DÖNEM: 24                            CİLT: 40                                     

 

 

YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

53’üncü Birleşim

16 Ocak 2013 Çarşamba

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Ahmet Berat Çonkar’ın, Türkiye’nin Afrika kıtasına yönelik açılım politikasına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Akdeniz Üniversitesi ve Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünde yaşanan gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, köy korucularının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ili Ardanuç Adliyesinin kapatılması nedeniyle vatandaşların yaşadıkları mağduriyetlere ve bu yanlış karardan bir an önce dönülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Gebze Organize Sanayi Bölgesinde iş gücü kaybını azaltmaya yönelik olarak Kuzey Marmara ve TEM girişinden Gebze’nin kuzeyine bir girişin verilmesinin doğru olacağına ilişkin açıklaması

3.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, son zamanlarda devlet hastanelerindeki taşeron şirketlere işe alınmada AKP’ye üye olma kriterinin arandığı iddialarının doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın değerli bir devlet adamı olduğuna ve kendisine Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

5.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının üreticiye hayvan başına verdiği destekteki kesintilere ilişkin açıklaması

6.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, Balıkesir Tıp Fakültesi Hastanesinin eksikliklerine ilişkin açıklaması

7.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Hükûmetin Kürt sorununu çözmek için başlattığı süreçte engellerle karşılaşılabileceğine ve Türkiye’nin birlik ve beraberliğini isteyen herkesin bu konuda Hükûmete destek olması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ağır kış şartları nedeniyle bozulan köy yollarının ve altyapıların desteklenmesi için ek ödeneklere ihtiyaç olduğuna ve bu konuda Hükûmeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon ili Vakfıkebir ilçesinde bulunan Osman Tan İlköğretim Okulunda öğrencilerin yaşadığı sıkıntılara ve okulların fiziki şartlarının düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, üretici fiyatıyla tüketici fiyatı arasında fahiş bir fark olduğuna ve Hükûmetin bu konuda ne gibi önlemler almayı düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

11.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin ifadelerine ilişkin açıklaması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 19 milletvekilinin, arı yetiştiriciliği ve bal üretimi yapan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/463)

2.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 19 milletvekilinin, Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/462)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 19 milletvekilinin, imam-hatip liselerinde okuyan öğrencilerin eğitim sonrası karşılaşacakları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/464)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, (10/434) esas numaralı, pamuk tarımı ve pamuk üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş oldukları Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 16 Ocak 2013 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi 

2.- CHP Grubunun, (10/333) esas numaralı, nişasta bazlı şekerin insan sağlığına etkisinin ve şeker pancarı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş oldukları Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 16 Ocak 2013 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi 

3.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine, 297 ve 394 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 3 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1059, 1/689) (S. Sayısı: 393)

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, YURTKUR kredisi kullanan öğrencilere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/13054)

2.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/13055)

3.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/13056)

4.- Batman Milletvekili Ayla Akat’ın, Batman’da petrol arama ve sondaj çalışmalarının yol açtığı sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/13323)

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de konut ve işyerlerindeki elektrik sayaçlarının değiştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/13324)

6.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’de elektrik dağıtım hizmetlerinde yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13325)

7.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Kırklareli’nin bir beldesinde yapılması planlanan termik santrallere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/13744)

8.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Yusufeli Barajı santralinin inşası sebebiyle yerleşim yerini değiştirmek zorunda kalacak olan vatandaşlara,

Artvin’in Yusufeli ilçesinin yeni yerleşim yerinin jeolojik etütlerine,

Çoruh Enerji Planı sonucunda su altında kalan tarım arazilerine,

Çoruh Enerji Planı sebebiyle yerleşim yerini değiştirmek zorunda kalan vatandaşların sayısına,

Çoruh Enerji Planı’ndaki barajların aktif hacimlerine,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14070), (7/14072), (7/14078), (7/14079), (7/14084) 

9.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Gediz Havzası’ndaki erozyonla mücadele çalışmalarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14082)

10.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Sakarya’nın Sapanca ilçesindeki bazı taşınmazların 2/B kapsamında değerlendirilmediği iddiasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/14089)

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık adına yayın yapan Web TV ve Kurumsal TV’ye ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14388)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak dört oturum yaptı.

Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar, 7 Ocak 2013 tarihinde Zonguldak Kozlu Müessese Müdürlüğü maden ocağında meydana gelen kazaya,

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, balıkçılık sektörü ve balıkçıların sorunlarına,

Muş Milletvekili Demir Çelik, belediyelerin İller Bankasındaki paylarıyla ilgili sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, tarımsal amaçlı sondajlara takılacak sayaçlarla ilgili uygulamanın kaldırılıp kaldırılmayacağını öğrenmek istediğine ve sulama birliklerinde çalışan işçilerin durumuna,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, savcılık mesleğinin önemine ve savcıların bugün içinde bulundukları tabloya,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Silivri Cezaevinde bulunan bazı tutuklu ve hükümlülere gönderilen yeni yıl kartlarının adres yetersizliğinden iade edildiğine,

Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, İğneada’daki longoz ormanlarının neden Ulusal Sulak Alan Komisyonu tarafından Ramsar Sözleşmesi kapsamında değerlendirilmediğini öğrenmek istediğine,

Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ, Gaziantep Kalesi’nde çökme meydana geleceği konusunda uyarı yapılmasına rağmen hiçbir önlem alınmamasının nedenini ve Gaziantep çiftçisinin sulu tarıma geçebilmesi için enerji fiyatlarında bir indirim yapılmasının düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine,

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Artvin’in Arhavi ilçesi Kamilet Vadisi’ndeki Taşlıkaya HES Projesi inşaatına,

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba¸ infaz koruma memurlarının sorunlarına,

Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, Afyonkarahisar çiftçisinin yer altı sularından yararlanması koşullarına,

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Adana’nın Karataş ilçesindeki ovada kullanılan, yağmur sularını denize pompalayan 5 pompanın arızalı olması nedeniyle Devlet Su İşlerinden çözüm beklediklerine ve yer altı sularına sayaç takılmasına,

Kütahya Milletvekili Alim Işık, TÜRK TELEKOM’a ait bazı taşınmazların satıldığı ya da kiralandığı yönünde medyaya yansıyan iddialara ve TARGEL Projesi kapsamında istihdam edilen ziraat mühendisi ve veteriner hekimlerin sorunlarına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu ve 25 milletvekilinin, kanun hükmünde kararnameler sonrasında ortaya çıkan devlet yapısı ve kadrolarıyla ilgili sorunların (10/459),

Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 19 milletvekilinin, Türkiye’de yerel medya kuruluşlarının ve çalışanlarının sorunlarının (10/460),

Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 19 milletvekilinin, Türk toplumunun yapısını tehdit eden medya ve dizi gerçeğinin yarattığı sorunların nedenlerinin (10/461),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu’nun, Filipinler Senatosu ve Yolsuzluk Karşıtı Güneydoğu Asya Parlamenterlerinin ev sahipliğinde 30 Ocak-3 Şubat 2013 tarihlerinde Filipinler’in başkenti Manila’da düzenlenen Yolsuzluk Karşıtı Parlamenterler Küresel Örgütü 5’inci Küresel Konferansı’na katılması hususuna,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, İngiltere Parlamentosu Avam Kamarası Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Richard Ottoway’in vaki davetine icabetle İngiltere’ye resmî bir ziyaret gerçekleştirmesine,

İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkereleri kabul edildi.

CHP Grubunun, 13/11/2012 tarihinde Ankara Milletvekili Levent Gök ve 26 milletvekili tarafından Haymana kaplıcalarının ilçe ve ülke ekonomisine daha fazla katkı sağlayabilmesi için sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen Meclis araştırması önergesinin (555 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15 Ocak 2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, (2/978) esas numaralı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının:

1’inci      sırasında bulunan      (6/37),

19’uncu       ”           ”           (6/108),

51’inci         ”           ”           (6/203),

52’nci          ”           ”           (6/204),

62’nci          ”           ”           (6/236),

65’inci         ”           ”           (6/241),

84’üncü       ”           ”           (6/295),

94’üncü       ”           ”           (6/320),

98’inci         ”           ”           (6/324),

106’ncı        ”           ”           (6/343),

111’inci       ”           ”           (6/354),

118’inci       ”           ”           (6/370),

125’inci       ”           ”           (6/378),

168’inci       ”           ”           (6/497),

169’uncu     ”           ”           (6/499),

173’üncü   sırasında bulunan (6/511),

178’inci       ”           ”           (6/520),

179’uncu     ”           ”           (6/523),

180’inci       ”           ”           (6/524),

181’inci       ”           ”           (6/525),

206’ncı        ”           ”           (6/577),

214’üncü     ”           ”           (6/603),

228’inci       ”           ”           (6/634),

243’üncü     ”           ”           (6/671),

305’inci       ”           ”           (6/768),

334’üncü     ”           ”           (6/809),

389’uncu     ”           ”           (6/881),

469’uncu     ”           ”           (6/971),

470’inci       ”           ”           (6/972),

471’inci       ”           ”           (6/973),

472’nci        ”           ”           (6/974),

473’üncü     ”           ”           (6/975),

474’üncü     ”           ”           (6/976),

475’inci       ”           ”           (6/977),

476’ncı        ”           ”           (6/978),

499’uncu     ”           ”         (6/1004),

500’üncü     ”           ”         (6/1005),

501’inci       ”           ”         (6/1006),

502’nci        ”           ”         (6/1007),

527’nci        ”           ”         (6/1033),

528’inci       ”           ”         (6/1034),

597’nci        ”           ”         (6/1121),

606’ncı        ”           ”         (6/1130),

629’uncu     ”           ”         (6/1156),

631’inci       ”           ”         (6/1158),

641’inci       ”           ”         (6/1168),

649’uncu     ”           ”         (6/1176),

650’nci        ”           ”         (6/1177),

670’inci       ”           ”         (6/1199),

671’inci       ”           ”         (6/1200),

672’nci        ”           ”         (6/1201),

718’inci       ”           ”         (6/1250),

794’üncü     ”           ”         (6/1335),

795’inci       ”           ”         (6/1336),

Esas numaralı sözlü sorulara, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu cevap verdi.

Soru sahiplerinden İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Adana Milletvekili Ali Halaman, Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz, cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da bu görüşlerle ilgili açıklamada bulundu.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/650) (S. Sayısı: 339) görüşmeleri tamamlanarak,

4’üncü sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Başta Terörizm ve Örgütlü Suçlar Olmak Üzere Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/288) (S. Sayısı: 91) görüşmeleri tamamlanarak,

5’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporları (1/500) (S. Sayısı: 152),

6’ncı sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarımsal İşbirliği Konulu Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/609) (S. Sayısı: 286),

7’nci sırasında yer alan, Uluslararası Bitki Koruma Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporları (1/335) (S. Sayısı: 72),

Yapılan açık oylamalarından sonra kabul edildi.

Alınan karar gereğince, 16 Ocak 2013 Salı günü saat 14.00’te toplanmak üzere 20.01’de birleşime son verildi.

                                                     Mehmet SAĞLAM

                                                        Başkan Vekili

            Özlem YEMİŞÇİ                                                    Muhammet Rıza YALÇINKAYA

                  Tekirdağ                                                                             Bartın

                 Kâtip Üye                                                                         Kâtip Üye

                                                                                                            No: 73

II.- GELEN KÂĞITLAR

16 Ocak 2013 Çarşamba

Raporlar

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı ile Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın Askerlik Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve 34 Milletvekilinin Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/730, 2/680, 2/1056, 2/1084) (S. Sayısı: 394) (Dağıtma tarihi: 16.01.2013) (GÜNDEME)

2.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/728, 1/719) (S. Sayısı: 395) (Dağıtma tarihi: 16.01.2013) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 19 Milletvekilinin, Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/462) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.01.2012)

2.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 19 Milletvekilinin, arı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/463) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.01.2012)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 19 Milletvekilinin, İmam Hatip Liselerinde okuyan öğrencilerin eğitim sonrası karşılaşacakları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/464) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.01.2012)


16 Ocak 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir, cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz Türkiye’nin Afrika kıtasına yönelik açılım politikasıyla ilgili söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Berat Çonkar’a aittir.

Sayın Çonkar, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Ahmet Berat Çonkar’ın, Türkiye’nin Afrika kıtasına yönelik açılım politikasına ilişkin gündem dışı konuşması

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin Afrika’ya açılım politikası konusunda söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

54 ülkenin bulunduğu ve 1 milyardan fazla insanın yaşadığı Afrika, birçok ülkesinde kaydedilen hızlı ekonomik büyüme, demokrasiye geçişte yakaladığı ivme, doğal ve insani kaynaklar açısından sahip olduğu potansiyel ile umut vadeden bir kıta olarak dünya sahnesindeki yerini almaktadır. 2000-2010 yılları arasında dünyanın en hızlı büyüyen 10 ekonomisinden 6’sı Afrika’dadır. 1989’da kıtada sadece 3 ülkede demokrasi varken, bugün bu sayı kıta ülkelerinin üçte 1’ini aşmıştır.

21’inci yüzyılın ikinci yarısı “Afrika Yüzyılı” olarak görülmekte, küresel sahnede yeni bir aktör olarak Afrika, tüm dünya devletleri için önem arz etmektedir. Bugün dünyanın güçlü ülkeleri Afrika’nın kaynakları için yarış hâlindedirler. Özellikle de Sahra’nın güneyindeki Afrika’ya, kısa adıyla SAGA’ya, önümüzdeki yıllarda ilginin daha da yoğunlaşacağı, bu bölgede rekabetin daha da artacağı mutlaktır. Bu çerçevede, Sahra Altı Afrika ve genelde Afrika kıtası, ülkemizin dış politikasında da öncelikli bölgelerden biri hâlini almıştır.

Değerli milletvekilleri, SAGA ülkeleriyle ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkiler ağı örülmesi amacıyla uygulamaya başladığımız “Afrika’ya Açılım Politikası” sürecinde ülkemiz, kıta ülkeleri tarafından örnek ülke ve güvenilir ortak olarak görülmektedir. Kıtayla olan tarihî geçmişimiz bu noktada çok önemlidir.

Osmanlı İmparatorluğu 16’ncı yüzyıldan itibaren bölgede yeni palazlanmaya başlayan Avrupa sömürgeciliğine karşı bir güç olarak mücadele vermiş, yerel halklara maddi ve manevi destek sağlamıştır.

Ecdadımız da bugün bizler de ikili ve çok taraflı ilişkilerimizde ortak menfaat alanları oluşturulmasına ve ortaklık bağının güçlendirilmesine özen gösterdik. Bugün Afrika’ya ilgi duyan ülkelerin çoğunun, Afrika’nın temel sorunlarına kalıcı çözümler üretmekten ziyade bu ülkelerin zenginliklerinden pay alma peşinde olmaları Türkiye’mizi bu ülkelerden farklı kılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin kıtaya yaklaşımındaki insani boyut çerçevesinde, bölge ülkelerine insani ve teknik yardımlarda bulunuyor, kalkınma programlarına destek veriyoruz. Bugün Somali politikamızı tamamen insani temeller üzerine bina ediyoruz.

Sayın Başbakanımızın Ağustos 2011’de Somali’ye yaptıkları ziyaret, Kasım 2011’de Mogadişu Büyükelçiliğimizin açılması ve Türk Hava Yollarımızın Mart 2012’de Somali seferlerine başlaması hep bu çerçevede hayata geçirilmiştir. 2011 yılı yazında hayatta kalma mücadelesi veren Somali için, sadece milletimizin gönüllü bağış miktarı 500 milyon TL olmuştur. Tamamen insani boyutta yürüttüğümüz bu politika, ülkemizin kıtadaki ve dünyadaki itibarına çok önemli katkı sağlamıştır.

TİKA, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Afrika’da da, su kuyuları açarak, okullar, hastaneler, yurtlar, kültür merkezleri inşa ederek, altyapı, gıda, ilaç ve tıbbi malzeme ihtiyaçlarını karşılayarak binlerce projeyi, tamamen insani boyutta, yerinde ve zamanında hayata geçirmektedir.

Değerli milletvekilleri, Afrika’ya açılım politikamız çerçevesinde, 2005 yılında Afrika Birliğinde gözlemci ülke statüsü kazanılmış, 2008 yılında stratejik ortak olunmuş, Afrika ülkelerinin tamamının üst düzeyde katıldığı iş birliği zirvesi ve gözden geçirme toplantılarıyla, Türkiye-Afrika ortaklığı sağlam bir zemine oturtulmuş ve istikrarlı bir şekilde bugünlere gelinmiştir.

Siyasi kararlılığımızın sonucu olarak, kıta genelinde 2009’da 12 olan büyükelçilik sayımız 31’e ulaşırken Afrika ülkelerinin Türkiye’deki büyükelçilik sayısı da 10’dan 21’e çıkmıştır. Çok yakın dönemde büyükelçilik sayılarının karşılıklı olarak 34’e yükseltilmesi planlanmaktadır. 2008’den bu yana sadece SAGA ülkeleriyle üst düzeyde 41 ikili ziyaret gerçekleşmiş, Sayın Başbakanımızın geçen haftaki Gabon, Nijer ve Senegal ziyaretleriyle bu sayı 44’e ulaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kararlılıkla ve titizlikle yürütülen bu siyaset neticesinde 2008 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilmemiz sürecinde Afrika ülkelerinden önemli bir destek sağladık. Yalnızca SAGA ülkeleriyle olan ticaretimiz son on yılda 10 kat artarak 7,5 milyar dolara ulaştı. 2011 yılında tüm Afrika ülkeleri ile 17 milyar dolar olan ticaretimizi önümüzdeki dönemde 50 milyar dolara yükseltmeyi hedefliyoruz.

Sözlerime son verirken, bu sürecin yönetiminde aktif rol üstlenen Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’e, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’na, Dışişleri Bakanlığımız ve TİKA çalışanlarına, kamu ve sivil toplum kuruluşlarımıza ve aziz milletimize sağladıkları katkılardan dolayı şükranlarımı sunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çonkar.

Gündem dışı ikinci söz, Akdeniz Üniversitesi ve Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünde yaşanan gelişmelerle ilgili söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Gürkut Acar’a aittir.

Buyurun Sayın Acar. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Akdeniz Üniversitesi ve Sosyal Güvenlik İl Müdür-lüğünde yaşanan gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Antalya’da yaşanan bazı gelişmeleri paylaşmak için söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Gündem dışı konuşmalarda çok fırsat  bulamadığımız için birkaç noktayı sizinle paylaşmak istiyorum. Bunlardan birincisi, Antalya Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünde doktorlarımızın yaşadığı baskılar, yıldırma ve sürgün işlemleridir.

Özel hastanelerin faturalarını inceleyen doktorlara,  bir hastane ile ilgili kesinti işleminden sonra İl Müdürü tarafından “Sizin yüzünüzden bakandan fırça yedim.” denilerek ağır hakaretlerde bulunulmuştur. Doktorlar bu durumu tutanak altına alıp şikâyet ettikten sonra baskının dozu artmıştır. İl Müdürü, soruşturma açıp önce bir doktora disiplin cezası vermiştir. Bu ceza Antalya İl Disiplin Kurulunca kaldırılınca, bu kez başka soruşturmalar gündeme gelmiş, doktorlar önce ilçelere gönderilmiş, sonra da il dışına sürgün yapılmıştır.

Bu tablo kabul edilebilir değildir. Doktorlar gördükleri bir yanlış işlemi, fazla ödemeyi düzeltmek istemişler, başlarına gelmeyen kalmamıştır. İl Müdürünün görevi, özel hastanelerin faturalarının bekçiliğini yapmak değildir.  Sistemde ciddi açıklar varken, faturaların büyük bölümü kontrol edilemezken, doktorların sürgüne gönderilmesi kabul edilebilir değildir. Bu İl Müdürü, derhâl görevden alınmalı, İl Müdürünü arayan Bakan istifa etmeli, doktorlarımız da görev yerlerine döndürülmelidir. “Sosyal güvenlik sistemi açık veriyor.” deyip yoksuldan prim toplayanların, özel hastane faturalarının ödenmesini temin etmek için bunu özel takip etmesi tek kelimeyle ayıptır.

Değerli arkadaşlar, bir diğer konu, Akdeniz Üniversitesinde yaşananlardır. Akdeniz Üniversitesi birtakım iddialarla, lüks makam arabalarıyla gündemdedir, kadrolaşma ile gündemdedir.  Tek tek isimler üzerinden bir tartışma yapmak istemiyorum ancak rektörlükte, tıp fakültesinde ve hastane yönetiminde üst düzey görevlere getirilen kişiler aracılığıyla cemaatçi bir kadrolaşmanın gerçekleştirilmeye çalışıldığı bildirilmektedir. Birçok iyi yetişmiş bilim adamı, üniversite ile özdeşleşmiş isimler üniversiteden ayrılmak zorunda bırakılmaktadır.

Üniversiteler aklın ve bilimin kurumları olmalıdır. Hazırlanan YÖK yasa taslağı ile üniversitelerin bu kavramlardan daha da uzaklaşacağı görülmektedir. Suskun, itaatkâr üniversiteler ve gençler isteniyor. Biz bunu istemiyoruz. Cemaat kadrolaşmasıyla, lüks makam arabalarıyla, yolsuzlukla anılan üniversite istemiyoruz. Bu konuların ciddi şekilde araştırılması gereklidir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, birkaç cümle de Antalya’ya yapılacak stadyum ile ilgili söylemek istiyorum. TOKİ, her yerde, şehirlerin değerlerini yandaşlara aktaran bir rant makinesi gibi çalışıyor. Şimdi hedef Antalya’dır. Kent meydanı olabilecek başka hiçbir yer kalmamışken “Antalya’ya stadyum yapılacak.” bahanesiyle 40 bin metrekare alan stadyum için, 40 bin metrekare alan stadyum karşılığı ticari arsa olarak, toplam 80 bin metrekare alan TOKİ’nin keyfine bırakılmıştır. TOKİ arsa karşılığı inşaat yapıyor. TOKİ kamu hizmeti değil, ticaret yapıyor.

Aylardır soruyorum “Stadyumun karşılığında ne yapılacak?” diye ama yanıt alamıyorum. Yine önümüze 65 katlık bir rant projesi mi çıkacak? TOKİ’ye soruyorum “Gençlik ve Spor Bakanlığına sorun.” diyor; oraya soruyorum, tek cümle bile yanıt verilmiyor. Bu, Antalya’ya saygısızlıktır. Ben bu bilgiyi kendi kişisel keyfim için istemiyorum. Antalya halkı stadyumun karşılığında 40 bin metrekarelik alana ne yapılacağını öğrenmek istiyor. Bunun yanıtını bekliyoruz.

Ülkeye turizm ve tarımsal üretim yoluyla milyarlarca dolar katkı sağlayan Antalya’ya merkezi bütçeden kaynak ayırmayıp “çayın taşıyla çayın kuşunu vurma” anlayışıyla, arsa karşılığı inşaat yaklaşımıyla bir tüccar gibi davranılmasını kabul etmiyoruz. 13 ile devlet kesesinden stadyum yapılırken, en fazla vergiyi veren Antalya’ya arsa karşılığı stadyum yapılmasını kınıyorum.

Değerli arkadaşlar, dünyanın en güzel şehirleri meydanlarıyla ünlüdür. Antalya’da kent meydanı yapılacak başka yer yoktur. TOKİ, Antalya’ya, yeşil alan olarak kalması gereken bütün boşluklara göz dikmiştir. Sırada Mevlana Kavşağı’ndaki TEKEL arsası, pil fabrikası ve dokuma fabrikası arsaları vardır. Antalya, taş ocaklarıyla, HES’lerle yağmalanmaktadır ve düşman bile gelse bu kadar tahribat yapmaz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar.

Gündem dışı üçüncü söz, köy korucularının sorunları hakkında söz isteyen Osmaniye Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu’na aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Türkoğlu.

3.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, köy korucularının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; bölücü, yıkıcı, ayrılıkçı terörle mücadelenin önemli bir parçası olan geçici ve gönüllü köy korucularımızın sorunlarını dile getirerek sizlerle paylaşmak üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kalkınmayı köyden başlatan genç cumhuriyetin 1920’li yıllarda idari yapısının en önemli unsuru köy yönetimiydi. Nüfusun yüzde 80’inin köylerde yaşadığı tespitinden hareketle çıkarılan 442 sayılı Köy Kanunu, her alana yönelik isabetli düzenlemeler yaparken, köy muhtarını da üst düzey bir devlet görevlisi yetkileriyle donatmıştır. Bu çerçevede köyde yaşayanların ırzını, canını ve malını korumak gayesiyle muhtara emrinde silahlı ve jandarma gibi görev yapabilecek köy korucuları görevlendirme imkânı getirilmiştir. Köy korucuları, köylüyü eşkıyadan ve mahsul zamanı çapulcudan koruyacak bir kolluk kuvvetiydi. Köy korucuları bu görevlerini muhtarlarımızla beraber başarıyla yerine getirmişlerdir.

1980’li yıllara gelindiğinde ise düşman mihraklar tarafından Ermeni terörünün yerine konulan bölücü, yıkıcı PKK terörü ciddileşince devletimiz köy korucularının hizmetine daha fazla ihtiyaç duymuş ve 442 sayılı Köy Kanunu’na 1985 yılında ek 18’inci madde düzenlemesiyle bugünkü koruculuk sistemini ilave etmiştir. 1985 yılında 22 ilde başlatılan geçici köy koruculuğu sistemi, 1987’de ilan edilen olağanüstü hâlle devam ettirilmiş, 1992’de koruculara ücret verilmeye başlanmış, 1993’te sistemin uygulandığı il sayısı 35’e çıkarılmış, 2008 yılında 10 bin ilave korucu alımı daha yapılmıştır.

Bugüne kadar geçici ve gönüllü köy korucuları, asker ve polis silah arkadaşlarıyla beraber terörle mücadelede aslanlar gibi görev yapmışlardır. Geçici ve gönüllü köy korucuları, yaşadıkları topraklarda Türk Bayrağı dalgalansın, Türk devleti egemen olsun istemişlerdir; topraklarımız üzerinde katil ve çakal sürüsü çapulcuların gezmesini önlemek için bugüne kadar 1.696 şehit ve 1.916 yaralı, gazi vermişlerdir. Köy korucularımız, aileleri ve köyleri, dinsiz, imansız, cani, katil PKK’lıların hedefi olmuşlardır.

PKK’lı teröristler, sadece Şırnak’ta 1987’den bu yana 52 katliam yapmışlardır. Kürt kökenli vatandaşlarımızın adına hareket ettiğini söyleyen ama Kürt kökenli olmayan sünnetsiz PKK’lı teröristler, yaklaşık 30 bin insanımızı acımasızca katletmişlerdir. Korucularımız, zaman zaman canlarını, kanlarını, organlarını kaybederken zaman zaman da kundaktaki bebeğini, bahçede oynayan çocuğunu, evinde işini yapan karısını, yaşlı babasını annesini, delikanlı kardeşini, çeyiz hazırlayan bacısını kaybetmişlerdir; zaman zaman da ailesini uzak yerlerdeki akrabalarına gönderip kendileri nöbetlerine, görevlerine devam etmişlerdir. Bölücü terörün karşısında kim varsa ar etmeden siyasi tercihlerini bir kenara koyup onun yanında yer almışlardır. Askerlerimiz gibi, polislerimiz gibi fedakarlık yapan, kanını, canını esirgemeyen köy korucularımız, tüm yaşamlarını görev yaptıkları yerlerde geçirmektedirler çünkü oralar onların memleketi. Bu yüzden 365 gün 24 saat eşkıyanın hedef tahtasındadırlar. Onun içindir ki köy korucularımızın sorunları bir an evvel çözülmelidir. Bu husus öncelikle iktidar partisi için, nihayet hepimiz için bir görevdir.

Köy korucularımızın 810 ile 880 TL arasında değişen ücretleri açlık sınırının altındadır. Bu yıl için ücret artışı da aylık 10 TL gibi komik bir seviyede olmuştur. Bu ücretler, hem gönüllü korucularda hem de diğer korucularda en az sözleşmeli erlere verilen ücret seviyesinde olmalıdır. 365 TL civarında olan emekli aylıkları ise çok komik bir rakamdır. Bu rakamın da en az asgari ücret seviyesine çekilmesi adil olacaktır. Düşük olan operasyon tazminatları askerî personel ile eşitlenmeli, her yerde düzenli ödenmelidir. Operasyonlarda, yol parası ve kumanya özel olarak temin edilmelidir. Sosyal güvenlikle ilgili eksiklikler ve düzensizlikler bir an evvel giderilmelidir. Köy korucuları ve mensubu oldukları aileler, yaşadıkları köyler, AKP’nin dünün ipsiz sapsızı, bugünün PKK’lısını muhatap almasından rahatsızdırlar. Köy korucuları, Büyükşehir Yasası’yla kendilerini terör örgütü ve uzantılarının siyasi anlayışına teslim eden AKP’ye bir ders vermeye hazırlanmaktadırlar. Köy korucuları, AKP-PKK-BDP iş birliğine rağmen Türk Bayrağı gölgesinde yaşamaya devam etme kararlılığındadırlar. Buradan bunları sizlere iletmemi istediler ve “Bu böyle biline.” dediler.

Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkoğlu.

Sisteme giren arkadaşlarımıza birer dakika soru imkânı vereceğim.

Sayın Bayraktutan, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ili Ardanuç Adliyesinin kapatılması nedeniyle vatandaşların yaşadıkları mağduriyetlere ve bu yanlış karardan bir an önce dönülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Artvin ili Ardanuç ilçemiz, nüfusu yaz aylarında 20 bine çıkan, kış aylarında ise 11 bin olan güzel bir ilçemizdir. Bu ilçemizin adliyesi en son HSYK’nın kararıyla ne yazık ki kapatılmış durumdadır. Ardanuç’un Artvin iline uzaklığı 40 kilometredir, Ardanuç’un herhangi bir köyünün de kendi ilçe merkezine uzaklığı ortalama 30-40 kilometredir. Bir kişinin ilçe merkezine inip arkasından da Artvin il merkezindeki adliyeye ulaşması için yaklaşık gidiş geliş 150 kilometreyi aşkın bir mesafeyi sarf etmesi gerekmektedir. Bu da 50-60 lira civarında bir ücrettir. Davaların bir yılı aşkın bir süre sürdüğü Türkiye’de kişilerin adliyeden erişim hizmetine ulaşması imkânsız bir tablodur. Bu nedenle, HSYK’nın ve Adalet Bakanlığının Ardanuç Adliyesinin kapatılmasına ilişkin bu yanlış kararından bir an önce dönmesi, orada yaşayan vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi açısından ivedilik teşkil etmektedir. Bu hususu bir kere daha Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bayraktutan.

Sayın Kaplan…

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Gebze Organize Sanayi Bölgesinde iş gücü kaybını azaltmaya yönelik olarak Kuzey Marmara ve TEM girişinden Gebze’nin kuzeyine bir girişin verilmesinin doğru olacağına ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kocaeli’nin Gebze ilçesi bir sanayi merkezi. 4 tane organize sanayi bölgesi Gebze, Çayırova ve Darıca’nın kuzeyinde bulunmaktadır. Hem E-5’in hem TEM’in geçtiği bu noktada, sanayinin, daha önceden Gebze’den İstanbul’a giden iş gücünün şimdi İstanbul’dan Gebze’ye geldiği bir süreçte, sabahları ve akşamları yaklaşık bir saatlik trafik sıkışıklığına neden olmaktadır. Bu nedenle, organize sanayi bölgesindeki iş gücü kaybını azaltmaya yönelik olarak Kuzey Marmara ve TEM girişinden Gebze’nin kuzeyine bir girişin verilmesinin doğru olacağı kanısındayım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Sayın Havutça…

3.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, son zamanlarda devlet hastanelerindeki taşeron şirketlere işe alınmada AKP’ye üye olma kriterinin arandığı iddialarının doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balıkesir, Bandırma ve Edremit’teki devlet hastanelerimizde taşeron şirketlere eleman alımında -bölgeden bize gazeteci arkadaşların bildirdiğine göre- önce, işe başvuran yurttaşlarımızın AKP ilçe örgütlerine üye olmaya zorlandıklarını ve oraya gittiklerini, oraya gitmeden işe alınmadıklarını gazeteci arkadaşlarımız beyan ediyor.

Ne yazık ki son zamanlarda “adalet”, “liyakat”, “eğitim”, “nitelik” ve “eşitlik” gibi kavramların ötesinde “AKP’ye üye olmak” temel kriter olarak, işe alınmada, Türkiye’de uygulanmaya başlamıştır. Bu, çok tehlikeli bir gidiştir. Bu iddialar doğru mudur, değil midir? Bunların araştırılmasını… Ki bize bunları söyleyen bizim partililerimiz değil, o bölgedeki gazeteci arkadaşlarımız söylüyor.

Bandırma’da da en son 6 devlet hastanesine 6 aşçı yardımcısı alınacağı ve oraya müracaat eden yurttaşlarımızın AKP’ye yöneldiği ifade ediliyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Havutça.

Sayın Yeniçeri…

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın değerli bir devlet adamı olduğuna ve kendisine Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mustafa Kemal Atatürk “İstiklal, benim karakterimdir.” derken geçen yıl kaybettiğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da “İstiklal, benim vazgeçilmezimdir.” der.

Kıbrıs Türk halkının özgürlüğünü sağlamak, bağımsızlığını temin etmek ve varlığını yaşatmak için hayatını ortaya koyan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ruhaniyeti önünde saygıyla eğiliyor ve Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Büyük idealler, iddialar ve davaların adamı Denktaş’ın yaşarken kıymetini bilmeyen siyasetçileri de Allah’a havale ediyorum.

Siyasette bazen kediler farelere yedirilir. Denktaş, son zamanlarında böyle bir kaderi yaşamak zorunda kalmıştır. Bu konuda söyleyeceğimiz tek şey, “Baht utansın.” sözü olacaktır.

Denktaş Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur ama onun hem kurduğu devlet hem de davası yaşıyor ve yaşayacaktır. Unutulmasın ki kahramanlarını kahrından öldürenler, kahrolmak kaderiyle yüz yüze gelirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yeniçeri.

Sayın Karaahmetoğlu…

5.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlı-ğının üreticiye hayvan başına verdiği destekteki kesintilere ilişkin açıklaması

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, hayvan başına üreticiye 225 TL destek veriyor. Bunun yüzde 5’i gelir vergisi olarak bankaca kesiliyor. Üretici sayısı 200’ü geçtiğinde yüzde 20 ve üst birliklere binde 2 kanuni kesinti yapılıyor, üreticinin eline 168 TL kalıyor.

2011 yılındaki uygulama tebliğiyle birlikte, üretici birlikleri, genel kurul kararlarıyla yüzde 30 civarında kesinti yapabiliyor. Uygulamadaki aksaklık, 2012 yılındaki yeni uygulama tebliğiyle, genel kurul kararı ve çiftçinin yazılı izni olması gerektiği belirtiliyor. 168 TL kalan üreticimize, genel kurul kararı uygulanırsa 117 TL kalıyor. Bu üreticimiz 100 lira aidat ödüyor, toplamda 225 liradan 17 liraya kadar düşüyoruz. Fakat, uygulama tebliğinde belirtilmesine rağmen destek ödemeleri üreticinin hesabına yedi gün içerisinde aktarılmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karaahmetoğlu.

Sayın Gümüş…

6.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, Balıkesir Tıp Fakültesi Hastanesinin eksik-liklerine ilişkin açıklaması

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Ben, Balıkesir Tıp Fakültesiyle ilgili konuşmak istiyorum.

Tıp fakültesi var Balıkesir’de, tıp fakültesinde acil yok, acil diye bir müessese yok, yoğun bakım yok, onkoloji yok, radyoterapi yok, MR yok, hastaların ihtiyaçları için laboratuvar yok; bölümler yetersiz, plastik cerrahi bölümü yok, dışarıdan hocalar getiriliyor. Acaba diyoruz, AKP’li doktor mu bulamıyorlar buraya atamak için?

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gümüş.

Sayın Fırat…

7.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Hükûmetin Kürt sorununu çözmek için başlattığı süreçte engellerle karşılaşılabileceğine ve Türkiye’nin birlik ve beraberliğini isteyen herkesin bu konuda Hükûmete destek olması gerektiğine ilişkin açıklaması

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Cumhuriyeti zor bir süreçten geçiyor. Yaklaşık yüz yıldır çözülmeyen bir Kürt sorunu ve buna bağlı olarak son otuz yıldır devam eden iç çatışma sonucu ülkemizde yaklaşık 50 bin yurttaşımızı kaybettik. Nihayet, bu akan kardeş kanının durması, anaların ağlamaması için Hükûmet bir iç barış süreci başlatmıştır. Bu iç barış süreci çerçevesinde her türlü engellerle karşılaşılabilinir ve Paris’te aynı engeli yaşadık. Hükûmetin bu konuda yılmadan, bu sorunu çözmesi için çaba göstermesi gerekmektedir. Ayrıca, Türkiye’nin birlik ve beraberliğini isteyen herkesin bu konuda hükûmete destek olması gerekiyor. Herkes diline ve eylemlerine dikkat etmek zorundadır, provokasyonlara gelmemek zorundadır. O yüzden, ben bu konuda hükûmetin yılmadan, çözüm için elinden gelen her türlü çabayı göstermesi için yanında olduğumu belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fırat.

Sayın Doğru…

8.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ağır kış şartları nedeniyle bozulan köy yollarının ve altyapıların desteklenmesi için ek ödeneklere ihtiyaç olduğuna ve bu konuda Hükûmeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tokat ili başta olmak üzere, ağır kış şartları dolayısıyla Anadolu’nun birçok yerinde yollar bozulmuş, sular donmuş, altyapılar hasara uğramış, insanlar mağdur olmuşlardır. Köy yollarının ve altyapıların desteklenmesi için ek ödeneklere ihtiyaç vardır. İktidar-muhalefet belediyeleri ayrımı yapılmadan, mağduriyet yaşayan yerlere ve özel idarelere acil yardım yapılması gerekmektedir. Bu yönüyle Hükûmeti göreve davet edip ilgili bakanların dikkatini çekmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Sayın Canalioğlu…

9.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon ili Vakfıkebir ilçesinde bulunan Osman Tan İlköğretim Okulunda öğrencilerin yaşadığı sıkıntılara ve okulların fiziki şartlarının düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Trabzon ili Vakfıkebir ilçemizde bulunan Osman Tan İlköğretim Okulu’nda öğrencilerimiz eğitim öğretim görmekte sıkıntılar yaşamaktadır.

O da şu nedenle: Okul binası yetersizdir. Okul binasının çatısı akmakta, zemin bozuk ve yıpranmıştır. Pencereler soğuğa karşı dayanıklı değildir ve bu nedenle de bütün başvurular boşa gitmektedir, gerekli tedbirler alınmamaktadır.

Ben buradan Sayın Millî Eğitim Bakanımıza sesleniyorum: Sayın Dinçer, öğretmenlerin atamasını gerçekleştiriniz ve aynı zamanda okullarımızın fiziki şartlarını da düzeltiniz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Acar…

10.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, üretici fiyatıyla tüketici fiyatı arasında fahiş bir fark olduğuna ve Hükûmetin bu konuda ne gibi önlemler almayı düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Fahiş bir kâr düzeni var Türkiye’de. Tarım, hayvancılık üreticisini çökerterek üretimden soğutan ve Antalya, Muğla gibi hızla kentleşen bölgelerde tarlaları ekilmez hâle getiren, seraları bozan, ilk fırsatta inşaat için arsaya dönüştüren bir kâr düzeni var. Bunun da Türkiye’yi tarımsal gücünü hızla erozyona uğratıp ithalata mahkûm ettiği, gıda güvenliği tehlikeye giren bir ülke durumuna getirdiği çok açık. 2012’de sofralık zeytinde üreticinin fiyatı ile tüketicinin ödediği arasında yüzde 374’ü bulan bir fark var; dudak uçuklatıcı. Limonda yüzde 300; biber, patlıcandaki üretici fiyatı ile tüketici fiyatı arasındaki fark yüzde 150’leri geçmiş; bu, domateste yüzde 65’te kalmış, sütte yüzde 140’a ulaşmış, meyve fiyatlarında yüzde 80 ile yüzde 100 arasında, kırmızı ette yüzde 55’i buluyor bu fark. Böylesine bir üretici fiyatıyla tüketicinin tükettiği fiyat arasındaki fahiş fark Türkiye’de üretimi temelden bombalamaktadır. Hükûmet bu konuda ne gibi önlemler düşünüyor?

BAŞKAN – Sayın Acar, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 19 milletvekilinin, arı yetiştiriciliği ve bal üretimi yapan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/463)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde arı yetiştiriciliği ve bal üretimi yapan vatandaşlarımızın mevcut sorunlarının tespit edilmesi, bu sorunların giderilmesi ve yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken önlemlerin araştırılması için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

1) Mehmet Erdoğan                (Muğla)

2) Mustafa Kalaycı                  (Konya)

3) Lütfü Türkkan                    (Kocaeli)

4) Atila Kaya                          (İstanbul)

5) Mesut Dedeoğlu                 (Kahramanmaraş)

6) Erkan Akçay                       (Manisa)

7) Necati Özensoy                  (Bursa)

8) Özcan Yeniçeri                   (Ankara)

9) Yusuf Halaçoğlu                 (Kayseri)

10) Adnan Şefik Çirkin           (Hatay)

11) Oktay Öztürk                    (Erzurum)

12) Faruk Bal                          (Konya)

13) Ali Öz                               (Mersin)

14) Bahattin Şeker                  (Bilecik)

15) Ruhsar Demirel                 (Eskişehir)

16) Celal Adan                        (İstanbul)

17) Tunca Toskay                   (Antalya)

18) Sadir Durmaz                    (Yozgat)

19) Enver Erdem                     (Elâzığ)

20) Muharrem Varlı                (Adana)

Gerekçe:

Ülkemizde, 54.574 aile 5.785.371 adet arılı kovan varlığı ile arı yetiştiriciliği yapılmaktadır. Arıcılık sektörü 74,5 bin ton toplam bal üretimi ile ülkemiz ekonomisine 372 milyon TL kazandırmaktadır.

Ülkemiz, dünyadaki arı kovan sayısı itibarıyla 2’nci sırada, bal üretimi itibarıyla 4’üncü sıradadır. Ancak dünya bal üretiminde yüzde 5,7 paya sahip olan ülkemiz, bal ve bal mumu dışındaki arı sütü, polen, propolis, arı zehri gibi ilaç ve kozmetik sanayisinde kullanılan arı ürünleri üretiminde yeterli değildir.

Ülkemizde arıcıların tamamına yakını gezginci arıcılık yapmaktadırlar. Bu süreçte arıcılarımız birtakım bürokratik engellerle karşılaşmakta, bu engeller arıcılık sektörünü olumsuz yönde etkilemektedir. Zaman kavramının çok önemli olduğu arıcılık sektöründe bürokratik işlemlerin kolaylaştırılması gerekmektedir. Arıcılığın geleceği için; ülkemizdeki arıcılığının fiilî şartlarına göre, yasal düzenlemelerin acilen yapılması önem arz etmektedir.

Arıcıların kullandığı malzemelerde gerekli denetimler yapılmadığı için arı sağlığında yaşanan problemler, ülke genelinde arı sağlığı projelerinin üretilmesini ve uygulanmasını gerektirmektedir.

Arıcılık potansiyeli had safhada olan illerimizde üreticilerimize doğru yöntemleri uygulama hususunda telkinlerde ve yönlendirmelerde bulunabilecek olan uzmanların yetiştirilmesi ve istihdam edilmesi gerekmektedir. Mevcut teknik elemanların farklı konularla da ilgilenmesi zaten yetersiz olan bu teknik elamanların verimliliğini de düşürmektedir.

Ülkemize yasal olmayan yollardan bal, bal mumu ve diğer arı ürünlerinin girişlerinin engellenmesi gerekmektedir. Arının üretmediği yapay balların pazarlanmasına müsaade edilmemelidir. Aksi taktirde, vatandaşlarımızın sağlığı açısından tehlike arz eden bu durum arıcılıkla uğraşan vatandaşlarımız için de mağduriyet doğurmaktadır. Bugün çam balının merkezi olan, kovan varlığı ve bal üretimiyle ülke genelinde ilk sırada bulunan; 334 köyünde toplam 950 bin kovanla arıcılık yapan 5.800 ailenin bulunduğu Muğla ilimizde turistik tesislerde bal adıyla tatlandırıcıların ikram edilmesi düşündürücüdür.

Bu bağlamda;

Arıcılarımızın mevcut sorunlarının tespit edilmesi, bu sorunların giderilmesi ve yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken önlemlerin araştırılması için yüce Meclisimize çok büyük görevler düşmektedir.

Yüce Meclisimizin bu görevi yerine getirmesi için, Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.  

2.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 19 milletvekilinin, Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/462)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin en önemli tarım merkezlerinden birisi olan Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin ve gerçekleştirilmesi gereken uygulamaların yerine getirilmesi hususunda Anayasanın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Muharrem Varlı                        (Adana)

2) Mehmet Şandır                         (Mersin)

3) Oktay Vural                              (İzmir)

4) Enver Erdem                            (Elâzığ)

5) Sinan Oğan                               (Iğdır)

6) Erkan Akçay                            (Manisa)

7) Hasan Hüseyin Türkoğlu          (Osmaniye)

8) Koray Aydın                            (Trabzon)

9) Mustafa Kalaycı                       (Konya)

10) Bülent Belen                           (Tekirdağ)

11) Ahmet Duran Bulut                (Balıkesir)

12) Sadir Durmaz                         (Yozgat)

13) Lütfü Türkan                          (Kocaeli)

14) Necati Özensoy                      (Bursa)

15) Yusuf Halaçoğlu                    (Kayseri)

16) Özcan Yeniçeri                       (Ankara)

17) Emin Çınar                             (Kastamonu)

18) Kemalettin Yılmaz                  (Afyonkarahisar)

19) Cemalettin Şimşek                  (Samsun)

20) Mehmet Günal                        (Antalya)

Gerekçe:

Pamuk, tarımı ve sanayisi ile geniş bir iş alanı sağlarken lifi ile tekstil sanayisine, çiğiti ile yağ sanayisine, küspesi ile hayvancılık sektörüne, ihracatı ile dış ticaretimize çok önemli katkıları olan endüstriyel bir ürünümüzdür.

Türkiye'de pamuk üretimi ihtiyacın oldukça altında gerçekleşmekte ve dolayısıyla tüketimi karşılayamamaktadır. Çukurova bölgesinde üretim, son yıllarda etkili olan hastalık ve zararlıların etkisiyle, bu bölgemizde pamuk ekiminin ekonomik olmaktan çıkması nedeniyle düşmüştür. Bu bölgede olaydan en fazla etkilenen ilimiz pamuk depolarından biri olan Adana ili olmuştur.

Ayrıca pamuğun üretiminde maliyet sorunu vardır. Pamuk üretiminde ülkemiz verimliliği dünya ortalamasının üzerinde olmasına rağmen, girdi fiyatlarının artışı üretimi azaltmakta, sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Girdi fiyatları, küçük işletme yapısının getirdiği sorunlar, işçilik giderleri, tarıma yönelik mal ve hizmetlere uygulanan vergi oranları üretici için önemli maliyet unsurlarıdır.

Tohumluk, ilaç, gübre, elektrik, mazot gibi girdi kalemlerinde KDV ve ÖTV oranlarının makul bir seviyeye çekilmesi ve tarıma verilen desteklerin artırılması gerekmektedir. Pamukta ulusal bir politika oluşturulmazsa üretim her yıl daha da azalacak ve pamuk ihtiyacının tamamı ithalatla karşılanacaktır. Son yıllarda ülkemizdeki pamuk fiyatlarının dünya piyasalarının altında seyretmesi çiftçiyi zor durumda bırakmış ve Türk tekstil sektörü yine dışa bağımlı hâle gelmiştir.

Türk pamuğunun yüksek maliyet sorununun çözülmesi ve bu yolla üretimin artırılması ve dünya fiyatlarıyla rekabet edilebilmesi için pamuk politikaları yeniden değerlendirilmelidir, pamuk destekleme primlerinin tespitinde rakip ülke koşulları ve dünya fiyatları göz önüne alınmalıdır. Ülkemizde ve özellikle Çukurova bölgesinde pamuk üretiminde verilen destekleme primi miktarları, girdi maliyetlerini karşılayarak pamuk üretimini kârlı hâle getirme ve teşvik etme yönlerinden rakip ülkelere göre yetersiz kalmaktadır. Bunun sonucu olarak, son yıllarda pamuk üretimine elverişli alanlarda başka ürünlerin tercih edilmesi üretimdeki düşüşün en önemli nedenleri arasındadır.

Pamukta destekleme prim ve politikaların, son dönemde olduğu gibi üreticiler tarafından ekim yapılmadan önce haberdar olunması ve ödemelerinin de aynı dönemde yapılması, üretimde önceden belirlilik, istikrar ve üretime teşvik açısından önem arz etmektedir.

Pamuk üretim ve pazarlama yapısının güçlendirilmesi ve istikrarlı hâle getirilmesi için pamukta uzmanlaşmış kooperatif birlikleri olan ÇUKOBİRLİK, TARİŞ ve ANTBİRLİK'in idari ve mali yapıları ile finansman imkânlarında yaşanan sorunların çözümü için politikalar üretilmesine ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu bağlamda, tarım satış kooperatifleri ve birliklerine, DFİF kredisi benzeri uygun faizli kredi desteklerinin sağlanmasına devam edilmesi uygun olacaktır.

Netice olarak;

Ülkemizin en önemli tarım merkezlerinden birisi olan Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin ve gerçekleştirilmesi gereken uygulamaların yerine getirilmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz.

3.- Adana  Milletvekili  Ali  Halaman  ve  19  milletvekilinin,  imam-hatip  liselerinde okuyan öğrencilerin eğitim sonrası karşılaşacakları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/464)

                                                                                                        12/01/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

“İmam-Hatip Liselerinde okuyan öğrencilerin, eğitim sonrası karşılaşacakları sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi" amacıyla, aşağıda belirtilen gerekçelerle Anayasa'mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Ali Halaman                       (Adana)

2) Mehmet Şandır                   (Mersin)

3) Alim Işık                            (Kütahya)

4) D. Ali Torlak                      (İstanbul)

5) Mesut Dedeoğlu                 (Kahramanmaraş)

6) Mehmet Erdoğan               (Muğla)

7) Oktay Öztürk                     (Erzurum)

8) Seyfettin Yılmaz                (Adana)

9) Bülent Belen                      (Tekirdağ)

10) Mustafa Kalaycı               (Konya)

11) Necati Özensoy                (Bursa)

12) Celal Adan                       (İstanbul)

13) Sümer Oral                       (Manisa)

14) Erkan Akçay                    (Manisa)

15) Lütfü Türkkan                  (Kocaeli)

16) Ahmet Duran Bulut          (Balıkesir)

17) Yusuf Halaçoğlu              (Kayseri)

18) Emin Çınar                       (Kastamonu)

19) Cemalettin Şimşek           (Samsun)

20) S. Nevzat Korkmaz          (Isparta)

Gerekçe:

Türkiye'de din adamı yetiştiren eğitim kurumlarının başında İmam Hatip Liseleri (İHL) gelmektedir.

İHL mezunları bugün, camide, resmi Kur'an Kurslarında din görevlisi veya ilahiyatçı olarak iş bulabilmektedirler.

Ülkemizde toplam din adamı sayısı 117 bin civarında olduğu söylenmektedir. Bu sayının 100 bin kadarının, 85 bin civarında bulunan camilerimizde görev yapmakta olduğu da ifade edilmektedir. Her camide bir imam ve bir müezzinin görev yaptığını varsaydığımızda, sadece camilerimizde görev yapacak din görevlisi sayısının 170 bin civarında olması gerekmektedir. Mevcut sayı ile olması gereken sayı arasındaki fark ülkemizdeki din adamına olan ihtiyacın açık bir göstergesidir.

Camilerimizde, özelikle de köylerde imamlık yapan din adamlarımız, cemaate namaz kıldırmak yanında daha başka görevleri de üstlenmek durumunda bırakılmışlardır.

Nişanda, düğünde, doğumda imamlara müracaat edilmekte, hayırlı işin Kur'an-ı Kerim'den okunan ayetlerle süslenmesi, imamın yaptıracağı dua ile kuvvetlenmesi amaçlanmaktadır.

Ölüm olduğunda da yine cami görevlilerine müracaat edilmektedir. Bu hizmetleri yerine getiren imamlar için bir mesai mefhumu yoktur; haftanın 7 gününde, günün her saatinde asli görevi olan namaz kıldırmanın yanı sıra bu görevleri de yüksünmeden özveri ile üstlenmek durumundadırlar.  Vatandaştan gelen bu talepleri geri çevirme lüksleri yoktur.

Hâl böyle olunca, camilerde görevli din adamları sözüne güvenilir, sözü dinlenir kişiler olarak bilinirler. Din adamı yaşadığı toplum içinde attığı her adıma, söylediği her söze dikkat etmek zorundadır.

İmam, yaptığı işin zor olduğunu bilse de, dünyanın en güzel mesleklerden birini yaptığının bilincindedir. Çünkü imamlığın Peygamber vekilliği mesleği olduğunu bilir.

Namaz öncesinde cemaate, tatillerde çocuklara dinî bilgilerini aktarır, verilmesi gerekli kutsi mesajları iletir. İmamlar sadece yaşadıkları çevredeki insanlara değil, yabancı ülkelerden gelen turistlere de İslamiyet'in kutsi mesajlarını, fen bilimlerine de vâkıf olarak iletebilmelidir. Bu itibarla mesleğinin gereği olan Arapça yanında, en azından bir yabancı dili daha konuşabilmelidir.

Toplumda bu yönleriyle âdeta önderlik rolü yüklenmiş imamlarımızın, bu role uygun bir eğitimden geçmesi büyük önem arz etmektedir.

Zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarılması ile 1997 yılından itibaren, din adamı yetiştiren liselerin orta bölümü kaldırılmıştır. Din adamı olmak isteyen kişilerin, bu görevin niteliğine uygun donanıma sahip olabilmesi için yeterli altyapı eğitimini alması ehemmiyet kazanmaktadır.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle imam hatip liselerinde okuyan öğrencilerin, eğitim sonrası karşılaşacakları sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98'inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeler bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, (10/434) esas numaralı, pamuk tarımı ve pamuk üreticilerinin sorunları-nın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş oldukları Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 16 Ocak 2013 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 16.01.2013 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                        Oktay Vural    

                                                                                                             İzmir

                                                                                             MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/434 esas numaralı "pamuk tarımı ve pamuk üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla" verdiğimiz Meclis araştırma önergemizin 16.01.2013 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak suretiyle Ali Halaman, Adana Milletvekili.

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pamuk üreticilerinin sorunları hakkında grubumuz adına vermiş olduğumuz Meclis araştırması önergesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Tarımsal potansiyeli yüksek olan ülkemizde pamuk genelde 1950’den sonra yapılan barajlar, yer altı sularının kullanımı, fennî gübrenin kullanılması Türkiye’de ekilebilir pamuk arazilerinin artmasına vesile olmuştur. 1955’lerden sonra tarımla ilgili kurulan birlikler pamuğun verimini alınıp satılmasında, sanayinin ham maddesinde, dolayısıyla ihraç edilen ürünlerin başında gelmiştir.

Uzun yıllar pamuk ihraç ettiğimiz ülkelerden, son zamanlarda yaşanan ekonomik, sosyal, siyasi sıkıntılardan dolayı, pamuk ithal eden ülkelerin başında gelmekteyiz. Geçmiş yıllarda pamuk,  ihraç etmemize rağmen bugün ithal eden dünyada 2’nci ülkeyiz.

Pamuk, Türkiye’de 1980’lere kadar çok önemli, stratejik ürün olarak sanayinin ham maddesi olmuş, gıdanın temelini oluşturmuş, hayvan yeminin ara maddesi, yakıt ve ısınmanın kaynağı olmuştu.

1980'lerden sonra çıkan serbest piyasa kanunları, özelleştirmenin ön alması, Avrupa Birliği uyum yasaları pamuk ürününü korumasız hâle getirmiş; pamukla ilgili kuruluşların -özellikle ANTBİRLİK, ÇUKOBİRLİK, TARİŞ gibi kuruluşların- çok zayıflaması pamuğun girdisini, dolayısıyla maliyetini oluşturan, yerli diyebileceğimiz gübre fabrikalarının yani İGSAŞ, TÜGSAŞ, Akdeniz Gübre Fabrikasının satılması, üretim yapmaması, tarım kredi kooperatiflerinin, Ziraat Bankasının pamuk üreticisine karşı uyguladığı kademeli yüksek faizler, sürekli ithal edilen, kontrolü zor olan ilaçlar, tohumlar, gübreler pamuğun ekim alanlarından çekilmesine vesile olmuştur.

Daha önceki yıllarda Yunanistan gibi benzer ülkelere pamuk ihraç edilirken, bu Hükûmet döneminde Yunanistan’dan pamuk alınmaya başlandı. Pamuğun alım satımını eskiden kendi borsalarımızda, kendi sanayi kuruluşlarımızda kendi tüccarlarımız yaparken, son zamanlarda pamuğun fiyatının, alım satımının, girdisinin, girdi maliyetlerinin, pamuğun tohumunun tamamen yabancıların eline geçmesinden dolayı, verilen destekler, primler, rekabet şartlarına uymadığı için “Ya pamuğu ekmeyin ya da buna razı olun.” denilerek pamuk üreticisi sürekli sorgulandı.

Bugün, ithal fahiş fiyatlarla getirilen toplama makineleri, ithal traktörler, ithal gübreler, zirai ilaçlar, ithal tohumlar, aşırı sulama   ücretleri, başkalarının fiyat tespitleri, pamukla ilgili sanayinin kapanması veya ithal pamuğa dayanması, pamuğun alınıp satılması al-satçıların eline geçmesi, pamuğun -emeğin   karşılığı   olmadığı   için- ekim alanlarını sürekli daralttı. Pamuğun ekildiği yeri yenileme, daha da güçlendirme özelliği vardır. Pamuk toprağı yormaz. Pamuk korunmalı, küresel ticari kuruluşların insafına bırakılmamalı.

Şimdi kütlü pamuğun fiyatı 1.100 lira, 1.200 lira. Dosya hazırlarsan, tapun varsa 462 lira da desteklemesi var. Ama bu fiyat altı yedi yıl önce de 1.100 lira, 1.200 liraydı.

Pamuk üreten, başta Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Hindistan, Pakistan, İspanya, Yunanistan, Afganistan, Mısır’da bile Türkiye’deki pamuk politikası yok. Oralarda pamuk hem korunmalı hem de desteklenmeli bir ürün.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son zamanlarda sulu tarımla uğraşan çiftçilerin, kendi imkânlarıyla yıllardır yer altı kuyularından çektikleri suyla çiftçilik yapanların tarlasındaki, kuyuların önüne su sayacı takma mecburiyeti getiren Orman ve Su İşleri Bakanlığı, bu su sayacını niye yapıyor? Yani, ürünler bu kadar çok para etmezken, çiftçi yoksullaşırken bu sayacı… Yani, doğal gaz gibi, “ben senden para alacağım” demesinin anlamı nedir?

Derin kuyuları kendi mi yaptı, Bakanlık olarak ne yaptı? “Baraj yaptım, kanal döşedim” diyebilirsin,  o suyu satabilirsin ama emek vermediğin, kendi imkânlarıyla derin kuyular açarak su çıkartan çiftçinin kuyusunun önüne sayaç koyup “senden para alacağım” demenin hangi hakka, hangi vicdana saygısı var?

Şimdi, “çiftçiye ya su sayacını takacaksın ya da kuyunu iptal ederim” diyor.

Bir de ecri misil ödeyerek hazine arazisi üzerinde çiftçilik yapan, tarımla uğraşanlara, “Kuyu suyun varsa, Şubat ayının sonuna kadar tapunu getir, ruhsatını al, sayacı tak.”diyorsun. Ecri misil ödeyerek çiftçilik yapanların tapusunu verdin mi de,  tapu istiyorsun? Yüz elli-iki yüz senedir, işlediği tarım arazilerini “Siz işgal ettiniz buraları, piyasa değerinin yüzde 70’ine size satacağım” dediniz. Bu insanlar, bu çiftçiler tarımla uğraşıp üretim yapıp vergi veren, çoluğunun çocuğunun geçimini çıkartan, devletine, vatanına, işine bağlı insanlara niye böyle davranıyorsunuz? Bunun neresi adalet, neresi hak? Başka kesimlere, devletin akarsularını kırk dokuz yıllığına bedava verdiniz, akarsuların su kullanma haklarını verdiniz;  “İş kuracağız, işçi çalıştıracağız.” diyenlere arsa, arazi verip iş merkezi yaptırdınız; “Okul yaptıracağız, biz vakıfız.” diyenlere devletin arazilerini verdiniz; Vakıflar Yasası’nı çıkartıp azınlıklara geçmiş dönemin arazisini ve tapusunu verdiniz. Bu, ecri misil ödeyerek tarımla uğraşan Türk çiftçisini “işgalci” kabul edip tapularını niye vermiyorsunuz?

Su sayacı taktırıp Allah'ın suyunu çiftçiye satmak gibi hakkı hangi vicdandan, hangi haktan alıyorsunuz? Bunlar doğru şeyler değil, bunlardan vazgeçmenizi temenni ediyorum.

Çiftçiler, zaten fazlasıyla, yüzde 80 dolaylı vergi veriyor. Sattığından stopaj, aldığından KDV, kurumlar vergisi, gerçek usulde vergi alıyorsunuz. Tarımla uğraşanlar zaten çok yoksullaştı. Bundan dolayı “13 Şubat 2013 son günü” diyerek, “Tapunu getir, sayacını tak.” diyerek, çiftçiyi bu kadar çok zorlamaya, yoksullaştırmaya iktidar olarak hakkınız yok. Başkalarına verdiniz, çiftçiden su sayacı istemeyin.

Dolayısıyla, ben bunları söylemek için kürsüye çıkmış bulunuyorum. Dinlediğiniz için hepinize teşekkür eder, büyük Türk milletine saygı ve sevgilerimi sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaman.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde ikinci konuşmacı, aleyhinde olmak üzere Sayın İbrahim Binici, Şanlıurfa Milletvekili.

Sayın Binici, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; MHP’nin grup önerisi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biliyorsunuz, sağladığı katma değer bakımından oldukça önemli bir yere sahip olan pamuk, başta tekstil olmak üzere yaklaşık 50 çeşit sanayi ürününde kullanılmaktadır. Pamuk, önemli bir ihraç malı olmasının yanı sıra, üretim sürecinde sağladığı istihdamla da dikkat çekici bir üründür.

Ancak, ne var ki AKP hükûmetleri tarafından uygulanan yanlış tarım politikaları neticesinde Türkiye’de bugün, birçok tarım ürünü ve hayvancılıkta olduğu gibi, pamukta da dünyanın en büyük ithalatçılarından biri hâline gelmişiz.

Değerli milletvekilleri, tekstil, yağ, biodizel üretimi başta olmak üzere, yaklaşık 50 çeşit sanayi ürününde kullanılan pamuk, proteini yüksek bir hayvan yemi olarak da hayvancılıkta önemli bir girdi olarak kullanılmaktadır. Pamuk bitkisi bu kadar geniş kullanım alanlarına sahip olması nedeniyle stratejik öneme sahip bir tarımsal üründür.

Ekonomimiz için bu denli önemli olan pamukta ülkemiz, dünya pamuk üretimi ve ticaretinde sahip olduğu konumunu kaybetme noktasına maalesef getirilmiştir. Dünyada pamuk tarımı için ekolojik açıdan şanslı coğrafyaya sahip olan ülkemiz, uygulanan yanlış politikalar nedeniyle pamuk tarımı bitme noktasına getirilmiştir.

Pamuk üreticisinin boğuşmak zorunda kaldığı en önemli sorunların başında, üretim maliyetlerinin yüksekliği yer almaktadır. Türkiye'de pamuğun verimi dünya ortalamasının üzerinde olmasına rağmen, girdi fiyatları, tarıma yönelik mal ve hizmetlere uygulanan vergi oranları üretici için önemli bir maliyet unsurudur.

Ziraat Odaları verilere göre 2011 yılı için ortalama maliyet kilogram başına 1 lira 65 kuruş civarında gerçekleşirken, aynı yıl ortalama kütlü satış fiyatı kilogram başına 1 lira 20 kuruştur. Bu maliyet ve satış fiyatına AKP hükûmetlerinin verdiği destekleme primi kilogram başına yalnızca 37 kuruştur. Ortaya çıkan bu durum karşısında zarar eden pamuk çiftçisi pamuk ekiminden hızla uzaklaşmakta ve farklı ürünlerden nafakasını çıkarmaya çalışmaktadır.

Nitekim, 2012-2013 sezonunda pamuk ekim alanlarının büyük bir kısmı özellikle Çukurova, Harran ve Ege'de mısır ve buğday ekimine kaydırılmıştır. Pamuk tarımında uygulanan politikaların devam etmesi durumunda ekim alanları gittikçe azalacak, buna bağlı olarak da ürün arzında dalgalanmalar kaçınılmaz olacaktır.

Pamukta ekim alanlarındaki azalan değişimin, maliyet, fiyat ve verilen destek gibi etkilerinin yanı sıra diğer bir etki de Avrupa Birliği ile yapılan Gümrük Birliği Anlaşması’ndan dolayı pamukta uygulanan gümrük vergisi muafiyetidir. Gümrük muafiyeti nedeniyle iç piyasa pamuk fiyatları dünya fiyatlarından direkt olarak etkilenmekte ve dünya fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı pamuk çiftçimiz korumasız hâlde bırakılmaktadır. Pamuğun kullanım alanlarının başında gelen tekstil sektörünün dış ticaretteki yüzde 26 olan payını dikkate aldığımız noktada, pamuk tarımı ve ekiminin sürdürülebilir politikalarla yeniden ele alınması zorunluluğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

AKP Hükûmetinin uygulamaları neticesinde pamuk tarımının geldiği noktayı açıklamak adına bazı verileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Türkiye, 1,4 milyon tonluk pamuk tüketimi ile dünyada 4’üncü sırada yer alırken, bu tüketim üretimle desteklenmemiş ve ithal eden 2’nci ülke konumuna maalesef getirilmişiz.

2002 yılında 496 milyon dolarlık pamuk ithalatı yapılmışken 2011 yılının ilk dokuz ayında 1 milyar 501 milyon dolarlık pamuk ithalatı yapılmıştır.

Çiftçi kayıt sistemi verilerine göre pamuk üreticisi sayısı 2003 yılında 113 bin kişi iken 2011 yılında 77.800 kişiye kadar gerilemiştir.

AKP iktidarları döneminde uygulanan yanlış tarım politikaları sonucu pamuk ekim alanlarında 2002-2011 yılları arasında yüzde 35 azalma yaşanmıştır.

2005 yılında 1 kilogram pamuğa sertifikalı tohumluk farkıyla birlikte verilen prim 32 kuruş iken 2009, 2010 ve 2011 yılında verilen prim 42 kuruş olmuştur, 2009 yılından beri 42 kuruş olarak yerinde saymaktadır.

2002-2011 yılları arasında pamuk fiyatlarındaki düşüklük üretici satın alma gücüne de yansımış, aynı dönemde pamuk üreticisinin satın alma gücü mazotta yüzde 70, gübrede ise yüzde 80 azalmıştır. Pamuk üretimi için ödenen mazot desteği son altı yılda sadece yüzde 33 artmıştır.

Benden önceki hatip, gerçekten Adana bölgesinde pamuk üretimini de bilen ve hatta sanırım yapan bir arkadaşımız. 2000 yılında ben Urfa ÇUKOBİRLİK Müdürüyken 1.100 liraya almış olduğumuz pamuğa, bugün 950 liradan alıcı bulabiliyorsun. Girdiler yüzde 300, yüzde 500 arasında değişiyor, buna üstüne üstlük… Yer altından su çıkaran üreticilerimiz kendi imkânlarıyla 180-300 metre, hatta 500 metreye kadar derin kuyu kazıyor, bütün tesisatını kendisi döşüyor, devletten bir kuruş katkı payı almıyor ama bugün pamuk üreticisinin geldiği nokta da bu.

Sayın Başbakan Viranşehir’de, on beş gün önce çıkıp halkın karşısına şunu söylüyor: “Siz elektrik hırsızısınız.” Evet, Urfa bölgesinde eğer elektrik kaçağı yapılmasa bütün tarlasını satıp devlete verse bile bunun altından çıkamaz. Bu bir gerçeklik, Türkiye’nin gerçekliği. Pamuk ektiğin zaman, kendi imkânlarında derin kuyu çalıştırdığın zaman elektrik noktasında yanlış tarım politikaları sonucu insanlarımız maalesef, kötü yerlere teşvik edilmektedir. Bunun desteklenmesi lazım, burada, çiftçilerimizin rencide edilmeye ihtiyacı yoktur. Onun için, kesinlikle, insanlarımız dürüst, şeffaf, kişiliklidir; çiftçilerimiz karakterlidir, onun için, böyle bir şeye girmemişlerdir. Kendilerine buradan, Meclis kürsüsünden bütün pamuk üreticileri adına selamlarımı iletiyorum, başarılar diliyorum.

Sağ olun, teşekkürler. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Binici.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde üçüncü konuşmacı, lehinde olmak üzere, Sayın Metin Lütfi Baydar, Aydın Milletvekili.

Sayın Baydar, buyurun.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pamuk üreticilerinin sorunları ve çözüm önerilerinin araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi için Meclis araştırması açılması konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet her ne kadar “Tarımımız iyi, üreticimiz iyi, şu kadar destekleme veriyoruz, bu kadar hoplatıyoruz, bu kadar zıplatıyoruz.” dese de çiftçimiz başını ellerinin arasına almış, devamlı olarak düşünmekte ve hesap yapmaktadır. Çiftçimiz mazotu, gübreyi, tohumu ve birçok girdi maliyetini düşünmektedir. Çiftçimiz sadece düşünmekle de kalmamakta, aynı zamanda, kendi aralarında toplantılar düzenleyerek sorunları ve çözümlerini tespit etmeye çalışmaktadır.

26 Eylül 2012 tarihinde, Aydın’ın Söke ilçesinde gerçekleştirilen toplantıda yukarıda sözünü etmiş olduğum konular masaya yatırıldı. Bu toplantıda, özetle, Yunanistan pamuğu ve ABD pamuğunun ithalatından kaynaklanan sorunlardan, ABD tarafından sağlanan GSM 102 kredilerinin zararlarından, bir öz eleştiri olarak çırçırcının pamuğu işlemesinden kaynaklanan sorunlardan ve pamuk ekim maliyetlerinin çok fazla olmasının yarattığı sorunlardan söz edildi ve bu konular her yolla Hükûmete iletildi ama bir çözüme kavuşulamadığı için, Söke Ticaret Borsasının öncülüğünde tekrar toplanarak pamuğun geleceği bir kez daha masaya yatırıldı. Üretici temsilcileri, çırçır sektörü, iplik sektörü ve pamuk ajan ve simsarları bir araya gelerek sorunlar ve çözüm önerilerini tekrar kaleme aldılar, deklarasyonla da kamuoyuna duyurdular. Deklarasyona, pamuk ile geçimini sağlayan 80, 8 değil, 80 sektör temsilcisi imza koydu, Hükûmeti göreve çağırdılar.

Peki, bu temsilciler neler istemekte? Girdi maliyetlerinin aşırı yüksek olmasının yanı sıra, düşük pamuk fiyatının üretimin sürdürebilirliğini ortadan kaldırması, destekleme primlerinin yetersiz kalması, çırçır işletmelerinde yaşanan işletme standartları sorunu, pamuk hasadının uygun zaman ve şartlarda yapılmasında karşılaşılan denetim sorunu, çiftçinin ve çırçırcının emanet usulü satış yapmasının yol açtığı sorunlar, tarım birliklerinin ve lisanslı depoculuğun istenilen düzeye gelememesi, pamukta kirlilik ve kontaminasyon sorununun devam ediyor olması, pamuk pazarlama sistemi ve mali mevzuattaki eksiklikler. Temsilciler, sadece sorunları tespitle kalmayarak bir de çözüm önerilerini dile getirdiler. Pamuğun bir an önce stratejik ürün ilan edilmesi –bunlar 80 sektör temsilcisinin stratejik önerileri arkadaşlar- havza bazlı uygulama sisteminin bir an önce hayata geçirilmesi, pamuk destekleme priminin dekarda 400 kilogram baz alınarak 1 Türk lirası olarak tespit edilmesi, Tarım Kanunu’nda açıkça ifade edilen üründe fiyat farkı uygulamasına bir an önce başlanması, pamuk hasadının uygun zaman ve şartlarda yapılmasının denetim altına alınması, lisanslı depoculuğa uygun kalitede üretim yapılarak depoculuk uygulamasına geçilmesi, tarım birliklerinin desteklenmesine devam edilmesi, pamukta kirliliğin önlenebilmesi için, eğitim çalışmalarıyla birlikte iyi tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, lif pamukta KDV’nin yüzde 1’e indirilmesi ve tevkifat uygulamasına son verilmesi, çırçır işletmelerinin de TARSİM sigorta kapsamına alınması. Pamuk üreticisinin bu taleplerini karşılamak çok mu zor? Bu talepler arasında yapılamayacak ya da çok aşırı bir istek mi bulunmakta? O zaman pamuk sektörünün tüm sektör temsilcileriyle bu haykırışına neden kulaklarınızı kapamaktasınız.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet ve Tarım Bakanlığı konunun ciddiyetinden o kadar habersiz ki, işte size bir örnek: Tarım Bakanına, Söke’de düzenlenen 26 Eylül 2012 tarihli “Ege Bölgesi’nde Pamuğun Geleceği ve 2012 Sezonundan Beklentiler” konulu toplantıda 2011 yılına göre pamuk ekim alanlarının yüzde 25-30 oranında azaldığının söylendiğini, bunun nedenleri olarak da yüksek girdi maliyetleri, yetersiz kalan desteklemeler ile ithalat oranının fazla olmasının gösterildiğini belirttim ve Bakanlıktan pamuk ithalatına yönelme nedenlerini ABD’nin GSM 102 kredilerini 700 milyon dolara çıkarmasının nedenlerini, başta pamuk olmak üzere tüm tarım ürünlerinin her yönleriyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında toplamayı düşünüp düşünmediklerini, oda ve borsaların belirlemiş oldukları pamuk maliyetleri 1,91 Türk lirası iken Bakanlık tarafından belirlenen maliyet rakamlarını sordum. Gelen cevapta destekleme miktarlarının ayrıntısıyla dökümü verilmiş -ki ben bunu sormadım- diğer sorularıma ise cevap yok. Bu soruların cevabını da Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verebilirmiş. Onlar veremiyor.

Ey çiftçi kardeşlerim, televizyonları başında beni dinleyen çiftçi kardeşlerim; sizler de duyun. Tarım Bakanlığının tarımla ilgisi sadece adında kalmış. Ben soruyorum: “Üreticilerin sorunlarının çözümü için tek bir elde toplamayı düşünüyor musunuz?” diye. Cevap veriyorlar: “O bakanlık, şu bakanlık, bu bakanlıklara sor.” Sizler hani bürokrasiyi kaldırmıştınız, hani hantal yapıyı ortadan kaldırmıştınız, hani sizler –bir haber kanalının reklamlarındaki gibi- ülkeye bir güneş gibi doğup yerde ve gökte görünen her şeyi tek başınıza yapmıştınız? Sizler bir milletvekiline bile bürokratik yokuş çıkarıyor iken vatandaşım ne yapsın değerli dostlarım, vatandaş ne yapsın? Koskoca Tarım Bakanlığı GSM 102 kredilerine cevap veremiyor, başka bakanlığı gösteriyor “Onlara sorun.” diye. İyi de, konusu tarım olmayan bir bakanlık üreticilerin sorunlarına nasıl cevap verecek değerli dostlar?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anladım ki Tarım Bakanlığı derde deva olma hissini kaybetmiş. Ben de devam ettim, bu sefer de Sayın Başbakana sordum, dedim ki: “Sayın Başbakan, Hükûmet olarak çiftçileri ve taşıma sektöründe çalışanları rahatlatmak için akaryakıttan KDV ve ÖTV’yi kaldırmayı düşünmekte misiniz? Ülkemizde KDV ve ÖTV’siz akaryakıt kullanan sektörler var mı? KDV ve ÖTV alınmamasının nedeni nedir bunlardan? İhraç edilen akaryakıt ürünümüz var mıdır, varsa ihraç fiyatı nedir?” diye sordum. Gelen cevabın ikinci paragrafı, giriş cümlesi: “Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki…” 2 sayfalık cevabın aslında bir şey ifade etmediğini bu cümlenin girişinden anlıyorsunuz değerli dostlarım. Ve cümlenin devamında, Hükûmetin bütçe imkânları doğrultusunda çiftçilere her alanda destek olmaya çalışıldığı gayet davudi bir tonda belirtiliyor, destekleme miktarları anlatılıyor. Hükûmete hatırlatırım: Bütçeyi siz hazırlıyorsunuz. Çiftçiye bütçeden az pay ayırırsanız, cümlenize de “Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki…” diyerek yani suçluluğunuzu kabullenerek başlarsınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelen cevaba devam edelim: “Akaryakıt teslimleri, 2007 sayılı Kararname’de 1 sayılı listede yer almadığı için yüzde 18 KDV’ye tabidir.” Kararname yılı 2007, kararname sahibi AKP. Devam edelim: Yük ve yolcu taşıyan gemilere, ticari yatlara, hizmet ve balıkçı gemilerine verilen akaryakıtın ÖTV oranı sıfırdır değerli dostlarım. Hangi kararla sıfıra indirilmiş? 1/7/2003 tarih, 2003/5868 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı. Yıl 2003, Hükûmet AKP. Ama Hükûmetin bir nedeni var: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bütçesinden yapılan desteklemeler dolayısıyla ÖTV mevzuatı kapsamında kullananlardan vergi indirimi ve istisnası bulunmamaktaymış. Çiftçi kardeşlerim, Hükûmet size diyor ki: “Destek aldığınız için ÖTV’yi kaldırmam.” Siz nasıl bir hükûmetsiniz? Siz nasıl çiftçinin yanındasınız? Kulaklarınızı tıkadınız, gözlerinizi kapadınız, ağzınızı da kapadınız, artık konuşmuyorsunuz.

Bu nedenle, bu Meclis araştırmasının açılmasını destekliyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baydar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bakın, gruplar olarak bir konunun gündeme alınmasını, Türk tarımının ve pamuk üreticisinin sorunlarını dile getirmek için araştırma önergesini görüşüyoruz ve iktidarıyla muhalefetiyle bu konudaki görüşleri paylaşıyoruz ama böylesine bir konu görüşülecekken bir sayın bakanın ve yürütmenin bir kişisinin bile ilgi göstermemesi, her şeyden önce, bence, Parlamentonun buradaki iradesine aykırıdır. Dolayısıyla, bu konuda AKP Grubunun nöbetçi olarak gösterdikleri bakanların hiç olmazsa teşrif ederek bu milletvekillerinin konuşmalarına saygı göstermelerini, alacakları bir ders varsa almalarını tercih etmelerini isterdim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sözleriniz zabıtlara geçti.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde son konuşmacı, aleyhinde, Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Erdem.

Sayın Erdem, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDEM (Aydın) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; MHP Grubunun, pamuk tarımı ve pamuk üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği Meclis araştırma önergesinin bugünkü Genel Kurul birleşiminde görüşülmesi üzerine, AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözüyle sözlerime başlamak istiyorum. Sayın Başbakanımız “Türk tarımını kalkındırmadan Türkiye’yi kalkındırmamız mümkün değildir.” diye bunu defalarca ifade etmiştir ve ben bu sözün bir kez daha burada hatırlatılmasını önemli buluyorum.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın hedefi, gelişen tarımın büyüyen Türkiye’ye damgasını vurmasıdır ve dünyada markalaşmış tarım ve gıda ürünleriyle varlığını sürekli geliştiren bir Türkiye hedefi vardır Bakanlığımızın.

Ülkemiz, tarımsal ekonomik büyüklük itibarıyla 2002 yılında dünyada 11’inci, Avrupa’da 4’üncü sırada iken, bugün dünyanın 7’nci, Avrupa’nın 1’inci ülkesi hâline gelmiştir. Tarım sektörü son sekiz yılın yedisinde büyüyerek son elli iki yılın en istikrarlı dönemini yakalamıştır.

2002’de yıllık 23,7 milyar dolar olan tarımsal millî gelirimiz, 2011 yılında 62 milyar dolara ulaşmış, 2012’de bu rakam daha da yükselmiştir. Evet, tarım sektörünün büyüdüğünü gösteren en önemli rakamlardan bir tanesi, nereden nereye geldik.

2002 yılında yüzde 59 olan tarımsal kredi faiz oranları -çiftçimizin istifade ettiği bu tarımsal faiz oranları- düşmüş ve 2012 yılında sıfırla 7,5 arasında uygulanmış ve çiftçimiz daha ucuz maliyetli kredi imkânına AK PARTİ döneminde kavuşmuştur. Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifleri tarafından kullandırılan kredilerin bakiyesi 2002’de 529 milyon lira iken 2011’de bu rakam 22,3 milyar liraya ulaşmıştır.

Pamuk, ilimiz Aydın’ın ve ülkemizin çeşitli yerlerinde üretilen en önemli tarımsal ürünlerimizden, stratejik ürünlerimizden bir tanesidir ve geçmişte halkımız, vatandaşlarımız, milletimiz, üreticilerimiz “beyaz altın” ifadesiyle pamuğu isimlendirmişler. Tekstilin, yağ sektörünün ve hayvan yemi üretiminin vazgeçilmez ürünü olan pamuk, ülkemizde ve dünyada yaygın olarak üretilen en önemli tarımsal ürünler arasında yer almaktadır.

Türkiye, 2010 değerlerine göre, dünya pamuk üretiminde 8’inci sırada, pamuk veriminde ise 3’üncü sıradadır. Türk tarımında önemli bir yere sahip olan pamuk üretimi yaklaşık 74 bin üretici tarafından yapılmaktadır. Türkiye’de 2012’de yaklaşık 501 bin hektar alanda 2 milyon 320 bin ton kütlü pamuk üretimi gerçekleşmiştir. 2002-2009 yılları arasında pamuk ekim alanlarında düşüşler yaşanmıştır. Pamuk ekim alanında, 2010 yılına göre, 2011 yılında da yüzde 13’lük bir artış söz konusudur. Özellikle 2010 yılında pamuk fiyatlarının dünyada ve ülkemizde yükselmesi ve iyi gelir getirmesi bu artışı sağlamıştır.

2002 ve 2009 yılları arasında pamuk ekim alanlarında düşüşler yaşanmasına rağmen pamuk veriminde yükselmeler kaydedilmiştir. 2002 yılında 350 kilogram/dekar olarak gerçekleşen kütlü pamuk verimi, 2011 yılında 476 kilogram/dekar olarak gerçekleşmiştir. Destekleme uygulamalarıyla 2009 yılında 1 milyon 725 bin ton olarak gerçekleşen kütlü pamuk üretimi, 2011 yılında, 2009 yılına göre yüzde 50’lik bir artışla 2 milyon 580 bin ton kütlü pamuk olarak gerçekleşmiştir. 2012 yılında, 2009’a göre yaklaşık yüzde 34’lük bir artış söz konusu, 2 milyon 320 bin ton olarak gerçekleşmesi beklenmektedir.

Evet, pamuk fiyatları: Bu konuda da eleştiriler oldu; doğrudur, pamuk fiyatlarında bir düşüş söz konusudur ama bu düşüş dünya piyasalarıyla bağlantılıdır. 90’lı yılların başından itibaren dünya pamuk fiyatlarında ciddi düşüşler yaşanmıştır. Özellikle 1994-1995 sezonunda pamuk fiyatları hızlı bir düşüş trendine girmiştir. Fiyatlardaki hızlı gerilemenin ardında yatan nedenlerden bir tanesi, verim artışına paralel olarak artan pamuk üretimine karşılık pamuk tüketiminin aynı oranda artmaması ve dünya stoklarında yaşanan artışlardır ve bu elbette  Türkiye’mizi de etkilemektedir. Tabii 2009 yılından sonra yaşanan bazı olumsuzluklar, Çin’de yaşanan sel, kuraklık felaketleri, Pakistan’da yaşanan sel felaketi ve Hindistan’da yaşanan sel felaketi sebebiyle 2010 yılında, bu 2009 yılından sonraki üretimde fiyatların yükselmesi üretim miktarlarının azalması sebebiyle söz konusu olmuş ve bu fiyatların yükselmesi ülkemizde de hissedilmiştir ki, pamuk üretimine yöneliş söz konusudur. Tabii, ülkemizde tekstil sanayisinin gelişimiyle birlikte pamuk ithalatımızın her geçen yıl arttığı göz önüne alınarak üretiminin artırılması nihai hedef olarak Bakanlığımız tarafından ve Hükûmetimiz tarafından belirlenmiştir ve pamuğa destek noktasında prim desteği artırılarak devam etmiştir. 1998 yılından beri pamuğa verilen destek miktarlarına baktığımızda, bir artış söz konusu ama özellikle 2002 yılında, pamuğa sadece 8,5 kuruş destek verilirken bugün pamuğa verilen destek AK PARTİ Hükûmeti tarafından 46 kuruşa yükseltilmiştir. Bu, önemli bir artıştır, yaklaşık 5 kat, pamuğa verilen destek artırılmıştır.

Tarım Bakanlığımızın Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli çerçevesinde 30 tarım havzası belirlenmiş ve 13 havzada pamuk üretimi destekleme kararı alınmıştır. 2012 yılında 2011 yılı kütlü pamuk ürünü için 74.486 çiftçimize, üreticimize 1 milyar 120 milyon Türk lirası fark ödemesi, prim desteği verilmiştir.

Yine iktidarımız döneminde, ilk defa mazota destek verilmiş ve 2012 yılı için mazot desteği ve artı gübre desteği olarak 12,7 Türk lirası, dekar başına destek verilmektedir pamuk üreticimize.

Evet, bunun yanında, toprak analizi desteği ve kırsal kalkınma yatırımlarıyla ilgili makine, ekipman, ekim ve hasat makineleri desteği ve yine Tarım Sigortaları Kanunu çerçevesinde tarım sigortası desteği pamuk üreticimize verilmektedir. Ulusal Pamuk Konseyi bizim iktidarımız zamanında kurulmuştur. Tabii, üretici birlikleri olan TARİŞ, ANTBİRLİK, ÇUKOBİRLİK devletin bu kadar desteğine rağmen ve geçmişte âdeta kurtarılma projelerine rağmen bugün üretici birlikleri olarak zor durumda olması ve pamuk üreticisine birlik olarak gereken desteği sağlayamaması da düşündürücüdür.

Tabii, bir konuşmacı arkadaşımızın Sayın Başbakanımızın  “Elektrik hırsızlığı yapıyorsunuz.” gibi bir cümlesi tamamen gerçek dışıdır ve tamamen yalandır. Böyle bir cümle Sayın Başbakanımızdan kesinlikle söz konusu olmamıştır. Bunu da altını çizerek belirtmek istiyorum.

Tabii, özellikle su sayaçları konusunda da, arkadaşlar, hükûmetimizin yapmak istediği, su sayaçları takılması gibi bir şey değil, esasen hedefimiz yer altı sularındaki disiplinsiz kullanımın daha disiplinli hâle getirilmesidir. Konya Ovası’nda, malumunuz, o çöküntüler sebebiyle obruklar oluşmuş ve tüm Türkiye’de bunu bir disipline etmek için hükûmetimiz ve Devlet Su İşlerimiz bu konuya bakıyor.

Evet, pamuk üretimi devam edecek ve pamuk üretimi artarak devam edecektir çünkü Türkiye'nin tekstil üretimi ve ihracatı artmaktadır.

Ben, hepinizi bu noktada tekrar saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Erdem, teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Evet, karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler…

Kabul etmeyenler…

Evet, karar yeter sayısı konusunda anlaşamadı kâtip üyeler.

Beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 15.27
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, (10/333) esas numaralı, nişasta bazlı şekerin insan sağlığına etkisinin ve şeker pancarı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş oldukları Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 16 Ocak 2013 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun, 16/01/2013 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                              Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                           İstanbul

                                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmında yer alan (nişasta bazlı şekerin insan sağlığına etkisinin ve şeker pancarı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan) (10/333) esas numaralı Meclis araştırma önergesinin görüşmesinin, Genel Kurulun 16/01/2013 Çarşamba günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak suretiyle ilk konuşmacı Erzincan Milletvekili Sayın Muharrem Işık.

Sayın Işık, buyurun.

Süreniz on dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şeker pancarı tarımı ve sanayisinin durumunu araştırmak için verilen CHP grup önerisi lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, iktidara geldiğinizden bugüne kadar yaklaşık 41 milyar dolarlık özelleştirme yaptınız. Sürekli olarak da doğrudan veya dolaylı olarak yıllardır laf çaktığınız cumhuriyetin 80 yıllık kazanımlarını yok etme pahasına, yandaşlarınıza ve iktidarda kalmanıza borçlu olduğunuz emperyalist para babalarına ayrıca Arap şeyhlerine sattınız. Özelleştirme yapıp, yaklaşık 15 bin kişiyi kapının önüne koyarken cumhuriyetin toplamında olan bütün borçları sağladınız, ancak bu sattıklarınızla yüzde 23’ünü karşılayabildiniz. Zaten iktidara geldiğiniz günden beri şeker fabrikalarını hedef almıştınız. Şeker fabrikalarını blok hâlinde satışa sunmaya başladınız. Özelleştirmeleri de o kadar ciddi yapıyorsunuz ki hiç araştırma yapmadığınız belli oluyor. Tamamen mantığınız sat, kurtul mantığı üzerine kurulmuş, devlet kazanacağına daha çok yandaşımız kazansın mantığıyla bu satışları yapıyorsunuz. Bir Malatya Şeker Fabrikası değerine üç tane fabrika hediye ediyorsunuz. “Bir alana üç fabrika bedava.” diyorsunuz. Mendil satan çocuklar bile sizden daha iyi hesap biliyor, sizden daha akıllı demek istemiyorum. “5 mendil 1 lira.” diye bağırıyorlar. Vatandaş, 5 tane, ucuz diye düşünmeden satın alıyor. Oysa ki bir mendilin tanesi 150 kuruş.

Özelleştirme yaparken tabii neye göre yapıldığı da belli değil. Sayın Başbakan özelleştirmeyi biliyorsunuz iptal etti. Nedeni de kelepir fiyatına gittiği için. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi ve ŞEKER-İŞ büyük çalışmalar sonucu ortaya çıkarmıştı ama tabii her şeyde olduğu gibi bunda da yine kendinize pay almayı becerdiniz. Özellikle satılan illerde AKP’li milletvekilleri dolaşarak “Biz Sayın Başbakana brifingler verdik, Sayın Başbakana bunun ucuza gittiğini söyledik, o yüzden vazgeçti.” dediler. Oysa ki satıldığı zaman da yine aynı milletvekilleri illerini dolaşarak bu işin ne kadar hayırlı olduğunu, milleti ikna etme turlarına çıkmışlardı. Tabii, Sayın Başbakan bu özelleştirmeyi yapan, bu kelepir fiyata giden yerlerin özelleştirmesini yapan bakanları ve bürokratları görevden alması gerekiyor. “Siz, bu milletin malını nasıl böyle peşkeş çekiyorsunuz?” diye kızması lazım. Hatta “Bizim asıl görevimiz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak.” diyerek bağırmalı. Çünkü Sayın Başbakan sürekli dilinden düşürmediği Hazreti Ali, Hazreti Ömer adaletini uyguluyor ya, bunu da yapması lazım. Valilerine "Hepinizin bir Ömer olmanızı istiyorum." diye talimat veren bir kişinin bunu kesinlikle yapması lazım.

Tabii o kadar adilsiniz ki, ihaleleri açık şekilde yapıyorsunuz, yalnız tesadüfen yandaşlarınız kazanıyor. Gerçi birçok ihaleyi Kamu İhale Kanunu kapsamından çıkardınız ama orada eminim ki adil davranıyorsunuzdur. Sonra Sayıştayın denetlemesinden çıkardınız. Buna da sebep olarak, işler daha rahat yürüsün, vatandaş daha çabuk hizmet alsın diye yapıyorsunuz; yoksa yandaşlarınıza rant sağladığınızla ilgili bir şey düşünmemiz mümkün değil! Kendi yakınlarınızın zenginleşmesi de tamamen çok çalışmalarına bağlıdır!

Örneğin, mısır ithalatı yaparak gümrük vergisi indirimine gittiniz. Burada Türkiye’nin mısıra çok ihtiyacı olduğu için mi öyle bir şey yaptınız? Yoksa başka bir art niyet aramıyoruz biz.

Değerli milletvekilleri, şu anda Şeker Yasası ile pancar çiftçisi çok fakirleşti. Bilinçli olarak artırılan su paralarını ödeyemez hâle geldiler, icralık oldular. Gübre fiyatları aldı başını gidiyor, zaten ekim de yapamıyorlar, traktörüne mazot koyamıyorlar. Kâr getiren fabrikalar satışa çıkarılarak kapasiteleri iyice düşürüldü.

Nişasta bazlı şeker kotası her yıl artırılarak dünya mısır üreticisi firmaların önü açıldı. Amerika Birleşik Devletleri eski Başkanı Bush’un hangi firma için Türkiye'de lobi çalışmaları yaptığını zaten herkes biliyor. Bu özel yasa çıkarılan firma için özel endüstri bölgeleri verildi ve buralarda şeker üretimi artırılmış oldu.

Genetiği değiştirilmiş mısırdan şeker üreten firmalar üst düzey yetkilileriyle olan yakınlığınız, Türkiye'ye sokulan ithal mısırı satın alan firmalar, bu mısırdan ürettikleri ve yüksek fiyatla sattıkları nişastaları hepimiz biliyoruz.

Tabii ki bu şirketin kuruluşunda birinci sınıf tarım alanı olan yerleri de yine aynı şekilde çıkardınız. Nişasta bazlı kotanın da, şeker kotasının da artırılmasına sürekli ön verdiniz.

Biliyorsunuz, daha önce Türkiye, şeker üretiminde dünyada 4’üncü,  Avrupa'da 3’üncüydü maalesef şimdi değil tabii. Orta Doğu üretiminin yüzde 65'ini karşılıyordu, o da şimdi maalesef olmadı. 

Şeker Yasası’yla iktidar, ellerindeki gücü zaten piyasalaştırdı tamamen. Küreselleşmenin olduğu dönemde piyasa ekonomisi patronların ve ne yazık ki ulusötesi emperyalist güçlerin eline geçti.

Nişasta bazlı şekerin patronu,  57 ülkede 90 bin çalışanıyla dev bir şirket zaten. Türkiye’de aynı zamanda Şeker Üst Kurulunun da üyesidir. Burada tabii, kotaların artırılmasını düşünün. Nişasta bazlı şeker üretiminin en son 244.400 olan kotası Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 35 artırılmış oldu. Asıl amaç, zaten bu kotanın tümünün kalkması ama bakalım inşallah başaramazsınız bunu. Tabii bunun böyle artmasında daha önceki, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bush’un oğlunun ricası da olur, kendi oğullarınızın da bir katkısı vardır, çalışma arkadaşlarınızın, komşuların da hatır payları vardır büyük ihtimalle.

Sayın Başbakan sürekli 3 değil 5 çocuk yapın diye televizyonlarda konuşuyor. Yalnız, Türk Jinekoloji Derneği 1975 yılında Türkiye'de kısırlık oranı yüzde 2 iken, şu an yüzde 25'lere çıktığını söylüyor. Sperm sayısının 125 milyondan 25 milyona düştüğünü söylüyor. Biliyorsunuz bu 20 milyonun altı olduğu zaman tehlike çanları çalıyor. Siz böyle GDO'lu ürünleri yedirmeye devam ederseniz, mısır şurubundan yapılan şekerleri bol bol piyasaya sürerseniz biraz zor bu hedefi tutturursunuz. Tabii, hedefi tutturmak için herhâlde Sosyal Güvenlik Kurumu tüp bebek yapımının önündeki tüm engelleri kaldıracaktır.

Bir diğer konu tabii, nişasta bazlı şekerin vücuda zararları, Obezite, başta olmak üzere kansere kadar giden sorunlar olduğunu biliyoruz ama obeziteyle savaş açan Sayın Sağlık Bakanı da Bakanlar Kurulunda nişasta bazlı şekerin artırılması için imza atıyor. Obeziteyle nasıl savaşacak anlamıyoruz.

Şeker pancarı ülkemizde her yıl 2,5-3 milyar dolarında katkı değer sağlar, 10 milyon insana iş ve ekmek sahasıdır. Yem, gübre, ilaç, maya, kozmetik gibi alanlarda kullanılır, 250 bin çiftçinin göç etmesini engeller, aynı ölçüdeki çam ormanına göre 3 kat daha fazla oksijen verir, geleceğin  yakıtı olacak biyoetanol üretiminde en önemli maddedir. Türkiye enerjisinin yüzde 90'ının dışa bağımlı olduğunu düşünürsek eğer, bu biyoetanoldeki üretimi de artık düşünmemiz gerekiyor. Ayrıca melas ve şeker kamışından etanol üretimi de yapılmaktadır. Bu da çok değerli bir katkı sağlar bize, ayrıca hayvanlar da kullanıldığını biliyoruz.

Birçok ülke bu biyoetanoli kullanarak enerjide dışa bağımlılığı önlemiştir. Ayrıca Kyoto Protokolü’nün de gereklerini yerine getirmiş oluruz pancara vereceğimiz önemle. Türkiye’de HES yaptıracağımıza, oradan gelecek yüzde 4’lük bir enerjiye muhtaç olacağımıza şeker pancarına yapacağımız katkılarla daha fazla şey sağlayacağımıza eminim.

GDO'lu ve nişasta bazlı ürünlere muhtaç olup emperyalist güçlerin servetlerine servet katacağımıza, gelecek nesillerimizi daha iyi yetiştirmemiz gerekir.

Eski bir genel başkan, şu anda herhâlde yakında özelleştirmeden sorumlu devlet bakanı olur, şöyle diyor: “Türkiye'de hayvancılık ve tarım para etmez hâle getirildi. İşsizlik aldı başını gidiyor. İnsanlar işten çıkmamak için az maaş almaya razı duruma geldiler. Geçen gün Elâzığ'a gittim, bunu örnek olsun diye söylüyorum. Elâzığ ve çevresindeki kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi nedeniyle 40 bin kişiyi etkileyen işsizleşme oranı ortaya çıkmış. Yani nüfusun onda biri işsiz hâle getirilmiş. Her gün fabrikalar kapanıyor ve işsizlerin sayısı artıyor. Türkiye çok ciddi iki problemle karşı karşıya kalmıştır.

Türkiye'de tezgâh dağılmıştır artık. Üretim tezgâhını dağıtmıştır. Çiftçi tarlasını bırakıp gitmiş, fabrikalar kapanmış, hayvancılıkla uğraşanlar bu işi bırakmış ve en önemlisi de herkes mutsuz hâle gelmiştir.

TEKEL’in özelleştirilmesi konusunda hızını alamayan Hükûmet, korkarım ki, yakında TSK'yı ve emniyeti de özelleştirecektir.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi gayrimillî bir uygulamadır. İşçimiz işini kaybedecek. Daha önemlisi yüz binlerce şeker pancarı üreticimiz tarımsal üretimden elini çekecek. Ortada bu kadar acı bir tablo var. Bundan dolayı özelleştirmeye karşı çıkmak vatanseverlik borcudur.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi yanlış bir noktadan hareketle yola çıkarak yapılmıştır. Bu özelleştirmeler tamamen IMF direktifleriyle yapılmaktadır. Şeker pancarı Türkiye'nin hemen her bölgesinde yetişen bir tarımsal ürün, ülke tarımı ve sanayisini güçlendiren, istihdam oluşturan bir alandır.

Türkiye için böylesine önemli olan bu fabrikalar tamamen ideolojik gerekçelerle özelleştirilmiştir. Rakamlar da ortada. Türkiye'de özelleştirme sadece ve sadece faiz ödemelerinin bir kısmının karşılanması için heba edilmiştir. Özelleştirilen yerler üretken bir şekilde ekonomiye kazandırıldı mı? Hayır. Bütçede oluşmuş açığın ve cari açığın azaltılması için bir yamama aracı olarak görülmüştür. Şeker pancarı üretimine 2000 yılında getirilen kotaya dikkat edin. Bu kota niçin var? Bunu düşünmek bile yeter. Pancara kota getirilirken nişasta bazlı tatlandırıcı üreten firmaların önü açılmıştır. Bu firmaların başında da Cargill gelmektedir. Cargill, çıkarılan özel yasalarla korunmaktadır. Bizim Ahmet, Mehmet pancar üretiminden  elini çekmiştir ama Jonslar, Hanslar üretime devam etmektedir.

Bu özelleştirmelerden vazgeçin. Yoksa tarih önünde özelleştirmelere imza atanlar, onay verenler mahkûm olacaktır. Büyük bir vebalin altına gireceksiniz." İnşallah vebalin altına girmez.

Dün, biliyorsunuz, Nazım Hikmet’in 111’inci yaş günüydü. Ben de kutluyorum. Nazım ne güzel söylemiş:

“İnsan olan vatanını satar mı?

Suyun içip ekmeğini yediniz.

Dünyada vatandan aziz şey var mı?

Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?

 

Onu didik didik didiklediler,

Saçlarından tutup sürüklediler.

Götürüp kâfire “Buyur…” dediler.

Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?

Eli kolu zincirlere vurulmuş,

Vatan, çırılçıplak yere serilmiş.

Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.

Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?

 

Günü gelir çark düzüne çevrilir,

Günü gelir hesabınız görülür.

Günü gelir sualiniz sorulur:

Beyler, bu vatana nasıl kıydınız?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Hepinize teşekkür ediyorum. Araştırma önergemize desteklerinizi bekliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Işık, teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde ikinci konuşmacı aleyhinde olmak üzere, Muş Milletvekili Sayın Demir Çelik.

Sayın Çelik, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; hepinizi şahsım ve partim adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Şeker pancarına ilişkin, Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği araştırma önergesi üzerine partim adına söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üç tarafı denizlerle çevrili, Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan, Sakarya, Menderes, Kızılırmak başta olmak üzere 26 hidro havzasıyla Türkiye bir tarım ve hayvancılık ülkesi. Potansiyeli itibarıyla dünyanın önemli ülkelerinden biri olma özelliğine sahip bu coğrafyada ne yazık ki yanlış uygulamalar ve politikalarla tarım ve hayvancılık ülkesi olma noktasından çok gerilere düşmüş bulunmaktadır. Bunu, büyükbaştan küçükbaşa, sanayi mamulü bitki üretiminden buğday ve tarım üretimine dair bütün girdileri, verileri ele alıp incelemeye tabi tuttuğumuzda görmek mümkündür.

Kaldı ki dünyanın giderek küçük bir köye dönüştüğü, küreselleşmenin giderek bölgeleri ve yerelleri öne çıkardığı, önemsendiği bir noktada Türkiye’nin bu dinamiklerini açığa çıkaran temel potansiyellerin insanlığın ve halklarımızın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir noktada olması gerekirken bizatihi neoliberal politikaların ürünü ve eseri olarak ülke halkları küresel emperyalizme bağımlı hâle getirilmek istenmektedir. Bir yanıyla, piyasalaştırma ve taşeronlaştırmayla emekçilerin hak gasbı, öbür yanıyla, özelleştirmeyle emekçilerin, çiftçilerin yoksunlukları almış başını gidiyor.

Sanayi bitkisi olan şeker pancarı, mısır gibi, pamuk gibi, kenevir, keten ve aynı zamanda soya fasulyesi gibi, bu coğrafyada, bu iklim koşullarında yetişme özelliklerine sahip bir sanayi bitkisi. Ancak, hem taşeronlaştırma ve piyasalaştırmanın neoliberal politikaları hem on yıllık AKP iktidarının dışa olan bağımlılığının neticesindedir ki gerekli önem bu alana da, bu bitkiye de verilmiş değildir. Dolaylı noktada 10 milyon insanın geleceğini ilgilendiren, yüz binlerce emekçinin mağduriyetiyle söz konusu olan bu alan, özelleştirmenin cirit attığı bir alana da dönüşme riskiyle karşı karşıyadır. Özelleştirilen fabrikaların yanı sıra, Malatya, Muş, Ağrı, Van şeker fabrikaları başta olmak üzere birçok şeker fabrikası ya kapanma riskiyle ya da özelleştirme riskiyle karşı karşıyadır.

Bununla birlikte, on yıllık iktidarı boyunca çiftçinin üretim faaliyetini kolaylaştıracağına, onun girdilerini geriye çekip nihayetinde ürettiği mamulün değer kazanmasını sağlayacak bir kısım sübvansiyonlarla çiftçiyi ve üreticiyi desteklemesi gerekirken hâlâ şeker pancarı, kilogram başı on yıl öncesinin değerlerinde ve ona yakın ama mazotundan yedek parçaya, sulama girdilerinden bir bütün olarak üretim faaliyetlerine kadar bütün girdilerde ise yüzde 500’lere varan bir oranla çiftçiler ürettiğine ve üreteceğine de pişman durumda bırakılmıştır. Yetinmiyor, uygulanan kotayla, yer altında çıkarılmayı bekleyen tonlarca şeker pancarının da varlığını dikkate aldığımızda mağduriyetin haddi var, hesabı yok.

Geçen sene Muş ilimizde bile 60 bin ton şeker pancarı yer altından çıkarılmadı, satın alınmadı.  Çitçilerin mağduriyetini bırakın karşılamayı, öz eleştirisi bile, özrü bile çok görüldü. Bu açıdan da soruna yaklaştığımızda, her şeyden önce, tarım ve hayvancılık ülkesi olan ülkemizin halklarının mutluluğunu, geleceğini ve onların satın alabilme gücünü öngören politikaları harekete geçirmek en temel sorumluluğumuzdur. Bu yönlü de Meclisin, yasama faaliyetlerinin kapsamı dâhilinde ele alması gereken önemli faaliyetlerinden biridir. Ancak, buna dair bir duyarlılık beklentisi içerisinde olan Türkiye halkları, 75 milyon civarındaki halkların beklentisini her gün boşa çıkarırcasına farklı yol ve yöntemlerle sorunu erteleyen, öteleyen bir noktada da durmayı neredeyse kendisine görev edinen bir Meclisle karşı karşıyayız.

İnanıyorum ki bu denli önemli bir konuyu destekleyip mağduriyetin giderilmesi yönlü bir sahiplenme olacağına, yine iktidar olmanın, çoklu oya sahip olmanın, çok sayıda milletvekili sahibi olmanın avantajını arkasına alarak iktidar partisi reddedecektir. Ama on yıldır bizatihi iktidarda bulunuyor olmanın gözlemiyle, boşaltılan köylerin, satılan meraların, yok edilen yaylakların ve sulakların hayvancılığı bitirmiş olmasıyla birlikte tarımının da bitirilmiş olmasın, kırsaldan kente doğru yoğun bir göçün yaşandığını hepimiz bilince çıkarmak durumundayız.  Bugün yüzde 85 oranında kentte yaşayan Türkiye toplumunun, başta sosyal politikalar olmak üzere, kentselden ekolojiye, üretimden tüketime bütün faaliyetlerinde açmazın ve sıkıntıların, problemlerin yaşandığı bir Türkiye’yi yarattık. Bu Türkiye’nin hiç kimseye bir faydası yoktur. Hâlbuki herkes, her birey bulunduğu yerelde, bulunduğu bölgede ve o bölgenin sosyodemografik yapısına uygun sosyal politikalarını hayata geçirebilen olanaklara sahip olmalıydı. Kişi, bulunduğu topraklara bağlı kalmalı, o toprakların idari, mali, siyasi özerkliğiyle birlikte kendisini var edebilen, ülkenin demokratik ortak vatanı paydaşlığı üzerinden kendi ihtiyaçlarını kendi öz yönetim organlarıyla karşılayabilen olmalıydı. Bu yapılmadığından, bölgesel kalkınmışlık farkında Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu hâlâ Türkiye'nin en geri bölgeleri iken, benim de ilim olan Muş’un, Ağrı’nın, Hakkâri’nin, Şırnak’ın -yetinmiyor- bir bütün olarak bölge illerinin gayrisafi millî hasıladaki kişi başı payları bile hâlâ 1.000 dolarlar civarında. Buna “Dur.” demek, insanların her şeyden önce meşru temel taleplerini yerinde karşılamak demokratik hukuk devletinin görevidir ama demokratik hukuk devleti normlarıyla soruna yaklaşmadığımız için, “kutsanan devlet, kutsanan iktidar” penceresinden soruna yaklaştığımız için de çiftçi de mağdur, üretici de mağdur, halklar ve üretenler, emek boyutunda çaba içerisinde olanlar da mağdur.

Bu mağduriyetin insanda yarattığı sosyal ve siyasal travmalar, yanı sıra psikolojik sorunların bizleri yarın karşı karşıya bıraktıracağı krizin herkes farkında ve bilincinde olmalıdır. Bizi bekleyen sadece ve tek başına ekonomik kriz değil; beraberinde, sürekli tüketen bir toplum olmaktan ileri gelen, tükettiğinin yerine ikame edemeyen, üretemeyen bir toplum olmaktan ileri gelen bir siyasal kriz bizi beklemektedir. Bu siyasal kriz tam da günümüz küresel dünyasının öngördüğüne denk düşen, diyalog ve müzakere eksenli bir siyasal projeyle halklarını buluşturan, barıştıran; halkların demokratik ortak vatanda barış içerisinde bir arada yaşamasını sağlayan; iktidarla yönetilen, egemenle ezilen arasındaki uçurumu kabul edilebilir bir noktaya taşıyabilen devletler sürdürülebilir iktidarlara ve sürdürülebilir imkânlara sahip olan devletlerdir.

Bu açıdan da, şeker pancarı üreticilerinin sorunları ekseninde, tarım ülkesi olmamızdan hareketle, bölgelerarası gelişmişlik farkının giderilmesine dönük stratejik üretim faaliyetlerinin harekete geçirilmesi, tarımın ve hayvancılığın amacına uygun hem desteklenmesi hem de toplumsal ihtiyaçların karşılanması duyarlılığıyla yeniden gözden geçirilmesi, yapmamız gereken önemli görevlerimizdendir diye düşünüyoruz.

Bu açıdan da biz, şeker pancarı araştırma önergesi lehine oy kullanacağımızı ifade ediyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak üzere üçüncü konuşmacı Necati Özensoy, Bursa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Özensoy, buyurun.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten bu önerge ve gerekçelerine baktığımızda, bu, son yıllarda üzerinde çok fazla konuşulan konuların açığa çıkması, daha netleşmesi adına üzerinde durulması, görüşülmesi, tartışılması gereken bir konudur diye düşünüyorum. Özellikle Türkiye’deki şeker üretiminin özelleştirilmesinin, efendim, bunun yanında yine NBŞ’nin, tatlandırıcıların sağlık konusundaki sakıncalarıyla alakalı konuların netleşmemesi ve halkımızın bu konularda yeteri kadar bilinçlenmemesi noktalarının, gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından araştırılıp gündeme alınması elzemdir.

Değerli milletvekilleri, bakın, özellikle şeker üretimiyle alakalı ben şunun altını çizerek bu konuyu devam ettirmek istiyorum: Türkiye’de yapılan üretimlerin içerisinde yüzde 100 yerli olan tek üretim şeker üretimidir. Yani şöyle baktığımızda Türkiye’deki, işte ham maddesi pancar olan şeker… Ve bunun yanında şeker fabrikalarının da makinelerini, yani şeker fabrikalarını kendi kendine kurma teknolojisine ulaşmış bir üretim sahasıdır.

Sayın Bakan bu konuda, özellikle ekonomiyle alakalı yani ülkenin ekonomisini ilgilendiren bu üretimle ilgili şeker pancarından üretimin sadece pahalılığı göz önünde bulundurularak değerlendirilecek bir konu olmadığını düşünüyorum ben. İfade ettiğim gibi -altını tekrar çiziyorum- Türkiye’de yüzde 100 yerli olan tek üretim şeker pancarından şeker üretimidir. Bunun yanında, enerjisini de birçok fabrikada, yine linyit kömüründen, yine santraller kurarak kendi enerjisini de kendisi üreten… Yani geçmiş yıllara dayalı bir üretim teknolojisiyle başlanıldığı için o zamanki enerji ağlarının da yeterli olmamasından hareketle, şeker fabrikalarının birçoğu kendi enerjisini de kendi içerisinde üreterek bu üretimi gerçekleştiren fabrikalardır.

Dolayısıyla, baktığımızda, şeker üretiminin içerisindeki bütün öğelerin tamamı yerlidir. Yani Türkiye’de bütün sektörlere bakın, tekstil sektöründeki –ben tekstil sektöründen gelen bir mühendisim ve aynı zamanda sanayiciyim ama- tekstil makineleri ithaldir. İşte tekstil sektörünün tekstil kimyasalları ve boyaları ithaldir ama yine -tekrar altını çiziyorum- şeker üretiminde, şeker pancarından şeker üretiminde tamamen yerli kaynaklara dayalı bir üretim söz konusudur.

Bunun dışında daha başka örnekler verirseniz, otomotiv sektörü yerli değildir. İşte bunun dışında hangi sektörü ele alırsanız alın, Türkiye’de üretimi yapılan sektörlerin hemen hemen tamamı şeker pancarından üretilen şeker kadar yerli bir üretime sahip değildir. Dolayısıyla, buradan hareketle baktığımızda yani dışarıya giden dövizleri veya cari açıkları değerlendirdiğimizde, şeker üretimine, şeker pancarından şeker üretimine bu anlamda da destek verme zorunluluğu vardır. Eğer özel sektörün önü açılacaksa da, özelleştirme yapılacaksa da bunun çok daha dikkatli yapılma zorunluluğu vardır. Gazetelerde veya işte, bizim aldığımız bilgiler doğrultusunda şeker fabrikaları satılırken de fiyatlandırmasında işte birtakım yandaşlara vesairelere peşkeş noktasında da değerlendirilmemelidir. Yarınlarda yine Avrupa Birliğiyle, uyum yasalarıyla birlikte yürütülecek olan bu kotalar vesaireler de yanlış ellerin eline giderek yanlış fiyatlandırmalara ve halkı da bu anlamda yine ikinci defa vergilendirmelerin veya sıkıntıların içerisine sokmamalıdır.

Şeker, başka bir anlamda baktığımızda, hemen hemen gıda sektörünün de en önemli kullandığı maddelerden bir tanesidir. İşte, içecek sektörüne bakın yani meşrubat sektöründe, dondurma sektöründe, diğer tatlandırıcıların kullanıldığı birçok sektörlerde şekerin kullanıldığına şahit oluyoruz. Ancak son yıllarda, özellikle tatlandırıcı kotalarının yani nişasta bazlı şeker kotalarının giderek artmasıyla birlikte maalesef Türkiye’de bu üzerinde tartışılan nişasta bazlı şekerlerin sağlığımıza etkisi konusundaki sıkıntılar hâlâ net olarak belirlenmemiş olmasına rağmen yani nişasta bazlı şekerin GDO’lu mısırlardan üretildiği açık ve net olduğu hâlde buradan üretilen şekerlerin, tatlandırıcıların kullanıldığı, hiçbir üründe de bu anlamda, yine ambalajların üzerinde GDO’lu yani genetiği değiştirilmiş ürünlerin kullanıldığı veya o ürünlerden elde edilen tatlandırıcıların kullanıldığı da maalesef görülmemektedir.

Bakın, burada, basında veya,  televizyonda birçok tartışmalar devam ediyor özellikle NBŞ’yle ilgili, “NBŞ yani nişasta bazlı şekerler sağlığa zararlı mıdır, değil midir?” İşte, kimileri diyor ki: “Nişasta bazlı şekerler yüzyılın en büyük felaketidir.” Bununla ilgili gerçekten, işte kanser yapma etkilerinden… “Nişasta bazlı şeker, hastalık ve ölüm saçıyor.” diye, bu konularda iddia edenler var.

Bakın, bunun yanında Fransa, Hollanda ve İngiltere nişasta bazlı şekerin kullanımını yasaklarken bizde maalesef, ifade ettiğim gibi, Avrupa Birliği ortalaması yüzde 2 olmasına rağmen, neredeyse yüzde 30’lar seviyesine çıkartıldı nişasta bazlı şeker kullanım kotaları. Yani maalesef birtakım şeyleri hep maddi gözlerle, maddi konularla kıyaslayarak ortaya koyuyoruz.

Bunun yanında, Amerika gibi ülkeler gerçekten nişasta bazlı kotalarda ve kullanımında tedbir alarak, bunları azaltarak hatta bunları yasaklayarak bugünlerde geçiriyorlar ama biz, giderek nişasta bazlı şekerin üretiminin önünü açmaktan ve hatta Türkiye’ye gelip yatırım yapan, güya yabancı yatırımın faydalarından bahsediyoruz ama yabancı yatırımcı da bu yatırımı yaparken hem sizin ucuz arazilerinizi kullanıp hem de mısırı veya ham maddesini ithal edip, makinelerini de yine kendi ülkelerinden ithal edip tamamen yabancı kaynaklara dayalı üretimle, Türkiye’deki -ifade ettiğim- yüzde 100 yerli üretim olan şekerin yerine ikame edilen nişasta bazlı şekeri üreterek hem Türk ekonomisine katkı sağlamak yerine zarar veriyor hem de Türk milletinin geleceği olan insanların yani Türkiye’yi devam ettirecek, Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini devam ettirecek insanların sağlıklı bir şekilde gelişmesine de bu anlamda sıkıntı veriyor. Yani bu nişasta bazlı şekerle beslenen çocuklarımızın –ki giderek yaygınlaşan- özellikle bu hazır besinlerde, ifade ettiğim gibi, dondurma gibi, meşrubat gibi sektörlerde çok kullanılan bu nişasta bazlı şekerlerle beslenen çocuklarımızın yarınlarda nasıl bir sağlıklı nesil olacağını da yine göz önünde bulundurmak lazım.

Yine, özelleştirmelerde ifade ettiğim gibi, arsa değerlerinin bile altında bu fabrikaların satılması, o yörelerde artık birtakım insanlarımızın ekonomik anlamda geleceklerini buralara bağlamış olmasına rağmen satılan, satılmaya hazırlanan bu şeker fabrikalarının da tekrar gözden geçirilerek, şeker üretiminin tamamıyla gözden geçirilerek Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir araştırma komisyonu kurulmasında fayda var diye umut ediyorum.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özensoy.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde son konuşmacı Kütahya Milletvekili Sayın Vural Kavuncu.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, bir söz talebimiz vardı ama sonra mı? Kısa bir düzeltme yapacaktık.

BAŞKAN - Sayın Kavuncu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun nişasta bazlı şekerlerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılması konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin verdiği grup önerisinin aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bazı medya kuruluşlarında, mısır şurubundan elde edilen ve “fruktoz” olarak adlandırılan nişasta kaynaklı şekerin pankreas kanserine yol açtığı, insan vücudunda yağ şeklinde birikerek şişmanlamaya sebep olduğu ve şeker hastalığının ortaya çıkmasında rol oynadığı yönünde çeşitli haberler yayınlanmıştır. Herhâlde bu önergenin verilmesine de bu haberlerin etkisi olmuştur.

Değerli milletvekilleri, şeker, tüm canlıların yaşamını sürdürebilmeleri açısından en temel gıdalarımızdan birisidir. Şeker piyasasında kamış veya pancardan üretilen şeker, sakaroz ve nişastadan elde edilen olmak üzere iki ana şeker türü bulunuyor. Ülkemizde pancardan sakaroz, mısırdan ise nişasta bazlı şeker üretimi yapılıyor. Ülkemizde üretilen pancar şekeri sakaroz, 1 birim glikoz ile 1 birim fruktozdan oluşan şeker türüdür.

 “Nişasta bazlı şeker” adı verilen şekerler ise, tarımsal ürünlerden izole edilen nişasta ham madde olarak üretilen şekerlerdir. Nişasta bazlı şeker gruplarının, glikoz şurubu ve fruktoz şurubu olmak üzere iki temel grubu bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, nişasta bazlı şekerin kansere neden olduğu iddiaları üzerine, Sağlık Bakanlığımız tarafından Nişasta Bazlı Şeker Bilim Kurulu oluşturulmuş ve konu derinlemesine incelenmiştir. Dile getirenlerin ileri sürdükleri delilleri ve dünyada bu konuda yapılan bilimsel araştırmaları inceleyen kurul, fruktozun pankreas kanserine neden olduğunu kanıtlayacak ve kanserle ilişkilendirilecek bilimsel bir kanıt bulunmadığını belirtti. Pankreas kanserine neden olan en önemli faktörlerin sigara, alkol ve obezite olduğu yapılan araştırmalarla kanıtlanmış olup, bilim adamlarınca da şu anda kabul edilen bir gerçektir.

Konunun kamuoyu önünde tartışılarak vatandaşlarımızın tereddüt ve endişe içine düşmesine neden olunması da doğru değildir. Biz, Hükûmet olarak vatandaşlarımızın sağlığını tehlikeye atacak hiçbir çalışma içinde olmadık, olmayız. Çocuklarımızın sağlığı üzerinde oyunlar oynanmasına da asla müsaade etmeyiz.

Eğer konu, obezite ve obezitenin yol açtığı hastalıklar ise, bugün için eğer undan yapılan bir mamulü de çok fazla yerseniz obez olursunuz, obezitenin getirdiği hastalıklara maruz kalırsınız. O takdirde de undan kanser olunuyor demek de çok doğru değildir. Ancak, eğer bu konuyla ilişkili bir bilimsel tartışma yapılacak ise bununla ilgili bilimsel kanıtlar getirilir, bu kurulda tekrar bunlar konuşulur. Elbette, bununla ilişkili en ufak bir şüphe veya bir sorun varsa, bununla ilgili önlemlerin alınacağına da hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Şimdi, ekranları başında bizleri izleyen vatandaşların da tereddütlerini gidermek için, bu kurulda, iddia sahiplerinin ileri sürdüğü bazı konularla ilişkili açıklama getirmek istiyorum:

Fruktoz, gıdalarda hiçbir zaman tek başına bulunmayıp, halk arasında şeker adıyla bilinen glikozla birlikte yer almaktadır. Bahsedilen şeker cinsleri, vatandaşlarımızın günlük olarak kullandığı çay şekerinin içinde de beraber bulunmaktadır. Gıda maddelerinde beraberce bulunmalarından dolayı glikoz ve fruktozdan ibaret şeker ile nişasta bazlı şeker arasında insülin salgılanması ve tokluk duygusu veren hormonlar üzerindeki etkileri yönünden de bir farklılık bulunmamaktadır. Mevcut beslenme şeklimizde fruktozun yalnız başına tüketilmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle fruktozun insülin direnci ve şeker hastalığına yol açacağı yönünde iddiaların da yeterli bilimsel kanıtlarla desteklenemediği görülmektedir. Kişilerde obezite oluşmasının temel nedeni, vücuda alınan enerji ile harcanan enerji arasında dengenin bozulması ve harcanandan daha çok enerji alınmasıdır. Sadece nişasta bazlı şeker değil, şeker olarak adlandırılan tüm maddelerin fazla miktarda tüketimi bu dengeyi bozarak obeziteye yol açmaktadır.

Kısa bir süre önce Sağlık Bakanlığımız tarafından obeziteyle mücadele başlatıldı. Obezite, tansiyon, şeker, kalp gibi sağlık sorunlarına da yol açmaktadır. Şişmanlık ve hareketsizlik konusunun toplumun gündemine sokulmasının gerektiğine ve bunda yarar olduğuna gönülden inanmaktayız. Bu vesileyle, bu önerge de bu konuda bir konuşmaya fırsat olmuştur, teşekkür ediyoruz.

Dünya Sağlık Örgütünün çalışmasına göre, dünyada her yıl 3 milyona yakın insan aşırı kiloya bağlı hastalıklardan yaşamını kaybetmekte. Biz bu nedenle toplumun daha fazla hareketli olmasını, günlük 5-10 bin adım ile, doktor kontrolünde, herkesi harekete çağırıyoruz.

Bir diğer iddia da bu şeker ile ilişkili kotaların, işte, filanca ülkenin söylemesiyle arttırıldığı, talimatla alındığı yönündedir. Değerli arkadaşlar, bu konuda kimse aklını karıştırmasın, AK PARTİ’yi bir başka partiyle karıştırmasın. Geçmiş dönemler ve vesayetler bitmiştir. Bu konuda, AK PARTİ’nin, ülkemizin çıkarları ne gerekiyorsa, bu milletin sağlığı, sıhhati, ne gerekiyorsa o konuda adım atacağından da kimsenin şüphesi olmasın.

Ben bu vesileyle daha sağlıklı günlerde de bir arada olmak dileğiyle bu önergeye ret oyu vereceğimizi bilgi olarak veriyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kavuncu.

Önerge üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Sayın Baluken…

IV.- AÇIKLAMALAR  (Devam)

11.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Demin MHP grup önerisi üzerine konuşma yaparken Urfa Milletvekillimiz Sayın İbrahim Binici, kendi seçim bölgesine yönelik olarak kaçak elektrik kullanıldığıyla ilgili kamuoyunda yoğun bir şekilde yürütülen bir kampanyaya karşı olan rahatsızlığını ifade etmek istemiştir. Bunu ifade ederken Sayın Başbakanın da Viranşehir’de halka “Elektrik hırsızısınız.” demek suretiyle kampanyaya katıldığı şeklinde bir yanlış anlaşılmaya mahal verecek bir cümle kullanmıştır. Biz, Başbakanın Viranşehir konuşmasına baktık, orada “Viranşehir halkı kaçak elektrik kullanmıyor değil mi? Viranşehir halkının boğazından haram lokma geçmez.” dediğini öğrendik. Aslında, Sayın Başbakanın da bu cümleleri kullanmak suretiyle bu kampanyadan rahatsızlığını dile getirerek Viranşehir halkına olan güvenini ifade ettiğine inanmak istediğimizi vurgulamak istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, (10/333) esas numaralı, nişasta bazlı şekerin insan sağlığına etkisinin ve şeker pancarı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi ama-cıyla vermiş oldukları Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 16 Ocak 2013 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi  (Devam)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Grup önerisi kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine, 297 ve 394 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/01/2013 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                Ayşe Nur Bahçekapılı            

                                                                                                               İstanbul

                                                                                             AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 393, 240, 297, 349, 350, 355, 99, 191, 69, 92, 186, 190, 347, 308, 340, 344, 346, 352, 354, 366, 368, 380 ve 35 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının bu kısmın 3, 6, 7, 8, 9, 10, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41 ve 42’nci sıralarına; bastırılarak dağıtılan 395 ve 394 sıra sayılı kanun tasarılarının ise kırk sekiz saat geçmeden yine bu kısmın 4’üncü ve 5’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

16 Ocak 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 393 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

17 Ocak 2013 Perşembe günkü birleşiminde ise 50 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar;

Çalışmalarına devam etmesi,

297 ve 394 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetvellerdeki şekliyle olması önerilmiştir.

297 Sıra Sayılı

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı

(1/627)

BÖLÜMLER            BÖLÜM MADDELERİ                      BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI 

1. BÖLÜM               1 ila 20’nci maddeler                                          20                

 2.BÖLÜM               21 ila 41’inci maddeler                                       21                

3.  ÖLÜM                42 ila 59’uncu maddeler

                                (Çerçeve 55’inci maddeye bağlı Geçici

                                3, 4 ve 5’inci maddeler ile Geçici 1’inci

                                madde dâhil)                                                       21                

                                TOPLAM MADDE SAYISI                                62                

394 Sıra Sayılı

Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı

1 (1/730)

BÖLÜMLER            BÖLÜM MADDELERİ                      BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI 

1. BÖLÜM               1 ila 20’nci maddeler                                                 20

2.BÖLÜM                22 ila 44 üncü maddeler                                            23

3.BÖLÜM                45 ila 51 inci maddeler

                                (Çerçeve 45 inci maddenin 1, 2 nci fıkraları,

                                3 üncü fıkrasının (a),(b),(c) bentleri; 4, 5 inci

                                fıkraları, 6 ncı fıkranın (a), (b), (c) bentleri;

                                7, 8 inci fıkraları, 9 uncu fıkranın (a), (b) ve (c )

                                bentleri, 10 uncu fıkrası, 11 inci fıkranın (a) ve

                                (b) bentleri, 12 ve l3. fıkraları ile Geçici 1, Geçici 2,

                                Geçici 3, Geçici 4 ve Geçici 5 inci maddeler dâhil)       30          

                                TOPLAM MADDE SAYISI                                       74             

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerinde ilk söz, lehinde olmak suretiyle Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel’in.

Sayın Özel, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Parti Grubumuzun, Danışma Kurulu toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre bugün ve yarınki çalışma takvimini ve görüşeceğimiz kanunların sırasını belirlemek için vermiş olduğu öneri lehinde söz almış bulunmaktayım.

Getirmiş olduğumuz öneriyle, Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni gündemin 3’üncü sırasına alıyoruz. Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı’nı da kırk sekiz saat geçmeden gündemin 4’üncü ve 5’inci sırasına alıyoruz. Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nı da gündemin 6’ncı sırasına, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nı da gündemin 7’nci sırasına alıyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı ile Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nın da temel kanun olarak görüşülmesini teklif ediyoruz.

Çalışma saatlerimizi de bugün Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin bitimine kadar çalışmalarımıza devam etmeyi düşünüyoruz.

Yarın ise gündemdeki 10 civarındaki uluslararası sözleşmeyi görüşüp, bu haftaki çalışma süresini tamamlamayı hedefliyoruz.

Yapacağımız bu tür çalışmalarda, bu haftaki çalışmalarda muhalefetin vermiş olduğu katkıya şimdiden teşekkür ediyor, Genel Kuruldaki bu çalışmanın milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize iyi günler diliyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde olmak üzere ilk konuşmacı Sayın Oktay Ekşi, İstanbul Milletvekili.

Sayın Ekşi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Saygıdeğer arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun bazı kanun teklifleri ve tasarılarını öne alıp, gündemimizi onlarla doldurmamız gerektiğine ilişkin önerisini bendeniz de sizler gibi dinledim.

Elbet bu önerilerden Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili olan, biyolojik çeşitlilikle ilgili olan, elektrik piyasasıyla ilgili olan vesaire, bütün bu önerilerin önemi olduğunu ve bir aşamada Meclisimiz tarafından ele alınıp sonuçlandırılması gerektiğini ben de sizler gibi kabul edenlerden biriyim, ama acaba onlar mı bizim bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Türkiye'nin bugünkü konjonktürü içinde ele alınması ve değerlendirilip bir noktaya varması, benim kanaatime göre de genellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin görüşlerinin öbür ucundaki noktaya varması daha doğrudur.

Sevgili arkadaşlarım, bugün Sayın Başbakanın mutat üzere sayın Adalet ve Kalkınma Partisi il başkanlarının genişletilmiş toplantısında yaptığı konuşmaya ilişkin sizin de bilginiz olduğundan eminim.

Sayın Başbakan mutadı üzere yine medyaya dönük ağır eleştirilerini ifade etti ve yine medyaya dönük olarak nihai kanaatini -ki sık sık ifade ettiği kanaati olarak biliyoruz- Türkiye’de her şeyin güzel, medyanın özgür olduğuna ilişkin düşüncelerini açık-kapalı ama hepimizin anlayacağı şekilde dile getirdi.

Sevgili arkadaşlarım, Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiği tarihten bu yana… Bir noktayı altını çizerek ifade ettikten sonra devam edeyim. 2004 yılında Basın Kanunu’nu değiştirdiniz ve iyi bir Basın Kanunu getirdiniz. Bununla, daha önceki kanunlarımızı kıyasladığımız zaman, daha önceki kanunlardan daha özgürlükçü bir anlayışla 2004 yılında getirdiğiniz kanunun, o nitelikte bir kanun olduğunu bir gazeteci olarak çok ifade ettim, bu vesileyle de ifade etmek isterim ama şu anda Türkiye’nin sizin iktidarınız döneminde, basın özgürlüğü açısından içinde bulunduğu durum “vahim” kelimesiyle dahi ifade edilemeyecek kadar kötüdür. Sayın Başbakanın -Gazetecileri Koruma Komitesinin verdiği rakam daha önce 8, sonra, bugün kendisinin ifadesine göre 76 ki öyle değil, “61” dediler- buna ilişkin düşünceleri maalesef çok vahim bir gerçeği değiştirmiyor. Bir tek gazetecinin; yazdıklarından, düşündüklerinden ve kendisini ifade etme görevinden dolayı içeride bulunması Adalet ve Kalkınma Partisinin bütün demokratiklik iddialarıyla çelişecek ve tamamını yerin dibine sokacak kadar ağır bir durumdur. Durumunuz maalesef bütün uluslararası arenalarda, bütün bu konuya ilgi duyan entelektüeller dünyasında, tek kelimeyle ifade ediyorum, “vahim” kelimesiyle bile ifade edilemeyecek kadar kötüdür.

Bakın, bugün “World Freedom House” diye yine bu meseleleri takip eden kuruluşun -“Özgürlük Evi” diye çevirelim Türkçeye- raporu var. O raporda da yine Adalet ve Kalkınma Partisinin basınla ilgili politikalarının Türkiye’yi ne kadar kötü bir noktaya ittiği ifade edilmektedir.

Daha önce de huzurunuza çıktığım zaman söyledim sevgili arkadaşlarım, Türkiye bugün “Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi” diye anılan tek ülke. Bundan dolayı saygıdeğer çoğunluğunuzun üzülmediğini düşünmek bile bana ters geliyor. Ben bundan utanç duyuyorum. Sadece ben değil, Türkiye’de demokrasinin olduğunu, Türkiye'nin çağdaş dünyayla bütünleşme çabası içinde olan bir ülke olduğunu iddia eden herkes, bu rakamlar, bu gerçekler karşısına çıktığı zaman sesini çıkartamaz hâle geliyor. Bütün bu gerçekler ortadayken ve Sayın Başbakan da bu gerçekleri göre göre “Türkiye’de basın özgür, iyi. Sadece içeride birkaç teröristtin hapiste bulunmasını başkaları suistimal ederek sanki gazeteciler hapisteymiş gibi gösteriyor.” demesini anlamak mümkün değil. Gerçekleri bu kadar çarpıtabilmek ayrı, özel, büyük bir yetenek gerektirmiyor mu? Bu yeteneği nedeniyle Sayın Başbakanı takdir edenler arasına ben de girerim ama gerçek vahim. Gazeteciler içeride. Tekrar ediyorum: Herhangi bir medeni ortamda ülkenizin gazetecilerinden veya düşünenlerinden, düşünen adamlarından, siyasetçilerinden herhangi birisinin düşüncelerini ifade ettiği için hapiste olduğunu, o gerçeği karşınıza çıkardıkları zaman siz benim gibi sıkıntı duymuyor musunuz? Ben yabancı dostlarımla konuşurken bundan dolayı hicap duyuyorum. İstirham ediyorum, size samimiyetle soruyorum: Siz kendiniz bu vahim gerçekleri nasıl savunabiliyorsunuz? Sayın Başbakan, Amerika Birleşik Devletleri’nde, John Hopkins Ünivesitesinde “Sizin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki basından daha özgür bir basın var Türkiye’de.” dedi. Az önce sözünü ettiğim iyi yasayı -yani 5281 olacak numarası- çıkartan Sayın Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da tuttu, bir başka vesileyle -ki içeride gazeteciler varken söyledi bunu, nasıl yaptı hâlâ anlayamıyorum- “Türkiye’de basın, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki basından daha özgürdür.” dedi. Bunu nasıl ifade edebiliyor bu saygıdeğer zevat ve nasıl savunabiliyorlar, anlamak mümkün değil.

Fazla uzatmayayım, daha fazla uzatmayayım daha doğrusu. Bakınız, sizden bir şey istirham ettim. Gazetecilerden şikâyetçisiniz. Yer yer haklı da olabilirsiniz. Bunun çaresi 212 sayılı Yasa’yı hayata geçirmektir. Bu sizin elinizin altında. Beş dakikada yapabilecek imkâna sahip bir siyasi güce hitap ediyorum ben. Bunu hayata geçirmek için Komisyon raflarındaki öneriyi alıp tartışmanız lazım ve kendi şikâyetlerinizden kendinizin ancak böyle kurtulması mümkün olur.

Ben size bu düşüncelerle, kolay çözümün, sizi ve bizi, hepimizi başkalarının huzurunda mahcup hâlde bulunmaktan kurtaracak çözümün ne olduğunu net olarak söylüyorum. Bakınız, gazetecilerde insan kalitesinin yükselmesi herkesin, Türkiye’nin, sizin, benim, her okuyucunun beklentisidir. Bunun da tek çözümü -arz ediyorum size- 212 sayılı Yasa orada duruyor, işlemiyor, o yasayı işletecek ufak değişikliklerin yapılmasıdır. Raftan indirin, çözümü bizzat siz getirin.

Benim sizlere bu duyguyu, bu gerçekleri huzurunuza getirip saygı sunmaktan başka söyleyeceğim bir şey yok.

Hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ekşi.

Üçüncü söz, lehinde olmak suretiyle Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun’un.

Sayın Ercoşkun, buyurun.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; öncelikle, bugünkü grup önerimizde bazı kanun tasarılarının öne çekilmesiyle alakalı önerilerimizi Sayın Milletvekilimiz Recep Özel Bey sizlerle paylaştı. Şu anda Türkiye gündeminde önemli bir yer tutan 397 sıra sayılı Enerji Kanunu Tasarısı’nın bir an önce bitirilmesi ülkemizin menfaatleri anlamında oldukça önemli. Tabii yarın da, bu haftaki rahat çalışma ortamıyla beraber 10 civarında uluslararası anlaşmayı da çalışma saatlerinin bitimine kadar tamamlamayı hedefliyoruz.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ grup önerisi kısaca bu mealde tanımlanabilir ama benden önce söz alan değerli Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Oktay Ekşi’nin bazı açıklamalarına da buradan birkaç eleştiri yöneltmek istiyorum. Çünkü, bildiğiniz gibi, bugün genişletilmiş il başkanları toplantısında Sayın Başbakanımız özellikle tutuklu gazetecilerin hangi suçlarla alakalı tutuklu olduğunu ve hangi suçlar nedeniyle ceza aldıklarını ifade ederken Sayın Milletvekilimiz sanki bu suçları, bu cezaları görmeden, sadece ve sadece yazdıkları ve düşündükleri noktada ceza aldıklarını veya tutuklandıklarını ifade ettiler. Tabii bunu burada ifade etmekle kalmıyorlar, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı da çıkmış olduğu her uluslararası ziyarette bu şekilde bir ifadeyle ülkemizi, milletimizi bir anlamda dışarıda şikâyet etmeyle bu ziyaretlerini gerçekleştiriyorlar ve “Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi." diyerek de gerçekten haksız ve mesnetsiz bir suçlamayla da karşı karşıyayız. Çünkü bugün bizler de seyrettik il başkanları toplantısında Sayın Başbakanımızın ifadelerini. Orada isim vermeden, sadece ve sadece suçlandıkları konuları ve ceza aldıkları konuları dile getirdi Sayın Başbakan. O zaman şunu sormak lazım şu anda hayatta olmayan bir şarkıcının sözleriyle: “Bu ne yaman çelişki anne?” diye. Çünkü, bunu anlamak mümkün değil gerçekten. Hem burada kalkıp bu kişilerin sadece yazdıklarından ötürü ceza aldığını ifade edeceksiniz hem de mahkeme kararlarını, iddianameleri görmezden geleceksiniz. Gerçekten bunu anlamak mümkün değil. Zaten anlayabilmiş olsaydınız bir muhalefet partisi olarak şu anda herhâlde bizler o tarafta, sizler bu tarafta otururdunuz.

Ben bu duygularla Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, önerimizin lehinde olduğumu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ercoşkun.

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu için “Türkiye’yi yurt dışına şikâyet ediyor.” şeklinde bir değerlendirmede bulunmak suretiyle sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

Süreniz iki dakika.

 VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası Gazeteciler Örgütü, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü ya da Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi, hangi uluslararası gazeteciler kuruluşunu alırsak alalım, onların vermiş olduğu raporlarda yer alan rakamlar Türkiye'nin tutuklu gazeteci sayısı açısından yapılan sıralamada dünyada 1’inci sırada olduğunu göstermektedir ve o raporlarda yer alan ifadede “Türkiye, en büyük gazeteci hapishanesinin olduğu bir ülkedir. Türkiye, ülke olarak bir büyük gazeteci hapishanesidir.” deniliyor.

Şimdi, Sayın Başbakan bugün kendi partisinin il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada bu uluslararası kuruluşlardan birisinin rakamlarını alarak şöyle bir değerlendirmede bulunuyor: “2011 yılında tutuklu gazeteci sayısı bu kuruluşun raporlarına göre 8 iken 2012’de bu 76’ya çıkmıştır.” diyor ve 2 kişiden örnek veriyor isimlerini gizleyerek, isim ve soyadının baş harflerini vererek “Bakın, bu 2 kişi de gazetecilik faaliyeti nedeniyle değil, başka faaliyetler yani suç oluşturan faaliyetleri veya eylemleri nedeniyle tutukludur.” diyor. Sayın Başbakana düşen görev hemen kolaya kaçıp Cumhuriyet Halk Partisini ve onun Genel Başkanını suçlamak değildir. Sayın Başbakana düşen şudur: Eğer o rakamın doğru olduğuna inanmıyor ise -bütün devletin verileri elinde, öyle 2 kişiyi söylemek yetmez- “Bu sayı 76 değil, 12’dir.” diyebilmeliydi. Bunu diyemiyor ise Sayın Başbakan sadece orta sahada top çeviriyor demektir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ekşi.

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşmacı -az önce konuşan arkadaşımız- benim sözlerimi çarpıtarak Genel Kurula aktardı.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – O kadar eleştiri olur Sayın Başkanım.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bu nedir, bu kadar eleştiriye tahammülsüzlük!

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Ben, izin verirseniz, onu düzeltmek ihtiyacındayım.

BAŞKAN – Sayın Ekşi, Sayın Hamzaçebi olayı açıkladı. O arkadaşımız da Sayın Genel Başkanın konuşması şuydu dedi. Sizi tekzip eden veya size sataşan bir şey söylemedi.

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bendeniz ona dayanarak bir talepte bulunmadım. Bendeniz, Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili arkadaşımızın benim konuşmamı çarpıtarak huzurunuzda değerlendirme yaptığını ifade ediyorum. Ona dayanarak...

BAŞKAN – Buyurun efendim, iki dakika da size söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Saygıdeğer arkadaşlarım, bendeniz, Sayın Başbakanın ifade ettiği “76” rakamının tamamı gazetecidir, bunlar fikirlerinden dolayı içeri atılmış kişilerdir anlamında bir şey ifade etmedim, böyle bir şey söylemedim. Konuşmacı dostumuz ben sanki böyle bir temele, böyle bir anlayışa, böyle bir iddiaya sahipmişim gibi sizlere benim konuşmamla ilgili düşüncelerini aktardı.

Arkadaşlar gerçek şudur: Bendeniz bu hapiste bulunan gazeteciler meselesiyle 1997 yılından 2006 yılına kadar her yıl tek tek dosya özetlerini okuyarak rapor hazırlamış bir arkadaşınızım. Kaç gazeteci içeride, o yıllarla ilgili rakamları İnternet sitesinde bulabilirsiniz. Kaç kişi gazetecilikten, kaç kişi terör eylemlerinden içerideymiş, ona ilişkin kanaatlerimi de o vesileyle ifade ettim.

Benim böyle bir iddiam yok, zaten öyle de bir şey söylemedim. “Bir tek gazetecinin, bir tek fikir adamının, bir tek düşüncesini ifade eden insanın hapiste bulunması, yeterince demokratik sisteme sahip olduğumuz iddiasını lekeleyecek kadar ağırdır.” dedim. Bu sözümde ısrarlıyım. “Bunu ortadan kaldırmak sizin gücünüzün içinde.” dedim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yargıya müdahale mi edelim?

OSMAN OKTAY EKŞİ (Devamla) - Size, onunla ilgili çözümümü de âcizane arz ettim. Çok basit, yapabileceğiniz bir şey ama yapmaya niyetiniz olması lazım…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yani yargıya talimat mı verelim?

OSMAN OKTAY EKŞİ (Devamla) - …demokrasiyi içtenlikle istemeniz lazım, en az benim kadar demokrasiye inanmanız lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Senin kadar demokrasi karşıtı yok!

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine, 297 ve 394 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Grup önerisi kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İç Tüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan, Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 3 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bir ara verin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum efendim.

 

                                                       Kapanma Saati: 16.42


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

3’üncü sıraya alınan “Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 3 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu”nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 3 Millet-vekilinin; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1059, 1/689) (S. Sayısı: 393)  (x)

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 393 sıra sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen, gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Müslim Sarı, İstanbul Milletvekili.

Sayın Sarı, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı için Cumhuriyet Halk Partisi adına düşüncelerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanunun eleştirilecek -hem tasarının hem teklifin ikisi bir arada değerlendirildiğinde- çok boyutu var ama yirmi dakikalık süre içerisinde, mümkün olduğu kadar objektif bir biçimde ama kendi düşüncelerimizi ve eksik yanları da belirterek bir genel değerlendirme yapmak istiyorum.

En başta söyleyeceğim husus şudur: Bu kanun tasarısı ve teklifinin ciddiyeti konusunda birtakım problemli alanlar var, en basitinden, ciddiyetten uzak diyebiliriz. Gerçi, AKP hükûmetleri döneminde yapılan kanunların, çıkarılan kanunların, yasa yapma sürecinin ne kadar ciddiye alındığına ilişkin birtakım kaygılarımız vardı, bunun birçok örneğini gördük. Benzer bir şeyi bu kanun için de söylemek mümkündür.

                     

(x) 393 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bildiğiniz üzere, ilgili mevzuat çerçevesinde kanunlar gelirken gerek Plan ve Bütçe Komisyonuna ya da gerekse ilgili komisyona, bunların etki analizlerinin yapılması gerekir. Yani bu kanunla birlikte ne gibi bir vergi yükünden, ne gibi bir vergiden vazgeçilmektedir, ne kadar vergi kaybedilmektedir, ne kadar harcama yapılmaktadır, ne kadar vergi gelirinden vazgeçilmektedir? Bununla ilgili değerlendirmelerin orta ve uzun vadeli perspektif içinde yapılması gerekir. Bu kanuna ilişkin böyle bir değerlendirme yapılmamıştır. Çünkü bu kanun bir teşvik kanunudur bir boyutuyla ve teşvik kanunu olduğu için de ciddi anlamda vergi kazançlarından ya da vergi gelirlerinden vazgeçilmesini önermektedir.

Biz Sayın Bakana bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda sorduk. “Bir etki analiziniz var mı, bu kanunla ne kadarlık bir vergi alacağından vazgeçiyoruz?” diye sorduğumuzda, Sayın Bakan, bize, 2012 yılında vazgeçilen ÖTV’nin ve teşvik maliyetinin rakamlarını verdi. Sayın Bakanın verdiği rakamlara göre 2012 yılında -bu kanun uygulandığı için yani şimdi süresini uzattığımız için- 250 milyon, teşvik maliyeti olarak da 58 milyon yani 308 milyonluk bir vergiden vazgeçmiş oluyordu.

Şimdi, normalde etki analizleri orta ve uzun döneme özgü olarak yapılır, geleceğe dönük olarak yapılır. Bir kanun teklifi hazırlandığında ya da bir kanun tasarısı hazırlandığında, bunun toplam vergi üzerindeki etkisinin, toplam kamu bütçesi üzerindeki etkisinin ne olacağı titizlikli bir şekilde çalışılır ve önümüze konur. Orta ve uzun vadede milletvekilleri de bunun toplam kamu bütçesi üzerine yükünün ne olacağını bilirler ve buna göre karar verirler, olması gereken budur. Ancak burada bu gerçekleşmemiştir, üzülerek belirtelim.

İkincisi, bu kanun teklifinin ya da tasarısının samimiyetsiz olduğunu da söyleyebiliriz.

Şimdi, esasen bu kanun teklifinin 4’üncü maddesi çok kritiktir ve 4’üncü maddesinde aslında bir arz güvenliği sorunu çözülmeye çalışılmaktadır. Doğal gaz kullanımı kış aylarında artacağı için doğal gaz çevrim santrallerinde yani doğal gaz kullanarak elektrik üreten santrallerde bir doğal gaz problemi oluşmasın diye ikincil yakıtlar kullanılmaktadır ve bu ikincil yakıtlarda da ÖTV muafiyeti getirelim. anlayışıyla hazırlanmıştır. 4’üncü madde temelde bunu düzenlemektedir. Ancak maddenin gerekçesine baktığımız zaman bu samimiyetsizliği görürüz. Gerekçesinde aynen şunu söylemektedir: “İleride bu ÖTV muafiyeti olmazsa eğer tüketicilerin kullandıkları elektriğe zam gelmesi muhtemeldir. İşte, biz, bu zammı engellemek için ya da muhtemel ortaya çıkabilecek elektrik zamlarından kurtarabilmek için tüketicileri böyle bir kanun teklifi ya da böyle bir kanun tasarısı hazırlıyoruz.” diyor ki bu çok samimiyetsiz bir yaklaşım. Çünkü, biraz önce söyledim, esasen bu arz güvenliği meselesidir. Dolayısıyla, arz güvenliğiyle ilgili problemleri çözmesi gereken iktidardır. Bunu, bir elektrik faturasıyla tüketiciye hoş görünecek şekilde, muhtemel zamları engelliyormuş gibi bir görüntü altında gerekçelendirmesi de çok doğru değildir, samimiyetsizdir.

Birkaç tane gerekçem var bunun için. Örneğin, kanun kapsamındaki yap-işlet-devret projeleri için kullanılan, kullanılacak yani kanun kapsamındaki yap-işlet-devret projelerindeki kurulu güç yani ÖTV muafiyeti tanınacak olan kurulu güç bu çerçevedeki bütün kurulu gücün ancak yüzde 2,6’sını oluşturuyor. Yani doğal gaz ve ikincil yakıt kullanım santrallerinin kurulu gücü bugün Türkiye'de 56 bin megavat, kanun kapsamında 1.500 megavatlık bir alandan söz ediyoruz. Dolayısıyla aslında daha küçük bir alandan, çok daha küçük bir alandan söz ediyoruz ama bu çok daha küçük alandaki bir ÖTV düzenlemesinin elektrik faturaları üzerine yansımasından bahsetmek suretiyle tüketicilere ve vatandaşlara şirin gözükmeye çalışıyoruz. Bunun bu yasa çıkmasaydı eğer elektrik faturaları üzerinde ne kadar etkisinin olacağına ilişkin net bir çalışma olmamakla beraber, ilgili milletvekili arkadaşın hazırlamış olduğu bir rapordan ya da bir tablodan birkaç tane rakam söylemek istiyorum. “İlgili milletvekili arkadaşımız “Ocak ayında yani 2012 yılının ocak ayında çevrim santrallerinde ikincil yakıtlar kullanılarak üretilen elektriğin değeri 38,6 milyon, şubat ayında 84,8 milyon, mart ayında 5,2 milyon.” diyor ve bunları topluyor, diyor ki: “128 milyon liralık elektrik üretilmiştir bu çerçevede. Eğer bu ÖTV’siz üretilmiş olsaydı yani bu kanunun kapsamında muafiyet söz konusu olmuş olsaydı 28 milyon olacaktı yani 100 milyon liralık bir vergi gelirinden vazgeçmiş oluyor ve bu 100 milyon lira faturalara yansıyacaktı, şimdi yansımıyor.” Şimdi, bu devede kulak arkadaşlar.

Benim yaptığım araştırmalara göre, Türkiye’de 28-30 milyon civarında elektrik abonesi var. Ortalama elektrik faturasının 100 lira olduğunu düşünürsek aylık ortalama 3 milyar lira civarında elektrik faturası ödüyor vatandaş. Bu şekilde yapılan işlemden ÖTV alınmamış olsaydı yani ilgili kanun çerçevesinde yapılan işlemden ÖTV alınmamış olsaydı ortalama aylık 30 milyon lira elektrik faturalarına yansıyacaktı; bu, toplam elektrik faturalarının yüzde 1’i demek. Eğer biz elektrik faturalarını aşağıya çekmek istiyorsak, gerçekten elektrik faturalarında bir indirim yapmak istiyorsak ya da muhtemel artışları engellemek istiyorsak, yani vatandaşın elektrik faturasını aşağıya çekmek istiyorsak bakmak zorunda olduğumuz yerler başka alanlardır, buralar değil. Böyle komik gerekçeler üretmeyi ben çok anlamlı bulmuyorum.

Örneğin, elimde bir vatandaşın elektrik faturası var. Ankara’da mukim 3 kişilik bir ailenin elektrik faturası. Toplam tüketim 274 kilovat, 0,23’le çarpılmış, 64 lira. toplam tüketim bedeli 64 lira elektrik faturası gelmiş vatandaşa. Ama, nedense bu 64 liralık elektrik faturası faturanın sonuna doğru indiğimiz zaman 98 liraya çıkmış. “Peki, bu fark nereden?” diye baktığımız zaman, 10,27 kuruş dağıtım bedeli alınmış, 1 lira 8 kuruş personel satış hizmet bedeli alınmış, 0,42 kuruş sayaç okuma bedeli alınmış, iletişim sistem kullanım bedeli 2 lira 33 kuruş alınmış, enerji fonu 0,64 kuruş alınmış, TRT payı 1 lira 28 kuruş alınmış, elektrik tüketim vergisi 3 lira 21 kuruş alınmış, 15 lira da KDV alınmış, elektrik faturası birdenbire 98 liraya çıkmış. Yani, 64 liralık elektrik faturası 98 liraya çıkmış; yüzde 53, fatura yarısı kadar şişmiş.

Şimdi, biz eğer faturaları indirmek istiyorsak, böyle bir gerekçeyle bu düzenlemeyi yaptığımızı iddia ediyorsak ve bunu samimiyetsiz bir biçimde bu gerekçeye koyuyorsak… Gerçekten samimiysek ve gerçekten vatandaşın elektrik faturasını aşağı indirmek gibi bir talebimiz varsa o zaman nereye bakılması gerektiği bellidir. Dolayısıyla, buralara bakmak gerekir, gerçek fiyat şişimleri buralarda. Vatandaşın soyulduğu nokta, 64 liralık elektrik faturasını 100 lira olarak, 98 lira olarak ödediği yerler buralar. Dolayısıyla ben, buralara özgü birtakım düzenlemelerin yapılmasını daha samimi, daha gerçekçi bulurum. Yüzde 1’lik elektrik faturasında muhtemel artışları göz önünde bulundurarak bunu bir gerekçe olarak bu yasanın içine koymanın son derece samimiyetsiz olduğunu düşünüyorum.

Biraz önce belirttiğim gibi, mesele bir arz güvenliği meselesidir. Bunu çözmesi gereken Hükûmettir, on yıldır AKP Hükûmeti iş başındadır. Şimdi, şunu sormak gerekiyor: Türkiye’de kış aylarında doğal gaz talebi arttığında bu talebi karşılayacak doğal gaz depolama kapasitesini niye artırmıyorsunuz? On yıldır iktidardasınız, bu konuyla ilgili ne gibi gelişmeler var? Niçin bu sorunu çözemediniz?

Sayın Bakan Plan Bütçe Komisyonunda depolama kapasitesinin normal koşullarda toplam tüketimin yüzde 15’i kadar olması gerektiğini söylemektedir. “Türkiye’de kaç?” diye sorduğumuzda, Sayın Bakan gayet açık bir biçimde “Yirmide 1” olduğunu söyledi. Dolayısıyla, arz güvenliği meselesini çözmek zorunda olan bir Hükûmet bu konuda adım atmıyor, bunu çözmüyor ve arza ilişkin bir problem ortaya çıktığında bunu “ÖTV’den vazgeçelim, ikincil yakıtlar kullanalım.” diye çözmeye çalışıyor, bir vergi kaybı yaratıyor ve ondan sonra bu vergi kaybını da vatandaşa şirin gözükmek için “İşte biz bunu yapmasaydık elektrik faturalarınız artacaktı.” diyerek gizlemeye çalışıyor. Ben bunu Sayın Bakana yakıştıramadığımı, taslağı hazırlayan, teklifi hazırlayan arkadaşlara da yakıştıramadığımı söylemek istiyorum. Dolayısıyla, bir arz güvenliği sorunu vardır, problemi vardır, bu çok açık ve net.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, buradaki ikinci önemli husus, tabii ki enerjideki dışa olan bağımlılıktır ve özellikle doğal gazda dışa olan bağımlılıktır. Yine, bu konuyla ilgili düşüncelerimizi söylediğimizde Sayın Bakan “Var mı bir tavsiyeniz?” diyor. Bizim ne kadar tavsiyede bulunduğumuz… Sadece biz değil, ilgili sivil toplum kuruluşları, bu alanda bulunan meslek kuruluşları, diğer siyasal parti temsilcileri de gerekli düşüncelerini ve görüşlerini söylüyorlar, biz de her fırsatta söylüyoruz ama nedense, on yıllık Hükûmet döneminde bu konuda bir gelişme olmadığını görüyoruz.

Bakın, size birkaç tane rakam vereceğim: Türkiye’de toplam enerji tüketiminin doğal gaza olan bağımlılığı yüzde 33, doğal gazda dışa olan bağımlılığımız yüzde 98 ve özellikle iki ülkeye olan bağımlılığımız, yani Rusya bu 98’in 58’ini oluşturuyor, İran 18’ini, eşittir yüzde 76. Son derece riskli politik gelişmelerin olduğu bir coğrafyada bir devlet yönetmeye çalışıyoruz ve böyle bir coğrafyada, özellikle orta ve uzun vadede çatışma ihtimalimiz olan ya da uyguladığımız politikalar sebebiyle karşı karşıya kalma ihtimalimizin kuvvetle muhtemel olduğu iki devlete karşı doğal gazda bağımlılığımız çok yüksek. Dolayısıyla, dış politikaya ilişkin tercihler yapılırken ya da dış politika dizayn edilirken bu tür gerekçelerin mutlaka göz önünde bulundurulması gerekir.

Elektrik üretiminde doğal gaza bağımlılığımız yüzde 46, yani yüzde 98’le ithal doğal gaza bağlıyız, elektrik üretmek için de bunun yüzde 46’sını kullanıyoruz, yani biz, elektrik üretiminin yüzde 46’sını yüzde 98 dışarıya bağımlı olduğumuz bir kaynak üzerinden ya da bir unsur üzerinden gerçekleştiriyoruz. EPDK bunun farkına varmış olmalı ki 2023’e ilişkin yayınlamış olduğu strateji belgesinde şöyle bir şey diyor: “2023 yılında biz bu yüzde 46’yı yüzde 30’un altına indireceğiz.” Güzel… Güzel bir stratejik tercih, üçte 1’in altına indirmeyi düşünmüş ve bunu bir stratejik tercih olarak önüne koymuş. Ancak uygulamalara baktığımız zaman ya da bu konuyla ilgili gelişmelere baktığımız zaman bunun tam tersi yönde hareket ettiğimizi görüyoruz. Örnek vermek gerekirse: Lisans alıp da yatırımları süren yani doğal gaz çevrim santralleriyle elektrik üretebileceğimiz, lisans alıp yatırım süreci devam eden santrallerin muhtemel kurulu güç kapasitesi 17 bin megavat. Başvuru, inceleme ve değerlendirme aşamasında olan yap-işlet-devret projeleri ya da diğer şekillerdeki santrallerin muhtemel kurulu gücü 33 bin megavat. Bunlar şu anki kurulu gücümüz olan 56 bin megavatın yüzde 90’ını oluşturuyor yani mevcut olan durumun üzerine bir bu kadar daha neredeyse doğal gaz çevrim santralleriyle elektrik üretebileceğimiz santraller kuruyoruz. Dolayısıyla, bu açıdan baktığımız zaman meseleye, orta ve uzun vadede, bırakın bu yüzde 46’nın 30’lara indirilmesi, belki bu yüzde 46’nın da daha yukarılara çıkartılması riskiyle karşı karşıyayız.

EPDK koyduğu stratejik hedefler doğrultusunda hareket etmelidir, Hükûmet de bu stratejik hedeflere uygun bir enerji politikası geliştirmek zorundadır. Eğer bu gerçek olursa, yani söz konusu olan bu megavatlar, 50 bin megavata yakın doğal gazla elektrik üretimi işi gerçek olursa bizim ek 70 milyar metreküp doğal gaza ihtiyacımız var. İçinden geçtiğimiz politik gelişmeleri, Orta Doğu’nun içinden geçtiği politik gelişmeleri, dünyanın içinden geçtiği konjonktürü göz önünde bulundurduğumuzda, ihtiyaç duyduğumuz bu 70 milyar metreküp doğal gazın ne şekilde, nereden, hangi yollarla ve nasıl sağlanacağı açıklanmaya muhtaçtır. Dolayısıyla, bir enerji politikası güdüyorsak, dışa olan bağımlılığın azaltılmasını merkezine alan bir enerji politikamız varsa, böyle strateji belgelerimiz varsa bu konuların çok ince ince çalışılmaya gereksinimi var diye düşünüyorum. Umarım, Sayın Bakanım bu konuyla ilgili birtakım değerlendirmelerle bizi aydınlatma fırsatı bulur.

Teklif 6 tane maddeden oluşuyor, bunların birkaç tanesi son derece önemli, yürütme ve şey maddelerini saymazsak. İlgili maddelerde arkadaşlarım bu konuyla ilgili düşüncelerini gündeme getirecekler, değerlendirmelerde bulunacaklar ama ben birkaç tane maddeyle ilgili, geneli üzerinde konuşurken de bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Şimdi, yasanın 1’inci maddesi üretim ve perakende faaliyetlerinin ayrı şirketler hâlinde yapılması ve ayrıştırılması gerektiğini hükmediyor. Aslında bu hüküm, eski bir hüküm. Onun süresi 1 Ocak 2013’te doluyordu, bu yasayla bu süre uzatılıyor, bu yasal düzenlemeyle teklifle ya da tasarıyla uzatılıyor. Şimdi, şunu sormak gerekir: 1 Ocak 2013’te bu ayrışma işleminin yapılacağı, yapılması gerektiği kanunun amir hükmüne şamil olmakla beraber niçin yapılamamıştır? Bunu sormak lazım, aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, dört ya da beş yıl bu ayrıştırma işlemleri niçin tamamlanmamıştır? Dolayısıyla bu ayrıştırma işlemlerinde kurumlar vergisi ve diğer vergilerde muafiyet getiriliyor ilgili yasada, Plan Bütçe Komisyonunda bununla ilgili biz birtakım değerlendirmelerde bulunduk, kayıtlı değer esasının burada tıpkı kurumlar vergisinin ilgili yasa hükmünde olduğu gibi olması gerektiğini söyledik. Bununla ilgili düzenlemeyi de komisyon üyeleri marifetiyle de Sayın Bakanın da katılmasıyla yasaya ekletme fırsatı bulduk, doğru bir iş yaptık, bu konuda Sayın Bakana da teşekkür etmek istiyorum.

Yasanın 2’nci maddesi son derece önemli, çok tartışmalı, sosyal boyutu olan bir alan aynı zamanda, bölgesel tarife ve ulusal tarife meselesi. Şimdi, aslolan şey aslında bölgesel tarifedir yani piyasa mekanizması içerisinde hangi bölge elektriği ne kadar kullanıyorsa, kayıp kaçak oranı ne kadarsa o bölgedeki vatandaşın faturasının içine bunun giydirilmesidir. Örneğin X ilindeki kayıp kaçağın maliyetinin Y ilindeki bir vatandaşa ödettirilmesi piyasa mekanizması içinde doğru değildir. Doğrusu aslolan bu kayıp kaçağın bir an önce önlenerek ulusal tarife sisteminden bölgesel tarife sistemine geçmektir. Bakanlığın da ben aynı fikirde olduğunu biliyorum ama konuyla ilgili maalesef istenilen hızda ve istenilen süreçte mesafe kat edilemediğini görüyoruz. O yüzden bu yasa hükmü 2015’e uzatılmaya çalışılıyor, Bakanlar Kuruluna da beş yıllık bir yetki veriliyor. Bu yetkiden de anlıyoruz ki bu 2015’de de tamamlanamayabilir. Dolayısıyla ben bakanlığın bir an önce bu konuyu çözmesi gerektiğini, bu konuya el atması gerektiğini düşünüyorum ve faturasını ödeyemeyecek vatandaşların  -ki Doğu’da ve Güneydoğu’da bu konuyla ilgili çok ciddi sıkıntılar olduğunu biliyoruz- sosyal devlet anlayışı çerçevesi içinde belirli bir miktar elektrik tüketiminin, belirli bir kilovat –bunun parametreleri tartışılabilir- sübvanse edilmesi ya da devlet tarafından karşılanmasının ben kayıp kaçakla mücadele etmede  önemli bir kazanım hâline dönüşebileceğini düşünüyorum. Bunun maliyeti, bütçe üzerindeki yükü, ötesi gerisi tartışılabilir, bu konuyla ilgili ayrıntıları tartışabiliriz ama tıpkı suda olduğu gibi –bazı belediyeler bunu uyguluyor biliyorsunuz- ya da fiyat ayrıştırarak, belirli bir metreküp ya da belirli bir kilovata kadar olan kısımda fiyat ayrıştırma yoluna giderek dar gelirli olan vatandaşların, elektrik faturasının asgarisini dahi ödeyemeyecek durumda olan, asgari ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak durumda olan vatandaşların elektrik faturalarının sosyal devlet anlayışının doğrudan bir uzantısı olarak doğrudan doğruya devlet tarafından karşılanması gerektiğini öneriyorum, bunu bir geçiş aşaması olarak öneriyorum. Kayıp kaçağa ilişkin düzenlemeler gelene kadar, bu konuyla ilgili sistem oturana kadar ve piyasa kurulana kadar doğru bir uygulama olduğunu düşünüyorum.

Dediğim gibi, ayrıntılara çok fazla da girmeyeceğim, arkadaşlarım da bu konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunacaklar.

Ben bu vesileyle yasanın, teklifin ve tasarının hayırlı olmasını temenni ediyorum. Değerlen-dirmelerimiz ışığında AK PARTİ’li milletvekillerinin de bu çerçevede birtakım değerlendirmeler yapacağını umuyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sarı.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erkan Akçay, Manisa Milletvekili.

Sayın Akçay, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 393 sayılı Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Partim ve şahsım adına, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetleri elektrik enerjisinde arz açığını gidermeye ve arz güvenliğini sağlamaya yönelik gerekli tedbirleri almamıştır. AKP hükûmetleri döneminde, toplam kamu yatırımları içinde enerji yatırımlarının oranı sürekli azalmıştır. 2002 yılında toplam kamu yatırımları içindeki enerji yatırımlarının oranı yüzde 20,8 olarak gerçekleşirken bu oran 2012 yılında yüzde 5,8’e kadar düşmüştür. Yüzde 20,8 neresi, yüzde 5,8 neresi! Hani diyorsunuz ya: “Nereden nereye!”

Elektrik enerjisinde arz açığının ortadan kaldırılması ve arz güvenliğinin sağlanması yapılan teşviklerle özel sektörden beklenmektedir. Ülkemizde enerji talebinin yerli üretimle karşılanma oranı gittikçe azalmaktadır. 1990’da yüzde 48 olan talebin yerli üretimle karşılanma oranı 2009 yılında yüzde 29,5’a, 2010 yılında yüzde 28,5’a, 2011 yılında ise yüzde 27,6’ya düşmüştür. Yerli kaynak kullanımında sürekli bir düşüş vardır. Mevcut politikaların sürdürülmesi hâlinde enerjide dışa bağımlılığın daha da artması kaçınılmazdır. Türkiye’nin birincil enerji tüketiminin yüzde 87’sini karşılayan doğal gazın yüzde 98’i, petrolün yüzde 91’i, taş kömürünün yüzde 90’ı ithal edilmektedir. 2012 yılı Ocak-Kasım dönemindeki 216 milyar dolarlık ithalatımızın yüzde 25’i yani 55 milyar doları enerji ithalatına aittir. 2012 yılında üretilen 239 milyar kilovatsaat elektriğin yüzde 44’ü doğal gazdan, yüzde 27’si ithal kömüründen, yüzde 24’ü baraj ve akarsulardan, yüzde 2,4’ü rüzgârdan, binde 4’ü jeotermalden, yüzde 2,6’sı diğer termik santrallerden üretilmiştir.

2004-2011 yılları arasındaki elektrik üretimimiz yüzde 62 artarken aynı dönemde elektrik ithalatımız 10 kattan fazla artmıştır. Üretim yüzde 62 artıyor, ithalat 10 kattan fazla artıyor. 2011 yılında 4.550 gigavatsaat elektrik ithal edilerek 86,5 milyon dolar ödenmiştir. 2012 Ocak-Kasım döneminde yani on bir aylık dönemde elektrik ithalatı için 217 milyon dolar ödenmiştir. 2011 yılında 86,5 milyon dolar, 2012’nin on bir aylık döneminde 217 milyon dolar… Dolayısıyla ya 2012 yılı Kasım ayında çok yüksek miktarlarda elektrik ithal edilmiştir -ki öyle görünmüyor; 2011’de 4.555 gigavat, 2012’nin ilk dokuz ayında sadece 4.486 gigavat- ya da ithal elektriğin birim maliyetinde aşırı bir yükselme olmuştur. Sayın Bakanın bu konuyu açıklığa kavuşturmasında fayda görüyorum.

2012 yılının ilk ayında Yunanistan’a 23 milyon dolarlık elektrik satılırken 50 milyon dolarlık da elektrik ithal edilmiştir. Şimdi sormak istiyorum: Yunanistan ile yapılan elektrik enerjisi ticaretinde birim fiyatlar nedir? Biz Yunanistan’a elektriği kaça satıyoruz, Yunanistan’dan kaça satın alıyoruz? Elbette bu ticari anlaşmalar nedeniyle bu fiyatlar anlaşılır sebeple gizli tutuluyor; ancak, biz buradan kârımız mı var, zararımız mı var, bunu da bilmek istiyoruz.

Sayın Bakan Komisyon görüşmeleri sırasında “Şu an vatandaşa 35 kuruştan elektrik satıyoruz.” demiştir. 2010 yılında 181 milyon dolarlık elektrik ihracatı, 20 milyon dolarlık elektrik ithalatı yapılmıştır. 2012 yılının ilk on ayında ise 190 milyon dolarlık ihracat, 217 milyon dolarlık da ithalat yapılmıştır. 2013 yılı için, kurulu güç hedefinde yüzde 2,75’lik bir artış öngörülürken, talep artış tahmini de ortalama yüzde 6,5 olarak öngörülmektedir, minimum 5,5, maksimum 7,4. Dolayısıyla, 2013 yılında elektrikte dışarı bağımlılığın daha da artması kaçınılmaz görünüyor. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için enerji tasarrufunun yanında, yerli ve yenilenebilir enerji potansiyellerinin de harekete geçirilmesi, bir an evvel uygulamaların başlaması gerekir.

Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi’nin raporlarına göre, Türkiye öz kaynaklarını harekete geçirdiğinde 150 milyar kilovat saat elektrik üretebileceği ifade edilebiliyor. 2012 yılı tüketiminin 239 milyar kilovatsaat olduğunu düşündüğümüzde, 500 milyar kilovatsaatten daha fazla ihracat yapabilme kapasitesine sahip olduğumuz anlaşılıyor. Ancak Hükûmet tarafından, Türkiye’nin bu potansiyeli maalesef kullanılamamaktadır, enerji açığını kapatmak için ithal kaynaklara başvurulmaktadır. Mevcut kurulu gücün yüzde 18’i düzeyinde taş kömürü santrallerine lisans verilmiştir. Lisans aşamasındakilerle beraber, kurulu gücün yüzde 41’i oranında yeni ithal kömür santrali kurulacaktır ki bu da kömür ithalatını da artıracaktır. 2009 yılındaki Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi’nde, elektrik üretiminde doğal gazın payının yüzde 30’un altına çekileceği ifade edilmiştir. Ancak 2012 yılında üretilen elektriğin yüzde 44’ü doğal gazdan üretilirken mevcut kurulu gücün yüzde 28’i oranında yeni doğal gaz santral lisansı verilmiştir. Başvuru inceleme değerlendirme aşamasındaki santrallerle birlikte, mevcut kurulu gücün yüzde 88’i oranında ilave doğal gaz santrali kurulabilecektir. Bunun sonucunda, Türkiye’nin doğal gazda dışa bağımlılığı da daha da artacaktır. Yani Hükûmetin hedefinin tam aksi neticelere gidildiği ortaya çıkıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatandaşlarımız tükettikleri enerjinin karşılığında, zulüm derecesine varan, haksız tarife bedelleri ödemektedir. 2010 yılında, elektrikte kayıp kaçak oranı yüzde 14,7 iken 2011’de yüzde 16’ya çıkmıştır ve yüzde 16 oranındaki kayıp kaçak ve yüzde 2 oranındaki iletim kaybının bedeli vatandaşa yüklenmektedir. Kaldı ki iletim kaybı yüzde 2 mi, yüzde 7’ye varan oranlarda mı o da belli değil. Soru önergesi veriyoruz, yüzde 1,99 iletim kaybı bilgisi veriliyor; ancak, Sayın Bakanın komisyondaki konuşmalarına bakıyoruz “İletim kayıpları yüzde 7’lere kadar çıkan yerler vardır.” diyor. Yani bazı bölgelerde, yerlerde, iletim kayıpları yüzde 7’ye varıyor. Yüzde 4’lerden başlayıp yüzde 7’lere kadar kaçak oranlarını yani yüzde 2,5’lara kadar indirmiş bölgeler vardır; bu demektir ki, iletim kaybı yüzde 2’nin çok üstündedir. Türkiye ortalamasında -eğer Sayın Bakanın verdiği her iki cevabın ortalamasını alacak olursak- en az yüzde 4 civarında iletim kaybı çıkmaktadır. Yani yüzde 16 kayıp, kaçak artı yüzde 3-4 civarında da iletim kaybı.

Şu anda bir elektrik faturasında yüzde 2 TRT payı, yüzde 1 enerji fonu payı, yüzde 5 belediye tüketim vergisi, yüzde 15 kayıp kaçak bedeli, sayaç okuma bedeli ve perakende satış hizmet bedeli alınmaktadır. Bir de bunların üzerinden katma değer vergisi alınmaktadır. Bu yükler vatandaşı ezdiği gibi üretim maliyetlerini de gereksiz bir şekilde artırmaktadır. Ayrıca -biraz önce de söyledik- enerji tüketimimizin zaten çok önemli bir kısmı ithalata dayanıyor ve bu nedenle ülkemizdeki enerji fiyatlarının da dünya piyasalarındaki enerji fiyatlarına göre ayarlanıp belirlenmesi gerekmektedir. Ancak dünya enerji piyasalarında doğal gaz, elektrik, petrol fiyatları düşerken 2011 yılı Ekim ayından günümüze kadar elektriğe yüzde 34, doğal gaza yüzde 40’ları aşan nispette zam yapılmıştır. Özelleştirme stratejisinin uygulanmaya başlandığı Aralık 2007’den Aralık 2011’e kadar olan dönemde, dağıtım hizmet bedelinde yüzde 142, perakende hizmet bedelinde yüzde 155, kamunun elindeki iletim hizmet bedelinde yüzde 124 oranında zam yapılmıştır. Yine aynı dönemde, tek zamanlı mesken abonelerinde yüzde 91, tarımsal sulama ve alçak gerilim sanayi abonelerinde yaklaşık yüzde 85 artış yapılmıştır. 2010 yılında enflasyon yüzde 6,4 iken 2011 yılında elektrik bağlantı bedeli yüzde 68 oranında artırılmıştır. Elektrik kesme bağlama bedeli enflasyonun yaklaşık 10 katı artırılarak tüketicilerin üzerinden dağıtım şirketlerinin kasasına fazladan yaklaşık 55 milyon Türk lirası aktarılmıştır. Sayın Bakan bu artışı güncelleme olarak değerlendirmektedir; 2011 yılında, enflasyonun yaklaşık 10 katı üzerindeki artış nedeniyle tüketicilerden yapılan fazladan tahsilatla ilgili bilgilerin ellerinde olmadığını ifade etmektedir. Siz piyasayı nasıl takip ediyorsunuz, nasıl denetliyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, bunlar güncelleme değil, düpedüz, âdeta vatandaşın soyulmasıdır. 2011 yılında Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından sayaç sökme takma bedeli 2011 yılına göre 3 kat artırılarak tahsil edilmiştir. Dağıtım şirketleri sayaç sökme ve takma bedellerini âdeta bir yaptırım vasıtası gibi kullanmış, aboneler sayacının değişimine rıza göstermek zorunda bırakılmışlardır. Elektrik dağıtım şirketlerince 2011 yılı ve 2012 yılı Mayıs ayı itibarıyla sökülen toplam sayaç sayısı 2 milyon 317 bin adettir. Gerçekten, bu kadar, 2 milyon 317 bin sayaç sökümüne gerek var mıdır, tartışılır. Bu sayaçların yerine yeni sayaçların takılma bedeli olarak elektrik abonelerinden 102 milyon lira tahsil edilmiştir.

Elektrik Piyasası Kanunu’nda yer alan teşviklerle ilgili geçerlilik süresi bu teklifle tekrar uzatılmaktadır. Teşviklerin süresini uzatma yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilmesi, teşviklerle ilgili uzatma tarihlerinin hükûmet tarafından gerçekçi verilere dayanarak belirlenmediğini göstermektedir.

Bu teklif, bütün teşviklere rağmen özel sektör tarafından elektrik enerjisi arz açığının giderilemediğini ve arz güvenliğinin sağlanamadığını göstermektedir. Bundan sonra da sağlanamayacağı kuşkusunun Hükûmette devam ettiğini anlıyoruz. Bu yüzden, Hükûmet, nereden, maliyeti ne olursa olsun elektrik enerjisini temin etmeye yönelik bir yaklaşım içerisindedir. Gerekli yatırımların zamanında yapılmaması ve özel sektör yatırımlarının da yetersiz kalması sonucunda kamu elektrik enerjisi arz sıkıntısında piyasa koşullarına teslim olmak zorunda kalmıştır. Uygulamaya konulan maliyete dayalı fiyat eşitleme mekanizması ve ulusal tarife uygulamasıyla vatandaşlar piyasa mekanizmasının işleyişine, kâr güdüsüne ve haksız bedeller ödemeye mahkûm edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5784 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesiyle, elektrik dağıtım şirketlerinin 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren üretim ve perakende satış faaliyetlerini ayrı tüzel kişilikler hâlinde yürütmeleri zorunlu hâle getirilmiştir. Teklifin 1’inci maddesiyle, dağıtım şirketlerince başlanan ayrıştırma işlemlerinden vergi alınmaması amaçlanmaktadır. Bu konuda kurumlar vergisinin 19 ve 20’nci maddeleri, damga vergisinin 2 sayılı tablosunun 4 no.lu başlığındaki ifadeler ve Harçlar Kanunu’nun 123’üncü maddesinde bölünme ve ayrıştırma işlemlerinin vergi ve harçlardan müstesna tutulduğunu belirtmektedir. Ancak bu düzenlemede anlaşılır sebeplerle “Bu Elektrik Piyasası Kanunu’na dayanarak yapılacak ayrıştırma işlemlerinin kayıtlı bedeller üzerinden yapılması hâlinde...” diyerek istisnayı daha belirgin hâle getirmektedir.

Teklifin 2’nci maddesiyle, süresi 2012 yılında sona eren elektrik fiyatlarındaki çapraz sübvansiyonlu ulusal tarifenin 2015 yılına kadar uygulanmaya devam edilmesi düzenlenmektedir, yani süre üç yıl daha uzatılmaktadır. Yalnız süre uzatılmasıyla yetinilmemekte, bir de bu kanundaki sürenin beş yıl daha uzatılabilmesi için Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, aslında bu durum bir itiraftır. Bu, neyin itirafıdır? Bu düzenleme öngörüsüzlüğün itirafıdır, hedeflere ulaşamamanın ve enerji politikasını iyi yönetememenin bir sonucu ve itirafıdır. Siz, 2008’de bir düzenleme yapıyorsunuz “Ulusal tarife modelini 2012’ye kadar uygulayacağım.” diyorsunuz, aradan dört yıl geçiyor, dediklerinizi yapamıyorsunuz. Sonra süreyi üç yıl daha uzatıyorsunuz, bir de bunun üstüne Bakanlar Kuruluna beş yıl daha uzatma yetkisi veriyorsunuz ve bu sürenin toplamı on iki yıl ediyor arkadaşlar ve bu on iki yıldan sonra da tamamlanıp tamamlanmayacağı hâlâ belli değil. Siz bir işi on iki yılda beceremiyorsanız Hükûmette ne işiniz var diye sormaktan kendimi alıkoyamıyorum.

Ulusal tarife modeline göre EPDK, Türkiye genelinde uygulanmak üzere her bir abone grubu için tek bir tarife belirlemektedir. Fiyat eşitleme sistemine göre kâr eden elektrik dağıtım şirketleri zarar eden dağıtım şirketlerine nakit para desteği vermektedir ve bu sübvansiyon, kayıp kaçak oranı ve işletme masrafları düşük bölgelerden yüksek olanlara doğru yapılmaktadır. Yani vatandaşlarımızın anlamasında çok güçlük çekeceği bu fiyat eşitleme ve ulusal tarife mekanizmasını burada, kürsüden anlatmayı yararsız görüyorum. İşin özü, kayıp kaçak elektrik kullanmadığı hâlde vatandaşlarımızın bir kısmı bu kayıp kaçak bedellerini üstlenmektedir. Bu haksızlıktır, buna da vatandaşlarımız itiraz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, 2010 yılı dağıtım kayıp kaçak miktarı yaklaşık 25 milyon megavat iken 2011 yılında 28 milyon megavatsaattir. Enerji Bakanlığı tarafından 2011 yılında kayıp kaçak miktarı 23 milyon megavatsaat olarak tahmin edilmiş ve bu, elektrik faturalarına yansıtılarak 2011 yılında kayıp kaçak bedeli olarak elektrik abonelerinden fazladan 3,3 milyar lira tahsil edilmiştir. 2011 yılında kayıp kaçak miktarı 28 milyon megavatsaat olarak gerçekleşince bu aradaki 5 milyon megavatsaat farkını acaba ne yaptınız? 2012 yılında bunlar tahsil edildi mi? Bunları da merak ediyoruz.

Ayrıca, Sakarya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi bir tüketicinin kayıp kaçak ve sayaç okuma bedeline itiraz etmesi üzerine “Enerjiyi abone olmadan ve dolayısıyla hiçbir ücret ödemeden kullanan kişilerin bulunup enerji bedelinin o kişilerden tahsil edilmesi esas olmalıdır.” yönünde karar vermiştir. Yine aynı kararda, kaçak elektrik kullanım bedelinin tüketicilerden tahsil edilemeyeceğine ve daha önce alınan kayıp kaçak ve sayaç okuma bedellerinin mahkemeye başvurarak aboneye geri dönük olarak hesaplanarak yasal faiziyle birlikte tüketiciye iade edilmesine karar vermiştir.

Değerli milletvekilleri, süremin sona ermesi nedeniyle sözlerime burada son veriyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Üçüncü konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

Sayın Baluken, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda  Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, elektrik üretimi ve buna ilişkin politikalarla ilgili görüşlerimizi belirtmeden önce özellikle küresel, bölgesel ve ülkesel bazdaki genel enerji politikalarına dair birkaç hususu burada sizlerle birlikte paylaşmak istiyorum.

Enerji politikaları, özellikle küresel anlamda, gelişen teknolojiyle beraber aslında bütün ülkelerin iç ve dış politikalarını tamamen yönlendiren bir aşamaya gelmiş bulunmakta. Teknolojinin gelmiş olduğu düzey enerji ihtiyacını artırmakta, bu enerji ihtiyacının temini konusunda ülkelerin içine girdiği arayış küresel ve bölgesel anlamdaki denklemlerin tekrar gözden geçirilmesi ve politikaların buna göre şekillendirilmesini gündeme getirmektedir. Özellikle, bu enerji ihtiyacına binaen değiştirilen küresel politikalar sayesindedir ki Afrika kıtası yeniden keşfedilmekte, Orta Doğu’da ve Asya’da yeniden fillerin çimlere bastığı bir dönemi yaşamaktayız.

Diğer taraftan, yine, teknolojik araştırmalarla ilgili birtakım çalışmalar küresel güç dengesi içerisinde hayata geçirilmeye çalışılmakta, özellikle Avrupa Birliği gibi bazı ülkelerde de çöplüklerde bulunan bazı maddelerden yeni enerjilerin keşfiyle ilgili çalışmaları burada hatırlatmakta fayda var. Burada özellikle bu politikaların en fazla yoğunlaştığı yer olan Kafkaslar ve Orta Doğu bölgesindeki coğrafik ve insani açıdan yaşanan mağduriyetlerin de ne kadar bu küresel enerji politikalarının gözü kara bir şekilde sürdürüldüğünü göstermesi açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Orta Doğu ve Balkanları içerecek şekilde bir taraftan bir araya gelen küresel hegemonik güçlerin ve bunların bölgesel iş birlikçilerinin devreye soktuğu Nabucco Projesi, diğer tarafta farklı bir blok çerçevesinde yürütülen Mavi Akım Projesi’nin aslında var olan enerji politikalarıyla ilgili durumu bugün yönlendirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. İçinde bulunduğumuz coğrafyadaki yaşanan bütün bu süreçlerin de, biz, enerjiyle ilgili bu politikalardan ve bu savaşlardan bağımsız olmadığını düşünüyoruz. Bugün enerji ve doğal gaz için var olan bu küresel denklemlerin değişkenliği ya da politikaların değişkenliği olasıdır ki kısa bir süre sonra rüzgâr için, su için, elektrik için yine hegemonyanın tahakkümünü gündemleştirecek şekilde gündelik hayatımızı etkilemesin.

Değerli milletvekilleri, özellikle enerji kaynaklarına sahip olmak artık bir küresel politika meselesi hâline gelmiştir. Bugün Orta Doğu’da yoğunlaşmakta olan bu denklemlerin yeniden dizayn edilmesi sürecinde, bizler, ne iç politikamızda ne de dış politikamızda enerjiyle ilgili yaşanan bu süreçleri hiçbir şekilde göz önünde bulundurmuyoruz. Bakın, burada Türkiye halkının yüzde 90’ını temsil eden Parlamentoda bile sadece bu küresel ya da bölgesel enerji savaşları ya da oluşturulmaya çalışılan yeni denklemler üzerinde, buna özgün oturumlar planlayıp buna özgün tartışmalar neticesinde yeni politikaların arayışı içerisinde, maalesef, bugüne kadar bulunmadık. Burada, tabii Hükûmetin mevcut duyarsızlığını da hemen belirtmemiz gerekiyor. Aslında, Orta Doğu’ya yaklaşırken, Hükûmetin genel olarak milliyetçi ve bir nebze de mezhepçi dış politika belirlemesi, çevremizde gelişen bu denklemler konusunda bugün ülkeyi de son derece dezavantajlı duruma getirmiştir. Bugün, enerjiyle ilgili en fazla ilişkide olduğumuz İran’la ilgili ya da Rusya’yla ilgili gelmiş olduğumuz düzey, maalesef, her an tetiklenebilecek bir savaşın tehlike çanlarını bizlere duyurmaktadır.

Yine, bu milliyetçilik ve mezhepçilik üzerinden Orta Doğu politikasına yaklaşımımız, bölgesel denklemlere yaklaşımımız, özellikle Federal Kürdistan Bölgesi’yle ilgili uzun yıllar çok ciddi birtakım yanlışlara girmemize ve oradan gelebilecek kaynakların bugüne kadar heba edilmesine sebep oldu. Son birkaç yıl içerisinde bu yanlıştan dönülmesi, Federal Kürdistan Bölgesi’yle ticari ilişkilerin geliştirilmeye başlanması ve bu doğrultuda da Hükûmetin de artık bir övünç kaynağı şeklinde sunma durumunda olduğu yeni ticaret hacimlerinin, biz, özellikle önümüzdeki dönemdeki enerji politikalarında yön belirleyecek bir husus olduğunu buradan belirtmek istiyoruz. Tabii, Federal Kürdistan Bölgesi’yle ilgili yaklaşım, aslında şu anda da mevcut Orta Doğu politikasında Kürt politikasıyla ilgili ya da kendi içimizde yaşadığımız Kürt sorunuyla ilgili ülke çıkarının nereden geçtiğiyle ilgili bizce net bir tabloyu ortaya koyuyor. Özellikle 2013 yılının başından beri son birkaç haftada şekillenen tartışmaların, dileriz ki, Hükûmet nezdinde böylesi güçlü stratejilerin tekrar değerlendirilerek yeni politikalar belirlemesi şeklinde kamuoyuna yansıtıldığı bir dönemi yaşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; özellikle, Türkiye'nin ülke içi enerji politikalarına değinmeden önce enerji ihtiyacı ve bu ihtiyacın maliyetinin kimin sırtından karşılandığını burada tekrar sizlerle birlikte paylaşmanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Bugün, Türkiye enerji maliyetleri açısından son derece vahim bir tabloyla karşı karşıya. Aslında, mevcut potansiyelleri enerjiyle ilgili bütün ihtiyaçları karşılayabilen bir ülke pozisyonu olmasına rağmen maalesef, mevcut enerji maliyetleri Türkiye'nin Aşil tendonu olma özelliğini korumaktadır. Yıllık faturanın 50 milyar dolar civarında olduğu ve özellikle Türkiye'deki kırılgan iktisadi yapının da göz önünde bulundurulduğunu eğer tekrar hatırlatacak olursak, bununla ilgili, ülke içerisinde yeni enerji kaynaklarıyla ilgili araştırmaların ya da Bakanlığın bu yöndeki çalışmalarının ne kadar önemli olabileceği hususunu belirtmiş olabileceğimiz kanısındayız.

Bu kadar ciddi bir maliyet ortadayken AKP Hükûmeti bugüne kadar, daha çok bu maliyeti halkın sırtına yükleme yolunu tercih etti. Her yıl neredeyse artık geleneksel hâle gelen yılbaşı gecelerinde doğal gaza ve elektriğe yapılan zamlar, aslında bu konuyla ilgili Hükûmetin içine girmiş olduğu çaresiz bir tekrarı da dışa vuruyor. Bugün elektrik, doğal gaz ve benzinle ilgili yaşanan zamlar vatandaşın, halkımızın elini yakacak bir seviyeye gelmiş bulunmakta ve bu konuyla ilgili de maalesef bu süreçlerin hiçbir tanesi devletin enerji gideriyle ilgili herhangi bir süreci de karşılayamayacak bir durumdadır.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin enerji politikalarına baktığımız zaman özellikle önümüze iki parametre çıkıyor. Yani var olan politikaların içerideki enerji üretimiyle ilgili yetersizliklerin bir diğer ayağı da halka yansıtılan zamların ötesinde halkın önüne çıkarılan ekolojik yıkım ve yine halkın sömürülmesini esas alan özelleştirmeyle ilgili süreçlerin olduğunu belirtmemiz gerekiyor.

Türkiye’nin kaynaklarıyla ilgili burada detay vermeye gerek yok. Ancak özellikle AKP Hükûmeti döneminde yaşanan bu enerji politikalarının yanlış belirlenmesiyle ilgili sadece bir hususa dikkat çekmek istiyorum: AKP döneminde 2007 ile 2011 yılı arasındaki elektrik zam oranı, yani dört yıldaki elektrik zam oranı yüzde 88 oranında gerçekleşmiştir. Yani bu tablonun bile enerjiyle ilgili mevcut politikaları gözden geçirmemiz gerektiğini gözler önüne serdiğini düşünüyoruz.

Yine aynı şekilde, yapılan bir hane halkı araştırmasına göre bir ailenin aylık elektrik tüketimi, verili bir fatura için 2007 yılında 36 TL iken 2009 yılında bu fatura 62 TL’ye yükselmiştir. Dolayısıyla burada enerji, ekonomiyle ilgili genel politikaları biz hem küresel ölçekte hem de ülke içinde ele aldığımız şekliyle mutlaka tekrar gözden geçirmeliyiz.

AKP’nin bu elektrikle ilgili, enerjiyle ilgili politikalarına değinmişken, tabii demin oturumda da tartışma konusu oldu. Özellikle var olan bazı yaklaşımlarla ilgili kaçak elektrik kullanımının bir ayrımcılık sebebi olacak şekilde bir kampanyaya çevrilmesiyle ilgili sürecin yanlışlığına da burada dikkat çekmek istiyorum. Özellikle Kürt halkının yoğun yaşadığı bölgede kaçak elektriğin fazla kullanıldığıyla ilgili gerek kabine üyelerinin, ilgili bakanların yapmış olduğu açıklamalar gerekse, bu doğrultuda medyada yer alan haberlerin son derece yanıltıcı, ayrıştıran ve ötekileştiren bir yaklaşım olduğunu belirtmek istiyorum. Aslında suçlamaya çalıştığınız halkın yaşadığı bölgede Türkiye’deki elektrik üretiminin büyük bir kısmının yapıldığını sizler de biliyorsunuz. Bugün Keban Barajı, Karakaya Barajı ve Atatürk Barajı’nın Türkiye’deki mevcut elektrik üretiminin büyük bir çoğunluğunu sağladığını buradaki bütün milletvekilleri biliyorlar.

Yine bu barajlara aktarılan kaynakların bugüne kadar Hükûmet tarafından 19 milyar dolar şeklinde kamuoyuna yansıtıldığını dikkate alırsak, buradan, bu 3 barajdan elde edilen gelirin de 24 milyar doları geçtiği hususunu göz önünde bulundurursak, bu ayrıştıran, ötekileştiren yaklaşımın ne kadar haksız olduğunu da herhâlde açıkça ortaya koymuş oluruz diye düşünüyoruz. Bir tarafta o bölgede var olan onlarca barajdan siz ülkenin elektrik ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayacaksınız, diğer taraftan Diyarbakır, Şırnak, Urfa, Bingöl, Batman başta olmak üzere bölge illerinin tamamında yaşamı çekilmez kılan elektrik kesintileri yaşanacak, bunlara karşı duyarsız kalacaksınız ama öbür taraftan da neredeyse bir kampanyaya çevirecek şekilde oradaki halkı suçlayacak bir dil ve üslup kullanacaksınız, bunun yanlış olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Buradaki kaçaklarla ilgili söyleyebileceğimiz şey -Bakan Bey de buradadır, belki bir açıklama yapar- özellikle bölgedeki nakil araçlarının, elektrik naklini yapan bütün tesisatın eski olduğu hususunu göz önünde bulundurmamız lazım.

Yine, diğer taraftan, özellikle sanayinin yoğun olduğu bölgelerde, Marmara Bölgesi’nde örneğin birkaç fabrikaya aktarılan elektrik miktarının bile aslında bu suçlanmaya çalışılan illerdeki kaçak elektrik miktarının çok daha ötesinde olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Sanayiyle ilgili elektrik faturalaması ile evlere giren elektrik faturalaması arasındaki farkı göz önünde bulundurduğumuzda, bu, kaçak elektrik üzerinden ayrıştıran dilin yanlışlığını herhâlde ortaya koymuş oluruz diye düşünüyorum.

Biz tabii, sosyal devlet olma gereğinin enerji teminiyle ilgili birtakım yeni değerlendirmelerin yapılması, belli seviyelere kadar enerji miktarının mümkünse ücretsiz olması gerektiğinin önemli olduğunu tekrar buradan vurgulayalım. Bu konuda daha önce Meclise vermiş olduğumuz araştırma önergeleri de vardı. Türkiye’deki yoksulluk sınırı, açlık sınırı ya da asgari ücretin altında geçinenlerle ilgili elimizde aslında istatistiki veriler de var. Buradan, özellikle toplumun bu kesimine yönelik belli bir düzeydeki elektrik ya da doğal gaz temininin ücretsiz verilmesinin sosyal devlet olma ilkesinin gereği olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, elektriğin yanı sıra yine, doğal gaz ve benzinde de AKP’nin mevcut politikalarına, icraatlarına bir göz atmak gerekiyor. Bakın, doğal gazda AKP iktidara geldiği günden bugüne kadar yürütülen politikalarla mevcut fiyat oranı yüzde 200 oranında artış göstermiş. Yine, benzinin litresi 2000 yılında 0,58 TL iken 2010 yılında 3,68 TL’ye yükselmiş, bugün ise neredeyse 5 TL’ye varacak bir düzeyi yakalamıştır.

Burada, yine, özelleştirmeyle ilgili halkın gündelik hayatta yaşamış olduğu bazı sıkıntıları da dile getirmenin önemli olduğunu ben vurgulamak istiyorum. Özellikle, bu, elektrik dağıtımını yapan şirketlerin, faturayı ödemediği için elektrikleri kesmesi ve bu elektrikleri tekrar açmak için giden halka hem faiz oranlarının yansıtılması hem de “açma-kapama” şeklinde çok fazla anlamlan-dıramadığımız ücretlerin yansıtılması, halkımızın günlük yaşamında çok önemli bir sıkıntı olarak karşımızda duruyor. Köylerde yine verilen elektriğin özellikle bu özelleştirme süreciyle beraber halkın ödeyemeyeceği bir seviyeyi yakalaması, yine çok ciddi mağduriyetleri günlük hayatımıza sokmuş durumda. Yani ayda 2 defa yapılan faturalama, bu faturalamayı ödeyemeyen gelir düzeyi uygun olmayan halkın ek olarak vermek zorunda kaldığı ücretler ve bütün bunlarla beraber bu dağıtım şirketlerinin kasasına akan paraların tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Tabii demin konuşan hatip arkadaşlar da belirttiler, özellikle bir elektrik faturasında var olan vergilerin neredeyse kullanılan elektrik bedelini geçecek şekilde bir düzeyi yakalamasını da yine mutlaka düzeltmemiz gereken bir husus olarak belirtmemiz gerekiyor. Bugün bir elektrik faturasında kayıp-kaçak bedeli, dağıtım bedeli, sayaç okuma bedeli, perakende satış bedeli, iletim sistemi kullanım bedeli, enerji fonu, TRT payı, elektrik tüketim vergisi ve KDV gibi değişik isimler altında pek çok kalemden oluşan ve dediğim gibi elektrik bedelini de zorlayan, neredeyse ona ulaşan kalemler maalesef halkımızın önüne fatura olarak geliyor. Bakın, 108 TL’lik bir elektrik faturasının sadece, bugün, 57 TL’sinin elektriğin kullanımından kaynaklandığını, bunun yüzde 45’inin de vergilerden oluştuğunu vurgularsak herhâlde meramımızı anlatmış olacağız diye düşünüyorum.

Elektrik ve enerji politikasıyla ilgili bir diğer husus da AKP’nin uyguladığı politikalarla önümüze gelen ekolojik yıkım, ekolojik talanın olduğunu vurgulamak lazım. Özellikle ülkenin her tarafında, Karadeniz’den doğu, güneydoğuya kadar neredeyse her akan suyun başına kurulmaya çalışılan HES projeleri hem biyoçeşitliliği tehdit etmekte hem halk sağlığını, insan sağlığını tehdit etmekte hem de kültürel ve tarihî mirasımızı sular altında bırakarak aslında gelecek nesillerle ilgili çok önemli bir tahribatı da önümüze koymaktadır. Bugüne kadar HES projelerinin var olan enerji ihtiyacını karşıladığını herhâlde gelip burada hiç kimse söyleyemez. Dolayısıyla, bu HES projeleriyle ilgili buradan sağlanacak enerji miktarının sadece eskimiş olan nakil sistemlerinin onarımı doğrultusunda da kazanılabileceğini belirtirsek herhâlde bu projelerle ilgili hususun ne kadar önemli olduğunu belirtmiş oluruz diye düşünüyorum. Faturalar, vergiler, cep yakan enerji zamlarının asıl müsebbibinin bu enerji ve ekonomi politikaları olduğunu tekrar vurgulamak gerekir.

Burada birkaç hususu da yasayla ilgili belirteceğim. Yasa maddelerinde ya da önergelerde tekrar görüşlerimizi ifade edeceğiz. Özellikle yasa tasarısında “ulusal tarife uygulaması” adı altında vatandaşın faturasına zamların yansıtılmaması şeklinde bir gerekçe ifade ediliyor. Yani bunun, zaten bugüne kadar var olan faturalardaki artış oranı ve zam oranından doğru olmadığı ortaya çıkıyor. Aslında burada yine yapılan şey, yatırım sahiplerinin, sermaye sahiplerinin vergi muafiyetiyle ilgili bir sürecin işletildiğini belirtmemiz lazım. 19/10/2012 tarihinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun 4089 sayılı Kararı’yla bu dağıtım şirketlerinin kâr marjının yüzde 2,33’ten yüzde 3,49’a yükseltildiğini yani kâr marjlarının yüzde 50’ye yakın artırıldığını vurgularsak herhâlde niyet de yine aynı şekilde ortaya çıkar diye düşünüyoruz.

Özetle vurgulamaya çalıştığım bu enerji, ekonomi ve siyasal politikaların tekrar gözden geçirilmesinin ülke açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Biz, bu yasa tasarısında halkın lehine süreçleri görmediğimiz için, bu politikalarla ilgili köklü çözümlemeler görmediğimiz için grup olarak ret oyu kullanacağımızı belirtiyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

Gruplar adına dördüncü konuşmacı Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mahmut Mücahit Fındıklı, Malatya Milletvekili.

Sayın Fındıklı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 393 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi için AK PARTİ Grubu adına söz aldım, yüce Meclisi ve tüm milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kanun teklifimiz, AK PARTİ hükûmetlerinin bugüne kadar yüksek enerji maliyetlerini vatandaşın ödediği faturaya yansıtmamak adına aldığı önlemlerin bir parçası olarak geldi. Enerji politikalarımızın özünü bu anlayış oluşturmaktadır.

Enerji arz güvenliğini esas alan temel politika ve amaçlarımız, yerli ve yenilenebilir kaynaklara öncelik vermek suretiyle kaynak çeşitliliğini sağlamak, yurt içinde ve yurt dışında petrol, doğal gaz ve kömür aramalarına hız vermek, serbest piyasa koşullarına tam işlerlik kazandırmak ve yatırım ortamını iyileştirmek suretiyle maliyet, zaman ve miktar bakımından enerjiyi tüketiciler için erişilebilir kılmaktır.

Tam rekabete dayanan bir elektrik piyasasını bu politikanın önceliği olarak görüyoruz. 2002 yılında başlayan serbestleşme sürecini talep artışına cevap verecek şekilde tam rekabetçi yapıya taşımak istiyoruz. Bunu, piyasanın büyümesi, yatırımların daha kolay, hızlı tamamlanması, elektrik piyasasının öngörülebilir bir yapıya kavuşması için istiyoruz.

On yıldır enerji sektöründe rekabete dayalı piyasaların oluşturulmasına yönelik önemli adımlar atıldı.

Saygıdeğer milletvekilleri, yüksek büyüme oranlarının sonucu olarak Türkiye geçtiğimiz on yıllık sürede OECD ülkeleri içerisinde enerji talep artışının en hızlı gerçekleştiği ülke oldu. Çin’den sonra elektrik ve doğal gazda en fazla talep artış hızını yaşayan ülkemizde yıllık tüketim artışı ortalama yüzde 7-8 seviyelerinde. 2002 yılında 129 milyar kilovatsaat olan elektrik talebimiz 2011 yılı sonunda 2 kat artarak 230 milyar kilovatsaate, 2012’de ise yaklaşık 242 milyar kilovatsaate çıktı. TEİAŞ’ın hesaplarına göre 2013 talebimiz 255 milyar kilovatsaat civarında olacak. Orta ve uzun vadede bu eğilim devam edecek görünüyor.

Enerji talebimizin 2023 yılında yüzde 90 oranında artarak 218 milyon ton eş değer petrole ulaşması bekleniyor. Bunda hedef olarak kömürün payının yüzde 37, doğal gazın yüzde 23’e, petrolün yüzde 26, hidroelektrik enerjinin payı yüzde 4, nükleer enerjinin yüzde 4 ve yenilenebilir kaynakların yüzde 6 olması öngörülüyor. Bunun için 2023 yılına kadar  120-130 milyar lira üzerinde yatırım yapmamız gerekiyor. İhtiyaç duyulan bu yatırımların özel sektör eliyle yapılması, özel sektörün bu yatırım hamlesine katılması hem kamu kaynaklarının eğitim, sağlık gibi hizmetlerde değerlendirilmesini sağlıyor hem de yatırım projelerinin daha kısa sürede hayata geçmesini kolaylaştırıyor. Dolayısıyla biz yatırımlarda özel sektörün payını artırmayı ve rekabete dayalı yatırım ortamının geliştirilmesini önemsiyoruz.

2002’de kurulu güç bakımından özel sektörün payı yüzde 32, bugün ise yüzde 56 dolaylarında. Üretimde ise özel sektörün payı yüzde 61’lere kadar yükselmiştir. 2012 yılı Ekim sonu itibarıyla özel sektöre ait toplam 2.450 megavat kurulu gücünde santralin 825 megavatı doğal gaz, 1.590 megavatlık kısmı yenilenebilir enerji, 35 megavatı kömür, linyit ve ithal kömür santralleridir. Sadece 2012 yılında 9.302 megavatlık 208 başvuruya lisans verilmiştir. Son sekiz yılda lisans alan projelerden yaklaşık 18.347 megavat kurulu gücündeki yeni kapasite sisteme dâhil olmuştur.

Saygıdeğer milletvekilleri, 2002 yılında 31.846 megavat olan elektrik enerjisi kurulu gücümüz 2012 sonunda 56 bin megavata yaklaşmış, yüzde 75 artış sağlanmıştır. 2002 yılında  300 elektrik üretim santralimiz varken bu sayı 2011 yılı sonunda 643’e, 2012 yılı sonunda 743’e yükselmiştir. Talep artışını karşılamak için bu yatırımlarla yetinmeyip bunun için arama, tarama, mevcut bütün potansiyeli ortaya çıkarma gayretlerimiz ortadadır.

Kömür sahalarının santral yapma koşuluyla özel sektöre devredilmesi, 2005 yılından beri başta MTA eliyle devam eden kömür arama çalışmaları ile gelinen noktada üretim potansiyeli olarak ülkemizde MTA’nın tespit ettiği 17 bin megavat güce sahip linyit rezervi bulunduğu görülüyor.

Türkiye Kömür İşletmeleri  uhdesindeki 2,76 milyar ton linyit rezervi elektrik üretimi amacıyla özel sektöre redevans usulü ile ihale edilmeye başlanmıştır. TKİ tarafından 2011 yılında 33,4 milyon ton, 2012 Ekim ayı sonu itibarıyla 28,2 milyon ton üretim gerçekleşmiştir. Türkiye’nin kömür üretimi de, tüketimi de 2012 yılında yüzde 5,1 düzeyinde artmıştır. Hedefimiz önümüzdeki on bir yılda yerli kömürde 18 bin megavat düzeyine ulaşmaktır.

Diğer taraftan, elektrik piyasasının rekabete açılma süreci devam edecek ve bu çalışmalar hızla sürdürülmektedir. Dağıtım özelleştirmeleri tamamlanmak üzere, üretim özelleştirmelerinde süreç hızlandırılmış durumdadır.

Biliyorsunuz, 2013 Ocak ayının ilk günlerinde Birleşik Arap Emirlikleri ile linyit rezervlerimizin yaklaşık  yüzde 40’ının bulunduğu Afşin-Elbistan havzasında yeni santrallerin inşa, işletme ve rehabilitasyonu için 12 milyar doları bulan bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma sayesinde, mevcut 2.800 megavata 7-8 bin megavatlık ilave gelmiş olacak. Bu, Afşin-Elbistan’da üretimin 55-60 milyar kilovatsaate çıkması, 8 milyar metreküp doğal gaz ithalatının önüne geçilmesi anlamına gelmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, dışa bağımlılık önemli bir sıkıntı, bunu kabul ediyoruz. Ancak ülkemiz kaynak zengini değil. Yer altı ve yer üstündeki tüm alternatiflerin üretime sunulması için Bakanlığımız ve Hükûmetimiz her türlü desteği veriyor. Son yıllarda ülkemizin petrolden linyite, taş kömürüne kadar bütün enerji potansiyelini üretime kazandırmak için ayrılan bütçe önceki dönemlere göre yaklaşık 15 kat fazladır.

Enerjide 54 milyar dolarlık ithalat söz konusu, bu doğru. Enerji cari açığın başlıca sebebi olarak görülüyor. Ancak ithalatın yüzde 68’i ulaşımda kullanılıyor. Enerji sektöründe kullanılan ham petrol ve türevlerinin oranı sadece yüzde 2’dir. Doğal gazın petrol fiyatlarına bağlı olması -bütün ithalatçı ülkeler açısından- bizde de bir risk oluşturmaktadır. Bununla birlikte, iddia edildiğinin aksine, ülkemizde doğal gaz fiyatları 27 Avrupa Birliği ülkesinin ortalamasının altındadır. Sanıyorum, bütün bu veriler AK PARTİ hükûmetlerini “Türkiye’yi ithal enerji kaynaklarına mahkûm ediyor.” gibi göstermenin haksızlığını anlatmaya yeter.

Saygıdeğer milletvekilleri, enerji sektörü önemli bir değişimden geçiyor. Kanunları bu değişimin hızına uyum sağlayacak şekilde sürekli revize etmemiz gerekiyor. Bu, sadece ülkemiz için geçerli bir durum değil. Tam rekabetçi sisteme geçişte bütün ülkeler mevzuatlarını sürekli revize etmek ve gözden geçirmek durumundadır.

Bu çerçevede, bu kanun teklifi neden geldi, ona bir kere daha bakalım. Biz tekelleşmeyi önlemek, rekabeti güçlendirmek maksadıyla bu faaliyetleri birbirinden ayrıştırmak, yani pazarlama ve dağıtım faaliyetlerini birbirinden ayrıştırmak istiyoruz. Biliyorsunuz, 31/12/2012 tarihi itibarıyla kamu ve özel olmak üzere, toplam 21 dağıtım şirketinin üretim ve perakende satış faaliyetlerine ilişkin ayrıştırma işlemleri tamamlandı. Ancak, ayrıştırma işlemlerinden doğan vergilerin, elektrik maliyetlerini artırma riskini bertaraf etmek gerekiyordu. Özel sektörle yapmış olduğumuz tüm tartışmalarda ve Maliyeden aldığımız bütün görüşler doğrultusunda bir tereddüt hasıl oldu. Dolayısıyla, bu tereddüdü ortadan kaldıracak riski bertaraf etmek ve sektörü de rahatlatmak ve netleştirmek adına, ayrıştırma işlemlerinin vergiden istisna edilmesi amacıyla 4628 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin sonuna KDV muafiyetiyle ilgili bir cümle eklendi. Dolayısıyla, herhangi bir vergiyi biz burada kaldırmıyoruz, bu ayrıştırmadan dolayı KDV Kanunu’na bir gönderme yaparak buradaki tereddütleri netleştirmiş oluyoruz.

Bir diğer konu da şu: Fiyat eşitleme mekanizmasına dayanan ulusal tarifeden bölgesel tarifeye geçiş için öngörülen süre 1 Ocak 2013 idi. Ancak, yapılan değerlendirmeler ve hesaplamalar, bu geçiş süreci için hazır olmadığımızı gösterdi. Burada, özellikle, Dicle’nin ve Van dağıtım şirketlerinin özelleştirilmemesi, bölgedeki kayıp ve kaçakların, bölge halkına, özellikle faturasını ödeyen vatandaşlara ciddi bir yük getireceği aşikârdır. Özelleştirme kapsamında 2006 yılı sonunda satış sürecinin tamamlanması hedeflendi ama bazı bölgelerde elektrik kayıp ve kaçağının fazlalığı özelleştirme sürecini bu yönde olumsuzlaştırdı. Elektrikteki kayıp kaçak oranı bugün itibarıyla, özel şirketler dâhil, yüzde 16,8 seviyelerinde. Dicle, Van gibi dağıtım bölgelerinde kayıp ve kaçak oranı, maalesef, Türkiye ortalamasını etkiliyor. Özelleştirilen dağıtım şirketlerine getirilen kayıp kaçakları azaltma zorunluluğu ile 2015 yılında yüzde 10’a düşürmeyi hedefliyoruz. 2003 yılından bugüne yapılan kayıp kaçakta tarama çalışmaları ile yaklaşık 46,9 milyon abonenin kontrolü gerçekleştirildi. 2,5 milyar liralık –eski para ile 2,5 katrilyon liralık- kaçak tahakkuku sağlandı. Alınan bu önlemlere rağmen yapı, henüz bölgesel tarifeye geçmeye müsait görünmüyor. Bu konu tartışılabilir, bu konu üzerinde siyaset de yapılabilir ama biz hükûmetlerimiz olarak ve siyasi olarak daha bir müddet, bu kayıp ve kaçakların düzeltilmesi ve hedeflere ulaşılması adına mücadelemizi sürdürüp daha sonra bölgesel veya bu ferdî tarifeye dönüşülmesini uygun görüyoruz.

Ulusal tarifede hepimiz, elektriği kaçak kullananların yükünü maalesef çekmek durumunda kalıyoruz ama şu aşamada, bölgesel tarifeye geçmek… Yüzde 72 ile -size bir örnek- kaçak kullanımın en yüksek olduğu Hakkâri’de normal elektriğinin parasını ödeyen Hakkârili bir vatandaşımız, 65 kuruşa kilovatsaatini öder duruma gelecek. Dolayısıyla, bölgede yaşayan ve parasını ödeyen namuslu vatandaşı da korumak bizim görevimizdir. Kaçakların da peşine el birliği ile düşmeye devam edeceğiz. Bu durumun sürdürülebilir bir tarafı olmadığı aşikârdır. Çünkü, bugün uygulamaya başlarsak, bölgeler arasında fiyat farkı çok yüksek olacaktır. Mevcut fiyat üstünden kaçak kullanan birine bu fiyatla elektrik satmanın sonuçlarını iyi hesaplamak gerekiyor.

Dolayısıyla, teklifin 2’inci maddesi, bu sürenin 2015 yılına kadar uzatılması ve bu mücadeleyi sürdürecek ve bu uygulamayı sürdürecek, bu dengeyi yakalayacak icra makamının eline de beş yıl gibi de bir “large” süreyi getirmiş bulunuyoruz.

Yine teklifle düzenlenen diğer bir husus, daha önce sözleşmesi yapılmış, 31/12/2012 tarihine kadar işletmeye girecek üretim ve otoprodüktör lisansı sahibi tüzel kişilere sağlanan bazı teşviklerin, 2015 yılı sonuna kadar devam ettirilmesidir. Arz güvenliği açısından bu gerekli, çünkü sektörde lisansını almış çok sayıda yatırım henüz işletmeye girmemiştir.

Dolayısıyla, bu konuda, gerek Plan Bütçe Komisyonunda gerekse Enerji Komisyonunda görüştüğümüz arkadaşlarımızın özellikle bu maddeye, yenilenebilir enerji kaynakları açısından verdiği desteğe teşekkür ediyorum.

Son olarak, 3096 sayılı Kanun çerçevesinde tesis edilen ve doğal gazla çalışan elektrik santrallerinde kesinti veya kısıntıya gidilmesi hâlinde, bu santrallerde ikincil yakıt kullanımına ilişkin yürürlükte olan ÖTV istisnasının süresini 2019 tarihine kadar uzatıyoruz. Bu, yeni bir vergi istisnası değil. Amaç, tarifenin yükselmesinin önlenmesidir. Ayrıca yap-işlet-devret modeliyle kurulan doğal gaz santrallerinin uygulama imtiyaz sözleşmeleri henüz sona ermemiştir. Dolayısıyla, teklife söz konusu istisnanın, sözleşme bitimine kadar devam etmesi amaçlanmaktadır.

Sayın Sarı’nın söylediği gibi, bu tasarının -özellikle Enerji Komisyonu Başkanı olarak benim imzamla- aslında Elektrik Piyasası Kanunu’nda Komisyonumuza gelmiş olması münasebetiyle, neden bu 4 maddenin aciliyetine binaen Plan Bütçe Komisyonuna geldiğini, bunun ayrıştırıldığını ve bu konunun samimiyetiyle ilgili bir eleştirisi oldu. O konuyla ilgili Plan-Bütçede bunun gerekçelerini anlattım ama burada, siz saygıdeğer milletvekillerimize de bu konuyu anlatmayı uygun görüyorum.

Bu Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı bize geldi. Bizler Komisyon olarak, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarımız ve Barış ve Demokrasi Partisindeki üye arkadaşımızla birlikte aslında bir yıldır, bir buçuk yıldır sektörle birlikte, Bakanlıkla birlikte bu kanun tasarısı üzerinde çalışıyor ve notlarımızı biriktiriyor, stokluyoruz. Ancak Plan ve Bütçe görüşmeleri sırasında, bütün grup başkanlarımızın anlaşması ve bu kanunun o araya girememesi münasebetiyle, 31/12’de bitecek olan süreye çok hızlı bir şekilde taşıyabilmek adına bu 4 maddeyi, Komisyon üyelerimizin çoğunun da fikrini almak ve desteğini almak suretiyle ayırıp, tekrar bir teklif hâline getirip icranın önündeki ve piyasanın önündeki engelleri bir an evvel kaldırmak istedik. Tamamını da taşıyıp getirebilirdik ancak Komisyon üyelerimizin ve hepimizin, bizim çalışma usul ve esaslarımızda -aramızda demokrasinin de gereği adına- onların da katkılarını sağlamak ve çalışma süremizi biraz daha genişletmek adına, süreyle kısıtlamamak adına, onların da çalışmalarını kanuna dercetmek adına ve bütün farklılıklarıyla birlikte bu zenginliği oluşturup aramızdaki ufak tefek problemleri de -sizi yormamak adına- yukarıda çözmek adına böyle bir çalışma gerçekleştirdik.

Buradaki çalışma sırasında Komisyon üyesi arkadaşlarımızın bize vermiş olduğu desteğe teşekkür ediyorum. Önümüzdeki dönemlerde kanun tasarısının tamamını sizlere getirirken, taşırken tartışılacak birçok teknik konudan arındırılmış bir şekilde, bütün partilerimizin genel enerji politikalarına da saygı duymak marifetiyle huzurlarınıza getireceğiz.

Ben tekrar, bu tasarıya vermiş olduğu destekten dolayı hem Plan Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarımıza hem de diğer kendi komisyonumun üyesi arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Tasarının hayırlara vesile olması, sektörün önünü açması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fındıklı.

Tasarı üzerinde gruplar adına görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Harun Karaca.

Sayın Karaca, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HARUN KARACA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Enerji, iş yapabilme yeteneği demektir. Uzay çağında olup bir ülkenin gelişmiş ülkeler arasında yer alması için en başta enerji alanında zengin olması ve dışa bağımlı olmaması gerekmektedir. Bu bakımdan enerji, hem ekonomik hem siyasi anlamda en önemli önceliklerden biridir.

Üretmek ya da satın almak tercihleri dikkate alındığında en ucuz ve en verimli olanı seçebilmek, uygulamalarda, düzenlemelerde bu ölçeği kriter olarak almak gerekir.

Enerjide yapılanın ve yapılacak olanın daha az bir maliyetle ve daha kısa zamanda sonuçlarının alınması, hepimizi memnun eden ve her daima arzuladığımız bir durumdur.

Küresel ısınmanın insanlığın bugünü ve geleceği açısından ciddi bir tehdit hâlini aldığı, bir yandan da doğal kaynakların hızla tükendiği bir ortamda, dünya enerjinin değerini daha iyi anlar iken bizler de nasıl daha verimli olabiliriz yani enerji politikalarımızı nasıl geliştirebiliriz sorusuna cevap aramalı ve bu doğrultuda azami gayret göstermeliyiz.

AK PARTİ hükûmetleri, enerji politikalarını bu inançla sürdürme hedefi ve gayreti içerisinde olup bireysel çözümlerden ziyade sistematik çözümler geliştirebilmenin mücadelesini vermişlerdir. Bir başka ifadeyle, herkes tarafından doğruluğu kabul edilen söylemleri eyleme dönüştürmeye yönelik mekanizmaları faaliyete geçirebilme çabasındadırlar. Bu amaçla, mevcut olan Enerji Piyasası Kanunu ve buna bağlı olarak Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda yeni düzenlemeler yapılması gereği duyulmuştur.

Türkiye enerji sektörü, AK PARTİ hükûmetlerinin görev yaptığı son on yılda önemli bir gelişme göstermiştir. On yıl önce ülkemizin elektrik enerjisi kurulu gücü 130 milyar kilovatsaat iken, on yılda yüzde 77 oranında bir artışla bugün 230 milyar kilovatsaat düzeylerine ulaşmıştır. Aynı şekilde, elektrik enerjisi kurulu gücümüz, 31.846 megavat düzeylerinden 56.760 megavata çıkmıştır. Bunun için on yılda, elektrik üretimine, dağıtımına ve iletimine 50 milyar dolar yatırım yapılmıştır. Bu yatırımın yüzde 61’lik kısmı özel sektör şirketleri, yüzde 39’u kamu kurumları tarafından gerçekleş-tirilmiştir.

Elektrik enerjisi kurulu gücündeki bu gelişmede yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payındaki artış dikkat çekicidir. On yılda su ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarımıza dayalı santrallerin elektrik üretimi yüzde 70, kurulu gücü yüzde 65 oranında artarak 22 bin megavat seviyelerine ulaşmıştır.

Sizlere on yılda Hükûmetimizin, AK PARTİ hükûmetlerinin icraatlarını birkaç örnek vererek hatırlatmak istiyorum: Yani, “AK PARTİ’yle karanlıktan aydınlığa…” Türkiye elektrik üretimi 130 milyar kilovatsaatten 239 milyar kilovatsaate, elektrik santrali sayısı 300’den 743’e, Türkiye elektrik enerjisi kurulu gücü 31.846’dan 56.760’a, hidroelektrik santral kurulu gücü 12.241’den 18.747’ye, termik santral kurulu gücü 19.568’den 34.650’ye, rüzgâr santrali kurulu gücü 19 megavattan 2.105 megavata, enerjide özel sektör payı yüzde 32’den yüzde 56’ya, kayıp kaçak elektrik oranı yüzde 21’den yüzde 12’ye…

Türkiye’nin enerji talebi artışıyla birlikte dünya enerji talebi de sürekli artmakta olup, bu talebi karşılamak için ülkemizde ve küresel düzeyde enerji yatırımları her yıl artarak devam etmektedir. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre enerji sektöründe 2012’yle 2035 yılları arasında küresel ölçekli 37,4 trilyon dolar yatırım yapılacağı tahmin edilmektedir.

Ülkemiz enerji sektörünün 2023 yılına kadarki toplam yatırım ihtiyacının 120-130 milyar doları aşacağı tahmin edilmektedir. Bu çerçevede ihtiyaç duyulan yatırımların mümkün olduğu kadar özel sektör tarafından yapılmasını sağlayacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi yönünde gerekli çalışmalar yürütülmektedir. Yapılan çalışmalarla, elektrik kurulu gücünde özel sektörün payı 2002’de yüzde 32 iken, bugün itibarıyla yüzde 56 düzeyine çıkmış, ayrıca elektrik enerjisi üretiminde de yüzde 61 seviyesine ulaşmıştır.

Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde geçtiğimiz on yıllık dönemde enerji talep artışının en hızlı gerçekleştiği ülke durumundadır. Aynı şekilde ülkemiz, dünyada 2002 yılından bu yana elektrik ve doğal gazda Çin’den sonra en fazla talep artış hızına sahip ikinci büyük ekonomi olmuştur.

Elektrik sektöründe arz güvenliği ve sistemin geleceği açısından en çok önem verilen konu, üretim yatırımlarının gerçekleşmesidir. Son sekiz yılda lisans alan projelerden yaklaşık 18.347 megavat kurulu gücündeki yeni kapasite sisteme dâhil edilmiştir.

2003 yılında devreye giren elektrik üretim kapasitesinin yaklaşık olarak yarısı doğal gaz kaynaklı iken -özellikle bunun altını çizmek istiyorum- son yıllarda bu kapasitenin üçte 1’i doğal gaz kaynaklı, geri kalanı ise rüzgâr, hidrolik ve kömür kaynaklı olarak gerçekleşmektedir.

2012 yılı Ekim sonu itibarıyla özel sektöre ait 2.450 megavat kurulu gücünde 159 yeni veya ünite ilavesi yapılan santralin geçici kabulleri yapılmış ve işletmeye alma izni verilmiştir. Bu santrallerin 1.590 megavatlık kısmı yenilenebilir enerji kaynaklarından, 35 megavatlık kömür ve linyit, ithal kömür ve kalan 825 megavatı da doğal gaz yakıtlı kaynaklardan oluşmaktadır.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; enerji politikamızda enerjiyi verimli üretme ve kullanmaya, kaynak çeşitliliğine, yeni ve yenilenebilir kaynaklara, AR-GE çalışmaları ve yerli teknolojileri desteklemeye önem ve öncelik verilmiştir. Ülkemizin sahip olduğu yenilenebilir enerji potansiyellerinin, yerlilik ve yenilik unsurları ile bütünleştirilmiş teknolojiler ve akılcı yöntemler kullanılarak harekete geçirilmesi ve böylece bu potansiyelin bir fırsata dönüştürülmesi büyük önem arz etmektedir.

Türkiye’nin hidroelektrik potansiyeline ilişkin olarak yapılan akademik çalışmalarda teknik potansiyelimizin 219 milyar kilovatsaat/yıl ve ekonomik potansiyelimizinse 130 milyar kilovatsaat/yıl civarında olduğu tespit edilmiştir.

Türkiye Rüzgâr Enerjisi Potansiyeli Atlası verilerine göre yapılan hesaplamalar neticesinde, ülkemizin rüzgâr enerjisi potansiyelinin yaklaşık 48 bin megavat olduğu belirlenmiştir.

Dünyamıza ve diğer gezegenlere enerji veren ve sonsuz denebilecek bir güce sahip olan güneş, tarımdan sanayiye ve gündelik hayatın her noktasında kullanılabilen bir enerji kaynağı olup farklı yöntemler kullanılarak değerlendirilmektedir. Ülkemizde güneş enerjisi, sıcak su üretimi ve pasif ısınma uygulamaları alanlarında ticari olarak yaygınlaşmış durumdadır ancak bu kıt kaynağa dayalı elektrik üretim tesisleri, ilk yatırım maliyetinin yüksek olmasından dolayı, henüz istenilen düzeyde değildir.

Bitkisel atıklardan elektrik, ısı ve sıvılaştırılmış yakıt üretebilen tesislerle hayvansal atıklardan biyogaz ve elektrik üreten tesisleri yaygınlaştırmak için başlattığımız AR-GE projelerinin önemli bir bölümü tamamlanmış durumdadır. 2023 yılında birincil enerji arzının 218 milyon ton, eş değer petrol ve elektrik enerjisi arzının 500 milyar kilovatsaate ulaşacağı tahmin edilmektedir. 2023 yılına kadar hidroelektrik potansiyelinin tamamını kullanmaya, rüzgâr enerjisi santrallerinde 20 bin megavata, güneş enerjisinde 3 bin megavata, jeotermal santrallerden 600 megavatlık kurulu güçlere ulaşmayı hedeflemiş bulunuyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda yer alan, elektrik enerjisi satın alan tüketicileri, geçiş döneminde dağıtım bölgeleri arası maliyet farklılıkları nedeniyle var olan fiyat farklılıklarından koruyacak şekilde tesis edilmiş fiyat eşitleme mekanizması’nın uygulaması 31/12/2012 tarihinde sona ermişti. 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun çerçevesinde tesis edilen ve doğal gazla çalışan elektrik santrallerinde kesinti veya kısıntıya gidilmesi hâlinde, bu santrallerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı talimatıyla ikincil yakıtla elektrik üretmeleri hâlinde kullandıkları ikincil yakıt alımları, elektrik enerjisi tarifelerinin aşağıya çekilmesi amacıyla, 31/12/2012 tarihine kadar özel tüketim vergisinden muaf tutulmuştu ancak sektöre ilişkin geçiş dönemi uygulamaları tamamlanamamıştı. Bu teklifimiz ile, elektrik dağıtım şirketlerinin üretim ve perakende satış faaliyetlerine ilişkin ayrıştırma işlemleri tamamlanmış olup bu ayrıştırma işlemlerinin sonucunda önemli miktarda vergi, resim, harç masrafı ortaya çıktığından, elektrik maliyetlerinin artmaması ve tüketiciye yansımaması için dağıtım şirketlerinden vergi alınmaması öngörülmüştür.

Bu düzenlemede, vatandaşlarımızın daha ucuz enerji kullanmalarını sağlamış olacağız. Fiyat eşitleme mekanizması ile ulusal tarife uygulamalarına belirli bir süre daha devam edilmesi ve yüksek oranda artan elektrik enerjisi talebimizin karşılanması ve arz güvenliğimizin sağlanmasını teminen yeni devreye girecek üretim tesislerine sağlanan teşviklerin süresinin uzatılması ihtiyacı doğmuştur.

4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu geçici 5’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2012” ibaresinin “31/12/2019” şeklinde değiştirilmesi suretiyle yap-işlet-devret modeli ile kurulan doğal gaz santralleri uygulama/imtiyaz sözleşmeleri 2019 tarihinde sona erecektir. Yap-işlet-devret modeli ile kurulan doğal gaz santrallerinin ikincil yakıt alımlarında özel tüketim vergisinden istisna tutulması uygulamasının 2019 yılının sonuna kadar devam etmesiyle, söz konusu muafiyet sözleşmesinin yıllarca devam etmesi sağlanacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HARUN KARACA (Devamla) – Kanunumuzun ülkemize, milletimize ve Türkiye’de yaşayan tüm vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karaca.

Şimdi, Hükûmet adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız…

Buyurun, Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun ilgili maddeleriyle alakalı verilen kanun teklifi ve yine, ÖTV’yle alakalı kanun tasarısı üzerinde Hükûmetimiz adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, buraya bir kanun tasarısıyla beraber, şu anda, Enerji Komisyonunda görüşülmek üzere 41-42 maddelik bir kanun tasarısı aktarılmıştı, ama burada görüştüğümüz ve süreye taalluk eden kısımlarla alakalı, Sayın Başkanımız Mücahit Bey’in ve arkadaşlarının verdiği kanun teklifiyle beraber şu anda Plan Bütçe Komisyonunda, bu meseleleri daha hızlı görüşme imkânına sahip oluyoruz. İnşallah, Komisyondan geçmiş olmak kaydıyla yine onaylarınıza o dediğim kanun tasarısı da getirilmiş olacak ve sektörü enine boyuna burada konuşmuş olacağız.

Değerli arkadaşlar, şu ana kadar grup adına yapılan konuşmalarda ve teklif adına yapılan konuşmalarda birbirinden güzel katkılar kondu. Bunların her birisi enerji sektörünün daha da düzenlenmesi ve olgunlaştırılması adına yapılan tavsiyelerdi. Bunların her birini Bakanlığımız adına dikkate aldığımızı söylemek isterim.

Tabii, Türkiye büyüyor ve Türkiye, dünyanın ortalama büyüme hızından daha hızlı büyüyor. Enerji sektörü de ekonominin büyüme hızından daha hızlı büyümek zorunda ki arzla alakalı çeşitlendirmeyi artırmış olalım. Tabii, Türkiye büyürken değişiyor ve bu değişim sırasındaki büyümeyi yönetmek, aslında daha da dikkatli olmayı gerektiriyor. Biz enerji sektöründe, yaklaşık 128 milyar kilovatsaatlerden –ölçülmüş- 242 milyar kilovatsaatlere çıktık ve özel sektörün payını artırarak, hem üretimde hem de dağıtımda. Tabii ki bunları yaparken bir geçiş dönemi sözleşmeleri ve uygulamaları vardı. Tarihi itibarıyla da elektrik dağıtım hizmetlerinin 2012 yılının sonuna kadar tamamen özelleşeceğini kabul ederek, bunları önceden düşünmüştük, takvimimiz böyleydi… Şu veya bu gerekçeyle elektrik dağıtımlarının özelleştirilmesi, içinde bulunduğumuz yıla kaldı. Dolayısıyla, ister dağıtım faaliyetlerinin isterse perakende faaliyetlerinin ayrıştırılması, muhasebelerinin ayrıştırıl-masıyla alakalı konu tabii ki süre uzatımına tabi oldu, her birinin kendine has gerekçesi var.

Dışa olan bağımlılığımız ve arz güvenliğiyle alakalı konular daima masamızın üzerinde bulunan konulardır değerli arkadaşlar. Bizim şu anda arz güvenliğiyle alakalı herhangi bir sıkıntımız yoktur, şu anda hem elektrik piyasalarında hem de doğal gaz piyasalarında böyle bir konu söz konusu değildir. Ancak dediğim gibi, Avrasya’nın gerek Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, gerekse içinde bulunduğumuz coğrafyanın geçen yılki büyüme hızı yüzde yarımlar civarında, eksi mertebesindedir, yani küçülüyor. Doğal gazda yüzde 15’ler civarında, küçülen piyasalar var, ülkeler var. Ama biz, yüzde 8,1’ler civarında, üretim tesislerinin büyümesiyle karşı karşıya kaldık. Bu, Türkiye açısından, ülkemiz açısından sevindirici bir durumdur.

Tabii, dışa olan bağımlılığımızın azalmasının en önemli gerekçesi şu olacak arkadaşlar: Biz, ürettiğimiz enerji politikaları ve stratejileri çerçevesinde yenilenebilir enerji kaynaklarına, yani, su, rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle gibi kaynaklara ve yerli kaynaklarımızı, kömür gibi kaynaklarımızı yapabildiğimiz oranda bağımlılığımız azalacaktır.

Ama şimdi dikkatinizi çekmek isterim. Su kaynaklarının yapılmasıyla alakalı, HES’lerin yapılmasıyla alakalı zaman zaman itirazlar görüyoruz. Bunların, çok az bir kısmı haklı olmak kaydıyla, genelinde, kalkınmaya dayalı bir itirazın olduğunu, yani enerji kaynağına değil ama kalkınmaya dayalı bir itirazın olduğunu görüyorum üzülerek. Rüzgâr kaynakları için de aynı şey söz konusu. Bugün, Türkiye'nin 4 tane büyük kuş göç yolu var. Biz buralarda rüzgâr santrallerinin yapılmasını tabii ki doğru bulmuyoruz ama onun haricindeki yalnızca kuş göç yoluyla alakalı gerekçeler gösterilerek rüzgâr santrallerinin yapılmasına mâni olmak doğru bir gerekçe değil.

İster küçük olsun ister büyük olsun, miktarı ne olursa olsun yerli kaynaklarımızın ve yenilenebilir enerji kaynaklarının her yapılmayışı bize yol, su, köprü olarak değil, mutlaka ithal kaynaklarla alakalı vereceğimiz siparişlerin artmasına sebep olur.

Her 1 kilovatsaati elde etmek için hangi enerji kaynağından yararlanıyor olduğumuzu açıkça ortaya koymamız lazım. Zaman zaman söylüyorum, enerji kaynaklarının kabiliyetleri ve birbirine göre fırsat ve tehditleri farklıdır. Türkiye’de bir yılda 8.640 saat içerisinde 1.800 saat çalışacak kaynak var, güneş gibi; 2.400 saat çalışacak kaynak var, rüzgâr gibi; 3.500-4.000 saat çalışacak kaynak var, su kaynakları gibi; 6.500-7.000 saat çalışacak olan kaynaklar var, kömür gibi; 8.000 saat çalışacak kaynaklar var, doğal gaz gibi, nükleer gibi. Dolayısıyla, her birinin yaptığı iş farklı yani 100 megavatlık bir tesis kursanız, bütün bu saydığım enerji kaynaklarıyla alakalı size dönen işleri farklıdır.

Biz, taban yükleri oluşturmada yerli kömürümüzü, bir miktar, ithal kömürümüzü, doğal gaz kaynaklarını ve nükleer kaynakları tabana oturtmak istiyoruz. Biz, bunlara “baz yük” diyoruz. Ondan sonrasıyla alakalı, yine önem verdiğimiz ve şu anda yenilenebilir enerji kaynaklarıyla alakalı, sürdürülebilir enerji kaynakları politikalarını tartıştığımız… Dün Abu Dabi’deydik ve yerli kaynakları, yenilenebilir enerji kaynaklarını en fazla kullanan ülkeler arasında sayıldık çünkü yüzde 8’ler civarında, yüzde 10’lar civarında, hatta on yıl içerisinde bunları yüzde 15’e çıkarmaya çalışan ülkeler var ama Türkiye, şu anda yüzde 25’ler civarında yani her üretilen elektriğin dörtte 1’i su kaynaklarımızdan ve 2.200 megavatlara çıkardığımız rüzgâr kaynaklarından ve yeni yeni başladığımız güneş kaynaklarıyla beraber yapılmaktadır.

Bazı arkadaşlarımız bize iyi niyetli bir tavsiyede bulunuyorlar “siz nükleeri siz destekle-yeceğinize biraz daha fazla para verin de güneşi destekleyin.” diyorlar. Aslında, yanlış bir şey değil, biz de  zaten öyle yaptık. 13,3 dolar sentler civarında her üretilen güneşin serbest piyasada satılmıyor olması hâlinde on yıl süre boyunca alacağımıza garanti verdik. Neye garanti verdik? Güneşe garanti verdik. Nükleerle alakalı eskalasyonsuz alım fiyatımız 12,35 dolar senttir arkadaşlar. Yani bizim güneşe verdiğimiz para, nükleere verdiğimiz paradan daha yüksek miktardadır. Biz de o yüzden, bu yapılan iyi niyetli tavsiyelerin aslında yerine getirildiğini o tavsiyeyi yapan arkadaşlarımızın da mutlaka bilmesi lazım.

Tabii, BDP’den arkadaşımız bahsettiler, biz böyle bir ayrımcılığa ister diyalektik olarak, ister mantalite olarak, isterse ideoloji olarak ne derseniz deyin, adını ne koyarsanız koyun ülkemizde doğu, batı, kuzey, güney ayrımının yapılmasını çok ama çok yanlış buluruz. Hiçbir vatandaşımıza doğuda üretilen ister HES’ler, Atatürk’tü, Keban’dı, Karakaya’ydı, hangi barajda olursa olsun üretilen elektriğin bir bölgeye bir müktesep oluşturmadığını ve oradaki vatandaşlarımızın elektrik faturalarını ödememe gibi bir yetkiye bu vesileyle sahip olmayacaklarını mutlaka bilmemiz lazım. Burada rakamlara girmek doğru değil. O barajlardan üretilen elektrik, Türkiye’de kullanılan elektriğin yüzde 8’leri, 10’ları mertebesinde ama ödenmeyen fatura miktarı daha yüksektir. O yüzden, biz burada işin kemiyetinden, rakamlarından bahsetmek yerine işin keyfiyetine önem veriyoruz ve doğuda üretilen elektriğin batıda, batıda üretilen elektriğin kuzeyde, nerede olursa olsun kullanılmasının bir yeknesak enterkonnekte sistemiyle beraber yürüdüğünü bu vesileyle belirtmek isterim.

Tabii, dağıtım şirketlerinin ayrıştırılmasıyla beraber bir vergi zayiinden bahsedildi. Arkadaşlar, olmayan verginin, ihdas edilmeyen verginin kaybı olmaz. Zaten kurumlar vergisinde, bir bölünmeden dolayı kurumlar vergisi tahakkuk etmez. Peki, mademki durum böyleyken niçin bu maddeyi tekrar koyuyoruz? Yani bir malumun ilanını mı yapıyoruz? Bir kısım müfettiş arkadaşlar, bir kısım hesap uzmanları bu konuyla alakalı ileride muhtemel bir muvazaanın doğmaması açısından burada tekrar zikredilmesini uygun gördüler. Zaten bir şirketin bölünmesinden dolayı artı bir kurumlar vergisi oluşmuyor, ama ister güvence bedelleriyle alakalı dağıtım şirketlerinin mütereddit durumları isterse bir başka gerekçeyle biz burada bir açık kapı bırakmamak açısından bu maddeyi buraya koymayı uygun gördük.

Burada süresi uzatılan ve şu anda siyasi olarak da hiç kimsenin hazır olmadığı ve kayıp kaçak oranları itibarıyla da teknik olarak ele aldığımız önemli bir konu var arkadaşlar. Eğer biz bu maddeyi uzatmazsak yani “ulusal tarife” dediğimiz sistemin kurulmasını şu anda 2015 yılının sonuna kadar uzatmazsak bölgesel tarifeye geçiyoruz demektir. O da şu: Hakkâri’deki kullanılan veya 21 dağıtım bölgesindeki kullanılan elektriğin fiyatlarında bir ayrışmaya doğru gideriz. İzmit Dilovası’ndaki kullanılan elektrik, sanayi ağırlıklıdır ve kayıp kaçak oranları itibarıyla düşüktür. Oradaki mesken sahibi diyelim ki 20-22 kuruştan kullanırken Urfa’daki kaçaklardan dolayı veya o bölgedeki kayıp kaçaklardan dolayı 45-50 kuruşa çıkacak elektrik fiyatları söz konusu olur. Bu şu anda doğru değil.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Denizlili sanayicinin günahı ne?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Biz, Dicle ve Van bölgesindeki kayıp kaçak oranlarını hariç tutarsak, şu anda elektrik dağıtım hizmetleriyle alakalı konularda Avrupa Birliği üyesi ülkelerin kayıp kaçaklarından daha düşük bir orandayız arkadaşlar. Yüzde 10’lar mertebesinde Avrupa Birliği üyesi ülkelerde kayıp kaçak varken bu iki bölgeyi istisna kıldığımızdaki rakamlarımız şu anda yüzde 9,4. Demek ki doğru bir yolda ilerliyoruz, doğru bir hedefe doğru ilerliyoruz ama mutlaka bu iki bölgedeki illerimizin çözümünü buluyor olmamız lazım.

Ben bu vesileyle vatandaşlarımıza tekrar bu konuda hitap etmek isterim: Arkadaşlar, devlet hakkı var, yalnızca bununla bitmiyor, aynı zamanda kul hakkı var. O elektrik faturalarının her birisinde her birimizin hakkı var arkadaşlar. Zamanında ödeyen vatandaşlarımıza haksızlık yapılmaması için, bizim bu üç yıl içerisinde önemli bir yol haritamız var, onu buradan açıklamak isterim. Bu şirketler özelleştiği kadar, bu kayıp kaçak taahhütlerinin bir kısmına, ellerini değil kollarını o taşın altına koyuyorlar. Yani isterse o taahhüt edilen miktarı, o hedef rakamı tutturamıyor olsun, mutlaka şirket -şu anda özelleşen şirketlerde olduğu gibi- o rakamı tazmin ediyor, o rakamı veriyor; biz kamu olarak onu alıyoruz. Dolayısıyla, bu üç yıl içerisinde, hiç şüpheniz olmasın ki, nasıl diğer bölgelerde biz bunu azalttık, o bölgelerde de mutlaka bu rakamı azaltmış olacağız ve yüzde 10’lar, yüzde 20’ler mertebesinde o bölgedeki kayıp kaçakların, memnun olmadığımız seviyelerden daha hızlı düşmesini inşallah hep beraber görmüş olacağız ve Türkiye’nin, 2015 yılı sonu itibarıyla, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin kayıp kaçak oranını yakalamış bir ülke olarak da inşallah buradan bunu ilan etmiş olacağız. Elimizdeki veriler ve şu ana kadar geldiğimiz yol haritası bunu teyit ediyor, bunu destekliyor. Yapılan işlemler doğru işlemlerdir ama o bölgelerde de mutlaka bunu uygulayabiliyor olacağız. Dolayısıyla, 2015 yılının sonunda Bakanlar Kurulunun yetkisine süre uzatımını verdiğimiz bu konu tekrar değerlendirilecek ve eğer ulusal tarifeden çıkmamız gerekiyor ise ulusal tarifeden çıkacağız çünkü kayıp kaçaklar istediğimiz makul oranlarda olacak o bölgelerde de.

Tabii ki bunun içerisindeki kayıpların yani iletim kaybının, 2 bin kilometre civarında bir uçta üretilen elektriğin diğer tarafa gittiği bir ortamda… Türkiye’nin 1 milyon kilometre civarında iletim ve dağıtım hatları var arkadaşlar. Dolayısıyla iletim ve dağıtım hatları kayıplarının bir kısım Avrupa Birliği üyesi ülkelerden yüksek olduğunu söylememiz lazım ama -kaçakları demiyorum- kayıpların elimizdeki faturalarda bir maliyet unsuru olduğunu bilmemiz lazım. Bu, maliyetin bir unsurudur arkadaşlar yani oradaki iletim hattından gelirken ısınmadan dolayı veya farklı gerekçelerle, teknik gerekçelerle kaybedilen enerjiyi mutlaka faturalarımızda bir maliyet unsuru olarak görmemiz gerekiyor; kayıplar için bunu söylüyorum.

Değerli arkadaşlar, diğer bir konu -burada 4 tane temel madde var demiştik- ulusal tarifeden sonra, ikincil yakıtlarla alakalı konulardır. Yani bizim 365 gün içerisinde, toplam, geçtiğimiz yılda 22 günde doğal gazın… Özellikle geçtiğimiz kış şartlarında son altmış iki yılın en yüksek rakamlarını, en soğuk günlerini gördük; bu kış, şu anda daha düşük seviyelerde gidiyor ama 183 milyon metreküp civarında günlük kullanımlara çıktık. Değerli arkadaşlar, hemen hemen, bu, 5 gün, 6 gün içerisinde, bir hafta içerisinde 1 milyar metreküp gazı tüketmek anlamına geliyor. Biz, vatandaşlarımıza bu konuyu sirayet ettirmeksizin, özellikle konutlardaki kullanım alanlarında herhangi bir sıkıntı yaşanmaması için yap-işlet, yap-işlet-devret santrallerinde, EÜAŞ’ın veya TETAŞ’ın alım yaptığı santrallerde ikincil yakıtların kullanılmasına imkân veriyoruz. Bu, toplam 365 günde 22 gündür arkadaşlar. Bazı arkadaşlarımızın tavsiyeleri oldu, “Biz daha fazla doğal gaz alsak.” dendi. Doğal gazın azı zararlıdır, fazlası da zararlıdır arkadaşlar. Hangi açıdan söylüyorum bunu? “Al ya da öde” ile alakalı hani şikâyet ederiz ya, niye biz almadığımız gazın parasını avans niteliğinde de olsa ödüyoruz? Evet, biz, avans niteliğinde de olsa ödememek için bütün planlarımızı, programlarımızı yaptık. Buradaki ödeyeceğimiz ÖTV istisnasıyla alakalı konunun toplamı bizim “al ya da öde” ile alakalı yaptığımız cari hesap işlemlerinden daha uygun hâle geliyor. Ve Rusya Federasyonu’ndan aldığımız doğal gazın 31/12/2012 tarihi itibarıyla “al ya da öde” ile alakalı hiçbir kalemi arkadaşlar. Biz bunu sonlandırdık ve 3,6 milyar metreküplük doğal gazın, yüzde 75’ini ödeyerek kullanmadığımız kısmını -önceki tarihlerde- şimdi yüzde 25’ini ödeyerek yüzde 100’ünü aldığımız bir ortama getirdik. Bu, mart ayı sonu itibarıyla yani iki-iki buçuk ay kadar sonra BOTAŞ’ın kasasına 1,3 milyar dolarlık artı bir para giriyor demektir.

Şimdi burada bir kez daha altını çizerek söylemek isterim: “Al ya da öde”nin anlamı, bizim, kullanmadığımız hâlde parasını ödediğimiz ve hiçbir zaman kullanmayacağımız doğal gaz değildir arkadaşlar. “Al ya da öde”, İran, Azerbaycan, Rusya gibi boru hatlarıyla alınan ülkelerde bizim avans niteliğinde verdiğimiz -yani aslında nakit akışlarını ilgilendiren ama avans niteliğinde verdiğimiz- paraların şu anda tahsil edilmesiyle alakalı bir işlemdir. Ben buradan taahhüt ediyorum, kamuoyunun önünde ve değerli milletvekillerimizin önünde de: Bizim hiçbir ülkede almadığımız 1 metreküp doğal gaz kalmayacaktır, aynen Rusya Federasyonu’nda kalmadığı gibi. Önümüzdeki yılın sonuna kadar -2014’ün sonuna kadar- Azerbaycan ve İran’la alakalı “al ya da öde” miktarları da, inşallah, sıfırlanmış olacaktır. Yani bizim doğru bir hedefe yine doğru yol haritalarıyla beraber gittiğimizi bu vesileyle ben tekrar söylemek isterim.

Diğer konularla alakalı… Arkadaşlar, tabii ki bizim yerli kaynaklarımızı artırmamız veya ithal ettiğimiz bu doğal gaz veya ham petrolün yerli kaynaklar hâline gelmesiyle alakalı çabalarımızı hep beraber izliyorsunuz. Ham petrol ve doğal gaz aramalarıyla alakalı şu anda aramaya ayırdığımız 1,3 milyar dolar civarında bütçe vardır. Bu, on yıl öncesine göre 13,5 katına çıkarttığımız bir bütçedir.

Bulduğumuz kuyular var, bulamadığımız kuyular var. Her zaman bütün şeffaflığıyla beraber söylüyorum, petrol varsa biz onu mutlaka bulacağız ama petrol yoksa biz onu bulamayacağız. Ama bunun için de oturup ağlayacak hâlimiz yok. Türkiye’nin büyümesini karşılayacak enerji kaynaklarını mutlaka tedarik ediyor olmamız lazım. Ben, yerli kaynaklar hâline gelmesi için uğraştığımız ham petrolün ve doğal gazın mutlaka bu sonuçlarını, karşılığını alacağımız inancındayım. Bütün arkadaşlarımız bu ümitle beraber çalışıyorlar ve bizim sismik aramalarla alakalı yürüttüğümüz faaliyetleri daha donanımlı gemilerle beraber yürüteceğimiz bir evreye, bir yıla giriyoruz. İnşallah, 2013 yılında bunu göreceğiz.

Ben, bütün bu duygu ve düşüncelerle, katkısı olan bütün arkadaşlarıma huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Şimdi şahsı adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Ayhan, buyurun.

Süreniz on dakika.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 393 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerine, şahsım adına, görüşlerimi arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu teklif, esasen iki kanunda değişiklik öngörüyor: Bir tanesi Elektrik Piyasası Kanunu’nda -zaten Sanayi Komisyonunda tasarısı var, bu tasarının içinde bu teklif mevcut- bir ikincisi de Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda değişiklik.

İlki, beceriksiz AKP Hükûmetinin ekonomiyi ve enerji politikalarını idare edememesinden kaynaklanıyor. Zamanında getirmiyorsunuz, sarkmış. Bu kanun teklifi aslında çakma bile değil, çakma tasarıdan çıkma teklif baktığınız zaman. (AK PARTİ sıralarından “O nasıl oluyor?” sesi)

Öğrenirsiniz, dinlerseniz öğrenirsiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hem çakma hem çıkma.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ne, biliyor musunuz? Çakmadan çıkma tasarıyı getiriyorsunuz, teklifi getiriyorsunuz, yetişmeyeceğini, kanunlaşmayacağını anlıyorsunuz, alelacele, çakmadan bir çıkma çıkarıyorsunuz. Önce yetişmeyeceği için çakma tasarıdan ayırıyorsunuz, bu çıkma teklif; onu da Sanayi Komisyonunda görüşürüz sanıyorsunuz.

Bunu neden söylüyorum? “Biz bunu biliriz.” derseniz, bilmediğiniz açıkça gözüküyor. Teklif, Sanayi Komisyonunda görüşülme imkânı olmayınca kendini nerede buluyor? Plan ve Bütçe Komisyonunda. Yeri de Plan ve Bütçe Komisyonu. Kim havale ettiyse Allah razı olsun. Hiç olmasın, bu vesileyle AKP bu işi Hükûmet olarak öğrenecek. Zaten teklifin yürürlük maddesi de 1/1/2013 baktığınız zaman. Neden acele edildiği de meydanda. Peki, Bakanlık bunu önceden tahmin edemiyor mu? Yok. Öyle olsa, zamanında yaparsınız, zamanında gelir. Bunun aciliyetini Komisyon Başkanı nereden biliyor? Başkan aslında bilmiyor da Hükûmet talep ediyor. Hadi, bunu da kabul edelim. Çakma tasarıdan çıkma teklif elde ediliyor ancak bunun Meclis Başkanlığının Sanayi Komisyonuna göndermeyeceğini hem Hükûmet hem de Komisyon bilmiyor. Muhalefet, gerekçelerinde belirtmiş. Bu teklif, aslında, çakma tasarının içinde var. Buna ilave, çıkma teklifin içine dercedilen bir de Hükûmet tasarısı var. Bu Bakan da işini hakikaten beceremiyor. Bazı bakanlar akşam tasarıyı getiriyor, hemen görüştürmeye başlıyor. Onlar nasıl bu işi beceriyorlar?

Siz, Sayın Bakan, Erbil’i seviyorsunuz. Erbil’e giderken yanlışlıkla -Azeri kardeşlerim beni bağışlasın- Kayseri’ye düşüyorsunuz. Bu tasarı ile kayıp kaçağı yine Denizlili sanayicime niye ödetiyorsunuz? Ne hakkınız var buna? Bakın, buradaki konuşmalar, dışarıda daha önce, yıllardır yapılan konuşmalar neyi ortaya koyuyor? Biz kayıp kaçağı kullanırız, AKP de bize hiçbir şey yapamaz. Belki yarın bir gün önünüze müzakere masasında bunlar gelecek, burada konuşuyorsunuz da.

Genel gerekçeye bakıyoruz. Fiyat eşitleme mekanizmasının uygulamasını uzatıyorsunuz. Süre 2012 sonundaymış, bitmiş. Uzatmanın bahanesi ne? Sektöre ilişkin geçiş dönemi uygulamaları tamamlanmamış; tamamlanamamış. Sert ifade olmasın. Aklınız neredeydi? On senedir iktidardasınız. Bir de diyorsunuz ki: “Fiyat eşitleme mekanizması ve yüksek oranda artan elektrik enerjisi talebinin karşılanması…” Demek ki “Sıkıntı yok.” diyenler ne diyecek şimdi? Arz güvenliğinin sağlanması için de devreye girecek üretim tesislerine verilen teşvik uzasın. Hani arz güvenliği problemi yoktu? Arz güvenliği için bunu koyuyorsunuz.

Şimdi, ikinci konuya gelelim. Gerekçede, Enerji Bakanlığının talimatıyla üretim şeklini değiştirenlere maliyet düşürülmesi için özel sektörü özel tüketim vergisinden muaf tutuyorsunuz. Teklif metninde ise önce “müstesna” denilmiş. Orada öyle yazıyor. Yaptığınız iş hakikaten müstesna, eşi bulunmaz. Neresi düzelsin? Bu yaptığınız tasarı, teklif, ne varsa  zaten müstesna bir iş yani. Yapmış olsaydınız zamanında böyle bir şeye ihtiyaç olmazdı. Ayrıca, -gerekçede yazıyor Sayın Başkanım- hukuk devletinde Enerji Bakanlığının özel sektöre talimatı olur mu canım? Böyle bir şey var mı? Hani demokrasi iyi çalışıyordu, alabildiğince genişliyordu? Gerekçede böyle yazıyor. Allah aşkına, siz artık yaptığınız her zorbalığı hukuk sanıyorsunuz. Faiz hepimize göre haram da, faizin KDV’sinde problem yok mu? Daha neler… “Omuz verdiğiniz şirketler özelleştirmeden mal alıyorlar mı?” dedikodusu çıkıyor; üretim, dağıtım, iletim şirketleri.

Bakın, ben size bir şey anlatayım: Bu tasarı ayrıca tali komisyon olarak bize gelmedi, görmedik. Aslında asıl komisyon olarak bizde, oraya tali komisyon da yazılmış. Bu teklifler bu kadar acildi -bir kısmını Hükûmet tasarısı olarak 8’inci ayda 3 madde olarak getirmişsiniz zaten- niye bununla ilgilenmediniz, niye bu problemi çözmediniz? Bakan işi takip etmiyor, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ise Hükûmeti düzeltmekten bu işlere vakit bulamıyor. Hükûmetin arkasını toplamaktan bu işlere vakit kalmıyor. Gerçi, o da Hükûmetin arkasını toplamaya mecbur çünkü çok dağınık, başka çaresi de yok.

Ne götüreceği, ne getireceği teklifin belli değil. Orada Komisyon üyelerine söylediniz mi bilmiyorum; Sayın Komisyon Başkanı teklifi verirken ne olduğunu, ne kadar getirisi götürüsü olduğunu biliyor muydu, onu da bilmiyorum. Zaten yaptığınız iş zam, zulüm, işkence. Bir senede doğal gaza yüzde 50’ye yakın zam yapılır mı? Vatandaş, dün televizyonlarda gördüm, hepsi “300 geldi, 200 geldi, 500 geldi -illere göre- kapatacağım.” diyor. Bir çare bulun buna ya da her fiyat açıklanışında, artışından önce, eksilişinden önce televizyonlara çıkıp boy boy konuşmayın. Bunun eğer sorumlusu bir kurul ise ve hukuku da belli ise, bırakın, yetkilileri kimse o konuşsun. Hani siz devlete veriyordunuz, devlet yapıyordu bu tür işleri, görüşmeleri? İşinize geldi mi ne yapıyorsunuz? Hopluyorsunuz. TOKİ konut yapıyor, bırakın siz onu, TOKİ’nin  yaptığı konutları siz seçim propagandasında kullanıyorsunuz. Öyle değil mi? Hem de göstere göstere kullanıyorsunuz, o devletin işi olmuyor. Gidiyorsunuz, İmralı’yla görüşüyorsunuz, o devletin işi, devletin adamı görüşüyor. İşinize geldi mi öyle, işinize geldi mi böyle. Hukukmuş, değilmiş, hiç önemli değil sizin için. Her beceriksizliğin telafisi, buraya hukuku düzenleme olarak geliyor. İçinizde işini tam, düzgün yapan kimse yok mu Allah aşkına sizin? Sizin Hükûmetiniz döneminde, kamu yatırımlarında enerjinin payı azaldı. “Özel sektöre devrediyorsunuz.” diyoruz. Geçen sunumda, sizden sonra, özel sektör çıktı konuştu, “Kamunun payı yüzde 30’lara, 20’lere düşmeli bu sektörde.” dedi. Sayın Başkan da perdenin arkasında kimse var mı diye bakıyor. Perdenin arkasındakiler zaten orada, karşında konuşuyor, saklanmasına gerek yok ki adamın.

Serbest piyasadan bahsediyorsunuz, uygulamaya konulan maliyete dayalı fiyat mekanizması diyorsunuz. Ulusal tarife uygulamasıyla ne yapıyorsunuz? Vatandaşları, piyasa mekanizmasının bozuk işleyişine, kâr güdüsüne, haksız bedeller ödemeye zorluyorsunuz, mahkûm ediyorsunuz. Kayıp kaçak bedellerini -burada yazılan da belli- niye faturadan saklıyorsunuz? Hani şeffaftınız? Bir kısmını yazarsınız da sizin açıkladığınız gibi, bir kısmı olmayabilir diyorsunuz. Daha çok söylenecek var.

Bir de bu BOTAŞ ithalden alınan KDV’leri ödeyecek mi?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Ödeyecek.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Çünkü bütçeyi ona göre yaptı Maliye Bakanlığı. Ama şimdiye kadar ödemedi. Ödeyecek diye yüzde 40 artırdı Sayın Unakıtan, bu da yüzde 20 artırdı ama inşallah bu sefer tutar.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Sayın milletvekilleri, geneli üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız yirmi dakika süreyle.

Sisteme giren arkadaşlarıma sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Benim Sayın Bakanımıza şöyle bir sualim var: Bu yer altı kuyularına ölçüm cihazı takma işi var. Buna da işte “Bu Ocağın 25’ine kadar son.” denmiş. Ya, şimdi, buna bu kanunla bir ek madde, bir önerge de verilecek. Bunu uzatma imkânı yok mu? Tarım yapan, çiftçilik yapan insanları bu çok mağdur eder.

Ben, bunun uzatılmasıyla ilgili Sayın Bakanımıza bir ricada bulunmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaman.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Manisa’nın Salihli ve Selendi ilçelerinin şehir merkezlerindeki elektrik hatlarının yer altına alınmasına yönelik çalışmalar sürekli geciktirilmektedir. Bu yüzden belediyeler altyapı çalışmalarında mağdur olmaktadır. Her ne kadar Özelleştirme İdaresine bağlı birimler olmakla birlikte Hükûmet olarak da bu konuyla ilgilenir misiniz?

Salihli’de sık sık yaşanan elektrik kesintilerinin trafoların yetersizliğinden kaynaklandığı doğru mudur? Yetersiz trafoları güçlendirmeyi ve yeni trafolar yapmayı düşünüyor musunuz, bu yönde bir çalışmanız veya projeniz var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Taner Bey buradan Erbil’e gitti Kuzey Irak’ta, bir de uçağı Kayseri’ye geldi. Şunu öğrenmek istiyorum: Acaba, Amerika, Barzani ile Maliki arasındaki bir savaşta Türkiye'nin Barzani yanında destek olmasını ve bu suretle de Kuzey Irak’ın Türkiye petrollerinin üzerinde hak elde etmesi konusunda Amerika’nın bir telkini var mıdır? Bu uçak, benim anladığım kadarıyla, Amerikalılar tarafından Kuzey Irak’a indirilmedi. Zaten, normal olarak, devlet teamüllerinde de bir devlet temsilcisi, bakanı bir başka devlete gittiği zaman onun başkentine gider. Bu hata neden işlendi?

İkincisi: TETAŞ son yılda elektrik fiyatlarında yüzde 14,8 nispetinde tenzilat yaptı ve bu -aşağı yukarı- TETAŞ’ın üzerinde bırakıldı. Halbuki bu tenzilatın dağıtıcı şirketlerden de tüketicilere intikal etmesi lazımken bu tamamen dağıtıcı şirketler üzerinde kaldı ve burada büyük bir para elde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, ben ülkemizde Antalya’dan sonra en çok sera üretimi yapan Muğla milletvekiliyim. Seracılarımız seralarında tarımsal üretim yapmaktadır ancak kullandıkları elektrik ücretini ticari tarife üzerinden ödemektedirler. Seracılarımızın kullandığı elektriği tarım tarifesi üzerinden ücretlendirmeyi düşünüyor musunuz?

Sayın Başbakan Şanlıurfa gezisinde kaçak elektrik kullanmanın haram olduğunu buyurdular. Kaçak elektrik kullananların elektrik ücretini kaçak elektrik kullanmayan vatandaşlarımızdan almaya devam edecek misiniz, yoksa kaçak elektrik kullananları haramdan kurtarmak için kaçak elektrik kullananların kullandıkları elektriği kesmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğan.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bildiğiniz gibi ülkemizde elektrik dağıtım özelleştirmelerinde bir dizi sorunlar yaşanırken hızla üretim tesislerini de özelleştirmeye çıkarmanız bir çelişki değil midir? Hâlen Seyitömer Termik Santrali özelleştirmesinin durdurulması yönünde Bakanlığınızca herhangi bir müdahalede bulunulacak mıdır?

İkinci sorum da: Hâlen yüzde 17’ler dolayında olan kayıp kaçak oranlarının iki yıl sonra yani 2015 yılında yüzde 10’lar düzeyine ineceğine inanıyor musunuz? Bunun için hangi tedbirleri aldınız? Geçmiş dönemde yaşananlar göz önüne alındığında bu hedefi gerçekçi buluyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, 2010 yılında enflasyon yaklaşık yüzde 6,4 olarak gerçekleşirken siz elektrik kesme, bağlama bedellerini yüzde 68 arttırdınız. Elektrik kesme, bağlama bedelinin enflasyonun 10 katı üzerinde artırılmasının çok özel bir nedeni var mı?

Bir de: 2010, 2011 ve 2012 yıllarında Kocaeli’de kaç aboneden toplam ne kadar kesme, bağlama bedeli alınmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu yılan hikâyesine dönen Bingöl’e doğal gaz getirilmesi çalışmaları acaba ne aşamadadır? Bingöl’le ilgili özellikle ilçelere yönelik planlamada farklı birtakım bilgiler söyleniyor. İlçelere doğal gaz hizmeti götürülmesiyle ilgili projedeki detayları öğrenebilir miyiz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

Sayın İrbeç…

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, petrol ve doğal gazın ötesinde temiz enerjiye yatırım önem kazanıyor. 2023 yılına kadar enerji kaynaklarının yüzde 30’unu yenilenebilir yapma hedefinizin gerçekleşme oranı 2012 yılı sonu itibarıyla nedir?

2030 yılına kadar yirmi nükleer reaktör kurma planınızda Japonya’daki Fukuşima faciası bir değişiklik getirdi mi?

Kaya gazında Çin, ABD, Arjantin, Meksika, Güney Afrika ve Avustralya avantajlı görünüyor. Bu konuda Türkiye’nin hamleleri nelerdir?

Rusya ile Almanya, Baltık Denizi üzerinden Almanya’ya taşınacak gaz üzerinde anlaşarak Kuzey Akım Projesi’ne çoktan başladılar. Bu proje sonlandırıldığında Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya gibi transit ülkelere bağlı kalmaksızın Almanya’ya gaz nakledilecek. Öte yandan Avrupa Birliği gemilerle sıvı gazın ithalatını arttırdı. Buna karşılık Güney Koridoru’nu oluşturan doğalgaz boru hatlarına desteğin artması için yapılan hamleler nedir? TANAP Projesi’ndeki gelinen son safha nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İrbeç.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Türkmenistan doğal gazının Türkiye’ye getirilmesiyle ilgili çalışmalar var mıdır?

İkincisi: Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nda son beş yıldır ne  kadar petrol taşınmıştır? Kârlılık durumu nedir?

Ülkemizde güneş panelleri çok pahalı olmasından dolayı halkın yaygın kullanımına açılamamaktadır. Halkın kullanımına açmak için güneş panellerinin fiyatlarının düşürülmesi ve desteklenmesiyle ilgili olarak Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, Malatya’daki elektrik uygulamasından sanayici şikâyetçi, çiftçi şikâyetçi, tüketici şikâyetçi. Köylerde en ufak bir yel esse elektrik kesiliyor, voltaj düşüyor; köylülerin borçla aldığı buzdolapları, televizyonlar, çamaşır makineleri yanıyor.

Yine, köylerdeki bu uygulamalardan özellikle üreticiler çok ızdırap duyuyorlar, en ufak borçları ödenmediği zaman anormal bir faiz uygulanıyor. Geçtiğimiz günlerde bir muhtar aradı, “1.500 lira olan borcum bir yılda 7.500 liraya yükseldi.” diyor, isyan ediyor; hiçbir hizmet alamadığı hâlde isyan ediyor.

Yine, biraz önce Doğanşehir Kadılı köyünden aradılar. “Keyfî olarak saatler değiştiriliyor.” deniyor ve köylüye büyük bir yük biniyor bu konuda. Maalesef, Malatya, özelleştirildiğinden beri elektrikte canından bezmiş durumda. Bu konuda Malatya’ya yatırım yapmayı düşünüyor musunuz, elektrik hatlarına? Özelleştirmeyi alan firma da yatırım yapılmadığından şikâyetçi oluyor. Bu konuda Malatya’ya destek vermeyi düşünüyor musunuz?

Bunu sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, bir konuyu Meclis gündeminde dile getirmek istedim. Bugün -16 Ocak 1980- Irak’ta Saddam tarafından, Kerkük Türklerinin liderleri olan Necdet Koçak, Abdullah Abdurrahman, Rıza Demirci ve Adil Şeref’in idam edilmelerinin yıl dönümü. Bu vesileyle kendilerini rahmetle anıyoruz ve bu katliamlardan, 14 Temmuz 1959’da, o zaman yapılan katliamlardan bu yana da, bu günümüzde, Saddam diktatörü ortadan kalkmasına rağmen, maalesef, Kerkük’te Türkmenlere yönelik şiddet, tehdit ve şantajın devam ettiğini esefle müşahede ettiğimizi bu vesileyle Genel Kurulda paylaşmak istiyorum.

Ayrıca, Sayın Bakan, -geçen gün Meclis gündemine getirilmiş ama- telefonla bizi arayanlar, Viranşehir’in köylerinden arayanlar özellikle 6 köyde altı günden bu yana elektriğin olmadığını, Kırlık köyündeki…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – …trafodan dolayı elektriğin kesildiğini ifade etmişlerdir. Dolayısıyla, bilemiyorum, sorun çözüldü mü çözülmedi mi? Ama bu konuyu, tekrar, bu vesileyle, sizinle paylaşmak istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu Cerattepe’yle sizin peşinizi bırakmayacağız. Artvin Cerattepe’de yapılan ihalede -ihale şartnamesinde- ihaleye giren firmanın 10 bin ton metal bakır işleyecek tesise sahip olmasına ilişkin şartname vardı.

Size bir soru sordum yazılı olarak “Bu şekilde Türkiye’de kaç tane tesis var, hangi firmaya aittir?” diye, “Buna ilişkin -ihalenin sonucunda hangi firmanın alacağına ilişkin- tespit yaptıracağım.” dedim. İhaleyi A firması  -tahmin ettiğim firma- değil, B firması aldı. Şimdi, alan bu B firması elde etmiş olduğu bakırı sizce Türkiye’de hangi tesiste işleyecektir? Bize göre, yine, bu, Samsun’da işlenecektir. Çünkü her iki firmanın da daha önce ortak olduğuna ilişkin size en aşağı altı tane ortaklık ispat edebilirim. Sizin de -vicdanınızda- acaba bu iki firmanın ortak olup olmadığına ilişkin bir kaygınız var mı? Bu ihalede, burada alınan madeni bu şirket hangi yerde işleyecektir? Samsun’un dışında başka yerde işlemesi fiilen mümkün değildir. Benim baştan beri ileri sürmüş olduğum kaygılar ne yazık ki gerçekleşmektedir. Ne diyeceğinizi merakla bekliyorum Sayın Bakan.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakan, buyursunlar.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de kalan dokuz dakika içerisinde bu soruları cevaplamaya gayret edeceğim.

Tabii, yer altı kuyularıyla alakalı değerli milletvekilimizin sorduğu soru vardı. Aslında, bu, DSİ’yle alakalı bir husus. Tarımsal sulamalarla alakalı, sulama birliklerine sayaçların takılmasıyla alakalı konu Orman ve Su İşleri Bakanlığımız tarafından yürütülüyor. Malum, Türkiye’de su bedelsiz, elektrik bedelle satılıyor. O yüzden sulama birlikleriyle alakalı bir düzenleme yapma ihtiyacı hissetti Sayın Bakanımız ve onu da daha önceden yayımladı. Tabii, kendisiyle bunu detaylıca konuşmakta fayda var.

Sayın Akçay, tabii ki her ilde UKOME var. Belediyelerin altyapı çalışmaları, TELEKOM çalışmaları, enerjiyle alakalı çalışmalar, iletişimle ilgili çalışmalar aynı zamana denk gelmeyebiliyor ve bu, aslında, bir nevi, kaynakların daha doğru kullanılmasını engelliyor. Bu eleştiriyi ben yerinde buluyorum ancak her bir kuruluşun yatırım planları da ayrı ayrı yapılıyor. Diyelim ki biz, o dediğiniz bölgede, Salihli’de veya Manisa’da 10 birimlik bir yatırım ayırmış olalım, belediyenin çalıştığı yer ile elektrik yatırımları her zaman tutmayabiliyor. O yüzden, bence UKOME’de bunları yerel olarak da bir önceki yıldan teklif etmekte fayda var diye düşünüyorum.

Şimdi arkadaşlarıma söyledim, Salihli’de kış şartlarından dolayı bir kesinti mi var yani ne kadar sürdü? Onları da şimdi, belki de araya kadar da onu arkadaşlarım bana getirmiş olurlar.

Sayın Genç, benim Erbil’e gitmemle alakalı konuda Amerika Birleşik Devletleri’nin, uçağın inmesiyle alakalı bir telkininin olup olmadığını sordu. Herhangi bir telkini olmadı. Bununla alakalı da bir taraf tutup tutmayacağımızı da bize söylemediler. O yüzden, bu konuda herhangi bir telkin olmadı diye cevaplayabilirim.

Sayın Erdoğan, bu seracıların tarımsal tarife ile ticari tarife arasındaki makası biz kapattık arkadaşlar. Bir miktar daha kaldı ama seracılıkta kendi tabii kaynaklarıyla ısınan, jeotermal gibi kaynaklar olduğu hâlde elektrikle ısınan ve ticari faaliyet olarak görülen kısımları da var. Çok az bir fark var aslında şu anda, bundan bir yıl önce daha fazla fark vardı. O yüzden, biz zamanla bunun daha da kapanacağına inanıyoruz ama ticaret faaliyeti olarak görülüyor oradaki elektrikle ısıtma faaliyeti.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Isınma değil Sayın Bakanım, sulamada da aynı şekilde.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Işık “Elektrik dağıtım hizmetleri özelleşirken üretim şirketleri de özelleşir mi?” diye sordu. Evet, özelleşir. Elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleşmesi piyasanın önemli aktörlerinin dağıtım kısmının özelleşmesiyle alakalı bir hedefimiz ama üretim tesisleri için de, Seyitömer de  dâhil olmak üzere, önümüzdeki süreçte Sivas Kangal’a, ondan sonra diğer santrallerimiz için de çıkacağız. Bu santrallerin içerisinde yaşını 35’e getirmiş olan santraller var. Bir yandan rehabilitasyon çalışmaları, bir yandan da yenileme çalışmaları devam edecek çünkü Türkiye'nin büyüme hızı gerçekten çok etkileyici bir hızda.

Sayın Türkkan “Hedefler gerçekçi mi?”... Yani bu kayıp kaçaklarla alakalı Sayın Işık da sormuştu.

Arkadaşlar, biz bu hedeflerimizi hesaplayarak ve diğer illerde, diğer bölgelerde tutturduğumuz, özellikle 17-18 tane bölgede tutturduğumuz rakamlardan aldığımız cesaretle söylüyorum. Dicle ve Van bölgesine münhasıran söylüyorum ve orayla alakalı da özel bir çalışmamızın olacağını söylemeliyim.

“Bu kesme fiyatlarıyla alakalı TÜFE’nin haricinde bir şey yapılmış mıdır, bir rakam verilmiş midir?” Alçak gerilimde kesme, bağlama bedeli 15,3 TL iken 2011 yılında, 17,7 TL’ye çıkmıştır 2012’de. OG’de 77,5 TL’den 82,3’e çıkmıştır. Bununla alakalı TÜİK’in açıkladığı rakamların haricinde herhangi bir artış yapma imkânı mümkün değildir, böyle bir şey de söz konusu değildir.

Bingöl’e doğal gaz bizim programımızda, projelendirmeyle alakalı çalışmalar da başladı. İlçelerle alakalı yaptığımız genel bir çalışma var arkadaşlar. Biz, diyelim ki, Ağrı gibi, Iğdır gibi bölgelerimizde BOTAŞ’ın oraya iletim hattı götürmüş olmasına rağmen, 3 defa da özel sektör ihalesine çıkmış olmamıza rağmen herhangi bir teveccühte bulunmadı özel sektör. O zaman biz, bunlarla alakalı yine Bakanlar Kurulunun gündemine bir kısım ilçeleri de içine alacak, belki nüfus kriterleriyle beraber, belki oradaki özel durumlarla beraber bir kriter oluşturuyoruz ve o ilçelere ve bu saydığım iller de dâhil olmak üzere oraya doğal gazın götürülmesini temin etmeye gayret ediyoruz. Bunun da inşallah altyapısını hazırladık.

Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla alakalı, Sayın İrbeç “Yüzde 30  gerçekçi bir hedef midir 2023 yılına kadar?” dediniz. Şu anda yüzde 25’lerdeyiz arkadaşlar, yani 2012’nin sonunda yüzde 25’lerdeyiz. Buradaki yağış rejimlerinin düzenli olmasından tutun ki birçok faktör var. Rüzgârla alakalı 11 bin megavatlık lisansların realize edilmesini bekliyoruz, 2 bin küsur megavatı oldu. Güneşle alakalı yatırımlara başlıyoruz. Biz bu hedefimizi gerçekçi buluyoruz. Fukuşima’dan sonra bizim nükleer güç santrallerinin kurulmasıyla alakalı kararlılığımızda herhangi bir etkileşim olmadı ama biz, bu kazayı dikkate alıyoruz ve güvenlik sistemleriyle alakalı, güvenliğin artırılmasına dönük 11 temel başlıkta 88 tane alt başlığı tekrar değerlendiriyoruz. Belki biraz bize bu süreye patlar, belki birazcık daha zamanımızı alır ama sonunda daha güvenilir bir nükleer güç santralini yapmış oluruz. 

Kaya gazıyla alakalı, Kuzey Akım’la alakalı açıklamalar yapıldı. Kaya gazıyla alakalı çalışan Amerika Birleşik Devletleri orijinli firmalar var ülkemizde. Yeni başlayan bir dal bu ama hangi yatırımcı hangi sahayı almak istiyorsa, bizim bununla alakalı tekliflere de açık olduğumuzu bu vesileyle tekrar belirtmek isterim. Kuzey Akım’la alakalı, Almanya’nın Rusya, Finlandiya üzerinden Rusya’dan getirttiği doğal gaz var, bizim geliştirdiğimiz projeler var, bunlar da devam ediyor.

Sayın Doğru Bakanımız dediler ki: “Türkmenistan’dan doğal gaz gelecek mi?” Biz, doğal gaz gelmesiyle alakalı tekliflerimizi sunduk ve oradan 5,5 milyar metreküplük gaz alacağımızı kendilerine söyledik. Türkmenistan, sattığı doğal gazı kendi sınırında, bir kısım ülkeler de sattığı ülkenin sınırında teslim ediyorlar doğal gazı. O yüzden Türkmenistan’la görüşmelerimiz devam ediyor. Dün de Abu Dabi’de Türkmenistanlı Bakan kardeşimle bunları tekrar konuştuk.

“Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nın kârlılığı var mıdır?” dendi. Kârlılığıyla alakalı arkadaşlar, sağ olun, 3 Ocak 2013’te buradan uluslararası anlaşmayla geçirdiğiniz önemli bir madde vardı, o madde Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nın Türkiye lehine kârlılığını artıran bir anlaşmaydı. İnşallah bunun rakamlarını kamuoyuyla hep beraber paylaşacağız. Önceki anlaşmadan daha iyi yapılmış bir anlaşmayı hamdolsun kamuoyunun huzuruna sunmuş oluyoruz.

Güneş panelleriyle alakalı, dünyada bir eğilim var. Gittikçe teknolojinin gelişmiş olmasıyla beraber fiyatlarının düştüğü ve Türkiye’nin de bundan yararlanacak olduğu bir ortam oluşturuyoruz. Biz şu şartı koşuyoruz: Güneş panellerinde, eğer siz Türkiye’de yatırım yapar ve yaptığınız yatırımdan ürettiklerinizi kullanırsanız… Orada daha büyük faydalar sağlayacaklarını rakamlarla söylüyoruz.

Sayın Ağbaba Malatya doğal gaz ve elektrik dağıtımıyla alakalı buzdolabı yanan vatandaş-larımızın olduğunu söylediler.

Arkadaşlar, ben açıkça söylüyorum: Eğer o dağıtım şirketinin, o elektrik şirketinin hatasından kaynaklanan bir sebeple o buzdolabı yanmışsa buzdolabının bedelini veya o motoru sarma bedelini o dağıtım şirketi tazmin etmek durumundadır. Belki bu çok fazla bilinmiyor olabilir ama vatandaşımız müracaatını yapsın, o dağıtım şirketi de… Ben bunu on dört yıl önce dağıtım şirketinde yaptım ve motorlarını sardık ve tekrar çalışır hâle getirdik eğer o dağıtım şirketinden kaynaklanmışsa.

Viranşehir’le alakalı Sayın Başkanımız bir soru sordular. Değerli arkadaşlar, kış şartlarından kaynaklanan Doğu’da kesilmelerin olduğu gibi ama aynı zamanda kaçak kullanımdan dolayı kesilmelerin olduğunu söylemem lazım. Biz ne yazık ki şununla karşılaştık: Bize ihbar geliyor “Benim elektriğim kesildi iki saat önce, gel elektriğimi yap.” deniyor. Arıza ekiplerine diyoruz ki: ”Git, o elektriği yap.” Bize oradan telefon geliyor, “Efendim, siz bizi buraya gönderdiniz ama şu anda burası kaçak kullanıyor.” diyor, biz donup kalıyoruz. Yani nasıl olur da bir adam kaçak kullandığı hâlde arıza ekiplerini de oraya ister? O yüzden bizim bu konuda tahammülümüz yok arkadaşlar, bunu rahatlıkla söyleyebilirim, kaçak kullanımla alakalı hiçbir sebep o kaçak kullanmayı makul hâle getirmez. O yüzden eğer o altı günden beri elektrik kesik olup da kaçak kullanan varsa biz onun elektriğini yüz altı gün de geçse vermeyeceğiz arkadaşlar. Ama dediğiniz husus buna dâhil midir, değil midir, onu özellikle o köyde araştırtacağım.

Sayın Bayraktutan, Cerattepe’yle alakalı bizim bu ihaleden daha önce yaptığımız toplantıda, zannediyorum eşiniz veya siz “noter” demiştiniz, “Noterden ben beyanatta bulundum, A firması alacak.” demiştiniz. Onu B firması aldı. Tabii, ben o konuda sizin açıklama yapmanızı bekledim, benim açıklama yapmam doğru değil çünkü iddiayı yapan sizdiniz. Ben kamu olarak şuna bakarım: Bu ihaleye şartları tutan, yeterli olan firmalar girerler ve ihalede yine, şartname gereği, onun belli bir prosedürü vardır, onu yerine getirenler bunu alırlar, uygun da fiyat vermişse.

“Şimdi, o firma diğeriyle ortaktı, A firması C firmasıyla şöyleydi.” Arkadaşlar, ben onu bilmem. Ben, resmî taahhütlerini yerine getiren ve yeterli fiyatı bulan şirkete ayrım yapmaksızın onu vermek durumundayım. Burada açıkça şunu söyleyeyim: Yalnızca...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, size iki dakika daha verdim, toparlayın lütfen.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Peki, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.13

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

393 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, 1’inci maddeden önce Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşlarının verdikleri 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’da değişiklik öngören yeni madde ihdasına dair önerge, İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin, görüşülmekte olan tasarı veya teklifin konusu olmayan sair kanunlarda ek ve değişiklik getiren yeni bir kanun teklifi niteliğindeki değişiklik önergeleri işleme konulmaz hükmü gereğince işleme alınamamıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, komisyonu çağırın.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi okutuyorum:

ELEKTRİK PİYASASI KANUNU İLE ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

Madde 1- 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin beşinci paragrafına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Bu kapsamda gerçekleştirilecek ayrıştırma işlemleri; kayıtlı değerler üzerinden yapılması şartıyla, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında yapılan bölünme sayılır.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına birinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ümit Özgümüş.

Sayın Özgümüş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji Piyasası Düzenleme Kanunu’ndaki değişiklik teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Konuştuğumuz konu, ekonomik olarak da siyasi olarak da dış politika olarak da Türkiye’nin en önemli konularından bir tanesi. Çünkü hepinizin bildiği gibi, Türkiye’nin ithalatının yaklaşık olarak yüzde 24’ü enerjiden gelmekte ve dış ticaret açığını ciddi biçimde artırarak dolayısıyla cari açığını tetiklemektedir. Cari açık Türkiye’nin şu anda en önemli sorunlarından bir tanesi.

İkinci olarak, sanayiyi, ekonomiyi ilgilendirmekte çünkü -zaman zaman burada konuşmalarımda da söyledim- Türkiye sanayisinin önündeki en önemli sorunlardan bir tanesi rekabet gücü eksikliği. Yani özellikle AKP iktidarları döneminde vergi reformu yapılamadığı için, elektrik fiyatları düşürülemediği için, sosyal güvenlikte vergi tabana yayılıp kayıt içine çekilemediği için Türkiye’nin rekabet sorunu var. Ama en önemli girdilerinden bir tanesi olan elektrik de, bizim rekabet ettiğimiz ülkelerle karşılaştırdığımız zaman, yüksek olduğu için ciddi biçimde sanayinin rekabet gücünü de etkilemektedir.

Zaman zaman burada Sayın Bakanımız olsun, bürokratlar olsun ya da başka siyasiler olsun karşılaştırma yaparken Türkiye’deki elektrik fiyatlarının, enerji fiyatlarının işte Almanya’dan, Belçika’dan, Lüksemburg’dan ya da başka ülkelerden daha ucuz olduğunu anlatır ama asıl bizi ilgilendiren onlar değil, asıl bizi ilgilendiren sanayide rekabet ettiğimiz ülkeler, Çin, Hindistan, Güney Kore gibi ülkeler. Bugün hâlâ Çin’de 8 sent civarındayken elektrik enerjisi fiyatları, bizde ortalama olarak 14-15 sent civarında seyretmektedir. Bundan dolayı yani enerjinin bu kadar önemli olmasından dolayı bugün Türkiye’de, özellikle 2013 yılında, büyük sanayi tesisleri henüz daha bütçelerini yapamadılar çünkü enerji fiyatlarında bir belirsizlik var. Özellikle Gazprom’un Avrupa ülkelerine yüzde 10 indirim yapacağını duyurmasından sonra, aynı indirimi Türkiye’ye yapacak mı, yapmayacak mı; Türkiye’de doğal gaz fiyatlarına zam yapılacak mı, yapılmayacak mı? Bütün bunlar belli olmadığı için 2013 bütçelerini yapmakta ciddi biçimde zorlanmaktalar. Onun için de çok önemli, rekabet gücü konusunda da. Geçtiğimiz yıl doğal gaz fiyatları Avrupa’da ortalama yüzde 4,5 arttı ama buna karşılık Türkiye’de yüzde 30 civarında arttı. Bu yılın ne olacağı belli değil. Onun için de bu konu çok önemli.

Ama bundan daha önemlisi, enerjinin çok stratejik bir ürün olmasından kaynaklanıyor. Değerli arkadaşlar, son elli yıl içerisindeki savaşların tamamına yakını, belki de tamamı dünyada özellikle enerji bölgelerini ele geçirmek ya da enerji yollarının üzerindeki engelleri ortadan kaldırarak enerji yollarının güvenliğini sağlamak için yapılmış savaşlardır. Bugün AKP iktidarının binbir yalanla ortaya koyduğu “Suriye’ye özgürlük getiriyoruz.”, “Suriye’de özgürlük yok.”, “Suriye’de halkın özgürlüğünü savunuyoruz.” diye ortaya koyduğu ve neredeyse savaşın eşiğine geldiğimiz durum ve Suriye’de devam eden savaş da aslında bir özgürlük savaşı değil, tamamıyla AKP’nin enerji yollarının açılması, enerji yollarının üzerindeki antiemperyalist, bağımsızlıkçı iktidarların ortadan kaldırılması için orada yürütülen bir savaştır. Onun için bu kadar çok stratejiktir aynı zamanda.

Şimdi, Türkiye’nin enerjisinin yaklaşık olarak yüzde 76’sı dışa bağımlı, bunu hepimiz biliyoruz ve özellikle petrol ithalatının yüzde 63’ü sadece İran ve Rusya’dan geliyor. İran’a, Rusya’ya bağımlıyız; yüzde 63. Doğal gaz ithalatının ise yine İran ve Rusya’ya yüzde 77’si bağımlı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu kadar göbekten bu iki ülkeye bağlıyken, Batı emperyalizminin taşeronluğuna ve tetikçiliğine soyunarak, Rusya’da savaş çıkararak, şu anda fiilen savaş ederek bu iki önemli ülkeyle de ilişkilerimizi, dış ilişkilerimizi bozmak üzereyiz ve ortada bir gerginlik var.

Şimdi, başımızda yeni bir bela var. Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’nin Rusya ve İran’dan aldığı enerji miktarını düşürerek, özellikle İran’daki ambargoya uyarak, oradan alınan enerji miktarını düşürmeye ve Kuzey Irak’tan, Barzani’den petrol alınması yönünde bir baskıyla karşı karşıya Türkiye. Şimdi, şöyle bir çıkmazla karşı karşıya: Eğer Amerika’nın dediğini yapar ve Kuzey Irak’a bağlanırsa Kuzey Irak’a bağımlı bir hâle gelecek ama bundan daha önemli… Zaten şu anda Türkiye Kuzey Irak’tan, Barzani’den uluslararası teamüllere, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak zaman zaman enerji almaya başlamış durumda yani bu talimatları da yerine getirmiş durumda. Ama buradan çok tehlikeli bir içtihat ve çok tehlikeli bir teamüle doğru gider. Bugün İmralı’yla görüşmeler yapıyorlar, İmralı’yla pazarlıklar yapıyorlar. Bu pazarlıkların sonucunda iki adım ileri bir geri, bir adım ileri iki adım geri çekilecek ama sonunda güneydoğuda bir özerklik talebi var ve özerklik verilecek ama bu teamül oluştuğu zaman, uluslararası bu içtihat oluşturulduğu zaman, yarın güneydoğuya özerklik verdiğiniz zaman da Türkiye Cumhuriyeti’nin iradesi dışında, Batman petrollerinin, oradaki irade tarafından başka bir yere satılmasına da bugünden “Evet.” demiş olacaksınız ki çok tehlikeli bir noktaya gidiyor. Şimdi, Türkiye enerjide bu şekilde tehlikeli oynuyor.

Değerli arkadaşlar, bir Çin atasözü var, der ki: “Uçurumu sevenlerin kanatları olmalı.” Türkçe karşılığı var, tam olarak söylemesem bile yaklaşık olarak söyleyeyim, doğrusunu bilenler bilmeyenlere söylesin: “Nefesine güvenen borazancıbaşı.” derler. Gerçeği böyle değil ama onu öğrenirsiniz sonra.

Değerli arkadaşlar,  şimdi, sermaye birikiminiz yok, sıcak paraya bağımlısınız; enerjiniz yok, yüzde 90-92’si dışarıya bağımlı; savaş teknolojiniz yok, yıllarca kendi içinizde devam eden savaşı engelleyemiyorsunuz, durduramıyorsunuz; durdurabilmek için, düne kadar ip salladığınız “İdamı geri getireceğiz.” dediğiniz İmralı’ya gidiyorsunuz, ondan sonra dönüyorsunuz bir komşu ülkeyle taşeronluk adına savaş noktasına geliyorsunuz. Bu da çok tehlikeli bir gidiş noktası.

Konumuza gelirsek eğer, bu madde içerisinde yani gelen bu 3-4 tane madde içerisinde teşviklerin uzatılması maddesi var. Değerli arkadaşlar, bu da çok yanlış ve tehlikeli. Hırsızlıklara, yolsuzluklara, suistimallere yol açacak bir alışkanlıktır bu. Şimdi, gelen 4’üncü maddede -gerçi Komisyon kaldırdı ama 2’nci maddede yine var- 2012’de biten sürelerin uzatılması, birisi 2015’e kadar, birisi 2019’a kadar; bu, bu ihalelere girecek, bu santralleri yapacak, bu lisansı veya bu yatırımları yapacak olan müteahhitler açısından bir öngörüsüzlük, bir belirsizlik yaratır. Çünkü eğer siz bu teşvikleri beş yıllığına koyuyorsanız ve eğer ciddi, büyük yatırımcılar, sermaye sahipleri o yatırım için beş yıllık teşviki yeterli görmüyorlarsa o zaman bu yatırımlara girmezler. Ama siz beş sene sonra, üç sene sonra, süre bittikten sonra -bugün olduğu gibi- bu süreleri uzatmaya kalkarsanız, o işi yapmayan, o ihaleye girmeyen, o lisansı almayan dürüst yatırımcılar açısından haksız rekabet yaratmış olursunuz. Yani maçın yetmişinci dakikasında kuralları değiştirmeye kalkmaktır ki bu da doğru değildir. Devletsiniz, bu şekilde, 31/12’yi geçtikten on gün sonra bu yasayı getirmek yerine daha öncesinden bunlar konuşulurdu ya da bu teşvikler verilirken doğru olarak hesaplanır, teşvikin ne kadar süre geçerli olacağı bütün yatırımcılara eşit olarak bildirilirdi ki haksız rekabet yaratılmasın.

Bunun dışında, biz bu konuyla ilgili -önümüzdeki günlerde yasanın tamamı gelecek- yasanın tamamı geldiği zaman da özellikle yerli kaynaklara dönülmesi, yenilenebilir kaynaklara dönülmesi yönündeki doğru kararlara destek vereceğiz, onu şimdiden söylüyoruz. Ama bunu yaparken de kılı kırk yaracağımızın bilinmesi gerekir.

Sayın Bakan, geçtiğimiz dönemde derelerin, çayların üzerine yarım megavatlık santraller yapıldı, çok küçük. Birincisi: Orada doğru bir havza planı yapılmadığı için, o akarsuyun çalışmaları yapılmadığı için çevreye verdiği rahatsızlığın dışında ama yarım megavatlık santrallerin jeneratörleri, tribünleri Çin’den getirildi ve üç sene geçti aradan, şimdi hepsi dökülüyor. Eğer bunlar denetim altına alınmazsa, çok yakın bir zamanda Türkiye jeneratör çöplüğü hâline gelecek. 11 milyar metreküp civarında yer altında kömürümüz var. Tabii, kömür yatırımları daha uzun olduğu için yani doğal gaz yatırımları iki yılda bitip, kömür santrali yatırımları beş yıldan fazla sürdüğü için, işletmek daha zor olduğu için kimse girmiyor ama işte, sosyal demokrasinin özelliği burada, biz diyoruz ki: Bu tür konularda, stratejik konularda, devletin yararı olan konularda özel sektör girmiyorsa devlet girmek zorunda. Bırakın eldeki her şeyi satmayı, bu konularda devlet kendisi yatırım yapmalıdır, yapabilmelidir.

Bu yasa kayıp kaçağı engellemediği için, haksızlığı engellemediği için, haksız rekabet yarattığı için, biz, olumsuz oy vereceğimizi bildiriyoruz. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgümüş.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – 5084’ü söylemedin, 5084’ü.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Vaktim yetmedi.

BAŞKAN – Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Günal, buyurun.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu söz aldığım 1’inci madde aslında gereksiz bir madde, Sayın Bakana da Komisyonda söyledik ama “Bazen tereddüt çıkıyor.” diyerek buraya koymak gerektiğini söylediler. Uzman arkadaşlarımızla da konuştuk “Zaten bu gibi işlemler var.” dediler ama şimdi maddenin gerekçesine bakıyorum biraz, en son cümlesine gelmeden önce diyor ki: “21 elektrik dağıtım şirketinin ayrıştırma işlemleri sonucunda önemli miktarda vergi, resim, harç masrafı ortaya çıkmakta olup, söz konusu meblağın tüketicilere yansıtılması durumunda elektrik fiyatlarında artış” olacakmış yani “Ortaya çıkan masrafların tüketicilere yansıtılmamasını teminen ilgili cümlenin eklenmesi” diyor. Şimdi, bunun hiç tüketiciyle bir alakası yok. Sorduk arkadaşlarımıza, dediler ki: “Bu zaten var.” Yani ilgili vergi mevzuatında olan bir şey. Ha ne varmış? Kayıtlı defter, defterdeki kayıtlı değeriyle olması gerekiyormuş. Bu zaten orada olan bir şey. Her türlü bölünme, birleşme, devir işlemlerinde enerji şirketi olması gerekmiyor, özelleştirmede de olması gerekmiyor yani bir şekilde bir şirket başka bir şirketle birleşirse veya bölünürse veya başka bir şeye geçerse zaten bu mevzuatımızda varmış. Burada kesin olsun, anlaşmalarda sıkıntı olmasın, yarın birtakım sözleşmelerde bize sıkıntı doğmasın diye…

Şimdi, öbür taraftan “Maliyet artıyor.” diyorlar. Peki ne olacak? Devlet bir cebinden öbür cebine koyacak, söylenen doğru olsa bile. Şimdi, bütçede verilen açığı diğer yerlerden… Özelleştirmedeki eksik tahsilatlardan veya gerçekleştirilemeyen özelleştirmelerden doğan gelir açığını, bütçe açığını kime ödettiriyorsunuz zaten? Vatandaşa ödettiriyorsunuz.

Bütçe konuşulurken, burada sizlere hatırlattım. Sayın Maliye Bakanı varken de söyledim, komisyonda da söyledim, arkadaşlarımız da söyledi. Bir önceki yıl, eylül ayında geldi “5,5 milyar açığımız var.” dedi Sayın Maliye Bakanı. Açık derken, hedeflediğimizden farkı bahsediyor. “Bu sene 21 küsur hesaplamıştık 35 olacak.” dedi. 14 milyar daha bulmamız lazım, tak! 8,5-9 milyarlık paketi eylül ayında koyduk. Her seferinde bu açıkları zaten vatandaşın sırtına yüklüyoruz, başka bir yere gitmiyor ki.

Şimdi, vatandaşa yüklemeyelim diye bir gerekçe koymuşsunuz. Hepsini vatandaş ödüyor, bütün bütçe açığından kaynaklanan, ister özelleştirme gelirini eksik yapın, ister 2/B’yi koyduk onu yapamadık, ister affı koyduk onu yapamadık… Ne oluyor? Dönüyoruz ÖTV, KDV artışı. Doğrudan, gelir üzerinden almak yerine, tüketim üzerinden aldığımız vergilerle yapıyoruz. Dedik ki: “Bu, gelir adaletsizliğine yol açıyor, vergi adaletsizliği aynı zamanda gelir dağılımını da etkiliyor.”  Şimdi, o zaman bu maddelerin ne anlamı var? Şimdi, devlet alsın bir cebinden öbürüne koysun. Öbür türlü vatandaşın üzerine geliyor, KDV üzerinden aldığınız vergiden vazgeçmek başka bir şey ama burada sadece resmen kanuna bir şey daha yazmış oluyoruz ki bazı firmalarla ilgili tartışma çıkmasın.

Bir de burada değerli arkadaşlar, konuşulurken yine Sayın Bakana da söyledik; bazı düzenlemeler var, söylendiği zaman yapılması gerekiyor. Evet, 2015’e kadar uzatalım… Aceleyle getirdi arkadaşlarımız, bir anda baktık ki bir de teklif geldi yani Adalet ve Kalkınma Partisinin klasik anlayışı. Şu anda da yukarıda -az önce geldim, şimdi tekrar döneceğim- alt komisyon çalışması devam ediyor. Bir tasarı geliyor, Sayın Bakan mı unutuyor, birilerinin mi aklına geliyor bürokratların mı aklına geliyor bilmem, bir anda hemen koşuyorlar, 3-5 maddelik bir teklif. Niye? En hassas şeyler de bu teklifin içinde geliyor. Biliyorsunuz, SPK Kanunu’nda da aynısını görüştük, her kanunda bu geliyor. Bakın, yukarıda da aynen, aynısı devam ediyor. Ya, siz Bakanlar Kurulunda oturup konuşamıyor musunuz, bir bakan öbürünü kabul etmiyor mu, ne oluyor yani veya burada, bütçede açık var diye Maliye Bakanı ve Maliye bürokratları istemiyor mu? Ben anlayamıyorum, her seferinde… Ama hiçbir kanun tasarısı yok ki yanına bir teklif sonradan eklenmesin veya son anda bir kanun teklifi ya da tasarısı olabilecek genişlikte, 5-6 sayfa genişliğinde 8-10 tane önergeyle arkadaşlarımız bize gelmesin. Bu bir koordinasyon eksikliğidir; bir.

İkincisi: Kanun tasarıları ilgili kurumlardan görüş alınarak hazırlanır arkadaşlar. Bir sakıncası varsa o yönettiğiniz, sizin atadığınız bürokratların görüşlerine de değer verin, sizi erkenden uyarsınlar ki sonra herhangi bir şekilde mahkemeyle, soruşturmayla karşı karşıya kalmayın. Bizim yaptığımız da odur. Defalarca diyoruz ki: “Biz yapıcı, yol gösterici muhalefet anlayışından yanayız.” Milliyetçi Hareket Partisi olarak her zaman çözüm önerilerimizi sunuyoruz. Hatta Sayın Bakan “2015’e kadar” dedi, diğer maddede gelecek şimdi. Ben kendisine dedim ki: “Sürekli olarak kaldıralım.” Niye? Eğer doğal gaz tüketimini sınırlandırabileceksek, doğal gazla çevrim santrali çalışıyorsa onun yerine kömür ama yerli kömür kullanacaksa… Örneğin, şu andaki mevcut duruma baktığımız zaman, elimizdeki potansiyelleri de eğer değerlendirirsek arkadaşlar, alternatif olarak da gidip yine ithal kömüre dayanıyoruz. Bakın, yani doğal gaza bağımlılığımız zaten artıyor, yüzde 90’ların üzerinde, hepsinde. Enerji alanına baktığımız zaman, ithalata, dışarıya bağımlıyız ama bir taraftan düzenleme yaparken bile, eğer şu anda verdiğimiz lisanslar da devreye girerse bağımlılığımız daha da artıyor.

“E, gelin, yerli kaynaklara, yenilenebilir kaynaklara doğru dönelim; evet. Onları teşvik edelim; evet. Hatta 2015’e kadar değil, sonsuz yapın. Yerli kömürü kullanana sınır da koymayalım, 2015’i de kaldıralım.” dedik.

Şunun için söylüyorum: Ülkemizin yararına olan ve millî enerji politikası gereği yerli kaynaklara, yenilenebilir enerji kaynaklarına eğer dönüşü sağlayacaksa bunda sorunumuz yok ama burada “Oradan o geldi, buradan bu geldi, o komisyonda acelemiz var...” E, görüşülüyor orada, zaten çıkacak. Bir hafta sonra çıksa ne olur?

“E, 31/12’ye kadar çıkacak.” dediler, arada bütçe var. Mahkeme onu döndürmüş, bu buradan gelmiş. Güzel de yeniden düzenlemeyle getirmiş olduğumuz şey, henüz tasarı yasalaşmadan bir teklif geliyor. Tasarı, teklif birleşiyor, yasalaşıyor.

Kaçıncı defadır bu düzenlemeleri yapıyoruz biliyor musunuz? Yani kanun hükmünde kararnamede yapılanlar ertesi gün tekrar bir daha yeni kanun hükmünde kararnameyle düzeltilmek zorunda kaldığı gibi, her kanundan sonra da bunları yapıyoruz.

Gelin, bu konularda yapılması gerekenleri yapalım. Doğal gazda ve bütün enerji kaynaklarında dışa bağımlılığı azaltacak… “Önümüzdeki yılları, 2023’ü, hatta 2053’ü hedefleyelim.” dedik, “’Lider ülke Türkiye’ vizyonunu gerçekleştirelim. Bizim vizyonumuzu sizin de benimsemenizden mutluluk duyarız.” dedik ama onun için, bir an önce bu bağımlılıktan kurtulmamız lazım, enerji arz güvenliğini sağlamamız gerekiyor.

Yapılan planlar güzel oluyor ama bu planların uygulanması için gerekli yatırımlar yapılmalı, bunlarla ilgili kaynaklar bulunmalı ve bir geçiş süreci öngörülmesi gerekiyor değerli arkadaşlar. Aksi takdirde ne olacak? Döneceğiz biz yine “Maalesef bu hedefler tutmadı, geldik.“ Yeniden -baştan söylediğiniz maddenin oluş gerekçesi, madde gerekçesinde belirtilen “Vatandaşa yansımasın.” dediğimiz şey- yanlış yönetim sonucunda oluşacak bütçe açıklarıyla döneceğiz, dolaylı vergilerle vatandaşın üzerine yıkacağız.

Onun için, burada, uzun vadede masrafımızı azaltacak, enerji bütçesini asgariye indirecek düzeyde ve önümüzdeki yıllar içinde kademeli bir geçişi öngören bir enerji stratejisini benimsememiz lazım, her seferinde söylüyorum.

Güzel tespitler var, bir taraftan rüzgâr haritaları çıkıyor, öbür taraftan güneş enerjisiyle ilgili… Sonra bir bakıyoruz bir şey oluyor, başka bir konu öncelikli hâle geliyor.

Onun için, bu vesileyle bu konuları gözden geçirerek bu madde vesilesiyle yapılması gerekenleri bir kez daha arz etmiş oldum.

Gelin, buradaki kayıp kaçak oranlarını, iletim kayıplarını vatandaşa yüklemeyelim. Burada oturalım fatura neyse bunu tespit edelim. Eğer özel sektör bunu karşılayamıyorsa o zaman -başka yerlerde bir sürü risk paylaşımı yapıyorsunuz- kamu olarak bunu da paylaşalım ama bunu getirip de doğrudan vatandaşa yüklemeyelim, zaten onların üzerinde fazlasıyla yük var.

Diğer maddelerde de arkadaşlarımız görüşlerini belirtecekler, önergelerle de bu düzeltmeleri isteyeceğiz ama bu aceleden kanun çıkarma alışkanlığından vazgeçelim; hep birlikte burada bakalım, komisyonlarda da bizlerin de önerilerini alın ama hepsinden önce, tasarı normal yerden gelsin ve ilgili kuruluşların da görüşü alınsın. Bundan sonra da kanunlarımız daha sağlıklı çıksın diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Bir sonraki konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora.

Sayın Dora, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 393 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair verilen kanun teklifleriyle ilgili 1’inci madde üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elektrik enerjisine duyulan ihtiyaç günümüzde su ve hava gibi vazgeçilmez temel ihtiyaçlardan biri hâline gelmiştir. Meskenlerden tutun da büyük işletmelere kadar elektriksiz bir yaşamı düşünmek mümkün değildir. Büyük işletmelerde yaşanan elektrik kesintileri sanayi üretimini sekteye uğratırken meskenlerdeki elektrik kesintileri gündelik hayatı felç etmekte, vatandaşları inanılmaz bir şekilde mağdur etmektedir. Bu bağlamda elektrik enerjilerini üreten kuruluşların temel görevi, vatandaşa, kesintisiz, ucuz ve kaliteli elektrik hizmeti sunmaktır.

Türkiye’nin tamamında bir şekilde etkili olan elektrik kesintisi ve kayıp kaçak elektrik sorunu, doğu ve güneydoğu bölgelerimizde çok daha ciddi boyutlarda varlığını hissettirmektedir. On yıllardır süregelen ihmal ve yoksul bırakılmanın maalesef enerji politikaları alanında da bölgede uygulandığını görmekteyiz. Kış aylarında her gün saatlerce yaşanan elektrik kesintilerine yaz aylarında yaşanan gerilim dalgalanmaları eşlik etmekte, binlerce liralık maddi zararın yanında, vatandaşlar için yaşam çekilmez hâle gelmektedir.

Türkiye’nin elektrik ihtiyacının büyük bir bölümü bölgedeki barajlardan sağlandığı hâlde, bölgenin enerji altyapısı ve elektrik dağıtım şebekeleri ihtiyaca cevap vermemektedir. Sürekli yaşanan elektrik kesintileri, yıllar önce kurulan trafoların artan nüfusun ihtiyacına cevap verememesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle yaz aylarında, başta seçim bölgem olan Mardin olmak üzere, Urfa, Diyarbakır ve diğer bölge kentlerinde yaşayan vatandaşlar, elektrik dağıtım şebekelerindeki dalgalanmalardan kaynaklı olarak elektrik ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için perişan olmaktadırlar. Bu durum, yaşlı ve çocuklar için daha da çekilmez olmakta, yüksek sıcaklardan dolayı kalp krizi geçiren yaşlı vatandaşlar hastaneleri doldurmaktadır. Bunun yanı sıra, sağlık kuruluşları ve sanayi tesisleri çalışamaz ve üretim yapamaz duruma gelmiştir. Bölge ve ülke ekonomisi açısından büyük kayıplar oluşturan bu durum, günden güne daha vahim boyutlara ulaşmaktadır. Gerilim dalgalanmaları ve kesintiler nedeniyle bölgedeki birçok hastanede klimalar, jeneratörler ve tıbbi cihazlar hasar görmekte veya çalışamaz hâle gelmektedir. Bu nedenle, özellikle çocuk ölümleri başta olmak üzere ciddi can kayıpları tehlikesi söz konusudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir turizm cenneti olan seçim bölgem Mardin, elektrik kesintilerinin en fazla yaşandığı şehirlerden biridir. Mardin merkez dâhil olmak üzere birçok ilçe, özellikle kışın yaşanan elektrik kesintilerinden ve yazın yaşanan dalgalanmalardan kaynaklı olarak büyük mağduriyetler yaşamaktadır. Yaşanan bu vahim durumdan birkaç örnek vermek istiyorum.

1990’lı yıllarda kurulan trafoların eskiliğinden dolayı Nusaybin’de yaşanan elektrik dalgalanmaları şimdiye kadar ilçenin çeşitli yerlerinde 200’ün üzerinde yangına sebebiyet vermiş, bu yangınlarda ölümler ve ciddi yaralanmalar yaşanmış, maddi hasarlar meydana gelmiştir. Elektrik kesintilerinden dolayı sokak ve caddelerde aydınlatma sorunu yaşanmakta, kadın ve çocuklar evlerinin dışına çıkamamaktadırlar. Ayrıca, taciz ve hırsızlık olayları her geçen gün artmaktadır.

Savur ilçesinde elektriklerin sürekli gidip gelmesi ve voltajın düşüp birden yükselmesi sonucu halktan birçok kişinin beyaz eşya ve elektronik aletleri arızalanarak yanmış ve birçok evde de yangın çıktığı görülmüştür. Ayrıca, ilçenin ihtiyacı olan içme suyu pompa kuyularından sağlandığından, elektriklerin kesilmesi hem pompalarda arızalara neden olmakta hem de ilçenin su ihtiyacının karşılanamamasına sebebiyet vermektedir.

Midyat, Mardin’in en çok turist çeken ilçesi olduğu hâlde, aynı sıkıntı çok daha ciddi boyutlarda yaşanmaktadır. Elektrikten kaynaklanan arızalardan dolayı, ilçe esnafı ve belediye çalışamaz duruma gelmiştir. Midyat’a yatırım için gelen iş adamları elektrikte yaşanan sorunları öğrendikten sonra yatırımdan vazgeçip başka yerlere yönelmektedirler.

Kızıltepe’nin nüfusu hızla artmasına rağmen, trafolardan kaynaklı olarak elektrik sorunu yaşanmaya devam etmektedir. Kızıltepe’de elektrik dalgalanmalarından dolayı yaşanan sorun milyon dolarlarla ifade edilen maddi hasara yol açmış, organize sanayi içinde yer alan firmalar alınan siparişleri üretemediğinden, siparişlerin iptal edilmesine neden olmuştur. Kızıltepe Devlet Hastanesinde iki ay boyunca ameliyat gerçekleştirilememiştir.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde elektrik üretiminin temel kaynağı olan barajların çok sayıda olduğu bir bölgede elektrik sıkıntısının yaşanmasını anlamak mümkün değildir. Sürekli, bölgenin kaçak elektrik kullandığından bahsediliyor oysa bütün bölgede kullanılan kaçak elektrik batıda büyük ölçekli birkaç fabrikanın kullandığı elektrik enerjisi kadardır. Devletin görevi, kaçak elektrik kullandıklarını iddia ederek yoksul halkı suçlamak değil halka ucuz, kaliteli ve kesintisiz elektrik sağlamaktır.

Tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum, sağ olun. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dora.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahıslar adına, Burdur Milletvekili Sayın Ramazan Kerim Özkan. Sayın Özkan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Her ne kadar Meclisimiz boş olsa da bizleri İnternet ortamında dinleyen vatandaşlarımız var, onları da saygıyla selamlıyorum.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Biz varız ya, bizi saymıyorsun herhâlde.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Sizleri sayıyorum, sizleri de saygıyla selamlıyorum.

Konumuz enerji. Her şeyin başı enerji. Geçen köyleri dolaşıyorum, bir teyze dedi ki: “Oğlum, dünya bal oldu ama kaşığın sapı kırıldı. Evde buzdolabı var, çamaşır makinesi var, elektrik süpürgesi var, bulaşık makinesi var, olmayan bir şey yok, ama emekli maaşımın yarısını elektrik parası, su parası olarak ödüyorum. Suyu eskiden çeşmeden kullanırdım şimdi hazır su kullanıyorum. Doğal gaz kaloriferimiz var -kata vermişler- ama o doğal gaza da takat yetiremiyoruz. Bu nedir, bu hâlimiz ne olacak?” diye soruyor.

Ee, tarım ve hayvancılıkla iştigal eden insanlar… Süt makinesi var, sağım üniteleri var, soğutma tankları var ama çiftçinin eli hamur, karnı aç. Süte ortakçı çok, yem süte ortakçı, süt oluyor, bir inekten süt çıkıyor ama yem ortakçısı, elektrik ortakçısı, traktör ortakçısı, tarladaki fare ortakçısı, yılan ortakçısı, tilki ortakçısı, canavar ortakçısı, ortakçı çok, bir de elektrik giriyor işin içine, hadi çık çıkabilirsen bunun içinden. Yani, böyle bir durumla karşıya, vatandaş perişan. Bunları hep beraber görüyoruz. Bu desteklerin yüzde 18’i KDV…

Mantar üreticisi var, mantarda… Bizde vatandaş klimayı sadece evinde düşünür soğutma ve ısıtma olarak ama o yediğimiz kültür mantarları klima çalışmadan bir türlü olmuyor. Yazın soğutma, regüle etmesi için soğutucu olarak kışın ısıtıcı olarak, şu anda domates, biber seralarımız... Seralarda da şu anda klimalar var, bunlar da enerjiyle çalışıyor. Bu enerjide, tarımsal amaçlı enerjide KDV yüzde 18, gelin, bunu yüzde 8’e çekin veya yüzde 1’lere çekin diye defalarca söyledik çünkü en büyük girdi. Mazotu vazgeçiyoruz, gübreyi vazgeçiyoruz ama elimizde enerji var. Tarımsal amaçlı sulamadaki enerjideki yüzde 18 KDV’yi yüzde 1’e çekelim. Sondajlar var çalışıyor.

Şimdi, sondajlara sayaç takmaya kalktınız. Türkiye genelinden, değerli arkadaşlarım, kırsaldan -bizim üçüncü dönem milletvekilliğimiz olduğu için, gittiğim değişik iller var- Konya’dan aranıyorum, Düzce’den aranıyorum, Kastamonu’dan aranıyorum, Burdur’dan aranıyorum, Antalya’dan aranıyorum, Isparta’dan aranıyorum, Afyon’dan aranıyorum. Arayan, şu anda telefonların yüzde 90’ı sondajlara takılacak sayaçlarla ilgili… Ne diyorlar? “Sayın Başbakan bize ‘3 çocuk yap.’ dedi. Ben bu çocuklara neyle bakacağım? Sayaç da taktığım zaman 2 bin lira, 3 bin lira para isteniyor. Benim o 2 bin lira, 3 bin lira, kırsal alanda çocuk yetiştirmemi, bir yıllık getirimi sağlıyordu ama şimdi, gelmiş adam ‘Sayaç takacağım.’ diye 2 bin lira, 3 bin lira, 4 bin lira…” Sulanacak araziye göre, 6 bin liraya kadar sayaç parası çıkıyor. “Bu nereden çıktı?” diyor. Bunu sorguluyor vatandaş, ben de sizlerle paylaşıyorum. Sayın Bakanım, Hükûmet olarak bunları bir an önce ele alıp bu sayaç takma sevdasından vazgeçmeniz gerekiyor. Bu su yıllardır kullanılıyor ama suyu normal kullanmasını, damlama sisteminin uygulanmasının gerekliliğini, suyun hepimizin ortak malı olduğunu anlatmamız gerekiyor, suyu hoyratça kullanmayalım ama bu sayaçtan bir an önce vazgeçelim.

Şimdi, şu var yani atasözleri boşuna söylenmemiş: “Ahmak oğlu verir malı veresiye, kafesteki kuşu salıverir gelesiye.” Vatandaş enerjiye verdiği parayı kafesteki kuş olarak görüyor. “Benim elimde, bu kafeste kuş vardı ama ben bunu saldığım zaman, bu kuş gittiği zaman tekrar dönmüyor. Bu para bana dönmüyor.” diyor. Neden dönmüyor? Sütten dönmüyor, etten dönmüyor, buğdaydan dönmüyor, mantardan dönmüyor, soğuk hava deposuna koyduğu elmadan dönmüyor. Soğuk hava depoları var bölgemizde. Diyorlar ki: “Soğuk hava deposuna verdiğimiz parayı, enerjiye verdiğimiz parayı biz ürettiğimiz elmanın kasasından alamıyoruz, sattığımız üründen alamıyoruz.” Bakın, şu anda 75 kuruşa, 80 kuruşa elma satılıyor soğuk hava depolarında, Ankara’da 4 lira. Niye bu? Ulaşımdan, enerjiye verilen paradan. Burada mutlaka Hükûmet olarak enerjiyi dizginlemeniz gerekiyor. Özellikle tarımsal amaçlı sulamadaki KDV’yi yüzde 18’den, tarım ve hayvancılıkta kullanılan, tarımsal amaçlı sudaki, elektrikteki KDV’yi yüzden 18’den 1’e çekmenizi tavsiye ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkan, teşekkür ediyorum.

Şahısları adına, Kütahya Milletvekili Sayın Vural Kavuncu.

Sayın Kavuncu, buyurun.

Süreniz beş dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Elektrik piyasasında yapılan düzenlemelerle piyasanın daha rekabetçi hâle getirilmesi için üretim, dağıtım ve perakende satış işlemlerinin birbirinden ayrılması öngörülmüştür. Bu şekilde, tüketicilerin enerji ihtiyaçlarını gidermek konusunda firma tercihinde bulunabilme imkânı getirilmektedir.

1 Ocak 2013 tarihinden itibaren dağıtım şirketleri ayrıştırma işlemlerine başlamıştır ancak 21 elektrik dağıtım şirketinin ayrıştırma işlemleri sonucunda önemli miktarda vergi, resim ve harç masrafı ortaya çıkmakta ve söz konusu meblağın tüketicilere yansıtılması durumunda ise elektrik fiyatlarında artış yapılması zorunlu hâle gelecek olması nedeniyle bu kapsamda gerçekleştirilecek iş ve işlemlerin her türlü vergi, resim ve harçtan müstesna tutulmaları da amaçlanmaktadır. Böylece dağıtım şirketlerinin üretim ve perakende satış faaliyetlerini ayrı şirketler kurarak gerçekleştirmek amacıyla yaptıkları bölünmelerden ötürü ortaya çıkan kârlarından vergi hesaplanmaması sağlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde kayıp kaçak oranları Avrupa Birliği ortalamasından düşük olmakla birlikte bazı bölgesel farklılıklar da bulunmaktadır. Buna ilişkin mücadele Hükûmetimiz tarafından ciddi olarak yürütülmekte ve kararlılıkla devam etmektedir. 2015 sonuna kadar, ülkemizin bu oranlarda AB ülkelerinin ortalamasından daha düşük seviyelere ulaşması da beklenmektedir.

Hâlen enerji kaynaklarımızın kapasitelerinde ciddi artışlar bulunmaktadır. Şu anda enerji tüketiminin yüzde 87’sini karşılayan doğal gazın yüzde 98’i, petrolün yüzde 91’i ve taş kömürünün yüzde 90’ının ithal edilmekte olduğu, 2011 yılında 240 milyar dolar olan ithalatın yüzde 22’sini enerji ithalatının oluşturduğu da bir gerçektir. Bu nedenden dolayı son dönemde hem yenilenebilir enerji hem de ulusal enerji kaynaklarımızın değerlenmesi anlamında çok ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Bu anlamda ben bazı çalışmalardan kısa örnekler vermek istiyorum: Geçtiğimiz günlerde Sayın Bakanımızla birlikte ziyaret ettiğimiz GLİ müessesine ait Tunçbilek atölyeler sahasında, akışkan yataklı olmak üzere iki farklı tip ve özellikte kömür gazlaştırma pilot tesisi kurulmasını gerçekleştirdik. Tesislerin toplam kuruluş maliyeti yaklaşık olarak 2,8 milyon TL’dir. Gazlaştırma teknolojisindeki gelişmeler, geleceğin enerjisi olarak tanımlanan hidrojen ve yakıt pillerinin ticarileşmesinde ve hızlı bir şekilde kullanıma girmesinde önemli rol alacağını göstermektedir.

Yine, çok önemli bir başka bilgiyi paylaşmak istiyorum. Kütahya ilimiz Tavşanlı ilçesi Tunçbilek beldemiz bugüne değin ülkemizin en önemli kömür ve enerji kaynaklarından bir bölge olarak ülkemizin gelişmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Ancak açık ve yer altı kömür ocaklarının işletildiği bölgemizde açık kömür ocaklarının ömrünün dört beş yıl sonra biteceği öngörülmekteydi. Diğer taraftan, çok zengin yer altı kaynaklarımız vardır. İşte, Ömerler-B Yeraltı İşletmesinde ve Beşiktepe mevkisinde derin sahalarda bulunan yaklaşık toplam 170 milyon ton kömür rezervimizin özel sektör tarafından çıkartılması yapılacak düzenlemelerle sağlanacaktır. 600 milyon doların üzerinde doğrudan, 6 milyar doların üstünde de dolaylı yatırım sağlayacak bu dev projeler için yeni bir ihale modellemesi oluşturulmuştur. Her iki projede de doğrudan yatırım ve istihdamın yanı sıra sağlayacağı dolaylı yatırımlar ve istihdam ile hem ülkemize ciddi bir katma değer sunacak hem de bölgemiz insanına refah getirecektir.

Değerli milletvekilleri, yasa teklifi enerjiyle ilgili olunca enerji alanında da çok kısa başlıklar hâlinde yapılanlardan söz etmek istiyorum. Bakın, on yıl iktidarda neler yapılmıştır: Azeri doğal gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak olan Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin ilk adımı Azerbaycan ile atıldı.

2002 yılında 52 bin metre olan petrol ve doğal gaz sondaj miktarı 300 bin seviyelerine getirildi.

Yıllar yılı bitirilemeyen Bakû-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nın inşası bitirildi.

2002 yılında 303 milyon dolar olan ihracat rakamı 9,5 yılda 1,68 milyar dolara çıkarıldı.

Türkiye’de elektrik üretimi 2002 yılında 130 milyar kilovatsaat iken bu rakam 230 milyar kilovatsaate yükseltildi.

2005-2008 yılları arasında termik santrallerimizde 386 adet rehabilitasyon projesi yaparak 2 adet Keban Hidroelektrik Santrali’nin yıllık üretimine eş değer 5,6 milyar kilovatsaat enerji sağladık.

Değerli milletvekilleri, bu yatırımlarımız ülkemiz ve memleketimizin yarınlarını aydınlatmaya devam edecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kavuncu.

Sayın milletvekilleri, şimdi madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız on dakika süreyle. Sisteme giren arkadaşlarımıza söz vereceğim.

Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yalnız, Sayın Bakan çıktı, soruyu Bakana sormak isterdik.

Ülkemizde 500 kva’lık elektrik santrallerinde lisans aranmıyor. Bunların 2 megavata çıkartılmasıyla ilgili bir çalışma var mı Bakanlıkta?

Rüzgâr ve güneş enerjisi santrallerinde lisans alma muafiyetini de Avrupa ülkelerinde olduğu gibi 5 megavata çıkartmayı düşünüyor musunuz?

Ayrıca, Devlet Su İşleri 1 megavata kadar olan santrallerden su parası almıyordu. Bugünlerde, Devlet Su İşlerinin bu santrallerden para alma noktasında bir çalışması varmış. Bununla ilgili müdahale edecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Belen.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2008-2012 yılları arasında dağıtım bölgelerinde on yıllık damga süresini doldurmuş mekanik elektrik sayaçlardan kaçı elektronik sayaç ile değiştirilmiştir? Bu sayaçların sökülmesi ve yerine yeni sayaçların takılması karşılığında sayaç bedeli de dâhil olmak üzere abonelerden toplam kaç lira tahsil edilmiştir?

Elektrik dağıtım ihalelerini alan şirketlerin kendi sermayesini yatırıma dönüştürmek yerine bizzat bu tahsil ettiği paralar aracılığıyla, tüketicilerden tahsil ettiği kamu kaynağıyla yatırımları gerçekleştirme yoluna gittiği yönündeki iddialar doğru mudur, katılıyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, kayıp kaçak tarifelerinin uygulanmasında ulusal tarifeye geçtiğiniz 2006 yılından bu yana, elektrik dağıtım bölgeleri içerisinde hangi dağıtım bölgelerinde kayıp kaçak oranları artış göstermiştir? Bunun sebebini nasıl yorumluyorsunuz?

Diğer taraftan, kayıp kaçak tahakkuk miktarları ve tahsilat oranlarının bölgelere göre dağılımı nasıl olmuştur? Özellikle Güneydoğu illerinde bu tahakkuk miktarlarının neredeyse sıfıra yakın olmasının sebebi nedir, açıklayabilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Bakan, geçtiğimiz hafta Zonguldak’ta, Türkiye Taş Kömüründe göçük oldu ve işçi kardeşlerimizi kaybettik. TTK Genel Müdürü bir açıklama yaptı, Sayın Genel Müdür diyor ki: “Borcu olan veya maaşına icra gelmiş olan işçileri işten çıkaracağız çünkü işçilerin kafaları karışık, işe kendilerini veremiyorlar, bu yüzden de iş kazaları artıyor.” Burada, Sayın Genel Müdür samimi bir ikrarda bulunuyor, Taş Kömüründe çalışan işçi kardeşlerimizin ücretleri ne kadar kötü ve geçim sıkıntısı çektikleri muhakkak, samimi ikrarda bulunuyor.

İkincisi de: Sayın Genel Müdürün bu açıklamasına Sayın Bakan nasıl bir değerlendirme yapacak, bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çam.

Sayın Akgün…

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Bakanım, Konya Karapınar ilçesiyle Karaman Ayrancı ilçesi arasında bulunan kömür varlığıyla ilgili termik santral ihalesine ne zaman çıkmayı düşünüyorsunuz?

İkinci olarak da: Yer altı sondaj kuyularına sayaç takma işi noktasında ciddi bir altyapı eksikliği vardır. Bu uygulamayı ertelemeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akgün.

Sayın Sarıbaş…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Bakan, çiftçilerin elektrik dağıtımının özelleştirilmesinden sonra -sayaçlarının okunmasından sonra- paralarının dönem sonuna kadar bekletilmediği ve özellikle de üretimden kaynaklanan para dönüşünden dolayı erken tahsil edilme yoluna gidilerek icralandırıldığı görülmüştür. Bunun ödemesinin dönemler hâlinde alınmasını düşünüyor musunuz?

İki: Özelleştirmelerden sonra vatandaşların sayaçlarının özelleştirme şirketleri tarafından belirli bir tarihe kadar zorunlu olarak değiştirileceği ve bu yapılmadığı sürece de elektriğinin kesileceği vatandaşlarımıza bildirilerle dağıtılmıştır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Üç: Tüm sanayide, her tarafta elektrik fiyatları düşürüldüğü hâlde belediyelerin su üretiminde ve arıtma tesislerinde kullandığı elektrik fiyatları düşürülmemiştir. Niçin belediyenin su üretimi…

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sarıbaş.

Sayın Bakan, buyurun.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; heyetinizi tekrar saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Öncelikle, 500 kilovat sınırında bulunan, lisansa tabi olmayan üretim sistemlerinin 1 megavata çıkarılmasıyla alakalı şu anda Enerji ve Sanayi Komisyonunda görüşe sunulan kanun tasarısı üzerinde bir düzenlememiz var. Bu doğru bir düzenleme. Gene, kamuoyundan da bu manada çok ciddi bir destek alıyoruz. Ben şu anda görüyorum ki bunun daha da artırılmasına dönük bir talep var, 2-2,5 megavatlar civarında, Bakanlar Kuruluna 2,5 megavata kadar da çıkarma yetkisi veriyoruz çünkü lisansa tabi olmayan işletmelerde de belli bir düzen ve kontrol altında bunların yapılması lazım ve burada da hassasiyetimiz son derece fazla.

Tabii, şimdi arkadaşlarım tarafından “Mekanik elektrik sayaçlarının sökülmesiyle beraber nasıl bir gelir elde ediliyor” veya “ne kadarlık bir bedel oluşuyor?” diye soru soruldu. Öncelikle, bir yanlış anlamayı gidermemiz lazım. Bu oluşan bedel, özelleşen dağıtım şirketlerinin gelirleri arasına kaydolmuyor. Kamu adına -ki varlık satışı yapılmadığı için- tahsil edilen ve kamuya devredilen bir para olarak bu geçiyor. O yüzden, işte, özel şirket bunların sayısını artırarak kendisine gelir elde ediyor mantığı yanlış bir mantık çünkü o gelirlerin hiçbir tanesi kendi hanelerine yazılmıyor.

Diğer bir konu: “Kayıp kaçakların arttığı yerler var mı?” Evet, kayıp kaçak oranlarının arttığı yerler var ve bunların bir kısmının da ne yazık ki yapılan duyurularla ve terör örgütü tarafından da “Siz bu paraları ödemeyin.” denilen ve bizim tespit ettiğimiz bazı yerler var. Bunları üzülerek izledik ama bunun bir gerçek olduğunu tabii ki söylemem lazım. EDAŞ ve özel dağıtım şirketlerinin kayıp kaçak oranlarını karşılaştırmalı olarak bir tablo hâlinde vermemiz belki soru-cevap kısmını daha iyi kullanmak açısından uygun olabilir çünkü 21 tane bölgeyi açıklamam gerekiyor. Onu arkadaşlarımız şimdi hazırlıyorlar. Ben Alim Bey’e veya isteyen arkadaşlara da takdim etmiş olacağım.

TTK’nın Zonguldak’taki kömür havzasında, hepimizi üzen ve derinden yaralayan bir kaza oldu ve Sayın Vekilimiz de bununla alakalı, icralık işçilerin bir müddet sonra işten çıkartılacağıyla alakalı düzenlemeden sual ettiler. Aslında, arkadaşlar, bu, Sayıştayın -çok fazla gözden kaçtı ama- denetlemesinde konu edilen maddelerden bir tanesi. Teftiş Kurulu da bunu konu etti. Ben, şimdi, Sayıştayın her raporuna imtisalen bunun aynısının yapılıp yapılmayacağıyla alakalı -tabii ki idarenin, yönetimin belli bir inisiyatifi var- arkadaşlara gerekli talimatı verdim, düzenlemelerini de yapacaklar. O işçi kardeşlerimiz, bizim mesai arkadaşlarımız, onlar bizimle beraberler ve onların mağdur olmasını tabii ki bu manada istemeyiz ama bilin ki 2 tane ayrı raporda zikredilen husustur bunlar. Ben arkadaşlarıma gerekli talimatları verdim.

Konya-Karapınar’da yine Afşin-Elbistan havzasına benzeyen 1,8 milyar tonluk -Sayın Akgün’ün sorusuna cevaben- önemli bir rezervimiz var. Bu rezerv son zamanlarda tespit edilen bir rezervdir. Bunu yakın zamanda -çünkü hangi coğrafyaya hangi oranlarda dağıldığını daha fazla sondajla görmemiz gerekiyor- ama çok fazla beklemeden, biraz ihtiyat payı koyarak ve yine kamunun kendisini garanti altına alacağı bir modelle beraber, yine bir havza modeliyle beraber çıkmak istiyoruz çünkü buraya 3-4 tane santral yapılıyor olsa bile kömürde bir topuk bırakmamak açısından buna dikkat edeceğiz. Şu anda Konya ve Karaman bölgesindeki sanayicilerimiz bir araya gelerek bir teşebbüs, bir müteşebbis heyeti oluşturarak… Müracaatlardan bir tanesinin böyle olduğunu gördük; tabii ki herhangi bir bu manada bağlantımız, herhangi bir bağımız yok ama onu da önemli bir teklif olarak, yerli yatırımcının bir teklifi olarak da dikkate alacağız.

DSİ’nin sayaçlarıyla alakalı arkadaşlar, 2011 yılında bir düzenleme yapılmış; bu, Enerji Bakanlığıyla alakalı olmamasına rağmen  bunu söylemek isterim. DSİ, yapılan eleştiriler sonucunda -biraz önce Sayın Vekilimiz de söylediler, çok hoyratça kullanılan sular var- “Niçin o su kullanılıyor bedelsiz olarak da, benim tarlam cazibeyle değil pompajla sulanıyor?” diyen çiftçilerimizin isteği üzerine düzenlenmiştir o. Yani biz nasıl elektrikte kaçak kullananların  bedelini diğerinden almamak için gayret gösteriyoruz ve konuşmalarımız o yönde ise, devletin parasız, bedelsiz verdiği suyun da -tabiri mazur görün- böyle layüsel bir şekilde kullanılmasını doğru bulmadığı için o sayacı taktığını söylediler. Yine, Sayın Orman Bakanımızla bunu konuşacağız.

“Çiftçilerimizin dönem borçlarıyla, dönem sonu borçlarıyla alakalı ne zaman tahakkuk yapılmalı, ne zaman tahsilat yapılmalıdır?” diye söylendi. Arkadaşlar, ben yaklaşık on dört, on beş yıl kadar önce bir dağıtım şirketinde genel müdürken 3 defa bunun dönemi değiştirildi. 1994 yılında bir düzenleme yapıldı, TEDAŞ Yönetim Kurulu bir karar aldı, dediler ki: “Bize, mahsulümüzün sonunda, patates ekenler patatesin sonunda, pamuk ekenler pamuğun sonunda, yılda bir defada ödesinler.” Ama görüldü ki, o biriken toplam bedel, bir yılın sonunda ödenemiyor. Hatırlarsanız 2,6 milyar TL’lik, bütün çiftçilerimizin borçlarını yapılandıran ve ödemeleri hâlinde, paranın aslını ödemeleri hâlinde faizlerinin de affolduğu, şu ana kadar hiç yapılmayacak tarzda bir düzenleme yapıldı ama çiftçi kardeşlerimizden buna imtisal edenler, buna teveccüh edenler oldu, buna katılmayanlar oldu. Sonra dendi ki: “Her ay yapılsın.” ,“Biz her ay nereden bulalım parayı.” dendi. Dörder aylık dönemler hâlinde yapıldı. Yani 3 defa bunların dönemleri değiştirildi. Arkadaşlar, şimdi, biz bu paraları tahsil etmek zorundayız ki bunun üzerinden toplam havuza aktardığımız eksi miktarlar artmasın. O yüzden bununla alakalı, bizim, sulama birlikleriyle, tarım kredi kooperatifleriyle yaptığımız ve 46 tane kooperatifle yaptığımız toplantıdan sonra belirlediğimiz bir dönemdi bu. O yüzden, tekrar, çok istenmesi hâlinde düzenleme yaparız ama bunların önceden denendiğini ben bu vesileyle bir kez daha belirtmek isterim.

Sayın Başkanım, süremi aştım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Madde üzerinde 7 önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/1059 esas numaralı Kanun Teklifinin 1inci maddesi ile 4628 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin beşinci paragrafına eklenen cümlede yer alan “şartıyla” ibaresinin “koşuluyla” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                         Adem Tatlı

                                                                                                           Giresun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/1059 esas numaralı Kanun Teklifinin 1inci maddesi ile 4628 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin beşinci paragrafına eklenen cümlede yer alan “şartıyla” ibaresinin “koşuluyla” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                       Ali Ercoşkun

                                                                                                              Bolu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/1059 esas numaralı Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Nurettin Canikli            Ayşe Nur Bahçekapılı            Mehmet Doğan Kubat

                   Giresun                             İstanbul                                  İstanbul

                            Yılmaz Tunç                                      İsmail Kaşdemir

                                 Bartın                                                Çanakkale

 

Madde 1 - 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin ayrıştırılması işlemleri, bu Kanuna istinaden belirlenen usul ve esaslar dâhilinde kayıtlı değerler üzerinden yapılması şartıyla, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında yapılan bölünme işlemi sayılır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

393 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Ali Sarıbaş                                                              Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                Çanakkale                                                                          İstanbul

Madde 1 - 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin beşinci paragrafına aşağıdaki cümle ilave edilmiştir.

“Bu kapsamda gerçekleştirilecek ayrıştırma işlemleri; kayıtlı değerler üzerinden yapılması koşulu ile 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında yapılan kısmî bölünme sayılır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

393 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         M. Akif Hamzaçebi                                                       Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                  İstanbul                                                                            İstanbul

“Madde 1 - 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin beşinci paragrafına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Bu kapsamda gerçekleştirilecek ayrıştırma işlemleri; Maliye ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlıklarınca müştereken belirlenen usul ve esaslara uyulmak ve kayıtlı değerler üzerinden yapılmak koşuluyla 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında yapılan bölünme sayılır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 393 sıra sayılı kanun teklifinin 1inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Erkan Akçay                     Lütfü Türkkan                            Alim Işık

                   Manisa                              Kocaeli                                  Kütahya

            Necati Özensoy                 Mustafa Kalaycı                   Emin Haluk Ayhan

                    Bursa                                Konya                                    Denizli

                                                      Muharrem Varlı                                                                                                          Adana

Madde 1- 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 3üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin beşinci paragrafına aşağıdaki cümle ve maddenin sonuna aşağıdaki (e) bendi eklenmiştir.

“Bu amaçla yapılacak ayrıştırma işlemleri; kayıtlı değerler üzerinden yapılması şartıyla, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında yapılan bölünme sayılır.”

“e) Lisanslarda ve Kurum tarafından yapılacak düzenlemelerde; elektrik sisteminde ortaya çıkan teknik ve teknik olmayan kayıpların maliyetinin, kaçak elektrik kullanmayan tüketicilere ödettirilmesi öngörülemez. Ayrıca sayaç okuma işlemi için tüketiciye maliyet yüklenemez."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 393 sıra sayılı Yasa Tasarısının 1inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                     Pervin Buldan                            Erol Dora

                   Bingöl                                 Iğdır                                      Mardin

                     Hüsamettin Zenderlioğlu                      Hasip Kaplan          

                                    Bitlis                                           Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bugün sermayenin oldukça geniş yelpazede bir vergi muafiyeti söz konusudur. Şirket kuruluşlarında damga vergisi ve harç olarak ortaya çıkan vergi yükü bugünkü düzenlemelerle zaten sermayeden alınmamaktadır. 100’den fazla kalem üzerinden sermayeden alınmayan vergi, dolaylı olarak halkın sırtına yüklenmektedir. Geniş halk kesimleri üzerinde yüksek vergi yükü her geçen gün yaşam koşullarını daha da geriletirken, şirketlerin ayrıştırma işlemlerinden kaynaklanan vergi yüklerinin Kurumlar Vergisi Kanununda yer alan istisnalardan yararlanır hâle getirilmesi toplumsal adalete aykırı düzenlemelerin devamı niteliğindedir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 393 sıra sayılı kanun teklifinin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                    Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

Madde 1- 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin beşinci paragrafına aşağıdaki cümle ve maddenin sonuna aşağıdaki (e) bendi eklenmiştir.

“Bu amaçla yapılacak ayrıştırma işlemleri; kayıtlı değerler üzerinden yapılması şartıyla, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında yapılan bölünme sayılır."

"e) Lisanslarda ve Kurum tarafından yapılacak düzenlemelerde; elektrik sisteminde ortaya çıkan teknik ve teknik olmayan kayıpların maliyetinin, kaçak elektrik kullanmayan tüketicilere ödettirilmesi öngörülemez. Ayrıca sayaç okuma işlemi için tüketiciye maliyet yüklenemez."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Alim Işık…

Sayın Işık, buyurun.

Süreniz beş dakika.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 393 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, benden önceki değerli, grubumuz konuşmacılarının da ifade ettiği gibi bu madde teknik olarak ayrıştırma sırasında oluşacak ek yüklerin tüketiciye yansımaması amacıyla, ayrışan şirketlerde KDV ve ÖTV’den muafiyeti öngörüyor. Dolayısıyla, maddenin bu şekliyle yazımı her ne kadar gereksiz olsa da yazılmasında fayda olacağı düşüncesiyle kanun teklifine eklenmiştir. Bu bölümüne katılıyoruz ancak önergemizin ikinci bölümü bugüne kadar, 2006 yılında başlayıp, uygulanan “ulusal tarife” olarak isimlendirilen kayıp kaçakların Türkiye'de yaşayan 75 milyona eşit oranda yansıtılmasını öngören sistemin değiştirilmesini öngörüyor. Artık on yıldır iktidarda bulunan AKP Hükûmetinin 2005 yılında Diyarbakır’da verdiği açılım mesajıyla başlayan ve 2006 yılından bu yana bu ülkenin bazı bölgelerinde bir kuruş elektrik parası dahi tahsil edilmeyen sahaların olduğu gerçeğinden hareket ederek “Bundan sonra kaçak tüketilen elektrik paralarını hiçbir kuruş kaçak elektrik tüketmeyen diğer vatandaşların ödemesine müsaade etmeyelim.” diyoruz yani “Ulusal tarifeyi bırakın, bölgesel tarifeye geçin.” diyoruz.

Bunun anlamı şu: Her elektrik dağıtım şirketi, şirket sahası içerisindeki bölgede kayıp kaçak oranını kendisi karşılayacak. Böyle olunca güneydoğudaki Dicle ya da doğudaki Van Elektrik Dağıtım Şirketinin yaptığı zararı veya İstanbul’daki Boğaziçi Elektrik Dağıtım Şirketinin yaptığı zararı güneydeki ya da batıdaki veya Orta Anadolu’daki bir dağıtım şirketinin üyesi ya da kayıtlı abonesi ödemekten kurtulacaktır.

Değerli milletvekilleri, daha önce Sayın Bakana verdiğimiz bir önergeye, yine 2012 yılı Nisan ayında Sayın Bakanın verdiği cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu kayıp kaçak oranlarının düşürülmesiyle ilgili hedefleri sormuşuz, “2012-2015 arası, sırasıyla, yüzde 13’ten başlayarak yüzde 9’a kadar her yıl 1’er puan azaltacağız.” diyor. Sayın Bakan 2013 yılı bütçe görüşmeleri sırasında, kendi ifadeleriyle, bu konuda, 2012 yılında kayıp kaçak oranının ortalama yüzde 16,8 olduğunu söylüyor. Şimdi hedef yüzde 13, gerçekleşen yüzde 17. Aynı yıl nisanda cevap vermiş, aralık ayında 4 puan fazla gerçekleşmiş.

Şimdi,  Sayın  Bakan  “2015  yılında yüzde 10’lar düzeyine ineceğiz.” diyor -daha önce olarak 9 olarak beyan etmişti- iki yılda yüzde 17’den yüzde 10’a hangi sistemle geçeceksiniz Sayın Bakanım? Siz diyorsunuz ki…

Sayın Başbakan da Şanlıurfa’ya gittiğinde teyit etti ve bir nevi itiraf etti “Ben, 2006 yılından bu yana, size, ey vatandaşlarım, kaçak elektrik parası ödetmedim. Bundan sonra kaçak elektrik kullanmayacaksınız değil mi?” dedi ama bir tane alkış alamadı. Yani şimdi, siz, iki yılda, 7 puan kayıp kaçak oranını nasıl düşüreceksiniz? Biraz önce sorduk “Düşüreceğiz.”  diyorsunuz. Bu mümkün değil Sayın Bakan. Dolayısıyla, bunun mutlaka önergemizde öngörüldüğü şekliyle -düzenlemenin- değiştirilip bölgesel sisteme artık derhâl geçilmesi gerekiyor. O zaman, o bölgede kayıp veya kaçak elektrik kullanan herhangi bir aboneyi gören komşusu “Kusura bakma senin paranı ben ödüyorum.” diyecek, ona engel olacaktır. Başka türlü bu sistemle…

Siz, eğer, Oslo sürecinde “Biz, size, kesinlikle elektrik parası ödetmeyeceğiz.” diye söz verdiyseniz, geliniz açıklayınız. Bunun anlamı bu. Bu önergeyle bunu değiştireceğiz. Dolayısıyla, 75 milyonun hakkını korumak varsa bu önergenin kabul edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, bundan sonra o bölgeden sizin herhangi bir tahsilat yapmanız mümkün değil, zaten verdiğiniz rakamlar tahsilat oranının yüzde 20’ler dolayında kalmasıyla çelişiyor. Yani o bölgede siz ne kadar ceza keserseniz kesin bu parayı tahsil edemiyorsunuz, bundan sonra da edemeyeceksiniz.

Önergemizin kabulünü diliyor, tekrar saygılar sunuyorum.  (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

393 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                    Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) ve arkadaşları

Madde 1- 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin beşinci paragrafına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Bu kapsamda gerçekleştirilecek ayrıştırma işlemleri; Maliye ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlıklarınca müştereken belirlenen usul ve esaslara uyulmak ve kayıtlı değerler üzerinden yapılmak koşuluyla, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında yapılan bölünme sayılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu’nda 2008 yılında yapılan bir değişiklikle dağıtım şirketlerinin üretim ve perakende satış faaliyetlerini 31 Aralık 2012 tarihine kadar ayrıştırmaları kuralı getirilmiştir ve 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren de bu şirketler perakende ve üretim faaliyetleri ayrı şirketler olarak, ayrı tüzel kişilikler olarak faaliyet göstereceklerdir.

Şimdi, bu tarihte herhangi bir değişiklik olmadığı hâlde bir kısım şirketler için, onların yaptığı bu ayrıştırma işlemini kurumlar vergisinden müstesna tutan bir düzenleme yapılıyor. Eğer bugüne kadar bu şirketler ayrıştırma işlemlerini yapmamışlarsa sizin yapmanız gereken, 1 Ocak 2013 tarihini değiştirip, onu daha ileri bir tarihe atmaktır, bunu yapmamışsınız. Bugüne kadar bu yapılmadıysa  Hükûmet tembellik etmiş, beklemiş demektir. Dört buçuk yıl niye beklediniz? Yok, birçok şirket bu ayrıştırma işlemini yaptı da birkaç şirket yapmadı ise yine tarihi değiştirmeniz lazım ama o zaman sormam gerekir: “Diğer şirketler için bu istisnayı getirmediniz de -kurumlar vergisi istisnasını- birkaç şirket için niye getiriyorsunuz?” Bu sorunun cevabı yok.

İki; ikincisi şu: Şimdi Sayın Bakan veya ilgili arkadaşlar diyecek ki “Efendim, biz Kurumlar Vergisi Kanunu’nda var olan istisna hükmünü burada tekrar ediyoruz, yeni bir istisna yok.” Bu açıklama eğer yapılırsa gerçek dışıdır, Kurumlar Vergisi Kanunu’ndaki istisna hükmü buraya getirilmiyor. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 16’ncı maddesi bölünme yani bu kanundaki ifadesiyle “ayrıştırma işlemi”nin şartlarını belirliyor. Birincisi, kayıtlı değer üzerinden devredilecek, “Onu buraya aldık.” diyecekler. İki: Kayıtlı değer üzerinden devredilen bu varlıklar ayni sermaye olarak konacaktır. Buraya ayni sermaye koyma şartını getirmiyorsunuz.

Yine orada bir üretim tesisi eğer bölünecek ise onun bütün varlıklarını diğer tarafa devredeceksiniz; bu şartı burada göremiyorum ve yine Kurumlar Vergisi Kanunu’nda şöyle, çok önemli bir şart var, o buraya taşınmış değil. Diyor ki Kurumlar Vergisi Kanunu 16’ncı maddesinin ilgili fıkrasının ilgili hükmü: “Taşınmaz ve iştirak hisselerinin bu şekilde bölünme işlemi kapsamında devredilmesi hâlinde, devralan şirketin hisselerinin devreden şirketin ortaklarına verilmesi hâlinde devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin borçların da devri zorunludur.” Bu devri zorunlu kılmıyorsunuz burada. Bu borçların devredilmesi zorunlu olduğu hâlde, siz, yazmış olduğunuz maddeyle bu devri zorunlu kılmıyorsunuz. Manipülasyona açık, birtakım şirketleri kollamaya açık. Eğer niyetiniz bu değil ise, niyetiniz halisane bir şekilde Kurumlar Vergisi Kanunu’ndaki istisnayı buraya taşımak ise bu madde bu şekilde olmaz.

“Bir önergemiz var.” diyeceksiniz, önergeniz de bu amacı sağlamaya yönelik değil. Önergeniz, bir kere, ifade hatasıyla dolu. Diyorsunuz ki önergenizde: -biraz sonra o oylanacak- “Dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin ayrıştırılması işlemleri, bu kanuna istinaden belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde kayıtlı değerler üzerinden yapılması şartıyla, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında bölünme sayılır.” Yani bu Kanuna, Elektrik Piyasası Kanunu’na göre kayıtlı değerin belirlenmesine ilişkin usul ve esasları, siz belirleyeceksiniz, yazımınız öyle. Oysa niyet o değil ise, bu Kanuna istinaden belirlenecek usul ve esaslara uyulmak ve kayıtlı değer üzerinden devredilmek şartıyla… Bunların ikisi ayrı şartlardır, ikisine ayrı ayrı uyum sağlamak zorunludur, önergeniz bunu sağlamıyor.

Son olarak söyleyeceğim de şudur: Bizim önergemiz, bu mahzurları gidermek üzere bu yetkiyi Maliye ve Enerji Bakanlıklarına müştereken veriyor. Bu bir vergi konusudur, bu esasları Maliye Bakanlığı Kurumlar Vergisi Kanunu ilkelerini de dikkate alarak belirler, bunu koruyoruz. Ayrıca, kayıtlı değer üzerinden devredilme koşulunu da koyuyoruz, yetki Enerji Bakanlığının olamaz. Sayın Bakan yetkisi olmayan konularda açıklama yapıyor, doğal gaza zam yok, elektriğe zam yok…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Şimdi yetkisi olmayan bir konuya giriyor, vergi konusunu da ben belirleyeyim diyor.

Değerli milletvekilleri, doğru değil, ilgili önerge geldiğinde bunun oylanmamasını öneriyorum. Gelin bu teknik sorunu düzeltelim. Eğer bu teknik sorun olarak çözülmüyor, önergemizi işleme koyacağız, onu kabul edeceğiz diyorsanız, bu önerge saydam bir önerge değildir, altında ne vardır bilemeyeceğim.

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarında alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Size yetki veriyoruz, daha ne istiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yetkiyi de almadın, size yetki verdik daha ne istiyorsunuz? Vedat Bey, onun altı boş, o, sizin işinizi görmez, görmez.

BAŞKAN - Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

393 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                    Ali Sarıbaş (Çanakkale) ve arkadaşları

Madde 1- 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendinin beşinci paragrafına aşağıdaki cümle ilave edilmiştir.

“Bu kapsamda gerçekleştirilecek ayrıştırma işlemleri; kayıtlı değerler üzerinden yapılması koşulu ile 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında yapılan kısmî bölünme sayılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ali Sarıbaş...

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, Çanakkale Milletvekili.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, enerji kaynakları günlük yaşamımızın en önemli unsurlarından biridir. Ülkenin yönetiminden sorumlu olanlar, halkının ve ekonomisinin ihtiyaç duyduğu enerjiyi kesintisiz, güvenilir, zamanında ve ucuz yollardan sağlamak zorundadır. Bu açıdan belirlenecek enerji politikaları çok önemlidir. Öncelikle, kendi enerji kaynaklarının potansiyelinin belirlenmesi daha da çok önemlidir. Mevcut kaynakların nasıl geliştirileceği, ithalatın gerekli olup olmadığı gibi konular üzerinde dönemler için politika ve stratejiler belirlenip enerji talep tahminlerinin de sağlıklı yapılması gereklidir. Bütün bunları bilimsel ve gerçekçi yöntemlerle öngörülen ve dünyadaki gelişmeleri de göz önüne alarak gerçekleştirmek gerekir.

Enerji politikalarını belirlerken dikkate alınacak en önemli hususlardan birisi planlamadır ama on yıldır AKP döneminde bu planlamayı göremedik. Ne yazık ki ülkemizin, özellikle son yıllarında, planlamanın adından söz edilmeyen ve âdeta unutulmaya çalışılan bir enerji politikası vardır. Enerji politikası AKP açısından şudur: Yap-işlet-devret, özelleştir ve olabildiğince onları dışa bağımlı hâle getir. Planlama, ihtiyaçlarına göre kaynakların üretiminin ve tüketiminin düzenlenmesidir. Özellikle elektrik enerjisinin depolanmaması nedeniyle, bu enerjinin ne fazla ne de eksik ancak kesintisiz ve zamanında, gerektiği kadar, yedek kapasiteyle üretilip tüketilmesini mecbur etmektedir.

Değerli arkadaşlar, sanayi devriminden sonra dünyada en önemli belli bir enerji kaynağı öne çıkmış ve toplumsal gelişmelere damgasını vurmuştur. Kömürün neredeyse rakipsiz olduğu bir dönemde petrolün bulunmasıyla petrol döneme damgasını vurmuştur. Nükleer enerji ise 1973 ve 1974 yıllarında petrol krizinden sonra önem kazanarak ön plana çıkmıştır. Görülen bazı sakıncalar nedeniyle dünyada pek çok ülkede sınırlandırılmıştır. Gelişen çevre bilinciyle birlikte buna paralel olarak doğal gaz giderek artan bir biçimde petrol ve kömürün yanında devreye girmeye başlamıştır. Önümüzdeki süreçte temiz ve yenilenebilir enerji kaynakları daha çok önem kazanarak devreye girmelidir. Ancak, bugün için kömür ve doğal gaz, dünya enerji tüketimi içerisindeki toplam yüzde 88’lik ezici bir payla ağırlığını korumaktadır. Bu oran ülkemizde ise yüzde 87’dir. Her ne kadar fosil kaynakların enerjiye dönüşüm süreci içerisinde yaydıkları karbon, çevre kirliliği açısından değişen oranlarda zararlı ise de gerekli enerjinin üretiminin yanı sıra sanayi ham maddesi olarak da yaşamsal önem arz etmektedir. Alternatif kaynakların bu kaynakları ikame etme olanaklarının çok kısa sürede mümkün görünmemesi gibi nedenlerle önümüzdeki on yıllarda dünya enerji tüketiminde petrol, kömür ve doğal gaz belirleyici olacaktır.

Değerli milletvekilleri, on yıldan beri iktidarda olan AKP iktidarında enerji dışa bağımlılığımız yüzde 73’lere yükselmiştir. AKP iktidarında elektrik fiyatları yüzde 110, kömür fiyatları yüzde 165, doğal gaz fiyatları yüzde 100 oranında artış göstermiştir. Ülkemizde enerjinin yüzde 87 oranında dışa bağımlı olması dolayısıyla enerji kaynakları ithalatı için ödediği para ise yüzde 550 oranında artmıştır. Ülkemizin enerji üretiminin çok büyük bölümü petrol ve doğal gazdan karşılanmakta ve son on yılda da yenilenebilir kaynakların toplam payı yüzde 25’ten yüzde 20’ye gerilemiştir. Yani Türkiye’nin özellikle son on yıldır enerjide dışa bağımlılığı kaynaklarımızı, kendi öz kaynaklarımızı kullanmaması yönüyle gün geçtikçe artmıştır.

Çok değerli milletvekilleri, bunun için, ben daha sonra da yine yapacağım konuşmada on yıllık AKP Hükûmetinin, rakamsal oranlarıyla, bundan sonraki konuşmamda da, nereye varmak istediğini, ne aşamadayız bunu belirtmek istiyorum. Ancak her zaman olduğu gibi kanunlara geriye dönük yaklaşması, iyi bir yönetim tarzını göstermemesi bundan önceki yasalarda olduğu gibi bu yasada da belirlemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SARIBAŞ (Devamla) - Niçin yönetimde… Bu yasanın çıkmasının neden bu kadar geç kalındığını anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu vesileyle… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sarıbaş.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Hükûmetin ve Komisyonun katılmadığı önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var, elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/1059 esas numaralı Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                          Ayşe Nur Bahçekapılı (İstanbul) ve arkadaşları

Madde 1- 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının c) bendinin (3) numaralı alt bendinin sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin ayrıştırılması işlemleri, bu Kanuna istinaden belirlenen usul ve esaslar dâhilinde kayıtlı değerler üzerinden yapılması şartıyla, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında yapılan bölünme işlemi sayılır."

                                                                           Ayşe Nur Bahçekapılı (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkanım, bir açkılama yaparak ifade etmek istiyorum. Eklenen cümlenin “Dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin ayrıştırılması işlemleri, bu Kanuna istinaden belirlenen usul ve esaslar dâhilinde” kelimesinden sonra -ki bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Grup Başkan Vekilinin uyarıları mevcut, değerlendirmesi doğru-  virgül konmak şartıyla takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekçe…

Virgüle katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, teşekkür ederiz Sayın Komisyon Başkanına ama virgül olmazsa ne olur, olursa ne olur? Yani virgülsüz ne olurdu, virgüllü ne oluyor?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Söz alabilir miyim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) –   Şimdi, kayıtlı değerler… “Bu Kanuna istinaden belirlenen usul ve esaslar dâhilinde” ayrı bir konu  -“ve” de konulabilir ama “ve” şey olmayabilir- “-virgül- kayıtlı değerler üzerinden yapılması…” ikisi ayrı konu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, virgüllük bir durum yok. “Dâhilinde” demek virgülü de ifade eder.

OKTAY VURAL (İzmir) – Fark etmez ki, kayıtlı değer nerede olursa olsun kayıtlı değerlerdir.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – “Usul ve esaslar dâhilinde -virgül- kayıtlı değerler üzerinden yapılması şartıyla…” ayrı bir kelime olarak, ayrı bir cümle olarak değerlendirilmesinin uygun olacağı görüşündeyiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman kurumlar vergisindeki şartların bir kısmını ortadan kaldırıp sadece kayıtlı değer şartına indirgiyorsunuz, bu da o demektir.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Virgül ilavesiyle benim eleştirimin bir bölümü karşılanmış oluyor ancak eleştirime konu ettiğim ikinci konu hâlen ortada durmaktadır. İkinci konu şuydu: Bu hükümle bir kısım şirketlere Kurumlar Vergisi Kanunu’nun bölünmeyle ilgili hükümlerine tümüyle uymamış olsa dahi sadece bu hükme uymak kaydıyla kurumlar vergisi istisnası getirilmektedir. Bu doğru değildir. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun bölünmeyi düzenleyen 19’uncu maddesinde birtakım şartlar daha var. Bunlardan birisini kürsüden okumuştum, burada tekrar etmek istemiyorum. Örneğin, “Taşınmaz ve iştirak hisselerinin devrinde devralan şirketin hisselerinin devreden şirket ortaklarına verilmesi hâlinde devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin borçların da devri zorunludur.” hükmü asli bir şart olarak buraya eklenmeli. Bu eklenmemiştir. Bundan muafiyet öngörülüyor. Buna uymasa da kurumlar vergisi istisnasından yararlanacak. Bu mahzuru gidermek üzere usul ve esasları belirleme yetkisini sadece Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına değil, Maliye ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına müştereken vermeyi önerdim. Maliyenin buraya yazılmış olması hâlinde Maliye Bakanlığı Kurumlar Vergisi Kanunu’ndan bu maddeye uygun olan hükümleri mutlaka usul ve esasların içerisine yerleştirecektir.

Yine, örneğin, kayıtlı değer üzerinden devri düzenliyor önerge ama Kurumlar Vergisi Kanunu’yla ilgili hükmü kayıtlı değer üzerinden ayni sermaye olarak konulmasını şart koşuyor. Kayıtlı değer üzerinden ayni sermaye konulmaz ise, sadece devir olursa bunun adı “bölünme” olmaz.

Tekrar ifade ediyorum: Sorunun bir kısmı virgülle çözülmüş oluyor ama ana sorun duruyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Hükûmet, ne düşünüyorsunuz efendim?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Biz bu önergeye katılıyoruz, o düzeltmeyle beraber bu önergeye katılıyoruz.

BAŞKAN – Virgülle beraber?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, önergeyle ilgili düzeltmeyi önerge sahipleri yapabilir. Dolayısıyla, komisyon başkanı değil, önerge sahipleri yapması lazım.

BAŞKAN – Evet, önerge sahiplerine sorduk efendim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, virgüle katılıyoruz ve gerekçenin okunmasını istiyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ayşe Nur Hanım, virgülü sizin koymanız lazım.

BAŞKAN – Evet, önerge sahibi kabul ediyor efendim.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu madde ile, dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin ayrı tüzel kişilikler altında gerçekleştirilmesine ilişkin getirilen zorunluluğa paralel olarak yapılması gereken bölünme işlemlerinin vergisiz gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Evet, bu düzeltmeyle beraber önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, biraz önce kabul edilen önergeyle madde tümüyle değiştirildiğinden, bu maddede değişiklik öngören diğer iki önergeyi işlemden kaldırıyorum.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- 4628 sayılı Kanunun geçici 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 9- Düzenlemeye tâbi tarifeler üzerinden elektrik enerjisi satın alan tüketicileri, dağıtım bölgeleri arası maliyet farklılıkları nedeniyle var olan fiyat farklılıklarından kısmen veya tamamen koruyacak şekilde tesis edilmiş ve uygulamaya ilişkin hususları Kurum tarafından hazırlanan tebliğ ile düzenlenmiş fiyat eşitleme mekanizması 31/12/2015 tarihine kadar uygulanır. Tüm kamu ve özel dağıtım şirketleri ile 3 üncü maddenin birinci fıkrasının  (c) bendinin (3) numaralı alt bendi uyarınca kurulan perakende satış şirketleri fiyat eşitleme mekanizması içerisinde yer alır.

31/12/2015 tarihine kadar ulusal tarife uygulamasının gerekleri esas alınır ve ulusal tarifede çapraz sübvansiyon uygulanır. Ulusal tarife Kurumca hazırlanır ve Kurul onayıyla yürürlüğe girer.

31/12/2015 tarihine kadar tüm hesaplar ilgili mevzuata göre ayrıştırılarak tutulur.

Bu madde kapsamındaki sürelerin beş yıla kadar uzatılmasına Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili.

Sayın Bayraktutan, buyurun.  (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, özellikle, Artvin’le ilgili bazı şeyleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Artvin, biliyorsunuz, nehirleri üzerinde hidroelektrik santrallerinin yapıldığı, dağlarında maden çıkartılmaya çalışıldığı, bunun haricinde de yan kollarda, nehirler üzerinde de HES’lerle sıkıntıları olan bir şehir. Bu şehrin enerji üretimiyle ilgili bütün projeler bittiği zaman, Türkiye’deki enerji ihtiyacının tek başına yüzde 10’unu karşılayabilecek büyük bir projeyi geliştiren bir şehir ama ne yazık ki enerjiye ilişkin Türkiye’de yaşanan sorunların büyük bir bölümü de Artvin’de yaşanmakta. Şunu özellikle paylaşmak istiyorum: Son aylarda, özellikle son günlerde elektrik faturalarında müthiş bir şişme var. Bütün vatandaşlarımızdan bu konuda büyük sorunlar alıyoruz.

Bir de Sayın Bakan, bunu özellikle size yazılı olarak da sordum, bundan bahsetmek istiyorum: Enerji dağıtım şirketleri özellikle faturaların son ödeme tarihlerini sürekli olarak aylar itibarıyla değiştirmektedirler. O nedenle, son aylarda Artvin’de -yazılı olarak da sordum- açma-kapama ücretlerinde, elektrik kesmelerine ilişkin rakamlarda müthiş, yüzde 300’leri, 500’leri aşan rakamlar var. Bu da şundan kaynaklanıyor: Özellikle emekli vatandaşlarımız, elektriklere ilişkin, son ödeme tarihlerine ilişkin bankalara talimat veriyorlar ama enerji dağıtım şirketleri bazı aylar ayın 16’sında, bazı aylar 20’sinde, bazı aylar 24’ünde son ödeme tarihlerini değiştiriyorlar. Sayın Bakanım, bu eğer Artvin’de böyleyse Türkiye’nin birçok yerinde böyledir. Özellikle buna dikkat çekmek istiyorum, ciddi bir sorun. Bunu dile getirdim ve sizin imzanızla da bu sorun ortaya çıktı.

Bunun haricinde paylaşmak istediğimiz bir olay daha var. Dünden beri, sayın milletvekilleri televizyonlarda görüyorsunuz. Bakın, biz Artvin’i turizm ve doğa kenti olarak, eğitim kenti olarak ileri sürmemize rağmen ne yazık ki bu konsepti değiştirilmeye çalışılan, yeni bir enerji kenti kimliğiyle Türkiye’nin önüne konulmaya çalışılan bir Artvin kimliği var. Artvin’de hidroelektrik santrallere ilişkin, hani “Çarşı her şeye karşı.” mantığıyla da hareket etmek istemiyoruz ama özellikle bazı yerlerde -ki bunlardan bir tanesini biraz sonra paylaşacağım- Kamilet Vadisi denilen Artvin’in Arhavi ilçesinde bir vadi var değerli arkadaşlarım. Bütün milletvekili arkadaşlarımın bu vadiyi görmesini istiyorum. Bu vadiyi görmeden, bu vadiyi gezmeden, bu vadide dolaşmadan orada yapılacak hidroelektrik santralinin nasıl bir cinayet olduğunu ne Parlamentoya anlatabiliriz ne de Türkiye kamuoyuna anlatabiliriz. Bu vadi şöyle bir vadi değerli arkadaşlarım: Vadi, gerçekten bir tarafı Yusufeli tarafı, bir tarafı Arhavi tarafı ama Arhavi tarafında bu vadi üzerinde bir Mençuna Şelalesi var. Kamilet Vadisi, bakir bir vadi.

Ben İsviçre’yi de gördüm. Orayı görmeden evvel derdim ki Artvin İsviçre’ye benziyor. Ama İsviçre’yi görünce dedim ki İsviçre Artvin’e benziyor. Öyle bir coğrafya. O vadiyi size ancak şöyle anlatabilirim: Vadinin içerisinde akan gürül gürül sular var. Biz Ankara’da, cumhuriyetin başkentinde, İstanbul’da, büyükşehirlerde ne yazık ki musluktan su içmiyoruz ama ben vadiye gittim, oradaki köylüler, vatandaşlarımız, alabalıkların oluştuğu o dereden kana kana su içme imkânını bize yarattılar, bizler de o dereden su içtik. Yani o derenin ne kadar önemli olduğunu, ne kadar temiz ve güzel olduğunu göstermesi açısından ilginç bir örnektir diye sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, bu vadi üzerinde ayrıca bir de Mençuna Şelalesi var. Bu Mençuna Şelalesi de yaklaşık 80 metreden dökülen muhteşem bir şelale; turizme açılmış olan, daha önce -on yıla yaklaşık- bu bakirliğini koruyan ve yeni keşfedilen bir yer. Kamilet Vadisi başlı başına bir değer; içerisindeki endemik yaşamı, doğal yaşamı görmenizi istiyorum. O nedenle ısrarla diyoruz, başka yerlerde hidroelektrik santralleri olabilir, bölgesel havza planlaması yaparak elektriği elde edebilirsiniz ama böyle bir cennete kıymayı kabul etmemiz mümkün değildir. Bunu buradan, oradaki insanların bir feryadı olarak dile getirmek istiyorum değerli arkadaşlarım.

Bakın, ben Artvin’i şöyle tarif ediyorum: Artvin, cumhuriyetine bağlı; devletini, milletini, bayrağını tartışmayan; asla cumhuriyetin ulusal kimlik değerlerini tartışmayan bir kent. Ben diyorum ki bizim coğrafyamızdan her türlü siyasal düşünce çıkar ama Artvin’den bir tek vatan haini çıkmadı. Israrla şunu söylüyorum: Artvin’de hiçbir şekilde, Artvinliler devletiyle, milletiyle karşı karşıya bugüne kadar kalmadılar, bundan sonra da kalmayacaklar ama dün televizyonlara, basına, gazetelere düşen haberleri gördünüz mü Sayın Bakanım, bilmiyorum. Bunu ısrarla dile getirdik.

Bakın, hırsızlar ne zaman hırsızlık faaliyetlerini dile getirirler Sayın Bakan? Ancak gece getirirler. Yani gece giderler, genelde hırsızlık faaliyetleri -ben yıllarca avukatlık yaptım- genelde geceleri gider, birinin evinden bir şey çalar, hep gece vakitleri olur. Bakın, orada çalışma yapacak olan firmanın dün sabah başlayacağına ilişkin kamuoyuna duyuru yaptılar. Bir de oradaki bütün insanlar… Şimdi, biraz sonra fotoğrafları da göstereceğim. O fotoğraflarda, o yöredeki yapılaşmaya, hidroelektrik santraline kimlerin karşı olduğunu göstermesi açısından ilginç bir örneği sizlerle paylaşacağım. Ama buradaki firmanın çalışmasına ilişkin kaygılar ortaya çıkınca… Yani dün sabah saat dokuzda bu çalışma başlayacaktı. Dün, Arhavililer, doğa dostları sabah saat dokuzda oraya gittikleri zaman karşısında kimi gördüler biliyor musunuz? Devletin jandarmasını gördüler, devletin kolluk kuvvetlerini gördüler. Oradaki çalışmaya engel olacaklarını düşünüyorlardı. Meğer gece saat bir buçuk-ikide, inşaatı yapacak olan, hidroelektrik santralini tanzim edecek firma bütün iş makinelerini vadiye sokmuş. Vadide tek arabanın geçeceği bir yol var, o yolu da jandarmalar kesmişler, ellerinde gazlar var, diyorlar ki: “Üzerimize yaklaşmayın, size sıkarız.” Herhâlde Karadeniz’i başka yerle karşılaştırıyorlar veya Karadeniz’e başka türlü bakıyorlar. Karadeniz Bölgesi’nde, hiçbir şekilde, devletle milleti karşı karşıya getiremezsiniz değerli arkadaşlarım. Buna rağmen, bu tabloya rağmen insanlarımız orada sağduyulu davrandılar ve bu tabloda jandarmayla karşı karşıya gelmediler devlete olan saygılarından dolayı ama şunu ifade etmek istiyorum; siyasal kimliklerimizi bir kenara bırakalım. Bütün milletvekili arkadaşlarıma, Adalet ve Kalkınma Partisindeki, CHP’deki, MHP’deki, diğer gruptaki arkadaşlarımın hepsine sesleniyorum: Oradaki kıyımın ne kadar vahim olduğunu, işlenen cinayetin, tablonun ne kadar vahim olduğunu göstermesi açısından gelip orayı görmeniz gerekiyor. O vahameti görmeden bu tablonun ne kadar büyük bir boyutta olduğunu görmeniz mümkün değildir.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu tablonun büyük olduğunu, ne kadar vahim olduğunu gören oradaki arkadaşlarımız, her siyasal partiden, bütün siyasal partilerden… Sayın Bakanım, size de gösteriyorum, eğer bizim fotoğrafımızı çekerlerse, bunu bütün Türkiye’nin görmesini istiyorum. Türkiye’nin hiçbir yerinde böyle bir tablo yoktur. Bu tabloda şöyle bir şey var: Tarih 12 Temmuz. “Arhavi Kamilet Vadisi’ne HES’leri istemiyoruz.” Bu fotoğrafta kimler var değerli AKP grubundaki arkadaşlarım? Arhavi’nin AKP’li Belediye Başkanı var, Arhavi’nin AKP’li İlçe Başkanı var, Arhavi’nin Cumhuriyet Halk Partili İlçe Başkanı var, Arhavi’nin Milliyetçi Hareket Partili İlçe Başkanı var, diğer siyasi parti grupları var, hepsi var, bakın. Sayın Bakanım, burada görüyorsunuz, hepsi karşı çıkıyorlar.

Bakın, ben başka bir vadi için bu şeyleri söylemek istemiyorum ama Allah var, o vadiyi mutlaka görmeniz gerekir. Büyük bir cinayet. O vadide. Orada, yerel anlamda da bungalov işletmeciliği yapan aileler var. Turizmin görebileceği, Türkiye’de bu kadar mükemmel olan bir ikinci bölgeyi tanımıyorum. Bakın, Artvin’de de birçok bölge var; bir Macahel Vadisi çok önemli bölgelerden bir tanesidir ama dediğim gibi, Kamilet Vadisi’ne, oraya dozerleri sokmak, iş makinelerini sokmak, kepçeleri sokmak, o endemik türleri, flora ve faunayı yok etmek cinayetle eş değerdir Sayın Bakanım.

O nedenle, eğer buradaki tabloyu durdurabilirsek, oradaki yıkımı durdurabilirsek, inanıyorum ki hem ülkemize hem gelecek nesillere büyük bir iyilik yapmış bulunmaktayız.

O nedenle, gelinen noktada, bu konuda vatandaşlarımız birçok makamlara başvurdular, birçok yerlere, ilgili mercilere başvurdular ama dün itibarıyla, yapmış oldukları bütün başvurular sonuçsuz kaldı. Dün bana bu konuda Arhavi’den yüzlerce faks geldi, onlardan bir tanesini yüce Meclisle paylaşmak istiyorum. Bana yazılan faksta aynen şöyle diyor Sayın Bakanım:

“Arhavi ilçesi Kamilet Vadisi’ne henüz imar planı onayı olmadığı hâlde Taşlıkaya HES Projesi’nin yapım yolunu yapmak üzere iş makineleri sokulmak istenmektedir. İmar planları onanmadan Taşlıkaya HES inşaatının yapılamayacağı yönünde Arhavi Kaymakamlığına, Artvin İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğine ve Artvin Valiliğine başvurular resmen yapılmış olup yol inşaatının imar planı onanma işlemi olmadan başlatılmaması talep edilmiş bulunmaktadır.

İki –en ilginci de bu- dün gece yarısı iş makineleri dünya güzeli vadiye girmiş, âdeta bir işgal kuvveti gibi davranmıştır. Madem kendileri doğru olan işler yapıyorlar, neden bir hırsız gibi gece yarıları çalışmalar yapıyorlar? Anadolu insanı her zaman misafirperver insanlar olmuştur. Doğası, onlara bu değerleri dantel gibi işleyerek öğretmiştir, nesiller boyunca hem de. Gündüzün hayırlı misafirleriyle gece yarılarının kurnaz yıkıcıları arasındaki farkı, hem yıllardır diğer vadilerde gördüklerimizle hem de güçlü Anadolu sezgilerimizle ayırt etmekte ustayız. Sizin de bu sezgileri paylaşmakta olduğunuzu ümit ediyoruz. Konuya ilgi göstermenizi istiyoruz, bu konuda desteklerinizi bekliyoruz.

Ben burada, Mustafa Kemal’in Meclisinden, onun mabedinden, yüce Parlamentodan, hem Parlamentoya hem Türkiye'nin her tarafındaki doğa dostlarına bir kere daha haykırıyorum: Kamilet Vadisi’nde bir cinayet işleniyor. Bu cinayete hepimiz “Dur.” demek zorundayız. Enerji çok önemlidir, dışa bağımlılığımız için, geleceğimiz için büyük bir sorundur ama enerjiyi başka yollardan da elde edebiliriz.

Biz, Artvin’i, bulunduğumuz toprakları, dağlarımızı bir anlamda enerjiye feda ediyoruz, nehirlerimizi feda ediyoruz ama bu güzelliklerimize… Yani bir yere kadar, bir yere kadar, bundan sonrasına lütfen müsaade etmeyin.

Eğer Kamilet Vadisi’ni kurtarmak istiyorsak orayı mutlaka millî park sınırlarına almamız gerektiğine inanıyorum. Yüce heyetin bu konuda dikkatini çekiyor, yüce heyetinizi ve bütün beni dinleyenleri saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bayraktutan.

Gruplar adına ikinci konuşma, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Necati Özensoy, Bursa Milletvekili.

Sayın Özensoy, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA NECATİ ÖZENSOY (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 393 sıra sayılı Kanun’un 2’nci maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde de fiyat eşitleme mekanizmasının 2015’e kadar uzatılmasıyla ilgili geçici 9’uncu maddede değişiklik öngörüyor. Tabii, daha önce de Enerji Bakanlığı bütçesi veya enerjiyle ilgili konularda gerek Genel Kurulda gerek komisyonlarda Türkiye’nin birçok problemleriyle ilgili konuları dilimizin döndüğü kadar ifade etmeye çalıştık. Vatandaşın en büyük sıkıntılarından bir tanesi, en fazla üzerinde spekülasyon yapılan konulardan bir tanesi de elektriklerin kayıp kaçak miktarları ve faturalara ilavesiyle alakalı. Bunlar mahkemelerde zaman zaman görüşülüyor, mahkemelerin, bazı abonelerin bu ödediklerini geri iade ettikleri de oluyor.

Ancak, Sayın Bakanın burada sorulara cevap verirken bazı sorulara verdiği cevaplarda da gerçekten bazen üzülerek dinlediğimiz cevaplar da oldu. Mesela, bir arkadaşımız dedi ki: “Belli yıllardan sonra kaçak oranlarının yükseldiği bölgeler oldu mu?” “Evet.” dedi Sayın Bakan. Orada işte PKK’nın talimatlarıyla vatandaşın elektriklerini kaçak olarak kullandığından bahsetti. Tabii, bu gerçekten üzüntü duyulan bir şey. Yani, demek ki PKK orada otoritesini devletin üzerinde bir şekilde tahsis etmiş durumda, bu da Sayın Bakanın ifadesiyle ortaya çıkmış durumda.

Şimdi, ben, Sayın Bakana, -her ne kadar burada arkadaşlarım ifade ettiyse de yükselme oranlarını- TEDAŞ’ın bu bize verdiği bilgiler doğrultusunda TEDAŞ’ın belgeleriyle soracağım. Ben, bu soruyu bütçede de sordum, komisyonda da sordum ama Sayın Bakandan bir türlü cevap gelmedi. Bakın, kayıp kaçak oranları 2008 yılında 14,4’e düşmüş ama şu anda kayıp kaçak oranı 16,8. Şimdi, ben buradan tekrar soruyorum: Kayıp kaçak oranları 2008’de 14,4’e düştüğü hâlde teknolojik birtakım sıkıntılar mı yaşadık, hatlarımızda birtakım bozukluklar mı oldu, gerekli yatırımları mı yapmadık, neden kayıp kaçak oranları neredeyse yüzde 2,5 civarında arttı? Bunun cevabını, hem vatandaş hem de ben merak ediyorum. Ama, benim aklıma gelen bazı gelişmelerle birlikte benim fikirlerim de var bu konuda, niye kayıp kaçak oranlarının arttığıyla alakalı, onları da ben arz etmeye çalışacağım.

Bakın, burada, 2011 yılı Sayıştay raporlarından yine TEDAŞ’ın denetlenmesiyle alakalı buradaki rakamlardan ifade edeceğim. 2010 yılında Dicle EDAŞ kayıp kaçak oranı 65,3’ten 2011 yılında 71,4’de çıkmış, bu Sayın Bakanın bahsettiği bölge. Yani, gerekçesini Sayın Bakan biraz önce söyledi.

Yine, Van Gölü EDAŞ’ta 57,2’den 52,1’e inmiş, burası da kısmen Sayın Bakanın bahsettiği bölgeleri içine alıyor ama daha çok pek PKK’nın hâkim olduğu yerler değil bu Van Gölü EDAŞ.

Yine, en önemlisi, aslında ben bu rakamlardan şunu ifade etmek istiyorum: Boğaziçi EDAŞ… Boğaziçi EDAŞ, 2010 yılında 10,9 kayıp kaçak oranına sahip. 2011 yılında yani bir yıl sonra 12,9’a çıkmış. Şimdi, ben buradan soruyorum Sayın Bakana: Acaba, İstanbul’da da mı PKK hâkim olmaya başladı yani İstanbul’da da mı PKK talimatlar vererek, bu vatandaşa “Kaçak elektrik kullanın.” talimatlarıyla birlikte bu oranlar yükseliyor?

Bakın, bu Dicle EDAŞ veya diğer bölgelerdeki artışla… Yani, İstanbul’daki yüzde 2’lik artış neredeyse oradaki yüzde 10’lara tekabül eden bir artıştır. İstanbul Türkiye’nin neredeyse beşte 1’i mesabesinde bir ilimiz sayısal olarak, aboneler olarak da baktığımızda; Boğaziçi de onun bir kısmı. Dolayısıyla, şimdi bakın, şu kayıp kaçak oranının yükselmesinin bir gerekçesi de acaba şu olabilir mi, Sayın Bakana ben sormak istiyorum: 2008 yılında TEDAŞ’ın dağıtım firmaları bölgesel olarak özelleştirilme kapsamına alınıp özelleştirilmeye başlandı. Önce, tabii, kârlı olanlar bir şekilde satılmaya başlandı ama o ihaleye çıktığında, mesela Boğaziçi EDAŞ o gün 2,9 milyar lira teklif almasına rağmen, gelmesine rağmen, o ihale, o ihaleyi alanlar tarafından vazgeçilip… Hatta, yine, oradaki koydukları depozitoları, vesaireleri, teminatları da yakarak iptal ettirdiler. Şimdi, 2008’de Boğaziçi EDAŞ o ihaleyi vermiş olsaydı, ilgili firma belki de  10,9 değil de daha da aşağıdan, kayıp kaçaklardan başlayarak daha da geriye gitme şeklinde bir anlaşmayla bu dağıtım firmasına ihale edilecekti ve hatta, yine o günkü kâr marjları 2008’de 2,33’tü ama ne hikmetse birden bire bu ihalelerin tekrarına yakınlaştığımızda, o kâr marjları yüzde 3,49’a çıktı yani 1,5 katına çıktı kâr marjı.

Şimdi, hem kayıp kaçak oranları yükseldi hem de bu anlamda kâr marjları yükseldi. Her ikisi birden aslında bu firmanın bir anlamda değerini yükseltmesi anlamına gelmesine rağmen bir de baktık ki, Boğaziçi EDAŞ’ın özelleşmesindeki bu rakam, yine, 2,9 milyarlık teklif alan bu Boğaziçi EDAŞ, geçtiğimiz yılın sonunda 1,9 milyar liraya ihale edildi. Yani, şimdi, buradaki  -ifade ettiğim gibi- hem diğer bölgelerdeki kayıp kaçak oranlarının artması hem de diğer birtakım bu kâr marjlarının yükselmesi insanın aklına birçok şey getiriyor. Sayın Bakan,özellikle bu kayıp kaçaklarla alakalı, her ne hikmetse, 2008’den bu yana artan bu kayıp kaçakların mantıklı bir izahını bize yaparsa milletim adına ben de sevinirim.

Yine, bu kayıp kaçakla mücadelede de çok etkin bir mücadele yapılmadığını da yine bu Sayıştay raporlarından da görüyoruz. Mesela, Dicle EDAŞ’ta 129.812 abone üzerinde tarama yapılmış, 12.476 aboneye tutanak tutulmuş yani bu tutanak, tarama yapılan abonenin yüzde 9,6’sına tekabül ediyor. Burada 96 bin 701 liralık fatura tahakkuk ettirilmiş ama ilginçtir tahsilat, yani 96 bin 701 liradan tahsilat sadece ve sadece 2 bin 978 lira. Yani ne kadar tahsilat yapılmış? Tahakkuk eden rakamın yüzde 3,1’i kadar ancak tahsil edilebilmiş. Şimdi, bu mücadeleyi gerekli şekilde yapamayan devletin kurumu… Hatta, ben bir komisyonda, hiç abonesi olmayan, tutanak tutulan yüzlerce trafo olduğunu ifade ettiğim ve belgelerini verdiğim hâlde onlarla ilgili akıbetin ne olduğu bana daha sonra ifade edilmedi. Ben buradan başka bir şey ifade etmek istiyorum: Yine, devletin ihmal veya görevini yapamamasından kaynaklanan bu açıkların, faturasını ödeyen vatandaşlara ödettirilmek yerine, bunu bölgesel bazlı fiyatlandırmada, tamam, fiyat farklılıkları oluşturmayın ama devlet kendi kabahatini kendisi örtsün. Bu bölgelerdeki bu fiyat farklılıklarını da sübvanse ederek yani hırsızların çaldıkları elektriklerin parasını namuslu vatandaşa ödetmek yerine, kendi ihmali yüzünden hırsızlık yapanların parasını devlet, Hükûmet kendisi, bütçesinden ödesin diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özensoy.

Gruplar adına başka söz talebi yok.

Şahısları adına Gümüşhane Milletvekili Sayın Feramuz Üstün.

Sayın Üstün, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

4628 sayılı Kanun’un geçici 9 uncu maddesinde belirtilen yürürlük süresinin 31/12/2012 tarihinde bitmesi ve sektöre ilişkin geçiş dönemi uygulamalarının tam olarak sona ermemesi sebebiyle, Fiyat Eşitleme Mekanizması ile Ulusal Tarife uygulamalarına belirli bir süre daha devam edilmesini teminen yeniden bir düzenleme getirilmesi gerekmektedir.

Kanun teklifinin maddeleri incelendiğinde, dağıtım şirketlerinin üretim ve perakende satış faaliyetlerinin 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 3’üncü maddesi gereğince ayrıştırılmasına ilişkin iş ve işlemlerin her türlü vergi, resim ve harçtan müstesna tutulmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır.

İlk defa işletmeye alınacak olan üretim ve otoprodüktör lisansı sahibi tüzel kişilerin, sağlanan teşviklerden yararlandırılması amacıyla işletmeye giriş tarihinin 31/12/2015 tarihine kadar uzatılmasına ve bu sürenin de uzatılabilmesine ilişkin Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir. Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun geçici 5’inci maddesinde düzenlenen elektrik üretiminde kullanılacak ikincil yakıtların ÖTV’den istisna tutulmasına ilişkin sürenin 31/12/2015 tarihine kadar uzatılmasının ve bu sürenin de uzatılabilmesine ilişkin Bakanlar Kuruluna yetki verilmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; TÜİK verilerine göre 2011 yılında ülkemizin toplam ithalatı yaklaşık 240 milyar dolardır, enerji ithalatı ise yaklaşık 54 milyar dolar olup toplam ithalatın yüzde 22’sini oluşturmaktadır. Aynı yıl cari açığımızın 77 milyar olduğu düşünüldüğünde enerji ithalatının ülkemiz ekonomisi üzerinde etkisi daha da iyi anlaşılmaktadır. 2023 yılında elektrik enerjisi ihtiyacımızın bugüne kıyasla 2 kat artarak yaklaşık 500 milyar kilovatsaat olacağı tahmin edilmektedir. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve bu talebi karşılayabilmek için bugünkü kurulu gücümüzü 2 katına çıkarmamız gerekmektedir. Bunun sağlanabilmesi için de yıllık yaklaşık olarak 5 milyar dolar tutarında enerji yatırımı yapma ihtiyacı hissetmek durumundayız.

Diğer taraftan, ekonomimizin büyüyebilmesi için elzem olan enerji konusuna gereken hassasiyet ve önemin verilmesi, tasarruf bilincinin geliştirilerek yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının daha fazla kullanılması gerektiğini de belirterek hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üstün.

Şahısları adına ikinci konuşmacı, İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.

Sayın Vural, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bir konuyu Sayın Bakanın bilgisine sunmak amacıyla söz almak durumunda kaldım. Bir mesaj geldi, hem telefon hem de şimdi e-maille ilgili: Bir sorundan bahsediyorlar. Kendisi Yozgat Sorgun ilçesine bağlı bir kasabada çiftçiye hitap eden küçük ölçekte bir akaryakıt bayisi. “Bu EPDK kurulduktan sonra Petrol Piyasası da bu kuruma bağlandı.” diyor. “Bayilik lisansı almak şartı koşuldu ve bayilik lisansı için hemen başvurduk ama lisans dört ay on bir gün sonra verildi. Ondan sonra bu süreç içerisinde akaryakıt sattığımız için bize ceza kesildi.” Şimdi, bu ceza hem dağıtım şirketlerine hem bayilere kesildi.” Dağıtım şirketlerine yaklaşık 714 bin TL galiba, 57.156 TL de bayilere kesiliyor. Daha sonra bu dağıtım şirketlerine kesilen ceza affediliyor ama bu bayilerinki duruyor. Dolayısıyla çok ciddi bir yük, maliye peşlerinde. Diyor ki: “Şimdi, bir günde lisans alınabiliyor. Şimdi, dört ay on bir gün boyunca dağıtım şirketleri bize verdi, biz de dağıttık.” Dolayısıyla kaçak değil, zaten faturalı, bu durumda dağıtım şirketlerine getirilen bir af söz konusu ise bu konuda bayilerin bundan muaf tutulması bu geçmişe yönelik talep edilmesi konusunu da EPDK söylemiş “Ancak Meclisten bir kanun çıkarsa çözülebilir.” diye 3.500 bayi ile ilgili bir konu olduğunu ifade ediyorlar. “Dolayısıyla, çoğumuzun petrolü kırsal bölge petrolü, satsan bile bu fiyatlar etmez.” deniyor. “Bu durumda bu konuda petrolleri kapatmak durumunda kaldık yani EPDK’ya gidiyoruz, ‘Meclise gitmeniz gerekir.’ diyor.” Bu konuda ne yapılabilir? Sorununun mahiyeti ve çözüm yoluyla ilgili yapılabilecek bir konu var mıdır? Yani bu başvuru sahiplerinin haklılığı, dağıtım şirketlerinin bu konuda bu cezadan yani kaçınmış olmaları gerçeği ama bayilerin kaçınamaması gibi bir sorunun nasıl çözülebileceği konusunu bilgilerinize sunmak için bu konuşmayı talep ettim.

Çok teşekkür ederim, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

Madde üzerinde başka söz talebi yok.

On dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız, sisteme giren arkadaşlarımız olmuş.

Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu? Yok.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2011 yılında yüzde 16 kayıp kaçak oranı ve yüzde 2 de iletim kaybı oranı olarak ifade edildi. Yalnız, daha önceki konuşmamda da ifade ettiğim üzere, gerçek iletim kaybı Türkiye ortalaması olarak nedir? Yani yüzde 2’den fazla olduğu, yüzde 7’den de aşağıda olduğu anlaşılmaktadır. 2012 yılında kayıp kaçak oranı ne öngörülmüştür, gerçekleşme oranı nedir? Kayıp kaçak ve sayaç okuma bedeli olarak hükûmetleriniz döneminde tüketicilerden ne kadar tahsilat yapılmıştır? Kayıp kaçak ve sayaç okuma bedeli olarak hükûmetleriniz döneminde Manisa’daki elektrik abonelerinden ne kadar tahsilat yapılmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, geçen de tartışma konusu yapılan Seyitömer Termik Santrali’nin SLİ Kömür İşletmesiyle beraber satışı konusu Özelleştirme İdaresi Başkanlığından aldığımız verilere göre yaklaşık beş yıllık kârı karşılığında şu anda ihaleye sunulmuş ve verilen teklif beş yıllık kâra denk gelmektedir. Bu satışa müdahale edecek misiniz? Bakanlık olarak bunun iptali konusunda bir girişiminiz olacak mı?

İkinci sorum da: Arkasından, Tunçbilek Kömür İşletmesi ve Garp Linyit İşletmesinin birlikte satışı söz konusu mu? Biraz önce sayın Kütahya milletvekili arkadaşım sizin oraya gelip oradaki gaz tesisiyle ilgili ziyaretinizden bahsetti ama o ziyarette buranın satışa sunulup sunulmayacağı sorusuna cevapsız kaldığınızı ifade etmedi. Ben buradan öğrenmek istiyorum: Programınızda Tunçbilek ve GLİ’nin satışı var mı? Varsa bu ne zaman gerçekleşecek?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gerçi soru soruyoruz, cevap alamıyoruz. Yani bunlara soru sormak da aslında gereksiz bir şey ama yine de bir soralım.

Şimdi, bu Akdeniz EDAŞ 7/12/2010 tarihinde Park Holdinge 1 milyar 165 milyon dolara satıldı, sonra bundan vazgeçildi. Niye vazgeçildi? 3 tane şirket şey etti. Sonradan… Biliyorsunuz, TETAŞ, elektrik satış fiyatlarında yüzde 14,8 indirim yaptı. Bu satış fiyatlarında yapılan bu indirim tüketicilere intikal ettirilmedi, dağıtım şirketlerinin üzerinde kâr kalıyor. Bu kadar kârlı bir alana dönmesine rağmen niye sonradan, 2012’de, daha önce 1 milyar 165 milyon dolara satılan bu yer 546 milyon dolara satıldı ve alan kişiler de daha önce İstanbul Anadolu Yakası ve Toros EDAŞ ihalelerini alıp da taahhütlerini yerine getirmediler ve teminatları irat kaydedildi. Bir de yani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederim.

Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, elektrik dağıtım şirketlerinden halk şikâyetçi. Kimi kime şikâyet edeceğimizi bilmiyoruz. Hiç değilse hakem olarak, halkın ulaşabileceği, her dağıtım şirketine bir TEDAŞ görevlisi görevlendirmeyi uygun görür müsünüz? Hiç değilse halk açsın TEDAŞ’a… O bölgedeki o kurumda, o dağıtım bölgesinde bir TEDAŞ yetkilisi olsun, en azından halkın derdini dinlesin. Ben yine söylüyorum: Millet TEDAŞ’ı mumla arıyor. Bu açıdan, yeterince denetlenmiyor. Denetlenmediği için de en azından daha önce bu işi yapan ve bilen bir TEDAŞ yetkilisinin dağıtım şirketlerinde en azından bir hakem olarak görev alması halk açısından uygun olacaktır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle, bu kayıp kaçak oranlarıyla alakalı hususta, bölgelere, illere göre yılların dağılımı var ama bir şey dikkatlerden kaçıyor. Biz yüzde 25’ler civarında bir kayıp kaçak oranından aldık. Ben şimdi başka bir iktidarın yaptığından, yapmadığından dem vurmadan yalnızca kendi yaptıklarımla alakalı konuşuyorum ama…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yüzde 65 kayıp kaçaklar var.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) –  Şimdi, ortalama yüzde 25’ler civarında olan Türkiye'nin kayıp kaçak oranlarını 2002 yılında aldık. Biz -onu açıkça ifade ettim konuşmamda- Dicle bölgesi yani Urfa, Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Batman’daki kayıp kaçak oranlarını ve Van Gölü çevresindeki gerek depreme dayalı gerekse depremden önce… Yalnızca depremi söyleyerek bu konuyu izah etmemiz tek başına doğru olmaz. Ama şunu ifade edeyim: Bu iki bölgeyi çıktığımızda Türkiye'nin kayıp kaçak oranları Avrupa Birliğinin ortalama kayıp kaçak oranlarından daha düşüktür yani Türkiye şu anda genel stratejileri ve politikaları çerçevesinde doğru bir iş yapıyor ama o iki bölgeyi ayrıca incelemek lazım.

Mesela bunların arasında, şu anda, 2011 yılında; Akdeniz yüzde 8,47, Akedaş yüzde 8,17 -özelde bu- Aras -aynı şekilde bahsettiğim 3 dağıtım yerinden 1 tanesi- yüzde 25’lerde, Aydem yüzde 8,41’lerde, kamu olarak Ayedaş yüzde 6,91’lerde, Başkent yüzde 9,17’lerde, Boğaziçi yüzde 10,76’larda -Alim Bey’in biraz önceki sorusuna da cevaben söylüyorum- Çamlıbel yüzde 9,20’lerde, Çoruh yüzde 10,6’larda, evet, Dicle bölgesi yüzde 71 küsur, yüzde 72’lerde, Fırat yüzde 10,39’larda, Gediz yüzde 8,10’da, Kayseri yüzde 7,20’de 2011’de, Meram yüzde 9,55’lerde, Osmangazi yüzde 7,14’lerde, SEDAŞ yüzde 7,52’lerde, Toroslar yüzde 11,8’de, Trakya yüzde 7,76’larda, Uludağ yüzde 9,46’larda, Vangölü yüzde 52’lerde. Bakın 2 tane bölgenin ortalaması komple Türkiye’yi  3,5-4 puan civarında geri çekiyor. Yeşilırmak yüzde 7,81’lerde. 21 tane bölgeyi söyledim.

Şimdi, arkadaşlar, biz bu bölgedeki özelleştirmeleri bu yıl içerisinde, inşallah, tamamlayacağız ve mutlaka bunu nihayetlendirmemiz lazım. Ve Alim Bey diyor ki: “Siz bu hedefleri tutturabilecek misiniz?” Bizim, 19 bölgedeki yaptığımız işlemlerde yüzde 95’ler, yüzde 96’lar civarında biz hedeflerimizi tutturduk, şu anda da tutturduk ama o 2 bölgeye çok farklı gerekçelerle beraber ayrıca yüklenmemiz gerekiyor. Ben gittim bölgede toplantı yaptım. Bütün bölgesel televizyonlarda canlı yayında “Arkadaşlar, bakın, lütfen bunu yapmayın. Biz tarlalarınızda ‘Ekin vardı, ürün vardı, hasat yapamadık.’ dedirtmeyiz. Lütfen, o tarlalarınızı ekmeyin.” dedik, canlı yayında söyledik. Biz, şu veya bu gerekçeyle kendini nasıl makul görüyorsa bunu makul görmediğimizi, kayıp kaçak oranlarını doğru bulmadığımızı ve onların da kendilerinin bunu aslında istemediğini bu cümlelerle aktardık. Şimdi, Türkiye’de 18-19 tane bölgede siz bunu sağlıyorsunuz, 2 tane bölgeden dolayı “Acaba kayıp kaçak oranlarını tutturamayacak mıyız?” diyoruz. Türkiye kayıp kaçak oranlarını tutturur 18-19 bölgede olduğu gibi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, biz su işini biraz önce… Ben özellikle tabii ona bakacağım yani bizzat yerine de, Artvin’e 2 defa gittim ama bir kez daha sırf bu vesileyle gitmek istiyorum. Orman ve Su İşleri Bakanımla da bunu ayrıca konuşacağım. O aynı havzada 12 tane barajdan 11’ine itiraz yok ama 1 tanesine itiraz var. O zaman oradaki vatandaşımız bunu bir gerekçeyle yapıyor yani o gerekçesini iyi anlamam ve bunu iyi tespit etmem lazım. Eğer tamamına karşı çıkıyor olsaydı onu çok doğru bulmazdık ama bir kısmına, önemli bir kısmına karşı çıkmıyor da yalnızca 1 tanesine karşı çıkıyorsa tabii ki onu da dikkate almamız lazım.

TETAŞ’ın indirim yapmasıyla alakalı husus da: 2011’de TETAŞ ve EÜAŞ normalde ikili sözleşmelerle beraber bunu satıyordu. 2012’de sadece TETAŞ ikili sözleşme yaptı ve tüketici ortalama fiyatının değişmemesi için TETAŞ VE EÜAŞ ortalaması bir rakam belirlendi. Bunlar kurumların kendi içerisinde yaptıkları bir düzenlemeyle alakalı hususlardır.

Şimdi, Mevlüt Bey’in konusuyla alakalı: Biz, şu ana kadar denetlemelerle alakalı hususta bir değişiklik yapıyoruz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bu yetkiyi aldık ve TEDAŞ’ın da, EPDK’nın da, Enerji Bakanlığının yetkili elemanlarının da belki de kısmen hizmet alımıyla beraber dörtlü bir denetim yapacağız. Şu ana kadar, bakın, biz yüzde 25’lerden bu noktaya getirmişiz daha fazlasını da yapabilecek durumdayız, yani 10 puan düşüren bir yapı, bunu 5 puan daha düşürür; hedefimiz bu.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yüzde 20’den düşürmüşsünüz, yüzde 25’ten  değil.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ  (Kayseri) –  Ve bunlarla alakalı sıkıntının da ben kalmayacağına inanıyorum.

Diğer bir konu: Arkadaşlar, şimdi “Su sayaçları takılmasın.” diyoruz. Şimdi buradaki arkadaşlarımız konuşma yaptılar. Peki, o zaman bu bir tenakuz değil mi? “Elektrik sayaçlarında lütfen o olmayanları tespit edin.” diyoruz haklı olarak, haklı gerekçelerle ama bu sefer “Suda bunu yapmayın.” diyoruz. İşte hemen yanı başındaki tarladaki şunu söylüyor: “Ben -tabirimi mazur görün- hoyratça kullanmıyorum, layüsel bir şekilde bunu kullanmıyorum ama kullananları görüyorum, o zaman benim farkım ne?” diyor. Devlet suyu parasız, elektriği parayla satıyor. Ya bunu sayaca bağlıyor olmasının arkasında hep  beraber duruyor olmamız lazım değil mi? Yani adaletsizliği önlemek istiyoruz, bu bizim doğru bir, haklı bir gerekçemiz. O açıdan, ben bunun da tekrar zihnimizde bir değerlendirilmesi gerektiğini söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım, süreniz çok geçti, çok teşekkür ediyorum.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Tamam, teşekkür ediyorum.

Sayın Vural’ın konusuna da bir sonrakinde değineceğim o zaman.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum. Artvin’e bekliyorum. Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Madde üzerinde dokuz önerge vardır ancak İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre her madde üzerinde milletvekillerince sadece yedi önerge verilebilmektedir. Her siyasi parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır.

Bu hükümler çerçevesinde, önce, geliş sırasına göre ilk yedi önergeyi okutacağım; sonra, bu önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Aynı gerekçeyle Adalet ve Kalkınma Partisiyle Cumhuriyet Halk Partisi gruplarına mensup milletvekillerinin verdiği iki önerge işleme alınmamaktadır.

Şimdi, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/1059 esas numaralı Kanun Teklifinin 2 nci maddesi ile 4628 sayılı Kanunun değiştirilen geçici 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kurum tarafından” ibaresinin “Kurumca” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                       Nurdan Şanlı

                                                                                                            Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/1059 esas numaralı Kanun Teklifinin 2 nci maddesi ile 4628 sayılı Kanunun değiştirilen geçici 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kurum tarafından” ibaresinin “Kurumca” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                         Adem Tatlı

                                                                                                           Giresun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/1059 esas numaralı Kanun Teklifinin 2 nci maddesi ile 4628 sayılı Kanunun değiştirilen geçici 9’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kurum tarafından” ibaresinin “Kurumca” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                        Recep Özel

                                                                                                            Isparta

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/1059 esas numaralı Kanun Teklifinin 2 nci maddesi ile 4628 sayılı Kanunun değiştirilen geçici 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kurum tarafından” ibaresinin “Kurumca” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                          Ali Aşlık

                                                                                                             İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

393 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 2. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Ali Sarıbaş                                                              Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                Çanakkale                                                                          İstanbul

Madde 2 – 4628 sayılı Kanunun geçici 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Geçici Madde 9 - Düzenlemeye tâbi tarifeler üzerinden elektrik enerjisi satın alan tüketicileri, dağıtım bölgeleri arası maliyet farklılıkları nedeniyle var olan fiyat farklılıklarından kısmen veya tamamen koruyacak şekilde tesis edilmiş ve uygulamaya ilişkin konuları Kurum tarafından hazırlanan tebliğ ile düzenlenmiş fiyat eşitleme mekanizması 31/12/2015 tarihine kadar uygulanır. Bütün kamu ve özel dağıtım şirketleri ile 3 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendi uyarınca kurulan perakende satış şirketleri fiyat eşitleme mekanizması içerisinde yer alır.

31/12/2015 tarihine kadar ulusal tarife uygulamasının gerekleri esas alınır ve ulusal tarifede çapraz sübvansiyon uygulanır. Ulusal tarife Kurumca hazırlanır ve Kurul onayıyla yürürlüğe girer. 31/12/2015 tarihine kadar tüm hesaplar ilgili mevzuata göre ayrıştırılarak tutulur.

Bu madde kapsamındaki sürelerin beş yıla kadar uzatılmasına Bakanlar Kurulu yetkilidir."

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum: 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 393 sıra sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Erkan Akçay                     Lütfü Türkkan                       Necati Özensoy

                   Manisa                              Kocaeli                                    Bursa

            Muharrem Varlı                 Mustafa Kalaycı                   Emin Haluk Ayhan

                    Adana                                Konya                                    Denizli

                                                          Mehmet Erdoğan

                                                              Muğla

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              İdris Baluken                     Pervin Buldan                            Erol Dora

                   Bingöl                                 Iğdır                                      Mardin

                     Hüsamettin Zenderlioğlu                             Hasip Kaplan                  

                                    Bitlis                                                  Şırnak

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ENERJİ ve TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 393 sıra sayılı Tasarı’nın 2'nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını içeren önergemiz ile ilgili söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle bu madde ile yapılan düzenleme usul bakımından kanun tekniğine uygun değildir zira kanun hükmü EPDK tarafından çıkarılan tebliğe tabi kılınmakta, dolayısıyla, tebliğ kanunun önüne geçmekte, EPDK kanun koyucu konumuna getirilmektedir. Anayasa'ya aykırı bu sakat düzenlemenin mutlaka düzeltilmesi gerekmektedir.

Bu düzenlemeyle fiyat eşitleme mekanizmasının ve ulusal tarifede çapraz sübvansiyonun 31/12/2015 tarihine kadar uygulanması ve Bakanlar Kuruluna da bu süreyi beş yıl uzatma yetkisi verilmesi, kayıp kaçak maliyetinin haksız bir şekilde tüketiciye ödettirilmesi uygulamasının sekiz yıl daha sürdürülmesi anlamına gelmektedir.

Birileri elektriği kaçak kullanmakta, bunun faturasını masum vatandaş ödemektedir. Başkasının yaptığı hırsızlığın maliyetini neden vatandaşa ödettiriyorsunuz? Vatandaştan kullanmadığı elektriğin parasını hangi hakla alıyorsunuz? Bu uygulama hak ve nesafet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Gerekçe ne? Aman şirketler zarar etmesin, şirketler batmasın! AKP Hükûmeti şirketlere, holdinglere, patronlara, yandaşlara gelince her türlü kolaylığı sağlıyor, anında kanun çıkarıyor ama çalışana, emekliye, esnafa ve çiftçiye gelince sırtını dönüyor.

Bakınız, bu kanuna bir madde ilavesi için Milliyetçi Hareket Partisi olarak önerge verdik ama işleme alınmayacağı söylendi. Sayın Bakan, sizin bakanlığınızla ilgili değil ama Hükûmetin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çözmesi gereken bir konu ve aciliyeti söz konusu.

Önergenin içeriğini açıklayacağım. Tasarıya dâhil edilmesi için vicdanlarınıza sesleneceğim. 

Konu -biraz önce de arkadaşlarım gündeme getirdi- yer altı kuyularına ölçüm cihazı kurulması zorunluluğu ve çiftçiye dekarda 200 ton su kotası getirilmesidir. 167 sayılı Kanun’la öngörülen süre 25 Ocak 2013 tarihinde sona ermektedir. Bu tarihe kadar kuyularına ölçüm cihazı kurmayanların belgeleri iptal edilecek ve kuyuları, masrafları da sahiplerine ödettirilerek kapatılacak. Ayrıca idari para cezası da var.

Sayın Bakan, bu durum kaçak elektrik kullanımıyla tıpatıp aynı değil. Burada henüz  şartlar oluşmadı. Bu uygulama çiftçiler açısından büyük mağduriyete neden olacaktır. Ölçüm cihazlarının maliyeti bile çiftçilere  önemli bir mali yük getirmektedir. Bu uygulamayla birlikte çiftçinin ektiği tarlasında kalacak, ülke tarımına çok büyük zararlar verilecektir. Bu uygulama için henüz şartlar oluşmamıştır. O nedenle kanundaki sürenin uzatılması için Milliyetçi Hareket Partisi olarak kanun teklifi verdik, önerge verdik. Umarım çiftçinin hâlini dikkate alarak tasarıya bu önergenin eklenmesi için desteklerinizi esirgemezsiniz.

Suya 200 ton kota geliyor. Sebep, israfı önleme, tasarruf. Bu uygulama ile buğday eken bir çiftçi ektiği alanın yüzde 40'nı, ayçiçeği ve fasulye eken yüzde 35'ini, şeker pancarı ve mısır eken yüzde 30'unu, yonca eken bir çiftçi de ancak yüzde 20'sini ekebilecek. Peki çiftçi bu miktar su ile mahsulü nasıl yetiştirecek? Her türlü mahsulü ithal mi edeceksiniz? Ya hayvancılık ne olacak? Çok su tüketen mısır, yonca, yem bitkileri nasıl yetiştirilecek? “Düşündüğün şeye bak, zaten hayvan ithal ediyoruz.” mu diyeceksiniz. “Pancar da çok su tüketiyor. Şeker fabrikaları da kapansın, pancar üretmeyin.” mi diyorsunuz? Çiftçi ne olacak peki? Tabii, AKP Hükûmetine göre çiftçi anasını da alıp gidecek. Çiftçi artık anasını bile alıp gidemiyor çünkü AKP Hükûmeti çiftçide takat bırakmamıştır.

Bir tarım şehri olan Konya’da çiftçi ve köylü perişan durumdadır. Cihanbeyli ilçemizden hemşerilerim diyor ki: “Çiftçinin durumuna iyi diyen Tarım Bakanı buraya bir gelsin, kendisine istediği kadar yeri bedava kiraya verelim, gelsin çiftçilik yapsın da bizim hâlimizden anlasın, gerçekleri görsün, yaşasın.” diyorlar. Bu arada, buğday priminin hâlâ neden ödenmediğini soruyorlar.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kalaycı, teşekkür ediyorum.

Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Türkiye'de elektrik dağıtım hatlarının yenilenmesine dönük yatırımlar özellikle Güneydoğu Anadolu illerinde yeterli düzeyde yapılmamıştır. Bu dağıtım altyapılarının yenilenememesi neticesinde ortaya çıkan kayıp elektrik miktarı diğer bölgelere göre daha yüksek düzeyde gerçekleşmektedir. Elektrik dağıtımının özelleştirmeye başlamasıyla, şirketlerin maliyet bazlı fatura düzenlemeleri sonucunda oldukça adaletsiz bir tablo ortaya çıkmış ve bu yönlü uygulamalar mahkeme kararlarınca iptal edilmiştir. Kayıp miktarları özellikle altyapı yatırımlarının yetersiz olmasından kaynaklanırken, bu kaybın ulusal düzeye yansıtılması haksız spekülasyonlara neden olmuştur. Tasarının 2 nci maddesiyle ulusal tarife uygulaması getirilmektedir. Ancak bu yaklaşım sadece özelleştirmelerin daha da cazip hâle getirilmesini sağlayacağı gibi altyapı yatırımlarına ilişkin bir teşviki içermemektedir. Oysa bugün özellikle Güneydoğu illerinin en büyük problemi sürekli yaşanan elektrik kesintileridir. Bu değişiklik ile, sadece sermaye lehine yapılan düzenlemenin kamu çıkarını önceleyen bir yeni düzenlemeye evrilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

393 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 2. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                    Ali Sarıbaş (Çanakkale) ve arkadaşları

Madde 2- 4628 sayılı Kanunun geçici 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“geçici Madde 9- Düzenlemeye tâbi tarifeler üzerinden elektrik enerjisi satın alan tüketicileri, dağıtım bölgeleri arası maliyet farklılıkları nedeniyle var olan fiyat farklılıklarından kısmen veya tamamen koruyacak şekilde tesis edilmiş ve uygulamaya ilişkin konuları Kurum tarafından hazırlanan tebliğ ile düzenlenmiş fiyat eşitleme mekanizması 31/12/2015 tarihine kadar uygulanır. Bütün kamu ve özel dağıtım şirketleri ile 3 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendi uyarınca kurulan perakende satış şirketleri Fiyat eşitleme mekanizması içerisinde yer alır.

31/12/2015 tarihine kadar ulusal tarife uygulamasının gerekleri esas alınır ve ulusal tarifede çapraz sübvansiyon uygulanır. Ulusal tarife Kurumca hazırlanır ve Kurul onayıyla yürürlüğe girer. 31/12/2015 tarihine kadar tüm hesaplar ilgili mevzuata göre ayrıştırılarak tutulur.

Bu madde kapsamındaki sürelerin beş yıla kadar uzatılmasına Bakanlar Kurulu yetkilidir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN –Sayın Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, gerekçe mi, kim konuşacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Sarıbaş efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sarıbaş, Çanakkale Milletvekili.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğum değişiklik önergesi üzerine konuşma aldım.

Şimdi, enerjiyle ilgili gerçekte AKP’nin son on yılına biraz bakmak gerektiğine inanıyorum. Son on yılda Türkiye'nin enerji talebi yüzde 42’ye yakın bir oranda büyümesine karşın, artan enerji fiyatları nedeniyle Türkiye'nin enerji kaynakları ithalatı için ödediği para yüzde 548,9 arttı. 2001’de 8,3 milyar dolar olan Türkiye'nin enerji ithalatı 2011’de 54,1 milyar doları buldu. Türkiye'nin net enerji ithalat faturası yüzde 502,07 oranında artarak 48 milyar dolara yaklaştı. Türkiye'nin 2011 yılındaki 105 milyar dolarlık rekor dış ticaret açığının yüzde 44,9’unu enerji ticaretinde verilen açık oluşturuyor. Ülkemizin yıllık 140 milyar kilovatsaat elektrik üretebilecek bir hidroelektrik santral potansiyeli varken bu potansiyelin yüzde 40’a yakını devreye alınmış durumda. Akarsuların havayı ve tarlayı cebri borularla ve onlarca regülatörlerle kısıtlayarak üç beş yandaşı zengin etmek gibi bir kaderi yoktur. Devreye alınmamış hidroelektrik potansiyelimiz 100 milyar kilovatsaat, rüzgâr 120 milyar kilovatsaat, güneş 380 milyar kilovatsaat, jeotermal 12 milyar kilovatsaat, biyokütle 35 milyar kilovatsaatlik katkı sunmayı beklemektedir. Kırılgan, pahalı ve bağımlı bir enerjiden çok bunlara yönelmemiz gerekiyor.

Yaklaşık on yıl önce AKP Hükûmeti iktidar olduğunda yüzde 66,9 olan dışa bağımlılık yüzde 72,04’e yükselirken, elektrik fiyatları da yüzde 105,02; kömür yüzde 164,5; doğal gaz fiyatı da yüzde 49,4 artış göstermiştir.

Değerli milletvekilleri, burada şunu söylemeye çalışmakta çok fayda var. Öncelikle, Türkiye'de en kolay yöntem fiyat artırmaktır ama görüyoruz ki dünyada kayıp kaçaklar yüzde 2 ve yüzde 4 olarak kabul edilirken bizde 2008’de yüzde 14, yüzde 15 olan kaçak 2012’de yüzde 17, yüzde 18’e yükselmiştir. Öncelikle yüzde 2 ve yüzde 4. Özellikle maliyetin ve fiyatların aşağıya çekilmesinin ve özellikle her termik santralin, her üretimin doğayı yok edebileceği, doğal kaynaklarımızı yok edebileceği bir varsayımla bu tedbir niye alınmıyor? On yıldır çok kolay yöntemlere kaçıyoruz. Nedir? Ver, yap-işlet modeli. Bu model içerisinde… Sormak istiyorum Sayın Bakana, Çanakkale’de örneğin her önüne gelene diyorsunuz ki “Arazinizi satın alın, bana müracaat edin. Halkı ikna edin, santral kurmaya izin vereceğiz.” Bunun kriteri yok mudur? Bu değer emisyonu yok mu ülkenin? Bu ülkede Çanakkale’nin Kazdağları, bu ülkede Biga Ovası’nın meyveleri, bu ülkede peynirin, sütün, hayvancılığın olduğu bir bölgeye sonsuz bir şekilde, emisyon hacmini geçmesine rağmen, o bölgede nasıl kriterle bu kadar bol termik santral verebiliyorsunuz? Türkiye’nin şu anda kurulmuş tek bir… -Bizim Çanakkale’deki Çan ilçesinde- termik santrali emisyon hacmini tek başına doldururken özel sektöre -bunun 10 katı şeklinde bitirilmiş var- ve daha fazla yani bunun 10 katı daha verilmek üzere, izin verilmek üzere müracaatları var. Bunun kıstası nedir? Türkiye’de herkesin, bol şekilde enerji piyasasına bütün şirketlerin yönelmesinin amacı, burada hepsinin başında dört madde vardır, bu da kârlılıktır. Herkes de enerji piyasasına yöneliyor, herkes Enerji Bakanlığının kapısında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Soruyorum: Şu anda özelleştirme kapsamında olan Çan dâhil, Sivas dâhil, altı aydır işletilmezken özel sektörden niye elektrik alıyoruz?

Çok değerli arkadaşlar, bu vesileyle bu konuda, enerji politikalarında AKP’nin sınıfta kaldığını belirtmek istiyorum, hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım dört önerge aynı mahiyette bulunduğundan, önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/1059 esas numaralı Kanun Teklifinin 2 nci maddesi ile 4628 sayılı Kanunun değiştirilen geçici 9’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kurum tarafından” ibaresinin “Kurumca” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                       Nurdan Şanlı

                                                                                                            Ankara

Aynı mahiyetteki diğer önergelerin imza sahipleri:

                Adem Tatlı

                   Giresun

                Recep Özel

                   Isparta

                  Ali Aşlık

                     İzmir

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kay-seri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAYLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hepsinin gerekçesini…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Kanun yazım tekniğine uygun olarak düzeltilmiştir.

Önergeleri birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- 4628 sayılı Kanunun geçici 14 üncü maddesinin birinci fıkrası-nın (c) bendinde yer alan “31/12/2012” ibaresi “31/12/2015” olarak değiştirilmiş ve aynı bende aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Bu bent kapsamındaki sürenin beş yıla kadar uzatılmasına Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç…

Sayın Genç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 393 sıra sayılı, Enerji Piyasası Kanunu’nda, Elektrik Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılması ve Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin 3’üncü maddesi üzerinde söz aldım.

Bu maddenin özü şöyle: “4628 sayılı Kanunun geçici 14’üncü madde-sinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan  “31/12/2012” ibaresi “31/12/2015” olarak değiştirilmiş ve aynı bende aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Bu bent kapsamında sürenin beş yıla kadar uzatılmasına Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

Şimdi, 4628 sayılı Kanun’un Geçici 14’üncü maddesinin (c) fıkrası şu: “31/12/2012 tarihine kadar işlemeye girecek üretim ve otoprodüktör lisansı sahibi tüzel kişilere aşağıdaki teşvikler sağlanır:

1) Üretim tesislerinin, işletmeye giriş tarihinden itibaren beş yıl süreyle iletim sistemi sistem kullanım bedellerinden yüzde elli indirim yapılır.

2) Üretim tesislerinin yatırım döneminde, üretim tesisleriyle ilgili yapılan işlemler ve düzenlemeler damga vergisi ve harçtan müstesnadır.”

Şimdi, değerli milletvekilleri, aslında tabii, böyle eften püften birtakım kanunlar getiriyorlar. Bu kanunlarla ne kastedildiği de belli değil. Zaten yetersiz bir Bakanlar Kurulu, yetersiz bir Hükûmet, burada söylenen sözlerin hiçbirisine cevap vermiyorlar. Dolayısıyla aslında yani Türkiye, bir kaos,  gerçekten çok yetersiz, ülkenin geleceğini karanlıklara getiren siyasi bir kadroyla karşı karşıya. Böyle bir kadroya karşı mücadele etmek de çok zor.

Şimdi, arkadaşlar, geçen dönem bakın, elektrik fiyatlarına, tüketici fiyatlarına yüzde 32 nispetinde zam yapıldı, doğal gaz fiyatlarına zam yapıldı yüzde 18 civarında. Şimdi, bu sene enflasyon rakamları açıklandı, yüzde 6. Yahu, böyle bir mantıksızlık olur mu? Yani devletin bir kurumunda AKP’yle beraber hiçbir güvenlik bırakılmamış. Sen elektrikte yüzde 32 yapacaksın, doğal gazda, petrolde bu zamları yapacaksın, ondan sonra da enflasyon yüzde 6 olacak. Bu hangi mantık, hangi akıl, hangi vicdan sahibinin kabul edeceği bir gerçek? Bir defa, bunlar doğru değil.

Yine, tabii, AKP’nin belirli şirketleri var, dağıtım şirketleri. Bu dağıtım şirketlerinin, bazılarına verilirken kasalarında trilyonlarca lira para vardı arkadaşlar, trilyonlarca lira para vardı dağıtım şirketlerinde. Bu dağıtım şirketlerinin kasalarındaki trilyonlarca lira, devlet almadı, o dağıtım şirketlerine verdi.

Yine, geçen dönem, elektriği satan TEDAŞ kurumu yüzde 14,8 elektrik satış fiyatında tenzilat yaptı. Normal olarak bu yapılan tenzilatın tüketiciye intikali gerekirdi, değil mi? Etmiyor. Kimde kalıyor? Dağıtıcı firmalarda kalıyor. Dağıtıcı firmalar kim? Kendilerinin adamları.

Şimdi, arkadaşlar, bakın, 2011 yılında 74,5 milyar kilovatsaat elektrik tüketilmiş. Bunda kilovat başına 3,7 kuruş tenzilat yapıldı. Bunun parasal değeri ne biliyor musunuz? 2,3 katrilyon lira. 2,3 katrilyon lira kimin cebine gitti? Vatandaş ödüyor bir yandan, faturalar kabarık geliyor, ondan sonra da birtakım dağıtıcı firmaların cebine gitti çünkü dağıtıcı firmalarla AKP’nin yakın ilişkileri var.

Şimdi, arkadaşlar, bakın, şurada, Akdeniz EDAŞ firması, 7/12/2010 tarihinde Park Holding’e -ihale yapıldı- 1 milyar 165 milyon dolara verildi. Arkasından, biliyorsunuz, bu yıl içinde bu tenzilatlar yapıldı, işte TEDAŞ satış fiyatlarını düşürdü. Bir de güven... Efendim, büyük bir... Çıktılar “Biz, işte… Türkiye çok güvenilir bir ekonomi oldu.” dediler, “İşte uluslararası düzeyde bizim itibarımız yükseldi.” Dolayısıyla sıcak para gelmesi gerekirken, bu şekilde 1 milyar 165 milyon dolara Park Holding’e -2 kişi daha var da onları söylemiyorum- satılan bu Akdeniz EDAŞ, sonradan, bu sene, 546 milyon dolara Kolin-Cengiz ve Limak şirketlerine satıldı. Peki, bir sene önce bu kadar büyük bir firmaya sattınız bunları. Sonra bu Kolin -Limak da Torosları almış, İstanbul Anadolu Yakası’ndaki dağıtım şirketlerini almış, paralarını ödememişler, teminatları da irat kaydedilmiş. Peki, nasıl oluyor da yani bu firmalara tekrar aynı şeyleri veriyorsunuz? Yani görüyorsunuz ki arkadaşlar, ne kadar kayırmacı bir zihniyetle hareket edildiğini.

Şimdi, değerli milletvekilleri, ben biraz önce sordum, tabii, Taner Bey cevap vermiyor, ya yetersiz ya bilgisi yok. Şimdi, uçağa atladı Kuzey Irak’a gitti, uçağını indirmediler oraya, geri geldi, Kayseri’ye gitti. Bakın, bu hareket Türkiye Cumhuriyeti devletine yapılan bu hareket, Türk ordusunun başına çuval geçirilmesi kadar Türkiye Cumhuriyeti devletine yapılan bir hakaret. Şimdi, arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir bakanının uçağı bir devlete gidecek ve o devlet o uçağı indirmeyecek, bunun sebebi ne? O devlet, o uçağı…

Şimdi, bakın, Tayyip Bey son zamanlarda bir açılıma girdi. Ben onu şuna bağladım: Şimdi, bu olayları hep birbirine bağlarsanız, öyle görünüyor ki Barzani ile Maliki savaşa girecek. Şimdi, Amerika da diyor ki Tayyip’e: “Yahu, sen Barzani’nin yanında savaşa gir, ondan sonra ben Kuzey Irak’taki petrolleri sana kullandıracağım.” Bu, tabii bir hayal mahsulü ama tabii Tayyip Bey Obama’nın sözünden çıkmadığı için buna güveniyor ama tabii Türkiye için de çok büyük bedel bir olduğunu… Ben bu son zamandaki açılımların maçılımların bundan kaynaklandığına inanıyorum çünkü karşımızda ciddi bir iktidar yok, ciddi bir siyasi kadro yok, kimin ne yaptığı belli değil. Yani sen Enerji Bakanı olarak Erbil’e gidiyorsan niye Bağdat’a gitmiyorsun da Erbil’e gidiyorsun? Bu normal olarak bir devlet politikasında, bir devletin uçağı bir yere gittiği -yani siz gittiğiniz- zaman oranın başkentine gider. 

Sonra, bizim bir kırmızı çizgilerimiz vardı, bu çizgilerimize göre Irak’ın bütününü koruyorduk. Türkiye Cumhuriyeti devletinin uçağı eğer o ülkenin başkentine değil de bağımsızlığını ilan etmek üzere olan başka bir bölgeye gidiyorsa demek ki sen o kırmızı çizgilerinden vazgeçmişsin. Yani bunları anlamak için çok fazla da akla, bilgiye ihtiyaç yok, yeter ki biraz normal teşekkül etmiş bir akıl ve melekelere sahip olmak lazım.

Şimdi, değerli milletvekilleri, yani neresine dersek diyelim, hakikaten bu Enerji Bakanlığı kadar ihalelerde yolsuzluk olan, kontrol dışı olan bir yer yok. Bütün denetimler kaldırılmış. Hakikaten kime ne veriliyor, ne yapılıyor…

Arkadaşlar, bakın, bir elektrik fiyatında kilovatsaatine 3,7 kuruş bir tenzilat bir senede, yani 2011 yılında 2 katrilyon 300 trilyon lira fark ediyor. Yani ufak bir şeyde ne kadar büyük bir rakam oynuyor. Sonra bu elektrik dağıtım şirketlerine bu dağıtım yerlerini verdikleri zaman her tarafı sıfırlaştırdılar. Devletin parasıyla getirdiler tesisleri yenilediler, işçilerin görevine son verdiler, onları bazı yerlere atadılar, kıdem tazminatlarını ödediler, sıfırla onlara devrettiler. Ayrıca da, tabii, bunların sözleşmelerini de incelediğiniz zaman, bu kayıp ve kaçaklardan dolayı da onlara çok büyük de para veriyorsunuz devlet olarak. Ama böyle bir sorumsuz bir hükûmet devletin parasını, vatandaşın parasını getiriyor bunlara veriyor, ondan sonra elektrik fiyatları da arttıkça artıyor, kontrol yok. Dolayısıyla böyle bir çıkmazla karşı karşıya kalıyoruz.

Bugün, şimdi, Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada “Efendim, -Sayın Genel Başkanımıza atfen diyor ki- şu şu şu kişiler için dedi ki ‘Bunlar gazeteci.’ Hâlbuki bunlar katil.” diyor. Yahu bizim Genel Başkan öyle söylemedi ki.

Tayyip, ben sana soruyorum peki: Ergün Poyraz, Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül’le -Musa’nın çocukları-  ilgili kitap yazdı. Bu bir yazar mı, değil mi? Bu kişi sekiz yıldır içerde, sekiz yıldır. Neden içerde? Hâlâ mahkemeye çıkmıyor. Peki, hanginizin vicdanı kabul ediyor? Bu Ergün Poyraz sekiz senedir niye içerde kalıyor, hâlâ mahkemesi görülmemiş? Neymiş? Efendim, Abdullah Gül’le Tayyip Erdoğan’ın şeceresini yazmış. Bunlar efendim Musa’nın çocukları. Nereden geldiklerini yazmış. Yahu böyle bir vicdandan yoksun bir iktidar grubu olur mu? Bunun günahını size sorarlar, yarın öbür gün sorarlar. Yani bu kadar büyük bir vahşet.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Birçok masum insanı içerde tutuyorsunuz, tehdit yaratıyorsunuz.

Neyse zamanımız yetmedi. Yine başka konuda konuşuruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına ikinci konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık.

Sayın Işık, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 393 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, 2012 yılı sonuna kadar enerji üretimi amacıyla yatırım yapmış kişilere verilen teşviklerin 2015 yılına kadar uzatılmasıyla ilgili bir düzenlemeyi içeriyor. Dolayısıyla bu hâliyle, tabii ki bu sektörün desteklenmesi adına, bunun yerinde bir teklif olduğunu düşünüyoruz. Ancak Sayın Bakanın kanunla ilgili görüşlerini açıklarken ifade ettiği gibi, Türkiye’nin bugün itibarıyla bir arz güvenliği problemi olmadığını söyledi. Sayın Bakan, eğer arz güvenliği problemi olmamış olsaydı 2008 yılında çıkardığınız ve 2012 yılı sonu itibarıyla bitmesi gereken bu teşvikle ilgili düzenlemeyi bugün üç yıl daha uzatalım, arkasından bir beş yıl daha Bakanlar Kuruluna yetki verelim demezdiniz. Bir defa bunu baştan tespit etmemiz lazım. Türkiye’nin maalesef enerjide arz problemi devam etmektedir ve bu problem her geçen gün daha da artmaktadır.

Diğer taraftan yine Sayın Bakan, söz konusu kayıp kaçaklarla ilgili, işe başladığında yüzde 25’ler düzeyinde olan kayıp kaçak oranını yüzde 17’lere düşürdüğünü ifade etmiştir. Sayın Bakan, bu veriler sizin kurumunuzun verileri. İş başına geldiğiniz 2002 yılında bu oran yüzde 20,9’dur yani yüzde 25 değildir. Aradaki 4,1 puanlık farkı eğer siz önemsemiyorsanız o zaman burada hiçbir şeyi konuşmamızın bir anlamı yok. Dolayısıyla bu bilgiyi düzeltmemiz lazım. 2000 yılında yüzde 21,6, 2001 yılında yüzde 21,4, 2002 yılında yüzde 20,9, 2008 yılında –biraz önce Sayın Özensoy da ifade etti- yüzde 14,4’e kadar düşmüş ama elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirme kapsamına alınmasıyla beraber hızlıca artmaya başlamış.

O zaman burada bir problem var Sayın Bakan, bu özelleştirmelerde bir sıkıntı var. Bu sıkıntıyı iyi analiz etmemiz lazım. Bu sıkıntının temelinde biraz önce ifade ettiğim ve sizin de samimiyetinize, iyi niyetinize inanarak cevabınızı dinlediğim “Biz bu hedefleri tutturacağız.” sözünüzü “İnşallah tutar.” diye cevaplıyorum. Fakat tutmayacağı açık. Eğer, siz, yüzde 20,9’la aldığınız değeri on yıl sonra ancak 4 puan düşürebildiyseniz iki yıl içerisinde yüzde 17’den yüzde 10’a 7 puan bu düşmez. Buna kimseyi inandıramazsınız. Gelin, gerçekçi rakamları tartışalım, buna göre bu sektörü hep birlikte daha doğru değerlendirelim. Bu düzeltmeyi yapmak zorundayım. Daha önce birçok yerde, hatta kendi bakanlığınızın İnternet sitesinde de yayınlanan konuşma demeçlerinizde bu yüzde 25’ler sözünü çok kullandınız ama bu doğru değil. Bunun doğrusu yüzde 21, 20,9. Dolayısıyla o 4 puanı paraya çevirdiğiniz zaman en az 8 milyar TL tutuyor. Eğer, siz, 8 milyar TL’yi Türkiye için, bu sektör için az görüyorsanız sözüm yok ama 8 milyar TL kazanmak için bu ülkenin nelerini sattığını hep beraber görüyoruz. Bugün 4 milyar TL’ye övünerek özelleştirme rakamlarını savunduğunuz Seyitömer Termik Santrali ve Kömür İşletmesinin iki yıllık gelirine karşı peşkeş çektiğiniz özelleştirmeyi o zaman konuşmamanız lazım. Dolayısıyla bu rakamları doğru konuşup yüce Meclisi doğru bilgilendirmek hepimizin görevi, hele hele sayın bakanların çok daha önemli görevi. Hiçbir rakamı yanıltarak veya tersten okuyarak kamuoyuna sunmamamız lazım.

Değerli milletvekilleri, bu özelleştirmelerde bir sorun var. Bu sorunu iyi görmemiz gerekiyor. Bakınız, Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ 2010 yılında 2,99 milyar TL’ye özelleştirilemedi. Teklifler verildi, sonra vazgeçtiler. Aradan iki yıl geçti; 1,96 milyar TL’ye özelleştirildiği zaman bunu iyi bir özelleştirme olarak kamuoyuna yansıtmaya çalışıyoruz. Bu doğru değil. Neden iki yılda bu sektörde 1 milyar dolardan daha fazla gerileme oldu, bunu iyi görmemiz lazım. İşte bunun sebebi, dağıtım şirketlerine başkalarının kaçak kullandığı elektriği eşit oranda yansıtmanızdır. Bu şekilde bu özelleştirmeleri doğru sonuçlandıramayız.

Bir diğer konu: Hamitabat Elektrik Üretim Tesisini özelleştirmeye aldınız, ilk oradan başladınız, sonuçlandıramadınız. Arkasından modeli değiştirdiniz ve üzülerek dinledim, biraz önce kendi ilimin bir değerli milletvekili yeni bir modelden bahsetmeye çalışıyor. Değerli Milletvekilim, bu sunmaya çalıştığınız model, yakında, sizin de mensubu olduğunuz, ilçenizdeki yılların tesisinin özelleştirilmesi modeli. Gelip de bunu burada “İyi şeyler yapıyoruz.” gibi savunmanın bir anlamı yok. Sayın Bakan o tesisi ziyaret etti, hoş geldi, sefalar getirdi, yılbaşı gecesi işçilerimizle beraber orada güzel bir akşam geçirdi. Memnun olduğumu ifade etmek istiyorum ama o işçilerin feryadına cevap vermedi, kulağını tıkadı. Sadece yönetimden bazı insanları grubuna alarak onlarla çok şirin bir gece geçirdi ama asıl işçiler dışarıda, o tesise, çalıştıkları tesise alınmadılar. Sayın Bakanım, siz de bunu biliyorsunuz.

Şimdi, geliniz dürüstçe “Biz bu tesisi de yani Tunçbilek Termik Santralini ve Garp Linyit İşletmelerini de… Seyitömer’de denediğimiz model tutarsa, eğer bize en çok oy veren illerden birisi olan Kütahya, Muğla gibi tepkiyi göstermez de burada bu özelleştirmeyi başarabilirsek arkasından sıraya Tunçbilek’i koyduk.” deyiniz. Bunu bu Meclis kürsüsünden söylemek zorundayım. Kütahya bunu çok ciddi bir tepkiyle karşılayacak Sayın Bakanım, bundan emin olabilirsiniz. Şu anda 3 bin kişi ayakta, orada çalışanlar yarınını düşünüyor. Bunların ailesiyle beraber 15 bin, Kütahya esnafını da dikkate… 25 bin kişiyi, eğer yakın zamanda, o Seyitömer dağlarında ekmek mücadelesinde beraber görürseniz şaşmayınız. Tunçbilek’e gittiniz ama özelleştirme süreci devam ettiği için Seyitömer işletmesine gitmediniz. Bu iki işletme arasında çok fazla kilometre yok, keşke orayı da ziyaret etseydiniz ve doğruları Seyitömer’de çalışan insanlarımıza da açıklayabilseydiniz ama açıklamadınız, gitmediniz, gitmemeyi tercih ettiniz.

Şimdi Sayın Milletvekilime buradan sesleniyorum, göremiyorum ama eminim ki tutanakları inceleyecektir: Sayın Milletvekilim, biraz önce bir modelden bahsettiniz. Bu model, süslü laflarla, binlerce kişinin ekmek yediği tesisin satışı modelidir. Şimdi, mayıs ayına kadar, benzer modelle Tunçbilek Termik Santrali’nin ve GLİ kömür işletmesinin havzasıyla beraber satılacağı iddiaları Kütahya kamuoyunda ve Bakanlık bürokratlarının ağzında dolaşmaktadır. Ben, Sayın Bakanımdan, onun ağzından “Böyle bir model yok, satmayacağız.” veya “Satacağız.” sözünü buradan duymak istiyorum.

Şimdi, bu kayıp kaçakla ilgili konuya bir kez daha vurgu yapmak istiyorum. Sayın Bakanım, ulusal tarifeyle 75 milyona aynı günahı çektiremezsiniz. Osmangazi elektrik dağıtım işletmesi, bugün, 21 dağıtım işletmesi arasında en düşük kayıp kaçak oranının bulunduğu dağıtım işletmesi. Benim ilimin de bulunduğu bölgeyi kapsıyor. Şimdi, benim ilimdeki bir vatandaşın elektriği kesildiği gün veya elektrik ücretini ödemekte geciktiği gün, ertesi gün elektriği kesiliyor ama Diyarbakır’da, Urfa’da, Siirt’te, Şırnak’ta, Van’da sayacı okuyan memurlar oraya okuma için gidemiyor, siz de itiraf ettiniz. Eğer burada PKK terör örgütü “Elektrik parasını ödemeyiniz.” diyorsa buna bir tedbir almamız lazım, buna bir çözüm bulmamız lazım. Buranın kaçağını herkese yayarak ve faturalarda gizleyerek bunu çözemeyiz. Buna, bu çözümü sizin bulmanız gerekiyor, hepimizin bulması gerekiyor. Gelin, dürüstçe “Biz kömür dağıtmayacağız, o bölgedeki vatandaşın elektrik parasını ödeyeceğiz.” deyin, daha dürüst bir davranış olur. Ama faturaları gizleyerek, Ulusal Tarife’yi uzatarak bunu kamufle etmek, bu ülkeye çok büyük bir haksızlıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) - Onun için bu kanundaki teşvikin uzatılmasını olumlu buluyoruz ama -biraz sonra önergemiz gelecek- bunu yetersiz buluyoruz. Umarım daha da bu konuyu destekleyecek oylarınızı verirsiniz.

Tekrar hepinize saygılar sunuyorum, hayırlı olsun diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Gruplar adına 3’üncü madde üzerinde başka söz talebi yok.

Şahıslar adına, Manisa Milletvekili Sayın Recai Berber.

Buyurun Sayın Berber. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 393 sıra Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız, özellikle son yıllarda attığı adımlarla ithal enerjiye alternatif projeler üretmekte ve bu alandaki gelişmelerle, özellikle doğal gazın enerji üretimindeki payını azaltmaktadır. Bu kapsamda en yeni gelişme olarak Tavşanlı’da, Soma’da, Seyitömer’de kömürden sentetik gaz üretimi yapacak tesislerin kurulması da çok önemli bir adım olacaktır.

Bununla birlikte, alternatif enerji kaynağı arayışlarının daha da artırılarak devam etmesi gerekmektedir. Elektrik piyasasında yapılan düzenlemelerle, üretim, dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin birbirinden ayrılması öngörülmektedir.

Değerli milletvekilleri, sadece bu kanunun, elektrik piyasasının bazı maddelerini burada görüşüyoruz. Önümüzdeki günlerde Enerji ve Sanayi Bakanlığının Komisyonunda, esas enerji piyasasıyla, elektrik piyasasıyla ilgili bütün düzenlemeyi… Esas kanun orada görüşülecek ve bu dediğimiz üretim, dağıtım ve perakende satış aşamalarının ayrı ayrı faaliyetler olması hâlinde, piyasanın daha rekabetçi, daha verimli bir şekilde, işlemesini sağlayacak bir Elektrik Piyasası Kanunu’na yeni düzenlemelerle kavuşmuş olacağız.

Değerli milletvekilleri, özel sektörün santrallerinin üretimdeki payı on yıl önce sadece yüzde 24 idi, 2015 yılına kadar, Enerji Bakanlığımız, yapılan bu çalışmalarla yüzde 75’lere kadar çıkarmak hedefindedir. Bunun için, bu husustaki geçiş süreci, özellikle bu geçiş sürecinde yapılan düzenlemeler son derece önemlidir. Bu geçiş sürecinde, İngiltere’de, enerji piyasasıyla ilgili kanunda 9 kez değişiklik yapılmıştır.

Öte yandan, enerji üretim, dağıtım ve pazarlama şirketlerinin, özel sektörün başarılı girişimleriyle maliyetlerin daha da aşağıya çekilmesine ve gerçek anlamda rekabete dayalı ve verimli bir serbest piyasaya dönüştürülmesine katkı sağlanmış olacak. Alternatif enerjiye ilişkin, Bakanlığımız her türlü desteği, özellikle yenilenebilir enerjideki satın alma garantileriyle ve fiyatlarıyla vermektedir. Rüzgârda, güneşte, jeotermalde on yıla varan geri alım garantileri söz konusudur.

Enerji Bakanlığının -özellikle Sayın Bakanımızdan burada yine duyduk- 2023 yılına kadar, yerli linyit, taş kömürü, petrol ve doğal gaz potansiyelimizin tamamen ortaya çıkarılması hedefine yönelik çalışmaları yoğun bir şekilde devam ettirilmektedir. Sayın Bakanımızın, özellikle 17 bin megavata varan linyit rezervimizin önümüzdeki günlerde ciddi şekilde realize edilmesi yönünde girişimleri vardır. Bunlardan bir tanesini memnuniyetle burada ifade etmek istiyorum ki, Soma’da, özel sektörün tamamen girişimiyle ve TKİ’nin elindeki bir kömür sahası verilmek suretiyle, hem de kilovatsaat başına 4,67 kuruşluk bir redevans payı ödenmek suretiyle, tamamen özel sektör eliyle kömürümüz değerlendirilmekte ve minimum 450 megavatlık bir santral, bölgemiz, özellikle Batı Anadolu’ya, enerji tüketiminin yoğun olduğu Batı Anadolu’ya kazandırılmış olmaktadır.

Yeri gelmişken, tabii, Bakanlığımızdan açıkçası, sadece kendisine ait, redevansla işletilebilecek sahalar değil, aynı zamanda özel sektörün elindeki kömür sahalarının da değerlendirilebilmesi adına mutlaka onların da, elektrik üretiminde en yüksek maliyetli olan doğal gaz üretim maliyetlerinin altında bir fiyatla alım garantisi verilmek suretiyle desteklenmesinin yerinde olacağını düşünüyorum.

Bu maddede getirilen, değerli arkadaşlar, söylendiği gibi sadece arz güvenliği değil; eğer biz burada 31/12/2012’de biten teşvikleri uzatmazsak, buradan ilave olarak gelecek özellikle iletim sistemindeki maliyetler, sonuçta elektrik maliyetlerine ve sanayicimizin, nihai tüketicimizin maliyetlerine yansıyacak. Dolayısıyla, bu, arz güvenliğinin ötesinde bir maliyet sorunu. Dolayısıyla da bu 3’üncü maddeyle yaptığımız değişiklikle önce 2015 yılına kadar bu teşvikleri uzatıyoruz, daha sonra da –açıkçası- beş yıl daha Bakanlar Kuruluna bu konuda yetki veriyoruz.

Sadece iletim bedeli değil, aynı zamanda bu tesislerin -bundan sonra kurulacak olanlar da dâhil- damga vergisi ve harçlardan istisna edilmesini de sağlamış oluyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu kanunun ben gerçekten çok acil ve önemli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECAİ BERBER (Devamla) - …olduğuna inanarak aynı zamanda, hem piyasamıza hem milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Berber.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

Sayın Kalaycı, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 393 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

9 Temmuz 2008 tarihli ve 5784 sayılı Kanun’la 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen geçici 14’üncü maddede, 2012 yılının sonuna kadar işletmeye girecek üretim ve otoprodüktör lisansı sahibi firmalara beş yıl süreyle iletim sistemi sistem kullanım bedellerinden yüzde 50 indirim yapılması, yatırım döneminde üretim tesisleriyle ilgili işlem ve kâğıtların damga vergisi ve harçtan istisna tutulması hükme bağlanmıştır.

Bu düzenlemeyle ilgili olarak AKP Hükûmeti tarafından sunulan gerekçede, artan elektrik enerjisi talebinin karşılanması ve 2013 yılına kadar arz güvenliğinin sağlanması amacıyla mevcut kapasitenin en üst düzeyde kullanılması ve gerekli arz kapasitesinin yeterli bir yedekle oluşturulması için, üretim yatırımlarının kolaylaştırılması amacıyla geçici bir dönem için üretim tesislerine teşvik verilerek yatırımların kolaylaştırılması hususu belirtilmiştir. Ancak, bu 3’üncü maddesi ile 31/12/2012 tarihinde sona eren söz konusu muafiyet uygulaması 31/12/2015 tarihine kadar uzatılmakta ve Bakanlar Kuruluna bu süreyi beş yıla kadar uzatma yetkisi verilmektedir. Dolayısıyla, bu düzenleme, AKP Hükûmetinin elektrik enerjisi arz açığının giderilmesi ve arz güvenliğinin sağlanması konusunda öngördüğü hedeflere ulaşamadığını, başarısız ve öngörüsüz olduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, 2011 yılında EPDK tarafından 31/12/2013 tarihine kadar iletim sistemine bağlanacak güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisleri için trafo merkezleri bağlantı kapasiteleri ve lisans başvurusu için belirlenen alanlar açıklanmıştır. Buna göre, 600 megavat toplam kapasitenin 92 megavatı iki bölge hâlinde Konya iline verilmiştir.

Öte yandan, 8 Eylül 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile de Konya ili Karapınar ilçesindeki 60 milyon metrekarelik alan Karapınar Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi ilan edilmiştir. KOP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının raporuna göre, Karapınar Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi için ayrılan bu alan, 2013 yılı sonuna kadar tahsis edilen toplam 92 megavat GES kurulu güç kapasitesinin 30 katı, 2.760 megavat elektrik enerjisi üretebilecek büyüklüğe sahiptir. Bu itibarla, EPDK’nın Konya ili genelindeki alt bölgelere dağınık bir şekilde, trafo merkezi bazında kotaları belli olmadan enerji kapasite tahsisi yapması düzensiz, parçalı bir enerji üretimiyle sonuçlanacak; iletim, dağıtım gibi altyapı sorunları ile ihtisaslaşma ve endüstri bölgeleri mantığı dışında, ekonomik olmayan, her türlü arazide kurulmuş bir yapılanma ortaya çıkacaktır. Bu durum, hayvancılık, tarımsal üretim ve çevreyi de olumsuz yönde etkileyecektir.

GES tahsisinde Konya ilinin ilk sırada yer almış olması, bölgemizin bir enerji merkezi olması yolunda atılmış önemli bir adımdır. Ancak, ilimizdeki mera alanlarının ve dolayısıyla tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin olumsuz etkilenmemesi bakımından, GES yatırımlarında lisans verilen alanlar ile ilgili sürecin iyi yönetilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle, öncelikle enerji ihtisas endüstri bölgesi ilan edilen yerlerdeki yatırım ve üretimler için özel teşvikler uygulamaya konulmalıdır. Aksi takdirde, bölgenin bir anlamı bulunmamaktadır. Sayın Bakan, Bakanlar Kurulu, Karapınar Enerji İhtisas Bölgesi’ni laf olsun diye mi ilan etmiştir?

EPDK tarafından Konya iline verilen kapasiteyi 30 kat artırsa bile, Karapınar Endüstri Bölgesi’nde yeterli GES sahası mevcuttur. Getirilecek teşvik ve yapılacak altyapıyla yatırım maliyetinin düşeceği, Karapınar ilçesi Enerji İhtisas Bölgesi’nde bulunan 60 milyon metrekarelik alanda GES’lerin kurulmasının daha uygun olacağı aşikârdır. Bu nedenle, bu aşamada enerji ihtisas endüstri bölgesi ilan edilen Karapınar bölgesinde yatırımların yoğunlaştırılmasında fayda görmekteyiz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kalaycı.

Sayın milletvekilleri, 3’üncü madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız on dakika süreyle.

Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, amatör spor kulüpleri elektrik borçlarını ödeyemiyorlar. Örneğin Erzincanspor bayağı bir sıkıntıda. Bunların affıyla ilgili de bir çalışma yapar mısınız?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde olan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı önümüzdeki zaman dilimi içerisinde görüşülecek. Bu kapsamda, Avustralyalı firma  Rio Tinto’nun, Eti Maden’in bor piyasasındaki tek rakibi olduğu bilinmektedir ve 341 sıra sayılı Tasarı’nın Türkiye’nin bor rezervlerini bu Rio Tinto’nun Avustralyalı bir yan firmasına on beş yıllığına vermek için hazırlandığı yönünde iddialar bulunmaktadır. Bu iddialar doğru mudur? Bor rezervlerinin kamu eliyle işletilmesinin yararları açıkken, özelleştirme çalışmalarına başlanmasının anlamı, bor madeninin dünya sermayesini elinde tutanlara sunulması anlamını taşımıyor mu?

Dünya bor rezervlerinin yüzde 72’si ülkemizdedir. Önümüzdeki yıllarda dünya bor piyasasını kontrol altına alabilmek bakımından ülkemiz çok avantajlıdır. Bu avantaj söz konusuyken, bor rezervleriyle ilgili kamu tekeli neden kırılmak istenmektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, ilçe ismini size veririm. Ayda bir suyumuz kesiliyor. Beş gün, 6 bin kişi susuz kalıyor. Ayda bir defa, her ay bir hafta… İlçeyi satsan bu parayı ödeyemeyiz. Hiç değilse, yıllardır biriken faizlerini silip bunu bir şekilde ödeme olanağına kavuşturur musunuz? Kurumsal bir kişi… Bak, kişiden bahsetmiyorum Sayın Bakanım. Kurumsal bir yapı, satsanız bu borcu ödeyemez. Her ay bir hafta susuz kalıyor. Gidiyorlar kesiyorlar dağıtım şirketi, işte, 3-5 kuruş para götürüyorlar, açıyorlar ama borç, borç, borç… Borç olmuş faizle bir milyon Sayın Bakanım. Hiç değilse, bu ilçenin –ilçe adına konuşuyorum- faizlerini yeniden yapılandırıp en azından her hafta bu insanları susuz bırakmayalım Sayın Bakan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.

Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, bu yasanın hazırlanmasının en büyük gerekçesi olarak “ortaya çıkan masrafların tüketiciye yansımamasını temin” diyorsunuz. Bu konuda köylünün sulama için kullandığı elektrik bedellerindeki masrafları da sıfıra indirmeyi düşünmüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurt.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Antalya’da elektrikler sürekli kesiliyor. Özelleştirme kapsamında ciddi yatırımların iletişim hatlarına yatırılmadığı görülmektedir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu kadar çok elektrik kesintisi olması nedir? Bizzat yaşayarak içindeyim, biliyorum, Döşemealtı dâhil olmak üzere.

İkincisi de, Almanya şu anda elektriğinin yüzde 13’ünü rüzgârdan sağlıyor. On yıl içinde bunu yüzde 21’e çıkartmayı amaçlıyorlar. Biz ise nükleer enerji santralleri için milyarlarca dolar borçlanıyoruz. Ancak, güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisinden yararlanma konusunda başvuruların izinleri verilse de TEAŞ üretilen elektriği nakletmede de zorluklar çıkartıyor. Bu nedenle üretici firmalar yatırımlarından vazgeçiyorlar deniyor. Bu sorunu çözmeyi amaçlıyor musunuz yoksa teknolojisi yabancı, işletmesi yabancı, yakıtları sorun olan nükleer santrali yaptırmak uğruna öz kaynaklarımızı kullanmamakta ısrar mı edeceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Alim Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye genelinde yaklaşık 3.500 civarında petrol istasyonuna -ki bunların çoğu küçük istasyonlar- EPDK tarafından lisanslarının gecikmesi nedeniyle ceza kesilmiş ve cezalar ciddi boyutlarda. Ancak, büyük petrol dağıtım şirketlerine ise kesilen cezalar daha sonra aralarında yapılan anlaşma sonucunda iptal edilmiş. Şimdi, bu 3.500 dolayındaki küçük petrol istasyonunun cezasının diğerlerinde olduğu gibi kaldırılması yönünde bir çalışmanız olabilir mi?

İkincisi de, 30 Aralık 2012 tarihinde, Seyitömer Termik Santraline, özelleştirme süreci devam ederken, bilindiği gibi, 113 kişi EÜAŞ bünyesinde işçi alınmıştır. Bu nasıl değerlendirilir? Bir taraftan satıyorsunuz, diğer taraftan satılan işletmeye yeni işçi aldınız. Bunu gerçekten vicdanınıza sığdırabiliyor musunuz? Kaldı ki daha önceki işçi alımlarında hak sahiplerine kontenjan veriyordunuz, bunu da yapmadınız.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sorusu beş dakika olan bir konunun cevabını beş dakikada veremeyeceğim aşikârdır. Yani “Niçin bu cevap verilmedi?” demesin lütfen arkadaşlar. Eğer sürem varsa yirmi beş dakika da konuşabilirim ve önceki dönemlerden kalan soruları da cevaplayarak bu süreyi iyi kullanmaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, hayır, şurada elektrik kullanılmıyor, burada kullanılmıyor falan diyoruz ya, yaklaşık 28 milyar kilovatsaat civarında, bir yılda, Türkiye'nin elektrik kullanımı arttı. Öyle bölgeler var ki yüzde 54 daha fazla elektrik tüketiyor. Şimdi, bu elektriği o kullanmıyor, bu kullanmıyor, kim kullanıyor, değil mi? Şimdi, bu, Türkiye'nin kurulu güçteki büyümesi son bir yılda yüzde 8,1’dir. Yani, 4.150 megavat biz kurulu güç devreye aldık. Şimdi, öyle bir tablo oluşturulmaya çalışılıyor ki buna müsaade etmemiz gerçekten mümkün değil, doğru değil ve bu da haksızlıktır. Yani şu anda, Türkiye, elektrik tüketimiyle beraber büyüyor ve elektrik faturalarını ödeyenlerin sayısı -tamamen burada ödeyemeyenlerin üzerine kurguladığımız için- daha fazladır diye düşünüyorum ve bunların rakamlarını da verebilirim.

Arkadaşlar, Türkiye’de 14.300 bayi var. Sayın Oktay Vural’ın da bir önceki sorusuyla birleştirerek söyleyeyim. 20 Aralık 2004 tarihine kadar son başvuru tarihi olan bu bayilerin… 20 Mayıs 2005 tarihinde lisans verilmiş olması lazımdı. Buradan, zamanında lisansını alamayan bayileri kastederek söylüyorum yani lâyüsel bir şekilde, kendisi, keyfî olarak yapmış olanları değil ama serencamını kısaca anlatmam lazım. Yani bir kısmını EPDK keyfî olarak yapmış, bir kısmını yapmamış… Böyle bir şey yok. 2005 yılında, dağıtım şirketlerine, lisanssız bayilere satış yapmaktan dolayı, bayilere ise lisanssız faaliyet yapmaktan dolayı ceza kesildi. Dağıtım şirketlerine verilen cezalar, Danıştay kararıyla –bakın, şu ana kadar, bu soruyu soran arkadaşlarımız bunu hiç zikretmediler- bayi başına 600 bin TL’den olan cezayı 50 bin TL’ye indirdi. Ne EPDK’nın bunda dahli var ne Enerji Bakanlığının dahli var. Danıştay bu cezayı indirdi. Bayiler tarafından açılan davalar da reddedildi. Şimdi, hukuk karşısında ne yapsın buradaki EPDK, Enerji Bakanlığı? Ve ondan sonra ilk lisanslama sırasında EPDK ve diğer kamu kurumlarından kaynaklanan gecikmeler nedeniyle de -açıkça söylüyorum- bazı bayiler son başvuru tarihinde bunlara lisans alamamış oldular ve yasal bir düzenleme olmaksızın da bunu EPDK’nın kaldırması mümkün değil. Şimdi, eğer bunda mutabık kalırsak -ki rakamlarını tekrar çıkarttıracağım- kamu kurumunun veya EPDK’nın kendisinden kaynaklanan gecikmeler gerekçesiyle herhangi bir bayi burada zarar görüyorsa bunu kanuni düzenlemeler içerisine dâhil edebiliriz. Bunu hep beraber yine gruplarla oturup konuşalım, bütün, sizlerle beraber oturup konuşalım ama hiçbir dayanağı olmaksızın, hiçbir gerekçesi olmaksızın böyle gelip de “Ben bu işlemi yapmak istiyorum.” deniyorsa bunu yapmamız doğru olmaz. Bunun detaylarını hep beraber, gruplarla beraber konuşalım.

Şimdi, kayıp kaçak bedellerinin iadesine ilişkin tüketici hakem heyetlerine ve tüketici mahkemelerine gidildi. Davaların bir kısmı kabul gördü, bir kısmı ret gördü; bir kısmı ödenmesine karar verdi, bir kısmı farklı şekilde karar verdiler. Farklı illerde, farklı kararlar da çıktı ve Danıştayda görülmesi gerektiği gerekçesiyle ret kararları da verildi şahsi açılan davalara. Tarife düzenlemesinin iptali için ise Danıştaya açılan davalarda ise yürütmenin durdurulması talepleri reddedildi. Şimdi, bunların ikisi ayrı ayrı şeyler ve bunları karıştırmamak lazım. Davaları hâlâ devam edenler de var. Geneli iptal edilmedi, şahsi müracaatlardan kabul görenler oldu. O yüzden bu süreç devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi Seyitömer’le alakalı konuştuk ama benim yani sizin gündem dışı konuşmanızda aldığınız nottan sonra verdiğim cevapta herhâlde yeterince anlaşılamadı. Şimdi, buradan sıradan 10 tane muhasebeci arkadaşa sorun. Bir firmanın değeri sırf, yalnızca gelirleriyle ölçülmez Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kârını da çıkarttım Sayın Bakan. Beş yıllık kârına gidiyor.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – O zaman kârdan bahsedeceksiniz. Ben şimdi size 100 lira geliri olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Siz vermediniz kâr rakamlarını ama Özelleştirme İdaresinden aldım, beş yıllık kâra gidiyor Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Arkadaşlar, ben sizi yanlış konuştuğunuz hâlde bile kesmeden dinledim.

 ALİM IŞIK (Kütahya) – Biz de dinliyoruz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Ama bakın, dinlemiyorsunuz,

Müsaade ederseniz ben çok açık bir şey söyleyeceğim. Şimdi ben size bir firma göstereyim, geliri 100 lira ama gideri 150 lira. Siz şimdi bunun üzerinden mi değerlendireceksiniz?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, bunlar, kâr eden bir kurum, rakamlar kâr ettiğini gösteriyor, biz kâr ettiğini söylüyoruz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Bunu 10 tane muhasebeci arkadaşımıza sorsanız hepsi de der ki: “Siz yanlış hesap yapıyorsunuz.”

ALİM IŞIK (Kütahya) – Biz o muhasebecilere ders veren yerlerden geldik, kusura bakmayın. Kusura bakmayın, ben o konuda ihtisas yapmış bir insanım.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Olmaz öyle bir şey! Siz ihtisas falan yapmamışsınız, kusura bakmayın.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Siz öyle zannedin!

BAŞKAN – Sayın Bakanım…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Ben şimdi size diyorum, bakın, sizin söylediğiniz cümleyi tekrar ediyorum: “Geliri 2 milyar lira olan yer kendini iki yılda amorti ediyor.” diyorsunuz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Evet, iki yıllık gelirine satıyorsunuz, beş yıllık da kârına satıyorsunuz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Bakın, cümlenizi tekrar ediyorum ben, tutanakları da açıp bakın. “Geliri 2 milyar lira olan yeri siz 2 milyar dolara sattınız.” dediniz. İki yılda amorti ediverdiniz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Evet.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Böyle hesap olur mu ya! O iş yeri kendini iki yılda amorti eder mi?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, kâr değerlerini vermediniz. Ben şimdi kâr değerlerini aldım. Beş yıllık gelirine satıyorsunuz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Bakın, tekrar ediyorum, sizin sözlerinizi tekrar ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.

Arkadaşlar…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, böyle bir usul yok ya!

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir saniye…

Sayın Işık, lütfen…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) - Böyle şey olur mu ya! Her şeyin bir sınırı var. Öyle şey mi olur!

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Bakanım, süreniz tamam efendim, gerisini yazılı cevaplandırın lütfen. Çok teşekkür ediyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan…

BAŞKAN – Sayın Işık lütfen, Alim Bey…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Siz “Yüzde 20’lik kaçağı yüzde 25 ile devraldık.” diyemezsiniz. Rakamlar işte elimde.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen devam eder misiniz?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yüzde 20’lik kaçağı yüzde 25…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sizin döneminizde kaçtı?

BAŞKAN – Arkadaşlar, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Madde üzerinde sekiz önerge vardır. Ancak İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre her madde üzerinde milletvekillerince sadece yedi önerge verilebilmektedir. Her siyasi parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır. Bu hükümler çerçevesinde önce geliş sırasına göre ilk yedi önergeyi okutacağım, sonra bu önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. Aynı gerekçeyle Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna mensup milletvekillerinin verdiği bir önerge işleme alınamamıştır.

Şimdi ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1059) esas numaralı Kanun Teklifinin 3 üncü maddesi ile 4628 sayılı Kanunun geçici 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine eklenen cümlede yer alan "bent kapsamındaki" ibaresinin "bentte yer alan" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                       Ali Ercoşkun

                                                                                                              Bolu

Aynı mahiyetteki diğer önerge sahipleri:

              Nurdan Şanlı

                   Ankara

                Recep Özel

                   Isparta

                  Ali Aşlık

                     İzmir

                Adem Tatlı

                   Giresun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 3. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Mehmet Akif Hamzaçebi    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                     Musa Çam

                  İstanbul                              İstanbul                                     İzmir

             Muharrem Işık                 Uğur Bayraktutan                       Kamer Genç

                  Erzincan                              Artvin                                    Tunceli

Madde 3- “4628 sayılı Kanunun geçici 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “31/12/2012” ibaresi “31/12/2015” olarak değiştirilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 393 sıra sayılı kanun teklifinin 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Erkan Akçay                     Lütfü Türkkan                       Necati Özensoy

                   Manisa                              Kocaeli                                    Bursa

            Muharrem Varlı                 Mustafa Kalaycı                   Emin Haluk Ayhan

                    Adana                                Konya                                    Denizli

                                                     Mehmet Erdoğan

                                                              Muğla

Madde 3- 4628 sayılı Kanunun geçici 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"c) 31/12/2015 tarihine kadar işletmeye girecek üretim ve otoprodüktör lisansı sahibi tüzel kişilere aşağıdaki teşvikler sağlanır:

1) Üretim tesislerinin, işletmeye giriş tarihlerinden itibaren beş yıl süreyle iletim sistemi sistem kullanım bedellerinden yüzde elli indirim yapılır. Bakanlar Kurulunca Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi ilan edilen yerlerde kurulan üretim tesislerine ise işletmeye giriş tarihlerinden itibaren on yıl süreyle iletim sistemi sistem kullanım bedellerinden yüzde doksan indirim yapılır.

2) Üretim tesislerinin yatırım döneminde, üretim tesisleriyle ilgili yapılan işlemler ve düzenlenen kâğıtlar damga vergisi ve harçtan müstesnadır.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Muharrem Varlı, Adana Milletvekili.

Sayın Varlı, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 393 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Bakan, bu yasayla, enerji ihtisas bölgelerindeki yeni teşvikler… Ve kayıp-kaçak elektrik kullanımını diğer vatandaşların üstüne yıkmaya çalışıyorsunuz.

Şimdi, enerji ihtisas bölgesi denilince akla, tabii ki benim seçim bölgem Adana’da Ceyhan Enerji İhtisas Bölgesi aklımıza geliyor. Burası 1 milyon 300 bin dönüm arazi üzerine kurulmuş ancak şu ana kadar daha bir tek çivi çakılmayan, bir tek iş yeri dahi kurulmayan bir bölge. Şimdi, bu bölgeler oluşturulurken, her zaman olduğu gibi AKP klasiği, üflediniz ha üflediniz. İşte, “Burası dünyanın en önemli enerji merkezlerinden birisi olacak, Türkiye’nin Rotterdam’ı olacak.” Ama şu ana kadar daha bir çivi bile çakmadınız. Nerede bu Rotterdam? Yani, işsizliğin biteceğini, orada binlerce insanın çalışacağını söylediniz ama şu ana kadar ne yazık ki bu bölgede hiçbir işlem yapmadınız, yapacak olanların da önünü kestiniz. Sayın Başbakana gidip “Orada yatırım yapmak istiyorum.” diyen insanların, Sayın Başbakan “Ben, bizim Çalık’a söz verdim.” diyerek önünü kesti. Çalık Grubu, 2010 yılında orada bir haritada değişiklik istedi, Özel İdareye başvurdu. Bizim İl Genel Meclisi üyelerimiz önce reddettiler, daha sonra, o bölgede siyaset yapan AKP’li siyasetçiler çıktılar, dediler ki: “Ya, işte, burada 10 bin işçi çalışacaktı. MHP’li İl Genel Meclisi üyeleri ret verdiği için Çalık Grubu buraya yatırım yapamıyor.” Biz de tekrar Meclisi topladık ve Çalık Grubunun o harita değişikliğini kabul ettik. Dolayısıyla harita değişikliği yapılmış oldu ama şu ana kadar Çalık Grubu da oraya bir çivi bile çakmadı. Hani, nerede 10 bin işçi? Nerede? Çalık Grubu niye oraya yatırım yapıp bu 10 bin işçiyi çalıştırmadı? Her zaman olduğu gibi insanları kandırarak, aldatarak siyaset yapma sanatını orada da ne yazık ki ortaya koydunuz.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, yine, burada, Adana’nın işsizlik meselesi var. Yani Adana, eskiden her tarafı fabrikalarla dolu, her taraftan işsiz insanların gelip iş bulduğu bir yerken, şu anda ne yazık ki Türkiye'nin işsizlik oranı en yüksek illerinden bir tanesi. Bu enerji yatırımları yapılsa Adana’da işsizlik kalır mıydı? Adana’da işsizlik kalmazdı ama bunu da beceremediniz, beceremediğiniz gibi de hep bunun üzerinden siyaset yaptınız bugüne kadar ama ne yazık ki bir taş bile koymadınız, bir çivi bile çakmadınız.

Yine, burada, doğal gazla çalışan, elektrik üreten tesislerin mazotla çalışması hâlinde veya başka bir yakıtla çalışması hâlinde ÖTV’sini almayacağınızı, ÖTV’den mahrum edeceğinizi söylüyorsunuz, teşvik koyuyorsunuz dolayısıyla. Peki, iktidara gelirken çiftçiye ucuz mazot vereceğinizi, mavi mazot vereceğinizi söylemiştiniz. E, gelin, çiftçinin mazotunun üzerindeki ÖTV’yi de kaldıralım. Bu çiftçi bu ülkenin üvey evladı mı arkadaşlar? Yani neden her tarafa bu teşvikleri verirken çiftçiyi hiç hesaba koymuyorsunuz? Deniz ticareti yapanlara, efendim, yatı, katı olanlara ÖTV’siz mazot veriyorsunuz ama çiftçiye geldiği zaman, ne yazık ki bunu hiç aklınızın ucundan bile geçirmiyorsunuz, dolayısıyla çiftçiyi hep mahrum ediyorsunuz.

Şu anda ne yazık ki Türk çiftçisi dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor: 4,2 lira. Bu çiftçinin en ağır girdilerinden birisi mazot, birisi gübre ama başka kurumlara, başka yatırım bölgelerine geldiği zaman bu tip teşviklerin önünü açıyorsunuz, ÖTV’yi kaldırıyorsunuz ama çiftçiye geldiği zaman “istemezük” diyorsunuz. Bu haksız bir uygulamadır. Gelin, bu uygulamanın içerisine çiftçiyi de koyalım, çiftçiyi de dâhil edelim, çiftçiyi de faydalandıralım ki insanlarımız ektiğinin, alın terinin karşılığını almış olsunlar.

Bu vesileyle bu önergemizin kabulünü diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 3. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                           Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) ve arkadaşları

Madde 3- “4628 sayılı Kanunun geçici 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “31/12/2012” ibaresi “31/12/2015” olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz önergeye?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarıyı kendi mantığı içinde de olsa iyileştirmeye çalışıyoruz. Maddeler birbiriyle çelişmesin, daha düzgün bir yasa yapalım. Katıldığımız maddeler var, katılmadıklarımız var. İyileştirmeye çalışıyoruz ama her şekilde.

Şimdi, bakın, bu maddede şöyle bir hata var: Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 14’üncü maddesinin (c) bendinde, elektrik üretimini teşvik amacıyla üretim şirketlerine ve otoprodüktör lisansı sahiplerine verilen bir teşvik var. Bu teşvikin süresi 31 Aralık 2012 tarihinde sona eriyor. Başarısız elektrik ve enerji politikaları nedeniyle bu sürenin yetmediği anlaşılıyor. “Hâlâ problemimiz var.” diyor Hükûmet. “Elektrik üretiminde düze çıkamadık, bunu uzatalım.” Hayhay, tabii ki, karşı değiliz, uzatalım. İhtiyaç duyulan süre neyse bunu kanuna yazalım, sektörü rahatlatalım, elektrik üretiminin önündeki engelleri de kaldıralım. Geçici bir tedbir, yeter ki düze çıkalım. Ancak ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının, daha doğrusu Sayın  Bakanın -aslında Bakanlığın teknik kadrolarının böyle bir sorunu olduğunu tahmin etmiyorum- bir öngörüsü yok, bir tahmini yok, yapamıyor yani ne zaman düze çıkacağız elektrik üretiminde; böyle bir öngörüsü yok.

Şimdi, tasarı diyor ki: “31 Aralık 2012 tarihinde biten süreyi 31 Aralık 2015’e kadar uzatalım. Üç yıl daha bu teşvikler devam etsin.” Güzel buna  itirazımız yok, önergemizde de işin bu kısmına yönelik herhangi bir husus yok, bunu değiştirelim demiyoruz. Ama sonra maddenin ikinci fıkrası diyor ki: “Bu süreyi beş yıl daha uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

Değerli arkadaşlar, bu hüküm, Anayasa’nın 7’nci maddesine açıkça aykırıdır, yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir, devredilemez. Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi karar verecek, üç yıl daha uzatacak bu süreyi ama Bakanlar Kuruluna bir yetki veriyor, “Benim uzatmam önemli değil, sen benden daha fazla, beş yıl süreyle uzatabilirsin.” diyor. Bu, olmaz değerli arkadaşlar, Anayasa’nın 7’nci maddesine açıkça aykırıdır. Eğer siz sekiz yıla ihtiyaç duyuyorsanız, gelin bunu “sekiz yıl” diye yazın, “altı yıl” diye yazın, “beş yıl” diye yazın ama bunu kanunla yapın ya da bu fıkrayı çıkarın, 2015’e kadar kendinizi yasanın baskısı altında hissederek zorlayın, sorunları aşın, yetmediyse bu süre, 2015 sonuna doğru o zamanki hükûmet kimse, hangi hükûmetse gelir, bu süreyi uzatır. Bu yanlıştır, bunu düzeltmek için önerge verdik, bunu ifade etmek için huzurunuza geldim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım beş önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde, önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/1059 esas numaralı Kanun Teklifinin 3 üncü maddesi ile 4628 sayılı Kanunun geçici 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine eklenen cümlede yer alan "bent kapsamındaki" ibaresinin "bentte yer alan" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                       Ali Ercoşkun    

                                                                                                              Bolu

Aynı mahiyetteki diğer önerge sahipleri:

              Nurdan Şanlı

                   Ankara

                Recep Özel

                   Isparta

                  Ali Aşlık

                     İzmir

                Adem Tatlı

                   Giresun

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki gerekçeleri okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun yazım tekniğine uygun olarak düzeltilmiştir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2012” ibaresi “31/12/2019” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili…

Sayın Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde nedir arkadaşlar, biliyor musunuz? Yap-işlet-devretle yaptırılan -zannediyorum ki 1996 yılında başlamış bu yasayla- yirmi beş yıllığına ait doğal gaz santralleri. O günün politikasında, doğal gazla elektrik üreten bu santrallere “13 sent -altını çiziyorum- garanti para veriyorum.” demiş devlet, 13 sent. Şimdi, bu santraller de yirmi beş yılı… Bir kısmı yirmi beş yılı yakında dolduracak, devredecek ama hep bugüne kadar 13 sentten paralarını aldılar.

Şimdi, burada, eski santraller ile yeni santraller arasında bir dezavantaj var. Eski santraller ile yeni santraller arasında, aynı fiyattan vermelerine rağmen yüzde 30 civarında yeni santraller daha avantajlı çünkü teknoloji yenilenmiş, bu teknolojiyle kurulmuş. Eski santral diyelim ki X doğal gaz metreküpünden elde ettiği enerji ile yeni santral arasında yüzde 30 fark var arkadaşlar, yeni kuranlar yüzde 30 daha kârlı. Onlar da 13 sentini alıyor ama daha çok üretiyor, doğal gazdan o teknoloji gereği daha çok üretiyor. Bir kere, bunu bilin, açık, net.

Değerli arkadaşlar, bu ülke bizim. Bu ülkede -Sayın Hamzaçebi de söyledi demin- yerli üretime, hangi teknoloji, ister güneş ister rüzgâr ister linyit, ne olursa olsun yerli üretime bir haksızlık yapmayalım.

O günün koşullarında, Sayın Bakan, beş yıllık teşvik verildiyse, o günün koşullarında bazı yatırımcılar “Ben, bunu beş yılda amorti edemem.” veya “Beş yılda bu teşvik bana yetmez.” diye birileri bu işe girmediyse ama gözleri kara bazı insanlar girdi, şimdi uzatıyoruz, 2015 artı Bakanlar Kuruluyla beş yıl daha. Burada bir haksızlık yapıyoruz. Ha, gene altını çiziyoruz, yerli üretimden dolayı getirin, yirmi yılsa yirmi yıl, otuz yılsa otuz yıl bu ülkenin dövizi dışarı gitmemek kaydıyla oturalım, konuşalım, sonuna kadar destek veririz ama herkes önünü görsün, herkes hesabını, kitabını… Ben bu işten yirmi yıl teşvik aldım, on beş yıl teşvik aldım herkese eşit koşulda yaklaşalım ama dün “beş yıl var” diye giremeyen insanlar, bu işe soyunmayan insanlar eğer bugün 2015 artı beş yıl daha, Bakanlar Kurulu yetkisini de sonuna kadar kullanacaktır.

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Beş yıl, beş yıl…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Hayır, Sayın Başkanım, o gün beş yıldı ama uzattınız 2015’e. Biz “Uzatmayın.” demiyoruz, altını çiziyorum, “Uzatmayın.” demiyoruz ama herkese eşit koşulda yaklaşalım, rekabet eşit koşullarda olsun.

Bu açıdan Sayın Bakanım, yerli üretimi destekleyecek her şeye varız. Yeter ki yerli üretimden kaynak üretelim ama burada yerli üretimin 1.000 megavat… Yani şu anda enerjide 1.000 megavata teşvik veriyorsunuz Sayın Bakanım, 1.000 megavat. 1.000 megavatın bedeli: Her 1 megavat 1.200 dolar arkadaşlar; 1.000 megavat enerji demek, 1.000 megavatlık üretim demek, 1 milyar 200 milyon dolarlık bir yatırım yaparsan ancak teşvik alabiliyorsun… Arkadaşlar, 1 milyar 200 milyon dolarla kim yapabilir? Belli insanlar, dışarıdan fonlayacak. Hayır Sayın Bakan, düşürün, ister 50 megavata düşürün, ister 100 megavata düşürün. Yerli üretimden kim enerji üretecekse onları da mutlak teşvik etmemiz lazım Sayın Bakan, eşit koşulda yarıştırmamız lazım. Bir kere bu yok. Arkadaşlar, yazıktır. Bu ülkede eğer bir değer varsa, bir linyit ocağı varsa, buradan belki 100 megavatlık bir enerji alacaksak bunu da kullanmak zorundayız. Ama bir kere 1.000 megavat olacak. 1.000 megavatlık sahalar belli ama daha düşük sahalarda yatırım yapmak isteyen insanlar var, bunlar teşvikten yararlanamıyor arkadaşlar. Yani demek ki 1 milyar 200 milyon dolar yatırım yapan ancak teşvikten yararlanacak.

Sayın Bakan, Sayın Komisyon Başkanım; size sesleniyorum, sizin komisyonunuzda bir hafta sonra bunlar görüşülecek. Eğer bu ülkenin geleceğini düşünüyorsanız, eğer bu ülkedeki kaynakları düşünüyorsanız, siz eğer hâlâ 1.000 megavat o yasaya koymazsanız… Hâlâ 1.000 megavatta ısrar ederse, ister Enerji Bakanlığı ister Ekonomi Bakanlığı, yazıktır hepimize. Bunu düşünün Sayın Başkan, Sayın Bakanım bunu düşünün.

İki: Siz 1.000 megavat yapan veya daha aşağıda veya yap-işlet-devretlerle çok düşük maliyet… Zamanında bunlar yapılmış. Bunların hepsine Sayın Bakanım, alım garantisi vermişsiniz, hem de minimum 13 sent, arkadaşlar 13 sent. Sayın Bakan, eğer yerli üretimden santral kuracak, nerede olursa olsun belli megavatın üstünde, insanların yatırım yapması için 1 kilovat başı bir alım garantisi getirirseniz bu insanlar daha kolay tesislerini alır, daha kolay, daha ucuz maliyetle sahiplenirsiniz. Mutlaka 13 sent demiyorum ama yerli üretime de belli bir miktara kadar, 7 sent mi, 8 sent mi Sayın Bakanım, -enerji maliyetiniz belli- mutlaka bunlara da bir alım garantisi getirmeniz lazım. Bununla gidip yurt dışından ekipmanını, tesislerini çok kolayca alabiliyorlar. Aksi hâlde ancak bu işe girenler yurt dışından belli kaynağı olan insanlar girer.. Gelin, bu ülkede yatırım yapmak isteyen kim varsa belli megavatın üstüne, 100 mü dersiniz, 200 mü, 300 mü bilmem, mutlaka bir alım garantisi vermeniz lazım Sayın Bakan. O zaman bu insanlar gidip her türlü kaynağı değerlendirir yani dış kaynak olan doğal gaza siz 13 senti veriyorsunuz ama kendi kaynağımız olan linyite hiçbir alım garantisi vermiyorsunuz Sayın Bakan, ben bunun mantığını anlamıyorum. Özellikle Sayın Komisyon Başkanım, sizde bu kanun görüşülürken bu iki konuda bu ülkenin eğer geleceğini seviyorsanız, bu ülkenin insanlarını seviyorsanız ve “Dışarıya paramız gitmesin.” diyorsanız, özellikle bu iki konuda mutlaka açıklık ve netlik kazandırmak zorundayız.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Sayın Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili…

Sayın Kalaycı, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum.

4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na 9 Temmuz 2008 tarihli ve 5784 sayılı Kanun’la eklenen geçici 5’inci maddeyle 31/12/2012 tarihine kadar yalnızca elektrik üretiminde kullanılan fueloil ile birincil yakıtı doğal gaz ve ikincil yakıtı akaryakıt olan santrallere, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı talimatı veya onayıyla, yalnızca elektrik üretiminde kullanılan motorin teslimi, özel tüketim vergisinden müstesna kılınmıştır. Söz konusu düzenlemenin gerekçesinde “Artan elektrik enerjisi talebinin karşılanması ve 2013 yılına kadar arz güvenliğinin sağlanması amacıyla mevcut kapasitenin en üst düzeyde kullanılabilmesini teminen sıvı yakıtlı elektrik üretim santrallerinde kullanılan yakıtlara vergi muafiyeti getirilmektedir.” denilmektedir.  Şimdi ise bu tasarının 4’üncü maddesiyle 31/12/2012 tarihinde sona eren söz konusu vergi istisnasının yedi yıl uzatılarak 31/12/2019 tarihine kadar uygulanması öngörülmektedir. Böylelikle, başlangıçta dört buçuk yıl olarak öngörülen ÖTV istisnası, on bir buçuk yıla kadar çıkarılmış olmaktadır. Dolayısıyla, önceki maddelerde de olduğu gibi bu düzenleme de, AKP Hükûmetinin, elektrik enerjisi arz açığının giderilmesi ve arz güvenliğinin sağlanması konusunda öngördüğü hedeflere ulaşamadığını, başarısız ve öngörüsüz olduğunu yine net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla yapılan düzenlemelerde genel olarak “elektrik fiyatlarında artış yapma zorunluluğuna meydan verilmemesi, ortaya çıkacak masrafların tüketicilere yansıtılmaması” gibi masum gerekçeler sunulmuştur. Hâlbuki, Hükûmet, alamadığı vergi ve harçlar ile teşvikler nedeniyle oluşan gelir kaybının bütçe açığına etkisini de vergi zamlarıyla telafi etmektedir. Dolayısıyla, vatandaş için, zamdan kurtuluş yolu yoktur. Son yıllarda yapılan yüksek oranlı zamların etkisiyle büyüyen elektrik faturaları, aile bütçesinde önemli yer tutan bir harcama kalemi hâline gelmiş, sanayide ve tarımda da önemli bir maliyet unsuru olmuştur. Bugün ailelerin ödediği elektrik fatura tutarı, asgari ücretin, emekli aylığının onda 1’ini aşmaktadır.

2007 yılından bu tarafa geçen beş yılda AKP Hükûmeti tarafından elektriğe yapılan zam yüzde 127’yi bulmuştur. Anılan beş yılda enflasyon, yani TÜFE artış oranı ise yüzde 46 düzeyindedir. 2012 yılında ise elektriğe yüzde 21 oranında zam yapılmış, buna karşılık TÜFE artış oranı yüzde 6,16 olmuştur. Elektrik faturaları, vatandaşı soymak için kullanılan bir araç hâline getirilmiştir. Elektrik faturası, sanki elektrik faturası değil de âdeta bir soygun planı.

Bugün, elektrik faturalarında vatandaşa ödettirilen biri gizlenmiş on ayrı kalem bulunmaktadır. Elektrik faturalarında ana kalem, tüketilen elektrik enerjisi bedelidir. Tüketilen elektrik enerjisi bedeli üzerine yüzde 16,8 kayıp kaçak bedeli eklenmektedir. Bu bedel üzerinden hesaplanan yüzde 2 TRT payı, yüzde 1 Enerji Fonu payı, yüzde 5 belediye tüketim vergisi faturaya ilave edilmektedir. Ayrıca, iletim sistem kullanım bedeli, dağıtım sistem kullanım bedeli, perakende satış hizmet bedeli ve sayaç okuma bedeli faturaya eklenmektedir.

Sayın Bakan, bu maddeyle ilgili tasarı gerekçesinde şirketleri vergiden muaf tutarak elektrik enerjisi tarifelerinin aşağıya çekilmesini amaçladığınızı söylüyorsunuz. Elektrik fatura tutarlarının aşağıya çekilmesini amaçlıyorsanız gelin, öncelikle bu fon payını, TRT payını, kaçak elektrik bedelini ve sayaç okuma parasını kaldıralım. Bu yapılırsa, tahmin ediyorum, elektrik faturalarında yüzde 25’ten fazla düşüş olacaktır. Sayın Bakan, gerekçenizde samimiyseniz gelin, bu düzenlemeleri yapalım.

Değerli milletvekilleri, kayıp kaçak bedelinin alınabilmesi için kanunda açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte 4628 sayılı Kanun’la verilen yetkiler, EPDK tarafından geniş yorumlanarak kararlar alınmakta ve çıkarılan tebliğlere göre uygulama yapılmaktadır. Kaçağı üstlenmek gibi hiçbir yasal yükümlülüğü bulunmayan tüketiciler, dağıtım sisteminin kaçağına muhatap kılınmaktadır. Sayın Başbakan, Şanlıurfa’da yaptığı bir konuşmada kaçak elektriğin haram olduğunu söylemiştir. Peki, haramın bedelini masum vatandaşa ödettirmek günah değil mi? Elektrik dağıtım şirketleri, son aylarda abonelere gönderdiği faturalarda kayıp kaçak bedeli bölümündeki tutar kısmını faturalarda göstermemektedir, yani gizlemektedir. Kaçak elektrik bedeli faturada da kaçak hâle gelmiştir. Kayıp kaçak bedeline elektrik abonelerinin tepki göstermeleri üzerine dağıtım şirketleriyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkililerinin, elektrik faturalarında kayıp kaçak bedeline yer verilip yer verilmemesine ilişkin bir toplantı yaptığı ve bu kararın şirketlerin inisiyatifine bırakıldığı iddia edilmektedir.