DÖNEM: 24                            CİLT: 36                    YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

36’ncı Birleşim

10 Aralık 2012 Pazartesi

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) DUYURULAR

1.- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas’ın Genel Kurula hitaben konuşma yapma isteğine ilişkin duyuru

 

B) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu teşrif etmiş bulunan Kenya Cumhuriyeti Parlamenter Hizmetleri Komisyonu Heyetine  Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361)

 

2.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362)

 

V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Sayıştay Başkanlığının denetim raporlarını Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmadığı gerekçesiyle 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinin yapılıp yapılamayacağı hakkında

 

VI.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 6 Aralık 2012 tarihli 35’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

 

VII.- SÖYLEVLER

1.-  Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas’ın,  Genel Kurula hitaben konuşması

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP Grubuna ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında askerlik hizmeti sırasında meydana gelen ölümlere ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı  (7/11150)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, 2012 hac döneminde Türkiye’ye verilen ek kontenjana ve bu ek kontenjanın acentelere kullandırılmadığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/11409)

3.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, sahipsiz kedi ve köpeklerin toplanıp yurt dışına kaçırıldığı iddialarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/11741)

4.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/11758)

5.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/11826)

6.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Bingöl ili kentsel dönüşüm projesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11856)

7.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, TRT’nin tarım konulu bazı programlarının yayından kaldırılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/11880)

8.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Gazetecileri Koruma Komitesinin 2012 Türkiye raporundaki tespitlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/11881)

9.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’nın Balâ ilçesinde TOKİ tarafından yapılan arsa satış işlemlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11883)

10.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde eğitim ve kültür tesisleri olarak değerlendirilmek üzere Bakanlığa devredilen bir taşınmaza ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11928)

11.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, Hakkâri’de TOKİ tarafından gerçekleştirilen çalışmalara ve Hakkâri Üniversitesinin yeni kampüs arazisine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11930)

12.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Balıkesir’in ilçelerine bağlı orman köylerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/11969)

13.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün yabancılara toprak satışıyla ilgili verilerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12098)

14.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde eğitim ve kültür tesisi olarak değerlendirilmesi kararlaştırılan bir alana ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12136)

15.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Manisa’daki belediyelerin İlbank’tan kullandığı kredilere,

Hakkâri’deki belediyelerin İlbank’tan kullandığı kredilere,

İlişkin soruları ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12137), (7/12138)

16.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Kayseri’nin Yahyalı ilçesindeki 75. Yıl TOKİ konutlarının sorunlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12142)

17.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Siirt Kredi ve Yurtlar Kurumundaki sorunlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/12150)

18.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Erzurum’un ilçelerinde yapılan spor salonları ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/12151)

19.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Kredi ve Yurtlar Kurumunun yurt ve burs imkânlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/12153)

20.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli’nde geçim sıkıntısı çeken emekli bir vatandaşa ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/12182)

21.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, hayvanların barınmaları için oluşturulacak doğal yaşam parklarına ve hayvan barınma evlerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/12195)

22.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Kur’an kursu öğreticilerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı  (7/12214)

23.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, TBMM’de erişimi yasaklanan bazı internet sitelerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/12217)

24.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, yükseköğrenim öğrencilerine yönelik yurt projelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/12243)

25.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Başbakanlık personelinin maaş ödemelerinin hangi bankaya yatırıldığına ve promosyon ödemesi ile ilgili sözleşmeye ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/12245)

26.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Eskişehir’de Bakanlığa ve diğer bakanlıklara ait lojmanların bakım-onarım çalışmalarına ve kentsel dönüşüm projelerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12257)

27.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, TOKİ’nin onaylanan lüks konut projelerine ve öğrenci yurdu inşaatlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı  (7/12258)

28.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Mersin’in Gülnar ilçesindeki orman yangını sonrası toplanan yardımlara ve TOKİ’nin yaptığı binaların maliyetine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12259)

29.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Mersin’in Gülnar ilçesindeki kadastro çalışanlarının sayısının yetersizliğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12260)

30.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, 6302 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra yabancılara satılan tarım arazilerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12262)

31.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık personelinin maaş ödemelerinin hangi bankaya yatırıldığına ve promosyon ödemesi ile ilgili yapılan sözleşmeye ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12265)

32.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, amatör spor kulüplerine ve bir boks okuluna yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/12272)

33.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık personelinin maaş ödemelerinin hangi bankaya yatırıldığına ve promosyon ödemesi ile ilgili sözleşmeye ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/12273)

34.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık personelinin maaş ödemelerinin hangi bankaya yatırıldığına ve promosyon ödemesi ile ilgili sözleşmeye ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/12331)

35.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, yabancılara yapılan mülk satışına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/12432)

36.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, TRT’nin bir yayınında CHP Genel Başkanının isminin sansürlendiği iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/12696)

37.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Bitlis, Siirt, Şırnak ve Van illerindeki karayolları çevresinde toplanmayan çöplere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/12805)

 


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

6 Aralık 2012 Perşembe

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak altı oturum yaptı.

Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı, Mevlânâ Haftası’na,

Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan,

Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut,

Ülkemizde zeytin ve zeytinyağı üreticileri ile sektörün sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz ve 20 milletvekilinin, Eğirdir Gölü’nün tabii hâlinin ve zenginliklerinin korunması için yapılması gerekenlerin (10/441),

İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak ve 19 milletvekilinin, tarihî ve kültürel eserlerin korunmasında yaşanan sorunların (10/442),

Muğla Milletvekili Tolga Çandar ve 20 milletvekilinin, Türkiye'nin taraf olduğu tüm uluslararası göç hareketleri, ülkemizdeki yabancı göçmenlerin statüleri ve sorunları ile ulusal ve uluslararası planda karşılaştığımız sorunların (10/443),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, (2/866) esas numaralı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi okundu, teklifin geri verildiği açıklandı.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, ataması yapılmayan öğretmenlerin Başbakandan beş dakikalık bir randevu alabilmek için on bir gündür Abdi İpekçi Parkı’nda beklediklerine ve bu konuya duyarlılık gösterilmesi gerektiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

BDP Grubunun, 15/11/2012 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından Şanlıurfa ilinin Akçakale ile Ceylânpınar ilçeleri ve Mardin ilinin Kızıltepe ilçesine bağlı Şenyurt’a Suriye tarafından düşen bombalar ve sınırdan Türkiye’ye geçen 100 bini aşkın mültecinin durumlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (1823 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 6 Aralık 2012 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde,

CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan İstanbul Kâğıthane ve Ayamama dereleri üzerindeki imara aykırı yapıların dere yataklarını yok etmesi ve yoğun yağışlarda adı geçen derelerin taşması sonucu oluşan can ve mal kayıplarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu (10/1) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin, Genel Kurulun 6/12/2012 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde,

Yapılmasına ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun 6 Aralık 2012 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine; bu birleşimde 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 7 Aralık 2012 Cuma günü saat 14.00'te toplanmasına ve bu birleşimde 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, belirtilen bu birleşimlerde gece 24.00’te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın bazı ifadelerine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün şahsına,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın AK PARTİ Grup Başkanına,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın Adalet ve Kalkınma Partisine,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ’ın Cumhuriyet Halk Partisine ve şahsına,

İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın, İstanbul Milletvekili İdris Güllüce’nin şahsına,

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili İdris Güllüce’nin şahsına,

İstanbul Milletvekili İdris Güllüce, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/650) (S. Sayısı: 339),

4’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/625) (S. Sayısı: 342),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

5’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/638) (S. Sayısı: 337) görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi.

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, Şampiyonlar Ligi’nde bir üst tura yükselen Galatasaray futbol takımını tebrik ettiğine ilişkin bir konuşma yaptı.

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geçici 7’nci maddesi üzerinde verilmiş 2 önergeyi işleme almadığı gerekçesiyle tutumu hakkında bir usul görüşmesi yapıldı. Başkanlığın tutumunda bir değişiklik olmadığı açıklandı.

Alınan karar gereğince, 10 Aralık 2012 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanmak üzere 21.52’de birleşime son verildi.

 

                                                             Sadık YAKUT

                                                             Başkan Vekili

 

Muhammet Rıza YALÇINKAYA       Mine LÖK BEYAZ                     Tanju ÖZCAN    

                   Bartın                                   Diyarbakır                                    Bolu

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

                               Özlem YEMİŞÇİ                               Fatih ŞAHİN

                                     Tekirdağ                                          Ankara

                                    Kâtip Üye                                      Kâtip Üye


II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                 No: 47

7 Aralık 2012 Cuma

Tasarılar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/718) (Adalet ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

2.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/719) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fransız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İç Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/720) (İçişleri ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kolombiya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/721) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2012)

Tezkereler

1.- İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1056) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

2.- Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1057) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Yıldırım Mehmet Ramazanoğlu'nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1058) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

4.- Hakkari Milletvekili Adil Kurt'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1059) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

5.- Hakkari Milletvekili Adil Kurt'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1060) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

6.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1061) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

7.- Hakkari Milletvekili Adil Kurt'un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1062) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

8.-  Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü'nün Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1063) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

9.- Hakkari Milletvekili Esat Canan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1064) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

10.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1065) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

11.- Mardin Milletvekili Erol Dora'nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1066) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

12.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan'ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1067) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

13.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1068) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Batman Milletvekili Ayla Akat’ın, bir protesto eyleminde bir vatandaşın işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10893)

2.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Malatya’nın Doğanşehir ilçesinde yaşanan bir olaya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10894)

3.- Batman Milletvekili Ayla Akat’ın, 2002-2012 yılları arasında gözaltına alınan ve tutuklanan üniversite öğrencilerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10895)

4.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, cezaevlerinin engelliler açısından fiziki yetersizliklerine ve Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevinde yatan bir engelli mahkuma ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10896)

5.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Samsun-Ordu sınırında yürütmeyi durdurma kararına rağmen inşaatı devam eden bir termik santrale ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10897)

6.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, bir askerin, tutuklanma nedeniyle tedavisinin yarım kalmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10899)

7.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, TSK İç Hizmetler Kanununun bazı maddelerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10900)

8.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 6352 sayılı Kanunun tutuklu sayısına etkisine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10901)

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, cezaevlerinde basılı eser ve yayınlara erişim yasaklarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10902)

10.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Silivri cezaevinde açlık grevi yapan tutuklulara yönelik müdahale ile ilgili iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10903)

11.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, tarım kredi kooperatiflerinin verdiği kredilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11667) 

12.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, buğday, buğday unu, bisküvi, makarna ve irmik ithaline ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11668) 

13.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, ek ödemelerin emekli maaşına yansıtılmamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11669) 

14.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, özelleştirilen Türk Telekom A.Ş.’den hazineye aktarılan paya, şirketten alınan vergiye ve şirketin kâr zarar tablosuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11670) 

15.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya ilinde yer alan bazı mesire alanlarının imar değişikliğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11671) 

16.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, kayısı ihracatının artırılması için yapılacak çalışmalara ve kayısı üretiminin desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11672) 

17.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Yozgat’ın Yerköy ilçesindeki Devlet Demiryollarına ait misafirhanenin kapatılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11673) 

18.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, yaklaşık 200 akademisyen tarafından yapılan “Üniversitenin Çağrısı” adlı bildiriye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11674) 

19.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın Balaban Beldesinde selden zarar gören kayısı üreticilerinin mağduriyetine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11675) 

20.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Türkiye genelindeki HES projelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11676) 

21.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van depremi sonrası ortaya çıkan sorunlara ve deprem için toplanan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11677) 

22.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, ülkemizde tüketilen doğalgaz, petrol ve elektriğin maliyeti ile bunların satışından elde edilen gelire ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11678) 

23.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, THY’de çalışan bazı personele ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11679) 

24.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, ekmek üretiminde yaşanan suistimallere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11680) 

25.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, benzin fiyatlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11681) 

26.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, THY’nin yurtdışından uçak alımlarında hazine garantisi verilip verilmediğine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11682) 

27.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, 2003-2012 yılları arasında bankaların kredi kartı ücret ve komisyonları ile hesap işletim ücreti adı altındaki gelirlerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11683) 

28.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Iğdır’da bir şehit çocuğunun kamuda ikinci iş hakkından yararlanamamasına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11690) 

29.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, 2022 sayılı Kanun kapsamında maaş bağlanan vatandaşların mağduriyetine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11691) 

30.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Türkiye’deki çocuk gelinlere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11692) 

31.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, kadının doğum sonrası ücretli izin süresinin uzatılmasına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11693) 

32.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11694) 

33.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında yasal düzenlemelerin KHK kapsamında yapılması sorununun çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11695) 

34.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında hükümetin eleştirilmesinin yargıya intikali sorununun çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11696) 

35.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında seçim barajı ve siyasi partilerin kapatılması sorunlarına yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11697) 

36.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında siyasi partiler arası uzlaşı ve diyaloğa yönelik projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11698) 

37.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında yeni Anayasa ile ilgili görüşlerin paylaşılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11699) 

38.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında tutukluluk süreleri sorununun çözümüne yönelik projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11700) 

39.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında kadınların işgücüne katılımına yönelik projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11701) 

40.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında şiddet mağduru kadınlara yönelik projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11702) 

41.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında çocuk haklarına yönelik projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11703) 

42.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında engelli kişilere yönelik projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11704) 

43.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında ayrımcılık suçu mağdurlarına yönelik projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11705) 

44.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında havacılık sektöründe yasaklanan grevlerle ilgili soruna ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11706) 

45.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında nefret söylemi suçları sorununa ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11707) 

46.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında devam etmekte olan bir davaya ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11708) 

47.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında Uludere’de yaşanan olaylara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11709) 

48.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında ek protokolden kaynaklanan sorunların çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11710) 

49.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında Ege Denizinde petrol ve doğalgaz aranması ile ilgili sorunun çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11711) 

50.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında kayıt dışı istihdam sorunun çözümüne yönelik projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11712) 

51.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında enflasyon sorunun çözümüne yönelik projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11713) 

52.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında özelleştirmeden elde edilen gelirlere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11714) 

53.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında işyeri kurma sürecinin maliyetinin azaltılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11715) 

54.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında uzlaşmazlıkların mahkeme dışında çözümlenmesi mekanizmasına ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11716) 

55.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında yükseköğretime katılım oranının artırılmasına yönelik projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11717) 

56.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında kamu ihalelerinin AB müktesebatına uyumuna yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11718) 

57.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında TBMM AB Uyum Komisyonunun yetkilerinin genişletilmesine ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11719) 

58.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında kamu harcamalarının denetimi sorununun çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11720) 

59.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında vicdani ret hakkının tanınmasına yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11721) 

60.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında Alevilerin sorunlarına yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11722) 

61.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında bir mahkeme kararına ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11723) 

62.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında sendikaların dernek kurma özgürlüğüne yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11724) 

63.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında bazı konulara yönelik yürütülen projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11725) 

64.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında basın özgürlüğüne yönelik projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11726) 

65.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında tutuklu bulunan kişilerle ilgili sorunların çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11727) 

66.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında basın özgürlüğü alanında yürütülen projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11728) 

67.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanmasını önlemeye yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11729) 

68.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında insan haklarına yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11730) 

69.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında Deniz Feneri Davası ile ilgili iddialara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11731) 

70.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında bazı kamu personeli hakkında soruşturma açılamamasından kaynaklanan sorunun çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11732) 

71.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AB ilerleme raporu kapsamında kadın haklarına saygıya yönelik çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11733) 

72.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11734) 

73.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, asgari ücretten vergi alınmayacağı iddialarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11735) 

74.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, ülkemizde iş ve meslek danışmanlığı eğitimine ve konuyla ilgili personel alımına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11737)

75.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11739)

76.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11740)

77.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Katar ve Suudi Arabistan uyruklu bazı kişilerin Türklerin yönetiminde Suriyeli muhaliflere yardım ettiği iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11749)

78.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 17 Ekim 2007-17 Ekim 2012 tarihleri arasında yapılan sınır ötesi operasyonların sayısına ve operasyonlarda kullanılan mühimmatların maddi karşılığına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11750)

79.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Rusya’dan Şam’a gitmekte olan Suriye hava yollarına ait bir uçağın askeri mühimmat taşıdığı şüphesiyle Ankara’ya indirilmesine ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11751)

80.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, İsrail’in Kırıkhan mevkiinde bulunan askeri tesislere casus amaçlı insansız hava aracı gönderdiği iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11752)

81.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11753)

82.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ülkemizde ithal edilen ve tüketilen benzin ve doğalgaz miktarları ile bunların fiyatlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11756)

83.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Şanlıurfa’da tarımsal amaçlı kullanılan elektrik fiyatlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11757)

84.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakırspor’un içinde bulunduğu duruma ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/11759)

85.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, Yunanistan’ın ucuz pamuk satışının yerli pamuk üretimini tehdit etmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11761)

86.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, sokak hayvanlarının kesilerek kaçak et yapımında kullanıldığı iddialarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11762)

87.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, pamuk üretimine, ithalatına ve GSM 102 kredilerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11763)

88.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Aydın’da görülen şap hastalığına ve aşılama çalışmalarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11764)

89.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Şanlıurfa’da tarımsal amaçlı kullanılan elektrik fiyatlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11765)

90.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11766)

91.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, kooperatifçiliğin geliştirilmesi için yapılan çalışmalara ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/11767)

92.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, üniversitelerin kooperatifçilik bölümlerine ve kooperatifçiliğin desteklenmesi için yapılması planlanan eğitim faaliyetlerine ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/11768)

93.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, yılın kooperatifi seçimine ve kooperatiflerin desteklenmesi için yapılan çalışmalara ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/11769)

94.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, İzmit Kadın ve Sosyal Yaşam Merkezinin yapım ihalesine ve ihaleyi kazanan firmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11773)

95.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, Niğde Merkez ilçeye bağlı bir kasabanın elektrik borcundan dolayı suyunun kesilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11774)

96.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, 2003-2012 yılları arasında işlenen tefecilik suçu ile ilgili verilere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11775)

97.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, sahipsiz kedi ve köpeklerin toplanıp yurt dışına kaçırıldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11776)

98.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı bir köyün kanalizasyon ve içme suyu sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11777)

99.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’ın Çatak ilçesine bağlı bir köyde köy korucuları ile ilgili iddialara ve koruculuk sistemine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11778)

100.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis’in Ovakışla ve Kolludere beldelerine yapılan yardımlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11779)

101.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır Adliyesinden çalınan uyuşturucuya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11780)

102.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, Çanakkale İl Özel İdaresi tarafından yapılan yakacak ihalesi hakkındaki iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11781)

103.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, İzmir’de polislerin bir kişiye şiddet uyguladığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11782)

104.- Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın, bazı vatandaşların gözaltında kayboldukları iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11783)

105.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Ankara’nın trafik sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11784)

106.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Tunceli Emniyet Müdürünün bir açıklamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11785)

107.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, artan terör olaylarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11786)

108.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in ve ilçelerinin nüfusuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11787)

109.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, silah ruhsatı bulunan 24. Dönem milletvekillerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11788)

110.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, 13 Ekim 2012 günü miting düzenlemek için Ankara Valiliğine yapılan başvurunun reddine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11789)

111.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis’in Mutki İlçe Belediyesine yapılan yardımlar, hibeler ile belediyenin borç ve alacak miktarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11790)

112.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis Merkez’deki bir köyün yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11791)

113.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, BDP Bingöl il binasına gerçekleştirilen saldırıya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11792)

114.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’ta bir köyün su sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11793)

115.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, sağlık sektöründe görev yapan polis ve özel güvenlik görevlilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11794)

116.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Elbistan ilçesinde bir mahallenin yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11795)

117.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, emniyet hizmetleri sınıfındaki personelin ek göstergesinin artırılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11796)

118.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İstanbul’da ve Edirne’de Atatürk büstlerine saldırı yapıldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11797)

119.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından kişi ve kurumlara gönderilen yol katılım payı bedellerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11798)

120.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11799)

121.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis İl Halk Kütüphanesindeki eserlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/11800)

122.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakırlı Hattat Hamit Aytaç ile ilgili çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/11801)

123.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, İstanbul’daki taşınmaz kültür varlıklarıyla ilgili verilere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/11802)

124.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/11803)

125.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’da zorlu kış şartlarından kaynaklanan mağduriyete ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11806)

126.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11807)

127.- Adana Milletvekili Ali Demirçalı’nın, Adana Milli Eğitim Müdürlüğünün yaptığı bir hizmet alım ihalesi ile ilgili iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11808)

128.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Bakanlığa ait yasal mevzuatta yapılan bazı değişikliklere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11809)

129.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis’teki Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yurt sayısına ve kapasitelerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11810)

130.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, yeni eğitim sistemi kapsamında açılan imam hatip ortaokullarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11811)

131.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, ders kitaplarının yazımındaki usulsüzlük iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11812)

132.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, ders kitaplarının taşıması gereken niteliklerin denetimine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11813)

133.- Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un, Van’da deprem sonrası yapılan okullara yeni isim verilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11814)

134.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Siverek Kız Anadolu Lisesinin eğitime başlamamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11815)

135.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Mersin’de Toroslar Kaymakamlığı tarafından İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde okullardaki görevlilerin kıyafetleriyle ilgili bir yazı gönderildiği iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11816)

136.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’nin Kadirli ilçesindeki sağlık meslek lisesinin bina sorununa ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11817)

137.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, bilim ve sanat merkezlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11818)

138.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, FATİH Projesi kapsamında akıllı tahta uygulamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11819)

139.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, ücretli öğretmenlerle ilgili bir açıklamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11820)

140.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11821)

141.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde yaşanan olaylara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11822)

142.- Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş’in, Afyonkarahisar’da bir mühimmat deposunda meydana gelen patlamada şehit olan askerlere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11823)

143.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11824)

144.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’nın Simav ilçesinde depremden zarar gören esnaf ve sanatkârların kredi borçlarının ertelenmesi talebine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/11836)

145.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/11838)

146.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis’te kent merkezindeki logolu aydınlatmaların maliyetine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11839)

147.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Doğu Karadeniz Bölgesinden Batum Limanına deniz yolu ile ulaşım sağlanması ihtiyacına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11840)

148.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de yapılan bir baraj nedeniyle bazı köy yollarının su altında kalmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11841)

149.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11842)

150.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, basın çalışanlarının ve yerel basının sorunlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/11843)

151.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11844)

                                                                                                                                 No: 48

10 Aralık 2012 Pazartesi

 

Sözlü Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, şehit ve gazi çocuklarının okul servislerinden ücretsiz yararlanabilmelerine yönelik çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2448) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bolu Cezaevinin bazı sorunlarına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/2449) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Çıldır ilçesine bağlı bazı köylerin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2450) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Çıldır ilçesine bağlı bazı köylerin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2451) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

5.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da görülen hayvan hastalıklarına ve alınan tedbirlere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2452) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

6.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Çıldır ilçesine bağlı bazı köylerin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2453) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

7.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da Et ve Balık Kurumu şubesi açılması talebine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2454) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Çıldır içesine bağlı bazı köylerin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2455) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Çıldır ilçesine bağlı bazı köylerin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2456) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

10.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’daki hastanelerde diş doktoru ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2457) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

11.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesindeki hastane ve sağlık ocaklarındaki sağlık personeli eksikliğine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2458) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Çıldır ilçesine bağlı bazı köylerin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2459) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

13.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Diyadin ilçesindeki hastane ve sağlık personeli eksikliğine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2460) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

14.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde karla mücadele çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/2461) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

15.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’da turizmin geliştirilmesi çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/2462) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

16.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars Üniversitesinin öğretim elemanı ve yurt ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2463) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

17.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da üniversite sınavlarına hazırlanan öğrencilere yönelik çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2464) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

18.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesindeki liselerde öğretmen ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2465) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

19.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Eleşkirt ilçesindeki liselerde öğretmen ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2466) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

20.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, orman köylerine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2467) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Esendere Sınır Kapısında meydana gelen hayali ihracat ve kaçakçılık olaylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12952) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Hükümetin İsrail politikasına ve Türkiye-İsrail arasındaki siyasi, askeri ve ticari ilişkilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12953) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

3.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 4-C statüsünde çalışan personelin kadroya geçirilip geçirilmeyeceklerine ve aile yardımı almalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12954) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

4.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, CIA ile MİT tarafından üst düzey görevliler hakkında şantaj kasetleri hazırlandığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12955) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

5.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, Türkiye Bilimler Akademisine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12956) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

6.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, kamu kurumlarının lojmanlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12957) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Erzincan ilindeki toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12958) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Elazığ ilindeki toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12959) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Edirne ilindeki toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12960) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

10.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, FİŞEKSAN ile ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12961) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

11.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, suç işleyen veya kaçırılan çocuklar ile ilgili verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12962) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

12.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, bazı Suriyeli sığınmacıların camilerde kaldığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12963) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

13.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, gazilere ödenen şeref aylığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12964) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

14.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Diyarbakır ilindeki toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12965) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

15.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Düzce ilindeki toplumsal gösterilerle ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12966) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

16.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Kilis’te Cuma Hutbesinde yaşandığı iddia edilen bir olaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12967) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

17.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Van Muradiye Devlet Hastanesinde işe alınan bir kişiye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12968) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

18.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Beşparmak Dağlarındaki maden ocaklarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12969) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

19.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, 6191 sayılı Kanun uyarınca TSK ile ilişiği kesilenlerden hak kayıplarının giderilmesi için yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12970) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

20.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, kamu kurum ve kuruluşlarınca kullanılan resmi araçlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12971) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

21.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, şehit ailelerinin desteklenmesi konusundaki bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12972) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

22.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’nın Gündoğmuş ilçesinin desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12973) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

23.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Kalkan-Bezirgan ve Kaş-Kasaba-Gömbe yollarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12974) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

24.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İsrail ile ilişkilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12975) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

25.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, İSDEMİR’in özelleştirilmesi sonrası çalışanlarına devredilen hisselerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12976) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

26.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Denetimli Serbestlik Müdürlüklerine geçiş yapan öğretmenlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12977) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

27.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Selim-Başköy karayolunun asfalt çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/12978) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

28.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinin faaliyetlerine ve ekonomiye etkilerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/12979) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

29.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bankacılık sektörüne ait verilere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/12980) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

30.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, kamu kurum ve kuruluşlarında hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron firma çalışanlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/12981) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

31.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, esnaf ve sanatkârların Halk Bankasından kullandıkları kredilere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/12982) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

32.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/12983) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

33.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/12984) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

34.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, kamu kurum ve kuruluşlarında hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron firma çalışanlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/12985) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

35.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/12986) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

36.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/12987) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

37.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/12988) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

38.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/12989) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

39.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, kamu kurum ve kuruluşlarında hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron firma çalışanlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/12990) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

40.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Anadolu Ajansı Genel Müdürünün sanal ortamda yaptığı bir açıklamaya ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/12991) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

41.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/12992) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

42.- Yozgat milletvekili Sadir Durmaz’ın, kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/12993) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

43.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, açlık grevlerine katılan tutuklu ve hükümlülere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/12994) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

44.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in, selden zarar gören Çerkezköy adliye binasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/12995) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

45.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, selden zarar gören Çerkezköy adliye binasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/12996) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

46.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Antalya’da hakim ve savcıların katılımı ile yapılan bir toplantıya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/12997) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

47.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, hakim ve savcılara yönelik indirimli silah kampanyasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/12998) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

48.- Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un, elektronik kelepçe uygulamasından yararlanan tutuklu ve hükümlülere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/12999) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

49.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, cezaevlerindeki ıslah çalışmalarına ve görevlendirilen psikologlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13000) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

50.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimen-kullere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13001) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

51.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13002) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

52.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, açlık grevine katılan mahkumların sağlık sorunlarına ve tedavilerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13003) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

53.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, şehit ailelerine ikinci iş imkanı sağlanmasına yönelik yasal düzenlemenin uygulanmasından kaynaklanan sorunlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13004) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

54.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, engelli vatandaşlara evde bakım hizmeti verenlere bağlanan maaşa ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13005) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

55.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, kadına yönelik şiddetle ilgili bazı verilere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13006) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

56.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, sokakta yaşayan, çocuk bakım evlerinde kalan ve çalışan çocuklara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13007) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

57.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, kadın istihdamının artırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13008) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

58.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, engellilerin ve engelli yakınlarının maaşlarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13009) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

59.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13010) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

60.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/13011) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

61.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/13012) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

62.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, KİŞGEM’lerle ilgili bazı verilere ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/13013) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

63.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13014) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

64.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/13015) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

65.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/13016) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

66.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/13017) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

67.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, teknik öğretmenlerin sorunlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13018) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

68.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, Konak Sosyal Güvenlik Merkezi ile ilgili iddialara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13019) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

69.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, engelli istihdamı ile ilgili istatistiklere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13020) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

70.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, engellilerin ve engelli yakınlarının maaşlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13021) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

71.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13022) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

72.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13023) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

73.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Ankara’da bir taşınmazın kentsel dönüşüm alanı olarak belirlenmesine ve bu alanda lüks bir konut projesi başlatılmasına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13024) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

74.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli’de vakıfların dağıttığı kömürden dolayı yaşanan hava kirliliğine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13025) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

75.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, 2002’den bu yana yabancılara yapılan taşınmaz satışlarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13026) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

76.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, İstanbul’da karbondioksit salımının azaltılmasına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13027) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

77.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlık’taki görevde yükselme sınavlarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13028) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

78.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlık’taki uzman ve mühendis maaşları arasındaki farka ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13029) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

79.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13030) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

80.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13031) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

81.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13032) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

82.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Şam’da muhacir olarak yaşayan Türkmenlere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13033) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

83.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Suriyeli muhaliflerle ilişkilere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13034) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

84.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13035) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

85.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13036) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

86.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Suriye sınırında yaşanan gelişmelere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13037) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

87.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Esendere Sınır Kapısında meydana gelen hayali ihracat ve kaçakçılık olaylarına ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13038) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

88.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türkiye-Irak arasındaki ekonomik ilişkilere ve dış ticaret politikasına ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13039) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

89.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türkiye-İran arasındaki ekonomik ilişkilere ve dış ticaret politikasına ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13040) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

90.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türkiye-Azerbaycan arasındaki ekonomik ilişkilere ve dış ticaret politikasına ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13041) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

91.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türkiye-Ermenistan arasındaki ekonomik ilişkilere ve dış ticaret politikasına ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13042) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

92.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türkiye ile AB ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilere ve dış ticaret politikasına ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13043) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

93.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türkiye-KKTC arasındaki ekonomik ilişkilere ve dış ticaret politikasına ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13044) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

94.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türkiye-Yunanistan arasındaki ekonomik ilişkilere ve dış ticaret politikasına ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13045) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

95.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2009-2012 yılları arasındaki karşılıksız çeklere ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13046) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

96.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, tüketici kredileri ve kredi kartlarındaki batık tutara ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13047) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

97.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13048) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

98.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13049) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

99.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/13050) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

100.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13051) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

101.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13052) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

102.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13053) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

103.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, YURTKUR kredisi kullanan öğrencilere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/13054) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

104.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/13055) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

105.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/13056) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

106.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Okul Sütü Akıl Küpü Projesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13057) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

107.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, üç gün hastalığına ve bu hastalık sebebiyle hayvanları telef olan üreticilerin mağduriyetine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13058) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

108.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, zeytinyağı alım fiyatına ve üreticilerin mağduriyetine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13059) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

109.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’da bazı tarım arazileri ile ilgili yapılan düzenlemelere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13060) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

110.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Ardanuç ilçesine bağlı bir köyün ağıl sorununa ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13061) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

111.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, hayvanlarda görülen üç gün hastalığına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13062) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

112.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Suriye’den kaçak yollarla ülkemize sokulan hayvanlara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13063) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

113.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, 2002-2012 yılları arasında ihraç edildikten sonra iade edilen yaş meyve ve sebzelere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13064) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

114.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, balıkçılığın desteklenmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13065) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

115.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13066) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

116.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13067) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

117.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13068) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

118.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Esendere Sınır Kapısında meydana gelen hayali ihracat ve kaçakçılık olaylarına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/13069) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

119.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Esendere Sınır Kapısında meydana gelen hayali ihracat ve kaçakçılık olayları ile ilgili rapor yazan Bakanlık müfettişleri hakkında soruşturma açıldığı iddialarına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/13070) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

120.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/13071) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

121.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/13072) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

122.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/13073) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

123.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, PKK tarafından kaçırılan vatandaşlara ve kurtarılmaları için yapılan çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13074) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

124.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in, Çerkezköy ilçesinde yaşanan sel felaketine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13075) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

125.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, terör örgütü üyesi bazı kişilere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13076) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

126.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, güvenlik güçlerinin kullandığı biber gazına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13077) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

127.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, 2002-2012 yılları arasında Bitlis’te yaşanan toplumsal olaylarla ilgili bazı verilere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13078) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

128.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, hakkında inceleme ve soruşturma yapılan belediye başkanlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13079) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

129.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Cizre’de yapılan etkinliklere polis tarafından müdahale edilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13080) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

130.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, evlere yemek servisi yapan motosikletli çalışanlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13081) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

131.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Ankara Emniyet Müdürlüğünün biber gazı stokuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13082) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

132.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul’da yaşanan bir olaya ve polisin kimyasal gaz kullandığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13083) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

133.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Selendi ilçesindeki bazı köy ve mahallelerin yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13084) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

134.- Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, İstanbul’da bir gösteride kullanılan biber gazına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13085) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

135.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, halen tutuklu olan bir askerin gözaltı süreci ile ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13086) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

136.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık ve Emniyet Genel Müdürlüğünce kullanılan resmi araçlara araç takip sistemi kurulmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13087) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

137.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, bir dernek tarafından medrese adı altında bir eğitim kurumu açılacağı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13088) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

138.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Çıldır ilçesine bağlı bazı köylerin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13089) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

139.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’da karla mücadele çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13090) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

140.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Akçay ve Karaköse ilçelerine bağlı köylerin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13091) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

141.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Eleşkirt ilçesine bağlı köylerin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13092) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

142.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Diyadin ilçesinde karla mücadele çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13093) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

143.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Eleşkirt ilçesinde karla mücadele çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13094) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

144.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Hamur ve Patnos ilçelerine bağlı köylerin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13095) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

145.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesine bağlı köylerin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13096) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

146.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’daki köy yollarının asfaltlanmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13097) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

147.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, Hakkâri-Çukurca yolunda kapatılan bir köprüye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13098) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

148.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13099) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

149.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Afyonkarahisar’ın Emirdağ İlçe Belediyesinin faaliyetleri ile ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13100) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

150.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13101) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

151.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13102) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

152.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13103) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

153.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13104) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

154.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13105) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

155.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13106) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

156.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Esendere Sınır Kapısında meydana gelen hayali ihracat ve kaçakçılık olaylarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13107) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

157.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Okul Sütü Akıl Küpü Projesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13108) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

158.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, emekli hekimlerin maaşlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13109) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

159.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bir kamulaştırma davası sonucunda ODTܒnün davacılara yönelik yükümlülüğüne ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13110) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

160.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, mobil servis sağlayan yabancı firmalara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13111) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

161.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, bütçe ve sosyal güvenlik açıklarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13112) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

162.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, karayolları bünyesinde çalışan işçilerin kadro talebine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13113) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

163.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, 2002’den bu yana yabancılara yapılan taşınmaz satışlarından elde edilen gelire ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13114) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

164.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13115) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

165.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13116) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

166.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık tarafından yapılan geçici görevlendirmelere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13117) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

167.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, 24 Kasım Öğretmenler Gününe ve öğretmenlerin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13118) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

168.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli’ndeki bir ortaokulun Türkçe öğretmeni ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13119) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

169.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Okul Sütü Akıl Küpü Projesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13120) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

170.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, Okul Sütü Projesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13121) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

171.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Hatay İl Milli Eğitim Müdürlüğünce yapılan bazı atamalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13122) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

172.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Konya’da dağıtılan bir test kitabı ile ilgili iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13123) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

173.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, öğretmen atamalarına ve öğretmenlerin özlük haklarının iyileştirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13124) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

174.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Almanca öğretmenleri ile ilgili bazı verilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13125) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

175.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, yurtdışına eğitim için gönderilen öğrencilerin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13126) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

176.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, bir dernek tarafından medrese adı altında bir eğitim kurumu açılacağı iddiasına ve derneklerin denetimine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13127) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

177.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesindeki köy okullarının kitap ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13128) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

178.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’daki okulların ihtiyaçlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13129) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

179.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, okulların fiziki yeterliliklerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13130) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

180.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, dershanelerin kapatılacağına dair açıklamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13131) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

181.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, okullarda toplanan aidatlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13132) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

182.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Batman’ın Sason ilçesindeki bir köyün okul sorununa ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13133) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

183.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Denizcilik Meslek Liselerinin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13134) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

184.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13135) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

185.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13136) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

186.- Batman Milletvekili Ayla Akat’ın, Batman’da Milli Eğitim Müfettişlerince yapılan bir incelemeye ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13137) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

187.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Alo 147 hattının farklı amaçlar için kullanıldığı iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13138) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

188.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TSK bünyesinde görev yapan sivil memurların sorunlarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13139) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

189.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TSK’da görevli personelin sorunlarına ve bu konuda hazırlanan kanun tasarısı taslağına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13140) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

190.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Suriyeli muhaliflere Türkiye’de eğitim verildiği iddiasına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13141) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

191.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, bazı askerlere bilinçli olarak olumsuz sicil verildiği iddialarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13142) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

192.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, Afyonkarahisar’da bir cephanelikte meydana gelen patlamaya ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13143) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

193.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13144) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

194.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13145) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

195.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, kışlalarda yaşanan şüpheli asker ölümlerine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13146) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

196.- Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın’ın, belediyelerin katı atık bedellerini talep etmeleri ile ilgili bir açıklamasına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13147) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

197.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Ergene Havzası Koruma Eylem Planına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13148) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

198.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Osmaniye Çatak Barajının ne zaman yapılacağına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13149) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

199.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, damacana sular ile ilgili bazı iddialara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13150) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

200.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Kamilet Vadisinde HES projeleri yapılacağı iddialarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13151) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

201.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, orman alanları ile ilgili bazı verilere ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13152) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

202.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13153) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

203.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13154) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

204.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13155) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

205.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kamu Hastaneleri Birliklerine ait kadrolara yapılan atamalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13156) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

206.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, emekli hekimlerin maaşlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13157) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

207.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, tıp fakültelerinin eğitim kalitesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13158) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

208.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, antidepresan ilaçların kullanımındaki artışa ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13159) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

209.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, kamu hastaneleri birliklerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13160) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

210.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, diyabet hastalarının sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13161) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

211.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, sağlık çalışanlarına yönelik şiddete ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13162) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

212.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, İstanbul’daki sağlık kuruluşları ve sağlık personeli ile ilgili bazı verilere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13163) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

213.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13164) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

214.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13165) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

215.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13166) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

216.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, açlık grevine katılan mahkumların sağlık sorunlarına ve uygulanan tedavi yöntemlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13167) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

217.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Göcek Tüneli geçiş ücretlerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13168) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

218.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, ulaştırma sektöründe karbondioksit salınımının azaltılmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13169) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

219.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlık’taki görevde yükselme sınavlarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13170) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

220.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, yıllar itibarıyla uçak ve yolcu kapasitelerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13171) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

221.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13172) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

222.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Bakanlık’ta yapılan nakil ve tayinlere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13173) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

223.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, İstanbul’a yapılacak 3. havaalanına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13174) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

224.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, posta hizmetlerinde yaşanan gecikmelere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13175) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

225.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13176) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

226.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan taşıtlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13177) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.11.2012)

227.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’daki Batı Çevre Yolu yapım çalışmalarına ve bu amaçla gerçekleştirilen imar uygulamalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/13178) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2012)

228.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, uluslararası seyahatlerine ve bunların maliyetine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/13179) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.11.2012)

229.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, kamu başdenetçisine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/13180) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.11.2012)

230.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 1920’den günümüze görev yapan parlamenterlere ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/13181) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.11.2012)

231.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Konya’da bir okulda yaşanan bir olayla ilgili soruşturmaların akıbetine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13182) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.11.2012)

232.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Ergenekon davasının bir oturumunda yaşandığı iddia edilen olaylara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13183) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Yüksek Hakem Kurulu yedek üyeliğine atanan bir kişi ile ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10361)

2.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Bülent Arınç’a suikast girişimi iddiasının akıbetine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10364)

3.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Ergenekon Davasıyla ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10366)

4.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10394)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10411)

6.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, milletvekillerinin dokunulmazlıklarıyla ilgili bir beyanına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10422)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakan’ın bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10429)

8.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, BDP’nin kapatılması ile ilgili bir beyanına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10431)

9.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 2000-2012 yılları arasındaki bazı adli istatistiklere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10438)

10.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 2000-2012 yılları arasındaki cinsel taciz veya tecavüz istatistiklerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10471)

11.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, imam hatip okulları ile ilgili bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10489)

12.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, 1980-2012 yılları arasında şehit edilen yargı mensuplarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10499)

13.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, toplumsal olaylarda kullanılan gazların insan sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10827)

14.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli Devlet Hastanesinde fluoroskopi cihazının olmamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10828)

15.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, merkezi hastane randevu sisteminin işleyişine ve ücretli olmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10829)

16.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, öldürülen PKK’lılara ait cesetlerden iç organların çıkartılarak organ naklinde kullanıldığı iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10830)

17.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat Devlet Hastanesinin ve ek inşaatlarının maliyetine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10831)

18.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, ithal ürünlerin denetimine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10832)

19.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Erzincan’daki Mengücek Araştırma Hastanesi binasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10833)

20.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Erzincan’daki devlet hastanelerinin kapatılacağı iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10834)

21.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Silifke Devlet Hastanesinin eksikliklerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10835)

22.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Ankara 2 No’lu F Tipi Cezaevinin revir kapasitesine ve hükümlülerin muayene esnasında maruz kaldıkları davranışlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10836)

23.- Adana Milletvekili Ali Demirçalı’nın, aile hekimliği uygulamasına ve aile hekimlerinin sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10837)

24.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, 2011-2012 öğretim yılında 8’inci sınıflara Td aşısı yapılmamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10838)

25.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Çankırı ili Orta ilçesindeki sağlık kurumlarına ve kapasitelerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10839)

26.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Alo 182 hattı uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10840)

27.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, kas hastası engellilerin tedavilerinde yaşanan sorunlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10841)

28.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde sivil halka ve mültecilere hizmet veren ambulans sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10842)

29.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, 8’inci sınıf öğrencilerine tetanos ve difteri aşılarının zamanında temin edilmemesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10972)

30.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Fatih ilçesi Karagümrük mahallesi aile hekimliği binasının sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10973)

31.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa Viranşehir Devlet Hastanesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10974)

32.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, başta Şanlıurfa olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki alkol ve madde bağımlılığı tedavi merkezlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10975)


10 Aralık 2012 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Cemil ÇİÇEK

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Duyurular

1.- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas’ın Genel Kurula hitaben konuşma yapma isteğine ilişkin duyuru

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Filistin Cumhurbaşkanı Sayın Mahmud Abbas, Genel Kurula hitaben bir konuşma yapmak istemişlerdir.

Bu hususu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, gündemimize göre, 2013 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (x)

2.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şimdi, efendim, 2011 kesin hesap kanunu görüşülemez. Neden görüşülemez? Çünkü burada, Sayıştay, vermesi gereken istatistik raporlarını ve birtakım… Şimdi, 3 tane raporu vermemiş. Neyi denetliyoruz biz şimdi Sayın Başkan? Sadece, bürokrasinin yaptığı harcamaları burada denetliyoruz. Yani, hiçbir denetim yapılmadan bunları inceleyeceğiz. Dolayısıyla hem Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre hem Sayıştay Kanunu’na göre Sayıştay gerekli denetimi yapmadığına göre, 2011 kesin hesap kanunu da incelenmeyeceği gibi… Yani, bu konuda getirilen Bütçe Plan Komisyonu raporu görüşülmeye açık bir rapor değil.

Bunu, bu durumdan dolayı, bence, eğer görüşecekseniz 63’üncü maddeye göre usul tartışmasını açın efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, lehte söz istiyorum.

BAŞKAN – Evet, lehte…

Peki, usul tartışması açacağım.

İsimleri alalım. 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben aleyhte istiyorum efendim.

BAŞKAN – Aleyhte Kamer Genç…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Lehte…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Aleyhte…

BAŞKAN – Sayın Kamer Genç aleyhte, lehte Nurettin Canikli ve Sayın Günal…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) –“Aleyhte” demiştik Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben ilk başta söylemiştim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

Peki, buyurun efendim.

Üç dakika süre veriyorum Sayın Genç.

V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Sayıştay Başkanlığının denetim raporlarını Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmadığı gerekçesiyle 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinin yapılıp yapılamayacağı hakkında

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçeyi inceliyor ama nasıl inceliyor? Biliyorsunuz, AKP iktidarıyla beraber denetim kaldırıldı. Yalnız Sayıştay denetimi kaldırıldı. Sayıştay denetiminde dış denetim genel değerlendirme raporu… Bu rapora göre, 132 farklı kamu kurumuna ait, denetçiler tarafından hazırlanan ve tekemmül ettirilerek Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmak üzere Sayıştay Genel Kuruluna gönderilen raporlar var. Bu raporlarda, bu 132 farklı kurumun o yıl içinde yaptığı harcamalar, harcamaların yasalara uygun olup olmadığı; gerekli verimlilik, hukukilik ilkelerine uyulup uyulmadığı konusunda, bu konuda gerekli denetimin yapılması lazım.

Şimdi, bu raporlar Sayıştay tarafından verilmemiş. Dolayısıyla, aslında, 6353 sayılı Kanun’la Sayıştay Kanunu’nda birtakım değişiklikler yapıldı ama zaten bu raporlar hazırlanıp da Sayıştay Genel Kurula verildiği hâlde, o sıralarda, bu kanun ondan sonra yürürlüğe girdi. Dolayısıyla, Sayıştay burada görevini yapmamıştır. Bu Sayıştayın düzenlemediği dış denetim genel değerlendirme raporuna dayanmayan 2011 kesin hesap kanununun burada görüşülme niteliği yoktur. Bir başka rapor var, faaliyet genel değerlendirme raporu var, bunu da göndermemiştir Bütçe Plan Komisyonuna. Ve  mali istatistikleri değerlendirme raporu da Genel Kurula gelmemiştir. Dolayısıyla, Bütçe Plan Komisyonunun bunları incelemesi lazım. Bütçe Plan Komisyonu neden bu görevini yapmıyor, onu öğrenmek lazım.

Yani, arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi yolsuzlukları önleme meclisi değildir; Türkiye Büyük Millet Meclisi idarenin yaptığı hırsızlıkları, yolsuzlukları, talanı önleyen bir kurum değildir. Bunları, biz bu bütçeyle neyi denetleyeceğiz?

Şimdi, Sayın Meclis Başkanı, 6083 sayılı Sayıştay Kanunu yürütme görevini size vermiştir. Dolayısıyla, sizin, bu Sayıştayı denetlemek için 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu 69’uncu maddesine göre, Başkanlık Divanı tarafından bir komisyon oluşturmanız lazım ve bunu denetlemeniz lazım. Bu komisyonu seçtiniz mi, seçmediniz mi? Size soru önergesiyle soruyorum, sorumuza cevap vermiyorsunuz.

Peki, siz, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak görevinizi yapmıyorsunuz, Sayıştay görevini yapmıyor, AKP’nin Bütçe Plan Komisyonu görevini yapmıyor; peki, bu yolsuzlukları, bu hırsızlıkları kim önleyecek? Buraya gelen rakamların doğru olup olmadığını biz nereden bileceğiz, biz kâhin miyiz?

Onun için Sayın Başkan, bu raporlar görüşülebilir nitelikte değildir, bu raporları reddedelim. Türkiye Büyük Millet Meclisi en kısa zamanda geçici bir bütçe yapmalıdır ve bunu Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Aksi takdirde, bu raporların görüşülebilirlik niteliği bulunmamaktadır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Lehte, Sayın Nurettin Canikli.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz üç dakika Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tartıştığımız konu, ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisine Sayıştay tarafından gönderilecek raporlarla ilgilidir. 6085 sayılı Kanun’la yani 2010 yılının Aralık ayında yürürlüğe giren 6085 sayılı Kanun’la öngörülen ve Sayıştay tarafından düzenlenerek Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesi hüküm altına alınan bu raporlar Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmemiştir. Bunlar, tekrar altını çizerek söylüyorum, daha önceki yıllarda gelen raporlar değildir, 5018 sayılı Kanun’da belirtilmiştir ancak Sayıştay Kanunu değişmediği için bugüne kadar hiç gelmemiştir; ilk defa gelecekti, gelmemiştir. Nedeni şu: Nedeni, bizim 6353 sayılı Kanun’la yaptığımız değişiklik değerli arkadaşlar. Biz, bu kanunla Sayıştay Kanunu’nun 35’inci maddesine bir fıkra ekledik.

6085 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, bu çerçevede, Sayıştay bahsedilen raporlarla ilgili denetimine başladı. Sayıştay denetçileri denetimlerini tamamladı ve raporları Sayıştay Başkanlığına gönderdi. Bu tür raporların Sayıştayda tekemmül edebilmesi için başka birtakım süreçlerden daha geçmesi gerekiyor. Önce daireler tarafından görüşülmesi ve onaylanması, daha sonra değerlendirme kurulları tarafından görüşülmesi ve onaylanmasından sonra raporlar Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilecek hâle gelir, tekemmül eder.

Bu raporlar 2012’nin Haziran ayında Sayıştay Başkanlığına gönderildi. Sayıştay Başkanlığı da biraz önce söylediğim prosedürün gereği olarak bu raporları görüşmek üzere ilgili dairelere gönderdi. Tam o arada, Türkiye Büyük Millet Meclisi 6353 sayılı Kanun’la biraz önce zikrettiğim değişikliği yaptı ve bu değişiklik, bu raporlarla ilgili son derece önemli düzenlemeler içeriyor değerli arkadaşlar. Bir başka ifadeyle, dairelere gönderilen bu raporlar eski kurala göre, değişmeden önceki hükümlere göre yapıldığı için değiştirilmiş olan hükümlere aykırılık teşkil ediyor idi. Aynen öyle. Nasıl aykırılık teşkil ediyor? Şu şekilde, bakın: Biz, 6353 sayılı Kanun’un 45’inci maddesiyle şunu getirdik, düzenlilik denetimini değiştirdik -bu Meclis tarafından yapıldı bu- diyor ki: “Söz konusu hesap ve işlemler dışında kalan diğer işlem ve faaliyetler düzenlilik kapsamı dışında değerlendirilemez.” Birincisi bu.

İkincisi: Bu raporlarda, bahsedilen bu ikinci raporda “Etkililiği, ekonomikliği, verimliliği ve benzeri gerekçelerle uygun bulunmadığı yönünde görüş ve öneri içeren…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …yerindelik denetimi sayılabilecek denetim raporu düzenlenemez.” denilmiştir. Bu anlamda aykırılık teşkil ettiği için daireler bu usulsüzlüğü tespit etti ve bize gönderildi. Dolayısıyla, herhangi bir hukuksuzluk söz konusu değildir. Sayıştay, bu raporları 6353 sayılı Kanun çerçevesinde yeniden inceleyecektir.

Hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akif Hamzaçebi, aleyhte.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın –gerçekten- ekinde olması gereken Sayıştay raporları bu kanun tasarısıyla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmamıştır. Burada, biraz önce yapılan açıklamalar eksik açıklamalardır, doğrusu şudur: Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre, Sayıştay, kamu kurumlarının faaliyetlerini denetlemesi sonucunda muhtelif raporlar düzenler: Yıllık denetim genel değerlendirme raporu, faaliyet genel değerlendirme raporu ve mali istatistikleri değerlendirme raporu. Bu üç rapor bütçe kanun tasarısı ekinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmak zorundadır.

Nitekim, bu kanun hükmünün yürürlüğe girmesiyle birlikte, Sayıştay Kanunu’nun yürürlüğüyle birlikte -2010 yılı Aralık ayında yeni kanun yürürlüğe girdi- Sayıştay 132 kamu kurumunun hesaplarını denetledi, 2011 yılı hesaplarını; raporlarını düzenledi, ilgili kurumlara gönderdi, “Ne diyorsunuz, ben böyle tespitler yaptım, görüşünüz nedir?” İlgili kurumlar bu görüşleri Sayıştaya bildirdi, Sayıştay bu görüşleri aldı, değerlendirdi, nihai şeklini vererek raporları Sayıştay Başkanlığına sundu. Denetçiler bu işlemleri tamamladı. Bu esnada -bu esnada dediğim 4 Temmuz 2012 tarihinde- 6353 sayılı Kanun yürürlüğe girdi, Sayıştay raporlarıyla ilgili yeni bir sistem getirdi ama bu raporlar tamamlanmış, bitmiş, tekemmül etmiş, kurumların görüşleri alınmış; o kanun yürürlüğe girdikten sonra düzenlenecek olan raporlar içindir. Gerçekle hiçbir ilgisi yok bunun. Bu raporlar Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmak zorundadır.

Şimdi, 132 kamu kurumunun denetim sonuçlarını Sayıştay Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmamıştır, Parlamentodan gizlemiştir. Hiç bunun lamı cimi yok arkadaşlar. Burada olmak zorundadır bu raporlar.

Bu açıdan, 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı meşru bir tasarı değildir. İstediğiniz kadar “Arkasında Parlamento çoğunluğu var.” deyin, ortada meşru bir kanun tasarısı yoktur.

Bu raporları, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Sayıştay Başkanlığından istedik. Biz istedik. Ben Bilgi Edinme Kanunu’na göre istedim, bekliyorum. Parlamentonun yapmasını engellediğiniz o denetimi Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz yapacağız ve kamuoyuyla paylaşacağız.

Ama, böyle bir olayı, yani bütçe kanunu tasarısı ekinde olması gereken bir belgenin olmaması nedeniyle kanun tasarısının eksik görüşülmesi olayını ilk kez yaşıyoruz. Usulüne uygun bir bütçe kanunu tasarısı yoktur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – …bu tasarı meşru değildir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Şimdi, lehte olmak üzere Sayın Mehmet Şandır.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz ve milletimiz için önemli olan bütçe müzakerelerine başlarken bize göre de çok önemli bir tartışmayı burada birlikte yapıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin yönetim sistemi, kuvvetler ayrılığı. Yasamayla yürütmenin münasebetini belirleyen temel husus, yasamanın yürütmeyi denetleme erkinin işleyip işlemediği hususudur. Şimdi konuştuğumuz konu da Türk milleti adına, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yürütmeyi denetleyen Sayıştayın raporlarının buraya getirilemeyişi hususudur. Sayın Canikli’nin “Kanunu çıkarttık, 6353 sayılı Kanun’un 45’inci maddesine göre bu yetkisi kalmadı.” demesinin hiçbir değeri, hiçbir anlamı yok. Yani, yürütmeyi kim denetleyecek o zaman? Bizi milletimiz izliyor. Bütçe ortaya koyuyoruz, bütçeyle beraber kesin hesap kanununu da görüşüyoruz. Şimdi, kesin hesabı neye dayalı olarak burada konuşacağız? Sayıştayın denetlemesi yok. Bakın, Anayasa’nın 164’üncü maddesi bu konuda çok açık: Hiçbir şekilde ertelenmesi mümkün değil, diyor. “Kesin hesap kanun tasarısı ve genel uygunluk bildiriminin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştayca sonuçlandıramamış denetim ve hesap yargılamasını önlemez ve bunların karara bağlandığı anlamına gelmez.” Yani, bir anayasal hüküm ortada. Sizin burada parmak sayısıyla çıkarttığınız Sayıştayı işlevsiz hâle getiren 6353 sayılı Kanun’un 45’inci maddesine dayanarak “Burada Sayıştay denetimine gerek yoktur.” demeniz gerçekten denetim yetkisini yok saymanızdır, Türkiye’nin kuvvetler ayrılığı sistemini yok saymanızdır.

Değerli arkadaşlar, mesele şu; iktidarınız, AKP iktidarının yönetim anlayışı, zihniyeti şu: Denetimden kaçan bir anlayışınız var. Bakın, Sayıştay raporları buraya gelmiyor. Gelmesi gerekir, anayasal bir hüküm. 2011 yılının kesin hesabını yapacağız, 2011 yılı Sayıştay denetim raporlarını buraya getirmeniz lazım; sonra çıkardığınız kanun o hükmü ortadan kaldırmaz.

Yalnız bu değil. Bakınız, Meclis araştırma komisyonları kuruyoruz, onların raporlarını da buraya getirmiyorsunuz.

Bir başka husus: Kanun hükmünde kararname çıkarıyorsunuz, onları da buraya getirmeniz lazım, onları da getirmiyorsunuz.

Yani, sizin temel bir karakteristiğiniz var, o da milletin denetiminden kaçıyor olmanızdır. Burada gelip parmak sayısıyla bu işi meşrulaştırmanızın, kanunileştirmenizin hiçbir değeri ve anlamı yoktur. Bu yaptığınız işlem Anayasa’ya aykırıdır.

Usul tartışmasının lehinde olmakla beraber, tavrınızın aleyhinde söz aldım.

Hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Komisyon söz talep etmiştir bu konuyla ilgili olarak. Şimdi, istek üzerine Komisyona söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bilgiç.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, ilgi raporlar, aslında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim Kanunu’nda da belirtilen raporlardır. 2010 Aralık ayında çıkan 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nda da bunlara yer verilmiştir. Anayasa gereği olarak bize gelmesi gereken en önemli rapor genel uygunluk bildirimidir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, hayır Sayın Bilgiç.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anayasa 164’ü ne yapacağız?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nda genel uygunluk bildirimine baktığımızda ilgi raporları da ihtiva ettiğine dair bir hüküm vardır. Yani bu, bütçenin hem komisyonda hem de Genel Kurulda görüşülmesine herhangi bir mâni hâl oluşturmamaktadır. Ki komisyonda bütçenin tümü üzerindeki görüşmeleri yaptığımızda da buna ilişkin olarak herhangi bir şekilde bir komisyon üyesinden de bir itiraz gelmemiştir.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Muhalefet şerhimiz var!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nasıl gelmedi? Sayın Başkana sordum, Sayın Başkan oradaydı.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, yalan konuşuyor! Yanlış değil, yalan konuşuyor!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan oradaydı, ona sordum.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Tümü üzerindeki görüşmelerde gelmedi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, müsaade ederseniz bir açıklama yapayım, ondan sonra gerekiyorsa…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şahidi burada! Meclis Başkanlığı bütçesinde de var.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Plan ve Bütçe Komisyonu tutanaklarına bak. Ayıp ya!

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, müzakeresini yaptığımız konuyla ilgili olarak ben Sayıştay yetkililerini 3 defa davet ettim, kendileriyle 3 defa görüştüm bu raporların neden tasarıyla beraber Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmediği hususunu. Aslında, komisyonun ilk günkü toplantısında olmamakla birlikte, Sayıştay bütçesi görüşülürken -ve muhalefet şerhlerinde de var- bu konu gündeme geldi.

Şimdi, Sayıştay yetkililerinin birlikte yaptığımız toplantıda bana söylediği husus şudur: “4 Temmuz 2012 tarih ve 6353 sayılı Kanun’un 45’inci maddesiyle 6085 sayılı Kanun’un 35’inci maddesine eklenen fıkra ile tüm mali denetim ve raporlama süreçlerini etkileyen yeni birtakım hükümler getirilmiştir.”

Bu Rapor Değerlendirme Kurulunun 27/1 sayılı Kararı’ndan okuyorum: “Ancak hâlen rapor süreci tamamlanmamış 2011 denetimlerini bu fıkra hükümlerinden istisna tutan geçici madde düzenlemesi de yapılmamıştır. Kurul, denetim grupları veya deneticinin yerine geçip yeni düzenlemeye uygun değerlendirme ve düzeltme yapamaz. Bu nedenle, Başkanlıkça denetim raporları ilgili denetim gruplarına iade edilmeli ve raporlar, 6085 sayılı Kanun’un 35’inci maddesinin (2)’nci fıkrası yönünden yeniden incelenip gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra kurula gönderilmelidir.

3) Denetim raporlarının 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 35’inci maddesine eklenen (2)’nci fıkraya uygun hâle getirilmeden Başkanlıkça Rapor Değerlendirme Kuruluna sunulması ve burada görüşülmesi usul açısından mümkün değildir.

Öte yandan, 6085 sayılı Kanun’un 38’inci maddesinin (2)’nci fıkrasında ‘…Dış denetim genel değerlendirme raporu ile Kurulca görüş bildirilen kamu idarelerine ilişkin denetim raporları Sayıştay Başkanınca genel uygunluk bildirimiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.’ hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla, Kurulca görüş bildirilen raporların Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesi zorunludur. Ancak kamu idaresi denetim raporlarının önemli bir bölümü hâlen dairelerce görüşülüp kurula gönderilmemiştir. Bu durumda, kanunda belirtilen süreye yetiştirilmesi fiilen imkânsız bulunan raporlara kurulca görüş verilmesi bu yönüyle uygun görülmemiştir. Ayrıca, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 35’inci maddesinin (2)’nci fıkrasının işletilebilmesi için fıkrada öngörülen yönetmeliklerin çıkarılmış olması gerekmektedir. Bu yönetmelikler çıkarılmadan ve fıkrada belirtilen kanuni süreçler tamamlanmaksızın…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Mazeret çok Sayın Başkan.

BAŞKAN – “…kurula sunulmuş olan raporlar hukuken eksik raporlardır. Bu bakımdan, bu raporların kurulda görüşülmesi mümkün görülmemektedir.” diye…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayıştay görevini yapmıyor yani.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İşlevini yapmamış o zaman.

BAŞKAN – …oy çokluğuyla bir karar verilmiş. Dolayısıyla, 13 Eylüle kadar bu söylenen gerekçeler sebebiyle bu raporların yetiştirilme imkânı olmadığı ifade edilmiştir. Dolayısıyla, bu tartışmalar muhalefet şerhinde de var. Sayıştay bütçesi yarın görüşülecek, burada da yapılabilecektir. Yukarıda da belli ölçüde bir eksiklik, bir tenkit konusu olmakla birlikte, konunun tasarının görüşülmesine engel teşkil etmediği kanaati hasıl olduğundandır ki komisyonda görüşmeler de devam etmiştir. Dolayısıyla, şimdi bu konuyu…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, ben çok küçük bir bilgi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Söz verdim, artık müsaade ederseniz…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Müsaade ederseniz, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak Sayın Bilgiç “Bunlar gündeme gelmedi.” dedi.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Hayır, tümü üzerindeki görüşmelerde demek istedim Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Milliyetçi Hareket Partisinin…

BAŞKAN – Ben söyledim onu.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - …hem 2013 muhalefet şerhinde hem de kesin hesap muhalefet şerhinde var.

BAŞKAN – Ben söyledim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Zatıalinizin orada bütçesi görüşülürken de TBMM olarak denetleme yetkimizin elimizden alındığını ve Sayıştay bunları yapmadığı zaman bizim bütçe hakkımızın gasp edildiğini hem TBMM bütçesinde konuştuk hem Sayıştayın bütçesinde konuştuk ve tutanaklarda vardır.

BAŞKAN – Evet, tamam.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Bilgiç’in söyledikleri gerçeği yansıtmıyor.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Tümü üzerindeki görüşmelerdir kasıt.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şu anda eğer bakılırsa hem kesin hesap muhalefet şerhimizde hem de bütçeye ilişkin muhalefet şerhimizde bu aksaklıklar…

BAŞKAN – Sayın Günal, ben o kısmı söyledim. Muhalefet şerhinde de var, ilk gün o olmasa bile

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz de Komisyon Başkanına hitaben söylüyoruz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kamuoyunu ve Genel Kurulu bilgilendirmek açısından ben de belirtmek istedim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben Genel Kurula söylüyorum, herkes dinliyor, kamuoyu da dinliyor. Dolayısıyla, ilk günkü görüşmelerde gelmemiş olmakla birlikte, daha sonraki görüşmelerde konu Sayıştay bütçesi görüşülürken en evvel gündeme gelmiş ama buna rağmen görüşmeler de devam etmiştir. Onu ifade ettim, muhalefet şerhinde de vardır. Bir defa daha tavzihen ifade ediyorum.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan,  Plan ve Bütçe Komisyonun sayın sözcüsü, bütçe ve kesin hesap kanun tasarıları ekinde genel uygunluk bildiriminin olması nedeniyle, diğer raporların o kadar önemli olmadığı anlamında bir açıklama yaptı. Doğrusu, amacını aşan bir ifade olarak bunu değerlendirmek isterim. Genel uygunluk bildirimi öteden beri tasarılara eklenir ama yıllık denetim faaliyet raporu ve yıllık dış denetim genel değerlendirme raporu Parlamentoya ilk kez gelecek olan belgelerdir ve gerçekten bütçenin tüm harcamalarının ilgili bakanlıklar ve kurumlar tarafından usulüne uygun ve yerinde harcanıp harcanmadığının denetlenmesinin sonuçlarını içerir. Bu kadar önemli bir belgeyi, raporu, olmasa da olur bir anlayışla sayın başkan vekili sundular. Bu doğru değildir, bu raporlar hakikaten olmak zorundadır.

Ayrıca, buna ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi görüşü, Plan ve Bütçe Komisyonu raporundaki karşı oyumuzda yer almaktadır.

BAŞKAN – Peki, çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç söz verdim, bakın, şimdi bu türlü bir müzakereyi yapamayız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, 5018 sayılı Kanun’un 69’uncu maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanın Sayıştayı denetlemek üzere bir komisyon oluşturması lazım. Sayıştay Kanunu’na göre, Sayıştay Kanunu’nu yürütme görevi Meclis Başkanına verilmiştir. Siz görevinizi yapmamışsınız. Evvela bu komisyonu oluşturdunuz mu? Bu komisyonu oluşturdunuzsa niye Sayıştayı denetleyip de zamanında rapor hazırlaması sağlanmadı? Burada tek sorumlu sizsiniz.

BAŞKAN – Peki.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama “Peki.” demekle olmaz ki…

BAŞKAN – Siz soru önergesi verdiniz. Ben süresi içerisinde buna cevap veririm.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Peki.” demekle olmaz.

Bakın, sizin yerinizde başka bir Meclis Başkanı olsaydı şu anda istifa ederdi. Yani devletin bütçesini sakat getiriyorsunuz buraya. Böyle bir şey olur mu ya! Hırsızları koruyan sizsiniz o zaman.

BAŞKAN – Peki, çok teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, lehteki ve aleyhteki görüşmeleri ve komisyon görüşünü de dinlediniz, açıklamamı da dinlediniz.

Görüşmelerin devam edip etmemesini oylarına sunacağım. Görüşmelerin devam etmesini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Görüşmelere devam edilecektir.

Sayın milletvekilleri, komisyon raporları…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çoğunluk kararıyla olmaz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Padişah bütçesi değil! Ayıp ediyor arkadaşlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, görüşmelere devam edilmesi usul tartışmasıyla ilgili.

BAŞKAN – Gündeme geçmeden önce bir konu daha var. İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal, geçen birleşimde kendisine ait tutanaklara geçen bir beyanını düzeltmek amacıyla İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre söz istemiştir.

Sayın Tanal, hangi konuda efendim? Evvela bir talebinizi alayım, ondan sonra.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, efendim, 58’inci maddeye göre, geçen tutanakta geçen beyanım “Sizin buradaki değer kavramınız ezilenlerin çıkarıdır.” şeklinde, bunu düzeltmek istiyorum ben.

BAŞKAN – Evet, buyurun efendim.

İki dakika size söz vereceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 6 Aralık 2012 tarihli 35’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması  (x)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

                                   

(x) Bu açıklamaya ilişkin ifade 06/12/2012 tarihli 35’inci Birleşim Tutanağı’nın 156’ncı  sayfasında yer almıştır.

Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin geometrik olarak çok fazla ihlal edildiğini görüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında, milletimiz ve Parlamento bilsin ki, bu temel hak ve özgürlüklerin ihlaline biz son vereceğiz.

Geçen birleşimde geçen “Sizin buradaki değer kavramınız ezilenlerin çıkarıdır.” kavramını şu şekilde düzeltiyorum: “Sizin buradaki değer kavramınız ezenlerin çıkarıdır.” şeklinde düzeltilmesini arz ederim.

Saygılar efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, komisyon raporları 361 ve 362 sıra sayılarıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi, Hükûmetin sunuş konuşmasını yapmak üzere Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’e söz vereceğim.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve ekranları başında bizi izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

17 Ekim 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri tamamlanmıştır.

Yoğun ve yorucu çalışmaları, değerli katkıları dolayısıyla Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine, bu sürece önemli katkılarda bulunan bakan arkadaşlarım ve kamu idarelerinin temsilcilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabı ve 2013 yılı merkezî yönetim bütçesi hakkında Genel Kurulumuzu bilgilendireceğim.

İlk olarak dünya ve Türkiye ekonomisinin görünümüyle ilgili değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ekonomiye dair belirsizlikler son dönemde azalsa da hâlâ önemini korumaktadır. Gelişmiş ekonomilerde büyüme zayıf, işsizlik ise yüksek seyretmektedir. Kamu borçlarının sürdürülebilirliğine ilişkin kaygılar devam etmektedir. Avro bölgesinde alınan önlemlere rağmen güven ortamı hâlâ tam olarak sağlanamamıştır. Gelişmekte olan ekonomilerde ise büyüme son yıllardaki trendin oldukça altında seyretmektedir.

IMF, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda yayımladığı tahminlerini 2012 yılı için 0,7, 2013 yılı için 0,9 puan aşağı yönlü revize etmiştir.

Bu çerçevede, küresel ekonomik büyüme IMF tarafından 2012 yılı için yüzde 3,3, 2013 yılı için yüzde 3,6 olarak tahmin edilmektedir. Bu oranlar kriz öncesi dönemde görülen yaklaşık yüzde 5 civarındaki büyümenin oldukça altındadır.

Gelişmiş ekonomilerin 2012 yılında yüzde 1,3, 2013’te ise yüzde 1,5 ile potansiyelin oldukça altında büyümesi beklenmektedir.

Dünya ekonomisinin yüzde 21’ini oluşturan Amerika Birleşik Devletleri’nde iş gücü piyasası ve iç talepteki zayıf gidişat, büyümenin bir süre daha ılımlı seyredeceğini göstermektedir. 2011 yılında yüzde 1,8 büyüyen Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinin bu yıl yüzde 2,2, önümüzdeki yıl ise yüzde 2,1 büyümesi beklenmektedir.

Dünya ekonomisinin yüzde 19'unu oluşturan avro bölgesinde ise birçok ülke teknik olarak resesyona girmiştir. 2011 yılında yüzde 1,4 oranında büyüyen avro bölgesinin 2012 yılında yüzde 0,4 daralması, 2013 yılında ise neredeyse yerinde sayarak sadece yüzde 0,2 büyümesi beklenmektedir. Bölge ekonomisinin 2007 sonundan bu yana yüzde 1,9 oranında küçüldüğü göz önüne alındığında, krizin bölge üzerindeki etkisi çok daha iyi anlaşılacaktır.

Gelişmiş ülkelerdeki sorunlar, gelişmekte olan ülkeleri ticaret, finansman ve beklentiler kanalı ile olumsuz yönde etkilemektedir. Dolayısıyla, gelişmekte olan ülkelerde ekonomik büyüme bu yıl büyük oranda yavaşlamıştır. 2011 yılında yüzde 6,2 oranında büyüyen gelişmekte olan ekonomilerin 2012 ve 2013 yıllarında, sırasıyla, yüzde 5,3 ve yüzde 5,6 oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelişmiş ekonomilerde büyüme zayıf seyrederken işsizlik hâlâ son on yılın en yüksek seviyelerindedir. Avro bölgesinde 2007 sonunda yüzde 7,4 olan işsizlik oranı, ekim itibarıyla yüzde 11,7 ile tarihî rekor seviyesine çıkmıştır. Bu oranın 2013 yılında da yüzde 11,5 ile yüksek bir düzeyde seyretmesi beklenmektedir. İspanya ve Yunanistan'da ise işsizlik oranları yüzde 25'i aşmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 2007 yılında yüzde 5 olan işsizlik oranının, 2012 ve 2013 yıllarında yüzde 8 civarında olacağı öngörülmektedir.

Gelişmiş ekonomilerde kriz döneminde yaşanan ekonomik daralma ve kamunun bu dönemde üstlendiği yükümlülükler dolayısıyla mali dengeler bozulmuş, aradan geçen beş yıla rağmen bu dengelerde kayda değer bir iyileşme sağlanamamıştır.

Avrupa Merkez Bankasının aldığı önlemler sayesinde, İspanya ve İtalya gibi önemli ülkelerin iflas riski azalmakla birlikte, avro bölgesinde finansal istikrar hâlâ tehdit altındadır. 2 büyük kurtarma paketine rağmen Yunanistan'da borç dinamiklerinin sürdürülebilir düzeyde olmadığı kanısı oldukça yaygındır.

Bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, zirve yaptığı 2009 yılından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nde 4,6 puan, avro bölgesinde ise 3,1 puan düşmesine rağmen hâlâ kriz öncesi seviyelerin yaklaşık 3 ile 6 puan üzerindedir.

Kamu borçluluk oranları ise artmaya devam etmektedir. Son beş yıl içerisinde kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı Amerika Birleşik Devletleri’nde 40 puan artarak 2012 yılında yüzde 107,2'ye, avro bölgesinde ise 27,2 puan artarak yüzde 93,6'ya çıkmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılında küresel ekonomik faaliyetlerdeki durgunluğun etkisiyle enflasyonist baskılar azalmıştır. 2012 yıl sonunda enflasyonun gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde, sırasıyla, yüzde 1,7 ve yüzde 6,2 olacağı tahmin edilmektedir. Bu oranlar, 2011 yılında, sırasıyla, yüzde 2,5 ve yüzde 6,6 olarak gerçekleşen enflasyon oranlarının altındadır. 2013 yılında enflasyonun gelişmiş ekonomilerde yüzde 1,7 ile durağan seyredeceği, gelişmekte olan ekonomilerde ise yüzde 5,7 ile azalmaya devam edeceği tahmin edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; küresel ekonominin önünde aşağı yönlü 3 temel risk bulunmaktadır. Bu risklerden ilki, avro bölgesinde ekonomik krizin daha da derinleşmesidir. Bu risk, sadece bölge ekonomileri ve Türkiye için değil, Çin ve Hindistan gibi küresel büyüme açısından da tabii ki oldukça önemli bir risktir.

“Mali uçurum” olarak adlandırılan Amerika Birleşik Devletleri’ndeki mali belirsizlikler, küresel görünüme ilişkin diğer önemli bir risktir. Mali uçurum, yaklaşık 700 milyar dolarlık harcama kesintileri ve vergi artışlarının 2013 yılında otomatik olarak devreye girmesi ile Amerika Birleşik Devletleri ekonomisini resesyona sokabilecek büyüklükte bir risktir.

Son olarak, artan jeopolitik gerginlikler uluslararası enerji fiyatlarının hızla yükselmesine yol açabilecektir. OECD tahminlerine göre petrol fiyatlarında varil başına her 10 dolarlık yükseliş, üye ülkelerde ekonomik büyümeyi ortalama 0,25 puan düşürecek, enflasyonu ise yine yaklaşık 0,25 puan artıracaktır.

Tabii, küresel büyümeyi önümüzdeki yıl yukarı çekecek senaryolar da vardır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri ve avro bölgesinin kısa zamanda piyasaları rahatlatacak çözümler üretmesi ve dolayısıyla güven ortamının sağlanması toparlanma sürecini hızlandırabilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisi istikrarını ve güçlü makroekonomik dengelerini korumaktadır.

Türkiye, 2011'in son çeyreğinden itibaren girdiği yumuşak iniş sürecini başarıyla yönetmiştir. Bu süreçte, büyüme kompozisyonu iç ve dış talep arasında dengelenmiş, cari açık daralmış, enflasyonist baskılar azalmıştır.

Bildiğiniz üzere, kriz sonrası dönemde Türkiye ekonomisi çok güçlü bir büyüme sürecine girmiştir. 2010-2011 yıllarında ortalama yüzde 8,8 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi global büyüme liginde üst sıralarda yer almıştır. Bu sayede mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sabit fiyatlarla gayrisafi yurt içi hasıla kriz öncesi seviyenin yüzde 14,2 üzerine çıkmıştır.

Ancak bu dönemde iç talebin yüzde 10,3 ile potansiyelin oldukça üzerinde büyümesi ve dış finansmana erişimin elverişli olması cari açığı yüksek seviyelere çıkarmıştır.

Bu nedenle, geçen yıl cari açığı kontrol altına almak için önemli tedbirler aldık. Bu çerçevede;

Maliye Bakanlığı olarak ithalatın artış hızını sınırlayacak adımlar attık.

Merkez Bankası para politikasını sıkılaştırdı.

 BDDK ise makro ihtiyati uygulamalarla bu sürece destek verdi.

Alınan bu önlemler neticesinde ekonomimiz 2011'in ikinci yarısından itibaren kontrollü bir yavaşlama sürecine girmiştir. Bu süreçte iç talep yavaşlarken dış talep büyümenin motoru hâline gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yıl yumuşak iniş sürecini başarıyla yönettik. Küresel ekonomideki belirsizliklere rağmen önümüzdeki dönemde büyümeyi hızlandırarak 2014 yılında potansiyel büyüme hızına ulaşmayı hedefliyoruz. Orta Vadeli Programda 2012 yılında büyümenin yüzde 3,2 oranında gerçekleşeceğini öngördük. Ancak son açıklanan veriler ışığında büyümenin bir miktar bunun altında kalması olasılığı yüksektir. Ayrıca, büyümede aşağı yönlü revizyon sadece Türkiye’ye özgü bir durum değildir. Örneğin, IMF gelişmekte olan ülkeler için 2012 yılı büyüme tahminlerini ortalama 0,8 puan aşağı çekmiştir. Aslında IMF raporundan sonra ortaya çıkan Avrupa Merkez Bankası ve OECD raporları IMF’ye göre çok daha kötümser bir tablo da çizmiştir.

Ayrıca, en büyük ticaret ortağımız olan avro bölgesindeki daralma, küresel ekonomideki yavaşlama ve yüksek uluslararası enerji fiyatları dikkate alındığında ülkemiz için tabii ki bu büyümedeki sapma makul gibi görülebilir.

Türkiye, IMF tahminlerine göre bu yıl Avrupa’da Letonya ve Kosova’dan sonra en hızlı büyüyen ülke olacaktır. Bu yılki büyüme oranımız gelişmekte olan Avrupa ülkelerinin yüzde 2’lik büyümesinden daha yüksek, Latin Amerika’nın yüzde 3,2’lik büyümesiyle neredeyse başa baş, gelişmekte olan Asya’nın yüzde 6,7’lik büyümesine göre de oldukça düşük olacaktır.

Büyümenin önümüzdeki yıl yüzde 4, 2014 ve 2015 yıllarında ise yüzde 5 olacağını öngörüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cari işlemler açığını önemli ölçüde azalttık, enflasyonu düşürdük, istihdamı artırdık, kamu borçlarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını azalttık. Özetle, bütçe açığı ve büyüme hariç Orta Vadeli Program’da öngördüğümüz hedeflere genel hatlarıyla ulaştık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, yüksek cari işlemler açığını krize dönüştürmeden başarılı bir şekilde yönetmiştir. Ekim 2011’de 78,4 milyar dolara yükselen on iki aylık cari açık, uyguladığımız doğru makroekonomik politikalarla bu yılın eylül ayında 55,8 milyar dolara gerilemiştir. Cari açıktaki bu gerileme, yüksek seviyelerde seyreden petrol fiyatlarıyla, en büyük ticaret ortağımız Avrupa Birliğindeki daralmaya rağmen gerçekleşmiştir. Enerji ithalatını hariç tuttuğumuzda, aslında Türkiye’nin 3,7 milyar dolar cari fazla verdiğini göreceksiniz. Cari açığın, gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak, yıl sonunda Orta Vadeli Program’da öngördüğümüz üzere yüzde 7 civarında gerçekleşeceğini, 2015 yılında ise yüzde 6,5’a gerileceğini tahmin ediyoruz. Uygulamaya koyduğumuz yapısal reformlarla cari açığı orta-uzun vadede daha düşük seviyelere çekeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yumuşak iniş sürecine paralel olarak enflasyonist baskılar da azalmıştır. Geçen yılın sonunda yüzde 10,5’a çıkan enflasyon, kasım ayında yüzde 6,4’e inmiştir. Enflasyonun 2013’te yüzde 5,3’e gerilemesini bekliyoruz. Uzun yıllar çift hanelerde seyreden, hatta bazen 3 haneye çıkan enflasyonu tek haneye indirerek tarihî bir başarıya imza attık. Zira, 2002 yılında yüzde 29,7 olan enflasyon ile dünyada en yüksek enflasyon oranına sahip 6’ncı ülkeydik. Kasım ayı itibarıyla yüksek enflasyon liginde 54’üncü sıraya kadar geriledik.

Orta-uzun vadede hedefimiz, enflasyonu düşük tek haneli rakamlara indirmektir. Böylelikle, büyümenin önündeki en büyük kısıtı ortadan kaldırmış olacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki dönemde büyümemizi destekleyecek önemli unsurlardan biri, son yıllarda yakaladığımız güçlü istihdam artışıdır. Birçok ülkede kriz sonrası istihdam kayıpları telafi edilemezken 2009 yılından bu yana yaklaşık 4 milyon net istihdam sağladık. Manşet işsizlik oranı yüzde 8,8 ile son on yılın en düşük düzeyine inmiştir. Bu dönemde iş gücüne katılım oranının 2,3 puan arttığı göz önüne alınırsa işsizliği azaltmadaki başarımız daha iyi anlaşılacaktır. Nitekim, Uluslararası Çalışma Örgütünün verilerine göre, Türkiye, krizden çıkış sürecinde işsizliği en hızlı düşüren ülke olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sürdürülebilir yüksek büyüme için ekonomik istikrar ve güven ortamının rolü çok önemlidir. Bu bilinçle, Hükûmet olarak her zaman mali disipline önem verdik. Bugün birçok ülke borç sorunuyla mücadele ederken Türkiye’de kamu borçlarının sürdürülebilirliğine ilişkin hiçbir tereddüt kalmamıştır. İktidara geldiğimiz 2002 yılında genel devlet açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 11 civarındaydı, hükûmetlerimiz döneminde kararlılıkla uyguladığımız ihtiyatlı maliye politikaları sayesinde bu oranı ciddi ölçüde azalttık, 2012 gibi nispeten sıkıntılı bir yılda dahi genel devlet açığının yüzde 1,6 olarak gerçekleşmesini bekliyoruz. Bu oran OECD ülkeleri için öngörülen yüzde 5,5’luk açığın üçte 1’inden az, Maastricht Kriteri’nin ise neredeyse yarısı kadardır. Genel devlet açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını 2015 yılında yüzde 0,9’a indirmeyi hedefliyoruz.

Çok değil, bundan on yıl önce Türkiye’de kamu borçlarının sürdürülebilir olmadığı kanısı piyasalara hâkimdi ancak kısa sayılabilecek bir sürede kamu borç stokunu ülkemiz için bir sorun olmaktan çıkardık. 2002 yılında yüzde 74 olan kamu borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2012 yılında yüzde 36 civarına düşeceğini öngörüyoruz. Bu oran yüzde 60’lık Maastricht Kriteri’nin yaklaşık 24 puan altında, OECD ortalamasının ise üçte 1’i kadardır. Kamu borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı önümüzdeki dönemde de azaltmaya devam ederek 2015 yılında yüzde 31’e indirmeyi hedefliyoruz. 2002 yılında yüzde 36,3 olan kamu net dış borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı Haziran 2012 itibarıyla eksi yüzde 0,3 olmuştur. Yani hazinemiz net bazda dünyadan alacaklı konuma gelmiştir.

AK PARTİ hükümetleri öncesinde hem borcun faizi hem de faiz giderlerinin vergi gelirleri içerisindeki payı oldukça yüksekti. 2002 yılında reel faiz oranları yüzde 25’in üzerinde, faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı ise yüzde 86’lar civarındaydı. Mali disiplin sayesinde reel faizi sıfırlarken faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranını 2012 yılında yüzde 17,6’ya kadar düşüreceğiz. Bunların bir yansıması da tarihin en düşük seviyelerine inen hazine borçlanma faizleridir. Çok değil, on dokuz yıl önce hazine ihalelerinde yüzde 400’lerin üzerine çıkan yıllık bileşik faiz oranı kasım ayında yüzde 5,9’a kadar düşmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki dönemde hane halkı ve bankacılık sektörünün güçlü bilançoları, iç talebin ve dolayısıyla ekonominin büyümesini destekleyecek önemli iki unsur olacaktır. Hükûmetlerimiz döneminde sağladığımız ekonomik ve siyasi istikrar ile özel sektörün önünü açtık. Bizden önceki on yıllık dönemde özel sektör yatırımları reel bazda yüzde 29 azalmışken AK PARTİ hükûmetleri döneminde 2,7 kat artmıştır. Bu dönemde şirketlerimiz ölçek büyütmüş ve global düzeyde rekabet edebilir seviyeye gelmiştir. Türkiye, marka değeri açısından dünyanın ilk 20 ülkesinden biri olmuştur. Küresel ticaretten aldığımız pay da önemli oranda artmıştır. Türkiye’nin küresel ticaretteki payı 2002 yılında yüzde 0,66 iken bu oran 2011 yılında yüzde 1,02’ye kadar yükselmiştir. 2002 yılında 1 milyar doların üzerinde ihracat ettiğimiz ürün sayısı 9 iken bu rakam 2011 yılında 32’ye yükselmiştir. Benzer şekilde, aynı dönemde 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptığımız ülke sayısı 8 iken bu sayı 2011 yılında 30’a kadar çıkmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu unsurların yanı sıra, önümüzdeki dönemde finansal koşullardaki esneklik de büyümeyi destekleyecektir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, gecelik borç verme faiz oranını son 3 ayda 250 baz puan, ortalama fonlama maliyetini ise son 6 ayda yaklaşık 500 puan düşürmüştür. Kredi faiz oranları da piyasa faizlerine paralel olarak kademeli bir şekilde düşmektedir. Dolayısıyla, bu da, yine 2013 yılında büyümeyi destekleyici bir unsurdur. Benzer şekilde, kredi notumuzun yaklaşık yirmi yıl aradan sonra tekrar yatırım yapılabilir seviyeye yükselmiş olması da büyüme üzerinde olumlu bir rol oynayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomisi 1990’lı yıllarda yaşadığı tahribatın ve 2001’deki ağır krizin ardından âdeta dibe vurmuştu. Ancak, son on yılda, AK PARTİ hükûmetleri döneminde uyguladığımız sağlıklı makro ekonomik politikalar ve gerçekleştirdiğimiz reformlarla refah düzeyini yükselttik, ülkemizi küresel ekonominin önemli aktörlerinden biri hâline getirdik. Gerçekleştirdiğimiz reformlarla ülkemizin kurumsal altyapısını güçlendirdik, yatırım ortamını iyileştirdik ve uluslararası rekabet gücünü artırdık. Gelişmiş ülkelerle olan gelir makasını hızla daralttık. 2002 yılında kişi başına düşen millî gelirimiz avro bölgesinin yüzde 37,5’una denk düşerken bugün bu oran yüzde 51,7 düzeyine yükselmiştir.

Dünya Ekonomik Forumunun yaptığı Küresel Rekabet Gücü Endeksi’nde Türkiye, 2005 yılında 117 ülke arasında 71’inci sıradaydı, 2012 yılında ise 144 ülke arasında 43’üncü sıraya yükselmiştir.

Uluslararası Yolsuzluk Algı Endeksi’nde de önemli bir mesafe katettik. 2002 yılında 102 ülke arasında 65’inci sıradayken, yolsuzluk algısı en yüksek olan yüzde 50’lik grup içerisindeydik. 2012 yılında ise 176 ülke arasında 54’üncü sıraya yükseldik ve bir önceki yıla göre tam 7 basamak ilerleme kaydettik. Artık, yolsuzluk algısı en düşük üçte 1’lik grup içerisinde yer alıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu olumlu gelişmeler, ülkemizin önemli ve başarılı bir yapısal dönüşüm içerisinde olduğunu göstermektedir. Ancak, gelinen noktayı yeterli bulmuyoruz, daha gidecek çok yolumuz var.

Önümüzdeki dönemde de büyüme potansiyelimizi güçlendirecek makroekonomik politikaları ve yapısal reformları uygulamaya devam edeceğiz. Bu çerçevede, kayıt dışılıkla mücadele, eğitimde kalitenin artırılması ve iş gücü piyasasında esnekliğin sağlanması önemsediğimiz alanlardır. Bu alanlarda daha fazla ilerleme sağlamamız, Türkiye'nin 2 temel sorunu olan cari açık ve işsizlikle mücadelede elimizi güçlendirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde, cari işlemler açığını orta ve uzun vadede daha makul seviyelere indirmek için attığımız bazı önemli adımları sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlk olarak, son on yılda sağladığımız mali disiplin sayesinde kamu tasarruflarında önemli oranda artış sağladık. 2002 yılında kamu tasarruflarının gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payı eksi yüzde 4,8’di. Bu oranın 2012 yılında pozitif yüzde 2,4'e ulaşacağını tahmin ediyoruz. Yani, bu dönemde kamu tasarruflarının gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payını yaklaşık 7,3 puan artırdık. Ancak, bu dönemde özel kesim tasarrufları 11,6 puan azalarak yüzde 11,9'a inmiştir.

Özel sektör tasarruflarını artırmak amacıyla bu yıl, bireysel emeklilik sistemini daha cazip kılacak düzenlemeler yaptık. Yeni sistemle katılımcıya doğrudan devlet desteği sağlayacağız.

Ayrıca, mevduatın vadesini uzatmak için kanun değişikliği yaptık. Bu amaçla, kısa sürede buna ilişkin Bakanlar Kurulu kararını açıklayacağız ve ilgili diğer tedbirleri alacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine -cari işlemler açığını azaltmak üzere- 2’nci olarak, biliyorsunuz, maalesef, ülkemiz petrol ve doğal gaz kaynakları açısından zengin değildir. Türkiye birincil enerji kaynakları bakımından yüzde 72 oranında dışa bağımlıdır. Bu nedenle, son yıllarda hızla artan enerji fiyatları, cari işlemler açığında belirleyici bir faktör olmuştur. İşte bu nedenle, hükûmetlerimiz döneminde, enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmak amacıyla yerli, yenilenebilir ve aynı zamanda çevreci enerji yatırımlarını önceliklendirdik.

2011 yılı sonu itibarıyla toplam kurulu elektrik enerji gücümüzün yüzde 36,1'i yenilenebilir enerji kaynaklarından, özellikle hidroelektrik santrallerinden elde edilmektedir. Şu anda inşa hâlindeki santrallerden elde edilecek kaynakları da ekleyince ülkemiz yenilenebilir enerjinin toplam kurulu güç içerisindeki payı yüzde 46,6'ya yükselecek ve enerjide dışa bağımlılığımız kayda değer bir oranda azalmış olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3’üncü olarak, Türkiye’yi katma değer zincirinde yukarılara taşıyacak adımları attık, atmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, uygulamaya koyduğumuz yeni teşvik sistemi ile ülkemizin uluslararası rekabet gücünü artırma potansiyeline sahip, AR-GE içeriği yoğun, yüksek teknolojili ve katma değerli, stratejik önemi haiz yatırımları teşvik ediyoruz. Son on yılda, AR-GE harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payını yüzde 0,53’ten yüzde 0,86’ya kadar çıkardık. Hedefimiz, AR-GE harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payını orta vadede yüzde 2’ye, uzun vadede ise yüzde 3’e çıkarmaktır. Bunun için özel sektöre çok güçlü destekler veriyoruz.

Yine, verdiğimiz destekler sayesinde, Türkiye Avrupa’nın en çok marka başvurusu yapılan ülkesi konumuna gelmiştir. Benzer şekilde, endüstriyel tasarımda Türkiye Avrupa’da 3’üncü sıraya yükselmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4’üncü olarak, küresel rekabet gücümüzü artıracak altyapı yatırımlarına da öncelik veriyoruz. Hükûmetlerimiz döneminde altyapıda gerçekleştirdiğimiz yatırımlar sayesinde kara, hava ve demir yollarında büyük mesafeler katettik. Önümüzdeki dönemde de bu çabalarımızı yoğunlaştıracağız.

Son olarak, ülkemizde bilgi ve teknoloji yoğun üretim ve ihracatın payını artırmak için beşerî sermayemizin kalitesini yükseltmek şarttır. Maalesef, hükûmetlerimizden önceki dönemlerde eğitimin yeterince önceliklendirilememesi sebebiyle 25 yaş üstü nüfusun okulda geçirdiği süre ortalama altı buçuk yıldır. Bu süre OECD ülkelerinde ortalama on bir yıldır. Bu durum, küresel rekabette arzuladığımız seviyelere ulaşmamıza engel olmuştur.

Bu nedenle, hükûmetlerimiz eğitimi önceliklendirmiş, bütçeden eğitime ayrılan kaynağı son on yılda 6 kattan fazla artırmıştır. Ayrıca, zorunlu eğitim süresini on iki yıla çıkararak önümüzdeki dönemde uluslararası ortalamanın üstüne çıkmayı hedeflemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda istihdamda yakaladığımız büyük başarılara rağmen işsizlik hâlâ Türkiye'nin temel sorunlarından biridir. Hükûmet olarak işsizliği daha düşük seviyelere indirmek için kısa, orta ve uzun vadeli birçok tedbir aldık.

Şimdi, bunlardan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum: Kısa vadede işsizliği azaltmak amacıyla aktif iş gücü politika uygulamalarını son yıllarda önemli oranda artırdık.

Bu programlardan yararlanan kişi sayısı 2008 yılında 32 bin iken bu sayı 2012 yılının ilk on ayında yaklaşık 377 bin kişiye ulaşmıştır. Orta vadeli perspektifle istihdamı artırmak amacıyla arz-talep uyumsuzluğunu gidermeye yönelik çeşitli projeleri hayata geçirdik.

İşsizlerimize beceri kazandırmak amacıyla başlattığımız Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri Projesi ile 80 binden fazla kişiyi mesleki   eğitimden geçirdik ve bir meslek sahibi yaptık.

GAP, DAP, KOP ve DOKAP gibi bölgesel kalkınma projelerinin de istihdam yaratma potansiyeli oldukça yüksektir. Bu nedenle Hükûmetimiz son yıllarda bu projelere giderek artan oranda kaynak ayırmaktadır. Örneğin, GAP projesinin tamamlanmasıyla yaklaşık 1,3 milyon kişiye doğrudan istihdam, millî ekonomiye ise yıllık 6,6 milyar dolar katkı sağlanması beklenmektedir. Benzer şekilde, DAP projesinin de 1,2 milyon kişiye istihdam yaratacağı ve ekonomiye yıllık 1,4 milyar dolar katkı sağlayacağı öngörülmektedir. 2009 ve 2012 yıllarında uygulamaya koyduğumuz teşvik sistemleri sayesinde yatırımcının üzerindeki istihdam kaynaklı yükleri oldukça azalttık. 2009 yılında uygulamaya koyduğumuz teşvik sistemi kapsamında 376 bin kişilik istihdam taahhüt edilmiştir. Yeni teşvik sistemi kapsamında ise 2012 Haziran ayından bu yana öngörülen istihdam 72 bin kişi civarındadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; işsizlikle uzun vadede mücadele kapsamında eğitimin hem yaygınlığını hem de niteliğini artırmaya yönelik çok önemli adımlar atıyoruz. Az önce de ifade ettiğim gibi, hükûmetlerimiz döneminde bütçeden en çok katkıyı eğitime ayırmaya başladık.

İş gücü piyasalarında tabii ki katılıklar ülkemizde istihdamı sınırlayan önemli faktörlerden birisidir. Bu sorunları çözmek için sosyal taraflarla istişare içerisinde gerekli düzenlemeleri önümüzdeki dönemde yapmayı ümit ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi sizlere 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı hakkında bilgi vermek istiyorum. 2011 yılında bütçe giderleri 314,6 milyar lira, bütçe gelirleri 296,8 milyar lira, bütçe açığı 17,8 milyar lira, faiz dışı fazla 24,4 milyar lira olarak gerçekleşmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe gerçekleşme tahminlerimiz çerçevesinde, 2012 yılı sonunda bütçe giderlerinin 362,7 milyar lira, bütçe gelirlerinin 329,2 milyar lira, bütçe açığının 33,5 milyar lira, faiz dışı fazlanın 15,5 milyar lira olacağını tahmin ediyoruz. Buna göre, 2012 yılında bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı geçen yıl Orta Vadeli Program’da öngördüğümüz oranın yaklaşık 0,8 puan üzerinde gerçekleşecektir. Bu da bütçe açığında 12,4 milyar liralık bir sapmaya tekabül etmektedir. Hedefe oranla bütçe açığındaki sapmada esas itibarıyla harcamalardaki artış etkili olmuştur. 2012 yıl sonunda merkezî yönetim bütçe giderlerinin 362,7 milyar lirayla başlangıç ödeneğine göre yüzde 3,3 oranında yani 11,7 milyar lira daha yüksek gerçekleşmesini bekliyoruz. Bu giderlerin başlangıç ödeneğine göre daha yüksek gerçekleşecek olmasında esas itibarıyla yatırımlar etkili olmuştur.

Bütçe harcamalarındaki sapmanın yüzde 55'i sermaye giderleri ve sermaye transferlerindeki artıştan kaynaklanmaktadır. Bu harcamalar ülkemizin üretken kapasitesini ve büyüme potansiyelini artırıcı niteliktedir. Buna ilaveten personel giderleri ile mal ve hizmet alım giderleri de artışta etkili olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılında bütçe gelirlerinin 329,2 milyar lira ile vergi gelirlerinin ise 278,8 milyar lirayla bütçe hedefleri doğrultusunda gerçekleşmesini bekliyoruz. Bu yıl küresel ekonominin önemli ölçüde yavaşlamasına ve beklentilerin kötüleşmesine rağmen –tabii ki bunun Türkiye’ye yansımaları var- bütçe gelirlerinde sapma olmayacak olması takdir edersiniz ki bir başarıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yıl bütçe açığındaki sapmayı kontrol altına almak için, vergi artışları dâhil, bazı tedbirleri aldık. Bu dönemde mali disiplinin önemini kavrayan pek çok ülke de benzer önlemlere başvurmuştur. Hatta özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi gibi gelir etkisi kısa sürede görülen önlemler genel olarak tercih edilmiştir. Örneğin, 2009-2012 döneminde, 27 AB ülkesinin 22'si ÖTV’yi, 14'ü KDV gelirlerini artırıcı yönde düzenleme yapmıştır. Dolaylı vergilerin yanı sıra birçok ülke, gelir vergisi, sosyal güvenlik kesintileri ile servet üzerinden alınan vergileri de artırmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan’a uygun olarak hazırlanan 2013 yılı bütçesi, Maliye Bakanlığım döneminde hazırlanan 4’üncü, AK PARTİ hükûmetleri döneminde hazırlanan 11’inci bütçedir.

2013 yılı bütçesi, mali disiplini ve makroekonomik istikrarı korumayı amaçlayan, büyümeyi, istihdamı ve yatırımları destekleyen, eğitim, sağlık ve altyapıyı önceliklendiren, sosyal nitelikli harcamalara ağırlık veren, toplumsal refahı gözeten bir bütçedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de 2013 yılı bütçesine baz oluşturan makroekonomik tahminleri sizlerle paylaşmak istiyorum: Gayrisafi yurt içi hasıla büyüklüğü 1 trilyon 571 milyar lira, ithalat 253 milyar dolar, ihracat  158  milyar  dolar, büyüme oranı yüzde 4, deflatör yüzde 5,3, TÜFE -yıl sonu- yüzde 5,3.

Bu çerçevede, 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin büyüklükleri aşağıdaki gibidir:

Bütçe giderleri 404 milyar lira, faiz hariç giderler 351 milyar lira, bütçe gelirleri 370,1 milyar lira, vergi gelirleri 317,9 milyar lira, vergi dışı gelirler 52,2 milyar lira, bütçe açığı 34 milyar lira, faiz dışı fazlayı 19 milyar lira olarak öngördük.

Büyüme, büyümenin kompozisyonu ve deflatör tahminleriyle 2012 yılında alınan tedbirler birlikte değerlendirildiğinde bütçe gelir tahminlerimizin gerçekçi olduğu görülecektir. 2013 yılında harcamaların bütçe öngörüleri çerçevesinde kalması için gerekli tedbirleri alacağız. Bu çerçevede kamu harcama programlarında verimlilik artışı sağlamak amacıyla idari bir mekanizma oluşturacağız. Önemli harcama programlarını tek tek gözden geçireceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu kaynaklarının nereye harcanacağını bilmek vatandaşlarımızın en doğal hakkıdır. Bu nedenle, şimdi sizlere 2013 yılı bütçesiyle toplayacağımız gelirleri nereye harcayacağımızı ve bu bütçenin vatandaşlarımıza neler getireceğini anlatmak istiyorum.

2013 yılı bütçesi, eğitimi, dolayısıyla uzun vadeli geleceğimizi önceliklendiren bir bütçedir. 2013 yılında eğitime ayırdığımız kaynağı bir önceki yıla göre yüzde 20,7 oranında artırarak 68,1 milyar liraya çıkarıyoruz. Böylece 2002 yılından bu yana bütçeden eğitime ayrılan kaynağı 6 kattan fazla artırarak eğitimin bütçe içindeki payını yüzde 9,4’ten yüzde 17’ye yükseltmiş olacağız.

Eğitim ve öğretimde fırsat eşitliği sağlamak ve okullarımızdaki teknolojiyi iyileştirmek amacıyla uygulamaya konulan FATİH Projesi’ni 2013 yılında da destekleyeceğiz. 2012 yılında bu proje için bütçeden ayırdığımız kaynak 803 milyon lira iken 2013 yılında bunu 1,4 milyar liraya çıkarıyoruz.

 Bu yıl yeni bir uygulamayla üniversite birinci öğretim ve açık öğretim öğrencilerinden alınan harçları kaldırdık. Artık, 2,3 milyon öğrencimize yükseköğretimi harçsız sunuyoruz. Bu çerçevede, üniversite öğrencileri için 498 milyon liralık katkı payını bütçeden karşılayacağız. Üniversitelerimizin öğretim elemanı ve personel ihtiyacını hızlı bir şekilde karşılayabilmek için ilave 14 bin atamaya izin veriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatandaşlarımıza kaliteli sağlık hizmeti sunmak için daha fazla kaynak ayırıyoruz. 2013 yılında kamu sağlık harcamaları için Sosyal Güvenlik Kurumu ve merkezî yönetim bütçesinden 67,9 milyar liralık kaynak öngörüyoruz. Bu rakam 2012 yılına göre yüzde 11,1’lik bir artış ifade ediyor, 2002’ye göre ise 5 kattan fazla bir artışı yine ifade ediyor. Böylece eğitimden  sonra en fazla kaynağı sağlığa ayırmış oluyoruz.

Tüm illerimizde uygulanan aile hekimliği hizmeti ile vatandaşlarımıza kolayca ulaşabilecekleri birinci basamak sağlık hizmeti sunuyoruz. Aile hekimliği için 2013 yılı bütçesinde yüzde 17,1 oranında bir artışla 4 milyar liralık kaynak tahsis ediyoruz.

Hükûmetlerimiz döneminde sağlık göstergelerinde önemli iyileşmeler elde ettik. Erişilebilir, etkin ve kaliteli sağlık hizmetleriyle son on yılda bebek ölüm oranı binde 31,5’tan binde 7,7’ye indi. Türkiye’nin dokuz yılda elde ettiği bu başarıya OECD ülkeleri otuz bir yılda ancak ulaşabilmişti.

Sayın Başkan, değerli üyeler; 2013 yılı bütçesiyle yatırımları ve istihdamı dolayısıyla reel ekonomiyi daha fazla destekleyeceğiz. Bu amaçla, işveren prim desteği, tarımsal kredi faiz desteği, esnaf kredi faiz desteği, teşvik ödemeleri ve KOBİ destekleri için ayırdığımız kaynağı yüzde 23,3 oranında artırarak 10,2 milyar liraya yükseltiyoruz.

Tarıma ve çiftçimize desteğimizi artırarak devam ettiriyoruz. 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinde çiftçimize doğrudan hibe olarak yapılacak ödemeler için ayrılan kaynağı bir önceki yıla göre enflasyonun neredeyse 5 katı, yani yüzde 25 artırarak yaklaşık 9 milyar liraya çıkartıyoruz. Bu rakam 2002 yılında yaklaşık 1,9 milyar lira idi. Tarıma yapılan toplam destek tutarını ise, 2002 yılından bu yana 4 kattan fazla artırarak, 2013 yılında 13,1 milyar liraya çıkartmış olacağız. Az önce zikrettiğim desteklerin yanı sıra, birçok tarımsal ürünün KDV oranını yüzde 1 gibi düşük bir seviyede tutarak da tarımsal üretimi ve ticareti destekliyoruz. Ayrıca, OECD hesaplamalarına göre, Türkiye’de toplam tarımsal desteğin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 2,2'dir. Bu oran ile ülkemiz OECD'de en yüksek tarımsal desteği sağlayan 2'nci ekonomi konumundadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılında yatırımlara daha fazla kaynak ayıracağız. 2013 yılında merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kurumların yatırım ödeneklerini 2012 yılı başlangıç ödeneğine göre yüzde 20 oranında artırarak 39,2 milyar liraya çıkarıyoruz.

Yine, çalışanlarımızı ve emeklilerimizi enflasyona ezdirmiyoruz. İktidara geldiğimiz 2002 yılından bu yana kamu çalışanlarımızı ve emeklilerimizi enflasyona ezdirmedik, bundan sonra da ezdirmeyeceğiz. Aile yardımı ödeneği dâhil en düşük memur maaşı 2002 Aralık ayında 392 lira iken, 2012 Aralık ayında 1.758 liraya çıkmış ve buradaki artış yüzde 348,5 olmuştur. Bu dönemde, tabii ki, enflasyonun yüzde 141 civarında olduğunu dikkate alırsanız hakikaten bu artışı çok daha iyi bir şekilde anlamış oluruz. Yine, benzer bir şekilde, aile yardımı ödeneği dâhil ortalama memur maaşı 2002 Aralık ayında 578 lira iken 2012 Aralık ayında 2.042 liraya çıkmıştır. Burada da artış yüzde 253,3 olmuştur. Benzer şekilde, net asgari ücret 2002 Aralık ayında 184 lira iken 2012 Aralık ayında 740 liraya çıkmış, artış oranı yüzde 301,5 civarında olmuştur.

Tabii, benzer şekilde emekli aylıklarını da artırdık. Benim sizlere dağıttığım kitapçıkta bunun bütün detayları olduğu için sizleri daha fazla rakamlara boğmak istemiyorum ama çok açık ve net bir şekilde şunu ifade etmek isterim: 2002 yıl sonundan 2012 Kasım sonuna kadar enflasyonun yüzde 141,4 olduğunu biz göz önünde bulundurursak çalışanlarımıza ve emeklilerimize enflasyonun çok üstünde artışlar yaptığımız açık bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Bu tutarlar ve artış oranları çalışan ve emekli vatandaşlarımızın mali durumlarını 2002 yılına göre ciddi bir şekilde iyileştirdiğimizi ve gelirlerinde önemli ölçüde reel artışlar yaptığımızı açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Son olarak, emekli maaşları arasındaki farkı gidermek için 2012 yılında 6283 sayılı Kanun’u çıkardık. 2013 başında uygulamaya konulacak intibak düzenlemesi için bütçede 2,7 milyar liralık kaynağı ayırdık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı bütçesiyle sosyal güvenlik sistemini güçlü bir şekilde desteklemeye devam ediyoruz. 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinde Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan transferlerin yıl sonu gerçekleşme tahminine göre yüzde 16 artarak 72,9 milyar liraya çıkacağını tahmin ediyoruz. Yaşlılarımıza, engellilerimize, fakirlerimize, kimsesizlerimize, çocuklarımıza ve kadınlarımıza daha fazla kaynak ayırıyoruz. Sosyal hizmetler ve sosyal yardım harcamaları için 2013 yılı bütçesinde yüzde 25,1’lik artışla 26,4 milyar liralık kaynak ayırdık.

Yine, AR-GE faaliyetlerini de desteklemeye devam ediyoruz. 2013 yılında, başta TÜBİTAK AR-GE projeleri olmak üzere, üniversite ve sanayi kesimi AR-GE projelerini destekleyeceğiz. Bu kapsamda, 2013 yılı bütçesinde toplam 2,8 milyar liralık ödenek öngördük.

Yerel yönetimlere de daha fazla kaynak ayırıyoruz. 2013 yılında mahallî idarelere toplam 37,7 milyar liralık destek sağlayacağız. Bu desteğin 33,4 milyar lirası 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinden ayrılan gelir paylarından oluşmaktadır. Bu rakam, 2012 yılına göre yüzde 18’lik bir artışı ifade etmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; kentsel dönüşüme de ilk defa 2013 yılında can suyu veriyoruz. Ülkemizi afet riskine karşı daha güvenli hâle getirmek için 2013 yılı bütçesinde çevre katkı payı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı döner sermayesinden gelen tutarlarla birlikte yaklaşık 1 milyar liralık kaynak ayırdık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarlarımız döneminde uygulamakta olduğumuz gelir politikalarının temel amaçları, vergilemede adalet ve etkinliğin artırılması, kayıt dışılığın azaltılması, mali disiplinin sürdürülmesi, istihdam ve yatırımların teşviki, rekabet ortamının geliştirilmesi, bölgesel ve sosyal gelişmişlik farklarının azaltılmasıdır. Bu hedefleri gerçekleştirmeye yönelik olarak gelir politikalarımızı geliştirmeye ve uygulamaya devam ediyoruz.

Uzun soluklu bir çalışma neticesinde tüm paydaşların görüşlerini alarak hazırladığımız Gelir Vergisi Kanunu Tasarısı çalışmalarını Maliye Bakanlığı olarak tamamladık, Ekonomi Koordinasyon Kuruluna sunduk, kanunu önümüzdeki yılın ilk yarısında Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmeyi hedefliyoruz.

Vergi Usul Kanunu’nu ticari hayattaki gelişmelere paralel bir şekilde gözden geçiriyoruz. İnşallah, bunu da yine gelecek yılın ilk yarısında yüce Meclisimize getirme imkânı buluruz.

Vergi adaletini iyileştirecek düzenlemeler yaptık, yapıyoruz. Vatandaş ile devlet arasındaki ilişkiyi daha adil kılabilmek amacıyla, fazla ve yersiz tahsil edilen vergilerin faiziyle birlikte iadesine olanak sağlayan düzenlemeyi bu yıl hayata geçirdik.

Bireysel Emeklilik Sistemi’nden ayrılanlardan anapara üzerinden alınmış vergilerin iadesi için gerekli düzenlemeleri yaptık.

Gerçek usulde vergilendirilen mükelleflerimize basit usule dönme imkânı getirdik. Böylece, iş hacmi daralan mükelleflerin daha maliyetli bir vergi rejimine tabi tutulmasının önüne geçmiş olduk.

Ödeme gücü yüksek kesimlerin de yararlandığı vergi avantajlarını vergi adaletini güçlendirecek şekilde yeniden gözden geçirdik. Bu konuda daha fazla adım atmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu kesimler için önceden var olan mesken kira geliri istisnasını kaldırdık. Konut teslimlerinde uygulanan KDV oranlarını belirlerken konutun fiyat ve sınıfını da dikkate almaya yönelik çalışmalarımızı tamamladık. Ümit ediyorum ki önümüzdeki birkaç hafta içerisinde buna ilişkin Bakanlar Kurulu kararını çıkarmış oluruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef kamuoyunda “Türkiye'de vergi yükünün çok yüksek olduğu” yönünde doğru olmayan bir kanaat yerleşmiştir. Oysa Türkiye'de vergi yükü, yani sosyal güvenlik primleri dâhil toplam vergilerin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 26’dır. Bu oranla ülkemiz, OECD ülkeleri arasında vergi yükü en düşük 6’ncı ülke konumundadır. Ortalama vergi yükü OECD ülkelerinde yüzde 33,9, Avrupa Birliği ülkelerindeyse yüzde 38,4’tür. Dolayısıyla, Türkiye’deki vergi yükünün yüzde 26 olduğunu dikkate alırsak hakikaten Türkiye'de vergi yükünün çok yüksek olduğunu iddia etmek zordur.

Ancak, bir eleştiriyi kabul etmek gerekirse o da vergi gelirleri içerisinde dolaylı vergilerin payının yüksek olmasıdır. Ülkemizde, dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı yüzde 47,7 ile OECD ortalamasının 13 puan üzerindedir fakat burada asıl önemli olan konu dolaylı verilerin yüksekliğinden ziyade, dolaysız vergilerin yeterli düzeyde olmamasıdır. Dolaylı vergilerin gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payı ülkemizde yüzde 12,4’tür. Bu oran Avrupa Birliği ortalamasının yaklaşık 1 puan altında, OECD ortalamasının ise yaklaşık 1,4 puan üzerindedir. Dolayısıyla, burada sorun, dolaysız vergilerin, doğrudan vergilerin düşük olmasıdır. Türkiye’de dolaylı vergi oranları, alkollü içecekler, tütün mamulleri, petrol ürünleri, binek otomobiller ve mobil iletişim hariç, yüksek değildir. Hatta ülkemizde genel KDV oranı yüzde 18’le, AB ülkelerinde ortalama yüzde 21, OECD ülkelerinde ise ortalama yüzde 19 olan oranın altındadır.

Ayrıca,  hükûmetlerimiz döneminde eğitim, sağlık, turizm ve tekstil gibi sektörlerde KDV oranını yüzde 18’den yüzde 8’e, bazı gıda ürünlerinde ise KDV oranını yüzde 8’den yüzde 1’e indirdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayıt dışılıkla mücadeleyi terörle mücadele kadar önemli görüyorum. Çünkü, kayıt dışılık, haksız rekabet ile gelir dağılımını bozan, firmalarımızın ölçek büyütmesini engelleyen ve nihayetinde ülkemizin kalkınmasını ve toplumsal refahı sekteye uğratan önemli bir olgudur. Bu nedenle hükûmetlerimiz döneminde kayıt dışı ekonomiyle mücadeleye ilişkin önemli adımlar attık. Bu çabalarımızın sonucunda başarı da söz konusu. TÜİK istatistiklerine göre, kayıt dışı istihdam son on yılda 12 puan azalarak Ağustos 2012’de yüzde 40,1’e kadar geriledi. Benzer şekilde uluslararası çalışmalar da ülkemizde kayıt dışılığın azalmaya başladığını göstermektedir. OECD ülkeleri için yapılan bir araştırmaya göre, ülkemizde kayıt dışılık 2003 yılından bu yana 5 puan azalarak yüzde 27,2’ye kadar gerilemiştir. Ancak  kayıt  dışılık  oranı -yani Türkiye’deki oran- AB ülkelerinde ortalama yüzde 19,2 olan oranın üzerindedir. Amacımız, orta ve uzun vadede kayıt dışılığı AB ortalamasına, daha sonra da altına düşürmektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayıt dışılıkla mücadelede iki temel unsura özellikle önem veriyoruz. Bunlardan ilki, vergi denetimindeki etkinlik, ikincisi ise mükelleflerin vergiye gönüllü uyumunu artırmaktır.

Etkin ve güçlü vergi denetimi için gerek insan kaynağı gerekse teknolojik altyapının geliştirilmesine büyük önem veriyoruz.

Vergi denetiminde bilişim altyapımızı güçlendiriyoruz.

Elektronik denetim ve teftiş sistemlerini uygulamaya koyduk.

Mükelleflerin vergiye uyum düzeyini ölçmek için Mükellef Karne Projesi’ni başlatıyoruz.

Bölgesel ve sektörel mükellef faaliyetlerini daha etkin takip etmek için Sektör Bilgi Sistemi Projesi’ni hayata geçiriyoruz.

Elektronik ticareti, hazırladığımız robot yazılımlar sayesinde yakında takip etmeye başlayacağız.

Kara ve deniz yolu ile şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımacılığında elektronik bilet uygulamasını başlattık. Kayıtlı ekonomiye geçişte önemli bir rol oynayan bu sistemi diğer sektörlere de yaygınlaştıracağız.

Elektronik Öndenetim Sistemi ile mükellefin vergiye tabi faaliyetlerini mobil teknolojiler kullanarak yerinde tespit edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce de ifade ettiğim üzere, kayıt dışılıkla mücadelede önemli olan ikinci unsur, mükelleflerin vergisel yükümlülüklerini yerine getirme bilincidir. Bu kapsamda yürüttüğümüz faaliyetlerimiz hakkında da özet bilgiler sunmak istiyorum.

Öncelikli olarak vergi bilincinin yerleşmesi ve kalıcı hâle gelmesi adına, hükûmetlerimiz döneminde ilk kez Mükellef Hakları Bildirgesi’ni yayınladık, vergi incelemelerine süre kısıtlaması getirdik.

Mevzuata aykırı rapor yazılamayacağını güvence altına aldık. Rapor değerlendirme komisyonları ile vergi inceleme raporlarında kaliteyi artırma çabasına girdik.

Görüş değişikliği gibi idarenin sorumluluğunda olan hatalar nedeniyle mükelleflerimize ceza kesilmesinin önüne geçtik.

Vergiye gönüllü uyumu artırmak için hizmet seçeneklerini de genişletiyoruz.

Önceden Hazırlanmış Kira Beyanname Sistemi ile kira geliri elde eden mükelleflerimize beyannamelerini bu yıl önceden hazırlayıp gönderdik ve burada başarı sağladık. Böylece, bir önceki yıla göre, ilk defa beyanname veren gayrimenkul sermaye iradı mükellef sayımızı 371 bin kişi artırdık yani bir yılda yüzde 144’lük bir artış söz konusu. Bu sistemi diğer gelir unsurlarını da kapsayacak şekilde önümüzdeki yıl genişletme çabası içerisinde olacağız.

Hesap verebilir, şeffaf bir yönetim anlayışıyla, Özelge Sistemi kapsamında mükelleflerimizin başvurularının tamamını elektronik ortamda sonuçlandırıyor, özelgeleri İnternet’te yayınlıyoruz.

Katma Değer Vergisi İadesi Risk Analiz Sistemi’yle KDV iadelerini elektronik ortamda en kısa zamanda sonuçlandırıyoruz.

Elektronik Arşiv Projesi sayesinde mükelleflerimizin arşivleme maliyetlerini düşürüyoruz.

Vatandaşlarımıza İnternet üzerinden borç sorgulama imkânını bu sene getirdik.

Elektronik Beyanname Sistemi’yle artık beyannamelerin yüzde 99’undan fazlasını elektronik ortamda alıyoruz.

Mükelleflerimize, vergi yükümlülüklerini kolaylıkla yerine getirmeleri için, ödemelerini elektronik ortamda yapma, motorlu taşıtlar vergisi ve trafik para cezalarını da kredi kartıyla ödeme kolaylığı getirdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi bilincinin artırılması amacıyla yoğun bilgilendirme çabalarını da yürütüyoruz. Kayıt dışılıkla mücadelede her yönden etkinliği artıracak, 2011-2013 dönemini kapsayan Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı’nı büyük bir kararlılıkla uyguluyoruz ve bu uygulamaları biz her altı ayda bir ilerleme raporuyla kamuoyuyla da tabii ki paylaşıyoruz. Bu çerçevede risk esaslı yaklaşım ile yüksek riskli alanlarda Sosyal Güvenlik Kurumuyla ortak denetimler yapmaya başladık ve bu denetimleri artırıyoruz. Mükelleflerin faaliyetleriyle sicil kayıtlarını uyumlu hâle getiren Mükellef Bilgileri Bildirim Sistemi’ni uygulamaya koyduk. İş Yeri Elektronik Denetim Defteri ve Elektronik Sicil Merkezîni oluşturduk.

Kayıt dışılığın yoğun olduğu inşaat sektöründeki faaliyetleri elektronik sistemlerle takip ediyoruz.

Bandrollü Ürün İzleme Sistemi ile tütün mamulleri ve alkollü içecek kaçakçılığıyla mücadelede etkinliği artırdık.

10 numaralı yağ olarak bilinen ve kaçak akaryakıt olarak kullanılan ürünlerde vergi oranlarını arttırdık, vergi tecil ve terkin uygulamasına son verip vergi iade sistemine geçtik.

Araçların ithalat veya imalat ile nihai tüketiciye satış aşamalarını takip ediyoruz.

Kayıt dışı iş yerlerinin kayıt altına alınmasına yönelik olarak iş yerleri için elektrik ve doğal gaz aboneliği sırasında mükellefiyet kaydının aranmasını şart koştuk.

Banka POS cihazlarıyla, yazar kasaları uyumlu hâle getiriyoruz. Bu sayede POS’tan geçen her alışverişin fişi otomatik olarak kesilmiş olacak.

Kozmetik ürünlerde takip sistemini hayata geçiriyoruz.

Hal Kayıt Sistemi ile Serbest Bölgelerde Bilgisayar Uygulama Programı’nı inşallah yakında tamamlayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelir politikalarımızı ekonomik ve sosyal politikalarla uyumlu, reel ekonomiyi destekleyecek, istihdam ve  yatırımları teşvik edecek, sermaye birikimi ve tasarrufları güçlendirecek ve iş yapma ortamını iyileştirecek şekilde geliştirmeye devam edeceğiz. Bu çerçevede bu yıl attığımız en önemli adımlardan biri uygulamaya koyduğumuz yeni teşvik sistemidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri döneminde üretim ve istihdamı artırmak amacıyla vergi yükünü azalttık. 2002 yılında yüzde 33 olan kurumlar vergisini 2006 yılında yüzde 20’ye indirdik. Böylece kurum kazançları üzerindeki toplam vergi yükünü yüzde 65’ten yüzde 34’e indirdik.

Hükûmetlerimiz döneminde gelir vergisi oranlarını da düşürdük. En yüksek vergi dilimine uygulanan yüzde 49,5’luk vergi oranını 2006 yılında yüzde 35’e indirdik. Benzer şekilde en düşük vergi dilimine uygulanan vergi oranını yüzde 22’den yüzde 15’e çektik.

2008 yılında, çalışanların medeni durumlarını ve çocuklarını da dikkate alarak vergi sistemimize kazandırdığımız asgari geçim indirimiyle 4 çocuklu bir asgari ücretlinin gelir vergisi yükünü yüzde 12,8’den sıfıra kadar indirdik

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek süre veriyorum Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

İstihdam üzerindeki prim yüklerini azalttık. Sigorta primi işveren payının 5 puanlık kısmını bütçeden karşılamaya devam ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi politikasını ülkemizin rekabet gücünü artıracak şekilde geliştirdik, geliştirmeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısa kesmek için sonuç kısmına geleceğim. Hükûmetlerimiz döneminde sağladığımız siyasi istikrar, güven ortamı ve uyguladığımız tutarlı makroekonomik politikalar sayesinde Türkiye son on yılda büyük bir değişim ve dönüşüm sürecine girmiştir.

Bu dönemde, milletimizin güçlü desteğini arkamıza alarak birçok yapısal sorunu çözüme kavuşturduk. Ülkemizin fiziki ve kurumsal altyapısını iyileştirdik. Beşerî sermayemizin kalitesini yükselttik, vatandaşlarımızın refah seviyesini artırdık. Tüm bunları yaparken mali disiplinden taviz vermedik, yapısal reformları kararlılıkla uyguladık. Bu sayede Türkiye’nin gelişmiş ülkelerle arayı hızla kapatmasının önünü açtık.

Cumhuriyetimizin 100’üncü yıl dönümü için çok daha büyük hedeflerimiz var. 2013 yılı bütçemizi, önceki yıllarda olduğu gibi, 2023 hedefleriyle uyumlu olarak hazırladık. Daha önce hazırladığımız ve başarıyla uyguladığımız bütçelerde olduğu gibi 2013 bütçesini de eğitimi, sağlığı, altyapıyı, katma değeri yüksek yatırımları ve AR-GE’yi önceliklendiren bir hizmet bütçesi olarak tasarladık.

Biz bu bütçeyi eser odaklı olarak hazırlarken Edebali Hazretleri’nin şu sözlerine sadık kaldık:

“Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli.

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2023 hedeflerine doğru yürürken insanı merkezîne alan, toplumsal refahı artırmayı ve geliri daha adil dağıtmayı ilke edinen bir bütçeyle huzurlarınıza geldik.

Bu ülke uzun bir süre kısır çekişmelerden, günü kurtarmaya yönelik popülist politikalardan, dünyaya entegre olamamaktan ve iç dinamiklerini harekete geçiremeyip 75 milyonunun hakkını, hukukunu yeterince koruyamamaktan ve har vurup harman savurmaktan çekti ne çektiyse.

Evet, bu bütçe çalışmalarımızda bizi her zaman destekleyen Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, bakan arkadaşlarıma, Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine, Genel Kurul çalışmalarına katılan kıymetli milletvekillerine ve kamu idarelerinin temsilcilerine şükranlarımı sunarım.

2013 bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Yapacağınız, yapıcı, yol gösterici ve katkı sağlayıcı eleştiri, tespit ve değerlendirmeleriniz için şimdiden teşekkür ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi tekrar saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmeleri, 5/12/2012 tarihli 34’üncü Birleşimde alınan karara uygun olarak bastırılıp dağıtılan programa göre yapılacaktır.

Başlangıçta, bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları ve Hükûmet adına yapılacak konuşmalarda süre birer saat (Hükûmetin sunuş konuşması hariç. Bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir.) Kişisel konuşmalar da onar dakikadır. Kişisel konuşmalarda bütçenin tümü üzerinde şahsı adına 2 milletvekiline söz verilecektir.

Şimdi bütçenin tümü üzerinde grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin adlarını sırayla okuyorum:

Barış ve Demokrasi Partisi adına Siirt Milletvekili -eş başkan olarak ifade edilmektedir- Sayın Gültan Kışanak, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Genel Başkan ve Osmaniye Milletvekili Sayın Devlet Bahçeli, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Genel Başkan ve İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Mustafa Elitaş ve Karaman Milletvekili Sayın Lütfi Elvan.

Şahısları adına: Lehinde Manisa Milletvekili Sayın Hüseyin Tanrıverdi, aleyhinde Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Duran Bulut.

Ayrıca, Hükûmet adına da söz verilecektir.

Değerli milletvekilleri, sayın hatipler konuşmaya başlamadan evvel sizlerden bir hususu, gündemin önemi ve sayın konuşmacıların konuşmalarının insicam içerisinde dinlenebilmesi bakımından; Genel Kurul salonunda karşılıklı konuşulmamasını, bir konuşma söz konusu olacaksa, karşılıklı -sayın bakanlar dâhil olmak üzere- talep söz konusu olacaksa bunların Genel Kurul dışında yapılmasını herhangi bir ikaza mahal bırakmadan hassaten rica ediyorum.

Şimdi, gruplar adına ilk söz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Gültan Kışanak.

Buyurun Sayın Kışanak. (BDP sıralarından ayakta alkışlar)

Süreniz bir saat.

BDP GRUBU ADINA GÜLTAN KIŞANAK (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında, partimizin ve birlikte mücadele ettiğimiz Türkiye demokratik muhalefetinin görüşlerini paylaşmadan önce hepinizi saygıyla selamlıyor, tüm Türkiye halklarına saygılarımı sunuyorum.

Öncelikle, cezaevlerinde bulunan milletvekili arkadaşlarımızı da selamlıyor, halkın iradesinin eksik yansıması nedeniyle bu Parlamentoda yürütülen bütün çalışmaların eksik olduğunu ve meşruiyetinin tartışmaya açık olduğunu da ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bireyin, kadınların, halkların, emekçilerin, bu kesimlerin, tüm toplumsal kesimlerin haklarının bir grup azınlık tarafından gasbedildiği, egemenlik tarihi ceberut devletlerin, firavunların, Ebu Cehil’lerin  ve nemrutların tarihidir. Bu tarih insanlığa giydirilmiş bir deli gömleğidir; insanın insanla, doğayla, kendi emeğiyle, bedeniyle, benliğiyle çatışmasının adıdır. Bu zihniyet ve yönetim anlayışı bugün kapitalist uygarlık olarak tanımlanmakta ve insanlık bu cenderenin içerisine hapsedilmeye çalışılmaktadır. Oysa başka bir yönetim anlayışı mümkün, eşit ve adil bir yaşam mümkün, başka bir dünya mümkündür. Meseleye buradan baktığımızı belirterek bütçe hakkındaki görüşlerimizi ifade etmek istiyorum çünkü eleştirilerimizin doğru anlaşılabilmesi için bu dünya görüşünün de bilinmesi gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya ve Türkiye son kırk yıldır görülmemiş ölçüde sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Bu süreç, hem mazlum…

BAŞKAN – Sayın Kışanak, bir dakikanızı rica edeyim.

Değerli arkadaşlarım, baştan ricamı söyledim, buna rağmen hâlen salonda uğultu var. Konuşmayı ben de takip edemiyorum. Daha işin başındayız. Lütfen, kimin kimden -ne söyleyeceği varsa- ne talebi varsa Genel Kurul dışında yapılması, bizim burayı sükûnetle yönetebilmemiz bakımından lüzumludur, hassaten rica ediyorum.

Buyurun Sayın Kışanak.

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) – Bu süreç, hem mazlum dünya halkları hem de dünya emekçileri için çok önemli sonuçlar yaratacak özelliklere sahip bir süreçtir.

”Kapitalizmin altın çağı” olarak nitelenen İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem sona erdi. 1970’lerin sonlarından itibaren kapitalizm önceki dönemden farklı bir sermaye birikimi sürecine girdi. Son kırk yıldır devlet ve sosyal demokrasi uygulamaları birer birer ortadan kaldırıldı. Uluslararası sermayenin saldırıları karşısında emekçi halkların mücadelelerle kazanmış oldukları eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi temel kazanımlar da birer birer ortadan kaldırıldı, kaldırılmaya çalışılıyor hâlâ.

Bu yeni dönem, küreselleşmenin ve finanslaşmanın hızlandığı neoliberal dönemdir. Bu süreçte dev sanayiler emeğin bol, örgütsüz ve çok ucuz olduğu Çin, Hindistan, Brezilya ve Türkiye gibi ülkelere kaydırıldı. Böylece, sermayenin yeniden kârlılık imkânları ortaya çıkarıldı. İşte, bugün AKP Hükûmetinin bizlere büyüme ve zenginleşme olarak sunduğu politikanın altyapısında böylesi bir küresel gelişme bulunuyor.

Türkiye’de de neoliberal ekonomik politikalar ile kamusal alan daraltıldı. Özelleştirmeler ile halkın vergileriyle yaratılmış olan kamu iktisadi teşebbüsleri sermaye gruplarına peşkeş çekildi, talan edildi. Eğitim ve sağlık hizmetleri metalaştı, sermayede alınıp satılan, kâr konusu olan hizmetler hâline dönüştü. Özelleştirme gelirleriyle bütçe açıkları kapatıldı, finans sermayesine olan borçların anapara ve faizleri ödendi. Böylece, devlet eliyle yerli ve yabancı sermayeye tam bir kaynak transferi yapılmış oldu ancak bu durum 2008’den bu yana farklı bir seyir izlemeye başladı. Krize çözüm olarak getirilen finanslaşma, bugün beşinci yılını doldurmakta olduğumuz 2008 küresel kapitalist krizin de tetikleyicisi oldu.

Değerli milletvekilleri, içinde bulunduğumuz kriz 1929 buhranı sonrasında dünyanın yaşadığı en derin krizlerden birisidir. ABD’de başlayan kriz Avrupa’yı da sarmalayarak tüm dünyaya giderek yayıldı. Kriz sonrasında Avrupa kendi içinde çözüm arayışlarına girdi. Önce teşvik yöntemi denendi, başarısız oldu. Bunun ardından hükûmetler 2010’dan itibaren kemer sıkmaya yöneldiler. Geldiğimiz noktada, Yunanistan ile başlayan süreç Portekiz, İrlanda, İspanya ve diğer Avrupa ülkelerini içine alacak şekilde yaygınlaşarak devam ediyor. Türkiye de kemer sıkma süreci içerisine girmiş bulunuyor. Türkiye’de ücret artışları komik düzeylerde tutuluyor. Başta, özel tüketim vergileri ve KDV oranları olmak üzere artırıldı; elektrik, petrol ve doğal gaza son bir yılda yüzde 40 oranında zamlar yapıldı. Sosyal harcamalar kısıtlandı, giderek de kısıtlanmaya devam ediyor.

Kapitalizmin son otuz yıldır içine girdiği durgunluk ve ardından patlak veren krizin çok önemli politik sonuçları da oldu. Burjuva demokrasileri giderek önemini yitirmeye başladı. Bizim gibi az gelişmiş ve burjuva demokrasisi bile sayılmayacak yönetimlerin olduğu ülkelerde ise neoliberal politikalara paralel olarak baskıcı, otoriter yönetim anlayışları gelişmeye başladı.

Gelinen noktada, mevcut krizin daha da derinleşeceği ve giderek bunun Türkiye’yi de daha fazla etkisi altına alacağı görülmektedir. Önümüzdeki yılların, kemer sıkma önlemleri, yılları olarak geçeceğini öngörebiliriz. Durum böyle olunca, sistemin egemenleri için geriye askerî yönelimlerle yıkıcı güçlerini harekete geçirme seçeneği kalıyor. Bu nedenle de Türkiye’nin de içinde bulunduğu ve yer yer uluslararası güçlerin taşeronluğuna talip olduğu bu gidişat, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da halklara daha fazla zulüm politikalarını reva gören savaş sürecinin tetikleyicisi oldu.

Küresel kapitalizmin çöküşü hızlandıkça egemen güçlerin ve devletlerin saldırganlığı da arttı ve bir kez daha cehennemin kapısı aralanmaya başladı. Bölgemizde, Orta Doğu’da bölgesel bir savaşın eşiğine geldik, dayandık.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, bu gelişmelerin tam da odağında olan bir ülkedir. Kısa dönemde bir ekonomik kriz patlak vermese de 2012 yılı verileri, Türkiye ekonomisinin ciddi bir durgunluğa doğru yol aldığını göstermektedir. Sermaye örgütleri bile 2013’ün zor geçeceğini ifade ediyorlar. Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre bile Türkiye ekonomisi, 2012 yılının ilk çeyreğinde yüzde 3,2; 2’nci çeyreğinde ise yüzde 2,9 oranında arttı. Ancak, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış büyüme oranı, 2012’nin 1’inci çeyreğinin geçen yılın son çeyreğine kıyasla yüzde eksi 0,4 oldu. Geçen yılın son çeyreği ise, ekonomi bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,4 büyümüştü. Kısacası, Türkiye ekonomisi geçen yılın 3’üncü çeyreğinden beri reel anlamda hiç büyümedi.

Yıllardır uygulanan emekçi düşmanı düşük ücret politikaları, kitlesel işsizlik ve bireysel tüketici kredileri artarak sürdürülemez bir boyuta ulaştı. Bu durumda, iktidarlar kendilerini yaşatmak için 2 yol denerler:

Bunlardan 1’incisi, emeğin gücünün verimliliğini artırarak yani mevcut emeğin daha da yoğun sömürülmesiyle büyümeyi sürdürmektir. Bunun için bir yandan yeni Sendikalar Yasası ile emek örgütlenmesi baskı altına alınmak istendi; 4+4 düzenlemesi, ulusal istihdam stratejisi ve Çıraklık Kanunu gibi değişikliklerle bu sürecin yasal hazırlıkları yapıldı; böylece de geleceğin, bu koşullara itiraz etmeyen suskun işçileri yaratılarak Türkiye komple bir modern kölelik rejimine sürükleniyor.

2’nci yöntem de, içerideki kirli savaşı değişik biçim ve alanlarda sürdürürken dışarıda da savaş kışkırtıcılığı yapmaktır. Bugün, AKP iktidarı tam da bu yolu deniyor. Bu savaşlar ile sadece krizi ertelenemeyen ve çözülemeyen bir sürecin biraz daha zamanla farklı bir mecraya akması bekleniyor; aynı zamanda, direnen halklara, emekçilere ve demokrasi güçlerine de gözdağı veriliyor. Savaş bahanesiyle demokratik hak ve özgürlükler, her türlü muhalif örgütlenme, grev, gösteri ve miting hakkı yasaklanarak ortadan kaldırılıyor. Savaş kışkırtıcılığı ile aynı zamanda milliyetçilik, şovenizm ve ırkçılık da azgınlaştırılıyor.

Değerli milletvekilleri, geçen yıllarda yaşanan ekonomik büyümenin toplumun refah düzeyini yükselttiği, toplumsal sorunlarımızı çözmeye hizmet ettiğini söylemek de mümkün değildir. Türkiye, temel sosyal kalkınmışlık özelliklerine sahip değildir; gelir dağılımındaki adaletsizlik ve bölgeler arası kalkınmışlık farkı ise giderek artıyor.

Kürtlerin yoğunluklu olarak yaşadığı illerde, bugün savaş koşullarının ağır ve yıkıcı yükü altında ezilen halkımız, aynı zamanda, yoksullukla da baş etmeye çalışıyor. Bölgeler arası kalkınmışlık farkını gösteren grafikler bu konuda çarpıcı bir gerçeği ortaya koymaktadır. Değerli milletvekili arkadaşlar, bu grafik, Türkiye’de, ekonomik ve sosyal olarak gelişmiş kentlerle giderek bundan yoksun olan kentler arasındaki çizgiyi gösteriyor ve son sıralardaki 16 kentin ismini okuyorum: Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa, Ardahan, Iğdır, Kars, Siirt, Mardin, Bingöl, Van, Bitlis, Şırnak, Hakkâri, Ağrı ve Muş. Sanırım, bu illerin isimleri, size Kürt sorununun ne demek olduğunu da anlatmak için yeterlidir.

İsimlerden bir şey anlamadıysak bir de haritaya bakabiliriz. Türkiye’nin nasıl derin çizgilerle ve hatlarla ayrıldığını, yarıldığını ve bölündüğünü buradan görebiliriz. Kırmızıyla boyalı olan bölümlerin tamamı yoğun olarak Kürtlerin yaşadığı illerdir ve sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi itibarıyla Türkiye’nin en kötü illeridir ve bu tablo, AKP Hükûmetinin iktidara geldiği 2012 yılından bu yana hiç değişmedi. Birileri, buradan çıkıp bize rakamlar açıklayabilir, “Şu kadar para gönderdik, bu kadar kaynak aktardık, şu kadar kamu yatırımı yaptık, şu kadar baraj inşaatı yaptık, şu kadar duble yol yaptık.” diyebilir ama bizim hayatımızda bir şeyin değişmediğinin göstergesi budur.

Bir ülkede bütçe niye yapılır? Bütçe 2 şey için yapılır:

1) Kamu kaynakları oluşturmak için paranın kimlerden alınacağını tarif etmek için.

2’ncisi de adil ve eşit bir yaşamı sağlayabilmek için bu kaynakların nereye, nasıl harcanacağını göstermek içindir.

Bu nedenle, bu bütçede -biraz sonra ayrıntılarını da vereceğim- hem kamu kaynağı oluşturma yöntemleri adaletsizdir, ayrımcıdır hem de kamu kaynaklarını harcama yöntemleri adaletsiz, ayrımcı ve eşitlik politikalarından uzak bir yaklaşımdır.

Kimse bize kasaba politikacılığı yapmasın, “Şu kadar para verdim, bu kadar kaynak ayırdım, şu işi yaptım, bu işi yaptım.” demesin. Ortada temel göstergeler vardır. Para harcandığında, bir durumun değişmesi beklenerek bu para harcanır. Bir durum değişmiyorsa, insanların sosyoekonomik kalkınmışlık düzeyinde bir değişiklik yaşanmıyorsa demek ki o paralar boşa harcanmıştır ya da yanlış yerlere harcanmıştır, birilerine rant olarak peşkeş çekilmiştir. Biz, bugün bölgedeki kamu yatırımlarında ihalelerin kimlere, nasıl, hangi kriterlerle verildiğini ve nasıl çarçur edildiğini çok iyi biliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kışanak, bir dakikanızı rica edeceğim.

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu teşrif etmiş bulunan Kenya Cumhuriyeti Parlamenter Hizmetleri Komisyonu Heyetine  Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ülkemize resmî bir ziyarette bulunan Kenya Cumhuriyeti Parlamenter Hizmetleri Komisyonu Heyeti şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunuyorlar; kendilerine yüce Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kışanak.

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye’de ayrımcılık sadece Kürtlere yapılmıyor, bu ülkenin yoksul, emekçi insanlarına karşı da ayrımcılık yapılıyor ve hiçbir eşitleyici politika bütçe yapma sürecinde ve kamu kaynaklarını harcama sürecinde hayata geçirilmiyor.

Şu göstereceğim grafik de bunun göstergesidir. Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde “Gelir dağılımının en adaletsiz olduğu ülke” sırasındadır. Tüm OECD ülkeleri içerisinde gelir dağılımının en bozuk olduğu yani en fazla gelire sahip olan insanlarla en düşük gelire sahip olan insanlar arasındaki makasın ne kadar açık olduğunu gösteren bir grafiktir; bu grafik de 2002’den bu yana değişmemiştir, değiştiğini iddia eden varsa burada bunu gösterebilir.

Bu nedenlerle, bütçe burada halka sunulurken şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkesi dikkate alınarak sunulmalıdır. Bütçe, halkın anlayamayacağı birtakım büyük rakamların yan yana konulduğu, birtakım oranların peş peşe sıralandığı bir istatistik belgesi değildir. Bütçe, halka “Senden şu kadar vergi alacağım, bu vergileri de senin hayrın için, senin iyiliğin için, senin daha rahat yaşaman için şöyle harcayacağım.” demek ve bunun hesabını vermektir. Bu kürsüden şimdiye kadar böyle bir bütçe açıklaması duymadık, böyle bir izahat duymadık. Hayatımızda ne değişecek? Edirne’deki çiftçinin, Hakkâri’deki çobanın, Diyarbakır’daki yoksulun, İzmir’deki kadının, Mersin’deki tarım işçisinin, mevsimlik işçinin hayatında ne değişecek? Bu soruların cevabını göremiyoruz. Tam tersine, 2002 yılından beri, istatistiki verilerin anlaşılmaz, karmaşık ve kıyaslanamaz olması için ellerinden gelen bütün yolu, yöntemi deniyorlar.

Değerli arkadaşlar, biraz da bu ülkede nasıl bu bütçenin kimlere yaradığını sizlerle paylaşmak istiyorum. İnsanlarımız temel ihtiyaç maddelerine yapılan zamlar nedeniyle hayat pahalılığı altında ezilmektedir. 2013 merkezî yönetim bütçesi, yüzünü sermayeye, sırtını halka ve emekçilere dönmüş bir savaş ve kriz bütçesidir. Bu nedenle, bütçe hazırlanırken katılımcılık ilkesi de göz ardı edildi, toplumsal kesimlerin ihtiyaçları, talepleri hiçbir şekilde dikkate alınmadı. 2013 bütçesi, daha önceki AKP bütçeleri gibi, toplumla müzakere ve onay alma gereği duyulmadan yapıldı. Bu bütçe, demokratik katılımcılığı esas almayan, işçinin, köylünün, emeklinin, yoksulun, kadının, çocuğun, gencin, bir bütün olarak toplumsal alanın büyük bir bölünmüşlüğünün dışa vurulmuş bütçesidir. Bu bütçede yoksula, emekçiye, kadına, Kürtlere hayır gelecek hiçbir düzenleme yoktur.

Bu bütçe, bir mali disiplin, yani kemer sıkma bütçesidir yani toplumun çok büyük bir kısmı için sosyal harcamaların kısılması, daha düşük maaş ve ücretler, vergilerin artması, yoksulluk ve işsizliğin artması, küçük işletmelerin batması demektir.

2013 bütçesi bir savaş bütçesidir, zira kaynakların önemli bir kısmı “iç ve dış güvenlik” adı altındaki harcamalara ayrılmış durumdadır. Bu hâliyle, Maliye ve Hazine gibi kurumlar dışında en fazla bütçe askerî harcamalara, polise ve cezaevi hizmetlerine ayrılmıştır. Millî Eğitime ayrılan bütçenin yüzde 81’i ise personel maaşlarına ayrılmıştır, eğitimin kalitesini artırabilecek bir bütçeden söz etmek mümkün değildir.

Tek başına Diyanete ayrılan bütçeye baktığımızda da bu ülkede başka bir eşitsizliğin nasıl körüklendiğini görebiliriz. Diyanet İşleri Başkanlığına ayrılan 4,6 milyar liralık ödenek, Kültür ve Turizm, Ekonomi, Dışişleri, Kalkınma gibi birçok bakanlığın bütçesinden fazladır.

Diyanet İşleri Başkanlığının hâlihazırda 129 bin memur 141 bin çalışanı vardır. İnanç özgürlüğü konusunda çok ciddi problemleri olan bir ülke Türkiye, böyle bir ülkede sadece bir mezhebe yönelik din hizmeti sunan bir kuruma bu kadar büyük bir bütçenin ve kamusal kaynağın ayrılması, toplumsal sorunları ve eşitsizlikleri büyüten, inanç özgürlüğüne ilişkin sorunları da arttıran bir yaklaşımdır. Bu bütçe, milyonlarca Alevi yurttaşın eşit yurttaşlık taleplerini reddeden AKP Hükûmetinin eşitsizliği daha da büyüten bir politika izlediğinin açık göstergesidir.

Bu bütçe, bir bütün olarak yüzünü egemenlere, sırtını da emekçi halka dönmüş bir bütçedir. Bütçeden köylüye ve yoksullara yapılan doğrudan yardım, bütçenin toplamının sadece yüzde 2’sini oluşturuyor. Değerli halkımız, bu konunun çokça siyasi istismarı yapılıyor. Köylülere verilen doğrudan yardımların ve sosyal politikalar kapsamında verilen yardımların çokça fazla siyasi istismarı yapılıyor ancak bunun bütçedeki payı yüzde 2. Buna karşılık, çeşitli vergi muafiyeti ve istisnaları, vergi indirim ve tescilleri, sermaye sübvansiyonları biçiminde sermaye sahiplerine verilen destekler bütçenin yüzde 13’üne denk düşüyor. Öyle görülüyor ki önümüzdeki yılda sermaye vergi kıyağının tadını çıkartırken emekçilerin payına düşen de tazyikli su, cop, biber gazı olacaktır.

Bu iktidar sermayeye dikensiz bir gül bahçesi sunmak için çırpınıp dururken haklarını arayan emekçilerin de her fırsatta önüne güvenlik kuvvetlerini çıkartmış, gazla, copla, polis zoruyla, hak aramalarını engellemeye çalışmıştır. İşte, bütçedeki rakamlar önümüzdeki sene de bu politikanın böyle devam edeceğinin temel işaretlerini vermektedir.

2013 bütçesi gelir yönünden de son derece adaletsiz bir bütçedir. AKP hükûmetleri  döneminde vergi yükü sermayenin üzerinden alınarak adım adım, giderek emekçilerin sırtına yıkıldı. En tepede gelir elde edenlere uygulanan vergi yüzde 45’ten önce 40’a, daha sonra da yüzde 35’e indirildi. Kurumlar vergisi yüzde 33’ten yüzde 30’a sonra da yüzde 20’ye düşürüldü. Bugünlerde ise gelir ve kurumlar vergisi tek bir vergi altında toplanarak sermayenin yükü iyice hafifletilmek isteniyor.

Tüm bunların sonucunda AKP iktidarı döneminde dünyanın hiçbir yerinde görülmeyecek düzeyde adaletsiz bir vergi yükü dağılımı ortaya çıkmıştır. Buna göre bir asgari ücretli net gelirinin yüzde 70’i oranında vergi ve prim yükü altındadır. Bankaların efektif yükü yüzde 5, dev holdinglerinki ise yüzde 4’ü aşmamaktadır. Ayrıca, tüketim aşamasındaki vergilerden de anlıyoruz ki KDV ve ÖTV’yle birlikte bu tüketim vergisi de ağırlıklı olarak emekçi sınıfların sırtındadır. 2 milyon civarındaki sermaye geliri elde eden beyannameli mükellefin ödediği gelir vergisinin toplam gelir vergisi içerisindeki payı sadece yüzde 1’dir, yani dolaysız vergilerin de çok büyük kısmını emekçiler ödemektedir. Bu tablo Türkiye’deki vergi adaletsizliğinin ne boyutlarda olduğunu ortaya koymaktadır.

Değerli halkımız, açıkçası üretirken vergiyi bizden alıyorlar, tüketirken vergiyi bizden alıyorlar, emekçiyi soyup soğana çeviren bir sömürü düzeninin içerisinde ha bire halktan, yoksuldan, emekçiden, emeğiyle geçinenden vergi alıyorlar. Ayrıca, büyük ölçüde emekçilerden alınan vergiler, bu bütçede de görüldüğü gibi, daha çok da savaş harcamalarına, güvenlik giderlerine harcanmakta, böylesi bir yolla emekçilere, yoksullara ikinci bir mağduriyet yaşatılmaktadır. Verdiğimiz vergiler -ağır yükü omuzlarımızda- bizi yaşam karşısında ne kadar güçsüzleştiriyor bunu yaşıyoruz, ayrıca da verdiğimiz bu vergiler bize savaş politikası, ölüm ve zulüm olarak geri dönüyor.

Değerli arkadaşlar, 2013 bütçesi, sorun giderici, demokratikleşme, insan haklarına duyarlı, kısaca insan odaklı bir bütçe olmaktan da uzaktır. Çünkü bu bütçe yasalarda yer alan; katılımcılık, şeffaflık, hesap verilebilirlik gibi temel kriterlerin tamamı göz ardı edilerek hazırlanmıştır.

Günlerdir siyaset alanında çokça tartıştığımız bir konu bugün de bütçe görüşmeleri başlarken bu çatı altında bir kez daha tekrarlandı. AKP iktidarı denetim yapmadan, halka hesap vermeden yeni bir sürecin bütçesini yapma yoluna girdi. Açıkça halka hesap vermeden, halkı soymanın bir yolunu arıyor. Bunun sorumlusu başka hiçbir yerde aranamaz, doğrudan sadece ve sadece AKP Hükûmetidir. Denetimle ilgili yasaları değiştiren AKP Hükûmeti ve AKP Grubudur. Sonrasında bunda çıkmazı gördüğünde yeni değişikliği yapan AKP Grubudur. O da yetmedi, genelgeyle durumu zapturapt altına almaya çalışan AKP Grubudur, AKP Hükûmetidir. Yani bugün ortada bir denetimsizlik varsa bunun sorumlusu Sayıştay değil bunun sorumlusu AKP Hükûmetinin tam da kendisidir.

Değerli halkımız, 2011 yılı bütçe kesin hesapları üzerinden yapılan denetimlere ilişkin 132 rapor hazırlanmıştır ancak Meclise ve halka sunulamıyor çünkü AKP Hükûmeti, yaptığı yasa değişiklikleri atraksiyonuyla bunun önünü kesmiştir.

Hesap vermeden vergi almaya çalışan bir iktidar anlayışını nasıl tanımlayacağız? Bunu dünyadaki örneklerine de bakarak tanımlayabiliriz.

Değerli arkadaşlar, hesap veren yönetimin adı demokrasidir çünkü hesabınızı verirsiniz halk da sizin hesabınızı sandıkta keser. Ancak, hesabınızı vermeden iktidarda kalmak istiyorsanız, adınız otoriter olur, bunun başka bir yolu yoktur. “Vergileri canımın istediği gibi, kamu otoritesine, kamunun gücüne, devletin zoruna dayanarak toplayacağım ama bu vergileri canımın istediği gibi harcayacağım, size de hesap vermeyeceğim.” diyen otoriter bir hükûmet anlayışıyla, bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız.

Arkadaşlar, bu Hükûmet halka açıkça “Sen parayı ver, vergiyi ver gerisine karışma. Ben nasıl istersem, işime nasıl gelirse öyle harcarım.” diyor. Bunu diyen bir iktidar, bunu söyleyen bir yönetim anlayışının topladığı para da vergi değil, haraçtır. Hesabını vermeden aldığınız her kuruş ancak haraç olabilir.

Değerli arkadaşlar, hepimiz hayatta karşılaşırız, sokakta yaşamaya mecbur kalmış evsiz yurttaşlarımızdan bir kısmı yoldan geçerken “Ağabey, bir şarap parası.” der. O bile dürüstçe söyler, istediği parayla şarap alacağını söyler ama siz, halktan aldığınız parayı nereye harcadığınızın hesabını vermeden halktan yeniden para istiyorsunuz. 2013 yılında da sadece harcama yapılmayacak, halktan bir de vergi alacaksınız. Yani hesabını vermediğiniz bir harcamayı sürdürüp gideceksiniz.

Değerli arkadaşlar, bu, hiçbir şekilde demokratik bir yönetim anlayışıyla bağdaşmayan “Ben yaptım oldu, benim canımın istediği şekilde bu ülkeyi yönetirim.” diyen saltanat anlayışıdır. Halkımızın da buna artık prim vermemesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bu bütçeye biraz da sosyal kesimler açısından baktığımızda, karşılaştığımız en önemli eksikliklerden birisi de, bu bütçede kadının adı yoktur, bu bütçede kadının adı hiçbir şekilde yoktur. Neden derseniz, bunu izah edeceğim.

Türkiye'de çalışan, çalışan çalışma yaşındaki her 3 kadından 2’si işsizdir. Lise ve üzeri eğitim düzeyine sahip kadınlarda işsizlik oranı çok daha fazladır. Türkiye’de kadın istihdamı, resmî verilere -artık güvenirliliği kalmamış resmî verilere- göre bile yüzde 24 düzeyindedir, erkeklerde ise bu oran yüzde 70 yani kadınlar erkeklere göre üçte 1 oranında daha dezavantajlıdır istihdam karşısında.

Kamusal istihdamda ise tam bir ayrımcılık politikası sürüp gidiyor. Kamuda kadın istihdamı daha çok sekreterlik ve büro işlerine hapsedilirken, üst düzey yöneticilik konumuna kadınlar getirilmiyorlar. Türkiye’de kamuda üst düzey yöneticilerin sadece yüzde 10’u kadınlardan oluşuyor.

Ücret karşılığı çalışan kadınların da çok büyük bir kısmı sömürünün çok katmerli olduğu, kayıt dışı işçiliğin çok yüksek olduğu hizmet sektöründe, tarım sektöründe ve tekstilde çalışıyor.

Kayıt dışı istihdam yükünün kadınların sırtında olduğunu kanıtlayan 2012 yılı verileri var. 2008-2009 dönemine göre 2012 yılında kayıt dışı çalışma 480 bin kişi olarak daha da artmıştır yani 480 bin kişi daha kayıt dışı çalışmaya mecbur kalmıştır. Ancak erkekler için aynı dönemde kayıt dışı oranı 198 bin azalmış, bu yükün tamamı kadınların sırtına yüklenmiştir. Kadınlarda ise 678 bin kayıt dışı istihdam artışı görülmektedir.

Değerli arkadaşlar, açıkça, kadınlara yönelik böylesine ayrımcı, böylesine derin bir sömürü çarkının işlediği bir ülkede bütçe yaparken kadınların durumunu düzeltmeye yönelik bir önlem alınmamasının adı “Ben kadınlara yönelik ayrımcılık ve eşitsizlik politikasını destekliyorum.” demektir. AKP Hükûmeti, sermaye karşısında emekçileri güçsüzleştirdiği gibi kadınları da erkek emeğinin karşısında güçsüzleştiren bir politikanın sahibidir. Bu, egemenlik zihniyetinin dışa vurumudur. Kafasında kadınları eşit görmeyen, kadınlarla eşit bir yaşamı paylaşmayı kendisine zül sayanların istihdam alanında da, ekonomik hayatta da kadınlara eşit bir gelecek öngörmesi mümkün değildir. Bazı bakanlar geçmişte, bütçeyle ilgili, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe yönelimi içerisinde, içinde olacaklarını ifade ettiler ancak hâlâ böyle bir yaklaşımdan eser yok. Toplumsal cinsiyete duyarlı yani cinsiyet farklılığını azaltacak politikalara kamu kaynağı ayıran bir bütçeden söz edemiyoruz

Fakat bu bütçe sadece kadınları göz ardı etmekle kalmıyor, bir savaş bütçesi olduğu için kadınları ikinci kez de vuran bir bütçe hâlindedir çünkü biz biliyoruz ki yaşanan bütün çatışma bölgelerinde, bütün savaş süreçlerinde faturanın en ağırını kadınlar ve çocuklar çeker. AKP Hükûmetinin hazırladığı bütçe, hem cinsiyet konusunda ayrımcı hem de militarist bir bütçe olduğu için kadınlara ağır faturası olacak bir bütçedir.

Değerli arkadaşlar, yalnız hakkını yemeyelim, AKP Hükûmeti döneminde grafiği yükselen bir durum var, bunu kamuoyuyla açıkça paylaşmak lazım. Bu gördüğümüz grafik AKP Hükûmeti iktidarı devraldığı günden bugüne giderek yükselen, son iki yılda ise pik yapan bir grafiktir; bu grafik de örtülü ödeneğin grafiğidir. AKP Hükûmeti döneminde hızla yükselen, istikrarlı bir şekilde artan bir tek şey vardır, o da örtülü ödenek harcamalarıdır. Değerli arkadaşlar, örtülü ödenek demek, bu ülkede yönetimin rutin dışına çıkması demektir. Biz bu “rutin dışına çıkma” lafını, 1990’lı yıllarda dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Demirel’den duyduk ve siyasi literatürümüze böyle geçti. Yani kanunsuz uygulamalar, yani yasaların bize vermediği, yasaların iktidara tanımadığı imkânları, olanakları kullanmanın adı rutin dışına çıkmak oldu. Çetelerin adı, derin devletin adı, kontrgerillanın adı, Yeşil’in adı, faili meçhul cinayetlerin adı, yurt dışında yapılan kanunsuz operasyonların adı rutin dışına çıkmak oldu ve AKP Hükûmeti döneminde gördük ki bu rutin dışı uygulamaların harcamaları istikrarlı bir şekilde artmış. Yani AKP Hükûmeti, demek ki bu ülkenin yasalarının kendisine vermediği kanun dışı idari uygulamalarını istikrarlı bir şekilde artırmıştır. Halkın vermediği bir yetkiyi, yasaların vermediği bir yetkiyi ve halka açıklayamadığı faaliyetleri örtülü ödenekten finanse etmektedir; bu da bu ülkenin barışına, bu ülkenin demokrasi ihtiyacına yapılmış en büyük kötülüktür.

Değerli arkadaşlar, ülkelerin yaşam kalitesi açısından 2 tane önemli şey vardır, eğitim ve sağlık. AKP Hükûmeti döneminde yaşam kalitemizin ne kadar düştüğünü, eğitim ve sağlık hizmetleriyle ilgili izlenen politikalarda görebiliriz. Bu politikalar, AKP Hükûmeti döneminde eğitimi tamamen zapturapt altına alan, ideolojik bir yönelime sokan, iktidarın arka bahçesi hâline getiren bir alana çevirmiştir; bilimsel, demokratik, eşitlikçi, nitelikli, erişilebilir eğitim hizmetlerinden artık bahsedemez hâle geldik.

Bu ülkede temel sorunlarımızdan biri olan Kürt sorunu da en çok ana dil konusunda kamuoyunun tartıştığı bir konudur. Ana dilde eğitim talebi; en demokratik, en insancıl, çağa, demokratik değerlere en uygun taleptir. Ana dilde eğitim hakkının gasbedilmesi asimilasyon politikasının tam da kendisidir. Ana dilde eğitim hakkı gasbedilen halkların dillerinin süreç içerisinde zamanla eridiği, yok olduğu, otantik, kültürel bir mecraya sürüklendiği görülmektedir. Ana dilde eğitim hakkına karşı çıkmak da bir insanlık suçu olan asimilasyon politikasını savunmaktır. Kimse hem “asimilasyondan vazgeçtik” hem de “ana dilde eğitim olmaz.” diyemez. Açıkçası, ana dilde eğitime karşıysanız, asimilasyondan da yanasınız. Çıkıp, bunu açık yüreklilikle söylersiniz: “Biz, süreç içerisinde, bu ülkede Türkçe dışındaki dillerin azalmasını, kaybolmasını, yok olmaya doğru giden, belki kültürel, otantik bir figür olarak kalma sınırında korumaya alabileceğimiz bir yaklaşım içerisindeyiz.” dersiniz. En nihayetinde zaten, bu ülkede güya Kürtçeyle ilgili eğitim alanında yapılan değişikliklere verilen ad “yaşanan diller” adıdır, yani ölmesine izin verilmeyen ama geliştirilmesi için de imkân sunulmayan dillerdir. Çünkü otantik, kültürel figürlerin de bir turizm değeri vardır herhâlde.

Değerli arkadaşlar, bu ülkede iş kazaları ise artık “kaza” kelimesi ile tanımlanmanın ötesinde bir noktaya gelmiştir, iş kazaları açıkça iş cinayetine dönüşmüştür. Son on yılda, AKP iktidarı döneminde tam 11 bin emekçi iş kazası yani iş cinayeti sonucunda yaşamını yitirmiştir. Bunun yasal dayanaklarını, iş güvenliğini sağlayabilecek denetimi ortadan kaldıran yasal dayanaklarını AKP Hükümeti hazırlamıştır, denetimi ortadan kaldırmıştır, istihdam konusunda taşeronlaşmanın önünü açmıştır, hak arama yollarını kapatmıştır, sendikalı olma imkânını ortadan kaldırmıştır. Bütün bunlar da “iş kazası” dediğimiz iş cinayetlerine davetiye çıkarmıştır. Bu, açıkça, göz göre göre taammüden adam öldürme suçuyla eş değer bir yaklaşımdır çünkü yasal düzenlemeleri yapılmıştır, ortamı sağlanmıştır, idari yönelimleri bu şekilde olmuştur. Açıkça, işverenlere “İşçiyi canınız isterse öldürebilecek kadar çalıştırabilirsiniz. Önünüz açık, elinizi tutan bir iktidar ve denetim mekanizması yoktur. Size karşı mücadele edebilecek sendikaların kolunu kanadını da kırdık.” demiştir. Açıkça, işçileri, emekçileri korumasız, kalkansız, sermayenin önüne âdeta arenaya atılır gibi atmıştır. Karşılığında da 11 bin emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir.

Değerli arkadaşlar, çocuk işçiliği de Türkiye'nin çok büyük bir sorunudur. Bu konuda da “İyileştirme yaptık.” denilen bütün laflara rağmen, ortada 1 milyonu aşkın sömürülen çocuk emeği vardır. 6-17 yaş grubunda 1 milyonun üzerinde çocuk ekonomik bir işte çalışmaktadır. Öğrenim hakkını gereği gibi kullanamamaktadır. Sağlıksız, korumasız, güvencesiz koşullarda, sınırsız bir sömürü çarkının içerisindedir.

Bu nedenle, Türkiye'nin çocuğa, kadına, emekçiye verdiği değer çok açık ve ortadadır. On yıldır kesintisiz olarak tek başına iktidar erkini elinde gasbeden, elinde tutan AKP iktidarı bu kesimlerin tamamına düşmanca davranmaktadır.

Bunları söylerken biz sadece politika olsun diye, kamuoyunda yankı bulsun diye söylemiyoruz. Hayatın ta içinden, ta gerçeklerinden bakarak söylüyoruz.

Mevsimlik tarım işçileri sorunu bu ülkede bir çocuk sömürüsü sorunudur, çocuğu eğitimden yoksun bırakma sorunudur, çocuğu sağlıksız çevre koşullarında yaşamaya mahkûm etme sorunudur. Bu konuda da zerre kadar ilerleme kaydedilmemiştir.

AB ilerleme raporunda da bu durum açıkça altı çizilerek ifade edilmiştir ve Türkiye, Avrupa ülkeleri içerisinde çocuklar açısından en riskli ülke olarak tanımlanmıştır. AKP Hükûmetinde Türkiye “en”lerle çok karşılaştı, karşılaştığı “en”lerden birisi de budur: “Çocuklar açısından en riskli ülke” sıfatıdır.

Değerli arkadaşlar, yine, çözülemeyen Kürt sorunu nedeniyle de çok ağır bir faturayı çocuklar ödemektedir. AKP Hükûmeti döneminde son on yılda tam 183 çocuk… Bunların her birinin tek tek adı, soyadı, olayın yaşandığı yer kayıtlı bir şekilde insan hakları kuruluşlarının elinde vardır. Tam 183 çocuk ya güvenlik kuvvetlerinin hedefi olmuştur ya da askerî mühimmatın kurbanı olmuştur. 183 çocuk, 183 Kürt çocuğu AKP Hükûmeti döneminde yaşamını yitirmiştir ve bunlarla ilgili hiçbir hukuki, yasal süreç de işletilmemiş, adaletin tecelli etmesi için de kasıtlı davranış içerisinde olan ya da ihmal içerisinde bulunan herhangi bir kamu görevlisine ceza verilmemiştir.

Değerli arkadaşlar, Pozantı Cezaevinde yaşadıklarımızı ise anlatmaya dilimiz bile varmıyor. Kürt çocuklarına karşı nasıl ırkçı, ayrımcı, faşizan bir uygulamanın yaşandığına, Pozantı Cezaevinde yaşananlar kamuoyunda tartışıldığında hepimiz tanık olduk; gittik, yerinde de izledik, gördük.

Bu nedenle “Bu Hükûmetin yaptığı bütçeden bu halka hayır gelmez.” sözünü boşuna söylemiyoruz. Bu tür gelişmeler konusunda bir ilerleme kaydetmeyen bir hükûmetin demek ki halk, insan, birey, toplum diye bir kaygısı yoktur; çocuk, kadın, emekçi diye de hiçbir kaygısı yoktur.

Değerli arkadaşlar, ben bu Hükûmetin biraz da Avrupa Birliği ve Orta Doğu politikalarına dair bir iki şey söyleyip sonra da bu ülkede çözüm nasıl olabilir, ona dair de görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hepimiz Türkiye'nin adım adım bir savaşın içerisine sürüklendiğini biliyoruz. Kuzey Afrika’da ve Orta Doğu’da halkların demokrasi ve özgürlük isteği var. Otoriter rejimlerin değiştirilmesini isteyen halklar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ancak halkların bu değişim isteğine, bu demokrasi isteğine yön vermek ve kendi çıkarları için kullanmak isteyen güçler olduğunu da biliyoruz, yaşanan gelişmelerden görüyoruz. Uzun uzadıya diğer ülkelerdeki gelişmelere değinmeyeceğim ancak Suriye’deki gelişmeler artık hiç kimsenin kayıtsız kalamayacağı bir aşamaya gelmiştir. Açıkça Suriye’ye yönelik askerî bir müdahalenin eli kulağındadır. Son siyasal açıklamalar, toplantılar, izahatlar açıkça bize bunu söylüyor. Suriye’ye önümüzdeki günlerde bir askerî müdahalenin önü açılacaktır ve Türkiye de böyle bir askerî müdahalede yerini alacaktır. AKP Hükûmetinin şimdiye kadar izlediği politikalar bunun ipucunu veriyor. Bunları söylediğimizde AKP iktidarı dönüp bize diyor ki: “Esad’dan yana mısınız?” Aslında bu sözü söyleyebilecek en son iktidar, en son siyasi parti AKP Hükûmetidir. Bu ülkede biz otoriterliğin ne olduğunu, baskıcı yönetim anlayışının ne olduğunu, zaman zaman faşizme kadar varan uygulamaların ne olduğunu doğrudan yaşıyoruz. Onun için Esad’ı savunmak gibi bir durumumuz asla söz konusu olamaz.

Yine, Esad rejiminin Suriye’de halklara özgürlük getirmediğini, baskıcı, otoriter bir rejim olarak değişmesi gerektiğini binlerce kez tekrarladık, burada bir kez daha tekrarlıyoruz.

Ancak “Bu nasıl yapılmalı ve yerine ne inşa edilmeli?” sorusunun cevabını tartışmak zorundayız. İ              şte, AKP Hükûmeti “Esad’dan yanlısınız.” diyerek bu iki soruyu tartışmamızı önlemeye çalışıyor. Çünkü kendisi açıkça oradaki birtakım çete faaliyetlerinin destekçisi durumuna düşmüştür. Ayrıca demokratik bir Suriye geleceğine dair de hiçbir işaret, hiçbir siyasi söylem göremiyoruz. Bu nedenle bu iki konuyu sonuna kadar tartışmak ve bu iki konuda AKP Hükûmetinin içine girdiği yanlışların karşısında olmak hepimizin görevidir. Bu görevimizi de sonuna kadar yapacağız. Biz, Suriye’de tüm halkların, tüm kimliklerin, tüm inançların Suriye’deki demokratik ulus anlayışıyla tüm farklılıkları içinde koruyacak şekilde, demokratik bir yönetim imkânına kavuşması gerektiğini savunuyoruz. Bunun için de orada yaşayan Kürtlerin de bizim burada yaşayan Kürtlerin yakından akrabası olan, bire bir hısmı, akrabası olan Kürtlerin de en demokratik haklarını ve özgürlüklerini yaşabilecekleri yeni demokratik bir Suriye’nin inşasından yanayız. Ancak AKP Hükûmeti ne yaptı? Başından beri politikasını bir Kürt karşıtlığı üzerine kurdu, Kürtlerin kendi imkânlarıyla yarattığı demokratik imkânları ortadan kaldırabilecek bir söylemin sahibi oldu. Kürtlerin demokratik muhalefet içerisinde temsil edilmesinin imkânlarını ortadan kaldırmaya çalıştı, sadece ve sadece AKP Hükûmetinin politikalarına hizmet eden bir noktaya çekmek için uğraştı.

Bugün Suriye’de çok büyük bir yıkım, çok büyük bir can kaybı vardır, bundan Esad rejimi sorumludur ancak AKP Hükûmeti de izlediği yol ve yöntemlerle ortaya çıkan bu tablodaki sorumluluğundan kaçınamayacaktır. Bugün Suriye’de kentler yerle bir olmuşsa, insanların evi başına yıkılmışsa, binlerce insan yaşamını yitirmişse, AKP Hükûmetinin izlediği politikada bunun payı vardır, bunu da görmesi gerekiyor ve bundan sonra daha tehlikeli bir mecraya sürükleniyor. Türkiye, kendisi doğrudan bir çatışmanın içerisine girerse, bunun faturası hem Suriye için hem Türkiye’deki halklar için çok daha ağır olacaktır. Bu yoldan kaçınması, bölgesel bir savaş riski vardır, bu riski ortadan kaldıracak bir politika izlemesi lazım. Yine, mezhep temelli bir savaş riski, bölgesel mezhep temelli bir savaş riski vardır, bunu ortadan kaldıracak bir politika izlemesi lazım. Yine, etnik çatışmanın derinleşmesi riski vardır, bunu ortadan kaldıracak bir politika izlemesi lazım.

Değerli arkadaşlar, bu konuda biz, Suriye’nin de ötesinde çok daha geniş bir perspektifle bir çözüm öneriyoruz. Aslında, tartışılması ve konuşulması gereken çözüm önerisi budur çünkü tarih bize şunu göstermiştir: Orta Doğu bir bütündür, Orta Doğu’nun bir parçasıyla oynamaya kalkışırsanız, bütün parçalarında taşlar yerinden oynar. Onun için, tüm Orta Doğu’da demokratik halklar birliğini hedef alan bir politika hayata geçirilmeli, tartışılmalı, bunun için uğraşılmalıdır. Farsların da Kürtlerin de Arapların da Türklerin de bugün azınlık hâline düşürülmüş Ermenilerin, Asurilerin de haklarını güvence altına alan yerel ve yerinden özerkliklerin güçlü olduğu, herkesin kendisini yönetime katma imkânına sahip olduğu bir demokratik Orta Doğu birliği, halklar birliğini savunmak lazım. Bunun dışındaki politikaların tamamı çıkmaz yoldur. Orta Doğu’da bütün taşlar birbiriyle ilintilidir, birini yerinden kaldırmaya kalkıştığınızda diğer bütün taşlar da yerinden oynar ve sonu gelmez. Faturası da çok büyük, çok ağır bir bölgesel savaş kendisini dayatabilir. Bu riski hiç kimsenin almaması gerekiyor. AKP Hükûmeti şimdiye kadar izlediği politika nedeniyle bu riski yeterince büyüttü, yeterince yakınımıza getirdi. Türkiye her an bölgesel bir savaşın içerisinde kendisini bulabilir, onun için bizim çağırımız halkımızadır. Tüm halkları, Türkiye’de barıştan, çözümden, demokrasiden yana olan tüm halkımızı, Orta Doğu’nun da barışından, özerk yerinden yönetim modelinden yana tutum almaya davet ediyoruz. Bunu yaparak savaş riskinden kurtulabiliriz. Aksi takdirde savaşı çıkartan AKP Hükûmeti olur, faturasını ödeyen biz oluruz.

Ey sevgili yurttaşlarım, bunu kulağımıza küpe etmeliyiz. Hiçbir iktidar, hiçbir egemen, yaratılan savaşların ağır faturasını ödememiştir. Evet, onların iktidarına fazlasıyla mal olabilir ama bizim canımıza, varlığımıza, özgürlüğümüze mal olacak kadar korkunç bir şeydir savaş. Onun için, herkesin, bu savaş politikasına karşı ayağa kalkması, sesini yükseltmesi, tüm Orta Doğu’da özgürlükleri, halkların kardeşliğini ve barışı savunan bir politikayı zorlaması, hayata geçirmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bu Hükûmetin dış politikasının da çöktüğünü hem Orta Doğu’daki gelişmeler hem Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerden görüyoruz. En nihayetinde çok önemsediğimiz, yüzümüzü döndüğümüz Avrupa Birliğinin hazırladığı ilerleme raporunu bu Hükûmetin bir bakanı çöpe atmıştır, yani Avrupa Birliği hedefini çöpe atmıştır. Bu öyle basit eleştirileri beğenmeme meselesi değildir, “Biz Avrupa Birliği hedefinden vazgeçtik.” demenin dışa vurumudur, bunun sinyalleridir. Bu da Türkiye’yi büyük bir çıkmaza sürükleyecek politikadır.

Değerli halkımız, ekonomi böyle, dış politika böyle. Peki, içeride durum çok mu iyi, içeride siyaset nasıl yürüyor, buna dair de birkaç şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, AKP iktidarı döneminde, tam dört yıldır kesintisiz bir şekilde demokratik siyaseti engellemek için siyasi bir darbe operasyonu yürütülüyor. Bu fotoğrafın bir benzerini geçtiğimiz günlerde yine yaşadık. Şu anda, son olarak Siirt, Batman ve Mardin’de yapılan siyasi soykırım operasyonlarında tam 87 kişi gözaltına alındı ve gözaltına alınanlar içerisinde -şurada eli kelepçeli gördüğünüz- Siirt Belediye Başkanımız Sayın Selim Sadak da var. Sayın Selim Sadak 1994’te bu Parlamentoda siyaset yapma hakkı elinden alınıp on yıl cezaevinde tutulan bir siyasetçi. Belediye başkanı seçildiği günden bugüne de her gün siyasi olarak AKP Hükûmetinin baskısına ve taarruzuna hedef oluyor. Parti kapatma cezasının faturasını da siyasi yasaklı olarak, şu anda bağımsız belediye başkanı olarak görevini yürütmek zorunda. Arkasından, defalarca, yaptığı konuşmalar nedeniyle ceza verilerek belediye başkanlığı düşürülmeye çalışıldı. 14 Nisan operasyonunda gözaltına alınıp sıraya dizildi, elleri kelepçeye vurulan Kürt siyasetçilerinin yanında yine siyaset yapmaktan uzaklaştırılmaya çalışıldı, şimdi yine gözaltında. Bu tablo, bu fotoğraf Türkiye'de demokratik siyasete vurulan kelepçenin fotoğrafıdır ve bu kelepçe hâlâ sökülmedi, hâlâ her geçen gün AKP iktidarı Türkiye'de demokratik siyasetin tüm çalışanlarını toplayıp cezaevine göndermekle meşgul. Yaklaşık 10 bin Kürt politik tutsak, cezaevlerinde. AKP Hükûmeti bununla Kürtleri demokratik siyasetten uzaklaştıracağını, hak ve özgürlük taleplerinden vazgeçirebileceğini zannetti ancak yanıldığını bu sene “Nevroz”da gördü. Yine, AKP Hükûmetinin bütün baskıcı yöntemlerine, yasaklarına, faşizan uygulamalarına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kışanak, lütfen sözlerinizi toparlayınız.

Ek süre veriyorum.

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) - …copuna, gazına rağmen milyonlar sokaklara çıktı, haklarını aradı.

Şimdi, bugünlerde bizim dokunulmazlığımız üzerinden yeniden Kürtlerin demokratik siyasetteki alanını daraltmaya yönelik bir tartışma var. Hodri meydan diyoruz, dokunulmazlığın da ötesinde bir şey öneriyoruz: Gelin halkın, vekilleri geri çağırma yetkisini sağlayan yasal düzenlemeyi yapalım -halkımıza gidip hesap vermeye hazırız, hemen şimdi- yarın böyle bir yasal düzenlemeyi yapalım, gidelim seçmenimize, bize oy veren, politikalarımızı beğenip bizi tercih eden, buraya gönderen halkımıza soralım, istiyorlarsa değil dokunulmazlık hemen milletvekilliğini bırakalım, halkımız kimi istiyorsa onu seçsin, ona temsiliyet görevi versin. Demokrasinin 1’inci dersi, halkın verdiği görevi sadece ve sadece halk alır. 1’inci dersten sınıfta çakanlar hiçbir sınıfı geçemezler. Halkın verdiği yetkiyi siz almak isterseniz halkın yetkilerini ve halkın iradesini gasbetmiş olursunuz, bunun adı da “faşizm”dir. Faşizmden medet uman varsa buyursun yoluna devam etsin. Bizim yolumuz demokrasi ve barış yolu, bizim yolumuz çözüm yolu, bizim yolumuz çözüm konusunda umutları büyütme yolu, birileri varsın bu umutları köreltmek için, küçültmek için istedikleri yolu tercih etsinler, yürüsünler. Ancak, o yolda yürürlerse görecekler ki yine de kazanan barış, demokrasi ve çözüm olacak, kaybeden de kendileri olacak.

Değerli halkımız, zaten bu yönetimin kaybettiğini gösteren bir fotoğraf da budur; Roboski’nin fotoğrafı, Türkiye savaş uçaklarıyla katledilen 34 sivil Kürt köylünün fotoğrafı. Daha bu fotoğrafın hesabını vermeden BDP’nin dokunulmazlığını tartışmaya açmak tam bir aymazlıktır. “Ben vururum, öldürürüm, katlederim, hesabını da vermem, özür de dilemem, para verir üstünü kapatmaya çalışırım.” anlayışı bir yıldır iflas etti, bu katliamları yaşayanlar sizin paranıza tenezzül etmedi.

Bir de, vicdanın bittiği fotoğrafı göstermek istiyorum. Bu da AKP Hükûmetinin yöneticilerinin bir cenazeye reva gördüğü uygulamadır. Bizim vergilerimizle panzerler, TOMA’lar cenazelerin üzerine tazyikli su sıkıyorlar, bu da vicdanların bittiğinin 2’nci fotoğrafıdır. Bu nedenle, bizimle uğraşacağınıza vicdanınızla baş başa kalın daha iyi olur diyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına 2’nci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Genel Başkan ve Osmaniye Milletvekili Sayın Devlet Bahçeli’ye aittir.

Buyurun Sayın Bahçeli. (MHP sıralarından ayakta alkışlar)

MHP GRUBU ADINA DEVLET BAHÇELİ (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nı görüşmek ve değerlendirme yapmak amacıyla bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Konuşmamın başında, ekranları başında bizi izleyen aziz vatandaşlarımızı ve muhterem heyetinizi şahsım ve parti grubum adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bütçe ve kesin hesap tasarısı müzakereleri hükûmet icraatlarının ele alındığı, muhalefetin uyarı, tenkit ve önerilerini dile getirdiği, devlete ve millete ait sorunların detaylı olarak görüşüldüğü demokratik bir platformdur. Bütçe uzun bir sürecin mahsulü olan hukuki bir belgedir. Aynı zamanda Meclis denetim ve onayına tabi olduğundan siyasi, ekonomik aktivitelerin dayanağı olduğu için de sosyal ve mali tarafı vardır.

Bir yıllık gelir ve harcama tahmin ve hedefleri normal şartlarda yoğun çalışma ve mesailerle belirlenmektedir. Zira, devletin işleyişinde milletimize hizmet ve yatırımların sunulması için başka bir seçenek bulunmamaktadır. Bütçe devlet yönetiminin, toplumsal taleplerin ve ekonomi politikalarının kılavuzu olarak kaynakların ve sarfiyatların seyrini ve yönünü belirlemektedir. Bu itibarla, ülke yönetiminde, ekonomik sistemde ve millet hayatında çok önemli bir yer işgal etmektedir. Aynı zamanda, siyasi iktidarın niyeti, izleyeceği sosyal ve ekonomik politikaların genel hatları bütçeyle anlam ve şekil kazanmaktadır. Ancak AKP Hükûmetinin bütçeye bakışı, bütçeye yaklaşımı ve bütçeden anladığı belirsiz ve sorunludur. On yılı aşan tecrübelerimiz bize bunu göstermektedir.

Dikkatlerinizi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’yla ilgili bir konuya özellikle çekmek istiyorum. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idareleri için düzenlenecek genel uygunluk bildiriminin, idarelerin faaliyet raporlarının, genel faaliyet raporlarının ve dış denetim genel değerlendirme raporunun dikkate alınarak hazırlanacağı belirtilmektedir. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun ilgili hükümleri gereği Sayıştayın düzenlemesi gereken dış denetim genel değerlendirme raporu, faaliyet genel değerlendirme raporu, mali istatistikleri genel değerlendirme raporu ve diğer ilgili raporlar Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmamıştır. Ayrıca, Sayıştayın 1995 yılından bu yana her yıl düzenli olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve kamuoyunun bilgisine sunduğu Hazine işlemleri raporu da bu yıl gönderilmemiştir. Hükûmet hesap vermekten kaçmakta, şeffaflıktan kaçınmaktadır. Bu, demokrasiye ve millet iradesine aykırı bir niyettir. Türkiye Büyük Millet Meclisinden rapor, bilgi ve gerçek manzara saklanmaktadır ve Hükûmetin korktuğunun, çekindiğinin ve veremeyeceği hesabı olduğunun en açık delilidir.

Hâlihazırda görüşmekte olduğumuz 2013 yılı merkezî yönetim bütçesi AKP hükûmetlerinin 11’inci bütçesidir. Son on yılda, bütçe ve süreçleri sıradanlaşmış ve heyecanını kaybetmiştir. Koyulan hedeflere ulaşılamamış, verilen sözler tutulamamış ve belirlenen amaçlara bir türlü varılamamıştır.

2012 yılı da dâhil olmak üzere farklı yıllarda dönem sonundaki harcama miktarlarının planlanan seviyeyi aşması, dolayısıyla, bütçe kanununun inandırıcılığını ve itibarını yitirmesi münferit bir gelişme olmamıştır. Biz burada Türk milleti adına bulunuyorsak, buna da içtenlikle inanıyorsak temsilcisi olduğumuz muazzam kudretin hakkını, hukukunu ve beklentilerini savunmaktan bir an olsun tereddüt göstermemeliyiz çünkü bu bütçede yetimimizin, kimsesizimizin, yoksulumuzun, dar ve sabit gelirlimizin, çiftçimizin, memurumuzun, esnafımızın, işçimizin, emeklimizin ve elbette her vatandaşımızın payı vardır. Bütçenin her aşamasında hükûmetin bu gerçekleri aklından çıkarmaması bizim en halisane tavsiyemizdir.

Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; içinde bulunduğumuz zaman aralığını anlayabilmek için geçmişe, geleceği tasarlayabilmek ve planlayabilmek için ise dünle bugünün terkibine ihtiyacımız vardır. Yaşadığımız çağa intibak zorlukları, karşılaştığımız meselelere nüfuz etme zafiyetleri ve muhatap kaldığımız çetrefillerle örülü hadiselere karşı koyma acziyeti görülüyorsa, muhakkak ki bir yerlerde hafife alınan hata veya sümen altı yapılmış gaflet hâli vardır. Kabul etmeliyiz ki geçmişe takılı kalan, tarihten husumet çıkaran toplum ya da milletler geleceğe emniyetli bir şekilde gidemeyecek, gelecek iddialarını hayata geçiremeyecektir. Bugünden ve yarından ümidini kesen yönetimler geçmişin hassasiyetlerini taşıyarak kendilerine alan açmakta, sebep oldukları cepheleşmeyle de tarihin yavaş ve durgun akmasına kapı aralamaktadır çünkü mazide kalmış olaylar yığınını bugüne taşıma istek ve istidadında olan zihniyetler bocaladıkları sorunlardan ya bir kaçışın ya da bir kurtuluşun arayışındadır. Türkiye bu derin çelişkiyi on yıldır yaşamakta ve vahim ölçüde bunalmaktadır. Hamaset nutuklarının, yersiz ve temelsiz gündem saptırmalarının, samimiyet, derinlik ve iyi niyetten mahrum politik adımların ülkemizi kanser hücresi gibi sardığını söylemek yanlış olmasa gerekir.

Bu manzaranın milletimizin lehine olmadığı bariz bir gerçektir. Her defasında geçmişin sinir uçlarına dokunmanın, geçmişle ilgili nifak çıkarmanın kimseye bir şey sağlamayacağı meydandadır. Güçlü milletler şüphesiz ne dününden ne de tecrübelerinden ne de hatıralarından caymayacak ve oluşturdukları gelecek tasavvurunun izinden de ayrılmayacaklardır. Geçmişi etraflıca konuşarak sonuç çıkarmak bir şey fakat geçmişe asılı kalmak, tozlu raflarında bugünün açmazlarına, çelişki ve çoraklığına bahaneler aramak başka bir şeydir. Türkiye, bu nedenle yerinde saymanın hatta arkaya bakarak dikiz aynasından gelişmeleri izleyerek ayakta kalmanın güçlüklerini yaşamaktadır. Söyleyecek sözü tükenmiş, atacak barutu bitmiş ve üstelik ufku da kararmış olanlar, sarsıntılarla dolu böylesi türbülansa göz göre göre ülkemizi çekmişlerdir. Elbette tartışmak, karşılaştığımız sorunlar hakkında fikir üretmek, zamanlar arası denge ve uyum ölçeğine göre yapılmalıdır. Dünden ibret alınmazsa, yaşanmışlıklardan anlam ve sonuç çıkarılmazsa makûs talih her seferinde tekrar başını kaldıracak, heyecan ve heveslerin törpülenmesine, arzu ve amaçların berhava olmasına hizmet edecektir.

Millet olarak son iki asırdır, daha iyiye, daha güzele ve daha fazla refaha ulaşma arayışımız hiç sonuçlanmamıştır. Bildiğiniz gibi yüz yetmiş yıl önce Tanzimat konuşulmuş, çağdaşlaşmanın hazır reçetelerine ısrarla kafa yorulmuştur. Gerilemenin nedenleri, Batı’ya benzememekte, Batı gibi olmamakta görülmüştür. Yenilgilerin, bozgunların, ekonomik zorlukların ve toprak kayıplarının arkasındaki asıl amiller başka yerlerde aranmış, olmadık mecralarda taranmıştır. Hazır şablonlarla kudretli günlere tekrar ulaşılacağı ve denenmiş yollarla dikilen engellerin aşılacağı düşünülmüştür. Yüz elli altı yıl önce Islahat gündeme getirilmiş ama emperyal çarkın dişlileri arasında daha da sıkışmanın önüne geçilememiştir. Düşünülmüştür ki başkasına özenerek gelişmek mümkündür. Unutulmuştur ki klasikleşmiş yöntemlerle sanayileşilebilir, askerî alandaki eksiklikler tamamlanabilir, ekonomik ve sosyal ilerleme gerçekleştirilebilir. Gelin görün ki bunların hiçbirisi olmadığı gibi, bağımlılık ve zayıflık daha da şiddetlenmiş, kuşatmasını daha da sağlamlaştırmıştır. “Doğu’nun hasta adamı” tabirinin önüne ne yapıldıysa geçilememiş, ne gayret gösterildiyse de mâni olunamamıştır. Samimi ve iyi niyetli olsalar da devrin yöneticileri, imparatorluğun yıkılan sütunlarını ayakta tutamamış, bu hazin sonun önüne geçememişlerdir. Yüz otuz yedi yıl önce Birinci Meşrutiyetin, yüz dört yıl önce de ikincisinin peşine düşülmüş ama arkası bir türlü gelmemiş ve ümit edilen gelişme ve güçlenme dinamikleri ne acıdır ki yakalanamamıştır. Yenileşme atakları, reform hamleleri, modernleşme kararlılıkları, kalkınma çabaları ne kadar idealist olsa da netice vermemiş, mutlu bir sonla buluşamamıştır.

Küresel alandaki güç blokları, teknolojideki gelişmeler, üretim sistemindeki hızlı değişimler, sömürgeci düzenin iyice yerleşmesi, ticaret yollarının aleyhimize çalışması, etnik huzursuzluklar ve bağımsızlık hareketleri sorunlarımızın temeli olmuştur. Ekonomik güçle desteklenmeyen askerî mücadeleler, stratejik zayıflıklar, mali dengesizlikler, siyasi ve diplomatik taahhütlerin tıpkı bugünkü gibi millî imkânlarla uyuşmaması birçok badireye yol açmış, katlanması kolay olmayan maliyetlere neden olmuştur.

Seksen dokuz yıl önce de, bu kez, işgalci güçleri defedip sömürgeci anlayışı canımız ve kanımız pahasına yenerek cumhuriyeti ilan ettik, cumhuriyetin altında toplandık. Biliniz ki bu, Türk milletinin son kararıdır. Bundan dönüş, sapış ve cayış katiyen olmayacaktır. Federasyon özlemi çekenler, siyasal Kürtçülükten medet umanlar, numaralı cumhuriyet sevdası taşıyanlar, başkanlık rüyası görenler ve üniter yapımızı bozmayı aklından geçirenler aynanın karşısında kendilerini bir kez daha kontrolden geçirmelidir.

Altını çizerek söylemek isterim ki dünün tecrübelerini, karşılaştığımız olaylardan çıkarılan sonuçları cumhuriyet havzasında birleştirdik. Buradan, geleceğe emin, inançlı ve azimle varmanın ilke ve esaslarını belirledik. Tarihimizi ve coğrafyamızı değiştiremeyeceğimize göre, tüm politikalarımız bu eksende tespit edilerek sabitlenmiş ve başkent Ankara jeopolitiği Türkiye'nin gözü, vizyonu ve gelecek ideali olmuştur ama geldiğimiz nokta, yapılanların, verilen mücadelelerin, çekilen sıkıntıların birbirini tamamlayamadığına ve tabii olarak birbiriyle örtüşmediğine işaret etmektedir. Dönemler arasındaki kopukluklar, birbirini dışlayan eğilimler, tezatlıktan beslenen adımlar, bırakınız çözüm ve uzlaşma ortamı sağlamayı, her şeyi daha da içinden çıkılmaz hâle getirmiştir.

Millet olma şuurunun farkına varamayan, güç ve kudreti bizatihi millî değerlerde göremeyen ve kendisinden öncekileri ret ve inkârla vakit geçiren siyaset anlayışları hem geleceğimizin ayak bağı hem de varlığımızın problem merkezî olmuşlardır. Diyorum ki: Bu millet ve bu devlet için, yeterli veya yetersiz, tam veya eksik, kim taş üstüne taş koyduysa, amacına ulaşmasa da kimler iştiyakla gecesini gündüzüne kattıysa Allah onlardan bir kere daha, bir kere değil, bin kere razı olsun.

Geçmişin çok boyutlu tahlil ve analizini yapmak yerine, kutuplaşma malzemesi olarak kullanılması insaf ve vicdanla da bağdaşmayacaktır. Bundan dolayıdır ki günün hassasiyet arz eden konu başlıklarını kaşımak, farklı devirlere kin ve öfkeyle yaklaşmak asla doğru olmayacaktır. Hele ki Dersim’deki eşkıyalığı kutsamak, bu isyana haddini bildiren millet iradesini zalimlikle suçlamak onurlu ve meşru bir davranış görülmeyecektir. Eşkıya Rıza’yı övüp zımnen Gazi Mustafa Kemal’i hedef yapmak, bir yanda cumhuriyete hazımsızlık gösterenleri el üstünde tutup, diğer yanda koruyup ilerlemesi için fedakârca mücadele edenleri önemsizleştirmek, ne akılla ne de millî vicdanla izah edilmeyecektir. Bu gidişle Patrona Halil’e itibar iadesi, Kabakçı Mustafa’ya da saygı gösterilmesi, emin olunuz ki, hiç şaşırtıcı görülmemelidir. Türk devlet geleneğiyle rabıtasını koparmışlar, Türk milletinin emanetleriyle içten içe yollarını ayırmışlar biraz insafa gelip bu gerçekler üzerinde düşünmelidir.

Millet olarak, isyancılarla, hainlerle, sadakatte sınıfta kalmışlarla, kardeşliğimizin yoluna mayın döşeyenlerle ve ellerine şehit kanı bulaşanlarla mahşere kadar da sürse hesabımız bitmeyecektir. (MHP sıralarından alkışlar).

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunları üç ana başlıkta toplamamız mümkündür. Birinci ve öncelikli olarak bölücülük ve terör sorununun kaydettiği mesafe ve geldiği aşamadır. Bu sorun öylesine kritik bir eşiğe dayanmıştır ki bin yıllık kardeşlik hukukuyla birlikte tüm millî ve manevi değerlerimiz taciz ve tahriklerle yüz yüze kalmıştır. PKK terör örgütü verilen tavizlerle dirilmiş, hain eylemlerini peş peşe sıralamıştır. Etnik temelli bölücülük Hükûmetten gördüğü ilgi ve destekle şımarmış ve zıvanadan çıkmış durumdadır. Terör lobisi güç, imkân ve zemin kazanmış, hatta başta Şemdinli olmak üzere ülkemizin bazı yerlerinde alan hâkimiyeti kurma girişimine dahi kalkışabilmiştir. Bölücü terör dayatmaları, talep ve zorlamaları maalesef belirli periyotlarda cevap bulmuş, her taviz yenisinin kapısını aralamıştır. Nihayetinde terör vahşi saldırılarıyla amacına ulaştığını, doğal olarak, Hükûmeti sıkıştırdıkça, saldırganlığını artırdıkça hedefine varacağını görmüştür. Terörün yanlış teşhisi, milleti etnik kimliklere geriletme inatları, Türkiyelilik zırvaları, sözde Kürt sorununu tanıma hezeyanları, mücadele yerine müzakerenin rehber seçilmesi muhatap olduğumuz sorunların temelini teşkil etmiştir.

İlave olarak, anadil eğitimiyle ilgili adımlar, anadil savunma talebinin karşılanmasına dönük hazırlıklar, teröristbaşını muhatap alan yanlışlar ve Kandil’le kurulan pazarlık masaları mermi, mayın ve şehit olarak geri dönmüştür. Yaşanan olaylar millet ve devlet bekasının risklerle dolu bir mecraya geldiğini göstermektedir. Bize göre tehdit büyüktür. Modern milletleri bir değer olarak yaşatan üç etken vardır ki bunlar ülke, millet ve devlettir. Bugünkü aşamada bölücü terör ilk olarak millet yapısında taviz istemekte, bu yolla yeni taleplerin önünü açmak ve çok milletli yeni bir Türkiye oluşturmayı amaçlamaktadır.

İkinci olarak da tavizi milletten değil, ülkeden koparmak ve topraklarımızın ve insanımızın bir kısmını dâhil ederek önce özerklik, ardından federasyon, en sonunda da bağımsız Kürdistan’ı kurmayı hedeflemektir.

Hükûmetin en büyük handikabı, bölücü terörün istekleri karşılanırsa her şeyin düzeleceğine inanması olmuştur.   Barışın, kardeşliğin sözüm ona bu yolla sağlanacağı hesaplanmıştır. Böylesi bir düşüncenin çıkmaz sokak olduğunu göremediği gibi, ikazları da dikkate almamıştır.

Şimdi vicdanına güvendiğim, vatan ve millet sevgisine itimat ettiğim çok sayıda başta AKP’li milletvekili ve diğerleri olmak üzere sormak istiyor ve kendi içlerinde bir muhasebe yapmalarını temenni ediyorum: Üç yıl önce demokratik açılım veya son hâliyle Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi ilan edilmiştir de terör saldırılarında bir azalma  olmuş mudur? “Sözde Kürt sorunu” veya “Kürt kardeşlerimin sorunları” sözlerinin bir faydası görülmüş müdür? İmralı’yla yüz sürmenin, Oslo’da masaya oturmanın, Habur’daki karşılama törenlerinin acıdan ve milletimizi hayal kırıklığına uğratmaktan başka herhangi bir sonucu yaşanmış mıdır? Verilen kararlılık mesajlarına, atılan adımlara, yapılan görüşmelere rağmen askerimizin, polisimizin, korucumuzun ve masum sivil vatandaşlarımızın şehadeti önlenebilmiş midir?

Şu ibretlik manzaraya bakınız ki müebbet cezaya çarptırılmış bir terör suçlusu, fiilen siyasi aktör hâline gelmiştir, Kandil’i İmralı’dan sevk ve idare eder gibi bir statüye çıkmıştır. Bu Türk devleti adına utanç değil de nedir? Açlık grevleri İmralı müdahalesiyle durmuş, üstelik bu sayede ne talep edildiyse elde edilmiştir. Daha kısa süre önce Avrupa Parlamentosunun gözetim ve ev sahipliğinde iç meselelerimiz masaya yatırılmış, terör meselesi bir hak arayışı, İmralı’nın da çözüm adresi olarak takdim ve tanımı yapılmıştır. Her fırsatta terörist mihraklar ve yandaşları devlete, millete meydan okumuş, küstahlıkta akıllara durgunluk veren bir seviyeye gelmişlerdir. Türkiye’nin ve Türk milletinin her tarafına dokunulmuş, her değeri hırpalanmıştır.

Bunun için tekraren ifade etmek isterim ki milletvekilliği dokunulmazlığı mutlaka yeniden ele alınmalıdır; bu, bizim içtenlikle beklentimizdir. Dokunulmazlık güvencesi Türk milletine karşı olmayı, dağda teröristlerle kucaklaşmayı korumamalı ve bunun sığınağı olmamalıdır. Kabul edilmelidir ki bu zamana kadar bu aziz milletin hiçbir ferdi dışlamaya ve ötekileştirmeye maruz kalmamıştır. Kökeni, yöresi, mezhebi, anasının dili ne olursa olsun Türk milletinin her ferdi bizim için yeri dolmaz, eşsiz, saygın ve eşit özelliktedir. Hakkâri’yle İzmir’in, Şırnak’la Kırşehir’in, Diyarbakır’la Balıkesir’in kaderi çok şükür ayrı olmamış, ayrı düşmemiştir. Terör gayrimeşru ve gayrikanuni bir yol olup sözde hak ve hukuk alanına sırtını yaslayarak yurdumuzun bir bölümündeki insanımızın temsilcisi gibi hareket etmesi karşılık bulmamalıdır, bulmayacaktır. Bizim için, bölücü terör sorununun üstesinden gelmek için tam saha mücadele etmek; terörün insan, mali ve finansman kaynaklarını kurutmak acilen sağlanmalıdır ve Kandil teröristlerin başına yıkılmalıdır. Türk milleti ortak paydası altında, Türk vatanı müşterek zemininde ve Türkiye çatısı içinde dün olduğu gibi yarın da beraberce yaşama istek ve arayışında olan herkesle kavuşmaktan, kaynaşmaktan ve kucaklaşmaktan zerre kadar vazgeçilmemelidir. Bu şartlar altında herkes eşittir Türkiye’dir. Türkiye Türk milletinindir. Türk milleti de Türk vatandaşlarının birlikte vücut verdiği muazzam sosyolojik, kültürel ve tarihî hazinenin adı “Ne mutlu Türk’üm diyene.” sözü de ırkı ve ırkçılığı dışlayan bütünlüğün çağrısıdır. Unutmayınız ki bu topraklar şehit kanıyla vatanlaşmıştır. Bir metrekaresinde bile spekülasyon yapılması, tek insanıyla ilgili farklı hayaller kurulması olmayacak duaya amin demekle eşdeğerdir. Aklından zoru olanlar, şuurları kapanıp da gözleri kararanlar aksini iddia ediyorlarsa Türk milletinin ne yapacağını ve mukaddesadı uğruna nelere katlanacağını tüm boyutlarıyla görecekler ve acı bir şekilde de yaşayacaklardır.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin karşı karşıya bulunduğu ikinci ana sorun ise dış politika eksenlidir. Uluslararası ilişkilerdeki zikzaklar, stratejik körlükler, derin öngörüsüzlükler Türkiye’yi bölgesinde ve küresel sistemde zor duruma düşürmüştür. Komşularla sıfır sorundan alayıyla sorun yaşayan bir konuma gerilenmiştir. Ecdadımızın atıyla gittiği yerlere “Biz de gideriz.” anlayışı neredeyse başını dahi çıkaramayacak bir duruma gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı Irak’a alınmamış, havada iken geri dönmek zorunda kalmıştır. Bu, elbette öncelikle Irak yönetiminin kabalığı ve densizliği olarak yorumlanmalıdır ancak buna neden olan Hükûmet politikalarını da ihmal etmemek gerekmektedir. Bu ülkeyle ilişkiler dar alana kıstırılmış, PKK himayecisi Barzani biricik dost mertebesine çıkmıştır. Enerji anlaşmalarında merkez olarak Irak’ın kuzeyi seçilirken bu ülkenin diğer yerlerindeki temas ve beklentilerimiz ne yazık ki heba edilmiştir. Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi’ye destek verilip ikametgâh imkânı tanınması Irak’la sürtüşmeleri tetiklemiştir. Görünen odur ki Türkiye'nin Irak politikası iflas ve imha sınırına dayanmıştır. Mezhep temelli ayrılıklara taraf olmak, merkezî yönetimi baypas yapan münasebetler ağı kurmak Türkiye'yi Irak’la ihtilafa itmiştir. Bize göre, bu eğilimleri terk etmek, Irak’ın toprak bütünlüğüne saygı duymak ve mezhep konusunda tarafsız yerde durmak Türk dış politikasının amaçları arasında yer almalıdır.

Bir diğer sorun alanımız şüphesiz Suriye’dir. Türkiye, Suriye konusunda tam bir çıkmaza sürüklenmiştir. Batı’nın teşvik, tahrik ve desteğiyle Esad karşısında mevzilenen Hükûmetin Şam yönetimiyle savaş sınırına gelmesi oldukça manidardır. Suriye, geçtiğimiz haziran ayında bir eğitim ve keşif uçağımızı düşürmüş ve 2 pilotumuzun hayatına mal olmuştur. Bu ülkeden sınırlarımıza top mermileri isabet etmiş ve vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği tesadüflere bırakılmıştır. Şimdiye kadar Esad’a yönelik tehdit ve kuru gürültüler bir sonuç doğurmamıştır ve Suriye politikası Türkiye'nin sırtındaki kambur olmayı sürdürmüştür. Şam yönetiminin devrilmesine, Esad’ın yönetimi bırakmasına tüm umutlar bağlanmış ve ülkemiz geri dönüşü her geçen gün imkânsıza yaklaşan bir tünele girmiştir. Bununla birlikte, Suriye’den gelebilecek kimyasal başlıklı füzelere savunma oluşturabilmek amacıyla Patriot füze talebi NATO’ya iletilmiş ve kabul görmüştür. Sonuç itibarıyla, Türkiye-Suriye sınırına Patriot füze rampaları yerleştirilmesi konusunda düğmeye basılmıştır. Ortadoğu’nun hassas ve sancılı ortamı göz önüne alındığında, Türkiye'nin savunması ve güvenliği bakımından füze konusundaki adımların doğru ve mantıklı olduğu da açıktır. Şu işe bakınız ki, Türkiye, bölgesinde tüm tehlike sinyallerinin kesiştiği, istikrarsızlıkların kol gezdiği bir ülke hâline gelmiştir. İşte “sıfır sorun” hikâyesinin vahim sonu budur. Kim dost görüldüyse, kim kardeşlikle taltif edildiyse ve kiminle yakınlık kurulduysa, bir süre sonra vazgeçilmiş ve yerini düşmanlıklar almıştır.

Bizim son zamanlarda, NATO Genel Sekreteri başta olmak üzere -ne hikmetse İzmir’e taşınan- NATO Müttefik Kara Kuvvetler Komutanı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçisi tarafından ağız birliği hâlinde dile getirdikleri bazı sözler, fazlasıyla dikkatimizi çekmiştir. Peygamberimize karikatür yoluyla yapılan hakaretten dolayı özür dilemekten imtina eden NATO Genel Sekreteri, iki aydan beridir, değişik fırsatlarda Türkiye’yi korumaktan bahsetmektedir. Buna, az önce ifade ettiğim isimler de koro eşliğinde katılmışlardır. 4 Aralık tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilen NATO Dışişleri Bakanları toplantısında da, Türkiye'nin nüfus ve topraklarını savunmak ve korumak hususu gündeme getirilmiş ve karara bağlanmıştır. Elbette NATO anlaşması gereğince karşılıklı yükümlülükler vardır. Türkiye de, yeri gelince ve yapılan anlaşmalar gereğince, değişik ülkelere askerî personel göndermekte, buralarda görev almaktadır. Ne var ki “Türkiye’yi koruma” ibareleri, şayet belirli bir maksada yönelik değilse, son derece yaralayıcı, nezaketsiz ve inciticidir. Büyük Türk milleti, son yurdunda yardım, himmet, himaye ve korumayla bulunmamış, böylesi bir zilletle bağımsızlığını elde etmemiştir. Bizi korumaya almak kimin haddinedir!  (MHP sıralarından alkışlar) Bizim korunmamızı temin etmek kimin yapabileceği bir şeydir! Türkiye, manda ve himaye altına alınmıştır da bizim mi bilgimiz olmamıştır! Türkiye’nin konuşlandırılacak füzelerle korunması demek, ciddiye alınmaması ve kuvvetinin küçümsenmesi anlamına gelmektedir. Bizi korumak için değil, savunma sistemine destek için NATO’ya başvurduğumuzu düşünmek ve inanmak istiyoruz. Ülke olarak, NATO korunmasına alındığımıza dönük iddialara Hükûmetin tepki göstermemesi kuşku ve güvensizliğimizi artırmaktadır. Türkiye, Allaha şükürler olsun ki kendisini koruyacak ve kendi hayat hakkını savunacak cesamet ve cesarete ziyadesiyle sahiptir. Bu sarih gerçeği, büyük Türk milletinin gücünü birilerinin kafasına iyice sokmasında sonsuz yarar vardır.

AKP Hükûmeti; uluslararası nizamın adaletsizliğine, çarpık ve tek yönlü işleyişine ve gevşek kurallar bütününe itiraz etmesinin yanı sıra, NATO’nun beyanlarına da karşılık vermeli, İzmir merkezli planlanan faaliyetlerin neler olduğunu vakit geç olmadan açıklamalıdır.

Bu aşamada son olarak diyebilirim ki: Dış politikadaki sahip olacağımız güç, ekonominin boyut ve etkisine, potansiyel rakiplere kıyasla askerî imkânlara ve dışarıda güveni, içeride birliği temin ve tayin edecek siyasi yaklaşımlara bağlıdır. Bir devletin uluslararası klasmanda ve bölgesel bazda üstünlük ve sözü dinlenir olmasının kıstası, bir çok meselede diğerlerinden daha fazla aktöre tesir etmesi ve belirlemesi anlamına gelmektedir. Ayrıca, dış politikada ihtiyat, kavrayış, derinlik önemli olduğu kadar stratejik alanlar oluşturmakta hayati özelliktedir. Kalıcı güç hâline gelmek, imtiyaz elde etmek, uluslararası süreçlerde söz ve pay sahibi olmak her şeyden önce lafla değil, ekonomik, siyasi, hukuki, demokrasi, sosyal ve beşerî gelişmelerle paralel oluşmakta ve olgunlaşmaktadır. AKP Hükûmeti, ne üzüntü vericidir ki dış politika hedeflerine ulaşamamış, küresel projelerin yörüngesine tutunarak aktif ve ön alan bir pozisyona geleceği yanılgısına kapılmıştır. Kuvveden fiile geçemeyen Türkiye’nin dış siyaseti ölümcül hastalığa tutulmuş ve bu gidişle de hazin sonla tanışmaya aday olmuştur.

İç politikada demokrasi ve hukuk çıtası sürekli irtifa kaybederken, komşu coğrafyalara bu alanlarda öğütler vermek, sanırım üzeri kapatılmaz bir çelişki olarak anılacaktır. Kahire’deki insan hakları ihlallerini görmeden, Tahrir’deki vicdansızlıkları fark etmeden, Doha’daki baskıları gündeme almadan, Riyad’taki çifte standartları itiraf etmeden “demokrasi ve özgürlük” demek, olsa olsa ahlaki açıklığın ve tutarsızlığın ilanı olacaktır. Bize göre, dış politika yeniden gözden geçirilmeli, Türkiye’nin millî menfaatlerine göre yeniden koordinatları tespit edilmelidir. Çare, başkent Ankara’nın çizgisinden, gereklerinden ayrılmamak, BOP’la en yakın zamanda yolları ayırmaktır.

Değerli milletvekilleri, üçüncü ve son ana sorun da, ekonomik tablosu ve bu minvalde yaşanan sıkıntılardır. Türkiye ekonomisi, ağır hasarlı üretim yapısı ve cari açıkla zar zor büyüyebilen, istihdam üretmeyen ve yabancı ülkelerin tasarrufuyla soluk alıp veren bir görünümdedir. İzlenen yanlış ekonomi politikaları büyüme ivmesini inişli çıkışlı hâle getirmiştir. Hedefler tutmamış ve yıl içinde devamlı surette revize edilmiştir. 2012 yılının üçüncü üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre büyüme oranı beklentilerin gerisinde kalarak yüzde 1,6 oranına düşmüştür. Bu yıla ait büyümede büyüme hedefi yüzde 4 olarak tahmin edilmesine rağmen, sonrasında yüzde 3,2’ye indirilmiştir. Bu yılki büyüme hedefi ise 2013’e aktarılmıştır. Bilindiği üzere 2014 ve 2015 yılları için büyüme hedefleri ise yüzde 5 olarak açıklanmıştır. Ekonomi yönetim arasındaki gaz-fren tartışmaları da sonuçsuz polemik ve zaman kaybından başka bir manaya gelmemiştir. AKP iktidarı döneminde büyüme hızı yıllık ortalama yüzde 5,3 olarak kalmıştır. Orta Vadeli Program hedefleri de hesaba katılırsa yıllık büyüme oranı yüzde 5’e tekabül etmektedir. Takdir edeceğiniz üzere bu seviye, Türkiye’nin gelişmiş ülkelerle var olan farkını kapatmasına ve hatta muadil ülkeleri geride bırakmasına kâfi gelmeyecektir. Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan büyüme hızı da yıllık ortalama yüzde 5 düzeyindedir ancak uygulanan politikalar açısından bir farklılık bulunmamaktadır.

Daha önce üreterek ekonomik büyüme sağlanırken son on yıldır satarak, borçlanarak, ithalat yaparak söz konusu büyüme hacmine ulaşılmıştır. Kaldı ki başkalarının tasarrufuyla, ithalatla, yüksek maliyetli sıcak para ve borçlanmayla sağlanan ekonomik büyümenin vatandaşımıza yansıması da olumsuzlukları getirmiştir. Cari açık vererek büyüyen ekonomik sistem kalıcı iyileşme sağlayamamış, feryatları dindirememiş, ihtiyaçları giderememiştir. Anlaşıldığı kadarıyla cari açığın en önemli kaynağı olan dış ticaretteki gedikler önümüzdeki yıllarda da artarak devam edecektir.

Başbakan Erdoğan, değişik ortamdaki açıklamalarında ihracat performansıyla iftihar etmekte, devamlı olarak alışkanlık hâline getirdiği dün-bugün kıyaslamalarıyla vakit geçirmektedir. Bilhassa 20 Kasım 2012 Meclis grup konuşması bizim için üzerinde durulmaya değerdir. Kendisi bu konuşmasında özetle şöyle demektedir: “Cumhuriyetimizin kurulduğu yıl 1923’te Türkiye’nin toplam ihracatı 51 milyon dolardı. 1924’te Türkiye'nin toplam ihracatı 82 milyon dolardı. Yetmiş dokuz sene sonra, 2002 yılında Türkiye'nin ihracatı 36 milyar dolar. Bugün, o dönemleri şöyle kenara koyuyorum, sadece geriye dönük on iki aylık ihracatımızı söylüyorum; 148 milyar doları aşmış durumda. 1924 yılında bir yılda gerçekleştirdiğimiz ihracatı şu anda biz beş saatte gerçekleştiriyoruz.”

Şüphe etmeyiniz ki biz milletimiz lehine yapılan her iyi ve olumlu icraatın destekçisi olur, bunu da alkışlarız. Sayın Başbakanın, bugünü kefil göstererek geçmişi ucuzlatmaya çalışması, yapılanları hasıraltı eden tutumu bizatihi kendisinin geçmişteki sözleriyle tenakuzlar arz etmektedir. Şahsının on dokuz yıl önceki şu sözleri zannediyorum her şeyi açıklamaya ve bugünkü sözlerini boşa çıkarmaya tamamıyla yetecektir, Sayın Başbakan diyor ki: “Ekonomide 1923’te dünyada 6’ncı sıradayız, bugün 46’ncı sıraya düşmüşüz. 1924 yılında 1 dolar 90 kuruş, sene 1993 1 dolar 9 bin liranın üzerinde. O gün istihdam noktasında açığımız yokken bugün resmî açığımız 4,5 milyondur. O günü o günkü dünya ölçülerine, bugünü ise bugünkü dünya ölçülerine göre değerlendirmek durumundayız. Dolayısıyla ‘O gün fabrikamız yoktu, bugün var.’ dememiz bir şey ifade etmez.” Bu sözler aynısıyla, tıpkısıyla ve her şeyiyle Sayın Başbakan Erdoğan’a aittir. Demek ki 1924 yılının tümünde gerçekleştirilen ihracatın şu anda beş saatte yapılmasının bir ehemmiyeti yoktur. Zira, dönemler arasındaki ölçüler çok farklıdır. (MHP sıralarından alkışlar) Böylelikle iddialı çıkışlar duvara toslamış, ekonomiyi şuradan buradan getirdik sözlerinin boyası dökülmüştür. Şimdi, biz, Başbakanın hangi sözüne inanacağız, hangi sözünü ciddiye alacağız? 1923 yılının övünmesine mi, 1923 yılını küçük gören ve daha da ileri gidip iktidarından önceki 79 yılı yok farz etmesine mi itibar edeceğiz? Savaştan çıkan bir millet olarak 1923 yılında dünyanın en büyük 6’ncı ekonomisi olduğumuzla mı gururlanacağız yoksa bugünkü şartlarda 16’ncı sıraya gerilemekten dolayı üzüntü mü duyacağız? Cumhuriyetin 100’üncü yılında dünyadaki ilk 10 ekonomiden birisi olmayı yeterli mi göreceğiz yoksa daha cumhuriyetin 1’inci yılında ilk 6 arasında nasıl olur da bu seviyelere geldiğimize mi kafa yoracağız? Sayın Başbakanın geçmişi silen, hükümsüz ve değersiz kılan yaklaşım ve düşünceleri, yine kendisinin fikir ve mülahazalarıyla aşınmış ve anlamsız kalmıştır.

Yeri gelmişken, büyük Türk düşünürü Yusuf Has Hacip’in her zaman dile getirdiğim şu sözleri üzerine herkesi bir kez daha değerlendirme yapmaya davet ediyorum: “Aklın süsü dil, dilin süsü sözdür. İnsanın süsü yüz, yüzün süsü gözdür. İnsan sözünü diliyle söyler. Sözün iyi olursa yüzün de parlar.”

Değerli milletvekilleri, işsizlik, hâlâ önemli ve aşılamamış bir sorun olarak varlığını muhafaza etmektedir. Her ne kadar resmî işsizlik yüzde 8,8 düzeyinde ise de gerçek fotoğraf bundan bir hayli farklıdır. İşsiz sayısına iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar ilave edildiğinde işsizlik oranının yüzde 16,1’e yükseldiği görülecektir. Ayrıca daha da endişe verici husus ise iş bulma umudunu kaybetmiş, işsiz kardeşimizle ilgilidir. Ne acıdır ki bugün Türkiye’de TÜİK rakamlarına göre 632 bin kişi iş bulma umudunu kaybetmiştir. Buna istatistiklere yansımayanları da eklediğimizde karşımıza korkutucu bir manzara çıkmaktadır.

Son on yıldır iş bulma ümidini kaybedenlerin sayısı 9 kat artmıştır. Bu hazin durum bile Türkiye ekonomisinin ne kadar yanlış yönetildiğini kanıtlamaktır. Ekonominin, borçlanma yoluyla geleceği ipotek altına alınmıştır.

AKP hükûmetleri döneminde Türkiye’nin merkezî yönetim borç stokunda önemli artışlar kaydedilmiştir. Yalnızca altı yıl öncesiyle mukayese etmemiz bile acı gerçekleri ortaya çıkarmaya yetmiştir. 2006 yılında 251,4 milyar TL olan iç borç stoku, 2012’in ilk on ayı itibarıyla 391,3 milyar TL’ye ulaşmıştır, iç borç stokunda artış yüzde 55,6’dır. Merkezî yönetimin toplam borç stoku da 2006’dan 2012’ye yüzde 55,5 oranında yükseliş göstermiştir.

Türkiye’nin dış borcu, 2012 2’nci çeyreği itibarıyla 325,5 milyar dolara çıkmıştır.

AKP döneminde kamunun dış borcu 86 milyar dolardan 111 milyar dolara, özel kesimin de dış borcu ise 44 milyar dolardan 212,5 milyar dolara yükselmiştir. Özel kesimin dış borçlarının 84,3 milyar doları bankalara, 128,2 milyar doları da reel sektöre ait bulunmaktadır. Türkiye borçlanmakta ve borca batmaktadır.

Vatandaşlarımızın hâli de doğal olarak çok kötü durumdadır. 2002’ye kıyasla bugün tüketici kredisi kullananların sayısı 8 kat, tüketici kredisiyle kredi kartı borcu toplam 9 kat, toplam tüketici kredisi miktarı 62,6 kat, kişi başına kullanılan ortalama tüketici kredisi miktarı 8 kat, takibe düşen toplam tüketici kredisi miktarı 76 kat artmıştır.

AKP hükûmetleri döneminde ekonomideki yabancılaşma eşik ve sınırları çoktan aşmıştır. Otomotiv, telekom ve bilgisayar sektöründe yabancı payı yüzde 50’ye yaklaşmıştır. Enerjide dışa bağımlılık had safhada olup, ara malı sanayisi büyük ölçüde ithalatla karşılanmaktadır. Borsada işlem gören hisse senetlerinin yüzde 64’ü yabancı yatırımcıların elinde bulunmaktadır. Aynı şekilde bankalarımızın yarıdan fazlası, sigortacılık sektörümüzün tamamına yakını yabancıların eline geçmiştir. Türkiye ekonomisi yabancılaşarak büyümüş, borçlanarak nefes almış, üretmeden tüketerek istikrar masallarının aktörü olmuştur. Bu şartlar altında IMF’ye borcun hemen hemen kalmadığı sıklıkla dile getirilmekte, bununla da yetinilmeyerek bir de üstüne 5 milyar dolar borç verildiği söylenmektedir. Bunun bir göz boyama ve aldatmaya dönük kurnazlık olduğu nedense hep pas geçilmiştir.

“Veren el olduk.” sözlerinin sahipleri, ne kadar ilginçtir ki, memura, işçiye, çiftçiye, emekliye gelince cimrileşmekte, zam furyasıyla ve vergi artışlarıyla açıklarını kapatmaktadır. Bu çerçevede yoksulluk da dayanılmaz ve katlanılmaz noktaya gelmiş durumdadır. Tarım sektöründe sayıları 20 milyon civarındaki çiftçimiz ve emekçimiz, 10 milyon 300 bin emeklimiz, 9 milyon 900 bin yeşil kartlımız, 5 milyonun üzerindeki asgari ücretlimiz, 1 milyon 250 bini aşan 2022 sayılı Kanun’a göre aylık bağlanan yaşlı ve engellilerimiz; 2,5 milyon işsizimiz yoksullukla cebelleşmekte, gelir dağılımındaki adaletsizlikle perişanlık yaşamaktadır.

Kim ne derse desin, Türkiye ekonomisi adı konulmamış ve ilanı da yapılmamış bir krizi yaşamaktadır. Bu döngü bitmeden, ekonomi üretken bir yapıya bürünmeden, AKP Hükûmetinin gelişme, kalkınma ve istikrar sözleri karşılıksız kalacak, bu sözlerin muhatapları mahcubiyetten kurtulamayacaktır.

Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; 2013 yılı merkezî yönetim bütçesi hakkında geniş ve ayrıntılı değerlendirmeyi parti grubumuzdan değerli arkadaşlarım yapacaklardır. Fakat şu kadarını söyleyebilirim ki, daha öncekiler gibi gelecek yıl bütçesi de ümit verici değildir. Milletimizin sorunları  yine bitmeyecek; ekonomik, sosyal ve mali meseleler yine azalmayacaktır. Bu bütçe, zafiyetin ve başarısızlığın tescilidir. Yokluğun, yoksulluğun ve işsizliğin devamına delalettir.  Yükselen bütçe ve cari açıkla birlikte artan hayat pahalılığı, vatandaşlarımızın önümüzdeki süreçte de ekonomik olarak hırpalanacaklarının ve eziyetlere maruz kalacaklarının âdeta ilanıdır. Görüştüğümüz gelecek yıl bütçesi, fahiş zamların, vergi kanalıyla ceplerin boşalmasının resmiyet kazanmış hâlidir. Bu yüzden, 2013 yılı bütçesinin, tutarlı, samimi, donanımlı olmadığından dolayı, milletimizin biriken ihtiyaçlarını ve artan şikâyetlerini gidermesi de mümkün olmayacaktır.

Sonuç itibarıyla, 2013 yılı bütçesi bize göre, güvensiz, temelsiz ve mahzurlarla doludur. Türkiye’nin kalkınması, ekonomide yeni çığır açması için umut verici bir iz ve emare de taşımamaktadır.

Bu duygu ve düşüncelerle 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Ekranları başında bizi izleyen aziz vatandaşlarıma en derin hürmet ve sevgilerimi sunuyorum. Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bahçeli.

Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Genel Başkan ve İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin bir bütçesini daha görüşüyoruz.

Bütçe hakkı, insanoğlunun mücadele verdiği ve elde ettiği en önemli haklardan birisidir. 1215 yılında Magna Carta ile başlayan mücadele hâlâ devam ediyor. Kralın vergi koyma yetkisini halkın temsilcilerine verme mücadelesidir bu mücadele. O nedenledir ki mücadele başarıyla sonuçlanmış, sadece İngiltere’de beş yüz yıla yakın bir mücadele yapılmış, 1789 Fransız İhtilali ile perçinlenmiş ve günümüze kadar devam etmiştir. O nedenle, bütçe hakkı temel bir haktır, demokrasinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Bizde ilk kez 1876 Kanun-i Esasî ile kabul edilmiştir. Dolayısıyla, bütçe hakkından Parlamentonun vazgeçmesi mümkün değildir. Bütçe hakkını güçlendirmek, Parlamentonun denetim yetkisini güçlendirmek özel yasalarla sağlanmıştır. Daha önce Muhasebei Umumiye Kanunu vardı ama daha sonra, Parlamentonun da benimsemesiyle, hemen hemen oy birliğiyle bu Parlamentodan Kamu Mali Yönetimi ve Mali Kontrol Yasası çıktı.

Değerli arkadaşlarım, bu yasanın 1’inci maddesi şu: “Kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesini ve kullanılmasını, hesap verebilirliğini ve mali saydamlığını sağlamak üzere bu yasa çıkarılmıştır.” diyor. Bu yasanın 5’inci maddesi şu: “Kamu mali yönetimi Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına uygun şekilde yürütülür.” “Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına uygun şekilde kamu mali yönetimi yürütülür.” diyor, yani “Bütçe hakkı Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.” diyor ve bütçe hakkının özü yürütme organının yani arkada oturan Bakanlar Kurulunun Parlamentoya hesap vermesi demektir. Ne diyor onu, nerede yazıyor bu? Yine, aynı yasanın 8’inci maddesi: “Hesap verme sorumluluğu.” Yetkililer Parlamentoya geleceklerdir ve hesap vereceklerdir.

Değerli arkadaşlarım, peki, bütçe nasıl başlıyor, düğmeye ne zaman basılıyor? Onunla ilgili düzenleme de yasanın 16’ncı maddesinde: “Merkezî yönetim bütçesinin hazırlanma süreci Bakanlar Kurulunun en geç eylül ayının ilk haftası sonuna kadar toplanarak Orta Vadeli Program’ı kabul etmesiyle başlar. Orta Vadeli Program aynı süre içinde Resmî Gazete’de yayımlanır.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, bir siyasal iktidarın Parlamentoya saygı duyması için, bir siyasal iktidarın, “Yasal zeminde çalışıyor.” diye bizim inanmamız için Parlamentonun kabul ettiği yasalara uyması gerekir. Yasalara uymayan bir Bakanlar Kurulu veya bir hükûmet açıkça yasa dışı işlem yapıyor demektir. Daha önce bu Parlamentoya bütçeler gelirken mayıs ayının sonuna kadar Orta Vadeli Program’ın yayınlanacağı söylenirdi, yasa öyleydi ama 2006 yılında on üç gün gecikmeyle yayınladılar, 2007’de yirmi bir gün gecikmeyle yayınladılar, 2008’de yirmi sekiz gün gecikmeyle yayınladılar, 2009’da -artık iş başını aldı- yüz sekiz gün gecikmeyle yayınladılar, 2010’da yüz otuz iki gün gecikmeyle yayımladılar, 2011’de yüz otuz beş gün gecikmeyle yayınladılar. Her seferinde eleştirdik. Sonunda bir kanun hükmünde kararnameyle değiştirdiler. “Eylül ayının ilk haftasında yapacağız.” dediler. Uydular mı? Yine uymadılar. Otuz yedi gün gecikmeyle yayınladılar. Eğer bir hükûmet kendi çıkardığı yasaya uymuyorsa bu hükûmete ne denir? Sayın Başbakana sesleniyorum: Sayın Başbakan, bu kürsüye birazdan geleceksiniz, öyle 1930’lardan, 1940’lardan falan söz ederseniz eyvallah, edin ama niçin otuz yedi gün gecikmeyle yasayı ihlal edip programı açıkladığınızı burada açıklamak zorundasınız. Ben bekliyorum bunun yanıtını. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu bütçeyle beraber kesin hesap da geliyor. Kesin hesap ne demektir? Bütçede çıkan, parlamentonun kabul ettiği bütçenin ne ölçüde uygulandığını görmek için kesin hesap gelir. Bütçe, hedefleri gösterir; kesin hesap, adı üstünde, hesapların doğru olup olmadığını, tutulup tutulmadığını, muhasebesinin yapılıp yapılmadığını, harcamaların yasalara göre yapılıp yapılmadığını belirler. Peki, bütçe hakkını kullanan parlamento, denetim yetkisini nasıl kullanır? Sayıştay aracılığıyla kullanır. Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu harcamalarını denetler. Muhatap olduğu organ Türkiye Büyük Millet Meclisidir ve bir anayasal kurumdur ve 1862 yılından beri bu uygulama böyledir. Osmanlıdan geliyor bu uygulama. Atalarımızı seviyoruz, atalarımızın yaptığı doğru şeylere de sahip çıkmamız lazım. 1862’de Sayıştay kuruldu kamu harcamalarını denetlemek üzere, geldiğimiz noktaya bakın değerli arkadaşlarım.

Sayıştay Yasası’nın 1’inci maddesini okuyorum, nedir Sayıştay: “Kamuda hesap verme sorumluluğu ve mali saydamlık esasları çerçevesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yapılacak denetimlerden sorumludur.” Bizim adımıza denetim yapıyor, bütün milletvekilleri adına denetim yapıyor. Ve Sayıştayın görevleri arasında 5’inci madde şöyle yazar: “Türkiye Büyük Millet Meclisine doğru, yeterli, zamanlı bilgi ve raporları sunar.” Bizim tek tek denetim yapma hakkımız var ama tek tek denetim yapamayız. Bizim adımıza denetim yapmakta profesyonelleşmiş bir kuruluş var -bütün demokrasilerde böyledir- ona diyoruz ki: “Git denetim yap ve raporunu bize sun.”

Denetimin amacı, 34’üncü madde: “Bizim görevimiz Türkiye Büyük Millet Meclisine ve kamuoyuna güvenilir ve yeterli bilgi sunulmasıdır.” diyor. “Denetimin amacı da budur.” diyor.

Yeterli raporlar sunulacak mı? Bir yasa çıktı, bu Parlamento kabul etti o yasayı. Yasa oy birliğiyle çıktı, altını çiziyorum, oy birliğiyle çıktı. “Sayıştay, bize, bütçe yasası kesin hesap yasa tasarısı geldiğinde bu raporları getirecek.” diyor. Ne raporları? Dış denetim genel değerlendirme raporu, geldi mi? Gelmedi. Kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kuruluşların raporları gelecekti, geldi mi? Gelmedi. Faaliyet genel değerlendirme raporu, geldi mi? Gelmedi.

Değerli arkadaşlarım, Sayıştay Yasası’nın sonunda “Raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.” diyor, “Sunabilir.” demiyor. Takdir yetkisi yok. Sayıştay raporları bütçeyle beraber bu Meclise gelmek zorundadır.

Ben, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekillerine seslenmek istiyorum: Saygıdeğer milletvekilleri, bütçe harcamalarının doğru yapılıp yapılmadığını Sayıştay denetleyecek, rapor gelecek ve biz ona göre oy kullanacağız. Gelmeyen rapor dolayısıyla, getirilmeyen rapor dolayısıyla, saygıdeğer milletvekilleri, nasıl el kaldıracaksınız “Bu yasa doğrudur.” diye? Nasıl el kaldıracaksınız? (CHP sıralarından alkışlar)

Vicdanlarımızı kilitlemeyelim. Bu Hükûmet, burada oturan Hükûmet, görevini yapmıyor bu Hükûmet. Rapor gelecek, ben, kamu harcamaları nasıl yapıldı diye… Rapor yok, “E, bunu oylayın ve onaylayın.” Niçin? “Benim AKP’li askerlerim var, onlar gelirler, ben işaret ederim el kaldırırlar, işaret ederim ellerini indirirler.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir şey yok.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Böyle bir yasama organı olmaz. (CHP sıralarından alkışlar) Yasama organına önce yürütme organı saygı duyacaktır ve raporlarını buraya getirecektir. Raporu görmeden ben nasıl kesin hesap kanununu eleştireceğim? “Efendim, değişiklik yaptık, kanun hükmünde kararnameyle düzenleme yaptık. O nedenle yetişmedi raporlar.” Ne demektir bu? Siz hiç kabahatin böyle itiraf edildiğini duydunuz mu arkadaşlar? Ne demektir bu? Plan Bütçe Komisyonunda bir aydır görüşülüyor.

Sayıştay Yasası’nda değişiklik yaptınız. Sayıştay Yasası’nın 25’inci maddesi şöyledir: “Sayıştay Yasası’nda yapılacak değişiklikler dolayısıyla Sayıştay Genel Kurulunun görüşü alınır.” Alındı mı? Sayın Başbakan, size 2’nci sorum: O kanun hükmünde kararnameyi çıkarırken Sayıştay Genel Kuruluna sordunuz mu, sormadınız mı? Sormadıysanız, siz Sayıştayı da tanımıyorsunuz. Böyle devlet mi olur? Tüyü bitmemiş yetimin hakkı görüşülüyor burada çünkü bir çocuk doğduğu andan itibaren vergi verir, doğduğu andan itibaren. Bulaşık yıkarsınız vergi ödersiniz, mama alırsınız vergi ödersiniz, otobüse binersiniz vergi ödersiniz. Parlamentonun bütçe hakkı çok kutsal bir haktır, demokrasilerin çıkış noktasıdır bu nokta. Siz bu noktada, kamu harcamalarını Meclis adına denetleyen kurumun raporlarını getirmiyorsunuz. Böyle bir şeyi kabul etmeyiz.

Ve çok daha üzüldüğüm bir nokta değerli arkadaşlarım: Plan Bütçe Komisyonu Sözcümüz orada. Bu arkadaşlar komisyon sözcülüğünü nasıl yapıyorlar merak ediyorum. Tartışma açıldı burada, usul tartışması açıldı. Komisyon sözcüsünün verdiği yanıt şu: “Efendim, bu konu Plan Bütçe Komisyonunda da itiraz konusu yapılmadı, gündeme gelmedi.” İnsaf arkadaşlar, insaf! Meclisin huzurunda gerçek dışı konuşmak bir komisyon sözcüsüne yakışmaz. Tutanakları getirttim, bir arkadaşımız, CHP’li milletvekili arkadaşımız “Bu raporlar gelmeden olmaz.” diyor, “Görüşemezsiniz.” diyor.

Sizin partinizden Komisyon Başkanının ifadesini okuyorum; ifade değil de açıklamalarını okuyorum: “Evet, Genel Uygunluk Bildirimi; dışında bu yıl bize intikal etmesi gereken Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu bize ulaşmamıştır. Bu, tamamıyla bize ulaşması gereken, mutlaka ulaşması gereken raporlardır.” Ben söylemiyorum, Adalet ve Kalkınma Partisinin Değerli Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı söylüyor bunu. “Mutlaka ulaşması gereken raporlardır.” diyor.

Şimdi, Sayın Başbakan, siz bu kürsüye gelin, o raporlar Sayıştaydan niye gelmedi, bize bir açıklayın. Öyle, yasa çıkardık, kanun hükmünde kararnameydi… Bunlara karnımız tok. Gerçek nedir, ben o gerçeği öğrenmek istiyorum. Yasa burada. Gelmesi gerekir; bütçeyle beraber gelmesi gerekir. Bu yasa değişti mi? Değişmedi. O zaman gelecek, biz göreceğiz. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak için biz bunu görmek zorundayız. (CHP sıralarından alkışlar) Aksi hâlde, bu, meşru olmayan bir tartışmadır, gayrimeşru bir tartışmadır o zaman bu.

Değerli arkadaşlarım, “1215 yılında Magna Carta’yla başlayan mücadele hâlâ devam ediyor.” demiştim. Bu mücadeleyi, Parlamentoya gölge düşürmek isteyen yürütme organına karşı yapmak zorundayız. Yürütme organı getirecek onları buraya. Biz Parlamentoda tartışırız, kabul ederiz, reddederiz, o ayrı bir şey ama yasalara uyması gereken organ, arkamda oturan organdır. Parlamentonun iradesine saygı duyması gereken organ, arkada oturan organdır. Ya bu yasama organı hiçbir işlev yapmıyor ya da yürütme organı “Yasama organını ben takmam.” diyor. Bu anlayışı kabul etmiyorum. Demokrasiyle bağdaşan bir anlayış değildir bu.

Değerli arkadaşlarım, bütçeye dönersek. Parlak tabloları hep gazetelerden okuruz. Özellikle, iktidara destek veren televizyonlara baktığınız zaman olağanüstü pembe tablolar çizilir. Şimdi, ben size Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli yürütme kurulu üyelerinin yani Bakanlar Kurulunun bir karnesini çıkaracağım. Tarımı alalım: Sayın Başbakan, acaba siz Niğde’ye gittiğinizde patates üreticisinin derdini sordunuz mu? 10 kuruşa düştü patates. Ne oldu bu böyle oldu? Siz, önce canlı hayvan, sonra kırmızı et, sonra kurbanlık koyun, en sonda da Sayın Başbakan, siz saman ithal ettiniz. Acaba 21’inci yüzyılın Türkiye’sinde nasıl oluyor da saman ithal eder noktaya geliyor Türkiye Cumhuriyeti? Herhâlde biz bunu soracağız. 25 milyon doları niye ödediniz? Bizim meramız mı yok? Ne oldu bu tarıma?

Değerli arkadaşlarım, her şeyi ithal etmeye başladık. Bakınız, size bir örnek vereceğim: Hollanda Konya’dan küçük, bir yılda tarım ürünü ihracatı 80 milyar dolar. Biz Hollanda’dan defalarca büyüğüz, en fazla rakamımız 12 milyar dolar ve tarımı da öldürdük.

Bakın, Sayın Başbakan, 2002 yılında tarımda kullanılan arazi 24 milyon hektar, devri iktidarınızda, 2012’de tarımda kullanılan arazi 20 milyon 500 bin hektar, 3,5 milyon hektar ekilmiyor. İthalat var, niye ekilsin ki! Karneniz bozuk. Gidin herhangi bir çiftçiye sorun, besiciye sorun, Kars’a, Ardahan’a gidin, Balıkesir’e, Burdur’a gidin sorun bakayım besiciye: “Durumun iyi mi kötü mü?”

İşsizlik: Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin en temel sorunlarından birisi işsizliktir. Unutmayın, işsizlik bütün kötülüklerin anasıdır. İşsizi olan evde huzur yoktur. Hiç düşünüyor musunuz acaba, bu, kadına yönelik şiddet yüzde 1.400 niye arttı? İşsiz bir babanın akşam evine ekmek götürmediği ve o dramı, o tabloyu yaşadığı bir aileyi düşünün bakalım, nasıl oluyor bu! İşsizlik sorununu çözecektiniz; niye çözmediniz, elinizden tutan mı var? Siz yasa getirdiniz de biz karşı mı çıktık?

Bakınız, 2000 yılında işsizlik oranı yüzde 7, krizin olduğu dönem. Faizlerin gecelik yüzde 1.400-1.500’lere çıktığı dönem yüzde 7; 2005 yüzde 10,6; 2008 11; 2009 14; 2010 11,9; 2011 9,8; şimdi 8,8. 2000, yılların bile çok ötesinde. Hani ekonomi büyüyordu! Hiç büyüyüp de işsizlik sorununu çözemeyen bir ekonomi yok. Eğer büyüme köpüklü büyümeyse ayrı. Büyüme neyle olur, ona da geleceğim size. İşsizlik nasıl çözülür, ona da geleceğim size.

Değerli arkadaşlarım, on yıldır bu ülkede işsizlik kol geziyor, on yıldır. Sayın Başbakan işsizlik sorununa mucize bir çözüm buldu, gerçekten. Önce okuduğuma inanamadım ama sonra dedim ki: Sayın Başbakan söylemişse doğrudur. Önce Trakya’da söyledi, sonra Odalar ve Borsalar Birliğinde söyledi. Bulduğu mucize çözüm şuydu: “Her işveren bir işsizi işe alsın, işsizlik sorunu çözülsün.” Çözüldü mü? Çözülmedi. İşverenler aldı mı? Almadılar. Ekonominin kuralı nedir? İşveren verimlilik bulursa işçi çalıştırır yasaklasanız bile. Başbakan söyledi, “Ben de işçi istihdam edeyim işsizlik sorununu çözeyim…”

Sayın Başbakan, size kim bu öğüdü verdi ben gerçekten merak ediyorum. Onu da lütfedip burada açıklarsanız son derece mutlu olurum.

İşsizin olduğu yerde ailelerde huzur olmaz, toplumda huzur olmaz. Değerli arkadaşlarım, intiharlar artıyor. Niye artıyor acaba? Atama bekleyen öğretmenler var, bekliyorlar. Niye bekliyorlar bunlar?

Değerli arkadaşlarım, gelelim bir başka önemli konuya. İşsizlikte de sınıfta kaldı bu Hükûmet. Hızlı büyüme… Efendim, AKP iktidarı döneminde ekonomi o kadar hızlı büyümüş ki yetişmek mümkün değil! Size örnek vereceğim: 1946-2002, büyüme oranı ortalama 5,2. İki dünya savaşı, darbeler, moratoryumlar, 5 sente muhtaçlar; bütün o dönemleri alıyorum, 5,2. Sizin dönemi alıyorum, bu Bakanlar Kurulunun dönemini alıyorum, o parlak tabloların çizildiği dönem, 2003-2012, büyüme hızı 5,1; 1 puan gerisinde. Değerli arkadaşlarım, sakın ola ki, 5,1 büyüdük, biz bunu küçümsüyoruz anlamına gelmesin, onun altını özenle çizeyim ama bir ülke gerçekten uluslararası arenada söz sahibi olacaksa sizinle benzer ekonomilerle kıyaslarsınız siz onu. O zaman büyüyüp büyümediğinizi, o zaman dünyada söz sahibi olup olmadığınızı biz kabul ederiz. Ona da baktım, yükselen piyasa ekonomileri... 1980-2002 –uluslararası istatistikler bu kadarını, bu süreyi verdiği için aldık- 151 ülkenin ortalama büyümesi 3,7. 1980-2002, daha önceki hükûmet dönemi, 3,9. Daha önceki hükûmetler dünya ortalamasının üstünde büyümüşler. Bu hükûmet dünya ortalamasının altında büyümüş. Büyüme mucizemiz bu değerli arkadaşlar!

Gelelim bu dönemdeki rakiplerimize, yükselen ekonomilerdeki rakiplerimize bakalım: 2003-2012 yılında, bizimle aynı kulvarda yürüyen ekonomilerdeki büyüme yüzde 6,6; bizde 5,1. Diyecekler ki: “Ekonomik kriz var.” Hepsinde var, dünyada kriz varsa hepsini etkiliyor. Onlar 6,6 büyüyor, biz 5,1 büyüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bugün büyüme rakamları tekrar geldi, beklenenin çok altında. Verilen bütün rakamlar bu yürütme kurulunun başarılı bir performans çizmediğini gösteriyor.

Değerli arkadaşlarım, büyüme yeterli değilse, işsizlik varsa bu vatandaş nasıl geçinecek? 2002’de doğan her çocuk 1.963 dolarla doğuyordu, borç… 1.963 dolar borçla doğuyordu. Sayın Başbakan, sizin devri iktidarınızda doğan her çocuk 4.320 dolar borçla doğuyor. 4.320 dolar borçla doğuyor. Vatandaşın kredi kartı borcu 16 kat arttı, 68 milyar lirayı buldu. 68 milyar lira kredi kartı borcu var bu ülkede yaşayan vatandaşların. Sadece bu mu? Vatandaşların bankalardan çektikleri tüketici kredisi borcu da var, o da 82 kat arttı, 187 milyar liraya ulaştı.

Siz ne yaptınız, Hükûmet önlem olarak ne yaptı? Ben size söyleyeyim: İcra dairelerinin sayısını artırdı. Sayın Başbakan, buraya gelin lütfen, sizden önceki ve sizden sonraki icra daireleri sayısını bir açıklayın. Niçin icra dairelerinin sayısını artırıyorsunuz? Vatandaş borcunu ödeyemiyor. Bakın, değerli arkadaşlar, icra dairelerinin sayısını artırdınız, dosyalar adam boyunu aştı. Neden bu ülkede huzursuzluk var, neden barış yok? İşte, temel nedeni budur.

Size 2001’den söz edeyim, hani şu Başbakanlığın önünde yazar kasanın atıldığı, ekonomik krizin dibe vurduğu dönem. O dönemde icra dairelerindeki dosya sayısı 9 milyon 400 bindi, o dönemde 9 milyon 400 bin icra dosyası sayısı vardı. Devri iktidarınızda 20 milyon 772 bine çıktı. Siz buna başarı mı diyorsunuz? İcra dosyası sayısı artırmakta kimse elinize su dökemez, başarılısınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bir ekonominin büyümesinin temel yolu vardır, bütün iktisat kitapları böyle yazar: “Üretirseniz büyürsünüz.” Tüketim odaklı değil üretim odaklı büyüyeceksiniz siz. Üreteceksiniz, hakça bölüşeceksiniz. Bunu yapmazsanız işsizliği çözemezsiniz. Bunu yapmazsanız dünyada söz sahibi olamazsınız. Bunu yapmazsanız bu ülkede huzuru, barışı sağlayamazsınız. Üreteceksiniz önce, üretimin önündeki bütün engelleri kaldıracaksınız siz.

7 kez mali af çıkardınız, 7 kez. Sayın Başbakana bir soru daha sormak isterim. Niçin 7 kez mali af çıkardınız? Sebep neydi? Çünkü vatandaş devlete olan borcunu ödeyemiyor. Ve bir soru daha: O mali afları çıkardınız, onları niçin şantaj unsuru olarak kullandınız? Düzgün vergisini ödeyen adama tehdit yağdırdılar: “Beyanını artır yoksa hesaplarını inceleyeceğiz.” Eğer böyle birisine rastlamadıysanız, Sayın Başbakan ben size yarın 15-20 kişiyi gönderebilirim. Devlet vatandaşına şantaj yapmaz. Siz bürokrasi aracılığıyla yaptınız bu şantajı.

Değerli arkadaşlarım, nasıl üreteceksiniz? Maliyetleri düşürerek. Dünyanın en pahalı benzinini kullanan ikinci ülkeyiz, ikinci ülkeyiz. Değerli arkadaşlarım, Meksikalı sanayici yüzde 48, Polonya ve Macaristan’daki sanayici yüzde 33 avantajla başlıyor Türk sanayicisine göre. Elektrikte, Polonyalı bizden, sanayicimizden yüzde 12 daha ucuz kullanıyor, Meksikalı yüzde 16, Macaristanlı yüzde 3 daha avantajlı.

Sayın Başbakanın ve ekibinin kullandığı çok klasikleşmiş bir cümle var: “Efendim, biz 2023’te ilk 10’a gireceğiz.” Güzel, girerseniz mutlu oluruz. Kim mutlu olmaz? Ama Sayın Başbakana sorayım: Sayın Başbakan, biz 1987 yılında 14’üncü büyük ekonomiydik -lütfen, bunu not alın- 14’üncü büyük ekonomiydik. Şimdi? 17’nci. Neden? Niye geriye gidiyoruz? Hani ekonomi çok iyiydi? Ne söyledim: Rakiplerinizi de beraber siz kıyaslayacaksınız. 17… 3 ülke daha bizi geçse ilk 20’ye de giremeyeceğiz. Kimin döneminde geriledik? Devri iktidarınızın döneminde geriledik.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, en sonunda, gerçekten de Hükûmetten takdir ettiğimiz sesler de çıkmıyor değil; yiğidi öldür, hakkını ver. Bir Sayın Başbakan Yardımcısı 2 Aralıkta şunu söylüyor, ekonomiden sorumlu bir Bakan arkadaşımız: “Türkiye'nin,ilk 10mevcut üretim ve ihracat yapısıyla 2023 hedeflerini yakalaması asla mümkün değildir.” Ben söylemiyorum. Ben söylesem, diyeceksiniz ki: “Ana muhalefet partisi lideridir, muhalefet ediyor, bunu söylüyor.” Bunu söyleyen Kabinenizdeki bakan ve doğruyu söylüyor. Bu politikayla, bu üretim politikasıyla siz yakalayamazsınız.

Başka bir şey daha, yine bir bakan, diyor ki: “Birçok konuda çok önemli adımlar attık ama eğitim konusu, son on yılın muhasebesini yaptığımızda, arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlamadığımız bir alan. Belki nicelik olarak, dershane sayısı, okul sayısı, İnternet erişimi sayılarına baktığımızda tamam ama nitelik konusunda daha alacağımız uzunca bir mesafe var.

Değerli arkadaşlarım, doğrulara her zaman “doğru” dedik. Ekonomiyi bilimden ayırırsanız sağlıklı bir sürecin içine girmezsiniz.  Katma değeri yüksek olan ürünler üretmezsiniz ilk 10’a giremezsiniz. Katma değeri yüksek ürünler üretmenin yolu bilime inanmaktır. Bilgisayara önem vereceksiniz ama bilgi toplumuna geçeceksiniz, bilgi üretecek mekanizmaları devreye sokacaksınız, teşvik politikanızı buna göre yapacaksınız. Bunu yapmazsanız, boşu boşuna “İlk 10’a gireceğiz.” demeyin. Peki siz bunu yapıyor musunuz? Hayır.

Değerli arkadaşlarım, neden “Hayır” diyorum? Bakınız, 2002’de toplam ihracatımız içinde katma değeri yüksek olan ürünlerin tutarı, ihraç ettiğimiz ürünlerin tutarı yüzde 6,2; 2011’de 2,8’e düşmüş. Eğer, siz kalkıp TÜBA’yı darmadağın ederseniz, “Bilim adamını ben seçeceğim.” derseniz, bu olmaz, bu doğru olmaz.

Üniversiteleri hangi hâle getirdiniz? Konuşmayan üniversiteler… Ya, üniversite konuşmazsa orası bilgi çıkarır mı, yaratır mı? Korku imparatorluğu kurdunuz. Üniversitede hocaların ensesinde boza pişiriyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) 

Ve daha dramatik bir şey değerli arkadaşlarım, ithalatın yüzde 72’si ara malı, ithalatın yüzde 72’si ara malı. Oysa, ara malının Türkiye'de üretilmesi lazım. Çünkü, siz Türk lirasını şişirir, birileri şişirir, doların değerini düşürürse ara malı ithalatı cazip hâle gelir, fabrikalar kapanır; geldiğimiz nokta budur değerli arkadaşlarım.

Geliyorum bir başka konuya: Cari açık. Türkiye, 2011’de en yüksek cari açığı veren 2’nci büyük ülke dünyada. 77 milyar dolar başkalarının cüzdanına gitti. Defalarca uyardık: “Bu ekonomi politikası, bu cari açıkla sağlıklı bir zeminde yürümüyor.” dedik. “Siz muhalefet partisisiniz.” dediler. Ekonomi şimdi soğutmaya alındı, düştü büyüme, cari açık düştü, zil takıp oynayacaklar. Hani cari açık sorun değildi? Niye o zaman cari açık düştü diye seviniyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, bir ülke üretmeden tüketiyorsa cari açık verir. Neyle karşılıyoruz cari açık tehlikesini, neyle gideriyoruz? Sıcak parayla. Dışarıdan sıcak para geliyor “Durumumuz iyi.” diyoruz.

Değerli arkadaşlarıma söyledim size bir hesap yaptırdım, onu bilginize sunacağım.

Londra’da oturan bir bankacı 2011’in Aralık ayında bir düğmeye basıp Türkiye’ye 1 milyon dolar para gönderdiğinde, 15 Mayıs 2013 vadeli kamu kâğıdına yatırdığında, 30 Kasım 2012 tarihi itibarıyla 1 milyon dolar, 1 milyon 208 bin 390 dolar oluyor. On bir ayda, dolar bazında yüzde 20,8 getirisi var. Hangi esnaf bunu kazanıyor? Diyeceksiniz ki: “Esnafta dolar mı olur?” Olur ya, bir esnafımızda 100 dolar oldu. Nasıl bir ekonomi politikasıdır bu arkadaşlar?

Daha çarpıcı bir şey vereceğim: On yıllık borçlanma… Aynı bankacı Amerika’da on yıllık borçlanma yapsaydı faiz yüzde 1,62’ydi; Almanya’da 1,37, İngiltere’de 1,79; bizde on bir ayda yüzde 20,8, dolar bazında getirisi var kamu kâğıdının.

Değerli arkadaşlarım, şimdi sormamız gerekiyor: Kriz nerede acaba? Nerede bu başarılı ekonomi politikası?

Faiz ödemesi: Sayın Başbakan ne zaman bu kürsüye gelse bütçe görüşmelerinde, geriye doğru makarayı sarar, başlar: Efendim, bizden önce gecelik faiz yüzde 1.500’dü, şöyleydi, böyleydi, böyle... Doğru, yüksekti ama ben size tablonun gerçeğini sunacağım şimdi. 1979’dan 2003’e kadar, yirmi dört yılda, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesinden ödenen faiz 135 milyar lira. Yirmi dört yılda 135 milyar lira ödedik. Geliyorum, 2003-2011 dönemine. Ödediğimiz faiz -tabii diyeceksiniz ki “Yüzde 35’in altına düşmüştür.” değil arkadaşlar- 450 milyar lira. Şimdi, Sayın Başbakana soruyorum: 450 milyar lirayı kimin parasından ödediniz? Bu ülkenin fakir fukarasından, yoksulundan topladığınız paralarla ödediniz. Buna ne denir? Tefeci ekonomisi denir. Kim kazanıyor? Londra’da oturanlar kazanıyor, bizim insanımız kazanmıyor.

Değerli arkadaşlarım, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına yatırsaydı ne olurdu? Onun da hesabını yaptık. 2011’in Aralık ayında İMKB’ye 1 milyon dolar para gönderen… Bilgisayarın başına oturmuş, tuşa basınca, pat, 1 milyon dolar gidiyor. Masa, sandalye, keyfî yerinde. 3 Aralık 2012’de borsadan çıktığında 1 milyon dolar para 1 milyon 544 bin 866 dolar oluyor. On bir ayda yüzde 54,5, mis gibi kâr. Hangi sanayici kazanır, hangi üretici kazanır, hangi çiftçi kazanır, hangi vatandaş kazanır, Türkiye’de hangi vatandaş kazanır? Sıcak para spekülatörlerine buradan para gönderiyorsunuz. Neden? Ekonomik kriz çıkmasın diye. Bedelini bu ülkenin insanları ödüyor.

Bakın, aynı bankacı bu parayı Endonezya’ya yatırsaydı, 1 milyon doları, aynı sürede 66.533 dolar para kazanacaktı; Rusya’da yatırsaydı borsaya 93.678 dolar kazanacaktı, Kore’de yatırsaydı 234.638 dolar kazanacaktı. Türkiye’de 544.866 dolar kazanıyor. E, bu adamlar Türkiye’yi sevmesin de kim sevsin! Sevecekler tabii Türkiye’yi. (CHP sıralarından alkışlar)

Efendim, bu yürütme organı diyor ki: “Merkez Bankasının rezervleri var, çok iyi durumdayız.” Onu da aynaya tuttuk değerli arkadaşlarım. 2002’de, altın hariç Merkez Bankasının döviz rezervi 26,8 milyar dolar, 26,8 milyar dolar. Aynı dönemde kısa vadeli borç 16,4 milyar dolar. Yani her 100 liralık borca karşılık Merkez Bankasında 163 dolarınız var. İşiniz sağlam. 100 liralık kısa vadeli borcunuz var, 163 dolarınız Merkez Bankasında bekliyor.

Şimdi, Eylül 2012. Kısa vadeli borç 99 milyar dolar, altın hariç rezerv 94 milyar dolar. Yani rezerv kısa vadeli borçlarımızı karşılamıyor bile. Bir bilgiyi halka verirken, başbakanların görevi, bakanların görevi artısı ve eksisiyle beraber vermektir. Bir bilançoyu düşünün, artısı da vardır, eksisi de vardır. Bütçeyi görüşüyoruz, artısı da vardır, eksisi de vardır.

İthalatı hiç görmezler mübarekler! Sanki bu ülkede ithalat yok, ihracatı görürler. Niye halka doğruları söylemiyoruz? Niye halka doğruları söylemekten kaçınıyoruz, korkuyoruz?

Değerli arkadaşlarım, geldiğimiz nokta nedir, biliyor musunuz? Bu Hükûmet, bu yürütme organı gerçekten Türkiye'yi iyi yönetemiyor.

Bu ülkenin insanları hapishanelerde. 2002’de hapishanedeki kişi sayısını vereyim size, 59.429 kişi. Geldik 2012’ye, 125.100 kişi. Ekonomi iyiyse, işsizliği çözdüyseniz, durumunuz iyiyse, Allah aşkına insanlar niye hapishaneye girer? Niye girer? Toplum cinnet mi geçiriyor? Gazetecileri hapse attınız, bilim insanlarını hapse attınız, herkesi hapse attınız. 21’inci yüzyılın Türkiye’sinde toplama kampları kurdunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – En çok da Kürtleri!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, enerji politikası. Hükûmetin bir enerji politikası var mı, ben cidden kuşkuluyum. Ekonomi politikası var mı? Hayır. Onu çok rahat söyleyebiliyorum ama enerji politikası var mı, onu bilmiyorum. Enerji, bütün ülkeler için hayati bir alandır. Bir insanın bedeninde dolaşan kan kadar önemlidir. Bütün savaşların merkezînde enerji kavgaları yatar. İster Avrupa Birliğinin öncesini alın ister Orta Doğu’yu alın, enerji kavgaları vardır. Türkiye, Allah’ın verdiği, gelip de yerleştiğimiz, olağanüstü bir jeopolitik ortamda, durumdayız. Bir enerji terminali olabilir, geçişleri olabilir burası. Ne yaptık enerjide?

Sayın Başbakanım, size bir sorum daha var. Bu kürsüye gelip, Türkiye Cumhuriyeti’nin Rusya’ya bağlı olduğu oranda, başka bir demokratik ülkenin bir başka ülkeye bu derece, bu oranda bağlı olduğu ikinci bir ülkeyi bana  açıklayın. Hangi ülke? 60-70 oranında bağımlı hâle geldik. İhalesiz, özel bir yasa çıkardılar, nükleer santrali de oraya verdiler. Nükleer teknolojiyi öğrenemeyeceğiz. Atıkların nasıl halledileceği, onu bile kimse bilmiyor. 13,5 sentten, nasıl oluyor bu? Ve siz ne yaptınız Sayın Başbakan, siz ne yaptınız? Rusya’ya bir yılbaşı hindisi verdiniz armağan olarak. Türkiye’nin, münhasır ekonomik bölgeden geçmek üzere Karadeniz’den, bizim münhasır ekonomik bölgeden, Karadeniz’den Avrupa’ya doğal gaz transferine Rusya’ya izin verdiniz. Rusya’nın yıllardır istediği şey. Niye verdiniz siz bu izni? Ne yaptınız biliyor musunuz? Nabucco’yu çöpe attınız. Hangi gerekçeyle verdiniz? Yoksa, İstanbul’un doğal gaz tüketiminin sonuna mı gelmiştik? Depolarda doğal gaz mı bitmişti? Apar topar, koşa koşa niye gittiniz Rusya’ya? Apar topar, koşa koşa o anlaşmanın altına niye imza attınız? Bunu sormak hepimizin hakkıdır.

Değerli arkadaşlarım, Güney Kıbrıs Rum Kesimi Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz arıyor. Bu yürütme organı “Efendim, arayamazsınız, savaş nedeni olur, müdahale ederiz…” Her şeyi söylediler. İçime sindiremediğim, Türkiye’ye yakıştıramadığım bir sözü duyduğum için de utanıyorum. Bir Rum bakan çıktı, şunu söyledi: “Bunlar konuşurlar, hiçbir şey yapamazlar, biz işimize bakalım.” Kimin dediği oldu? Onların dediği oldu. Gittiler, doğal gazı buldular. Biz ne yaptık? Sayın Başbakan çıktı “Yapamazsınız.” dedi, astı, gürledi. Sonra? Kalubeladan kalma Piri Reis’i gönderdik, müdahale edecekmiş sözde! O da yolda arıza yaptı, geri çekip getirdiler. Allah aşkına, Türkiye Cumhuriyeti’ni bu hâle düşürmeye sizin hakkınız ve yetkiniz var mıdır, yok mudur? (CHP sıralarından alkışlar)

Suriye’yle çatışıyoruz. Nasıl çatışıyoruz?  Bir tarafın eline silahı veriyoruz “Git, kardeşini öldür.” diyoruz, Türkiye Cumhuriyeti’nin büyüklüğüne yakışır mı bu? Din eksenli dış politika yapıyoruz, mezhep eksenli politika yapıyoruz, Türkiye Cumhuriyeti’nin büyüklüğüne yakışır mı bu? Sıfır sorun yaratacaktık, sıfır sorun olacaktı komşularımızla; çok şükür, bütün komşularımızla kavgalıyız! Bir düşman getirselerdi “Türkiye'nin başına bir bela açacağız.” deselerdi, herhâlde bütün komşularla bizi savaşın eşiğine getirecek bir adam bulurlardı, onu da bu Hükûmet buldu! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bir düşünün. Enerji Bakanı Erbil’e gidecek, binmiş uçağına Erbil’e gidiyor. Bir bakıyor ki Erbil değil, Kayseri’ye inmiş. Herhâlde, büyük bir ihtimalle şaşırıyordur, “Ya, biz Kayseri’ye niye indik? Erbil’e gidecektik.” diye.

Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanını bu hâle düşürmek… Parlamentoya şikâyet ediyorum ben, yasama organına şikâyet ediyorum ben, denetim organına şikâyet ediyorum ben, bütçesini de şikâyet ediyorum. Sizin hakkınız var mı? Böyle bir hakkınızın olmaması lazım. Türkiye Cumhuriyeti’ni bu hâle sokamazsınız. Sicili bozuk bir yürütme organı bu ülkenin başına belalar açar.

Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirildi, çuval geçirildi. Ne yaptı bu yürütme organı, ne yaptı? Gazeteciler soruyorlar “Nota verecek misiniz?” diye. “Nota verecek misiniz?” diye soruyorlar. “Ne notası? Müzik notasından mı söz ediyorsunuz?” diyor.

Evet, geldiğimiz nokta bu arkadaşlar. Herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gereken nokta bu.

Kürecik’e radar istasyonu kurduk. Halk ona “İsrail kalkanı” diyor. Niye kurduğumuz belli. Sözde, İsrail’e karşılar. Allah aşkına, kapalı kapılar ardında İsrail’le yaptığınız pazarlıkları niye gelip burada anlatmıyorsunuz? Niçin gelip anlatmıyorsunuz burada? Kürecik’e kurulan o kalkanın İsrail kalkanı olduğunu bilmeyen mi var? NATO tesisiymiş! E, NATO yetkilileri diyorlar ki: “2014’e kadar bizim bunu alma şansımız yok zaten.” NATO yetkilileri söylüyor ama siz halka doğruları söylemeyeceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanın söylediği bir laf daha var: “Türkiye NATO toprağıdır.” dedi. Sayın Başbakan, bu kürsüye geleceksiniz, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından ve Parlamentosundan özür dileyeceksiniz. Türkiye Cumhuriyetinin toprakları NATO’nun toprağı değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

Ekonomi demokrasiyle ve özgürlükle büyür. İş adamı, sanayici, esnaf, çiftçi, köylü, işçi, işsiz, herkes demokrasiyi ve özgürlüğü ister. Demokrasi ve özgürlük içinde büyünür. Bu Parlamentoda 8 milletvekili tutuklu. Oturduk, konuştuk AKP yetkilileriyle Sayın Meclis Başkanının başkanlığında. Benim bildiğim kadarıyla söz namustur arkadaşlar, verilen bir söz tutulur.

Bu, karşılıklı imzaladığımız protokolün metnidir. (AK PARTİ sıralarından “Ne yazıyor?” sesleri) Ne yazıyor? Ne yazıyor, onu okuyayım: “Halkın egemenliği Türkiye Büyük Millet Meclisi aracılığıyla hayata geçirilir. Bu çerçevede, tüm siyasi partilerin ve milletvekillerinin milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine getirmeleri için Türkiye Büyük Millet Meclisinde olmaları gerektiğine inanıyoruz.” Güzel. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) “Bu inançla Anayasa dâhil tüm mevzuatın hukukun üstünlüğü çerçevesinde ve kuvvetler ayrılığı ilkesi dikkate alınarak özgürlükleri genişletici bir anlayışla yorumlanması ve uygulanması gerektiğine inanıyoruz.” Daha ne desin? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Ne var bunda?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan Pınarhisar Cezaevine giderken “Adalet istiyorum.” diyordu. Toplumun büyük bir kesimi belki bunu duymadı ama biz duyduk. Kendisi seçimlere giremedi, yasal engeli vardı, cezaevine konuldu. Doğru muydu? Hayır. Parlamentoda ilk seçimde yüzde 34 oy alındı. Biz ne dedik? “Bir siyasal partinin yüzde 34 oy alması hâlinde, hatta yüzde 5 de alsa onun liderinin hapiste olması, ona siyasal yasak getirilmesi doğru değildir.” dedik. Yasayı değiştirdik, Anayasa’yı değiştirdik, Başbakan olarak geldi, koltuğuna oturdu.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Kapatma davasında ne  yaptınız?

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar, lütfen...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu 8 milletvekilinin seçimlere girme yasağı yoktu, Başbakanın vardı. Seçimlere girdiler, Yüksek Seçim Kurulu onayladı, “Milletvekili olabilirsiniz.” dedi. Karar Başbakanlığa gitti, Resmî Gazete’de yayınlandı. Bu demokrasi ayıbını bu Parlamentonun gidermesi lazım. Bu doğru değildir. Milletvekili tutuklu olmaz, yasama görevini  yapar. Sakın ola ki, biz “Davalar devam etmesin.” demiyoruz. Davalar devam eder, gider ifadesini verir, savunmasını yapar, bir sorunumuz yok ama mahkûm edilmemişlerdir. Dolayısıyla, gelip yasama organında görevlerini yapmaları lazım.

Bir başka önemli şey: Parasız eğitim isteyenlerin hapse atıldığı bir ülkedeyiz. Sayın Başbakana bir soru daha sormak isterim: Yurt dışına gittiniz, gitmediğiniz ülke kalmadı; lütfedip, gittiğiniz yerlerde sayın başbakanlara, devlet bakanlarına şunu sorabilir misiniz acaba: “Sizin ülkenizde henüz  daha basılmamış kitaba bir yargı kararıyla yasak getirilirse siz ne düşünüyorsunuz acaba? Biz bunu getirdik ve bizde demokrasi var.” Bir  söyleyin bakalım size ne diyecekler. Basılmamış kitaptan söz ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

29 Ekim, Cumhuriyet Bayramı, adı üstünde “bayram”, miting değil. Adı üstünde “bayram.” Bayram kutlamak için izin istenmez, çünkü bayramın yasası var, “Kutlanacak.” diyor. Vay efendim, siz misiniz bayram kutlayan! Biber gaza müracaat.

Değerli arkadaşlarım, bu demokrasi olmaz, böyle demokrasi olmaz. Demokrasilerde özgürlük vardır, düşünce özgürlüğü vardır. Birisine vurduk mu, birisini dövdük mü, cam çerçeve kırıldı mı? Hayır. Neden engel olursunuz cumhuriyet kutlamalarına? “Efendim, resmî tören yapıyoruz, oraya gelin.”

E, vatandaş orada kutlamak istiyor, illa resmî törene gelmek zorunda mı? Bir dönem resmî törenlerden şikâyet edeceksiniz “Nedir bu?” diyorsunuz, “Sovyet usulüymüş gibi yapıyorsunuz.” E, halk da kutluyor şimdi. “Vay sen misin kutlayan!” “Polis görevini yapmadı.” diyor Sayın Başbakan. Yani orada adam öldürmedi, adam dövmedi, kaşını gözünü yarmadı. “Polis görevini yapmadı.” Polis, bu ülkenin polisidir, hepimizin polisidir, onlar bizim kardeşlerimizdir, onlar görevlerini bilirler nasıl yapacaklarını. Birisinin burnu kanamamışsa oradaki polislerin sağduyusundan kanamamıştır, eğer sizi dinleselerdi orada kan gövdeyi götürmüştü.

Değerli arkadaşlarım, herkesin vicdanına kelepçe takıldı âdeta, böyle şey olmaz. Uludere’de 34 yurttaşımız öldürüldü. Fail? Belli değil. Ben size söyleyeyim faili: Uludere’nin sorumlusu, arkamızda oturanlardır. (CHP sıralarından alkışlar) Diyeceksiniz “Neden?” Sınır ötesi operasyon yapma yetkisi Parlamentoya ait, yüce Meclise ait. Meclis yetkiyi kime verdi? Yürütme organına. “Siz, sınır ötesi operasyon yapabilirsiniz.” dedi.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Siz de “Evet.” dediniz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Onlar da gittiler, 34 tane vatandaşımızı imha ettiler. Şimdi arıyoruz fail kim diye, kapatmaya çalışıyoruz. Bunu kapatıyoruz ama dönüyoruz, 1930’larda Mustafa Muğlalı’dan bahsediyoruz. Ya bu kadar komik bir durum olur mu? Ben doğmadan önceki olay dolayısıyla beni yargılayacaksın; sen iktidardasın, gidiyorsun 34 tane vatandaşı katlediyorsun, hesabını sormayacak kimse. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu Hükûmet, saydam bir hükûmet değildir. Bu Hükûmet, halka hizmet eden bir hükûmet değildir. Bu Hükûmet, halkına hesap veren bir hükûmet değildir. Bu Hükûmet, Parlamentoya hesap veren bir hükûmet değildir. Bu Hükûmet, yürütme organı olarak bütün Türkiye’ye baskı uygulayan hükûmettir.

Gazeteciler konuşamıyor. 76 gazetecinin hapiste olduğu başka bir ülke yoktur. (CHP sıralarından alkışlar) İran’ı ve Çin’i bile geçtik. Neymiş? Onlar teröristmiş. E, ne olacak, teröristlikle suçlarsanız öyle içeri alacaksınız zaten. Yazı yazan adama ne zamandan beri terörist diyoruz, düşünce açıklayan insana ne zamandan beri terörist diyoruz?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Çoktan…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bu bizim demokrasi anlayışımızla bağdaşıyor mu? Bir insanın söylediğini kabul ederiz veya etmeyiz ama onun düşüncesidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, şunu unutmayın: Dünyanın düz olduğunu iddia eden binlerce kişi, dünyanın düz olduğunu iddia eden milyarlarca kişi vardı ama bir kişi çıktı “Dünya yuvarlaktır.” dedi. Onu engizisyon mahkemesinde yargıladılar, “Sen nasıl dünya yuvarlaktır dersin?” Geldiğimiz nokta nedir? Bütün dünya artık dünyanın yuvarlak olduğunu biliyor, hiç kimse dünyanın düz olduğunu iddia etmiyor.

Düşünce özgürlüğü budur işte arkadaşlar. Düşünce özgürlüğü hayatı sorgulamaktır, dünyayı sorgulamaktır, çevreyi sorgulamaktır, iktidarları sorgulamaktır düşünce özgürlüğü. “İktidarın her dediği doğrudur.” dediğiniz andan itibaren orada özgürlük alanını bitiriyorsunuz demektir. Farklı bir şey giriyor orada devreye. Onun için Parlamentodan istirhamım, o Sayıştay raporları gelmeden kesin hesap raporu görüşülemez; yasası, tasarısı görüşülemez. Buraya gelmeli o rapor. Niye gelmiyor bu raporlar? “Efendim, yasayı değiştirdik, eski yasaya göre hazırlanmış.” Ya, hazırlansın, ne fark eder? O tarihte, o yasa yürürlükteydi. Zaten, yasa da o tarihteki olay dolayısıyla hazırlanan bir yasa, 2011 kesin hesabı. Gelse ne olacak? Bizim bilmediğimiz ama Hükûmetin çok iyi bildiği bir şeyler var. Ama biz onları bulacağız, onları kamuoyuna açıklayacağız.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, yürütme organı ve Sayın Başbakan defalarca ama defalarca sivil idareden bahsetti, darbelerden şikâyet etti. Şimdi ben Sayın Başbakana soruyorum: Sayın Başbakan, 12 Eylül darbe hukukunu değiştirmeye var mısın? “Hayır, ben yokum.” diyor. Varsan, gel bak, 135 kişilik, Türkiye Büyük Millet Meclisinde CHP Grubu burada, tamamını değiştirelim, tamamını değiştirelim. (CHP sıralarından alkışlar) Ama siz darbe hukukunun arkasına saklanıp “Hayır efendim, önce Anayasa’yı değiştirelim.” Diğerini de değiştirelim, oturduk Anayasa’yı değiştirmek için. Yüzde 10 barajını… Yani Kenan Evren’in yani o dönemin paşasının getirdiği yasanın arkasına niye saklanıyorsun? Siyasi Partiler Yasası’nın arkasına niye saklanıyorsun? (CHP sıralarından alkışlar) Demokrasi budur işte arkadaşlar. Darbeye karşıysan sonuna kadar karşı olacaksın, darbe hukukuna sonuna kadar karşı çıkacaksın. Hem darbe hukukunun arkasına saklanacaksın “Ben darbeye karşıyım.” diyeceksin. Darbeye karşı olan Başbakan, kendisine muhtıra veren paşaya üstün hizmet ödülü vermez, kimse kusura bakmasın. (CHP sıralarından alkışlar) Sana muhtıra verecekler, sen de oturacaksın, Bakanlar Kurulundan karar alacaksın, “Sana üstün hizmet madalyası veriyorum.” diyeceksin, bir de altına kurşun geçirmez zırhlı araç alacaksın. Neymiş? Beyefendi darbeye karşıymış. Sevsinler böyle darbeye karşı olanı! (CHP sıralarından alkışlar) Böyle darbeye karşı mı olunur?

Değerli arkadaşlarım, bu bütçe ne getiriyor? Bu bütçe halka bir şey vermiyor arkadaşlar. Az önce size Londra örneğini vermiştim, ödenen faizleri vermiştim, bu bütçe onlar için. Fakir fukaradan, garip gurebadan toplanan paralarla oralara kaynak transferi sağlayan bir bütçe bu bütçe. Çünkü sıcak paranın diyetini ödemek üzere bu bütçeler getiriliyor buraya.

Değerli arkadaşlarım, bu iktidar döneminde, şu organ döneminde mazota yüzde 208 zam yapıldı, dolmuş ücretine yüzde 183 zam yapıldı, kuru soğana yüzde 134, çaya –ki ülkede çay var- yüzde 139. Kaçak çayları da sormuyorum artık, ona ne yaptı? Zam yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapandı)

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, ek süre veriyorum, lütfen tamamlayınız konuşmanızı.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tamam efendim, bitiriyorum.

Pek çok şeye zam yapıldı; hep yüzde 200, yüzde 100, yüzde 180, yüzde 190. Memura gelince 4+4. Niçin, niçin? Emekliye gelince 3+3. Dolmuş ücreti yüzde 183. Siz hiçbir siyasal iktidarın emeklilere “Millî gelir artışından size pay vermeyeceğim.” diye yasa çıkardığını duydunuz mu? Evet, bu Parlamento kabul etti, sizlerin oylarıyla kabul edildi, emekliler ikinci sınıf yurttaş sayıldı, “Sizlere millî gelir artışından pay vermiyoruz.” dendi. Bu, bire bir demokrasi ayıbıdır. O emekli geçinemiyor, esnaf geçinemiyor; emekli o, geçinemiyor, işine devam edecek. Sen misin işine devam eden! “Yüzde 15 senin maaşından kesiyorum…” Niye kesiyorsunuz? Siz hiç çalışan insanın cezalandırıldığı bir ülke gördünüz mü? Türkiye Cumhuriyeti, çalışan insanın cezalandırıldığı ülke, ödüllendirilmesi gerekirken cezalandırıldığı bir ülke.

Değerli arkadaşlarım, sosyal güvenlik destek primini, hani bu yüzde 15 kesintiyi ilk yasada yüzde 35 yapmışlardı. Sayın Başbakan kızıyor ya “Siz hep Anayasa Mahkemesine gidersiniz.” diye; gittik Anayasa Mahkemesine, iptal etti. 35’i 15’e düşürdüler. Oturun kalkın Cumhuriyet Halk Partisine dua edin, yoksa o emeklinin durumu çok daha kötü olacaktı. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bir bütçenin Parlamentoda objektif tartışılması lazım, bir bütçenin bütçe hakkı nedeniyle Parlamentonun yürütme organını sorgulaması lazım, iktidar-muhalefet ayrımı yapmadan, artılar ve eksilerin söylenmesi lazım. Bütçe hakkı yasama hakkıdır, Parlamentonun hakkıdır, yürütme organının değil. Hakkınızı kullanacaksınız, hakkımızı kullanacağız ve yürütme organını sorgulayacağız. Neden işsizlik var? Neden yoksulluk var? ”’3Y’yle mücadele edeceğiz.” dediler, “3Z” çıktı ortaya; “zam”, “zulüm” ve “zindan.” Nasıl oluyor bu arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.

Birleşime 19.15’e kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati:18.35
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.15

BAŞKAN: Cemil ÇİÇEK

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundadır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Sayın Lütfi Elvan, Karaman Milletvekili.

Buyurun Sayın Elvan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Zannediyorum, eşit paylaştıysanız süreniz otuz dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Evet.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başta Maliye Bakanımız olmak üzere, bütçe hazırlık çalışmalarını yürüten Maliye Bakanlığı bürokratlarına, bakanlıklarımızın bürokratlarına, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerimize çok teşekkür etmek istiyorum ve değerli arkadaşlar, müsaade ederseniz, konuşmama geçmeden önce Sayıştayla ilgili bir açıklama da yapmak istiyorum.

Burada konuşuldu, Meclis Başkanımız gerekenleri de söyledi, bir karar verildi ve çalışmalarımıza başladık ama şunu ifade edeyim: Hükûmetin bu konuda görevi nedir, buna bakmamız lazım. Hükûmetin görevi bütçe kanun tasarısını ve kesin hesap kanun tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmaktır. Bunun dışında hükûmetin herhangi bir sorumluluğu yoktur. Bu nedenle, yani bu olayı hükûmetle ilişkilendirmek son derece yanlıştır.

İkinci husus: Biliyorsunuz, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu 2005 yılında yürürlüğe girdi. 2010 yılında Sayıştay Kanunu’nu çıkardık ve 2012 yılında da Sayıştay Kanunu’nda bir değişiklik yapıldı, bu raporların değerlendirme usul ve esasları değiştirildi. Yerindelik ilkesine açıklık kazandırıldı ve bu usul ve esasların nasıl ve ne şekilde olacağı açıklandı.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Denetimden kaçtı.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Şimdi, buradaki temel problem, aslında teknik bir problem çünkü Temmuz 2012 tarihinde, 4 Temmuzda Sayıştay Kanunu’nda değişiklik yapılıyor; raporlar hazırlanıyor, 2012 yılına ait raporlar hazırlanıyor ama bu raporların değerlendirme usul ve esaslarına ait yönetmeliğin çıkarılması ve bunların değerlendirme süreçleri farklı olması nedeniyle Rapor Değerlendirme Kurulu tarafından bu raporların en son çıkan yasa değişikliğine uygun olmadığı belirtiliyor. Sayıştay Başkanlığı bu konuda çalışmalarını yürütüyor ve inanıyorum ki önümüzdeki yıldan itibaren bu raporlar bir bütün olarak gelecek ve Meclisimiz de bu raporları değerlendirecek.

Değerli arkadaşlar, burada, özellikle büyümeye yönelik, gelişmekte olan ülkelerin büyümesine yönelik ve bütçelerin performansına yönelik önemli açıklamalar yapıldı. Türkiye’nin mevcut durumunu değerlendirmek; ekonomik açıdan, sosyal açıdan biz neydik, ne hâle geldik? Peki, dünyadaki durum nedir, kriz nedir? Dünyadaki krizin Türkiye’ye yansımaları nasıl ve ne şekilde olmuştur? Bunları bir bütün olarak değerlendirebilmek için, müsaade ederseniz, dünyadaki son elli yılda nasıl bir ekonomik ve sosyal değişim oluyor, bunun üzerinde durmak istiyorum.

1950-80 dönemine baktığımızda gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerden çok daha hızlı bir şekilde büyüdüğünü görüyoruz ki gelişmiş ülkelerin dünya ortalama büyümesinden 2 katı daha fazla bir büyüme performansı gösterdiğini görüyoruz. 1980-90 döneminde ise gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler aşağı yukarı aynı büyüme hızına sahipler. 1990 yılından itibaren gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızı gelişmiş ülkelerin büyüme hızını geçiyor ki son on yılda gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızı gelişmiş ülkelerin büyüme hızından aşağı yukarı 4 kat daha fazladır değerli arkadaşlar. Yine bu süreçte bir değerlendirme yapmak istersek, özellikle Çin ve Hindistan’ın gelişmekte olan ülkeler olarak ön plana çıktığını görüyoruz. Aslında, Çin ve Hindistan, gelişmekte olan ülkelerin bir bütün olarak değerlendirilmesini mümkün kılmıyor. Neden kılmıyor? Çünkü gelişmekte olan ülkelerin o büyüme rakamlarına baktığınızda, Çin ve Hindistan’ı çıkarırsanız, çok farklı bir büyüme resmiyle karşı karşıya kalırsınız. Dünya büyümesinin aşağı yukarı üçte 1’ini Çin ve Hindistan karşılıyor değerli arkadaşlar, üçte 1’ini ve projeksiyonlara baktığımızda, bugün Çin ve Hindistan yüzde 25’lik bir hasılaya sahip. 2060 yılında dünya ekonomisinin aşağı yukarı yüzde 50’sine yakınını Çin ve Hindistan elde edecek.

Peki, Amerika Birleşik Devletleri ve avro bölgesi ne durumda? Buna baktığımızda da yine çok farklı bir resimle karşı karşıya kalıyoruz. Nedir o? Bugün aşağı yukarı yüzde 40 mertebesinde dünya ekonomisine sahip olan avro bölgesi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 2060 yılında yüzde 25’ler seviyesine düşeceği ifade ediliyor OECD tarafından, tamamıyla OECD’nin tahminleri. Yine, Çin ve Hindistan bu yıl itibarıyla avro bölgesinin hasılasını geçmiş durumda.

Şimdi, özet olarak değerlendirmek gerekirse, dünya ekonomisinde ağırlık merkezî artık Batı’dan Doğu’ya doğru kaymaktadır. İkinci önemli bir husus: Gelişmiş olan ülkelerin yavaş yavaş ekonomilerinin küçülmeye başladığını görüyoruz. Aslında, demokrasi, özgürlük, insan hak ve hürriyetleri gibi, alanında imaj kaybına uğrayan Batı, bugün reform yapamamakta, yeni değerler üretememekte ve geçmişte kendisinin üretmiş olduğu değerlere de sahip çıkmamaktadır.

Dünyadaki küresel krize baktığımızda da değerli arkadaşlar, özellikle gelişmiş ülkelerin kamu borçlarındaki yüksek artışı görüyoruz, yüksek bütçe açıklarını görüyoruz, düşük büyümeyi görüyoruz, yüksek işsizliği görüyoruz ve jeopolitik risklerle emtia fiyatlarındaki dalgalanmaları görüyoruz.

Peki, bu kriz ne kadar devam edecek? Büyük buhran yedi yıl devam etmiş. İşte, ekonomistler, değişik uluslararası kuruluşlar 2018’de bu krizin sona ereceğini söylüyorlar ama bu krizin ne zaman sona ereceği konusunda net bir fikir söylemek bugün için mümkün değil çünkü belirsizlik her geçen gün artıyor ve dikkat ederseniz, uluslararası kuruluşlar sık sık büyüme rakamlarını, ekonomik göstergeleri revize etmeye başladılar ve aşağı doğru revize ediyorlar. Dolayısıyla krizin ne zaman sona ereceği konusundaki tereddütler hâlen devam etmektedir.

Kriz ortamında Türkiye’nin durumu nedir? Evet, krizin hâlâ devam etmesine ve belirsizliklerin hâlâ sürmesine rağmen Türkiye ekonomisi güçlü bir performans göstermeye devam ediyor. İkinci önemli husus, Hükûmetimizin kriz öncesinde ve kriz sonrasında almış olduğu önlemlerle krizden en az etkilenen ülke oluşumuzdur.

Üçüncü önemli husus ise Türkiye, sağlam makroekonomik temelleriyle, gerçekten dış şoklara karşı oldukça dirençli bir konuma sahiptir ve bundan sonra da sahip olmaya devam edecektir. Neden devam edecektir? Çünkü istihdam yaratan bir büyüme performansıyla, gerçekten mali disiplini elden bırakmayan bir yaklaşımla, sağlıklı bir bankacılık sektörüyle artık risklere karşı güçlü bir koruma alanına sahiptir Türkiye.

Türkiye ekonomisinin başarıyla gerçekleştirdiği gelişim ve dönüşüm, aslında, bizim iktidara geldiğimiz ilk yıllarla kıyaslarsak, finansal ağırlıklı ekonomik programlardan, toplumun gelişmesini amaçlayan, üretimin altyapısını güçlendirmeye çalışan programlara geçtiğimizi görürsünüz. Yine, Türkiye, ihtiyatlı para ve maliye politikaları, kararlılıkla gerçekleştirilen yapısal reformların sayesinde, başta avro bölgesi olmak üzere, birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden kendisini ayrıştırmayı başarmıştır. Reformların hayata geçirilmesinde gösterilen başarılı performans ve oluşturulan istikrar, Türkiye’ye yönelik risk algılamalarını ve yatırımcı güvenini iyileştirmiştir. Türkiye, bu süreçte, bankacılık sistemine para aktarmayan yegâne OECD üyesi ülke olmuştur değerli arkadaşlar.

Müsaade ederseniz, şimdi, büyümeye yönelik bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum.

Evet, Türkiye, son 10 yılda yüzde 5’in biraz üzerinde bir büyüme performansı gösterdi. Gelişmiş ülkelerin büyüme performansına baktığımızda, Türkiye’nin, aşağı yukarı 3 katından fazla bir hızda büyüdüğünü görüyoruz; gelişmiş ülkelerden 3 kat daha fazla bir büyüme performansına sahip. Burada kıyaslamalar yapılırken, gelişmekte olan ülkelerin büyüme performansı ve Türkiye’nin büyüme performansı kıyaslanmaya çalışıldı. Eğer siz Çin ve Hindistan’ı çıkarırsanız, gelişmekte olan ülkelerin büyüme performansının Türkiye’nin büyüme performansının oldukça altında olduğunu görürsünüz. Ve bu ülkelerle bir değerlendirme yapmanın da hiç de sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Neden düşünüyorum? Bu ülkelerin birçoğunda sosyal güvenlik sistemi yok, temel hak ve hürriyetler yok, demokrasi yok; bir ekmeğe muhtaç insanlar var, evsiz insanlar var. Siz bu ülkelerle Avrupa Birliği müktesebatına aşağı yukarı yüzde 80-90 seviyesine uyum sağlamış bir ülkeyi kıyaslamaya kalkıyorsunuz. Dolayısıyla, bu ülkelerle Türkiye’nin kıyaslanmasının çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Çin ve Hindistan’ı çıkardığınızda, 2010 ve 2011 döneminde Türkiye’nin performansına baktığımızda, yüzde 8,8 büyüyen Türkiye karşısında gelişmekte olan ülkeler sadece yüzde 5’lik bir büyüme performansı göstermişlerdir.

Bir başka önemli husus, Türkiye’nin gelişmiş ülkelere yakınsaması, hem ekonomik açıdan hem de sosyal açıdan. Bakın, size bir örnek vermek istiyorum: 2002 yılında kişi başına düşen millî gelirimiz avro bölgesinin yüzde 37,5’iyken, bugün bu oran yüzde 52’ye yükselmiştir yani şu anda biz, kişi başına gelir açısından avro bölgesinin yüzde 52’sine ulaşmış bir topluma sahibiz. Bu, 2002’de yüzde 37 mertebesindeydi. Amerika Birleşik Devletleri’yle kıyaslarsanız, yüzde 23 seviyesinden yüzde 32 seviyesine çıktığımızı görürüz. Dolayısıyla biz gelişmiş ülkelerle olan mesafemizi hızla kapatıyoruz değerli arkadaşlar.

Evet, Türkiye önemli gelişmeler sağladı, AK PARTİ Hükûmeti önemli gelişmeler sağladı, ancak bunlar kolay olmadı. Burada önemli bir hususun da altını çizmek istiyorum. AK PARTİ’nin, iktidara geldiği günden bugüne kadar, bazen darbe teşebbüsleri, bazen muhtıralarla, bazen de farklı yöntemlerle önü kesilmek istendi. Aslında milletimizin önü kesilmek istendi. Yaşlanan ve yürüme moduna giren gelişmiş Batı ülkelerine karşılık, koşmaya başlayan, genç ve dinamik ülkemizin önü bu manada kesilmeye çalışılmıştır.

Türkiye, bazı ülkeler gibi, gelir dağılımını bozan, bölgeler arası gelişmişlik farkını artıran, temel insan haklarını baskı altında tutarak emeği istismar eden bir yaklaşımla değil; özgürlük alanını genişleterek, yasakları kaldırarak, daha güçlü demokratik bir ortam oluşturarak büyümüştür. Hiçbir vatandaşımız özgürlükleriyle ekonomik durumları arasında bir tercih yapma ikilemine sokulmamıştır. Ülkemizde, son on yılda, halkımızın refah düzeyinin yükseltilmesi, büyük ve güçlü Türkiye’nin inşası için, kalıcı, dengeli, sürdürülebilir bir büyüme politikası izlenmiştir. Ülkemizin önü darbe girişimleri ve muhtıralarla kesilmeye çalışılmasına rağmen Türkiye büyümeye ve gelişmeye devam etmektedir.

Türkiye, dünyadaki ekonomik ve toplumsal değişimi çok iyi algılayan, küreselleşmeyi fırsata çeviren, değişime ayak uyduran ülkelerin başında gelmektedir. Bu başarının temelinde, değerli arkadaşlar, bu başarının temelinde, planlı, programlı iş yapma anlayışı vardır. Yine, bu başarının temelinde, neyi, nasıl, ne zaman yapacağını bilen bir iktidar anlayışı vardır. Yine, bu başarının temelinde, ekonomik ve sosyal unsurları demokrasi şemsiyesi altında bir bütün olarak değerlendiren, insan odaklı bir yaklaşım vardır. Tüm bakanlıklarımız, kurumlarımız bu ortak hedefe kilitlenmiştir. Yol haritamız, uzun vadeli hedeflerimizden Orta Vadeli Program’ımıza, sektörel stratejilerimizden bunlara yönelik planlarımıza kadar, ayrıntılı olarak ortaya konmuştur. Bu yaklaşım içinde, değerli arkadaşlar, bir yandan yüksek ve sürdürülebilir bir büyümeyi başardık, diğer yandan da enflasyonu tek haneli rakamlara düşürdük.

Kamu tasarruflarına gelince -burada, bugün gündeme geldi- aslında şunu ifade etmem gerekiyor: AK PARTİ iktidarları öncesi, kamu ürettiğinden daha çok tüketiyordu, az üretip çok tüketiyordu ancak AK PARTİ iktidarı ile birlikte, kamu az tüketip çok üretmeye başladı. Dolayısıyla kamu bir anlamda disipline edildi. Bu rakamlar verildi Sayın Bakanımız tarafından: 2002 yılında kamu tasarrufunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde eksi 4,8 yani siz ürettiğinizden fazla tüketiyorsunuz; bizim dönemimizde daha üst rakamlara, artı rakamlara ulaştı. Kamu açıkları ve kamu borç yükü önemli ölçüde azaltıldı. Kamu açıkları ve kamu borç yükü azaltılırken bir yandan da borç stokunun vade, faiz ve kur kompozisyonu iyileştirilmiş, borç stokunun sürdürülebilirliğiyle ilgili endişeler tamamıyla ortadan kaldırılmıştır.

İstihdama gelince, değerli arkadaşlar, son sekiz yılda 5 milyonun üzerinde istihdam sağlandı. Burada, Uluslararası Çalışma Örgütünün bir ifadesini kullanıyorum, Uluslararası Çalışma Örgütü diyor ki: “Bu kriz döneminde işsizliği en hızlı düşüren ülke Türkiye olmuştur.” Bu, Uluslararası Çalışma Örgütünün ifadesi.

Burada, istihdam öncelikli politika çerçevesinde, değerli arkadaşlar, kamu çalışma programları, mesleki eğitim, girişimcilik danışmanlığı, sosyal güvenlik primi desteği, aktif iş gücü programları gibi birçok program uygulamaya konulmuştur. Sadece aktif iş gücü programlarına yönelik size bir örnek vermek istiyorum değerli arkadaşlar: 2012 yılında, şu anda, ocak-ekim itibarıyla 424 bin kişiye mesleki eğitim verilmiştir, 424 bin kişiye. 2002 yılında bu rakam sadece 1.497 idi. İşte, istihdamın artmasındaki sırlardan bir tanesi bu, mesleki eğitim programları.

Gelir dağılımı konusu yine gündeme geldi. Gelir dağılımına baktığımızda da aslında belirtilenin tam aksine, Türkiye'nin gelir dağılımını iyileştirdiğini görüyoruz. OECD şunu ifade ediyor, diyor ki OECD: “Türkiye, gelir dağılımını en hızlı iyileştiren ülke olmuştur.” Gini katsayısını 0,44’ten 0,38’e indirmiştir. Katsayının düşmesi, bir anlamda gelir dağılımının iyileştiği anlamına geliyor. Bunu nasıl sağladık? Özellikle sosyal harcamalardaki yüksek artışımız ve Hükûmetimizin istihdam artırıcı politikaları, beraberinde de gelir dağılımında ciddi bir iyileşmeyi getirdi.

Burada, özellikle Sayın Eş Başkan tarafından, BDP Eş Başkanı tarafından bölgeler arası gelişmişlik farklarının önemli ölçüde arttığı ifade edildi. Bölgeler arası gelişmişlik farkı gerçekten artmış mıdır, yoksa bölgeler arası gelişmişlik farkı azalmış mıdır? Müsaade ederseniz, bazı verileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yatırımın payı, 2002 yılında sadece yatırımlardan ayrılan pay yüzde 7 idi. Bugün Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne yatırımlardan ayrılan pay yüzde 14 olmuştur, tam 2’ye katlanmıştır.

İhracatına gelince: Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin 2002 yılındaki ihracatı sadece 689 milyon dolardı. Bugün, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin ihracatı 6,9 milyar dolar, yani Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin ihracatı tam 10 kat artmıştır değerli arkadaşlar. Türkiye’nin ihracatı 4 kat artarken Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin ihracatı tam 10 kat artmıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Lütfi Bey, Gaziantep dâhil mi?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Güneydoğu Anadolu Bölgesi ihracatta son sıralarda iken bugün, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ihracatta Karadeniz Bölgesi’ni geçmiştir, 5’inci sırada. 6’ncı sırada Karadeniz Bölgesi var, 7’nci sırada ise Doğu Anadolu Bölgesi var.

Yeni uygulamaya konulan teşvik sistemiyle eylül ayı itibarıyla teşvik belgesi alanlar, aşağı yukarı 20 bin kişinin istihdamını öngörmüş durumdalar. 2010 yılında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde istihdam edilen kişi sayısı 218 bin. Bu da Türkiye’de 2010 yılında istihdam edilenlerin yüzde 17’sine tekabül ediyor. Yani bir yılda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 218 bin kişi istihdam edilmiş.

İşsizliğe bakalım. Nedir Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki işsizlik? 2011 yılında Türkiye’deki işsizlik oranı yüzde 9,8; Şanlıurfa ve Diyarbakır’daki işsizlik oranı ise 2011 yılında yüzde 8,3 değerli arkadaşlar. Şanlıurfa ve Diyarbakır’daki işsizlik oranı yüzde 8,3; Türkiye ortalaması 9,8. Acaba, bölgeler arası gelişmişlik farkı artıyor mu, azalıyor mu?

Yine, 2011 sonu itibarıyla 100 bin gencimize mesleki eğitim verdik Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, 100 bin gencimize.

OSB’lerimiz, organize sanayi bölgelerimiz önemli ölçüde dolmuştur. Yeni OSB yatırımlarına başlıyoruz. Kara, hava ulaştırmasına baktığımızda çok önemli gelişmeler olduğunu hep birlikte görüyoruz, o bölünmüş yollardan sizler de geçiyorsunuz. Dolayısıyla, o bölgeye çok yoğun bir yatırım yapıldığı ve o bölgenin gelişmesine çok önemli katkılar sağladığı herkesçe malum.

Yine, şunu da ifade edeyim: Kadın konusu gündeme geldi. O bölgede, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ÇATOM’lar aracılığıyla bugüne kadar 200 bin kadına -mesleki eğitim dâhil- eğitim verilmiştir değerli arkadaşlarım, 200 bin kadın.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yeterli değil Sayın Elvan, yeterli değil.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Yine, o bölgedeki sağlık göstergelerine bakın, bebek ölümü, anne ölümü, yatak, doktor sayısı, öğretmen sayısı, okulların altyapısı, şunu göreceksiniz değerli arkadaşlar: Türkiye ortalamasını o bölgemiz bu göstergeler itibarıyla, sosyal göstergeler itibarıyla artık yakalamış durumda. Bu kadar büyük gelişmeler var bu bölgede ama bunları görmezden gelip “Bölgede hiçbir şey olmadı.” şeklinde  ifadeler kullanmak son derece yanlış.

Kadın: “Bütçede kadın yok.” dendi, “Bütçede kadın yok.” Herhâlde bütçeye hiç bakılmadı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın bütçedeki bu yıl artış oranı yüzde 63 değerli arkadaşlar ve kadınların iş gücüne katılım oranına bakınız, yüzde 30’u geçmiştir, yüzde 25, yüzde 26’lardan yüzde 30’lara ulaşmıştır.

Yine, kadın istihdamına bakalım. Son sekiz yılda 5 milyon kişinin istihdam edildiğini söyledim. Bunun 2 milyon 675 bini kadın değerli arkadaşlar. Yüzde 50’nin üzerinde kadın istihdamı söz konusu Türkiye’de şu anda. 5 milyon istihdamın 2 milyon 675’i kadın şu anda.

Yine, bölgede SODES gibi, KÖYDES gibi, kalkınma ajansları gibi, kırsal kalkınma kurumları gibi, SUKAP gibi birçok kurumumuz ve programlarımız yürürlükte ve bu yönde çalışmalar da devam ediyor.

Cari açık konusunda da çok kısa,  bir hususu ifade etmek istiyorum. Evet, cari açığımız yüksekti ama cari açığımız aşağı doğru iniyor, buna yönelik çok ciddi önlemler alındı, özellikle ara malı ithalatının yüksekliği söz konusu idi. Bu yönde çok ciddi tedbirler alındı. Öncelikli olarak İhracata  Dönük Üretim Stratejisi Değerlendirme Kurulu kuruldu. Hemen akabinde, girdi tedarik stratejisi oluşturuldu ve uygulamaya başlandı. Yine ithalata bağımlı üretim yapısını değiştirmeyi amaçlayan yeni teşvik sistemi yürürlüğe konuldu. Yine, cari açığımıza önemli bir katkı sağlayacak olan bireysel emeklilik sistemi yeniden dizayn edildi.

Sanayi konusunda, rekabet konusunda yine ciddi ilerlemeler var. Şöyle söyleyeyim: Değerli arkadaşlar, düşük ve orta teknoloji sahibi veya düşük ve orta teknoloji seviyesinde ihracat oranımız yüzde 47 oranında iken bunu biz yüzde 26’ya çektik ve şu anda, orta ve yüksek teknolojiye sahip ürünlerimizin yüzde 70’i ihraç ediliyor, yüzde 70’e ulaştık. Dolayısıyla, özellikle bilgi ve teknoloji yoğun yatırımların üretim yapısının, gerçekten, düşük katma değerli üretim yapısından yüksek ve ileri teknoloji katma değerli alanlara doğru yönlendirilmesi konusunda çok yoğun çalışmalarımız devam ediyor.

Ülkemizi yatırım yapan, üretim ve ihracatını artıran, insanımızın yaşam kalitesini yükselten bir yapıya kavuşturduk. Bir örnek vermek gerekirse, sadece 2011 yılında özel sektör ülkemize 140 milyar dolarlık yatırım yapmıştır. 2002 yılında özel sektör tarafından yapılan yatırım 28,7 milyar dolardır yani özel sektörün bizden önceki dönemde, AK PARTİ öncesi dönemlerde beş yılda yaptığı yatırımı bugün, özel sektör bir yılda yapabilmektedir. 2003-2011 yılları arasında özel sektörün yapmış olduğu toplam yatırım tutarı 860 milyar dolardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda uluslararası kuruluşlarca gündeme getirilen bir kavram var, o da “Kapsayıcı büyüme”. Bunun anlamı şu: Ekonomide, büyürken, sosyal politikaların da uygulamaya konulması, gelir dağılımının iyileştirilmesi, istihdamın artırılması, yaşam kalitesinin yükseltilmesi, bir diğer ifadeyle, toplumun tüm kesimlerinin büyümeden faydalanmasının sağlanması. İşte, Türkiye, gerçekten, bu kapsayıcı büyümeyi dünyada gerçekleştiren ender ülkelerden bir tanesi. Uluslararası kuruluşlar kapsayıcı büyümeyi hedeflerine koymuşlar ancak bunun gerçekleştirilmesinin oldukça zor, hatta mümkün olmadığını ifade ediyorlar ama Türkiye, bu kapsayıcı büyümeyi gerçekleştirmiş durumda, hem yüksek büyüme performansı göstermiş hem demokratik standartlarını yükseltmiş hem rekabet gücünü artırmış hem yaşam kalitesini yükseltmiş hem bölgeler arası gelişmişlik farkını azaltmış hem de gelir dağılımını iyileştirmiştir. İşte, birçok ülkenin arzulayıp da gerçekleştiremediği “Kapsayıcı büyüme.” dediğimiz şey de tam olarak budur. Türkiye bunu gerçekleştirmiştir. Bugüne kadar söylemimiz, planımız, programımız neyse eylemimiz, uygulamamız da o olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin bu başarı hikâyelerini sadece bizler söylemiyoruz, uluslararası kuruluşlar, ülkelerin üst düzey yöneticileri, parlamenterleri, saygın yazarları da söylüyor. Bakın, sizlere sadece birkaç örnek vermek istiyorum:

Wall Street Journal’den Andrew Peaple bu yıl şöyle bir yorum yapıyor, diyor ki: “İstikrarlı politikası, kuvvetli bankaları ve olumlu demografisiyle Türkiye, gelişen piyasalar arasında yol gösterici hâle geldi.”

CNN International’dan bir yorum: “2002’den beri Türkiye ekonomisi 2 katına çıkarak 1,1 trilyon büyüklüğüne ulaştı. AB’ye girmek için yalvaran yoksul ülke Türkiye geçmişte kaldı.”

Bir başka yorum, bu defa Wall Streeth Journal’dan bir başka yorum: “Etkileyici gelişimi, Avrupa Birliğiyle uyumu ve Doğu ile Batı arasındaki tarihî köprü olma rolüyle Türkiye, kesinlikle büyük fırsatların bulunduğu bir ülke. Şans cesurlara gülüyor. Bu sebeple, büyük oynamak isteyen girişimciler yarın İstanbul uçağına binebilirler.”

Yine, Daily Telegraph’tan bir başka yorum: “Devam eden ekonomik büyümesi ve hükûmetin doğrudan yabancı yatırımı ülkeye çekme konusundaki siyasi kararlılığı Türkiye’yi dünyada yatırım alanında cazibe merkezîne dönüştürdü.”

Daily Telegraph’tan bir başka yorum: “Türkiye endüstride bir güç merkezî hâline geldi.”

Değerli arkadaşlar, son olarak bütçe performansı üzerinde bir değerlendirme yapmak istiyordum ama sürem kalmadı. Süremin kalmaması nedeniyle konuşmamı sonlandırmak istiyorum.

AK PARTİ iktidarının atmış olduğu sağlam temeller üzerine güçlü Türkiye’nin inşasına, halkımızın refah düzeyinin yükseltilmesine hep birlikte devam edeceğiz. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında da ülkemizin dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmesini hep birlikte sağlayacağız. Uyguladığı vatandaş odaklı politikalarıyla, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla halka hizmetin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

LÜTFÜ ELVAN (Isparta) – … Hakk’a hizmet olduğuna inanan bir anlayışla vatandaşlarımızın gönlünü kazanmış olan partimiz aynı anlayış ve ilkelerle yoluna devam edecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle 2013 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elvan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına 2’nci konuşma Kayseri Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Mustafa Elitaş’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Elitaş.

Sizin de süreniz otuz dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. AK PARTİ Grubunun 2013 yılı bütçesini nasıl değerlendirdiği konusunda fikirlerimi sizlerle paylaşmayı arzu ediyorum.

Burada, çıkan bütün konuşmacıların ifade ettiği gibi, teknik ve temel bilgi, anayasalarda, gelişmiş ülkelerin anayasalarında, demokrasilerde en önemli etkenlerden birisi, merkezî idarenin denetlenmesi açısından en büyük haklardan bütçe hakkı. Anayasa’da da teminat altına alınmış bu hak, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Parlamentoya sunulan bu süreç içerisinde, milletvekilleriyle siyasi parti gruplarının yaptığı değerlendirmeler, Hükûmet tarafından hazırlanan bu çalışmaların bir siyasi söylem içerisinde, hem politikalarını hem geçmişle ilgili yaptığı değerlendirmeleri hem de gelecekle ilgili yeni perspektiflerini ortaya koyması açısından çok önemli.

Özellikle, bütçenin hazırlanmasında başta Sayın Maliye Bakanına, tüm bakanlıklarımızın personeline ve bakanlarımıza ve uzun bir maraton içerisinde Plan ve Bütçe Komisyonunda çalışan komisyon üyelerine, Başkanına ve komisyon personeline sizler adına teşekkürlerimi borç biliyorum.

Değerli milletvekilleri, bu, bizim AK PARTİ iktidarı döneminde hazırladığımız 11’inci bütçe. 10 bütçeyi hazırladık, 10 bütçenin sonuçları milletimiz tarafından takdir edildi, bu noktaya doğru getirildi.

Bütçeler, güvenli olmalı. Bütçeler, kullanıcıları tarafına itimat verici olmalı. Bakın, eskiden bütçeler yapılırken tüm piyasa, iş âlemi, sivil toplum örgütleri, sendikalar “Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bütçe nasıl yapılır? Acaba, sonuçları ne olacak?” diye değerlendirmeye tabi tutarlar ve bütçeler “Bütçe içerisinde gizli, bizim daha erken görebildiğimiz takdirde buradan menfaat elde edebileceğimiz bir sonuç var mı?” diye ince eleyip, sık dokunan araçlardı. Niye? Çünkü bütçeyi yaptıkları zaman sonuçlarının ne olacağını ne hükûmetler bilirdi ne de piyasadaki bu bütçeden faydalanmaya çalışan, bütçeyi okuyup ona göre kendisiyle ilgili değerlendirmelerini yapanlar ona göre kanaatlerini oluşturmaya gayret ederlerdi. Ama AK PARTİ iktidarı döneminde, on yıllık yaptığımız bütçe içerisinde, sadece bir veya birkaç yıl hariç olmak üzere, bütçe hedefleriyle bütçe gerçekleşmeleri arasında çok büyük bir uyumun olduğunu görürsünüz.

Nitekim, on yıldır, AK PARTİ iktidarı süreci içerisinde, piyasa yapıcıları, sivil toplum örgütleri ve kanaat önderleri AK PARTİ iktidarının yaptığı bütçeye güven duyduğundan dolayı “Bu rakamlar afaki olmuştur, şu söylenenlerin hiçbiri gerçekleşmez, bunu söylediler ama sadece bunlar vitrinlere, tribünlere konuşmak anlamındadır.” diye ifadeleri, düşünceleri silmişlerdir. AK PARTİ iktidarının hazırladığı, Türkiye Cumhuriyeti  hükûmetlerinin hazırladığı bütçeye güven ileri bir seviyeye gelmiştir. Bütçelerin en büyük özellikleri, bu bütçede toplanan kaynakların adil bir şekilde dağıtılması gerekmektedir.

Bizim bütçelerimiz içerisinde 2003’teki yaptığımız bütçe ile 2013 bütçesi arasındaki bütçeleri kıyasladığınızda, değerlendirmeye kalktığınızda sağlığa, adalete, eğitime, emniyete ve toplumun her kesimine fayda sağlayacak, refah seviyesini artırmaya yönelik bütçe olduğunu hep beraber takdir edersiniz. Özellikle, bütün dünyanın Türkiye Cumhuriyeti’ndeki son on yıldaki gelişmeleri sitayişle, takdirle karşıladığı bir dönemde, hatta daha önce başka ülkeler örnek alınırken, şu anda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesi olarak gururla ifade ediyorum ki başka ülkelerden bütçe yapmalarıyla ilgili bizim bakanlarımızdan, bizim hükûmetlerimizden bu gerçekleşmenin, bu başarının altındaki sır nedir diye bizden bilgi alma noktasına doğru gelenlerin var olduğunu görüyoruz ama bunu muhalefete anlatmak mümkün değil.

On yıllık süreci izledim, on yıllık bütçe konuşmalarında siyasi parti genel başkanları neler söylemişler diye baktım. Hepsi ilk konuşmalarında ve son konuşmalarında “Bu bütçe sosyal adaleti gerektirmiyor, bu bütçe rakamları gerçekleri ifade etmiyor, bu bütçede şöyle söylemişsiniz ama bunlar tutmayacak.” demişler, bugün de aynısını duyduk. Yani on yıldır, AK PARTİ  hükûmetleri zamanında hazırlanan bütçeyi kamuoyu anlamış fakat maalesef, muhalefet partileri bundan zerre kadar nasibini almamış, zerre kadar değerlendirmelerini yapamamışlar. Kendilerine de tavsiye ediyorum, önceki genel başkanları, şimdiki genel başkanları döneminde veya parti sözcülerinin grupları adına yaptıkları  konuşmalarda bütçeyle ilgili yaptıkları değerlendirmelerine bir baksınlar, bir de bütçe gerçeklerinin sonuçlarını değerlendirsinler, hangi noktaya geldiğini, nerelerde yanlış söylediklerini ve milletten karşılığını niye alamadıklarını herhâlde daha iyi bir şekilde bulmuş olurlar.

Bakın, değerli milletvekilleri, on yıldır Türkiye’yi idare ediyoruz, on yılı bir ay geçtik. Bu süre içerisinde seçimler gördük, genel seçim yaptık, mahallî idareler seçimleri yaptık, 2 Anayasa referandumuna gittik. 2002 yılı 3 Kasımında yüzde 34’le iktidara geldik, 2004 yılında mahallî idarelerde yüzde 42’ye çıktık. 2007 yılında yüzde 47 oy aldık, 2011 yılında yüzde 49 küsur oy aldık. Bugün de anketlere baktığınızda anketlerin büyük bir kısmı AK PARTİ’nin oyunu yüzde 51 ile yüzde 55 arasında gösteriyor. Yani bu bütçe halka refah getirmiyorsa, halkın ihtiyaçlarına karşılık vermiyorsa, onların istekleri doğrultusunda bir sonuç ulaştırmıyorsa herhâlde -buradan bir tarafta ifade edilen bir iddia varsa- burada biri yanlış anlıyor ama o yanlış anlayan halk değil, halk gerçekleri görüyor, sandık başına gittiği zaman Türkiye Büyük Millet Meclisini sandıkta denetliyor, diyor ki…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, TRT şimdi yayını kesti, Mustafa’nın konuşmasını veriyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yayını kesmedi, sen farkında değilsin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana bak, niye veriyor senin konuşmanı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kamer Genç, sen farkında değilsin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, niye konuşmanı veriyor?

BAŞKAN – Sayın Genç… Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bakın, yani bu Mecliste başkalarının konuşmasını vermiyor, bunun konuşmasını veriyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kamer Genç, sen farkında değilsin, otur!

KAMER GENÇ (Tunceli) –  Bana bak, senin konuşmanı niye veriyor?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –Otur… Otur sen oraya… Farkında değilsin.

BAŞKAN – Bir dakika, Sayın Elitaş… Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Otur, TRT kesmedi yayını.

BAŞKAN – Sayın Elitaş… Sayın Elitaş…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şimdi TRT yayını kesti bunun konuşmasını veriyor, spor yayınını vermiyor, bunun konuşmasını veriyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yayını kesmedi, otur yerine.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, bir dakikanı rica edeceğim.

Sayın Genç, şu ana gelinceye kadar herkes istediği gibi bu kürsüde konuştu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, böyle olur mu? Efendim, yanlış yapılıyor.

BAŞKAN – Canım, doğrusunu sana onaylatmak mecburiyetinde değil ki!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Siz Meclis Başkanısınız. Şu anda TRT spor yayınını kesti, Mustafa’nın konuşmasını veriyor.

BAŞKAN – Kim, neyi, nasıl düşünüyorsa bu kürsüde konuşuyor Sayın Genç, yapmayın. Bakın…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bu ne gücü, nereden geliyor?

BAŞKAN – Şu ana kadar ne güzel bu müzakereleri götürüyoruz, yapmayın lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana bak, yiğitliğin varsa, yiğitlik varsa çık, konuşalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kamer otur yerine, Kamer! Otur yerine, otur!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yalnız sana şey ediyor. Böyle bir şey olur mu ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Otur, bak, Genel Başkanın orada, otur! Genel Başkanına ayıp ediyorsun, Genel Başkanına saygısızlık yapıyorsun, otur!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, bu devlette hak, hukuk diye bir şey var.

BAŞKAN – Sayın Genç, yaptığınız doğru değil. Yaptığınız doğru değil Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen Meclis Başkanı olduktan sonra bu Meclisi batırdın yahu! [AK PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Genç, Kamer, Genel Başkanına saygısızlık yapıyorsun, otur!

BAŞKAN – Sayın Genç, şu ana gelinceye kadar herkes bu kürsüden istediği gibi konuştu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bak, orada genel başkanlar varken milletvekilleri konuşmaz. Saygısızlık yapma, otur!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Senin niye konuşmanı veriyor? Niye benim konuşmamı vermiyor?

BAŞKAN –  Yani her defasında böyle… Bütçe müzakerelerinde bu türlü tatsızlığın yapılması doğru değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Otur yerine! Genel Başkanın varken sen konuşma! Otur yerine!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Gücün varsa gel benimle konuş, çıkalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen benim muhatabım değilsin, git!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen benim muhatabım değilsin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O zaman çekil, otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Elitaş… Sayın Elitaş bir dakikanızı rica edeceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Dürüstçe davranın, herkese dürüstçe davranın.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen yerinize oturunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Başkasının konuşmasını vermiyor, bunun konuşmasını veriyor. Böyle olur mu!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen yerinize oturunuz! Bakın, bu doğru değil, İç Tüzük’e de uygun değil. Şu ana kadar hangi hatip nasıl istiyorsa bu kürsüden konuştu, hiçbir laf atma da olmadı. Bu işi sonuna kadar böyle götürsek kim kazanacak? Parlamento kazanır, hepimiz kazanırız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Parlamentoyu suçlama, eşit davranın ya! Meclis Başkanlığı çok keyfî davranıyor. TRT spor yayınını kesti, Mustafa Elitaş’ın konuşmasını veriyor.

BAŞKAN – Eşit davranıyorum. Şu ana kadar ben eşit davrandım ve hiç kimse de eşit davranmadığım konusunda bugünkü birleşimde bir şey söylemedi. Lütfen...

Sayın Elitaş, siz devam edin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bu dönem, buradan, kürsüden konuşan milletvekili, yine oradan bu kişi çıkmıştı “Niye böyle yapıyorsunuz?” diye, çok güzel…

BAŞKAN – Lütfen, siz Genel Kurula hitap edin Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Genel Kurula hitap ediyorum Sayın Başkan, milletvekillerine anlatıyorum.

Burada, kürsüde konuşan bir milletvekili demişti ki arkadan Başkana dönerek: “Sayın Başkan, şu korsan yayını kesin.” Sayın Başkan, korsan yayını kestiğin için teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bakın, bütçe büyüklüklerini incelediğiniz takdirde, bütçe gerçekleşmelerini ve Türkiye'deki büyümeyi, gayrisafi yurt içi hasıladaki artışları değerlendirdiğiniz takdirde, on yıllık süre içinde sürekli bir artışı görürsünüz, sadece bir yıl hariç; bir yıl hariç olan yıl da 2009 yılıdır.

Ne zamanki dünya ekonomisinin lokomotifi, en önemli gücü olan Amerika Birleşik Devletleri’nde 2007 yılında kıvılcımlarını, işaretlerini ortaya koyan, 2008 yılının Eylül ayında da büyük bir patlamayla sesini duyuran banka krizine, finansal krizine giren meseleyi 2007 yılından itibaren AK PARTİ iktidarları o ışığı görmüş, o olumsuz ışığı, patlamanın getireceği sesi, kıvılcımı görmüş… Nitekim, 2008 yılında ortaya çıkan olumsuzlukla ilgili, 2007 yılı sonu itibarıyla başlamak üzere, 2008 de dâhil, 2009’da da devam ettirmek üzere, biz dünya ekonomisindeki global krizle ilgili nasıl mücadele edebiliriz diye varsayımlarımızı ortaya koymuşuz, yasal düzenlemeleri de beraberinde gerçekleştirmişiz.

Nitekim, dünya ekonomileri hâlâ, beş yıldır, 2007’de  Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayıp 2008 yılında patlayan o büyük krizin olumsuz etkilerinden kurtulamazken bugün, Türkiye dünyaya örnek ülke olarak gösterilmeye başlanmıştır. Niye? Krizin sesini daha önceden hissedebildiği için, krizin geleceğinin sesini daha önceden duyabildiği için, o patlamayı hazırlıklı olarak karşılayıp bütün korunaklarını aldığından dolayı Türkiye Cumhuriyeti bu krizden en uygun şartlarda gitmiştir.

Sayın Başbakanımızın bir sözü vardı “Kriz Türkiye’yi etkilemeyecek, kriz Türkiye’yi teğet geçecek.” diye ifade etmişlerdi. Maalesef, buradan, anlamayan, algılayamayan, bunu tam olarak değerlendiremeyen, muhalefetin sadece “hayır” demekten başka bir şey olmadığını düşünen muhalefet bu konuyu farklı konulara doğru getirdi ama bugün, hem Türkiye’deki ekonomistlerin hem dünyadaki iktisatçıların genel kabul görmüş ilkeleri “Türkiye Cumhuriyeti devleti yüz yılda bir görülebilecek en büyük global krizi en hafif bir şekilde atlatan, teğet de geçirmeyen bir ekonomi büyüklüğüne ulaşmıştır.” deme noktasındalar. İnşallah, bunu da muhalefet partileri herhâlde halkın kendilerine verdiği mesaj doğrultusunda en iyi şekilde algılamış olurlar diye düşünüyorum.

Bakın değerli milletvekilleri, dünyanın en büyük ekonomisi Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya ekonomisindeki payı yüzde 21.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 2008’deki eksi büyümeyi ne yapacaksın? Onu nasıl izah edeceksin?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hangisini?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Delip geçen teğeti diyor!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 2008’deki eksi büyümeyi nasıl izah edeceksiniz?

BAŞKAN – Lütfen, değerli arkadaşlar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Şandır, Sayın Günal, ona cevap vereceğim, hazır, şimdi.

En büyük ekonominin dünya ekonomisi içindeki payı yüzde 21, Avrupa Birliğinin dünya ekonomisi içindeki payı yüzde 19; ikisinin toplamı yüzde 40 yani bu ülkelerde ortaya çıkan bir rüzgâr, kelebek etkisiyle bütün ekonomileri olumsuz yönde etkileyecek bir pozisyona sahip.

Amerika Birleşik Devletleri, son aldığı kararlarla, istikrar politikalarıyla belki bu krizi atlatabilmek için gayret gösterebiliyor ama Avrupa Birliği ülkelerinde siyasi bir gelecek, siyasi bir beklenti, siyasi bir birliktelik ortada olmadığından dolayı, Avrupa Birliği bu krizi atlatamamanın büyük bir sıkıntısını çekiyor.

Bizim ihracatımızda en önemli unsurlardan birisi Avrupa Birliği ülkeleriydi ama az önce ifade ettiğim gibi, 2007-2008 yılındaki dünya ekonomisindeki olumsuz gelişmeleri değerlendirebilen iktidar, Hükûmet, aldığı tedbirlerle birlikte, Avrupa Birliğine yaptığımız ihracatta belirli oranda bir düşmeye, 8-10 milyar dolarlık bir eksilmeye rağmen, diğer pazarları, alternatif pazarları en iyi şekilde değerlendirerek o bölgelere, Afrika ülkelerine, Uzak Doğu ülkelerine ihracatını artırmış ve o tarafa doğru TİM bir taraftan, Sayın Başbakan bir taraftan; Dışişleri Bakanımız, ekonomiden sorumlu, ihracattan sorumlu bakanımız iş âlemiyle birlikte dünyayı karış karış dolaşıp o bölgelere ihracatı artırmak için ellerinden gelen gayreti göstermiştir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Hangisi; o mu, bundan önceki mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Nitekim, bu yıl da inşallah 150 milyar dolarlık bir ihracat gerçekleşme noktasına doğru gelecek.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Elitaş, simultane tercümeden dinliyoruz. Bilerek yapıyoruz…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Başka türlü anlayamıyoruz yani…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen devam ediverin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, arkadaşlar…

BAŞKAN – Ama bakın, aranızdaki samimiyeti, hukuku biliyorum ama bu yolu açtığınız anda buradan bu Genel Kurulun idaresi zorlaşıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben onlara cevap vermiyorum efendim.

BAŞKAN – Lütfen siz devam edin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, sadece gülümsüyorum, cevap vermiyorum efendim.

BAŞKAN – Hayır, efendim; bakın, işte, bu işin nereye varacağını ben de kestiremiyorum sonra. Siz Genel Kurula hitap edin, aranızdaki samimiyeti biliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bizim yaşımızdakilerin çok iyi bildiği bir konu var; belki, şu anda 18 yaşında, 20 yaşında olan gençlerimizin bilmediği, hayal dahi kuramadıkları bir konu var. O da enflasyon meselesi. Ne zaman ki 67 dünya petrol kriziyle birlikte yaşamaya başladı tüm dünya, Türkiye de 1971 yılıyla birlikte enflasyonla tanışmaya başladı. O dönemde dolar fiyatı 9 liradan 15 liraya devalüe edildi ama sabit kur sistemi olduğundan dolayı bastırılmış enflasyonlar münasebetiyle o dönemde –hatırlarsanız- 12 Mart muhtırası geldi. Arkasından, belirli, kör topal gitti ve 1977 yılında tekrar farklı bir noktaya doğru geldi. 1977 yılında, ilk defa, Cumhuriyet Halk Partisinin çok partili siyasi hayata girdiği ve tek başına kazandığı, Güneş moteller vasıtasıyla ortaya çıkardığı koalisyonlarla kurduğu bir hükûmetle karşılaşıldı. O dönem içerisinde yapılan ekonomik çalışmalar, ekonomi bilmeyen yönetimin idaresiyle birlikte sonuç, 12 Eylül darbesi ve 24 Ocak kararları oldu. 24 Ocak kararlarıyla, bir baktık ki yüzde 100’lere yakın bir enflasyonla uyanmak mecburiyetinde kaldık.

Enflasyon 2003 yılına kadar Türkiye'de bir canavardı. 2003 yılındaki bütçe konuşmalarını, siyasi parti gruplarının yaptığı konuşmaları değerlendirdiğinizde, tek konuları “Enflasyon canavarını nasıl alt edeceğiz?” diye ifadelerden, konuşmalardan öteye geçemezdiniz ama şimdi, 18 yaşında olup, bundan sonraki ilk seçimde, 2014 yılındaki mahallî idareler seçiminde oy kullanacak kardeşlerimizin, evlatlarımızın akıllarının ucundan dahi geçmeyen enflasyon canavarı bitti. Niye? AK PARTİ iktidarı döneminde enflasyon canavarının canı alındı da onun için bitti.

Değerli milletvekilleri, bakın, size Türkiye ekonomisindeki enflasyonlu geçen yılların nasıl olduğunu, nasıl seyrettiğini, hafızalarınızı bir tazelemek adına ifade etmek istiyorum. 1990 yılında 60,3; 91’de 66, 94’te 106, 95’te 93, 96’da 80, 98’de 84, 99’da 65, 2000’de 55, 2011’de 6,45.

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – 2002’yi söyle.

FARUK BAL (Konya) – 2002’yi de söyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yani 2002’yi de söylüyorum, yüzde 45.

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Hayır, efendim.

FARUK BAL (Konya) – Yüzde 29!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – TÜFE yıllık ortalamayı…

FARUK BAL (Konya) – Sor!

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, Sayın Bal, siz hukukçu olduğunuz için anlamazsınız, ekonomist arkadaşlara sorarsanız, ekonomist arkadaşlar bilir…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben de anlamadım Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ekonomist arkadaşlar bilir; TÜFE o, yıllık ortalamayı söylüyorum…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Şimşek’e sor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, yıl sonu itibarıyla, yıl sonu olanı söylüyorum… Yıl sonunu söylüyorum…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Birbirinizden haberiniz yok sizin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, yıl sonunu söylüyorum... 1990 yılık ortalama 60,3; yıl sonu 60,4. 2002 yıllık ortalama yüzde 45, yıl sonu 29,7.

FARUK BAL (Konya) – Hah!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Okuyabiliyormuşsun, aferin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, Sayın Bal, bunlar hukuki terimler değil, bunlar ekonomik terimler; yanınızdaki Akçay bunu bilir ama onu ifade etmiyor, siz Akçay’la dışarıda konuşursanız, ortalama enflasyon ile yıl sonu enflasyonunun ne olduğunu çok iyi anlarsınız. Ortalama enflasyon benim cebimden çıkan para demektir, yıl sonu enflasyonu o demek değildir. Onun için, Plan ve Bütçe Komisyonundaki arkadaşlara sorabilirsiniz. Hukuki meselelerde siz belki kendinizi otorite sayabilirsiniz ama ekonomi konularında, lütfen, Plan ve Bütçe Komisyonundaki arkadaşlarla değerlendirmede bulunursanız, herhâlde onlar bu konuda da size katkı sağlamış olurlar diye düşünüyorum.

Bakın, değerli milletvekillerim, biraz önce konuşma yapan siyasi partinin sayın genel başkanları Diyanetle ilgili bizi eleştirdiler. 2002 yılında -burada 2002 yılından muhalefetten kalan arkadaşlarımız vardır muhakkak, iktidardan da olan arkadaşlarımız var- biz köy köy, kasaba kasaba, ilçe ilçe gezerken özellikle köylerden istedikleri iki mesele vardı: “Bir, ebe istiyoruz. İki, imam istiyoruz.” Hele öyle ki köyler arası mesafe 5 kilometre.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hiç öğretmen isteyen olmadı mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Köyde yaşayan vatandaş diyor ki: “Cenazemi kaldırmak için ya mevtayı ben öbür köye götürüyorum ya da öbür köyden rica minnet namaz vakitleri dışında hoca efendiyi getiriyorum, cenazesini kıldırmaya gayret ediyorum.” Ama şu anda, hamdolsun AK PARTİ iktidarları döneminde, geçmiş dönemlerde, 1993 yılından 2003 yılına kadar bu ülkede Diyanete…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Elitaş, şov yapma!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …bir imam alınmamıştır ama 2003 yılına kadar geçen dönemdeki eksiklikleri telafi etmek adına…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Din tacirliği iflas etti, haberin olsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …biz, köylerdeki imamsız camileri imamsız bırakmadık. O camilerle ilgili imam atamalarını yaptık, hatta birlikte 2005 veya 2007 yılında kadrosuz olan sözleşmeli imamları Plan ve Bütçe Komisyonunda değerlendirip ve birlikte çalışarak hocaları, sözleşmeli imamları kadroya atama şansına, şerefine hep birlikte ulaştık.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen o yıllarda ANAP il başkanı değil miydin Kayseri’de?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetlerinden önceki dönemde 20 bin cami imamsızdı. Artık olması gerektiği gibi her caminin bir imamı var.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) - Yalan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Çok şükür bu noktaya doğru geldik. Eksik varsa söyleyin atamasını yapalım. Diyanetten sorumlu Sayın Başbakan Yardımcısı burada. Sayın Milletvekilim, eksik varsa söyleyin Sayın Başbakan Yardımcısına, onu yapalım, tekrar kadro ihdas edelim birlikte. O şeref de, o sevap da bize nail olsun.

İZZET ÇETİN (Ankara) – ANAP’taydın o zaman, ANAP’ta il başkanıydın.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen hatibin sözünü kesmeyin.

Kendi düşüncelerini söylüyor. Lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Türkiye genelinde 60 bin köy bulunuyor. Bu 60 bin köye, her köye bir imam atadığımızı düşündüğünüzde dahi, mevcut Diyanet İşleri Başkanlığının personelinin yarısına yakınına tekabül ediyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O zaman siz ANAP’ta değil miydiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hükûmet olarak sadece daha önce engellenmiş olanların önüne set çektik, kadroları faal hâle getirdik. Yani bunu eleştirmek yerine herhâlde alkışlamak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü, bu millet inancına, itikadına sadıktır; inancını, itikadını yaşayabilmek için, camide cem olup toplanabilmek için imamlara ihtiyacı olduğunu herhâlde hep beraber biliriz diye düşünüyorum.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Din tacirliği iflas etti, haberin olsun. Para etmiyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın değerli milletvekillerim, biraz önce, Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı, her doğan çocuğun borçla doğduğunu ifade ettiler.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – O soruları Başbakana sorun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kendileri 4.420 dolar diye ifade ettiler ama Ekonomist dergisinin yaptığı araştırmayı inceledim, her doğan vatandaş Türkiye’de 4.232 dolar borçlu olarak doğuyor; doğru söylüyor.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ya, Kalkınma Bakanlığında vardır o, niye oradan almadınız?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama 2001 yılında, her doğan Türk vatandaşı da 3.250 dolar borçla doğuyordu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz de o zaman ANAP’ta Kayseri İl Başkanıydınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Tanal…

Bakın, geliyorum örneğe. Şimdi, mesela Amerika Birleşik Devletleri’nin kişi başına geliri 48.147 dolar, kişi başına borcu 36.588 dolar. Fransa’nın kişi başına geliri 44.401 dolar, borcu 36.773 dolar. Yunanistan’ın kişi başına geliri 27.875 dolar, kişi başına borcu 36.133 dolar. Türkiye’deki kişi başına borç 4.232 dolar, kişi başına gelir 10.673 dolar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Türkiye'nin borcundan haberin yok, nüfusu bilmiyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yani şimdi bunu hesap uzmanlığı yapanlara anlatmak zor ama pazarda, manavda satış yapan vatandaşa anlatmak çok kolay çünkü onlar bu hesabı iyi bilirler.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Türkiye'nin borcu ne kadar, onu söyle Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hesap uzmanları gelirler, evrak üzerinden denetleme yaparlar, olan hesapları değerlendirirler, ona göre bir rapor yaparlar ama hayatın içinde yaşayan insanlar bunun nerede, ne olduğunu çok iyi bilirler.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hesap uzmanlarından çok kazık yemişsin sen Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 2002’de kişi başına 3.250 dolar borcu olan bir ülkenin millî geliri 3.431 dolar.

Bakın, değerli milletvekilleri, bir yıl çalışacaksınız, emek vereceksiniz, ter dökeceksiniz. Alın terinizin birikimi 3.450 dolar ama yıl sonunda “Biz bir hesaplaşalım, mahsuplaşalım.” dediğinizde 3.230 doları vereceksiniz, geriye kalacak size 200 dolar ama şimdi 2012 Türkiye’sindeki Türk vatandaşı ne diyor: “Ben bir yıl çalıştım, emek verdim, alın teri döktüm. 10.673 dolar para kazandım…”

ALİ ÖZ (Mersin) – Kayseri’de herkes pastırma mı satıyor?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “…Borçlarımı tasfiye etmek istiyorum, alacaklılarımla helalleşmek istiyorum. Sayın Kılıçdaroğlu’nun dediğine göre 4.420 dolar, Ekonomist’in dediğine göre de 4.232 dolar verdiğim takdirde 6 bin dolarlık para benim cebimde kalıyor, istediğim yere harcayabiliyorum.” Yani bunu pazarlarda mal satanlara, pazarcı esnafına, bakkala sorduğunuz zaman çok kolay bu hesabı yaparlar diye ümit ediyorum.

Bakın, değerli milletvekilleri, bir de faiz, meselesini gündeme getirdiler. Doğru, faiz önemli bir risk. Faizi kimse vermek istemez çünkü faiz, ülke ekonomisinin kaynaklarından, milletin birikimlerinden, bütçesinden, ödediği vergilerden elde edilen, başkalarına transfer edilen bir kaynak demektir ama bu faizi biz getirmedik. Bu faizi biz bir anda Türkiye ekonomisini uçuruma itip de ortaya çıkarmadık.

Bakın, değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisinin faize bulaştığı yıl özellikle 1998, 1999 ve 2002 yıllarıdır. Türkiye ekonomisinin faize girdiği yıllardan… Bakın, düşünebiliyor musunuz, vergi gelirleri milletin alın terinden kazandığı paralardan ödenen bir kaynak fazlasıdır. 100 lira gelir elde edersiniz, 20 lirasını götürürsünüz, devlete vergi olarak verirsiniz. Gelir vergisiyse 30-35 liraya kadar bunu ödersiniz çünkü kazanmadığınız sürece vergi ödemeniz mümkün değil. Kazanırsınız, devletin bütçesine bu vergiyi verirsiniz.

Şimdi, 2001 yılının Türkiye’sine bakın, fotoğrafına. Bu konuya girmek istemiyordum ama Sayın Bahçeli 2006’yla 2012 değerlendirmesini yaptı. Doğru bir değerlendirme. Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız “Niye eski defterleri karıştırıyorsunuz?” diye bizi eleştiriyorlar ama değerli milletvekilleri, bütçe konuşuyoruz.  Bütçe bir dönemin fotoğrafıdır. O fotoğraftaki yansımaları bir sonraki dönemde iyi görebilmeniz gerekir. Eğer siz o fotoğrafı, nasıl bir durumda olduğunuzu değerlendirme imkânı bulamazsanız, onları gözlemleyemezseniz gelecekle ilgili noktada ne olduğunu bilemezsiniz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kendi kendinizle mukayese edin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hangi dönemin bütçesi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, 2001 yılını söylüyorum. Bu milletten 100 lira vergi toplanmış ama toplanan vergiler faizi ödemeye yetmemiş. 3,3 lira daha ilave kaynak yapmışız, demişiz ki Hans’a, George’a: “Ey, Hans, George; benim topladığım vergilerle bu faiz ödemelerini, senin ödemelerini, senin iştahını doyuramıyorum; 3 lira daha bana borç ver, onun da faizini vereyim, al sana bu ödemeyi yapayım.” 2002 yılında yüzde 85’i gitmiş, vergi gelirlerinin yüzde 85’i faiz ödemelerine gitmiş.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Elitaş, 2002’de sen Anavatanda İl Başkanı değil miydin? Sen Anavatanda niye siyaset yaptın, ayıp değil mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama şu anda, 2012 yılında vergi gelirlerinin yüzde 14’ü faiz ödemelerine gidiyor. Değerli arkadaşlar, faizin olmasını istemeyiz ama aldığınız para, borç aldığınız kaynak verimli yerlerde kullanıldığı takdirde, açıkçası bu, tekrar millete yeniden kaynak olarak geri dönme imkânını sağlamış olur.

Bakın, değerli milletvekilleri, Sayın Kılıçdaroğlu burada bir şey ifade etti, dedi ki: “Yurt dışından bir vatandaş oturduğu yerde tuşa basarsa…” Elektronik ortam öyle oldu, Türkiye de elektronik ortama AK PARTİ iktidarı sayesinde girdi. Şimdi, Iphone’larınızdan, Blackberry’nizden veya herhangi bir telefonunuzdan İnternet’e bağlandığınız takdirde, burada Wi-Fi’yle bağlandığınız takdirde, eğer paranız varsa tuşa bastığınız anda siz de borsadan hisse senetleri alabilirsiniz. Bu aldıkları hisse senedi bir yıl içerisinde 1 milyon dolara 500 bin dolar para kazandırdı. Ya, Allah aşkına, benim bir servetim var. O ne? Borsadaki şirketlerim. Borsadaki şirketlerim bugün 1 milyon dolar ediyorsa, bir sene sonra 1,5 milyon dolar değere çıkıyorsa bu, Türkiye’deki mal varlıklarının, Türkiye’deki sabit sermayenin değerlenmesi demektir.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Konuyu çarpıtma, öyle değil! Senin aklın ermez o konuya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakın, Sayın Kılıçdaroğlu bu hesabı çok iyi bilir. Şu anda borsada işlem görenlerin yüzde 75’i, yüzde 80’i yabancılar; Hans alıyor, George satıyor. Bu hesapta eğer Türkiye'nin bir zararı varsa, Türk Hükûmetinin, Türk vatandaşının cebinden çıkan bir kaynak varsa nereye bakılır? Merkez Bankası rezervlerine bakılır. Eğer, Merkez Bankası rezervlerinde bir azalış varsa…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Amma attın be!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Merkez Bankası rezervleri 100 milyar dolardan, 90 milyar dolara düşerse o zaman Sayın Kılıçdaroğlu’nun dediği doğrudur. Nasıl doğrudur? Milletin biriktirdiği dövizler, altınlar, tüm kaynaklar Hans’a peşkeş çekilmiştir.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen cevap veremedin, Başbakanın versin. Senin cevabın olmadı, Başbakan versin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama şimdi Hans alıyor, George satıyor.

Şimdi, alan Hans, George’ye bakmış, 500 bin dolar para kazanmış, o hevesle, heyecanla alıyor, diyor ki: “Türkiye ekonomisi öylesine güçlü, öylesine bir gelişme içerisindeki, ben bu kaynağı aldığım takdirde tekrar bunun üzerine para kazanırım.” İşte, bu hesabı bu şekilde yaptığınız takdirde doğrularla karşılaşırsınız.

Bir de değerli milletvekilleri, Sayın Kılıçdaroğlu, cezaevindeki tutuklu, hükümlü sayılarıyla ilgili bir şey ifade etti. 2005 yılında Cumhuriyet Halk Partisiyle birlikte çıkardığımız bir Ceza Kanunu vardı. O dönem içerisinde  infaz süresi… 100 gün hapis cezası alan bir vatandaş, 40 gün yatıp çıkıyordu. Ama 2005 yılında yaptığımız değişiklikle birlikte 100 gün hapis cezası alan vatandaş, 67 gün yatıp çıkma mecburiyetinde kaldı, niye? Cezalar caydırıcı olsun diye biz bu yasal düzenlemeyi yaptık.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Tutuklulardan bahset, tutuklulardan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Artı, yine muhalefet partilerinin itiraz ettiği 12 Eylül 2010 tarihindeki Anayasa halk oylamasında yaptığımız yargının önünü açma hedefleriyle birlikte… Bakın, değerli milletvekilleri, 2011 yılında Yargıtayda bekleyen, yargıda bekleyen 1 milyon 200 bin dosya vardı. Bunlar düyuna kalırdı, babadan oğla geçen davalar devam ederdi ama 1 milyon 200 bin dosya, 800 bin dosyaya düştü, yargı hızlandı. E, şimdi, hapishanelerde… Eğer yargıda bir suç varsa, onunda sonuçları varsa yani “Yargı bu hesabı yapmasın, yargı bu incelemeyi, değerlendirmeyi yapmasın.” dediğiniz takdirde bunlar açıkçası cezayı, suçluyu iltifat etmek, taltif etmek anlamına gelir.

Değerli milletvekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir konuyu…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, süreniz doldu. Size, sözlerinizi tamamlamanız için ek süre veriyorum. Lütfen tamamlayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bakın, değerli milletvekilleri, 1923 yılından 2002 yılı sonuna kadar Türkiye Cumhuriyeti devleti 394 milyar dolar ihracat yapmış, 2003 yılından 2012 yılına kadar gelen süre içerisinde de 1 trilyon dolar ihracat yapmış. Yani, 9.500 ayda yapılanı biz 40 ayda gerçekleştirmişiz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – İthalat ne kadar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, değerli milletvekilleri, 1993 yılından 2002 yılına kadar gelen süre içerisinde 253.300 milyar dolarlık ihracat yapılmış, yani on yılda o kadar ihracat yapılmış; biz bu son on yılda biraz önce ifade ettiğim gibi 1 trilyon 9 milyar dolarlık ihracat yapmışız.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – İthalat ne kadar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yani, başkalarının 120 ayda yaptığını biz 20 ayda yapmışız. Aradaki fark bu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O zaman ANAP il başkanıydın, bahsettiğin dönemde ANAP il başkanıydın. Siyaseti bu kadar ayaklar altına almayın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi değerli milletvekilleri, Sayın Kılıçdaroğlu bir şey söyledi, şu belgeyi söyledi. Bu belge 6 paragraftan oluşuyor. Ben buradan Sayın Kılıçdaroğlu’na “Ne yazıyor okur musunuz?” dedim. Sayın Kılıçdaroğlu işine geldiğini okudu.

Bakın, o dönemi iyi hatırlayın. 15 Temmuz 2011, Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisini protesto ediyor, boykot ediyor. Diyor ki: “Ben yemin etmeyeceğim, gelmeyeceğim.”

Değerli milletvekilleri, şunu biraz sonra dağıtacağım sizlere. Cumhuriyet Halk Partisini düştüğü açmazdan kurtarabilmek adına, bizim grup başkan vekili arkadaşımızla genel başkan yardımcısı arkadaşımızın yaptığı Cumhuriyet Halk Partisini kurtarma operasyonudur. Bakın, ne diyor burada: “12 Haziran seçimleri sonrasında bazı milletvekillerinin yemin etmeyerek yasama faaliyetlerine katılamamaları eksikliktir.”

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hiç yakışmıyor, senin kalıbına yazık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Son seçimlerle birlikte 95 seviyesinde temsil edilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde, anayasa yapma hedefi bir an önce yapılmalıdır ama Sayın Kılıçdaroğlu bir televizyon programında kendisine sorulan ”Sayın Kılıçdaroğlu, bu milletvekilleri seçildikleri takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Parlamentoda görev yapamazsa ne olur?” sorusuna aynen şöyle cevap vermiştir, demiştir ki: “Hukuk ne derse, yargı ne derse o olur.”

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Bravo!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Nitekim, anayasa profesörü -şu anda genel başkan yardımcısı mı, değil mi bilmiyorum ama- o milletvekiline sordukları soruya da “Bunlar seçilseler dahi Parlamentoda görev yapamaz.” demiştir.

Öte yandan, Cumhuriyet Halk Partisinin duayen yargıçlarından Sabih Kanadoğlu diye bir kişi var, o kişiye de sordular, Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı: “Sayın Kanadoğlu, bu milletvekilleri şartları uygun olmamasına rağmen milletvekilleri seçildikleri takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapabilir mi?” Sayın Kanadoğlu mealen “Zinhar yapamaz.” dedi.

Bakın, değerli milletvekilleri, Sayın Kılıçdaroğlu; eğer şu metnin tamamını okuma imkânınız olsaydı herhâlde milletvekili arkadaşlarımız bunu net bir şekilde anlama imkânı bulmuş olurlardı. Burada sadece bir tavsiye vardır. Kime tavsiye var? Yargıya tavsiye var. (CHP sıralarından gürültüler) Diyor ki: “Anayasa’yı özgürlükçü yorumlayın, Anayasa’yı geniş yorumlayın. Böyle yorumladığınız takdirde Türkiye’deki bu problemin önünü açabilirsiniz.” Ama şu altında imzasını gösterdiğiniz bu belgeyle ilgili konuda, bizim grup başkan vekili arkadaşımıza, AK PARTİ Grubuna “Böyle bir taahhütte bulundular ama sözlerinde durmadılar, söz namustur.” diye ifade etmek, açıkçası bunu tam olarak okumanın mecburiyetini de beraberinde getirir.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen tamamlayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu bütçenin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahıslar adına lehinde olmak üzere, Manisa Milletvekili Sayın Hüseyin Tanrıverdi.

Buyurun Sayın Tanrıverdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Tanrıverdi, süreniz on dakika.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında lehte söz almış bulunuyorum. 2013 yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için şimdiden hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçeler ülkelerin geleceklerini belirlemede çok önemli bir unsurdur, sosyoekonomik ve siyasal yol haritalarıdır. O yüzden, dengeli ve sürdürülebilir bütçeler oluşturmak ve uygulamak zorundayız.

2002 öncesinde bütçelerdeki gider kalemlerinde faiz ve transferlerin ne kadar yer tuttuğunu ve IMF’siz bütçe yapılamadığını hepimiz biliyoruz. Yaşanan ekonomik ve sosyal buhranlar sonrasında, malumlarınız, 3 Kasım 2002’de yani on yıl önce, AK PARTİ, diğer bir ifadeyle milletimizin kendisi iktidar olmuştur. İstikrar ve güven ortamının tesisinden sonra yükselen demokratikleşmeyle birlikte faiz kıskacı kırılmış, enflasyon canavarı katledilmiş, vergi gelirleri geniş halk kesimlerine ve vatandaşlarımıza kamu hizmeti olarak geri dönmeye başlamıştır. Vergi gelirlerinden faize giden pay düştükçe, eğitim, sağlık ve yerel yönetimler başta olmak üzere, kamu hizmetlerine ve sosyal harcamalara giden pay artmıştır. AK PARTİ öncesindeki hükûmetin bütçesinde faiz gideri yüzde 41,4 iken bugün bu oran yüzde 13,6’lara gerilemiştir.

Vergi mükellefleri lehine de önemli iyileştirmeler yapılmıştır. Burada, değerli arkadaşlarım kimi rakamları açıkladılar. Benim de bir ifadede bulunmam gerekirse OECD ülkeleri arasında Türkiye, vergi yükü bakımından en düşük olan 6’ncı ülkedir. Kurumlar vergisini yüzde 33’ten yüzde 20’ye düşürdük, gelir vergisini yüzde 49,5’ten yüzde 35’e düşürdük. Sigorta primi işveren payını 5 puan azalttık. Toplanan vergiler içinde gelir vergisinin oranı yüzde 19,8’dir. Asgari ücretten alınan vergi 2002 yılında yüzde 12,8 iken bugün yüzde 0 ile yüzde 5,2 arasındadır. Asgari ücret üzerindeki vergi yükü yüzde 47 düşürülmüştür. Türkiye, ücret üzerindeki vergi yükü bakımından OECD’de 1’inci sıradaydı, şu anda değerli arkadaşlarım, 8’inci sıradadır.

Ekonomik krizlerin dünyayı kasıp kavurduğu bir ortamda, Türkiye, bugün dünyanın parmakla gösterdiği bir performans sergilemiş, ekonomisinin kırılgan değil güçlü olduğunu ispatlamıştır. Türkiye, dün “hasta adam” olarak nitelendirilirken bugün Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde “usta adam” olmuştur. Türkiye, IMF’ye olan borç yükünden kurtulmuş, borç verir bir konuma gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, gördüğünüz gibi, halkçılık, milliyetçilik lafla olmuyor. İktidarların ne kadar sosyal adaletçi, ne kadar halkçı ve ne kadar milletinin emrinde olduğu, bütçe kaynaklarında eğitime, sağlığa ve sosyal harcamalara ayırdığı payla ölçülür. AK PARTİ hükûmetleri, cumhuriyet tarihinde en fazla eğitime ve sağlık harcamalarına pay ayıran hükûmetler olmuştur. Çok değil, bundan on yıl öncesinde bütçede aslan payları her zaman faize ve savunma harcamalarına ayrılırdı. Demokratikleşmenin derinleşmesi ve AK PARTİ’nin kendi insanımız, kendi imkânımız ve kendi kaynaklarımızla oluşturduğu iktisadi politikalar sayesinde, savunma harcamaları ve faiz kalemleri her bütçede biraz daha gerilemiştir. Bundan önceki 10 bütçe gibi 11’inci bütçe de ülkemizin gerçekleriyle örtüşen, popülizmden uzak, ulaşılması mümkün hedefler koyan, özellikle de sosyal tarafı daha ağırlıklı olan bir bütçedir. Bu bütçe, büyük bir ülkeye, büyük bir millete, büyük bir tarihe, büyük bir vizyona yakışır, iddialı hedefleri olan bir iktidarın bütçesidir.

Değerli milletvekilleri, toplam büyüklüğü 404 milyar TL olan 2013 mali yılı merkezî yönetim bütçesinde 2002 öncesinde ihmal edilen eğitim, sağlık harcamaları ve yerel yönetimlere ayrılan pay bu bütçenin en önemli kalemleri olarak göze çarpmaktadır çünkü yerel yönetimler demokrasinin beşiğidir, demokrasinin gelişme merkezleridir. Yerel yönetimler demokrasinin okuludur. Yerel yönetimleri güçlü olan ülkelerde demokratik kültür daha gelişir, yerleşir ve benimsenir. Nitekim, AK PARTİ’nin on yıllık siyasi geçmişinde yerel yönetimler tecrübesi merkezî yönetimdeki başarımıza önemli bir katkı vermiştir.

Değerli milletvekilleri, sosyal refah devletinin en temel görevlerinden birisi de dar gelirli grupların sosyoekonomik refahını artırmaya yönelik sosyal koruma harcamalarını gerçekleştirmesidir. AK PARTİ hükûmetleri enflasyonu tek hanelere indirmiş ve diğer yandan da sosyal koruma kalemlerini çeşitlendirmiştir. Çalışanlar, emekliler, çiftçiler, yaşlı, dul ve yetim ile engelli vatandaşlarımıza yönelik bu harcamalar, sosyal yardımlar ve primsiz ödemeler son on yılda 3,5 kat artmıştır yani ekonomimiz büyürken geniş toplumsal kesimlerin ekonomiden aldıkları pay da büyümektedir. Dezavantajlı gruplara ve yoksullara ödenen primsiz ödemeler ve sosyal yardımlar 2011 yılında geçmiş on yıla göre 10 kat artmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu bütçe, illerimiz ve bölgelerimiz arasındaki farkları minimize edecek, gelişmişlikler arasındaki uçurumu göreceli olarak düşürecektir. 2013 bütçesinde, 2005’te AK PARTİ ile başlayan KÖYDES projeleri için 578 milyon TL kaynak ihdas edilmiştir. Bunlar çalışmakla, azimle ve en önemlisi de ülkesini ve milletini sevmekle oluyor.

Değerli milletvekilleri, 2013 yılı bütçesi mali disiplini ve istikrarı korumayı amaçlayan, büyümeyi ve istihdamı destekleyen, toplumsal refahı gözeten, sağlık, eğitim ve sosyal koruma harcamalarına ağırlık veren, yerel yönetimleri mali açıdan daha da güçlendiren, toplumun yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlayan, yatırımları teşvik eden ve altyapıya öncelik veren, ekonomik verimliliği ve üreteni destekleyen bir bütçedir.

Biz milletimizin ve devletimizin lehine olan düzenlemeleri siyasi olarak ne getirir ne götürür hesabı ile değil; yarınlar için, yarının aydınlık ve kalkınmış Türkiye’si için, gelecek nesiller için yapıyoruz.

Sözlerime burada son verirken 2013 mali yılı bütçesinin hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür ediyor, 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin, tekrar, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını, hayırlı hizmetlere vesile olmasını diliyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanrıverdi.

Hükûmet adına söz sırası Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a aittir. (AK PARTİ sıralarından ayakta alkışlar)

Süreniz bir saattir Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinin ülkemize, milletimize, demokrasimize ve ekonomimize hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum.

Konuşmamın hemen başında, 2013 bütçe tasarısının hazırlanmasında emeği geçen başta Maliye Bakanım olmak üzere tüm bakanlık mensuplarına, Plan ve Bütçe Komisyonumuza, tüm bakan, milletvekili arkadaşlarımıza, bürokrat ve teknokratlarımıza şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul aşamasında yapıcı, yol gösterici, katkı sağlayıcı şekilde, özellikle de karşılıklı saygı ve nezaket dairesinde müzakere edilmesini de gönülden diliyorum.

Şunu özellikle burada ifade etmek istiyorum: Bugün görüşmelerine başladığımız 2013 yılı bütçesi, AK PARTİ hükûmetleri tarafından hazırlanmış 11’inci bütçedir. Şu ana kadar 10 bütçe hazırladık ve tamamını da başarıyla uyguladık. Bugün 2013 yılı bütçesini görüşürken, AK PARTİ hükûmetlerinin 11’inci bütçesini müzakere ederken aslında geride bıraktığımız on yılın da muhasebesini yapıyoruz. Aynı zamanda, önümüzdeki on yılın da planlamasını gerçekleştireceğiz. Sizlere dağıttığımız konuşma kitapçığında geride bıraktığımız on yıla ilişkin oldukça detaylı ama yine de özel niteliğinde bir icraat dökümü bulunuyor. Ben burada ayrıntılara girmeden hem geride kalan on yıla hem de önümüzdeki on yıla ilişkin değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak arzusundayım.

Bir kere en başta şunu ifade etmek durumundayım: Geride bıraktığımız on yıl, her alanda olduğu gibi ekonomi alanında da seksen dokuz yıllık cumhuriyet tarihimizin en parlak dönemlerinden biri oldu. AK PARTİ’nin on yıllık başarılı icraat dönemini cumhuriyet tarihimizin tamamıyla kıyasladığımızda birileri nedense bundan rahatsız oluyor. Şunu herkes bilsin ki biz asla ve asla bir hesaplaşma içinde değiliz; tam tersine, biz, 29 Ekim 1923’te kurulmuş cumhuriyetimiz için neler yaptığımızı, cumhuriyetimize neler kazandırdığımızı, Türkiye Cumhuriyeti’ni hangi seviyeden alıp hangi seviyelere taşıdığımızı ve taşıyacağımızı konuşuyoruz.

Elbette, Gazi Mustafa Kemal’den bugüne kadar cumhuriyet için, ülke için, millet için taş üstüne taş koymuş, çalışmış, üretmiş herkese şükran borçluyuz, minnet borçluyuz. Ancak şunu da görmek durumundayız: Ne yazık ki Gazi Mustafa Kemal’in vefatının ardından bazı istisnai durumlar haricinde Türkiye’nin potansiyeli yeterince kullanılmamıştır. Türkiye’nin enerjisi, heyecanı, zengin kaynakları, dinamik ve genç nüfusu gereksiz tartışmalarla, gereksiz müdahalelerle âdeta heba edilmiştir. Biz, on yıllık AK PARTİ Hükûmet dönemlerini, cumhuriyet tarihimiz içinde bir kıyaslamaya tabii tutarken bir yandan neleri başardığımızı anlatıyor, bir yandan da bu başarıların geçmişte neden elde edilemediğinin sorgulamasını yapıyoruz.

Şair Orhan Veli’nin deyimiyle bu ülke için kimlerin sadece nutuk attığını, kimlerin de taş üstüne taş koyduğunu, hizmet ürettiğini milletimiz görsün istiyoruz. Bizim her zaman ifade ettiğimiz bir gerçek var. Son on yılda elde ettiğimiz başarılar, AK PARTİ hükûmetlerinin başarısından ziyade bizatihi bu aziz milletin başarısıdır yani son on yılda elde edilen başarı, Türkiye’nin başarısıdır, milletin başarısıdır, cumhuriyetin başarısıdır. Biz, eğer, hemen her alanda cumhuriyet döneminin rekorlarını elde ettiğimizi söylüyorsak bunu milletimiz adına, ülkemiz adına, cumhuriyetimiz adına bir kazanım olarak görüyor, bunun heyecanıyla söylüyoruz. Özetle, cumhuriyet döneminin rekor seviyelerine ulaşan yine cumhuriyettir, cumhuriyetin ta kendisidir. Cumhuriyet döneminin rekorlarını elde etmiş olmamızdan hiç kimse rahatsız olmasın, tam tersine, cumhuriyetin fertleri olarak cumhuriyetimizin ulaştığı seviyeyi görerek bundan herkes mutluluk duysun istiyorum.

Bakın, tekrar ediyorum: Biz, AK PARTİ dönemine kadar, 79 yılda yapılanları elbette takdir ediyoruz. Ama, biz, şunun da artık cesaretle, herkes tarafından sorgulanmasını istiyoruz: 79 yıllık süreçte Türkiye’nin erişmiş olması gereken seviye 2002’deki o seviye midir? Türkiye çok daha fazlasını hak etmemiş miydi? 1945’te taş üstünde taş kalmayan Almanya ve Japonya, dünyanın en büyük ekonomileri hâline geldiler. 1960’larda Almanya kalkınmak için bizim iş gücümüze ihtiyaç duydu. 1970’lerde uzaya gidiliyordu, 1980’lerde küreselleşme dünyayı etkisi altına alıyordu, 1990’larda kapalı rejimler yıkılıyordu ama bütün bu süreçte Türkiye kendi iç meseleleriyle uğraşıyor, demokrasiye yönelik müdahalelerle sürekli kan kaybediyordu. Daha 1930’larda, Boğaz’a köprü için proje hazırlayanları, uçak sanayisi için, savunma sanayisi için büyük girişimde bulunanları, Gazi Mustafa Kemal’in talimatlarına rağmen dönemin hükûmetleri, bakanları dışladı, öteledi. Bu Parlamento içinde bunu çok iyi bilenler var şu anda. Yatırım ortamı iyileştirilmedi, eğitimin altyapısı güçlendirilmedi, Türkiye için büyük, geniş, iddialı bir vizyon gözetilmedi. On yıllar boyunca Türkiye, yapay tartışmalarla, sanal korkularla kendi milletini, kendi evladını iç düşman ilan eden, “Cumhuriyet tehlikede.”, “Laiklik elden gidiyor.”, “İrtica geliyor.” diyerek paranoya üreten bir zihniyetle enerjisini kaybetti. Siyaset kurumuna yönelik güvensizlik, koalisyon hükümetleri olarak tezahür etti. On yıllar boyunca koalisyon dönemlerinde Türkiye ağır bedeller ödedi. Bütün bunlara ek olarak, Türkiye, demokrasiye geçişin ardından ortalama 10 yılda bir müdahaleye maruz kaldı. Ülkemiz, yine, çok ağır bedeller, çok ağır maliyetler ödedi. Bugün, bizim, ekonomide elde ettiğimiz başarıları cumhuriyetle bir hesaplaşma gibi lanse edenler önce çıksınlar, müdahalelerdeki rollerini, darbeler karşısındaki destekleyici tavırlarını sorgulasınlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar).

Bakın, 27 Nisan bildirisi, AK PARTİ Hükûmetinin dik duruşu sayesinde sadece beyhude bir girişim olarak kalmış, akamete uğratılmıştır. Buna rağmen, bu e-bildirinin Türkiye’ye sadece faiz yoluyla maliyeti yıllık 2 milyar dolar olmuştur. 28 Şubatın bu ülkeye maliyetinin ne olduğunu varın siz kıyaslayın. 12 Eylülün, 12 Martın, 27 Mayısın bu ülkeye, bu ülkenin insanlarına, vatandaşlarına nasıl bir ekonomik külfet yüklediğini varın siz hesap edin. Türkiye eğer bu kesintileri yaşamasaydı, Türkiye içerideki yapay meselelerle enerjisini harcamasaydı belki de bundan on yıllar önce dünyanın en büyük 10 ülkesinden biri hâline gelirdi. Geç de olsa bunu biz başaracağız. On yıl önce başlattığımız süreci kararlılıkla devam ettirecek, inşallah Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ülkesinden biri konumuna getireceğiz.

Türkiye’de demokratikleşme ile ekonomi arasındaki doğru orantılı yaşadığımız tecrübelerin ışığında, şüpheye mahal bırakmayacak derecede artık her şey netleşmiştir. Demokratikleşme adımlarının atıldığı, reformların yapıldığı, özgürlüklerin genişlediği süreçlerde Türkiye ekonomisi her zaman büyümüş, ileri gitmiştir. Demokrasinin kesintiye uğradığı, özgürlüklerin daraltıldığı, devlet ile vatandaş arasında güven bunalımının oluştuğu her dönemde de ekonomi daralmış, telafisi on yıllar alacak maliyetler ortaya çıkmış, bu maliyetler de vatandaşın, dar gelirlinin, yoksulun omuzlarına bindirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin terörle mücadelesinde de bu tablo net olarak ortaya çıkıyor. Terör örgütü, bölgede, bir yandan demokratikleşme adımlarını etkisizleştirmeye çalışırken aynı zamanda, ekonomik yatırımları da engellemek için her yola başvuruyor. Ekonominin demokrasiyi, demokrasinin de ekonomiyi güçlendireceğini bilen terör örgütü, bölge halkının yoksul kalması, yoksun kalması için kalkınma yönünde atılan her türlü adımın karşısında duruyor. Bölgede baraj yapılmasını engellemeye çalışıyorlar, bölgede havaalanı inşaatlarının yapılmasını engellemeye çalışıyorlar, yol, enerji, konut projelerini sabote etmek için uğraşıyorlar. Hatta daha da ileriye gidiyor, hem demokrasinin hem de ekonominin can damarı olan eğitimi kesintiye uğratmak, bölge halkını cahil bırakmak için okulları yakıyor, yıkıyor, öğretmenlere saldırıyorlar.

Terör örgütü çok iyi biliyor ki eğer o çocuklar okurlarsa, okula giderlerse dağa çıkmayacaklar; o çocuklar okula giderlerse o çocukların eline taş verip, molotof verip attıramayacaklar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer o çocuklar okurlarsa -terör örgütü de biliyor ki- o çocukları dağlarda ölmeye ve öldürmeye gönderemeyecekler. Bunu bildikleri için de hem demokratikleşmenin hem ekonomik kalkınmanın önünde set olmaya çalışıyorlar.

Demokrasiden de, ekonomik kalkınmadan da, terörle mücadeleden de vazgeçmeden, asla geri adım atmadan bu kutlu yolda yürümeye, kardeşlik içinde Türkiye’yi büyütmeye devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Az önce, BDP Eş Başkanı, bu kürsüden, doğu, güneydoğudaki çocuklardan bahsetti. Allah aşkına, soruyorum sizlere: O çocukların eline taşı, molotofu veren -özellikle bunu söylüyorum- buna sessiz kalan siz değil misiniz? Bütün bunların yanında, siz değil misiniz o çocukları yokluğa, yoksulluğa mahkûm eden?

Değerli arkadaşlarım, bizim şu anda güneydoğu, doğu, bu bölgedeki yatırımlarımızın on yılda toplam bedeli -eski rakamla- 37 katrilyona ulaşmıştır. Bütün bu yatırımlar bu bölgede yapılıyor. Bunlar, cumhuriyet tarihinde görülmemiş adımlardır. Altyapısıyla, üstyapısıyla eğitimden sağlığa, adaletten emniyette, ulaşıma, enerjiye, tarıma, aklınıza ne gelirse, her alanda bu adımları attık ve biz bugüne kadar bu attığımız adımları da kesintiye uğratmadık ve uğratmayacağız, yine buna devam edeceğiz çünkü biz “Bölgesel milliyetçilik yapmayacağız.” dedik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz “Etnik milliyetçilik yapmayacağız.” dedik… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) …ve biz “Dinsel milliyetçilik yapmayacağız.” dedik.  Bu kürsüye çıkıp da bizi özellikle mezhepçilikle sınayanlar önce aynaya baksınlar ve orada kendilerini görsünler... (AK PARTİ sıralarından alkışlar) …ve biz, attığımız adımlarla, yaptığımız yatırımlarla, böyle bir anlayışın içerisinde olmadığımızı her yerde ispatladık.

Bakın değerli milletvekilleri, bundan on yıl önce, Türkiye, sanayide düşük yoğunluklu teknolojiye, demokraside de oldukça düşük standartlara sahipti. Bugün artık Türkiye, sanayide ileri teknolojiye sahip olduğu gibi, buna paralel olarak demokraside de ileri standartlara sahip. Şu anda bizim artık 2023 hedeflerimize on yıl var. Bu on yıl içinde 2023 hedeflerine ulaşmak için bizim iki alanda seviyeyi daha da yukarıya çekmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, biz, ne yapacağımızı, ne yaptığımızı konuşuyoruz. Dikkat edin, bu kürsüye çıkanlar, ne yapacaklarını konuşmadılar, yalan yanlış akıllarına ne geliyorsa onları anlattılar ki az önce arkadaşlarım da zaten gereken cevabı verdi çünkü ben onlara cevap vermeye kalkarsam asıl konuşmamı yapamayacağım. Onun için, ben asıl konuşmama vakit ayırmak… Zaman zaman da şöyle biraz, belki dokunduracağım.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakınız, birincisi yüksek yoğunluklu teknolojiye, ikincisi de demokraside çok daha yüksek standartlara alışmamız gerekiyor, bunu başarmamız gerekiyor. Eğer bunlardan herhangi birinde aksama olursa hedeflerin tutması zorlaşır, hatta imkânsızlaşır. 2023’te bizim 500 milyar dolar ihracat hedefimiz var, 2023’te 2 trilyon dolar millî gelirle, 25 bin dolar kişi başı millî gelirle dünyanın en büyük 10 ülkesinden biri olma hedefimiz var. Şimdi, ya şunu niye kıskanıyorsunuz? Ya, on yıl önce kişi başı millî gelir 3.600 dolarken bugün 10.700 dolara yaklaştığımıza göre bundan niye rahatsız oluyorsunuz, neden?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Para kimde?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ben aynı şekilde diğer muhalefet genel başkanına da soruyorum: Ya, siz, millî geliri aldığınızdaki rakama bakın, bize devrettiğinizdeki rakama bakın? Bize düşerek teslim ettiniz, biz tekrar ayağa kaldırdık. Bu farkları niye görmüyorsunuz? Bunları lütfen görelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakınız, eğitimi daha da yaygınlaştırarak, eğitimin kalitesini daha da yükselterek, özgür, girişimci, cesur ve öz güveni yüksek gençler yetiştirerek Türkiye’nin geleceğini daha da aydınlatacağız. Biz on yıl boyunca bu ülkenin çocuklarına en başta öz güven aşıladık, bu ülkenin çocuklarının hiçbir sorunun kalıcı, hiçbir sorunun çözümsüz olmadığını görmelerini sağladık. Bizim çocuklarımız kendi öz değerlerinden, kendi tarihlerinden ve kendi medeniyetlerinden aldıkları ilhamla, evrensel değerleri özümseyerek inşallah bu coğrafyada tarihimizi yeniden yazacaklar, ben buna inanıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu ülke geçmişte nasıl tarihe, bilime ve sanata yön veren insanlar çıkardıysa, inşallah bugün ve yarın da bu topraklardan, bu genç nesillerden geleceğe yön verecek isimler yetişecek.

Değerli milletvekilleri, ekonomiyle demokrasi arasındaki paralellik kadar ekonomiyle aktif dış politika arasında da paralellik bulunuyor. Tabii burada ana muhalefet olsun, diğerleri olsun bunlarla bizim anlaşmamız mümkün değil. Bunların, sıfır toleransın ne olduğunun tanımını bir defa anlamaları için daha çok zaman ister. Bu, kolay iş değil. Hayatında en ufak bir dış ilişki, bir dış politika, böyle bir şeyin içerisinde olmayanın kalkıp da bunu anlaması mümkün değil.

İZZET ÇETİN (Ankara) - Doktora gitmen lazım!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve anlayacaklar, anlayacaklar da neticelerini gördükten sonra. Ama sabretmeye de tahammülleri yok. Bak, biz dinledik, konuşmadık ama onlar, işte böyle, bu tür, böyle laf atmak suretiyle yerinde boğmanın gayreti içine giriyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Nezaket kurallarını da bilmiyorlar.

Türkiye, son on yılda, aktif barışçı dış politikaları sayesinde, bölgenin ve dünyanın saygın, etkili, sözü dinlenen ve sözünün ağırlığı olan bir ülke konumuna yükselmiştir. Dış politikamızda, uluslararası ilişkilerde her zaman küresel vicdanı öne çıkardık, adaleti yücelttik, kardeşliğe, dostluğa, dayanışmaya vurgu yaptık. Sorun çıkaran değil sorunların üzerine giden, ateşi söndürmek, acıları dindirmek, akan kanları durdurmak için mücadele eden bir ülke olduk. Biz her ülkeyle ama her ülkeyle iyi ilişkiler tesis etmeye, varsa aradaki sorunları samimi şekilde çözmeye gayret ettik.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Azerbaycan’ın, Türk cumhuriyetlerinin, bölgemizdeki, dünyadaki tüm dost ve kardeş halkların hukukunu en güçlü şekilde savunduk ve savunmaya devam ediyoruz.

Arap halklarının özgürlük, hak, adalet, insanca yaşam taleplerini en güçlü şekilde destekledik.

Medeniyetler ittifakı projemizle küresel barış mücadelesi vermeye devam ediyoruz.

Bütün olumsuzluklara, bütün engellemelere… Avrupa Birliği umudumuzu muhafaza ediyor, gerekli reformları yapıyoruz.

Uluslararası kuruluşlarda aktif görevler üstleniyoruz. Sadece, 2012 yılında 11 ülkeyle Türkiye arasındaki vizeleri kaldırdık. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vizesiz gidebildiği ülke sayısı 64’e, sınırda vize alabildiği ülke sayısı 11’e yükseldi.

Küresel finans krizinde gelişmiş ülkeler dış temsilciliklerini kapatırken biz burada da farklı bir performans sergiledik, dış temsilcilik sayılarımızı artırdık. 2002 yılında Türkiye'nin dünya genelinde 93 büyükelçiliği vardı. On yılda 27 büyükelçilik açtık ve toplam sayıyı 120’ye çıkardık. Afrika kıtasında sadece 12 büyükelçiliğimiz vardı, yıl sonunda bu sayı 34’e ulaşıyor. 2002’de 163 olan dış temsilcilik sayımız şu anda 204’e ulaştı. Bunu en kısa zamanda 231’e çıkaracak ve dünyanın en yaygın örgütlenmiş 5 ülkesinden biri olacağız.

Sadece 2012 yılında 23 yeni merkezde ticaret müşavirlikleri tesis ettik. Ticaret müşavirlerimizin görev yaptığı merkez sayısı 2002’de -lütfen dikkat- 62 adetken şu anda 160’a ulaştı. 2002’de 84 müşavir görev yaparken şu anda 233 müşavir bu merkezlerde görev yapıyor. 36 milyar dolardan devraldığımız ihracatı da, işte az önce de ifade ettim, on yılın sonunda 150 milyar dolara yükselttik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – İthalat ne oldu?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız, az önce burada bir rakamdan bahsetti ana muhalefetin Genel Başkanı, Hollanda’nın ihracatından bahsetti. Genel Başkanınıza sorun da, o ihracatın ne kadarı ithalattır onun cevabını bir arayıp bul, ondan sonra gel bana bu soruyu sor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – İthalatı sen de söyle canım, ne fark eder.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Her ihracatın içerisinde…

İZZET ÇETİN (Ankara) – İthalat ne oldu, onu da sen söyle biz öğrenelim.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – …“yan ürünler” denilen bu tür ürünler de alınır ve oradan siz ihracatınızı da yaparsınız. Bu konularda bilginiz, tecrübeniz yok, öğreneceksiniz, sabırla, öğreneceksiniz.

36 milyar dolardan devraldığımız ihracat buraya çıkarken, sadece belli ülkelere değil, dünyanın en ücra, en uzak ülkelerine kadar ulaştık.

Müteahhitlik hizmetlerinde Çin’den sonra dünyanın 2’nci ülkesiyiz, buraya çıktık.

Turizm gelirlerimiz aynı dönemde 3 kat arttı. Turist sayısında dünyada 6’ncı, turizm gelirinde dünyada 9’uncu ülke konumuna yükseldik.

Bölgenin istikrarını, bölgenin barış ve huzurunu, Türkiye'nin refahıyla, büyümesiyle bağlantılı gördük, her zaman barışın, her zaman diyaloğun, her zaman uzlaşmanın tarafında durduk.

Türkiye olarak güçlünün yanında değil, haklının yanında; zalimin yanında değil, mazlumun, mağdurun yanında yer aldık. Biz, Filistinlilere yaptığı zulme, Gazze’de uyguladığı insanlık dışı saldırılara, uluslararası sularda yardım gemisine yönelik korsan saldırıya rağmen, birileri gibi… Evet, kimi kastettiğimi anlıyorsunuz: CHP. Az önce, bizi, “İsrail’le kapalı kapılar ardında ne konuştunuz, diye suçluyor. Bana İsrail’le kapalı kapılar arkasında ne konuştuğumu, kimlerden bunu aldığınızı ispat edemezseniz müfterisiniz, müfterisiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

İZZET ÇETİN (Ankara) – İsrail’le o tarihte…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) –  Biz, bugüne kadar hiçbir iktidarın yapamadığını yapmak suretiyle, uluslararası sularda… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – …bizim gemilerimize saldıranlara karşı hangi cevap gerekiyorsa o cevabı verdik. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Hiçbir zaman, kapalı kapılar arkasında bu tür pazarlıkları yapacak tıynette bir siyaset biz gütmedik, o size ait bir şeydir, siz onu görüyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Tayyip ile İsrail arasında diyalog var.” diyor, Obama söylüyor. Duymuyor musun Obama’nın söylediklerini?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Hiçbir ülkenin iç işlerine karışmadık, hiçbir ülkenin topraklarına göz dikmedik. Suriye halkı bizim kardeşimizdir…

İZZET ÇETİN (Ankara) – ABD öğretti.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – …canımız ciğerimizdir. Bizim sorunumuz Esed yönetimiyledir ve asla Suriye’nin toprak bütünlüğü noktasında en ufak bir tereddüdümüz yoktur, onun bütünlüğünden yanayız. Aynı düşünce bizim, Irak için de geçerlidir. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Başbakan, bir dakikanızı rica edebilir miyim.

Değerli milletvekilleri, bakınız, sayın başkanlar konuşurken en ufak bir müdahale olmadı. Bu kürsüde herkes kendi düşüncesini dile getiriyor dolayısıyla bu türlü bir müzakere usulü doğru değil.

Sayın Tanal, bakın, en çok laf atanlardan biri sizsiniz. Bundan sonra daha müzakereler yapacağız. Bugün böyle bir müzakere yaparsak bir başka günkü toplantıda da burada müzakere yapılma imkânı kalmaz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama hiçbir partinin başkanı tahrik edici konuşmadı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, kendi takdiridir, öyle konuşur. Eğer cevap gerekiyorsa grup başkan vekilleriniz var, sayın genel başkanlar var. Yani yapmayın böyle birşey.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Obama öyle söylüyor, Obama!

BAŞKAN - Yapmayın, herkes kendisi nasıl takdir ediyorsa öyle konuşuyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – “Kapalı kapılar ardında İsrail ile ne konuştunuz?” demek tahrik edici değil mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İsrail ile sözleşmeleri yapan siz değil misiniz?

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen… (AK PARTİ sıralarından “Sus be!”, sesleri)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İsrail ile sözleşmeleri yapan siz değil misiniz?

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Arkadaşlar, lütfen sakin olun. Herkes tıynetinin gereğini yapar, sakin olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, aktif ve barışçı dış politikamızın bir başka neticesi de dünya üzerinde ihtiyaç sahibi her ülkeye, dost ve kardeşlerimize elimizi uzatmak oldu. Bir yandan dünya geneline yayılmış akrabalarımıza, kardeşlerimize, dostlarımıza ulaşırken, aynı zamanda ata yadigarlarımıza da çok güçlü şekilde sahip çıktık. TİKA’yla dünyanın her köşesine yardım elimizi uzatıyor, ata yadigarı eserleri gün yüzüne çıkarıyoruz. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımızla Türkiye’nin sıcaklığını ve gücünü hissettiriyoruz.

Yunus Emre enstitülerini kurarak dünyaya Türkçe öğretiyoruz. 

TRT Avaz’la, TRT Türk’le, TRT Arapça’yla, TRT Şeş’le Türkiye’nin mesajlarını dünyaya duyuruyoruz.

Bakın, 1992 ile 2002 yılları arasında, on yılda, faaliyet gösterdiği ülkelerde TİKA’nın toplam proje sayısı 2.241 idi. 2002 yılından 2011 yılına kadar TİKA aracılığıyla biz, 10.086 proje sayısına ulaştık; farkımız bu. Yani TİKA’nın proje sayısını önceki on yıla göre 4,5 kat artırdık.

Ülkemizin resmî kalkınma yardımları, 2011 yılında rekor bir seviyeye ulaştı; 1 milyar doları aştı ve 1 milyar 273 milyon dolar oldu. 2002 yılında 86 milyon dolar olan yurt dışı kalkınma yardımlarımız, 27 kat artarak, 2011 yılında 2 milyar 363 milyon dolara ulaştı.

Kazakistan’da Kazak-Türk Lisesini, Karadağ’da Şükriye Mecedoviç İlkokulunu, Afganistan’da Kabil’deki Mahmud Tarzi Lisesini, Makedonya’da Üsküp Tefeyyüz İlköğretim Okulunu, Kosova’daki Prizren Üniversitesini ve bunun gibi birçok ülkedeki üniversiteyi, liseyi, ilkokulu biz inşa ettik. Sadece 2007’den günümüze kadar geçen sürede inşa edilen okul sayısı 214’e ulaştı.

Orta Asya’nın ilk kemik iliği nakil merkezîni Kırgızistan’da açtık. Filistin’in kuzeyinde Tubas Türk Hastanesinin yapım işini sürdürüyoruz. Hastane tamamlandığında Tubas şehrinin ilk hastanesi olacak.

Son dört yıl içinde Pakistan, Somali, Moldova, Filistin Batı Şeria’ya 58 ambulans hibe ettik.

Lübnan’daki 100 yataklı Sayda Türk Hastanesinin inşaatını iki yıl önce tamamladık. Sadece Nijerya’da 19.410 kişiye sağlık taraması yaptık.

Yıllar içinde yıpranan, Kudüs Harem-i Şerif’te bulunan Kubbet-üs Sahra hilalinin üç parçadan oluşan altın renkli bakır hilalini 5’inci defa biz yeniledik.

Bosna’da tarihî Konjic Köprüsü’nü yeniden inşa ettik. Drina Köprüsü’nün korunması için çalışmalar yürütüyoruz.

Türkmenistan’da Sultan Sancar Türbesi’nin restorasyonunu, Kazakistan’da Ahmet Yesevi Türbesi’nin restorasyonunu biz yapıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Senin yaptığın belli!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Moğolistan’daki bin üçyüz yıllık Türk anıtlarının gelecek nesillere aktarılması için Bilge Kağan ve Kül Tigin anıtlarının kopyalarını çıkardık ve Göktürk anıtlarının bulunduğu bölgede bir müze inşa ederek bu anıtları sergiye açtık.

Giray Han tarafından 1500 yılında Bahçesaray’da yaptırılan ve Doğu Avrupa’nın en eski eğitim kurumlarından biri olan Zincirli Medresesi ile Giray Han Türbesi ve Külliyesi’nin restorasyon çalışmalarını tamamladık ve hazır hâle getirdik.

Kırım Tatar kardeşlerimize, uygulamaya başladığımız toplu konut projeleri ve inşa ettiğimiz okullarla, Türkiye'nin sıcaklığını, yakınlığını hissettirdik.

Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da tek cami olarak hizmet veren Kadı Seyfullah Efendi Camisi’ni biz restore ediyoruz.

Makedonya'da Kocacık köyünde bulunan Gazi Mustafa Kemal'in babası Ali Rıza Efendi'nin yaşadığı ev tarafımızdan aslına uygun olarak yeniden inşa edildi. Bunlar, dünya üzerinde uyguladığımız projelerden sadece bir kısmı. Elinizdeki kitapçıkta çok daha ayrıntılı bilgi yer alıyor.

Dünya geneline yayılmış ata yadigârı eserlere sahip çıkarken, kardeş ve akraba topluluklara el uzatırken, Türkiye içinde de vakıf eserlerine güçlü şekilde sahip çıkıyor, onları yeniden gün yüzüne çıkarıyoruz. Burada da şimdi sizlere bir kıyas veriyorum, bu da çok önemli. 1996-2002 yılları arasında sadece 46 vakıf eseri onarılmışken, biz, on yıl içinde 3.750 tarihî eserin onarımını gerçekleştirdik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ayrıca,  Kültür ve Turizm Bakanlığımız eliyle de 90 eseri restore ettik, 15 eserin restorasyonu devam ediyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kiliselere ne harcadınız?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Tarihî ve kültürel mirasımızı korumaya, gün yüzüne çıkarmaya yönelik çok büyük, özel projeler sürdürüyoruz; aynı zamanda yurt dışına çıkarılmış hazinelerimizi de tek tek Türkiye'ye kazandırıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, çok önemli bir bölüme geliyorum. Az önce Ana Muhalefet Genel Başkanı yine bir şeyler söyledi, zannediyorum cevabı burada bulacak. Bize bazı konularda konuşurken çok iyi düşünmeniz lazım, ondan sonra konuşmanız lazım.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Tekelinde mi o da?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de son on yıldaki değişimi en iyi ifade eden sektörlerden biri savunma sanayisidir.

Savunma sistemleri ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranı, 2 kat artışla, Sayın Kılıçdaroğlu, bizim dönemde yüzde 54'e çıkmıştır. ASELSAN ve TUSAŞ'ın geçmişte esamesi dahi okunmuyordu; şu anda, bu 2 şirketimiz, savunma sanayisindeki yatırımlarıyla, dünyanın en büyük 100 firması arasında yer alıyorlar. Bakınız, nereden nereye geldik!

Millî sermayemizin ürettiği mini insansız hava aracı sistemlerinin seri üretimleri süratle devam ediyor. Bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin hizmetine 164 adet insansız uçak ve 4 adet insansız helikopter sunuldu.

“Altay” millî tankımızın ön tasarımı tamamlandı. İlk defa ülkemizde modern bir tankın üretimini gerçekleştiriyoruz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – 1942’de yapılmıştı ilk tank.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – “ANKA” insansız hava aracımızın tasarım ve prototip imalatını tamamladık.

Uzun menzilli roketler artık ülkemizde üretiliyor. İleri teknolojiyle donatılan 50 kilometre ve daha uzun menzilli obüs ve roket sistemlerinin seri üretimlerine başladık.

Türkiye'nin ilk millî savaş gemisi olan ve tamamen ülkemizde tasarlanarak inşa edilen MİLGEM Savaş Gemisi’ni 2008 yılında denize indirdik.

ATAK Helikopteri de Türkiye'de üretiliyor. Helikopterlerin uçuş testlerine 2011 yılı içerisinde başladık ve 2013 yılı içinde bu helikopterlerin Türk Silahlı Kuvvetlerine teslimatına başlamayı planlamış bulunuyoruz.

Göktürk-2 uydumuzun üretimini tamamladık. Bu uydumuzu 19 Aralıkta, saat 18.52'de uzaya gönderiyoruz. Hayırlı olsun inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Muhalefeti de bekleriz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ama bundan da rahatsız olanlar çıkabilir. Gönlüm arzu eder muhalefet de gelsin, beraber bunu izleyelim, bundan rahatsız olmasınlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Artık, tank modernizasyonlarını millî firmalarımız yapıyor. Şimdiden, Orta Doğu'da, Asya'da, Uzak Doğu'da ve hatta Latin Amerika'da birçok ülkeye savunma sanayisi ürünlerimizi ihraç ediyoruz.

Evet, biz, nutuk milliyetçiliği değil, millete ve ülkeye hizmet üreten fiilî milliyetçilik yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

Değerli milletvekilleri, on yıldır başarıyla uyguladığımız ekonomi politikaları, on yıl içinde çok farklı şekillerde test edildi. Ekonomimiz, yurt içinde oluşturulmaya çalışılan siyasi krizlerde çok sağlam bir duruş sergiledi. Demokrasiye yönelik müdahale girişimlerinin olduğu dönemlerde dahi Türkiye ekonomisi hiçbir sarsıntıya uğramadı.

Aynı şekilde, ekonomimiz, on yıl içinde gerçekleşen iki mahallî seçim, üç genel seçim, iki referandum… Yine dirençli bir yapı sergiledi.

Oluşan güven, istikrar ve disiplin sayesinde, geçmişte her seçim döneminde dalgalanan ve dengeleri bozulan ekonomi, geride bıraktığımız yedi seçimde en küçük bir sapma göstermedi.

Yine, ekonomimiz, küresel dalgalanmalar karşısında, küresel krizler karşısında da dünyaya örnek olacak bir sağlamlık sergiledi. Bütün bunların ötesinde, ekonomimiz, geride bıraktığımız on yıl içinde, yedi farklı seçimde milletimizin huzuruna çıktı ve milletimizden tam not aldı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  

Sayın Kılıçdaroğlu, karneyi millet verir, millet, millet verir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Siz, milletin verdiği karneye bakın, ona bakın.

Elbette ki, biz, insanı ekonomik nesne olarak görmüyoruz, böyle de görmeyiz, bizim için insan ekonomiden ibaret değildir. Bizim için insan, sadece bir üretici, sadece bir tüketici, pazarın ve piyasanın öylesine bir aktörü olmaktan ibaret de değildir. İnsanı eşrefi mahlukat olarak görüyoruz, maddi ihtiyaçlarından çok daha ötede, insanı, ruhuyla, kimliğiyle, değerleriyle, insanı diğer canlılardan ayıran ulvi özellikleriyle değerlendiriyoruz. Bizim bakış açımız bu.

Demokratikleşme alanında attığımız adımlara paralel olarak, sosyal politikalarımıza paralel olarak ekonomi politikalarımız da on yıl boyunca milletin takdirine sunuldu ve milletten büyük teveccüh aldı.

Burada, refah seviyesine ilişkin sadece birkaç göstergeyi sizlerle ve aziz milletimle paylaşmak istiyorum.

Bakınız, hanelerdeki bilişim teknolojileri bulunma ölçümleri, özellikle 2004 yılından itibaren yapılmaya başlandı böyle bir ölçüm.

2004 yılında Türkiye'de her 100 evden 11'inde bilgisayar vardı, şu anda her 100 evden 59'unda bilgisayar var.

2004 yılında her 100 evden 54'ünde cep telefonu vardı, şu anda her 100 evden 93'ünde cep telefonu var.

Cep telefonu abone sayısı, 2002 yılında 23 milyon kişiydi; şu anda, 65 milyon kişiye ulaştı. Bir cep telefonu abonesi, 2009 yılında ayda ortalama 184 dakika konuşuyordu; şu anda, ortalama konuşma süresi ayda 300 dakikaya ulaştı.

İnternet abone sayısı 2002 yılında 1 milyon 310 bin kişiydi, 2011 sonunda 14 milyon aboneye ulaştı yani İnternet abonesi sayısı 11 kat arttı.

2002'de Türkiye'de kayıtlı 4 milyon 600 bin otomobil vardı, şu anda 8,5 milyon kayıtlı otomobil var.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Herhâlde bunlar refah seviyesini anlatıyor. Bunlar yoksulluğu anlatmıyor, refah seviyesini anlatıyor.

Geliyorum ücretlere: Aile yardımı ödeneği dâhil en düşük memur maaşı 2002 Aralık ayında 392 lira iken 2012 Aralık ayında 1.758 liraya çıktı, artış yüzde 348.

Aile yardımı ödeneği dâhil ortalama memur maaşı 2002 Aralık ayında 578 lira iken 2012 Aralık ayında 2.042 liraya çıktı, artış yüzde 253.

Net asgari ücret 2002 Aralık ayında 184 lira iken 2012 Aralık ayında 740 liraya çıktı, artış yüzde 301.

En düşük memur emekli aylığı 2002 Aralık ayında 377 lira iken 2012 Aralık ayında 1.084 liraya çıktı, artış yüzde 188.

En düşük SSK emekli aylığı 2002 Aralık ayında 257 lira iken 2012 Aralık ayında 886 liraya çıktı, artış yüzde 245.

En düşük BAĞ-KUR esnaf emekli aylığı 2002 Aralık ayında 149 lira iken 2012 Aralık ayında 718 liraya çıktı, artış yüzde 383.

En düşük BAĞ-KUR çiftçi emekli aylığı 2002 Aralık ayında 66 lira iken 2012 Aralık ayında 536 liraya çıktı, artış yüzde 714. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, 65 yaş aylığı -bu da çok önemli- 2002 Aralık ayında 24 lira -hâle bakın- 2012 Aralık ayında 122 liraya çıktı, artış yüzde 397.

Muhtar aylığı neydi biliyor musunuz? 2002 Aralık ayında 97 lira –biz göreve geldiğimizde- 2012 Aralık ayında 427 liraya çıktı, artış yüzde 338.

Emekli maaşları arasındaki farkı gidermek için 2012 yılında çıkardığımız İntibak Yasası, 1 Ocak 2013 tarihi itibarıyla artık yürürlüğe giriyor.

Şimdi, burada, Sayın Kılıçdaroğlu, emeklilik gelişme payının kaldırıldığını söylüyor. Herhâlde yanlış anlamadım. Bunu söyleyen SSK’da genel müdürlük yapmış biri, malum.

Emeklilere gelişme hızından yüzde 30 oranında biz pay verdik, hatta 2000 öncesi bu verilmiyordu -o dönemin içinde Sayın Kılıçdaroğlu da var- İntibak Yasası’yla biz şimdi 2000 öncesine yüzde 75 ilaveyle bunu veriyoruz.

Şimdi, kendileri SSK’yı böyle yönettikleri için, şimdi de gelip bunun faturasını bize kesmeye gayret ediyorlar. Biraz sonra çok daha enteresanlarına geleceğiz.

Değerli arkadaşlarım, dikkat ederseniz ücretlerin hiçbiri enflasyon karşısında erimedi. Onu özellikle koruduk.

Bakın, ben şimdi size bir de alım gücünü vereceğim. Enflasyonla mücadelede sağladığımız başarının bir eseri olarak, ücretlerin alım güçleri ciddi oranda arttı. Buna hiç dokunmuyorlar.

2002 yılında asgari ücretin tamamıyla 143 litre süt alınabiliyordu -ki buna “mal-para” diyoruz biz ekonomide- bugün 316 litre süt alınabiliyor. Bakın parayı konuşmuyorum artık, süt.

2002 yılında asgari ücretle 82 kilo kuru fasulye alınıyordu, şu anda 142 kilo alınıyor.

2002 yılında asgari ücretle 181 kilo ekmek alınabiliyordu, şu anda 289 kilo ekmek alınıyor.

2002 yılında asgari ücret 1.146 kilovatsaat elektriğe tekabül ediyordu, şu anda 2.072 kilovatsaat elektriğe karşılık geliyor.

Asgari ücret 2002'de 492 metreküp doğal gaz alabilirken, bugün 701 metreküp doğal gaz alabiliyor. Aynı şekilde, asgari ücret, 8,7 adet tüp alabilirken bugün 11 adet tüp alabiliyor.

Değerli arkadaşlarım, geliyorum yoksulluğa; sıkça istismar edilen, çarpıtılan, olduğundan farklı şekilde gösterilen yoksulluk konusuna. Dünyaya referans olabilecek yöntemle yoksulluğu hesapladık. 2002 yılında, kişi başı günlük 1 doların altında harcama yapanlar toplam nüfusun binde 2’sini oluşturuyordu -bakın bu çok önemli- 2006 yılından itibaren Türkiye’de günlük harcaması 1 doların altında nüfus kalmadı.

Günlük harcaması 2,15 doların altında nüfus, 2002’de yüzde 3 küsur oranındaydı, geçen hafta açıklanan yeni verilerle, bunun da artık yüzde 0,14’e kadar düştüğünü görüyoruz.

2002 yılında 66 milyon olan nüfusumuz içinde günlük harcaması 2,15 doların altında olan 2 milyon 82 kişi vardı, 2011 sonunda 73,4 milyon nüfus içinde bu sayı sadece 105 bin kişi. Bakınız, nereden nereye!

Günlük harcaması 4,3 doların altındaki nüfus 2002’de yüzde 30 seviyesindeydi, 2001’de bu 2,79 seviyesine düştü.

2002 yılında 66 milyon nüfus içinde günlük harcaması 4,3 doların altında olan 20 milyon 721 bin kişi vardı, 2011 sonunda 73,4 milyon nüfus içinde bu sayı 2 milyon 111 bin kişiye düştü. Yani, hem nüfus artıyor hem de bu noktada bunların ifade ettiği yoksulluk filan, bunların hepsini yavaş yavaş eritiyoruz.

Şimdi, borçlar konusuna geliyorum. Değerli milletvekilleri, hemen her yıl bütçe görüşmelerinde Türkiye’nin borcu bu kürsüden dile getiriliyor. Borç konusu muhalefet tarafından maalesef doğru olmayan, doğru yansıtılmayan rakamlar marifetiyle bir istismar aracı olarak ortaya konuluyor.

En başta şunu söylemek isterim: 2002 yılından bu yana uygulanan disiplinli, tutarlı ekonomi politikalarımız sayesinde borçlanma maliyetlerimiz tarihin en düşük seviyelerine inmiştir. TL cinsinden iç borçlanmanın ağırlıklı ortalama faizi -bakın, bu çok önemli- 2002 yılında -küsurat söylemiyorum- yüzde 63 iken, yapılan en son ihalede yüzde 6 ile tarihin en düşük seviyesine düştü.

Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli, soruyorum: Yüzde 63 mü büyük, yüzde 6 mı büyük? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yüzde 63 faiz ödediğimiz  zaman mı millet bunun bedelini daha ağır ödüyor, yoksa yüzde 6 faiz ödediğimiz zaman mı bunun bedelini daha ağır ödüyor? Artık lütfen bunu görelim.

Reel iç borçlanma faizi 2002 yılında yüzde 30 olarak gerçekleşirken, bugün itibarıyla sıfır civarına gerilemiştir. Borçlanma faizleri hızla düşerken borçlanma vadelerimiz de tarihinin en yüksek seviyelerine çıktı. Hükûmeti devraldığımızda hazine iç piyasalardan ancak ortalama 9,5 ay vadeyle borçlanabiliyordu, bugün hazine iç piyasalardan 10 yıl vadeyle yani 120 ay vadeyle borçlanma yapabiliyor. Bu bir kredibilitedir, bu bir güvendir. 2002 yılında dış piyasalarda dolar cinsinden tahvil borçlanmamızın vadesi ortalama 7 yıl iken, bugün ortalama 14,5 yıla çıkmıştır. Bu gerçekleri lütfen görelim.

Buna ek olarak, hazine, 2012 yılında hem iç piyasada hem de uluslararası sermaye piyasalarında ilk defa kira sertifikası ihracı gerçekleştirdi. İç piyasada gerçekleştirilen ihraca 2 katından fazla, uluslararası piyasada gerçekleştirilen ihraca ise 5 kat talep var. Böylece, ülkemiz faizsiz finansman piyasalarına erişim sağlamış ve İstanbul’un finans merkezî olmasına yönelik projemizde önemli bir adım atılmıştır.

Faiz giderlerinin toplam bütçe harcamaları içindeki payı 2002 yılında yüzde 43 -sorunuza cevap- bu oran 2012 yılında yüzde 13’e düşmüştür. Herhâlde “13” 43’ten küçüktür değil mi? 2002 yılında merkezî yönetim vergi gelirlerinin -bakın, bu da çok önemli- toplam vergi gelirlerinin yüzde 86’sı faiz harcamalarına giderken, bu oranın 2012 yılında yüzde 17,6’ya gerilediğini görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, vergide de, işte buyurun, faiz giderlerinde de nereye düşüyoruz. Hükûmetlerimiz döneminde gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak faiz harcamalarında 11,4 puanlık bir tasarruf ayrıca sağlandı. 2012 yılı gayrisafi yurt içi hasılası baz alındığında yaklaşık olarak 164 milyar liralık bir tutara karşılık geliyor.

Şimdi, geliyorum borç yüküne: Uyguladığımız mali disiplin ve etkin borçlanma stratejileri sonucunda, on yıllık dönemde Türkiye’nin kamu borç yükü yaklaşık 40 puan düşmüştür. 2002 sonunda yüzde 74 düzeyinde olan Avrupa Birliği tanımlı genel yönetim borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı bu yıl sonu itibarıyla yüzde 36’ya düşüyor.

Küresel kriz döneminde birçok ülkede borç yükü ciddi oranlarda arttı. Az önce, Kılıçdaroğlu, konuşurken bazı rakamlar verdi, ben de vereyim. Kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı Japonya’da yüzde 236 -küsuratını söylemiyorum- Yunanistan’da yüzde 71, İtalya’da yüzde 126, Portekiz’de yüzde 119, İrlanda’da yüzde 118, Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 107. Eğer daha isterseniz verebilirim. Dünyada, gelişmiş ülkelerde bu yaşanırken biz Türkiye’de son üç yılda borç yükünü 10 puan azalttık. 2002 yılı sonunda yüzde 61,5 düzeyinde gerçekleşen kamu net borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 45 puana yakın bir düşüşle 2012 yılında yüzde 18 civarına geriledi.

Bakın, kamunun dış borcu ile döviz cinsi varlıkları netleştirildiğinde yani kamunun dış pozisyonuna bakıldığında 2002 yılında 54 milyar dolar net dış borç varken, 2012 yılının ikinci çeyreği itibarıyla kamunun 1,9 milyar dolar net dış varlığı bulunuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii, buralara kolay gelmedik. Mücadelemiz “3Y” ile idi: Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar. Bu mücadeleyi vererek buralara geldik.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tam bu noktada çok çok önemli bir hususa da değinmek durumundayım. Bakın, bugün Kayseri’de Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanımız tarafından son derece anlamlı, son derece önemli bir etkinlik gerçekleştirildi. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanımız bugün Kayseri’de 3.500 aileye 1’er kilogram sucuğu ücretsiz olarak dağıttı yani yoksul ailelere toplamda 3,5 ton sucuk dağıtılmış oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, “Bu sucuk meselesi de nereden çıktı?” diyeceksiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz sucuk fabrikasında çalışıyordunuz, oradan mı getirttiniz sucukları?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bunu bugün gündeme getirdim. Zira, Kayseri’de dağıtılan 3,5 ton sucuk için Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanım adına Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanına şükranlarımı ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz hangi sucuk fabrikasında çalışıyordunuz?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Sadece Sayın Genel Başkanına değil, 2011 yılı bütçe açılış görüşmeleri esnasında Sayın Genel Başkanın eline Kayseri’yle ilgili yalan yanlış bilgileri tutuşturan arkadaşlara da çok teşekkür ediyorum. Gerek CHP Genel Başkanı gerek ona not ileten arkadaşlar sayesinde, hamdolsun, bugün 3.500 aile sucuğa doydu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bugün dağıtılan 3,5 ton sucuk Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından ya da devlet tarafından değil, -bakın, altını çizerek ifade ediyorum- Sayın Kılıçdaroğlu’nun iftira ve ithamları sayesinde bizzat Sayın Kılıçdaroğlu tarafından finanse edilmiş oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tam iki yıl önce yine bu kürsüde, CHP Genel Başkanı, eline tutuşturulan notlardan yola çıkarak Kayseri Büyükşehir Belediyemize yolsuzluk ithamında bulundu. Hemen ardından kürsüye gelerek on beş dakika sonra bu iddiaların iftira olduğunu kendisine ifade ettik ama anlamadı. Sayın Kılıçdaroğlu, hem bizden hem Kayseri Belediye Başkanımızdan özür dilemek yerine bu iddia ve iftiralarını sonraki günlerde, hatta sonraki haftalarda, aylarda, yıllarda da sürdürdü. Belediye Başkanımız tarafından açılan tazminat davalarından 3’ü sonuçlandı, CHP Genel Başkanı 75 bin lira tazminatı Büyükşehir Belediye Başkanımıza ödedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hem de kuzu kuzu ödedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Savcıya sunulan…

UMUT ORAN (İstanbul) – Biraz ciddiyet olsun, biraz ciddiyet!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Önce sen Genel Başkanını o ciddiyete davet et, ondan sonra gereğini yaparız biz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, değerli milletvekilleri, yolsuzluk, çirkindir; yolsuzluk, kul hakkı yemektir ve haramdır; yolsuzluk, yetimin hakkını yemektir ve aynı zamanda insanlık dışıdır. Ancak, yolsuzluk ne kadar çirkin, haram ve insanlık dışıysa, belgesiz, mesnetsiz, delilsiz şekilde yolsuzluk ithamında bulunmak da o kadar  çirkin, o kadar haksız, o kadar insanlık dışıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu Hükûmet, on yılda Türkiye’nin millî gelirini 3 kat artırmış, 230 milyar dolardan 774 milyar dolara çıkarmış bir hükûmettir. Bu Hükûmet, kişi başına millî geliri 3,500 dolardan, 10.700 dolara çıkarmış bir hükûmettir ve rahatsız oluyorlar IMF borcunu azalttığımızdan. “Yolsuzluk” diyorlar. Biz görevi devir aldığımızda IMF’e borç 23,5 milyar dolardı, şu anda bu borç 860 milyon dolara indi Sayın Bahçeli, sizden bunu böyle devraldık. Yolsuzluğun olduğu yerde, 22 milyar dolardan fazla IMF borcu ödenebilir miydi? Yolsuzluğun olduğu yerde, Türkiye, IMF’den borç isteyen ülke konumundan, IMF’e borç verebilecek bir ülke konumuna gelebilir miydi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Az önce şaşırdım. Aman ya Rabbim, bu nasıl siyasetçilik! Güya bürokrasiden, teknokrasiden gelmiş. Merkez Bankasındaki altın rezervini bir kenara koyuyor. Bu nasıl bir anlayıştır ya? Önce bunu bir öğren, bunu da kılavuzlarına bir sor. Merkez Bankası döviz rezervini de 27,5 milyar dolardan aldık. Değerli arkadaşlarım, Merkez Bankasının şu anda döviz rezervi -altın dâhil- 118 milyar 366 milyon dolara çıkmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu bir tarihî rekordur. Yolsuzluğun olduğu yerde bu döviz rezervi 91 milyar dolar artar mı?

Bankalara bakalım: Biz görevi devraldığımızda bankacılık krizi nedeniyle TMSF’ye, kamu bankalarına ve Merkez Bankasına ihraç edilen devlet iç borçlanma senetlerine ilişkin yükü de biz devraldık. Yani bizden önceki dönemler, on yıllar, oralardan biz devraldık. Hükûmetlerimiz döneminde, 2001 krizinin bankacılık maliyeti nedeniyle -değerli arkadaşlarım dolara çevirerek söylüyorum- 111 milyar lirayı ki bunun kademeli olarak bugüne gelişini hesapladığınızda faiziyle 112,5 milyar dolar, bunu biz ödedik, bunu ödedik. Hazinenin yıllık bileşik faiziyle hesapladığınızda, on yıl içinde, bankacılık krizinin 231 milyar lirasını, ki eski rakamla 231 katrilyon lira ödeyen Hükûmete yolsuzluk ithamında bulunulabilinir mi?

Zorunlu tasarruf, değerli arkadaşlarım, 13,5 milyar lira, yani 15,3 milyar dolar eğer ödenmeseydi, bugüne gelseydi faiziyle buna ulaşacaktı. Kim var burada? Memur var. Kim var burada? İşçi kardeşim var. Memurumuzun, işçimizin bu parası ödenmedi, bunu biz ödedik, biz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü devlet işçisine, memuruna nasıl borçlu olabilirdi? Ve bunu ödedik.

Bitmedi. “KEY” diye anılan Konut Edindirme Yardımı gene işçimizden, memurumuzdan; maalesef, borçlanıyorlar, ödeyemiyorlar, onların maaşlarından kestiler ve biz şu anda uyardık ve şu anda bize makbuzlar geldikçe ödüyoruz. Şu ana kadar ödediğimiz değerli kardeşlerim, 3,5 milyar lira, o da 3,1 milyar dolar. Bunu da biz ödedik ve ödemeye devam ediyoruz. Biz hem ödemeleri yaptık hem de borcu düşürdük.

Geçmişte biliyorsunuz ne diyorlardı: Görev zararı. Ziraat Bankasından, 2002 yılından bu yana 16 milyar liranın üzerinde brüt temettü geliri elde ettik. Bakın, şimdi, o görev zararı denilip de konuşulan bankalar, şimdi devlete, hazineye para ödüyor. Geçmişte hep zarar eden bu bankalar, ayrıca 10 milyar lira tutarında kurumlar vergisi ödemesi yaptı.

Değerli arkadaşlarım, takipteki kredilerden bahsediyorlar, hep tüketici kredilerinden bahsediyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, size tekrar ek süre veriyorum Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Herhâlde bizimki biraz torpilli olması lazım yani cevap vereceğim.

BAŞKAN – Ek süre veriyoruz ama lütfen siz de toparlayın.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Çünkü on gün süreyle bütçeyi burada konuşacağız, son gün yine sizler konuşacaksınız. Dolayısıyla ,tamamlarsanız…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Takipteki kredilerin oranı, Ziraat Bankası için yüzde 34,5 seviyesinden yüzde 2,7 seviyesine -bakın, takipteki krediye bakınız, yüzde 34,5’ten yüzde 2,7 seviyesine- Halk Bankası için ise yüzde 45,27 seviyesinden yüzde 2,89 seviyesine düştü. Hisseleri borsada işlem gören Halk Bankasının borsa değeri 5 Aralık itibarıyla 21,6 milyar liraya ulaştı. Bu da bir rekordur.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bütün bunların yanında, şimdi burada çiftçi, esnaf söyleniyor. Ya biraz dürüst olalım. Bakınız, Ziraat Bankasınca çiftçilerimize kullandırılan tarımsal kredilerin faiz oranı biz geldiğimizde yüzde 59’du, bugün yüzde 0 ile yüzde 7,5 arasında.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Hapishanedeki çiftçiler endişeyle izliyor sizi.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, aynı şekilde, bakınız, Ziraat Bankasınca çiftçimize kullandırılan toplam kredi miktarı 228 milyon lira iken Ekim 2012 sonu itibarıyla bu, 72 kat artışla 16,5 milyar liraya yükseldi, 72 kat. Türkiye'yi değerli arkadaşlarım, Halk Bankasıyla da farklı bir şekilde tanıştırdık. Yine, yüzde 47 faizle Halk Bankası esnaf ve sanatkârımıza kredi verirken o da şimdi 5 ila 7,8 arasında faizle kredi veriyor. Orada da yine yüzde 43 arttı.

Değerli arkadaşlarım, ulaştırmaya bakıyoruz. Geldiğimizde Türkiye'de toplam bölünmüş yol ağı 6.100 kilometreydi, yetmiş dokuz yılda buraya varıldı, biz on yılda 16.103 kilometre bölünmüş yol yaptık. Şu an Türkiye'nin 22 bin kilometre bölünmüş yol ağı var. Kara yolları için yaklaşık 90 katrilyon, 90 milyar harcama yaptık ve Türkiye'de hava yolu taşımacılığı 26 ilde yapılıyordu. Şimdi 48 hava limanından artık, uçaklarla hava taşımacılığı yapıyoruz. Yolcu trafiğini 34,5 milyondan aldık, 3,5 kat artışla şu anda 118 milyon kişiye ulaştırdık. 1951’den 2003’e kadar elli iki yılda 945 kilometrelik demir yolu ana hat çalışması yapılmıştı, on yılda biz 1.076 kilometre ana hat çalışması yaptık. Elli iki yıl boyunca bizim dönemimizdeki hızla, bizim dönemimizdeki performansla demir yolu eğer inşa edilseydi 5.595 kilometre demir yolu yapılırdı ve bu arada Türkiye’yi hızlı trenle tanıştırdık. Biliyorsunuz, Ankara-Eskişehir -şimdi Eskişehir-İstanbul etabı yapılıyor- Ankara-Konya, Ankara-Sivas, buralar yapılıyor ve demir yollarımız için on yılda 24,6 milyar liralık, yaklaşık 25 katrilyon liralık yatırım gerçekleştirdik ve burada da yoğun çalışmalarımız yine devam ediyor.

Toplu konutta 559.840 konut, bunun 440 binini sahiplerine teslim ettik.

Değerli arkadaşlarım, şurada önemli olan bir konuya geliyorum: Eğitim konusu. Eğitim üzerinde, millî bütçede 1’inci sırada yer alan eğitimde on yılda 181.419 yeni derslik açtık, 92 yeni üniversite kurduk, 76 üniversitemiz vardı, şu anda 168 üniversitemiz var, üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı ve öğretmen sayısını da… Yine burada şu söyleniyor: “Öğretmenlerimiz bekliyor.” Değerli arkadaşlar, bunların hepsi bütçe meselesidir. Biz geldiğimizde sınıfların hâlini biliyorsunuz ne idi ama şimdi ortalamayı aldığımızda 20 öğrenciye 1 öğretmen düşüyor ve şu anda öğretmen sayımız 773.954’tür. Bizim dönemimizde atanan öğretmen miktarı 357.324. Hassasiyetimiz bu kadar önemle devam ediyor.

Sağlıkta 1.078 adet sağlık tesisi yapılmıştı -bizden önce on senede- iktidarımız döneminde 8,5 milyar lira harcayarak 2.114 adet sağlık tesisi inşa ettik. Kamu-özel ortaklığı finans modeliyle şimdi 30 noktada şehir hastaneleri kuruyoruz ve 44.835 nitelikli yatağımızda vatandaşlarımızın sağlık hizmetini en güzel şekilde almasını sağlayacağız.

Burada bir şeyi daha söyleyeyim: Göreve geldiğimizde 178 bin insan gücü varken bu rakam bugün 462 bine çıkmıştır; sağlıkta attığımız bu adım.

Ayrıca, değerli arkadaşlarım, şurası çok önemli: 4’ü uçak, 19’u helikopter olmak üzere 23 hava ambulansıyla sağlık hizmetlerini sürdürüyoruz.

Diğer teferruatlara girmeyeceğim, vakit iyice daraldı. Adalet saraylarına girmeyeceğim, bu konuda da yine ciddi manada daraldık, bunun farkındayım. Sizleri de, daha fazla, huzurlarınızı meşgul etmek istemiyorum. Ancak işsizlik konusuna biraz haksız yaklaşım yapıldı ve göreve geldiğimizden bu yana bu küresel krizlere rağmen 2009 yılının 2’nci çeyreğinden bugüne kadar yaklaşık 4 milyon kişiye biz istihdam sağladık.

BAŞKAN – Sayın Başbakan, lütfen, tamamlarsanız... Sayın misafir geldi. O da hitap edecek.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (İstanbul) – Bitiriyorum.

İşsizlik oranı ağustos ayı itibarıyla yüzde 8,8 ile son on yılın en düşük seviyesine geriledi. Bakın, kadınlarda, 2004 yılında kadınların iş gücüne katılımı yüzde 23 iken şu anda yüzde 30’a ulaşmıştır ve son üç yılda sağlanan istihdamın yani 4 milyonun 1,5 milyonunu kadınlar oluşturmaktadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, Orta Vadeli Program’la ilgili vesaire bunlar söylendi. Artık diğerlerini inşallah, finale bırakalım, diğer kalanları finalde konuşuruz diye düşünüyorum.

Hepinizi en kalbî duygularla selamlarken bütçemizin ülkemiz, milletimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan temenni ediyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başbakan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Başbakan konuşmasında Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanının açmış olduğu dava sonucu kazanmış olduğu tazminatlarla Kayserili vatandaşlarımıza sucuk dağıttığını söyledi. Bu tazminatların Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu tarafından ödendiğini ifade etti. Sayın Başbakanın vermiş olduğu bu bilgi gerçeğe aykırıdır.

Genel Başkanımıza ve grubumuza sataşma nedeniyle, 69’uncu maddeye göre söz istiyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sataşma yok Sayın Başkan, sataşma bunun neresinde?

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, sayın konuk kapıda, girmek üzere, müsaade ederseniz onu dinleyelim, ondan sonra aynı birleşim içerisinde olmak kaydıyla zaten gerekiyorsa söz verilir.

Müsaade ederseniz…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Uygundur, peki.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Üçer dakika söz vereceksiniz Sayın Başkan.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Herkes gittikten sonra ne anlamı kalır?

BAŞKAN – Şimdi, Filistin Cumhurbaşkanı Sayın Mahmud Abbas Genel Kurula hitap edecektir, Meclisimizi teşrif etmişlerdir. (Alkışlar)

Sayın Cumhurbaşkanına yüce Meclisimiz adına hoş geldiniz diyorum ve konuşmalarını yapmak üzere kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Cumhurbaşkanı.

VII.- SÖYLEVLER

1.- Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas’ın,  Genel Kurula hitaben konuşması

FİLİSTİN CUMHURBAŞKANI MAHMUD ABBAS – Bismillahirrahmanirrahim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, sayın siyasi parti liderleri, değerli milletvekilleri; Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. (Alkışlar)

Filistin devletinin Birleşmiş Milletlere gözlemci üye statüsüne kavuşmasının ardından kardeş Türkiye’ye ilk resmî ziyarette bulunmaktan büyük mutluluk duymaktayım.

Bu elbette ki garipsenecek bir durum değildir çünkü bizim Kudüs-ü Şerif’i koruyan ve çevreleyen duvarlar Osmanlı Türk duvarlarıdır ve oraya giren kapılar da yine Türk Osmanlı kapılarıdır. (Alkışlar)

Burada Filistin halkı adına Türkiye’ye, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına, Hükûmetine ve halkına sunmuş oldukları yardım ve desteklerden dolayı, Filistin davasına vermiş oldukları destekten dolayı teşekkür etmek istiyorum. Bunun da en sonuncusunu Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanının bizimle birlikte New York’ta yapmış olduğu girişimlerde ve bizi savunmasında açıkça gördük çünkü kendisi Filistin’in üyeliğine çağrıda bulunmuş ve bütün dünya ülkeleri ve halkları arasında layık olduğu konuma yerleştirilmesi için çağrıda bulunmuştur.

Burada bir şey söylemek istiyorum: Ahmet Davutoğlu New York’a sıradan bir ziyaretçi olarak gelmedi, kendisi oraya bir aktif rol oynamak üzere geldi. Çünkü kendisi durmadı orada, bütün dünya ülkeleriyle iletişime girdi ve Filistin’in bu üyeliği elde edebilmesi için elinden gelen maksimum çabayı gösterdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu münasebetle tabii ki Endonezya Dışişleri Bakanını da kutlamak istiyorum. Kendisi de orada, genel kurulda bizimle birlikteydi, bizim yanımızda yer aldı.

Şu an yaptıklarımız sadece bir başlangıç ve sonuç değil. Önümüzde hâlâ uzun ve çetin bir yol var ancak bizler doğru yol üzerinde ilerlemekteyiz ve başkenti Kudüs olan, 1967 sınırları üzerinde tam bağımsız bir Filistin devletine ulaştıracak doğru yol üzerindeyiz ve bu Filistin’in başkenti de Kudüs olacaktır inşallah. (AK PARTİ ve BDP sıralarından alkışlar) Bu ulusal başarı, büyük ulusal başarı geçici sınıra sahip devletin komplosunu sona erdirmiştir. Bu komplo, bildiğiniz gibi İsrail tarafından sürdürülen bir komplodur ve bu başarı 1967 yılında işgal altında olan Filistin’in bağımsız olduğunu vurgulamakta ve Filistin’in başkenti Kudüs olan bir devlet olacağını ve Kudüs’süz bir Filistin’in de olmayacağını vurgulamaktadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, hanımefendiler, beyefendiler; Filistin uzlaşı sürecine girmiş durumdayız. İşgal altındaki Filistin devleti, içerisinde Kudüs’ün de bulunduğu Batı Şeria ve Gazze’den oluşmaktadır. Ancak bu bölgeler, asla ve asla parçalanamaz, tek bir coğrafi bütünlük arz etmektedir ve bizler en yakın zaman içerisinde, en acil zaman içerisinde Kahire ve Doha anlaşmalarını hayata geçirmeyi arzulamakta ve halka dönerek, halka rücu ederek uzlaşı sağlamak suretiyle cumhurbaşkanlığı, yasama ve parlamento seçimlerini gerçekleştirmeyi arzulamaktayız ve bizim bütün umudumuz, kardeş Türkiye’nin ve yine diğer dünya ve İslam âleminden kardeşlerimizin, kardeş ülkelerimizin Gazze ablukasının kaldırılması konusunda çabalarını talep etmekteyiz.

İsrail Hükûmeti, bizi cezalandırmak için paralarımızı bloke etme kararı aldı ve yine çok açık bir şekilde Kudüs ve çevresinde binlerce yeni yerleşim birimleri inşa etme niyetinde olduğunu ilan etti. Her ne kadar, bu gerçekleşirse özellikle de E1 bölgesinde şüphesiz bizler o durumda başka şekilde cevap vereceğiz ve halkımızın korunması ve topraklarımızın ve kutsal mekânlarımızın korunmasını şüphesiz elimizden gelen şekilde ve ilgili uluslararası kuruluşlara rücu ederek sürdüreceğiz.

Bugün bizler, barış için ve barışa bir fırsat tanımak istiyoruz ve İsrail Hükûmetini üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeye çağırıyoruz. Üzerine düşen görev: Yerleşim yerlerinin genişletilmesini durdurması, tutukluları serbest bırakması ve 2008 yılında durdurulan müzakerelere geri dönmesi, belli bir takvim içerisinde bunu gerçekleştirmesi çağrısında bulunuyoruz.

Sayın Başkan, hanımefendiler, beyefendiler; ben bugünü yani 10 Aralık 2012’yi asla unutmayacağım ve Filistin halkı da bugünü bir tarihî gün olarak belleklerinde anacaklardır çünkü ben burada yüce Türk milletinin Millet Meclisinin önünde konuşmakta ve Filistin devletinin resmî olarak tanınmasından sonra ilk ziyaretimi buraya yapmış bulunmaktayım. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Size teşekkür ediyorum hanımefendiler, beyefendiler; Türkiye’ye teşekkür ediyorum; Cumhurbaşkanına, hükûmetine ve halkına teşekkür ediyorum; bize, bütün sunmuş olduğunuz ekonomik, diplomatik ve politik desteklerinizden dolayı minnettarım.

Son olarak da, burada hepimiz, Gazze ablukasını kırmak için hayatlarını feda eden Türk şehitlerini ve yine Filistin şehitlerini rahmetle anıyoruz.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. (Ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Cumhurbaşkanı.

Sayın milletvekilleri, Filistin Cumhurbaşkanı Sayın Mahmud Abbas Genel Kuruldan ayrılmaktadır.

Evet, Sayın Hamzaçebi, sizin talebinizi aldım.

Bir arkadaşımızın daha, Sayın Baluken’in de bir talebi var. Ona göre işlem yapacağım.

Sayın Baluken, bir talebiniz vardı herhâlde.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başbakan konuşması sırasında Eş Genel Başkanımızın konuşmasına atfen bazı değerlendirmelerde bulundu ve grubumuzu itham altında bırakacak şekilde “Çocuklara taş ve molotof veren sizler değil misiniz?” diye bir suçlamada bulundu.

Müsaade ederseniz ona cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Hamzaçebi, yeni bir sataşmaya meydan vermemek üzere iki dakika söz veriyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, İki dakika olur mu efendim?

BAŞKAN – Ben arkadaşlarıma sordum, usulde iki dakika veriliyor. Ben de aynen daha evvelki uygulamaları yapıyorum yani yeni bir kural ihdas etmedim.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP Grubuna ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, iki dakika değil, üç dakika, dört dakika, beş dakika, usul üzerinde çok konuştuk ama bu konuyu bir tartışma konusu yapmayacağım. Ama bu tutumunuzun adalete uygun olmadığını, doğru olmadığını Genel Kurula şikâyet ediyorum.

Şimdi, Sayın Başbakan, Kayseri Büyükşehir Belediyesiyle ilgili bir dava konusunda bilgi verdi. Vermiş olduğu bilgiler gerçeklerden tamamen uzaktır. Kayseri Büyükşehir Belediyesiyle ilgili olarak, Sayın Genel Başkanımızın geçen yılki bütçe konuşmasında ortaya koyduğu iddialar nedeniyle Genel Başkanımız ve Cumhuriyet Halk Partisi adına açılmış toplam 40 dava vardır; bunlardan 33’ü sonuçlanmıştır, 7’si devam ediyor. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanının -belki Sayın Başbakanın da- açtığı davaların 30 adedi reddedilmiş yani Sayın Kılıçdaroğlu bunları kazanmış. 3 davada kısmen kabul, kısmen ret kararı verilmiş ve şu ana kadar 52 bin TL’lik tazminata hükmedilmiş, sadece 20 bin lirası yatırılmış, diğeri için tehiri icra kararı söz konusudur. Ayrıca bunlar mahkeme kararıdır, temyiz edilmiştir. Şimdi, Sayın Başbakan, bunları kesinleşmiş bir mahkeme kararı olarak sunmak suretiyle Yargıtayı da baskı altına almak istiyor. Bu, yargı bağımsızlığına gölge düşüren bir uygulamadır.(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ayrıca size şunu söyleyeyim: Sayın Kılıçdaroğlu hakkında açılmış olup da Sayın Başbakanın mahkemede kazandığı 2 dava Yargıtay tarafından reddedildi. Sayın Başbakan neden bundan söz etmiyor? Sayın Başbakana bunlar yakışmıyor. Sayın Başbakanın verdiği birçok bilgi var; hepsi yanlış. Sayın Başbakana Sayın Babacandan bilgi almasını tavsiye ederim. Kısa vadeli borç nedir? Döviz rezervi nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bunlar ancak döviz rezervini karşılama oranıyla mı değerlendirilir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Lütfen arkadaşlar… Müzakerelerin sonuna geliyoruz, lütfen…

Sayın Baluken, buyurun, size de iki dakika… (BDP sıralarından alkışlar)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şimdi, iki dakikada, tabii, herhangi bir şey söyleyemeyeceğiz ama özellikle Başbakanın hakaret eden, rencide eden, tehdit ve şantaj içermeyen eleştirilerini biz başımız gözümüz üstüne biliriz ve gelir, burada cevabını veririz.

Şimdi, Başbakan diyor ki: “Çocuklara taş ve molotof veren siz değil misiniz?” Biz değiliz Sayın Başbakan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …ama bakın, 1 Nisan 2006’da “Güvenlik güçlerimiz çocuk da olsa, kadın da olsa kim olursa olsun gereğini yapar.” diyen Başbakandır ve onun üzerine gereğini yapan polis şiddetiyle yaşamını yitiren Kürt çocuklarının isimlerini sayayım: Abdullah Duran, 9 yaşında, Diyarbakırlı; Enes Ata, 8 yaşında, Diyarbakırlı; İsmail Erkek, 8 yaşında, Diyarbakır; Fatih Tekin, 3 yaşında, Diyarbakır; Ahmet Araç, 17 yaşında, Mardin… 22 isim burada, hepsini zaman olmadığı için saymayacağım.

Sayın Başbakan, Kürt çocuklarıyla ilgili eğer bir merakınız varsa Ceylan Önkol’u bilirsiniz herhâlde. Uğur Kaymaz’ı, 12 yaşındaki vücudunda 13 kurşunla katledilen Uğur Kaymaz’ı bilirsiniz. Adana’da toplumsal gösteri sırasında katledilen Mazlum Akay’ı bilirsiniz, Roboski’de savaş uçaklarıyla parçalanan Kürt çocuklarını bilirsiniz, Pozantı Cezaevinde insanlık dışı muamelelere maruz bırakılan Kürt çocuklarını bilirsiniz. Bütün bunları bilerek buraya gelip çocuklarla ilgili konuşmanızı doğrusu biz herhangi bir yere koyamıyoruz.

Diğer taraftan, bölgesel gelişmişliklerle ilgili bazı şeyler söyledi. Verdiği bilgilerin tamamı, bölgeyle ilgili bilgilerin tamamı doğru değil. Zaman olmadığı için söyleyeyim, Kalkınma Bakanlığının 2003 ve 2012 yılındaki gelişmişlik sıralamasına göre son iller: Bingöl, Urfa, Mardin, Van, Bitlis, Siirt, Şırnak, Ağrı, Hakkâri ve Muş.

Bakın, teşvik sıralamasında 21 bölge iline giden teşviklerin toplamı Bursa ili kadar değildir. Avrupa Birliğinden bölgeler arası eşitsizliği gidermek için gelen teşviklerin dağılımını söyleyeyim. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baluken.

On gün konuşacağız burada, on gün konuşacağız. Bakiye görüşlerinizi o zaman dile getirirsiniz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Peki.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Baluken konuşurken…

BAŞKAN – Önce Sayın İnce’nin bir talebi var, ondan sonra sizin talebinizi…

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Başbakan, Sayın Genel Başkanımıza yönelik olarak “İsrail’le kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmaları açıklamazsan müfterisin.” dedi. Bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum. Hakaret etti Sayın Genel Başkana.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, Grup Başkan Vekilleri sataşmadan dolayı söz aldı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Taksit taksit söz alınır mı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hakaret etti…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Böyle bir usul var mı Sayın Başkan? 

BAŞKAN – Şimdi, tabiatıyla adalet içerisinde bir şeyi yönetmeye çalışıyoruz. Diyelim ki bir başka grup başkan vekili arkadaşımız da, şimdi o da söz isterse bu iş bir sıkıntı konusu olabilir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, hakaret varsa… Ben bir belge açıklayacağım.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Yeni bir sataşmaya meydan vermeden…

Bakın, şu ana kadar sükûnet içerisinde olabildiğince geldi. Hassaten rica ediyorum...

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başbakan bunu ilk kez yapmıyor. Bakınız, 6/6/2009 tarihinde Kütahya il kongresinde konuşuyor ve kendisinden önceki koalisyon hükûmetini kastederek İsrail ile gizli anlaşmalar yaptığını, gizlilik kaydı olmasa bunları açıklayacağını söylüyor. Ben de bunun üzerine bir soru önergesi verdim. Siz Hükûmet olarak İsrail’le anlaşma yaptınız mı, gizli anlaşma yaptınız mı diye. Sayın Davutoğlu’nun imzası var burada. Bakın, aynen şöyle diyor: “Bölgedeki ve dünyadaki birçok ülkeyle olduğu gibi İsrail ve ülkemiz arasında da çeşitli anlaşmalar akdedilmiştir…”

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) - Ne var bunda?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bak, devam ediyor… Evet, oraya geliyorum, merak etme, acele etme, bekle, bak. En altta da şöyle diyor: “Bununla birlikte, söz konusu anlaşmalardan bazıları hizmetin gereği dolayısıyla gizli olup bunlar dışındakiler Resmî Gazete’de yayınlanmaktadır.” Demek ki siz soru önergesine verdiğiniz cevapta İsrail’le gizli anlaşma yaptığınızı kabul ediyorsunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Söyleyin, söyleyin.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sizin bakanınızın imzası var burada.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen.

AHMET YENİ (Samsun) – Öyle yok, belge gösterin.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ahmet Davutoğlu, Sayın Davutoğlu imzalamış, belge burada. Bu, şuna benziyor…

BAŞKAN - Lütfen arkadaşlar… Sayın Yeni, en önde oturuyorsunuz oradan hiç durmadan…

Affedersiniz, bir dakikanızı rica ediyorum.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ama süremi çalıyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yok çalmıyorum, süre veririm merak etmeyin.

Siz laf attıkça oradan işin burada idaresi zorlaşıveriyor. Arkadaşlar, yarım dakika sabredeceksiniz yani bu laf atmaların kimseye bir faydası olmuyor yani sizin attığınız lafları kamuoyu da duymuyor ama bizim işimizi zorlaştırıyorsunuz, bakın bitmişti şimdi bu görüşme.

Devam edin Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu aynen şuna benziyor: Referandum öncesinde Kayseri meydanına gidip “Oslo’da görüştüğümüzü söyleyenler şerefsizdir, namussuzdur, alçaktır.”a benziyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Siyasi konuşma ama.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yine bir başka konu daha, bir başka konu daha, yani CHP’li belediyeler PKK’ya yardım etti diye Başbakan bunları konuştu. Biz bu konuda gensoru verdik, “Hangi belediyeler, bunları açıkla” dedik ama Sayın Başbakan bunları açıklayamadı ama Türkiye’nin geldiği noktaya bakın ki Kayseri Belediye Başkanı ana muhalefet Genel Başkanına dava açabiliyor ama CHP’li belediye başkanları Başbakana açamadı. Korktular, her gün gelir müfettişle uğraşırız diye. Açık açık hakaret etti. Hangi CHP’li belediyeler PKK’ya yardım etti açıklayın. Gensoru verdik açıklayamadınız, buraya çıkın bunları söyleyin. Sayın Genel Başkanımıza “müfteri” demişti Sayın Başbakan gizli anlaşma belgesini açıkladım, lazım olanlara oradan fotokopisini gönderirim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Buyurun Sayın Elitaş.

Size de iki dakika süre veriyorum.

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu iyi anlamak gerekir, söylenen söz: “Gizli kapaklı, kapalı kapılar arkasında anlaşma yapıyorsunuz.” deniyor. Nedir bu? “Türkiye ile İsrail arasında, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile İsrail devletinin Başbakanı veya yetkilisi arasında ikili gizli anlaşmalar yapılıyor.” ifadesidir. Sayın Başbakanın 6 Haziran 2009 tarihindeki söylediği hadise farklı. “Bizden önceki dönemde de uluslararası meseleyi ilgilendiren, gizlilik ihtiva eden konularla ilgili anlaşmalar yapılmıştır, bizim zamanımızda da yapılmıştır.” diye ifade ediyor. Bunda “Gizli kapaklı anlaşma yaptı.” diye ifade etmenin, olayı çarpıtmanın, farklı bir yöne gitmesini anlatmanın ne manası var?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İsrail’le ilgili değil o, İsrail’le ilgili yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - İsrail’le ilgili anlaşmamız yok.

İki: Sayın Hamzaçebi söyledi, dedi: Doğru, 52 bin lira para yatmış, 20 bin lirası tahsil edilmiş, 20 bin lirası sucukçuya peşinat olarak verilmiş, 75 bin liralık kalan kısım da, 55 bin liralık kısım da alınacakmış ama ihtiyati tedbir koyduklarından dolayı o para alınamamış yani davanın sonucunda eğer o para gelirse 55 bin liralık kısım da Sayın Kılıçdaroğlu’ndan… Sucukçu demiş ki: “Ben güveniyorum, 20 bin lirayı peşinat olarak yapıyorum…” vadeli satış diye yapmış. Yani sucuklar Sayın Kılıçdaroğlu’ndan, bunu izah etmenin veya itiraz etmenin ne manası var? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakın, dava numaraları da doğru, Sayın Hamzaçebi’nin de söylediği gibi 52 bin lira.

Üç: BDP Grup Başkan Vekiline söylüyorum: Sayın Başbakan BDP’yi itham edici bir şey konuşmadı. Eğer burada kitaba bakarsanız 11’inci sayfada, terör örgütüyle ilgili konuşuyor, diyor ki…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Eş başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -  …“Terör örgütü de çok iyi biliyor ki eğer o çocuklar okullarda okurlarsa, okula giderlerse dağa çıkmayacaklar, o çocuklar okula giderlerse o çocukların eline taş verip atamayacaklar, molotofkokteyli atamayacaklar.” 

SIRRI SAKIK (Muş) – “Eş Başkan” dedi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - İyi dinleyememişsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yani burada terör örgütüyle o kadar özdeşleştiniz mi yoksa yanlış mı anlıyorsunuz? Eş Başkanın başka konuyla ilgili… (MHP sıralarından “Oslo, Oslo” sesleri)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Baluken, terör örgütünün savunma kürsüsü değil burası.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, şimdi, aleyhte olmak üzere söz sırası Balıkesir Milletvekilli Sayın Ahmet Duran Bulut’a ait. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bulut, sizin de süreniz on dakika.

Buyurun efendim…

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S. Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/649, 3/1003) (S. Sayısı: 362) (Devam)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’yla 2011 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, nezaket gösterseler…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerinize oturunuz. Değerli milletvekilleri, eğer siz dinlemezseniz başkaları da sizi dinlemez. Lütfen yerinize oturunuz. Bir on dakika sabredin, ondan sonra zaten oylamaya geçeceğiz.

Buyurun efendim.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Sayın milletvekilleri, Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmut Abbas’ı dinledik demin. Sayın Abbas’a Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Türkiye'ye hoş geldiniz diyor, Filistin’in Birleşmiş Milletlere üye olmayan gözlemci devlet statüsü kazanmasını tebrik ve takdirle karşılıyor, hayırlı olsun diyoruz. Filistin’in Birleşmiş Milletlerin tam hukuklu devlet statüsüne kavuşması da en büyük dileğimiz.

Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmeleri başladığından beri muhalefet ve Hükûmet, iktidar burada görüşlerini ifade etmekteler. İktidar on yıldır bu ülkeyi tek başına, Adalet ve Kalkınma Partisi, yönetmektedir. Eğitimden ekonomiye, turizmden teröre, tarımdan ticarete, 2012 rakamlarıyla hep karşılaştırmaktalar ve karneyi vatandaşın verdiğini ifade ederek çok başarılı olduklarını iddia etmekte ve buna da samimi olarak inandıklarını görmekteyim. Üzülerek ifade ediyorum ki, Türkiye, aldıkları Türkiye değil yani tarımı ele alın, kendi kendine yeten bir ülke on yılda bir ithal ülkesine döndü. Bu ülke tarihinde ilk defa kurbanlıkları ithal etti.  Tarımda, önceden, 1 inek 1 eve bakardı, bugün 1 ev 1 ineğe bakamaz hâle geldi. Yem fiyatlarının yüksekliği nedeniyle vatandaş hayvanlarını besleyemiyor; saman ithal edilir hâle geldi Türkiye’de. Eğer bununla övünülüyorsa “pes” derim ben. Tarım Bakanı burada, diğer bakanlar burada, bir vicdan muhasebesi yapmalarını bu bütçe dolayısıyla diliyor, 2013 yılında bu yanlışlardan dönülmesini temenni ediyorum. Yoksa, biz, Hükûmetin, iktidarların başarılı olmasını, vatandaşın yaralarını sarmasını, insanların refah seviyesini yükseltmelerini isteriz, bekleriz, buna karşı olan kim olabilir? Ancak, ortada görünen tablo maalesef öyle değildir. Rakamlar veriliyor, rakamlarda millî gelirin kişi başına şu kadar yükseldiğinden bahsediliyor. Ben de diyorum ki evet, bir yükselme var Türkiye’de, ancak şunu da söylesenize sayın yönetim, Sayın Hükûmet: Nüfusun yüzde 20’si millî gelirin yüzde 46,7’sini alıyor. En alt gelir dilimi ise millî gelirin 5,7’sini alıyor. Yani en üst gelir dilimi ile en alt gelir dilimi arasında, Türkiye’de, 8 kat var. OECD raporlarında deniyor ki: “Bir ülkede, en alt gelir grubu ile en üst gelir grubu arasındaki fark 8 kat olursa o ülkede kargaşa olur, kaos olur.” Sizin bunu önlemek gibi bir niyetinizin olmadığını bu iddialardan görmekteyim. “Allah milletimizi korusun.” temennisinde bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçenin içeriğine baktığımızda, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 26’sını yönlendiren bir bütçe önemli bir bütçe. Bu bütçenin kamuoyunda yeterince tartışılıp olgunlaşarak buraya gelmesi gerekirken burada tartışılır hâle geldi, kamuoyu, sivil toplum kuruluşlarının görüşleri gözden uzak tutuldu.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetinin bu ülkede takip ettiği yol, bir ithal ekonomisini ülkede hakim kıldı, üretimi durdurdu. Yani biz, Ege’nin ovalarında, Akdeniz ovalarında pamuk üreten bir ülkeyken, Yunanistan’dan pamuk almaya ve Yunan çiftçisini zenginleştirmeye çalıştık.

Ülkedeki yoksul sayısını rakamlara vurarak, 9 milyon 600 bin yeşil kartlı, yani -devletin istatistiklerine girmiş- her ay kendisine baktığımız, yoksul, mağdur insanlarımızın sayısını çoğalttık.

Üretimi özendirmek, ülkede birlik ve beraberliği sağlamak iktidarın görevidir; bunu sağlayıp, ülkede üretimin artırılması, üretimin teşvik edilmesi gerekir. Bu ülkede biz sıvı yağa 3 milyar dolar para verirken, bu ülkenin çiftçisi mi yok, bu ülkenin tarlaları mı yok, niçin bu ülkede üretilmiyor da 3 milyar dolar dışarıya veriyoruz? Bunların muhasebesinin yapılması lazım her yıl bütçelerde. Tarım Bakanlığının, bunun artırılması için gayretleri olması lazım. “Ziraat Bankası vatandaşa şu kadar kredi verdi.” diye ifade ediliyor. Bu kredileri vatandaş ödeyebiliyor mu? İfade edildiği gibi, açılan mahkemeler kanalıyla vatandaşlar icralarda evlerini, traktörlerini kaptırmış durumdalar. Balıkesir’in Havran ilçesinin Kobaklar diye bir köyü var, köyün tamamı bankanın. Herkes birbirine kefil olmuş, hiç kimse parasını ödeyememiş, köyün tamamı bankanın eline geçmiş. Bunun gibi nice köyler, nice mağdur insanlar var.

İntiharların had safhaya vardığı, boşanmaların arttığı gerçeğini siz halkın arasına girdiğinizde görmüyor musunuz? Bu muhasebeyi yapmak, vicdani bir öz eleştiride bulunmak gerekir diye düşünüyorum.

Bütçede Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan pay, bu sene geçen yıla nazaran artırıldı. Yüzde 12 civarında olan bu artış Millî Eğitim Bakanlığının, Hükûmetin 4+4+4 zıtlaşması, inatlaşmasıyla getirdiği sistemden kaynaklanıyor. Bu sistemin alt yapısını telafi etmek için bu parayı kullanacaklar.

Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı, diğer bakanlıklarda da olduğu gibi, bir keşmekeşin içerisinde. Teşkilat yapısında başların ayak, ayakların baş yapıldığı, 5 yaşındaki çocuğun, inatla “altmış aylık” üzerinde durup, sabahın yedisinde, yedi buçuğunda okula gidip, öğlencilerin akşamın saat 19.15’inde okuldan çıktığı, okullarda güvenliğin olmadığı, uyuşturucunun had safhada bulunduğu bir sistem içerisinde, bütçede, Millî Eğitim bütçesinde eğitime ayrılan pay, yüzde 6’dır. Bu payın yüksek olduğunu ifade eden yetkililere ben, 2002 yılında bu payın yüzde 17 olduğunu ifade etmek istiyorum. Yüzde 6’lık eğitim öğretime ayrılan paydan elde edilecek ne olabilir? Bu gerçekleri bir kenara bırakan Hükûmet ve Bakanlık, ısrarla gündem değiştirmek, bu eksikleri örtmek, öğretmen açığını göz ardı etmek, atama bekleyen öğretmenlerin çaresizliğini örtmek adına bir kılık kıyafet serbestîsi şeklinde bir yönetmelik ortaya çıkardı.

Değerli milletvekilleri, artık Türkiye, elli yıl öncesinin Türkiye’si değil, siyah önlükler, beyaz yakalar yok. Her okulun bir adı, bir kimliği var, bir üniforması var. O okulun öğrencisi dışarıda tanınır. “O okulun öğrencisiyim” diye dışarıda yanlış yapmaktan çocuk çekinir. O okulun öğrencileri dışarıda veli ve öğretmenler tarafından takip edilir. Eğitimleri okulun dışında da sürdürülür.

Şimdi “Velilere forma parası yüksek geliyor.” diyor Sayın Bakan, böyle bir garip iddia içerisinde. Bu gerekçeyle bunu getirdiklerini ifade ediyor. Çünkü Sayın Bakan, Millî Eğitim Bakanı öğrencileri müşteri, öğretmenleri üç ay yan gelip yatan, öğretmen adaylarını da Eminönü Camii bahçesindeki güvercinler olarak görmektedir. Böyle bir bakış açısı içerisinde Türkiye’nin sorunlarının çözülmesi ve eğitim öğretimin bu şekilde bakılarak bir yerlere götürülmesinin mümkün olmadığını ifade ediyorum.

Bütçenin 2013 yılında ülkemize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarında alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bulut.

Sayın milletvekilleri, 2013 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, 2013 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım.

2013 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2011 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece 2013 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Şimdi sırasıyla her iki tasarının da 1’inci maddelerini okutuyorum:

2013 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI

BİRİNCİ BÖLÜM

Gider, Gelir, Finansman ve Denge

Gider

MADDE 1- (1) Bu Kanuna bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 396.705.004.350 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 45.002.167.100 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 2.363.741.000 Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN

HESAP KANUNU TASARISI

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) 6091 sayılı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 306.648.678.330 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 26.598.692.500 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 1.902.505.000 Türk Lirası, ödenek verilmiştir.

(2) 2011 yılı merkezî yönetim konsolide ödenek toplamı 312.572.607.330 Türk Lirasıdır.

(3) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası merkezî yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2011 yılı bütçe giderleri toplamı 307.039.341.688,16 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2011 yılı bütçe giderleri toplamı 39.565.670.210,76 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2011 yılı bütçe giderleri toplamı 1.999.731.768,15 Türk Lirası, olarak gerçekleşmiştir.

(4) 2011 yılı merkezî yönetim konsolide bütçe gideri toplamı 314.606.791.642,93 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN -  Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 164’üncü maddesi uyarınca, Bütçe Kanunu Tasarısı’yla Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmeleri birlikte yapılacağından, okunmuş bulunan 1’inci maddeler kapsamına giren kuruluşların 2013 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesaplarının görüşülmelerine yarınki birleşimde başlanacaktır.

Programa göre, kuruluşların bütçe ve kesin hesaplarını görüşmek için alınan karar gereğince, 11 Aralık 2012 Salı günü, yani yarın saat 11.00'de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hepinize iyi akşamlar, iyi geceler diliyorum.

 

Kapanma Saati : 22.21