetmeliklerde bunlara ilişkin düzenleme olacaktır ve bu düzenlemenin içerisinde, disiplin cezası almamış veya almışsa kaldırılmış olmak…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Peki, 40 bin kişinin katili olmak var mı bunun içinde?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - ..tutum ve davranışlarıyla diğer hükümlü ve tutuklulara iyi örnek olmak, iyileştirme faaliyetlerine geçerli mazereti dışında sürekli ve etkin katılım göstermek…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Elinde şehit kanı olanlar var mı bunun içinde?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - …iş, eğitim ve öğretim faaliyetlerine geçerli mazereti dışında sürekli katılım göstererek başarılı olmak, kurumdaki kişisel ve ortak kullanım alanları ile bu yerlerde bulunan eşyaların temizlik, düzen ve korunmasına azami özen göstermek, kurum içi ya da dışındaki sosyal, kültürel veya sportif faaliyetlere etkin katılım göstermek, kurum işleyişini sürdürmek için gerekli olan ortak işlerin yerine getirilmesinde istekli olmak ve üstün gayret göstermek, kendisini, başkalarını veya kurum asayişini ve kamu düzenini tehlikeye düşüren hukuka aykırı bir eylemi veya bulundurulması yasak olan bir eşyayı kurum idaresine haber vermek, kurum düzeni veya asayişinin sürdürülmesinde kurum idaresine yardımcı olmak. Dikkat edildiği takdirde, bu, otomatik olarak herkesin yararlandırılacağı bir durum değil, iyileştirme, ıslah, rehabilitasyon ve diğer pek çok konuda uyumlu bir yaklaşım gösteren, yasal düzenlemelere ve diğer şeylere yaklaşım gösterenlerle ilgili alınmış bir tedbirdir. Bunlara uyanlar yararlanacaktır, uymayanlar yararlanmayacaktır. Baktığınızda da, bunların hepsi müspet işlerdir.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Bakan, ikinci söylediğimiz vardı: Hükûmetinizin katkısı ne olacak?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Fırat’ın söylediği şey de, “Neden ücret devlet tarafından karşılanmıyor?” sözü… Tabii, Türkçe bilmeyenlerle alakalı ücret devlet tarafından karşılanıyor ama Türkçe bildiği hâlde “Kendimi başka bir dilde daha iyi savunacağım.” diyenlerle ilgili yeni bir düzenleme getiriliyor. Ona da tercümanın ücretini kendisinin karşılaması getiriliyor çünkü bu, mevcut imkânın üzerinde ayrıca bir imkândır. Bundan faydalanmak isteyenin bundan yararlanmasında herhangi bir mahzur yok. Benzer uygulamalar mukayeseli hukukta da var, İsviçre’de ve başka ülkelerde de benzer uygulamaların olduğunu görüyoruz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Bakan, nerede var? İsviçre Ceza Muhakemesi Kanunu’na bakar mısınız? Nerede var?

FARUK BAL (Konya) – İsviçre’de 4 tane kanton var, 4 tane ayrı dil var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Şimdi, bazı hükümlülerin nakliyle ilgili soru soruldu, “Neden nakiller yapılıyor?” diye. İhtiyaçtan yapılıyor çünkü cezaevlerinde şu anda barındırma imkânı olmadığı için, barındırma imkânı olan yerlere nakil yapılıyor. Bunun altında herhangi bir başka niyet aramak doğru değildir.

Ayrıca “Bu kanundan tutuklular faydalanıyor mu?” diye bir milletvekili arkadaşımız sordu. “Mahkûmlar var, hükümlüler var, tutuklular var mı?” Tutuklular da var, onlar da buradaki düzenlemelerden istifade ediyorlar.

Ali İhsan Köktürk Bey’in tutuklulukla ilgili bir hukuk fakültesinde öğretim üyesi hocamızın yaptığı açıklamalar üzerine yaptığı değerlendirme var. Tabii, tutuklama, takdiri bir tedbirdir, uyulması zorunlu bir emir değildir. Uygulamada gönül isterdi ki tutuklama olmadan veya olacaksa bile mümkün olduğu kadar az tutuklamalar yapılmak suretiyle yargılamaların sürdürülmesi ama bunun takdiri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakanım, bunları böyle soruya cevaben değil de kürsüden konuşsaydınız güzel olurdu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye kaçıyorsunuz? Kürsüden konuşsaydınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Efendim, konuşacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hükûmet adına niye söz almadınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Efendim, konuşacağım şimdi, bölüm üzerinde konuşacağım. Görüşlerimi açıklayacağım, kürsüde açıklayacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, sorulara cevap verin lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama cevap vermediniz suallere.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Cevap veriyorum.

Tutuklamalarla ilgili takdiri bir tedbirdir ama gönül istiyor ki bu en az başvurulan bir tedbir olsun ama mahkemeler bunu takdir ediyor. Bizim, mahkemelerin yerine geçerek, bu tutuklama haklıdır, bu haksızdır, bu doğrudur, bu yanlıştır deme hakkımız yok. O yetki ve görev onlara verilmiştir, onlar da bunları yasalar çerçevesinde kullanıyorlar. Eğer itirazlar varsa bunun itirazını değerlendirecek hem usul hükümleri var hem de yasal yollar var, bunlara başvurulabilir.

Ayrıca, başkanlık sistemiyle ilgili bir şey ifade edildi yine, yani 20 bölgeyle alakalı irtibat kurmak suretiyle. Başkanlık sistemi önerisini bizim arkadaşlarımız Anayasa Uzlaşma Komisyonuna getirdiler. Anayasa Uzlaşma Komisyonu oy birliğiyle karar veriyor, oy birliği olmadan buradan bir kararın çıkması mümkün değil. Bizim önerdiğimiz başkanlık sistemi içerisinde üniter yapıyı koruyan bir anlayış vardır. Biz bunu defaatle ifade ettik. Esasında, federal yapı veya başka tür yönetim biçimleri başkanlık sisteminin nitelikleri arasında yer almıyor. Bunlar Amerika’nın siyasal tercihidir. Örneğin, Almanya parlamenter sistem ama orada da federatif yapı var; o da Almanya’nın siyasi tercihidir. Bu, başkanlık sisteminin özelliği arasında yok, bizim yaptığımız öneriler içerisinde de böyle bir şey yok, böyle bir şeyi de düşünmüyoruz. Biz, Türkiye'nin üniter yapısını koruyacak şekilde, Türkiye’ye özgü bir başkanlık sistemi olmasını arzu ediyoruz. Bunu da zaten arkadaşlarımız Anayasa Komisyonuna verdiler. BDP’nin önerisiyle bizim önerimizin yan yana konulması, aynı şeymiş gibi gösterilmesi fevkalade yanlıştır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Gazetelere yansıyan konuşmalar var Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Milletvekilleriyle yaptığımız toplantılar bizim rutin toplantılarımızdır. Grup başkan vekili arkadaşlarımız, her yıl içerisinde, en az 2 defa, kendilerine bağlı olan milletvekilleriyle toplantılar yaparlar. Ben de Parlamentodan, Parlamento-Hükûmet arasındaki ilişkilerden de sorumlu Bakan olarak bu toplantılara katılıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen toparlayınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Arkadaşlarımızın görüşlerini dinliyoruz, orada değerlendirmeler yapıyoruz. Yoksa bu görüşmeler, bir ikna görüşmesi kesinlikle değildir. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesinin oylanmasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 365 sıra sayılı Tasarı’nın bölümlerinin görüşülmesine geçilmesinin “açık oylama” şeklinde yapılmasını arz ve talep ederiz.

BAŞKAN – Celal Adan, İstanbul? Burada.

Faruk Bal, Konya? Burada.

Oktay Vural, İzmir? Burada.

Nevzat Korkmaz, Isparta? Burada.

Mehmet Günal, Antalya? Burada.

Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş? Burada.

Zühal Topcu, Ankara? Burada.

Mehmet Erdoğan, Muğla? Burada.

Enver Erdem, Elâzığ? Burada.

Şefik Çirkin, Hatay? Burada.

Oktay Öztürk, Erzurum? Burada.

Alim Işık, Kütahya? Burada.

Sinan Oğan, Iğdır? Burada.

Mehmet Şandır, Mersin? Burada.

Emin Çınar, Kastamonu? Burada.

Murat Başesgioğlu, İstanbul? Burada.

Seyfettin Yılmaz, Adana? Burada.

Erkan Akçay, Manisa? Burada.

Münir Kutluata, Sakarya? Burada.

Ruhsar Demirel, Eskişehir?  Burada.

Sümer Oral, Manisa? Burada.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Süre bitti, bitti. Süre bitti efendim. Önemli olan kimin verip vermediği hususudur Sayın Başkan. O bakımdan bizi sayı ilgilendirmiyor, siyasa ilgilendiriyor. 

BAŞKAN – Anladım efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Süreden sonra gelen pusulaların dikkate alınmaması gerekiyor. Zorlamayla getirilmiş olabilir, dayatmayla.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bizden öncekileri aldınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman hepsini alacaksınız, bundan öncekileri aldınız. Bundan öncekileri aldınız süre bittikten sonra Sayın Başkan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bizden öncekiler alındı Sırrı Bey.

SIRRI SAKIK (Muş) – Burada faşizm kokuyor, önemli değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Alınsın, alınsın efendim. Bizim için önemli bir irade belirlenecek Sayın Başkan. Ama süre bittikten sonra alındıysa hepsi alınsın.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesinin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı     :  253

Kabul                            :  202

Ret                                :  51 (x)

 

                          Kâtip Üye                                         Kâtip Üye

                     Mine Lök Beyaz                                  Tanju Özcan

                          Diyarbakır                                            Bolu”

                                

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 8’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarıyla ilgili birinci bölüm üzerinde partim adına söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gene bir AKP klasiğiyle karşı karşıyayız. Bir temel kanun, 2 maddesi ihanet, 11 maddesi halkın lehine olabilecek bir macun karıştırılmış. Ama tabii ki televizyonun dışında bir saatte görüşüyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dakika Ali Bey…

Sayın Başkan, yani…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz olalım. Sayın Hatibin sesi anlaşılamamakta.

Buyurun Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, suç sübuta ermiştir. Suçlu ve ortakları birçok kez itiraf etmişlerdir. Daha 18.22’de AKP grup sözcüsü diyor ki: “Bugün Türkiye farklı etnik topluluklardan oluşuyor. Bu etnik toplulukların adını koymak gerekir. Adını koyduğumuz bu etnik toplulukların etnik temelde tanımlanmış ferdî ya da kolektif düzeyde birtakım hakları olabilir. Biz bu hakları ulus devletin üniterliğine ve değişmezlerine asla zarar vermeden tanımak istiyoruz ve böylece, bir toplumsal barış sağlamak; Türkiye'nin kanını emen, kaynaklarını sömüren, toplumsal barışı tehdit eden terör problemini ortadan kaldırmak istiyoruz.” Rüyanız mübarek olsun. Böyle bir rüyada yaşayan ülke yok dünyada. Önümüzde Yugoslavya örneği var.

Değerli milletvekilleri, Yugoslavya halk olarak etnik temelde ve inanç temelinde anayasada egemenlik paylaşımlarını tanımlayarak Tito döneminde mutlu bir dönem yaşamıştır. Dünyadaki konjonktür ve birtakım meseleler o gün itibarıyla absorbe edilebilmiştir ama Tito’dan sonrası, Slav kökenli Sırplar, Slav kökenli Sırpların mensup olduğu Ortodoksluk; Slav kökenli Hırvatlar, mensup olduğu Katoliklik; Slav kökenli Boşnaklar, mensup olduğu inanç Müslümanlık. Ve maalesef bunlar birbirini nasıl katletmiştir, daha yakın tarihte yaşanmıştır.

İşte, bugün görüyoruz ki Çekoslovakya örneği önünüzde durmaktadır ama görmek isteyene; körlere ve hayal âleminde gezenlere değil. Çekoslovakya, Çek ve Slovaklardan oluşmuş, Havel’e gelinceye kadar birbiriyle münasebetleri sağlıklı bir şekilde yaşamış ama daha sonra etnik temelde bir bölünmeyi yaşamıştır. Siz kimi kandırıyorsunuz? Böyle bir rüyayla Türk milletini kandırabileceğinizi mi zannediyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, böyle mübarek bir günde, inancıyla, tarihî şuuru içerisinde beraber yaşamış… Bu kandil gününde böyle bir yasanın görüşülmesi bile ibretliktir değerli arkadaşlar. İnsan hakları, özgürlükler, demokrasi talepleri, vatandaşlık hukuku içerisinde değerlendirilir ve mütalaa edilir ama bu talepler eğer bir etnik kimlik, dinsel kimlik, mezhepsel kimlik tanımlanmasıyla, anayasaya bu tanımlamalar girdiğinde dünyanın yaşadığı şartlar bellidir ve bu bir egemenlik paylaşımı talebidir.

Bugün, parça parça görüştüğünüz birçok yasaları ele aldığınızda ve bu parçalardan tümüne gittiğinizde, esas talebin egemenlik paylaşımı talebi olduğunu göreceksiniz. Bugün, egemenlik paylaşımının geldiği noktada, AKP içerisindeki fikrî inisiyatifine güvendiğim arkadaşlarıma sesleniyorum, Parlamentodaki bütün milletvekillerine sesleniyorum: PKK’nın talepleri mi yanlıştır, PKK’nın talep ediş metodu mu yanlıştır?

Bugün, maalesef, Türk milleti “PKK’nın talep ediş metodu yanlıştır.”a sürüklenmiştir psikolojik propagandayla ve Türkiye’yi bekleyen en büyük tehlike de budur.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin devleti kuran iradeyle, felsefeyle olan düşmanlığı, karşıtlığı, kurumsal savaşı, maalesef Türkiye’yi -Türkiye’yle, devletle olan savaşının ortak olduğu- PKK’yla eş güdümlü bir savaşa yöneltmiştir. AKP, devletle, kurumlarla, felsefeyle savaşmaktadır; PKK, devletle, felsefeyle, kurumlarla savaşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu iradesi ve felsefesi dediğimizde, Amasya, Sivas, Erzurum kongrelerinden anayasalarımıza varıncaya kadar ifadesini bulan ve sizlerin de üzerine yemin ettiği, devletin varlığı ve bağımsızlığı, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu gerçeğidir. Bu, bütün kongrelerde teminat altına alınmıştır ve bugün siz burada, egemenlik paylaşımından milletin bölünmez bütünlüğüne varıncaya kadar bazı yasal düzenlemeler yapıyorsunuz. Bu düzenlemenin iki maddesi de bunları içermektedir.

Sayın Başbakan “turnusol” dedi Diyarbakır için. Evet, değerli milletvekilleri, turnusol olmuştur Diyarbakır. Şemdinli’de alan hâkimiyeti tartışmasında Sayın Başbakan bir söz sarf etmiştir, demiştir ki: “Bayrak dikebildiler mi teröristler?” Evet, Şemdinli’de silahla, Peşmerge kıyafetleriyle PKK bayrak dikemedi belki ama Diyarbakır’da Peşmerge kıyafetleri yerine beyaz atkılar, silah yerine güvercinlerle, hastanenin önünde nazlı Türk Bayrağı indirildi ve PKK paçavrası asıldı oraya. Bu karartıldı, bu gösterilmedi. Evet, Sayın Başbakan, maalesef masum güvercinlerle ve temizliğin ifadesi olan beyaz atkılarla Diyarbakır’da paçavra göndere çekildi.

Şimdi sizlere sesleniyorum: Sütçü İmam’ı örnek verirsiniz. “Bayrağın, egemenliğin olmadığı yerde bir cuma namazı kılınmaz.” diye Millî Mücadele’yi başlatan Sütçü İmam’ın adını üniversiteye verdiniz değerli arkadaşlar.

Şimdi, size konuşmalar dinleteceğim. Bu konuşmalardan sonra sizlere ve Türk milletine söyleyeceğim elbette ki bazı şeyler daha olacak.

Evet, dinleyin.

(Hatip, cep telefonundan bir ses kaydını dinletmeye başladı)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – “AK PARTİ hükûmetleri olarak.” diyor.

CELAL ADAN (İstanbul) – Alkışlayın, alkışlayın, Tayyip Bey konuşuyor.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – “Hiçbir zaman oturmayacağız.” Sayın Başbakan söylüyor.

(Hatip, cep telefonundan bir ses kaydını dinletmeye devam etti)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu nedir şimdi ya!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Dinleyin, dinleyin.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Neyi dinleyelim? Senin bir sözün varsa söyle ya!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Dinleyin, Sayın Bülent Arınç’ın Turgutlu konuşmasını dinleyin.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Senin bir sözün varsa söyle, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne var, Sayın Başbakanın ifadesini dinlemekten çekiniyor musunuz?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz onu inkâr etmiyoruz ki, burada bize dinletiyor.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu konuya defalarca cevap verdik.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir daha ver.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bizim, AK PARTİ olarak, siyaseten bir görüşme yapmadığımızı, bu görüşmelerin devlet tarafından yürütüldüğünü defaaten açıkladık.

(Hatip, cep telefonundan bir ses kaydını dinletmeye devam etti)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Şimdi, sayın milletvekilleri, kendi sesinden dinlettim ki dinleyesiniz.

Şimdi, söz adam olanı bağlar. Adam olan sözüne bağlıdır. Şimdi, sorular soruyorum sizlere:

Değerli milletvekilleri, bu konuşmacıların sesini tanıdınız, sözlerini duydunuz. Konuşan efendiler, sözlerinize ve bugünkü yaptıklarınıza baktığımızda, biz şahidiz ne olduğuna. Bizim karşımıza çıktığınızda kendinizi nasıl hissedeceksiniz?

İki: Saygıdeğer milletvekilleri, bu sözleri sarf etmiş olanların bugün yaptıkları eylemler âdeta münafık nitelemesine götürecek niteliktedir. Bunlar sizin karşınıza geldiğinde bunlara inanmaya devam edecek misiniz?

Üç: Sizlere ve halka soruyorum: Bu sözleri sarf edenler ikinci el arabalarını satmak isteseler, arabalarının özelliklerini sizlere saysalar onların söylediklerine inanarak o arabayı alır mısınız, yoksa bir teknik heyeti götürüp arabayı kontrol mü ettirirsiniz? Ben bunlardan ikinci el araba bile almam. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, gömlek değiştirmekten felsefe değişikliğine giden yolun Sayın Başbakanı nereye götüreceğini ben bilemiyorum. Gömlek değiştirmekten felsefe değişikliğine gitti ortalık ama kendilerine hayırlı olsun, bu millet için hayırlı olmayacağı kanaatini taşıyorum.

Bu yasanın ilk 2 maddesine karşıyız, halkın lehine olan maddelerin yanındayız ve bu konuda AKP’nin içindeki kendisini milliyetçi tanımlayan arkadaşlarıma sesleniyorum, devleti kuran iradeye ve devletin kuruculuğuna her dem söyleyen değerli milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum: Bu yolda -bu karanlık bir yol-  sonu görünmeyen bu açılım politikasının nereye varacağı belli değil. Sonu anlatılmamış, görülmemiş bu açılım politikasının, karanlık yolun el feneri, aydınlatıcısı olmayın değerli arkadaşlar, bu kefaletleri yüklenmeyin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili. (CHP  sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemize bir haftadır Patriot’lar  getiriliyor, Başbakanın “NATO toprakları” dediği ülkemize Patriot’lar değişik yerlere konuşlandırılmaya çalışılıyor ve yabancı askerler geliyorlar, neredeyse ülkemiz işgal altındaymış gibi buralarda görevlendiriliyorlar. Türk askerleri o Patriot’ların olduğu yerde yok ve Türk askerlerinin hiçbir şekilde komutada görevi de yok. Böylesine bir işgal anlayışına karşı bütün Türkiye’den sosyalistler, devrimciler, yurtseverler bunu karşı tavırlarını koydular ve Patriot’ların asla bu ülkede konuşlandırılmasına izin vermeyeceklerini ve bunları yapanların da bu ülkeyi gerçekten seven, bu ülkeyi çevre ülkelerle, komşu ülkelerle dostluk içinde yaşatmaya değil savaşa sokmaya çalışan bir anlayışın ürünü olduğunu söylediler. Ben bu protestoculara buradan selam olsun diyorum. Mustafa Kemal’in çocukları olduğu için, Deniz Gezmişlerin ruhunu taşıdıkları için, bugün de o ruhu hâlen daha içlerinde barındırdıkları için bütün ülkem adına, hatta bu Mecliste yapılmayan görüşmeler adına bile, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bile onlara teşekkürlerimi sunuyorum.

Sevgili arkadaşlar, bugünkü bizim görüştüğümüz tasarının ilk 2 maddesi zaten problemli olan, bunu herkes söyledi. Bu ilk 2 maddeye baktığımızda, bir tanesi Ceza Muhakemeleri Kanunu 202’de yapılan değişiklikle ilgili. Burada, AKP Grubu adına konuşan Recep Bey Arkadaşım da dedi ki: “Aslında Ceza Muhakemeleri Kanunu 202’de bu konu düzenlenmiştir ve 2004 yılında düzenlenmiştir, AKP iktidarı döneminde düzenlenmiştir. Şöyle bir algı oluyor -kendisinin sözleriyle söylüyorum- sanki bu ülkede Türkçe bilmeyenler savunma yapamıyormuş gibi bir algıya düşülüyor. Hâlbuki Türkçe bilmiyorsa, meramını yeterince anlatamıyorsa CMK 202’de bu konuda bir düzenleme var. Kendilerine tercüman tayin ediliyor zaten. Böyle bir algı yanlış bir algıdır.” Gerçekten de böyle bir algı yanlış bir algıdır. Burada biraz önce çok az arkadaş vardı, yine bir kısmı çıkmış ama en azından bilmeyenler varsa, arkadaşlar, ülkemizde Türkçeyi bilmeyen yabancı ya da ülkemizde yaşayan insanlardan herkese savunmasını yapması için tercüman tayini zaten yapılmaktadır, bu konuda bir düzenleme vardır zaten ama şimdi getirilmek istenen düzenleme daha farklı bir düzenlemedir.

Şimdi, ülkemizin taraf olduğu anlaşmalar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 6: Adil yargılanma hakkı, oraya da atıflar yapıldı. Adil yargılanma hakkı çok basit arkadaşlar, CMK 202 gibi aynen. Deniyor ki orada: “Mahkeme dilini bilmiyorsa devlet tarafından bedeli karşılanmak kaydıyla tercüman tayin edilir sanığa, mağdura ya da tanığa.” Bu söyleniyor. CMK 202 ne diyor? Aynı şeyi söylüyor. O zaman, demek ki uluslararası anlaşmalara göre böyle bir düzenleme yapma zorunluluğumuz bizim yok. Aynı şekilde Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesi de bunu söylüyor: “Mahkeme dilini bilmiyorsa tercüman tayin edilir.”

Bizim, adil yargılanma hakkına riayet etmediğimiz gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mahkûm edildiğimiz pek çok konu var ama tek mahkûm edilmediğimiz konu, adil yargılanma hakkı içerisindeki tercüman tayinine ilişkin konudur arkadaşlar. Bu konudan bir tek mahkûmiyet bile almamış Türkiye Cumhuriyeti devleti. Bizim demek ki bu konudaki mevzuatımızda bir yanlışlık yok. Ha “Daha ileri gidilebilir.” diye söyleniyor, bunlar söyleniyor bazı arkadaşlarımız tarafından.

Şimdi, biraz önce Sayın Bakan da dedi ki: “Efendim, diğer ülkelerde de, örneğin İsviçre’de de böyle bir uygulama var.” Ben bunu sizlere okumak istiyorum arkadaşlar. Bizden çok daha demokratik olduğunu bildiğimiz ya da işte Avrupa ülkelerinin bazı konularda kendilerini örnek aldığımız şeylerine baktığımızda, İsviçre Ceza Muhakemesi Kanunu  madde 68: “Muhakeme sürecinde taraflardan biri kullanılan dili anlamıyorsa ya da yeterli bir şekilde kendisini ifade edemiyorsa bu süreci yöneten kişi tarafından bir tercüman atanır.” Almanya Ceza Muhakemesi Kanunu böyle, Fransa Ceza Muhakemesi Kanunu aynen böyle arkadaşlar.

Yani sonuç olarak üniter devleti ve ülke bütünlüğünü dikkate aldığında farklı bir uygulamanın olması, resmî dilin dışında başka bir uygulamanın olması mümkün değil sevgili arkadaşlar. Ama bize örnekler veriliyor: “Efendim, bazı Avrupa ülkelerinde de –Hakan Bey’in verdiği gibi- farklı uygulamalar var.” Ne örneği verildi örneğin? Belçika örneği verildi.

Sevgili arkadaşlar, Belçika’da bir federal yapı var, Belçika’da üç resmî dil var, tabii ki onlardan bir tanesini kullanabilecek. Belçika’daki federal yapıyı Türkiye’ye de uydurmayı mı istiyorsunuz sevgili arkadaşlar? Ben, bunu anlamak istiyorum. Niye bu federatif yapılar sürekli örnek veriliyor? Bunu sizlerden öğrenmek istiyorum ama ne yazık ki bunun yeterli cevabını alamıyorum. Sayın Bakan diyor ki: “Hayır, bizim öyle bir niyetimiz yok.” Peki, o zaman bu örnekler neden veriliyor sevgili arkadaşlar?

Şimdi, bir de BDP Grubundan konuşan arkadaşımızın Lozan Anlaşması’na yaptığı bir atıf var sevgili arkadaşlar. Diyor ki: “1923 yılında imzalanan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık manifestosu olan Lozan Anlaşması’nın 37 ve 45’inci maddeleri arasında yer alan 39’uncu maddesi şunu diyor: ‘Yani işte mahkeme dilinin farklı dillerde kullanılabileceğine ilişkin bir düzenleme var.’” Ve Lozan Anlaşması ile kazanılan haklarının gasbedildiğini, şimdi bunları istediklerini söylüyor bir grup arkadaşımız.

Lozan Anlaşması’nın, arkadaşlar, 37-45’inci maddelerinin konu başlığı şu: “Azınlıkların Korunması.” Azınlıklar kimlerdir? Lozan’a göre azınlık görülen kişiler kimlerdir bu ülkede o dönemde, ona bir bakacak olursak… Montaigne’nın da görüşleri var, isterseniz Meclisin kütüphanesinde bu konuda tutanaklar var. Ben tutanakların hepsini de okudum, isterseniz sizler de okuyabilirsiniz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Özgürlüklerin babasını okumuşsunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Ama ben İsmet Paşa’nın 9 Ocak 1923 tarihindeki bir sözünü tutanaktan okumak istiyorum. İsmet Paşa, “’Azınlık’ terimine sınırlı bir anlam verilmesi, müttefiklerce, Türk temsilci heyetine yapılmış önemli bir taviz gibi gösterilmektedir. Türk temsilci heyeti durumu böyle görmemektedir. Türkiye’de hiçbir Müslüman azınlık yoktur çünkü kuramsal yönden olduğu kadar uygulamada da Müslüman nüfusun çeşitli unsurları arasında hiçbir ayrım gözetilmemektedir.” diyor. Yani Lozan’da kabul edilen azınlıklara ilişkin bu düzenlemeler gayrimüslimler için arkadaşlar, bunu hepiniz, pek çoğunuz biliyorsunuz ama ülkemizin manifestosu olan, kuruluş manifestosu olan böylesi bir anlaşmanın kötüye kullanılması, ülkenin yıkım sürecinde kullanılması asla kabul edilemez arkadaşlar.

Bir de bunun yanında şu söyleniyor genel olarak AKP sözcüleri tarafından yani özellikle Cumhuriyet Halk Partisi için bu söyleniyor: “Efendim, siz, vesayetçi, yasakçı bir anlayışın ürünüsünüz, yıllarca zaten bunu uyguladınız. Onun için, biz, şimdi özgürlüklerden yana tavır alıyoruz.”

Arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkenin kuruluşunda en büyük hizmeti vermiş, gerçekten kurucu iradeyi temsil eden bir partidir. Ha, şunu kaldırmıştır: Padişahın vesayetini kaldırmıştır, halifenin vesayetini kaldırmıştır, çok da iyi yapmıştır ama sizin bugün getirmek istediğiniz şey, her türlü vesayet bir tarafa sizin asıl getirmek istediğiniz şey: Tayyip Erdoğan’ın vesayetidir, onun başkancı sisteminin vesayetidir şu anda fiilen uygulanan artık Anayasa’da geçirmek istediğiniz bir vesayet rejimidir. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi ne yapmıştır arkadaşlar ben size söyleyeyim mi? 1983 yılında darbeciler tarafından 2932 sayılı Yasa’yla Kürtçe konuşma yasağı getirilmiş ama Cumhuriyet Halk Partisi, bizden önceki partimiz olan Sosyaldemokrat Halkçı Parti 1991 yılında bu yasakçı yasayı ortadan kaldırmıştır, Kürtçe konuşma yasağını ortadan kaldırmıştır sevgili arkadaşlar.

SIRRI SAKIK (Şırnak) – Bugün sen de yasaklara seviniyorsun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Yani sizler “Biz özgürlükçüyüz.” diyorsunuz, o zaman siz bunları söylemeye cesaret bile edemiyordunuz. 1989’da biz Güneydoğuyla ilgili, Kürt sorunuyla ilgili raporu yayımladığımızda, kültürel hakların verilmesiyle ilgili raporu yayımladığımızda sizler bunlardan bahsedemiyordunuz bile.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Bu raporun arkasında değilsiniz ama. O raporun arkasında dursanıza.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - 2001 yılında Anayasa’daki düşünce özgürlüğüne ilişkin dil yasağının kaldırılması da yine AKP öncesindedir. Sizler her türlü yasakçılığı asıl şimdi yapıyorsunuz. Tutuklamalarla ilgili Sayın Bakan diyor ki: “Bu yargının işi.” Peki, tutuklamalara karşı oy kullanan hâkimleri neden sürgün ettiniz Sayın Bakan, ben size bunu soruyorum? Patriot’lara karşı mücadele eden o genç insanları neden gözaltına alıyorsunuz? Çağdaş Hukukçular Derneğindeki avukatları Avukatlık Yasası’nı bile hiçe sayarak neden gözaltına aldınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP ÖZEL (Isparta) - Onlar avukatlık şeyinden dolayı değil ki.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Ben bu soruların cevabını istiyorum.

Kim özgürlükçü bu aslında biliniyor. Sizin özgürlükten yana hiçbir ilginiz yok. Siz sadece yaptığınız pazarlıkların sonucunu, gereğini yerine getirmeye çalışıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Herkes biliyor, herkes…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bölüm üzerinde Barış ve…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Sayın Başkanım, benim konuşmama atıfta bulunarak Sayın Yılmaz bir ifadede bulunmuştur. Yapmış olduğum konuşmada söylemediğim şeyleri benim sarf ettiğim sözler olarak göstermiştir. Bir düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi efendim? Ne söyledi de sizin söylemediğinizi söyledi?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben yapmış olduğum konuşmada Belçika örneğini vermedim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Komisyonda vermiştiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Benim vermiş olduğum örneklerdeki 2 ülke üniter yapıya sahip demokratik cumhuriyet ülkeleridir. Tekrardan tutanaklara bakıp incelemelerini istiyorum.

BAŞKAN – Sözleriniz tutanaklara geçti efendim.

Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ayla Akat, Batman Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 365 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine BDP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 1’inci maddesiyle CMK’nın 202’nci maddesine dördüncü fıkra ekleniyor. “Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanık iddianamenin okunması ve esas hakkında mütalaanın verilmesi üzerine savunmasını kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir.” hükmü getiriliyor.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı, bu düzenleme nedeniyle “ana dilde savunma hakkının tanındığı tasarı” olarak anılmaya başlandı ama bizler biliyoruz ki, az önce CHP Grubundan hatip de ifade etti, bu konuya biraz değinmek gerekiyor. Bu salonda, şu an, eğer hukukçu kimliğiyle bizleri dinleyenler varsa ve başta da Sayın Bakanımız, ana dilde savunma hakkının yasal zeminde mevcut olduğunu ama cumhuriyet tarihi boyunca bir inkâr dolayısıyla ve yine bunun kabul edilmediği tutumu dolayısıyla bugüne kadar bir gasp durumunun söz konusu olduğunu belirtmek gerekiyor. Niye yasal bir statüsü var? Tam da biraz evvel sayın hatibin ifade ettiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu anlaşması olarak kabul edilen Lozan Anlaşması’nın 39’uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereği. Bu dördüncü ve beşinci fıkraları okuyalım, daha sonra da buradaki hukukçuların ya da siyasi partilerin kendi yorumlarıyla sürece yaklaşmasının önüne geçip bilim insanları bu konuda ne diyor, ona bakalım.

Bir, 39’a dördüncü fıkra diyor ki:” Her hangi bir Türk uyruğunun gerek özel, gerekse ticari ilişkilerinde din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır.

Beşinci fıkrası ise “Devletin resmî dili bulunmasına rağmen, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır.” diyor. Bunun, şu an tartışmakta olduğumuz, Türkiye kamuoyuna da yine kavga görüntüleriyle yansıyan tasarının, esasında, şu an mevcut Anayasa’mızın 90’ıncı maddesi gereğince yasallığını koruduğunu, varlığını koruduğunu ama bu hakkın tanınmamış olması gereğiyle, siyasetçiler tarafından ve yine yargı kurumları tarafından, bugün, ülkede, özellikle “KCK” adı altında yürütülmekte olan siyasi soykırım dosyası dolayısıyla ülkenin gündemine bir kriz olarak yargılamaları aşma noktasında geldiğini ifade edelim.

Şimdi, bilim insanları bu 2 maddeyi nasıl okuyorlar? Diyorlar ki:

1) Türkçeden başka bir dilde konuşan Türk uyruklarının mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilme hakkı 39/beş fıkra tarafından, devletin bir resmî dilinin mevcut olduğu hususunu dikkate alarak düzenlemiştir. Devletin resmî dili vardır ama buna rağmen, bu hak verilmiştir.

2) “Uygun düşen kolaylıklar”dan kasıt en başta bir tercüman teminidir.

3) “Kendi dilleri”nden kasıt tarafların ana dilidir. Duruşma dilini, resmî dili ne kadar iyi anlarsa anlasın veya konuşursa konuşsun, ilgili tarafın kendini en iyi ifade edebileceği dil ilke olarak ana dilidir. Bu husus, “savunma hakkı” gibi en önemli hususun duruşma sırasında en iyi biçimde icra edilmesini sağlamak gerekçesiyle düşünülmüştür.

4) Madde 39/beş Türkiye Cumhuriyeti’nde Türkçeden başka bir dili sözlü olarak dahi olsa resmî dairelerde kullanma hakkının tek örneğidir. Ayrıca, ana dili resmî dil Türkçeden farklı olanlara bir pozitif hak getirmesi açısından, gayrimüslimler dışındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına pozitif hak getirmesinin de yine tek örneğidir.

5) Madde 39/beş hükmü 12 Eylül askerî darbe rejimi başta olmak üzere Türkiye’de zaman zaman ihlal edilmiş olmakla birlikte, hiçbir biçimde değiştirilemez. Niye? Çünkü yine Lozan Anlaşması’nın 37’nci maddesi hükmüyle, Türkiye, madde 39’un da arasında bulunduğu kimi Lozan maddelerini hiçbir biçimde değiştirmemeyi çok kesin ifadelerle taahhüt etmiştir.

Gerçeklik bu, Anayasa’mızın 90’ıncı maddesi açık, ortada; buna rağmen, yapılan gasp da ortada, inkâr da ortada. Nasıl inkâr ediliyor? Tabii ki hukuk tanımayan tavır devam ediyor.

Biz, tasarının 1’inci maddesinden sonra gelen hükümlerle ilgili arkadaşlarımız önergelerimizle ifadelerini ortaya koyacaklar ama bu 1’inci maddenin ilk madde hükmü tasarı içeriği boyutuyla kimin için yapılmış? Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilenler için yapılmış. Bunu kim takdir ediyor? Hâkim takdir ediyor. Peki, hâkimler objektif mi davranıyor? Hayır. Bu madde olmadan önce hatta 2004 düzenlemesi olmadan önce de meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmediği kesin olan hatta sorulan her soruya “evet”, “hayır” şeklinde cevap veren insanların bile Türkçe bildiği varsayıldı ve ona da “adil yargılanma” dendi. Bu konuda AHİM’e giden de çok dava var. Ama sonuç itibarıyla, o “evet”, “hayır”lardan bir adil yargılama yapıldığına inanan bir zihniyet var. Bu zihniyet terk edilecek mi, edilmeyecek mi, mesele burada. Kaldı ki eğer biz hukuk eliyle hukuksuzluk yapmaya devam etmeyeceksek ki şimdiki durum o… Nasıl oluyor? Hâkimler soruyorlar, ana dilde savunma yapma talebiyle karşılaşınca iyi hâl uygulamıyorlar. Ana diliyle değil de Türkçe savunma yapanlara da iyi hâl uygulanır noktaya geldi. Yine mahkeme tutanaklarına ne düştü? Ana dilinde savunma yapmak isteyenler için “Bilinmeyen bir dilde, mahkeme dışı bir dilde savunma yapma talebinde bulunuyor.” denildi. Bu nedir? Bu, yıllardır yani cumhuriyet tarihi boyunca var olan inkârın resmî tutanaklara geçmiş hâlidir. Artık, bu inkâr tutanaklardadır; artık, bu yok sayma hukuku tutanaklardadır, tutanaklara geçmiştir ve bugün ya da yarın tabii ki bu değişecektir.

Sayın Bakan, bu hak tercihe bağlı bir hak olarak kullanılabilecek ek bir imkân olmamalıdır, herkes için uygulanabilmelidir. Herkes bu haktan yararlanabilmedir ki adil bir yargılama hukukunun da gereği yerine getirilmiş olsun.

Yine, bu hakkın sadece iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilme aşamasında kullanılması tabii ki mevcut hukukumuzun temel ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır. Niye? Çünkü, hepimiz biliyoruz, bu salondaki bütün hukukçular biliyor, yargılama bir bütündür. İddianamenin okunması ya da esas hakkında savunma aşaması diye bir usul yoktur. Yargılama bir bütündür ve bu ne zaman başlar? Soruşturmanın başlaması evresinden başlar kovuşturmanın sonuna kadar devam eder. Bu hak tanınacaksa bu aşamaların tamamı için söz konusu olabilmelidir.

Yine değerli arkadaşlar, tasarı, söz konusu hakkı sadece sanığa tanımıştır ama biz biliyoruz ki yargılamanın sanık ve şüpheli dışındaki süjeleri de vardır, bunların da bu haklardan yararlanması söz konusu olmalıdır.

Tabii yine en netameli konulardan biri, Sayın Bakan, bu düzenlemede bu haktan yararlanmak isteyenin talebi tercümanı kendi tutması, onun parasını da kendisinin ödemesi şartıyla kabul ediliyor. Şimdi bu durumda ne oluyor? Savunma hakkı temel bir hak, kişinin ana dilini kullanma hakkı da var. Siz en temel insan hakkı olarak kabul ediyorsunuz savunma hakkını ama “Sen bu özgürlükten yararlanmak için önce hakkını satın almalısın.” diyorsun. Peki burada o satın alma işlemini yapan mı yoksa bunu bir satma, alma, verme ilişkisi hâline dönüştüren mi kusurlu? Hangisi daha onurlu bir yaklaşım onu ele almak gerekiyor.

Diğer bir boyutu, yargılamanın sürüncemede bırakılması kavramına gelince, bu da son derece subjektif bir tanım. Kime göre? Hâkime göre mi? Bu hâkimler bugüne kadar temel hak ve özgürlükler konusunda hangi gün sınırları genişleten bir yaklaşım içerisinde oldular? Bugün cezaevlerindeki tutuklu sayısına baktığımızda bu uygulamanın bir içtihattan kaynaklı olduğunu hepimiz bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Bu içtihatların sahipleri, yani Yargıtayın ilgili daireleri ve Ceza Genel Kurulu, yani sokakta yürüyen her vatandaşı terörist ilan eden, bu şekilde sıfatlandıran, bu şekilde yargılayan zihniyet, yargılamanın sürüncemede kalıp kalmamasına, bu konudaki takdir yetkisini temel hak ve özgürlükler lehine mi kullanacaktır? Hayır.

Son olarak şunu belirtelim: Yani bizim bilmediğimiz, Allah’ın emretmediği ya da hukukun yazmadığı bir kardeşlik ve eşitlik tanımı mı var? Nasıl kardeşlik oluyor bunun adı? Nasıl eşitlik oluyor? Biz unutmadık. Ne Malazgirt’i unuttuk ne Çaldıran Savaşı’nı unuttuk ne de cumhuriyetin kuruluş yıllarını unuttuk. Hatta cumhuriyet kurulduğu yıllarda burada bizler Meclisi savunurken Lozan’a giden ekibin nasıl etnik azınlık tanımını oradaki tartışma zemininden çıkartıp sadece dinî azınlıklara hak verdiğini de unutmadık ama şunu belirtiyoruz: Biz unutmadık, mücadelemiz devam ediyor; inkâr ve imhaya karşı, asimilasyona karşı mücadelemiz devam ediyor olacak. Niye? Çünkü varlığımızı koruyoruz. Sizler de diliniz, kimliğiniz, kültürünüz üzerinde bir tehdit olduğunda en az bizim kadar mücadeleci olacaksınızdır, bundan eminiz ama hiçbir zaman Kürtler kadar stratejik dönemlerde, stratejik ittifaklar kurduğunuz bir halk söz konusu olmayacaktır. Şimdi, 4’üncü bir şansınız var, şimdi 4’üncü bir döneme giriliyor. Bu dönemde bu stratejik ittifak ya gerçekleştirilecek ya da siz geçmişinden ders çıkarmayan bir halk olarak daima çocuk kalmak gibi süreci yaşayacaksınız. Biz, bu konuda dün  olduğu bugün de temel hak ve özgürlüklerden yana herkesin kabul ettiği bir eşitlik ve özgürlük tanımından yana tavrımızı ortaya koyup geliştirme devam edeceğiz. Önergelerimiz var diğer maddelerle ilgili bunları geliştirmeye devam edeceğiz buradaki, yargılama konusuyla ilgili.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Lütfen, bu ayrımcı dili kullanmayın “siz-biz” diye ayırmayın, bu ayrımcı dili kullanmayın. 

AYLA AKAT (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu ayrımcı dili kullanmayın lütfen.

AYLA AKAT (Batman)  - Sataşmadan dolayı söz verecekseniz devam edeyim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim şu anda Komisyonda özel sözcü olarak bulunan sayın milletvekilinin, özel olarak seçildiğine ilişkin bilgi tutanaklarda var mı?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şu anda özel sözcü olarak imza var ama tutanakta var mı diye… Ben tutanaklara baktım da göremedim o bakımdan... Varsa… Tutanakta olup olmadığı… Çünkü şu anda tutanaklar bende bu  tutanaklarda 15’inci madde…

BAŞKAN – Sayın Vural, Sayın Komisyondan bilgi isteyelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim var mı tutanakta? Çünkü İç Tüzük’e göre seçilmiş olması gerekiyor, böyle bir seçim…

BAŞKAN – Tamam, bilgi isteyelim Sayın Komisyondan ona göre…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam efendim.

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Vural benzer konuyu daha önce de gündeme getirmişti, bununla ilgili açıklama yapmıştık. Bakarsanız elinizdeki kitapçıkta, zabıtlarda 4 tane arkadaşımızın yetkili olduğunu, Bülent Turan isminin de olduğu göreceksiniz.

Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, imza var. Sözcü olup olmadıklarına ilişkin… Sayın Başkan burada “özel sözcü” yazıyor ama seçilmesi gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Başkan, kaçıncı sayfa?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu seçim işleminin tutanaklarda yer almadan Komisyon temsil edilmemektedir, onu diyorum.

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayfa 78, bakarsanız, okuyacaksınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaç?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayfa 78. Tutanaklarda var, karar bölümünde de var.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – 77’nci sayfa: Sayın Vural.

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Başlıyor, 78’de tekrar ediliyor, karar bölümünde.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – 77’nci sayfa: “Recep Özel ile İstanbul Milletvekili Bülent Turan özel sözcü seçilmiştir.” ifadesi var efendim, bakarsanız.

BAŞKAN – Sayın Vural okuyorum: “Komisyonumuz, Alt Komisyon tarafından tanzim edilen metin üzerinden 27/11/2012 ile 28/11/2012 tarihlerinde görüşmelere devam etmiştir.”

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – 77’nci sayfanın altında, tutanaklarda “Recep Özel ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan…”

BAŞKAN – Lütfen…

“Görüşmelere Hükümeti temsilen Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Adalet Bakanlığı, Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye Barolar Birliği temsilcileri ile Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim üyeleri Prof. Dr. İzzet Özgenç ile Prof. Dr. Cumhur Şahin ve TOBB Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ozan Ergül katılmışlardır. Görüşmelerin tamamı tutanağa bağlanmıştır. İç Tüzük’ün 45’inci maddesi uyarınca Genel Kurul çalışmalarında Komisyonumuzu temsil etmek üzere Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu, Isparta Milletvekili Recep Özel ile İstanbul Milletvekili Bülent Turan özel sözcü seçilmişlerdir.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dakika Sayın Başkanım.

Şimdi, haklı olarak, şu 365 sıra sayısı, sayfa 77…

RECEP ÖZEL (Isparta) – 78’de sizinkinde.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – 78; 78.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sizinkinde 78’inci sayfada.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Niye farklı?

BAŞKAN – “78” diyor onu bilemem, ben buradakini okuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, 2 tane…

BAŞKAN – Anladım ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – 2 farklı sıra sayısı var efendim. Yani bakın…

BAŞKAN – Anladım ben, okudum Sayın Vural, sizin sorduğunuz soruya cevap değil mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim, bakın, bu da sıra sayısı, şu da sıra sayısı efendim.

BAŞKAN – Evet, tamam, 78’inci sayfa dediler orada da.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, 78. Yani iki sıra sayısı…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – 78; fıkra üç, üçüncü paragraf.

BAŞKAN – Evet, burada da 78’inci sayfada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, 2 sıra sayısı var da o bakımdan.

BAŞKAN – 365 efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır yani 2 tane ayrı metin var da, evet...

BAŞKAN – Evet, şimdi, bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının Adalet Komisyonunda görüşülmesi sırasında “ana dilde savunma hakkı” olarak bilinen tasarıya Yargıtay Hâkimi Kemalettin Eren şu uyarıda bulunmuştu: “Ana dilde savunma yapmak isteyen sanığın il adli yargı adalet komisyonu listesinden tercüman seçmesinin doğru olmayacağını, sanığın tercüman ücretini kendisinin karşılamasının da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu belirtmişti. “Şayet tasarının böyle geçmesi hâlinde kendi elimizle AİHM’de boşu boşuna tazminat ödemek zorunda kalırız.” demişti.

Değerli milletvekilleri, bugün Meclise getirilen ve “ana dilde savunma hakkı” olarak nitelendirilen bu tasarının yasalaşması hâlinde birçok sakıncalarla karşılaşılacağını belirtmek istiyorum. Her şeyden önce yargılamanın resmî dil Türkçe yapıldığı, iddianame dâhil mahkemeye sunulan her türlü resmî yazışmanın Türkçe olduğu, hâkimlerin, savcının ve avukatların Türkçe konuştuğu bir mahkemede, Türkçeyi belki de orada bulunan herkesten daha iyi konuşan birinin sırf siyasi saiklerle veya baskılar neticesinde ana dili olduğunu iddia ettiği başka bir dilde savunma yapmak istemesi dolaylı olarak savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelmektedir.

Unutulmamalıdır ki mahkemeler politik mücadelelerin değil, hukuksal mücadelelerin yapıldığı platformlardır. Görünen o ki artık hukukiliğini kaybetmiş ve tamamen siyasi talep hâline gelmiş ana dilde savunma düzenlemesi, hem ceza adaleti sistemimizi olumsuz etkileyecek hem de teröre karşı yürütülen mücadelede birtakım olumsuzluklara yol açacaktır. Her ne kadar bu değişikliğin bir taviz olmadığı ısrarla vurgulansa da sürdürdüğü şiddet stratejisini başka hamlelerle de desteklemek isteyen bölücü terör örgütü bu değişikliği kendi hanesine önemli bir kazanım olarak kaydedecektir.

Değerli milletvekilleri, bugün sizden ana dilde savunma isteyenler kendi kurdukları sözde mahkemelerde hangi dilde yargılama yapmaktalar? Sizlere, PKK tarafından Diyarbakır’da yapılan, onların yapmış oldukları bir mahkemenin örneğini göstermek istiyorum. O mahkeme Amed eyaleti Andok Yüksek Askerî Mahkemesinde görülen bir davanın iddianamesi ve görüşüldüğü davadır. Bakın, burada kimlerin yargılandıkları belli. Kodu Selahattin, adı soyadı Mustafa Yıldırım. Neymiş? Takım komutan yardımcısıymış. “Karker” kod adlı Vahit Dalar manga komutanıymış. Bunlar yargılanmışlar fakat ilginçtir ki PKK’nın yaptığı bu yargılama tamamen Türkçedir ve daktilo edilmiştir. Dolayısıyla, kim kimden ne istemektedir, siz ne yapmaktasınız? Bunları bu şekliyle düşünün. Bakın, bu bir gerçek belge, kendi yaptıkları bir mahkemenin tutanakları, daktilo edilmiş ve Türkçedir. Siz ne yapıyorsunuz? Hangi saiklerle bu dili, ana dilini savunma içerisine sokuyorsunuz ve hukuki bir dil hâline getiriyorsunuz, bunu izah edemezsiniz; ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde izah edersiniz ne Türkiye Cumhuriyeti kanunları çerçevesinde izah edersiniz ne de Anayasa çerçevesinde izah edersiniz. Aslında bununla ilgili olarak yapacağınız şey şudur: Yarın torunlarınıza ve çocuklarınıza nasıl cevap vereceğinizi şimdiden düşünmeye başlayın. Bu, bir gerçekliktir.

Değerli milletvekilleri, görülen o ki artık hukukiliğini kaybetmiş ve tamamen siyasi talep hâline gelmiş ana dilde savunma düzenlemesi hem ceza adaleti sistemimizi olumsuz etkileyecek hem de teröre karşı yürütülen mücadelede birtakım olumsuzluklara yol açacaktır. Her ne kadar bu değişikliğin bir taviz olmadığı ısrarla vurgulansa da sürdürdüğü şiddet stratejisini başka hamlelerde desteklemek isteyen terör örgütüne önemli bir güç verecektir.

Bakın, Diyarbakır’da yapılan törenler… Bana söyler misiniz, birisi Antep’te, birisi Tunceli’de bir tanesi de Mersin’de neden Diyarbakır’a gönderdiniz? “Efendim, tekrar Habur yaşanmadı.” diyorsunuz, bayrağın indirilmesi ve Türk Bayrağı’nın indirilip hem de hastane… Gönderdeki 3 tane bayrak yerine PKK paçavrasının asılmasını nasıl izah edeceksiniz? “Hiçbir olay olmadı.” diyorsunuz, bu bile yeterli. Siz bayrağın indirilmesini kabul edebiliyorsanız vicdanınızda bunu kabul edin…

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, şahsı adına söz isteyen Tanju Özcan, Bolu Milletvekili.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, konuşmaları hep birlikte dikkatle takip ediyoruz bu akşam. Esas itibarıyla bugün görüştüğümüz temel kanunla ilgili aslında herkesin tartıştığı bir madde var. Keşke -ben de şunu temenni ediyorum- temel kanun olarak geleceğine normal yolla gelseydi de herkes düşüncelerini ifade etseydi. İnanın 1’inci maddeden sonra bu denli derin tartışmalar da yaşanmayacaktı.

Değerli milletvekilleri, ben de birçok arkadaşınız gibi hukukçu bir milletvekili olarak bu akşam konuşan muhalefet partisi milletvekilleri, MHP ve CHP milletvekillerinin eleştirilerine önemli ölçüde katıldığımı ifade etmek istiyorum.

Bu yasa gerçekten bir mağduriyeti çözmek için veya özgürlük adına bugün Genel Kurula getirilmiş bir yasa değil. Bunu hepiniz biliyorsunuz. Samimi olmamız lazım.

Mağduriyet nedir arkadaşlar, bu konuda? Türkçe bilmeyen birinin mahkeme huzurunda en iyi bildiği dille savunma yapabilmesi. Ama burada dert şu değil: Gerçekten Türkçeyi konuşamadığı için savunma yapamayan insanların mağduriyetini gidermek değil. Bunu hepiniz biliyorsunuz. Bu sürece nasıl geldiğimizi de biliyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım ifade ettiler, dediler ki: Bu sürece gelinmesinin ana sebebi, PKK ile Hükûmet arasında yapılan görüşmeler, müzakereler sonucunda bu noktaya gelindi. KCK tutukluları şart olarak Hükûmete getirildiği için, Hükûmetin önüne konulduğu için bugün bu düzenleme buraya getirildi arkadaşlar. Evet, ben bu arkadaşlarımın söylediklerine katılıyorum ama eksik olduğunu söylüyorum. Eksikliğe geleceğim.

Gerçekten uzunca bir süredir -kaç yıldır devam ettiği belli değil- Hükûmet’le önce Oslo’da başlayan, şimdi açık bir şekilde İmralı’da devam eden görüşmelerin… Ki bu görüşmeler, tırnak içerisinde söylüyorum, “görüşme” değil, “nasılsın, iyi misin” şeklinde gelişen bir süreç değil, bir “pazarlık” bu. Burada PKK’nın talepleri oluyor, Hükûmetin buna verdiği cevaplar oluyor. İşte arkadaşlar, bugün bu yasal düzenlemenin burada görüşülmesinin sebebi Oslo’da başlayan bugün İmralı’da devam eden görüşmelerin sonucu. Bunu hepimiz biliyoruz. İktidar partisi sözcüleri burada konuşma yapıyor ama onlar da inanarak bu durumun aksini savunamıyorlar.

Ama arkadaşlar, bu eksik. Sadece PKK istedi diye biz bugün bunu burada görüşüyor değiliz, bir de işin diğer boyutu var. Bunu nereden çıkardım? Bunu Sayın Recep Özel’in konuşmasından çıkardım, iktidar partisi grubu adına konuşmayı o yaptı. Arkadaşlar, Recep Özel sıradan bir milletvekili değil AKP Grubu içerisinde, özel bir milletvekili, soyadı gibi. Hatırlar mısınız bir süre önce Hükûmet, cemaat karşıydı, cemaate karşı bir operasyon gerçekleştirdi burada. MİT müsteşarıyla ilgili özel bir düzenleme yaptırttı. Kimin aracılığıyla yaptırttı bunu? Recep Özel arkadaşımız aracılığıyla yaptırttı.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Allah aşkına, böyle komplo teorileri kurmayın ya! Sizin baktığınız yerden öyle mi gözüküyor?

TANJU ÖZCAN (Devamla)  - Bir dakika, geleceğim.

Şimdi, Recep Bey şunu söylüyor konuşmasında, diyor ki: “Bir tek PKK’yla uğraşsak, eyvallah.” “Ama bakın, bir de ne var?” diyor. “Mahkeme süreci tıkanmıştı yani bu yargılamayı, KCK yargılamalarını yürüten hâkim süreci tıkamıştı.” diyor.  Neden bunu söylüyor arkadaşlar, bunun iç yüzüne bakalım. Mesele şu: 2010’da bir Anayasa değişikliği yaptık. Bu Anayasa değişikliği sonrasında farklı bir HSYK oluşturduk. HSYK’yla ilgili seçimler yapıldı. Bu seçimler, öyle anlaşılıyor ki, Hükûmet kaybetmiş, cemaat kazanmış ve bunun sonucunda cemaate daha bağımlı olan bazı hâkimler bu düzenlemeyi yaptırtmak için mahkemelerde Kürtçe savunmanın önüne geçmişler.

Arkadaşlar, hepimiz hukukçuyuz. Ben Bolu’da avukatlık yaptım uzun yıllar. Bolu’da yargılanan birçok insan, Türkçe bilmediği için Kürtçe tercümanlarla savunmalarını yıllarca yapabildiler, bu bir gerçek. Ama bugün öyle anlaşılıyor ki, Recep Bey’in dediği gibi, cemaat de bu düzenlemenin, tıpkı, PKK’yla birlikte yapılmasını istedi. Bunda aslında şaşıracak bir şey yok; cemaatin ipi de Amerika’nın elinde, PKK’nın ipi de Amerika’nın elinde. Dolayısıyla bunlar el ele vermişler, bugün gerçekten Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapısına kasteden bu düzenlemeyi hep birlikte getirmişler.

Ben BDP Grubunu tebrik ediyorum ve gerçekten temsil ettikleri zihniyeti de tebrik ediyorum.

ADİL KURT (Hakkâri) – Teşekkür ederiz, eksik olsun.

TANJU ÖZCAN (Devamla)  - Halk desteği ne kadar bilmiyorum, yüzde 5 var mı, yok mu ama yüzde 50 oy almış olan iktidar partisine bugün diz çöktürdüler.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bu mübarek gecede fitne, fesatlık yapmayın.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Bu anlamda kutlamak lazım, tarihe de not düşmek lazım.

Bu düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Efendim, sayın hatip konuşmasında benim adımı da kullanarak birtakım ifadelerde bulundu. Buna bir açıklık, cevap vermek…

BAŞKAN – Birtakım ifadeler… Ne dedi efendim, onu söyleyin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Efendim, MİT Kanunu’nun adım kullanılarak çıkartıldığını, ondan sonra, yapmış olduğum konuşmada KCK davalarının sanki…

BAŞKAN – Söylemediniz mi?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ben bunları söylemedim efendim.

Burada sanki benim… Sataşma şeyinde bir söz talep ediyoruz efendim. Bir açıklık getireyim, bir şey okuyacağım. İki dakika…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – KCK davalarının sanıkların talebi üzerine geldiğini söyledi Recep Bey komisyonda?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. Yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;  bu imkânı tanıdığınız için size teşekkür ediyorum.

Şimdi, sizlere Genel Kurulda 5 Nisan 2012 tarihinde bir milletvekilinin bu kürsüde yapmış olduğu konuşmayı okuyacağım, sonra size soracağım bu milletvekilinin kim olduğunu.

“KCK davasında şöyle bir olay var, Kürtçe savunma talepleri var. Evet, oradaki yargılanan sanıklar devlete kafa tutmak istiyorlar, buna hiç kuşkum yok. Bir tavır koymak istiyorlar, ideolojik bir tavır koymak istiyorlar ama yine dediğim gibi savunma en temel haklardan bir tanesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Leyla Zana hakkında bir kararı var ve Ceza Muhakemesinde tercümanla ilgili maddeyi açın, ilk içtihat budur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Leyla Zana'nın Kürtçe savunmada bulunma talebini reddettiği için savunma hakkını ihlalden Türkiye'yi mahkûm etmiştir.

Şimdi düşünün değerli arkadaşlarım, KCK'dan 10 bin tane yargılanan sanık var şu anda. Bunların hepsi de Kürtçe savunma yapmak istiyorlar, mahkeme de ifadelerini almıyor. Eninde sonunda bu iş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidecektir ve Türkiye, milyonlarca, belki milyarlarca euro tazminata mahkûm edilecektir.”

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sataşmayla ne alakası var?

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) - Sataşmaya cevap vermiyorsun ki!

RECEP ÖZEL (Devamla) – “Peki, bu tazminat parası nereye gidecektir? Bu tazminat parası, evet, orada suçsuz olarak yargılanan varsa, güneydoğuda gelir düzeyi de son derece düşük, o insanların geçim parası olacaktır ama gerçekten terörist faaliyetler içinde olan, terör örgütü üyesi olanlara ödenecek tazminat nereye gidecektir? Kandil'e gidecektir ve bize geri dönecektir.”

Bu konuşmayı Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sayın Süha Aldan yapmıştır bu kürsüden.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Evet.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bunu ben demiyorum, kendisi söylüyor. (CHP sıralarından gürültüler)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yanlış mı alındı bu karar?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bir de İnsan Hakları Komisyonuna Sayın Mahmut Tanal ve Sinan Aygün’ün vermiş olduğu bir değişiklik önergesi var.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sana neden sataşma yapılmıştı Recep Bey? Sataşma mı olmuştu sana?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu önergede de “Yeterince Türkçe bilmediğini beyan eden sanık ve mağdura bedeli devlet tarafından karşılanmak üzere mahkeme tercüman tayin eder. Bu hak kötüye kullanılamaz.” diyor.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bu konuşmanın sataşmayla ne ilgisi var?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Şimdi, CHP bu tasarının lehinde mi, aleyhinde mi? Gelip burada bir açıklasınlar. Bir kısmınız böyle konuşuyor, bir kısmınız geliyor burada karşı kendi içinizde bir bütünlüğü sağlayın.

Efendim, hepinize teşekkürler sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, Sayın Recep Özel neden söz istedi? Sataşma için. Ne sataşmışız, neyi söyledi? Bu nasıl bir şey?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – O bize sataştı.

BAŞKAN – Şimdi bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Arkadaşımızın sözleriyle ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Arkadaşınızın sözüyle ilgili açıklama yapamazsınız Sayın Vekilim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Hayır efendim, bakın, Ömer Bey üzerinden Adalet Komisyonunda bizlere de yapılmış bir sataşmadır aslında bu. İzin verirseniz bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Açıklaması olmaz ki Sayın Vekilim bunun. Sayın Yılmaz, eğer sataşma varsa grubunuza Grup Başkan Vekiliniz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama grubumuza var efendim.

BAŞKAN – Ne diye sataştı efendim, ne söyledi?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Adalet Komisyonu olarak bize var.

BAŞKAN – Sadece sayın milletvekilinin yaptığı konuşmayı okudu buradan. Bu sataşma olmaz ki!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ömer Süha Aldan’ın yapmış olduğu konuşmayı yanlış yorumlayarak “CHP Grubu adına bu konuşulmuştur.” dedi. Bizim de o konuda bir söz söyleme hakkımız vardır.

BAŞKAN – Konuşmayı yorumlamadı ki, konuşmayı okudu, buradan, tutanaklardan okudu sadece.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Okudu efendim, okudu.

BAŞKAN – Tutanakları okumadı mı burada?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Anladım efendim. O konudaki bir şeyi biz anlatmak istiyoruz eğer izin verirseniz, açıklama yapmak istiyoruz.

BAŞKAN – Yorum yapmadı ki, tutanakları okudu. Sataşma neresinde bunun Sayın Yılmaz?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, herhangi bir hakarette bulunmadı, sadece bir tutanağı okudu buradan.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Efendim, bir açıklama yapmak istiyoruz, lütfen izin verin.

BAŞKAN – Açıklama olmaz ki Sayın Yılmaz yani.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yanlış bilgi verdi efendim.

BAŞKAN – Her milletvekili diğeri hakkındaki konuşmayla ilgili açıklama yapmaya kalkışırsa…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, yanlış bilgi vermiştir.

BAŞKAN – Lütfen yani olmaz.

Teşekkür ediyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Efendim, biz bunu düzeltme gereğini duyuyoruz.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Recep Özel niye söz istedi sizden?

RECEP ÖZEL (Isparta) – KCK davalarından dolayı…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yani ikinci bir sataşma yaptı aslında.

BAŞKAN – Sayın Özel sayın milletvekilinin konuşmasını tutanaklardan okudu. Sataşma…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Oraya çıktı ne anlattı?

BAŞKAN – Efendim?

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sizden niçin söz istedi, hangi gerekçeyle söz istedi?

RECEP ÖZEL (Isparta) – KCK davasından dolayı…

BAŞKAN – Hayır canım, tutanaklardan okudu.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in; Hakkari Milletvekili Adil Kurt'un; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporları (1/708, 2/240, 2/262, 2/373, 2/539, 2/934, 2/955, 2/956) (S. Sayısı: 365) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Doğru, buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana biraz önce sordum, cevap vermedi ama umarım şimdi cevap verecektir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202’nci maddesine göre, son beş yılda, kendini ifade edemediği için kaç kişi mahkeme heyetinden tercüman talebinde bulunmuştur, kaç kişiye tercüman tahsis edilmiştir?

İkinci sorum: “Ana dilimde savunma yapamıyorum.” diyerek kaç kişi mahkemelere müracaatta bulunmuş ve savunmasını kullanmamıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tuncel…

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce soru sormuştum ama yarım kalmıştı. Özellikle Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının tutuklanmasıyla başlayan, daha sonra Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu avukatlarına devam eden tutuklama furyası ciddi anlamda savunma hakkına yönelik bir saldırıdır. Acaba Sayın Bakan da bunu böyle görüyor mu? Bu tutuklanan avukat arkadaşlarımızı cezaevinde ziyaret etme konusunda bir programları var mı? Yine, bu avukatlara karşı geliştirilen ve savunma görevini engelleyen bu hukuksuzluğa karşı herhangi bir yasal çalışma yapmayı düşünüyorlar mı kendileri? Bu çok önemli.

İkincisi: Bugün yasayı görüşüyoruz, özellikle hasta tutuklulara ilişkin yasa tasarısında, TMK’dan yargılanan tutuklu ve hükümlüler bu yasadan faydalanabilecekler mi, yoksa sadece adli tutuklu ve hükümlülerden, hasta olanlar mı yararlanacak?

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz evvel bir soruya Sayın Bakan cevap verirken Oslo’da bir mutabakat olmadığını söyledi. Elbette hemen bir mutabakat sağlanmamış olabilir ancak Hükûmet bir görüşme kapısı açtığına ve oraya gidenler onlarla tavla oynamaya gitmediğine göre, öyleyse niçin gitmişlerdir? Bu Oslo ve teröristbaşıyla görüşmelerde neler konuşulmaktadır? Milletten gizli olarak yapılan bu görüşmelerde bu ülkenin, bu milletin kaderiyle ilgili olarak hangi spekülasyonlar yapılmaktadır, bu milletten neler kaçırılmaktadır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir kez daha soruyorum: Hükûmetiniz adına Oslo’da müzakereye oturanlar hangi konularda mutabakata varmışlardır, bu mutabakata varılan konular içerisinde bugünkü tasarının 1’inci maddesi yer almakta mıdır?

İki: Bu tasarıda yer alan bazı iyileştirmeler nedeniyle hâlen cezaevinde bulunan kaç hükümlü serbest bırakılacaktır? Bunlar içerisinde kaçı terör örgütü nedeniyle cezaevinde bulunmaktadır?

Tasarıda tazyik hapsi alanların, getirilen iyileştirmelerden yararlandırılmamasının sebebi nedir? Taahhüt mağdurlarının bu iyileştirilmelerden yararlandırılması düşünülmekte midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önceki sorumda “Bu getirdiğiniz yeni düzenlemeyle normal mâhkumlarla beraber, elinde 40 bin kişinin kanı bulunan, şehitlerimizin elinde kanı bulunan bebek katili Abdullah Öcalan da eşlerle beraber olma hakkından faydalanacak mı?” diye sormuştum. Siz de cevabınızda “Evet.” demiştiniz. Hiç vicdanınız sızlıyor mu Sayın Bakanım? Elinde 40 bin kişinin kanı bulunan bir caniye eş bulma konusunda Hükûmetinizin ne gibi bir çabası olacak, lütfen onu da söyleyin o zaman.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de Sayın Bakana sordum ama bir türlü cevaplamıyor. PKK militanlarıyla Şemdinli’de kucaklaşan milletvekilleriyle ilgili yağdınız gürlediniz, Hükûmet olarak “Dokunulmazlıkları kaldırıyoruz, böyle bir usul olur mu?” diye seslendiniz. Ne oldu bu dokunulmazlıklar? Peki, teröristbaşıyla kucaklaşanlar veya kucaklaşma talimatı verenlerle ilgili de bir işlem yapmayı düşünüyor musunuz?

Yine yaptığınız kongrenin 20’nci maddesinde mahkum ve tutukluların eşleriyle bir araya gelmesi, 21’inci maddesinde ana dilde savunma vardı, bunlar bugün geldiler. 22’nci maddesinde ana dilde kamu hizmetlerine erişim, 30’uncu maddesinde de Kürtçe tercümanlık var, bunları da getirmeyi düşünüyor musunuz? Peki, bu sürecin Türkiye’nin bölünmesine doğru götürüleceğini düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sayın Başbakan ve AKP yetkilileri diyor ki: “Oslo’da ve İmralı’da görüşmeleri devlet yapıyor, biz AKP olarak hiçbir görüşme yapmadık.” Buna göre size soruyorum: İktidar olarak siz hangi devleti yönetiyorsunuz?

İki: Bu görüşmeleri yapan MİT Müsteşarı ve diğer devlet yetkililerini hangi Hükûmet atamıştır?

Üç: İktidarınız tarafından göreve getirilen devlet yetkililerine PKK ve bebek katiliyle görüşme talimatını kim vermiştir? Eğer bu görüşmeler Hükûmetinizin bilgisi dışındaysa, PKK ve teröristbaşıyla görüşen kamu görevlilerini görevden alma cesaretiniz, yüreğiniz var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Topcu…

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

17/1/2013 tarihinde 3 kadın teröristin cenaze töreni sırasında, bazı gazetecilerce, Diyarbakır’a girerken KCK savunma güçleri tarafından asayişin sağlandığına yönelik bilgiler aktarılmıştır. Devletin güvenlik güçlerinin dışarıda tutularak böyle bir uygulama ile karşılaşılması hangi devlet mantığıyla uyuşmaktadır? Bunu nasıl izah edeceksiniz? Herhangi bir soruşturma başlattınız mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köprülü…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sanık Mehmet Hatip Dicle, duruşmada sanıkların tümü adına söz alarak, Türkçe konuşabildiklerini, Türkçeyi iyi bildiklerini ve Türkçe konuşma konusunda fikren ve fiilen bir sorunlarının bulunmadığını ancak savunmalarını kendi ana dilleri olan Kürtçe yapmak istediklerini beyan etmiştir. Sizin bu yasayla çözmek istediğiniz sorun bir savunma hakkını gidermek midir yoksa Türkçe konuşmak istemediğini açıkça beyan eden sanıkların fiilî durumlarını kendi beyanlarına uygun hâle getirmek midir?

İkinci sorum da şu: Ben, bunun sizin tarafınızdan da iyi bilindiğini biliyorum ama duymak istiyorum Hükûmeti de temsil ettiğiniz için: Lozan’daki “azınlıklar” kavramı nasıl değerlendirilmektedir? Lozan’da sayılan azınlıklar hangi kritere bağlanmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yeniçeri…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1876’da Meclisi Mebusanın On İkinci Oturumunda Nevfel Efendi, Erzurumlu Ermeni Hamazap ve Vasilaki Efendi, devletin dilinin değiştirilmesi amacıyla ortak bir teklif hazırlar. Bu teklif şöyle: “Osmanlı devletinin resmî dilinin Türkçe olduğunu belirten madde değiştirilmeli ve resmî dil olarak Türkçeyle beraber her bölgede konuşulan mahallî diller de Rumca, Ermenice, Arapça, Kürtçe, Bulgarca gibi resmî dil olarak kabul edilmelidir.” Meclis Başkanı Ahmed Vefik Paşa bu teklifi “Bu ne vicdansızlık, bu ne vefasızlıktır! Sizler hâlâ evinizde, okullarınızda, kitaplarınızda kendi dilinizde yazıyor ve konuşuyorsunuz. Bu imkânı, bu devletin alicenaplığına borçlusunuz. Eğer bu devlet isteseydi, yüzyıllar evvel dedelerinizi Türk kültürü içinde eritirdi ve sizlerin de ana diliniz Türkçe olurdu. Teklifinizi vermemiş olun, ben de duymamış olayım.” diyerek reddeder. Sayın Bakan, Ahmed Vefik Paşa’nın görüşüne katılıyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Evet, Sayın Reşat Doğru’nun sorusu 2’nci kez ifade edildi, demin yetişemediği için cevap veremedim. Tabii, hem tercüman isteyen veyahut da Türkçeyi bildiği hâlde savunmasını kendini en iyi ifade edebildiği dilde yapmak istediğini söyleyenlerle ilgili herhangi bir istatistik yok elimizde, böyle bir envanter tutulması da söz konusu değil, o yüzden size bu konuda bir rakam verme imkânım yok.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Neden ihtiyaç duydunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Tuncel’in sorduğu soru, tabii…

OKTAY VURAL (İzmir) – Demek ki siyasi, ihtiyaç yokmuş.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …avukatlarla ilgili soruşturmaların nasıl yapılacağı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmekte ve hangi hâllerde tutuklama yapılacağı, hangi hâllerde arama yapılacağı, avukatlara dönük aramaların, soruşturmanın ve kovuşturmanın nasıl yapılacağı yasalarda belirtilmiştir. Bu adli soruşturmayı yürüten görevliler de bu yasalar çerçevesinde vazifelerini yapmaktadırlar. Tabii, burada usule aykırı bir şey varsa buna itiraz etmeleri onların doğal hakkıdır ama şunu özellikle ifade etmek isterim: Kimse avukat olduğu için soruşturmaya tabi tutulmuyor veya bir berber herhangi bir suç isnadıyla karşı karşıya kaldığında, bir kasap suç isnadıyla karşı karşıya kaldığında, tutuklanmasını gerektiren bir durum olduğunda kasap tutuklandı, manav tutuklandı, berber tutuklandı diye kimse bir değerlendirme yapmıyor. Avukatlarla ilgili veya başka sıfat taşıyan kişilerle alakalı bir suç isnadı olduğunda, mahkemeler tutuklama yönünde karar verdiğinde de bunu, sanki avukatlık mesleğini icra ediyor da o yüzden tutuklanıyormuş gibi yansıtmak fevkalade yanlıştır; bir soruşturma çerçevesinde, mahkeme tarafından verilen bir karar söz konusudur.

Yine, hastalık nedeniyle infazın ertelenmesi hususu İnfaz Kanunu’nun 16’ncı maddesinde düzenlenmiş olup Kanun’un 116’ncı maddesinde bulunan atıf dolayısıyla tutuklular bakımından da uygulanabilmektedir. Bu yüzden, tutuklular bakımından erteleme kararı vermek, yargılamayı yapan mahkemeler tarafından yapılmaktadır.

Tabii, Oslo, İmralı’yla alakalı daha önce de söyledim; Oslo’da herhangi bir mutabakat yok. İmralı’yla görüşmeleri zaten ifade ettik ama burada bir hususun altını çizmek istiyorum, konuşmacılar da söyledi: Sanki Hükûmeti temsilen Hükûmetten biri görüşmüş gibi bir değerlendirme yapılıyor. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başbakanımızın açıklaması da çok net, çok açık, onu kimse çarpıtmasın.

Seçim döneminde AK PARTİ iktidarını yıpratmak için “Hükûmetten birileri görüştü.” diye meydanlarda konuşanlara…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı kim?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - …Sayın Başbakanımız “Hükûmetten hiç kimse görüşmedi, bundan sonra da bundan önce de yoktur böyle.” diye açıklama yaptı. “Hükûmet” dediğinizde Anayasa yazıyor “Hükûmet, Başbakan ve bakanlardan oluşur.” Hangi bakan görüşmüş, bir onun ismini verin. Bizim söylediğimiz bu ama siz, kamuda çalışan bir kamu görevlisiyle…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yolları sen mi yaptırdın, konutu sen mi inşa ediyorsun?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - …Hükûmeti aynı kefeye koyup milleti aldatıyorsunuz, yalan yanlış şeyler söylüyorsunuz, özellikle ifade etmek isterim. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, milletle dalga geçmeyin; milletle dalga geçiyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Tabii, cezaevlerinde, bu yasa çıktıktan sonra bu yasadan yararlanacaklarla ilgili…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Şu anda elimizde net rakamlar yok yani bu yasadan istifadeyle kaç kişi tahliye olacak, buna dair elimizde kesin rakamlar söz konusu değil ama yaklaşık bir rakam söz konusu -arkadaşlar veriyorlar- 15 bin civarında bir tahliyenin olması tahmin ediliyor. Yoksa elimizde kesin bir veri bu noktada yok.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Bakan, duble yolları siz mi yaptınız, Hükûmet mi yaptı?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sinan Oğan’ın sorusuna demin de cevap verdim. Tasarıda bir sınırlama yok ancak bu eş ile görüşmeyle alakalı konu herkese otomatik verilen bir durum değildir, bu tamamıyla kurallara bağlanmış bir konudur. Bu kurallara uyanlara ancak bu uygulanacaktır. Bu kuralları ihlal edenlere uygulanması söz konusu değildir. Bu kuralların neler olacağının bir kısmı tasarıda yazıyor, diğerleri de yönetmelikle Adalet Bakanlığı tarafından düzenlenecek ve kamuoyuyla paylaşılacaktır. Dolayısıyla, bu kurallara uyanlar bundan yararlanacaktır. Cezaevlerinde terör estirenler, cezaevlerinde kurallara uymayanlar ve bu konudaki ıslah çalışmalarına, ortak şeylere katkı vermeyenlerin bundan yararlanması kesinlikle söz konusu değildir, bunu özellikle ifade etmek isterim.

Tabii, disiplin ve tazyik hapsi almış olanların cezasının infazı ertelenmeyecektir çünkü bu cezalar kişiyi bir hususta zorlamaya yönelik cezalardır. Bu nedenle, tasarıda getirilen cezanın infazı hükümlerinden yararlanamayacaklardır. Bunları da o kapsamda ifade etmek isterim.

Tabii, şimdi, savunmayla alakalı hususta bir konunun altını özellikle çizmek istiyorum. Kanunda “Meramını anlatacak derecede Türkçe bilmeyenler olursa yargılama sırasında ne yapacağız?” sorusuna bir cevap veriliyor. Bunların kendilerini savunma hakkı var mı? Var. O zaman nasıl olacak Türkçeyi bilmiyorsa? Onu öngörmüşüz, kanuna bir düzenleme koymuşuz. Meramını anlatacak kadar bilemiyorsa, Türkçeyi biliyor ama meramını ifade edecek kadar bilmiyor, o zaman ne yapacak? Ona dair de bir düzenleme koymuşuz. Ama, herhangi bir vatandaşımızın “Ben kendimi başkaca bir dilde daha iyi savunabilirim, hakkımı, hukukumu daha iyi arayabilirim.” deme ihtimalini göz ardı etmiş olabiliriz. Bizim, Hükûmet olarak, Parlamento olarak, devlet olarak bunu vaktinde öngörüp böyle birileri çıktığı zaman, “Ben samimi olarak, gerçekten buna ihtiyaç duyuyorum, bu haktan istifadeyle kendimi daha iyi savunacağım diye düşünen biri çıktığı zaman ona ne diyeceğiz?” sorusuna bir cevap bulmamışız. Kanunda yer alan hüküm, esasında buna cevap mahiyetini de taşıyor ama uygulama bu anlamda bir değerlendirme yapmadı. O zaman, samimi olarak bu işten faydalanmak isteyenlere bu imkânı vermek hukuk devletinin de gereğidir. Esasında, bu Parlamentoda bunu tartışmak da doğru bir şey değildir. Biz esasında bir yanlışı düzeltiyoruz. Daha önce yapılması lazım gelen bir doğruyu gecikmiş olsa da yerine getirmiş oluyoruz. Bir yandan samimi olarak istifade etmek isteyenlere imkân veriyoruz, öte yandan da bunu değişik nedenlerle istismar etmek isteyenlerin elinden de istismar oyuncağını alıyoruz. Yapılan işte bir yanlışlık yok. (CHP sıralarından “Nasıl alıyorsunuz?” sesleri)

Doğru olan bir işi yapıyoruz ama siz buna katılmayabilirsiniz.

Benim söyleyeceklerim bundan ibaret. Milletimiz de bunun hepsini görüyor, sizi de bizi de dinliyor, değerlendirmesini yapacaktır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nerede dinliyor, millet kapatalı üç saat oluyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Lozan’la ilgili olarak da bir sayın milletvekilinin ifadesi oldu. Tabii, Lozan’daki azınlıklar din esaslı azınlıklar olup bunlar gayrimüslim vatandaşlarımızdır. Etnik yapıya dayalı bir azınlık söz konusu değildir.

Teşekkür ediyorum.

Diğer sorulara yazılı cevap vereceğim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Şimdi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan “Bölümlerde ben konuşacağım.” dedi ama konuşmadı.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bölüm de bitti.

BAŞKAN – Ben bilemem, o Sayın Bakanın kendi tercihi yani.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hatırlatıyoruz sadece, demin “konuşacağım.” dedi.

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Yeni madde ihdasına ait üç adet önerge vardır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, kanunun 1’inci maddesini işleme alamazsınız çünkü Anayasa’nın 4’üncü maddesine göre değiştirilmesi teklif edilemez bir hususu buraya getirdiniz. Anayasa’nın 4’üncü maddesine göre değiştirilmesi teklif dâhi edilemeyecek husus, devletin dili Türkçedir, 3’üncü madde. Dolayısıyla, buraya getirilen savunmanın Türkçe dışındaki bir dille yapılması hususu, devletin dilinin Türkçe olması kuralının değiştirilmesidir. Dolayısıyla, Anayasa’nın değiştirilmesi dahi teklif edilemez bir maddesini değiştiren, onunla ilgili teklif getiren bir kanunu burada görüşmeye alamazsınız, bu Anayasa’ya aykırı. Bu konuda hem sizin tavrınızı öğrenmek istiyorum -hukukçu kimliğinizle de- hem de Genel Kurulun, Meclisin tavrını görmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 21.51


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Evet, Sayın Şandır, talebinizle ilgili usul tartışması açacağım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, usul tartışmasından önce…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Usul tartışması değil yani Anayasa’mıza göre, cari hukukumuza göre…

BAŞKAN – Görüşümü belirteyim, ondan sonra isterseniz…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anladım… Sizin tavrınız netleşmedi.

BAŞKAN – Tavrımı söyleyeceğim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sizin tavrınıza dayalı olarak usul tartışması açacağız.

BAŞKAN – E tavrımı söyleyeceğim o zaman.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, tavrınızı söylemeden önce bizim fikrimizi öğrenmeniz gerekmektedir. Ona göre tavrınızı ortaya koymanız gerekmektedir. Biz bunun Anayasa’ya ne derecede aykırı olduğunu…

BAŞKAN – Sayın Bal, biraz önce Sayın Şandır fikirlerini söyledi. Onun için “Usul tartışması açacağım.” dedim. Fikirlerinizi öğrenelim, sonra görüşümü…

FARUK BAL (Konya) – İzin verin, gerekçemizi anlatalım, ondan sonra kararınızı siz açıklayın.

BAŞKAN – Ama bunun yolu usul tartışması açmaktan geçiyor. Usul tartışması açacağım. Ben de onu söylüyorum.

FARUK BAL (Konya) – Aleyhte…

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Lehte…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Lehte…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Aleyhte, aleyhte…

BAŞKAN – O zaman kendi aranızda anlaşın, ona göre şey yapayım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlaşma diye bir şey yok!

BAŞKAN – O zaman tutanakları isteyeceğim, ara vereceğim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Aleyhte…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte efendim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte Başkanım.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Batum, aleyhte…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayın başkanlar; ya anlaşacaksınız ya ara verip tutanakları isteyeceğim, başka yapabileceğim bir şey yok ki…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Efendim, en önce biz istedik.

BAŞKAN – Ne yapmam gerekiyor? Şimdi…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Her gruptan bir kişi konuşsun. (Gürültüler)

BAŞKAN – Tamam, itiraz etmiyorum söylediğinize, bir şey söylemiyorum ki ben.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – En önce biz istedik.

BAŞKAN - Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                       

 

Kapanma Saati: 22.14


YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Usul tartışması için söz sırasını okuyorum:

“Başkan – Ona göre usul tartışması…

Faruk Bal – Aleyhte…

Oktay Vural – Aleyhte…

Mehmet Günal – Lehte…

Hasip Kaplan – Lehte…

Dilek Akagün Yılmaz – Aleyhte…

Oktay Vural – Anlaşma diye bir şey yok!

Mehmet Doğan Kubat – Lehte…

Dilek Akagün Yılmaz (Uşak) – Aleyhte…

Ahmet Aydın (Adıyaman) – Lehte efendim.”

Sıralama bu şekilde. Dolayısıyla, yine kendi aranızda anlaşmak şartıyla Sayın Bal, aleyhte; Sayın Vural, aleyhte…

Sayın Günal lehte istemiş ama Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Günal’ın “lehte”sini CHP’ye devredelim.

BAŞKAN – CHP’ye devrediyorsunuz, evet.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Süheyl Hocam…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak)- Süheyl Hocam, efendim.

BAŞKAN – Lehte Sayın Batum ve Sayın Kaplan.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, ilk söz, lehte söz isteyen Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekilinde. (CHP sıralarından alkışlar)

Üç dakika söz veriyorum.

Buyurun.

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin, Anayasa’nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek olan 3’üncü maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle işleme alınıp alınamayacağı hakkında

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; usul tartışması açıldığında, bazı kanunların, bazı maddelerinin Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hususunda tartıştığımız zaman gerçekten de hukuku, işte hukuksal belgeleri, metinleri veyahut da hukukçuların bu konuda yazdıklarını çok iyi araştırmamız gerekiyor, incelememiz gerekiyor. Ama bu konuda en ufak bir şekilde tereddüde gerek olmadığını düşünüyoruz. Getirilen yasanın, tasarının, 1’inci ve 2’nci maddesi Anayasa’nın maddelerine çok açıkça aykırıdır. Hepiniz de bunu biliyorsunuz, hepimiz de biliyoruz bunu. Anayasa’nın değişmez maddelerine aykırı olduğu gibi Anayasa’nın eşitlik maddesine de açıkça aykırıdır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Eşitlik… Bravo!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Varsayın ki… Eşitlik maddesine de kesinlikle aykırıdır. Neden aykırıdır? Eğer bunu bir savunma hakkı olarak alıyorsanız, 1’incide diyorsunuz ki: “Savunmacı tercümanının parası devletten ödenir.” 2’ncide diyorsunuz ki: “Parasını kendisi öder.” 2’nci maddesinde diyorsunuz ki: “Bu alanda düzenleme yapılıncaya kadar tercümanını bulur, evinden getirir.” Şimdi, daha bu konuda, eşitlik maddesinde, daha bu, Anayasa’ya aykırı mı değil mi, daha acaba uygun mudur, hangi, kim ne söyleyecek, bunlara bakmaya gerek var mı? Eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır.

Gelelim öbür yönüne. Şimdi, bunu, istediğiniz kadar tevil etmeye çalışın, ben oradan -oturduğum yerden, kusura bakmasın- laf atmak zorunda kaldım Sayın Bakana, Bekir Bozdağ’a: “Bunları söylüyorsun, burnun da uzamadı.” dedim çünkü açıkça gözümüze baka baka “Ne var?” diyor.  “Bakın 1’inci fıkrada ‘Türkçe bilmiyorsa verilir.’ diyor, öbüründe de ‘Ayrıca’ dedik canım, bir şey söylemedik ki onda. Bundan, nereden çıkartıyorsunuz?” diyor ‘Ayrıca’ nedir, nedir arkadaşlar? Şunu söylüyorum: Anayasa’ya uygun olması için biz öneri getirdik, Komisyonda da getirdik, burada da getirdik, dedik ki: “Anayasa’ya aykırılığı giderelim. Türkiye Cumhuriyeti’nde bir tek kişi bile savunmasını yapamıyorsa, bilmiyorsa Türkçeyi, anlayamıyorsa; bırakın anlamayı, savunmasını yapacak ölçüde konuşamadığını düşünüyorsa biz istediği dilde konuşma hakkını, savunma yapma hakkını verelim ama böyle, Anayasa’yı aşarak, Anayasa’nın değişmez maddelerini aşarak, bile bile…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – “ …görmezden gelmeyelim.” dedik. Daha bu konuda Anayasa’ya aykırılık…

Size son şunu söylemek istiyorum değerli dostlar: Sizin getirdiğiniz -açın bakın bize verilen kitapçığa- Komisyonda sizin getirdiğiniz, AKP’nin sürekli sorduğu, İzzet Özgenç’e bile sordular; İzzet Özgenç Komisyonda geldi ve alt komisyonda da “Bu açıkça Anayasa’ya aykırıdır bu şekilde…”

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – “…Anayasa’yı değiştirmeden kabul edemezsiniz.” dedi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Recep Bey, sevgili kardeşim, lütfen kendi seçmenini kandırmak için konuş, bizleri değil. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle mübarek kandilinizi tebrik ediyorum. Bu mübarek günün, Cenab-ı Allah’ın bahşetmiş olduğu, “vicdan” dediğimiz o önemli, kutsi değere bir anlam yüklemesini temenni ediyorum.

Sayın Başkan, elbette ki zatıaliniz de bilir, getirilen kanun tasarısında “Ayrıca sanık” diye başlayan ifade “aslında Türkçe bildiği hâlde” kelimesini ya da ibaresini olduğu gibi ifade eden ama aldatmak ve kandırmak için bu hâle getirilmiş bir ifadedir. Demek ki Türkçe bildiği hâlde, iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesinden sonra kişi kendi beyanına göre -arada bir ölçü yok- dilediği dilde savunma yapacak. Hangi dille savunma yapacak? Siz de biliyorsunuz Sayın Başkan, biz de biliyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisinin muhterem milletvekilleri de biliyor ki kuş diliyle savunma yapmayacak, Sanskritçeye göre de savunma yapmayacak; KCK operasyonlarında görüldüğü gibi ana dilde savunma yapacak, Oslo’da yüzde 95 oranında mutabakata vardığınız çerçeve içerisinde ana dilde savunma yapacak, İmralı müzakerelerinde -daha ortaya çıkmadı, o da tırt çıkacak- buna göre savunma yapacak.

Değerli arkadaşlarım, ana dilde savunma yapmak demek, Anayasa’nın 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki iki kelimeden ibaret cümleyi açıkça ihlaldir. Yani “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.”den sonra “Dili Türkçedir.” diyor. Yasama dili Türkçedir, yargı dili Türkçedir, kamu dili Türkçedir. Siz buraya, “Kişinin beyanına göre -arada bir ölçü koymuyorsunuz- dilediği dilde savunma yapacak.” demek suretiyle Anayasa’nın bu açık hükmünü ihlal ederek değiştirilemez nitelikteki 4’üncü maddesine aykırı bir şekilde bu tasarıyı görüştürüyorsunuz. Bu, açık seçik bir Anayasa ihlalidir ve bunu biz biliyoruz, muhalefet biliyor, iktidar biliyor, milletimiz de biliyor. Siz bunu yapmaya mecbur ve mahkûm hâle geldiniz. Bu, milletimizin isteği değildir; bu bir dayatmanın ürünüdür. Bir tarafta, silahı beyninize dayamış, “Demokrasi adına bunu istiyorum.” şeklindeki bir terör dayatmasıdır. Diğer tarafta ise, Oslo müzakerelerinde müzakereci devletin -yüzde 95 oranında mutabakata vardığınız- “Bu konuyu halledin.”…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – …talimatıdır, dayatmasıdır. Bir öbür boyutu ise Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında oluşturulacak, cetvelle çizilecek devletçiklerin dayatmasıdır.

Bu düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum, Sayın Başkanın tutumunun aleyhinde olduğumu ifade ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Lehte söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet, arkadaşlar, bu Meclisin üzerinde kim var? Bu iradenin üzerinde kim var? Allah’tan başka güç var mı? Bu Meclisin çıkardığı… Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni bu Meclis çıkarmadı mı? 6’ncı maddesini, 14’üncü maddesini, ayrımcılık maddesini, ana dil maddesini… Peki, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni bu Meclis çıkarmadı mı? 14’üncü maddeyi, orada da ana dilde savunmayı… Peki, bu Meclis bu Anayasa’yı çıkarmadı mı? 90’ıncı maddeyi bu Anayasa’ya kim koydu? Uzaylılar mı koydu? Ecinniler mi koydu? Ruhlar mı koydu? Buradaki milletvekilleri milletin adına irade alıp, burada oy kullanıp Anayasa’nın 90’ıncı maddesini çıkarmadı mı? Demiyor mu uluslararası sözleşmelerde, “Ana dilde -kendi dilinde- savunma yapmak adil yargılanma hakkının temelidir.” demiyor mu? “En doğuştan gelen hakkıdır.” demiyor mu? “Ücretli yaparsan seni mahkûm ederim.” diyen Avrupa Mahkemesinin kararlarını bilmiyor musunuz?

Hukukçular çok içinizde. Gözlerinizin içine bakıyorum ama baka baka doğruyu konuşmuyorsunuz, adalet için konuşmuyorsunuz, insanlık için konuşmuyorsunuz, vicdan için konuşmuyorsunuz.

Bakın, Brozicek-İtalya davası, tercüme konusunda adil yargılanmadan İtalya mahkûm edilmiş. Kamasinski davası, Avusturya’ya karşı, aynı şeklide. Almanya’ya karşı bir dava: Federal Alman Cumhuriyeti, Koç’a tercüme ücretini ödettiği için mahkûm edilmiş. Yani siz ücretli olarak tercümanlık yaptıracaksınız, bari bırakın da hâkim, savcıların da maaşını biz ödeyelim, ha? Eğer sizin vicdanınız varsa; eğer Anayasa’nız, değişmez kurallarınız varsa; eğer hukukunuz, mevzuatınız varsa; eğer insanlığınız varsa; eğer “Bu ülkenin 75 milyonu kardeştir.” diyorsanız, teşvikler için bugün Sayın Bakan gönderdi, buyurun, 9 dilde broşür. Sizin egemenliğiniz bölünmüyor mu bu teşviklerle bölgeyi peşkeş çekerken? Buyurun, buyurun, Çince, Japonca, Arapça, İngilizce, İspanyolca, Fransızca. Sizin o zaman millî duygularınız nereye kaçıyor? Ulusal duygularınız niye şaha kalkmıyor? Barajlar, şirketler, madenler, altın, HES’ler, termik santraller, nükleer santraller ayağa kalkarken böyle, Kürtçe olunca vicdanınız ayağa kalkıyor, değil mi? Kürtler söz konusu olunca ruhunuz ayağa kalkıyor, değil mi? Bu mu Anayasa’ya aykırılık teziniz? Bunlar Anayasa’yı bölmüyor ama bir vatandaş kendini Kürtçe savunacak diye bölecek, değil mi?

Siz bu kafayla bu ülkeyi bölersiniz. Bu yanlıştan vazgeçin. (BDP sıralarından alkışlar) Bu kafayla bu ülkeyi siz bölersiniz, başka bir şey bölmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Elinizden gelse siz böleceksiniz. Maalesef elinizden gelmiyor.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Buyurun, bunları da size hediye ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aleyhte söz isteyen Oktay Vural, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikli olarak mübarek Mevlid Kandili’ni kutluyorum. Umarım buradaki iradeler rahmetin olduğu birliğin yönünde kalkar. Azabın olduğu, ayrılık hükümlerinin getirdiği hususlara karşılık da inşallah, bu mübarek Mevlid Kandili’nde bu parmaklar bu vicdanla buluşur diyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz rahmetin olduğu birlik türküsünü söylemeye devam edeceğiz.

AHMET TÜRK (Mardin) – Ne rahmeti ya!

OKTAY VURAL (Devamla) – Tabii, bu mesele Kürt kökenli insanlarımızın ya da Türkçe bilmeyen insanlarımızın sorununu çözmek değil, doğrudan doğruya KCK dayatmasıyla PKK’yla yapılan görüşmelerin dayatması sonucunda gelmiştir ki, Sayın Bakanın bu konuda bugüne kadar tercümanlarla ilgili hiçbir istatistiki bilgiyi bile verememesi bunun bir sosyal sorun olmadığını ortaya koymaktadır.

Anayasa’mıza göre “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” ve Sayın Başkan, bunun değiştirilmesi teklif dahi edilemezken, bu konuda özellikle yargılama sürecinde egemenliğin en önemli simgesi olan dilin kişilerin tercihine indirgenmesi, bizatihi egemenliğin yok sayılması ve dilin Türkçe olması hükmünü dışlamasıdır.

Bu bakımdan, bu getirilen teklif, Türkçeyi dışlamak amacıyla getirilmiştir. Türkçenin bilerek ve siyasal amaçlarla kullanılmamasını temin etmek amacıyla getirilmiştir, ki kanun koyucunun iradesine baktığımız zaman bu iradenin arkasında olan AKP’nin grup adına yaptığı konuşmada “Etnik toplulukların kolektif düzeyde haklarının tanınması gerekir.” derken, doğrudan doğruya Anayasa’mızda zümreye, kişiye ve sınıfa bırakılmasına yönelik iradeyi de bu şekilde ortadan kaldırdığını ortaya koyuyor.

Bu bakımdan, egemenliği ifade eden, gündeme getirilen bu konu bir sorunu çözmeye değil, siyasal anlamıyla etnik kimlikte kolektif hakları tanımaya yönelik bir iradedir. Bu bakımdan, bu konu “Dili Türkçedir.” hükmünü doğrudan doğruya dışladığı için bizatihi teklif dahi edilemez.

Bu bakımdan, Türkçe dışında herhangi bir dilde… Eğer meramını anlatamıyorsa Türkçe -zaten kanunun hükmü vardır- özellikle Türkçeyi dışlayan ve yargılama dilinden çıkartacak olan bu hüküm açıkça “değiştirilemez” denilen “Dili Türkçedir.” hükmünü ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – Bundan sonraki süreç içerisinde, yargıda tanıdınız, daha sonra da gelip Meclis kürsüsünde, ki egemenlik hakkını, biliyorsunuz yargı da Türk milleti adına kullanıyor, Parlamento da,  “Ben, burada, meramımı şu dilde daha iyi anlatacağım.” diye geldikleri zaman hangi gerekçeyle karşı çıkabileceksiniz? O bakımdan, açtığınız bu yol, yol değildir. Etnik kimlikte bölücülüğe ve millî kimlik ekseninde de insanların ayrışmasına yol açacak bir süreçtir.

Bu bakımdan, Anayasa’nın “değiştirilemez” hükmüne aykırı bir irade oluştuğu için, Sayın Başkanım, bu konu kesinlikle Anayasa gereğince değiştirilmesi teklif edilemeyecek hükümlerdendir. Bu konuda iradenizi kullanmanızı istirham ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aydın, söz talebiniz var İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Meclis çalışmalarında Anayasa’ya aykırılık iddialarının ne şekilde ileri sürüleceğinin İç Tüzük’te açıkça ifade edildiğine ve Anayasa Mahkemesinin televizyonlarda farklı dil ve lehçelerin kullanılmasıyla ilgili 2001 yılında verdiği karara ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, usul tartışmasını dinledik ama aslında bize referans teşkil eden, Meclis çalışmalarında, Anayasa ve İç Tüzük olması gerekiyor. Gerek Anayasa gerekse de İç Tüzük’ümüzün amir hükümleri, özellikle İç Tüzük’ümüzün 38’inci, 84 ve 87’nci maddeleri Anayasa’ya aykırılık iddialarının ne şekilde öne sürüleceği, ileri sürüleceği ve bunun nasıl değerlendirileceği çok açık bir şekilde ifade edilmiştir.

Şimdi, öncelikle şunu ifade edeyim ki burada herhangi bir dayatma yok, herhangi bir kişi, olay ya da kurumla da alakası yok. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesiyle Anayasa’mızın 36’ncı maddesi gereği adil yargılanma hakkını düzenliyoruz ve sadece ana dilde savunma değil bu. Aslında, kendini daha rahat ifade edebileceği, meramını anlatabileceği herhangi bir dil olabilir bu; Almanca olabilir, İngilizce olabilir, Arapça olabilir, Kürtçe de olabilir. Niye karşı çıkıyorsunuz? Burada adil yargılanma hakkının tesisinden bahsediliyor.

Yine, bu tür tartışmalar İç Tüzük’ümüzün 38’inci maddesi gereği Komisyonda tartışıldı mı, Adalet Komisyonunda? Enine boyuna, daha çok, daha detaylı bir şekilde tartışıldı ve Komisyon bu tartışmalar neticesindeki önergeleri reddetti.

Yine, Genel Kurulda, geldiğimizde, 84 ve 87’nci maddeleri gereği madde üzerine geçtiğimizde, madde üzerinde Anayasa’ya aykırılık iddiasını verebilir -usul tartışmasıyla değil- orada da bu görüşülür ve Genel Kurulun onayına sunulur. Gündemde olan bir konuyu, görüşülmekte olan bir konuyu… Meclis Başkanlık Divanının zaten inisiyatifinde de değil, Genel Kurulun onayına sunulacak. Bu tür aykırılık iddialarının tamamen yersiz olduğunu ifade ediyorum. Kaldı ki değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkememizin çok önemli bir kararı var. Bakın, 2001 yılında değiştirilen bir kanun var ve Anayasa hükmü aynı zamanda. Orada, televizyonlara farklı dil ve lehçelerin kullanılmasıyla ilgili yayın yapmayla ilgili bir imkân tanıyor 2001 yılında, bizden önceki dönemde, yine aynı şekilde özel kursların açılmasıyla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Değerli arkadaşlar, o dönemde bir yasal düzenleme yapılıyor ve buna ilişkin olarak da Anayasa Mahkemesine gidiliyor. Anayasa Mahkemesi “Anayasa’nın 3, 4, 5, 14 ve 42’nci maddelerine aykırılık teşkil etmiyor.” diye karar da veriyor, çok açık kararlar veriyor. Sadece bu dönemde yapılmıyor, daha önceki dönemlerde de bu yapılıyor. O zaman 2001 yılında bu yapıldığında, o dönem yapan iktidar, ülkeyi bölmek adına mı bunu yaptı?

BAŞKAN – Konu açıklığa kavuşmuştur Sayın Aydın.

Teşekkür ederim.

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin, Anayasa’nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek olan 3’üncü maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle işleme alınıp alınamayacağı hakkında (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün “Anayasa’ya uygunluğun incelenmesi” başlıklı 38’inci maddesine göre “Komisyonlar, kendilerine havale edilen tasarı veya tekliflerin ilk önce Anayasanın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler.

Bir komisyon, bir tasarı veya teklifin Anayasaya aykırı olduğunu gördüğü takdirde gerekçesini belirterek maddelerin müzakeresine geçmeden reddeder.”

365 sıra sayılı Kanun Tasarısı Adalet Komisyonunda görüşülüp Anayasa’ya aykırı görülmeyerek kabul edilmiş, rapora bağlanmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca da sıra sayısı alarak bastırılıp dağıtılmış ve gündeme girmiştir.

Kanun tasarısının tümü üzerindeki görüşmelerde Anayasa’ya aykırılık iddiaları öne sürülmüştür ancak tasarının maddelerine geçilmesinin oylanmasında maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Tasarının bölümlerinin görüşülmesinde bölümdeki her bir madde için Anayasa’ya aykırılık gerekçesiyle maddenin reddini, metinden çıkarılmasını teklif eden önergeler verilebilecektir.

İç Tüzük’ün 84’üncü maddesine göre, tasarının belli bir maddesinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler, diğer önergelerden önce oylanacaktır.

Görüldüğü gibi, tasarının Anayasa’ya aykırı görülmesi hâlinde gerek komisyonda gerekse Genel Kurulda reddedilmesine imkân tanıyan hüküm ve yöntemler bulunmaktadır. Bu nedenlerle, Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilen bir maddenin Başkanlığımızca resen işlemden kaldırılması mümkün bulunmamaktadır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani tavrınız devamı yönünde mi?

BAŞKAN – Evet, tavrımı açıkladım Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) - Teklif edildi, ne olacak o zaman?

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in; Hakkari Milletvekili Adil Kurt'un; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporları (1/708, 2/240, 2/262, 2/373, 2/539, 2/934, 2/955, 2/956) (S. Sayısı: 365) (Devam)

BAŞKAN - Malumları olduğu üzere “Görüşülmekte olan tasarı ve teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı” İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.

İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre “Yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir.”

Bu nedenle, önergeyi okutup komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, on dört üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 365 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 1. Maddesinden önce gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 58. maddesinin 2 ve 3. fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.”

             Bülent Tezcan                 Dilek Akagün Yılmaz                        Kazım Kurt

                   Aydın                                     Uşak                                       Eskişehir

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                Turgut Dibek                         Ali İhsan Köktürk

                 İstanbul                                Kırklareli                                  Zonguldak

BAŞKAN - Önce Komisyon üyelerini de davet edin lütfen.

Evet, Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Salt çoğunluğumuz olmadığından katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 365 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 1. Maddesinden önce gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 1- 5271 Sayılı Kanunun 67. Maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiş ve 63. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan “verilebilir” ibaresi “verilir” şeklinde değiştirilmiştir.

 (7) Bilirkişi raporlarının çelişki içermesi hâlinde, bu çelişkinin giderilmesi yolundaki taraf talepleri karşılanıp mevcut çelişki giderilmeden söz konusu raporlar hükme esas alınamaz.”

      Dilek Akagün Yılmaz                 Bülent Tezcan                            Turgut Dibek

                    Uşak                                    Aydın                                      Kırklareli

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Kazım Kurt                           Ali İhsan Köktürk

                 İstanbul                                Eskişehir                                   Zonguldak

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan salt çoğunluğumuz olmadığından.

BAŞKAN – Salt çoğunluk olmadığı için Komisyon önergeye katılmadığından işlemden kaldırıyorum.

Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 365 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 1. Maddesinden önce gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz                 Bülent Tezcan                            Turgut Dibek

                    Uşak                                    Aydın                                      Kırklareli

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Kazım Kurt                           Ali İhsan Köktürk

                 İstanbul                                Eskişehir                                   Zonguldak

Madde 1- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100’üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(5) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceği, tedavisi, iyileşmesi, bakımı için başkalarının   desteğine   ihtiyacı   bulunduğu   tam   teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen rapor üzerine saptanan şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilemez.

Tutuklama kararı verilmesinden sonra maruz kaldığı ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceği, tedavisi, iyileşmesi,  bakımı için başkalarının desteğine ihtiyacı bulunduğu tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen rapor üzerine saptanan tutuklu sanıkları hakkında tutuklama nedenleri ortadan kalkmış kabul edilerek tahliyelerine karar verilir.

Kararda ilgilinin tabi olacağı yükümlülükler kendisine tebliğ edilir. Şüpheli veya sanık tarafından, tedavi ve bakımının devamı süresince bulunacağı yer mahkemeye bildirilir.

Şüpheli veya sanığın sağlık durumu, sağlık kurulu  raporunda belirtilen sürelerde, belli bir süre belirtilmemişse altışar aylık dönemlerde raporu veren sağlık kuruluşu veya aynı nitelikteki bir başka sağlık kuruluşu tarafından değerlendirilerek ilgili mahkemeye bildirilir. İnceleme sonuçlarına göre iyileştiği belirlenen şüpheli veya sanık hakkında bu maddenin 1, 2 ve 3’üncü fıkrasında koşullara göre mahkemece yeniden karar verilir."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Salt çoğunluğumuz olmadığından katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

1’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, 4’üncü madde ihdasımız daha vardı. O okunmadı, üç tanesi okundu.

BAŞKAN – 1’inci maddeden sonra yeni madde ihdasına dair önergeniz var, onu okuyacağız efendim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ha, 204.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

365 sıra sayılı kanun tasarısının 1’inci maddesinin 1’inci fıkrasının "04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 202’nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir" şeklinde değiştirilmesini,

Tasarının 1’inci Maddesi ile eklenen 4’üncü fıkrasının "Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilip bilmemesine bakılmaksızın, sanığa, yargılamanın soruşturma ve kovuşturma aşamalarında savunmaya yönelik hususlar, tercüman vasıtasıyla tercih ettiği dilde anlatılır ve kişi yargılamanın tüm aşamalarında savunmasını tercih ettiği dilde sözlü ve yazılı olarak yapar." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Sırrı Sakık                          Pervin Buldan                            Murat Bozlak

                     Muş                                      Iğdır                                         Adana

                               Halil Aksoy                                 Hasip Kaplan

                                      Ağrı                                            Şırnak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 365 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 1’inci maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202 nci maddesinde yapılmak istenen değişiklik Anayasa’ya aykırı olduğundan aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Madde 202- (1) Yeterince Türkçe bilmediğini beyan eden sanık ve mağdura bedeli devlet tarafından karşılanmak üzere mahkemece tercüman tayin edilir. Bu hak kötüye kullanılamaz.

(2) Engelli olan sanık ve mağdur hakkında yargılama sürecini anlayabilmesini sağlayacak önlemler bedeli devlet tarafından karşılanmak üzere mahkeme tarafından alınır.

(3) Bu madde hükümleri soruşturma evresinde şüpheli, mağdur ve tanıklar hakkında da uygulanır.

      Dilek Akagün Yılmaz              Ali İhsan Köktürk                         Bülent Tezcan

                    Uşak                                 Zonguldak                                     Aydın

             Turgut Dibek                 Ferit Mevlüt Aslanoğlu                Bedii Süheyl Batum

                Kırklareli                                İstanbul                                     Eskişehir

TBMM Başkanlığına

365 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Tasarısının 1. Maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

              Oktay Vural                           Celal Adan                               Ali Halaman  

                    İzmir                                   İstanbul                                       Adana

        S. Nevzat Korkmaz                    Enver Erdem                          Mehmet Erdoğan

                  Isparta                                    Elâzığ                                        Muğla

             Oktay Öztürk                          Atila Kaya                             Mesut Dedeoğlu

                 Erzurum                                İstanbul                               Kahramanmaraş

                               Lütfü Türkkan                           Mehmet Günal

                                    Kocaeli                                       Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu…

OKTAY VURAL (İzmir) – Diğer imza sahipleri okunmadı. 

KÂTİP ÜYE TANJU ÖZCAN (Bolu) – Pardon, gerekçenin altında kalmış…

                           Kemalettin Yılmaz                            Sinan Oğan

                              Afyonkarahisar                                    Iğdır

BAŞKAN -  İlk 5 imza yeter, tamam, gerek yok.

Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Atila Kaya, İstanbul Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ATİLA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz değişiklik önergesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi adına, Grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda dil sorunuyla ilgili uluslararası düzenlemelerin başında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Adil Yargılanma Hakkı başlıklı 6’ncı maddesinin (3)’üncü fıkrasının ikinci bendindeki hüküm yer almaktadır. Bu düzenlemeyle, aynı hükümleri öngören bir diğer düzenleme Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 14’üncü maddesinin (3)’üncü fıkrasında bulunmaktadır. Bu hükümler uyarınca, her sanık duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından parasız olarak yararlanmak hakkına sahiptir. Dikkat etmek gerekir ki her iki madde de duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşmadığı takdirde sanığın bir tercümandan faydalanacağı yönündedir. Bu bağlamda, CMK’nın 202’nci maddesi her iki sözleşme bakımından da Türkiye'nin üzerine düşen yükümlülükleri karşılamaktadır. Bu maddelerin değiştirilmesinin bu bağlamda herhangi bir hukuki zemini yoktur. Bu değişiklik talebi tamamen siyasi saiklerle, PKK dayatmalarının, teröristbaşıyla yürütülen müzakerelerin bir sonucu olarak gündeme gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, terör örgütüyle yürütülen pazarlıkları örtmek maksadıyla son günlerde dolaşıma sokulan birtakım kelimeler var, efsunlu kelimeler var. Bunlarla ilgili en küçük bir itirazda nasıl bir linç kampanyasına maruz kalacağınızı tahayyül bile edemezsiniz. Emin olun ki bu linç kampanyası, otuz yıldır dağlarda, hain pusularda Mehmetçiğimizi ekin gibi biçen, şehirlerde bebeklerimizi paramparça eden, genç kızlarımızı otobüslerde cayır cayır yakan PKK’lı teröristlerin görmediği bir linç kampanyası olur. Bu efsunlu kelimelerden birisi, belki de en önde geleni “barış”tır.

Buradan soruyorum değerli milletvekilleri: Kim barışıyor, kiminle barışıyor, barışın tarafları kimlerdir? Bin yıldır bu topraklarda kardeşçe yaşayan ve yaşamaya devam edecek olan insanlarımız arasında bir savaş var da biz mi bilmiyoruz? Tabii ki böyle bir savaş yok; yalnızca, güneydoğuda, dağlarda ve şehirlerde inlerine saklanmış, pusuya yatmış 3-5 bin sırtlan sürüsü var; kalleşçe pusu kuruyor, mayın döşüyor ve öldürüyor. Bunun adı “savaş” değildir değerli milletvekilleri, bunun adı “terör”dür ve teröristlerle, bırakın barış yapmayı, pazarlık dahi yapılması söz konusu olmamalıdır. Ahlaksızca, hayasızca sürdürülen terörle ancak mücadele edilir ve varlık sebebi, vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak olan devletin yapması gereken de budur. Kendi dağlarını eşkıyalara teslim eden, üstelik ona hayat hakkı tanıyan bir yapının, o terörün elebaşlarıyla, siyasi uzantılarıyla masalarda oynaşan bir anlayışın barıştan, müzakereden, çözümden söz etmesi açıkça bir yetki aşımıdır, millete ait bir yetkinin fiilî bir durum yaratarak kullanılmasıdır.

Değerli milletvekilleri, efsunlu kelimelerin diğerleri, daha doğrusu diğer ikisi “çözüm” ve “müzakere”dir. Yine buradan soruyorum, çözülmek istenen, çözümden kastedilen nedir? Müzakere edilen kimdir? Toprak anlaşmazlığı mı vardır arada? Mesele toprak ise herkes bilsin ki, Türk milleti bu topraklarda var olmanın bedelini ödemiş bir millettir.

Değerli milletvekilleri, söyleyeceğim şudur ki ortada bir savaş yoktur, karşılıklı ordular yoktur, savaşan iki millet yoktur. Ortada yalnızca bir savaş olduğunu millete ezberletmek isteyen, şimdilerde aralarına İslamcı Kürtçülerin de katıldığı eski tüfek dönek Marksistlerden, bir kısım büyük sermaye sahiplerinden ve bazı medya patronlarından oluşmuş sivil, gönüllü PKK müfrezeleri vardır. Bu savaş, adı geçen PKK müfrezelerinin Türkiye’yle bitmeyen savaşıdır.

Yüce Meclise seslenerek diyorum ki Türk milletinin birliği ve egemenliği Türkiye Büyük Millet Meclisine emanettir. Bu emanete sahip çıkmak, hukuka, tarihe ve Türk milletine karşı her parti, bakan, milletvekili, medya ve kendini Türk milletinden sayan her yurttaş için kutsal bir namus borcudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLA KAYA (Devamla) – Bu anlayış içerisinde önergemizin kabulünü teklif ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 365 Sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 1’inci maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202’nci maddesinde yapılmak istenen değişiklik Anayasa’ya aykırı olduğundan aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Madde 202- (1) Yeterince Türkçe bilmediğini beyan eden sanık ve mağdura bedeli devlet tarafından karşılanmak üzere mahkemece tercüman tayin edilir. Bu hak kötüye kullanılamaz.

(2) Engelli olan sanık ve mağdur hakkında yargılama sürecini anlayabilmesini sağlayacak önlemler bedeli devlet tarafından karşılanmak üzere mahkeme tarafından alınır.

(3) Bu madde hükümleri soruşturma evresinde şüpheli, mağdur ve tanıklar hakkında da uygulanır.

                                                                                Bedii Süheyl Batum (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN –  Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Süheyl Batum Eskişehir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi tasarının 1’inci maddesi üzerinde CHP grubu adına önergemiz hakkında söz almış bulunuyorum.

Müsaade ederseniz ilk önce şunu söylemek istiyorum: Burada çok çok önemli bir tasarıyı, çok çok önemli 1’inci ve 2’nci maddeyi konuşuyoruz. Bunları konuşurken ilk önce özellikle şunu vurgulamak istiyorum: Burada Sayın Bekir Bozdağ’ın ve Sevgili Recep Özel’in birtakım beyanlarını izledim ve bunları da üstelik hem Mümtaz Soysal’ın kitabına hem de Ömer Suha Aldan’ın bazı söylediklerine dayandırdılar. Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, Alfred Nobel dinamiti bulmuş. Dinamiti bulurken de istemiş ki iyi amaçlarla, insancıl amaçlarla kullanılsın ama dinamit adam öldürmek, insan  öldürmek için kullanıldı. Şimdi ben de inanıyorum ki Mümtaz Soysal da kitabını yazarken insanlar ilim öğrensin, irfan öğrensin, bilim öğrensin diye yazmıştı ama Bekir Bozdağ’ın hiçbir şey anlamadığını ve hiçbir şey anlamadan bazı cümleleri arka arkaya getirerek arkadaşlarını kandırmak için kullanacağını anlasaydı, emin olun ki kitabı yırtar atardı. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi aynı şeyi de Sevgili Recep Özel için söylüyorum: Ömer Suha Aldan bizim görüşlerimizi açıklamak için yani insanlar Türkçe bilmiyor, kullanamıyor, anlayamıyor diye, savunma hakkını ellerinden almayalım diye birtakım şeyler söyledi önergemiz doğrultusunda ama Sevgili Recep Özel onu anlamadı. Bunları anlamayacağını ve arkadaşlarını kandırmak için kullanacağını bilseydi emin olun o sözleri de söylemezdi.

Değerli arkadaşlar…

AHMET YENİ (Samsun) – Siz anlıyorsanız…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Biz anlıyoruz, anlıyoruz, önergemizi de vermişiz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sezgin Tanrıkulu, Sezgin Tanrıkulu?

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Şöyle sıranızın arkasına bir bakın bakalım, bir bakın kimler var orada.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, bugüne kadar getirdiğiniz birçok konuda Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunduk. Şimdi, bugün tekrar söylüyorum; Anayasa’ya açıkça aykırı. “Neden?” mi diyorsunuz? Değerli arkadaşlar, mevcut 202’nci maddeyi hepimiz söyledik, herkes söyledi. Ne diyor? “Sanık veya mağdur Türkçe bilmiyorsa” diyor, “…meramını anlatacak ölçüde Türkçe bilmiyorsa…” Şimdi, siz buna şöyle dediniz: “Türkçe bilse bile…”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynen, aynen.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – “Ya, böyle şey olur mu?” dedik “Türkçe bilse bile…”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İstediği dilde.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – “Aynen” diyor. Bunu aynen yanlış olur diye siz Komisyonda değiştirdiniz, milletvekiliniz onu bile bilmiyor.

Şimdi, “’Türkçe bilse bile’ olmaz.” dediniz, Komisyonda değiştirdiniz, yaptığınız şu: “Ayrıca sanık…” ve bir de söylemişsiniz hemen ardından “…tercümanının da parasını kendisi öder.” Bu ne demek arkadaşlar?

(1)’inci fıkrada yazmışsınız açık açık “…meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa” (4)’üncü fıkrada eklemişsiniz “Ayrıca…” Yani nasıl ayrıca? Yani hangi durumlarda ayrıca? Şöyle diyorsunuz: “Söylemedik ki ama açıkça söylemedik ki.” Türkçede çok güzel laflar var, biri bunu yapsa “Deve kuşu gibi kafasını kuma gömmüş” derler, “Görünmüyor zanneder.” derler. Koskoca Bakanlık, koskoca Türkiye Büyük Millet Meclisi kafasını deve kuşu gibi kuma gömüp de “Söylemedik ki ama ayrıca dedik.” der mi, bunu söyleyebilir mi?

Değerli arkadaşlar, grup olarak biz CHP “Kafayı kuma gömmeyin.” dedik, “Gelin, Türkçe bilmeyen, Türkçe konuşamayan, bırakın konuşmayı, Türkçe savunmasını iyi yapamayacağını beyan eden, düşünen kişiye bile savunma hakkını verelim.” dedik. “Hayır” dediniz, “Hayır.” Ne diyorsunuz? “Biz ayrıca diye bir ibare koyarız...

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç de öyle değil yani.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – ...deve kuşu gibi kafayı kuma gömeriz; nasıl olsa Recep Kardeşim de gelir, burada ‘Hiç öyle değil’ der, biz de mutlu oluruz, oh hiç öyle değilmiş deriz.” diyorsunuz. Koskoca Türkiye Büyük Millet Meclisi “Ayrıca” diyerek 1’inci ibarede başka şey söylerken yapar mı?

Sevgili arkadaşlar, BDP gerçekten bu yönde tutarlı ve samimi bir parti ve Anayasa’ya Sayın Bakandan ve sizlerden daha saygılı. Neden?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Bize, anayasa çalışmaları sırasında en açık düzenleme getirdiler anayasaya. Dediler ki: “Anayasada bir düzenleme yapalım ve ‘istediği dilde savunma yapsın’ diyelim, ‘tercih ettiği dilde savunma yapsın’ diyelim.” Siz ne diyorsunuz? “Gerek yok, ayrıca dedik ya.”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sezgin Tanrıkulu öyle demedi ama.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Değerli arkadaşlar...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yani bunun Anayasa’ya aykırılığını bile bile görmezden gelme hakkımız yoktur, deve kuşu olmaya hiç hakkımız yoktur. İçinizde isteyen bakanlar bile olsa.

Hepinize saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

365 sıra sayılı kanun tasarısının 1’inci maddesinin 1’inci fıkrasının "04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 202 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir" şeklinde değiştirilmesini,

Tasarının 1 inci Maddesi ile eklenen 4’üncü fıkrasının "Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilip bilmemesine bakılmaksızın, sanığa, yargılamanın soruşturma ve kovuşturma aşamalarında savunmaya yönelik hususlar, tercüman vasıtasıyla tercih ettiği dilde anlatılır ve kişi yargılamanın tüm aşamalarında savunmasını tercih ettiği dilde sözlü ve yazılı olarak yapar." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                              Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet arkadaşlar, bu Meclis 12 Eylül’de kapatıldı. Bu Mecliste bulunan partilerin en başında Cumhuriyet Halk Partisi ve MHP ve sizin izinden geldiğiniz bazı partiler Zincirbozan’a çekildi. Generaller oturdu buraya ve sıkıyönetim mahkemelerini kurdular ve anayasalarını, yasalarını yaptılar. Yaptıkları ilk iş 2932 sayılı Yasa’yla Kürtçe ana dilini yasaklamak oldu. Sonra 5 No’lu Diyarbakır Cezaevinin işkencehanelerinde –Leyla Zana burada, Ahmet Türk burada- birçok arkadaşımız, analar çocuklarına “Nasılsın?” diyemedi kendi ana dillerinde. Bu zulmü estirdiler, bu zulmün bugün burada estirildiğini görüyoruz. Burada darbeciler yok, burada generaller yok, burada asker yok, militarizm yok, askerî vesayet yok, zorbalık yok. Fikir konuşuyoruz ama zihniyetin yansımasını görüyoruz. Militarist bir zihniyeti sosyal demokrasiyi savunanlarda görmek utanç vericidir, utanç vericidir. (BDP sıralarından alkışlar)

MHP işkencelerden geçti, aynı cezaevlerinde aynı sırada Halil Aksoy’la, Sait Kaya Erzurum Cezaevinde beraber yattınız. Orada görmediniz mi bir ana bir çocuğuyla kendi dilini konuşamıyordu. Gözlerinizi görün, vicdanlarınıza bakın, bu mübarek kandil gününde vicdanınızı, dininizi, imanınızı, izanınızı, terazinizi doğru kurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen de öyle, sen de.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ve size şunu söylüyoruz: Bir önerge veriyoruz, diyoruz ki: “Ana dilde savunma polis, jandarma yakaladığı anda başlar.” Polis, jandarma yakaladımı niçin yakalandığını ona ana dilinde söyleyecek. Niye yakalandığını bilmeyen birini götüreceksiniz, sonra hakkında delilleri toplayacaksınız, sıcağı sıcağına, hatta özel yetkili mahkemelerin, o sıkı yönetimlerin devamı mahkemeler binlerce sayfa Kürtçe dinleme tutanakları tutacak, o Kürtçe dinleme tutanakları çevrilecek Türkçeye ve aleyhe delil olacak ve ondan sonra da savunmasını yapamayacak, iddianame dava açacak, ee ondan sonra lütfen paranı verirsen savunma yapacaksınız. Nerede bunun adaleti? Nerede bunun adil yargılaması? Nerede bunun bağımsız mahkemesi?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sakin, sakin…

HASİP KAPLAN (Devamla) - Nerede bunun tarafsız mahkemesi? Nerede hukuk? Nerede insan hakları? Nerede demokrasi? Allah’ım görün işte, işte Türkiye’nin Büyük Millet Meclisi bu! (Gürültüler)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yakında Türkiye Cumhuriyeti’ni bırakmayacaksınız!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Türkiye’nin Büyük Millet Meclisi aklını yitirmiş! İzanını yitirmiş! Vicdanını yitirmiş! Her şeyini yitirmiş! Bize paramızla savunma yaptıracak gücü göremiyoruz!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Türkiye Cumhuriyeti diye bir şey bırakmayacaksınız!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bize paramızla savunma yaptıracak bir güç göremiyoruz ve biz bu parayı ödemeden kendi ana dilimizle savunma da yapacağız, kendi ana dilimizle eğitim de yapacağız, televizyonumuz da olacak, okullarımız da olacak! Yeter ya! Yeter! Biraz vicdan… Biraz vicdan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürt kökenli insanları öldürdünüz.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Şimdi, ben size Avrupa Mahkemesinin kararlarını mı okuyayım? Tercüme parasını ödediği için mahkûm olan ülkeleri mi okuyayım? Bırak onu, iddianameyi anlamadığı için ve yeterince anlamadığı için mahkûm olan Avrupa ülkelerini mi okuyayım?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Neden tercüme ettirmişler, neden?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bırakın onu, size zorluk çıkarılan şeyleri mi okuyayım? Yani bu ülkenin egemenliği, tapusu 75 milyonun değil mi? Ya bu 75 milyonun içinde 15-20 milyon vatandaşımızın da hissesi yok mu? İstiklal Savaşı’nda beraber değil miydik? Bizim günahımız bin yıl beraber mi olmak? Beraber yollarda mı olmak? Beraber İstiklal Savaşı’nda mı olmak? Malazgirt’ten bu yana beraber olmak günahımız mı? Bizim günahımız bu mu, söyler misiniz? Kardeşliğimizin nedeni bu mu, söyler misiniz?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kardeşlik diye diye ulus devleti batıracaksınız!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Ne bu hakaretler? Duymadığımız hakaret kalmadı.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Siz bize hakaret ediyorsunuz!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Duymadığımız küfür kalmadı. Duymadığımız… İnsanlığımızdan yitirdiniz. Yeter artık diyoruz, yeter! Yeter, yeter, yeter diyoruz! Hakikaten yeter. Yani şunu biraz izana çekin, izana. Biraz vicdana gelin, vicdana. Biraz elinizi vicdanınıza koyun.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne ulus bırakacaksınız ne devlet bırakacaksınız. Yazıklar olsun!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bu mübarek günde herkes elini vicdanına koyması lazım. Öncelikle bunu söylüyoruz. Önergemizi kabul edersiniz, etmezsiniz ama biz doğru bildiğimiz yolda, hak yolumuzda, hakkımızı savunmaya devam edeceğiz diyorum.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tarhan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Hatip “Hakaret gördük.” diye diye karşısında kim varsa hakaret etti. Sosyal demokrat bir partinin militarizmle iş birliği yaptığını söyledi. Bu Mecliste de sosyal demokrat olduğunu iddia eden parti herhâlde biziz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tarhan, iki dakika, sataşma nedeniyle.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Bir dakika Sayın Başkan.

Darbenin çocukları ve gerçek militaristler, neofaşistlerle iş birliği yapanlar bize militarist diyemez, öncelikle onu söylüyorum ve grubumuz adına Sayın Birgül Ayman Güler konuşacak.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hepsini iade ediyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Faşizmin anası sizsiniz. “Faşist” diyorsunuz, gidin aynada kendinize bakın.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güler.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

Lütfen, yeni sataşmaya mahal vermeden…

TURGUT DİBEK (Kırklareli)  - Sayın Başkanım, üç dakika vermiyor musunuz? Niye iki dakika oluyor?

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – “Üç dakika.”diyorsunuz, iki dakika nereden çıktı?

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Söz vermiyor musunuz Sayın Başkan? Çağırıldım sandım.

BAŞKAN – “Buyurun.” dedim.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Üç dakika veriyorsunuz, uygulamanız üç.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Başkanım, niye üç dakika vermiyorsunuz? Yani bu kadar hakarete nasıl cevap verecek?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, ortamı germeyin. Lütfen yeterli süre verin, gerilmesine zemin hazırlamayın.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Deminki uygulamanız hep üç dakikaydı.

BAŞKAN – Üç dakika efendim, sataşma nedeniyle.

Buyurun Sayın Güler.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Burada herhâlde şimdiye kadar böyle konuşmalar duyulmamıştır. BDP Grubundan Sayın Akat’ın yaptığı konuşma kanımızı dondurdu. Sanki başka bir devletin parlamenteriydi, bize “Siz.” diye diye inanılmaz şeyler söyledi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Devletin değil, Türkiye’nin parlamenteriyim.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – AKP’nin, Türk ulusunu tarihten silmeye, Türk vatandaşlığını tarihten silmeye dönük olan girişimlerinde BDP’yle nasıl iş birliği yaptıklarını onun konuşmasında gördük.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yok öyle bir şey.

OKTAY VURAL (İzmir) – AKP-BDP koalisyon zaten!

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Öyle bir şey nasıl yok? Anayasa Uzlaşma Komisyonuna vatandaşlık maddesi için partiniz ne önerdi arkadaşlar? “Türk vatandaşlığı”nı değil, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı”nı öneriyorsunuz. Başbakanınız salı günü “Bizim temelimiz Anasırı İslam’dır.” diyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – “Türklük ırkçılıktır.” diyor.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Doğru söylüyor.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) –  “Ve biz bunu tarihten sileceğiz.” diyor. Burada büyük Türk milleti önünde yemin ettiniz, büyük Türk milleti önünde yemin ettiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz ulusalcı değiliz, biz ırkçı değiliz. O Anayasa’yı değiştireceğiz.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – O büyük ulusa parti olarak, tek tek şahıs olarak ihanet ediyorsunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Anayasa’yı size rağmen değiştireceğiz.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Sosyal demokrasiye “militarizm” demek ha?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sosyalist Enternasyonaldan da kovduracağız; merak etmeyin.  Hem burada ulusalcılık yapıp hem dünyada solculuk yapamazsınız.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Kürt milliyetçiliğini bana “ilericilik” ve “bağımsızcılık” diye yutturamazsınız. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biz asla milliyetçi değiliz, siz ulusalcısınız, ulusalcısınız!

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, AKP ve BDP iş birliğinin yaptığı şey tektir. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de siz sorunu Türk sorunu yaptınız.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sizi Sosyalist Enternasyonaldan da attıracağız, hiç merak etmeyin.

SIRRI SAKIK (Muş) – Vallahi, Türkiye’de sizin faşist anlayışınız var.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Bundan sonra biz savunmadayız, bundan sonra meşru müdafaa hakkı için saldırıdayız. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hodri meydan! Hodri meydan!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Şu anda en büyük bela sizsiniz! “Sosyal demokrat” lafını bir daha kullanmayın.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne konuşuyorsun be!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hadi oradan! Yürü yerine! (CHP ve BDP sıralarından gürültüler)

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Buradan beni kovacak pozisyonda değilsiniz.

Sayın  Başkan, görüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Beni yerime davet etme pozisyonunda değilsiniz siz. Ne demek yahu?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hadi! Hadi! Hadi!

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) - Efendim, hem hakaret ediyorlar hem ondan sonra da arkalarını dönüyorlar. Yok böyle bir şey! Özür istiyorum. Özür dilemesini istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hadi oradan!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne özrü ya?

BAŞKAN – Sayın Güler, oturun lütfen.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Senden mi özür dileyeceğim? Çok beklersin! Hadi!

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Türk ulusundan siz özür dileyeceksiniz.

BAŞKAN – Sayın Güler, lütfen oturur musunuz.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – O hareket nedeniyle özür dileyecek. “Hadi! Hadi! Hadi!” deme hakkı yoktur. Bakın, Türk ulusuna hakaret ediyorsunuz…

BAŞKAN – Doğrudur, anladım da ne yapabilirim Sayın Güler? Ben “Yerinize oturun.” demek durumundayım.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Kişisel olarak da hakaretleri önlemiyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen… Ne yapmam gerekir? Yapayım, söyleyin yapayım, lütfen.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Uyarınız efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü kesmeniz gerekiyor.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – “Hadi! Hadi! Yürü! Yürü!” Bu hareket ne? Bu hareket ne?

BAŞKAN – Anladım da ne yapmam gerekiyorsa yapayım Sayın Güler.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Ya, sizin hareketiniz ne? Geçsene!

BAŞKAN – Lütfen oturun Sayın Milletvekili.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Hareketle hakaret ediyorsunuz. Grubumuza hakaret ediyorsunuz.

(CHP ve BDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 23.33
SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56’ncı Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akat, sataşma nedeniyle söz istemiştiniz ancak gürültü ve kavga nedeniyle ara vermek zorunda kaldım. Sataşma nedeniyle sözün, 69’uncu madde gereğince aynı oturum içerisinde verilmesi gerekir ama söz vermek için -yerinizden lütfen, kürsüye davet edemiyorum- yerinizden aynı süre içerisinde söz vereceğim.

Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- Batman Milletvekili Ayla Akat’ın, sosyal demokrat kimliğiyle siyaset yapan ana muhalefet partisinin militarist bir tutum içinde olduğuna ilişkin açıklaması

AYLA AKAT (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle şunu belirtmek lazım, sanırım biz, bu Parlamentoda görüşülen yasa teklifleri ya da tasarıları dolayısıyla her konuştuğumuzda bugüne kadar duymadığınız, bugüne kadar işitmediğiniz, bugüne kadar tanık olmadığınız birtakım gerçekliklere işaret edeceksiniz ve sanırım biz her gerçekliğe işaret ettiğimizde de bu gerçekliğin oluşmasında tarafı olan herkesin kanı donacak ve biz gerçekten sizlerin kanını dondurmaya devam edeceğiz, bu birincisi.

İkincisi, bizim Türk halkıyla ilgili hiçbir sorunumuz yok, aynı zamanda Türkçeyle ilgili bir sorunumuz da yok, Türkçe konuşuyoruz, Türkçe eğitim gördük. Bizim sorunumuz, dilimizin, kimliğimizin, kültürümüzün inkâr edilmesi, bizim sorunumuz bunun yok sayılmasında, bizim sorunumuz faşist anlayışla. Ve dünyanın hiçbir coğrafyasında hiçbir sosyal demokrasi anlayışı ezilen kimliklerin üzerine böyle milliyetçi, militarist bir söylemle gitmemiştir. Eğer bu konuda tuttuğumuz aynadan bu Parlamento çatısı altında sosyal demokrat kimliğiyle siyaset yapan ana muhalefet partisi rahatsız olduysa önce kendi içerisindeki tutarsızlığı gidermek durumundadır.

Anayasa Uzlaşma Komisyonunda bir vatandaşlık tanımı sunma noktasında Uzlaşma Komisyonunun takvimini belli ölçülerde meşgul eden ve kendi içerisinde tutarlılık barındırmayan iki ayrı öneriyle gelen ana muhalefet partisi, bugün Anayasa’da vatandaşlık tanımı noktasında sorumluluğunun gereğini yerine getirmiş partimize yönelik tavrını da tekrar gözden geçirmek durumundadır. Bu ülkenin farklı etnik kimliklerden, dinlerden ve inançlardan oluştuğunu biz defalarca kez dile getirdik, yine dile getiriyoruz. Eğer yapılacaksa yeni bir anayasa, eskinin devamıysa sözümüz yok ama yeni bir anayasa yapılacaksa bu etnik kimlikleri, dinleri, inançları tanıyan ve bu inançların da anayasaya kendilerini bağlı hissedebilecekleri bir vatandaşlık tanımının yakalanması, ortaklaşılması, üzerinde uzlaşılması gerektiğinin bir kez daha altını çiziyoruz. Kimseye bir şey yutturmak niyetinde de değiliz, biz gerçeklerin ifadesiyle bugüne kadar gelebildik, bugünden sonra da bu noktada rolümüzü oynamaya devam edeceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akat.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, iki dakika da bana vereceksiniz muhtemelen.

BAŞKAN – Bir saniye açtıracağım.

Sayın Tarhan, buyurun.

11.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Cumhuriyet Halk Partisinin sosyal demokrat kimliğine söylenen hiçbir sözü kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal demokrat bir partinin ne kimliklerle, ne etnik kimlik üzerinden ne mezhepsel kimlik üzerinden siyaset yapmadığını, yapamayacağını burada açıklamak istiyorum; birincisi.

İkincisi; biz, eşit yurttaşlık temelinde tüm taleplerin karşılanması konusunda herhangi bir tartışma olmaması gerektiğini düşünüyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ana muhalefet partisi olarak.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bugün yapılan ne peki?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Buna ilişkin önergemiz de çok açık ve nettir. İktidar partisi milletvekilleri tarafından bile daha ileri bir metin olduğu söylenmiştir yani burada amacın demokrasi, eşit yurttaşlık olmadığı, iktidar partisi milletvekilleri tarafından da salt bir pazarlık aracı olarak bu metnin kullanıldığı ortaya konulmuştur. Ancak, Meclis çatısı altında, ana muhalefet partisine sürekli olarak hedef gösterilerek ve hakarete varan söylemler kullanılarak incitici, acıtıcı ve küçük düşürücü ifadeler kullanılmasını kabul edemeyiz. Grubum adına söylenen tüm sözleri, hakaret içeren tüm sözleri buradan şiddetle kınıyorum. Bizim sosyal demokrat kimliğimize söz söyleyecek birisini bu Meclis çatısı altında görmediğimi ve söylenen hiçbir sözü kabul etmediğimi, iade ettiğimi, “militarist” söylemini -özellikle kimlerle iş birliği yapıldığı dikkate alındığında- iade ettiğimi bildirmek isterim buradan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Güler, Sayın Tarhan açıklama yaptı gereği kadar zaten.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Çok küçük bir açıklama…

BAŞKAN – Efendim?

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Çok kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Böyle bir uygulamamız yok. Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in; Hakkari Milletvekili Adil Kurt'un; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporları (1/708, 2/240, 2/262, 2/373, 2/539, 2/934, 2/955, 2/956) (S. Sayısı: 365) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının 1’inci maddesinin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 365 sıra sayılı tasarının 1. maddesi oylamasının “Açık oylama” şeklinde yapılmasını arz ve talep ederiz.

Celal Adan, İstanbul? Burada.

Oktay Vural, İzmir? Burada.

Faruk Bal, Konya? Burada.

Nevzat Korkmaz, Isparta? Burada.

Mehmet Günal, Antalya? Burada.

Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş? Burada.

Zühal Topcu, Ankara? Burada.

Mehmet Erdoğan, Muğla? Burada.

Adnan Şefik Çirkin, Hatay? Burada.

Enver Erdem, Elâzığ? Burada.

Oktay Öztürk, Erzurum? Burada.

Alim Işık, Kütahya? Burada.

Mehmet Şandır, Mersin? Burada.

Sinan Oğan, Iğdır? Burada.

Emin Çınar, Kastamonu? Burada.

Seyfettin Yılmaz, Adana? Burada.

Erkan Akçay, Manisa? Burada.

Ruhsar Demirel, Eskişehir? Burada.

Murat Başesgioğlu, İstanbul? Burada.

Münir Kutluata, Sakarya? Burada.

Sümer Oral, Manisa? Burada.

Kemalettin Yılmaz, Afyonkarahisar? Burada.

Yusuf Halaçoğlu, Kayseri? Burada.

Atila Kaya, İstanbul? Burada.

BAŞKAN – Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 365 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı      :   315

Kabul                              :   251

Ret                                  :