DÖNEM: 24

 

 

 

 

                                                  CİLT: 38                      YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

45’inci Birleşim

19 Aralık 2012 Çarşamba

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

 

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361)

 

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362)         

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz’ün, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz’ün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

V.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Kayseri Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, bazı ilçe ve belde belediyeleri ile yetkilileri hakkında kesinleşmiş davalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/6728) Ek cevap

2.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Erzurum Palandöken Göleti’ne ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/12194)

3.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Tekirdağ’da ve ülkemizde bulunan akarsu ve derelerin ıslah çalışmalarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/12196)

4.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Mersin Toroslar Yüksekoluk Göleti Projesi’ne ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/12327)

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’deki balık neslinin korunması çalışmalarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/12664)

6.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, Kazdağlarındaki madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarına zararlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/12665)

7.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, Köprüçay Nehri üzerinde yapılması planlanan HES projelerine ve bunların etkilerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/12668)

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki doğal bitkiler ile ilgili çalışmalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/12804)

9.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/13035)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00’de açılarak üç oturum yaptı.

 

Uluslararası Jüt Çalışma Grubunun Çalışma Esaslarını Oluşturan Anlaşmaya Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 75’inci maddesine göre geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu, Dışişleri Komisyonunda bulunan tasarının Hükûmete geri verildiği açıklandı.

 

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/698) (S. Sayısı: 361) ve 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) görüşmelerine devam edilerek, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı 15’inci maddesine kadar kabul edildi.

 

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Mersin Milletvekili İsa Gök’ün AK PARTİ Grup Başkanına,

Mersin Milletvekili İsa Gök, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına,

Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun Adalet ve Kalkınma Partisine,

Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu, Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz’ün şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

 

Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, BDP Grubu olarak tutuklu milletvekillerinin adına konuşma yaptıkları için kürsüye koydukları resimleri Meclis TV’nin sansürlediğine,

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın idari yargıyla ilgili yanlış bilgi verdiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, yerli keşif uydusu Göktürk 2’nin başarıyla uzaya fırlatıldığına ve Başkanlık Divanı olarak emeği geçen herkese teşekkür ettiklerine ilişkin bir konuşma yaptı.

 

Alınan karar gereğince, 19 Aralık 2012 Perşembe günü saat 11.00’de toplanmak üzere 19.20’de birleşime son verildi.

                                                             Sadık YAKUT

                                                             Başkan Vekili

             Fatih ŞAHİN                                                                        Özlem YEMİŞÇİ

                  Ankara                                                                                   Tekirdağ

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 

II.- GELEN KÂĞITLAR

No: 55

19 Aralık 2012 Çarşamba

Teklifler

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın; Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun ile Tarım Sigortaları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1047) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

2.- Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; 257 Sayılı Er ve Erbaş Harçlıkları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1048) (Milli Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 06.12.2012)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1049) (Adalet ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 06.12.2012)

4.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık'ın; Sulama Birliklerinin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne Devredilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/1050) (Çevre; Plan ve Bütçe; İçişleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 06.12.2012)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İdari Yargılama Usulü Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1051) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 06.12.2012)

6.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in; 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1052) (İçişleri ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 07.12.2012)

7.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in; 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1053) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 07.12.2012)

8.- İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin ve Adana Milletvekili Ali Demirçalı ile 12 Milletvekilinin; Doğankent Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/1054) (Plan ve Bütçe ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2012)

9.-    İstanbul Milletvekili Şafak Pavey'in; Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1055) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2012)

10.-  İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; Askerlik Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/1056) (Plan ve Bütçe ile Milli Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2012)

11.-  Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna'nın; Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1057) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.12.2012)

12.-  Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin; Milli Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1058) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:13.12.2012)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, fındık ithaline ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2530) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.11.2012)

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Ankara-Eskişehir yolunda yapımı durdurulan bir inşaata ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2531) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kalkınma öncelikli illerde görev yapan Devlet memurlarına daha yüksek ücret ödenmesi talebine ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2532) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Batman Merkez’deki Organize Sanayi Bölgesinin çevre düzenlemesine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2533) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

5.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, doğal gaz boru hatlarının geçtiği illerde oluşturduğu risklere ve alınacak tedbirlere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/2534) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

6.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Biyogüvenlik Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra piyasada yapılan denetimlere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2535) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

7.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Diyarbakır’da devam etmekte olan karayolu çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/2536) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa’ya metro yapılmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/2537) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

9.-  İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bir Bakanın kızına koruma tahsis edildiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2538) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Libya’ya yardım yapıldığı iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2539) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

11.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, yamaç arazilerde fındık üretiminin maliyetine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2540) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, adli vakalara bağlı ölümlerden sonra organ bağışlarında yaşanan sorunlara yönelik düzenlemelere ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/2541) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kredi notunun artırılmasının etkilerine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/2542) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, ülkemize kaçak zeytinyağı sokulduğu iddialarına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/2543) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

15.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, KOSGEB’in yeterliliğine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından sözlü soru önergesi (6/2544) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

16.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, KOBİ’lerin kredi borçlarına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/2545) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

17.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, KOBİ’lerin internet sitelerindeki eksikliklere ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından sözlü soru önergesi (6/2546) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

18.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, işçilerin sendikal güvencelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2547) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

19.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, kamu elektrik santrallerinin kullandığı doğalgaza zam yapılmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2548) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2011-2012 yıllarında eğitimcilere yönelik şiddete ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2549) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, memurların sendikal haklarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/2550) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2012 yılında tahrip olan ormanlara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2551) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, engelli arabalarına sahip olanlarla ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13513) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

2.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, şeftali üreticilerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13514) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Rusya Devlet Başkanının ülkemizi ziyaretine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13515) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

4.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, engellilerin yaşamlarının kolaylaştırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13516) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

5.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara Şeker Fabrikası arazisi ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13517) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, bedelli askerlik kapsamında toplanan paralara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13518) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’in Erdemli ilçesinde yaşanan sel felaketine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13519) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

8.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, kara para ile mücadeleye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13520) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

9.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, vatandaşların bilgileri dışında siyasi partilere üye yapıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13521) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Kocaeli ilindeki toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13522) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Konya ilindeki toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13523) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

12.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Rusya-Suriye seferi yaparken Ankara’da indirilen yolcu uçağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13524) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

13.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’nın Afşar beldesinde yapılan deprem konutlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13525) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

14.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, hakkında soruşturma açılıp disiplin cezası verilen bir subayın intihar etmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13526) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

15.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Suriye sınırına yerleştirilmesi düşünülen füze sistemlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13527) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

16.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, elektrik dağıtım imtiyazı ihalelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13528) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

17.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, 2002-2012 yılları arasındaki kamu ve özel sektör ile hane halkı borç istatistiklerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13529) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

18.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, idam cezasının yeniden getirilmesine yönelik bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13530) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

19.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Başbakanlık veya bakanlıklar tarafından desteklenen televizyon dizisi olup olmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13531) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

20.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Türkiye’ye füze savunma sistemleri kurulmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13532) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

21.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, yazılı ve görsel basın mensupları ve medya sahipleri aleyhine açtığı davalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13533) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

22.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Karabük ilindeki toplumsal gösteriler ile ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13534) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

23.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Kahramanmaraş ilindeki toplumsal gösteriler ile ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13535) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

24.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İzmir ilindeki toplumsal gösteriler ile ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13536) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

25.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Zonguldak’ta yaşanan bir olaya ve başka şehirlerdeki hastanelere sevk edilen hastaların mağduriyetine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13537) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

26.- İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in, TBMM’deki makam odasında yapılan tadilat hakkındaki iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13538) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

27.- Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu’nun, Türkiye’ye patriot füzeleri yerleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13539) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

28.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan şirketlerin denetimine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13540) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

29.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan şirketlerin denetimine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13541) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

30.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’daki yurt sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13542) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

31.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’da dağıtılan kömürlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13543) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

32.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Rusya Devlet Başkanı ile yaptığı görüşmeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13544) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

33.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Isparta ilindeki toplumsal gösteriler ile ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13545) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

34.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Kilis ilindeki toplumsal gösteriler ile ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13546) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

35.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, yoksul sayısına ve yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13547) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

36.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Van’ın Bahçesaray ilçesinde muhtaç ailelere dağıtılan kömür ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13548) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

37.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, engelli raporu alabilmek için gereken şartlardan kaynaklanan sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13549) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

38.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Yozgat’ta bir belediye başkanı hakkındaki mahkeme kararının uygulanmamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13550) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

39.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2002 yılından bu yana ihtiyaç fazlası fueloile ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13551) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

40.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2002 yılından bugüne ihtiyaç fazlası benzin miktarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13552) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

41.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul ilindeki toplumsal gösteriler ile ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13553) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

42.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Hatay ilindeki toplumsal gösteriler ile ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13554) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

43.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Iğdır ilindeki toplumsal gösteriler ile ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13555) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

44.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerin araç alımında KDV ödemesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13556) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

45.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13557) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

46.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, personel alım ilanlarına ve sözlü sınavlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13558) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

47.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Atatürk’ü anma ve milli bayramları kutlama törenlerine katılımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13559) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

48.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, RTÜK ile TOKİ arasındaki bir anlaşmaya ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/13560) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

49.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Süleyman Şah Türbesinin restore edilmesine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/13561) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

50.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, finans sektöründeki büyüme oranlarının nedenlerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13562) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

51.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, vatandaşların tasarruf miktarındaki düşüşe ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13563) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

52.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Merkez Bankası ile ilgili bazı verilere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13564) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

53.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Merkez Bankasının döviz rezervlerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13565) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

54.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yabancı ortaklı bankaların çiftçilere verdikleri kredilere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13566) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

55.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yerli sermayeye sahip bankaların verdiği kredilerin geri ödemelerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13567) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

56.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ülkemizde faaliyet gösteren bankaların mevduatlarına ve dağıttıkları kredilere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13568) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

57.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ülkemizdeki katılım bankalarıyla ilgili verilere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13569) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

58.-  Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Hacı Bektaşi Veli Külliyesinin müze statüsünden çıkartılmasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/13570) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

59.-  Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Şafiilik mezhebi üzerine bir enstitü kurulmasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/13571) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

60.-  Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, İzmir 1 Nolu F Tipi Cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklularla ilgili verilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13572) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2012)

61.-  Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Edirne F Tipi Cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklularla ilgili verilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13573) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2012)

62.-  Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklularla ilgili verilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13574) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2012)

63.-  Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklularla ilgili verilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13575) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2012)

64.-  Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Kocaeli 2 Nolu F Tipi Cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklularla ilgili verilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13576) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2012)

65.-  Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklularla ilgili verilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13577) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2012)

66.-  Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, İzmir 2 Nolu F Tipi Cezaevinde bulunan hükümlü ve tutuklularla ilgili verilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13578) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2012)

67.-  Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, vatandaşların bilgileri dışında siyasi partilere üye yapıldığı iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13579) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

68.-  Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, cezaevi personeline karşı haysiyet kırıcı muamele iddiasıyla açılan davalara ve soruşturmalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13580) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

69.-  Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, 2002-2012 yılları arasında Bakanlık personeli hakkında yapılan şikayetlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13581) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

70.-  İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kredi kartı ve tüketici kredisi borçlarına ve icra davaları ile ilgili verilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13582) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

71.-  Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, adalet çalışanlarının fazla mesai ücretinin kaldırılmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13583) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

72.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engelli tutuklu ve hükümlülere sağlanan hizmetlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13584) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

73.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, AİHM tarafından Türkiye’nin tazminata mahkum edildiği bir davaya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13585) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

74.-  İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, eşi vefat etmiş kadınlara yapılan yardımlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13586) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

75.-  İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, kadına yönelik şiddete ve bunun engellenmesi için yapılan çalışmalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13587) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

76.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerle ilgili verilere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13588) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

77.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bitlis’te 2002-2012 yılları arasında İŞKUR’a başvuran ve bu yolla iş sahibi olan vatandaşlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13589) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

78.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Batman’da 2002-2012 yılları arasında İŞKUR’a başvuran ve bu yolla iş sahibi olan vatandaşlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13590) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

79.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bingöl’de 2002-2012 yılları arasında İŞKUR’a başvuran ve bu yolla iş sahibi olan vatandaşlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13591) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

80.-  İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, ücretle ve sürekli ev işlerinde çalışanların sigortalı olmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13592) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

81.-  Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, Denizli’de kapatılan bir fabrikada mağdur olan işçilerin sorunlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13593) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

82.-  İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, ülkemizde çalışan yabancı işçilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13594) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

83.-  Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, işsizlik verilerine ve işsizliğin azaltılması için yapılan çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13595) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

84.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İŞKUR’un Şanlıurfa ilindeki faaliyetlerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13596) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

85.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İŞKUR’un Kilis ilindeki faaliyetlerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13597) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

86.-  Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, grev ve örgütlenme hakkı olmayan kamu görevlilerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13598) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

87.-  Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, kamuda ve özel sektörde çalışan taşeron işçilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13599) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

88.-  Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, başta öğretmenler olmak üzere 666 sayılı KHK’nın kapsamı dışında kalanlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13600) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

89.-  İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, İskenderun Demir Çelik Fabrikalarında yaşanan işten çıkarmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13601) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

90.-  Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, 2012 yılında İŞKUR tarafından istihdam edilen kişilere ve Toplum Yararına Çalışma Projesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13602) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

91.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Hakkâri ilindeki işsizlik ve İŞKUR’a başvurular ile ilgili bazı verilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13603) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

92.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Erzincan ilindeki işsizlik ve İŞKUR’a başvurular ile ilgili bazı verilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13604) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

93.-  İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, SGK Başkanının SGK’nın 88 yıldır maaş ödediği kişiler olduğu yönündeki açıklamasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13605) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

94.-  Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, kamu kurum ve kuruluşlarında hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron firma çalışanlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13606) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

95.-  Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, SGK tarafından ödenen bazı faturalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13607) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

96.-  Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, SGK’nın muhasebe sistemine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13608) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

97.-  Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, SGK’nın bazı ödemelerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13609) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

98.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Kars’ta istihdam ile ilgili bazı verilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13610) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

99.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Muş’ta istihdam ile ilgili bazı verilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13611) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

100.-                İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, iş sağlığı ve güvenliği konusundaki denetimlere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13612) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

101.-  Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13613) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

102.-  Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, iş sağlığı ve güvenliği konusunda yaşanan sorunlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13614) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

103.-                Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, meslek hastalığına yakalanan işçilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13615) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

104.-  İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, İstanbul Boğazı çevresindeki yeşil alanların imara açılacağı iddiasına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13616) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

105.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Mersin’de yer alan 2-B arazilerinin satışına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13617) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

106.-                Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Kyoto Protokolü ilkelerinin uygulanmasına ve karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13618) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

107.-  Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Büyükşehire bağlı belediyelerin İller Bankasından kullandıkları kredilere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13619) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

108.-                Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesine yönelik çalışmalara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13620) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

109.-  İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Turgutlu Çaldağı’nda nikel madeni çıkaran bir şirkete ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13621) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

110.-                Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Van depreminde evleri yıkılan veya hasar gören vatandaşlara yapılan konutlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13622) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

111.-                Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis ili ve ilçelerindeki öğrenci yurtlarının güçlendirilme ve onarım çalışmalarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13623) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

112.-                Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Manisa’nın Turgutlu ilçesinde kurulacak olan bir sülfürik asit fabrikasına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13624) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

113.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Van depremi sonrasında inşa edilen konutların depremzede ailelere teslimine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13625) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

114.-                İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kütahya’da TOKİ tarafından inşa edilen konutların hak sahiplerine teslimine ve konutlarda yaşanan ısınma sorununa ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13626) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

115.-                İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, binaların engellilerin erişimine uygunluk açısından denetlenmesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13627) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

116.-  İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kule ve gökdelenlerin inşasına dair mezuata ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13628) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

117.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 6302 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yapılan taşınmaz satışlarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13629) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

118.-                Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bankaların çiftçilerin ipotekli arazilerine el koydukları iddialarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13630) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

119.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlık kadrolarında istihdam edilen engelli personel sayısına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13631) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

120.-                Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Irak Kerkük Bölgesi ile ilgili çalışmalara ve Irak’taki Türkmenlerin can güvenliğine ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13632) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

121.-                Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, yurt dışında kaçırılan ve rehin alınan Türk vatandaşlarına ve kurtarılmaları için yapılan çalışmalara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13633) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

122.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, Suriye Ulusal Koalisyonu ile imzalandığı iddia edilen bir anlaşmaya ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13634) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

123.-                Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Türkiye’den İsrail’e su satışı gerçekleştirileceği iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13635) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

124.-  İstanbul Milletvekili Atila Kaya’nın, Ermenistan ile gizli görüşmeler yapıldığı iddiasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13636) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

125.-                  Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Afşin B Termik Santralinde yaşanan kazaya ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13637) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

126.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlık kadrolarında istihdam edilen engelli personel sayısına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13638) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

127.-                İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Turgutlu Çaldağı’nda nikel madeni çıkaran bir şirkete ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13639) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

128.-                Muş Milletvekili Demir Çelik’in, İzmir’deki bir fabrikanın radyoaktif maddeleri imha etmeyerek toprağa gömdüğü iddialarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13640) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

129.-                Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, kayak ve snowboard öğretmenlerinin sorunlarına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/13641) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

130.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerin spor olanaklarının geliştirilmesine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/13642) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

131.-                Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’ın stat ve spor tesisi ihtiyacına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/13643) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

132.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’da çiftçilere verilen hibe desteğine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13644) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

133.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Mersinli çiftçilerin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13645) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

134.-                Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, tarıma yönelik desteklere ve çiftçilerin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13646) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

135.-                Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’la ilgili bazı tarımsal verilere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13647) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

136.-                Muş Milletvekili Demir Çelik’in, besicilerin sorunlarına ve saman üretimine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13648) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

137.-                Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, tarım ve hayvancılıkta uygulanan politikalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13649) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

138.-                Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin Şavşat’ta hayvanlara yapılan küpeleme işlemi ile ilgili iddialara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13650) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

139.-                İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, ihraç edildikten sonra çeşitli nedenlerle geri gönderilen ve içerisinde tarım ilacı kalıntısı bulunduğu iddia edilen tarım ürünlerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13651) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

140.-                İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13652) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

141.-                Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, Karadeniz Bölgesindeki üreticilerin borçlarının ertelenmesi talebine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13653) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

142.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, tarımda kadın istihdamının arttırılmasına yönelik çalışmalara ve tütün üreticilerinin sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13654) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

143.-                Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Esendere Sınır Kapısında meydana gelen hayali ihracat ve kaçakçılık olaylarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13655) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

144.-                Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’da yollarda kullanılan levhalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13656) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

145.-                Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, emniyet güçlerince kullanılan biber gazına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13657) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

146.-                İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, İstanbul Beykoz’da kaçak yapılaşma iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13658) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

147.-  Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Gaziantep Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından gerçekleştirilen bir ihale hakkındaki iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13659) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

148.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bir iştiraki tarafından satılan kaynak suları hakkındaki iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13660) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

149.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’daki hava kirliliğine ve dağıtılan kömürün kalitesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13661) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

150.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bir polis memuru hakkındaki iddiaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13662) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

151.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, intihar eden polis memurlarına ve intiharların nedenlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13663) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

152.-                Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Aydın’da Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı olarak çalışan personel sayısına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13664) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

153.-                Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’ın Çaldıran ilçesinde bir köyün yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13665) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

154.-                Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlıktaki taşeron firma çalışanlarının sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13666) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

155.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlık teşkilatında çalışan engellilere ve mevcut engelli kadro sayısına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13667) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

156.-                Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, mayın patlaması sonucu yaşamını yitiren ya da yaralananlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13668) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

157.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’a bağlı bir mahallenin çöp sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13669) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

158.-                Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis Merkeze bağlı bir köyde ulaşım için öğretmenlere helikopter desteği sağlanıp sağlanmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13670) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

159.-                Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis’in Güroymak ilçesine bağlı bir köyde korucular tarafından öldürülen bir kişiye ve ülkemizde koruculuk sistemine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13671) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

160.-                Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya Belediyesi tarafından gerçekleştirilen asansör denetim ihalesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13672) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

161.-                Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Bakanlığın muhatap olduğu soru önergelerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13673) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

162.-                İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, sendikalar tarafından gerçekleştirilen basın açıklamaları ile eylemlere ve bunlar hakkında açılan davalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13674) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

163.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Şırnak’ta yaşayan bir şehit çocuğunun kamuda ikinci iş hakkından yararlanamamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13675) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

164.-                İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, İstanbul’da yaşayan bir şehit çocuğunun kamuda ikinci iş hakkından yararlanamamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13676) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

165.-                Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli’nin Çayırova ilçesindeki bir taşınmaza yapılan inşaata ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13677) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

166.-                Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, biber gazı kullanımına ve sağlığa etkilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13678) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

167.-                Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’da bir mahallede yaşanan suç olaylarına ve bunlara polisin gerekli incelemeyi yapmadığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13679) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

168.-                İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Tunceli’nin Hozat ilçesinde fişleme yapıldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13680) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

169.-                İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, değnekçi olarak tabir edilen kişilere karşı yapılan işlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13681) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

170.-                Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 5084 sayılı Kanunla getirilen teşviklerin sürelerinin beş yıl uzatılmasına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13682) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

171.-                Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, kırsal kesimlerde artış gösteren yoksulluk oranlarına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13683) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

172.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlık kadrolarında istihdam edilen engelli personel sayısına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13684) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

173.-                Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Diyarbakır’daki bazı vakıf eserlerinin restorasyon ihaleleri ile ilgili iddialara ve tarihi eserlerin restorasyonuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13685) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

174.-                Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Ankara Kalesi ve çevresinin restorasyonuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13686) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

175.-                Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’da yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan tarihi eserlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13687) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

176.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın termal turizm merkezi olmasına yönelik çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13688) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

177.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’da taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına ayrılan ödeneklere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13689) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

178.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın marka kültür turizmi kenti olması için yapılan çalışmalara ve Spil Dağı Milli Parkı’nda turizmin geliştirilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13690) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

179.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Arkeoloji Müzesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13691) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

180.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’ya Devlet tiyatrosu açılmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13692) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

181.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Kula’nın turizm kapasitesinin değerlendirilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13693) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

182.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa ve İzmir’de kültür ve turizm gelişim bölgesi olarak belirlenen bazı yörelerde yapılan çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13694) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

183.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Sard Antik Kentine müze yapılmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13695) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

184.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’daki bazı bölgelerin Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ilan edilmemesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13696) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

185.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, arkeolojik kazılara ve bu kazılara ayrılan ödeneklere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13697) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

186.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’da kültür turizminin canlandırılması amacıyla yapılan çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13698) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

187.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye Turizm Stratejisi 2023 yılı hedeflerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13699) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

188.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Sard Antik Kentinin Dünya Mirası listesine alınmasına yönelik çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13700) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

189.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, kamudaki makam araçlarına ve bunların maliyetine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13701) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

190.-                Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, yatırım ve istihdamı teşvik için gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13702) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

191.-                Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, kamu kurum ve kuruluşları tarafından gerçekleştirilen ihalelere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13703) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

192.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlık kadrolarında istihdam edilen engelli personel sayısına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13704) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

193.-                Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, kamu kurumlarınca yapılan ihalelere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13705) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

194.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, kamudaki engelli istihdamına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13706) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

195.-                İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, ataması yapılmayan öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13707) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

196.-                Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, devamsızlık nedeniyle başarısız olan öğrencilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13708) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

197.-                Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, okullardaki İngilizce eğitiminin başarısızlığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13709) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

198.-                Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde yapılan kurucu müdür görevlendirmelerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13710) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

199.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, okullardaki güvenlik ve temizlik işlerine ayrılan bütçeye ve okulların ihtiyaçlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13711) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

200.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, eş ve eğitim özrüne rağmen ataması yapılmayan öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13712) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

201.-                Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, yeni eğitim sistemine geçilmesi sonucu norm kadro fazlası durumuna düşen öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13713) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

202.-                Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, son iki KPSS’de atamaları yapılan jeofizik mühendislerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13714) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

203.-                Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, 2012 KPSS ve memur yerleştirmeleri ile ilgili bazı iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13715) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

204.-                Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Bakanlık sosyal tesislerinde görev yapan personelin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13716) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

205.-                Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Kürtçe öğretmenliği programına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13717) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

206.-                Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis’te Alo 147 hattına gelen şikayetlere ve yapılan işlemlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13718) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

207.-                Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis’te öğretmenlerin rapor kullanımı ile ilgili verilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13719) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

208.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, okullarda serbest kıyafet uygulamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13720) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

209.-                İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu’nun, 2010 yılından bugüne kadar okul ortamında gerçekleşen ve yaralanma veya ölümle sonuçlanan vakalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13721) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

210.-                İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, öğrencilerin kılık kıyafetlerini düzenleyen yönetmelikteki sınırlamalara ve yönetmeliğin uygulanmasından doğacak sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13722) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

211.-                Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, kapatılan öğretmenevleri ve öğretmen lokallerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13723) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

212.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul’da hakkında soruşturma açıldığı iddia edilen bir öğretmene ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13724) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

213.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engelli öğrencilerin eğitimlerini sürdürebilmeleri için yapılan çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13725) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

214.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Bakü Türk Anadolu Lisesinin ihtiyaçlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13726) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

215.-                Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Bakü Atatürk Lisesinin ihtiyaçlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13727) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

216.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, İstanbul’da hakkında soruşturma açıldığı iddia edilen bir öğretmene ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13728) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

217.-                Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, özel dershanelerin kapatılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13729) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

218.-                Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Fen Edebiyat Fakültesi mezunlarının formasyon eğitimine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13730) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

219.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, özel eğitim kurumlarının ve bu kurumlarda çalışan öğretmenlerin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13731) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

220.-                Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Tunceli Üniversitesinin çeşitli sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13732) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

221.-                Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, intihar eden er ve erbaşlara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13733) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

222.-                Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, ülkemize kurulması planlanan patriot füze sistemlerine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13734) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

223.-                Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, intihar eden er ve erbaşlar hakkındaki iddialara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13735) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

224.-                Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, intihar eden bir kadın subay ile ilgili bazı iddialara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13736) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

225.-                İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, intihar eden er ve erbaşlar ile intiharların nedenlerine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13737) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

226.-                Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, TSK’daki şüpheli asker ölümlerine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13738) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

227.-                Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, mayın patlaması sonucu yaşamını yitiren ya da yaralananlara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13739) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

228.-                İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, vazife malullerine sağlanan desteğe ve bir vazife malulünün taleplerine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13740) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

229.-                İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, bedelli askerlik için toplanan paraların kullanılmasına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13741) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

230.-                Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ülkemize kurulması planlanan patriot füzelerine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13742) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

231.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlık teşkilatında çalışan engellilere ve mevcut engelli kadrolarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13743) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

232.-                Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, Kırklareli’nin bir beldesinde yapılması planlanan termik santrallere ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13744) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

233.-                Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, Kırklareli’nin bir beldesindeki longoz ormanlarının Dünya Kültür Mirası listesine alınması çalışmalarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13745) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

234.-                Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, 2-B arazilerine ve bunların satışına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13746) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

235.-  İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Turgutlu Çaldağı’nda nikel madeni çıkaran bir şirkete ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13747) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

236.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, orman muhafaza memurlarının atanma ve yer değiştirmelerine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13748) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

237.-                Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, Aladağlar’ın ormanlaştırılmasına ve bölgeye baraj-göl yapılmasına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13749) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

238.-                Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Kabatepe Simülasyon Merkezine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13750) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

239.-                Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, kent ormanlarına yapılan harcamalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13751) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

240.-                Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Orman İşletme Müdürlüklerinin harcamalarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13752) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

241.-                Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Gazi Yerleşkesine yapılan harcamalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13753) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

242.-                Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, kemik iliği bağışına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13754) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

243.-                Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Bakanlık personeli iki doktorun aynı zamanda başhekim olarak atanmalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13755) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

244.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, hastanelerde görev yapan özel güvenlik elemanlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13756) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

245.-                Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Kamu Hastaneleri Birliği kadrolarına atanacak personele ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13757) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

246.-                Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Burhaniye Devlet Hastanesinin uzman doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13758) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

247.-                Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Trabzon’da yapılması planlanan sağlık merkezlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13759) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2012)

248.-                Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Bakanlık kadrolarına yapılan atamalar ve geçici görevlendirmeler ile ilgili iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13760) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

249.-                Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Alo 184 hattına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13761) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

250.-                Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, helikopter ambulanslara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13762) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

251.-                Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Bakanlık çalışanlarından yargılanması devam eden kişilere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13763) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

252.-                Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, biber gazının sağlığa etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13764) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

253.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerin hayatını kolaylaştırmaya yönelik hizmetlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13765) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

254.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Kula Devlet Hastanesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13766) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

255.-                Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Erzurum’un Hınıs ilçesine bağlı bir mahalleye düzenli su verilememesinden kaynaklanan sağlık sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13767) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

256.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Sarıgöl Devlet Hastanesinin doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13768) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

257.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Soma Devlet Hastanesinin yapımı ile ilgili bazı iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13769) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

258.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Bölge Hastanesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13770) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

259.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın Ahmetli ilçesinde acil yardım ve travmatoloji hastanesi ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13771) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

260.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Ahmetli Devlet Hastanesinde ek sağlık hizmetleri sunulması ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13772) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

261.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Köprübaşı Devlet Hastanesinde ek sağlık hizmetleri sunulması ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13773) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

262.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Gölmarmara Devlet Hastanesinde ek sağlık hizmetleri sunulması ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13774) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

263.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Mersin’deki bazı hastanelerin uzman doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13775) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

264.-                Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, sağlık çalışanlarına karşı şiddetin önlenmesi amacıyla düzenlenen bir sempozyuma ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13776) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

265.-                Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, bir internet arama motorunda içerik kaldırma talebinde yaşanan artışa ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13777) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

266.-                Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, erişime engellenen internet sitelerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13778) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

267.-                Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, PTT çalışanlarının sorunlarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13779) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

268.-                Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, PTT’nin bankacılık hizmetleri ile ilgili bazı iddialara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13780) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

269.-                Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, PTT’nin reklam ve sponsorluk harcamalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13781) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

270.-                Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Ankara’daki metro çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13782) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

271.-                Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Bakanlık teşkilatında son beş yıl içinde istihdam edilen jeofizik mühendislerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13783) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

272.-                Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, kamulaştırması yapılmayan duble yol ihalelerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13784) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

273.-                Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Tekirdağ’ın Malkara ilçesinden geçen karayolu üzerinde bir alt veya üst geçit inşa edilmesi ihtiyacına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13785) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

274.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerin kamu alanlarına ve ulaşım araçlarına erişimini kolaylaştırmaya yönelik çalışmalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13786) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

275.-                Bursa Milletvekili Kemal Ekinci’nin, Sakarya-İstanbul arası demiryolu ulaşımına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13787) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

276.-                Bursa Milletvekili Kemal Ekinci’nin, deniz ulaşımı için uygulanan ÖTV muafiyetinin bazı şirketler tarafından suistimal edildiği iddialarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13788) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

277.-                Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’a demiryolu yapılmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13789) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

278.-                Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Mersin’de havaalanı inşası için yapılan kamulaştırmalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13790) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

279.-                Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Hakkâri’de havaalanı inşası için yapılan kamulaştırmalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13791) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

280.-                Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 5084 sayılı Kanunla getirilen teşviklerin sürelerinin uzatılmasına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/13792) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

281.-                İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, mevzuatın engellilere karşı ayrımcılık içerip içermediği yönünden taranmasına ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/13793) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

282.-                Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, Çanakkale’de meydana gelen aşırı yağışlar nedeniyle oluşan mağduriyetlere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/13794) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2012)

283.-                Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, TÜİK’in turizm geliri sepetine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13795) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

284.-                İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kamu başdenetçisi ve denetçisi seçilen kişilere ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/13796) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2012)

 

 

 

 


19 Aralık 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Gündeme geçiyoruz.

Şimdi, programa göre, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (x)

2.- 2011 Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Yılı Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi kabul edilmişti.

Şimdi 15’inci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 15- (1) Bu Kanunun;

a) Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ilgili hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Baş-kanı,

b) Cumhurbaşkanlığı ile ilgili hükümlerini Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri,

c) Sayıştay Başkanlığı ile ilgili hükümlerini Sayıştay Başkanı,

ç) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile ilgili hükümlerini ilgili bakanlar ve Maliye Bakanı,

d) Özel bütçeli idarelere ilişkin hükümlerini idarelerin bağlı veya ilgili olduğu bakanlar ve Maliye Bakanı,

e) Düzenleyici ve denetleyici kurumlara ilişkin hükümlerini kendi kurulları ve/veya kurum başkanları,

f) Diğer hükümlerini Maliye Bakanı,

yürütür.

BAŞKAN – Şimdi gruplar adına madde üzerinde söz isteyenlere söz vereceğim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Hüsamettin Zenderlioğlu.

Buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin 15'inci maddesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçmişten bugüne kadar devletin zindan politikasının amacı, ezme, yıldırma ve korkutmadır. İşkence görmeyen, cezaevinde yatmayan hemen hemen Kürt kalmadı. 12 bin kişiye yakın siyasetçi şu anda zindanlardadır. Aslında bu işkence… Davut Ağa Kışlası’ndan, Ziverbey Köşkü’nden, Sinop'tan, Metris'ten, Mamak'tan, Diyarbakır zindanından geçmeyen demokrat ve yurtsever kalmadı.

İşkence sistemi değişik yöntemlerle, şu veya bu şekilde hâlen devam etmektedir. Gün geçmesin ki Kürt halkına yönelik “KCK” adı altında bir operasyon gerçekleştirilmesin, cezaevinden cezaevine nakil sırasında ayaklarına pranga, ellerine kelepçe vurularak nakledilmesin. Bu da yetmiyor, kadın, erkek tutuklu ve hükümlüleri soyma, onur kırıcı bir şekilde yapılanlar işkence değil de nedir? Pozantı, Şakran cezaevlerinin durumu ortada değil mi? Çocuk tutsaklara yönelik keyfî tutum işkence değil mi? İmralı'da tutulan Sayın Öcalan'ın üzerindeki tecrit işkence değil mi? Allah aşkına, kim, bunu, nasıl izah edebilir? Bu nasıl insan hakkıdır? Bu nasıl bir insanlıktır? Adaletsiz güç zalimlik değil midir?

AKP Hükûmetinin -2002 yılından itibaren- iktidarı devraldığı günden bugüne kadar tutuklu kişiler her geçen gün artmıştır. Bugün, Türkiye cezaevlerinde bulunan tutuklu sayısı, 1980 darbesi dönemini aratır hâle gelmiştir. Kenan Evren’in yarım bıraktığı görevi bugün AKP Hükûmeti devralmış durumdadır. Bir ülkede tutuklu ve hükümlü sayısının on yılda 60 bin kişiden 130 bin kişiye çıkması, normal şartlar ve toplumun suç eğilimi ile açıklanamaz. Ancak AKP Hükûmetinin sorunlara bir bütünsellik içerisinde yaklaşmadığının, kendisi gibi düşünmeyeni cezaevlerinde tecrit etmeyi ve bitirmeyi hedeflediğinin bir göstergesidir. Demokratik, toplumsal muhalefetin cezaevine atıldığına dünyada başka ülkede rastlamak mümkün değildir.

Türkiye'de yaşayan bütün halklar, toplumsal muhalefet kesimleri üzerinde etkili bir politika oluşturmak isteyen Hükûmet, bu politikanın dışında kalmak isteyenleri ötekileştirip “çete”, “terörist” gibi söylemlerle tutuklatıyor, hukuk dışı, uzun süreli tutuklama ve yargılamalarla cezaevinde tutuyor.

Türkiye en çok hükümlü ve tutuklu sayısında dünyada 4'üncü sırada, siyasi hükümlü sayısında ise dünyada 1’inci sıradadır. Bu ülkede demokrasi ve özgürlükler askıya alınıyor, yeni cezaevleri inşa ediliyorsa, bunun adı “faşizm” değil de nedir?

Asılsız polis fezlekelerinin kopyası olan, delili olmadan ve hiçbir suç isnadı olmamasına karşın aklın ve mantığın alamayacağı suç isnatlarıyla milletvekilleri, belediye başkanları, gazeteciler, akademisyenler, parti yöneticileri ve üyeleri ile çeşitli eylem ve etkinliklerde demokratik haklarını dile getiren kişiler tutuklanarak hayatlarının bir bölümünü cezaevinde geçirmeye zorlanmaktadır. Bu nedenle, hâlâ 8 milletvekili cezaevinde bulunmaktadır. Partimizin 38 belediye başkanı ve belediye başkan vekilleri içeride. Gazetecileri en çok tutuklayan ülkelerin başında Türkiye geliyor.

Cezaevlerinin kapasitesi 121.804 kişilik olmasına rağmen 31 Mart 2012 tarihi itibarıyla 132.369 kişi cezaevinde bulunmaktadır. Türkiye Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün hazırladığı rapora göre 9.083 kişinin yatacak yeri bulunmamaktadır. Bu hâliyle Türkiye yarı açık bir cezaevi durumundadır.

7 Mayıs 2012 tarihli Avrupa Birliği Raporu’nda son yıllarda doluluk oranlarıyla sorun yaratmaya başlayan cezaevleri konusunda Türkiye'yi uyarmalarına rağmen, bu tutuklamaların endişe verici olduğunu, denetlemelerin, denetlemeye ilişkin standartların Birleşmiş Milletler standartlarına uyacak şekilde geliştirilmediğini bildirmesine rağmen, hâlen her gün “KCK” adı altında tutuklama furyaları devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cezaevlerinin insanlık dışı koşulları, F ve D tipi uygulamaları, özel uygulamalı cezaevi ve daha birçok hukuk dışı uygulamalar, AKP'nin iktidar hırsını ortaya koyan, muhalif kesimleri susturmaya, bastırmaya, ezmeye çalışan bir yaklaşım değil midir?

F ve D tipi cezaevlerinde tecrit uygulaması başlı başına bir işkence olmaya devam etmektedir. Sadece 2012 yılında 25 tecrit ve izolasyon, 5 bin disiplin cezası, 318 haberleşme ve benzeri hakların engellenmesi olmak üzere 3.014 hak ihlali yaşanmıştır.

Türkiye'de cezaevleri tam bir sağlıksızlığı yaratırken, cezaevlerinde tutulmak zorunda bırakılan kişilere sağlık hizmetleri ulaştırılmamaktadır. 2012 yılının ilk on ayında 1.142 sevk ihlali uygulaması, 222 sağlık ihlali gerçekleşmiştir. Hastane ortamında tedavisi yapılması gereken tutuklu ve hükümlülerin sevkleri yapılmamakta ya da uzun süre geciktirilmektedir. Bunun yanı sıra hastalar kelepçeli olarak muayene edilmeye zorlanmakta, bu uygulamayı kabul etmeyenler ise tedavi ettirilmeden cezaevine geri götürülmektedir.

Adalet Bakanlığı tarafından, Türkiye cezaevlerinde ağır hasta mahkûmların sayısı 520 olarak açıklanmıştır. Bakıma muhtaç hükümlü ve tutuklular, serbest bırakılması gerekirken, kaderlerine terk edilmiştir. Gerçek dışı bir ifadeyle hasta mahkûmların tedavilerinin sürekli olarak gerçekleştirildiği ifade edilmesine rağmen, bu söylemlerin ne kadar boş ve yalan olduğu ortadadır. Sadece 2011 yılı içerisinde 39 mahkûm, 2012 yılının ilk on ayı içerisinde 24 mahkûm yaşamını yitirmiştir, 57 kişi yaralanmıştır, 171 kişi işkenceye maruz kalmıştır.

Türkiye cezaevlerinde, tecrit ve izolasyonun yarattığı sorunlarla birlikte, temiz su, yeterli ve sağlıklı gıda gibi temel ihtiyaç maddelerinin karşılanmaması sonucu mahkûmların sağlıklarında ciddi bozulmalar ve zehirlenmeler meydana gelmektedir.

AKP Hükûmetinin 2002 yılından bugüne kadar olan iktidar süresi boyunca yaptığı en iyi işlerden birincisi, işçileri, emekçileri yoksullaştırıp kendi çevresini zenginleştirme; ikincisi ise her gün yeni cezaevleri yapıp içlerini doldurmaktır. Bitlis ilinin sahip olduğu E tipi cezaevinin dışında, şimdi Tatvan ilçesinde de 2013’te yapımına başlanacak olan açık bir cezaevinin planlanmakta olduğu açıklanarak, sanki fabrika müjdesi veriliyormuş gibi, Bitlis halkıyla alay edilmektedir.

Bizler, Barış ve Demokrasi Partisi olarak, Türkiye’de sevginin, barışın, kardeşliğin egemen olmasını, hiçbir işe yaramayan hapsetme mantığından ve bunun sonucu olan baskıcı politikalardan vazgeçilmesini, keyfî uygulamalar, baskı politikaları, işkencelere son verilmesini, hasta ve siyasi tutsakların serbest bırakılmasını istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün, Bitlis’le ilgili, Sayın Bitlis Milletvekilinin itirazlarına maruz kalmıştık ama…

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sataşma var.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - …burada gördüğünüz gibi, gerçekten, Bitlis’te -Sayın Maliye Bakanımız burada- eğer bir yatırım yapılmışsa, eğer bir fabrika yapılmışsa, eğer bir atölye inşa edilmişse, şurada hesaplar önlerindedir, bir gözden geçirsinler lütfen. Onun için, Sayın Bitlis Milletvekilimizin uzun süre belki Bitlis’e gitmediğinden dolayı olup bitenlerden… Belki de unutmuştur, belki de görmemezlikten gelmiştir. Onun için…

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Kürsüye gelme davetiyesidir bu.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – İşte kendisi burada, görüyor.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Ya onlar kentsel dönüşüm…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ya bir tane cezaevi az az, 4-5 tane yapmanız lazım. Bir tane kime yeter yahu? Bir sürü adam girecek, daha milletvekilleri girecek.

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sırf kürsüye çıksın diye söylüyor bunları.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Bizim öyle kürsüye çıkma hevesimiz fazla değil. Yani şunu söyleyeyim size…

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Vedat Bey’i davet ediyorsunuz.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Evet.

Biz, her zaman, ülkemizin kalkınması için, özellikle Bitlis’in kalkınması için elimizden gelen çabayı sarf etme arzusundayız. Ancak, söylendiği gibi öyle Bitlis güllük gülistanlık bir yer değil. Sayın Bakanımız Bitlis’e gelmiş görmüştür, Sayın Başbakan gelip görmüştür, Sayın Başbakan yardımcıları görmüştür; Bitlis bir köye dönüşmüştür. Ben onu ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zenderlioğlu.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkanım…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ya dün de cevap verdin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Söylemedi efendim, sataşmadı kimseye.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – …özellikle şahsımı kastederek Sayın Hatip Bitlis’le ilgili konuşmuş…

BAŞKAN – Bir dakika içinde, lütfen, bir sataşmaya meydan vermeden...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Demiröz, sataşma yok.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz’ün, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben -ikinci yılımız- sataşmadan dolayı ikinci kez söz alıyorum. Fırsat da doğuyor, belki de iyi de oluyor. Dün de söyledim, gerçekten, Bitlis Milletvekili arkadaşımız sanki Bitlis’i tarif etmiyor; başka bir ilden, başka bir şeyden bahsediyor gibi. Gidip gelmediğimi söylüyor. Kendisinden fazla gidiyorum çünkü o gidince farklı yerlere gidiyor, biz gidince sorunlarla ilgileniyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz Bitlis’te, söylem değil, eylemle cevap veriyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz eylem yapınca bizi niye tutukluyorsunuz?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bizi hapse atıyorsunuz.

VEDAT DEMİRÖZ (Devamla) – Eğer yaptığımız yatırımları göremiyorsa, el insaf. Dün de açıkladım, rakamlarla açıkladım. Bunları tekrarlamanın eğer bir faydası olacaksa yine tekrarlayayım.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Tekrarlayın, tekrarlayın.

VEDAT DEMİRÖZ (Devamla) – Yani eğitimde Bitlis’te derslik başına 28 öğrenci düşüyor. Son iki yılda, bundan önceki iki yılda Türkçe-Sosyalde Bitlis Türkiye 1’incisi oldu, bakılabilir. Sağlıkta, hamdolsun, 400 yataklı bölge hastanemizin inşaatı başladı; geçerken, gidip gelirken görüyorsunuz. Dün “kavşak inşaatı” dediğiniz üniversite de başladı.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – 2071’de biter inşallah.

VEDAT DEMİRÖZ (Devamla) – OSB’yle ilgili söylediniz: “OSB’nin yeri TOKİ’ye verildi.” Hayır, yan tarafı var, yan tarafında bin küsur konut yapılıyor. OSB’nin yeri de açıldı. Yani ikisini birbiriyle karıştırmayalım. Tabii, çok fazla ilgilenemediğiniz için hangisinin nerede olduğunu da bilemiyorsunuz belki. O da devam ediyor.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Rahva’daki sosyal konutları kim yaptı? Bomboş duruyor.

VEDAT DEMİRÖZ (Devamla) – Sosyal konutlar değişiyor. Zamanında yapılmış.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bitlis’ten Rahva’ya giderken soldaki.

VEDAT DEMİRÖZ (Devamla) – 2000 yılından önce yapılmış o; bizim dönemimizde değil, bizden önce yapılmış. Şimdi onlar da ıslah edilecek. İnşallah, TOKİ onları da konut yapacak, oraları da yıkacağız.

Bitlis Nemrut, herkese tavsiye ediyorum, davet ediyorum, gerçekten görülmeye değer bir yer.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “Nemrut” mu dedin? Nemrut nerede?

VEDAT DEMİRÖZ (Devamla) – Evet, Nemrut Dağı ile Nemrut Krater Gölü Bitlis’te, herkesi davet ediyorum.

Saygılar, sevgiler sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demiröz.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, “Nemrut” diyor, Bitlis’e götürüyor Nemrut’u.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sataşma var.

BAŞKAN – Buyurun, nedir efendim?

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Bitlis’le ilgili…

SIRRI SAKIK (Muş) – “Bitlis” dedi. Bitlis Milletvekilidir. Ne desin başka Sayın Başkan?

BAŞKAN – “Bitlis” demesi yetiyor, değil mi?

Tamam, buyurun efendim.

2.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz’ün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, kendisine saygı duyduğumdan dolayı onu kırmak istemedim. Kendisi otuz yıl, kırk yıldan beri Bitlis’te yaşamıyor.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Hissediyor.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Bu seçim döneminde İstanbul listelerinde yer almayınca Sayın Başbakanımız onu Bitlis’e atadı.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Tayin… Tayin…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Ve Bitlis’ten, Sayın Başbakanımızın yardımıyla seçilen bir arkadaşımızdır ama kendisi, özellikle bu konuda vurgu yapmamı istediği için artık söylemek zorunda kaldım.

Bitlis’ten -herkes Bitlis’ten geçiyor, biliyor- Rahva’ya doğru bir akım var, doğru. Transit yol Rahva’nın içinden geçiyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bitlis Roma mıdır herkes Bitlis’ten geçiyor?

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Bir kere, bir imar planı yok. Bir düşünün, eğer siz bir memleketi inşa ediyorsanız, bunun bir imar planı yoksa, bunun bir altyapısı yoksa nasıl bu inşaatları gerçekleştirebilirsin? Gidin bakın. Doğru, TOKİ bir konut yapımına başlamıştır. Nerede yapmıştır biliyor musunuz? Rahva’da, karın 3 metreyi, 4 metreyi bulduğu bir yerde yapmıştır. O eski insanlar orada yaşamak istemedikleri için, karın zorluğunu bildikleri için… En azından geçen yıl 5 metre kar yağmıştır.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Şemsiye yapacağız, kar yağmayacak.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Kar olmayan yer yok ki.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Şemsiye yapacağız, kar yağmayacak artık.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - Ama şimdi, şunu söylüyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Efendim, yani şimdi, bir imar planı olmuş olsaydı orada, öyle olmazdı. Yapılmamıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika… Bitirmedi adam ya, bir dakika… Otur da vereyim. Allah, Allah!

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Peki, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Şemsiye yapılıyor, uzaydan şemsiyeyle koruyacağız, yağmayacak kar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bitlis’e götürdü.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zenderlioğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın konuşmacı -Sayın İlhan Demiröz Bey değil, Vedat Demiröz Bey; Sayın Demiröz dediler de İlhan Bey değil- “Nemrut’a gelin.” diyor. Adıyaman’la Malatya’nın malını Bitlis’e götürdü. Böyle bir şey olur mu?

BAŞKAN – Zapta geçti efendim.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Tatvan’da da Nemrut var. CHP’nin haberi yok, Tatvan’da da Nemrut var.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – O zaman “Tatvan Nemrut” desin.

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Çok Nemrut var.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Haberi yok, özrü kabahatinden büyük.

BAŞKAN – Zapta geçti.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Mevlüt Bey, Nemrut sizin olsun.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen beyler… Tamam.

Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu; zapta geçti söyledikleriniz, teşekkür ederim.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, gruplar adına 2’nci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hüseyin Aygün, Tunceli Milletvekili.

Sayın Aygün, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkan, çok teşekkürler.

Genel Kurulu selamlıyorum.

Bugün 19 Aralık 2012. Tam on iki yıl evvel Hayata Dönüş Operasyonu yapıldı ve dün bir anne, cezaevlerinden sık gelen mektupların, hâlâ süren şikâyetlerin yanına, on iki yıl evvel ölen oğluyla ilgili bir mektup yazdı bana. Onu çok kısa olarak özetlemek istiyorum.

“Sevgili Hüseyin Aygün, Değerli Vekilim; ben, kırk yıl sınıf öğretmenliğinden emekli bir öğretmenim, yüreği yaralı bir anayım. 2000 yılında yapılan meşhur Hayata Dönüş Operasyonu’nda 29 yaşında, evli, 5 yaşında bir kız çocuğu da olan ve henüz beş aylık tutuklu, Ümraniye Cezaevinde katledilen Alp Ata Akçayöz’ün annesiyim.

Sayın Vekilim, acım, yasım ve öfkem gün geçtikçe büyüyor, on üç yıldır ilaçlarla ayakta duruyorum. Oğlumun ölümü kadar da bu olay karşısında insanların bunca duyarsızlığı, umarsamazlığı acımı daha da büyütüyor. Bu konuda duyarlı olduğunuzu biliyorum. Sizden ricam, ne olur bu durumu dile getirin; hiçbir olay bu ülkede bu kadar tepkisiz kalmadı. Yapanlara, yaptıranlara yüksek hizmet madalyası verenlerin yüzüne haykırın, haykırın ki günahları sadece cezaevinde olan 32 genç insanın analarının yüreklerine azıcık su serpilsin.

Ellerim titriyor, daha fazla yazamıyorum.

Sevgiyle kalın.

Günay Akçayöz”

Bugün yıl dönümü olduğu için bunu okuma gereği duydum. Zira, Hayata Dönüş Operasyonu’ndan ötürü hiçbir kamu görevlisi yargılanmadı; o zaman Bayrampaşa, Ümraniye gibi hapishanelerde tesadüfen askerlik yapmakta olan 30 küsur er yargılanıyor ve onların davasından da herhangi bir sonuç alınamayacağı, on iki yılı bulan yargılamadan biliniyor.

Şimdi, Hayata Dönüş Operasyonu sırasında -annenin mektubunu okuduktan sonra- “Bu operasyon nasıl olmuş?” diye hafızamı tazelemek için kayıtlara baktım: 3.385 asker, 1,5 trilyon para, 20 bin bomba kullanılmış.

Daha sonra o operasyonun sorumluluğunu yapan Bayrampaşa Cezaevindeki komutan bir gazeteye konuştu ve şöyle dedi: “Ordunun envanterinde hiç olmayan bir bomba kullandık.”

Yine o olayda yüzü yanmış bir kadın, ambulanstan inerken, orada tesadüfen bulunan, o günün şartlarında çok yoğun uygulanan sansüre rağmen o sahneyi çeken kameralara “Bizi diri diri yaktılar demişti, “Hacer” isimli kadın.

Bu kadar büyük bir olayın cezasız kalması, Günay Akçayöz’ün mektubunda da görüldüğü gibi, toplumun bir kesiminde öfkeyi büyütüyor. Hani hep “Geçmişle hesaplaşıyoruz, Türkiye’nin tarihini temizliyoruz, Türkiye’de karanlıklar aydınlanıyor.” deniyor ya Hükûmet tarafından, bu olayda bir arpa boyu yol alınmadığını milletimize hatırlatmak isterim.

Yine bu olay nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’yi, yaşama hakkını ihlal ettiği için mahkûm ettiğini de tekrar kayıtlara geçireyim.

Şimdi, pek sevmiyorum böyle fotoğraf getirmeyi ama bir fotoğraf göstermek istiyorum. Bu fotoğraf Hayata Dönüş Operasyonu’ndan değil, dünkü ODTÜ muharebesinden. Dün, “Orta Doğu’nun lideri” olarak makyajlanan, bazı çevrelerin ısrarla o şekilde yansıttığı Başbakan Tayyip Erdoğan ODTܒye gitti. Bu da atılan gaz bombalarının, orada yaralanan çocukların cep telefonlarından kaydedilmiş bir görüntüsü.

Orta Doğu’nun lideri ODTܒdeki öğrencilere tam 3.600 polis, binlerce bomba ve TOMA’larla gitmiş, yanında da 20 tane zırhlı araç varmış. On iki yıl sonra, Hayata Dönüş Operasyonu’na çok benzeyen sahneler izledik. Sosyal medya olmasa hiç kimsenin de haberi olmayacak çünkü ülkede tam bir diktatörlük kurulmuş durumda. Ama ne güzel ki ODTܒde hâlâ devrimci öğrenciler, Denizlerin, Mahirlerin izinden giden ve hapishane korkusunu çok da umursamayan öğrenciler var. Onlar, 3.600 polise rağmen, Başbakana gerçekten güzel bir karşılama yapmışlar. Medyanın hâlinin de ne kadar ibretlik olduğunu not etmek gerekiyor çünkü bu kadar büyük bir çatışmayı, saatlerce süren bu eylemi hiç vermemek ülkede ne menem bir demokrasi olduğunu da gösterir. Bereket ki sosyal medya var, oradan yayılan fotoğrafları buradan, Meclis kürsüsünden millete gösterebiliyoruz.

Bugün bütçeyle ilgili konuşacaktım. Bütçede çok önemli kalemlerden birinin, bu yılın başında, Sayın Başbakan tarafından -şehit cenazelerinin yoğun geldiği dönemde- “sivil şehitlik” olarak adlandırılan bir müessese ile toplumun bir bölümüne dağıtılacağını öğrendik. Bu yılın hemen başında Terörle Mücadele Yasası’na ek bir hüküm konacağı ve bu 1984’te başlayan, 50 bin insanın hayatına mal olan ve etkileri hâlâ bütün şiddetiyle süren Kürt sorununda mağdur olan, örgütün eylemleri sonucu öldürülen, devletin katlettiği veya devlet ve örgüt arasındaki çatışmalarda hayatını kaybeden mazlumların bir bölümüne bütçeden pay ayrılacağını, bir müjde verir gibi, “sivil şehitlik” kavramıyla duyduk.

Bu sivil şehitlikle ilgili 11 Aralık 2012’de bir yönetmelik yayınlandı. Yönetmelik, 50 bin ölü olarak bir rakama dönüştürülen, yaklaşık yüzde 25’i sivil insanlardan oluşan bir grubun mağduriyetini -sözde- çözmeyi amaçlıyor. Bu yönetmeliğin 2 maddesi bu konuyu ayrıntılı düzenliyor. 2’nci maddenin (c) fıkrasında kimlere tazminat ödeneceği yazıyor. Bu madde kısaca şöyle: Terör eyleminin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı veya faydalı olan sivillerin bu faaliyetlerinden dolayı hayatını kaybettikleri, yaralandıkları veya sakatlandıkları ilgili valinin teklifi üzerine Bakanlık Nakdi Tazminat Komisyonu tarafından karara bağlanmışsa, devamında ilgili mevzuata göre, ölenin eş veya çocuğuna, sakat olan insana da bir iş verileceği veya maaş bağlanacağı söyleniyor.

Şimdi, bu yönetmeliğin mağduriyetini gidermeyi hedeflediği kesimlerin sayısal olarak 15 bin civarında insana denk geldiğini, bu 15 bin kişinin de Kürt nüfusun çok çocuklu olduğu dikkate alındığında 100 bin civarında bir ağırlığa tekabül ettiğini hatırlatmak istiyorum. Dolayısıyla toplumun çok önemli bir bölümünün acılarını tazminat, iş veya maaş yoluyla çözmeyi hedefleyen bir yönetmelikle karşı karşıyayız. Ama az evvel okuduğum (c) fıkrasında, terörün azaltılması, ortaya çıkarılması gibi şartlar öne sürülüyor. Dolayısıyla, bu hâliyle, örgütün eylemleri sonucu devletin yaptığı operasyonlarda hayatını kaybeden veya kurbanını seçemeyecek mayınların patlaması sonucu yaşamını kaybeden masum insanların mağduriyetinin giderilmesi, onların bir işe yerleştirilmesi, aylık bağlanması mümkün değil.

Bu hâliyle, 11 Aralık 2012 tarihli yönetmelik, sadece, o bölgede uzun yıllardır faaliyet yürüten, aslında terörün başka bir kaynağı ve nedeni olan korucuların mağduriyetini gidermeye hizmet edebilir. Yine, itirafçılar bu yönetmelikten bu hâliyle yararlanabilir çünkü (c) fıkrası, çok açık bir şekilde, terör eyleminin ortaya çıkarılması, etkilerinin giderilmesi, azaltılması gibi şartlar öne sürüyor.

Şimdi, bu (c) fıkrasında az evvel okuduğum başka önemli bir şey var. “Oradaki kamu makamının takdiri doğrultusunda, valinin teklifi üzerine karara bağlanır. Ona tazminat veya maaş bağlanır.” diye bir cümle okudum. İster istemez aklıma geliyor, bizim oralarda yaklaşık bir ay evvel ortaya çıkarılan bir fişleme skandalı var. Mecliste bir komisyon kuruldu, komisyon Hozat’a gidecek, işte, inceleme yapacak. Hozat’ta da o eylemlerden dolayı ölmüş olan Ali Yıldırım ve Bülent Karataş isimli 2 vatandaşımız var. Ali Yıldırım’ı 2006’da örgüt evinden aldı, götürdü; yirmi gün sonra kurşuna dizip yolun kenarına attı. Devletin operasyonlarına destek veriyor diye ajan ilan etti. Geride 6 tane çocuğu, eşi ve mağdur edilmiş bir aile kaldı. 2007’de de jandarmalar, Hozat’ın yine bir köyünde, terörist zannederek Bülent Karataş isimli şahsı taradılar, çocuk hayatını kaybetti. Onun da geride eşi ve 2 çocuğu bulunuyor, 2 küçük bebeği var. Bu 2 aile, işte, bahsettiğim o 15 bin civarındaki ölünün yakınları hakkında fikir veriyor. Birini örgüt, diğerini devlet yok etti. Bu hâliyle, bu yönetmeliğin, bu 2 ailenin mağduriyetini gidermesi imkânsız çünkü yönetmelik bu aileleri kapsamıyor. “Mutlaka terörün ortaya çıkarılması ve etkilerinin giderilmesine yardımcı olma” diye bir şart (c) fıkrasında bulunuyor.

Şimdi, bu, bölgede büyük beklenti yaratmıştı. Biz sivil şehitliği burada çok eleştirdik. Şehit kelimesi engellensin, Kürt sorunu çözülsün, bu konuda kalıcı adımlar atılsın çünkü siz ne kadar askerî operasyon yaparsanız yapın, zırh delici mermi -polise alındı geçen hafta- alırsanız alın, askerî önlemlerinizi ne kadar yükseltirseniz yükseltin, belli ki Orta Doğu’da Kürt sorunu barışçıl bir şekilde çözülecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Sağ olun efendim.

Dolayısıyla, askerî çözümden hiç kimse bugün Kürt sorununun çözümüne, halline dair bir medet ummadığı için, mecburen, barışçıl yöntemleri hep birlikte, Parlamento olarak düşünmek zorundayız ve bu 1984-2012 arasında hayatını kaybeden sivil insanların mağduriyetini çözmemiz gerekiyor, bölgede de bu konuda büyük bir beklenti var ama sessiz sedasız yayınlanan bu yönetmelik, bahsettiğim büyük nüfusun sorunlarının hiçbirini çözmüyor. Benim bölgemde mesela 500 civarında sivil insan hayatını kaybetmiş 1984’ten bu yana, büyük bir bölümü örgütün eylemleri sonucu ölmüş, bir bölümü mayın patlamasından, bir bölümünü operasyon sırasında kaybetmişler veya öldürmüşler, hiçbirinin cezai soruşturmasından da bugüne kadar sonuç alınmamış ne yazık ki. Dolayısıyla, eğer devlet devlet olduğunu gösterecekse, vadettiği gibi, bu insanların maaşa bağlanmasını veya bir işe yerleştirilmesini taahhüt ettiği gibi yerine getirmek zorunda ama bu yönetmelik bu meseleyi çözmüyor. O yüzden, bugün bütçeden pek çok yere ayrılan gereksiz paraların, aslında toplumun bir bölümünün iç barışa hizmet edecek şekilde teslim edilmesi… (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aygün, teşekkür ediyorum.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Sürem aslında daha vardı, çok kestiniz.

BAŞKAN – Hayır, kesintiden de daha fazla verdim.

Değerli arkadaşlar, gruplar adına başka söz talebi yok.

Şahısları adına, Fatih Çiftci, Van Milletvekili.

Sayın Çiftci, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATİH ÇİFTCİ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetlerinin bütçeleri, bugüne kadar, ülkemizin her köşesine ihtiyaç duyduğu yatırımı götüren, reel kesimi destekleyen, ekonomik ve sosyal kalkınmaya odaklanmış, toplumsal refahı, ekonomik ve mali istikrarı gözeten bütçelerdir.

AK PARTİ’yle birlikte makroekonomik dengeler çok iyi bir konuma gelmiş, ihracat rekor seviyeye ulaşmış, faiz oranları çok yüksek seviyelerden tek haneli rakamlara düşmüş, millî gelir 3.500 dolardan 10.700 dolara ulaşmış, devletin IMF’e olan borcu 23 milyar dolardan 9 milyon dolara düşmüştür.

Bugün itibarıyla, borç miktarının gayrisafi millî hasılaya oranının hükûmetlerimizin başladığı 2002’den bugüne kadar çok düşük seviyede olduğu, Avrupa’da ve bütün dünyada ekonomik kriz varken Türkiye ekonomisinin bundan kendisini koruduğu, yatırımların artarak devam ettiği açık bir şekilde ortadadır.

Bugüne kadar başta eğitim, sağlık, ulaşım, tarım, enerji, kentsel dönüşüm ve TOKİ yatırımlarında ülkemize devrimler yaşatılmış ve çok önemli yatırımlar yapılmıştır. Ayrıca bu ekonomik gelişmeye paralel olarak, ülkemizin demokratikleşmesi ve ileri demokrasiye ulaşması için çok önemli reformlar yapılmıştır ve yapılmaya da devam edilecektir.

Değerli milletvekilleri, bununla birlikte, vekili olduğum Van ilinde AK PARTİ hükûmetlerince, 23 Ekim ve 9 Kasım tarihlerindeki depremlerin öncesi ve sonrasında çok önemli yatırımlar yapılmış; Van, Erciş ve tüm ilçeleri âdeta yeniden inşa edilmiştir. Başta Sayın Başbakanımız ve Hükûmetimiz olmak üzere, yüce Mecliste grubu bulunan tüm siyasi parti üyelerine, tüm milletimize ilimize vermiş oldukları destekten dolayı teşekkürlerimi sunarım.

Değerli milletvekilleri, yapılan hizmet ve yatırımların bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum. Van ve Erciş merkezde toplam 17.471 konut inşa edilmiş, bunlardan 15.342 konut teslim edilmiştir. Van ve Erciş’in köylerinde 9.500 köy evi, 3.750 hayvan barınağı yapılmaktadır. Bu konutlarla birlikte 27 cami, 34 okul, 24 ticaret merkezi tamamlanarak yeni Van ve Erciş’in hizmetine sunulmuştur. Az hasarlı konutlarda yaşayan 40.000 kişiye kiracı ve ev sahibi olmalarına bakılmaksızın 50 milyon TL destek verilmiştir. Köy evlerine kişi başı 40.000 TL destekle, 75 milyon TL köylerimize konut yapımı için ödeme yapılmıştır.

Esnaflarımız için SSK ve vergi borçları faizsiz olarak bir yıl ertelenmiştir. 5.000’e yakın esnafımıza KOSGEB aracılığıyla 300 milyon civarında kredi verilmiştir. Çiftçimize 64 milyon TL hibe destek verilmiştir.

İŞKUR vasıtasıyla 7.200 kardeşimize istihdam sağlanmıştır.

Van ve Erciş’in kırk yıllık planlamayı karşılayacak jeolojik etütleri ve imar çalışmaları tamamlanmıştır.

Van’a 47 kilometreden su getirilmekte ve ayrıca 45 kilometrelik Van merkez altyapı şebekesi yenilenmektedir. Ayrıca, tüm köylerimizin KÖYDES projeleriyle su şebekeleri yapılıp, yolları asfaltlanmıştır.

Eğitimde hasar gören 1.015 derslik yerine 2.613 derslik yapılmaktadır. 2012 yılında, 7.360 kapasiteli yükseköğrenim yurtları inşa edilmektedir. Üniversitemize çok önemli maddi ve akademik kadro desteği verilmiştir. Van ve Erciş’te yeni adliye sarayı inşaatları devam etmekte ve kısa sürede açılması hedeflenmektedir.

Van, bölgenin sağlık merkezi olmaktadır. 12 adet yeni sağlık merkezi hizmete açılmış, 650 yataklı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Yüzüncü Yıl Üniversitesi Hastanesi hizmete açılmış, ilçelerde 4 hastane inşaatı devam etmekte; merkezde 4, ilçelerde 3 yeni hastane yapımına başlanacaktır.

Karayollarınca, Van’ın şehir geçişi yenilenmiş, 2 köprülü kavşağı tamamlanmış, merkezde 2 köprülü ve Erciş’te 1 köprülü kavşağın da yapımına başlanacaktır. Van’ın tüm ilçeleri ve sınır illeriyle arasındaki bölünmüş yollar yapılmıştır. Van-Bitlis arasındaki Kuskunkıran Tüneli hizmete açılmıştır. 61 kilometre uzunluğundaki yeni çevre yolu yapımı devam etmektedir. Van merkez ve tüm ilçelerine çok sayıda spor merkezi ve tesisler kazandırılmıştır. Erciş Morgedik Barajı’nın tamamlanmasıyla birlikte çok geniş tarım alanları sulanacaktır.

Değerli milletvekilleri, Van, ticaret ve turizm merkezi oluyor. Van ilimizin İran ve Orta Doğu’ya açılan Kapıköy Gümrük Kapısı açıldı. Başkale-Şırnak güzergâhı ile Habur-Van bağlantısı kuruluyor. Ticaret ve fuar organizasyonları için kongre ve fuar merkezi inşaatına başlandı. Organize sanayi bölgesini 650 dönüm büyütüyoruz. Erciş’e yeni bir organize sanayi bölgesi çalışmaları tamamlandı. Havaalanı terminali, 5 milyon yolcuya hizmet verecek şekilde büyütülüyor. İstihdamı baz alan tekstilkent inşa edilmekte.

Van, teşvikli, avantajlı bölge olan 6’ncı bölgede bulunmaktadır. Kalkınma Bakanlığı tarafından desteklenen “Cazibe Merkezi Van” programıyla 2023’te Ön Asya’nın merkez şehri olma yolundadır. Van, denizi, tarihi ve doğal güzellikleri ve İpek Yolu üzerindeki konumuyla turizm alanında her önemli potansiyele sahiptir. Hükûmetimizce her yönüyle desteklenen Van, gelecekte bölgenin cazibe merkezi olacaktır. Tüm iş adamlarımızı Van’a yatırıma da bekliyoruz.

Yeni yasayla Van büyükşehir olmuş, Tuşba ve İpek yolu adında 2 yeni ilçe kurulmuştur. Buna paralel olarak Van’da kamu kurumları yeniden yapılandırılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATİH ÇİFT Cİ (Devamla) - Bu vesileyle 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin ülkemize, milletimize, demokrasimize ve ekonomimize hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çiftci.

Şahısları adına ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Kadir Gökmen Öğüt.

Sayın Öğüt, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni bir yıla girmeye hazırlanırken geride bıraktığımız yılın muhasebesini yapmak, ülkemizin en acil sorunlarına değinmek istiyorum.

2012, şüphesiz ki işçiler, emekçiler, emekliler, işsizler, güvencesiz çalışanlar ve elbette tüm halkımız için birçok yönden zor geçmiştir. Canımızı, yine en çok, işçi ölümleri yakmıştır. Nisan ayında Sayın Faruk Çelik “Omzumdaki yükten dolayı yerin altına giriyorum.” demişti. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre, kasım ayında en az 82 işçi hayatını kaybetti. Tablo böyleyken Esenyurt’ta 11 işçi yanarak iş cinayetine kurban edilmişken, Elbistan’da 9 işçi hâlâ çamurların altındayken ve diğer niceleri karşısında sadece Çalışma Bakanının değil, Hükûmetin her bir üyesinin yerin altından çıkmaması gerekmektedir.

İşsizlik üzücü boyutlarda. Son rakamlara göre eylül ayında işsizlik yüzde 9,1’e çıktı işsiz sayısı 141 bin artarak 2 milyon 539 bine yükseldi. Türkiye'de çalışma çağındaki her 2 kişiden 1’i işsiz. Gençlerin yüzde 55’i kayıt dışı çalışmakta ve umudu kesik işsizlerle birlikte her 4 gençten 1’inin işi olmamaktadır.

Türkiye’de, çalışanların büyük kısmı da işsiz kesimden farklı değil. İş sahibi görünen birçok kişi karşılıksız fazla mesaiyle çalışmakta, yüzde 40’ından fazlası sosyal güvenlikten mahrum bırakılmaktadır. Bugün, en yaygın istihdam modeli olarak karşımıza çıkan taşeron sistemi kölelikle eş anlamlıdır. Eksik ücret alan ya da hiç alamayan, sigorta primi ödemeyen, izin hakları gasbedilen işçiler bu ülkenin en çıplak gerçeğidir. Çocuk işçiler için ise son altı yıldır gerçekleşmiş tek bir araştırma yoktur. 2006 yılı sonu itibarıyla çocuk işsiz sayısı 1 milyonu aşmıştır.

Değerli milletvekilleri, vatandaş AKP iktidarında gördüğü baskıyı hiçbir zaman görmedi. Son olarak, fişleme politikalarına sağlığı da alet ettiler. 1 Ocak itibarıyla özel, devlet veya üniversite hastanesinden hangisine giderseniz gidin, muayenehane ve poliklinikler de dâhil, herhangi bir işlem için kayıt yaptırdığınız zaman fişlenmiş olacaksınız. Tıp etiği, mahremiyet hakkı ve hasta haklarının korunması gerekliliğine rağmen, tüm bilgilerimiz Sağlık Bakanlığında tanımadığımız ellerde olacak.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede yasaların da kâr etmediğini, AKP zihniyetini durduramadığını defalarca gördük. TBMM, 3’üncü Yargı Paketini uzun tutukluluk sürelerinin cezaya dönüşmesi nedeniyle yaşanan sorunlara çözüm için çıkarmadı mı? Ne oldu peki? Silivri yargıçları, yasanın emrettiği koşulları umursamadan tahliye taleplerini reddetti. Hukuksuzluk noktasında ise cumhuriyet tarihinin en kötü günlerini yaşıyoruz. İtirafçı Şemdin Sakık’ın gizli tanık olduğu Ergenekon, Oda TV, KCK, Balyoz gibi davalar AKP’nin bu ülkedeki bütün halklara ve düşüncesini açıklayanlara karşı yürüttüğü en büyük operasyondur. Bu operasyonda Hükûmet ile birlikte savcılarından yazarlarına birçok kişi, kurum ve kuruluş görev almaktadır ve bu operasyon gereği, AKP’nin işine gelmeyenler, dokunulması yasaklı olan konular, olaylar ve kişiler de hep sır perdesinin ardında kalmaktadır. Oda TV davasında bilgisayarlara dosyaların nasıl yüklendiği gibi, Ergenekon’dan iki yıl sekiz ay tutuklu kalan Teğmen Çelebi’nin telefon rehberine 139 adet telefon numarasının sehven yüklendiği gibi.

Totaliter rejim hayali kuran AKP, yargıdan sonra halkın ve hakkın savunuculuğunu da yasalarla bağlayarak zapturapt altına almak istiyor. Meslek odalarını ve baroları sudan sebeplerle denetleyerek baskı altına almak isteyen AKP şimdi de kendilerinden yana yapamadığı TMMOB’u etkisiz kılmak için birliğin kuruluş kanununu meşhur torba yasasına koyarak değiştirme hazırlığında.

Değerli milletvekilleri, yağmanın adı, son yılda yaptıklarıyla “AKP” oldu. Ekonominin “iyi” söylemlerinin ardına özelleştirmeleri sakladılar. Bütçe açık verdikçe halkın kaynaklarına saldırdılar. “Seksen yıldır yapılamayanı yapıyoruz.” dediler, seksen yılda yapılan her şeyi özelleştirdiler. Yılda 2,5 milyar dolar kâr eden ama 6,5 milyar dolara satılan TELEKOM’u daha unutmamışken, kamuya ait yatırımların yağmasından sonra sıra otoyollara ve köprülere geldi. İhalesi yapılan köprü ve otoyolların üç buçuk yıllık geliri ortalama 2 milyar iken özelleştirme neticesinde 5,7 milyara, on yıllık gelirinden daha az bir fiyata satıldı. “Babalar gibi satmak”ta tereddüt etmeyen AKP “Özelleştirme” adı altında, yükü halkın sırtına bindirmeye ve birilerini zengin etmeye devam ediyor.

Tüm yeşil alanlar cemaat okullarına ve hastanelerine peşkeş çekiliyor. Haritada görüldüğü gibi, İstanbul’da kalan son yeşil alanlar da üçüncü köprü ve havaalanı yapılarak katledilmeye devam ediliyor.

AKP İktidarı tutamadığı sözlerle hatırlanacak. Dün Hablemitoğlu suikastının yıl dönümüydü. O dönemin Başbakanı Abdullah Gül “Cinayeti çözmek namus borcumuzdur.” dedi. Aradan on yıl geçti, failler bulunamadı, tıpkı Kışlalı, Mumcu, Üçok ve diğerleri gibi. 

Bugün, şunu söyleyebiliriz: Bu Hükûmetin demokratik cumhuriyetle sorunu vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (Devamla) - ABD ve AB desteğinde olan AKP, icraatlarıyla sadece laikliği ve demokrasiyi değil kurucularını da hedef almıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öğüt. Süreniz doldu efendim.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (Devamla) - Piriniz Özal’ın denediği bütçelerin sınırlarıyla oynamak, daraltmak rahmetliye de yaramamıştı, size de yaramayacak.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın milletvekilleri, şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim. 

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Bakan, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında TARGEL bünyesinde çalışan veteriner hekim, veteriner sağlık teknisyeni, ziraat mühendisi ve ziraat teknisyenleri ile memur olarak çalışanlar arasında maaşlarda TARGEL çalışanları aleyhine düşüklük söz konusudur. Aynı iş kolunda çalışanlarda eşit işe eşit ücret ödenmesi gerçekti iktidarınızda hayal oldu. Bu eşitsizliği kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Ayrıca, emekliler ile çalışanlar arasındaki maaş farkı, makası açılmıştır, kimse emekli olmak istememektedir. Bu konuda çalışmanız var mıdır?

Taşımada ve taşıtlarda ödenen K1, K2 belgelerinin mirasçılara ve satış yapılan şahıslara intikalini düşünür müsünüz?

IPARD çalışanlarına lisans zorunluluğu getirilmiştir Tarım Bakanlığında. Çalışanlar için bu süreyi bir yıl uzatmayı düşünür müsünüz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hâlen tedavülde yaklaşık 52 milyar TL’lik bir paranın olduğu ekonomiden sorumlu Sayın Bakan tarafından bize bildirildi ancak bu parayla yaklaşık 10 kattan fazla bir işlem hacmiyle Türkiye borç batağına gitmektedir. Şimdi, bu bütçede, bu her geçen gün büyüyen borç batağından ülkenin kurtarılması adına alınmış olan tedbirler nelerdir? Böyle giderse vatandaş, bu borç yükünün altında ülkeyle beraber ezileceğe benziyor. Bu konudaki genel değerlendirmenizi alabilirsek sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanımıza şöyle bir sorum var: Bu 2013 bütçesi genelde vergi toplamaya, vatandaştan almaya yönelik bir bütçe, yani Türkiye’nin iç, dış borcunun çok yükseldiği, insanların uzun süre borçlandığı bir bütçe. Bu bütçenin içerisinden yüzde 4 kalkınma nasıl çıkar?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaman.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bütçe hazırlanırken büyüme tahminini düşürerek yüzde 3,2 ilan ettiniz, şimdi yüzde 2,5 civarında gerçekleşeceği belli olmuştur, gelir hesaplarınızda bir şaşma olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun için çözümünüz zam mı veya başka bir çözümünüz var mı?

İkinci bir sorum da: Bu taşeron işçiliği Türkiye'de gerçekten ilerleyen süreç içerisinde bir sosyal patlamaya neden olabilecek bir sürece doğru gidiyor. Bununla ilgili genel bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yılmaz.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Maliye Bakanlığı paraya müteallik her konuya müdahale eder biliyorsunuz, her konuyu bilmesi gerekir, diğer bakanlıkların işleriyle ilgili olarak da ayrıntılı bilgiye sahip olması gereken bir bakanlıktır. Bu dönemde Sayın Başbakandan kaynaklanan bazı sorunlar olduğunu biliyorum, sıkıntılarınızı biliyorum. Bu yap-işlet-devretle ilgili olarak çıkan kanunla da -kanun da size sorulmadan bu dönem çıkarıldı- hazine garantisi verildi.

Şimdi, onunla ilgili 5 Aralık 2012 tarihli Resmî Gazete’de bir Bakanlar Kurulu kararı yayınlandı. Bu karara göre, 44’üncü maddede yapılan değişiklikle, 44’ün 4’ü “Bu madde kapsamında yurt dışından sağlanan finansmanın, bu finansmana ilişkin mali yükümlülükler ile varsa finansmanın teminine yönelik türev ürünlerden kaynaklanan yükümlülükler de dâhil olmak üzere üstlenilmesi durumunda…” diyor. Yani türev ürünleri de üstleniyor ve hazine garantisi kapsamına alıyor.

Bununla ilgili yorumunuzu almak istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kuşoğlu.

Sayın Varlı…

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu Büyükşehir Yasası’yla yeni büyükşehir olan ve hâlihazırdaki büyükşehirler bütünşehir olduktan sonra, bu 2/B arazileri ve Hazine arazilerinin satışıyla alakalı durum nasıl olacak? Bunu çiftçilerimiz ve köylülerimiz merak ediyorlar. Bu konuyu bir açıklığa kavuşturursanız sevinirim.

İkincisi, hububatta biliyorsunuz KDV oranı yüzde 1. Efendim, süs eşyasında, makyaj malzemesinde ve altın, gümüşte sıfırladınız KDV oranını, ama gübrede KDV oranı hâlâ yüzde 18. Çiftçinin en ağır girdisi, en ağır maliyeti gübre. Bu oranı düşürmeyi düşünüyor musunuz? Çiftçimize bir katkı sağlamayı düşünüyor musunuz? İktidara gelirken “Ucuz mazot vereceğiz.” demiştiniz, ama bununla ilgili hiçbir gelişme ortaya koymadınız. Bununla alakalı çiftçiye bir iyileştirme düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Varlı.

Sayın Bakanım…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, tabii ki “eşit işe eşit ücret” aynı unvan, aynı kademe, aynı derecede bulunan bütün çalışanlarımızın eşitlenmesi anlamına gelir. Tabii ki farklı mesleklerde benzer işleri yapanları birbirleriyle karşılaştırmamız zor olur. Yani, TARGEL çalışanları arasında bir farklılık yoktur ama TARGEL çalışanlarıyla Tarım Bakanlığımızın diğer birimlerinde çalışanlar arasında fark olmasını biz o açıdan bir uyumsuzluk olarak görmüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bütün dünyada, çalıştığınız zaman daha yüksek maaş alıyorsunuz, emekli olduğunuzda daha düşük alıyorsunuz. Mesela İngiltere’de –ben, devlet emeklilik sisteminden bahsediyorum- eğer çalışırken 100 lira alıyorsanız, emekli olduğunuzda devletin verdiği 25 liradır fakat Türkiye’de durum; çok farklı, hatta OECD ülkeleri arasında çalıştığı dönemde aldığı paraya oranla emeklilikte alınan para en yüksek olan ülkedir. Yani Türkiye, çalışma döneminde aldığı maaşa oranla emeklilik maaşını en yüksek veren ülke konumundadır. Zaten ondan dolayı da bu sene bütçeden sosyal güvenlik sistemine 73 katrilyon -yani eski parayla- para aktarmış olacağız. Türkiye’nin toplam yatırım bütçesi 39-40 milyar lira, sosyal güvenlik sistemine Maliye Bakanlığının vereceği para yaklaşık 73 milyar lira. Dolayısıyla, bunu daha da artırmanın mümkün olmadığını ifade etmek istiyorum.

K1, K2 belgelerinin veraset yoluyla geçmesi hususu doğrusu benim uzmanlık alanımda değil, başka bir bakanlığı ilgilendiriyor ama gündeme getirilebilir, fazla bir bilgim yok. Sorunuzun son kısmını yakalayamadım, kusuruma bakmayın.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – IPARD Sayın Bakanım… IPARD, Tarım Bakanlığı Kalkınma Ajansı var. Orada lisansı zorunlu hâle getirdiler ama çalışanlar açısından bir sorun var.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Yine bir bilgim yok. Yani müsaade ederseniz, onu arkadaşlar getirirlerse sizinle paylaşayım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye’de borç meselesi, tabii sık sık gündeme gelen bir mesele. Şimdi, hane halkının yani Türkiye’deki bütün vatandaşlarımızın her türlü borcunun toplamının millî gelire oranı yüzde 19. Yani Türkiye’de vatandaşın borcunun millî gelire oranı yaklaşık yüzde 19, Avrupa Birliğinde ortalama yüzde 66. Dolayısıyla, Türkiye’de hane halkının borç batağında olduğunu iddia etmek, bu çerçevede bakıldığı zaman zordur; bu bir.

İkincisi, Türkiye’de şirketlerin yurt dışı borçlarının millî gelire oranı yüzde 26’dır. Dolayısıyla, yine dünyayla karşılaştırdığınız zaman, Türkiye’deki şirket borçlarının millî gelire oranı çok yüksek değildir.

Türkiye’de devletin borçlarının millî gelire oranı, brüt olarak bu sene yüzde 36’ya düşmüştür, net olarak yüzde 18’e. Burada da -Avrupa Birliğinin 27 ülkesi var- en düşük 3’üncü ülkeyiz yani borç sıralamasında Türkiye en düşük borçlulardan. Mesela OECD’de yüzde 107’ye çıkmış, Avrupa Birliğinde yüzde 93’lere çıkmış.

Dolayısıyla, Türkiye'nin hakikaten gerek devletinin gerek hane halkının gerekse şirketlerinin borçları iddia edildiği gibi yüksek değildir.

Sayın Halaman’ın tabii ki “Yüzde 4 büyümeyi nasıl yakalayacaksınız?” sorusu var.

Birincisi: Tabii, hakikaten cari açığı kontrol altına almak için, enflasyonu kontrol altına almak için 2011 yılında ciddi bir sıkılaştırmaya gidildi para politikasında, dolayısıyla kredi politikasında. Biz, Maliye Bakanlığı olarak birtakım tedbirler aldık. Bunların yansıması iç talebin ciddi bir şekilde yavaşlaması şeklinde tezahür etti. Şimdi, 2013 yılında tersine bir trende giriyoruz yani para politikasının nispeten gevşediği bir döneme giriyoruz; bu bir.

İkinci olarak: Tabii ki gerek bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranına baktığınız zaman gerek hane halkı borçluluk oranlarına baktığınız zaman, bütün bu çerçevede baktığınız zaman büyümeyi destekleyici bir sürü unsur var. Ayrıca, 2012 gibi nispeten zor bir yılda bile 700 binin üzerinde istihdam yarattık. Bunun da büyümeye tabii ki olumlu katkısı olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum. Süreniz tamam.

Sayın milletvekilleri, 15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, maddelerinin oylanması tamamlanmış olan 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylama yarınki birleşimde, son konuşmalardan sonra yapılacaktır.

Şimdi, 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesini tekrar okuttuktan sonra oylarınıza sunacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, bu kesin hesapla ilgili Sayıştay raporu gelmemiş.

İHSAN ŞENER (Ordu) - Söylendi o, söylendi!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu kesin hesabı şimdi çıkarmaya da gerek yok. Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığını korumak için… Yani hiçbir inceleme yapılmamış, idare bir ihale ödemesini, istediğini yapmış, denetim yapılmamış. Bence, 2011 kesin hesap kanununun görüşülmemesi daha iyidir. Biz Sayıştaya bir müddet verelim, o süre içinde raporları düzenlesin, getirsin, inceleyelim.

Biz şimdi neyi inceliyoruz? İdare getirmiş, demiş ki: “Şu bakanlıkta şu kadar para harcanmış.” Doğru mu harcanmış, eksik mi harcanmış, usulüne uygun mu? Aslında Sayın Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanımızın da bence bunu kendisinin teklif etmesi lazım. Hiçbir denetim yapılmayan bir konuda Meclis neyi kabul edecek? Burada yolsuzluk var mıdır, yok mudur, ne kadardır? Ödenek üstü harcamaların ne kadarı gerçekten ödenen rakamlardır, değil midir? Bu konuda bizim sağlıklı bir şey etmemiz lazım.

Meclisimizin değeri düşüyor Sayın Başkanım. Aslında, bunların Meclis Başkanı tarafından resen nazara alınması lazım. Kesin hesap kanununun görüşülmesi için bir neden de yok, altı ay sonra görüşelim efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Bu konuda bütçenin ilk günü bir usul tartışması yapıldı ve bir karara varıldı. Dolayısıyla, devam ediyoruz efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın  Başkan, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, 1’inci maddeyi daha önce kabul edilen cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın  Başkan, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim. Ne olur, hep önünüze bakıyorsunuz yani söz vermemek için önünüze bakıyorsunuz ama yanlış yapıyorsunuz. İç Tüzük’ün 84’üncü maddesi uyarınca, Anayasa’mızın hükümleri gereğince, Sayıştayın bu tür raporları önümüze gelmeden, hem değerli arkadaşlarımızın neye “evet” dediklerini, bizim niçin “hayır” dediğimizi, bunu görmemiz lazım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Anayasa’yla manayasayla ilgisi yok! Herkes burada kafasına göre hukuk uyduruyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çünkü burada, yani bu harcamalar… Gerçekten harcama nereye yapıldı? Bu harcamalar mevzuata uygun mu, değil mi? Önümüzde hiçbir harcama kalemi yok iken bunu oylamaya sunmanız doğru değil. Hatta, Meclis Başkan Vekili olarak sizin bunu resen göz önüne almanız lazım çünkü sizin de bu harcamaları…

BAŞKAN – Sayın Tanal, bir dakikanızı rica edebilir miyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, burada herkes kafasına göre usul üretmeye çalışıyor. Anayasa’da açık ve net hüküm var.

BAŞKAN – Şimdi, bu, biraz önce Sayın Genç tarafından aynen, aynı kelimelerle söylendi ve ben de dedim ki: Birinci günündeki konuşmada usul tartışması açıldı ve bu Meclis bir karar verdi. Şimdi, tekrar bunu ne yapmamı istiyorsunuz? Yapılacak bir şey yok, kusura bakmayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yapmak istediklerini biz de anlamıyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, Anayasa’nın 164’üncü maddesinin son fıkrası…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açık ve net.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – …açık ve net bir vaziyette diyor ki: “Sayıştay bu raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine halk adına denetlemek için vermek zorunda.” Siz de eğer tabii, kendinizi halkın vekili olarak, halkın milletvekili olarak, halkın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili olarak görüyorsanız bunlar gelmeden oylamaya sunmamanız lazım. Ama yok, “Sayın Mahmut Tanal, ben kendimi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili olarak görmüyorum…” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET HALDUN ERTÜRK (İstanbul) – Ne alakası var ya!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “…ben burada kendimi AK PARTİ milletvekili olarak görüyorum.” diyorsanız da oylamaya sunacaksınız. Benim diyeceklerim bunlar efendim.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Yeter artık, bıktırdın ya! 

BAŞKAN – Sayın Tanal, şimdi komisyon açıklama talebi istiyor ama tekrar söylüyorum, bu konu usul olarak tartışıldı bu Mecliste ve ben, elbette ki Anayasa’ya göre seçilmiş bir milletvekiliyim ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesiyle de seçilmiş bir Başkan Vekiliyim. Görevimi de mümkün olduğu kadar tarafsızlık içinde yapmaya çalışıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Lütfen, daha fazla, Meclisin iradesini ve daha önce tartışılmış olan bir konuyu tekrar tartışarak vakit kaybetmeyelim diye düşünüyorum. Kusura bakmayın, yaptığım işin de doğruluğuna inanıyorum.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Son bir cümle…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kabul edilmiştir efendim.

BAŞKAN – Şimdi, son bir söz, ilk bir söz… Bunun sonu yok Sayın Tanal! Lütfen, Meclisin zamanını almayın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu iş karşılıklı sohbete dönüyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, siz oylamayı yaptınız ve kabul edildi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sizin iradeniz ve Meclisin iradesi… Biz Borçlar Kanunu’nda “Hata, hile, baskı altındaysa geçersizdir.” diyoruz. Şu anda Meclisin iradesine maalesef gölge düşürülmüştür, baskı vardır, ikrah vardır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Hayır, hayır… Lütfen Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu nedenle bu oylama geçersizdir efendim.

BAŞKAN – Sözleriniz zabıtlara geçti efendim. Lütfen, oturun.

2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesini tekrar okutup oylarınıza sunacağım:

2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) 6091 sayılı 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 306.648.678.330 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 26.598.692.500 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 1.902.505.000 Türk Lirası, ödenek verilmiştir.

(2) 2011 yılı merkezi yönetim konsolide ödenek toplamı 312.572.607.330 Türk Lirasıdır.

(3) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2011 yılı bütçe giderleri toplamı 307.039.341.688,16 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2011 yılı bütçe giderleri toplamı 39.565.670.210,76 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2011 yılı bütçe giderleri toplamı 1.999.731.768,15 Türk Lirası, olarak gerçekleşmiştir.

(4) 2011 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gideri toplamı 314.606.791.642,93 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, 1’inci maddeyi daha evvel kabul edilen cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Gelir bütçesi

MADDE 2- (1) 6091 sayılı 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (B) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin gelirleri 272.750.926.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 5.484.035.000 Türk Lirası öz gelir, 21.476.228.500 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 26.960.263.500 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 1.892.505.000 Türk Lirası, olarak tahmin edilmiştir.

(2) 2011 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gelir tahmini toplamı 279.026.426.000 Türk Lirasıdır.

(3) Merkezi yönetim kesin hesap gelir cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2011 yılı net bütçe gelirleri toplamı 288.103.107.802,31 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2011 yılı net bütçe gelirleri toplamı 37.501.919.974,86 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2011 yılı net bütçe gelirleri toplamı 2.095.475.124,43 Türk Lirası, olarak gerçekleşmiştir.

(4) 2011 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe geliri toplamı 296.823.601.277,71 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 2’nci madde üzerinde gruplar adına söz isteyen arkadaşlarımızı kürsüye çağıracağım.

1’inci sırada, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan.

Sayın Ayhan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2011 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, raporu olmayan bir kesin hesabı tartışmak kadar zor bir hadise yok, bilmediğiniz bir şeyi tartışıyorsunuz. Bundan Hükûmetin de rahatsız olması lazımdı; gördüğüm kadarıyla, Hükûmet bundan rahatsız değil.

Bir diğer husus: Siz Sayın Başkanım, biraz önceki ifadelerinizde “Görevimi mümkün olduğu kadar yapıyorum.” dediniz. Tebrik ediyorum ancak AKP’nin bu tutumu sizi, bu işi, böyle söylemeye zorluyor; bundan da üzüntü duyduğumu ifade etmek istiyorum.

2011 yılı merkezî yönetim konsolide bütçe geliri toplamı 296 milyar, bütçedeki rakam ise 279 milyar, gider fazlası 17,8 milyar. Bunları yazarken yeni TL işaretini unutmuş AKP, burada da yazılmamış.

Sayın Bakanım, şimdi, siz her yerde konuşuyorsunuz. Kamu mali disiplininin fevkalade iyi gittiğini, Türkiye’nin bu konuda başarılı olduğunu, burada defalarca da izah ettiniz. Daha önce de konuştuk, meydanda 2012 yılı bütçesi var. 2012 yılı bütçesinde ortaya koyduğunuz 22 milyar düzeyindeki açık, şu anda 33,5 milyar. Dün de söyledim, bunun üzerine ne koyuyorsunuz? 10 milyar zam; 43,5. Büyüme neredeydi? Daha önce söyledik; 8,5’dan 2,5’a geldi. Bunun neresinde iler tutar taraf var Allah’ınızı severseniz, hiç savunulur bir tarafı falan da yok.

Bakın, şimdi iyi yaptığınız bir şey var, hakkınızı yemem. 2002’de geldiğinizde, kamu harcanabilir gelirinin yurtiçi hasılaya oranı yüzde 5,1’di. Siz bunu yüzde 14’e çıkardınız. Özel kesimin kaynaklarını ne yaptınız? Elinizde topladınız; iyi harcadınız, kötü harcadınız… Yatırımlarda da artan bir şey yok da millî gelire oran açısından baktığınızda, bunu da öyle dengeli falan kullandığınız yok.

Diğer taraftan, kamu tasarrufu da aynı dönemde, yurt içi hasıla negatif, eksi 4,8’miş; 2,4’e yükseltmişsiniz. Ama bu arada ne olmuş Sayın Bakan? Özel harcanabilir gelirin yurt içi hasılaya oranı yüzde 96’dan 85’e düşmüş, özel tüketim yüzde 70’den 75’e çıkmış ama özel tasarrufların yurt içi hasıla içindeki payı –burası çok önemli- yüzde 24’ten 12’e düşmüş. Kamu tasarruflarını artırdınız ne oldu? Biraz önce söyledim, yatırımlarda bir gelişme yok millî gelire oran olarak baktığınızda. Kamu harcanabilir gelirinin bileşenlerine bakıyorsunuz, vergilerin yurt içi hasılaya oranını artırmışsınız ama dolaysız vergilerinki ne olmuş? Düşmüş. Dolaylı vergilerin millî gelire oranı 2002’de yüzde 11,1 iken 13,3’e çıkmış. Ne yapmışsınız? Garip gurebadan daha çok vergi almışsınız.

Merkezî yönetim bütçesi giderinin yurt içi hasılaya oranı azalmış, faiz giderleri de artmış.

Sosyal güvenliğin hâli perişan. Vergi yükü 2002’de 15,5 iken 2012’de 19,5’e yükselmiş, vergi iadesi hariç; dâhil ederseniz yüzde 17’den 21,4’e çıkıyor.

Dolaylı vergilerin toplam vergilere oranına baktığınız zaman 2012’de yüzde 65’miş; 68,5’e çıkarmışsınız. Dolaysız vergilerin oranı da 35’ten 31,5’e düşmüş. Toplam vergi gelirini 2013’te yüzde 14 artırıyorsunuz. Siz dediniz ki: “BOTAŞ’ınkileri ödeyecek, o zaman biz de yaparız.” Makul bir artış diye koymuşsunuz, konuşmanızda var.

Banka, sigorta muameleleri vergisi yüzde 15 artıyor, özel tüketim yüzde 17 artıyor, ithalde alınan KDV yüzde 14 artıyor. Şimdi bunun birbiriyle iler tutar tarafı yok.

Vergi yükü 2002’de yüzde 17’ymiş, 2012’de yüzde 21-22’ye çıkmış. Vergi esnekliği 1,1’den 1,63’e çıkıyor. 2006’da 0,9; 2008’de 0,6. Yanınızdaki bürokratlar hemen Google’dan bir soruştursunlar bakalım. Vergi esnekliği…” önümüzdeki yıl 1’den 1,6’ya çıkan dünyada başka bir ülke var mı? Bir sorun Allah’ınızı severseniz de bir görelim.

Şimdi, nereden bakarsanız bakın, vergi esnekliğinde bir şey görüyorum; özellikle veraset ve intikal vergisine baktım. Arkadaşlar dediler ki: “Ya, bu veraset ve intikal vergisinde öyle bir şey olmuş ki vergi esnekliği...” Ne olmuş? Fevkalade düşmüş, 2002’de eksi 1,5.” Sordular bana “Nedir?” Dedim ya kabirden çıkanlara vergi iadesi vermiyor herhâlde bu Hükûmet ya da ölenler garip gureba, onlardan bir şey alamıyorsunuz veraset ve intikal vergisinde. Bunun bir başka izahı yok. Buraya mantıklı bir şeyler koymamız lazım.

Şimdi, bunun dışında olaylara baktığımız zaman bu vergi esnekliğinde gerçekten böyle bir olay devam ediyor.

Bir de şu altın hesabı var ihracatçıların. Adamları niye kapı kapı dolaştırıyorsunuz; oraya buraya, muhalefete gidin diyorsunuz? İki satırlık kanun ya. Ben sizin arkadaşlarla da görüştüm. Niye muhalefete böyle bir şey yapıyorsunuz yüzde 1,5-2 puan oy kaybettik diye? Yani ayıp değil mi; 4+4+4’te muhalefete mi gidin diyorsunuz, filanca kanun tasarısında muhalefete mi gidin diyorsunuz? Adamlar kapı kapı parti dolaşıyorlar, muhalefet partilerini dolaşıyorlar. Niye? Bu kanunu doğrudan AKP çıkarırsa 2 puan oy kaybedecekmiş. Yazık değil mi? Siz geliyorsunuz “Hadi çıkaralım.”, ekonomiden sorumlu bakan geliyor “Hadi çıkaralım.” Bize niye soruyorsunuz, getirin, görüşümüz neyse söyleriz biz. Ama ayıptır, bunun böyle… Muhalefete niye başka hususlarda gelmiyorsunuz, söylemiyorsunuz?

Bir diğer husus: Geçen yıl burada bütçe konuşmalarında Sayın Arınç bütçeden başka her şeyi konuştu. Herhâlde orada verdiği sözlerin neticesinde, bu sene de empatiyle dağa çıkmaktan bahsetti. Şayet bu sene de konuşursanız empatiyle önümüzdeki sene sanırım Kandil’e falan çıkar.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Spil Dağı’na çıkaracağız biz onu.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Yani, şimdi konuşurken bir şeyi mantığı içinde değerlendirmek lazım ama geçen sene bu konuşmanın arkasından ne gelecek diye çok merak etmiştim ama gelen geldi yani. Siz bunu ne kadar, nasıl değerlendiriyorsunuz; onu da merak ediyorum.

Bir de bu vergi gelirleri artıyor falan ama hiç hesabınızda kitabınızda olmayan 250 maddelik ne geliyor? Torba kanun geliyor.

Sayın Bakanım, siz batıda bu kadar çalıştınız, gelirim şu kadardı diye açıklama yapıyorsunuz. Bu batıdakilere 250 maddelik torba kanunu nasıl izah ediyorsunuz, bir de bize izah edin Allah’ınızı severseniz. Bize izah edemiyorsunuz da onlara nasıl izah ediyorsunuz, size nasıl güven duyuyorlar Hükûmet olarak, onu merak ediyorum. Böyle baktığınız zaman gerçekten… Bunları niçin size söylüyorum, başka bakanlara söylemiyorum? Mantığı içinde süzgeçten geçirip cevap vermeye çalışıyorsunuz ama bunları lütfen kabinede de söyleyin.

Ben, burada geçen dönemde 3-4 madde tasarruflarla ilgili görüştüm, tasarrufları anlattım bu bütçenin maddelerinde, ülkenin sıkıntıya girdiğini... Siz istihzayla hafif gülümsediniz, bir de alkışladınız ama geldiğiniz nokta nedir? Tasarruflarla ilgili çalışmayı başlattınız ama atı alan Üsküdar’ı geçti. Tasarruflar millî gelirde öyle “rap” deyince fırlayacak, 24.00’ten 12.00’ye, 12.00’den 24.00’e, akşamdan sabaha, bu yıldan öbür yıla çıkacak bir olay değil. Dolayısıyla, gerçekten sıkıntılı bir duruma soktunuz.

Bu altın işini de söyledik.

Torba yasası da nereden bakarsanız zaten problemli, yenileri de gelmeye devam ediyor.

Benim sürem bittiği için teşekkür ediyorum.

Ama, Sayın Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının da bu raporlar konusunda, Sayıştay raporları konusunda daha aktif… Ve onları buraya getirme konusunda ne yapması lazımdı? Dikkate alması lazımdı, çaba sarf etmesi lazımdı. Onun ötesinde de burada kanuna önergeyle geçerken onun yetişip yetişmeyeceği konusunda gerekçesinde bir şey var mıydı, yok muydu, komisyonların takip etmesi lazımdı. Olmayacak bir şeyi komisyon orada “Evet.” diyerek Hükûmetin zoruyla geçirirse bugün bu hâle düşer.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ayşe Nedret Akova, Balıkesir Milletvekili.

Sayın Akova, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde konuşmak üzere grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Orhan Veli’nin şu dörtlüğüyle konuşmama başlamak istiyorum:

“Cep delik, cepken delik,

Kol delik, mintan delik,

Yen delik, kaftan delik,

Kevgir misin be kardeşlik!”

Bütçenin de birçok kalemi bu şiir gibi. Bu bütçeyle ülkemiz nasıl seviye atlayacak, nasıl kalkınacak, nasıl dönüşüm yaratacak, nasıl gelişmiş ülkeler arasına girecektir?

İktidarın en temel politika aracı bütçedir; bütçe ile önümüzdeki dönem ülkemizin geleceği noktayı görebiliriz. Ancak, iktidar, her yıl Meclisin bütçe hakkını zayıflatan ve içeriksizleştiren uygulamalarına devam etmektedir.

2011 yılında yapılan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre, nüfusun yüzde 16,1’i yoksulluk sınırının altındadır. Son yıldan ve önceki üç yıldan en az ikisinde de yoksulluk riski altında olanlar sürekli olarak yoksul olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, 2009 yılında sürekli yoksulluk riski altında olanların oranı yüzde 17,3 iken 2010 yılında bu oran yüzde 18,5’tur yani demek ki her yıl otomatik olarak buradan onaylanan bütçe, yoksulluğu çözmemekte, yoksulluğu sürekli hâle getirmektedir.

5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesine göre “Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz.” Ancak merkezî yönetim bütçe dengesini incelediğimizde, tarımsal destekleme bütçe gerçekleşmelerinin gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden daha az olduğu gözlemlenmektedir. Bu Tarım Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2006 yılında tarımsal destekleme ödemeleri yüzde 0,63; 2007 yılında yüzde 0,66; 2008 yılında 0,61; 2009 yılında 0,47; 2010 yılında 0,53; 2012 yılı tahminine göre ise 0,50. Millî gelirimizin yüzde 1’i düzeyinde verilmesi gereken tarımsal destekler, AKP döneminde hiçbir zaman bu düzeye ulaşmamıştır.

Sayın Bakan, zeytin konusunda hasat dönemidir, zeytinciler perişandır. Bu konuda yasal hakları olan, millî gelirden yüzde 1 haklarını istemektedirler. Bu konuyu söylemem hususunda da talepleri vardır; özellikle, bu konuyu dile getirmekteyim.

AKP, tarımsal üreticiye, kendi döneminde çıkarılan yasa ile ödemeyi taahhüt ettiği destekleme yardımlarını dahi yapmamaktadır. Yasal hakları vermemek, rakamları tahrip etmek çiftçinin kara yazgısını değiştirmemektedir.

AKP iktidarının bütçesi gelir uçurumunu azaltmamaktadır, refah yaratmamaktadır, yoksulluğu azaltmamaktadır. Sevgili Orhan Veli’nin dediği gibi: “Cep delik, cepken delik.” Halkımızın kaderi de bu olmamalıdır.

Dokuz yıldır performans esaslı bütçeleme sisteminin gerekleri yerine getirilmiyor. Sayıştayın dış denetim raporları olmadığı için, performans esaslı bütçeleme sistemi bir türlü işlerlik kazanmamaktadır. Sayıştayca verilen 2011 Mali Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı için düzenlenen genel uygunluk bildirimi ise kamu idarelerinin faaliyetleriyle ilgili açıklamaları barındırmayan, sınırlı bir fonksiyonu olan rapordur. Sayıştayın denetim raporlarının kapsamlarının genişlemesi, tüm idareleri kapsaması gerekirken geçmiş yıllara göre geriye gidiş söz konusudur.

Kesin hesap komisyonunun kurulmaması, kesin hesapların denetiminin yüzeyselleşmesine ve bütçenin gölgesinde kalmasına yol açmaktadır.

Başbakanlığın 25 Mayıs 2010 tarihli Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması Genelgesi’nin 4’üncü maddesine göre, kamu kurum ve kuruluşlarının ve yerel yönetimlerin hazırlayacakları stratejik plan, performans programları ve faaliyet raporlarına kadın-erkek eşitliği yaklaşımını dâhil etmeleri, bu metinlerde istatistiksel veriler ile bilimsel araştırmalara ve bunlar için kullanılacak ödeneklere yer verilmesi hükme bağlanmıştır. Şimdiye kadar bu düzenlemeye ilişkin herhangi bir işlem yapılmamıştır, genelge tamamen kâğıt üzerinde kalmıştır. Kadın-erkek eşitsizliklerini Hükûmet demek ki bir sorun olarak görmüyor.

Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçeleme yaklaşımı en kısa zamanda bütçe sistemi ve sürecimize entegre edilmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin toplumun tüm kurumlarına ve katmanlarına yaygınlaştırılması ve işlerlik kazanabilmesi için cari devlet bütçesinin hazırlanması, kanunlaşması, uygulanması ve denetim aşamalarının ve her aşamanın içerdiği mali kurum ve kuralların cinsiyet duyarlılığını içerecek biçimde dönüştürülmesi yönünde çalışmalar mutlaka ortaya konulmalıdır.

Bütçe gelir ve giderlerinin gerçekçi olmayan tahminlere göre hazırlanması, bütçe tahminlerinden sapmalar, tüm halkımızın refahını olumsuz etkilemektedir. 2011 bütçesinde faiz dışı fazla hedefine ulaşabilmek için yapılan sıkı maliye politikası, ülkemizin kalkınmasını engellemiştir. 2011 bütçesi, Türkiye ekonomisinin ayakları üzerinde durup atağa geçmesini, koşmasını engellemiştir. Faiz dışı fazlanın sağlanmasında benimsenen öncelikler, katılıklar ve takılan at başlığı orta ve uzun vadede ekonomide ciddi sorunlar ortaya çıkarmıştır.

Sayın Bakan 2011 yılı bütçesini sunarken kayıt dışı ekonomiyle mücadelenin Hükûmet Programı’nın ve Gelir İdaresi Başkanlığının öncelikli konularından birisi olduğunu söylemişti ama kayıt dışı ekonomiye yönelik kapsamlı bir vergi reformu ortaya konulmamıştır. Özellikle yatırım harcamalarının kısılması sonucunda, kamunun fiziki ve sosyal alt yapı yatırımlarına ve ülkedeki teknolojik yenilikleri geliştirecek teknolojik alt yapı yatırımlarına gerekli kaynağı ayırması da mümkün olmamıştır. İktidarın gerçekte bütçede elde edeceğini varsaydığı gelirleri kalkınma yaratmayan büyüme rakamlarıyla elde etmesi mümkün değildir. Bu yüzden, bu gelirleri yine bildiği en kolay ve en adaletsiz yol olan dolaylı vergilere yüklenerek elde etmektedir, etmeye de devam edecektir. Hâlen 2001 krizi sonrası konan geçici dolaylı vergileri kaldırmayıp halkın maruz kaldığı adaletsizliğe engel olmayan AKP, bu adaletsiz vergileri hem sürekli hâle getirmiş hem de artırmıştır. Adalet, sadece tabelada kalmıştır.

Bu bütçeyle çalışanları ve emeklileri enflasyona ezdirdiniz. İşinize gelen rakamları kullanıp ülke güllük gülistanlık diye göstermek isteseniz de halkın refahında hiçbir ilerleme olmadığı da apaçık ortadır. Bütçe gibi hayati derecede önemli bir konuda, AKP Hükûmetini daha sorumlu ve öngörülü yönetim anlayışına davet ediyoruz.

AKP döneminde yapılan bütçeler ile Türkiye ekonomisinin yapısal problemleri hafiflememiş, aksine ağırlaşmıştır. Kamu kesimi dengeleri sürdürülebilir değildir. Ekonomik büyümeye aşırı duyarlı, dolaylı vergilere dayalı bir vergi yapısı vardır. Yüksek kayıt dışılık hâlen devam etmektedir. Genel bütçe gelirlerinin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı, yıllar içinde azalacağına artmıştır. Adalet geleceğine adaletsizlik artmıştır.

1998 yılında genel bütçe vergi gelirlerinin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 13,01 iken 2011 yılında yüzde 21,9 oranına yükselmiştir. 2011 yılı genel bütçe gelirlerinin yüzde 89,47’si vergi geliridir. Vergi gelirinin içindeki kalemlere baktığımızda adaletsizlik iyice ortaya çıkmaktadır. Genel bütçe gelirlerinin tahsilatının yüzde 21,05’i gelir vergisi, yüzde 10,28’i kurumlar vergisidir. Adaletsiz vergi olan, dâhilde alınan mal ve hizmet vergileri oranı ise yüzde 42,32’dir. Bunun içerisinde özel tüketim vergisinin payı yüzde 22,59’dur. 2001 krizinden sonra “bir kerelik” diye başlayan özel tüketim uygulaması süreklilik kazanmış, şimdi gelir vergisi tahsilatından daha fazla oranda özel tüketim vergisi tahsil edilmektedir. İktidar, bütçede disiplin sağlayacağım derken en adaletsiz vergiyi benimsemiştir.

Cari işlemler dengesinin rekor düzeyde açık vermesi bile iktidarın işine gelmektedir. Neden? İthalattan alınan vergiler artıyor. Genel bütçe vergi gelirleri tahsilatının yüzde 19’u ithalattan alınıyor. İthalat artsın, cari işlemler açık versin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NEDRET AKOVA (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akova, teşekkür ediyorum.

Şimdi de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Murat Bozlak.

Sayın Bozlak, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın oylanamamış 2'nci maddesi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Irak Devlet Başkanı Sayın Celal Talabani'ye Cenab-ı Allah'tan acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, halktan aldığı paraların hesabını vermek istemeyen bir Hükûmetle karşı karşıyayız. ÖTV'si, KDV'si, binbir çeşit dolaylı ve dolaysız vergiyle işçiden, emekçiden, memurdan, köylüden, çiftçiden, esnaftan, kısacası 75 milyon insanımızın tamamından aldığı paraların hesabını verme sorumluluğunu duymayan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Bu ülkede Sayıştay diye bir kurum var. Bu kurumun görevi, halktan alınan vergilerin nereye harcandığını, nasıl harcandığını, doğru harcanıp harcanmadığını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetleyip rapor etmektir.

Ancak, AKP, o meşhur torba kanunlarından birinin içerisine sıkıştırdığı birkaç maddeyle Sayıştay Yasası’nda değişiklik yapmış, yaptığı bu değişiklikle de Hükûmetin yanlış harcamalarının halktan gizlenmesinin zeminini hazırlamıştır. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi eski bütçenin hesabını almadan yeni bir bütçeyi kabul etmekle karşı karşıya kalmıştır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan birkaç gün önce Konya'da halka hitaben yaptığı konuşmada aynen şunu söylüyor: "’Kuvvetler ayrılığı’ denilen olay var ya, o geliyor, sizin önünüze bir engel olarak dikiliyor. Bürokratik oligarşi ve yargıya takılıyorsunuz." Sayın Başbakanın bu söyleminden benim anladığım, Sayın Başbakan Sayıştay ve Danıştay gibi kurumları ayak bağı olarak görüyor. Başbakanın ayak bağı olarak gördüğü Sayıştayın AKP tarafından baypas edilmesi de gayet doğaldır.

Değerli arkadaşlar, Parlamentoda sahip olduğu sayısal çoğunlukla AKP, bu bütçeyi de bir önceki bütçe gibi, muhalefetin tüm itirazlarına rağmen, Genel Kurulun onayından geçirecektir. Bu nedenle, bütçe üzerinde daha fazla tartışma yürütmenin bir anlamı kalmadığından, 2013 yılı bütçesinin AKP’ye hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, demokrasi bir kültür meselesidir. Demokratik kültüre sahip ülkelerde, güçlü iktidarlar sahip oldukları sayısal çoğunluğu ülkenin istikrarı ve ülke sorunlarının çözümü için kullanırlar, asla muhalefet partilerini ezmenin bir aracı hâline getirmezler. Demokratik kültüre sahip iktidarlar alacakları kararlara, yapacakları yasal düzenlemelere, sayısal anlamda muhalefetin oylarına ihtiyaçları olmamasına rağmen, muhalefet partilerini ortak etmeye, onların düşüncelerini ve katkılarını almaya çalışırlar. AKP’nin buna çok ihtiyaç duyduğunu sanmıyorum. Buna rağmen, ülkedeki kimi sorunlar konusunda kısa, özet bilgiler hâlinde düşüncelerimi belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Mezopotamya ve Anadolu tarih boyunca farklı etnik toplulukların, dinî inançların, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir coğrafya olmuştur. Ancak cumhuriyetin ilanı ile birlikte, devlet yönetiminde yer alanlar, gerek Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanıp yıkılmasının yarattığı travmanın gerekse de 1920’li yılların hâkim anlayışı olan ulus devlet zihniyetinden etkilenmeleri sonucu bu çoğulcu yapıyı reddetmişlerdir; çok dilli, çok dinli, çok kültürlü yapıyı benimseyip koruma yerine, sadece Türk kimliğine dayalı bir ulus devlet inşa süreci başlatmışlardır. Etnik açıdan Türk, dinî açıdan İslam’ın Sünni yorumu makbul sayılmış; bunun dışında kalan tüm kesimler tehdit olarak algılanmıştır. Bu zihniyetin sonucu olarak, gayrimüslim topluluklar zorla göçürtme, müdahale gibi uygulamalarla ülke sınırlarını terk etmeye zorlanmış; Kürtler, Aleviler gibi Müslüman unsurlar ise Türklük ve Sünnilik potası içinde asimile edilmeye çalışılmıştır.

Değerli milletvekilleri, tekçi zihniyetten vazgeçmediğimiz, statükocu anlayıştan kopmadığımız sürece bu ülkenin sorunlarını çözmemiz asla mümkün değildir. Bunu yapamadığımız içindir ki, bugün hâlâ  cumhuriyetin kuruluşundan beri var olan Kürt sorununu, Alevi yurttaşlarımızın sorununu ve genel olarak inançlar sorununu çözmüş değiliz.

Yine bu nedenledir ki, demokrasimizi geliştirecek demokratik bir kültürü de  ne yazık ki oluşturamadık temel hak ve özgürlükler konusunda çağdaş dünya değerlerini yakalayamadık. Özellikle Kürt meselesinde, tekçi zihniyet âdeta elimizi kolumuzu bağlıyor. Bırakın Kürt meselesinin köklü çözümünü, hâlâ Kürt meselesinde birer realite olan kavramları kullanmaktan korkuyoruz.

Daha dün bu kürsüden bir milletvekili arkadaşımız “Kürt coğrafyası” dediği için, Hükûmet adına Genel Kurulda bulunan Sayın Bakan "Türkiye'de Kürt coğrafyası diye bir coğrafya yoktur. Türkiye'de 75 milyon insanımızın yaşadığı, 81 ili kapsayan tek bir coğrafya vardır; o da Türk coğrafyasıdır." diyerek itiraz etmiştir. Tekçi zihniyet bazılarımızı öyle bir hâle getirmiş ki, toprağa dahi “Türk” diyebiliyorlar.

Yine, Irak komşu ülkemiz. Bu ülkenin anayasası var, yasaları var. Irak Anayasası’na göre, Sayın Mesut Barzani'nin Başkanı bulunduğu bölgenin ismi “Federe Irak Kürdistan Bölgesi”dir. “Kürdistan” dememek için Sayın Başbakan ve Hükûmet  üyeleri “Kuzey Irak bölgesel yönetimi” diye olmayan uyduruk bir sıfatı kullanıyorlar. Peşinden, Sayın Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay çıkıyor bir televizyon programında "Bizim iktidarımız döneminde yapılanlar sessiz devrimdir. Bu süreçte, Kürt vatandaşların tarihte ellerinden alınmış haklarını iade ettik." diyor.

“Kürt coğrafyası” denildiği için feryat edeceksin, içerisinde geçen “Kürdistan” kelimesini söylememek için komşu devletin anayasasında açıkça belirtilen bölgenin ismini değiştireceksin, arkasından çıkıp Kürt vatandaşların tarihte ellerinden alınan haklarını iade ettiğini söyleyeceksin.

Allah aşkına, kim buna inanır? Sayın Beşir Atalay'dan rica ediyorum, gelsin, Kürtlere hangi tarihî hakları iade ettiğini izah etsin, biz de aydınlanalım.

Değerli milletvekilleri, Alevi sorunu konusunda da ne yazık ki aynı şaşkınlığı yaşıyoruz. Bir taraftan Alevi çalıştayları yapıldı, bir taraftan da statükocu anlayışın Alevi yurttaşlara yönelik politikası harfiyen uygulandı. Alevi yurttaşlarımız "Cemevi bizim ibadethanemizdir." diyor, biz "Yok, sen yanlış biliyorsun." diyoruz. Alevi kardeşlerimize onlardan aldığımız vergiyle yaptırdığımız camilerin yolunu gösteriyoruz.

Daha dün, Pir Sultan Abdal Derneği ve kimi Alevi yurttaşlar, Maraş katliamının yıl dönümü nedeniyle, Maraş'ta yapılan katliamı lanetlemek, katliamda yaşamlarını yitiren insanları anmak için bir tören düzenlemek istemişler; Kahramanmaraş Valisi izin vermiyor.

Değerli AKP'li arkadaşlar, yürütmekte olduğunuz gelgit politikalarıyla Kürt sorunu gibi, Alevi sorunu gibi Türkiye'nin temel sorunlarını çözemezsiniz. Mevcut yaklaşımınızla Türkiye'deki demokrasi sorununu, temel hak ve özgürlükler sorununu da çözemezsiniz. Türkiye'nin temel sorunlarının çözümü gelgit politikalarıyla değil, kararlı, cesur, köklü anayasal ve yasal değişikliklerle mümkündür.

Türkiye'nin temel meselelerini çözme konusunda tarihî bir şansa sahipsiniz. Bu fırsatı Türkiye halkları size vermiştir. Şu an, sizden önceki iktidar partileri gibi devletin idare ettiği parti konumunda değilsiniz, devleti bizzat idare eden parti konumundasınız. Bu nedenle, isterseniz Türkiye'nin temel sorunlarını çözebilirsiniz. Bu noktada, bizden de destek alırsınız.

“Yolumuz rahmetli Özal'ın, rahmetli Erbakan'ın yoludur.” diyordunuz. Onlar, Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümünü temel politikaları hâline getirmişlerdi. Bunun bedelini de ödediler. Size bedel ödetecek bir güç de şu an için gözükmüyor.

Bilin ki Türkiye'deki, Irak'taki, Suriye'deki Kürtlerin yüzü Ankara'ya dönüktür. Kürt meselesini çözerseniz bunu kalıcılaştırırsınız, mevcut politikalarınıza devam ederseniz Kürtlerin Ankara'ya sırtlarını çevirmesinin yolunu açarsınız. Bu ise Türkiye'ye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Umuyor ve diliyorum, yolunuz rahmetli Özal'ın, rahmetli Erbakan'ın yolu olur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bozlak.

Şimdi şahısları adına ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray.

Sayın Çıray, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yüce çatının millet adına üstlendiği en önemli görevlerden biri bütçe denetimidir. Milletten alınan tek kör kuruşun hesabını sormak bu Meclisin vicdani ve ahlaki görevidir. Maalesef Meclisimiz bugün bu fonksiyonu tam olarak icra edemiyor ama esasen, bu Meclis uzun zamandır birçok fonksiyonunu icra edemiyor. İktidardaki zihniyet, her geçen gün biraz daha bu Meclisi battal hâle getirmektedir. Bunun nedeni, Başbakanın tesis etmek istediği tek adam rejimidir. Başbakan yıkıcı bir kibir içinde bu hedefe kilitlenmiştir. Meclisi, AKP Grubu vasıtasıyla, yürütmenin bir uzantısı kılmış, yargıyı da kendi istediği şekilde dizayn etmiştir ancak Sayın Başbakana artık bu da yetmemektedir, o, sınırsız bir kudretle şekillendireceği bir zorbalık düzeni peşine düşmüştür. Şimdi de “Kuvvetler ayrılığı önümüze engel olarak dikiliyor.” dedi.

Değerli arkadaşlar, bakın, uzun süredir Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışıyor. Yüzlerce sivil toplum örgütü, bilim adamı bu Anayasa Uzlaşma Komisyonuna raporlar yazdılar, taslaklar gönderdiler, önerilerde bulundular. Bütün bu çalışmalar bugüne kadar parlamenter sistem üzerine yapıldı. Sonra ne oldu? Yolun ortasında, Başbakan, komisyona kendi başkanlık anayasasını gönderdi. Ne diyor Sayın Başbakan kendi başkanlık anayasasında? Başkan tek dereceli seçilecek, Meclise karşı sorumlu olmayacak, Meclis başkana soru soramayacak, gensoru veremeyecek; başkan kabinesini Parlamento dışından seçecek, kabinenin dokunulmazlığı olacak; üst düzey görevliler yine Meclisin onayı olmadan başkan tarafından atanacak, daha önemlisi, başkan istediği zaman kanun hükmünde kararname çıkaracak, Meclis denetimine sunmayacak.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Adam öldürme yetkisi var mı?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bir tek o kalmış herhâlde.

Başkan gerek duyduğunda da Parlamentoyu feshedecek. Ee… Ee… Bu durumda bu Parlamentoya ne düşüyor? Bu milletvekilleri ne olacak? Saksı mı? Saksı olmayı bu Mecliste kabul edebilecek bir parlamenter var mı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çoook!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bu Meclis saksı meclisi olmayı -Kurtuluş Savaşı’nı yapmış bu Meclis- kabul edebilecek mi?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Yakışmıyor, yakışmıyor! Bu üslup yakışmıyor! Bu üslup size yakışmıyor!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Peki, tek parti rejimini, tek parti devletini kurmak yakışıyor da üsluba mı takıldınız? En nazik kelimeleri seçerek söylüyorum size burada.

Şimdi, bu inanılmaz anayasayı kim hazırlamış? Savunanlardan biri kim? Burhan Kuzu. Kimmiş Burhan Kuzu? Profesörmüş. Doğrusu, Burhan Kuzu’yu anayasa profesörü yapan profesörleri de ben merak ediyorum. Böyle bir anayasayı bırakın bir hukukçuya yazdırmayı, mübaşire dahi yazdıramazsınız arkadaşlar. Böyle bir anayasayı mübaşir yazmaz. Bu nasıl bir anlayış?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Bu üslup sana yakışıyor mu? Bu üslup size yakışıyor mu? “Mübaşir”, “saksı”, bilmem ne…

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Biz bu zorba anlayışla nasıl anayasa yapabiliriz? Artık, kimse kanundan konuşmasın. Buradan barolara, hukuk fakültelerine, hâkimlere, aydınlara, kendisine ve ailesine saygı duyan herkese sesleniyorum: Başbakana “Hop dedik Başbakan, hop dedik!” diyecek bizden başka adam kalmadı mı? Neden çıkıp da uzlaşma komisyonunu dağıtan Başbakanı anayasa kaçkını ilan etmiyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, Başbakanın, on yıllık mutlak çoğunluk iktidarına rağmen, bürokratik oligarşinin kendi önüne engel olarak dikildiğini söyleyebilme cesaretini gösterebilmesi onu sessizce dinleyenler için hazindir. Bu sözler sıradan sözler değil, Türk milleti için çok tehlikeli olayların, kötü gelişmelerin habercisidir. Gerçek demokrasilerde bunu dillendiren biri başbakanlıkta bir gün dahi duramaz. Dünyanın en güçlü liderleri, Obama, Cameron, Merkel kolaysa böyle bir şey söylesinler, daha o gün, seçimleri beklemeden kendi partisi onu alaşağı eder. Çünkü, bu görüşü dillendiren birinin başbakanlığı sürdürmesi o ülkenin itibarını kaybetmesi demektir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye’de yürütülen bu operasyonların maliyetini bilemiyoruz. Türk milletinin fakirinin fukarasının, garibinin gurebasının cebinden aldınız; Suriye’ye, teröristlere para yediriyorsunuz. Bunun hesabını ne bu dünyada verebileceksiniz ne öbür dünyada verebileceksiniz.

Çok değerli AKP’li milletvekili arkadaşlarımı uyarıyorum: Kibir sarhoşluğundan bir an önce ayılın, varlık nedeninize sahip çıkın. Parlamentoya sahip çıkın, Meclise sahip çıkın, kuvvetler ayrılığını koruyun, aksi hâlde tarihte utançla anılırsınız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler sayın Çıray.

Şimdi de şahsı adına Ağrı Milletvekili Sayın Mehmet Kerim Yıldız.

Sayın Yıldız, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET KERİM YILDIZ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devam etmekte olan 2013 yılı bütçesi görüşmelerinde 2011 yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ hükûmetleri bugüne kadar 10 bütçe yapmış ve başarıyla uygulamıştır. Hükûmetlerimiz bu süreçte insana hizmeti esas alan bir politika izlemiş, ekonomik ve demokratik alanlarda önemli gelişmeler sağlamıştır. Sağlanan ekonomik büyümede siyasi istikrarın, atılan demokratik adımların, yapılan reformların, genişleyen özgürlüklerin, insan hakları alanındaki olumlu gelişmelerin katkısı büyüktür.

AK PARTİ hükûmetleri ülkemizde her türlü ayrımcılığı önleyerek temel hak ve özgürlüklerin sürekli ileri götürülmesini temel politika olarak benimsemiştir. İnsan haklarının korunması, geliştirilmesi ve ihlallerin önlenmesi amacıyla İnsan Hakları Kurumu ve Kamu Denetçiliği Kurumu kurulmuştur. İnsan haklarına saygıyı siyasi ve toplumsal kültürün vazgeçilmez bir unsuru olarak değerlendiren Hükûmetimiz, yapılan hukuki düzenlemelerle devlet ve vatandaş arasında kaynaşmanın sağlanmasını; ötekileştirme anlayışına son verilmesini; dil, din, vicdan ve düşünce hürriyetinin önündeki engellerin kaldırılmasını sağlamıştır. Ancak, mevzuattaki değişim ve gelişimin yanında toplumsal zihniyet değişiminin de gerçekleşmesi gerekmektedir. Bundan sonra yapılması gereken, insan haklarına saygılı, daha demokratik, sivil, şeffaflık ilkesini ön planda tutan yeni bir anayasanın yapılmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz eğitimden sağlığa, tarımdan hayvancılığa, modern konutlardan çağdaş eğitim kurumlarına, ulaştırmadan enerji yatırımlarına, sosyal yardımdan yerel hizmetlere kadar her alanda ülkemizin çehresini değiştiren hizmetlerde bulunmuştur. Tarihimizin en büyük kırsal kalkınma ve kentsel dönüşüm projelerini hayata geçirmiştir. Yerel yönetimler kanunu çıkarılarak mahallî idarelerin yetkileri ve mali kaynakları güçlendirilmiştir. KÖYDES, BELDES ve SUKAP projeleri bugüne kadar geliştirilmiş en verimli projelerdir. Bu projeler ilimizde de başarılı bir şekilde uygulanmış, köy yollarımızın yaklaşık 185 kilometresi sıcak asfaltla kaplanmıştır.

Ağrı merkeze bağlı Fırat, 100. Yıl, Fatih ve Mehmet Akif Ersoy mahallelerimiz TOKİ tarafından yapılan kentsel dönüşüm programına alınmıştır. Fırat Mahallesi’nde kentsel dönüşüm projesi kapsamında 1.280 konutun yapımına başlanmış olup bu konutlardan bir kısmının hak sahiplerine teslimatı bahar aylarında gerçekleştirilecektir, geri kalan konutlarınsa teslimi önümüzdeki yılda tamamlanacaktır. Ağrı Orduevi, askerlik şubesi ve askerî lojmanların bulunduğu alan kent meydanı olarak düzenlenmek üzere belediyeye tahsis edilmiş, kent meydanı düzenlemesinin ve askerî tesislerin yapımı TOKİ tarafından üstlenilmiştir.

Daha önce kamulaştırılması yapılan Kağızman Caddesi’nde genişletme çalışmaları bitirilmiş, bir bölümünün asfaltlama işlemi yapılmış, önümüzdeki yıl çalışmaları tamamlanacaktır. İlimizde kamuya ait 10.000 metrekare alan üzerinde yaklaşık 1000 kişinin istihdam edileceği çağrı merkezi kurulmasına ilişkin çalışmalar tamamlanmak üzeredir.

Doğubeyazıt Gürbulak Sınır Kapısı’na yakın bölgede, hazineye ait  240.000 metrekare alan üzerinde tır parkı yapılması için çalışmalar sürdürülmektedir.

6 Ekim 2011 tarihinde başlayan Toplum Yararına Çalışma Programı kapsamında 3.210 kişi istihdam edilmiştir. 2012 yılında ise aynı kapsamda ilk etapta 1.700 kişi istihdam edilmiş, son alımlarla birlikte bu rakam 3.000’e yaklaşmıştır.

Diğer taraftan, SODES kapsamında, üç yılda yaklaşık 200 proje destek almıştır. Ülkemizin 3’üncü büyük sınır kapısı olan Gürbulak, Türkiye’nin Asya ve Orta Doğu’ya açılan kapısıdır.

Son teşvik paketiyle, 6’ncı bölgede yer alan kentimiz yatırım yapılabilir en cazip 15 kentten biridir. İlimizde yatırım yapacak olanlar en cazip destekten azami miktarda yararlanabilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) – Bütçenin hayırlara vesile olmasını diler, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Sayın milletvekilleri, şimdi, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Tanal? Yok.

Sayın Özkan, buyurun.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Maliye “sorma, ver” anlayışı içinde araç sahiplerinden -biraz önce söylemiştim- K1, K2, R1, R2, L,M belgeleri -29 harfte belge var- üzerinden ücret alıyor, binlerce lira para ödeniyor ancak bu belge şahsa mahsus. Aracı sattığında veya öldüğünde ne satış yapılana ne de mirasçılarına bu belge kalmıyor. İstek, belgenin ikinci şahıslara miras gibi aktarılmasıdır. Bu konunun Bakanlar Kuruluna getirilmesini talep ediyorum.

Ayrıca, doğu ve güneydoğuda görev yapan Mehmetçiklerimiz sağ salim memleketlerine döndüklerinde kimse hâlini, hatırını sormuyor, devletin sıcak elinden hiçbir şey göremiyor fakat şehit olursa, arkasından on binler yürüyor, kalanlarına devletin sıcak eli -helal, hoş olsun- uzanıyor. Aynı sıcak eli, sağ salim dönen Mehmetçiklerimize ve ailelerine aktarmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

Sayın Erdoğdu, buyurun.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, vergi uzlaşma komisyonlarında bazı şirketlerin kayırıldığı, bu komisyonlarda bazı şirketlerin kesinleşmiş vergi borçlarının dahi silindiği, Sayıştay denetçilerinin bu konuyu incelemek istediği ancak vergi mahremiyeti sebep gösterilerek Sayıştay incelemesine izin verilmediği, Sayıştay denetçilerinin bakanlıklarda tespit ettiği bu tür yolsuzlukların üzerine gitmesi dolayısıyla Sayıştay Kanunu’nun değiştirildiği, değiştirilen Sayıştay Kanunu’nun başta Maliye Müsteşarı olarak maliye bürokrasisi tarafından hazırlandığı ve Sayıştay Kanunu’nun değiştirilmesi dolayısıyla bütçeye yetişmesi gereken bu raporların yetiştirilemediği iddiaları doğru mudur? Bakanlığınızın Sayıştay Kanunu’nun değiştirilmesiyle ilgili rolü nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğdu.

Sayın Demiröz? Yok mu efendim?

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, şu anda Merkez Bankası rezervlerinin nakit para ve altın olarak miktarı nedir? Bankaların Merkez Bankasına aktardığı payın oranı nedir? Kısmi rezerv sistemi olarak tanımlanan ve yaklaşık yüzde 10’a denk gelen bu rezerv sistemi nedeniyle oluşan borç yumağının kırılması konusunda Bakanlığınızın politikası nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 12 Eylül referandumuyla “demokratik anayasa” dediniz, 12 Eylül ürünleri olan Seçim Kanunu’na, YÖK’e dokunmadınız. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu çok önemli olarak halkın önüne sundunuz, başvuru hakkı tanıdınız. Türkiye son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yüzlerce dava kaybedip binlerce avro tazminat ödeyince AİHM’e gidişin önüne set çektiniz. Yüksek mahkemeye başvuruyu paralı hâle getirdiniz. Bu paralı hâle getirmenin dışında, bir de, eğer başvuru olumsuz sonuçlanırsa 2 milyar gibi bir ceza da koydunuz. Bu başvuru şartlarına kısıtlayıcı hükümler koyarak hak aramayı güçleştirdiniz. Bu başvurulardaki ve arkasından gelecek cezada bir indirim yapmayı düşünüyor musunuz? Vatandaşa verdiğiniz sözü tutmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Karaahmetoğlu.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Bakan, köprü ve otoyolların özelleştirilmesinden önce AKP hükûmetleri döneminde 38 milyar dolarlık özelleştirme yapıldığını açıkladınız. Her yıl binlerce eğitimli gencimiz işsizler ordusuna katılırken bu özelleştirmeler sayesinde kalkınma ve büyümenin arttığı, kamudaki istihdam yükünün azaldığını belirttiniz. Bu pembe tabloda işçi, köylü, çiftçi, esnaf, emekli, atanmayı bekleyen öğretmenlerimizin olmayışını nasıl açıklayabilirsiniz? Seçim bölgem Giresun, bu rekor özelleştirmenin yapıldığı AKP hükûmetleri döneminde çizilen pembe tablodan hak ettiği payı niçin alamamıştır?

Yeni yıl yaklaşıyor. Bu vesileyle, savaşsız, sömürüsüz bir dünya dileğiyle, tüm insanlığın yeni yılını kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkanım.

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanlarda Dönüşüm Yasası’nda kentsel dönüşüm işlerinde kullanmak üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığına    -muhtemelen oraya- dönüşüm projeleri özel hesabından bahsedilmektedir, bu hesaptan kredi verilmesinden bahsedilmektedir. Bununla ilgili bir yönetmelik var mıdır? Ayrıca, 2013 bütçesinde bu hesaba aktarılacak meblağ hakkında bir öngörünüz var mıdır? Bu kredi sistemi nasıl kurulacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Eyidoğan.

Sayın Bakanım, buyurun efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, bu K1, K2 ve benzeri belgelerin üçüncü şahıslara satış hâlinde aktarılması hususunu ilgili bakanlığımıza biz aktaracağız. Yani, biliyorsunuz, her ne kadar bütün harçları, vergileri Maliye topluyorsa da ilgili bakanlık burada Ulaştırma Bakanlığıdır. Muhtemelen bir kanun çerçevesinde bunlar getirilmiştir. Biz ilgili arkadaşımıza aktarırız, onlar bu yönde bir düzenlemeyi uygun bulurlarsa Maliye olarak biz buna karşı çıkmayız, yani işin özü bu.

Tabii, sorunuzun ikinci bir kısmı vardı galiba, doğu, güneydoğudan dönen askerlerimize devletin sıcak elinin uzatılması… Tabii ki şehitlerimize ilişkin bir yasal düzenleme var ve o çerçevede gerçekten, toplumumuz ve ülkemiz, devletimiz çok güçlü destek vermektedir. Dönen kardeşlerimize de en güçlü destek bu ülkenin büyütülmesi, refahının artırılması ve kendilerine iş imkânlarının sağlanmasıdır. Bu konuda da tabii ki yoğun bir çaba içerisindeyiz ama yani çok büyük bir kitleyi kapsadığı için özel bir düzenleme yapmanın imkânı olmadığını siz de takdir edersiniz.

Sayın Erdoğdu vergi uzlaşma hususunu sordular. Şimdi, tabii, vergi uzlaşma komisyonları, verginin tarhiyat aşamasında kurulan ve mükellefin talebi üzerine yapılan vergi ve ceza tarhiyatlarının görüşüldüğü komisyonlardır. Bunun dayanağı Vergi Usul Kanunu’dur. Bu kanunda, aslında, uzlaşmanın nasıl yapılacağı yani bu komisyonlar marifetiyle yapılacağı açık bir şekilde ifade edilmektedir. Bu komisyonlarda kesinleşmiş vergi ve cezalara ilişkin görüşme yapılmaz, karar alınmaz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – “Gelecekte ödenmesi kesin.” demiştim Bakan Bey. Gelecek için söyledim yani.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, denetim inceleme raporundan sonrakiler için yapılır tabii. Burada tabii ki mükellefin mali durumu, mükellefin...

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, Sayıştay incelemek istedi mi bu konuyu acaba?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bana bu yönde Sayıştaydan bir talep gelmedi. Bakanlık olarak, Bakan olarak benim bir bilgim yok.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayıştay denetçileri incelemek istemişler ama izin verilmemiş vergi mahremiyeti dolayısıyla.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, şöyle, yani bu hususlar… Tabii ki Maliye Bakanlığının Gelir İdaresi bünyesinde ve taşrada yine vergi daireleri veya defterdarlık bünyesinde bir sürü komisyon kurulur, yüzlerce komisyon.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Büyük mükellefler.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Hah, büyük mükellefler merkezde yani meblağına bağlı olarak. Şimdi, büyük mükelleflere bu uzlaşma komisyonu... Yıllardır, bu yeni olan bir husus değil yani bu sistem yeni kurulmuş bir sistem değil. Dolayısıyla, burada, bir, vergi inceleme raporunda eğer göz önüne alınması gereken hususlar varsa alınır. Örneğin “Mukteza verilmiş mi, verilmemiş mi?”, “Daha önce bu yönde bir mahkeme kararı var mı, yok mu?” gibi birçok husus dikkate alınır çünkü kanun çok detaylı değildir, kanunda gri alanlar vardır. Tabii ki bu komisyonlar sonuçta bir takdir kullanıyorlar ama bu takdir yine belli bir çerçevede olmak zorundadır. Sayıştayın bunu incelemesi yerindelik incelemesi midir, uygunluk incelemesi midir; doğrusu, bu konu tartışılabilir bir konudur. Sayıştayın benden böyle bir talebi olmamıştır, Gelir İdaresinin olup olmadığını bilmiyorum çünkü bu yönde bana bir talep gelmedi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Merkez Bankasının rezervlerine gelince, Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri –bu döviz- 100,9 milyar dolar, altın rezervi 18,3 dolar milyar dolar, toplam 119,1 milyar dolar. Tabii, bu rezervlerin bir kısmı, Merkez Bankasının bu Karşılıklar Kararnamesi çerçevesinde bankaların merkezde tutması gereken birtakım karşılıkları da içeriyor. Ama Türkiye’deki bu uygulama dünyanın hiçbir ülkesinden farklı değil. Yani, rezerv hesabı nasıl tutulur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi (B) cetvelinin genel toplamlarını okutup oylarınıza sunacağım:

                           Bütçe Geliri

                              Tahmini                      Tahsilat               Ret ve İadeler (- )          Net Tahsilat

TOPLAM   292.168.879.000,00    319.512.928.217,33    31.409.820.415,02   288.103.107.802,31

 

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi (B) işaretli cetvelliyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir

Şimdi, 3’üncü maddeyi okutuyorum:

Denge

MADDE 3- (1) 2011 yılı bütçe giderleri ile bütçe gelirleri toplamları arasında, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 18.936.233.885,85 Türk Lirası bütçe gider fazlası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2.063.750.235,90 Türk Lirası büt-çe gider fazlası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 95.743.356,28 Türk Lirası bütçe gelir fazlası, gerçekleşmiştir.

(2) 2011 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gider fazlası 17.783.190.365,22 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Şimdi, 3’üncü madde üzerinde gruplar adına birinci konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay.

Sayın Akçay, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

“Bir devr-i şeamet, yine çiğnendi yeminler;

Çiğnendi, yazık, milletin ümmid-i bülendi!

Kanun diye topraklara sürtündü cebinler;

Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi...”

Sayın Başkan, kesin hesap kanun tasarısını görüştüğümüz şu saatte Sayıştay Başkanı ve Sayıştay temsilcilerinin Genel Kurul salonunda olmadığını görüyorum. Acaba yanılıyor muyum? Acaba Sayıştay Başkanı ve kurumu, şu anda Genel Kurulda neden temsil edilmemektedir? Bu konuda bir girişiminiz, bir açıklamanız olacak mıdır, merak ediyorum.

Hem raporu yok hem kurumsal olarak kendileri yok. Allah aşkına biz neyi tartışıyoruz, neyi müzakere ediyoruz değerli arkadaşlar; biz neyi konuşacağız?

Gerçekten, hukuk devleti, idarenin hukuka bağlı olduğu devlettir. Hukuku, kanunları ve yargıyı ayağına bir engel olarak gören, kuvvetler ayrılığı ilkesine açıktan cephe açan, “Kanun benim, tek kuvvet benim.” anlayışıyla kibirli iktidar hırsına gem vuramayan, hatta dağa çıkmayı dahi meşrulaştırmaya çalışan bir zihniyetten hukuk, kanun, adalet beklemek zannediyorum abesle iştigaldir.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; dün 8’inci madde üzerine görüşmemde, ister devlet olsun -kamu birimi- isterse özel sektörde herhangi bir firma olsun bir yönetim biriminin beş temel fonksiyonundan bahsetmiştim. Bu fonksiyonlardan birinin, en önemli fonksiyonlardan birinin de denetim olduğunu ifade ettim. Ve hatırlayalım, bütün kamu birimlerinin teşkilat şemaları da genelde üç ana şema üzerine oturur: Ana hizmet birimleri, denetim hizmet birimleri, yardımcı ve destek hizmet birimleri olarak bunlar yer alır. AKP döneminin -en büyük hatalarından biri- devlette denetim sistemini etkisiz hâle getirdiğini ifade etmek istiyorum. Eğer bir kurumda sağlıklı işleyen bir denetim sistemi yoksa, o kurumun aldığı kararlarda genellikle isabetsizlik olacağını ve o kurumun her türlü usulsüzlük, yolsuzluk ve yanlışlıklarla karşı karşıya kalacağını, verim düşüklüğü olacağını ve saydamlık sağlanamayacağını, savurganlık olacağını ve savurganlığın da önlenemeyeceğini defaatle ifade ediyoruz.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kanunu -ayrıca Kamu İhale Kanunu’nu da bu kanuna örnek verebiliriz- maalesef en çok yara alan kanun ve uygulamalardan biridir. 5018 sayılı Kanun, kamu mali denetiminin hem yapısını hem yönetimini değiştirmiştir. Bu kanuna göre iki denetim vardır: Kamu kurumlarının yöneticilerinin hesap verme sorumluluğunu yerine getiren iç denetim ve Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yürütülen dış denetim yani Sayıştay denetimi.

5018 sayılı Kanun yürürlüğe gireli dokuz yılı geçti. İç ve dış denetim işlerlik kazanamadı ve kurumlaşamadı, iç denetim konusunda gerekli düzenlemeler de maalesef yapılmadı. Sayıştay denetiminin ne hâle getirildiğini ise bilhassa bu bütçe sürecinde görüyoruz.

Sayıştay, 1862 yılında, hem Meclisi Mebusandan hem de hükümdar ve hükûmetten bağımsız bir denetim ve yargı mercisi olarak “Divan-ı Ali-i Muhasebe” adıyla kurulmuştur. Yüz elli yıllık büyük ve temel bir kurum ilk defa denetim hesabını Meclise verememiştir.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, Türkiye, 1914-1918 yılları arasında Birinci Dünya Savaşı’nı yaşamış bir ülkeyiz. Acaba merak ediyor musunuz, o dönemde Divan-ı Muhasebat yani Sayıştay, Birinci Cihan Harbi’nde dahi bu hesapları verebildi mi, veremedi mi? Benim  bildiğim kadarıyla, o dünya savaşı şartlarında dahi Divan-ı Muhasebat çalışmıştır, görevini yapmıştır. Ancak 2012 yılında, maalesef, şimdi, biz, bu konuyu, Sayıştayın raporlarını sunamadığı konusunu görüşüyoruz. Hem de Sayıştayın web sitesinde şu ibare var: “Sayıştayın vizyonu: Hesap veren ve saydam kamu yönetiminin teminatı Sayıştay.” diyor. Nerede hesaplar, nerede saydamlık, nerede denetim, teminat?

Değerli milletvekilleri, Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu idarelerini denetlemek, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak, kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlemlerini yapmakla görevlidir. Kamu mali yönetiminde hesap verebilirlik ve saydamlık ilkelerinin önem kazandığı bir çağdayız. Vatandaş, vergilerin nereye, nasıl ve ne kadar harcandığını öğrenmek istiyor, daha kaliteli bir kamu hizmeti almak istiyor, paralarının çarçur edilmediğini, har vurup harman savrulmadığını öğrenmek istiyor. Bu yüzden, Sayıştay denetiminin önemi de her geçen gün artmaktadır.

Sayıştaya uluslararası denetim standartlarına uygun mali ve performans denetimleri gerçekleştirme ve sonuçlarını Türkiye Büyük Millet Meclisine iletme görevi verilmiştir. 6085 sayılı yeni Sayıştay Kanunu çıkalı iki yıl olmasına rağmen, Sayıştayın denetim raporları gelmemektedir. Sayıştay bütçesinin Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri sırasında Sayıştay Başkanı “Rapor Değerlendirme Kurulumuz raporu göndermeme kararı aldı.” demiştir. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir skandaldır, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve kanunları tanımamaktır. Oysa, raporlar yazıldığı hâlde Rapor Değerlendirme Kurulu tarafından engellenmiş. Sayıştayın “Raporu göndermem.” deme hakkı yoktur.

Raporlar yazılmış diye duyuyoruz ama gerçekten yazıldı mı yazılmadı mı, ben bilemiyorum. Yazılmışsa nasıl yazılmış, onu da çok merak ediyorum. Neden çok merak ediyorum değerli arkadaşlar? Şu anda Türkiye'nin dört bir tarafında, hemen hemen her ilindeki muhasebe birimlerinde, saymanlıklarda, mal müdürlüklerinde depolar, arşivler, servisler çuvallarla dolu ve ödeme belgeleri -ki bunlara “yevmiye” denir- bu çuvalların içerisindeki bu ödeme belgeleri yıllardır bekliyor. O kadar ki, bu depolarda, arşivlerde, servislerde bu çuvalları, ödeme belgelerini koyacak yer kalmamış. 2005 yılından bu yana bekleyen belgeler var, Sayıştaya gönderilmemiş. 2010 ve 2011 yılı belgeleri ise hiçbir birimden teslim alınmamış. Yani 2010 yılında Sayıştay Kanunu çıkıyor, 2010 ve 2011 yılında bu belgeler Türkiye’nin hiçbir saymanlığından, muhasebe biriminden alınmıyor, 2012 yılında ise bazı muhasebe birimlerinden, bazı yevmiyelere ait belgeler, Say2000i sistemi üzerinden tespit edilerek özel olarak istenilmiş. Bu da, örneğin, 100.000 yevmiyeli bir muhasebe biriminden 30-40 civarında istenmiş. Dolayısıyla, bu denetimler yapılmadan raporlar nasıl yazılmış? Herhâlde örnekleme yöntemiyle bir denetim yapıldı ve buna dayanarak yazıldı diye düşünüyorum. Bu da kesinlikle kabul edilebilir, doğru bir yöntem olamaz değerli arkadaşlar. Dolayısıyla, Sayıştayın denetim raporları olmadan kesin hesabı görüşemeyiz, geçmiş bütçelerle yüzleşemeyiz ve helalleşemeyiz. 2013 bütçesine nasıl güveneceğiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) - AKP’ye nasıl ve neden güvenelim değerli arkadaşlar?

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Gruplar adına ikinci konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Osman Aydın, Aydın Milletvekili.

Sayın Aydın, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA OSMAN AYDIN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – 2013.

OSMAN AYDIN (Devamla) – 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu.

Sayıştay, yurttaşlardan toplanan vergilerin iktidar tarafından nasıl ve nereye harcandığını denetleyen bir kurumdur. Cumhuriyet tarihinde ilk kez Sayıştay denetiminden geçmemiş bir bütçe kesin hesabını görüşüyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına ve millet adına yapılan bu denetim olmadan sürdürülen müzakereler, 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu meşruiyeti üzerine koyu bir gölge düşmesine neden olmuştur. Denk bütçeyle kastedilen devletin vergi gelirleri ile harcamalarının birbirine eşit olması durumudur. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, devletin gelir ve giderlerinin denk olmasına özen gösterilirdi. Bu ilke, devlet yönetiminde bir fazilet sayılırdı. İktidarlar, 50’li yıllardan sonra bu ilkelerden yavaş yavaş uzaklaşıp denk olmayan, açık veren bütçe anlayışını gelenekselleştirmeye başlamışlardır. Özellikle, 70’li yıllardan itibaren de ayar iyice kaçmış, daha büyük açıklar kanıksanıp olağan karşılanmaya başlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, 2011 yılı bütçesini incelediğimizde bütçenin 18 milyar lira açık verdiğini görüyoruz. Hafife aldığımız, önemsiz olduğunu addettiğimiz bu açıklar, her geçen yıl kar topu gibi birikerek, kamuya ait büyük bir iç ve dış borç stokunun oluşmasına neden olmaktadır. 2002 yılında 243 milyar Türk lirası olan kamu borcunun, 2012 yılında 530 milyara ulaştığı açıkça görülmektedir. Yani cumhuriyetin seksen yılda yaptığı 243 milyar lira olan kamu borcunun daha fazlası geçtiğimiz on sene içinde gerçekleştirilmiştir. Belki gayrisafi yurt içi hasılaya oranladığımızda önemsizmiş gibi görünen bu kamu borcunun, bugün, küresel krizle boğuşan gelişmiş dünya ülkelerinde ekonomiye ne kadar büyük darbe vurduğu açıkça görülmektedir.

Yunanistan’da da belki bundan on-on beş yıl önce önemsenmeyen kamu borcu, bugün Yunanistan halkını perişan etmiş bulunmaktadır. Bundan sonra, hükûmetlerin tekrar denk bütçe konusunda özen göstermeleri ve kamuya ait bu borç stoku kar topu artışının engellenmesinin, herhâlde öncelikli görev olması gerektiği kanısındayım.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda, hükûmetin uyguladığı yanlış ekonomik politikalar neticesinde, bütçe açığı ile dış ticaret açığı arasında dikkat çekici bir ilişki olduğu görülmektedir. 2009 yılında dış ticaret açığı 39 milyar dolara düştüğünde, bütçe açığının 53 milyar gibi astronomik bir rakama ulaştığı görülmektedir.

Görüştüğümüz 2011 yılı bütçesinde de dış ticaret açığı 106 milyar dolar ile tavan yaptığından, bütçe açığının 18 milyar gibi düşük bir rakamla gerçekleştiği görülmektedir. Bu da bize, uygulanan ekonomi politikalarının ekonomimizin paritelerine ne kadar olumsuz yansıdığını açıkça göstermektedir. Bunun temel sebeplerinden biri, uzun yıllardan beri uygulanan düşük kur politikasıdır.

Bugün, Merkez Bankası ve devletin ilgili diğer kurumları, kurun olması gerektiği noktayı dolarda 2,3 TL olarak belirtmektedirler. 2002 yılında doların 1,5 TL olduğu göz önüne alınırsa enflasyona göre günümüze realize edilen kurun 3,8 TL civarında olacağı ayan beyan ortadadır.

Hükûmetin uyguladığı düşük kur politikasının neticesinde, yabancı mallara kendiliğinden yüzde 50 civarında damping yapılarak yerli üreticinin rekabet etme gücü ortadan kaldırılmaktadır. Bunun neticesinde de ithalat rakamları incelendiğinde, ham madde ve ara malı ithalatının toplam ithalatımız içindeki payının yüzde 75’lere ulaştığı görülmektedir. Yurt içindeki üretici üretim yapamaz bir hâle gelmiştir. Üretemeyen ekonomimiz işsizlik sorununu çözememekte, ham madde ve ara malı ithalatına olan bağımlılığı her geçen gün biraz daha artmaktadır.

Bu politikalar neticesinde, büyüdüğü hâlde iş ve istihdam sorunlarını çözemeyen bir ülke hâline gelmekteyiz. 2013 yılı bütçesine baktığımızda, bu politikanın devam ettirileceği açıkça görülmektedir.

2013 yılı bütçe gelirleri incelendiğinde, vergi gelirleri 63 milyar lira, ithalattan alınan KDV 61 milyar, dâhilden alınan KDV 36 milyar olarak hedeflenmiştir. Bütçe gelirleri hedeflerinden de anlaşılmaktadır ki düşük kur politikası devam edecek, yurt dışından gelen mallara yüzde 50 damping uygulanacak, ara malı ve ham madde ihtiyacı ithalatla karşılanacak, ara malı üretimi desteklenmeyecek, üretim büyümeyecek, istihdam artmayacak; bu nedenle de bütçe gelirleri, artan üretimin büyüttüğü ekonominin yaratacağı vergi gelirlerinin artmasıyla değil, ithalattan alınan KDV’yle sağlanacaktır.

Değerli milletvekilleri, düşük kur politikasının sadece ihracat yapan üreticilerin sorunu olduğu değerlendirmesi yanlıştır. Dünya gerçekleri göstermektedir ki pamuğun, mısırın ve bütün tarım ürünlerinin fiyatı İzmir, İstanbul borsalarında değil, New York, Liverpool gibi ticaret merkezlerinde dolar üzerinden fiyatlandırılmaktadır. Bu da bizim çiftçilerimizin ürettiği ürünün fiyatlandırılmasında dolar kurunun ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir. Bu nedenle, düşük kur politikası neticesinde 2002 yılından beri pamuğun kilogram fiyatı 1-1,2 TL arasında gidip gelmektedir. Ancak, bizim pamuk üreticisinin kullandığı mazot 2002’de 1 lira iken bugün 3,6 TL’ye çıkmıştır. Gübrenin 50 kilogramı ise 2002 yılında 10-15 lira iken bugün 70-75 lira civarındadır. Zeytinyağı on yıldır 3-4 lira arasında gidip gelmektedir. Bu nedenle, köylünün zeytin ağacının dibine gidecek hâli kalmamıştır. Mısır üreticisi ise daha garip bir durumla karşılaşmıştır. Hasattan önce 640-650 lira olan piyasada, her nedense Hükûmetimiz tarafından 595 lira taban fiyatının açıklanması neticesinde sezonda mısır fiyatı 565 lira olarak gerçekleşmiştir. Dünya fiyatları göz önüne alınmadan düşük tespit edilen mısır taban fiyatı, hasattan bir iki ay sonra 730-750 lira seviyelerine ulaşmış, bu durumdan dolayı da sezonda elinden mısırı çıkartan mısır üreticisi yüzde 30, yüzde 40 oranında -bir iki ay içinde- zarara uğratılmıştır.

Değerli milletvekilleri, dış ticaret açığının diğer önemli bir kalemi de enerji ithalatıdır. Enerji ihtiyacının yerel kaynaklardan temin edilmesi konusunda da Hükûmetimiz doğru politikalar üretmemektedir. Örneğin, dünyanın en büyük bor ve toryum rezervlerine sahip olduğumuzu övünçle dile getirdiğimiz hâlde, bu enerji ham maddelerinden enerji üretilmesiyle ilgili AR-GE faaliyetleri için hiçbir kaynak ayrılmamaktadır. Oysa biliyoruz ki dünyada birçok ülke bu ham maddelerden enerji üretmek için milyarlarca dolar AR-GE harcaması yapmaktadır.

Son günlerde tartışmasını yaptığımız yerli araba üretiminin, enteresan, rasyonel bir üretim olacağı kanısında değilim. Böyle bir proje Amerika’yı yeniden keşfetmeye benzer ve ölü doğar fakat boru enerji olarak kullanan bir yerli üretim hem yeni bir teknoloji hem de yaratıcı bir girişim olacak, ülkemize dünya çapında değer kazandıracaktır.

Değerli milletvekilleri, on yıldır Hükûmet tarafından uygulanan bu yanlış politikalar neticesinde, vatandaşımız, gelir üretememesi sonucunda temel insani ihtiyaçlarını karşılayabilmek için borç batağına saplanmıştır.

Devletimizin resmî istatistiklerine göre, vatandaşımızın bütçesinin de on yılda dengesini yitirdiği ve büyük açıklar verdiği ayan beyan ortadadır. Vatandaşın banka borcu 2002 yılında 6,5 katrilyon iken 2012 yılı sonunda 250 milyar seviyesine gelmiştir yani 40 katı artmıştır. 2012 Haziranı sonunda 13 milyon kişiyi geçmiştir borcu olan tüketici sayısı. Batık kredi miktarı 2002 yılında 778 milyon iken 8 katrilyonu geçmiş bulunmaktadır.

Biraz önce Bakanımızın söylediği pariteleri gayrisafi yurt içi oranına indirgediğimizde belki tehlikeli olarak görülmemektedir ama o gelişmiş ülkelerdeki o seviyedeki borçluluk seviyesinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AYDIN (Devamla) - ...bugün gelişmiş ülkeleri dahi ne duruma düşürdüğü hepimizce malumdur.

2011 bütçesine grup olarak bu nedenlerden dolayı “ret” oyu vereceğimizi bildirir, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına üçüncü konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Nursel Aydoğan.

Sayın Aydoğan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün 19 Aralık 2012. Bundan tam on iki yıl önce, bu ülkede F tipi cezaevlerine geçiş bahane edilerek –özellikle altını çizerek belirtmek ve ifade etmek istiyorum- sabaha karşı beşte eş zamanlı tam 20 şehirde, 20 ilde bir operasyon yapıldı. Bu operasyona -hepinizin bildiği gibi- “Hayata Dönüş Operasyonu” olarak bir isim takıldı, bu şekilde isimlendirildi.

“Hayata Dönüş Operasyonu” denilen bu operasyona 10 bine yakın güvenlik görevlisi katıldı; 8 jandarma taburu, değerli arkadaşlar, 37 tabur asker, binlerce çevik kuvvet ve yine yüzlerce ceza infaz memuru bu operasyonda görev aldı. Bu operasyon sonucunda 2’si asker, 30’u da cezaevlerindeki tutsaklar olmak üzere tam 32 yurttaşımız, vatandaşımız yaşamını yitirdi; 237 kişi bu operasyonda yaralandı, 600 kişi de sakat kaldı.

Yine bu operasyon sırasında binlerce mermi kullanıldı; el bombaları, ağır silahlar, yakıcı gazlar acımasızca insanların üzerine atıldı.  Bu operasyona harcanan parayı biraz önce CHP’den konuşan milletvekili arkadaşımız belirtti. Operasyona harcanan parayla eğer o dönemin Hükûmeti bir hesap yapmış olsaydı herhâlde üç beş okulla, üç beş hastane yapabilirdi.

Operasyonu hepimiz hatırlıyoruz. Operasyon sabahı televizyonlarda Birsen Kaya adlı bir kadın tutsak -üzerinde bir battaniye vardı, yüzü yanmıştı, kafasının yarısı da yanmıştı, saçları yanmıştı- “Hepimizi diri diri yaktılar.” diye haykırıyordu. Herhâlde vicdanı olan herkesin, hiçbir insanın böyle bir haykırışı unutması mümkün değil değerli arkadaşlar.

Yani, şunu ifade etmek istiyorum: Bu operasyon, bir hayata dönüş operasyonu değildir. Bu operasyon, bir cezaevi katliamıdır. Bu operasyon, yaşamı ve hayatı yitirme, kaybettirme operasyonudur. Bu operasyon, tıpkı 1996’da Diyarbakır’da yapılan cezaevi katliamı gibi bir katliamdır. Yine bu operasyon, 1999’da Ulucanlar Cezaevine yapılan bir operasyon gibi bir katliamdır. Bu katliamlar, Türkiye tarihine, insanlık tarihine geçmiştir değerli arkadaşlar.

Ben, bu vesileyle, yani 19 Aralık günü vesilesiyle, cezaevlerinde yaşamını yitiren bütün arkadaşlarımızı, evlatlarımızı, yoldaşlarımızı saygıyla anmak istiyorum ve yine, yaşamlarını inandıkları mücadelelere adayan ve bu uğurda yaşamlarını yitiren bütün insanlarımızı saygıyla anıyorum. Şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki, cezaevleri katliamlarında katledilen tutsaklar değildir, katledilen insanlıktır, tarih bunları böyle yazacak.

Değerli arkadaşlar, bu katliamlar gerçekten F tipi cezaevlerine geçmek için mi yapıldı? Eğer F tipi cezaevlerine geçmek için yapılsaydı o dönem bir sonuç almak mümkün değildi. Ara bulucu arkadaşlarımız vardı, onların anlatımından da anlaşıldığı kadarıyla, son günlerde tutsaklarla yapılan görüşmeler, hatta son yirmi dört saat içerisinde yapılan görüşmeler, anlaşmanın olumlu sonuçlanmasına yol açacaktı. Ancak, o dönem ara bulucu olarak görev yapan Oral Çalışlar’ın Hikmet Sami Türk’le ilgili bir diyaloğundan anlattığı kadarıyla, o dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün kendisine söylediği “Elimizi çabuk tutalım, acele edelim. Devlet içerisinde bir güç ısrarla operasyon yapmak istemektedir.” dediğini hatırlatmak istiyorum ve yine, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde dört yıl sonra açılan bir davada ifade veren bir asker, operasyon sırasında özellikle kadın tutsakların kapının açılması için çok çaba sarf ettiklerini fakat kapılar açıldıktan sonra kadın tutsaklara ıslak battaniye verilmesi gerekirken üzerine benzin dökülmüş battaniyelerin atıldığı şeklinde bir ifade verdi.

Evet, değerli arkadaşlar, dört yıl sonra dava açıldı. 13. Ağır Ceza Mahkemesinde bu dava sürüyor. Davanın seyrinden anlaşıldığı kadarıyla, 2011’e kadar operasyonla ilgili hiçbir operasyonel bilgi, plan mahkemeye ulaştırılmadı. On bir yıl sonra nihayet jandarma komutanlığından operasyonun nasıl planlandığı ve kamera görüntüleri mahkemeye iletildi. Buradan da anlaşıldığı kadarıyla, bu katliam, bu cezaevi katliamı araştırılmaya muhtaçtır yani Meclisin araştırmasına muhtaç bir konudur, muhtaç bir katliamdır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin yakın geçmişi şüphesiz ki pek çok araştırmaya muhtaç konularla doludur. Sayın Özal’ın ölümünden tutalım Eşref Bitlis’in katledilmesine, Bağlarbaşı katliamından tutalım Vedat Aydın’ın katledilmesine, Musa Anter’e, Uğur Mumcu’nun katledilmesine kadar pek çok konu bu Meclis tarafından araştırılmaya, incelenmeye muhtaçtır. Türkiye’nin demokratik geleceği için, gerçekten, Türkiye’nin barışı için bana göre bu Meclisin yapması gereken tek bir konu var, o da bu Meclis bu dönemde mutlaka bir hakikati ve adaleti araştırma komisyonu kurmalıdır. Kurmalıdır ki bu ülkenin geçmişinde neler yaşanmış, onlar tek tek açığa çıkartılmalıdır. Zira, bu ülkenin geçmişinde yaşananlar açığa çıkartılmadığı müddetçe, tek tek ortaya konulmadığı müddetçe, bu ülkenin gerçek bir barışa, gerçek bir kardeşliğe, gerçek bir demokrasiye ulaşması mümkün değildir.

Adalet ve hakikati araştırma komisyonu öyle bir çalışmalıdır ki, öyle sonuçlar açığa çıkartılmalıdır ki bu ülkede yaşananlardan kaynaklı herkes birbirinden özür dilemelidir, herkes birbirini affetmelidir. Zira, karşılıklı bir af olmadığı müddetçe, bu ülkenin karanlık geçmişinde yaşananlar nedeniyle bu ülkedeki insanlar birbirlerini karşılıklı olarak affetmediği müddetçe, tekrar belirtiyorum, bu ülkenin gerçek bir barışa, gerçek bir kardeşliğe ve gerçek bir demokrasiye ulaşması mümkün değildir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydoğan.

Sayın milletvekilleri, şimdi, şahısları adına söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet Akyürek.

Sayın Akyürek, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 362 sıra sayılı 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Tasarının 3’üncü maddesi, 2011 yılı bütçe giderleri ile bütçe gelirleri arasında genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin ve özel bütçeli idarelerin gider fazlalarını, düzenleyici ve denetleyici kurumların gelir fazlasını ve 2011 yılı merkezî yönetim konsolide bütçe gider fazlasını belirtmektedir.

Bugün AK PARTİ Hükûmetimizin hazırlamış olduğu 11’inci bütçeyi görüşüyoruz, demek ki geride bıraktığımız on yıl içinde 10 bütçe hazırlanmış ve başarıya ulaşmıştır. Demokratikleşme, reformlar ve ekonomik gelişmenin birbirine paralel olarak seyrettiği bu on yıllık süreç bizi bugünlere getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, biraz da Şanlıurfa’mızdan ve doğduğum yer Viranşehir ilçemizden bahsetmek istiyorum. “Şanlıurfa’ya hizmet” denince Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Faruk Çelik’in adını anmadan edemeyeceğim. İlimize ilk geldiği günden itibaren çalışmalara başlayarak, kendi deyimiyle, şehrin fotoğrafını çektiren, “4 Yılda 400 Proje” seçim taahhütnamesinin hazırlanmasını sağlayan ve bizlere hedef gösteren Sayın Bakanımıza, Şanlıurfalı Faruk Çelik’e, hemşehrilerim ve Viranşehir ilçem, şahsım adına teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu 400 projede yer alan bir büyükşehir olması, Abide Kavşağı, Topçu Meydanı, Cumhuriyet Meydanı, sanayide yatırım ortamını iyileştirme, kent güvenlik yönetim sistemi, su arıtma tesisi, kentsel dönüşüm projeleri bir buçuk yılda tamamlanmış ve şehrin genel yapısı gözle görülür şekilde değişmiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Şanlıurfa’yı kim büyükşehir yaptı? On senedir burada “Şanlıurfa” diye bağıra, bağıra, bağıra canım çıktı.

MEHMET AKYÜREK (Devamla) – Viranşehirli hemşehrilerimize taahhüt ettiğimiz ve gerçekleştirdiğimiz hizmetlerin bazılarını da söylemeden geçemiyorum. 200 yataklı devlet hastanemiz, 54 uzman doktorumuzla hizmete açılmış ve helikopter pisti yapımı başlamıştır. 8/9/2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla, Viranşehir ilçemizde dört yıllık sağlık yüksekokulu kurulmuş ve yarın ihalesi yapılacaktır. Viranşehir Gençlik Merkezinin ihalesi yapılmıştır. Viranşehir çevre yolumuz kara yolları ağına alınmış ve Kasım 2012’de proje ihalesi yapılmıştır. TMO tarafından 30.000 tonluk silo ve mısır kurutma tesisinin temeli atılmıştır. Viranşehir Küçük Sanayi Sitesinin on üç yıldır süregelen ve çözülmeyen hazineye ait arazinin temini gerçekleştirilmiştir. Viranşehir-Ceylânpınar-Harran Ovaları Cazibe Sulaması kanallarından 3 Haziranda su bırakılmış olup, ara kanalları 2013’te ihale edilip 2014 yılında tamamlanacaktır. Viranşehir ilçemizde DSİ şubesi kuruldu; hizmet binası, lojman ve misafirhanenin projesi hazırlanarak ihale aşamasına gelinmiştir. İlçemizde elektrik sorununa çözüm olacak ihaleler yapıldı, 2013’te bitirilecektir. Eyüp Peygamberimizin kabri ve makamının bulunduğu Eyüp Nebi yolu asfalt, otel ve park 2013’te hizmete girecektir. 194 kilometre köy yoluna… Ve 70 adet de köylerimize artezyen kazılmıştır. Okullarımıza 649 öğretmen, camilerimize de 131 imam ataması yapılmıştır. Adalet sarayı, SGK, MOBESE, Vakıfbank ve ayrıyeten PTT’nin 2’nci şubesi açılmıştır. Kısacası Viranşehir yön değiştirmiş, ekonomisi, tarımı, ulaşımı, eğitimi, yatırımlarıyla modern bir kent görünümü kazanmaya başlamıştır.

Hizmet kervanı durmayacak, Yüce Allah’ın inayeti ve vatandaşlarımızın desteğiyle yoluna daha büyük başarılarla devam edecektir. Bizler AK PARTİ’li milletvekilleri olarak halkımızın hizmetârı olacağız.

Buradan Sayın Başbakanımıza ve bugünlere kadar özveriyle aziz milletimiz için görev yapan Hükûmet üyelerimize, ülkem ve Şanlıurfalı vatandaşlarımız adına şükranlarımı, minnetleri sunuyorum, Allah hepsinden razı olsun diyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Mehmet Bey, bir de bize teşekkür et.

MEHMET AKYÜREK (Devamla) - 2013 yılı bütçemizin, halkımıza, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Mehmet Bey, 2002’den beri Şanlıurfa’nın adı burada bin defa geçti, bin defa, büyükşehir olsun diye.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Helal olsun! Mevlüt baba, helal olsun sana!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben de Şanlıurfalıyım. Bana, Urfa’yla ilgili hizmetlerle alakalı olarak sayın hatip sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Kime sataşmada bulundu?

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Böyle, mesela Şanlıurfa’nın Viranşehir’inin hâlen elektrikleri kesiliyor, yapılmadı. Viranşehir’deki okullarda öğretmen eksik ve okullarda kütüphane olmadığı hâlde, laboratuvar olmadığı hâlde “Var.” deniliyor. Viranşehir-Ceylânpınar yolu bitmedi. Ceylânpınar-Kızıltepe yolu bitmedi. Ceylânpınar-Akçakale yolu bitmedi ve…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Bu nasıl bir yöntem Sayın Başkanım? Günün mana ve ehemmiyetini belirten konuşma yapıyor. Ne biçim iş bu ya?

MAHMUT TANAL (İstanbul) - …insanlar kuyu suyu kullanmak zorunda, kuyu suyu içiyor. Yani, bu anlamda, hakikaten hizmetler eksik. Lütfen, bu hizmetlerin yapılmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, sözleriniz zabıtlara geçti efendim.

Buyurun.

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, bir düzeltme adına söz aldım. Viranşehir-Ceylânpınar yolu bitti, önümüzdeki günlerde açılış programı söz konusu. Aynı zamanda, Ceylânpınar-Kızıltepe yolu proje aşaması tamamlanmış olup ihale aşamasına gelmiş durumda. Ceylânpınar-Kızıltepe yolu ilk kez projeye alınmış durumda.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şimdi, şahısları adına…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

Sayın Tanal lütfen, açıklamanızı yaptınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, değerli Başkan, çok önemli bir şey, çok önemli.

BAŞKAN - Buyurun

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Viranşehir Devlet Hastanesine gönderilen malzemeler hastaneye teslim edilmedi, bir başka yere gönderildi. Bu yolsuzluk davasının sonucu ne oldu? Ben, bu hastaneye gönderilen malzemelerin nereye gönderildiğinin Hükûmetten açıklamasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Zabıtlara geçti sözleriniz, soru-cevapta da sorabilirsiniz.

Şimdi, şahsı adına son konuşmacı Sayın Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

Sayın Işık buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 362 sıra sayılı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisin tüm değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii ki, gelmeyen bir kesin hesap cetvelini burada konuşmanın fazla bir anlamı yok. Sayıştay raporunun gelmediğini benden önceki çok değerli milletvekili arkadaşlarımız ifade ettiler. Hayalî, sanal harcamalar üzerine konuşacağız ama yaşanan gerçekler tabii inkâr edilemiyor.

Şimdi, geçen yıl veya önceki yıl ya da 2010 yılında, bu yüce Meclisin geçirdiği bütçeyi, illere dağıtan ve illere göre dağıtımda hangi ilkeleri uyguladıkları belli olmayan bir Hükûmetin icraatlarını elbette ki burada elde olan raporlara göre değerlendirmemiz lazım. Onun için, bu raporların buraya gelmemiş olması, bu Meclis tarihinde çok ciddi ve önemli bir eksikliktir ve bu Meclisin tarihine geçmiş olmasından dolayı da hakikaten üzüntülerimi ifade etmek istiyorum.

Örneğin, yatırımların illere göre dağıtımı cetvelleri incelendiğinde, özellikle, bakanların bulunduğu illerin pastanın büyük payını  kaptığını, diğer illere “sus payı” diyebileceğimiz bazı yatırımların dağıtıldığını biz de, sizler de, hepiniz çok iyi biliyorsunuz.

Ankara-İzmir otoyol ve hızlı tren projesinin Kütahya’dan geçmesi gerektiğini defalarca bu kürsüden ifade ettim ama geçirilmedi. Şimdi, Antalya-İstanbul Hızlı Tren Projesi, 2023 yılında uygulamaya geçirilmesi hedefleniyor, merkez olan Kütahya’dan geçmesi gerekiyor, yine geçirilmiyor. Şimdi, Afyon’da bir bakan var veya Antalya’dan veya diğer yerlerden bir bakan var diye bu ülkenin kaynaklarını o bakanın bulunduğu ile aktarmanın bir anlamı yok. Elbette ki, oraya da yatırım yapılsın ama bu arada birçok ilin mağdur edilmesini de görmezden gelemeyiz.

Sayın Bakanım, özellikle size geçen bütçede hatırlattığım ve özellikle de teşekkür etmek istediğim, Kütahya’da Şeker Fabrikasının özelleştirilmesinin ardından devir teslim işlemi tamamlandıktan sonra şeker fabrikası arazileri üzerinde gösterilen ama gerçekte Türkiye Şeker Fabrikaları envanterine kayıtlı olan arsanın tapu müdürlüğündeki bir işlemle Kütahya Şeker Fabrikası üzerine geçirilmiş olmasından sonra açtığım dava ve cumhuriyet savcısına yaptığım başvurunun ardından bunun belli bir noktaya geldiği, yerel mahkemenin bu işlemi yanlış olarak tescil ettiği ve Bakanlığınızın da, özellikle Özelleştirme İdaresi Başkanlığının da uyarısıyla Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketinin bu davaya müdahil olması bu Meclis adına önemli bir gelişmedir, özellikle teşekkür ediyorum. Bunun takipçisi olacağız. Şu anda gerek Yargıtay aşaması gerekse bu müdahaleden sonra, sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, 2010 yılı Sayıştay denetçileri raporlarına verilen cevapta, artık Özelleştirme İdaresi Başkanlığının söz konusu yargı kararları doğrultusunda buna müdahale etmesi gerektiği rapora bağlanmıştır. Yapılacak iş bellidir: Tapu iptal davası açılacaktır ve özelleştirme sürecinde söz konusu taşınmaz tanıtım kitapçığında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından bildirildiği için bu iptal davasının sizin tarafınızdan açılması gerekiyor. Bu raporlara istinaden artık bunu daha fazla beklemenin ve üç-dört yıldır burada dile getirmemize rağmen “Acaba üstünü nasıl kapatırız?” anlayışında olanlara prim verecek bir noktaya taşımanın hiçbir anlamı yok. Özellikle, bunu sizden Kütahya adına, Kütahyalılar adına ve bu milletin yetim hakkını koruyan hepimiz adına istirham ediyorum.

Buna da olan inancımı tekrarlayarak bu bütçenin -her ne kadar raporlar gelmemiş olsa da- geçen bütçe kısmının ülkemize hayırlı olmasını ama mutlaka bu raporların da yüce Meclisin takdirine bir an önce sunulması gerektiğini tekrar ifade ediyor, saygılarımı bir kez daha hepinize sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın milletvekilleri, şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Birinci sırada, Sayın Öğüt.

Buyurun efendim.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul)- Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 400.000’i aşkın vatandaşımızın beklentisi olan 2/B Yasası uygulaması tekrar ertelenmiştir. İstanbul’un Anadolu yakasında Beykoz, Şile, Sultanbeyli, Çekmeköy ve Ümraniye ilçelerinin yüzde 80’i 2/B alanıdır. Sadece oturmuş olduğu evi olan emekli işçinin veyahut da tarlası, ormanı olan çiftçinin tedirginliği had safhadadır. Hükûmetin bütçe açığını kapatmak için beklentisi olan 25 milyarın sağlanabilmesi için çok yüksek fiyat belirlediği ve tepkiden çekindiği için açıklamadığı doğru mudur? Bu 2/B Yasası ne zaman tekrar gündeme gelecektir, uygulamaya başlanacaktır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, bir şeyde anlaşalım: ”Muhtar maaşlarını artırdık.” demeyin. Hep diyorsunuz, istirham ediyorum. Artırmadınız, 90 lirayken maaş BAĞ-KUR primi 80 liraydı. Şimdi 437 lira maaş veriyorsunuz, 400 lira BAĞ-KUR primi alıyorsunuz. Ne olursunuz, bu insanlara “Maaşlarınızı artırdık.” demeyin. Bunlar, maaşta değil, muhtarlar bir kanun istiyor. Defalarca burada dile getirdiler, taa 2002’deki İçişleri Bakanımızla birlikte hep “Getireceğiz, getireceğiz...” artık, bu konuda muhtarlarla ilgili bir yasayı getirecek misiniz? Muhtar maaşlarına en azından BAĞ-KUR primi hariç burada bir şekilde bir düzenleme yapacak mısınız? Yoksa, biz bu insanlara açık söyleyelim, net söyleyelim; maaş demeyelim, BAĞ-KUR primi ile maaş arasında 50 lira veriyoruz sana kardeşim.” deyin, onlar da bilsinler. İnsanları kandırmayalım Sayın Bakan.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.

Sayın Şeker…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, iki yıl önce sizlere güvenerek Gaziantepli sanayiciler Suriye’de tesisler kurdular. Yine sizlere güvenerek Gaziantep’teki yatırımcılar, Gaziantep’in içerisinde, kredi alarak, Suriye’den gelen turistleri ağırlamak için yatırımlar yaptılar, tesisler açtılar fakat geldiğimiz noktada hiçbirisi borcunu ödeyemedi, vergi borçlarını dahi ödeyemedi, bankalara da ciddi şekilde borçları var. Bunların vergi borçlarının ertelenmesiyle ilgili, bunlara bir kolaylık sağlamakla ilgili bir çalışmanız var mıdır? Bununla ilgili bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şeker.

Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Mevlânâ diyor ki:

“Ekmeği öğrendim.  Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini. Sonra da ekmeği hakça üleşmenin bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.”

Az kazanandan çok vergi, çok kazanandan az vergi politikasını ne zaman terk edeceksiniz? Altı senedir buradayım, her bütçe döneminde “Vergi reformu yapacağız.” Diyorsunuz. Kesin bir tarih verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Dün, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde meydana gelen olaylarda, polis çok sayıda, miktarda gaz bombası kullanmıştır. Polisin attığı gaz bombalarından biri öğrenci Barış Barışık’ın başına isabet etmiş ve öğrenci beyin kanaması geçirmiştir.

Barış’ın bilinci kapalı durumdadır ve yoğun bakımdadır. Barış’ın hayati tehlikesinin sürdüğü ve Ankara Hastanesinde müşahede altında tutulduğu öğrenilmiştir. Barış’a Allah’tan şifa diliyorum.

Öğrenci, memur, işçi ve halk kendi sesini duyurmak için sokağa çıktığında insanları perişan eden, yaralayan, ölümcül olan bu gaz sıkma ve bomba atma işinden Hükûmet ne zaman vazgeçecektir?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Eyidoğan.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Bakan, Burdur ili az da olsa göç vermeye devam ediyor. Bunu engelleme adına 5084 sayılı Yatırım ve İstihdamı Teşvik Yasası kapsamında, Burdur yatırımcısı, besi ve süt üreticileri, tarımla uğraşanlar, sanayiciler, ihracat yapan mermerciler, teşvik yasası kapsamında mazottan veya elektrikten alınan verginin kaldırılmasını beklemektedir. Bu beklentiyi gerçekleştirmek için Burdur sanayici ve üreticilerine elektrik ve mazot desteği vermeyi düşünür müsünüz?

Ayrıca, Türk TELEKOM özelleştirilmesinden ne kadar gelir elde edilmiştir? Satışta alıcı firmaya kaç liralık taşınmaz devredilmiştir? Türk TELEKOM’da devletin ne kadar payı vardır? Türk TELEKOM’a ait taşınmazlar başkalarına satılabilir veya devredilebilir mi? Türk TELEKOM’un altyapı yenileme çalışmaları sırasında eski bakır kablolar yerine fiberoptik kablolar takılmaktadır. Bu değişikliğin sebebi nedir? Bakır kabloların satışından devlet, bakanlık pay almakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…Yok efendim.

İki saniyemiz var.

Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakanım, Temel ile Dursun karşılaşmışlar, Temel’in morali çok bozukmuş. Dursun sormuş: “Neden böyle?” “Bir arabam var satamıyorum, 20 yaşındadır, 200 bin kilometrede.” demiş. Dursun “Dert ettiğin şeye bak.” Götürmüş onu tanıdık bir tamirciye, 200 bin kilometreyi indirmişler 20 bin kilometreye. Bir hafta sonra karşılaşmışlar, Dursun: “Temel, moralin yerine geldi, sattın herhâlde arabayı.” demiş. “Yok ulan, 20 bin kilometredeki araba satılır mı?” demiş. Şimdi bu fıkraya bakınca, sizin ve ekonomi yönetiminin Temel, Kalkınma Bakanının Dursun, Türkiye İstatistik Kurumunun da tamirci olduğunu ve ayarlanan rakamlardan memnuniyet duyduğunuzu ifade edebilir miyiz, nasıl düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Sayın Bakanım, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Öğüt, tabii, 2/B Yasası çıkartılırken altı ay uzatma yetkisi Bakanlar Kuruluna verilmişti. Başvurular -yanlış hatırlamıyorsam- uzatıldığı dönemde yüzde 65’ler civarıydı yani belki yüzde 68 civarı…

Şimdi, biz, başvurular daha da çok olsun, daha çok vatandaşımız yararlansın, kampanyayı büyütelim diye hakikaten üç ay uzattırdık yani Bakanlar Kurulu uzattı. Ocak sonuna neredeyse denk geliyor ve şu anda başvurular yüzde 86’ya ulaşmış. Yani ümit ederim ki daha çok vatandaşımız haberdar olur, bu konuyla ilgilenir.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Fiyat açıklanmadı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Dolayısıyla, birinci husus, biz bu… Tabii ki bedeller Millî Emlak tarafından belirlendi. Sonra, iç tutarlılığı denetlemek üzere hakikaten bir çalışma yaptık çünkü mahallesine, sokağına göre değişebiliyor. Bu çalışmalar aslında son aşamaya geldi. Ocak ayından itibaren, arkadaşların bana söylediği kadarıyla, satışlara başlanacak. Dolayısıyla birinci husus bu.

Değerli arkadaşlar, 2013 yılında 2/B’den gelecek maksimum rakamı    -bizim tahminlerimiz- 4,8 milyar olarak öngörüyoruz. Yani dolayısıyla, bunun hakikaten, ifade edildiği gibi, bütçe açığını kapatması, 25 milyar falan filan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Onu siz telaffuz ettiniz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Yani başlangıçta bu türden büyük rakamlar zikredildi ama bizim öngörümüz, bu çerçevede olmayacağı yönünde. Ha, gönül ister ki gelsin, biz onu da kentsel dönüşüm ve diğer alanlarda kullanalım. Ama özetle konu bu.

Şimdi, Sayın Aslanoğlu, muhtar maaşları konusunu sürekli gündeme getiriyorsunuz, rakamları da kendiniz söylediniz. Hakikaten, 2002 Aralık ayında 97 lira olan maaş 427 lira olmuş. BAĞ-KUR primleri de artmış, doğrudur ama artan primlere paralel olarak daha yüksek emekliliğe de hak kazanıyorlar. Ben hep söyledim yani bir tek kesime yönelik, hani böyle arada torba yasalarla özlük hakların düzenlenmesini ben doğru bulmuyorum Bakan olarak. Aslında birçok kesim var bu türden talepte bulunan. İlgili kanun…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, 2002’den beri söz veriyorlar, yerine getirmiyorlar. Sayın Bakanım, 2002!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, mahallî idarelerden ben sorumlu değilim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – On sene geçti, sözünüzü yerine getirin. Meclis tutanaklarına bakın.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – İlgili arkadaşımız söz verdiyse siz de hesabını o zaman sorun. Yani şimdi benden muhtarların kanunuyla ilgili bir hesap sormanız… Ben ilgili arkadaşıma iletirim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, o zaman masaya vurun. Masaya vurmuyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bu arada, Sayın Erdoğdu, burada bir düzeltme yapmak istiyorum. Soruyu sorduktan sonra arkadaşlarım bana bilgi verdiler. Doğrudur, Sayıştay, 2011 yılına ilişkin olarak 2012 yılında, Gelir İdaresi Başkanlığından bu uzlaşmalarla ilgili şahıs bazında veya şirket bazında bilgi istemiştir. Arkadaşlar bana yeni söylediler, benim bilgim yoktu. Fakat Gelir İdaresi “Biz bunları vergi dairesi itibarıyla verelim yani komisyonlar itibarıyla verelim ama vergi mahremiyeti nedeniyle şirket bazında, birey bazında vermeyelim.” diye bir öneride bulunmuşlar. Husus budur yani şu anda arkadaşların bana aktardığı bu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama Sayın Bakan, işte bu mahremiyet kavramı çok tehlikeli.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Müsaade edin, öbür sorulara da…

Arkadaşlar, bunu ben söylemiyorum. Sadece, arkadaşlar “Bu gerekçeyle toplu hâlde verelim.” demişler yani bu yeni bir husus değil.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Gaziantep’te…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama basında çıkıyor Sayın Bakan, gazetelerde çıkıyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Doğrudur, ben -Gaziantep’e dört yıl gittim geldim- hiçbir zaman “Suriye’ye gidin, yatırım yapın.” demedim Sayın Şeker, bilirsin.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Siz demediniz Sayın Bakanım. Hükûmetin iyi ilişkilerinden dolayı yaptı sanayici.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ben Türkiye’de yatırım yapılmasını tercih ederim. Türkiye’ye yatırımın çekilmesine uğraşırım ama sonuçta bazı hemşehrilerimiz, bazı iş adamlarımız Suriye’de yatırım yaptılar. Bu bir risk ve risk gerçekleşmiş durumda ama biz, hani, sizin bahsettiğiniz anlamda -bunu biliyorsunuz- aslında vergileri ötelemek üzere bir imkân sağladık yani beyannameleri bu durum sonuçlanana kadar öteleyebilir, mücbir sebep ilanı yaptık. Bu çerçevede biz o arkadaşlarımıza, eğer bize gelip Suriye’deki işlerinden dolayı etkilendiklerini ifade eder, raporlarlarsa yardımcı olacağız. Yani sizin söylediğinizi biz yaptık.

Öbür sorulara, evet… “Az kazanandan az, çok kazanandan çok.” Tabii ki olması gereken de bu. O nedenledir ki biz şu anda vergiyi tabana yaymak için hakikaten güzel çalışmalar yapıyoruz. Bu sene sadece 371.000 yeni mükellef kazandık, daha önce hiç kapımızı çalmayan yeni mükellefler kazandık. Bu sistemi genişletmeyi ümit ediyoruz ama bir gecede olacak bir şey değil.

Değerli arkadaşlar, ben de Barış kardeşimize Allah’tan şifalar diliyorum, detayları hakkında bilgim yok. Barışçıl gösterilere saygımız var. Tabii ki gösterilerin kanun çerçevesinde, izin alınarak yapılmasında fayda var, siz de takdir edersiniz.

Burdur iline özel bir şey yapamayız 5084 kapsamında ama 5084’le ilgili eğer yeni bir düzenleme yapılacaksa biz Maliye Bakanlığı olarak tabii ki imkânlar çerçevesinde destekleriz. Yalnız, şunu ifade edeyim tekrar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Müsaade ederseniz Başkan, bitireyim.

BAŞKAN – Peki, sözünüzü bitirin efendim, tamamlayın.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bu teşvikler yatırımlara belli bir süreliğine verilir. Biz bunları sürekli uzatmaya kalkarsak gerçekten doğru bir yaklaşım olmaz. Çünkü, mesela -basitleştireyim- şu anda yeni açıkladığımız teşvik sisteminde biz diyoruz ki: “Doğu ve güneydoğuya yatırım yapın, 100 liralık yatırım yapın ve size 116 liralık destek verelim.” Şimdi, yatırımın tamamını geri alacak. E, şimdi, “Kalkın, bunu uzatın.” dediğiniz zaman, ciddi avantajlar ve vergiden tabii ki feragat söz konusudur.

Türk TELEKOM’a gelince…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, benim fıkraya bir açıklık getirecekti Sayın Bakan.

BAŞKAN – Kusura bakmayın, kimsenin şahsi fıkrasıyla alakası yok; süreyi uzattık, bu kadar.

Şimdi 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.51
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- (1) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinin ilgili sütununda gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2011 yılı içinde harcanmayan toplam 211.127.562,35 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2011 yılı içinde harcanmayan toplam 34.746.158,69 Türk Lirası, ödeneği ertesi yıla devredilmiştir.

(2) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 2011 yılı içinde kullanılan ve ertesi yıla devredilen özel ödenekler dışında kalan ödeneklerden, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin toplam 18.534.412.722,70 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin toplam 2.527.479.398,16 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların toplam 141.341.917,85 Türk Lirası, ödeneği iptal edilmiştir.

(3) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, kamu idarelerinin 2011 yılı ödenek üstü giderlerini karşılamak üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için toplam 6.545.707.279,48 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler için toplam 9.688.466,06 Türk Lirası,

tamamlayıcı ödenek kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 4’üncü madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kemal Değirmendereli, Edirne Milletvekili.

Sayın Değirmendereli, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, çağdaş demokrasilerde, kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanım meşruiyeti, parlamentoların varlık sebebiyle özdeş tutulan bütçe hakkına dayanır. Hükûmetler politik öncelikler ile amaç ve hedefler setini kaynak harcama yapısıyla birlikte ortaya koyarak parlamentoya sunarlar ve parlamentodan onay isterler. İlgili dönemin sonunda, milletin meclisinde, döneme ilişkin gerçekleşmeler, bütçenin amaç ve hedeflerine ulaşma derecesi açısından değerlendirilir. Böylece, hükûmetin performansı ortaya çıkar. Bütçenin amaç ve hedefleriyle gerçekleşmeler arasındaki açıklık ve meydana gelen sapmalar üzerinden müzakere edilir ve hükûmetten hesap sorulur. Bu siyasal denetim, demokrasilerin gelişimi açısından vazgeçilmez öneme sahiptir. Yani gerçekleşenler hakça, doğruluk, dürüstlük ilkelerine, etik, kanun ve usullere uygun yapılmış mıdır, bunu görürüz.

AKP Hükûmeti, evrensel bu kabulleri biçimsel, yüzeysel nitelemekte ve öyle görmektedir. AKP, bütçe hakkını ihlal eden bir dizi uygulamasıyla mali tarihimiz içerisindeki yerini alacaktır.

Ne gibi ihlaller yapmaktadır AKP yönetimi? Orta vadeli program veya orta vadeli mali plan her yıl gecikmeli yayınlanmıştır. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 14’üncü maddesinin gerekleri yerine getirilmemiştir. Bütçe tasarısının E-Cetvelinde bizatihi, cetvelin amacı dışında düzenlemelere gidilmiştir. Sayıştayın dış denetim raporlarını içeriksizleştiren yasal değişiklikler yapılmış ve bu durum dış denetim raporlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulamamasına yol açmıştır. Sayıştay üyelerinin seçiminin de her defasında politize edilmesi gibi saymakla bitmez bir sürü olumsuz uygulama AKP döneminde yapılmıştır.

Sayın milletvekilleri, bu genel çerçeve içinde görüşmekte olduğumuz 4’üncü madde de bütçe hakkına etkileri yönüyle özel öneme sahiptir. 4’üncü madde de devredilen, iptal edilen, tamamlayıcı ödenekler düzenlenmektedir. Peki sayın milletvekilleri, bu maddeye ilişkin olarak, Sayıştayın genel uygunluk bildirimindeki açıklamalar yeterli kabul edilebilir mi? İptal edilen kalemler, iptal edilecekse niçin bütçeye ödenek olarak konulmuştur? Bu öngörüsüzlük, önceliklerin isabetsizliği değil midir? Zaten Danıştayın dış denetim raporları da olmadığı için, amaç ve hedeflerle ödeneklerin kullanımı arasındaki ilişkiyi de değerlendirme imkânı elimizden alınmıştır. Niye, Meclisten ne kaçırılmaktadır? Denetim sorumluluğu olan Danıştayın, kamu idarelerinin mali rapor ve tablolarının güvenirliliği ve doğruluğu hakkında görüş bildirmesi, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi, iç kontrol sistemlerinin değerlendirilmesine ilişkin görev ve yetkileri son çıkan yasayla kısıtlanmıştır. 1.472 personeli, Türkiye’nin en yetişmiş değerlerini içinde barındıran, kuruluşu ta 1876’lara dayanan bu kurumu atıl hâle getirmektesiniz. Korkarım, kısa vadede bu kurumdan da kurtulmanın yollarını arayacaksınız. Bu uygulamalarınız Meclisin bütçe hakkını zayıflatmakta ve etkisizleştirmektedir.

Sayın milletvekilleri, tamamlayıcı ödenek uygulamasını da bütçe hukuku ve bu bağlamda demokrasimizin önemli bir sorunu olarak görmek durumundayız. Kuşkusuz, devlet yönetiminde ödenek üstü harcamayı gerektiren olağandışı olaylarla karşılaşılabilir. Ancak bu durumu, çağdaş kamu mali yönetim sisteminin mekanizmalarıyla çözüme kavuşturmak mümkündür. Yani en temel mekanizma ek bütçedir ve 5018 sayılı Yasa da buna imkân vermektedir. Ek bütçe talebi, meşru ve geçerli görülebilecek temel bir yöntem olarak benimsenmelidir.

Ayrıca, tamamlayıcı ödenek uygulamasına gelince: Türlü mekanizmalar AKP Hükûmeti için yeterli olmamaktadır. 5018 sayılı Kanun ve merkezi yönetim bütçesi kanunundaki hükümler çerçevesinde, kamu idarelerinin ödenekleri arasında yüzde 20’ye kadar aktarma yapma yetkisi de bulunmaktadır. Maalesef, Hükûmet bu mekanizmayla da yetinmemekte ve ödenek üstü harcamaya yönelmektedir. Sorun, bütçe hazırlık çalışmalarındaki ciddiyetsizlik ve öngörüsüzlüktür. Yasalarda olduğu gibi, yasalar yeterince incelenmeden Meclise getirildiği gibi, çıkarıldığı gibi ve bir ay sonra, iki ay sonra yeniden düzeltme ihtiyacı hissedilip yeniden düzeltildiği gibi çoğunluk oylarıyla belirli biçimsel gerekler sağlanabilir ve kanunlar geçirilebilir. Ancak, Hükûmetin bu yönetim perspektifi halk nezdinde de meşruiyetinin zayıflamasına yol açmaktadır.

Sayın milletvekilleri, bu uygulamalarla hem denetim mekanizması Sayıştay, hem de karar makamı olarak Meclis hiçe sayılmaktadır. AKP Hükûmetinin hukuktan anladığı, lafzı ve ruhuyla evrensel değerlerin yaşama geçirilmesi değil, iktidarını sürdürebilmek adına uygun mevzuatı çıkarıp işini yürütmektir ve bunu yaparken de maalesef kurumsallıktan uzak, köşe dönücü, cin fikirli, etik değerleri olmayan bir kasaba esnafı anlayışıyla hareket edilmektedir.

Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakanı rahatsız eden, ayak bağı olarak ifade ettiği yargı ve kuvvetler ayrılığına ilave, denetim makamı Sayıştay, karar makamı Meclis ve hatta ana muhalefetin de devreden çıkarılması herhâlde en önemli hedef olarak görülmektedir. Lûgatında hesap verme, adalet, denetim, izan barındırmayan bu yönetime söylenecek söz de bellidir, o da: Gerçeklerin zaman zaman ortaya çıkma gibi bir huyu vardır, ki nitekim dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi, ileri demokrasi, adalet, komşularla sıfır sorun, Orta Doğu’da liderlik söylemlerinin ne kadar gerçek dışı olduğu halkımız tarafından gayet açık görülmektedir.

Büyüyen ekonomide gördüğümüz, vatandaşın borcunun, sıkıntısının büyüdüğüdür. En kıymetli topraklara sahip Edirne’de bile çiftçimiz borcunu ödemek için topraklarını, traktörünü satmak zorunda kalmaktadır. Kayserili sanayici fabrikasını Kayseri’den söküp Etiyopya’ya taşımak durumunda kalmaktadır. İleri demokrasiden de gördüğümüz, son olarak ODTÜ öğrencilerine yönelik gaz bombalı, son derece sert, ölümcül müdahalelerdir.

Değerli milletvekilleri, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü yönetim perspektifinde içselleştirememiş bir siyasal iktidardan, kamu mali yönetimindeki keyfîliklerden arınmasını beklemek de gayet naif bir tutum olur. Ancak tarihî tecrübe göstermektedir ki hesap verme sorumluluğu taşımayan ve saydam olmayan iktidarların zora dayalı pratikleri arttıkça gelecek yılların aydınlığına uzanma süresi o kadar kısalmaktadır.

Denetimin saf dışı edildiği, harcamaların bilinmezlerle dolu olduğu Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’na onay vermeyeceğimizi belirtir, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Değirmendereli.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Ayla Akat.

Sayın Akat, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce… Bugün 19 Aralık, 19 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevine “hayata dönüş” adı altında eş zamanlı olarak yapılan operasyonun üzerinden on iki yıl geçti ve bu operasyonda 237 tutuklu ve hükümlü yaralı olarak hastaneye kaldırıldı, 30 tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi, 1.200 tutuklu ve hükümlü başka cezaevlerine sevk edildi ve en önemlisi, devlet ve Hükûmet yetkilileri operasyon sırasında tutuklu ve hükümlülerin ateş açtığı iddiasında bulundu, ancak koğuşta yapılan aramalarda herhangi bir ateşli silaha rastlanılmadı. Olayın üzerinden on iki yıl geçti, ne yazık ki mağdurlar, mağdurların aileleri herhangi bir şekilde adaletle buluşamadı. Biz, buradan bir kez daha bu ailelerin bir an önce adaletle buluşmaları çağrısında bulunarak ve yaşamını yitirenlerin anısı önünde saygıyla eğilerek sözlerimize başlamak istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün bütçe görüşmeleri vesilesiyle… Aynı ilin vekiliyiz Sayın Maliye Bakanıyla, kendisini de -uzun zaman oldu- en son bir buçuk yıl önce, hatta bir yıl kadar önce aramak istemiştim, aradım çünkü Batman’da belediyemize bağlı Eğitim Destek Evi gerekçesiz bir şekilde kapatılmak istenmişti, hatta bir gerekçe bulunamadığı için TEM ve güvenlik şube ekipleri gidip İl Millî Eğitim Müdürünün yakasına yapışıp onu götürmüşlerdi “Gel, mühürle. Belediyeye ait Eğitim Destek Evinin mutlaka kapanması gerekir.” diye. Tabii, ilin bütün bileşenleri, bütün STK’ları herkes seferber oldu. Bu arada ben de Hükûmetin değişik bakanlarını, Millî Eğitim Bakanımızı, yine, İçişleri Bakanını, İdris Naim Şahin Bey’i ve yine Adalet Bakanımızı aramıştım. Kendileri sağ olsunlar, telefonlarımıza döndüler ama ilimizin vekili ve Sayın Bakan telefonumuza dönme gereği duymadı. Belki söylenecek sözü olmadığı içindir Sayın Bakanın. Çünkü Van’dan gelen depremzedelerle birlikte yaklaşık 950 öğrenci Eğitim Destek Evinde bu desteği alıyordu ve oraya gelen herhangi bir öğrencinin bunun alternatifini yaratabilme şansı yoktu çünkü öyle bir elemeden geçiyorlardı ki ailelerin hiçbir şekilde sosyal güvencesi olmaması şartı vardı. Bizim mücadelemiz, bizim vermiş olduğumuz eğitim kalitesini yükseltme noktasında vermiş olduğumuz mücadele sizi de önlem almaya itiyor çünkü sayın valimiz, o dönemki valimiz hemen “Biz onların fonunu hazırladık.” dedi, muhtemelen Maliye Bakanlığı bu konuda katkı sunmuştur, sanırım 900 küsur bin lira küsur, “İstedikleri dershaneye gidebilirler, biz orayı kapattık, artık gidemeyecekler.” dedi. Öğrenciler üç gün dershanede yatıp kalktılar, hiçbir yere gitmediler, Eğitim Destek Merkezinde yatıp kalktılar.

Bunun karşısında ilde oluşan hassasiyetten dolayı tekrar açıldı Eğitim Destek Merkezimiz ama daha sonra şöyle bir gerekçe oldu, çünkü protokol yapılmadığı iddiası vardı, Belediyemiz “Hemen protokol yapalım.” dedi. Valilikle Belediye arasında bir protokol yapıldı, Eğitim Destek Evi açıldı ama daha sonra müfettiş denetiminde -Gençliğe Hitabe mi yanlış hatırlamıyorsam- bir çerçeve olmadığı için tekrar kapatılıp 950 öğrencimiz SBS sınavına bir yıl kala kapıya bırakıldı. Sayın Bakanımız ilin vekilidir aynı zamanda, bu konuda göstermesi gereken hassasiyeti göstermedi. Biz yine de kendisine teşekkür ediyoruz çünkü il, bu gerçeklikle Maliye Bakanının farklı bir yönüyle karşılaşmış oldu.

Değerli arkadaşlar, bugün bütçe görüşmeleri vesilesiyle, bölgede en önemli yatırımlardan biri olarak neredeyse elli yıldır gündemde olan GAP ve GAP’ın en büyük projelerinden birisi olan Ilısu Barajı’na değinmek istiyorum.

Biliyorsunuz, GAP’la birlikte 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1,7 milyon hektarın sulanmasını sağlayacak sulama kanallarının inşası öngörülüyordu. Bu, Dicle ve Fırat nehirlerinin toplam su potansiyelinin yüzde 29’unun tutulması anlamına geliyordu.

Yine, meydana getirebileceği yüksek sanayi ve tarım potansiyeliyle bölgede gelir düzeyinin 5 kat artacağı ve yine, hakeza, 3,8 milyon kişinin de iş imkânına kavuşacağı bilgisi veriliyordu GAP’la.

Tabii, en önemlisi bunun enerji ve sulama alanındaki hedefleriydi. Enerji bakımından değerlendirirsek, Türkiye’deki enerji potansiyelinin yüzde 22’sine, yine, sulanabilir alanın yüzde 20’sine denk düşecek bir projeden bahsediliyordu ama gün itibarıyla, bugün itibarıyla enerji projelerinin yüzde 75’i, sulama projelerinin ise ancak ve ancak yüzde 15’i gerçekleştirildi.

Şimdi ne yapıyor Hükûmet? Diyor ki: “Gelin, sulama projeleri için yerel sermayenin, yerel iş insanlarının katkısını alalım, onlar sulama projelerini geçirsinler, biz enerji projelerini geçirmeye çalışıyoruz.”

Tabii, niye bizim için Ilısu bu kadar önemli? Buna geçmeden önce, GAP’a yönelik de bazı itirazlar gelişti. En önemli itirazlardan biri, Hasankeyf’in suların altında kalacak olmasaydı.

Yine, son yüz elli yılda biliyorsunuz, artık hak kategorisi içerisine, insan hak kategorisi içerisine değişik hak tanımları da girdi. Bunların içerisinde büyük baraj projeleri karşısında gelişen, baraj karşıtlığı da var ve yine, bölgede vadedilen etkiyi yaratamadığı için GAP, bu nokta da birtakım itirazların geliştiğini ifade edebiliriz. Ama biz tabii ki Hasankeyf’in suların altında kalacak olması kısmı ve Ilısu Barajı’yla ilgili birtakım değerlendirmeleri ortak yapmak istiyoruz.

Şimdi, Hasankeyf suların altında kalıyor ama insanlık suyun kenarında yaşam bulmuş. Niye? Çünkü su en temel ihtiyaçlarımızdan birisi ve biz bu kadar dev barajlar yaparak, esasında insanlığın geçmişine ihanet…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ayla Hanım, Bakan Bey yine gitti, Batman halkına duyurun da dinlemiyordu.

AYLA AKAT (Devamla) – Ben dinlemesini beklemiyordum Sayın Bakanın. Eğitim hakkı gibi bir hakka karşı sırtını çevirebilmiş bir bakan, burada Ilısu Barajı’nın bölge halkı, bölge insanı, Batman insanı üzerinde yarattığı etki ve ihtiyaçların dile getirilmesine tahammül edemeyeceğini de ifade etmek sanırım yersiz olmayacaktır.

Şimdi, Dicle Vadisi sular altında kalacak ve orada gerçekten endemik türde flora ve faunaya sahip birden fazla tür var ve buna karşı, çevrecilerin geliştirmiş olduğu bir hareket var. Bu hareket Türkiye'nin esasında tüm alanlarında örgütlü ama bir kulak tıkama durumu söz konusu. Yine, antik Hasankeyf kentinin sadece görünen kısmı değil -bilindiği kadarıyla- en az 200’e yakın tespit edilmiş ama henüz kazısı başlamamış alanın bile sular altında kalma durumu söz konusu. Yine en önemlisi, UNESCO’nun dünya kültür mirası içerisinde yer almak durumu için belirlediği 10 temel kriterden 9’una Hasankeyf sahip. Hasankeyf nerede? Batman il sınırları içerisinde. Hasankeyf nerede? Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde. Nerede? Türkiye’de ama dünyaya ait bir değer. Ama biz ülke olarak böyle bir başvuru yapmaya kendimizi zorlamıyoruz, hatta sivil toplum örgütlerinin geliştirmiş olduğu bu konudaki muhalefete de kulağımızı tıkıyoruz. Hasankeyf’i sular altına gömerek -bir şekilde güvenlik amaçlı, birtakım stratejik hedefler eksenli- esasında sadece ülke insanına değil geleceğimize de ihanet etmiş oluyoruz. Bu söz benim değil. 2002 yılında Batman’ı ziyaret eden Sayın Başbakan çok net söylemişti “Hasankeyf’i sular altında bırakmak insanlığa ihanettir.” diye. Bu ihaneti şu an AKP iktidarı kendisi yaşıyor.

Barajın ömrü elli yıl. Elli yıl sonra ne olacak? Orası bir balçığa dönüşecek ve Ilısu Barajı havzasında kalan 314 kilometrekarelik alanda binlerce hektarlık verimli tarım arazisi yine sular altında kalıyor. Aynı şekilde, o bölgede yaşayan, Yörük olan insanlarımız var. 30 bin kişi de böylece, kullanmış olduğu, hayvancılık için kullanmış olduğu arazileri terk etmek durumunda kalacak. Yine Hasankeyf dışında 95 köy, 104 mezrada yaşayan insan yerinden yurdundan göç edecek; bu, toplamda 75 bin insana tekabül ediyor. Yerinden yurdundan göç eden insanların, güvenlik gerekçesiyle göç eden insanların özellikle kent yaşamına uyum sağlama noktasında yaşadığı sıkıntıları defalarca kez ülke gündemine taşımıştır bölge insanı. En önemlisi, ülkenin batısında yaşayan insanlar da bu yer değiştirmenin, bu göç dalgasının etkilerini gerek ekonomik gerek sosyal anlamda ciddi şekilde, hissedilir bir biçimde yaşamışlardır. Şimdi aynı şeyi biz bu büyük barajlarla tekrar tekrar yaşamaya ve yaşatmaya başlıyoruz. En önemlisi sosyal sorunlar, göçün tabii ki açığa çıkarmış olduğu, onun üzerine valilikler bünyesinde geliştirilen birtakım projeler var. Yine bizim belediyelerimiz bünyesinde geliştirilen projeler var ama ne yazık ki yeterli olduklarını ifade edemeyiz.

Tabii en önemlisi, Dicle Nehri, Irak ve Suriye topraklarından geçen bir nehir. Bu boyutuyla uluslararası su kaynağı niteliğinde, ülkenin sınır güvenliğini su tutarak sağlamak ve bölgeyi insansızlaştırmak hedefleri sınır tanımıyor. Ne insanlığa ne doğaya ne tabiat ve kültür değerlerine karşı herhangi bir şekilde sınır tanımaz bir aymazlığı beraberinde getiriyor. Biz açık bir şekilde söylüyoruz, bölgenin güvenliği için bir tek şey yapmak gerekiyor, o da bölge insanını anlamak, bölge insanının yıllardır bedel ödeyerek, mücadele ederek açığa çıkarmış olduğu değerleri tanımak ve bölge insanıyla ortak, gönüllü, eşit, özgür birlikteliğin anayasasını yapmaktan geçiyor. Bundan gayrısı, bundan gayrısı, su tutarak sınır güvenliğini sağlamak bugüne kadar çözüm olmadı, bundan sonra da olmayacaktır. Yapılması gereken açıktır, ortadadır. AKP Hükûmetini bekleyen de bu gerçekliktir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akat.

Şimdi de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kalaycı, buyurun.

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Anayasa’nın 87’nci maddesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev yetkileri arasında, Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek, bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek de sayılmaktadır. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 8 ve 10’uncu maddeleri ile 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 7’nci maddesinde, bakanların kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması ile hukuki ve mali konularda Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı sorumlu olduğu, ayrıca her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanların; kaynaklarınn etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumlu olduğu ve bu sorumluluğun yerine getirilip getirilmediğinin, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulacak Sayıştay raporlarında belirtilmesi hükme bağlanmıştır.

Anayasanın 160’ıncı maddesi uyarınca, Sayıştay, kamu idarelerinin bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevli bulunmaktadır. Ancak, Anayasanın 160’ıncı maddesi uyarınca çıkarılan 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 38, 39, 40, 41 ve 42’nci maddeleri ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 41, 42, 54 ve 68’inci maddeleri uyarınca, Sayıştay’ın Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmakla yükümlü olduğu dış denetim genel değerlendirme raporu, faaliyet genel değerlendirme raporu, mali istatistikleri değerlendirme raporu ve diğer Raporlar ile genel uygunluk bildiriminden 2011 yılına dair sadece Genel Uygunluk Bildirimi Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiştir.

Halbuki, 6085 sayılı Kanun’un 38'inci maddesinin 2’nci fıkrasında, dış denetim genel değerlendirme raporu ile kamu idarelerine ilişkin denetim raporlarının, Sayıştay Başkanınca genel uygunluk bildirimi ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmasına dair amir hüküm bulunmaktadır.

Yine, 5018 sayılı Kanun’un 42’nci maddesinin beşinci fıkrasında, idarelerin faaliyet raporları, genel faaliyet raporu, dış denetim genel değerlendirme raporu ve kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezî yönetim bütçe kanunu tasarısının birlikte görüşülmesine dair amir hüküm bulunmaktadır.

Yine, 6085 sayılı Kanun’un 38'inci maddesinin 4’üncü fıkrası ile 5018 sayılı Kanun’un 41'inci maddesinin dördüncü fıkrasında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Sayıştay dış denetim genel değerlendirme raporu, faaliyet genel değerlendirme raporu, ve diğer raporları ve değerlendirmeleri çerçevesinde kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkin olarak kamu idarelerinin yönetim ve hesap verme sorumluluklarını görüşmesine dair amir hüküm bulunmaktadır.

Ancak, bu yıl bu raporların Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmadığı, 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın bu raporlarla birlikte görüşülmediği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkin olarak kamu idarelerinin yönetim ve hesap verme sorumluluklarını görüşürken bu raporları ve değerlendirmeleri dikkate almadığı hepinizce malumdur.

 Dolayısıyla, 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ve 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile ilgili olarak, Anayasa’nın 87 ve 160'ıncı maddeleri ve ilgili kanunların amir hükümleri yerine getirilmemiştir. Bu durum, anılan tasarıları esastan sakat hâle getirmiştir.

Sayıştay Başkanı denetim raporlarının denetçiler tarafından hazırlandığını, Sayıştayın ilgili dairelerine gönderildiğini, ilgili dairelerin bir kısmının bu raporların görüşülmesine gerek olmadığına karar verdiğini, bir kısmını da görüşerek Rapor Değerlendirme Kuruluna gönderdiğini, Rapor Değerlendirme Kurulunun bu raporların görüşülmemesine karar verdiğini, raporların 6353 sayılı torba kanundaki yeni düzenlemeye uygun olmadığını gerekçe gösterdiklerini Plan ve Bütçe Komisyonunda açıklamıştır.

Aslında, Sayıştayın bu tutumu bir skandaldır. Raporlar gecikmeli de olsa eksiklikleri tamamlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmeliydi. “Göndermiyorum.” diyemez, öyle bir yetkisi yoktur.

Değerli milletvekilleri, gerçekten, AKP tarafından yapılan bir operasyon sonucu, 4 Temmuz 2012 tarihli ve 6353 sayılı torba kanunla Sayıştayı işlevsiz ve etkisiz hâle getirmeye yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Sayıştay denetimi göstermelik bir hâle dönüştürülmüş, denetim yapılarının içeriği sınırlanarak denetlenen idarelerin uygun görmediği bir denetim raporu düzenlenmesi imkânsız hâle getirilmiştir. Denetimde fiilen yer almayan kişilerden süzgeç komisyonlar oluşturulmuş, denetimin bağımsızlığı bitirilmiştir.

Aslında AKP zihniyetinin denetim kurumunu etkisizleştiren bu tutumu, kamu kaynaklarını etkili, ekonomik ve verimli olarak kullanmadıklarının da itirafı niteliğindedir. AKP Hükûmeti hesap verme korkusuyla denetimden kaçmaktadır, bunun başka bir izahı bulunmamaktadır.

Kamu ihalelerini istedikleri gibi yönlendirebilmek için ihale mevzuatında çok sayıda değişiklikler yapılmış, birçok işe istisna ve muafiyet getirilmiş ve ihale mevzuatı dikensiz gül bahçesine döndürülmüştür.

İmar mevzuatında imara ilişkin yetkilerin çeşitlendirilmesi suretiyle rant paylaşımı kolaylaştırılmış, kentsel rantların paylaşımı için âdeta altyapı oluşturulmuştur. Türk Ceza Kanunu'nun 257'nci maddesinde yapılan değişiklikle usulsüzlük ve yolsuzluk yapanlar kurtarılmıştır. Görevini ihmal eden ve kötüye kullananlara verilecek ceza indirilmiş, cezanın ertelenmesi ya da paraya çevrilebilmesinin önü açılmıştır.

Yine, 6300 sayılı Kanun’la özelleştirme işlemlerine yönelik yargı kararlarının uygulanması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmiş, Bakanlar Kurulunda Seydişehir Eti Alüminyum Anonim Şirketi, Kuşadası Limanı, Çeşme Limanı, SEKA Balıkesir İşletmesi ve TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76 hissesinin özelleştirilmesi işlemlerini iptal eden yargı kararlarıyla ilgili olarak geriye ve ileriye yönelik herhangi bir işlem tesis edilmemesi kabul edilmiştir. Kamu zararı oluşması nedeniyle özelleştirmenin iptalini öngören mahkeme kararları AKP Hükûmeti tarafından hükümsüz kılınmıştır. Mahkeme kararlarının uygulanmaması suçtur. Nitekim Seydişehir Eti Alüminyum Anonim Şirketinin özelleştirilmesini iptal eden yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi, Sayın Başbakan ile 5 bakanı ve 2 bürokratını 27 Mart 2012 tarihinde 10 bin lira tazminata mahkûm etmiştir. Böylelikle, yargı kararlarının uygulanmamasıyla ilgili alelacele yasalar çıkarılmasının nedeni de anlaşılmıştır.

Ülkemizde, yolsuzluk ve yozlaşmanın bütün örneklerini sergileyen bu iktidar elbet bir gün siyasetten gidecek ama biliniz ki hangi düzenleme yapılırsa yapılsın, hangi kanun çıkarılırsa çıkarılsın denetimden asla kaçılamayacaktır, yargı önünde mutlaka hesap verilecektir. İnşallah bu hesabı sormak da Milliyetçi Hareket Partisine nasip olacaktır.

Tekrar, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Sayın milletvekilleri, şimdi, şahsı adına Uşak Milletvekili Sayın İsmail Güneş.

Sayın Güneş, buyurun.

Süreniz beş dakika.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu’nun 4’üncü maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hükûmetlerimiz, daha çok, sağlık ve ulaşım alanında yaptığı atılımlarla bilinmesine karşın, pek çok alanda da devrim niteliğinde olabilecek adımlar atılmıştır. Bunlardan bir tanesi de sosyal devlet olma adına hükûmetlerimiz döneminde atılan sosyal projeler adımıdır. 8,5 milyon engellimizin yaşadığı ülkemizde engellilerimize ilk defa önem verilerek 2005 yılında 5378 sayılı Kanun düzenlenmiştir.

Engelli kardeşlerimizin kamu ve özel sektörde istihdamı arttırılmış, kamuda istihdam edilen engelli memur sayımız 5.777’den 24.280'e çıkarılmış ve geçen sene yaklaşık 7.500 engelli kardeşimiz kamuda istihdam edilmiştir.

Diğer taraftan, altmış beş yaş üstü yaşlı aylıkları 24 TL'den yüzde 397 artışla 122 TL'ye, engelli aylığı da 365 TL’ye yükseltilmiştir. Yaklaşık olarak 1 milyon 233 bin kişi bu bağlamda aylık almaktadır. Uşak ilimizde de 1.435 kişi yaşlı aylığı, 1.410 kişi de engelli aylığı almaktadır.

Ağır derecede engelli olan ve bizden önceki yıllarda aileleriyle kendi kaderlerine bırakılmış olan yaklaşık 400.000 engelli kardeşimize hükûmetimiz sahip çıkmış, ailesi tarafından bakılırsa 1 asgari ücret, özel eğitim merkezinde bakılırsa 2 asgari ücret ödenmektedir. Seçim bölgem olan Uşak ilimizde de 2.001 ağır engelli kardeşimiz bu hizmetten faydalanmaktadır.

Ayrıca özel eğitim alması gereken engelli kardeşlerimize, daha önceki dönemlerin aksine, biri diğerinden ayrılmaksızın tüm eğitim masrafları ve ulaşım ücretleri hükûmetlerimiz tarafından ödenmiştir ve ödenmektedir.

En önemli projelerden biri de tüm hükûmetler için hayal olan fakat bizim için gerçek olan on sekiz yaş altı tüm çocuklarımızın ve daha sonra da tüm vatandaşlarımızın sosyal güvenlik çatısı altında toplanmasıdır. Bu sayede aileler yarın endişesinden kurtarılmış, hastanede rehin kalmalar ortadan kalkmış, “Çocuğum hasta olursa ben yarın ne yaparım?” düşüncesi tamamen bertaraf edilmiş ve en temel hak olan sağlıklı yaşam hakkı tüm vatandaşlarımız için hiçbir ayrım yapılmaksızın tamamen yerine getirilmiştir.

Ayrıca ilk ve ortaöğretime giden tüm çocuklarımızın kitapları Hükûmetimiz tarafından verilmiştir. Uşak ilimizde de bu yıl 57 bin öğrenciye 691 bin kitap dağıtılmıştır.

Yine, ayrıca yoksul vatandaşlarımızın ilköğretime giden erkek çocuklarına 30 TL, kız çocuklarına 35 TL; ortaöğretime giden kız çocuklarına 55 TL, erkek çocuklarına da 45 TL olmak üzere 2003-2011 yılları arasında yaklaşık 1 milyon 860 bin öğrenciye 2 milyar 13 milyon TL kaynak aktarılmıştır. Uşak ilimizde de 1.628 öğrencimiz bundan istifade etmiştir.

1997 yılında taşımalı eğitim sistemine geçilmesine rağmen bu öğrencilerimize öğle yemeği verilmemekteydi ve dolayısıyla da öğrencilerimiz mağdur olmaktaydı. İlk defa 2003 yılında başlamak şartıyla hükûmetlerimiz tarafından taşımalı eğitim gören öğrencilerimize öğle yemeği verilmiş, bunun için de yaklaşık 1 milyar 330 milyon TL kaynak aktarılmış, Uşak ilimizde de yaklaşık 5.306 tane öğrencimiz bundan istifade etmiştir.

Eşi vefat etmiş ve özellikle hiçbir sosyal güvencesi olmayan ve mağdur durumda olan bayan kardeşlerimize hükûmetlerimiz sahip çıkmış, iki ayda bir 500 TL aylığa bağlamıştır. Uşak ilimizde de 608 bayan kardeşimiz bu hizmetten faydalanmaktadır.

Muhalefetin eleştirmesine rağmen kışın tir tir titreyen ve yakacak ihtiyacını karşılayamayan yaklaşık 2 milyon kardeşimize yine devletimiz ve Hükûmetimiz sahip çıkmış ve bunlara yaklaşık ayda 1 ton kömür vererek bunları bu dertten kurtarmıştır. Seçim bölgemde de 6.034 kişiye 9.500 ton kömür dağıtılmıştır.

Ev sahibi olmayı bırak, düşünmeyi hayal bile edemeyen kardeşlerimize yine Hükûmetimiz umut kapısı olmuş, bu anlamda yaklaşık 500 bin konut projesi kısa bir sürede tamamlanmış ve seçim bölgem olan Uşak’ta da 2 bin aile bu imkândan faydalanmış, kira öder gibi ev sahibi olmuştur.

Burada sosyalist marşı söylemekle sosyal devlet kurulmuyor ancak halkın türküsü söylenerek sosyal devlet kuruluyor.

2013 yılı bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güneş.

Şimdi de şahsı adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan.

Sayın Tan buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütçe görüşmeleri esnasında maalesef en az konuşabildiğimiz konuların başında Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) geldi. Ben bu konuda şahsım adına söz alarak görüşlerimi bildirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) yaklaşık elli yıldır bütün hükûmetler tarafından bölgenin makûs talihini yıkacak, 22 baraj ve 19 hidroelektrik santralden müteşekkil bir proje olarak takdim edildi. Yine aynı şekilde o kadar büyük umutlar pompalandı ki bu barajların ve sulama kanallarının bitmesi hâlinde esasında bölgede tarımın sulu tarıma geçeceği ve bu şekilde 1 milyon 800 bin hektar yani halkın anlayacağı şekliyle 18 milyon dönüm arazinin sulu tarıma geçeceği söylendi. 18 milyon dönüm arazi sulu tarıma geçince de oluşacak iş gücü, istihdam potansiyelinin 3 milyon 800 bin kişi olacağı defalarca belirtildi ve bu bütçe görüşmeleri esnasında söz alan bakanlar da yine bu 3 milyon 800 bin kişiyi defalarca telaffuz ettiler.

Değerli arkadaşlar, 3 milyon 800 bin kişiye iş demek ortalama 5 kişilik aileleri alırsak yaklaşık 20 milyon nüfus demek. Bu gerçekten insanı heyecanlandıracak bir rakam ama şu anki nüfus durumuna bakarsak Gaziantep, Urfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Şırnak illerini esas aldığımız vakit, Adıyaman’ı da kattığımız vakit bölgede şu anki nüfus 7 milyon. 7 milyonluk nüfus 20 milyona çıkacak. Bundan güzel bir şey var mı? Üstelik de planlanmış, hesaplanmış sanayi yatırımları, tarımsal ve hayvancılık yatırımları, buna hizmet edecek yan sanayileriyle birlikte. Ama gelin görün ki netice ne? Netice sevgili arkadaşlar, tam bir fiyasko. Burada da yine tam bir derin devlet operasyonuyla karşı karşıyayız. “Size kanallar yapacağız, 20 milyon nüfusa ulaşacaksınız, 3 milyon 800 bin kişi iş bulacak.” denilen proje elli yıldır devam ediyor ve son on bir yıl da mevcut Hükûmetin sorumluluğu altında devam ediyor. Barajların büyük bir kısmı bitirildi, rakamlar verildi yüzde 75, yüzde 85, yüzde 86. On  yıldır, on beş yıldır bitirilen barajlar var ama bu barajların sulama kanalları ne hikmetse bitirilemedi. Elektrik için, yani bu barajların ana gövdeleri için şu ana kadar harcanan para -yine devletin deklare ettiği rakamlar bunlar- 19 milyar dolar, bu sene itibarıyla elde edilen elektriğin karşılığı 24 milyar dolar. 19 milyar dolar yatırmışsınız barajların gövdesine, 24 milyar dolarlık elektrik almışsınız ama su daha Harran’dan öteye, Viranşehir’e, Ceylanpınar’a, Kızıltepe’ye, Derik’e, Nusaybin’e, Cizre’ye gitmemiş. Diyarbakır’ın ovalarının yine yüzde 80’i henüz sulanamıyor. Sulanması gereken 4,5 milyon dönüm arazinin henüz çok büyük bir kısmı yine sulanamıyor. Peki niye?

İşte, değerli arkadaşlar, burada bir derin operasyon var. Bu kanallar bitirilmiş olsaydı, bu tarlalar sulanmış olsaydı, bugün 20 milyonluk bir nüfus orada bütün planlamasıyla eğer yaşıyor olsaydı, bütün siyaset, denge, Kürt politikası, petrol, Suriye, Orta Doğu yeniden dizayn edilecekti. İşte, maalesef, habis bir derin akıl -öyle diyeyim- habis bir irade barajları bitirdi, sulama kanallarını yaydı. Ve Hükûmete soruyoruz: Niye bitirmiyorsun? “İşte, ben her sene şu kadar katrilyon para aktardım. En kısa zamanda bitireceğim. Benim zamanımda, iktidara geldiğimde şöyleydi, böyleydi.” Siz İstanbul’daki tüp geçidi bu sene bitiriyorsunuz. Aynı şekilde bu kanalların bitmesi için 12 milyar dolar lazım. Müteahhitler yüzde 50 kırımla, yüzde 55 kırımla yapıyorlar, yaklaşık 5-6 milyar dolar lazım. Sadece Karadeniz otoyoluna 5 milyar dolar harcadınız, her sene sel götürüyor, onu da bitirdiniz. Peki bunlar niye bitmiyor? İşte, oradaki bölgesel dengeler, Kürt meselesi, Orta Doğu meselesi önümüzde duruyor. Bunu engelleyenlerin hepsini kınıyoruz, Allah’a havale ediyoruz, kul olarak da hesabını soracağız.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemine geçiyoruz. Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Birinci sırada Sayın Öğüt…

Buyurun Sayın Öğüt.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Geçen yasama döneminde eğitimde 4+4+4 sistemini baskın bir şekilde getirdiniz. Sakıncalarını anlattık, anlamadınız. Ardından yoksul öğrencileri düşünmeden kılık kıyafette serbest uygulamaya geçeceğinizi açıkladınız. Amaç 9-10 yaşındaki kız çocuklarının örtünmesinin önünü açmaktı.

Şimdi size soruyorum: Yoksul çocuklara, önlük yerine kendilerini ezik göstermeyen giysi yardımı yapılacak mıdır?

Yine, sistemin sonucu olarak, Çankırı’da 520, Karabük’te 250 branş öğretmeni eksiktir. Buralara yeni öğretmen ataması yapılacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, vicdanlara sesleniyorum: Emniyet hizmetleri sınıfında görev yapan insanların tazminatları maaşlarına eşit; 1 lira tazminat 1 lira maaş. Emekli olduklarında bu insanları aç bırakmaya hiç kimsenin hakkı yok Sayın Bakanım. Bunlar devlet memuruysa, diğer devlet memurları gibi maaşlarına ilave edilir ve emekliliklerine yansır. Emniyet hizmetleri sınıfından emekli olan insanları aç bırakmaya hiçbirimizin hakkı yok Sayın Bakanım.

İki: Köy ve mahalle muhtarları çok az kaldı, bunların elbiseleri verilmiyor.

Üç: Köy korucularına bir kanun yapıldı, hâlâ daha köy korucuları… Eğer bunlar görevde kalacaksa bunların da ekmeklerini -ben ekmek açısından konuşuyorum- kesmeyin, eğer görevleri devam edecekse.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.

Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2013 yılı bütçenizle ilgili toplumun tepkileri ortaya çıkmaya başladı. Bütçenizden, bundan önceki bütçelerde olduğu gibi, halkımızın umudu yok. Bunun ilk örneğini, bugün öğlen saatlerinde, Meclis Dikmen Kapısı’nın önünde, Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonları basın açıklaması yaparak gösterdi ve Hükûmetin, memura, çalışanlara, bugüne kadar verdiği taahhütlerin hiçbirisini yerine getirmediğini, 2013 yılındaki öngörülen artışların da çok düşük olduğunu, geçim sıkıntısı çektiklerini ve temel ihtiyaç maddelerini alacak kadar gelire sahip olamadıklarını haykırdılar. Ben de bir milletvekili olarak kendilerini sonuna kadar destekliyorum. Bu konuda iyileştirme düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Belen.

Sayın Tanal...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Otoyol ve köprülerin özelleştirilmesi nedeniyle elde edilen bu gelir faizlere mi ödenecektir yoksa herhangi bir yerde fabrika mı açılacaktır, fabrika nereye açılacaktır? Bunu öğrenmek isterim.

Soru iki: Otoyol ve köprülerin özelleştirilmesi nedeniyle, bu, Koç’un ve Ülker’in CEO’sunun Dışişleri Bakanıyla bir bağlantısı, akrabalığı var mıdır, varsa bu özelleştirmede bir etkisi olmuş mudur?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başbakan sık sık “Faizler düştü.” diye söylüyor. Şimdi, baktığımız zaman 50-55 milyar faiz giderlerimiz var. Sadece oranın düşmesine mi bakarsınız yoksa stok üzerinden toplam ödediğimiz faize mi bakarsınız?

İkincisi: Şimdi, bu özelleştirme gelirleri ne zaman tahsil edilecek? Ödeme planı nedir? Yine, koyduğumuz özelleştirme hedeflerinin içerisinde, gelir olarak bütçeye koyduklarınız arasında var mıydı? Nasıl bir harcama yapılacak?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 2013 yılı bütçe sunuş konuşmasında “Tarımsal ürünün KDV oranını yüzde 1 gibi çok düşük bir seviyede tutarak tarımsal üretimi ve ticareti destekliyoruz.” dediniz veya bu ifadeniz var. Ben şunu sormak istiyorum: Akaryakıtta yüzde 50 ÖTV, KDV; gübre ve elektrikte yüzde 18, ilaç ve yemde yüzde 8. Niçin bunun sunuş konuşmasında yer almadığını sormak istiyorum.

Bir de kişi başına düşen millî gelirimizi 10.469 olarak ifade ediyorsunuz. Tarımda kişi başına düşen millî gelir ise 3.602 dolar olduğuna göre, bu oranlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu reva mıdır tarımcılara?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demiröz.

Sayın Moroğlu? Yok.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ben devraldım.

BAŞKAN – Kim size devrediyor?.. Zaman doldu zaten.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben de devretmiştim.

BAŞKAN - Sizinki yok Sayın Akar; olsa da devredemezdik.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, eksik öğretmen ihtiyaçlarımızı tabii ki karşılayacağız yani yeni atamalarla birlikte inşallah bütün eksiklikler giderilmiş olur. Hakikaten bu sene, cumhuriyet tarihinde yıl itibarıyla atamaların en yüksek olduğu yıl ve yanlış hatırlamıyorsam 57 bin civarında öğretmen kardeşimiz atandı, hakikaten muazzam bir rakam. Dolayısıyla Millî Eğitim, bütçeden şu anda 68,1 milyar lirayla en fazla parayı alan bakanlık, tabii bunun içinde Yüksek Öğretim de var.

Kıyafet yardımı konusu şu anda gündemde olan bir konu değil, en azından bizim üzerinde çalıştığımız bir husus yok.

Emniyet hizmetleri tazminatlarına gelince; şimdi, değerli arkadaşlar, şöyle söyleyeyim: Bir polis, 1/4 derecesine gelmiş bir polis memuru şu anda net olarak 2.641 lira alıyor, emekli aylığı 1.547 lira; kadro maaşı içerisindeki payı yüzde 59. Mesela, şube müdürü, herhangi bir bakanlıktaki şube müdürü ise bu oran yüzde 49. Mesela, mühendis için yüzde 61, daire başkanı için yüzde 48, öğretmen için yüzde 58; rakamlar bu şekilde gidiyor. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum: Emniyet mensuplarımızın emekli olduktan sonraki maaşının emeklilik öncesindeki maaşına oranı bazı kesimlerden yüksek, bazı kesimlerden daha düşük olabilir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bir polis bin lira maaş alıyor Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, bin lira değil, 2.641 lira alıyor. Bakın, ben size bir rakam vereyim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –  Bin lira maaş alıyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Müsaade ederseniz…

Bakın, şu anda emniyet mensuplarına biz, 1/4’ten 9/2’ye kadar söylüyorum; maaşlarındaki artış oranı en az yüzde 253, en çok yüzde 277 olmuştur.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım ama tazminat var içinde, tazminat.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tamam. Aynı şekilde emeklilik maaşları da paralel olarak artmıştır ama emeklilik maaşlarının şu anda kadrolu maaşlarına oranı başka memurlara oranla düşük değildir, onu anlatmaya çalışıyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, çok düşük. Biz tazminat istemiyoruz, maaşımıza ekleyin Sayın Bakanım, maaşımıza ekleyin.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Polisler de korucu olsun, korucular esrar satıyor zaten.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, benim bir önerim var. Değerli arkadaşlar, memur maaşlarının önemli bir kısmı vergiye tabi değildir, vergiye tabi olmadığı için emeklilikte de tabii ki bu dikkate alınmıyor. Ha, şöyle bir sistem değişikliği yapılabilir: Bütün maaş vergiye tabi tutulur -bütün yardımlar- ondan sonra da emekliliğe de sayılır ama bunun için de prim miktarının da diğer konuların da değişmesi lazım. Şu anda, şu hâliyle sosyal güvenlik sistemine yıllık 72,9 milyar lira para aktarıyoruz. Şimdi, Türkiye’deki toplam yatırım bütçesi 39-40 milyar lira. Yatırımın 2 katı, sosyal güvenlik sistemine biz bir şekilde prim ödemesi veya açık finansman olarak para veriyoruz. Bunu daha fazla büyütmenin imkânı yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, orada köy korucuları vardı, köy korucuları.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, “Bütçede halkın umudu yok.” diyorsunuz ama değerli arkadaşlar, bu bütçenin en büyük payı eğitimedir, yüzde 17. Yine, sağlık yüzde 17. Vatandaşımız hem eğitimden hem sağlıktan yararlanıyor, yatırımlar aynı şekilde, sosyal yardımlar aynı şekilde. Bunların hepsi, bütçenin tamamı vatandaşımız içindir.

Otoyol ve köprülerle ilgili sorular var. Şimdi, tabii, Sayın Başkan, şöyle söyleyeyim, sadece şunu söyleyeyim: Dünkü satış rakamını baz alırsak -bir bilgi vermek için söylüyorum- vergi ve faiz öncesi kârını dikkate alırsak yani net kârını değil -vergi ve faiz öncesi kârı, genelde bu değerlemelerde bu kullanılıyor- bu 209 milyon dolardır. Dün, 5 milyar 750 küsur milyon doları dikkate alırsak, tam 27 katına satılmış, 27 katına ama brüt gelirini dikkate alsanız yani hiçbir indirim yapmasanız -ki bu 534,7 milyon dolardır- dünkü satış fiyatına oranlarsanız yaklaşık on bir yıllık gelire denk geliyor ki bunun içinde yüzde 18 KDV var, bunu da katıyorum; köprülerde belediye payı var, yüzde 10, bunu da katıyorum; rutin bakım işlemleri var, bunu da katıyorum; büyük bakım onarımlar var. Yani özetle…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sorum o değildi Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sizin sorunuz şu: “Bu gelire ne yapacağız?” Biz bu geliri havuza alacağız, havuzdan yatırımlarda da kullanacağız, borç ödemede de kullanacağız, eğitimde de kullanacağız yani memleketin… Çünkü gelirler bütçe havuzuna alınır, oradan bütün ihtiyaçlar karşılanır. Dolayısıyla sadece bu konu için kullanacağım dersem yanlış olur.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu Temel’in araba ne oldu Sayın Bakan?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, süre verin de Temel’in arabasını anlatsın Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, soruların cevabını alacağız, iki dakika süre versenize. Bu konuda Sayın Bakanla ittifak hâlindeyiz efendim, iki dakika süre verin.

BAŞKAN – Müsaade edin de ben yöneteyim arkadaşlar. Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, çok teşekkür ederim.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

Devlet borçları

MADDE 5- (1) Devlet borçlarına ilişkin cetvellerde gösterildiği üzere 2011 yılı sonu itibarıyla;

a) 368.813.348.798,73 Türk Lirası orta ve uzun vadeli Devlet iç borcu,

b) 151.477.575.393,27 Türk Lirası Devlet dış borcu,

c) 22.099.496.031,82 Türk Lirası Hazine garantili borç,

mevcuttur.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal’ın.

Sayın Günal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, burada, bu maddede devlet borçlarına ilişkin kesin hesap var. Tabii ki arkadaşlarımız baştan söylediler. Hatta bütçenin başında söylendi, Sayın Genel Başkanımız söyledi, biz muhalefet şerhimizi yazdık, Sayıştayla ilgili konu burada genişçe tartışıldı ama borçlarla ilgili beş yıldır söylediğim bir şey var. Hâlen -daha sadece- hazineden sorumlu bakanımız ve müsteşar “Biz bunu tahsil ediyoruz.”diyor. Ben hâlâ Ankara Büyükşehir Belediyesinin vadesi geçmiş borçlarını sormaya devam ediyorum. Taksit taksit onun geliri nispetinde hani böyle “Memurun maaşının bir kısmı haczedilebilir.” diyorlar ya o şekliyle alınmaya devam ediyor. Devlet borçlarından girmişken öncelikle onu söylemek istedim.

Şimdi, Sayın Bakanım, burada az önce soru olarak da sordum ama zaman yetmedi tam olarak söyleyemediniz. Bunun yanlışlığını baştan söylememiz lazım. Tabii ki, borç faizinin düşmesi hem iç gelişmelere hem dış gelişmelere hem Libor faizlerine, bir sürü etkene bağlı. Ki Libor’la ilgili de birtakım manipülasyonların olduğunu Sayın Bakan ihtisas alanı olduğu için biliyor ama bugün gazetelerde yine vardı, en fazla istemi yapan bir banka bu konuda manipülasyon yaptığını kabul ederek gerekli düzeltmeleri yapacağını söylemiş. Ve Sayın Başbakanımız da söylüyor, sayın bakanlar da söylüyor “Efendim, faiz şuradan şuraya düştü.” Güzel. Peki, toplam stokumuz nereye gelmiş, oraya bakıyoruz. Bunun üzerinden ödediğimiz faiz nereye gelmiş Sayın Bakanım?

Şimdi, bakıyorsunuz her sene 50 milyar civarında yine faiz ödüyoruz. Bu sene koyduğumuz şeylerde yine 50 milyar, sonrasında 53, 55 devam ediyorsunuz. Bunları eğer dikkate almazsanız sanki düşmüş gibi oluyor. Peki, borç stokumuz nereye geçmiş? Bunlara bakıyoruz, toplamına baktığımız zaman, maalesef, söylenenlerin gerçeği yansıtmadığını görüyoruz. Yani “Vatandaşların borcu tamam, artmış olabilir.” diyor Sayın Bakanımız ama sadece bunu kabul etmek yetmiyor Sayın Bakan.

Bir taraftan “Faiz düştü.” deyip stoku söylemeden borç azalmış gibi gösteriyorsunuz, öbür taraftan  “kamu net borç stoku” diye bir şey ihdas ettiniz. Defalarca söyledik, şu anda İşsizlik Sigortası Fonu’nda “57 milyar” en son gözüken para diye söylediğiniz şey. Öyle bir kamu net borç stoku hesaplıyorsunuz ki çok küçük bir örnek vermek istiyorum. Şimdi, 2011 yılı rakamlarıyla eğer İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki 53,5 milyarı çıkarırsanız 290 yerine 344,5 ediyor yani geriye kalan borcunuz. İşsizlerin, işsizlere vermediğiniz parasını borç stokundan düşerek sanki kamunun varlığıymış gibi yapıyorsunuz.

Peki, sonucu ne kadar etkiliyor? Normalde bu 53 milyarı da çıkardığınız zaman yüzde 22,4 diyorsunuz borç stokumuz. Ama bir yanda gayrisafi yurt içi hasılaya oranı bunu koyduğunuz zaman yüzde 26,5’a çıkıyor.

Şimdi böyle bir şey olabilir mi? Yani aradaki farka bakın. 4 puandan fazla bir fark var. Siz işsizlere vermeniz gereken parayı vermediğiniz gibi -burada bir ayıp var- onu aktaramadığımız için kesiyoruz… Her seferinde söylüyoruz: Ya bunu bir şekilde kullanalım veya kesmeyelim bir süre bu fondaki para duruncaya kadar. Bir taraftan teşvik veriyorsunuz birim yükleri azalsın diye, öbür taraftan kullanmadığınız fona sürekli olarak para aktarıyoruz. Hiç olmazsa işverenlerin, işçilerin rahatlaması açısından bir süre bunların kesilmesini durdurabilirsiniz. Şu anda 57 olacak, 53’tü.

Şimdi brütünü böldüğüm zaman ne çıkıyor? Yüzde 42 çıkıyor borcun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı. Dolayısıyla şimdi bu rakamları maniple ederek hakikaten başarılısınız. Millete doktorun bir aspirin yazıp da “Hadi iyisin, git.” dediği zaman vatandaşın kendisini iyi hissettiği gibi bir şey oluyor. Bu rakamlar üzerinden doğru bir şekilde bunları analiz etmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi başka şeyler var burada. Borçlara baktığımız zaman sürekli “Nereden nereye” diyorsunuz ama “Kamu dış borcu” diyoruz, “Yok, orada merkezî yönetim borç stoku.” diyor. Sayın Başbakan işine geldiği zaman “Merkez Bankası rezervlerini artırdık.” diye ifade ediyor ama öbür taraftan Merkez Bankasının topu topu 8-9 milyarlık borcunu o kamu borcunun içine koymuyor. Ya 80 küsur diyeceğine 111 bin desen ne olur? Yani kamunun borcunun tamamı kamunun borcu.

Rezervini sayarken iyi, döviz varlıklarını sayarken iyi, kamu net borç stokundan hepsini düşürüyoruz, bu da güzel. Ama toplam borcu hesaplarken bir de bakıyoruz düşüyor 80, bir anda…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama bu kuralı biz getirmedik bizden önce de öyleydi. Bu hiç değişmedi.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hayır, hayır… Şimdi şunu söylüyorum: Rakamları doğru yansıtmak lazım. Zaten burada var.

Öbür taraftan, şimdi yine kontrol ederken baktım, Maliye Bakanlığı, güzel, yıllık rapora yazmış. İhracat-ithalat farkına bakıyorum, iki farklı rakam var. Hâlâ devam ediyor. Birileri ithalatı CIF olarak alıyor birileri FOB olarak alıyor ki doğrusunu -eski DPT- Kalkınma Bakanlığı yapıyor. Maliyenin kendi verdiği yıllık raporda doğrusunu vermiş Sayın Bakanım, CIF olarak verdiği için farklı çıkıyor. Öbür taraftan bütçe verilerine bakıyorum, FOB olarak veriyor, bu sefer farklı çıkıyor. Yani bir mukayese edilebilirlik ortadan kalkıyor, arkadaşlarım söylüyor. Bu rakamlar resmî rakamlar. Ben de Maliyenin iki ayrı yayınından bahsediyorum. Yukarıdan, şimdi, tazesini aldırdım; Muhasebat Genel Müdürlüğünün, yine çıkan, ekonomik göstergeleri var. Oraya bakıyorum, orada da farklı rakam çıkıyor.

Şimdi, borç borçtur. Borç nereden kaynaklanıyor? Hepinizin söylediği tasarruf açığından kaynaklanmıyor mu? “Üretmeden tüketen bir ekonomik yapıda eğer biz tüketim üzerinden vergi alırsak vatandaşa da vergi bakımından adaletsizlik yapmış oluruz.” dedim. Üretmeden tüketirseniz, tasarruf açığını… Gelirinizi arttırmadan tasarrufu nasıl arttıracaksınız? Bir iki tane projeyle, teşvikle, “Cari açığı düşürelim.” demekle veya bireysel emeklilik sistemine teşvik vererek bizim bunu arttırma şansımız yok. Önce üretim. Yani yatırım yapmadan, üretimi arttırmadan bizim tasarrufu arttırma şansımız yok ki. Ne yapacağız? O zaman, bir anda geçeceğiz ve dışarıdan tasarruf almaya başlayacağız.

Sayın bakanlara defalarca gösterdim. Cari işlemler açığının finansmanını veriyoruz. Son üç yılda kırmızı yukarıya doğru çıkmış. Yani “kırmızı” dediği -onlar iyi biliyorlar, Merkez Bankası sunumunda da var, Hazine sunumunda da var- kısa vadeli portföy girişleriyle finanse edilen kısmı bir anda yukarı doğru kırmızı hatlarla çıkmış durumda. Bu bir tehlike mi? Evet. Ha, “Bunun önlemini alalım.” diyoruz. Bunu kapatıp da “Efendim, cari açık finanse edildiği sürece sorun değildir.” demeyelim. Bakın, burada… Bu faizleri nereye ödüyoruz Sayın Bakanım? Yukarıdan aşağıya bakıyoruz, 40 küsur milyarın 30 küsur milyarı gitmiş ve faiz olarak veriyoruz ve tahviller gidiyor. Bu tahvillerin ne kadarını yabancılar alıyor, ne kadarını yerliler alıyor? Bu ödediğimiz faiz nereye gidiyor? Sanki böyle hiç faiz ödemiyormuşuz gibi bir şey yapıyoruz.

Diğer bir husus faizle ilgili… Arkadaşlar, bu rezervlerle ilgili defalarca uyardım ama önceki gün Sayın Başbakan yine Konya’da aynı şeyi söylemiş. Sayın Bakan  bu konuyu iyi biliyor, uluslararası kuruluşlarla çalıştı, daha önce de hazineden sorumlu olduğu için Merkez Bankasının durumunu biliyor. Sayın Bakanım, bu Merkez Bankasının rezervlerinin artmasının sizin Hükûmetinizle bir ilişkisi var mı? Yani parayı almakla ilgili siz oraya talimat veriyor musunuz? Sordum Merkez Bankası başkanlarına -bu yıl yetişemedik buradaki yoğunluktan dolayı- brifinglerde: “Yok.” Neden? Çünkü o zaman Hükûmetin doğrudan buraya müdahalesi var demektir. Peki, siz müdahalenizin olmadığı bir şeyde “Merkez Bankası rezervini artırdım.” derken bunun neresini kendinize bir övünme olarak alıyorsunuz, ben anlamıyorum, bir.

İkincisi, burada övünme değil, bir fatura var Sayın Bakanım, siz gayet iyi biliyorsunuz. Bu rezervleri kaça değerlendiriyorsunuz? Demin sorduk, arkadaşlarımız dediler ki: “Ne kadarı bunun dövizdir, ne kadarı altındır, nerede değerlendiriyorsunuz?” Siz 7-8’e aldığınız, topladığınız bir parayı yüzde 1’le değerlendiriyorsanız bunun faturasını kim ödeyecek? Demin söylediğimiz gibi, işte, 50 milyar, 53 milyar, 55 milyar ödediğimiz faizi kim ödeyecek bütçede açık olunca? Sizin, bizim gibi vatandaşlarımız ödeyecek. Dar gelirli vatandaşların ödeyeceği bir faturayla karşı karşıyayız. Yani bunda övünülecek değil, bunda aslında sosyal bir maliyet var; bütün vatandaşlarımız üzerine vergi yükü olarak dönecek bir açık var. Lütfen, bunları, pembe tablolar çizmek için yanlış bir şekilde kamuoyuna sunmayalım.

Dün de söyledim: “Burada gündelik şeylerle, efendim, dağa çıkmayla, ona buna acıma duygularıyla, bunlarla, duygu sömürüsüyle değil, yapısal önlemler alalım.” dedik ama maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin mensupları sanal gündemlerle Türkiye’yi oyalamaya devam ediyorlar.

Gelin, bunların hesabını doğru bir şekilde millete verin, alınması gereken önlemleri de hep birlikte alalım; burada size destek olalım ama sanal gündemlerden milletin gündemine doğru gelin diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Nurettin Demir.

Sayın Demir, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA NURETTİN DEMİR (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın devlet borçlarına ilişkin 5’inci maddesi üzerinde grubum adına söz aldım. Yüce halkımızı ve sizleri saygıyla selamlarım.

Tasarının 5’inci maddesindeki cetveller incelendiğinde, 2011 yılı sonu itibarıyla Türkiye'nin toplam borcu yaklaşık 544 milyar liraya ulaşmıştır. AKP’nin son dokuz yılında, kişi başına düşen kamu borcu ise 3.260 liradan 6.936 liraya çıkmıştır yani yüzde 113 artmıştır. Peki, bu iç ve dış borcun yıllık faiz oranları nedir, geri ödeme vadeleri ne zamandır; bunların yanıtını maalesef cetvellerde göremiyoruz.

Yetmiş dokuz yılda kendinden önceki tüm cumhuriyet hükûmetlerinin aldığı borç kadar borcu on yılda almıştır AKP iktidarı. “Devlet borçları nasıl ödeniyor?” sorusunun yanıtı ise belli, borcu yine borçla ödüyoruz sayın milletvekilleri. Bütçe rakamlarının da ortaya koyduğu üzere borçla yatıyoruz, borçla kalkıyoruz, borçla yaşıyor ve borçla borcu ödüyoruz. AKP’nin bedelli askerlik politikası yüzünden vatan borcu bile banka borcuyla ödenir oldu. Dolayısıyla, Hükûmetin “Devlet borcu azaldı. Türk ekonomisi büyüyor.” gibi söylemleri gerçeği yansıtmıyor.

2012 yılı -2011’de olduğu gibi- maalesef Türkiye ekonomisi için kötü ve istikrarsız geçmiştir. Ekonomideki bu istikrarsızlık içinde ironik bir tutarlılık da var aslında çünkü devletin iç ve dış borçları hızla artarken vatandaşın da banka ve diğer kuruluşlara olan borçları aynı hızla artıyor. Aylık geliri yetmeyen vatandaş geçimini borçla sağlamaya çalışıyor, bir bankadan diğer bir bankaya koşuyor. Türkiye’de, 2012 yılı sonu verilerine göre, ülke genelinde yaklaşık 2,4 milyon kişi kredi kartı borcu yüzünden haciz takibine alınmıştır. 2002’de 1 milyon 655 bin kişinin tüketici kredi borcu varken 2012 sonunda bu sayı 13 milyon 231 bine çıkmıştır. Tüketici kredisi ve kredi kartı borçları yaklaşık 30 kat artmıştır. Her yıl istatistiklere girmeyen yaklaşık 100.000 kişi ise ne olduğunu bilmeden imzaladığı taahhütler ve borçlar yüzünden cezaevlerine gönderiliyor. Kredi kartı borcu yüzünden, son sekiz senede, 250 kişi intihar etti. Artan aile içi şiddet nedeniyle yuvası yıkılan, cinnet geçiren, evsiz ve işsiz kalanlar ise bu rakamlara dâhil değildir.

Borçları yüzünden Çanakkale’de cinnet geçiren röntgen teknisyeni Serkan Sevinç, dört aylık hamile eşini ve 2,5 yaşındaki oğlunu bıçakla öldürerek intihar etti. 28 yaşındaki Çiğdem Nohut da katlanan borçları yüzünden, Mersin’deki 12 katlı binanın en üstünden atladı. Borç yüzünden cinnet geçiren bu yurttaşlar, binlerce borç mağdurundan sadece ikisi. Bu durumu ve bu suçu, Hükûmet sadece bilinçsiz kredi kartı kullanımına bağlıyor ancak ortaya çıkan içler acısı tablo Hükûmetin izlediği yanlış büyüme stratejilerinin beklenen sonucudur.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan “Kredi kartı mağduru oldum.” diyenlere çıkışmış ve “Cebindeki para kadar harca kardeşim.” demiştir. Peki, Sayın Başbakan, vatandaşın cebinde para kalmadıysa ne yapsın, hırsızlık mı yapsın, ailesindeki en az 3 çocuğa nasıl baksın? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hava yolu filosuna 7’nci uçak ile 2 helikopter siparişi verdi, Meclisteki Başbakanlık makamını 330 bin liraya tepeden tırnağa yeniledi. Meclis Başkanı Sayın Çiçek, odasına 180 bin liraya tadilat yaptırdı. Borç içinde yüzen vatandaştan zam ve vergilerle alınan paraların, böyle umursamazca çarçur edilmesi, kul hakkının yenmesi ve israf değil midir? Her yıl kamuya binlerce yeni taşıt alınıyor, 2013 yılı için, yine, 6.488 adet taşıt alımı öngörülüyor. Bu bir israf ekonomisi değil midir?

Dış borçlarımızı artıran pek çok faktörden biri de üretime yönelik politikalar oluşturmamak, sürekli dışa bağımlı kalmaktır. Başta, AR-GE çalışmaları olmak üzere, üniversitelerde bilimsel ve teknik bilgi birikimi değerlendirilmiyor, destek verilip kaynak ayrılmıyor. Örneğin, tıbbi cihazların yüzde 85’i ithal ediliyor. 2 milyar dolarlık gelişmiş tıbbi cihaz ithalatı yapılıyor. Bugün, yurt dışından ithal edilen tam donanımlı tıbbi cihazların bazılarının ücreti ile bir üniversite hastanesini inşa etmek bile mümkündür. Düşünebiliyor musunuz sayın milletvekilleri, bir tam donanımlı tıbbi cihazın maliyeti, bir üniversite hastanesi yapımına karşılık geliyor.

Değerli milletvekilleri, yoksullukla boğuşan, özellikle dolaylı vergilerin yükü altında ezilen yurttaşlardan toplanan vergiler, elektrik, su, eğitim gibi hizmet olarak değil, zulüm olarak geri dönüyor. Bu zulmün adı da hukuksuzluktur, adaletsizliktir, uzun tutuklamalardır.

Ülkemizde adil yargılanma konusu çok büyük bir sorundur. Gerekçesiz, yuvarlak hukuki kalıplarla tutuklama kararları verilmektedir. Yasalar istenildiği gibi değiştirilip her eylem büyük bir suç hâline getirilebiliyor. İktidara karşı çıkanlar, önce biber gazı ve cop yiyor, sonra kendini mahkemede ve hapiste buluyor.

Parasız eğitim isteyen üniversite öğrencileri, “Terör örgütü üyesi” diye hapse atılıyor. TCK’nın ihaleye fesat karıştırmayı düzenleyen, 235’inci maddesindeki muğlaklar nedeniyle pek çok belediye başkanı da yargılanıyor. Tutuklu milletvekilleri meselesi de büyük bir demokrasi ayıbı olarak varlığını sürdürüyor. 2002’de hapishanedeki kişi sayısı 59.429’du, 2012 yılında yaklaşık 134 bin kişi oldu.

Milletvekili arkadaşlarım, Veli Ağbaba ve Özgür Özel ile birlikte, 40’a yakın cezaevinde 80’den fazla incelemelerde bulunduk. Yaşanan içler acısı durumu ve dramı gördük. AKP, tutuklu ve hükümlü sayısını azaltmak yerine, 2015’te bu sayıyı 215 bine çıkaracak şekilde planlamalar yapıyor.

Değerli milletvekilleri, özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Ceza yargılaması usulünde yapılan değişiklikler gereğince, açık olgular ve deliller gösterilerek, tutuklama kararlarının gerekçelendirilmesi zorunlu olduğu hâlde yasanın bu emri yerine getirilmiyor. Tutuklama konusunda birçok hâkim ve savcı gerekçe yazmıyor. Hâkimler hızla güven kaybediyor, yasadaki adıyla “Özgürlük hakimlerinin” gerekçesiz kararlarından yakınmalar çok yaygınlaşmıştır. Bu yakınmalar, Ergenekon, Balyoz, KCK, 28 Şubat ve hatta bütün diğer davalarda da geçerlidir. Sadece Balyoz, Ergenekon davalarında değil, pek çok davada hukuksuzluk almış başını yürüyor. En tipik örneklerden biri de bu kadar uzun süre geçmesine rağmen hâlâ 28 Şubat iddianamesi yok. Madem bu kadar önemli bir dava, iddianame neden yazılmıyor? Adil yargılanma hakkı her vatandaş için önemlidir. Ergenekon, KCK ve başka davalarda, sanık ya da şüpheli, kim olursa olsun adil yargılanmalıdır. Bir devlet adil yargılama hakkını koruyamıyorsa devletin temeli olan adalet çürüyor demektir. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Biz, Ergenekon’da, KCK’da, 28 Şubat’ta da bütün davalarda adil yargılanma hakkını savunuyoruz.

Bir diğer hukuksuzluk örneği de Sayıştay raporlarıdır. Raporlar bütçe ile birlikte Meclise gelmek zorundaydı. Kamu harcamalarının nasıl yapıldığına dair rapor gelmeden bütçede neyi onaylayacağız? Halkın bütçe hakkı çiğnenmemelidir. Demokrasi olan bir ülkede biri çıkıp “Bütçe hakkını çiğniyorsunuz.” dese yer yerinden oynardı ama Hükûmetin kılı bile kıpırdamıyor.

Bütçe hakkının çiğnenmesine yol açan bir diğer olay da daha dün yaşandı. Dün gerçekleştirilen, İstanbul’daki iki köprü ve otoyolun yirmi beş yıllığına özelleştirilmesi, Meclisi hiçe sayarak, devletin yirmi beş yıl boyunca elde edeceği gelirlerinin yalnız bir bütçe takvimine sıkıştırılması demektir ancak bütçeye para eklemek ve para çıkarmak Meclisin yetkisindedir.

Bir diğer hukuksuzluk da kanun hükmünde kararnamelerdir. 34 tane kanun hükmünde kararname çıkarıldı, bunlarda devletin yönetim yapısını altüst eden değişiklikler yapıldı. Kanun hükmünde kararnameler henüz Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmedi. Bu bir sivil darbedir, devlete el koymaktır.

AKP’nin bütçesi balon ve yalan bütçedir, israf bütçesidir. Komşusu çok ama dostu yok. Ülkemizin Başbakanına, iktidarına bizim Muğlalı çiftçinin, işçinin, emeklinin bir çift sözü var: “Yetti gari bitsin bu çile, gitsin artık AKP.”

Saygılarımla. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo Nurettin Hocam.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demir.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık.

Buyurun, Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bir bütçe maratonunu daha geride bıraktık. İktidar partisi çıkıp icraatlarıyla… Biz de eksik bulduğumuz yönleriyle iktidarı eleştirdik. Daha çok, bir medeni bütçe görüşmesi olduğunu düşünüyorum.

Bugün 19 Aralık. “19 Aralık” deyince, tabii hayatımızda önemli dönemlerden biri, mesela, tam on iki yıl önce “Hayata Dönüş Operasyonu” dedikleri ve onlarca devrimcinin cezaevinde katledildiği bir günü hatırlıyoruz ve o gün bu katliamı gerçekleştirenler hâlâ yargı karşısına çıkmadı, aileler hâlâ çocuklarının katillerini arıyorlar. Yine, Kahramanmaraş katliamının 34’üncü yılı. Hukuk devletinden bahsediyoruz ama hâlâ bunların katilleri yok ve yine Roboski, çok yakın bir tarih, birkaç gün sonra bir yılı dolacak, bunların failleri de yok.

Sayın Bülent Arınç birkaç gün önce önemli açıklamalarda bulundu. Döndü, biraz empati yaptı, dedi ki: “Eş başkanımız Gültan Kışanak’a uygulanan 12 Eylül dönemindeki o zalimane politikalar bana uygulanmış olsaydı, ben de dağın yolunu seçerdim.” Aslında Gültan Kışanak’a uygulanan o zalimane politikalar, Kürt coğrafyasında, hemen hemen her evde böyle bir hikâye vardır. Ben, size oradan bir hikâye anlatacağım.

1980 sonrası askerler bir köye gidiyorlar, kış. Tanklarla gidiyorlar, tanklarda Türk bayrakları. Bütün köylüleri caminin önünde topluyorlar, erkekler bir tarafa, kadınlar bir tarafa. “Erkekler soyunacak.” Herkes birbirinin yüzüne bakıyor, eşi, çocuğu var orada ama soyunmuyor. İşkence ediyorlar, erkekler tek tek soyunmaya başlıyor, sonra cinsel organlarına ip bağlanıyor, kadınların eline o ipi vererek “Çekin.” diyorlar ve üç gün sonra köyün gençleri bir bütün olarak “Çare yoksa dağ çaredir, ölüm çaredir.“ Onur çareyse, ölümden geçiyorsa ölüme bedenlerini yatıran köyler var.

Sağımda Batman’dan milletvekili olan Sayın Bakanımız var, solumda da Bingöl’den bakan olan bir başka bakanımız var. Benim söylediğim bu hikâyeler, eminim ki Batman’ın Gercüş ilçesinde her evde böyle bir hikâye vardır, eminim ki Bingöl’ün her köyünde böyle hikâyeler vardır.

İşte, uygulanan bu zalimane politikalar… Sayın Arınç’ın sadece bir noktada dönüp empati yapması yetmiyor. İşte iktidarsınız; bu süreçleri… Bu halk eğer o süreçte Diyarbakır zindanlarından kendilerini dağlara vurdularsa ve bir zulmün, bir politikanın yansımasıdır.

Bunun için ne yaptınız, bu bütçede nasıl bir şey getirdiniz? İç barışımız için hangi projeyi getirdiniz de biz size destek sunmadık?

Sizin bütçenizde özgürlükler yok, sizin bütçenizde hak, hukuk ve adalet yok, sizin bütçenizde iç barış yok. Eğer olmuş olsaydı… Bakın, ben dün akşam sizin AKP Grup Sözcüsünü yani medyadan sorumlu Genel Başkan Yardımcısını dinledim; bir televizyonda sürekli, geçmişten bugüne kadar geldiğimiz geleneği böyle, tehdit eden, aşağılayan, hakaret eden bir dil kullanıyor. Ne yazık ki bu arkadaşımız bizim geleneğimizi çok iyi bildiği hâlde bize haksızlık ediyor. Dönüp diyor ki: “HEP, DEP, HADEP, DEHAP geleneğinden gelenler korkularından ‘Biz DEHAP’lıyız, HADEP’liyiz, DEP’liyiz.’ demezdiler.” Şimdi ben de dönüp size soruyorum. Diyor ki: “Bizim dönemimizde çok rahatlıkla ‘Biz BDP’liyiz ve Kürt’üz.’ diyor.” Vallahi Sayın Çelik, siz DYP’de politika yaparken sizin Tansu Çiller’le birlikte siyaset yaptığınız dönemde de bedeli sadece hapis değil ölümdü. Bu gelenekten gelenler ölüme boyun eğmediler. (BDP sıralarından alkışlar)

Bakın, size küçük bir şey söyleyeyim: O gelenekten gelenlerin anısı önünde saygıyla eğiliyorum. 1991, Vedat Aydın, Diyarbakır HEP İl Başkanı, kaçırılıp öldürüldü. 3 Kasım 1992, Abdülsamet Sakık, benim ağabeyim, Gaziantep’te il başkanı, ensesine 3 kurşun sıkıldı öldürüldü. 2 Aralık, HEP Ankara İl Başkanı Avukat Faik Candan kaçırılıp Balâ’da öldürüldü. 5 Aralık, Antalya’da Yusuf Solmaz kaçırılıp öldürüldü. 2 Eylül 1993, HEP Parti Meclis Üyesi Habip Kılıç Batman’da öldürüldü. 4 Eylül 1993, Mehmet Sincar, milletvekili, Batman’da katledildi. Batman İl Yöneticimiz Metin Can öldürüldü. Yüzlerce isim sayabilirim ve en son 21 Mart 2002’de Mersin’de yine bir yöneticimiz, parti meclis üyemiz öldürüldü. Yine, 25 Ocak 2001’de HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve ilçe sekreteri, jandarma komutanı tarafından alaya davet edildi ve o gün bugündür haber almadık.

Şimdi, bizim böyle bir gelenekten geldiğimizi Sayın Çelik çok iyi biliyor. Asıl kendisine benim bir sualim var ve bir sorum var. Açıklama yapıyor Konya’da, diyor ki: “Bu olaylar niye açığa çıkmıyor? İşte Ergenekon ve Ergenekon bağlantısı olanlar buna engel oluyorlar.” ve diyor ki: “Ben öğretim üyesi olduğum dönemde Van’da görev yapıyordum. Benim ofisime bomba koydular ve ben tesadüfler sonucu kurtuldum.” Soruyorlar: “Kim?” “Van valisi.” diyor. Şimdi, ben de size soruyorum: Sayın Hüseyin Çelik, siz eğer kendi yaralarınızı saramıyorsanız, siz bugün iktidarsınız, o dönem sizin ofisinize bomba koyan bir validen hesap soramıyorsanız ve bugün dönüp diyorsanız ki: “Ya, Kürtler ne istiyor? Sorunlar çözülmüş.” İşte Kürtler bu katliamı gerçekleştirenlerle yüzleşmek istiyor, onların faillerinin bir an önce bulunmasını istiyor, cezaevi operasyonlarında onlarca devrimciyi katledenlerin katillerinin bir an önce açığa çıkmasını istiyor ve bir şairin dediği gibi; “Sokak başı bize kimlik soruyorlar, biz de açıp yaralarımızı gösteriyoruz.” Biz Kürtler yaralıyız, biz size yaralarımızı gösteriyoruz, yaralarımızın sarılmasını istiyoruz; ama ne hikmetse, kendi yarasını saramayan bir Genel Başkan Yardımcısı, bir iktidar yöneticisi çıkıp Kürtlerin sorunlarının olmadığını söylüyor. El vicdan! Eğer, siz, biraz vicdan, biraz vicdan sahibiyseniz, hâlâ Roboski’deki yaralar dipdiri duruyor… Kürtlerin niye dağlara sığındığının, niye dağlara doğru yola çıktıklarının göstergesi budur. Ve sizin döneminizde ne oldu? 10 bin siyasetçi bugün cezaevinde. Siyasetin bütün kanallarını tıkadınız. O dönemlerde alıp yargısız infazlar yapıyorlardı, asit kuyularında bizleri öldürüyorlardı, ama bugün ne yapıyorsunuz? Özel mahkemelerde özel hâkimlerle alıp yargılıyorsunuz ve dört yıldır KCK’den içeride olan arkadaşlarımız savunma bile yapamıyor. Sizin adaletiniz de bu. Bu adaletten hukuk çıkmaz, bu adaletten kardeşlik çıkmaz, bu adaletten toplumsal uzlaşı çıkmaz. Onun için, adaletinizi masaya yatırın, empati yapın, Sayın Bülent Arınç’ın yaptığı empatiyi hepiniz lütfen yapın. Geceleyin giderken, başınızı yastıklara koyarken, Roboskili ailelerin o yaşadığı acıları lütfen ne olur yaşayın. Bir iki dakika bu gece, rica ediyorum, giderken, çocuklarınızın gözünün içine baka baka Roboskili çocukları düşünün. Eşinize bakarken, bir anne duygusuyla Roboskili annelerin duygularını düşünün. Bu empatiyi yaparsak emin olun ki sorunlarımızı çözeriz.

Bu bütçenin, bu şekilde daha böyle uzlaşı, ama içinde özgürlüklerin olmadığı bir bütçe olduğunu görüyoruz.

Ben, 2013 yılının, bizim toplumsal uzlaşı, yeniden bütün halkların barıştığı, kucaklaştığı, geçmişle yüzleştiğimiz bir yıl olacağını umut ediyorum, diliyorum.

Herkese iyi yıllar diliyorum ve teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.

Sayın milletvekilleri, beş dakika oturuma ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.03


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi, gruplar adına konuşmalardan son konuşmacı, AK PARTİ Grubu adına Ahmet Erdal Feralan, Nevşehir Milletvekili.

Sayın Feralan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ERDAL FERALAN (Nevşehir) –Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Sözlerimin başında 2013 yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Bu vesileyle sözü kendi ilime, memleketim Nevşehir’e getirmek istiyorum. Nevşehirli hemşehrilerimin yaşamakta olduğu problem ve taleplerine ilişkin birkaç hususu gündeme taşımak ve muhtemel yerel medya başlıklarını sizlerle paylaşmak arzusundayım: “Kaplıca bölgemiz Kozaklı ilçemizde 1979 yılında yapımına başlanan, 1986 yılında bitirildiği hâlde hizmete giremediği için harap bir hâle gelen SSK hastanesi bu durumuyla vatandaşımızın vicdanını sızlatıyor.” “Gülşehir ilçesi Tuzköy kasabasında yaşayan vatandaşlarımız evlerinin bulunduğu bölgedeki topraktan kaynaklanan kanser hastalığı nedeniyle bu bölgeden otuz yıldır tahliye edilememeleri yüzünden erken yaşta kanserden ölmeye devam ediyor.” “Yaklaşık trilyonlar harcanarak yapılan Kapadokya Havalimanına uçaklar yerine sadece kuşlar inip kalkıyor.” “Nevşehir üniversitesi kurulması amacıyla imza kampanyası başlatıldı.”  “Nevşehir sanayicisinin organize sanayi bölgesi kurulması isteği karşılık bulmuyor.” “Avanos ve Gülşehir kavşaklarında meydana gelen trafik kazaları can almaya devam ediyor.” “Nevşehirli doğal gazdan umudunu kesti.” Ben burada bu kadarıyla yetiniyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, biraz önce bahsetmiş olduğum muhtemel, muhayyel yerel medya başlıkları ve dolayısıyla Nevşehirlinin gündemi bugüne ait değil. Bugün Nevşehir böyle bir tabloyu yaşamıyor. Bu fotoğraf AK PARTİ öncesi Nevşehir’i anlatan fotoğraf. Bu fotoğrafa neredeyse üç kuşak yani dede ile torun hep beraber tanık oldu. Bu talepler üç kuşağa mal olan talepler.

Peki, bugünkü durum nedir? Bakalım, AK PARTİ iktidarı sonrası Nevşehir fotoğrafı nasıl? Bir bakalım, Kozaklı ilçemizde hizmete girmeyen SSK Hastanesi ne durumda? Bu hastanemiz 2008 yılında bakım, onarım ve güçlendirme çalışması yapılarak 2010 yılında fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesi olarak milletimizin hizmetine sunulmuştur. Kendi alanında ülkemizin sayılı hastaneleri arasında zikredilen bu hastanemiz bugün 2’nci yaşını kutlamaktadır. 120 personeli ve dolu kapasitesiyle üç ay sonrasına gün vermek suretiyle hasta kabulü yapmaktadır.

2002 öncesinde trilyonlar harcanarak yapılan Kapadokya Havalimanı bugün yılda yaklaşık 175.000 yolcuya hitap edebilir hâle gelmiştir. Bu havalimanımız yakın zamanda Aksaray ve Kırşehir vilayetlerimizin her birine 25 kilometre yaklaştırılarak bir bölge havalimanı hâline gelecektir.

Yaşadıkları bölgeden kaynaklanan kanser nedeniyle her gün hayatlarını kaybetmek durumunda kalan Tuzköylü hemşehrilerimiz 37 milyon lira harcanarak kanserli bölge dışına taşınmışlardır.

Nevşehir için âdeta hayal olan doğal gaz… Bugün, 30.000’in üzerinde Nevşehirli doğal gaz kullanmaktadır. Avanos ve Ürgüp ilçelerimizde de doğal gaz altyapı çalışmaları hızlı bir şekilde devam etmektedir.

Sayın Başbakanımızın Her İle Bir Üniversite Projesi ile 2007 yılında Nevşehir’imiz de üniversitesine kavuşmuştur. Beş yıllık bir sürede, bugün, Nevşehir üniversitesi 10.000’e yakın öğrencisi, 456 akademik personeli, 8 fakülte, 7 meslek yüksekokulu ile hızlı bir şekilde büyümektedir. 2013 yılı bütçemizde üniversitemiz için ayrılan kaynak 59.6 milyon lira.

Buradan, fakülte binalarımızın büyük bir bölümünün yapımını üstlenen hayırsever Nevşehirli hemşehrilerimize bir kez daha teşekkür eder, ahirete irtihal etmiş olanları da rahmetle anarım.

Sayın başkan, değerli milletvekilleri; Nevşehir sanayicisinin özlemle beklediği organize sanayi bölgesi de yine AK PARTİ Hükûmetinin Nevşehir’e bir hediyesidir. Bütün organize sanayi bölgesinde bugün bacalar tütmeye başlamış, iş ve aş üretilir hâle gelmiştir.

Çok sayıda insanımızın hayatını kaybetmesine neden olan, hatta ocaklar söndüren ve o dönem siyaset erbabı tarafından imkânsızlığı dile getirilen Avanos ve Gülşehir köprülü kavşakları iktidarımız döneminde, sadece bir yılda halkımızın hizmetine sunulmuştur.

AK PARTİ öncesi 1 kilometre bile bölünmüş yolu olmayan ilimiz, tüm çevre vilayet bağlantıları ve -bir ilçe hariç- tüm ilçe bağlantıları bölünmüş yol olan bir kara yolu standardına kavuşmuştur.

Burada sizlerle paylaşmış olduğum iki Nevşehir fotoğrafı ülkemizde de karşımıza aynen iki Türkiye fotoğrafı olarak çıkmaktadır. AK PARTİ öncesi ve AK PARTİ ile devam eden süreç.

Bürokratik vesayetten kurtarılan ülke yönetimi, IMF vesayetinden kurtarılan ekonomi yönetimi, faiz kıskacından kurtarılan ülke bütçesi vatandaşımızın ve milletimizin memnuniyeti olarak bize dönmektedir.

İşte, tüm bu nedenlerle, AK PARTİ üç dönem tek başına iktidara gelmekte, Nevşehirli hemşehrilerimiz ise üç dönem 3 milletvekilinin 3’ünü de AK PARTİ'ye vermektedir.

Bu düşüncelerle, ülkemize ve Nevşehir’imize yapılan hizmetler için başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, tüm Hükûmet üyelerimize ve emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür eder, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Vergiyi veren halka teşekkür etmek lazım, bu kaynakları sağlayan halktır.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Feralan.

Sayın milletvekilleri, 5’inci madde üzerinde gruplar adına görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, şahısları adına Adıyaman Milletvekili Sayın Mehmet Metiner. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

Sayın Metiner, buyurun.

Süreniz beş dakika.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Demin, bu kürsüde BDP’li vekillerin Hükûmetimize, partimize yönelik bazı suçlamalarını dinledik. İnsanda az biraz ilke olur, ilkesi olanlar bir şeyi eleştirirken bin kez düşünürler. Siz, PKK’nın şiddetine, terörüne karşı çıkamıyorsanız, devletin şiddetine karşı çıktığınızda, tek yanlı olarak karşı çıktığınızda ilkeli sayılmazsınız.

PKK’nın şiddet tarihinde onlarca Uludere vardır arkadaşlar. PKK’nın şiddet tarihinde onlarca Kürt kanı vardır. PKK bugün bölgede silahlı bir vesayet rejimi kurmak istiyor ve büyük ölçüde bunu başarmış durumdadır.

Kendisinden farklı düşünen her Kürt’ü imha edilmesi gereken bir düşman olarak gören bir örgüt gerçekliğiyle karşı karşıyayız. İl başkanlarımız kaçırılıyor, parti yöneticilerimiz öldürülüyor, silahla tehdit, baskı siyaseti…

Evet, biz, geçmişte devlet adına bu tür siyasal şiddet uygulayan herkesi zihniyet olarak da uygulama olarak da kınıyoruz. Ama eğer ilkeliyseniz, eğer ilkeliyseniz PKK’nın şiddetine de, PKK’nın yarattığı Uluderelere de karşı çıkmak zorundasınız çünkü PKK’nın elinde Kürt kanı var. Hadi Türk Mehmetler için ağlamıyorsunuz, bari Kürt Mehmetlerin hukukunu savununuz.

Bu kürsüde, Türklük adına ulus inşa edildiğinden söz ettiler. Doğrudur; Türklük adına ulus inşa etmek beraberinde başkaca sorunları getirmiştir, Kürt sorunu da bu sorunlardan biridir ama Kürtlük adına ulus inşa etmek de bir başka düzeyde ırkçılıktır arkadaşlar. Ha Türklük adına ulus inşa etmeye kalkışmışsınız ha Kürtlük adına ulus inşa etmeye kalkışmışsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, geçmişte makbul Türk yaratmak adına herkes hizaya sokulmak istendi. Şimdi de makbul Kürt yaratılmak isteniyor. PKK’nın isteklerine uygun düşünmüyorsanız zaten Kürt kabul edilmiyorsunuz.

Diyarbakır Meydanı’nda Hikmet Fidan öldürüldü. Kendi partilerinin eski Genel Başkan Yardımcılığını yapmış bir insan. Bir teki karşı çıkmadı. 

Bir Diyarbakır Milletvekilimizin oğlu dershane önünde alçakça bir bomba saldırısı sonucunda öldü ama bugün, o milletvekili arkadaşımız kürsüye çıktığında salonu terk edip gidiyorlar. Bu mu demokrasi anlayışınız? Bu mu özgürlük anlayışınız sizin? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başbakanımızı tekçi zihniyetle suçluyorlar. Bakınız, ben size bazı sloganlar söyleyeceğim: “Tek devlet” diyen kimdir? Abdullah Öcalan’ın kendisidir. “Tek bayrak” diyen kimdir? Öcalan’ın kendisidir. “Tek resmî dil” diyen kimdir? Öcalan’ın kendisidir. “Tek vatan” diyen kimdir? Öcalan’ın kendisidir. Peki, tekçi zihniyete karşıysanız “ulu önder” olarak kabul ettiğiniz Öcalan’ın bu zihniyetine niye bir gün olsun tek kelimeyle laf etmiyorsunuz? Bu mu sizin demokrasi anlayışınız? Bu mu sizin özgürlük anlayışınız? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İlkeli olmak lazım arkadaşlar. Biz, devletten kaynaklı şiddet politikalarına da karşıyız, örgütten kaynaklı şiddet politikalarına da karşıyız. Biz, bölgede faili meçhullerle mücadele ederken, o faili meçhullerle adı anılanları yargı kanalıyla Silivri’ye koyarken yargıçlarımız… (CHP sıralarından alkışlar!)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vay vay vay! “Biz Silivri’ye koyarken.” haa! Sonra “yargıçlarımız” ha! Aferin be, hadi bakalım, aferin sana!

MEHMET METİNER (Devamla) – …Abdullah Öcalan kalkıp diyor ki: “Kürt meselesinde çözüm isteyenler Silivri’ye konuluyor.”

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Aferin! “Sizin yargıçlarınız” değil mi? Bunu nasıl kıvıracaksın bakalım! Bunu da kıvır helal olsun sana!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz de bunu söylüyoruz zaten! “Biz Silivri’ye koyarken.” ha! Siz mi koydunuz? Aferin sana!

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sabahtan beri kıvıra kıvıra bir hâl oldun! Helal olsun sana, aferin sana!

MEHMET METİNER (Devamla) – Abdullah Öcalan bile Ergenekon davasına sahip çıkarken siz kalkıp bugün farklı şeyler söylüyorsunuz arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vay be! Vay be! Hadi çıksın biri bunu kurtarsın şimdi! Hadi çıksın!

MEHMET METİNER (Devamla) - Kürt Baasçılığı, Kürt faşizmine hep birlikte karşı çıkmamız lazım. Ergenekon AK PARTİ Hükûmetinden rahatsızsa bunu anlamak mümkün ama Kürtlük adına birilerinin AK PARTİ’den tıpkı Ergenekoncular gibi rahatsızlık duyması manidardır arkadaşlar.

Biz, bu ülkede Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Laz’ıyla, Çerkez’iyle herkesin hür ve eşit vatandaş olmasını sağlayacak demokratik bir cumhuriyetin mücadelesini verirken karşımıza Kürtlük adına ama tıpkı Ergenekoncuların ağzıyla düşmanlık eden bir grup çıkıyorsa oturup düşünmemiz lazım arkadaşlar. Eğer tekçi zihniyete karşı çıkıyorlarsa, işte Öcalan’ın söyledikleri: “Arkadaşlar, inkâr biterse isyan biter.” diyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (Devamla) - Biz inkârı sonlandırdık ama isyan devam ediyor, şiddet devam ediyor. Her türlü şiddete karşı çıkmayanların bu kürsüde sadece devlet şiddetini diline dolamaları ilkesizlikten, samimiyetsizlikten öte bir anlam taşımıyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Metiner.

Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Hatip zaten benim konuşmama cevap verdi, ben de cevap vereceğim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sakık.

İki dakika içinde lütfen…

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in şahsına sataş-ması nedeniyle konuşması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Aslında cevap vermeye değer değilsin.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen hiç değilsin!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sen değilsin ve sen adisin!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen adisin!

BAŞKAN – Çok ayıp oluyor beyler.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Adi! Şerefsizlik etme öyle!

BAŞKAN – Çok ayıp oluyor, çok ayıp oluyor beyler.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Lan sen…

BAŞKAN – Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.24

 


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Konuşmamı bitirememiştim…

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Sakık, müsaade ederseniz şöyle bir şey yapalım: Karşılıklı birtakım şeyler söylendi, yarısını duyduk, yarısını duymadık, zabıtları getireyim, öbür oturumda…

SIRRI SAKIK (Muş) – Efendim, zaten siz duydunuz…

BAŞKAN – Bir saniye efendim, bitireyim sözümü…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sevgili Başkanım, şimdi bizimle ilgili ithamları duydunuz, ben cevap verecektim, saldırınca…

BAŞKAN – Öbür oturumdan ikinci oturuma geçildiği zaman, biliyorsunuz mevcut şeylerin ikinci oturumda değerlendirilmesi gerekir. Dolayısıyla, müsaade ederseniz zabıtları getireyim, biz, ondan sonra karşılıklı ne söylenmiş, ona göre bir karara varalım.

SIRRI SAKIK (Muş) – Lütfen, rica ediyorum, oturum açılmıştır, bu Parlamento da merak ediyor ne söyleyeceğimizi.

BAŞKAN – Hayır, ama siz söyleyeceğinizi… Arkadaşın da söylediği, sizin de söylediğiniz, son anda olaylar var, onu bizim zabıtlardan tespit etmemiz lazım. Kusura bakmayın…

SIRRI SAKIK (Muş) – Ne olayları var? Şimdi çıktı, bizimle ilgili beş dakika ağır ithamlarda bulundu. Rica ediyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, bir saniye…

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın konuşmacı biraz önceki konuşmasının içerisinde kullandığı cümlelerle Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna da sataşmada bulunmuştur. Bu nedenle, sataşma nedeniyle söz hakkı istiyoruz efendim.

BAŞKAN - Anlıyorum Sayın Hamzaçebi. Müsaade ederseniz öbür oturumun getireceğim zabıtlarını…

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Cumhuriyet Halk Partisi hakkında ne demişim?

BAŞKAN – … ve sizlere, kimler bizim grubumuz veya şahsımıza varsa söz vereceğim. Müsaade ederseniz öyle yapalım, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki efendim.

BAŞKAN – Siz de buyurun, yapacağım.

Şimdi, efendim, Hükûmet adına Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek.

Sayın Şimşek, buyurun.

Süreniz 10 dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK ( Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, bu son iki günlük görüşmelerde genelde söz almadım ama az önce Batman Milletvekilimiz çıkıp buradan benimle ilgili bir şeyler söyleyince cevap hakkımı kullanmak istedim ama bu vesileyle de daha önceki maddeler üzerinde sorulan bazı sorulara da cevap vermek isterim.

Öncelikle Batman’dan başlayayım: Batman’da eğitim konusunda hakikaten son on yıl içerisinde büyük bir hamle içerisindeyiz. Şöyle söyleyeyim ben size: Cumhuriyet tarihinde yapılan kadar derslik yapmışız, yatırım yapmışız, öğretmen sayısını en az ikiye katlamışız on yıl içerisinde. Dolayısıyla, benim eğitimi baltalamam gibi bir şey hakikaten komik kaçar çünkü öyle bir şey mümkün değil.

Bahsettikleri dershane belediyenin finanse ettiği bir dershanedir. Keşke belediyemiz orada kanalizasyon yapsa, yol yapsa, yeşil alan yapsa, keşke eğitim ile ilgilense. Mesela, geçen sene bizim yeni, sıfırdan yaptığımız bir liseye hâlâ su verilmedi. Mesela, onu yapsalar gerçekten çok memnun olurum.

Tabii, Ilısu Barajı’na gelince: Ilısu Barajı Türkiye’nin gündemine 1950’lerde gelmiş, 1982 yılında projesi kabul edilmiş ve şu anda hızlı bir şekilde hayata geçirilmek üzere çalışmalarımız devam ediyor. 1200 megavatlık bir proje ve bu proje olmadan Cizre Barajı yapılamıyor ve oradaki alanlar sulanamayacak. Hakikaten çok önemli bir proje, gerek enerji açısından gerekse sulama açısından. İlk defa bir projede, insan, kültür, tarihle ilişkili olarak bu kadar çok kaynak ayrılıyor.

Tarihi koruyoruz çünkü bu proje sayesinde tarih yeryüzüne çıktı ve şu anda bir açık hava müzesi üzerinde çalışılıyor, yeni bir şehir yapılıyor. 150 kilometrelik bir göl yapılacak, oradan Batmanlı hemşehrilerim kazanacak. Ben eminim ki hemşehrilerim bundan memnunlar.

Şimdi, müsaade ederseniz birkaç soruya cevap vermek istiyorum. K1 belgesiyle, daha doğrusu K türü belgelerle ilgili çok şey söylendi. Ben ilgili bakanlıkla görüştüm. Değerli arkadaşlar, bu yetki belgelerinin veraset yoluyla intikali mümkündür. Dolayısıyla, o sorulan soruların bir anlamda cevabı alınmış oluyor.

TELEKOM’la ilgili birtakım sorular sorulmuştu “Ne kadar gelir elde edildi?” diye. Değerli arkadaşlar, TELEKOM özelleştirildiğinden bu yana temettü olarak ve özelleştirme geliri olarak yaklaşık 14 milyar 943 milyon dolar gelir elde edilmiştir. Bu, doğrudan doğruya hazineye aktarılan paradır, yaklaşık 15 milyar dolar TELEKOM’dan. Şu anda TELEKOM’daki payımız yüzde 31,68’dir. Bu payımızın yani hazinenin payının piyasa değeri 7,5 milyar liradır. Özelleştirildiğinden bu yana TELEKOM’dan 6 milyar 410 milyon liralık da kurumlar vergisi aldık.

Ayrıca, TELEKOM’un ne kadar gayrimenkul sattığı soruldu. Şu ana kadar, özelleştirildiği tarihten bu yana yapılan gayrimenkul satışlarının toplamı yaklaşık 134,6 milyon liradır yani 135 milyon lira diyelim. Ama TELEKOM’un bugüne kadar inşa ettiği, devlet için yaptığı okullar da dâhil olmak üzere, 1 milyar 73 milyon liralık da gayrimenkul kazandırmış gerek TELEKOM’a gerekse devlete okul olarak yani satışının -burada göreceksiniz- 6-7 katı kadar gayrimenkul kazandırmış.

Değerli arkadaşlar, yine, önemli eleştirilerden bir tanesi şuydu: Özelleştirme uygulamaları hakkında verilen iptal kararlarının uygulanmadığı yönünde… Bizim hükûmetlerimiz öncesinde de özelleştirme vardı, hükûmetlerimiz döneminde de özelleştirmeler yapıldı. Bizden önceki hükûmetler döneminde 20’ye yakın kesinleşmiş yargı kararı uygulanmamıştır ve bunun için kanun da çıkarılmamıştır. Sadece Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı veya Bakanlar Kurulu kararıyla bu uygulanmamıştır.

Şimdi, gelelim bizim dönemimize. Bizim dönemimizde 5 tane iptal kararı vardır. Bu iptal kararlarından bazıları özelleştirme bittikten beş yıl sonra verilmiştir. Şimdi, biz bunların tamamının geri, devlete alınması konusunda dava açtık. Davalardan bir tanesi -örneğin, en çok tartışılan- TÜPRAŞ’ın satışıyla ilgili yani yüzde 14,76’lık hisse satışıyla ilgili. Bunun için mahkeme bizim talebimizi reddetmiştir. Bu, Yargıtaya gitmiştir, Yargıtay bu kararı onamıştır yani devletin bunu uygulamasının fiilen imkânsız olduğuna Yargıtay karar vermiştir. Daha sonra, yüce Meclisimiz bir kanunla, fiilen uygulanması imkânı olmayan bu kararların uygulanamamasının önünü açmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yargıtay öyle bir karar veremez ya! Milleti kandırıyorsunuz!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) - Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bizden önceki uygulamaları anlattım, Hükûmetimiz dönemindeki uygulamaları anlattım.

Değerli arkadaşlar, sorulan sorulardan bir tanesi de bölgesel kalkınma projeleriydi, özellikle GAP’la ilgiliydi.

Değerli arkadaşlar, hükûmetlerimiz döneminde, 2003-2012 döneminde 2012 fiyatlarıyla tam 28,3 milyar lira yani eski parayla 28,3 katrilyon lira para Güneydoğu Anadolu Projesi için harcanmıştır ama müsaade ederseniz öbür projelerden de bahsetmek istiyorum.

GAP Projesinin -yani tamamlayayım- toplam tutarı 46 milyar 406 milyon liradır. 2011 yılı sonu itibarıyla 38,5’u harcanmıştır. Dediğim gibi, bunun 28’i AK PARTİ hükûmetleri döneminde harcanmıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne zaman bitecek GAP?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – DAP projelerinin tutarı 28,6 milyar liradır. Bunun 11,6 milyar lirası harcanmıştır. 2012 yılı bütçesinde de 2 milyarın üzerinde kaynak vardır.

KOP projesinin tutarı 10 milyar 165 milyon liradır. Bugüne kadar yaklaşık 5,5 milyar lira harcanmıştır. Bu yılın bütçesinde 612 milyon liralık kaynak ayrılmıştır.

DOKAP projesinin toplam tutarı 26 milyar 916 milyon liradır. Bugüne kadar 18 milyar 937 milyon lira harcanmıştır. Yine, bu yılın bütçesinde 1 milyar 538 milyon lira kaynak ayrılmıştır.

Değerli arkadaşlar, borçlarla ilgili çok şey gündeme getirildi. Doğrusu bu madde de borçlarla ilgilidir. Müsaade ederseniz onunla da ilgili biraz bilgi vermek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, şöyle söyleyeyim, genel devlet açığı, AK PARTİ hükûmetlerinin iktidara geldiği 2002 yılında yani 2002 sonunda millî gelirin yüzde 11’iydi yani devlet, millî gelirin yüzde 11’i kadar açık veriyordu. Bu sene, 2012 yılı, nispeten sıkıntılı bir yıldır. Genel devlet açığının yüzde 1,6 olmasını öngörüyoruz yani neredeyse altıda 1’ine inmiş durumda.

Kamu borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, bundan on yıl önce yüzde 74’tü, bu sene brüt olarak yüzde 36’ya düşmüş durumda; net olarak yüzde 61,5’tu, şu anda yüzde 18’e kadar düşmüş durumda. Devletin dış borcu kalmamıştır net bazda. Devlet olarak, kamu olarak dünyadan alacaklıyız. Nasıl oluyor? 119 milyar dolarlık toplam rezervimiz var ama devletin, Merkez Bankası dâhil, borcu 111 milyar dolar. Dolayısıyla, biz dış dünyaya borçlu değiliz devlet olarak, alacaklıyız.

Peki, özel sektör? Doğrudur, özel sektörün borcu var. Özel sektörün 212,5 milyar dolar civarında borcu var ama özel sektörün 85 milyar doların üzerinde de dövizi var. Ayrıca, özel sektörün yatırımları var, varlıkları var. Borsa 2002 yılında 10.370’ti yani şirketlerin değeri olarak, hani almak isterseniz. Bugün 77.000’in üzerine çıkmış, yani 7 kat artmış. Borcun da bir miktar artması, yatırımların da bu şekilde finanse edilmiş olması kadar doğal bir şey yoktur değerli arkadaşlar.

Önemli eleştirilerden bir tanesi, bu bütçenin bir savaş bütçesi olduğu şeklindeydi. Defalarca cevap verdim. Bakın, 2002 yılında Millî Savunma, jandarma, sahil güvenlik, emniyet, tamamı 12 milyar lira ama bütçenin yüzde 10’u gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 3,5’u; bugün, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2,6’sı. Bugün, eğitim, sağlık için ayırdığımız ayrı ayrı bütçeler savunmanın tamamı için ayrılan bütçelerin, her birisinin 1,5 katıdır. Dolayısıyla, bu bütçe eğitim bütçesidir, sağlık bütçesidir, yatırım bütçesidir, mahallî idareler bütçesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Herhâlde zamanım bitti.

Hepinizi saygıyla, selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, şahısları adına son konuşmacı, İzmir Milletvekili Sayın Hülya Güven. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Güven, buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Sayın Bakan biraz önce dedi ki: “Yargıtayın bir kararı var…” Yani bu iade edilen malların imkânsız olduğu, dolayısıyla iade edilmez diye. O kararın tarih ve numarasını istiyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Veririz.

BAŞKAN – Tamam, zabıtlara geçti.

Sayın Güven, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 362 sıra sayılı 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın devlet borçlarını konuşmak üzere şahsım adına söz almış buluyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, 2011 yılından devlet borcu olarak 542 milyar 380 milyon 420 bin yani eski parayla 542 katrilyon 380 trilyon 420 milyar lira devredildiğini görüyoruz. Peki, devletin yurttaşlarına maddi ve manevi borçları ne kadardır, hesaplandı mı? AKP Hükûmetinin, vatandaşa borçlarını ödeyemediği dile getirildiğinde kızdığını görüyoruz. Bu sayısız borçlardan birkaç örnek vereceğim:

Sayın Başbakanımız ilk gün konuşmasında, altmış beş yaş aylığının 2012 Aralık ayında 122 liraya yükseltildiğini söyledi. Hatırlarsınız, üç dört yıl önce, Sayın Başbakanımız, on yedi yaşında, simit satan bir çocuğa 100 lira bahşiş vermişti. On yedi yaşındaki çocuğun simit satmak yerine okulda olması gerekmiyor muydu? Aile neden zor durumda? Neden çocuklarının, eve ekmek getirsin diye simit satmasını istiyor? Hiç düşündünüz mü?

Yine, yaşlılara verilen aylık 122 lira, bir bahşiş kadar. Bir yaşlıya ayda 122 lira nasıl yetecek? Kira veriyorsa, muayene ve tedavide katkı payı da veriyorsa, peki ne yiyecek, ne içecek? O parayla siz kaç gün idare edersiniz? Hiç düşündünüz mü?

AKP’nin yurttaşına borcu bu kadar da değil. 2012 yılında, engelli-engelsiz, kız-erkek tüm çocuklara ilköğretimden liseye kadar okullarına gidebilmeleri için ücretsiz servis sağlanamadı. Bugün, engelli öğrencilerimizin eğitim hakkı ellerinden alındı, geçiştirmelerle idare ediliyor. Bu çocuklar, 2013 yılında ve daha sonra kesintisiz olarak okullarına gidebilecekler mi? Servisleri sağlanabilecek mi? Bugün anneler her türlü engellemeler karşısında mücadele ile günlerini geçiriyorlar.

Yine, on sekiz yaş ile ilgili olarak da engellilerin aylığını keserek geriye dönük borç çıkardınız. Annelere de çok borcunuz var.

Üniversitelere gelince, yine Sayın Başbakanımız, yüz kırk iki yıldır üniversitelerden harç alındığını, bu yıl kendilerinin harcı kaldırdığını söylemişti. Aslında, Sayın Başbakanımıza yanlış bilgi verilmiş, 1975 ile 1981 yılları arasında da harç alınmıyordu. Öğrenciler soruyorlar: “On yıllık iktidarınız süresince neden kaldırılmadı? Şimdi ise neden kaldırılıyor? Ya da tekrar ne zaman yine bu harcı almaya başlayacaksınız, seçimlerden sonra mı?” Aslında, ikinci öğretimdeki harçların da kaldırılması gerekiyordu çünkü YÖK Yasası’na ve Anayasa’ya aykırı olarak alınıyor bu harçlar. Eğitimde de yurttaşlara çok borcunuz var.

Yine son on yıldır giderek artan bir, kadına şiddeti yaşıyoruz. Kadınlarımız, çocuklarının gözü önünde öldürülüyorlar, dövülüyorlar ve kadın- erkek pek çok kişi tecavüze uğruyor. Hatta şiddetin farklı bir şeklinin de Meclise kadar geldiğini gördük. Bir kadın milletvekilimize psikolojik şiddet uygulandı. Onaylayan kadın-erkek AKP’li milletvekillerimiz olabilir ama biz Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak, kadınlara psikolojik şiddet uygulayan ve onaylayanları kınıyoruz.

Sayın milletvekilleri, AKP Denizli Milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisinin “Topraklar yabancılara satılacak.” diyerek yalan söylediğini iddia etmişti. Hâlbuki Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı son altı ayda yabancı şirketlere bağ, bahçe, zeytinlik gibi 3 milyon 900 bin metrekare tarım arazisinin satıldığını söyledi. Sayın milletvekilimiz duymadı herhâlde.

Sayın milletvekilleri, “Dünyanın en büyük 20’nci ekonomisindeyiz.” deniliyor ama işsizlikte 36 ülkede 36’ncı sıradayız. AKP Hükûmetinin yurttaşa borcu çok. Artık Türkiye iyi ve sağlıklı yönetilemiyor.

2013 bütçesinin AKP Hükûmetine hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Güven teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi, 5’inci madde üzerinde soru cevap işlemi yapacağız on dakika süreyle.

Sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Birinci sırada Sayın Oğan.

Buyurun efendim.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, bu sene Iğdır’da havalimanı açıldı ve bütün bölgenin kalkınmasına etkisi bulunacağını düşündük. Ancak, kış ayı geldiğinden beri havalimanına inişlerde sorun var, sebep olarak da sizi gösteriyorlar Sayın Bakanım. Sis cihazı alımı için bütçeden pay ayırmamışsınız Maliye Bakanı olarak, bu doğru mudur? Ulaştırma Bakanlığımızın bütçesinde sis cihazına yetecek para yok mudur? Sis cihazı yoksa eğer bundan sonraki kış boyunca Iğdır’a uçak inmeyecek mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oğan.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

GAP projesi ne zaman bitecektir, daha ne kadar süreye ihtiyaç vardır?

Soru iki: “Türkiye dünyanın 16’ncı büyük ekonomisidir.” diyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 17’nci…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 17 veya 16 veya 1’incisi, hangisini istiyorsa…

Neden köprülerini, yollarını satar? Bir kimse veya bir ülke eğer bu kadar büyük bir ekonomiye sahipse mal varlığını neden elden çıkarır? Köprülerin satılmasının gerekçesi nedir? (CHP sıralarından alkışlar)

Üç: Ülker veya Koç Grubuna burası özelleştirildi. Bunun CEO’sunun Dışişleri Bakanıyla bir akrabalığı var mıdır? Varsa bunların devrinde, özelleştirilmesinde bir etkisi, bir payı, bir katkısı nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, demin sordum emniyet hizmetleri sınıfını.

Sayın Bakanım, daha acı bir gerçek var; size vereceğim. 2 milyon 600 bin lira maaş alıyor, on beş yıl olmuş fakat bunların 1.800’ü hep tazminat, sadece 900 lira maaş. Emekli olduğu zaman da 1.300 lira emekli maaşı var. Böyle bir uygulama yok. Bu bordroyu size vereyim. Takdir hepinizin, hepinizin vicdanına sunuyorum. Emniyet hizmetleri sınıfının tazminatları 1.800, maaşı 900. Bu insanlar emekli olduğu zaman bunları perişan etmeye hakkımız var mı? Ben bordroyu size getiriyorum Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, 24 Kasım pazar günü Ziraat Bankası sınavına girenler feryat ediyorlar. Sınav öncesi her il için kaç kişi istihdam edileceği belirtilmemiştir. Yayınlanan kılavuz içerisinde tutarsızlıklar mevcuttur. Sınav değerlendirme aşamasında sınav soruları yayınlanmamıştır. Sınav sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte birçok adayın, sınav sırasında boş bırakmamasına rağmen sınav sonuçlarında boşluklar bulunmaktadır. Birçok adayın sınav sonucunda, doğru ve yanlış sayılarında beklediklerinden çok farklı sonuçlar mevcuttur.

Sorum şu: Sınav soruları ve cevaplarının Anadolu Üniversitesi tarafından yayınlanıp, optik formların tarafsız ve kamuoyunun güvenini kazanmış başka bir kurum tarafından değerlendirilmesi ve adaylara kendi optiklerinin gönderilmesi düşünülmekte midir?

İkinci sorum: Son on yılda bir tek doğru sınav yapmayan ÖSYM’nin bütçesini düşürmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Sayın Akova.

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Bakan, genel bütçe vergi gelirlerinden belediye ve il özel idarelerine ayrılan payların dağıtımında belediye ve il nüfusları esas teşkil etmektedir. Turizm sezonunun canlandığı yüksek sezonda sahil şeridi olan yerleşim yerlerinin nüfusları 3-4 katına yakın artış göstermektedir. Balıkesir’in körfez bölgesi, Marmara Denizi ve diğer kıyı belediyelerimiz kış dönemi nüfusuna göre verilen bütçeyle yaz dönemi artan nüfusa hizmet vermekte zorlanmaktadırlar. İlçem olan Burhaniye’nin kış nüfusu 40.000 iken, yazın 150-200.000’i bulmaktadır Sayın Bakan. Artan hizmet talebini karşılamak için belediyeler yaz dönemi artan nüfuslarına rağmen yetersiz bütçe payları ile zor koşullar altında çalışmalarını sürdürmek zorunda kalmaktadırlar. Dolayısıyla, genel bütçe vergi gelirlerinden belediyeye ayrılan payların dağıtımında turistik yerleşim bölgelerinde daha farklı bir sistem…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, partinize mensup Manisa milletvekilleri çiftçinin bulunduğu ortamlarda söz verirken 10 kaplan gücündeler ama sözleri tutacakları Plan Bütçe Komisyonu ve bütçe görüşmelerinin yapıldığı bu yüce çatı altına geldiğinde o kaplanlar uysal birer kediye dönüşüyorlar. Hep birlikte söz vermiştik, zeytine prim almadan, zeytinyağının primini arttırmadan Manisa’ya dönmeyecektik. Ben dönmedim ama dönen döndü sözünden. Bu sene çiftçinin yüzü gülecek, zeytinci, üzümcü, pamukçu mağdur olmayacaktı. Ama inanın bizim köyde yüzü gülen bir tane bile çiftçi yok. AKP’nin belde başkanı bile insan içine çıkamıyor. “Üzümün tonu 3.500 TL’den az olursa gelin beni bulun.” demişti bir AKP milletvekili. Şimdi üzümcü onu arıyor ama yerinde yeller esiyor. Onun yüzünü öne eğdirmemek için onların verdikleri sözleri tutmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Benim zamanım beş dakikadan az kaldı Sayın Başkan.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Iğdır Havaalanı’nın benim yüzümden şu anda operasyonel olmadığı argümanı doğru bir argüman değil, bana hiç bu konu iletilmedi; birincisi o.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Bakanım, para sizde.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – ikincisi: Değerli arkadaşlar, ben bütün…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Para sizde olduğu için…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bakın, bütçeyi sizler onaylıyorsunuz. Sizin onayladığınız bütçe çerçevesinde bütün bakanlıklarımıza çok ciddi imkânlar sağlanıyor. Bu imkânların önceliklendirilmesi meselesini de Maliye Bakanına bırakırsanız yani hakikaten bu işleri yönetmek çok zor olur. Ama şunu söyleyeyim size: Eğer bu bahsettiğiniz ILS türü bir şeyse bunlar çok ucuz şeylerdir. Eğer öyle bir şeyse, ben söz veriyorum, yıl sonunda Ulaştırma Bakanımıza ilave kaynak vereceğim, oradan karşılasın.

Şimdi, GAP projesi ne zaman bitecek? Değerli arkadaşlar, bakın, bölgede şiddet olmasın, terör olmasın kaynaksızlıktan dolayı bir gecikme yok, kaynaksızlıktan dolayı. Bakın, size bir örnek vereyim: Geçen sene DSİ’nin bağlı olduğu Bakanlık 500 milyon lirayı harcayamadı, iade etti ve özellikle o bölgede. Şimdi, dolayısıyla ben nasıl size süre vereyim? Orada şiddet azalmadan, terör azalmadan bu projelere ben size nasıl tarih vereyim? Onun için tabii ki biz en hızlı bir şekilde bitirmeye çalışıyoruz.

Şimdi, gelelim… Türkiye, cari piyasa dolar kuru üzerinden 18’inci büyük, satın alma gücü paritesiyle 16’ncı büyük ekonomi.

Şimdi, Amerika Birleşik Devletleri’nde de otoyollar veya başka ülkelerde de… Mesela Brezilya bizden daha büyük, Meksika aynı şekilde. Şimdi, bu ülkelerde de takdir edersiniz ki özelleştirme var. Özelleştirme nedir? Biz diyoruz ki: “Otoyolların bakımını, onarımını, işletmesini özel sektör daha etkin, daha verimli bir şekilde yapar. Buyurun, siz yirmi beş yıllığına işletin ve bunun karşılığını da verin, biz bunu yeni yollara harcayalım.” Bakın, son on yıl içerisinde 16.000 kilometreye yakın bölünmüş yol yapılmış bu ülkede. Şimdi, bu imkânları yine bunun için kullanacağız, yoksa kalkıp bunu başka yerde harcamayacağız. Yani ülkenin zenginliğiyle, fakirliğiyle ilişkili değildir, kaynakların etkin ve verimli kullanılmasıyla ilişkilidir. Ben bunun doğru olduğu kanısındayım. Şimdi, bahsettiğiniz…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan, sekiz yılda bunu karşılıyordu. Siz niye gidip yirmi beş yıllık verdiniz? On yıllık verseydiniz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, müsaade edin, cevap vereyim, zamanımı alıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, dediğiniz…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim.

Bakın, sekiz yılda bu parayı karşılıyor. Niye yirmi beş yıllık verdiniz? On yıllık verseydiniz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bakın, Sayın Tanal, maalesef, dediğiniz keşke doğru olsa, değil. Az önce rakamlar verdim, herhâlde siz burada değildiniz. Bakın, ben size rakamlar verdim, keşke şu anda önümde… Hah, şurada, vereyim ben size rakamları bakın: Şimdi, bakın, 2011 rakamlarını söylüyorum, 2012 rakamları elimde yok. 2011 yılında vergi ve faiz öncesi kâr, bakın, 209 milyon dolar; satış fiyatı 5 milyar 750 milyon diyelim ki. Ne kadar? 27 katı, bakın, 27 katı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, yedi sekiz yılda kendisini amorti eder Sayın Bakan, geliri.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yıllık geliri 130 milyon dolar.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, lütfen.

27 katına satılmış. Ha, siz brüt gelirini alın, bakın, brüt gelirini söylüyorum: 534,7 milyon dolar. Yine, satış fiyatına bölün; 10,8 yıla denk geliyor.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Özel sektör zarar edecek o zaman, zarar edecek o zaman. Yazık değil mi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, şimdi, bahsettiğiniz CEO’nun Dışişleri Bakanımızla akrabalığı olup olmadığı… Benim hiçbir fikrim yok ama sizi temin ederim ki bu ihale naklen yapılmıştır, televizyon kameraları önünde yapılmıştır, 3 ayrı konsorsiyum katılmıştır. Dolayısıyla, burada ne bir memurun ne bir bakanın ne de bir başkasının müdahalesi mümkün değildir değerli arkadaşlar çünkü bu, her şeyiyle açık, şeffaf bir süreçtir.

Değerli arkadaşlar, Sayın Aslanoğlu; tabii, aldım ben sizin bu bordroyu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, 900 lira!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar…

Bir müsaade et ama bak, şimdi, zamanım geçiyor.

Şimdi, konu şu: Ben diyorum ki size, bütün Avrupa’da gidin bana bir tane ülke bulun -mevcut maaşına oranla- emeklilik maaşının mevcut maaşına oranı en yüksek Türkiye değilse sizin dediğinizi yapayım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, emniyet hizmetleri sınıfı değil Sayın Bakan. Diğer memurlar gibi değil ama diğer tablolar gibi değil Sayın Bakan!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hayır, hayır uçurum var Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Hayır, yoktur, Avrupa’da böyle bir ülke yoktur.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Getiririm, o örneği getiririm. Getiririm o örneği Sayın Bakan, mahcup olursunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, zaman istiyorum, ilave zaman istiyorum lütfen.

BAŞKAN – Hayır, şimdi siz…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, 900 lira maaş gönderiyorsunuz!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ama şimdi, böyle olmaz ki!

BAŞKAN – Böyle de hiç olmaz. Karşılıklı konuşuyorsunuz hiç kimseye sormadan.

Evet, lütfen vaktinizi hemen kullanın.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama 900 lira maaş var. Niye kabul etmiyorsunuz Sayın Bakanım? Sayın Bakanım, 900 lira maaş! Biz diğer memurlar gibi olsun diyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen yerinize oturur musunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bana bir dakika ilave süre vermeniz lazım.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen…

Evet, Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Evet, değerli arkadaşlar, sadece, dünyada bir tek Türkiye’de, şu anda 48-49 yaşında insanlar emekli oluyor; 10,2 milyon emeklimiz var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hâlen oradasınız, o geçti.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ortalama, sosyal güvenlik sistemine -o kadar genç yaşına rağmen- 70,9 milyar lira para veriyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, 5’inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

 Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 6- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde, gruplar adına Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Demir Çelik, Muş Milletvekili.

Sayın Çelik, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, tutanaklar bizde.

BAŞKAN – Efendim, “İnceleyeceğim.” demiştim ben de…

Sayın Çelik, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanaklar geldi.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, söz istemiştik demin.

BAŞKAN – Bir önceki oturumdaydı, “İnceleyeceğim.” dedim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tutanaklar geldi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, getirecekler, bakacağım, ona göre… Lütfen…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, tutanaklar bizde, elimizde. Niye zamana yayıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Sakık, benim elimde de var, geldi şimdi.

Sayın Çelik, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, yaptığınız doğru değil.

BAŞKAN – Efendim, ben doğrusunu yapıyorum, ikinci oturuma geçtik.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bakın, bizi faşizmle, Baasçılıkla suçluyorlar.

BAŞKAN – Oradan da getireceğim ve bakacağım. Herhangi bir hakaret varsa…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sözümü bitirmedim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yalnız, öbür oturumdaki için herhangi bir şekilde iki dakikalık açıklama sözü verilemiyor.

Dolayısıyla, Sayın Çelik, buyurun siz.

Tutanakları da…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, siz bana söz vermiştiniz.

BAŞKAN – Söz verdim ama bitti o oturum. Kusura bakmayın.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, tutanaklar şu anda bizim elimizde. Niye incelemiyorsunuz?

BAŞKAN – Çocuklar, benim de elimde de, inceliyorum, müsaade edin. Ben burada çalışıyorum yani, mecburum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, siz niye söz verdiniz?

BAŞKAN – Kime?

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, bir dakika… Oturun da arkadaşınız konuşsun, sonra…

Sayın Çelik, buyurun.

DEMİR ÇELİK (Muş) – Benim yerime konuşsun Sırrı Bey.

BAŞKAN – O zaman, Sayın Sakık, buyurun.

Grup adına süreniz on dakika. Lütfen bir şeye meydan vermeden…

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; üzülerek bir şeyi söyleyeyim: Yani bu olup bitenleri…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Özür dileyin önce.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Lütfen yerinizde oturun yani geldiğiniz günden bugüne kadar sürekli oradan laf atıyorsunuz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Siz de bardak atıyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, böyle olmasını istemezdik.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Özür dileyin önce.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben burada çıktım konuştum. İyi bir maraton geldi geçti, iyiydi, eksiklikleri vardı, yetersizlikleri vardı; bunları eleştirdim ve sizleri vicdana davet ettim, ben şiddete davet etmedim. Döndüm size dedim ki: “Bu akşam gidin, anne olarak, baba olarak evinize gidin, başınızı bir yastığa koyun; eşinize ve çocuklarınıza bakarak, Uludere’deki annenin, babanın ve çocukların ruh hâlini düşünerek lütfen bir gece geçirin.” dedim ve “Bir empati yapın.” dedim. Bu empatiyi yapabilirseniz sorunlarımızı çözebiliriz. Bakın, Sayın Bülent Arınç bir empati yaptı ve bu empati doğru bir empatidir, insanların neden dağlara sığındığının bir empatisiydi, bunu söyledim.

Ama grup adına çıkıp konuşan… Bizi iyi tanır, bilir. Bakın, kendisi… Uzun yıllar birlikte siyaset yapmışız, evimizin kapısını kendisine açmışız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Uzun yıllar değil.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Evimizin kapısını açmışız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz de kapımızı açmışız.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Böyle bir hukukumuz var. Eşimiz ve çocuklarımız ona hizmet etmiştir, burada hizmet etmiştir, Muş’a gittiklerinde hizmet etmiştir…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizimkiler de hizmet etmiştir.

SIRRI SAKIK (Devamla) – …ve bir şey söyleyeyim, bakın, bir şey söyleyeyim size…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bir Kürt bunu söylemez.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bir dakika… Sen… Kürtlükle hiçbir alakan yok. O tarafa…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen Kürtsen ben değilim.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sen bırak…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Benden özür dileyeceksin.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, sen aslında bizim günahımızsın, sen bizim günahımızsın.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, bakın…

Sayın Başkan, lütfen, rica ediyorum.

BAŞKAN – Arkadaşlar… Sayın Metiner, lütfen, rica edeyim…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Lütfen ama özür dilesin.

BAŞKAN – Dinleyelim… Dinleyelim efendim, dinleyelim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kürsüde bir milletvekiline “adi”, “lan” demek temiz dille konuşmak mıdır Sayın Başkan?

BAŞKAN – Şimdi, burada… Sayın Metiner, burada başka laflar da var. Lütfen, dinleyin şimdi ve…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, bu parti, Barış ve Demokrasi Partisi bugün neyi savunuyor idiyse HADEP döneminde, HEP döneminde, DEHAP döneminde aynı şeyleri savunuyordu. Bu, Sayın Mehmet Metiner gelip bizim partimizde… Murat Bozlak -şu anda yok- HADEP Genel Başkanıydı, Mehmet Metiner de yardımcısıydı. Vallaha o gün…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kimin yardımcısıydın?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben de aynı alandaydım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen de benim yardımcımdın.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Tamam, senin yardımcındım. Bravo sana, işte onu söylüyorum. [CHP sıralarından “Helal olsun Metiner” sesleri, alkışlar(!)]

Şimdi, bakın, aynı partide, aynı mücadele, aynı inançlar için mücadele etmişizdir ve şimdi bir partide ve o günden bugüne kadar bu partinin politikalarında bir değişiklik olmadı; HEP niye kapatıldıysa bellidir nedenleri, DEP nasıl kapatılmışsa nedenleri bellidir, HADEP nasıl kapatılmışsa, DEHAP nasıl kapatılmışsa ve bugün BDP o mirası omuzlayarak gidiyor ve siz geldiğinizde o düşünceleri bilmiyor muydunuz? O partiyi tanımıyor muydunuz? O partinin ne olduğunu  bilmiyor muydunuz? Biliyordunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İnandığın şeyleri söylemiyorsun Sırrı Sakık. 

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, bakın ben -siz beni iyi tanırsınız- hayatım boyunca şiddete övgü yağdıran bir vekil değilim, şiddete maruz kalmış bir insanım, şiddete maruz kalmış bir ulusun evladıyım ve o ulusun demokratik ve özgürlük mücadelesini sürdürüyorum, bedeli ne olursa olsun onu sürdürüyorum.

Siz dönüp diyorsunuz ki, bakın, bize cevap: “Efendim, PKK’nin yarattığı Uludereler...” Yani, PKK Uludere yarattıysa devletin de Uludere yaratma, intikam alma gibi bir hesabı kitabı var mı? Hukuk devletinde bunu nasıl savunabilirsiniz? Ve siz, çıkıp bize diyorsunuz ki: “Kürt Baasçılığı, Kürt faşizmi.” El vicdan ya! Ezilen bir halkın çocuklarıyız. Senin annen, baban da belki hâlen Türkçe  bilmiyorlar, onların da hak mücadelesini veriyoruz. Yani, bizim mücadelemiz bir ulusun uğradığı bütün zulme karşı bir dik duruştur. Bedeli ağırdır, bedeli ödüyoruz. 10.000 insan tutukluyorsunuz, adına “faşizm” demiyorsunuz. “Kürt halkı”  dediğimiz için buna “faşizm” diyorsunuz. Aslında faşizmin en  büyüğü, en daniskası sizin politikalarınızdır.

Ben aslında çok fazla bir şey demeyeceğim. Geçmişten bugüne kadar padişahların da çok böyle dalkavukları olurdu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdiki dalkavuklar kim, onları söyle de biz de duyalım. 

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sürekli alkışlarlardı, “Padişahım çok yaşa!” derlerdi ama hiçbir padişah o alkışlarla çok yaşamadı.

Sen aslında bizim günahımızsın, HADEP’in günahısın. Sen, en sonunda AKP’nin bir günahısın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkürler Sayın Sakık.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Erzincan Milletvekili Sayın Muharrem Işık.

Sayın Işık, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yürürlük maddesi üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe kısaca  “Gelirlerle giderlerin nasıl dağıtıldığını göstermek için yapılır.” deniyor. Bütçede, bu bütçede, çalışanlar ve yoksul halk açısından yine zam ve vergilerden başka bir şey olmadığını görüyoruz. Cari açık, yoksulluk, gelir dağılımındaki sorunlar çığ gibi büyümüş, üretim yerine tüketim, ihracat yerine ithalat, rekabet yerine tekelleşme, tasarruf yerine borçlanma anlayışı yerleşmiştir sayenizde. Faizciden, rantiyeciden, iş dünyasından, zenginden vergi alamayan AKP, dar gelirliden, çalışandan, emekliden, garibandan dolaylı vergi alabileceği bir bütçe yapmış.

On yıl boyunca her şeyi yavaş yavaş dönüştürdünüz, yargı dâhil tüm kurumları ele geçirdiniz. O kadar keyfî davranıyorsunuz ki bir devlet ciddiyetini yok ederek işinize gelen her şeyi bu devleti yok etme pahasına yapıyorsunuz. İşinize gelmeyen bir konuda da bir gecede yasa çıkarıp yargıyı tarumar edebiliyorsunuz. Vatandaşa öyle bir baskı ve korku yaratmışsınız ki hiçbir konuda sesini çıkaramıyor. Memur sürülmekten, esnaf vergi memurlarından, muhtaç olan verilen yardımın kesilmesinden, emekli 3 kuruş zam alamamaktan; iş adamı teşvik, kredi, iş alamamaktan ve vergi memurlarından; çiftçi ürününü satamamaktan, destekleme alamamaktan; işsiz iş bulamamaktan, yardım ve sadaka alamamaktan; korktuğu için sesini çıkaramamaktadır.

AKP, genel seçimlerden aldığı çoğunluk iradesini, devlet ve toplum üzerinde tam bir tahakküm kurma gerekçesi olarak kullanmaktadır. Sivil toplum ve devlet kuşatılmaktadır. Başkanlık sistemine geçip, tek parti diktatörlüğü özlemi çekilmektedir.

AKP geleneksel devlet yapısını demokratikleştirdiği demagojisini yaparken, esasen yaptığı şey, YÖK, RTÜK -bu arada RTÜK demişken burada, huzurlarınızda RTÜK'ü göreve çağırıyorum, Molfix reklamlarının yasaklanmasını istiyorum- HSYK ve diğer 12 Eylül kurumları da dâhil olmak üzere bütün antidemokratik yapıları AKP'lileştirdiniz. Kendi medyasını, polisini, yargısını yaratan, herkesi dinleyen ve izleyen büyük bir gözaltı düzeni, kendisine biat eden bir toplum oluşturmak istemektedir.

Bu süreçte ülkemizdeki tüm muhalif unsurlar giderek baskı altına alınıp susturulmaktadır. Böylelikle, Türkiye, uluslararası sermayenin kolaylıkla avlayacağı özel bir alana dönüştürülmek istenmektedir. Bu amaçla tüm kurumların önce içini boşaltarak değersizleştirip sonra da pazarlama tekniği olarak yok pahasına peşkeş çekiyorsunuz. 12 Eylülde bile dokunmaktan çekinilen kıdem tazminatı hakkına göz diken AKP Hükûmeti, cumhuriyet tarihinin en büyük gasbını yapmaya hazırlanmaktadır.

Domino taşları gibi birbirini tetikleyen bütün bu olumsuzluklar bağnazlığı ve ırkçılığı kışkırtmakta, farklı düşüncelere karşı linç psikolojisi gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası hâline getirilmektedir. Toplumumuz yüz yıllardır birbirine “kardeşim” diye seslenen ve dayanışma ve barış kültüründen uzaklaşarak Türk-Kürt, Alevi-Sünni düşmanlığı körüklenmektedir. Bu ülkede halkın bir arada yaşama arzusu yine yöneticiler tarafından rencide edilmekte; kardeşlik yerine düşmanlık, eşitlik yerine ayrımcılık, barış yerine savaş ikame edilmektedir.

Açlık sınırı 1.000 TL üzerinde, yoksulluk sınırı 3.000 TL üzerindeyken, asgari ücret 760 TL civarındayken hâlen refahtan bahsedilmektedir. Bütçeyi yaparken çalışanın, emeklinin maaşlarını düzeltmek yerine çıkarmış olduğunuz yasalarla ücretliyi, emekliyi, kamu çalışanını, şehit ailesini, gazileri sosyal dayanışma kapsamına alarak yardıma muhtaç edip ve oy hanenize yazmak için çalışıyorsunuz. Vatandaşı gırtlağına kadar borca batırdınız. Borcu olmayan kendi yandaşınız, ranttan nemalanan 3-5 milyon kişi hariç bir vatandaş var mı? Hem muhtaç sayısını arttırmak hem de vatandaşı borçlandırarak kendinize bağlamak için çalışıyorsunuz. Zaten size bağlanan herkes de yanıyor. İşte astsubaylar, birçok telefon aldık, mail alıyoruz. Çoğu size oy vermiş, şimdi de subaylara zam, astsubaylara yerinde sayın komutunu vermişsiniz.

Sağlık alanında da zaten özelleştirmeye koşar adımla gidiyorsunuz. Kamu Hastaneleri Birliği, peşine Kamu Özel Ortaklığı ve peşine özelleştirme gelecek. Zaten Kamu Özel Ortaklığı gerçekleşirse Türkiye'nin sağlığı yirmi beş ile kırk dokuz yıllığına özelleşmiş olacak. Ve Sağlıkta Dönüşüm Projenizle sağlık çalışanlarını öldürdünüz. Burada Doktor Ersin Arslan, Doktor Melike Erdim ve Doktor Mustafa Bilgiç’i saygılarımla anıyorum. Ve sağlıkta 3-5 kişi yandaşınıza çekeceğiniz korkunç rantların peşine düştünüz.

Sayın Başbakan yine göbekten hemen meseleye girdi, Adalet Bakanı da yine kurtarmaya çalışıyor Sayın Başbakanı. Adalet Bakanı “Kuvvetler ayrılığına biz saygı duyuyoruz.” diyor. Sayın Başbakan doğrudan doğruya kuvvetler ayrılığının olmaması gerektiğini, tek başına olması gerektiğini söylüyor ve tepeden bunu anlatıyor. “Biz milletin menfaatlerini düşünüyoruz.” diyor ama milletin menfaatlerini düşündüğü falan yok.

Oysa, kendi 12 Eylülünüzde dizayn ettiğiniz yargı bile milletin asıl menfaatini düşünerek objektif karar vermiş, Danıştay 13. Dairesi Kamu Özel Ortaklığı ile ilgili olarak yapılan ihaleleri durdurmuştur hastaneler için. Bunun milletin menfaatine uygun olmadığını söyledi. İngiltere, İskoçya, Kanada ve diğer birçok ülke bu yöntemle yapılan uygulamalardan vazgeçerken biz hâlen devam ediyoruz. Örneğin Erzurum Bölge Hastanesi 1.200 yataklı, 193 milyon 270 bin liraya devlet kendisi yaptırmış. Ama biz Kamu Özel Ortaklığı ile yaptığımız zaman, örneğin Kayseri’nin yıllık kirası 137,73 milyon, Ankara Etlik 319 milyon, Ankara Bilkent 285 milyona mal olacak.  Bu yıllık kira yani akıl var, mantık var. Nasıl oluyor, kâr oluyor, anlamıyoruz. 2-3 yıllık kirayla  bu hastaneler zaten yapılabilir. Ama biz 25 ilâ 49 yıllığına  buraları kiraya veriyoruz, sağlığımızı özelleştiriyoruz. Yandaşlara da ayrıca eski hastanelerin yerlerini de AVM yapmaları için hediye olarak vereceğiz. Bunun neresi milletin menfaatine anlamıyoruz tabii. Tabii bundan sonra alınacak farklar, bir de alan firmalara müşteri garantisinin verilmesi, ihale yasasının dışına itilmesi, Devlet Harçlar Kanunu uyarınca alınan harçlardan istisna tutulması, alınacak dış finansmanlara Hazine Müsteşarlığı tarafından güvence getirilmesi -ki Çalışma Bakanlığı buna karşı çıktı, inşallah bu projeye de karşı çıkar-  kira artışlarını en üstte tutmanız, eczane başta olmak üzere tüm yardımcı tıbbi hizmetleri o firmaya vermeniz, SSK hastanelerinin kapatılmasıyla birlikte -çok övündüğünüz- herkese her hastanenin yolunun açılması, önce ücretsiz sonra yavaş yavaş farkların artması, Kamu Hastaneleri Birliklerinin kurulmasıyla birlikte atamış olduğunuz CEO'ların yönetime başlaması, en son Kamu Özel Ortaklığı ile ilgili verdiğiniz yasa tasarısı, bununla birlikte sağlığın özelleştirilmesi gerçekleşmiş olacak. Amacınız üzüm yemek değil aslında, halkı dövmek. Halkımız artık şunu iyi anlasın ki: Sağlıkta şimdiye kadar yapılan tüm uygulamalar IMF ve Dünya Bankasına vermiş olduğunuz sözün reklam tarafıydı. Bundan sonra asıl kötü taraf görünmeye başlayacak.

Gözünüzde halk olmadığı için sözde “Ücretsiz sağlık hizmeti vereceğiz.” diye çıktığınız yolda sona geldiniz. Artık, sağlık, parası olana verilecek; parası olmayana ise artık Zincirlikuyu Mezarlığı adres gösterilecek. Zaten sizin amacınız fakirliği yok etmek değil, fakiri yok etmek. Çalışan emekli olmadan ölsün diyorsunuz, işsizler bunalıma girip intihar etsin diyorsunuz, intihar ederken de cinnet geçirip ailesini de yok etsin diyorsunuz, sağlık çalışanları öldürülsün, Alo 184 SABİM ile baskı yaparak intihara zorlansın, öğretmenler intihar etsin, Mehmetçiği kelle olarak gören zihniyet ile şehit olarak gelsinler,  Uludere olayı gibi vatandaşların üzerine bomba atarak vatandaşlarımız katledilsin, yılda 1.600'den fazla işçi iş kazasından ölsün, asgari ücretli taşeron işçileri çığ gibi büyürken, aldıkları açlık sınırı altındaki ücretle ölsünler.

Tarıma “destekleme” diye vereceğiniz para ile sosyal yardımlaşmaya ayırdığınız para aynı miktarda yani buna diyorsunuz ki: “Hiçbir iş yapmayın, aynı şekilde biz size yardım eder oylarınızı alırız.” Tarım ve hayvancılık bitme noktasına geldi, et fiyatları çok düşük, kesime talep bitmiş, kaba yem yok, çok pahalı, saman 1.000 lira, inek 1.000 lira. Kurulan bütün işletmeler kapatılıyor, iflas ettiler. Ziraat Bankasında “Sıfır faizle erteledik.” dediğiniz borçlar aslında hiç de sıfır faizle ertelenmedi. Bunlardan banka yüzde 5 faiz alıyor, yüzde 3 de harç alıyor, yüzde 8'e geliyor. Ertelenen borçlardan dolayı destekleme verdiğiniz tarımcılardan da yüzde 40’ını kesiyorsunuz, yüzde 60'ını ödüyorsunuz. Bir de bunları zaten ödemiyorsunuz, parça parça ödüyorsunuz.

Vatandaşın hepsi birbirlerine borçlu zaten, pancar ekimi çok düşük, mazot pahalı, gübre pahalı. Zaten ekim de yapmıyorlar. Sulama yapamadıkları için, sulama çok pahalı olduğu için gübre atamıyorlar, iyi bakım yapamadıkları için yüzde 20’yle 30 oranında üründe düşme var. Organik tarımdaki destekleri düşürdünüz, diğer destekleri de düşüreceksiniz herhâlde.

Eğitimde yapmak istediğiniz “kindar gençlik” hayalleri ile öyle bir zamana gelindi ki artık ortaokul çocuğu bile öğretmenini öldürebiliyor. Uyuşturucu kullanımında pik yaptınız. O çok övündüğünüz ve çok iyi olduğunuzu iddia ettiğiniz ekonomiden dolayı fuhuş 2002'ye göre 4 kat arttı, çocuk istismarları da son on yılda 2 kat arttı, müstehcenlik 3 kat arttı, kadına yönelik şiddet yüzde 1.400 arttı.

Ahmet Bey burada kızacak ama ben de bir şiir okuyacağım:

Orhan Veli demiş ki: "Neler yapmadık şu vatan için/ Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik." Tabii, biz bunun nereye gittiğini anladık. Ama bir de demiş ki: "Cep delik, cepken delik/ Kol delik, mintan delik/ Yen delik, kaftan delik/ Kevgir misin be kardeşlik?"

Bir de Yunus Emre bir şey söylemiş: "Emeksiz zengin olanın/ Kitapsız bilgin olanın/ Sermayesi din olanın/ Rehberi şeytan olmuştur."

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası grupları adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Günal, buyurun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Bunların hepsini okuyacak mısın? Hayırdır Mehmet Ağabey ya!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hepsini okumayacağım, az sonra onun ne olduğunu söyleyeceğim ama önce birkaç tespit yapmak istiyorum. Onun için, beklesinler biraz, az  sonra, reklamlardan sonra.

 ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoksa, Sayıştay raporları mı geldi?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, şu anda bir madde sonra bütçe görüşmelerinin maddeler kısmı ve kesin hesabı bitmiş olacak, yarınki genel görüşmeler dışında bitiriyoruz.

Tabii, maalesef, burada, milletin gerçek gündemini değil, lüzumsuz siyasi tartışmalarla, sanal gündemlerle bizi oyaladınız, vakit geçti. Bu bütçe görüşmelerini, baştan söylemiştik, bütün tahsis edilen paraların nereye harcandığı ve bundan sonraki bütçenin nerelerde kullanılması gerektiği, tahsis edilen kaynaklara kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi gerekiyordu ve kayıkçı kavgalarıyla, burada, sanal gündemlerle, maalesef, milleti oyaladık.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, hep, yapıcı, yol gösterici, uzlaşmacı bir muhalefet anlayışından yana olduk. Burada, arkadaşlarımız, hem tespitlerini yaptılar hem de önerilerimizi sunduk. Hâlen de, bu önerilerle “Gelin bırakın, bu sanal gündemlerle uğraşmayın.” dedik, ama maalesef bu geçti.

Bir taraftan, tabii bunu bile çok görmeye başladınız gibi geliyor. Sayın Başbakan kuvvetler ayrılığından şikâyet ediyor; küçücük, böyle, muhalefetin bu kadarlık sesine bile tahammül yok gibi veya yargı sizin aleyhinize karar aldığı zaman, “Vallahi, bu kuvvetler ayrılığı iyi değil.” diyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Mehmet Bey, o kadar konuşuyorsunuz…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Öbür taraftan, Sayın Arınç, hâlen daha, bırakmış bu işleri -hükûmet işlerini- dağa çıkmaktan, ağlamaktan, işte empati yapmaktan bahsediyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Dağa çıksın, dağa,  Arınç dağa çıksın!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ona “çıksın” dedik artık, çıkarsa mahzuru yok, “Biz de rahatlamış oluruz.” dedik.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Hangi dağa çıkacak, onu tespit edemiyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Geç kalmadı, çıksın.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ama benim asıl söylemek istediğim o değil. Değerli arkadaşlar, burada, sanal gündemle vakit geçiyor.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Türkiye’de dağ tükenmez, Oğuz’da er tükenmez.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Dağda Arınç’ı anma günleri yapılıyor!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Araya, gelmiş, şimdi, bakın, başka bir kanun tasarısı görüşeceğiz diyoruz, gecikiyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Çıkmayla dağ tükenmez. Arınç’ı dağlara bekliyoruz.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Maalesef, gelin, burada gerekli reformları yapalım, ekonomik, sosyal ne varsa onları yapalım; sanal çekişmelerle, burada, kayıkçı kavgasıyla vakit kaybetmeyelim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Spil Dağı’na bir çıksın da görelim bakalım!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, hep dedik ki… Bakın, “Bunlar nedir?” dediniz. Biz, size, başından beri -burada arkadaşlarımız da tespit yaptı, sayın genel başkanlar konuşurken Sayın Genel Başkanımız da söyledi- bu vergi adaletsizliğinin sonucunu söyledik. Burada “Tutmayan hedeflerin, gelir ve büyüme hedeflerinin, vergi hedeflerinin tutmaması sonucunda dar gelirliler sıkıntıya düşüyor.” dedik ve “Bunun yükünü insanlar çekiyor.” dedik.

Şimdi, önümde, merak ettiğiniz dosyalar, bugün Grup Başkanlığımızı ziyaret eden TÜRK HARB-İŞ Sendikasının bize emaneten Sayın Bakana sunulmak üzere...

Sayın Bakana sunabilirsek, arada arkadaşlarımız müsaade ederlerse, çünkü doğrudan kendisine sunulmak için gönderilmiş. Şimdi, burada ben size kısaca özetleyeyim ne olduğunu ama bu arada Sayın Bakanı görebilirsem, bir şey, kendisinin ifade ettiği…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın milletvekili!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Bakanım, arkadaşlarımız bir şey soruyordur, saygı duyuyorum ama deminki söylediğiniz, doğrudan sizin söylediğinizle ilgili olduğu için hem de size hitaben gönderilen dilekçeler var.

Bir tanesini söyleyeyim, esefle karşıladım. Az önce ben size rezervi sordum ama siz öyle bir şey söylediniz ki, “Bizim 119 milyar paramız var, hatta üstüne alacağımız var.” dediniz. Yani, bu 119 milyar dolar kullanılabilir durumda mı, bunun ne kadarını hemen kullanabiliyorsun, bu sizin varlık olarak cebinizde harcayacağınız bir para mı, neyle aldınız, kaç para bunun maliyeti var, yüzde kaç faiz vererek bu dövizleri topladınız, bir sürü unsuru var bunun. Sadece on yılda sanki hiç para ödemedik, hiç borç ödemedik gibi… 500 milyar TL faiz ödemeniz var topladığınız zaman, 50 milyar dolarında iniyor çıkıyor; 49, 50, 53 gidiyor. Peki bunları saymayacak mıyız? Bunlar nereye gitti? Bu anapara ödemesi şu anda siz onu söylüyorsunuz ama Sayın Bakan, sadece kısa vadeli borç 100 milyar. Yani ödediğiniz anda gidiyor, bir şey yok, uzun vadelileri söylemiyorum ödememiz gereken. Özel sektörün 212,5 milyarını neyle ödeyeceksiniz? Yani o sizin borcunuz değil ama hangi dövizle ödeyeceksiniz eğer döviz rezervimiz yoksa? Ben bunu çok yadırgadığımı söylemek istiyorum. Milleti aldatmaktan vazgeçelim, neyse söyleyelim, çözelim dedik.

Şimdi, Sayın Bakanım, TÜRK HARB-İŞ Sendikasının bütün çalışanları, bu söylediğimiz anlamda, vergi adaletsizliğiyle ilgili bir şikâyette bulunmuşlar. Bu gelir dağılımındaki bozulmaya yol açtığını söylüyorlar. Bu çerçevede bizim dikkat ettiğimiz hususun canlı bir örneğini bugün arkadaşlarımız bizlere sundular ve size sunmamızı istediler. İşçilerin vergi yükünün giderek arttığını, yıl başında kesilen vergi miktarıyla yıl sonundakinin neredeyse 2 misline geldiğini söylüyor. Biz de size demiştik ki “Az kazanandan az, çok kazanandan çok alalım; adaletli vergi alalım.”  Kendileri de “Vergi yükünde adalet istiyoruz.” diye, bu çalışanların ücretlerinden alınan verginin belli bir limitte tutulmasını, miktar arttıkça brüt olarak yukarı doğru artırılmamasını istiyorlar.

Ben, bu emaneti Grup Başkanlığımız adına sizlere vermek üzere aldım ve burada, arkadaşlarımın huzurunda tekraren, onların adına, vergi adaletsizliğini giderelim -siz de diyorsunuz çalışıyoruz diye- adil bir vergi düzeni, vergi sistemi tesis edelim diyorum.

Hepinize saygılar sunuyor, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Şimdi de Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adıyaman Milletvekili Sayın Mehmet Metiner.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demin bu kürsüde, ben, şiddetin her türüne ilkeli bir biçimde karşı çıkmak gerektiğini söyledim. Devlet şiddetine de, PKK şiddetine de eşit ölçekte karşı çıkanların ancak ilkeli olabileceklerini söyledim ve ben PKK’yı eleştirdim. Konuşmamın bütünü elimde, hiç kimseye bir tek hakaret yok. PKK’nın şiddet politikalarını eleştiriyorum, PKK’nın yarattığı Uludereleri eleştiriyorum, PKK’nın terörünü eleştiriyorum ama birileri kalkıp diyor ki: “Siz, burada bize hakaret ediyorsunuz.” Ben sadece, devletin şiddetini diline dolayanların PKK’nın şiddetine niye boyun eğdiğini sorguluyorum; bu soruyu soruyorum. Kimin yüreği yetiyorsa bu sorunun cevabını versin.

SIRRI SAKIK (Muş) – Baasçı ne demek? Faşist ne demek?

MEHMET METİNER (Devamla) - Şahsiyat yaparak, polemik yaparak kimse hiçbir gerçeğin üstünü örtemez. Ben diyorum ki: “Siz, tekçi zihniyete karşı çıktığınızı söylüyorsunuz; işte, ulu önder olarak kabul ettiğiniz Öcalan’ın söyledikleri” diyorum. Tekçi zihniyete karşıysanız, buyurun, ona karşı çıktığınızı da söyleyin. O zaman ben sizin ilkeli olduğunuza inanayım. Ben bir zihniyet eleştirisi yapıyorum, şiddetin her türüne ilkeli bir biçimde karşı çıkmak gerektiğini söylüyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, HADEP süreciyle ilgili bir şey söylemem gerekiyor. “Yemyeşil Şeriat Bembeyaz Demokrasi” adlı kitabımda ayrıntılarıyla anlattım, merak edenler oradan okuyabilirler. HADEP’e nasıl ısrarla çağırdıklarını herkesten önce burada konuşan hatip bilir. Kendim gitmiş değilim, Öcalan yakalanmıştı, silahlı güçlerini sınır dışına çekmişti, “Türkiye’nin partisi olmak istiyoruz.” demişlerdi. “Etnik milliyetçilikten ve siyasal bölücülükten arınmış bir Türkiye partisi olmak istiyoruz.” demişlerdi. Biz de Türkiye’nin toplumsal barışına katkı sağlamak adına yapılan bu ısrarlı çağrıya “Evet.” dedik. Evet, bu, günahsa günah arkadaşlar. Size güvenmekle hata etmişiz meğer, siyaseten hata etmişiz meğer. Olayı anlatırken insan dürüst anlatır. O süreçte sizin de hangi nedenle partiye alınmadığınızı burada anlatacak değilim, bu tür dedikodularla uğraşmam. Söyleyecek sözü olan insanlar, fikre fikirle karşılık verir. Yüreğiniz yetiyorsa söylediklerim ortada, buyurun söylediklerim üzerinden tartışalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başbakana dediklerini bir hatırlatsana, Başbakana.

MEHMET METİNER (Devamla) - O günkü HADEP’te neyi savunuyorduk arkadaşlar? O günkü HADEP’te genel başkanın konuşma metnini kaleme alan kişiyim ben. O günkü HADEP, şunları savunuyordu: “Tek devlet, ortak vatan, tek vatan, tek bayrak, tek resmî dil.” diyordu. Bugün de aynı şeyleri söylüyorum arkadaşlar. O gün HADEP’te neyi savunuyor idiysem bugün de aynı şeyleri savunuyorum ama bugün BDP Grubunun durduğu yer, dün HADEP’in durduğu yer değildir. Bunun ayrıntısını burada anlatmanın yeri yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Vay, HADEP’lilere bak!

MEHMET METİNER (Devamla) - Ama bir şey daha söyleyeceğim: Başbakanı “tek millet” üzerinden suçlayanlar… Ki bizim millet tarifimizde etnik milliyetçilik yoktur, etnik aidiyetler üzerinden kurgulanan millet tarifimiz de, ulus tarifimiz de yoktur.

Şimdi ben aktarıyorum, Abdullah Öcalan diyor ki: “Biz, farklı ırklardan müteşekkil bir Türkiye ulusuyuz, tek ulus.” diyor. Karşıysanız, yüreğiniz yetiyorsa, tekçi zihniyete karşıysanız Abdullah Öcalan’ın söylediklerine de karşı çıkınız. Söylediğim şey bu. Burada hakaret aramanın… Yani hiçbir alakası yok.

Bir şey daha söyleyeceğim: Kürt faşizmine, Kürt Baasçılığına birlikte karşı çıkalım diyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – “Faşizm” nedir? “Baasçılık” nedir?

MEHMET METİNER (Devamla) - Ne var bunda? Ne var bunda? PKK’nın bölgede uyguladığı şiddet politikalarının faşizmden başka bir anlamı var mı? İnsanların bölgede seyahat özgürlüğü yoksa, örgütlenme özgürlüğü yoksa, dün JİTEM’in yaptığının aynısını PKK bugün yapıyorsa bu, faşizmin dik âlâsı değil de nedir arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yüreğiniz yetiyorsa, PKK’nın faşizmine de, PKK’nın Baasçılığına da karşı çıkarsınız ama siz de kendinizi PKK’yla özdeşleştirip Baascı olduğunuza inanıyorsanız bu, sizin sorununuz arkadaşlar.

Şunu söylüyorum ben: Türklük üzerinden ulus inşa etmek, makbul Türk yaratmak için, herkesi Türkleştirmek için bir proje yürütmek ne kadar ırkçılıksa, makbul Kürt yaratmak, Kürtlük üzerinden bir ulus inşasına yönelmek de aynı ırkçılığın ifadesidir diyorum ve her türlü ırkçılığa karşı olduğumu söylüyorum. Hakaret bunun neresinde? Ben Kürt halkının tıpkı bu coğrafyada yaşayan başka halklar gibi, Kürt vatandaşlarımızın tıpkı başka vatandaşlar gibi temel hak ve özgürlüklerde eşit vatandaş olarak yaşamaları gerektiğini söylüyorum. AK PARTİ olarak da biz hiç kimsenin diline, ırkına, mezhebine, rengine bakmadan herkesin hür ve eşit vatandaş olarak yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet için mücadele veriyoruz.

Şimdi Ergenekon meselesine geliyorum arkadaşlar… Ha, Öcalan’ın bir sözünü daha aktarayım, bilesiniz diye.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – İyice bir reklamını yaptın.

MEHMET METİNER (Devamla) – “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözüne şu açıklamayı getiriyor, diyor ki: “Burada kastedilen, etnik milliyetçilik değildir; burada kastedilen, kültürel milliyetçiliktir ve eğer içi iyi doldurulursa Türk vatandaşlığı tanımına karşı çıkmayız.” MHP ve CHP’li arkadaşlardan alkış bekliyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz lafı söyleyene bakıyoruz biraz, alkışlamadan önce. Lafa değil de biraz söyleyene bakmak lazım.

MEHMET METİNER (Devamla) – Ama burada çıkan BDP’li hatipler, Türk vatandaşlığı tarifine karşı çıkıyorlar. İlke bunun neresinde, samimiyet bunun neresinde Allah aşkına?

Ergenekon meselesine geliyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O kadar kolay değil senin bizden alkış alman.

MEHMET METİNER (Devamla) – Ergenekon meselesine geliyorum arkadaşlar. Ergenekon meselesinde gene Öcalan’ın söylediği şey şudur…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Günde 5 vakit Atatürk’e laf ediyorsun, İnönü’ye laf ediyorsun, Cumhuriyet Halk Partisine laf ediyorsun, bir de alkış bekliyorsun. Neyine senin alkış? Çok beklersin sen bizden alkışı, çok beklersin.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen dinler misiniz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Seni şakşaklayanlar çıkar ama biz, onlardan olmayız!

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen, lütfen…

MEHMET METİNER (Devamla) – Öcalan diyor ki: “AK PARTİ, kendi muhaliflerini sindirmek için herkesi Silivri’ye tıktı, Kürt meselesinde çözüm isteyenleri Silivri’ye tıktı.” Ergenekon davasına bu anlayış temelinde arka çıkıyor. Bunu eleştiriyorum ben. Ergenekon’un nasıl bir dava olduğunu, “bölgedeki faili meçhuller” edebiyatını yapanlar bilmiyorlarsa, Öcalan’ın bu sözlerinin ne anlama geldiğini bilmiyorlarsa bir daha kendilerine hatırlatmama gerek yok!

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Amma Öcalan propagandası yaptın be!

MEHMET METİNER (Devamla) – Faili meçhullerle adı anılanların pek çoğu, bugün Silivri’de ama Öcalan kalkıp “Kürt meselesinde çözüm isteyenleri Başbakan Silivri’ye tıktı.” diyor. Sevsinler sizin Ergenekonculuğunuzu!

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Senin referansın Öcalan mı ya! Senin meşrulaştırmak istediğin Öcalan mı?

MEHMET METİNER (Devamla) – Bu, Kürtlük davası değildir; bu, başka bir davadır. PKK, Kürtler adına bir talepte bulunmuyor. PKK, Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgede ideolojik bir iktidar talebinde bulunuyor. “Demokratik özerklik” denilen şey, PKK’nın ideolojik iktidarıdır. Siz PKK’ya, kendisinin iktidarda olmayacağı bağımsız bir Kürdistan bile verseniz asla razı olmaz arkadaşlar. Onun için, PKK sorunuyla Kürt sorununu birbirinden ayırıyoruz. Kürt vatandaşlarımızın her türlü haklarını sonuna kadar vereceğiz ama PKK’nın şiddetine de bölge halkını teslim etmeyeceğiz arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Senin verdiğin hakkı istemiyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz kimsiniz!

MEHMET METİNER (Devamla) – Ben bir şey daha söyleyeceğim. Bu kürsüde Dersim İsyanı’nı diline dolayan, Şeyh Sait İsyanı’nı diline dolayanlara Öcalan’ın bir sözünü ithaf ediyorum. (CHP sıralarından “Ooo!” sesleri) “Atatürk, demokrasiye geçmek istiyordu ama İngilizler, Şeyh Sait’i ve Seyit Rıza’yı kullanarak Atatürk’ün demokrasiye geçişini engellediler.” diyor. Şeyh Sait’i, Seyit Rıza’yı, Şeyh Sait İsyanı’yla Dersim İsyanı’nı İngiliz iş birlikçiliği olarak suçlayan Öcalan’ın kendisidir ama burada birileri kalkıp Şeyh Sait edebiyatı yapıyor, Dersim edebiyatı yapıyorsa bunun ilkeyle, samimiyetle bir alakası yok. İstismara gerek yok.

PKK’nın yarattığı Uludere meselesine bir cümleyle değineyim. Kendileri de çok iyi biliyorlar, Uludere, bizim yüreğimizde kanayan bir yaradır. Faillerini ortaya çıkartacak, hesabını da soracağız. Bugüne kadar hiçbir şeyin üstünü örtmedik ama PKK, kundaktaki Kürt bebelerini öldürdüğünde -ben soruyorum- niçin tek kelimeyle eleştiri getirmiyorsunuz? Niçin getirmiyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Yüzleri kızarır, yüzleri.

MEHMET METİNER (Devamla) - Kendiniz için sınırsız demokrasi isteyeceksiniz ama başkalarının özgürlüklerini tahdit eden, silahlarıyla susturmaya çalışan PKK’ya karşı çıkıp tek kelime etmeyeceksiniz. Burada PKK’nın despotik, totaliter, baskıcı, Stalinist yöntemini, anlayışını eleştirdiğimiz zaman da kendinize yapılmış hakaret olarak kabul edeceksiniz.

Demokrasi ve özgürlük, asıl, başkası için istendiğinde anlam ifade eder. Sen bu kürsüde her şeyi konuşabileceksin ama bölgede bir AK PARTİ’li milletvekili, bir AK PARTİ’li belediye başkanı, bir AK PARTİ’li il başkanı örgütlenme hakkını kullanamayacak.

MUHARREM VARLI (Adana) – On seneden beri kim iktidar?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İktidar kim? İçişleri Bakanı kimden?

MEHMET METİNER (Devamla) - PKK’nın silahlarıyla dizayn etmek istediği bir şiddet politikasına karşıyız arkadaşlar. Kimse bizim adımıza öldürmesin.

Ben de Kürt’üm. Sırrı Sakık gibilerden bin kere daha Kürt’üm ama Sırrı Sakık Kürt’se ben Kürt olmamayı tercih ediyorum arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bir Kürt, asla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (Devamla) – …evini açtığı bir insana “Ben sana evimi açtım.” demez.

BAŞKAN – Teşekkürler. Sayın Metiner, teşekkürler, süreniz tamam.

MEHMET METİNER (Devamla) - Biz de evimizi açtık, biz de yüreğimizi açtık ama siyaseten kendilerine güvenmekle hata etmişiz. Siyasi bir hataydı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, Sayın Hatip grubumuza ilişkin hakaretlerde bulunmuştur, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeden ve hakaret etmeden karşılıklı. Lütfen.

Buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce konuşma yapan Sayın Hatip, ilkelilikten bahsetti, “İnsanda biraz ilke olur.” dedi. Aslında siz muhatap alınmayacak kadar ilkesiz bir insansınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz ilkesizsiniz. Hakaret etmeden konuşun!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Siz bu partide genel başkan yardımcılığı yaptınız, siz HADEP döneminde genel başkan yardımcılığı yaptınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Öcalan’ın askerliğini yapmak kolay.

PERVİN BULDAN (Devamla) – Biz, HADEP döneminde de “tek devlet.” diyorduk…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – PKK’nın silahına güvenerek siyaset yapmak kolay.

PERVİN BULDAN (Devamla) - …bugün de “tek devlet.” diyoruz ama biz HADEP döneminde de “tek millet” demedik, bugün de “tek millet” demiyoruz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Öcalan “tek ulus” diyor.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Biz “tek bayrak” diyorduk, şimdi de “tek bayrak” diyoruz ama…

BAŞKAN – Sayın Metiner, dinleyelim…

PERVİN BULDAN (Devamla) - …”tek dil” demedik, şimdi de “tek dil” demiyoruz.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, hatibin konuşmasına engel oluyor.

BAŞKAN – Dinleyelim efendim.

Tamam, siz de oturun.

PERVİN BULDAN (Devamla) – “Tek dil” demiyoruz.

Siz de eğer biraz ilke olsaydı, şu anda o sıralarda değil bu sıralarda otururdunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Allah korusun… Allah korusun… Size güvenmekle bir kere hata yaptım. Allah korusun…

BAŞKAN – Lütfen dinleyelim…

PERVİN BULDAN (Devamla) - Bizim mücadelemiz o kadar onurlu bir mücadeledir ki siz bu mücadeleyi anlamayacak kadar ilkesiz bir insansınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İlkesiz sizsiniz!

PERVİN BULDAN (Devamla) - Siz, Sayın Öcalan’a da hakaret ettiniz. Sayın Öcalan’a da hakaret ettiniz.

Sayın Öcalan, şu anda 3,5 milyon insanın “Benim irademdir.” dediği bir insandır.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen de Başbakana hakaret ediyorsun!

SIRRI SAKIK (Muş) – Hiç kimse Başbakana hakaret etmedi.

BAŞKAN – Sayın Metiner, dinleyelim.

PERVİN BULDAN (Devamla) - Ve o imzalar, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındadır. Bunu hatırlatmak istiyorum size.

Geçmişini inkâr eden ilkesiz bir insansınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Benim geçmişim İslamcı bir geçmiş!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Siz, hakaret ettiğiniz Kürt halkının ekmeğini yediniz, suyunu içtiniz.

HARUN KARACA (İstanbul) – Kürt halkını siz temsil etmiyorsunuz.

PERVİN BULDAN (Devamla) - O yediğiniz her bir lokma, içtiğiniz her bir yudum su size zehir zıkkım olsun diyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – siz dibine kadar Baasçısınız!

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kap-samındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi şahısları adına Mustafa Şahin, Malatya Milletvekili.

Sayın Şahin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, bütçenin son gününe geldik. Herhâlde, yorgunluktan olacak, arkadaşlarımızın tansiyonlarının epeyce yüksek olduğunu görmekteyiz. Hazım noktasında sanırım, herhâlde, bir tabibe ihtiyacımız var, herkesin aynı dozda.

Özellikle AK PARTİ iktidarları olarak onuncu yılımızdayız, 11’inci bütçeyi yapmaktayız. Bugüne kadar yapmış olduklarımızı ben tek tek sıralayacak değilim, konuşmacı arkadaşlarımız genelde bunun üzerinde geniş ve detaylı bir şekilde durdular. Ancak biz iktidara gelmiş olduğumuz günden itibaren, yine, hazmedemeyen o derin güçlerin, kirli ellerin AK PARTİ’nin önünü kesmek için ellerinden gelen bütün melanetleri göstermelerine rağmen, ekonomik durumumuzu hiçbir zaman için zedelemeden en iyi bir noktaya taşımanın gayreti içerisinde olduk.

Elbette ki bu gayretlerimiz neticesinde halkımızın bize olan teveccühü bugüne kadar hep artarak devam etti ise, bu, tabii ki, derin güçlerle beraber onlara yaltakçılık eden, onlara destek veren bazı mihrakları da tamamen bu konuda kışkırtmakta, rahatsız etmekte. Ama biz kim ne derse desin elimizden geldiğince halkımızın ve haklının yanında hizmet vermeye, üretmeye devam edeceğiz.

Biliyorsunuz, biz geldikten hemen sonra, bununla beraber, Ayığışı, Sarıkız, Eldiven, Balyoz’dur, Ergenekon’dur, bilmem ne menemdir, onlarca darbe girişimi olmasına rağmen, Allah’a hamdolsun dik durmasını bilen bir iktidarımız var, dik duran bir genel başkanımız var ve arkamızda aslanlar gibi duran bir yüce halkımız vardı. Elbette ki bununla beraber, 27 Nisan e-muhtırasını ne yaptık? Akamete uğrattık. Bununla beraber, bugün eğer o günkü zihniyetin bugünkü uzantıları hâlâ onları savunacak düzeye, 28 Şubatın artıklarını savunacak bir noktaya geliyorlarsa bunu biz yine yüce halkımızın vicdanlarına havale ediyoruz. Özellikle 28 Şubatın bu ülkeye 300 milyar dolardan daha fazla zarar verdiğini bilmekteyiz. Ayrıca, e-muhtırayla beraber yine yıllık faiz noktasında bu milletin üzerine getirilen yük, 2 milyar dolardan daha fazladır.

Bununla beraber, biz yine “Yolumuza devam.” demişiz. Müteahhitlik hizmetlerinde Çin’den sonra dünyada 2’nciliği yakalamışız. Küresel krizlere rağmen yine 4 milyondan fazla insanımızı istihdam etmişiz. Enflasyon noktasında, almış olduğumuz çıtayı, ta yüzde 6,5’lar seviyesine indirmişiz. Vergi gelirlerinin yüzde 86’dan daha fazlası faize giderken ancak biz ne yapmışız? Bunlarla da ilgili güzel gelişmeler yapmışız. Bugüne kadar yapmış olduğumuz şeyler yüzde 17’ler düzeyine düşmekte. Yine 3Y’yle alakalı; yolsuzluk, yasaklar ve yoksullukla mücadele noktasında yapmış olduğumuz çalışmalar yine halkımızın takdirine şayan bir şekilde seyretmekte. Ben bunların tümünü, sanayide, IMF’ye olan borçlarda, Merkez Bankasında yapılan çalışmaları yine halkımızın biz her zaman için teveccühüne sunduk.

4+4+4’lük eğitim sistemi ile yapmış olduğumuz çalışmalar… Bugüne kadar inançlı insanların önü hep kesilmeye çalışıldı ama maalesef. Burada ben zamanım dar olduğu için, bir-iki şeyden bahsetmeden geçemeyeceğim. 2/B Yasası’nın olduğunu biliyorsunuz. Biz, Şeyh Edebali’nin dediği gibi ecdat yadigârlarına her zaman için hesap çıktık, bunları reddetmedik, reddimiras yapmadık.

Bununla beraber, iktidarda olmuş olduğumuz süre içerisinde, bundan sonra öfke size, uysallık bize; güceniklik size, gönül almak bize; suçlamak size, katlanmak bize; yanılgı ve hor görmek size,  hoş görmek bize; çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar size, adalet bize; kötü göz, şom ağız, haksız yorum size, olgun karşılamak bize; bölmek size, bütünleştirmek bize; üşengeçlik, küçük düşürmek, aşağılamak size, uyarmak, gayretlendirmek şekillendirmek, imar etmek, mamur etmek bize; IMF’den borç almak elbette ki size, borcu ödemek yine bize düştü. Bununla beraber, KEY ödemelerinde, buna benzer birçok alanlarda yapmış olduklarımız meydanda. İnsanlarımızla alay etmek, “Bidon kafalı, göbeğini kaşıyan insan.” demek sizlere, elbette ki halkımızın yanında durmak, haklının yanında durmak da bize olacak. Üstünlerin hukukunu savunmak size, hukukun üstünlüğünü savunmak bize; darbecilere destek sizden, bağımsız yargı karşısına çıkmak bizden. Ne kadar gülerseniz gülün, vatandaşımız bunu çok iyi bilmekte. Özellikle Cumhurbaşkanını elit kesime seçtirmek size… Biz, halkımızın seçmesine, bu noktada elimizden gelen gayreti gösterdik ve halka mal ettik.

Ayrıca…

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Çiftçiye “Ananı al da git.” demek de size…

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Onu biz demiyoruz, sizinkiler diyorlar, siz diyeceksiniz.

Evet, bizim gözümüz göklerde. GÖKTÜRK-2’lerle gökyüzüne hitap etmeye başladık. Elbette ki bunu, yine, biz, halkımıza havale ediyoruz.

“İktidarlar vardır, şafak vaktinde doğarlar, akşam vaktinde ölürler.” Evet, yine, şair Orhan Veli’nin deyimiyle, bu ülke için kimlerin sadece nutuk, attığını, kimlerin de taş üstüne taş koyduğunu, hizmet ürettiğini milletimiz görüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Biz, her zaman için, dün öğrettiğimiz gibi, gerçekler elbette ki halkımızın oyuyla, duası, destekleri her zaman için bizimle olacaktır. Her zaman olduğu gibi seçimlerde nal toplayacaksınız.

Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Sayın milletvekilleri, şimdi, 6’ncı madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap yapacağız.

Sisteme giren arkadaşlarımıza söz veriyorum.

Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım “Sayın Bakanım, yaşım 46. Yirmi beş yılımı doldurdum. Beni hiçbir işe almıyorlar. Emekli maaşım yok. Yaşa takıldım, Çalışma Bakanına takıldım. Bana iş vermiyorlar. Çoluk çocuğum aç. Ben ne yapacağım? Beni 46 yaşında aç mı bırakacaksınız?”

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Ayıp! Ayıp!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –  “Yaşa takılanlara, sosyal güvenlik sistemini bölmeden, ona takılmadan bu insanlara ne yapacaksınız? İş bulamıyorum, aş bulamıyorum; bana iş verin, aş verin, ben çalışayım. Emekli maaşım yok Sayın Bakan.”

İki: Devlet Demiryolları, şeker fabrikalarında çalışan geçici işçiler, Sayın Bakan, doksan gün çalışıyorlar. Bu insanlar yüz yıl çalışsa dokuz bin iş gününü yüz yılda tamamlıyorlar, yüz yılda. Bunlar açlar. Bu insanları ya geçici işçilikten çıkarın… Başka bir yerde iş bulamıyorlar, başka bir yerde işe giremiyorlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir dönem sizi de milletvekili olarak Meclise gönderen Gaziantep’te çiftçiler, enerji ücretlerinin yüksekliği nedeniyle sulu tarım yapamamaktadırlar, sulu tarım yapabilen çiftçiler de borçlarını ödeyemedikleri için icra tehdidiyle karşı karşıyadırlar. Çiftçilerimize enerji harcamalarında destek vermeyi düşünüyor musunuz?

2’nci sorum: Geçen sene 12 lira olan kırmızı kabuklu Antep fıstığı, bu sene 8 liradır. Fıstık üreticisini desteklemeyi düşünüyor musunuz?

3’üncü sorum: Güneydoğu Anadolu Projesi’nin 2003 yılına kadarki fiziki gerçekleşme oranı neydi, bu oran şimdi ne kadardır?

Bir başka soru: 2012 yılının ilk on ayında kamunun lüks makam aracı kiralama bedelinin 114,5 milyar civarında olduğu söylenmektedir. Bu doğru mudur?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Serindağ.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Hükûmetiniz, bir sayın bakanınız bir karar verdi, okullarda forma giymemeyi serbest hâle bıraktı ama okul önlüğü üreten onlarca firma, çok büyük bir mağduriyet altında kaldı. “Serbest rekabettir, piyasa koşulları.” deyip bu insanlarımızın zararını görmezlikten mi geleceksiniz, yoksa bir tedbiriniz olacak mı?

2’nci sorum: Muhtarlar, kamu görevlisi olarak seçilmiş kişiler. Tüm kamu görevlileri –milletvekilleri dâhil, belediye başkanları, il genel meclisi üyeleri dâhil- bunlar, yaptıkları görevin maliyetini devletten alırlar yani telefon ücretleri, elektrik, su ücretleri, büro giderleri devlet tarafından karşılanır. Muhtarların zaten maaşları noktasında sıkıntı var. Bu giderlerini karşılamayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Şandır, teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sırasını bana devretti Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Merkez Bankası döviz rezervleri hangi ülkelerde, yüzde kaç faiz oranlarıyla tutulmaktadır? Birçok insan ve belki Sayın Başbakan da dâhil, Merkez Bankası döviz rezervlerini, herhâlde, Türkiye’de Merkez Bankasının kasasında falan zannediyor, bu açıklamalar da çok kafa karıştırıyor.

İki: Ülkemizin borçlanma faiz oranları nedir ve bu iki tablo birbiriyle karşılaştırıldığında, eğer Merkez Bankasının döviz rezervleri -şayet- kullanılabilir ise bizim -o zaman- bu rezervleri bozdurarak borçlarımızı ödememiz, ülkemizin daha kârına değil mi, daha fizibil değil mi? Öyleyse, bunu niye düşünmüyorsunuz? Neden halkı kandırıyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, teşekkürler.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Özelleştirme İdaresi tarafından, 31/12/2010 tarihine kadar hisse devir işlemleri gerçekleştirilen 9 elektrik dağıtım şirketine ilişkin hisse satış sözleşmesinde: “Alıcı, işletme hakkı devir sözleşmesinden doğan bütün yükümlülükleri, şirketin, zamanında ve gereği gibi yerine getireceğini kabul, taahhüt ve garanti eder.” -madde 9/1’de- denmesine rağmen, tüketici ya da abone faturalarına 9 dağıtım şirketince vatandaştan alınmakta ve tahsil edilmekte olan yaklaşık 1 milyar 80 milyon işletme devir hakkı bedelinin, niçin tahsil edilmediğini sormak istiyorum.

Yine, Sayın Bakan, Türkiye’nin 2011 yılından 2012 yılına devreden özel sektör ve IMF dışındaki toplam dış borcu nedir? Bakın, özel sektör ve IMF dışındaki toplam dış borcu nedir, 2013 yılında ne kadar daha borçlanmayı düşünüyorsunuz? Türkiye’nin dış borcu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2011-2012 yıllarında dünyada en fazla savunma harcaması yapan ülkeler arasında Türkiye kaçıncı sıradadır?

Soru 2: Dünyada en çok silah ihracatı yapan ülkeler arasında Türkiye kaçıncı sıradadır? Dünyada en çok silah ithalatı yapan ülkeler arasında Türkiye kaçıncı sıradadır? En fazla savunma harcaması yapan NATO ülkeleri arasında Türkiye kaçıncı sıradadır? Türkiye’nin savunma harcamalarında, gelirine göre savunma ve güvenlik harcamaları oranı nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Sayın Bakanım, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, tabii, Sayın Aslanoğlu’nun çizdiği dramatik durum…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Gerçek Sayın Bakanım, gerçek.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tamam, gerçek, travma gerçek de olabilir yani bir dram, gerçek de olabilir.

Şimdi, konu şu değerli arkadaşlar, yani bir yandan tabii ki, hakikaten, belli bir yaştan sonra iş bulmanın zorluklarını biz biliyoruz. Fakat bir taraftan da değerli arkadaşlar, bu ülkenin, gerçekten, geleceğine yatırım için de kaynak aktarmamız lazım. Şimdi, sizin bahsettiğiniz o çerçevede biz hareket eder de… Bakın, 1991 yılında, emeklilik yaşı sınırı kaldırıldıktan sonra millet 36 yaşında emekli oldu, ben biliyorum. Türkiye’de şu anda 36 yaşında emekli olmuş, hâlâ yaşayan bir sürü arkadaş tanıyorum.

Şimdi, sistem çöktü. Bakın, 1991 yılına kadar Sosyal Güvenlik Sisteminde fazla var. Şimdi, Sosyal Güvenlik Sistemine, devlet prim katkısı dâhil olmak üzere, 72,9 milyar lira aktaracağız. Bu parayı bir yıllığına eğitime ayırdığımızı, bu parayı bir yıllığına altyapıya ayırdığımızı, bu parayı bir yıllığına ne bileyim herhangi bir alana ayırdığımızı bir düşünün, memleketin sorunlarını kökünden çözeriz. Şu anda, 48-49 yaşında emekliliğe izin veren dünyanın hiçbir ülkesi yok değerli arkadaşlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “Emekli etmeyin, bize aş verin, ekmek verin bunu söylüyoruz.” Üç yıl, üç yıl bu süre, üç yıl Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – İşte özel sektöre, hepimiz birlikte çalışacağız, özel sektörün önünü açacağız, istihdam yaratacağız ve bu kardeşlerimiz iş bulacak. Başka çözüm yok değerli arkadaşlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “Aş istiyoruz, ekmek istiyoruz, başka hiçbir şey istemiyoruz Sayın Bakan yani bize bedava maaş verin demiyoruz.”

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Anladım, konuyu ben de anladım.

Değerli arkadaşlar, Gaziantep’deki hemşehrilerimin, tabii ki cazibe olmadan sulu tarım yapmanın pahalı olduğunu biliyorum çünkü elektrik kullanıyorsunuz ve elektrik ucuz değil.

Yalnız, burada, belki şöyle beraber bir çalışma yapmak lazım: Özellikle Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın, aslında, bu hususta -sizlerin bu konuda taleplerinizi de ben ileteceğim- bir çalışma yapması lazım; şöyle: Şimdi, cazibeyle sulama yapanlar, gerçekten, o barajın, o kanalların hiçbir bedelini ödemeden, doğru düzgün bir bedel ödemeden yapıyorlar. Oralardan cüzi bir miktar para toplasak ve bu, diğer yani cazibeyle olmayan, elektrik kullanarak sulu tarım yapanları sübvanse etsek, şimdi sistemi bu şekilde kurarsak rasyonel olur; öbür türlü, devletin imkânları sınırlı. Dolayısıyla, bu çerçevede çalışılırsa tamamen yardımcı olur.

Şimdi, tabii, Antep fıstığı meselesi; tarımsal destekler için doğrudan hibe olarak vatandaşımıza, çiftçimize verilecek miktar 9 milyar lira. Tarım Bakanımız burada fıstığı desteklemek isterse, buna kaynak ayırırsa biz maliye olarak “Hayır.” demeyiz. Bakın, açık ve net konuşuyorum; 9 milyar lira, dolaylı desteklerle birlikte 13 milyar lira. Buradan fıstığa bir şeyler ayrılırsa, Maliye Bakanı olarak bizim itirazımız olmaz ama şimdi kalkıp ilave kaynak istenirse, takdir edersiniz ki bütçenin daha mürekkebi kurumadı, daha bütçe geçmedi.

Şimdi, GAP’ın fiziki gerçekleşme oranlarını arkadaşlar bulurlarsa sizinle paylaşacağım.

Lüks araç konusu gündeme geldi. Değerli arkadaşlar, şu otomobil kiralamaları, bakın, 2012 yılı için ben size rakam verdim; bunun 100’ünü MİT istemiş. Toplam 299 araç kiralanmış, 100’ü MİT’in. MİT lüks araç kiralamaz. İki: Maliye Bakanlığı olarak biz 115 adet almışız. Bunların büyük bir kısmı 2/B çerçevesinde Doblo türü şeyler. Şimdi reklam yapmamak için marka vermek istemiyorum ama ticari araç bunlar. Yani biz 2/B arazilerinin tespiti vesaire için almışız. Dolayısıyla, araç kiralamalarını “lüks” diye tanımlamak, gerçekten belki tek tük birkaç tane araç vardır ama geneli böyle değil, değerli arkadaşlar.

Şimdi, sorulara bakıyorum, Sayın Şandır’ın sorusuna gelince; tabii, ben, bu önlük üreticilerinin hakikaten aniden alınmış bu kararla bir miktar sıkıntı yaşayabileceğine, o anlamda da sempatiyle yaklaşıyorum ama bizde böyle bir mekanizma yok yani devletin aldığı her kararı şimdi biz telafi etmeye kalkarsak… Hakikaten, şu anda önümüzde böyle bir çalışma yok.

Gelelim muhtarlarla ilgili konuya. Değerli arkadaşlar, bakın, tekrarlıyorum. Muhtarlarla ilgili olarak İçişleri Bakanlığımız makul bir çalışma yaptı. Bu konuda bir adım atarsa, bizim de üstlenebileceğimiz bir yük çerçevesinde olursa biz destek veririz. Muhtarlarımızın maaşlarının nereden nereye geldiğini biliyorsunuz ama sonuçta bunların hepsi imkân meselesidir.

Şimdi, Merkez Bankası konusuna gelince… On bir saniyem var. Başkan izin versin, konuşalım.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bir dakika daha verin.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Verecek misiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Hayır efendim, siz sürenizi kullanın.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, bütün ülkeler rezerv tutar. Şu anda Çin’in rezervi 3 trilyon dolar, belki daha fazla, en son baktığım rakam. Çin’deki iç faiz ile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, şöyle iki dakika verirseniz…

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim, sağ olun. Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, önemliydi.

BAŞKAN – 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 7- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 7’nci madde üzerinde, gruplar adına birinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ali Demirçalı, Adana Milletvekili.

Buyurun, Sayın Demirçalı. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ALİ DEMİRÇALI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yürütme, öngörülen hedeflere ulaşabilmenin en önemli aracıdır. Bu itibarla, en iyi bütçenin dahi, amaçlarına ulaşabilmesi, doğru uygulanmasına bağlıdır. Yürütme, sadece yürürlüğe geçiş meselesi değildir; yürütme, bir süreçtir. Bu süreci sadece “Ben yaptım.” oldubittileriyle devam ettiremezsiniz.

Bütçe hakkı, Meclisin en önemli haklarından biridir. Kanun yapmanın ötesinde, bütün bu kanunların uygulanmasında kullanılacak olan kaynakların tahsisini, doğru yerlerde kullanılmasını içeren bir denetleme hakkıdır. Açıkçası, demokrasi açısından en önemli haklardan biridir.

Yürütmenin denetimi, Meclis ve Sayıştay tarafından ve özellikle muhalefet tarafından denetlenebilir olmalıdır. Bu olağan süreci baypas ederseniz, bu durum yürütmenin bütçesi olmaktan çıkar ve adı sadece “yürütme” olur. Bu benzetmeye maruz kalmamak için denetlenebilir olmanın önünü açmanız gerekmektedir. Sayıştay raporlarının Meclise gelmemiş olması, bu konudaki niyetinizi açık ve seçik ortaya koymaktadır.

Değerli arkadaşlar, 2012 bütçe görüşmelerinin sonuna doğru geliyoruz. Milletimiz, kendisi hakkında karar verilecek olan ve geleceklerini yakından ilgilendiren bütçe görüşmelerini özellikle takip ediyor. Vatandaşlarımızın gözünden hiçbir şey kaçmıyor. İşçi, memur, esnaf, öğrenci, emekli, sizleri izlerken büyük şok yaşıyorlar. Hükûmet yetkililerinin çizdikleri pembe tablo, ülkemizin, halkımızın yaşadığı gerçeği uzaktan yakından yansıtmamaktadır çünkü ülkemiz nüfusunun yarıdan fazlası kredi kartı, tüketici kartı, tarım kredi, esnaf kefalet borcu ve bunun gibi borçlar içerisinde geçinmektedir.

AKP hükûmetleri döneminde dünyanın en pahalı benzinini biz kullandık, kullanıyoruz. Dünyanın en yüksek vergilerini bizim halkımız ödüyor. Ürettiğini de en ucuza satan yine bizim çiftçimiz. Dünyanın en pahalı enerji maliyetlerini, istihdam vergilerini, faizini ve şimdi de kur riskini üstlenen yine bizim sanayicimiz. Devletin yanında bütün sosyal katmanlar yani millet borç yükü içerisindedir.

Değerli arkadaşlar, bugüne kadarki uyguladığınız bütçenizin acı bir tablosunu ortaya koymak istiyorum. Size bir ekonomik havzanın içler acısı durumunu anlatacağım.

Dikkat edin, burası Hakkâri, Bingöl, Siirt değil -bu illerde yaşayan yurttaşlarımıza saygı ve sevgilerimi iletiyorum- burası bir zamanlar Türkiye’yi neredeyse tek başına besleyen Adana ilimizdir. Bu bağlamda, ülkemizin en önemli yatırım alanlarından biri olan Adana ilimizi seçim bölgem olması sebebiyle çok iyi biliyorum. Yapmış olduğumuz bu bütçeden Adana halkı yararlanmıyor. Nüfusu hızla 2,5 milyona ulaşmış ancak tüm bu hızlı büyüme ve göç dalgaları karşısında iktidarların görmezden geldiği, “Duymadım, görmedim.” taktiğiyle sırtını döndüğü bir kent olmuştur.

Şu anda ülkemizde kentlerde yaşayan insanların oranı yüzde 75, Adana’da ise bu oran daha da yüksek, yüzde 87’lerdedir. Şehrin bu kadar yoğun yaşandığı ilimizde, özellikle yerel yönetimlerin sivil toplum kuruluşlarını ve halkı yönetime katmaması, ekonomik nedenler ve siyasilerin umursamazlıkları da eklenince Adana resmen sahipsiz kalmıştır.

İlimizde, bırakın yabancı yatırımcıyı çekmeyi, yerli yatırımcıyı bile bulamıyoruz. İlimiz Adana, sanayileşmenin ilk başkenti durumunda olan bir büyük metropolken son on yılda tarıma dayalı sanayileşmenin çökmesi üzerine büyük bir krize sürüklenmiştir. ÇUKOBİRLİK, Güney Sanayi, Aksantaş, Sümerbank, Bossa gibi, 50’nin üzerinde dev fabrikalar ve kuruluşlar kapanmıştır. Bu fabrikalar kapanıp kent büyük bir krizin içine sürüklenirken mevcut iktidar bu duruma seyirci kalmıştır. Kriz giderek derinleşmektedir.

Bu iktidar, bırakın çözüm üretmeyi, Adana’nın farkında bile değildir. Adana, bütün iller arasında 19,1 işsizlik oranı ile ilk sırada yer almaktadır. Kamu yatırımları da genel olarak en alt seviyeye çekilmiştir. Doğal olarak, vergi tahsilat oranı yüzde 43,6 olmuş ve yarı yarıya düşmüştür. Kentin nüfusunun büyük bir kısmı yeşil kartlı, yaşama zor tutunabilen, dar gelirli vatandaşlardır. Yaşanabilir kent sıralamasında ise sonuncu durumdadır. Adana, birinci önceliği çarpık kentleşme olan 6 il arasında bulunmaktadır. İş kazaları raporunda, kentimiz hemen her ay ilk 5 il arasındadır. İlimizde kaçak yapılaşma yaygındır. İmar değişiklikleri ve afları bu durumu özellikle özendirmektedir.

Tarım arazileri amaç dışı kullanılmakta, yapılaşmaya ve rant hesaplarına feda edilmektedir. Adana, kent kimliğini yitirmektedir. Bu gerileme, Adana’nın sadece tarım ve sanayisini değil, kültür, sanat, spor gibi birçok alanı da olumsuz etkilemiş ve gerilemesine neden olmuştur. Önceki dönemlerde ekonomi, sanat, kültür, spor gibi her açıdan zenginliği yaşayan Adana, günümüzde sadece geçmişiyle övünür hâle gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, Hükûmetin büyük bir övgüyle anlattığı bütçe verilerinin Adana’da yansımalarını buradan on dakika değil, on saat konuşarak bitiremeyiz.

Değerli arkadaşlar, bütçede açığı kapatmak ve halkımızı devamlı ağır vergiler altında bırakarak fakirleştiren Hükûmetin, dolaylı vergileri azaltmak, vergi kayıp kaçağıyla mücadele etmek veya vergi adaletini sağlamak gibi bir derdi bulunmamaktadır. Hükûmetin tek derdi, vergi tahsilatını nasıl olursa olsun artırmaktır. Bu bütçe, halkı kucaklayan bir bütçe değildir.

Buradan tüm yurttaşlara sesleniyorum: Cumhuriyet Halk Partisi olarak, gücümüz yettiğince, imkânlarımız elverdiğince halkımızın sorunları karşısında sonuna kadar yanlarında olacağız ve her türlü baskıya, sindirmeye karşı çıkacağımızı bir kez daha belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirçalı.

Gruplar adına ikinci söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Osman Boyraz, İstanbul Milletvekili.

Sayın Boyraz, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

 AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu ve aziz milletimizi sevgi, saygı, muhabbetle selamlıyorum. 2013 yılı bütçesinin hazırlanmasında, onaylanmasında emeği geçen herkese de milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Çok değerli milletvekilleri, on yıllık devri iktidarımızda, ulaşımdan sağlığa, eğitimden tarıma, adaletten iç politikaya, dış politikaya, demokrasiden insan haklarına, hemen hemen her alanda hayal dahi edilemeyen hizmetlerin yapılmasında alın terini, emeğini, samimiyetini bu millet için seferber eden başta Genel Başkanımız, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ve tüm bakan ve milletvekillerime milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Kuruluşundan itibaren millet ile birlikte yol yürüyen AK PARTİ, milletin rotasından, hedef ve amaçlarından asla ve asla sapmadı. Bizler, siyasetimizin varlık sebebini, insana hizmet, millete hizmet olarak belirledik. Hiçbir ayrım gözetmeden, ötekileştirmeden, bütün vatandaşlarımızla aramızdaki duvarları kaldırarak gönül köprülerini inşa ettik. Derdi olmayan dünyaya yük olurmuş. Bizim derdimiz bu millete hizmet etmek, bu milletin dertlerine derman olmak, işini, aşını, ekmeğini büyütmek ve bunun için de gece gündüz çalışmak ve çalışmaya da devam ediyoruz.

Bu çalışmalar yeterli mi? Tabii ki yetmez. Bir düşünürün ifade ettiği gibi “Başarı uzun soluklu bir yolculuktur, asla varış noktası değildir.” Dolayısıyla, yaptıklarımızla asla yetinmeyeceğiz. Daha fazla çalışacağız, engelleri tek tek, birlikte aşacağız ve inşallah, 2023’te kişi başına millî gelirimizi 25 bin dolara, ihracatımızı 500 milyar dolara çıkaracağız. 2023 ve 2071 hedeflerimiz, yaptıklarımızla asla yetinmediğimizin bir göstergesidir.

Bütün bu hizmetlerimizi siyasetin tek öznesi olan millet için yapıyoruz. Dolayısıyla AK PARTİ, siyaseti milletin özüyle, ruhuyla, değerleriyle bütünleşerek yapanların, sadece milletin sinesinden çıkarak değil, milletin sinesinde kalarak, millete tepeden bakmadan, millete çalım atmadan, ötekileştirmeden ve milletin verdiği emanete de asla ihanet etmeden yapanların mutlak adresidir AK PARTİ.

AK PARTİ, siyasette milleten başka hiçbir meşruiyet aramayanların, siyaseti yaparken milletin gözündeki sevinçten, yine milletin dudaklarından dökülen hayır dualarının sıcaklığından başka hiçbir karşılık beklemeyenlerin, ne pahasına olursa olsun milletten başka hiçbir güce boyun eğmeyenlerin kutlu güzergâhıdır AK PARTİ.

Türkiye’nin AK PARTİ’yle yaşadığı büyük değişim ve dönüşümün kodlarına baktığımızda, gururla ifade edebilirim ki, AK PARTİ, bu milleti yok sayanlara “Bu millet burada var.” demenin adıdır.

Yoksulluğa karşı refahın, baskı ve dayatmalara karşı özgürlüğün, statükoculara karşı hakkın ve hakikatin, düşmanlık ve ayrımcılık yapanlara karşı birliğin, beraberliğin ve kardeşliğin adıdır AK PARTİ.

AK PARTİ, kimliğine bakmadan mazlumun yanında, yine kimliğine bakmadan zalimin karşısında sıradağlar gibi duranların buluştuğu kutlu çatıdır AK PARTİ.

Çünkü bu millet, kendisi için yüreği yananla yanmayanı, laf üretenle iş üreteni, kendi değerlerine bağlı kalanlarla kendi değerlerine savaş açmayı siyaset edinenleri çok iyi bilmekte, çok iyi tanımaktadır. Her zaman kimlik ve ideoloji siyaseti yapanların yanında değil, hizmet siyasetinin yanında yer alan bu aziz millete huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.

Yine, bakın, dün göğsümüzü kabartacak çok güzel bir hadiseyi hep birlikte yaşadık. Türkiye'nin yüksek çözünürlüklü ilk yerli keşif uydusu GÖKTÜRK uzaya gönderildi ve yörüngesine oturtturuldu. Bize bu gururu yaşatan herkese şahsım ve milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Tabii, daha sürem var. Özellikle Ulaştırma ve Haberleşme Bakanımız şu an burada yok. Gerçekten, Ulaştırma Bakanlığına şahsım adına çok çok teşekkür ediyorum, milletim adına teşekkür ediyorum. Aşılmaz denilen engelleri aşan, dağları delen, yolları bölen, doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan, son elli yılda yapılmayanları on yıla sığdıran, deniz, hava, demir yolu ulaşımında büyük değişim ve dönüşüme imza atan, bütün ezberleri yerle bir eden ve bize büyük bir gururu yaşatan Ulaştırma Bakanımıza şükranlarımı sunuyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Parayı veren Maliye Bakanı.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Yalnız, şunu ifade edeyim, şunu söylüyorum: Sayın Bakanım burada yok ama Sayın Bakanımı bir iktidar partisi milletvekili olarak eleştireceğim.

Bakın, ben eskiden, 90’lı yıllarda, üniversite yıllarında Sivas’tan İstanbul’a tren yolculuğu yapardım, yaklaşık 23-24 saat sürerdi bu yolculuk. Malum, hepimizin de tren yolculuğunda hatıraları vardır. Tren yolculukları gerçekten çok önemli yer edinir, şairlere ilham kaynağı olmuştur. Ben de zaman zaman yazardım. Sayın Bakanım, bu kürsüde hep alıntıydı ama benim yazdığım şiirler var.

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Çalışma Bakanımız da burada.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Bakın, yine bir şiir yazmıştım o yıllarda. 23-24 saat sürüyor, doğal olarak da konsantrasyonunuz artıyor, ilham geliyor. Bunların hepsini yaşıyorsunuz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Tescilledin mi?

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Çalışma Bakanı geliyor, dikkat et.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Ve yazardım bir şiir:

“An ayrılık vakti,

Bir kampana çalar, yürekler dağlanırcasına.

Sallanır eller, nemlenir gözler,

Öylece baka kalırcasına.

Geride kalanlar matemli,

Kor bir ateş düşer yüreklere.

Unutulur mu bilinmez,

O gözlerden dökülen hicran yaşları.

Yolunu gözleyenler bekler seni,

Günlerce, aylarca, senelerce.”

Böyle şiirler yazardım.

Yine bir şiir yazmıştım:

“Ne uzun geceler, bitmiyor yollar,

Derdim tükenmiyor ki ne bilsin eller.

Ne ağaç ne çiçek ne de mor sümbüller,

Şimdi ben de gider oldum bu elden.”

Şimdi ben soruyorum Sayın Bakanıma… Sayın Bakanım burada yok ama umarım ki yazılı olarak cevaplar. Şimdi, İstanbul-Sivas, hızlı tren projesiyle beş saate düşürdünüz. Efendim, ben beş saatte nasıl konsantre olacağım, nasıl şiir yazacağım, söyler misiniz? [AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP sıralarından alkışlar (!)]

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Nasıl şiir yazacak!

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Ben bu duygu ve düşüncelerle 2013 yılı bütçemizin milletimize hayırlı olmasını, milletimizin refahına, huzuruna…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Osman, Sivas’ta özelleştirme sonrası işsiz kalanlara da şiir yazdın mı kardeşim?

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Haydar Bey, hiç eleştirme.

BAŞKAN – Teşekkür ederim...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onlar için de yazdın mı şiir?

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Haydar Bey, eleştirme.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bak, ben gittim oraya. Sivas’ta işsiz kalanlar için şiir yazdın mı, yazdın mı onlar için?

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen…

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Bakın, ben şunu söyleyeyim: Haydar Bey, bakın, bu güzellikleri, on yılda yapılan hizmetleri hepiniz görüyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çalışma Bakanı “Herkese var da bana yok mu?” diyor.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Bir saniye…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sivas’a gittin, hangara girdin, işsiz kalanlar için şiir yazdıysan seni alkışlayacağım.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Bir saniye, bir saniye Haydar Bey, konuşma.

BAŞKAN – Sayın Akar, dinleyin.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Bakın, on yıldır hizmet yapıyoruz, on yıldır hizmet yapıyoruz. Gözler yalan söylemez. Bakın, gözler yalan söylemez.

BAŞKAN – Sayın Boyraz, tamam.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Gözünüzü de kapatmakla da güneşin varlığını inkâr edemezsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Osman, bak, oraya gittim, yerinde gördüm.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Biliyorum. Siz, bakın, size tavsiyem…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Fabrikalarınız kapanmış, insanlar işten atılmış, onlar için şiir yazdıysan seni ben de alkışlayacağım, alkışlayacağım seni.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - Haydar Bey, otur, otur! Ben sana bir tavsiye edeyim, otur dinle! Bu milletle aranızdaki duvarları yıkacaksınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Söz veriyorum alkışlayacağım seni!

BAŞKAN – O da şiir okuyor yani ne ki?

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Bu milletle gönül köprüleri kuracaksınız, bu milletin hadimi olacaksınız, bu millet size o zaman oy verir.

Saygı ve sevgilerimle hepinizi selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tamam Sayın Boyraz, teşekkürler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bravo Osman! Kangal’daki işsizler için de şiir yaz olur mu Osman? Seneye beraber dinleriz!

BAŞKAN - Grup adına üçüncü konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın İbrahim Binici, Şanlıurfa Milletvekili.

Sayın Binici, buyurun.

Süreniz on dakika.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Erol Dora…

BAŞKAN – Erol Bey, özür dilerim, burada öyle yazmışlar.

Buyurun Sayın Dora.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesap bütçe kanununun onaylanmamış 7’nci maddesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Orta Doğu’nun yetiştirdiği büyük şahsiyetlerden biri olan Irak Cumhurbaşkanı Sayın Celal Talabani’ye acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Hükûmetinin iktidara geldiğinden bu yana hazırladığı bütçelerin bir benzerini 2013 bütçesinde görmekteyiz. 2013 yılı bütçesi de, daha önce hazırlanan bütçeler gibi, Hükûmetin sınıfsal ve politik tercihini belirleyen özellikler içermektedir. Hükûmetin bütçe tercihi, güvenlik politikalarının tezahürü şeklinde olmuştur. Uzunca bir süredir kamunun yararını göz ardı eden Hükûmet, güvenlik konsepti çerçevesinde savaş harcamalarına büyük paylar ayırmıştır. Bu bağlamda, 2013 bütçesi, devleti güvenlik ve yargı eksenli bir baskı, aracı hâline indirgeyen anlayışının sonucudur.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak bizler, bu bütçenin tercihlerine itiraz ediyor ve esas olarak, bu ülkede yaratılan bütün değerlerin ve kaynakların topluma, halka geri dönmesini istiyoruz. Bütçenin hazırlanmasında demokratik süreçler işlemeli, sendikalar, demokratik kitle örgütleri bütçe hazırlık süreçlerinde yer almalıdır. Bu şekilde hazırlanacak bir bütçenin gerçekten halktan yana bir bütçe olacağını düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu kürsüden gerek partimiz gerek diğer muhalefet partileri tarafından hemen her fırsatta dile getirilen, ancak buna rağmen devam eden büyük bir hukuksuzluğu dile getirmek istiyorum.

Türkiye'de adalet mekanizması haklar ve özgürlükler aleyhine çalışmaktadır. Bunun en bariz örneğini artık işkenceye dönüşmüş olan uzun tutukluluk hâllerinde gözlemlemekteyiz. Uzun yargılamalar defalarca gündeme gelmiş olmasına rağmen, Hükûmet buna yönelik olarak neden bir şey yapmamaktadır? Bakınız, şu anda mazbatasını aldığı hâlde vekilliği düşürülen Sayın Hatip Dicle de olmak üzere 9 vekil arkadaşımız halkın iradesiyle seçilmiş olmalarına rağmen hâlâ tutukludurlar.

Ceza yargılamasında tutukluluk hâli istisnai bir durumdur, bir tedbir olarak uygulanmaktadır. Vekillerin yurt dışına çıkmaları da mümkün değildir, adresleri de bellidir, delilleri de karartma durumları olmamalarına karşın hâlâ tahliye edilmemiş bulunmaktadırlar.

2013 yılı bütçe tasarısını görüşüyoruz. Bizler gibi buraya gelmeye hak kazanmış vekil arkadaşlarımız şu anda aramızda bulunmuyor. 550 vekilden oluşması gereken Meclisimizin meşruiyetine de gölge düşüren bu durumun aşılması için tutuklu vekil arkadaşlarımızın serbest kalmaları sağlanmalıdır. Bu konuda, yüce Meclisin, üzerine düşen sorumluluğu alarak tutuklu vekillerin görevlerini yapmalarına olanak sağlayacak düzenlemeleri yapması ve gerekli duyarlılığı göstermesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri,  yoğun bütçe görüşmelerinden sonra Meclis gündemine gelmesi gereken ve acil yasalaşması gereken önemli konuların başında da nefret suçları gelmektedir. Geçtiğimiz aylarda, “Müslümanların Masumiyeti” adlı film, Hazreti Muhammed’e karşı hakaret edildiği gerekçesiyle İslam dünyasında şiddete varan protestolara neden olmuştu.

Sayın Başbakan bu konuda “İnsanların kutsallarına, dinî inançlarına saldırıların tanzim edilmesi konusunda uluslararası düzenlemelerin yapılması gerekir. Ulusal hukukta, değerlere, inançlara hakaretin nefret suçu kapsamına alınmasıyla ilgili talimat veriyorum, hemen çalışmasını yapalım. Bu konuda Türkiye dünyaya öncü olacak.” demiştir.

Tabii, bize göre de hiçbir dine, hiçbir halkın kutsallarına hakaret edilmemelidir, bunu kabul etmemiz mümkün değildir fakat Sayın Başbakan “nefret suçu” kavramını yalnız İslamiyet’e karşı hakaret içeren sözlerle ilişkilendirerek öznel bir yorum yapmıştır. Yapılacak olan nefret suçları yasasının, tek din, tek millet anlayışını korumasının aksine, toplumdaki bütün farklılıkları kapsaması gerekmektedir.

Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakının Eş Başkanı olan Sayın Başbakan Myanmar-Arakan bölgesinde de gereken duyarlılığı göstermiştir, biz bunu da önemsiyoruz; Filistinlilere karşı gösterilen duyarlılığı da önemsiyoruz ancak Orta Doğu’da, dünyada ve ülkemizde, başta Kürtler olmak üzere, diğer bütün farklı etnik gruplara, farklı inançlara da aynı duyarlılığın gösterilmesini bekliyoruz. Bize göre, dünyanın neresinde olursa olsun sadece farklı olduğu için, etnik yapısından ya da dinî inancından dolayı öldürülmesini kabul etmemiz mümkün değildir.

Nefret söylemi ve bu ifadeyle ilişkili olarak işlenen nefret suçlarının Türkiye tarihi boyunca varlığı bilinen bir gerçektir. 6-7 Eylül olaylarıyla gayrimüslimlere karşı, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarıyla Alevilere karşı işlenen dinî temelli nefret suçları ile Kürtlere, Ermenilere, Süryanilere, Ezidilere, Rumlara ve Yahudilere karşı işlenen dinî ve etnik temelli nefret suçları geçmişten gelen örneklerdir. Var olan nefret söylemi ve suçlarının hukuki olarak temellendirilmemesi ve bununla bağlantılı olarak faillerinin gerektiği şekilde yargılanmaması, günümüzde nefret cinayetlerinin sonlandırılamamasına neden olmuştur.

Değerli milletvekilleri, 28 Aralıkta Roboski’de yaşanan katliamın hâlâ aydınlatılmamış olması bir hukuk ve insanlık ayıbı olarak tarihe geçmek üzeredir. Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacağına dair söz verilen katliamın failleri kimlerse bulunup, adalete teslim edilmelidir.

Roboski halkı da tazminat değil adalet istemektedir. Bu katliam, AK PARTİ’ye oy veren Kürtlerde de büyük hayal kırıklığı yaratmış, onları da derinden yaralamıştır.

Roboski’nin aydınlatılması, sorumluların adalete teslim edilmesi hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Roboski katliamı, esasen, asayiş politikalarının bir sonucu olarak tezahür etmiştir. Şurası çok açıktır ki, Kürt sorunu, halkları birbirinden ayrıştırmaktan başka bir işe yaramayan güvenlikçi politikalarla çözülebilecek bir sorun değildir. Yıllardır sürdürülen güvenlikçi politikalar, meseleyi çözmek bir yana, sorunu daha da içinden çıkılmaz hâle getirmiştir. 21’inci yüzyılda sorunların şiddetle çözümlenemeyeceğini görmemiz gerekmektedir. Kürt sorunu siyasi bir sorundur ve ancak Türkiye’nin de imzalamış olduğu uluslararası sözleşmeler çerçevesinde diyalog ve müzakereyle çözümlenebilecek bir sorundur. Bu konuda, başta iktidar partisi olmak üzere, muhalefet partilerine de büyük görevler düşmektedir. Türkiye’de halkların onurlu birlikteliğini savunuyoruz ve Kürt meselesinin çözümünde iktidar ve muhalefetin, herkesin elini taşın altına koyması gerektiğine inanıyoruz. Akan kanın durması için, anaların ağlamaması için herkesin harekete geçmesi gerektiğine inanıyoruz.

Türkiye, eğer bu sorunu demokratik yöntemlerle çözerse bölgede de büyük bir aktör olabilecektir. Suriye meselesi de bundan bağımsız değildir. Suriye’de yaşayan farklı etnik ve her inançtan bütün halkların; Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, Alevilerin, Nusayrilerin, Ermenilerin, Asuri Süryanilerin özgürlüğünü ve eşitliğini anayasal temelde garanti altına alacak laik ve demokratik bir Suriye rejiminin oluşması için Türkiye ağırlığını koymalı ve dış politikasını bu temelde oluşturmalıdır. Dış siyasetin bu temelde belirlenmesi, hem içeride Kürt sorununun çözülmesine büyük katkı sunacak hem de ülkemizin Orta Doğu’da bir oyun kurucu olmasının önünü açacaktır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye son zamanlarda Avrupa Birliği projesinden uzaklaşmış bulunmaktadır. Sayın Bakanımız Beşir Atalay’ın da belirttiği gibi: “Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği andan itibaren Türkiye’deki büyük değişiklikleri Avrupa Birliği kriterleri çerçevesinde başarabilmiştir. Bu da bize Avrupa Birliği sürecinin bizim açımızdan ne kadar önemli olduğunu göstermiştir.” Sayın Bakanın da belirttiği gibi, Avrupa Birliği her şeyden önce –bize göre de- bir değerler bütünlüğüdür. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık hakları gibi evrensel değerleri bünyesinde barındıran Avrupa Birliği, Türkiye’nin demokratikleşmesi için büyük bir şanstır. Esasen, bu değerlerin içselleştirilmesi ve Avrupa Birliği üyelik sürecine hız verilmesi ülkemize kazandıracaktır. Avrupa Birliği ilerleme raporlarının çöpe atıldığı bir Türkiye, demokrasi ve insan haklarından uzaklaşan, uzaklaştıkça da kaybeden bir ülke olacaktır.

Ayrıca, bildiğiniz gibi 25 Aralık Hristiyanların Noel, Doğuş Bayramı’dır. Bu vesileyle bütün Hristiyan vatandaşlarımızın bayramını kutluyorum, bütün vatandaşlarımızın yeni yılını kutluyorum. 2013 yılının ülkemize barış, sağlık ve mutluluk getirmesini diliyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Şahısları adına Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Sarı.

Sayın Sarı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET SARI (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı bütçe tasarısı görüşmelerinde, 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle 2013 yılı bütçe tasarısının hazırlanmasında emeği geçen başta Maliye Bakanımız olmak üzere bakanlarımıza, Bakanlık bürokratlarına, Plan ve Bütçe Komisyonunuzun Başkan ve üyelerine teşekkür ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İktidarımız döneminde kararlı bir şekilde uygulanan makroekonomik politikalar, güven ve istikrarla sağlanan mali disiplin sonucu büyüme ortamı devamlılık göstermiş, kamu borç stoku hızla azaltılmış, işsizlik oranları ise devamlı düşüş şeklinde olmuştur.

Bu dönemde, adalet, ulaştırma, eğitim, sağlık, tarım, kültür, turizm, enerji ve diğer hizmetleri ihmal etmediğimiz gibi, uluslararası çok büyük projeler olan Marmaray, GAP, DAP, KOP gibi projelerle ve yerli savunma sanayi yatırımlarımızla dünyadaki diğer ülkelerin dikkatini çeker hâle geldik.