DÖNEM: 24                              CİLT: 35                   YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

32’nci Birleşim

30 Kasım 2012 Cuma

 

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi’nin, 29 Kasım Filistin Halkıyla Dayanışma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’in, Büyükşehir Yasası ve Malatya’ya ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, ülkemize kurulacak olan Patriot füze sistemlerine ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in kızının Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanamadığı hâlde hangi yönetmelik ve kurallara göre bu okula yatay geçiş yaptığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ili Cerattepe mevkisinde maden işletilmesiyle ilgili olarak Trabzon Bölge İdare Mahkemesinin verdiği karara ilişkin açıklaması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Filistin’in Birleşmiş Milletlerde gözlemci üye olmasına ve ezilen bütün mazlum halkların özgürlüklerine kavuşmasını dilediğine ilişkin açıklaması

4.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon ilinin Köprübaşı ilçesine bağlı Beşköy beldesinde selden zarar gören belediye binasının Millî Eğitim Bakanlığına devredilerek okul olarak kullanıldığına ve bu okuldaki öğrencilerin can güvenliğinin olmadığına ilişkin açıklaması

5.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Şubat 2013’te atama bekleyen öğretmenlerin Başbakandan randevu alabilmek için soğuk havada Abdi İpekçi Parkı’nda beklediklerine ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu olarak Filistin halkının özgürlük mücadelesini desteklediklerine, Filistin halkına zulmeden İsrail devletini kınadıklarına, engelliler için enerjide bir indirim düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ve atanamayan öğretmenlerin Abdi İpekçi Parkı’ndaki çilesine Başbakanın duyarlı olmasını beklediğine ilişkin açıklaması

7.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın Kozan ilçesine bağlı bazı yerlerde halkın Hükûmetten on yıldır yol yapmasını ve su getirmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Filistin’in Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası toplumda gözlemci devlet olarak tanınması kararına ilişkin açıklaması

9.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Çan’da üretimi durdurulan termik santralle ilgili Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın bilgi vermesini beklediğine ilişkin açıklaması

10.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de Hacılar Köyü’nde bulunan termal suyun işletme hakkının verildiği firmanın Bingöl’deki bütün termal suların işletme hakkına sahip olduğuna ve bunun tekelleşmeye doğru giden bir süreç olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, son yıllarda izlenen yanlış ve kötü politikalar nedeniyle tarım sektöründe ciddi sıkıntılar yaşandığına ve saman ithal edilip edilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Patriot füzesiyle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinden izin alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Tunceli’nin Hozat ilçesindeki fişlemelerle ilgili ne gibi işlemler yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Trabzon Milletvekili Aydın Bıyıklıoğlu’nun, Trabzon ilinin Köprübaşı ilçesine bağlı Beşköy beldesinde 1998’de selden zarar görmüş olan okul binasının 2002 yılı itibarıyla yapılıp eğitime açıldığına ilişkin açıklaması

15.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’dan kendi kurumunda çalışan kaç elemanın yakınlarının HES projelerinde söz ve karar sahibi olduklarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Adıyamanlı çiftçilerin tarımsal sulamada kullandıkları elektrik borçlarının faizlerinin indirimi ya da silinmesi konusunda bir çalışma beklediklerine ilişkin açıklaması

17.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun ifadelerine ilişkin açıklaması 

18.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 23 milletvekilinin, narenciye üreticilerinin yaşadıkları sorunların ve bu ürünlerin ihracat politikasında var olan eksikliklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/435)

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 24 milletvekilinin, ülkemizde pamuk tarımı ve pamuk üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/434)

3.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 28 milletvekilinin, emeklilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/433)

VII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve 24 Milletvekilinin; devlet eliyle yapılması gereken bor tuzlarının aranması ve işletilmesi işlerini ihale ile özel şirketlere yaptırdığı ve bu ihalelere kamu ihalelerine katılması yasaklı kişilerin katılmasına izin verdiği iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/25)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’in Aliağa ilçesinde yaşanan hava kirliliğine ve bu kirliliğin sebep olduğu çevre ve sağlık sorunlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11565)

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Bakanlık tarafından hazırlanan bir çevre düzeni planına Malatya’dan yapılan itirazlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11742)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’nın Simav ilçesinde TOKİ tarafından yapılan deprem konutları ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı  (7/11744)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’nın Simav ilçesinde yapılan deprem konutları için ek ücretler talep edildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11745)

5.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, taş ocaklarının çevreye verdiği zararlara ve taşocağı açılacak yerler için belirlenen kriterlere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11746)

6.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Marmara Denizi’ndeki kirliliğe ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11747)

7.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11748)

8.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, sahipsiz kedi ve köpeklerin toplanıp yasa dışı hayvan ticareti yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/11770)

9.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın yerel ihracat kapasitesinin yükseltilmesi için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/11771)

10.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İstanbul’da yürütülen Kentsel Dönüşüm Projesi’ne ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11925)

11.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Ayvalık Adaları Tabiat Parkı sınırları içindeki bir adada kurulması planlanan rüzgâr enerjisi santrallerinin çevreye vereceği zarara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11926)

12.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi çalışmaları kapsamında verilen yıkım kararlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11927)

13.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, Kırklareli’nin Demirköy ilçesine bağlı bir beldede inşası planlanan termik ve nükleer santrallere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11929)

14.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, özelleştirilen İDO işletmesinin yasalara aykırı uygulamalar yaptığı iddialarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/11955)

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık personelinin maaş ödemelerinin hangi bankaya yatırıldığına ve promosyon ödemesi ile ilgili sözleşmeye ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/12282)

16.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Başbakanın TBMM’deki makam odasında yapılan tadilatın maliyetine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı  (7/12700)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak beş oturum yaptı.

Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, yeni anayasada vatandaşlık tanımına,

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, öğretmenlerin sorunlarına,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Bingöl ilinin sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu, Millî Eğitim Bakanlığının bir genelgesiyle norm fazlası öğretmenlerin rızaları dışında yer değişikliğine tabi tutulduklarına,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığında hizmet içi eğitim programı adıyla hangi beş yıldızlı otellerde organizasyonlar yapıldığını ve Ahmet Pepe’nin sahibi olduğu şirketlere iş verilip verilmediğini öğrenmek istediğine,

Adana Milletvekili Ali Halaman, sanayide Amerikan pamuğu kullanıldığına ve Hükûmetin hasat döneminde ithalatı durdurması gerektiğine,

Ankara Milletvekili Levent Gök, ülkemizi ziyaret eden yabancı heyetlerin Ankara yerine İstanbul’da ağırlandığına ve bu anlayışın altında Ankara’yı başkent olmaktan çıkartacak bir düşüncenin mi yattığını öğrenmek istediğine,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, son dönemde eğitim camiasında yaşanan bazı gelişmeleri getirilmek istenen sistemin bir parçası olarak gördüğüne ve bunun tedirgin edici olduğuna,

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, 1416 sayılı Kanun kapsamında yüksek lisans ve doktora çalışması için yurt dışına gönderilen öğrencilerin sorunlarına,

İzmir Milletvekili Rıfat Sait, 28 Kasım 2012 Arnavutluk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yıl dönümünü kutladığına,

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, Çanakkale’deki aşırı yağışlar nedeniyle çiftçilerin uğradıkları zararların tespit edilip edilmediğini ve yardım eli uzatılıp uzatılmadığını öğrenmek istediğine,

Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner, Isparta-Antalya bağlantısını sağlayan Dereboğazı yolunu duble yol hâline getirme çalışmalarına 2013’te mutlaka başlanması gerektiğine,

İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Şubat 2013’te yapılacak atamalar için Başbakandan randevu almak isteyen öğretmenlerin dört gündür Abdi İpekçi Parkı’nda beklediklerine,

Bursa Milletvekili Necati Özensoy, Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğuna ve Anayasa’dan “Türklük” tanımını çıkarmaya Türk milletinin müsaade etmeyeceğine,

İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi, FİSKOBİRLİK çalışanlarına uygulanan baskıcı tutumlara,

Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu, Trabzon ilinin Of ilçesine bağlı Gürpınar beldesi Kurtuluş Mahallesi’nde Taşan Lisesi yolunun çamur içerisinde olduğuna ve bu yolun bir an önce iyileştirilmesi gerektiğine,

Çorum Milletvekili Tufan Köse, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün tarımsal sulama için açılan su kuyularına sayaç takılması zorunluluğu getiren uygulamasından vazgeçmesi ya da revize etmesi gerektiğine,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Bingöl’de İnönü Mahallesi’nden başlayan kentsel dönüşüm projesinin Afet Yasası kapsamında ele alınmadığına,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Diyarbakır Et ve Balık Kurumu Et Kombinesi Müdürlüğünde yaşanan dolandırıcılık olayına,

Bingöl Milletvekili Eşref Taş, Bingöl iline yapılan hizmetlere,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21 milletvekilinin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde kış aylarında meydana gelen yoğun hava kirliliğinin nedenlerinin (10/430),

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 26 milletvekilinin, ülkemizdeki çiftçilerin ürettikleri ürünleri pazarlama sorunlarının ve yapılması gereken yasal düzenlemelerin (10/431),

Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve 28 milletvekilinin, Suriye’de yaşanan olaylar ve ülkemizin Suriye ile ilişkilerinde meydana gelen değişiklikler neticesinde bölge illerinde ortaya çıkan olumsuzlukların (10/432),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 251’inci sırasında yer alan Kars ilinde hayvancılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/279),

MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan narenciye üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/308),

CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Karadeniz Ereğlisi tersaneler bölgesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önemlerin belirlenmesi (10/283),

Amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde görüşülmesine ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisine,

Adana Milletvekili Ali Halaman, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın Milliyetçi Hareket Partisine,

Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın şahsına,

Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/650) (S. Sayısı: 339),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasında yer alan, Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/625) (S. Sayısı: 342) görüşmelerine başlanarak 8’inci maddesine kadar kabul edildi.

342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin Sözleşme’ye aykırı olduğu gerekçesiyle görüşülüp görüşülemeyeceği konusunda usul görüşmesi yapıldı. Başkanlığın tutumunda bir değişiklik olmadığı açıklandı.

Alınan karar gereğince, 30 Kasım 2012 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere 00.29’da birleşime son verildi.

 

                                                    Şükran Güldal MUMCU

                                                             Başkan Vekili

 

          Özlem YEMİŞÇİ                                                          Muhammet Rıza YALÇINKAYA                       Tekirdağ                  Bartın

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye       

 

         Bayram ÖZÇELİK                                                                     Tanju ÖZCAN

                  Burdur                                                                                       Bolu

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                 No: 42

30 Kasım 2012 Cuma

Teklifler

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan'ın; 23 Kasım Gününün Atanamayan Öğretmenler Günü İlan Edilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/1002) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2012)

2.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın; Bazı İl ve İlçelerin İsimlerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1003) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1004) (Plan ve Bütçe ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2012)

4.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1005) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2012)

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1006) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2012)

6.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün'ün; 4562 Sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1007) (Plan ve Bütçe ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2012)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 28 Milletvekilinin, emeklilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/433) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.01.2012)

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 24 Milletvekilinin, pamuk tarımı ve pamuk üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/434) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.01.2012)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 23 Milletvekilinin, narenciye üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/435) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.01.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Siber Güvenlik Merkezi oluşturulacağı iddialarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/8447)

2.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, kamu kurumlarına ve şirketlere yapılan siber saldırılara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/8449)

3.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Şalpazarı ve Beşikdüzü’ndeki adliyelerin kapatılmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/8943)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 2002-2011 yılları arasında Bakanlık özel kalem müdürlüğüne ve basın müşavirliğine atanan kişilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/8944)

5.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, 2002-2012 yılları arasında cezaevlerinde yaşamını yitirenlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/8945)

6.- Batman Milletvekili Ayla Akat’ın, Batman M Tipi Cezaevindeki bir tutukluya hücre cezası verilmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/8946)

7.- Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın, Dalaman ve Ula adliyelerinin kapatılmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/8972)

8.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, suçluyu övme suçu kapsamında değerlendirilen bazı ifadelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9008)

9.- Elazığ Milletvekili Enver Erdem’in, kapatılan adliyelere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9104)

10.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, kapatılan adliyelere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9105)

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, cezaevlerinde bulunan ağır ve kronik hasta ile engelli mahpus sayısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9106)

12.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kandıra F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan bir öğrencinin mağduriyetine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9107)

13.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, kapatılan adliyelere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9108)

14.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’daki bazı adliyelerin kapatılmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9109)

15.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, taahhüdü ihlalden dolayı verilen hapis cezasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9110)

16.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, 2002-2012 yılları arasında icra dairelerinin ve icrada bulunan dosyaların sayısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9111)

17.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bozyazı ilçe adliyesinin kapatılmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9112)

18.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kapatılan adliyelere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9113)

19.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Türkiye’deki cezaevlerinde bulunan mescitlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9114)

20.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, 1992-2002 ve 2002-2012 yılları arasında AİHM’ye başvuru ve Türkiye aleyhine verilen karar sayısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/9115)

21.- Elazığ Milletvekili Enver Erdem’in, Elazığ’da yapılması planlanan deprem konutlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/9124)

22.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 2002-2012 yılları arasında AK adıyla başlayan kaç adet şirket ismi tescil edildiğine ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/10563)

23.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’daki Emniyet Müdürlüğü binası inşaatına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11058)

24.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Balâ ilçesi ve köylerinde depremden zarar gören konutların yerine TOKİ tarafından yapılan konutlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/11071)

 


30 Kasım 2012 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 29 Kasım Filistin Halkıyla Dayanışma Günü münasebetiyle söz isteyen Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Tanrıverdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi’nin, 29 Kasım Filistin Halkıyla Dayanışma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Birleşmiş Milletler Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü dolayısıyla gündem dışı söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 29 Kasım 1977 tarihinde yaptığı oturumda alınan kararla 29 Kasım Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü olarak ilan edilmiştir. Tüm dünyadaki mazlum milletlerin sembolü olan Filistinli kardeşlerimizin dayanışma gününün özgürlük ve egemenliklerine vesile olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, malumlarınız olduğu üzere, yakın coğrafyamızda birçok yakıcı ve yıkıcı gelişmeler olmaktadır; bunların hepsini gayet dikkatle ve endişeyle takip etmekteyiz. Birleşmiş Milletlerin mazlum Filistin halkına destek olunması amacıyla 1977’de aldığı karar ne yazık ki kâğıt üzerinde kalmıştır. Dünya barışı için açık bir tehdit olan bu durum hem Birleşmiş Milletlerin gücünü zayıflatmış hem de bölge ülkelerinin ve halklarının güvenini sarsmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi, Türkiye, 15 Kasım 1988’de resmen kurulduğu ilan edilen Filistin devletini ilk tanıyan ülkeler arasında yer almıştır. Gönül coğrafyamız içinde yer alan Filistin halkıyla da geçmişte olduğu gibi bugün de tarihî ve kültürel bağlarımızın bize yüklediği sorumluluk duygusuyla millet olarak topyekûn bir dayanışma içindeyiz.

TİKA tarafından Filistin’de, sağlık, teknik yardım, kültürel mirasın korunması, su temini, okul inşası ve eğitim bursu sağlanması başta olmak üzere farklı alanlarda çok sayıda proje yürütülmektedir. 2010-2012 döneminde Batı Şeria ve Gazze’de tamamlanan projelerin toplam değeri 13,2 milyon dolardır. Aynı dönem itibarıyla sürdürülen projelere ise 11,9 milyon dolar kaynak aktarılmıştır.

Yapımı devam eden Gazze Türk-Filistin Dostluk Hastanesi, ülkemizin Filistin’deki en büyük projesidir. 150 yataklı olarak inşa edilmekte olan hastane faaliyete geçtiğinde Gazze Şeridi’nin en önemli sağlık merkezlerinden biri olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Arap Liginin 12 Kasım 2012 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda, Filistin’in 29 Kasımda -yani dün- Birleşmiş Milletlere “Üye olmayan gözlemci devlet” statüsü için başvurması kararlaştırılmıştı. Bu başvuru, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda dün yapılan oturumda 138 ülkenin “evet”, 9 ülkenin “hayır” ve 41 ülkenin “çekimser” oyuyla kabul edilmiş ve Filistin, Birleşmiş Milletlerde tam üyelik yolundaki en önemli adımlardan birini atmıştır. Hayırlı olsun diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası alanda Filistin konusunda farkındalığı artırması ve Dışişleri Bakanlığımızın üstün gayretleri sonucunda “Üye olmayan gözlemci devlet” statüsü kazanan Filistin, Birleşmiş Milletler sistemindeki temsil imkânını bir adım ileriye taşıyarak İsrail’in işgalini, illegal yerleşimleri ve saldırılarını Uluslararası Ceza Mahkemesine taşıma imkânına kavuşmuştur. Bu kararla, Filistin otoritesi yerine artık Birleşmiş Milletlerde özel statüye sahip Filistin devleti vardır.

Sözlerimi burada tamamlarken Hükûmetimizce yürütülen çalışmalardan da güç alarak Filistin halkıyla dayanışmamızı daha da kararlı biçimde sürdüreceğimizi ifade ediyor, Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü’nün sadece mazlum Filistin halkı için değil, tüm ezilen ve sömürülen dünya insanlığı için dayanışmaya vesile olmasını diliyor, hepinize tekrar selam ve saygılarımla teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıverdi.

Gündem dışı ikinci söz, Büyükşehir Yasası ve Malatya hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’e aittir.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’in, Büyükşehir Yasası ve Malatya’ya ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Büyükşehir Yasası ve Malatya’yla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde “Etrafı dağlık, ortası bağlık” diye ifade ettiği dünya kayısı başkenti olan ilimiz Malatya’mız gerçekten iktidarıyla, muhalefetiyle bütün katmanlarıyla mert ve yiğit, kardeşçe yaşayan bir ilimiz olmakta. Özellikle Battal Gazi’nin cesareti, Niyazi Mısrî’nin hoşgörüsü, Turgut Özal’ın vizyonu ve dik duruşu ile ilimizin büyükşehir olmasında özellikle bu kriterin yanı sıra 1’inci, 2’nci ve 3’üncü organize sanayisinin yeni teşvik yasasıyla ekonomide ve Anadolu’da son on yılın en fazla yatırım yapılan ve Doğu Anadolu’da en fazla patent alan, ticari hareketliliği olan bir şehrimizdir. Doğu ile batı arasında âdeta stratejik bir köprü vazifesi gören ilimiz, doğudan batıya, kuzeyden güneye bir geçiş ve kavşak noktası olma özelliği taşımaktadır. Sağlıkta 15’inci sırada yer alan ilimiz sağlık alanında yapılan yatırımlar sonucunda gerek yurt içinden ve gerek yurt dışından gelen hastalara ev sahipliği yapan, en fazla karaciğer naklinin yapıldığı, sağlık turizminin hızla geliştiği bir ilimizdir. Özellikle devlet muhasebe kayıtlarının tutulduğu ilk devlet olma özelliği taşıyan Aslantepe, Battalgazi, Arapgir, Darende ve il merkezindeki tarihî eserlerimizin büyük bir bölümü restore edilerek, Nemrut, Aslantepe ve Battalgazi üçgeninde bütünsellik oluşturulup bölgedeki iç ve dış turizmin ciddi bir şekilde artması için gerekli altyapı oluşturulmuştur.

Öğrenci sayısını 30 bine çıkaran üniversitesiyle…

Malatya’da sulanabilir tarım arazilerinin artırılması çerçevesinde Çerkezyazısı ve Derme ovalarında 161.400 dekar arazi suyla buluştu.

Ayrıca, 12/12/2012 tarihinde Sayın Başbakanımızın da yapacağı açılışla, Boztepe ve Karakaya barajlarımızın açılmasıyla toplamda 157 bin dekar arazinin sulanması ve Yoncalı Barajı’nın bitirilmesiyle bunun 2’ye katlanması…

Malatya ilimizde ekonomide, sağlıkta, eğitimde, ulaşımda, altyapıda, sosyal ve kültürel alanlarda yapılan çalışmalara baktığımızda; Büyükşehir Yasası, AK PARTİ iktidarları döneminde yapılan hizmetlerin taçlandırılmasına vesile olmuştur.

Değerli arkadaşlar, Büyükşehir Yasası Mecliste görüşülürken milletimiz hafızalarında kalacak birçok şeye şahitlik etti. Bunlardan bazıları: 2005 yılında 5302 sayılı Özel İdare Yasası’nın ihdası görüşülürken, muhalefet partileri, Türkiye’nin üniter yapısına halel getireceğini söylediler; şimdi ise yine Özel İdare Yasası’nın kalkmasıyla beraber aynı endişeleri taşıdıklarına şahit olduk. Onların itirazları bu noktadaydı.

Bir diğeriyse, yasa görüşülürken özellikle buna ciddi bir şekilde karşı çıkan arkadaşlarımızın kendi illerinin de bu kapsama alınması için önerge verdiklerine, tutarsız bir muhalefet anlayışında olduklarına şahitlik etmekteyiz. Bu düzenlemeyle köylerden belediye vergi ve harçlarının beş yıl süreyle alınmaması; su ücretinin beş yıl süreyle en düşük su tarifesinin dörtte 1’ini geçmemesi; belediye, mahalleye dönüşen köylere on yıl süreyle gelirlerinin yüzde 10’u kadar altyapı yatırımının yapılması; köylerdeki iş yerlerinin ruhsatlandırılması; büyükşehir olan illerimizde kamu kurum ve kuruluşlarının yatırım ve hizmetlerinin koordine edilmesi, izlenmesi, gerektiğinde de sunulamayan hizmetlerin yerine getirilmesi; afet ve acil durum hizmetlerini sunmak amacıyla yatırım izleme ve koordinasyon merkezinin kurulması ve böylelikle, özel idarelerin kaldırılmasıyla boşluğun oluşturulmaması; il imar bütünlüğünün tek elden yapılması ve yürütülmesi; kendi çalışanlarının dahi maaşlarını ödeyemeyecek durumda olan belediyelerin kaldırılması… Özellikle bu belediyelere yine ana muhalefet partisinin götürüp sandıkları koymasını, insanlarımızı bu konuda biraz daha karşı bir atağa geçmesi noktasındaki gayretlerini de yine vatandaşlarımız gerçekten esefle izlemekte.

Şehirdeki yaşam kalitesinin en ücra köyde yaşayan Ahmet amca ve Ayşe teyzemizin de hakkının olması, büyükşehir belediyesi yetkilerinin icraatta ve hizmette artırılması ve bununla beraber, hizmetlerin daha etkin sunulması gibi sayacağımız birçok yeniliklerin ülkenin yarınlarına, geleceğine ve gelecek nesillerine katkı sağlayacağına inanmaktayız.

Bizim, zihinsel devrim gerçekleştirip yönümüzü geleceğe, yeni ufuklara ve 2023 vizyonuna çevirmemiz gerekmektedir. Aksi takdirde, yönünüzü geçmişe döndürürseniz bu yasaya karşı çıkmanız gayet doğaldır çünkü bu zihniyettekilerin üçüncü yapılacak olan boğaz köprüsüne, duble yollara, sağlıkta dönüşüme ve altmış, yetmiş yıldır devrim niteliğinde yapılan çalışmalara, bizden önce ve bizim dönemimizdeki bütün yeniliklere karşı çıktıklarına şahit olmaktayız. Özellikle muhalefetimizin yeminli mali müşavirler gibi yeminli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – …müzmin muhalefet anlayışından vazgeçmesini ümit ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şahin.

Gündem dışı üçüncü söz, ülkemize kurulacak olan Patroit füze sistemleri hakkında söz isteyen Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’a aittir.

Buyurunuz Sayın Baydar. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, ülkemize kurulacak olan Patriot füze sistemlerine ilişkin gündem dışı konuşması

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Orta Doğu’da ve bölgemizde bir kriz gittikçe derinleşiyor ancak olay bir Suriye krizi olmaktan çıkmıştır. Dışişleri Bakanının Suriyeli muhaliflerle bir yıldır sağlayamadığı birlikteliği geçen hafta Doha’da toplanan Suriyeli muhalifler kendileri sağlamışlar, temsilci seçmişler ve birçok devletçe de tanınmışlardır. Bizim elimizde kalan ise binlerce mülteci, kaynağı belli olmayan milyonlarca liralık harcama ve neden talep ettiğimizi bilemediğimiz, bedelini vatandaşlarımızın ödeyeceği Patroit füze bataryaları. Aslında AKP Hükûmetinin dış politikada zikzaklar çizmesinin nedeni, Dışişleri Bakanının sözlerine aşırı derecede inanmalarıdır. Sayın Bakan, 24 Ağustos 2012 günü, Suriye rejiminin birkaç hafta içerisinde yıkılacağını kamuoyuna açıklamıştı. Dışişleri Bakanının bu öngörüsü o kadar güçlüydü ki, Başbakana bile 5 Eylül tarihinde, “İnşallah en kısa zamanda Şam’a gidecek, Emevi Camii’nde namazımızı kılacağız.” şeklinde fetih konuşması yaptırtmıştı. Bu birkaç hafta geçti ve kasım ayının sonuna gelindi. Sonuç, Esad yerinde duruyor; biz ise NATO’dan Patriot sistemi istiyoruz ama hâla neden istediğimizi bilmiyoruz. Başbakanın önce Patriotlara karşı çıkıp sonra istemesinin nedenlerini bilmek istiyoruz. Ne değişti acaba? Ya da neyin karşılığı bu Patriotlara evet denildi. Nedenlerini ve neyin karşılığı olduğunu bilmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği Bakanı ne demişti birkaç ay önce: “Bugün Türkiye’nin askerî gücü Suriye’yi birkaç saat içerisinde yok edecek noktadadır çok şükür.” Madem çok güçlü bir devletiz, o zaman 15 adet Patriot füze sistemini neden istiyoruz? İsteme nedenimiz Cumhurbaşkanı Gül’ün iddia ettiği gibi, kimyasal silah tehdidine karşı mı yoksa NATO İzmir Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Frederick’in söylediği gibi, Türkiye’ye yapılması muhtemel hava saldırılarını engellemek ve Türk halkını korumak için mi? Biz bir devleti bir kaç saat içerisinde bitirebilecek güçteyiz fakat bize bir kimyasal saldırı veya bir hava saldırısı olursa korunamayacağız diyoruz. Türkiye’ye bir hava saldırısı ihtimali niçin var? Bunu bilmek istiyoruz. Bizim bilmediğimiz yeni düşmanlar mı edindik? Olay nedir? Bunların açıklanmaya ihtiyacı vardır.

Değerli milletvekilleri, Patriotların getirileceği açıklandıktan sonra bir sorun daha ortaya çıktı: Füzelerin komutası kimde olacaktı? Başbakan “Elbette, bizde olacak.” derken Rasmussen fazla dayanamadı ve açıkladı: “Patriotların komutası NATO’da olacak.” Rasmussen tetiğin kimde olduğunu söylemesinin ardından bir şey daha ekledi: “Sistemin maliyeti, Patriotları talep eden ülkeler tarafından karşılanır.” Oysa, Başbakan şöyle açıklamıştı: “Şu anda para ödemek suretiyle Patriot alma durumunda, düşüncesinde değiliz.” Hükûmet üyelerine soruyorum: Sizler füze sistemine ne kadar ödeneceğini bilmekte misiniz? Bütçemize ne kadar maliyeti olacak? Mültecilerin sayısının artmasını bile Birleşmiş Milletlere şikâyet eden, yardım çağrılarında bulunan bir ülke miyiz yoksa Patriotlar için milyonlarca dolar harcayabilecek bir ülke mi? Suriye’deki rejim bir haftalıksa, birkaç saat içerisinde alınabilecekse 15 Patriot sisteminin kurulması ne anlama geliyor? Rusya’nın Ankara Büyükelçisinin söylediği gibi, NATO Suriye’yi işgal mi edecektir? Sakın, bir İsrail-İran savaşında İran’ın İsrail’i vuracağı olası füzeleri engellemek için olmasın bu Patriotlar? Bu Patriotların, artık, Suriye için gelmediği açıktır. Bölgemizde, uluslararası kamuoyunca da öngörülen bir İsrail-İran savaşı kapıdadır. Bu çatışmanın kısa sürede çıkacağı ihtimali ihtimal dâhilindedir. Bu Patriotlar Suriye için gelmediğine göre, Hükûmetin bu kararı, olası bir İsrail-İran savaşında İsrail’i korumak için Türkiye’yi canlı kalkan hâline getirecektir. Gazze’de hıçkırarak ağlayıp İsrail ile görüntüde bir kavga yaratıp el altından İsrail’in jandarmalığına soyunmak halkı aldatmaktır. Ne yazık ki Hükûmet kendi tabanına takiye yapmaktadır.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, bölge ve dünya geleceği açısından, Hükûmetin, oynamış olduğu bu tehlikeli oyundan bir an önce ayrılması dileklerimle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baydar.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş milletvekillerimize kısa söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Sarıbaş? Yok galiba.

Buyurunuz Sayın Tanal.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in kızının Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanamadığı hâlde hangi yönetmelik ve kurallara göre bu okula yatay geçiş yaptığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, Hacettepe Tıp Fakültesi İngilizce Bölümü, bu ülkenin önde gelen, Türkiye’de üniversite sınavlarında ilk 300 kişi arasına girenlerden öğrenci alan tıp fakültesidir. Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in kızı Hacettepe Tıp Fakültesini kazanamadığı hâlde hangi yönetmelik ve kurallara göre yatay geçiş yapmıştır? Faruk Çelik’in kızının Hacettepe Tıp Fakültesine geçişinde nasıl bir kolaylık sağlanmıştır? Aynı şekilde bu üniversiteye yatay geçiş yapmak isteyen öğrencilere de aynı kolaylık sağlanacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Sayın Bayraktutan…

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ili Cerattepe mevkisinde maden işletilmesiyle ilgili olarak Trabzon Bölge İdare Mahkemesinin verdiği karara ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği üzere, 17 Şubat 2012 tarihinde Artvin-Cerattepe’de yapılan ihaleye ilişkin bütün itirazlarımıza rağmen, bu ihaleyi yaptınız. Bu ihalenin iptali konusunda Rize İdare Mahkemesine Artvin’deki çevre örgütlerinin ve kişilerin yaptığı başvuru üzerine yürütmeyi durdurma talebimiz reddedilmiş olmasına rağmen, hemen arkasından Trabzon Bölge İdare Mahkemesine yapılan itiraz sonucunda Trabzon Bölge İdaresi Mahkemesi aynen şöyle bir karar verdi: “Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer alan kararıyla maden arama faaliyetlerinin ÇED kapsamı dışında tutulması Anayasa’ya aykırı bulunmuştur. Bu durumda, coğrafi konumu ve yer aldığı bölgenin jeolojik durumu nedeniyle oldukça hassas bir bölgede bulunduğu anlaşılan ve yukarıda bahsi geçen taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler, anılan Anayasa Mahkemesi kararı, Çevre Kanunu ve ÇED Yönetmeliği uyarınca ÇED incelemesine tabi tutulması gereken maden arama faaliyetine bu husus göz ardı edilmek suretiyle başlandığı açık olup dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı anlaşılmıştır.”

Sayın Bakan, yargının bu kararından sonra herhangi bir rahatsızlık içerisine girdiniz mi, merak ediyorum? Sizi birçok defa uyarmamıza rağmen, yapmış olduğunuz ihalenin paket ihale olduğu, hukuka aykırı ihale olduğunu anlatmamıza rağmen yargının vermiş olduğu bu karar sonucunda ne …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Kaplan…

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Filistin’in Birleşmiş Milletlerde gözlemci üye olmasına ve ezilen bütün mazlum halkların özgürlüklerine kavuşmasını dilediğine ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Filistin’in Birleşmiş Milletlerde gözlemci üye olmasını önemsiyor ve hayırlı olmasını diliyorum.

21’inci yüzyıl, ezilen mazlum halkların kendi kaderini tayin hakkının yüzyılıdır.

Yine, selfdeterminasyon hakkı çerçevesinde otonom, eyalet, federasyon, konfederasyon ve bağımsızlık biçiminde farklı tezahürleri olan kendi kaderini tayin hakkının en temel insan haklarından olduğunu ifade ediyoruz. Bütün ezilen mazlum halkların da bir gün özgürlüğe kavuşmasını diliyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Sayın Canalioğlu…

4.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon ilinin Köprübaşı ilçesine bağlı Beşköy beldesinde selden zarar gören belediye binasının Millî Eğitim Bakanlığına devredilerek okul olarak kullanıldığına ve bu okuldaki öğrencilerin can güvenliğinin olmadığına ilişkin açıklaması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Trabzon ilimizin Köprübaşı ilçesine bağlı Beşköy beldesinde 7 Ağustos 1998 tarihinde yaşanan sel felaketinde 70 bina yıkılmış, 44 vatandaşımız da hayatını kaybetmişti. Bu heyelanda zarar gören belediye binası 2008 yılında Millî Eğitim Müdürlüğüne devredilmiştir. Millî Eğitim Müdürlüğü de bu riskli belediye binasını “Adnan Kahveci İlköğretim Okulu” adıyla 2009 yılında eğitime açmıştır. Bugün, 150 öğrenci bu okulda eğitim görmektedir. Öğrencilerimizin can güvenliği yoktur. Teneffüste bile 30 metre yükseklikteki uçuruma bakan bahçeye çıkıyorlar ve burada teneffüs yapıyorlar. Çocuklarımız her an heyelan, çığ ve sel tehlikesinin gölgesinde eğitimine devam etmek zorunda bırakılmışlardır. HES boruları da okulun 4-5 metre yakınından geçmektedir, aileler de bu durumdan oldukça tedirgindirler. Çevre ve fiziki şartlar da dikkate alınarak bir an önce öğrenci ve öğretmenlerimizin daha güvenli bir ortamda eğitimlerini tamamlaması ve bir an önce de yeni bir okulun yapılması gereklidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canalioğlu.

Sayın Köse…

5.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Şubat 2013’te atama bekleyen öğretmenlerin Başbakandan randevu alabilmek için soğuk havada Abdi İpekçi Parkı’nda beklediklerine ilişkin açıklaması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2013 Şubat ayında atama bekleyen öğretmenler Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan beş dakika randevu alabilmek için hâlihazırda, bu soğuk havada, kış şartlarında Abdi İpekçi Parkı’nın bir köşesinde soğuktan büzüşmüş vaziyette beklemektedirler. İleri demokrasimizde insanların seslerini duyurabilmeleri için açlık grevi yapıp ölüm sınırına gelmeleri mi gerekiyor? Ben bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Köse.

Sayın Şandır…

6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu olarak Filistin halkının özgürlük mücadelesini desteklediklerine, Filistin halkına zulmeden İsrail devletini kınadıklarına, engelliler için enerjide bir indirim düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ve atanamayan öğretmenlerin Abdi İpekçi Parkı’ndaki çilesine Başbakanın duyarlı olmasını beklediğine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz de Filistin halkının devlet olma, egemen olma, özgür olma mücadelesini yürekten destekliyoruz. Bu arada, Filistin halkına zulmeden, gerçekten zulmeden İsrail devletini de nefretle kınıyoruz. İsrail zulmüne isyan eden 138 ülkeyi tebrik ediyoruz, şükranlarımızı sunuyoruz. Filistin halkına “Gözlemci devlet olma” statüsü hayırlı olsun. İnşallah yakın zamanda da devlet olurlar diye temenni ediyorum.

Bu arada, bir vatandaşımızın telefonda sorduğunu Sayın Enerji Bakanına buradan hatırlatmak istiyorum. Sayın Bakan, engelli vatandaşımız diyor ki: “Engelliler için enerjide bir indirim düşünüyor musunuz?” Ümit ederim ki bu konuda bir cevabınız olur.

Ayrıca, atanamayan öğretmenlerin Abdi İpekçi Parkı’ndaki çilesine Sayın Başbakanın duyarlı olmasını sayın bakanların duyarlı olmasını bekliyorum.

Saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın Halaman, buyurunuz.

7.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın Kozan ilçesine bağlı bazı yerlerde halkın Hükûmetten on yıldır yol yapmasını ve su getirmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi, bizim Adana’nın bir tarafı deniz, bir tarafı ova, bir tarafı da dağlık, orman köylerinin olduğu bir mücavir alan. Burada nüfus yoğunluğu fazla. Buralarda doğru düzgün bir yol, su çalışması yok, muhtarlar söylüyor bunu. Bunlardan bir tane misal vermek gerekirse, Adana’nın Kozan ilçesi var, bu ilçenin “grup yolları” denilen bir de tali yolları var. Bunlardan misal verecek olursam, Çamlıdere, Kabaktepe, Yanalerik, Çelenuşağı gibi alanlarda yaşayan insanlar, yol olmadığı için, su olmadığı için on yıl iktidar olan partiden bu yolların, suların gelmesini bekliyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Hamzaçebi…

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Filistin’in Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası toplumda gözlemci devlet olarak tanınması kararına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Filistin’in, Filistin halkının uluslararası toplum nezdinde bir devlet olarak tanınma yönündeki girişiminin Birleşmiş Milletler tarafından yapılan oylamasında, Filistin’in uluslararası toplumda gözlemci devlet olarak tanınmasına karar verilmiştir. Birleşmiş Milletleri bu kararı nedeniyle kutluyorum. Filistin halkının bağımsız devlet olma yolundaki mücadelesini Cumhuriyet Halk Partisi olarak desteklediğimizi ifade ediyorum ve “Gözlemci devlet” statüsünün, orta vadede “Bağımsız devlet” statüsüne dönüşmesi yönündeki Cumhuriyet Halk Partisi arzusunu da buradan ifade ediyorum. Filistin halkını kucaklıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.

Sayın Akar…

9.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Çan’da üretimi durdurulan termik santralle ilgili Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın bilgi vermesini beklediğine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, 22 Kasım Perşembe günü yapılan oturumda, size, Çan’da üretimi durdurulan 160x2 yani 320 megavatlık termik santralin kireç taşı ihalesindeki yolsuzluk nedeniyle durduğunu ifade etmiştim.

Devletin elindeki tek akışkan yataklı termik santral olup diğer termik santrallere göre yüzde 30 daha verimli çalışan bu santralin buna rağmen üretimi durdurulmuş.

Bu santralle ilgili size niçin durdurulduğunu sorduğumda da bana -ki bunu tutanaktan okuyorum- şöyle bir cevap verdiniz: “Sayın Milletvekilim, bunda müsterih olabilirsiniz, bütün detaylarını alacağım ve sizinle, özellikle şahsınızla ve grubunuzla paylaşacağım.” diye bir ifade kullandınız. Ben, hâlen bekliyorum Sayın Bakan benimle bu bilgiyi paylaşmanızı.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

Sayın Baluken…

10.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de Hacılar Köyü’nde bulunan termal suyun işletme hakkının verildiği firmanın Bingöl’deki bütün termal suların işletme hakkına sahip olduğuna ve bunun tekelleşmeye doğru giden bir süreç olduğuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Enerji Bakanı buradayken kendisine sormak istiyorum: Bingöl’de Hacılar köyünde bulunan bir termal su vardı. Bu termal suyun turizmde, ısıtmada ve seracılıkta kullanılarak milyonlarca dolarlık gelir getireceği hem AKP’li siyasetçiler tarafından hem Bingöl Valisi tarafından dile getirilmişti. Ancak, ne olduğu belirsiz bir ihale süreciyle, bir firmaya 470 bin liraya verildi bu termal suyun işletme hakkı. Bu firma, aynı zamanda Bingöl’deki bütün termal suların da işletme hakkını elinde bulunduruyor. Tekelleşmeye doğru giden bir süreç. Bu nedenle, Özelleştirme Kanunu’na da aykırılık teşkil ediyor. Bu konuda, mevcut AKP’li Bingöl Belediye Başkanının ve AKP’li eski Bingöl milletvekillerinin de duymuş oldukları rahatsızlıklar Bingöl basınına da yansıdı. Tüm Bingöl kamuoyu bu konuda ciddi düzeyde bir infial içerisindedir. Sayın Bakana da bu konuyu defalarca iletmemize rağmen herhangi bir gelişme sağlanmadı. Yapılan bu yolsuzlukla ilgili Sayın Bakandan duyarlılık beklediğimizi tekrar belirtmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baluken.

Sayın Sarıbaş…

11.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, son yıllarda izlenen yanlış ve kötü politikalar nedeniyle tarım sektöründe ciddi sıkıntılar yaşandığına ve saman ithal edilip edilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verileri ve Türk Ziraatçılar Derneği açıklamalarıyla ilgili, dünyada söz sahibi olduğumuz birçok üründe, son yıllarda izlenen yanlış ve kötü tarım politikaları ve girdi fiyatlarında meydana gelen aşırı artış nedeniyle gerilere düştüğümüz, hayvancılıktan pamuğa, hububattan sebzeye kadar ülkemizi çok yakın bir gelecekte kara günler beklerken, tarımda ciddi sıkıntıların yaşanacağının ilk işaretini vermeye başladı bile. Bu durum, çiftçilerimizi, borç batağında işin içinden çıkmaz, çıkamaz hâlde; elinde avucunda neyi varsa yoksa satmaya mecbur bırakmıştır. Bununla ilgili olarak da bu yıl saman fiyatlarının yüzde 400 arttığı, 8 Ağustos 2012’de yayınlanan sap, saman, ot ve yaprak ithalinin serbest bırakıldığı yönetmelikten sonra, son dört ay içerisinde 1.342 ton saman ithal edildi ve ithal edilmektedir. Bunlar doğru mudur? Bu doğru ise cumhuriyet tarihimizde ülkemizde ilk kez saman ithalatıyla tarım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Sayın Acar…

12.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Patriot füzesiyle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinden izin alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Patriotların konuşlanması için yer tespitinde “Türkiye NATO toprağıdır.” demiştir. Bu nedenle de Türkiye Büyük Millet Meclisinin iznine gerek olmadığını belirtmiştir.

Buradan sormak istiyorum Hükûmet temsilcisi olarak Sayın Bakana: Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı olarak ağır ekseriyete sahip olduğu hâlde, neden Patriotların ve beraberindeki yabancı askerlerin konuşlanma iznini Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirmemektedir? En azından bir nezaket olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılması gerekmez mi? Türkiye toprakları ne zamandan beri tümüyle NATO’ya tahsis edilmiştir? Buna ilişkin anlaşma hangisidir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Gök…

13.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Tunceli’nin Hozat ilçesindeki fişlemelerle ilgili ne gibi işlemler yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, benim sorum kısa.

Tunceli’nin Hozat ilçesindeki fişlemelerle ilgili, bugüne kadar iktidar partisi ve Hükûmet acaba ne gibi bilgi ve belgeler toparladılar ve sorumlular hakkında ne gibi işlem yaptılar?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Bıyıklıoğlu…

14.- Trabzon Milletvekili Aydın Bıyıklıoğlu’nun, Trabzon ilinin Köprübaşı ilçesine bağlı Beşköy beldesinde 1998’de selden zarar görmüş olan okul binasının 2002 yılı itibarıyla yapılıp eğitime açıldığına ilişkin açıklaması

AYDIN BIYIKLIOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce Meclise sunulan bir bilgide, Trabzon’un Beşköy ilçesinde, 1998 yılında oluşan sel nedeniyle boşaltılmış olan bir okulun, daha sonra belediyeyle Millî Eğitime devredilmesi sonucu tehlike arz ettiği ifade edildi. Ben bir saat kadar evvel ilgili belediye başkanıyla görüştüm. Burada, gazetecilik yapan şahıs gerçeğe tamamen aykırı bir saptırma ile böyle bir haber yapmış ve Meclisin bilgisine de okulda okuyan öğrencilerimizin tehlikede olduğu ifade edilmiş. Bunlar tamamen yanlıştır. Bunun sebebi şudur: 1998 yılında Trabzon’un Beşköy beldesinde sel olmuş, ancak bu okul 2002 yılı itibarıyla yapılmış ve eğitime açılmış. Dolayısıyla burada bir gazetecilik işgüzarlığı yapılarak Meclise de bir …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bıyıklıoğlu.

Sayın Sakık…

15.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’dan kendi kurumunda çalışan kaç elemanın yakınlarının HES projelerinde söz ve karar sahibi olduklarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bugün Parlamento gençlerin epeyce uğrak alanı oldu; ben kendilerine hoş geldiniz diyorum, bizi de izliyorlar.

Sayın Bakana bir sorum olacaktı ama çıktı. HES projeleriyle ilgili kendi kurumunda çalışan kaç tane elemanın yakınları HES projesinde söz ve karar sahibi oldular, bunu öğrenmek istiyoruz çünkü kendi seçim bölgemden biliyorum, özellikle Bakanlıkta çalışanların bu işi parsellediklerini çok net biliyorum. Diğer illerde de bu duyumları alıyoruz. Kendi kurumundan kaç kişi bu konuda söz ve karar sahibi oldular, hak sahibi oldular?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.

Sayın Fırat…

16.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Adıyamanlı çiftçilerin tarımsal sulamada kullandıkları elektrik borçlarının faizlerinin indirimi ya da silinmesi konusunda bir çalışma beklediklerine ilişkin açıklaması

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Enerji Bakanımız kalktı ama dünden beri Adıyamanlı çiftçilerimiz, yüzlerce çiftçi telefonla arıyorlar. Tarımsal sulamada kullandıkları elektrik borçlarından dolayı tarlalarına, traktörlerine haciz gelmektedir. Ana paranın en az 2 misli faiz ilave edildiği, bu konuda sıkıntı çektikleri şikâyetleri var. Bakanımızın bu konuda, özellikle bu borçlardan dolayı en azından faizlerin indirimi konusunda ya da faizlerin silinmesi konusunda bir çalışma yapmasını bekliyorlar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Fırat.

Gündeme geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin 3 önerge vardır.

Okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 23 milletvekilinin, narenciye üreticilerinin yaşadıkları sorunların ve bu ürünlerin ihracat politikasında var olan eksikliklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/435)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Narenciye üreticilerimizin piyasada oluşan fiyat dalgalanmalarından korunması ve narenciye ihracatında ülkemizin potansiyelinin değerlendirilmesi ile ilgili sorunların tespiti ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

 

1) Ali Halaman                                (Adana)

2) S. Nevzat Korkmaz                     (Isparta)

3) Enver Erdem                               (Elâzığ)

4) Atila Kaya                                   (İstanbul)

5) Bülent Belen                                (Tekirdağ)

6) Yıldırım Tuğrul Türkeş               (Ankara)

7) Sadir Durmaz                              (Yozgat)

8) Oktay Öztürk                              (Erzurum)

9) Edip Semih Yalçın                      (Gaziantep)

10) Emin Haluk Ayhan                   (Denizli)

11) Mustafa Kalaycı                        (Konya)

12) Özcan Yeniçeri                          (Ankara)

13) Mehmet Günal                          (Antalya)

14) Ahmet Kenan Tanrıkulu            (İzmir)

15) Koray Aydın                             (Trabzon)

16) Kemalettin Yılmaz                     (Afyonkarahisar)

17) Münir Kutluata                          (Sakarya)

18) Murat Başesgioğlu                    (İstanbul)

19) Reşat Doğru                              (Tokat)

20) Celal Adan                                (İstanbul)

21) Meral Akşener                          (İstanbul)

22) Hasan Hüseyin Türkoğlu          (Osmaniye)

23) Erkan Akçay                             (Manisa)

24) Oktay Vural                              (İzmir)

Gerekçe: 

Türkiye yıllık 3,5 milyon ton civarında üretim ile dünya narenciye üretiminde ilk on ülke arasında yer almaktadır. Bu üretim miktarının ancak üçte 1’i ihraç edilebilmekte kalan kısmı iç piyasaya sunulmaktadır.

Ülkemizin narenciye ihracatında diğer ülkelerle rekabet edebilirliğinin artırılması için ton başına verilen teşviklerin üreticiler açısından yeterli bir noktaya getirilmesi gerekmektedir. Öte yandan iç piyasada fiyat istikrarının sağlanması, ürünün bahçe fiyatı ile market fiyatı arasındaki uçurumun kapanması, narenciye ürünleri için tanıtım grupları oluşturulması son derece önemlidir.

İhracat yapılan ülkelerin sayısının artırılması ve yapılan ihracat miktarının yükseltilmesi gereği vardır. İhracatı olumsuz etkileyen faktörlerin başında gelen zirai ilaç kalıntısı konusunda üreticilerin eğitilmesi ve denetim mekanizmalarının işletilmesi zorunludur. İhracatın artırılması için etkin ve iyi işleyen bir pazarlama organizasyonuna ihtiyaç olduğu açıktır. Bunu gerçekleştirmek için devlet kurumları öncü rol üstlenmelidir.

Özellikle 2010-2011 sezonunda narenciye ürünleri maliyetinin altında fiyata alıcı bulduğundan dalında kalmıştır. Mazot, gübre, sulama ve işçilik maliyetlerinin sürekli yükselmesine rağmen 2011-2012 yılı narenciye fiyatları önceki yılların altına inmesi dolayısıyla, üretici bu sezonu da zararla kapatmak zorunda kalacaktır. Narenciye üreticisi açısından bir sahipsizlik söz konusudur. Üreticinin hak ettiği geliri elde edebilmesi bakımından girdi fiyatlarının aşağı çekilmesi büyük rol oynayacaktır. Narenciye üretiminde bahçe oluşturma ve bakım masrafları yüksektir. Öte yandan yeni dikilen narenciye ağaçlarının meyve vermesi beş altı yıl almakta büyük ölçüde yatırım yapıldığından ürün profili kısa dönemde değiştirilememektedir.

Üretilen narenciyenin üçte 2’lik kısmının iç pazarda tüketildiği göz önüne alınarak iç pazara yönelik stratejiler geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun için üretici örgütlerinin temel beklentisi narenciyenin Hal Yasası kapsamı dışına çıkarılmasıdır. Üreticiden tüketiciye kadarki süreçte aracıların yüksek kâr elde ettiği bilinmektedir. Narenciye ürünleri Hal Yasası kapsamı dışına çıkarılırsa pazar fiyatını aşağı çekmek ve talebi artırmak mümkün olabilecektir.

Narenciye sektöründe üreticiler lehine sürdürülebilirliğin sağlanması için temel girdiler konusunda destek sağlanması gereği vardır. Bu önleme paralel olarak kooperatifler ve üretici birlikleri devletçe desteklenmeli ve özendirilmelidir. Yurt içi talebi artırmak için tanıtım ve reklam kampanyaları düzenlenmelidir. İşleme sanayi yatırımları desteklenmelidir, Hastalık ve zararlılarla mücadelede dış pazarların karantina uygulamaları ve üst kalıntı sınırları göz önünde bulundurulmalıdır.

Yukarıda sayılan gerekçelerle narenciye üreticilerinin yaşadıkları sorunların ve bu ürünlerin ihracat politikasında var olan eksikliklerin saptanması ve alınacak tedbirlerin Yüce Meclisimizce tespiti amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasının yerinde olacağı kanısını taşımaktayız.

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 24 milletvekilinin, ülkemizde pamuk tarımı ve pamuk üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/434)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde, pamuk tarımı ve pamuk üreticilerinin sorunlarının araştırılarak pamuk üretiminin artırılması, üreticilerinin mağduriyetinin önlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Ali Halaman                                (Adana)

2) Enver Erdem                               (Elâzığ)

3) S. Nevzat Korkmaz                     (Isparta)

4) Bülent Belen                                (Tekirdağ)

5) Oktay Vural                                (İzmir)

6) Atila Kaya                                   (İstanbul)

7) Yıldırım Tuğrul Türkeş               (Ankara)

8) Sadir Durmaz                              (Yozgat)

9) Tunca Toskay                              (Antalya)

10) Edip Semih Yalçın                    (Gaziantep)

11) Erkan Akçay                             (Manisa)

12) Oktay Öztürk                            (Erzurum)

13) Mustafa Kalaycı                        (Konya)

14) Emin Haluk Ayhan                   (Denizli)

15) Özcan Yeniçeri                          (Ankara)

16) Meral Akşener                          (İstanbul)

17) Koray Aydın                             (Trabzon)

18) Ahmet Kenan Tanrıkulu            (İzmir)

19) Kemalettin Yılmaz                     (Afyonkarahisar)

20) Mehmet Günal                          (Antalya)

21) Münir Kutluata                          (Sakarya)

22) Celal Adan                                (İstanbul)

23) Reşat Doğru                              (Tokat)

24) Hasan Hüseyin Türkoğlu          (Osmaniye)

25) Murat Başesgioğlu                    (İstanbul)

Gerekçe:

Pamuk, tekstilden barut ve film malzemesi yapımına kadar 50 çeşit sanayi kolunun hammaddesini oluşturan en önemli tarımsal ürünlerden birisidir. Bunun yanında ülkemiz sanayisinin öncü sektörü tekstilin stratejik hammaddesi pamuktur. Bilindiği gibi, pamuğun hammadde olarak kullanıldığı tekstil sanayi: sağladığı katma değer, ihracat yoluyla ülke ekonomisine kazandırılan döviz ve emek yoğun işgücü olmasından dolayı oluşturduğu istihdam hacmi ile vazgeçilmez bir sektördür. Pamuk tekstil sanayimizde olduğu kadar harp sanayinin de önemli bir hammaddesidir. Pamuk ayrıca bir yağ bitkisi olup tohumu, gıda sanayinde bitkisel yağ üretiminde kullanılmaktadır. Arta kalan küspesi ise proteini yüksek bir hayvan yemi olarak büyük önem taşımaktadır. Pamuk sahip olduğu özellikleri nedeni ile stratejik bir ürün olup uluslararası ticarette yeri büyüktür. Sentetik elyaf üretimi karşısında dahi öneminden bir şey kaybetmemiştir. Pamuk tüm bu özellikleriyle de ülkemizde 6 milyon kişinin geçimini sağlamaktadır.

Tekstil sektörümüzün gelişmesine rağmen dünyaca ünlü kalitesiyle Türk pamuğunun üretiminin her yıl düşmesi düşündürücüdür. Tüketimdeki artışa rağmen üretimdeki azalış, pamukta dışa bağımlılığımızı her geçen gün artırmaktadır. Özellikle Akdeniz Bölgesinde pamuk üretimi artık yok denecek kadar azdır. Son yıllarda Ege Bölgesinde pamuk ekim alanlarında belirgin düşüşler gözlenmektedir. Ege Bölgesinde pamuk ekim alanları yerini hububata (mısır) ve meyve bahçelerine bırakmaktadır. Pamukta ulusal bir politika oluşturulmazsa üretim her yıl daha da azalacak ve pamuk ihtiyacının tamamı ithalatla karşılanmak zorunda kalınacaktır.

İç talebimizi karşılamak için üretimin artırılması gerekmektedir. Bu da üretim alanlarımızın artırılması ile mümkündür. Ancak, pazarlamadaki en büyük engelimiz olan fiyatlar üreticimizi tatmin etmemektedir. Ülkemizde hızla gelişen tekstil ve konfeksiyon sektörüne paralel olarak tüketimin hızla artması, üretimin artırılmasının zorunluluk olmasını ortaya koymuş ancak pamuk için belirlenen prim miktarı yıldan yıla azalmıştır. Pamuğun üretimindeki girdi kalemlerinde maliyetlerin çok yüksek oluşu üretimin her yıl daha da azalmasına sebep olmaktadır. Mesela işçilik maliyeti pamukta önemli bir unsurdur. Ancak, kendi yürür pamuk hasat makinesinin çok pahalı olması ve ithalatta alınan %18 KDV oranı en büyük engellerdir, üreticiyi zorlamaktadır.

Genel tarımın sorunları pamuk için de geçerlidir. Pamuk pazarlamasında ve piyasa oluşumunda en önemli kurumlardan olan Tarım Satış Kooperatiflerinin, maddi destek kaynakları kesilmiştir. Birlikler ürün fiyatlarını kendi imkânları ile açıklamaktadırlar. Üretici ürününü %9-10 gibi fiyat artışı ile satarken, %30 faizle zirai kredi kullanılmaktadır. En azından ürün artışı oranında kredi kullanma imkânı sağlanmalıdır. Verim artışı için bölgelere uygun çeşitlerin seçimi ve bu çeşitlerin sertifikalı tohumluğunun sağlanması gerekmektedir. Pamuğun gübrelenmesi ve sulanması konusunda bilinçsiz ve yanlış uygulamalar sonucunda genellikle toprağın fiziksel ve kimyasal dengesi bozulmaktadır.

Bilinçsiz sulama özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgemizde tuzlanmaya ve toprak kaybına sebep olmaktadır. Hastalık ve zararlılar için kullanılan zirai mücadele ilaçlarının kullanımı sertifikaya bağlı değildir. Pamuğun en büyük pazarlama kanalı olan Tarım Satış Kooperatifleri 4572 sayılı Yasa ile yeniden yapılandırma sürecine girmiş ve bu yasaya göre de bu kooperatiflerin finans desteği kesilmiştir. Pamuk üretimini desteklemenin bir yolu da kurulmuş olan bu Tarım Satış Kooperatiflerini yaşatmaktır.

3.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 28 milletvekilinin, emeklilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/433)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasa’nın 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti "sosyal bir hukuk devletidir". Yine, Anayasa’nın 55. maddesi ücrette adaleti hükme bağlamış ve maddenin 1. fıkrasında "Ücret emeğin karşılığıdır." denilmiştir ve beraberinde Anayasa’nın 60. maddesinde de "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." denilerek sosyal güvenlik hakkı anayasal güvence altına alınmıştır.

Bu anayasal düzenlemelere rağmen, sosyal devlet ilkesinden uzak uygulamalar sergileyen AKP Hükûmeti, fakirliğe, açlığa muhtaç ettiği insanlara gıda ve kömür dağıtmayı, sosyal yardım konusunu istismar ederek bir siyasi rant hesabına dönüştürmüştür. Ekonominin büyüdüğü iddia edilen bir dönemde bireye düşen refah payından yoksun olan emekli, dul ve yetimlerimiz Anayasa’mızda yer alan “Sosyal Devlet” ilkesi gözetilmeden açlık sınırının altında borç içinde yaşamak zorunda bırakılmaktadır.

AKP Hükûmeti yetkililerinin ifadesiyle 2010 yılı sonu itibarıyla 9 milyon 498 bin olan emekli sayısı ise yüzde 4,17 artışla, 2011 yılı Ekim sonu itibarıyla yüzde 4,5 artışla 9 milyon 923 bin kişiye ulaşmıştır. Yani yüzde 4'lük bir artış söz konusudur. Bunun neticesinde, aktif-pasif oranına bakıldığında bu oran 2010'da 1,84'ten bugün 1,90'a ulaşmış bulunmaktadır.

Emeklilerimizin sorunlarının ve çözüm yollarının derinlemesine araştırılması, eksikliklerinin giderilmesi, destekleme yollarının araştırılması, idari ve kurumsal yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla İç Tüzük’ün 104. ve 105. maddeleri gereğince ekte yer alan gerekçeye istinaden bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Namık Havutça                          (Balıkesir)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu         (İstanbul)

3) Gürkut Acar                              (Antalya)

4) Atilla Kart                                  (Konya)

5) Muharrem Işık                           (Erzincan)

6) Hülya Güven                             (İzmir)

7) İlhan Demiröz                            (Bursa)

8) Ahmet İhsan Kalkavan              (Samsun)

9) İhsan Özkes                               (İstanbul)

10) Sena Kaleli                              (Bursa)

11) Mehmet Şeker                         (Gaziantep)

12) Celal Dinçer                             (İstanbul)

13) Mehmet Ali Ediboğlu              (Hatay)

14) Erdal Aksünger                       (İzmir)

15) Ali Rıza Öztürk                       (Mersin)

16 Ali Serindağ                              (Gaziantep)

17) Yıldıray Sapan                         (Antalya)

18) Mustafa Serdar Soydan           (Çanakkale)

19) Haluk Eyidoğan                       (İstanbul)

20) Mehmet Ali Susam                  (İzmir)

21) Fatma Nur Serter                     (İstanbul)

22) Metin Lütfi Baydar                  (Aydın)

23) Tolga Çandar                           (Muğla)

24) Turgut Dibek                           (Kırklareli)

25) Malik Ecder Özdemir              (Sivas)

26) Mahmut Tanal                         (İstanbul)

27) Uğur Bayraktutan                    (Artvin)

28) Rıza Mahmut Türmen              (İzmir)

29) Ali Özgündüz                          (İstanbul)

Gerekçe:

Bugün ülkemizde emekli, dul ve yetimlerin tamamına yakını açlık sınırının altında aylık almaktadır. Ülkemizde SGK'nın bugünkü verilerine göre emekli yurttaş sayımız 10 milyona yaklaşmıştır. Aileleriyle birlikte bu sayı ülke nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır. Böylesine büyük ve önemli bir kesim sosyal güvenlik hakkından, emeğinin karşılığını almaktan yoksun bırakılmakta sosyal devlet ilkesinin gereklerinden yeteri kadar yararlanamamaktadır.

2010 yılı sonu itibarıyla 9 milyon 498 bin olan emekli sayısı ise yüzde 4,17 artışla, 2011 yılı Ekim sonu itibarıyla yüzde 4,5 artışla 9 milyon 923 bin kişiye ulaşmıştır. Hükûmet, Sosyal Güvenlik Kurumunun 2011 yılı sonu itibarıyla gelirlerinin 124 milyar 726 milyon TL, giderlerinin 140 milyar 772 milyon TL, açık finansmanının ise 16 milyar 46 milyon TL olacağı tahmin edileceğini bildirmiştir. Bu açığın kapatılması için uygulanan politikalar ne yazık ki sosyal devlet ilkesinden uzak uygulamalardır. Bunun en somut örneği ülkemizde sağlık harcamaları katlanarak artarken çalışanlardan ve emekliden kesilen bu harcamalar sağlık şirketlerine aktarılmakta, ilaç harcamaları sürekli artmakta ama buna önlem olarak yeni fabrikalar açmak yerine ilaç fabrikalarını kapatıp ilaç tekellerine mahkûm bırakılmaktadır. Bu, sağlığın özelleştirilmesi ve paralı hâle getirilmesidir. Emekliler sağlık hizmetlerinde alınan katkı payından muaf tutulmalıdır.

GSMH yıllara göre belirgin bir artış göstermesine rağmen, emekliler bu refah payından hisselerine düşeni alamamaktadır. Emeklilerin aylıklarının artışlarında bu husus göz önünde bulundurulmalıdır. Bugün 6. basamak BAĞKUR'lu çiftçi 560 lira, BAĞKUR'lu esnaf 731 lira, SSK emeklisi ortalama 885 lira maaş almaktadır. Bugün itibariyle açlık sınırı ise 927 liradır.

AKP Hükûmeti emeklilere umut vermiştir. Ancak emeklilerin bu umutları hep sönmüştür. Emekliler sürekli aldatılmış ve hayal kırıklığına uğratılmıştır. Emekliler arasındaki maaş adaletsizliğini gidereceğini vadeden AKP Hükûmeti buna karşın iktidarı dönemince daha da adaletsiz hâle getirmiştir. Emeklilere banka promosyonu verileceği söylenmiş ancak bu söz de boş çıkmıştır. Eski ve yeni emekliler ile önceki sistemde Emekli Kurumları arasındaki farklı uygulamalar sonunda, eski emekliler aleyhine oluşan fark, çıkarılacak intibak kanunları ile düzeltilmelidir. İntibak yasasını çıkarma sözü verilmiş, ancak rafa kaldırılmış, Haziran 2011 genel seçimleri sürecinde tekrar intibak düzenlemesinin yapılacağı sözü verilmiş, son günlerde yine umut dağıtılmış ancak bunun da 2013 yılına ertelendiği açıklanmıştır. AKP bu konuda güvenirliğini yitirmiştir.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve 24 Milletvekilinin; devlet eliyle yapılması gereken bor tuzlarının aranması ve işletilmesi işlerini ihale ile özel şirketlere yaptırdığı ve bu ihalelere kamu ihalelerine katılması yasaklı kişilerin katılmasına izin verdiği iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/25) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

VII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve 24 Milletvekilinin; devlet eliyle yapılması gereken bor tuzlarının aranması ve işletilmesi işlerini ihale ile özel şirketlere yaptırdığı ve bu ihalelere kamu ihalelerine katılması yasaklı kişilerin katılmasına izin verdiği iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/25)

BAŞKAN - Hükûmet? Burada.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 27/11/2012 tarihli 29’uncu Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa'nın 99'uncu maddesine göre, bu görüşmede, önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri, önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Önerge sahibi: Balıkesir Milletvekili Namık Havutça.

Gruplar adına: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Necati Özensoy, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aksaray Milletvekili Ali Rıza Alaboyun.

Hükûmet adına da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız konuşacaktır.

Şimdi ilk sözü önerge sahibi olarak Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’ya veriyorum.

Buyurunuz Sayın Havutça. (CHP sıralarından alkışlar)

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Enerji Bakanı aleyhine grubumuzun verdiği gensoru hakkında şahsım adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devlet eliyle yapılması gereken bor tuzlarının aranması ve işletilmesi işlerini ihaleyle özel şirketlere yaptırdığı ve ihalelere, kamu ihalelerine katılması yasaklı kişilerin katılmasına izin verdiği için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak verdiğimiz gensoru üzerinde düşüncelerimizi aktarıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, Sayın Başbakanın bile itiraf ettiği bir gerçekle karşı karşıyayız. Başbakan diyor ki: “Türkiye bor ürünleri yatırımları kapsamında ham bor satarak yıllarca sömürüldü. Bu da böyle biline.” Başbakanın tespiti son derece doğru fakat bizim oralarda bir söz vardır: “Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir.” Yani, değerli milletvekilleri, çoklukla düşünüp taşınmadan, olacakları hesaplamadan işe kalkışan insan bu ihtiyatsızlığı sebebiyle bir felakete düştükten sonra aklını başına toplar, kendine gelip uyanır ama dövünmesi, çırpınması bir fayda vermez çünkü iş işten geçmiş olur.

İşte tam bu noktada, Sayın Başbakanın… Geleceğimizin, ülkemizin serveti bor madenlerimiz konusunda muhalefet görevimizi yerine getirerek olacakların hesaplanması için buradan tarihî uyarı görevimizi yerine getiriyoruz.

Sayın milletvekilleri, bor madenlerimiz uluslararası sermayenin iştahını kabartıyor. Onlar, bu zenginliğimizi sömürmek, ellerine geçirmek için her türlü yolu deniyor. Biz de siz AKP Hükûmetine diyoruz ki: “Oltadaki balık, ağa takılan balık olmayalım.” çünkü bor madeni ülkemiz için son derece önemli, dünya konjonktürünü etkileyen stratejik bir madendir. Bor minerallerinin son derece özel kimyasal yapıları nedeniyle ham madde, rafine ürün ve nihai ürün şeklinde 250’yi aşan kullanım alanı bulunmaktadır, yani sanayinin tuzu olarak değerlendirilmektedir. Cam sanayisi, seramik sanayisi, temizleme, deterjan, tarım, meteoroloji, nükleer uygulamalar, bor fiberleri, enerji, sağlık, çimento gibi her türlü alanda kullanılma potansiyeli vardır. Özellikle de uzay sanayisi ve havacılık sanayisindeki “geleceğin enerjisi” olarak bilinmektedir.

Değerli milletvekilleri hidrojen diboran ve hidrojen pentaboran gibi, uçaklarda yüksek performanslı potansiyel yakıt olarak kullanımı konusunda çalışmaların mevcut olduğunu, yani borun gelecek vadettiğini artık bilmeyen kalmadı. İşte tam da bu noktada -herkesin bildiği, bilip de bilmezden geldiği- siyaset ve devlet adamı sorumluluğunu yerine getirmemiz gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, Enerji Bakanı Sayın Taner Yıldız, borun bir potansiyel olduğunu dile getirmiş bir siyaset ve devlet adamı. Ancak, Sayın Bakan, bu ifadesinin ardından borun bir petrol, bir doğal gaz gibi cepteki nakit para olmadığını birkaç kez farklı yerlerde ifade etti. Hatta Sayın Bakan “Dünyada 4 milyar ton bor rezervi var, bunun da yüzde 72’si bizde. Ancak dünyadaki bor tüketimi yıllık 4 milyon ton yani bugünkü tüketimle dünyada bin yıl yetecek rezerv var, Türkiye olmasa bile 300 yıl yetecek rezerv var. Dolayısıyla, yeni kullanım alanları bulunmazsa borun bir anlamı yok.” diyor.

Bakın, Sayın Bakanın bu ifadelerinden anlaşılıyor ki bor madeni için mevcut kullanım alanlarından başka, yeni kullanım alanları bulunmazsa bor değersiz bir maden. Sayın Bakana sormak istiyorum: Siz Hükûmet değil misiniz, yeni kullanım alanlarının yaratılması için politika ve proje üretmekten sorumlu siz değil misiniz?

Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü yani BOREN’i, Türkiye’de ve dünyada bor ürün ve teknolojilerinin geniş kullanımını, yeni bor ürünlerinin üretimini ve geliştirilmesini teminen değişik alanlarda kullanıcıların araştırılması için 2003 yılında sizin Hükûmetiniz kurmadı mı? On yıldır BOREN ne yapıyor, niye kurdunuz BOREN’i? Şimdi, BOREN’e de haksızlık etmeyelim. İnternet sitesine girip baktığımızda toplam 114 tamamlanmış projeleri var. Balıkesir, Muğla, Dumlupınar, Çukurova, Selçuk ve Anadolu’nun birçok üniversitesindeki değerli profesörlerin, doçentlerin ve proje yürütücülerin emekleri olan araştırmalar var, onlara da haksızlık etmeyelim. Sayın Bakan bunlardan habersiz olmalı ki bor madenini küçümsüyor. Sayın Bakanın bor madenini önemsizleştirme ifadelerinin ardında özelleştirme gerekçelerinin olmadığını ummak istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bor madeni bugün değersizmiş gibi gelebilir sizlere ya da birtakım çıkarlar uğruna değersizmiş gibi gösterebilirsiniz ancak vurgulamalıyım ki ham madene sahip olan ülkelerden ziyade bu madenle ilgili teknolojiye sahip olan gelişmiş ülkelerin piyasaları kontrol ettiği de bir gerçektir. Eğer, yeni politikalar üretemezseniz ülkenin geleceğini yok edersiniz. Bugün petrol olan ülkelerin elindeki güç dünyayı nasıl şekillendiriyorsa geleceğin madeni bor da yarınlarında Türkiye'nin en önemli güçlerinden, birisi olacaktır.

Bakın, o nedenle, ardındaki, bu önemsizleştirmenin ardındaki özelleştirme tuzaklarından uzak durunuz. O nedenle, konuşmama başlarken, Başbakanın “Türkiye, bor ürünleri yatırımları kapsamında ham bor satarak yıllarca sömürüldü, bu da böyle biline.” sözünün samimiyetine inanmak istiyoruz.

Bor madenini ham madde olarak satmayın çünkü petrolün yirmi beş, otuz yıl ömrünün kaldığı biliniyor. Türkiye bin yıl süreyle geleceğin enerjisinin sahibidir. Borda dünyanın en büyük rezervlerine sahibiz ancak boru ihraç ettiğimiz ülkeler boru işleyerek elde ettikleri, değişik sektörlerde kullanılan ara madde ham maddelerini bizim ihraç firmalarımızın 10-20 katı bedelle işleyip bize ve tüm dünyaya satıyorlar. Türkiye, bor madeni dünya piyasasındaki rezervleriyle orantılı bir üstünlüğe sahip olamamıştır ne yazık ki. Gelişmiş ülkeler sanayilerinin pek çok alanında alternatifi olmayan ham maddede bugün büyük oranda Türkiye’ye bağımlıyken Türkiye bu avantajını iyi değerlendirememektedir.

Sayın milletvekilleri, her ülke, doğaldır ki kendi yer altı kaynaklarını stratejik olarak kabul eder ve bu doğrultudaki gerekli önlemleri alır. Türkiye de genel kurallar kapsamında kendi çıkarlarını koruyucu ve kollayıcı gereken yasal önlemleri almış, bor madenini stratejik maden olarak kabul etmiştir. Türkiye, merhum Ecevit döneminde 1978 yılında önemli bir çalışma yaparak bor madenlerini devletleştirmiştir. Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü ilgili yasalar çerçevesinde ülkemizin minerallerinin üretilmesi, işletilmesi ve pazarlanması görevini yerine getirmektedir ancak bugün, bununla ilgili bir yasa değişikliği teklifi getirerek bor madenlerinin işletilmesine ucundan kenarından girmek gibi bir teşebbüsün olduğunu Hükûmette görmekteyiz. Ancak bizim temas ettiğimiz KİT Komisyonumuzun CHP’li üyeleri Bandırma’daki işletmelere geldiler. Orada arkadaşlarımızla işletmeyi bir bütün olarak, madenin fabrikaya girişinden torbaya girişine kadar inceledik.

Değerli arkadaşlarım, zaten Hükûmetin şu anda getirdiği hizmetlerin bir bölümü hizmet alımı yöntemiyle yapılmaktadır. Bor madenlerinin dünyadaki stratejik öneminin altını buradan bir kez daha çizmem gerekiyor. Ham petrol bugün dünya dengelerini nasıl etkiliyorsa ham borun da bizim elimizde bulunması gelecekte dünya dengelerini önemli ölçüde etkileyecektir.

Anayasa’mızın 126’ncı maddesi, madenlerin devletin hüküm ve tasarrufunda olduğunu söylüyor. Yani bu ülkenin madenlerinden çıkan rant Türk halkının geleceğinin, refahının bir garantisidir. O nedenle, ucundan kenarından borun özelleştirilmesine yönelik adımların atılmasını biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ülkenin evlatlarının, geleceğinin, çocuklarımızın teminatı olan, refah teminatı olan bu uygulamayı kesinlikle reddedeceğiz ve Türk halkına her yerde anlatacağız. O nedenle biz diyoruz ki: Borlar Türkiye halkının geleceğidir, borlar vatandır, vatan satılmaz. Bu düşünceyle bu önemli konuyu… Ben, KİT Komisyonu üyesi arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Bandırma’da, Balıkesir’in her yerinde, bor işletmelerinde çalışan tüm işçi kardeşlerimiz bu taleplerini, haklı taleplerimizi haykırıyor.

Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Erdoğdu.

CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji Bakanı Sayın Taner Yıldız hakkında Anayasa’nın 98 ve 99’uncu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 106’ncı maddeleri uyarınca verdiğimiz gensoru önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madenler, bir yandan taşıdıkları ekonomik ve stratejik değerler dolayısıyla, diğer yandan, tükenince yerlerine yenileri konulamayacak olmaları sebebiyle birçok hukuk sistemi açısından özel mülkiyete ve hatta özel işletmeye konu edilmemişlerdir. Bu durum cumhuriyet tarihi boyunca çıkan tüm yasalarda ve anayasalarda korunmuştur. 1982 Anayasası’nın “Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi” başlıklı 168’inci maddesinde “Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belirli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır.” denilmektedir.

2840 sayılı, Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit Madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin İşletilmesini, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini Düzenleyen Kanun’un 2’nci maddesine göre ise, bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesinin devlet eliyle yapılması yasal bir zorunluluk olarak gösterilmiştir.

Konuya ilişkin olarak Danıştay 1. Dairesinin 26/5/1999 tarih, 1999/93 ve 1/5/2000 tarih, 2000/67 sayılı kararlarında, bor tuzlarının aranması ve işletilmesinin devlet eliyle yapılması zorunluluğunun, bu maddenin zenginleştirilmesini, rafinasyonunu ve pazarlamasını da kapsadığı açıkça ifade edilmiştir.

Hukuki durum bu kadar açıkken, maden işletmesinin en temel aşamaları olan dekapaj, cevher çıkarma, kırma, eleme, ayıklama ve yıkama gibi işlemler taşeron şirketler tarafından yapılmaya başlanmıştır. Hatta Eskişehir’de bulunan Kırka İşletmesinde susuz boraks üretimi, işletme içine kurulmuş, özel bir şirkete ait fabrika tarafından yapılmaktadır. Yani Kırka İşletmesinde susuz boraks üretimi fiilen özel sektör tarafından yapılmaktadır değerli arkadaşlar. Bu durum, 2840 sayılı Kanun’a açık bir aykırılık taşımaktadır.

Enerji Bakanı Taner Yıldız, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın konuya ilişkin sorusuna 17 Nisan 2012 tarihinde verdiği cevapta bu durumu kabul etmiştir. Bor madenlerinin, fiilen özel şirketler tarafından işletilmesine Hazine Müsteşarlığı ve DPT Müsteşarlığı müdahale etmiş ve mevcut durumun 2840 sayılı Kanun’a aykırı olduğu şüphesiyle Enerji Bakanlığının Danıştay 1. Dairesinden ivedilikle görüş almasını talep etmiştir. Bu durum Sayıştay raporlarında geçmektedir. Hazine ve DPT müsteşarlıklarının taleplerine rağmen Enerji Bakanlığı, Danıştay 1. Dairesinden görüş alınmasına ihtiyaç duymaksızın, bor ve boraks üretimini özel sektör eliyle yürütmeye devam etmiştir. Enerji Bakanlığının, Hazine ve DPT’nin ısrarına rağmen Danıştaydan görüş almaması tesadüf değildir arkadaşlar. Çünkü Danıştay, bor madenlerinin özel şirketler aracılığıyla işletilmesinin 2840 sayılı Kanun’a aykırı olduğunu önceki yıllarda aldığı kararlarla ortaya koymuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özetle, devlet tarafından işletilmesi gereken bor madenlerini, Anayasa’nın 168’inci maddesine, 2840 sayılı Kanun’un 2’nci maddesine ve Danıştay kararlarına aykırı olarak özel sektör kuruluşlarına işlettiren Enerji Bakanı, Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde belirtilen görevi ihmal suçunu işlemiştir.

Bu durumun ortaya çıkması sonucunda suçüstü yakalanan Enerji Bakanı Taner Yıldız, apar topar, 2840 sayılı Yasa’nın 2’nci maddesini değiştiren yasa teklifini Meclis gündemine getirmiştir. Bu Yasa, bor madenleriyle ilgili dekapaj, cevher çıkarma, kırma, eleme, ayıklama, yıkama, paketleme, tahmil, tahliye gibi işlemlerin ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülmesini öngörmektedir.

Şimdi, Sayın Bakana soruyorum: Bu işler hâlihazırda özel sektör tarafından yapılmıyor mu? Evet, yapılıyor. Bu durum 2840 sayılı Yasa’ya aykırı olduğu için mi apar topar bu yasa Meclis gündemine getirildi? Evet, bu yasa aklama yasasıdır, o yüzden Meclis gündemine getirildi. Eğer yapılan işler yasaya uygunsa, yani bu yasal değişikliğe ihtiyaç yoksa bu yasa neden Meclis gündemine geliyor?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji Bakanı Taner Yıldız, bor madenlerinin işletmesini Anayasa’nın 168’inci maddesine ve 2840 sayılı Yasa’nın 2’nci maddesine aykırı biçimde hizmet ihalesi yoluyla özel şirketlere verdiği için ve bu işlem Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesine göre suç olduğu için Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine bor kanununu getirmiştir; bunu, hepinizin böyle bilmesini rica ediyorum.

Bu yasa, bir yandan halkın madenlerine ve kamu işçisinin emeğine göz diken modern köleliği yani taşeronluğu yaygınlaştıran, diğer yandan da yapılan yolsuzlukları aklayan vahşi kapitalizmin acımasız yasalarından birisidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bor madenleriyle ilgili düzenlenen hizmet ihalelerinde yapılan usulsüzlükler Maden Kanunu’na aykırılıklarla sınırlı değil, asıl büyük usulsüzlükler Kamu İhale Kanunu’na aykırı olarak yapılan hizmet ihalelerinde yaşanıyor.

Değerli milletvekilleri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında, Enerji Bakanlığında yapılan yolsuzluklarla ilgili iki soruşturma yürütülüyor. Bu yolsuzluklarla ilgili olarak düzenlenen iddianamelerde Enerji Bakanlığında var olan yolsuzluk ve çürümenin ne boyutta olduğu ortaya çıkıyor. Bu iddianameyi ve mahkeme kararlarını, isteyen bütün milletvekillerine gönderebilirim. Bu, 120 sayfalık, Enerji Bakanlığındaki mahkemenin kararıdır değerli arkadaşlar. İçindeki ibareler, içinde geçen olaylar, bu şirketlerin sahiplerinin bürokratlarla konuşmaları, galiz küfürler; gerçekten bu Meclis kürsüsünü kirletmemek açısından ben bunlara giremeyeceğim ama bu iddianamede yer alan tespitlerden bahsedeceğim.

Bu iddianamede yer alan tespitlere göre, devletin neyi ne zaman alacağının fail şirketler tarafından belirlendiği, şirket sahiplerinin ihale öncesi hangi şirketin hangi ihaleyi alacağını belirlediği, ihalelere katılan diğer anlaşmalı şirketlerin ihale üzerinde bırakılan şirket tarafından çıkma parası ödendiği, ihalenin her aşamasında Enerji Bakanlığının en üst düzey bürokratlarından başlamak üzere rüşvet dağıtıldığı, kurulu rüşvet düzeni içerisinde uluslararası şirketlerin de olduğu, telefon dinlemeleri, fotoğraflar ve ihale belgeleriyle tespit edilmiştir.

Bu iddianamede ismi geçen şirketlerden bir tanesi Fernas şirketidir. Şimdi, bu Fernas şirketi üzerinden bu işlemlerin nasıl gerçekleştirildiğine biraz daha yakından bakalım: Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/134 esas, 2007/77 no.lu kararıyla Fernas şirketi ortağı Muzaffer Nasıroğlu ve yöneticisi Yaşar Giregiz cürüm işlemek için kurulan teşekküle üye olmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarından hüküm giymiş, rüşvet suçundan ise beraat etmiştir. Yargıtay, cürüm işlemek için kurulan teşekküle üye olmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarını onamış ve rüşvet suçu açısından verilen beraat kararını da yerinde bulmamış ve bozmuştur değerli arkadaşlar.

Diğer taraftan, Fernas şirketi yöneticisi Muzaffer Nasıroğlu hakkında 7/4/2006 Bozüyük, Seçköy, Yumurtatepe, Enka İletim Hatlarının Kapasitesinin Artırılması İhalesinin işine ilişkin olarak ihaleye fesat karıştırmaktan Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinde 2008/38 esas numarasıyla bir başka dava daha açılmıştır değerli arkadaşlar.

Yetimin hakkıyla finanse edilen kamu ihalelerine yolsuzluk şüphesi altında olan şirketlerin girmesini engellemek amacıyla 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 58’inci ve 59’uncu maddeleri çıkarılmıştır. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 59’uncu maddesi hükmüne göre “Bu kanun kapsamında yapılan ihalelerden dolayı haklarında birinci fıkra gereğince ceza kovuşturması yapılarak kamu davası açılmasına karar verilenler ve 58’inci maddenin ikinci fıkrasında sayılanlar yargılama sonuna kadar Kanun kapsamında yer alan kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılamaz. Haklarında kamu davası açılmasına karar verilenler, Cumhuriyet Savcılıklarınca sicillerine işlemek üzere Kamu İhale Kurumuna bildirilir.” denilmektedir, yasa hükmü değerli arkadaşlar. Yani kanun maddesi ne diyor değerli arkadaşlar: “Eğer bir şirket hakkında yolsuzluk iddiası varsa ve bu iddialar cumhuriyet savcılığı tarafından ciddi bulunarak bir iddianame düzenlenmişse -bu da yetmiyor- mahkeme de iddiaları ciddi bularak dava açılmasına karar vermişse, artık bu şirkete ihale vererek veya ihaleye katarak kamu kaynaklarını riske atmayın diye uygulayıcılara emrediyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, olayın başına dönelim. Fernas şirketi Enerji Bakanlığında ihaleye fesat karıştırmaktan yargılanıyor ve hüküm giyiyor. Doğru mu Sayın Bakan? Doğru. Bu durumda 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu neyi emrediyor? Enerji Bakanlığının yargılama başlar başlamaz Fernas ve diğer şirketler hakkında yasaklama kararı alması ve bu şirketlerin ihalelere katılmasına engel olunması gerekiyor. Bu karar alındı mı Sayın Bakan? Hayır, alınmadı. Yani 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ihlal edilmeye başlandı. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 17, 58 ve 59’uncu maddelerine göre cürüm işlemek için kurulan teşekküle üye olmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarından yargılanan ve hüküm giyen Fernas şirketi ve ortakları hakkında ilgili bakanlık olarak Enerji Bakanlığı tarafından yasaklama kararı alınması gerekirken bu karar Enerji Bakanlığı tarafından alınmıyor değerli arkadaşlar. Usulsüzlükler burada bitiyor mu? Hayır bitmiyor. Bu defa Enerji Bakanlığına bağlı Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü, Afşin Elbistan Linyitleri Kışlaköy Açık İşletmesi dekapaj işi için ihale açıyor. Bu ihalede akıl almaz bir olay oluyor değerli arkadaşlar. İhaleye Enerji Bakanlığı ihaleleriyle ilgili olarak ihaleye fesat karıştırmaktan hüküm giymiş Fernas şirketi de katılıyor. Enerji Bakanlığı, ihaleye katılmaması gereken Fernas şirketini ihaleye katmakla yetinmiyor, üstüne üstlük 6/11/2007 tarihinde düzenlenen bu ihaleyi 119 milyon lira bedelle Fernas şirketine veriyor. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “İhaleye fesat karıştırma” başlıklı 235’inci maddesinin ikinci fıkrasının hükmü şudur: “İhaleye katılma yeterliliğine veya koşullarına sahip olmayan kişilerin ihaleye katılmasını sağlamak…” ihaleye fesat karıştırma suçu olarak kanunda açık olarak tanımlanmış değerli arkadaşlar.

Şimdi, Fernas şirketi ihaleye fesat karıştırmaktan yargılanıp hüküm giymiş mi? Giymiş. İhaleye katılmaması gereken bu şirket bu ihaleye katılmış mı? Katılmış. İhaleye katılma yeterliliğine ve koşullarına sahip olmayan kişilerin ihalesine katılmasını sağlayarak ihaleye fesat karıştırma suçu işlenmiş mi? (CHP sıralarından “işlenmiş” sesleri) İşlenmiş. Sayın Bakan ne yapmış? Bütün bu süreci izlemekle yetinmiş, hiçbir şey yapmamış. Sayın Bakan, yönettiğiniz Bakanlıktaki her türlü işlemleri tetkik, tahkik ve teftişe tabi tutmakla görevli misiniz? (CHP sıralarından “Evet” sesleri) Görevlisiniz. Emriniz altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olup Bakanlık merkez teşkilatıyla bağlı ve ilgili kuruluşların faaliyetlerini, işlemlerini, hesaplarını denetlemekle görevli misiniz? (CHP sıralarından “Evet” sesleri) Bununla da görevlisiniz. Bunca açık suça rağmen Sayın Enerji Bakanı ne yapmış değerli arkadaşlarım? Enerji Bakanı hiçbir şey yapmıyor, hiçbir adım atmıyor, yapması gereken hiçbir şeyde hiçbir işlemi yok.

Peki, bunlar olup biterken, bu süreç geçerken başka neler gerçekleşmiş? Bu aşamadan sonra bir karanlık el devreye giriyor değerli arkadaşlar. İhaleye katılan diğer firmalar ihale tarihi itibarıyla ihaleye fesat karıştırma suçundan hüküm giymiş Yaşar Giregiz Fernas şirketinin Genel Müdürü oldu yani bir numarası oldu. Muzaffer Nasıroğlu şirketi ise telsim ve ilzama münferiden yetkili olduğunu, dolayısıyla ihaleye katılması yasak olanların ihaleye kabul edilmiş olması sebebiyle ihalenin iptal edilmesi gerektiğini ileri sürerek 28/04/2008 tarihinde Sayın Bakanın Bakanlığına başvuruyor yani şirketler benim burada size anlattığımı yazılı olarak Enerji Bakanlığına bildiriyor. Enerji Bakanlığının ne yapması lazım? İhaleyi feshetmesi lazım değil mi? Feshetmiş mi? Hayır, itirazı reddetmiş.

Bu arada, Fernas şirketinin durumuna uyan ve ihalelere katılmasının yasaklanmasını gerektiren tebliğ hükmü 4734 sayılı Kanun hükümlerine ve ruhuna aykırı olarak -az evvel okuduğum açık kanun hükmüne aykırı olarak- 15/05/2008 tarih ve 26877 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Kamu İhale Genel Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile yürürlükten kaldırılıyor değerli arkadaşlar. Yani Fernas ve diğer şirketlerin durumunu açıklayan Kamu İhale Genel Tebliği’nin ilgili hükümleri birdenbire ortadan kaldırılıyor değerli arkadaşlar.

Bilindiği üzere, Kamu İhale Genel Tebliği kanun hükümlerine açıklık getirmek için çıkarılır. Enerji Bakanlığının başvurularını reddetmesi üzerine şikâyetçi şirketler bu sefer Kamu İhale Kurumuna başvuruda bulunuyor değerli arkadaşlar. Ancak Kamu İhale Kurumu bu hükümlerin açık olmaması gerekçesiyle bu başvurudan yirmi gün önce Kamu İhale Tebliği’ni değiştirerek şirketlerin başvurusunu reddediyor. Yani Kamu İhale Kurumu başvuru öncesinde kanunu açıklayan tebliğ hükmünü iptal edip daha sonra “Kanun açık değil.” diyerek bu başvuruyu da reddediyor değerli arkadaşlar. Böylece Afşin-Elbistan Linyitleri Kışlaköy Açık İşletmesi dekapaj işi 119 milyon lira bedelle Fernas şirketinin oluyor. İhaleye fesat karıştırmaktan hükümlü Fernas şirketine verilen ihaleler bununla sınırlı kalmıyor değerli arkadaşlar.

Bu defa, 05/08/2009 tarihinde, Enerji Bakanlığına bağlı Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, yani bor madenlerini işleten Genel Müdürlük tarafından açılan 110 milyon ton dekapaj ihalesi, 05/08/2009 tarihinde 115 milyon lira bedelle yine Fernas şirketine veriliyor değerli arkadaşlar.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Ne şirketmiş ya!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) -  Yani hepimizin gözbebeği olan bor madenlerimizin işletilmesi işi, ihaleye fesat karıştırmaktan hükümlü Fernas şirketine veriliyor değerli arkadaşlar. Bu durum, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından ortaya çıkarılıp, Meclis gündemine getirilince, Hükûmet, apar topar Kamu İhale Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngören yasayı önümüze getiriyor değerli arkadaşlar.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Bu şirket kimin adamı, kimin malı?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) -  Peki, 01/11/2012 tarihinde, yani bundan bir ay önce iktidar partisi milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen bu yasa neyi amaçlıyor? İşte, bu yasa, bu şekilde ihaleye fesat karıştırmış şirketlerin ihaleye katılması ve yetimin hakkını yemesinin önünü açan bir yasadır değerli arkadaşlar. Ne yazık ki, iktidar milletvekilleri -umuyorum ki, bilmiyordurlar ama anlattık, bildiklerini varsayıyorum- bu yasayı çıkararak, işte, bu yetimin hakkının yenilmesinin ne yazık ki, değerli arkadaşlar, önünü açmış oldular.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sırat köprüsünden nasıl geçecekler?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) -  İncelediğimiz belgeler ve raporlar bizi Enerji Bakanlığıyla ilgili korkunç bir gerçekle yüzleştirmiştir. Şu an itibarıyla Enerji Bakanlığının yönetimi fiilen iki şirketin eline geçmiştir. Bu iki şirketten birisi Fernas şirketidir. Bu şirket, dürüst ve namuslu bütün bürokratların direnişine rağmen Enerji Bakanlığında her işi yaptırabilmektedir. Yapılan işlemler hukuk katliamıdır. Yapılan bu işlemler dolayısıyla başta Enerji Bakanı olmak üzere, onlarca kamu görevlisi ağır hukuki sorumluluklar altındadır değerli arkadaşlar.

Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen bu gensoru, ülkemiz ekonomisinin belkemiğini oluşturan Enerji Bakanlığını sarmış bu yolsuzluk çarkından kurtulmak için bir fırsattır.

Bu gensoru öncesinde Sayın Bakan bir basın açıklaması yapıyor. Benim aldığım bilgi, diyor ki: “Gensorunun artık suyu çıkmıştır, ciddi konularda gensoru verilir.” Ben bütün milletvekillerinin vicdanına sesleniyorum, bütün bunlar belgelerle sabittir. Bütün bunların şüphesi bile bir Bakan için gensoru vermeye yetmez mi değerli arkadaşlar? (CHP sıralarında alkışlar) Bu, gensorunun sulandırılmış hâli midir? Bizim görevimiz bunların üzerine gitmek.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özet olarak, Enerji Bakanı Taner Yıldız, devlet tarafından işletilmesi gereken bor madenlerini Anayasa’nın 168’inci maddesine, 2840 sayılı Yasa’nın 2’nci maddesine ve Danıştay kararlarına aykırı bir biçimde özel sektör kuruluşlarınca işletilmesine hatta Kırka Bor İşletmesinde işletme sahası içinde susuz boraks üretimi için özel fabrika kurmasına göz yumarak Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde belirtilen görevi ihmal suçu işlediğinden, ayrıca Enerji Bakanlığının kendi ihalelerine fesat karıştırma suçundan hükümlü Fernas şirketine yargılama sürerken bir hüküm verdikten sonra toplam 234 milyon liralık iki yeni ihale vererek Türk Ceza Kanunu’nun 235’inci maddesinin ikinci fıkrasında ihaleye fesat karıştırma suçunun işlenmesine ve bu nedenle kamu zararının oluşmasına göz yumması sebebiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) –Peki Başkanım.

Göz yumması sebebiyle Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde belirtilen görevi ihmal suçunu işlediği ortaya çıkmıştır. Bu suçlar ve tespitler karşısında Enerji Bakanının gensoruyla düşürülmesi gerekmektedir.

Ben konuşmama son verirken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarında alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz, Sayın Erdoğdu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurunuz Sayın Dora.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız hakkında verilen gensoruyla ilgili olarak Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, biraz önce Muş Milletvekilimiz Sayın Sırrı Sakık, Sayın Bakanımıza bir soru yöneltmişti, ben de aynı soruyu kendisine yöneltmek istiyorum: “HES projelerinde, sizin kurumunuzda üst düzey görevlilerden kaç kişinin kardeşi veya yakınları HES projelerini kapattılar ve sonradan satışa sundular?”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzülerek ifade etmek gerekiyor ki Türkiye Cumhuriyeti birçok alanda olduğu gibi enerji alanında da dışa bağımlı bir ülke olmaya devam etmektedir. Uygulanan yanlış enerji politikaları ülkemizin dışa bağımlı ülke olmasının başlıca nedenleri arasındadır. Son olarak elektriğe ve doğal gaza yapılan zam ise uygulanan yanlış enerji ve savaş politikalarını bir kere daha gündeme getirmiştir. Türkiye, şu anda dünyanın en pahalı petrolünü kullanmaktadır; doğal gazda da aynı şekilde dışa bağımlı bir ülke konumunu sürdürmektedir. Kısacası Türkiye, son yapılan istatistiklerde açık bir şekilde ortaya konulduğu gibi, yüzde 74 oranında enerjisini dışarıdan ithal etmektedir. Enerjide ithalat bağımlısı Türkiye’de 2009 sonu itibarıyla yaklaşık bir yıllık petrol rezervi ve yaklaşık iki aylık doğal gaz rezervi bulunmaktadır. Sayın Bakanın da açıklamasında belirttiği gibi, geçen kış aylık 400 lira doğal gaz faturası ödeyen bir ailenin faturası bu kış 520 liraya çıkacak. Asgari ücret alan bir vatandaşın bu faturayı ödedikten sonra nasıl geçineceğini hiç düşünüyor musunuz?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esasen bu son zamanlarda Hükûmetin art arda uygulamaya koyduğu zamlar, son yıllarda bütün uyarılarımıza rağmen sert bir şekilde sürdürülen güvenlik siyasetinin bir parçası olarak görülmektedir. Türkiye’de binlerce gencimizin ölümüne ve sakat kalmasına neden olan bu çatışmalı ortam âdeta bir canavar gibi ülkenin millî kaynaklarını yiyip bitirmektedir. Güvenlik konsepti uyarınca çatışmalarda yapılan masraf, üstüne bir de uygulanan yanlış enerji politikaları eklenince vatandaşlarımıza elektrik ve doğal gaz zammı olarak geri dönmektedir.

Değerli milletvekilleri, şu anda 1.600 civarında olan HES’lerin sayısı yapımı süren 200 HES daha eklendiğinde 1.800’lere çıkacaktır. HES yapımlarında yasa gereği yapımcı şirketin ÇED raporu alabilmek için köylülerin onayını alması gerekmektedir. Yaşama alanlarının ve doğanın tahrip edilmesini istemeyen köylüler, HES şirketlerine doğal olarak itiraz etmekte ve yaşadıkları yerlerde HES’leri istememektedirler. Ancak bu itirazlar dikkate alınmadığı gibi, Bakanlar Kurulu usulsüz bir yetki devriyle acele kamulaştırma yetkisini de EPDK’ya devretmiş, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ise bu yetkiyi başvuran her firma için hemen kullanabilmiştir. Bir savaş kanunu olarak bilinen acele kamulaştırma, doğayı tahrip ettiği bilirkişi raporlarınca açıkça ifade edilen HES yapımları için pervasızca kullanılabilmektedir.

Bakanlığın bir diğer yanlış enerji politikası nükleer enerji ile ilgili olarak uygulamaya soktuğu politikalardır. Dünyanın pek çok yerinde nükleer enerji çevreye ve insana verdiği zarardan dolayı terk edilirken, Türkiye’de birçok yerde nükleer enerji santrali açmaya çalışmak anlaşılır bir tutum değildir. Çernobil faciasının etkileri hâlen devam etmekte, Karadeniz’de pek çok insanımız kanserden dolayı hayatını kaybetmektedir.

Sayın Bakanın nükleer enerji ile ilgili basına yansıyan sözleri ise hakikaten de hayret vericidir. Sayın Bakan, basına yansıyan sözlerinde "Sigara, ortalama insan ömrünü 2,3 yıl, yoksulluk 700 gün, alkol 130 gün, kalp 2.100 gün öne çekiyor. Uçak kazaları ise Amerika Birleşik Devletleri’nde ortalama insan ömrünü 1 gün öne çekiyor. Nükleer santrallerin ortalama ömür kaybı ise sadece 0,03 gün olarak tespit edilmiştir." şeklinde bir beyanatta bulunmuştur.

Nükleer santraller yolu ile elektrik elde edilmesi, bütün diğer enerji elde etme teknolojileri ve yatırımları gibi çeşitli riskler barındırmaktadır. Seçilecek teknoloji ve yer seçiminden tutun da normal çalışma koşullarında ve hele hele herhangi bir kaza hâlinde sağlık ve çevre etkisi ile son derece riskli bir enerji elde etme yöntemidir. Nükleer enerji meselesi, beklenen fiyat artışlarına rağmen süreklilik arz eden, tamamen dışa bağımlı yakıt gereksinimi; savaş hâlinde koruma zorluğu, radyasyonlu atıklarının yok edilmesi, ömrü bittiğinde santralin sökümü ve bütün bunların maliyet hesaplarına değin bilimin bütün dallarını ve toplumun bütün çıkar gruplarını ilgilendiren teknik bir konudur. Nükleer enerjinin pek çok riski olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda insan ve çevre sağlığının birincil derecede önemli olması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, nükleer santraller barındırdığı risklerin yanı sıra çevreye yayılan zararlı radyasyonun en önemli kaynağı olarak nükleer santral kazaları ve radyoaktif atıkları, karşılaştığımız çevre sağlığı riskleri, bilimsel tabloda en ağır risk grubu olan hem gözlenemez hem de denetlenemez riskler arasındadır.

Nükleer santral ve zararlı radyasyon konusunda Türkiye’nin hukuk metinlerinde nükleer suç ve cezası tanımlanmamıştır. Çevreyi ve sağlığı etkileyen nükleer santral gibi önemli yatırım kararlarında danışma ve karar verme süreçlerine katılıma dair birey hakları ülkemizde eksik ve engellerle doludur.

Enerji ve nükleer enerji yalnızca sanayi sektörünün değil, tarım, orman, turizm, sağlık gibi tüm sektörlerin içinde bir yerdedir.

Küresel ısınmanın çözümü diye nükleer santral yatırımı yağmurdan kaçarken bataklığa saplanmaktır.

Ülkemizde ÇED ticari bir iş olarak özel firmalara yaptırılmaktadır. Bu nedenle, işletme ÇED’e değil, ÇED işletmeye uydurulmakta, bazı madencilik, petrol arama gibi sektörler kapsam dışında tutularak ÇED anlamsızlaştırılmaktadır.

Ülkemizin uygulanmayan mahkeme kararlarıyla dolu, bozuk çevre koruma sicili bizlerin ve tüm yurttaşların nükleer santraller konusunda son derece ihtiyatlı olmasını gerektirmektedir.

Nükleer santraller, hiçbir ülkede sigorta şirketlerince sigortalanmaz çünkü bir nükleer kaza sonucunda oluşacak ve kuşaklar boyu sürecek, Çernobil felaketinde olduğu gibi, birkaç ülkenin ekolojik felaket bölgesi ilan edilmesine neden olabilecek insan ve çevre sağlığı kayıplarının maddi ve manevi boyutu tahmin edilemeyecek ve karşılanamayacak ölçüde büyük olabilir.

Nükleer santraller gerek yatırım ve işletme aşamasında gerekse atıkları ve ekonomik ömür sonu sökümü yüz yıl süren radyasyonla kirlenmiş santral parçaları nedeniyle kirli, yatırımı ve ürettiği enerji maliyeti pahalı olduğu kadar tümüyle dışa bağımlı ve yakıt kaynakları sınırlı teknolojilerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz da Suriye’deki olaylara değinmek istiyorum. Suriye’de yaşanan son durum hepimizi derin bir şekilde etkilemekte ve endişelendirmektedir. Son günlerde daha da şiddetlenen çatışmalarla beraber Suriye’de yaşanan olayların bütün Orta Doğu’yu etkileyecek boyuta geldiğini görmekteyiz.

Suriye’de Mart 2011’den bu yana süren ve 50 bine yakın sivilin ölümüne yol açan çatışmalarla ortaya çıkan Suriye krizi, bölgesel ittifakların Orta Doğu’nun bu havzasında ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha göstermiştir. Kriz sürecinde Türkiye’nin izlediği aktif politikaların karşılaştığı direnç de, AK PARTİ İktidarında kapasitesini bir hayli genişleten Türkiye dış politikasının sınırlarını görme imkânı sağlamıştır. Orta Doğu’da büyük bir ivme yakalayan Türkiye, Suriye krizinde bölgesel gücünün sınırlarını ve Orta Doğu’daki devrim taleplerini yönlendirme kapasitesini test etme ve sonuçta bölgesel aktörlerle ilişkilerini gözden geçirme ihtiyacı duymuştur. Türkiye’nin  “Orta Doğu’da oyun kurucu ülke” söylemiyle yürüttüğü ve kimi çevrelerde “Yeni Osmanlıcı” diye nitelenen politikası Suriye’de güçlü dirençle karşılaşmış, devrim arayışlarına verilen güçlü siyasi ve askerî desteğe rağmen geçen şu zamana kadar hedefine ulaşamamıştır. “Komşularla sıfır sorun politikası” ile yola çıkan Hükûmet, “sıfır komşu politikası”na doğru evrilmektedir.

Suriye krizinin bölgedeki en büyük etkisi Türkiye-İran ilişkilerinde olmuştur.  Birleşmiş Milletlerin, Libya’da olduğu gibi güç kullanımını içeren bir yaptırım kararı alamaması üzerine,  Suriye’de devam eden devrim konusunda yalnız kalan Türkiye, tüm komşularıyla ama özellikle İran’la ilişkilerinde büyük bir kırılma yaşamıştır. Yakın zamana kadar perde gerisinde büyük bir rekabet yaşansa da, iki tarafın da sık sık tekrar etmeyi sevdiği ifadeyle, Kasrı Şirin  Anlaşması’ndan bu yana devam eden ve AK  PARTİ İktidarında en üst düzeye çıkan ilişkiler bir  hayli gerilemiştir, gerilmiş bir aşamaya gelmiştir. Gerilimin nedeni ise iki ülkenin Suriye’de rejim değişikliğinin sonuçlarını farklı okumalarıdır.

Şurası bir gerçek ki Türkiye, Esad rejiminin altı ay içinde yıkılacağını düşündü ve bütün dış politikasını bu plan üzerinde yaptı ancak Türkiye uluslararası camiada yalnız kaldı. Son olarak Katar’ın başkenti Doha’da yapılan toplantıda Suriye muhalefeti “Suriye Devrimi ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu” adı altında  yapısal bir değişikliğe gitmiş, Türkiye’nin ilişkili bulunduğu muhalefet etkisini kaybetmiştir. Açıkça görünüyor ki Obama yönetimi bu yapıyla daha fazla iş birliğine girmeyi tercih etmiştir. 

Suriye’de çatışmalar hâlâ  devam ediyor ve ölü sayısı her geçen gün daha da artıyor. Türkiye ise silah ve para yardımı başta olmak üzere Suriyeli muhaliflere destek vermekle suçlanmaya devam ediliyor. Bu durum, Türkiye’nin dış politikasının ne kadar yanlış olduğunu bir kere daha gözler önüne sermiştir. Üstelik Suriye krizinin başlarında yapılan anketlerde Türkiye kamuoyu, Suriye politikası konusunda Hükûmete büyük oranda destek veriyorken, içine girilen girdabın farkına varan kamuoyu son yapılan anketlerde bu desteğini büyük oranda geri çekmiştir.

Halk Suriye’ye yönelik bir müdahale istememektedir. Halkın yalnızca yüzde 18’i Suriye muhalefetine destek konusunda Hükûmetle aynı görüştedir. Amerikan, Alman Marshall Fonu tarafından yürütülen ve Türkiye kamuoyunun da görüşlerinin alındığı “Transatlantik Eğilimler” adlı raporda çıkan bu oran, Hükûmetin Suriye politikasına yönelik kamuoyu desteğinin düştüğünü göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, Suriye’de savaşın bir an önce bitmesini istiyoruz. Suriye’de yaşayan etnik ve farklı inançtaki bütün halkların, Arapların, Kürtlerin, Alevi Nusayrilerin, Ermenilerin, Asuri Süryanilerin ve Türkmenlerin özgürlüğünü ve eşitliğini garanti altına alacak laik ve demokratik bir Suriye istiyoruz. Bizim için önemli olan halkların iradesidir. Kendi halkını öldürmeye devam eden Esad rejimine hiçbir zaman destek vermedik, veremeyiz de.

Suriye’de rejim elbette değişmelidir. Ancak bu değişim dışarıdan gelen direktif ve politikalarla değil, bir bütün olarak Suriye halklarının iradesiyle olmalıdır. Suriye’de yaşayan halkların iradesi esas alınarak özgür, demokratik ve laik bir Suriye yaratılmalı ve bu haklar anayasal olarak güvence altına alınmalıdır. Türkiye'nin Suriye’ye yönelik dış politikası tam da bu temelde olmalıdır.

Türkiye dış politikasını Kürt fobisi üzerinden yürütmektedir. Oysa böylesi bir dış politikanın Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmayacağı son derece açıktır. Türkiye’nin yapması gereken, Suriyeli Kürtler ve diğer halklarla iş birliğine girerek onlara dostluk elini uzatmak olmalıdır. Bu bağlamda, Türkiye Suriye’deki Kürtlerle olumlu ilişkiler geliştirdiğinde biz de Barış ve Demokrasi Partisi olarak destek vermeye hazır olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

Suriye’deki çatışmalardan kaçarak Türkiye’ye sığınan mültecilere Türkiye’nin kucak açması önemli ve insanidir. Ancak, üzülerek takip ediyoruz ki Türkiye farklı politikaların peşinde koşmaktadır. Savaş temelli politikaların ötesinde, dostluk temelli politikaların oluşturulması gerekirken, Suriye’de yaşayan etnik ve dinî temelli halklarla diyalog içine girilmesi gerekirken tam tersi bir tutum izlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, bir ülkenin dış politikasını oluştururken kendi çıkarlarını gözetmesi kadar doğal bir şey olamaz. Ancak politikalar oluşturulurken demokrasi, insan hakları gibi evrensel birtakım değerlerin göz ardı edilmemesi gerekir. Evrensel olarak bütün insanlığın kabul ettiği değerler üzerinden dış politika oluşturmak varken, birtakım dinî referanslarla harekete geçmek ya da siyasetini bunun üzerinden kurmak o ülkeye kaybettirecektir. Ülkemizin içinde bulunduğu durumun bu olduğunu düşünüyoruz. Bu bağlamda, halkları tahakküm altına alan, onların iradelerini yok sayan, onlara yönelik düşmanca ilişkilerin geliştirilmesine yönelik yaklaşımlara katılmadığımızı ifade etmek istiyoruz.

Orta Doğu’nun iç içe geçmiş birçok sorunu barındırdığı bir gerçektir. Ancak, ne Orta Doğu ne de halkları, olumsuzluklarla özdeşleştirilmiş bir imaja mahkûm edilmemelidir. Orta Doğu ülkeleri, halklarından aldıkları güçle ve iç dinamiklerini seferber ederek barışçıl bir kalkınma seferberliği başlatacak potansiyele sahiptirler. Bölge halklarının bir arada yaşama iradesine, devletlerin egemenlik haklarına, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine saygı, gerek ülkeler arasında gerek ulusal ölçekte kalıcı barışın ve huzurun temin edilmesinin ön şartıdır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti ve devlet yetkilileri Suriye Kürtleriyle ilgili konuşurken kendi ülkelerinde milyonlarca Kürt’ün yaşadığını akıllarından çıkarmamalıdırlar. Bu tutum, Irak, Suriye ve İran’da akrabaları olan insanlar için son derece incitici ve dışlayıcı bir yaklaşımdır. Bu söylemler Türkiye’de yaşayan milyonlarca Kürt insanının vicdanına indirilmiş bir darbe şeklinde algılanacaktır. Suriye’ye yönelik herhangi bir müdahaleye karşıyız çünkü bu tutum savaşın derinleşmesi, insanların hayatlarını kaybetmesi anlamına gelecektir. Suriye Kürtlerinin kendi haklarına sahip çıkması ve kendilerini yönetmek istemeleri Türkiye için bir müdahale nedeni olmamalıdır. Böyle bir tutum uluslararası hukuk açısından da kabul edilemez. Suriye’nin geleceğine dış güçler değil, Suriye halkının kendisi karar vermelidir. Suriye’de yaşayan Kürtler ve diğer halklar kendileri için demokratik, özerk bir yapı arzu ediyorlarsa bu karara ancak ve ancak saygı duymak gerekmektedir. Esad kalsa da, gitse de Suriye’de yeni bir yapının oluşacağı muhakkaktır. Burada önemli olan, yeni oluşacak Suriye’nin halkların iradesine saygılı, demokratik ve laik bir hukuk devleti olması için çaba harcamaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye’de iç savaş başladığı günlerde politika üretemeyen Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti geç kalmışlığın aceleciliğini ortaya koyarak Suriye politikası ve Orta Doğu politikasında daha fazla itibarsızlaşmıştır. Bu politika Türkiye’nin Suriye’ye yönelik makro hedeflerini değiştirmiş, Türkiye tüm Suriye politikasını Suriye’deki Kürtlerin kazanımlarını engelleme ve aşındırma üzerine yoğunlaştırmıştır. Suriye’de devam eden çatışmaları tüm kamuoyu yakından takip etmektedir. Son birkaç gündür Ceylânpınar ilçemizin karşısında bulunan Serekaniye’de -Resulayn’da- yoğun çatışmalar yaşanmaktadır. Önceki çatışmaların aksine bu çatışmalar, Özgür Suriye Ordusu, El Nusra gibi silahlandırılmış çeteleriyle o bölgede yaşayan Kürtler arasında gerçekleştirilmektedir. Türkiye’nin bu çatışmaların yaşanmasını engelleyen bir rolü benimsemesi gerekirken, Türkiye bu çatışmaların bitirilmesi konusunda herhangi bir çaba içine girmemekte, aksine bu gruplara destek vermektedir. Özgür Suriye Ordusu bileşeni olup olmadığı bile belli olmayan ve hiçbir meşruiyeti olmayan birtakım gruplarla Türkiye’nin iş birliği yapıyor olması en başta bu ülkeye kaybettirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriyeli Kürtler düşmanımız değildir, düşman hâline de getirilmemelidir. Kürt fobisi üzerinden geliştirilen politikaların terk edilmesi gerekmektedir. Türkiye'nin yapması gereken, başta PYD olmak üzere oradaki Kürt Ulusal Konseyinden Kürt liderlerle diyalog içine girmek olmalıdır. Üstelik sadece Kürtler değil, hangi etnik, inançsal, mezhepsel ve kültürel aidiyete sahip olursa olsun Suriye’de yaşayan tüm halkların, farklı inançların kendi iradeleriyle yönetilmeye hakları vardır ve demokratik bir Suriye ancak böyle şekillenebilir.

Suriye’nin geleceğini bir başka ülke değil ancak orada yaşayan halklar belirleme hakkına sahiptir diyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

                                                       

 

Kapanma Saati: 15.43

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız hakkında verilen gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere devam edeceğiz.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi sıra Milliyetçi Hareket Partisi Grubunda.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Necati Özensoy konuşacak.

Buyurun Sayın Özensoy. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında, Anayasa'nın 98 ve 99’uncu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 106’ncı maddeleri gereğince vermiş olduğu gensoru önergesiyle ilgili -grubum adına- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, gensoru sahipleri ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan arkadaşım gerçekten çok önemli belgelerle birtakım konuları izah etti. Bu gensorunun da ana konusu, Enerji Bakanlığının, tabii, bor madeniyle alakalı, hem yapılan yolsuzluklar hem de politikalarla alakalı.

Bor, elbette Türkiye için stratejik bir maden, bunu herkes böyle kabul ediyor, herkes böyle değerlendiriyor. Ancak bu stratejik madenle alakalı, devlet, diğer madenleri de göz önünde bulundurarak 1983 yılında devletleştirdiği bu madenlerle alakalı zaman zaman böyle birtakım “surda gedik açmak” adına bazı girişimlerde bulunuyor. Biz, bu yapılan bazı, surda gedik açma çalışmalarının da bazen sehven -yanlışlıkla- yapıldığı kanaatiyle birtakım şeyleri değerlendiriyoruz ama bütün bunları üst üste bindirdiğimizde, üst üste koyduğumuzda maalesef aklımıza bazı kötü senaryolar da gelmiyor değil.

Şimdi, bakın, buna örnek olarak şunu söyleyeyim: 27 Haziran 2012’de bir torba yasa geldi buraya. Bu torba yasada da yine bu konuyla alakalı, 2840 sayılı Yasa’da birtakım değişiklikler yapılmasıyla alakalı bir geçici madde koydular. Bu yasadaki uyarıyı biz yapmamış olsaydık, ilgili iktidar partisi yetkilileriyle görüşmemiş olsaydık, bu yasa o geçici maddeyle olduğu gibi geçmiş olsaydı bugün bor madenlerinin özelleştirilmesinin önünde hiçbir engel yoktu. Oraya bir kelimeyi ilave ettirmek suretiyle… Yani orada ne diyor, geçici maddede? “2840 sayılı Kanun’a ekli listede linyit ruhsatları ile daha sonra bu sahalarla birleştirilmek suretiyle 2840 sayılı Kanun kapsamına dâhil olan sahaları, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’a göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından özelleştirilir.” Şimdi, bakın, burada 2840 sayılı Yasa kapsamına bor da giriyor, biliyorsunuz. Bunu, “linyit” kelimesini ilave ettirerek ancak düzeltmeyi sağlayabildik. Bizim söylediğimizin doğru olduğunu iktidar partisi mensubu arkadaşlarımız da kabul ettiler, bir önergeyle düzelttiler. Şimdi, biz bunu görmemiş olsaydık, bu yasa böyle geçmiş olsaydı -ifade ettiğim gibi- bugün bor veya bu daha önce devletleştirilen diğer madenler, çok rahat bir şekilde, bu torba yasada, bir tane madde ilavesiyle bu sıkıntı devam edegelecekti.

Şimdi, yine bu alt komisyonda görüşülen, daha Meclise gelmeyen bor madenleriyle alakalı üçüncü şahıslara, işte dekapaj, cevher çıkarma, kırma, eleme, ayıklama ve yıkama, paketleme, tahmil-tahliye gibi özel olarak kelimelerle yani konuları ifade edilen yine bir geçici madde çalışması yapıldı. Bu çalışma alt komisyonda yapılmadan önce daha muğlak bir ifadeydi ve hatta şimdi de aslında çok yeterli bir ifade olmadığı kanaatindeyim ben çünkü bütün bunlarla belki maden ruhsatları devletin elinde kalacak ama bor işletmeleriyle alakalı, bu işletmelerin istendiği zaman veya birileri istediği zaman bu işletmeleri devretmenin önünde hiçbir engel kalmayacak.

Dolayısıyla, sadece “Biz iyi niyetle çıkartıyoruz, bunun maksadı şudur.” gibi kelimelerle bu yasalar çıkmaz. Yani kötü niyetli olan, o yarınlarda olabilecek durumların da önünü kesmek adına her şey açık seçik buraya yazılır diye ifade etmek istiyorum. Bunu da herkesin böyle bilmesi lazım.

Şimdi, bor gerçekten, ifade ettiğim gibi, stratejik bir maden, yarınlar adına çok stratejik bir maden bor. İşte, borla ilgili birçok efsaneler var; işte enerjiyle ilgili, efendim, birtakım şeylerin aslında bulunduğu, icat edildiği ancak işte, hayata geçmediği gibi falan ama şimdi mevcut çalışmalarla, işte özellikle sodyum bor hidrürle ilgili çalışmalarla, bugün mevcut enerjinin üzerinde bir maliyetle çalıştığı aşikâr ancak buradan hareketle şunu söyleyebiliriz: Bugün belki borla çalışan enerji motorları veya işte enerji araçları… Enerji üretmek bordan, belki bugün 30 katına pahalıya mal olabilir ama yarınlarda, her teknolojide olduğu gibi, bu teknolojinin bugün hidrokarbonlar seviyesine düşebilme ihtimalinin de yüksek olduğunu düşünerek bu bor madenlerine hepimizin, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının göz bebeği gibi bakması ve böyle değerlendirmesi lazım diye düşünüyorum.

Şimdi, burada konu Eti Maden olduğu için yani özellikle Eti Maden ve oradaki yolsuzluklar olduğu için, belki usulüne uygun yapılmış ancak Sayın Bakan vicdanına sığdırdı mı sığdırmadı mı bunu burada belgesiyle birlikte soracağım. Sayın Bakanın Başbakanlığa yazdığı bir izin belgesi var Eti Madenin mevcut şu andaki kiraladığı yerle alakalı. Burada diyor ki bir paragrafında, 2007/3 sayılı Başbakanlık Tasarruf Tedbirleri Genelgesi’nin “Gayrimenkul edinilmesi ve kiralanması” başlıklı maddesinde, “Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yurt içinde ve yurt dışında hiçbir surette hizmet binası, lojman, her ne adla olursa olsun memur evi, kamp, kreş, eğitim, dinlenme ve benzeri sosyal tesis ve bunlarla ilgili arsa ve arazi satın alınamayacak, kamulaştırılamayacak, kiralanmayacak vesaire hükmü yer almaktadır.” şeklinde bir ibareyi de belirterek Başbakanlıktan bu yerin kiralanmasıyla ilgili izin istiyor. Peki, bu yer ne kadara kiralandı değerli milletvekilleri, biliyor musunuz? Bilmediğinizi düşünüyorum; aylık 280 bin liraya. Bu da, hadi binanın büyüklüğü, vesairesi tartışılabilir ama üç yıllık kirası peşin ödenmek suretiyle kiralandı. Yani, 10 milyon 80 bin lira artı KDV ödenerek bu bina bugün Eti Madenin işte “Kullanılamaz durumda.” diye tespit edilen Genel Müdürlüğünün birkaç biriminin de bir araya getirildiği, aslında uygun arsasının olduğu, o arsaya TOKİ tarafından da bina yapılacağı ve üç yıl içerisinde bitirileceği ifadesiyle birlikte ama 3+2 modeliyle kiralandı. Eğer o üç yılda da bu bina bitmezse, iki yılda da yaklaşık bir 8-9 milyon lira daha bir bedel ödenerek, çıkma gerekçesini binaların da tadilat gerektirdiği ve 15 trilyon liraya mal olacağı gerekçesiyle buradan Eti Maden şirketimiz ayrıldı. Şimdi, 15 milyon tadilat masrafından kaçarak, eğer beşinci yıla da sarkarsa bu kiralama yaklaşık 21 milyon lira bir kira bedeli ödemiş olacak bu Eti Maden. Ben, şimdi, Sayın Bakana, vicdanen bu konuda rahat olarak mı imza attı, atmadı, onu da sormak istiyorum. Hukuka uygun tespitler yapılmış ve metrekare fiyatları vesaire şunlar bunlar hepsi uygulanmış ancak ben şahsen, böyle bir kurumun, hem tasarruf tedbirleri genelgesi var hem de peşin olarak 10 trilyon liralık kirayı vermenin uygun olup olmadığını buradan Sayın Bakana sormak istiyorum?

Tabii, Enerji Bakanlığı, buradan ifade edildiği gibi, geçmiş dönemler de belki dâhil olmak üzere, en çok yolsuzlukların, en çok soruşturmaların, en çok tutuklamaların olduğu bir kurum, bir bakanlık. Bu yakın dönemde de birçok bürokratın soruşturulduğu, cezaevine girdiği, tutuklandığı, ceza aldığına da şahit olduk.

Tabii burada Bakanlık elbette denetimden sorumlu, ancak bizler de muhalefet milletvekilleri olarak vatandaşın bize verdiği denetim yetkisini kullanırken, Mecliste yine komisyonlarda, bu kurumların denetimini yapan KİT Komisyonunda da maalesef bu anlamda çok çaresiz kaldığımızı da ifade etmek istiyorum. Çünkü, KİT Komisyonu denetimini yaparken, bir yıl boyunca Sayıştayın düzenlediği raporlarla birlikte, Sayıştayın bize göndermediği veya gönderemediği birtakım bilgi, belgeleri de dâhil ederek o komisyonlarda bu kurumları biz denetliyoruz ama inanın KİT Komisyonunun hiçbir yaptırımı yok. Burada Sayın Bakan biraz sonra çıkacak, işte şu, şu… Madem öyle, işte mahkemelere başvurun yolsuzluk varsa vesaire gibi, ama ilgili bakanlığın ilgili teftiş kurulları, kurumların teftiş kurulları, maalesef benim gördüğüm kadarıyla, bugün ne kadar, yirmi tane, otuz tane dosyadan -ya bir tanedir, ya iki tanedir- aleni usulsüzlük, yolsuzluk yapılmasına rağmen zaman aşımından dolayı… İşte verilen cezalar bakana gelinceye kadar tamamen affedildiği birçok soruşturma dosyalarına maalesef hep birlikte şahit olduk.

Şimdi, Sayın Bakana, bu yine bütçe görüşmeleri sırasında komisyonda sorduğum ama zaman kısıtlamasından dolayı pek detayına girmediğim bir şeyi de, yine BOTAŞ’la ilgili, BOTAŞ International’la ilgili bir konuyu burada gündeme getirmek istiyorum. BOTAŞ International Limited Şirketi vergi cenneti olan bir adada kurulup, bu BTC hattını, boru hattının işletimini yapan bir kurum ancak bu kurumun başına gelecek genel müdür ve yönetim kurulu üyelerinin atanmasıyla ilgili de uzunca zamandır Sayıştay yaptığı denetimlerde “BOTAŞ’ın Genel Kuruluyla ancak genel müdür ve yönetim kurulu üyelerini atayabilirsiniz.” diye ısrarla raporlarında belirtmesine rağmen, Sayın Bakan, bu teftiş kurulunca, bu Sayıştay raporlarınca maalesef bu uyarıları, o en son BİL’in Genel Müdürü görevden ayrılana kadar maalesef yerine getirmedi. İşte, açıkça burada, yine bu kurumla ilgili “Madde 40- İlgili bakanlık; teşebbüs, müessese ve bağlı ortaklık faaliyetlerinin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak yürütülmesini gözetmekle görevlidir.” demesine rağmen, yine “Birinci fıkrada belirtilen amaçla ilgili bakanlık, gerekli hâllerde teşebbüslerin hesaplarını ve işlemlerini teftiş ve tahkike tabi tutmaya, bunların iktisadi ve mali durumlarını tespit ettirmeye yetkilidir.” vesaire gibi birtakım görevler yüklenmesine rağmen maalesef bu uluslararası bir şirket olan yani Türkiye’nin dışında kurulmuş bir şirket olan BİL’le alakalı gerekli hassasiyetleri göstermediği kanaatindeyim.

Şimdi, bunların atanmasıyla yani usulsüz atanmasıyla “Ne oldu, ne var?” denilebilir ancak size şunu söyleyeyim: BOTAŞ International Limited uzunca yılardır zarar eden, BTC hattını işletirken ve en son bu BOTAŞ International Limited bu zararından dolayı tahkime başvurmuş yani yüz milyonlarca dolar civarında bugüne kadar ve bundan sonrasıyla alakalı bir rakamı ilgilendiren bir durumla karşı karşıyaydı. Şimdi, geçtiğimiz aylarda bu konuyla alakalı BOTAŞ International Limited Şirketinin BTC hattıyla masaya oturup tekrar bir sözleşme imzaladığını görüyoruz. Ancak, burada yine Sayıştay raporlarında diyor ki: “BIL Genel Müdürüyle Yönetim Kurulu üyelerinin Genel Kurul kararı dışında atanmalarının yapılmasına devam edilmesi hâlinde BIL ile üçüncü kişiler arasında çıkabilecek hukuki anlaşmazlıklarda BIL Genel Müdürünün ve Yönetim Kurulu üyelerinin atanmalarının hukuki olmadığına ve yaptıkları işlemlerin geçersiz olacağına ilişkin bir itirazda bulunması hâlinde kamu zararı doğacaktır.” Hem de üstelik bu işletme anlaşmasını yapan BIL Genel Müdürünün yetkisini de bu anlaşmayı imzaladıktan bir ay sonra aldığına daha sonraki evraklarda şahit oluyoruz. Dolayısıyla, BIL’le alakalı, BTC hattının işletimiyle alakalı yarınlarda önümüze birtakım sıkıntılar gelirse bu, Sayın Bakanın bu konudaki gösterdiği ihmalkârlık veya buna benzer birtakım tavırlarından dolayı olacaktır ki, bu kayıtlarda, raporlarda açık ve net bir şekilde bellidir.

Bir de üstelik bu anlaşmayı yaparken… Şimdi, Sayın Bakan diyecek ki: “Bu anlaşmadan dolayı işte biz bugüne kadarki 100 milyon doları tazmin ettik, bundan sonrasıyla alakalı zararlarımızı kapattık.” Bakın, zaten tahkime de biz bugüne kadar ettiğimiz zararları tazmin etmek için gitmiştik, bu konuda Türkiye Cumhuriyeti devleti cebinden 20 milyon dolara yakın da para harcamıştı. Ancak, ilerisiyle ilgili edilen tazmin, işletme anlaşmasının şu maddesinde şöyle yer alıyor: “BOTAŞ tarafından atanmış işletmecisine senede asgari miktar olarak 150 milyon metreküp sağlayacağına dair teyit; işbu yakıt gazın 1.000 metreküp için BOTAŞ atanmış işletmecisinden 57 dolardan fazla bedel istemeyeceğine veya istemeye teşebbüste bulunmayacağına dair teyit…”

Şimdi, BOTAŞ İnternational Limited BOTAŞ’ın bir yan kuruluşu. Bu 57 dolardan 150 milyon metreküplük gaz, yine Azerbaycan’la yaptığımız anlaşmalardan doğan, bize -hakkımız olan- neticede BOTAŞ’a verdiği bir gaz. Peki, bunu hangi hakla -BOTAŞ’ın bilançosuna girmesi gereken veya BOTAŞ’ın, zarar eden ve çok ciddi anlamda zarar eden BOTAŞ’ın, bilançolarında artı olarak gözükmesi gereken bu durumu- niye BOTAŞ İnternational Limited şirketine aktarıyorlar? Bunu da anlamak mümkün değil.

Yine, bu anlaşmada, tali çalışanlarla alakalı, bu şirketin başına yabancıların da müdahil olarak gelmesiyle ilgili burada maddeler söz konusu. Yani bu sözleşme, dolayısıyla yine Sayıştay raporlarında var, BOTAŞ İnternational’ın yaptığı bu sözleşme, BTC hattıyla yapılan bu konu, kesinlikle kamu yararına olan bir konu değil tamamen kamu zararına olan bir konuyla alakalıdır diye buradan bunu da ifade etmek istiyorum. Yarınlarda, yine söylediğim gibi, bu konu bizim karşımıza çok farklı birtakım konularla gelir diye düşünüyorum.

Şimdi, Sayın Bakanın, hem bütçede hem de geçtiğimiz günlerde de bu elektrik ve doğal gaz fiyatlarının pahalılığıyla ilgili birtakım sözler söylendiğinde, hem bizimle hem de vatandaşla âdeta biraz da dalga geçer gibi ifadelerinin yer aldığını görüyorum. Orada, bütçede de, kendi ifadesiyle, geçmişteki rakamları kıyaslarken 1/1/2002’den bahsetti, kaldı ki bu Hükûmet ancak 2003 yılının başında işbaşına geçti.

2007’ye kadar, hatırlarsanız, geçtiğimiz hükûmetler herhangi bir zam yapmadılar ve 2007 seçimlerinde billboardlarda, her yerde şu ifadeleri görebiliyordunuz: “İşte, elektriğe zam yapmadık, tüp gaza zam yapmadık.” Ve bundan dolayı da vatandaş, gerçekten “İşte, bu hükûmet vatandaşı düşünüyor, elektriğe zam yapmayan, tüp gaza zam yapmayan bir Hükûmet. Bunlar temel girdileri vatandaşın.” diyerek sizlere oy verdi ama 2007’den sonra maalesef, asıl baz almamız gereken yıl odur... 2007’de vatandaş, maaşıyla kaç kilovatsaat elektrik alıyordu, bugün kaç kilovatsaat alıyor? Onların karşılaştırmalarını da iyi yapmak lazım.

Dolayısıyla -süre konusunda da sıkıntımız var- söyleyeceğimiz alan olarak baktığımızda, Enerji Bakanlığının bütün kurumlarıyla alakalı, belki her bir kurumuyla alakalı saatlerce söyleyeceğimiz sözler olabilir ancak zaman sıkıntısından dolayı şunu ifade edebilirim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen sözlerinizi.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Enerji Bakanlığındaki yapılan işler önemli. Türkiye'nin stratejik meseleleri ve aslında millî politikaları hâline gelmesi gereken konular ancak bu yapılmıyor. Ve özellikle de Sayın Bakanın, son dönemde, bu yapılan usulsüzlükler ve yolsuzluklarla alakalı, hem Sayıştay raporlarını hem bizlerin ortaya koyduğu bilgi ve belgeleri çok fazla da dikkate almadığını görüyoruz. Bunun için de bu gensorunun isabetli olduğunu ifade ederek hepinize saygılar sunuyorum.

Sağ olun. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özensoy.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aksaray Milletvekili Ali Rıza Alaboyun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Sayın Taner Yıldız hakkında, CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve arkadaşları tarafından verilmiş olan (11/25) no.lu Gensoru Önergesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz enerji arz güvenliğinin sağlanmasına parti politikalarımızda büyük önem verilmekte, artan enerji talebi dikkate alınarak enerji arz güvenliğimize yönelik politikalar oluşturulmaktadır. Bu bağlamda, enerji arz güvenliğinden kaynaklanan riskleri azaltmak için, serbest piyasa unsurlarının işlevselliğinin artırılması, yatırım ve ticaret ortamının iyileştirilmesi, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilerek kaynak çeşitlendirilmesinin sağlanması, enerji sektörünün sürdürülebilirliğini temin etmek amacıyla enerji kaynaklarının taşınma güzergâhlarının ve enerji teknolojilerinin çeşitlendirilmesi, nükleer enerjinin sisteme entegrasyonu, ülkemiz yer altı ve yer üstü kaynaklarının ülke ekonomisine yüksek katma değer sağlayacak şekilde değerlendirilmesi, enerji arz ve talep zincirinin her halkasında enerji verimliliğinin artırılması, enerji diplomasisi kapsamında uluslararası iş birliğinin geliştirilmesi yönünde çalışmalarımız devam etmektedir.

Ülkemizdeki enerji talep artışıyla birlikte dünya enerji talebi de her ülkede farklı alanlarda küresel ölçekte sürekli artmaktadır. Bu talebi karşılamak için küresel enerji yatırımları her yıl artış göstermektedir. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, enerji sektöründe 2011 ve 2035 yılları arasında küresel ölçekte yaklaşık 38 trilyon dolar yatırım yapılacağı tahmin edilmektedir.

Türkiye, dünya ülkeleri arasında birincil enerji üretiminde 21’inci, petrol tüketiminde 26’ncı, doğal gaz tüketiminde 20’nci, kömür tüketiminde 14’üncü, elektrik tüketiminde 20’nci, en fazla kömür rezervine sahip ülke olarak 17’nci, en fazla kömür üreten ülke olarak 13’üncü, elektrik üretiminde 20’nci, jeotermal enerji kapasitesinde 12’nci, güneş enerjisi kapasitesinde 27’nci ve rüzgâr enerjisi kapasitesinde 16’ncı ülke konumundadır.

Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde, geçtiğimiz on yıllık dönemde enerji talep artışının en hızla gerçekleştiği ülke durumundadır. Aynı şekilde, ülkemiz, 2002 yılından bu yana, elektrik ve doğal gazda Çin’den sonra en fazla talep artış hızına sahip 2’nci büyük ekonomi olmuştur. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızca yapılan projeksiyonlar bu eğilimin orta ve uzun vadede devam edeceğini göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz enerji sektörünün son on yılda geldiği noktaya ilişkin bazı temel göstergelere değinmek istiyorum.

Ülkemizde yüksek büyüme oranlarının sonucu olarak uzun yıllardan beri yıllık elektrik enerjisi tüketim artışı ortalama yüzde 7 ile 8 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2002 yılında 129 milyar kilovatsaat olan elektrik üretimimiz 2011 yılı sonunda 230 milyar kilovatsaate çıkmıştır. Üretim kapasitesi projeksiyonlarına göre, bu artış önümüzdeki on yıllık süre içerisinde de devam edecek olup yıllık ortalama talep artışının yüksek talep senaryosuna göre yüzde 7,5, düşük talep senaryosuna göre yüzde 6,5 seviyesinde oluşması öngörülmektedir. 2002 yılında 31.846 megavat olan elektrik enerjisi kurulu gücümüz, 2012 yılında Ekim ayı sonu itibarıyla yüzde 75 artışla 55.785 megavata ulaşmıştır. Ülkemizde 2002 yılında 300 olan elektrik üretim santral sayısı, 2012 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla 743’e yükselmiştir. Elektrik dağıtım hattımız ise 2002 yılında 812.399 kilometre iken 2012 Ekim ayı itibarıyla 1 milyon kilometreye ulaşmıştır.

Öte yandan, 2002 yılında 4.500 kilometre olan doğal gaz iletim boru hattı uzunluğu, devam eden hatların tamamlanarak işletmeye alınmasıyla, bugün itibarıyla 12.215 kilometreye ulaşmıştır. 2002 yılında sanayi ve konutta 5 şehrimize, sadece sanayide ise 9 şehrimize giden doğal gaz iletim hattı, bugün itibarıyla 71 şehrimize ulaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzı içindeki payının artırılmasına yönelik olarak hem yasal altyapı çalışmalarını hem de sektörü harekete geçirecek kapsamlı çalışmaları hayata geçirdik ve geçirmeye devam ediyoruz. 2002 yılında 12.241 megavat olan hidrolik santral kurulu gücümüz, yüzde 49 artışla 2012 yılı Ekim sonu itibarıyla 18.747 megavata ulaşmıştır. Bugün itibarıyla, ekonomik kategorilerde olduğu belirtilen Türkiye, yıllık 140 milyar kilovatsaat hidrolik enerji potansiyelinin yüzde 37’lik kısmı işletmede, yüzde 21’lik kısmı da inşa hâlindedir.

2012 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla 8.953 megavat kurulu gücünde 302 adet yeni rüzgâr projesine lisans verilmiştir. 2002 yılında sadece 19 megavat olan rüzgâr enerjisi kurulu gücü, 2012 yılı Ekim ayı itibarıyla 2.106 megavata ulaşmıştır.

2002 yılında 12.277 megavat olan yenilenebilir enerji kaynakları kurulu gücümüz, yüzde 65 oranında artırılarak 2012 Ekim ayı sonu itibarıyla 21.114 megavata ulaşmıştır. 2002 yılında yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimimiz 34 milyon kilovatsaat iken, 2011 yılında yüzde 71 artışla 58 milyar kilovatsaate çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yapılan arz planlamalarında, 2003’e kadar yerli linyit, taş kömürü, petrol, doğal gaz potansiyelimizin tamamının ortaya çıkarılması hedeflenmiştir.

Bu kapsamda, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü, Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü uhdesinde bulunan kömür sahalarının santral yapma koşuluyla özel sektöre devredilmesi ve ekonomiye kazandırılmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır.

Ayrıca, ülkemizin kömür potansiyelini daha doğru bir şekilde belirleyebilmek için ise, 2005 yılından itibaren, başta Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü ve TKİ olmak üzere, ilgili kuruluşlarımızın imkânları seferber edilerek kömür arama hamlesi başlatılmıştır.

Elektrik üretiminde kullanılan yerli kaynaklarımızdan olan linyitten elde edilebilecek elektrik enerjisi üretim potansiyeli olarak, MTA tarafından yeni keşfedilen sahalarla birlikte 17 bin megavat santral kurulabilecek güce sahip linyit rezervi bulunmaktadır.

Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü uhdesinde 2,8 milyar ton linyit rezervi bulunmakta olup, bu rezervin elektrik üretim amaçlı kullanımı için özel sektöre redevans usulüyle ihale edilmesi çalışmaları sürdürülmektedir.

Petrol ve doğal gaz yurt içi arama yatırımlarımız ise 2002 yılına oranla yaklaşık 15 kat arttırılmıştır. 2002 yılı sonu itibarıyla 42 milyon dolar olan yurt içi toplam arama yatırırımız, 2012 yılında 610 milyon dolar olarak planlanmıştır. 2002 yılında 47 bin metre olan sondaj metrajı, 2012’de 247.550 metre olarak öngörülmüş olup, 2012 Ekim ayı sonu itibarıyla 148.428 metre olarak gerçekleşme sağlanmıştır.

TPAO her geçen gün artan petrol ve doğal gaz ihtiyacımızı yurt içi ve yurt dışı kaynaklarından karşılama yönündeki vizyonu, misyonu doğrultusunda son yıllarda geliştirdiği yeni arama stratejisi ile faaliyetlerini ülkemizin yeterince aranmamış bazenlerine, özellikle Karadeniz ve Akdeniz alanlarına yönlendirerek yatırımlara büyük ivme kazandırmıştır. Ülkemiz ham petrol ve doğal gaz arzına katkıda bulunmak amacıyla Azerbaycan, Irak, Libya, Kazakistan, Afganistan, Kolombiya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki çalışmalarını sürdürmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin karmaşık jeolojik ve tektonik yapısı çeşitli madenlerin bulunmasına imkân sağlamıştır. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında maden çeşitliliği itibarıyla 10’uncu sırda yer almaktadır. Başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere metalik ham maddeler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından ülkemiz zengindir. Günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’sinin varlığı ülkemizde saptanmıştır. 60 civarında olan türün üretimi yapılmaktadır.

3213 sayılı Maden Kanunu’nda yapılan değişikliklerle sektöre hareketlilik getirilmiş, sektörün ihracat ve millî gelir içindeki payında önemli artışlar sağlanmıştır. Bu düzenlemeler kapsamında madencilik faaliyetlerinde kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasını sağlamak için yeni kriterler belirlenmiştir. Bu bağlamda, ülkemizin maden kaynakları, “çantacı” olarak tabir edilen oyunculardan kurtarılarak gerçek yatırımcıların önü açılmıştır.

2012 yılında ekim ayı sonu itibarıyla 4.309 maden ruhsatı müracaatı yapılmış, bu dönemde 2.059 adet arama, 1.256 adet işletme ruhsatı olmak üzere 3.315 ruhsat düzenlenmiştir. 2003 yılından itibaren sondajlı aramalara verilen önemle birlikte, 2002 yılında 100 bin metre olan kamu-özel sektör maden arama sondaj miktarı bugün itibarıyla 1 milyon 500 bin metre düzeyine ulaşmıştır.

Metalik maden ve endüstriyel ham madde aramalarına yönelik olarak sondajlı çalışmalara da ağırlık verilmiş, bu çalışmalar kapsamında önemli gelişmeler sağlanarak yeni maden sahalarının varlığına yönelik bulgular elde edilmiştir. Bu çalışmalar neticesinde 300 bin ton bakır, 60 ton altın, 4,5 milyar ton dolomit, 2,4 milyar ton kalsit, 40 milyon ton seramik ham maddesi, 919 milyon ton feldispat, 573 milyon ton kuvarsit ve kuvars kumu, 406 milyon ton mermer-doğal taş, 1,7 milyar ton kaya tuzu rezervi ile 646 milyon ton sodyum sülfat potansiyel rezervi tespit edilmiştir.

2002 yılında yaklaşık 700 milyon dolar olarak gerçekleşen maden ihracatımız, 2011 yılında 3 milyar 876 milyon dolar ve 2012 yılı ekim ayı sonu itibarıyla 3 milyar 355 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

Madencilik sektörünün gayrisafi millî hasıla içindeki payı 2002 yılında 1 milyar 900 milyon dolar olarak gerçekleşirken, 2011 yılında 11 milyar 500 milyon dolara ulaşmıştır ve 2012’nin ilk altı aylık diliminde de bu miktar 5 milyar dolara yükselmiştir.

Değerli milletvekilleri, gensoruya konu olan bor madeni hakkında da konuşmak istiyorum. Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünün çalışmaları neticesinde, dünya rezervinin yüzde 72’sine sahip olduğumuz bor madeninde,  son on yılda, üretim, satış ve ihracat rakamlarında önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, son yıllarda izlediği yatırım politikaları ve etkin pazarlama anlayışı ile pazar payını kademeli olarak artırarak miktar bazında 2010 yılında yüzde 42 seviyelerine çıkarmış olup 2011 yılında ise bu oran yüzde 46 olarak gerçekleşmiştir. Eti Maden 2005 yılından bu yana bor pazarında dünya lideridir. 2012 yılında ise bu oranın yüzde 50 olarak gerçekleşmesi öngörülmektedir.

2002 yılında 436 bin ton olan bor kimyasalları ve eş değeri ürün üretimi 2011 yılında 1,8 milyon tona çıkarılmıştır. 2012 yılında 2,1 milyon ton olan bor kimyasalları ve eş değeri üretimi programlanmış olup ekim ayı sonu itibarıyla 1,5 milyon ton üretim gerçekleştirilmiştir.

Bor ihracatında konsantre ürünlerin payı azalırken bor kimyasalları ve eş değeri ürünlerin payı, katma değerinin yüksek olması nedeniyle artırılmaktadır. 2002 yılında yüzde 65 bor kimyasalları ve eş değeri ürün, yüzde 35 konsantre bor şeklinde satış kompozisyonu ve şu anda da yüzde 92 bor kimyasalları ve eş değeri ürün, yüzde 8 konsantre bor şekline dönüşmüştür.

2011 yılında bor ihracatı tutarı 2002 yılına göre yüzde 446 artarak 829 milyon dolara, toplam bor satış hasılatı ise 850 milyon dolara yükselmiştir. 2012 yılında 790 milyon doları ihracat olmak üzere toplam 815 milyon dolar bor satışı gerçekleştirilmesi programlanmıştır. 2012 yılı Ekim sonu itibarıyla 462 milyon dolar bor ihracatı gerçekleştirilmiştir.

2012 yılı brüt kârının 797 milyon TL olması hedeflenmekte olup 2012 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla brüt kâr 559 milyon TL seviyesine ulaşmıştır. Eti Madenin 2011 yılı toplam satış gelirlerinin yaklaşık yüzde 7’si yurt dışı satış gelirlerinden oluşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Eti Madenin yaptırmış olduğu işlere de kısaca değinmek istiyorum. 1996-1997 yılında ben de o kurumda genel müdür yardımcısı, genel müdür vekili oldum. Orada Eti Madende alınan hizmetler tamamen hizmet alımına yöneliktir ve çok uzun süredir yapılan bir işlemdir, kesinlikle bir redevans işlemi değildir. Burada, hizmet alımıyla redevans karıştırılmaktadır. 2840 sayılı Kanun, Sayın Baykal zamanında çıkarılmış bir kanundur, onun sayesinde devletleştirilmiştir. Türkiye ve Etibank bu kanundan azami derecede faydalanmıştır. Ama şu an Etibank yöneticileri hakkında özelleştiriliyor iddiasıyla açılan davaların hepsi tamamen düşmüştür. Burada bir daha söylüyorum, arkadaşlarımızın, belki teknik nedenle, hizmet alımıyla redevans konusunda bir ayrım yapmaları gerekir. Redevansta saha sizindir, ruhsat sizindir; birine verirsiniz, dersiniz ki: “Ürettiğin madenin yüzde 50’si senin, yüzde 50’si benim. Yüzde 50’sini kendin sat.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yüzde 15’le veriyorsunuz, biliyoruz, biliyoruz!

ALİ RIZA ALABOYUN (Devamla) – Ama burada 2840’a göre bunu yapamazsınız. Ruhsat Eti Madenindir, saha Eti Madenindir; onu özel sektöre işlettirebilir, teknoloji alabilir, taşıttırabilir, yıkattırabilir, torbalattırabilir. Sonuçta madenin tamamını alır Eti Maden; pazarlamasını, satışını kendisi yapar. Hizmet alımıyla redevans arasındaki fark budur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Fabrikaya gidip hiç baktın mı hangi kısımlarda yapılmış?

ALİ RIZA ALABOYUN (Devamla) – İddia edilen diğer bir konuyla ilgili, Eti Maden AŞ’nin Bigadiç Bor İşletmesindeki dekapaj işiyle ilgili; gerek ihale tarihi gerekse sözleşme tarihinde Kamu İhale Kanunu’nun 40’ıncı ve 42’nci maddesi gereğince yapılan sorgulamada iş ortaklığını oluşturan firmaların hiçbirinin kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelere katılmalarına ilişkin yasaklama olmadığı bilgisi Kamu İhale Kurumu tarafından teyit edildikten sonra sözleşme imzalanmıştır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yasaklamayı Enerji Bakanlığı vermediği için!

ALİ RIZA ALABOYUN (Devamla) – Bu nedenle, anılan ihalenin 4734 sayılı Kanun’a aykırı olarak ihale edildiği iddiası tamamen asılsız ve mesnetsizdir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Alaboyun.

Hükûmet adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız.

Buyurunuz Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hakkımızda açılan gensoruyla alakalı Hükûmetimiz adına söz almış bulunuyoruz. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletten aldıkları yetki ve güçle icra makamında hizmet verenlerin yaptıkları iş ve işlemlerle ilgili olarak millete, onun temsilcilerine, yer aldığı yüce Meclise bilgi vermeleri; soru ve sorgulamalara muhatap olmaları, gerektiğinde sorgulanmaları, bu soru ve sorgulamalara açıklama getirmeleri, cevap vermeleri, bir diğer ifadeyle hesap vermeleri demokrasinin bir gereğidir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak göreve başladığım günden bu yana, bu anlayışa uygun olarak milletimizin ve bu çatı altında siz sayın milletvekillerinin Bakanlığımız iş ve işlemlerine dair her türlü bilgi taleplerine, sözlü ve yazılı soru önergelerine büyük bir titizlikle ve şeffaflıkla cevap verdik. Görev süresi içerisinde 900 civarında sözlü ve yazılı soru önergesini zamanında cevaplayarak siz sayın milletvekillerine Bakanlığımız çalışmaları hakkında bilgi verdik.

Gensoru müessesesi, gensoruyu verenler tarafından çok özenle kullanılması, gensoruya muhatap olanlar tarafından da son derece ciddi bir şekilde ele alınması gereken, yüce Meclisimizin milletvekillerine vermiş olduğu bir denetleme mekanizmasıdır.  Gensoruyu veren milletvekillerimizin bu sorumluluğu taşıyacak şekilde ve bunu yapacak şekilde düşünmesini, “Acaba bir yerde hata yaptık mı?” diye de bizlerin aynı şekilde bunu büyük bir ciddiyetle ele alması gerekiyor. Ben arkadaşlarıma sordum “Acaba burada bizim atladığımız bir yer var mı?” diye. Aslında biraz sonra sizlere aktaracağım konu, bu yirmi dakika içerisinde çok rahat anlatılabilecek ve anlaşılabilecek kadar açık bir konuda hiçbir araştırma yapmadan, ilgili kanun ve dokümanlarla alakalı okumadan, okunmuşsa dahi bunu anlamadan, anlaşılmışsa bile bir başka niyetle bu gensoruya konu edilmiş olduğunu, biraz sonra anlatacağım konularla hep beraber göreceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iddialar okundu, anlatıldı. Ülkemiz bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde bir uygulamanın referansı ve keyfîliği olmaz, hukuk kurallarına uyulmak zorundadır. Keyfî olarak bir kişiye hak veremezsiniz, keyfî olarak da bir kişinin hakkını alamazsınız. Nasıl bir ihaleye katılması yasaklı olan bir şirketi ihaleye katmanız suç ise, ihaleye katılması yasaklı olmayan bir şirketi de ihaleden men etmek o kadar suçtur. Yaptığımız iş ve işlemlerin hukuka uygun olması, milletimizin hak ve menfaatiyle paralellik arz eder. Şimdi bakacağız, buradaki yapılan işlemler hukuka, kanuna uygun mu, değil mi. İddiada “Hukuka ve kanuna aykırı.” deniyor.

Kamu İhale Kanunu’nda ve ilgili mevzuatta ihaleye katılma şartları ve yeterlilik açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, eğer bir sermaye şirketi iseler bu kişilerin yarısından fazla payla hissedar oldukları sermaye şirketleri kamunun açtığı ihalelere katılamazlar arkadaşlar. İhale sürecinde idarelerin bu konuda kendi başlarına yapacakları değerlendirmeler tek başına yeterli değildir. Bu konuda, ihale başlangıcından sözleşme imzalanana kadar olan süreç boyunca Kamu İhale Kurumuyla da teyitleşmeler yapmak durumundadır kurumlar. Buraya kadar her şey normal.

Gensoruya konu edilen ihale, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünce 25 Haziran 2009 tarihinde açık ihale usulüyle yapılan Bigadiç Bor İşletme Müdürlüğüne dair 110 milyon tonluk dekapaj işidir. Bu ihale, ekonomik açıdan en avantajlı teklifi veren anılan iş ortaklığı üzerinde kalmıştır. Bu ihale sürecinde, Kamu İhale Kanunu hükümlerine paralel olarak ihale karar tarihi olan 1 Temmuz 2009 tarihinde ve daha sonra sözleşme tarihi olan 5 Haziran 2009 tarihinde 2 kez Kamu İhale Kurumundan alınan iş ortaklığını oluşturan şirketlerin her biri için ayrı kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelere katılmaya ilişkin yasaklamanın olup olmadığı sorulmuştur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yasaklamayı kimin vermesi gerekiyor?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - “Bu şirketlerle alakalı yasaklama kararı var mıdır, yok mudur?” diye.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Siz vermediğiniz için yok. Vermek zorunda olduğunuz kararı vermediğiniz için yok.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) –Şimdi, arkadaşlar, siz bir konuda iftira atarken, özellikle şahsa mahsus söylüyorum…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Düzgün konuş! İftira değil, bunlar belgeli.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Ben sabırla dinlerken, nasıl oluyor da ben anlatırken siz laf atıyorsunuz?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama yanıltıyorsunuz Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Arkadaş lütfen! Ben konuşurken dinleyin, lütfen! Bak, ben sizi büyük bir sabırla dinledim.

Tüm bu titiz yazışmalar sonucunda, ihale yasaklar listesinde, iş ortaklarının yüzde 51’den daha fazla hissesine sahip ortaklarının hiçbirinin adına rastlanmamıştır. Tüm bu titiz yazışmalar ve teyitler neticesinde söz konusu sözleşme imzalanmıştır iş ortaklığıyla. Bu ihale sürecindeki tüm iş ve işlemler, bütün ihalelerde olduğu gibi mevzuata ve kurallara riayet edilerek tamamlanmıştır. Hiç mesnedi olmayan böyle bir iddianın bir araştırma yapma gereği dahi duymadan gensoru gibi önemli bir mekanizmaya alet edilmiş olmasını gerçekten üzüntüyle karşıladım.

Ülkemizde Enerji Bakanlığı diye bir bakanlık yok, resmî yazışmalar açısından söylüyorum. Şimdi gensoruda Türkiye Büyük Millet Meclisine bir evrak veriliyor ve deniyor ki: “Bahse konu dekapaj işlerini Enerji Bakanlığı yapmıştır.” Enerji Bakanlığı yapmaz, yapmadı, bundan sonra da yapmayacak bu tür bir ihaleyi. Bu ihaleleri yapan, Bakanlığıma bağlı ilgili ve ilişkili kuruluşlardan Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüdür. Söz konusu anılan şirkete de değil, bu şirketin de aralarında bulunduğu iş ortaklığına verilmiştir. Bu iş ortaklığı ve ortaklığı oluşturan şirketler ihaleye girmekten yasaklanmış değildirler. Eti Maden İşletmeleri tarafından yasaklı hiçbir firma şu ana kadar hiçbir ihaleye alınmamıştır ve bunun tersi olan işlem de ihaleye girmelerine engel teşkil etmemiştir.

Şimdi deniyor ki: “Bu şirketle alakalı bazı yetkililer hakkında açılan kamu davası var mıdır ve bunlarla alakalı mahkemelerin verdiği hükümler bulunmakta mıdır?” Evet, kamu davası açılmıştır ve bununla alakalı hükümler de biraz sonra evraklarını, sözle değil, tarafınıza fotokopiyle dağıtacağım şekilde hükme bağlanmıştır. Fakat yeterince araştırılmadıysa, araştırılmış fakat dikkate alınmamışsa, bilgisizlikten veya kasıttan dolayı kaynaklanan bir yanlışlık ve bir eğrilik var burada arkadaşlar. Şu ana kadar olanlarda mutabıkız, bundan sonrasını söylüyorum.

Haklarında kamu davası açılan ve mahkemelerce hüküm verilen şirket yetkilileri şirketin ortağı değildir. Dikkatinizi çekmek isterim: Yüzde 50’den daha fazla bir hisseye sahip olanlar için bu geçerlidir ve bu şirketin ortakları arasında yüzde 51’den daha fazla hissesi bulunmayan bir şirketin ihaleye katılmaktan yasaklı hâle getirilmeye çalışılması hukuka aykırıdır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu konuyla alakalı bir mahkeme kararı daha var. EÜAŞ Genel Müdürlüğü tarafından, 31 Ocak 2008 tarihinde Afşin-Elbistan bölgesinde yine bir dekapaj işi yapılıyor ve bu ilgili firma alıyor bunu da. İhaleye katılan şirketlerden 2’nci gelen firma, arkadaşlar, bu ihaleyle alakalı şirket için ihaleye fesat karıştırmak suçundan kamu davası açıldığını gerekçe göstererek, yani şu anda burada konuştuğumuz gerekçeleri gerekçe göstererek itiraz ediyor ve bunun ihale dışı bırakılması lazım geldiğini söylüyor. Kamu İhale Kurumundan da bunu talep ediyor, yazılı müracaatta da bulunuyor, gayet kanuni bir hakkını kullanıyor. Kamu İhale Kurumu bu talebi 24 Haziran 2008 tarihinde ilgili kararla uygun görmüyor. Bunun üzerine davacı şirketi bu konuyla alakalı davaya taşıyor. Hani dava da etmemiz lazım ya, o da davaya taşıyor. Dava, Ankara 4. İdare Mahkemesince görülüyor. İddialar hemen hemen bu gensoruda dile getirilenlerin aynısı çünkü bu gensoru gerekçeleri oradan alınmış ama cevapları alınmamış. Ve Kamu İhale Kurumunun savunmasında şu ifadelere yer veriliyor: “Haklarında kamu davası açılan şirket yetkililerinin anılan şirketle bir ortaklığının bulunup bulunmadığını, ihale tarihi itibarıyla bu yetkililerin birinin şirketin genel müdürü olarak, diğerlerinin de şirketi temsil ve ilzama münferiden yetkili olduğuna; 4734 sayılı Kanun’un 58’inci maddesinde şirket müdürü veya şirketi temsil ve ilzama yetkili şahıslardan birinin hakkında ihalelere katılmaktan yasaklama kararı bulunması hâlinde -yani bu olay tarif ediliyor- şirketin ihalelere katılmasını yasaklayan bir hükmün bulunup bulunmadığı” soruluyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu adam şirketin genel müdürü.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Yani aynen burada sorulan şekliyle soruluyor. Bu hükmün bulunmadığına, bu nedenle de davanın reddinin gerektiğine mahkeme 2008’de 2278 sayılı kararıyla hükmediyor. Bu şirket, bununla alakalı davanın da reddine karar veriyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoruda ikinci konuda özetle Eti Maden İşletmelerinin bor tuzlarıyla alakalı işletmesine dair konu geçiyor, bunları tekrar etmeyeceğim. Bu konunun iddialarını desteklemek üzere Danıştay 1. Dairesi 1999 ve 2000 yıllarında 2 tane istişari görüş veriyor ve en son Danıştayın ilgili dairesinin istişari görüşleri 26 Mayıs 2004 tarihinde de değişmiş olarak 2840 sayılı Kanun’un ilgili maddesine ilişkin olarak çıkartılıyor.

Teknik konulara çok fazla girmeyeceğim. Hizmet alımlarıyla alakalı konularda olsun, işletme işlettirmeyle alakalı konularda olsun, çalışma mekanizmalarıyla alakalı konularda olsun bunlar açık açık söyleniyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hangi hizmetler?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, biraz önceki konuyla alakalı -sırf bununla bitmiyor- aynı zamanda o mahkeme kararının üzerine bir tane de Danıştay kararı var. Şirket “Bununla alakalı bu mahkemenin verdiği karar yeterli değil.” diyor ve bunu Danıştaya götürüyor. Ankara 4. İdare Mahkemesinin 19/12/2008 tarih ve 2008/2278 numaralı Kararı ile bu kararın da Danıştaydan temyizi üzerine, Danıştay 13. Dairesi 4/4/2012 tarihli de bu kararı onaylıyor yani mahkemenin verdiği kararı onaylıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz yasaklama kararını vermediğiniz için onaylıyor. 58’inci maddeye göre yasaklama kararını vermesi gereken sizin Bakanlığınız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, ben size ufak bir detay söyleyeyim: Bu şirket şu anda hâlâ yasaklı değil biliyor musunuz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sizin suçunuz!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yasaklama kararını 58’inci maddeye göre Bakanlığın vermesi lazım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İhaleye fesat karıştırıyorsunuz. Aşk olsun ya!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Şimdi, burada ben sizin yerinizde olsam arkadaşlar, burada bu kadar mesnetsiz bir gensoru vermek yerine cumhuriyet savcılığına giderdim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, 58’inci madde ile 17’nci maddeyi okuyun; yasaklama kararını sizin Bakanlığınızın vermesi lazım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yasaklamadığınız için gensoru veriyoruz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Cumhuriyet savcılığına derdim ki: “Enerji Bakanlığı her ne kadar Kamu İhale Kurumuyla alakalı karar vermiş olsa da, her ne kadar mahkeme, Ankara 4. İdare Mahkemesi Enerji Bakanlığı lehine karar vermiş olsa da, Danıştay 13. Daire de her ne kadar onun lehine vermiş olsa da ben tekrar cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunuyorum.” diye yazı verirdim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O kanunun emri, sizin keyfî yaptığınız bir işlem değil.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, hiç fazla uzun konuşmayayım, ben sizi bir şeye davet ediyorum. Şu anda ihale, sözleşmesini yaptı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Erdoğan Bayraktar gibi olmasın yalnız bu davet!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Çok açık bir şeye davet ediyorum. Şu anda sözleşmesi yapılmış ve süreci devam eden konuda eğer bu firmanın yasaklı olduğunu çok güvendiğiniz belgelerle tevsik edebiliyorsanız ben o ihaleyle alakalı durdurmasını alacağım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yasaklama kararını sizin vermeniz lazım. Bakanlık olarak siz vermezseniz de başka bir kurum veremez.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Şimdi, bunu, bırakın bir milletvekilini bir vatandaşın dahi gidip cumhuriyet başsavcılığında suç duyurusunda bulunma hakkı var. O yüzden, şimdi, bununla alakalı bakın yakıştıramadığım nokta şu… Yine şahsa mahsus konuşuyorum, diğer milletvekili arkadaşlarımı ayırt ediyorum. Çünkü ben biliyorum ki CHP’nin içerisinde bu gensoru teklif edildiğinde imza atmayan arkadaşlarımız var. O yüzden diyorum ki…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kimmiş o? Açıkla, açıkla!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Yok, yok, size söylemem onu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kimmiş?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Bana güvendiği için söyledi o.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru söylemiyorsun. Açıkla kim?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Bana güvendiği için söyledi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Açıkla, açıkla! Açıkla, kim?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kim imza atmamış?

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Kim, kim?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Hayır, vermem.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ayıp, ayıp!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Bakın, şimdi, Hazine Müsteşarlığı gibi son derece saygın bir kurumda Hazine Başkontrolörlüğü yapmış bir arkadaşın böyle fahiş bir hataya düşmesi kabul edilmez. Siz orta sahada birine omuz atarsınız, seyirci der ki: “Acaba bu faul müydü, değil miydi?” Ama penaltılık faul yaparsanız onu kimse affetmez.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakanım, yine geliyor, daha çok var!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – O yüzden siz böyle bir hataya düşmüş durumdasınız. Ben evrakların fotokopisini kavasa… Bekleyen arkadaşlar oradan alacaklar. Hepsinin mahkeme kararlarını, Danıştay temyiz kararlarını… Daha var mı ötesi? Gideceğiniz başka yer var mı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 11/a’yı bunun için mi değiştirdiniz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Sen diyorsun ki: “Benim subjektif kararım böyle.” Kabul edilmez arkadaş.

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Bakan, esas konuya gelelim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi, bakın, bütün bu KİK ve yargı konularıyla alakalı…

Şimdi, bakın, CHP olarak söylemeyin. Eğer siz Emet’e taşınmasından şikâyet ettiğiniz, “Niye Bandırma’da yapılmıyor?” dediğiniz konuyla alakalı soruyorsanız… Sedat Pekel, Belediye Başkanıdır bu. Sodyum sülfat üretimiyle alakalı kendisine yapılan müracaatı aynen şöyle cevaplıyor: “Bor ve Asit Fabrikası İşletme Müdürlüğü sahasında boraks çözeltisinden borik asit ve sodyum sülfat üretimi yapılmasına yönelik projeye olumlu bakmamız mümkün değildir. Bunu Bandırma’ya yapamazsınız. Bu yüzden bu konuya bakış açımız ve görüşümüz olumsuzdur.” diyor. Bu yetmiyor, bitmiyor; Bandırma’ya olan yatırımlar… Aynı şekilde borik asit fabrikasıyla alakalı tekrar bir yazı yazılıyor “Bandırma’ya biz böyle bir fabrika kurmak istiyoruz.” diye.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – İddialarla bunun ne alakası var? Hakkınızdaki iddialarla bunun ne alakası var?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şu anda bu Bandırma’nın Belediye Başkanı, istihdamı düşünecek olan…

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Ne alakası var iddialarla?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Hoşunuza gitmemiş olabilir.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Siz ihaleye fesat karıştırmaya cevap verin. Ne alakası var? Ne alakası var?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Ben hoşuma gitmeyen şeyleri dinledim, sen de dinleyeceksin kardeşim, yok. “Tüm bu nedenlerden dolayı hava kirliliğini daha az seviyelere indirmek için çalışmalar yapıldığında Etibank borik asit fabrikalarının alan genişletme ve kapasite artışına…”

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Ne alakası var?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Arkadaşlar, bu ifadeyi tekrar okuyorum. “Ancak bunun doğal sonucu olarak -bakın- Etibank borik asit fabrikalarının alan genişletme ve kapasite artışına olumlu bakmamız mümkün değildir.” diyor kapasite artışıyla alakalı.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Ne alakası var iddialarla?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, niye yasaklama getirmediniz, onu anlatın ya.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – “O yüzden görüşümüz olumsuzdur.” diyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye yasaklamadınız? Sayın Bakan, ihaleye fesat karıştıranları niye yasaklamadınız?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Arkadaşlar, arkadaşlarımız isterse fotokopilerini dağıtabilirsiniz.

Arkadaşlar, kusura bakmayın, yani hoşunuza giden cümleler kullanmak isterdim ama gerçekten kullanamıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Gensoruyla alakalı… Bakın, ihaleyi yapan kurumla -hangi kurum olduğunu ayırt etmediğimiz- ve kuruluş tarafından yapılan iş ve işlemlerin tam olarak ayrıştırılmadığı, hepsini bırakın, buna benzer özensizlikler manzumesinin olduğu bir gensoruyla karşı karşıyayız. “Kasıt” desem bu yüce Meclisin hükmi şahsiyetiyle alakalı mütenasip bir cümle kurmuş olmam ama “bilgisizlik” dersem Hazine Müsteşarlığında başkontrolör olarak görev yapmış birine bu da yakışmıyor.

Şimdi, arkadaşlar, hepimiz bütün işlemlerimizde yaptıklarımızın bedelini dünyada ve ahirette ödeyeceğiz iyi konuda da, kötü konuda da.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sırat köprüsünden geçerken!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – İyi bir işlem yaptıysak bunun da karşılığını bulacağız, kötü bir iş yapmışsak bunun da karşılığını bulacağız.

AK PARTİ hükûmetleri olarak yaptıklarımızı anlatmakta güçlük çektiğimiz bir ortamda, yapmadıklarımızın savunma ihtiyacının bize hissettirilmiş olması bizim için uygun bir şey değildir arkadaşlar.

Bu bir hafta içerisinde belki yükseltmek istediğiniz rating parti içerisinde biraz yükselmiş olabilir ama bu her iki tarafı sivri bir oktur arkadaşlar.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yahu, Sayın Bakan, ihaleye fesat karıştırmış bir şirkete 300 trilyon para veriyorsun. Şu üslup sana yakışıyor mu ya!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Eğer o ok karşı tarafa saplanmıyorsa gelip sizi bulur. O yüzden, bundan sonra partinizin içerisinde de sizin saygınlığınızla alakalı herhangi bir azalma olursa benim bu konuda yapabilecek bir şeyim yok arkadaşlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, hangi CHP’li imzalamadı onu da söyler misin lütfen! Bak, gayet güzel bir üslupla soruyorum: Kim imzalamadı o önergeyi?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Ayrıca, gensoruyu hazırlayanları eğer gözünüzde küçültmek ve itibarla alakalı konuda bir çalışma yapmak istiyorsanız bu konuda da AK PARTİ Grubunun yapacağı bir şey yoktur, bunu şahsınıza söylüyorum. Öyle bedava iş yok, söylediğiniz bir konunun arkasında durabileceksiniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz duruyoruz, duruyoruz; merak etme!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Ben şimdi, bütün mahkeme kararlarının, Danıştay kararlarının hepsinin size fotokopisini göndereceğim.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Biz de size Ticaret Sicili gazeteleri ve mahkeme kararlarını göndereceğiz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Kötü işler için insanları cezalandırmak ne kadar önemliyse dürüst insanlara da iftira atmamak bir o kadar önemlidir. “Ben böyle biliyordum, yanlış anlamışım.” falan yok, bu bir gensoru, ciddi bir müesseseyi kullanıyorsunuz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Çok ciddi, biz yanlış da anlamıyoruz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – O yüzden sizin özür dileme gibi bir lüksünüz de yok, özür de dilemeyeceksiniz ama bu evrakları alıp sonuna kadar okuyacaksınız.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Okuyacağız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi, burada çok sık bir alışkanlık var. Ben birine desem ki: “Sizin hırsızlık yaptığınız veya banka soyduğunuzla alakalı bir şey duydum, sokakta geçerken iki kişi söyledi.” Şimdi deniyor ki: “Ben size bu soruyu öğrenmek için sordum.” Var mı böyle bir şey ya! Ben de size “Öğrenmek için sordum.” diyemem. O yüzden, milletvekilliğinin saygınlığıyla alakalı hepimizi dikkate davet ediyorum.

Hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldız.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Erdoğdu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşması sırasında iftira ettiğimden başlayarak bir dolu hakarette bulunmuştur ve yanlış bilgi vermiştir. Müsaade ederseniz kürsüden bunlara cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Yeni sataşmalara mahal vermeden lütfen, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, yeni sataşmaya mahal vermeyecek bir üslubum olduğunu herkes bilir.

Sayın Başkan, iki tane temel şeyi soruyorum. Sayın Bakan diyor ki: “Bu ihaledeki ortaklar şirketi temsile ve ilzama yetkili değil, ortaklıkları yok.” Şimdi, Ticaret Sicili Gazetesi’ni getirirsek ve bu Yaşar Giregiz adlı şahıs genel müdür, Muzaffer Nasıroğlu da müdür çıkarsa ne diyeceksiniz?

İkinci mesele: 4. İdare Mahkemesinin kararından ve diğer kararlardan bahsediliyor. İdare Mahkemesinin kararlarına baktığınızda yasaklama kararı alınmadığı için bu şirket yasaksız görünüyor. Yasaklama kararını alması gereken bakanlık kim? Enerji Bakanlığı. Yasaklamayı almak için 58 ve 59’da zorunluluğunuz var mı? Var. Burada bu kadar milletvekiline siz de belgeleri gönderin, ben de belgeleri göndereyim. Ben çok net söylüyorum: Siz de belgeleri gönderin, ben de belgelerimi göndereyim.

Değerli arkadaşlar, hukukun temeli meşruiyettir. İhaleye fesat karıştırılmış bir şirkete bile bile 230 trilyon ek ihale verilmiştir kendi Bakanlığı tarafından. İkincisi, kanuna uygunluktur. Kanunun 58’inci ve 59’uncu maddeleri, ihaleye fesat karıştırmış şirketlerin, sermaye şirketlerinde ortaklarının ve temsile ve ilzama yetkili şahısların ihaleye fesat karıştırması hâlinde bu kararın verilmesini zorunlu kılmıştır. Bu kararı vermesi gereken Enerji Bakanlığı bu kararı vermediği için bu şirket yasaklı değildir. Aynı dönemde Kamu İhale Genel Tebliği de iptal edildiği için, İdare Mahkemesinin karar vereceği tebliğ ve yasaklama kararı ortada olmadığı için bu karar verilmiştir.

Şimdi ben Sayın Bakana hiç kendi söylediği gibi, iftira, bilmem ne, hiçbir şey demiyorum. Sizden tek beklediğim, belgeleri benimle birlikte bütün milletvekillerine gönderin, ben de belgeleri bütün milletvekillerine göndereyim. Bütün milletvekilleri karar versin.

Bir diğer husus şu arkadaşlar: Gensorunun ciddiyetinden bahsediyorsunuz. Deminden beri Danıştay kararlarıyla, belgelerle, tarihlerle ortaya koydum. Madem bu gensoru bu kadar ciddiyetsizdi, madem bu gensoru duyumlara dayanıyordu -ben Danıştay kararını kimden duyacaksam belgeyi görmeden- neden cuma gününe bu gensoruyu aldınız arkadaşlar? Gelseydiniz, bunu salı günü alsaydık da bütün halk görseydi. Acaba bu yolsuzluğun üzerine giden Cumhuriyet Halk Partisi mi; yanlış bilgilerle, eksik bilgilerle, yanıltıcı bilgilerle bütün Meclisi ve halkı yanlış karara sevk eden diyorum, Enerji Bakanı mı haklı?

Ben, Enerji Bakanından, bütün belgeleri bekliyorum, iki iddiamıza da cevap gelmemiştir. Bir, 2840 sayılı Yasa devlet eliyle bor madenlerinin işletilmesini gerektirirken özel sektöre işletilmektedir. İkincisi, ihaleye fesat karıştırmış bir şirkete, İhale Kanunu’na aykırı olarak ihale verilmiştir.

Bütün belgeleri ben Sayın Bakandan bekliyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz, Sayın Erdoğdu…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, kısa bir söz almak istiyorum. Sayın Başkan, kamuoyuna yanlış bilgi verdiği için, açıklama yapmak üzere çok kısa bir söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Yani o kadar şey değil ama buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

O kadar yanıltıcı bir şey görmedim. Beraber, ikiniz de söylediniz ama buyurunuz -şey de yok- siz de açıklayınız.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun ifadelerine ilişkin açıklaması

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Kamu İhale Kanunu’yla alakalı kitap –hani, evraklar belki fotokopi çekilmekte zorluk çekilebilir- diyor ki: “Bu Kanun kapsamında yapılan ihalelerden -59’uncu madde- dolayı haklarında birinci fıkra gereğince ceza kovuşturması yapılarak kamu davası açılmasına karar verilenler ve 58’inci maddenin ikinci fıkrasında sayılanlar yargılama sonuna kadar Kanun kapsamında yer alan kamu kurum ve kuruluşlarının ihalesine katılamazlar.” Şimdi, Kamu İhale Kurumu tarafından bu kadar açık bir dille söylenmiş bir şahıs için herhangi bir ihale yasaklama kararının alınması gerekmiyor ki?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 58’inci maddeyi de okur musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) –Zaten ihaleye girenler…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 58’i de okur musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla)- Arkadaşlar, ihaleye giren, şahıs değil. Şahıs değil; ihaleye giren, şahıs değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 58’inci maddeyi de okur musunuz…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) –Danıştay kararını merak ettiniz, “O nerededir?” diye. Danıştay kararı burada arkadaşlar. Temyize gönderilen Danıştay kararı burada.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan, 58’inci maddeyi okur musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Ben bir şeyi daha tavsiye ediyorum: Bu evrakları milletvekillerine gönderelim, yeterli değil ancak bir de siz onları bir mahkemeye gönderin, oldu mu?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 58’inci maddeyi bir okur musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bu dediğim mahkemelerin hepsine beraber gönderin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, borla alakalı kısaca bir şey söyleyeyim: Oturarak konuştuk, ayakta konuştuk, bor özelleştirilmeyecek arkadaşlar. AK PARTİ hükûmetlerinin ne siyaset bildirisinde ne hükûmetlerle alakalı faaliyet alanlarının hiçbir tanesinde geçtiğimiz on yılda “Bor özelleştirilecektir.” diye bir kavram yoktur. Biz boru özelleştirmeyeceğiz arkadaşlar. Yanlış anlamaya müsait olmayan bir cümle kullanıyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, siz termik santralleri satmayacağınızı da söylediniz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bor özelleştirilmeyecek, 2023 hedeflerinde de bor özelleştirilmeyecek, o plan ve programda da yok ancak şu yapılacak: Arkadaşlar, borun hizmet alımlarıyla alakalı dekapaj işinde olsun diğer işlerde olsun… Şimdi, benim sürem yirmi dakika olduğu için onu kullanamadım, onun da evraklarını size göndereceğim. Bir işlem düşünün, 109 milyon TL kamunun lehine, hizmet almasıyla beraber bir alan oluşuyor. Biz niçin onu ülkemiz adına kullanmayalım? Şimdi, bir hizmet alımıyla alakalı fabrika kurulacak.

Değerli arkadaşlar, kamuoyunun önünde ve sizlerin huzurunda açıkça söylüyorum: Bir avuç boru -ister tüvenan olsun isterse işlenmiş madde olsun- hiçbir işletme alıp kullanamaz. Onu, biri girer 100 kilo, diğer taraftan ne kadar çıkıyorsa hepsini kamu kontrol eder. Bu hizmetlerin alınmış olmasını yanlış anlamamak lazım. Dekapaj işinin hizmet alım işi çok farklı ve önemli bir şey değil. O açıdan, kamu 109 milyon TL 2011 yılı içerisinde kâr etmiştir ve yaklaşık 1 milyar dolar cirosu olup da 1 milyar TL kâr edebilen başka bir kuruluş bulunmamaktadır.

Ben bütün çalışma arkadaşlarımı, dürüst arkadaşlarımı tebrik ediyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldız.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Bakan konuşmasında Sayın Aykut Erdoğdu ve milletvekili arkadaşlarımızın imzaladığı önergeye Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde imza atmayan, yani önerge metnini okuduğu hâlde içine sinmediği için, doğru bulmadığı için imza atmayan milletvekilleri olduğunu söyleyerek grubumuzu itham etmiştir, sataşmada bulunmuştur.

Gerçeğe aykırı bu durum nedeniyle söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar).

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan konuşmasında, Sayın Aykut Erdoğdu ve milletvekilli arkadaşlarımızın imzaladığı önergeye bazı Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin, doğru bulmadığı gerekçesiyle imza atmadığını ifade etmiştir. Bu tamamen gerçek dışı bir iddiadır. Sayın Bakan eğer böyle bir tespitte bulunmuş ise o ismi açıklamaya davet ediyorum. Böyle üstü kapalı konuşup, çamur atıp yerine oturmak yok.

Ben Sayın Bakana bir soru sormak istiyorum: Bakanlar Kurulu üyelerinin önemli bir kısmı burada değil. Bunu şöyle de yorumlayabiliriz: Bakanlar Kurulunun burada olmayan üyeleri, sizin hakkınızdaki bu iddiayı doğru bulduğu için, sizi aklamak onların içine sinmediği için Genel Kurul salonunda bulunmuyor. (CHP sıralarından alkışlar) Böylede yorumlayabiliriz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başbakan da dâhil, Başbakan da dâhil.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Sizinkiler neredeler? İnanmadıkları için onlar da gelmemiş. 120 kişide 20 kişisiniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, önerge sahibi arkadaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan arkadaşımız iddialarını ortaya koydu. Sayın Bakan da çıktı, burada kendisini savundu. Ama şu sorunun cevabını Sayın Bakan vermedi, dikkatle takip ettim; iddiamız şu: 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 58’inci maddesine göre “4734 sayılı Kanun’un 17’nci maddesindeki fiil ve davranışta bulunanlar hakkında ihaleye katılmaktan men kararı verilir.” Bu kararı verecek olan Enerji Bakanlığı, Sayın Bakan. 17’nci maddedeki fiil ve davranışlar, ihaleye fesat karıştırmaktır, rüşvet ve benzeri birtakım suçlardan mahkûm olmaktır. Bütün bunların hepsi bu olayda var. Sayın Bakan 58’inci maddeye göre neden ihaleye yasaklama kararı vermediğini açıklamamıştır. Konu ortada, konu birkaç cümleyle, birkaç dakika kullanmak suretiyle açıklanabilecek bir durumdur.

Bilginize sunuyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

NURETTİN CANİKLİ  (Giresun) –  Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurunuz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ  (Giresun) –  Sayın Hamzaçebi biraz önce, bu görüşmelere katılmayan, katılamayan sayın bakanlarımızla ilgili gerçek dışı bir beyanda bulundu, onu düzeltmem gerekiyor Sayın Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kiminle ilgili?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır ya, öyle bir şey söylemedi. “Söylerse doğru olur mu?” dedi.

BAŞKAN –  Yani, ona Hükûmetin cevap vermesi lazım ama…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, Hükûmetle ilgili…

NURETTİN CANİKLİ  (Giresun) –  Efendim grup, Sayın Başkanım grup adına…

BAŞKAN – Grubunuz olduğu için buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hükûmet adına söz alamaz, özür dilerim Sayın Başkan, Hükûmetin temsilcileri var zaten. Yani Hükûmet adına Sayın Grup Başkan Vekili söz alamaz.

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ  (Giresun) –  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle şunu  belirtelim, bakanlarımız da AK PARTİ Grubunun birer üyesidir Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; o yüzden rahat olun.

Şimdi, öncelikle şunu belirtmemde fayda var: Bu görüşmelere katılamayan bakanlarımızın önemli bir bölümü, hatta tamamına yakını vekâlet suretiyle oy kullanmak üzere vekâletlerini göndermişlerdir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakana anlat, bize değil!

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  Ve biz de o vekâletleri Başkanlığa takdim ettik, onu önce belirtelim.

İkincisi, değerli arkadaşlar bakın, kaçırılan bir nokta var: 58’inci maddede belirtilen hususun aktif olabilmesi için, devreye konulabilmesi için 58’inci maddenin ikinci fıkrasının çok dikkatli bir şekilde okunması gerekiyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 58’e gelmeden 17’yi okuyun, öyle 58’e gelin! Kademeli kademeli…

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  İzin verin… İzin verin…

Bakın, lütfen izin verin, teknik bir konuyu tartışıyoruz yani haklarında yasaklama kararı verilen tüzel kişilerin şahıs şirketi olması hâlinde şirket ortaklarının tamamı hakkında, sermaye şirketi olması hâlinde ise sermayesinin yarısından fazlasına sahip olan gerçek veya tüzel kişi ortaklar hakkında birinci fıkra hükmüne göre yasaklama kararı verilir.

Olay şudur, eğer…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hangi eylemler?

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  İzin verin…

Bakın, bir şirketin çalışanları herhangi bir şekilde, herhangi bir unvan altında…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ortağı aynı zamanda.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) – …çalışanlarının ihaleye fesat karıştırmaktan dolayı haklarında kamu davası açılmış olması o şirket hakkında yasaklamayı kesinlikle gerektirmiyor; bir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Canikli, ortakları aynı zamanda.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  İkincisi, bırakın yüzde 50 ya da altında hisseye sahip olan sermaye şirketlerinde, yüzde 50 ve altında hisseye sahip olan ortaklarının da herhangi bir şekilde haklarında ihaleye fesat karıştırmaktan dolayı dava açılmış olması hâlinde dahi o şirket hakkında yasaklama kararı verilemiyor. Yani şöyle bir örnek verelim: Şirketin 5 tane ortağı olsun, her birinin yüzde 20’şer payı olsun, her biri de…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 58’in devamını da okur musunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ben çok iyi biliyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Devamı, cevabı işte.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Her biri de haklarında ihaleye fesat karıştırmaktan dolayı hüküm giymiş ya da dava açılmış olsun. Bu şirket hakkında ihaleden yasaklama kararı verilemiyor, hukuken verilemiyor. İşin “doğrudur, yanlıştır” kısmını tartışmıyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Oraya bak, oraya. Onlara anlat, onlara; bize anlatma.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, “doğrudur, yanlıştır” kısmını tartışmıyorum. İşin hukuki boyutunu tartışıyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 58’in devamını da okur musunuz? Elindeki konuyu okumuyorsun.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunun olabilmesi için, yani söz konusu olan bu tartışmada genel müdür ya da müdür ya da başka bir şirket çalışanı hakkında, ihaleye fesat karıştırmaktan dolayı, o çalıştığı şirket hakkında yasaklama kararı verilemez. Mahkeme kararları da bunu söylüyor değerli arkadaşlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Elindeki kâğıdı okur musun? 58’i oku yeter.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Olay çok nettir. Dolayısıyla bu gensoruyla ilgili olarak ortaya konulmaya çalışılan bütün iddialar hukuk dışıdır, dayanaksızdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canikli.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi, bir dakika lütfen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Canikli… (Gürültüler)

BAŞKAN – Bir dakika, duyamıyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –Sayın Canikli’ye açıklamaları için teşekkür ediyorum.

Tabii, benim sorumun cevabını kendileri açıklayamadılar. Ancak Hükûmete yönelik olarak yaptığım eleştiriyi kendileri üzerine aldılar. Umarım ilk hükûmet değişikliğinde kendileri bakan olurlar.

Ancak şunu da sormak istiyorum: On gün önce Kamu İhale Kanunu’nda yapılan bir değişiklik oldu, arkadaşlarımız burada bunu dile getirdiler. Söz konusu şirketin, gensoruya konu olan şirketin Kamu İhale Kanunu’nda yapılan değişiklikle herhangi bir ilişkisi var mıdır? Teminatının Hazineye irat kaydedilecek olması nedeniyle, çıkan bu yasa bu irat kaydını engellemiş midir? Bu konu da açıklığa kavuşmamıştır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Söz istiyorsunuz, buyurunuz; açıklama yapacaksınız, buyurunuz.

Buyurunuz Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben sözlerimin bir kısmını tekrar edeyim.

Şu anda bu şirket… İki ayrı şeyden bahsediliyor ama birini diğerinin yerine ikame etmeye çalışırsanız yalnızca hukuku değil milletvekillerimizi de aldatmış olursunuz.

Tekrar söylüyorum: Bir şirket var -Ticaret Sicil Gazetesi burada- şirketin ortakları, Kamu İhale Kurumu diyor ki…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tebliğ değiştirildikten sonra ama!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – “Yüzde 51’inden fazlaysa, hakkında herhangi bir kamu davası açılmış olanlar yüzde 51’den fazlaysa bunun ihaleye girmesi yasaktır.” diyor.

Bakıyoruz, Ticaret Sicil Gazetesi’nde ne yapıyor? Ticaret Sicil Gazetesi’nde bu şirket yetkilisi, şirket ortağı değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaç tarihinde o?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bir işin hukuki olmasıyla…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İhale ne zaman? 

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bir işin hukuki olmasıyla etik olmasının ayrı olduğunun da altını çizerek söylüyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O tarihlere bakar mısınız?

Bakın, tarihlere bakar mısınız, ihale hangi tarihte, ticaret sicili tarihi ne zaman, tebliğ tarihi ne zaman?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Arkadaşlar, beni hukuki olmanın dışında bir şeye zorlayamazsınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tarihlere bakın! Tarihlerle aldatıyorsunuz milletvekillerimizi!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Tarihleriyle beraber söylüyorum: 13/05/2005 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’ndeki “Temsil ve ilzam yetkisi” dediğimiz bu verilen işe bu arkadaş imza koymamış durumda.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tebliğ ne zaman değişti?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tebliği değiştirdiniz!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Yani ortağı değil, artı bir de verilen teklife imza koymamış.

Şimdi, bu şirketle alakalı bizim…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya koymazsa koymasın, yetkili değil mi?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Arkadaşlar, bu şirketle alakalı, kurumlarımızın… Yani Çan Termik Santralindeki öğütülmüş kireç taşı ihalesine giriyor ve alamıyor. Önceki dönemlerdeki yaptığı işlerden dolayı da 3 milyon TL ceza kesiliyor. Afşin-Elbistan Kışlaköy dekapaj işini de bu firma alıyor ve ihaleye giren bir başka firmanın itirazını KİK reddediyor; Emet’te ise normalde bu eleniyor, bu firma ve bunun da aldığı cezalar var edinimlerini zamanında yerine getirmedi diye. Şimdi bize söylenen şu: Niye bu şahsı siz yasaklamadınız?

Arkadaşlar, bunu Kamu İhale Kurumu yasaklıyor zaten, “Siz bunları ihaleye alamazsınız.” diyor ve bu adam da ihaleye girmiş değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kararı kim verecek Sayın Bakan?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bir, ihaleye girmiş değil yani girmediği ihaleyle alakalı niçin bu adam…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O girmese ne olur, şirketin Genel Müdürü…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Arkadaşlar, lütfen yanıltmayın.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Siz yanıltıyorsunuz!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Şu anda, şirket, ben tekrar söylüyorum, bu şirket şu anda da yasaklı değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yasaklıyı siz vermediniz, bu kararı siz vereceksiniz, kararı verecek olan Bakanlığınız!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Lütfen gidin cumhuriyet başsavcılığına deyin ki: “Ya, bu yasaklanması geren şirket her ne kadar hakkında Danıştay kararı varsa da, her ne kadar hakkında 4. Dairenin kararı varsa da, her ne kadar Kamu İhale Kurumunun kararı varsa da ben tekrar bunun yasaklanmasını istiyorum.” deyin. Ben sizi açıkça bir şeye davet ediyorum: Burada bunu anlatacağınıza, yanlış bilgiler vereceğinize, gidin cumhuriyet başsavcılığına…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, yanlış bilgiyi siz veriyorsunuz. Ayıp ya, gerçekten!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - …bu firmanın yasaklı olduğuna dair itirazınızı yapın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yasaklama kararını siz vermediniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldız.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, duyamıyorum.

Lütfen, sayın milletvekilleri…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …biraz önce ayağa kalkarak bir soru yönelttim, Sayın Bakan bu soruma cevap vermedi. Sükût ikrardan gelir. Demek ki son çıkan İhale Kanunu değişikliği doğrudan doğruya bu şirketi hedefliyormuş.

Teşekkür ederim.

VII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve 24 Milletvekilinin; devlet eliyle yapılması gereken bor tuzlarının aranması ve işletilmesi işlerini ihale ile özel şirketlere yaptırdığı ve bu ihalelere kamu ihalelerine katılması yasaklı kişilerin katılmasına izin verdiği iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/25) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunuyorum: Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Alınan karar gereğince, kanun tasarı teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 4 Aralık 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

       

 

Kapanma Saati: 17.16