DÖNEM: 24                              CİLT: 38                   YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

44’üncü Birleşim

18 Aralık 2012 Salı

 

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Uluslararası Jüt Çalışma Grubunun Çalışma Esaslarını Oluşturan Anlaşmaya Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 75’inci maddesine göre geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1071)

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361)

 

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362)

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Mersin Milletvekili İsa Gök’ün AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz’ün, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz’ün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, BDP Grubu olarak tutuklu milletvekillerinin adına konuşma yaptıkları için kürsüye koydukları resimleri Meclis TV’nin sansürlediğine ilişkin açıklaması

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın idari yargıyla ilgili yanlış bilgi verdiğine ilişkin açıklaması

 

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, yerli keşif uydusu Göktürk 2’nin başarıyla uzaya fırlatıldığına ve Başkanlık Divanı olarak emeği geçen herkese teşekkür ettiklerine ilişkin konuşması

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, bor madenlerinin işletilmesine ve bir firmanın ana sözleşme değişikliğine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/12159)

2.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, öğretmenlerin sınavlarda görevlendirilmesine,

2012-2013 eğitim döneminde okulların fiziki yapılarına,

Lisansüstü öğrenim yapan öğretmenlere,

Eğitimde sınıfsal ayrışmanın ve fırsat eşitsizliğinin önlenmesine,

Lisansüstü eğitimin öğretmenler için yer değiştirme özrü olmaktan çıkarılmasına,

Öğretmenlerin il ve ilçe emrine atamalarının kaldırılmasının doğurduğu sonuçlara,

İlişkin soruları ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/12482), (7/12484), (7/12485), (7/12487), (7/12488), (7/12489)

3.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, TRT’nin bir yayınında CHP Genel Başkanının isminin sansürlendiği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/12549)

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 2002-2012 yılları arasında kişi başına borçlanma miktarlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/12565)

5.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 2011’de Habur Gümrük Kapısından giriş-çıkış yapan araç ve insan sayısına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/12617)

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, gemilerle yapılan akaryakıt kaçakçılığına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/12618)

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık personelinin tayin işlemlerinde yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/12621)

 


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 11.00’de açılarak beş oturum yaptı.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/698) (S. Sayısı: 361) ve 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) görüşmelerine devam edilerek;

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı,

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü,

Maliye Bakanlığı,

Gelir İdaresi Başkanlığı,

Kamu İhale Kurumu,

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı,

2013 yılı merkezî yönetim bütçeleri ve 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesapları;

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu 2013 yılı merkezî yönetim bütçesi;

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı,

Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı,

2011 yılı merkezî yönetim kesin hesapları;

Gelir Bütçesi üzerindeki görüşmeler tamamlanarak 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu tasarısı 8’inci maddesine kadar;

Kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in şahsına,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın CHP Grubuna,

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın şahsına,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın şahsına,

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın CHP Grubuna,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün Adalet ve Kalkınma Partisine,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın bazı ifadelerine,

İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın bazı ifadelerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Alınan karar gereğince, 18 Aralık 2012 Salı günü saat 11.00’de toplanmak üzere 23.19’da birleşime son verildi.

 

                                                    Şükran Güldal MUMCU

                                                             Başkan Vekili

 

         Mine LÖK BEYAZ                                                                  Bayram ÖZÇELİK

               Diyarbakır                                                                                  Burdur          

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye       

 

             Fatih ŞAHİN                                                                      Mustafa HAMARAT

                  Ankara                                                                                      Ordu

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye


II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                 No: 54

18 Aralık 2012 Salı

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

 

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Bakanlık Merkez teşkilatında çalışan personele döner sermayeden para ödenip ödenmediğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11364)

2.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Siverek Devlet Hastanesinde hamile bir kadın ile bebeğinin ölümünde ihmal olduğu iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11365)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık Merkez ve taşra teşkilatları ile bağlı birimlerinde yapılan protokol harcamalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11366)

4.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun’daki bir hastanenin Giresun Üniversitesiyle ortak kullanımına ilişkin protokolün iptal edildiği iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11367)

5.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile ilgili bazı iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11368)

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Aksaray ili Gülağaç ilçesindeki sağlık kurumlarına ve kapasitelerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11369)

7.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’taki sağlık hizmetleriyle ilgili verilere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11370)

 


18 Aralık 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Başbakanlığın bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Uluslararası Jüt Çalışma Grubunun Çalışma Esaslarını Oluşturan Anlaşmaya Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 75’inci maddesine göre geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1071)

                                                                                                               17/12/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 3/9/2012 tarihli ve B.02.0.KKG.0.10/101-610/3624 sayılı yazı.

İlgide kayıtlı yazımız ekinde Başkanlığınıza sunulan “Uluslararası Jüt Çalışma Grubunun Çalışma Esaslarını oluşturan Anlaşmaya Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı”nın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 75’inci maddesine göre geri gönderilmesini arz ederim.

                                                                                                      Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                                Başbakan

BAŞKAN – Dışişleri Komisyonunda bulunan tasarı Hükûmete geri verilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, programa göre, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (x)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi kabul edilmişti.

                                       

(x) 361 ve 362 S.Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 10/12/2013 tarihli 36'ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Şimdi 8’inci maddeyi okutuyorum:

Mali kontrole ilişkin hükümler

MADDE 8- (1) 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri;

a) Arızi nitelikteki işleriyle sınırlı kalmak koşuluyla yıl içinde bir ayı aşmayan sürelerle hizmet satın alınacak veya çalıştırılacak kişilere yapılacak ödemeleri,

b) İlgili mevzuatı uyarınca kısmi zamanlı hizmet satın alınan kişilere yapılacak ödemeleri,

c) 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun 25 inci maddesi gereğince aday, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere yapılacak ödemeleri,

ç) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (C) fıkrası gereğince çalıştırılan geçici personele yapılacak ödemeleri, bütçelerinin (01.4) ekonomik kodunda yer alan ödenekleri aşmayacak şekilde yaparlar ve söz konusu ekonomik kodunu içeren tertiplere ödenek eklenemez, bütçelerin başka tertiplerinden (bu ekonomik kodu içeren tertiplerin kendi arasındaki aktarmalar ile bu Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında yapılan aktarmalar hariç) ödenek aktarılamaz ve ödenek üstü harcama yapılamaz. Ancak, özelleştirme uygulamaları nedeniyle iş akitleri feshedilenlerden 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (C) fıkrası hükmü çerçevesinde anılan kamu idarelerinde istihdam edilecek personel ile bu ekonomik kodu içeren tertiplerden yapılması gereken akademik jüri ücreti ödemeleri için gerekli olan tutarları ilgili tertiplere aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

(2) Bu Kanuna bağlı (T) işaretli cetvelde yer alan taşıtlar, ancak çok acil ve zorunlu hallere münhasır olmak kaydıyla ilgili bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile edinilebilir.

(3) 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri, sürekli işçileri ile 4/4/2007 tarihli ve 5620 sayılı Kanuna göre çalıştıracakları geçici işçileri, bütçelerinin (01.3) ile (02.3) ekonomik kodlarını içeren tertiplerde yer alan ödenekleri aşmayacak sayı ve/veya süreyle istihdam edebilirler. Bu işçilerle ilgili toplu iş sözleşmelerinden doğacak yükümlülükler, ihbar ve kıdem tazminatı ödemeleri, asgari ücret ve sigorta prim artışı nedeniyle meydana gelecek ödenek noksanlıkları Maliye Bakanlığı bütçesinin "Personel Giderlerini Karşılama Ödeneği" ile "Yedek Ödenek" tertiplerinde yer alan ödeneklerden aktarma yapılmak suretiyle karşılanabilir. Bu fıkrada belirtilen ekonomik kodlara bu durumlar dışında (söz konusu ekonomik kodlar arasındaki aktarmalar ile bu kodlar için birimler arası aktarmalar hariç) hiçbir şekilde ödenek aktarması yapılamayacağı gibi bütçenin başka tertiplerinden işçi ücreti ve fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışma ücreti de ödenemez. Bu fıkradaki ödenek aktarmasına ilişkin kısıtlamalar, kendi bütçe tertiplerinden aktarma yapılması koşuluyla TÜBİTAK için uygulanmaz.

(4) 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinin harcama yetkilileri, sürekli işçiler ile 5620 sayılı Kanuna göre çalıştıracakları geçici işçilerin fazla çalışmaları karşılığı öngörülen ödeneğe göre iş programlarını yapmak, bu ödeneği aşacak şekilde fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışma yaptırmamak ve ertesi yıla fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışmadan dolayı borç bıraktırmamakla yükümlüdürler. Deprem, yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ ve benzeri afetler nedeniyle yürürlüğe konulacak Bakanlar Kurulu kararları uyarınca yaptırılacak fazla çalışmalar ile fazla çalışma ücret ödemelerine ilişkin ilama bağlı borçlar için yapılacak aktarmalar hariç fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışma ücret ödemeleri için hiçbir şekilde ödenek aktarması yapılamaz.

(5) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler tarafından kanun, kararname ve uluslararası anlaşmalar gereği üye olunan uluslararası kuruluşlar dışındaki uluslararası kuruluşlara, gerekli ödeneğin temini hususunda Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmadan üye olunamaz ve katılma payı ile üyelik aidatı adı altında herhangi bir ödeme yapılamaz.

(6) Ekonomi Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığının uluslararası anlaşma, kanun ve kararnamelerle Türkiye Cumhuriyeti adına üye olduğu uluslararası kuruluşlara ilişkin işlemlerine (katılma payı ödemeleri dâhil) beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(7) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerince işletilen eğitim ve dinlenme tesisi, misafirhane, çocuk bakımevi, kreş, spor tesisi ve benzeri sosyal tesislerin giderleri, münhasıran bu tesislerin işletilmesinden elde edilen gelirlerden karşılanır. Bu yerlerde, merkezi yönetim bütçesi ile döner sermaye ve fonlardan ücret ödenmek üzere 2013 yılında ilk defa istihdam edilecek yeni personel görevlendirilmez.

BAŞKAN – Madde üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Doğan Şafak, Niğde Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekran başında bizi izleyen saygıdeğer vatandaşlarımız; buradan hepinizi selamlıyorum. 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesinin “Mali kontrole ilişkin hükümler” bölümünde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Sayın milletvekilleri, bütçe, kamu maliyesinde temel bir belge ve süreç olup devletin kurumsal ve hukuksal görevlerinin gerçekleştirilmesine olanak tanıyan bir araç niteliğindedir. Bütçeler hazırlanması, görüşülmesi, onaylanması, uygulanması ve denetlenmesi açısından yürütme, yasama ve yargı organları arasındaki ilişkilerin ortaya konması yönünden önemli bir rol oynamaktadır. Bütün gelişmiş ekonomilerde bütçe hazırlık çalışmalarına şubat, mart ayında başlanırken Hükûmet 5018 sayılı Kanun’da düzenleme yaparak 26 Eylül 2011 tarihli kanun hükmünde kararnameyle bütçe çağrı süreçlerini mayıs ayından eylül ayına ertelemiştir. Bütçenin hazırlanması bu kadar geç olunca bütçelerin görüşülmesi için de süre kalmamaktadır. 17 Ekimde Meclise bütçe tasarısı gelmektedir. Devletin bir yıllık bütçesi enine boyuna tartışılmadan Mecliste görüşülüp kanunlaşmaktadır. Esas komisyon olan Plan ve Bütçe Komisyonunda bir günde dört tane kurumun bütçesi görüşülmeye mecbur bırakılmaktadır. Hükûmetimiz sadece şekil şartını tamamlayarak Genel Kurula metni onaya getirmektedir. Yani ortada görüşülüp tartışılan bir şey yoktur. Meclisin en temel görevi olan bütçeyi komisyondan alelacele Genel Kurula getirmenizin sebebi ise Genel Kurulun harcama artırıcı veya gelir azaltıcı yetkisi olmadığındandır. Burada milletvekillerinin harcama azaltma ve gider artırma yetkisi yoksa, bunlara müdahale edemiyorsa neyi onaylıyor, onu anlamış değilim. Ben bu bütçeyi Meclisin denetlediğine ve Meclisin anladığına da inanmıyorum.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet 2010 yılında 6085 sayılı Kanun’la yeniden Sayıştay Kanunu’nu düzenledi, bu kanunla “mali anayasa” dediğimiz 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na uyum sağladı. Ama baktınız ki bu kanun denetçilere Hükûmetinizin açıklarının yazılması yetkisini veriyor, bu yetkiyi ortadan kaldırmak için hemen harekete geçip, Meclis tatile girmeden önce, 4 Temmuz 2012 yılında, 6353 sayılı Kanun’la Sayıştayı denetim yapamaz hâle getirdiniz. Bu kanunla, denetimi yapacak arkadaşlara öyle bir şey söylediniz ki, “Yanlışı görüp tespit edeceksiniz, ancak yanlışı yapan kabul etmediği sürece yanlış olduğunu Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlamayacaksınız.” dediniz. Böylece, Sayıştay denetimleri üzerinden Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkını gasbettiniz.

Sayın milletvekilleri, mali araçların ortaya çıkışını, biçimini, içeriğini, uygulanışını, denetimini düzenleyen hukuk dalına mali hukuk denir. Bu nedenle, mali hukuk içinde devlet gelirlerine ve giderlerine dayanak oluşturan tüm yasalar, bütçenin yapılmasına, uygulanmasına, denetlenmesine ilişkin yasalar, devlet muhasebesini kuran yasalar, Sayıştay Yasası, kesin hesap kanunları, mali yargı, vergileme yasaları, dış ülkelerle yapılan anlaşmalar yer almaktadır.

Diğer taraftan, yargı organı olarak nitelendirilen, yüksek hesap mahkemesi olan Sayıştay da hukuksal denetimin baş aktörüdür. Bütçenin yasama organınca denetimi teknik bir faaliyet gerektirdiği için tek başına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yerine getirilemez. Bu nedenle, Anayasa’nın 160’ıncı maddesinde Sayıştay, merkezî yönetim içerisindeki dairelerin tüm gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunla verilen denetleme ve hükme bağlama işlemini yapmakla görevlendirilmiştir. Sayıştayın teknik ve hukuki açıdan yaptığı bu denetim, ayrıca, performans denetimi, siyasal nitelik taşıyan parlamento denetiminin de temelini oluşturur. Tüm dünya sayıştayları performans denetimi yapmaktadır. Bizim Sayıştayımız da 1996 yılından bu yana performans denetimi yaparken siz 2010 yılı sonunda Sayıştayın performans denetimi yapma yetkisini elinden aldınız, “Biz kamu kaynaklarını savurganca harcarız ama Sayıştaya bunu denetletmeyiz.” dediniz. Engellemelere rağmen Sayıştayın hazırlayacağı raporlar sırasıyla genel uygunluk bildirimi 43’üncü madde, dış denetim genel değerlendirme raporu 68’inci madde, faaliyet genel değerlendirme raporu 41’inci madde, mali istatistikleri değerlendirme raporu 54’üncü madde. KİT raporları ve diğer raporlardır.

Kamu harcamalarının saydamlığını gerçekleştirmek için Sayıştay yukarıdaki belirttiğim raporları ve istatistikleri Türkiye Büyük Millet Meclisine veya ilgili kamu idarelerine verildiği tarihten itibaren kamuoyuna sunar. Bu çerçevede, yukarıda saymış olduğum raporlar Sayıştay raporu olarak ilgili yerlere, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmadığı için böyle bir bütçe görüşülemez, denetlenemez, mali kontrolü yapılamaz. Sayıştay denetimi eksik olan bütçe naylon ve korsan bir bütçedir. Bu bütçenin geçici bir bütçe olarak Parlamentoya gelmesi ve daha sonra Sayıştay raporları alındıktan sonra yapılması gerekmektedir.

Tam üye olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği bütçelerinin dış denetimini de Birliğin organı olan sayıştay yapmaktadır. Birliğin mali denetim organı olup bir hesap mahkemesi şeklinde görev yapmaktadır, AB bütçesinin mali yönetiminin düzgünlüğünü ve yasallığını denetleme yetkisine sahip bulunmaktadır. AB sayıştayı oy çokluğuyla kabul ettiği bu raporu komisyona sunmakla yükümlüdür. Bilinen tarihsel bir gerçeği yinelemekte yarar bulunmaktadır. Parlamentolar savurgan ve keyfî harcamalarda bulunan yürütme makamlarına karşı vergi mükelleflerinin temsilcileri olarak doğmuş ve bu işlevlerini kabul ettirerek var olabilmişlerdir. Günümüzün temsilî demokrasilerinin temelinde, halkın temsilcilerinin kamu gelir ve giderlerinin saptanmasında söz ve karar sahibi olabilmek ve hesap verebilir bir kamu yönetimi oluşturabilmek için, yürütme makamlarına karşı bütçe hakkı bağlamında sürdürdükleri mücadele yatmaktadır. Bütçe hakkı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, hiçbir zaman bu kadar suistimal ve gasbedilmemiştir.

Buradan AKP’li milletvekili arkadaşlara sesleniyorum: Gece yastığa başınızı koyduğunuzda, Sayıştay denetiminden geçmemiş harcamayı onayladığınız için vicdanınız rahat uyuyabiliyor musunuz?

ALTAN TAN (Diyarbakır) - Evet, uyuyabiliyorlar.

DOĞAN ŞAFAK (Devamla) – Sayın milletvekilleri, 2012 yılı bütçe açık hedefi 21,1 milyardı, şu anda 33,5 milyar olacak, 12,1 milyar sapma var. Personel giderleri 5,5 milyar sapmış, mal ve hizmet alım kalemi 4,5 milyar sapmış, sermaye giderleri ise 5,8 milyar sapmış.

Sayın milletvekilleri, her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur. 6085 sayılı Yasa’nın 7’nci maddesinin ikinci fıkrasında “Bu sorumluluğun yerine getirilip getirilmediği Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulacak Sayıştay raporlarında belirtilir.” denilmektedir. Bu bütçe döneminde “harcama öncesi mali kontrol, harcama öncesi iç denetim, bütçenin Sayıştay yargı denetimi, Sayıştayın rapor verme görevi” gibi kurallar yerine getirilmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, Sayıştay raporlarının olmadığı bir bütçeyi kabul etmek, 2011 yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nı onaylamak, bizlerin yasalara aykırı işlem yapacağımız anlamına gelecektir. Bu bütçede, bahsedilen 4/C’li çalışanların sorununa çözüm yok, atanamayan öğretmenler yok, memurlar yok, esnaf yok, Anadolu’da yalın ayak dolaşan çiftçi zaten yok, ikinci öğretimde harçları kaldırılmayan üniversite öğrencileri yok, denetim hiç yok.

Onun için, siyasetin doyumsuzluk ilkesine göre hazırlanmış bu bütçeyi Sayıştay raporları gelene kadar geçici bütçe olarak kabul etmemiz gerektiğini sizlere belirtir, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8’inci madde üzerine söz aldım. Öncelikle günaydın, hepinize saygılarımı sunuyorum.

8’inci madde mali kontrole ilişkin hükümleri düzenliyor. Bu süre içerisinde tabii ayrıntılı olarak bunu görüşmeyi dilerdik. Yalnız, ne dediğini pek iyi değerlendirmeyen ve söyledikleri sözün nereye varacağını, doğrusu, düşündüklerinden emin olmadığım Hükûmetle karşı karşıyayız değerli milletvekilleri. Dağa çıkmayı, terörist olmayı meşru göstermeye çalışan bir Başbakan Yardımcısı, kuvvetler ayrılığını önünde bir engel olarak gören bir Başbakan tarafından yönetilen Türkiye’nin geleceğini Allah esirgesin. Burada bütçeyi görüşmek ve bütçe hakkı sakatlanmış bir Mecliste bütçeyi görüşmek acaba ne derece faydalı oluyor, gerçekten düşünmek lazım.

Sayın Başbakan hoşgörünün merkezi Mevlânâ’yı anma, Şebiarus töreninde, iktidar hırsının zirveye çıktığı bir konuşma yapıyor. “Bu kuvvetler ayrılığı denen var ya, o önünüze gelip engel olarak dikiliyor.” diyor.

Değerli milletvekilleri, ecdadımız Osmanlıda dahi yürütme ve yargı ayrılığı vardı. Öyle ki, kadılar padişaha bile ayar veriyordu, racon kesiyordu ama 2012’nin Türkiye’sinde “ıh” deyicinin “hıh” deyicisi Adalet Bakanı ve yargı mensupları var; yorum yapıyor, tevil ediyor, ortalık toparlamaya çalışıyorlar.

Değerli milletvekilleri, 8’inci maddede kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin harcamalarıyla ilgili çeşitli sınırlamalar getiriliyor. Buna göre, kamu idarelerinin sürekli geçici işçileriyle ilgili ortaya çıkacak ödenek noksanlıkları Maliye Bakanlığı bütçesinin personel giderlerini karşılama ödeneği ile yedek ödenek tertiplerinden aktarma yapmak suretiyle karşılanabilmektedir; ancak bu ödenekler, Devlet Memurları Kanunu’nun 4/C maddesi gereğince çalıştırılan geçici personele yapılacak ödemelerde kullanılmamaktadır.

Personel istihdamını Anayasa’mızın 128’inci maddesi düzenlemektedir; buna göre “Kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve kamu görevlileri eliyle görülür.” demektedir.

657 sayılı Kanun da, geçici işler için istisnai hâllere özgü olmak üzere sözleşmeli ve geçici personel istihdamını da mümkün kılmaktadır. Bu şekilde istihdam edilenlerden kamuda çalışanlar arasında en kısıtlı haklara sahip olan kesim, 4/C maddesi uyarınca çalıştırılan geçici personeldir. Kamuda bugün yaklaşık 22 bin 4/C’li personel istihdam edilmektedir. Bu personelin yıllık izin, iş güvencesi, sosyal yardım gibi hakları bulunmazken, maaşları da son derece kısıtlıdır ve düşüktür.

4 Şubat 2010 tarihinde yayınlanan Bakanlar Kurulu kararıyla, 4/C’li çalışanlar arasında farklı uygulamalara gidilerek var olan adaletsizlik daha da derinleştirilmiştir. Bu kararla, 4/C statüsünde istihdam edilen kamu görevlilerinin bir bölümü için yeni haklar verilirken, Bakanlar Kurulu kararının sadece özelleştirme sebebiyle işsiz kalan ve kalacak olan işçilerden 4/C statüsünde istihdam edilenleri kapsaması büyük bir haksızlık ortaya çıkarmıştır. Yine 5620 sayılı Kanun’la yaklaşık 220 bin geçici işçiye kadro verilmiştir. 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle 657’nin 4/B maddesi ve 4954 sayılı Kanun uyarınca istihdam edilen 198 bin sözleşmeli personel memur kadrolarına atanmıştır. 4/C’li personelin kapsam dışında tutulması kamuda sözleşmeli olarak çalışan kamu görevlileri sendikalarına üye olma hakkı bulunan ve dolayısıyla kamu görevlisi olarak kabul edilmesi gereken 4/C personelinin bir kez daha mağdur edilmesine neden olmuştur.

Bu 4/C’li personelden 1.445’i de Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışmaktadır. 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığı İdari Teşkilat Kanunu’nun geçici 9’uncu maddesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisindeki 4/C’li personelin kadroya geçirilmesi ile ilgili bir düzenleme yapılmıştı. Bu düzenlemeye göre, idari teşkilat kadrolarına personel alınması durumunda, her seferinde alınması öngörülen kadronun yüzde 20’si oranında Türkiye Büyük Millet Meclisinde istihdam edilen 4/C’lilerin kurum içinde açılacak sınavlarda başarılı olmak kaydıyla idari teşkilat kadrolarına atanması öngörülmektedir. Ancak bu kanunla norm kadro uygulamasına geçilerek personel alımı sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışan 4/C’liler idari teşkilat kadrolarına atanamamaktadır. Yüce Mecliste 4/C’li personelin istihdam edilmesi gerçekten hiç uygun değildir değerli milletvekilleri.

Bu kamu istihdamında birliğin, uyumun, adaletin sağlanabilmesinin yolu kamudaki bu çok başlı yapıyı sonlandırmaktan, tüm çalışanların iş güvencesi, sosyal haklar, toplu sözleşmeli ve grevli sendikal hak ve izin haklarını da içeren, insanca yaşayabileceği bir ücret aldığı, asli ve süreklilik arz eden bir statüye kavuşturulmasından geçmektedir. Bu doğrultuda farklı statü çerçevesinde istihdam edilen personel kadroya alınarak bu çalışanların mağduriyeti acilen giderilmelidir. Buna ilişkin olarak Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri arkadaşlarımızın, bizlerin kanun tekliflerimiz de Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüştüğümüz 8’inci madde “Mali kontrole ilişkin hükümler” başlığını taşıyor. İster yeryüzünün ve insanlık tarihinin en tekemmül etmiş teşkilatı olan devlet olsun isterse o devletin herhangi bir birimi olsun isterse bir özel kurum veya bir özel şirket olsun, hangi ülkede, hangi rejimde olursa olsun bütün yönetim birimlerinde, o yönetimin amaçları doğrultusunda başarıyla faaliyet yürütebilmesi için yönetime ilişkin beş temel fonksiyon vardır: Birincisi planlama, ikincisi örgütleme, üçüncüsü kadrolama, dördüncüsü yönlendirme yani sevk ve beşincisi de denetimdir. Bir yönetim biriminin başarısının asgari beş temel şartı ve fonksiyonudur.

AKP döneminin en büyük günahlarından birisi devlette denetim sistemini etkisiz hâle getirmesi ve felç etmesidir. Bir kurumda sağlıklı işleyen bir denetim yoksa o kurumun aldığı kararlarda genellikle isabetsizlik olur, o kurum her türlü usulsüzlük, yolsuzluk ve yanlışlıklarla karşı karşıya gelebilir, verim düşüklüğü olur, saydamlık sağlanamaz, savurganlık olur ve savurganlığı da önleyemezsiniz. Bunların önemli bir kısmını bu bütçede de ve Hükûmetin uygulamalarında da görüyoruz.

Acaba Hükûmet hiç düşünüyor mu, bu kadar bütçe açığında savurgan harcamaların etkisi nedir? Neden bu kadar, bütçe kaynakları bazı alanlarda hoyratça kullanılıyor da önleyemiyorsunuz? Ben düşünüldüğünü hiç sanmıyorum, önlemek istediğinizi de sanmıyorum çünkü bu kadar israfın asıl nedeni bizatihi AKP zihniyetinin Hükûmet etme anlayışında yatmaktadır. AKP Hükûmeti, bütçe ve kamu kaynaklarını bir millet malı, bir beytülmal olarak görmüyor. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kanunu ki 10 Aralık 2003 tarihinde çıktı. Buna Kamu İhale Kanunu’nu da dâhil edebiliriz. Bu iki kanun, kanun çıkarmanın marifet olmadığını, asıl marifetin kanunları gerektiği gibi uygulamak olduğunu gösteren iki tipik örnektir. Kamu mali denetiminin hem yapısını hem de yönetimini değiştiren bir kanundur 5018. Bu kanuna göre iki tür denetim vardır; iç denetim ve dış denetim.

İnşallah, diğer ayrıntılı maddelerde, kesin hesap görüşmelerinde dile getirmek üzere hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Pervin Buldan, Iğdır Milletvekili, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz bugün BDP Grubu olarak, Genel Kurulu, cezaevlerindeki tutuklu milletvekillerimizin yasama faaliyeti günü olarak ilan ediyoruz.

(Hatip tarafından kürsü önüne Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ın resmi konuldu)

Bugün ben Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ım. (BDP sıralarından alkışlar) Bu da benim mazbatam. “12 Haziran 2011 tarihinde yapılan genel seçimlerde Şırnak ilinden milletvekili seçildim. Ben Selma Irmak, sizler gibi partimin listelerinden değil, Şırnak ilinden bağımsız aday oldum, tercihli oy kullanan 46.278 insanın iradesi olarak milletvekili seçildim. Tam 46.278 insanın iradesi olarak şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinde değil, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevindeyim. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnternet sitesinde Selma Irmak adresinde ‘A Blok Alt Zemin 1’inci Banko No: 7’ yazılmış ama bu adres yanlış. Benim adresim, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi 4’üncü Bayan Koğuşu, Diyarbakır.

18 Nisan 2009 tarihinde gözaltına alınıp tutuklandım. Tam iki yıl sekiz aydır cezaevinde rehin olarak tutulmaktayım. ‘Rehin’ diyorum çünkü dosyamda tutuklanmamı gerektirecek hiçbir suç yok. Katil değilim, hırsızlık yapmadım, ihaleye fesat karıştırmadım, yüz kızartıcı hiçbir suç işlemedim. Rehin olarak tutulmanın bir nedeni var; o da Kürt olmam, kadın olmam, düşüncelerimi ifade etmem ve halkımın özgürlük ve eşitlik mücadelesini savunmamdır.

Ben sizler gibi Genel Kurulda konuşmalar yapamıyorum; kanun teklifi, araştırma önergeleri, soru önergeleri veremiyorum. Grup başkan vekillerimiz aracılığıyla vermiş olduğum birkaç araştırma önergesi var, hepsi bu kadar. Peki, ben Selma Irmak, rehin olarak tutulduğum Diyarbakır Cezaevinde ne mi yapıyorum? Kısaca paylaşayım: Benimle birlikte rehin alınan kadın arkadaşlarımla birlikte küçücük bir koğuşta ufak bir televizyon ekranında sizleri, grubumu, halkımın verdiği özgürlük ve eşitlik mücadelesini ve tabii ki, Şırnak halkının onurlu direnişini izliyorum. Zaman zaman Genel Kurulda çıkan kavgaları hayretle seyrediyorum. Bazen Şırnaklı bir çocuk oluyorum mesela, dili yasaklanan halkımın çocuklarının okula giderken yaşadıkları sıkıntıyı hissediyorum. Kimi zaman Şırnaklı kadınlarla görüyorum kendimi; miting alanlarında, yürüyüşlerde dimdik ayakta, ön saflarda Şırnaklı kadınlarla. Kimi zaman duygulanıyorum, hüzünleniyorum, mesela cenazeler geldiği zaman Şırnak’a, bu coğrafyanın gencecik fidanları toprağa verilirken cenazelere yapılan müdahaleyi, atılan gaz bombalarını, sıkılan tazyikli suları izlerken yüreğim paramparça oluyor. Ve aynı yürek ‘Benim vatanım evladımdı, evladım ölünce vatanımı da öldürdünüz.’ diyen bir asker annesini dinlerken de aynı şekilde kırılıyor, paramparça oluyor yüreğim.

Bütün bunlarla birlikte, hani bazı anlar vardır ya gözyaşlarınızın sel olup akmasına engel olamazsınız. Ateş düşer yüreğinize, kor bir ateş parçası yakar bedeninizi. O ateş 28 Aralıkta düşmüştü yüreğime, bedenime, küçücük koğuşuma. Sizin adına ‘Uludere’ dediğiniz Klaban’ın ‘Gülyazı’ dediğiniz Roboski’sine  bombaların düştüğü an, 34 sivil insanın savaş uçaklarıyla bir saat boyunca bombalanması sonucu paramparça olan cesetlerin Roboski halkı tarafından toplandığını, anaların feryatlarını, yakılan ağıtları ve çaresizliği izlerken 34 insanla birlikte aslında insanlığın da öldüğünü gördüm. Acılarla dolu tarihimize bir acı da Roboski’de eklendi ne yazık ki.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazen duygularımı, düşüncelerimi, yazdığım mektuplarla kamuoyuyla paylaşmaya çalışıyorum. Tabii, bu yazdığım mektuplardan sizler ne kadar haberdarsınız onu bilemiyorum. Mesela en son yazdığım mektup AKP Ağrı Milletvekili Sayın Fatma Salman’a uygulanan şiddete ilişkindi. Şöyle dedim mektubumda: ‘Sevgili Fatma’ya en içten duygularla geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum. Sevgili Fatma bilmelidir ki tüm kadınlar olarak kalben yanındayız. Kadına yönelik şiddet partilerüstü, ideolojilerüstü bir durumdur. Ve kadınlar olarak deneyimleyerek öğrendik ki örgütlü bir mücadele, güçlü bir kadın dayanışması olmaksızın sorunlarımızın üstesinden gelemeyiz. Fatma’ya uygulanan şiddet, hepimize uygulanmıştır. Toplumun cinsiyetçileştirme öğretisinden geçerek başkalaşan yani erkekleşen insan evladı bu öğretiyi reddetmelidir. Özüne yani yaşamın dişil hâline dönmeyi başarmalıdır. Fatma Salman şahsında Ağrı halkına, serhatın Ararat kadar başı dik ve cesur kadınlarına, şiddet mağduru tüm kadınlara selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.’ dedim.

Evet değerli milletvekilleri, ben fiziken aranızda olamasam da, ruhen sizlerle birlikte olduğumu ama yüreğimin Şırnak halkıyla çarptığını bilmenizi isterim.”

Sevgili Selma Irmak, biz de seni seviyoruz. Fiziken bizimle olmasan bile, ruhen yanımızda olduğunu, kalbinin, yüreğinin sana oy veren, seni seçen Şırnak halkıyla olduğunu biliyoruz. Seni ve tüm tutsakları saygıyla selamlıyoruz. En kısa zamanda özgürlüğüne kavuşmanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, Genel Kurulda yasama faaliyetlerine katılmanı; Şırnak halkıyla, çocuklarıyla, kadınlarıyla miting alanlarında, meydanlarda, onların sevincine ortak olmanı, verdikleri özgürlük ve eşitlik mücadelesinde yanlarında olmanı, tüm yüreğimizle ve kalbimizle temenni ettiğimizi ifade ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Fuat Karakuş, Kilis Milletvekili.

FUAT KARAKUŞ (Kilis) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, aziz milletimizi ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ, ülkemizin siyasi ve ekonomik alanlarında büyük sıkıntılar yaşandığı bir dönemde Başbakanımız, Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, on bir yıl önce, ülkesine ve milletine hizmet aşkıyla yola çıkan, maruz kaldığı her türlü engellemelere rağmen ülkemize büyük bir gelişim ve değişim süreci yaşatmış, iç politikadan dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, enerjiden tarıma, ulaşımdan turizme, ekonomiden toplumsal yaşama, demokrasiden insan haklarına kadar her alanda devrim niteliğinde birçok ilke imza atmayı başarmış bir partidir.

Milletvekili olmadan önce Kilis Devlet Hastanesi Başhekimlik görevini ifa etmiş birisi olarak, “Et-tekrârü hasen velev kâne yüz seksen.”, “Tekrar yüz seksen kere de olsa güzeldir.” sözünden hareketle, sağlık alanında yapılan çalışmalara ilişkin kısaca bilgiler vermek istiyorum.

İktidarımız döneminde 554’ü hastane, 1.467’si birinci kademe sağlık kurumu olmak üzere 2.021 yeni sağlık tesisi inşa edilmiştir.

Devlet hastaneleri ve SSK hastaneleri tek çatı altında birleştirildi. Emekli Sandığına bağlı, sigortalı ve BAĞ-KUR’lu tüm vatandaşlarımızın bütün hastanelerden yararlanması sağlandı.

Geçmiş dönemlerde sık sık yaşanan rehin alma, hastanede rehin kalma ortadan kaldırıldı.

Kamuya ait sağlık kuruluşlarındaki muayene sayısı yüzde 400 artırılarak vatandaşlarımız muayene kuyruklarından kurtarıldı.

Aile hekimliği uygulaması hayata geçirildi.

Vatandaşlarımızın hastane randevusunu telefonla veya İnternet üzerinden alması sağlandı.

Kızamık, sıtma gibi hastalıklar sıfırlanarak ülkemizin gündeminden çıkarıldı. 

2002’de 18 olan MR sayısını 266’ya, 120 olan tomografi sayısını 410’a, 1.510 olan diyaliz cihazı sayısını 4.445’e yükselterek sağlıkta teknolojik devrim yapıldı.

Koğuş görünümündeki hastane odaları modern hastane odasına dönüştürüldü. İçinde banyosu, tuvaleti olan oda sayısında yüzde 500’lük artış sağlandı.

Sağlık hizmetleri 98 gezici sağlık birimiyle halkın ayağına gönderildi.

2002’de 618 olan ambulans sayısı 2.841’e, 481 olan acil müdahale istasyon sayısı ise 1.710’a çıkarıldı.

Daha önce ancak filmlerde görebildiğimiz, karda kışta hizmet vermek üzere 224 paletli ambulans halkımızın hizmetine sunuldu. 19 helikopter, 4 uçak ambulans ile 4 deniz ambulansı, 52 motosikletli acil müdahale ekibi iktidarımız tarafından aziz vatandaşlarımızın hizmetine tahsis edildi. Bunlar hayaldi, gerçek oldu. 81 ilimizde özel eğitimli 4.909 sağlık personeli yetiştirilerek Avrupa’nın en büyük medikal kurtarma ekibi kuruldu. İlaç almak çile olmaktan çıkartıldı, herkesin istediği eczaneden ilaç alması sağlanarak ilaç fiyatlarında yüzde 80’e varan indirimler yapıldı. Asrın hastalığı olan kanserle mücadele etmek için 81 ilimizde 124 kanser tarama merkezi açıldı. Sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımız dâhil herkes sağlık sigortasına kavuşturuldu. 18 yaşına kadar olan herkese ücretsiz sağlık hizmeti verilmesi sağlandı. Yoksul kesimin sağlık hakları diğer sigortalılarla aynı düzeye getirildi. Kaynakları daha etkin ve verimli kullanarak hizmetin kalitesini artırmak için kamu hastane birlikleri kuruldu. Benim gibi sigara içmeyenleri korumak ve dumansız hava sahası oluşturmak için kapalı alanlarda sigara içilmesi kanunla yasaklandı, bu sayede tütünle mücadele programında dünya birincisi olundu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidarlarınca yapılan yatırımlar saymakla bitmez, rakamlar ortada. Âyinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. AK PARTİ boş laflarla vatandaşlarımızı avutan bir parti olmadı, parti programında ve meydanlarda neyi vadetmişse onu gerçekleştirdi. Bugüne kadar yapılan hizmetleri yeterli görmüyor, ülkemizin bölgesinde ve dünyada daha da güçlü ve itibarlı olması, dünyanın en büyük on ekonomisi arasında yer alması, kronik sorunlarımızı çözerek geleceğe daha emin adımlarla ilerlemesi, demokrasimizin güçlenmesi, milletimizin refah ve mutluluğu için gece gündüz demeden tüm gücümüzle çalışmalara devam ediyoruz.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerime son verirken 2013 yılı bütçesinin ülkemiz ve aziz milletimiz için hayırlara vesile olmasını diler, başta Sayın Başbakanımıza ve tüm bakanlarımıza olmak üzere bütçemizin hazırlanmasında emeği geçen herkese şükranlarımı sunar, aziz milletimize ve yüce heyetinize saygılar sunarım. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından alkışlar(!)]

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bugünkü konuşmalarımı Mardin Cezaevinde bulunan Gülser Yıldırım Vekilimiz adına yapacağım.

(Hatip tarafından kürsü önüne Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım’ın resmi konuldu.)

Ben, 2010 şubat ayında yapılan KCK operasyonuyla birlikte gözaltına alındım ve 16 şubat itibarıyla tutuklandım. 2 yıldan fazla bir süredir Mardin Cezaevinde kalıyorum. Bugün BDP Grubumuzun özellikle tutuklu milletvekillerimize böyle bir olanak sağlamasının, bizim sesimizi en azından bu kürsüde dile getirme konusunda böyle bir yöntem bulmuş olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz, halkın iradesiyle seçilmiş milletvekilleriyiz. Nerede olursak olalım bu bizim açımızdan önemli değil; önemli olan durum, halkımızın bize verdiği iradedir. Bu iradeyi en iyi şekilde, bulunduğumuz her alanda kullanma konusunda da halkımıza verdiğimiz sözün gereğini yerine getireceğiz.

Değerli milletvekilleri, cezaevinde olmam itibarıyla aslında cezaevinde yaşanan sorunları çok daha iyi biliyorum. Şimdi, bu konuşmamda biraz… Yarın biliyorsunuz 19 Aralık ve “Hayata Dönüş” adıyla yapılan operasyonun, katliamın yıldönümü. Dolayısıyla, cezaevinde yaşayanlar olarak biz, aslında cezaevi koşullarının nasıl olduğunu çok iyi biliyoruz. Hele hele demokrasi, insan hakları ve özgürlükler konusunda mücadele verenlerin, sürekli yargı baskısıyla karşı karşıya kaldığı bir ülkede, aslında bizim talebimiz bulunduğumuz her alanda baskıyla karşı karşıya kalıyor. O yüzden cezaevinde bulunan insanların, bunları protesto etmesi için bir yöntemleri var, o da ‘açlık grevleri’.

Bizler de 12 Eylül 2012 tarihinde, biliyorsunuz, Türkiye’de ana dil üzerinde yasağın kaldırılması, Sayın Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanarak müzakere sürecinin başlatılması konusunda bir açlık grevi başlatmıştık. Bizim açlık grevimiz altmış sekiz gün sürdü ve neyse ki ölümler olmadan sonlandırıldı ama hâlâ taleplerimiz ortada duruyor. Ama 2000 yılında, 19 Aralıkta yapılan operasyonda böyle bir şey olmadı. O dönem F tipi koşullarını, F tipine geçiş sistemini eleştiren tutuklu ve hükümlüler açlık grevlerine başladılar ve bu açlık grevlerini daha sonra ölüm orucuna dönüştürdü devrimciler ama buna müdahale edildi. Görünen o ki açlık grevleri 20 Ekimde başlamıştı, müdahale 19 Aralıkta geliştirildi. Sonra ortaya çıkan belgelerde biz gördük ki aslında bu operasyonun açlık grevleriyle falan alakası yok.

‘Tufan belgesi’ diye bir belgeden bahsediliyor, plandan bahsediliyor. Bu plana göre aslında Hükûmet -dönemin Hükûmeti- 11 Ekimde cezaevlerine müdahaleyi planlamış zaten. Açlık grevlerinin başlangıç tarihi 20 Ekim yani F tiplerine geçiş öncesi, bir şekilde ‘Cezaevlerinde kontrolümüz yok, devletin gücünü orada göstereceğiz.’ diye operasyon hazırlığını yapmış, açlık grevleri sadece buna bahane olmuş. Kaldı ki 12 Aralıkta dönemin Adalet Bakanı diyor ki: ‘Biz F tiplerine geçişi durduruyoruz, erteliyoruz.’ Ama 19 Aralıkta müdahale ediliyor ve 30 insan, 2’si asker 30 tutuklu insan yaşamını yitirdi.

Şimdi, biz hâlâ, bu operasyonun gerçekleriyle açığa çıkarılmasını bekliyoruz. ‘Hayata Dönüş’ adı altındaki… O zaman Hükûmete ‘Biz müdahale etmeseydik ölüm oruçlarında daha çok insan ölecekti.’ diye Türkiye kamuoyunu, Türkiye toplumunu kandırmaya çalışan, aslında bizi uyutmaya çalışan yaklaşımının ne kadar sahte olduğunu bir kez daha gösteriyoruz; tarih bize gösteriyor.

Değerli milletvekilleri, ama şunu ifade etmek isteriz: Hâlâ 19 Aralığın travmasını yaşıyoruz. Türkiye 19 Aralık cezaevi operasyonunu, katliamını araştırmadığında, sorumluları yargılamadığı sürece, Türkiye'de gerçek anlamda insan haklarının olması mümkün değildir.

Bakın, İnsan Hakları Haftası’nı geride bıraktık. İnsan Hakları Haftası’nda yapılan etkinliklerin hepsine bakın, tamamı, neredeyse F tipi cezaevlerindeki hak ihlallerine yöneliktir. F tipleri Türkiye'de ciddi anlamda bir travma yaratıyor, F tipleri bir işkencehaneye dönüşmüş durumda. Öyle ‘işkenceye sıfır tolerans’ diye ifade edilen şeyin gerçek olmadığını biz biliyoruz; hele cezaevinde yaşayanlar olarak, bir odada yaşamak durumunda olanlar olarak bunu çok daha iyi biliyoruz.

Buradan, cezaevinden, Mardin Cezaevi’nden bir kez daha uyarıyoruz Hükûmeti: F tipi cezaevleri gerçeğini ortaya çıkarmak, özellikle 19 Aralığın sorumlularını ortaya çıkarmak ve yargılamak bu Hükûmetin sorumluluğu altındadır. Eğer gerçekten insan haklarından, demokrasiden, işkenceye sıfır toleranstan bahsediliyorsa 19 Aralığın hesabı sorulmalıdır, bu hesap sorulmadıkça Türkiye'nin karnesi hep zayıf kalacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

On dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hayata Dönüş Operasyonu’yla ilgili devlet ne kadar tazminat ödedi ve bu kamu görevlilerine rücu edildi mi? Rücu edilmediyse, rücu edilmeyenler hakkında görevi kötüye kullanmaktan dolayı suç duyurusunda bulunmayı düşünüyor musunuz? Ayrıca, bu, kamu kaynaklarını israf ve savurganlık anlamına gelmez mi?

İki, Başbakan tarafından vatandaşlara karşı açılan davaların sayısı nedir? Vatandaş tarafından Başbakana karşı açılan davaların sayısı nedir? Başbakanın almış olduğu tazminatların miktarı ne kadardır ve vatandaşın aldığı hapis cezası ne kadardır? Vatandaşın Başbakana karşı açmış olduğu davaların tazminat miktarı ne kadardır? Vatandaşın kazandığı bu tazminat paraları devlet bütçesinden mi ödendi, yoksa Başbakanın şahsi parasından mı ödendi?

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, 2/B’yle ilgili ne zaman açıklama yapacaksınız? Vatandaşlar, bunun artık çok geciktiğini söylüyor. Bu konuda, vatandaşların ödeyeceği paraya taksit yapacak mısınız? Yapacağınız taksitin mutlaka hasat dönemlerini kapsaması lazım. Dikkat ederseniz, son günlerde, gazetelerde, “2/B’ye kredi veriyoruz.” diye başladı. Devlet, bunu, taksit yaparak, belli bir oranda, küçük bir oranda bir fark alarak yapamaz mı?

İkinci sorum ise özellikle yirmi dokuz yıllığına kiraya verilen köy meralarının… Anayasa Mahkemesi -biliyorsun- bunu iptal etti. Bu konuda kiraya verilen meraları iade edecek misiniz köylüye? Bu konuda Bakanlığınızın görüşü nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdemir… Yok.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sorum Maliye Bakanına: Emekli olduktan sonra vergi mükellefi olanların veya vergi mükellefi olan bir iş yerinde çalışanların emekli maaşından kesinti oluyor. Bu da “İş yapma.” veya “Emekli maaşın yeter.” veya “Kayıt dışına çık.” der gibi bir hâl yaratıyor. Bunu, Sayın Maliye Bakanımız düzeltme imkânını bulur mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yeniçeri… Yok.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yatı, kotrası olanlara ÖTV’siz, KDV’siz ucuz mazot veriyorsunuz. 2002 seçimlerinde verdiğiniz söz olan yeşil mazotu Türk köylüsünden niçin esirgiyorsunuz?

 Ekonominin iyiye gittiğini söylediğinize göre, üreticiler şöyle soruyor: “Bugün Ziraat Bankası ve tarım kredi borçlarını ödeyemiyoruz. Hayvanımıza yem ve saman alamıyoruz. Bizden niçin ucuz mazotu esirgiyorsunuz? Bugün yaşadığımız zor şartlarda bizleri kurtarma adına, yeşil mazot ve hayvan işletme sahiplerine iki yıl ödemesiz, sıfır faizli yem ve saman kredisi vermeyi düşünür müsünüz?”

“Bunlar hayaldi, gerçek oldu.” denerek sizlere oy veren seçmenler adına teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öz… Yok.

Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, biliyorsunuz, Başbakan dün Danıştaya bayağı bir çattı. Bunun sebebi de kamu-özel ortaklığı yapımıyla hastaneleri Danıştay 13. Dairesinin iptal etmesiydi. Sayın Çalışma Bakanı da vatandaş için ve bütçe için bunun zararlı olduğunu söyledi.

Siz memura yüzde 3’ü çok görürken bu kamu özel ortaklığıyla yapılacak hastanelere ödenecek paranın… Örneğin Erzurum’da 1.200 yataklı bölge hastanesini devlet kendisi yaparken yaklaşık 193 milyona mal etti, bir Kayseri’nin yıllık kirası 137 milyon olacak. Bu bir.

İkincisi, burada sağlığı çok övüyorlar. Dün akşam ben, üç saat, bir trafik kazası geçiren hastaya yer bulmak için hastane hastane aradım. En sonunda, sağ olsun doktor arkadaşlarım, yatağın yanına yatak koyaraktan hasta yatırdılar. Yoğun bakımlarda da büyük sıkıntı var. Sağlık, öyle denildiği gibi değil.

Üçüncü bir sorum da: Erzincan’da belediyenin yaklaşık 2 trilyona yakın elektrik borcu varken Erzincanspor’un 60 lira elektrik borcu var. diye elektriği kesiliyor. Diğer özel şirketlerin de bir sürü elektrik borcu var ama Erzincanspor’un 60 lira için kesiliyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, temmuz ayının ilk haftasında, 2012 KPSS sınavı ile Maliye Bakanlığına 156 Hazine avukatı alımı gerçekleştirildi. Bu kişiler, evraklarını ekim ayında vermiş olmalarına rağmen, güvenlik soruşturmaları bahane edilerek, bu  kişinin güvenlik soruşturmaları gerekçe gösterilerek henüz göreve atamaları yapılmadı. Bu konuda Bakanlığa yapmış oldukları birçok başvurular sonuçsuz kaldı. Bu 156 Hazine avukatlığına başvuran 156 arkadaşımız ne zaman göreve başlayacaktır? Dört beş aydır bu sürünceme neden kaynaklanmaktadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Süreniz beş dakika, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Tanal’ın sorularına şu anda cevap veremeyeceğim çünkü bu veriler bizde yok. Bir kısmının da Başbakanlıktan tabii ki derlenip toplanması gerekiyor, epey bir istatistiki rakam gerektiriyor.

Sayın Aslanoğlu’nun sorusuna gelince -dün de ifade ettim- aslında biz ocak ayı başı itibarıyla satışlara başlayacağız. Çünkü, bugüne kadar tespit edilen fiyatlara yapılan itirazları değerlendirdik. Fiyatların özellikle yer açısından, mahallesinden sokağına kadar tutarlı olması konusunda çok önemli bir çalışma yapıldı. Çünkü, hakikaten biz bunu bir sorun çözme olarak görüyoruz, gelir ayağını en azından ikincil olarak görüyoruz. O nedenle, inşallah ocak ayında başlarız. Taksitleri de yapacağız tabii ki. Taksit imkânları var, şöyle: Biliyorsunuz, peşin ödemede indirim var, yüzde 70 üzerinden zaten verilecek yani 100 liralık yer 70 liraya verilecek ama peşin ödenirse 56 liraya kadar düşecek. Yok, taksitle alınmak istenirse, mücavir alan içerisinde ise üç yıllık taksit yapılabiliyor, mücavir alan dışında ise dört yıllık taksit yapılabiliyor. Dolayısıyla, o konuda da her türlü kolaylığı göstereceğiz.

Kiraya verilen köy meralarının tabii ki köylülere iade edilmesi, o konuya arkadaşlar bir baksınlar, doğrusu ben çok detaylarına vâkıf değilim, ama tabii ki, meralar oradaki köylülerimiz için, çiftçilerimiz içindir. Arkadaşlar çalışsınlar, ben sonra tekrar size geri gelirim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, oralar kiraya verildi yirmi dokuz yıllığına, Anayasa Mahkemesi iptal etti, iade edilmesi lazım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tamam, yani biz mahkeme kararlarını uygularız.

Emekli olduktan sonra kesintiler konusu dün de gündeme geldi.

Şimdi değerli arkadaşlar, tabii bu, 2008 yılında yapılan sosyal güvenlik reformuyla uygulamaya konulmuş. Burada amaç şu: Emekli olduktan sonra tekrar işe başlanılırsa, çok cüzi oranda da olsa bir kesinti söz konusu. Bunu da, aslında, hakikaten Türkiye’de erken yaşta emekliliğin bir sorunu olarak, bir yansıması olarak görmek lazım. Şu anda Türkiye’de 10,2 milyon yani 10 milyon 200 bin emeklimiz var, bu emeklilerimizin ortalama yaşı 44. Dünyanın hiçbir ülkesinde şu anda 60’ın altında bir emeklilik sistemi yokken, şu anda Türkiye’de 48 yaşında, 49 yaşında insanlar emekli olabiliyorlar. İşte bunun getirdiği problemler var, bu sistemin getirdiği problemler var. Yani bunlar tartışılabilir konular.

Ucuz mazot konusuna gelince: Bizim Hükûmetler 2004 yılından bu yana 3,8 milyar liralık çiftçimize mazot desteği yapmıştır. Mazot maliyetinin yaklaşık yüzde 12’si civarında bir destek söz konusudur. İmkânlar olursa tabii ki çiftçimize daha fazla destek verilebilir.

Şimdi, öbür konulara gelince, özellikle saman kredisi verilebilir mi gibi hususlara gelince: Biz Tarım Bakanlığımıza 9 milyar liralık doğrudan hibe desteği veriyoruz çiftçilerimize verilmek üzere. Bir de buna ilaveten yaklaşık 4 milyar lira civarında da kredi desteği imkânı sağlıyoruz. Bu kredileri hayvancılık için kullanıyorlar, diğer alanlar için kullanıyorlar. Saman için gerekiyorsa, o konuda Tarım Bakanlığımız bir çalışma yapar, biz o bütçe çerçevesinde tabii ki bu kredi sübvansiyonunu sağlayabiliriz. Ama, dediğim gibi, bu benim alanım değil, bu konuda bir taahhüde giremem

Kamu-özel hastanelerinin amacı şu: Yani özel sektörün dinamizminden yararlanıp çok hızlı bir şekilde, belki on yıl sonra, yirmi yıl sonra devreye girecek hastaneleri öne almak ve böylece… Ha, bunlar yapılırken de şeffaf bir şekilde ihaleler yapılıyor. Bu ihaleler çerçevesinde, rekabetçi bir ortamda yapılıyor. Dolayısıyla, olaya o çerçevede bakmak lazım. Amacımız milletimize daha iyi hizmet sunmak, bu hizmeti erkene almaktır.

Erzincan Belediyesiyle ilgili soruyu tam olarak anlayamadım.

Hazine avukatlarının da, tabii ki, bir an önce biz de göreve başlamalarını arzuluyoruz. Ben arkadaşlarımla konuşurum, sıkıntı neredeyse, hangi boyutuyla, onu hızlandırırız.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Madde üzerinde 2 adet önerge vardır. Önergeleri geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 361 sıra sayılı Kanun Tasarısının 8. maddesinin dördüncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu          Aydın Ağan Ayaydın                Haluk Ahmet Gümüş

                 İstanbul                                 İstanbul                                     Balıkesir

Muhammet Rıza Yalçınkaya             Haydar Akar                               Kazım Kurt

                   Bartın                                   Kocaeli                                     Eskişehir

               İzzet Çetin                      Rahmi Aşkın Türeli                      Bülent Kuşoğlu

                  Ankara                                    İzmir                                        Ankara

“Kamu kurum ve kuruluşlarında taşeron hizmeti satın alınamaz.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Merkezi Yönetim Bütçe Tasarısının Mali Kontrole İlişkin Hükümlerine ilişkin eklenmek üzere; 8. maddesinin 2. fıkrasının sonuna “Finansal Kiralama yoluyla yapılan taşıt aracı kiralamaları da Maliye Bakanlığı’na ayrıntılı olarak bildirilir” ibaresinin getirilmesini arz ve teklif ederim.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu               Bülent Kuşoğlu                            Kazım Kurt

                 İstanbul                                  Ankara                                     Eskişehir

            Mahmut Tanal               Mustafa Serdar Soydan                     Engin Özkoç

                 İstanbul                               Çanakkale                                    Sakarya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hangisine? Son okunana mı, ilkine mi?

BAŞKAN – İkinci önerge, evet.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İkinci önerge… Sayın Yüksel, siz söylemiyor muydunuz “Bunları biz bilelim.” diye. Niye katılmıyorsunuz? Biz size liste yapıyoruz, size iyilik yapıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın bütçe görüşmelerini düzenleyen 162’nci maddesinin “Değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır.” hükmü gereğince önergenin gerekçesini okutuyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Açıklama istendi o açıdan Sayın Başkan, yani yanlış anlaşılmasın.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, size iyilik yapıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet, katılıyor musunuz? Tekrar soruyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, şöyle: Finansal kiralamayla bugüne kadar sadece bir tane uygulama olmuş, o da yurt dışında Millî Savunma Bakanlığı için bir tek araç. Dolayısıyla, şu anda pratikte uygulaması olmadığı için bu hususun bütçeye derç edilmesini şu aşamada biz uygun görmüyoruz, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Finansal kiralama yoluyla yapılan taşıt kiralamaları Bakanlığın bilgisi ve denetimi dışındadır. 90 bini geçmesine rağmen hâlâ zapturapt altına alınamayan taşıt aracı edinme hastalığının bir çerçeve ve bilgi dâhiline alınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 361 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 8. maddesinin dördüncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                              Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

“Kamu kurum ve kuruluşlarında taşeron hizmeti satın alınmaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Yüksel, siz taşerona karşı değil miydiniz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Yüksel, siz karşı değil miydiniz?

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bence, Komisyon baskı altında.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

21’inci yüzyılın kölelik düzeni olarak da adlandırılabilecek olan taşeron hizmetinin sosyal devlet ilkesi çerçevesinde kaldırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi okutuyorum:

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yatırım Harcamaları, Mahalli İdareler ve Fonlara İlişkin Hükümler

Yatırım harcamaları

MADDE 9- (1) 2013 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında herhangi bir projeye harcama yapılamaz. Bu cetvellerde yer alan projeler ile ödeneği toplu olarak verilmiş projeler kapsamındaki yıllara sari işlere (kurulu gücü 500 MW üzerinde olan baraj ve HES projeleri, Gebze-Haydarpaşa, Sirkeci-Halkalı Banliyö Hattının İyileştirilmesi ve Demiryolu Boğaz Tüp Geçişi İnşaatı Projesi, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca gerçekleştirilecek şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro yapım projeleri ile diğer demiryolu yapım projeleri hariç) 2013 yılında başlanabilmesi için proje veya işin 2013 yılı yatırım ödeneği, proje maliyetinin yüzde 10'undan az olamaz. Bu oranın altında kalan proje ve işler için gerektiğinde projeler 2013 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esaslarına uyulmak ve öncelikle kurumların yatırım ödenekleri içinde kalmak suretiyle revize edilebilir.

(2)Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, yatırım programında ödenekleri toplu olarak verilmiş yıllık projelerinden makine-teçhizat, büyük onarım, idame-yenileme, tamamlama ile bilgisayar yazılımı ve donanımı projelerinin detay programları ile alt harcama kalemleri itibarıyla tadat edilen ve edilmeyen toplulaştırılmış projelerinin alt harcama kalemleriyle ilgili işlemlerde 2013 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esasları uygulanır.

(3) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçelerine yatırım projeleri ile ilgili olarak yapılacak ödenek ekleme, devir ve aktarma işlemleri 2013 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Kararda yer alan usul ve esaslara göre yatırım programı ile ilişkilendirilir.

(4) 2013 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yıl içinde yapılması zorunlu değişiklikler için 2013 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Kararda yer alan usullere uyulur.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Osman Kaptan, Antalya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı merkezi yönetim bütçesinin 9’uncu maddesinde yer alan “Yatırım harcamaları” üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın arkadaşlarım, gelişmekte olan pek çok ülkede olduğu gibi, ülkemizin kalkınması için yatırımlar, özellikle de sabit sermaye yatırımları çok önemlidir. Çünkü sabit sermaye yatırımları, üretim demektir, iş demektir, istihdam demektir, gelir artışı demektir, teknoloji demektir, sermaye birikimi demektir. Sabit sermaye yatırımlarının 2012 yılında 319 milyar liraya, 2013 yılında da 358 milyar liraya çıkması, gayrisafi yurt içi hasılaya oranının da yüzde 23’e ulaşması tahmin edilmektedir. Bu çerçevede, sabit sermaye yatırımlarının yüzde 81’inin özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, kuşkusuz ki ülkemizin büyüme ve kalkınma sürecinde ana unsur yatırımlardır. Yatırımlar da tasarruflarla finanse edilmektedir. Türkiye’de yurt içi tasarruflar AKP döneminde dibe vurmuştur çünkü insanlarımız, bırakın tasarruf yapmayı, zaten zar zor veya borçla geçinebilmektedir. AKP devri iktidarında icra dosyası sayısı 9 milyon 400 binden 20 milyon 770 bine çıkmıştır. TÜİK’in 2011’de yaptığı gelir ve yaşam koşulları anketinde, halkımızın yüzde 80’i eskimiş mobilyalarını kullanmaktadır, yüzde 86’sı da evden uzakta bir hafta tatil bile yapamamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, her şeye rağmen, ekonomik potansiyeli yüksek olan Türkiye, son on yılda önemli bir performans göstermiştir. İster “Kemal Derviş programı” diyelim ister “Ali Babacan programı” diyelim, ekonomide son on yılda bir gelişme olmuştur ancak bu, yeterli değildir çünkü 2002 yılında Birleşmiş Milletler insani gelişmişlik sıralamasında ülkemiz, 85’inci sıradayken 2011 yılında yine bu listede 92’nci sıraya düşmüşse, maalesef, son on yılda bırakın iyileşmeyi, durumumuz daha da kötüleşmiştir denilebilir.

Örneğin, OECD ülkelerinin eğitim harcamalarının millî gelire oranı ortalama yüzde 6,2 iken, bu oran ülkemizde sadece yüzde 4,2’dir. Bu durumda, dünyanın en büyük 17’nci, Avrupa’nın en büyük 6’ncı ekonomisi olmakla övünmemiz, ne yazık ki anlamsız hâle gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, enerjide dışa bağımlılığı azaltan, boraks ve diğer kıymetli maden potansiyellerimizi değerlendiren yatırımlara öncelik vermeliyiz. Teknolojiye, AR-GE'ye, eğitime, sağlığa, tarıma ve turizm yatırımlarına daha fazla ağırlık vermeliyiz. İç ve dış yatırımcılar için uygulanan bürokrasi ve prosedürler en aza indirgenmelidir. Kalkınmaya önder olacak, iş olanakları yaratacak doğrudan sermaye yatırımlarına, GAP, DAP, KOP ve DOKAP gibi bölgesel kalkınma projelerine gerekli kaynak ayrılmalıdır. Eğitimin niteliği artırılmalıdır, Türkiye'den beyin gücünün başka ülkelere gitmesi önlenmelidir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de gerek yatırımcıların ve üreticilerin, gerekse de tüketicilerin belini büken en önemli konulardan birisi de, kuşkusuz, dünyanın en pahalı benzinini kullanmamızdır. Türkiye'de yapılacak ilk iş benzinin ucuzlatılmasıdır.

Türkiye ham petrol ithal ediyor, bu ham petrol işlenerek yüzde 33’ü mazot, yüzde 20’si benzin, yüzde 12’sinden de fuel oil elde ediliyor. Mazotun tüketimi, benzinin 7 katıdır. Bu nedenle, Türkiye'de üretilen benzinin yarısını bile tüketemiyoruz. 2012 yılında yurt dışına 2,5 milyon ton benzini litresi 143 kuruştan ihraç ettik. Benzini 143 kuruşa ihraç edeceğimize benzini pompa fiyatı olan 4 lira 60 kuruş yerine 3 lira 60 kuruşa satalım yani benzini 1 lira ucuzlatalım, benzine talep artsın, devletin aldığı vergi geliri de artsın, vatandaş da ucuza benzin kullansın. Mazot tüketimi benzine kaydıkça dışarıdan hem ham petrol alımı azalacak hem de dış ticaret açığımız azalacaktır.

Değerli milletvekilleri, inşaatta Çin’den sonra dünya 2’ncisiyiz. İnşaat firmalarımızı kutluyoruz. Ne yapsınlar, yurt içinde TOKİ’yle haksız rekabet yapacaklarına yurt dışına gidiyorlar. TOKİ, öncelikle 168 üniversitemizin ihtiyacı olan YURTKUR’un öğrenci yurtlarını bir-bir buçuk yıl gibi kısa bir zamanda yapıp bitirmelidir, öğrencilerimizi de kışta kıyamette perişan olmaktan kurtarmalıdır.

Sayın arkadaşlar, Sayın Erdoğan Bayraktar “TOKİ 50-55 milyon lira dolandırıldı, bunda bizim de sorumluluğumuz var.” diyor.

Sayın Bakan, varsa istifa et, laf etme. İstifa etmiyorsa Sayın Bakanın Başbakan tarafından görevinden alınması gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak şunu söylemek istiyorum: Türkiye’de yatırımlar açısından öncelikli illerden bir tanesi de Antalya olmalıdır. Geçenlerde bu kürsüden ifade ettiğim gibi, Antalya demek, yılda 11 milyon turistin geldiği, 7 milyar dolar turizm geliri elde edilen il demektir. Antalya, Paris, Londra, New York’tan sonra dünyada en fazla turist çeken 4’üncü, Avrupa’da ise 3’üncü kenttir. Antalya, sebze ve meyve ihracatında Türkiye’de 1’inci il demektir; nüfusta 6’ncı, sosyoekonomik gelişmişlikte 5’inci ildir. Antalya demek, 81 ilden insanlarımızın gelip yerleştiği il demektir. Antalya, devletten aldığının fazlasını devlete veren il demektir. Antalya, her yıl sele, su baskınlarına, doluya, dona maruz kalan, seraların su bastığı, sebzelerin çürüdüğü, çiftçilerimizin eli böğründe kaldığı il demektir. GAP gibi, DAP gibi projelere bir de BAP, Batı Akdeniz Projesi veya AP, Antalya Projesi eklenmelidir.

Antalya’da mevcut havaalanının genişletilmesini veya yeni bir havaalanı yapılmasını istiyoruz. Batı ilçelerimizden birine havaalanı istiyoruz. Antalya çevre yollarının öncelikle bitirilmesini istiyoruz. Çubuk Beli’ne bir tünel yapılmasını istiyoruz. Doğal gazın turizm ve seracılıkta kullanılacak bir şekilde tüm ilçelerimize yaygınlaştırılmasını istiyoruz. Toptancı hal kanununun yeniden düzenlenmesini istiyoruz. Turizme gölge edilmemesini, yeni çıkan büyükşehir yasasının da bu açıdan değerlendirilmesini istiyoruz.

Domatesimizin, biberimizin, patlıcanımızın, portakalımızın, limonumuzun, greyfurtumuzun, narımızın; elmamızın velhasıl malımızın para etmesini istiyoruz. İhracata süreklilik kazandırılmasını ve ihracat primlerinden üreticilerin de pay almasını istiyoruz. Antalya’ya hızlı tren projesi, 2013 yılı bütçesinde yoktur. Hâlbuki, Sayın Bakan Binali Yıldırım Paris’te: “Antalya’ya hızlı tren, EXPO 2016’ya yetişecek.” demişti. 2013 Yılı Yatırım Programı’na alınmamıştır. Büyük bir hayal kırıklığı içindeyiz. Bu gidişle Antalya’ya ve Konya üzerinden de, Eskişehir üzerinden de 2016’ya kadar hızlı tren de yetişmez, yavaş tren de yetişmez.

Sayın Bakan, hem özelleştirme yaptınız hem de milleti bu kadar borca soktunuz, Antalya’ya bu yatırımları çok mu görüyorsunuz? Antalya bu yatırımları hak etmiyor mu? Antalya’ya yapılan yatırımın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN KAPTAN (Devamla) - …Türkiye’ye yapılan yatırım olduğunu bilmiyor musunuz?

Bütçenin hayırlı olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün Meclisteki yerinde olmayan, onun yerine cezaevi ranzalarını işgal eden, haksız yere, bir yoldaşımız adına konuşacağım.

(Hatip tarafından kürsü önüne Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın resmi konuldu)

“Benim adım İbrahim Ayhan. Barış ve Demokrasi Partisi Urfa Milletvekiliyim. 69 yılında Siverek’te doğdum. Ziraat mühendisi oldum Yüzüncü Yıl Üniversitesinde. Daha sonra, 97-2007 yılları arasında Urfa EĞİTİM-SEN Şube Başkanlığını yürüttüm. Fiilen öğretmenlik yapıyordum. Bu arada Kastamonu’ya sürgüne gönderildim. Daha sonra -Başbakan diyor ya ‘Niye cezaevindekileri aday gösterdiniz?’ diye- 2007 yılında da Urfa adayıydım. Bin küsur oyum devlet ve koruculuk sistemi tarafından gasbedildi, sadece bin küsur oyla milletvekilliğimiz elimizden alındı. Eğer milletvekili olmasaydım, seçilmeseydim, şu anda dışarıdaydım çünkü benim dosyamda delil diye sunulan şeylere ‘delil’ diyebilmek için hukuktan çok habersiz olmak gerekir. Urfa Cezaevine atıldım. Urfa Cezaevinde, oradaki elverişsiz koşulları protesto eden mahkûm çocukların isyanı üzerine çıkan yangında 13 tanesi hayatını kaybetti. Seçilmiş bir milletvekili olarak bir gece apar topar -tabiri caizse- terliğimizi giymeye fırsat bulamadan Adana Cezaevine sürgün edildim. Adana Cezaevinde 2 kez kalp enfarktüsü geçirdim. Milletvekili yoldaşlarımızın gayretiyle, kamuoyunun baskısıyla Diyarbakır Cezaevine gönderildim. Şu anda sizlere Diyarbakır zindanından sesleniyorum.

Bir Urfa anekdotu anlatmak istiyorum size. Hep bizler suçlanıyoruz. En küçük bir sürçmemiz, en küçük bir sıkıntımız büyütülerek dağ şekline getiriliyor. Devletin bu mütehakkim, baskıcı, zulmeden yönüne hiç kimse ağzını açıp bir şey söylemiyor. Buna dair bir Urfa anekdotunu paylaşmak istiyorum sizlerle: Urfalının birisi hastalanmış, Ankara’ya getirmişler Urfa’da yeterli sağlık şeyi olmadığı için. Bir kadın profesör, asistanlarıyla beraber  “vizit” yaparken Urfalının başucuna gelmiş, klinik tabloyu asistanlarına özetliyormuş. “Bakın, işte, beniz soluk, nefesi hırıltılı, gözler çökmüş, avurtlar çökmüş, rengi kaçmış, işte, derisi büzüşmüş falan.” demiş. Urfalı, şöyle bir yarım gözünü açmış güçlükle, bu tabloyu özetleyen hocaya bakmış ve şu sözler dökülmüş ağzından: “Zannedersin kendisi, Türkân Şoray.” demiş. Şimdi, devlet, bizim topraklarımızda hiç de Türkân Şoray güzelliğinde değil. Bize muhalefet edenler, bu hak arama mücadelesinde buldukları, itibarsızlaştırma amaçlı kullandıkları en küçük detayları bile hep büyüterek gündemleştirirken, devlete dönüp devletin o baskıcı, zulmedici, yok sayıcı yönüne bir tek laf etmiyorlar.

Bir garabetin de içindeyiz. Milletvekili özlük hakları, bütün Meclisin duyarlı yaklaşımı sonucu bize tanınmışken, milletvekilliği görevini ifa etmemiz, türlü çeşitli gerekçelerle engelleniyor. Bizim durumumuza, tutuklu vekillerin, tutsak vekillerin durumuna dair yapılan kanuni düzenlemeyi Sayın Meclis Başkanı, ‘Yargının, yasa koyucunun ne kastettiğini, iradesini anlaması lazım.’ diye, dünya hukuk tarihinde görülmemiş bir tavırla, bu yasanın neye hizmet etmesi gerektiğini bu ülkenin yargıçlarına anlatmaya çalışıyor. Buna rağmen bizler, bir halkın seçilmiş iradesi olarak, temsilcileri olarak hâlen cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyoruz.

Biz burada yalnız başımıza değiliz. BDP’nin sivil siyaset alanında faaliyet gösteren bütün seçilmişleri -özellikle yerel bazda- ve aktif olarak yer alan bütün unsurları, ‘KCK’ adı altında cezaevlerine sokulmaktadırlar. Hükûmetin şöyle bir yaklaşımı vardı: ‘Silahla mücadele, onun siyasi uzantılarıyla müzakere.’ diyordu. Hayatın tüm alanlarında olduğu gibi, bu lafı da tamponundan anladılar;  sivil siyasetle mücadele ediyorlar, silahlı unsurlarla müzakereyi tercih ediyorlar. Ne kadar barışçıl, sivil siyaset alanında rol üstlenen, sorumluluk alan insan varsa hepsini cezaevine tıkıştırıyorlar.

Son olarak, gelecekte filmlere konu olacak bir trajikomik KCK yargılama rezaletinden bahsetmek istiyorum. Malumunuz, BDP Siyaset Akademisi uzun yıllar dinlenmiş, bu dinlenmeler tab edilmiş. Burada anlatılanlar Kuantum fiziğinden, Big Bang’e, evrim teorisinden güncel felsefi kavramlara dair tonla şey. Savcı bunu olduğu gibi iddianameye koymuş fakat bu mahkemenin yargıcı bunu dinlemeye tahammül edememiş.

Felsefe -bir hayli zaman oldu- önce seçmeli ders konumuna indirildi, sonra oradan da uzaklaştırıldı. ‘Ne, niçin, nasıl’ sorularına hayatı anlamak anlamında cevap veren bir disiplin olan felsefe okullardan uzaklaştırılınca felsefi bir metni dinlemeye mahkemedeki hukukçular tahammül gösteremediler. Aradıkları da o değil ki. 50 sayfa atlatmış yargıç, 50 sayfa sonra avukatların itirazı üzerine bir 4 sayfa  dinleyince ‘Bu bana çok ağır geldi.’ demiş, duruşmayı tatil etmiş.

Şimdi, buradan tutsak bütün vekil arkadaşlarım adına söylüyorum: Bu yargılamalar, bu hukuksuzluklar, bu usulsüzlükler, bu zulümler sadece size değil; size, sizin tırşıkçılarınıza, sizin çanak yalayıcılarınıza, sizin evlatlarınıza ileride çok ağır gelecek. İnsan içine çıkamayacaksanız, filmlerin, romanların konusu olacaksanız, şebek yerine konulacaksınız, zararın neresinden dönerseniz kârdır.

Burada, tutsak vekiller konusunda dayanışma gösteren, belli bir duyarlılığın sahibi olan bütün milletvekili arkadaşlarımı ve yoldaşlarımı saygıyla selamlıyorum.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – “Barış, esenlik dolu bir Türkiye diliyorum.” (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin 3’üncü bölümünün “Yatırım Harcamaları, Mali İdareler ve Fonlara İlişkin Hükümler” başlığı altındaki “Yatırım” başlığı adını taşıyan 9’uncu maddesi üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek için söz aldım, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Burada 4 tane husus var: Bir tanesi, program dışı harcama yapılamayacağı; ikincisi, merkezî yönetim bütçesindeki toplu ödenek verilen yatırımlar için belirtilen esaslara ilişkin hususlar; üçüncüsü, merkezî yönetim bütçesi yatırım projeleri ile ilgili ödenek aktarmaları, eklemeleri, devir esasları; dördüncüsü ise, yatırım programı eki projelerin değişiklik esaslarını belirliyor.

Sayın Bakan, siz, 2013 yılı bütçesini açıklarken, hedeflerini, cari olarak 2012 yılı gerçekleşme tahmininin altında açıkladınız. Toplam bütçe harcamaları içindeki payına da baktığınızda da 9’lardan 8’lere düşüyor. Bu, neyi gösteriyor? AKP Hükûmetinin bu sene yatırım harcamalarında ciddi bir tavır alamadığını açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor, bunu görüyoruz. Bununla birlikte 50 tane gerekçe bulursunuz ancak hiçbir gerekçe, gerçekçi olmaz. Sülün Osman bile kimseyi inandıramaz bu konuda. 2012 yılı dâhil, geçmiş yıllarda kamu sabit sermaye yatırım hedefleri, reel ya da sabit fiyatlarla negatif oluyordu. Devlet Bakanlığının buna izahı, “Başlangıç ödenekleri hep düşük olur.” gibi komik bir ifadeyle de bize bunu söylüyordu. Bunun böyle olması mümkün değil, “Siz, bütçeyi yapamıyorsunuz.” anlamına gelir, “Sonradan değiştireceğim.” dediğinizde.

Siz, kamu olarak kaynak yokluğundan yatırım yapamıyorsunuz. Özel sektörü bu alana sokmaya çalışıyorsunuz ama özel sektör, ticari olmayan neye girmiş oluyor? Alana girmiş oluyor.

Tasarruflar zaten yetersiz. Devri iktidarınızda özel kesimin tasarruflarının millî gelire oranı nereden nereye geldi? Yüzde 24’lerden yüzde 12’lere geldi. Bu, sizin burada yaptığınız, açıkladığınız belgelerde de çok açık ve net bir şekilde gözüküyor.

Bakın “Dışarıdan kaynak girişi var.” diyorsunuz. İlk on ay itibarıyla cari işlemler dengesine bakıyorsunuz, 57 milyar dolar kaynak giriyor. Bu sene de bakıyorsunuz, 50 milyar dolar ilk on ayda kaynak giriyor. Bu sene rezerv olarak Merkez Bankasında tutturuyorsunuz çünkü avantajlı geliyor getirenlere ama geçen sene öyle değildi. Ama Başbakanın eline kâğıdı verip okutturuyorsunuz. Ne diyorsunuz Sayın Başbakana? “Rezervlerimiz arttı.” diyorsunuz. Adam onu kullanabilse niye kullanmasın, Merkez Bankasına versin? Çünkü özel kesim borçlanıyor, o getiriyor kaynağı. Bunları falan burada doğru düzgün anlatmak lazım millete. Özel sektör yatırımı arttı mı bu yıl? Artmadı. Merkez Bankasına veriyorlar, biraz önce ifade ettim. Başbakan, anladığı kadar anlıyor -işi değil, uzmanı değil- anlamadığını da kabullenmek zorunda kalıyor; millete de yanlış ifade ettiriyorsunuz.

Aynı miktarda dış kaynak girişinde birinde büyüme yüzde 8,5; bu sene yüzde 2,5. Şimdi, baktığınız zaman, bunun mantığının olmadığını görmek mümkün.

Sermaye giderlerinin yurt içi hasılaya oranı 2002’de millî gelirin yüzde 2,2’si; 2012’de neyi? 2,4’ü. Ne değişmiş? Sermaye giderlerinin faiz dışı bütçeye oranına bakıyorsunuz, 2002’de yüzde 11, 2012’de yüzde 9,3. Bunun neresi iyileşme Allah’ınızı severseniz?

İş gücü piyasasından bahsediyorsunuz. Düştü mü seviniyorsunuz; dün tekrar arttı, sıkıntıya giriyorsunuz. Bu ara bir de 2002’den biraz kurtulduk da Avrupa’yla mukayese etmeye başlıyorsunuz ama bazlarını doğru göstermiyorsunuz. Batı’da iş gücüne katılım oranı bizdeki gibi yüzde 50 mi? Yüzde 70’lerde. Gazetelerde oturup hesabını kitabını yapan ekonomi yazarları açık ve net bir şekilde söylüyor, “Siz bunu onların yöntemiyle hesapladığınız zaman sizdeki işsizlik yüzde 30 olur.” diyorlar. Bunları siz de biliyorsunuz ama doğruları anlatmıyorsunuz millete; sıkıntılı olan o.

Bir de şu Orta Vadeli Program’a bugün yine değineceğim.

Sayın Bakanım, şu. Her şeyi değiştirdiniz, 9 Ekimde bir ay yine geç yayınladınız. Orta Vadeli Program, Orta Vadeli Mali Plan, Yatırım Programı Hazırlıklarıyla İlgili Genelge -Kalkınma Bakanlığının- Dönemi Bütçe Çağrısı ve eki Bütçe Hazırlama Rehberi. Bunu -Allah’tan korkmak lazım- aynı günü kim alıyor da hazırlayıp size getiriyor Allah’ınızı severseniz? Ya, yanınızda Sayın Vekil var, Denizli’den. Üniversiteden, hiç oradan temas edip şeye gelen… 9 Ekimden sonra mı geldi hepsi, önce hiç gelen olmadı mı? Siz bunlara hedefleri göstermediniz mi daha önceden? Niye milletle alay ediyorsunuz?

Şunu söyleyebilirsiniz: “Dünyada konjonktür kritik, biz buna ayak uyduramıyoruz, ne yapacağımızı şaşırdık. Ya, biz de bunu geç yayınlayalım da memleketin itibarı açısından yarın ‘Hedefler şaşıyor.’ dedirtmeyelim.” Bunu ben bir muhalefet partisinin milletvekili olarak makul bile karşılarım dışarıya karşı. Ama siz bunu… Herkes biliyor bunu ya, bunun nesini saklıyorsunuz? Kaç kere söylüyoruz.

Şimdi, bütün devlet daireleri Anadolu’dan sizin oraya yığılıyor, aşağı yukarı işi bitiriyorsunuz, “9 Ekimde de bunlara göre bütçe yapacağız.” diyorsunuz. Bunun neresi mantıklı Allah’ınızı severseniz? Bu işin prosedürünü hepimiz biliyoruz biz, oradaki bürokrat arkadaşlar da biliyor, Planlamadakiler de biliyor, diğerleri de biliyor. Muhtemelen Anadolu’daki izleyenler de şimdi hepimize gülüyorlar ben bunları söylerken.

Şimdi, öyle bir teşkilat ki vergi dairesi müdürleri ayağa kalktı. Dün size sorulan ücretlerle ilgili bir husus vardı sanıyorum. Siz dediniz ki: “Hiç kimse kayba uğramadı.” Tamam, kayba uğramadı ama siz KPSS’de veya üniversiteye giriş sınavında ilk bine giren adaylar arasından aldığınız elemanlarla 100 bininciyi de aynı kefeye koydunuz, aynı maaşı veriyorsunuz. Ondan sonra, vergi dairesi müdürleri isyan etmez mi? İlk defa cumhuriyet tarihinde ne yaptılar? İsyan ettiler. Geldiler Bakanlığınızın önünde geçen hafta… Nerede? İstanbul’da. Bu neyi gösterir Sayın Bakanım? Sizin Bakanlığı idare edemediğinizi gösterir. Açık ve net söylüyorum ve samimi olduğunuzu bildiğim için de söylüyorum. Belki siz dışarıda daha çok havayı teneffüs ettiğiniz için Türkiye’de olan biteni kavramakta biraz daha sıkıntı çekebilirsiniz. Bunun ne anlama geldiğini Türk bürokrasisinden gelen herkes çok iyi bir şekilde ne yapar? Bilir.

Şimdi, bir başka husus: Sayın Başbakanı doğru bilgilendirmiyorsunuz. Ülkücülerin Fatiha bilmediği hususuyla ilgili görüş beyanı oluyor. Yanınızdaki Sayın Vekilim MHP’nin eski Gençlik Kolları Başkanı, Denizli Vekili. Ben Denizli’de her televizyona çıktığımda söylüyorum “O dönemde hangi arkadaşları Fatiha bilmiyordu?” diye. Biraz önce Cafer Birtürk’le de konuştum. Dedi: “Ya, biz niye böyle bir zan altında kalıyoruz?” Bugün aynı safta olalım olmayalım, lütfen bunu -siz daha makul konuştuğunuz için size söylüyorum- gidin, Sayın Başbakana söyleyin “Kimseye iftira atmayın, kimseyi böyle zan altında bırakmayın.” diye. Ayıptır, günahtır, yazıktır. Böyle bir şey konuşulur mu, böyle bir şey söylenebilir mi? Bireysel olarak “Hasan” dersiniz, “Hüseyin” dersiniz. Sayın Başkan Vekilimiz de aynı… Nasıl böyle bir şey söyleyebilirsiniz siz ülkücü camiaya? Bunları gayet net ve açık bir şekilde, dürüst bir şekilde kamuoyuna sizin ikaz etme göreviniz de var. Ağzından çıkmış olabilir hadi -doğru olmaz, kabullenemeyiz- ama bunu bir şekilde söylemeniz lazım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İşine geldiğinde ağlıyor, işine gelmediğinde iftira atıyor.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Şimdi, Ekonomik Sosyal Konsey… Referandum esnasında bağıra bağıra bir hâl oldunuz. Kaç kere topladınız Anayasa referandumundan sonra Ekonomik Sosyal Konseyi? Ne söylediler size, biz de bilelim. Hiç kimse bize o konuda bir şey getirmedi. Bakın, koca kriz geldi dünyaya, biz kurul kurduk, o kadar açıklama yaptık ama şurada beş dakikalık gündem dışı konuşmanın dışında dünya krizini konuşmadık. Ama siz Türkiye Büyük Millet Meclisinin dışında her yerde krizi konuşuyorsunuz. Ama bu yatırımlara önem vermeniz lazım Sayın Bakan; bu yatırımları atladınız, bu yatırımlara az ödenek ayırıyorsunuz. Bunu ifade etmek istedim.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin yatırım harcamalarıyla ilgili 9’uncu maddesi üzerine şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, siz de dinlediniz, dün AKP’li bir değerli milletvekilinden burada gelip 2013 yılı bütçesinin yatırım yılı bütçesi olduğunu ve yeni istihdamlara imkân tanıyacak bir bütçe olduğunu duyduk. Keşke bu sayın milletvekili kendine de, bizlere de dağıtılan 361 sıra sayılı bu kanunun 37’nci sayfasındaki çizelgeye bir baksaydı da oradaki yatırımların nereden nereye düştüğünü, yine 2013 Yılı Programı kitapçığında söz konusu yatırım payının 2012 bütçesinde yüzde 9,3 iken şimdi yüzde 8,3’e düştüğünü görseydi de bu eline verilen metni okumasaydı. Dolayısıyla, “Bu bütçe yatırım bütçesidir.” demek, iddia etmek gerçeklerden uzak yaşamak demektir.

Değerli milletvekilleri, 2013 yılı bütçesi, maalesef, içinde emeklinin, memurun, işçinin, çiftçinin, esnafın ve yatırımcının olmadığı, ancak sadece finans sektörünün gerçekte 1 birim parayla, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, 10 birim borçlanmayla parasına para, servetine servet kattığı ve yabancı yatırımcıların sıcak parayla bir yılda ciddi miktarlarda faiz kazandığı bir bütçe olmaktan öteye geçmemektedir. Dolayısıyla, bunun yatırım bütçesi olduğunu iddia etmek gerçekten üzücü ve bir milletvekili adına son derece üzücü bir konudur.

Özellikle, bu durumda Hükûmetin yapacağı, on yıldır yaptığı gibi, AKP dönemi öncesinde yapılmış cumhuriyet tarihi yatırımlarının satışından başka bir şey değildir. Nitekim, dün 5,7 milyar dolara satılan köprü ve otoyollarda olduğu gibi, hâlen ihale süreci devam eden ve elli yıldır Kütahya’da Kütahyalıya ve Türkiye bütçesine katkı sağlayan Seyitömer Termik Santrali’nin satışı gibi.

Değerli milletvekilleri, burada, çok iyi biliyorsunuz, temmuz ayı başında çıkardığımız, yani AKP milletvekilleri olarak çıkardığınız torba yasada, bir gece yarısı önergesiyle linyit sahalarının Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca özelleştirilebileceğini hükme bağlayan bir madde geçirdiniz. Ne zaman? 4 Temmuz 2012. Hemen bu madde geçti. Kasım ayına kadar, o aradaki yaz tatilinde, değerli Hükûmet, Seyitömer Termik Santrali ile Seyitömer Linyit İşletmelerini birleştirdi ve kasım ayı başında ihaleye sundu hızla, önce Kütahya’dan başlayarak. Şu anda, iki gün sonra bu ihaleye müracaat süreleri bitiyor.

Değerli milletvekilleri, bu hızlılığın, aceleciliğin sebebi nedir? Kütahya’ya bu iktidarın düşmanlığının sebebi nedir? Özellikle bunu öğrenmek istiyorum. Daha önce diğer illerde gerçekleştiremediğiniz enerji tesisleri satışına şimdi, ilk adımda, daha önceden olduğu gibi Kütahya’dan başlamanızın sebebini bir öğrenmek istiyorum.

Bu işletmeler yıllarca bu ülkenin ekonomisine katkı sağlamış, 3 bine yakın çalışanın evine ekmek gitmesini sağlamış. Şimdi diyorsunuz ki: “Paraya ihtiyacım var, satacağım.” Niye yatırıma ihtiyacınız yok? Niye paraya ihtiyacınız var? Acaba burada çalışan mevcut personelin altı ay sonra çekeceği zulmü, perişanlığı görebiliyor musunuz? 4857 sayılı Yasa’ya tabi olarak çalışan bu insanların aynı yasaya tabi olarak başka birimlere aktarılmasını sağlayabilecek misiniz Sayın Bakan?

Ben, dün, Özelleştirme İdaresi Başkanlığından bu satışla ilgili sözleşmeyi ve şartnameyi istedim, veremeyeceklerini söylediler. Sen benim memleketimin malını satacaksın, sözleşmeyi milletvekiline veremeyeceksiniz. Ne demek bu? O zaman, birilerine peşkeş çektiğinize dair bazı hükümler yer alıyor demektir. Bu sözleşmeyi alacağım, bu şartnameyi de inceleyeceğim ve sonuna kadar da bu satışın peşinde olacağım. Ama buradan sayın bürokrata bir selam söylüyorum: Bir gün bu sözleşmenin tamamını beraber inceleyeceğiz.

Değerli milletvekilleri, size sözleşmeyi veremeyen bürokratın aldığı kararla bu ülkede yatırımları, daha önceki yatırımları satıyorsak, gelin bir daha düşünelim. Bu bütçeye bu nedenle “ret” oyu vereceğiz ve bu bütçenin, maalesef, yatırım bütçesi değil, satış bütçesi, peşkeş bütçesi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, madde üzerinde söz isteyen Temel Coşkun, Yalova Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesi ile ilgili şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ’nin Türkiye'nin umudu olarak siyaset sahnesinde yer almasının üzerinden tam on yıl geçti. Bütün bu zaman süresince milletimizle fiziki irtibatımızı ve gönül bağımızı hiç koparmadık ve artırarak devam ettirdik. Hükûmet çalışmalarında milletimizden aldığımız dua ve destekle büyük yatırımlara imza attık. On yılda Türkiye’yi tam 10 kat büyüttük. 2002 yılında toplam yatırım miktarı 59 milyar TL iken 2011 sonunda bu miktar yaklaşık 5 kat artarak 283 milyar TL oldu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yatırımlarla ilgili bazı ana başlıkları sizlerle paylaşmak istiyorum. Ulaştırma, denizcilik ve haberleşme hizmetleri için son on yılda toplam 140 milyar, kara yolları için 89 milyar 600 milyon TL yatırım yaptık. Bizden önce 6 ilimiz bölünmüş yollarla birbirine bağlı iken iktidarımız döneminde 74 ilimiz bölünmüş yollarla birbirine bağlandı. Demir yollarına toplam 24 milyar, hava yolları için 7 milyar 300 milyon TL’lik yatırım yaptık. Aktif havalimanı sayımız 26’dan 48’e çıktı. Denizcilik hizmetleri için 2 milyar 300 milyon artı yatırım yapmak suretiyle her alanda yenilikler yaptık. 2013 yılı bütçesinde kurumların yatırım ödeneklerini 2012 yılına göre yaklaşık yüzde 20 artırarak 39 milyar 200 milyon TL’ye çıkardık. Diğer taraftan, hükûmetlerimiz döneminde sağladığımız ekonomik ve siyasi istikrar sayesinde özel sektörün de önünü açtık. Yurt dışına yapılan yatırımlar 1980 ve 2002 dönemlerinde sadece 3 milyar 100 milyon dolar iken bu rakam bizim iktidar dönemimizde 16 milyar 500 milyon dolara çıktı. Bu yatırımlar sayesinde ay yıldızlı pasaportu taşıyan her vatandaşımız, artık, dünyanın neresine giderse gitsin, başı dik geziyor, devletin gücünü ve prestijini arkasında hissediyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ, on yıllık iktidar döneminde, Türkiye’ye çağ atlatan yatırımlar yapmış, projeler üretmiştir. İnşallah, 2013 yılında bu yatırımlar hızla devam edecek . Ayrım yapmadan, önce insan ve insana hizmet diyerek, “İnsanı yaşatmak devleti yaşatmak anlamına gelir.” anlayışından, 780 bin kilometreyi evimiz, 75 milyonu kardeşimiz bildik. 75 milyon insanımızın yaşadığı 75 vilayetimize ayrı ayrı yatırımlar yaptık. Bu bağlamda, çiçekçiliğiyle, kivisiyle, meyvesi ve doğal güzelliğiyle Marmara’nın incisi olan güzel Yalova’mıza da bu yatırımlardan önemli destekler verdik.

Sağlık, eğitim, ulaşım, spor, turizm ve tersane alanlarında yatırımlar alan Yalova’mız, dikkat çeken bir cazibe merkezi hâline gelmeye başladı. Körfez köprüsü, Yalova’ya, deniz ulaşımının yanında kara ulaşımında da önemli bir değer katmıştır. Gebze-Yalova-Orhangazi-İznik arası -2015 yılında bitecek olan- projenin yapım maliyeti 6 milyar 300 milyondur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapamayacaklarımızı söylemedik ama söylediklerimizi de mutlaka yaptık. Her geçen gün, devletimize olan güven katsayısını artırdık. İçeride milletimizin güvenini kazanırken, dışarıda itibarı artan ve küresel marka hâline gelen bir ülke olduk. Ancak, muhalefet milletvekillerini bu kürsüde dinlerken söylediklerini hayretle ve ibretle izliyoruz. Biz halkımızın içindeyiz, halkımızı seviyoruz ve onları çok önemsiyoruz. Onların teşekkürlerini, tenkitlerini ve eleştirilerini alıyoruz. Karnemiz gayet iyi. Biz, karnemizi ve notlarımızı milletimizden alıyor ve notlarımızı sürekli yükseltiyoruz. Artık takdirnameyi de hak ettiğimize inanıyorum.

Sayın Başkan, Türkiye’de binlerce ilke imza atan Sayın Başbakanımız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEMEL COŞKUN (Devamla) – …ay sonra, en uzun süre Başbakan olarak yeni bir rekora daha imza atacaktır. Ve onun önderliğinde bu ülkeye inşallah daha güzel yatırımlar gelecek diyor, 2013 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını Cenabıhak’tan niyaz ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

On dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Halaman.

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Maliye Bakanımıza şöyle bir sorum var: Şimdi, 2/B’den dolayı veya ecrimisil ödeyerek çiftçilik yapanlar var. Bu çiftçilik yapanlar yer altı suyu ile veya pompayla sulama yapıyorlar. Şubat ayının sonu yani 2013’te Orman ve Su İşleri Bakanlığı bir yazı yazıyor: “Eğer pompalarınıza ruhsat almak istiyorsanız, yeni ruhsat çıkartmak istiyorsanız ya tapunuz olacak veya tapunuz olmazsa size su ruhsatı veremeyiz.” diyorlar, su saati takmak istiyorlar.

Bunun için Sayın Maliye Bakanımız bunun zamanını uzatmayı veya çiftçiyi tapulandırmayı düşünüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, kamu kurum ve kuruluşlarının hakkını ancak kamu korur, kamunun uğradığı zararı ise yine kamu korur. Tıpkı kamu avukatlarının yaptığı gibi, en temel görevleri bu. Ancak, kamu kurum ve kuruluşlarında bir moda başladı: Dışarıya dosya vermek. Peki, dışarıya dosya verirken dışarıdaki avukatların aldığı ücreti vekâleti aynen onlara yansıtıyorsunuz da sizin elinizde yıllardır çalışan, emek veren, yıllardır kamu hakkını koruyan, kamuyu zarara uğratmamak için çok çalışan insanları ücreti vekâletten niye yoksun bırakıyorsunuz? Bunların hakkı değil mi Sayın Bakanım? Ne zaman kamu avukatlarının hakkını koruyacaksınız?

İki: Borçlar Kanunu 584, kimsenin umurunda değil. Vergi alamayacaksınız, firmalar batıyor Sayın Bakanım. Ne Adalet Bakanının umurunda ne Gümrük ve Ticaret Bakanının umurunda. Dün konuşmuşsunuz: “En kısa süre...” Firmalar eşlerinden izin alamıyor. Bankalar kredi vermiyor. Vergi alamayacaksınız. Firmaların önemli bir kısmı zarara uğruyor Sayın Bakan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çiftçilerimiz artık traktörlerinde zeytinyağı yakmaya başladı. Tarımsal üretimde kullanılan motorinle 4x4 gibi lüks araçlardaki motorinden aynı tutarda vergi alınmasını, ayrıca, deniz turizmi, balıkçılık, taşımacılık ve yatlarda vergisiz mazot verilmesini adaletli buluyor musunuz? Çiftçiler tarafından kullanılan motorin üzerindeki vergi yükünü azaltmayı düşünüyor musunuz?

Ayrıca, benzin ile motorin üzerinden alınan vergiyi -çiftçilerin haricinde- eşitlemeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olarak çalışan kamu avukatlarının, diğer hizmet sınıflarına nazaran son yıllarda mali durumlarında büyük bir gerileme meydana gelmiştir. Bu sebeple, kamu avukatlarının özlük haklarına ilişkin çalışma şartlarının düzeltilmesi gerekmektedir. 3 bini aşkın kamu avukatı bulunmaktadır bilindiği üzere. Bu nedenle, kamuda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olarak çalışan avukatların özlük haklarıyla ilgili herhangi bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz? Bakanlığınızın bu konu da mağduriyetleri gidermek için yaptığı herhangi bir çalışma mevcut mudur? Statü sorunu, mali ve özlük hakları sorunu, teftiş ve denetleme sorunlarıyla ilgili kamu avukatlarına ilişkin bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Çünkü bu konuda bütün kamu avukatlarında büyük bir beklenti vardır.

Bu sorunu size arz ettim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, şimdi, bizim Tunceli ili, malum, her tarafta kar yağmış, yollar kapalı. İl Özel İdaresinin de parası yok, belediyelerin de parası yok, köy yolları kapalı. Ek bir para çıkarmayı düşünüyor musunuz? 1’inci sorum bu.

2’ncisi: Bu, Tayyip Bey Kaddafi’den bir ödül aldı, 25 bin dolar verildi kendisine. O zaman dedi ki: “Ben bu 25 bin doları şehit ailelerine bağışlayacağım.” Şehit ailelerine veya herhangi bir derneğe şimdiye kadar bağışlanmış mıdır? Bağışlanmışsa nereye bağışlanmıştır? Bağışlanmamışsa onu bildirin.

Bir de biliyorsunuz, Amerika’nın Wikileaks belgelerinde Tayyip Bey’in İsviçre’de 8 bankada hesabı olduğu söylendi. Şimdi, Mali Suçları Araştırma Komisyonu, bu konuda Bakanlık olarak siz İsviçre Hükûmetine sordunuz mu “Bankalarda böyle bir para var mıdır, yok mudur?” Çünkü burada en iyi soracak Mali Suçları Önleme Kurumudur. Dolayısıyla, bunu sormadınızsa neden sormadınız? Sormuşsanız, sonucunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, bu T Cetveli’nde bulunan araç hibeleri neden her yıl bütçeye konur; bu konuda insanları rüşvete, baskıya zorlayan bir alışkanlık hâline gelir? Bunu önlemeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilerim…

BAŞKAN –  Buyurun efendim. 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Genç’ten sonra ben geliyordum, elimde liste var.

BAŞKAN –  Efendim, çıkmışsınız sistemden, yeniden girmişsiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çıkmadım.

BAŞKAN –  Bilemem, buradaki sıraya göre verdim efendim. 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim, ben salondan ayrılmadım ki, burada duruyorum. Elimde yazılı liste var yani özür dilerim, biz bu listeye göre…

BAŞKAN –  Anladım da, listeyi getirseydiniz verirdik daha önce ama…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Buyurun, ben listeyi getireyim size Değerli Başkanım. Yani, ben burada da oturuyorum, ayrılmadım ki.

BAŞKAN –  Sayın Tanal, sisteme girmişsiniz, sonra tekrar çıkmışsınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama Değerli Başkanım, benden kaynaklanmıyor ki, buradan hiç ayrılmadım ki.

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) –  Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, tabii, bu madde yatırımlarla ilgili. Müsaade ederseniz kısa bir şekilde eleştirilere cevap da vermek istiyorum.

AK PARTİ hükûmetleri döneminde yatırımların toplam bütçe harcamaları içerisindeki payı yüzde 6,6’dan yüzde 10,8’e çıkmıştır yani hükûmetlerimiz döneminde yatırımların bütçe içerisindeki payı 1,5 kat artmıştır. Sadece kamu yatırımları artmamıştır, özel sektör yatırımları da artmıştır. Bütçe konuşmamda da ifade ettim, bizden önceki on yılda reel olarak özel sektör yatırımları yüzde 30 civarında azalırken bizim dönemimizde reel sektör yatırımları 2,7 kat artmıştır.

Şimdi, ecrimisille ilgili konuya gelince: Ben Çevre ve Orman Bakanımızla görüşürüm, eğer burada bir sıkıntı varsa sürenin, 2/B uygulamasının en azından sonuna kadar uzatılması hususunda yardımcı olurum ama bizim tercihimiz, hiçbir vatandaşımızın hazine arazilerini işgal etmemesi ve dolayısıyla ecrimisil ödemek zorunda olmaması. Bizim tercihimiz, hazine arazilerinin kiralanması, irtifak hakkının tesis edilmesidir. Dolayısıyla ecrimisili de biz doğru bulmuyoruz ama mecburiyetten, hazine arazisi işgal edilmişse tabii ki ecrimisil alınıyor ama öbür sorunun çözümünün de -dediğim gibi- üzerinde çalışırız.

Değerli arkadaşlar, kamu avukatlarının vekâlet ücretlerine ilişkin herhangi bir yeni düzenleme yapılmadı. Yani eskiye oranla bir durum söz konusu değil. 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca dava takibi yapan avukatlara yıllık 8.569 lira brüt vekâlet ücreti ödenmektedir yani net olarak 6.800 liralık bir vekâlet ücreti söz konusu. Yeni bir değişiklik söz konusu değil, şu anda buna ilişkin bir çalışma da yoktur.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, aldığınız vekâlet ücretini -bütçeye koydunuz- onlara dağıtmıyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Borçlar Kanunu’nda bir düzenleme yapılarak tabii ki bu eş ile ilgili sorunun çözülmesi gerektiğini ben dün de ifade ettim. Biz, tabii ki ilgili Bakanımız muhtemelen yakında bir düzenlemeyi Meclisimize getirir, bu konuda adım atmış oluruz.

Tarımsal üretimde kullanılan mazota hükûmetlerimizin desteği söz konusu, biz sübvanse ediyoruz. Şu andaki mazot fiyatlarının en az yüzde 11’i, 12’si kadar bir destek söz konusu. Yakında benzin, mazot fiyatını eşitleyecek veya vergisini eşitleyecek bir düzenleme gündemde değil. Daha yeni akaryakıt ürünlerinde ÖTV düzenlemesi yaptık.

Kamu avukatlarıyla ilgili -daha önce cevap vermiştim- özlük haklarıyla ilgili yeni bir çalışma söz konusu değil.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Aldığınız ücreti vekâlet ne kadar? Hepsini dağıtmıyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Genç, bu sene biz bütün illerimize kullandıkları mazotu yani tükettikleri mazotu ve tuzu dikkate alarak karla mücadelede destek verdik.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Kapalı” diyorlar, çok kar yağmış Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Doğrudur. Biz destek verdik. Şimdi tekrar bu destek, yani kar yağışı nedeniyle veya kış şartları nedeniyle illerimize destek gerekiyorsa biz tekrar bunu çalışır, yaparız.

Diğer sorularınızın muhatabı ben değilim çünkü benim bu konularda bir bilgim yok. Onu Sayın Başbakanımıza veya Başbakanlığa sorarsanız…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Mali Suçları İzleme Komisyonu size bağlı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Herhangi bir vatandaşımızın yurt dışında hesabının olması yasalara aykırı değildir. Mesele, bu hesaplarından elde edilen gelirlerin beyan edilip edilmediği…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kaçakçılıktan kazanılan paranın oraya yatırılması...

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – …ve oradan elde edilen kârların veya faiz gelirlerinin vergisinin ödenip ödenmediği hususudur. Maliye Bakanlığı olarak bizi ilgilendiren boyutu budur.

Yine, hibe taşıtlar meselesi var. 2013 yılında hibe yoluyla 1.620 taşıt elde edilecektir. Bunun 1.492 adedi genel bütçeli kurumlara, 128 adedi ise özel bütçeli kurumlara aittir.

Şimdi, bunların tabii ki detaylarını verebilirim. Bunu niye buraya koyuyoruz? Bütün araç edinimlerini biz bütçe içerisinde izne tabi olarak koyuyoruz. Bazı kurumlarımız hakikaten bir çerçevede bu araçları edinebiliyorlar. Vatandaşlarımız hibe etmek istiyor olabilirler veya bazı kurumların vakıfları vardır, bu vakıflarından edindikleri de hibe yani olay sadece vatandaşımızın hayırseverlik yapıp bir taşıtı hibe etmesi meselesi değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal, sorunuzu sorun.

Usule uygun değil ama veriyorum.

Sayın Tanal, sistemden çıkmışsınız, sonra girmişsiniz. Olmayan bir hakkı veriyorum size.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Usule uygun değilse… 

BAŞKAN – Usule uygun değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim.

Usule uygun değilse ben de soru sormuyorum yani bu kadar açık ve net. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi okutuyorum:

Mahalli idarelere yapılacak Hazine yardımları

MADDE 10- (1) Maliye Bakanlığı bütçesinin;

a) 12.01.31.00-06.1.0.07-1-05.2 tertibinde yer alan ödenek, 13/1/2005 tarihli ve 5286 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesi çerçevesinde, il özel idarelerine veya büyükşehir belediyelerine devredilen personelin aylık ve diğer her türlü mali ve sosyal haklarına ilişkin ödemelerini karşılamak üzere 2/7/2008 tarihli ve 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesi çerçevesinde il özel idarelerine veya büyükşehir belediyelerine,

b) 12.01.31.00-06.1.0.08-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (KÖYDES) kapsamında köylerin altyapı ihtiyaçları için il özel idareleri ve/veya köylere hizmet götürme birliklerine,

c) 12.01.31.00-06.1.0.9-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Su Kanalizasyon ve Altyapı Projesi (SUKAP) kapsamında belediyelerin içme suyu ve atıksu projelerini gerçekleştirmek üzere İller Bankası Anonim Şirketine,

tahakkuk ettirilmek suretiyle kullandırılır. SUKAP kapsamında ihtiyaç olması halinde genel bütçe kapsamındaki ilgili kamu idaresi bütçesine veya özel bütçeli idare bütçesine ödenek aktarılabilir. Bu fıkra kapsamında ilgili idarelere yapılan Hazine yardımları haczedilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz.

(2) Birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerinde yer alan ödeneklerin, 2013 Yılı Yatırım Programında belirlenmesini müteakip, KÖYDES Projesi için iller bazında; SUKAP için ise belediyeler bazında dağılımı, kullandırılması, izlenmesi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır.

BAŞKAN – Soru sormak isteyen sayın milletvekilleri, madde okunduktan sonra sisteme giren sayın milletvekillerine söz verilecektir.

Şimdi, madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe kanununun 10’uncu maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime Kerkük’te yaşanan dramla başlamak istiyorum. Barzani’yle gurur duyup Kerkük’teki kardeşlerimizi kaderine terk etiniz. Son günlerde yaşanan olaylar sebebiyle Kerkük’te şehit olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, mahallî idarelere yapılacak hazine yardımları yıllardır her bütçede yer almaktadır. Belediyelerin görevleri Belediye Kanunu ile belirlenmiş, bu belediyelerin hizmetlerini yerine getirebilmesi için gerekli olan kaynaklar da Belediye Gelirleri Kanunu ile belirlenmiştir. Pekâlâ, bu durumda bütçe kanununda mahallî idarelere hazine yardımı yapılmasına ilişkin hükümler niçin yer bulmaktadır? Bunun temel sebebi, bazı belediyelerin kendilerine kanunlarla verilen görevleri yerine getirebilecek seviyede gelirlerinin olmamasıdır. Bir başka sebep de iktidarın belediyeleri kendisine muhtaç etme gayretleridir. İktidar, hazine yardımlarını özellikle küçük belediyeler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmaktadır. Seçim zamanı “İktidardan belediye başkanı seçerseniz size hizmet gelir, yoksa hizmet alamazsınız.” diye propaganda yapılmaktadır. “İktidar ile el ele” sloganlarıyla “İktidarı desteklersek daha fazla, hizmet alırız.” anlayışının insanlara empoze edilmesi, hazine yardımları siyasi rüşvet veya siyasi tehdit olarak gören iktidarın da ekmeğine yağ sürmektedir. Şimdi sormak istiyorum: 2009 mahalli seçimlerinden bu yana, hazine yardımlarını rüşvet ve baskı aracı olarak kullanıp kaç tane belediye başkanımızı kendi partinize transfer ettiniz?

Değerli milletvekilleri, 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında: “Kesinleşmiş en son genel bütçe vergi gelirleri tahsilatı toplamının binde 1’i Maliye Bakanlığı bütçesine nüfusu 10 bine kadar olan belediyeler için kullanılmak üzere denkleştirme ödeneği olarak konulur. Maliye Bakanlığı, bu ödeneği mart ve temmuz aylarında iki eşit taksit hâlinde dağıtılmak üzere İlbank AŞ hesabına aktarır. İlbank AŞ, hesabına aktarılan ödeneğin yüzde 65’ini eşit şekilde, yüzde 35’ini ise nüfus esasına  göre dağıtır.” hükmü bulunmaktadır. Şimdi, küçük belediyeler için denkleştirme ödeneği mevcutken bütçe kanunlarıyla farklı ödenekler getirilmesi politik tavrın açık ifadesidir. Denkleştirme ödeneği yetmiyorsa nüfusu 10 binin altındaki belediyelerle ilgili yeni ve adil bir sistem muhakkak burada karara bağlanmalıdır.

Yine, aynı kanunun 6’ncı maddesinin (2’nci fıkrasına göre: “Bu Kanunda ayrılması öngörülen paylar ile birinci fıkrada belirtilen ödenek dışında, mahalli idarelere yardım amacıyla, bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kurum ve kuruluşların bütçelerine pay, fon veya özel hesap gibi adlarla başka bir ödenek konulamaz.” hükmü vardır. Bu durumda bütçe kanunlarıyla KÖYDES ve SUKAP kapsamında ödenek konulması bu kanun hükmüne de aykırılık teşkil etmektedir. Maliye Bakanlığı bütçesine KÖYDES ve SUKAP kapsamında konulan ödeneklerin dağılımı, kullandırılması, izlenmesi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar da Yüksek Planlama Kurulu tarafından belirlenmektedir. Yüksek Planlama Kurulunun nasıl oluştuğunu hepimiz biliyoruz, yani Yüksek Planlama Kurulu Hükûmet üyeleri tarafından oluşturulmaktadır. Yüksek Planlama Kurulunun bu şekilde oluştuğu dikkate alındığında da buradan çıkan kararların nasıl kararlar olacağını, bu kaynakların hangi belediyelere, hangi özel idarelere aktarılacağını da tartışmaya gerek bile yoktur.

Değerli milletvekilleri, kalıcı ve kayda değer bir çözüm istiyorsak, yıllardır düzenleyemediğimiz Belediye Gelirleri Kanunu’nu günümüz şartlarına göre düzenlemeli, belediyelere kendi görevlerini yerine getirmeye yetecek kadar kaynak aktarılmasını sağlamalıyız. Bunu gerçekleştirirken de belediyelerin büyüklükleri, yaz kış nüfusları, coğrafi alanlarının genişliği gibi objektif kriterler de göz önünde tutulmalıdır. Yoksa, dökme suyla değirmen dönmeyeceği ortadadır.

Son yıllarda KÖYDES Projesi köylere hizmet götürülmesi bakımından önemli bir fonksiyon üstlenmiştir. Ancak bunun da ciddi manada sorgulanmaya ihtiyacı vardır. KÖYDES projeleriyle götürülen hizmetlerin talepleri yeteri kadar karşılayamaması ve bu hizmetlerin belli bir kalite standardını tutturamaması bu sorgulamayı daha da zaruri kılmaktadır. Ayrıca, köylerin altyapı hizmetlerini yapmak il özel idarelerinin görevidir. Özel idareler köylerimizde altyapı çalışmalarını istenilen düzeyde niçin yapamamaktadır? Tabii ki yeterli kaynakları olmadığı için. Pekâlâ, asıl görevli olan birimlere kalıcı kaynaklar aktarılarak bu hizmetlerin yapılması varken niye yeni projeler, yeni harcama kalemleri ihdas edilmektedir, bunun nedeni de gerçekten anlaşılamamaktadır.

Yine, SUKAP Projesi kapsamında yapılan hizmetler de zaten belediyelerin yapması gereken işlerdendir. Belediyeler SUKAP Projesi kapsamında yapması gereken projeleri niçin yapamamaktadırlar? Yine kaynakları yetmediği için. Pekâlâ, bütün belediyelerin sorunlarını çözerek hepsine yeterli kaynak aktarmak varken, bazılarına yeterli kaynak aktarılmakta, bazıları da merkezî idarenin kapısında yalvartılmaktadır. Bundan maksat nedir, anlaşılamamaktadır.

Dolayısıyla, belediyelere kanunla verilen görevleri yapabilecekleri miktarda kaynak aktarılması önem arz etmektedir ve bu kaynaklar da objektif kriterlere göre, hiçbir ayrım yapılmaksızın bütün belediyelere adil şekilde aktarılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, belediyeler arasında en büyük adaletsizliklerden birisi de bu yasama yılında çıkartılan yeni Büyükşehir Belediyesi Kanunu’yla yapılmıştır. Anayasa Komisyonunda görüşülmeden, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeden, vatandaştan gerçekler saklanarak, yangından mal kaçırırcasına, AKP iktidarının sayısal çoğunluğu ile hızlı bir şekilde Meclisten geçirilerek yasalaşan yeni Büyükşehir Kanunu ülkemizi şehir devletlerine ayırmakta, federatif bir sistemin altyapısını oluşturmaktadır. Sayın Başbakanın başkanlık hayallerini gerçekleştirmek için, dayatma yasalarla Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısını ortadan kaldırmak için çıkarılan, ülkemizin birliği ve dirliği açısından ciddi tehlikeler oluşturan yeni Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun bir başka handikabı da büyükşehir olan illerle büyükşehir olmayan illerdeki mahallî idarelere aktarılan kaynağın birbirinden ciddi miktarda farklılık arz etmesidir. Yeni Büyükşehir Kanunu ile büyükşehir olan illere ayrılan paylar arttığı için bu illere şu an hazineden ödenen paylara yıllık 4 milyar TL civarında ilave yapılmaktadır. Ayrıca Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile vatandaştan bu büyükşehir olan illerin toplayacağı vergi ve harç miktarları da artmaktadır. Oysa büyükşehir olmayan illerde belediye gelirlerinde değişen hiçbir şey yoktur. Yani siz, büyükşehir belediyelerine daha fazla miktarda, büyükşehir olmayan belediyelere daha az miktarda kaynak aktaracaksınız., sonra ikisini mukayese edeceksiniz! Bu nasıl bir insafsızlıktır? Bu nasıl bir adalet anlayışıdır? Bunu anlamak gerçekten mümkün değil.

Bizim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, hizmetlerin sunumundaki hız ve kalitenin artırılması maksadıyla alınacak iyi niyetli tedbirlere diyecek bir sözümüz yoktur. Ancak, bu Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun hedefinde yerel yönetimleri reforma tabi tutmak, kaynak ve imkânlardan daha fazla istifade etmelerini temin etmek ve bu alanda var olan eksik ve ihtiyaçları azami ölçüde gidermek kesinlikle yer almamaktadır. Ayrılan kaynaklardaki artış baz alınarak kaynakların daha etkin bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı araştırılmadan yapılacak yorumları da şimdiden duyar gibi olmaktayız.

Sayın Başbakan birkaç sene sonra, bu çok fazla kaynak kullanarak hizmet üreten büyükşehir belediyelerini baz alarak Türkiye'nin her yerinde, büyükşehirlerde uygulanan yönetim modelinin uygulanmasını gündeme getirecektir. Bu da ülkemizin idari yapısının kökten değiştirilmesine sebep olacaktır.

Sonuç olarak, belediyeler ve özel idarelerin gelirlerinin kendilerine kanunla verilen görevleri yapacak şekilde artırılması ve bu gelirlerin mahallî idare birimleri arasında objektif kriterlere göre dağıtılması muhakkak sağlanmalıdır. Adaletsiz bir uygulama olan hazine ve  diğer bakanlık bütçeleri üzerinden mahallî idarelere yardım ve kaynak aktarılmasına son verilmelidir. Daha, dün, burada, Çevre ve Şehircilik Bakanı, 2012 bütçesinden ne kadar çöp aracı dağıttıklarını ve bunu, tabii ki kendi keyiflerine göre dağıttıklarını ilan etti.

Bu vesileyle, 2013 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hüsamettin Zenderlioğlu.

Buyurun.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sebahat Tuncel Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sebahat Tuncel…

Fark etmez, nasıl olsa başkası adına konuşacaksınız!

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına 10’uncu madde üzerine söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, ifade ettiğimiz gibi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu olarak, bugün aramızda olamayan 6 milletvekilimizin sesini burada duyurma, onların bütçe görüşmeleri hakkındaki görüşlerini yansıtmak için kürsüdeyiz. Ben, bugün, Gülsel Yıldırım adına konuşuyorum.

 (Hatip tarafından kürsü önüne Mardin Milletvekili Gülsel Yıldırım’ın resmi konuldu)

“Değerli milletvekilleri, bütçe hakkında görüşlerimi ifade etmeden önce, Gülsel Yıldırım olarak size kendi yaşamıma ilişkin birkaç şey ifade etmek istiyorum. Malum, bu kürsüde konuşabilme fırsatı bulamadık. Grubumuzun böyle bir yöntem bulması açısından, en azından kendimizi anlatma fırsatı bulduk. 

Değerli milletvekilleri, 1963 Nusaybin doğumluyum, lise mezunuyum ve evli 4 çocuk annesi olarak siyasi faaliyete devam ediyorum. Bulunduğum mekânın neresi olduğu önemli değil. Bugün, Mardin zindanındayım size oradan sesleniyorum ama sonuçta, zindana girmeden önce de benim bir yaşamım vardı ve bu yaşam hâlâ devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, tabii bizim yaşadığımız coğrafyada siyaset bir tercih değildir, çoğu zaman yaşamın kendisidir. Çünkü bizim yaşadığımız coğrafya, adı konulmamış bir savaşın, çatışmanın yaşandığı bir coğrafyadadır ve bizim coğrafyamızda çocuklar bu siyasal atmosferin içerisine girer, benim yaşamım da biraz öyle. Aslında, ailemin yaşamına baktığımda, ailem özellikle 1990’lı yıllardaki politik mücadelede koruculuk sisteminin en çok dayatıldığı, bunu kabul etmediğimiz için işkenceden geçirildiğimiz, hatta, babamın bu vesileyle -muhtemelen işkenceye dayanamadı fiziki olarak- yaşamını yitirdiği bir dönemden geliyorum. Yani, siyaset bizim açımızdan bir tercih değil, biraz önce ifade ettiğim gibi. Doğal olarak, benim gibi bir kadının, yani bu kadar baskı içerisinde yaşamış, kendisine yabancılaştırma dayatılmış, kendi kardeşine karşı silahlanması dayatılmış ama bunu reddetmiş, bunun karşısında onurlu bir duruş sergilemiş bir aile geleneğinden gelen birisi olarak politik yaşamın dışında kalmak, hele hele erkek egemen bir sistemin ve savaşın getirdiği baskılarla birlikte, kadın olarak yaşadığım sorunları da ekleyince siyasetin dışında kalmam beklenemezdi.

Tabii ki bizim oralarda, Türkiye'de kadın olarak siyaset yapmak da çok kolay değil. Doğal olarak, bu politikanın içerisine girdiğimde yine aynı baskı, zor politikalar içerisinde oldum. Daha önce, siyaset yaptığım dönemlerde de dönem dönem gözaltına alındım. Daha önce Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandım ve dört ay Mardin Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olarak kaldım. Yani, Özgür Parti’den DEHAP, DTP’ye kadar bir çok alanda siyaset yaptım. En son Barış ve Demokrasi Partisinde siyasi faaliyetler yürütürken 15 Ocakta “KCK” adı altında yürütülen siyasi soykırım operasyonunun Mardin ayağında gözaltına alındım ve tutuklandım. Tutukluyken aday oldum. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku Mardin’de 2’nci sıra milletvekili adayı oldum. Ben içerideydim ama dışarıda hem bağımsız adaylar… Biliyorsunuz, bağımsız olarak seçimlere girdik Mardin’de, 3 milletvekili adayımızla birlikte yarıştık; Sayın Ahmet Türk, Sayın Erol Dora ve ben. Ben cezaevindeydim ama diğer aday arkadaşlarımız seçim çalışmalarında en çok benim adıma faaliyet yürüttüler ve 53 bin oyla seçildim. Ama ne yazık ki bu irade, 53 bin oy… Yani parti listesinden değil, bağımsız adaylarla seçimlere girdim. Şu an cezaevindeyim ve halkın iradesi bir şekilde cezaevinde hapsedilmiş.

Peki, değerli milletvekilleri, gerçekten, sahiden nedir benim bugün Mardin zindanında olmama neden olan şey? Gerçekten, bütün bunların nedenini anlamak, bu “KCK” adı altında yürütülen siyasi soykırım operasyonu nedir, Türkiye’ye ne getiriyor gerçekten AKP Hükûmeti bu politikayla başarılı oldu mu bunu biraz daha ifade etmek istiyorum.

Bugün benim durumumda olan, bu dönemde mevcut 6 milletvekilimiz var. Hatip Dicle’nin milletvekilliği her ne kadar çalınmış olsa da biz hâlâ onu milletvekili olarak görüyoruz 1 de eski milletvekilimiz olmak üzere 7 milletvekili arkadaşımız şu an zindanda. 24 belediye başkanımız, mevcut görevde olan, yani 2009 seçimlerinde seçilen belediye başkanımız şu an zindanda, belediye başkan vekili 19 arkadaşımız şu an bizimle birlikte zindanda. Belediye başkan vekili 13 arkadaşımız, belediye çalışanı 41, belediye meclis üyesi 94 ve il genel meclisi üyesi 13 arkadaşla birlikte toplamda 10 bine varan sayımızla birlikte aslında Türkiye’de siyasi bir soykırıma tabi tutuluyoruz.

Aslında, fiiliyatta partimiz kapatılmış durumda. Yani BDP, aslında sadece milletvekilleriyle ve bu demokratik siyasette ısrar eden, yönetici olması konusunda ısrar eden bir şekilde siyaset yapmaya çalışıyor ama fiilen AKP Hükûmetinin partimizi kapattığını hele hele biz zindandakiler çok daha net olarak görüyoruz. Her gün Mecliste yapılan konuşmalarda, yine diyeyim ki basına yansıyan, kamuoyuna yansıyan durumda BDP’nin sesi neredeyse hiç duyulmuyor. Yani bütçe görüşmeleri açık olmasa herhâlde biz bu görüşmeleri de hiç dinleyemeyeceğiz.

Değerli milletvekilleri, “KCK” adı altında yürütülen siyasi soykırım operasyonunun bir tek amacı var, o da Kürtleri demokratik mücadelenin dışına itmek, Kürtlerin savunduğu Kürtlerin dil, kimlik, kültür hakları, Kürtlerin halk olmaktan kaynaklı kolektif haklarını kullanması talebini bir şekilde ortadan kaldırmak ve bastırmak.

İkincisi, bu ülkede yaşanan savaş politikalarına ‘dur’ diyen, savaşın son bulması için demokratik çözümün gelişmesi konusunda ısrar eden, Kürt sorununun çözümünün inkârdan değil ‘Kürt sorunu yoktur.’ demekle değil, “Evet, Kürt sorunu vardır.” Başbakanın Diyarbakır’da dediği gibi ‘Bu sorun bizim sorunumuzdur.’ dolayısıyla Türkiye kendi geçmişiyle yüzleşmelidir ve burada bir halkın gasbettiğimiz hakları yasal ve anayasal güvenceye kavuşmalıdır noktasında bir iradeyle mümkündür. Savaşın ortadan kalkması, çatışmanın ortadan kalkması ölümlerin olmaması müzakerelerin başlatılmasıyla mümkün olacaktır. Bunları söylediğimiz için işte tam da, hâlâ cezaevinde rehin olarak tutuluyoruz çünkü hukuki olarak bizim gerçekten tutulmamızı gerektirecek hiçbir şey yok. Şu an yargılanan şey BDP’nin faaliyetleridir. 8 Marttan ‘Nevroz’a’ 1 Mayısa, kadın çalışmalarına, kadın kotasına, bütün faaliyetlerimiz, bütün çalışmalarımız KCK iddianamesinde suç olarak gösteriliyor. Bizler hep ifade ettik, bunlar suçsa, bu suçları işlemeye devam edeceğiz çünkü bunlar bizim varlık gerekçemiz. Yani bu ülkede demokrasiyi, insan haklarını özgürlüklerini savunmak… ‘Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.’ denilse de biz buradan, Mardin zindanından şunu görüyoruz ki: Bu, AKP  Hükûmetinin hukuk devleti, AKP’ye göre hukuk çünkü istediğini tutukluyor, istediğini devre dışı bırakıyor.

Değerli milletvekilleri, bütçe hakkında da birkaç şeyi ifade etmek istiyorum. Burada izlediğimiz kadarıyla, tabii bizim bu komisyon dönemindeki çalışmalara dâhil olma sürecimiz olmadı, daha çok izleyerek, kamuoyunda tartışarak bu süreci gözlemleme fırsatımız oldu ama görülen o ki bu bütçe halkımızın lehine bir bütçe değildir hesabı verilmemiş bir bütçedir. Örtülü ödeneğe ayrılan payın bu kadar yüksek olduğu bir yerde bu bütçenin bir savaş bütçesi olduğunu çok net görüyoruz. Bizler bu savaş bütçesi olarak hazırlanan ve önümüzdeki dönem daha çok Orta Doğu’da yaşanan çatışmanın, savaşın derinleşeceğini düşündüğümüzde yine ekonomik krizin derinleşeceğini düşündüğümüzde bu anlamda, ciddi anlamda problemli bir bütçe ve kabul edilmemesi gereken, halkımızın lehine olmayan bir bütçedir.

Diğer bir konu: Kadınlar olarak, bu kürsüden de BDP’li milletvekili arkadaşlarımız çok defasında ifade ettiler, bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Toplumsal cinsiyete duyarlı hiçbir yaklaşım yoktur. Yani kadınları yok sayan, emekçileri yok sayan, kendi iktidarını daha çok güçlendirmek için geliştirilen bir bütçe olmuştur. Dolayısıyla, aslında bu bütçenin halkımızın lehine bir bütçe olmadığını bir kez daha burada ifade etmek istiyoruz.

Sonuçta, bu bütçeyi nasıl planlarsanız önümüzdeki dönemi buna göre planlayacaksınız. Biz bu ülkede yeterince savaş, çatışma, acı gördük. Bu ülkenin Orta Doğu halklarıyla, kendi halkıyla, kendi ülkesi içerisinde yaşayan bütün halklarla barış politikası içerisinde yaşaması gerekir bütün enerjisini, bütün politikalarını barış üzerine kurması gerekir ama ne yazık ki bu bütçeyle bir kez daha görüyoruz ki önümüzdeki dönem Orta Doğu’da savaşa, çatışmaya Türkiye’yi hazırlayan, bu konuda da halkın görüşlerini dikkate almayan bir şekilde bütçe hazırlanmış durumdadır. Bundan vazgeçilmesi gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, sözlerime son verirken şunu ifade etmek istiyorum: Tabii, ben sadece kendi adıma değil cezaevinde bulunan binlerce -on bine varan- arkadaşım adına konuşuyorum. Türkiye'nin temel gündemlerinden birisi Kürt sorunudur. Bütçe görüşmeleri bitiyor ama asıl gündem yarın önümüze yeniden gelecek. Kürt sorunu çözümünde çatışma değil müzakerenin derhâl başlatılması gerekiyor, açlık grevleri döneminde de ifade ettik ana dil üzerindeki yasağın kaldırılması gerekiyor, Sayın Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması ve derhâl müzakerelerin başlatılması Türkiye'nin demokratik geleceği açısından daha önemli diyor, bir kez daha Mardin zindanından Genel Kurulunuzu saygıyla selamlıyorum.” (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Hasan Akgöl, Hatay Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HASAN AKGÖL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüşmelerinin sonuna yaklaştığımız 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı AKP Hükûmetinin 11’inci bütçesi. Bundan önceki 10 bütçesinde olduğu gibi bu bütçenin içinde de işçi, memur, esnaf, emekli, dul yani dar gelirli bulunmamaktadır.  Bu ülkenin yoksullaşan halkı adına dilerim ki bu bütçe Hükûmetinizin son bütçesi olur.

Değerli milletvekilleri, bölgemdeki üretici ve esnaf perişan durumda. Bütün samimiyetimle söylüyorum çiftçinin, esnafın, işçinin umudu tükenmiş durumda. 2007 yılından 2012 yılının 11’inci ayına kadar geçen zamanda Hatay’da kapanan iş yeri sayısı 10.940 adettir. Yani düşünün, bu geçen süreçte artan nüfusa bağlı olarak açılan iş yeri sayısı artacağına 10.940 iş yeri kapanmıştır; istihdam alanları genişleyeceğine daralmıştır. Bu durumun kabul edilmesi mümkün değildir.

Hatay’da 7.989 esnaf ve sanatkârın kredi bakiyesi bulunmaktadır. Yani ayakta durmak için kredi kullanmak durumunda kalmış esnaf ve sanatkârdan bahsediyorum potansiyel bir riskten bahsediyorum. Hükûmetin uyguladığı ekonomik politikaların ve bölge gerçekleriyle ülkemizin uzun vadeli çıkarlarına aykırı dış politikaların birleşik etkisi Hatay’da iflasları beraberinde getirmektedir. Bunun en gerçekçi örneği, son dönemlerde, yaklaşık yirmi bir aydır yaşadığımız Suriye olayları gerçeğidir. Suriye olaylarının Hatay’a etkisini, sanırım iktidar milletvekillerimizin de bilmeyeni yoktur. Çiftçiyi, ihracatçıyı, ithalatçıyı, esnafı nasıl etkilediğini en az benim kadar bildiklerinden eminim.

Değerli milletvekilleri, ilim Hatay’da transit taşımacılığın yanında ekonominin büyük bir oranı da tarıma dayalıdır, verimli toprakları olan bir bölgedir. Hatay’da kaliteli zeytin tarımı, pamuk, buğday, mısır tarımı yapılmaktadır. Tarıma dayalı sanayi istenilen seviyeye getirilmediği için beklenen sıçramayı bir türlü yapamamıştır. Bu açıklamayı yapma gereği hissediyorum çünkü bölgedeki üreticinin ağır girdi maliyetleri altında inim inim inlemesi yetmiyormuş gibi, şimdi yeni bir uygulama hayata geçirilecek. Sayın Bakan demin konuşmasının arasında şunu söyledi ben bir çiftçiyim, ben anlamakta zorluk çektim. “Çiftçinin kullandığı mazotun yüzde 11’ini sübvanse ediyoruz.” diyor. Nasıl ediliyor, gübre, mazot hepsini birleştirip hangi oranda yapılıyor, anlamıyorum. Ben de çiftçilik yapan biri olarak, bu oran nasılmış, çok merak içindeyim doğrusu.

Hatay’daki ve ülkedeki üretici kesiminin endişeyle beklediği bir uygulamayı Hükûmetiniz önümüzdeki günlerde faaliyete geçirecektir. 6111 sayılı torba yasa ile 2011 yılında, Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 10’uncu maddesinin 2’nci fıkrasına göre yer altı suyu miktarlarının tespitini sağlayacak ölçüm sisteminin kurulmasını zorunlu hâle getirdiniz, “Bu ölçüm sisteminin özellikleri yönetmelikle belirlenir.” diye hüküm eklediniz. DSİ şunu yapmak istiyor, 2013’ün Şubat ayından itibaren başlayacak: Yer altı sularına sayaç taktıracak, çekeceğiniz suyun miktarını belirleyecek. Aynı şekilde elektrikte, elektrik sayaçlarına kart sistemi ekleyerek çekeceğiniz enerjinin miktarını belirleyecek. Burada daha kötü olan, daha sıkıntılı olan kısım şu arkadaşlar: Çiftçi bırakın girdi, gübre, mazot maliyetlerini, kullanacağı elektriğin, suyun bir sene önceden tespitini yapmak zorunda kalacak. Yani Hükûmet gidecek… Adam pamuğunun 3’üncü suyunu sularken, 2’nci suyunu sularken karttaki su miktarı bittiyse sulama yapamayacak. Artık, hani veremi gösterip sıtmaya razı edersiniz ya, sistem o şekle geldi. Yani insanlara maliyetleri bile unutturuyorsunuz; suyu, elektriği nasıl kullanırım, ne kadar su alırım diye torpil arama cihetine gönderiyorsunuz.

Burada, bir de bunun yanında başka bir konu var. Bu sayaçların maliyeti, elektrik sayaçlarıyla beraber, yaklaşık 400 doların üzerinde. Zaten girdilerden dolayı beli bükülmüş çiftçi, yerinden kalkamaz hâle gelmiş çiftçi, bir de 400 dolar ve üstü miktarla elektrik sayacı, su sayacı alacak, bir de bunun bakımını üstlenecek! Daha ne kaldı? Bu çiftçiye nasıl zulmedersiniz, nasıl yaparsınız? Ben bunu kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Siz yine bulursunuz bir şeyler, eminim yani.

Şimdi, arkadaşlar, bunun neresine bakayım, nasıl eleştireyim, bilmiyorum. Bu bölgede, bu masalarda oturan -ben tekrar ediyorum- en az 15-20 tane benim gibi çiftçilik yapan arkadaşım var bu girdilerden etkilenen çiftçi arkadaşlarım var. Hiç mi bölgelerine gidip hiç mi bu çiftçilerle konuşmuyorlar, hiç mi beraber olmuyorlar, hiç mi onların sorunlarını dinlemiyorlar, buna hayret ediyorum. Hangi yüzle bölgelerine gidip hangi yüzle o çiftçinin yanında bulunuyorlar, o da ayrı bir konu.

Bir büyükşehir yasa tasarısı geçirdik. Bu büyükşehir yasa tasarısında sınırlar -özellikle kendi ilim için söyleyeyim- o şekilde çizildi ki seçim nasıl kazanılır, seçimi nasıl AKP yönüne döndürürüm, nasıl kaybedilmiş belediyeleri alırım, üzerinde durulan tek nokta buydu.

Sayın Başbakan her kelimesinde tutup “Biz ayrıştırma değil birleştirmeden yanayız.” diyor. Ben buna soruyorum: Hatay’a gelsinler de Hatay’daki Alevi camiasının yaşadığı bölgeleri kırmızı çizgilerle nasıl çizip ayırdıklarını göstereyim kendilerine. Ben, bunu, İçişleri Bakanına harita üzerinde gösterdim. Nasıl birleştirmeyi, bütünleştirmeyi düşünüyorlar, onun da cevabını orada beklerim.

Bir de bizim yerel yönetimlerin gelirleriyle ilgili, alakalı sorunlar var arkadaşlar. Şimdi, kıyı şeridinde belediyelerimiz var. Kıyı şeridindeki belediyelerimizin kış nüfuslarıyla yaz nüfusları arasında yaklaşık 4-5 kat fark olmaktadır. Şimdi, buralarda yapılan ödenekler kış nüfusuna göre değerlendirildiği için, bu belediyeler yazın mağdur olup gerekli hizmeti götürme imkânı bulamamaktadırlar. Bunların yaz nüfusları dikkate alınarak ödeneklerinin çıkarılması gerekir. Bu konunun biri.

Bir diğeri de, şu anki mevcut Hükûmet kendisine ait belediyelere uygulamadığı zulmü, eziyeti bizim, Cumhuriyet Halk Partisine ait belediyelere uygulamaktadır. İşte İzmir Belediyesi bunun bir örneği, diğer belediyelerimiz bunun örneği, MHP’ye ait belediyeler bunun bir örneği. Gün geçmiyor ki bir belediye başkanı görevden alınsın, gün geçmiyor ki bir belediye başkanı tutuklansın. Peki, muhalefetin belediyeleri bu kadar yolsuzluk yaparken iktidarın belediyeleri ak sütle mi yıkanmış? Hiç mi onların bir hatası yok, hiç mi onların bir sıkıntısı yok? Ve bunu da şundan çok net anlarsınız, son dönemlerde bu giderek de arttı: Soruşturma geçirmesin diye iktidar kanadına geçen muhalefet belediye sayısı gün geçtikçe artmakta. Yani, soruşturma geçirmemek için, hizmet almak için, vatandaşın yanında olmak için veya rahat bir belediye başkanlığı, sorunsuz bir belediye başkanlığı yaşamak için muhakkak AKP belediyesi mi olmak lazım? Ancak AKP kimliğini alırsa mı o belediye başkanı rahat çalışacak? Lütfen arkadaşlar, sağduyuyla davranıp ona göre…

SONER AKSOY (Kütahya) – Sakin ol ya!

HASAN AKGÖL (Devamla) – Ben sakinim; ben gayet, gayet ve gayet sakinim. Siz sakin olun, ben bir şey demiyorum size.

SONER AKSOY (Kütahya) – Rahat ol!

HASAN AKGÖL (Devamla) – Ben çok rahatım arkadaşlar. Ben bürokrasiden geldiğim için hangi şartlarda çalıştığımı da bilirim; AKP Hükûmetiyle de çalıştım, diğer hükûmetlerle de çalıştım.

Bu vesileyle arkadaşlar, işçinin, memurun, esnafın, dar gelirlinin yani yoksulun içinde olmadığı bu bütçeye partim adına ret oyu vereceğimi bildirir, hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Rıza Türmen, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

RIZA  TÜRMEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mahallî idarelere yapılacak hazine yardımıyla ilgili olarak şahsım adına konuşuyorum.

Avrupa Yerel Yönetimler Şartı var Avrupa Konseyinin  hazırladığı ve Türkiye buna taraftır. Buradaki 30 maddeden Türkiye 20’sini kabul etmiştir, 10’unu kabul etmemiştir. Bunun 9’uncu maddesi, mahallî yönetimlere, yerel yönetimlere yapılacak hazine yardımıyla ilgilidir. Burada Türkiye’nin kabul etmediği maddeler arasında şu vardır: Bir; bir kere bu hazine yardımıyla ilgili olarak mutlaka merkezî yönetim mahallî idareye danışmalıdır. Bu yardımın nasıl yapılacağı konusu bu ikili danışmalarla tespit edilmelidir. Bunu Türkiye kabul etmemiştir.

İkincisi de mahallî idareye yapılacak hazine yardımı proje bazında yapılmamalıdır. Bu paranın nasıl harcanacağı, nereye harcanacağı, nereye sarf edileceği mahallî idarenin takdir yetkisine bırakılmalıdır. Türkiye, bu maddeyi de kabul etmemiştir ama Türkiye’nin kabul ettiği başka bir madde vardır bu Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Şartı’nda, o da şudur: Mahallî idarelerle ilgili alınacak her türlü karar merkezî idare tarafından mahallî idareyle danışılarak alınmalıdır, genel bir yükümlülüktür bu. Bu, ister hazine yardımı olsun ister mahallî idarelerin, belediyelerin sınırlarının değiştirilmesi şeklinde olsun, bütün yerel yönetimlere ilişkin kararlar merkezî yönetim tarafından danışılarak alınmalıdır. Türkiye, bu maddeyi kabul etmiştir fakat bunu uygulamamaktadır.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak buradaki 30 maddenin de kabul edilmesini ve Türkiye’nin hiçbir maddeye çekince koymamasını istiyoruz. Tabii, bu bir zihniyet meselesidir, bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç gösterir; ademimerkeziyetçiliğe dayanan, mahallî idarelerin güçlendirilmesine dayanan bir zihniyet değişikliği gerekir. Oysa, Türkiye’nin nasıl bir zihniyet yapısıyla yönetildiğini Sayın Başbakan dün Konya’da yaptığı konuşmada son derece güzel açıklamıştır. Demektedir ki Sayın Başbakan: “Ama bu ‘kuvvetler ayrılığı’ denilen olay var ya, o geliyor, sizin önünüze bir engel olarak dikiliyor.” Yani buradan anlaşılıyor ki Sayın  Başbakan kuvvetler ayrılığından şikâyetçi, kuvvetler birliği istiyor. Zaten Türkiye kuvvetler birliğiyle yönetiliyor. Bugün fiilen uygulamada Türkiye bütün kuvvetlerin, bütün iktidarın, bütün gücün tek bir elde toplandığı bir yönetim zihniyetiyle yönetilmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucusu Madison vardır. Madison bu federalist paper’larda, federalist kâğıtlarda şöyle demektedir:  “Bütün iktidarın, yasama, yürütme ve yargının tek bir elde toplanması, ister babadan oğla geçmek ister kendi kendini atamak ister seçimle işbaşına gelmek yoluyla olursa olsun, istibdadın tam bir tanımıdır.” Madison’ın 18’inci yüzyılda söylediği bu sözler bugünkü Türkiye için geçerlidir. Bütün gücün tek bir elde, yasamanın, yürütmenin, yargının tek bir elde toplanması istibdadın kendisidir. Bugünkü Türkiye’deki rejimin adı da o nedenle demokrasi değildir, bugünkü Türkiye’deki rejimin adı seçimle işbaşına gelmiş otoriter bir rejimdir; bunun demokrasiyle yakından uzaktan ilgisi de yoktur. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bunlar yetmezmiş gibi Adalet ve Kalkınma Partisi bir başkanlık sistemi önermektedir, Anayasa Uzlaşma Komisyonuna başkanlık sistemini getirmiştir. Bu, işte bugünkü otoriter rejimin anayasal bir zemine, anayasal meşruiyete kavuşturulması için gösterilen bir çabadır çünkü o başkanlık rejiminde önerilen başkanlık sistemi, aslında başkana hiçbir başkanlık rejiminde görülmeyen genişlikte yetkiler vermektedir. O başkanlık sistemi yürürlüğe girerse başkan kim olursa olsun -herhâlde Sayın Başbakan bunu istiyor- Obama’dan çok daha fazla yetkilere sahip olacaktır. Ne yapacaktır? Meclisi fesih yetkisi olacaktır; kanun hükmünde kararnameyle ülkeyi yönetme yetkisi olacaktır, bütün üst düzey bürokratları, kamu görevlilerini atama yetkisi olacaktır. Böyle bir başkanlık rejimi dünyada görülmemiştir aslında ama bu, bugünkü fiilî durumun aslında hukuki bir zemine oturtulması çabasından başka hiçbir şey değildir.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime 14.30’a kadar ara veriyorum.

                                                                    

 

Kapanma Saati: 13.37

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2013 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

10’uncu madde üzerinde, şimdi, söz sırası, şahsı adına Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın “Mahalli idarelere yapılacak Hazine yardımları” başlıklı 10’uncu maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün insanlık tarihi büyük bir değişim yaşamaktadır. Bu değişim ekonomik ve teknolojik sektörlerde olduğu kadar, bütün dünya ülkelerini de sosyal değişim içine sokmuştur. Hükûmetler bu değişimi halklarıyla paylaşmak zorundadırlar.

Değerli milletvekilleri, 1924 yılında Türkiye nüfusunun yüzde 85’i köylerde, yüzde 15’i şehirlerde yaşamaktaydı. Bugün ise köyde yaşayanların oranı yüzde 17, şehirde yaşayanların oranı yüzde 83’tür. Bu durum ülkemizin büyük bir değişim ve dönüşüm geçirmekte olduğunun göstergesidir. Hızla şehirleşen toplumumuzda AK PARTİ iktidarı dönemine kadar, mahallî idarelerin yapması gereken hizmetlerin büyük çoğunluğu merkezî idareler tarafından yapılmaktaydı. Örneğin, bugün, il özel idarelerince ivedilikle yapılan işler ve hızla çözülen sorunlar daha önce köy hizmetleri tarafından kaplumbağa hızıyla yürütülmekteydi.

2002 yılından önce, memleketim olan Diyarbakır’da içme suyu götürülen köy sayısı 161 iken bugün içme suyuna kavuşan köy sayısı 1.395’tir.

Değerli milletvekilleri, yine, BELDES ve KÖYDES projeleri ile yerel yönetimlerin daha da güçlenmesi sağlanmıştır. İl özel idarelerince uygulanan KÖYDES projeleri için ülke genelinde bugüne kadar harcanan para 7 milyar 918 milyon TL olup 2013 yılı için bütçeden ayrılan pay 578 milyon TL’dir. Bu bağlamda KÖYDES projeleri için Diyarbakır ilimize 2005 ve 2012 yılları arasında toplam 259 milyon 125 bin lira gönderilmiş olup Diyarbakır’daki köy yollarımızın asfaltı, stabilizasyonu ve köprüleri bu ödeneklerle vatandaşa sunulmuştur.

Mahallî idarelere yapılacak olan hazine yardımlarının bir diğer ayağı olan, İLBANK tarafından uygulanan Su ve Kanalizasyon Altyapı Projesi, kısaca SUKAP için belediyelere ayrılan pay 2011 yılında 400 milyon, 2012 yılında 500 milyondur. 2013 yılı için ise bütçeden 525 milyon 500 bin TL ayrılmıştır. Su ve Kanalizasyon Altyapı Projesi kapsamında İLBANK aracılığıyla Diyarbakır’ın il ve ilçe belediyelerine 2003 ile 2011 yılları arasında 1 milyar 214 milyon 900 bin TL gönderilmiş olup ayrıca 181 milyon 235 bin TL kredi sağlanmıştır.

2003-2012 yılları arasında 175 milyon 425 bin TL ile Diyarbakır ilinde 28 ayrı proje tamamlanmıştır.

2011/11 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile İLBANK SUKAP Projesi kapsamında, belediye hizmetleri için Diyarbakır’ın ilçelerine toplam 36 milyon 800 bin TL proje bedelli kredi sağlanmıştır.

Dünyanın incisi İstanbul’a Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde sunduğu hizmetlerle efsaneleşen Sayın Başbakanımızın yerel yönetimlere verdiği önem tecrübesiyle birleşince, yerelde gelişen ve kalkınan bir Türkiye ortaya çıkmıştır.

Bu düşüncelerle 2013 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın ülkemize hayırlı olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Belen, buyurun.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye'nin merkezî yönetim borç stokunda önemli artışlar kaydedilmiştir. 2006 yılında 251 milyar lira olan iç borç stoku 2012’nin 10’uncu ayı itibarıyla 391 milyar liraya ulaşmıştır. Aynı şekilde, dış borç stoku da 2006’da 93,5 milyar lira iken bu yılın 10’uncu ayı itibarıyla 145 milyar liraya ulaşmıştır. Dış borç stokunda yedi yılda artış oranı yüzde 55, 4’tür. Türkiye'nin dış borcu 2012’nin ikinci çeyreği itibarıyla 323,5 milyar dolardır.

AKP döneminde kamunun dış borcu 86 milyar dolardan 111 milyar dolara, özel kesimin dış borcu ise 44 milyar dolardan 212,5 milyar dolara yükselmiştir. Özel kesimin dış borçlarının 84,3 milyar doları bankalara, 128,2 milyar doları da reel sektöre ait bulunmaktadır. Kamu dış borcu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Anayasa'mıza göre engelli, özürlü yurttaşlarımızın pozitif ayrımcılığa tabi tutulması gerekiyor. Yüzde 70-80 raporu bulunan yurttaşlarımıza ailesinin gelir durumu hesaplandığı zaman asgari ücretin üçte 2’sini geçtiği düşüncesiyle yardım ve destek yapılmamaktadır. Önümüzdeki yıl bütçesinde sosyal devletin gereği olarak bu yasa konusunda ileri bir adım atmayı düşünür müsünüz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Havutça…

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye’nin 16’ncı büyük ekonomi olduğu ve bütçe büyüklüğüyle geldiğimiz durumda pembe bir tablo çiziyorsunuz. Biz bu tablodan tabii ki bu ülkenin evladı olarak mutluluk duyuyoruz ancak geldiğimiz noktada, iş memurların ve çalışanların toplu sözleşmelerine geldiğinde kamuoyuna diyorsunuz ki: “Biz, memurlara, emeklilere verirsek Yunanistan gibi oluruz, ekonomimiz çöker.” Şimdi, bakın, pembe tabloda toplu sözleşmelere geldiğimizde, atanamayan öğretmenlerimiz var, 200 bine yakın atanamayan öğretmenimiz var; 65 bin öğretmeni sözleşmeli olarak çalıştırıyorsunuz, kadrolara almıyorsunuz. Türkiye’de iş, devletin asli hizmet kadrolarında sözleşmeli, 4/C, 4/B gibi… Türkiye’yi tam bir ucuz emek cennetine dönüştürdünüz. Bu yarattığınız 16’ncı büyük ekonomiden işçimiz, köylümüz, öğretmenimiz, memurumuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1) Bütçede illere göre bütçe planlaması var mıdır? Varsa Şanlıurfa ilimize bütçeden ne kadar pay ayrılmıştır?

2) Engellilerin okullarında, bize, araç gereçlerle ilgili yolsuzluk şeklinde ihbarlar geliyor. Tabii, bu anlamda, bunu, sayın Bakanlık olarak, bizim bu beyanlarımızı ihbar kabul edip bir araştırma yapmayı düşünür müsünüz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, iktidarınız döneminde, emeklilere banka promosyonu ödenmesi konusunda sürekli sözler verilmiştir. Bu konuda bir çalışmanız var mıdır? 2013 yılında emekliler banka promosyonu alacak mıdır?

Yine, “SGK” adı altında bütün sosyal güvenlik kuruluşlarını sözde birleştirdiniz ama değişen hiçbir şey yok. “Emekli maaşları eşitlenecek.” dediniz ama bu da gerçekleşmedi. Emeklilerin sorunlarını çözme konusunda 2013 yılı için bir çalışmanız var mıdır?

Yine, daha önce SSK’lı olarak çalışmış, emeklilik yaşını doldurmuş ancak ödediği prim gün sayısı yeterli olmadığı için emekli olamayan ve bundan sonra çalışamayacak durumda olan vatandaşlarımıza borçlanma imkânı verecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru, Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün basın-yayın organlarına da yansıyan ve Maliye Bakanlığı verilerinden derlenen bilgilere göre Türkiye, OECD’de 34 ülke arasında -sosyal güvenlik primleri de dâhil- vergi yükü açısından sondan 6’ncı sırada yer alıyor. Türkiye’de mal ve hizmet üzerinden alınan vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı yüzde 47,7 iken bu oran ABD’de 4,7.

Ayrıca, Türkiye’de vergi yükü bakımından oranda değil, yükün dağılımında büyük sorun yaşandığı da belirtiliyor. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınması stratejisinin, kayıt dışılık, yüksek vergi kaçağı ve diğer nedenlerle yeterince uygulanamadığı da biliniyor. Sayın Bakan, bu konuda ne düşünüyor?

Ayrıca, Sayın Bakan, Kamu İhale Kurumunda ortaya çıkan rüşvet operasyonunda tutuklanan kurul üyesini bu göreve hangi bakan atamıştır? Bu kurul üyesi hangi ihalelerle ilgili kararlara katılmıştır? Bu kararlara ve bu kuruma nasıl güvenmemizi bekliyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Önce, müsaade ederseniz, tabii bu madde, mahallî idarelere gelirlerden ayrılan paylarla ilgili. Ben size bu anlamda -çıkıp konuşmadığım için- bilgi vermek istiyorum.

Mahallî idarelere bütçeden ayırdığımız pay 2002 yılında 4 milyar 747 milyon liraydı, 2013 bütçesiyle 33,4 milyar liraya çıkarıyoruz ama daha önemlisi, bütçe harcamaları içerisindeki payı yüzde 4’ten yüzde 8,3’e çıkıyor. Birçok arkadaşımız “Bu savaş bütçesidir.” diyor ama eğitimde, sağlıkta mahallî idarelere ayrılan payların bütçe içerisindeki payının 2 kata çıktığını ifade etmek istiyorum.

İlk soruya gelmem gerekirse… Gerçi değerli arkadaşımız Sayın Belen sorusunu tamamlama fırsatı bulamadı ama muhtemelen, borçla ilgili bir konu soracaktı. Olmazsa bir sonraki seansta sorarsanız…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakanım, oradaki, Hazinenin, özel sektörün dış borç kefaleti…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Ben yalnız şunu ifade edeyim: Değerli arkadaşlar, bir ülkenin veya bir vatandaşın, bir şirketin borçları, hiç kimse size bedava borç vermeyeceği için nominal olarak artar yani borcun faizi olduğu için sürekli o borç artar. Mesela, 2002 yılında diyelim ki hazinenin borç stoku 100 lira olsun ama o 100 liralık borç yüzde 63’ten faizle alındığı için siz o faizleri ödemezseniz, o borcu “roll over” yaparsanız ne olur? 163 lira olur yılın sonunda çünkü o ülkede enflasyon var, nominal faiz oranı sıfır değil. Mesela, 1990’lı yıllarda iç borç stoku 770 kat artmıştır. Bakın, 1 kat değil, 2 kat değil, 770 kat artmıştır. Şimdi, AK PARTİ hükûmetleri döneminde iç borç stoku 1,5 kat artmıştır. Türkiye’nin net dış borcu -kamu açısından konuşuyorum- yoktur. Türkiye, devlet olarak dışarıdan, dünyadan alacaklı konumundadır. Dolayısıyla, borç meselesi böyle bir mesele ama sorunuzu bilmediğim için bir şey söyleyemeyeceğim.

Değerli arkadaşlar, engellilerimize yönelik olarak hakikaten bu dönemde çok ciddi kaynak aktarımı söz konusu. Tabii ki bu yardımların bir rasyonel zemine oturtulması, bazı şartlara bağlanması, istismarın engellenmesi hususu da aslında rasyonel bir devlet olmanın gereğidir. Yani, ben olaya o çerçeveden bakıyorum ama hani bu koşullar ağırdır, eksiktir, fazladır, bunlar tartışılıp konuşulabilir diye düşünüyorum. Sadece şunu söyleyeyim: Yani, engelli kardeşlerimize 2002 yılında toplam harcama 50 milyon lira civarında iken 2013 bütçesiyle yaklaşık 7 milyar lira civarına kadar çıkarıyoruz.

Sayın Havutça, değerli arkadaşım, ben hiçbir zaman pembe tablo çizmedim. Ben her zaman şunu söylüyorum, diyorum ki: “Ülkenin kazanımları var, bazı yapısal problemleri var; tabii ki eksiklikler var, fazlalıklar var.” Ama şunu da söylemedim: “Yani, memurlarımıza daha fazla para verirsek Türkiye çöker.” Sadece şunu söylüyorum: “Biz bütün işlerimizde hakikaten kaynakları da dikkate almak zorundayız.” Bugün bütçede bizim personel harcamalarımız yüzde 30’a dayanmış durumda. Bakın, personel harcamaları yüzde 30’a dayanmış durumda. Tabii ki yatırımlar için de kaynak gerekiyor, personelimiz için de, kamu hizmeti için de kaynak gerekiyor. Bunların hepsini dengelememiz lazım.

Öğretmen alımı konusunda… Öğretmen de almışız.

Aklıma şu geldi: AB ülkeleriyle karşılaştırmak açısından, Türkiye’de asgari ücret, geçen en son Eurostat’a baktığımda, 11 Avrupa Birliği üyesi ülkeden daha fazlaydı brüt bazda asgari ücret. Dolayısıyla, o konuda da hakikaten Türkiye çok mesafe katetti son yıllarda.

İller itibarıylıa bir bütçe planlamamız yok çünkü birçok kamu hizmeti geneldir. Mesela savunma hizmetidir vesaire. Dolayısıyla, şu ilden şu kadar gelir alıyoruz, şu kadar bütçe ayıralım… Ama, o, ülkemizin dört bir yanının ihtiyaç duyduğu yatırımları yapıyoruz. O çerçevede Şanlıurfa’ya ne kadar yatırım yapılacak, önümde bir rakam yok ama Şanlıurfa’nın hakikaten yatırımlardan ciddi bir şekilde pay aldığını da biliyorum.

Engellilerle ilgili olarak bahsettiğiniz konuyu ben ihbar olarak değerlendiriyorum. Vergi Denetim Kurulu Başkanımız burada, bizi ilgilendiren bir husus varsa gereğini yapalım.

Sayın Erdoğan, yine, emeklilerle ilgili promosyon konusunu gündeme getirdiler. Burada ne tür sözler verildi doğrusu bilmiyorum, biz Maliye Bakanlığı olarak emeklilerimize… Bakın sadece şunu söyleyeyim, eğer zamanım kaldıysa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlandı Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Orada beş dakika gözüküyor.

BAŞKAN – Yok, yanlış efendim. Beş dakikayı geçti, yedi saniye geçti efendim.

Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi okutuyorum:

Fonlara ilişkin işlemler

“MADDE 11- (1) Türk Silahlı Kuvvetlerine stratejik hedef planı uyarınca temini gerekli modern silah, araç ve gereçler ile gerçekleştirilecek savunma ve NATO altyapı yatırımları için yıl içinde yapılacak harcamalar, 7/11/1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanunla kurulan Savunma Sanayii Destekleme Fonunun kaynakları, bu amaçla bütçeye konulan ödenekler ve diğer ayni ve nakdi imkânlar birlikte değerlendirilmek suretiyle Savunma Sanayii İcra Komitesince tespit edilecek esaslar çerçevesinde karşılanır.

(2) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden birinci fıkra hükümleri gereğince tespit edilecek tutarları; Emniyet Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden uçak ve helikopter, insansız hava araçları (İHA), uçuş simülatörü ve Elektronik Harp (HEWS) projesine ilişkin tutarları; Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen ödeneklerden motorbot alımına yönelik tutarları; Orman Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden Helikopter Alım Projesine ilişkin tutarları; Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden araştırma gemisi alımına yönelik tutarları; ilgili hizmetleri gerçekleştirmek üzere Savunma Sanayii Destekleme Fonuna ödemeye ilgisine göre Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Sağlık Bakanı, Orman ve Su İşleri Bakanı veya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı yetkilidir.

(3) Savunma Sanayii Destekleme Fonundan Hazineye yatırılacak tutarları bir yandan genel bütçeye gelir, diğer yandan Milli Savunma Bakanlığı bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve geçen yıllar ödenek bakiyelerini devretmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

(4) İlgili yıllar bütçe kanunları uyarınca, yürütülmesi öngörülen projeler için Savunma Sanayi Destekleme Fonuna aktarılan tutarlardan kullanılmayan kısımlar, Savunma Sanayii Destekleme Fonundan ilgili genel bütçeli idarenin merkez muhasebe birimi hesabına; özel bütçeli idarelerde ise muhasebe birimi hesabına yatırılır ve ilgili idarenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen tutarlar karşılığını ilgili idare bütçesine ödenek kaydetmeye genel bütçeli idarelerde Maliye Bakanı, özel bütçeli idarelerde ise ilgili özel bütçeli idare yetkilidir. Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dışındaki idarelerde ödenek kaydı yılı yatırım programı ile ilişkilendirilerek yapılır.”

BAŞKAN – Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bugün ben Faysal Sarıyıldız olarak konuşacağım:

(Hatip tarafından kürsü önüne Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın resmi konuldu)

“Bu, milletin iradesiyle aldığım mazbatam. Şu an Diyarbakır D Tipi Cezaevindeyim. Ben sizi canlı yayından izliyorum, siz benim mavi gözlerimi göremiyorsunuz. Mezopotamya’nın en kadim şehri Cizre’de doğdum. 35 yaşında, 2009 yerel seçimlerinde yüzde 85 rekor oyla Cizre Belediye Başkan Vekilliğine seçildim. Haziran 2009’da tutuklandım, iki ay sonra. 2011 milletvekili seçimlerinde Şırnak ilinden bağımsız aday oldum, sadece Cizre’den ve sadece iki yıl sonra, 39.570 oy aldım yani Cumhurbaşkanı ve Başbakandan en az 2 kat fazla oy aldım bulunduğum yerde ve ben, bu Meclis kürsüsünde tutuklu milletvekilleri ile ilgili görüşülürken, açlık grevlerinde bizimle ilgili sözler söylenirken açlık grevindeydim; ana dil için, tecrit için, çözüm için.

Gerçekliğimi merak ediyorsanız ‘Medresa Sor’, Mir Abdal, Süleymaniye, Şazeh medreselerinde Kürtçe eğitim, Ahmedi Hani ‘Mem ü Zin’, Melaye Cizirî, Fekayi Tayran, Melaye Bate, Mehmet Arif Cizrevî, Mem ü Zin, Cizre Kalesi, Bedirhaniler, Birca Belek, Yafes Köprüsü, Kürt halkının dili, kimliği, kültürü benim özümdür.

Cizre'nin simgesi çift başlı ejderin olduğu Ulu Cami’nin ezan sesleriyle uyanırdım; dört yıla yakındır bu sesleri duymuyorum, kelepçeliyim ve ben, yurttaşlarımızın eşit, özgür olacağına, demokrasinin yerleşeceğine, 21’inci yüzyılda yeni bir sayfa açılabileceğine olan inancımı daha da yitirmiş değilim.

Sayın milletvekilleri, Şırnak ilinden -bütün milletvekilleri- ben, Selma Irmak tutuklandık. Bütün belediye başkanları tutuklandı. 1.000’in üzerinde kişi tutuklandı ve yüzde 80 oy almışlardı buradan, Barış ve Demokrasi Partisinin desteklediği bağımsız adaylar.

Ben, şimdi, buradan sesleniyorum: Vatandaşa tebaayı, demokratik topluma cemaati, Kürtlere Türklüğü, Şafiilere Hanefiliği, Alevilere Sünniliği dayatmaktan, satmaktan, zorla kabul ettirmekten artık vazgeçin. Diyaneti ihanete, demokrasiyi diktatörlüğe çevirmeyin. Siyasal zeminde her itiraz edeni susturmayın, yoksa bir gün siz susarsınız. Sizin Hükûmetiniz de ya değişecek ya çözecek ya da gidecek.

Sayın milletvekilleri, özelleştirmeden, satışlardan, kara paradan, mali aflardan mukataaya, bütçeye geldik. AK PARTİ Kürt sermayesi sayesinde emekledi, Arap sermayesiyle yürüdü, küresel sermaye ile uçmak istiyor. TOKİ inşaat sektöründe yandaş 3-5 şirket, enerji sektöründe 3-5 şirket, finans, bankacılıkta 13-45 şirket. ‘Haydi yallah, bismillah.’ dediniz, sınır tanımadınız.

Osmanlı ne yapıyordu? Hareme, saraya, silaha para lazım; aşar vergisini, gümrükleri, madenleri, Devlet-i Âliye’ye ait kıymetli arazileri, gelir kaynaklarını, madenleri bir bedel karşılığında devrediyordu ele, âleme. İşte, buna mukataa denir.

Özelleştirmede gaza bastınız; 36 kamu şirketi, 81 tesis, işletme sattınız. 36 milyar dolar yetmedi, gözünüz doymadı. Evvelallah Hükûmet bu, ecdattan ilham alarak mukataa bütçesi yaptı. Vatanın zenginliği sanki birilerinin çiftliği, malı, babasının malı gibi gidiyor, satılıyor. Geçen hafta enerji şirketlerini 5 milyara; dün köprüleri, otobanları 5,7 milyara… Şimdi, sıra Millî Piyango, devlet üretme çiftlikleri, şeker fabrikalarında. Okullarda, denizlerde, havada ve karada ne varsa satışa çıkarılmıştır.

Ayarlama, tasarlama, seçim bütçesi bu ve Orta Vadeli Program ile üç seçimin finansı yapılmıştır. Bu savaş bütçesidir. Bu üzerinde konuştuğumuz, görüştüğümüz madde, denetlenemeyen savaş fonlarının, insansız hava araçlarının, silahların maddesidir. Sayıştayın denetleyemediği, Meclisin denetleyemediği, raporlarının verilmediği, neyin alınıp neyin satıldığının bilinmediği bir madde üzerinde şu an konuşuyoruz. Sınır ötesine asker göndermek için en büyük ihraç gücü Sudan’dan Afganistan’a ordu, tezkereler cepte, eller tetikte, El Kaide, El Nusra, dinî radikal silahlı örgütler ülkemizde cirit atıyor, provokasyonlar kol geziyor, silahlarıyla Antalya Rixos Otelde toplanıyor, komşularımıza alenen savaş ilan ediliyor. İçeride, dışarıda seferberlik hâli. Cenazesiz gün yok. Dışarıya asker gönderir Meclisten çıkar karar, dışarıdan asker gelir Hükûmetten çıkar karar ve Patriotlarla beraber Amerika’dan 400, Hollanda’dan 400, Almanya’dan 400 asker bu Meclisin iradesi ve kararı olmadan gelir Türkiye’ye, topraklarınızda oturur, çöker; kumandası da ellerindedir.

Hükûmet karartmış gözünü, hazırlamış vasiyetini, kurmuş planı. Özgürlükse işte cezaevleri! Güvenlikse işte bütçenin yarısı! Paraysa işte İstanbul Finans Merkezi! Fetihse işte Suriye! Savaşsa iste F-35’ler için 16 milyar dolar, Skorskylere 4 milyar dolar, Patriot’sa Patriot, NATO’ysa NATO, ABD’yse ABD, Avrupa Birliğiyse Avrupa Birliği, CIA, FBI, MOSSAD, MİT… Ya Allahu ekber, hücum. Kim tutar sizi? Medya sizin, ferman sizin. Ey muhalefetin vekilleri, engel olan, çomak sokan, hayalleri, rüyaları yıkan, bölen, bölücülük yapan -AKP’ye göre- ‘hain vatanları’, bilmez misiniz ki vatan sadece AKP’nindir, vatansever olan sadece AKP’dir. ‘Mevzubahis olan vatansa gerisi teferruattır’ ya, hayallerine, ufkuna erişemezsiniz!

AKP’nin çılgın projelerine, İstanbul'a kanal, Karadeniz kıyısına, Tuzla’ya yeni İstanbul, Boğaz’a uygarlıklar köprüsü, dev yıldızlı ada, Çamlıca’ya dev cami, Ankara Gölbaşı’na zırt ekokent… Başbakan kükrüyor, camlardan okuyor, canlara okuyor. Diyor ki: Kim demiş bunlar ‘Zihni Sinir’ projeleri diye? Hangi bürokrat, hangi sistem, hangi kanun, hangi mahkeme, hangi siyasetçi bana zincir vuracakmış şaşarım, bendime sığmaz taşarım; ben ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhteşem on yılın sultanı, emir verdim tebaama, selam olsun Obama. Dedim ki: Yeni kanunlar yapıla, sistem değişe, sultanlık yetmez, başkanlık gele. Ey muhalefet şaşkınları, ey lüzumsuz partiler, Türkçülükse bizde, Kürtçülükse bizde, ırkçılıksa bizde, dincilikse bizde, mezhepçilikse bizde, solculuksa bizde, sağcılıksa bizde, laiklikse bizde, antilaiklikse o da bizde, para bizde, güç de bizde. Ne demiş Mevlana: ‘Kim olursan ol, gel.’ Demokrasi dediniz, muhalefet mi dediniz, bütçeyi denetlemek mi dediniz, onu da biz yaparız. Yalan, talan, para, silah, güç, kudret bizde. İnanmayanı 2 yaşındaki Furkan’ın hıfzettiği Kur’an-ı Kerim çarpsın, fezlekelerimize baksın, feyzalsın. Pişkinlikse pişkinlik, arsızlıksa arsızlık, şımarıklıksa şımarıklık, cüretse cüret… Yüzde 50 oy aldık, millet biziz, bu bütçe bizim. Mağrur olan biz, mağdur olan siz; devleti şirket gibi yönetiriz. Hadi bakayım size iyi seneler.” (BDP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mehmet Ali Ediboğlu, Hatay Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyada ham madde, maden, petrol, doğal gaz ve su bakımından zengin kaynaklara sahip olan bütün ülkeler, bugün, küresel emperyalist güçlerin savaş tehdidiyle karşı karşıyadır. Yani ya zenginliklerini küresel güçlerle paylaşacaklar ya da hizaya sokulacaklar. Bugün, Suudi Arabistan, Katar ve diğer Körfez ülkeleri, tüm enerji kaynaklarını bu küresel güçlere teslim ettikleri için sırtları sıvazlanmaktadır. Bugün, bu ülkelerde merkez bankası bile yok hepsinin paraları ABD’deki bankalarda, bu paraları çekmek için bile izin almaları gerekiyor yani modern sömürge konumundalar. Bu ülkelerde demokrasi mi var? Bahreyn’de, Kuveyt’te, Suudi Arabistan’da da halk demokrasi talebiyle ayaklanıyor ve sokağa dökülüyor ancak Batı’nın desteğiyle rejim tarafından güç kullanılıyor, şiddetli bir şekilde bu halk hareketleri bastırılıyor. Bugüne kadar yüzlerce ölü, binlerce yaralıyı medyamızda maalesef göremedik, sansüre uğradı.

Değerli milletvekilleri, Irak’tan söz edelim. Saddam, diktatör olduğu için mi cezalandırıldı? Saddam’ı Irak’ta işbaşına getiren, İran’a karşı savaştıran ve destekleyen Batılı küresel güçler değil miydi? Zaman içerisinde Saddam kontrolden çıktı ve söz dinlemez oldu, petrol kuyularını devletleştirdi, yabancı petrol şirketlerini Irak’tan kovdu, en önemlisi petrol satışlarında ABD dolarını devre dışı bıraktı; en büyük düşman oldu ve ipi çekildi.

Suriye’ye gelelim. Türkiye’nin Suriye rejimi ile dört yıla yakın süren balayı döneminde, sadece “Demokrasinin önündeki engellerin kaldırılması taleplerimiz karşılık bulmadı.” ifadesi çok gerçekçi değil değerli milletvekilleri.

Daha önemlisi, Batılı küresel güçlerin de talepleri Suriye rejimine dayatıldı. Kamuoyundan gizlenen bu talepler, Katar ve Kuzey Irak’taki petrolün Doğu Akdeniz’e Suriye üzerinden petrol boru hattıyla geçirilmesi ve oradan Batı ülkelerine, Avrupa’ya naklinin sağlanması için izin alınması, ikincisi İsrail’le ilişkilerin iyileştirilmesi, üçüncüsü Filistin’le olan ilişkilerin askıya alınması gibi talepler de bu Suriye rejimine iletilmişti, ancak daha da önemli bir talep vardı, Suriye’de bulunan zengin doğal gaz yataklarının işletim hakkının da tarif edilen Batılı petrol şirketlerine verilmesi isteniyordu. İnanın, Suriye rejimi bunları kabul etseydi, Esad bugün Başbakanımızın misafiri olarak Uludağ’da ailece tatilde olacaktı.

Değerli milletvekilleri, “Yanlış hesap Bağdat’tan döner.” diye bir deyim var. Bin yıl önce, dünya tarihinde bilim, kültür ve zenginlik merkezi olarak ün kazanmış bir şehirdi Bağdat. Aynı zamanda o tarihlerde İslamiyet’in başkenti olan Bağdat, Batı’ya medeniyeti ve insanlığı da öğretiyordu. Dünyanın neresinde bir buluş ve icat varsa Bağdat’ta değerlendirilir ve uygun bulunursa onaylanırdı yani tescil edilirdi uygun görülmezse onaylanmaz, yani “Yanlış hesap Bağdat’tan dönerdi.”

Değerli milletvekilleri, Batı bugün geldiği noktaya İslam medeniyetlerinden ve özellikle Endülüs medeniyetlerinden etkilenerek gelmiştir, ancak Batı, geldiği bu noktayı, etkilendiği İslam medeniyetini inkâr ve reddederek, âdeta aşağılık kompleksiyle örtbas etmeye çalışıyor.

Körfez Savaşı’nda Bağdat işgal edildikten sonra, dünyanın en önemli kültür merkezleri olan Bağdat Kütüphanesi ve Bağdat Müzesi yağmalandı ve tahrip edildi. İslam medeniyetini hazmedemeyenler, İslamiyet’ten intikam alırcasına müzeyi ve kütüphaneyi yerle bir ettiler. Aslında bilinçli olarak yapılmış ve İslam medeniyetini hafızalardan silme operasyonuydu bunlar.

Değerli milletvekilleri, size dünkü MİLLÎGAZETE’nin manşetini göstermek istiyorum: “Batılı küresel güçler Hz. Muhammed’siz İslam için çabalıyorlar.” diyor. Gazetenin manşetini ben sizlere göstermek istiyorum. Ve “Ne yazık ki AKP bunlara koltuk değneği oluyor.” diye bir haber var, okursanız sevinirim. Yorumunu sizlere bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, İran füzelerine karşı İsrail’i koruma amacıyla Kürecik’te radar üssü kurduranlar, gidip Gazze’de gözyaşı döküyorlar. Dış politikada duygusal yaklaşımlara değil, yapılan işlere, sahadaki uygulamalara bakılır. Gazze için gözyaşı döktüğünüz gün İskenderun-Hayfa arası Ro-Ro seferlerini hizmete soktunuz. Bu anlaşmanın İsrail’le yapıldığını kamuoyundan gizleme gereğini de hissettiniz. Medyaya yansıyan bir başka bilgi de Doha’da 11 Kasımda imzalanan ve Sayın Davutoğlu’nun da imzasının olduğu gizli bir anlaşma. Bu anlaşmaya göre “Atatürk Barajı’ndan boru hattıyla İsrail’e su nakledilecek, ayrıca Filistin direniş hareketleriyle Türkiye ilişkilerini kesecek.” şeklinde çok ciddi iddialar var. Toplum net olarak bu konuda yanıt bekliyor.

Değerli milletvekilleri, toplumun yanıtını merakla beklediği sorular var. Bu sorular defalarca soruldu, ancak ciddi, inandırıcı yanıt henüz yok. Örneğin, Patriotlarla ilgili bol haber var ancak 1.160 tane yabancı askerin Türkiye’de konuşlandırılacağı konusunda ciddi tartışma başladı. Bu Meclisten bir tezkere geçmesi gerekirdi yani bu Mecliste bunun tartışılması ve onaylanması gerekirdi. Meclisin baypas edildiğini yazmaya başladılar. Bunun yanıtını da merakla bekliyoruz.

Sığınmacılara yapılan masrafın Sayın Maliye Bakanı tarafından açıklandığı rakamı 425 milyon lira -üç gün önce açıkladı- ancak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Ban Ki-moon’a verdiğiniz rakam 1 milyar dolar. 4 mislinden fazla bir farkı da açıklamanızı bekliyorum. Burada halk mı yanıltılıyor, Birleşmiş Milletler mi, ben merak ediyorum doğrusu?

İşsizlik, Türkiye’de son iki ayda artış gösterirken, benim ilim Hatay’da 2 misline çıkmış durumda. Ancak, daha üzücüsü, Suriyeli sığınmacıların her türlü talebi karşılanırken aynı zamanda onlara iş bulunuyor olması bizim işsizlerimizin rakamlarını bir hayli yukarılara çıkarmış ve AKP Hükûmeti bu konuda hiçbir önlem almamıştır.

Bir başka konu: “Hatay ve diğer sınır illerinde ekonomik daralma, ticaretin durması, iflaslar konusunda yeterli çaba gösterdiğinizi düşünüyor musunuz?” diye sormak isterdim Sayın Bakana ve ne zaman bunları çözmeyi planlıyorsunuz?

Yine, çok önemli bir konu zeytinyağı ve zeytin üreticilerinin konumu. Benim ilimde sınırdan -kevgire dönmüş olan sınırdan- günde ortalama 1.000 ton zeytinyağı ve en az 1.000 ton da dane zeytinin Türkiye’ye kaçak yollarla girdiği ve üreticimizi kendi ürününü pazarlayamaz, satamaz duruma getirdiği bilgisi vardır. Bu bilgiyi defalarca bu kürsüden dile getirdik ancak bugüne kadar hiçbir önlem alınmadı. Sormak isterim: Siz, kaçakçıdan yana mısınız, üreticiden yana mısınız?

Aynı sıkıntıyı besicilerimiz yaşıyor: Canlı hayvan kaçakçılığı. Gelen canlı hayvanlar nedeniyle -7.000-8.000 liraya krediyle satın aldırdığınız- besicilerimiz hayvanını 2.000-2.500 liraya satamaz hâle geldi ve gerçekten mağdur durumda olan besicimiz kaçakçıya ezdiriliyor. Bu konuda da sormak isterim: Siz, kaçakçıdan yana mısınız, besicimizden yana mısınız?

Çalıntı araçlar meselesini gündeme getirdik, hiçbir önlem alınmadı. Hatay’dan ve Türkiye’nin her yerinden çok sayıda çalınan aracın Suriye’de savaşta kullanıldığını sağır sultan bile biliyor; herkes bunu konuşuyor, biliyor, hiçbir önlem yok. Bugün çalıntı ikinci el araçların fiyatı 5 bin dolar Hatay’da ve bizim sınırımızdan Suriye’ye götürülüyor. Devletin bu konuda önlem almadığını da üzülerek buradan ifade etmek istiyorum.

Yakılan tırlar meselemiz var. Bu tırlarla ilgili de hiçbir önlem alınmadı, mağduriyet giderilmedi.

Değerli milletvekilleri, bütün bu sayılan yanlışlarda ısrar edilmesinin faturası ülkemize, halkımıza ve bölgemize çıkmaktadır. Türkiye, bu çıkmazdan kurtulmak için dış politikasını değiştirmek zorundadır, yoksa, bu yanlış politikalar ve uygulamalar, ülkemizi ve bölgemizi büyük bir savaşın içerisine sürükleyecek gibi görünüyor. Hâlbuki, barış için hâlâ yapılacak işimizin, atılacak adımlarımızın olduğunu düşünüyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Necati Özensoy, Bursa Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin kesin hesaplarıyla ilgili 11’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede, fonlarla ilgili, fonların kullanımıyla ilgili bakanlıklara yetkiler veriliyor, onların rakamlarının belirlenmesiyle ilgili birtakım yetkiler veriliyor. Tabii, bu fonların kullanımında bakanların yetki kullanmalarından ziyade sorumluluklarını da kullanmaları gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum çünkü bu fonlar kullanılırken, burada yüksek teknolojideki birtakım malzemeler alınırken, gerçekten çok büyük fiyat farklılıklarına şahit oluyoruz. Bir tane örnek vermek gerekirse, bu sismik araştırmayla ilgili, MTA ve Türkiye Petrollerinin aynı anda yaptıkları çalışmalarda hemen hemen 2 kat fiyat farkına varan birtakım tekliflerle karşı karşıya kaldığımızı yaptığımız çalışmalarda gördük. Dolayısıyla, bu rakamlar, bu fonlardan kullanılan rakamlar yüksek rakamlar. Bunların yetkilerini kullanırken sayın bakanların da aynı zamanda sorumluluk duyarak bunların denetimini de çok iyi bir şekilde yapması lazım. Aynı zamanda, Türkiye Kömür İşletmelerinin daha önce “Fak-Fuk Fon” dediğimiz bu Fakir Fukara Fonu vasıtasıyla dağıtılan birtakım yardımların, bugün valiler vasıtasıyla, valilikler vasıtasıyla direkt hazine tarafından yapılan bu yardımlarda bile, maalesef, Türkiye Kömür İşletmelerinin denetiminde yaklaşık 3 katrilyon liralık alımın neredeyse yüzde 60 pahalıya alındığını Sayıştay raporlarından açık ve net bir şekilde görebiliyoruz. Yani, fakirlere dağıtılan, kullandırılan bu fonlarda bile maalesef birtakım sıkıntılar var.

Şimdi, bu bütçenin başından bugüne kadar sayın bakanlar, Başbakan, iktidar partisi mensubu arkadaşlar burada gelip birtakım rakamlardan bahsettiler. Özellikle, makroekonomik istikrarın kalıcı hâle gelmesiyle ilgili birtakım rakamları, bugüne geldiğimizde, ekonominin ne hâlde olduğunu göstermek adına hep kıyaslama yaptılar. Şimdi, ben, karşı tez olarak herhangi bir şey söylemeyeceğim, 2008 Yılı Bütçe Programı’nı -Bugüne kadar nasıl gelinmiş, bu iktidar bu makro istikrarı yakalarken neler yapmış?- bu Resmî Gazete’den sizlere okuyarak paylaşacağım. Sayın Bakanın da bu bütçe programının altında imzası var.

Bakın, bu Resmî Gazete’nin 79’uncu sayfasında “Makroekonomik istikrarın kalıcı hâle getirilmesi.” başlıklı “Mevcut durum”da aynen şunları ifade ediyor: “2000 yılı başından itibaren uygulamaya konulan Uluslararası Para Fonu destekli makroekonomik programların kararlı bir şekilde uygulanması sonucu, 2001 yılında yaşanan derin ekonomik krize rağmen, ekonomide karar alıcılar için hayati önem taşıyan güven ve istikrar ortamı tesis edilmiş, ekonomi sürekli bir büyüme ortamına kavuşturulmuş, enflasyon tek haneli rakamlara düşürülmüş ve kamu açıkları kontrol altına alınarak borçların sürdürebilirliği sağlanmıştır.” Devamla “Elde edilen başarıda maliye, para ve gelirler politikalarının uyumlu, birbirini destekler bir biçimde uygulanmasının büyük payı bulunmaktadır. Buna ilaveten, ekonominin daha etkin, esnek ve verimli bir yapıya ulaşmasının sağlanması amacını da güden yapısal reformların uygulanmaya başlanması ve bu yönde önemli mesafeler katedilmesi makroekonomik istikrarın kalıcı hâle getirilmesine büyük katkıda bulunmuştur.” Şimdi, yapısal reformlar hangi dönemde oldu? 2001 özellikle. “Bu dönemde, vergi, bankacılık, Merkez Bankacılığı, sigortacılık, sermaye piyasası, kamu mali yönetimi, yerel yönetimler, sosyal güvenlik, sosyal yardım, sağlık, enerji, telekomünikasyon, şeker, tütün, tarımsal destekleme, kamu ihaleleri, kamu finansmanı ve borç yönetimi, görev zararları, fonlar, özel gelir özel ödenek sistemi, istatistik kurumu, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve kamulaştırma gibi birçok alanda reform niteliğinde düzenlemeler yapılmış ve uygulamalar gerçekleştirilmiştir.

Yine devamla: “2002 yılı başından itibaren -yani 57’nci Hükûmetin işbaşında olduğu dönem başlangıcında- örtük olarak, 2006 yılından itibaren de açık olarak uygulanmaya başlanan enflasyon hedeflemesiyle fiyat istikrarının sağlanması yönünde önemli başarılar katedilmiş ve enflasyon tek haneli rakamlara gelmiştir.”

Şimdi, aslında bu bütçe programlarının sonuna, buradan hareketle, 57’nci Hükûmet döneminde yapılan yapısal değişikliklere… Burada yine itiraf olduğu için söylüyorum, 2008 Yılı Programı’nda vardı, 2009’da vardı, daha öncekilerde de var bu ama daha sonra 2009 yılındaki o küresel krizden sonra makroekonomik konularla alakalı tabii ki yorumlar değişmiş duruma geldi. Dolayısıyla, bugün makroekonomik istikrardan bahsediliyorsa elbette, 2001 yılında, 2000 yılında yapılan o yapısal değişikliklerin bugünlere gelişteki büyük etkisini görmek ve o dönemdeki bu yapısal değişiklikleri yapanlara da teşekkür etmek lazım diye düşünüyorum.

Şimdi, bakın, yine bu dönemde… Bu, resmî gazeteler olduğu için, tabii, burada çok fazla tevil yoluna gidilemiyor, yani birtakım rakamlar veya yorumlar değiştirilemiyor.

Mesela, 2013 Yılı Programı’ndan size bazı pasajları okuyayım: “Ekonomide kayıt dışılığın azaltılması: Ülkemizde ekonomik hayatın önemli bir yapısal sorunu olan kayıt dışılığı ortaya çıkaran etmenler arasında, yaşanan makroekonomik istikrarsızlıklar, yüksek vergi ve prim oranları ile diğer idari-mali-yasal yükler gibi ekonomik sebeplerin yanı sıra yolsuzluk, çarpık kentleşme, işletmelerin çok büyük bölümünün küçük ölçekli olması, işsizliğin yüksek olması, kamu harcamalarında israf olduğu yönünde toplumda genel bir algının mevcudiyeti, bürokratik formalitelerin fazlalığı, nakit kullanımının yüksekliği, denetim sisteminin yeterince etkin olmaması, kurumlar arası koordinasyon eksikliği, sıkça çıkarılan afların toplumda adalet duygusunu kaybetmesi, toplumsal ve siyasi iradenin oluşmaması gibi sosyal ve yapısal faktörler yer almaktadır.” diyor. 2013 Yılı Programı’nın içerisinde bunlar.

“Kayıt dışı faaliyetlerdeki artış…” vesaire… Yani bakın, burada bir sürü itiraflar var.

Bunun dışında, mesela, sanayiyle ilgili, 2013 yılında nasıl bir bakış var? Şundan da yine burada, 2013 Yılı Programı’nda bahsetmişler: “İmalat sanayisinde, 2009 yılında başlayan küresel kriz sonrasında, 2010 ve 2011 yıllarında belirgin bir iyileşme yaşanmış, 2012 yılı Ocak-Ağustos döneminde, ihracatta önemli bir artış hızına erişilmiş olmakla birlikte, üretim ve istihdamda artış hızı yavaşlamış, yeni kurulan işletme sayısı, kapasite kullanım oranı gerilemiştir.” Bakın, 2012’yle ilgili yorumlar bunlar.

Yine, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre, imalat sanayisi kapasite kullanım oranı 2011 yılında yüzde 75,4 gerçekleşirken 2012 yılında 74,2 düzeyine düşmüş.” ve son cümle olarak da diyor ki: “Kapasite kullanım oranında hâlen 2008 yılı öncesi dönemdeki seviyele ulaşılamamıştır.”

Bakın, bunları ben söylemiyorum, bunları… 2013 ve 2008 yılı programlarından pasajlar okudum size. Yani bunları burada daha gerçekçi, daha realist bir şekilde ifade etmek herhâlde daha faydalı olur. Bütün bu rakamlar, bizim, önümüzü görmek… İşte, bütün yapılan yatırımlarda gayrisafi yurt içi hasılanın büyüklüklerinden bahsediyoruz ama özel sektörün borçlarını inkâr ediyoruz veya “Özel sektörün borçları bizim değil.” diyebiliyoruz, sanki gayrisafi yurt içi hasılanın büyümesinde özel sektörün yaptığı yatırımlar yokmuş gibi. İşte, “Dış borçlarda özel sektörün yatırımları bizi ilgilendirmiyor.” vesaire… Bunun gibi çarpık birtakım değerlendirmelerle bunlar yapılıyor. Oysa,burada daha gerçekçi tahliller yapılmış olsa önümüze daha gerçekçi bakarız diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, şahsı adına söz isteyen Mehmet Erdoğan, Gaziantep Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bulunduğumuz coğrafi yapı ve jeopolitik konum, millî güvenlik politikamız çerçevesinde savunma gücümüzün çağın ihtiyaçlarına göre yapılandırılmasının çok önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Hepimizin bildiği gibi, bölgemiz… Özellikle yüz yıldır, son yüz yıldır, coğrafyada haritaların defalarca değiştiği ve müdahalelerin olduğu bir ortamda yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti, son yüz yıldır üzerine çok ciddi hesaplar yapılan bir ülke konumuna geldi ve bir önceki Osmanlı coğrafyası üzerinde 100’e yakın devletçikler oluşturuldu. Nedense Avrupa Birliği kurulurken, bütün bölgesel birlikler kurulurken bizim bölgemizde hep ayrıştırma, çalışmaları, hep bölme çalışmaları, kardeşi kardeşe düşürme çalışmaları söz konusu ve bu coğrafyayı iyi incelediğimizde en son komünizmin dağılmasında ortaya çıkan cumhuriyetlere baktığımızda yine Müslüman kökenli olan ülkeler üzerine hesaplar yapıldığını ya da Türk kökenli olan ülkeler üzerine hesaplar yapıldığını görürsünüz. Azerbaycan meselesi gündeme geldiğinde Azerbaycan, daha komünizm dağılmadan Ermenilerin Karabağ’daki işgaliyle karşı karşıyaydı. Peki, Azerbaycan’ı sadece Ermeniler mi işgal etti? Hayır, arkasındaki Rusya’nın 12’nci tümeni.

Yine, Orta Doğu coğrafyasına baktığımızda, Balkanlara baktığımızda aynı olayları görürüz. İşte, Bosna Hersek. Bosna’da bugün 3 tane ülkenin federal yapısı var. Adı Bosna Hersek ama tam bağımsız olarak görmek mümkün değil. Birleşmiş Milletler diyoruz. Birleşmiş Milletlerin gözlemi altında olan Boşnak mülteci kampındaki, Srebrenitsa’daki Müslüman Boşnak kardeşlerimiz, on binlercesi Hollandalı askerlerin gözü önünde katledildi ama Türkiye’den başka kimsenin sesi çıkmadı. Yine, 1976’da Orta Doğu’ya baktığımızda Filistin mülteci kampları -biliyorsunuz Birleşmiş Milletlerin gözlemi altındaydı- Tel al-Zaatar’da binlerce mülteci katledildi. 1982’de Sabra ve Şatilla’da yine Ariel Şaron’un komutasındaki İsrailli askerler oradaki insanları katletmekle, kamptakileri katletmekle yetinmedi, onların orada barındırdıkları hayvanlarına kadar acımasızca katlettiler. Orta Doğu’da planlar üzerine planlar yapılıyor. Irak, Amerika tarafından 2 defa işgal edildi. Yine, biraz ilerimizde Afganistan, Önce Rusların işgali altına girdi, arkasından Amerika’nın. Tamamen petrole dayalı olarak bir hegemon güç yüz yıldır bu topraklarda bir hüküm sürme çabası içerisinde. Yine, Türkiye üzerinde bölme faaliyetleri.

Şimdi, bunlara karşı ne yapmak gerekir? Bunlarla kalkıp bire bir her ülkeyle savaşa mı girmek gerekir? Hayır. Ne yapmak lazım? O zaman güçlü bir sanayiye ihtiyacımız var, güçlü bir savunma sanayisine ihtiyacımız var. İşte, bu güçlü savunma sanayimizin, yerli sanayinin mutlaka kurulması gerekir. Millî harp sanayisinin olmadığı bir harp sanayisinin başarılı olması da mümkün değildir çünkü her zaman dışa bağımlısınız, savaşın tam ortasında silahsız kalırsınız. İşte, biz savaşa girilsin demiyoruz ama güçlü, millî harp sanayisinin de geliştirilerek gitmesi lazım. Bunlara örneklemeler, zaten hepinizin bildiği gibi, işte ALTAY millî tank projesi, MİLGEM gemi projesi, ANKA Türk insansız hava aracı, yine ATAK helikopter projesi, Özgün Helikopter Geliştirme Projesi ve bugün saat 18.12’de fırlatılacak GÖKTÜRK-2 Uydusu projesi.

Değerli arkadaşlar, caydırmak için güçlü olmak zorundasınız; ekonominiz güçlü olacak, savunma sanayiniz güçlü olacak. Biz attığımız her adımı bunun için atıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Patriotlar ne o zaman?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Evet, Patriotlardan da kimler rahatsız oluyor, ona ben hayret ediyorum. Demek ki birileri Türkiye’nin bir saldırıya maruz kaldığında savunmasız kalmasını istiyorlar. Buna da tabii izin verilmez. Türkiye, bağımsız bir devlettir, bağımsızlığını da sonuna kadar koruyacaktır çünkü bu bölgenin, Balkanların, Asya’nın, özellikle Orta Asya’nın, Orta Doğu’nun ve bulunduğumuz coğrafyanın lideri olmak durumundayız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bütçeyi kapatırken, 2012 yılında, bütçenin Millî Savunma, Adalet bakanlıkları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi bakımından hakkıyla ve yerinde olarak kullanılmadığına dair bir olaydan söz ederek bütçeyle ilgili tutumumuzu sonuca bağlamak istiyorum.

Bu, 28-29 Aralık 2011 gece yarısı 34 köylünün öldürülmesiyle sonuçlanan Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesi hava harekâtıdır. Bu hava harekâtında 34 yurttaşımız öldürülmüş, bugüne kadar ne Adalet Bakanlığının denetim alanındaki, etki alanındaki mahkemeler ne Millî Savunma Bakanlığının etki alanındaki Genelkurmay Başkanlığı ne de Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurduğu komisyonlar, bakanlarını, başbakanlarını, genelkurmay başkanlarını bu olayın sorumlusu olarak yargı önüne taşımayı, onların eylemlerini ortaya çıkartmayı ve değerlendirmeyi sağlayamamışlardır.

Bir yıl olacak, bir yıl bitecek, bir yıldır 34 köylü, cenazeleriyle, hayatlarını kaybeden evlatlarıyla baş başa, kendi kaderleriyle baş başa, Hükûmetin tehdidi altında, evlatları her gün tutuklanma tehdidi altında, kendi evlatlarının katillerini, bu olayın sorumlularını arıyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurduğu Uludere Komisyonu bu gerçeği açığa çıkartmayı başaramadı çünkü bilgi kaynağı olarak bir tek yere baktı, Genelkurmay Başkanlığı; Genelkurmay Başkanlığının bilgi vermeyi reddettiği her durumda elleri kolları bağlı olarak, çaresiz bir kurum olarak bir kenarda kaldı.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, ellerimiz kollarımız bağlı değil, aklımız bağlı değil, dilimiz bağlı değilse bu olayı çözmek o kadar zor değil.

Gazetelerde 14 Kasım 2012 tarihinde yer alan bir haberde Başbakanın sınır ötesi harekât konusunda kendinde olan “vur” emri yetkisini angajman kuralları değiştiği için silahlı kuvvetlere devrettiği yazıyordu. Buradan şu sonucu çıkartmak çok mu zor? Demek ki 28-29 Aralık 2011 günü “vur” emri yetkisi Başbakandaydı. 28-29 Aralık 2011 gecesi 2 F-16 jet uçağını kaldırıp 34 savunmasız köylüyü öldürtmek üzere emir verme yetkisi sadece Hava Kuvvetleri Komutanında olamazdı, Genelkurmay Başkanında olmalıydı çünkü hiyerarşi böyle işliyordu. Demek ki o zaman, önümüzde, siyaseten Hükûmetin; doğrudan doğruya, şahsen Başbakanın; askerî olarak Genelkurmay Başkanının, doğrudan doğruya, şahsen Genelkurmay Başkanının sorumlu olduğu bir olay var, bir katliam var, göz göre göre yapılmış bir katliam var ama ne mahkemeler bu katliamın hesabını sorabiliyor ne Meclis Araştırma Komisyonu, inceleme komisyonu bu olayı sergileyebiliyor; elleri kolları bağlı ve haziran ayından beri bu komisyonun dağarcığına hiçbir yeni bilgi gelmiyor, Genelkurmay Başkanı direniyor. Eğer bu katliamı araştırmanın ardında bir siyasi irade olsaydı, nasıl “Bülent Arınç’a suikast yapılıyormuştu” ihbarıyla Genelkurmayın kozmik odalarına polisler, savcılar, hâkimler doluşuverdiyse… Bırakın suikast ihbarını, doğrudan doğruya 34 yurttaşına suikast yapıldığı gerçeği karşısında siyasi irade nasıl Genelkurmaya gidip de bunun hesabını soramazdı? Demek askerî vesayet son bulmuştu, öyle mi? Besbelli, askerî vesayet aslında doğrudan doğruya hükûmet eliyle kullanılan bir yeni vesayet sistemi hâline gelmiştir. Boşuna değildir Başbakanın şimdi, artık, gelip “İşte bu, ‘kuvvetler ayrılığı’ denilen olay var ya, o geliyor, sizin karşınıza bir engel olarak dikiliyor.” demesi. Öyledir, öyledir ama bunun tersi doğrudur. Başbakan var ya, geliyor, o “kuvvetler ayrılığı” denilen olayın önüne bir engel olarak dikiliyor; mahkemeye işini yaptırmıyor, Meclise işini yaptırmıyor, Hükûmete işini yaptırmıyor.

Meclis bununla yüzleşmelidir. Bu işi yapacak mıdır, yapmayacak mıdır; 34 köylünün kanı yerde kalacak mıdır, kalmayacak mıdır; 2013’te bunu göreceğiz. Bunu sormayan Meclisin de, Hükûmetin de, ordunun da iki elimiz yakasındadır. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

On dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, teşekkür ederim.

Kamuya ait yollar ve köprüler idare hukukunun temel ilkeleri uyarınca,  kamu hizmeti ilkesi gereğince  bedelsiz olması gerekir. Ancak, idare hukukundaki meccanilik ilkesi uyarınca onun amortisman bedeli karşılığında bir miktar para alınabilir. Fakat bu son günlerde köprülerin ve yolların satıldığını görüyoruz. Âdeta, ticari rant getirir amacıyla, iktisadi kâr getirir amacıyla kullanılıyor. Bu, kamu hizmeti ilkesinin bedavalık ilkesine aykırılık teşkil etmez mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu… Yok.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, terörün finansmanında en önemli unsur kaçakçılıktır. Ülkemizde başta şeker, sigara, çay, alkollü içki, akaryakıt olmak üzere birçok ürünün kaçakçılığı yapılmaktadır. Bu kaçakçılığın iki önemli sebebi vardır: Bir, vergilerin yüksekliği; iki, kayıt dışı ekonomi.

Kaçakçılığı önlemek için bazı ürünlerdeki ÖTV ve KDV’yi düşürmeyi düşünüyor musunuz?

Gene, kaçakçılıkla mücadele için kayıt dışı ekonomiyi bitirmek maksadıyla 2013 yılında hangi tedbirleri alacaksınız?

Ayrıca, özellikle gıdadaki kayıt dışılığın ekonomik boyutu kadar halk sağlığını tehdit etmesi de önemlidir. Gıda ürünlerindeki kayıt dışılığı çözmek için Hükûmet olarak özel bir programınız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Sayın Çınar…

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye’de bakkal, manav, kasap, berber, ayakkabıcı, tuhafiyeci gibi meslek gruplarında faaliyet gösteren 2 milyonun üzerinde esnaf bulunmaktadır. Market, hipermarket, grossmarket ve alışveriş merkezleriyle alakalı bir yasal düzenleme olmadığı için bu küçük esnaf grubundaki sektörde çalışan insanlarımız ayakta kalma mücadelesi vermektedir.

Yine, bunların kazançlarına göre vergilendirme sisteminde 10 bin liranın üzerinde yüzde 15, 10 bin ila 25 bin liranın üzerinde yüzde 20, 25 ila 28 bin liranın üzerinde yüzde 27, 58 bin liranın üzerinde yüzde 35 oranında vergi dilimi uygulanmaktadır. Diğer büyük kuruluşlara ise kurumlar vergisi uygulandığı için yüzde 20 oranında vergi vermektedirler.

Bu küçük ölçekli esnafın, bu mücadelesini sürdürebilmesi adına bir

çalışmanız var mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Adana ilimiz Türkiye’nin en önemli tarım ve sanayi kenti iken, bugün işsizlik oranlarında Türkiye’nin işsizlik oranının en yüksek olduğu kent. Bunun son on yıldaki uygulanan yanlış politikalar neticesinde olduğunu düşünüyor musunuz?

Yine, 2011 yılında büyüme yüzde 8,5’tu, bu sene 2,5’a düştü. Büyüme 8,5’tan 2,5’a düşerken nasıl oluyor da işsizlik 9,8’den 8,8’e düşüyor? Burada bir çelişki yok mu? Bu işsizlik oranlarında masa üstünde bir oynama olduğunu düşünüyor musunuz? Çünkü son altı ayda iş talebiyle ilgili onlarca telefon gelmesi de bu rakamlarda bir oynama olduğunu gösteriyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, net hata noksan kalemi her yıl artmaktadır. 2012’nin ilk üç çeyreği itibarıyla da 6,5 miyar dolar civarında oluşmuştur. Merkez Bankası Başkanı net hata noksan kaleminin ödemeler dengesi açısından sorun olduğunu belirtmiştir. Net hata noksan kaleminde gösterilen paralardan ne kadarı kayıt altına alınmıştır? Bu paralar nereden gelmektedir? Astsubayların özlük hakları, sorunları ve sosyal konumlarıyla ilgili olarak Millî Savunma Bakanlığına verdiğim bir soru önergesine Bakanlıkça verilen ve basına da yansıyan yanıtta, emekli astsubaylara verilecek zammın yanı sıra tazminatlar konusunda da çeşitli iyileştirmeler yapılacağı belirtilmiştir. Bakanlık olarak bu düzenlemeye karşı mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Belen…

Son soru.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, 2012’nin ikinci çeyreğinde dış borçlar 323,5 milyar dolardır, bunun 212,5 milyar doları özel kesime aittir. Bu, özel kesime ait dış borcun ne kadarına Hazine kefaleti vardır?

Ayrıca, sıfır kilometre araç alımında gazilere uygulanan ÖTV ve KDV indirimini şehit yakınlarına uygulamak için bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Tanal’ın sorusundan başlamak istiyorum. Değerli arkadaşlar, dünyanın birçok ülkesinde otoyollar ücretlidir. Meksika’da öyledir çünkü ben kullandım, iyi biliyorum. Yani hem gelişmiş hem gelişmekte olan birçok ülkede şu veya bu şekilde otoyollar ücretlendiriliyor; köprüler de öyle, tüneller de öyle. Dolayısıyla, Türkiye’deki uygulama bu anlamda bir aykırılık ifade etmiyor.

İkinci olarak: dün yapılan ihale sonucunda aslında otoyolların mülkiyeti kimseye verilmiyor, sadece özel sektör bunu daha iyi işletir mantığıyla özel sektöre işletme hakkı devrediliyor belli bir süreliğine. Aslında elektrikte de böyledir, elektrik dağıtımında da böyledir, elektrik üretiminde de böyledir yani hiçbir şekilde mülkiyet özel sektöre geçmiyor, belli bir süreliğine özel sektörün işletmesi daha verimli olur, daha etkili olur diye bu şekilde devrediliyor ama buradan gelen gelirler de tabii ki yine milletimize hizmet olarak, yatırım olarak dönüyor.

Tabii, doğrudur, terör finansmanının bir boyutu kaçakçılıkla ilişkilidir. Biz de kaçakçılıkla mücadele için elimizden geleni yapıyoruz. Tabii, burada Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Eylem Planı’mız var. Benim bu detayları kısa süre içerisinde anlatacak yani imkânım yok. Gerçekten samimi bir şekilde hani ilgileniyorsanız ben size göndereyim, hatta ilerleme raporumuzu da size göndereyim ama şunu çok açık ve net olarak söylüyorum: son on yılda Türkiye’de kayıt dışılıkla mücadelede mesafe aldık. Aslında birçok vergiyi de indirdik ama bahsettiğiniz 4-5 üründe, evet, vergiler nispeten yüksektir fakat vergilerin yüzde 1 olduğu, KDV’nin yüzde 1 olduğu mallarda da kayıt dışılığın çok yoğun olduğunu söylersem şaşırmayın. Bunun en azından elimizde birçok verisi var. Dolayısıyla sadece vergi oranlarıyla bunu açıklamak zordur ama verginin de tabii ki etkili olduğu kesindir. Fakat bizim buna rağmen tabii ki mücadele etmemiz lazım. O konuda, dediğim gibi, çalışmalarımızı sizinle paylaşmaktan memnun olurum.

Yine esnafımızla ilgili olarak: Tabii ki AVM’ler son yıllarda sadece Türkiye’de değil bütün dünyada yaygın hâle geliyor. Bu, tüketicinin bir talebi, tüketicinin tercihi o yönde ama tabii ki esnafımızı da korumak için, kollamak için gerekeni yapıyoruz. En son, biliyorsunuz bu sene bir düzenleme yaptık. Eskiden biliyorsunuz, basit usulden gerçek usule vergilendirmeye geçenler tekrar basit usule dönemiyordu; hakikaten bu konuda çok radikal, çok önemli bir adım attık. Bunun dışında da bazı geleneksel esnaf işlerini de vergiden muaf kıldık ve muafiyet belgesi de vermeye başladık. Bu konuda tabii ki yapılacak başka hususlar varsa o konularda da çalışma yaparız.

Adana’da işsizlikle ilgili olarak: Değerli arkadaşlar, son yıllarda işsizlik birçok ilimizde düştü, eminim Adana’da da düşmüştür. Önümde rakamlar yok. Geçen sene, doğrudur, Türkiye yüzde 8,5 büyüdü, bu sene belki yüzde 3 civarında bir büyüme olacak. İşsizlik de zaten eylül ayından beri artmaya başladı. Bu rakamlarda bir tutarsızlık yoktur. Dolayısıyla, nasıl ki TÜİK 2009 yılında işsizliğin yüzde 16’ya kadar çıktığını gösteriyorsa bugün işsizliğin yüzde 9 civarında olduğunu söyleyen TÜİK de aynı TÜİK. Dolayısıyla, kurumlarımızın kredibilitesi önemli, bu konuda bence başka türlü bir değerlendirme yapmak doğru olmaz.

Net hata noksana gelince: Çok büyük olasılıkla net hata noksanın birkaç kaynağı vardır. Bu kaynaklardan bir tanesi, Türkiye’de ithalat olması gerekenden daha yüksek gösteriliyor çünkü referans fiyat uygulaması var. İkinci olarak, ülkemizde turizm gelirleri doğru bir şekilde tespit edilemiyor, bu da ikinci bir kaynak. Ama, bunun dışında da tabii ki ülkemize eğer kayıt altına alınmadan giren bir kaynak söz konusuysa o da net hata noksanda tabii ki görülebilir.

Astsubaylarımızın özlük haklarıyla ilgili şu anda önümüzde bir çalışma yok ama şunu söyleyebilirim: Astsubaylarımızın en düşük artan maaşı yüzde 206 artmıştır 2002’den bu yana, enflasyon yüzde 141. Tabii ki yüzde 263’e kadar artışlar söz konusu yani yüzde 206’yla yüzde 260 arasında bir artış söz konusu. Enflasyon bu dönemde yüzde 141.

Dış borçlara gelince: Hazinenin garanti ettiği dış borçlara arkadaşlar bakıyor, çıkaracaklar.

Değerli arkadaşlar, özel sektör firmalarının değeri bu dönemde en az 7 kat artmıştır.

Bakın, borsanın değeri…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Hazine garantili imkân ve dış borcun ikrazı limiti ve borçlanmaya ilişkin işlemler

MADDE 12- (1) 2013 yılında, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre sağlanacak; garantili imkân ve dış borcun ikrazı limiti 3 milyar ABD Dolarını aşamaz.

(2) 1 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile belirlenen başlangıç ödeneklerinin yüzde 1'ine kadar ikrazen özel tertip Devlet iç borçlanma senedi ihraç edilebilir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hazine garantili imkân ve dış borcun ikrazı limiti ve borçlanmaya ilişkin işlemler hakkında MHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2013 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmeleri esnasında bugüne kadar şunu gözlemledim: Hükûmet ve Adalet ve Kalkınma Partisi kanadı “Ben yaptım oldu.” tavrıyla eleştirileri hiç dikkate almıyor. Şurası unutulmamalıdır ki bütçe görüşmeleri Hükûmet icraatının yakından denetlendiği ve bütçe yılı içinde Hükûmetin uygulamayı planladığı politikalara parasal kaynağın tahsis edildiği süreçlerdir. Bütçe görüşmelerinde muhalefetin dile getirdiği eleştiriler bu nedenle dikkate alınmalı ve göz ardı edilmemelidir.

Burada görülen şu ki: Bütçe görüşmeleri artık şekil şartının yerine getirilmesinden ibaret bir hâl aldı. Daha önceki dönemlerde bütçe görüşmeleri bir ay gibi devam ederken son Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde bu on güne düşürüldü. İktidar çoğunluğuyla beraber “Kabul edenler, etmeyenler” şeklinde de bütçede şekil şartı yerine getirilmiş oluyor.

Bütçeler ile finanse edilen politikalar ülke genelinde aslında herkesi etkiliyor hem de 2 yönden etkiliyor.

Birincisi: Bütçe harcanmasına yetki veren kaynaklar dolaylı veya dolaysız olarak toplanan vergiler ve yapılan borçlanmalar hepimizin ve geleceğe yığılan borçlar nedeniyle de gelecek nesillerin diğer bir deyişle de çocuklarımızın ve torunlarımızın cebinden çıkmakta ve geleceklerine şimdiden ipotek konulmaktadır.

İkincisi: Vergilerle vatandaşın cebinden toplanan paraların harcanmasında ihaleler belli bir kesime yönlendirilmekte, kamu kaynakları belli kesimlere aktarılmaktadır. Böylece gelir dağılımında haksız değişimler yaratılmakta ve adalet prensibi göz ardı edilmektedir. Cumartesi akşamı bu kürsüden ifade etmiştim, yine tekrarlıyorum, ilk kez Sayıştay raporlarının dahi olmadığı bir bütçe görüşmelerini yapıyoruz bu yıl. Sayıştayın şimdiye kadar yapmakta olduğu yerindelik denetimi ve verimlilik denetimi yetkisini kaldıran Hükûmet, yapılmasına razı olduğu, mali denetim ve hukuki denetim raporlarını bile Meclise vermeyerek keyfî ve kanunsuz olarak yaptığı harcamaların bilinmesini önlemeye çalışıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz yıl da, bu yıl da Sayın Maliye Bakanının bütçeyi denkleştirmek için âdeta deveye hendek atlatmaya çalıştığını görüyoruz, tespit ediyoruz ama Sayın Maliye Bakanı bunları yaparken diğer taraftan yapılan ihalelerle kamu kaynakları bir kısım sermayeye aktarılmakta. En son geçen Enerji Bakanına ifade ettiğim, Akdeniz Elektrik Dağıtım Anonim Şirketinde 1 milyar dolarlık ihalede teminat mektubunu yakan, o ihaleye giren iş adamları bu sefer 500 milyon dolara o ihaleyi aldılar. Yine, geçen hafta İstanbul Avrupa Yakası Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi ihalesini 3 milyar dolardan bu sefer 1 milyar 900 milyon dolara kapattılar. Yani buradaki fark 1,6 milyar dolar. Sayın Bakana ben bunu sorduğumda Sayın Bakan bana bu ihaleyi alanların geçen sefer ihaleyi alan aynı firmalar olmadığını söyledi. Bu adamlar ismi üzerinde “iş adamı” bu kadar aptal mı? Aralarında anlaştılar, daha önce alanların payını verdiler, yeni alanlar 1,6 milyar dolar eksiğine aldılar. Bu kamu kaynaklarının birilerine birileri tarafından peşkeş çekildiği bir ortamda Maliye Bakanının bütçeyi denk getirmeye çalışması çok zor bir iş.

Bakın, dün de, bir taraftan 2 tane köprü ve otoyollar ihale edildi. Bu otoyollar 5,72 milyar Türk lirasına yirmi beş yıllığına Ülker, Malezya şirketi ve Koç grubuna verildi. Bakın, otoyollar ve köprülerin özelleştirilmesiyle ilgili tanıtım dokümanlarına göre, orada verilen rakamlar bu köprülerin ortalama gelirlerinin 2,1 milyar lira olduğunu söylüyor. Yani bu özelleştirmeyle, bu köprülerin ve otoyolların, on yıllık gelirinden az bir parayla ihale edildiği ortaya çıkıyor.

Sene başında, yine Hükûmet, 3’üncü köprü ve otoyolları ihale etti Astaldi ve İçtaş firmasına. Orada 3’üncü köprü ve 115 kilometrelik bağlantı yollarını içeren Astaldi ve İçtaş Konsorsiyumunun aldığı, yap-işlet-devret modeliyle aldığı bu ihalede -fiyatları söyleyeyim aradaki farkı mukayese edin- bu konsorsiyum köprü ve yolları yapacak, inşa edecek, ilave yatırım kredisi bulacak. Toplam süre ne kadar? On yıl iki ay. Yani, 2,4 milyar lira yatırım kredisi bulacak, üç yılda bunu yapacak, yedi yıl iki ayda 2,4 milyar lirayı geri alacak, artı kâr edecek. Burada 5,72 milyar lira olan ihale bedeliyle dokuz yılda, on yılda bu parayı geri alacak, on beş yıl da kâr edecek. Burada bir haksızlık, bir kamu kaynaklarının bertaraf edilmesini görmüyor musunuz, merak ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuştuğumuz 12’nci madde 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun’da “Garantili imkân ve dış borcun ikrazı limiti 3 milyar Amerikan dolarını aşamaz.” deniliyor. 2013 Bütçe KanunuTasarısı’nın madde gerekçelerine baktığımızda, 12’nci maddede belirlenen 3 milyar Amerikan doları tutarındaki hazine garantili imkân ve dış borcun ikrazı limiti ve yaklaşık 4 milyar Türk lirası tutarında ikrazen özel tertip, devlet iç borçlanma senedi ihraç limitlerinin herhangi bir gerçek bütçe ihtiyacına dayanmayan, afaki limitler olduğu anlaşılmaktadır. Fazla rakamlara ve terimlere girmeye gerek yok ama burada eleştirilmesi gereken bir nokta var, o da şu: Belirlenen limitlerin kullandırılması, kanunda tamamen Hazineden sorumlu Bakanın yetkisine verilmiş. Bunun handikabı nedir? Bu yetki nedeniyle sözü edilen limitler keyfî olarak kullanmaya çok müsaittir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekim ayında yayımlanan bir rapora göre, son on yıldan bu yana Türkiye'nin yabancı ülkelerden aldığı dış borç 324 milyar dolar yani yaklaşık 550 milyar Türk lirası. Bu borç 2002 yılında 82 milyar dolardı. 82 milyar dolardan 324 milyar dolara gelen bir borç var. Peki, bu arada ne yapıldı bu ülkeye yani ülke bu kadar çok borçlandı? Buna ilave bir şey daha söyleyeceğim, 50 milyar dolara da yakın bir özelleştirme bedeli geldi devletin hazinesine. Ortada görülen 89,6 milyar liralık bir otoyol yatırımı var, sağlık tesislerine harcanan 8,5 milyar dolar bir harcama gözüküyor. Onun dışındaki paraların nereye gittiği bizce meçhul, müphem. Yaklaşık, yılda 5,5 milyar dolara yakın bir faiz ödeyecek duruma gelmişiz. Önümüzdeki süreçte çocuklarımıza borç faizi ödetmek üzere yapılan bir bütçeyle gideceğiz. Çocuklarımızın geleceğinde, sadece borç faizi ödemeye tasarlanmış, dizayn edilmiş bir bütçeyi önlerine bırakacağız.

Hiç santral yapıldı mı bildiğiniz yani bir Atatürk Barajı gibi herhangi önemli bir yatırım, on yılın sonunda bize de “Bunu yaptık.” dediğiniz bir yatırım var mı? Hayır. Otoyollarla ilgili ve sağlık hizmetleriyle ilgili takdirlerimizi her yerde de belirtiyoruz, yapanlardan Allah razı olsun. Gerçekten, otoyollar konusunda Sayın Bakanı da takdir ediyoruz, Sağlık Bakanının uygulamalarını takdir ediyoruz ama onun dışında bize elle tutulan, gözle görülen herhangi bir yatırımdan bahsedemezsiniz. Ama, buna rağmen Türkiye’nin geleceğini gitgide ipotek altına aldınız.

Önümüze konulan ve onaylamamız beklenen bütçenin basit bir belirleme gibi görülen 12’nci maddenin detayına bile girdiğimizde çok fazla aksaklıklarla karşılaşıyoruz. Bu durumda bütçenin gerçekten gayriciddi bir yaklaşımla hazırlandığı şüphesi artıyor. Keyfî harcamalara kaynak sağlama amacına yönelik hazırlandığını düşünmeye başladık. Türkiye, yılbaşından bu yana özel sektör borçları hariç toplam 12 milyar 327 milyon dolar dış borç ödemesi yapmış. 1-12 Aralık tarihleri arasında ise 225 milyon lira dış borç ödemişiz, ülkemizin en önemli sorunlarından birisi dış borçların yarattığı bu yük. Tam bağımsızlık bir milletin, devletin her şeyiyle ilgilidir, en başta ekonomisiyle. Bu kadar ağır borç yükünde olan bir ekonomide sizin bağımsızlık iddiasında bulunmanız biraz gülünç kaçacaktır.

Bütçenin hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İsa Gök, Mersin Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Başbakanımızın büyük maharetleri var, biliyoruz. Büyük maharetinden bir tanesi, gündem belirlemesidir ve gündem değiştirmesidir. Gündemi değiştirmekte kimi doneleri kullanır. Mesela, hiç kimse şu anda on sekiz yaşa seçilme hakkını konuşmuyor veya hiç kimse idam cezalarının geri gelmesini, infaz sistem değişikliğini konuşmuyor. Bunlar, zaten gündem değiştirme. Ama bazen Başbakan öyle şeyler söylüyor ki bunlar gündem değiştirme değil, keşke gündem değiştirme olsa, farlı bir şey ve çok tehlikeli şeyler. Mesela dün Sayın Başbakan, Konya’da bir konuşma yaptı ve dedi ki; -aynen Doğan Haber Ajansının tam metnini indirdim: “Sistemin içinde ne yazık ki yanlışlıklar var, sistem düzenli kurulmamış; düzgün kurulmadığı içindir ki umulmadık yerde, umulmadık şekilde bakıyorsunuz bürokrasi karşımıza dikiliyor; bürokratik oligarşi karşınıza dikiliyor, umulmadık yerde yargı ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Yasama, yürütme, yargı bu ülkede öncelikle milletin menfaatini düşünmeli.” diyor. Devam ediyor: “Bürokratik oligarşi ve yargı ama dışarıdan bakanlara şu kadar vekiliniz var, daha hâlâ mı bahane ediyor? Ama işte bu ‘kuvvetler ayrılığı’ denen şey var ya, o, önünüze gelip engel olarak dikiliyor, ‘Senin de bir oynama sahan var.’ diyorlar.” dedi Sayın Başbakan.

Kuvvetler ayrılığı ne? Bu, tabii üzüntüyle müşahede ettim. Ne beklenen siyasi kişilikler ne medyanın önemli kalemleri, bu işe hâlâ ne el atmışlar ne açıklama yapmış durumdalar. Oysaki kuvvetler ayrılığı son derece önemli. Ne demek? En iyi Montesquieu açıklıyor, aynen  Montesquieu’den okuyorum arkadaşlar: “Bir kuvvet, karşısında kendi cinsinden başka bir kuvvete rastlamadıkça doludizgin gider. Zira ezeli bir tecrübeyle sabittir ki kuvvet sahibi herkes bunu kötüye kullanmaya meyledebilir ve kuvvetine hudut buluncaya kadar gider. Fazilet bile sınırlamaya muhtaçtır.” diyor Montesquieu; doğumu 1689 ölümü 1755. Tabii, bunu Montesquieu bulmadı, bunun büyük bir hukuk felsefesi evrimi var. Geçmişe baktığınızda hukuk felsefesinde Aristo’ya kadar giden bir tarihi var; Akinolu Thomas, İbni Haldun, Machiavelli, Jonh Bodin, Hobbes, Jonh Lock, Jean Jacques Rousseau herkes var. Bu hep felsefe mi? Hayır. Evrensel hukuk kaynaklarında bunlar vücut bulmuşlar; Hitit Kanunları milattan önce 3500 -Ahmet, hukukçusun, bunu iyi bilmek zorundasın- Hammurabi Kanunları milattan önce 2500; bir gücün engellenmesinden bahsetmişler hep, hep. Magna Carta, Hollanda Bağımsızlık Bildirisi, Haklar Bildirisi, İngiltere İnsan Hakları Bildirisi 1689, Montesquieu’yla beraber, doğumuyla aynı bunun. Virginia İnsan Hakları Bildirisi var, bakın, mademki her şeyde Amerika’yı örnek alıyorsunuz. Ne diyor 1776 tarihli Virginia İnsan Hakları Bildirisi? “Yasama, yürütme ve yargı güçleri birbirlerinden ayrılmış ve belirlenmiş olmalıdır.” Virginia, yıl 1776 ve tabii, basına da bir laf söylemek lazım burada, diyor ki Virginia İnsan Hakları Bildirisi: “Özgürlüğün en güçlü kalelerinden birisi de basın özgürlüğüdür.” 1789 Fransız Yurttaş Hakları Bildirisi var. Bakın, ne diyor orada açıkça: “Hakların güven altına alınmadığı, kuvvetler ayrılığının yapılmadığı bir toplumda anayasa yoktur.” 1787 tarihli Amerikan Anayasası, madem yeni bir anayasa yapıyorsunuz, örnek alın, bu Amerikan Anayasası kuvvetler ayrılığının anayasa boyutunda ilk kez mevzuata girdiği belgedir. 1840 Fransa Anayasası, Alman İmparatorluk Anayasası dahi kuvvetler ayrılığına dem vurur.

Şimdi, hâl böyleyken… Tabii, Türk hukuk sistemi bundan geri kalmadı, bizim de bu süreçte, evrimde çok önemli kalelerimiz var. Senedi İttifak, Tanzimat Fermanı, Islahat… Bakın arkadaşlar, 1876 Anayasası -ki ilk maddi Anayasa’mızdır bizim ve şeklî Anayasa’mızdır- madde 86 ne diyor? “Mahkemeler her türlü müdâhalâttan azadedir.” 1876’da kuvvetler ayrılığının… Ki tarihte yasama ve yürütmenin karıştığı dönemler vardır ama yargı, her zaman için -bizim 1876 Anayasa’mızda olduğu gibi- müdahaleden azade tutulmuştur. 24 Anayasa’mız var. 21 sorunludur, bir Meclis hükûmeti vardır. 24 Anayasası’nda diyor ki 54’üncü madde: “Hâkimler bilcümle dâvaların muhakemesinde ve hükmünde müstakil ve her türlü müdahalâttan âzade olup ancak kanunun hükmüne tabidirler.” 61 Anayasa’mız zaten harikulade. Onu sevmiyorsunuz diye 61 Anayasası’ndaki yasama, yürütme, yargı erkinin ayrılığına dem vurmuyorum. Onu sevmiyorsunuz.

Ama arkadaşlar, bu belgelerle ortaya konan kuvvetler ayrılığı o kadar önemli ki sizin varoluşunuzu sağlıyor, Meclisin varoluşunu sağlıyor. Şu ana kadar ne büyük basın kalemlerinden ne siyasi figürlerden önemli bir şey gelmedi.

Arkadaşlar, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, çok doğru ve yerinde olarak tehlikeyi fark etti ve bir açıklama yaptı, dedi ki: “Geçmişten beri söylenen bir konu bu. Anayasa’mızda belirtildiği şekilde idari yargının denetim sınırları hukukilik denetimidir ama zaman zaman yerindelik denetimi yapıldığına dair şikâyetler yapılmıştır -iyi dinleyin- Sayın Başbakanımızın da beyanları bu kapsamdadır diye düşünüyorum.” Toparlamaya çalışıyor. Yine Sadullah Ergin.. -Başbakanın bu konudaki o çok büyük açıklamasını toparlamaya çalışıyor.- “Kuvvetler ayrılığı ilkesi tam anlamıyla uygulandığı takdirde bir problem olmaz diye düşünüyorum. Bu sözlerin de bu kapsamda söylenmiş olduğunu düşünüyorum.” Diyor; Başbakanı koruma gereği duyuyor. Sadullah Ergin’in tavrı doğru bir tavırdır çünkü toparlamaya çalışıyor. Devrilen araç çok büyük bir araç.

Arkadaşlar, yeni anayasa çalışmalarında kuvvetler ayrılığının konuşulacağını, kuvvetler birliğine doğru gidişin olacağını anlıyoruz. Üstelik de 2010 referandumuyla Türkiye’de yargı dizayn edilmiş olmasına rağmen demek ki yeterli görülmüyor. O zaman ya Başbakanın kafası karışık bu konuda; herkese, tüm liderlere ve basına Başbakanın kafasını aydınlatma görevi düşer ya da kafa karışıklığı değil, bir niyet var. Eğer niyet varsa Başbakan kimseyi dinlemez. Bütün AKP’li vekillere madem siyaset ve basından bir ses gelmiyor, size görev düşüyor arkadaşlar. Başbakana bu işin ne olduğunu anlatın, bu işin tehlike boyutunu anlatın ki bu kafa karışıklığı veya kötü niyet var ise bu sona ersin. Çünkü eğer ki, özellikle, “Kuvvetler ayrılığı” prensibinde yargının bağımsızlığı -altını çiziyorum- 2010 Anayasa referandumuyla kuşa çevrilmiş olsa da hâlâ yeterli görülmüyorsa yasama organının denetimini Anayasa Mahkemesi yapar, Hükûmetin denetimini Danıştay yapar. Bir şekilde hâl⠓Yerindelik denetimi, hukukilik denetimi” diyorsanız, diyemezsiniz çünkü Anayasa 2010’da 125’inci maddeye bir ilave koydunuz, dediniz ki: “Hiçbir şekilde, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz bu yetki.” Anayasa’da madde koydunuz. Ona rağmen yeterli görmüyorsanız ve özellikle Başbakan Anayasa’ya fıkra eklenmesine rağmen yeterli görmüyorsa Türkiye çok ciddi bir tehdit altındadır. Size düşen bu sorunu gidermektir, bunun vebali herkese…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSA GÖK (Devamla) - …daha sonra çok kötü çıkar.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın konuşmacı özellikle grup başkanımız, Başbakanımızla, alakalı kuvvetler ayrılığı ifadesini yanlış yorumladı, ismini de…

BAŞKAN – Ne diye yanlış yorumladı? Sayın Başbakanın Konya konuşmasını basından tekrarladı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Başbakanda kafa karışıklığı olduğunu ifade etti. Âdeta niyet okuyuculuğuna soyundu. Efendim, açıklamak istiyorum, 69’a göre.

BAŞKAN – Sayın Aydın, ben sataşma görmüyorum burada ama iki dakika süre veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Aydın, Sayın Başbakan dün konuşmadı mı, daha ne istiyorsun!

BAŞKAN – Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Mersin Milletvekili İsa Gök’ün AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Evet, Sayın Başkanım, tabii, konuşmacı özellikle ta Babil Kralı Hammurabi’ye kadar gitti. Öncelikle şunu ifade edelim ki, Sayın Başbakanımızın “kuvvetler ayrılığı” terimiyle alakalı, ifadesiyle alakalı en ufak bir endişesi, şüphesi yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Allah Allah!

AHMET AYDIN (Devamla) – Demokrasiyi tam özümseyen biri olarak, kuvvetler ayrılığının da tam olarak uygulanmasını ifade eden bir konuşma yapmıştır.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Hadi canım hadi, buna sen bile inanmıyorsun.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, konuşmasında şunu diyor: “Ben altı senedir bu şehir hastanelerini yapamadım.” Tabii ki yasama, yürütme, yargı, kuvvetler erki olacak. Bu kuvvetler, her organ kendi içinde kendi işini en iyi şekilde yapmak zorunda birbirinin alanına müdahale etmeden. “Altı yıldır ben bu şehir hastanelerini yapacağım.” diyor. “Ancak yargı, bürokratik oligarşi, benim bir hastaneyi nerede yapacağıma karar veriyor, ne zaman yapacağıma karar veriyor.” diyor.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sermaye çok mu sıkıştırıyor sizi?

AHMET AYDIN (Devamla) – Tabii ki yapılacağı sırada idarenin bütün iş ve eylemleri yargının denetimine tabidir. Bu denetim, tam da sayın konuşmacının ifade ettiği gibi, tam da Sayın Adalet Bakanımızın ifade ettiği gibi, bu denetim hukuka uygunluk denetimidir. Yargı, asla yerindelik denetimi yapamaz. Hangi ilin bir hastanenin kurulmasına ihtiyacı olduğuna karar verecek olan merci yürütmedir; buna yürütme karar verecek, yargı karar vermeyecek. Hangi ilde, nerede yapılacağına, bir kurumun nasıl yapılacağına gene yürütme karar verecek. Burada hukuki sorunlar olursa tabii ki yargı denetimini yapacak. Ki Sayın Başbakan, başkanlık sistemini de ifade ediyor. Kuvvetler ayrılığının en sert uygulandığı, en katı uygulandığı başkanlık sistemini öneren bir başbakana siz nasıl böyle haksızlık yapabilirsiniz? Kuvvetler ayrılığını özümseyen bir Başbakana nasıl böyle bir haksızlık yaparsınız?

Değerli arkadaşlar, yargının tam bağımsız olması için AK PARTİ iktidarından beri yapılanlar ortada. Geçtiğimiz 2010 yılında referandumda yaptığımız, attığımız adımlar ortada. Yargı artık ne kimsenin ön bahçesi ne de arka bahçesi. Yargı, tam bağımsız ve özgür bir konumda olmalı ama hukuka uygunluk denetimi yapmalı diyoruz.

Herkese saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, söylediğim sözden farklı anlamlar çıkarılıyor. İki dakikalık söz istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, ne dedi de farklı anlam çıkarttı efendim?

İSA GÖK (Mersin) – Efendim, ben Başbakanın metnini okudum. Metinde, anlaşılan, bir anlaşmazlık var.

RECEP ÖZEL (Isparta) -  Devamını oku ya!

BAŞKAN – Ben de söyledim aynı şeyleri. Zaten sizin, Sayın Başbakanın konuşmasını söylediğinizi söyledim.

İSA GÖK (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sataşma neresinde bunun yani?

İSA GÖK (Mersin) – Efendim, benim yanlış söylediğimi beyan ediyor, ben yanlış konuşmadım ki.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök, sataşma nedeniyle; olmayan sataşma nedeniyle daha doğrusu.

2.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İSA GÖK (Mersin) – Sağ olun, teşekkür ediyorum.

Arkadaşlar, Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin’in moduna girmeniz çok doğal.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Ya zaten oradayız, başka bir şey yok ki. Başbakan da aynısını söylüyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Aynı şeyi ifade ediyor, aynı ifade.

İSA GÖK (Devamla) – Önemli olan burada, koruma güdüsü değil, yanlışlığın merkezde giderilmesidir. Burada Sayın Başbakanın sözleri o denli açık ki.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya sözlerin devamını okusana.

İSA GÖK (Devamla) – “Kuvvetler ayrılığı başımızın belası.” diyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Kuvvetler ayrılığı uygulanabilmeli.” diyor orada, devamını okusana.

İSA GÖK (Devamla) – Kuvvetler ayrılığı nedir? Yasama, yürütme, yargı. Burada metin açık. Başbakan kuvvetler ayrılığının kaldırılmasını hedeflediğini açıkça zikrediyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç öyle bir şey yok.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, öyle bir şey yok. Devamını oku.

İSA GÖK (Devamla) – Sadullah Ergin de, Adalet Bakanı da aynen. Ben de tüm metin var. Doğan Haber Ajansından indirdim, tümü var.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bende de var.

İSA GÖK (Devamla) – Tüm metin var. Adalet Bakanı tehlikeyi görmüş. Başbakanın ağzından çıkan yanılarak -yanıldıysa Başbakanın özür dilemesi lazım- veya..

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Doğru söyledi. Hayır, yanılmadı. Arkasını oku, devamını oku.

İSA GÖK (Devamla) - …irade izharı -kafasında bu düşünce var, bu iradeyi açıklamış Başbakan- eğer bu ise de size düşen savunmak değil, Başbakanı gidip bu yanlış düşünceden uzaklaştırmak. Zira, evet, Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık sistemi vardır ama kuvvetler ayrılığının en net uygulandığı yer odur. Ama bakın, Başbakan o türden bir kuvvetler ayrılığını demiyor. Amerika’da senato… İhale yapıyor, Çinli firma alıyor, yargı iptal ediyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – E, bizde de iptal ediyor.

İSA GÖK (Devamla) –  Obama bir şey diyemiyor. Hayır, Başbakan diyor ki: “Şehir sağlık kompleksleri kuracağız, engelliyorlar.” E, kaldır Danıştayı, kaldır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle şey olmaz.

İSA GÖK (Devamla) – Zaten mantık oraya gidiyor. Bakın, bu şudur: Monarşiyle teokrasi arası bir karma rejim planlanıyor anlaşılan.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Ya, diz çöktü mü, çökmedi mi; sen onu söyle?

İSA GÖK (Devamla) – Biraz monarşi, biraz teokrasi, al sana Türkiye modeli yeni bir rejim.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Faşizm, faşizm!

İSA GÖK (Devamla) – Bu tehlikeli. Size düşen, bana karşı Başbakanı savunmak değil, Başbakanı uyarmanız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Savunmaya ihtiyacı yok Başbakanın.

İSA GÖK (Devamla) – Bu hatadan dönülmesi... (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tam oku… Tam oku… Ne söylediği açık.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Metni tam oku…

BAŞKAN – Madde üzerinde…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce idari yargıyla ilgili hem Sadullah Ergin yanlış bilgi verdi hem sayın grup başkan vekili. Danıştayda on dört sene hâkimlik, savcılık yapan bir kişi olarak, müsaade ederseniz, işin özünü açıklayayım.

BAŞKAN – Öyle bir şey söz konusu değil Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, Hükûmet diyor ki: “Biz, buraya bir hükûmet konağı kuracağız…”

BAŞKAN – Sayın Genç, böyle bir usul var mı yani?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika, bir cümle…

BAŞKAN – Niye sesinizi yükseltiyorsunuz? Böyle bir usul var mı?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın  Başkan, yerimden bir açıklama yapmak istiyorum 60’ıncı maddeye göre.

BAŞKAN – Yerinizden de vermiyorum. Böyle bir usul yok Sayın Genç.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Öğrenememiş…

BAŞKAN – Evet, madde üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Nazmi Gür, Van Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın  Başkan, yerimden bir açıklama istiyorum 60’ıncı maddeye göre.

BAŞKAN – Hayır, söz konusu değil.

Sayın Gür, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, niye bu gerçekleri… Cahillere bir şeyler öğretmemiz lazım.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sensin cahil! Cahilsin! Cahilsin! Cahilsin!

BAŞKAN - Buyurun.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

BDP GRUBU ADINA NAZMİ GÜR (Van) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu konuşma hakkımı çok sevgili kardeşim, değerli yoldaşım Van Milletvekili Kemal Aktaş’a adıyorum:

(Hatip tarafından Kürsü önüne Van Milletvekili Kemal Aktaş’ın resmi konuldu.)

“Ben Kemal Aktaş. 1958 Urfa Suruç doğumluyum. Van Milletvekiliyim. Van’daki seçimlere sizlerle birlikte aday oldum ama sizler gibi, ne yurttaşın elini sıkabildim ne seçmenin elini sıkabildim…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, Sayın Başkan…

NAZMİ GÜR (Devamla) – Sayın Başkan, benim beş dakikamı lütfen Kamer Bey’e verin, sussun. Benim beş dakikamı siz kullanın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Siz konuşun.

NAZMİ GÜR (Devamla) – Saygı gösterin o zaman.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Doğru söylüyorsun.

NAZMİ GÜR (Devamla) – “Değerli arkadaşlar, Ben Kemal Aktaş olarak huzurlarınızdayım. Van’da tam 65 bin oy alarak seçildim. Bu seçimde sizler gibi yurttaşın elini sıkamadım, sizler gibi seçmenle karşılaşamadım, sizler gibi onların dertlerini, sorunlarını dinleyemedim ama yürekten -ben onlara bir söz verdim- nerede olursak olalım,  hangi  koşullar  altında  olursak  olalım, onlara bir söz verdim ve dedim ki: ‘Ey halk, ben size, sizin özgürlük mücadelenize, sizin hak ve hukuk mücadelenize, eşitlik mücadelenize baş koydum ve sizin için mücadele edeceğim.’

Değerli arkadaşlar, ben Kemal Aktaş olarak Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde bir hücrede kalıyorum. Bu hücrede günlerimi elbette ki saymıyorum; bu hücrede sizleri izliyorum, Türkiye’yi izliyorum, dünyayı izliyorum. Kulaklarım, gözlerim açık, yüreğim açık. Belki de bütün süreci, politik süreçleri sizden çok daha iyi izleme şansına sahibim. Elbette ki ben de demir parmaklıklar arasında bulunmak istemezdim. Elbette ben demir parmaklıklar arasından kurtulmak için de aday olmadım, milletvekilliğine adaylığımı koymadım. Çünkü biz ‘KCK’ adı altında bize dayatılan bir siyasi soykırım davası nedeniyle, siyasi soykırım mücadelesi nedeniyle buradayız ve cezaevinde şu anda kendi ana dilimizle savunma yapma hakkından bile yoksun bir şekilde, yaklaşık üç buçuk yıldır bulunuyoruz.

Neyle suçlandığımızı bilmiyoruz. Öyle ya, bir hukuk devletindeyiz ve hukukun üstün olması gereken ve hele hele yargının bağımsız olması gereken bir yerde biz, KCK davaları nedeniyle yargılananlar, milletvekilleri olmak üzere, neyle suçlandığımızı, niçin suçlandığımızı bilmiyoruz. Dosyalarımızı açıp baktığınızda delil niteliğinde asla bir şey görmeyeceksiniz. Bizim telefon konuşmalarımız, yasa dışı yapılan ortam dinlemeleri ve savcılığın yığınlarla, üst üste biriktirdiği hukuk dışı kâğıt müsveddelerinden başka bir şey yok. Peki, biz neden içerideyiz? Peki, bizi neden içeride tutuyorlar? Peki, bizi halka hizmet etmekten niye alıkoyuyorlar? Cevap bulması gereken, cevap verilmesi gereken sorular kuşkusuz bunlardır.

Biraz önce de söyledim, Van halkının 65 bin oyunu aldım. Van’da AKP 171 bin oy aldı. Ben tek başıma, halkımın tercihli oyuyla, sadece Başkale’de, AKP’nin yüzde 7 oy aldığını da söyleyerek, düşünürseniz, halkın iradesine aslında kelepçe vurulduğunu, halkın iradesinin hücrelere tıkıldığını çok kolaylıkla görebilirsiniz. Hiç kuşkusuz, bu, bir yüz karasıdır, hepinizin yüz karasıdır. Bizim, 8 milletvekilinin, halkın iradesiyle seçilmiş milletvekillerinin, Parlamentoda olması gereken milletvekillerinin cezaevinde olması ancak olsa olsa Türkiye dışı, demokrasiyle yönetilmeyen bir ülkede olur.

Sevgili arkadaşlar, değerli yoldaşlarım; ben Kemal Aktaş olarak kuşkusuz yasama faaliyetlerine bir biçimde katılmaya, sizlerle duygularımı, düşüncelerimi zaman zaman paylaşmaya çalışıyorum. Örneğin, grubum aracılığıyla Parlamentoya soru önergeleri veriyorum, bazı araştırma önergeleri veriyorum ama en kısa sürede, bizler de tıpkı sizler gibi bu sırada oturarak Türkiye’nin demokratikleşmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması, adil ve bağımsız bir yargı için mücadele şansı bulacağız.

Değerli arkadaşlarım, kuşkusuz, ben Kemal Aktaş olarak Türkiye’nin gündemine hâkimim, Türkiye’nin gündemini takip ediyorum, Türkiye’nin gündemini büyük bir duyarlılıkla, büyük bir incelikle cezaevinde de olsak, hücrede de olsak bunu takip ediyorum. Ben, Van’da yaşanan depremde halkımla birlikte olamadım. Beni halkımla birlikte yaşanan acıları paylaşmadan bile alıkoydunuz. Ben, oy aldığım halkın elini sıkamadım, oy aldığım halka geçmiş olsun dileklerimi iletemedim. Ben, onlara, seçimde oy aldığım insanlara bu deprem sırasında yardımcı olamadım ama kalbim, yüreğim hep Van halkıylaydı, Vanlılarla birlikteydim.

Değerli arkadaşlar, kuşkusuz, Türkiye’de yaşanan bütün olayları bütün çıplaklığıyla, yüreğimizi kanatan bütün olayları bütün çıplaklığıyla izlemeye çalışıyoruz. Bunlardan en önemlisi, kuşkusuz Roboski katliamıdır. Belki ‘Uludere’ diyeceksiniz, belki başka şey diyeceksiniz ama Uludere bizim, biz Kürtlerin, insanların, bütün insanların kalbinde kanayan bir yaradır ve asla Uludere’de yaşanan bu katliam yani bizim ‘Roboski’ dediğimiz bu katliam kabuk bağlamayacaktır, kabuk bağlamaması için de elimizden gelen her çabayı göstereceğiz. Yedi zindanda da olsak, yedi kapılı zindanların içinde de olsak Roboski için yüreğimiz kanamaya devam edecek.

Değerli arkadaşlar, kuşkusuz 20’nci yüzyıl Türkiye’sine aynı zamanda ‘katliamlar yüzyılı’ da diyebilirsiniz. Örneğin, Dersim katliamı, Zilan katliamı, Maraş katliamı, Çorum katliamı, Sivas katliamı ve nihayetinde son Roboski katliamı. Benim kalbim Dersim halkıyla çarpıyor, benim kalbim kırıma uğrayan Zilan halkı için çarpıyor, benim kalbim katliama uğrayan Maraş halkı için çarpıyor, benim kalbim Çorum’da katliama uğrayan insanlarımız için çarpıyor, benim kalbim Sivas’ta diri diri yakılan insanlarımız için, aydınlarımız için yanıyor…”

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) - Başbağlar’a bak bir de Başbağlar’a.

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) - Terörde ölenler için yanmıyor mu hiç? Terörde ölenler için yanmıyor mu?

NAZMİ GÜR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, kuşkusuz, bizim yüreğimiz bütün insanlar için yanıyor. Daha bugün, biraz önce, bir saat içinde 2 askerin daha kendini vurarak intihar ettiği haberini aldık. Peki, siz hiç sordunuz mu, vicdanınız sızlamıyor mu, acaba bizim askerlerimiz, Mehmetçikler neden birer birer intihar ediyor? Sordunuz mu hiç siz bunu?

YUSUF BAŞER (Yozgat) - Başbağlar’a gidip sordun mu?

NAZMİ GÜR (Devamla) – “Sordunuz mu gerçekten neden Mehmetçik kafasına kurşun sıksın, neden Mehmetçik intihar etsin? Bir tanesi Diyarbakır’da şimdi ölümle boğuşuyor. Hadi çıkın söyleyin bakalım, neden askerler tek tek intihar ediyor? Bu, savaş sendromu olmasın acaba? Sizin zorla savaştırdığınız yoksul Türk halkının evlatları büyük bir sendrom yaşamış olmasın sakın?

“Değerli arkadaşlar, ben Kemal Aktaş olarak yedi kapılı zindanların içinde de olsam yüreğim halkımla birlikte atıyor, yüreğim Türk ve Kürt halkının birliği ve kardeşliği için atıyor.

Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.” (BDP sıralarından alkışlar)

Bir dakikamı Kamer Bey’e verebilirsiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Tülin Erkal Kara, Bursa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TÜLİN ERKAL KARA (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Görüşmelerin, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

2008 yılında başlayan Avrupa ve Amerika’daki ekonomik kriz hâlen etkisini sürdürmektedir. Türkiye, böyle bir kriz ortamında en az etkilenen ülke konumundadır. Sayın Başbakanımızın tabiriyle bu kriz Türkiye’ye teğet geçmektedir.

Avrupa’daki insanlarımızın, o ülkenin ekonomik ve sosyal hayata entegrasyonu hâlâ sorun olarak devam etmektedir. AK PARTİ olarak, iktidara geldiğimiz günden beri yurt dışındaki vatandaşlarımızın, o ülkenin ekonomik ve sosyal entegrasyonu konusunda yoğun çalışmalar yapmaktayız. Bu kapsamda, yurt dışındaki vatandaşlarımızın çifte vatandaşlık statüsü kazanması Hükûmetimizin ana politikalarından birini oluşturmaktadır. Türkiye olarak, oralardaki vatandaşlarımızın yatırım yapmaları ve istihdama katkı sağlamaları konusunda sürekli destek vermekteyiz.

Ekonomik açıdan Avrupa Birliğine entegre olmuş vatandaşlarımızın, Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılım sürecine önemli katkıları olacaktır. Avrupa’daki vatandaşlarımızın bazıları krizin olumsuz etkileri nedeniyle yatırımlarını Türkiye’ye yapmayı düşünmek durumunda kalmışlardır.

2002 yılından bu tarafa Türkiye’deki ekonomik gelişmelerin olumlu süreci, yurt dışındaki Türklerin, özellikle ticaretle uğraşanların birikimlerini ülkemizde değerlendirme isteklerini artırması yönünde. Aynı zamanda bizler de bu yönden çok yoğun talepler almaktayız. Bu istekleri bizleri sevindirmekle beraber, çifte vatandaşlıkları kazandırılarak yatırımlarını Avrupa’da yapmaları, işsizliğin tepe yaptığı bu ülkelerde işsiz durumuna düşmüş vatandaşlarımızın lehine olacağı gibi, Avrupa’daki siyasi mekanizmalardaki gücümüzü de artıracaktır ki örneklerde –arkadaşlar da biliyorlardır- birçok Türk vatandaşımız orada çeşitli karar alma mekanizmalarında varlar, değişik konumda görev almaktalar. Milletvekilleri, bakanlarımız, meclis üyelerimiz; bu sayı gittikçe artmaktadır ve bu da bizleri son derece sevindirmektedir.

Bugün, Avrupa ve Amerika krizinin temelinde finansman krizi yatmaktadır. Bir değerler bütünü olan Avrupa Birliğinde kamu finansman borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 60’ı geçmemesine rağmen, Almanya dâhil birçok ülke de bu oranların çok çok üzerinde borçlanma yapmıştır. İspanya, İtalya, Portekiz ve özellikle Yunanistan finansman krizinden en fazla etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. Türkiye ise Avrupa Birliği üyesi olmamasına rağmen, Maastricht Kriteri’nde belirlenen yüzde 60 borçlanma oranının çok çok altındadır. 2012 yılı sonu itibarıyla gayri safi yurt içi hasılaya olan borcumuzun yüzde 39’lar civarında gerçekleşmesi beklenmektedir. Avrupa’yla kıyasladığımızda, kamu finansmanı ve borç yönetimini en iyi yöneten ülke konumundadır. Burada AK PARTİ’nin istikrarlı yönetimi ve Sayın Başbakanımızın kararlı liderliğinin çok büyük önemi vardır.

2013 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, BDP Grubu olarak tutuklu milletvekillerinin adına konuşma yaptıkları için kürsüye koydukları resimleri Meclis TV’nin sansürlediğine ilişkin açıklaması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bir şey ifade etmek istiyorum. Şimdi, bugün biz BDP Grubu olarak tutuklu milletvekillerimiz adına konuşma yapıyoruz ve kürsüye çıktığımız zaman arkadaşlarımızın resimlerini kürsüye bırakıyoruz. Şu anda aldığımız bir bilgiye göre, Sayın Hasip Kaplan ve Sayın Nazmi Gür konuştuğu zaman Meclis TV resmi sansürleyip, sadece yakın çekim yapıp arkadaşlarımızın yüzlerini gösteriyorlar. Şimdi Meclis TV’den aldığımız bilgiye göre burada, parti gruplarından gelen tepki üzerine bunları yaptıklarını söylüyorlar. Bir Meclis Başkan Vekili olarak bütün bunlardan haberiniz var mı?

Ayrıca, gruplar adına yapılan tepkileri, lütfen burada çıkıp kürsüde ifade etsinler arkadaşlarımız. Kendi gruplarında da tutuklu milletvekilleri şu anda cezaevindedir.

Böylesi bir uygulamanın, böylesi bir tepkinin Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışmadığını ifade etmek istiyorum ve tepki gösteren milletvekili arkadaşlarımı da kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Buldan ama burada şu ana kadar tepki gösteren sayın milletvekili olmadı, konuşmalar yapıldı.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, konuşuyoruz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Meclis TV’yi arayıp tepkilerini göstermişler.

BAŞKAN – O ayrı bir konu. O ayrı bir konu ama buradaki sayın milletvekillerinin tepkisi olmadı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır öyle bir talep olmadı zaten.

BAŞKAN – Şahsı adına söz isteyen Ömer Faruz Öz, Malatya Milletvekili.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, bir saniye…

Sayın Başkan, o zaman Meclis Başkan Vekili olarak Meclis TV’yi arayıp lütfen bunu düzeltin.

BAŞKAN – Haber vereceğim ben şimdi. Haber vermem için çalışmayı durdurmam gerekmez.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

BAŞKAN – Şahsı adına söz isteyen, Ömer Faruk Öz, Malatya Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, dünyada global ekonomik kriz yaşanırken ve Avrupa’nın neredeyse tamamı sıkıntılı olmasına rağmen Türkiye'nin ekonomisinin büyümesi herkes tarafından, tüm dünya ülkeleri tarafından takdirle karşılanmaktadır.

AK PARTİ’den önce sürekli artan vergilerle, enflasyonla, zamlarla, karşılıksız para basmayla, periyodik ekonomik krizlerle anılan ekonomimizin makûs kaderi Hükûmetimizin ekonomide aldığı güçlü tedbirlerle, ferasetli politikalarla değişmiştir, Hükûmetimizin gelişmeyi destekleyen ve büyümeyi teşvik eden politikalarıyla… Ekonomimizdeki bu dayanıklılık ve iyileşme, elbette sanayicimizin, iş adamlarımızın, üreticilerimizin, esnafımızın gayretleriyle gerçekleşmiştir.

Bu yılın başlarında yürürlüğe giren yeni teşvik sistemiyle birlikte, özellikle bölgeler arasındaki gelişmişlik farkı asgariye indirilmesi hedeflendirilmiştir. Son on yılda Türkiye ekonomisi tarihinde hiç olmadığı kadar başarılara imza atmıştır. Bu yılın istihdam verilerine baktığımızda, çalışma çağındaki nüfus artmasına rağmen iş gücüne katılım oranının yükseldiğini ve işsizlik oranının düştüğünü görüyoruz. Yüzde 9’lara gerileyen işsizlik rakamları, istihdama yönelik veriler, teşviklerin amacına ulaşmakta olduğunun ifadesidir. İstihdamdaki bu gelişmede teşvik ve destek programlarının etkisi hiç şüphesiz büyüktür. Gerek yatırım teşvikleri gerek istihdama yönelik destekler gerekse de AR-GE destekleri sanayimizin gelişmesine büyük bir katkı sağlamıştır. Şüphesiz ki bu destekler içerisinde 5084 sayılı Yasa’nın etkisi oldukça önemlidir.

Bunu şöyle özetleyecek olur isek: 2002 yılında, 175 olan organize sanayi bölgeleri bugün 265’e… 11.395 parselde faaliyet gösterilirken bugün bu sayı 42 binler seviyesine ulaşmıştır. Bu parsellerde, 2002 yılında, istihdam sayısı, yaklaşık 414 bin civarında iken bugün bu sayı 1 milyon 200 bine ulaşmıştır. Seçim bölgem olan Malatya’da, 2002 yılında, 312 sanayici hizmet vermekte iken bugün bu sayı 934’e yükselmiştir. Yine, sanayimizde 2002 yılı istihdamı yaklaşık 12 bin civarında iken bugün bu rakam 27 binlere ulaşmıştır. Burada, tekstilin toplam yatırımdaki payı yüzde 15 civarında iken bunun istihdama katkısı ise yüzde 51’ler civarındadır.

Şimdi, biliyoruz ki, 5084 sayılı teşvik sistemi, 2004 yılında yürürlüğe girdi, 2009 yılında tekrar uzatıldı. Ama, şu anda, 5084’ün SGK işveren hissesi -işverenlerimize yük olan- devletimiz tarafından karşılanmaktadır. Bunun tekrar uzatılması noktasında üreticilerimizden, sanayicilerimizden büyük talep gelmektedir. Ben inanıyorum ki Hükûmetimizin kurulduğu günden bugüne kadar istihdam üzerindeki yüklerin azaltılması noktasındaki destekleri, aynen veya değişik bir anlayışla devam etmesinin gerektiği noktasında, gayretleriyle vuku bulacaktır.

2002 yılında yürürlüğe giren yeni Teşvik Yasası’nda Malatya 4’üncü bölgede yer almaktadır. Organize sanayi bölgelerinde yapılacak olan yatırımlar da 5’inci bölgede yapılacak olan yatırımların imtiyazlarından istifade edecektir. Büyükşehir olan Malatya’mızda yatırım yapmak isteyen, özellikle tekstil, gıda, madencilik ve birçok sektörde yatırım yapmak isteyen, ülkemizin neresinde olursa olsun, yatırımcıları Malatya’ya yatırım yapmaya davet ediyoruz ve bu noktada da tüm Malatyalılar olarak elimizden gelen her türlü kolaylığı sağlayacağımızı buradan beyan ediyoruz.

Millî gelirimizin 3 katına çıkmış olması, ihracatın 4 kat artmış olması, IMF’den borç alırken IMF’ye kredi verir konuma gelen ekonomik istikrar durup dururken gerçekleşmemiştir. Bunun, bu başarıların hiçbirisi tesadüfi değildir. Başarının sırrı niyet etmek, karar vermek ve hepsinden önemlisi azimle, istikrarla uygulamaktır.

Bu duygu ve düşünceler ile 2013 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Buldan, öncelikle Meclis TV’ye talimat verildi, normal yayınını yapacak.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederiz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Buldan konuşmasında, bugünkü, tutuklu milletvekili arkadaşlarıyla ilgili konuşmalarını grupların itirazı nedeniyle Meclis TV’nin vermediğini söylüyor. Biz CHP Grubu olarak asla böyle bir şey yapmadık, yapmayız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. 

Buyurun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, aynı şekilde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun da TBMM TV’yle hiçbir görüşmesi olmamıştır. Zaten bizim söylediğimiz de dikkate, işlerine gelmeyince, alınmıyor.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – O zaman yapan belli oldu!

BAŞKAN – Ben de sayın milletvekilinin burada tepki koymadığını zaten söyledim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biz de yapmadığımıza göre…

BAŞKAN – Zaten söyledim diyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biz her yerde her ortamda konuşuruz. Onun için, hiç kimseden çekineceğimiz bir şey de yoktur Sayın Başkanım. Biz Meclis TV’yle falan da değil… Neyse, kürsüde de konuşuruz, meydanda da konuşuruz, dergâhta da konuşuruz, bargâhta da konuşuruz Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından “otur” sesleri) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, madde üzerinde şahsı ardına söz isteyen Uğur Bayraktutan Artvin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar) 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yerimden bir söz isteğim vardı.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu konuşmamda da Artvin’le ilişkin bir sorunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve kamuoyunun gündemine taşımaya çalışacağım.

Bilindiği üzere, geçen aylarda enerjiye ilişkin, madenlere ilişkin bir ihale yapıldı değerli arkadaşlarım. Artvin’e de Cerattepe diye başımızda bir bela var, bu belayı başımıza sardınız, bunu nasıl atacağız onu bilemiyorum. Buna ilişkin bir ihale şartnamesi var. Daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde bunu anlatmaya çalıştım ama Sayın Bakana bir türlü anlatamadım.

Bu ihale şartnamesi ortaya çıktığı zaman ihaleye fesat karıştırmanın bütün koşulları bu ihale şartnamesinde vardır dedik, bunu dinlemediler. Bakın, değerli arkadaşlarım, ihale şartnamesinde aynen şöyle ifade var: “Bu ihaleyi alabilecek olan firmanın 10 bin ton blister metal işleyecek üretim tesisine sahip olması gerekir.”

Yine, bu ihale şartnamesinin 2’nci maddesinde aynen şöyle bir ibare var, diyor ki: “İhaleyi kazanan tarafından yukarıda belirtilen miktarlardaki blister metal bakırın yurt içinde bir tesiste üretilmesi zorunludur.” bir şart var.

Şimdi, buraya kadar her şey normal. Ben, bu ihaleden önce Sayın Bakanı birçok defa uyarmaya çalıştım, dedim ki: “Bakın, bu ihale şartnamesi bir tane firmayı tarif ediyor.” Arkasından da Sayın Bakana yazılı bir soru sordum. Yazılı sorumuz şuydu: “Türkiye'de bu şekilde 10 bin ton blister bakır üreten bir tesis var mıdır, kime aittir?”

Bakanın verdiği cevabı burada açıklıyorum: “16/02/2012 tarihi itibarıyla aktif olarak blister bakır üretimini yapan bir adet tesis bulunmaktadır. Eti Bakır AŞ’ye ait olan blister bakır üretimi yapan bu tesis Samsun ili merkez ilçe sınırları içerisindedir.” İhale yapılmadan evvel Sayın Bakana dedim ki: “Bakın, bu ihaleyi kimin alacağı bellidir.” Sayın Bakan bana vermiş olduğu cevapta dedi ki: “Bu ihaleyi Eti Bakır almadı.”

Doğruydu, Eti Bakır almadı ama Eti Bakır’la ihaleyi alan Özaltın Şirketi arasındaki ortaklıklar, Adana’da Köprü Barajı, Menge Barajı ve diğer yerlerdeki ortaklıklar ortaya çıktı ENERJİSA’yla beraber. Yani, benim bastırmam üzerine noterden bunu tespit edeceğime ilişkin kaygı oluştuğu için ihaleyi bir başka firma üzerine aldılar değerli arkadaşlarım. Bakın “Bu ihale paket ihaledir.” dedim, paket ihale olarak gereken yerlere verilmiştir.

Arkasından, bu ihaleye ilişkin kaygılarımızı açıkladığımız zaman şöyle bir gelişme daha oldu, dedik ki: Sayın Bakan, bu ihaleyi yapamazsınız. Neden yapamazsınız? Bakın, bunun bir hukuki gerekçesi var, o da şu: ÇED Yönetmeliği’nin 5’inci maddesinin son fıkrasında şöyle bir ibare var değerli arkadaşlarım: “Bu yönetmeliğe tabi projeler için ‘Çevresel etki değerlendirmesi olumlu.’ kararı veya ‘Çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir.’ kararı alınmadıkça bu projelere hiçbir teşvik -dikkat edin- hiçbir onay, hiçbir izin, yapı ve kullanma ruhsatı verilemez, proje için herhangi bir şekilde yarışma yapılamaz, ihale yapılamaz.” deniliyor değerli arkadaşlarım.

Bu, ÇED Yönetmeliği’ndeki bu amir hükme rağmen Sayın Bakan bizi dinlemedi, buranın ihalesini yaptı. Hemen arkasından, 250’yi aşkın Artvinli yurttaşımız ve kuruluşumuz Rize İdare Mahkemesinde dava açtı, Rize İdare Mahkemesine bunun işletilmesine ilişkin yürütmeyi durdurma talebinde bulundu, bu talebimiz reddedildi. Bu talebin reddine itiraz edildi. Trabzon Bölge İdare Mahkemesinin vermiş olduğu kararı burada okuyorum değerli arkadaşlarım: “Bu durumda coğrafi konumu ve yer aldığı bölgenin jeolojik durumu nedeniyle oldukça hassas bir bölgede bulunduğu anlaşılan ve yukarıda bahsi geçen taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler, anılan Anayasa Mahkemesi kararı, Çevre Kanunu ve ÇED Yönetmeliği uyarınca ÇED incelemesine tabi tutulması gereken maden arama faaliyetinin bu husus göz ardı edilmek suretiyle başlatıldığı açık olup dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” deniliyor. Ne diyor mahkeme kararı değerli arkadaşlarım? Diyor ki: Sen ÇED’i niye almadın? Bunu kime diyor? Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına söylüyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bu karar geçen ay tebellüğ edildi. Bir aylık süre dolmamıştır, onu açıkça ifade edeyim ama buna rağmen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı hiçbir adım atmadı değerli arkadaşlarım. Bunu hem AKP Grubundaki milletvekili arkadaşlarıma, bütün Türkiye Büyük Millet Meclisine, bütün Artvinlilere Enerji Bakanını burada Meclisin kürsüsünden şikâyet ediyorum. Bu yürütmeyi durdurma kararının gereğini yapmamıştır Sayın Bakan. Buradan sesleniyorum Sayın Bakana: Ya bu yürütmeyi durdurma kararının gereğini yap, firma orada bir yandan çalışmalarına devam ediyor, ya sen yaparsın ya da Artvinliler yapacaktır. Bakın, bunu buradan bütün Türkiye’ye haykırıyorum, yürütmeyi durdurma kararının gereğini lütfen yap Sayın Bakan. Bak, ben sana daha önceden bir soru sordum:  “Hangi şirketlerin uçaklarıyla geziyorsun?” diye, “Buna hangi firmalar dâhildir.” dedim, ayrıntılara girmiyorum. Eften püften cevap verdi değerli arkadaşlarım. O nedenle bunu Parlamentoya şikâyet ediyorum. Dedim ki “Bu ihaleyi yapmayın, bu ihale sakattır.” ne yazık ki Sayın Bakan bizi dinlemedi. Niye dinlemedi biliyor musunuz? Bizim sakalımız yok değerli Meclis, sakalımız olsaydı dinlerdi.

O nedenle, Sayın Bakanı bir kere daha uyarıyorum, ya inşaatı devam eden bu firmanın faaliyetlerini durdur ya da Artvinliler durduracaktır, bunu buradan açıkça ifade ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç, pek kısa sözünüz var, buyurun.

Kısa olacak yalnız.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın idari yargıyla ilgili yanlış bilgi verdiğine ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Efendim, biraz önce burada idari yargıyla ilgili yanlış bilgi verildi. Şimdi, Tayyip Bey diyor ki: “Kuvvetler ayrılığı engeldir.” Sadullah Ergin ona açıklama yapıyor diyor ki: “İdari yargı hukuki denetimi yapmıyor, yerindelik denetimi yapıyor. Mesela biz hükûmet konağını şuraya kuracağız, idari yargı ‘Oraya kurma.’ diyor.”

Bakın arkadaşlar, ben bir ili gezdim, ilde devlet hastanesi şehrin merkezinden alınıyor, bir AKP milletvekilinin dağ başındaki tarlasına getiriliyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Söyle! İlin adını söyle!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sonra mesela getiriyor hükûmet konağını heyelanlı bir sahaya kuruyor, orada mühendisler rapor veriyor, “Ya, burası kaygan sahadır.” veya “Orman sahasıdır.” Diyor, idari yargı bunları iptal ediyor. Yani hâlâ yargıyı anlamak için biraz hukuka saygılı olmak lazım, hukuku anlamak lazım.

Tayyip Bey diyor ki “326 tane milletvekili var…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

BAŞKAN – Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Halaman, buyurun.

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Maliye Bakanımıza soru: Son zamanlarda Adana ve ilçelerinde ihtiyaçlara cevap verme noktasında, elektrik, yol, su, teşvik kredilerinde sürekli sıkıntı olduğu söyleniyor. Bu siyasi vesayetten mi kaynaklanıyor, yoksa Maliye Bakanlığında para mı yok?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çınar…

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bütçe gelirleri içerisinde en büyük payı vergi gelirleri oluşturmaktadır. 2013 yılında vergi gelirlerinde yüzde 14’lük artış öngörmektesiniz. Bu oran, büyüme ve enflasyon oranlarının üzerindedir. Vergi gelirlerindeki bu yüzde 14’lük artışı sağlamak için hangi vergi kalemlerini artırmayı düşünüyorsunuz?

Bir diğer sorum, ülkemizde faaliyet gösteren esnafın yüzde kaçının maliyeye borcu bulunmaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, kredi kartlarına yüzde 2,3 aylık faiz oranıyla Brezilya ve Endonezya’dan sonra en yüksek faiz uygulayan ülkeyiz. Söylemlerinizde bir taraftan ekonomik göstergelerin iyi olduğunu söylemenize rağmen, bankaların uyguladığı yüksek faiz ile bu söyleminiz çelişmiyor mu? Kredi kartlarına uygulanan faiz ile ilgili bir çalışmanız var mı?

İkinci sorum: İktidarınız döneminde uyguladığınız baskıcı politikalar ve hukuksuz uygulamalardan dolayı birçok vatandaşımız AİHM’e müracaat etmiştir ve bu uygulamalarda Türkiye birçok tazminat davalarında mahkûm edilmiştir. Bunun için, 2013 yılında bütçeden böyle bir pay ayırdınız mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de Sayın Bakana sormak istiyorum: Bu kamu yatırımlarının illere göre dağılımına baktığımızda, 2001 ve 2002 yıllarında Adana ilinin 3’üncü veya 4’üncü sırada olduğunu görüyoruz. Fakat, iktidarınız döneminde 2003 ve 2004’te başlayan süreçte Adana, kamu yatırımlarını alma noktasında 40; 50 hatta nüfusa oranladığımızda Türkiye’nin son sırasında yer alıyor. Hükûmetin Adana’daki başka uygulamalarına baktığınızda, Adana’ya karşı bir cezalandırma politikası uygulandığını düşünüyor musunuz?

Yine, Sayın Bakan, bu 2/B arazileriyle ilgili müracaatlar yapıldı ama -şimdi sizi burada gördükçe vatandaşlar yoğun bir şekilde arıyor- müracaat etmelerine rağmen, gerçekten bunları alma şansları yok. Ben, size daha önce de söyledim. İtirazlarımız üzerine gönderdiğiniz heyetler incelediğinde, yüzde 50’ye yakın oranda düşüşler yaptılar dönüm başına fakat tekrar görüştüğümüzde şunu diyorlar: “Önce o kadar yüksek belirlenmiş ki biz bunu daha fazla düşürürsek -gerçek değeri düşük ama- bunun ifadesinde zorluk çekeriz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yani burada yanlış bir uygulama var.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2013 yılı bütçesinde banka sigorta muameleleri vergisinde 2012 yılı bütçesine göre yüzde 39,5 oranında bir artış öngörülmesinin gerekçesi nedir? Acaba Hükûmetiniz halkı bankalara borçlandırarak aşırı tüketime mi teşvik etmek istiyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, Türkiye bütçesinden      AR-GE’ye ayrılan kaynak 2011 yılında gayrisafi yurt içi hasılamızın yüzde 0,7’si oranındadır. Dünyada AR-GE’ye ayrılan bütçe miktarı açısından 22’nci sıradayız, oran açısından ise 41’inci sıradayız. AR-GE bütçemiz bu durumda iken, bu düzeyde iken dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olabileceğimize inanıyor musunuz?  Eğer inanmıyorsanız dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmak için sizce AR-GE miktarımız ve oranımız ne olmalıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru, Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Maliye Bakanlığında engelli kadrosundan işe giren lisans mezunlarının soruları var, onları size yöneltmek istiyorum:

1) Lisans mezunu engellileri hizmetli kadrosundan çıkarmayı ya da görevde yükselme sınavı açmayı düşünüyor musunuz?

2) Engellilerin yardımcı hizmetler sınıfında özellikle istihdam edilmelerinin bir özel nedeni var mıdır?

3) Bakanlığınızda çalışan engelli lisans mezunu hizmetlilerinin durumları ne olacak?

4) Kamudaki lojmanlarda engellilere yönelik bir pozitif ayrımcılık yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bizim hiçbir ilimizi ihmal etmemiz söz konusu olamaz. Bu kamu yatırımları meselesi gittiğim her yerde önüme çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, kamu geçmişte… Diyelim ki bazı illerimizde altyapı sorunu çözülmüşse, örneğin, otoban varsa, demir yolu varsa -örnek olarak söylüyorum- oralarda liman varsa, yani oralarda bu büyük yatırımlar gerçekleşmişse tabii ki yıllar itibarıyla bu yatırımlar farklı noktada olabiliyor.

Şimdi, Adana ilimiz sık sık değerli arkadaşlarımız tarafından gündeme getiriliyor. Ben eskiden Gaziantep Milletvekili olduğum için bazen kara yoluyla gittim, Adana’nın birinci sınıf bir otoban yolu var yani ulaşım altyapısı çok iyi, liman kenti. Adana’nın kamu anlamında ulaştırma altyapısında, eğitim altyapısında, sağlık altyapısında eksiklikler varsa söyleyin, giderelim ama Türkiye’de tabii ki geçmişte… Diyelim ki şu anda bir yerlerde baraj yapılıyor, Ilısu Barajı yapılıyor. Ülkemiz için önemli, o suyu bizim enerjiye dönüştürmemiz lazım. Çok ciddi yatırım yapılıyor ama şimdi, bu yatırımı “Şırnak’a, Siirt’e veya Batman’a daha çok yatırım gidiyor.” şeklinde algılarsak bence çok doğru bir yaklaşım içerisinde olmayız değerli arkadaşlar.

Şimdi, Adana’nın hakikaten eksikleri varsa bütçeden sonra gelin, beraber oturalım, ben size yardımcı olayım, diğer arkadaşlarımıza iletelim. Fakat eğer altyapı yatırımlarında, eğitimde, sağlıkta ciddi sıkıntılar yoksa sırf olsun diye de yatırım yapılmaz. Dolayısıyla, bizim hiçbir şekilde Adana’yı ihmal etmemiz diye bir şey söz konusu olamaz.

Değerli arkadaşlar, 2013 yılında, doğrudur, vergi gelirlerinde biz yüzde 14’lük bir artış öngörüyoruz. Bu, gayrisafi yurt içi hasıladaki nominal artıştan daha yüksektir. Bu nereden kaynaklanıyor? Daha önce de ifade ettim, biz 2012 yılında vergileri arttırdık. Bu artırdığımız vergilerin 2013 yılına tam yansımasını dikkate alırsak, ayrıca BOTAŞ’ın KDV, ÖTV gibi borçlarını, daha doğrusu cari yıla ilişkin vergileri ödemeye başlayacağını da dikkate alırsak -ki biz bunları varsaydık- bu çerçevede baktığınız zaman, vergi gelirlerindeki artış deflatörün altındadır. Deflatör yaklaşık yüzde 9,5’tur, vergi oranlarındaki artış yüzde 8’in biraz altındadır. Dolayısıyla, bu anlamda vergi gelirlerindeki artış gerçekçidir.

Şimdi, esnafımızın ne kadarı, kaçı borçlu, önümde rakam yok ama bulursam sizlerle paylaşacağım.

Kredi kartlarına yüzde 2,3’lük faiz… Değerli arkadaşlar, bu bir üst limittir. Bunu Merkez Bankası belirliyor. Eğer hani faizler çok iniyorsa Merkez Bankası bu limitleri zaten aşağı çekebiliyor. Bu bir üst limittir. Bir sürü banka vardır, rekabet hâlindedirler. Ama dünyanın birçok ülkesinde kredi kartı faizleri piyasa faizlerinin çok üzerindedir, bu çok yaygın olarak kullanılan bir şeydir.

Değerli arkadaşlar, AİHM’e müracaatlar sadece Hükûmetimiz dönemindeki eksiklikler, hatalar, yanlış uygulamalardan dolayı değildir. Ta 90’lı yıllardan beri devam eden davalar dahi vardır. Dolayısıyla, ona o çerçevede bakmamız lazım. 2013 yılında ne kadar bütçe ayrıldı bilmiyorum ama eğer ayırdıysak ona bakarız. Ama bunlar genelde ilama bağlı borçlar çerçevesinde ödendiği için bunun bir ödeneği vardır ama sadece AİHM’e ayrılan bir ödeneği olduğunu sanmıyorum.

Yine, 2/B alanları, değerli arkadaşlar, eğer Adana’da bir sıkıntı varsa Adana Defterdarımızı ben şimdi arayacağım, sizlerle de görüşsünler o ilgili arkadaşlarımız, muhtarlarımız hak sahipleriyle görüşsünler. “Yok, efendim biz şu fiyatı belirledik onun altına inemeyiz.” yok öyle bir şey, olur mu öyle şey?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Bakan, gelin, göstereyim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Fiyat gerçekçi olacak ve çözüm üretmek peşindeyiz. Bakın, tekrarlıyorum, 2/B’den maksadımız gelir değildir, gelir ikincil önceliklidir. Bizim amacımız, hakikaten, vatandaş ve devlet arasında bir sorunu çözmektir. Bunun altını çiziyorum, arkadaşlarım da bunu not alıyorlardır.

 Şimdi, BSMV’de yüzde 39,5’lik artış, -arkadaşlar hemen getirdiler- bizim 2012 yılı gerçekleşme beklentimiz 5 milyar 550 milyondur değerli arkadaşlar. 2013 yılı tahminimiz 6 milyar 343 milyon lira, yüzde 14’lük bir artış öngörüyoruz. Dolayısıyla…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 2012 bütçe başlangıcına göre değil.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ama şöyle, işte biz gerçekleşme rakamına göre baktığımız zaman oldukça…

ERKAN AKÇAY (Manisa) –  Efendim, gerçekleşme yüzde 22 fazla, yüzde 39,5 eder efendim. Bunu reddetmeye çalışmanın bir anlamı yok, yüzde 39,5 doğrudur.

 MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Müsaade ederseniz öbür sorulara cevap vereyim.

Şimdi, Sayın Erdem çok güzel bir soru sordular. Şimdi, Sayın Erdem şöyle: Hakikaten AR-GE düşük ama…

ERKAN AKÇAY (Manisa) –  Akçay, efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Hayır, hayır, ben sizin soruyu geçtim artık, cevap verdim, müsaade ederseniz öbür sorulara geçeyim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) –  Cevaplamadınız ki!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, müsaade edin de, bir dakika daha verin de… Sayın Erdem’in sorularına sıra geldiği zaman hep kesiliyor.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Bakan, zamanında bitirin. Süreyi uzatmayacağım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, AR-GE harcamalarında hakikaten arzulanan noktada değiliz fakat bunun nedenlerine baktığınız zaman.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Lütfen Sayın Bakan, böyle bir uygulamamız yok efendim.

Evet, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 16.49


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2013 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

13’üncü maddeyi okutuyorum:

Gelir ve giderlere ilişkin diğer hükümler

MADDE 13- (1) 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ile 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca il özel idareleri ve belediyelerin ileri teknoloji ve büyük tutarda maddi kaynak gerektiren altyapı yatırımlarında Kalkınma Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kabul edilen projeleri için yapılacak borçlanmalar, 5302 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile 5393 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında hesaplanan faiz dâhil borç limitinin hesaplanmasına dâhil edilir. Ancak, il özel idareleri, belediyeler ve bunların bağlı kuruluşları ile sermayesinin yüzde 50'sinden fazlasına sahip oldukları şirketler tarafından Avrupa Birliği ile katılım öncesi mali iş birliği çerçevesinde desteklenen projelerinin finansmanı için yapılan borçlanmalar ve SUKAP kapsamında yürütülecek işler için İller Bankasından yapılan borçlanmalarda söz konusu borç stoku limitine uyma şartı aranmaz.

(2) Hazinenin pay sahibi olduğu işletme, şirket ve bankaların Hazineye tekabül eden temettü tutarları ile diğer öz kaynaklarının tamamı veya bir kısmı, ilgili işletme, şirket ve bankanın ödenmemiş sermayesine ve/veya görev zararı alacaklarına mahsup edilebilir. Söz konusu mahsup işlemlerine Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; mahsup işlemlerini Hazine Müsteşarlığının teklifi üzerine mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye ve bu işlemlere karşılık gelen tutarları bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan da Hazine Müsteşarlığı bütçesinin ilgili tertibine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

(3) Türkiye İhracat Kredi Bankası Anonim Şirketinin politik risk kapsamında yapacağı tahsilatın ve Bankanın faaliyet kârlarından Hazineye tekabül eden temettü tutarlarının ve olağanüstü yedek akçelerinin tamamı veya bir kısmı, Bankanın politik risk alacağına ve/veya ödenmemiş sermayesine mahsup edilebilir. Söz konusu mahsup işlemlerine Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; mahsup işlemlerini Hazine Müsteşarlığının teklifi üzerine mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye ve bu işlemlere karşılık gelen tutarları bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan da Hazine Müsteşarlığı bütçesinin ilgili tertibine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

(4) 2006 yılından önce katma bütçeli olan idarelerden 5018 sayılı Kanunla genel bütçe kapsamına alınanların ilgili mevzuatında belirtilen kurum gelirleri, genel bütçe geliri olarak tahsil edilir.

(5) 4/12/1984 tarihli ve 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamındaki tabii kaynakların ve tesislerin işletme haklarının devrinden elde edilen gelirlerin tamamı genel bütçeye gelir kaydedilir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Hakan Çavuşoğlu, Bursa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sözlerimin hemen başında bütçemizin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ederim.

Sayın milletvekilleri, bütçe müzakerelerinin başladığı tarihten bu yana yaklaşık bir hafta süre ile grubumuza mensup milletvekili arkadaşlarım, Türkiye’nin son on yıldan beri yaşadığı değişim, dönüşüm ve normalleşmeyi vurgularken muhalefet partisine mensup milletvekilleri de eleştirilerini dile getirdiler. Kısacası, burada, bu kürsüden bu süreçte konuşulmadık bir konu, değinilmedik bir husus kalmadı. Bu nedenle, ben bugün sizlere farklı bir yaklaşımla hitap etmek istiyorum.

Balkan coğrafyasında doğup büyümüş bir milletvekili arkadaşınız olarak Türkiye’de son on yılda yaşanan süreci bir de bu coğrafyanın içerisinden, oradaki kardeşlerimizin perspektifinden bakarak değerlendirmek arzusundayım.

Sayın milletvekilleri, bu yıl 100’üncü yıl dönümünü yaşadığımız Balkan Savaşlarından sonra terk etmek zorunda kaldığımız bölgedeki kardeşlerimiz, nesiller boyunca hemen her gün sabah gözlerini açtıklarında yüzlerini Türkiye’ye çevirdiler ve Türkiye’den kendileri için söylenecek bir söze dikkat kesildiler, Türkiye’den gelecek kardeşlerinin onlara dokunmasını beklediler, yaşadıkları ülkelerde Türkiye’nin kendilerine telkin ettiği güvenle yaşamlarını sürdürdüler. Arada cılız da olsa bir ses duydular, kendilerine dokunanlar da çıktı ancak hiçbir dönemde 2002 yılından bu yana hissettiklerini hissetmediler. Birbirleriyle bugünkü coşkuyla kucaklaşmadılar ve yaşadıkları ülkelerde hiç bu kadar güven içinde yaşamadılar. Gerçekten de AK PARTİ iktidarının bölgeye ilişkin geliştirdiği politikalar ve devreye soktuğu mekanizmalar ile Balkanlarda yaşayan kardeşlerimizin hasret kaldıkları beklentilerini karşılamaya başladık, onları bağrımıza bastık.

Bakınız, bugün TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı ile Yunus Emre Enstitüsünün faaliyetleri sayesinde, buralarda bulunan yıkılmaya yüz tutmuş ecdat yadigârı eserler tekrar nazlı bir edayla boy göstermeye, Türkçemiz yankılanmaya, mesafeler kısalmaya başlamıştır. Yine, bu kuruluşlarımız sayesindedir ki bölgedeki egemen topluluklar da ecdadımıza, kültürümüze ve ülkemize ilişkin bakış açılarını değiştirmişlerdir.

Sayın milletvekilleri, iktidarımız, sadece Balkanlarda yaşayan bu kardeşlerimizle ilgilenmekle kalmamış, bu bölgeden binbir güçlükle, varını yoğunu bırakarak anavatan Türkiye'ye sığınan kardeşlerimizin de sorunlarına ve taleplerine sahip çıkmıştır.

Bu hususta atılan adımlara somut örnekler de vermek gerekirse, evvelce bir şekilde Türkiye'ye göç ederek anavatana sığınan bu kardeşlerimiz ne yazık ki yıllarca Türkiye'de ikamet iznine sahip olamamışlar, yaşadıkları çaresizlikler karşısında her üç ayda bir çoluk çocuk, maaile yurt dışına giriş-çıkış yapmaya zorlanmışlardır. Bu nedenle, bu soydaşlarımız kendileri ve çocukları için bir planlama yapamamışlar, iki arada bir derede kalmışlardır. Halbuki çok basit bir düzenlemeyle giderilebilecek bu sorunun neden giderilmediğini bugün dahi anlamak mümkün değildir. Nihayet, AK PARTİ iktidarı işbaşına geldikten sadece birkaç ay sonra bu kardeşlerimize Türkiye'de uzun süreli oturma izni hakkı tanımıştır.

Yine, Bulgaristan’dan 1989 yılında, Jivkov döneminde uğradıkları asimilasyon politikaları nedeniyle binlerce soydaşımız Türkiye'ye göç ederken her türlü haklarını, bu arada, sosyal güvenlikleri bakımından tüm çalışmalarını da bırakmak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle bu soydaşlarımızın emeklilikleri zayi olmuştur. Birçoğu elden ayaktan düşmüş, yaşı ilerlemiş, çalışamaz durumdaki bu kardeşlerimiz yıllarca önceki hükûmetler nezdinde çare aramışlar ancak bütün kapılar yüzlerine kapanmıştır. Buna karşılık AK PARTİ iktidarı, 3201 sayılı Yasa’ya eklediği bir geçici maddeyle bu soydaşlarımızın, Bulgaristan’daki çalışmalarını borçlanmak suretiyle, emekli olmalarının yolunu açmıştır. Bunun sonucu olarak yaklaşık 36 bin  soydaşımız emekli olarak hayata tutunmuştur.

Ayrıca, yine Bulgaristan’dan göçe zorlanan bu kardeşlerimiz Türkiye'ye geldiklerinde konut sahibi olmak için yatırdıkları avanslar tüm taleplerine rağmen önceki iktidarlar döneminde kendilerine iade edilmemiş,  fakat iktidarımız döneminde ihdas edilen 5819 sayılı Yasa ile 11 bin aileye bu paraları yatırdıkları zamanın rayiç değerleri üzerinden iade edilmiştir.

Göçün güç koşulları ile anavatana sığınan bu kardeşlerimizden alınan avansların kendilerine konut tahsis edilmediği hâlde yıllarca iade edilmemesi hangi hukuk, hangi adalet ile bağdaşır, sormak gerekmez mi?

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – 57’nci Hükûmet hepsine arsa verdi. Doğruyu söyleyin.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bu saydıklarım, bizden önceki iktidarlar döneminde soydaşlarımıza reva görülüp AK PARTİ iktidarı tarafından çözülen sorunlardan sadece 3 tanesidir.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Benim ilimde 10 tane kooperatif kuruldu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Aslında Hükûmetimizin gerek hâlen Balkanlarda yaşayan soydaşlarımızın gerekse Türkiye’ye göç eden kardeşlerimizin sorunlarını gidermeye yönelik icraatlarını saymakla bitiremeyiz. Bugün Balkanlara ve çevremizde olup bitenlere ilişkin dış politikamızı hedef tahtasına oturtanlara sesleniyorum: Bu bölgelerde yaşayan soydaşlarımız, Hükûmetimizin kendilerine yönelik Türk dış politikasını sizin perspektifinizden görmemektedirler. Onlar, Hükûmetimizin bu yaklaşımlarına her fırsatta şükranlarını ifade etmekte ve Başbakanımıza duydukları güveni bulundukları her ortamda büyük bir gurur ile dile getirmektedirler.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Onun için mi 10 parçaya bölüyorlar?

BAŞKAN – Sayın Belen, lütfen…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Özetlemek gerekirse, bu duruma gözlerini kapayanlar sadece kendilerine gece yaparlar.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Gözlerini kapayan sizsiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle bütçemizin tekrar hayırlara vesile olmasını diler, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

(Hatip tarafından kürsü önüne Diyarbakır Milletvekili Hatip Dicle’nin resmi konuldu)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce, arkadaşlarımız, Parlamentoda bulunmayan arkadaşlarımızla ilgili her biri bugün her milletvekili adına birer konuşma yaptı ama Meclis TV ne hikmetse durumdan vazife çıkararak bir sansür uyguladı. Meclis Başkan Vekilimizin uyarısını ve grupların da çıkıp bunu kınamalarını olumlu buluyoruz, teşekkür ediyoruz.

Ama, Osmanlıda oyun bitmez, onun için buraya alıyorum bu Hatip Dicle’yi. Ben de bugün Hatip Dicle adına konuşacağım. Hatip Dicle, benim yirmi beş yıllık bir mücadele arkadaşımdır. Hatip Dicle yol arkadaşımdır. Birlikte hapis yattık, birlikte Parlamentoda bulunduk. Buradan Hatip’i ve Hatip gibi zindanlarda olan bütün arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar) Bunlar hepsi, demokrasi ve özgürlük mücadelesi için her şeyi elinin tersiyle itip halkının saflarında yer alan arkadaşlarımızdır.

Hatip Dicle ile 1991 yılında Halkın Emek Partisi ve SHP’yle yapılan bir ittifak sonucu Parlamentoda bir arada bulunduk. Hatip bu kürsüde aynen şunu söylemişti: “Ben ve arkadaşlarım bu metni Anayasa’nın baskısı altında okuyoruz.” Ve Parlamentoda kıyametler kopmuştu ve kürsüde neredeyse bir linç gerçekleşecekti. Oysaki hayat Hatip’i o kadar doğruladı ki: Çünkü Anayasa tekçiydi, Anayasa ırkçıydı; Anayasa’da sadece bir tek halk vardı, o da Türk halkı, diğer halkları görmeyen bir Anayasa vardı. O gün Hatip Dicle’nin söylediği oydu ve o gün birlikte bir uzun yolculuğa çıktık, uzun yıllar cezaevinde hep birlikte kaldık.

Hatip Dicle on yıl cezaevinde, hatta on yılı aşkın bir süre Ankara Ulucanlar Cezaevinde kaldı. Ve ben, Hatip Dicle olarak bunları söylerken… “Bugünkü yani sizin o gün göremediğiniz şeyleri ben o gün görebilmiştim. Bedeli de ağırdı, o bedeli ödemeye de mecburdum ve mahkûmdum. Bizim tercihimiz değildi ama bize dayatmıştınız; kabulümüzdü, başımızın üzerinde yeri vardı ve biliyorduk, yani halkların özgürlüğü için, muhakkak, halklar adına özgürlük mücadelesinde öncü kadroların bedel ödemesi gerektiğini biliyorduk. Ben ve arkadaşlarım da bu bedeli seve seve kabul etmiştik.

Yıl 1991, 94 sürecine kadar bizim halkımıza uygulanan o zalimane politikaları sürekli Parlamentoda ve uluslararası platformda seslendirdiğimiz için egemen güçler bizden rahatsız oldular. 4 Mart operasyonuyla bizi -aslında 2 Mart ama 4 Marta kadar eylemlerimiz sürmüştü- ben ve Orhan Doğan’ı Meclisin kapısından aldılar. Diğer arkadaşlarımız bu olayı protesto etmek için Mecliste kaldılar ve öyle bir şey yaptılar ki Anayasa’nın bize tanıdığı hakları, savunma hakkını kürsüde kullandırmadılar. O dönemin siyasal iktidarlarının aktörlerinden Tansu Çiller ve dönemin Genel Kurmay Başkanı el ele vererek -hatta o dönemin Çiller ve Güreş ikilisi- açıkça şunu söylüyorlardı: ‘Alın onları Parlamentodan yoksa linç ederiz.’ ve hatta Çiller şunu söylüyordu: ‘Yargıyla görüştüm, gereğini yapın.’ Çünkü bize Anayasa’nın tanıdığı hakları, bize uygulamadılar. İtiraz hakkımızı, kürsüde savunma hakkımızı bize kullandırmadılar.

Acı dolu yıllar yaşadık, gittik tutukladılar bizi, delil yoktu. Delilden tutuklama çıkarken ne hikmetse bizi tutuklayıp savcılar bölgeye gittiler, helikopterlerle delil temin etmeye çalıştılar. On yılı aşkın bir süre cezaevinde kaldım. Çıktığımda farklı alanları seçebilirdim ama ben demokratik zemine inanan bir siyasetçiydim ve siyaset yaptım ve bugün tutukluyum, Diyarbakır D Tipi Cezaevindeyim.

Ben de sizler gibi 2011 Haziran seçimlerinde aday oldum. Yüksek Seçim Kurulu adaylığımı veto etti, ben ve birkaç arkadaşımın adaylığını veto edince halkımızın tepkisi oluştu ve bu tepkiden sonra Yüksek Seçim Kurulu yeniden aday olabiliriz, oy birliğiyle karar verdi.

O dönem, bizim adımıza, Yüksek Seçim Kurulunda bu işlemleri sürdüren 2 avukat ve Sırrı Sakık arkadaşımız bu süreci takip ediyordu ve gittiler, Yüksek Seçim Kurulunda hiçbir sorunun olmadığını ama akşamleyin farklı bir tabloyla arkadaşlarımızın vetosunu birlikte, Diyarbakır Cezaevinde hep birlikte izledik ve halkımızın sokağa çıkmasıyla bu karar geri alındı ve bu Kürtlere, aslında sizin dönüp bin kez teşekkür etmeniz gerekir çünkü demokratik zeminde ısrarın bir göstergesiydi. İnsanlar sokaktaydı, İbrahim Oruç Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde ‘Bize demokratik kanalları tıkayamazsınız.’ dediği için polis kurşunuyla yaşamını yitirdi. İşte, Kürtlerin demokratik zemindeki ısrarı buydu. Ben, İbrahim Oruç’un göstermiş olduğu bu direnci ve onunla birlikte bu sokaklarda özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren herkesi saygıyla selamlıyorum.

Evet, biz onların o mücadelesine layık olacağız. Bugün, Diyarbakır Cezaevinde bu mücadeleyi sürdürüyoruz. 2011 yılında yapılan bu seçimlerde sizin gibi aday oldum ve cezaevindeydim, elim kolum bağlıydı ama halkımız ve özgürlük mücadelesini sürdüren arkadaşlarımız ve aday arkadaşlarımız kendi seçim bölgelerini terk ederek benim alanımda bire bir çalıştılar ve ben 80 binin üzerinde oy aldım.

Ben oy alırken hemen il seçim kurulunda avukatımın önerisi üzerine derhâl başvuruda bulunduk ve il seçim kurulu bize mazbatamızı verdi:

‘Başkan : Mehmet Atik Araz

Üye : Ömer Hakan Baştımar

Üye : Kayhan Karabulut’”

Bu, 80 bin oyun mazbatasıdır.

Ben buradan görevli bir arkadaşımızı davet etmek istiyorum.

(Hatip tarafından kürsüye görevli çağrılarak mazbata grup başkan vekillerine gönderildi)

“80 bin oy aldım. İl seçim kurulu benim mazbatamı verdi ama karanlık eller tekrar devreye girdi. Biz blok olarak katıldığımız seçimde Diyarbakır’da 430 bin oy aldık, Adalet ve Kalkınma Partisi 220 bin oy aldı yani her milletvekilinin aldığı oy 2,5 milletvekili değerindeydi. Ama ne hikmetse bu sistemin acımasızlığı bizi bağımsız olarak seçimlere zorladı, bağımsız olarak seçimlere katıldık ve halkın iradesiyle seçildik ve bu mazbatayı Yüksek  Seçim Kurulu verdi. Kararı ihlal ederek, tam karşısında, bir aymazlıkla bu kararımızı iptal etti.

Şimdi soruyorum Hatip Dicle olarak: “Eğer benim seçilme hakkım yok idiyse beni neden Yüksek Seçim Kurulunun oy birliğiyle aday ettiniz? Eğer benim seçilme hakkım yoktuysa, il seçim kurulu neden benim mazbatamı verdi?

Şimdi, buradan sormak istiyorum ve vicdanlarınıza sesleniyorum: Ben, bütün hayatımı bu mazlum halkın özgürlüğü için feda ettim ve bugün cezaevindeyim ve ben neden suçlandım, nelerle suçlandım, onu da size söyleyeyim: Ben, demokratik özerklik istedim, farklı bir yönetim istedim, ben Şam’a gittim, ateşkes sürecine katkıda bulundum. Rahmetli Özal’ın önerisi üzerine bir grup arkadaşımla birlikte Şam’a gittim ve Sayın Talabani’yle birlikte Şam’da bir aylık ateşkes sürecini, hep birlikte süresiz bir ateşkes sürecine dönüştürdük. Bütün günahımız buydu. Silahların susması için hep birlikte oradaydık. Ben, bugün cezaevinde Sayın Talabani’nin ağır bir beyin kanaması geçirdiğini duydum. Cezaevinde ben ve tutsaklar, hepimiz Sayın Talabani’ye geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz ve bütün tutsaklar adına kendisine dua ediyoruz. Allah sağlık ve sıhhat versin çünkü Talabani’yle böyle bir süreci yaşadığımız için 2 Mart darbesi, 4 Mart darbesi olmuştu. Biz de buradan grup olarak da Sayın Talabani’ye acil şifalar diliyoruz. Orta Doğu’da önemli bir siyaset adamı, Irak Cumhurbaşkanı ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) - …Türk dostu…” (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Maliye Bakanı, ülkemizin vergi yükünün sanıldığı gibi yüksek olmadığını sık sık ifade etmektedir. Hâlbuki vergi yükü çok yüksek olmayan ülkeler arasında görünmemizin temel nedeni gelir ve kâr üzerinden alınan vergilerin ülkemizde çok düşük olmasıdır. OECD verilerinde bu net bir şekilde görülmektedir.

Ülkemizde gelir ve kâr üzerinden alınan vergilerin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı, OECD ülkeleri ortalamasının yarısının bile altındadır. Türkiye, vergi cenneti sayılabilecek birkaç ülke arasında yer almaktadır.

Dolaylı vergiler yönüyle ise vergi yükü yüksek olan ülkeler arasında bulunduğumuz açıktır. Ülkemizde mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı OECD ortalamasının üzerindedir. En yüksek paya sahip OECD ülkeleri arasında görünmekteyiz.

Aslında Maliye Bakanı, ülkemizde vergi gelirleri içerisinde dolaylı vergilerin payının yüksek olduğunu, dolaysız vergilerin yeterli düzeyde olmadığını da kabul etmekte ve dile getirmektedir. Hatta, bir iş adamının “Memleketin yarısı vergi vermiyor.” sözüne karşı, Sayın Maliye Bakanı, bu yıl mayıs ayında bir ulusal televizyon kanalında, Türkiye’deki vergi sisteminin ağırlıklı olarak dolaylı olduğunu hatırlatarak “Bizim asıl vergiyi az aldığımız alan iş âlemi, kira, faiz geliri olanlar ve kayıt dışıdır.” diye cevap vermiş; “Vatandaşımız vergi veriyor, 65 milyon, cep telefonu, otomobil sahibi vergi veriyor.” demiştir.

İşte bütün mesele bu. AKP iktidarının on yıllık vergi politikasının ne yazık ki özeti bu. AKP Hükûmeti, patronlardan az vergi alıyor, rantiyeciden az vergi alıyor, faizcilerden, tefecilerden az vergi alıyor ama dolaylı vergilerle dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın canına okuyor. Esnafın, KOBİ'lerin iflahını kesiyor; çiftçinin gübresinden, mazotundan yüksek vergiler alıyor; asgari ücretten bile vergi kesiyor; nakliyeciden bin bir çeşit vergi, harç, belge parası alıyor.

AKP Hükümeti “Vergiyi tabana yayacağım.” diyor. Bugünlerde bula bula kamyoncuları bulmuş ve ümüğüne çökmüş.

Bakınız, şu geçen bir ay içinde Konya’da yaşananları size anlatayım: Vergi müfettişlerince Seydişehir ilçemizde denetimler yapılmış, madenî yağların nakliyecilik faaliyetinde kullanılan araçlarda yakıt olarak kullanıldığı tespit edilmiş; kamyoncular hakkında raporlar yazılmış ve eski parayla 13,5 milyar liraya kadar varan vergi cezaları çıkarılmış. Bana ulaşan bilgilere göre 20 civarında kamyoncunun durumu böyle.

Kamyoncular vergi kaçırmakla suçlanıyor. Peki neden? Efendim, mazot yerine on numara yağ kullanarak vergi kaybına neden olmuşlar. Ne yapsınlar, zevk için mi on numara yağ kullanıyorlar? Mecbur kalıyorlar. Böyle bile ekmeklerini zor kazanıyorlar. AKP Hükûmeti gemi sahibi, yat sahibi olanlara vergisiz mazot veriyor. Yurt dışına üçte 1’i fiyattan ucuz mazot satıyor; nakliyeciyi, kamyoncuyu görmüyor; bir de acımasızca vergi cezaları kesiyor.

Komisyondaki bütçe görüşmeleri esnasında durumu Sayın Bakana ilettim, düzenlenen bir raporun örneğini de kendisine takdim ettim. Sayın Bakan, kamyoncu esnafına yönelik inceleme talimatının olmadığını, durumu inceleteceğini ve eğer öyleyse yardımcı olacağını söyledi. Ne oldu biliyor musunuz? Uzlaşmaya giden kamyoncuların vergi cezasında cüzi oranda bir indirime gidilmiş ama tahakkuk fişini alan kamyoncular şoka girmiştir. Zira cezalar 2007 yılına ait olduğundan, indirilen borca yüzde 118 gecikme faizi bindirilmiş, borç 2 katını aşmıştır. Kamyoncular bu parayı nasıl ödeyecek? Kamyonunu satsa ödeyemez. Yazık değil mi bu insanlara? Ocaklarını söndürüyorsunuz.

Sayın Bakan, lütfen sözünüzde durun ve bu kamyonculara yardımcı olun. Yasa gerekiyorsa yarın görüşülmesi beklenen torba tasarıya bir geçici madde ilave edelim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz destek vermeye hazırız.

AKP Hükûmeti, sanki bu ülkenin en çok kazanan vatandaşları onlarmış gibi nakliyeci esnafına, kamyonculara yükleniyor. Trafik polisi kamyoncuyu çeviriyor, ceza yazıyor; Ulaştırma Bakanlığı kamyoncuyu çeviriyor, ceza kesiyor; maliyecilerin gözü yine kamyoncuyu görüyor. AKP Hükûmetinin derdi nedir? Kamyonculardan bir alıp veremediği mi var? Ne istiyorsunuz bu çilekeş kamyonculardan? Kamyoncular yük değil dert taşıyor, yetki belgelerinin yenilenmesinde mağduriyetler yaşıyor. Yönetmelikte belirlenen 18’inci maddedeki sürelere riayet etmeleri fiilen mümkün olmadığından pek çok nakliyeci yetki belgesinin iptali ile karşı karşıya kalıyor, araç muayenelerinde sıkıntılar yaşıyor. Pahalı mazot, yüksek vergiler, istenen binbir çeşit belgeler ve iş yokluğu kamyoncuları canından bezdirmiştir. İşsizlikten kamyoncuların ancak üçte 1’i çalışabiliyor. Dert küpü kamyoncu evine ekmeği zor götürüyor, zararına yük taşıyor. Bu insanlara bu kadar da yüklenmeyin, bu kadar zulüm yapmayın. Sayın Bakan, biraz insafa gelin.

Değerli milletvekilleri, Maliye Bakanı bütçe sunuş konuşmasında "Önümüzdeki dönemde hane halkı ve bankacılık sektörünün güçlü bilançoları, iç talebin ve dolayısıyla ekonominin büyümesini destekleyecek önemli iki unsur  olacaktır." demiştir. AKP Hükûmetinin önümüzdeki dönem için umuduna bakar mısınız? Vatandaş borçlanacak, böylelikle iç talep ve büyüme hızı artacak. Vah, ülkemizin  hâline!

Açıklar artıyor, büyüme iyice daralıyor, sanayi üretimi düşüyor, işsizlik artıyor, açılan şirketler azalıyor, kapanan şirketler artıyor, protestolu senetler ve karşılıksız çekler patlıyor ama AKP Hükûmeti bu sorunlara çözüm aramıyor. “Üretimi nasıl artırabilirim, böylelikle vatandaşın gelirini nasıl yükseltebilirim?” diye bir amacı, bir derdi yok. Vatandaşın daha çok borçlanmasından medet bekliyor.

Sayın Bakan, Allah aşkına, hane halkının bilançosunun neresi güçlüdür? Hane halkı tasarruf oranını nerelere kadar düşürdünüz, farkında değil misiniz? Merkez Bankası raporlarına göre ülkemizde hane halkı tasarruf oranı 2007 yılında yüzde 12,2 iken 2011 yılı itibarıyla yüzde 7,5 düzeyine kadar gerilemiştir. Hane halkının yüzde 20'lik gelir dilimlerine göre alttan 3 gelir grubunun yani vatandaşın yüzde 60'ının tasarrufu negatif durumdadır, geliri giderini karşılamamaktadır.

Geliriyle geçimini sağlayamayan vatandaşlarımız zaten banka tüketici kredilerine ve kredi kartlarına yüklenmiş ve toplam borçları 250 milyar lirayı aşmıştır. 2002 yılına göre kredi kartı borçları 16,5 kat, tüketici kredisi borçları ise tam 81 kat artmıştır. Vatandaşın faiz ödemeleri  de   12  misli  artmıştır. Vatandaş  daha nereye kadar borçlanabilecek?

Sayın Bakan, hane halkı yükümlülüklerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı üzerinden bazı ülkelerle mukayese yaparak olumlu değerlendirme yapıyorsunuz. Ama dikkatinizi çekerim, ülkemizde vatandaşın 250 milyar liralık tüketici kredisi ve kredi kartı borcunun sadece yüzde 34'ü konut ve taşıt kredisidir. Yani vatandaşın borçlarının büyük çoğunluğu kısa vadeli borçlardır. Diğer ülkelerle bu ayrım üzerinden mukayese yaparsanız gerçekleri daha iyi görürsünüz.

Ülkemizde bankalara tüketici kredisi borcu bulunan hane halkının büyük çoğunluğu alt gelir grubunda olan ücretli çalışanlardır. Merkez Bankası raporlarına göre 2012 Haziran ayı itibarıyla tüketici kredisi borcu bulunan hane halkının yüzde 52,8'i ücretli çalışanlardır. Hükûmetin çalışanları nasıl borçlu hâle getirdiğini, nasıl süründürdüğünü bu durum göstermektedir. Yine tüketici kredisi borcu bulunan hane halkının yüzde 38,8'ini 1.000 lira ve altında geliri bulunanlar, yüzde 25'ini 1.000 lira ile 2.000 lira arasında geliri bulunanlar oluşturmaktadır yani tüketici kredisi borcu bulunanların üçte 2’sinin geliri 2.000 liranın altında bulunmaktadır. Vatandaş hangi gelirine güvenerek daha da borçlanacak?

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Aykan Erdemir, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi ve yurttaşlarımızı ve ODTܒde Başbakanın 2 bin polisinin saldırısına maruz kalan öğrencilerimizi saygıyla selamlıyorum.

Bugüne değin yüce Meclis’in bu kürsüsünden Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a nice övgüler ve nice eleştiriler seslendirildi. Bana ayrılan süre içinde övgü ya da eleştirileri bir kez daha yinelemenin çok da anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Övgü ve eleştiriden yana her şeyi duymuş, işitmiş, her şeyi görmüş geçirmiş bir Başbakana on  dakika içinde ne söyleyebilir, ne iletebilir insan? Hangi sözümüz ulaşabilir başkalarına karşı çepeçevre tahkim edilmiş o kulaklara? Ama yine biliyorum ki her şeye sahip, her şeye hâkim ve her şeye hükmeder görünen muktedirlerin de hanesine düşmektedir yoksunluğun ve yalnızlığın hüznü. İkbal peşinde koşan pervanelerin kalabalığında her muktedir arzular muhabbeti, samimiyeti ve yürekli bir sözü.

İşte bu yoksunluğun ve yalnızlığın bilincinde bir milletvekili olarak bugün bu kürsüden bir mektup paylaşmak istiyorum Sayın Başbakan’la. İkbal peşinde koşmayan, hakikati söylemekten sakınmayan, samimi, iyi niyetli ve dostane bir  mektup bu. Öyle bir mektup ki derdi karalamak, eleştirmek, yıpratmak değil. Hepimizin ortak sıkıntılarını, ülkemizin ve ekonomimizin temel sorunlarını dile getiren, iyi niyetle yol gösteren bir mektup bu. Yeter ki kulak vermeyi bilenlerden olalım.

“Sayın Başbakanım,

Mektubumda dile getireceğim 12 temel mesele sizden önce de vardı, sizden sonra da var olacak. Ama biliyorum ki bir gün ülkemizin bu sorunları çözülecekse bugün harekete geçmek zorundayız. Ekonomimizin yapısal sorunlarına gündelik siyasetin dinamikleri ve çekişmeleri dışında çözümler geliştirmeliyiz. Bu yapısal sorunları aşmak için toplumsal mutabakatı, uzun soluklu ulusal politikaları hayata geçirmek zorundayız. Bilirsiniz ki mutabakata giden yol istişareden ve müzakereden geçer. Bilmekle yetinmeyin, gelin bir kez olsun kulak verin.

1) Orta Gelir Tuzağı: Sayın Başbakanım, Türkiye Cumhuriyeti son elli yıldır orta gelir tuzağından çıkamamıştır. Dünyada, 1960 yılında orta gelirli 101 ülke bulunuyordu. 2008 yılı itibarıyla bu ülkelerden 13’ü orta gelir tuzağından kurtularak yüksek gelir düzeyine çıkabildi. Ne yazık ki Türkiye bu 13 ülkeden biri olmayı başaramamıştır. Bu yolda katetmemiz gereken daha çok yol var fakat son elli yıllık tempomuz yeterli değildir. Yenileşimci ve rekabetçi ekonominin gerektirdiği özgürlükler iklimini, yapısal reformları ve yönetişim anlayışını hayata geçiremedik. Yüksek beceri düzeyi ve yaratıcılık gerektiren yenilikçi ürünlerde gelişmiş ülkelerle rekabet edemiyoruz. Emek yoğun ürünlerde ise emeğin ucuz olduğu düşük gelirli ülkelerle rekabet edemiyoruz. Düşük katma değerli ürünlerden yüksek katma değerli ürünlere geçemiyoruz.

2) Demografik Fırsat Penceresi: Bizi bekleyen en önemli risklerden biri de demografik fırsat penceresinin kapanmakta oluşudur. Nüfus artışımızın yavaşlaması Türkiye’nin önüne fırsat penceresi olarak tanımlanan bir demografik konjonktür ortaya çıkarmıştır. Demografik geçiş süreci nüfus artış hızı düşerken iş gücü arzının yani çalışabilir yaştaki nüfusun hızlı artışının sürdüğü bir pencere sunmuştur ama ne yazık ki Güneydoğu Asya ülkeleri bu fırsat penceresinden yararlanırken biz aynı başarıyı gösteremedik. Bölgesel politikaları, kentsel politikaları, sosyal politikaları ve iş gücü verimliliğini artırıcı politikaları hayata geçiremedik. Bu nedenle de yurttaşlarımıza daha iyi ve nitelikli bir yaşam sağlayamadık. Fırsat penceresinin kapandığı önümüzdeki süreçte kuşkusuz işimiz daha da zor olacak.

3) Özgürlükler İklimi: Bilgi ekonomisine geçişi sağlayacak yatırım iklimine ancak özgürlükler iklimiyle ulaşabiliriz. Düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, akademik özgürlükler ve girişim özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlükler artık salt bir siyasal özgürlükler meselesi olmaktan çıkmıştır. Bu özgürlükler ekonomik performansı ve rekabet kabiliyetini doğrudan etkiler hâle gelmiştir. Özgürlükler iklimi olmayan ülke ve kentlere bilgi ekonomisinin dinamik sektörleri, yatırımcıları, nitelikli iş gücü ve yaratıcı sınıfları gelmemektedir. Baskıcı ülkelerdeki girişimciler stratejik ortak, girişim sermayesi, uluslararası fon ve AR-GE iş birliği olanakları bulmakta büyük sıkıntı yaşamaktadır.

4) Küresel Değer Zincirleri: Küresel değer ve üretim zincirleri Türkiye’yi teğet geçmektedir. 2011 yılı Tedarik Zinciri Yöneticileri Raporu’nda Türkiye’nin adı yer almamaktadır. Bunun birinci nedeni kapsamlı ve vizyoner bir sanayi politikamızın olmayışıdır. İkinci nedeniyse Türkiye’de siyasi otoritenin kararlarının ekonomik rasyonalitesini ve ne şekilde değişeceğini öngörmenin olanaksızlığıdır. Günümüz ekonomisinde artık asıl soru hangi ülkelerin tasarım üssü olarak tercih edileceği sorusudur. Türkiye ise ne tasarım üssü olarak ne de üretim üssü olarak tercih edilen bir ülkedir.

5) Düşük Tasarruf Oranı: Sürdürülebilir büyümemizin önündeki en büyük engellerden biri son on yıldır düşmekte olan hane halkı tasarruf orandır. Yatırımların dış finansmana olan bağımlılığı cari açığın artmasına yol açarak büyümenin sürdürülebilirliğini tehlikeye atmaktadır. Ülkemizde çocuk sayısı ve dolayısıyla genç bağımlılık oranları yüksek hanelerin tasarrufları düşüktür. Kadınların iş gücüne düşük katılım oranları da hane halkı ve özel tasarruf oranlarını düşürmektedir. Ataerkil ve muhafazakâr politikaların en olumsuz sonuçlarından biri tasarruf oranlarını düşürücü etkileri olmuştur.

6) Finansal Okuryazarlık: Finansal okuryazarlık tasarruf oranımızı yükseltmek, verimli ve sürdürülebilir bir ekonomi için ön şarttır. Finansal okuryazarlığı düşük olan ülkemizde tasarrufa ilişkin farkındalık yaratmaya ve hane halklarının finansal okuryazarlığını geliştirmeye yönelik ulusal finansal okuryazarlık stratejimiz hâlen bulunmamaktadır.

7) Makro İhtiyat Politikaları: Yüksek özel sektör borçluluğu ekonomimiz için büyük bir kırılganlık kaynağıdır. Reel sektörün döviz pozisyon açığı büyük bir kur riskini de beraberinde getirmektedir. Reel sektör krizinin kredi kanalı üzerinden bankacılık sektöründeki bilançoları bozma ihtimali vardır. Bu riskleri göz önüne alarak makro ihtiyati tedbirleri ve makro ihtiyat politikalarını ivedilikle hayata geçirmek zorundayız.

8) Kadının İş Gücüne Katılımı: OECD ülkeleri arasında kadınların iş gücüne katılımının en düşük olduğu ülke Türkiye’dir. Kadınların iş gücüne katılamaması sürdürülebilir büyümenin önündeki en büyük engellerden biridir. Kadınların iş gücüne katılımını teşvik edecek siyasaları kreş, ulaşım, aydınlatma ve güvenlik uygulamalarını gerçekleştirmek zorundayız.

9) Bölgeler ve Yurttaşlar Arası Eşitsizlik: Ülkemizde bölgeler arası ve yurttaşlar arası eşitsizlik fırsat eşitliğinin önünde büyük bir engeldir. Oysa ki hiçbir çocuğumuz, gencimiz, yurttaşımız geride kalmamalıdır. Bugün 14 ilimiz yüksek gelir düzeyine, 27 ilimizse düşük gelir düzeyine sahiptir. 40 ilimizse orta gelir tuzağında takılıp kalmıştır. Yurttaşlar arasında gelir dağılımını ölçen Gini endeksine göre Türkiye dünyanın en eşitsiz 59’uncu ülkesidir. Millî geliri bizden daha eşit, daha hakça dağıtan 77 ülkeyi yakalamak için daha almamız gereken çok mesafe var.

10) Asya Yüzyılına Hazırlık: 21’inci yüzyılda dünyanın ekonomik ağırlık merkezi Asya’ya kaymaktadır. 1980 yılında Kuzey Atlantik’te bulunan ekonomik ağırlık merkezi 2050 yılında 9.300 kilometre doğuya, Çin’in batısına kaymış olacaktır. Kendilerini Asya yüzyılına iyi hazırlayan uluslar, Asya’nın sunduğu ekonomik olanaklardan yararlanıp, Asya’nın oluşturduğu risklere karşı kendilerini koruyabilirler. Avustralya geçtiğimiz günlerde “Asya Yüzyılında Avustralya” raporunu yayımlayarak 2025 yılına kadar gerçekleştirilmesi amaçlanan 25 ulusal hedefini belirledi. Avustralya’yı dünyanın en yenileşimci 10 ekonomisinden biri yapmak için Asya okur yazarlığını geliştirmeyi de içeren somut politikalar önerdi. Bizim Asya stratejimiz nedir? Asya yüzyılına hazırlığımız hangi aşamadadır?

11) Avrupa Birliği. Avrupa Birliği sürecimizi yeniden canlandırmak yalnızca ekonomimiz açısından değil demokrasimiz ve insani gelişmişliğimiz açısından da elzemdir. Unutmayalım ki Avrupa Birliği her şeyden önce bir değerler projesidir, bir barış projesidir, bir insani kalkınma projesidir. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin dünyanın en ileri çerçevesini sunan bir müktesebattır. Dünyada otoriter kalkınma modellerinin cazibesi yükselirken, Avrupa Birliği rejimimizi ve siyasetimizi otoriter savrulmalara karşı güvence altına alan bir çıpadır.

12) İnsan: Sayın Başbakanım, siz de bilirsiniz ki insanı merkeze almayan hiçbir siyaset başarılı olamaz. Saydığım 11 maddenin merkezindedir. 12 maddenin sırrı insan. Sevgiyle, saygıyla, anlayışla, muhabbetle büyür, gelişir ve kalkınır insan. Nefretle, şiddetle, kayırmayla değil, çabayla, liyakatle, verimlilikle büyür, gelişir ve kalkınır ekonomi. Unutmayın ki dünyada nice servetler, nice zenginlikler örter insanların acısını, yoksulluğunu, sefaletini. İnsan ki bir hazinedir bilinmek ister, tıpkı başka bilinmek isteyenler gibi…”

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ali Boğa, Muğla Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ BOĞA (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin 13’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum, hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Geçen Muğla’ya gittiğimde 80 yaşında bir nineyi ziyaret ettim. O bana bir demokrasi dersi verdi, burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Dedi ki: “Oğlum, her televizyonu açışta muhalefet gonuşup, oturu, gonuşup oturu. Siz niye gonuşmuyorsunuz?”, “Ayşe Nine, bizim İç Tüzük’ümüz var, İç Tüzük’e göre partilerimiz eşit olarak konuşuyorlar, dolayısıyla, Meclisimizde 4 parti var, bu orana göre iktidar partisi konuşmaların yüzde 25’ini yapabiliyor, muhalefet partilerimiz de yüzde 25’erden yüzde 75’ini yapıyor.” dedim. “Oğlum, böyle demokrasi olmaz. Sizin sayınız kaç?” dedi. “Efendim, iktidardayız.” dedik ve bu Ayşe Nine’nin yakıştırması üzerine bir hesap yaptım…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Halk diktatörlük istiyor!

ALİ BOĞA (Devamla) - …hakikaten yüzde 75’ini…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ  (Mersin) – Bırak tıraşı ya!

ALİ BOĞA (Devamla) - …muhalefet partilerimiz konuşuyor.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sizin söylediğiniz sayısal çoğunluğun diktatörlüğü!

ALİ BOĞA (Devamla) – Arkadaşlar, burada muhalefetin sesi kesilmiyor, iktidarın sesi kesiliyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ali Boğa olarak sana soruyor, seni göremiyor ve “özledim” diyor.

ALİ BOĞA (Devamla) – Ayşe Nine’nin bu sözünü şey yapıyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ya, desene “Grup başkan vekilleri izin vermiyor.” diye.

BAŞKAN – Sayın Boğa, muhalefeti hiç konuşturmayalım isterseniz!

ALİ BOĞA (Devamla) – Peki, Ayşe Nine neden bizim gonuşmamızı istiyor, burayı dinlemenizi istiyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Bırak Ayşe Nine’yi ya! Kes, palavra atma burada!

ALİ BOĞA (Devamla) - Ayşe Nine 2002 yılında maaş kuyruğunda beklerken yanındaki arkadaşı kalp krizi geçirmiş. Yine, SSK’nın 25 kuruşluk ilacını almak için bir gün sırada beklemiş, “Bugün ilaç bitti, yarın gel.” demişler ve ertesi gün gidip bir gün daha bekleyerek 25 kuruşluk ilacı almaya çalışmış.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sen torununu hangi liseye gönderdin, bana bunu anlat!

 ALİ BOĞA (Devamla) – Dolayısıyla, bugün, Ayşe Nine’nin ilacı evine geliyor, sosyal yardımlar evine geliyor.

MAHMUT Tanal (İstanbul) – Sen torununu hangi Fransız lisesine gönderdin, onu anlat!

BAŞKAN – Sayın Tanal…

ALİ BOĞA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, önemli olan bugün burada bütçenin fonksiyonlarını konuşmak durumundayız. Bütçenin fonksiyonlarını daha önce… Daha önce bütçe faize gidiyordu, faizi kapatamıyordu…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ayşe Nine’ye torununu Fransız lisesine gönderdiğini söyledin mi?

ALİ BOĞA (Devamla) – …hortumlattırılan bankaların açıklarını kapatamıyordu ama bugün denk bütçe çerçevesinde, hizmet bütçesi çerçevesinde ve… (Gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aman ne denk, aman ne denk ya!

ALİ BOĞA (Devamla) – Arkadaşlar…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Bakan söylüyor “tutmaz” diye.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakana sor bakalım: Denk bütçe miymiş, sor. Sor Bakana.

ALİ BOĞA (Devamla) – Sayın Başkanım, süremi istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Boğa, yok öyle bir şey.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hedef 21 değil miydi?

ALİ BOĞA (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii ki burada Ayşe Nine’nin de canı sıkılacak, şu manzara onun da hoşuna gitmemiş olacak. Biz ayakları yere basan ve kanatları büyük projeler yapıyoruz. (Gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, ne oluyor bu muhalefete, sorar mısınız.

ALİ BOĞA (Devamla) – Bugün bütçe gelirleri Boğaz Köprüsü ve bağlantı yollarına, Kanal İstanbul Projesi’ne, İstanbul-İzmir otoyolu ve Körfez köprü geçişine, İstanbul’a 100 milyon kapasiteli havaalanı inşaatına, Çukurova bölgesel havaalanına ve daha burada saymakla bitiremeyeceğimiz projelere gidiyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Milletin hakkını yediniz. Otoyollar kalmadı, hepsini sattınız.

ALİ BOĞA (Devamla) –  Kısacası, bütçe gelirleri yalana talana değil, limana, kanala, tüp geçide, hızlı trene, tünellere, hidrolik santrallere, barajlara ve nükleer enerji santrallerine gidiyor; dev hastanelere, üniversite kampüslerine gidiyor ve bütçe asıl fonksiyonuna dönmüş oldu. Peki, bunlar yeterli mi? Elbette yeterli değil, bütçenin daha da iyileştirilmesi konusunda da bu süreç mutlaka devam edecektir.

Bu vesileyle birçok kangrenleşmiş sorun bu dönemde çözülmüştür 2/B Yasası başta olmak üzere.

Bu vesileyle, bir ay önce, Muğla’nın da içinde bulunduğu Büyükşehir Yasası’na bu Parlamentonun vermiş olduğu desteğe teşekkür ediyorum ve Muğla’nın şimdiye kadar marka değeri olmuş olan turizm başta olmak üzere, yat inşası, arıcılık, tarım, seracılık, madencilik, mermer ocakları ve balıkçılık sektörünün de marka olarak devam etmesine büyükşehir projesinin katkıda bulunacağını düşünüyor, bu vesileyle 2013 yılı bütçesinin hayırlar getirmesini diliyor, yüce Meclise ve ekranları başında bizi izleyen değerli vatandaşlarıma saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Boğa.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ayşe Nine’ye selam söyle! Bundan sonra bir daha çıkarmazlar Başkanım, Ayşe Nine bir daha göremez!

BAŞKAN – Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili. 

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL  (Manisa) – Sayın Başkan, Ayşe Nine hattaymış, bağlanmak istiyor! Ayşe Nine telefon hattında, bağlanmak istiyor efendim! Bir düzeltme yapacak, yanlış aktarıldı diyor efendim!

BAŞKAN – Buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yalnız şunu söyleyeyim konuşmama başlamadan önce: İktidar dediğiniz zaman, iktidar, Mecliste iş yapan demektir. Yani iş yaparsınız konuşmazsınız, başkaları sizi tenkit eder, konuşursunuz; yani usulü budur bu işin.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biz iş yapıyoruz, konuşmuyoruz; siz yapamıyorsunuz, konuşuyorsunuz!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama, geçen gün Mecliste bir Başbakan Yardımcısının yaptığı tarihî hatayı düzeltmekle başlamak istiyorum. Sayın Arınç, geçen gün Türklerin “Türeyiş Destanı” olarak da bilinen Ergenekon Destanı’nın bir Moğol destanı olduğunu ifade etmişti.

Değerli milletvekilleri, destanın asıl geçtiği yer Moğol ülkesidir; Moğolistan’dır. Nitekim Göktürk Hakanlığı’nın kurulduğu ve geliştiği coğrafya da Moğolistan'dır. Bugün Orhun Abideleri de, bilindiği gibi Moğolistan'dadır. Dağ kemeri anlamındaki "ergene" ile dik anlamındaki “kon” kelimelerinden mürekkep Ergenekon, 6’ıncı yüzyılın ikinci yarısı ile 7’nci yüzyılın başı arasındaki dönemde yazılmış Çin vakayinamelerinde, bir savaş sonucunda kavminin hayatta kalan tek üyesi olan çocuğun bir kurt tarafından büyütülerek ölümden kurtulması ve soyunu devam ettirmesi şeklinde anlatılır. Çin kaynaklarına göre Göktürkler bu soydan gelmektedir. Çin Han Hanedanlığı günlükleri 326 cilt olarak Türk Tarih Kurumunda bulunmaktadır ve bu fakir zamanında Hun ve Göktürk bölümleri Türkçe olarak yayımlanmıştır.

Sayın Arınç'ın Ergenekon’un bir Moğol destanı olduğuna kaynak olarak gösterdiği Reşidüddin Hemedanî tarafından yazılmış Türk ve Moğol kabilelerinin tarihi olan Camiü't-tevarih ve Ebul Gazi Bahadır Han'ın Şecere-i Türkî isimli eseri bu Çin kaynaklarından 6 yüzyıl sonra yazılmıştır. Ayrıca Reşidüddin'in bir Moğol Devleti sayılan İlhanlı Devleti’nin saray görevlisi olduğu göz önüne alınacak olursa, Ergenekon'un Moğollara mal edilmesinin sanırım sebebi de anlaşılır. Burada özellikle vurgulanması gereken şey, Sayın Arınç'ın kendi sahası olmayan bir konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuşmayı yaparken bizim bunu araştırmamızı istemesi üzerine kendisinden bu bilgiyi kimden aldığını ısrarla sormamıza karşılık  bize “İsmini vereyim de dövünüz öyle mi?" diyecek kadar haddini aşan bir seviyesizlik örneği göstermiş olmasıdır. Sözde sergilediği müthiş nezaket ve kibarlık her an hiç olmayacak bir kabalığa dönüşebilmektedir. Sayın Arınç'a tavsiyem, bu konuyu, uzmanlık sahası olmayan Mümtaz’er Türköne'nin yazılarından veya Wikipedia'dan değil, kendisine bağlı kurum olan Türk Tarih Kurumunun bilimsel kitaplarından okuyup öğrenmesidir.

Sayın Arınç'a bu bilgiler kim tarafından verilmiştir bilemem ama burada dünyaca da tanınmış Profesör Bahaeddin Ögel, Dursun Yıldırım, Fuat Köprülü, Rus şarkiyatçı Nikita Biçurin, Profesör Devin DeWeese ve daha onlarca kişi tarafından bu konuda kitap ve makaleler yazıldığını kayıtlara geçmesi bakımından ifade etmek istiyorum.

Son olarak ise Hasan Celal Güzel'in Yeni Türkiye Yayınları arasında çıkan ve yayın kurulu başkanlığını da yaptığım “Türkler” isimli 36 ciltlik eserinin de görmezden gelindiğini belirtmek isterim.

Aslında bu bütçe görüşmelerinde bir skandal yaşanmıştır. Hukuku ayaklar altına alanların hukuk devletinden ve demokrasiden bahsetmelerini inandırıcı bulmak mümkün değildir. Anayasa'nın 164’üncü maddesinin amir hükmüne rağmen Sayıştay raporlarının Meclise sunulmaması ve buna rağmen bütçe görüşmelerinin Hükûmetçe devam ettirilmesi açık bir Anayasa ihlali olarak karşımıza çıkmaktadır. Anayasa hükümlerini hiçe sayan bir Hükûmetten ne demokratik bir yönetim ne de hukuka saygı beklenebilir.

Hükûmet etmek, millî değerlere sırt çevirmek demek değildir. Hükûmet etmek, duygusallık gösterip ülkeyi ağlama duvarına çevirmek lüksünü de vermez. Hükûmet etmek hem dünyevi hem de uhrevi alanda sorumluluk gerektirir, dürüst olmayı ve toplumun bir kesimi yerine toplumun bütününe ayrım gözetmeksizin hizmet etmeyi gerektirir. Ama görüldüğü kadarıyla Hükûmet üyelerinden bazıları metal yorgunluğunda olduğu gibi, iktidar yorgunluğuna uğramışlar.

Değerli milletvekilleri, sözlerime son verirken 2013 bütçesinin ülkemiz ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Halaman, buyurun.

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Maliye Bakanlığımız alınganlık yapmasın. Adana-Antep arasında otoban yirmi beş, otuz senedir var. Adana’nın akarsularını bugüne kadar -on senedir- Sabancı ve yabancı ortaklara verdiler, alt kısmını da Sanko’ya verdiler. Adanalıya düşen, asgari ücretten 3-5 tane işçi çalıştırmak. “Ceyhan’ı enerjide Rotterdam yapacağız.” dediler, Çalık grubuna verdiler, iş üretmediler. Dolayısıyla Adana işsizlikte yüzde 8’di, 25-26 oldu, 4’üncü büyük şehirdik, 18’inci şehir olduk. Bunu çözmesi için zaman zaman Maliye Bakanımıza soru soruyoruz, ondan dolayı kusura bakmasın.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan...

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, belki olmadığım sırada bu soru sorulmuştur ama yine de sormakta yarar görüyorum. Asgari Ücret Tespit Komisyonu 2013 yılının ilk altı ayı için yüzde 3 zam öngörmüştür. Öyle sanıyorum ki Bakanlığınız da 2013 yılı ilk altı ayı için bu öngörüye katılacaktır. Oysaki yoksulun, dar gelirlinin ve asgari ücretlinin tüketim maddelerinin başında olan ekmeğe geçen hafta Ankara’da yüzde 25 zam yapıldı. Bu anlayışınızla insanlar nasıl geçinsin? Amacınız dar gelirliyi, yoksulu ve asgari ücretle geçinmeye çalışan kişileri açlığa terk etmek mi? Bu konuda yeniden bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdemir...

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, Türkiye’nin finansal okuryazarlık düzeyi küresel piyasalarda rekabet ettiğimiz diğer ülkelerle kıyaslandığında hangi düzeydedir? Finansal okuryazarlık düzeyimizin düşüklüğü ile hane halkı tasarruflarımızın düşüklüğü arasında bir ilişki olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir önceki turda sorduğum AR-GE düzeyimize ve oranımıza ilişkin de soruyu yanıtlamak isterseniz memnun olurum. Meclis Başkanımız oldukça gaddar bir tavırla size ek süre vermemişti.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ağbaba...

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, günlerdir 5084 sayılı Teşvik Yasası’yla ilgili konuşuyoruz ancak maalesef Hükûmetten bu konuda olumlu cevap alamadık. Dün tekrar gündeme getirmiştim. Eğer 5084 sayılı Teşvik Kanunu kaldırılır ise Malatya sanayisine ağır bir darbe vurulacaktır. Malatya, son dönemde verilen teşvikleri hakkıyla kullanan, bunu yatırıma dönüştüren, istihdam açan bir şehir. Malatya her konuda olduğu gibi sanayi konusunda örnek bir şehir. Tek bir teşviki boşa kullanmadı Malatya ancak bu 5084 kaldırılıyor. Biliniz ki Malatya Kocaeli değil, Malatya İstanbul değil, Malatya’da limanımız yok, Malatya’ya ulaşımımız yok. Eğer bu 5084 kaldırılırsa bilin ki kayıt dışıyı teşvik edecektir. 5084’ün kaldırılması sadece ve sadece kayıt dışı istihdamı artırır; 22.300 olan işsiz sayımız 50 bini, 60 bini bulur. Bu hem sanayiciyi hem işsizi hem de Malatya’yı direkt ilgilendirmektedir. Bu konuda Hükûmetin kulaklarını açmasını rica ediyorum. Bakın, Malatya’dan bugün gelen faksta sadece bu kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kuşoğlu…

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 2013 yılında büyümede yüzde 4, enflasyonda yüzde 5,3 beklentiniz olmasına rağmen ÖTV’de 2012 gerçekleşmesine göre yüzde 16,6, harçlarda yüzde 17,6 ve damga vergisinde yüzde 12 artış öngörülmesinin gerekçeleri nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakan, Hükûmet 6302 sayılı Tapu ve Kadastro Kanunu’nunda değişiklik öngören kanunla yabancıların mülk edinmesindeki 2,5 hektarlık sınırı 30 hektara çıkardı. Ayrıca, Bakanlar Kuruluna bunu 60 hektara çıkarma yetkisi de verildi. Ayrıca, mevcut kanunda yabancılara satılacak yerlerle ilgili sınırlamalar varken yapılan düzenlemeyle bu sınırlamaların çok büyük bir bölümü kaldırıldı. Sayın Bakan, bütün bunlar Osmanlının kapitülasyonlarına benziyor. Acaba Hükûmet uluslararası bankerlerle “ak kapitülasyon” anlaşmaları mı yaptı?

Ayrıca, 2/B arazileriyle ilgili tarım arazilerinin satışında kanunda net bir açıklama yok. “Belediye ve mücavir alan dışında” şeklinde tanımlanıyor. Belediye sınırları içindeki ecrimisil ödeyen çiftçiler işledikleri tarım arazilerini satın alabilecekler mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, tabii, asgari ücret konusu açıldı. Müsaade ederseniz önce bir rakamları sizlerle paylaşayım.

Türkiye’de net asgari ücret bundan on yıl önce 184 liraydı, bugün 740 lira bu rakam ve buradaki artış oranı yüzde 301,5. Bu dönemde enflasyon yüzde 141 civarında artmış. Dolayısıyla hakikaten reel anlamda asgari ücrette ciddi bir artış var.

Daha önce de ifade ettim, Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırdığımız zaman biz yaklaşık on-on bir ülkenin üzerinde bir asgari ücret sunuyoruz. Ha bu yeterli mi? Tabii, bunlar tartışılabilir. Ama son on yılda asgari ücretin geldiği yer belli. Ayrıca dediğim gibi, Bulgaristan, Romanya vesaire bir sürü ülkeye oranla da Türkiye’nin konumu çok daha iyi.

Asgari ücreti devlet vermiyor. Devlette asgari ücretli çalışan yok. Özel sektör veriyor. Türkiye, dünyayla rekabet etmek durumunda. Dolayısıyla bir yandan asgari ücretteki artışın makul olması, tabii ki hem çalışanımız açısından hem de istihdam açısından son derece önemli diye düşünüyorum. Burada kesinlikle açlığa terk etmek gibi bir politikadan söz edilemez çünkü rakamlar ortada.

Sayın Erdemir’i ben konuşması için tebrik etmek istiyorum. Gerçekten, hani yapıcı, yol gösterici dediğimiz türden çok güzel bir konuşma. Hakikaten bizim de üzerinde hassasiyetle durduğumuz bütün konuları gündeme getirdi. Ama ben müsaade ederseniz sorularına cevap vereyim.

Finansal okuryazarlık konusunda elimde ülke karşılaştırmaları yok. Sizde belki olabilir ama. Muhtemelen Türkiye’de düşüktür ve bunun hane halkı tasarrufları üzerinde de son derece olumsuz etkisi olduğu da açıktır çünkü bütün uluslararası çalışmalar bunu gösteriyor. Gerçekten bu yönde bizim çaba göstermemiz lazım. Eğer Türkiye’yi, İstanbul’u önemli bir finans merkezi hâline getireceksek, Türkiye’de rasyonel politikaları geliştireceksek sizin söylediğiniz çerçevede bir çalışma gerekecek.

Tabii, AR-GE konusu çok kritik bir konu. Maalesef bizim verdiğimiz çok yüksek dozdaki teşviklere rağmen -yani yüzde 225’e kadar biliyorsunuz özel sektöre biz teşvik veriyoruz, vergi indirimi imkânı sağlıyoruz, ona rağmen- özel sektör AR-GE harcamalarının millî gelire oranını Avrupa Birliğiyle karşılaştırdığınız zaman maalesef neredeyse altıda 1 düzeyindedir. Hâlbuki devletin yaptığı AR-GE harcamalarını, Avrupa Birliğinde devletlerin yaptığı AR-GE harcamalarıyla karşılaştırdığınız zaman fark var ama çok büyük değil. Dolayısıyla, gerçekten bizim özel sektör nezdinde farkındalığı, duyarlılığı daha da artırmamız lazım. Özel sektöre, bilemiyorum, başka ne tür teşvikler verebiliriz? Çünkü gelir vergisinde, kurumlar vergisinde, emlak vergisinde inanılmaz indirim imkânları -inanılmaz, yani 1 dolarlık harcıyorsa 2 dolar, 2 dolar 25 sente kadar indirim imkânı- sağlıyoruz.

Değerli arkadaşlar, teşvikler, 5084 de dâhil olmak üzere belli bir süre için verilir. Yatırımı teşvik etmek için süresiz bir şekilde işletme desteği şeklindeki bir teşvik olamaz. Bakın, yanlış anlamayın. Ben, sadece burada, hani uzatılır-uzatılmaz, hangi unsurları uzatılır o ayrı bir konu ama 5084 ağırlıklı olarak işletme giderlerini karşılamaya yönelik bir teşviktir. Hâlbuki yatırım teşvikleri… Aslında son yaptığımız düzenleme daha rasyonel bir düzenlemedir. Tabii ki teşvikler yeni yatırımlar için verilir. Eski yatırımları sürekli bir şekilde idame etmeye yönelik teşvikler ayrı bir konudur.

Değerli arkadaşlar, 2013 yılında, doğrudur, biz büyümeyi yüzde 4, enflasyonu yani deflatörü yüzde 5,3 olarak öngördük. Dolayısıyla burada yani bizim vergi gelirlerindeki artışın bir anlamda üst limiti var eğer kayıt dışılıkla mücadele vesaire devreye girmeyecekse. Peki, burada neden mesela ÖTV’de bu kadar artış öngörüyoruz? Daha önce de defalarca söyledim: Bu sene biz birtakım tedbirler aldık. 2’nci olarak, ayrıca biz özellikle BOTAŞ’ın yükümlülükleri -ki çok büyük rakamlardır, 7,5 milyar liradan bahsediyorsunuz- yerine getireceği varsayımını yaptık, bakın, tekrarlıyorum.

Yine, harçlarla ilgili olarak muhtemelen… Biz, bunlar maktu vergiler olduğu için yeni yılda, yılbaşında muhtemelen en az enflasyon kadar artıracağız. Bakın, açık ve net olarak konuşuyorum. Dolayısıyla damga vergisinde, harçlardaki artışları da bu çerçevede düşünmek lazım.

Değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Madde üzerinde 2 adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 13. maddesine eklenmek üzere;

“Emniyet Hizmetleri Sınıfında yer alan personele ödenen özel hizmet tazminatı tutarının yüzde 75'lik kısmı her ay maaşlarına hiçbir kesinti yapılmaksızın eklenir, bu artış emeklilik maaşlarının hesaplanmasında dikkate alınır, ayrıca emekli olmuş Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeline de yansıtılır, önergenin getireceği yükün 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi'nin personel ve tarımsal destekler için ayrılan ödenekleri ile yedek ödenek hariç diğer ödeneklerden yapılacak kesintilerden karşılanmasını" arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu          Aydın Ağan Ayaydın                Haluk Ahmet Gümüş

                 İstanbul                                 İstanbul                                     Balıkesir

Muhammet Rıza Yalçınkaya             Haydar Akar                               Kazım Kurt

                   Bartın                                   Kocaeli                                     Eskişehir

               İzzet Çetin                      Rahmi Aşkın Türeli                      Bülent Kuşoğlu

                  Ankara                                    İzmir                                        Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 13. maddesine eklenmek üzere;

“Her devlet memuru ve diğer kamu görevlileri ile SGK emeklilerine 2013 yılının ilk ve 2 nci 6 aylık bölümlerinde her dönem için seyyanen 1.000'er TL ödenmesi, Toplu sözleşme sonucunda çıkacak olan rakamla bu seyyanen ödemenin ilişkilendirilmemesi ve mahsup edilmemesi, önergenin getireceği yükün 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi'nin personel ve tarımsal destekler için ayrılan ödenekleri ile yedek ödenek hariç diğer ödeneklerden yapılacak kesintilerden karşılanmasını" arz ve teklif ederiz.

           Bülent Kuşoğlu                        Kazım Kurt                       Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                  Ankara                                Eskişehir                                     İstanbul

       Aydın Ağan Ayaydın                   Özgür Özel                               Veli Ağbaba

                 İstanbul                                  Manisa                                      Malatya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Anayasa’nın bütçe görüşmelerini düzenleyen 162’nci maddesinin…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Yüksel, emeklilere karşı mı çıkıyorsun? Sayın Yüksel, emeklilerle ilgili bu.

BAŞKAN – …“Değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oya konur.” hükmü gereğince gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Emekli ve memurlar ile diğer kamu görevlilerine yılda iki kez ikramiye ödenmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 13. maddesine eklenmek üzere;

“Emniyet Hizmetleri Sınıfında yer alan personele ödenen özel hizmet tazminatı tutarının yüzde 75'lik kısmı her ay maaşlarına hiçbir kesinti yapılmaksızın eklenir, bu artış emeklilik maaşlarının hesaplanmasında dikkate alınır, ayrıca emekli olmuş Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeline de yansıtılır, önergenin getireceği yükün 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi'nin personel ve tarımsal destekler için ayrılan ödenekleri ile yedek ödenek hariç diğer ödeneklerden yapılacak kesintilerden karşılanmasını" arz ve teklif ederiz.

                                                                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı gerekçeyle, gerekçesi…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bu gider artırıcı bir şey değil yani bir başka… Gider artırıcı bir şey değil Sayın Bakan. Yani Hükûmet niye karşı çıkıyor? Komisyon niye karşı çıkıyor?

BAŞKAN – Hükûmetin meselesi, bilemiyorum Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sorun efendim o zaman, sorma hakkımızı verin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Memleket meselesi, Hükûmet değil!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – O zaman, sorma hakkımızı verin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye…

BAŞKAN – Evet, biraz önceki gerekçeyle, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Emniyet Hizmetleri Sınıfında yer alan personel ve bunların emeklilerinin aldıkları maaşların artırılması öngörülmektedir.

 BAŞKAN – Evet, Sayın Hamzaçebi, buyurun, yerinizden sisteme girin.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Anayasa’mıza göre bütçe görüşmelerinde, bütçe kanun tasarısının Genel Kuruldaki görüşmeleri sırasında, gider artırıcı ve gelir azaltıcı önerilerde bulunulamaz, bulunulur ise böyle bir önergeyi Başkanlık Divanı işleme koymaz. Siz şimdi Hükûmetin ve komisyonun görüşünü aldınız, kendileri doğal olarak katılmadılar ancak siz Anayasa’ya aykırılık gerekçesiyle bu önergeleri işleme koymayacağınızı ifade ettiniz. Önergeler gider artırıcı önergeler değildir.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, öyle bir şey söylemedim ben. Söz konusu değil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben öyle anladım.

BAŞKAN – Hayır, değil.

Tekrar edeyim, gerekçeyi okutmamın sebebini söyledim: “Anayasa’nın bütçe görüşmelerini düzenleyen 162’nci maddesinin: ‘Değişiklik önergeleri üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır.’ hükmü gereğince önergenin gerekçesini okutuyorum.” dedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – O zaman özür diliyorum, düzeltiyorum.

BAŞKAN – Estağfurullah.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben yanlış anladım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama Sayın Başkan, aslında gerekçeyi de okutmamanız lazım çünkü gerekçe okutmak demek, müzakere açmak demek. Biliyoruz, önerge nasıl müzakere ediliyor…

BAŞKAN – Evet, Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bu emniyet hizmetleri sınıfı. İnsanlar perişan oluyor ya! Ben vicdanınıza sunuyorum!

BAŞKAN – Benim vicdanıma değil, Hükûmetin vicdanına sunun efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, sizin de vicdanınıza sunuyorum. Emekli olduğu zaman, 3 bin lira maaş alıyorsa Sayın Başkan, bin liraya düşüyor. Bu insanları aç bırakmayın! Diyoruz ki: “Aldığı ödeneği maaşına ilave et.” Başka bir şey istemiyoruz!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, tutanaklara geçti.

Teşekkür ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Gider artırıcı değil Sayın Başkan!

BAŞKAN – Gerekçeyi de okuttum, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Malumları olduğu üzere: “Görüşülmekte olan tasarı ve teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı ve teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı” İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu nedenle önergeyi okutup komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 361 Sıra Sayılı 2013 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısına aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu          Aydın Ağan Ayaydın                Haluk Ahmet Gümüş

                 İstanbul                                 İstanbul                                     Balıkesir

              Kazım Kurt              Muhammet Rıza Yalçınkaya                  Haydar Akar

                Eskişehir                                  Bartın                                       Kocaeli

           Bülent Kuşoğlu                         İzzet Çetin                          Rahmi Aşkın Türeli

                  Ankara                                  Ankara                                        İzmir

“Madde 14- Kamu kurum ve kuruluşlarının merkez, taşra ve döner sermaye teşkilatlarında, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4’üncü maddesinin (b) fıkrası ve (c) fıkrası ile özel kanunlarında yer alan hükümlere istinaden sözleşmeli ve geçici personel pozisyonlarında çalışmakta olan ve 657 sayılı Kanunun 48’inci maddesinde belirtilen genel şartları taşıyanlardan otuz gün içinde yazılı olarak başvuranlar, durumuna uygun aynı unvanlı 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan memur kadrolarına, aynı unvanlı memur kadrosu olmaması halinde, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak ve personelin nitelikleri dikkate alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca belirlenen memur kadrolarına, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış gün içinde kurumlarınca atanırlar.

Birinci fıkra kapsamındaki idarelerde geçici veya mevsimlik işçi ya da taşeron işçi statüsünde çalışanlardan otuz gün içinde yazılı olarak başvuranlar, niteliklerine uygun sürekli işçi kadrolarına ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış gün içinde Maliye Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanacak esaslar çerçevesinde kurumlarınca atanırlar."

Bu madde kapsamında gerçekleşen giderler 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin personel ve tarımsal destekler için ayrılan ödemeleri ile yedek ödenek hariç, diğer ödeneklerden yapılacak kesintilerden karşılanır.

BAŞKAN – Evet.

Sayın Komisyon, önce üyelerinizi davet edin isterseniz, ondan sonra sora soralım.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, siz de duyurdunuz, Plan ve Bütçe Komisyonumuz yeni madde ihdası olduğu için, Komisyon üyelerimiz varsa ben Komisyon üyelerimizi davet ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Var! Var! Çağırın!

BAŞKAN – Sayın bürokratlar, müsaade edin Sayın Komisyon üyelerine...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Davet ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Davet edin!

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, bağırmanıza gerek yok, davete icabet edin yeterli efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Evet, Plan ve Bütçe Komisyon üyeleri arkadaşlarımızı Komisyona davet ediyorum, Divana davet ediyorum.

BAŞKAN – Evet Sayın Başkan, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz olan 21 sayımız yoktur Plan ve Bütçe Komisyonu olarak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, saysınlar. Orada salt çoğunluk var.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hem de nitelikli çoğunluk var, nitelikli çoğunluk.

BAŞKAN – Evet, Sayın Başkan, katılıyor musunuz, katılmıyor musunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Evet Sayın Başkanım, Komisyon salt çoğunlukla katılamamaktadır.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Beyefendi, orada oturuyorsunuz, gelmiyorsunuz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Siz de orada otuyorsunuz ama “Yok.” saydırıyorsunuz.

BAŞKAN – 14’üncü maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 14- (1) Bu Kanun 1/1/2013 tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Sena Kaleli, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Bütçe Kanunu Tasarısı’nın yürürlük maddesi üzerinde CHP Grubunun görüşlerini aktarmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe, devletin ve ülkenin değerlerini yansıtır. Bütçe, iktidarın hangi alanlara, hangi kesimlere ve neye değer verdiği, kimi ödüllendirdiği konusunda bir ayna gibi toplumsal düzeni ve siyaseti de şekillendirir. İzlenimim şudur ki, AKP iktidarları dönemlerinde hesap verebilirlikten ve şeffaflıktan uzak -az önce gördüğümüz üzere- Meclis müzakereleri ise sembolik bir ritüele dönüştürülmüştür. Sistemde planlı bir hegemonik güçle karşı karşıya olduğumuz açıktır. Başbakanın “kuvvetler ayrılığı” ilkesiyle ilgili son açıklamaları da bunu göstermektedir. Sizlere, bunu savunmalarıyla ilgili nedenleri ve gerekçeleri birazdan açıklayacağım.

Hizmete engel görme bahanesiyle kurumlar baypas edilmektedir. Anlaşılabilir kılmak için “hegemonya” kavramına dikkat çekmek istiyorum. Hegemonya, kendi çıkarları doğrultusunda oluşturduğu sistemi diğer unsurlara egemen güç olarak kabul ettirmektir. Hegemonya, kültürel ve ideolojik bir yöntemdir. Hegemonya, muhatabını çaresizlik sarmalına sürükleyerek, boyun eğen sınıfı rızası üzerinden sisteme dâhil etmeyi hedefler; şantajla, tehditle, korkuyla, baskıyla sindirir. Egemenlik kayıtsız şartsız hegemonundur. Belli düşünce ve bakışı yerleşik hâle getirirken alternatif bakışları ve söylemleri dışlar, marjinalleştirir. Hegemonik güç, ideolojisini ve tekçi anlayışını hâkim kılmak ve günlük yaşamın bir parçası hâline dönüştürmek için ideolojik devlet aygıtlarını yani eğitimi, kültürü, sanatı ve kitle iletişim araçlarını kullanır, âdeta bir “PR mucizesi” yaratır. İdeolojik devlet aygıtlarıyla amaca ulaşılamaması durumunda baskıcı devlet aygıtları devreye girer ki bunlar polis, asker ve yargıdır.

Hegemonik iktidar, görmek ve duymak istememe hâlidir, tıpkı rızasını aldığınızı düşündüğünüz toplumun “uyur gibi yapma” hâline de benzer; sıradan, seriden, sürüden olmak istemeyenlere tahammül edemez; hayatın gerçeğinden uzak, kendine uydurmaya çalışır.

AKP tarafından yaratılan bu iklimde yaşamımız görüntü ve imajla kuşatıldı böyle yaşayan birey de doğal olarak tepkisizleşti. Memur üç dört ay maaş zamlarını alamıyor, satın alma gücü düşüyor. Rezerv ve opsiyon merkezinin kur oyunlarıyla bankaların risk algısının düşebileceği, halka verilebilecek kredilerin kısıtlanmasına gidilebileceği görmezden geliniyor. İran gazına karşılık ödenen altınla ihracat yüksek gösteriliyor, rakamlarla oynanarak ekonomi şişiriliyor. Adaletsiz dolaylı vergilerle milletin iradesine sığınılarak zulüm yapılıyor. İşsizlik kriz dönemlerini de aşıyor, iş kazalarında ölümler artıyor.

Çiftçi, ürettiğinin karşılığını alamıyor, borç ve faiz sarmalında kıvranıyor. Gerçekler saklandığından tepki de verilemiyor.

Demokrasi ve insan haklarına çifte standartla yaklaştıkça nefret suçları da artıyor, Genel Kurul kürsüsünde lince kadar gidilebiliyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Hegemonik sistemi benimseyen anlayış normalde katılımcı ve sivil toplum örgütleriyle iletişim içinde olmalıyken, bizde tüm STK’ların kongrelerine müdahale ediliyor, TMMOB’ta olduğu gibi, görev ve sorumluluklarını kısıtlayıcı düzenlemeler yapılıyor; Kamu Hastaneleri Birliği, Kamu Gözetim Kurumu, TOKİ gibi çok yetkili, kontrolü güç kurumlar yaratılıyor. Denetim dışı bırakılan TOKİ'nin yolsuzlukları, yer seçimi usulsüzlükleri ve hak sahibi vatandaşların mağduriyetleri de ortadadır.

Hegemonik olmak isteyen grubun, öteki sınıfların çıkarlarını ve isteklerini tatmin edebilmesi, öncelikle kendi çıkarlarını anlaması ve gerçekleştirmesinden geçer. Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin 11 bakanlığın bütçesinden fazla olmasına seçilmişlerin gösterdiği tepkiye karşı, atanmış başkanın tepkisi enteresan.

Boyun eğme ve rıza kültürünün oluşmasında en büyük rol Diyanete düşmektedir. AKP’nin sivil toplumu olarak bir tür örtülü ödenek görevi yapan Türkiye Diyanet Vakfı ise halkın safiyane duygularından yararlanan insanların yönetiminde, kontrol edilmesi giderek güçleşen bir işletmeye dönüşmüştür.

Değerli milletvekilleri, kaza, cinayet, yönetilemeyen afetler, sivil ve siyasi şiddet can sıkıcı boyutlara ulaşmıştır. Ölüm hak, biber gazı helaldir. İktidardaki bu hegemonik güç, ekonomik olarak paydaşlarına çıkar sunup karşılıklı memnuniyet oluşturarak müttefikleriyle kalkınma yolunu seçer. Bu da sistematiğin bir parçasıdır.

Bu doğrultuda politikalar oluşturulmakta, yer altı ve yer üstü zenginlikleri hoyratça ranta kurban edilerek ekonomi canlı tutulmaya çalışılmaktadır.

Oluşturulan politikalar sonucu, Bursa Mustafakemalpaşa ilçesi Kirmasti Nehri’ne karışan bor madeni atıkları köylünün ürününü de yaksa umursayan yoktur.

Özel sektör, rekabet gücünü artırıcı politikalar olmadan AB uyum yasaları ve sosyal sorumlulukla baş başa bırakılmıştır. Birçoğu, yatırımlarını yurt dışına kaydırmakta veya kayıtsız ekonomiye çare olarak bakmaktadır.

İcra, haciz ve karşılıksız çekte patlama yaşanıyor. Ekonomi, spekülatif kazanç peşindeki sıcak para ile dönüyor. Denetlenemez bütçe açığı büyüyor. Cari açık küçülürken ara malı ithalatı düşüyor yani üretim yapılmıyor, ekonomi de büyümüyor.

Daha ucuza mal edilerek siyasi ve ekonomik avantajları olabilecek Nabucco Projesi, yanlış dış politika nedeniyle Güney Akım Projesi’ne yenik düşüyor. Şimdi de ABD, İran’dan altın karşılığı alınan gazla ilgili ambargo yasası çıkarmaya çalışıyor. Enerji konusunda, enerji nakil hatlarında var olan kayıplar giderilse, tasarruf politikaları uygulansa Bursa’nın Keles ilçesi Kozağacı Vadisi’nde köylüler, bugün imzaları atılan termik santral karşısında hazin sona ulaşmazdı. (CHP sıralarından alkışlar)

Bursa Yıldırım ilçesi Millet mahallesinde 850 çocuk, 4 otobüse istif edilerek 8 kilometre mesafedeki okullarına gidiyorlar. Derslik durumu da bundan farklı değil. Ova koruma alanı olduğu gerekçesiyle burada prefabrik okul yapılmasına izin vermeyen rantçı anlayış, oto test merkezi için Yenişehir’de birinci derece mera alanını bir günde kurul kararıyla kullanıma açıyor, sit kararlarını değiştiriyor, taşkın alanlarını, verimli arazileri TOKİ’ye teslim ediyor.

Hegemonik güç, kendi hayallerini bize de satıyor. Oysa biz, cinsiyet, etnik, mezhepsel ayrım yapmadan eşit ama aynı değil, farklı ama ayrı olmadan, duygusal kopuşlar yaşanmadan, çifte standartsız demokrasi, hak ve özgürlüklerin yerleştiği, bedenlerimiz ve kimliklerimizle barışık, tüm engellerin kaldırıldığı, yeşil ekonomisiyle, bağımsız, siyasete tutsak edilmemiş bilim kurumlarıyla CERN’de yer edinmiş, teknoloji satan, herkesin kararlara katıldığı, kimsenin susturulmadığı coşkulu ve anlamlı bir yaşam, bir Türkiye hayal ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, kısaca hegemonik yöntemin örneklerini vermeye çalıştım ancak bu anlayış, hegemonyadan diktatoryaya dönüşmektedir.

Bu bağlamda, üzerinde görüşmeler yürüttüğümüz AKP ve sosyal müttefiklerinin paylaşım bütçesinin kendilerine hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hüsamettin Zenderlioğlu, Bitlis Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı merkezî yönetim bütçesi 14’üncü maddesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de Bitlis ili en az gelişen, en az yatırım yapıldığı, işsizliğin, yoksulluğun kol gezdiği illerden biridir. Buralarda fukaralığın başka bir adı da cehennemdir.

Yıllar önce yapımı kararlaştırılan ve kamulaştırma çalışmaları yapılan organize sanayi bölgesiyle ilgili çalışmalar durma noktasına gelmiştir. Bitlis Ticaret ve Sanayi Odası olanca gayretine karşı, anlamsız çelişmeler ve iktidar tarafından yönlendirilen idari baskılar nedeniyle organize sanayi bölgesi bugüne dek istenilen seviyeye gelememiştir. Buna karşın, iktidar milletvekilleriyle belediye başkanı ve bürokrasinin büyük bölümü Bitlis Organize Sanayi Bölgesi olarak tahsis edilen ve kamulaştırma bedeli on yıl önce verilen organize sanayi bölgesinin arazisini şimdi de TOKİ’ye devretmeye çalışmaktadırlar. Bitlis merkez Belediyesi AKP’ye ait olmasına karşın, Bitlis kent merkezinde yapısal ve altyapı dâhil olmak üzere hiçbir soruna çare bulmamıştır, aksine AKP’li belediyelerin vurdumduymazlığı nedeniyle sorunlar gittikçe artmış, içinden çıkılmaz bir hâle gelmiştir ve Bitlis âdeta bir köye dönüşmüştür. En basit örneği, Bitlis Deresi’ni pislik, çöplük ve atıktan kurtarma propagandası çerçevesinde sadece tanıtım için 100 binlerce lira harcayan Bitlis Belediyesinin kanalizasyon atıkları dahi Kosor ve Rabat çaylarına akmaya devam etmektedir.

2011 yılının sonbaharından başlamak üzere birçok TV, gazete ve radyolarda 5 kilosu 100 TL gibi fiyatlara satışa sunulan ballar, Bitlisli bal üretici ve toptancılarını ekonomik olarak zora sokmuştur. Satışı yapılan söz konusu balların organik olmadığı anlaşılmış ancak reklamlarda kullanılan “Bitlis balı” gibi ifadeler nedeniyle bal üreticimizin piyasadaki güvenilirliği sarsılmış durumdadır.

Bunun için yerel yöneticiler, arıcılar, arıcılar birliği bir araya gelerek Bitlis balına hak ettiği değeri kazandıracak bir platform oluşturmaya çalışsa da gerek bürokratik engeller gerek bal tekellerinin baskısı gerekse de iktidar milletvekillerinin baskıları nedeniyle bu girişim bir türlü sonuç vermemektedir.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Benim öyle bir şeyim yok, bakmayın bana.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Hâlâ bazı televizyon programlarında bal satışları devam etmektedir.

Sayın milletvekilleri, kentsel dönüşüm kararı çerçevesinde Bitlis'in en eski ve yoğun mahalleleri tam bir yıkımın eşiğindedir. Kentsel dönüşüm kararı alan, buna karşın kentsel dönüşüm çerçevesinde hiçbir girişimde bulunmayan Bitlis Belediyesinin kararları nedeniyle çok sayıda ev sahibi evlerinde tadilat yapamamaktadır. Yağmurdan ve kardan dolayı bu eski tarihî evler yıkılmaya yüz tutmuştur.

Bitlis'ten geçen uluslararası transit karayolu her yıl onlarca Bitlislinin yaşanıma mal olmaktadır. Duble yolları yapan AKP Hükûmeti, yaya trafiğini kullanacak kişileri düşünmeyerek hayatların, canların araç altında ezilmesine göz yummaktadır. 15 kilometrelik yol üzerinde 3 adet üst geçit bulunmakta, bunlardan birinin merdivenleri, diğer ikisinin de gerekli koruma önlemleri ve izolasyonu yapılmamıştır. Üst geçitleri kullanamamaktan ve yol güzergâhı üzerinde üst geçit olmamasından ileri gelen kazalar nedeniyle her yıl onlarca vatandaşımız hayatını kaybetmektedir. Özellikle, Çam Sitesi ve çevresinde gereken önlemler alınmadığı için trafik kazaları can almaya devam etmektedir. Bunun en son örneklerinden biri, Eren Üniversitesinde okuyan Ömer Erol trafik kazası geçirerek feci şekilde hayatını kaybetmiştir. Kazaların önlenmesi için yapılan bütün başvurular sonuçsuz kalmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TEKEL tütün, sigara fabrikası ve bağlı işletmelerinin kapanmasından bu yana Bitlis’te kent nüfusu gözle görülür bir göç yaşamaktadır. Yaşanan bu göçe karşın en ufak bir önlem, yatırım kararı alınmamıştır. Daha önce 4 milletvekili olan Bitlis, şimdi 3 milletvekili, yarın da kim bilir belki 2 milletvekiline düşebilir.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Nüfusu artıralım.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - TEKEL'in özelleştirilmesi sonrasında TEKEL'e ait taşınmazlar belediyelere devredilirken ne yazık ki Güroymak ilçe merkezindeki TEKEL'e ait taşınmazlar belediyeye devredilmemektedir.

Sayın milletvekilleri, geçmişimizin bugüne yansıması olan tarihî Bitlis evleri bundan otuz yıl önce yüzlerle anılırken ne hikmetse bugün bu evlerin sayısı onlarla ifade edilmektedir. İşte, burada gördüğünüz gibi, şu anda o tarihî evler yıkılmaya yüz tutmuştur.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Yenilemek için yapıyoruz, kentsel dönüşüm.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Yıkılan tarihî evler onarılmamaktan dolayı şehir merkezi virane, harabe bir görünüm arz etmektedir. İlgili bakanlığın da dikkatine sunuyoruz.

Binlerce kişiye kredi verilmesi planlandığı hâlde ödeme yapılmamıştır. Tatvan ilçemizde dağlarda yüksek miktarda bulunan ponza ham maddesi ile taş ocaklarındaki dinamit ve TNT kalıpları ile yapılan patlamalar nedeniyle  kent halkı ciddi bir şekilde rahatsızlık duymaktadır. Sık sık yaşanan patlamalar nedeniyle kent halkı korkmakta, patlamalar sonrası kentin üzerine toz bulutları çökmektedir. Tatvan’daki Can Hastanesinin bahçesine kadar bu ocaklardan parçalar gelmektedir. Bu rahatsızlıkların defalarca Özel İdare yetkililerine bildirilmesine karşın en ufak bir önlem alınmamıştır.

Ayrıca kentin üçte 1’ini bünyesinde bulunduran Sahil Mahallesi, Fuar bölgesi alt kısımları, Karşıyaka Mahallesi bir kısmı ile kentin göle yakın kısımları 90’lı yıllarda afet gerekçesiyle 1.555 kot farkının altında olan yerlerinde kamu yatırımları yapılmamaktadır. Bu nedenle geçmişte bölgede bulunan evler yıkılmadığı gibi, sonrasında askerî lojmanlar, hastaneler gibi birçok kamu kurumu ve kuruluşu söz konusu bölgede inşa edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, söz konusu bölge afet kapsamına alındığı için, başta belediye olmak üzere, diğer kurumlar altyapı hizmetleri sunmamaktadır. Afet kapsamına alınan bu alanlara yapılacak yatırımlar, yasak olduğu için yapılmamaktadır. Bu nedenle belediyeyle halk sürekli karşı karşıya gelmektedir. Burada amaç, belediye çalışmalarını daraltmak ve başarısız göstermektir.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Göl yükselirse ne yapacağız?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kürsüden cevap verin. Arkadaşımız konuşmasını bitirsin, ondan sonra siz kürsüden cevap verin.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - Kentte “KCK” adı altında âdeta bir siyasi linç operasyonuna dönüştürülen gözaltı ve tutuklamalar nedeniyle kentte gözle görülür bir gerginlik hâlen yaşanmaktadır. Bunun yanı sıra, tutuklanan insanların birçoğu ekonomik hayatın içinden koparılarak cezaevine yollanmıştır.

Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz yılbaşında yoğun bir kâr yağışından dolayı ilimizin en büyük ilçesine sadece 25 bin liralık bir kâr küreme ödeneği verilmişti. AKP’nin elindeki Bitlis Belediyesine direkt 500 bin, yoğun baskılar sonucu Tatvan Belediyesine toplam 60 bin lira sonradan ödeme yapılmıştır.

Belediye tarafından yapılan tesisler, bahçe ve sosyal alanlara bütün bu konulan isimlerle ilgili, sayın kaymakamlık tarafından reddedildiği görülmektedir. Özünde, aslında Sayın Başbakanın sık sık sözünü ettiği Ahmed-i Hani, Musa Anter gibi şahsiyetler, faili meçhul bir cinayete kurban verilen Vedat Aydın ile sokak ortasında öldürülen üniversite öğrencisi Şerzan Kurt isimleri bulunmaktadır. Eğitim destek evlerine verilen bu isimlerden dolayı bu eğitim destek evleri kapanmakta yahut da engellenmektedir.

Değerli milletvekilleri, yağışlı geçen mevsimlerde ekili alanlar sular altında kalmasına karşın, yıllardır bu soruna bir çözüm bulunmamıştır. Bu nedenle, her yıl Norşin çiftçisi milyonlarca lira zarar etmektedir. 1990’lı yılların savaş ortamını derinden yaşamış, Türkiye'deki 858 yerleşim birimleri içinde sondan 6'ncı sırada bulunan Mutki kamu hizmetlerinden hak ettiği payı alamamaktadır.

Kırsal ve dağlık bir arazi yapısına sahip olan Mutki ilçemizde yerleşim merkezleri arasında ulaşımı sağlayan yollar kışın uzun süreli kapanmaktadır. Belirli noktalarda kurulacak yol açma ve yapım istasyonlarıyla sorunun çözülmesi Mutki insanının bir beklentisidir.

Ayrıca, Mutki'de yapılan kazılar neticesinde ortaya çıkarılan kemiklerin kimlere ait oldukları hâlen sonuçlandırılmış değildir.

İHD Bitlis Temsilciliği ve diğer insan hakları kuruluşları tarafından, medya tarafından Mutki ilçesinde birçok toplu mezarın olduğu iddia edilmesine karşın bir çalışma yapılmaması şüpheleri uyandırmaktadır.

Mutki'de yapılan kazı çalışmalarının kepçe ve iş makineleriyle yapılması insanların vicdanını yaralamaktadır.  En kısa sürede, kazıların Minnesota Protokolü’ne uygun kurallar çerçevesinde yapılması beklenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - Adilcevaz ilçemiz ceviz üretimi, kuru tahıl ve bakliyat üretimi açısından belgenin tahıl deposu konumundadır.Üretimin büyük çoğunluğu Gülistan Ovasında yapılmasına karşın, sulama faaliyetleri yapılmamaktadır.

Yaşanan  son  depremde  ilçe  merkezindeki  birçok bina hasar görmüştür. Konut ve iş yerlerinin de zarar gördüğü her 2 depremin ardından köylerde depreme yönelik hiçbir çalışma yapılmamıştır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Buyurun.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın milletvekili konuşması esnasında iktidar partisi milletvekillerinin baskısı nedeniyle bazı üreticilerin baskı altında işlemlerini yapamadıklarını söyledi. İktidar partisi milletvekili olarak söz almak istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Söz almak” diye bir prosedür yok.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz’ün, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, ilimizin milletvekili arkadaşımın sanki başka bir ilde yaşıyormuş gibi bir tarifle size Bitlis’i anlatmasına şahsen vicdanen rahatsız oldum. İlk defa söz alıyorum.

Bitlis, dendiği gibi, anlatılan gibi değil. “Harabe” dediği Bitlis’in kentsel dönüşümü başlatılmıştır, tarihî binalar koruma altındadır. 100 milyon liraya Devlet Su İşleri, TOKİ ve belediyenin iş birliğiyle şehir içi deresi ıslah edilmektedir, başladı, 5 kilometre yapıldı. Gidip geliyor, hiç mi görmüyor, anlamıyorum yani bunlardan....

Bir defa, 100 milyon lira dere ıslahı için ayrılmış ve şu anda başladı, kentsel dönüşüm devam ediyor. 700 tane dükkân yıkılarak yerine alışveriş merkezi yapılıyor, şehir Rahva’ya doğru taşınıyor ve dere ıslah edilecek. Kent yine eski hâlini alacak. Tünelimiz var. “Yollar” diyorsunuz, Derivan’ın altından tünel geçti, on sene önce dense kimse inanmazdı. Birinci yol bitti, şimdi tünelin ikinci kısmını da yapıyoruz. Bitlis’in 600 milyon liralık yol yatırımı var bu yıl için.

“Taş ocakları” diyorsunuz, ben de bunun üzerindeyim, taş ocakları yıl başından sonra modern şekilde üretim yapacak.

Tatvan’ın çevre yolu ihalesi yapıldı, en kısa zamanda inşaatına başlıyoruz.

Deprem nedeniyle, su baskını ve kuraklık nedeniyle Bitlis esnafının kesinlikle mücbir sebep sayılarak vergileri ertelenmiştir, kredileri ertelenmiştir. KOSGEB kapsamında 1.240 esnaf 50 ile 100 bin lira arasında üç yıllık vadeli kredi aldı.

Van Gölü yükseliyor, on yılda, yirmi yılda bir yükseliyor. O afet bölgelerine biz nasıl imar vereceğiz? Mümkün değil.

Öğrenci sayısı 28, bir derslikte 28 öğrenci; İstanbul’da 55…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VEDAT DEMİRÖZ (Devamla) – Daha bitmedi ama saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demiröz.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zenderlioğlu.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Söylediklerimizi bir ölçüde yalanlamaya çalışıyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, milletvekili arkadaşımız “Sanki Bitlis’te hiç yaşamıyormuş gibi Bitlis hakkında yanlış bilgiler veriyor.” demiştir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zenderlioğlu.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

4.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz’ün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bir polemiğe girmek istemiyorum. Burada size gösterdiğim gibi resimler burada. “Kentsel dönüşüm” diye bir hizmet veya bir çalışma şu anda Bitlis’te söz konusu değildir. Olmuş olsaydı, burada elbette ki bu resimleri gelip size göstermeyecektim. Şurada gördüğünüz gibi bakın, görüyorsunuz. Ancak Sayın Milletvekilimizin Eren Üniversitesinin nerede olduğunu… Doğru, şehir yukarıya doğru, Rahva’ya doğru gidiyor ve şu anda bu transit yol Eren Üniversitesinin önünden geçiyor. Orada yapılan herhangi bir önlem yok. O nedenle yaşamını yitiren yüzlerce insanımız vardır. Yani bunları söylerken 1 kişi, 2 kişi değildir. Bakabilirsiniz, sorabilirsiniz yani…

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Bu hafta başlıyoruz. Başladı şu anda, kavşak başladı.

BAŞKAN – Demiröz, lütfen…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Hayır, öyle bir şey olsa söylemeyiz burada Sayın Vekilim.

Adilcevaz’da -düşünebiliyor musunuz- o depremde 19 tane köy zarar görmüştür. Sayın sorumlu olan bakanlarımıza soruyorum: Kaç kez gittiler oraya? Ve siz de biliyorsunuz ki orada 19 köyden 4 köy oturulacak durumda değildi, bugüne değin bir çivi dahi çakılmamıştır. Niye dile getirmiyorsunuz? Burada oturmanın bir anlamı yok ki.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Para gönderdik oraya, şu anda valilikte.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Ne zaman gönderdiniz?

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Gönderdik, şu an valilikte.

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayın. Sayın Zenderlioğlu, Genel Kurula hitap edin efendim.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Hayır, ne zaman gönderdiklerini açıklasınlar yani hayır, burada üstünde polemik yapmaya gerek yok. Aslında oraya ne zaman para göndermişlerse açıklasınlar. Kime göndermiş, hangi köye göndermiş, hangi köylü bu parayı almışsa söylesinler yani vali zaten ilgilenmiyordu ki. Giden vali ilgilenmediği için gitti oradan.

Hepinize teşekkür ederim, saygılar sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, yerli keşif uydusu Göktürk 2’nin başarıyla uzaya fırlatıldığına ve Başkanlık Divanı olarak emeği geçen herkese teşekkür ettiklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin yerli keşif uydusu Göktürk-2’nin bugün başarıyla uzaya fırlatıldığını ve yörüngesine oturduğunu öğrenmiş bulunmaktayız. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Başkanlık Divanı olarak emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyoruz.

NAZMİ GÜR (Van) - Sayın Başkan, Orta Doğu Teknik Üniversitesinin 2 bin polisle işgal edildiğini ve gaza boğulduğunu da söyleyin, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Sayın Başbakanın katılacağı Göktürk Uydusu’nun fırlatılması sırasında öğrenciler protesto etti. 2 bin polisle oraya giden Başbakan orayı gaza boğdu, kendisi de etkilendi.

BAŞKAN – Daha önce ifade edildi efendim.

Teşekkür ediyorum.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

BAŞKAN – Evet, şimdi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Özcan Yeniçeri, Ankara Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Bakan yok ama, yine de bürokrat arkadaşlara da söyleyeyim.

Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hocam, Göktürk’ü kutlamanız lazım.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Göktürk’ü kutluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Umarım “Gök Türkiyeli” yapmazsınız, “Göktürk” olarak kalır orada ve Türklüğü orada yukarıdan aşağı doğru temsil eder.

Değerli arkadaşlar, bir insanı meziyetli ya da vasıflı yapabilmenin üç tane temel şartı vardır günümüzde. Bunlardan bir tanesi yabancı dil bilmek, ikincisi belli bir aygıtlar sistemini kullanmayı öğrenmek, yani ehliyet sahibi olmak, kamyonundan tutun bilgisayar kullanmasından tutun, diğerlerini, üçüncü önemli husus da parayı harcamayı öğrenmek.

Bunların içerisinde en önemlisi parayı harcamayı öğrenmektir. İşte, bu Maliye Bakanlığı, parayı toplayan ve aynı zamanda da paranın harcanmasına şu veya bu biçimde yön veren bir bakanlıktır ve bize göre bu para harcanmasında son derece büyük yanlışlıklar, hatalar olmaktadır, ben biraz onların üzerinde durmak istiyorum. Yani “Kaşıkla toplayıp kepçeyle dağıtmak.” diye bizde bir söz var, Maliye Bakanlığı yalnızca bu sözü takip etse, Türkiye bugün gelir-gider dengesi bakımından, üretim-tüketim dengesi bakımından belli bir konum ve durum elde eder diye düşünüyorum.

Maliye Bakanlığı, geliri, parayı toplayan bir bakanlık, ancak önemli olan, bu toplanan parayı uygun bir biçimde harcamayı da yapabilen bir bakanlık hâline gelmesi gerekiyor. Türkiye'de hem para toplamada hem de para harcamada sorunlar var.

Şimdi, eski Ticaret Kanunu’nda vardı, “Tacir basiretli bir iş adamı gibi hareket etmelidir.” ya da “eder.” diye. Bundan çıkardınız mı çıkarmadınız mı bilmiyorum, ama…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Şimdi de var Hocam.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – …devlet adamları ticaret adamı kadar en azından basiretli olmak durumundadır. Asıl soru buradadır.

Eğer bir bakanlık hizmet binası olarak kiraladığı bir binanın, üç yıllık kirasıyla o bina satın alınabilecekse, o binayı kiralamanın mantığı yoktur. Bakanlıklar bina kiralama konusunda milletin kendine emanet ettiği bütçeyi büyük bir sorumsuzluk içerisinde kullanmaktadırlar. Bunlardan birkaç tane örnek vermek istiyorum. Bu bakanlıklardan gelen cevaplara yönelik olarak veriyorum, rakamlar yüzde 1 milyon kesin ve nettir: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2012 yılı içinde Balgat semtinde bulunan hizmet binasına yıllık 1 milyon 416 bin TL kira ödemektedir. Dört seneyle çarparsanız bunu, 5 milyon 600 bin lira eder. Oraya, Bakanlığın kiraladığı bir bina gibi ya da fonksiyonunu yerine getirecek bir bina dikmek mümkün. Aynı Bakanlığın Söğütözü’nde bulunan hizmet binasına 2 milyon 714 bin TL bir senede ödenmektedir. 4’le çarparsanız 11 milyon ediyor. Getirin 11 milyon TL’yi -inşaatçı değilim- ben size öyle bir bina oraya koyayım.

Şimdi, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, hizmet ve ek bina için 2008 yılından 2012 yılına kadar toplam 10 milyon 857 bin 134 lira 18 kuruş ödenmiş. 10 milyon 857 bin lirayı dört senede ödüyorsunuz -TOKİ diye de bir kuruluşunuz var- adam Allah’tan korkar, bu parayla o binayı oraya koymak mümkündür. Bunun özellikle altını çiziyorum ve bunu takip edeceğimizi de özellikle herkesin bilmesini istiyorum.

Dışişleri Bakanlığı, Dışişleri resmî konutunun Cumhurbaşkanı tarafından boşaltılmaması üzerine Dışişlerine bir resmî konut kiralıyor. Kiralanan bina için ödenen bedel, bugün bu binayı, bu konutun 2 tanesini, 3 tanesini yapacak durumdadır. Şimdi, birisi boşaltmıyor, kendi konutuna çıkmıyor, diğeri de bunu çok yüksek meblağlarla kiralıyor. 571 bin lira, 2012 yılı için ödenen para. 2012 yılı için ödenen para 571 bin lira olduğuna göre aylık 46-48 bin lira arasında bir rakama tekabül ediyor. Yani biz, bir konutun boşaltılmamasından dolayı, o garip gurebanın, fakir fukaranın, tabir yerindeyse, dişinden tırnağından artırarak verdiği vergilerden aylık 48 bin TL konuta kira ödüyoruz. Kime? Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’na.

Arkadaşlar, özelleştirilmesi daha dün yapılan köprü ve otoyollarla ilgili bir eleştiriyi de özellikle yapmak istiyorum. Bu otoyolların yirmi beş yıllığına özelleştirilmesinin sonucu olarak rakam 5 milyon 720 bin civarında bir tutar ya da 5,800 arasında bir şeyle verilmiş. Bunun büyük bir kısmı peşin olarak ödeneceği gibi, kalan kısmı da taksitli bir biçimde ödenecektir. Peki, bu köprü ve otoyolların yıllık getirisi ne kadardır? Hükûmet kaynaklarının verdiği bilgiye göre 800 bin TL civarında yani 1 milyona yakın. Bakın, bu özelleştirme yapıldıktan sonra, göreceksiniz, yarın zamlar başlayacak. Bu zamlarla yıllık gelirinin 1,5 milyon TL civarına yükselme ihtimali çok yüksek. Üç buçuk-dört sene içerisinde, tabir yerindeyse, bu özelleştirme yoluyla köprü ve otoyollar bunların ödediği parayı amorti edecek, kalan kısmı ise artık, tabir yerindeyse…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – 10 bin Hocam…

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – O öyle iddia ediliyor ama değil.

…Yirmi beş yıl artık durmadan, Türkiye Cumhuriyeti’nde vatandaşlar sürekli bir biçimde, periyodik olarak artacak olan köprü zamlarıyla, geçiş zamlarıyla karşı karşıya geleceklerdir.

Burada da devletin ve kamunun çıkarının kesinlikle göz önüne alınmadığı, İstanbul sermayesi ile Anadolu sermayesinin birleştirilmesi ya da bütünleştirilmesi adına ya da oradaki bir kontak adına, tabir yerindeyse, milletin paralarının, bir anlamda çıkarlarının çarçur edildiğini rahatlıkla söylemek mümkün.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı var. Bu müsteşarlığa yazıları yazdık, soruları sorduk ama henüz cevapları gelmedi. Ama şunu söyleyeyim: Gelen rakamlar, bu müsteşarlığın kirasının, ilk defa inşa edilme sürecinde Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının -tabir yerindeyse- 6 milyon lira civarında bir tamir ve tadilat yapılarak harekete geçirildiği ifade ediliyor. 150 bin artı KDV ve aylık kira ile şu anda on yıllığına kiralandığı söyleniyor.

Şimdi, 6 milyon liraya Kızılay’ın göbeğinde milletten topladığınız paraları harcarsanız hem stratejik değil hem kullanıma uygun değil ve sırf bazı bürokratlara yakın olsun diye oraya getirildi, konuldu ve biraz önce de ifade ettiğim gibi, bina yapılabilecek bir parayla siz kiralıyorsunuz veya içinin tamiratını yapıyorsunuz. Bu, haksızlıktır; bu, zulümdür bu millete.

Kamu kaynaklarının kullanımında gösterilen hassasiyet iktidarların dünyaya ve topluma bakışını gösterir. Siz ne kadar yüksek değerlerden bahsederseniz bahsedin, sizi ortaya koyacak şey, ortaya koyduğunuz tavırlardır. Tavırlara baktığımız zaman bir “har vurup harman savurma” mekanizması içerisinde olunduğu gözlenmektedir.

Arkadaşlar, aslında bu zamanın nasıl geçtiğini de çok anlamadım, yavaş da konuştuk ama.

Şimdi, buradan özellikle, Sayın Bakan burada yok ama… Sayın Bakan buradaymış. Sayın Bakan, bu elimde şu anda 7 sayfa var. Bunlar ne, biliyor musunuz? Bunlar Türkiye’deki vergi türleri. Yani bu memlekette bu kadar çok vergi türü varsa bu kadar çok bürokrasi ve formalite var demektir. Bunların bir sadeleştirilmesi gerekiyor. Bunların her birinin kamuya yüklediği ayrı ayrı maliyetler var. Dolayısıyla, bu kadar karmakarışık, bu kadar iç içe girmiş bir vergi düzeninin -kelimenin tam anlamıyla ifade ediyorum- modern ve teknik bir devletin yapabileceği ya da uygulayabileceği bir vergi düzeni olmadığının, bir mantık olmadığının özellikle altını çizmek istiyorum.

Bir toplumun yer altı ve yer üstü kaynakları ne kadar zengin olursa olsun, o kaynakları değerlendiren beyin gücüdür. Siz beyin gücünü ihmal ederseniz, inkâr ederseniz, israf ederseniz, o zaman o yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarının rantabl, etkin, üretken ve verimli hâle gelmesini sağlayamazsınız. Bugün Türkiye’de, maalesef, bakanlıklar beyin kıyma makinesi gibi çalışmaktadır. Ne yapmaktadırlar bunlar? Bakanlıklar, yetişmiş, deneyimli ve birikimli insanı öğüten devasa yapılar hâline gelmişlerdir. Türkiye bürokrasisi, “kızaktakiler”, “istifa etmesi için itilip kakılanlar” ve “iş başında olanlar” gibi 3 kısma ayrılmıştır. Bugün bütün bakanlıklar yetişmiş insanlardan oluşan müşavirler ordusu meydana getirmişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Bütün bunları yani aslında anlatmak lazım ama zaman doldu. Bütün bunların özellikle dikkate alınmasını… Bu kiralama meselesi birinci derecede önemli bir mesele. Sayın Bakanın bunu özellikle irdelemesini, gerekli uyarıları yapmasını ve tedbirleri almasını diliyorum.

Bütçenin hayırlı olmasını, Türk milletine istiklal ve istikbal getirmesini diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, yavaş konuştuğunuzu söylediniz. İyi ki yavaş konuştunuz, hızlı konuşsanız ne olurdu acaba?

Şimdi, şahsı adına söz isteyen Hüseyin Filiz, Çankırı Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 2013 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde AK PARTİ Çankırı Milletvekili olarak söz almış bulunmaktayım. Milletin Meclisini saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, seksen yıllık cumhuriyet döneminde Çankırı Ankara’nın bir saat yanı başında olmasına rağmen âdeta kaderine terk edilmiştir. 1950’lerde 6 milletvekili iken, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2 milletvekiliyiz. Gene, 300 bin nüfusumuz 175 bine düştü. Çankırı, cumhuriyet hükûmetleri döneminde unutulan bir şehir gibi fark edilememiştir ve bunu hiçbir zaman hak etmemiştir. Bugüne kadar kamuoyunda hep Doğu ve Güneydoğu’ya kalkınmada haksızlık yapıldığı söylenmiştir. Pekâlâ ama değerli arkadaşlar Çankırı’ya kim haksızlık yaptı, Çankırı neden kalkınamadı? Cumhuriyet hükûmetleri Çankırı’yı unuttu, burada geçmiş hükûmetlerin bir kastı olduğunu asla söyleyemem ama bölgesel kalkınma planları âdeta yapılamamıştır ve bu planlar adaletsizliğe sebep olmuştur. Dolayısıyla, büyük şehirler daha da büyümüştür, küçük şehirler göç vermeye devam ederek nüfus kaybına sebep olmuştur.

Şimdi, Hükûmetimizin yeni yaptığı kalkınma planında, bana göre bu teşvik yasası Türkiye’nin en iyi teşvik yasasıdır. Bakınız, 4 tane kalkınma bölgesinden oluşan teşvik yasası -bölge ilave edilerek- 6’ya çıkarılmıştır. Bu şu anlama gelmektedir: “Daha fazla kalkınması gereken iller biraz daha yatırım alsınlar, kalkınacaklarsa daha da verelim.” denilmektedir. Bu iller ağırlıklı olarak Doğu ve Güneydoğu illeridir ama çok şükür Hükûmetimiz Çankırı’yı da unutmadı ve dedi ki: “Çankırı da Doğu ve Güneydoğu’dan daha geridedir.” Gelin, isterseniz bakınız ve Çankırı’yı da kalkınmada öncelikli 5’inci bölge yaptı ve organize sanayi kurulması hâlinde Çankırı 6’ncı bölge imkânlarından yararlanacaktı ve biz de bu fırsatı avantaja çevirerek hemen bir organize sanayi kurma hazırlığına başladık ve Çankırı’nın Ankara il sınırında, Ankara’ya yarım saat mesafede, organize sanayimizi hızlı bir şekilde kurduk ve bu organize sanayini altı ay gibi kısa bir sürede kurduk. Organize sanayileri biliyorsunuz iki-üç yılda kuruluyor. Burada, Osmaniye Milletvekilimiz Sayın Kastal’a aittir bu rekor, bu rekoru ondan aldım, bu rekor bana geçti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli milletvekilleri, organize sanayi kurmakla olmuyor, hemen yatırımcı avına çıktık, 100’e yakın yatırımcıyı bulduk ve bunlardan taahhüt aldık. Ancak bunlardan 1 tanesi Japon lastik firması Sumitomo, Türkiye’deki yerli PETLAS’la ortaklık kurarak bir katrilyon yatırım getiriyor Çankırı’ya. 516 milyon dolar, 2.500 kişi çalıştıracak. Hükûmetimiz, Doğu ve Güneydoğu’ya 37 katrilyon para akıtırken, biz Çankırılılar olarak kendi imkânlarımızla, her şeyi devletten beklemeden bu yatırımı Çankırı’ya getirdik.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Orta ilçesine hiçbir yatırım yapmadınız ama.

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Cumartesi günü Orta ilçesindeydim, orada da yatırıma devam ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, Hükûmetimiz döneminde Çankırı’ya gelen Karatekin Üniversitesinden bahsediyorum sizlere. Geçen yıl bu üniversiteye -teşekkür ediyorum- sizin oylarınızla 56 trilyon gitti, bu yıl 65 trilyon gitti. Biz, burada, beraber yaşadıklarımızdan bahsediyoruz, afaki şeylerden değil, Çankırı eskiden bu paraları göremezdi. Bu üniversite şu anda 10 bin öğrenciye sahip, 35 bin öğrenciyi hedeflemektedir ve dolayısıyla 70 bin nüfuslu şehir merkezini düşündüğünüz zaman, 35 bin öğrencinin buna ilave edildiği zaman, bunun ne anlama geldiğini sizlere bırakıyorum.

Ben 2013 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını dilerken, hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Demir Çelik, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

14’üncü madde üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle sizlerle paylaşmak istediğim bu fotoğrafı, yine hafızalarınıza kazıyarak dile getirmek istiyorum. Elimdeki fotoğraf, 2009 yılında içlerinde belediye başkanı, belediye meclisi üyesi, il genel meclisi üyesi arkadaşlarımızın bulunduğu ve bugüne intikal eden, sayıları itibarıyla 9 bin insanı aşan, yüzlerce sendika, yüzlerce avukat, binlerce öğrenci, 6 milletvekilinin olduğu, KCK operasyonu olarak her gün gündemimizde olan ve gündemimizden düşmeyen bir sorunu paylaşmak adına huzurlarınızdayım.

Öncelikle, KCK adı altında bugün tutuklu bulunan 9 bin kişinin her birini saygı ve sevgiyle selamlarken onların şahsında Van Belediye Başkanımız Bekir Kaya, Iğdır Belediye Başkanımız Mehmet Nuri Güneş, Şırnak Belediye Başkanımız Ramazan Uysal, Batman Belediye Başkanımız Nejdet Atalay, Viranşehir Belediye Başkanımız Leyla Güven ve nice belediye başkanlarımızın şahsında hepsini saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Söz konusu olan, bir halka, bir siyasal harekete, bir siyasal partiye düşman muamelesini uygun görmek, düşman muamelesine tabi tutulan hukuk dışı siyasal operasyonlarla irade kırmaktır. Üç buçuk yılı aşkın bir süredir hukuk dışı, tamamıyla siyasal olan bu operasyonlar neticesinde, Barış ve Demokrasi Partisi yani demokratik, siyasal alan yürütücüsü biz siyasi aktörlerin siyasal faaliyetleri engellenmek istendi. Bir halkın kimliğine, kültürüne, diline dair talepleri engellenmek istendi. Hâlbuki, engellemek isteyen Türkiye Cumhuriyeti devleti, 90’lı yıllardan beri altına imza koyduğu Avrupa Birliği Bölgesel Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın gereği olarak yerel dediğimiz belediyelere idari, mali özerklik getirmek durumundaydı. Bölgesel olarak adlandırılan siyasal özerkliklerle merkeziyetçi devletin ademimerkeziyetçiliğine fırsat verilmesi gerekiyordu; yapılmadı, yapılmıyor. Doksan yıldır, yaptığımızın ısrarı üzerine de mevcut yanlışlıklardan yana bir siyasal irade devreye konulmuş ve ondan da geri adım atılmıyor. Bu, bizim ve bizimle birlikte Türk-Kürt halkının geleceğinin gasbıdır. Hiç kimsenin geleceğimizi karartmaya hakkının olmadığı duyarlılığı ve bilinciyle söylemek istiyorum ki: Dün olduğu gibi bugün de bu mücadele haklı ve meşru olduğu sürece, önümüze konulacak her türlü barikat ve engele rağmen, cezaevi de olsa, dokunulmazlıkların kaldırılması da olsa, idam da olsa tarihin bizatihi gelişmişliğinin birikimi üzerine bir halkın geleceği ertelenemez, önüne geçilemez.

O yönüyle, yol yakınken Terörle Mücadele Kanunu adı altında bir garabetle, günümüzün demokratik normatifine uygun düşmeyen, hukuk devleti normlarının ötesinde olan bu garabetten kurtulmak; arkadaşlarımızın, siyasal tutsakların özgürlüğüne kavuşturulmasını sağlamak, bu açıdan da Barış ve Demokrasi Partisinin devleti bölmek değil, devletin var olan egemenlik alanları içerisinde egemenliğin paylaşılması anlamına gelen demokratik özerklik siyasal projesinin tartışmaya açılarak Kürt sorununun barışçıl, demokratik çözümüne fırsat tanımaktır. Çünkü demokratik özerklik, sadece ve tek başına Kürtlerin kendi kendisini yönetmesine fırsat vermeyecek, aynı zamanda Türkiye'nin demokratikleştirilmesinin de projesidir.

Dolayısıyla, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nde, demokratik ortak vatanda özgür bir gelecekte buluşma umuduyla ben hepinizi şahsım ve partim adına saygı ve sevgiyle selamlayarak iyi akşamlar diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Soru-cevap işlemi yapılacaktır, on dakika süreyle.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, ben 5084’ü yarına erteledim, yarın konuşacağım tekrar, sizden cevap alabilmek için Malatya’yla ilgili ancak bugün başka bir şeye değinmek istiyorum.

Göktürk uydusu fırlatıldı, emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ben de. Türkiye'de maalesef son dönemde her demokratik talebini dile getirenler, gündeme getirenler maalesef baskıyla, polis copuyla, biber gazıyla susturulmakta. Bu kimi zaman milletvekili olmakta, kimi zaman da öğrenci olmakta. Bugün ODTܒde Başbakanı protesto eden öğrenciler, biber gazlarıyla susturulmaya çalışılıyor. İnsanlık dışı şekilde, oradaki hocalar, üniversite öğrencileri bunlardan etkileniyor. Şimdi, yani böyle bir şey… Demokrasi rüzgârlarının estiği Orta Doğu’da Sayın Başbakan nutuk atıyor, burada insanları polis copuyla, biber gazıyla susturmaya çalışıyor. Ben bunu burada kınadığımı belirtmek istiyorum. İnsanların kendini ifade edebileceği başka bir şekil var mı, başka bir yol var mı? Bu konuda sizin düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum. Ayrıca…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce, yüksek çözünürlüklü yerli keşif uydumuzun Çin'deki Jiuquan Üssü’nden fırlatılıp 686 kilometre yukarıda yörüngesine başarıyla yerleştiği haberini hep birlikte alkışladık. Cumhuriyet Halk Partisi olarak emeği olan, projeye katkı koyan herkese teşekkür ediyoruz.

Milenyumda geçen on iki yılın on yılında AKP iktidardaydı. Dünyada 17’nci ekonomi olmakla övünürken bu uyduyu bizden önce uzaya fırlatan 25 tane ülke var, bunun hepimiz adına bir eksikliğe işaret ettiğini tespit ediyor ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle tüm Meclisi selamlıyorum: “İstikbal göklerdedir.” (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, ülkemiz ekonomisinin en önemli sorunlarından birisi, cari açıktır. Milat olarak aldığınız 2002 yılında cari açığın millî gelire oranı yüzde 0,3 idi, 2011’de ise cari açığın millî gelire oranı yüzde 10’a çıkmıştır. Ancak Türkiye ekonomisinin en önemli sorunu ithalata bağlı üretimdir. Bunun çaresi de ara mallarında yerli üretim oranının artırılmasıdır. 2013 yılından itibaren ekonomide yapısal dönüşümü sağlamak için hangi tedbirleri almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Son zamanlarda çıkan kanunlar dolayısıyla bütçe görüşmelerinde kamu adına alım yapılan işlerde Sayıştay, Kamu İhale Kurumu kanun dışı bırakılıyor. Yoksa -diyorum ben- bu Sayıştayı, Kamu İhale Kurumunu bu Hükûmet kapatmayı mı düşünüyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hâlen net asgari ücret 739 lira 79 kuruştur. TÜRK-İŞ’in verilerine göre kasım ayı itibarıyla açlık sınırı 958,03, yoksulluk sınırı 3.120 lira 61 kuruştur. Asgari ücret, yönetmeliğinde “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün koşullarına göre asgari düzeyde karşılamaya yönelik ücrettir.” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanım, hesaplama yöntemleri ve tanımın kendisinden kaynaklanan sorunlardan dolayı ortaya çıkan önemli sıkıntılara yol açmaktadır. Asgari ücretten vergi ve sigorta primi almamayı düşünüyor musunuz? Ayrıca, asgari ücreti açlık sınırının üzerine çıkaracak mısınız? İnsanlarımıza rahatça, temel ihtiyaçlarını karşılayacağı bir asgari ücret vermeyi planlıyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, geçtiğimiz günlerde Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş.’ye ilişkin ihale yapıldı, biliyorsunuz. Bu ihale sonucunda teklif veren Cengiz-Kolin-Limak Ortak Girişimi, 546 milyon dolar teklif verdi. 2010 yılında yapılan ihale, 27 Aralık 2010 tarihinde yapılan ihale, biliyorsunuz, Antalya, Burdur ve Isparta illerini kapsıyor. O dönemde yapılan ihale sonucunda en yüksek teklif Park Holding tarafından 1 milyar 165 milyon dolar, arkasından ona yakın, 1 milyar 128 milyon dolar ENERJİSA... Gitti. Bu durumda, mevcut bir kamu zararının olduğu gözükmektedir. O nedenle, yeni yapılan ihaleyi onaylayacak mısınız? Eğer onaylarsanız 2010 yılında yapılan ihaleyle bunu karşılaştırdığınız zaman bir kamu zararı sonucunda kamunun zarara uğraması söz konusu mudur? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öğüt, son soru…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şu anda, taksici esnafı büyük bir bunalım içinde bulunmaktadır çünkü sigorta şirketlerinin tekel olmasından kaynaklanan, rekabete açık olmamasından kaynaklanan, inanılmaz bir trafik sigortası yüksekliği vardır. Onlarda normal arabalara göre 4-5 misli fazla sigorta vardır. Buna bir müdahale edilebilir mi, onu öğrenmek istiyorum. Taksici esnafının bu konuda çok ciddi şikâyeti var.

Aynı şekilde, ticari minibüslerin de bu sıkıntısı çok büyük.

İkinci olarak: Biliyorsunuz, ekonomik olarak gaz kullanmakta arabalar fakat bu gazın fiyatı da normal benzin fiyatına yaklaşmaktadır. Onlara bir sübvansiyon yapılabilir mi, onu çok merak etmekteler.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, tabii ki biz vatandaşlarımızın ifade ve gösteri özgürlüğünü saygıyla karşılıyoruz, bu, bir temel haktır. O konuda, farklı bir yaklaşım içerisinde değiliz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – O zaman, gaz bombalarını kim attırıyor Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Uydumuz da hayırlı olsun. Emeği geçen herkese ben de teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, cari açık, hakikaten yapısal bir sorundur. Bu yapısal sorunun boyutları 2011 yılında hakikaten çok üst noktada hissedildi, nedeni de şu, yani 2002’yle karşılaştırmak açısından söylüyorum: 2002 yılında değerli arkadaşlar, petrol fiyatları, Türkiye’nin ithal ettiği varil başına ortalama petrol fiyatı 23-24 dolar civarı bir şeydi ve Türkiye’nin toplam enerjiye ödediği fatura, ithalat faturası 9 milyar dolardı. Geçen sene Türkiye’nin enerji ithalatına verdiği para, yani ödediği döviz 58,8 milyar dolar diye hatırlıyorum, belki rakamlar şey olabilir.

Sonuçta, hakikaten, burada zaten görüyorsunuz, enerji en büyük bileşendir ama temel sorun sadece enerji değil. Mesele, bizim katma değer zincirinde yukarı çıkmamızdır, bir. Bunun için AR-GE gerekiyor, bunun için beşerî sermayenin kalitesinin artırılması lazım, bunun için daha inovatif, performansa dayalı bir kültüre doğru geçmemiz lazım. Bunun birçok boyutu var ama şu anda zamanımız burada müsait değil, daha birçok soru var fakat yapısal tedbir olarak bütün bu alanlarda adım attık, atıyoruz. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmaktan tutun, AR-GE’yi artırmaktan, işte markalaşmayı, inovasyonu teşvik etmekten tutun eğitime kadar birçok konuda adım attık, atmaya devam ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, Sayıştay ve KİK’in kapatılması gibi bir şey söz konusu olamaz. Sayıştay Kanunu’nu hep beraber çıkarttık, daha yeni çıktı. KİK’le ilgili olarak ben epey bir bilgi verdim. Bugün KİK kapsamı dışında yapılan ihalelerin yüzde 95,5’u kanun ilk çıkarıldığında verilen istisnalar çerçevesinde yapılmaktadır.

Tabii ki değerli arkadaşlar, bakıyorum...

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Asgari ücret Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Asgari ücret konusu... Değerli arkadaşlar, eskiden asgari geçim indiriminden önce asgari ücretten yüzde 12,8 gelir vergisi alınıyordu. Şimdi, biz bunu yüzde 0 ile 5,2 arasına indirdik. Yani şu anda 4 çocuklu, eşi çalışmayan bir asgari ücretli, sıfır vergi veriyor, 3 çocuklu 0,7 veriyor, 2 çocuklu -yanlış hatırlamıyorsam- 1,5 civarında. Bunların hepsini...

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakan, ücret yetmiyor, ücreti artırın.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Zaten asgari ücretten toplanan bütün gelir vergisinin, vergi gelirlerine oranı yüzde 0,8’in bile altındadır ama mesele bu değildir. Mesele asgari ücrette... Daha önce de söyledim, asgari ücreti biz yüzde 300’ün üzerinde artırmışız ve asgari ücret birçok rekabet içerisinde olduğumuz ülkeden kat kat daha yüksektir. Bunu da görmek lazım.

Değerli arkadaşlar, Akdeniz’le ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Şimdi, daha önce yapılan bütün elektrik dağıtım şebekelerinin özelleştirmelerinde ortalama fiyattan bahsediyorum satılan megawatt/hour başına ödenen fiyat, dolar cinsinden 103 dolar. Şimdi, Akdeniz en son ihalede bile 109 dolar. Bakın, neden? Çünkü 2010 yılında yapılan ihalelerde şirketler -hakikaten- sonradan kendileri de fark ettiler, megavat başına belki zamanında diyelim ki, 2 milyon lirayla başlayan fiyatlar 7 milyon dolara kadar çıktı. Dolayısıyla, o nedenle de 300 milyon doların üzerinde sadece bir şirket değil, sadece bir bölge değil, hemen hemen bütün bölgeler teminatlarını yakmak zorunda kaldılar. O gün niye bunu yaptılar? Onun muhatabı tabii ki, idare olarak biz değiliz. Ama bugün şu ihaleler çok açık, şeffaf, rekabetçi bir şekilde yapılıyor, herkese açıktır. Bakın, söylüyorum, geçmişte de bu ihaleler yapılmış, 8-9 bölge özelleştirilmiş, burada ortalama fiyat megavat/hour başına 103 dolardır, son yapılan Akdeniz ise 109 dolardır. Dolayısıyla, burada yine takdir Özelleştirme Yüksek Kurulunundur. Ben sadece size verileri veriyorum.

Taksici esnafına gelince değerli arkadaşlar… Türkiye’de birçok sigorta şirketi var, yani bir tekel konumu yok ve benim bildiğim kadarıyla sigorta şirketleri bu trafik sigortasından da para kazanmıyorlar. Yani ben, hani sigorta uzmanı değilim ama görebildiğim kadarıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - …ben eskiden hazineden sorumlu Devlet Bakanı iken o dönemde sigorta sektörüne biraz vâkıf oldum yani biraz sektörün sorunlarını da biliyorum. Benim bildiğim kadarıyla o dönemde –şimdi değişmiş olabilir- hiçbir şekilde… Bunlar hep zarar edilen alanlardır. Ama tabii ki, rekabete açık bir alandır. Gerçekten de biz taksici esnafımızın, dolmuşçu esnafımızın daha makul fiyatlarla sigortaya erişimini, tabii ki destekleriz ama bunun içinde sektöre bir fiyat empoze etmemiz söz konusu olmaz, o zaman da sigorta yapılmaz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Programa göre, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın oylanmamış maddelerinin görüşmelerini ve oylamalarını yapmak için, 19 Aralık 2012 Çarşamba günü saat 11.00’de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

 

Kapanma Saati: 19.20