DÖNEM: 24                            CİLT: 37                    YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

40’ıncı Birleşim

14 Aralık 2012 Cuma

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER

1.- Bölgesel Silahların Kontrolü, Doğrulama ve Uygulamaya Yardım Merkezi ve Bosna Hersek Parlamentosunun ortaklaşa düzenlediği “Savunma ve Güvenlik Komiteleri: Bölgesel Parlamenter Konferans” konulu toplantıya katılmak üzere 12-15 Aralık 2012 tarihlerinde Hırvatistan’a resmî bir ziyarette bulunması Genel Kurulun 11 Aralık 2012 tarihli 37’nci Birleşiminde kabul edilen Millî Savunma Komisyonu ve İçişleri Komisyonu üyelerinden bir heyet oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1070)

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361)

 

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI

 

1) Sağlık Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU

 

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU

 

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

E) KALKINMA BAKANLIĞI

1) Kalkınma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1) Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU

 

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

 

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

İ) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

K) EKONOMİ BAKANLIĞI

 

1) Ekonomi Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ekonomi Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI

1) Dış Ticaret Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

M) İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD MERKEZİ

1) İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

N) ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI

1) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

O) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI

 

1) Çevre ve Orman Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

1) Orman Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Orman Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

P) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

1) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

R) METEOROLOJİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

1) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

S) TÜRKİYE SU ENSTİTÜSÜ

 

1) Türkiye Su Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in Manisa Milletvekili Özgür Özel’e sataşmadan dolayı söz vermemesi nedeniyle tutumu hakkında

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü sayılarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/11044)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, hac amacıyla Suudi Arabistan’a giden vatandaşların karayolunu kullanmasına ve Irak’ta karşılaşılan zorluklara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/11876)

3.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Turgutlu Çaldağı’nda işletilen maden tesislerinin çevreye verdiği zarara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12143)

4.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Trabzon’un Araklı ilçesindeki bir köy camisinde açılış nedeniyle cuma namazının bir saat geç kılındığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/12240)

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, çevre kirliliğine ve bu kirlilikten dolayı kesilen cezalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12261)

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, TOKİ’nin Ankara Yapracık 5. Bölgede inşaat işlerini ihale ettiği şirketle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12388)

7.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, İstanbul’da yüzme suyu analiz değerleri yönetmeliğine uygun çıkmayan yerlere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12429)

8.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 2003-2012 yılları arasında Denizli Belediyesi ve bağlı belediyelerin kullandıkları kredi miktarına,

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve bağlı belediyelerin 2003-2012 yılları arasında İller Bankasından kullandıkları kredi miktarına,

Diyarbakır’daki Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin İller Bankasından kullandığı kredi miktarına,

Çorum ve Çorum’a bağlı belediyelerin 2003-2012 yılları arasında İller Bankasından kullandıkları kredi miktarına,

İlişkin soruları ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12433), (7/12434), (7/12592), (7/12593)

9.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in baraj suları altında kalacak olan Yusufeli ilçesinin yeni merkezinin nereye inşa edileceğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12595)

10.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Selendi’nin bazı mahallelerinin yol sorununa ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12866)

11.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Kamu Baş Denetçisine ilişkin soruları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/13180), (7/13508)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.02’de açılarak dört oturum yaptı.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/698) (S. Sayısı: 361) ve 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) görüşmelerine devam edilerek;

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı,

Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu,

Kültür ve Turizm Bakanlığı,

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü,

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü,

Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı,

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı,

Gümrük Müsteşarlığı,

Rekabet Kurumu,

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı,

Karayolları Genel Müdürlüğü,

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu,

Denizcilik Müsteşarlığı,

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü,

İçişleri Bakanlığı,

Emniyet Genel Müdürlüğü,

Jandarma Genel Komutanlığı,

Sahil Güvenlik Komutanlığı,

2013 yılı merkezî yönetim bütçeleri ve 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesapları;

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,

Tarım Reformu Genel Müdürlüğü,

2011 yılı merkezî yönetim kesin hesapları,

Kabul edildi.

Genel Kurulu teşrif etmiş bulunan Uluslararası Sergiler Bürosu EXPO Genel Sekreteri Vicente Gonzalez Loscertales’e Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” denildi.

Bursa Milletvekili İlhan Demiröz, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in şahsına,

Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in şahsına,

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın şahsına,

İzmir Milletvekili Musa Çam, Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin CHP Grup Başkanına,

Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in şahsına,

Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in verdiği bazı bilgilere ve fındık üreticisinin 2004 yılında meydana gelen don afetinden kaynaklanan alacağının hâlen ödenmediğine,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in OECD desteğiyle ilgili ifadelerine,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, 4/12/2012 tarihinde Şile’de meydana gelen deniz kazasında kaybolan cesetlerle ilgili arama faaliyetlerinin ne durumda olduğunu ve kurtarma faaliyetlerinde bir zafiyet olup olmadığını öğrenmek istediğine,

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Şile’de meydana gelen deniz kazasıyla ilgili arama ve kurtarma çalışmalarına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Alınan karar gereğince, 14 Aralık 2012 Cuma günü saat 11.00’de toplanmak üzere 23.19’da birleşime son verildi.

 

                                                    Şükran Güldal MUMCU

                                                             Başkan Vekili

 

         Bayram ÖZÇELİK                                                                      Fatih ŞAHİN

                  Burdur                                                                                     Ankara

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

II. - GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                                No: 51

14 Aralık 2012 Cuma

Teklifler

1.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın; Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1042) (Plan ve Bütçe ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 06.12.2012)

2.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın; Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1043) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 06.12.2012)

3.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın; 5 Aralık Türk Kadınlar Günü Olarak Kutlanmasına Dair Kanun Teklifi (2/1044) (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 06.12.2012)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1045) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 07.12.2012)

5.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve 14 Milletvekilinin; Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1046) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2012)

14 Aralık 2012 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 40’ıncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Bölgesel Silahların Kontrolü, Doğrulama ve Uygulamaya Yardım Merkezi ve Bosna Hersek Parlamentosunun ortaklaşa düzenlediği “Savunma ve Güvenlik Komiteleri: Bölgesel Parlamenter Konferans” konulu toplantıya katılmak üzere 12-15 Aralık 2012 tarihlerinde Hırvatistan’a resmî bir ziyarette bulunması Genel Kurulun 11 Aralık 2012 tarihli 37’nci Birleşiminde kabul edilen Millî Savunma Komisyonu ve İçişleri Komisyonu üyelerinden bir heyet oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1070)

                                                                                                                        13/12/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Bölgesel Silahların Kontrolü, Doğrulama ve Uygulamaya Yardım Merkezi ve Bosna Hersek Parlamentosunun ortaklaşa düzenlediği “Savunma ve Güvenlik Komiteleri: Bölgesel Parlamenter Konferans” konulu toplantı davetine icabetle, Millî Savunma ve İçişleri Komisyonları üyelerinden oluşan bir heyetin 12-15 Aralık 2012 tarihlerinde Hırvatistan’a resmî bir ziyaret gerçekleştirmesi hususu Genel Kurulun 11 Aralık 2012 tarihli 37’nci Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                              Cemil Çiçek

                                                                                                 Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

              Celal Dinçer                          Muzaffer Aslan                  Alpaslan Kavaklıoğlu

        İstanbul Milletvekili                Kırşehir Milletvekili                  Niğde Milletvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca, bugün 2 tur görüşme yapacağız. 7’nci turda Sağlık Bakanlığı, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Kalkınma Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı Bütçeleri ve Kesin Hesapları ile Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçeleri ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı kesin hesabı yer almaktadır.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (x)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (x)

A) SAĞLIK BAKANLIĞI

1) Sağlık Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) KALKINMA BAKANLIĞI

1) Kalkınma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1) Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

                           

(x) 361 ve 362 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 10/12/2013 tarihli 36’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

G) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

İ) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin           Hesabı

J) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekilleri sisteme girebilirler, girdiler zaten.

7’nci turda, grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Gruplar adına: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz, Samsun Milletvekili Sayın Cemalettin Şimşek, Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal, Hatay Milletvekili Sayın Şefik Çirkin; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı, Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel, Antalya Milletvekili Sayın Arif Bulut, Tekirdağ Milletvekili Sayın Candan Yüceer, İzmir Milletvekili Sayın Rahmi Aşkın Türeli, Adana Milletvekili Sayın Ümit Özgümüş, Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Volkan Canalioğlu; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Mehmet Süleyman Hamzaoğulları, Eskişehir Milletvekili Sayın Ülker Can, Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer, Mardin Milletvekili Sayın Gönül Bekin Şahkulubey, Kocaeli Milletvekili Sayın Muzaffer Baştopçu, Mersin Milletvekili Sayın Ahmet Tevfik Uzun, Diyarbakır Milletvekili Sayın Cuma İçten, Erzurum Milletvekili Sayın Muhyettin Aksak, Konya Milletvekili Sayın Mustafa Baloğlu, Gümüşhane Milletvekili Sayın Feramuz Üstün; Barış ve Demokrasi Partisi adına Muş Milletvekili Sayın Demir Çelik, Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan, Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Binici.

Şahıslar: Lehinde Kilis Milletvekili Sayın Ahmet Salih Dal -Hükûmetten konuşacaklar- aleyhinde, Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

İlk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz’ün.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on üç dakika.

MHP GRUBU ADINA ALİ ÖZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi, ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı ve tüm sağlık çalışanlarını saygılarımla selamlıyorum.

Dünya Sağlık Örgütü, gelişmekte olan ülkelerde sağlığa ayrılan bütçenin yüzde 10’lar seviyesinde olması gerektiğini belirtmektedir. Bugün, ülkemizde bütçeden sağlığa ayrılan paya bakıldığında birçok Afrika ve Asya ülkesinden bile gerilerde olduğumuz görülmekte ve başlı başına çözülmesi gereken bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu nedenle, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının toplam bütçesinin bir an önce yüzde 10’lar seviyesini yakalaması için çalışmalar yapılması gerekmektedir.

2003 yılında, 58’inci Hükûmet, Türkiye’de sağlık sisteminin yapısını değiştirmek için “Sağlıkta Dönüşüm” adını verdiği programla sağlık sisteminin yapısını değiştiren düzenlemeler yapmıştır. İlk olarak, kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı hastanelerin Sağlık Bakanlığına devriyle sağlıkta dönüşüm uygulanmaya başlanmış, ikinci adım olarak sağlıkta sözleşmeli istihdam modeli benimsenmiştir. Performansa dayalı döner sermaye ücretine geçilerek çalışanların mali haklarında uçurum olarak nitelendirilebilecek farklılıklar oluşturulmuştur.

2003 yılında başlatılan sağlıkta dönüşümün tamamlanmasının son adımı ise Sağlık Bakanlığı teşkilat yapısını değiştiren kanun hükmünde kararnameyle olmuştur. Bu kararnameyle bakanlığın teşkilat yapısı değiştirilmiş, kurumlar ve kuruluşlar oluşturulmuştur fakat ne yazık ki Hükûmet tarafından sağlık alanında yapılan uygulamalarıyla sağlık parçalı bir yapıya dönüştürülmüş, kamu hastane birlikleriyle hastaneleri özelleştirmenin ilk süreci olan özerkleştirme gerçekleştirilmiş, genel sağlık sigortası ve katılım payı uygulamalarıyla sağlık vatandaşa paralı hâle getirilmiştir.

Sağlıkta çalışan memnuniyeti de göz ardı edilmiş ve çalışanların beklentilerine cevap verilmemiştir. Oysaki sağlıkta sistemin adı ne olursa olsun, başarılı olmanın ilk kuralı sağlık çalışanlarının memnuniyeti ve onların programa verdiği destektir.

Bugün, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında 8 farklı istihdam modeli uygulanmaktadır: 657 sayılı Kanun’un 4/A maddesine göre istihdam edilen devlet memuru, 4/B maddesine göre istihdam edilen sözleşmeli personel, 209 sayılı Kanun’un 5’inci maddesine tabi olan personel, 4924 sayılı Kanun’a tabi sağlık personeli, vekil ebe ve hemşire, 4/C’liler, aile hekimliğinde görev yapan sözleşmeli personeller, kamu hastane birliklerinde sözleşmeli olarak görev yapan yöneticiler ve çalışanlar. 2002 yılında sıfır olan sözleşmeli personel sayısı 2011 yılında 100 bini aşmış, Haziran 2011 tarihinde çıkartılan kanun hükmünde kararnameyle tüm kurumlardaki sözleşmeli personel sona ererken Sağlık Bakanlığında sözleşmeli istihdamına devam edilmiş, bugüne kadar geldiğimiz bir buçuk yılda ise yeniden 20 binin üstünde yeni sözleşmeli personel alınmıştır. Sağlık Bakanlığı bununla da yetinmemiş, kamu hastane birlikleri ile birliklerde görevli tüm yönetici ve çalışanları sözleşmeli hâle getirmiştir. 

Sayın milletvekilleri, genel sağlık sigortası tüm vatandaşların sosyal güvenlik altına alınacağı, sağlığın kolay, erişilebilir ve ücretsiz olacağı gibi vaatlerle Hükûmet tarafından getirilmiş, dar teminat paketi, katılım payı, bazı tedavilerin kapsam dışı bırakılmasıyla özel sigortacılık teşvik edilmiş, vatandaş paralı bir sağlık hizmetine mahkûm edilmiştir. Bugün, sağlıkta yüzde 10 ile yüzde 20 ilaç katılım payı alınması, muayene katılım payı olarak 5 TL veya 12 TL ödenmesi, reçete ücreti olarak 3 TL ödenmesi, eş değer ilaç farkı tahsili, reçetede 3’ten fazla ilaç varsa ayrıca kutu başına 1 TL alınması, özel hastaneye gittiğinizde yüzde 90’lara kadar varan farkların tahsili, tetkik farkı ücretleri ve erken muayenede fark ücreti ödenmesi vatandaşı âdeta sağlıkta ekonomik olarak ciddi çıkmazlara sokmuştur. Türkiye’de geçen yıl 294 milyon muayene yapılırken bu yıl bu sayı toplamda 492 milyondur. Hastalardan alınan muayene katılım payı ve reçete parası devletin kasasına 3,5 milyar TL olarak yansımıştır. Türkiye’nin sağlık harcamaları 11 yıl içerisinde 11 kat artmış, 4 milyar 576 milyondan, 45 milyar TL’ye yükselmiştir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de sağlık hizmetlerinin sunumunun kolaylaştırılması amacıyla sevk zinciri kaldırılmış, hizmet sunumunda sağlanan bu kolaylık aynı zamanda hastanelerin ayakta tedavi merkezlerine dönüşmesine neden olmuştur, sağlık ocakları işlevsiz bir konuma düşmüştür. Vatandaş, başı ağrıdığında sağlık ocağı yerine daha iyi hizmet alacağını düşündüğü için hastanelere başvurmayı tercih etmeye başlamış, bu durumda da durumu ciddi olan insanlara hastanelerde yer kalmamış, performans sistemi ve zorluklar neticesinde de hekimler kolay hastaları tercih eder duruma gelmişlerdir. Ameliyat sayılarında son yıllardaki hızlı artış ve hastanelerde muayene sayısındaki yükseliş, Türkiye’de sağlık harcamalarının artmasının en önemli nedenlerinden biri olmuştur. Hâlbuki, tedavi eksenli bir sağlık politikası yerine koruyucu ve önleyici bir sağlık politikası öncelikli hâle getirilseydi, bugün, vatandaşı tedavi etmek yerine vatandaşın hasta olmasının önüne geçilmiş olurdu.

Türkiye’de sağlık harcamalarının artmasında önemli bir etken de ilaç sektörüdür. Özellikle Sosyal Sigortalar Kurumu İlaç Fabrikasının kapatılması ve toplu alımların terk edilmesinin ardından, sektör tamamen ilaç firmalarının kontrolüne bırakılmıştır. Devletin üretim ve pazarlık gücünün ortadan kalkmasıyla birlikte, ilaç harcamalarında önemli bir artış görülmüştür. 2003’te 5 milyar dolar olan kamu ilaç harcamaları 2012’de 14,7 milyar TL olmuştur. İlaç kullanımı da ülkemizde yaygınlaşmış, 2003 yılında 769 milyon kutu ilaç kullanılırken bu rakam 2010 yılında 1 milyar 570 milyon kutuya çıkmıştır. 2006 yılında yapılan bir araştırmada ise Türkiye’de yıllık 500 milyon dolarlık ilaç israfı olduğu gözlenmiştir. Diğer önemli bir nedense, ne yazık ki denetimlerin yeterli olmaması nedeniyle yaşanan suistimallerdir. Özellikle yapılan tetkik ve tahlillerin insan aklını zorlayacak sınırlarda yapılması ve tedavilerin faturalara yansıtılması, denetimsizlik karşısındaki pervasızlığı ortaya koymaktadır.

Değerli arkadaşlar, sağlıkta aslolan hizmet sunumunda kalitedir. Bu da tıp fakültelerinde verilen eğitim ve hasta-hekim ilişkisinin yeniden tesisiyle mümkündür. Sistemin tıp fakültelerindeki öğretim üyelerine muayeneleri kaldırmış ve sadece ders verecek olması, özellikle sağlıkta teorik ve pratik eğitimin yan yana gitmesini ortadan kaldırmış, pratik nosyonu eksik yeni hekimler oluşmasına vesile olacaktır. Türkiye bunun acısını ileriki yıllarda mutlaka çekecektir.

Sağlıkta en önemli adaletsizliklerden biri performansa dayalı döner sermaye sistemidir. Bugün, hekimlerin tamamı bu mevcut döner sermaye sisteminden rahatsız ve şikâyetçidir. Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan performansa dayalı döner sermaye sistemi çalışanlar arasında huzuru bozmaktadır. Hekimler ile hekim dışı sağlık çalışanları arasında, döner sermayeleri arasında uçurumlar oluşmuştur. Aynı zamanda, aynı branşta bir hekimin il merkezinde veya hekim göndermekte zorlandığımız ilçe merkezinde çalışması hâlinde almış olduğu döner sermaye arasında ciddi farklar ve gelir adaletsizliği vardır. Döner sermayelerin emekliliğe yansıtılmaması nedeniyle, bugün sağlık çalışanları emeklilikte büyük bir mağduriyet yaşamaktadır. Yapılan araştırmalara göre, uzman hekimler emekliliklerinde kazançlarının yüzde 75’ini, pratisyen hekimler yüzde 65’ini, hemşireler de yüzde 55’ini kaybetmektedir. Tam gün yasasında doktorlara döner sermayeyi peşin ödemek ve emekliliğe yansımasıyla ilgili kısmi bir düzenleme yapılmış fakat bu düzenleme yeterli olmamıştır. Bu düzenlemenin döner sermaye gelirinin tamamına ve tüm sağlık çalışanlarına yapılması esastır.

Ülkemizdeki doktor ve hemşire eksikliğinin yabancı doktor ve hemşire getirilerek kapatılması mümkün değildir. Özellikle özel sektör için ucuz iş gücü anlamına gelen bu düzenlemeyle, ülkelerinde aylık 200 dolara çalışan ve sağlık hizmeti kaliteleri tartışmalı olan doktorlar ülkemize gelecektir. Bu düzenleme, ileri dönemde sağlık personeli istihdamına zarar verecek, ücretlerin düşürülmesine neden olacaktır.

Yeni uygulamalardan birisi de gönüllü sağlık hizmeti ve sağlık gözlemciliğidir. Bunun benzerini daha önce İçişleri Bakanlığında fahri trafik müfettişleri olarak gördük ve sonuçlarını da hepimiz biliyoruz. Bu uygulamadan da vazgeçilmeli ve bunlara denetim görevi verilmemelidir.

Getirilen yeni uygulamalardan birisi de sağlık hizmeti sunumu sırasında veya bu görevlerden dolayı personele karşı işlenen suçlar münasebetiyle hukuki desteğin verilmesidir. Burada, sağlıkta son zamanlarda artan şiddete mutlaka değinmemiz gerekmektedir.

Şiddetin önlenmesi yolunda adımlar atılması gerekirken, maalesef iktidar, şiddetin sonucunda çalışanlara hukuki destek vermeyi marifet saymaktadır. Bu, doğru bir yaklaşım değildir. Şiddetin ortadan kaldırılması ve şiddete yol açan faktörlerin bir an önce engellenmesi için mücadele edilmelidir.

1991 yılı mezunu bir hekim olarak, meslek hayatım boyunca, sizin iktidarınız dönemine kadar, hekimlerin şiddet mağduru olarak ölümle sonuçlanan vakaları olduğunu ben hatırlamıyorum. Eğer bunu sayın bakanımız kayıtlarda hatırlıyorsa bizlerle ve kamuoyuyla paylaşmasını özellikle istirham ediyorum.

Bu döneminizde, özellikle İstanbul’daki göğüs hastalıklarından bir profesörü, yine Giresun’da bir doktor arkadaşımızı, son olarak Gaziantep’te Ersin Arslan ve nihayet SABİM’e yapılan şikâyet sonucunda intihar ederek hayatına otuz yaşında, ömrünün baharında son veren değerli meslektaşımız Sayın Melike Erdem’i de huzurlarınızda anmadan, hepsine rahmet dilemeden geçemeyeceğim.

Şiddet, sağlıkta çok önemli bir sorun hâline gelmiş. Özellikle, sağlık çalışanları üzerine bu şiddeti körükleyen siyasilerin söylemlerindeki dikkatsizlik ve sağlık çalışanlarına bilgilendirme amaçlı, belki de iyi niyetli kurulmuş olan bir kurumun, sağlık çalışanları üzerinde ciddi baskı oluşturan SABİM’in yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. Hükûmeti bu konuda, özellikle SABİM’e gelen ve Sağlık Bakanlığı bütçesi sırasında sayın bakanın vermiş olduğu SABİM’deki şikâyetlerle alakalı istatistikî oranları yeniden gözden geçirmeye… Bu oranların gerçekle bağdaşmadığını ifade etmek istiyorum.

Tabii ki hastanelerde ulaşmanın kolaylığı, aşırı iş yükü, aşırı yoğunluk münasebetiyle sürekli iş yükü artan hekimlerde, sağlık çalışanlarında ciddi bir tükenmişlik sendromu yaşandığını hepimiz bilmekteyiz. “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nızda sağlıkta hizmet verenleri önemsemeyen, onların sosyal, ekonomik ve özlük haklarını iyileştirmeyen uygulamalarınız bir gün mutlaka sizi bu gerçeklerle yüzleştirecektir. Biz, hatırlatmalarımızı yapmak istiyoruz. Elbette ki on yıllık süre içerisinde tek başına, tek yetkili bir iktidarın iyileştirmeler yapmasını beklemek doğaldır. Dünyada, değişen dünya şartları ve teknolojik gelişmelerle bunları başarmanız, yanlış ve yanlı tutumlarınızı eleştirmemize engel değildir.

Bu düşüncelerle, 2013 yılı bütçesinin yüce milletimize ve sağlık çalışanlarına hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Cemalettin Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA CEMALETTİN  ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Genel Kurulu bu vesileyle saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bir toplumun öncelikle sağlıklı olması gerekir, sağlık bir temel haktır demenin ve burada bunu tekrar etmenin çok da anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Biz, şimdi, burada birtakım kriterler doğrultusunda Türkiye’nin sağlık alanında geldiği noktayı yeni bilimsel veriler ışığında ortaya koymaya çalışacağız. Önerilerimiz olacak ancak ben biliyorum ki Sayın Bakan Hükûmet adına cevap verirken “2002’de sağlık şöyleydi, biz bunları şöyle yaptık.” gibi ifadeler kullanarak kendini savunacak ve buradan vaziyeti kurtarmaya çalışıp bugünkü eksik ve hataların üstünü örtmeye çalışacak, önerilerimize hiç de kulak vermeyecek. Biz, bugün yapılanlara kulak veriyor, kafa yoruyor ve ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyoruz. Gördüğümüz manzara şu: Sağlık çalışanlarına ve özellikle hekimlere insanüstü bir yaklaşımla, sürekli değiştirilen yasa ve yönetmeliklerle çalışanların kafası karıştırılıp motivasyon ve performanslarını menfi yönde etkileyen bir durum söz konusudur.

Bugün, sağlıkta kaliteli bir hizmet nasıl sunarızdan ziyade, hatalı bir sağlık uygulaması olsa bile vatandaşın oyunu almaya yönelik, onların memnuniyetini önceleyen bir anlayışla sağlık hizmeti sunulmaktadır. İddia ediyorum, bu sağlık sistemi sürdürülebilir bir sistem değildir; sağlık çalışanlarına uygulanan ücret politikasıyla değildir, hastanelere kârlı bir yatırım kuruluşu gözüyle baktığı için değildir; hasta muayene ve takip sistemiyle de değildir. Şimdi, bize göre sağlıkta bir politika olarak ya gayrisafi yurt içi hasıladan sağlığa daha çok pay ayrılması sağlanacak ya da vatandaşlarımıza sağlıkta daha fazla katılım payları ödemeleri gerektiği dürüstçe söylenecek. Çünkü, her şeyde örnek aldığımız OECD ve AB ülkeleriyle kıyasladığımızda sağlıkta daha çok katetmemiz gereken mesafe olduğunu görüyoruz. Bu çerçevede, OECD 2012 Raporu incelendiğinde, Türkiye’nin birçok bakımdan sonuncu sırada olduğu görülmektedir. OECD raporuna göre, bin kişiye düşen doktor sayısı en az, 1,7’yle Türkiye’dedir. Bakınız, sağlık sistemimizin çarpıklığını ortaya koyması bakımından ifade etmek istiyorum. Kişi başına düşen hekim sayısı bakımından sonuncu olan ülkemizde, kişi başına yılda hasta konsültasyonu AB ülkelerinden çoktur yani bir yılda daha fazla hasta müracaatı sağlanmaktadır. Yıllık hasta konsültasyonu AB-27 ortalaması 6,3 iken Türkiye’de ise 7,3’tür.

Sayın milletvekilleri, size bu çelişkiyi ortaya koyması bakımından ifade etmek isterim ki, şimdi, siz kişi başına harcaması AB-27 ülkeleri  ortalamasına göre bin kişiye düşen doktor, hemşire, hasta yatak sayısı bakımından en sonda olacaksınız ama hasta konsültasyonu, hasta müracaatı bakımından en ön sırada olacaksınız ve kaliteli bir sağlık sisteminden, fayda-müracaat oranının yüksekliğinden söz edeceksiniz!

Hekime erişilebilirliğin kolaylaştırılması ve müracaat sayısının artması, sunulan sağlık sistemi hizmet kalitesinin artması manasını asla taşımaz. Daha önce de söylediğimiz gibi hastaneye, hekime, sağlık çalışanlarına “Önüne gelen hastaya bakacaksınız, bakmazsanız canınıza okurum.” deyip bunu da performans yönergesiyle hastane çalışanlarının, hekimin kafasını da karıştırıp bunun adına da “yararlı bir sağlık sistemi” diyeceksiniz.

Değerli milletvekilleri, bununla belli bir süre hastaları kandırıp onlar için iyi bir sağlık hizmetini sunduğunuza inandırabilirsiniz ancak bu doğru bir yol değildir. Kurduğunuz hastane birlikleriyle hastaneleri kâr-zarar hesabına göre çalışan müesseseler hâline getirmeye çalışıyorsunuz. Üstelik, bunu yaparken de kadrolara yandaş atamayı ihmal etmiyorsunuz. Bu anlamda örnek mi istiyorsunuz? Bunun için Samsun’da, müdür, müdür yardımcısı, şube müdürü, vesaire, atananların tamamının bir sendika üyesi olmasını ve üstelik bunlardan bazılarının hiçbir idari tecrübesi olmadığı hâlde atandıklarını göz önüne alırsak bunu daha başka nasıl izah edeceksiniz?

Kamu Hastaneleri Birlikleri Yasası kapsamında yapılan atamalarda birçok kişinin “ballı börek” denilebilecek yerlere atamaları yapılırken bazı çalışanlar ise hak kayıplarına uğramışlardır. Sayın Sağlık Bakanının bunlardan haberi olmadığını düşünmek ise mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, başından beri söylediğimiz gibi, bu performans sistemiyle hastanelerde çalışma barışı bozulmuş, hekim hekime, hastane çalışanları birbirine düşmüştür, hastaneler arası ilişkiler de bozulmuştur çünkü bazı hastaneler sınıfları, gelirleri, borçları diğer hastanelere yaptıkları yardım nedeniyle farklı farklı döner sermaye ödemektedirler. Hekimler, başka hastaneye göre, oradaki hekim arkadaşlarıyla aynı puanı alsalar, aynı performansı gösterseler, hatta çalışıp puanları ve performansları diğer hastanedeki arkadaşlarından daha çok olsa bile ondan daha az döner sermaye almaktadırlar. Aynı hastanede çalışanların ise farklı kliniklerdeki puanlama farkı nedeniyle diğer arkadaşlarıyla aynı puanı elde etme şansları maalesef yoktur. Hekimler arası kötü rekabet oluşmasına sebep olduğundan, hekimler, hastane çalışanları birbirlerine karşı olan sevgi ve saygılarını kaybetmişler, âdeta çatışır hâle gelmişlerdir çünkü sistemle işi bilen, doğru dürüst çalışan değil, işini bilenler fazla puan ve para kazanabilmektedirler. Bunun pratikteki uygulamaları ise maalesef ortadadır.

Değerli milletvekilleri, bugün, hastane çalışanlarına şiddet had safhadadır. Hemen her gün medyada hekimlere ve hastane çalışanlarına karşı bir şiddet haberi mutlaka yer almaktadır. Bu konu ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir araştırma komisyonu kurulmuş olup çalışmalarına devam etmektedir. Ancak burada ifade etmem gerekirse bu saldırılarda siyasi iradenin katkısının olduğu açıktır. Bunda “Artık doktorlar hastanın cebinden elini çeksin.” diyen Başbakanın ve “Hastasını bir şekilde kabul etmeyen hastanelerin ve hekimlerin canına okurum.” mahiyetinde açıklamalar yapan Sayın Sağlık Bakanımızın bizzat katkısının olduğunu düşünüyoruz. Esasen, buna benzer açıklamaları zaman zaman yapan Sayın Başbakan ve sayın bakan hastane çalışanlarını görevleri başında taciz eden, saldırılara karşı koruyucu açıklamalar yapmamışlardır.

Sağlık Bakanlığı tarafından kurulan Sağlık Bilgi İletişim Merkezi Alo 184 şikâyet hattı hastane çalışanları, özellikle de hekimler için Demokles’in kılıcı gibi çalışmaktadır. Yersiz şikâyetler dikkate alınarak sağlık çalışanlarının onuruyla oynanmakta, ağır tehdit altında tutulmaktadırlar. Özellikle hekimler, savunma vermekten bugün çalışamaz hâle gelmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, sağlık sistemindeki en önemli konulardan biri de, ülkemizde sunulan ağız ve diş sağlığı hizmetleridir.

Ülkemizde bu hizmetler, Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 129 ağız ve diş sağlığı hizmeti veren kurumlarda 4.607 diş hekimi tarafından verilmeye çalışılmaktadır. Bu çerçevede 2011 yılında buralarda 21 milyon 100 bin 820 poliklinik hizmeti verilmiş olup bunların karşılığında SGK tarafından yaklaşık 779 milyon TL ödeme yapılmıştır.

Şimdi, değerli milletvekilleri, burada diş hekimi olan arkadaşlar var. Bir hastanın yılda bir kliniğe en az 3 defa muayene olduğu değerlendirilirse, toplam müracaat sayısı 7-8 milyon kişidir. Türkiye’nin nüfusunun 73 milyon olduğunu düşünürsek, yaklaşık 65 milyon kişi ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden nereden, nasıl faydalanıyor? “Sosyal devlet” olma iddiasında olan Hükûmet, geride kalan bu insanlarımızın nerede, nasıl ağız ve diş sağlığı tedavisi gördüklerini hiç hesaba katıyor mu? Bugün, bu vatandaşlarımızın çoğunun maalesef merdiven altında, sağlıksız ve hijyenden uzak, diş teknisyeni, dişçiler ve ehliyetsiz kişiler tarafından sözde tedavi edildiğini biliyor mu? Biliyorsa, niçin bu konuda bir çalışma yapmıyor? Genel tababette bir kişinin yılda 7-8 defa polikliniklere müracaatıyla övünen Hükûmet, ağız ve diş sağlığında ancak yılda nüfusun onda 1’i oranındaki müracaatlarını hangi çağdaş sağlık hizmeti sunumu ile izah edecektir? Mutlaka, SGK’nın, genel sağlık sigortası kapsamında özel muayene ve ağız ve diş sağlığı merkezlerinden de hizmet alması gerekir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bir başka konu olarak burada değinmem gereken olay ise özel hastanelerdir. Özel hastaneler Hükûmetin ilk dönemi diyebileceğimiz dönemlerde teşvik edildiler ve özel hastanelerin ülkemizde yaygınlaşması sağlandı. Daha sonra, nedendir bilinmez, özel hastanelere karşı özellikle düşmanca bir yaklaşımla bu hastanelerin önü kesilecek şekilde politikalar üretildi. Âdeta, bugün kapanması için ne gerekiyorsa yapılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Şimdi, ben, size, bir dakika eksik kalmıştı Sayın Ali Öz’den, onu veriyorum; tamamlayın.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye’de sağlık hizmeti sunumunun yüzde 75’ini kamu, yüzde 25’ini ise özel hastaneler karşılamaktadır. Hâl böyle iken dört beş yıldan beri SGK tarafından sağlık uygulama tebliğinde özel hastanelere ödenen ücretler hiç güncellenmediği gibi daha da kısıtlanmıştır ve özel hastaneler mağdur edilmişlerdir.

Ayrıca, burada şunu da ifade etmek gerekirse bir hastanın kamuya maliyeti kamu hastanelerine göre özel hastanelerde daha düşüktür. Ayrıca, sağlık hizmetlerine kalite getirilmesine de katkı sağlamaktadır.

Bu hastanelere âdeta hasmane davranışta bulunanların yakınlarını özel hastanelere yönlendirdikleri de ayrı bir vakıadır. Bu gidişle özel hastanelerin büyük bir bölümü kapanmaya doğru gitmektedir. İçinde çürük elmalar olabilir ama hepsinin birden cezalandırılması yanlıştır. Bunların bir çoğu halktan parasını alamadığı için fark alamıyorlar ya da çok cüzi fark alıyorlar. Özel hastanelerin durumu gerçekçi bir yaklaşımla tekrar değerlendirilmelidir.

Bu konudaki önerilerimiz içinde gayrisafi yurt içi hasılada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Kalkınma Bakanlığı ve TÜİK bütçesi üzerinde konuşacağım. Öncelikle, burada bir bütçe görüşmesini daha, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin 11’inci bütçesinin görüşmelerini yapıyoruz. Hızlıca bir iki tespitimi söyleyerek başlayacağım.

Değerli arkadaşlar, esas itibarıyla, sürekli olarak bazı konularda uyarıyoruz, diyoruz ki: Bakın, bunları böyle söylemeyin; bu şeklini söyleyin ama popülizm yapmayın. Sayın Başbakanın buradaki konuşmasında da sürekli olarak, bir kendi içindeki muhasebeyi aşıp 2002-2011, 2012 geliyoruz... Bütçeler geçtiğimiz yılla muhasebedir diyoruz ama o kadar hızlı bir şekilde söyleniyor ki söylediklerinizi aynen, her sene aynı şeyleri dikkat etmeden tekrar ediyorsunuz.

Şimdi özensizlikten çok küçük bir örnek sunacağım size. Hepiniz burada dinlediniz ama yazılıyor konuşma metinleri... Defalarca dedik Sayın Başbakanın ekonomi danışmanlarında mı veya kendisine sunulan raporlarda mı sıkıntı var diye. Bakın, bu, Sayın Başbakanın geçen gün sizin de dinlediğiniz konuşması. 24’üncü sayfasında aynen şöyle diyor, vaktim olmadığı için sadece orayı okuyacağım: “Demokrasiye yönelik müdahale girişimlerinin olduğu dönemlerde dahi Türkiye ekonomisi hiçbir sarsıntıya maruz kalmadı.” Güzel. Dönüyorum ondan sonra, 9’uncu sayfadan okuyorum, aynı konuyla ilgili. Evet, evet, şimdi okuyorum, dinleyin şimdi niye bunları söylediğimi: “27 Nisan e-bildirisi AK PARTİ Hükûmetinin dik duruşu sayesinde sadece beyhude bir girişim olarak kalmış, akamete uğramış; buna rağmen, bu e-bildirinin Türkiye’ye sadece faiz yoluyla maliyeti yıllık 2 milyar dolar olmuştur.”

İLHAN İŞBİLEN (İzmir) – Doğru.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Doğru.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – O zaman deminkini dinlememişsiniz. “Bu girişimlerin hiçbir şeyi olmamıştır, sarsıntıya uğramamıştır.” derken orada “Sadece bir yıllık faiz maliyeti, sadece…” diyor.

Şimdi, şunun için söylüyorum arkadaşlar: Siyaset yapmak başka bir şey ama birtakım verileri söylerken… Sayın Başbakanın danışmanlarına diyorum ki: Şu ekonomi konularında hamaset yaparak yanlışları tekrarlamayın, galatımeşhur oldu, eski tabirle. Bakın, burada bir konuşma içerisinde 10 sayfa arayla yazılan 2 tane cümleden bahsediyorum, bunu şey için söylemedim. Şimdi, sürekli uyarıyoruz değerli arkadaşlar. Derdimiz çözüm üretmek, derdimiz -sizin de söylemiş olduğunuz, bizim vizyonumuzu kabul ettiğiniz- 2023 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgesinde lider ülke olması, 2053’te süper güç olması. Onun için söylüyoruz, konuşuyoruz, yazıyoruz. Arkadaşlara komisyonda da söyledim, milletvekili oluncaya kadar yazdıklarımızı “Ekonomi nereye gidiyor?” diye toplamıştık. Şimdi, sonra yazdıklarımız yeniden bir kitap olacak kadar -bu yoğunluğun içerisinde yaptığımız tespitler- olmuş.

Şimdi diyorum ki: Bakın, değerli arkadaşlar, konularda siyaset yapmak başkadır ama bir de gerçek var. Biz orada arkadaşlarımızla, Plan Bütçe Komisyonunda bütün konuları teknik boyutuyla, siyasi boyutuyla değerlendiriyoruz; uzman arkadaşlarımız var ve bunlarla çalışmalarımızı yapıyoruz. Bütçeyi görüşüyoruz, burada sanki rakamsal bir şeyler konuşuluyor gibi oluyor ve bütçeye gereken önem verilmiyor. Baştan konuştuk, Sayıştayın raporları yok, yüzde oranlar -GSMH deflatörü derdik eskiden- şimdi deflatöre göre hesaplanıyor, artışları koyuyoruz ve bunun arkasından devam ediyor. Peki, öyle olunca ne oluyor? Efendim, bütçe tutmadı. Ne oldu? İşte, şimdi okuduğum gibi, geçen seneki Sayın Maliye Bakanının açıklamasıyla bu sene eylüldeki açıklaması tıpatıp aynı. Birinde “5,5 milyar açığım var.” diyordu, şimdi “8,5 var.” diyor. Sonuç: Vergi artışı, ÖTV artışı, KDV artışı. O zaman bir yerde bir aksama var, bunu siyaset olarak görmeyin. Eksik bütçe yaparsak… Peki, ne oluyor eksik bütçe yaparsak yani gelirimizi doğru tahmin etmezsek, giderlerimizde söylediğimiz şartlara uyamazsak, Sayın Maliye Bakanının tabiriyle, ilgili bakanlar kendilerine verilen bütçeleri aşarak harcama yaparlarsa sayın bakanımızın sorumlu olduğu, benim “Rahmetli DPT.” dediğim Kalkınma Bakanlığının yapmış olduğu kaynak tahsislerinin bir anlamı kalıyor mu? Öncelikleri arkadaşlarımız çalışıyorlar, geliyorlar, görüşüyorlar, ilgili sektör uzmanlarına danışıyorlar ve tahsis yapıyoruz ama sonra bunlar deliniyor. Peki, ne oluyor? İşte, o zaman gelir adaletsizliğinin üzerine bir de vergi adaletsizliği biniyor değerli arkadaşlar yani dar gelirliye… Nereye gidiyor ÖTV, KDV koyduğumuz zaman? Düşük gelirli vatandaşın sırtına biniyor. Kurumlar vergisi almak daha uzun, zahmetli iş; nisan ayı gelecek de, tahakkuk olacak da, tahsilat yapacağız da hepsini yapacak mıyız, yapamayacak mıyız diye… Doğal olarak maliyeciler de hemen hazır kümestekilere yükleniyor. Dolayısıyla, söylediğimiz şey, bu hedeflerin gerçekçi olmaması durumunda dar gelirli vatandaşlarımız, çalışanlar bunun sıkıntısını çekiyor.

Şimdi, bir taraftan büyüme, kalkınma… Az önce Sayın Bakanla aynı toplantıdaydık, ben konuşmam olduğu için önden gelmek zorunda kaldım, güzel şeyler söyledi. Temenniler güzel ama işin içine siyaset sokmadan yapmamız lazım, eksiklerimizi tespit etmemiz lazım, hep birlikte baştan söylediğimiz hedefe yürümemiz lazım. Bunu güzel söylüyoruz. Sayın Başbakan, dediğim gibi, demin örnek aldığım konuşmanın içerisinde -bir yerini söyledim size- sanki bütün sorun çözülmüş, Türkiye’de yoksulluk bitmiş, gelir dağılımı düzelmiş gibi...

Değerli arkadaşlar, çok basit bir şekilde uluslararası bir iki tane şeyi göstereceğim size. İnsani Gelişme Endeksi yayınlanıyor. Şimdi, bakıyoruz… Burada her şeyi söylüyorsunuz, 3 tane rakamla pembe tablo çizmek güzel ama bir de acı gerçekler var. Hazırlanmış olan uluslararası bir endeks. Peki, ne diyor bu İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde? Türkiye 92’nci sırada. Şimdi, gelişmişlik demek… Az önce onun için Sayın Bakana referans ettim -sosyal kısımlar var, eğitim var- güzel şeyler söyledi. Sadece büyüme rakamı, o da ithalata dayalı olursa bir anlamı yok. Öbür taraftan, bakıyorum, yine ne olması lazım? Rekabetçi olmamız lazım. Ee, söylüyoruz, şimdi, eğer siz bir gram kıpırdanmayı yeterli görüyorsanız, 43’üncü sıraya gelmişiz. Şimdi, 43 tane ülkede… Hani biz 17’nci büyük ekonomiydik? Neden o zaman gelişmişlik düzeyinde 10’uncu sıraya gelmiyoruz da… Bunları yeterli bulup bunun üzerinden hamaset yapmayalım. Diyelim ki: “43’teyiz; bizim, önümüzdeki sene 40’a, bir sonraki sene 30’a, bir sonraki sene 10’a gelmemiz lazım ki lider ülke olalım.” O zaman “‘Ey muhalefet, gelin, burada ne yapacağız?’ diyelim.” demek yerine “2002’de şöyleydi, 2012…” Ee, ona bakarsak 99’da biz aldığımızda daha beterdi, 94’te bir daha kriz vardı, 80’lerde zaten kötü durumdaydık diye konuşmamız lazım.

Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi, burada örnek başka bir şey. Tamam, bunu söylüyoruz, Türkiye’nin bir dinamizmi var, zaten özel sektör bir şeyler yapıyor, hangi hükûmet gelirse gelsin, biz fazla gölge etmezsek daha da fazla yapacak. Önlerini açacağız, destek olacağız, hep beraber organizasyonunu, koordinasyonunu sağlayacağız.

Şimdi söylüyoruz, TÜİK, burada, gelir ve yaşam koşulları anketini açıklamış, 2011’de yaptı, yenisini henüz bekliyoruz, yenilendiği zaman gelecek. Şimdi, halkın yüzde 80’i eskimiş mobilyalarını yenileyemiyor. Yüzde 86’sı evden uzakta bir haftalık tatil yapamıyor. Birkaç tane önemli olanını size gösteriyorum yani çok fazla var da dikkatimi çeken bazı hususları söyledim. Şimdi, yüzde 67’si beklenmedik harcamaları karşılayamıyor. Şimdi, oturacağız… Değerli arkadaşlar, bakın, burada diğer şeyler de var, ekonominin büyümesine ilişkin gelir dağılımı ve bunların sosyal kesimler tarafından nasıl paylaşıldığına ilişkin. Biz, burada “Efendim, biz yüzde şu kadar küsur büyüdük.” diyerek sadece ithalata dayalı bir rakamla veya yapmadığımız ihracata dayalı net ihracat üzerinden bir rakamla kendi kendimizi kandırırsak bu işin içinden çıkma şansımız yok. Ha, tabii ki yapacağız -dediğim gibi- biz sorunları önce kabul etmek zorundayız, sorun yokmuş gibi davranamayız. İşsizliği çözemiyoruz. Niye çözemiyoruz? Çünkü, arkasında yatan temel nedeni kabul etmediğimiz için, “Biz doğru yapıyoruz.” dediğimiz için çözemiyoruz. Yani, buradaki sorunun, üretmeden tüketen ithalata dayalı büyüme anlayışında ve bunu destekleyen düşük kur yüksek faize dayalı, ithalata dayalı büyüme anlayışını destekleyen kur rejiminde olduğunu, daha doğrusu örtülü sabit kur rejiminde olduğunu kabul etmezseniz Sayın Bakanım, siz istediğiniz kadar kalkınma planı yapın, istediğiniz kadar özel ihtisas komisyonları raporları hazırlayın, istediği kadar TÜİK otursun bizim tanımlama yöntemlerimizi değiştirsin, bunlar geçici kalır. Onun için, burada temel sorun olan cari açığın, dış ticaret açığının arkasında yatan şeyin üretmeden tüketen ekonomik yapı olduğunu ve bunun nedeninin de bugün uygulanan kur rejimi olduğunu kabul etmez isek sayın bakanların yaptığı gibi…

Allah şifa versin -bu arada söylemiş olalım- Sayın Zafer Çağlayan küçük bir operasyon geçirmiş, -o sıkça söylediği için- geçmiş olsun diyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Unakıtan’a da şifa diliyoruz.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Kemal Unakıtan Bey de Antalya’da, bizim seçim bölgemizde bir böbrek nakli operasyonu geçirecekmiş, kendilerine şifalar dileyelim.

Ama, bu arada da onun çok söylediği şey olduğu için, Merkez Bankasıyla ilgili sürekli olarak bunu dile getiriyor: “Efendim, işte, kur…” Diyorum ki: “Sayın Bakan, niye şikâyet ediyorsunuz? Siz çözme mercisisiniz.” Defalarca burada söyledim. Sonra “Hocam, niye kitap gösteriyorsun?” diyorlar. Diyorum ki: “Kur rejimi ayrıdır, kur politikası ayrıdır.” Kur rejiminin sorumlusu, sayın bakanın içinde olduğu Hükûmettir. Değiştirirsiniz, ona göre kontrollü bir dalgalı kur politikası koyarsınız, ne kadar enflasyon varsa ona göre çözersiniz.

Sonra kalkıp da Merkez Bankasını, başkanını günah keçisi ilan edip veya “Efendim, işte içeride sıkıntı var, biraz daha frene basalım.” diyen bakanı suçlamanın bir anlamı yok. Ben haberi görünce şaşırdım, köşe yazımda da yazdım.

Şimdi, bakın arkadaşlar, biz söyleyince kızıyorsunuz. “Yanlış yönet, halka ödet.” diyor. Uzaktan göremiyorsunuz, bu hangi gazetede yer aldı biliyor musunuz? Sabah gazetesinde. Ben söyleyince kızıyorsunuz. “Yanlış yönet, halka ödet.” İçinde de diyor ki: “Burada rantiyeciler destekleniyor, faiz düşürülmüyor, Merkez Bankası faizi düşürmüyor.”

Yani, şimdi, sorunu kavramadığınızın ve siyaset olarak kendi içinizdeki siyasi gelişmelerin bir sonucu bu. Ha, biz söyleyince uyarı olmuyor. Ha, kısmen haklı oldukları yerler yok mu? Var ama onlar da bir karar almış Hükûmet içerisinde talebi belli ölçüde düşürelim diye, böyle bir çalışma yapmışlar.

Birkaç gün sonra tekrar bakıyorum, işte, bütçeyle ilgili rakamlar açıklanıyor, arkasından tekrar “Frenden vazgeçmiyor.” diyor yine aynı gazetede. Hani, başka gazete olsa anlayacağım, “Ya, bakın, işte muhalefet yapıyorlar.” falan diyeceksiniz.

Ha, şimdi burada şunu söylemeye çalışıyorum: Arkadaşlar, burada doğruları tespit edip eksiklerimizin üzerine hep beraber gitmez isek ortak hedef olarak Türk milletinin hedefi olması gereken 2023’te lider ülke olma vizyonuna maalesef ulaşma şansımız yok.

Burada biz “frenciler-gazcılar” tartışması yapacağımıza, daha önce de söylediğim ekonominin direksiyonuyla ilgili çalışmaları hızlandırmamız gerekiyor. Yani, arkadaşlara komisyonda anlattım: Biz fren-gaz tartışması yaparken direksiyonu unutuyoruz. Bizim eski zamanlarda 411 Fiat traktörler vardı çiftçilikte kullanılan, iki tur atmadan direksiyonunda boşluk dönmezdi dedim. E, siz şimdi B sınıfı ehliyeti olan birine otobüsü verirseniz ne olur? Önce, bunları düzeltmemiz lazım, varsa eksiklerimiz bunları gidermemiz lazım, yolu tamir etmemiz lazım ki o yolda sağlıklı gidelim. Mesele sadece kimin frene, kimin gaza bastığı veya kimin şoför olduğu değil, o otobüsün içinde olan vatandaşlarımız var, olan içindeki yolculara olacak. Onun için, hep beraber bu otobüse dikkat etmemiz gerekiyor.

Diğer bir şey, şimdi, bununla ilgili… 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Motor toplama olursa ne yapacağız?

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Tabii, motoruna falan bakmıyoruz; zaten oraya gelemedik, vaktimiz yok.

Sürekli olarak Sayın Başbakana başka bir şey söyletiyorsunuz “IMF’ye borcumuzu ödedik.” diye. Ya, değerli arkadaşlar, ödememe gibi bir şansınız var mı? Bir devlet “Borcumu ödemiyorum.” diyebilir mi? “IMF’den borç almışlar.” Siz de aldınız; 2005 yılının Mayıs ayında kimdi hükûmet? 10 milyar dolara yakın, 6 milyar küsur SDR aldınız mı? Aldınız. E, şimdi kalan kimin borcu? Bizim borcumuz biteli çok oldu. Defalarca söyledim, siz bırakıp gittiğinizde, biz Hükûmet olunca da eğer almışsanız ister IMF’ye ister Dünya Bankasına ister bilmem ne eurobond, tahvil alan yatırımcıya olsun ödemek zorundayız. Devletin borcunu ödeyeceğiz. Mecbur kalınca da siz dahi tek parti hükûmetiyle aldınız mı? Aldınız. Doğaldır, bunların üzerinde siyaset yapmanın bir anlamı yok. Çözüme odaklanmamız lazım. Yani, işsizlikte de aynı sorunumuz var, borçlarda da bunun üzerinden değil…

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak her zaman yapıcı, yol gösterici, uzlaşmacı bir muhalefet anlayışından yana olduk.

Değerli arkadaşlar “Bunların çözümü peki nedir?” diyeceksiniz. Çözüm, gerçekten yani Sayın Başbakanın bize söylediği gibi hamasi milliyetçilikle değil, üretim, yatırım, ihracat seferberliği başlatmaktır; çözüm, üreten ekonomiden yana olmaktır; çözüm -az önce sayın bakanla ortak noktada buluştuğumuz gibi- sadece büyüme rakamlarına takılıp kalmadan sosyal sektörlerde, eğitimde, sağlıkta, kültürde, bütün alanlarda toplumun genel refah düzeyini yükseltmektir; alt gelir gruplarındaki vatandaşlarımızı asgari refah seviyesine çıkaracak bir kalkınma hamlesi -sadece ekonomik büyüme değil- gerçekleştirmek ve toplumsal adaleti sağlayarak Türkiye’yi 2023’te lider ülke yapacak, 2053’te süper güç yapacak çalışmaları birlikte yapmaktır. İnşallah, bu, topluma mal olmuş hedefi birlikte gerçekleştiririz.

Sizlere de hamasetten uzaklaşıp çözümlere odaklanırsınız diyor, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Hatay Milletvekili Sayın Şefik Çirkin, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun, GAP, DAP, KOP ve DOKAP başkanlıklarının bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bunun yanı sıra, bugün mübarek cuma; hepimizin ve milletimizin cuması mübarek olsun.

Değerli milletvekilleri, bunlardan önce, Kalkınma Bakanlığımızın GAP projesine bir göz atıp, o konuda gerekli eleştirileri ya da takdirlerimizi sunmak üzere bir inceleme yapmak için GAP’ın Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının sitesine baktım. Aralık 2010 -yani sayın bakan da bunu duysun- 2011 yok. Şimdi, bu nasıl bir anlayıştır, inanamadım. Yani bu kadar ciddiyetsiz bir yaklaşım olabilir mi? Bir idare başkanlığı -2011’de bir milletvekili çıkacak kürsüye bunları konuşacak- 2011’deki faaliyetlerini milletle niye paylaşmaz?

Tabii, herhangi bir faaliyet olmadığına inanamadık. Ondan sonra, döndük, değerli bakanımızın, acaba bir faaliyet var da biz mi kaçırmışız diye komisyon tutanaklarındaki konuşmalarına baktık, yine bir şey yok. Derken acaba sayın bakanımız bir kitapçık dağıtmış, burada, yani inşallahtan, maşallahtan başka, bu Güneydoğu Anadolu Projesi’nde alınmış ne mesafe var, sulama kanallarında ne mesafe alınmış diye merak ettik, baktık; geçen yıl söylenen, bu kürsüden bizim söylediğimiz, 200 binden 300 bine çıkması. Yani ne demiş sayın bakan? “Evvelki hükûmetler döneminde 200 bin yapıldı, son on yılda da buna 100 bin eklendi.” Bu 100 bini kim eklemiş? Yine, 57’nci Hükûmet döneminde yapılan ihale çalışmalarıyla 57’nci Hükûmet tarafından eklenmiş çalışmalardır. Yani, bu Hükûmetin eklediği hiçbir şey yok, 300 bini 301 bin yapamamış ve mali yılı bütçe sunuş konuşmasında da sayın bakanın hiçbir şey yok.

Derken geçmiş milletvekillerimiz acaba ne söylemişler diye bir inceleme yaptığımda –tesadüf, gerçekten tesadüf- ağabeyim, benden önceki dönem milletvekilimiz Sayın Süleyman Turan Çirkin’in 2007 yılında yaptığı bir konuşma var, o konuşma da burada duruyor ve onun üzerine bir şey eklenmemiş. Aslında, İç Tüzük müsait olsa ben geçen yıl yaptığım konuşmayı bu yılki konuşma varsayıp, buraya getirip bırakıp, tekrar geri yerime otursam yeridir. Böyle bir ciddiyet olmaz yani biraz sonra umarım sayın bakan cevap verecektir.

KOP… Yani, şimdi, KOP’a bakıyoruz, geçen yıl da söyledim, bu yıl da değişen bir şey yok. 510 bin hektar Konya Ovası’nda şu anda sulanabilir arazi var. Şimdi, bizim Konyalı vatandaşımız, yarın bir gün bu proje bitince Konya Ovası abat olacak, suya doyacak sanıyor. Hâlbuki, KOP’un kapasitesi şu anda sulanabilir arazinin dahi yüzde 10’u. Bu, KOP’un tamamı bu. Ve bütün çalışmalarda da gerek KOP’ta gerek diğerlerinde ortada bir kaynak yok. Ve KOP’ta su yetersizliğinden bahsediliyor yani bu su yetersizse bu KOP’u ne amaçla yaptınız? Bu bir tren projesi değil, demir yolu projesi değil, bu bir kara yolu projesi değil; bu bir sulama projesi. Sayın bakan bundan bahsediyor eğer yanlış okumadıysam.

Değerli arkadaşlar, aynı zamanda DOKAP diye bir proje var, orada da maalesef bir şey yok; DAP diye bir proje var, orada da bir şey yok. Bu bölgelerin kapsadığı vatandaşlarımız, kesinlikle bölge iktidar milletvekillerinin gidip bu projeleri kendilerine takdiminde bunlara ümit bağlamasınlar ve bundan dolayı da illerinin, memleketlerinin üç beş sene sonra bir cennet hâline geleceğini kesinlikle sanmasınlar.

Bir de bunun yanı sıra, bu bölgelerin ayrı sorunlar var. Yani, bilhassa GAP bölgesi, GAP’ın Şanlıurfa, Mardin, Gaziantep, Kilis, Şırnak bölgeleri, sınır vilayetleri…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Suriye meselesi nasıl etkiledi bu GAP’ı?

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Sınır vilayetleri olmasından mütevellit Suriye’yle ilgili ilişkilerde yaşadığı sıkıntılar var, bunlardan dolayı uğradıkları ekonomik çöküntü var ve aynı zamanda zirai anlamda da zorlukları var.

Bir kere bu bölgeler -aynı zamanda benim ilim Hatay’da- ana temeli pamuk olan bir ziraat biçimiyle geçinmektedir yani pamuk bu bölgelerde zirai ekonominin motorudur. Şimdi, Sayın Tarım Bakanımız… Bu onun konusu aslında ama Kalkınma Bakanımızın da bari, bu kalkınmama noktasında bu işleri yapamadığından, hiç olmazsa Tarım Bakanımıza, Maliye Bakanımıza gidip pamukla ve diğer ürünlerle ilgili destekleme istemesi gerekiyor. Bari bu şekilde kalkındıralım, olmaz mı? Yani 56 ilde buğday desteklenmesi ödenmiyor, bu bölgeler ağırlıklı. Niçin? Yolsuzluk var. Yolsuzluk olanı bulmak devletin görevi, yolsuzluk yapanı bulmak devletin görevi ama yolsuzluk yapmayanı da beraber cezalandırmak herhâlde devletin vicdanına da milletin vicdanına da sığmasa gerekir.

Bunun yanı sıra, Sayın Tarım Bakanımız kendi sunumunda ifade ediyor, dalga geçiyor: 2002’de pamuk üretiminin yaklaşık 1 milyon ton yani 988 bin ton olduğunu, bir miktar ihracat yapıldığını ve aynı zamanda da 4,5 milyar dolar tarıma dayalı tekstil sanayinin pamuğa dayalı ihracat yaptığını, ancak günümüz tarihinde yani 2012’de bu rakamın yine 1 milyon ton olduğunu ama tekstil ihracatımızın 11,5 milyar dolar olduğunu ifade ediyor. Bakın, şimdi, para tekstilciye gitmiş çiftçiyi bununla avutuyor. Böyle bir mantık olur mu? Böyle bir insafsızlık olur mu? Bizi aptal mı sanıyor? Peki, 1 milyon ton pamuk, 1 milyon tonda kalmışsa bu tekstilci, bu ihracat rakamını 4,5 milyar dolardan 11,5 milyar dolara ne ile çıkarıyor? Bunun ham maddesi nereden geliyor; pamuk nereden geliyor, iplik nereden geliyor, kumaş nereden geliyor? Çin’den, ithalat yapıyor. Yani benim çiftçim bunu ekemiyor, mecburiyetten dolayı bir miktar ekiyor çünkü bizim ovada, Amik Ovası’nda yaşayanlar bilir, pamuk ekmeyen kredi bulamaz. Zirai ekonominin motoru pamuktur, bunu bırakamaz. Çiftçi zarar ediyor, fabrikacı zarar ediyor, küspeci zarar ediyor, hepsi zarar ediyor ama tekstilci kazanıyor; olur. Vallahi bizde fabrika açacak para yok, kumaş fabrikası açacak para yok, iplik fabrikası açacak para yok, bunu alıp ihraç edecek para da yok, böyle bir yapımız da yok. Yani, Tarım Bakanı herhâlde tekstilden sorumlu devlet bakanı olsa ancak bu kadar faydalı olurdu.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu projeler hakkında pek bir şey söyleyemiyorum çünkü ortada bir şey yok. Ancak, yine, gerek sayın bakan gerek Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli sözcüleri bizden sonra bu kürsüye çıkıyor, bölgeden kendilerinin destek aldığını, bölge halkının bilhassa Güneydoğu Anadolu halkının kendilerine inandığını, oraya refah götürdüklerini ve bu sebeple de bize inanmadığını, hatta zaman zaman daha da ileri giderek Milliyetçi Hareket Partisinin orada tabela partisi olduğunu ifade ediyorlar.

Şimdi, bakın, Milliyetçi Hareket Partisi, geçmişte oralardan milletvekili çıkarmış, inşallah yarın da oralarla kucaklaşacak bir siyasi partidir. Dün, bu bölgenin, Güneydoğu Anadolu’nun milletvekilleri, bölge milletvekilleri, Sayın Başbakanla bir kriz toplantısı yaptılar. Bu toplantının ana konusu, ana dilde savunma ve dokunulmazlıktı. Ben isterdim ki Adalet ve Kalkınma Partisinin bölge milletvekillerinin şu konularda konuşmasını: Güneydoğu halkının makûs talihini yenmenin, onları ekonomik açıdan refaha götürmenin yollarını konuşmalarını, bunları paylaşmalarını isterdim. Ama, tam tersi, gelip meseleyi bu noktalara, sanki, bilerek isteyerek o bölgelerde bir şey yapamamanın ezikliğiyle bunu gündeme getiriyorlar.

Adalet ve Kalkınma Partisinde “Ana dilde eğitim haktır.” diyen Diyarbakır milletvekili var. Kime güvenerek? Sayın Bülent Arınç’a güvenerek. Sayın Bülent Arınç geçen yıl bu kürsüde “Ana dilde eğitim haktır ve vereceğiz.” dedi. Bunu hep birlikte izledik. Ama aynı Sayın Bülent Arınç, bir müddet sonra, CNN Türk’te yayınlanan “Ne Oluyor?” programına katılarak bakın ne diyor: “Kürtçe ana dilde eğitimin önünde anayasal engel var.” Yetmiyor. “İkincisi: Anayasal bir engel olmasa Kürtçe bir eğitimin kaliteli bir eğitim olabileceğine inanıyor musunuz?” Güneydoğu halkı bunu duysun. “Bir medeniyet dili midir Kürtçe? Böyle ana dilde eğitimi düşünmüyoruz. Ana dilde eğitimin Türkçe olması hem beraberlik sağlıyor hem Türkçe bir medeniyet dilidir.”

Değerli arkadaşlar, biz, Kürt kökenli vatandaşlarımızın dillerine “Medeniyet dili değildir.” demiyoruz. Biz, sadece ve sadece, dilde birliği sağlamazsak millette birliği sağlamamanın gerekçelerini ortaya koyuyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi elbet bir gün o bölgeye gidecek, oradaki insanlarımızla samimice, dürüstçe konuşacak. Elbet bir gün Milliyetçi Hareket Partisine bu iktidar nasip olacak. Oradaki insanımıza gidip “Gel ...(x)” diyeceğiz, “Gel ...(xx)” diyeceğiz; onların meselelerini paylaşacağız; onların türkülerini birlikte okuyacağız ama onları kandırmayacağız. Delikanlı gibi, terörle mücadele edeceğiz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – “Ana dilde eğitimi kabul etmiyoruz.” diyorsunuz, “Birlikte şarkı türkü söyleyeceğiz…” Bu ne çelişki Sayın Hatip?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Eğitim başka, şarkı türkü başka…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Olur mu? Eğitim, ana dilde eğitim önemli.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Anlatayım ben sana farkını.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ana dilde eğitim olmadan şarkı türküyü nasıl söyleyeceksiniz?

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Biz fikirlerimizden taviz vermeyeceğiz. Biz, milletimizin birliği için, hiçbir şekilde oy avcılığı yapmayacağız. Biz delikanlı gibi siyaset yapacağız.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çirkin.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 12.00

                             

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(xx) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 12.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ) 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 40’ıncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı’da.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığının 2013 yılı bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Halka daima ve yalnızca doğruları söyleyen tüm milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün sizlere, bütçe sunumunda Sağlık Bakanının sizleri ve halkı nasıl yanılttığını anlatmaya çalışacağım.

Sağlık Bakanlığı, bütçe yapmak yerine sağlık sistemini ve sağlık hakkını nasıl satılığa çıkardığını açıkça anlatmış ve âdeta suçunu da itiraf etmiştir. Bakanın dediğine göre, uluslararası kaynaklar, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı ders kitabı mahiyetinde gösteriyorlarmış. Kim gösteriyor? Dünya Bankası. Yani Dünya Bankası diyor ki: “Aferin size, IMF ile birlikte size başlangıçta bu proje için verdiğimiz 40 milyon avronun hakkını fazlasıyla verdiniz, ben de bunu tüm dünyaya ilan ediyorum.” Ben bundan utanç duyuyorum, siz ise övünüyorsunuz. İşte farkımız burada.

Bakan sağlık hizmetlerinin analizinin yapıldığı “Geri Kalmışlıktan Liderliğe” başlıklı bilimsel bir yayınla övünüp duruyor. Bu yayındaki 3 yazardan 1’isi Dünya Bankası çalışanı, diğer 2’si Sağlık Bakanlığı çalışanı yani Sayın Bakan, kendiniz çalıyor kendiniz oynuyorsunuz, sonra da “Dünya bizden bahsediyor.” diyorsunuz. Hakikaten biraz ayıp olmuyor mu? Geçmişte bilim adamlığı yapmış bir insan olarak bu, gerçekten size hiç yakışmıyor. Siz, halkımız gerçekleri öğrenemez mi zannettiniz?

Bakan bütçe konuşmasında bebek ölüm hızını binde 7,7 olarak gösteriyor kitapçıkta. Dünya Sağlık Örgütü ise binde 12 olarak rapor ediyor yani yine doğruları söylemiyor Sayın Bakan. Hesabına geldiği zaman Dünya Sağlık Örgütü verilerini kullanıyor, hesabına gelmediği zaman kendi elemanlarının özel olarak ürettiği rakamları kullanıyor. Bebek ölümleri de, çocuk ölümleri de, anne ölümleri de azalıyor ancak diğer ülkeler bizden daha çok azaltıyorlar.

Bakın, anne ölümünde bizden daha iyi olan ülkeleri söyleyeyim de birazcık başımız öne eğilsin, keşke böyle olmasaydı: Bosna Hersek bizden daha iyi; Bulgaristan, Yunanistan, Kuveyt bile bizden daha iyi; Polonya, Katar, Slovakya, Birleşik Arap Emirlikleri, bunların hepsi anne ölümlerinde bizden daha iyi sıralamalarda yer almışlar.

“Sağlık alanında yaptıklarımızdan halk memnun.” diyor Sağlık Bakanı. Kısmen doğru olabilir ancak doktorların yani bu hizmeti sunanların yüzde 84’ü “Ben verdiğim hizmetten memnun değilim, halka iyi hizmet veremiyorum.” diyor.

Bakın, bir uçağa binersiniz, uçaktaki yolculara çok iyi hizmet edersiniz, ikramda bulunursunuz, yolcular bundan memnun olurlar ancak uçakta teknik bir sorun var mı yok mu, bunu anlayamazlar. Bu sorun ne zaman anlaşılır? Uçak düştükten sonra anlaşılır.

“Sağlık çalışanları, size ‘Sağlıkta ciddi sorunlar var.’ diyor, sağlık yere çakılmadan onları dinleyin.” diyoruz, ama nafile.

Size “Başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanları mutsuz.” diyoruz, anlamıyorsunuz. “Köle gibi çalışıyorlar, emekli olduklarında aç kalıyorlar.” diyoruz, anlamıyorsunuz. “Performans sistemi altında eziliyorlar, bu nedenle halka iyi hizmet veremiyorlar.” diyoruz, yine anlamıyorsunuz. “Şiddet artıyor.” diyoruz ancak Gaziantep’te bir doktor arkadaşımız bıçaklanarak öldürüldüğünde “Haa!” diyorsunuz. “SABİM doktor şikâyet hattı oldu.” diyoruz ancak bir doktor SABİM nedeniyle intihar edince “Allah Allah!” diyorsunuz. Yani, bize inanmanız için daha kaç doktorun ölmesi gerekecek Sayın Bakan?

“Ülkemizde yaşayan her insan yılda 8 kereden daha fazla doktora gidiyor elhamdülillah.” diyorsunuz ve bununla övünüyorsunuz. Ben ancak size “Bravo!” diyebilirim. Size, aslında, madem bu kadar çok hastalıklar arttı, “Sağlık Bakanı” değil “hastalık bakanı” demek daha yakışır diye düşünüyorum çünkü halkımızı hasta ettiğinizi siz de itiraf etmişsiniz.

Sağlık alanında 126 bin taşeron çalıştırıyorsunuz. Kamuda en çok taşeron çalıştıran yani en çok emek sömürüsü yapan olarak tarihe geçtiniz, bununla da ne kadar gurur duysanız azdır.

Acil sağlık hizmetleri için 4 tane uçak ambulans kiraladınız, her gün bununla övünüyorsunuz. Ya, inanın övünülecek başka şeyleriniz var ama bununla övünmeyin ne olur, halk da zannediyor ki acil sağlık hizmetleri iyi gidiyor.

Vatandaşımıza buradan seslenmek istiyorum. Kalp krizi geçirip ambulans istediğiniz zaman, o kara ambulanslarının içerisinden doktor çıkmayacaktır, kimsenin sizi kandırmasına izin vermeyin.

Sayın Bakan aşılama oranlarıyla da övünüyor. Aşılıma oranlarının yüksekliği bu Hükûmetin başarısı değildir, cefakâr sağlık çalışanlarının bir eseridir. Ama siz ne yaptınız aşı konusunda? Ülkemizi aşı dahi üretemez konuma getirdiniz. Sizin sayenizde kızamık, verem ve sıtma hortladı. Siz konuşmanızda “Sıfır vaka var.” diyorsunuz ama Dünya Sağlık Örgütü böyle söylemiyor. Açın, Dünya Sağlık Örgütünün 2012 istatistiklerine bakın Sayın Bakan ve halkımızı yanıltmaktan da vazgeçin.

Sağlık Bakanı aile hekimliğiyle övünüyor, “Artık ailemize özel doktorlarımız var.” diyor. Yok Sayın Bakan, yok. Ailemizin doktoru filan yok çünkü birinci basamak olan koruyucu sağlık hizmetlerini de özelleştirdiniz. Doktorlar sizin sayenizde -tırnak içinde- kelle başı para alıyorlar. “Yılda 8 kere doktora gidiyorlar.” diyorsunuz, sadece bu ziyaretlerin 3 tanesi birinci basamağa, aile hekimine, geri kalan 5 tanesi ise hastanelere. Hani nerede aile hekimliği, nerede iyi işleyen sistem?

Ama bir konuda sizi takdir etmek gerekiyor: Ruh sağlığı kontrol programı başlatmışsınız, bunu önemsiyorum gerçekten. Zira, hem halkın hem sağlık çalışanlarının ruh sağlığını bozdunuz. Sayenizde toplumun her kesiminde şiddet ve cinnet arttı.

“Genel sağlık sigortası yaptık.” diyorsunuz, yine halkı yanıltıyorsunuz. Temel sağlık paketi için bile ek para alıyorsunuz. Vatandaşla dalga geçer gibi “Vatandaşın cebinden çıkan para azaldı.” diyorsunuz ve yine doğruları söylemiyorsunuz. Vatandaşın ödediği paranın sadece oranı azaldı, cebinden çıkan para ise arttı. Vatandaşlar her doktora gittiklerinde randevu parası, katkı payı, reçete parası, ilaç katkı payı gibi daha birçok fark ücretlerini ödüyorlar. Bakın, Sağlık Bakanlığı Sağlık Araştırmaları Genel Müdürünüz ne diyor: “2011 yılında toplam sağlık gideri 70 milyar, devletin bütçesinden çıkan 45 milyar.” diyor. Yani siz, 25 milyarı vatandaşın cebinden cımbızlayıp çıkardınız ve sistem içerisine aktardınız.

Sayın Bakan, sağlığı da yazboz tahtasına çevirdiniz. Tüm bunlar yetmedi, Sağlık Bakanlığının yapısını da paçavraya çevirdiniz. Liyakatle değil, birilerinden aldığınız emirlere göre atamalar yaptınız, Bakanlık müfettişlerinin disiplin cezasına çarptırdıkları insanları da üst görevlere getirdiniz. İktidarınız döneminde, Emniyet Genel Müdürlüğü verilene göre, en çok yolsuzluğun yapıldığı alanların başında sağlık alanı var. Burası kimsenin babasının çiftliği değildir.

Ben size 17 tane soru önergesi verdim Sayın Bakan, 1’ini yanıtladınız. Ya yanıtlayamıyorsunuz ya da tembelsiniz! Kararını siz verin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel, buyurun.

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sekiz dakikada İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu gibi devasa bir kurum ve hepimizin sağlığını doğrudan ilgilendiren ilaç ve eczacılık harcamaları hakkında bir şeylerden bahsetmek, yetiştirmek çok güç. Ama 4 kelimeyle özetleyecek olursak, İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, kuruluşu açısından bir garabet, çalışanları için bir melanet, eczacılar açısından bir felaket, sağlığı ve hastayı götürdüğü yön açısından da kıyamettir.

“Kuruluşu garabet.” dedim çünkü darbelerle sözde hesaplaşmaların yapıldığı bir dönemde, kudretli paşaların kendileri için tesis ettikleri kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi kullanılarak kurulmuştur. Yıllarca tartışıldı, alandaki kimse ikna edilemedi. Ancak, eski Meclisin eski hükûmete, yaz tatilinde “Seçim kampanyaları sırasında kullanılsın.” diye verdiği altı aylık yetkinin son gecesinde, sabaha karşı, Meclis bir aydır çalışıyorken ve Sağlık Komisyonu toplantı hâlindeyken İlaç ve Tıbbı Cihaz Kurumu kuruldu.

Çalışanları için melanettir çünkü Sağlık Bakanlığı Tıbbi Cihaz Daire Başkanlığını, koskoca İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğünü ve yılların Hıfzıssıhhasını bir gecede yuttu. Tüm çalışanları bütün kazanılmış haklarından mahrum edilerek, hepsi birden bir havuza devredildiler. Önce kendilerine ölümü gösterdiniz, sonra istemedikleri yerlerde çalışmaları için imzalarını alarak sıtmaya razı ettiniz. Sıtmaya razı olmayıp ölümü seçenler oldu kurumun içinde. Yılların emekçisi, Eczacı Ayşe Okman, Hıfzısıhhada ilaç analizi yapardı, işini seven, çok çalışan, liyakate inanan birisiydi. Ama kendisi çok uzaklarda abuk subuk bir göreve sürüldü, buna dayanamadı 10’uncu kattan kendisini attı. Kendisini buradan rahmetle anıyorum ve Sayın Bakanı, başta rahmetli Ayşe Okman’ın ailesi olmak üzere, psikolojisini bozdukları, yerinden yurdundan ettikleri, çocuklarından uzağa düşürdükleri, hakkını yedikleri tüm sağlık çalışanlarından, hiç olmazsa bu kürsüden bir kere özür dilemeye davet ediyorum.

Sağlık Bakanı “İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu kurulunca eczacılar rahat edecekler. En az 3.000-3.500 lira ücret vereceğiz yeni başlayana, hak ettikleri yüksek ücretleri vereceğiz.” dedi. Ona inananlar oldu. Ne oldu biliyor musunuz; maaş 1.300 lira, emekliye yansımayan 800 liralık döner sermaye ile 2.100 lira alıyorlar. 2.147 lira alan şube müdürleri, birim amirleri var. Tüm atamalar vekâleten, makam tazminatları yok, her gün dama taşıyla oynar gibi görev yerleri değiştiriliyor. Atamalar çok şüpheli, yandaşların belli yerlere yerleştirildiği konusunda her gün yeni iddialar ortaya atılıyor ve iktidarınız döneminde hemen bütün yerli ilaç firmaları illallah dediler, perişan oldular, yabancılara satıldılar. En stratejik sanayi kuruluşlarımız tek tek el değiştirdi. “Eczacıbaşı” denen amiral gemisinden başladı, İbrahim Etem, Fako, Biofarma, Münir Şahin derken, en son Deva satıldı ama geçen sene bütçe sunumunda “İlaç sanayimiz ileri gitti.” diye övündünüz. Ne söylediniz: “’Münir Şahin’ adlı firmamız Amerikalılara kanser ilacı satıyor.” Ne oldu biliyor musunuz, geçen sene övündüğünüz o firma Amerikalılara satıldı, Amerikalılara.

İşte, sizin ilaç-eczacılık meselesiyle ilgili yaklaşımınız bu. Bu kurumun namusu olan ruhsat dosyalarının gizliliği… Neler anlatırım burada, seksen dakikaya ihtiyaç var. Hızlı ruhsat verilen efervesan formlar, hızla ruhsat alan bizim çocukların ilaç firmaları… Sadece gazetecilerde falan yandaş yok artık, yandaş ilaç firmaları var. Bir anlatsam, vay, vay, vay!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Helal olsun! Helal olsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Eczacı açısından tam bir felaket dedim. Yıllardır, on yıldır eczacılar sürünüyor. Ben mezun olurken 7 eczacılık fakültesi vardı, şimdi 33 tane var. 400 mezun verirdi, bu sene 1.600, iki sene sonra 2 bin mezun verecek. Eczacı sayısı beş yıl içinde 24 binden 35 bine çıkmak üzere. “SSK’dan alınan iskontoları eczacıların üzerinden bir süre için taşıyın.” dediniz; 6 lira iskonto alan eczacı -emanetçilik nerede görülmüş, haydi emanete hıyanet etmesin- 4 lira da üstüne koyup 10 liraya size vermek zorunda bırakılıyor.

“İlaç fiyatları düşüyor.” Buradan ilan ediyorum -kim söylerse, hodri meydan, konuşalım- ilaç fiyatlarını düşüren AKP değildir, son on yıldır bütün dünyada ilaç fiyatları hızla düşmektedir; sebeplerini konuşuruz. Yaşlanan ilaç ucuzlar, patent kapsamından çıkan ilaç ucuzlar, eş değeri çıkan ilaç ucuzlar, yüksek teknoloji ilacı ucuzlatır. Bunların hepsini kendiniz yapmış gibi gösterip… Bütün dünya referans fiyat uyguluyor ve domino etkisiyle bütün dünyada ilaç fiyatları düşüyor ama dünyadaki hiçbir ülke eczacısını ilaç fiyatlarının düşmesi karşısında ezdirmiyor, tedbirler alıyor, bir tek siz ezdiriyorsunuz.

Sağlık Bakanının kendi talimatıyla yapılan, gerçek verilerden hareketle, kendisinin de doğruladığı sonuçlara göre, her 10 eczacıdan 1 tanesi açlık sınırının, her 5 eczacıdan 1 tanesi TÜRK-İŞ’in ilan ettiği yoksulluk sınırının altında gelir elde ediyor; her 2 eczacıdan 1 tanesi, kamuda çalışan ve özlük haklarından şikâyet eden meslektaşlarından daha az para kazanıyor. Eczacılar hastadan alınan muayene ücretinin bizatihi kendisine karşılar. Ayrıca, bu muayene ücretlerine tahsildarlık yapmaya karşılar. Siz her geçen gün yeni bir katkı payı, katılım payı almaktan utanmıyorsunuz, yüksünmüyorsunuz; ben de burada bunları ifade etmekten sıkılmayacağım, ifade edeceğim. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Ey teyzeciğim, yaşlı teyzeler, yaşlı amcalar… Siz iktidar olmadan önce, sadece emekliler 10, çalışanlar 20, raporlular 0 katılım payı öderlerdi, bunlar yine var. Şimdi muayene katılım payı ödüyorlar, devlet hastanesinde 5 lira, üniversitede 12 lira. Reçete ücreti ödüyorlar, 3 lira. Eş değer ilaç farkı ödüyorlar hemen hemen her aldıkları ilaç için, en ucuzuyla aradaki farkı ceplerinden. Kutu başına 1 lira ilave para ödüyorlar 3 kalemden sonra. Özel hastane fark ücreti ödüyorlar, yüzde 90’a çıktı, 15 olduğunda tartışma yaratmıştı. Tetkik fark ücreti ödüyorlar her tetkiki ödemediğiniz için. “Erken muayeneye geldin, on günden önce bir daha niye geldin?” diye ücretini ödüyorlar. Öncelikli tetkik ücreti ödüyorlar, üç ay bekleyemiyor, kanser şüphesi var, onun farkını ödüyorlar. İstisnai sağlık hizmeti ödüyorlar. “Para farkını vermezsen laparoskopik cerrahiyle değil de buradan buraya yararız, otuz sene öncenin teknolojisiyle sizi ameliyat ederiz.” diyorsunuz.

Siz Sağlık Bakanısınız ve umurunuz da olmayan ama insanların canını yakan bir sürü mesele var memlekette. Üç kanaldan 10 çeşit katılım payını söyledim. Güncel olmayan ilaç listeleri; SGK’yla aranızdaki çatışma ve sürtüşme yüzünden hastalar, eczanelerle doktor arasında mekik dokuyorlar. Yeni ilaç ruhsatlandırma süresi Amerika’da altı aydan üç aya indi, Avrupa Birliği “Yedi ayı aşmamalı.” diyor. İnsanlar deva bekliyorlar, şifa bekliyorlar. Bin yüz gündür beklettiğiniz ruhsat dosyaları var. Az görülen hastalıkların ilaçları yetim, çünkü kimse para kazanmadığı ilacı  üretmiyor. Bununla ilgili hiçbir politikanız yok, hiçbir hazırlığınız yok. Çünkü “Gözün görmediği yerde ölen ölsün, o küçük çocuklar bizden değildir.” diyorsunuz.

Yerli ilaç sanayisini bitirdiniz ve her iki gece de bir hastaneye yatan ama ilgili hastaneler tarafından kabul edilmeyen hastalara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …hastane aramakla uğraşıyor sağlıkçı milletvekilleri, bu ayıbı da size teşhir ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Antalya Milletvekili Sayın Arif Bulut. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ARİF BULUT (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Kurumu bütçesiyle ilgili olarak grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Sağlık Bakanı, komisyondaki sunuş konuşmanızda, doğumda beklenen yaşam süresini yetmiş beş yıla çıkardığınızı, bebek ölüm hızını binde 29’dan binde 7,7’ye gerilettiğinizi, anne ölüm hızını yüz binde 15,5’e düşürdüğünüzü, ayrıca birçok başarılarınızdan bahsederek bunları OECD ve Dünya Sağlık Örgütü verileri ile kıyaslayarak ne kadar başarılı olduğunuzu anlatıyorsunuz. Bunlar kısmen doğrudur, kutluyorum sizi. Bunu, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın bir başarısı olarak görüyorsunuz ve “Türkiye’deki sağlık çalışanlarının bu meseleye fedakârca sahip çıkışı olmasaydı biz bu dönüşümü sağlayamazdık.” diyorsunuz. Yani bu başarının, hekimlerin ve yardımcı sağlık çalışanlarının başarısı olduğunu kabul ediyorsunuz; bu çok güzel. Ben de grubum adına, tüm sağlık çalışanlarına ve bu çalışanları eğiten ve öğreten, aynı zamanda kendileri de bir sağlık çalışanı olan değerli öğretim üyelerine gönülden teşekkür ediyorum, bunu fazlasıyla hak ediyorlar.

Şimdi, sizin söyleminizle, retorikten gerçeğe gelelim. Pekâlâ, onlar için siz ne yapmışsınız, bir bakalım. Önce, emekliden başlayalım.

Sayın Bakan, emekli hekimler, bugün yoksulluk sınırında maaş alıyorlar. Bunu siz çok iyi biliyorsunuz, defalarca söyledik. Yaşları altmış beşin altında olan emeklilerin özel hastanelerde kadro bulmasını bilerek engellediniz ve hâlen engellemeye devam ediyorsunuz. Çalışanları da kamuda çalışmaya mahkûm ettiniz. Hekimler, kamu hastanelerinde memnuniyetten değil, mecburiyetten çalışır hâle geldiler. Üniversite hastanelerinde çalışanlar da aynı durumdadır. Çalışan hekimleri, sağlık piyasasının maliyet unsurlarından biri hâline getirdiniz. Performans kaygısı içinde çalışan hekimlerin hastalara karşı olan sorumluluk duyguları körleşti, zor ve riskli hastaları görmezden gelmeye başladılar. Baskı altında, stresli, sorunlu bir hekim tipi yarattınız. Ekonomistlerin “ahlaki tehlike” diye adlandırdığı durum ortaya çıktı. Böylece, hekimler kadar hastalar da zarar görmeye başladılar. Hekimler, kolay ve risksiz hastalara yöneldiler. Bunun sonucu olarak hem hekimler mesleklerinin gereğini yapamaz hâle geldiler hem de sağlık çalışanlarına karşı şiddet patladı. Diğer taraftan, mükemmel sağlık hizmeti verdiğiniz algısını yarattınız ama kamu hastanelerine gidip mükemmel sağlık hizmeti alamayan vatandaş yine şiddete yöneldi.

Sayın Bakan, başta Başbakan olmak üzere siz ve yürütmenin diğer üyeleri, hekimlerin onurunu ve saygınlığını yok eden ve hekimleri itibarsızlaştıran bir dil kullandınız. Sağlık çalışanlarının özlük haklarını asla düzeltmediniz, hep retorik olarak kaldı. Hekimler arasında ayrım yaparak çok ciddi bir kadrolaşma yarattınız. Kamu Hastane Birliklerine yapmış olduğunuz atamaları -ki bu 10 binin üzerinde bir atamadır- ya bir tarikata mensup kişilerden şeçtiniz ya SAĞLIK-SEN üyelerinden seçtiniz ya da AKP eski milletvekilleri veyahut vekil adaylarından seçtiniz. Bıçak parası üzerinden, sezaryen üzerinden, küretaj üzerinden ve birçok hassas sağlık sorunu üzerinden hem kamuoyunu yanılttınız hem de doktorları aşağıladınız. Sayenizde hastaneler hizmet sağlayıcı işletme, hastalar müşteri hâline geldi.

Diğer taraftan, sağlığın piyasalaştırılması yani anayasal bir hak olan sağlığın ötelenemez bir hizmet olmaktan çıkarılarak serbest piyasa koşullarına terk edilmesi yani ne kadar paran varsa o kadar sağlık satın alınabilmesi, özel sağlık kartellerinin korunup kollanması, doğrudan cepten yapılan ödemelerin artırılarak 10 kaleme çıkarılması, sağlık finansmanının düşürülmesi kapsamında sağlık çalışanlarının giderek fukaralaştırılması, her aşamada özlük haklarına yansımayan performans uygulaması, eczanelere uygulanan yaptırımlar, ilaç için referans fiyat uygulamaları, “İyi sağlık hizmeti veriliyor.” algısını yaratan reklamlar, personelin iş garantisini yok eden sözleşmeli statü, yeni Kamu Hastane Birlikleri buna bir örnektir. Kırsal kesimde yaşayanların sağlığı artık Allah’a emanet edilmiştir. Kamu, kırsal alandan elini tamamen çekmiştir.

Değerli arkadaşlar, üniversite hastaneleri, uygulanmakta olan fiyat politikası neticesinde borçlarını ödeyemez hâle gelmişler; Sağlık Bakanlığı, 13 tane üniversite hastanesine el koymuş, “afiliasyon” adı altında üniversite özerkliğini yok ederek Kamu Hastane Birliklerine dâhil etmiştir.

Sonuç olarak, kamu hastanelerinde hizmet kalitesi son derece düşmüştür, bundan en büyük zararı gören yine vatandaştır.

Bu bütçenin halkımıza hayırlı olmasını diliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tekirdağ Milletvekili Sayın Candan Yüceer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Devlet durumunda bulunan siyasal kuruluşların en birinci görevi, toplumun, ulusun sağlıklı kalması için gerekli önlemleri, koşulları gerçekleştirmektir.

“Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.” Mustafa Kemal Atatürk.

“Ben doktora iğne yaptırmam, doktorlar adamı felç ederler alimallah. Doktor efendi dönemi bitti.” Recep Tayyip Erdoğan.

“Doktorların eli hastaların cebinde.” Recep Akdağ. Bu da yetmedi, Sayın Bakan, “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın getirdiği olumsuzluklara dikkat çekmeye çalışan, uygulamadaki hataları, çelişkileri dile getiren hekimlere “Paracı doktorlar gürültü yapıyor.” dedi.

Şimdi, yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim. Sadece bu Hükûmetin Sağlık Bakanı, Başbakanı mı sağlık alanındaki sorunların müsebbibi olarak hekimleri hedef gösteriyor? Hayır. Kenan Evren’den bugüne kadar birçok bakanın ifadesi belki hiç bu kadar onur kırıcı, hedef gösterici değildi ama benzerdi. Hak etmediği ifadelerle hedef hâline getirilen sağlık emekçileri bu ülkenin öz evlatlarıdır. Bunlar, eğitim hayatının en başarılı öğrencileri olmuş, bu ülkenin üniversitelerinden mezun olmuş, devlet hastanelerinde çalışmış, uzun, zorlu bir eğitimden sonra en zor, en özverili koşullarda çalışan meslek mensuplarıdır. İşte bunlardan biri benim, işte sizlersiniz -karşımda bir sürü milletvekili hekim var- işte bizim çocuklarımız, bizim kardeşlerimiz.

Mevcut iktidar, iktidarlar, Sağlık Bakanı yani sağlık hizmetlerindeki sorunların, sıkıntıların, noksanlıkların asıl sorumluları, sorumluluktan kaçarak kendi siyasi geleceklerinin ve çıkarlarının doğrultusunda bu alandaki olumlu her şeyi kendilerine, olumsuz olan her şeyi sağlık çalışanlarına yüklüyorlar. İşte bu zihniyet, bu sözler, bütün karşı çıkmalara rağmen inatla uygulanan yanlış politikalar, hekimlik mesleğini her geçen gün değersizleştiriyor, itibarsızlaştırıyor, hedef şekline sokuyor, hekimleri hedef gösteriyor ve maalesef, hasta ve hasta yakınlarıyla karşı karşıya getirip şiddete, cinayetlere davetiye çıkarıyor.

Doktor Göksel Kalaycı 60 yaşındaydı, Doktor Ali Menekşe 51 yaşındaydı, Doktor Ersin Arslan henüz 30 yaşındaydı. Hepsine Allah rahmet eylesin, toprakları bol olsun.

Aslında olay ne, her şeyin özü ne biliyor musunuz değerli milletvekilleri? Bizim yöneticilerimizin gözünde bizim yurttaşlarımızın hiçbir değerinin olmaması. Vatandaşına verdiğin değer, insanına verdiğin değer; işin özü bu. Ülkemizde ne doktorun ne öğretmenin ne işçinin ne memurun ne askerin ne de polisin değeri var.

Neden mi böyle söylüyorum? Çünkü, bakın, geçen hafta İstanbul Şile’de hızı saatte 90 kilometreyi bulan fırtınada evlerinden zorla çağrılıp can yeleği olmadan, kıyıda herhangi bir yardımcı ekip daha bulunmadan azgın sulara kurban edilen 3 yurttaşımız… Van’da görev yapan bir öğretmen, Gülşah kardeşimiz, eski erkek arkadaşından ölüm tehdidi alıyor, nasıl kurtulacağını, ne yapacağını bilmiyor; tayin istiyor olmuyor; koruma istiyor, olmuyor; can havliyle devlet büyüğüne sığınıyor, yardım istiyor. Vali, vali yardımcısı, millî eğitim müdürü yardım ediyor mu? Hayır. Vali yardımcısı akıl veriyor, “Ölüm hak. Ölümden kaçış yok. Hiç olmadı istifa edersin. Yanında biber gazıyla gez. En fazla ölürsün. Asıl sorun, böyle abuk sabuk insanlarla arkadaş olan kızlarımızda.” diyor ve Gülşah öldürüldü.

Soruyorum size: Hayatın baharında, 27 yaşında ölüm hak mıdır? Hep garibana, fakire fukaraya, kadına mı haktır? Hep bize mi hak? Hep bize mi kader?

Japonya’da 9 şiddetinde deprem oluyor, kimsenin burnu bile kanamıyor; bizim ülkemizde 7 şiddetinde deprem oluyor, binlerce insanımız ölüyor. Şili’de grizu patlaması sonucu 33 madenci tam altmış dokuz gün sonra kurtarıldı; Zonguldak’taki patlamadan sonra ölen 30 madencimizin cansız bedenine bile ulaşamadık. Bu onlara kader değil galiba. Kader hep bize, hep bize hak. Sonra, çıkıyorsunuz kürsüye, on yıllık icraatlarınızı, her şeyi düzeltmiş gibi, her şey güllük gülistanlıkmış gibi, ballandıra ballandıra anlatıyorsunuz. Neyi düzelttiniz Allah aşkına? Sadece sahte gündemlerle halkımızı oyalıyorsunuz. Bırakın “Muhteşem Yüzyıl”ı da 21’inci yüzyılda Türkiye'nin hâline bakın. O film kurgu ama bizim yaşadıklarımız gerçek.

GDO’suz gıda kalmadı, sağlıklı gıda yok. Bugüne kadar birçok kez dile getirdik “Ergene kanser saçıyor, işte Dilovası.” diye, her 3 kişiden biri kanser.

Açlık sınırının 958 lira, yoksulluk sınırının 3.120 lira, asgari ücretin 773 lira olduğu ülkemizde insanlar nasıl beslenecek? Bütün vatandaşlar borç içinde. Hiç kimsede ruh sağlığı bırakmadınız; 38 milyon kutu antidepresan kullanmışız, yüzde 100’ün üzerinde antidepresan ilaç kullanımı. “Çocuğuma ne yedireceğim, okula yarın ne giydireceğim?” diyen insanın, halkımızın sağlıklı olmasını bekleyebilir misiniz?

Evet, bakın, sağlık için çalışan Acil Tıp Asistanı Doktor Melike Erdem, Sağlık Bakanlığının SABİM hattına yapılan bir şikâyetle ilgili savunmasını verdikten sonra, çalıştığı hastanenin 6’ncı katından atlayarak hayatına son verdi. Elinde SABİM’e ait, tuttuğu savunma aslında faillerin kimin olduğunu ve olayın özünü bize en iyi şekilde anlatıyor.

Ben 5 kısa cümleyle bu gerçekleri dile getirmek istiyorum: Kader değil, değer; rakip değil, ekip; müşteri değil, insan; “bak kazan” değil, “önce zarar verme”; ölüm hakkı değil, yaşama hakkı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İzmir Milletvekili Sayın Rahmi Aşkın Türeli. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı Kalkınma Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken sizi ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, burada on dakika içinde -söylenecek- var olan konuları ve problemleri ortaya koyabilmek çok kolay değil ama bunun için belli bir öncelemeye gitmek zorundayız. Tabii, Kalkınma Bakanlığının görevi, misyonu ve yaptıkları itibarıyla söylenecek çok fazla konu ve tartışacak çok fazla şey var ama ben birkaç konu üzerinde özellikle odaklanmak istiyorum.

Bunların 1’incisi: AKP döneminde, yani 2003-2012 döneminde ve sonrası döneme ilişkin olarak var olan vizyon içinde AKP’nin temel ekonomik büyüklüklerdeki performansının ne olduğudur.

Şimdi, şunu göz önüne almak zorundayız: Dünyadaki, uluslararası plandaki ve dünya ekonomisindeki gelişmeler Türkiye ekonomisini de çok yakından ilgilendirmektedir. Ancak AKP döneminde dünya ekonomisindeki gelişmelerin ve uluslararası plandaki gelişmelerin çok fazla dikkate alınmadığını görmekteyiz. Türkiye ekonomisinin daha önceki dönemlerden taşıdığı ve bugünlere getirdiği problemleri AKP döneminde devam etmiş, azalmamış, tam tersine ağırlaşmıştır.

2003-2007 dönemi dünya ekonomilerinin son derece canlı olduğu, ekonomik büyüme hızının yüksek olduğu ve uluslararası likiditenin çok bol olduğu bir dönemdir. Buna dayalı olarak o dönemde de büyüme hızında ciddi artışlar kaydedilmiştir.

Ancak baktığımız zaman, tabii, burada analizi şöyle yapmak gerekiyor: Türkiye ekonomisinin büyüme hızı ya da belli alanlardaki performansı önemli ama bunu benzer ülkelerle kıyaslayarak bir sonuca varmak noktası da önem arz etmektedir diye düşünüyorum. Bu açıdan baktığınızda Türkiye ekonomisinin büyüme hızı elbette gelişmiş ülkelerin üzerindedir ama bizim gibi gelişmekte olan benzer ülkelerle kıyaslandığı zaman düşüktür. Gelişmiş ülkelerden yüksek olması normaldir çünkü onlar olgun ekonomilerdir, olgun ekonomilerin büyüme hızı doğal olarak daha düşük olacaktır.

2008-2009 küresel ekonomide bir yavaşlamanın olduğu bir dönem olmuştur. Bu, Türkiye ekonomisine de yansımıştır. Ancak şunu söylemek istiyorum: Küresel kriz Türkiye ekonomisini vurmadan önce de Türkiye ekonomisinde büyüme ve diğer ekonomik göstergelerdeki performanslarda ciddi zayıflamalar olmuştur. Türkiye ekonomisini küresel krizin vurduğu tarih 2008’in 3’üncü çeyreğidir ve ondan sonrasıdır ama 2008’in başından itibaren Türkiye ekonomisinin performansında ciddi zayıflamalar gözlenmiştir.

2008-2009 krizi sonrasında, 2010-2011 dönemi Türkiye ekonomisinin yeniden büyümeye başladığı bir dönem olmuştur ve AKP bununla, bu alandaki performansla da ciddi biçimde övünmüştür. Ancak şunu görüyoruz: Bu 2010-2011 yılındaki performans 2012 yılında birdenbire bıçakla kesilir gibi kesintiye uğramıştır. Bunda elbette ekonomiyi yönetenlerin, ekonomiden sorumlu olan bakanların performanslarının, kendi aralarındaki uyumsuzlukların, tartışmaların büyük etkisi vardır ama bunun dışında uluslararası alandaki konjonktürü, şartları iyi okuyamamanın, iyi tespit edememenin de çok ciddi etkisi bulunmuştur. Ve bu tartışma bir araba benzetmesi üzerinden, hepimizin bildiği üzere, “fren-gaz” tartışması üzerinden ekonomi literatürümüze girmiştir. Bazı bakanlar “frenci” olmuştur, bazı bakanlar “gazcı” olmuştur.

Siz Sayın Bakan, frenci misiniz, gazcı mısınız, onu da konuşmanızda belirtirseniz -özellikle son gelişmelerin sonunda- memnun oluruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O debriyajcı.

MUSA ÇAM (İzmir) -  Debriyajcı, debriyajcı.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Şimdi şu önemli: Tabii, sürüş teknikleri önemlidir Sayın Bakan, yani nerede gaza basacağınızı, nerede frene basacağınızı bileceksiniz, hava şartlarını iyi düzenleyeceksiniz, ustalığınız olacak, sürücü ehliyetiniz olacak, iyi bileceksiniz. Ama şunu görüyoruz: Ne yazık ki ekonominin dümeninde olan AKP’li bakanlar arasında bir uyum yoktur. Herkes âdeta ekonomide kendisine verilmiş olan alanı ekonominin bütünüyle ve diğer bakanların görev alanlarıyla uyum gözetmeden kendi başına yönetmiş, bunun sonucunda da ciddi problemler ortaya çıkmıştır.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Bakan vitesi boşa mı aldı yoksa?

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Evet, tabii. Fren ile gaza aynı anda basıldığı zaman ne olur? Orada arkadaşlarımız soruyorlar Sayın Bakan. Bunlar da önemlidir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sor, bakan orada, sor.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Debriyaj da var, debriyaj.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Debriyaj, tabii… Debriyaja zaten başka türlü geçmez biliyorsunuz.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Bizim araba otomatik.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Şimdi, sürücünün ehliyeti önemli ama en az onun kadar önemli olan da şudur: Arabanın durumu nedir acaba? Arabanın bakımı gelmiş midir? Arabanın motoru iyi mi?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Motor toplama zaten, toplama.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Motor toplama. Zaten baktığınız zaman arabanın çoktan bakımı gelmiş. Baktığınız zaman arabanın lastikleri hava kaçırıyor Sayın Bakan, arabanın motoru su kaynatıyor.

Yani bunlar şunlar demek: Türkiye ekonomisinin…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Bizimki saat gibi çalışıyor.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Saat gibi çalışıyor da 2012’de biz göremiyoruz Sayın Baştopçu.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Fren gazıyla çalışıyor, fren gazıyla.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Şimdi, tabii, arabanın problemleri var yani Türkiye ekonomisinin yapısal problemleri var değerli arkadaşlar ve AKP döneminde bunlar hafiflememiş, aksine ağırlaşmıştır. Nedir bu yapısal problemler? Birisi, Türkiye’nin yurt içi tasarruflarıdır. Bir ekonominin sağlıklı büyüyebilmesi için ulusal kaynaklara dayalı bir büyüme yapısının oluşması gerekir ama ne yazık ki öyle değildir, Türkiye dış tasarruflara yani artan ölçüde cari açıklara dayalı bir büyüme modeliyle gelişmektedir. Başka bir yapı, Türkiye’de gene cari açıkla birlikte baktığınızda Türkiye’deki üretimin ve ihracatın gittikçe artan biçimde ara malı ithalatına olan bağımlılığıdır. Bu ortalama yüzde 70’leri geçmiştir ve bazı sektörlerde yüzde 80-85’ler düzeyine varmıştır. Uygulanan yanlış para ve kur politikaları sonucunda bugün gelinen nokta Türkiye’deki üretim ve ihracat yapısının tamamen dışarıya bağımlı olmasıdır yani 100 liralık ihracat yaptık diye övünüyorsunuz ama bunun eğer 80 lirası ara malı ithalatıysa -ki yatırım malı ithalatını saymıyorum- burada övünecek bir performans gözükmüyor.

İşsizlik oranlarıyla övünüyorsunuz, “işsizlik oranı, işte, OECD içinde en düşük noktada olan ülke.” diye, iyi ama şunu söyleyelim: OECD ülkelerinde iş gücüne katılım oranı ortalaması yüzde 70’tir. Yani çalışma çağındaki nüfusun yüzde 70’i OECD ülkelerinde iş gücüne katılırken bizde bu oran yüzde 50’nin altındadır.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Yüzde 45.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Yani bir anlamda bir baksak desek ki, bir analiz yapsak, “Yüzde 70’lere çıksa, ne olur?” diye düşünsek işsizlik oranı şu anda bulunduğu noktadan 4 kat yukarıya çıkmaktadır.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Bizim aldığımızda yüzde 45’ti.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Diğer taraftan, imalat sanayisinin teknoloji yoğunluğu son derece düşüktür. Tamamen düşük ve orta düşük teknolojili sektörlerin ağırlıkta olduğu, belirleyici olduğu bir imalat sanayi yapısı vardır.

Dünya ekonomisiyle bütünleşmeye evet, ama dünya ekonomisiyle bütünleşmeye düşük katma değer üzerinden, niteliksiz, düşük ücretli emek üzerinden, kayıt dışılığın yaygın olduğu bir yapı üzerinden dünya ekonomisiyle bütünleşmeye hayır. Biz, dünya ekonomilerinin fason üretim merkezi değiliz. Türkiye ekonomisinin yapması gereken, ciddi anlamda katma değeri yüksek mal ve hizmet üretimine geçmektir, Türkiye’deki imalat sanayi üretiminin teknoloji yoğunluğunu artırmaktır.

Değerli arkadaşlar, sanayi sektörü lokomotif sektördür. Sanayi sektöründe bu yoğunluğu yaptığınız zaman, bu yoğunluk değişimini gerçekleştirdiğiniz zaman, tarım sektörünü ve birçok hizmetler sektörünü de ona dayalı olarak yeniden biçimlendirmiş olursunuz.

Şimdi bakıyoruz 2013-2015 Orta Vadeli Program hedeflerine, bütün bu söylediklerimize yani bu “gaz-fren” tartışmalarına cevap verecek ve Türkiye'nin yapısal problemlerini çözecek bir perspektif var mıdır? Ne yazık ki yoktur.

Geçen sene hazırlanan Orta Vadeli Program yüzde 8,5 büyüme hızından gelmiştir ve OVP dönemi için yüzde 4, yüzde 5, yüzde 5 büyüme hızı öngörülmüştür. E, “Bu sene yüzde 3,2.” diyorsunuz ki ilk dokuz ayda 2,6 oldu. Tutturmanız için yüzde 3,2’yi yılın son çeyreğinde yüzde 4,9’luk bir büyüme sağlamanız gerek ki bu mümkün gözükmüyor. Bu açıdan baktığınızda, yüzde 3’lerden, 2,5’lardan geliyorsunuz, yine yüzde 4, yüzde 5, yüzde 5’e doğru ekonomiyi götürüyorsunuz. Böyle bir şey mümkün mü? Üstüne üstlük, yani “yüzde 4” demiştiniz, “Yüzde 3,2 ya da 3 olacak, fazla bir sapma yok.” diyorsunuz. Aslında çok ciddi bir  sapma vardır.

Talep unsurları itibarıyla baktığımızda ekonomideki sapma çok fazladır. Özel tüketim ve özel sabit sermaye yatırımı âdeta yere çakılmıştır. Büyüme tamamen net ihracata dayalıdır ve net ihracat içinde de altın ihracatının payının sanal olarak büyüme hızını nasıl yükselttiğini biliyoruz. Geçtiğimiz günlerde Sayın Ali Babacan da açıkladı, dedi ki: “Bizim, İran’dan aldığımız enerjinin karşılığıdır bu altın ihracatı.” Öyle bir altın ihracatı falan yok. Ona dayalı olarak hem cari işlemler açığı düşük gözükmektedir hem de büyüme hızı olduğundan daha büyük gözükmektedir. O zaman ne beklerdik: 2013-2015 döneminde Orta Vadeli Program’ın Türkiye'nin bu sorunlarına merhem olmasını beklerdik değil mi? Ama ne yazık ki öyle bir şey yok. Baktığımız zaman,  dünya ekonomisindeki şartların aynen devam edeceği varsayımı vardır. Bunun içinde de “Türkiye ne yapacak? Maliye politikasını değiştirecek mi, para politikasını değiştirecek mi? Nasıl kur politikası uygulayacak?”, buna ilişkin hiçbir ciddi saptama yer almamaktadır. Bu da bizi üzmektedir.

Bu perspektifle “2023 vizyonu” diyorsunuz ki onların Plan Bütçede de olamayacağını değişik biçimlerde anlattık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) - Bu perspektifle Türkiye'nin, bırakın 2023’leri iki yıl sonrasını, 2013-2014’leri bile görmesi mümkün değildir. Var olan, yapılan her hatanın bedelini bu ülkede bu ülkenin insanları çekmektedir; işsizlik artmaktadır, yoksulluk artmaktadır; tarım kesimi perişandır, esnaf perişandır, işçi, memur, emekli perişandır.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türeli.

Adana Milletvekili Sayın Ümit Özgümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığı, DAP, GAP, DOKAP ve KOP bütçesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanım, son söyleyeceğim cümleyi baştan söyleyeyim: Bakanlığınız baştan aşağı dökülüyor.

Şimdi, bugünkü, bütçesi üzerinde söz aldığım GAP, DOKAP, KOP’u inceledim. Biraz önce sayın milletvekilleri de söylediler, 225 milyon liralık bütçesiyle web sitesini düzenlemekten aciz bir kurum. 225 milyon lira bütçesi var ama bakın, Allah için konuşmak gerekirse bu idarelerin yani GAP, DOKAP ve KOP idarelerinin giriş bölümleri çok süslü ve çok güzel cümlelerle dolu ve bir de bir şey daha yapmışlar bu bütçeyle: Ortalama zekâya sahip lise mezunu bir çocuğun yapabileceği ve her bir çalışmada yapılan iyi bir SWOT analizi yapmışlar. Onun dışında icraat yok, onun dışında kalkınmayla ilgili hiçbir şey yok. Zaten bu kuruluşların orada niye olduğu da tartışmalı çünkü aynı amaç için kurulmuş kalkınma ajansları var; aynı bölgelerde, aynı amaçla... Amaç cümlelerine bakarsanız, bu idarelerle kalkınma ajanslarının amacı aynı.

Ama, geçenlerde burada konuşma yaptım araştırma önergesi verdiğimde. Kalkınma ajansları bunlardan çok daha beter dökülüyor. Kalkınma ajanslarına 2008’den bu yana 1 milyar 700 milyon TL para harcandı. Daha önce bir konuşmada söylemiştim, yine söylüyorum: Gerçek bir performans değerlendirmesi yapılırsa yani bugüne kadar yapılan çalışmaların altına çift çizgi çekilip bu kadar harcanan paranın “Türkiye ekonomisine katkısı ve yaratılan istihdam” diye iki tane kriter koyarsanız sonuç sıfıra yakın çıkar.

Şimdi, ben buraya gelirken koridorda elinde bilgisayar olan yüzlerce bürokrat gördüm. Biraz sonra size hemen rakam ulaştıracaklar, diyecekler ki: “Kalkınma ajanslarında, verilen bu paraların karşılığında şu kadar istihdam yaratılmıştır.” Sayın Bakan, bu doğru değil; sizi sürekli yanıltıyorlar çünkü kalkınma ajanslarının hiçbir tanesinde doğru bir performans değerlendirmesi yoktur. Biraz sonra size verecekleri sahte rakamlar, vatandaşın, kalkınma ajanslarına gelip kredi isterken bu kredinin karşılığında ne kadar istihdam yaratacağına dair kendi beyanlarıdır. Vatandaş gelmiş, sizden 100 bin lira para istiyor. Siz de soruyorsunuz: “Peki, bu parayı size verirsek ne kadar istihdam yaratacaksın?” “Hiç yaratmayacağım.” derse para vermeyeceğiniz için oraya bir şeyler yazıyor. Ondan sonra sizin bürokratlarınız da o başvuru formundaki istihdam rakamlarını “koy sepete” deyip sizin önünüze koyuyor. Lütfen biraz sonra bu rakamlarla gelmeyin. Bu rakamlar doğru değil çünkü yok böyle bir çalışma, performans değerlendirmesi yok.

Şimdi, bunun kaynak israfı olduğunu daha önceki konuşmamda söylemiştim. Başıboşluk var, usulsüzlük var kalkınma ajanslarında, kaynak israfı var. Kalkınma ajanslarındaki şu gezi masraflarını bir inceleyin, bakın, usulsüzlük var.

Şimdi, Kalkınma Ajansları Yasası’nın yani 5449 sayılı Yasa’nın 18’inci maddesini okuyorum, diyor ki: “Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlardan kalkınma ajanslarına gelip süresi bittiği zaman tekrar geriye dönenler uygun bir yere yerleştirilir.”

Sayın Bakan, önemle bir şey söylüyorum, diyor ki: “Bu durumda kıdem tazminatı ödenmez.”

Çukurova Kalkınma Ajansında sizin oraya gönderdiğiniz bazı elemanlara yasa dışı, usul dışı tazminat ödendiği yönünde ihbar geldi. Ben bunu size soru önergesiyle sordum -size güvenmek zorundayım- dedim ki: “Sayın Bakan, usulsüz olarak bu şekilde bunlara kıdem tazminatı ödenmiş midir?”

6 Eylül 2012 cevabınız elimde. Diyorsunuz ki:

“Cevap 2: Çukurova Kalkınma Ajansı eski genel sekreteri Veysel Parlak’a, işten ayrılırken tazminat ödenmiştir.

Cevap 3: Mehmet Özcan daha önceki görevi Turizm Bakanlığına dönmüştür, kıdem tazminatı ödenmiştir.”

Sonra diyoruz ki: “Kıdem tazminatları ödenmişse, peki, bunu ödeyenler hakkında yasal bir işlem yapılmış mıdır, zimmet çıkarılmış mıdır?”

Sizin imzanızla gelen cevap: “Anılan işlemin kusurlu bulunduğuna dair bir şey mevcut değildir.”

Sayın Bakan, elimdeki kanun Türkiye Cumhuriyeti kanunları; Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanısınız ve yasaya aykırı iş yapıyorsunuz. Yarın, soru önergem hazır, yakın bir zamanda bu paraları alıp tekrar kalkınma ajanslarının kasasına koyarsanız eyvallah. Aksi takdirde, buradan açık açık söylüyorum, Cumhuriyet Başsavcılığı dâhil, Devlet Denetleme dâhil, Maliye ve sigorta dâhil olmak üzere şikâyette bulunacağım.

TÜİK de dökülüyor, size bağlı, Türkiye’de en güvenilmesi gereken kurum, rakamları sürekli olarak kuşkulu. Daha önce de sordum: “2001 yılından bu yana, bu kadar büyük bütçeyle TÜİK gayrisafi yurt içi hasıla iller rakamlarını yayımlayamıyor. Niye yayımlayamıyorsunuz?” diye size sorduğumuzda gelen cevap: “Veri bulamıyoruz.” Bütün bunların, bu karmaşanın niye olduğu TÜİK Başkanının birkaç gün önceki basın açıklamasından belli. “TÜİK Başkanı Birol Aydemir, reel sektörün bu kadar borçlanmasının mümkün olmayacağını ifade etti; diyor ki: ‘Aldığımız talimatla, cari açığı oluşturan dengeleri 3 ana başlık altında yeniden değerlendireceğiz ve çalışma bittiği zaman da cari açığın düştüğünü göreceksiniz.’” Demokratik ülkelerde bir skandaldır, bakan yerinde oturmaz. TÜİK kimden talimat alabilir ve talimatla cari açığı nasıl düşürebilir; çalışma yapmadan cari açığın düşeceğini nasıl bilebilir?

Onun için, bunları altı ya da on altı ya da yüz altmış dakikada anlatamam ama her taraf dökülüyor.

Bu bütçeye “ret” vereceğimizi söylüyor ve tekrar saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar).

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Volkan Canalioğlu. (CHP sıralarından alkışlar).

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığının 2013 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın DOKAP’la ilgili bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve ekranları başında bizi dinleyen çok değerli arkadaşlarımızı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sevgili iktidar partisi milletvekillerimiz, şöyle arkaya bir bakar mısınız? Görünen, bütçede koltuklar bomboş. Bu neye benziyor, biliyor musunuz? Bir toplantıda konuşmacı konuşuyormuş ve bakmış ki salonda 1 kişi var, demiş ki: “Hemşehrim, sen niye duruyorsun? Sen de gitseydin de ben de konuşmazdım.” Orada oturan demiş ki: “Hemşehrim, ne diyorsun? Senden sonraki konuşmacı da benim.”

Şimdi, sevgili iktidar partisi milletvekillerimiz, yani bu bütçeden herhâlde bir hayır beklemiyorsunuz ki buralarda yoksunuz. (CHP sıralarından alkışlar).

Şimdi, Sayın Bakanım, sevgili milletvekillerimiz; büyük sanayinin olmadığı, tarım alanlarının giderek daraldığı, ticaretin durma noktasına geldiği, turizmde beklediği ve hak ettiği payı alamayan ve devamlı göç veren Karadeniz Bölgesi kalkınma ve gelişme umudunu, 2000 yılında tamamlanan ve kısa adı JICA olan Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı tarafından hazırlanan Doğu Karadeniz Kalkınma Projesi’nin gerçekleşmesine bağlamıştı. 2000 yılından bu yana geçen on iki yıl içerisinde yapılan DOKAP ana planında gözle görülür, elle tutulur bir gelişme olmamıştır.

“TR 90” başlığı adı altında Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane olarak   belirlenen illerimiz devamlı göç vererek nüfuslarında da azalma olmuştur. Toplam 2 milyon 509 bin 579 nüfusa sahip olan bölgeden, 2010 yılı TÜİK raporlarına göre 131.016 kişi göç etmiştir.

Değerli milletvekilleri, insanlar doğdukları yerden niye göç ederler? Ya yükseköğretime gitmek için ya da iş bulmak için. İşte, Doğu Karadeniz Bölgesi’nden, ne yazık ki iş bulmak için doğdukları yerden göç etmek durumunda kalmışlardır.

Bölgede işsizlik her geçen gün artmaktadır. 2011 TÜİK raporlarına göre bölgede işsizlik oranı ortalama 6,1’dir. İşsizliğin giderilmesi için önlem alınamadığı gibi bölge için hayati önem taşıyan ve yöre halkının geçim kaynağı olan fındık, artık para etmemekte, üretici elde ettiği geliri gündelikçiye vermektedir. Fındık fiyatları üretici değil, başkaları tarafından belirlenmektedir.

Yine, önemli bir ürün olan çay da üreticiyi memnun etmediğinden çay üreticileri çaylarını sokaklara dökerek tepkilerini dile getirmektedirler.

Hayvancılık bitmiştir değerli milletvekillerimiz, Doğu Karadeniz’de hayvancılık bitmiştir çünkü 1 kilogram ot 0,90 kuruş ile 1,10 TL arasındadır. Bu ot fiyatlarına karşılık 1 litre süt üreticiden 1 TL’ye alınmaktadır ve 1 litre suyun fiyatı ise 2,38 TL’dir.

Tütün zaten uygulanan kotalar sonucunda tamamen ortadan kalkmıştır.

Trabzon Limanı’ndan Rusya Federasyonu’na yapılan ithalatta, ihraç yüklerinin sevk edildiği Sochi Limanı’nın kapatılması, bölgemizin ticaretine önemli bir durgunluk getirmiştir. Trabzon ve bölgemizin ekonomisi ve ihracatında büyük olumsuzluklara sebebiyet veren bu durumun da bir an önce çözüme kavuşması gerekmektedir.

Şimdi,  bölgemiz turizmden de hak ettiği ve beklediği payı alamamıştır çünkü illerin turizm ve kültürel değerleri birbirlerine entegre olmamıştır. Turistlerin bölgede ortalama kalış süresi bir buçuk gündür ve bütün bu gelişmelere karşın bu yıl gördüğümüz o ki geçen yıl, 2012 yılı bütçesinde 4 milyon 108 bin TL ödenek ayrılmış 2013 yılı bütçesinde ise 23 milyon 719 bin TL önerilmesi ve ayrıca Giresun ilimizde Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı kurulması bir umuttur Sayın Bakanım. Bunun için teşekkür ediyorum ama tabii ki JICA’nın önerdiği rakam 32 trilyondu. Umuyor, bekliyoruz ki bu rakama ulaşmada katkı sağlarsınız.

Ayrıca, bölgemiz illeri için çok önemli olan 5084 sayılı Yasa ile getirilen ancak 31/12/2012 tarihinden sonra uzatılamayacağı söylenen teşviklerin yeniden ele alınması ve TR90 bölgesi illerinin bundan faydalanması ve Trabzon’un da 3’üncü teşvik bölgesinde olan durumunun 5’inci teşvik bölgesine gelmesi lazımdır.

Demir yolunun bir an önce tamamlanması gerekir çünkü Ulu Önder Atatürk 15 Eylül 1924’te Trabzon’a yaptığı ziyaretlerinde “Temennim, arzum Sarp’tan Samsun’a kadar ve iç bölümüne kadar tren yollarının olmasıdır...”

Şimdi, çok söylenecek söz var ama ben sözlerimi şöyle bağlamak istiyorum: Sevgili iktidar milletvekilleri ve sevgili bakanlar buraya geliyorlar, her şeyi günlük güneşlik anlatıyorlar. Bu neye benziyor, biliyor musunuz? Her şey günlük, dört dörtlük, hiçbir şey yok. Bu şuna benziyor: Temel Reis takaya müşterileri doldurmuş ve denize açılmışlar. Hava güzel. Giderken fırtına kopmuş ve müşteriler başlamışlar: “Temel Reis batıyoruz! Temel Reis batıyoruz!” Ses yok. Temel Reis açığa doğru gidiyor. Tekrar bağırmışlar: “Temel Reis batıyoruz! Temel Reis batıyoruz!” Ses yok. Açığa gitmişler, gitmişler ve kayık parçalanmış. Hep beraber kıyıya çıkmışlar. Demişler ki: “Ya, Temel Reis, fırtına çıktı. Biz sana “batıyoruz” diye bağırdık. Sen hiç aldırış etmeden devam ettin. Niye yaptın? Demiş: “Siz ne diyorsunuz, ne dediniz?” “Biz dedik ki:’Biz batıyoruz.’” “Oy, uşaklar, ben anladım ki ‘Keyif çatıyoruz.’” Arkadaşlar keyif çatmıyoruz.

Vatandaşlar mağdur durumda. Gerçekten vatandaş çok zor durumda, insanlar zor durumda. İnsanların sesine kulak verelim, emekliye kulak verelim, atanamayan öğretmenlerin sesine kulak verelim. TARGEL kapsamında alınamayan, eksik alınan veterinerlerimizin, ziraat mühendislerimizin, su ürünleri mühendislerimizin atamalarını yapalım.

Bunları sizden bekliyor ve hepinize sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. İyi günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Gurubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Mehmet Süleyman Hamzaoğulları.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SÜLEYMAN HAMZAOĞULLARI (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün 2013 yılı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığımıza bağlı özel bütçeli bir kuruluştur. Bulaşıcı ve salgın hastalıkların ülkemize girmesini önlemek, ülkemizin ve dünya sağlığının korunmasına katkıda bulunmak ve halk sağlığı risklerini ortadan kaldırmak amacıyla boğazlarımız ile ülkemizin bütün giriş çıkış kapılarında hizmetlerini sürdürmektedir.

Bu kurum, kamuoyu tarafından çok fazla bilinmemekle birlikte büyük bir öneme sahiptir. İş veya seyahat amaçlı yurt dışına çıkan vatandaşlarımız, bu genel müdürlüğümüzün sağlık denetleme ve seyahat sağlığı  merkezlerine telefonla veya Internet aracılığıyla ulaşarak gideceği ülkeyle ilgili tüm sağlık bilgilerini, gereken önemleri, gereken aşı ve ilaçları anında öğrenebilmekte ve bu merkezlere giderek seyahat sağlığı danışmanlığı alıp sarıhumma, tifo ve sıtma gibi bulaşıcı hastalıklara ait aşı ve ilaçları ücretsiz temin ederek huzurlu bir şekilde yurt dışı seyahatini gerçekleştirebilmektedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığımız “Önce insan” parolasıyla 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Projesi’ni uygulamaya koymuş, 2012 yılına geldiğimizde sağlık göstergeleri açısından çok önemli olan ortalama yaşam süresi yetmiş bir yıldan yetmiş beş yıla yükselmiş, bebek ölüm hızı binde 31’den binde 7,7’ye düşmüş, anne ölüm oranı ise 100 bin canlı doğumda 64’ten 15,5’e düşmüştür. Bu oranlar, gelişmiş ülke oranlarına çok yakındır.

Obeziteyle mücadele, diyabeti önleme, tütünle mücadele, kalp ve damar hastalıklarını önleme, solunum yolu hastalıklarına karşı küresel ittifak ve ruh sağlığı kontrol programlarıyla vatandaşlarımızın yaşam kalitesinin artırılması hedeflenmektedir.

Çocuklara yönelik istismarla etkin mücadele kapsamında çocuk izlem merkezleri kurulmuş, 9 ilde faaliyet göstermektedir. Avrupa’nın en büyük ulusal medikal kurtarma ekipleri, 81 ilimizde, özel eğitimli, 4.909 sağlık personeliyle göğsümüzü kabartan kurtarma operasyonlarına katılmaktadırlar.

Sağlıkta Dönüşüm Projesi kapsamında koğuş tipi odalardan nitelikli oda sistemine geçilmiş, hasta hakları birimleri kurulmuş, hekim ve sağlık personeli sayıları artırılmıştır. Hastanelerimiz arasında yüksek hızlı veri transferleri ile 61 gönderici, 10 alıcı hastanemiz arasında, birbirine bağlanmış, çekilen bir röntgen, saniyeler içinde alıcı hastanemize aktarılıp yorumlanabilmektedir.

Acil ve yoğun bakım tedavi hizmetleri kamu hastanelerinin yanı sıra tüm özel hastanelerde ücretsiz verilmektedir. Ayrıca, özel hastanelerde yanık, kanser, yeni doğan, organ nakilleri, doğumsal anomaliler, diyaliz ve kalp-damar cerrahisi işlemlerinden ücret alınmamaktadır. Ambulans helikopterler, ambulans uçaklar, deniz ambulansı ve kar paletli ambulanslar ile vatandaşlarımıza 112 Acil Servis hizmetleri en üst düzeyde sunulmaktadır.

Yatağa bağımlı hastalara evde bakım hizmeti verilmekte, kanser erken teşhis merkezleri hayat kurtarmaya devam etmektedir. Uygulanan misafir anne projesiyle yıllık ortalama 5 bin anne kar ve kışta kızak üstünde taşınmak suretiyle zor şartlarda doğum yapmaktan kurtulmuştur.

Organ nakli konusunda 2012 yılı itibarıyla 4.127 organ nakli gerçekleştirilmiş, aşılama oranı 13 antijenle yüzde 97’lere ulaşmış, referans fiyat uygulamasıyla ilaç fiyatları yüzde 80’e varan oranlarda düşürülmüş, vatandaşlarımız kırsalda mobil sağlık ve mobil eczane hizmetlerinden faydalandırılmaktadırlar.

Kaynakları daha etkili ve verimli kullanmak için Kamu Hastaneleri Birlikleri kurulmuş, tıp fakültesi öğrenci kontenjanları 2 katına, hemşirelik yüksekokulları öğrenci kontenjanları ise 3 katına çıkarılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatandaşlarımız artık sağlık merkezlerinde güler yüzlü ve iyi eğitimli personelle karşılanmakta, kaliteli hizmet almakta ve bunun sonucu olarak sağlık hizmetlerinde memnuniyet oranı yüzde 39’dan yüzde 76’ya yükselmiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün 2013 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Eskişehir Milletvekili, Sayın Ülker Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

AK PARTİ GRUBU ADINA ÜLKER CAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2013 yılı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla  selamlıyorum.

Sözlerimin  başında bu gece Eskişehir yolunda trafik kazası geçiren Eskişehir Valimiz Sayın Kadir Koçdemir ve ekibine geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Allah’tan acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz göreve geldiği günden bugüne sağlıkta dönüşüm çalışmalarını büyük bir kararlılık ve özveriyle yürütmektedir. Bugüne kadar hiçbir iktidarın cesaret edemediği bu adımlar sayesinde Türkiye’nin sağlık hizmetleri âdeta bir marka hâline gelmiştir. Başta Sayın Başbakanımız olmak üzere Sağlık Bakanımızın da gayretleriyle yeniden yapılandırılan teşkilat yapısı büyüyen ve gelişen Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılar konuma gelmiştir. Yeni teşkilat yapılanması kapsamında 11 Ekim 2011’de Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu kurulmuştur. Altmış beş yıl boyunca genel müdürlük olarak faaliyet gösteren kurum yeni yapısıyla hızını kesen bürokratik labirentleri önünden kaldırmış, yeni mevzuatlarla da ufkunu genişletmiştir. Görev ve sorumluluk alanı daha da genişleyen Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu bugüne kadar eksikliğini önemli derecede hissettiği müşterek çalışma imkânına kavuşmuştur. Böylelikle kurum, resmî ya da gayriresmî, millî ya da uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapabilecek, faydasına inanılan projelerin bizzat içinde yer alabilecektir. Özellikle yeni teknoloji kullanılarak üretilen ilaç ve tıbbi cihazlarda kurum tarafından görevlendirilen personel, paydaşı olan projelerde aktif rol alarak pazarın gelişimini yakından takip edebilir hâle gelecektir.

Değerli milletvekilleri, kurum her ne kadar hizmet sunumunda vatandaşla karşı karşıya gelmiyor gibi görünse de sistemin sağlığını koruyan hayati bir işleve sahiptir. Sağlık sektörünün önemli bir parçası olan ilaç ile ilgili faaliyetler tek bir yönetim altında toplanarak hızlı ve işlevsel bir konuma getirilmiştir. İnsan sağlığını doğrudan etkileyen bu konuda ortaya çıkacak her türlü ihtilafın da önüne geçilmesi hedeflenmektedir.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında da söylediğim gibi, ülkemizdeki sağlık hizmetleri bir marka olmuş, dünya çapında takdirle anılır bir konuma yükselmiştir. Eskiden Almanya’dan, Amerika’dan örnek verilerek ülkemizin sağlık sistemi eleştirilirken, bugün yurt dışından Türkiye’ye tedavi olmak için gelen hastaları konuşuyoruz. Yapılan yeni düzenlemeler sayesinde ülkemizin sağlık turizmindeki gelirleri de her geçen yıl daha da artmaktadır.

Sayın milletvekilleri, yeni yapısı ve görevleriyle sağlıkta dönüşüm uygulamalarının önemli bir parçası olan Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ve diğer kurulan yeni kurumlar Bakanlığımızın başarılı politikalarını daha da ileriye taşıyacak bir yapının araçlarıdır. Bizim için esas olan hizmetin kalitesi, milletin takdiridir. Vatandaşlarımızın bizden önceki dönemlerde de ilaç almak için yaşadığı sıkıntıları bir kenara bırakırsak, milletimiz ilaç fiyatlarındaki astronomik rakamlar karşısında bükülen belini ancak bizim sağlık politikalarımız sayesinde doğrultabilmiştir. Bugün vatandaşımız aynı ilacı ortalama yüzde 80 daha ucuz alabilir hâle geldi. Bunun yanında, tüm eczaneleri de vatandaşımızın hizmetine açarak hem eczacılarımızı hem de vatandaşımızı gözeten bir yaklaşım içinde olduk.

Milletin menfaatini gözeten, milletiyle aynı safta durabilen bir iradeyle bu noktalara gelinmiştir. Yarını belirsizliklerle dolu bir Türkiye’den, 2071’ine ışık tutan bir ülke konumuna da bu istikrar ve irade sayesinde geldik.

Sağlığı her zaman birinci planda tutan Hükûmetimiz bundan sonra da aynı kararlılıkla yoluna devam edecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle 2013 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer. Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı Sağlık Bakanlığı bütçesi çerçevesi içerisinde Kamu Hastaneleri Kurumuyla ilgili grubumuz adına söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın bir parçası olan teşkilatın reorganizasyonu için Kasım 2011’de 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname ile Sağlık Bakanlığının yapılanması yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle insan gücünde, maddi kaynaklarda tasarruf sağlamak, verimi artırmak, insan gücünün ülkemizde dengeli dağılımını ve bütün paydaşlar arasında iş birliği suretiyle eşit, kaliteli, verimli hizmet sunumunu gerçekleştirmek yani kısaca bakanlığımız merkez teşkilatının stratejiyi belirleyici ve denetleyici rol üstenerek sağlığın yeniden profesyonel yönetiminin organizasyonunu amaç edinmiştir.

Yeni yönetim tarzıyla birlikte Sağlıkta Dönüşüm Programı hasta odaklı hizmet anlayışı güçlenerek devam edecektir. Başarılı yöneticilerin ödüllendirildiği bu yeni uygulamada sağlık hizmetlerinin daha etkin ve kaliteli olacağı muhakkaktır. Bu amaçla bakanlık, politika ve hedeflerine uygun olarak 2’nci ve 3’üncü basamak sağlık hizmetlerini vermek üzere hastanelerin ve benzeri sağlık kuruluşlarının açılması, işletilmesi, faaliyetlerinin devamı, her türlü koruyucu teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin verilmesini sağlamakla görevli bakanlığa bağlı kurum olarak Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu kurulmuştur. Geçen ay itibarıyla genel sekreterler görevlerine başlamışlardır, en iyi şekilde yapmaya da devam edeceklerdir.

Daha iyi hizmet adına 30’a yakın şehirde nitelikli yatak kapasitesi olan şehir hastanelerinin ilkinin Sayın Başbakanımız tarafından Kayseri’de temeli atılmış hâlâ bu hastanenin yapımına devam edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar sağlıkta devrim niteliğinde işler yaptık. Hasta memnuniyeti oranını -daha önceki arkadaşın belirttiği gibi- yüzde 39,2’den yüzde 76’lara yükselttik.

Bütün bu yenilikleri sadece tek başımıza mı yaptık? Hayır. Kimlerle yaptık? Gece gündüz, kar çamur, bayram tatil demeden büyük bir özveriyle insanların daha sağlıklı yaşaması için ellerinden gelen her türlü çabayı esirgemeyen, insanı yaşatmayı, insanın acısını azaltmayı, insana daha nitelikli sağlık hizmeti sunmayı amaç edinen bu kutsal, saygın ve onurlu mesleği büyük özveriyle yerine getiren, karşılaştığı tüm güçlüklere rağmen mesleklerini icra eden, insanüstü gayretlerle bizlere iftihar kaynağı olan, başta üniversite hocalarımız, yine bununla beraber uzman doktorlarımız, pratisyen doktorlarımız, hemşirelerimiz, ebelerimiz, sağlık memurları ve diğer sağlık çalışanlarıyla başardık ve onlara, bu arkadaşlarımıza, gayretlerinden dolayı büyük teşekkürlerimizi iletiyor, her zaman, her konuda, bu sağlık çalışanlarının yanında olduğumuzu da ifade etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biliyorsunuz, sağlıkta çalışan meslektaşlarımıza karşı yapılan şiddetin önlenmesiyle ilgili Meclis çalışmalarımız da devam ediyor. Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddet Olaylarını Araştırma Komisyonu, benim de sözcülüğünü yaptığım komisyon, yaklaşık iki aydan beri çalışmalarına devam etmekte. Bugüne kadar çalışmalarımızda, birçok sivil toplum örgütü ve kurumların bilgilerine başvurduk. Konuyla ilgili bütün verileri sağlayarak en uygun doneleri toplamaya da devam ediyoruz.

Tabii, benden önceki muhalefet grubu milletvekili arkadaşlarımın fikirlerine saygı duyuyorum ama -onların yapmış olduğu- gerçekleri görmemenin de bir eksiklik olduğunu bu kürsüden ifade etmek istiyorum. Sağlıkta dönüşümün neler olduğunu siz benden daha iyi biliyorsunuz.

Tüm bu duygu ve düşüncelerle, 2013 sağlık bütçesinin, kurumumuza ve memleketimize, milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Mardin Milletvekili Sayın Gönül Bekin Şahkulubey.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA GÖNÜL BEKİN ŞAHKULUBEY (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerine, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla gerçekten sağlıkta büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Bundan hep birlikte iftihar etmeliyiz. Sağlık hizmeti, bugün herkesin ulaşabildiği bir hak seviyesine gelmiştir.

Sağlıkta dönüşüm, aslında bir zihniyet dönüşümüdür. Bu süreç Türkiye Halk Sağlığı Kurumunun kuruluşuyla taçlandırılmıştır. Halk Sağlığı Kurumu, Sağlıkta Dönüşüm Programı halk sağlığının tanımını gerçekleştirebilecek organizasyonel yapıya kavuşmuştur. Ülkemizde, artık, hasta olmayanların düşünüldüğü, sağlam kişilerin de sağlıklarıyla ilgilenen kurumsal bir yapı mevcuttur. Ne mutlu bize ki, bu kurumsal yapı da iktidarımız döneminde gerçekleşmiştir.

Halk sağlığı, kişiyi çevresiyle bir bütün olarak görür. Bütün dünyanın ayakta alkışladığı 5727 sayılı Kanun ve onun devamı olan dumansız hava sahası uygulamaları buna en güzel örnektir. Dünya Sağlık Örgütü, bu uygulamaya 3 kez ödül vermiştir. Seçim bölgem olan Mardin’de, çocuklarımız daha sağlıklı ortamlarda yetişsinler diye, Halk Sağlığı Müdürlüğümüzün önerisiyle, belediyemiz bir parkı dumansız alan ilan etmiştir.

Halk Sağlığı Kurumuyla birlikte “Koruma, tedaviden üstündür.” felsefesi ülkemizde daha önemli bir yere oturtulmuş, bunun en son örneği olarak da Hepatit A aşısının aşı takvimine girmiş olmasıdır. Ailelerimiz bilir, eskiden sadece özel doktorun önerisiyle ve parası olanlar bazı aşıları alabiliyorken Halk Sağlığı Kurumumuzun, kişileri hastalıklardan koruma sorumluluk bilinciyle kızamıkçık, suçiçeği, Hepatit A da aşı takvimine girmiştir.

2002 yılında ülke genelinde yüzde 78’lerde olan aşılama oranları, bazı illerde yüzde 50’lerin altında idi. Bugün ise yüzde 97 aşılama oranıyla Avrupa’nın en iyi aşılama ortalamasına sahip ülkelerden bir tanesiyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halk sağlığının felsefesi, sağlık hizmetlerinin kişilerin en yakınına kadar götürülmesidir. Bugün, aile hekimleri sayesinde en ücra noktaya kadar sağlık hizmetleri organize bir şekilde ulaşmış durumdadır, her kişinin bir aile hekimi vardır.

Memleketim Mardin’de 10 toplum sağlık merkezi, 193 aile hekimi ve hem yerinde hem de gezici hizmet anlayışıyla Derinsu’dan Akarsu’ya, Kızıltepe’den Mazıdağı’na, Dargeçit’e kadar sağlık hizmetleri sunmaktadırlar. Eskiden doktor bulmakta zorlandığımız Dargeçit’te bugün 8 aile hekimi vardır. Mardin ilimizde pratisyen hekim başına düşen nüfus 2002’de 4.731 iken 2012’de 2.530’a düşmüştür.

Halk sağlığında şüphesiz ki halkın katılımı çok önemlidir. Bu bağlamda 3 Ekim Dünya Obeziteyle Mücadele Günü’nde farkındalık yaratmak adına ülkemizin dört bir yanında birçok etkinlik yapılmıştır. Bunlardan birisi de ve çok ses getiren bir tanesi yöresel sloganlarla yürüyüşler yapılmıştır. Diller kenti Mardin’de de Halk Sağlığı Müdürlüğümüzün organizasyonuyla 7 dilde “Harekette bereket vardır” sloganıyla halkımız bu yürüyüşlere katılmıştır.

Çocuk istismarının önlenmesi ve istismara uğrayan çocuklara bilinçli ve etkin bir şekilde müdahale edilmesi için çocuk izleme merkezlerini kurduk.

Halk arasında en sık görülen ve en çok ölüme sebep olan hastalıkların başında gelen kanseri önlemek için kanser erken teşhis tarama merkezlerini daha işlevsel ve aktif hâle dönüştürdük.

Ülkemizde bilgi kaynaklarına erişip, veri toplayıp değerlendirerek yöntemle ilgili planlama, personel kullanımı, denetim, eş güdüm sonunda bilimin ışığında halk sağlığı politikalarını geliştirecek olan ve bu konuda çözümler üretecek olan Halk Sağlığı Kurumumuzun bütçesinin daha iyi hizmetler adına hayırlı olmasını dilerken, bu hizmetlerde emeği geçen tüm sağlık çalışanlarına teşekkür ediyorum.

Konuşmamı, son zamanlarda yaşanan sağlıkta şiddet sorunları için önemli bir reçeteyle tamamlamak istiyorum. Sağlıkta merhamet, şefkat, sevgi ve saygı en önemli ilaçtır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Kocaeli Milletvekili Sayın Muzaffer Baştopçu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Başkanım.

Değerli Başkanım, değerli arkadaşlarım; bugün Kalkınma Bakanlığımızın bütçesini görüşüyoruz. Ben de AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunup hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkanım, değerli arkadaşlarım; ülkemizdeki planlı kalkınmanın tarihsel sürecine bir bakıp da ne oldu diyecek olursak: 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatımız kuruldu, 1961 ve 1982 anayasalarında konulan kalkınma planlarıyla ilgili hükümler doğrultusunda 1963-2005 yılları arasında 8 adet beş yıllık kalkınma planları yapıldı, 2006’da çok önemli olan bölge kalkınma idaresi başkanlıklarımızı kurduk, 2007-2013 yıllarını kapsayan bu kez Yedi Yılık Dokuzuncu Kalkınma Planını hazırlandık, 2011 yılında da Kalkınma Bakanlığımız kuruldu.

Değerli Başkanım, değerli arkadaşlarım; en başından itibaren AK PARTİ’miz ve Hükûmetimiz, temel ilke olarak ülkemizin her alanda kalkınma ve gelişmesinde birey olarak insanımızı odak noktasına koymuş, hep milletimizin arzu ve talepleri doğrultusunda istenenleri yaparak bütün dünyada da kabul görmüş, başarımızın sırrı olarak ortaya konulmuştur.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; yeni gerçekleri, koşulları, gelişim, değişim ve krizleri ile dünya hızla dönüyor. Ülkemizde genç Kalkınma Bakanlığımız bize özgün kalkınma modelleriyle, dinamik yapısı, yetkin, etkin, öz güvenli uzman kadrolarıyla cumhuriyetimiz ve demokrasimizin erdemleriyle istikrar içinde büyüyüp gelişen, millî gelirimizin hakça ve adil biçimde paylaşımını önceleyen, bütün alanlardaki eşitsizlik ve dengesizlikleri ortadan kaldırmayı amaçlayan, tabandan tavana bütün gelişme ve kalkınmayı analitik ve bütüncül olarak değerlendiren, dünyamızdaki bütün değişim ve gelişimleri en yakından izleyerek yansıma değerlerini yapan ve önlem alan, bütün üretimlerde rekabet gücü içerisinde özel sektörümüzü öne çıkaran, fırsat, etki, sonuç analizleri yapan, kamu disiplinini elden bırakmayan, başta insan kaynaklarımız olmak üzere bütün kaynaklarımızı en verimli biçimde kullanan, makro düzeyde, kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapan, Avrupa Birliği ile çalışmalarını yürüten, GAP, KOP, DAP, DOKAP gibi büyük proje ve eylem planları ile KÖYDES, SUKAP, SEP, SODES ve çevreye duyarlı cazibe merkezleri projelerini uygulayan ve denetleyen, küresel ölçekte, rekabet gücüne sahip, bilgi toplumuna geçiş ve e-dönüşüm Türkiye projelerini hayata geçiren, çalışmalarında yerelleşmeyi öne alarak insanımızı, bütün kesimleri ve örgütlenmeleri ile interaktif biçimde ortak akıl projelerine paydaş yapan, bütün AR-GE çalışmalarına ve üniversitelerimize önemli destekler vererek ortak çalışmaları sağlayan, yoksulluk ve işsizliğe karşı çözüm üreten projelerle insanımızın öz güvenini artırıp onu yeni ekonomik hayatına hazırlayan, istihdamı artıran projeleri üreten, saygınlığı kanıtlanmış Türkiye İstatistik Kurumumuzun özgün ve tam güvenli verileriyle gerçekçi projeler oluşturan ve daha burada sayamayacağım birçok sosyal, ekonomik ve kültürel başarılı çalışmalar…

Değerli Başkanım, değerli arkadaşlarım; sözlerimi tamamlarken diyorum ki, eğer yürekten inanırsanız, bu ülkeyi ve insanını seviyor, milletinize sevdalı ve cevherine güveniyorsanız, her şeyi onlarla birlikte ve onlar için yapıyorsanız başarılar, başarılar hep sizin olacaktır.

Cumhuriyetimizin yüzüncü yıl hedeflerine hızla yol alırken engelleri aşıyor, düğümleri çözüyor, barış, sevgi ve kardeşlik bağlarıyla gönüllere köprüler kuruyoruz. Her geçen gün daha iyiye, daha güzele gitmek için, iki günümüzü eşit kılmamak için milletçe el ele çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Devamla) - Bütün başarılarımız ve kazanımlarımız, başta kadirşinas milletimiz ve Türkiye Büyük Millet Meclisimiz olmak üzere hepimizindir.

Bir kez daha, Kalkınma Bakanlığımız ve diğer bütün bütçelerimizin hayırlı, başarılı ve kutlu; bereketlerinin de katlı olması dileğimle hepinize en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Mersin Milletvekili Sayın Ahmet Tevfik Uzun, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET TEVFİK UZUN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmeleri üzerine, Türkiye İstatistik Kurumu bütçesi hakkında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ekonomik ve sosyal gelişmeyi yönlendiren belirleyici faktörlerden birisi de istatistiktir. İstatistik, karar alma ve kararların muhtemel sonuçlarını değerlendirme açısından çok önemli bir işleve sahiptir. Ülkemizin istatistik altyapısını geliştirmekte olan, kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, uluslararası standartlarda, kullanıcı odaklı, sürdürülebilir bir istatistik sistemi kurma vizyonuyla hareket eden Türkiye İstatistik Kurumu, karar alma süreçlerinde etkin rol alan bilimsel ve teknik özerkliğe sahip bir kurumdur.

Resmî istatistiklerin üretimine ve organizasyonuna ilişkin temel ilkeleri ve standartları belirlemek, ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda gerekli veri ve bilgileri derleyerek kaliteli, güncel, güvenilir, tutarlı, tarafsız, uluslararası standartlara uygun istatistikleri üretmek, kullanıma sunmak ve resmî istatistik üretim sürecinde yer alan kurumlar arasında eş güdümü sağlamak TÜİK’in temel fonksiyonlarıdır.

Türkiye İstatistik Kurumu, İstatistik Konseyi ve Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı olarak yapılandırılmıştır. İstatistik Konseyi, Resmî İstatistik Programı’nın hazırlanmasına, uygulanmasına, resmî istatistiklerin gelişimine ve işlevlerine ilişkin tavsiyelerde bulunmak, resmî istatistik ihtiyaçlarını tespit etmek, değerlendirmek ve ileriye yönelik görüş ve önerileri kapsayan çalışmalar yapmak üzere oluşturulmuştur. TÜİK Başkanlığı ise, kanunun uygulanmasını sağlamak ve kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere merkez ve taşra teşkilatı olarak kurulmuştur.

TÜİK tarafından yürütülen faaliyetler, yöntem araştırma ve geliştirme, istatistik üretimi, yayın dağıtım ve halkla ilişkiler, yönetsel ve mali hizmetler, eğitim, danışmanlık ve koordinasyon, bilişim ve uluslararası faaliyetler şeklinde sayılabilir.

2005 yılında çıkarılan 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu ile TÜİK'in koordinasyon rolü güçlendirilmiştir. İstatistik Kanunu, katılımcı, paylaşımcı ve iş birliğine dayalı istatistik üretim sürecini öngörmekte ve planlı istatistik üretim sürecinin uygulanmasını gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede, beş yıllık süreler için hazırlanan Resmî İstatistik Programı, tüm sistemin temel koordinasyon aracı olarak işlev görmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜİK’in, 17 Ocak 2012 tarihinde kamuoyuna sunulan ve 2012-2016 dönemini kapsayan stratejik planındaki amaçları, uluslararası standartlarda istatistiklerin üretilmesi, kurumsal kapasitenin geliştirilmesi ve verimliliğin artırılması, kurumun iş birliği kapasitesi ve koordinasyon rolünün güçlendirilerek kurumsal etkinliğin artırılması şeklindedir.

TÜİK’in stratejik planındaki amaçlarına ilişkin hedefleri ve Resmî İstatistik Programı kapsamındaki çalışmaları ile diğer çalışmalarının yürütülebilmesi için, 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu ile toplam 184 milyon 396 bin lira ödenek tahsis edilmiştir. 2012 yılı harcama toplamının yüzde 69’u personel giderlerinden, yüzde 10’u sosyal güvenlik giderlerinden, yüzde 16’sı mal ve hizmet alım giderleri ile cari giderlerden, yüzde 5’i ise sermaye giderleri ve sermaye transferlerinden oluşmuştur. Mevcut ödeneklerin kullanımına yıl sonuna kadar devam edilecektir.

TÜİK’in Plan Bütçe Komisyonunda kabul edilen ve 239 milyon 745 bin TL olan 2013 yılı toplam ödeneğinin yüzde 51’i personel giderleri, yüzde 8’i sosyal güvenlik prim giderleri, yüzde 14’ü mal ve hizmet alım giderleri ile cari transferler, yüzde 27’si ise sermaye giderlerinden oluşmaktadır. TÜİK’in bütçesinde 2012 mali yılına kıyasla meydana gelen artış, hizmet birimlerinin ihtiyaçları, maaşlardaki artış ve yatırım programında yer alan ödeneklerin artmasından kaynaklanmaktadır.

2012 Yılı Yatırım Programı’nda TÜİK’in 2 sektörde 11 adet yatırım projesi yer almıştır.

TÜİK’in ve diğer kurumların 2013 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diyarbakır Milletvekili Sayın Cuma İçten, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Güneydoğu Anadolu Projesi’yle bu bölgemizin potansiyelini değerlendirerek yöredeki vatandaşlarımızın refahını ve yaşam kalitesini yükseltmeyi, dolayısıyla ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişimine katkıda bulunmayı amaçlamaktayız. Bu kapsamda 22 baraj ve 19 hidroelektrik santraliyle sulama şebekelerinin yapımı, öngörülen projelerin tamamlanmasıyla 1,8 milyon hektar alan sulamaya açılacak, yılda 27 milyar kilovatsaat hidroelektrik enerjisi üretimi gerçekleştirilecektir. Böylelikle tarım, sanayi, enerji, ulaştırma, eğitim, sağlık, kırsal ve kentsel altyapı yatırımları ile bölgenin ekonomik ve sosyal göstergeleri ülke ortalamasına getirilecektir. Bölgede toplam 3,8 milyon kişiye istihdam olanağı sağlanacak ve bölge halkının yaşam kalitesi ve refah düzeyi yükselecektir.

GAP Master Planı’nın belirlediği hedef ve büyüklüklere ulaşabilmek için yapılması öngörülen kamu yatırımlarının finansman ihtiyacı 2011 yılı fiyatlarıyla 44,5 milyar TL’dir. GAP kapsamında 2011 yılı sonuna kadar tahmini olarak 38,6 milyar TL harcama yapılmış ve nakit gerçekleştirilmiştir. 2012 yılında GAP bölgesinde bütün yatırımlara 4,2 milyar TL aktarılmıştır. Hidroelektrik santrallerinin işletmeye alınışıyla 2011 yılı sonuna kadar 355 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi üretilmiştir. Üretilen bu enerjinin parasal değeri 21,3 milyar ABD dolarıdır. 2011 yılında ülke genelinde üretilen 38,9 milyar kilovatsaat hidroelektrik içinde GAP’ın payı 17,3 milyar kilovatsaat ile yüzde 44’tür. GAP Eylem Planı kapsamındaki yatırımlara 2008-2012 döneminde 18 milyar TL kaynak tahsis edilmiştir. Cazibe Merkezleri Programı uygulamaları 2008 yılında Diyarbakır’da başlamıştır. Yeni dönem programları çalışmaları kapsamında tarihî eserler ve turistik mekânlar yenilenmiştir.

Kalkınmanın nihai amacının insanın refahını sağlamak olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede GAP Eylem Planı kapsamında “SODES” dediğimiz sosyal destek programlarını geliştirdik. 2008-2012 döneminde toplam 2.751 proje ve yaklaşık 370 milyon TL kaynak aktarıldı. Eğitimde, sağlıkta, tarımsal örgütlenmelerde ciddi yatırımlar yaptık. Bölgenin bütün illerinde aile hekimliği uygulamasına geçtik. İstihdama yönelik ise İŞKUR tarafından 2008-2011 döneminde düzenlenen aktif iş gücü programlarına toplam 97.868 kursiyer katılmıştır. 2012 yılında 314 kurs düzenlenmiş ve bu kurslara 9.092 kişi katılmıştır. Sosyal hizmet ve yardımlarda bu eylem kapsamında çocukların, gençlerin, kadınların, özürlülerin ve yaşlıların yaşam kalitelerini yükselttik, toplumsal kalkınmaya katılımlarının sağlanmasına yönelik tedbirler aldık. Silvan Barajı’nın tamamlanmasıyla bölgede yaşanan işsizlik probleminin çözümü, bölgeler arası farkların giderilmesi ve köyden kente göçün azalması konusunda büyük mesafeler alındı. Silvan Barajı’nda depolanacak suların tarım arazileriyle buluşturulması neticesinde yılda 735 milyon TL gelir elde edilecek, hidroelektrik santralde üretilecek enerjinin yıllık getirisi ise 102 milyon TL olacaktır ve yine 202 kilometre uzunluğunda Kralkızı-Dicle Cazibe Sulaması ana kanalı 97.893 hektar alana hizmet edecek olup inşaatı devam etmektedir.

GAP demek, iş demek, ekmek demek, aş demek; GAP demek, çağdaş, üst düzey yaşam demek; GAP demek, sevgi, barış ve kardeşlik demek; GAP, bölgesel sorunların çözülmesi ve teröre prim verilmemesi demek; GAP, Türkiye’nin gelişmesini, barışı ve huzuru istemeyenlerin üzülmesi demek. Gözleri olup da görmeyenler, kulakları olup da duymayanlar bölgeye yatırım ve istihdamın gelmesini istemeyenler, bu yatırımda çalışan emekçileri kaçıranlar, öldürenler, barajlarda sulanan arazilerden korkanlar, zenginleşen köylülerden korkanlar şunu bilsinler ki: Kürtler kendisine yapılan bu yatırımlarda engel olarak PKK ve onun siyasi uzantılarını görmektedirler.

Saygılarımı sunar, 2013 bütçesinin tekrar hayırlara vesile olmasını dilerim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Erzurum milletvekili Sayın Muhyettin Aksak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın, Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçesi hakkında, AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyor, siz değerli milletvekillerini ve televizyonları başında bizi izleyen tüm vatandaşlarımızı selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Doğu Anadolu Bölgesi’nin kalkınması amacıyla 8 Haziran 2011 tarihinde kurulan DAP, uzun vadeli hedeflerin gerçekleştirilmesini amaçlayan ve Erzurum ilimiz merkez olmak üzere, Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Elâzığ, Erzincan, Hakkâri, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Tunceli ve Van illerini kapsayan bir kuruluştur. Bir toplumun kalkınma seviyesi, kurumsal gelişmişlik, sosyal refah ve insani gelişmişlik düzeyi gibi birçok kavramla belirlenmektedir. Hükûmetimiz, çalışmalarını bu bakış açısıyla, bölge potansiyelini ve insanımızın yeteneklerini en üst seviyede kullanma amacına yönelik olarak sosyal devlet olmanın gereğini de dikkate alarak sürdürmektedir.

Bu kapsamda, AK PARTİ iktidarı, merkezden yerele doğru kalkınma hamlesini gerçekleştirmek, bölgenin gelişmesini hızlandırmak ve artırmak için çalışmalarını büyük bir kararlılıkla yürütmektedir.

Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek bütçe sunuş konuşmasında, DAP’la ilgili olarak, projenin tamamlanmasıyla yaklaşık 1,2 milyon kişiye istihdam oluşturmasının ve ekonomiye yıllık 1,4 milyar dolar katkı yapmasının beklendiğine dikkat çekmişlerdir.

Bütün bu sonuçları dikkate alarak baktığımız zaman, söz konusu illerimizin diğer illerimizle olan gelişmişlik farkının kapatılması açısından DAP’ın kurulmuş olmasının ne kadar isabetli olduğu anlaşılmaktadır.

DAP Bölge Kalkınma İdaresinin kuruluş amacı: Öncelikle yerinde koordinasyonu gerçekleştirmek, bununla birlikte bölgenin kalkınmasının hızlandırılması amacıyla ilgili kurum ve kuruluşların proje faaliyetlerini uyum ve bütünlük içinde yürütmesini sağlayacak eylem planı hazırlamak, bunların uygulamasını koordine etmek, izlemek ve değerlendirmektir; ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca talep edilmesi hâlinde, yatırım projelerinin geliştirilmesine yardımcı olmak, bu sürece, gerektiğinde Kalkınma Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslara göre mali ve teknik destek sağlamaktır; bölge planının tamamlayıcılığını ve bütünlüğünü gözeterek kalkınma ajanslarının ortak ve daha etkili çalışmalarına yardımcı olmak ve bu konularda görüş ve öneriler geliştirmektir; bölgenin gelişme potansiyeline, sorunlarına ve imkânlarına dair araştırma, etüt, proje ve incelemeler yapmak veya yaptırmaktır; kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları için başta kurumsal kapasite ve beşerî kaynak konuları olmak üzere, Kalkınma Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslara göre mevcut proje programlarına mükerrerlik oluşturmayacak yenilikçi destek programları tasarlamak ve uygulamaktır.

Eylem planında, DAP kapsamında gerçekleştirilecek yatırımlarla ekonomik büyüme, sosyal gelişme ve istihdam artışı sağlanarak bölgede yaşayan vatandaşlarımızın refah, huzur ve mutluluğunun artırılması ve bölgeler arası gelişmişlik farkının azaltılması amaçlanmaktadır.

DAP Eylem Planı’nın amaçları, tarım, hayvancılık ve kırsal alanda yapısal dönüşümün temellerini güçlendirmek, beşerî ve sosyal sermayenin gelişimini destekleyecek kurumsal kapasiteyi artırmak, işletmelerin rekabet gücünü artırmak, fiziki altyapıyı iyileştirmek olmak üzere 4 stratejik gelişme ekseni olarak öngörülmüştür.

Değerli milletvekilleri, DAP, bölge illeri için uzun süre sadece konuşulan bir hayaldi. AK PARTİ iktidarı tarafından 2011 yılında atılan bir adımla bu hayal gerçekleşmiş ve bölge illerinin gelişmesi için faaliyetlerine başlamıştır. Başta Başbakanımız olmak üzere, Hükümetimize, DAP’ın bağlı olduğu Kalkınma Bakanımız Sayın Cevdet Yılmaz’a ve ekibine teşekkür ediyoruz.

Erzurum başta olmak üzere, DAP’ın, 14 ilimizin gelişmesine büyük katkılar sağlayacağını düşünüyor, bu vesileyle 2013 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Konya Milletvekili Sayın Mustafa Baloğlu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; KOP Bölge Kalkınma İdaresinin 2013 yılı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

KOP İdaresi 5018 sayılı Kanun’un 2 sayılı cetvelinde özel bütçeli kurum ve bir merkez teşkilat statüsündedir. Faaliyet merkezi Konya ili olan KOP İdaresi, Aksaray, Karaman, Konya ve Niğde illerinin kırsal ve kentsel alanını içine alan ve Türkiye alanının yaklaşık yüzde 8,3’ünü kapsayan 65 bin kilometrekarelik alanda görev yapmaktadır.

Bölgenin sahip olduğu dinamik potansiyel bugüne kadar yeterince değerlendirilememiştir. Daha önce, sadece DSİ tarafından yürütülen sulama projeleri olarak bilenen KOP, KOP İdaresinin kurulmasıyla tüm sektörleri kapsayan, bölgenin hassasiyetlerini önceliğine alan, entegre yeni bir bölgesel kalkınma sürecine girmiştir. Çatalhöyük’te insanlık yerleşim alanlarının birine ve Selçuklu İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, Hazreti Mevlânâ’nın hoşgörüsünün neşvünema bulduğu eşsiz kültürel, tarihî ve doğal değerlere sahip KOP bölgesinin tarih içinde oluşmuş birikimleri de değerlendirilip, bölgeyi 2023 ve 2071’e taşıyacak bir süreç başlamıştır. Bu süreç AK PARTİ hükûmetleri tarafından başlatılmıştır.

GAP bölgesine yapılan büyük yatırımlar başlangıçta küçük barajlarla başlamış ve Hükûmetimizin GAP Eylem Planı’yla dev bir kalkınma hamlesine dönüşmüştür. Bu yatırımlar DAP, DOKAP için de böyle olacaktır. Bu bakımdan, Sayın Başbakanımız ve Kalkınma Bakanımız ile ilgili tüm bakanlıklara teşekkür ediyoruz.

KOP’la ilgili ilk resmî ve detaylı çalışmalar 2008 yılında Başbakanlık genelgesiyle başlamıştır. Sayın Kalkınma Bakanımız, yaklaşık dört yıldır bölge kalkınmasıyla ilgili çalışmalar yürütmektedir. 2009 yılında taslak bir KOP Eylem Planı oluşturulmuş, bu plan resmen açıklanmasa da Orta Vadeli Program’da yatırım önceliğine alınarak son iki yılda bölgeye yatırımlar artmaya başlamıştır. Buna en önemli örnek, Mavi Tünel. Hepinizin de bildiği gibi, pazar günü Sayın Başbakanımızın da katılımıyla Bağbaşı Barajı’yla birlikte Mavi Tünel hizmete girecektir.

Mavi Tünel, Göksu havzasını Konya kapalı havzasına bağlayan 17.034 metrelik bir tünel ve yaklaşık 2009’da başlayan tünel, gece gündüz yirmi dört saat esasına göre 235 işçimizin –personelimizin- çalıştığı ve Türkiye'nin yüz yıllık bir projesidir ve Mavi Tünel’in ilk bölümü olan Bağbaşı Barajı’yla birlikte Konya Ovası 184 milyon metreküp -ilk etapta- suyla buluşmuş olacak.

Bunun akabinde yine Bozkır ve Avşar barajlarının da devreye girmesiyle Konya Ovası 414 milyon metreküp suya kavuşmuş olacak. DSİ, özel idare ve il tarım ve hayvancılık müdürlükleri ve diğer kamu kurumlarımızla, Konya Ovası’na su temini ve tasarrufu, tarım ve kırsal kalkınmanın geliştirilmesi amaçlı birçok proje, KOP tarafından eş zamanlı olarak yürütülmektedir.

Biraz önce bir hatibin burada bahsettiği gibi, KOP, sadece bir sulama projesi değildir; KOP, Konya Ovası’nı, Aksaray, Niğde ve o alandaki bütün illeri içerisine alan bir kalkınma projesidir. Bunu buradan özellikle belirtmek istiyorum.

KOP arazisi, 3 milyon hektarla tarım arazisi varlığı ve benzer alana sahip GAP bölgesiyle birlikte Türkiye’nin en önemli bölgesi olmasına rağmen, yağış ve su kaynakları bakımından Türkiye’nin en elverişsiz bölgesine sahiptir. Bölgede hektar başına düşen su miktarı, Türkiye ortalamasının üçte 1’ine, bölge yıllık yağış miktarı da Türkiye ortalamasının yarısından daha azına sahiptir.

KOP bölgesi, Türkiye tarım alanlarının yaklaşık yüzde 12’sini, nadas alanlarının da yüzde 21’ini oluşturmaktadır. Bölge tarım alanlarının yüzde 70’inde kuru tarım yapılmaktadır. Bölgede hâlen kuru tarıma mahkûm 2,1 milyon hektar tarım alanı mevcuttur. Ülke genelinde bu kadar geniş tarım alanına sahip ve suyu bu kadar da yetersiz başka bir bölge mevcut değildir. Yeterli su temin edilmesi durumunda, Türkiye’nin gıda güvenliğini tek başına sağlayacak potansiyele sahip KOP bölgesinin bu temel sorunu kamuoyunca yeterince bilinmemektedir ve KOP projesiyle, Mavi Tünel Projesi’yle birlikte bölgenin daha birçok mavi tünellere ve birçok sulama projelerine ihtiyacı vardır. KOP vasıtasıyla inşallah önümüzdeki yıllarda biz bunları gerçekleştireceğiz.

KOP Kalkınma İdaresinin 2013 yılı bütçesi 104 milyon TL olarak belirlenmiştir ve Konya Ovası’nda kuraklığın etkisinin azaltılması, sulamada etkinliğin artırılması ve üretimde verimliliğin yükseltilmesi, kuru tarım alanlarının rehabilitasyonu, kırsal kalkınmanın sağlanması amacıyla yürütülecek etüt proje ve uygulamalarda kullanılması hedeflenmektedir.

KOP bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gümüşhane Milletvekili Sayın Feramuz Üstün, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2013 yılı bütçe kanun tasarımızın Doğu Karadeniz Bölgesi Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Doğu Karadeniz Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, 8 Haziran 2011 tarihinde 642 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuş Mart 2012 tarihinde idare, başkanının atanmasıyla fiilen görevine başlamıştır.

Başkanlığın Giresun ili merkez olmak üzere, sorumluluk bölgesi, Gümüşhane, Artvin, Bayburt, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu ve Samsun illeri olarak tanımlanmıştır.

Proje bölgesi, toplam 48.256 kilometrekare alana ve 3 milyon 841 bin 474 kişi nüfusa sahiptir.

Türkiye Cumhuriyeti ülke kaynaklarının kalkınma çabalarının da doğru kullanılmasını temin etmek, yerel dinamikleri ve fırsatları doğru kullanabilmek, yöre insanının kalkınma çabaları içinde yer alması ve entegrasyonu sağlamak amacıyla planlı kalkınma dönemi boyunca bölgesel kalkınma faaliyetlerine atıfta bulunmuş ve her dönemde bir veya birkaç bölgesel kalkınma projesi, programı yürütmeye çalışmıştır.

Türkiye’nin 2007-2013 dönemini kapsayan Dokuzuncu Kalkınma Planı döneminde ekonomik büyümenin ve sosyal kalkınmanın istikrarlı bir yapıda sürdürülmesi ve plan vizyonunun gerçekleşmesi yolunda rekabet gücünün artırılması, istihdamın artırılması, beşerî gelişme ve sosyal dayanışmanın güçlendirilmesi, bölgesel gelişmenin sağlanması, kamu hizmetlerinde kalitenin ve etkinliğin artırılması gibi stratejik amaçlar gelişme eksenleri olarak belirlenmiştir.

Yerel dinamiklere ve potansiyele dayalı kalkınma anlayışı çerçevesinde bölgesel gelişme politikalarında kalkınma idaresi başkanlıklarının temel görev ve amaçları arasında; merkezî düzeydeki politikaların daha uyumlu ve etkin hâle getirilmesi, yerel düzeyde kurumsal kapasitenin artırılması, ekonomik gelişme ve sosyal refahın ülke genelinde dengeli bir şekilde yayılması, bölge dışına göç eğilimlerinin bölge içinde tutulması, nüfusun mekânda dengeli dağılımının sağlanması, kentleşmenin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması, kırsal kesimde refahı artırarak, kır ve kent arasındaki sosyoekonomik gelişmişlik farklarının azaltılması yer almaktadır. Bu yaklaşım çerçevesinde, ülkemizde mevcut bölgelerarası gelişmişlik farklarının azaltılması, bölgesel ve mekânsal nitelikleri de dikkate alan yatırım politikalarının tespit edilerek, kaynakların rasyonel ve etkin kullanımının sağlanması ve kalkınmanın yurt sathında dengeli şekilde gerçekleştirilmesi için bölgesel gelişme politikalarına özel bir önem vermek, Türkiye’nin her bölgesinde tamamlayıcılık, entegrasyon ve iş birliğini güçlendirmek, ekonomimiz içindeki rol ve fonksiyonunu artırmak, bölgesel ve küresel etkinliğini geliştirmek ve tüm bunların devletimizin temel öncelikleri arasında yer almasını sağlamaktır.

GAP, DAP ve KOP projelerimiz gibi Doğu Karadeniz Bölgesi Projemiz de, gerçekten, ülkedeki kalkınmanın çarpık olmasından kaynaklanan, kalkınmanın ülkenin bir bölgesine birikmiş olmasından, Anadolu’nun birçok ilinin hızla göç verip batı kısmına geçmesinden kaynaklanmıştır. Kalkınmanın bu sakin bölgelere daha da yayılmasını… Çünkü biz biliyoruz ki vergimizin yüzde 90’ına yakınını 8-10 tane ilden elde ediyoruz. Gayrisafi millî hasılamızın yine büyük bir oranı 8-10 tane ilden. Bir ülkenin bu şekilde çarpık kalkınmayla kalkınmasına devam etmesinin mümkün olmadığını biliyoruz. Onun için, ülkenin her bir tarafının, dört bir tarafının daha sağlıklı kalkınması için özellikle zorunlu kamu hizmetlerinin Anadolu’nun daha sakin illerine aktarılmasını, bunun ülkenin geleceği için, Türkiye’nin geleceği için çok önemli olduğuna inanıyorum. Askerî birliklerimizden tutun da, buna benzer kamu hizmetlerinin Anadolu’nun en ücra köşesine kadar yayılmasının, büyük şehirlerden çıkarılarak daha etkin değerlendirilmesinin bu ülke ekonomisi için, kalkınması için çok faydalı olacağını düşünüyorum.

2013 yılı bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi adına Muş Milletvekili Sayın Demir Çelik.

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Sağlık Bakanlığının 2013 bütçesine ilişkin söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve grubum adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP iktidarı 2000’li yılların başında gerek Türkiye'nin jeostratejik gerek jeopolitik konumundan kaynaklı avantajların rüzgârını arkasına alarak gerekse küresel boyuttaki gelişmelerin ortaya çıkardığı bir kısım fırsatları, olanakları amacına uygun değerlendirmeyi bilerek gerekse ulus-üniter devletin çözemediği, ertelediği ve ötelediği bir kısım sorun ve problemlere vurgu yaparak gerekse de o dönem ülkede yaşanan siyasal ve ekonomik krizden kaynaklı yönetememe iradesinin açığa çıkardığı bir arayışın ürünü ve eseri olarak iktidarda. On yıldır toplumda beliren sağlıktan emeğe, eğitimden kente, belediyeden yerel yönetimlere dair birçok beklentiyi ve umudu çözecekmiş gibi görünerek, çözüm umudunu yaratıp pazarlayarak bugünlere geldi. Bugün de üzerinde tartıştığımız, konuştuğumuz sağlık dâhil olmak üzere hâlâ çözüm bekleyen, çözümsüzlüğün ortaya çıkardığı siyasal ve toplumsal krizle de toplumun âdeta geleceğini karartan, umudunu ve geleceğe bakış açısını da değiştiren bir muhtevaya, bir içeriğe sahiptir.

Bugün, küreselleşmenin açığa çıkardığı bir kısım dinamiklerin de gücünü yanında hissediyor olmasından kaynaklı, küresel neoliberal politika anlamıyla piyasalaştırmanın, taşeronlaştırmanın ve ticarileştirmenin hüküm sürdüğü bu ilişkiyi sağlıkta da maalesef görev edinmiş, devreye koymuş, sağlık alınıp satılan bir metaya dönüştürülmüş bulunmaktadır. Hâlbuki dünya literatüründe                     -bildiğimiz kadarıyla- sağlık, insanın bedensel ve ruhsal olduğu kadar, siyasal ve sosyal de iyi olma hâlidir. Sosyalden kastedilen çok geniş bir yelpaze, eğitimden dezavantajlı gruplara, emekliden çalışanlara, yoksullardan ezilenlere dek, onların ekonomik, demokratik, sosyal ve siyasal taleplerinin karşılanmasıdır. Siz, bireyin bu temel taleplerini karşılamadığınızda birey iyi olma hâlinden yoksun kalmış olur, yoksul kalan bireylerden müteşekkil olan toplumu da sağlıklı bir toplum, sağlığı yerinde olan bir toplum, sağlığı iyi olan bir toplum noktasında tutamazsınız. İşte, bizim de yaşadığımız, yaşamak zorunda bırakıldığımız ilişki tam da bu. Bu çerçevede soruna yaklaşıp yeni parametrelerle sorunu çözüme kavuşturmak gerekirken, geçmiş hükûmetlerin yaptığına benzer, durumu idare eden palyatif çözümlerle işin üstünden gelmeye çalıştı.

“Sağlıkta Dönüşüm Projesi” olarak bize sunulan böylesi bir arayışın ve ihtiyacın yeniden umut olarak bizlere pazarlanmasıyla neticelendi. Bu anlayış kendisinin genel sigorta ya da kamu hastane birlikleri ya da aile hekimliği alanlarında da işlevsiz kalmasına neden olmuştur. Çünkü çocuk baştan sakat doğmuştur, toplum esas alınmamıştır, biriken ve çözüm bekleyen sorunları neştere tabi tutarak radikal çözüme kavuşturması bekleniyor iken, o daha durumu ve günceli kurtaracak, seçime endeksli ve oy tahvilini esas alan bir anlayışla soruna yaklaşmıştır.

Genel sağlık sigortasıyla sosyal devlet olmanın gerekliliğini yerine getireceğine, yani nitelikli, erişilebilir, parasız sağlık hizmetini sağlayacağına, yine, yeşil kart uygulaması, BAĞ-KUR, SSK, Emekli Sandığı arasındaki ilişkileri ve çelişkileri hâl yoluna koyamayıp çözemeyen, parasız sağlıktan toplumunu, halkını mahrum tutan bir noktada kalmıştır.

Aynı şekilde, devlet hastanelerinin, üniversite hastanelerinin bürokratik iş ve işlemlerine erişilebilir nitelikli sağlık hizmetlerinin üretilmesinin temel altyapısını sağlayacağına, özelleştirme politikalarının ürünü olarak kentin herhangi bir yerinde yükselen şaşaalı binalar içerisinde, ticaret erbabının kâra dayalı ilişkisine hapsedilen, mahkûm kılınan, alınıp satılan bir hizmetle, bir sağlık hizmetiyle vatandaşını, toplumu karşı karşıya bıraktırmıştır. Bu da bugün, çokça dile getirildiği şekliyle “sağlıkta şiddet”in yaşanmasına, vatandaşla sağlık emekçileri arası çelişkinin, çatışmanın yaşanmasına neden olmuştur.

Keza, aynı anlayışı aile hekimliği konusunda da görmek mümkündür. “Birinci basamak” olarak adlandırılan, bu yönüyle de kişinin ulaşabileceği ve sorunun kolay çözüme kavuşturulabileceği bir ilişki olarak düşünülmüş olmasına rağmen, eczacılara verilen görev gibi, hekimler de devletin tahsildarı durumuna gelmiş, ona kâr kazandıran, onun mevcut, var olan alacaklarını tahsilatla mükellef bireyler hâline getirilmiştir. Bu, şiddete yol açmıştır. Bu, hukuksuzluğa yol açmıştır. Bu, tıp öğrencilerine uygulanan siyasal operasyon gibi bir operasyonla da neticelenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda, Türkiye cezaevlerinde, parasız sağlık hizmeti istedikleri için, parasız olmasıyla birlikte nitelikli sağlık hizmeti üretmek adına mesleki faaliyetlerini yürüttükleri için onlarca tıp öğrencisi cezaevinde. Hukuksuz, siyasi operasyonla kaç yıl, ne kadar ceza alacağı bilinmez bir noktada tutulmuşlardır. Aynı anlayışla bugün, cezaevlerinde, 550 siyasi tutsak ağır hastalıkla karşı karşıyadır. Bunların tedavisini kolaylaştırıp onların nezih mekânlarda tedavi koşullarına kavuşturulması gerekirken, ihmal edilen, es geçilen bir anlayış olarak bugüne kadar 94 kişinin yani devlete emanet olan 94 siyasi tutsağın ölümüyle sonuçlanmıştır.

Bu da bize gösteriyor ki bütün bu yaşanmışlıklardan hareketle, sağlık, bir toplumun olmazsa olmazı noktasındaysa, biz, dünün algıları ve anlayışlarıyla bu soruna yaklaşamayız. Biz, idari ve siyasi yapıyı, tarihsel gelişmişliklere uyarlı; biz, idari ve siyasi yapıyı evrensel hukuka uygun, toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak demokratik katılımcılığa tabi tutmadığımızda sorunla uğraşırız. Aktörler değişir, partiler değişir, doksan yıldır değişen idari siyasi yapı olmadığı sürece de gelen gideni aratır noktasında bir durumla karşı karşıya bıraktırırız.

Bin yılımızı sorgulayalım. Bin yıldır yeryüzünde, dünyada  olduğu gibi Anadolu’da da beylikler vardı, tarihsel ihtiyaç gereği imparatorluğa evrildi, tarihsel gelişmişliğin neticesi olarak imparatorluklar, Sanayi Devrimi’nin ürünü ve eseri olarak ulus-üniter devletlere ayrıştı. Ulus-üniter devletlerin katı merkeziyetçi, retçi, tekçi anlayışından hareketle de hâlâ siyasal ve toplumsal istikrar aranıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplumsal ve siyasal istikrar basit ve türdeş değildir. Aksine, karmaşıktır, çeşitlilik arz eder. Yani, toplumun çok kimlikli, çok kültürlülüğüne dayalı bir istikrar sağlanamadığında, onun koşulları, objektif koşulları yaratılamadığında, çatışmaların, çelişkilerin, açmazların, dolayısıyla da kriz ve kaosların önüne geçmek mümkün değildir. Yapılması gereken, küreselleşmenin açığa çıkardığı yeni paradigmayı yani merkeziyetçi katı yapılar yerine yerindenlik ve yerellik ilkesine bağlı olarak her kimliğin, kültürün, inancın, dinin kendini öz yönetim organlarıyla yönetebildikleri yeni bir mekanizma bizim sorunumuza cevap verir.

Bakınız, İkinci Dünya Savaşı’nda altüst olan bir Avrupa Birliği söz konusu. Almanya’dan Fransa’ya, Avusturya’dan Belçika’ya, Hollanda’dan Polonya’ya dek Avrupa bir yıkımı yaşadı. Bu yıkım siyasaldı, ekolojikti, demokratikti ama Avrupa, bu yıkımdan dersler çıkararak, küreselleşmenin de verdiği fırsatları değerlendirerek idari ve mali özerkliğe sahip yerel yönetimlere yöneldi, merkeziyetçi ve katı yapıdan kendisini bölgesel özerk yönetimlere evirdi. Ulus-üniter devletlerin karakteristiği gereği onlar vatanı, devleti, ulusuyla bölünmezdirler. Bugün, bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nde de Anayasa’nın 1’inci, 2’nci, 3’üncü maddesinde ifadesinde bulduğu şekliyle yoğunca vurguladıkları temel konulardır.

Kürtler olarak bizler, BDP olarak, siyasal parti olarak biz, bugünün artık devletin insanlığın ve toplumun mutluluğu için olmazsa olmaz olmadığını, devletin çok da kutsandığı gibi insanlığa mutluluk getirmediğini, bu yönüyle de esas olması gerekenin toplum olduğundan hareketle, devleti öngören bir siyasal projeye sahip değiliz, devletin bölünmesi, parçalanması gibi bir siyasal jargonun da dilin de sahibi değiliz. Ama gelişen dünyanın bu yeni yarattığı fırsatları halklarımızın ve toplumumuzun yararına çözme iradesini geliştiremediğimizde bütçemiz sağlığa, eğitime gideceğine savaşa ve savaş araçlarının yeniden devreye girmesine, çatışmaya, yoksunluklara yol açar. Hâlbuki, ulusun demokratik ulus olması temelinde onun da bölünmezliği üzerinden idari ve siyasi yapının meşru demokratik taleplerin karşılanması temeline çok da itiraz edildiğinin aksine, bölgesel yönetimlerle kendisine fırsat vermesi mümkün olabilir.

Bu, Türkiye’de yaşayan 75 milyonun; Türk’ünden Kürt’üne, Arap’ından Laz’ına, Çerkez’inden Roman’ına, Alevi’sinden Hristiyan’ına, İslam’ından Süryani’sine herkesin kazancı olacaktır. Söz konusu olan, devletin bölünmüşlüğü üzerine, devletin parçalanmışlığı üzerine yeni bir paradigma değil; devlet vardır ama devletin yanında demokrasi de olmalıdır. Devlet demokrasiye duyarlı olmalıdır. Demokrasiye duyarlı olan devletin yanında, yanı başında halklar, kimlikler, inançlar kendini; öz gücüne dayalı olarak öz ihtiyaçlarını, yeterliliklerini sağlayan bir mekanizmayla devlet fırlar, güçlenir ama bu devlet topluma tahakküm kurmak, onu hiyerarşiye tabi tutmak üzerine büyümez. Toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya endeksli olacaktır. Böylesi bir devletin Türkiye’de var olması Orta Doğu’da da küresel emperyal güçlerin çıkarının gereği olarak dizayn edilmek, şekillendirilmek istenen Orta Doğu yerine, Orta Doğu’nun ulus-üniter yerine demokratik konfederal ilişkilerle, nasıl ki biz Fransa’ya indiğimizde, Almanya’ya, Belçika’ya; Avusturya’ya indiğimizde Danimarka’ya, İsviçre’ye gidebiliyorsak; sınır kontrolü, gümrük kontrolü, pasaport kontrolü yokken, ulus-üniter sınırlar için insanlar birbirlerini öldürmüyorken -aksine birlikten güç doğar- çoklu birlik içerisinde olmanın verdiği demokratik normaliteyi harekete geçirerek bu sorunu çok daha özgür, çok daha mutlu bir topluma evirebiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu açıdan Barış ve Demokrasi Partisi olarak biz, ister sağlık bütçesi ister eğitim bütçesi olsun isterse başka bakanlıkların bütçesi olsun hayırlara vesile olması dileklerimizi iletiriz ama bu hayır, doksan yıldır bize ölüm, bize gözyaşı, bize kurşun olarak geri döndü. Bunun son bulması bu Meclisin siyasal iradesiyle mümkündür. Meclis, sadece genel başkanların emir ve talimatlarıyla, onların söylemleriyle harekete geçebilen bir irade olmamalıdır, aksine, kan akıyorsa, ölüm yaşanıyorsa ve yaşanan ölüm ve kanın bizatihi tarafları birbirine kardeşlik hukukuyla bağlı olduğunu söylüyorlarsa, insani de, İslami de olan, bu kardeşlik hukukuna dayalı, eşit, özgür vatandaşlık temelli bir sorunu çözmelidir. Yoksa, yaşadığımız otuz yılın kayıplarıyla bir otuz yılı daha yaşamak, bize kaybettirdiği gibi çocuklarımıza, torunlarımıza da kaybettirecektir.

Sorun bu kadar can yakıcı iken, 2013 yılında, biz, bu ve benzeri siyasal projelerimizi tartıştığımız, ortaklaştırdığımız bir Meclisi hayata geçirir, gerçekleştirebilirsek, inanın hepimizin yüreğini acıtan bu sorunun demokratik, barışçıl çözümünü sağlamak mümkündür, ama ötesi, duygu kopuşunun, duygudaşlığın kopmaya başladığı bir noktada, siyasal kopuşun değil Türklere, Kürtlere hiçbir faydası olmayacaktır, olan yoksul Kürt ve Türk çocuklarının ölümüne olacaktır.

O açıdan, yol yakınken, zaman geçmemişken, savaş bütçesi olarak yorumladığımız 2013 bütçesi, Millî Güvenlikten Millî İstihbarat Teşkilatına, güvenlik ve asayişçi politikaları uygulayan İçişleri Bakanlığından Millî Savunma Bakanlığına kadar, bu bütçenin yarıdan bir fazlasını götüren yerine, savaş yerine, çatışma ve çelişkiler yerine barışın konuşulduğu, barışın yeşertildiği, özgürlüklerin hayat bulduğu bir Türkiye tahayyülüyle gerçekleştirilmesine uygun bir bütçe olmalıydı.

O anlamıyla bütçe, bu hâliyle sorun ve sorunlarımızı çözmekten uzak olduğu gibi, sağlıkta yaşanan problemlerin de çözülmesine, aşılmasına fırsat verebilecek niteliklerden uzaktır, çünkü sağlık, her şeyden önce nitelikli, erişilebilir, parasız olmalı. Parasız, nitelikli ve erişilebilir olmayan bir sağlık, onun üzerinden bireyin psikolojik, sosyal ve siyasal travmalarını eklediğinizde ortaya çıkacak olan da siyasal ve sosyal travmaları aşamayan bir toplum gerçekliğiyle bizi karşı karşıya bırakacaktır. Yeri gelecek cinneti duyacağız, yeri gelecek intiharı duyacağız, yeri gelecek şiddet ve şiddet argümanları ve araçlarıyla birbirlerini yok etme üzerine… Yani ektiğimiz rüzgârın fırtınasını biçeceğiz, yani düşmanlığı körükleyen, düşmanlık üzerine oluşturulan bir dünyayı birbirimize dar etmenin yoluna bakacağız. Hâlbuki, insan olmaktan ileri gelen temel haklara saygılı olmak, insan hakları noktasında egemenin hak olarak gördüğü hakların, ezilene de, mağdura da, mazluma da tecelli etmesi bu dünyanın bizatihi gerçekliğidir. Bırakın İslam dinini, beğenmediğimiz, eleştirdiğimiz, yeri geldiğinde “kâfir” dediğimizin bile ötekisine saygı duyduğu, empati yaptığı, onu kucaklayıp kapsadığı bir noktada, sevgi ve barış dini olarak övünç duyduğumuz İslam dininin mensupları olarak bunca çatışmanın, bunca kanın, bunca ölümün izahatını vermek durumundayız. İzahata muhtaç bu konuda söyleyeceğimiz sözler olmalıdır çünkü biz siyasi partileriz. Siyasi partiler, siyasi programlarının, ideolojik, siyasal perspektiflerinin ışığında toplumun önünü aydınlatamazsa, topluma doğru öncülük yapamazsa toplum kaybeder, hepimiz kaybederiz.

Buna fırsat vermemek adına bir kez daha, savaş bütçesi olmasına rağmen bu bütçenin savaşa değil barışa fırsat vermesi dileklerimi iletiyor, özgür yarınlarda eşit, özgür vatandaş olabildiğimiz bir demokratik cumhuriyet dileklerimle saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi adına, bütçe üzerinde, Kalkınma Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçeleriyle ilgili huzurlarınıza gelmiş bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, Doğu Anadolu Projesi (DAP) ve Konya Ovası Projesiyle başlamak istiyorum. Doğu Anadolu Projesi (DAP) 16 ili kapsamakta ve Türkiye yüzölçümünün yüzde 21’inde yaşamakta olan 5 milyon 634 bin 772 kişiye hitap etmektedir. Bu nüfus da ülke nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 9,3’üne, yine yaklaşık bir ifadeyle onda 1’ine tekabül etmektedir.

Değerli arkadaşlar, çok eski, benim gençliğimde bir şarkı vardı “Bütün aşklar tatlı başlar.” diye. Bütün projeler de tatlı başlıyor yani DAP projesi de böyle, Konya Ovası Projesi de böyle. Ama ondan sonra, biraz zaman geçtikten sonra bakıyorsunuz, bu aşk ve meşk ile ortaya konulan projelerin neticeleri ne? Ortada elle tutulur, somut bir şey yok. Biz eleştirdiğimiz zaman iktidar çıkıyor, rakamlar veriyor bize. Tıpkı eski başbakanlardan Süleyman Demirel’in yaptığı gibi, milyonlar, milyarlar, dolarlar, TL’ler, marklar, avrolar havada uçuşuyor, mukayeseler yapılıyor ama sonuç ne? Yani bir yekûn çizgisi çekin, ne oluyor? İşte, ne olduğunu söyleyeyim size.

Bugün DAP’tan örnek vereyim. Erzurum, yine benim üniversite yıllarımda, 450 milletvekili vardı o zaman Türkiye’de, 9 milletvekili çıkarıyordu, şu an 550’ye çıkmış milletvekili sayısı -Sayın Sağlık Bakanı da Erzurum Milletvekili, biliyor  bunları- bugün 6 milletvekili çıkarıyor. Aynı durumlar, Erzincan da böyle. Yine, Kars, Iğdır, Ardahan, Ağrı… Ben dün gece İnternet’ten Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine girdim yani devletin kendi tespit ettiği rakamlara göre bugün Ardahan’da yaşayanların -il olarak, vilayet olarak diyorum- 2 misli kadar bir nüfus Ardahan dışında yaşıyor. Sadece İstanbul’da 226 bin Ardahanlı yaşıyor. Tabii, bu rakam her gün artıyor. Bu dediğim rakamlar 31/12/2011 rakamları. Kars’a bakıyorsunuz, durum aynı; Iğdır’a  bakıyorsunuz, durum aynı; Erzincan’a bakıyorsunuz, durum aynı. Sadece Bursa’da -ki AK PARTİ’nin Erzurumlu bir Bursa milletvekili de var- 105 bin Erzurumlu yaşıyor, yine Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre.

Şimdi, şunu diyebilirsiniz: “Ya kardeşim, bütün cumhuriyet döneminin kabahatini gelip bizden mi soruyorsunuz?” Tamam, doğru. Daha yakın bir mukayese yapalım. Gelelim, ne zaman iktidar oldunuz? 2002’de oldunuz. Haydi, iktidar olduğunuz gün yatırım yapıp bunları engelleme gücünüz yoktu, doğrudur, o da doğru. E, nereden başlayalım? Beş yıl da size avans verelim, gelelim 2007 senesine, 2007 ile 2012’yi mukayese edelim. Bu göç hâlen devam ediyor, boşalma devam ediyor. Peki, nerede bu projeler? Ve üstelik bu rapor nerede hazırlanmış? Erzurum Atatürk Üniversitesi, Elâzığ Fırat Üniversitesi, Malatya İnönü Üniversitesi, Kars Kafkas Üniversitesi ve Van Yüzüncü Yıl Üniversiteleri 2002 senesinde, sözde, dört başı mamur bir rapor hazırlamış. E, ne yapılmış? Çok şey yapılmış.

Şimdi yani biraz sonra göreceksiniz, Hükûmet adına çıkan bakan bir sürü rakam verecek size; trilyonlar, katrilyonlar, milyar dolarlar. Rakamları şaşırdık zaten, altı sıfır atıldı, birbirine karıştı. E, peki, netice ne, netice; netice ne? Yani bu insanlar hâlâ o bölgeyi bırakıp da niye başka tarafa gidiyorlar? Bu, Doğu Karadeniz için de böyle; bu, Konya için bile öyle yani Konya’nın bugün merkezi büyüyor ama Konya’nın da 16 olan milletvekili sayısı 14’e düştü, daha yeni düştü, geçen sene. Aynı durum Konya için de söz konusu. Yani ben GAP üzerine şu an çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. Benden sonra söz alacak sevgili arkadaşım Urfa Milletvekili İbrahim Binici GAP’la ilgili çok daha tatmin edici bir konuşma yapacak, rakamlar verecek ama Konya Ovası da, Doğu Karadeniz Projesi de, DAP projesi de işte ortada.

Yine, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre 485 bin Giresunlu İstanbul’da, 490 bin Ordulu İstanbul’da -kâğıda bakarak da söylemiyorum bunları yani ezberden söylüyorum- 730 bin Sivaslı İstanbul’da. Peki, niye böyle?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Fabrikalar İstanbul’da.

ALTAN TAN (Devamla) – Şunun için böyle arkadaşlar: Doğru düzgün bir planlama yok.

Şimdi, bir ara Sayın Başbakan diyordu ki: “Efendim, İstanbul’a vize koyabiliriz.” Sonra ne olduysa yani müteahhitler, etrafındaki müteahhitler “Aman, bu kadar yağma, talan var, sen vizeden bahsediyorsun. Bırak, daha fazla insan gelsin, daha fazla bina yapılsın. Bir boğaz yetmedi, bir boğaz daha yap. 10 milyonluk İstanbul yetmez, 13 olsun, 23 olsun. Çamlıca’dan tut, Beykoz’dan tut, Sarıyer’den tut, Kilyos’tan tut, Ümraniye, Çekmeköy’den tut, Sultanbeyli’ye kadar her tarafı talan edelim, imara açalım; İstanbul’da soluklanacak bir yer kalmasın, para kazanalım, bırak gelebildiği kadar insan gelsin…”

Peki, hani cazibe merkezleri? Denizli, Konya, Samsun, Adana, Mersin, Konya, Diyarbakır, Urfa, Antep, Erzurum, Van, Aydın cazibe merkezi yapılacaktı, planlamalar olacaktı. Kaç senedir iktidarsanız? On bir sene. Kaç sene daha bekleyelim? 2071’e kadar.

Değerli arkadaşlar, yani bu rakamları konuşurken lütfen neticeleri de söyleyin. Karadeniz otoyoluna 5 milyar dolar harcandı. Her sene yağmur geliyor, sel vuruyor, yolu alıyor, götürüyor denize.

Batman, Diyarbakır ve Mardin’den geçecek Urfa-Habur otoyolu için 5 bakanla görüştüm -teşekkür ediyorum, randevu verdiler yani Ulaştırma Bakanı da dâhil- bir Karayolları Genel Müdürünü aşamadım. Niye efendim? Biraz daha para gidecekmiş. Sen bugün Rize’yle-Erzurum arasına yaptığın tünele harcadığın paranın yarısı kadar fark çıkmıyorsa bu projede, Karayolları Genel Müdürü gel hesap ver. Bizim Diyarbakır Milletvekili Sayın Mehmet Mehdi Eker de diyor ki: “Bu iş bitti, bizim istediğimiz gibi olacak, bu otoyol Diyarbakır’dan ve Batman’dan geçecek.” Hani geçecekti? Bugün haritalar geldi, elimde Karayollarının resmî mührü olan etütler var, projeler var, koyuyorum ortaya bakanın dediği gibi bir şey yok. Bakın, Sayın Bakanım, bu projeler elimde, devletin projeleri, yok böyle bir şey. Diyor ki: “Biz Ulaştırma Bakanıyla konuştuk, böyle olacak.” Karayolları Genel Müdürüne gidiyoruz, diyor ki: “Benim dediğim olacak.” Gelen resmî projelerin hepsi mevcut duble yol, ki otoban standardında, şu an Urfa’dan Habur’a giden, onun yanına 1 kilometre, 2 kilometre, 3 kilometre aralıklarla geçen paralel bir yol daha koyuyor, 300-500 milyon doların hesabını yapıyor. Öbür tarafta ise 5 milyar doları sel alıp götürüyor canı sıkıldığı vakit.

Değerli arkadaşlar, Doğu Anadolu’yla ilgili de ciddi projeler yapılması lazım, Karadeniz’le ilgili de yapılması lazım, Konya Ovası’yla ilgili de yapılması lazım, GAP’la da ilgili yapılması lazım. Yani niye yapılması lazım? Eğer 75 milyon insan biz bu memlekette beraber yaşayacaksak, bu işin dengeli, sistemli, planlı, programlı olması lazım. Bugün, İstanbul’un yarısının boşaltılması lazım. Silahla, tehditle, vurarak, öldürerek değil, vize koyarak değil, siz cazibe merkezleri kurarsanız… Ben, yirmi beş sene İstanbul’da yaşadım, 4 tane amcam, babaannem, dedem 1955’ten beri İstanbul’da. Yani İstanbul’un taşını, toprağını her şeyini sizden fazla biliyorum. Ama yazık! Cazibe merkezleri kurulacak; limanlar, otobanlar, fabrikalar, sanayiler, ithalat- ihracat merkezleri bunların hepsi planlanacak, ona göre bu nüfus bir yere yığılacağına, talan olacağına belli bir denge kurulacak. İşte Almanya. Yani, hemen hemen 550 milletvekilinin belki 500 tanesinin gördüğü yer, Almanya. Bizim üçte 1’imiz kadar toprağı var yuvarlak, 330 bin küsur kilometrekare, 85 milyon nüfusu var. En büyük şehri ne kadar? Berlin ne kadar? Hamburg ne kadar? Daha 3 milyon, 4 milyon. Frankfurt’un merkezi 780 bin. Köln ve Düsseldorf 1’er milyon. Ama her şeyi planlamış, ilaç sanayisi bir yerde, liman işte Hamburg’da, öbür finans merkezi Frankfurt’ta, bunun hesabı kitabı yapılmış.

Peki, Kalkınma Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Devlet Planlama Müsteşarlığı ne yapıyor? “Efendim, biz İstanbul’da senede bilmem şu kadar milyar dolar yatırım yaptık, 50 milyar dolar yaptık, 30 milyar dolar yaptık, 80 milyar dolar yaptık.” Ya bu 80 milyonun yarısıyla sen bu Anadolu’daki cazibe merkezlerini bir şekle oturtabilirsen herkes insanca bir hayat sürer. Bugün, mühendis olanlar bilirler, nüfus arttıkça bir nüfus katsayısı vardır bütün dünyada, Tokyo’da da New York’ta da Paris’te de Şanghay’da da. Büyük şehirlerde, yaşanılabilir bir şehir yapabilmek için, kişi başına -yani mukayeseli bir rakam veriyorum ben- 5 lira harcamanız gerekiyorsa, bu dediğim daha küçük ölçekli yani 1, 2, 3’er milyonluk cazibe merkezlerinde harcayacağınız para 5 yerine 2’ye düşüyor. Birim başına düşen harcama yani tünel, köprü, baraj, su kanalı, işte arıtma, vesaire, vesaire, vesaire. Şimdi, biz bunları konuşacağımıza, bunları tartışacağımıza, sadece demagojik laf cambazlıklarıyla “Şu oldu, bu oldu, bu kadar para harcandı, şöyle oldu, böyle oldu.” Peki, olduysa bu kadar insan hâlâ niye evinde oturmuyor? Bunun da cevabını verin, söyleyin. Yani tekrar tekrar bu rakamları söylemek istemiyorum. Bugün, Adana’nın bile gelişme hızı durdu. Bakınız, geriye gitmiyor ama durdu Adana, önemli bir merkez.

Değerli arkadaşlar, yine, bir önemli mevzu, mesela burada, Kalkınma Bakanlığının kuruluş amacı var, şurada, Kalkınma Bakanlığının. Burada, işte “Uluslararası kuruluşlarla iletişim içerisinde çalışarak ileriye dönük stratejiler geliştirmek, topluma perspektif sağlayan politika…” vesaire, bilmem ne, işte anlatıyor. Ondan sonra “Kamu yatırım politikalarını oluşturmak, yatırımlara ilişkin analiz ve araştırmalar yapmak, bölgesel yatırım modelleri geliştirmek…” vesaire vesaire. Peki, arkadaşlar, madem bu kadar görevi var bu bakanlıkların, bizim önümüze koyduğu şu an ne var? Yani bizi heyecanlandıracak, biraz evvel örnek verdiğim gibi, mesela bir Fransa, bir Almanya örneğinde olduğu gibi bizi heyecanlandıracak neler var?

Hollanda üzerinden bir tartışma yapıldı. İşte, “Hollanda’nın toprakları Konya’dan küçük. Tarım ihracatı 80 milyar dolar. Bizim Türkiye'nin hayvansal ve tarımsal ihracatı 12 milyar dolar.” ve bir bakan çıktı cevap verdi -yani özrü kabahatinden büyük derler ya- dedi ki: “Efendim, 80 milyar dolar bunun ihracatı var ama peki bunun ithalatı ne kadar sordunuz mu? 60 milyar dolar.”

ADİL KURT (Hakkâri) – Bunu Başbakan söylüyor, Başbakan.

ALTAN TAN (Devamla) - Yav kardeşim, tamam. Yani 80 milyar dolarlık ihracat yapmış ama 20 milyar dolar artısı var yine ve bu dediğin yer Konya kadar.

Ben dün Viranşehir’deydim. Yani Urfa, Viranşehir, Kızıltepe, insan o topraklara baktığı zaman içi açılıyor içi, geleceğe ümitle bakıyor. Bu kadar büyük potansiyel… Peki, Kalkınma Bakanlığı, bugün sadece Ceylânpınar Devlet Üretme Çiftliğinin alanı 1 milyon 780 bin dönüm. Daha iyi anlatabilmek için -herkes rakam bilmeyebilir mühendisler gibi- 40 kilometreye 45 kilometre.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sulanmış Harran Ovası var, boş duruyor.

ALTAN TAN (Devamla) - Harran Ovası’nda ne oldu? Orada da su önce sadece Arap bölgesine verildi. Bakın, söylediğimiz vakit diyorlar ki: “Bunlar hemen işte Kürtleri getiriyorlar.” Kanalın yanı başından geçtiği Kürt köylerinde -yani ben arkadaşımın sahasına girmeyeyim, özür dilerim ama sorduğunuz için söylüyorum- Harran ilçesi olduğu gibi Araplardan müteşekkil. 26.567 geçerli oy var son seçimde, 26.567. Bizim adayımız ne kadar almış biliyor musunuz? 16 oy. Yav, Hamas’tan Hizbullah, Tel Aviv’de seçime girse daha fazla oy alır. İşte etnik ayrımcılık bu, bölgesel milliyetçilik bu. Rakamlarla konuşalım bunları, 26.567 oy. Bakın, önünüzde şeyler var, İnternet’ten girin, YSK’nın seçim sonuçlarına bakın. Memleket böyle bölündü yani.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) - Size oy vermeyince kötü mü oldu yani?

ALTAN TAN (Devamla) – Hayır, kötü olmadı. Sandık başkanlarının çıkan oyları bile yırtıldı, atıldı yani orada Kürt sandık başkanı öğretmen var, memur var. Kötü değil, dünyada böyle bir örnek var mı?

Sevgili arkadaşlar, işte sulama kanallarının da durumu bu.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Siz öyle konuşuyorsunuz da 30 tane milletvekili var AKP’de şu anda sizi dinleyen.

ALTAN TAN (Devamla) – Şimdi, gelelim, mesela bu Doğu Karadeniz’deki işlere. 150 tane HES Trabzon’a yapılmış -yine buradaki rakamlarda- ve toplam 500’e yakın yani Rize’siyle, Gümüşhane’siyle, Artvin’iyle. Tamam, HES’leri yaptın, köyleri boşalttın, vatandaş çıktı, “Efendim, ben yatırım yapıyorum, çok iyi şeyler yapıyorum.” Peki, oraya bir faydası oluyor mu? Yani bu yatırımları, 500 tane HES’i yaptığın yere ekonomide bir artı değer sağlıyor mu, sağlamıyor mu?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Çantacılara sağlıyor.

ALTAN TAN (Devamla) - Kime sağlıyor? İşte Ankara’da, bu tahsisleri aldılar burada, kimseye duyurmadılar. Ben, yeri gelince her seferinde söylüyorum, kusura bakmayın.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Milyon dolarlar uçuşuyor Altan Bey.

ALTAN TAN (Diyarbakır) - Otuz iki senelik inşaat mühendisiyim, kararname çıkıp HES’ler dağıtıldıktan sonra haberim oldu. Diyebilirsiniz: “Sen de yatıyormuşsun kardeşim, biraz uyanık olsaydın.” E ne yapalım, Allah da bizi böyle yaratmış.

LEVENT GÖK (Ankara) - Onlar gece dağıtılıyor da o yüzden görmediniz siz, gece dağıtılıyor.

ALTAN TAN (Devamla) – Görmedim, haberim olmadı.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kanun hükmünde kararnameleri de görmedik, 35 tane çıkardılar.

ALTAN TAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bugün, bakın -yine bunlar yani bakanlıkların kendi yazıları- bütün dünyada güneş enerjisine ve rüzgâr enerjisine ağırlık veriliyor ve buralarda yüzde 30 civarında teşvik veriliyor bunlara. Almanya’da -yani enerjisinin- yüzde 13, Avusturya’da yüzde 78, İngiltere’de yüzde 10, İsviçre’de yüzde 60, Portekiz’de de yüzde 39 enerji üretimi var. Yani, bilmeyenlere diyorlar ki: “Bunlar yatırıma karşı. Bunlar istemiyorlar ki memleketin elektriği olsun. Millet karanlıkta kalsın.” Kardeşim, bak, dünya nereden elde ediyor? Bak, rakamlar var. Tabii ki elektrik olacak yani biz kalkıp da mum lambasında kalmayacağız; sanayiye lazım, aydınlatmaya lazım, her şeye lazım bugün enerji. Dünya bugün, enerjiyi tartışıyor, konuşuyor.

Ve gelelim Kalkınma Bankasına. Şimdi, sevgili arkadaşlar, 90 kişi bir kuzu yedik -yemez olaydık- kendi paramızla. Sayın Ahmet Türk kendi evinde davet verdi arkadaşlara, oturduk, mütevazı bir yemek yedik partililer, arkadaşlar bir köy odasında. Başbakan diline doladı, doladı, doladı; aldı götürdü, Halep’e götürdü, Şam’a götürdü, Kafkasya’ya götürdü, Balkanlara götürdü. Kalkınma Bakanlığının bir yılda yediği lahmacun ne kadar, biliyor musunuz? Sayın Özcan Yeniçeri soru önergesi vermiş, teşekkür ederiz. 71 bin lira, 71 milyar. Kalkınma Bakanlığının bir yılda yediği lahmacun miktarı.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kuzu var mı?

ALTAN TAN (Devamla) – Kuzu var, kebapçılar da var altta. Toplam 162 milyar 291 milyon bilmem ne kadar.

ADİL KURT (Hakkâri) – Kuzu kıymalı mı?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Devletin parasıyla kebap yiyorlar.

ALTAN TAN (Devamla) – Kuzu kıymalı.

Sayın Başbakanın Meclisteki odasına harcama yapılmış. Senede 2 sefer oturmuyor, senede 2 sefer Başbakan Meclisteki odasında oturmuyor. Yine, ben soru önergesi vermişim, AK PARTİ’li grup başkan vekili bana cevap vermiş. Ne kadar harcama yapılmış, biliyor musunuz? 330 milyar, 330 bin.

ADİL KURT (Hakkâri) – Kuzu cinsinden söyle.

ALTAN TAN (Devamla) – Siverek canlı hayvan borsasına sorduk: “Bu 330 milyarla kaç tane kuzu alınır?”, dedi: “999 tane alınır.”

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunlar sabah akşam kuzu yiyorlar o zaman.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bir de Kalkınma Bakanının makam odası var…

ALTAN TAN (Devamla) – Kalkınma Bakanlığının Müsteşarına 1 milyon 179 bin liralık lojman alınmış, müsteşara. Yahu, siz gelip milletvekillerinin evini yıktınız, gelip milletvekillerinin evini yıktınız; önce İstanbul’da dediniz ki: “Halkın içine karışsın, bu milletvekillerinin burnu yukarıda olmasın, belediye otobüsüne binsin.” Tamam, binelim.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Halkın içindeyim ben, misafirhanede kalıyorum.

ALTAN TAN (Devamla) – Ee, ben de öyle. Misafirhaneler bize yer de vermiyor.

Ya siz çok benim böyle nasırıma bastınız. Karayollarına diyorum ki: “Üç ay sonraya randevu ver.” DSİ misafirhanesine, Karayollarına, “Yok, yer yok.” diyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Uçakta bile bizi arkaya oturtuyorlar iktidar partisi milletvekili varsa.

ALTAN TAN (Devamla) – Taraf gazetesi bile vermiyorlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir de Kalkınma Bakanının makam odası var.

ALTAN TAN (Devamla) – Evet.

Sevgili arkadaşlar, dert çok, konuşulacak mevzu çok.

GAP’la ilgili olanlarına da sevgili arkadaşım İbrahim Binici devam edecek.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Binici. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, evveliyatı daha geriye götürülmekle birlikte, 1977 yılında “GAP” olarak adlandırılan bu proje, bugüne kadar tam 23 hükûmeti geride bıraktı.

Projenin yazılı amacı bölgeler arası dengesizliği gidermek, Güneydoğu Bölgesi’nin refah düzeyini artırmak ve insan kaynaklarını geliştirmek olarak açıklansa da Millî Güvenlik Kurulunda ele alınması ve tartışılması bu projenin daha başka amaçlar için kullanıldığı ipuçlarını vermektedir.

Nitekim, Turgut Özal “Eğer bölge kalkınır, bölge halkı zengin olursa politik reaksiyonlar, çatışmalar sona erer.” diyerek Kürt sorununun bu proje arasındaki bağını ifşa etmişti.

Esasen, Kürt sorununu ekonomik alana hapseden sakat anlayışın son yirmi beş otuz yıllık süreçte GAP’a yüklediği bu misyon zımnen de olsa bütün hükûmetlerin düşlerini süslemiştir. Bu nedenle, Kürt sorununa gerçekçi çözüm üretemeyenler her sıkıştığında ama her sıkıştığında sorunun çözümünde bir ezber olarak GAP’ı önlerine çıkarma gereğini duymuşlardır. Kırk yıldan bu yana süregelen GAP projesi bir yandan Kürtlerin gönlünü kazanma aracı olarak görülürken, diğer yandan da Kürtlerin kalkınması için uygulanan bir proje olarak sunulmuştur. Bu yönüyle yılan hikâyesine dönüştürülen GAP projesi Kürt oylarına talip olan her siyasetçinin dilinde pelesenk olmuş, siyasetçiler ve hükûmetler değişse bile GAP’ın bitirilmesi vaatleri hep baki kalmış ve hiç değişmemiştir.

Değerli milletvekilleri, onuncu yılını geride bırakmış olan AKP hükûmetlerinin de işbaşına geldiği tarihten bugüne kadar GAP’la ilgili olarak çeşitli vaatlerde bulunduğunu sizler de biliyorsunuz. Bu vaatlerden sonuncusu 2008 yılının Mayıs ayında Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’a yaptığı büyük çıkarmayla dillendirilmiştir. Başbakanın beraberinde götürdüğü yardımcıları dâhil 12 bakan, 50’yi aşkın milletvekili, meslek odası yöneticileri, valiler, yüksek mülki amirler, belediye başkanları, iş adamları, gazete ve yayın kuruluşları temsilcileriyle tam bir siyasi şova dönüştürdüğü paketi hepiniz hatırlıyorsunuz. Kürt açılımının bir parçası olarak da lanse edilen bu paket “GAP Eylem Planı” adı altında Başbakanın oldukça hararetli konuşmasıyla kamuoyuna açıklanmıştı. Başbakan Erdoğan, 2008-2012 yılları arasında uygulanacak eylem planıyla 1 milyon 60 bin hektar alanın sulanacağını, yılda 27 milyar kilovatsaat elektrik üretileceğini, kişi başı gelirin yüzde 209 artacağını ve toplamda 3 milyon 800 bin kişiye iş imkânı yaratılacağını hepimize tek tek açıklamıştı. Başbakan, bugüne kadar bölgeye yönelik birçok paket açıklandığını ve raporlar yayınlandığını, ancak bunların bir işe yaramadığını hepimize anlatmıştı. Başbakan, ilk defa takvimi belirlenmiş, kaynağı temin edilmiş bir eylem planının AK PARTİ iktidarları döneminde yapıldığını da gözümüzün içine bakarak ifa etmişti. Kendisinden önceki bütün iktidarları GAP konusunda kaynak bulamamakla, beceriksizlikle suçlayan Başbakan, GAP’ın kaynağını da çoktan temin etmişti bile.

Başbakan, milyonlarca işsizin bulunduğu ama yararlanabilmesi için âdeta bin dereden su getirmesi istenen ve bu nedenle ancak bir avuç işsizin faydalanabildiği İşsizlik Fonu’na elini daldırarak kaynağı temin etmişti. AKP kadroları tarafından gecenin 03.00’ünde verilen bir önergeyle İşsizlik Sigortası Kanunu’nda değişiklik yapılmış, Diyarbakır çıkarmasından hemen önce Başbakana gerekli kaynak da yetiştirilmişti. Kervanı yolda düzmeye alışkın olan, sonradan akılları başlarına gelen AKP kadrolarının unuttukları bir şey vardı. GAP Eylem Planı’nın 2008-2012 yılları arasını kapsadığını anlayan AKP kadroları, yapılan yasal değişiklikle yalnızca 2008 yılı için İşsizlik Fonu’na el atabilecekti. Peki, diğer yıllar için ne yapacaklardı? Bunu fark eden AKP, 2009 yılı ortasında İşsizlik Sigortası Kanunu’nda tekrar değişiklik yapma gereksinimini duydu. Bu yolla AKP’nin İşsizlik Fonu’ndan GAP’ı bahane ederek bütçeye aktardığı rakam 10 milyar 824 milyon liraya ulaşmıştı. Bu rakam Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıklamalarından alınmış olup fonun kuruluş amacından kaynaklı olarak on yıl süreyle işsizlere ödenen paranın yaklaşık 2 katıdır.

Değerli milletvekilleri, AKP uyanıklığıyla önce bütçeye gelir olarak kaydedilen, sonradan GAP'a aktarılan bu paralarla birlikte GAP Eylem Planı acaba ne durumdadır? Bu konuda doğal olarak başvurduğum yer şu anda bütçesini görüştüğümüz GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı resmî  İnternet sitesi oldu. “GAP'ta gelinen son durum” butonunu tıkladım. “2010 yılı sonunda” notuyla verilen, bundan iki yıl öncesinin rakamlarından başka hiçbir şey bulamadım. Eylem planını açıklarken Başbakanın üç ayda bir rapor hazırlanacağı ve gelişmelerin anbean takip edileceği sözlerini hatırladım.

Sadece bu iki örnek bile AKP kadrolarının GAP’ı 2009 seçimleri öncesinde siyasi şova dönüştürerek açıkladığı eylem planı yaklaşımının da ne kadar ikiyüzlü olduğunu göstermeye yetmiştir herhâlde.

Değerli milletvekilleri, 2008 fiyatlarıyla GAP’ın tamamlanması için gerekli olan miktar 41 milyar 200 milyon TL olarak hesaplanmıştı. GAP eylem planlarıyla Hükûmetin hedeflediği 27 milyar liralık harcama yapılarak yılan hikâyesine dönüştürülen GAP’ı… Kalkınma Bakanı “2012 sonunda eylem planı için 18 milyar lira tahsis edildiğini ancak harcamaların 2011 yılı sonu itibarıyla 12 milyar liraya ulaştığını” ifade etmiştir.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin paketi de tıpkı kendisinden daha önceki hükûmetlerin paketleri gibi içi boş çıkmıştır. Aldığımız duyumlara göre AKP şimdi de GAP’a ilişkin olarak 2013-2017 yıllarını kapsayan yeni bir eylem planı hazırlığı içindeymiş. Şimdiden uyarmakta yarar görüyorum: Boşuna uğraşmayın çünkü GAP’a, bölgeye ve Kürtlere olan yaklaşımlarınız değişmedikçe bu projeyi bitiremezsiniz.

Başlangıçta “yüzyılın projesi” olarak lanse edilen bu projenin odağında iyi niyet yok, çözüm yok, doğa yok, insan yok, Kürt yok. Bu projenin odağında aldatma var, tarihsel ve kültürel soykırım var, siyasi rant var, enerji var, sömürü var değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Bu anlayış devam ettiği sürece, uçsuz bucaksız verimli topraklar tuzlanıp çoraklaşmaya mahkûm edilecektir. Bu anlayış devam ettiği sürece, yanı başındaki suyu tarlasına taşıyamadığı için açtığı kuyular nedeniyle elektriğe muhtaç bırakılan çiftçi, icra kapılarını aşındırmaya mahkûmdur.

En önemlisi de, bu anlayış devam ettiği sürece, projede yeri olmayan ve yıllardır kandırılmaktan usanmamış milyonlarca Kürt’ün ruhsal bağını aşmayacaktır, aşamayacaktır.

Saygılar sunuyorum.(BDP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Binici.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.26


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 40’ıncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Söz sırası, lehte olmak üzere Kilis Milletvekili Sayın Ahmet Salih Dal… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AHMET SALİH DAL (Kilis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 7’nci turunda yer alan kurumlar bütçesiyle ilgili olarak şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2003 yılından itibaren bakanlığımız Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı başlattı. Başlayan değişim ve dönüşüm hizmete yansıdı ve sonuçta, halkımız çok rahat, modern ve çağdaş bir şekilde sağlık hizmetlerini almaya başladı.

Ülkemizde sağlık alanında çalışan insan gücü sayısı 2002’de 177.905 iken bu rakam bugün 461.877’ye yükseldi. Aşılama oranı yüzde 78’den yüzde 97’ye ulaştı. Anne ve bebek ölümlerinde ciddi bir şekilde gerileme oldu. Kamu hastanelerimizdeki nitelikli yatak sayısı 2002’ye oranla yaklaşık 6 kat arttı.

Yine, 2002’de 481 olan 112 istasyon sayısı bugün 1.854’e ulaştı. 617 olan ambulans sayısı bugün itibarıyla 2.939’a ulaştı. On yıl önce ülkemizde ne helikopter ambulans ne de uçak ambulans vardı. AK PARTİ iktidarında Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında 4 uçak, 19 helikopter ambulans olmak üzere 23 hava ambulansıyla sağlık hizmetlerini en iyi şekilde halkımıza sunuyoruz.

Evet, sağlık hizmeti uygulamasıyla sağlık hizmetlerinde yeni bir çağ başlamış oldu. Artık, yatağa bağlı ve ağır engelli vatandaşlarımızın doktor ayağına gidiyor ve kendi evinde gerekli muayene ve tedaviyi gerçekleştiriyor. Acil ve yoğun bakım tedavilerini özel hastanelerde de ücretsiz hâle getirdik. Başta doktorlarımız olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımızın özlük haklarında ciddi iyileştirmeler yaptık.

Yine, sağlık planlarımız çerçevesinde dev şehir hastaneleri kuruyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin gelişme sürecini bütünlük içinde tasarlayan Kalkınma Bakanlığımız, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmenin dengeli ve sürdürülebilir olması misyonu ile çalışmaktadır.

Bakanlığımız bünyesinde yürütülen GAP, DAP, KOP ve DOKAP projeleri ile bölünmüş yol, hızlı tren, metro, havaalanı, büyük ölçekli deniz limanı, içme suyu tesisleri, hastane yapımları, yeni kurulan üniversitelerin altyapıları, fiziki mekân ihtiyaçlarına ödenek tahsis edilmektedir.

Benim de seçim bölgem olan Kilis’in de içinde bulunduğu Güneydoğu Anadolu Projesi, bu bölgemizin potansiyelini değerlendirmiş, yöredeki vatandaşlarımızın refahını ve yaşam kalitesini yükselterek ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişimine katkıda bulunmuştur.

Son yıllarda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bunun nedeni, GAP kapsamında, başta sulama olmak üzere, temel altyapı yatırımlarının, ekonomik ve sosyal gelişmeyi sağlayacak eylem ve projelerin büyük bölümünün tamamlanması amacıyla 2008 yılında uygulamaya konulan GAP Eylem Planı’dır. Eylem Planı kapsamındaki proje ve faaliyetlerin büyük bir bölümü gerçekleşmiş, belirlenen hedeflere büyük ölçüde ulaşılmıştır. Sulama projelerinde gözle görülür gelişmeler sağlanmış, enerji yatırımları da tamamlanma aşamasına gelmiştir.

Bu gelişmelerin dışında, bölgesel kalkınma alanında geliştirdiğimiz programlarla bölgesel gelişmeler devam etmektedir. Bu kapsamda, KÖYDES, SUKAP, SODES ve Cazibe Merkezlerini Destekleme programları uygulamaktayız. Bu başarılı çalışmalarından dolayı her 2 bakanlığımızı da tebrik ediyorum.

Değerli milletvekilleri, muhalefet milletvekillerimizden gelen eleştirileri dikkatle takip ediyoruz. Yapıcı eleştirilerinizden dolayı sizlere teşekkür ediyorum. Bu yapıcı eleştirileriniz hiçbir zaman bizi rehavete sevk etmeyecektir. Yıkıcı eleştirileriniz için de size teşekkür ediyorum. Bu eleştirileriniz bizim çalışma azmimizi daha da artıracaktır ama onur kırıcı, hakarete varan sözleri kim söylerse söylesin, onu da aynen sahibine iade ediyorum.

Siyasetimizin özünde insan vardır. Bu nedenle, yaptığımız bütçe programlarımızı insan odaklı yapıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET SALİH DAL (Devamla) – Demokrasinin, özgürlüklerin, güvenliğin egemen olması için, barış ve kardeşliğin yaşamımıza hakim olması için “Durmak yok, yola devam.” diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dal.

AHMET SALİH DAL (Devamla) – Hiçbir güç kardeşlik bağlarımızın arasına nifak tohumları ekemez. En kötü günümüzde bile sırt sırta verip düşmana karşı durabilecek güçlü bir mayamız vardır. Ülkemizin birliği ve bütünlüğü için bir olacağız, iri olacağız ve diri olacağız.

Bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, Hükûmet adına -yirmi beş dakika-yirmi beş dakika olarak böleceğim- ilk söz Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz’da.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı bütçesi vesilesiyle huzurunuzdayım. Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum.

Öncelikle 2013 yılı bütçemizin ekonomimize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Burada ortaya konan görüşmeler, fikirler, perspektiflerin önümüzdeki döneme ilişkin bizler için yol gösterici olacağını özellikle belirtmek istiyorum. Eleştiriler önemli. Eleştirilerle birlikte epeyce polemik de yapılıyor. O polemik kısmını bir tarafa bırakıyorum ama yapılan eleştirileri mutlaka çalışmalarımızda dikkate alacağız.

Öncelikle perspektifimizi ifade etmek istiyorum size. Kalkınma Bakanlığı olarak nasıl bakıyoruz kalkınma meselesine? Biz, kapsayıcı bir kalkınmadan yanayız, bütün kesimleri, bütün toplumu hem gerçekleştiriliş biçiminde hem de sonuçları itibarıyla kapsayan, kucaklayan bir kalkınma anlayışından yanıyız. İki temel hedefi aynı zamanda gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bir taraftan dünyayla Türkiye arasındaki mesafeyi daraltmaya, gelişmiş ülkelere Türkiye’nin yaklaşmasını, daha fazla yakınlaşmasını sağlamaya çalışıyoruz, diğer taraftan ülke içinde değişik bölgelerimiz arasında yine gelir farklılığını azaltma yönünde gayret ediyoruz.

Bakın, daha dün bir rakam yayınlandı, Eurostat tarafından hesaplanan bir rakam. Bunu özellikle bugün paylaşmak istiyorum: Çok önemli bir rakam, aslında Türkiye’nin toplam performansını çok iyi ifade eden bir rakam, Avrupa Birliğinin ortalama kişi başına geliri ile bizim kişi başına gelirimizin oranı. Bu, 2002 yılında, on yıl önce neymiş; bu sene, geçtiğimiz sene ne olmuş? Bu önemli bir gösterge çünkü uluslararası alanla kendinizi mukayese etmezseniz gerçek anlamda başarıyı ölçemezsiniz. 2002 yılında satın alma gücü paritesine göre Avrupa Birliği kişi başına gelirinin sadece yüzde 36’sına sahip olan Türkiye, 2011 yılında bunu yüzde 52’ye çıkarmayı başardı, tam 16 puanlık bir artış oldu. Şu anda Avrupa Birliğine üye olan Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerden daha yüksek kişi başına gelire sahip Türkiye. Bu gerçekten son derece sevindirici. Bunu yaparken Romanya gibi, Bulgaristan gibi milyarlarca dolar Avrupa Birliği fonları da kullanmadık, kendi kaynağımızla, emeğimizle bu başarıyı sağladık. Rekabet gücünde 43’üncü ülke hâline geldik.

Beşerî gelişme endeksinde hızlı bir şekilde gelişmeler sağlıyoruz yalnız orada eğitim bizi aşağıya çekiyor. Eğitimde de aldıkları kriter: 25 yaş üstü nüfusun örgün eğitimde geçirdiği süre ve beklenen okullaşma oranı. 25 yaş üstü nüfusun ne zaman okula gittiği, ne zaman bu şartları yaşadığını takdirlerinize bırakıyorum. Bu bir stok problemidir, son dönemde eğitimde sağlanan başarı maalesef o rakama gecikmeli bir şekilde yansıyacak. İnşallah on iki yıllık eğitimle birlikte, üniversitelerimize yaptığımız yatırımlarla birlikte önümüzdeki dönemlerde bu etkiyi daha fazla göreceğiz. Mevcut beşerî gelişme endeksinde yapısı gereği elli sene önceki performansın da etkisi var, son on yılın da etkisi var, dolayısıyla, buna bir bütün olarak bakmak durumundayız. Çok şükür iyi yatırımlar yapıyoruz. Ortalama altı buçuk yıl olan şu anki eğitimdeki süreyi sadece zorunlu eğitimde on iki yıla, üniversiteyle birlikte inşallah on üç-on dört yıllara doğru yeni nesillerde taşıyoruz.

Bir taraftan, Türkiye’yi dünyaya yaklaştırırken, dünyayla arasındaki farkı azaltırken, kapatırken bir taraftan da ülke içindeki farklılıkları azaltmaya çalışıyoruz. Burada da GAP (Güneydoğu Anadolu Projemiz), DAP (Doğu Anadolu Projemiz), DOKAP (Doğu Karadeniz Projemiz) ve KOP (Konya Ovası Projemiz) var. Bunlar, bütün bu 4 bölge de ortalama olarak Türkiye ortalamasının altında olan bölgeler, değişik düzeylerde olmakla birlikte. Buraları ortalamaya doğru yaklaştırmak için çok önemli bir gayret içindeyiz. “Bunu neye göre söylüyorsunuz?” diye sorabilirsiniz, lafügüzaf olabilir, laf olarak bunu söyleyebilirsiniz. Bunun olup olmadığını rakamlarla görmeniz lazım. Rakamları hiçbir zaman küçümseyemeyiz. 2002 yılında bu dört bölgeye toplam yatırımlarımız içinde ayrılan kaynağın toplam yatırımlara oranı sadece yüzde 20. Bu dört bölge için ayrılan kaynağın toplam kamu yatırımlarımıza oranı yüzde 20. 2012’de yüzde 35’i aşmışız. Yüzde 20’den yüzde 35’e. Bu, bizim kamu olarak bu bölgelere verdiğimiz önemi çok açık bir şekilde gösteriyor. Sadece kamu yatırımlarında bu bölgelere önem vermemişiz, teşvik politikalarımızda da bu bölgeleri birinci öncelikli alanlar -gelişmişlik düzeyine göre illerin- olarak belirlemişiz ve buralara ciddi yatırımlar yapmışız.

Kesimler arasındaki dengeyi de bu dönemde iyileştirmişiz. Türkiye sadece 230 milyardan 774 milyara çıkmadı, sadece 3.500 dolardan 10.500 dolara yükselmedi, aynı zamanda gelir dağılımını da düzeltti. Bunun da ölçütleri uluslararası ölçütler. En zengin yüzde 20’lik dilimin toplam gelirden aldığı pay 2002 yılında yüzde 50’yken -kabaca söylüyorum, küsuratları atıyorum- geçtiğimiz yıl yüzde 45’e düştü. 5 puanlık bir düşüş oldu en zenginlerin payında. Diğer tüm gelir kategorilerinde çok şükür iyileşmeler gördük son on yıl içinde. Ekonomi büyürken gelir dağılımı da daha iyi dağılır hâle geldi. Yoksullukla mücadele de aynı şekilde. Günlük harcaması 4,30 doların altında olan nüfus 2002 yılında toplam nüfusumuzun yüzde 30’una ulaşıyordu. 20 milyonun üstünde insandı. 66 milyon bir nüfusumuz vardı, bunun 20 milyondan fazlası günde 4,30 doların altında bir harcamaya sahipti. Yine son yaptığımız ölçümlerde bu rakam yüzde 2,8’e kadar düştü, yüzde 30’dan yüzde 2,8’e. Bu, yoksullukla mücadele politikalarımızın da nereye geldiğini çok açık gösteren bir rakam. Bütün bunlar kendiliğinden tabii olmadı. Sosyal politikalarımızla, kırsal alana dönük politikalarımızla, eğitime, sağlığa yaptığımız yatırımlarla bu noktalara çok şükür ulaştık. Toplam kamu yatırımlarımızın ne olduğunu söylediğimizde bu da ortaya çıkacaktır. Bakın, 2002 yılında toplam kamu yatırımlarımız sadece 17 milyar 300 milyon civarındaymış. 2011’de bu rakam 53 milyara, 2012’de 61,8 milyara ulaşmış, 2013’te de 68,3 milyar planlıyoruz. Burada çok ciddi bir artış söz konusu. Bir taraftan da kamu-özel ortaklığı modeliyle, eskiden kamu bütçesinden yapmakta zorlandığımız yatırımları bütçe imkânlarını da kullanmadan dış kaynaklarla özel sektörün finansman ve yönetim kabiliyetiyle birlikte gerçekleştiriyoruz. Yatırımlarımızı eskisine göre çok daha verimli yapıyoruz. Yine, bir rakam söyleyeyim: 2002 yılında kamu yatırım programında projelerin ortalama tamamlanma süresi 9,4 yıldı. İçinde bulunduğumuz yıl 3,7 yıla kadar düştü ortalama tamamlanma süresi. Dolayısıyla hem daha fazla yatırım yapıyoruz hem daha verimli yatırım yapıyoruz. Bunlar çok açık göstergeler.

GAP’la ilgili çeşitli fikirler ifade edildi. Öncelikle ben şunu söyleyeyim: Ben, Urfa Milletvekilimiz Sayın Binici’nin -gerçi ayrılmış- Barış ve Demokrasi Partisinin GAP projesine karşı olduğunu burada çok açık bir şekilde ifade ettiğini görünce doğrusu şaşırdım. Bir bölgesel kalkınma programına; insanlara aş verecek, iş verecek, kuru tarımdan sulu tarıma geçişi sağlayacak, altyapıya, üniversitelere, teknolojiye, birçok alana yatırımları ihtiva eden bir bölgesel gelişme programına, kalkınma programına burada çok farklı bir üslupla karşı çıkmasını milletimizin takdirine bırakıyorum.

Diğer taraftan, Sayın Altan Tan yine bu bölgesel programlarla ilgili yorumlar yaptı. Polemiklere girmeyeceğini söyledi ama baştan sona, bence, polemik bir konuşma gerçekleştirdi. Diğer taraftan, bakanlığımla ilgili de birkaç konuya değindi, onları da açıklığa kavuşturmak isterim.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde, Milliyetçi Hareket Partisinden değerli bir milletvekilimiz bakanlığımızın temsil ve ağırlama giderlerini sordu. Ben de, çok şeffaf bir şekilde ve çok detaylı bir şekilde, neyse bu harcamalarımız ilettim; 160 bin küsur, şimdi hatırlamıyorum, bir yılda bütün bakanlığın... Fakat, bir gazete -Sözcü gazetesi- sürmanşetten, sanki bu sadece benim bakanlık makamımın harcamasıymış gibi ve ben oturup bütün bu çayları, yemekleri yemişim gibi bir haber yaptı. Bunu da, basın ahlakı açısından takdirlerinize sunuyorum. Bir yıl boyunca, 8 genel müdürlüğün, 4 tane müsteşar yardımcılığının, 1 müsteşarlığın, bakan yardımcılığının ve bakan makamının temsil ve ağırlama giderinin 160 bin lira olmasını yadırgayan milletvekillerimize, tekrar düşünmelerini tavsiye ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Vallahi, siz tekrar düşünün; yani 160 bin, bir yılda lahmacun yenir mi yahu! Ayıptır!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Bakanlıklar arasında da, bakanlıkları da bir mukayese etsinler, Kalkınma Bakanlığı, en düşük değilse de en düşüklerden bir tanesidir. Ama olsun, siz bunlarla uğraşmaya devam edin, diğer politikalarla... Demek ki gerçek politika yapılmayınca, gerçekten fikir üretilemeyince, proje üretilemeyince, bu tür şeylere sığınma oluyor…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bunların önemi yok mu yani? Bunların hiçbir önemi yok mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – …bu tür şeylere sığınılıyor. Tabii ki…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bunların hiçbir önemi yok mu yani Sayın Bakan? Bunlar önemli değil mi?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bunlar da önemli tabii, bunlara da bakalım, bunlara da bakalım ama…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – 72 bin lahmacun, el insaf yahu! Siz lahmacun siyaseti yapıyorsunuz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hayır, milletvekilinin sorgulamasını küçümseyen anlayışınızı yakıştıramıyorum.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Yok hayır, hayır, onu sorgulamayı küçümsemiyorum. Kusura bakmayın…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bu milletvekili her şeyi soracak! Öyle bir şey olabilir mi yani?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilim, ben onu söylemiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – 72 bin lahmacunu normal görüyorsanız, size söyleyecek bir şey yok.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Yanlış bir şekilde bunu bakanlığıma mal edenlere eleştiri yöneltiyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım size yakışmıyor! Yani milletvekilinin faaliyetini, siz de, elbette ki saygıyla karşılamanız lazım. Bu da önemli.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Yoksa, ben, diğer şeyi yapmıyorum.

Diğer taraftan, “GAP bölgesinde somut olarak ne yaptınız?” diye sordu. Onlara da ayrıldığı için cevap… Yine de cevap vereyim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Halk açlıktan kırılıyor, 72 bin lahmacunu az görüyor!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – GAP projesine yaptığımız yatırımlar da, değerli milletvekilleri, ortadadır. Bakın, AK PARTİ iktidara geldiğinde, bütün GAP illerine yapılan toplam yatırım 577 milyon lira iken, 2012 yılında bu 4,3 milyar liraya ulaştı; artış 7,4 kat, yüzde artış değil. Yine GAP illerindeki artışımız 4,2 kat, DOKAP illerindeki artışımız 4,9 kat ve KOP illerindeki artışımız 6 kat. Bu bölgelere biz hep misliyle yatırımlarımızı artırdık. Rakamlara girecek vaktim yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan, bu parayı halk görmedi ki halk.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – En son ilan ettiğimiz GAP Eylem Planı’yla birlikte, 2008’de ilan ettiğimiz eylem planıyla birlikte nelere yansıdı bu iş.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Halk görmedi ki.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bakın, hep şu eleştirilirdi: “GAP’ta yatırım yapıyorsunuz ama enerjiye yapıyorsunuz, sulamaya yapmıyorsunuz.” diye bir eleştiri.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne enerjiye yapıyorsunuz ne sulamaya yapıyorsunuz ne vatandaşa yapıyorsunuz, kendinize yapıyorsunuz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bana göre de haklı bir eleştiriydi. Nihayet bu sön dönemde, bizim hükûmetlerimiz döneminde sulamanın ne olduğunu da rakamsal olarak vermek isterim. Bizden önceki döneme kıyasla, geçtiğimiz on yıl -bu on yıl- sulamaya ne kadar yatırım yapılmış diye baktığımızda, AK PARTİ döneminde 3 kat arttığını görüyoruz sulamaya yaptığımız yatırımların.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bingöl’de on yedi yıldır bir baraj bitmedi. Gülbahar Barajı’nı söyleyin, ne zaman bitecek?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Sadece 2012’de sulama projelerine tahsis ettiğimiz ödenek, GAP bölgesinde 1 milyar 262 milyon, biz iktidara gelmeden önce 189 milyondu. Bakın 2002 ile 2012 sulama ödeneğini mukayese edin 6,7 katlık bir artış görürsünüz, 6,7 kat. Bunlar o vatandaşın gelir düzeyini arttıran, refahını arttıran, istihdamını arttıran projeler ve bu projelere karşı çıktığınızı görmekten dolayı… Bilemiyorum yani, bu projelere de karşı çıkıyorsunuz. Gerçi, kendi seçim bölgemden de biliyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kim karşı ya, kim karşı? Gülbahar Barajı kaç yıldır bitmiyor?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Kendi seçim bölgemden de örnekler vereyim size, neler yaşandığını. Burada, ben beklerdim ki bazı milletvekilleri de çıksın, bu terörün yatırımlara etkisini, terörün bölgesel kalkınmaya etkisini de vurgulasın.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hadi bakalım!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Terörü de siz hortlattınız, terörün sebebi AKP’dir.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Huzur ortamıyla kalkınma arasındaki ilişkiyi de vurgulasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yeteneksizliğinizi terörle kılıflandırıyorsunuz, örtbas ediyorsunuz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Sadece Bingöl’de cevher zenginleştirme tesisi kurmaya çalışan bir iş adamının iş makineleri yakıldı. Diyarbakır-Bingöl duble yolunda şantiyeye saldırıldı. Diğer taraftan, havaalanı inşaatımıza saldırıldı. Bunları da birileri dile getirmeli, bu yatırımları halka…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sen dile getiriyorsun, bir de biz niye söyleyelim?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Silvan Projesi’nde yine, Diyarbakır’da sulama projesi; bakın, o bölgede, bittiğinde 250 bin hektar alanı sulayacak bir proje. Bu projeye saldırılar oluyor. Bir taraftan, yatırımlara saldırı olacak, bir taraftan “hizmet yok” diye şikâyet olacak. Bu, samimiyet değil. Bu ikisi aynı anda olmaz; ya birini savunacaksınız, ya diğerini. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Havaalanı kaç yıldır bitmiyor Bingöl’de, ayıptır! Diyarbakır duble yolu kaç yıldır bitmiyor. Yani bir kamyonun yakılmasına bağlıyorsanız yazıklar olsun size!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Diğer taraftan, sonuçları ne oldu bakın, GAP bölgesinde eylem planı uyguladık da sonuçları ne oldu?

2002 yılında GAP’ın ihracatı 700 milyon dolar bile değildi, bütün GAP illerinin ihracatı; bu yıl 7 milyar doların üzerinde. 10 mislinden fazla arttı GAP bölgesinden ihracat, 10 mislinden fazla arttı.

GAP’ın istihdamı, eylem planı yaptık ne oldu? Bakalım; 2007 yılında 1 milyon 161 bin insan istihdam ediliyormuş bu 9 ilimizde ve Türkiye’nin de aşağı yukarı yüzde 10 nüfusuna tekabül ediyor. 2011 yılında bu istihdam rakamımız 1 milyon 555 bin kişiye çıkmış. Son dört yılda istihdam artışı 394 bin. 394 bin insan GAP Eylem Planı’yla birlikte aşa kavuşmuş, işe kavuşmuş. Bunu küçümseyebilir misiniz? Bunun kâğıt üzerinde olduğunu söyleyebilir misiniz? Her bir aile için bunun anlamını görmezseniz, o her bir aileye giden ekmeği hesap etmezseniz bunun önemini de anlayamazsınız.

GAP bölgemizde iyi bir gelişme oluyor ve bu gelişmeler de inşallah, iyi bir şekilde yine yatırımlarımız da devam edecek. Hiçbir zaman o bölgeye yatırımlar yapmayı aksatmayacağız. Terör saldırıları da olsa, değişik olumsuz faktörler de olsa, biz, insanımızı esas alacağız, insanımızın ihtiyaçlarını esas alacağız, yatırımlarımıza devam edeceğiz. Üniversitelere, yollara, eğitime, sağlığa, sulamaya, halkımızın ihtiyaç duyduğu tüm alanlara yatırımlara devam edeceğiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bölgeye hep cezaevi açıyorsunuz, fabrika açmıyorsunuz ki!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Diğer taraftan, işsizlik sigortasının payının kullanıldığı söylendi. İşsizlik sigortası doğru, kullanıldı; sadece GAP projesi için değil, DAP için, DOKAP için, bölgesel gelişme programlarımız için kullanıldı ve işçi payını kullanmadık orada. Sadece hükûmet payını ve işveren payını kullandık. İşçi payı 0,25’tir, diğerleri 0,75, bazı yıllar 0,25’ini bazı dönem 0,75’ini ama hiçbir dönem işçi payını kullanmadık.

Diğer taraftan bu kanunun yapısında var zaten. İşsizlik sigortasını insanlar işsiz kalsın da kullanalım diye beklememeliyiz, aynı zamanda istihdam üretmek için de bu kaynakları kullanmamız gerekiyor.

Yatırımların detayına girmek istemiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) –Yatırımların detayını öğrenmek istiyoruz. Hangi yatırımı yaptınız?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bu, biraz da renklilik olsun, şu gaz-fren tartışmasıyla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. “Gaz-fren tartışmalarına ne diyorsunuz?” diye değerli bir milletvekilimiz sordu. Ekonomide büyüme, yumuşak iniş, o tartışmalarla ilgili... Biraz da herhâlde tatlı bir şekilde polemik yapmak da kötü bir şey değil siyasette. Şunu söylemek istiyorum: Eskiden arabanın gaz pedalı bozuk, freni patlak olduğu için bu tartışmalar hiç yaşanmıyordu. Şimdi, hem gaz pedalımız iyi hem frenlerimiz sağlam, hangisini ne zaman kullanacağımızı tartışıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şanzıman dağılmış!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Kaptanımız da çok iyi, hangisini ne zaman kullanacağını gayet iyi biliyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Motor sağlam değil, motor!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Motor da çok sağlam, kaporta da sağlam ama sizin döneminizdeki kaportanın hâlini biliyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2001 krizinde arabanın nasıl tosladığını gayet iyi biliyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Az kaldı, senin toslamana az kaldı.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Diğer taraftan, sağlıklı bazı tartışmaların olması hükûmet içinde koordinasyon eksikliği anlamına gelmez. Değişik bakış açıları da olabilir, tartışmalar olur, sonuçta bir noktada buluşursunuz, belli bir eylem planı ve orta vadeli program hazırlarsınız ve bunu hayata geçirirsiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O arabanın şanzımanı dağılmış Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Ekonomi yönetimimizde güçlü bir koordinasyon olmasaydı, dünyada bu kadar kriz yaşanırken, Orta Doğu’da bu kadar çalkantı varken biz bu ekonomik başarıları elde edemezdik. Çok güçlü bir koordinasyonumuz var. Çok şükür ne yaptığımızı gayet iyi biliyoruz. Ortak akılla politikalarımızı üretiyoruz ve uyguluyoruz.

Yine baktığınız zaman, Kalkınma Bakanlığı her zaman büyümeden yanadır, onu da söyleyeyim. Kalkınma Bakanlığı tabiatı gereği yatırımlardan yanadır, büyümeden yanadır ama istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyümeden yanadır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mesela Urfa’da hiçbir yatırım yapmadınız.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bir yıl çok yüksek büyüme, ardından olumsuzluklar, bizim arzu ettiğimiz bir tablo değil, biz istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyümeden yanayız, böyle olmaya da devam edeceğiz.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakan, yerler kaygan, yerler kaygan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Diğer taraftan, bu -tam anlayamıyorum, kusura bakmayın- net hata noksan, turizm gelirleriyle ilgili; cari açıkla ilgili bir yorum yapıldı. “Cari açığı birtakım istatistiki hesaplarla mı düşüreceksiniz?” anlamına gelebilecek şeyler söylendi. Burada da şunu söyleyeyim: Bakın, ekonomide “net hata noksan” dediğimiz bir kalem var, ekonomistler bu işi bilirler; dış dengemizde izah edemediğimiz bir para girişi var Türkiye’ye, bunun anlamı bu. Milyarlarca lira, dolar Türkiye’ye giren bir para var, tam olarak kaynağını istatistiki olarak izah edemiyoruz, net hata noksan budur ve bu da pozitif bir rakam Türkiye’de.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Geldi, geldi Katar’dan, Suudi Arabistan’dan geldi.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – 2010 yılında 2,7 milyarmış, 2011 yılında 11,4 milyara yükselmiş -11,4 milyar- 2012’de de Ocak-Ekim döneminde 6,5 milyar. Şimdi, biz bunu…

Ben muhalefetten şunu beklerdim yani: “Yeni birtakım istatistiki çalışmalar yapıp bir an önce bunun kaynaklarını tespit edin. Bu net hata noksanı azaltın.” demelerini beklerdim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onun kaynaklarını sen de biliyorsun, biz de biliyoruz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Şimdi, biz bu çaba içindeyken “Niye bu çabayı yapıyorsunuz?” diye eleştiriler oluyor, ona katılmak mümkün değil.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Zaten yapmakla mükellefsiniz, yapın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen tespit edememişsin, taşeron mu tutuyorsun?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Turizm gelirlerimizi yeniden hesaplıyoruz çünkü turizm gelirlerimiz bizim düşündüğümüzden aslında daha yüksek. Bunu da, epey bir süredir bir çalışma yapıyoruz, rastgele de yapmıyoruz. Geçmişe dönük de serimizi düzelterek turizmle ilgili çalışmalarımızı yürütüyoruz.

Diğer taraftan yine, dış ticaretle ilgili eksik birtakım hususlar varsa istatistiki anlamda da bunları daha da iyiye götürmek için çalışmalar yapıyoruz. Bundan doğal bir şey de olamaz, kaynağını izah etmemiz, daha kayıtlı hâle getirmemiz sizin de arzu etmeniz gereken bir durum diye düşünüyorum.

Altın ihracatı ile büyüme ilişkisi, bu konuda da bazı yorumlar yapıldı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Büyüme mi var ya? Hangi büyümeden bahsediyorsun?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bir gazetede de bugün yine bu konuda, sanki büyümemiz altın ihracatından kaynaklanıyormuş gibi -bir soru önergesine verdiğimiz cevabı da biraz yanlış algılayarak diyelim- bir yorum yapmışlar. Şunu açık bir şekilde söylemek isterim.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Babacan yaptı, Babacan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Gayrisafi yurt içi hasılayı, tüketim ve yatırımlar ve mal ve hizmet ihracatıyla toplayıp hükûmete ödenen vergiler ve mal ve hizmet ithalatının çıkarılmasıyla ve stok değişiminin dâhil edilmesiyle hesaplıyoruz. Burada önemli olan nokta, ülkemizde üretim yönteminin asıl olması, harcama yöntemiyle bir fark oluşması durumunda da istatistiği fark olarak stok değişimine bunun dâhil edilmesidir. Yani altınla ilgili, altın dış ticaretinden kaynaklanan gayrisafi yurt içi hasıla değişimi katma değer artışından kaynaklanmadığından, mal-hizmet ihracat ve ithalatında yer alsa bile net ihracat, net ithalat doğrudan doğruya stok değişimiyle dengelenmektedir. Yani burada bu büyümeye pozitif katkı yapmış gibi görünüyor -basit şekilde anlatırsak- stok değişiminde de negatif katkı yapmış gibi görünüyor. Dolayısıyla bunlar birbirini dengelediği için genel büyüme oranımız altınla izah edilebilecek bir büyüme oranı değildir. Bunu da belki ilgilenen arkadaşlarımıza sonra daha detaylı olarak da not olarak da arz edebiliriz.

Değerli arkadaşlar, epeyce…

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Bizim sözünü ettiğimiz altın değil Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – O konuda arkadaşlardan bilgi istiyorum, size daha sonra arz ederim inşallah.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ben birazdan size anlatacağım.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Bakan, bilgiyi siz verdiniz, ne bilgisi istiyorsunuz?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Kalkınma Bakanlığımız makro birimleriyle, sektörel birimleriyle, bölgesel birimleriyle ve giderek dış ekonomik birimleriyle ülkemize hizmet ediyor; bölgelerimizde kalkınma ajanslarımızla, SODES gibi, KÖYDES gibi, SUKAP gibi yenilikçi programlarımızla ülkemize hizmet ediyor. Bizim yeni misyonumuzla birlikte -biliyorsunuz, eskiden Devlet Planlama Teşkilatıydı, şimdi Kalkınma Bakanlığı oldu, eskiden “araç”tı ismimiz, şimdi misyonumuz ismimiz hâline geldi- artık Kalkınma Bakanlığı olarak bütün birimlerimizle ülkemizin dünyayı yakalaması, daha ileri bir ülke hâline gelmesi için, bölgeler arası dengesizliklerin azaltılması için elimizden gelen çabayı sarf ediyoruz.

Yine Altan Tan Bey’in dediği “Bu kadar şey yaptınız, niye azalmadı?” Bir de bunları yapmadığımızı düşünün, o durumda ne olurdu, ona da bakmak lazım.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – O zaman da teyzemiz amcamız olurdu.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - 2’ncisi, sadece Almanya’yı örnek vermeyin, Londra’ya ve Paris’e de bakın. Londra’nın ve Paris’in nüfusuyla da…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ya, böyle bir mantık olur mu? Allah aşkına ya, böyle bir mantık olur mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - … onların toplam nüfusuna da bakın, sadece Almanya örneğinden hareket etmeyin.

Hepinize saygılar sunuyorum. Bütçemizin hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Bakan konuşmasında şahsımla ilgili sataşmada bulunmuştur. İki dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Tan, bir saniye. Ben dikkatle izledim ama bu işin yolunu açtığımız zaman da hızlı hızlı gidiyor. İsterseniz şöyle yapalım, insicamı bozmadan. Vereceğim size…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Tamam, teşekkür ederim.

BAŞKAN – …normal şartlarda pek sataşma gibi olmamakla birlikte, vereceğim.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Hayır efendim, GAP’a karşı olduğumuzu söyledi. Yok böyle bir şey.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Tamamen polemik yaptı.” dedi.

BAŞKAN – Neyse, vereceğim…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Tamamen polemikler üzerinden konuşma yaptı.” dedi.

BAŞKAN – Tamam, vereceğim. İtirazım yok, vereceğim de, şimdi Sayın Bakanı da dinleyelim, ondan sonra; insicam bozulmasın.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Sayın Binici’nin konuşmasına tutanaklardan bakar mısınız?

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, tamam.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Birazdan cevap vereceğiz zaten. Sayın Binici’nin tutanağı var hafızamızda.

BAŞKAN – Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ…

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; sizleri ve milletimizi saygıyla selamlıyorum. Sağlık Bakanlığımızın 2013 mali yılı bütçesinin Genel Kurula sunumunu gerçekleştiriyoruz. Bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, kuşkusuz, bütçe görüşmeleri önceki yılların değerlendirilmesi ve gelecek vizyonunun ortaya konması açısından önemli fırsatlardır. Hem iktidarda olan, bu yolla ülkemize hizmet eden bizler için hem muhalefet için gerçekten burada yapıcı tartışmalarla, yapıcı görüşmelerle, bu görüşmeleri milletin hayrına bir şekilde yürütmeye devam etmeliyiz.

Değerli milletvekilleri, bu sene Sağlık Bakanlığımıza, geçen yıla kıyasla bütçeden yüzde 17’ye yakın bir artışla pay verilmektedir. 16 milyar 894 milyon lira genel bütçeden bakanlığımıza para tahsis edilmiştir. Bize takdir edilen bu miktarı yerindelik, verimlilik ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde halkımızın hizmetine ekibimle birlikte harcamak için yüce Meclisimizden yetki isteyeceğiz.

Bu isteğimiz çerçevesinde, Türkiye Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla on yıl içerisinde neler gerçekleştirdik, bundan böyle neler yapacağız, müsaadenizle bunun muhasebesini yapmak ve konuşmamda bunları sizlere takdim etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, elbette bir bütçe konuşmasında önemli olan retorik, yani hamaset değil gerçeklerdir.

Bakınız, konumuz hakkında, yani Sağlık Bakanlığının, Hükûmetimizin ortaya koyduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı hakkında Dünya Sağlık Örgütü ne söylüyor. 2012 yılında Dünya Sağlık Örgütü bir rapor yayınladı. Bu raporun da başlığı “Başarılı Sağlık Reformları: Türkiye Örneği” adıyla “Yeni binyılın başında…” Önce 2002 için ne söylüyor, sonra 2012 için ne söylüyor. Hani on senelik bir reform programından bahsediyoruz. Aradaki farkı, bu hususta söz söyleyebilecek en önemli kuruluş Dünya Sağlık Örgütü acaba nasıl belirledi?

Şöyle söylüyor 2000’li yılların başı için Dünya Sağlık Örgütü: “Yeni binyılın başında Türkiye’deki sağlık sektörünün performansı, sağlık sonuçları, mali koruma ve hasta memnuniyeti penceresinden bakıldığında, hem OECD ülkeleri arasında hem de Dünya Sağlık Örgütü Avrupa bölgesinde en alt sıradaydı.” Bu ifade bize ait değil değerli milletvekilleri. Bu ifade, doğrudan Dünya Sağlık Örgütünün 2012’deki bu önemli raporuna ait bir ifadedir.

Peki, aynı raporda 2012 için Dünya Sağlık Örgütü ne demektedir, ne söylemektedir? “Dünya Sağlık Örgütü Tallinn Sözleşmesi’nin sağlıkta hakkaniyet ve taleplere cevap verebilirlik prensiplerini uygulayan ülkeler için Türkiye başarılı bir örnektir.” Şükürler olsun ki Sağlıkta Dönüşüm Programı, Türkiye Cumhuriyeti’ni, sağlıkta, Dünya Sağlık Örgütü nezdinde böyle bir konuma yükseltmiş durumdadır.

Aynı konuda 2008’de OECD raporu ne söylemekte idi? 2008’de de OECD bir rapor yayınladı. “Sağlıkta Dönüşüm Programı, 2003 öncesi sağlık sisteminin zayıf yönlerini bertaraf edip, güçlü yönleriyle reform yapmayı amaçlayan bir ders kitabı mahiyetindedir.”

Değerli milletvekilleri, bu kürsüden, Dünya Bankasının bunu bu şekilde söylediği ifade edildi ama bu yanlış bir bilgiye dayanıyordu. 2008 yılında OECD’nin yayınladığı bir raporda aynen bu ifadeler yer almaktadır. Ve daha sonra, 2011 yılının Mart ayında dünyanın en saygın tıp dergilerinden -İngilizce ismiyle söyleyelim- British Medical Journal’da bir makale yayınlandı. Herkes bilir ki, bu konuları iyi takip eden herkes bilir ki ilgili dergi dünyanın en saygın, hakemli dergilerinden birisidir ve bu dergiler, değerli milletvekilleri, hatır, gönül için hiçbir şeyi basmazlar, hiçbir şeyi yayınlamazlar. Dergide, yazıyı bu dergiye götürenlerin kimliklerinden daha önemli olan, bu dergilerin hakemli dergiler olmaları ve bu hakemlerin verdikleri kararlarla bu yayınları yapmalarıdır. Bu dergide, British Medical Journal’da şu ifade ediliyor, deniyor ki… Bir defa başlığı çok enteresan: “Türkiye’de Sağlık Hizmetleri: Geri Kalmışlıktan Liderliğe” Ve metinde de şu ifade edilmektedir: “Sıkça duymaya alıştığımız başarısızlıkların aksine Türkiye, orta gelir düzeyindeki ülkelerde eşi görülmemiş hız ve düzeyde sağlık çıktılarını iyileştiren ve Binyıl Kalkınma Hedefleri’ni 2015’ten önce yakalayan bir başarı örneğidir.”

Değerli milletvekilleri, bu başarı için en başta, cefakâr sağlık çalışanlarına yüce Meclisimizin huzurunda teşekkürü bir borç biliyorum. Bu ülkenin doktorları, sağlık çalışanları, bütün sağlık çalışanları; hemşireleri, teknisyenleri, acilinden hastanelerine, aile hekimine kadar bütün kuruluşlarda çalışan sağlık emekçileri sağlıkta dönüşüme sahip çıkmasaydı biz bu başarıyı elbette yakalayamazdık ama bu başarı sonuçta Türkiye Cumhuriyeti’nin başarısıdır. Bunun için, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siz değerli üyelerimize, Meclis komisyonumuza ve bütün paydaşlara da şükran borçlu olduğumuzu biliyoruz.

Bu süre içerisinde Türkiye gerçekten önemli bir gelişme gösterdi. Birleşmiş Milletlerin gelişmişlik indeksleri açısından en önde gelen bir gösterge var: Doğumda beklenen yaşam süresi. Doğan bir kişinin ne kadar süreyle yaşaması bekleniyor. Bu süre değerli milletvekilleri, Türkiye ile aynı gelir grubunda olan ülkelerde son on yılda sadece iki yıl ilerlemişken Türkiye’de bu artış beş yıl oldu. Aslında, Türkiye’nin göstergelerini, sağlık dâhil, diğer alanlarındaki göstergelerini tartışırken orta üst gelir grubu ülkelerle birlikte tartışmak gerekir. Bazen burada OECD ülkelerinden ya da Avrupa Birliği ülkelerinden örnekler veriliyor. Bu, yanlış bir değerlendirmedir. Elbette, biz, ülkemizdeki sağlık göstergelerini, OECD ülkelerinin içinde en iyi duruma getirmek için gayret göstereceğiz, gösteriyoruz; elbette, Avrupa’nın da ilerisine taşımak için gayret göstereceğiz, gösteriyoruz ama gerçeklere baktığımızda Türkiye’yi mukayese ederken orta üst gelir grubuyla mukayese etmek gerekmektedir. Bu anlamda baktığımızda değerli milletvekilleri, Türkiye’de yaşam beklentisi yetmiş beş yılken orta üst gelir grubu ülkelerde yetmiş bir yıldır. Dolayısıyla Türkiye bu gelir grubundan şu anda dört yıl daha ileride bir yaşam süresine aittir.

Ve yine, Türkiye’nin sağlık sistemi performansını 2011’de değerlendiren bir diğer Dünya Sağlık Örgütü raporu şunu söylemektedir: “Sağlıkta dönüşüm programı uygulama süresinde, doğumda beklenen yaşam süresindeki iyileşme Avrupa bölgesindekinden daha ileri düzeyde olmuştur.” Bunu, bebek ölümlerinde, anne ölümlerinde de görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, 2025’te… Dünya Sağlık Örgütü 1998’de yayınladığı bir raporda Türkiye’de bebek ölümlerini, bebek ölüm hızını 2025 için binde 16 olarak öngörmekteydi. Yani Türkiye 2025 yılına geldiğinde bebek ölümlerinin binde 16 olması Dünya Sağlık Örgütü için beklenen bir rakamdı. Oysa bugün, bebek ölümleri, 2011 yılı itibarıyla Türkiye’de binde 7,7’ye inmiştir.

Yine, şöyle iddialar var: “Dünya Sağlık Örgütünün raporlarında bu binde 12 olarak gösteriliyor.” ya da “Başka raporlarda benzer rakamlar var.” Ancak, şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Elbette biz elimizdeki en son araştırma verilerini buradan sizleri ve milletimizi bilgilendirmek üzere vermek zorundayız. Binde 7,7 olarak sizlere takdim ettiğimiz bebek ölüm hızları nasıl elde edildi? Bu, dünyada yapılmış en önemli bilimsel çalışmalardan birisiyle elde edilmiştir değerli milletvekilleri. 150 bin hanede, İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, 3 üniversite birlikte çalışarak bu sonucu elde ettiler. Dolayısıyla, bütün milletvekillerimizin, sadece iktidar partisi AK PARTİ’mizin çatısında hizmet veren milletvekillerimizin değil, değerli muhalefetimizden milletvekillerimizin de bundan mutluluk duyması beklenir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğru olsa mutluluk duyarız.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Çünkü bu, sadece AK PARTİ’nin başarısı değil; bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin başarısıdır değerli arkadaşlarım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Keşke doğru olsa Sayın Bakan, tabii ki mutluluk duyarız.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, anne ölüm oranları açısından da baktığımızda, bugün Türkiye’de anne ölüm oranları yüz binde 15,5’ken, orta üst gelir grubu ülkelerde yani Türkiye’yle mukayese edilmesi gereken ülkelerde yüz binde 53’tür. Peki, üst gelir grubu ülkelerde bu nedir? Üst gelir grubu ülkelerde de yüz binde 14’tür. Yani Türkiye bu alanda, aslında mukayese edildiğinde çok da haklı bir mukayese olmasa bile, üst gelir grubu ülkeleri yakalamış durumdadır.

Avrupa Halk Sağlığı Raporu, 2009’da yayınlanan Avrupa Halk Sağlığı Raporu bakınız bunu hangi sebeplerle ilişkilendiriyor: “Anne ölüm oranlarını politik öncelik olarak belirlemek, buna göre finansman ayırmak, hizmet ve politikaları kültürel hassasiyetlere göre düzenlemekle sağlandı bunlar.” deniliyor. Bu örnekleri çoğaltabilirim, bütün dünya literatürüne girmiş, dünyanın en saygın uluslararası örgütlerinden örnekleri çoğaltabilirim ama zamanımızın kısıtlı olduğunu düşünerek, müsaadenizle onları burada kesiyorum.

Peki, bütün bunlar neye yol açtı? Türkiye’de yüzde 39,5 olan sağlıktan memnuniyet oranının on yılın sonunda yüzde 76’ya ulaşmasına yol açtı. On sene önce Avrupa bölgesinde vatandaşların –bütün Avrupa bölgesinde- sağlıktan memnuniyeti neydi diye sorarsanız, yüzde 62’ydi. Peki, 2000’den sonraki on senede yani bizim Sağlıkta Dönüşüm Programı’mızı gerçekleştirdiğimiz bu süre sonunda Avrupa’daki memnuniyet ne derseniz, yine yüzde 62, orası yerinde saymış ama Türkiye’de vatandaşın memnuniyeti yüzde 39’lardan yüzde 76’lara çıktı. Şimdi, bazıları bunu: “Siz algıyı değiştirdiniz, aslında değişen çok fazla bir şey yok ama.” şeklinde ifade etmek istiyorlar. “Görün, bakın, bu böyle devam etmeyecek.” diyorlar, bunu on senedir söylüyorlar yalnız, hani on aydır değil. On senedir AK PARTİ iktidarda, partimiz iktidarda ve bu dönüşüm on senedir gerçekleştirilen bir dönüşüm değerli arkadaşlar.

Dolayısıyla, on senedir bu ezberleri tekrarlayanlara sizin ve milletin huzurunda şunu söylemek istiyorum, bu ezberleri tekrarlayanlar şunu söylemek istiyorlar aslında: “Yani millet pek de anlamıyor bu işleri. Millet neden memnun olup olmadığını pek de bilmiyor. Biz biliriz bu işleri.” Bunlar geçmiş dönemin tarzı siyasetiyle siyaset yapanlar, bunlar –beni bağışlasınlar- Millî Şef döneminin zihniyetiyle siyaset yapanlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, milletin feraseti, milletin basiretiyle biz buradayız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Millî Şef döneminde ne oldu? Hastaneden hastalar geri mi döndürüldü? Hastanede hastalar öldürüldü mü?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yani yakıştı mı size Sayın Bakan, yakıştı mı! Koskoca Bakansın, yakıştı mı bu sana!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Hepimiz milletin feraseti ve milletin basiretiyle buradayız değerli milletvekilleri.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ne ayıp bir şey ya!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Şu koltuklarda oturan bütün milletvekilleri…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ne ayıp bir şey yaptığın!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – …millet doğru karar verdiği için buradadır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yakıştı mı şimdi bu size! Sağlığı konuş sen, Millî Şef’i niye konuşuyorsun!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – İktidar adına da doğru karar verdiği için buradadır, muhalefet adına da doğru karar verdiği için buradadır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yazıklar olsun size!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Onun için…

Bana, “Yazıklar olsun!” diye söz atan Sayın Milletvekili, sana yazıklar olsun! Seni terbiyeli ve edepli olmaya davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sana yazıklar olsun be! Sen Somali’nin Bakanısın!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen Bakansın, ne konuştuğunu bileceksin! Millî Şef’le ne alakası var!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Burası milletin kürsüsü. Siz burada konuştuğunuz zaman biz sizi saygıyla dinliyoruz.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sen İsmet İnönü’ye hakaret etme cesaretini nereden alıyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…Sayın Bakan, lütfen Genel Kurula hitap edin.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Ben milletimizin takdirine havale ediyorum. Burada konuşan milletvekilini saygıyla dinleyeceksiniz…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Saygıyla ne alakası var sağlığın! Sen bugünü konuş!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – … bu kürsünün itibarına siz de hürmet edeceksiniz. Biz nasıl size hürmet ediyorsak, siz de aynı hürmeti bize göstereceksiniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Millî Şef’le ne alıp veremediğin var? Sen sağlığı konuş, senin anlattıklarının nasıl gerçek dışı olduğunu söyledim diye mi zoruna gitti?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben şunu açıkça ifade ediyorum: Bizim için aslolan milletimizdir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İstersen milattan önceki dönem…

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ama Sayın Bakan…

BAŞKAN – Yapmayın. Tamam, cevap verirsiniz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – AK PARTİ, milleti öncelemiş olan bir partidir. Biz karnemizi milletten alan bir partiyiz. Bazılarının rahatını kaçırıyor biz böyle konuştuğumuz zaman.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ayıp bir şey ya! Sıkışınca İsmet İnönü’ye saldır, sıkışınca Atatürk’e saldır!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, AK PARTİ, Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla, AK PARTİ Hükûmetinin bütün icraatlarıyla, milletinin karşısına defalarca çıkan ve milletinden defalarca olur alan bir partidir ve Allah’a şükürler olsun, her seferde oyunu artırarak olur alan bir parti. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Al, ben de alkışlıyorum, bravo (!)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Sizin, bu kürsülerden bazı değerli arkadaşlarımızın ifade ettikleri gerçekleri yansıtıyor olsaydı, işler kötüye gidiyor olsaydı biz bu oyları alamazdık, biz bu şekilde iktidara gelemezdik. Yapılan bütün anketlerde AK PARTİ yine yüzde 50’nin üstünde bir oyla vatandaşın takdirini ve vatandaşın desteğini alır görünmezdi.

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Seçimlerde bunları söyleyip mi oy alıyorsunuz Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Onun için, herkes şapkasını önüne koyup nerede yanlış yaptığını iyi düşünmeli. Biz de bunun muhasebesini yapacağız, elbette değerli muhalefetimiz de bunun muhasebesini yapacak.

Dolayısıyla, biz şunu bekliyoruz bütçe görüşmelerinde: “Yaptığınız doğrular şunlardır ama şunları da yaparsanız daha iyi olur.” da denebilir ama tercih size aittir. Siz bizim yaptıklarımızın hepsinin yanlış olduğunu söyleyebilirsiniz. Takdir yüce Meclisimizin değerli milletvekillerine aittir ama kararı sandıkta millet veriyor.

Şimdi, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığının çatısı altına alınmasına karşı çıkanlara, bu Meclis kürsüsünden karşı çıkanlara soruyorum: Hâlâ karşı çıkıyor musunuz? Haydi gelin, buradan “SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığının çatısı altına alınmasına karşı çıkıyoruz.” deyin.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Yanlış yaptınız, daha iyisi olurdu. Siyaset yapmadan…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Meclis tutanakları, onlarca böyle karşı çıkışın ifadeleriyle dolu değerli milletvekilleri. Vatandaşın ilaçlarını eczanelerden almasına karşı çıkanlara soruyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim karşı çıkıyor ya?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kim karşı çıktı ya Allah aşkına?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Meclisin tutanakları bunları gösteriyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Eczaneye kim karşı çıktı?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan, geçen sene bütçeden size ayrılan paranın nereye harcandığını anlatır mısınız?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Hâlâ karşı çıkıyor musunuz?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğruları konuş.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz, geçen sene Sağlık Bakanlığındaki paranın nereye aktarıldığını anlatır mısınız?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Kim mi karşı çıktı? Bu kürsüden “SSK’nın ilaç fabrikasını kapatıyorsunuz, SSK’nın eczanelerini kapatıyorsunuz.” diyen ben miydim, o günkü Cumhuriyet Halk Partisinin değerli milletvekilleri miydi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan, siz, geçen sene bütçeye ayrılan paraların nereye harcadığınızı anlatır mısınız?

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Tarihi geri döndüremezsiniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen, ilaç fabrikasını, aşı fabrikasını kapattın mı kapatmadın mı?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bakın, ben, size aslında değerli milletvekilleri…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Memleketi satmakla övünüyorsunuz, başka bir şey yapmıyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Vatandaş ilacını alsın. Niye eczaneyi kapatıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Akar… Sayın Atıcı…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dedeleriniz gibi memleketi satıyorsunuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Ben hem kendime hem de değerli milletvekillerine şunu söylüyorum, şunu ifade ediyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğruları söylemek yakışır Bakana. Ayıptır ya! Ayıptır, utanın!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bu kürsüden ne konuştuğunuza, ne konuştuğumuza hepimiz itina edelim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz geçen sene bütçeye ayrılan paranın nereye gittiğini anlatır mısınız?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Çünkü değerli milletvekilleri, tarih hiçbir zaman gerçekleri yok etmeye müsaade etmez.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Paraları aldınız geçen sene, Bakanlık bütçesindeki paraları nereye harcadığınızı anlatın.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Ne söylemişseniz, kayıtlara neyi koymuşsanız yarın karşınıza o çıkar, bizim karşımıza da çıkacak; nasıl sizin karşınıza çıkıyorsa elbette bizim karşımıza da çıkacak ama söylenenlerden önemli olan, yapılanlar ve bu yapılanlara karşı yüce Meclisimizin verdiği nottur, bir kere daha söylüyorum.

Elbette, bu dönüşüm programının başarısı için Millet Meclisinin, Başbakanın, Hükûmetin desteği elzemdir. Dolayısıyla, bu hedefimizde bize destek olan herkese şükranlarımı bir kere daha takdim ediyorum.

Ekonomideki başarı, istikrarlı hükûmetler olmasaydı sağlıkta dönüşümde biz bunları gerçekleştiremezdik. Bugün, sağlığa harcadığımız paranın 3 katını ülkede sağlığa harcayabiliyoruz reel anlamda, şükürler olsun. Bu imkânı, Hükûmetim bu naçiz Sağlık Bakanlığına vermemiş olsaydı ben, bu Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın Hükûmet tarafından görevlendirilen kişisi olarak bir başarı sağlayamazdım. Dolayısıyla, bu başarı elbette hepimizin ortak başarısıdır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Altmış yıl evveliyle karşılaştır başarınızı!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Burada birçok kanun yaptık. Bu yaptığımız kanunlarda, değerli milletvekillerimizin, komisyondaki arkadaşlarımızın bize o kadar mükemmel katkıları oldu ki.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok, onların beyni basmaz, size katkısı olmaz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Ama bir sonuç var değerli arkadaşlarım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – En akıllı sensin!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, baştan size uluslararası bazı yayınları bilerek getirdim. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlık sistemi dünya için bir model hâline gelmiştir, Türkiye sağlıkta örnek ülke durumuna gelmiştir. Türkiye, bugün, örneğin sigara konusundaki uygulamalarıyla, tütün kontrolü konusundaki uygulamalarıyla Dünya Sağlık Örgütünün “100 puan” diye tarif ettiği puanı alan dünyadaki ilk ve tek ülkedir. Bundan memnun olmayacak mıyız? Bundan hepimiz gurur duyacağız, bundan hepimiz iftihar duyacağız. Böyle bir başarıyı yakalamamızda bize destek veren milletimize de şükranlarımızı takdim edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, bizim için, AK PARTİ için, AK PARTİ hükûmetleri için, AK PARTİ Meclis grubu için aslolan milletin desteğidir, aslolan milletin duasıdır. Bugüne kadar nasıl ki bu duayı almak için gayret gösterdiysek, elbette bundan sonra da bu duayı almak için gayret göstereceğiz.

Konuşmamın kalan kısmında, müsaade ederseniz, 2003 yılında başlatacağımız ya da genişleteceğimiz bazı uygulamalardan sizleri ve aziz milletimizi haberdar etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından “2013 yılı” sesleri)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 2003 yılı daha yeni tarih!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – 2013 yılında.

2013 yılında, okul çağındaki bütün çocuklarımızın taramalarını gerçekleştireceğiz. Ağız-diş sağlığı taramaları gerçekleştiriyoruz okullarda ama 2013 yılı, bunun yaygınlaştırıldığı, bütün çocuklarımıza ulaşmak için gayret gösterdiğimiz bir yıl olacak. 2013 yılında, halk arasında “doğuştan kalça çıkığı” diye bilinen problem için çocuklarımızda, yeni doğan çocuklarımızda bir tarama başlatacağız; yeni doğan taramalarına bunu ekleyeceğiz.

Biliyorsunuz, görevi devraldığımızda çocuklarımızı 7 çeşit aşıyla aşılayabiliyorduk. Bugün, şükürler olsun, 13 aşıyla dünyanın aşılama konusundaki bir numaralı ülkelerinin arasına girdik, aşıda birinci ligin en üst sıralarına yükseldik. 2013’te de bu atılım devam edecek. 2013 yılında da suçiçeği aşısını katarak 13 antijenle çocuklarımızı inşallah aşılamış olacağız.

Yine, başlattığımız çocuk izlem merkezleri var. Özellikle, bir şekilde, cinsel yönden tacize uğrayan çocuklarımızı korumak için, onları toplum içerisinde ortaya çıkmaktan ya da işte mahkeme köşelerinde sıkıntı çekmekten kurtarmak için oluşturduğumuz çocuk izlem merkezlerimiz var. 23 ilimizde 29 çocuk izlem merkezini 2013 yılında inşallah hayata geçirmiş olacağız.

İlaçta olduğu gibi tıbbi cihaz ve kozmetik ürünlerde de sıkı bir takip sistemi getiriyoruz. Vatandaşımızı, kozmetik ürünlerle de olsa, sağlığı açısından tehdit edenlere asla fırsat vermeyeceğiz.

Yine 2013 yılında, bilinçli ilaç kullanımı açısından, akılcı ilaç kullanımı açısından büyük bir kampanyaya başlıyoruz. Bu hususta da ben değerli Meclisimizin desteğini sizlerden istirham ediyorum ve vatandaşlarımızdan da ilaç kullanmaları konusunda sadece ama sadece doktorlarına itimat etmelerini ve ilacı da yalnızca eczanelerden almalarını salık veriyorum, istirham ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, İnternet yoluyla ya da başka yollarla vatandaşlarımızın kesinlikle ilaç kullanmaması gerekiyor. Biz bu konuyla ciddi ölçüde mücadele ediyoruz ancak bu hususta vatandaşımızın da kendi üstüne düşen vazifeyi yapması gerekmektedir.

Yine 2013 yılında, kar üstü paletli ambulanslarımıza kar kızaklı ambulanslarımızı ekleyeceğiz. Bazı bölgelerde paletli ambulanslarla ihtiyacı göremediğimiz olabiliyor. Deniz ambulanslarımız var, deniz ambulanslarımızı yaygınlaştıracağız.

Alternatif ve tamamlayıcı tıbbi metotlar konusunda en az 10 metodun uygulama standartlarını kanıta dayalı olarak ortaya koyarak, vatandaşlarımızın bu tedavilerden yararlanmalarını ama akılcı biçimde yararlanmalarını sağlayacağız.

Türkiye’de maalesef kornea bekleyen yani gözün ön kısmındaki merceğin naklini bekleyen çok sayıda vatandaşımız var. Yeteri kadar bağış temin edemiyoruz. Bir şekilde yurt dışından da kornea getirtmek suretiyle kornea nakli bekleyen bütün hastalarımız için, Allah izin verirse, 2013 yılında kornea teminini sağlayacağız.

Bildiğiniz gibi, obezite mücadelemiz, şişmanlık mücadelemiz çok yaygın bir biçimde devam ediyor. Bu hususta da ben yüce Meclisimizin 2013 yılında da, daha önceden olduğu gibi, desteklerini bekliyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de kızamığın, veremin, sıtmanın arttığından, patladığından falan bahsediliyor. Gerçekten bunu söyleyen arkadaşlarım dünyayı hiç takip etmiyorlar mı, çok merak ediyorum. Değerli arkadaşlar, bugün bütün Avrupa’da, Fransa’sında, İngiltere’sinde, Bulgaristan’ında, Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde çok büyük kızamık salgınları var. Türkiye’de de kızamık vakaları görüyoruz. Nasıl görüyoruz, biliyor musunuz? Kızamık vakalarının hiçbiri ülkemizde yerleşik kızamık virüsüyle gerçekleşmiyor. Yurt dışıyla son yıllarda Türkiye’nin çok ciddi bir alışverişi olmaya başladı. Buralardan gelen vakalarımız var. Bunu söyleyen arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, 2001 yılında Türkiye’de 30 bin kızamık vakasının -daha doğrusu, kayıtlı 30 bin vakanın- olduğunu acaba bilmiyorlar mı? Muhtemelen vakalar o zaman daha da fazlaydı. Türkiye’de şu anda yerli sıtma vakası görmüyoruz. Dışarıdan bize bir sıtma vakası bulaşırsa geliyor ve biz onu da kontrol etmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Sağlıkta Dönüşüm Programı, vatandaşımıza 2013 yılında da hakkı olan sağlık hizmetini hakkaniyetli bir biçimde, kaliteli bir biçimde “Önce insan.” diyerek vermeye devam edecek.

Biz, milletimizden aldığı gücü, milletimize hizmete…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – …dönüştürmeyi bilen ve meselemizi bu şekilde götüren bir partiyiz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye, Sayın Tan’a bir…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, “Millî Şef dönemindeki gibi düşünüyorsunuz.” diyerek partimizin ve cumhuriyetimizin kurucusuna hakaret etti. Daha ayrıntıları da var. İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Tamam da sıra da var. 1’inci sıra Sayın Altan Tan’da.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Evet.

BAŞKAN – Bir dakika…

Sayın Özel, siz niye parmak kaldırdınız?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Biz ikimiz de kaldırdık.

BAŞKAN – Niye ki?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Efendim, Sayın Bakan bizim hiç kullanmadığımız bir yaklaşımı, üslubu tarafımıza atfederek -madde 69’a göre- sözlerimizi çarpıtmıştır. Açıklık getirmek istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ben daha önce söz istemiştim.

BAŞKAN – Siz niye istemiştiniz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bizim de grubumuza sataşma vardı.

BAŞKAN – Neyinize? Gruba.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Evet.

BAŞKAN – Ne dedi peki?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “BDP, GAP’a karşıdır, bölgeye yatırım gitmesini istemiyor.” Bingöl’den de örnekler verdi, seçim bölgemiz olması itibarıyla da sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi bir dakika, seçim bölgesi olması…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hem grubumuzu itham etti hem seçim bölgesi ve bölgeyle ilgili, politikalarımızla ilgili gerçek dışı beyanlarda bulundu, düzeltme yapacağım.

BAŞKAN – Şimdilik 4 kişi oldu.

Buyurun siz Sayın Tan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben de varım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aaa, o kadar değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama Bakan gerçekleri çarpıttı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tan, iki dakika süre veriyorum.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Öncelikle bu GAP’la ilgili hemen çok kısa bir şeyler söyleyeyim. İşte konuşma tutanağı burada GAP’la ilgili; tek tek, cümle cümle burada elimde; varsa bir şey çıkıp söyleyin.

Ne söylüyoruz? GAP’a 19 milyar dolar, barajlara, para harcanmış, ama bunun karşılığında 23 milyar dolar elektrik elde edilmiş. Barajların yüzde 86’sı bitmiş, kanalların yüzde 15’i bitmiş. 7 milyon 200 bin kişi yaşıyor şu an bu 7 ilde, GAP’ın kapsamı içerisinde. Eğer biterse –siz ifade ettiniz- 3 milyon 800 bin kişi iş bulacak, 20 milyon nüfus demek. 13 milyon nüfus daha gelecek oraya. İşte derin devlet barajları niye bitirmiyor? 20 milyon Kürt ve cazibe merkezli petrolün de olduğu bir bölgede yan yana gelmesin diye, özeti bu. Karşı çıktığımız bu, çok açık ve net.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben inanamadım ya! Vallaha ben inanamadım!

ALTAN TAN (Devamla) – Çok açık ve net, 20 milyon nüfus olacak orada, 20 milyon nüfus.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben inanmıyorum.

ALTAN TAN (Devamla) – Şu an 7 milyon 200 var, sizin verdiğiniz rakamlarla…

Öbürü de; “Efendim polemik var, dokunma var.” Kardeşim, siz polemik yaparsanız polemiğin de kralı yapılır burada. 999 kuzunun da hesabı sorulur, 330 milyar odanın da hesabı sorulur, 71 milyarlık lahmacunun da hesabı sorulur.

Benim dedemin bir arkadaşı vardı memlekette, Hacı Ali Mısto. Biraz zengin oldu, biraz kabadayılandı. Akrabaları da fakir fukara. Ağzı çok bozuk. Diyor ki; “Bak ben hepinize küfrederim ana avrat, ama sakın siz bana küfür etmeyin.” Niye? “Benim zoruma gidiyor.” Kardeşim böyle bir şey olur mu? Böyle bir şey olur mu? O zaman polemik yapmayacaksınız, dikkat edeceksiniz. Eviniz camdan, başkasına taş atmayacaksınız.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurun.

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bakın, burada GAP’tan ve DAP’tan sorumlu Bakan konuştu. Kendi bakanlığının bu yıl yayınladığı illerin sosyoekonomik gelişmişlik seviyesine göre son 10 sıra: Muş, Hakkâri, Ağrı, Şırnak, Siirt, Bitlis, Van, Mardin, Bingöl, Ardahan, Batman, Iğdır, Kars, Diyarbakır. Herhâlde başka söze gerek yok. Kendisi Bingöl milletvekilidir. Bakın, Bingöl, nüfus 250 bin; dışarıya göç 300 bin. Bingöl’de seçmen sayısı 153 bin, yeşil kartlı sayısı 128 bin. Süre kısıtlı, o yüzden yorumuna geçmiyorum, siz yorumunu yapın.

Bahsettiği havaalanı on yedi yıldır yapılamıyor, on yedi yıl önce başlandı. Gülbahar Barajı on yedi yıldır yapılmıyor. Diyarbakır-Bingöl yolu… Ben kendimi bildim bileli o yolda çalışma var. Her yıl onlarca kişi orada ölüyor, aynı şekilde devam ediyor. Siz bırakın Diyarbakır-Bingöl yolunu, 40 kilometrelik Bingöl-Solhan yolunu on yıldır yapamıyorsunuz. Hadi diyelim ki söylediklerinizi doğru saydık. Şehir içindeki Çapakçur Viyadüğü 25 milyonluk bir ödenek gerektiği için on yıldır yapılmıyor ve her kış orada onlarca vatandaşımız yaşamını yitiriyor. Sayın vekillerimiz geliyorlar Bingöl’e… Düzağaç bölgesinde, çevre yolunda 2 tane üst geçit yapılmadığı için bu yıl 2 üniversite öğrencimiz orada hayatını kaybetti.

Diğer taraftan, bu makam odası, müsteşar konutu, lahmacun olayını niye önemsiyoruz? Bakın, Bingöl’ün yarısı depremdeki mağduriyetten dolayı TOKİ’ye borçlanmış. TOKİ’ye ödeyemediği için faiziyle bankalara borçlanmış. Bu şekilde, kentin yarısı konut nedeniyle borçluyken siz makam odanıza trilyonlar harcarsanız, müsteşarınıza trilyonluk konutlar alırsanız biz de gelir burada konuşuruz. Bingöllü çocuklar aç yatarken, rüyalarında lahmacunu görürken siz 160 binlik lahmacun, pasta, kebap faturası çıkarırsanız onun hesabını sormak da halkımız adına bizim boynumuzun borcudur.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İnce, buyurun.

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, arkadaşlarımız sağlık politikasını eleştiriyor, siz 1930’lara geliyorsunuz. Vallahi doğru söylüyorsunuz, Millî Şef teknoloji cahiliydi, bilgisayar kullanmasını bilmiyordu, İnternet’ten anlamazdı; mesela Millî Şef’in döneminde hastanelerdeki teknoloji çok geriydi, gerçekten tomografi cihazı yoktu hastanelerde; bunları söylerseniz de şaşırmam. Yani siz bunları bırakacaksınız.

Bakın, ben size çok net sorular soracağım:

Bir: Çelişkilerimizden bahsettiniz. Siz mecburi hizmete önce karşı çıkıp sonra kendiniz getirmediniz mi?

İki: Aşı konusundaki fiyaka bozulmasını kim yaşadı?

Bakın, çok daha net bir şey sorayım size, çok daha net: Bir ilçede -Trakya’da bir ilçe, bir büyük ilçe- bir hastane müdürünün eşinin banka hesabında 3 trilyon 925 milyar lira, 4 trilyona yakın para. Müfettişler bunu tespit ediyor, soruyorlar, “Vallahi, eşimin 4 trilyona yakın parası olmasından benim de şimdi haberim oldu.” diyor. Sayın Bakan, bu olayla ilgili ne yaptınız? Eğer o ilçeyi hatırlayamadıysanız, ben onu size hatırlatırım.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Eyvallah.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir başkası: “Millet bize oy veriyor.” E, bir zamanlar vermiyordu size, 86’da Sayın Erdoğan’ı milletvekili yapmadı bu millet, 89’da Beyoğlu Belediye Başkanı yapmadı, 91’de tercihli sistemde milletvekili olamadı. Bugün verir, yarın vermez yani bugün size fazla vermiştir, bize az vermiştir, yarın bize fazla verir, size az verir, demokrasi böyle bir şeydir. “Millet bize oy verdi.” diye aklınıza gelen her şeyi yapmaya muktedir misiniz siz?

Siz bu ilçedeki bu -yönetmekle görevlisiniz- paranın hesabını sorun. Soruşturma açtınız mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Hangi ilçe” diye şu an hemen anlıyor olmanız lazım. Anlamadıysanız aktarırım onu Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kürsüden söyleyin.

BAŞKAN – Buyurun.

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, ülkemin Sağlık Bakanının kalkıp da burada böyle bir konuşma yapması beni gerçekten utandırıyor, gerçekten utandırıyor.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) - Bunlara gerek yok, hizmetlere baktınız mı anlarsınız.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, ben bir soru sorayım size, ben bir sorayım, arkadaşlarıma sorayım. Arkadaşlar, bu AKP sıkıştığı zaman ne yapar, neye saldırır?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Atatürk’e saldırır, İnönü’ye saldırır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İnönü’ye saldırır.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Atatürk’e saldırır veya İnönü’ye saldırır.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Başka ne yapar?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ne zaman sıkışırsa burada, kalkar, İnönü’ye, Atatürk’e saldırır. Buradaki milletvekili diyor ki: “Başka ne yapar?”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Yüzde 50 oy aldık.” der.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ne zaman sıkışsa “Bize halk oy veriyor, halk arkamızda.” der. Yahu bunları biz biliyoruz. Kalkın benim sorduklarıma cevap verin burada.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Siz de verin.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yiğitseniz benim sorduklarıma cevap verin.

Kalkmış diyor ki bana: “Geri kalmışlıktan liderliğe.” Başlığa bak, başlığa! Kim attı bu başlığı? Senin adamların attı bu başlığı, senin adamların!

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) - Sen soruna cevap istiyorsan önce o üslubunu düzelt.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bir dergi, bilimsel bir dergi -bakın, benim hatırı sayılır miktarda yayınlarım vardır bu dergilerde- yayınlananın içeriğine karışmaz, onun doğruluğuna hiçbir şekilde kefil olmaz; sadece teknik olarak yapılmış mıdır, düzgün yazılmış mıdır, buna bakar. Onun içerdiklerinin sorumlusu sensin, oradakileri sen kendi kendine söylüyorsun, çıkmışsın burada diyorsun ki: “Dünya beni övüyor.” Ayıptır, gerçekten ayıptır!

Sen bana söyle bakalım, bebek ölüm hızı binde 7,7 mi, binde 12 mi? Kalkıyorsun burada diyorsun ki: “Dünya Sağlık Örgütü beni övüyor.” Aynı Dünya Sağlık Örgütü diyor ki: “Hayır 7,7 değil, aslında yüzde 12’nin de üstünde; gel anlaşalım, yüzde 12’de bunu bildirelim.” diyor. Sen de “Evet.” diyorsun, ondan sonra kalkıyorsun gelip burada diyorsun ki: “Bizim çocuklar araştırma yaptılar; 7,7’ymiş.” Var mı böyle bir şey? Burada Dünya Sağlık Örgütünün raporlarını söylerken virgülden sonra “ama” diye başlayan yerleri okumamış senin adamların, sen de okumamışsın, aç onları oku. “Halk memnun ama hiçbir zaman Avrupa düzeyinde olmamıştır.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bunları ben tek tek, satır satır okudum; sen de oku da biraz öğren. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Hanginiz önce? Yok, oradan iki dakika…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yapmayın Allah aşkına.

Sayın Özel, yani haşarı çocukluk hoş bir şeydir de yok yani sıraya alırsak öyle olmaz, doğru değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani ben ilgililerine söz verdim.

Buyurun.

5.- Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Değerli milletvekilleri, az önce söz alan milletvekilleri hem GAP projesinin hem yatırımların önemli olduğunu belirttiler, ben de duyduğuma sevindim doğrusu.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Bakan, başta da öyle demiştik.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “BDP karşıdır.” dediniz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Sayın Bakan, başta da öyle ifade etmiştik.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Ama, bir arkadaşımızın yaptığı konuşmaya tekrar bir baksınlar, o konuşmada GAP’la ilgili söylenen sözleri kendileri de bir incelesinler.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bakın, tutanak burada…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Tutanak burada, tutanağı okuyun.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tutanak da var, konuşma metni de var.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Buradan benim…

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Söylediklerimiz burada, tutanaklarda!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Tutanak burada, size getireyim!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Benim buradan önerim şu…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Grup başkan vekillerine tutanağı gönderin.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Buradan önerim şu…

BAŞKAN – Hiçbir şey söylemiyor, kâğıt sallamayın.

Buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bundan sonra da gelin bu kamu yatırımlarını, özel yatırımları hep birlikte koruyalım. O bölgenin refahını, istihdamını artıracak yatırımlara hep birlikte sahip çıkalım. Varsa eksiklerimiz bizi eleştirin, onları da düzeltelim ama bu yatırımlara birlikte sahip çıkalım.

Ben şuna inanıyorum: AK PARTİ’ye oy vermiş olsun, Barış Demokrasi Partisine oy vermiş olsun…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Barış ve Demokrasi Partisi; doğrusunu söyleyin.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bütün insanlarımız, bütün insanlarımız bizim kardeşimiz. Ben hepsinin hizmet arzu ettiğine inanıyorum, hepsinin huzur istediğine inanıyorum ve bunu da yapmak durumundayız.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Savaşı bitirin o zaman! Savaştan vazgeçin, barış yapın!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bu vesileyle, kıdem tazminatıyla ilgili bir soru olmuştu, ona da bir cevap vermek istiyorum, bir miktar vaktim var. Burada, kanunda, “Önceki kurumlarına dönen kişilerin ajansta geçen hizmetleri kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinde değerlendirilir.” diyor. Bu durumda kıdem tazminatları ödenirse bu gittikleri kuruma intikal etmemiş oluyor bu haklar, sorumluluklar.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Bakan, “ödenirse” diye bir şey yok. “Ödenirse” diye bir şey yok, “Ödenmez.” diyor.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Kanuni çerçevede yapılan… Bana verilen şu anki bilgi bu şekilde.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Bakan, yanlış okuyorsunuz. “Ödenmez.” diyor.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Yok… Burada, “Kazanılmış, ajansta geçen hizmetleri yeni gittiği kurumda hak aylık derece ve kademelerinde değerlendirilir.” diyor. Ama bir uzman “Ben bunu orada değerlendirmek istemiyorum. O yeni kuruma bu haklarımı aktarmak istemiyorum. Bana kıdem tazminatını verin.” dediğinde yönetim kurulu kararıyla böyle bir ödeme yapılıyor ama konu üzerinde yine durabiliriz. Yani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Aynı dönemde iki defa kıdem tazminatı almış oluyor.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

Süreniz iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, hem sataşıyorlar hem cevap…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ama olmaz ki Sayın Başkan. Yirmi beş dakikalık konuşmaya iki dakika cevaba tahammül olmalı ya.

BAŞKAN – Vallahi bu sataşma işlemi… Bir tren düşünün, biri başlıyor, bütün vagonlar arkasından; hatta ipin ucu öyle kaçıyor ki, değdi değmedi, Nasrettin Hoca’nın durumu gibi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ama yirmi beş dakika konuşmaya iki dakika cevaba tekrar söz veriyorsunuz, olmaz ki!

BAŞKAN - Buyurun.

6.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum.

Burada birbirimize hoşgörülü olmayı değil de, birbirimize saygılı olmayı ilke edinmeliyiz. Mesela, biraz önce sataşıldı diye söz alan bir değerli milletvekili, benden bahsederken “sen de” diyerek konuştu, konuşabilir. Bir insan birine “siz” de diyebilir, “sen” de diyebilir, tercih meselesidir ama ben buradan konuşurken yine o değerli milletvekilini “siz” olarak ifade edeceğim. Çünkü, bu kürsü böyle konuşmayı gerektiren bir kürsüdür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Çok saygılısınız!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bütün millet bizi buradan izliyor, bütün millet burada bizi takip ediyor değerli milletvekilleri.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tutanakları çıkaracağım Sayın Bakan. Nasıl hitap ettiğim orada yazıyor. Tutanakları çıkarıp size göndereceğim Sayın Bakan. O zaman utanacaksınız.Bakın, “siz” diye hitap ediyorum.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bakınız değerli milletvekilleri, şimdi, bir makaleden falan bahsetmedim ben.

Sayın milletvekilleri, ben Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlık reformundaki, sağlık dönüşümündeki başarısını, uluslararası örgütlerin onlarca raporundan size getirerek takdim ettim. Bir makaleden filan bahsetmiyorum ki.

Bakınız, Dünya Sağlık Örgütünün 2012 yılında en son yayınladığı rapordur.

“Başarılı Sağlık Sistemi Reformları: Türkiye Örneği. Türkiye, çok az sayıda ülkenin yapabildiğini yapmıştır kısa bir sürede. Sağlık ve sağlık sistemi çıktılarını çarpıcı oranda iyileştirmiştir.” Bunu Dünya Sağlık Örgütü söylüyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bebek ölümüne kaç diyor?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Ben, belli bir döneme işaret ederken de şunu söylüyorum değerli milletvekilleri: Artık tek parti iktidarı dönemi yok. Millet memnun. “Millet memnun ama millet neden memnun olacağını da çok iyi bilmiyor.” falan demenin hiçbir anlamı yoktur. Bu kürsüde bizi konuşturan, aziz milletin ta kendisidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, biraz önce yaptığım konuşmadan sonra Sayın Bakan konuştuğunda, bizim kullanmadığımız sözleri tarafıma atfederek…

BAŞKAN – Sizin adınız geçmedi.

Şimdi, Sayın Özel, peki ben tutanakları getireceğim, bakacağım ve karar vereceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, tutanakları getirmenizle ilgisi yok, diğer arkadaşlarımızın söz talebi kadar normal bir söz talebinde bulundum.

BAŞKAN – Olabilir, ben duymadım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sizin burada bana söz vermemeniz, diğer arkadaşlarımıza söz vermeniz bir adaletsizlik yaratıyor.

BAŞKAN – Diğer arkadaşlarınıza değil, Grup Başkan Vekilinize…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hepsi bizim arkadaşımız.

BAŞKAN – Muhterem, bir dakika…

Grup Başkan Vekilinize artı Sayın Atıcı’ya söz verdim ben. O konuyu takip ettiğim için…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Benim konuyu takip etmemişsiniz anlaşılan.

BAŞKAN – Hayır, ben o konuşmayı gördüğüm için… Sayın Atıcı Sayın Bakana laf attı, Sayın Bakan da döndü, edebe davet etti. Dolayısıyla, ben Sayın Atıcı’ya söz verdim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben laf atmadan dolayı söz istemiyorum ki.

BAŞKAN – Anladım.

Şimdi, dolayısıyla, ben sizin tutanağı getirteceğim bakacağım Sayın Özel. Eğer böyle bir bilgi kirliliği, size hakaret, size yanlışlık, sataşma varsa da söz vereceğim. Tamam mı?

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Beni dinlemediniz ama Sayın Başkanım, dinlemediniz.

BAŞKAN – Efendim?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Beni dinlemediniz ki. Ben öyle bir iddiada bulunmuyorum.

BAŞKAN – Ne iddiasında bulunuyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben, yaptığım konuşmada ifade ettiğim görüşlerimin Sayın Bakan tarafından tarafıma atfen doğru yansıtılmadığını söylüyorum ve madde 69’un ikinci cümlesine göre söz talebim var.

BAŞKAN – Ben de diyorum ki, o madde 69’a göre karar vermek buradaki arkadaşın hakkı olduğuna göre o kararı verebilmek için tutanakları getirtip bakacağım, sizin iddianızın doğru olup olmadığına bakacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama sizin…

BAŞKAN – Müsaade ederseniz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Estağfurullah.

BAŞKAN – Tutanaklar gelince… Zaten yazılmıştır. Tutanaklar gelinceye kadar ben Sayın Kaplan’a söz vereyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Elbette ama siz oradaki ayrımı haşarı çocuk ayrımı üzerinden kurduğunuz için rahatsızlığım ve talep ediyorum. Aksi takdirde, tutumunuz hakkında usul tartışması…

BAŞKAN – Hemen usul tartışması açıyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından “Bravo Başkan” sesleri, alkışlar)

Bir dakika Sayın Özel… Alalım, şeyleri alalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aleyhte…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aleyhte Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, lehte.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte…

BAŞKAN – Aleyhte Sayın Özel, Sayın İnce; lehte Sayın Şandır, Sayın Aydın.

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önce lehte vermiyor musunuz efendim?

BAŞKAN – Hayır, önce siz buraya geldiniz, ben sizi geriye gönderdiğim için… Yani o nedenle verdim. Arzu ederseniz lehtekini veririm, feragat ediyorsanız.

Buyurun.

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in Manisa Milletvekili Özgür Özel’e sataşmadan dolayı söz vermemesi nedeniyle tutumu hakkında

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bugüne kadar ortaya koyduğunuz yönetimle ilgili tutumların tamamına yakınının hep lehinde oldum, kendi iç dünyamda. Sizin yönetmedeki bu adalet anlayışınızı da her zaman takdir ettiğimi, zaman zaman sizinle, zaman zaman da diğer arkadaşlarımızla paylaştım. Ancak bir milletvekilinin yaşının küçük olması, genç olması ve diğer arkadaşların tavırlarından daha hareketli tavır içinde olması, İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarını kullanma noktasında bir zafiyet yaratmaması gerekir diye düşündüğüm için ilkesel olarak söz almış bulunuyorum. Gösterdiğiniz anlayış için teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan…

BAŞKAN – Sayın Özel, sadece benim tutumum hakkında konuşacaksınız, maalesef. Usul hakkında, bakan hakkında değil. Benim hakkımda konuşun. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Sayın Başkan, o zaman, tutumunuz hakkında çok önem verdiğim, çok sevdiğim ve tutumunuzu ifade etme noktasında da katkı sağlayacağını düşündüğüm şu dizeleri sizinle paylaşmama izin verin.

BAŞKAN – Olur tabii, hayhay.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “Biliriz nedir bizi hasta eden,

Söylenir bizi senin iyileştireceğin

Hastalandığımız zaman.

Diyorlar ki: Sen, tam on yılda

Öğrenmişsin hastaları iyi etmesini

Halkın parası ile yapılan

Güzel okullarda…”

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Başkanlığa atfen mi diyorsun?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “Dünyanın parasını dökmüşsün

Olmak için bilgi sahibi.

Senin elinde öyleyse iyileştirmek bizi.

Ne dersin, elinde mi?

Seni gelince görmeye,

Çıkartıyorlar üstümüzdekileri,

Zor değil hastalığımızın sebebini anlamak,

Şöyle bir bak üstümüze başımıza,

O saat öğrenirsin her şeyi.

Çünkü elbisemizi yıpratan neyse,

Odur vücudumuzu da yıpratan.

Rutubetten diyorsun, vücudumuzdaki ağrı.

Duvarlarımızdaki leke de ondan.

Söyle öyleyse bize:

Rutubet neden?

Ezdi bitirdi bizi

Çok çalışmak, az yemek.

Sense öğüt verirsin,

Dersin, kanlı canlı olun!

Suda büyüyen kamışa

Demeye benzer bu…”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Şiir yarışması mı bu?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “‘Çık, başka yerde yaşa.’

Ne kadar vakit ayırırsın bizim için?

Baksana, evinde bir halın var,

En azından 5 bin muayene eder…”

AHMET YENİ (Samsun) – Ne alakası var bunun Başkanın tutumuyla!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “Haklı çıkarmak için kendini,

‘Bunda benim suçum yok.’

Diyeceksin ister istemez.

Bizim evin duvarındaki

Islak lekeye git, sor,

O da bundan başka bir şey söylemez.”

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERSOY (Sinop) – Ayakta alkışlamak istiyorum seni, bravo!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – İlkokul müsameresinde söz vermedikleri için sözünü buraya saklamış.

BAŞKAN – Sayın Aydın, buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu Parlamento bugüne kadar birçok bütçeyi geçirdi, çok sayısız kanunlarda sayısız tartışmalar yaptı, ama maalesef, bu bütçede ilkleri yaşıyoruz. Bu kürsüde marşlar söylendi, bu kürsüde, gereksiz hâlde, muhatabı Başkanlık Divanı olmasına karşın şiirler okundu…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Usul hakkında konuşması lazım Sayın Başkan.

AHMET AYDIN (Devamla) – …ben öyle zannediyorum ki bir süre sonra eline sazı alan arkadaşım gelir, burada saz çalmaya da başlar.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Meclis ciddiyet gerektirir. Bu kürsü milletin kürsüsüdür ve bu kürsüde bir saat zaman kaybına bu milletin tahammülü yok, bırakın bir saati, bir dakika kayba tahammülü yok. (CHP sıralarından gürültüler)

Sayın Meclis Başkanlık Divanı, Sayın Başkanımız, gerçekten bugüne kadar, gerek geçen dönem gerekse bu dönem çok ciddi manada bu Meclisi yönetti, ben şahsım ve grubum adına takdir ediyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Estağfurullah.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ve bugüne kadar, farklı bir gruptan olmasına rağmen çok adilane bir yönetim sergiledikleri için gerçekten teşekkür ediyorum ve bütün Meclis Başkanlarını aynı şekilde çalışmaya davet ediyorum.

Kaldı ki gerçekten bu Mecliste, Meclis Başkan Vekilleri de görüyoruz, tutumları da görüyoruz, gruptaki milletvekillerinin buradaki konuşmalarını da görüyoruz, ama gerek şu anki tutumunun lehinde oluğumu ifade etmek istiyorum gerekse de bugüne kadarki tutumlarından dolayı ben bir kez daha müteşekkir olduğumu ifade etmek istiyorum.

Kaldı ki arkadaşımız, haksız yere bir usul tartışması açtı. Evet, usul tartışması açmak, İç Tüzük’ten doğan bir haktır, ancak orada 69’uncu madde çok açıktır: “Şahsına sataşılan…” diyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Devamını da oku, devamını da oku.

AHMET AYDIN (Devamla) - İsmi zikredilmeden, şahsına sataşılmadan, bir arkadaşın ısrarla söz talep etmesi, o sözün verilmemesi -hatta verilmeme de yok ortada- “Tutanakları isteteyim, eğer varsa böyle bir durum vereceğim.” demesine rağmen hem Başkanlık Divanını zorda bırakmaya hem de burada, bu Meclise, bu millete zaman kaybettirmeye hiç kimsenin hakkı yok diyorum ve Meclis Başkanlık Divanına, tekrar, tutumundan dolayı teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İnce, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başkanım, ben izninizle arayı bulayım: Bundan seksen sekiz yıl önce Sayın Başkanın ailesiyle benim ailem, bir devleti terk edip bu vatan topraklarına yan yana iki köyden gelmişler. Şimdi, değerli hemşehrim Başkan, Sayın Özgür Özel de partimin milletvekili, partimin genç, cevval seslerinden birisi. Şimdi, ne şişi yakayım ne kebabı, ben bir arayı bulayım diye düşündüm. O da aklıma şu geldi, şöyle düşündüm: Özgür kardeşim, “haşarı çocuk” sözüne nereden baktığınıza bağlı. Bence, iyi tarafından bakarsak, sevimli, çalışkan, iyi hatip, biraz da muzip. Bu çok kötü bir şey değil. Evet, biraz da senin gibi.

Zaman zaman bu kürsüden ya da o kürsüden maksadını aşan sözler edebiliyoruz. Maalesef, ben de onu bir genç arkadaşımıza bir gün söylemiştim: “Senin daha mürekkebin kurumadı, dün geldin.” gibi. Hâlbuki, ben de buraya geldiğimde 38 yaşındaydım, Sayın Özgür Özel’in yaşındaydım, şimdi 48 yaşındayım ama 38 yaşındaki de… Şöyle bir düşündüm de, Atatürk 38 yaşında Samsun’a çıkmıştı. Yani, Samsun’a çıktığı zaman 38 yaşındaydı. Bu memleketin kurtuluşunun başlangıcı olan tarihti bu.

Ben, buradan Sayın Özgür Özel’in üzücü bir sonuç çıkarmamasını, burada Sayın Başkanın da çalışkan, cevval bu kardeşimize “Aslında sen iyi hatipsin, iyi işler yapıyorsun.” diye, oradan hatta bir iltifat olarak algılaması gerektiğini düşünüyorum.

Hayatımda da on senedir ilk kez, bu kürsüde durumu idare etmeye çalıştım. İlk kez yaptım bu işi.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnce.

Şimdi, öncelikle, değerli arkadaşlar…

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Sayın Başkan, ben bir söz istiyorum çünkü biraz önce konuşan hatip, “Korkarım ki eline saz alan, gelip burada saz çalacak.” diyor. Burası saz çalma yeri değil. Ben, müsaade ederseniz bu konuda konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Bir saniye.. hele, daha bitmedi, bitireceğiz. Daha çok zamanımız var, bitireceğiz hele. Ben bir cümlemi tamamlayabilir miyim lütfen.

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Efendim, bakın…

BAŞKAN – Ya, Muhterem, daha Sayın Şandır konuşacak, usul tartışması devam ediyor. Müsaade buyurun, azıcık oturun bakalım.

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Tamam.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Ben, Sayın Özel’e “haşarı çocuk tavrı” dedim, sevimli bir tarz olarak kabul ettiğim için. İnsanların yaşıyla başıyla hiçbir zaman uğraşmamışımdır. Sayın Özel’in yaşının kaç olduğuna dair de bir fikrim yok. “Haşarı çocuk tavrı” sözü için sizden özür dilerim, bir daha tekerrür etmez. Birincisi bu. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Estağfurullah.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Estağfurullah. Gerek yok Başkanım.

BAŞKAN – Ama ben sizlere çok dikkatle hitap etmeye çalışıyorum, “siz” diyorum. Çoğunuzun sözlerini kesmemek için…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, özre gerek yok.

BAŞKAN – Hayır, hayır, özür diliyorum, kayıtlara geçsin diye. Yani demek ki “haşarı çocuk…” Ben onu hiç anlamamıştım, çünkü Sayın Özel’in, usul tartışmasını “Tutanakları getirttireceğim.” dediğim için istediğini düşündüğüm için ben açtım. Dolayısıyla, sadece “haşarı çocuk tavrı” üzerinden bir itirazı olmuş olsaydı zaten özür dilerdim, özür diliyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben de sizden özür diliyorum.

BAŞKAN – Bir daha tekrarı olmayacak.

Ben sizlerin sözlerini kesmemeye, mümkün olduğunca hoşgörülü davranmaya, bazen, sataşma olmamasına rağmen, iki dakikalık sürede kendinizi ifade etmenize müsaade etmeye çalışıyorum, İç Tüzük’ü de gevşetiyorum, esnetiyorum ama anlaşılıyor ki İç Tüzük’ü motamot uygulamam gerekiyor; bugün bu dersi almış durumdayım. Dolayısıyla, herkesi İç Tüzük’e harfine, noktasına, virgülüne kadar uymaya davet ediyorum.

Sayın Şandır, buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikle, İç Tüzük gereği bu usul tartışmasında Sayın Başkanın lehine söz aldım. Sayın Başkanın uygulamalarında İç Tüzük’e aykırı bir hâl bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Sayın Başkanın bu konuşmasını da üzüntüyle izledim.

Değerli arkadaşlar, gerçekten ağır, önemli bir müzakeredeyiz. Bütçe müzakereleri yalnız iktidar-muhalefet çekişmesi değil; bu Meclisin, bu Genel Kurulun ortak bir sorumluluğu, mecburiyeti. Ülkenin bütçesini çıkarıyoruz. Dolayısıyla, tenkitlerimiz olacak, itirazlarımız olacak, önerilerimiz olacak ama ortak sorumluluğumuz sağlıklı bir müzakereyle bütçe görüşmelerini tamamlamaktır, şekil şartı da olsa tamamlamaktır. Türkiye bir hukuk devletiyse bu hukuku salimen uygulamaktır.

Ağır bir müzakere. Bir haftadır çalışıyoruz, bir hafta daha çalışacağız. Dolayısıyla, yorulduğunuzu biliyorum ama ben kendimden başlayarak herkese sabırlı olmayı, birbirine saygılı olmayı, emeğe saygı gösterilmesini tavsiye ediyorum. Yorgunluğun getirdiği davranışlar, yanlış anlaşılmalar olabilir. Birbirimize de hoşgörülü olmayı tavsiye ediyorum. Sinirler geriliyor ama ben, milletvekilleri olarak bu ön tarafta oturan arkadaşlara şunu hatırlatmak istiyorum: İnanınız ki arkada oturan, kürsüde oturan, Başkanlık Divanında oturan arkadaşlarımızın işi, bizlerden çok daha zor. Şu ana kadar, saat 11.00’den bu yana, yaklaşık işte beş saattir müzakere ediliyor. Bu beş saat içerisinde her birimiz en az 10 defa dışarıya çıkıp geldik ama Hanımefendi, orada oturuyor. Dolayısıyla emeğe de saygı gösterelim, birbirimize de hoşgörülü davranalım, birbirimizin ayıbını örtmeye, yanlışını örtmeye çalışalım, birbirimizin yanlışından hareketle İç Tüzük’ün de verdiği imkânı kullanarak birbirimizi yaralamanın bir anlamı yok.

Sayın Başkanımızın yönetiminden bu salonda memnuniyetsizlik duyan hemen hiç kimsenin olmadığı kanaatindeyim. Sayın Aydın’a da teşekkür ediyorum, hakkı teslim etmiş olmasından dolayı. Biz de Sayın Akşener’e grubumuz olarak yönetiminden dolayı çok teşekkür ediyoruz.

Sağlıkla, selametle şu müzakerelerin tamamlanmasını talep ediyor, niyaz ediyor, temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, eğer arzu ederseniz, tutanağı size de verebilirim ama “sen” diye hitap ettiğimi söyleyen Sayın Bakana ben, “siz” diye hitap etmişim. O, bana “sen” diye hitap etmiş. Bilgisine sunuyorum, tutanağa kendisi de bakabilir.

Saygılar sunarım.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – En son konuşmaların tutanağı mı?

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Ç)TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞ (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

İ) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN – Şahıslar adına son konuşma, aleyhinde Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Aydın dedi ki: “Sanatçılar, sazlarıyla gelir buraya.”

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle bir şey demedim.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Biraz abarttınız, bakın, Şivan Perwer’le ilgili Başbakanın sözleri var, 2009’da diyor ki: “Hazal ve Halepçe dediğinde gönül dünyasının derinliklerine dalıyoruz.” diye övüyor.

Şimdi, Halepçe dediği zaman ne demiş Şivan Perwer? İki dize okuyacağım size, sazsız olacak, sözlü olacak bu. Anlaşılsın diye Türkçesini okuyacağım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kürtçesini de okuyabilirsiniz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ama Kürt kökenli vekilleriniz -ki dün size Roboski yasaklandı, Dobroski serbest bırakıldı- çok iyi anlayacaklar. “…”(x) demekle başlıyor Halepçe, yani:

“Yine bize fermandır.

Yukarıdan jetlerin gümbürtüleri, homurtu sesleri geliyor.

Her yeri ateş, duman ve sis içinde bırakıyor.

Aşağıdan ise çocukların çığlıkları, anne babaların imdatlarının sesleri geliyor.

Tarih yine kendini tekrarlıyor; zamanlardan bir zaman gibi, her zamanki gibi.”

Şimdi, Sağlık Bakanlığı bütçesini görüyoruz. Bu ülkenin Başbakanı çıktı, dedi ki: “Her kürtaj bir Uludere’dir.” Yani Roboski (Uludere) toplu katliamının kürtajla eşleştirilmesi, acılı yürekleri daha da acıttı. Anaların, babaların, kardeşlerin acılarını katbekat artırdı, inançlarını ve umutlarını tüketti. Elbette, Uludere bir kürtaj değildir. Uludere, toplu bir katliam, insanlık suçudur. Kadınlar bedenleri üzerinde kürtaj tartışmalarına, kadına yönelik erkek egemen şiddete karşı, sezaryene ve onun hekim bakış açısı doğrultusunda meydanları gümbürdetti. Başbakan orada geri adım attı ama “Her kürtaj, bir Uludere’dir.”sözü nasıl da acıtıcı, kanatıcı, aşağılayıcı, onur kırıcı, yürek delici, acımasız bir söz.

Uludere’de kadınlar hâlâ siyahlar giyiyorlar ve Uludere’de analar, babalar bu Meclise geldiler, bu Mecliste adaleti aradılar. Çok mu şey istediler “Vur emrini vereni bulun, adaletin önüne çıkarın.” diye. Ama dün Başbakan size dedi ki: “İdari ve cezai soruşturma sürüyor.” Bir yıldır sürüyor ama Roboski’deki aileler tutuklanıyor, içeri atılıyor. 60 tanesi hakkında soruşturma açılıyor ve bitmeyen soruşturmalar, bitmeyen işkencelere dönüyor.

Bir özür dilemek çok mu? Bu kadar mağrur, bu kadar zalim, bu kadar kibir, bu kadar gurur, bu kadar güç sarhoşluğu zehirler insanı. “Hata ise hata, tazminat ise tazminat” denilip geçiştirilecek bir durum değildir bu. Türkiye’nin vicdanı ayaktaydı, İnsan Hakları Derneği, MAZLUM-DER, Tabipler Birliği, bütün sivil toplum örgütleri, hepsi gittiler. Uludere’nin feryadı film, belgesel, şarkı, kuşaktan kuşağa, asırdan asıra intikal ettirilmeye başlandı. 34 cana bomba yağdıran F-16’lara kim verdi vur emrini? Adalet arayanlara “istismarcı” diyenler, katliam sorumlularını kahraman mı görüyor? Uludere, tıp tarihine kürtaj benzetmesiyle geçecek en acımasız yaklaşımdır. Bilim ve insanlık, elbette pilotların hekim, bombaların neşter olmadığını, yaşları 14’ten başlayan 34 canın paramparça bedenlerinin otopsilerine bakarak, bir devrin sorumlularını halkın ve tarihin önünde hesaba çekmesini bilecektir. Siz Kürt kökenli milletvekilleri, size bir tek onurlu duruş kalır ve Başbakana bir özür ve bunların hesabını vermek kalır diyorum, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizim onurumuzun bekçisi siz değilsiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen Roboski’den Dobrovski Metiner olmaya devam et!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Muhatap olma Hasip Bey.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizde onur olsaydı…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Herkes kendi onuruyla ilgili konuşsun!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Roboski’nin… (Gürültüler) Hadi oradan!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hasip Bey…

Sayın Başkan, müdahale edin, olur mu böyle?

                             

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde birtakım kelimeler ifade edildi.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Herkes kendi onurunun bekçisidir.

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Onur bahsinden konuşacak en son kişisin!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Onun filmlerini bir gün bu kürsüden anlatacağım tek tek.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Eğer anlatmazsan namertsin!

BAŞKAN – Sayın Metiner, Sayın Kaplan, lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, sanatçılarla ilgili benim bir ifadem çarpıtıldı, 69’a göre açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Kim çarpıttı? Sayın Kaplan?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet.

Konuşmacı, az önceki ifademi sanatçılarla alakalı olarak çarpıttığı için söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle şunu ifade edeyim ki az önce biz bir usul ve üslup tartışmasından dolayı söz aldık ve bu Meclisin kürsüsünün, milletin kürsüsü olduğunu, burada konuşulacak dilin, üslubun öneminden bahsettik. Bunu ifade ederken de tabii, alışık olmadığımız örnekleri gördük dedik; marşlar okundu, şiirler okunuyor, korkarım ki eline sazı alan kişi gelip burada, yarın öbür gün türkü de söyleyebilir manasında bir ifade kullandım. Benim sanatçılarla alakalı en ufak olumsuz bir düşüncem olmadı, olmaz da asla. Sazı da sözü de muhabbeti de seven bir insanım. Bu manada, kalkıp da… Tabii saz, da sanatçı da olacak, yalnız, onun yeri bu kürsü değil, ben onu ifade ediyorum.

Bakın, önemli konuları görüşüyoruz, bütçeyi görüşüyoruz ve bütçeyi görüşürken de daha oturaklı, daha uygun, daha üsluplu bir dil kullanmamız lazım, bütçeyle alakalı konuşmamız lazım, bunu ifade etmeye çalışıyorum.

Bir ikincisi, arkadaşlar, tabii, özellikle kürtajla alakalı olarak Sayın Başbakanımız kürtajın bir katliam olduğunu ifade etti.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Uludere” dedi.

AHMET AYDIN (Devamla) - Doğrudur, bir katliam olur. Ne demek bu? Uludere’yle alakalı olarak bunun da bir yanlış olduğunu ifade etti mi? Burada bir hatanın yapıldığını ifade etti mi? O bir katliamsa, o da Uludere’de ona benzetiliyorsa Uludere’deki yanlışlığı da ifade ediyor.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Kürtaj, bir haktır, katliam değil!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Kürtajın bir katliam olduğuna siz karar veremezsiniz, Başbakan karar veremez!

AHMET AYDIN (Devamla) – Eğer, siz samimi bir şekilde vicdanınıza danışarak bunu, bu açıklamayı okuyabilseydiniz, anlayabilseydiniz bunun sonucunun nereye vardığını daha iyi anlardınız.

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Kürtaj meselesi kadınların meselesidir, sizi ilgilendirmez, Başbakanı hele hiç ilgilendirmez.

AHMET AYDIN (Devamla) - Kaldı ki, bakın, değerli arkadaşlar, terör bölgesi orası, sıkıntılı olan bir yer ve henüz öncesinde Gediktepe olmuş. Gediktepe olurken de, olay olurken de, yazılı ve görsel basın ifade etmedi mi “Şimdiye kadar neredeydiniz, niye geciktiniz?” diye. Yeni Gediktepe’lerin olmaması adına bir yanlıştır, bu yanlışı kabul ediyoruz ve idari açıdan da adli açıdan da ne gerekiyorsa yapılsın dedik, ilgililerden açığa alınanlar oldu, alınması da gerekiyor. Kesinlikle o olayın arkasında durmuyoruz ama sonuna kadar da takip ediyoruz.

Teşekkür ederim, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, benim ifade ettiğim, kürsüde bir sitem. “Temiz dil kullanılsın.” dedi… Sayın Aydın şimdi sataşma nedeniyle çıkıp bir de üstüne ikinci bir hata yapıyor. Bu konuda açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Allah rızası için… Bakın, bu, tutanaklara geçti.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, bakın, ben, bir saniye…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bir grup başkan vekili, şu Meclisin üyelerine, milletvekillerine “Sazı alıp, bu kürsüye çıkıp çalacaklar.” dedi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle demedim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Saygısızlığın bundan ötesi olmaz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bir saniye… Bir grup başkan vekili o şekilde hitap etmez, saygısızlık yapmadım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Bu dil, İç Tüzük’e göre, temiz bir dil değil Sayın Başkan ve ben burada, gerçekten, konuşurken çok dikkatli davrandım.

BAŞKAN – Şimdi, peki… Bakın, Sayın Kaplan…

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çandar, yani ne adınız geçti ne bir şey oldu. Ne yapıyorsunuz ya! Vallahi… Yani, bu böyle, bir “saz” geçti, siz hatırlandınız…

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Sayın Başkan, bakın, Sayın Aydın kendisi yaptı, sonra kendi çıktı tekrar açıklama yaptı.

BAŞKAN – Ondan sonra bir de özür diledi.

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Ben kötü niyetli olduğunu söylemiyorum ama bakın…

BAŞKAN – Yani, peki, siz…

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Hayır, ben politika yapmak için söylemiyorum.

BAŞKAN – Hayır, siz ne söylemek istiyorsunuz? Onu anlamadım.

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Kayıtlara geçsin, konuşmak da istemiyorum, üstüne konuşulacak bir şey değil çünkü.

Sayın Aydın, kötü niyetli olduğunuzu da söylemiyorum ama lütfen, hem üslup tartışması diyorsunuz, sözcüklerinize dikkat edin diyorsunuz bu tarafa ama siz kendiniz konuşurken sanatçıları aşağılayan bir şey söylüyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, ben sadece…

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Burada profesyonel olarak saz sanatçısı olan benim. (Gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tamam, kayıtlara geçti.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…(Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, ben ara veriyorum ya, bu işi kaldırmam mümkün değil. Rica ediyorum…

Evet, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.25


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 40’ıncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞ (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

İ) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, 7’nci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Erdoğan, buyurun.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sorularım Sayın Sağlık Bakanına.

Sayın Bakanım, on yıllık iktidarınız döneminde Muğla’ya hiçbir yatırım yapmadınız. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi iki yıldır öğrenci alıyor ama ortada bir araştırma hastanesi yok. Muğla araştırma hastanesi ne zaman yapılacak? 100 yataklı Ortaca devlet hastanesi ne zaman yapılacak? Bodrum devlet hastanesi ne zaman yapılacak?

Bakanlığınız birimlerinde çalışan 4/C’li personele döner sermaye ve aile yardımı ödenmesi konusunda bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Benim de sorularım Sayın Sağlık Bakanına.

Sayın Bakan, döner sermaye gelirinin tamamının, sağlık personeli ayrımı yapılmaksızın, emekliliklerine yansımasına yönelik bir çalışmanız olacak mıdır? Bu konu uzun süredir gündemde ama bir gelişme olmamaktadır.

Diğer bir sorum Kamu Hastaneler Birliği kapsamında yapılan atamalarla ilgili. Basına da yansıyan, liyakat ve görevde yükselme sınavı yapılmaksızın ciddi kadrolaşma yapıldığı iddialarına cevabınız ne olacaktır? Yüksek maaş almalarını temin etmek için sözleşmeli yapıp Bakanlıkta görev yapan çalışanlar var mıdır? Hastane müdür ve müdür yardımcılarından kaç kişi araştırmacı olarak atanmış ve hak mahrumiyetine uğratılmış ve ekonomik kayba uğramışlardır? Araştırmacılar kurumlarında hangi görevleri yapacaklardır?

Bir diğer sorum da: Eczacıları yeni yasal düzenlemelerle kadrolu bakkal dükkânı hâline getirecek bir düzenleme yapma tasarınız var mıdır?

Mersin’de, her yıl yapılacağını iddia ettiğiniz, 1.232 yataklı hastane ne aşamadadır? Yapımına ne zaman başlanacaktır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan, birazdan size zarf içinde de arz edeceğim gibi, elimde çeşitli tarihlerde çeşitli eczanelerden alınmış, çeşitli hastanelerde yazılmış çok basit tedavilerle ilgili hastaların ödediği katılım paylarının reçete arkası çıktıları var. Sadece bir örnek vermek gerekirse, bir ağrı kesici, bir kas gevşetici tablet ve bir kas gevşetici kremin olduğu bir reçeteye devlet 21 lira 79 kuruş öderken; ödenmesi gereken muayene ücreti, ödenmesi gereken fiyat farkı, ödenmesi gereken ilaç katılım payı ve ödenmesi gereken reçete katılım paylarının tutarlarının toplamı 31 lira 12 kuruştur. Yani vatandaş bunu karnesine yazdırmasa, gidip cebinden almaya kalksa 12 lira da ucuza gelecektir. Bunlarla ilgili ben Sosyal Güvenlik Kurumunun bir düzenlemesi olduğunu biliyorum ama Sağlık Bakanının da sağlığa erişim ve ilaca erişim noktasında bu konuda sorumluluk hissetmesi gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim de sorum Sayın Sağlık Bakanına. 663 sayılı Kararname’nin ek geçici 4’üncü maddesi sağlık müdürlüğündeki müdür yardımcıları ve şube müdürlerini araştırmacı yapmıştır; şu anda bunların maaşı 2.076 ila 2.300 lira arasındadır. Aynı kanunun ek geçici 5’inci maddesi gereğince kamu hastane birlikleri kurularak hastane müdür ve müdür yardımcıları da araştırmacı yapılmıştır; bunların maaşı ise 2.800 lira ila 3.000 lira arasındadır. Yine, entegre ilçe hastaneleri 1’inci basamak olmasına rağmen müdürlükleri devam etmekte olup onlar da 3.600 ila 4.000 lira arasında ücret almaktadırlar. Şu anda, Bakanlığınızda 3 farklı ücret alan araştırmacı vardır. Aynı kadroya verilen bu farklı ücretleri adil buluyor musunuz? Bu haksızlığı gidermek için herhangi bir çalışmanız var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu...

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İlk sorum Sayın Kalkınma Bakanımıza!

Sayın Bakanım, konuşmanız sırasında altının büyümeye olan katkısından, bir de stoklardan dolayı negatif katkısından bahsettiniz. Onunla ilgili ayrıntılı bilgi verebilir misiniz.

Çok teşekkür ederim.

Bir de Sağlık Bakanına sorum var Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, konuşmanız sırasında -on yıllık bir bakansınız- enaniyet gösterip, daha sonra “Millî Şef” deyip siyasete girdiniz hiç gereksiz yere. Sizin döneminizde sağlıkla ilgili gelişmeler oldu ama -önemli gelişmeler oldu- tarihe de geçeceksiniz ama sağlık alanında değil yalnızca, otelcilik hizmetleriyle ilgili olarak oldu, gerçek tıbbi hizmetlerle ilgili çok fazla olmadı. Bununla ilgili elinizde bilgiler var mı? Bana tablolar verebilir misiniz, otelcilik hizmetleri dışında, sağlık hizmetleriyle ilgili?

On sene önceye göre bizim doktorlarımız daha iyi sağlık hizmeti veriyorlar mı? Bunlarla ilgili bilgi verebilir misiniz lütfen.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) - Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, yeni çıkarılan Büyükşehir Yasası’yla mevcut 16 ile yeni ilave edilen 13 ille beraber toplam 19 il büyükşehir olmuştur. Bununla birlikte, bu illerde yeni ilçeler kurulmuştur. Daha önce büyükşehir yapılan ve bugün örnek alınan Kocaeli ilinde Büyükşehir Yasası’yla birlikte oluşturulan yeni ilçelerde, yani Kartepe, Başiskele, Darıca, Çayırova ve Dilovası ilçelerinden hangilerinde son beş yılda hastane yaptınız? Yapmadıysanız, ne zaman yapmayı planlıyorsunuz?

Kartepe ilçesinde akşam saat 17.00’den sonra acil ve ihtiyaç duyulan sağlık hizmetleri verilmekte midir? Verilmiyorsa vatandaşların bu hizmetleri nasıl almasını öneriyorsunuz?

Sürekli gündemde olan, İzmit ilçe merkezinde -çok eski- devlet hastanesinin yapımına ne zaman başlayacaksınız?

Türkiye ekonomisine en çok katkı yapan il olan Kocaeli ilinin sağlık yatırımları içindeki payı ve sırası nedir?

BAŞKAN – Sayın Yüceer…

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Bakan, geçtiğimiz yıl Sayın Başbakan için Tam Gün Yasası delinmişti, bu yılda aynı durum sizin eşiniz için söz konusu.

Öncelikle, eşinize geçmiş olsun diliyorum.

Sayın Başbakan da, eşiniz de tam gün sebebiyle çalıştıkları hastanelerden ayrılmak zorunda kalan, şu an sadece özelde çalışan hekimler tarafından üniversite hastanesinde ameliyat edildi. Bu ameliyatı yapan profesör doktor, etik açıdan bir problemin olmadığını, bu gibi durumlarda yasaların bir önemi olmadığını söyledi. Tabii ki bu ülkenin Başbakanı halkı için, ailesi için, tüm sevenleri için önemlidir; eşiniz de eminim, aileniz için, sizin için çok kıymetlidir. Bana sorarsanız, benim için de oğullarımdan daha önemli hiçbir şey yoktur. Ancak Tam Gün Yasası’yla birçok aile, hasta mağdur oldu, ameliyathane kapılarında ameliyat olmayı bekledi. Eminim onlar da ailelerinin en kıymetlisi.

Sayın Bakan, sizce bu iki olay Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı değil midir? Sayın profesör doktorun dediği gibi, bu ülkede bazı durumlarda yasaların bir önemi yok mudur? Çıkardığınız, her zaman da övündüğünüz yasalara önce sizin uymanız gerekmez mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Sağlık Bakanına sormak istiyorum: Bursa Acemler Merkez Komutanlığının yerine 2 hastane yapılacağı basında yer aldı. Genelkurmayla anlaşma yapıldı mı? Yapıldıysa Genelkurmaya arsa karşılığı ne verilecek? Bu hastaneler yapılacak mı? Nasıl bir finansman yöntemi ile yapılacak?

2’nci sorum: Sayın Bakan, Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’ndaki Nilüfer Devlet Hastanesinin durumu ne olacak? 2013 yılı Yatırım Programı’nda yer alacak mı?

3’üncü sorum: İnegöl Devlet Hastanesi ve Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi 2013 yılında tamamlanacak mı?

Son sorum: Bursa’da sağlık kurumlarındaki şiddette önemli artışlar var. Bursa için özel bir tedbiriniz var mı ve bu konudaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Sağlık Bakanına soruyorum: Bakanlığınızca ithal edilen ve kullanılmayan domuz gribi aşısı nedeniyle devlet ne kadar zarara uğratılmıştır? Sorumlular hakkında herhangi bir işlem yapılmış mı ya da yapılmakta mıdır?

2’nci sorum: Simav’da meydana gelen deprem sonrasında boşalttığınız Simav Devlet Hastanesi için maalesef aradan geçen iki yıla yakın bir süredir yer dahi belirlenememiştir. Bu hastanenin akıbeti ne olacaktır? Şu andaki mevcut yerine hastaneyi yapmayı düşünüyor musunuz?

Bir diğer soru: Kütahya Devlet Hastanesi için on yıldır yer tartışmaları devam etmektedir. Bu konudaki son gelinen nokta nedir?

Son sorum: Dumlupınar Üniversitesi Merkez Kampüsünde iki yıl önce inşaatı tamamlanan 520 yataklı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezine niçin Bakanlığınız bugüne kadar izin vermemiştir? Bunun akıbeti ne olacaktır?

Sayın Kalkınma Bakanına da: Kalkınma ajanslarının durumu ve Zafer Kalkınma Ajansının son yıllardaki durumuyla ilgili bir açıklama istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Benim sorum da Sayın Sağlık Bakanımıza.

Sayın Bakanım, Elâzığ’ın Doğukent Mahallesi’nde yapılacağı söylenen ve Türkiye’de yapılacak olan 27 bölge hastanesinden birisi olacak olan bu hastanenin, bu projenin akıbeti nedir? Proje hangi aşamadadır? Öncelikle bu proje bölge hastanesi olarak planlanmıştı, daha sonra şehir hastanesi olarak ifade edildi. Burası bölge hastanesi mi olacak, şehir hastanesi mi? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: Bu proje ne zaman hayata geçirilecek? Şu andaki durumu nedir? Yoksa üç dört seçimdir seçim malzemesi olarak kullanılan bu tema birkaç seçimde daha kullanılacak mı? Siyaset kurumunun inandırıcılığına ve güvenilirliğine zarar veren bu durumu netleştirir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi, sorular tamamlandı. 2 soru haricinde, geri kalan bütün sorular Sayın Sağlık Bakanına sorulmuştur.

Şimdi, size iki dakika yeter mi Sayın Yılmaz?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – İki dakikada toparlamaya çalışacağım.

BAŞKAN – Tamam.

O zaman, önce Sayın Sağlık Bakanına ben söz vereyim.

Sekiz dakika sizin, iki dakika Sayın Yılmaz’ın.

Evet, buyurun.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum.

Elbette, Muğla’ya da birçok şehrimizde olduğu gibi on yıllık iktidarımızda yatırımlar yaptık. Bunları değerli milletvekilimize yazılı olarak, harcadığımız miktarlarla birlikte takdim edeceğim.

Bu arada hem Ortaca’da hem Bodrum’da hem de şehirdeki eğitim araştırma hastanesiyle ilgili olarak çalışmalarımız devam ediyor. Özellikle eğitim araştırma hastanesinin üniversitenin kampüsüne yapılması, böylece finansmanının Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilmesi ve üniversitemizin de bundan istifade etmesi için bir planlama yapmış durumdayız. Söylediğim gibi, bu konuda çalışmalarımız devam ediyor.

4/C’li personele verilecek döner sermaye ya da aile yardımlarıyla ilgili hususlar şu anda mevcut mevzuatına göre yapılmaktadır. Zaten bizim Bakanlığımızda ciddi sayıda 4/C’li personel de yok; daha ziyade 4/B’li ya da 4924’e bağlı sözleşmeli personellerimiz var.

Sayın Öz’ün döner sermayenin emekliliklere yansıması hususunda bir sorusu oldu.

Aslında, değerli milletvekilleri, yalnızca Sağlık Bakanlığında değil, kamuda “ek ödeme” adıyla alınan hiçbir ücretten sigorta kesintisi yapılmamaktadır ve bunlar da emekliliklere yansımamaktadır. Yani kamuoyunda böyle bir tartışma başlatıldı, sanki Sağlık Bakanlığındaki ek ödemelerde bu yapılmıyormuş da kamudaki diğer çalışanlarda yapılıyormuş gibi. Bu konu tartışılacaksa kamunun ek ödeme alan bütün çalışanları için yapılmalıdır. Aksine, Sağlık Bakanlığında hekimler açısından belli bir miktara kadar da ek ödemelerin emekliliğe yansımasıyla ilgili çalışmaları şu anda yürütüyoruz ama söylediğim gibi, buradaki bütün mesele kamuda yapılacak uygulamanın ortak bir biçimde yapılmasıyla ilgilidir.

Kamu hastane birliklerinde, elbette, yeni atadığımız personeli liyakat ve ehliyetlerine göre atadık.

Yalnız, değerli arkadaşlar, burada görevde yükselmeyle bir personel ataması, daha doğrusu bir yönetici ataması söz konusu olamaz. Neden? Çünkü görevde yükselmeyle yapılan yönetici atamaları, klasik yönetici atamaları sonuçta o yöneticinin belli bir kadroya sürekli olarak atanmasıyla ilgilidir. Oysa kamu hastane birliklerinin mantığında sürekli yöneticilik yok. Yöneticileri iki yıllığına atıyoruz. Onlara bir strateji ve birtakım hedefler koyuyoruz. Bu hedefler çerçevesinde başarılarına ve performanslarına göre yöneticilikleri devam edecektir. Dolayısıyla, aslında yeni yöntem, yönetici performansını ve başarısını ölçen, son derece çağdaş bir yöntemdir ve kanaatimce, uygulamalarımız bunun ileride bütün kamu yönetiminde de bir örnek teşkil edeceğini gösterecektir.

Araştırmacı kadrosu sayılarıyla ilgili hususu da bilahare Değerli Milletvekilimize ileteyim.

Mersin’deki 1.200 yataklı hastaneyle ilgili projenin geldiği aşamayı da Değerli Milletvekilimize yazılı olarak ileteceğim.

Sayın Özel’in bahsettiği örneği bana da takdim etmesini isterim. Ancak reçete katılım paylarıyla birlikte, biliyorsunuz, muayene katılım payları da eczanelerde alınıyor. Dolayısıyla, bu vatandaşımızın bir özel hastanede muayene edildiğini düşünelim, Değerli Milletvekilimizin ifade ettiği rakamların içerisinde vatandaşın özel hastaneye ya da özel bir merkeze ödediği katkı payı da bulunacaktır. Dolayısıyla, tek bir örnek üzerinden hareket edemeyiz. Bana da verirse ben de incelerim. Kendisinin de söylediği gibi, bu konu Sosyal Güvenlik Kurumunun, Çalışma Bakanlığımızın konusu ama elbette birlikte çalışıyoruz.

Sayın Korkmaz’ın araştırmacı yapılanların farklı ücretlendirilmeleriyle ilgili sorusuna da, müsaade ederse, araştırmamı yapıp yazılı olarak cevabı kendisine ileteyim.

Sağlık Bakanlığının bu son on senesinde, Sağlıkta Dönüşüm’le, elbette ki otelcilik hizmetleri değil de sağlığın bütün cephelerinde ilerlemeler sağlanmıştır. Yani bugün Türkiye’deki yavrularımızın, çocuklarımızın 13 antijenle aşılanıyor olmasını, bu aşıların dünyanın en gelişmiş aşıları olmasını otelcilikle mi açıklayacağız? Ya da Türkiye’nin herhangi bir yerinde, bir köyde, kırda, kentte, ilçede kanamalı bir annenin helikopter ambulansla alınıp bir merkeze getirilmesini ya da organ nakli gerektiren bir vatandaşımızın uçak ambulansla alınıp organ nakli yapılmasını, organ nakli yapılan vatandaşların sayısının 10’a katlanmasını otelcilik hizmetleriyle mi açıklayacağız? Dolayısıyla, Sağlıkta Dönüşüm Programı -konuşmalarımda da ifade ettim- bütün dünyanın takdir ettiği, çok önemli bir dönüşüm programıdır ve bütün çıktılarıyla böyledir; mali çıktılarıyla, tıbbi çıktılarıyla, hizmet çıktılarıyla, hizmete erişim ve hakkaniyet çıktılarıyla.

Kocaeli Türkiye’de en çok sağlık yatırımı yaptığımız illerden birisidir. Kocaeli’nde birçok hastane yaptık. Değerli Milletvekilimizin ifade ettiği ilçelerle ilgili bilgiyi de kendisine takdim edeceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 1923 senesinde yapıldı o hastane Sayın Bakan, sizin zamanınızda yapılmadı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Yüceer’in ifade ettiği husus Tam Gün Yasası’nın delinmesi kesinlikle değildir. Gerek Sosyal Güvenlik Kurumunun gerekse Yüksek Öğrenim Kurumunun bu hususta üniversitelerin kendilerine sordukları sorulara verdikleri cevaba bakılırsa olay çok kolay anlaşılır. Eğitimci olarak üniversitelerimizde bulunan ve dışarıda da çalışma hakkı olan öğretim üyeleri, doğrudan gelir getirici işlemleri kendi başlarına yapamamaktadırlar. Dolayısıyla, bir ekip hâlinde yapılan ve sorumluluğu bir ekipte olan ameliyatlara ya da tedavilere katılmaları şu anda hukuken yasak değildir. Bu yani sadece benim yorumum değil, bu husus üniversitelerimiz tarafından gerek YÖK’e gerekse Sosyal Güvenlik Kurumuna sorulmuş ve durumun böyle olduğu açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla hukuka bir aykırılık yoktur.

Daha önce 57 başvuru yapıldığı için, sorulduğu için, emsal teşkil etmek üzere Bakanlığımız tarafından da bunun kanuna aykırı olmadığı şeklinde üniversitelerimize bilgi verilmiştir.

Bursa’da yapacağımız büyükşehir hastanemiz için, biliyorsunuz, Samanlı’da bir yer belirlemiştik ve burada projeler yapıldı, ihalelerimiz devam ediyor. Maalesef, yürütmeyi durdurma kararı verildiği için alanla ilgili olarak, beklemek zorunda kaldık ama öyle ümit ediyorum ki Yunuseli’ndeki araziyi, silahlı kuvvetlerden oranın bir bölümünü alabileceğiz ve aslında ön görüşmelerimizi yaptık. Bu gerçekleşirse Bursa için daha güzel bir yer imkânı olmuş olacak.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Nilüfer var bir de Sayın Bakanım.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Kullanılmayan bir domuz gribi aşısı Türkiye’de yoktur Değerli Milletvekilim. Türkiye’de 3 milyon domuz gribi aşısı kullanılmıştır, 3 milyon doz da antijeninin değiştirilme hakkıyla birlikte satın alınmış durumdadır. 43 milyon doz bağlantı yapmıştık ama yalnızca 6 milyon dozla ilgili bir ödeme yaptık. Bunu da tavzih etmiş olayım.

Diğer sorulara yazılı olarak cevap vereyim, sürem bitti.

Hepinize teşekkür ediyorum.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Bakanım, Elâzığ’a da cevap verebilir misiniz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çok az bir süre içinde cevap vermeye çalışacağım.

Sayın Kuşoğlu’nun altın ve büyüme ilişkisiyle ilgili sorusuna yine çok kısa şunu söyleyeyim: 2 tür gayrisafi yurt içi hasıla hesaplama yöntemimiz var. Biri üretim yöntemi ki yurt içindeki tarımın, sanayinin, hizmetlerin katma değeri üzerinden bir hesaptır; diğeri de harcamalar yöntemiyle gayrisafi yurt içi hasıla hesabı. Orada işte bu dış ticaret vesaire devreye girer. Harcamalar yöntemiyle hesabımızda her ne kadar büyümeyi etkiliyor görünse de altın ticareti, bizim esas aldığımız yöntem üretim yöntemidir. Harcamalar yöntemiyle çıkan farkı üretimde stok ayarlamalarıyla dengeleyip sonuçta altının bu anlamda etkisini sınırlamış oluyoruz.

Yani, özet olarak şunu söyleyebilirim: İlk dokuz ayda gerçekleşen yüzde 2,6’lık büyüme altın ihracat ve ithalatı sıfır olsa dahi hemen hemen bu oranda gerçekleşirdi çünkü içeride işlenen, katma değer üreten altın büyümeye dâhil oluyor. Orada da belli bir varsayımımız var, onun ötesinde büyümemiz -dediğim gibi- bu altından kaynaklanmıyor.

Ajansların faaliyetleriyle ilgili bilgi sordu Sayın Işık. 146 mali destek programı için bugüne kadar 20 bin proje başvurusu yapıldı ajanslara. 4 binin üzerinde projeye mali destek sunduk. Ayrıca, 2.500 projeye de doğrudan faaliyet ve teknik destekler sunuldu, kapasite geliştirici destekler. Toplam 810 milyonluk bir harcamamız var. 16 bin yatırımcıya ayrıca yönlendirme ve bilgilendirme desteği sunduk yatırım destek ofislerimizde. Aşağı yukarı 892 ilçede 80 bin civarında eğitim ve bilgilendirme faaliyeti gerçekleştirdik.

Zafer Ajansıyla ilgili sorunuzu tam alamadım, müsaade ederseniz onu ayrıca yazılı cevaplayalım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, sırasıyla 7’nci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

Sağlık Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

15) SAĞLIK BAKANLIĞI

1) Sağlık Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

01                          Genel Kamu Hizmetleri                                              62.247.200

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

03                          Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                         3.859.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07                          Sağlık Hizmetleri                                                   2.424.102.450

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

                              TOPLAM                                                             2.490.208.650

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sağlık Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Sağlık Bakanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Sağlık Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) C E T V E L İ

                                                                                                                            (TL)

Toplam Ödenek                                                                            17.907.031.638,74

Bütçe Gideri                                                                                 17.231.337.492,27

Ödenek Üstü Gider                                                                        1.084.053.818,56

İptal Edilen Ödenek                                                                        1.759.746.420,32

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                       1.361.265.115,25

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sağlık Bakanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2013 merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.19) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

01                          Genel Kamu Hizmetleri                                              10.047.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

02                          Savunma Hizmetleri                                                          19.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

03                          Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                         1.755.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

07                          Sağlık Hizmetleri                                                      115.390.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                                127.211.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

01                          Vergi Gelirleri                                                                 150.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

03                          Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                       595.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

05                          Diğer Gelirler                                                               5.905.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                                156.500.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

                                                                                                                            (TL)

Toplam Ödenek                                                                                 234.633.455,32

Bütçe Gideri                                                                                      121.921.164,18

İptal Edilen Ödenek                                                                           112.712.291,14

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                            72.745.838,00

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

                                                                                                                            (TL)

Bütçe Gelir Tahmini                                                                          125.000.000,00

Net Tahsilat                                                                                       197.178.925,05

Ret ve İadeler                                                                                           173.140,68

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2013 merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.59) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

01                          Genel Kamu Hizmetleri                                              50.561.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

03                          Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                            336.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

07                          Sağlık Hizmetleri                                                        28.311.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                                  79.208.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

03                          Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                  59.494.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

04                          Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler               19.000.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

05                          Diğer Gelirler                                                                  714.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                                  79.208.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

15.75) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

01                          Genel Kamu Hizmetleri                                              20.419.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

07                          Sağlık Hizmetleri                                                   8.099.403.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                             8.119.822.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

15.76) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

01                          Genel Kamu Hizmetleri                                              77.679.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

07                          Sağlık Hizmetleri                                                   5.999.728.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                             6.077.407.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Kalkınma Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

32) KALKINMA BAKANLIĞI

1) Kalkınma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

01                          Genel Kamu Hizmetleri                                         1.146.837.650

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

03                          Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                            800.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04                          Ekonomik İşler ve Hizmetler                                        6.200.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09                          Eğitim Hizmetleri                                                       44.410.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                             1.198.247.650

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kalkınma Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Kalkınma Bakanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Kalkınma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

                                                                                                                            (TL)

Toplam Ödenek                                                                                 442.148.196,00

Bütçe Gideri                                                                                      407.478.026,66

Ödenek Üstü Gider                                                                                         189,11

İptal Edilen Ödenek                                                                             34.670.358,45

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kalkınma Bakanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Planma Teşkilatı Müsteşarlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

                                                                                                                            (TL)

Toplam Ödenek                                                                                 199.005.094,00

Bütçe Gideri                                                                                      199.005.065,39

Ödenek Üstü Gider                                                                                             2,95

İptal Edilen Ödenek                                                                                           31,56

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

32.75) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1) Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

01                          Genel Kamu Hizmetleri                                            238.619.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

03                          Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                         1.116.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07                          Sağlık Hizmetleri                                                               10.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                                239.745.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

                                                                                                                            (TL)

Toplam Ödenek                                                                                 251.887.000,00

Bütçe Gideri                                                                                      199.285.403,85

İptal Edilen Ödenek                                                                             52.601.596,15

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.34) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

01                          Genel Kamu Hizmetleri                                                4.443.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

06                          İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                            92.068.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                                  96.511.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

04                          Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler               96.311.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

05                          Diğer Gelirler                                                                  200.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

                              TOPLAM                                                                  96.511.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

                                                                                                                            (TL)

Toplam Ödenek                                                                                   63.631.000,00

Bütçe Gideri                                                                                        56.731.104,27

Ödenek Üstü Gider                                                                                  986.689,36

İptal Edilen Ödenek                                                                               7.886.585,09

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

                                                                                                                            (TL)

Bütçe Gelir Tahmini                                                                            63.631.000,00

Net Tahsilat                                                                                         58.212.409,54

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.54) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

06                          İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                            23.737.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                                  23.737.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

04                          Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler               23.732.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

05                          Diğer Gelirler                                                                      5.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                                  23.737.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.55) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

06                          İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                          104.665.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                                104.665.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

04                          Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler             104.660.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

05                          Diğer Gelirler                                                                      5.000

                              TOPLAM                                                                104.665.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

                                                                                                                            (TL)

Toplam Ödenek                                                                                     1.240.000,00

Bütçe Gideri                                                                                             320.816,96

İptal Edilen Ödenek                                                                                  919.183,04

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

                                                                                                                            (TL)

Net Tahsilat                                                                                           1.240.000,00

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.56) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

06                          İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                            23.719.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                                  23.719.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu                     Açıklama                                                                              (TL)

04                          Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler               23.714.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

05                          Diğer Gelirler                                                                      5.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                              TOPLAM                                                                  23.719.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Böylece, Sağlık Bakanlığı, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Kalkınma Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2013 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesapları, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2013 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabı kabul edilmiştir. Hayırlı olmalarını temenni ederim.

Sayın milletvekilleri, 7’nci tur görüşmeleri tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.14


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 40’ıncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Şimdi, 8’inci tur görüşmelere başlayacağız. Ekonomi Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü bütçe ve kesin hesapları ile Türkiye Su Enstitüsü Bütçesi ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi, Çevre ve Orman Bakanlığı kesin hesapları yer almaktadır.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

K) EKONOMİ BAKANLIĞI

1) Ekonomi Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ekonomi Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

L) DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI

1) Dış Ticaret Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

M) İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD MERKEZİ

1) İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

N) ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI

1) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

O) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI

1) Çevre ve Orman Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ö) ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Orman Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Orman Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

P) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

R) METEOROLOJİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

S) TÜRKİYE SU ENSTİTÜSÜ

1) Türkiye Su Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekilleri sisteme girebilirler.

8’inci turda, grupları ve şahısları adına söz isteyen sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına; Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü, Ağrı Milletvekili Sayın Halil Aksoy, Diyarbakır Milletvekili Sayın Nursel Aydoğan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına; Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan, Sakarya Milletvekili Sayın Münir Kutluata, Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına; İstanbul Milletvekili Sayın Müslim Sarı, Bartın Milletvekili Sayın Muhammet Rıza Yalçınkaya, Bolu Milletvekili Sayın Tanju Özcan, Çanakkale Milletvekili Sayın Ali Sarıbaş, Amasya Milletvekili Sayın Ramis Topal, İstanbul Milletvekili Sayın Melda Onur.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına; Sakarya Milletvekili Sayın Şaban Dişli, Konya Milletvekili Sayın Hüseyin Üzülmez, Bursa Milletvekili Sayın Hüseyin Şahin, Karabük Milletvekili Sayın Osman Kahveci, Aydın Milletvekili Sayın Ali Gültekin Kılınç, Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin Samani, Elâzığ Milletvekili Sayın Faruk Septioğlu, Burdur Milletvekili Sayın Hasan Hami Yıldırım, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Öntürk, Konya Milletvekili Sayın Gülay Samancı.

Şahıslar; lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Berat Çonkar.

Hükûmet.

Şahısları adına aleyhte, İstanbul Milletvekili Sayın Faik Tunay.

Gruplar adına ilk söz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; Ekonomi Bakanlığının görüşüldüğü bugün, bu bütçe görüşmelerinden önce, Sayın Bakanın dün, kalbinden bir sıkıntı geçirdiğini öğrendik. Keşke burada olmasaydı, dinlenmesinde fayda vardı; stres iyi gelmeyebilir. Ama, biz, tekrar geçmiş olsun diyoruz.

Şimdi, tekrarlamaya gerek yok; bu, yasal açıdan yok hükmünde bir tartışma. Çünkü bu Sayıştay raporları meselesi dolayısıyla bu görüşü ifade ettik.

Bu arada, tabii, Cumhuriyet Halk Partisine de sormak istiyorum. Onlar, sadece yasal açıdan yok hükmünde değil, gayrimeşru olduğunu söylemişlerdi. Bu bütçenin hitamında ne yapacaklarını da öğrenmek bizim için önemli tabii.

Ancak, tabii, siyasal açıdan Ekonomi Bakanlığının eylemlerinin tartışılmasının bir anlamı var çünkü bu, Türkiye’deki toplam iktisadi faaliyetin bir değerlendirmesi. Doğrusu, bakanlığın adı “Ekonomi Bakanlığı” olsa da karşımız da aslında bir uluslararası ticaret bakanlığı bütçesi var. Adına neden “Ekonomi Bakanlığı” dendiğini anlamak güç çünkü ekonomi, insanın üretici etkinliğinin yani üretim, bölüşüm, tüketim ve yeniden üretim faaliyetlerinden doğan ilişkilerin -maddi ve manevi ilişkilerin- tamamını kapsar. Oysa, biz, burada genellikle dış ticarete ve dış ticaret eksenli faaliyetlere dönük bir bakanlık bütçesi görüşüyoruz.

Bununla birlikte, bu bütçe yaklaşımının sorunları var. Bunu Sayın Bakanın Plan ve Bütçe Komisyonundaki sunuşundan da anlıyoruz. Çünkü, genel olarak dünya tablosunu, özel olarak da Türkiye tablosunu çizerken aslında dünyayı ve Türkiye’yi bekleyen büyük krizden bu sunuşta herhangi bir biçimde söz edilmediğini görüyoruz. Genel olarak Ekonomi Bakanlığı bütçesinin ya da Ekonomi Bakanlığının ekonomi yaklaşımının gerisinde Türkiye’yi dünyadaki genel iktisadi süreçten ve kapitalist dünyayı kaplayan krizden ayırarak, kendi başına zamandan ve mekândan münezzehmişçesine, kapitalizmden münezzehmişçesine değerlendirmek var ki bu son derece yanıltıcı bir tablo karşımıza koyuyor. Avrupa’nın en hızlı büyüyen 2’nci ekonomisi olduğumuz ifadesi bunlardan birisi. Bu iktisadi gerçekler bakımından hiçbir şey ifade etmiyor çünkü genel olarak bütün Avrupa ekonomisi, Batı Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri, hatta Çin dünyada genel olarak bir düşüş, bir aşağıya doğru gidiş trendinde iken bu aşağıya doğru gidişin neresinde olduğuna dair bir kıyaslama bize -kendi içinde kapalı bir ifade olduğu için- hiçbir şey demez ama netice olarak bir bütün hâlinde aşağıya doğru giden bir kapitalist ekonomi içerisinde olduğumuzu söylemek gerekir halka. Her şeyden önce küresel gerçek nerede? Şurada: Amerika Birleşik Devletleri, önümüzdeki yıl -2013’te- vergilerin artırılması ve kamu harcamalarındaki kesintiler dolayısıyla bu dünyanın en büyük ekonomisi bir resesyona doğru gidiyor. Çin, sert bir düşüşe doğru gidiyor ve “yükselen pazarlar” denilen G-20 ülkelerinde de daha derine giden bir yavaşlama var. Şimdi, eğer bu gerçekse Türkiye’nin bu gidişattan uzak kalmasını düşünmek mümkün değil.

İkincisi: Türkiye’nin büyüme trendleri açısından bakarsak -geçmişteki tabloyu bir yana bırakalım- ilk dokuz ayın büyüme verilerinin gösterdiğine bakacak olursak bu dokuz ayda büyüme yüzde 2,6’da kaldı. Bütün ciddi iktisatçıların yaptıkları uyarıyı sonunda TÜİK de kabul etti ve aslında bu büyüme rakamlarının altından arındırıldığı zaman gerçekte böyle olmadığını söyledi, şunu ifade etti: “Net ihracatın yıllık büyümeye yüksek oranlı katkısında altın ihracının etkisi not edilmelidir.” dedi. Şimdi, tabii, bu bir muamma olarak görünebilir herkese, ne oluyor yani durmaksızın altın ihraç ediyoruz dışarıya? Aslında çok basit bir şey; Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik yaptırımları dolayısıyla, İran’dan aldığı doğal gaz, petrol ve petrol ürünlerine ödemelerini altın cinsinden yapıyor yani -dolar ya da lira- para cinsinden değil emtia cinsinden yapıyor ve bunu da altın olarak arasında belirledi. Dolayısıyla, Türkiye’nin aslında İran’a ödediği, ithal ettiği malın karşılığı olan para bir ihracat kalemiymiş gibi gözüküyor. Oysa bunu analiz eden bütün iktisatçılar -bu arada TÜİK de- aslında bu kalkınma rakamının, bu büyüme rakamının çok geride kaldığını gösteriyor.

Biz, Türkiye’nin gösterildiği gibi büyümüyor olmasından elbette mutluluk duyuyor değiliz. Niye büyümek varken büyümemiş olmak bizi mutlu etsin? Bizi ilgilendiren şey… Krize karşı halkı uyarmak, krize karşı krizin en altında kalacak olan büyük yoksullar kitlesini uyarmak yerine, bir kriz olmayacakmış gibi, Türkiye 2013’ü aslında çok büyük bir badireye uğramaksızın atlatacakmış gibi sunulan bir tablonun realiteyle sınanmasıdır bizim söylediğimiz. Şimdi, bunun tabii ki yansısı kaçınılmaz olarak işsizlik rakamlarıyla kendisini gösterecek ve işsizlikle ilgili beklentilerle.

Gene Ekonomi Bakanlığının bütçesinin bize sunduğu tabloya bakacak olursak işsizliğin yüzde 8,4’le geçildiğinde ısrarlıdır ve bunun Avrupa Birliği ortalamasının üstünde, 15 Avrupa ülkesinden de yukarıda olduğu kanaatindedir. Oysa bu kıyaslama aynı cinsten bir kıyaslama değildir. Türkiye’de bugün iş gücüne katılım oranını yüzde 50 dolayındadır. Yani evlerinde oturanlar, iş aramayanlar, çalışma çağı geldiği hâlde çalışmayanlar, bütün bunlarla çalışanları oranladığınızda yüzde 50’dir. Oysa Avrupa Birliği ülkelerinde bu iş gücüne katılım yüzde 68 dolayındadır. Dolayısıyla, Türkiye’de gerçek işsizlik eğer bütün bunlardan arındırılırsa yüzde 8,4 rakamı, gerçekte yüzde 15’lere, yüzde 16’lara kadar varmaktadır.

Şimdi, bütün bunlar karşısında Ekonomi Bakanlığımız iki tane çare öneriyor bize. Bir tanesi, Ulusal İstihdam Stratejisi’yle istihdamı genişletmek, bu istihdam için de yeni teşvik stratejisi ortaya koymak. Şimdi, bu Ulusal İstihdam Stratejisi’ne baktığımızda büyülü kelimeyle karşı kaşıya kalıyoruz: “Esneklik.” Esneklik dediğimiz şey aslında “işveren nasıl istiyorsa öyle” demenin kibarcasıdır. Patronlar nasıl istiyorlarsa işçileri öyle çalıştıracaklardır. Patronlar nasıl ücret ödemek istiyorlarsa öyle ödeyeceklerdir ve güvenceli çalışma, sigortalı çalışma artık Türkiye’de bir istisna hâline gelecektir. Kiralık işçilik, ödünç işçilik; geçici, özel istihdam büroları aracılığıyla çalışma, kısmi zamanlı çalışma, işin paylaşılması, aynı işçinin birden fazla taşeron firmada çalışmaya zorlanması, bunların hepsi esnekliğin içindedir.

İş güvencesinin kaldırılması yeni Ulusal İstihdam Stratejisi’nin en önemli hedeflerinden biridir. Burada da büyülü kelime “katılık”tır. Katılık yani işverenin basıncına direnç. Direnmeyecek, yumuşak olacak, gevşek olacak, bel verecek, ne isteniyorsa onu verecek; dolayısıyla, katılıklardan arındırılacak.

Çalışma saatleri erkene alınacak ancak çalışma saatlerinin erkene alınması çalışma saatlerinin azaltılmasıyla eş zamanlı gitmeyecek, o nedenle kamu sektöründe de vardiyalı çalışmaya geçilecek, kıdem tazminatı yükünden kurtulunacak. Bunu Türkiye işçi sınıfının sendikaları, cumhuriyet tarihinin emeğe yönelik en büyük saldırısı diye niteliyorlar. Şimdi, sendikalar bunu keyfinden ya da Sayın Bakanı sevmediklerinden, çalışmayı sevmediklerinden değil… Birim zamanlı çalışma karşılığında kazandıkları ücret ve hakların gerçek, reel ekonomi içinde durmaksızın geriye doğru gitmesini aslında işçi sınıfının büyük bir kesiminin işsizliğe mahkûm edilmesi olarak okuyorlar.

Şimdi, bu büyük eşitsizliğin ayrıca bir bölgesel yansıması var. Buna da bölgesel asgari ücret yaklaşımıyla cevap vermeye çalışıyor Ulusal İstihdam Stratejisi. Yani Türkiye’nin 6’ncı bölgesinde, esasen bizim “Kürdistan” dediğimiz Kürtlerin büyük yoğunlukla, çoğunlukla yaşadıkları ve yoğun olarak yaşadıkları illerde asgari ücretin Türkiye’nin batısına nazaran reel olarak daha düşük olması, patronların bu alandaki harcamalarının da devlet tarafından, kamu tarafından yani sizin, bizim vergilerimiz tarafından karşılanması dolayısıyla, ekonomide çalışanın, gerçek vergileri ödeyenlerin üzerindeki vergi yükü artarken Kürt emekçilerin sırtındaki iş yükünün de artması sonucuna varıyor. Şimdi, kriz karşısında bulduğu çare budur.

İkincisi, tabii, teşvik sistemi. Bu teşvik sisteminin bir bölümünü demin söyledim. O teşvik sistemi esasen şuraya kadar varıyor, söyleyeyim: Sermayeden alınması gereken 18 milyar liralık vergiden vazgeçiliyor, bu yüzde 5’i demek bütçenin. Ayrıca işveren primindeki 5 puanlık indirim için 5,5 milyar Türk lirasından vazgeçiliyor. Kredi faiz desteği için 11 milyar ve KOBİ desteği için 2,8 milyar olmak üzere, bir yüzde 5 tutarında sübvansiyon söz konusu. Vergi harcamalarıyla birlikte bu oran bütçenin yüzde 11’ine denk düşüyor. 2013 bütçesinde 116 kalem vergi harcaması tutarı 22,4 milyar olarak öngörülüyor. Bunun yaklaşık 19 milyar Türk lirası, gelir ve kurumlar vergisinden istisna ve muafiyet niteliğinde olup doğrudan sermaye geliri elde edenlere sunulan bir teşvikten başka bir şey değildir.

Şimdi, demek ki, Hükûmetimizin, Ekonomi Bakanlığımızın kriz karşısında bulduğu çare sermayeyi mümkün mertebe tahkim etmek, onu krize karşı korumak ama bu korumayı işçi sınıfının, yoksulların sırtından yapmak. Şimdi, eğer bu ise Ekonomi Bakanlığının görevi, görevini layıkıyla yapıyor demektir. Ama halka verilen söz başka; halkın refahının artırılması, işçilerin gelirlerinin ve refahlarının artırılması ve Türkiye’nin ilerleyen ekonomiler içerisinde kendine özgü bir yer tutması.

Bütün bunların hiçbirisinin gerçek olmadığını TÜİK verileri gösteriyor. Türkiye’de nüfusun yüzde 20’si gelirlerin yüzde 42’sine el koyuyor, geri kalan yüzde 60’ı nüfusun yüzde 80’i tarafından pay ediliyor. Aslında daha ince, daha hassas hesaplamalarla o yüzde 40’ın da çok büyük bir bölümüne nüfusun ilk yüzde 5’inin el koyduğunu görebiliriz. Şimdi, bu tablo, aslında, Türkiye’nin kendisine benzemediği, kendisi baş aşağı giderken Türkiye’nin yukarı gittiğini söylediği Batı Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ekonomilerdeki dağılıma, gelişmiş ekonomilerdeki yoksunluk ve yoksulluk oranlarına aşağı yukarı denk geliyor. Zaten başka türlüsü de beklenemezdi. Ancak, Türkiye’deki iktisadi gelişmişlik düzeyinin zayıflığı dolayısıyla bütün bunlar daha da çarpık olarak gözümüze geliyor.

Sözümü bağlarken şunu söylemek isterim: Türkiye eğer kapitalizm içerisinde yaşayacaksa dünyanın en gelişmiş kapitalist ülkelerinden daha farklı bir kader, kendi geleceği için, bekleyemez. Eğer başka bir kader bekliyorsa o zaman her şeyden önce, sermaye egemenliği başta olmak üzere, Türkiye’deki hâkim ilişkilerin dışına çıkması, bunları dağıtması, bunlardan ayrı bir gelecek kendisine kurması beklenir. Yoksa geri kalan lafügüzaftır. Gelişmiş ekonomiler daha geride olanlara kendi suretlerini gösterirler. Türkiye, Avrupa Birliğinden daha geri bir ülke olarak Avrupa Birliğinin bugün karşı karşıya olduğu bütün sıkıntılarla gelecekte yüzleşecektir. Bununla karşı karşıya kalmamak istiyorsa kendi kalkınma yöntemini ve birikim yöntemini değiştirecektir. On yıllardır, yüzyıllardır bunun adı konmuştur, bu sosyalizmdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sosyalizm kapitalizmi yenecektir. Kapitalizmden kurtulmadıkça bütün bu sıkıntılardan, krizlerden kurtuluşun bir hükmü yoktur. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ağrı Milletvekili Sayın Halil Aksoy. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığının 2013 Yılı Merkezi Bütçe Yasa Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, devletin insana değer vermediği bir ülkede, diğer canlılara, doğaya ve ormanlara değer verilmesi beklenemez. İnsanların, çocukların toplu olarak katledildiği bir ülkede doğa haydi haydi katledilir. Roboski’de savaş uçaklarından yağdırılan bombalarla çocuklar öldürülüyorsa yine aynı savaş uçaklarından ve helikopterlerden atılan bombalarla ormanlar da elbette yakılır, doğa tahrip edilir.

Ne yazık ki Türkiye’de demokrasi ve insan hakları kültürü gelişmediği gibi, kültür ve tabiat varlıklarını koruma kültürü de yeterince gelişmemiş ve geliştirilmemiştir. Köklü bir tarihsel kültüre ve doğal potansiyele sahip olan Türkiye’nin zenginlikleri bilinçli ve bilinçsiz politikalar neticesinde yok ediliyor, talan ediliyor.

Avrupa ülkeleri tarih, kültür ve tabiat varlıklarını koruma projeleri için bütçelerinden ciddi paylar ayırmaktadırlar. Bu anlamda, halkı bilinçlendirmek amacıyla ciddi kampanyalar gerçekleştiriliyor, eğitimler veriliyor ancak Türkiye’de bu bilinç ve refleks yok denecek kadar azdır. Unutmayalım ki, tüm insanlığın ortak mirası olan bu varlıkların ve tarihî alanların korunması, gelecek kuşaklara aktarılması, başta devletlerin ve insanlığın ortak sorumluluğudur.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin çevreye, tarihsel yapılara ve doğaya önem vermediğinin bir kanıtı da binlerce hektar ormanlık alanın yok edilmesidir. Çevresel sorunların her boyutuyla baş gösterdiği bir dönemde her yıl binlerce hektarlık ormanlık alanların yakılması, bir bölümünün de turistik bölgelere tahsis edilmesi kabul edilemez bir uygulamadır. Milyonlarca ağaç, binlerce hektar ormanlık alan, sırf golf sahaları, oteller, villalar, şehir kentler, çılgın projeler ve yeni yollar için kesilmekte, feda edilmektedir.

Bir de şöyle bir gerçek var: Çeyrek asırdan fazla süredir devam eden savaş ve şiddet ortamı nedeniyle, Kürt coğrafyasındaki ormanlar yakıldı, tahrip edildi. Ne acıdır ki, sırf PKK’liler içinde gizleniyor, daha rahat kamufle oluyorlar diye –ki bu bir iddiadır- binlerce hektar ormanlık alan bizzat askerler tarafından yakıldı. Buna birçok yerde kendim de tanığım.

Bunun yanı sıra, havadan ve karadan atılan milyonlarca bomba, top ve mermi bölgeyi, dağları, toprağı çoraklaştırdı, akarsuları zehirledi, canlılara yaşamı zehir etti. İddia ediyorum, son otuz yılda atılan bomba, mermi sayısı kadar ağaç dikilmiş olsa idi Kürt coğrafyasında çorak 1 metrekare dahi yer kalmayacaktı. Bırakın Kürt coğrafyasını, bütün Türkiye’nin de boş bir tek alanı kalmayacaktı.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin yüzde 80 oranında bir orman alanına sahip olma kapasitesi vardır. Ne yazık ki şu an ülke topraklarının ancak yüzde 27’si ormanla kaplıdır. Bir ülkenin ormanlarının yeterli seviyede olabilmesi için o ülkenin yüzde 30’unun ormanlarla kaplı olması gerekiyor. Türkiye bu açıdan bakıldığında çok kötü bir durumda değildir şüphesiz. Ancak, mevcut ormanların yaklaşık yüzde 80’inin verimsiz ormanlardan oluşması göz önüne alındığında, bu, hiç de olumlu bir tablo olarak karşımıza çıkmamaktadır.

Sayın Bakan komisyon toplantısı sunuş konuşmasında, ormanlık alanların 1972 yılında 20,2 milyon hektardan 2012 yılında 21,66 milyon hektara yükseldiğini övünerek anlattılar. Ancak şu hatırlatmayı yapmak zorundayız: Aradan kırk yıl geçmiş ve bu kırk yılın son on yılı kendi iktidarları dönemidir. Buna rağmen reel bir orman artışından söz etmek çok da doğru değildir. Zira 1970-80’li dönemlerde, hatırlanacağı üzere, odun gibi yakacak ihtiyaçlarının büyük kısmı ormanlardan sağlanıyordu. Son yirmi yılda alternatif çözümlerin de ortaya çıkması ve teknolojik gelişmeler de nazara alındığında ormanlık alanların 50 bin hektarı bulması gerekliydi diye düşünüyorum.

Yine, Sayın Bakanın övünerek söz ettiği başka bir konu ise orman yangınlarında aldıkları başarılı sonuçlardır. Bir soru önergesine verdiği yanıtta Sayın Bakan, 2002-2011 yılları arasında, yani kendi iktidarları döneminde 19.739 orman yangının meydana geldiğini, bunun sonucunda 83.638 hektar orman alanının yandığını ifade etti. Dokuz yılda yaklaşık 20 bin orman yangının meydana gelmesi ve bunun sonucunda yaklaşık 84 bin hektar orman alanının kül olması bir başarı olarak nasıl gösterilebilir?

Değerli milletvekilleri, bir başka önemli konu ise kanunlaşan 2/B Yasası’dır. Bilindiği üzere, orman köylerinde yaklaşık 7,8 milyon yurttaş yaşamaktadır. Köylerde yaşayan bu yurttaşlar sosyal sınıfın en yoksulları olarak ifade edebileceğimiz kesimdendir. Orman köylüleri gelir dağılımında en son sırada yer almaktadır. Yasanın mevcut şekliyle yoksul orman köylüsü ve bu alanlar üzerinde tarımsal faaliyet yapan üreticiler ile bu alanlar üzerinde lüks konutlar yapan varlıklı kişiler arasında hiçbir ayrım yapılmamıştır. Satış bedeli tespitine yönelik bu düzenleme hakkaniyete uygun değildir. Çok sayıda yurttaş, yakın zamanda, kendi arazileri üzerinde -en iyi olasılıkla- ücretle çalışan birer işçi durumuna düşeceklerdir. Söz konusu yasa adaletsizdir çünkü herkesi aynı kefeye koymaktadır; orman alanına fabrika yapanla, orman içine villa yapanla, orman kenarına tatil köyü yapanla geçimini sağlayacak kadar geliri bu arazilerden sağlayanlar arasında fark görmemektedir. Orman köylülerinin yüzde 58’i yakacak odun gereksinimlerini ormandan karşılamaktadır, yüzde 13’ü gelirini ormancılıktan kazanmaktadır ve yüzde 84’ünün gelir düzeyi oldukça düşüktür. Orman köylülerinin büyük bölümünün yıllık toplam geliri 2 bin Türk lirası civarındadır. Bunları, tatil köyü, otel sahipleriyle eşitmiş gibi aynı kefeye koymak büyük bir haksızlık olacaktır. Ayrıca, doğrudan satışlar rayiç değerin yüzde 70’i üzerinden gerçekleşecektir. Peşin ödemelere yüzde 20, yarısını peşin ödeyenlere ise yüzde 10 indirim yapılacaktır yani parası olana rayiç değerin yüzde 45’i kadar indirim yapılarak ödüllendirilecektir.

Değerli milletvekilleri, son dönemlerde Türkiye’de, bir diğer önemli yıkım ve talan olayı ise ülkenin suları üzerinde gerçekleşmektedir. Hükûmet tarafından para kazanılan, kâr edilen bir meta hâline getirilmek istenen ülke sularının, yaşamsal bir varlık olduğu ve kamuya ait olduğu âdeta unutulmuş ya da artık tamamen inkâr edilir bir hâle gelmiştir. Doğaya ve insana can veren akarsular, yer altı suları Su Kullanım Hakkı Sözleşmesi’yle kırk dokuz yıllığına özel sektöre peşkeş çekilmiştir ve birçok yerde satılmıştır. Küresel rant ve sermaye gruplarının gün geçtikçe daha da saldırganlaştığı günümüzde, suyun ve doğanın farklı etkilerle ticarileştirildiği ve çıkar ortaklı proje ve çalışmalarla yok edilmeye çalışıldığı açıkça ortaya konulmaktadır.

Kamu ve özel sektör tarafından Türkiye genelinde yapılması planlanan 2 bine yakın nehir tipi HES projesi bulunmaktadır. Bu kadar kapsamlı ve yakıcı etkisi olan HES’ler, ne yazık ki projelerin tamamlanması öngörülen 2023 yılında elektrik talebinin sadece yüzde 5’ini karşılayabilecek durumdadır. Bu durum ise çevreye verilen zarar düşünüldüğünde çok ağır bir bedeli içermektedir.

Aynı hidroelektrik santralleri ile sularımızın kullanım hakkı çok uluslu şirketlere verilmektedir ve bu şirketlerde yüzlerce kişi değil sadece birkaç kişi çalışmakta ve söz konusu şirketler akla hayale sığmayacak oranlarda rant sağlamaktadır.

Her ne kadar ülkemizde henüz yeterince bir farkındalık oluşmamış olsa da veya vatandaşlarımızın ağır günlük sorunlarından sıra gelmese de küresel ısınma, ormanların yok oluşu, çölleşme konuları gittikçe artarak dünyanın gündemine girmiştir. Bergama’da, Fatsa’da, Diyadin’de, Artvin’de özel maden arama şirketleri, maden aradıkları yerde doğayı tahrip etmekte, temiz su kaynaklarını zehirlemektedirler.

HES projelerinin yapımının planlandığı vadilerin bir kısmı turizm bölgesi ilan edilirken birçoğu SİT alanı ilan edilmiş ve bir kısmı da millî park içerisinde yer almıştır.

Son birkaç yıl içerisinde Dersim, 85 kilometre uzunluğundaki Munzur Vadisi’yle çevresi, 8 adet baraj ve hidroelektrik santral projesi nedeniyle yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştır.

Danıştay 13. Dairesi ve Ankara 8. İdare Mahkemesinin iptal ve yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen, 4 baraj ile toplam 28 HES projesinin çalışmaları, üstün kamu yararı olduğu gerekçesiyle Dersim’de devam ediyor.

Türkiye’de, ilk defa bir millî parka yapımı planlanan baraj için “Üstün kamu yararıdır.” şeklinde karar alınmıştır. Hiçbir kamu yararı, ekolojiden, doğal tabiatın korunmasından daha üstün değildir. Keza, Mezopotamya uygarlığının günümüze kadar kalan en önemli tanık ve kültürel mirası olan Hasankeyf’in bu politikaya kurban edilmesi kabul edilemez. Yapılacak Ilısu Barajı ile tarihî ve kültürel açıdan değeri biçilmeyen 10 bin yıllık kültür mirası, bu yapay suda boğulmak istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, HES projeleri, ayrıca, AKP Hükûmetinin uyguladığı Kürt coğrafyasını insansızlaştırma politikası amacı gereği, Fırat’ın ötesinde “Enerji kaynağı yaratma.” adı altında stratejik bir silah olarak kullanılmaktadır. Kürt coğrafyasında tarım ve hayvancılık alanında yaşamsal öneme sahip olan Dicle, Zap ve Munzur gibi akarsuların üzerine kurulan HES projeleri, kuruldukları coğrafyayı insandan arındırmaktadır.

Zap Suyu’nun üzerine kurulması düşünülen ve hâlen inşaat aşamasında olan HES projesi, Kazan Vadisi’nin girişine yapılacak Irak Federe Kürdistan sınırıyla Türkiye sınırını birbirinden ayırmaya yönelik projedir. Buradaki güzergâhın sular altında kalmasıyla birlikte, Çukurca’nın bazı köylerinin Kuzey Irak ile irtibatının kesilmesine yol açacaktır. Bu vesileyle Zap Vadisi’ndeki bazı köylerin boşaltılması açıkça hedeflenmektedir. Tıpkı Munzur Vadisi’nde olduğu gibi, devlet, bir dönemler yakarak, yıkarak, silah zoruyla boşalttığı köyleri, strateji değiştirerek, insanın ortak kullanımında olan akarsuları kullanarak boşaltmayı amaçlıyor. Yıllarca devam eden her türlü asimilasyon politikalarının ardından silahlarla, tanklarla, bombalarla ellerinden dilleri, kültürleri, kimlikleri, toprakları, yaşam hakları alınmak istenen Kürtlerdir. Elbette ki daha önceki yöntemlere karşı gösterdiği direnişin aynısını Kürtler, HES projesiyle uygulanmak istenen insansızlaştırma stratejisine karşı da gösterecektir. Bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, diğer önemli husus da kuşkusuz HES projelerinin yapımı aşamasında meydana gelen iş kazalarıdır. HES şantiye alanlarında yaşamını yitiren işçilerin sayısı 300’ü aşmış durumdadır. Bu çok hazin ve korkunç bir rakamdır. Artık, bu tarz işçi cinayetlerinin kasıt içerdiği de bir gerçektir. Alınmayan tedbirler, güvensiz çalışma koşullarının yaratmış olduğu bu durum artık daha fazla can almasın istiyoruz. Yaşanan bu ölümlerden, acılardan siyasi iktidarlar sorumludur çünkü bu yasal düzenlemeleri, bu pazarlıkları, bu güvencesiz çalışma ilişkilerini onlar hazırlamakta ve uygulamaktadırlar. Bu cinayetlerin toplumumuzdaki diğer cinayetler gibi köklü değişiklik ve kültürel değişimler ile önlenmesi de mümkündür. Sayın Bakan, bu konuda daha duyarlı olmaya çağırıyoruz sizi, HES inşaatlarında daha duyarlılık gerekir.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Diyarbakır Milletvekili Sayın Nursel Aydoğan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 2013 yılı bütçe tasarısı kapsamında Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Türkiye Su Enstitüsü bütçeleri üzerine söz almış bulunuyorum partimiz adına. Öncelikle, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Ve yine, şu anda ekranları başında bizleri izlemekte olduklarını düşündüğüm ama Türkiye’de yapılan KCK operasyonları nedeniyle milletvekilliklerini yapamayan, şu anda bizimle bu salonda bulunamayan değerli arkadaşlarım Sevgili Selma Irmak, Gülseren Yıldırım, Faysal Sarıyıldız’ı ve yine Kemal Aktaş, İbrahim Ayhan ve yine 2011 seçimlerinde 85 bin gibi çok yüksek bir oy alarak seçilen ama milletvekilliği yine elinden alınan, gasbedilen ama milletvekilliği elinden alınsa da gasbedilse de o her zaman Kürt halkının gönlünün milletvekili olarak kalan Sevgili Hatip Dicle’yi de buradan sevgiyle, saygıyla selamlamak istiyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, su, insanın en temel gereksinimi olmakla birlikte dünyadaki su rezervlerinin gün geçtikçe azalıyor olması, 2025 yılında dünya nüfusunun üçte 1’inin ciddi derecede su sıkıntısı çekeceğiyle ilgili veriler suyun önemini günümüzde giderek artırmaktadır. Bu nedenle, hükûmetlerin ulusal ve uluslararası su politikalarını belirlemek bir gereklilikten öte, artık zorunlu hâle gelmiştir. Bu amaçla bir yıl önce kurulan Türkiye Su Enstitüsünün nasıl bir su yönetim stratejisi oluşturacağı son derece önemlidir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde en büyük doğa katliamlarından biri olan ormanlarımızın yok edilmesi, hem havamızın hem de su kaynaklarımızın tüketilmesi demektir.

Hava kirliliğinde önceki yıllara oranla -özellikle Ankara gibi doğal gaz kullanımının arttığı illerde- azalmalar görüldüyse de bugün ölüm nedenlerinin yüzde 10’unun hava kirliliğine bağlı hastalıklardan olduğunu biliyoruz. Hava kirliliğinin olumsuz etkileri, sağlıklı kişilerde bile gözlenmekle birlikte özellikle çocuklarda daha ciddi sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Bu durum, sürdürülen politikaların halk sağlığı açısından ne denli tehlikeli sonuçlar açığa çıkardığının da bir göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, hem gerekli önlemlerin alınmaması hem de kasıtlı olarak çıkarılan orman yangınları ve orman talanı nedeniyle her geçen gün orman vasfını kaybeden 473 bin hektarın üzerindeki arazi, yeniden ormanlaştırma yerine 2/B kapsamında imara açılmıştır. Bu yasanın daha fazla orman talanına yol açacağı da hepimizin malumudur. Oysa, Anayasa’nın 169’uncu maddesi “Yanan ormanların yerine yeni ormanlar yetiştirilir.” demektedir. Buna rağmen Hükûmet, orman vasfını yitirmiş arazileri imara açarak hem kasasını doldurmuş hem de birtakım çevrelere önemli oranda rant sağlamıştır. Alınan yüzde 50 oyda –hani her zaman yüzde 50 oyla övünüyorsunuz ya- işte bu çevrelerin de yani bu rant sağladığınız çevrelerin de önemli oranda bir payı olduğunu da buradan belirtmek isterim.

Yine Anayasa’nın 169’uncu maddesi “Devlet, ormanların korunması ve sahaların genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır.” demektedir. Anayasa’daki bu açık hükme rağmen, askerî operasyonlar sırasında, son yirmi yıldır, Hakkâri, Dersim, Şırnak, Ağrı, Muş, Diyarbakır’da yani Kürt coğrafyasında ormanlar yakılmaktadır. Sadece Hakkâri’de ormanlık alanların yüzde 60’ı bu gerekçeyle yakılarak yok edilmiştir. Geçtiğimiz yaz aylarında, güvenlik güçleri tarafından Cudi’de, Şemdinli’de savaş uçaklarının attığı bombalar neticesinde çıkan yangının bölge halkı tarafından söndürülme çabası, buna rağmen güvenlik güçleri tarafından yapılan engelleme Türkiye basınında da yer almıştı. Ormanların yakıldığı yetmiyormuş gibi söndürülmesine de karşı çıkan bir anlayış ve zihniyetle karşı karşıyayız. Ayrıca, bölgede yangından arta kalan ormanların koruculara ve diğer kesimlere rant alanı olmasına göz yumulduğunu da belirtmek isterim. PKK’nin yaşam alanlarını daraltma, ortadan kaldırma ve PKK’yi imha etme anlayışıyla doğa katliamı yapılması konusunda şunu belirtmek isteriz ki, yirmi yıldan beri denenen, sonuç alınamayan ve sonuç alınamayacak bu politikalardan vazgeçmelisiniz. Zira, sonuç alamayacağınız gibi ülkenin en büyük zenginliklerini de yok ediyorsunuz. Yok etmekle kalmayıp bir de üstüne üstlük Anayasa suçu işliyorsunuz, bunu da size hatırlatmak isterim.

Değerli milletvekilleri, 2002 yılında iktidara gelen AKP Hükûmeti de, Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmek yerine, kendinden önceki hükûmetler gibi güvenlik politikalarına sarılmıştır. Bölgede yapılan barajların bir kısmının güvenlik gerekçesiyle yapıldığını hepimiz biliyoruz. Bugün dünyanın hiçbir yerinde güvenlik amaçlı bir baraj yapıldığı görülmemiştir. Kürt sorununun çözümü için barış gibi maliyetsiz bir yol varken, doğamızı tahrip eden, sularımızı kirleten, ormanlarımızı yok eden bir yöntemin seçilmesi anlaşılır değildir. Ama bilinmelidir ki, barışın yolunu aramadıkça, değil güvenlik barajları, ne olursa olsun, hiçbir engel Kürtlerin özgürlük mücadelesinin önüne geçemeyecektir. Kürt halkı, er ya da geç mutlak hak ve özgürlüklerine kavuşacaktır. Orta Doğu’daki gelişmeler de, tüm Orta Doğu halklarının, sadece Kürtlerin değil, tüm Orta Doğu halklarının mutlak özgürleşeceklerine olan inançlarını artırmaktadır. Orta Doğu’da halklar özgürleşirken, Hükûmetin Suriye Kürtlerinin özgürleşmesine karşı yürüttüğü kirli politikalar da sonuç vermeyecek ve 21’inci yüzyıl, Kürtlerin özgürleştiği yüzyıl olacaktır. Bu nedenle, güvenlik amacıyla yapılan ve yapılacak olan barajlar, barışa, çözüme, demokratikleşmeye hiçbir şekilde katkı sunmayacaktır. Zira, dünyanın hiçbir yerinde barıştan daha güvenli bir yol yoktur arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin en büyük zenginliği olan akarsu ve nehirler üzerinde yüzlerce HES inşaatı devam ediyor. Şu anda Türkiye’de yaklaşık 1.500 HES mevcut, inşaatı süren HES sayısı da 200 civarında. Hükûmetin bu HES sevdasının nereden geldiğini açıkçası merak ediyoruz. Tam bir doğa katliamına neden olan HES’ler, şu anki hâliyle ülkenin enerji ihtiyacının yüzde 5’ini bile karşılamaya yetmeyecekse, ekolojik yaşamı altüst eden, insanların yaşam alanlarına geri dönülemez zararlar açan HES’lerdeki ısrarın kaynağı nedir, onu da bilmek istiyoruz.

HES’ler, hepimiz bilmeliyiz ki, büyük rant kapılarıdır artık Türkiye’de. ÇED raporlarının havada uçuştuğu, binlerce dolara alınıp satıldığı herkesin malumuyken, HES projeleri kamu yararı diye yutturmaya çalışılabilir ama artık Türkiye’de başta çevreciler olmak üzere Türkiye kamuoyu artık bunları yutmuyor arkadaşlar.

Bakınız, 1939 yılında savaşa girme olasılığına karşılık acil durumlarda kamulaştırma yapabilmenin yolunu açan ve Bakanlar Kurulu kararıyla alınabilen acele kamulaştırma yetkisi şu anda Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna usulsüz bir şekilde devredilmiş durumdadır. Kentsel dönüşüm projelerinde de sıkça karşımıza çıkan ve geçtiğimiz aylarda afet yasasının Meclisten geçmesiyle önümüzdeki günlerde daha sık karşılaşacağımız acele kamulaştırma HES’ler için rahatlıkla kullanılabilmektedir.

Yine, HES inşaatları için alınması gereken ÇED raporları firmalar için sorun bile değildir artık. Zira, şirketler ÇED raporlarına değil, ÇED raporları şirketlere uydurulmaktadır. HES inşaatlarında o yerleşim bölgesinde yaşayan insanların rızası alınmadan, köyünden, bölgesinden kopmak istemeyen insanları acele kamulaştırma kararıyla yerinden yurdundan eden bu uygulama, devlet tarafından da desteklenmektedir. Üstelik, ilk yatırım maliyeti yüksek olmasına rağmen, devlet tarafından enerjiyi satın alma garantisi verildiği için şirketler HES yapma yarışına âdeta soyunmuş gibidirler.

Peki, biz bu HES’lere niye karşıyız? Sayın milletvekilleri, HES’ler suyun özelleştirilmesinin diğer adıdır. HES’lerin bizi korkutan tarafı, suyun kontrol altına alınarak kırk dokuz yıllığına şirketlere kiralanmasıdır. Su havzaları üzerine baraj inşa eden HES firmaları, temel olarak suyu kontrol altına almaktadır. Bizler su kaynaklarının ve su hizmetlerinin özelleştirilmesini savunan merkezî su politikalarına karşı katılımcı ve demokratik uygulamalarının hayat bulmasından yanayız. Halktan yana, halkın yararına siyaset üretmek budur.

Yerel yönetimlere su tesislerini işletmek için elektrik enerjisi üretme yetkisi verilmeli diyoruz. Bu imkândan yoksun olanlara, su tesislerinin işletilmesi için gerekli olan enerji fiyatlarında indirim uygulanmalıdır diyoruz. Su havzaları idari ve politik sınırlara göre değil, doğal sınırlara göre belirlenmeli ve yönetilmelidir diyoruz. Havza yönetimi ve planlaması su kaynaklarının çevresel, sosyal, ekonomik boyutları göz önüne alınarak ekolojik bir bütünlük içerisinde oluşturulmalıdır. Su havzalarında yer alan yerel yönetimlerin havza yönetimi için birlikler oluşturmalarına imkân sağlanmalıdır diyoruz.

Değerli milletvekilleri, su, yerine başka bir şeyin ikame edilemeyeceği bir doğal kaynak olarak tanımlanmaktadır. Hayatın ve ekosistemin önemli bir parçası olan su, insanın en temel ihtiyaçlarını karşılamakla birlikte, tarım ve sanayinin ana unsurlarını oluşturmaktadır. Bu nedenle, su kaynaklarını kimin yöneteceği meselesi son derece önemlidir. Birçok sektörü birincil ölçüde etkileyen bir kaynağın yönetimi oldukça stratejik bir öneme sahiptir. Bu nedenle su kaynaklarının yönetimi pazar ekonomisi çözümlerine göre değil, ekolojik çözümlerin de güvence altına alındığı bir biçimde yönetilmesi gerekir. Her şeyden önce su, kamu malıdır, dolayısıyla özel mülk olarak kullanılamaz.

Su hakkının en geniş tanımının yapıldığı uluslararası belge, 26 Kasım 2012 tarihinde yayınlanan Birleşmiş Milletlerin Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi Genel Açıklama 15’tir. Birleşmiş Milletlerin açıklamasına göre, herkesin yeterli, güvenli, fiziki olarak ulaşılabilir ve bedeli ödenebilir suya erişim hakkı vardır, “Bir ailenin gelirinin yüzde 2’sinden fazlasını su faturası oluşturamaz.” denilmektedir.

Su hakkı ile ilgili devletin yükümlülüğü tam olarak tanımlanmamış olsa da, devlet, su hakkı açısından güvenli, ulaşılabilir su temin etmekle sorumludur. Devlet, toplumun tüm kesimlerine güvenli ve sağlıklı su sağlamakla yükümlüdür. 3 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe giren sözleşmeyi Türkiye, ancak 15 Ağustos 2000’de imzalayıp 4 Haziran 2003’te de Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylayarak hayata geçirmiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2010 yılında, güvenli ve temiz içme suyuna ve hıfzıssıhhaya erişimin yaşamdan ve insan haklarından sonuna kadar faydalanılması için temel bir insan hakkı olduğunu kabul etmiştir. Bu madde, 124 ülkenin evet oyuna karşılık 42 çekimser oyla kabul edilmiştir, işte, Türkiye de bu çekimser oylar arasındadır değerli arkadaşlar. Ancak, hemen belirtelim ki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90’ıncı maddesi “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir.” demektedir. Su hakkı gibi temel hak ve özgürlüklere ilişkin kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası sözleşme hükümleri esas alınır. Bir başka deyişle, Türkiye eninde sonunda bu anlaşmayı imzalamak durumunda kalacaktır.

Değerli arkadaşlar, dünyada su hakkını tanıyan anayasalar da vardır. 2004 yılında, Uruguay’da, referandumla su üzerine bir anayasa değişikliği yapılmıştır. Yeni anayasaya “Su yaşam için vazgeçilmez bir varlıktır ve içilebilir suya ve kanalizasyona erişim temel bir insan hakkıdır.” diye bir ibare eklenmiştir, düşünün bu Uruguay’dadır. 2009 yılında ise yeni Bolivya Anayasası’na bir madde eklenmiştir. Bu madde “Herkes evrensel nitelikteki içilebilir su hizmetlerine eşit olarak sahip olmalıdır. Su ve temizliğe ulaşma bir insan hakkıdır, imtiyaz ve özelleştirme kabul edilemez.” şeklindedir. Demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu iddia eden bir devletin anayasasında da bu olması gereklidir.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak, demokratik özerklik temelinde, cinsiyet özgürlükçü ve ekolojik bir siyaset çizgisinde ilerlemekte, tüm politikalarımızı bu paralelde yapmaktayız. Tüm bireylerin ve halkların uluslararası standartlardaki insan hak ve özgürlüklerinden yararlanmasını hedefleyen, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasa talebimizin olduğunu en başından beri her platformda dillendiriyoruz. Bu bağlamda bize göre yeni anayasa, sadece insanların değil, dünyadaki tüm canlıların var oluşunu dikkate alan ekolojik bir yaklaşımla yazılmalıdır. Her bireyin ve canlının yeterli miktar ve kalitede suya erişim hakkı vardır. Bu hak, tıpkı temel insan hakları gibi, doğuştan gelen haklar arasında görülmelidir. Temiz ve kaliteli suya erişim hakkı, devletin temel görevleri arasında yer almalı ve anayasal güvence altına alınmalıdır. Sosyal devlet ilkesi olmanın gereği de budur değerli arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, içme suyuyla ilgili de ciddi sorunlarla yüz yüze kalmış bulunmaktayız. Bugün, gerek şebeke suyunun kalitesinin düşmesi nedeniyle gerekse de İstanbul, Ankara gibi çok büyük kentlerde şebeke suyu hakkında bilinçli olarak yapılan olumsuz spekülasyonlar nedeniyle halk, musluklardan akan suyu içemediği için şişelenmiş suyu satın almak zorunda kalmaktadır. Böylelikle halk, su şirketlerinin kasasını doldurmaya mahkûm edilmiş ve mahkûm olmuştur. Daha şimdiden, 20’yi aşkın yerli ve yabancı sermaye, Uludağ Millî Parkı’nda su şişelemesi işlerini yapmaktadır. Hükûmetin uyguladığı neoliberal politikalar sonucunda, halkın malı olan kullanılabilir içme suları yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilerek devam ettirilmektedir bu politika. Artık, günümüzde, bu politikaya bir “Dur.” demenin de zamanı gelmiştir değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, Başbakan, 2009 yılında İstanbul’da düzenlenen Dünya Su Forumu’nda, gelecekte içilebilir, berrak, temiz, tatlı sular ve teneffüs edilebilir hava için atıkların çevreye zararsız hâle getirilmesinin şart olduğunu bildirdikten sonra, “Hükûmet olarak, bu bilinçle, su kaynaklarımızın çok daha verimli bir şekilde kullanılmasına yönelik çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz.” demişti. Şimdi biz de Başbakana şunu soruyoruz, diyoruz ki: Hız kesmeden yaptığınız şey, Hasankeyf’te Ilısu Barajı inşaatına start vererek binlerce yıllık tarihi sular altına gömmek midir? Hız kesmeden yaptığınız şey, ülkenin su kaynaklarını tüketen politikalar yürütmek midir? Hız kesmeden yaptığınız şey, Munzur’da onlarca HES inşaatına acımasızca izin vermek midir? Yine, hız kesmeden yaptığınız şey, doğayı katletmek ve sınır boylarında güvenlik amaçlı barajlar inşa etmek midir?

Tabii ki önemli bir husus da uluslararası sularımızdır değerli arkadaşlar. Bugün, Dicle ve Fırat üzerinde yapılan yüzlerce HES ve inşaatı mevcuttur. Unutmayalım ki Dicle ve Fırat üzerine yapılan HES’ler, bizimle birlikte bu suları kullanacak olan diğer ülkelerin bu su kaynağına ulaşma haklarını ellerinden almaktadır. Bildiğimiz gibi, binlerce yıl önce yani sınırlar çizilmeden bu akarsu kaynakları buralardaydı ve biz, sınırlar çizilmeden, binlerce yıl önce oluşan su kaynakları üzerinde o suyu kullanan halklardan daha fazla bir hak iddia etmenin doğru olmadığını düşünüyoruz.

Kısacası şunu ifade etmek istiyoruz: Sayın Orman ve Su İşleri Bakanı bir konuşmasında “Su uyur, Türk bakar.” demişti. Biz de Sayın Bakana “Su uyur, Türk bakar.” politikasının bizi bu noktaya getirdiğini ifade etmek istiyoruz. Biz “Su uyur, Türk bakar.” politikasının takip edilmesini değil, “Su gibi aziz ol.” diyen halkın bizim için suyla ilgili söylediği politikanın takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle tekrar partim adına hepinizi saygıyla selamlamak istiyorum.

Sağ olun. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.24


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 40’ıncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

8’inci tur görüşmelerinde şimdi söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan’da.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2013 yılı Ekonomi Bakanlığı bütçesi ve Dış Ticaret Müsteşarlığı kesin hesabı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek için söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünyada hiç kimse yalnız değil, biz de yalnız değiliz. Dolayısıyla, dış ticaret konusundaki gelişmeler ülkelerin kurduğu siyasi ilişkilerden ve dış politikalardan da bağımsız değil. Bu konuda dünyada gidişata bakarsak son otuz yılda dünya genelinde üretim artışına kıyasla dış ticaret ve doğrudan yabancı sermaye girişleri daha yüksek oranda artmıştır. Bu dönemde miktar bazında dünya mal üretimi yıllık ortalama yüzde 2,6 oranında artarken, dünya mal ticareti değer bazında yüzde 7,3 artmıştır. Özellikle belirtmek gerekirse bu artışta yıllık ortalama yüzde 8,4 oranındaki imalat sanayisi ürünleri ihracatı artışı etkili olmuştur. Aynı dönemde dünya genelinde doğrudan yabancı sermaye girişleri de 1982-2007 yılları arasında yıllık ortalama yüzde 15’ler civarında artmıştır. Bu doğrultuda aynı dönemde doğrudan yabancı sermayeli birimlerin dünya genelinde satışları ve ihracatı sırasıyla yıllık ortalama yüzde 10,2 ve yüzde 8,8 gibi yüksek oranda artış göstermiştir. Dünya mal ihracatı 1980 yılında 2 trilyon dolardan 2010 yılında 14 trilyon dolara yükselmiştir. 1990-2010 yılları arasında dünya ihracatı içinde gelişmiş ekonomilerin payı azalırken, yükselen ve gelişmekte olan ülkelerin payı artmıştır.

Bakanlık web sitesi, “Duyurular” alanında, haziran ayında ihracat stratejisi ve eylem planıyla dış ticaret beklenti anketi mevcut. Türk markaları yaratılıyor, ihracat pazarları çeşitlendiriliyor, yeni yatırım teşvik sistemi uygulanıyor; sonuç olarak ihracat artıyor, cari açık geriletilmeye çalışılıyor, geriliyor. Ancak, ilk 1.000 ihracatçı firmanın ihracattan aldığı pay yüzde 64 yani KOBİ’ler hâlen üretici, ihracatçı konumuna gelemedi. Toplam ihracatçı firma sayımız 50 bin dolayında. 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan firma sayısı sadece 39. 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptığımız ülke sayısı 32. Bu durumda, 230’un üzerinde ülkeye veya gümrük bölgesine ihracat yapılması ülke çeşitliliğini göstermiyor. 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan sektör sayısı 31. Bu durum, ürün çeşitliliğinin istenen düzeye ulaşmadığını gösteriyor.

Diğer taraftan, 2012 yılı dış ticaret beklenti anketi sonuçlarını incelediğimizde sektörlerin on yıl önce var olan sorunlarının bugün de devam ettiğini görüyoruz. İhracatçı firmaların hâlen yüzde 66’sı “Enerji maliyetleri yüksek.” diyor, yüzde 60’ı “Lojistik maliyetleri yüksek.” diyor, yine yüzde 60’ı “Ham madde ve ara malı fiyatları yüksek.” diyor.

İthalatın cari açık üzerindeki etkisi kısmen azalıyor olsa da ithalat yapılma nedenleri değişmiyor. Hâlen yurt içi üretimin olmaması yüzde 47,5 ithalat açısından, yurt içi üretim miktarının yetersiz olması yüzde 42, yurt içi fiyatların daha yüksek olması yüzde 37 ve yurt içi kalitenin yetersiz olması yüzde 34. Bunlar ithalatın en önemli nedenleri. O zaman AKP hangi problemi çözdü? Firmaların geçmişte var olan sorunları devam ediyor. Bunlar finansman imkânlarının yetersizliği, maliyetlerin yüksek olması, rekabetçi fiyat sunamama, yeterli pazar araştırması yapamamış olmak –oranlarını vermiyorum ama ağırlık burada- uygun, yeterli dağıtım ağı kuramamış olmak. Bundan daha fazlası da Bakanlar Kurulu kararı programın ekinde çok detaylı var. Ben defalarca bu kürsüden bunu zikrediyorum.

Tüm bu sorunlar bir gösterge. Peki, neyin göstergesi? Üretimde hâlen sıkıntımızın var olduğunun göstergesi. Üretimde sıkıntı demek, inovasyon yapabilme kabiliyetinizin de düşük olduğunu gösterir. İnovasyon yapamadığınızda katma değer artışınız gerçekleşmiyor. Avrupa İnovasyon Endeksi’nde 29’uncu sıradayız. Sonuç olarak, rekabet edecek ürün yelpazeniz genişlemiyor yani rekabet gücünüz artmıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de ekonomik büyüme yavaşlarken sanayi üretiminin beklentileri aşan bir oranda gerilemesi dikkate değer bir husustur. Türkiye’nin büyümesi baskı altına girmiştir. İç talebin kısılarak, ihracat da artırılarak denge sağlanmasıyla yumuşak inişin sağlanamadığı da ortadadır. Sayın Bakanım, zatıalinizin Merkez Bankasıyla ilgili konuşmalarınızı buna şahit olarak göstermek mümkün.

Bütün bunlar neyin göstergesidir biliyor musunuz? Ülkemizin, AKP iktidarı yani sizin iktidarınız döneminde giderek artan ve zirveye ulaşan yatırım, üretim, ihracat zincirindeki yapısal bozulmanın sonucudur.

Bakın, bizzat TİM Başkanının ifadesiyle, 2011 yılında ithalatın yüzde 28’inin ihracata, yüzde 72’sinin iç tüketime yöneldiği yüksek sesle ifade edildi. Hatta Sayın Bakanım, aynı hususta sizin ithalata ilişkin yaptığınız basın toplantısında aynen şöyle: “Buradan şunu anlıyoruz: Türk sanayisi, yaptığı ara ve yatırım malı ithalatını esas olarak iç pazara yaptığı üretimde kullanmaktadır.” sözleriniz.

Kriz sonrası ülkemiz dış ticaretinde yaşanan gelişmeler, artış yönünde, dünyadaki dış ticaret gelişmelerinin ortalamasının üzerinde. Takdirle karşıladığım, reklamasyonunu yoğun, çok iyi bir şekilde yaptığınız ihracat artışı, beraberinde rekorlar kıran ithalat, cari işlemler ve dış ticaret açığına sahne olmuştur.

Bakınız, yaptığınız dış ticarete dikkat edin. Bağımsız Kürdistan’a ebelik etmeye AKP iktidarı devam ediyor. Güneydoğu’daki ihracata, ticarete dikkat edin. Dahilde işleme rejiminde kaçak var mı? Bakın, uyguladığınız politikalar sonucu, Enerji Bakanınız Irak’a giremiyor. Hatta bunu Amerika Birleşik Devletleri’nin engellediği, basında ve açıklamalarda yer alır oldu.

Suriye politikasının açtığı ekonomik bela ticaretten kayıp değil midir? Sırf zeytinyağı meselesinde ortaya çıkan söylenti, Ege İhracatçı Birliklerini bile paniğe yöneltmiştir. Ne yapmışlardır? Açıklama yapmak zorunda kalmışlardır.

Diyelim ki, altın ihracatı kabul edilebilir, tartışmayalım ancak uluslararası piyasa ve ekonomik aktörlerin gözünde sürdürülebilir olmadığı da dikkate alındığında, ileriye yönelik ihracatın sürdürülebilirliğinin mümkün olmadığı ortadadır. Sayın Babacan’ın dediği gibi ise bu altın işi ihracat sayılmıyor, “Altın, ödeme aracı değildir.” diyor. Diğer taraftan, zaten altın günleri de sona ermek üzere, gerek toplumsal hayatımızda, sosyolojik anlamda, hanımlar arasında, gelir dağılımından kaynaklanan gerekse ihracat açısından uygulanan politikalarda gerçekten altın günleri sona ermek üzere.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AKP döneminde cari fiyatlarla cari açık 300 milyar doları aştı, dış ticaret açığı da cari fiyatlarla 500 milyar dolar civarında. Türkiye Cumhuriyeti, ne oldu vatandaşlarıyla beraber ekonomisi? Üttürüldü, her yerde söylüyorum. Cari açık azalıyor, istenildiği gibi değil; bütçe açığı artmaya başladı, ekonomide 2 açık başladı, dış finansman ihtiyacı istediği gibi azalmıyor, iç finansman ihtiyacı artıyor, ekonomide 2012 yılında talep daraltıcı politikalar sonuç vermedi, tüketim ve yatırım harcamaları daraldı, tüketim ve yatırım ithalatı geriledi, epeydir büyüme hızı düşüyor, finansman dinamikleri sağlıklı çalışmıyor, hatta kendini yok ediyor, sanayi üretimi -sizin kendi alanınız- felç olmuş durumda. Şimdi, Orta Vadeli Program hedefleri de eskidiğine göre… 9 Ekimde çıkaracaktınız, keşke ayın 1’inden sonra çıkarsaydınız ki hiç şaşma olmasaydı. Bunu Hükûmet için söylüyorum, zatıalinizle bir ilgisi yok.

Ekonomi siyasete paralel gidiyor. Bakın, ithalat ile ilgili basın toplantısı yaptınız, duyarlılık gösterdiniz, gerçekten takdire şayan bir davranış biçimi. Ancak, ithalat rakamına geç ulaştığınızı söylüyorsunuz. Hâlbuki sizin ihracatı takip ettiğiniz gibi gümrüğün de ithalatı günlük takip ettiğini buradaki arkadaşlar bilirler. Dolayısıyla, oradaki söylenilen şey doğru değil.

Yalnız, gümrük topluyor. İhracatın artmasıyla Türkiye’de bir şey daha oldu: Bu tür ihracatın arttığı illerde, ithalattan fazla ihracatın olduğu Denizli gibi illerde AKP döneminde icra dairelerinin sayısı maalesef 2’den 9’a çıktı. Şimdi, bunu da iyi değerlendirmek lazım.

1999 yılında yüzde 21,9 olan imalat sanayisinin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı sizin döneminizde yüzde 15-16’lara düşmüş durumda. Bunun iyi bir şey olduğunu söylemek mümkün değil.

Bakın Sayın Bakanım siz sanayiyi iyi biliyorsunuz. Eskiden karşılıksız çek sıra dışıydı, şimdi karşılıklı çek sıra dışı oldu. Banka reklamları bu konularda yaratıcılığın doruğuna ulaştı. Millet bilincini kiraya vermiş durumda.

Sayın Başbakan Hollanda’nın ithalatını bize örnek veriyor ama ihracatını örnek vermiyor. Bu kürsüde onu konuştu, keşke onu da söyleseydi.

Şimdi, Sayın Bakanım, mücevherciler bana geldi “İktidar dedi ki, gidin muhalefete, muhalefet sizin bunu desteklerse gelin kanun çıkarın...” Olay nedir? Olay gayet açık ve net. Onlar ihracat yapacaklar, ithal edilen kıymetli taşların ÖTV vergisi yüzde 20 ama taş olarak işlenmiş yüzük ithal ederseniz KDV’si 18. “Biz bunu çözelim ve şu sektörü -Belçika’daki sıkıntıyı, İsrail’deki sıkıntıyı dikkate alırsanız- çok önemli bir potansiyele eriştirip 10 milyar dolarlık ihracat yapalım.” dediler. “Niye geldiniz bize? İktidar niye yapmıyor? Biz ona yardımcı oluruz.” dedim fakat geçen sefer, altından dolayı Sayın Başbakanın yaptığı araştırmalar, yaptırdıkları, yüzde 1,5-2 AKP’nin oy kaybına neden olduğu için, cumhurbaşkanlığı seçiminden dolayı ne yaptılar? Bu işten vazgeçtiler.

Sayın Bakanım, getirin, dedim ki: “4+4’te muhalefete mi soruyor? Başka şeyde muhalefete mi soruyor?” Açtım, Maliye Bakanlığına, sordum bürokratlara. Bir cümlelik olayla hadiseyi çözüyorlar ama iktidar orayı muhalefete yıkmak için…

Bakın, mücevhercilerin sorununu çözmüyor. Bunu, özellikle sizden rica ediyorum. Çözün adamların problemlerini. 1 puan-2 puan alacağım diye bunu bir sıkıntıya sokmanın bir hâli yok. Hakikaten, adamların hâli perişan. İstihdam yaratacaklar, para getirecekler ülkeye. AKP resmen engelliyor şu anda. Bunu çok net ve açık bir şekilde söylemek lazım.

Sayın Bakanım, takdir ettiğim bir yönünüz: “Muhalefete kulak veriyorsunuz, ithalattan bahsetmiyorsunuz.” dedik. Bahsettiniz, uzun bir açıklama geldi. Ben TİM’in Genel Kurulunda bunu açık bir şekilde de söyledim, sizin rakamlarınızı kullandım ama benden sonra konuşan AKP’li bakan arkadaş ne yapmış? “Bu, Haluk Ayhan DPT’deki rakamlarını kullanıyor.” demiş. Yani, burada söyledim kendisine, sizin oturduğunuz yerde. Elifi görse mertek sanacak. O idrakten yoksun, o işi bilmeyen bir adam, şimdi böyle söylüyor. Gerçekten, Sayın Bakanım, ne yapmanız lazım? Hükûmetin içindeki dengesizlikleri de gidermeniz lazım. Çok net bir şekilde, ne yapılması lazım? Anlatılması lazım.

Şimdi, geçen yıl 65 milyar dolar, on ayda ne yaptık? Cari açık vardı. Net dış kaynak girişi 57,5 milyar dolardı, ekonomik büyüme 8,7’ydi. Bu yıl, cari işlemler açığı düştü, net dış kaynak girişi aynı ama bunu söyleyen ne diyor biliyor musunuz? “Aynı düzeyde net kaynak girişinin yaşandığı 2 yılda büyüme performansı arasındaki fark şaşırtıcı.” diyorsunuz. Aynı miktarda yabancı finansman giriyor, aynı miktarda kaynak giriyor; düşünün, cari işlemler açığı 20 milyar dolar düşüyor, büyümeniz de 8,5’tan 2,5’a düşüyor. Bunun neresini mantıklı bir şekilde bir ekonomist izah edebilir? Hiçbir AKP’linin bunu izah etmesi mümkün değil.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Konuşma bitmedi, bütçe rakamlarına da yetişemedim ama bütçenin tekrar hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Sakarya Milletvekili Sayın Münir Kutluata, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ekonomi Bakanlığı bütçesi vesilesiyle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2013 yılı bütçesinin Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmesinden itibaren çeşitli zeminlerde ve bu zeminde Milliyetçi Hareket Partisi olarak bütçe hakkında görüşlerimizi açıklamaya ve kamuoyunu aydınlatmaya çalışmaya devam ediyoruz. Ben bugün bu konuşmamda bütçenin dayandığı ekonominin durumu üzerinde durmak istiyorum.

Önce tabloya bir bakmak gerekir, bu tabloyu ortaya koymak gerekir diye düşünüyorum. Çok kısa olarak, on yıl içinde Türkiye’nin borç tablolarına bir bakalım. Toplam dış borçlar 123 milyar dolardan 323 milyar dolara çıkmış, 2,5 katına ulaşmış. Toplam iç borçlar 155 milyar Türk lirasından 395 milyar Türk lirasına çıkmış, 2,5 katının biraz da üzerine ulaşmış. Türkiye’nin iç-dış toplam borcu 216 milyar dolardan 544 milyar dolara çıkmış, yine 2,5 katın biraz üzerinde gerçekleşmiş. Özel sektör dış borçları 43 milyar dolardan 212 milyar dolara yani 5 katına yakın bir artış göstermiş. Cari açık 1923-2002 arasında yani seksen yılda 42 milyar dolar iken 2002-2012 arasında yani AKP iktidarının on yılında 335 milyar dolar olmuş. Seksen yılda 42, on yılda 335 milyar dolar bugün itibarıyla, son ay itibarıyla. Yani bu zaman farkına rağmen 8 katı bir artış meydana gelmiş.

Tüketici borçları, 2002’deki 6,7 milyar Türk liralık seviyesinden, 2012’de 284 milyar liraya çıkmış. Bu, hane halkı borcunun yüzde 4’lerden yüzde 48’in üzerine çıkması anlamına gelmektedir. Ekonominin altına sokulduğu ilave 328 milyar dolarlık borç yüküne, dünyada 1’incilik kazanan cari açıklara ve vatandaşın bu kadar borçlandırılmasına rağmen 2011 yılında yüzde 8,5 olan büyüme oranı, içinde bulunduğumuz 3’üncü çeyrekte yüzde 1,6’ya kadar düşmüştür. Bunu mevsim ve takvim etkisinden arındırdığımız zaman yüzde 0,2 gibi bir seviyeye ulaşılıyor ki bu Türkiye’de büyüme oranının durma noktasına geldiğini gösteriyor. Herkes bilmektedir ki Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yüzde 2’ler civarındaki büyüme oranı, birkaç çeyrek devam ederse bu resesyon anlamına gelmektedir, resesyonun işareti olmaktadır.

Önceden “Cari açıkla büyüyoruz.” deniliyordu şimdi cari açıkla da büyünülemediği ortaya çıkmıştır. Büyüme neden düştü, ona bakacak olursak: Bir sebep, dış pazarların daralmasıdır, iktidar bunu sık sık söylemektedir ama esas önemli sebeplerden bir tanesi iç tüketim artışının durmasıdır. Vatandaşın geliri yok, tasarrufu yok, harcama gücü yok çünkü hane halkına bugünkü, yarınki gelirleri dünden harcattırılmış oldu. “Ekonomi tekrar nasıl harekete geçecek?” diye herkes düşünüyor, Hükûmet de düşünüyor ama Hükûmetin açıklaması fevkalade dikkat çekicidir. Hükûmetin açıklaması Sayın Maliye Bakanının ağzından gelmiştir. Sayın Bakan diyor ki: “Bu konuda, büyümeyi tekrar canlandırmak için bankaların sağlam yapısına ve vatandaşın borçlanma potansiyeline güveniyoruz.” Yani vatandaşın tekrar borçlandırılmasıyla işin yoluna gireceği, yoluna sokulacağı söylenebiliyor. “Üretim artacak, hane halkı gelirleri düzelecek, tüketici kendi gelirini harcayacak.” denilmiyor dikkat ettiğiniz gibi. Dolayısıyla, hem gelinen, düşülen, içine girilen durgunluk noktası tehlikelidir hem de Hükûmetin yaptığı açıklama hiçbir ümit vermemektedir.

Hane halkının borç durumuna baktığımız zaman, Türkiye’de hane halkının tasarruflarının yüzde 12 olduğu söyleniyor. Halbuki bu yüzde 12,2 oranıyla 2007’nin rakamıydı. 2011 yılında Türkiye hane halkı ortalama tasarrufu yüzde 7,5’a düşmüştür. Bu demektir ki hane halkının harcanabilir geliri ile hane halkının tüketimi birbirine yaklaşmıştır, yüzde 92,5’unu tüketmek zorundadır. Böyle bir ortamda hane halkının harcamalarına güvenerek büyümenin canlanamayacağını kabul etmemiz, görmemiz, bilmemiz lazım.

Türkiye’de hane halkı borçlarının bir başka sarsıcı tarafı fakir kesimlerinin borçlarının çok yüksek olması. Nüfusun daha fakir olan yüzde 60’lık bölümünün hane halkı borçları yüksek, 4’üncü yüzde 20’lik kısım olan yüzde 80’e kadar olan kısımda bir derece, yüzde 80’den sonrasında da borç yok denecek kadar az veya yok diyebiliriz. Bu durumda Türk toplumunun sağlık yapısının, ruh yapısının bozulmakta olduğunu görüyoruz. Sadece Sakarya’dan örnek vermek istiyorum ama ülkenin genelinde durum daha da vahimdir. Önceden 2 icra dairesi bulunan Sakarya’da 2006 yılından sonra icra dairesi sayısı 3’e katlanarak 6’ya ulaşmıştır. 860 bin nüfuslu ilde 130 bin icralık dosya vardır. Neredeyse her haneye bir icralık dosya düşmektedir. Diğer taraftan, maalesef, 2012 yılından bugüne kadar 66 ihtilaf sonucunda çıkan saldırılarda 24 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 64 vatandaşımız yaralanmıştır. Bu gidişin sorumlusu elbette Hükûmettir çünkü sayılar her gün artmaktadır ama ne sebeplerini ortadan kaldırmak ne de sonuçlarını hafifletmek açısından bir çalışma yapılmamaktadır. Hükûmet bu borçları az görüyor, artırmaya çalışıyor ve teşvik ediyor ama gerekçesi gelişmiş ülkelerdeki hane halkı borçlarının millî gelire oranının çok daha yüksek olmasıdır. Gelişmiş ülkelerde hane halkı borçları büyük oranda yatırım için yapılıyor, Türkiye’de hane halkı borçları yani vatandaşın borçlanması hayatını idame ettirmek için, âdeta yaşayabilmek içindir; bunu birbirinden ayırmak lazım diye düşünürüz. Bu noktaya nasıl gelindi? Şimdi buna temas etmek istiyorum değerli milletvekilleri. Bu noktaya 335 milyar dolar cari açık vermek suretiyle gelindi. Bu iktidardan önce Türkiye’de seksen yılda yıllık cari açık yarım milyar civarında iken, 525 milyonluk rakamlarla ifade edilirken bu iktidar döneminde yılda 35,5 milyar dolara çıktı ortalama. Yarım milyar dolardı çünkü 2002’de de sadece 626 milyon dolar olmuştu Türkiye’nin cari açığı.

Ekonominin en basit kuralı tüketim talebinin üretimi artırmasıdır. Artan üretim, gelirleri artıracağından hem tasarruf imkânı ortaya çıkar hem de tüketim talebi yeniden artar. Artan bu ilave talep, ortaya çıkan bu tasarrufların yatırıma dönüşmesiyle karşılanır ve ekonomi hem büyür hem gelişir. Burası çok önemlidir, işin kritik noktası da aşağı yukarı sistem içerisinde budur sayın milletvekilleri: Bu iktidar talebin üretime dönüşmesi sürecinin önüne set çekmiş ve talebi yabancı ülkelerin üretimlerine yönlendirmiştir. İthalata dayalı büyüme politikalarının özü budur, aslı budur. Yani suyun akışı zoraki olarak değiştirilmiş, Türkiye ekonomisi çoraklaştırılmıştır. Ekonominin kurallarına, eşyanın tabiatına müdahale edilmiş, sonuçta ürettiğimiz, üretmediğimiz her şeyi ithal etmekle, ekonominin üretim sisteminde yapısal bozukluklara sebep olma durumu ortaya çıkmıştır.

Bu açıdan bir örnek vermek isterim: Şimdi, 2002 yılında üretimin yüzde 5,1’i ihracatın da yüzde 6,2’si yüksek teknoloji ürünlerine dayanır iken bu miktar üretimde 3,5’a, ihracatta 2,8’e düşmüş. 2002’de orta altı teknolojiyle üretilen ürünlerin üretim içindeki payı yüzde 26’dan yüzde 30 küsura çıkmış, ihracatta ise yüzde 22 küsurdan 36 küsura çıkmış yani yüzde 50 artmış.

Şimdi, burada, dünyayı sık dolaşmakla, çok gayret etmekle, pazarları çeşitlendirmekle ihracatı artırmaya çalıştığını ifade eden Sayın Bakanı ve Türkiye’nin Mehmetçikleri saydığımız ihracatçılarımızı tebrik ediyoruz, takdir ediyoruz ama gelin görün ki, bütün bu dünyayı bu kadar turlamak suretiyle yaptıkları, harcı alem malların satışına uğraşmaktır. Hâlbuki, Türkiye’de düze çıkışın, katma değeri yüksek ürünlerin üretimi ve ihracatıyla olduğunu biliyor, söylüyor ve her zaman tartışıyoruz. O bakımdan, Türkiye’de, sanayinin yapısında düzelme şöyle dursun, geriye gidiş hızlanmıştır, artmıştır, bunun çaresine bakmak gerekiyor. O bakımdan, şu bilinmelidir ki: Dünyada var olabilmek için, dünya pazarlarında yer tutabilmek için, kendi pazarlarınızı rekabet altında koruyabilmek için yeni ürün üretilmeli. Ancak, yeni ürünler, yeni teknolojiler ve yeni bilgilerle üretilir; bu sarmalı oluşturmadığınız ve geliştirmediğiniz sürece Türkiye’de buradan çıkış yolu yoktur. Bunu Bakan Bey de bilmekte, Bakanlık da bilmektedir ki, sık sık üretim yapısını dile getirmekte ve bu anlamda şikâyette bulunmaktadırlar.

Sayın milletvekilleri, sürenin sınırlı olması dolayısıyla son birkaç noktaya temas etmek istiyorum: Bunlardan bir tanesi, anlayamadığımız bir iki hususun açıklığa kavuşturulmasıdır.

Bunlardan biri şu değerli milletvekilleri: Türkiye’de 2011 yılında yüzde 8,5 büyüme vardı, 9,8 işsizlik vardı. Büyüme 3 çeyrekte 2,6’ya düştü, işsizlik de 8,8’e düştü; hem büyümenin hızlı düştüğü hem de işsizliğin düştüğü bir ortam pek görülmüş değil. Bu iktidar döneminde bu nasıl oldu bunun sebebinin açıklanmasında büyük fayda olduğunu düşünüyoruz.

Bir başka nokta, Sayın Başbakan da bu kürsüde, bütçenin açılış konuşmasında dile getirmiş oldu; bu da, Türkiye’de kişi başı millî gelir hesabı meselesidir. Değerli milletvekilleri, burada bir yanılma var, yanıltma var, yanlış kullanma var.

Şimdi, bu iktidar döneminde ortalama büyümenin yüzde 5 olduğunu iktidar kendisi de söylüyor, biz de kabul ediyoruz; Türkiye’de bütün kaynaklar ve bütün çalışmalar bunu gösteriyor. On yılda yüzde 5’ten büyüme yüzde 50 büyüme yapar; kümülatif olursa, biraz daha olduğu için, biraz daha üzerinde alabilirsiniz. O zaman, nasıl oluyor da “2002 yılında millî gelir 3.492 idi, biz bunu 10.873’e çıkarttık.” diyorsunuz? Yüzde 50 civarında büyüme, 3’e katlanan bir millî gelir. Yüzde 205, büyüme cinsinden bir rakam… Bu nasıl oluyor? Bunun cevabını yine Kalkınma Bakanlığı, aynı sütunun yanındaki sütunlarda ilan ediyor 1988 yılı sabit fiyatlarıyla. Bu sabit ve gerçek fiyatlara göre 2002 yılında Türkiye’de fert başına gelir 4.225 dolar bugün için 2012 sonu için 6.089 dolar yani sadece yüzde 43 artmış. Evet, “Biz yüzde 50’nin üzerinde kabul edebiliriz.” dedik, nüfus artışını da alırsanız fert başına gelir sadece yüzde 43 artmış. Nasıl oluyor da sabah akşam 3’e katladık biz bunu diye milletin karşısına çıkılıyor, bu kullanılıyor? Kullanan kullanır, bizim bunu önleme veya bir şey yapma imkânımız yok. Ama bu şunu gösteriyor: Bu en yetkili ağızlardan her vesileyle ekonomiyle ilgili olanlar tarafından da sık sık kullanıldığı zaman Türkiye’de, ekonomide bir şeylerin iyi gitmediği…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan kullanmıyor ama değil mi Hocam? “3 katına çıkardık.” demiyor.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) - …ve böyle rakam oynaklılarına sığınması gerektiği hususu ortaya çıkıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) - Süremiz bitti. Efendim ben hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında MHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Bir ay önce orman yangın sezonu bitti. Gerçekten Türk ormancısı geçmiş yıllar itibarıyla orman yangınlarıyla mücadelede özverili çalışmaları yapmıştır ve bu sene de çok ciddi, özverili çalışmalar yapmıştır. Ben buradan tüm ormancı çalışanlarına çok teşekkür ediyorum bu özverili çalışmalarından dolayı.

Şunu da hatırlatmak istiyorum sayın bakana: Biliyorsunuz, bu orman yangınlarıyla mücadelede gerçekten orman teşkilatı 108’e yakın şehit vermiştir. Bunların içerisinde orman bölge müdürleri, orman işletme müdürleri, orman mühendisleri, orman muhafaza memuru, işçiler, arazöz şoförlerine kadar özveriyle çalışan orman mensupları şehit vermiştir, ben buradan rahmetle anıyorum ve Sayın Bakana şunu özellikle rica etmek istiyorum: Bakın, 2007 yılında orman işçilerinin bir kısmı kadroya geçirildi, yarıya yakını kadro alamadı. Bunların içerisinde on, on beş, yirmi yıl bu yangınlarda orman sahalarında çalışan işçiler var. O zamanki yöneticilerin iki dudağının arasında, dediler ki: “Altı ay çalışanlara kadro verelim.” Ama siz çalıştırdınız da mı çalışmadı bunlar? Hepsi çalıştılar. Şimdi, buradan, orman yangınlarıyla mücadelede ve diğer ormancılık faaliyetlerinde çalıştırılmak üzere bu işçilerimizin mutlaka kadroya geçmesi gerekiyor, bunu özellikle belirtmek istiyorum.

Yine, şunu ifade etmek istiyorum: Bakın, Türkiye ormanlarının yarısı bozuk vasıflı ormanlar yani rehabiliteye ihtiyacı olan bozuk vasıflı ormanlar ve yaklaşık 5 milyon hektara yakın genç ormanlarımız var ve fakültesini bitirmiş iş bekleyen bir sürü orman mühendisimiz var Sayın Bakan. Bu, her yıl 1 milyon 200 bin hektar civarında genç sahaların bakımlarının yapılması gerekiyor, rehabilitasyon sahalarının teknik özellikler ifa eden ve bunun eğitimini almış ormancılar tarafından yapılması çok önemlidir. Bundan dolayı siz her ne kadar orman mühendisleriyle görüşmeyi bile kabul etmeseniz, Orman Mühendisleri Odasını, orman mühendislerini yok saysanız bile bu mesleğin geleceği açısından bir an önce bu çalışmaları yapmak üzere orman mühendisi alma gibi bir zorunluluğunuz var, bunu özellikle belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçekten orman teşkilatı yaklaşık yüz yetmiş üç yıldır Türkiye’nin en köklü kuruluşlarından bir tanesidir. Bu köklü kuruluşumuz bu süre içerisinde bilgi birikimiyle, deneyimiyle, tecrübesiyle, hafızasıyla çok güzel çalışmalara imza atmıştır. Şimdi, biraz sonra Bakan çıkıp yine övünecek rakamlarla, bunlar bu birikimin sayesindedir ama Sayın Bakan ne yazık ki bu bilgi birikimini, yüz yetmiş üç yıllık tecrübeyi yok sayan bir anlayışla Orman Bakanlığını yönetiyor. Bunun nedeni de şu: Kendisi hocalıktan gelme, hocalığına bir şey demiyoruz ama bakanlık ayrı, üniversite hocalığı ayrı. Hâlâ Sayın Bakan burayı bir üniversite gibi görüyor, çalışanlarını da bir talebe gibi görüyor ve kendisini metheden, kendisine şiirler yazan bürokratlarla çalışınca ormancılık tarihinin kendisiyle başladığı gibi bir yanılgıya ve algıya kapılıyor. Bunlar çok yanlış. Şimdi, getirdiği birçok projelerin bunlarla bağlantılı olduğunu göreceğiz. “Benim zamanımda başladı, ilk başlattık.” dediklerinin hepsi elli yıldır, altmış yıldır, yetmiş yıldır, seksen yıldır Türk ormancısının gerçekleştirdiği ve bugüne getirdiği projelerdir.

Sayın Bakan, Bakanlığa geldikten sonra, bakın, böyle köklü ve sağlam bir bakanlığın yapısını bozdu. Önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, olmadı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı. Genel müdürlükleri kapatıyor, bölge müdürlüklerini kapatıyor, işletme müdürlüklerini açıyor, kapatıyor, yani “bu kadar yüz yetmiş üç yıllık tecrübeye sahip bir bakanlığı nasıl yerle bir ederim”in anlayışıyla hareket eden bir yönetim tarzı getiriyor. Yani yaptığı işlerde mantıki bir gerekçe olsa anlarım. Çevre, orman il müdürlüklerini kapattı; bakın, çevre, orman il müdürlüklerini kapattı. Ağaçlandırma ve Erozyon Genel Müdürlüğü, çok övünüyoruz ama 1995 yılında 4122 sayılı Yasa’yla Millî Ağaçlandırma ve Seferberlik Kanunu çıkarılmıştır Sayın Bakan. Öyle 2008-2012 arası falan değil. ORKÖY Genel Müdürlüğünü kapattı, dedi ki: “Orman Genel Müdürlüğü ormancılığın ana çatısıdır, yüz yetmiş üç yıllık bir geleneğe sahiptir.” Güzel, peki, bunu anlıyoruz da akabinde 17-18 yerde bunları kapatıyorsun ve bakanlık bölge müdürlüğü veya millî parklar bölge müdürlüğü kuruyorsun. Allah’ını seversen, Allah rızası için bunun bana bir tane haklı gerekçesini açıklayabilir misin? Eğer bu yapıyla devam edeceksen, o zaman Ağaçlandırmada, ORKÖY’de, buralarda yetişen tecrübeli elemanları -şu anda kapattın, birçoğu kuruma geçmedi, yerlerinde kaldı- bunları bunlara bağlasaydın. Şu anda şeflerimizden -emin olun- hiç kimse orman işletme şefliği yapmak istemiyor. ORKÖY’lerin biriken kredileri, iş yoğunluğu, iş yükü, birçok sıkıntıyla karşı karşıya. Bu kadar fedakârca çalışan… Ben söylüyorum ya devamlı ormancılarla ilgili, “Ormancılarla gurur duyuyorum.” diyen Bakan, daha önce verilen yangın fazla mesaisini kaldırdı, biraz önce söyledim, bakın, yangın fazla mesaisini kaldırdı ama şimdi ben buradan soruyorum: Orman işçisine yok, orman mühendisine yok, orman muhafaza memuruna yok, orman çalışanına yok. Gensoruda sordum: Özel kalem müdürüne strateji geliştirme başkanlığı kadrosuyla maaşını aldırıyor; nedir bu? 6.400 ek gösterge, beyefendi çok çalışıyormuş. Ya, orman mühendisleri, orman işçileri, orman muhafaza memurları üç gün, dört gün yangında yatıyor, hafta sonu dâhil olmak üzere hiçbirisi görev alanını terk etmiyor. Bunlar bu kadar yoğun çalışırken bunlara yok ama özel kalem müdürüne özel şey ayarla.

Danışmanını daire başkanlığına ata, müşavirliğe ata, oraya getir. Ondan sonra Afyon’da kaybeden milletvekilini danışmanlığa getir, belediye başkanını getir, milletvekillerinin oğlunu özel kalemden kadroya al. Efendime söyleyeyim, yandaşları, akrabaları oradan al ama bunlar yok… Şimdi, süre yetmeyecek bana az geldi.

Bakın, şunu da ifade edeyim: Sayın Bakan, gensoruda bir sürü iddiada bulundum, hiçbir tanesine cevap vermedi. Hâlâ ben diyordum ki: “Burada iddialarımıza cevap vermedi ama bunların gereğini yerine getirir. Orman Bakanlığında yapılan 10 trilyonluk zimmete para geçirmede imzası bulunan yönetimle, kadroyla aynen çalışmaya devam ediyor.

Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi’yle ilgili iddialarda bulundum yok, birçok iddiada bulundum yok. Ama bunun üzerine bir baktım ki devasa bir reklam kampanyası. 12/12/2012’de “112 Dev Eser” diye bir kampanya başlatıyor. Gazetelerin arkasına sayfalarca reklam veriyor, tüm gazetelere, tüm gazetelerin arkasına sayfalarca reklam veriyor. Hatta yetinmiyor Digiturk’te Süper Lig maçlarının devre arasına reklam veriyor, billboardları kiralamış. Bakın, bu karda kışta bu Ankara’da yaptığı toplantıya Kayseri’den, Kastamonu’dan, Erzincan’dan, Erzurum’dan, Balıkesir’den otobüslerle adam getiriyor. Bakanlıkta çalışan herkese oraya getirme mecburiyeti getiriyor. Yahu, yazık değil mi Sayın Bakan, bu karda kışta o çalışanları buraya getirmenin ne mantığı var?

Şimdi, ben size soracağım, “112 Eser” diyor ya, 112 eserin içerisinde ne var biliyor musunuz? Yangın göletleri var, yangın havuzları var. Ben orman bölge müdürlüğü yaptım. Adana’da, Antalya’da, Mersin’de, Muğla’da biz 500’e yakın havuz açtık, havuz yaptık kampanya çerçevesinde. Bunların maliyetleri ne kadar biliyor musunuz? Eski parayla 3 milyara, 6 milyara, 7 milyara, 10 milyara mal edildi. Ve Sayın Bakan, Başbakana bunları açtırıyor.

Şimdi, Sayın Başbakan dese ki: “Ya Veysel Hocam, şu açtığımız yangın göletiyle havuzunu bir göreyim.” Hakikaten 6 milyarlık yatırımın, 10 milyarlık yatırımın neyini açıyorsunuz?

Orman yolları… Bakın, orman yolu açılışları yaptı bu şeyin içerisinde. Sanırsınız ki duble yollar, efendime söyleyeyim otobanlar, asfaltlar döşenmiş. Ya, bu bizim zaten mutat işimiz. Beni izleyen ormancılar ve arkanızda oturan bürokratların hepsi bilir. Biz her sene kendi dozerlerimizle ve ihalelerle bu orman yollarını zaten yaparız. Sizin bakanlığınızda altı yılda yapılan yol miktarını 1980’lerde, 90’larda Orman Genel Müdürlüğü bir yıl içerisinde yaptı. Bu yollar ne kadarlık yollar biliyor musunuz? İkişer, üçer, beşer, on kilometrelik orman içerisinde üretime dayalı, ağaçlandırmaya dayalı yollar. Yani bildiğiniz stabilize yol. Burada şeyi de var.

Şimdi, Sayın Başbakan dese ki: “Ya Sayın Bakan, bize bir sürü yol açtırdın, havuz açtırdın, gölet açtırdın şunları bir görelim.” “Hakikaten biz bunları mı açtık?” diyecek yani. Şimdi, 112’ye tamamlayacağım diye niye zorlanıyorsunuz? Gensoru verildi, şimdi birtakım sıkıntılar var ya, Sayın Bakan bir şaşaayla açılış yapacağım dedi ve bunu gördü.

Şimdi, bakın, Ağaoğlu olayında Maslak’ta… 2010 yılında iptal etme gerekçesi... 2010 yılında Ağaoğlu devralmış. Şimdi, diyor ki: “Ben bunu şeyden dolayı iptal ettim.” Ya 2010 yılından beri neredeydiniz Sayın Bakan? Orada, bizim verdiğimiz gensoru ve kamuoyunun baskısı olmasaydı… Orasının imar planları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Şimdi aynı sıkıntı Parkormanlarında olmasın. Bakın, Parkormanları geçen yıl kaç liraydı şimdi kaç lira?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir de Ağaoğlu’ndan villa satın alan bakan var mı, yok mu, onu da sor.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ben şunu da belirteyim: Birçok iddialar da var ama bunu ikinci gensoruya… İnşallah ikinci gensorumuzda cevap verir Sayın Bakan.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Su Etüt İşleri Genel Müdürlüğünün bütçeleri hakkında söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Meteoroloji Genel Müdürlüğüyle ilgili çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. Orada, sadece bir tayin konusu var Sayın Bakan. Genel Müdür burada mıdır onu da bilmiyorum ama Sebahin Ahmetoğlu diye bir arkadaşımız Ankara Meteoroloji Genel Müdürlüğü İdari Mali İşler Daire Başkanlığında teknisyen olarak çalışırken eşi Pursaklar’da öğretmen olmasına rağmen Eskişehir 3. Bölge Müdürlüğüne tayin edilmiş. Bu tayinle alakalı konu nedir? Bununla ilgili benim elimde de bilgiler var. Lütfen, bu konuyu Sayın Genel Müdüre sorar ve burada bizi bilgilendirirseniz memnun oluruz. Bu arkadaşımız da eminim ki bu konuyla ilgili bir açıklama bekliyordur.

Şimdi, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüyle ilgili, ben kendim de çiftçi olduğum için dün de bahsettim, ben bizzat çiftçilik yapan, bu işten alın teriyle ekmek parası kazanmaya çalışan bir arkadaşınızım. Onun için, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü de çiftçiler açısından çok önemli bir genel müdürlük. Bu kurumla alakalı sizlerle paylaşmak istediğim ve kamuoyuyla paylaşmak istediğim birkaç husus var. Sayın Bakan, geçen sene burada Sulama Birlikleri Yasası’nı çıkartırken ve daha sonra sulama birliklerinin problemleriyle alakalı bir gündem dışı konuşma yaptığımda bunu belirtmiştim ama çok fazla dikkate almadınız. Şimdi, şu anda sulama ücretleriyle alakalı yüzde 80’le yüzde 100 arasında bir artış var. Mısırda, pamukta, soya fasulyesinde ve diğer ürünlerde sulama ücretleri yüzde 80’le yüzde 100 arasında artış gördü. Nedir bunun sebebi? Bunun sebebi şu: Daha önce sulama birliklerinin meclisleri bunu belirliyorlardı, o bölgenin çiftçilerinden oluşuyordu bu meclisler. Ziraat odalarına danışıyorlardı, oradaki çiftçilerin fikirlerini alıyorlardı, orada yaşayan, çiftçilik yapan insanların nasıl yaşadığını, nasıl eziyet çektiğini, bu yükün altından nasıl kalkmaya çalıştığını çok iyi bildikleri için o bölgenin kendi özelliğine göre bir fiyat belirliyorlardı. Şimdi 17 liradan 31 liraya pamuğun sulama ücretini çıkarttı, sulama birliklerine de bunu dikte etti DSİ. Ya, bu Allah’tan reva mıdır? Bu nasıl bir şeydir? Yani siz, tarım ürünlerinin hangisinde artış yaptınız ki böyle yüzde 100’e varan bir artış yapıyorsunuz bu sulama ücretlerinde? Mısır geçen yılki fiyatın altında, buğday geçen yılki fiyatın altında, pamuk zaten rezil, pamuk zaten rezil. Peki, bu şartlarda on yıllık devri iktidarınızda buğday yüzde 50 artış görmemişken, mısır yüzde 50 artış görmemişken, pamuk aynı yerde sayarken, ya Allah’tan reva mıdır yüzde 100 artış yahu? Bunu nasıl çiftçiye siz reva görürsünüz yahu? Yani ben bunu hazmedemiyorum, bir çiftçi olarak kabul edemiyorum böyle bir şeyi. Yani siz bir artış sağlasanız, çiftçinin refahını sağlasanız, ondan sonra bu artışları yapsanız, elbette ki, herhâlde buna herkes makul ölçüde bakar ama siz… Gübre fiyatları almış başını gitmiş, yüzde 400, yüzde 500 zamlanmış, mazot yüzde 400, yüzde 500 zamlanmış. Çiftçi bu yüklerin altında her gün ezilirken, tarlasını ekmekten âciz hâle gelmişken, bir de kalktınız, sulama ücretlerini yüzde 100 oranında artırıyorsunuz. Vallahi pes! Yani bunu anlamak, bunu kabul etmek mümkün değil. Ben, burada, gerçekten çiftçilik yapan, çiftçilerin duygularını bilen bir insan, bir arkadaşınız olarak konuşuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, yine, derin kuyularla alakalı bir genelge göndermişsiniz. İşte, “Derin kuyulara sayaç takılması…” Derin kuyular için şubat ayının 13’üne kadar çiftçi gidecek, başvuruda bulunacak ve sayaç takacak. Bu sayaçla çiftçinin ne kadar su kullandığını takip edeceksiniz. Eğer fazla kullanmışsa suyunu keseceksiniz, eğer çiftçi başvuru yapmamışsa, yine suyunu keseceksiniz. Ya, bu karda kışta, efendim, bilmem nerenin köyünden bu çiftçi nasıl gelip bu işlemi tamamlayacak şubat ayının 13’üne kadar? Sonra, bu çiftçi tarlasını nasıl sulayacak Sayın Bakan? Siz, her tarafta damlama sulamayı tamamlayabildiniz mi, her tarafta suyun az kullanılmasını temin edebildiniz mi de böyle bir sisteme başvuruyorsunuz? Adam gitmiş, kendi tarlasının başına, kendi imkânlarıyla çakmasını vurmuş, derin kuyusunu vurmuş, elektriğini almış, trafosunu çekmiş; sen geliyorsun, “Kardeşim, ben sana istediğim kadar su veririm, sen benim istediğim kadar su kullanacaksın.” diyorsun. Var mı böyle bir şey ya? Nasıl bir anlayıştır bu? Nasıl bir zihniyetle siz insanları idare etmeye çalışıyorsunuz? Sayın Bakan, lütfen bu kararınızdan da vazgeçin, lütfen sulama birliklerine DSİ’nin bürokratlarının dayattığı o yüzde 100 artıştan da vazgeçin. Bu çiftçi sizin düşmanınız değil, bu çiftçi bu memleketin insanı; eken, biçen, üreten insan.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bunlara da oy verdi o çiftçi.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Alın teriyle, sabahın beşinde kalkıp tarlasına giden, akşamın bilmem hangi saatine kadar orada, tarlasında ürün yetiştirip insanlarımızı beslemeye çalışan, insanlarımızı doyurmaya çalışan insanlar bunlar. Siz bunların hakkını gasbedemezsiniz. Allah’tan korkun!

Değerli arkadaşlarım, yine, taban drenajlarıyla alakalı… Geçen dönem de burada söyledim, Sayın Bakan “Bakacağız, yapacağız, edeceğiz.” dedi ama kendi bölgemden biliyorum, gerek bilinçsiz sulamadan gerekse bilinçsiz gübrelemeden dolayı topraklarımız çoraklaşıyor, taban drenajı şart. Taban drenajı olmazsa birkaç yıl sonra Çukurova’da ekecek biçecek toprak bulamazsınız. Lütfen, bu konuda bürokratlarınıza gerekli talimatı verin, bir an önce bu taban drenajlarıyla ilgili çalışmayı başlatın. Bu çok ciddi bir konu, çok önemli bir konu. Taban drenajı olan tarlalarda çoraklaşma yok. Kışın gidin bakın, o tarlalara yağmur yağdığı zaman gidin bakın, o taban drenajlarından oluk oluk su akıyor, drenaj tarlanın bütün suyunu alıp kanallarına taşıyor. Dolayısıyla, Çukurova’daki tarlalara şart, elzem; bunu mutlaka gerçekleştirmeniz lazım, yapmanız lazım.

Yine, bu Yedigöze Barajı… Enerjiyle alakalı kısmını tamamladınız. Yine, sulamayla ilgili kısmını da gündeme aldınız, bu da güzel bir gelişme ama devri iktidarınızda on yıldan beridir her dönem, her seçimden önce, bölgede siyaset yapan siyasetçileriniz gidiyor, “Yedigöze Barajı’ndan size gelecek sene suyu akıtacağız.” işte “750 bin dönüm araziyi sulayacağız.” Bakın, Adana’nın Kozan, İmamoğlu, Sarıçam ve Ceyhan ilçelerini ilgilendiren, 750 bin dönüm mümbit bir arazinin üzerindeki sulanacak bölgeden bahsediyorum ben. İhalesinin yapıldığını söylediniz ama şu ana kadar gözle görülür bir gelişme yok. Yakın bir zaman içerisinde de bunun başlayacağını veya biteceğini tahmin etmiyorum ama oradaki çiftçilerimiz için, oradaki köylülerimiz için bu barajın sulama sisteminin bir an önce bitirilmesi lazım, bir an önce oraya su verilmesi lazım, hem oradaki çiftçilerin ekonomisi hem ülkemizin ekonomisi açısından çok önem arz ediyor. 750 bin dönüm arazi arkadaşlar, hakikaten çok. Hani, köylerde böyle bir tabir vardır ya, adam eksek adam biter diye, işte, adam eksen adam bitecek kadar kuvvetli topraklar bunlar ama sulanamıyor. Niye? Yedigöze Barajı’nın sulama sistemi bitirilemediği için sulanamıyor. Her zaman da o bölgede siyaset yapan iktidar partisinin mensupları: “Önümüzdeki sene suyunuzu akıtıyoruz.” diye gittiler, oradaki köylüleri kandırdılar ama on yıldan beridir, ne yazık ki, hiçbir gelişme yok şu ana kadar.

Yine, Sayın Bakan, bu drenaj kanallarıyla alakalı… Geçen yıl da burada bahsettim. “Bir an önce bu drenaj kanallarını temizlettirin, sulama birliklerinin buna gücü yetmiyor. Devlet Su İşleri eliyle bu drenaj kanallarının bir an önce temizlenmesi lazım.” dedim ama şimdi, bakıyorum kimin torpili varsa, kim AKP’de güçlü siyasetçiyse, efendim, büyük, dev temizleme araçları onların sahasında çalışıyor. Ya, fakir fukaranın kabahati ne? Fakir fukaranın kabahati fakir fukara olmak mı, az tarla sahibi olmak mı yani onlar çiftçi değil mi, onlar köylü değil mi, onların hizmet almaya ihtiyacı yok mu, devletin bunların ihtiyaçlarını karşılamak gibi bir görevi yok mu? Ama sulama birliklerinin sırtına yıkmışsınız, sulama birliklerinin zaten bunu kaldıracak gücü yok. “Sulama birliklerinin personel problemlerini çözün.” dedik, çözmediniz. “Efendim sulama birlikleri temizlesin.” diyorsunuz, çıkıyorsunuz işin içerisinden. Sulama birliklerinin bunu yapma gücü yok, tekrar söylüyorum, Devlet Su İşlerinin mutlaka devreye girip bu kanalları temizlemesi lazım. Çiftçi açısından, topraklarımız açısından çok önemli bir karar olduğuna inanıyorum.

Yine, bir eski vekilin de bakan yardımcısı olması sevindirici bir şey, milletvekillerinin hâlinden anlayacaktır, onların işini daha iyi çözecektir.

Ben bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Müslim Sarı’da.

Buyurun Sayın Sarı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ekonomi Bakanlığıyla ilgili görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Herkesi saygıyla selamlarım. Sayın Bakana da geçmiş olsun diliyorum buradan.

Aynı zamanda bir üzüntümü de paylaşmak isterim: Burada Ekonomi Bakanlığının ve sair bakanlığın bütçeleri görüşülüyor ama AKP sıraları boş. Bu, AKP’nin veya da Hükûmetin bütçe yapım sürecini ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesidir diye düşünüyorum.

Konumuza dönecek olursak: Benim elimde bir karne var, AKP Hükûmetinin ekonomi karnesi. Burada davranış notları var, davranış notlarından başka bazı derslerde alınmış notlar var. Büyüme, işsizlik, dış denge, borçlar, enflasyon ve maliye politikası, bunlar başarısız notlar. Gördüğünüz gibi başarısız. Neden başarısız olduğunu anlatmaya çalışayım.

Birincisi: Büyüme. Önce şu yanılgıyı lütfen bir tarafa bırakalım, Türkiye Cumhuriyeti, AKP hükûmetleri döneminde çok yüksek büyümemiştir değerli arkadaşlar. Devletin resmî rakamları: Cumhuriyet kurulduğundan, 2002 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti ortalama yüzde 5 büyümüştür. AKP hükûmetleri döneminde de 2015’e kadar büyüme varsayımlarının gerçek olacağını ya da bu hedeflere ulaşılacağını varsayarsak ancak yüzde 5 büyüyecektir. Dolayısıyla, AKP hükûmetleri döneminde Türkiye’nin çok yüksek büyüdüğü yanlıştır, doğru değildir.

İkincisi: Türkiye’nin büyümesi, gelişmekte olan ülkelerin büyümesiyle karşılaştırıldığında aşağıda kalmaktadır, bakın, resmî rakamlar. 2003-2007 arasında Türkiye 6,9 büyümüş; gelişmekte olan ülkeler 7,6 büyümüş. 2008-2012’de Türkiye 3,2 büyümüş; gelişmekte olan ülkeler 5,5 büyümüş. Yani Türkiye hem fazla büyümemiş, kendi potansiyeli kadar büyümüş hem de gelişmekte olan ülkelerin altında büyümüş. 7 çeyrektir, Türkiye’de büyüme hızı aşağıya doğru düşüyor ya da büyümenin artış hızı aşağıya düşüyor. En son geldiğimiz nokta, 3’üncü çeyrek rakamı 1,6’dır. Büyüme neredeyse durdu. Takvim ve mevsimsel etkilerden arındırılan büyüme 0,2’dir. Büyüme hedeflerinin tutmayacağı kesindir. Yüzde 4 olan 2012 büyüme hedefi önce yüzde 3,2’ye çekildi, şimdi 3’üncü çeyrek rakamlarından sonra büyümenin 3’ün altında kalacağı neredeyse kesine yakın bir ihtimaldir.

2013, 2014 ve 2015 büyüme rakamları da dünya ekonomisinin içinden geçtiği kavşakta ve Türkiye’nin yapısal sorunları göz önünde bulundurulduğunda son derece gerçek dışıdır.

İstihdam rakamları da istihdam notu da düşüktür Hükûmetin. Bakın, Türkiye Cumhuriyeti’nin, 80’li yıllarda işsizlik ortalaması yüzde 8,3’tür, 90’lı yıllarda işsizlik ortalaması 8,2’dir. Şimdi, siz, çok yüksek büyüdüğünüzü iddia ediyorsunuz. Çok yüksek büyüdüğünüz dönemde işsizlik yüzde 10’lu rakamlara, 2’li rakamlara çakılı kalmıştır. 2015’in sonunda bile işsizliği ancak 8,7’ye indireceğinizi düşünüyorsunuz, böyle bir projeksiyon yapmışsınız ve üstelik istihdamın yapısal sorunları çözülmemiştir. İş gücüne katılım oranı ve istihdam ortalamaları, istihdam oranları yüzde 50’nin altındadır. 1980’li yıllarda bu oran kaçtır biliyor musunuz arkadaşlar? Yüzde 57 ve yüzde 55 yani giderek daralan, giderek küçülen bir havuz üzerinden yapmış olduğunuz istihdam rakamları, kurguladığınız istihdam rakamları üzerinden bile işsizliği düşürememişsiniz; işsizlik rakamları sorunludur.

Dış dengesizlik, ekonominin en zayıf, en kırılgan, en az not alan ve karnede de en kırık olan alanlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 2011 yılında cari işlemler açığında rekor kırdık; 77-78 milyar dolar cari işlemler açığı, millî gelire oranı yüzde 10. Beyaz Rusya’dan ve Gürcistan’dan sonra, millî gelire oran olarak en yüksek cari işlemler açığı veren ülke olduk. Ve Türkiye ekonomisinin cari işlemler açığı son dönemlerde kısmi bir iyileşmeyle karşı karşıya kalsa bile, büyümeden yaptığımız fedakârlıkla karşılaştırdığımızda cari işlemler açığındaki düşüşün yeterli olmadığı ortaya çıkıyor; cari işlemler açığı 78 milyardan 60 milyar dolara düşüyor. 18 milyar dolarlık bir iyileşme var ancak büyümeden yapmış olduğumuz fedakârlık 3 katı; yüzde 8’lerden, yüzde 9’lardan yüzde 3’lere inen bir büyüme rakamıyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla, bu açıdan baktığımızda, pek olumlu olmayan bir konjonktürle karşı karşıyayız.

Cari işlemler açığının finansmanının kalitesi bozuluyor. Bakınız, ben size örnek vereyim: Kasım 2011 yılında verdiğimiz cari işlemler açığı için 19 milyar dolar portföy yatırımı çekerken, bugün 36 milyar dolar portföy yatırımı alıyoruz yani cari işlemler açığını, borç yaratıcı kalemlerden ya da kırılgan kalemlerden ya da kısa vadeli kaynak girişlerinden her geçen gün daha fazla finanse eder hâle geliyoruz. Bu, Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarını ciddi şekilde artırıyor.

Borçlar, karnede zayıf noktalardan biri. Siz, buralarda “Maastricht Kriterlerini tutturduk.” diyorsunuz; “Borç stoklarımızın millî gelire oranlarını yüzde 31’e kadar indirdik.” diyorsunuz. Evet, doğru, faiz dışı fazla politikaları sebebiyle kamu borçlanmıyor. Kamu borcuna bir disiplin getirildi, kamu maliyesinde bir disiplin var ama ekonominin toplam borçluluğu büyüyor çünkü ekonominin borç yaratma dinamiği büyüyor. Bu kadar çok cari işlemler açığı veren bir ekonomi, bu açığını borç yaratıcı kalemlerle finanse ediyorsa ve kamu borçlanmıyorsa o zaman bu borcu kim yapacak? İşte o zaman bu borcu özel sektör yapar. Bakın, devri iktidarınızda, 2012 yılında, sadece 43 milyar dolarken Türkiye’de özel sektörün dış borcu, bugün 212,5 milyar dolara ulaşmıştır. Tüm cumhuriyet tarihi boyunca yapılan borçlanmanın 4 katı, 5 katı kadar sırf sizin hükûmetiniz döneminde yapılmıştır.

Buna paralel olarak, reel sektör döviz pozisyon açıkları büyüyor. Reel sektör döviz pozisyon açıkları 18 milyardan 130 milyar dolara çıktı yani reel sektör çok ciddi bir kur riskiyle karşı karşıyadır. 2001’de bankacılık sistemi nasıl böyle bir kur riskiyle karşı karşıya kaldıysa ve battıysa, bu kez aynı kur riskiyle özel sektör firmaları karşı karşıyadır. Bu, Türkiye ekonomisinin kırılganlığını artırıyor. Hane halkı borcu da devri hükûmetinizde neredeyse 10 kat artmıştır.

Enflasyon, karnedeki kırık notlarınızdan biri. Altı yıllık enflasyon hedeflemesi döneminde sadece iki yılda enflasyon hedefini tutturmuşsunuz, o da hedefleri revize ederek, onun dışında kalan dört yılda hedefler tutmamış. 2006 yılında sapma yüzde 94, 2007 yılında sapma yüzde 110, 2008 yılında sapma yüzde 153, 2011 yılında sapma yüzde 89 ve bugün varmış olduğumuz noktada yurt içi talebin çöktüğü yerde yüzde 5 enflasyon hedefini bile tutturamayan bir hükûmetin, yurt içi talebin artacağını ve büyümenin buradan şekilleneceğini söyleyen bir yaklaşımı içinde 2013 ve sonrasındaki yüzde 5’lik enflasyon hedefini tutturması mümkün değildir.

Maliye politikası sıkıntılıdır. 2012 yılı bütçesi öngörülenden 12,4 milyar dolar sapmıştır ve bütçe, ekonomideki genel gidişatı, maliye politikası ekonomideki genel gidişatı görerek, büyüme dostu ve istihdam dostu olarak tanzim edilmemiştir.

Sermaye giderleri kalemi yani devletin bütçeden yapmış olduğu yatırım harcamaları hem reel olarak hem de nominal olarak düşürülmektedir. Mal ve hizmet kalemleri reel olarak negatiftir. Dolayısıyla, önümüzdeki dönem büyüme hedefleri gerçekçi olarak tespit edilmediği için, dolaylı vergilerde ciddi bir vergi kaybı olacağı için, önümüzdeki dönem, bu vergi performansı kaybının zamlarla finanse edileceği bir maliye politikasıyla, bir bütçeyle karşı karşıya kalacağız.

Bugün buradan ilan ediyorum: 2013 yılında bol miktarda zam olacak çünkü büyüme hedefleri tutmayacak, büyüme hedefleri tutmadığı için mali dengeler tutmayacak ve mali dengeler yeniden vatandaşın sırtından sağılmaya ve kotarılmaya çalışılacak.

Ancak haksızlık etmeyelim; Hükûmetin ekonomiye ilişkin karneleri zayıf olmakla beraber çok iyi olduğu alanlar da var, karnede görülüyor: Dışa bağımlılık: 10 üzerinden 10. Sıcak paraya teslimiyet: 10 üzerinden 10. Zam yapma becerisi: 10 üzerinden 10. Ekonomik gerçekleri yıpratma: 10 üzerinden 10. İşçiyi, memuru, köylüyü hor görme: 10 üzerinden 10. Vatandaşa tepeden bakma: 10 üzerinden 10. Dolayısıyla, başarılı olduğunuz alanlar da var. Ekonomi politikalarınız başarılı değil ama bu gibi konularda davranış noktalarınız çok iyi.

Peki, sonuç ne? Yine karneye bakarak söyleyelim: “Hâl ve gidişat iyi görülmediğinden tasdiknamesi tez zamanda verile.” diyor.

Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Kim vermiş karneyi?

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Vatandaş tasdiknameyi de verecek size, az kaldı.

BAŞKAN – Bartın Milletvekili Sayın Muhammet Rıza Yalçınkaya.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İktidarın işvereni olduğun için kazanıyorsun, herkes para kazanamıyor.

BAŞKAN - Sayın Tanal, sözcünüzü dinleyelim.

Buyurun.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) - Çok gürültü geliyor Sayın Başkanım.

BAŞKAN – E, işte hep beraber gürültü ediyorlar Sayın Yalçınkaya.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen daha bir köfte ısmarlamamışsın İnegöl’den geçenlere, ne konuşuyorsun?

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Alacağınız olsun.

BAŞKAN – Muhteremler, şakalaşıyor musunuz, bağrışıyor musunuz anlayamadım. Bağrışıyorsanız ara vereceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bağrışmıyoruz.

BAŞKAN – Ha, şakalaşıyorsanız lütfen susun, Sayın Yalçınkaya’yı izleyelim.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2013 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Orman ve Su İşleri Bakanlığı bütçesi ile Çevre ve Orman Bakanlığı kesin hesap bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada, geçmişi 1839 yılına kadar uzanan bir örgütün bütçesini görüşmek üzere toplanmış bulunmaktayız. Orman Bakanlığı ilk kez 1969 yılında kurulmuştur fakat ormancılık örgütünün kuruluşu Tanzimat Fermanı’na kadar uzanmaktadır. Ne yazık ki bu bakanlık bir 12 Eylül darbesinden sonra bir de sizin hükûmetleriniz zamanında kapanmak ya da diğer bakanlıkların bir parçası olmak zorunda bırakılmıştır.

Sayın Bakan, 2003 yılında, müstakil Orman Bakanlığını Çevre Bakanlığıyla birleştiren sizin iktidarınızdı. Daha sonra, 3 Haziran 2011’de Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığını kurup aradan bir ay geçmeden 29 Haziran 2011’de bu bakanlığı Orman ve Su İşleri Bakanlığına çeviren de siz oldunuz. Sayın Başbakan herhâlde sizinle Sayın Bayraktar arasında tercih yapmak zorunda kalmamak için, kendisi için daha kolay olan yolu tercih edip henüz bir ay önce kurduğu bakanlığı kapatıp yenisini açarak Sayın Bayraktar’a çevre ve şehirciliği, size de orman ve su işlerini tahsis etti. Ne yazık ki, siz, sadece bakanlığın çatı örgütlenmesiyle keyfî şekilde oynamadınız. Bağlı genel müdürlükleri ve taşra örgütünü de, aç kapa, aç kapa tanınamaz hâle getirdiniz. Bakanlık ve taşra örgüt yapılarında yaptığınız sık değişiklikler sayesinde ormancılık örgütündeki yönetici pozisyonlarındaki görevlilerden istemediklerinizi, mahkemeye başvurma haklarını da ellerinden alarak pasivize ettiniz. Geri kalanları da göreve vekâleten atayarak, iki dudağınız arasına bakar hâle getirdiniz.

2004 yılında değiştirdiğiniz 2613 sayılı Maden Kanunu ile en hassas nitelikteki ormanlarda bile, taş ocağı dâhil her türlü maden arama ve işletme olanağını getirdiniz. Yerli ve yabancı iş çevrelerinin baskıları sonucu çıkarıldığı bilinen bu yasayla, ormanlar, ağaçlandırma sahaları, özel koruma bölgeleri, millî parklar, meralar, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları, turizm bölgeleri, askerî yasak bölgeler ve şahsa ait özel alanları madencilik faaliyetine açan sizin Hükûmetiniz oldu.

2003 ve 2008 yıllarında 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu’nda değişiklik yaparak, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri dışında kalan devlet ormanı sayılan araziler, millî parklar, tabiatı koruma alanları, tabiat parkları ve tabiat anıtları, 383 sayılı Özel Çevre Koruma Kurumu Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname kapsamında ayrılmış yerler ve meraların Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yerli ve yabancı turizm yatırımcılarına tahsis edilmesine olanak sağlayan ve bu düzenlemeyle turizm tahsislerini iptal eden Anayasa Mahkemesi kararını hileli yollarla devre dışı bırakan yeni yasanın eskisini aratırcasına ormanların aleyhine hükümler içermesini sağlayan da sizsiniz.

Sizin döneminizde son on yılda ormanlarımız, yasalarda yapılan değişikliklerle ve yönetmeliklerle, geriye dönüşü mümkün olmayacak şekilde ciddi tahribata uğratılmaktadır. Madencilik, turizm, hidroelektrik santraller ve taş ocaklarıyla ilgili hiç düşünülmeden verilen izinler de aynı şekilde çevre sorunlarına, çevre katliamlarına neden olmakta; oteller, villalar, çılgın projeler, 3’üncü boğaz köprüsü ve çevre yolları, lüks konutlar, alışveriş merkezleri, termik santral projeleri, kentsel dönüşüm projeleri nedeniyle milyonlarca ağaç katledilmektedir.

Partinizin 2011 seçim beyannamesinde, 1992-2002 yılları arasında daha önceki hükûmetler tarafından senelik ortalama olarak 75 bin hektarlık alanda ağaçlandırma ve bozuk ormanların ıslahı yapılırken, 2003-2009 yılları arasında bakanlığınızca bu rakamın 7 misli arttırılarak 501.387 hektar alanda ağaçlandırma ve bozuk ormanların ıslahının gerçekleştirildiği belirtilerek “Ağaçlandırmada dünyada ilk 3’e girme başarısını gösterdik.” şeklinde bir ifadeniz var. Sizin verdiğiniz rakamlara dayanarak Sayın Başbakan da “Ağaçlandırmada dünyada 3’üncüyüz.” ifadesini kullanıyor fakat Sayın Bakan, ormancılık uzmanları sizin açıklamalarınızı abartılı ve tutarsız bularak sizin döneminizde ağaçlandırılan alan miktarının önceki döneme göre sadece yüzde 20 arttığını, bunun da ülkemizin genel gelişmesine paralel bir artış olduğunu söylüyorlar. Uzmanlara göre, iddia edilen yüksek miktardaki ağaçlandırmayla ilgili artışın kökeninde rehabilitasyon çalışmalarında yaşanan olağanüstü artışın yattığı belirtilmektedir fakat ne yazık ki bu rehabilitasyon çalışmaları “bozuk orman” diye nitelendirilen yerlerde yapılan çalışmalardır, “ağaçlandırma çalışması” diye nitelendirmek yanlıştır. Aslında, 1 hektarlık alanı ağaçlandırmak için rehabilitasyon maliyetinin 20 katı harcama yapmak gerekiyor. Siz ucuz olanı seçmişsiniz.

Sayın Bakan, rehabilitasyon çalışmalarının yanı sıra, erozyon kontrolü, mera ıslahı ve benzeri çalışmaları da ağaçlandırma çalışması kapsamına dâhil ettiğiniz için ağaçlandırma rakamlarını çok yüksek oranda artmış gibi gösteriyor, kamuoyunu yanıltıyorsunuz.

Sayın Bakan, “HES’lere karşı çıkmak saçmalık.” diyerek de HES’lerin bir numaralı koruyucusu oldunuz. HES’lerin ormanlar üzerinde yaptığı geri dönülmez zararları değerlendirmekten çok uzaksınız. Akarsular HES’lere kurban ediliyor, dereler kurutuluyor, halk akarsularının yok edilmesine isyan ediyor. Bu havzalarda yaşayan ve o su ile tarlasını, bahçesini sulayarak geçimini sağlayan insanlar, maalesef, yıllarca yaşadığı yerlerinden göçe zorlanıyor. Farkında değil misiniz, HES’lerin zararları gün geçtikçe daha da ortaya çıkıyor. Partiniz milletvekilleri bile yavaş yavaş HES’lere karşı ses veriyor. Halkın bu isyanına ne zaman kulak vereceksiniz, ne zaman bu yanlış uygulamalarınızdan vazgeçeceksiniz?

Sayın Bakan, Anayasa’mızın 170’nci maddesine göre sadece orman köylülerine tahsis edilmesi gereken 2/B alanlarını Anayasa’yı ihlal ederek herkesin satın alabileceği bir rant objesine dönüştürdünüz. “Satın almada önceliği kullanıcılara verdik.” diyorsunuz fakat belirlediğiniz rayiç bedellerle bu alanları gerçek sahiplerinin almasının mümkün olmadığını siz de biliyorsunuz. Orman köylüsünün yıllardır kullandığı alanları başkalarının kullanım alanına açıyor, onları yıllardır koruyup kolladıkları ve asıl sahibi oldukları bu alanlardan bir çırpıda söküp atabiliyorsunuz. Bu alanların yeni sahipleriyle mevcut kullanıcıları arasında, dolayısıyla bu kesimlerle devlet arasında oluşturacağı çatışmayı nasıl önleyeceksiniz?

“Bu düzenlemeyi orman köylüsü için yaptık.” diyorsunuz fakat 2/B alanlarının orman köylülerine tahsisini düzenlemek için kanunla yetkilendirilmiş ORKÖY Genel Müdürlüğünü kapatıp bu işleri Maliye Bakanlığına devrediyorsunuz. Bu arazilerin gerçek sahiplerine ücretsiz olarak verilmesi gerektiğini savunan partimize de “Yüzde 70 rayiç bedelle verilsin.” diye muhalefet ediyorsunuz. Bu durumda orman köylüsünü mü korumayı yoksa bütçe açıklarını mı önlemeyi amaçladığınız zaten ortaya çıkıyor.