DÖNEM: 24                            CİLT: 35                    YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

31’inci Birleşim

29 Kasım 2012 Perşembe

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEMDIŞI KONUŞMALARI

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, yeni anayasada vatandaşlık tanımına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, öğretmenlerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Millî Eğitim Bakanlığının bir genelgesiyle norm fazlası öğretmenlerin rızaları dışında yer değişikliğine tabi tutulduklarına ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığında hizmet içi eğitim programı adıyla hangi beş yıldızlı otellerde organizasyonlar yapıldığını ve Ahmet Pepe’nin sahibi olduğu şirketlere iş verilip verilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, sanayide Amerikan pamuğu kullanıldığına ve Hükûmetin hasat döneminde ithalatı durdurması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, ülkemizi ziyaret eden yabancı heyetlerin Ankara yerine İstanbul’da ağırlandığına ve bu anlayışın altında Ankara’yı başkent olmaktan çıkartacak bir düşüncenin mi yattığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, son dönemde eğitim camiasında yaşanan bazı gelişmeleri getirilmek istenen sistemin bir parçası olarak gördüğüne ve bunun tedirgin edici olduğuna ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, 1416 sayılı Kanun kapsamında yüksek lisans ve doktora çalışması için yurt dışına gönderilen öğrencilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

7.- İzmir Milletvekili Rıfat Sait’in, 28 Kasım 2012 Arnavutluk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

8.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’deki aşırı yağışlar nedeniyle çiftçilerin uğradıkları zararlarının tespit edilip edilmediğini ve yardım eli uzatılıp uzatılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

9.- Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in, Isparta-Antalya bağlantısını sağlayan Dereboğazı yolunu duble yol hâline getirme çalışmalarına 2013’te mutlaka başlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Şubat 2013’te yapılacak atamalar için Başbakandan randevu almak isteyen öğretmenlerin dört gündür Abdi İpekçi Parkı’nda beklediklerine ilişkin açıklaması

11.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğuna ve Anayasa’dan “Türklük” tanımını çıkarmaya Türk milletinin müsaade etmeyeceğine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, FİSKOBİRLİK çalışanlarına uygulanan baskıcı tutumlara ilişkin açıklaması

13.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon ilinin Of ilçesine bağlı Gürpınar beldesi Kurtuluş Mahallesi’nde Taşan Lisesi yolunun çamur içerisinde olduğuna ve bu yolun bir an önce iyileştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün tarımsal sulama için açılan su kuyularına sayaç takılması zorunluluğu getiren uygulamasından vazgeçmesi ya da revize etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de İnönü Mahallesi’nden başlayan kentsel dönüşüm projesinin Afet Yasası kapsamında ele alınmadığına ilişkin açıklaması

16.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Diyarbakır Et ve Balık Kurumu Et Kombinası Müdürlüğünde yaşanan dolandırıcılık olayına ilişkin açıklaması

17.- Bingöl Milletvekili Eşref Taş’ın, Bingöl iline yapılan hizmetlere ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21 milletvekilinin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde kış aylarında meydana gelen yoğun hava kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/430)

2.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 26 milletvekilinin, ülkemizdeki çiftçilerin ürettikleri ürünleri pazarlama sorunlarının ve yapılması gereken yasal düzenlemelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/431)

3.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve 28 milletvekilinin, Suriye’de yaşanan olaylar ve ülkemizin Suriye ile ilişkilerinde meydana gelen değişiklikler neticesinde bölge illerinde ortaya çıkan olumsuzlukların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/432)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

 

1.- BDP Grubunun, Kars ilinde hayvancılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan  (10/279) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, narenciye üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/308) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Karadeniz Ereğlisi tersaneler bölgesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/283) esas numaralı  Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/650) (S. Sayısı: 339)

4.- Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S. Sayısı: 342)

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin Sözleşme’ye aykırı olduğu gerekçesiyle görüşülüp görüşülemeyeceği hakkında

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Zonguldak’taki Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait yurtların kapasitelerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11458)

2.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, üniversite öğrencilerinin yurt sorununa ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11459)

3.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Bakanlık bünyesindeki spor yöneticiliği ve antrenörlük kadrolarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11460)

4.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Ağrı’daki yurt tadilatının bitirilmemesi nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11461)

5.- Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın, YURTKUR’a bağlı yurtlara ve öğrencilerin barınma sorununa ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/11462)

6.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’da faaliyet gösteren yurtlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11574)

7.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesine spor salonu yapılması talebine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11575)

8.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, Tekirdağ’da bir alışveriş merkezinde çıkan yangından zarar gören esnafın mağduriyetine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/11600)

9.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/11892)

10.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, Türk Tarih Kurumuna bağlı basımevinin inşaatı ile faaliyetlerine ve Kurumun eski başkanı hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/11893)

11.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, Türk Dil Kurumunun çalışmalarına ve Kurum ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/11894)

12.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, üniversite öğrencilerinin yurt ihtiyaçlarına ve yurtlarda yapılan tadilatlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/12087)

13.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, borçlu vatandaşların mağduriyetinin giderilmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/12184)

14.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, TBMM B Blok personel yemekhanesi ve A Blok üyeler kafeteryasındaki bir uygulamaya ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/12356)

15.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, gündem dışı söz istemlerine ilişkin  sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/12357)

16.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TBMM’de kullanılan bazı makam araçlarında araç takip sistemi bulunmamasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/12358)

 


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak üç oturum yaptı.

Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar, Zonguldak iline yapılan yatırımlara,

Manisa Milletvekili Sakine Öz, Manisa’nın sorunlarına,

Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz, Isparta-Antalya Dereboğazı yolunun duble yol yapılmasına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Hükûmet yetkililerinin Patriot füzeleriyle ilgili konuda yaptıkları açıklamalarla ciddiyetten uzak bir tavır sergilediklerine,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, hububat destekleme primleri ödenmediği için çiftçilerin ve on yıldan beri hiç fabrika açılmadığı için Şanlıurfa halkının mağdur olduğuna,

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, Çan Linyitleri İşletme Müdürlüğünün özelleştirilmesinin söz konusu olup olmadığını öğrenmek istediğine,

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, DSİ’nin belirlediği dönüm başına sulama ücretlerinin yüksekliğine,

Erzincan Milletvekili Muharrem Işık, Millî Eğitim Bakanlığınca yürürlüğe konulan yeni Kılık Kıyafet Yönetmeliği’nin okullarda ayrımcılık, mahalle baskısı, kıskançlık, aşağılık duygusu ve kaos ortamı yaratılmasına sebep olacağına,

Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu, Türkiye Emekliler Derneğinin yaptırdığı bir araştırmaya göre ülkemizin en yoksul kesimlerinden birinin emekliler olduğuna,

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, muhalefet partilerin belediye başkanlarına yapılan baskıların genel seçimler yaklaştıkça arttığına,

Adıyaman Milletvekili Salih Fırat, Hükûmetin Patriot füzesi yerleştirme kararından ivedilikle vazgeçmesi gerektiğine,

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde doldurma izni olmadan yeni bir yöntemle denizin içerisine duba koyarak liman yapan şirketler olduğuna,

Adana Milletvekili Ali Halaman, Adana ilinin Kozan ilçesinin ortasından geçen Tabak Deresi’nin ıslahı çalışmalarının yapılması gerektiğine,

Manisa Milletvekili Özgür Özel, Hükûmetin bazı konularda ikircikli bir tavır sergilediğine,

Niğde Milletvekili Doğan Şafak, 2011 yılından beri ödenmeyen buğday destekleme paralarının ne zaman ödeneceğini ve kuraklıktan dolayı kotayı dolduramayan pancar üreticileri için bir tedbir alınıp alınmayacağını öğrenmek istediğine,

Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu, ülkemizdeki en temel sorunlardan biri işsizlik olmasına rağmen AKP’li yöneticilerin ve belediyelerin Suriyeli sığınmacılara iş bulmak için yarış içerisine girmiş olduklarına,

Manisa Milletvekili Sakine Öz, Manisa ilinin Kula ilçesindeki öğretmen lokalinin kapatılmasına ve meslek gruplarının paylaştığı bu tür mekânların kapatılmasının sessiz ve tepkisiz bir toplum yaratılmasının adımlarından biri olduğuna,

Tokat Milletvekili Orhan Düzgün, emniyet teşkilatının sendika kurma girişimlerinin engellenmek istendiğine,

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, yeşil alanları ve su havzaları yağmalanan, havası fütursuzca kirletilen kentler için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ne yaptığını öğrenmek istediğine,

Antalya Milletvekili Gürkut Acar, Antalya’da turfanda sebze üreticilerinin zor durumda olduklarına ve Hükûmetin ihracat sorununu çözmek için acilen önlem almasını beklediklerine,

Sinop Milletvekili Engin Altay, milletvekillerinin yerinden söz taleplerinin seçim bölgelerindeki sorunları Parlamento üzerinden Hükûmete taşımak amaçlı olduğuna ama bu süreçte Genel Kurulda tek bir bakanın bile bulunmamasının Parlamentoya saygısızlık olduğuna,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Kocaeli ilinin Kartepe ilçesi Maşukiye beldesinde bir taş ocağı açılmasının Maşukiye’nin doğal güzelliğinin katli demek olduğuna,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve 25 milletvekilinin, GDO’lu ürünlerin doğrudan veya dolaylı gıda üretiminde kullanılması durumunda insan sağlığı ve çevreye vereceği zararların, GDO’suz yem kullanan üreticilerin uğrayacağı mağduriyetlerin (10/427),

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 25 milletvekilinin, Şırnak-Uludere’de 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın (10/428),

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 20 milletvekilinin, ülkemizdeki şeker pancarı sektörünün ve şeker pancarı üreticisinin sorunlarının (10/429),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

BDP Grubunun, 9/3/2012 tarihinde İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından Türkiye’de üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve demokratik tepkilerini gösteren öğrencilerin karşılaştıkları sorunların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (729 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Kırklareli Milletvekili Şenol Gürşan’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

MHP Grubunun, 11/1/2012 tarih ve 2093 sayı ile Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklama sonucunda toplantı yeter sayısı bulunamadı.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Mersin’in Kazanlı ilçesinde tarım sektöründeki sorunları anlatabilmek için bir yürüyüş yapmak isteyen çiftçilere ve onlarla birlikte olan Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’ya güvenlik güçlerinin biber gazıyla müdahalesini kınadığına,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç’in MHP grup önerisinde pamuk üreticilerinin sorunlarının çözümü için herhangi bir öneri olmadığı yönündeki ifadelerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince, 29 Kasım 2012 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere 16.49’da birleşime son verildi.

 

                                                      Şükran Güldal MUMCU

                                                               Başkan Vekili

 

  Muhammet Rıza YALÇINKAYA                                                        Özlem YEMİŞÇİ

                      Bartın                                                                                   Tekirdağ

                   Kâtip Üye                                                                              Kâtip Üye

 

II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                             No: 41

29 Kasım 2012 Perşembe

Tasarılar

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Türkmenistan Arasında Hukuki ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/710) (Adalet ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.11.2012)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Şehircilik Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/711) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Benin Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/712) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Başta Terörizm ve Örgütlü Suçlar Olmak Üzere Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/713) (İçişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Basın ve Enformasyon Alanlarında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/714) (Dışişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:  22.11.2012)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı ve Amerika Birleşik Devletleri Avrupa Özel Harekat Komutanlığı Arasında Birleşik Özel Harekat Kuvvetleri Tatbikatlarının İcrasına İlişkin Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/715) (Milli Savunma ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

Teklifler

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 24.02.1968 Tarih ve 1005 Sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/990) (Milli Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.11.2012)

2.- Muş Milletvekili Demir Çelik'in; Yükseköğretim Kanunu ve Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/991) (Plan ve Bütçe ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.11.2012)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/992) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.11.2012)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İnsan Hakları Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Teklifi (2/993) (Anayasa; Plan ve Bütçe  ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.11.2012)

5.- Muş Milletvekili Demir Çelik'in; 6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Kanunu, 6023 Sayılı Türk Tabipler Birliği Kanunu, 6643 Sayılı Türk Eczacılar Birliği Kanunu ile 3224 Sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanununda Geçen Kimi İbarelerin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi (2/994) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Anayasa ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.11.2012)

6.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan'ın; Devlet Memurları Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/995) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2012)

7.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; Aşıkşenlik Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/996) (Plan ve Bütçe ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2012)

8.- İstanbul Milletvekilleri Erdoğan Toprak ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu ile 4 Milletvekilinin; Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/997) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2012)

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/998) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

10.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın; Aydınlar İlçesinin Adının Değiştirilmesi Hakkındaki Kanun Teklifi (2/999) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

11.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu'nun; Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1000) (Plan ve Bütçe ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2012)

12.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir'in; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1001) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2012)

Tezkere

1.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu, Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Siirt Milletvekili Gültan Kışanak, Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Hakkari Milletvekilleri Adil Kurt ve Esat Canan ile Van Milletvekilleri Nazmi Gür ve Aysel Tuğluk'un Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1051) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2012)

Sözlü Soru Önergesi

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Sayıştay’ın denetimine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi (6/2447) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.11.2012)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21 Milletvekilinin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki hava kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/430) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.01.2012)

2.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 26 Milletvekilinin, tarımsal ürünlerin pazarlanmasında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/431) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.01.2012)

3.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve 28 Milletvekilinin, Suriye'de yaşanan olayların komşu illerde meydana getirdiği ekonomik kaybın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/432) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.01.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’da yeni doğan yoğun bakım ünitesi ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9698)

2.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, Şanlıurfa Merkez’de bir köyün sağlık ocağı ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9699)

3.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Eskişehir’de özel hastanelere ve polikliniklere SGK’ya bağlı olarak baktıkları hastalar için ödenen meblağa ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9700)

4.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesinin eksikliklerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9702)

5.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Ergani’de TOKİ tarafından yapımı devam eden Devlet Hastanesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9703)

6.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Kulu’ya yapılması planlanan hastanenin yer tespitine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9704)

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfi Türkkan’ın, görevlendirme yapılan sağlık çalışanlarına ödenek verilmediği iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9705)

8.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, termik santraller ve ağır sanayii tesislerinin halk sağlığına etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9706)

9.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, normal doğumun teşvikine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9707)

10.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, aile hekimliklerinde görev yapan kamu çalışanlarının ek ve fark ödemelerinin yapılmamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9708)

11.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Multiple Skleroz (MS) hastalığına ve kök hücre merkezlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9709)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, normal doğum yapan bir kadının çocuğunu kaybetmesine ve sezaryen karşıtı politikalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9710)

13.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, kamu özel ortaklığı modeli çerçevesinde gerçekleştirilmesi planlanan projelere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9711)

14.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Ankara’daki musluk sularının inceleme sonuçlarına ve insan sağlığına etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9712)

15.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’da içme suyunda kirlilik iddialarına ve alınan önlemlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9713)

16.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Ankara’nın şebeke suyunun kirliliğine ve insan sağlığına etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9714)

17.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, ülkemizin çeşitli bölgelerinde sudaki kirliliğin çevreyi ve halk sağlığını tehdit etmesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9715)

18.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Antakya Devlet Hastanesi ek binasının acil servis hizmetlerinin durdurulmasıyla ilgili bazı iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9716)

19.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 112 Acil Servis çağrı merkezlerinin işleyişine ve ambulans hizmetine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9717)

20.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleşen bir doğumla ilgili iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9718)

21.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, tam gün yasası sonrası devlet üniversitelerinde kadrolu olarak görev yapan profesör ve doçent ünvanlı hekimlerin sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9719)

22.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, aile hekimleri ve uzman hekimlerin acil nöbetlerinin mesleki sorumluluk sigortası kapsamına girmemesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9720)

23.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, damacana su analizi sonuçlarına ve hazır su sektörünün denetimine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9721)

24.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, damacana suların analizine ve hazır su sektörünün denetimine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9722)

25.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, kaynak su firmalarının denetimine ve sahte ilaçlarla ilgili yürütülen çalışmalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9723)

26.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Seka Devlet Hastanesi Kartepe Semt Polikliniğinin acil bölümünün kapatılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9724)

27.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Aksaray Gülağaç’taki devlet hastanesiyle ilgili iddialara ve Silivri’deki hükümlü ve tutukluların sağlık hizmeti ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9725)

28.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, İstanbul’da denize girilebilecek bölgelere ve deniz suyu tahlillerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9726)

29.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, damacana sularının analizleri ve kriterlere uygun olmayan su firmalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9727)

30.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Mersin Erdemli Devlet Hastanesi acil bölümünde yaşanan bir olaya ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9728)

31.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Gülağaç Devlet Hastanesi’nin sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9729)

32.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, üniversite öğrencilerinin barınma sorununa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11407)

33.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Türkiye Voleybol Federasyonu başkanlık seçimi ile ilgili bazı iddialara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/11457)

29 Kasım 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, yeni anayasada vatandaşlık tanımı hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’e aittir.

Buyurunuz Sayın Metiner. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, yeni anayasada vatandaşlık tanımına ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir anayasayı demokratik kılan özelliklerin başında hiç kuşkusuz vatandaşlık tanımı gelir. Demokratik vatandaşlık, ırk ve etnisite üzerinden yapılan bir vatandaşlık tanımı değildir. Demokratik vatandaşlık, din ve mezhep ekseninde yapılan bir vatandaşlık tanımı da değildir. Demokratik vatandaşlık, ülkeye ve devlete aidiyet temelinde yapılan bir vatandaşlık tanımıdır. Şayet bir devlet kendini mevcut ırklardan, dinlerden ve mezheplerden biriyle tanımlamaya kalkışırsa o devlet, tanımı gereği demokratik olamaz. Demokratik vatandaşlık tanımı, özü itibarıyla nötr bir tanımı ihtiva eder. Bu yüzden herkesi kapsayıcı ve kuşatıcıdır. Demokrasinin, hür ve eşit vatandaşlar rejimi olduğunun önemle vurgulanmasının sebebi de budur. Eğer bir ülkede vatandaşların bir kısmı ırklarından, dinlerinden veya mezheplerinden dolayı daha imtiyazlı bir konuma sahip iseler orada demokratik devletten de dolayısıyla demokratik vatandaşlıktan da bahsetmek mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye hepimizin ülkesidir, bu devlet hepimizin devletidir, bu vatan hepimizin vatanıdır, bu bayrak hepimizin bayrağıdır. Devletin resmî dili olan Türkçe hepimizi ortaklaştıran bir dildir. Peki farklılıklarımız nerede? Bizler farklı dillere, ırklara, mezheplere mensup vatandaşlar topluluğuyuz. Mademki devlet hepimizindir, o zaman hepimizi sözde değil özde eşit gören bir anlayışa sahip olmak zorundadır. Bu yüzden hepimizi kuşatıcı bir vatandaşlık tanımına ihtiyaç vardır. Bu tanım sadece ülkeye ve devlete aidiyet temelinde yapıldığında kuşatıcı olabilir.

Değerli milletvekilleri, bilinmelidir ki üniter devlet, ırk devleti demek değildir. Devlet eliyle ulus inşa etmeye kalkışmak beyhude bir çabadır. Türkiye’de ulusçuluk ne yazık ki ırkçılık biçiminde resmî ideolojiye dönüştürülmüştür. Bu yüzden farklı ırkların, halkların varlığı inkâr edilmiş, farklı olan herkes cebrî asimilasyon politikalarıyla hizaya çekilmek istenmiştir. Bütün bunların Türklük adına yapılmış olması “Türk” ve “Türklük” kavramının herkesi kapsayan bir anayasal vatandaşlık kavramı olduğu iddiasını da ne yazık ki inandırıcı olmaktan çıkartmıştır. Çünkü anayasal bir mecburiyet tahtında, “Türk” olarak kabul ettiğimiz farklı etnik aidiyete sahip vatandaşlarımızı hem kendimizden bilmişiz hem de gayri muamelesine tabi tutmuşuz; hem “Bizdensiniz.” demişiz hem de bizimle aynı haklara sahip olma taleplerini “bölücülük” diye yaftalayarak bugünkü sorunun temellerini atmışız.

Değerli milletvekilleri, Türklük, Kürtlük, Araplık vesaire bizim “vatandaşlık” tanımımıza esas teşkil edemez, etmemelidir. Bu devlet sadece Türklerin devleti değildir ve bu ülkede yaşayan herkes de Türk değildir. Devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesi “Türk” olarak değil “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” olarak kabul etmek gerekir.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – AKP bu!

MEHMET METİNER (Devamla) – Bu cümleden olarak, Lozan’daki “azınlık” tanımını da “demokratik vatandaşlık” anlayışına aykırı olduğu için elimizin tersiyle itmemiz gerekiyor.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Tayyip Erdoğan’a göre.

MEHMET METİNER (Devamla) – Farklı dinlere mensup Ermeni, Rum, Süryani ve Yahudi vatandaşlarımız da bu ülkenin eşit vatandaşlarıdırlar. Herkesi ırkına, dinine ve mezhebine bakmadan, temel hak ve özgürlüklerde eşitleyen demokratik bir vatandaşlık anlayışına bu ülkenin ihtiyacı vardır.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Anayasa'ya nasıl yemin ettin?

MEHMET METİNER (Devamla) – Ülkenin bütünlüğü ancak bu anlayış temelinde sağlanır.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Nasıl yapacağız bu Anayasa'yı? Sen hangi Anayasa'ya yemin ettin? Yoksa bazı bakanlar gibi İngiliz Anayasası’na mı yemin ettin?

MEHMET METİNER (Devamla) – Mevcut ırki aidiyetlerden birini diğerlerinin üstüne çıkarmak veya herkesi bir tek ırki tanım içine sıkıştırmaya çalışmak, devletin bekasına da ülkenin birliğine de zarar verir.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Kraliçeye mi bağlısın, Türk milletine mi, Amerikan Başkanına mı bağlısın yoksa?

MEHMET METİNER (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, hepimiz Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Arap’ıyla, Boşnak’ıyla, Zaza’sıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıyız. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, birilerinin iddia ettiği gibi Türk’ü inkâr etmiyor. Türkiye'nin en başında zaten “Türk” var, hepimiz Türkiyeliyiz. “Türkiyelilik” kavramının en başında da “Türk” var ama Türk’le beraber herkes de var. O yüzden, hepimiz Türkiyeli olmak noktasında gururla ortaklaşabiliyoruz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Niye “İngiliz” diyorsun, “Fransız” diyorsun da “Fransalı”, “İngiltereli” demiyorsun? Sosyolojiden haberin yok, ettiğin yeminden haberin yok. Yemini bir oku, yemini!

MEHMET METİNER (Devamla) – Gazi Mustafa Kemal’in, Birinci Meclisin açılışında “Efendiler, bu Meclis sadece Türklerin değil, Kürtlerin ve bilumum anasırı İslamın Meclisidir.” biçimindeki sözleri, sonraki dönemlerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (Devamla) – …herkesi Türk varsayan anlayış ve uygulamalarla apaçık bir karşıtlık ifade etmektedir.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Lazları oku, Lazları…

MEHMET METİNER (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Pomaklar kaldı Pomaklar, Lazlarla Pomaklar…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Alkışlayın, alkışlayın!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Metiner.

Gündem dışı ikinci söz, öğretmenlerin sorunları hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Havutça. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, öğretmenlerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; “Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir.” diyen büyük devlet adamı Atatürk’ün devrimlerinin yolunda, onun yolunda toplumumuza ışık saçan değerli öğretmenlerimizi, aynı zamanda bu görevi yerine getirirken büyük bir mücadele veren öğretmenlerimizi burada saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir 24 Kasımı geride bıraktık ama öğretmenlerimize, o cafcaflı sözlerin arkasında onlara kalan, yoksulluk ve yoksulluk sınırının altında maaş almaktır. Bakın, 24 Kasım 2012 tarihinde Sayın Başbakan öğretmenlere şöyle sesleniyor: “Öğretmenlerini ihmal eden toplumların ayakta kalma şansı yoktur. Öğretmenlerine gerekli hürmeti, itibarı göstermeyen, hak ettikleri değeri vermeyen, o önlenemez fedakârlıkları karşısında ahde vefa göstermeyen hiçbir toplumun geleceği, istikbali yoktur. Öğretmenlerini yokluğa, yoksulluğa, çaresizliğe sevk eden bir milletin medeniyet tasavvuru da yoktur.” diyor Sayın Başbakan. Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan öğretmenlere bunu söylüyor ama Millî Eğitim Bakanı ne söylüyor bakın? Atanamayan öğretmenleri bir cami önündeki güvercine benzetiyor ve onların az çalıştığını iddia ediyor yani öğretmenlerimizi itibarsızlaştıran bir siyaset izliyor.

Bakın, öğretmen arkadaşlarımızın bugün aldığı para ile ilgili, size -en önemli- yoksullukla ilgili çarpıcı tabloyu sunmak istiyorum. 2002 yılında öğretmenimiz 470 lira alıyordu, 2012 yılında 1.769 lira maaş alıyor değerli arkadaşlarım. Az önce görüştüğüm sendikalı arkadaşlarımız, 9/1’inci sıradaki maaş alan bir öğretmenimiz 1.770 lira alıyor, 1/4’ündeki öğretmenimiz 2.237 Türk lirası alıyor.

Değerli arkadaşlarım, Türk-İş’in yaptırdığı araştırmaya göre şu anda açlık sınırı 958 lira, yoksulluk sınırı 3.100 lira. Yani bu durumda, öğretmenlerimizin tamamı yoksulluk sınırının altında maaş alıyor. İşte, öğretmene verdiğiniz değer budur Değerli AKP Hükûmeti yetkilileri.

Bugün ise: Bakın, alım gücüne bakıyorum; 2002’de simit 20 kuruş, çay 20 kuruş. 4 kişilik bir ailenin o zamanki -2002’deki- sadece simit ve çayla beslendiğinde ödediği para 144 lira, bugün ise 720 lira yani 5 kat artmış. Öğretmenlerin maaşındaki artış ise sadece 3,5 katta kalmış.

Değerli arkadaşlarım, bakın bugün, atanamayan öğretmenler Güven Park’ta eylem yapıyor. Türkiye’de şu anda Millî Eğitim Bakanlığında 68 bin öğretmen, sözleşmeli ya da ücretli olarak çalıştırılıyor. Bu atanamayan öğretmenler, 250 binin üzerinde öğretmenimiz şu anda atanmayı bekliyor asli kadrolarına ama Sayın Başbakan onlara randevu vermiyor ve o arkadaşlarımız şu anda Güven Park’ta, Başbakandan randevu almak istiyor.

İşte, AKP’nin şu anda da sendikaları yok sayan anlayışı, onları birer terör örgütü gibi gören anlayışı, ileri demokrasimizde uygulanan bir yöntem hâline gelmiştir.

Bakın, sendikal hak ve özgürlükleri düzenlemek istediniz ama şu anda Millî Eğitim Bakanlığı hiçbir karar sürecine, hiçbir sendikamızı maalesef davet etmiyor.

Bakın, EĞİTİM SEN, TÜRK EĞİTİM-SEN, Eğitim-Bir-Sen, hepsinin şu anda Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili ortak tespiti: “Millî Eğitim Bakanlığı bizi yok sayıyor.”

Değerli arkadaşlarım, ileri demokrasilerde, hani, karar süreçlerine, Millî Eğitimde, öğretmenlerin biricik, yegâne örgütleri sendikaların katılması esastı? Ama bugün, ne 4+4+4 planlanırken ne şu anda geldiğiniz Kılık Kıyafet Yönetmeliği düzenlenirken bir tek sendikal örgüte sorulmamıştır. Öğretmenlerimizin bütün sendikaları açıkça ifade ediyor: “Şu gelen Kıyafet Yönetmeliği toplumu ayrıştırır, toplumda ikili bir gençlik yaratır, toplumda ayrışmayı derinleştirir.” diyor ama ne yazık ki bu da sorulmadan Türkiye’nin başına yeniden bir çuval geçirilmiştir.

Değerli öğretmenlere buradan seslenmek istiyorum: Değerli öğretmen arkadaşlarım, sizi yok sayan bu zihniyeti, sizi güvercin gören bu zihniyeti yere vurmadıkça, sizleri emek sömürüsü anlamında, AKP Hükûmeti, sömürmeye devam edecektir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Gündem dışı üçüncü söz, Bingöl’ün sorunları hakkında söz isteyen Bingöl Milletvekili İdris Baluken’e aittir.

Buyurunuz Sayın Baluken.

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, Bingöl’ün sorunlarından bahsederken, beş dakikalık bir konuşma yerine herhâlde beş günlük bir konuşma yapsak yine burada hepsini ifade edemeyeceğiz ama biz mümkün olduğunca ana başlıklar hâlinde, Genel Kurulda daha önce belirttiğimiz şeyleri ifade etmeye çalışalım.

Bizim, Zazacada bir deyimimiz var; “…”(x) derler. Gerçekten bu bu beş dakikalık süre, bizim, Bingöl’ün sorunlarını iletmemiz için son derece yetersiz.

Şimdi, Bingöl’de ana başlıklar hâlinde yolsuzluklardan başlayalım. AKP’li Grup Başkan Vekili arkadaşımdan ricam, bir not alsın bunları, defalarca dile getirmemize rağmen hiç ilgilenmiyorsunuz.

Bakın, Hacılar termal suyu; milyon dolarlık bir yatırım, milyon dolarlık bir proje, 470 bin dolara bir firmaya verildi. O firma şu anda Bingöl’deki bütün termal suların tekelini eline almış durumda. Bu kişinin, bu firmanın sahibinin siyasilerle olan ilişkisini şöyle bir araştırın, çünkü Bingöl halkına karşı bir sorumluluğunuz var.

Şehirler arası yollar: Bütün ülkede en ağır giden, karınca hızıyla giden şehirler arası yollar, en kötü durumda olan yollar Bingöl’e aittir. Sadece bir yolsuzluk örneğini vereyim; Bingöl-Karakoçan arasında Kuruca dediğimiz bir köyümüz var, Bingöl-Kuruca arası tenzilat oranı yüzde 7, Kuruca-Karakoçan arası tenzilat oranı yüzde 52. Bunu araştırmanız için Bingöl Belediye Başkanını aramanız yeterli, size hangi yolsuzluğun yapıldığını açıkça anlatacak.

                                

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

Kiğı-Yedisu yolu; 65 kilometrelik yol tam 300 milyona, eski parayla 300 trilyona ihale edilmiş. Bu yolun Bingöl-Kiğı arasındaki bölümü zaten berbat durumda. Bingöllüler şöyle diyorlar: “Bir de bize bir helikopter tahsisi yapsa da AKP Hükûmeti, Kiğı’ya kadar helikopterle gitsek, ondan sonra bu yoldan yararlansak.” Bakın, Bingöl’de, Bingöl’ün iki yakasını birleştiren Çapakçur Viyadüğü için 25 milyonluk bir ödenek ayrılmadığı için onlarca insanımız trafik kazalarında yaşamını yitiriyor. “Buraya ödenek yok.” deniyor. Ne olduğu belli olmayan, üzerinde yerleşim yeri olmayan bir hata 300 milyonluk bir ihale bedeli ayrılmış. Bu önergelerimize Ulaştırma Bakanı, sürekli soruyoruz, cevap vermiyor. Sayın Başkan, sizi de burada göreve davet ediyoruz. Bir yıldır verdiğimiz önergeler var, Ulaştırma Bakanı zahmet edip cevap vermiyor. Bu, Meclisin iradesine saygısızlıktır, Bingöl halkının beklentisine saygısızlıktır. Bir an önce Ulaştırma Bakanı bu konuda vermiş olduğumuz soru önergelerine cevap vermelidir.

Bingöl’ün bir bakanı var, Kalkınma Bakanı; sağ olsun 5 müteahhidi iyi kalkındırdı, o konuda bir şey demiyoruz ama Bingöl yoksullukta, işsizlikte, mağduriyette son beş sıradaki yerini koruyor. Bir tarafta bu kadar yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik; diğer tarafta Bakan Bey kendi makamının konforu için, kendi müsteşarının konutu için, konforu için trilyonlar harcıyor. Yine, Zazaca bir atasözümüz var, deriz ki “…” (x) Bingöl’e bu yaklaşımınızı bir an önce değiştirmeniz lazım.

Bakın, yoksullukla ilgili birkaç, çok net rakam vereceğim. Bingöl’deki seçmen sayısı 153 bin -yeşil kartı iyi biliyorsunuz- gelir testinden önce yeşil kartlı sayısı 128 bin. Bingöl’de halkı ekmeğe muhtaç hâle getirdiniz. Belediyenin dağıttığı bedava ekmek kuyruklarında Bingöl halkı onuru rencide edilecek şekilde, teşhir edilecek şekilde ekmek kuyruklarında bekletiliyor ve bunu oy uğruna yapıyorsunuz. Seçim döneminde 30 bin bedava ekmek dağıtılırken, şu anda 3 bin ekmek dağıtılıyor.

Sağlık sorunları: Beş yıldır Bingöl Devlet Hastanesi, Genç Devlet Hastanesi bitirilemedi. Kiğı, Yedisu, Yayladere, Adaklı ilçelerimizde sağlık problemi zaten Allah’a emanet, ne bir teşekküllü hastane ne de bir uzman doktor şeyi var.

Hayvancılık ve tarım bitme noktasında. Onunla ilgili detaylara girmeyeceğim, soru önergemize Tarım Bakanının verdiği cevabı Bingöl basınına göndereceğim, basından takip etsinler.

Bakın, Bingöl Belediyesiyle ilgili söyleyeceklerimiz var. Beş aylık işçi maaşlarını, asgari ücretle çalışan işçilerin maaşlarını, artık şu Belediye Başkanını bir uyarın, onları bir versin. Başbakan Yardımcısıyla da görüştük, her dile getirdiğimizde bir maaş ödeniyor, biz tekrar kürsüye çıkıncaya kadar iki maaş birikiyor. Önümüz kış, insanlar perişan, bir an önce bu asgari ücretli maaşların ödenmesi işine bir el atın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Diğer taraftan, Bingöl Belediyesinde içme suyu, altyapı, kadrolaşmayla ilgili süreçleri AKP Grubunun incelemesini istiyoruz. Halk çok ciddi mağduriyet yaşıyor.

Daha geniş zamanlarda Bingöl’ün sorunlarını buraya tekrar getireceğiz. Siz çözmedikçe biz buraya getirip Türkiye kamuoyuna şikâyet etmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş sayın milletvekillerimize İç Tüzük 60’a göre kısaca söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Türkoğlu.

                                

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Millî Eğitim Bakanlığının bir genelgesiyle norm fazlası öğretmenlerin rızaları dışında yer değişikliğine tabi tutulduklarına ilişkin açıklaması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öğretmenler Günü’nü ve haftasını geçirdiğimiz şu günlerde Millî Eğitimde yaşanan bazı sıkıntılardan bahsetmek istiyorum. 4+4’ün sıkıntıları devam ederken, seçmeli derslerle ilgili kaos ortadayken, branş değişikliğiyle ilgili karmaşa yaşanırken şimdi de Millî Eğitim Bakanlığının bir genelgesi üzerine norm fazlası öğretmenler rızaları dışında yer değişikliğine tabi tutulmaktadırlar.

Bu çerçevede, Osmaniye ilinde maalesef norm kadro fazlası öğretmenlerle ilgili çok ciddi sıkıntılar vardır. Bu konuda Hükûmet yetkililerinin dikkatini çekmek istiyorum. Puanı fazla olduğu hâlde uzak yerlere gönderilen öğretmenler var, puanı düşük olan yakın yerlere gidiyor. Bazı okullarda norm fazlası olmadığı hâlde, kapatılması gereken okullara norm ilan ediliyor. Branş değişikliğiyle ilgili sıkıntılar var. Millî Eğitim Bakanlığının bu yanlışlardan bir an evvel dönmesini özellikle rica ediyorum, aracılığınızla duyurmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Sayın Tanal…

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığında hizmet içi eğitim programı adıyla hangi beş yıldızlı otellerde organizasyonlar yapıldığını ve Ahmet Pepe’nin sahibi olduğu şirketlere iş verilip verilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Nöbetçi bakanın vasıtasıyla Sayın Başbakana iletilmesini talep ettiğimiz konu şu: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığında bugüne kadar devlet Harcırah Kanunu ile, ihalesiz teklif almak usulü ile hangi turizm ve organizasyon şirketlerine hizmet içi eğitim programları adı altında, hangi beş yıldızlı otellerde organizasyonlar yapılmıştır?

İki: Eski Çevre ve Orman Bakanlığı döneminde, dönemin Bakanı Osman Pepe’nin kardeşi Ahmet Pepe’nin sahibi olduğu şirketlere, organizasyonlar ve reklam tanıtımı ile ilgili iş verilmiş midir? Verilmişse ne kadar iş verilmiştir? Şu anda da, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı, ismi anılan kişiye ve onun şirketlerine organizasyon, reklam, tanıtım adı altında iş vermiş midir? Vermiş ise bugüne kadar bu bakanlıklarda bu kişiye, hangi şirketlere ne kadar iş verilmiştir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Halaman…

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, sanayide Amerikan pamuğu kullanıldığına ve Hükûmetin hasat döneminde ithalatı durdurması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Dün, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına verilen önergenin aleyhinde iktidar partisinin hatibi söz aldı, pamuk üreticileriyle ilgili. Şimdi, bu pamuğun kaça satıldığını yani Adana’da, Hatay’da, Antalya’da, Aydın’da, hiç sormadan pamuğun iyi olduğunu söyledi. Pamuk piyasası, kütlü pamuk piyasası bugün 1.100 lira. Geçen yıl kütlü pamuğun kilosu, 1.900-2.000 liraydı. Bugün hasat mevsimi olmasına rağmen, sanayide, iplikte altı ay ödemeli Amerikan pamuğu kullanılıyor yani çekilmiş pamuk 7-8 bin liraya ithal ediliyor. Hükûmet hiç olmazsa bunları fark etsin, hasat dönemindeki ithalatı durdursun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Gök…

4.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, ülkemizi ziyaret eden yabancı heyetlerin Ankara yerine İstanbul’da ağırlandığına ve bu anlayışın altında Ankara’yı başkent olmaktan çıkartacak bir düşüncenin mi yattığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, uzunca bir süredir ülkemizi ziyaret eden yabancı heyetlerin başkanlarının başkent Ankara yerine İstanbul’da ağırlanması neredeyse moda oldu.

Son olarak, ülkemizi 3 Aralık tarihinde ziyaret edecek olan Rus Devlet Başkanı Putin’in, ziyareti başkent Ankara’da yapmak istediği ancak bu öneriye Ankara’nın hayır yanıtı vermesi üzerine hazırlıkların İstanbul’a göre programlandığı, haberlerin içeriğinden anlaşılmıştır. Bu açıdan, Rusya Devlet Başkanı Putin’in ülkemizin başkenti Ankara’da ağırlanmama gerekçesini merak ediyoruz ve doğal olarak başkent Ankara’yı geri plana iten bu anlayışın altında Ankara’nın başkent kimliğinden uzaklaştırılıp sonuçta Ankara’yı başkent olmaktan çıkartacak bir düşünce yatmakta mıdır diye merak ediyoruz. Bunların açıklanmasını kamuoyu ve Ankaralılar beklemektedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Öğüt…

5.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, son dönemde eğitim camiasında yaşanan bazı gelişmeleri getirilmek istenen sistemin bir parçası olarak gördüğüne ve bunun tedirgin edici olduğuna ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Son dönemde eğitim camiasında yaşanan bazı gelişmeleri getirilmek istenen sistemin birer parçası olarak görüyor ve son derece tedirgin edici olduğunu düşünüyorum. Dert+dert+dert sisteminin sakıncalarını sayısız kez dile getirdik. Sistemin aksaklıkları, gerek halkevlerinin gerekse sendikaların aylık raporlarında bir bir ortaya çıkıyor. Kaldı ki AKP Muğla Milletvekili Ali Boğa’nın “Bütün okulları imam hatip okulu yapma şansını elde etmiş durumdayız.” açıklamaları, yapılmak isteneni açıkça ortaya koydu. Şimdi ise sistemin bir başka ayağı olan eğitimcilerin üzerinde planlı bir çalışma yürütülüyor. Antalya’da aile pikniğinde içki içtikleri gerekçesiyle haklarında inceleme başlatılan öğretmenlerin ardından, İstanbul Ataşehir’deki bir lisede, felsefe öğretmeni hakkında, öğrencilere tevhit inancına aykırı bilgiler vermek ve onların kafasını bulandırmak suçlamasıyla inceleme başlatılması son derece vahim ve tehlikelidir. Yine, küçücük kız çocuklarımızın kısa kollu gömleğinden, taytından rahatsız olmak aynı karanlık zihniyetin tezahürüdür.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Eyidoğan…

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, 1416 sayılı Kanun kapsamında yüksek lisans ve doktora çalışması için yurt dışına gönderilen öğrencilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

1416 sayılı Kanun kapsamında yurt dışına yüksek lisans ve doktora çalışması için gönderilenlerin önemli sorunları olduğunu duyuyoruz. 1416 sayılı Kanun kapsamında yurt dışına gönderilenlere burs dışında herhangi bir ödeme yapılmaz, kendilerine maaş bağlanmaz ve özlük, emeklilik hakları da başlamaz. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamında atanan araştırma görevlisi yurt dışına gittiğinde, hem maaşını hem de bursunu almaya devam eder. Bursunu alamayanlar ve neden alamadıklarını öğrenemeyenler var. Çok sıkıntılı günler geçirdiklerini söyleyenler var. New York Eğitim Ataşeliğinde yetersiz eleman çalıştığı ifade ediliyor. Resmî işlemlerin çok olup en ufacık işlemlerin dahi Ankara’nın onayı üzerine yapılması nedeniyle işlemlerin çok uzamasına yol açıyor. Sağlık için yapılan harcamaların tahsili altı ayı buluyor.

Hiçbir dönem burslarını düzenli olarak alamadığını söyleyen öğrencilerin ekstra harcamaları da ayrı bir maddi külfet anlamına geliyor.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eyidoğan.

Sayın Sait…

7.- İzmir Milletvekili Rıfat Sait’in, 28 Kasım 2012 Arnavutluk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

RIFAT SAİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dün, 28 Kasım 2012, dost ve kardeş ülke Arnavutluk Cumhuriyeti’nin 100’üncü millî günüydü, Bayrak Günü olarak kutladılar. Arnavutluk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yılını bizler de kutladık.

Bu vesileyle, buralardan Anadolu’ya gelen ve ilk Türkçe sözlüğü yazan Şemsettin Sami’yi ve Mehmed Âkif Ersoy’u rahmet ve minnetle anıyorum. 

Dün, Başbakan Yardımcımız Sayın Bekir Bozdağ ile bu kutlamalara katılmak üzere -Arnavutluk Dostluk Grubu Başkanı olmam hasebiyle- bu ülkeye gittik. Burada, TİKA ve Yunus Emre Enstitülerinin bürolarını ziyaret ettik. TİKA ve Yunus Emre’nin yapmış olduğu hizmetlerle ilgili bizlere burada bir brifing verildi. Gerçekten, TİKA ve Yunus Emre’nin önemli hizmetleri var, kendilerini tebrik ediyorum.

Bu vesileyle, dost ve kardeş Arnavutluk Cumhuriyeti’nin 100’üncü millî gününü kutluyor, Türkiye ile Arnavutluk arasındaki dostluğun ebediyete kadar sürmesini diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sait.

Sayın Sarıbaş….

8.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’deki aşırı yağışlar nedeniyle çiftçilerin uğradıkları zararlarının tespit edilip edilmediğini ve yardım eli uzatılıp uzatılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanımız aracılığıyla Tarım ve Hayvancılık Bakanının cevaplaması için bir sorum var.

Geçtiğimiz günlerde, seçim bölgem Çanakkale’de meydana gelen aşırı yağış nedeniyle ülkemiz domates ihtiyacının yüzde 25’ini karşılayan Kumkale Ovası’nda 20 bin dönümlük ekili domates tarlaları sular altında kalmıştır. Yazın da aşırı sıcak nedeniyle polenlerin yanmasıyla mısır üretiminde de ciddi verim düşüklüğü yaşayan çiftçilerimiz perişandır.

Aşırı yağış nedeniyle yaklaşık 80 bin ton domatesin sular altında kalarak heba olduğu doğru mudur?

Çiftçilerimizin mısırla başlayıp domatesle devam eden zarar ve ziyanları tespit edilmiş midir?

Devlet olarak yardım eli uzatılmış mıdır?

Uzatıldıysa ne yapılmıştır?

Çiftçilerimizin vergi ve tarım kredi borçları ertelenmiş midir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sarıbaş.

Sayın Öner…

9.- Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in, Isparta-Antalya bağlantısını sağlayan Dereboğazı yolunu duble yol hâline getirme çalışmalarına 2013’te mutlaka başlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Isparta-Antalya bağlantısını sağlayan Dereboğazı yolu ekonomik ve turistik açıdan büyük önem taşımaktadır. 2011 yılı yatırım programına alınacağı Sayın Başbakan tarafından ifade edilen yolun duble yol hâline getirme çalışmalarına niçin başlanmamıştır? Geciken hizmet, hizmet sayılamaz. Tarımsal lojistik yükü ağırlaşan ve trafik güvenliğini tehlikeye düşüren maddi hasarlı, yaralamalı, ölümlü kazalara neden olan duble yol çalışmalarına 2013 yılında mutlaka başlanmalıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öner.

Sayın Özgündüz…

10.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Şubat 2013’te yapılacak atamalar için Başbakandan randevu almak isteyen öğretmenlerin dört gündür Abdi İpekçi Parkı’nda beklediklerine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, dört gündür Abdi İpekçi Parkı’nda, beş dakikalık mesafede, öğretmenlerimiz bekliyor. Niye bekliyorlar? 2013 Şubat ataması için Sayın Başbakandan sadece beş dakika randevu istiyorlar. Bu soğukta büzüşerek orada beklemektedirler. Siz fark etmeyebilirsiniz tabii arkanızda, önünüzde eskortlarla geçtiğiniz için. Bir rica etsem, bir ilgilenseniz. Sayın Başbakanla görüşemiyorlarsa siz en azından bir sorunlarını dinleseniz. Beş dakikalık mesafede. İsterseniz biz de eşlik ederiz Sayın Bakanım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özgündüz.

Sayın Özensoy…

11.-  Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğuna ve Anayasa’dan “Türklük” tanımını çıkarmaya Türk milletinin müsaade etmeyeceğine ilişkin açıklaması

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İngiltere vatandaşına İngiliz denir, Fransa vatandaşına Fransız denir, Amerika Birleşik Devletleri vatandaşına da Amerikan denir. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşına da Türk denir. Türklük bir etnisite kavramı değildir, Türklük bir kültür kavramıdır. Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran halka Türk milleti denir. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes de Türk’tür. Bu vesileyle Anayasa’dan Türklük tanımını çıkarmak için çalışanlar beyhude çalışmaktadırlar. Buna Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran halk yani Türk milleti müsaade etmeyecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özensoy.

Sayın Ekşi…

12.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, FİSKOBİRLİK çalışanlarına uygulanan baskıcı tutumlara ilişkin açıklaması

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Özellikle, Sayın Gümrük ve Ticaret Bakanının duymasını isterdim ama izninizle bir seçmenimden gelen bir mesajı Türkiye Büyük Millet Meclisinin dikkatine sunmak istiyorum. Şöyle söylüyor: “FİSKOBİRLİK’teki gelişmeler çok vahim. Yakın zamanda, bir ay süreyle bir yere -atlıyorum o yeri- sürüldüm. Geri dönünce, aldığım duyumlara göre tekrar göndereceklermiş.

Kısaca, başka yerlere sürerek, tazminat ödemeden istifa etmemizi istiyorlar. Nitekim sayımız 22 idi, 7’ye indi. Amaç 2’ye indirmekmiş. Bize ‘Kendi rızamla bütün haklarımdan vazgeçiyorum, istediğiniz yerde çalışmaya razıyım.’ anlamında bir taahhütname dayatıyorlar, ayrılınca tazminat hakkı olanlara da on iki ay sonra tahsil edilecek şekilde çek veriyorlar.

Sonuç itibarıyla ancak yılbaşına kadar dayanabileceğimi sanıyorum.

Saygılarımla.” diyor.

Sayın Bakan, umarım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ekşi.

Sayın Canalioğlu…

13.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon ilinin Of ilçesine bağlı Gürpınar beldesi Kurtuluş Mahallesi’nde Taşan Lisesi yolunun çamur içerisinde olduğuna ve bu yolun bir an önce iyileştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Trabzon ilimizin Of ilçesine bağlı Gürpınar beldesi Kurtuluş Mahallesi’nde bulunan Taşan Lisesinde öğrenim gören yaklaşık 150 öğrencimiz, okullarına gidebilmek için çamurla mücadele etmek zorunda kalmaktadırlar. Bölgedeki HES inşaatı, hem Taşan Lisesi hem de Kurtuluş Mahallesi’nin yolunu çamur deryası hâline getirmiştir.

Öğrenci velilerimiz ve vatandaşlarımız bu durumu yetkililere iletmişler fakat geçen süre içerisinde olumlu yönde hiçbir çalışma yapılmamıştır.

Öğrencilerimizin ve vatandaşlarımızın bu mağduriyetini giderebilmek için -basında da geniş yer alan ve burada da görüldüğü gibi yol çamur içerisindedir ve “çok yazık” ifadesiyle basında yer almıştır- bu yolun bir an önce iyileştirilmesine başlanması gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Canalioğlu.

Sayın Köse…

14.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün tarımsal sulama için açılan su kuyularına sayaç takılması zorunluluğu getiren uygulamasından vazgeçmesi ya da revize etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, 12 Kasım 2012 tarihinde başlattığı bir uygulamayla, tarımsal sulama için açılan su kuyularına sayaç takılması zorunluluğu getirmiştir. 13 Şubat 2013’e kadar da bu zorunluluğa uymayan, yani sayaç takmayan su kuyularının ruhsatları iptal edilecektir. Kuyuların mevcut elektrik borçlarını dahi ödemekte zorlanan, birçok yerde de bu borçlarını ödeyemediği için elektriği kesilen çiftçilerden, üreticilerden, kuyu başına yaklaşık 5 bin lirayı bulan bu sayaçların takılmasını istemek “Sen artık üretme, üretimden vazgeç, gelecek yardımı bekle ve yardımla geçin.” anlamını taşımaktadır.

Biz, en kısa zamanda bu uygulamadan vazgeçilmesini yahut da revize edilmesini istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köse.

Sayın Baluken…

15.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de İnönü Mahallesi’nden başlayan kentsel dönüşüm projesinin Afet Yasası kapsamında ele alınmadığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bingöl’de İnönü Mahallesinden başlamak üzere kentsel dönüşüm projesinin startı verilmiştir. Bu süreçte, bu proje halkla ortaklaştırılmamıştır. İnönü Mahallesi sakinlerinden korkutarak “Hak kaybına uğrarsınız.” şantajıyla imzalar toplanmıştır. Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanımız konuya hâkimdir. Bilindiği gibi Bingöl deprem açısından ülkemizin en riskli bölgelerinden biridir. Böyle olmasına rağmen kentsel dönüşüm projesi Afet Yasası kapsamında ele alınmamıştır. Bu nedenle, halkımıza kira yardımı, enkaz yardımı ve bu proje boyunca kalacakları ev, barınma sorunu problemi çözülmemiştir. Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanından bu konuda duyarlılık bekliyoruz. Kendisini Bingöl’e ve İnönü Mahallesine halkımızı dinlemeye davet ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın Akar…

16.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Diyarbakır Et ve Balık Kurumu Et Kombinası Müdürlüğünde yaşanan dolandırıcılık olayına ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Diyarbakır Et ve Balık Kurumu Et Kombinası Müdürlüğünde yaklaşık 85 vatandaş, üç senelik periyotta dolandırılarak 10 trilyon lirası, eski parayla, bugünkü parayla 10 milyon lirası birtakım kişiler tarafından saadet zinciri kurularak alınmıştır. Üç yıl devam eden bu süreçte kurum müdürü bunlara göz yummuştur ancak kurum müdür yardımcısının ihbarı üzerine bu olay ortaya çıkartılmış, aslında kurum müdür yardımcısı ödüllendirileceğine önce Van’a daha sonra da Erzurum’a sürülmüştür. Bugün de Hayati Altıntaş, Kurum Müdür Yardımcısı, memuriyetten ihraç istemiyle kurum yüksek disiplin kurulu tarafından sorgulanmakta, bugün sorgulanmakta. Aynen Deniz Feneri savcılarında olduğu gibi, yine Kartepe Belediyesini soruşturan Müfettişte olduğu gibi, yine bir hırsızlığı ortaya çıkartan, yolsuzluğu ortaya çıkartan kurum müdür yardımcısı bugün cezalandırılmak istenmektedir. Bu ülkede ne zamandan beri hırsızlar suçsuz, hırsızları ortaya çıkaran dürüst vatandaşlarımız suçlu sayılmaktadır? Bunu öğrenmek istiyorum. Diyarbakır’da olay…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Taş…

17.- Bingöl Milletvekili Eşref Taş’ın, Bingöl iline yapılan hizmetlere ilişkin açıklaması

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Teşekkür ederim.

Bir ilde yaşam varsa orada tabii ki sorunlar olur ancak sorunları azaltmak için biz elimizden gelen gayreti sarf ediyoruz. Bingöl için birçok okul ve pansiyon yapıldı. Sağlık alanında şu anda devlet hastanesi, ağız diş hastanesi devam etmekte. Genç Devlet Hastanesi ve Adaklı Devlet Hastanesi bitme aşamasına gelmiştir.

Yine, Genç-Diyarbakır, Bingöl ve Erzurum duble yolu devam etmekte, havaalanımız bitme aşamasına gelmekte.

Yine, Bingöl Belediyesi tarafından kırk yıldır yapılmayan altyapı sorunu ihalesi yapılmış, şu anda devam ediyor, içme suyu, kanalizasyon ve yağmur suyu şeklinde.

Yine, Bingöl’ün en büyük sorunlarından biri kentsel dönüşümdü. Bu kentsel dönüşüm projesi yüzde 98 oranında, Bingöl’de hak sahibi olanlar tarafından imza altına alınmıştır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Taş.

Gündeme geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır.

Okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21 milletvekilinin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde kış aylarında meydana gelen yoğun hava kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/430)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde bulunan illerde kış aylarında meydana gelen ve insan sağlığını ciddi anlamda tehdit eden yoğun hava kirliliğinin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir araştırma komisyonunun kurulmasını saygılarımla arz ederim.

1) Halil Aksoy                             (Ağrı)

2) Pervin Buldan                          (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                           (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                               (Muş)

5) Murat Bozlak                           (Adana)

6) Ayla Akat                                (Batman)

7) İdris Baluken                           (Bingöl)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu         (Bitlis)

9) Emine Ayna                             (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                    (Diyarbakır)

11) Altan Tan                               (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                               (Hakkâri)

13) Esat Canan                             (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder              (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                      (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                     (Kars)

17) Erol Dora                               (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                    (Mersin)

19) İbrahim Binici                        (Şanlıurfa)

20) Demir Çelik                           (Muş)

21) Nazmi Gür                             (Van)

22) Özdal Üçer                            (Van)

Gerekçe:

Ağrı, Kars, Erzurum, Van, Hakkâri başta olmak üzere, Doğu ve Güneydoğu'da bulunan iller, coğrafik konum ve iklim koşulları nedeniyle, kışın en çetin geçtiği yerleşim alanlarıdır. Bu coğrafyada kış, hem çok sert hem de çok uzun sürmektedir. Köylerin de zorunlu boşaltılmasıyla, şehir merkezlerine yapılan göçün de etkisiyle yurttaş; kent merkezlerinde yoğun bir nüfus artış meydana getirmiş, bununla beraber, kış aylarında da yoksulluk nedeniyle ısınmak amacıyla ucuz ve kalitesiz kömür yakmaktadır.

Özellikle, valiliklere bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu (SYDV) tarafından halka dağıtılan kömür, yöre halkının sağlığını ciddi bir şekilde olumsuz etkilemektedir. Denetimlere tabi tutulmadan dağıtılan bu ucuz ve kalitesiz kömür, hava kirliliğine neden olmaktadır.

Özelikle akşam saatlerinde kentlerin üzerinde toz bulutları oluşarak, başta yaşlı ve çocuklar olmak üzere yurttaşlar evinden çıkamamaktadır. Yetkilileri, oluşan hava kirliliğinin en büyük etkisinin kalitesiz kömürden kaynaklandığının altını çizerken, belediye yetkilileri ise, kirliğin önlenmesi için kentlere giren kömürün kalite açısından denetlenmesinin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekmektedirler.

Türkiye istatistiklerine göre nüfus yoğunluğuna bakıldığında hava kirliğinin en yoğun olduğu yerler Hakkâri, Ağrı, Van, Erzurum gibi doğu illeridir. Özellikle son yıllarda bölgede meydana gelen başta kanser olmak üzere diğer hastalıklarda yaşanan artışın, yaşanan hava kirliliği ile bağlantısı olduğu düşünülmektedir.

Bölgede kış aylarında meydana gelen hava kirliliğinin önlenmesi amacıyla mutlaka  alternatif çözümler bulunmalıdır. Doğalgaz gibi çevreyi ve insan sağlığını fazla olumsuz etkilemeyen yakıtların bir an önce halkın hizmetine sokulması bir zorunluluk olmuştur.

Bu nedenle, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde meydana gelen hava kirliliğinin nedenleri ve çözümleri mutlaka araştırılması gerekmekte, ayrıca yaşanan yoğun hava  kirliğinin halkın sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılması gerekmektedir. Bu amaçla bir an önce bir meclis araştırma komisyonunun kurulmasını saygılarımla arz ederim.

2.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 26 milletvekilinin, ülkemizdeki çiftçilerin ürettikleri ürünleri pazarlama sorunlarının ve yapılması gereken yasal düzenlemelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/431)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki Çiftçilerin Ürettikleri Ürünlerdeki Pazarlama Sorunlarının ve Çözüm Yollarının Belirlenmesi, Destekleme Yollarının Araştırılması, İdari ve Kurumsal Yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince ekte yer alan gerekçeye istinaden bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Ramazan Kerim Özkan                      (Burdur)

2) Atilla Kart                                          (Konya)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                  (İstanbul)

4) Mehmet Şeker                                    (Gaziantep)

5) Mehmet Ali Ediboğlu                        (Hatay)

6) Celal Dinçer                                       (İstanbul)

7) Muharrem Işık                                   (Erzincan)

8) Gürkut Acar                                       (Antalya)

9) Erdal Aksünger                                  (İzmir)

10) İlhan Demiröz                                  (Bursa)

11) İhsan Özkes                                     (İstanbul)

12) Ali Rıza Öztürk                                (Mersin)

13) Ali Serindağ                                     (Gaziantep)

14) Yıldıray Sapan                                 (Antalya)

15) Mustafa Serdar Soydan                   (Çanakkale)

16) Haluk Eyidoğan                               (İstanbul)

17) Mehmet Ali Susam                          (İzmir)

18) Fatma Nur Serter                             (İstanbul)

19) Metin Lütfi Baydar                          (Aydın)

20) Tolga Çandar                                   (Muğla)

21) Turgut Dibek                                   (Kırklareli)

22) Uğur Bayraktutan                            (Artvin)

23) Rıza Türmen                                    (İzmir)

24) Ali Özgündüz                                  (İstanbul)

25) Hülya Güven                                   (İzmir)

26) Mahmut Tanal                                  (İstanbul)

27) Malik Ecder Özdemir                       (Sivas)

Gerekçe:

Ülkemizdeki çiftçiler, genellikle ürettiği ürünlerin satışı ve pazarlanması konusunda önceden bir plan yapmayıp, çiftçiliği sadece tarımsal ürünleri üretmek olarak yorumlar. Oysa üretilen tarımsal ve hayvansal ürünlerin satılması, pazarlanma planlamasının önceden yapılması çiftçiliğin bir parçasıdır. Bu nedenle üreticilerin ürettikleri ürünler için pazar bağlantılarını önceden kurmaları gereklidir. Özellikle küçük aile işletmeciliğinin yaygın olarak yapıldığı ülkemizde tarımsal ürünlerin pazarlanması, birlikte hareket etmeyi gerektirir. Bunun için de çiftçilerin örgütlenerek, veya bir kooperatif çatısı altında bütünleşerek hem toplam ürün miktarını, hem de serbest piyasa ekonomisi ile rekabet edebilme güçlerini artırmaları gerekmektedir. Özel sektörün tarımsal ürün pazarlamasında zayıf olduğu yerlerde ve zamanlarda tarımsal kooperatifler özellikle çok önem arz etmektedir.

Ülkemizde meyve sebze pazarlaması genellikle dev şirketlerce değil küçük komisyoncular tarafından yapılmakta ve bu komisyoncular organize kuruluşlar değildir. Ülkemizde çiftçinin, köylünün ürününün pazarlanmasında sorun vardır. Bu nedenle hem serbest piyasada çiftçinin tüccara karşı haklarını koruyacak hem de çiftçinin tarımsal ürününü üzerine almadan pazarlanmasını kayıt altında, banka garanti belgeleri gibi belgelerle satış organizasyonu yapacak güçlü tarımsal üretici  birliklerine ve birlikler yanında çiftçinin ürettiği malı üzerine alıp işleyip, satış ve pazarlama yapacak tarımsal pazarlama kooperatiflerine de gereksinim duyulmaktadır. Tarımsal üretici birlikleri serbest piyasa koşullarını ve hal yasasını yakından takip ederek yurt içi ve yurt dışı pazar oyuncuları ile bağlar kurup ürünün sağlam ticari koşullarda en iyi fiyat şartlarında satılmasını organize eder. Kısaca üretici birlikleri üyelerinin ürününü tanıtır, komisyoncu ve tüccarlarla bağlar kurar, büyük zincir market şirketleriyle görüşür, yurt içi, yurt dışı ihracatçı firmaları bulur, güvenli ticaret kuralları ile satışı gerçekleştirip çiftçinin malının karşılığında parasının almasını sağlar.

Kooperatiflerden beklentiler tarım ürünlerinin sınıflandırılması, ambalajlanması, soğuk depolanması, işlenmesi şeklinde planlanmalıdır. Ürünün hiç işlenmeden pazarlanmasını zaten üretici birlikleri yapacaktır. Yani üretici birlikleri çiftçilerimizin ürünlerinin en iyi şartlarda satışı ve pazarlanması için çiftçinin yararına çalışan önemli kuruluşlardır ve mutlaka devlet tarafından gerçek anlamda desteklenmeli, teşvik edilmeli, önlerindeki bürokratik engeller kaldırılarak, çiftçilere eğitim ve yayım yoluyla bilgi verilmelidir.

Çiftçinin eline geçen fiyatlar, onun elde edeceği gelire ve üretim kararlarına önemli düzeyde etki eder. Ülkemizde tarım ürünlerine tüketicilerce ödenen paraların çoğunluğu üreticilerin eline geçmemektedir. Hem tüketici ürüne yüksek fiyat ödemekte hem de üretici alın terinin karşılığını alamamaktadır. Kazancın çoğu aracılara gitmektedir.

Yörelerde tarıma dayalı sanayi işletmelerinin yetersiz oluşu, tarım ürünlerinin yeterince pazarlanmasını engellemektedir. Ürünler ancak yakın pazarlardaki tüketicilere ulaştırabilmektedir. Bu da ürünlerin daha düşük fiyatlardan satılmasına ve çiftçi gelirlerinin düşük olmasına sebep olmaktadır. Çiftçilerin pazar sorunu çözülürse çiftçi ürettiği ürünün gerçek değerini elde etmeye başlayacaktır. Üreticiler birlik oluşturup ürünlerini fiyatların daha yüksek olduğu bölge dışı pazarlara götürebilmeli hatta dış ülkelere satış yapabilmelidir.

Çiftçi ürettiği malı pazarda zarar etmeden satabilmelidir. Çiftçinin elverişsiz piyasa şartlarından olumsuz etkilenmemesi için devlet bazı ürünlerde destekleme alımları yapmalıdır.

Üreticilerin, potansiyel satın alıcılarda veya tüketicilerde hangi mallara karşı daha yoğun bir ilgisinin bulunduğu, ürüne karşı olan talep miktarlarının ve ödeme kapasitelerinin ne olduğu ve ürünlerin tüketiciye nasıl ulaştırılacağı konularında bilgi sahibi olması sağlanmalıdır.

3.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve 28 milletvekilinin, Suriye’de yaşanan olaylar ve ülkemizin Suriye ile ilişkilerinde meydana gelen değişiklikler neticesinde bölge illerinde ortaya çıkan olumsuzlukların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/432)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin gündemini son aylarda çok meşgul eden konulardan biri de, Suriye ile ilişkilerimiz ve ülkemizde yarattığı durumlardır.

Hükümetin son dönemlerdeki yanlış politikaları nedeniyle; özelde, Hatay, Mardin, Kilis, Adana, Mersin, Gaziantep ve Şanlıurfa illerinde, genelde de tüm ülkemizde, maddi ve manevi büyük kayıplar yaşanmaktadır.

Türkiye'nin, özellikle Hatay'ın Suriye ile kopmaz bağları vardır. Bilindiği gibi Hatay, etnik ve inanç olarak dünyada başka bir örneği olmayan hoşgörü mozaiğidir. Buradaki insanların büyük bir çoğunluğunun Suriye'de birinci dereceden akrabaları vardır.

Bir başka konu da Türkiye-Suriye ilişkilerinin ekonomik boyutudur. Ülkemiz ile Suriye arasındaki ticaretin resmî boyutu yaklaşık 2,5 milyar dolar civarındadır. Ayrıca, günübirlik ve bavul ticareti de var ki, bu resmî ticaret hacminin iki katıdır.

Hatay esnafının, Suriyeli müşterileri çok fazladır. Suriye'ye uygulanacak yaptırımlar sonucu bu ticaret duracaktır. Bu durumda tüm bölge halkı zarardan, önce ekonomik, ardından da sosyal olarak etkilenecektir.

Suriye'nin diğer bir önemi de, Orta Doğu ülkeleri için transit geçit sağlamasıdır. Her yıl yaklaşık 50.000 TIR Suriye üzerinden diğer ülkelere yük taşımaktadır. Şu anda Akçakale ve Cilvegözü sınır kapılarında olumsuz sonuçlar açıkça görülmeye başlanmıştır.

Hatay ve çevre illerden çeşitli firma, müteahhit ve kişiler, Suriye ve diğer Orta Doğu ülkelerini içine alan yatırımlar yapmıştır. Son yaşanan olaylarla birlikte, bir kısmı iflas etmiş, bir kısmı da ne yapacağını bilemez hâlde devletten yardım, destek ve çözüm yolları beklemektedir.

Yüzlerce TIR ve kamyon sınır kapılarında beklemekte, sahipleri taksitlerini bile ödeyememektedir.

Uluslararası ilişkilerde, birinin tarafında, diğerinin karşısında olmanın getirdiği sorumlulukların bilinciyle, düşünerek ve ülkemizin geleceğiyle ilgili kararlarda, gelecek nesillerin kaderiyle oynamamak gerekir. Sahip olduğumuz coğrafi ve siyasi ayrıcalığımızı ve önemimizi, hem ülkemizin çıkarına hem de bölgesel barışa hizmet edecek yönde kullanmamız gerekmektedir.

Buradan hareketle;

Suriye'de vatandaşlarımıza yönelik saldırılarda Münir Dural öldürülmüş, pek çok vatandaşımız da yaralanmıştır. Bu saldırılar için ne gibi önlemler alınacaktır?

Hatay, Mardin, Kilis, Adana, Mersin, Gaziantep, Şanlıurfa illerinde bir süredir yaşanan ve her geçen gün kendini daha zorlu bir şekilde gösteren ekonomik kayıplar hangi düzeydedir?

Bölge halkının ekonomik kayıpları nasıl ve kimler tarafından, ne şekilde tazmin edilecektir?

Suriye ve Suriye'den geçişli ülkelerle, çeşitli şekillerde iş anlaşması yapmış ya da önceki dönemlerden devam eden anlaşmaları bulunan yatırımcıların zararları ile ilgili ne gibi önlemler alınacaktır?

Bu süreçte iflasların önüne hangi önlemlerle geçilecektir?

Suriye'ye uygulanacak yaptırımlar sonucu işini kaybedenlerin akıbeti ne olacaktır?

Körfez Savaşı nedeniyle yaşanan durumlarda edinilen tecrübelere göre zor durumda kalan esnaf ve işadamlarımıza yönelik neler yapılacaktır?

Suriye'de akrabaları olanların görüşmelerinin sağlanması için nasıl bir çalışma yapılmaktadır?

Suriyeli muhaliflerin Hatay mülteci kamplarında silahlı eğitim gördükleri yönünde ülkemiz ve dünya basınında haberler yer almaktadır. Bu haberler doğru mudur?

Türkiye'nin bu konudaki tutumu, ulusal ve uluslararası kurallara uygun mudur?

Suriye'ye müdahale konusunda, ABD askerlerinin Türkiye'ye geleceği doğru mudur? Bu konuyla ilgili hangi girişimler olmuş ve kimlerle hangi görüşmeler yapılmıştır?

Suriye'de yaşanan olaylar ve ülkemizin Suriye ile ilişkilerinde meydana gelen değişiklikler neticesinde bölge illerinde ortaya çıkan olumsuzlukların; belirlenmesi, değerlendirilmesi, bu konularla ilgili gerekli ayrıntılı araştırmaların yapılarak, çözüm önerilerinin belirlenmesi, alınabilecek tedbirlerin alınması ve uygulanması konularında, yüce Meclisimizin ve halkımızın bilgilendirilmesi amacıyla, Anayasanın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Mevlüt Dudu                           (Hatay)

2) Atilla Kart                                (Konya)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu       (İstanbul)

4) Durdu Özbolat                         (Kahramanmaraş)

5) Gürkut Acar                            (Antalya)

6) Ali Demirçalı                           (Adana)

7) Engin Özkoç                            (Sakarya)

8) Celal Dinçer                             (İstanbul)

9) Ahmet İhsan Kalkavan            (Samsun)

10) Ali Serindağ                          (Gaziantep)

11) Hülya Güven                         (İzmir)

12) Faik Tunay                            (İstanbul)

13) Mehmet Şeker                       (Gaziantep)

14) Ali Rıza Öztürk                     (Mersin)

15) Mehmet Ali Ediboğlu            (Hatay)

16) Mahmut Tanal                       (İstanbul)

17) Yıldıray Sapan                       (Antalya)

18) Muharrem Işık                       (Erzincan)

19) İlhan Demiröz                        (Bursa)

20) Erdal Aksünger                     (İzmir)

21) Mustafa Serdar Soydan         (Çanakkale)

22) Haluk Eyidoğan                     (İstanbul)

23) Tolga Çandar                         (Muğla)

24) Turgut Dibek                         (Kırklareli)

25) Malik Ecder Özdemir            (Sivas)

26) Uğur Bayraktutan                  (Artvin)

27) Rıza Türmen                          (İzmir)

28) Ali Özgündüz                        (İstanbul)

29) İhsan Özkes                           (İstanbul)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.

Okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Kars ilinde hayvancılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan  (10/279) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                               29.11.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 29.11.2012 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                  İdris Baluken

                                                                                                                       Bingöl

                                                                                                              Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 251 inci sırasında yer alan (10/279) esas numaralı Kars İlinde hayvancılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergenin, Genel Kurulun 29.11.2012 Perşembe günlü birleşiminde görüşülmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde, Kars Milletvekili Mülkiye Birtane. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Birtane.

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayvancılık alanında yaşanan sorunlar hakkında verdiğimiz araştırma önergesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Önergemiz, özelde Kars ilindeki hayvancılık üzerinedir. Ancak biliyoruz ki Ağrı, Ardahan, Hakkâri, Iğdır, Van, Bingöl, Bitlis gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin hayvancılıkla geçimini sağlayan illerinin durumu da aynı şekilde içler acısıdır. Türkiye'nin onlarca ili geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Burası da halkın Meclisidir. Ancak ne acıdır ki bugüne kadar hayvancılıkla ilgili bir araştırma komisyonu kurulamamıştır. Muhalefet onlarca araştırma önergesi vermektedir. Şu an görüşmekte olduğumuz önergenin tarihi 21 Kasım 2011'dir. Üzerinden bir yıldan fazla bir süre geçmiş durumda. Nihayet Genel Kurul'a indirildi. Şu an hayvanlarına bırakın diğer yem bitkilerini, kuru saman ve ot bulamayan Karslılar ekran başına kilitlenmiş durumda. Hükümetin dertlerine çözüm olmasını ümit ediyorlar. Ancak biliyoruz ki bu önerge de önceki önergeler gibi iktidar milletvekillerinin oyları ile reddedilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergede de belirttiğimiz üzere AKP Hükûmeti adına konuşan yetkililer, rakamlarla halkta kafa karışıklığı yaratmayı âdeta bir sanat hâline getirmiş ve bu durumu da hemen hemen her fırsatta dillendirerek kendilerini haklı göstermeye çalışmaktadırlar. Veri ve rakamların ileride yürütülecek politikalara, plan ve çalışmalara ışık tuttuğunu hepimiz iyi biliyoruz ama bir de üretici ve besicinin yaşadığı sıkıntılar ve gerçekler göz önünde.

Şimdi bu sorunları tüm açıklığı ile ortaya koyması açısından Kars'taki duruma dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Göreve geldiğim günden beri onlarca önerge verdik. Önergelerimiz sürekli geçiştirildi, rakamlara boğularak sorunun üzeri kapatıldı. Bir ara, “Kars ilinde organize hayvancılık bölgesi kurulacak.” denildi, üzerinden aylar geçti ortada bir şey yok. “Doğu kapısı açılacak.” dendi, unutuldu. Tam tersine, ithal hayvan uygulaması başlatılarak Türkiye'deki hayvancılık yeniden zor toparlanacak bir şekilde darbe aldı.

Hayvancılık bitti bitecek, küçükbaş hayvancılık neredeyse hiç yapılmıyor. Samanın tonu 1.000 lira oldu. Köylü bir hayvanını zar zor 500 liraya satabiliyor. Canlı hayvanın kilosu 6 ila 10 lira arasında değişiyorken markette etin kilosu 25 lirayı geçiyor. Köylüye söylenen, âdeta "Seni öldürmeyeceğim ama süründüreceğim." politikasıdır.

Yaz kurak geçti. Bir taraftan 5 lirayı bulan mazot parası, bir taraftan 2’ye katlanan gübre fiyatları derken, ot, saman yığmak mümkün olmadı tabii. Yaz boyunca sütünü, peynirini sudan ucuz satan köylü, şimdi gerçekten çaresizlik içinde. Köylü 1 kilo süt sattığında kahvede bir bardak çay içemiyor. Hükûmet ise sürekli durumu istismar ediyor. Karslı köylünün, bölge köylüsünün saman fiyatları karşısında, yaşadığı çaresizlik karşısında Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç, Gürcistan'dan ot, saman ithalatı yapılacağını söylemiş, kış bastırdı, şu an aldığımız bilgiye göre henüz bir gelişme yok. Bunun cevaplandırılmasını istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten şaşkınlık içerisindeyiz. AKP “Hayvancılık gelişti, sorun yok.” diyor, köylü ise ağlıyor. Sizlere mi inanalım, halka, köylüye mi? Durum ortada. Kahveler işsizlerle dolu. İstihdam alanı açılmıyor. Hayvancılık ithal et ve canlı hayvanla baltalandı. Mazot ve gübre fiyatları karşısında köylü arazilerini bile ekip biçemiyor. Bunun adı “köylünün üretimden koparılması”dır. Bu çok bilinçli bir politikadır. Şu an kırsal kesimde yaşayan, daha önce hayvancılık yaparak rahat bir şekilde geçinen vatandaş sütü, unu, eti, yağı, ekmeği şehirden marketlerden alır duruma gelmiş. Köylü, elinde avucundakini bu marketlere veriyor. Yerli esnaf birer birer dükkanlarını kapatıyor.

Yerli üretici ve esnaf iş yapamaz duruma geldi. Cebinde 500 lira ile kent merkezine giden köylü bir haftalık gıdasını bile alamıyor. Artık köylü çocuklarına bile süt bulamaz hâle gelmiştir. AKP'nin köylüye yaptığı zulümdür. Bunları inkâr etmek yerine, birlikte çare bulalım diyoruz. Bu insanlar Meclisten çözüm bekliyor. Her gün yüzlerce telefon alıyoruz. Seçim bölgemize gittiğimizde köylüler âdeta gözyaşı döküyor. Elektrik faturasını ödeyemeyen, yaz başı borç ettiği mazot parasını veremeyen binlerce vatandaş var. Sütünü sonbahara kadar bin liraya veren köylü, artık yakacak bile bulamaz hâle getirmiş durumda mevcut iktidar. Önceden 20-30 baş hayvanı olan köylüyü, şimdi 4 hayvanı besleyemez hâle gelmiştir. Ahırlar, ağıllar boş; kadınlar çaresiz, çocuklar yeterli derecede beslenemiyor.

Sizlerden bir ricamız var: Lütfen bir gün Kars'ın, Çerme, Subatan, Gülhayran, Çatak, Ölçülü, Varlı köylerinden birinde bir vatandaşımızın kahvaltısına misafir olun. Aynı şey bölgenin diğer illerinin tümü için geçerlidir.

Köylünün elinden ekmeği alınmıştır. Köylü İstanbul'a küçük yaşta gönderdikleri çocuklarının paraları ile geçiniyor. Sofrasından sütü, balı, peyniri AKP'nin mevcut politikaları ile ellerinden alınmıştır. Elde avuçta hiçbir şey kalmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bunlar göz önüne alınarak, hiç bir manipülasyon yapmadan, durumu çarpıtmadan hep birlikte Türkiye genelinde hayvancılığın içinde olduğu çıkmazı aşmak için Meclis olarak görev alalım diyorum. Köylülerle görüşelim, illeri dolaşalım. Dertlerini, sorunlarını dinleyip çözümü onlarla birlikte geliştirelim. Bu insanları çaresiz bırakmak vicdanen kabul edilebilecek bir durum değildir. Hayvancılığın bitme noktasına getirildiği Türkiye'de bir an önce önlem alınmaz ve halkın talepleri dinlenerek kırsal kalkınmayı güçlendirecek projeler devreye konulmazsa zaten mevcut durumda göç veren kırsal kesimler daha fazla göç vererek insansız kentler oluşacaktır.

Bütün bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, ivedilik arz eden bu duruma bir an önce müdahale etmek için Meclis araştırması açılmasını uygun görmekteyiz.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Birtane.

Aleyhine Kars Milletvekili Yunus Kılıç.

Buyurunuz Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tabii, Kars Milletvekili Mülkiye Hanım’ın yaptığı konuşmayı ben de sizin gibi dinledim, özellikle Karslı bir vatandaş duygusuyla dinledim. Evet, sıkıntıları belirlemek lazım, söylemek lazım, anlatmak lazım, yapılanları ve yapılması gerekenleri de sıralamak lazım. İşin doğrusu bu.

Şimdi, tabii, bunları konuşurken ben bir şeyi de tespit etmek isterim. Özellikle 1980’li yıllardan bu tarafa, genellikle tarım ve hayvancılıktaki gidişat 80’li yıllardan bu tarafa alınıyor ve bu şekilde rakamlar telaffuz ediliyor, doğrudur. Aynı zamanda, 1980 yılından bu zamana kadar, seçime kadar Mülkiye Hanım’ın da Kars’ı görmediğine ben eminim. 1980’li yıllardan bugüne kadar Mülkiye Hanım sadece seçimlerde Kars’a gelmiştir ama, Selim ilçesi vardır Kars’ın, Mülkiye Hanım da Başköy köyündendir, o köyün dağlarında bile daha bugüne kadar tarım ve hayvancılığı benim ailem ve bize yakın insanlar yapmaktadır. O yüzden tarım ve hayvancılığın her aşamasını, her kademesini her yılını bilen bir insan olarak konuşuyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, AK PARTİ’nin iddiası şu değildir bakın. Tekrar ediyorum, özellikle bunu vurgulamak istiyorum. Biz, bunu defaten, birçok defa anlattık fakat ısrarla anlatmak istediğimizin anlaşılmadığını görüyoruz. AK PARTİ şunu iddia etmiyor: “Tarım ve hayvancılık eski yıllarına göre çok daha iyi bir durumdadır. Efendim, biz daha ne yapalım, köylü daha ne istiyor yani hâlinize şükredin durun.” Böyle bir iddiası yok AK PARTİ’nin. AK PARTİ “1980’den 2002 yılına kadar Türkiye’de gerçekten tarım ve hayvancılıkta ciddi bir erozyon yaşanmıştır. Hayvan sayılarında ciddi bir düşüş olmuştur, tarımsal üretimimiz azalmıştır ve böyle bir bakiye devraldık.” diyor. AK PARTİ bunu iddia ediyor. Ve tabiî ki bir şeyin seyrini anlayabilmek için bu aradaki süreçlerde rakamlar da nereye geldi yani istatistiki bilgiler vermek lazım ki insanlar bunu daha net anlayabilsin. 1980’de 55 milyon -bakın, bunları, rakamları tekrar edip duruyoruz ama önemli olan bizim anlattıklarımız değil, sizin anladıklarınız- koyun varlığımız var. AK PARTİ geldiğinde bu rakam 25 milyona düşüyor, şu anda 25 milyondan yukarılara doğru çıkmaya başladı. Büyükbaş hayvan varlığımız 12,5 milyondan 9 milyona düşüyor, bugün çıkmaya başladı.

Şimdi Kars ölçeğine dönecek olursak saygıdeğer milletvekilleri; tabii Kars, tarım ve hayvancılık denince ilk akla gelen şehirlerden bir tanesi olması hasebiyle ve başka da çok çıkışı olmadığı bilindiğine göre demek ki bizim başlıca uğraşımız, insanımızın gelir seviyesini artırabileceğimiz, kırsal kesimdekilerin yaşam kalitesini yükseltebileceğimiz genel alan; tarım ve hayvancılık. Evet, bu yıla ait, kuraklıktan kaynaklanan, ithalin et üzerindeki baskısından kaynaklanan hayvan fiyatlarının yükselmemesi, saman ve kaba yem ot fiyatlarının yükselmesinden kaynaklanan, köylünün ciddi bir sıkıntısı var. Bunu inkâr etmek mümkün değil. Yani bunu bölgeye gittiğinizde herkes size ifade edecektir. Yani bundan kaçmak, bunu yok saymak, bunu inkâr etmek mümkün mü? Böyle bir iddia içerisinde değiliz ancak şimdi, tarım ve hayvancılıkta Kars’ta örneğin 2002 yılında –yani hep milat olarak burayı aldığımızdan şikâyet edersiniz ya, bunlara bir dönüp bakmak lazım- sadece 26 milyon lira tarımsal destek verilirken 2012 yılında bu rakam 2 katının üzerine çıkıp 55 milyon liraya yükselmiş. Yine yılda 8 milyon lira, sadece Kars ölçeğinde, mazot desteği veriyoruz. Kimyevi gübre desteği, yine yılda küçücük Kars’a –artık bölündü biliyorsunuz Kars, yani Ardahan ve Iğdır ayrı iller olunca Kars 300 bin nüfuslu küçük bir il kaldı- 10 milyon liralık kimyevi gübre desteği veriyoruz. Bakın, Kars’ta ilk defa AK PARTİ’yle beraber prim desteği verilmeye başlandı. Yaklaşık yılda 3 milyon liralık bir prim desteği veriyoruz.

Hayvancılık desteklerine gelince: Ana girdi bu Kars’ta. Bakın, hayvancılık desteği… Çünkü Kars ciddi bir tarımsal üretim alanı değil ancak tarımdan elde ettiklerinizi hayvancılığa dönüştürebilirseniz kârlı bir iş yapmış oluyorsunuz. Bu alandaki destek 2002 yılına göre 2011 yılında, 2012 yılında tam 55 kat artmış saygıdeğer milletvekilleri, yani yüzde 5.500 artmış. Bunları görmezlikten gelerek bir değerlendirme yapmak mümkün değil.

Tabii, Kars’ta işletmeler çok küçük, tarlaları çok küçük, hayvan sayıları çok az, çiftçi meşakkatli bir uğraş içerisinde. Bizim amacımız bu işletme büyüklüklerini artırmak. Özellikle bu manada kırsal kalkınma destekleri çok önemli. Yani adamın 10 tane hayvanı var, sizin verdiğiniz desteklerle bunu 50’ye çıkarttırmaya çalışıyoruz. Bu zamanda ancak ekonomik ve maliyeti düşük bir tarım ve hayvancılık yapmak mümkün. Bu konuyla alakalı 2006 yılından bu yana aşağı yukarı 32 tane büyük işletme oluşturulmuş, bunlara yaklaşık 12,5 milyon lira hibe desteği verilmiş sadece Kars ölçeğinde.

Kooperatiflere gelince: Saygıdeğer milletvekilleri, Kars’ta 2002’ye kadar toplam 7 tane kooperatif desteklenmiş. Oysa 2003’ten 2012 yılına kadar 35 tane kooperatif daha desteklenmiş. 2002 yılında sadece 1,7 milyon lira kooperatiflere destek verilmişken, 2003’ten 2012’ye kadar 45 milyon lira destek verilmiş.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Göç niçin çoğaldı Sayın Hatip? Kars’tan göç niye oluyor göç?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Ekipman destekleri, bakın, makine ekipman desteği… Yani tarımda mekanizasyonu sağlamak gerekiyor ki ürünlerinizi daha fazla almanız mümkün olsun. Kars’ta…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kars’ı büyükşehir yapın.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – … ilk defa 2007 yılında başlatılan makine ekipman desteğiyle 1.093 tane makine ekipmana destek verilmiş, aşağı yukarı 6 milyon lira sadece hibe verilmiş bakın bu konuda.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Göç niçin oluyor Sayın Hatip?

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Kimlere verilmiş Sayın Hatip?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Şimdi, başka bir noktaya gelelim.

Saygıdeğer milletvekilleri, ilk defa Kars’ta yem bitkisi üretimi başlamış. 2002’de sadece 4 bin hektar olan yem bitkisi ekim alanı 50 bin hektara çıkmış. Silajlık mısır Kars’ta ilk defa ekilmeye başlanmış ve şimdi yılda 20 bin ton mısır üretimimiz var, bunu artırmaya çalışıyoruz.

Kars’ta, biz seçim çalışmalarına başlayıncaya kadar Karslının daha adını bile duymadığı arazi toplulaştırmasını başlattık bakın. Daha geçen hafta köylerde kooperatif aracılığıyla binlerce hayvan dağıtırken bunu orada vatandaşımıza duyurduk. 5 milyon lira bütçeli bir ihale yaptık ve Kars’taki sulanabilir tarım arazilerinin toplulaştırılmasıyla alakalı ihaleyi yaptık. Daha bunu Doğu Anadolu Bölgesi bilmiyordu; bunları seçimde biz anlattık, iddia ettik, şükürler olsun bugün yaptık.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Geç o işi geç. Doğu Anadolu çoktan…

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Barajlar… Bakın saygıdeğer milletvekilleri, şu anda Kars ölçeğinde AK PARTİ iktidara gelinceye kadar sulama denen bir şey yoktu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Göç niçin oluyor Sayın Hatip? Göç, göç…

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bakın, yüzde 2 sulama vardı, şu anda Kars’ta Kars Barajı’nın yapımıyla beraber, bittiğinde -ki, gelecek sene bitecek. Eskisi gibi bir baraj yapılıp da kırk yıl sonra bitmesi söz konusu değil- 95 köyün arazisi sulanacak.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Kars’ın nüfusu niye azalıyor?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bakın, Kars ölçeğinde düşündüğünüz zaman bu yaklaşık üçte 1’idir. 95 köyün arazisi sulanacak, Kars’ta sulu tarıma geçilecek, yem bitkisi ekilecek, insanın… Şu anda ana girdiyi oluşturan yem bitkilerinin fiyatları böylelikle düşecek, vatandaş kendi istihdamını en yüksek rakamdan değerlendirecek, kendi hayvanını Kars’ta kendisi besleyecek, besicilik yapacak…

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Mera hayvancılığı ne olacak?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – …hayvanın tamamen hamallığını yapmayacak, hayvanı sadece küçükken yetiştirip hamallığını yapmayacak, en yüksek katma değer olan kısmını yani besiciliği Kars’ta yaptıracağız. Bunun için de Kars, hayvancılıktan en önemli girdiyi…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sizin bu “cek cak”lar olana kadar Kars’ta vatandaş kalmayacak!

YUNUS KILIÇ (Devamla) –  “cek cak” değil. Barajlar, bakın, yapıldı, arazi toplulaştırma ihaleleri yapıldı. Karslı, gelecek seneden itibaren kendi toplu arazisinde hayvancılık ve tarım uğraşı yapacak. Bunlar çok önemli.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kars göç ne kadar veriyor?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Kars’ta, bakın, sizin dönemlerinizde, özellikle -BDP’nin belki burada suçu olmayabilir- bağıran CHP ve MHP milletvekillerinin olduğu dönemlerde…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İcra sayısı 1’den 3’e mi çıktı, 2’ye mi çıktı?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – …bu ülkede et-balık kurumlarını siz sattınız, Kars’ta bu yüzden şu anda et-balık kurumu yok ve…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yahu Yunus, sen bize niye söylüyorsun? Biz mi sattık?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Siz sattınız, sizin de içinde bulunduğunuz dönemler sattı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, biz satmadık. Asla, asla!

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Şimdi, biz, bakın, geldik, Kars’ta Et-Balık Kurumunu kesime başlattık. Şu anda haftada üç gün kesim yapılıyor ve Allah izin verirse, Kars’ta yeni bir Et-Balık Kurumunun yapımı da AK PARTİ Hükûmetine nasip olacak, bize nasip olacak diyorum.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Koyunları da Güney Amerika’dan getirirsiniz artık!

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Kars’ta şu anda sıkıntı nedir?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Recep Bey, söyler misin, düzeltsin.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Yem fiyatları yüksektir, hayvan fiyatları düşüktür. İthalattaki fonlar artırılmıştır, hayvan fiyatları –inşallah- yükselmeye başladı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kars göç ne kadar veriyor? Yılda göç oranı ne kadar Kars’ta Sayın Hatip?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Gürcistan’dan yem ithalatı yapılmaya başlamıştır, kaba yem ithalatı Gürcistan’dan bugün yapılıyor. Bunu da Kars halkının bu arada duymasını istiyorum.

Sıkıntılar vardır ama bu sıkıntıların aşılması için de gerek Hükûmetimizin gerekse bizim ciddi katkılarımız vardır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yunus Bey, yanlış biliyorsunuz, yanlış!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı konuşmasını yaparken Et-Balık Kurumunun özelleştirilmesine ilişkin olarak Et-Balık Kurumunu Cumhuriyet Halk Partisinin özelleştirdiği yönünde bir iddia ve eleştiri ortaya koydu. İzninizle, gerçek olmayan bu durumla ilgili açıklama yapmak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hükûmetin tarımı, hayvancılığı ne kadar desteklediğini anlayabilmek için bütçeden hayvancılığa ve tarım sektörüne ayrılan teşviklere bakmak gerekir. Eskiden ne kadar ayrılıyordu, şimdi ne kadar ayrılıyor? Esas olan ölçü budur, diğer bütün konuşmalar bu rakamlar karşısında değerlendirilmelidir. Eğer bu rakamlara uygun bir açıklama varsa hayhay, biz bundan mutlu oluruz ama rakamlara uygun bir açıklama yapılmıyor ise bu doğru değildir.

2002 yılında o zamanki hükûmetin tarım sektörüne ve hayvancılığa vermiş olduğu desteklerin toplamının millî gelire oranı bugün Hükûmetin vermiş olduğu desteğin millî gelire olan oranından daha yüksektir, tablo budur; bir kere birincisi bunu tespit edelim. 

İkincisi, Et-Balık Kurumunun özelleştirilmesi yanlış bir özelleştirme olmuştur. Özelleştirme, elbette, devletin piyasa ekonomisi çerçevesinde olmaması gereken alanlardaki varlıklarını işletmelerini özelleştirmesidir. Bu yanlış bir kavram değildir ama Et-Balık Kurumu özelleştirmesi doğrudan hayvancılık sektörünü ilgilendiren bir özelleştirmedir. Hayvancılığın teşvike, desteğe ihtiyaç olduğu  Türkiye’de bu özelleştirme yanlış olmuştur. Bu özelleştirmeyi yapan hükûmetlerin hiçbirisinde Cumhuriyet Halk Partisi olmamıştır. Bu özelleştirmeyi yapan hükûmetin Başbakanının ben açıklamasını hatırlarım: “Et-Balık Kurumunu özelleştirmekle yanlış yaptık.” demiştir. Dolayısıyla, gelin bu doğruyu tespit edelim ama siz bugünü açıklarken de eskiyi karalamayı bir kenara bırakın, kendinizin ne yaptığını anlatmaya çalışın.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Kars ilinde hayvancılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan  (10/279) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN –  Lehinde, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt.

Buyurunuz Sayın Öğüt.  (CHP sıralarından alkışlar)

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Kars Milletvekili Sayın Mülkiye Birtane’nin vermiş olduğu Kars’taki hayvancılıkla ilgili önergenin üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, Kars, bir zamanlar kırmızı etin deposu, hayvancılığın en önemli illerinden biriydi ve öyle bir konumdaydı ki bir ara Türkiye'nin et olarak yüzde 11’ini karşılıyordu. Yani böyle bir potansiyeli olan Kars bugün ne yazık ki ete de muhtaç kaldı, Kars’a da dışarıdan et gelmeye başladı, eti de bırakın saman gelmeye başladı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Mustafa Kemal Atatürk –ben bunu zaman zaman diyorum- ve arkadaşları, 16 Temmuz 1937 tarihinde bir genelge çıkartmış Kars’a. “Kars’ta canlı hayvancılık gelişsin.” diye Bakanlar Kuruluna imzasıyla tarihî bir belgeyi gösteriyorum. Bu belgeyle Kars’a önem verdiğini gösteriyorum. Kars o zaman o kadar gelişti ki herkes biliyor, Kars’ta hayvancılık gelişti, hem Rusya’yı besliyorduk hem İran’ı besliyorduk hem Rusya’ya mal ihraç ediyorduk hem İran’a ama bugünkü konumda hakikaten çok perişan bir durumda Kars, Karslı ve Ardahanlı bütün hayvancılık yapan herkes, Türkiye’de Edirne’den Ardahan’a kadar herkes.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Et-Balık Kurumunu, süt fabrikalarını biz satmadık.

Yunus Bey, bunu siz de biliyorsunuz.

Kars’ta en büyük yıkım Et-Balık Kurumunu satmaktı, Süt Kurumunu satmak… Ve Süt Kurumu yerine de bina yaptırdılar. Ve şimdi Kars ve Ardahan’ı besleyen o bölgedeki Et-Balık Kurumu yok, Erzurum’da var, şimdi yavaş yavaş Kars’ta kesilmeye başladı. Ben, huzurunuzda da teşekkür ediyorum. Ama çiftçimiz perişan hakikaten.

Şimdi, bakın, ben size şöyle diyeyim: Yeni bütçe yaptık. Yeni bütçede hayvancılığa ayrılan para 9 milyar civarında. Demin Yunus Bey’le de bunu konuştuk, 9 milyar civarında. Peki, Sosyal Yardımlaşma Fonu’na kaç para ayrıldı biliyor musunuz? Yani fakire fukaraya dağıtılacak para da 9 milyara yakın bir para. Yani milleti dilenci konumuna düşürdük, millete şimdi kaymakamlar, valiler 100 lira, 200 lira dilenci parası veriyor, kömür veriyor, battaniye veriyor, işte soğan, sarımsak neyse, patates veriyor ama il seçim zamanı geldiği zaman da “Bak, senin köyünde yüzde 50’nin üzerinde yeşil kartlı insan var. Bu yeşil kartlı olduğu için bana, benim dediğim yere oy vereceksin aksi takdirde yeşil kartlarını iptal ederim.” diyor. Bunu vali ve kaymakamlar, il müdürleri, ilçe müdürleri söylüyorlar. Bunu hepiniz biliyorsunuz, bütün illerde yaşıyorsunuz.

Şimdi, Tarım Bakanlığı… Hayvancılıkla ilgili para 9 milyar civarında, sosyal yardımlaşmaya, fakire fukaraya dağıtılacak para da aynı para. Tamam, fakire fukaraya dağıtsın ama kardeşim önce balık tutmayı öğretelim. Bu parayı siz fakire fukaraya o şekilde dağıtacağınıza kredide imkân tanıyın, Ziraat Bankasında imkân tanıyın hayvancılığı geliştirsin. Çoban hesabı yaptığın zaman, süt para yaparsa dişi inek saklar adam, dişi inekten de buzağı doğurur, buzağı doğurduğu zaman hayvancılık gelişir.

Değerli arkadaşlar, burada asıl önemli olan, Türkiye’de ithalatın durmasıdır. İthal hayvan, ithal et durmazsa ne Kars’ta ne Trakya’da ne de hiçbir yerde hayvancılık yapılmaz. Şu anda bütün insanlar göç etti, göçün sonu perişan oldular, büyük şehirlerde aç, sefil, işsizlik had safhada. Yani Kars’ta, Ardahan’da, Erzurum’da, Iğdır’da, o bölgede yani bütün Türkiye’de köylü perişan durumda. Şimdi, bakın, getirilen ithal hayvan… Maalesef Kars’ta dahi ithal et satılıyor arkadaşlar. Anguslar orada satılıyor. Ben Trakya’da çiftliğe gittim, Çorlu’da Şahbaz köyündeki çiftliğe gittim, Ürdünlü Hicazi firmasının 200 bin başa yakın hayvanı var. Bunlar getirmişler, neyi, nasıl beslendiği de belli değil. Bunlar ucuz olduğu için, bizim yerli üreticiye para vermedikleri için, yerli üretici hayvan yetiştiremediği için yerli üreticinin malı perişan durumda.

Bakın, yine rakam konuşacağım. Söyleyin bana şimdi, 2010 yılı Mayısında başlayan hayvan ithalatına kaç para ödendi Adalet ve Kalkınma Partililer, siz biliyor musunuz? 3 milyar dolara yakın para ödendi. Bu parayı da kime ödediler biliyor musunuz arkadaşlar? Yüzde 80’ini Ürdünlü Hicazi firması aldı bu paraların. Kim ortağı bunun? “Tarım Bakanı cevap versin.” dedim, vermedi. Hep ihaleler buna gidiyor, diğerleri çekiliyor buna gidiyor. Ya, bu nasıl oluyor arkadaş? Ürdünlü Hicazi firması 3 milyar dolara yakın paranın yüzde 80’ini almış, benim köylüm de perişan bir durumda değerli arkadaşlar.

“Bütçeye para koyun.” ayırmıyorlar, milleti muhtaç kılabilmek için daha çok para ayırıyorlar, aynı parayı ona ayırıyorlar. Kardeşim sen ona vereceğine köylüdeki… Köylü şu anda gidiyor Ziraat Bankasına, 5 bin lira, 10 bin lira para alamıyor arkadaşlar, perişan durumda. İnanın samimi söylüyorum. “Şehir merkezinde ev verin bana ipotek.” diyor. Adam diyor ki: “Ya şehir merkezinde benim binam, evim olsa niye ben köyde oturayım?” Doğru. Peki bu Ürdünlü Hicazi’ye veya dışarıdaki efendim Brezilyalıya, Avustralyalıya, Arjantinliye, Uruguaylıya, bu ülkelere verilen paranın yarısı bizim kendi köylümüze verilseydi yemin ediyorum hayvancılık gelişmişti, süt de para etmişti, köylünün de yüzü gülmüştü.

Değerli arkadaşlar, bakın şu anda en büyük sıkıntı ne biliyor musunuz? Millet kara kara düşünüyor. Ben on beş gün önce Ardahan hayvan pazarındaydım. 1 ton saman 1 inek, 1 inek 1 ton saman idi. Şimdi arıyorlar beni, bugün gidip görüştüm, Kuşuçmaz köyü muhtarıyla görüştüm buraya gelmeden önce -onu da söyleyeyim yani yalan olmasın- “2 inek verirsek 1 ton saman alıyoruz.” diyor. Mal öyle ucuzladı bakın beyefendi. Şimdi sizin sofranıza geliyor güzel et. Nereden geliyor kardeşim? Köylü üretmese, köylü besicilik yapmasa, köylü hizmetçilik yapmasa gelebilir mi size kaliteli et? Şimdi, 2 inek 1 ton saman.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – On beş günde.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, evet, on beş günde o kadar düştü. Bakın şimdi şu anda millet pancar ekiyordu, bizim orada kar yağdı, sizi bilmiyorum. Bizim orada dağlara kar yağdı. Herkeste hayvanını besleme ihtiyacı doğdu ve panikledi, hayvanını satıyor, satılamıyor, kimse almıyor. Bakın Gürcistan’dan ithal saman serbestliği getirildi. Kaba yem diyoruz. Arkadaşlar, kaba yemin Gürcistan’da 300-350 TL’ye alınıyor tonu, Türkiye’ye maliyeti 500 lira. 40 ton kaba yem getirse vatandaş, 500 liradan 20 milyar para yapıyor. Ama ne yapıyor? Vatandaş getiremiyor. Orada kendi tüccarları, kendi yandaşları var, onlara ithalat izni veriyorlar. Arkadaşlar, böyle bir zulüm olabilir mi, böyle bir adalet olabilir mi? Partinizin adı “Adalet.” Ya böyle bir adaletsizlik olur mu? Kendi yandaşlarınıza ithalat için imkân veriyorsunuz, köylü yapamaz…

AHMET ARSLAN (Kars) – Sana da veriyorlar.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bakın Ahmet Bey, köylü diyor ki: “Ben çiftçiyim, tarıma bir kaydım var, çiftçi belgem var, bana da verin. Ben 350 liraya alacağım, 500 liraya mal edeceğim ve 500 liraya mal ettiğim zaman 40 ton saman 15 tane ineğimi saklardım, ben 20 milyar ödeyeyim.” Ama ithalatı kendi yandaşlarına verdikleri için kaça mal ediyorlar biliyor musunuz Sayın Başkanım? 1 milyon 100 bin liraya. Şu anda Ardahan’da samanı satıyorlar, 2 misli fiyatı. 1 milyon desen, 20 ton karşılığında 40 milyar ödeyecek. Yazık günah değil mi ya? Bu insanlar orada aç, susuz, sefil, perişan. Her şeye rağmen tüfek omuzda, bayrak elinde vatanı bekliyor orada. Yazıktır. Bu insanlara devletin orada maaş bağlaması lazımken yani  bırakın onu ithalatı bile adamlara serbest bırakmıyoruz ya.

Ben sizden istirham ediyorum, bakın, burada bu tutanaklara geçmesini istirham ediyorum. Bakanlık acil olarak, derhâl… Vatandaşın kendisi  3-5 kişi birleşebilir, çiftçi belgesi olan, ilçe tarıma, il tarıma kayıtlı olan vatandaşlar kendi aralarında, kardeşim, gitsinler ot, saman neyse, sap saman neyse onu getirsinler. Zaten milleti sap samana muhtaç ettiniz, bari kendisi getirsin. Bırakın yandaşınızı…

AHMET YENİ (Samsun) – Kim o yandaş ya, ismini söyle? Söyle ismini yandaşın!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ahmetçiğim, bir dakika, şu anda ben sana söylüyorum: Git Ardahan’da Posof Türkgözü Kapısı’nda söyle.

AHMET YENİ (Samsun) – Kim o yandaş?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ya, Posof Türkgözü Kapısı’nda biliyor herkes kim getiriyor malı.

AHMET YENİ (Samsun) – Yandaşmış!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bakın bir şey söyleyeyim, “Yandaş” derken, sizin partinin üyelerinden getiriyor çoğu da. Ben sana isim de vereyim.

Bakın, değerli arkadaşlar, ben burada şunu söylüyorum milletvekili olarak -zamanımız bitti- sizden istirham ediyorum, bırakın onu bunu. Çiftçiye kendi samanını getirmesi için müsaade verin. Başka bir şey demiyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Aleyhte, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Ercoşkun.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP tarafından verilen önerinin aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii bu öneride Kars ilindeki hayvancılıkla alakalı sorunlar dile getirilmeye çalışılmış. Fakat bildiğiniz gibi Türkiye nüfusunun 2002 yılında yüzde 35’leri, şu anda yüzde 25 civarında bir nüfusu tarımla ve hayvancılıkla ilgilenmekte. Dolayısıyla, bu sorunları bir il bazında Meclis içerisindeki bir araştırmayla dile getirmeye çalışmak gerçekten çok doğru bir çalışma şekli değil.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Genel çalışma yapalım, kabul edin siz, genel çalışma yapalım.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) - Bunlar il içerisinde ilgili kurumlarla yapılabilecek çalışmalar. Yani bunu, bir ilin konusunu Meclis araştırmasıyla hâlletmeye çalışmak diğer seksen vilayete de aynı hakkı vermek demektir.

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) - Tüm bölgeyi söyledik, eksik dinlemişsiniz.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Yani dolayısıyla, böylesine -bence- kısır, dar çerçevede bu meselenin tartışılması çok doğru bir şey değil.

Ama diğer taraftan, birçok soru önergesiyle bildiğimiz Ensar Öğüt’ün de özellikle valileri ve kaymakamları oy avcılığına çıkmakla itham etmesi de gerçekten kabul edilebilecek bir davranış da değil. Yani valiler, kaymakamlar, yeşil kart mensuplarına “Şu partiye oy verin.” diyecekler ve bunu buradan, Meclis kürsüsünden dile getireceksiniz. Bu hiç şık bir davranış değil.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Ardahan’da oldu kardeşim. Ben şahit getirebilirim buraya. Şahit getireyim, şahit şahit. Şahit getiririm. 

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Bu doğru bir davranış değil. Bütün valileri, kaymakamları itham altına alacak bu eylemi gerçekten tasvip etmek de mümkün değil.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – “Köyden de  oy çıkmazsa yeşil kartını iptal ederim…” Bunu Ardahan Valisi yaptı. Ben bu konuda basına da açıklama yaptım. 

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Diğer taraftan, “yandaşlar” meselesini defalarca dile getirmek, eğer bir isim vermiyorsanız bu da şık bir şey değil, yani kalkıp da buradan sadece itham etmek ama çözüm noktasında ortaya bir fikir koymamak, bir çalışma koymamak da doğru bir mesele değil.

Ben, Genel Kurulun daha fazla vaktini almak istemiyorum, değerli arkadaşlar. Bu önerinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyorum, Genel Kurulu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ercoşkun.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Ediboğlu, Sayın Öğüt, Sayın Ayaydın, Sayın Acar, Sayın Öğüt, Sayın Moroğlu, Sayın Tanal, Sayın Çetin, Sayın Işık, Sayın Güler, Sayın Ekinci, Sayın Şeker, Sayın Gürkan, Sayın Yüksel, Sayın Özgündüz, Sayın Öz, Sayın Eyidoğan, Sayın Çandar.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Kars ilinde hayvancılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan  (10/279) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- MHP Grubunun, narenciye üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/308) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                               Tarih: 29/11/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 29/11/2012 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                   Oktay Vural

                                                                                                                         İzmir

                                                                                                         MHP Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (10/308) esas numaralı, "Narenciye üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla" verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin görüşmelerinin Genel Kurulun bugünkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde, Mersin Milletvekili Ali Öz.

Buyurunuz Sayın Öz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; narenciye üreticilerinin sorunları hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Hepinizin bildiği gibi ülkemiz, narenciye üretiminde, özellikle ihracatta dünya piyasasında önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye, yıllık 5 milyon tonluk narenciye üreten bir ülke. Özellikle Akdeniz Bölgesi ve Ege Bölgesi başta olmak üzere, bu bölgelerde de Mersin ve Antalya, üretimde başta olan illerimiz arasında yer almaktadır.

Muhalefet milletvekili olarak, daha önce de bu süreçte, özellikle gerek tarım alanında gerekse narenciye üreticilerinin sorunlarıyla ilgili pek çok kez bu kürsüden yüce milletimize seslenme imkânı bulduk. Narenciyenin bir kısmı ülkemizde ihracatta, önemli bir kısmı ise iç piyasada kullanılmakla beraber, maalesef iç piyasada tüketim istenilen düzeyde de değil. Narenciyenin özellikle iç piyasada daha fazla tüketimini teşvik eden, faydalarını anlatan spot tanıtımlar istenilen düzeyde henüz vatandaşla paylaşılmamış durumda.

Bugün için limon üreticileri geçen yıllara, geçen üç beş yıla kıyasladığınız zaman durumu biraz iyi gibi görünmekle beraber ama bunun aldatıcı bir iyilik olduğunu hepimiz farkında olmamız lazım. Özellikle geçen yıl içerisinde, başta Mersin ve Antalya olmak üzere bölgemizin diğer ilçelerinde narenciye üretiminin yoğun yapılmış olduğu bölgelerde ocak ayında yaşanılan “don vurması” hadisesi ve akabinde yazın çok sıcak ve kurak geçmesi, yüzde 40’lık, bizim bölgemizde ve dünyada özellikle narenciye üretiminde söz sahibi olan ülkelerde de ciddi manada bir rekolte düşümüne vesile olmuştur. Bu rekolte düşümüne bağlı olarak geçen yıl 30 kuruşa, dalından bile ihracatçıya satacak bir ortam bulamayan üreticiler bu yıl limonu 80 kuruşa, 1 liraya satabilmektedirler.

Değerli arkadaşlar, tabii ki tarımı modern hâle getirmemizin gerekliliği hepimiz tarafından bilinen bir gerçektir. Dünyada özellikle ekolojik dengenin değişmesi, tarımsal alanların daralması ülkemizi de dışarıya tarımda bağımlı bir ülke hâle getireceği endişesini hepimiz yaşamak zorundayız. Tarım alanında bu iyileştirmeleri, modernizasyonu yapmadığımız takdirde tarımsal üreticilerin, çiftçilerin, narenciye üreticilerinin dertlerine merhem olmaya çalışmadığımız süre içerisinde bu sıkıntıyı sadece onlar değil, toplum olarak hepimizin çekeceği gerçeği de açıktır.

Bir milletvekili olarak sizlere açık bir şekilde önerimiz şudur: Narenciye üreticilerine desteklerin gerçekten erken, zamanında, özellikle hasat mevsimi başlamadan, temmuz -ağustos ayları içerisinde- miktarı ne olacaksa önceden açıklanmalı, fiyat birimleri tespit edilmeli ve nakit olarak, direkt olarak verilmesi gerekmektedir.

Teşviklerle alakalı geçen yılki uygulamayla bu yılki uygulama arasında bir değişiklik olmuştur. Teşvik uygulaması geçen yıl bir tonunu dünya piyasasına ihracattaki satışın gerçek olmayan reel bedelinin 2 kat fiyatı gösterilirken 125 dolar teşvik denilirken ihracatçı ancak 62,5 dolar teşvik alabilmekteydi. Ama bu yıl yapılan kanuni bir düzenlemeyle ton başına sadece ihracatçıya 200 TL gibi bir teşvik öngörülmekle beraber -fakat üzülerek ifade ediyoruz ki- maalesef bu teşvik henüz ihracatçılara, listeleri belirlenmiş olmakla beraber, ellerine geçmediğini de biliyoruz.

Rekoltenin yüzde 40 düşüş yaşadığını başta ifade etmiştim. Akdeniz ülkelerinin birçoğunda da görülen iklim değişikliği maalesef Mersin’de de yaşanmış ve bu durum üreticilerimizi mağdur etmiştir. Özellikle bölgemizde narenciye üretiminin miktar olarak azalması yanında narenciye üreticisinin çekmiş olduğu bu sıkıntının diğer bir nedeni de modern tesislerin kurulamaması. Yerinde, lokal bölgelerde, sanayide ihracatın dışında limonun, portakalın, greyfurtun, mandalinanın başka alanlarda kullanılacağı tesislerin yapılamamış olması ve bunlar tarafından devletin öncü olarak teşvik vermemiş olması da narenciye çiftçisinin önemli sorunlarının başında gelmektedir.

Özellikle dünyada narenciye ihracatında önemli yer tutan ülkemiz bu alanda ciddi ve acil çözümler bulmak zorundadır. Yoksa gerçekten yaş sebze ve meyve ihracatımızın önemli bir kısmını oluşturan narenciye üreticileri kendiliğinden narenciye alanından çekilip başka alanlara doğru yelken açmak zorunda kalacaklar. Tüm dünyanın özellikle marka olarak bildiği Mersin Erdemli Limonlu’nun Lamas limonunun yerinde iktidarınız devrinde maalesef yeller esmiştir. Oradaki insanlar limon bahçelerini lağvedip onun yerine seracılığa doğru yönelmişlerdir.

Tarımsal girdi maliyetlerindeki artışlar üreticiyi sürekli olarak geriye götürmüştür. Dolayısıyla gerçekten Akdeniz Bölgesi’nde ve Mersin Erdemli bölgesinde üretimde rekolte olarak giderek düşme olmuş olmasına rağmen ama maalesef ürünler yine de yeterli fiyata satılamamaktadır. Bugün tarımsal girdi maliyetlerinin arttığı gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda gerçekten narenciye üreticilerimizin ciddi mağduriyet içerisinde olduğu açık bir şekilde görülmektedir.

Narenciyede tabii ki bölgede, özellikle yurt içi ve dış piyasaya ihracatta sunum için ulaşım da önemli kademelerden, aşamalardan bir tanesidir. Dolayısıyla bölgede bu sektörde soğuk zincirlerin kurulması, sera dönüşüm projesinin uygulanması, küçük arazilerin 200-400 metre rakımdaki büyük arazilerle birleştirilerek devlet tarafından desteklenerek büyük sera arazilerinin oluşturulması, yayla meyve ve sebzeciliğinin geliştirilmesi, entegre tesislerinin kurulmasında da devletin öncülük etmesini bölgede insanlar beklemektedir.

Tabii ki narenciye üreticilerinin sorunları sadece bunlarla da kalmıyor. Özellikle Erdemli’de -Mersin, Tarsus, Silifke, Erdemli arasına- daha önce yapımı planlanan hava yolu henüz faaliyete geçmemiş. Ulaştırma Bakanlığından, bu hava alanı yapımının bir hız verilerek bir an önce bitirilmesi de önemli taleplerimizden bir tanesidir.

Narenciye üreticilerinin dertlerini hep gündeme getirdiğimizde Hükûmet tarafından üreticilere olumlu sözler her defasında verilmiş ama maalesef, artan ve geçen yıllar içerisinde baktığımız zaman ürün değerlerinde ciddi bir artışın olmaması önemli sorun olarak karşımızda durmaktadır. Hükûmetin bu konuda politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerektiği görülmektedir. Borç batağındaki mutsuz olan çiftçiler sadece teşvik masalıyla huzura eremeyeceklerdir.

Bölgesel olarak değerlendirdiğimizde, şu anda komşu ülkelerle yaşanan sorunlar ihracatımızı olumsuz etkilemektedir. Özellikle Suriye ile yaşanan kriz Suriye üzerinde yapılan ihracatımızı olumsuz etkilemiş; kısa yoldan ve maliyeti az olan ulaşım uzun ve maliyetli yollarla yapıldığı için ihraç ürünün maliyetini arttırmış, dolayısıyla iç piyasada ürünlerin fiyatları son derece düşmüştür. 02/10/2012 tarihi itibarı ile Mersin toptancı halinde alınan rakamlara göre -dikkatinizi çekmek istiyorum- salatalık 15-30 kuruş, domates 30-60 kuruş, kabak 15-30 kuruş, patlıcan 15-30 kuruş, mandarin, portakal 40-50 kuruşa işlem görmektedir ki bu rakamlar üretim maliyetlerinin oldukça altındadır.

İlimize has şu anda narenciye üreticilerinin büyük sorunlarından bir tanesi de Ziraat Bankasına olan borçlarıyla çiftçi ve narenciye üreticileri boğuşmak durumundadır. 31 Temmuz 2012 tarihli ve 2012/3570 sayılı kararname ile sel, su baskını, fırtına, aşırı yağış, dolu, don, kuraklık, yıldırım düşmesi ve hortum gibi afetlere maruz kalarak en az yüzde 30 oranında zarar gören ve bu durumu ilçe hasar tespit komisyonunca belirlenen gerçek ve tüzel kişilerin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının yüzde 5 faizle bir yıl süre ertelenmesine karar verilmiştir.

Ancak Mersin’de merkez ilçe olan Akdeniz, Mezitli, Yenişehir, Toroslar ve Erdemli’de, maalesef, hasar tespiti aşamasında insanlar tarım sigortası olması münasebetiyle, afet gören vatandaşlar listesine alınmamış ve bunlardan faydalandırılmamışlardır. Bununla ilgili yeniden bir düzenlemenin yapılması, çiftçilerin ve üreticilerin acilen beklediği önemli sorunlardan bir tanesidir.

Tarım il müdürlüklerince, ilçe hasar tespit komisyonlarının yeniden bir çalışma yaparak, tarım sigortası bulunanlar da dâhil olmak üzere, ivedilikle yeni bir hasar tespit çalışması -geçmişe dönerek- kabul görmezse, üreticilerin borç batağı içerisinde, bankalara olan borçları münasebetiyle ellerinde olan topraklarının haciz sorunuyla baş başa kalacaklarını bilmenizi istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Akdeniz ilçesi Adanalıoğlu, Kazanlı, Yenitaşkent, Karacailyas, Karaduvar gibi bölgelerimizde yaklaşık 100’den fazla örtü altı üreticimize borçtan dolayı icra dairelerinde arazi satışı ile ilgili tebligatlar ulaşmış olup, kasım ayı içerisinde Ziraat Bankası tarafından satış gerçekleştirileceği kendilerine bildirilmiştir. Şayet müdahale edilmezse rakam önümüzdeki aylarda binden fazla üreticimizi bu sorunla baş başa bırakacaktır.

O yüzden gerek planlamanın yapılması gerekse üreticilerin ve çiftçilerin borçlarının ertelenmesi, bankalardan alınan krediler karşısında çiftçinin mağdur duruma düşürülmemesi için yeni bir düzenleme yapılmasına gerek ve ihtiyaç olduğunu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öz.

Aleyhinde Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu.

Buyurunuz efendim.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi adına önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi ülkemiz bir tarım ülkesi olmasına rağmen, hâlen belli oranlarda ürünleri dışarıdan ithal ettiğimiz görülmektedir. Tabii ki bu tablo, çok acıklı ve üzücü bir tablodur. Halkımızın, tarım ülkesinde yaşamasına rağmen insanımızın yüzde 80’i köylü ama ne yazık ki bu ürünlerin istendiği düzeyde ücretlendirmede, hatta ürünü pazarlamada yetersizlikler yaşanıyor. Bunun da AKP Hükûmetinin politikalarından kaynaklandığını düşünüyoruz. Örnek olarak Konya Ovası, Kayseri Ovası, Muş Malazgirt, Van Özalp, bir zamanlar hububat ambarı idi ama bugün köylümüz, çiftçimiz zor durumdadır.

Bu durum yalnız yaş sebze alanında da değil, aynı zamanda hayvancılık alanında da böyledir. AKP Hükûmetinin yanlış politikalarından dolayı üretim durma noktasına gelmiştir.

Hiç kimse yaşantısından memnun değil, ticaretten memnun değil, alan memnun değil, satan memnun değil, halk memnun değil, köylü memnun değil, işçi-emekçi memnun değil, öğrenci memnun değil. Evet, burada memnun olan bir grup var, o da AKP Hükûmeti ve yandaşlarıdır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaş sebze ve meyve üreticileri her yıl daha fazla sorunla karşı karşıya kalmaktadırlar. Özellikle geçtiğimiz yıl Van depreminin ardından Bitlis, Bingöl, Muş ve çevre illeri hububatta büyük zararlara uğramasına rağmen, patates üreticisinin tarlada ürününün donmasına rağmen, hatta şeker pancarı üreticisinin şeker pancarını üretip tarlada kalmasına neden olan don olayında, Hükûmetin bu konuda bir destek sağlamadığını görüyoruz. Sadece onların borçlarının bir yıl ertelendiğini söyledi. Ama bugün bir yıl doldu fakat köylü, işçi, çiftçi mağdur durumdadır.

Özellikle Ahlat ilçemizde 505 çiftçi şeker pancarı ekimi yapmakta idi. Ahlat ilçesinde 14 bin dekar şeker pancarı toplanmamış, 496 çiftçi mağdur duruma düşmüştür. Sözleşmeli olarak pancar ekimi yapan çiftçiler, ürünlerini toplayamadıkları gibi, banka borçları ve şeker fabrikalarına olan borçları nedeni ile birçok sıkıntı yaşamışlardır. Yapılan bazı çalışmalar neticesinde bankalara ve Erciş Şeker Fabrikasına olan borçlarının ertelenmesi dışında yapılan hiçbir yardım olmamıştır. Yani Bitlis ilindeki çiftçilerimiz bir sonraki alacakları mahsulün tamamını satarak iki yıllık borçlarını ödemek zorunda kalmışlardır.

Bitlis ve ilçelerinde yaş sebze ve meyve yetiştiren çiftçilerimiz birçok alanda zorluk yaşamaktadırlar. Tabii ki mevsimin haşin olması, zorlu bir kış mevsiminin yaşanması, erken kışın gelmesi tabii ki bu ekinciler üzerinde, köylüler üzerinde, çiftçiler üzerinde büyük bir etki yaratmaktadır. Tabii ki yakıt, gübre en başta gelen sorunlarından biridir. Bugün çiftçi aldığı gübrenin, mazotun parasını sattığı üründen çıkaramamakta, hatta zarar etmektedir. Tabii burada AKP Hükûmetinin, çiftçileri desteklemek, üretime katkı sunmak, Türkiye ekonomisini ve tarımı daha üst seviyelere çıkarmak için birçok projeleri olmasına rağmen biz bu alanlarda görmemekteyiz.

Önceki dönemde de Bitlis’te bulunan bir Tekel tütün fabrikası vardı. Halk, üretici, ekininin de gelirini ektiği tütünden almaktaydı ama ne yazık ki bu da şu anda yok. Halk perişan, köylü perişan, insanlar perişan bir durumdadır. Birçoğu da metropol şehirlerine göç etmektedir. Tekel tarafından tütün alımına son verilmesi ve tütün ekiminin yapılmamasından dolayı Bitlis ilçelerine olumsuz etkilerini bugün en çıplak gözle gözlemek mümkündür.

Tütün ekimi yaptıkları tarlalarda başka bir ürün yetişmemektedir. Bundan dolayı, insanlarımız, bölgemiz insanı yaş sebze ve meyve yetiştirmekte güçlük çekmektedir çünkü her yörenin, her yerin, kendine özgü doğa koşullarına göre meyve ve sebze yetiştirme olanağı vardır. Bugün, güneyde Mersin’de, Antalya’da, Adana’da ve çevre illerindeki narenciye olayı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, bu bölgemizde yoktur çünkü bu bölgenin koşulları ve iklim koşulları buna elverişli değildir. Bu nedenle, yaş sebze ve meyvenin ekildiği mevsimde zaten hemen bir ay içerisinde kışın bastırmasıyla bu yaş sebze ve meyve dona maruz kalmaktadır.

Dolayısıyla, burada ekinin istenen düzeyde fiyat almaması da bunu etkilemektedir. Bu, şeker pancarına konulan kota… Özellikle Norşin ilçemizde, Muş Ovası’nda, Malazgirt Ovası’nda, hatta Erciş Ovası’nda, Van Erciş Ovası’nda, büyük düzeyde, çiftçiler şeker pancarı ekmekteydiler. Bugün bu şeker pancarı tümden yok olmayla yüz yüzedir. Bu nedenle, burada devletin -ve hatta- tarım politikasındaki yetersizliğinden dolayı, bir destekleme fonu oluşturulmamaktadır, verilen destekler de yeterli değildir ve zamanında köylüye tevdi edilmemektedir.

Tabii ki bu, hububat alanında, yaş sebze alanında olduğu gibi, hayvancılık alanında da büyük bir yetersizlik yaşanmaktadır. Görüldüğü gibi, bugün bölgemiz… Bingöl, Muş, Ağrı, Van, Kars, bu bölge hayvancılıkla geçimini sağlamaktaydı ama ne yazık ki, gün geçmesin ki dağlar bombalanmasın, gün geçmesin ki bir olay yaşanmasın. Bundan dolayı artık insanlar, köylüler, çiftçiler hayvancılığı da terk etmek zorunda kalmışlardır. Bu nedenle, eğer bir insan özgürce kendi tarlasında, bağında, bostanında gezemiyorsa, özgürce üretim yapamıyorsa ve bu üretimin pazarlamasında kuşku duyuyorsa -o insanın bir ikilem içerisinde kalması- tabii ki ürününden de istenen verimliliği de sağlayamaz. Bunun nedeni de hepinizin bildiği gibi, belirttiğim, özgür yaşamama, özgürlükten, hatta yarının ne olacağından endişelendiğinden dolayı böyle bir üretimden de kaygı duymaktadır. Buna en güzel örneği hayvancılık olarak gösterebiliriz ki bugün hayvancılığı en yoğun olan bölge olmamıza rağmen dışarıdan ithal edilmektedir. Eğer bu destek köylüye, çiftçiye sağlanmış olsaydı, bugün dışarıdan herhangi bir ürünü ithal etme veya hayvanı ithal etme ihtiyacı duyulmayacaktı. Bu nedenle söylüyorum: AKP Hükûmetinin bütün alanlarda bu politikaları çürümüştür. Bu politikaların söylemleri boştur. Bu nedenle, bir an evvel, Tarım Bakanı -bölgenin insanı olmasına rağmen bölgeye istenen ilgi ve alakayı göstermemektedir- inanıyorum ki bundan böyle köylüyü, işçiyi, emekçiyi, dar gelirliyi destekleyecek bir proje üzerinde yoğunlaşır ve bölgemizde de artık insan istediği ürünü üretme zevkiyle, üretme heyecanı ve coşkusuyla, ürettiğini pazarlama endişesine girmeden hayvanını, ürününü pazarlayabilme sevincini yaşasın.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.(BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Zenderlioğlu.

Lehinde, Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan.(CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Sapan.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi lehine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz için çok önemli olan narenciye sektörünün son yıllarda sorunları gittikçe artma eğilimi göstermektedir. Narenciye sektörü, ülkemiz yaş sebze ve meyve ihracatının yarısını karşılamaktadır ve dünyada üretilen 124 milyon ton narenciyenin 3,5 milyon tonu Türkiye tarafından karşılanmaktadır. Bunun 1,5 milyon tonu iç pazarda tüketilmekte, 1 milyon tonu ihraç, asıl en büyük sorun olan ise elde kalan yaklaşık 1 milyon tondur.

Değerli arkadaşlar, tabii elde kalmasının en önemli gerekçesi ise AKP Hükûmetinin, narenciye sanayisini desteklememesinden kaynaklanmaktadır ve bir de ürün çeşitlendirilmesi yapılamamasından.

Sektör, nereden bakarsanız bakın 1 milyon kişiye iş ve aş sağlamaktadır. Ne yazık ki, bu stratejik önemde olan narenciye sektörü, üretim ve pazarlama politikalarının belirleneceği aktif bir platformun hâlihazırda hayata geçirilememiş olmasıdır. Bakınız, tarlada 30 kuruş olan limon marketlerde 10 kuruşa satılmaktadır. Türkiye’nin narenciye üretiminde lokomotif ili olan Mersin’de durum, tüm yaş sebze ve meyvede olduğu gibi narenciyede de kötü başladı. Mersin halinde durgunluk hâkim, millet tavla oynuyor. Aydın daha farklı değil.

Geçen sene çok kaliteli bir narenciye üretimi yapılmasına rağmen portakal, meyve suyu fabrikalarında ancak 4 kuruşa alıcı bulabildi. Yeni sezon ise maalesef farklı görünmüyor.

Bir başka şanssızlığımız ise dünyanın en başarısız bir Dışişleri Bakanına sahip olmamız. Dolayısıyla, 11 Orta Doğu ülkesine yapılan narenciye ihracatımız durma noktasına geldi. Sırf Suriye’deki karışıklık yüzünden Hatay, narenciye ihracatında yüzde 35 düşüş yaşıyor. Geçen yıl 280 bin ton üretimi gerçekleştiren ve bunun yüzde 70’ini ihraç eden Dörtyol âdeta tükenmiş durumda. Suriye’ye yapılan toplam yaş sebze ve meyve ihracatında yüzde 75 düşüş yaşanıyor. Sadece bu mu? Hayır. AKP’nin bölgedeki yanlış politikaları yüzünden Lübnan, Ürdün, Suriye, Mısır ve Cezayir gibi ülkelere kara yolunun kapanması, durumun vahametini daha da net ortaya koyuyor.

Yine, Antalya’da Kumluca, Finike ve Demre ilçelerinde yetişen narda oluşan fiyat da çok farklı değil ve bu beklentilerin altında kaldı. Geçen yıl kilosu 1 TL olan nar 50 kuruşa bile alıcı bulamamaktadır.

Değerli arkadaşlar, nar, bakımı ve işçiliği çok zor olan bir üründür. Nar üreticisi geçen yıla göre yüzde 50 zararda. Yeni mahsulde ise durum başlı başına bir mizah konusu. Bazı üreticiler, yeni mahsulün 10-15 kuruşa kadar zor alıcı bulduğunu ve 7 kilo narın ancak bir çayı karşılayabildiğini söylüyor. Benim bu noktada bir önerim var: Geçtiğimiz aylarda, AKP Hükûmeti okullarda bir süt kampanyası başlattı. Bu elde kalan, dalda kalan ürünleri de alsın, okul çağındaki çocuklarımıza dağıtsın; bu sayede hem ürün değerlenmiş ve satılmış olur, üreticiden alınmış olur hem de belki de hayatlarında o ürünleri hiç tatmamış olan çocuklarımız bu ürünü tatmış olur.

Değerli arkadaşlar, 2 bin lira bakım maliyeti olan 1 dekar narenciyenin getirisi, zorlasanız zorlasanız, yine 2 bin lira oluyor. Bunun yanında, ilaç, gübre, mazot ve elektrik fiyatlarının da önlenemez yükselişi maliyeti gitgide artırmaktadır. Bu saydığım ürünlerin son üç dört yıldaki artışı yani girdinin artışı yüzde 40’ı bulmaktadır. Buna karşılık, AKP Hükûmetinin 2011’deki narenciye ihracatı desteklemesi ton başına 125 dolardır ve bu, o zamanki kura göre yaklaşık 215 TL’dir, bu sene ise 200 TL civarındadır.

Değerli arkadaşlar, zirai mücadelede yapılan yanlış uygulamalar dolayısıyla narenciye üreticisi büyük sorunlar yaşamaktadır. Bildiğiniz gibi, yine AKP Hükûmeti, zirai ilaç kalıntısına çare olarak birçok kimyasal maddenin kullanımını yasakladı, hatta Avrupa ülkelerinde belli sınırlar içerisinde kullanılan başka bazı kimyasalları da yasakladı. Fakat bu yasaklama, yeterli altyapıdan yoksun üreticinin daha buna kendini hazırlayamadan uygulamaya başlatıldı ve sonunda üretici unlu bitle karşı karşıya getirildi. Zira üreticinin zararlara karşı kullanacağı ilaç sayısı sınırlı.

Yine geçtiğimiz günlerde, Finike’de 30 kadar üreticinin kimyasal kullanımı ile ilgili bulunulan şikâyette, görülen davada ve verilen kararda… Karar, AKP Hükûmetine âdeta bir tokattı. Zira mahkeme şikâyet konusu kimyasalın Avrupa’da da kullanılmakta olduğunu ve bu belirlenen MRL değerlerinin Avrupa’da da kullanılabildiğini, o seviyede olduğuna kanaat getirip beraat ettirdi. Bu olay, AKP Hükûmetinin bu uygulamada yaptığı yanlışlığın âdeta bir kanıtı oldu.

Değerli arkadaşlar, narenciye üreticilerinin bir başka sorunu ise akredite edilmiş laboratuvar sorunu. Her tır için ayrı analiz zorunluluğunun bulunması ve her tır için 400 TL ödenmesi, üreticiye hem zaman hem emek hem de ek maliyete sebep oluyor. Bir süreden beri kendi seçim bölgemden de, Antalyalı tarım üreticilerinden de hiç hoş olmayan sesler yükseliyor arkadaşlar. Üretici para kazanamadığından, zarardan bahsediyor. Ürününü toplayıp hallere götürmediğini belirtiyor çünkü para etmediğini söylüyor. Alanya’dan, Serik’ten, Aksu’dan, Doyuran’dan, Kumluca’dan benzer yakınmaları duyuyoruz. Daha sonra bu yakınmalara ürünlerin çöpe, yola dökülme eylemleri de eklendi. Üretici bu şekilde sesini duyurmaya çalıştı. Antalya’nın hemen her yerindeki tarım üreticisi feryat figan ediyor. Komisyoncuların bazıları intihar etme eşiğinde, bazıları etti. Ne yazık ki yetkililer bütün bunlara rağmen tarımın içinde bulunduğu olumsuz durumu iyi analiz etmiyorlar. Antalya’nın dört bir yanından üretici “Batıyoruz.” diye feryat ediyor. Üretici “Batıyoruz.” diye feryat ederken tam tezat bir şey oluyor, geçtiğimiz günlerde  Mehdi Bey Antalya’da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 5. Tarım Bakanları Toplantısı’na ev sahipliği yaptı ve orada çok pembe tablolar çizdi; işte, on yılda uygulanan tedbirler sayesinde tarımsal üretim ve verimliliğin arttığını, yaklaşık 62 milyar tutarındaki tarımsal üretim değerleriyle dünyanın yedinci sırasında olduğumuzu filan söylerken tam da orada bazı köylüler “Battık, batıyoruz.” diye feryat ediyorlardı. Bu durumun “Yükseliyoruz, beşinci ülke oluyoruz, 62 milyar dolar.” diye bahseden Bakanla örtüşmesi çok ciddi, yaman bir çelişkiydi arkadaşlar.

Tarımdaki sıkıntıyı dile getiren sadece üreticiler değil; Alanya, Manavgat, Serik, Kumluca ve Antalya Toptancı Halinde faaliyet gösteren sebze komisyoncuları da yaşanan krize dikkat çekmeye çalışıyor. Hükûmetin yürürlüğe soktuğu toptancı halleriyle ilgili yönetmelik ile Çek Yasası’ndan da komisyoncularımız çok yakınıyor.

Bir başka konu ise arkadaşlar, birlik olmak için çok fazla bürokratik işlem ve büyük maliyet isteyen AKP Hükûmeti, bu sert bürokratik işlemleri bir kenara bırakıp üreticimizin birlik olmasına yardımcı olmalıdır. Birlik olunamadığı için pazarlamada denetim sağlanamıyor. Narenciye dışarıda imaj kaybediyor. Örgütsüz kalan üretici tüccara çarpılıyor, yok olmaya, dolandırılmaya mahkûm ediliyor.

Teşekkürler; saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sapan.

Aleyhinde, Antalya Milletvekili Hüseyin Samani; buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN SAMANİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin narenciye üreticisinin sorunlarının araştırılmasıyla ilgili vermiş olduğu önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tarım sektörü aslında ülkedeki diğer sektörlerden farklı bir sektör değil. O sektörlerle direkt veya endirekt, doğal olarak ilişkisi olan bir sektör. Dolayısıyla, biz tarım sektörünü değerlendirirken, tarım sektörünün sorunlarını değerlendirirken bir anlamda aslında ülkedeki diğer gelişmeleri de göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bunu bizzat bu sektörün içerisinde yaşayan, sadece yaşamakla kalmayıp üreticilik ve çiftçilik yapan bir kardeşiniz olarak ifade etmek istiyorum; yıllarca bu sektör içerisinde çalışmış, üreticilere danışmanlık yapmış, ülkedeki diğer sektörlerdeki sıkıntılıların sıkıntısını bizzat hissetmiş, ekonomideki kötü gidişatın tarım sektörüne olan olumsuz etkilerini hissetmiş olan bir kardeşiniz olarak ifade etmek istiyorum.

Tarımı değerlendirirken, genelde, tarım sektörüne yapılan destekler üzerinden bir değerlendirme yapılıyor. Bunun aslında çok da doğru olmadığını şahsen düşünenlerdenim. Zira, üreticinin yanında olmak, üreticinin sorunlarını tespit etmek, beklentilerini iyi analiz etmek gerekiyor. Tarım sektörünün sorunlarına baktığımız zaman, genel olarak, birincisini üretimle ilgili sorunlar, ikincisini ise pazarlama ile ilgili sorunlar olarak ele alabiliriz. Üretimle ilgili sorunlara kısaca değinecek olursak, üretimle ilgili sorunlar, çiftçinin, kısaca, sizin de bildiğiniz gibi, tohum veya fide döneminden pazara getirene kadarki sorunları. Pazarlama ile ilgili sorunlar ise paketleme aşamasından pazara arzı, pazarda takibi ve pazardaki sorunların giderilmesi, takip edilmesiyle ilgili meseleleri içermekte, üretimle ilgili sorunlara baktığımızda bunların en önemlilerinden bir tanesi de üreticilerin üretim alanlarını genişletmek ve üretimi sürdürülebilir kılmakla ilgili sorunlar olarak ele alabiliriz. İşte tam bu noktada da, diğer sektörle ve ülkenin diğer ekonomik gidişatıyla ilgili olduğunu bizzat görebiliriz. Çünkü, üreticinin işletme faaliyetini sürdürebilmesi için kredi desteğine ihtiyaç vardır ve bu krediyi de ilgili bankalara müracaatla alabilirler.

Bundan çok önceki dönemde üreticiler kredi almak için müracaat ettikleri zaman ancak yüzde 59-60’lık faizlerle kredi alabilmekteydi; bugün ise yüzde 5 ve yüzde sıfır aralığındaki faiz oranlarıyla kredi alabilmekteler. Dolayısıyla, çok önceki dönemde… Yani üreticinin yanında olmak, sadece destekle, cebine para vermekle değil, ona kredi vererek ve uygun şartta kredi vererek hayatını sağlamakla mümkündür. Yüzde 59-60’lık bir kredi vermek şu demek: Üreticiye 100 bin TL kredi vereceksiniz, 60 bin TL’sini diğer cebinden alacaksınız anlamına gelmekte bu. Yani üretici, 100 bin liralık kredide ancak 40 bin TL’siyle hayatını devam ettirebilmek zorunda kalacak. Şimdi ise 100 bin liralık kredi alan bir üretici, 5 bin lirasını faiz olarak ödeyecek, 95 bin lirayla işletmesini sürdürmek noktasında adım atabilecektir.

Değerli arkadaşlar, tabii bugün, özellikle bu tarım sektörünün sorunları içerisinde narenciye üretimiyle ilgili… Narenciye üretimini biz nereye koyuyoruz? Meyve üretiminin içerisinde bir üretim alanı olarak değerlendirebiliyoruz. Meyve üretimine baktığımız zaman, aslında ülkemiz yıllar itibarıyla on ikinci sıradan bugün altıncı sıraya gelmiştir.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Mazota gel mazota, gübreye gel gübreye!

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) - Sıraya baktığımız zaman, dünyadaki yerine baktığımız zaman on ikinci sıradan altıncı sıraya gelmiş. Peki, ürettiği ürünü pazarlama noktasında neredeyiz, ihracat noktasında neredeyiz? Yaş sebze ve meyve ihracatında 534 milyon dolardan bugün 2,5 milyar dolara gelmişiz, orada da ciddi bir artış var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Dolar görmedik, TL’ye gel TL’ye!

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) - Tarım sektörünü konuşurken rakamlarla konuşmamız gerekiyor genel olarak.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Çarpıtıyorsun, çarpıtıyorsun.

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Narenciyeye geldiğimiz zaman, bugün dünyada narenciye ihracatına baktığımız zaman, dünyada portakal ihraç eden ülkelerin arasında 7’nci sıradayız Türkiye olarak. Mandalina ihraç eden ülkeler arasında 3’üncü sıradayız, greyfurt ihraç eden ülkeler arasında 3’üncü sıradayız ve limon ihraç eden ülkeler arasında ise yine 2’nci sıradayız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Zenginlikte, fakirlikte kaçıncı sıradayız, onu söyle.

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Dünyadaki yerimize baktığımız zaman, dünya ülkeleriyle mücadelemize baktığımız zaman, belli bir yükselme görülmüş.

Değerli arkadaşlar, size yeni bir gelişmeden bahsetmek istiyorum. Geçtiğimiz 18 Kasımla 24 Kasım arasında İspanya’nın Valencia kentinde uluslararası turunçgil kongresi düzenlendi. Bu kongreye 1.500 civarında delegasyon katıldı 57 ülkeden ve biz Türkiye olarak bu kongrenin bundan sonraki yılların herhangi birisinde Türkiye’de yapılması noktasında aday olduk, talepte bulunduk ve nitekim bu yılki yapılan kongrede 2020 yılında uluslararası turunçgil kongresinin Türkiye’de yapılmasını kazandık.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Aman ne başarı ya, ne büyük başarı! Narenciyeyi bilmediğin buradan belli zaten.

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Bu çok önemli bir konu. 1.500 tane bu konudaki bilim adamı gelecek ve... Türkiye’nin narenciye üretiminde uluslararası bir aktör olduğunu gösteren önemli bir göstergedir bu. Nitekim bu kongre aşamasında ülkemizdeki narenciye üretimini bütün boyutlarıyla dünyanın bütün kesimlerine anlatma imkânımız ve fırsatımız olacaktır.

Değerli arkadaşlar, yine bu dönemde iki önemli kuruluş kuruldu narenciyeyle ilgili. Bunlardan bir tanesi Ulusal Turunçgil Konseyi, bir tanesi de Narenciye Tanıtım Grubu; bu dönemde ele alınan kurumlardır. Bu kurumlar da yine ülkemizde bu alanda çok önemli gayretler ortaya koymaktadır. Nitekim Ulusal Turunçgil Konseyi ülkemizde üretilen turunçgillerin envanterini çıkarmak üzere bir çalışma yaptı şu anda, Tarım Bakanlığının da desteği ve koordinasyonuyla. Bu çalışmayı Adana bölgesinde bitirdi, Mersin’in yüzde 50’sini bitirdi, önümüzdeki yıllarda ise, gelecek yıl ise Antalya, Hatay ve Mersin’in kalan bölgesini bitirecek. Yine, Narenciye Tanıtım Grubu önemli bir çalışma başlatıyor şu anda.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Hele bir şu mazota gel, gübreye gel, ilaca gel, beyaz yağa gel!

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Bu çalışmayı da Antalya’daki Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Kuruluşuyla ve Mersin’de bulunan Alata’yla, ilgili üniversitelerle birlikte yapıyor. Peki, bu çalışma nedir? Bu çalışma da şu: Ülkemizde üretilen narenciye çeşitlerinin adaptasyonuyla ilgili bir çalışma bu, yani hangi çeşitle, hangi sezonda, hangi dönemde daha iyi üretim yapabiliriz ve kışa doğru kayan dönemde hangi çeşitleri, yaza doğru kayan dönemde hangi çeşitleri bundan sonra üretebiliriz. Zaten üreticilerin asıl beklediği mesele de budur. Bununla birlikte narenciye üretimini daha geniş bir periyoda yayabilme imkânımız olacaktır.

İşte, üreticilerin sorunlarını ele alırken onun üretimle ilgili meselelerini ele almak durumundayız, üretimi geniş bir periyoda nasıl yayabiliriz, bunun çalışmasını yapmak durumundayız. Nitekim, şu anda Tarım Bakanlığı da tarımla ilgili bütün meselelerde buna dikkat çekmek üzere bu çalışmaları başlatmıştır.

Biraz önceki Değerli Antalya Milletvekili Hatip Arkadaşım -ona bir cevap olsun diye söylemiyorum, bilgilendirmek maksadıyla söylüyorum, sektörün içerisindeki bir kardeşiniz olarak bilgilendirme maksadıyla söylüyorum- sebze ve meyvedeki kalıntıyla ilgili meseleye değindi. Bu çok önemli aslında, hepimizi ürküten bir mesele, yani biz yaş sebze, meyve yerken ne kadar emniyetli, bunu bilmemiz gerekiyor. Çok eski dönemlerde bu kalıntı oranı yüzde 22’lerdeydi, bugün yüzde 1,5 seviyesine indi, yani dünyadaki gelişmiş ülkelerden daha iyi bir seviyeye geldik. Elbette bu, bu noktaya gelirken Tarım Bakanlığının almış olduğu birçok tedbirlerin faydası oldu, yani biyolojik mücadeleye yapılan destekler, feromon tuzaklarına yapılan destekler, bombus arısına yapılan destekler, yine doğru ilacı doğru zamanda kullanmayla ilgili yapılacak olan destekler, üreticilere verilen danışman desteğiyle ilgili devletin vermiş olduğu destekler bunda çok önemli bir mesafe almamızı sağladı ve bugün dünyada çok iyi bir noktadayız diyorum ve Tarım Bakanlığının gerek narenciyeyle gerek tarımın diğer kısımlarıyla ilgili gerekli çalışmaları yerine getirdiğini belirtiyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Samani.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.

BAŞKAN – Sayın Halaman, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre bir söz talebiniz vardı.

Buyurun, yerinizden alalım.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.

Şimdi, önerge aleyhine konuşan iktidarın hatipleri, tarımın, hayvancılığın iyi olduğunu, bu önergenin yanlış olduğunu söylediler. Bir de Et ve Balık Kurumunun 57’nci Hükûmet döneminde özelleştiğine atıfta bulundular. Et ve Balık Kurumu 57’nci Hükûmet döneminde, Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp döneminde özelleşmedi, daha önce ve daha sonra özelleşti, bir bu.

İkincisi, bir iki ay içerisinde sırf Adana’da ve çevresinde 70-80 bin tane hayvan öldü. Buna üçgün hastalığı dediler; gerekçesi, yokluktan, besinsizlikten, ilaçsızlıktan ölüm. Bunun için İktidar bir gün bir tedbir geliştirmedi, bir şey de söylemedi.

Üçüncüsü, yine, Doğu Anadolu Bölgesi’nde hayvancılık çok yapılmasına rağmen, şarkta, beş altı senedir PKK hayvancılığı yasaklar gibi davrandı, yok etti, İktidar bir gün çıkıp bu hayvancılığın önünü açma noktasında bir laf da söylemedi, geliştirdiği tedbiri de anlatmadı. Yani, hatipler gerçekçi konuşsun, reel konuşsun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaman.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Karadeniz Ereğlisi tersaneler bölgesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/283) esas numaralı  Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                    29.11.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun, 29.11.2012 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                         Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                                      İstanbul

                                                                                                              Grup Başkanvekili

Öneri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (Karadeniz Ereğlisi Tersaneler Bölgesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan) 10/283 Esas Numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul'un 29.11.2012 Perşembe günlü (Bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehine, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Köktürk.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz Ereğli Alaplı tersaneler bölgesinde yaşanan sorunlar ile bu sorunların bölgenin ekonomik ve sosyal yaşamına yansımaları açısından alınacak tedbirlerin tespitine yönelik araştırma önergemizin gündeme alınmasını içeren Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2007 yılından 2008 yılı başına kadar Tuzla tersaneler bölgesinde meydana gelen yoğun iş kazası ölümleri ve diğer sorunlar nedeniyle geçtiğimiz yasama döneminde Meclis araştırma komisyonu kurulmuş ve bu komisyon çalışmalarını tamamlayarak öneri ve çözüm yollarını içeren çalışma raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunmuştur. Ancak, tersanecilik sektöründe yaşanan sorunlar sadece Tuzla tersaneler bölgesine münhasır değildir. Karadeniz Ereğli, Alaplı ve çevresinde faaliyet gösteren tersanelerde de büyük sorunlar yaşanmaktadır. Yaşanan bu sorunlar bölgedeki çalışma barışını, bölgenin iskân ve ekonomisini ağır bir şekilde etkilemektedir. Ayrıca, kriz gerekçesiyle Erdemir’de çalışan işçi ücretlerinin geriye çekilmesi ve çalışan işçi sayısının azaltılması nedeniyle sarsılan Karadeniz Ereğli ekonomisi bundan birkaç yıl öncesinde büyük bir istihdam ve umut kapısı olarak gösterilen tersanelerde yaşanan olumsuzluklar nedeniyle de daha büyük bir sarsıntı geçirmektedir.

Değerli milletvekilleri, Karadeniz Ereğli Alaplı bölgesinde faaliyet gösteren, üretim yapan 11 tersane bulunmaktaydı. Bu tersanelerde 2008 yılı rakamları itibarıyla 7 bini fiilî sigortalı, geriye kalanı taşeron işçisi olmak üzere 11 bin işçi çalıştırılmaktaydı. Ancak 2008-2009 yılında meydana gelen, Sayın Başbakanca teğet geçtiği ifade olunan global kriz ve kriz sonrasında ülkemizde AKP İktidarınca uygulanan ekonomik politikalar, Tuzla’dan sonra ikinci sıra tersaneler bölgesi olan Karadeniz Ereğli’yi, Alaplı’yı teğet geçmemiş, maalesef tam tersine, derinden etkilemiştir.

Önemli bir istihdam yaratan, döviz girdisi sağlayan, beraberinde yan sanayiyi sürükleyen, ülke savunmasına hizmeti nedeniyle stratejik önem taşıyan, deniz ticaret filosunu destekleyen bu tersanelerin büyük bir bölümü 2009 yılı başlarından itibaren yoğun işten çıkarmalarla bölgenin ve ülkenin gündemine taşınmıştır. Nitekim, bunun sonucu olarak bu tersanelerde 2008 yılında 7 bin civarında olan fiilî sigortalı çalışan sayısı, İŞKUR rakamlarına göre, kademeli olarak, önce, 2009 yılında 1.450’ye, 2010 yılında 481’e, 2011 yılında 300’e ve 2012 yılı Ekim ayı itibarıyla yani bugün itibarıyla da 150 gibi oldukça sembolik rakamlara düşmüştür yani 7 bin fiilî sigortalı çalışandan 150’ye düşen çok ağır bir süreç söz konusudur.

Değerli milletvekilleri, kalan işçi sayısı rakamlarından görüldüğü gibi, milyonlarca taşla deniz doldurularak, büyük bir emek ve çaba sarf edilerek kurulan bu tersanelerin neredeyse tamamı tüm faaliyetlerini durdurmuş ve kapanmıştır, hatta bu tersanelerden bir bölümü icra müdürlüğü kanalıyla satışa çıkarılmıştır.

Gelinen nokta itibarıyla, bugün Karadeniz Ereğli tersanelerinde toplam 29 bin 300 dead weight ton kapasiteli 4 adet gemi kızaktadır, sadece 5.300 dead weight ton kapasiteli tek bir kimyasal tankerin inşası sürmektedir. Bu rakam ve bilgiler Karadeniz Ereğli tersanelerinin içine düştüğü içler acısı durumu gözler önüne sermektedir.

Değerli milletvekilleri, tersanecilik sektöründe içine düşülen duruma, bölgeye yönelik yansımaları açısından bakıldığında ise yaşanan sorunlarda ilk olarak emek kesiminin ağır bir şekilde mağdur olduğu görülmektedir. Sektörde, öncelikle, çalışan işçilerin ücretlerini alamamaları, ardından binlerce işçinin işten çıkarılmaları, işten çıkarılan işçilerin evlerine ekmek getirememeleri, çocuklarının, ailelerinin en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak duruma düşmeleri emek kesiminde yoğun mağduriyetlere yol açmıştır. İş akitleri sona erdirilerek işten çıkartılan işçilerin ihbar tazminatı, kıdem tazminatı gibi iş hukukundan doğan alacaklarını alamamaları da Karadeniz Ereğli’de çalışma barışını bozmuştur.

İkinci olarak, tersanelerdeki tüm işçilerin işten çıkartılması, 8-10 bin kişinin birdenbire işsiz kalması sadece işten çıkartılan işçileri ve ailelerini etkilemekle kalmamış aynı zamanda Karadeniz Ereğli’nin, Alaplı’nın ekonomik ve sosyal yaşamına genel olarak büyük darbe vurmuştur. Bu durum, âdeta mütemadiyen kanayan, acil müdahale edilmesi gereken büyük bir yaraya dönüşmüştür.

Değerli milletvekilleri, Karadeniz Ereğli, başta demir-çelik sektörü ve taş kömürü olmak üzere gelişmiş sanayisi ve yetişmiş insan gücüyle çok uzun yıllardan beri ülkemize büyük hizmetler vermektedir. Bu anlamda, Karadeniz Ereğli, gerek yaptığı katkılar gerekse nüfusu, sosyal ve ekonomik yapısı itibarıyla sadece Zonguldak’ın değil Karadeniz’in en önemli ilçelerinden birisidir ancak uzun yıllardır ülkemize büyük katkılar sağlayan, tüm ülkemizi çok ciddi bir şekilde etkileyen 2001 krizini bile neredeyse hiç hissetmeyen Karadeniz Ereğli bölgesi maalesef bugün çok sıkıntılı bir süreçten geçmektedir. Karadeniz Ereğli Ticaret ve Sanayi Odasının verilerine göre yaşanan kriz nedeniyle 2011 yılından itibaren 300’e yakın ticari işletme faaliyetine son vermiştir. Birçok ticari işletme de vergi dairesine, bankalara, Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçlarından ötürü oda kayıtlarını kapatamaz duruma gelmiştir.

Karadeniz’in en büyük odalarından birisi olan Karadeniz Ereğli Ticaret ve Sanayi Odasının bugün itibarıyla 3.487 üyesinden sadece 2.013’ü zorlukla ayakta durabilmekte, zorlukla faaliyetlerini sürdürebilmektedir.

Yine, Deniz Ticaret Odasının en son hazırladığı rapora göre, ilçede 2002 yılında 5 bin esaslı tek bir icra dairesi varken, bugün 2 icra dairesi 35 bine ulaşan derdest icra dosyası, 43 bine ulaşan icraya düşmüş insan sayısı ve 20 binleri aşan insan göçü yaşanan krizin boyutlarını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.

Çalışan sigortalı işçilerini ve teknik elemanlarını dünya standartlarına uygun yetiştirebilmek için büyük uğraş ve mücadele veren Karadeniz Ereğlisi, yakın zamana kadar göç alan önemli bir yerleşim birimiyken, bugün, maalesef yetişmiş insan gücünü göç veren, dışarıya gönderen bir ilçe konumuna dönüşmüştür.

Tüm bunların yanı sıra daha da acısı, işsiz kalan emek kesimindeki ve krizden etkilenen iş çevrelerinde yaşanan yoğun intiharlardır. Bu intiharlar, aslında dramın, vahametin boyutunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.

Bu tabloya daha fazla dayanamayan Deniz Ticaret Odası da geçtiğimiz günlerde tüm bu sorunları açıklayan, tespitlerini içeren ve çözüm yollarını gösteren raporunu Sayın Başbakana da sunmuştur.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak teğet geçen değil delip geçen global kriz ve bu global kriz sonrasında ülkemizde uygulanan AKP politikaları, Karadeniz Ereğli tersaneleri ve bölge ekonomisi üzerinde yıkıcı etkiler yaratmıştır.

Zonguldak’ın, Karadeniz’in iki önemli varlığı taş kömürünün ve çeliğin devlet eliyle teşvik dışında bırakılması sonucu yan sanayi yatırımlarının yapılamaz duruma gelmesi de bu yıkıcı etkileri daha da arttırmıştır. Kriz döneminde aldıkları devlet destekleriyle rekabetçiliklerini koruyan rakip ülkelerdeki firmalara karşın, ülkemizde yanlış uygulanan, sektörle, Karadeniz Ereğli’yle, Zonguldak’la örtüşmeyen teşvik politikaları sonucu, içine girilen bu darboğaz aşılamamıştır. Bu darboğazın aşılması için acil önlemler zorunludur.

Tüm bu veriler ışığında, Karadeniz Ereğli tersaneler bölgesinde yaşanan sorunların ve bu sorunların Karadeniz Ereğli bölgesine olan ekonomik ve sosyal yansımalarının araştırılması için bir araştırma komisyonu kurulması önerimiz vardır, grup önerimiz de buna yöneliktir. Grup önerimizin gündeme alınmasını arz ve teklif ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köktürk.

Aleyhinde, Zonguldak Milletvekili Ercan Candan.

Buyurunuz Sayın Candan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERCAN CANDAN (Zonguldak) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisince verilen Karadeniz Ereğli tersaneleriyle ilgili Meclis araştırma önergesi aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2003 yılında 14 bin kişi tersanelerde, 42 bin kişi de yan sanayide istihdam edilmekte iken bu sayı 2007 yılında tersanelerde 33.480, yan sanayide ise 100.440’a ulaşmıştır. 2008 dünya global krizinin etkisiyle istihdam oranları hızlı bir düşüşe girmiş, son iki yılda tekrar bir toparlanmayla 2012’nin ilk dokuz ayında tersanelerde 21.769, yan sanayide ise 65.307 kişi istihdam edilmektedir. Seçim bölgem olan Karadeniz Ereğli’de 2003 yılında Sayın Başbakanımızın temelini attığı tersanede toplam 770 dönümde faaliyet gösteren 9 tersane bulunmaktadır. Karadeniz Ereğli, sanayisi, ticareti -biraz önce diğer arkadaşımızın söylediği gibi- ekonomisi ve sosyal yapısıyla yaklaşık 110 binin üzerinde nüfusu olan bir ilçemizdir burası. Bu özellikleriyle ülke ekonomisine ve devlet bütçesine ilçemiz yıllardır ciddi katkılar sağlamaktadır. Tersanelerin faaliyete geçmesiyle üst seviyeye çıkan ilçe ekonomimiz global krizin etkisini en fazla yaşayan yerlerden biri hâline gelmiştir. Ülke genelinde etkisini gösteren global kriz ve tersanelere yansıması, son yıllarda düzelme eğilimi gösterirken maalesef bölgemizdeki etkisi artarak devam etmiştir. 2006 yılında 1.585 kişi istihdam edilirken 2008 yılında bu  sayı 7 bin kişiye çıkmıştır ama bugünkü sayı sadece 150’dir. Bu tespit –arkadaşımızın dediği gibi- doğrudur.

Ben Karadeniz Ereğliliyim. İlçeme her gittiğimde oranın önünden geçerken hayalet bir şeyden geçiyor gibi oluyorum. Bütün iş adamları bana bunu soruyor, haklılar ama biz buraya problem çözmeye geldik arkadaşlar, biz buraya çözüm üretmeye geldik. Öncelikle bunun nedenini bilmemiz gerekiyor, ondan sonra çözüm üretmeye çalışmamız gerekiyor.

Bu vesileyle ben kısaca dünyaya bir bakmak istedim aslında. Şöyle bakarsanız, dünyanın en büyük kalemini alan Çin. Yüzde 35’lik, yüzde 40’lık bir dilimle şu anda dünyadaki gemi yapımını Çin yapıyor, Kore yapıyor. Diğerlerinin hepsi düşüşte dikkat ederseniz, 2005’ten 2009 ve 2010’a doğru gelindiğinde. “New players” dediğimiz yeni oyuncular yani dünyada yeni gemi yapmaya başlayan ülkelerin arasında aslında bu “new players” dediklerimiz de Vietnam, Hindistan, Brezilya, Rusya, Türkiye ve Filipinler arkadaşlar. Şuraya dikkatli bakarsanız eğer, burada 2005 yılından itibaren bütün ülkelerin siparişleri azalıyor, düşüş eğiliminde. Bir tek sipariş artıyor,  o da Filipinler’in siparişi. Filipinler nerede? Çin bölgesinde yani Çin’in hinterlandında arkadaşlar. Dolayısıyla, Çin’in oraya bir etkisi var. Biz Çin’e karşı rekabet etmek durumundayız. Dünya gittikçe okyanuslaşıyor ve burada küçük balıkların seri olma şansı var. Diğer türlü, hayatta kalma ihtimali yok.

Bu bağlamda ne yaptık? Bu bağlamda değişik projeler ürettik arkadaşlar. Biz 2008 yılında 2,6 milyar dolarlık bir ihracat yaparken 2012 yılında bu 1 milyar dolara düştü bu nedenden dolayı yani Uzak Doğu’daki ülkelerle rekabette sıkıntımız olduğundan dolayı. 20 milyon euroya yapılan bir gemiyi Çin şu anda 12 milyon euroya yapıyor. Dolayısıyla, rekabette ciddi sıkıntılar çekiyoruz.

Peki, ne yaptık? Biz projeler üretmeye başladık. Ben 1999 yılından beri Afrika’ya gidip geliyorum, o bölgeleri az çok biliyorum, Senegal, Gambia, Gine Bissau, o bölgelere. Orada balıkçılığın arttırılması hususunda biz Sayın Köksal Toptan’la, eski Meclis Başkanımla bu konuyu görüştük, sonra Ekonomi Bakanımız Zafer Çağlayan Bey’le görüştük, dedik ki: Buralarda balıkçılık yok aslında. O ülkeler sadece balıkçılık lisansını büyük ülkelere vermişler. O ülkeler -Afrika’daki ülkeler daha küçük nispeten- bir iki küçük sandalla balıkçılık yapıyorlar. Bizdeki taka balıkçılığını burada geliştirelim ve bu takaları buraya ihraç edelim istedik ve bu konuda Zafer Çağlayan, sağ olsun, danışmanını görevlendirdi ve biz bu işi takip ediyoruz. Gambia Büyükelçisini Karadeniz Ereğli’ye getirdik, takayla nasıl balık tutulduğunu gösterdik. Hemen öbür gün yardımcısını Gambia’ya gönderdi, devlet başkanıyla ve bakanla görüştürdü ve şu anda bunun hazırlığı içindeyiz. Bu konu aynı zamanda ulusal basına da yansıdı, geçen haftaki gazeteleri okumuş olsaydınız. Bu tersanelerin alternatif üretim metotlarıyla ilgili neler yaptığımızı az çok biliyordum. Bu, A planımız tabii ki.

B planımız nedir arkadaşlar? Bu yapılan gemilerin, dünyada yapılan gemilerin, evet, siparişinde bir azalma var ama bu gemilerin arızası da var. Dolayısıyla, bu bölgeleri belki gemi tamir alanına çevirme ihtimalimiz var veya gemi söküm… Bu, Ereğli için en uygun seçeneklerden biri çünkü hemen yanı başında Karadeniz Ereğli var ve Karadeniz Ereğli aynı zamanda hurdaya ihtiyacı olan bir kuruluş ve biz dünyanın en çok hurda ithal eden ülkelerinden biriyiz. Dolayısıyla, burada sökülen gemilerin Karadeniz Ereğli’de bulunan ERDEMİR’de kullanılma ihtimali de var. Onlar satın alacaklardır. Dolayısıyla yine bir ekonomiye çevirme ihtimalimiz vardır.

Bunun haricinde, Alaplı’da -yine Ereğli ve Alaplı bölgesi diyoruz- yat endüstrisinin gelişmesi için girişimlerimiz var. Yine bu tersaneleri belki o tarafa çevirme ihtimalimiz var yani biz gün geçtikçe… Veya elimizde birkaç tane proje var buraları kurtarmak için. Biz bunları hayata geçirmek için elimizden gelen çabayı sarf ediyoruz zaten.

Şimdi, burada bir şey daha var: Sadece Türkiye mi etkileniyor? Hayır, dünyanın en büyük -biraz önceki gösterdiğim- üreticilerinden biri Güney Kore. Shipping Herald gazetesi diyor ki: Güney Kore, haziran ayında 69 tane gemi siparişi almışken, bu ay itibarıyla 1 tane bile gemi siparişi almamış. Yani, dünyada gittikçe gemi üretiminde büyük bir sıkıntı var. Avrupa ülkeleri birlik kurdu arkadaşlar, tek başına uğraşamadılar Uzak Doğu’yla, birlik kurdular ve bu birlik, şu anda Avrupa ülkelerinin ihtiyacı olan daha çok nükleer enerjiyle çalışan denizaltıları yapıyor veya nükleer enerjiyle çalışan uçak gemilerini yapma eğilimine geçtiler, çünkü başka sipariş noktaları kalmadı ve bu sektörleri canlandıracak başka alanları da kalmadı maalesef.

Bizim tabii, bir çıkış alanımız yine projelerimizden veya alternatiflerimizden biri, kuzey ülkelerine barter metodu ile çalışmak.  Yani bizim onlara gemi yaparak onların ihtiyacı olan bizdeki diğer mamulleri aynı zamanda yapma gibi bir projemiz var. Yani bizim yaklaşık 5-6 tane birbirini takip eden projelerimiz var. Bizim burada görevimiz böyle bir kriz varsa buna çözüm bulmaktır. Bizim de bu çözüm bağlamında bir değil, iki değil, üç değil, dört-beş tane peşi sıra çözüm projelerimiz var ve bunları çözmek için de elimizden geldiğince gece gündüz çalışıyoruz. Ben her Ereğli’ye gittiğimde bunları anlatıyorum.

Gene de söyledim, oradakilere de söylüyorum: Siz değerli milletvekili arkadaşlarımıza da söylüyorum: Tersaneler, evet, bir KİT değildir, doğru ama dünya gittikçe okyanuslaşıyor ve bu okyanuslarda balinalar, küçük balıkları yiyor arkadaşlar. Onun için çevik olmak zorundayız, çok daha farklı alanlara dönmek zorundayız. Biz de bunun çalışmalarını, Hükûmet olarak zaten bakanlarımız nezdinde yapıyoruz. Sağ olsun Zafer Çağlayan Bakanımız bize çok yakın ilgi gösterdi bu çözüm konusunda.

Ben bu vesileyle tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Candan.

Lehinde, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Şimşek.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Zonguldak Karadeniz Ereğli’sinde tersaneler bölgesinin sorunlarının araştırılarak Meclis araştırması istemi ile vermiş olduğu önergenin lehinde söz aldım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle şunu ifade etmek istiyorum, burada şöyle bir anlayış var, önce bunu ortaya koymakta fayda görüyorum: Muhalefet milletvekilleri ya da muhalefetin getirdiği önergeler, burada her zaman İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarını kullanmak maksadıyla ve böylece Meclis çalışmalarını kendi doğrultularında engellemek maksadıyla getirmiyorlar. Bakın, burada, muhalefet milletvekilleri, muhalefet partileri, çok önemli ülke sorunları, bölgesel sorunlar ve ülkenin genel sorunlarıyla alakalı birtakım önergeler getiriyorlar, bunların kabul edilmesini istemektedirler. Hadi bunları kabul etmeyeceksiniz ama iktidar milletvekilleri, bu önerge sahiplerinin önergelerini dinlemiyor bile değerli arkadaşlarım yani dinlemek lütfunda… Belki içerisinden sizin de faydalanacağınız, istifade edeceğiniz, ülke sorunlarıyla alakalı problemler vardır, bunları yürütmeye götürerek belki ülke sorunlarının çözümüne katkıda bulunabilirsiniz. Zaten kabul etmiyorsunuz ama hiç yoktan dinleyin. Bakın, sadece, burada yoklamalarda çoğunluğu sağlıyorsunuz, bunun dışında yoksunuz. Bu, ülke sorunlarının çözümü noktasında iktidar partisinin bakış açısını ortaya koyması bakımından önemlidir. Ayrıca siz yüzde 50’yi temsil ediyorsanız burada muhalefet de geride kalan yüzde 50’yi temsil etmektedir. Bunun her zaman göz önünde bulundurulmasının, gerek demokratik teamüller açısından gerekse ülkemizin işlerinin yürütülmesi bakımından önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, elbette ki Karadeniz Ereğli’sindeki tersanelerde yaşanan sorunlar, istihdam sorunları, iş ilişkileri, iş hayatıyla ilgili sorunlar, ülke sorunlarından soyut sorunlar, ayrı sorunlar değildir; ülke sorunlarının bir parçasıdır. Orayı anlayabilmek için, önce, ülkenin genel sorunlarına, iş hayatıyla ilgili genel sorunlarına bir bakmamız gerekiyor.

Ülkemizde SGK verilerine göre 11 milyon sigortalı işçi bulunmakta, bunlardan sadece 930 bini bugün sendikalıdır. Sendikalaşma, ülkemizde gün geçtikçe geriye gitmektedir. Demokratik hak ve özgürlükler açısından, sendikalaşmalar açısından ülke ileri demokrasiye giderken, demokratik hak ve özgürlükler maalesef geriye gitmektedir.

Şimdi, geçen mart ayında Meclise gelmişti Toplu İş İlişkileri Yasası. Altı aylık bir gecikmeyle kabul edildi, Meclisimizden geçti ve işlerlik kazandı. Bir defa, o geçen Toplu İş İlişkileri Yasası bile, işçi hakları ve demokratik temel hak ve özgürlükler açısından değerlendirildiğinde, ülkemizi maalesef geriye götürmüştür. Toplu İş İlişkileri Yasası’nda 30 işçi ve daha   -en önemli şey budur- az işçi çalıştıran iş yerlerinde sendikalaşma yasasının önüne geçilmiştir. Zaten, Türkiye’deki işletmelerin birçoğunda 30 işçi ve daha az işçi çalıştıran işletmeler mevcuttur. Bu böyle değerlendirildiğinde, alt işveren grubu da göz önüne alındığında, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nı yeni çıkardık ancak iş yerlerinde bunların denetimi, bunların kontrol edilmesi bakımından, gerek sendikal haklar açısından gerekse Hükûmetin merkezî denetlemeleri hemen hemen hiç yoktur. İşçiler, orada, kendi kaderlerine terk edilmiş, güvenlikten yoksun bir şekilde çalışmaktadırlar.

Hepinizin bildiği gibi değerli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta 5 işçi Samsun’da hayatını kaybetti. Biz, oraya, ziyarete gittik ve iş yerini ziyaret ettik. Daha önce de ben oraya gitmiştim ve altı ay öncesinde orada sendikal faaliyet yapacakları gerekçesiyle işten atılmış işçilerin çadırları vardı ve bu cenazeye gittiğimizde de hâlâ o çadırın orada olduğunu gördük. Değerli milletvekilleri, bakınız, şimdi, belki de onlar işe dönebilselerdi orada olacaklardı ve onlar da ölüme terk edilmiş olacak, belki de öleceklerdi. Biz şunu bilemiyoruz şimdi: Yani içeridekilere mi üzülsek, bunlar dışarıda kaldı diye mi üzülsek. Türkiye’yi bu açıdan varın değerlendirin diyorum.

Bunun dışında, geçen yıl 3 Şubatta Ankara Ostim Organize Sanayi Bölgesi’nde 20 işçi iş kazasına kurban gitti. 11 Şubat 2011, Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde, kömür sahasında toprak kayması sonucu 10 işçi yaşamını yitirmişti. 31 Ocak 2008, İstanbul Davutpaşa’da kaçak bir iş yerinde meydana gelen patlama sonucu 23 işçinin ölümü ile Tuzla tersanelerinde üst üste yaşanan  ve sonu gelmeyen işçi ölümleri hafızalardan silinmedi.

Çalışma yasaları bu ölümleri “iş kazası” olarak nitelese de bu yaşananların doğru tanımı “iş cinayeti”dir. Bu ölümlere kaza demek mümkün değil çünkü kaza bütün önlemlerin alındığı, işçilerin güvenceli, kurallı çalıştırıldığı ancak buna rağmen yaşanabilecek istisnai durumlar için kullanılabilir “iş kaza”ları. Oysa “iş kazası” adı verilen işçi ölümleri istisna değil, kural hâline gelmiş durumdadır. Göz göre göre işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları hiçe sayılarak ucuz, kuralsız ve güvencesiz işçi çalıştırılmasının sonucu yaşanan iş kazaları söz konusudur. Bu kazalar, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmaması, bunların ihmal edilmesi ve denetim eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 1945 yılında çıkarılan İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortası Kanunu’ndan bu yana, ülkemizde iş kazası ve meslek hastalığı sonucunda ölen ve sakat kalan işçilerin kaydı tutuluyor. 1946’dan 2010 yılına kadar iş kazaları sonucu ölen işçilerin sayısı tam 59.300’e ulaşmış durumda. Son on yılda toplam 10.723 işçi, her yıl ortalama 1.072, günde ise ortalama 4 işçi, maalesef, iş kazası ve iş cinayeti sonucu ölmektedir.

İşçi sayısı arttıkça, fabrika sayısı arttıkça “ölü işçiler ordusu” büyümüş, son yıllarda işçi sağlığı ve güvenliği mevzuatı ve koruyucu teknik imkânlar gelişmiş, ancak işçi ölümleri artmış, üstelik bu veriler sadece kaydı tutulabilenler. İstihdamın yaklaşık yarısının kayıtsız olduğu ülkemizde kayda geçemeyen vakaları tahmin etmek mümkün değil.

Bu tablonun en önemli nedeni iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin iş yerlerinin ezici çoğunluğu tarafından bir maliyet unsuru olarak ele alınması, kurallara uyulmaması ve iş yerlerine sendika sokulmaması ve iş yerlerinin denetlenmemesidir. Giderek artan esnek ve kuralsız çalışma biçimleri kayıtsız çalışma ve uzun çalışma süreleri iş kazalarının bir başka önemli nedenidir.

Son yıllarda yoğunlaşan taşeronluk zinciri, iş kazalarına âdeta davetiye çıkarmaktadır. Ana iş verenden iş almak için fiyatları düşüren taşeron şirketler, kâr etmenin yolunu işçilerin yaşamını tehlikeye atmakta buluyor. Bu iş kazalarını engellemek veya en azından iyice azaltmak mümkün. Bunun iki önemli yolu var: Birincisi, devletin; ikincisi, sendikaların denetim ve yaptırımı. Bu iki yolun etkin biçimde kullanımıyla iş kazaları önemli ölçüde azaltılabilir.

Dünyada bunun örnekleri var. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre ölümle sonuçlanan iş kazası oranları bazı ülkelerde önemli ölçüde geriletildi. Türkiye'de ölümle sonuçlanan iş kazası oranları yüz binde 20,5 iken bu oran Norveç, İsveç, İsviçre ve Danimarka gibi ülkelerde yüz binde 2 oranının altına geriledi. Ülkemizde işçiyi koruyucu sağlık ve güvenlik mevzuatı, kâğıt üzerinde oldukça, bir işlerliği olmadıkça, gelişkin ancak denetim ve yaptırım son derece zayıf.

İş Yasası’na göre iş yerlerinde sağlık ve güvenlik kurallarına uyulmasını denetleme görevi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına aittir. Ancak denetim kapsamında 800 bine yakın iş yeri varken, bakanlığın teftiş örgütünde çalışanların sayısı büro çalışanları dâhil 600 civarında. Aslında piyasayı denetlemeye yönelik siyasi bir irade yok anlamı çıkıyor buradan.

Öte yandan düşük sendikalaşma oranı, yüksek işçi ölümü anlamına geliyor. Sendikalı iş yerlerinde ve sendikalaşma oranının yüksek olduğu ülkelerde ise işçi cinayetleri azalıyor. Örneğin, Zonguldak havzasında sendikalı işletmelerde çıkarılan 100 bin ton kömür başına işçi ölümü binde 3 iken, sendikasız taşeron işletmelerde bu sayı yüz binde 8,3; aradaki fark tam 34 kat! Özel sektörde sendikalaşma oranının yüzde 3’lerde seyrettiği bir ülkede, iş cinayetlerinin giderek kitleselleşmesi maalesef bir rastlantı değildir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.

Aleyhinde, Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar.

Buyurunuz Sayın Ulupınar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar: Dün Karadeniz Ereğli’de, Armutçuk’ta 3 tane maden işçimiz bir kaza sonucu yaralandı, 1 işçimiz hayatını kaybetti. Ben dün buradaki konuşmamda da bahsettim. Hayatını kaybeden kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı temenni ediyorum. Çok şükür, 3 tane arkadaşımızın da hayati tehlikesi yok, 1 tanesinin parmakları kopmuş, diğerleri de hafif yararlanmışlar; onlara da acil şifalar diliyorum. İnşallah, böyle kazaları bir daha görmeyiz, yaşamayız.

Değerli milletvekillerimiz, Zonguldak geçmişte 1992 yılına kadar göç alan bir ildi, 1992 yılından sonra da göç vermeye başladı. Geçmiş iktidarlar zamanında iki tane ilçesi -biri Bartın, biri Karabük olmak üzere- il yapıldı. Eğer bugün Bartın ya da Karabük bize bağlı olmuş olsaydı, Zonguldak da bugün büyükşehir olacak illerden bir tanesi idi. Geçmiş dönemde yollarımız maalesef yapılamadı. Filyos projesi hep raflarda bekletildi. Havaalanımız açılamadı. Hep göç veren, küçülen bir il olduk, ama iktidarımızla beraber Zonguldak’a kalıcı, güzel hizmetler, yatırımlar gelmeye başladı. AK PARTİ İktidarı olarak, bölge milletvekillerimizle beraber, Zonguldak’ımızın topyekûn kalkınması, vatandaşlarımızın huzur ve refahı için gece demeden, gündüz demeden çalışıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde, biliyorsunuz 2 tane beldemiz, Kilimli ve Kozlu ilçe oldu. Bundan dolayı, destek veren bütün milletvekillerimize bir kez daha teşekkür ediyorum.

Evet, bunun yanı sıra yollarımızı tamamladık. 2013 yılında inşallah bütün yollar, sanat yapıları, altyapılar, tünellerle beraber bitmiş olacak.

Havaalanının iç hat seferleri başladı, dış hat seferleri başladı, hizmete aldık.

Yine, Zonguldak coğrafyası ve iklimi zordur. Bu zor koşullarda -şu anda Zonguldak âdeta bir şantiyeye dönmüş durumda- Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği gibi, Karadeniz’in çılgın projesi Filyos’ta 2013’ün ilk çeyreğinde inşallah liman ihalesi gerçekleşecektir.

Değerli milletvekillerimiz, kıymetli arkadaşlar; Filyos’la beraber milyonlarca dönüm arazi yatırımcılara tahsis edilecek. Büyük, uluslararası ölçekli yatırımcılar gelecek ve 10 binlerce vatandaşımız orada iş sahibi olacak. O havzada, Saltukova’da, Çaycuma’da çok yakın bir zamanda 150 bin nüfuslu bir şehir kurulması planlanmaktadır.

Yine Filyos’tan Zonguldak’a 21 tünelle, yolları duble yol olmak suretiyle bağlıyoruz. Zonguldak-Devrek-Yeniçağa, Zonguldak-Ereğli-Düzce yollarını yapıyoruz. 9 tane tünel, Ereğli ile Akçakoca arasında hizmete alınmıştır.

Dönemimizde TTK’ya 5 bine yakın işçi alınmıştır. İnşallah, önümüzdeki günlerde 2.492 işçinin alınmasıyla ilgili de çalışmaları nihayetlendireceğiz, sonuçlandıracağız.

Ben şunu ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar: Zonguldak’ımız bugün, enerji üssü oldu iktidarımız döneminde. Türkiye’de üretilen, tüketilen enerjinin yüzde 5’i Zonguldak’tan temin edilmektedir.

Tersanelerle ilgili değerli hocam, değerli milletvekilimiz çok güzel bilgiler verdiler. Onun üzerine benim birkaç konuda ifade edeceklerim olacak.

Öncelikle, bildiğim kadarıyla uluslararası sularda hizmet veren gemilerin yaşı uluslararası krizden dolayı, global krizden dolayı 10’dan 20’ye çıkarıldı ve dünyadaki üretim maliyetlerinde ciddi rekâbet olduğu için düşüşler meydana geldi ve gemi yaptırmak isteyen dünya milletlerinin insanları bunu başka ülkelere kaydırdılar. Evet, orada 7 bin çalışanımız işsiz kaldı. Bununla ilgili yapılması gereken ne varsa Hükûmet olarak yapacağız.

Yine, Maden Müzesini Zonguldak’a biz açtık. KÖYDES’le, BELDES’le bütün köylerimizde altyapı sorunları bırakmadık; kanalizasyon, yol. Bugün bizden çocuk parkı ve İnternet bağlantı hattı istenmektedir. Çöpleri dahi Hükûmetimiz zamanında köylerde topluyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bugün Ereğli’de, Zonguldak’ta, Devrek’te, Çaycuma’da hastane inşaatları devam etmektedir. Bütün Zonguldak’ta kamu binaları yenilenmiştir ya da yenisi yapılmıştır. Spor salonlarımız, gençlik merkezlerimiz, eğitim kurumlarımız, okullarımız yenilenmiştir, yenisi yapılmıştır ancak şunu ifade etmek istiyorum: Orada, Ereğli’de huzuru bozan, ekonomik anlamda Ereğli’yi olumsuzluğa iten, yatırımcının oraya gelmesini engelleyen çok kavgacı bir belediye başkanı var. Bu Belediye Başkanı bizim Başbakanımızla ilgili, bakanlarımızla ilgili, bizlerle ilgili defalarca olumsuz açıklamalar yapmıştır. Bununla da yetinmeyip zaman zaman kendi partisine de meydan okumuştur, savaş açmıştır. Kendi Milletvekili Sayın Ali İhsan Köktürk dâhil olmak üzere 5 milletvekilini-defalarca basında açıklamalar yapmış- “işe yaramaz” olarak, “sömsöm” olarak -yerel tabirle- ifade etmiştir.

Bundan dolayı, bakın, bende bazı gazete kupürleri var, bunları okumak istiyorum. “CHP Belediye Başkanının ifadesini aldı. Ereğli Belediyesinin uygulamalarından tutun da Belediye Başkanının parti ile olan kavgasına kadar her şeyi araştırmak üzere CHP Genel Başkan Yardımcısının da aralarında bulunduğu müfettişler Ereğli’ye geldi.”

Bu Belediye Başkanı her sene “sevgi, dostluk, barış” adı altında festival yapmaktadır. Büyük sanatçıları, ulusal anlamda isim yapmış sanatçıları ilçesine getirmektedir. Bunun için de esnaflardan zorla para almaktadır. “Sevgi, barış, dostluk” diyen bu Belediye Başkanı, herkesle, ERDEMİR’le, kendi partisiyle, bizlerle, STK’larla kavga hâlindedir, vatandaşlarla kavga hâlindedir. Ondan dolayı da yatırımcı oraya gelmemektedir. Eğer dört dönemdir görev yapan bu Belediye Başkanı değil de orada aktif, çalışkan, herkese sevgiyle yaklaşan bir belediye başkanı olsa idi bugün Ereğli’nin nüfusu 300 bin olurdu.

Şu anda Ereğli OSB’sinde boş yerler bulunmaktadır değerli arkadaşlar. Yine, bu Belediye Başkanı kendi Genel Başkanı için: “Bana söz verip de oyaladıkları için Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’e kırgınım. Kırgınlığımın altını çizerek itiraf ediyorum. Daha önce bu olayları yaşadım. Bundan önce de CHP’den aday olacaktım ama birtakım oyunlara gelmiştim. Bu ikinci oyun oynanıyor. Bu bağlamda kırgınım.” Bunlar hep gazetelerde çıkan beyanatlarıdır.

Belediye Başkanının eşi, milletvekili adayı olmuştur 2011 seçimlerinde. Yine, Belediye Başkanı “Ereğli’ye 3’üncü sırayı teklif edenin ağzına biber sürerim.” demiştir. Yine, STK’larla yaptığı toplantıda, hesap sorma toplantısında onları tehdit etmiş, meydan okumuştur. Yine, “Karadeniz Ereğli’nin kabadayısı” ilan etmiştir kendisini. Tüm sivil toplum kuruluşu, meslek örgütlerini “işe yaramaz” olarak nitelendirmiştir ve maalesef, değerli arkadaşımız Ali İhsan Bey için, “Ali İhsan Köktürk’ü başarılı buluyor musunuz?” sorusuna ise şu çarpıcı yanıtı vermiştir değerli arkadaşlar: “Bizde başka milletvekili var mı? Bir tane hapiste var, başka? Ha ha, şu gensoru veren milletvekili, onu diyorsunuz. Evet, ben görmüyorum. Şahsen ben, Belediye Başkanı olarak görmüyorsam Ereğli halkı da görmüyor. Bana ne soruyorsunuz, görmüyorum ki. Görmediğim insan hakkında nasıl ‘başarılı’ veya ‘başarısız’ diye bir şey söyleyebilirim?”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Milletvekilim, konumuz belediye başkanı değil; tersanelerin durumunu konuşuyoruz.

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – “İlçe teşkilatında adamın anasını ağlatıyorlar. CHP’lileri delege yapmıyorlar. Milletvekili meydanda yok, görmediğim adama ‘başarılı’ der miyim ben. Bunlar vaziyeti idare ediyorlar, ‘Amca…’ diyorlar, aha görünce ‘Amcacığım, nasılsın, iyi misin?’ diyorlar. Tanımıyor hâlbuki, öpüyor falan. ” Devamını okumak istemiyorum değerli arkadaşlar.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Konu bu değil, tersaneler.

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) - Ereğli’yi bugün bu hâle düşüren, şu anda görevde olan Belediye Başkanından başkası değildir.

Yine “Ereğli’nin sorunlarıyla uğraşmaz, tersane işiyle uğraşmaz.” diyen kendi belediye başkanı. Bakın, kendi milletvekiline söylüyor: “ERDEMİR’de işçi kırılıyor, uğraşmaz, bunun başarısı nerede Allah aşkına? Bu başarıyı sormak lazım Genel Merkeze, siz, bu sıralamayı yaparken nasıl yaptınız, kime sordunuz diye sormak lazım.”

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ayıp, dedikodu yapıyorsun!

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) - Değerli arkadaşlar sürem bitti, o belediye başkanlığını ve Zonguldak’taki belediye başkanlığını, inşallah, önümüzdeki yerel seçimlerde AK PARTİ adaylarının kazanacağına kesinlikle inanıyor, bu duygu ve düşüncelerle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sen kendi sıralamana bak, atamana bak! Kendi AKP’den sıralamana bak, başkasının sıralamasına ne karışıyorsun?

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – …yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Kendi işine baksana sen!

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Efendim sataşma var, benim kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Köktürk.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün, Karedeniz Ereğli tersaneler bölgesinde yaşanan sorunlar ile bölgenin ekonomik ve sosyal yaşamına yansımalarına yönelik araştırma önergemizin gündeme alınmasına yönelik bir konuşma yaptık. Benden sonra değerli AKP Milletvekili Ercan Candan çıkarak kendince partisinin çözüm önerilerini iletti. Ancak daha sonra konuşan Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ise maalesef Karadeniz Ereğli ve tersaneler sorunuyla ilgisi olmayan konuşmalar yaptı. Ben, bu konuşmaları Özcan Ulupınar’a hiç yakıştıramadım, çok talihsiz konuşmalar olarak nitelendiriyorum.

Aslında Özcan Bey’in, buraya çıktığında Zonguldak’ın “emeğin başkenti” iken nasıl “emeklinin başkenti”ne dönüştüğünü anlatmasını ben arzu ederdim. Zonguldak’ta ilk defa olarak Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde emekli sayısı çalışan sayısının üzerine çıktı yani “emeğin başkenti” olan Zonguldak, ilk defa AKP İktidarı döneminde “emeklinin başkenti” hâline geldi.

Ben, Sayın Özcan Ulupınar’ın gündelik siyasi konuşmaları burada gündeme getirmesini değil de bölgenin sorunlarına yönelik çözüm önerilerini burada gündeme getirmesini beklerdim ve arzu ederdim.

Sonra, Türkiye Taşkömürü Kurumunda çalışan 16 bin işçi, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde 10 bine düştü. Ben buradaki istihdam ve üretim azalmasının nedenlerini ve çözüm yollarını anlatmasını isterdim Sayın Özcan Ulupınar’dan, bunu da anlatmadı.

Yine Sayın Özcan Ulupınar’dan Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde Zonguldak’taki on biri aşkın il müdürlüğünün ve genel müdürlüğünün neden kapandığını, neden il dışına taşındığının gerekçelerini anlatmasını isterdim ama son derece sığ, gerçekten kendisine yakıştıramadığım bir üslupla, tarzla bu Meclis kürsüsünü işgal etti. Ben sadece şahsım adına değil, tüm Zonguldak ve Karadeniz Ereğlilileri adına Sayın Ulupınar’ı kınıyorum ve kendisine hiç yakıştıramadığımı buradan ifade ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köktürk.

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Ulupınar.

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Ama hangi ifadeden sataşma? Sizin söylediklerinizi söyledi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri, lütfen…

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sığ ifadeler kullanıp kamuoyunu yanılttığımı ve bana yakıştıramadığını ifade etmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olup takip eder misiniz.

Buyurunuz Sayın Ulupınar.

Yeniden sataşmalara mahal vermeyiniz lütfen.

4.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sayın Vekilim, siz bu Belediye Başkanından memnun musunuz?

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sana ne, bizim işimizden sana ne! Allah Allah! Kendi işine bak sen!

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Bu Belediye Başkanının ilçeye, Zonguldak’a zarar verdiğini siz de biliyorsunuz.

Bizim iktidarımız zamanında 16 bin işçi 10 bine düştü.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Ya, senin tarzına yakışmıyor.

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Bizim iktidarımız zamanında 5 bin işçi alındı, 2.492 işçi alınacak ama bizden önceki zamanda işçi sayısı 60 binden 16 bine düştü. Bunu da lütfen, burada söylemek lazım.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Kendine bak, kendine!

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Ben size şunu söylüyorum: Bakın, siz de milletvekilisiniz, ben de milletvekiliyim.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Ya, sana sormadık milletvekili misin, değil misin?

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Bir belediye başkanının sizinle ilgili   -bizimle ilgili yaptıklarını bir kenara koyuyorum- yaptığı açıklamaları ben kınıyorum. Ben bunu ifade etmek istiyorum, ben bir şey söylemiyorum.

Yedi sene ben belediye başkanlığı yaptım. Bir yerde belediye başkanı halkın huzur ve refahı için çalışır…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Özcan Bey, biz burada belediye başkanını konuşmuyoruz.

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – …yatırımcıları çeker, onlara her türlü altyapıda, üstyapıda, sanat yapılarında yardımcı olur ama burada herkesle kavga eden, bakanlarla, Başbakanla, bizimle, kendi partisinin Genel Başkanıyla kavga eden birisi var. Karadeniz Ereğli’ye zarar veren sadece tersaneler değil, bu belediye başkanının kendisi.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Belediye başkanlığına adaysın herhalde.

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Bakın, Hükûmet olarak bir sürü yatırım yapıyoruz. Değerli arkadaşlar, bu Belediye Başkanı hastane için yer verdi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tersaneye gel, tersaneye.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Belediye başkanlığına adaysın demek, öyle anlaşılıyor.

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – 5 trilyon para aldı.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Ya, Özcan Bey!

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Almadı mı? Sağlık Bakanlığından para aldı.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Belediye Başkanını konuşmuyoruz, Zonguldak’ı konuşuyoruz.

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Ben Belediye Başkanlığı yaptım. Hastane için hepimiz, bütün belediyeler yer verdik, bu arkadaşımız parayla yer verdi.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Gel CHP’ye kaydol da ben sana anlatayım…

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Ben bunu ifade etmek istiyorum. Elbette ki dünyadaki kriz son bulacak, Türkiye’deki tersaneler de eski canlı günlerine kavuşacaktır. Biz de bunun için gereken çalışmaları yapıyoruz diyorum.

Tekrar, meşgul ettiğim için, zamanınızı israf ettiğim için özür diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ulupınar.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkanım, ben bir tek cümle söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Köktürk, duyamadım.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Ben bir tek cümle söyleyeceğim ve oturacağım. Sataşması için tek cümle söyleyeceğim.

Ben Zonguldak sorunlarının, Ereğli’nin sorunlarının Belediye Başkanına takılan kafasıyla böyle bir zihniyetle çözüleceğine inanmıyorum ve gerçekten büyük üzüntü duyuyorum. Bunu görmekten bugün çok üzüntülüyüm. Sayın Ulupınar, burada Zonguldak’ın sorunlarını ve çözüm yollarını tartışması gerekirken, gündelik siyaset ağzıyla ve gündelik siyaset söylemiyle çok çirkin bir konuşma yaptı. Ben kendisine yakıştıramadım ve bu zihniyetle gerçekten Ereğli’nin ve Zonguldak’ın geleceğinin bundan sonra çok daha kötü olacağını görmekten de üzüntü duyuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köktürk.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Karadeniz Ereğlisi tersaneler bölgesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/283) esas numaralı  Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

On beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma saati: 17.02


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/650) (S. Sayısı: 339)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S. Sayısı: 342) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 342 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Hükûmet adına Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Ergin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurul gündemine gelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Olan Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

1949 yılında Avrupa Konseyinin kurucu üyeleri arasında yerini alan ülkemiz, Konsey tarafından oluşturulan etkin bir koruma sisteminin uzunca bir süredir içerisindedir. Temel hak ve özgürlüklere dayalı, saygı temelinde Avrupa’da ortak ve sürdürülebilir bir demokratik düzen oluşturma hedefiyle kurulan  Konsey, bilindiği üzere, kurumsal temelini oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni 1950 yılında Roma’da imzaya açtı.  Sözleşmeye aynı yıl imza koyan  Türkiye, 1954 yılında onayladığı sözleşmeyi, böylece iç hukukunun bir parçası  hâline getirmiş ve 1987’de ise bireysel başvuru hakkını tanıyarak bu önemli belgeyle oluşturulan denetim şemsiyesinin altına girmiştir.

Ülkemizin bireysel başvuru yolunu çoğu taraf ülkeden daha erken bir tarihte açarak Konseyin oluşturduğu bölgesel koruma sistemi içinde yer alma cesaretine karşın, insan hakları pratiğinde ağırlıklı olarak yapısal sorunlardan kaynaklanan sıkıntılar yaşadığımız bilinen bir gerçektir. Türkiye, bireysel başvuru hakkını kabul ettiği tarihten bugüne, maalesef, hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkeler arasında ilk sıradadır. 1959-2011 yılları arasında ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararları sayısı 2.404 olup, bizi İtalya ve Rusya takip etmektedir. Hakkında en çok başvuru yapılan ülkeler arasında da Rusya’dan sonra ikinci sıradayız. Bu tablonun oluşumunda makul süreyi aşan yargılamalardan kaynaklı başvurular önemli rol oynamaktadır. Ülkemiz aleyhine bu sebeple verilen ihlal kararı sayısı 493’tür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sekreteryasının vermiş olduğu 31 Aralık 2011 tarihi itibarıyla bilgiye göre, Türkiye aleyhine yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamadığı iddiasına ilişkin 2.500’den fazla başvuru daire gündemine kaydedilmiş, bunlardan 330’u da Türkiye’ye tebliğ edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargı sisteminin adil, etkin ve hızlı işleyişinin hayati önemi üzerine bu kürsüde değişik vesilelerle düşüncelerimizi daha önce de ifade etmiştik. Çatışmalı çıkar alanlarını düzenleyerek toplumdaki ihtilafları çözmek gibi kritik bir rolü bulunan yargının, adalet beklentilerine zamanında ve hızla yanıt vermesi sosyal barışın sağlanması için çok önemlidir.

Sorunlarımızın teşhis ve ifade edilmesindeki cesaretimiz kadar çözüm noktasındaki kararlılığımızın da büyük olduğunu ifade etmek isterim. Gündemimizde bulunan makul sürede yargılama sorununu da içerecek biçimde sistemin sorunlarına bütüncül bir perspektifle çözüm üreten yargı reformu stratejimiz ve buna bağlı oluşturduğumuz eylem planımız geride bıraktığımız zaman zarfında büyük ölçüde amacına ulaşmıştır. Ölçüsüz eleştirileriyle tepki çeken Avrupa Komisyonunun son ilerleme raporu bile bu gerçeği teyit ve teslim etmek durumunda kalmıştır. Bu temel belgelerle çerçevesi çizilen önceliklere uygun olarak, uluslararası standartların gerisinde kalan, güncelliğini yitirerek ihtiyaçlara cevap vermekte zorlanan mevzuatımız gözden geçilirmiş ve pek çok temel yasamız yenilenmiştir.

                     

(x) 342 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

İş yükü baskısı altında ezilen ve gerek nicelik gerekse nitelik olarak yetersiz kalan adli teşkilat insan kaynakları yönünden güçlendirilmiş, hizmet gereklerini karşılamayan fiziki ve teknolojik altyapı tahkim edilmiş, böylece yargının sorunlarının önemli bir kısmı giderilmiştir.

Adliyelerimizin kapalı alanları son on yılda 4 kat arttırılmış, 157 yeni adliye sarayı hizmete girmiş, mahkeme sayımızda yüzde 30, ihtisas mahkemelerinde yüzde 100’ü aşan artış sağlanmıştır.

Yine bu dönem içinde hâkim ve savcı sayımız yüzde 30, mahkeme personeli sayımız yüzde 130 oranında artırılmıştır.

Yargıtay ve Danıştaya yeni daireler kurulmuş, üye sayıları arttırılmış, tetkik hâkimi ve personel ihtiyaçlarının karşılanması yanında dairelerin çalışma usulleri de revize edilerek yüksek yargı organlarının ağır iş yüküyle baş edebilecekleri kurumsal önlemler hayata geçirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son iki yıl içinde üç ayrı mevzuat paketiyle yüksek yargı organlarının kapasitesi arttırılmış, mahkemelerin iş yükünü azaltacak, adalet hizmetlerinin etkin ve verimli biçimde yürütülmesini sağlayacak pek çok önemli değişiklik yapılmıştır.

Bazı çekişmesiz yargı işlerinin noterlere devri, bir kısım basit suçların kabahate dönüştürülmesi ve idari para cezası verme yetkisinin idari mercilere bırakılması, mahkemelerde karar alma süreçlerinin hızlandırılması, icra dairelerinin teşkilat yapılarının gözden geçirilmesi gibi pek çok tedbir bu paketler sayesinde hayata geçirilmiştir.

Diğer taraftan, toplumdaki uyuşmazlıkları en kısa sürede, en az masrafla, en etkili ve en tatminkâr biçimde sonuçlandırmak için dünya genelinde teşvik gören alternatif kurum ve işleyişler ülkemize de taşınmıştır. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’yla uyuşmazlıkların alternatif çözümünde önemli bir yasal altyapı oluşturduk. Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’yla da idarenin demokratik denetiminin önünü açtık.

Başlıklar hâlinde sıraladığım bu adımlar, ülkemizdeki adalet hizmetlerinin etkinliğini artıracak önlemler, uzun yargılama sorununa kalıcı ve yapısal çözümler sunacaktır. Bu çalışmalar sayesinde makul sürede yargılama hakkı ihlallerinin hızla gündemimizden çıkacağını, bu anlamda olumlu ve umut veren işaretleri bir süredir almaya başladığımızı ifade etmek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son dört yılda Yargıtaya yıllık ortalama 650 bin dosya gelmiş, bunlardan her yıl 550 bin dosya incelenerek karara bağlanmış, yine her yıl 100 bin dosya arşivde bekleyen stokların üzerine ilave yük olarak eklemlenmiştir. 2007 yılı başında arşivde bekleyen dosya sayısı 650 bin iken bu sayı 2011 yılı sonunda maalesef 1 milyon 150 bine kadar çıkmıştır. Ancak yüksek yargının kurumsal kapasitesinin artırılmasının sonucu olarak incelenmeyi bekleyen dosya sayısı 1 milyon 150 binden bugün itibarıyla 850 binlere inmiş ve 2011 yılı rakamlarına göre bu yıl iş yükü üçte 1 oranında azaltılmıştır.

Yargılama sürelerini makul düzeye çekme amacına dönük mevzuat çalışmalarımız, ülkemizi, bugün ortalama iki yıl gibi uluslararası standartlara yakın bir yargılama sürecine taşımıştır. Yargının hızlandırılması amacıyla devam eden çalışmaların nihayetinde, temyiz aşaması da dâhil olmak üzere, bu süreyi, ortalama on iki aya indirmekte kararlı olduğumuzu vurgulamak isterim. Bu noktada, yargısal tasarrufların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına uygunluğunun Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından hâkim ve cumhuriyet savcıları için bir terfi kriteri hâline getirilmiş olmasının önem ve değerine de ayrıca dikkat çekmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ağır iş yükünün azaltılması için birtakım tedbirler geliştirilmektedir. Bu kapsamda, 14 no.lu Ek Protokol ile getirilen düzenleme gereğince, İnsan Hakları Mahkemesi, uzun yargılama iddialarıyla yapılan başvurularda yerleşik içtihat konusunu teşkil ettiğinden hükûmetlerin görüşünü almaksızın kararlar vermeye başlamıştır. AİHM önünde bekleyen dava yükünü hafifletmek amacıyla Interlaken ve İzmir deklarasyonlarında yapılan çağrılar da göz önünde bulundurularak Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne gönderilen 14 Kasım 2011 tarihli mektubumuzla, sözü edilen bu iç hukuk mekanizmasının kurulması yönündeki niyetimiz ve teklifimiz mahkemeye iletilmiştir. Bildiğiniz gibi, 2010 yılında gerçekleştirilen referandum ile anayasa reformu kapsamında Anayasa Mahkemesine vatandaşlarımızın bireysel başvuru imkânını getirmiştik. Böylece, ülkemizde insan hakları standartlarının yükseltilmesi ve korunması adına tarihî bir adım atılmış, temel hak ve hürriyetlere ilişkin yeni ve etkin bir iç hukuk yolu geliştirilmiştir. Bu iç hukuk yolu, 24 Eylül 2012 tarihi itibarıyla fiilen işlemeye de başlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, benzer nitelikteki çok sayıda davada aleyhine başvuru yapılan devlette insan hakları ihlaline yol açan sistematik ve yapısal bir sorunun varlığını tespit ettiğinde pilot karar uygulaması yapmaktadır. Bu yöntemde, mahkeme, bir başvurucuyu pilot dava olarak seçmekte ve bu başvuru çerçevesinde ilgili ülkedeki yapısal ve sistematik sorunu tespit ettikten sonra kendisine yapılmış olan benzer nitelikteki diğer başvuruları beklemeye almaktadır. Pilot karara konu yapısal sorunu çözmek için, ilgili devlete belli bir süre veren mahkeme bu süre zarfında beklemeye aldığı başvuruları incelememekte ve ilgili devletin konuyu iç hukukunda çözüme kavuşturacak bir düzenleme yapmasını beklemektedir. İlgili devlet tarafından gerekli düzenleme yapıldıktan sonra iç hukukta ihdas edilen çözüm yolunun etkin bir yol olup olmadığını inceleyen AİHM yeni oluşturulan yolun etkin olduğuna karar verirse daha önce beklemeye aldığı başvuruları söz konusu iç hukuk yoluna müracaat etmeleri için kabul edilmez bulup iade etmektedir. Dolayısıyla, pilot karar, benzer nitelikteki başvurularda tespit edilen sistematik veya yapısal sorunun ortadan kaldırılması konusunda ulusal makamlara bir anlamda yardım etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 20 Mart 2012 tarihinde AİHM tarafından ülkemizle ilgili verilen pilot kararda, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamadığına ilişkin ihlallerin Türkiye’de uzun yıllardır devam ettiği ve konunun iç hukuk düzeninde yapısal ve sistematik bir problem oluşturduğu belirtilmiş, henüz Hükûmetimize bildirilmemiş ve 23 Eylül 2012 tarihinden evvel işleme konacak tüm başvuruların incelenmesinin bir yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir yani Türkiye’den yapılmış bu yöndeki şikâyetleri bir yıl süreyle askıya almış ve bunları incelememe kararı vermiştir. 20 Haziran 2012 tarihinde kesinleşen bu karardan itibaren Türkiye, bir yıl içinde söz konusu iç hukuk yolunu oluşturmak zorundadır. Huzurlarınıza getirdiğimiz çalışma, bu çalışmadır. Sözünü ettiğim bu kararda İnsan Hakları Mahkemesi, ülkemizde insan hakları alanındaki olumlu seyir ile yargı hizmetlerinin hızlandırılması ve etkinleştirilmesi sürecindeki gelişmelere dikkat çekmiş ve yargılama süresinin uzunluğundan kaynaklı tazminat taleplerinin incelemesi için kurulacak yolun etkinliğine ilişkin kriterleri belirlemiştir. Buna göre, mahkeme tazminat taleplerinin makul sürede bitirilmesini, tazminat bedelinin en geç altı ay içerisinde ödenmesini, kurulacak mekanizmanın adil bir yargılama ilkesinin asgari standartlarını taşımasını, inceleme sürecindeki giderlerin ilgilisi için ağır bir yük oluşturmamasını aramaktadır. Belirtilen kriterler sağlandığı takdirde mahkemenin iç hukuk yolunun etkin bir yol olduğuna karar vereceği beklentimiz vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; tasarıyla kurulması öngörülen komisyon idari kurul şeklinde çalışmalarını yürütecektir. İnceleme süreci ve uygulayacağı usul idari nitelikte olup kararları yargı denetimine tabi olacaktır. Bu kapsamda, komisyonun görevinin adli bir görev olmadığının altını özellikle çizerek vurgulamak istiyorum. Komisyonun idari bir kurul olarak yapılandırılmasının sebebi, diğer ülkelerde yaşanan tecrübelerden kaynaklanmaktadır. Örneğin İtalya’da aynı soruna ilişkin AİHM tarafından verilen kararlar sonrasında “Pinto Yasası” olarak bilinen uygulama yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre uzun yargılamadan kaynaklanan şikâyetler, İtalya’da, yargısal bir mekanizmaya denetlettirilmiştir. Ancak getirilen sistem sorunu çözememiş, orada da uzun inceleme sürelerinden dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu yöntemi etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul etmemiştir İtalya açısından. Biz bu örneklere bakarak Türkiye'de oluşturduğumuz kurulun idari bir kurul olarak çalışmasını ve kararlarının da yargı denetimine tabi olması ilkesini getirdik.

Tasarıyla getirilen bir diğer önemli düzenleme ise kurulacak komisyonun, Bakanlar Kurulu kararı ile yetkilendirilmesi hâlinde, ilerleyen yıllarda AİHM’in yerleşik içtihadına konu yapısal ve sistematik sorunlara dayalı başka konularda yapılan başvuruları da inceleyebilecek olmasıdır. Bunun için, öncelikle, komisyonun belirlenen alanlardaki başvuruları etkin şekilde ele alıp incelemesi, daha sonra ise ihtiyaç duyulacak alanlarda, gerekli görüldüğünde görevlendirme yapılması öngörülmüştür.

Buna ek olarak, bu kanunla kurulacak komisyonun faaliyete başlamasından önce, komisyonda görev yapacak kişiler ile komisyon kararlarının yargısal denetimini yapacak olan bölge idare mahkemesi hâkimlerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde çalışma ziyaretleri yapması da planlanmıştır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, tasarının kanunlaşması hâlinde kurulacak olan komisyon, Adalet Bakanı tarafından atanacak 4 üye ve Maliye Bakanı tarafından atanacak 1 üye olmak üzere toplam 5 üyeden oluşacaktır. Sekretarya hizmetleri Bakanlığımızca karşılanacaktır. Kamu kurum ve kuruluşları ile yargı mercileri, görevleri kapsamında ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve belgeyi gecikmeksizin komisyona tevdi edecektir. Komisyonun görev alanı, tasarının Adalet Komisyonunca kabul edilen hâliyle, 23 Eylül 2012 tarih itibarıyla İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış ve hâlen AİHM önünde derdest başvurularla sınırlı tutulmuştur. Komisyon, kendisine yapılacak müracaatların öncelikle tasarının 6’ncı maddesindeki ön koşulları taşıyıp taşımadığını inceleyecek buna göre bir karar verecektir. Yine, komisyon, müracaatın esası hakkındaki kararını ise AİHM’in emsal kararlarını da gözetmek suretiyle gerekçeli olarak verecektir. Komisyon için bu değerlendirmelerinde esas alınacak kriterler, AİHM’in bu konuda oluşmuş kriterleri olacaktır. Komisyon, müracaat hakkında dokuz ay içinde karar vermek zorunda olup bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde, komisyon aracılığıyla, Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itiraz yapılabilecektir. Mahkemenin vereceği karar kesindir.

Yine, tasarıya göre, ödenmesine karar verilen tazminat, kararın kesinleşmesinden itibaren Adalet Bakanlığı tarafından her türlü harçtan ve masraftan muaf tutularak üç ay içerisinde ödenmek zorundadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüz modern hukuk anlayışında, ulusal ve uluslararası hukukun bir bütün olduğu fikri pekişmiştir. Ulusal hukukun esas, uluslararası hukukun tamamlayıcı olduğu bu anlayışa göre, uluslararası standartlar iç hukuk bakımından asgari ölçüleri vermektedir. Bir başka anlatımla, altına inilemeyecek ancak ülke gerçekleri ışığında yorumlanıp geliştirilebilecek bir standarttır uluslararası hukuk. Bugün dünyada bir çok devlet, artan ve çeşitlenen toplumsal ihtiyaçları karşılama noktasında yargı sistemlerini gözden geçirme, özellikle artan iş yükü sorunu karşısında daha etkin ve kaliteli bir sisteme ulaşmak için reform çalışmaları yürütme noktasındadır. Bu çaba, hiç kuşkusuz, hukukun kadim ve evrensel ilkelerine, bu ilkelerin çağdaş yorumuna, temel hak ve özgürlüklere, odağına insanı alan adalet politikalarının giderek artan önemine dayanmaktadır.

Takdirlerinize sunulan bu tasarı, geçmişte adalet kapısına müracaat etmiş ama o kapı önünde bekletilmiş, mağduriyet yaşamış ve bu nedenle devletiyle nizalı duruma düşmüş vatandaşlarımızla bir kucaklaşma, haklarını temin ve teslim etme aracıdır. Bu yönüyle, mahkeme önündeki tek taraflı deklarasyon ve dostane çözüm süreçlerinden nitelik olarak bir farkı bulunmamakla beraber, bu çözümün kendi iç hukukumuz içinde üretilebilmiş olması elbette anlamlıdır.

Uzun yargılamaya ilişkin haklı yakınmaları bulunan vatandaşlarımıza, kurulacak komisyonun yapacağı inceleme sonucunda tazminat ödenerek manevi zararlarının bir an önce ödenmesi amaçlanmıştır. Benzer mağduriyetlerin gelecekte yaşanmaması, yargı sistemimizin güven veren adalet vizyonumuza uygun olarak önüne gelen ihtilaflara süratle yanıt verebilmesi için büyük mesafeler katettiğimiz adli reform çabalarımız da hız kesmeden, paralel olarak devam edecektir.

Bu vesileyle, değerli heyetinizi saygıyla selamlıyor, yasalaşması için katkı, takdir ve desteklerinizi talep ettiğimiz tasarımızın milletimiz, ülkemiz için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ergin.

Buyurunuz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakanı da dinledik. Bu tasarıyla, Avrupa mahkemesinde derdest olan binlerce davayla ilgili bir mevzuat değişikliği yapılıyor. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi çok açık. Orada deniliyor ki: Uluslararası sözleşmeler, ulusal hukukla çeliştiği zaman uluslararası sözleşmeler uygulanır. Bu kanunu çıkaran Hükûmet; 2004 yılında çıkardılar. Kendileri bu Anayasa değişikliğini yaptı ve o zaman CHP de destek vermişti.

Şimdi, Türkiye, Avrupa mahkemesinde adil yargılanma ve uzun tutukluluk gibi, tarafsız olmayan mahkemelerde olan davalarda birinci derecede mahkûm olan bir ülke. Bunu gidermek için getirilen bu taslakta, sadece tazmin komisyonları öngörülüyor. Tazmin komisyonları mülkiyet hakkına ilişkindir. Kamulaştırma davasıdır, olur ama insan özgürlüğünün ihlal edildiği bir ulusal yargılamada ve bu, Avrupa mahkemesinde devam ediyorsa bu sözleşmeye Türkiye imza atmıştır.

Avrupa mahkemesinin kararlarının iki sonucu var. Bu sonuçlar, sadece tazminat değildir, mevzuatın bu karara göre yerine getirilmesidir. Bu taslakta, mevzuatın yerine getirilmesi hükmü kaldırılıyor, yok. Mevzuatın yerine getirilmesi, yani Avrupa sözleşmesine uygun hükümlerin getirilmesi hükûmetin görevidir, sözleşmeci hükûmetin. Burada, bu tasarıyla, bir kanunla Avrupa sözleşmesinin amir hükümleri ihlal ediliyor. Yani burada bu kanun tasarısı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı.

Bakın, Anayasa’ya aykırıdır demiyorum Sayın Başkanım, Anayasa’nın 90’ncı maddesine göre tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Yani, burada özel yetkili mahkemelerin hâkimleri, vatandaşı uzun süre tutuklu bırakacak cezaevinde, bu Meclisin 8 milletvekilini ve bunun bedelini, yine tazminat olarak, vatandaş, kendi yatırdığı vergiyle hazineden ödeyecek. Avrupa mahkemesinin amacı bu değil, değerleri bu değil; insan haklarına saygı bunun temelidir. Yani bu tasarı görüşülemez Sayın Başkanım. Bu tasarı, bu şekliyle idari bir komisyon oluşturduğu için yasama, yargı alanını düzenleyemez, idareye teslim edemez. Bu, muvazaalı bir iştir. Eğer Türkiye adalette hak ettiği yerine ulaşmak istiyorsa vatandaşına sahip çıkacak. Bunun yolu çok basittir. Özel yetkili mahkeme…

BAŞKAN – Şimdi sizin talebiniz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben usul tartışması açılmasını talep ediyorum ve bu görüşülemez diyorum.

BAŞKAN – Bu tasarının görüşülemeyeceği konusunda usul tartışması mı açıyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Usul tartışması.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Hangi gerekçeyle?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Görüşülemez bu tasarı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, bir de Türkiye’nin taraf olduğu ikiz sözleşmeler Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne göre, ulusal üstü yargıya buradaki ulusal Meclis kararlarıyla müdahale edilmesi durumu söz konusu ve sadece tazminata indirgeme… Bu, tazminata indirilmeyecek bir konumdur. Ceza hukukunda özgürlüklerde geriye dönüş yoktur. Siz özgürlüklerini yitirmiş insanlara hangi tazminatla özgürlüklerini iade edersiniz? 8 tane milletvekili cezaevindedir, haksızlığa uğramış gidiyor.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu sözleşmelere aykırı olan bu taslak Mecliste görüşülemez, görüşülemez. Burada yasama, yargıyı…

BAŞKAN – Usul tartışması açıyorsanız buyurun geliniz.

Lehte, aleyhte?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Lehte…

FARUK BAL (Konya) – Lehte…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aleyhte…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Lehte…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Aleyhte…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Kaplan.

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin Sözleşme’ye aykırı olduğu gerekçesiyle görüşülüp görüşülemeyeceği hakkında

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adalet ve adil yargı bu ülkenin kanayan yarasıdır. Adalet herkese lazım. Başbakan da bir şiirden dolayı devlet güvenlik mahkemesinde mahkûm oldu. Onun dışında aydınlar, yazarlar, çizerler, düşünenler, ressamlar, hukukçular, gazeteciler; hepsi de olağanüstü mahkemelerde yargılanıyor. İstiklal mahkemelerden bahsetmiyorum, 12 Eylülden sonra sıkıyönetim mahkemelerinden bahsediyorum, geçtik, devlet güvenlik mahkemelerinden bahsediyorum. Sendikaları kapattılar, dernekleri kapattılar, düşüncesine bakmadan insanları fişlediler, 2 milyon kişiyi içeri attılar ve bu mahkemelerde adil bir yargılanma yapılamadı. Onun acısını yaşarken özel yetkili mahkemeler kuruldu. Özel yetkili mahkemeler, bugün, Türkiye’de muhalefet olan herkesi yargılıyor. Milletvekilleri, bu Meclisin hâlen 8 milletvekili bu özel yetkili olağanüstü mahkemelerin kararları nedeniyle tutuklu.

Burada, Türkiye, bir taraftan Avrupa Birliğinin müzakere sürecini yaşıyor. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi çok açık olarak uluslararası sözleşmelerin iç hukukta kanunların üzerinde olduğunu söylüyor. Ulusal üstü hukuk, evrensel hukuk, uluslararası sözleşmeler iç hukukun üstündedir, yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi özel yetkili mahkemelerin üstündedir yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 12 Eylül darbe Anayasası’nın üstündedir, yani evrensel hukuk ulusal hukukun üstündedir.

Şimdi, bu ülkede bu Meclisin vicdanı ve insanca düşünerek vereceği bir karar var. Birileri işkence yapacak kollukta. O işkencecilere avukat tutuluyor. Bu ülkede avukatın parasını, o işkencecilerin, devlet ödüyor. O işkenceciler Türkiye’yi mahkûm ediyor Avrupa mahkemesinde. Avrupa mahkemesinin tazminatını vatandaş vergisiyle hazine ödüyor, hazineden bu işkencecilerin parası ödeniyor. Aynı şeyi hâkimler yapıyor, özel yetkili mahkemelerin hâkimleri yapıyor; aynı şeyi savcılar yapıyor, aynı şeyi özel yetkili polisler… Özel soruşturmalarla özel yetkili mahkemelerin muhalefeti sindirerek yaptığı bir uygulama var.

Şimdi, siz kalkmışsınız… Türkiye, on yıllık AKP iktidarında -dünyada değil Avrupa Konseyinden bahsediyoruz- 47 ülkede 1’inci. Adil yargılama hakkından, tarafsız olmayan mahkemelerden, bağımsız olmayan mahkemelerden, makul sürede bitmeyen davalardan muzdarip, başvurmuş, bireysel başvurularda bulunmuş 10 binin üstünde insan, Avrupa mahkemesinde adalet bekliyor. Buradaki adaleti gidip Avrupa mahkemesinin iş yükü çoktur diye, Avrupa mahkemesinin iş yükünü hafifletmek için, burada bir tazmin komisyonu kurmaya çalışıyorsunuz. Bu tazmin komisyonunu kamulaştırmada anlayabiliriz, mülkiyet hakkı anlamında anlayabiliriz ama insan özgürlüğü, insanın yargılanması, insanın adil bir şekilde yargılanması söz konusu olduğunda bir yol var doğru olarak yapacağınız: Özel yetkili mahkemeleri kapatacaksınız, olağanüstü yargıya son vereceksiniz. Bu ülkeye adalet istiyorsanız bunu yapacaksınız. Doğru olan budur. Yoksa tazmin komisyonları kurup vatandaşın cebinden hazineye yatırdığı parayı… Vatandaşı mağdur edeceksiniz ama o uzun tutukluluğu yapan, ama o uzun yargılamayı yapan, o yargı işkencesini yapan hâkim, savcıya rücu etmeyeceksiniz; o polisin yakasına yapışmayacaksınız, o kolluktan hesap sormayacaksınız.

Üstelik Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni imzalayacaksınız, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ndeki adil yargılanmanın gereklerini yerine getirmeyeceksiniz; sonra geleceksiniz, Mecliste, burada, bu yasama organı yargının alanını düzenleyecek. O kadar ki sadece Türkiye mahkemelerinin alanını değil, maşallah, Avrupa Konseyinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı alanını düzenleyecek bir tasarıyı hükûmet getirecek. Buna hiçbir hukukçu, hiçbir insan, hiçbir siyasetçi “evet” diyemez. Yanlıştır bu. Böyle bir yasa çıkmaz, çıkarsa da kadüktür. Kadük olan bu yasa uygulanamaz. Bu yasaya karşı burada Meclisin onurlu bir duruş göstererek geri göndermesinin tavrını koyması gerektiğini düşünüyorum. Adalet bu ülkede bu kadar ucuz olmamalı. Adalet için ne gerekiyorsa onu yapalım ama böyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – …muvazaa, böyle şeylerle uğraşmayalım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Bakanım, Hasip Bey doğru diyor değil mi?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Hiç alakası yok, uzun tutukluluk yok burada.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Vallahi billahi bu konuşmalarınız kıyameti koparacak, görürsünüz.

BAŞKAN – Lehte, Konya Milletvekili Faruk Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşülmesi sırasında, bu tasarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Birleşmiş Milletler kişisel ve siyasi haklara ilişkin sözleşmeye atıfta bulunularak Mecliste görüşülemeyeceği iddiasıyla tutumunuz hakkında usul tartışması açılmıştır. Ben de tutumuzun doğru olduğu yönünde lehte görüşlerimi ifade etmek için huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Arkamızda bir yazı var. Bu yazıda “Hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir.” diyor. Bu Mecliste bu tasarı görüşülmeyecek de nerede görüşülecek? Millî ve üniter bir devletin temel hakkı, bağımsızlığını hükümranlığıyla pekiştirerek önünde bulunan sorunları görüşmektir. Bu nedenle tutumuz lehinde söz aldım.

Bunun anlamı şu değildir: Buraya getirilen tasarı doğrudur, buraya getirilen tasarı adaletin siyasallaşma ve hantallaşma neticesinde ortaya çıkan devasa sorunlarından birisine çare arıyor. Bizim ifade ettiğimiz bu değildir. Aksine, getirilmiş olan tasarı, siyasallaştırılmış ve hantallaşmış yargının sebeplerini ortadan kaldıracak bir çözüm aramak yerine bunun sonuçlarıyla uğraşmak gibi garip bir mantıkla buraya gelmiştir.

Yargı makul sürede davayı bitirememiştir, uzun süren davalar tarafları mağdur etmiştir. Uzun tutukluluk hâlleri insanları evinden, yuvasından, çoluğundan çocuğundan, ailesinden etmiştir. Burada bir mağduriyet doğmuştur. Bu mağduriyet nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine insanlar şikâyette bulunuyor ve Türkiye, bu şikâyet sıralamasında 47 ülke arasında 2’nci sırayı teşkil ediyor. İşte, bu, millî ve üniter devlet vasfı ile bağımsız bir devlet olan ve millet hâkimiyetini de bu Meclise bırakmış olan milletimizin iradesinin yegâne tecelligâhı olan bu Mecliste görüşülecek konudur.

Bu konuyu burada görüşeceğiz ancak tasarının geldiği hâliyle değil, olabildiği kadarıyla sonuçlarıyla değil, sebeplerini ortadan kaldırabilecek çözümleri üreterek, fikirlerimizi burada tartışarak ve buna bir sonuç bulabilme amacıyla burada tartışacağız.

Bu düşüncelerle, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bal.

Aleyhte, İstanbul Milletvekili Bülent Turan.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Az önce Sayın Kaplan’ın dile getirdiği usule itirazla ilgili aleyhte söz aldım ancak lehte birkaç husus ifade etmek istiyorum.

Şu an görüşülmekte olan kanun tasarısı, AİHM’in sözleşmesinin 6’ncı maddesindeki adil yargılama hakkının ihlalinin söz konusu olması bir tarafa, zaten Mart 2012’de “Ümmühan Kaplan ve Türkiye” davasında zikredilen, temelini de ondan birkaç sene önce “Daneshpayeh Türkiye” davasında dile getirilen, yani Türkiye’nin belli konularda çok fazla ihlalin iddia edildiği konuların iç hukukla düzenlenmesini öngören kararından sonra gündeme gelmiştir.

AİHM uygulamasında, zaman içerisinde bir ülkeyle ilgili birden fazla iddia söz konusu olursa onunla ilgili mahkeme bütün davaları bir tarafa ayırıp, pilot uygulama yapıp, yani içerisinden bir tanesini seçip onunla ilgili iç hukukta bir düzenlemen var mı, yok mu diye bakmakta, eğer o konuyla ilgili çok dava olmasına rağmen iç hukukta bir düzenleme yoksa o ülkeye bir süre verip “Bunu bir an önce çözün, sonra bunlara bakalım.” demekte.

Dolayısıyla, biz, bırakın AİHM’in karşı olmasını, aleyhinde olmasını, tam aksine Ümmühan Kaplan davasında Türkiye’ye süre vermesini, “İç hukukta bu sorunları çözün, bize gelmeyin.” anlamındaki kararından sonra hükûmet tasarısı olarak gündemimize gelmiştir. Dolayısıyla, AİHM sözleşmesine aykırı olması söz konusu değildir.

Kaldı ki İç Tüzük’ümüzün 84’üncü maddesi bununla ilgili, Anayasa’ya aykırılıkla ilgili iddiaların hangi usulle yapılacağını bize ifade etmektedir. Yine, aynı şekilde, İç Tüzük 73’üncü madde, bizlere hükûmet tasarısının hangi usulle Genel Kurula geleceğini ifade etmektedir. Ne Genel Kurula gelişte ne Anayasa iddiasında ne AİHM iddiasında bir geçerlilik bulunmamaktadır.

Türkiye şimdiye kadar olduğu gibi, uluslararası anlaşmalara olan anayasal bağlılığını tekrar gündeme getirmiştir. Bir gereklilik olan bu düzenlemeyi Genel Kurula getirmiştir. Kaldı ki burada bir hususu daha zikretmek isterim. Hepinizin bildiği gibi, çok büyük -sürüncemede- sıkıntılarla, milletimizin “evet” oylarıyla geçen, “evet” oylarından sonra gündeme gelen Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının verilmesinden sonraki süreçte -ki iki ay kadar önce başlamıştır bu süreç- o zamana kadar olan süreci bu kanun düzenlemektedir. Zaten bu saatten sonraki başvurular, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru bağlamında iç hukuk yolu olmuştur. Dolayısıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bizden istediği, şu an elinde biriken dosyaların, Anayasa Mahkemesindeki yeni düzenlemeye kadarki süreçteki davaların tekrar Türkiye’deki bir iç hukuk müessesesiyle çözülmesidir; yapılan bundan ibarettir Sayın Başkan.

Ben bu konunun Anayasa’ya aykırı olmadığını, AİHM sözleşmesine aykırı olmak bir tarafa, onların talebiyle olduğunu tekrar hatırlatmak istiyor, tüm Genel Kurula saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Turan.

Lehte, İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu ifade edeyim öncelikle: Türkiye’de yargı birçok insanı perişan etti. Ondan dolayı yüzlerce, binlerce başvuru yapıldı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ve bu başvurular ile de biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini perişan ettik, şimdi ona çözüm bulmaya çalışıyoruz. Ancak, öngörülen mekanizma, gerçekten makul bir mekanizma değil Sayın Bakan. Şöyle: Şimdi, daha önce, terörle mücadeleden kaynaklanan zararların giderilmesi için bir iç hukuk yolu oluşturuldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de  bunu kabul etti ve elindeki dosyaları geri gönderdi ama orada sorun şuydu: Mahkemeye giden bir başvuru yoktu. Mahkemeye başvurmamış, idari makamlara başvurmamış yurttaşlar vardı, mağdur olmuş yurttaşlar vardı ve ondan sonra da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine giden dosyalar vardı yani Türkiye’de bir yargı süreci yoktu. Ama şimdi getirdiğiniz yasada ise başlayan bir yargı süreci var, sonuçlanmış bir yargı süreci var veya devam eden bir yargı süreci var. Bununla ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurular yapılmış. Ama siz, şimdi, bir yargı süreciyle ilgili olarak -belki de Türkiye’de devam eden dosyalar da var bu 2.100 tane dosyayla ilgili olarak- yargı süreci Türkiye’de devam  eden vakalarla ilgili olarak bir idari kurul oluşturuyorsunuz. Nasıl olacak bu? Nasıl bir karar verecek? Anayasa’nın 138’inci maddesine aykırı olmayacak mı bu? Devam eden bir yargılama var Türkiye’de, bunların içerisinde mutlaka vardır ama mutlaka vardır ve  o idari kurul devam eden bir yargılamayla ilgili olarak bir karar verecek ve onu da bölge idare mahkemesi test edecek. Bir yargılama süreciyle ilgili olarak bir idari mekanizma oluşturulamaz.

Dolayısıyla yani Anayasa’daki sisteme aykırı bir şey getiriyorsunuz yani mahkemeyi denetleyecek, mahkemelerin de uygulamayı denetleyecek 4 veya 5 kişiden oluşan, bir memurdan oluşan bir idari kurul oluşturuyorsunuz. Dolayısıyla mahkeme değil, idari kurul değil… Böyle bir mekanizmanın oluşturulması etkin bir iç hukuk yolu olmayacak, hiçbir biçimde olmayacak ve yargı süreçlerine müdahale anlamını taşıyacak. Dolayısıyla, esas itibarıyla bu yönlü bir tartışmanın komisyonlarda yapılmamış olması da bir eksiklik bana göre.

Ayrıca, “Anayasa Mahkemesi.” diyorsunuz. Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesine ilişkin -sizler de biliyorsunuz- başvurunun iç hukukta tüketilmesi lazım. Ee, makul sürede yargılama için -“Devam eden ihlal.” diyoruz biz- iç hukukun tüketilmemesi lazım. Tüketilmeden başvuru yapılabiliyor Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ama burada Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmayacak, yapılamayacak, yasadaki engel nedeniyle yapılamayacak.

Dolayısıyla yani hâlen devam eden başvurularla ilgili olarak nereye başvuracak mağdurlar? Böyle temel aksaklıkları var bu yasanın. Dolayısıyla bu şekilde görüşülmesi yani madde ihdası biçiminde değişiklik de yapılması mümkün değil; bu şekilde görüşülmesi, yapılması ve yasalaşması hem Anayasa’ya aykırı olacak hem de, bana göre, yeni bir yargı mekanizması oluşturulmadan yargı mekanizmasına etki edecek başka bir mekanizma oluşturulacak. Dolayısıyla, tümüyle Anayasa’ya aykırı, tümüyle Anayasa’ya aykırı. Böyle bir mekanizma, devam eden yargılamalar bakımından oluşturulamaz.

Ayrıca, yine şu var: 2’nci maddesiyle Bakanlar Kuruluna geniş yetki alıyorsunuz. O belki burada değişebilir, eğer görüşülürse. Şimdi, işkence yapacaksınız, yaşam hakkını ihlal edeceksiniz, yarın öbür gün Bakanlar Kuruluna yetki vereceksiniz. “Efendim, 2’nci maddedeki değişiklikler de buna girebilir, 3’üncü madde de girebilir; o zaman hem işkence yaparım hem de tazminat öderim, bu işten kurtulurum.” 2’nci maddedeki yetki bunu da kapsamakta. Yarın öbür gün 2’nci maddeyi de, 3’üncü maddeyi de bu madde kapsamına alırsanız mağdurlar ne yapacak?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yerleşik içtihat olmayan bir konu gelemez, yerleşik içtihat değil o.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Gelir, Bakanlar Kurulu kararıyla çok rahatlıkla o maddeyi içine alabilirsiniz. Dolayısıyla, bu yönüyle de sakat. Benim de kişisel görüşüm bu yasanın görüşülmemesi yönündedir. Oluşturulan idari mekanizma yargı mekanizmasına, devam eden yargılamalara etki edecek bir karar süreci başlatabilir, bu da Anayasa’ya aykırıdır, görüşülmemesi gerekir görüşündeyim.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, kısa bir düzeltme yapayım, net anlaşılsın. Ümmühan Kaplan davası, kırk beş sene sürmüş bir kadastro, mülkiyet davasıdır. İstimlak davası olabilir, mülkiyet davası olur, onu tazmin edersiniz komisyonda ama işkencede, uzun tutuklulukta, insan haysiyetinin yaralandığı durumlarda bunların tazmini ve idari komisyonlara atfetmek gibi bir hak yok; bu yanlış.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yok öyle bir şey, öyle bir kapsam yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yanlış olan bu, bunlar giremez. Burada bütün uzun tutuklama ve uzun yargılama davaları bu tasarı içine alınmış, yanlış burada.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Tutuklama yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İsteyen baksın, istimlak davasıyla, kadastro davasıyla, arazi davasıyla insan özgürlüğünü aynı yapıyor. Bu kadar fark var arada, onu söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Anlaşıldı Sayın Kaplan.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilerim, şöyle  bir sorun var burada, gözden kaçan husus: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat edenler bu kanundan yararlanıyor. Ancak yani ülkesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet etmeyenler bu yasadan yararlanamayacak. Bu, Anayasa’mızın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ediyor yani devletin bir hak ihlalinden dolayı ülkesini, devletini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi nedeniyle şikâyet etmemişse biz bu vatandaşı cezalandırmış oluyoruz yani bu, bir çifte standarttır. Bu açıdan Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesine aykırıdır. Bunun görüşülmemesinde fayda var diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın milletvekilleri, şimdi, bizim çalışma usullerimizi İç Tüzük’ümüz belirler biliyorsunuz. İç Tüzük’ümüzün 38’inci maddesi şöyle buyuruyor: “Anayasaya uygunluğun incelenmesi: Komisyonlar, kendilerine havale edilen tasarı veya tekliflerin ilk önce Anayasanın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler.

Bir komisyon, bir tasarı veya teklifin Anayasaya aykırı olduğunu gördüğü takdirde gerekçesini belirterek maddelerin müzakeresine geçmeden reddeder.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Komisyon değil ki, Genel Kurul.

BAŞKAN - Şimdi, bizim, şu anda Divan olarak, bunun görüşülüp görüşülmeme yetkisini haiz olmadığımızı belirtiyorum. Bunun için Sayın Komisyon Başkanına söz vereceğim ve Sayın Komisyon Başkanının bu konuya açıklık getirmesini rica edeceğim. Sizin bu önerilerinize ve sizin bu görüşlerinize karşı neden Sayın Komisyon Başkanı böyle bir karar almış –siz açıklıkla “Anayasa’ya aykırı.” diyorsunuz- onun neden bunu Anayasa’ya aykırı görmediğini izah etmesini rica edeceğim.

Buyurunuz efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Canım, zaten Anayasa Komisyonu Anayasa’ya aykırı görmediği için gelmiş buraya. Bu, 87’inci maddeye göre önerge verilmesi lazımdı, o önergeyi vermemiş. Tasarının tümünün Komisyona iadesi konusunda müzakere açılması lazım.

BAŞKAN – Şimdi, o zaman Anayasa’ya aykırılık önergesini belki Komisyon şimdi verecektir.

Buyurunuz.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Evet, arz edeyim Değerli Başkanım.

Değerli arkadaşlar, tasarının Anayasa’ya aykırılığı Komisyonumda itiraz olarak ileri sürülmüştür. Komisyonumuz uzunca değerlendirmiş, tartışmış ve oylamayla -ki bu siyasal bir denetimdir, yargısal denetim değil- Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır.  Sorun…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Parmaklar sağlayamıyor ki Anayasa’ya uygunluğu.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Efendim, bir dakika… Sevgili Kardeşim, siz konuşurken ben ne vücut dilimle…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Parmaklar Anayasa’ya uygunluğu sağlayamıyor, onu söylemek istedim.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Kaplan, dileyelim.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Zaten parmaklar şöyle veya böyle olsa bile sonuç siyasaldır, anayasal denetim yine devam edecektir.

Genel Kurulda şu anda Değerli Başkanım, usul tartışması içerisinde yani 63’üncü madde yoluyla Anayasa’ya aykırılık tartışması yapılıyor. Genel Kurulda Anayasa’ya aykırılık tartışmasını İç Tüzük’ümüzün 84’üncü maddesi -Kamer Bey kısmen “87” dedi- dile getirmiş.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 87… 87…

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Anayasa’ya aykırılık tartışmalarını Büyük Meclis Genel Kurulda önergeyle yapabilir, böyle herhangi bir önerge de yok.

Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 84’üncü madde ayrı bir madde.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, daha vaktimiz var.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Öbürü de esasla ilgili. Komisyon esasla ilgili müzakerelerde Anayasa’ya aykırılık tezini ortaya koyabilir ama Genel Kurulda Anayasa’ya aykırılığın, bu itirazın dinleme usulü de, sonuçlandırılma usulü de önergeyle olur ve önerge oylamasıyla olur. 63’üncü maddede böyle bir tartışmaya yer yok efendim.

Arz ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Sayın Komisyon Başkanının nitelendirmesi maddeler üzerindeki Anayasa’ya aykırılıktan bahseder. Yani tek tek madde anlamında der, tümü anlamında söylemez Sayın Başkanım, o konu, o düşünceniz doğru değil.

BAŞKAN – Sayın Tanal, sayın milletvekilleri; demin size izah ettim. Ben sadece, burada usul tartışması olarak bunu dile getirdiğiniz için, Komisyonun bu konuda neden böyle düşünmüş olduğunu Genel Kurulun bilgisine sunmasını rica ettim. Bizim bu konuda yasayı geri çekme gibi bir yetkimiz yoktur, görüşmelere devam edilmesini uygun görmekteyim.

Tabii, aykırılık varsa önergeler verilecektir ve daha sonra da, Anayasa’ya aykırılık iddialarınız yasanın devamında sizin ileri sürmelerinizle devam edecektir.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S. Sayısı: 342) (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurun Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUP ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde yargılamaların uzun sürdüğü herkes tarafından kabul edilmektedir. Ayrıca, tutuklama da bir tedbir olmaktan çıkmış, âdeta infaza dönüşmüştür. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109’uncu maddesi gereğince adli kontrol tedbirleri uygulanıp tahliye etme imkânı varken maalesef mahkemelerimiz adli kontrol sistemini uygulamayarak uzun tutukluluk durumlarının ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir.

Tutuklananlar için uzun bir yargılama sürecinin başladığı, bu açıdan tutuklamanın bir tedbirden çok ceza hâlini aldığı, tutuklanmayanların ise kurtulduklarını düşündükleri bir gerçektir. Toplumun algısı da bu yöndedir.

Ülkemizdeki yargılamalar, yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sonucunda en kısa sürede gerçeğe ve adalete ulaşılmasını amaçlayan şekilde değil, tahliye talepleri ve tutukluluğun ortadan kaldırılmasına yönelik olarak devam etmektedir.

Günümüzde tutuklama tedbirinin, yargısız infaz, şüpheliyi toplumdan uzaklaştırma veya kamuoyu oluşturmak amacıyla uygulandığı izlenimi doğmaktadır ki tüm bunların tutuklama tedbirinin uygulanma amacıyla ilgisi bulunmamaktadır. Uzun süren ve makul sürede tamamlanmayan yargılamalar, Türk hukukunun en önemli sorunudur. Bu sorunu çözme noktasında gerekli çaba harcanmamaktadır. Böylece, tutuklama tedbiri yönünden de makul süreye uyulmadığı görülmektedir. Bunun üzerine her ne kadar hukuka aykırılığı tespit edip tazminata hükmetse de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların uzun yıllar sonuçlandırılamaması olumsuzluğu da eklendiğinde, hukukun evrensel ilke ve esaslarına aykırı şekilde verilen yargı kararlarının devam ettiği görülmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin geç verilen kararları ciddiye alınmamakta, sadece tazminat olarak değerlendirilmekte, devlet tarafından ödenen bu tazminatların sorumlusuna rücu mekanizması işletilemediğinden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile varılmak istenen hedefe ulaşılamamaktadır.

Ülkemizdeki özellikle özel yetkili mahkemelerdeki uzun süreli tutuklama kararları münferit olmaktan çıkmış, basmakalıp gerekçelerle verilen kararlarla sistematik bir hâle dönüştürülmüştür. Sistematik hâle dönüşen, makul süreyi aşan tutuklama kararları nedeniyle, başta milletvekillerimiz olmak üzere, belediye başkanı, il encümeni, siyasetçi, aydın, gazeteci, sivil binlerce yurttaşımız cezaevlerinde çürütülmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2009 yılından bu yana, uzun süreli ve haksız tutukluluklar nedeniyle ülkemiz hakkında 440’ı aşan kez karar vermiş ve ülkemizi mahkûm etmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında uzun ve haksız tutuklulukların peşin cezaya dönüştüğü ve bu durumun ağır insan hakkı ihlali oluşturduğu açıkça vurgulanmıştır. Tasarı, makul süreyi aşan haksız tutuklulukları kapsamamaktadır.

Avrupa Komisyonunun Türkiye'nin Avrupa Birliği 2012 İlerleme Raporu’nda ülkemizdeki uzun yargılamalarla ilgili endişelerin devam ettiği belirlenmiş ve savunma hakkı, yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin uzunluğu ve fazlasıyla uzun ve çok kapsamlı iddianameler bakımından endişeler devam etmiş olup, bu durum, söz konusu yargılamaların hukuka uygunluğunun kamuoyu tarafından kayda değer ölçüde sorgulanmasına yol açmıştır.

Türkiye'de demokratik kurumların düzgün işleyişine ve hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin güçlendirilmesi bakımından bir fırsat teşkil eden bu davalar, yargı süreçlerinin geniş kapsamlı ve söz konusu süreçlerle ilgili eksikliklerine yönelik ciddi endişeler yüzünden gölgede kalmıştır. Ayrıca, söz konusu davalar, Türk siyasetinde kutuplaşmaya yol açma eğilimindedirler. Bu davalarda “Savunma hakkının güvence altına alınması ve şeffaflığın sağlanması amacıyla yargı süreçlerinin hızlandırılması gerekmektedir. Soruşturmalar hızla genişleme eğilimindedir. Yargı yalnızca polis tarafından toplanan veya gizli tanıklar tarafından sağlanan kanıtları kabul etmektedir.” ifadeleri kullanılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin yargı sistemindeki -az önce bahsettiğim- yapısal sorunlarından dolayı gerek uzun tutukluluk süreleri gerekse de makul sürelerde sonuçlanamayan davalardan zarar gören yurttaşlarımızın uğradıkları haksızlıkları gidermek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava açtıkları, bu davaların çok ciddi bir sayıya ulaştığı bilinen bir gerçektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verilerine göre, geçen yıl sonu itibarıyla, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önünde toplam başvuru sayısı 15.940 olup bunlardan yaklaşık 2.500’ü uzun yargılama iddiasını içermektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu davaların birçoğunu kabul etmiş ve davalar büyük ölçüde Türkiye aleyhine sonuçlanmış, mağdurlara tazminat ödenmiştir. Devlet, yüklü miktarda mahkeme masrafı ve avukatlık ücreti ödemesiyle karşı karşıya kalmış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu davalardan dolayı yoğun bir iş yükü altında kalmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet, önümüzde duran yasa tasarısıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde bu davaların oluşturduğu olumsuz sicilden tazminat ve yargılama giderlerinden kurtulmak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu yolla kendi iş yükünü hafifletmek istemektedir. Dolayısıyla, bu tasarı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti arasında bir paslaşma tasarısıdır.

Tasarının 2’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında “Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da bu kanun hükümleri uygulanabilir.” şeklinde düzenleme, Bakanlar Kuruluna, yargıyı ilgilendiren bir alanda kapsamı ve sınırları belli olmayan bir yetki verilmesi mahiyetindedir. Bu yetkinin hangi amaçlarla kullanılacağı açık olmadığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’den beklentilerinin oldukça dışına taşılmaktadır. Verilen yetkilerin kapsam ve sınırlarının açıkça kanunla belirlenmesi hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur. Bakanlar Kuruluna verilen yetki, hukuk devletinin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Tasarının 4’üncü maddesinde, kanun kapsamında yapılacak müracaatlar hakkında karar vermek üzere, Adalet Bakanlığının bağlı ve ilgili kuruluşlarında çalışan hâkim ve savcılar arasından Adalet Bakanı tarafından 4 kişi ile, Maliye Bakanı tarafından Maliye Bakanlığı personeli arasından atanacak 1 kişiden oluşan toplam 5 kişilik bir komisyon kurulacağı, komisyon başkanının üyeler arasından Adalet Bakanı tarafından seçileceği ifade edilmiştir.

Ancak bu düzenleme ilke olarak doğru bir düzenleme değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, getirilecek düzenlemenin etkin ve adil bir düzenleme olması gerektiğini ilke olarak belirlemiştir. Bu anlamda karar verecek makamın adil yargılamaya uygun karar verecek bağımsız bir organ olması zorunludur. Ancak tasarıda öngörülen kurul, bağımsız bir kurul olmadığı gibi adil yargılanmayı sağlayacak nitelikte yetkin bir kurul da değildir, direkt yürütmeye bağlı Adalet Bakanı ve Maliye Bakanı tarafından atanacak kişilerden oluşmaktadır.

Tasarının 7’nci maddesinde, komisyon kararlarına karşı Ankara bölge idare mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilerek, itiraz mercisi olarak Ankara bölge idare mahkemesi öngörülmüştür. İtiraz üzerine verilen kararların kesin olacağı ifade edilmiştir. Ancak, bölge idare mahkemesi, itiraz mercisi niteliği itibarıyla uygun değildir çünkü tazminata hükmedebilmek için bazı şartlar söz konusudur. Bu nedenle süreç, kapsamlı bir bilgi ihtiyacı doğurmaktadır. Uygun olan, itiraz mercisi olan Yargıtay ve Danıştayda özel olarak oluşturulacak kurullara görev verilmesidir.

Tasarı, yargı sistemindeki yapısal sorunları temelden çözme, mağdur olan insanların mağduriyetlerinin önüne geçip bir an önce haklarına kavuşmalarını sağlayacak adaleti tesis ettirme amacından uzaktır.

“KCK davası” adı altında düşünceleri ve siyasi eylemlerinden dolayı binlerce kişiyi haksız şekilde tutuklayan, adil yargılanma koşullarını sağlamayan Hükûmetin bu tür palyatif çözümlerle soruna yaklaşması, mağduriyetleri önlemek bir yana, yeni mağduriyetlerin de yolunu açacaktır.

Sorunun çözümü için, öncelikle düşünceyi ifade etme ve örgütlenme hakkının suç olmaktan çıkarılması; bunun için de, Ceza Muhakemesi Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu gibi birçok yasada kapsamlı değişikliklere ihtiyaç vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararlar Türk hukuk sistemi açısından yol gösterici mahiyettedir. Yargımızı yönlendirici, rehberlik edici bir işleve sahiptir. Tasarının kanunlaşması hâlinde, Türkiye’deki uzun tutukluluk sürelerine karşı iç hukuk yollarını tükettikten sonra son çareyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmakta bulan vatandaşların bu imkânı ellerinden alınmış olacaktır. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yeni başvuru hakkının engellenmesi, adaletin tesisi açısından ciddi bir eksikliğe yol açacaktır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararların önemini görmezden gelmek, sorunu bir tazminat meselesiymiş gibi ele alarak kurulacak komisyonlarla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruların önünü kesmek, geçmişte yapılan benzer uygulamaları hatırlatmaktadır. Zira, bildiğiniz gibi 5233 sayılı Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun öncesi süreç de bu şekilde gelişmişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’ye bir imkân tanıyarak zararları kendisi karşılayıp mağduriyetleri önlemesi için bir süre vermişti. İşte, sorun da tam bu noktada başlamış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin devreden çıkmasıyla hukuksuzluklar, yeni mağduriyetler ortaya çıkmıştır. Kurulan komisyonlar, aradan geçen sekiz yıllık süreye rağmen, güvenlik görevlilerince evi yakılan, hayvanları telef edilen, başka yerlere göç etmek zorunda bırakılan mağdurların uğradıkları haksızlıkları giderememiştir. Mağdurlardan bir kısmına zararlarını karşılamaktan uzak, komik miktarlarda tazminatlar ödendiği gibi, geçen uzun süreye rağmen hâla tazminat alamayanlar vardır.

Türkiye Sosyal Etüdler Vakfının Van ilimizi esas alarak yaptığı araştırmaya göre, 16 Temmuz 2010 yılı itibarıyla 33.795 başvurunun 30.090’ı sonuçlandırılmış; karara bağlanan başvurulardan 13.524’ü reddedilmiş, 16.566’sına da tazminat ödenmesi kararlaştırılmıştır. Yani neredeyse her 2 başvurudan 1’i reddedilmiş, kabul edilenlerin büyük çoğunluğu için ödenen tazminat da doğan zararı karşılayacak düzeyde olmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anlaşılacağı gibi bu geçici bir çözümdür ve sorunları ötelemektir. Oysa yapılması gereken geçici çözümlerle önümüzdeki yıllarda sorunu daha da büyütecek, ülkemiz aleyhinde başvuru ve ihlal kararlarının çoğaltılmasına yol açacak yöntemleri benimsemek değildir. Büyük bir sorumlulukla hukuk devletine ulaşma konusundaki eksikliklerimizi görmek ve gidermek zorundayız. İç hukukumuzdaki yargı süreçlerini, ceza, adalet mekanizmalarındaki sorunları içtenlikle ortaya koymalıyız; masumiyet karinesini, cezalandırmaya dönüşen uzun tutukluluk hâlini vicdani, hukuki ve evrensel hukuk standartları çerçevesinde tartışmasız hâle getirmeliyiz.

Tekrar, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı konusunda söz almış bulunuyorum grubum adına.

Genel Kurulda görüşmekte olduğumuz bu tasarının genel gerekçesinde, tasarının insan haklarına saygı, insan hakları konusunda ortaya çıkan aksaklıkları kendi iç hukukumuzda çözüme bağlama ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından pilot dava olarak belirlenen Ümmühan Kaplan kararının gereğinin yerine getirilebilmesi için hazırlandığı ifade edilmektedir. Aynı zamanda, tasarının amacının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödenmesi suretiyle çözüme kavuşturularak bir taraftan insan haklarına saygı ilkesinin tam anlamıyla tesis edilmesi, diğer taraftan da ülkemizin uluslararası alanda insan haklarına saygı konusunda özensiz olduğu şeklindeki bir algının önüne geçilmesi olduğu vurgulanmıştır. Ancak, insan haklarına saygı ilkesinin tam anlamıyla tesis edilebilmesi için, ihlalden sonra tazminatın ödenmesinin yeterli olmadığını ve aslen, insan haklarına saygılı bir ülkede bu ihlallerin gerçekleşmesinin önlenmesi gerektiğini belirtmek gerekir. Ne yazık ki tasarı bu anlayışla hazırlanmamıştır.

Tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları, geçici çözümler değil hak ihlallerine neden olan sorunların özüne yönelik kalıcı çözümler üretilmesini ve hak ihlallerine karşı ise başvurulabilecek etkin iç hukuk yollarının düzenlenmesi sorumluluğunu ülkemize yüklemektedir.

Tasarı gerekçesinde sözü edilen ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından pilot dava olarak seçilen, ülkemize bazı yükümlülükler getiren Ümmühan Kaplan davasının karar içeriğine baktığımızda, adil yargılama hakkını düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 6: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.” Yani, davanın koşulları bu olmadığı için, Ümmühan Kaplan davasında bu hakkın ihlal edildiği belirtilmektedir. Yine, aynı kararda, iç hukuk alanında hak ihlallerine karşı etkili başvuru yolunun bulunmadığı belirtilmektedir.

Hükûmet tarafından getirilen tasarıda ise uzun yargılamaların asıl kendisinin bir hak ihlali olduğu göz ardı edilmekte ve sadece 23 Eylül 2012 tarihine kadar yani Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının uygulamaya geçtiği güne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların tazminat ödenerek üstü örtülmeye çalışılmakta, bataklık kurutulmamakta, sivrisineklerle uğraşılmaktadır. Oysa ki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 6, adil yargılama ilkesi çerçevesinde yer alan makul yargılama süresi düzenlemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları asıl olarak uzun yargılamalara neden olan mevzuatın düzenlenmesini, bu konuda yaptırımlar getirilmesini öngörmektedir. Hükûmetin bu konuda ciddiye alınabilecek bir çalışması olmadığı gibi tasarıda da uzun yargılamaların önlenmesine dair bir yaptırım yoktur. Uzun yargılamaların varlığı ve âdeta kaçınılmazlığı kabul edilerek sadece tazminat ödenmesi yoluyla geçici bir çözüm yaratılmaya çalışılmaktadır.

Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından pilot dava olarak seçilen Ümmühan Kaplan davasında Türkiye’de 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanındığı, uzun yargılamalar ve diğer hak ihlalleri konusunda bu yöntemin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları da göz önünde tutularak etkili bir iç hukuk yolu olarak uygulanması beklentisinin olduğu görülmektedir.

Oysaki Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını düzenleyen Anayasa madde 148/3 “Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.” hükmünü içermektedir. Bu maddenin yoruma dahi izin vermeyen açıklığı ve emredici nitelikte olması nedeniyle olağan kanun yolları tüketilmemiş hiçbir konuda bireysel başvuru hakkının kullanılamayacağı görülmektedir yani hak ihlali niteliğindeki tüm mahkeme kararları Yargıtay safhasından geçip kesinleştiği takdirde ancak bireysel başvuruya konu olabilir. Bu durumda ise uzun yargılamalar nedeniyle dava devam ederken bireysel başvuru hakkının kullanılamayacağı aşikârdır.

Uzun tutukluluk hâlleriyle ilgili olarak 23 Eylül 2012 tarihinden sonra yani Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının başlamasından sonra, mahkemeye tutukluluğun kaldırılmasıyla ilgili talepte bulunduğunda, mahkeme bunu reddettiğinde diğer bir mahkemeye başvurup bu mahkeme de reddederse bunu kesinleşmiş gibi kabul edebileceğini söylüyor Anayasa Mahkemesinin bazı raportörleri ve bu çerçevede, uzun tutukluluklarla ilgili, 23 Eylül 2012’den sonraki başvuruların belki kabul edilebileceğine dair bir yorum var ama henüz nasıl bir karar verildiği, nasıl bir karar verileceği belli değil. Bu konuda başvurular var ama Anayasa Mahkemesinin nasıl bir karar vereceği belli değil. Uzun tutukluluk hâlleriyle ilgili böylesi bir yol geliştirilebilse bile yani mahkemece verilen, ikinci mahkemece verilen, itirazen verilen kararın kesin karar gibi olduğu düşünülerek belki uzun tutukluluklarla ilgili konuda Anayasa Mahkemesi karar verebilecek olsa dahi ancak uzun yargılamalarla ilgili kanun yollarının tüketilmesini emredici hüküm olarak koyduğu için Anayasa Mahkemesinin uzun yargılamalarla ilgili bireysel başvuruları kabul etmesi olanaksız görünmektedir.

Yukarıda belirtilen tüm nedenlerden de anlaşıldığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş olan bireysel başvuru hakkına gereğinden fazla bir önem atfetmekte, çok büyük bir beklenti içine girmektedir. Oysaki, Anayasa Mahkemesi, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan anayasa değişikliği sonucunda, üyelerinin seçilme şekli itibarıyla siyasallaştırılmış, AKP’nin etkisi ve baskısı altına girmiş, bağımsız ve tarafsız bir şekilde içtihat geliştirme yeteneğini kaybetmiştir. Hem Mahkemenin bu yapısı hem de bireysel başvuru hakkına olağan kanun yolları tüketildikten sonra başvurulabilecek olmasından dolayı kısa bir süreç içinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin beklentisinin gerçekleşmediği ne yazık ki görülecektir.

Sonuç olarak, uzun yargılama süreçleriyle ilgili olarak olağan kanun yolları tüketilmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruları kabul edilemez bulacağından, bu süreç, sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruyu geciktirme sonucunu getirecek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bir süre sonra uzun yargılamalara yönelik başvurular yine yığılmaya başlayacaktır.

Yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle, tasarının “Süre” başlığıyla düzenlenen 9’uncu maddesinde -çıkarılacak kanunun- “23 Eylül 2012 tarihi itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kaydedilmiş başvurular hakkında uygulanır.” hükmünü getirmesi, bu tasarının geçici nitelikte olduğunu, günü kurtarmak amacıyla çıkarıldığını, sorunu çözümlemeyi amaçlamadığını göstermektedir.

En önemlisi de hem bu tasarıyla yapılacak düzenleme hem de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 13’te belirtilen hak ihlallerine karşı iç hukukta etkili bir yol oluşturma yükümlülüğünü karşılamadığından, uluslararası kuruluşlar nezdinde ülkemizin daha da prestij kaybı söz konusu olabilecektir. Ülkemizde, bir taraftan ileri demokrasi söylemi AKP İktidarı tarafından sıkça kullanılırken, diğer taraftan insan hakkı ihlallerinin oldukça arttığı görülmektedir.

Biraz önce, Sayın Bakanın da açıkladığı gibi, 31 Ağustos 2012 tarihi itibarıyla ülkemiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru açısından 16.650 başvuru ile 47 ülke arasında Rusya’dan sonra 2’nci sıradadır. Ayrıca, verilen ihlal kararları açısından ise 47 ülke arasında 1’inci sıradadır. Ayrıca, ülkemiz geçen yıl itibarıyla hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkelerin arasındadır ve bu ihlal kararlarının çoğunluğu da ne yazık ki AKP İktidarının son on yıllık döneminde meydana gelmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında uzun ve haksız tutuklulukların peşin cezaya dönüştüğü ve bu durumun ağır insan hakkı ihlali oluşturduğu açıkça vurgulanmaktadır yani bu tasarı da makul süreyi aşan haksız tutukluluklarla ilgili herhangi bir başvuruyu ne yazık ki kapsamamaktadır.

Yine, The Economist dergisinin her yıl yayınladığı demokrasi endeksine göre Türkiye 88’inci sıradadır, Filipinler, Endonezya ve Tayvan gibi ülkelerin de gerisindedir.

Yine, Freedom House’un 2012 Dünyada Özgürlükler Raporu’na göre Türkiye “kısmen özgür” ülkeler arasında yer almakta ve Tanzanya, Zambiya ve Filipinler gibi ülkeler, ülkemizle aynı kategoride yer alan ülkeler konumundadır.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün araştırmalarına göre, ülkemiz, 2011-2012 Basın Özgürlüğü Endeksi baz alındığında en kötü durumda olan ülkeler içerisinde yer almaktadır. Türkiye, bir önceki rapora göre 10 sıra gerileyerek, 179 ülke arasından 148’inci sırada yer alarak, Fas, Uganda, Gambiya gibi ülkelerin de gerisine düşmüştür. İşte, bu düşüşümüz AKP İktidarının neden olduğu hak ihlalleri nedeniyledir.

Yine, Avrupa Birliği Türkiye 2012 Yılı İlerleme Raporu’nda göre ‘“Ergenekon’, ‘Balyoz’ gibi davalar da başta olmak üzere savunma hakkı, yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin uzunluğu ile fazlasıyla uzun ve çok kapsamlı iddianameler bakımından endişeler devam etmekte olup bu durum söz konusu yargılamaların hukuka uygunluğunun kamuoyu tarafından kayda değer ölçüde sorgulanmasına yol açmıştır.” sözleri ile yargımızın, yargılamamızın ne kadar kötü bir durumda olduğu açıkça belirtilmektedir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı, Deniz Feneri davasındaki savcıların görevden alınması, yargı üzerindeki yürütmenin baskısını yansıttığı yönünde endişeler doğurduğu İlerleme Raporu’na giren saptamalar arasında yer almaktadır.

Hâkimlerin genel yükümlülüğü olan kararlarını gerekçelendirmelerine ilişkin hükümlerin, Ergenekon, Balyoz, Kafes, Oda TV ve diğer siyasallaşmış davalarda uygulanmasına yönelik sorunların bulunduğu, yine 2012 yılı AB İlerleme Raporu’nda açıkça belirtilmiştir. Hele bu davalar sonuçlandırıldıktan sonra, bu konuda gidecek başvuruların daha ne kadar hak ihlallerine neden olduğunu gösterecektir AKP’nin var olan durumu açısından.

Evet, sevgili arkadaşlar, şimdi, tasarıya genel olarak böyle bir bakışımız var, ama bunun dışında tasarının içeriği açısından maddelere baktığımızda ise maddelerde Anayasa’ya aykırılık da dâhil olmak üzere pek çok sakınca var. Bunları Komisyonda tartıştık, ama ne yazık ki biz size önerilerimizi getirmemize rağmen bu önerilerimizi kabul ettiremedik.

Tasarının “Amaç” başlığını taşıyan 1’inci maddesinde, sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair bir düzenleme olduğu belirtilmektedir. Bu durumda, uzun yargılamalardan, uzun tutukluluklardan ya da mahkemelerin kararlarının yerine getirilmemesi, eksik yerine getirilmesi gibi konularda mağdur olmuş, ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunmamış kişilere başvuru hakkı tanınmamaktadır. Biraz önce Sayın Mahmut Tanal da söyledi, işte, o zaman Anayasa’nın eşitlik ilkesine gerçekten aykırı davranılmaktadır. Mağdur olmuş, ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yolunu bilmediği için ya da bu sorunu uluslararası bir makama taşımak istemediğinden ya da parası olmadığından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yapamamış mağdurlar için tasarıda başvuru yolunun kapatılması, aslında yine bir hak ihlalidir, Anayasa’ya aykırılık teşkil etmektedir.

Yine, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, bu madde, madde 9’la birlikte değerlendirildiğinde, tasarı sadece 23 Eylül 2012 tarihine kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvurular hakkında uygulanacak, bu tarihten sonra kanunun kapsamına giren konulardaki hak ihlalleri ile ilgili başvurular kabul edilmeyecektir. 23 Eylül 2012 tarihinden sonra uzun yargılamalarla ilgili hak ihlallerine ilişkin Anayasa Mahkemesi de olağan kanun yolları tüketilmediği için, kararlar kesinleşmediği için başvuruları kabul etmeyecektir. Peki, bu durumda ne olacak sevgili arkadaşlar? Uzun yargılamalarla ilgili insanların başvurabilecekleri etkin bir başvuru yolu olmadığı takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden yine hak ihlaline dönük kararlar çıkmayacak mıdır? Yani, bu tasarı, bugün, günü kurtarmaya yöneliktir ama gerçek anlamda Avrupa İnsan  Hakları Mahkemesinin ülkemizden istediği yükümlülükleri yerine getirmemektedir.

Tasarının 2’nci maddesinin 2’nci fıkrasında, “Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulu kararıyla bu Kanun hükümleri uygulanabilir.” şeklinde düzenleme, Bakanlar Kuruluna yargıyı ilgilendiren bir alanda kapsamı ve sınırları belli olmayan bir yetki verilmesi mahiyetindedir. Bu yetkinin hangi amaçlarla kullanılacağı açık olmadığı gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’den beklentilerinin oldukça dışına taşınmaktadır. Verilen yetkilerin kapsam ve sınırlarının açıkça kanunla belirlenmesi, hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur. Bakanlar Kuruluna verilen yetki hukuk devletinin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Tasarının madde 2/3 fıkrası açısından konuya baktığımızda, “İdari nitelikteki soruşturmalardan kaynaklanan başvurular hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz.” ibaresinin pratikte hangi hâlleri kapsayacağı da belirsizdir. Bu durum, mağdur kişi aleyhine tesis edilen ve kaynağında bir idari soruşturma bulunan her kararın ya da eylemin ya da işlemin başvuru kapsamının dışında tutulmasına neden olabilir. Bu nedenle, bu maddeyle ilgili değişiklik önergemizin kabul edilmesini sizlerden talep ediyoruz.

Tasarının 4’üncü maddesinde, kanun kapsamında yapılacak müracaatlar hakkında karar vermek üzere, Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında çalışan hâkim ve savcılar arasından Adalet Bakanı tarafından atanacak 4 kişi ile Maliye Bakanı tarafından Maliye Bakanlığı personeli arasından atanacak 1 kişiden oluşan 5 kişilik bir komisyon kurulacağı, komisyon başkanının üyeler arasından Adalet Bakanı tarafından seçileceği ifade edilmiştir. İşte, biraz önce arkadaşlarımızın da bahsetmiş olduğu Anayasa’ya aykırılık burada söz konusudur sevgili arkadaşlar.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargılama hakkına ilişkin böylesi bir konuda bizden etkin bir iç hukuk yolu düzenlememizi istemiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de adil yargılanmayı gerektiren bir şekilde bu kurulun oluşturulmasını istemiştir. Pek çok ülkede olduğu gibi, İtalya’da Pinto Yasası’nda belli olduğu gibi, Moldova örneğinde olduğu gibi oralarda bu türden tazminat talepleriyle ilgili mahkemeler karar vermektedir ama ne yazık ki bizim ülkemizde yargılama hakkına ilişkin yani neredeyse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yetkilerini de içinde barındıran bu mahkeme değil, bir kurul oluşturma konusunda tasarıda bir madde vardır ki bu gerçekten Anayasa’ya aykırıdır. Bu konudan geri dönülmelidir. Yargıtayda ya da Danıştayda -idari davalar için Danıştayda, adli ve cezai davalar için Yargıtayda- olmak üzere belirlenecek, yetkilendirilecek bir dairenin bu davalara bakması gereklidir. İşte, o zaman söz konusu Anayasa’ya aykırılık ortadan kaldırılabilir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunun dışında, sevgili arkadaşlar, “Komisyon, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin emsal kararlarını da gözetmek suretiyle müracaat konusunda gerekçeli olarak karar verir.” demektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi bu kurul mahkeme yetkisini taşıyacaktır. O zaman yani bizim, mahkeme yetkisini taşıyacak böylesi bir kurulun kesinlikle oluşturulmaması konusunda önerilerimize dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Onun dışında, bu kurulun vereceği kararlara karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesinin itiraz mercisi olacağı belirtilmiştir. Şimdi, Yargıtaydan geçmiş, Danıştaydan geçmiş bir kararın nasıl, bu şekilde bölge idare mahkemesi tarafından verilebileceğini, kontrol edilebileceğini, itirazen kontrol edilebileceğini düşünebiliriz? Bu konuda, Yargıtaydan gelen arkadaşlarımız da Komisyonda görüşlerini belirtmişlerdi. Yargıtayda ya da Danıştayda oluşturulacak bir özel birim ya da dairelerden oluşturulacak bir birimin bu konuda temyiz mercisi olması konusundaki görüşlerine biz de katılıyoruz ve bu konuda uygulayıcıların görüşlerine dikkat edilmesi gerektiğini, onlara bu konuda saygı gösterilmesi gerektiğini, önergelerimizin dikkate alınması gerektiğini sizlere belirtiyoruz.

Arkadaşlar, en önemli konulardan bir tanesi de, bu konuda örnek yasa olabilecek Pinto Yasası ve Moldova yasasında uzun yargılamalara neden olabilecek nitelikte kararlar veren yargıçların sorumlulukları söz konusu olduğunda, onlarla ilgili, sorumluluklarıyla ilgili soruşturma açılabilmesi ya da haklarında tazminatların rücu edilebilmesi için, belli konularda onlara yaptırım uygulayabilecek, soruşturma açabilecek birimlere bu konuda ihbarda bulunma hakkı verilmektedir ama bizde ne yazık ki verilen kararı o birimlere bildireceğimiz belirtilmekte, başkaca bir yaptırım söz konusu olmamaktadır. Ama bir yaptırım olmadan, uzun yargılamalara neden olan yargıçlar buna devam etmeyecekler midir? O zaman, bu yasa tasarısının bir anlamı kalacak mıdır? Öncelikle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

Saygılar sunuyorum hepinize. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Faruk Bal.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarı, makul sürede bitirilemeyen davaların mağdurlarının tazminine ilişkin bir tasarıdır. Yine bu tasarı, uzun süre tutuklu kalanların uğramış olduğu mağduriyeti giderme adına getirilmiş bir tasarıdır. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine açılmış çok sayıda dava bulunmaktadır. Türkiye, 47 ülke içerisinde, maşallah, 2’nci sıraya kadar yükselmiştir. Buna bir çare olsun diye yüce Meclisin huzuruna getirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, çare bu değildir, çünkü yüce Meclisin huzuruna getirilen sonuçtur. Yargının siyasallaşması, yargının hantallaşması, yargının günü geldiğinde güvenli bir liman olarak bütün vatandaşlarımızın huzûri kalb ile müracaat edebileceği bir yer olarak tanzim edilmesi gerekirken, yargının işleri uzatan, işleri zamanında göremeyen, insanları evinden, çoluğundan çocuğundan uzaklaştıran, haksız yere tutuklu kılan bir yer olduğunun ikrarıdır bu tasarı. Dolayısıyla, on yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri, yargının temel sorunlarının sebeplerini halledememiştir, Yargının temel sorunlarına çare aramamıştır, ortaya çıkan vahim duruma ve o durumun üstünü örtecek bir tasarıyla karşımızdadır.

Değerli arkadaşlarım, on yıl boyunca yargının teknoloji ihtiyacı vardır, teknolojiyle bütünleşmesi ve yargının emrine teknoloji girmesi gerekmektedir. Bu, artık manuel ya da elle iş görme devrinin aşıldığı dijital ve elektronik ortamda hizmetlerin sunulduğu 21’inci yüzyılın bir zaruretidir. Bu, gizli kapaklı bir şey değildir, en azından bu Mecliste Milliyetçi Hareket Partisinin millî yargı sistemini ben defalarca anlattım, oradan örnek alınabilirdi. Milliyetçi Hareket Partisinin yapay zekâ ile yargının hızlandırılması, yargı mensuplarının -hâkiminden kâtibine kadar- usul hatası yapması hâlinde yapay zekâ modellemesiyle geliştirilmiş programlarla hızlı, etkin ve adil bir sonuca ulaştırılmasına ilişkin çözümlerine Adalet ve Kalkınma Partisi kulak tıkamıştır. Yine, yargının delilleri  derleme, toplama, bunları bir bütün hâlinde elinde teraziyle bekleyen hâkimin vicdanına sunma anlamında kullandığımız ve Türkçeye çok güzel bir söz olarak kazandırdığımız verisayar sisteminin yargının içine girmesi ve dosyaların arasında tozlarla, gözlüklerle boğuşan hâkimler yerine bilgisayarın verisayar metodolojisinden yararlanarak, modellemesinden yararlanarak süratle delilleri görebilme, değerlendirebilme ve vicdanında tartabilme yeteneğine ulaştırılması gerekirdi. Bunlar, on yıl boyunca heder edilmiş bir zaman içerisinde kaybolmuş değerlerdir.

Değerli arkadaşlarım, yargının on yıl boyunca personel sorunu halledilememiştir. On yıl boyunca yargının personel sorunu halledilemediği gibi, motivasyonu bozulmuştur. Yüksek yargı mensupları korkutulmuştur, şu anda korkmaktadırlar; hâkim korkmaktadır, savcı korkmaktadır, kâtip korkmaktadır, mübaşir korkmaktadır. Yargıya güvenli bir liman olarak müracaat eden sanıklar korkmaktadır, mağdurlar korkmaktadır, şikâyetçiler korkmaktadır. Neden korkmaktadır? Yargının üzerindeki siyasal güçten korkmaktadır. Bunun anlamı, siyasallaşmış yargıdan korkmaktadır, Allah’ın insanlığa bahsetmiş olduğu adalet duygusunun gerçekleştirilememesinden korkmaktadır. İşte bu, yargının temel sorunudur, bu temel sorun içerisinde yargı, sadece siyasal bir hâli ile hem yargılayan kişiler hem yargılanan kişiler açısından korkunun hâkim olduğu bir motivasyon bozukluğuna uğramıştır. Yargının araç gereç sorunu vardır. Yargının, statüsüne uygun yani türünü yargılayan kişi olarak hayat standardına ulaşamaması nedeniyle ezikliği vardır.

Bütün bunlar, yargının kısaca özetlediğim temel sorunlarıdır, temel sebepleridir; davaların uzaması ve uzun tutukluluk sürelerinin önümüze gelen tasarıda ortaya koyduğu ve ikrar edildiği gibi sebepleridir ama on yıl boyunca AKP bu sebepleri ortadan kaldıran bir icraat yapamadığı gibi, tam aksine, davaların uzaması için, uzun tutukluluk hâllerine sebep oluştururcasına birtakım davranışlarda, birtakım kanun tekliflerinde, tasarılarında ve uygulamalarında bulunmuştur. On yıl boyunca toplumda bir yozlaşma görülmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi, uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalarla fakirleştirilen, işsizleştirilen, mülksüzleştirilen bir kitle yaratmıştır. Bu yozlaşmanın getirdiği nokta Türkiye’de iki temel yargı sorununu doğurmuştur. Bunlardan birisi, suç ortamının genişlemesi ve derinleşmesi; diğeri ise, hukuki ve idari davaların genişlemesi ve derinleşmesi.

Bunun yanı sıra, Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidara geldiğinde, mevzuat değişiklikleriyle yargının üzerine yük üzerine yük bindirmiştir. 2004 yılında çıkarılan Ceza Kanunu 10’dan fazla değiştirilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu değiştirilmiştir, Kabahatler Kanunu değiştirilmiştir ve benzeri mevzuat değişiklikleriyle, yargının görüp bitirdiği davalar dâhil olmak üzere, kesinleşmiş davalar dâhil olmak üzere, lehe olan hüküm uygulaması nedeniyle bir dava en az 4 defa tekrar yargının önüne gelmiştir. Bütün bunları topladığımız zaman, elbette ki yargının iş yükü artacaktır, elbette ki bunun doğal sonucu olarak davalar zamanında bitirilemeyecektir. Bu, sabahleyin güneşin doğması kadar tabii bir gerçektir ve bu gerçeğin gereğini Adalet ve Kalkınma Partisi on yıl boyunca yerine getirmemiştir. Şimdi, karşımıza bir ikrar ile “Ben bu işi yapamadım, ben bu işi beceremedim. Benim yargımın ortaya koymuş olduğu davalar neticesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ben perişanım. Ne yapalım? Bu perişanlığın üstünü bir tül perdesiyle örtelim, yargının verdiği kararları bir kenara bırakalım onun yerine idarenin verdiği bir kararla vatandaşı mutlu edelim…”

Değerli arkadaşlarım, bakın, size birkaç tane örnek vereceğim işin vahametini anlayabilmek için: Hep 2002’den başlatırsınız ya, sanki İsa 2002’de doğdu, milat o. 2002’de cumhuriyet savcılıklarına gelen soruşturma dosyası adedi 2 milyon 935 bin 300. 2012’de bu yüzde 105 oranında artmış, 6 milyon 15 bin. Elbette ki yargının iş yükü artmış, işte bu devri iktidarınızın ikrarı.

Ceza mahkemelerinde yargılama süresi 2002 yılında 232 gün. 2012 yılında, on yıldır yargıya hizmet etmek, yargının önünü açmakla mükellef olan Adalet ve Kalkınma Partisinin devri iktidarında 232 günlük süre -ceza yargılamasında- 291 güne çıkmıştır yani yargılama süresi bu kadar uzamıştır.

Hukuk mahkemelerinde yargılama süresi 174 gündür 2002 yılında. Bu, on yıllık AKP İktidarında 214 güne çıkmıştır.

İcra davalarında artık her şey bitmiş, vatandaş hakkını alacaktır. 2002 yılında 544 günde hakkına ulaşabiliyor icra dairesinde, on yıllık AKP İktidarının neticesinde bu süre 793 güne çıkıyor.

Bunu uzatmak mümkün, Yargıtayın hukuk dairesinde, ceza dairesinde vesaire. Bütün bunlar, değerli arkadaşlarım, yargıdaki motivasyon bozukluğu, yargıdaki korku ortamı, yargının siyasallaşması ve toplamında da yargının hantallaşmasıdır. Oysa bizim ceddimizden, itikadımızdan, inançlarımızdan, geleneklerimizden, manevi değerlerimizden aldığımız öz, adalet mübarektir, mukaddestir, kul hakkının teslim edileceği yerdir. Adalet, Peygamber postunda oturan kişinin, insanların diline, dinine, cinsine bakmaksızın herkese eşit olarak hakkını dağıttığı yerdir, ama bugünkü Türkiye’de bunu göremiyoruz. Bugün ilçelerde, illerde işi düşen, mahkemelik olan insanlar Adalet ve Kalkınma Partisinin il başkanlarını, ilçe başkanlarını arıyor. Yargı bu kadar siyasallaşmış, yargı bu kadar hantallaşmış durumdadır.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir fotoğraftan ortaya çıkacak sonuç, elbette ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, 47 ülke arasında 2’nci sırada özürlü bir hâli de ortaya koymaktadır. Ama bir tek orada görmüyoruz. Yargı dediğimiz olay sadece biraz önce anlattığım kültürel değerler, manevi değerler itibarıyla mübarek ve mukaddes değildir, aynı zamanda demokratik değerler itibarıyla da eş değerde, eş değer bir konumdadır. Hukuk devleti dediğimiz, demokrasi dediğimiz mekanizmayı çalıştıran, kontrol eden, çek eden, balans eden kurum yargıdır. “Hukuk devleti” dediğimiz kavram, yasama organı eğer Anayasa’ya aykırı bir iş yapıyorsa, yargı ile denetlendiği bir sistemin adıdır. “Hukuk devleti” denilen sistem, eğer idare hukuka aykırı bir iş yapıyorsa idare mahkemeleri ve Danıştay tarafından denetlenen ve değerlendirilen bir sistemdir. “Hukuk devleti” dediğimiz sistem, vatandaşın, günü geldiğinde “Ben hakkımı mahkemede ararım.” diye güvenle gidebileceği bir yerdir. Budur hukuk devleti.

İşte hukuk devleti ve demokrasi açısından Türkiye'nin içinde bulunduğu durum.

Sayın Bakanım, yabancı bir kaynaktan size bir rakam vereceğim. The Economist dergisinin yaptığı bir incelemeye göre, 167 ülke sıralanıyor, Türkiye bu 167 ülkeden 4 ayrı gruba ayrılan ülkelerden 3’üncüsünde. 1’inci grup full demokratik ülkeler yani tam demokrasisi olan ülkeler. 2’nci grup kusurlu demokrasisi olan ülkeler. 4’üncü grup –3’ü söylemeyeyim- otoriter ülkeler. 3’üncü grup ise hibrit yani karma, otoriter veya demokrasi arasında karışık ülkeler; tam da bize uyuyor. Biraz önce korkutulmuş, siyasallaştırılmış, hantal hâle getirilmiş dediğimiz yargı, kuvvetlerin yetkilerini kontrol edemiyor, denetleyemiyor -yasamayı denetleyemiyor- yürütmeyi denetleyemiyor ama vatandaşın hakkını hukukunu da verebileceği güvenli bir liman görevini yerine getiremiyor ve işte bu hâli itibarıyla da Türkiye, 167 ülkeden otoriter olan 57 tane ülkeyi çıkardığımız zaman –ki otoriter değildir Türkiye- bu takdirde 112 ülke içerisinde 88’inci sıradadır.

Sayın Bakanım, on yıllık Adalet ve Kalkınma Partisinin yargı ile ilgili uygulamış olduğu politikalar, işte bu fotoğrafta olduğu gibi kendini ortaya koymaktadır.

Şimdi, bütün bunlar sebep, yargının içine düştüğü sebep, yargının siyasallaşmasının, hantallaşmasının, güvensiz bir hâlde bulunmasının sebepleridir; önümüzdeki tasarı ise sonuçtur. Siz sonuca göre hareket ediyorsunuz. Sonuca göre hareket edildiği zaman doğru bir söz ile karşı karşıyasınız. Yanlış yerden bakarsanız doğruyu göremezsiniz, yanlış yerden başlarsanız doğru sonuca ulaşamazsınız. İşte bunun içerisindeki yanlışları da sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Sayın Bakanım, ilk olarak uzun yargılamanın varlığı nedeniyle Türkiye'nin mahkûmiyete müstahak, özürlü bir yargısının olduğunu ikrar ediyorsunuz bu tasarıyla.

İki: Devri iktidarınızda çok vahşi bir şekilde görülen uzun tutukluluk hâlleriyle insanların hürriyetlerinden edilmiş olmalarının da ikrarıdır bu tasarı. Ama bir başka ikrar daha geliyor ki o bizi korkuya ve endişeye sevk ediyor. O da “Yargı bu işleri pek beceremiyor, ben bunu yürütme olarak yapayım.” mantığıyla bu tasarıyı getiriyorsunuz. Bu, parlamenter demokratik sistemin özüne, sözüne aykırıdır. Bu, hukuk devletine aykırıdır. Bu, yargının bağımsızlığına aykırıdır. Bu, yargının tarafsızlığına aykırıdır. Bu, tabii hâkimlik ilkesine aykırıdır. Daha ne sayayım? Hukuk ve demokrasiyle ilgili ne kadar ilke varsa hepsine aykırıdır bu.

Çözüm mü istiyorsunuz? İşte, MHP söylüyor: “Bunu Hükûmetin yetkisinde bir organla değil, bunu idari davalarda Danıştaya verin; hukuk davalarında, ceza davalarında Yargıtayın ilgili dairesine verin veya ikisini de beğenmiyorsanız, bunca 387 üyeli obez bir mahkeme yaratılmasına rağmen, buraları beğenmiyorsanız Anayasa Mahkemesine verin. “Bu iş yargının işidir, bu iş Hükûmetin işi değildir, bu bir rejim sorunudur. Bu sadece bir anayasa ihlali, demokrasi ihlali değildir, bu bir rejim sorunudur.

Bununla yetinmiyorsunuz, Bakanlar Kuruluna Meclisten çıkacak bu kanunu genişletme yetkisi veriyorsunuz. Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı “Bakanlar Kurulu yargı aleyhine yetkimi genişletiyorum.” ile yetinmiyor, “Yasamanın yani kanun çıkaracak olan Meclisin yetkilerine de ben müdahil olacağım.” demektir. Böyle bir hukuk, böyle bir demokrasi olabilir mi? Bunun neresi Anayasa’ya uygun?

Değerli arkadaşlarım, “İşte, böyle yanlış yerden başlayarak yanlış sonuçlara ulaşacağız.” şeklindeki düşüncenin çok güzel bir örneğini burada veriyorsunuz. Vereceğimiz önergelerle inşallah bunları düzeltebilme ferasetini, hakkaniyetini ve siyasi olgunluğunu da gösterirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, yürütme organının oluşturacağı kurulun vereceği karar… Bu karar garip bir şekilde… Ben şaşırıyorum, anlayamıyorum, okudum, anlamadım; acaba yanlış mı anladım diye tekrar okudum, yine anlayamadım ama bir de size anlatayım, belki siz anlarsınız, bana anlatırsınız.

Şimdi, yargı bir karar veriyor. Makul bir sürede bitiremedi davayı veya uzun tutukluluk hâliyle insanı mahkûm etti. Vatandaş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmiş, orada bir yargı yoluna müracaat etmiş Anayasa’mıza göre. Bu tasarıyla diyoruz ki: Gel buraya, vazgeç oradan. Ben bir idari organ kurdum. Burada senin hakkını vereceğim.” Geldi vatandaş, bir karar verdiniz. Vatandaş beğenmedi. Ne yapacak? “Tekrar yargıya git.” Yani uzatmanın uzatması. Ya, futbolda bile maç doksan dakika, arkasından dört-beş dakika uzatma verilir, siz dört-beş dakikadan sonra 2 devre daha uzatıyorsunuz Sayın Bakanım. Yargının, idare mahkemesinin verdiği kararı beğenmedi, oradan da Danıştaya gidecek temyize. Böyle şey mi olur? Böyle mantıksız bir düzenleme yapılabilir mi? Bu kadar çaresiz değildir Adalet Bakanlığının bürokratları, bu kadar çaresiz değildir. Bu işte kimden akıl aldıysanız, hukukçular… Siz yeter ki bunların üzerindeki siyasi baskınızı kaldırın. Bu baskıyı kaldırırsanız çare var. Çare, eğer biraz önce önerdiğimiz gibi tazminat mercisini Yargıtay, Danıştay veya Anayasa Mahkemesi yaparsanız, o takdirde, böyle bir düzenlemeye ihtiyacınız kalmayacaktır. Anayasa Mahkemesi olması doğaldır çünkü bireysel başvuru hakkını zaten Anayasa Mahkemesine verdik. Anayasa Mahkemesi aynı konuda işlev göreceğine göre bu işlevini yerine getirsin. Bu defa, Anayasa Mahkemesinin işi uzar, bir de oradan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gider diye korkuyorsanız, gelin, Anayasa Mahkemesinin siyasallaşmış hâlinden, gerçekten Anayasa Mahkemesi hâline dönüştürebilecek kuruluşunu, üye seçimini, işleyişini ve dairelerini tekrar tanzim edelim.

Sözün özü: Sayın Bakanım, siz sivrisinekleri avlamakla meşgulsünüz bu kanun tasarısıyla. Asıl olan, bataklığı kurutmaktır. Asıl olan, yargıyı olması gereken yere iade etmektir. Bağımsız, tarafsız, peygamber postunda oturan; hiç kimsenin diline, dinine, cinsine, fakirliğine, zenginliğine, partisine bakmadan hakkı teslim edecek olan bir yargıyı oluşturmaktır.

Size önerimiz ve son sözümüz: Sivrisinekler avlamakla bitmez ama bataklık kurutulur.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bal.

Sayın milletvekilleri, saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.07


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi sıra, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Nevşehir Milletvekili Murat Göktürk’te.

Buyurunuz Sayın Göktürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısıyla ilgili grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi ve değerli milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Son yıllarda çok hızlı bir şekilde sürdürülen yargı reformu çalışmalarına rağmen çeşitli sebeplerle yargılama süreleri uzayabilmekte ve uluslararası normlara göre makul sayılan sürelerden daha uzun sürmektedir. Davanın makul süreden daha uzun sürdüğünü düşündüğü kimseler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılamaya ilişkin 6’ncı maddesinin ihlal edildiğini iddia ederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmaktadırlar. Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ülkemiz aleyhine verilmiş çok sayıda ihlal kararı bulunmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen bu ihlal kararları ülkemizi bir yandan her yıl önemli miktarda tazminat ödemek zorunda bırakırken, diğer yandan da ülkemizin insan hakları alanında uluslararası toplumdaki görünümünü olumsuz yönde etkilemektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verilerine göre, 2011 yılı sonu itibarıyla ülkemiz aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde toplam derdest başvuru sayısı 15.940 olup bunun yaklaşık 2.500 adedi uzun yargılama süresi iddialarını içermektedir. Bu sayının 2012 yılı sonu itibarıyla 3.500 adet olabileceği tahmin edilmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre, esas olan, insan haklarının ilgili devletin iç hukuk kurallarınca korunmasıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru, iç hukuk yollarının tamamı tüketildikten sonra müracaat edilecek bir yoldur. Bu nedenle, 12 Eylül 2010 tarihinde halk oylamasıyla yapılan Anayasa değişikliği ve bu paralelde düzenlenen 30 Mart 2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’la, iç hukuk yolu olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır. Bu Kanun’un bireysel başvuruyu düzenleyen maddesi 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten sonra Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru imkânı doğmuştur.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kendisine yapılan benzer nitelikteki çok sayıda davada aleyhine başvuru yapılan devlette insan hakları ihlaline yol açan sistematik ve yapısal bir sorunun varlığını tespit ettiğinde, pilot karar uygulaması yapabilmektedir. Mahkeme, ihlale yol açan sistematik ve yapısal bir sorunun giderilmesi için iç hukukta bir çözüm üretilmesini beklemekte, ihdas edilen çözüm yolunun etkin ve adil bir yol olup olmadığını inceledikten sonra, yeni oluşturulan yolun etkin olduğuna karar verirse, daha önce beklemeye aldığı başvuruları, söz konusu iç hukuk yoluna müracaat etmeleri için “kabul edilemezlik” kararıyla reddetmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 16 Temmuz 2009 tarihinde verdiği “Daneshpayeh/Türkiye” kararında, başvuruya konu davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirttikten sonra, ülkemizde uzun yargılama iddiaları konusunda başvurulabilecek etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığını vurgulamış ve böyle bir iç hukuk yolunun ihdas edilmesini önermiştir. Daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uzun yargılama iddiasıyla yapılan Ümmühan Kaplan başvurusunu pilot dava seçerek, 20 Mart 2012 tarihinde karara bağlamış ve ülkemizi tazminata mahkûm etmiştir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararında iç hukuk düzeninde yapısal ve sistematik bir problem oluşturduğunu, bu konuya ilişkin önünde bulunan çok sayıda davanın askıda olduğunu ve bu sebeple pilot karar prosedürü uygulayacağını belirtmiştir. Bu kararda 16 Temmuz 2009 tarihinde verdiği Daneshpayeh/Türkiye kararına atıf yapan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, adı geçen kararda tespit edilen yapısal sorunların çözümü için iç hukuk yoluyla alakalı ilkeleri belirlemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belirttiğimiz gibi, insan haklarına saygı ve insan hakları konusunda ortaya çıkan aksaklıkların öncelikle çözüm yeri iç hukuk sistemimizdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru ikincil bir yöntemdir. Tasarının amacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödemek suretiyle çözüme kavuşturulmasıdır. Böylelikle, ülkemizde insan haklarına saygı ilkesi uluslararası kriterlere göre uygun olarak tesis edilmiş olacak ve aynı zamanda ülkemizin uluslararası alanda insan haklarına saygı konusunda özensiz olduğu şeklindeki algının önüne geçilmesi sağlanacaktır.

Kanun başlığı, daha sade, anlaşılır ve kapsayıcı olması bakımından “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun Tasarısı” olarak Komisyonda değiştirilmiştir. Kanun tasarısı, 23 Eylül 2012 tarihine kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvurularla ilgili olarak, tasarıyla oluşturulacak Komisyona yetki vermektedir. Bundan sonra Anayasa  Mahkemesine bireysel başvuru hakkı düzenlendiği için Komisyonun bu tarihten sonraki hadiselerle ilgili görevi bulunmamaktadır. Tasarıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin pilot kararında benimsenen usuller dikkate alınarak ihtilafların tazminat ödenmek suretiyle çözüme kavuşturulması öngörülmektedir. Eski hâle iade veya yargılamanın yenilenmesine ilişkin ihlallerde, 23 Eylül 2012 tarihi öncesi bakımından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu tarihten sonrası için de Anayasa Mahkemesinin görevi devam etmektedir. Tasarı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde bulunan yaklaşık 3.500 davanın dostane çözüm yöntemi ile, devletin milletiyle uzlaştığı, barıştığı bir yol seçilmiştir. Tasarı ile öngörülen model Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 39’uncu maddesinin iç hukuktaki iz düşümüdür yani tavsiye edilen dostane çözüm yöntemi benimsenmiştir. Kanun tasarısı, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı, mahkeme kararlarının geç veya kısmen icra edildiği ya da icra edilmediği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruları kapsamaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yerleşik içtihatları doğrultusunda ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle kapsamı Bakanlar Kurulu tarafından genişletilebilecektir. Ancak kapsamı genişletme yetkisi sınırsız değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yerleşik içtihatları Komite yani 3 hâkimle verdiği kararlardır ve ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınacaktır. Soruşturmalardan kaynaklanan idari nitelikteki başvurular bakımından bu kanun hükümleri uygulanmayacaktır.

Komisyon, Adalet Bakanlığının merkeze bağlı ve ilgili kuruluşlarında çalışan hâkim ve savcılardan atanacak 4 kişi ile Maliye Bakanı tarafından atanacak 1 kişi ve toplam 5 kişiden oluşmaktadır. Komisyonun görevi, kendisine yapılan başvuruları sonuçlandırınca sona ermektedir yani bir nevi geçici bir komisyondur. Tasarıya göre Komisyona müracaat yazılı olarak yapılacak ve Komisyon dokuz ay içerisinde karar vermek zorundadır. Komisyon kararına karar tebliğinden itibaren Ankara Bölge İdare Mahkemesine on beş gün içerisinde itiraz edilebilir. Ödenmesine karar verilen tazminatın kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödenmesi öngörülmektedir.

Söz konusu tasarıyla işkence ve uzun tutukluluk sürelerine ilişkin ihlaller kapsam dışındadır. Bunlarla ilgili olarak 23 Eylül 2012 tarihinden önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, bu tarihten sonra da Anayasa Mahkemesine müracaat hakkı bulunmaktadır. Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesine bireysel müracaat hakkı 23 Eylül 2012 tarihinde AK PARTİ’nin, partimizin yapmış olduğu girişimler sonucunda insanlarımıza kazandırılmıştır.

Oluşturulan Komisyon, adil ve etkin bir kurul olarak düşünülmüş, Komisyon üyelerinin 4’ü hâkim ve savcılar arasından, 1’i Maliye Bakanı tarafından Bakanlık personeli içerisinden atanacaktır. Bu Komisyon yargıya ilişkin bir karar vermeyecektir ve bu Komisyon kararına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ve bireysel başvuru açısından Anayasa Mahkemesine müracaat hakkı bulunmaktadır.

İç hukuk yollarının tüketilmesinin istisnaları bulunmaktadır bilindiği gibi. Bunlardan birincisi, makul süre içerisinde yargılamanın tamamlanamamasıdır. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat etmek ya da Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için iç hukuk yollarının tüketilmesi öngörülmüştür. Ancak, bunun istisnası olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde belirtilen “makul süre” istisna tutulmuştur. Dolayısıyla, bu süre yani iç hukuk yolları tüketilmeden de, o sürecin tamamlanması beklenmeden de müracaat etme hakkı vardır, istisna teşkil etmektedir. Komisyonun yaptığı iş, idari bir faaliyettir; yargılama işi yapmamaktadır.

“Bu görevin mahkemelere verilmesi çözüm olabilir mi?” hususu burada daha önce tartışıldı daha önceki hatipler tarafından fakat burada İtalya örneği olumsuz bir örnek olarak uygulandı ve olumsuz sonuçlandı. Dolayısıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu yolu etkin ve adil yöntem olarak kabul etmemiştir.

Yargılamanın hızlandırılmasına ilişkin olarak partimiz, AK PARTİ, teknolojinin gerektirdiği bütün imkânlardan faydalanmış, bilindiği gibi “UYAP sistemi” dediğimiz, yargılamanın elektronik ortamda yapılması, dava açılması, müzekkerelerin yazılması, gönderilmesi vesaire gibi, yargılamada gerçekten süreleri uzatan, işte, replik düplik gibi, yani dava dilekçesi ve cevap verilmesi gibi hususların elektronik ortamda yapılmasına imkân sağlamak suretiyle yargılamayı hızlandırmıştır. Yine, adliye binaları yenilenerek insanımızın hak ettiği fiziki ortamlar oluşturulmuş ve insanlarımız daha iyi ortamlarda çalışma ve iş yapma imkânına sahip olmuşlardır.

Esas olan, insan haklarına saygı ve insan haklarının korunduğu bir iç hukuk sistemi oluşturulmasıdır. Bu hususta partimiz, AK PARTİ gerekli adımları atmış ve atmaya devam etmektedir. Tasarıyla yapılan düzenleme bu anlamda çok önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 39’uncu maddesinde belirtilen dostane çözüm yolunun iç hukuktaki tezahürüdür.

Adalet ve Kalkınma Partisinin girişimleriyle yani partimizin girişimleriyle 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan anayasa değişikliği, yargı reformu paketleri ve yapılan düzenlemeler, söz konusu kanun tasarısıyla getirilen düzenleme partimizin insan haklarına saygı ve insan haklarının korunmasına ilişkin bakış açısını göstermektedir. Yapılan düzenlemeler ülkemizin iyi yolda ilerlediğini göstermektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle tasarıyı desteklediğimizi grubum adına bildirir, tasarının vatanımıza, milletimize hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygılarımla selamlarım.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Göktürk.

Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Bülent Turan.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair kanun tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz aldım. Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi milletimizin teveccühüyle 2002 Kasımından bugüne kadar isminin hakkını verebilmek için Hz. Ömer’in “…”(x) yani “Adalet mülkün temelidir, esasıdır.” anlayışıyla hareket etmekte, adalet hizmetleri hususunda birçok önemli yapısal sorunların çözümü için adımlar atmaktadır.

En başta, 2002 yılında 1 milyar civarı olan Adalet Bakanlığı bütçesini 2012 yılına geldiğimizde 5 milyarın üzerine çıkarmıştır. 2002 yılında birçok yerde bodrum katında hizmet eden adalet binalarımız yüz ellinin üzerinde yeni binayla beraber âdeta sarayı andıran adalet saraylarına dönüşmüştür. Bunları çoğaltmak mümkün, bunlar fiziki yapılanmalar.

Bir de tüm engellemelere rağmen bu Meclis çatısı altında sabahlara kadar hep beraber çalışarak yasalaştırdığımız önemli düzenlemeler var. Bunlardan birkaçını hatırlayacak olursak: Adli Sicil Kanunu adalet binaları önündeki uzun kuyrukların bitirilmesinde önemli bir etkendir. Diğeri, yargının hızlandırılması amacıyla hazırlanan 6217 sayılı Kanun’dur. Bir diğer yasa, hem toplumsal barışa katkı sağlayacak hem de mahkemelerin iş yükünü azaltacak olan Arabuluculuk Kanunu’dur. Bir diğer yasal düzenleme, 2010’daki referandum sonucuna bağlı olarak kabul edilen kamu denetçiliği yani birkaç gün önce seçimini yaptığımız kamu denetçiliği müessesesidir.

Değerli milletvekilleri, yargı kurumundaki iş yükü yargılama sürecinin uzunluğundaki baş etken. Gerek arabuluculuk gerek kamu denetçiliği gibi uluslararası hukukun bize öğretmiş olduğu bu çözümler bizim ülkemizde de artık çalışmaya başlamıştır ve zaman içerisinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karnesindeki düzelmeleri hep beraber göreceğiz. Son yıllarda hâkim ve savcı sayısındaki oranın on yıla nazaran yüzde 34 oranında artması, adalet personelinin yüzde 78 oranında artması yine aynı hedefi amaçlamaktadır. Tüm bunların yanında, yüksek yargıda iş yükünün azaltılması için de istinaf mahkemelerinin kurulması, Yargıtay ve Danıştay bünyesinde yeni dairelerin oluşturulması, saydığım birçok yeni düzenleme hep aynı amaca yani adliyenin yükünü azaltma amacına hizmet etmektedir çünkü bizler biliyoruz ki gecikmiş adalet sorunlu adalettir. Yeterli mi? Hayır, ancak biz yine biliyoruz ki bundan sonraki eksiklikleri de yine milletimizle beraber omuz omuza yapacağız. Her şeyden önce, bu ülkede son on yılda adalet paradigması değişmiştir. “Adalet, hukuk, insan hakları, demokrasi” kavramlarının kimsenin tekelinde olmadığının, bir diğer ifadeyle kimsenin paşa gönlüne bırakılmadığının en güzel örneklerini son on yılda gördük.

                             

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

Değerli milletvekilleri, gündemdeki tasarıya bakacak olursak, 1959 yılında kurulan, ilk kararını da 1960 yılında veren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular içinde Türkiye aleyhine toplam başvuru diğer ülkelere oranla yüzde 11’in üzerindedir. Elli yıllık süre zarfında Türkiye aleyhine verilen tazminat miktarı ise 31 milyon euroyu geçmiştir.

Değerli milletvekilleri, yargılama süreçlerinin uzunluğu alanında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Türkiye'nin karnesinin iyi olmadığı hepinizce malum. Elli yıllık AİHM sürecinde, yargılama sürelerinin uzunluğu konu edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrası temelinde Türkiye 493 davayla başvuru yapılan 2’nci ülke konumundadır.

Değerli milletvekilleri, bu karnenin düzeltilmesi için şimdiye kadar önemli adımlar attık. Sınırlandırmacı değil özgürlükçü bir anlayışla bireysel özgürlüklerde önemli iyileştirmeler yapıldı. Devlet güvenlik mahkemeleri kaldırıldı, alternatif hak arama yolları açıldı, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun önündeki engeller kaldırıldı. 12 Eylül referandumunda milletimizin desteğiyle tesis edilen Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının, iki ay önce yürürlüğe girmesine rağmen 1.050 kadar başvuru olması, bu adımın ne kadar isabetli olduğunun en büyük göstergesidir. Bu düzenlemeler, AİHM’deki karnemizi zamanla daha da düzeltecektir.

Değerli milletvekilleri, hukuk alanında yapılan iyileştirmeler takdir edersiniz ki çok kısa sürede sonuç vermemekte fakat 2002 yılından bu yana gerçekleştirilen fiziksel ve yasal tüm düzenlemelerin sonuçları hakkında birkaç örnek vermek istiyorum. Türkiye’de 2000 yılında ağır ceza davalarının ortalaması 406 günde nihayete eriyordu. Bugün ise bu davalar 325 günde nihayete ermekte. Yine çocuk davalarına baktığımızda, 2000 yılında çocuk davaları 755 günde sonuca varırken, bugün bu davalar 350 günde sonuca varmakta. Yine icra dosyalarındaki icra davalarına baktığımızda 2000 yılında 140 günde sonuca eren bu davaların ortalaması 2011 yılının sonunda 99 güne kadar inmiştir.

Değerli milletvekilleri, zaten görüştüğümüz kanunu incelediğimizde, önyargısız baktığımızda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin “pilot dava” adıyla uygulamaya başladığı aynı konuda çok fazla sayıda bir ülkeye şikâyet varsa içlerinden bir tane davayı örnek dava seçip yani pilot dava seçip bu davayı daha özel inceleyip verdiği kararı o ülkede tartışarak yeni bir müessese talebinden ibarettir görüştüğümüz dava. 2009 yılında Danishpayeh ve Türkiye davasıyla özetlenen davada Mahkeme, Türkiye’deki iç hukukun uzun yargılama iddialarının incelenmesinin sonucunda vardığı kararda konuyla ilgili Türkiye’de iç hukukun nihayete erdirildiği bir düzenleme olmadığını kabul etmiştir ve nitekim 2012 yılının Martında yani bu yılın başında Ümmühan Kaplan ve Türkiye davasıyla özetlenen davanın çok uzun süreler boyunca Türkiye’de sonuçlanamamasından yola çıkarak bu dava pilot seçilmiş ve konuyla ilgili de Türkiye'ye bu kararda -bir anlamda- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir öneride bulunmuştur ve şu an görüştüğümüz yasanın tasarı olarak Meclise gelmesini talep etmiştir.

Yapılan düzenleme, çok fazla tartışmayı gerektiren, çok fazla ideolojik yanları olan çok büyük bir problem değildir. Zaten uygulamada olan yeni süreç de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının dolmasıyla biten bir süreçtir ancak Anayasa Mahkemesine verilen bu yetkinin öncesindeki davalarda yani şu an AİHM’deki derdest davalardaki sorunu çözecek yani Türkiye'nin kendi iç hukukunda bu çözümü ortaya koymasını sağlayacak yeni bir kurumu oluşturuyoruz hep beraber. O yüzden, bu davaya tarafsız baktığımızda çok fazla da rahatsız olunmayacağı kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ, bugüne kadar hep milletimizin yanında yer aldı; hiçbir zaman, Türkiye'nin önünü tıkayan, daha iyi bir geleceğe ulaşmasına mâni olacak adımları atmadı fakat biz, daha iyi bir Türkiye tasavvur ettikçe daha demokratik, daha adaletli bir yaşam vadettikçe yasama çalışmalarında bulunsak da hep engellerle karşılaştık. Bazen darbecilerle, bazen Anayasa Mahkemesi tehditleriyle, bazen Yassıada göndermeleriyle, bazen kürsü işgalleriyle hep karşılaştık fakat adalette reform iddiamızı hiç kaybetmedik. On yıldan beri, bütün bu zorlamalara rağmen, insanımızı merkeze alarak, devletin insanı büyütmek merkezli bakış açısını ortaya koyarak elimizden geldiğince bu reformları yapmaya çalışıyoruz. Zaten hepinizin bildiği gibi, 4’üncü yargı paketi reformunun da şu an hazırlıkları devam etmekte, şu an görüştüğümüz tasarı da yine insan merkezli bakış açımızın ufak bir örneğini teşkil etmekte.

Bu ülkede yıllar içerisinde dejenere olan adalete güven anlayışının yeniden tesis edilmesi, yeniden restore edilmesi hepimizin görevi. Tüm engellemelere rağmen, adalete yönelik reformlarımıza hızla devam edeceğiz. Milletimizin ne talebi varsa, hangi alanda yasal düzenlemelere ihtiyaç varsa o yönde teklif ve tasarılarımızı Genel Kurul gündemine getirmeye çalışacağız.

Değerli milletvekilleri, bu önemli kanunun da görüşülmesinde muhalefet partilerimizin de olumlu katkı sağlayacağına inanıyor, bu yeni kanunun hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Turan.

Şahsı adına, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Tunç.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözüme kavuşturulmasını amaçlayan önemli bir tasarıyı görüşüyoruz. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Ülkemizde yargılama sürelerinin uzunluğu sadece bugünün sorunu değildir. Bu sorun, uzun yıllardan bu yana süregelerek davaların bugünlere kalmasına neden olmuştur. AK PARTİ hükûmetleri döneminde mevzuatımızın yenilenmesinin yanı sıra hâkim ve savcı sayısının artırılması, Yargıtay ve Danıştaydaki daire ve üye sayılarının artırılması sayesinde bu sorun çözülmeye başlamıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde uzun yargılama iddiasını içeren 2.500 dosya bulunmaktadır. Bu sayının 2012 yılı sonuna kadar 3.500’ü bulabileceği tahmin edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kararlarında kendisinin bir temyiz makamı olmadığını, asıl olanın bireyin uğradığı hak kaybını kayba uğradığı ülkede ve bu ülkenin iç hukukuna göre çözmesi gerektiğini belirtmektedir. Sözleşmeye taraf birçok ülke bu etkileşim sayesinde iç hukuklarını sözleşmeye uyarlamışlardır. Ülkemiz aleyhine yapılmış olan başvuruların azaltılması ve iç hukukumuzun sözleşme ve mahkeme içtihatlarına uygun hâle getirilmesi için son dönemde birçok yasal değişiklik yapılmış olup, ceza adalet sistemimizin baştan sona yenilenmesi de bu amacın gerçekleştirilmesini önemli ölçüde kolaylaştırmıştır. Asıl olan, insan haklarının iç hukukta korunmasını sağlayabilmektir. Vatandaşlarımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeden hakkını kendi ülkesinde arayabilmesini öncelikle temin etmek gerekir. Bu anlamda, 2010 halk oylaması ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun geliştirilmiş olması ülkemiz açısından önemli bir gelişme olmuştur. Vatandaşlarımız 23 Eylül tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkından yararlanmaya başlamışlardır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kendisine yapılan benzer nitelikteki çok sayıda davada, aleyhine başvuru yapılan devlette insan hakları ihlaline yol açan sistematik ve yapısal bir sorunun varlığını tespit ettiğinde, pilot karar uygulaması yapabilmektedir. Pilot karara konu yapısal sorunu çözmek için ilgili devlete belli bir süre veren Mahkeme, bu süre zarfında beklemeye aldığı başvuruları incelememekte ve ilgili devletin, konuyu iç hukukunda çözüme kavuşturacak bir düzenleme yapmasını beklemektedir.

İlgili devlet tarafından gerekli düzenleme yapıldıktan sonra iç hukukta ihdas edilen çözüm yolunun etkin bir yol olup olmadığını inceleyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yeni oluşturulan yolun etkin olduğuna karar verirse daha önce beklemeye aldığı başvuruları, söz konusu iç hukuk yoluna müracaat etmeleri için “kabul edilemezlik” kararıyla reddetmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 16 Temmuz 2009 tarihinde verdiği bir kararda, başvuruya konu davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirttikten sonra, ülkemizde uzun yargılama iddiaları konusunda başvurulabilecek etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığını vurgulamış ve böyle bir iç hukuk yolunun kurulmasını ülkemize önermiştir.

Uzun yargılama iddiasıyla yapılan Ümmühan Kaplan başvurusunu pilot dava seçerek 20 Mart 2012 tarihinde karara bağlamış ve bu sorunun çözümü için oluşturulacak iç hukuk yoluyla alakalı ilkeleri belirlemiştir.

Bu ilkeler çerçevesinde hazırlanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözüme kavuşturulmasını amaçlayan bu tasarıyla, vatandaşlarımız kendi iç hukukundaki bir mekanizma sayesinde haklarını arayabileceklerdir.

Biraz önce konuşan muhalefete mensup milletvekillerimizin tasarıyla öngörülen modelin bağımsız ve tarafsız bir komisyon oluşturulmasına engel teşkil ettiği, bu nedenle de bu görevin yargı organlarına verilmesinin daha uygun olacağı itirazları yerinde değildir.

Tasarıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde devam eden bu müracaatlar hakkında karar vermek üzere, hâkim ve savcılar ile üniversite öğretim görevlileri ve kamu görevlileri arasından Adalet Bakanı tarafından atanacak 4 kişi ile Maliye Bakanı tarafından atanacak 1 kişiden oluşan toplam 5 kişilik komisyon kurulması öngörülmektedir. Tazminata neden olan olgu, yargılamanın makul sürelerde sonuçlandırılamamasıdır. Hâl böyle olunca, anılan görevin tekrar bir yargılama makamına verilmesi, aynı gerekçeye dayalı ayrı bir sorunun ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Tasarıyla yalnızca tazminat ödenmesi suretiyle başvuruların neticelendirilmesi modeli kabul edilmekte ancak eski hâle iade veya yargılamanın yenilenmesi şeklinde farklı çözüm yolları öngörülmediği yönündeki eleştirilere de katılmak mümkün değildir. Çünkü tazminat ödenmesi ancak ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı veya mahkeme kararlarının geç veya gereği gibi icra edilmediği hususlarıyla sınırlı olduğundan bu durumlardan kaynaklanan zararların giderilmesi ancak hakkaniyete uygun bir tazminatın ilgililere ödenmesi suretiyle gerçekleştirilebilecektir.

Değerli milletvekilleri, komisyona müracaatların ücretsiz olması, komisyonun dokuz ay içerisinde karar vermesi gerektiği, komisyon kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz ve itirazın da öncelikli işlerden sayılıp üç ay içerisinde sonuçlandırılmasına ve hükmedilen tazminatın kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde ödeneceğine yönelik düzenlemeler başvuran vatandaşlarımız açısından olumlu düzenlemelerdir.

Muhalefete mensup arkadaşlarımızın ülkemizdeki yargı alanındaki eleştirilerine de katılmak mümkün değildir. On yıllık AK PARTİ iktidarında, yargının fiziki sorunları büyük ölçüde çözülmüş, teknolojinin bütün imkânları yargının hizmetine sunulmuştur. Temel kanunlarımızın tamamı bu iktidar döneminde çağımızın ihtiyaçlarına uygun hâle getirilmiş; ceza kanunlarımızın tamamı, Borçlar Kanunu’muz, Ticaret Kanunu’muz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’muz bu dönemde yenilenmiştir. Yargının siyasallaştığı yönündeki eleştirilere de katılmamız mümkün değildir. Geçmişte yargının siyasallaştığını söyleyebiliriz ancak 2010 yılında gerçekleştirilen Anayasa değişikliği ile yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlayacak önemli düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde ifade edilen hususlarda gerçekleştirilen reformlar, Anayasa Mahkemesinin yapısında ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısında gerçekleştirilen değişiklikler, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesini, hukuk devleti ilkesini güçlendiren değişiklikler olmuştur. Avrupa Birliği ilerleme raporlarında da bu iyileştirmelerden hep olumlu yönde bahsedilmektedir.

İnsan haklarına saygı ilkesinin bir gereği olarak, uzun yargılamalar nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuran vatandaşlarımızın, buradaki yargılamayı beklemeden, ülkemizde kurulacak olan komisyonun kararıyla hakkına kısa zamanda kavuşmasını sağlayacak olan bu tasarının ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tunç.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 342 sıra sayılı Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısının tümü üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep ederiz.

    Mehmet Akif Hamzaçebi              Ali İhsan Köktürk                              Salih Fırat

                 İstanbul                                 Zonguldak                                    Adıyaman

                                    Bülent Tezcan                         Haluk Eyidoğan

                                          Aydın                                      İstanbul

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyunuz.

Gerekçe:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamalarının daha net bir şekilde ortaya konulmasını sağlamak açısından, söz konusu öneri getirilmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Rakamlarda tereddüt vardır, elektronik cihazla oylama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz sayın milletvekilleri. 

Soru-cevap yirmi dakikadır. On dakikasını sorulara, on dakikasını da cevap işlemine ayıracağım.

Buyurunuz Sayın Dibek.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, yukarıda, Komisyonda da konuştuk ama bence biraz kapalı kaldı, bu konuyu biraz daha açarsanız… Şimdi, kanunun kapsamını biliyoruz, yazıyor zaten, yargılamaların uzunluğu, mahkeme kararlarının icra edilememesi, geç icra edilmesi ama 2’nci maddenin 2’nci fıkrasında bir yetki veriyoruz Bakanlar Kuruluna. Tasarıda o yetkiyi getiriyorsunuz, diğer ihlal alanlarında -sizin önerinizle- Bakanlar Kuruluna bir yetki veriliyor. Bunu biraz açar mısınız, yani bunu niye getiriyorsunuz, bu “diğer ihlal alanları”ndan neyi kastediyorsunuz? Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bizden istediği şey belli Ümmühan Kaplan davasında, “Bu kapsamda bir iç mekanizma kurun.” diyor. Bununla neyi kastediyorsunuz? Bu yetki yarın kötüye kullanılamaz mı? 17 bin dosya var, bunlar içerisinde birçok ihlal alanı var, bunu getirme amacınızı biraz daha açarsanız sevineceğim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dibek.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Bakan, getirdiğiniz yasa tasarısıyla yargılama süresinin uzamasının oluşturduğu mağduriyetleri tazmin etmeyi düzenliyorsunuz ama bu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi düzlemindeki bir hadise. Ancak, bizim yargımızın birçok sebeplerden dolayı uzaması, yanlış karar vermesi, ihmaller, bazen kasıtlar sonucunda tarafların mağduriyeti oluşmaktadır. Mesela, bir temyiz talebi, mahkemesi tarafından Yargıtaya bir yılda gönderilmemektedir. Makul sürenin tanımı yok. Bu türlü mağduriyetleri de tazmin etmeyi düşünüyor musunuz? İç hukukumuzda böyle bir düzenlemeyi düşünüyor musunuz? Bu kanunda bir önergeyle bunu yapar mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, uzun yargılama, makul olmayan yargılama, tarafsız ve bağımsız olmayan yargılamalar nedeniyle, bugüne kadar ihlal nedeniyle hâkim, savcı veya kolluk kuvvetleri hakkında hiç rücu mekanizması işletildi mi? Sorumlularına gidildi mi? Ne tür bir sorumluluğa gidiliyor?

İkincisi, bu tasarı kapsamında çok net olarak ceza yargılaması, hukuk, idare, hepsi yer alıyor. Özgürlükler konusundaki hususu tazminle nasıl gidereceksiniz? Çünkü uzun tutukluluk, uzun yargılama, özgürlükleri ihlal eden bir durum yaratıyor. Burada, bununla ilgili yeni bir düzenleme düşünülüyor mu yoksa bununla yetinecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, uzun yargılamalarla ilgili, uzun yargılamalara neden olan yargıçların sorumluluğu söz konusu olabilir. Ancak, tasarının 8’inci maddesinde bu konuda komisyon tarafından verilen kararın sadece adli veya idari merciye gönderileceği söyleniyor. Ama örnek olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yine eleştirileri sonucunda İtalya’da kurulan yani İtalya’da var olan Pinto Yasası’na göre, bu türden uzun yargılamalara neden olan kişilerin hakkında soruşturma açılması ya da verilen kararlarla ilgili tazminat yükümlülüğü getiriliyor. Bu konuda bizim yasamızda neden bir boşluk yaratıldı? Neden sorumlular hakkında, hem tazminat hem de gereken soruşturmanın yürütülmesiyle ilgili bir düzenleme konulmadı?

Onun dışında, Sayın Bakanım, yine ben Komisyonda da söylemiştim, 23 Eylül 2012 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.

Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana soruyorum: Komisyon kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine başvurulabilecek. Ya mahkemenin kesinleşen kararına karşı hangi organa başvurulacak, AİHM’e mi yoksa Anayasa Mahkemesine mi? Şimdi, bu dosyalar AİHM’deki mevcut dosyalar olduğuna göre, bu komisyonun izleyeceği dosyalar, bu dosyalar söz konusu olduğundan dolayı, başvurunun AİHM’e karşı, AİHM’de yapılması daha doğru değil midir? Çünkü itiraza karşı, öyle anlaşılıyor ki, Danıştay yolu kapalı.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bir konunun düzeltilmesi amacıyla söz aldım. Genellikle, Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru sırasında Rusya’dan sonra 2’nci olduğu söyleniliyor. Şöyle bir durumu göz önüne aldığımızda Türkiye'nin 1’inciliği tescillenmiş durumdadır çünkü Rusya adına yapılan başvuruların çoğu kabul edilebilir başvuru olmadığından dolayı geri çevrilmektedir ama Türkiye’den yapılan başvuruların hemen hemen tamamı kabul edilebilir bulunup gündeme alınmıştır. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurularda kabul edilebilirlik açısından Türkiye 1’inci sıradadır. Sayın Bakanın da bu konuyu bu şekilde bilmesi ve buna göre Adalet Bakanlığı yapması gerekir.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bundan yaklaşık altı ay önce yapılan siyasi operasyonlar kapsamında 40’a yakın tıp öğrencisi gözaltına alınmıştı ve beş aydır bu tıp öğrencilerinden 13’ü Sincan Cezaevinde yatıyor. İddianamede, sınav komitesiyle ilgili telefon görüşmeleri “KCK komitesi” olarak geçmiş, halk sağlığı araştırma topluluğu olarak yaptıkları toplantılar “KCK sağlık komitesi çalışması” diye geçmiş, ana dilde sağlık, ana dilde eğitim, parasız sağlık, telefonda, arkadaş anlamına gelen “…”(x) sözcüğü ve Kültür Bakanlığının bandrol verdiği “…”(xx) marşını söylemeleri suç olarak lanse edilmiş. Siz, bu kadar ön yargılı davranan savcı ve hâkimlerin adalet dağıttığına inanıyor musunuz? Beş aydır mağdur olan tıp öğrencileri iki dönem kaybettiler. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden olası bir mahkûmiyet kararında bu hâkim ve savcıların sorumlu olmamasını, bu yanlış kararın faturasının 74 milyona çıkarılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın Yılmaz, buyurunuz.

                                  

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(xx) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce sorum yarım kalmıştı. Sayın Bakan, 23 Eylül 2012 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmış durumda ancak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyla ilgili değişiklikte, hepimizin bildiği gibi, kanun yolları tüketildiği takdirde bireysel başvuru yapılabiliyor. Bu durumda, uzun yargılamalarda kanun yollarının tüketilmesi söz konusu olamayacağı için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı kullanılamayacak. Bu tasarıda da 23 Eylül 2012 tarihine kadar AİHM’e yapılan başvurularla ilgili müracaatları dikkate alıyoruz. Peki, ondan sonra uzun yargılamalardan dolayı mağdur olan insanlar nereye başvuracaklar, ne yapacaklar?

Yine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin şikâyet ettiği o uzun yargılamalarla ilgili başvurular Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmek durumunda kalmayacak mı? Ama bir fark olacak: Anayasa Mahkemesine başvurmaları istenecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - …insanların başvuruları biraz daha gecikmiş olacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakana sormak istiyorum.

Şimdi, burada, komisyonla ilgili olarak öğretim üyesi-öğretim görevlisi ayrımı yapılmadan, öğretim görevlisinin komisyonlara alınabileceği hüküm altına alınmış. Öğretim görevlisi-öğretim üyesi ayrımının yapılmamasının nedeni nedir? Öğretim üyesi ile öğretim görevlisi aynı mıdır? Eğer bu ayrımın farkında ise öğretim görevlisi olarak komisyonda yer alınmasının nedeni nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, Sayın Dibek’in sorusuyla başlıyorum. Tasarının 2’nci maddesinde alınan yetki, Bakanlar Kururu kararıyla uzun yargılama dışındaki ihtilafların da süreç içerisinde bu komisyonun görev alanına dâhil edilebileceğini düzenleyen madde. Burada “Hangi kriterlere göre uygulanacak? Bunun kötüye kullanımı olursa bunu nasıl denetleyeceğiz?” diye haklı bir soru sordu Sayın Dibek.

Değerli milletvekilleri, tasarı iyice incelenirse, orada Bakanlığın teklifi, Bakanlar Kurulunun alacağı karar ile bu komisyonun görev alanına dâhil edilebilecek olan uyuşmazlıklar aslında tanımlanmıştır, sınırları çizilmiştir yani hem Adalet Bakanlığı hem Bakanlar Kurulu aklına esen ihtilafları bu komisyonun gündemine taşıyamayacaklardır. Nedir bu taşınabilecek olan ihtilaflar? Bir kere, teklif edilen ihlal alanının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına konu olması gerekiyor. Tabii, yerleşik içtihadın da bir tanımı var, o da, AİHM o kadar çok aynı konuda karar veriyor ki o kararlar için artık ilgili ülke savunmasını bile almadan gelen dosya üzerinden uygulama başlatıyor ve artık bu kararları daire şeklinde değil teknik bir heyetle 3 hâkimli komiteler aracılığıyla yapabiliyor. Bu şekilde istikrar bulmuş, âdeta “fiks” diyebileceğimiz kararlar, oluşan konularla ilgili ancak Bakanlık bunu teklif edebilecek ve Bakanlar Kurulu bu yönde bir yetki kullanabilecek.

İkincisi, bu alanda AİHM’in verdiği ihlal kararlarının yoğun olması, çok sayıda olması kriteri getiriliyor. O açıdan, ne Adalet Bakanlığı bu kriterlerin dışına çıkabilir ne de Bakanlar Kurulu böyle bir tasarrufta bulunabilir. Varsayın ki bulundu, Bakanlık keyfî bir teklifte bulundu, Bakanlar Kurulu da keyfî bir yetki vererek bu komisyona böyle bir imkân sağladı. Evvelemirde bu Bakanlar Kurulu kararı yargı denetimine tabi, bir. İki, zaten bu komisyonun kararları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince uygun bulunmadığı takdirde, böyle bir yanlış yaparsa mekanizma, zaten mahkeme bunu etkin bir iç hukuk yolu olarak görmeyeceği için kabul etmeyecektir ve AİHM’e başvuru yolu açık kalacaktır. Dolayısıyla, iç hukukta Bakanlık ya da Bakanlar Kurulunun olası bir keyfî uygulaması karşısında İnsan Hakları Mahkemesine erişimin yolu tıkanamaz, bu noktada rahat olmanızı, endişeye gerek olmadığını ifade ediyorum.

Değerli Milletvekilimiz, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Şandır’ın sorusu: “Bu yasayla uzun yargılamalardan kaynaklı yargılamalarda oluşan mağduriyetlerin tazminini öngörüyorsunuz ama bizim yargımızın oluşturduğu başka mağduriyetler de var, bunların tazmini nasıl sağlanacak? İç hukukumuzda oluşacak bu tip sıkıntıları gidermek noktasında ve AİHM’e gitmeyenler noktasında böyle bir şey yapılamaz mı?”

Sayın Şandır, 23 Eylül tarihinden sonraki mağduriyetler bireysel olarak Anayasa Mahkemesine götürülebilecek. Dolayısıyla, burada bir iç hukuk yolu aslında tesis ediliyor ama Sayın Dilek Akagün Yılmaz’ın sorusunda da var: “İç komisyona, bizim oluşturduğumuz bu yasayla komisyona başvurabilecek olanlar, 23 Eylül tarihine kadar AİHM’e yapılmış başvurular bu komisyondan istifade edebilecek. Bu tarihten sonra başvurmak isteyenler, iç hukuk yolları tükenmedikçe de Anayasa Mahkemesine gidemeyecekler, bir mağduriyet oluşmayacak mı?” diye teknik bir soru sordu Sayın Yılmaz.

Aslında, burada Anayasa Mahkemesinin nasıl bir karar vereceğini şu anda bilemiyoruz. Hatırlarsanız, yargılamalar devam etmesine karşın, uzun tutuklu kaldığından bahisle, tutukluluğa itiraz eden ilgili sanıkların itirazları reddedildikten sonra iç hukuk yolu tükeniyor düşüncesiyle, AİHM’e yapılan müracaatları AİHM kabul edilebilir buldu ve inceledi.

Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesi de bu uygulamalara paralel bir yaklaşım gösterecek midir, onu beraberce göreceğiz. Ancak, uzun yargılamalardan dolayı iç hukukta bir itiraz yolu olmadığından bahsetti Sayın Yılmaz, doğrudur ama böyle bir yol yoksa iç hukuk yolu tükenmiştir deyip itirazlar açısından, uzun yargılamalardan, Anayasa Mahkemesi bunu gündemine alacak mıdır almayacak mıdır? Bence bunun süreç içerisinde görülmesi lazım. Bu konuda, Anayasa Mahkemesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine insanların gitmesini önleyecek bir içtihat uygulayabileceği kanım var ama takdir mahkemenindir. Bu noktada mahkeme nasıl bir uygulama yapacaktır beraberce göreceğiz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Mahkemeyi o kadar zorlamasak da burada düzenleme yapsak Sayın Bakanım.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – O uygulamadan sonra buna ilişkin bir değerlendirme yapılabilir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Peki, burada bir düzenleme yapabilir miyiz?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Mahkemeyi o kadar zorlamayalım, burada bir düzenleme yapalım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani hiç ihtimale bırakmasak.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli arkadaşlar, şimdi bu… Anlıyorum söyleneni, “Burada bir önergeyle bunu da katalım.” deniyor. Türkiye’de 81 vilayette ve şu kadar yargı merkezinin olduğu bir yerde, Ankara’da kurulmuş 5 kişilik bir komisyon Türkiye içerisinden gelen bütün bu müracaatları değerlendirecek ve bunları dokuz ay içerisinde karara bağlayacak, Ankara Bölge İdare Mahkemesi de bu konuda karar verecek. Böyle bir talebi karşılayacak bir yapı kurmuyoruz burada. Bu kurmuş olduğumuz komisyon Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde şu anda kayda girmiş 3 bin civarında, yıl sonuna kadar da 3.500 civarında olmasını beklediğimiz uzun yargılamalardan yapılan şikâyetleri karşılamak için kurulan bir komisyondur. Dolayısıyla komisyonun yapısı da lokal, 5 kişilik bir ekip ve bunların önünde biz, 3.500 civarında bir dosya olacağını öngörerek dokuz aylık süreleri ve Ankara Bölge İdare Mahkemesinin üç aylık karara bağlama sürelerini öngördük. Türkiye’deki bütün bu yöndeki şikâyetleri getirip bu komisyona bağlayacaksak bunu farklı bir mekanizmaya oturtmamız lazım. Dolayısıyla bu komisyona bu yetkinin verilmesi komisyonu işlevsiz hâle getirir, bunu arz etmek istiyorum.

Sayın Kaplan’ın bir sorusu var: “Bugüne kadar hâkim ve savcılara, yargılamalardan kaynaklı ödenmiş tazminatlardan dolayı rücu kullanılmış mıdır? Tazminatlar onlara rücu ettirilmiş midir?” diye. Değerli arkadaşlar, bunun mekanizması kurulmuştur mevzuatımızda. Ancak sorumluluğun oluşabilmesi için hâkim, savcıların görevi kötüye kullanma noktasındaki suçun oluştuğuna dair bir karardan sonra ancak bu rücu söz konusu olabilecektir. Mevzuatımızda bunun mekanizması vardır ama bu mekanizma yeni oluşturulmuş bir mekanizmadır, uygulamasına dair benim benim bildiğim bir karar yoktur.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yargıçların tazminat ödeme yükümlülüğünü kaldırdınız Sayın Bakan.

ADALET  BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bir başka soru, Sayın Kaplan’ın: “Özgürlükler konusundaki mağduriyetleri nasıl tazmin edeceksiniz?”

Değerli arkadaşlar, bu tasarı ile kurulan komisyonun yapabileceği iş tazminat ödemek suretiyle giderilebilecek olan hak ihlallerine bakmaktır. Tazminat ödeyerek gideremeyeceğimiz ihlallere bu komisyon bakamaz. O açıdan, “Efendim, komisyonda parasını ödeyip haksızlıkları kapatacaklar.” Yok öyle bir şey.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yoktur tabii, uygulanmıyor. Uygulanmazsa karar olmaz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu komisyonun tasarruflarını denetliyor, layüsel bir komisyon değil. Bu komisyonun yanlış uygulamaları oranın denetimine tabi.

Şimdi, iç hukukta bir soru daha gelmişti, Sayın Öztürk’ün sorusu, Ali Rıza Bey’in sorusuydu. Bölge idare mahkemesine olmazsa, Anayasa Mahkemesine gidecek. Bölge idare mahkemesinin kararına karşı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruya gidilebileceğini düşünüyorum şahsen ve en nihayetinde, bütün bunlar etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmez ise vatandaşlarımızın AİHS’ten kaynaklı ve Anayasa’mızda da kabul edilmiş hakların ihlalini karşılamadığına dair bir kanaati oluşursa her zaman için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidişin yolu açık olacaktır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Kaç yıl alacak Sayın Bakanım bu düzenlemeler, kaç yıl?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli arkadaşlar, Sayın Yılmaz’ın -yine Dilek Hanım’ın- “Pinto Yasası’nda uzun yargılamaya sebep olanlar için tazminatın rücusuna dair, sorumlulara…”

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) –Soruşturma açılması…

ADALET  BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – “…dair bir husus vardı.” dediler. Evet, İtalyan uygulamasında bu olmuş olabilir. Bizde genel düzenleme var; hâkim, savcıların sorumluluğunu düzenlemiş mevzuatımız var.

Pinto Yasası burada çok sık örnek veriliyor, komisyonda da verildi.

Değerli milletvekilleri, Pinto Yasası başarılı olamadı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi o uygulamaları etkin iç hukuk yolu olarak kabul etmedi. Dolayısıyla, İtalya’dan doğrudan müracaatları aldı gene.

Onun için, biz yargı eksenli bir komisyon oluşturmadık, idari yapıda bir komisyon oluşturduk; daha kısa sürede karar verebilsin ve uygulamalar idari yargının denetimine tabi olsun. İtalya örneği önümüzde; işlememiş, sonuç almamış kötü bir örnektir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Neden Sayın Bakan? Nedenini öğrenebilir miyiz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Oradan da esinlenerek biz bu idari yapılanmayı öngördük, onu arz ediyorum.

Sayın Gök’ün bir değerlendirmesi oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine en fazla müracaat Rusya’dan yapılmıştır, ikincisi Türkiye’dir, bizim istatistiklerimizde böyledir. Ama Sayın Gök “Adalet Bakanı olan birisinin şunu bilmesi lazım.” dedi ve şunu ifade etti: “Rusya’dan giden başvurular kabul edilmezlikle karşılanarak çok büyük bir kısmı elendiği için en fazla müracaat Türkiye’den yapılmış sayılır.” Sonuç itibarıyla bu böyledir ama biz rakam verirken bunu çok net ifade ediyoruz: En çok Rusya’dan müracaat yapılmıştır, ikinci Türkiye’den yapılmaktadır ancak en fazla ilam Türkiye aleyhine çıkmaktadır, gerekçesi de Sayın Gök’ün ifade ettiği gerekçedir. Rusya’dan çok müracaat yapılmasına karşın orada kabul edilebilirlik düşük olduğu için Türkiye en çok ihlal alan ülke olmaktadır. Bu bizim bilgimiz dışında bir şey değildir. İstatistiklerimizde de, verdiğimiz cevaplarda da bunu çok net ifade ediyoruz.

Sayın Baluken’in…

BAŞKAN – Sayın Bakan…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bir soru kaldı, Sayın Baluken’in…

BAŞKAN – Onu cevaplayınız lütfen son olarak. Ek iki dakika da süre verdim size.

Buyurunuz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Tıp öğrencilerinin göz altına alınmasına ilişkin birtakım itirazları oldu Sayın Baluken’in.

Değerli milletvekilleri, bu tip uygulamalardan kaynaklı farklı şikâyetler gelebilmektedir. Burada, zaman içerisinde, bu şikâyetler kendi içerisinde… Aslında bununla mücadele mekanizmaları var, yasalarımızda bir eksiklik söz konusu değil ancak burada biraz da zaman zaman ben tamamen şu noktada değilim, “Savcılarımız, hâkimlerimiz yanlış yapmaz, hata yapmaz.” noktasında değilim ama bu şikâyetler var ise, bu eleştiriler var ise bunların başvurulacağı yöntemler de yasada belirlenmiştir. Buralara müracaat edilmesi hâlinde açıkça kanuna, yasaya aykırı uygulamalar var ise bunlarla ilgili mekanizmalar da açıktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların

Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun Tasarısı

Amaç: 

MADDE 1 - (1) Bu Kanunun amacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair esas ve usullerin belirlenmesidir.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu konuda biraz doğru konuşmamız gerekiyor, vicdanlı konuşmamız gerekiyor. Konu adalet olduğu zaman öyle “vaziyeti kurtaralım” deme lüksümüz yok.

Şimdi, bakın, Türkiye -rakamları Sayın Bakan açıkladı- 16.500 başvuruyla Rusya’dan sonra 2’nci; en fazla mahkûmiyeti Türkiye almış, vaka, bu gerçek bu.

Şimdi, ne yapılmak isteniyor bu tasarıyla? Ümmühan Kaplan, AİHM Türkiye davası esas alınıyor, bir kadastro arazi davası üzerinden yola çıkılıyor ve bu kadastro arazi davası nedeniyle mülk ihlali olduğu için diyorlar ki “Bunu komisyonda çözelim.” Gelin, bunun adını tam açık koyalım bu yasada o zaman. Mülk ihlali, bu tür arazi ihlali, kadastro, kamulaştırma bu komisyonun görevi olsun. Ama, ama diyorum bakın, haksız birisi yargılanıyorsa, haksız bir ithamla karşı karşıyaysa ve uzun süre tutuklu kalıyorsa ve olağanüstü mahkemede gizli tanıklarla senelerce süründürülüyorsa, bunu bu kapsama alan maddelerin ne işi var bunun içinde? Bakın, çocuk oyuncağı değil bu, söylenen sözlerin arkasında durmak lazım. Sayın Bakan diyor ki: “3 bin” takriben görüşülecek komisyonda. 3 binse evet, gelin çözelim. Çözeriz ama öyle değil, öyle değil gerçek; 3 bin değil, 3 bin arazi davası değil, 3 bin kamulaştırma davası değil bu olay. Savunma hakkının ihlali var burada. Silahların eşitliği iddia ve savunmanın ihlali var burada.

Dün, daha bir ay önce, Silivri’de robokoplarla avukatlara saldırı oldu bu ülkede. 12 Eylül sıkıyönetim mahkemelerinde, robokoplarla jandarma avukatlara saldırmamıştır. Şimdi, o avukat hakkını aramak için ulusal mercide gider, sonuç almazsa AİHM’e gider. Şimdi, siz, bunu, tazminle mi, parayla mı gidereceksiniz?

Bakın, adil yargılanma hakkı demek tarafsız mahkeme demek, bağımsız mahkeme demek. Özel yetkili mahkemelerin yerine kurulan özel ağır ceza mahkemeleri, bunların DGM’den, sıkıyönetimden, istiklal mahkemelerinden farkı yok. Bizim anlatmak istediğimiz şu: Bireysel şeylerle, basit çözümlerle bu davaları nasıl aza indiririz? Yaklaşımı Türkiye’de adaleti yok etmiştir.

Adalet bitmiştir arkadaşlar, nasıl bitmiştir. Nir: 12 Eylül referandumunda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu koydunuz. Bununla beş sene davalar AİHM’e gitmeyecek, buradan beş sene kazandınız. 16.500 davayı da nasıl eritiriz taktiği var burada. Bu taktikte, çok açık söylüyorum, belki ağır gelebilir, burada, sözleşmeci Hükûmetin, Türkiye’deki Hükûmetin AHİM’le -çok açık söylüyorum- kirli bir ittifak yapılıyor, kirli bir ittifak. Bu ittifak etik değil. “Siyaseten uzlaşmayla, bir pilot dava üzerinden bu davaları eritelim.” pazarlığıdır bu. Bu pazarlıkta, AİHM “Ben 16.500 davadan nasıl kurtulurum?”, Hükûmet de “Ben bu davaların ihlalinden, mahkûmiyetinden nasıl yırtarım?” diye pazarlık yapıyor.

Bakın, size -çok açık- sözleşmenin üç tane maddesini okuyacağım.

17’nci madde, hakların kötüye kullanılamayacağı. Sözleşmenin 17’nci maddesi diyor ki: “Hiçbir hükûmet bu hakları kötüye kullanamaz.”

Sözleşme, 36’ncı madde: Üçüncü devletlerin müdahale hakkı var yani Türkiye aleyhinde dava açmış yabancı bir ülkenin vatandaşı müdahale etmek istiyor davaya. Sizin bu komisyonlarınız karşısında o müdahale hakkını orada sürdürebilecektir, nasıl engelleyeceksiniz? Burada yok.

53’üncü madde: “Tanınan insan haklarının korunması.” diyor. “Bunlarda çekince koyamazsınız.” diyor. Şimdi, siz, bu sözleşmeyi ya bilmiyorsunuz ya da böyle çözeceğinizi zannediyorsunuz. Böyle çözülmez arkadaşlar.

Şimdi, Sayın Bakanın iyi niyetle… Üçüncü yargı paketiyle, bilmem neyle; cezaevleri doldu, aman işte açık cezaevindekileri çıkaralım, yok tedbire çevirelim, yok erteleyelim. Ondan sonra, üçüncü yargı paketinde yine iyileştirme yapalım; davalar çoğaldı, davalar Yargıtayda 1 milyonu buldu, bunlardan kurtulmak için bir kanun teklifi verin. Dördüncü yargı paketinde tekrar gelecek önümüze, niye? Rum Kesimi’nin başkanlığı bitiyor, Ocak 2013’te İrlanda’nın dönem başkanlığı başlıyor. 23 ve 24’üncü fasıllar adalet, hukuk, yargı, özgürlükler ve güvenliklerle ilgilidir. Bunların hepsi de Adalet Bakanlığını ilgilendiren konular.

Şimdi soruyorum: Ocak ayında buna başlayacaksınız. Bu fasıl en önemli faslı Türkiye’nin ve ilerleme raporunda da eleştiri konusu yapılmış. Şimdi, burada, bu yöntemle siz neyi değiştireceksiniz? Yargılamanın yenilenmesini kanuna koymuşsunuz, daha önceden var, şimdi onun uygulamasını kaldırıyorsunuz.

Eski hâle iade… Bir kişiye sabıka kazandırıyorsunuz özel yetkili mahkemede, sonra AİHM’de haklı çıkıyor, geliyor, yeniden yargılandığı zaman beraat ediyor, eski hâline iade edilemiyor. Böyle bir yaklaşım olabilir mi? Siz buna insan hakları hukuku diyebilir misiniz?

Şimdi, 3 bin civarında dava… Hazineyle vatandaş arasındaki davayı çözebilirsiniz. Peki, vatandaşla vatandaş arasındaki kadastro davasını nasıl çözeceksiniz? 10 bin dönüm ihtilaf konusu. 10 bin dönümün tazminatını nasıl yapacaksınız, davalıya mı vereceksiniz, davacıya mı vereceksiniz?

Şimdi, bakın, önünüze öyle şeyler çıkacak ki bu İtalya’nın Po Ovası’nda aynı Türkiye'nin benzeri kadastro davaları vardı, tapu davaları vardı, gayrimenkul davaları vardı. İtalya mahkûm ola ola bir yasa çıkardı, bunu çözdü. Dikkat edin, köy yakmaları olaylarında da benzeri bir olay yapıldı. Kıbrıs’taki mülk davalarında da orada bir komisyon kuruldu. Bunların hepsi, bu alınan siyasi kararlar Avrupa Mahkemesinin iş yükünden kurtulmak için yapmış olduğu, siyasi olarak karar aldığı, kendi değerlerine, sözleşme hükümlerine, evrensel beyannameye ihanet ettiği kararlardır. Bu siyasi kararların altında ihanet vardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini bu yaklaşımdan dolayı bu şekilde eleştiriyoruz, açıkça eleştiriyoruz. Bu kadar ahlak dışı tekliflerle… Bu tasarılar ahlak dışı tekliftir, insanlık dışıdır, hukuk dışıdır. Bu tekliflerle bunu yapıyorsunuz, ondan sonra Avrupa Mahkemesinde pazarlık yapıyorsunuz, bu pazarlıklara gelip Meclisi de, bizi de alet ediyorsunuz. İşin gerçeği budur. Bizi alet etmeyin.

Yapacağınız çok basit şeyler var, çok açık söylüyorum. Adaleti düzenlemek çok kolay. Güvenliğe, silaha, silahlanmaya, Suriye’deki muhalefete, bilmem kime, örgütlere, şuna buna, Libya’ya gönderdiğiniz paraları adaletinize veriniz. Adaletin bütçesini 2 katına çıkarın. Hâkim, savcı açığınız 6 bin, 6 bin tane hâkim, savcı atayın. 5 binin üzerinde personel açığı var, onları tamamlayın. Binalarınızı yenilediniz, içini de adaletle doldurun. Bakın bakayım o adalet mekanizması böyle işliyor mu, işlemiyor mu? Eğer adalet mekanizmasının işlemesini istiyorsanız bir şey daha yapacaksınız. İşkence yapana devletin hazinesinden tazminat ödettirip onu terfi ettirmeyeceksiniz. İstanbul’da emniyet müdürlerini AİHM kararlarına rağmen terfi ettirdiniz. İstanbul’daki örneğin benzerini… Ordunun içinde AİHM kararlarıyla faili meçhul cinayetlere imza atanları, köy yakanları bu mahkûmiyet kararlarına rağmen terfi ettirdiniz. Bu Hükûmet anlayışıyla insan hakları ihlallerinin önüne geçebilir misiniz? Peki, soruyorum size, Sayın Bakana sordum: Hangi hâkime, savcıya, polise verdikleri kararlardan dolayı, yanlış kararlardan dolayı Türkiye mahkûm olduktan sonra rücu davası açtınız, tazminat ödettiniz? Eğer rücu mekanizması işlese bu hâkimlerin hiçbirisi bu kadar keyfî karar veremez, bu ülkede adaletli kararlar çıkar. Özel yetkili mahkemelerin yargıçları, savcıları “Ali kıran baş kesen” gibi davranamazlar. Bu ülkede hukuku çiğneyemezler bu kadar. Bu ülkede bu meclisin milletvekillerini dört sene, üç buçuk sene cezaevinde tutamazlar. Bu ülkede yakalarına yapışılsa ama yapışılmıyor ama vatandaşa yapışıyorsunuz. Sizlere rücu dosyalarını çıkaracağım, vatandaşa yapılan rücu davalarını. Vatandaşın babasına, anasına rücu davaları açıyorsunuz ama kendi hâkimine, savcısına, polisine açmıyorsunuz, hukuksuzlukları teşvik ediyorsunuz. Böyle bir yaklaşımı biz kabul edemeyiz arkadaşlar. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz tasarı, ülkemizde yargı faaliyetlerinin insanımıza âdeta işkence gibi sunulmasının açık bir ifadesidir. Adalet dağıtmakla görevli yargı erkinin adaletsizliğin simgesi hâline geldiğinin göstergesidir. Tabiidir ki on yıldan beri tek başına iktidar olan beceriksizliklerinin de göstergesidir.

Bilindiği gibi adalet herkese lazımdır ve bir devlet hayatının olmazsa olmazlarındandır. Gerek Anayasa’mızda gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ifade edilmiş olan adil yargılama hakkı insanlığın temel kazanımlarındadır. Bu nedenle de millî ve milletlerarası metinlerde düzenlenmiştir.

Adil yargılanma hakkının en önemli veçhelerinden biri olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkı da gerek hukuk gerekse ceza muhakemesinde silahların eşitliği, duruşmada hazır bulunma, susma ve kendini suçlamama, avukat ile temsil hakkı ve gerekçeli karar prensiplerini ifade etmektedir.

Aleniyet ilkesi ise taraf devletler için iki yükümlülüğü beraberinde getirmektedir. Bunlardan birincisi davanın aleni duruşma ile görülmesi, ikincisi ise duruşma kararlarının aleni olmasıdır. Taraf devletlere söz konusu yükümlülüklerin getirilmesinin amacı ise halkın yargı sistemine güven duymasıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin en çok önüne giden davalardan birisi ise konusu makul sürede yargılanma hakkı olan davalardır. Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde gerek Türkiye gerekse de diğer ülkelerin taraf olduğu çok sayıda davanın neticesinde geniş bir içtihat oluşmuştur. Sözleşmenin 6’ncı maddesinde yer alan “makul süre” kavramı bütün yargılama hukukunu ilgilendirir. Bu bakımdan bu maddedeki “makul süre” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, madde 5/3’te öngörülen tutukluluk süresinin makul olmasından farklı bir anlam ifade eder. Bu bakımdan, madde 5/3’ün amacı hiç kimsenin bir tutukluluk süresi geçirmemesi iken ceza davalarında makul sürede yargılanma hakkının amacı hiç kimsenin akıbetinin ne olacağına ilişkin belirsiz bir durumda kalmamasıdır.

Görüşülmekte olan tasarının genel gerekçesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verilerine göre, 2011 yılı sonu itibarıyla Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde toplam derdest başvuru sayısının 15.940 olduğuna işaret edilmektedir. Bunlardan yaklaşık 2.500 adedi uzun yargılama iddiasını içermektedir. Bu sayının 2012 yılı sonuna kadar 3.500’ü bulabileceği tahmin edilmektedir.

Yine, genel gerekçede, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 16 Temmuz 2009 tarihinde verdiği kararında, Türkiye’de uzun yargılama iddiaları konusunda başvurulabilecek etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığını vurguladığı ve böyle bir iç hukuk yolunun kurulmasını önerdiği belirtilmiştir. Nihayet, tasarının amacı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözüme kavuşturulması olarak ifade edilmiştir.

Her şeyden önce, kurulacak komisyonun seçim usulünün sadece hükûmet temsilcilerine bırakılmış olması, burada komisyonun bağımsız ve tarafsız olamayacağı endişesini getirmektedir. Komisyonda belirli sayıda da olsa muhalefet temsilcilerine yer verilmeliydi diye düşünüyoruz.

Yine, komisyonun başvuruları dokuz ayda sonuçlandıracağı ve bu kararların da ayrıca yargı denetimine tabi olacağı belirtilmektedir. Yani uzun yargılamalar nedeniyle doğan çözümsüzlüklere tasarıda da yer verilmektedir. Açıkçası, çözüm üretirken yeniden çözümsüzlük teklif edilmektedir. Türkçesi “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.” misali bir tasarı ile karşı karşıyayız.

Yine, ceza yargılamasıyla ilgili dosyaların kapsam dışında tutulması da önemli eksikliktir. Kaldı ki adil yargılanma hakkının sözleşmede yer alan hakların korunması açısından kilit bir noktada yer alması bu hakkı Türkiye için de oldukça önemli kılmaktadır. Nitekim, 2001 yılından itibaren anayasal bir hak hâline gelen adil yargılanma hakkının tam olarak gerçekleşmesi, yasa koyucu kadar yargıçların ve yasayı uygulayanların da söz konusu hakkın kapsamını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları çerçevesinde yorumlaması ile mümkündür.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudan ilk bahsedildiğinde gerçekten çok sevinmiş, heyecanla beklemiştik. Sonra görüldü ki bu dahi, yasalara karşı Anayasa Mahkemesine bir başvurudan ziyade maalesef Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat edenlere bir yeni engel maksadı taşıyor. Artık kesinleşmiş bir mahkeme kararına ilaveten bir de Anayasa Mahkemesine başvuru zorunluluğunuzun ardından ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidebileceksiniz, yani zevahiri kurtarma telaşı.

Burada dahi görüldü ki yürütmenin adil olma telaşı yok, adil olma gayesi yok, böyle bir problemi de yok. “Adil yargılama” denilince insanlığın aklına gelen kriterler size uymadı, size göre adil yargılanma hakkı büyüklerinizin buyruklarının uygulanması hakkıdır. İşin en acı yanı bu hakkı doğal bir hak olarak gördüğünüzdür.

Döneminiz, yargı adına pek de iyi hatıralar bırakmamaktadır. Hâkimleri, mahkemeleri kadrolaşma alanı gördünüz; işlemlerinize karşı başvuruları kesmek için yetkili mahkemeye eş, dost, akraba çocuklarını doldurdunuz. Kadrolaşma yetmedi, kadrolaşmada özel geçiş yaptınız.

Adil yargılama hakkı için HSYK’ya başvurular tamamen sonuçsuz bir çırpınma. Dosya numarası ve savcılığa ait bilgileri bende bir davada, avukat HSYK’ya başvurarak “Tüm deliller dosyada ama hâlâ tahkikat bekliyor.” diye sızlanıyor. Cevap mı? Elbette cevap verilmiş. “Cevap: Savcı haklı çünkü iş yükü fazla.” İyi de iş yükü fazla diye ek kadrolar çıkarılmadı mı? Yargıtayı yeniden yapılandırıp ek heyetler kurulmadı mı? Ama kazın ayağı böyle değil. Siz, muhalifleri yargılamak için ek kadrolar açıp yeni cezaevleri yaptınız, yapmaktasınız. Siz, muhalif sesleri, muhalif renkleri toplayıp iddianamesini iki yılda hazırladınız. “Hazırladınız” diyorum çünkü AKP’nin Sayın Genel Başkanı ve birçok parti yetkilisi, savcı makamında olduğunuzu iddia ettiniz. Toplumların olmazsa olmazı adil yargılamayı bıraktınız, isteğinize karşı gelenler için mahkemelere ekranlardan talimat yağdırdınız; hâlâ da yağdırmaktasınız.

Yürütmenin yetki alanını, ülkenin tamamı, milletin tamamı, hayatın tamamı hâline getirdiniz, getirmeye de devam etmektesiniz.

Yetki alanınızda olmayan şey adalet. Adaletiniz de yok, hiçbir alanda yok; KPSS sınavlarında yok, ÖSYM sınavlarında yok, işe alımda adalet yok, emaneti ehline teslim etmede adalet yok ancak kendinizden olanlara teslim ediyorsunuz. Bana göre adalette yeni kavram yarattınız. Bu ülke çok iktidarlar gördü, çok hizmetler verdiler, barajlarda, köprülerde, yollarda mühürleri var, bir tek şeye karışmadılar: Adalet. Adalete dokunmadılar ama siz “AKP adaleti” diye kavram yarattınız. Adaletin yargısını yargı olmaktan çıkardınız.

Geciken mahkeme kararlarına karşı ha bire Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden, milletlerarası adalet ailesinden eleştiri almaktasınız. Ülkeye, devlet kasasına tazminat ödetmektesiniz. Avrupa Birliği sürecini adalete sıkıştırdınız ve ha bire patinajdasınız. Milletler ailesinden eleştiri gelince cevabı kabadayılıkta buldunuz, “one minute”lere itibar ettiniz.

Kuvvetler ayrılığını hiç ama hiç unutmayın diyoruz. Bizler, hep beraber yasama erkiyiz. Sizler, iktidar olarak yürütme erkisiniz. Gelin, yargı erkinden elinizi ayağınızı çekin diyoruz. Gelin, bırakın adaletsizlikte adalet aramayı, dokunmayın adalete diyoruz. El uzatmayın adalet sistemine. Kadro açın, okullardaki eğitim seviyesini geliştirmek için eğitimcilere yol açın, maddi imkânları, bütçeleri geliştirin ama adalete dokunmayın.

Adalet diye Türkçe bilenleri bir gecede dil bilmez sanık yapmaktasınız. Ülkeyi, milleti, devleti yıkıma ha bire kazma, kürek saldırmaktasınız. Bırakın kazma, küreği, bırakın yıkımı, bırakın ayrıştırmayı, bırakın kuvvetler ayrılığını tek kaynaktan kuvvetler birliği hâkimiyeti yapmayı.

Sözlerimi şair Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun dizeleriyle bitirmek istiyorum: “Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir./ Temele taş bulmak gecikebilir./ Devlete baş bulmak gecikebilir./ Adalet gecikmez tez verilmeli.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek.

Buyurunuz Sayın Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, kanunun 1’inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere kürsüdeyim. Öncelikle, sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Kanunun 1’inci maddesindeyiz. Ben de yerimden şunu takip ediyorum -buradan da belki kameralar göstermiyor ama görüyorum- şimdi, kanun teknik bir kanun, anlamakta sanıyorum zorluk çekiliyor. Komisyonda bizler, kanunun mutfak kısmında yer almıştık. O yüzden, kanunun ne için geldiğini, amacının ne olduğunu, bu kanunla neyin Türkiye’de değişeceğini, hangi alanlarda uygulanacağını biliyoruz ama zannediyorum sizler ve vatandaşlarımız biraz kanunu anlamakta, algılamakta zorluk çekiyorsunuz. Bunu buradan, yerimden ben de gördüm. Biraz daha anlaşılabilir bir anlatımla aslında sizlerle düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, rakamları tekrar söylemeye gerek yok ama bu rakamların bir anlamı olması gerekir diye düşünüyorum. Her çıkan sözcü arkadaşımız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki tabloyu, Türkiye’nin tablosunu burada açıkladılar. Sayın Bakan zaten sunuş konuşmasında Türkiye’nin tablosunu açıkladı. Yani orada kaçacak, yapacak fazla bir şey yok. Rakamlara takla attırmayı çok beceriyorsunuz diğer alanlarda. Yani ekonomik konular, işte cari açık, efendim bütçe açığı, ticaret, dış ticaret, Türkiye’nin işte dünyanın kaçıncı ekonomisi olduğu, uluslararası kuruluşların notları, bambaşka rakamlarla gelebiliyorsunuz karşımıza. Ama burada bu rakamlar gerçek arkadaşlar, burada yapabilecek bir şey yok. Yani hani bir laf var ya “kral çıplak” diye, öyle bir şey.

Şimdi, Türkiye’nin bir durumu var. Rusya… Doğru, Rusya tabii büyük bir ülke. Yaklaşık 31 bin civarı dosya var, başvuru var Rusya’dan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine. Sayın Bakan –ben not almıştım, hatırlıyorum- Komisyonda oranları da söylemişti, yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki dosyaların ülkeleriyle oranlarını. Rusya yüzde 22 civarı, bizim de -yaklaşık 17 bin civarı Türkiye’yi ilgilendiren dosya var- yüzde 12 gibi bir oranımız var. Yani tüm dosyaların yüzde 12’si Türkiye’den yapılan başvurulara ait demişti.

Tabii, Türkiye’nin ayrı bir özelliği var. Biz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde sanıyorum en sabıkalı ülkeyiz. Yani bir birinciliğimiz var. Yani Sayın Bakan bunu hiçbir şekilde o da inkâr edemiyor. O birinciliğimiz ihlal kararlarıyla ilgili. Aslında buradan bence bir çıkarım yapmak lazım. Yani durumdan vazife çıkarmak diye bir terim var ya, Adalet Bakanlığı vatandaşların başvuruları karşısında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kadar… Yani Rusya’ya göre, 30 bini 17 bin olarak oranladığımızda, biz birinciyiz arkadaşlar, Türkiye birinci. Şu anda, yine, bildiğim kadarıyla 1.700’ü aşkın dosya infaz için bekliyor Bakanlar Komitesinin önünde yani icra edilmeyi bekliyor.

Yani Türkiye’de yargı, vatandaşımızın haklarının ne kadar ihlal edildiği konusunda aslında bir aynayı önümüze çıkarıyor. Buradan da bir görev yapılması lazım yani görev çıkması lazım. İşte, 1’inci yargı paketi, 2’nci yargı paketi, 3, 4 de gelecek ama değişen bir şey var mı arkadaşlar? Bakıyorsunuz, Türkiye’nin tablosu hep kötüye gidiyor, biz birinci ülkeyiz. Yani birincilik güzel anlamda, işte, şöyle övünebileceğimiz bir birincilik değil. Ya, bu adalet, Sayın Bakan, sizin sorumluluğunuzda niye bu hâlde, hiç düşünüyor musunuz? Yani adalet saraylarından bahsediyorsunuz, bilgisayara geçtik, iyi, geçtik… Ben geçenlerde yine söyledim; ben Trakya Kırklareli Milletvekiliyim, benim ilimin adliyesinde sorun var yani küçük bir adliye binamız var ama Edirne’ye yeni bir adliye binası yapıldı. Ya, arkadaşlar, adliye binasında temizlikçiler var -yerleri siliyorlar çünkü çok büyük, böyle güzel bir bina- bir de çalışan memurlar, hâkim ve savcılar var; halk, vatandaş yok demiştim. Yani böyle bir tablo… Sayın Kaplan da az önce bir şeyler söylemişti burada. Yani buradan bir görev size düşüyor. On yıldır bu kadar çok ihlal varsa çıkıp burada, aslında, şöyle göğsünüzü gere gere konuşamamanız gerekir. Tablo bu değerli arkadaşlar.

Peki, bu kanun niye geldi yani bu kanunla biz neyi amaçladık? Bu kanunu niçin Bakanlar Kurulu hazırladı? Hazırlanan kanun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin talebiyle geldi yani bu anlatıldı. Bakın, 17 bin dosya var. Bunlar, değişik -grup grup sayabiliriz bunları- alanlarda ihlal içeren dosyalar yani başvurular öyle. Bunların içerisinde, işte, bu yılın sonu itibarıyla 3.500 dosya var aynı amaca yönelik “Türkiye’de davalar çok uzun sürüyor. Biten davalarda insanlar kararları infaz edemiyorlar, elde edemiyorlar alacaklarını, haklarını.” İşte, kırk beş yıldır devam eden bir Ümmühan Kaplan dosyasından bahsediliyor. Şimdi, böyle bir başvuru dosyası içerisinde 3.500 dosyaya bakmış Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyor ki -bunu Polonya ve İtalya için de yapmış. 2002’de yapmış bunu Polonya için- “Ya, sizin bir iç hukuk mekanizması kurmanız lazım, ben böyle bu dosyalarla uğraşamam.” Ki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13’üncü maddesinde bu var zaten yani bu sözleşmeye taraf kırk yedi ülkeden biriyiz, biz de imza atmışız.  Bu 13’üncü maddede: İç hukukta, ülkeler, bu sorunları çözecek mekanizmaları, işte, kurumları -neyse, burada bir komisyon var, o komisyonu da birazdan konuşacağız- bunları oluşturması gerekir.” Ve diyor ki bize Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi: “Böyle bir iç mekanizma kurun.” O talep üzerine Bakanlar Kurulu bu kanunu hazırlıyor. Şimdi, hazırlıyor da, Komisyonda biz birçok şeyi iyi niyetle, gerçekten… İşte –haftaya gelecek sanıyorum- bu insanların mahkemelerde tercüman vasıtasıyla yani kendilerini ifade etmek üzere o haklarını düzenleyen maddeyi de yukarıda belli bir noktaya getirelim. İşte, bakın, Türkiye’de bu konu farklı değerlendiriliyor. Aslında, “Gelin, hep beraber, iyi niyetle bu konuyu çözelim.” dedik ama yok yani arkadaşlarımız bildiklerini okuyorlar. Onu da önümüzdeki hafta burada konuşacağız. İnşallah, vatandaşımızın izleyebileceği bir ortamda konuşuruz çünkü Türkiye’nin o konuyu da izlemesi lazım değerli arkadaşlar.

Bakın, değerli arkadaşlar, şimdi, bizim itirazlarımız şuydu: Bu Komisyon kurulacak yani esas kanunun içerisinde bir Komisyon var, o Komisyonun bir görevi var, o Komisyonun bir kuruluşu var. Orada dedi ki: “Bir, bu Komisyonun yapacağı görevin süresiyle ilgili bir yanlış anlama içerisindesiniz.” Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bize diyor ki: “Böyle geçici, palyatif çözümler üretecek bir komisyon kurun.” demiyor, “Bu konuyu alın, bu konuyu çözün.” diyor. İşte, biz, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru tarihini baz alarak -daha doğrusu Bakanlar Kurulu- sadece 23 Eylül 2012 tarihine kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruları kapsayan bir geçici… Yani az önce de söylendi, sivrisineklerden kurtulacak bir çözüm üretiyoruz. “Hayır, gelin, bunu böyle yapmayalım, kalıcı olsun.” dedik. Anayasa Mahkemesinin ne diyeceğini Sayın Bakan söylüyor: “Durun bakalım…” Belki de konuşmuş da olabilir kendisi, bilmiyorum ama Anayasa Mahkemesi henüz daha ne karar verdi, bilmiyoruz. Bu, sürekli bir komisyon olmalı.

Arkadaşlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şunu diyor: “İç hukukta bir mekanizma kurun.” diyor ama “Kafanıza göre de kurun.” demiyor. Yine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir 6’ncı maddesi var, o da bilinen en önemli maddesi, adil yargılanma hakkını düzenleyen madde. Yani insanlar yargılanırken tarafsız, bağımsız bir komisyon olması lazım burada. Bu yargı için de geçerli, her türlü haklarını kullanarak yargılanmalılar.

Şimdi,  Komisyona bakıyoruz, Adalet Bakanı kendi bünyesindeki -yani merkez teşkilatı olabilir ya da taşradan- 4 tane hâkim ve savcıyı atayacak, alacak bu Komisyona; 1 tane de Maliye Bakanlığı… Çünkü işin içinde para var, tazminat olduğu için, bu işin para kısmını konuşacak Maliye Bakanlığından bir uzman gelecek.

Peki, Sayın Bakan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde davalı kim? Yani insanlar mahkemeye başvururken o dava dilekçesinde kimi davalı gösteriyorlar? Adalet Bakanlığı değil mi? Yani davalı sizsiniz. Yargılamalar bitmiyor, kırk yıl sürüyor, insanlar aldığı mahkeme kararlarını infaz ettiremiyorlar, yani davalı sizsiniz. Sonra siz kalkıyorsunuz davalı olarak, bir Komisyonu kuran kişi veya işte, makam olarak bu işin içindesiniz. Yani nerede burada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 6’ncı maddesindeki adil yargılanmanın gereği olan tarafsızlık ve bağımsızlık? Var mı? Yani davalıya davalıyı teslim ediyoruz. Böyle bir şey var mı değerli arkadaşlar!

Buradan da şu çıkacak… Dedik ki: “Bakın, bu Komisyon bir görev yapar ama aldığı kararların çok bir önemi yok. Bu sefer insanlar başvuracaklar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyecek ki: ‘Ya, bu Komisyondan adil karar çıkmaz.’ Oradan mahkûm edecek bu sefer yine Türkiye’yi. Gelin bu Komisyonu daha farklı kuralım.”

Şimdi süreme bakıyorum, yetmedi. Sanıyorum diğer bir maddede de söz alırsam aslında bu konuda söyleyecek, biraz daha sizlerin anlamasını sağlayacak düşüncelerim vardı ama sürem yetmiyor.

Yani bu Komisyon, değerli arkadaşlar, yanlıştır; bunu düzeltmemiz lazım, bir. Artı, burada yine bizim itiraz ettiğimiz -az önce yerimden bir soru sordum, bir soru daha soracağım birazdan- 2’nci maddede Bakanlar Kuruluna verilen bir yetki var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi böyle bir şey de söylemiyor bize. Orada da bir tilkilik var, var bir şeyler, onu da, ne olduğunu uygulamayla göreceğiz. O da aslında yanlış bir düzenlemedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) – Diğer maddede düşüncelerimi anlatmaya devam edeceğim arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dibek.

Şahsı adına, Denizli Milletvekili Bilal Uçar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Uçar.

BİLAL UÇAR (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hukuk devleti dediğimiz kavram toplum içinde yaşayan herkesin insan olmaktan kaynaklanan haklarının, özellikle özgürlüklerinin teminat altına alınması ve kişinin hak ve özgürlüklerini kullanmada hiçbir ayrımcılığa tabi tutulmaması hâlinde bir anlam kazanır.

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bugüne kadar demokratik devlet düzeninin gereklerini yerine getirme noktasında azımsanmayacak bir mesafe almıştır. Her ne kadar demokrasiye her on yılda bir yapılan müdahaleler, darbeler, yol kazası olarak demokrasimizin tüm kurum ve kurallarıyla işleyen bir sistem kurmasını engellese de son on yılda hukuk devleti olma yolunda ülkemiz çok ciddi kazanımlar elde etmiştir.

Son yıllarda hızla sürdürülen yargı reformu çabalarına rağmen çeşitli sebeplerle yargılama süreleri uzayabilmekte ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde itibarımız zedelenebilmektedir. AİHM verilerine göre 2011 yılının sonu itibarıyla ülkemiz aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde toplam derdest başvuru sayısı 15.940 olup, bunlardan yaklaşık 2.500 adeti uzun yargılama iddiasını içermektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında benimsenen ikincillik ilkesine göre asıl olan insan haklarının iç hukukta korunmasıdır. Mevcut insan hakları ihlallerinden kaynaklanan sorunları uluslararası yargı organlarına intikal etmeden önce çözmeye yönelik olarak 6216 sayılı Yasa ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru imkânı getirilmiştir. Bu kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte insan hakları ihlali iddiaları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeden önce Anayasa Mahkemesine gidecektir. Bu husus bile ciddi bir adım ve aşamadır ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde bekleyen dosyaların da bu tasarı kanunlaştıktan sonra kurulacak bir mekanizma ile iç hukukta çözülmesi imkânı gelecektir. Kendisine muasır medeniyet hedefini ilke edinmiş Türkiye Cumhuriyeti’nin, dünyanın bugün geldiği noktada, iletişim çağında bir an önce hukuk sistemini tüm kurum ve kurallarıyla evrensel hukuk standardına ulaştırması zaruridir. Büyük bir medeniyet birikimi olan Türk milleti için bunu başarmak hiç de zor değildir. Adaletin tecellisi, insanların devletine güvenebilmesi için evrensel hukuk standardını tüm insanımız için talep etmek zorundayız. İşimize geldiğinde hukuktan, adaletten, hak ve özgürlüklerden bahsedip işimize gelmediği zaman demokrasiye müdahale girişimlerini ve insanımızın değer yargılarından kaynaklanan en tabii haklarını kullanma taleplerini görmezden gelmekle bu olmaz. 74 milyon vatandaşımızın bu ülkede kardeşçe yaşayabilmesi ve yeni bir medeniyet tasavvuru ile büyük hedeflere koşabilmesi için adaleti dışarılarda arama gibi bir garabeti ortadan kaldırmamız gerekir. Görüşmekte olduğumuz tasarı bu yolda yeni bir adımdır.

Tasarının yasalaşarak demokrasi ve hukuk sistemimizin gelişmesine vesile olmasını diler, yüce heyeti yeniden saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uçar.

Şahsı adına Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün.

Buyurunuz Sayın Akgün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödemek suretiyle çözümüne dair kanun tasarısının 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısının amacı, müteaddit defalar ifade edildiği gibi, insan haklarına saygı ve insan hakları konusunda ortaya çıkan aksaklıkları kendi iç hukukumuzla çözüme kavuşturmaktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği gibi, asıl olan, insan haklarının iç hukukta korunması ve çözüme kavuşturulmasıdır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 39’uncu maddesi, “Dostane Çözümler” başlığı altında, insan haklarına saygı esasından hareketle, davanın dostane çözüm ile sonuçlandırılması için ilgili taraflara ve ülkelere hizmet sunmayı düzenlemekte ve bunu teşvik etmektedir.

Türkiye, özellikle son yıllarda insan haklarına dayalı bir hukuk devleti oluşturabilmek için önemli adımlar atmaktadır. Mevcut insan hakları ihlallerinden kaynaklanan sorunları uluslararası yargı organlarına intikal etmeden önce çözmeye yönelik olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanınması bu anlamda iktidarımızın attığı önemli adımlardan birisidir. Amacımız, ülkemizin demokratik bir hukuk devleti olması yolundaki engelleri bir bir ortadan kaldırmaktır.

Hükûmetimiz döneminde Türkiye’de ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda yaşanan gelişmelere paralel olarak yargı alanında da köklü değişiklikler yaşanmaktadır. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de yargının sorunları yeni değildir. Davaların uzaması bugünün hadisesi değildir. Türkiye’de gerçekten mevzuat eksikliğine dayalı, personel yokluğuna dayalı, hatta hatta apartman köşelerinde adalet dağıtmaya dayalı, köhnemiş bir yargı sistemi vardı.

AK PARTİ’nin iktidara geldiği günden bugüne kadar ele aldığı, yargıyı komple çağdaş bir yapıya kavuşturmak için uyguladığı çok önemli stratejiler var. Bir taraftan yeni adliye binalarının yapılması, bir taraftan temel kanunların bir bir günümüze uyarlanması ve çağdaş kanunlar hâline getirilmesi, personel eksikliğinin giderilmesi, yargıya teknolojinin, teknolojik altyapının kavuşturulması gibi çok önemli adımlar bugün gerçekten yargıyı önemli bir aşamaya getirmiş ve mahkemelerdeki işler, özellikle yüksek yargıda ve yerel yargıda, hızlanmaya başlamıştır.

Adalet Bakanlığımızın Yargı Reformu Stratejisi Belgesi incelendiği zaman, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi, yargının tarafsızlığının geliştirilmesi, yargının verimliliği ve etkinliğinin artırılması için yargı paketlerinin bir bir hayata geçirilmekte olduğunu görmekteyiz.

Ülkemizde çok sayıda kişi, maalesef, uygulanan bu reformlara rağmen, yargılamanın makul sürede bitirilmemesi sebebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine davalar açmaktadır.

Ben, muhalefet partilerimizin bu tasarıya niye karşı çıktığını çok iyi anlamış değilim. Gerçekten, bir taraftan bu tasarıyla amaçlanan hedef, ülkemizin insan hakları noktasında karşılaştığı birtakım sorunları kendi iç hukukumuzda çözmek suretiyle insanımıza bu anlamda kolaylık göstermek; ikincisi, insanımızın Avrupa mahkemesi kapılarında gezmesinin, bu anlamda zaman kaybetmesinin önüne geçmek ve bir uzlaşı ortamı ortaya koymak ve bu noktada devletin tazminat yükümlülüğünü bir an önce gerçekleştirmek suretiyle çözümü kolaylaştırmak. Dolayısıyla, tasarıda eksiklikler olabilir, bu noktadaki eleştirilere katılırım ama tasarının tamamına yönelik itirazların ben yerinde olmadığını düşünüyorum. Tasarının tamamına baktığımız zaman, bu anlamda, dostane çözümü hızlandıran, adalet mekanizmasını devreye koyan ve barışçıl bir çözüm için çaba gösteren bir tasarı olduğunu görüyoruz.

Ben, yargı reformuna baktığım zaman, bu tasarının da önemli bir adım olduğuna inanıyorum. İnanıyorum ki önümüzdeki günlerde yeni yargı paketleriyle yargıdaki sorunlar bir bir çözülmeye devam edecektir.

Ben, bu duygularla tasarının hayırlı olmasını diliyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akgün.

Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz. Bu bölümde on dakika süremiz var, beş dakika sorulara zaman ayıracağım.

Buyurunuz Sayın Dibek.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, konuşurken de söyledim yani bunu belki siz farklı düşünüyorsunuz ama benim aklımda böyle bir soru var. Bu 2’nci maddenin 2’nci bendinde Bakanlar Kurulundaki yetki genişletilmesi -sizin talebinizle- yapılacak olan diğer ihlaller için… Bu kapsamda az önce açıkladınız yani “Bunların da kriterleri var.” dediniz yani bu da her bir başvuru için olmaz. Aklımda şu var: Biliyorsunuz, bu terör suçundan mahkûm olan ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de zamanında başvurmuş olan, oradan da adil yargılanmadıkları gerekçesiyle Türkiye’de yeniden yargılanması yönünde karar verilen 211 -ya da daha fazla olabilir- suçlu var. Bu daha önce de, 2009 yılında, hatırlıyorum, hani taş atan çocuklar yasası içerisinde de gelmişti, gelecekti, sonra çekildi hatırladığım kadarıyla. Bu 200 kişiyle ilgili olarak bir öneri getirmeyi düşünüyor musunuz? Bunları da bu kapsamda… Bu Komisyona başvurmaları ve tazminatla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – …bu konunun çözülmesi yönünde bir girişiminiz olacak mı?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dibek.

Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türk yargıcı Işıl Karakaş bir televizyon kanalında dile getirdiği görüşlerinde “2011 yılında Türkiye’den Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gelen başvurularda inanılmaz bir artış var. Bu başvuruların katlanarak artması demek, kişilerin iç hukukta yeterli düzeyde hak ve özgürlüklerin garanti olmadığını düşündüklerini, hatta haklarını elde edemedikleri için uluslararası yargı organı olan AİHM’e başvurduklarını gösteriyor.” şeklinde ifadelerde bulunmuştur. Ayrıca “Türkiye’de herkes tutuklu. Yetersiz cümlelerle kişilerin tutukluluğuna karar verilip altını imzalıyorlar.” diye de eklemiştir. Bu ifadeler karşısında Adalet Bakanı olarak değerlendirmeleriniz nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köktürk.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Avrupa Birliği İlerleme Raporu’ndan okuyorum size: “Ancak Adalet Bakanı ve Bakanlık Müsteşarına verilen roller dâhil olmak üzere, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’na yönelik eleştiriler karşılanmamıştır. Deniz Feneri davasındaki savcıların görevden alınması kararının yürütmenin baskısını yansıttığı yönünde endişeler bulunmaktadır.” diyor. Sayın Bakan, bu Türkiye’de, yurt dışındaki milyonlarca yurttaşımızı dolandıran bu şebekenin hakkında verilmiş olan bir karar var Alman mahkemesi tarafından. Bu karar diyor ki: “Esas failler Türkiye’de.” Ve burada bu iş örtbas ediliyor. Bunun hesabını vermek lazım. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Yani bunu ortaya çıkaracak mısınız çıkartmayacak mısınız, bu Deniz Feneri davasını? Merak ediyorum gerçekten bir hukukçu olarak.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Ulupınar…

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bugün akşam saatlerinde Zonguldak Beycuma M Tipi Cezaevinde büyük bir yangın çıktı. İlk bilgilere göre, yangın bacadan sızan alev sonucu çıktı. 425 mahkûm, personel ve güvenlik güçlerinin herhangi bir zarar görmediğini öğrendik. Bundan dolayı mutluyuz.

Mahkûmlar civar illere sevk ediliyor. Siz de yanan kısımların hemen yapılacağını biraz önce yaptığımız görüşmede ifade ettiniz. Bundan dolayı teşekkür ediyorum ve Zonguldak’ımıza geçmiş olsun diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ulupınar.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce söylediniz ben Pinto Yasası’nı örnek verince; Pinto Yasası’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından… Yani daha doğrusu, İtalya’nın getirdiği Pinto Yasası nedeniyle, düzenlemelerinin yeterli olmaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yeniden başvuruların gitmeye başladığını söylediniz.

Pinto Kanunu neden yetersiz? Bu konuda neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine İtalyanlar başvurmak durumunda kalıyorlar? Bunu bir açıklamanızı istiyorum, bunun gerekçesi ne?

İkinci olarak da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir mahkeme ve o çerçevede bizim ülkemizde de bir iç hukuk yolu oluşturulması isteniyor ama burada Adalet Bakanı olarak sizin seçeceğiniz 4 yargıç veya savcıdan, bir de Maliye Bakanlığından 1 kişiden bir komisyon oluşturuyorsunuz. Şimdi, kendi oluşturduğunuz komisyona bir de yargılama yetkisini veriyoruz. Çok açık seçik bu. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin istediği şey de bu doğrultuda zaten. Bütün uygulamalarda da mahkemeler bu konuda karar veriyor. Siz şimdi kendi elinizle, bir yargı sıfatına sahip olacak bir mahkeme mi yaratıyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Dibek’in sorusunu hemen cevaplayayım: 2’nci maddenin 2’nci bendindeki düzenlemeyle komisyonun yetkilerini genişletmek suretiyle… Avrupa Konseyi Delegeler Komitesinin önünde bekleyen -“211” diye ifade edildi ama- 221 kişi var. Bunlar, ihlal kararı verilmiş kişiler ve yargılamanın yenilenmesi gerekirken 311’inci maddeye göre, 2’nci fıkranın istisnasına takıldıkları için bundan istifade edemiyorlar. Bir kere, Sayın Dibek’e şunu çok net ifade edeyim: AİHM bu 221 kişinin dosyasında ihlal kararı verdi. Dolayısıyla, ihlal kararı verildiği için bunlar Delegeler Komitesinde icrası beklenen dosyalar. Bu açıdan, bu Komisyonun yetki alanına girmez, bir. İkincisi, bizim o 221 bekleyen kişiyle ilgili olarak, nasip olursa, 4’üncü paket içerisinde bir önerimiz olacak. Burada Sayın Dibek’in katkısını da bekliyorum. O 4’üncü paketteki özellikle bu 221 tane, Delegeler Komitesinin önünde icrası beklenen karara katkılarınızı da bekleyeceğim.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Apo olacak mı o 221’in içinde? Sayın Bakan, Apo olacak mı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Kesinlikle yok, ismen sayıyoruz. 221 kişinin diyoruz. 311’inci maddenin ikinci fıkrasındaki istisnaya takılmayacağına dair geçici bir madde getiriyoruz.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Gelsin bakalım.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Asla ve kata böyle bir şey olmayacak ama orada desteğinizi de bekliyorum Sayın Dibek.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Genişletebilir mi?

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Yasa bir gelsin bakalım Sayın Bakanım.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Onun dışında, Sayın Köktürk ”Işıl Karakaş’ın beyanlarına dayalı olarak siz ne düşünüyorsunuz Adalet Bakanı olarak?” diye sordu. Değerli milletvekilleri, hemen şunu ifade edeyim: Başka arkadaşlarımız da dile getirdiler, AİHM’de 2011 yılı sonu itibarıyla Türkiye’nin almış olduğu 2.404 ihlal… Ben şu ana kadar şu dönem bu dönem ayrımına girmedim. Bunlar Türkiye aleyhine verilmiş ihlaller, Türkiye davalı gösterilerek açılmış davalar. Bakınız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bir davanın sonuçlanması 5 ila 6 yıl sürüyor. Hatta, 8-10 yıl süren spesifik davalar var. Bunlar, iç hukukta yollar tükendikten sonra oraya gittikleri için, iç hukuktaki geçen süreyi de koyarsanız önemli bir kısmı 2002 öncesine ait vakalardır bunların.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakanım, ben 2011 yılındaki başvuruları söylüyorum, kararları söylemiyorum. Başvurularda artış var diyorum.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Ümmühan Kaplan pilot dosya. 1960’lı yıllarda başlamış bir yargılama sürecinin davasıdır.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakanım, 2011 yılında başvurularda anormal artış var diyorum.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Ben şu ana kadar hükûmetler dönemini katmadım, bu sorun müşterek sorunumuz. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bu 2.404 ihlalin ben analizini yapar ortaya koyarsam, AK PARTİ dönemine ait ihlallerin oranının çok düşük olduğunu görürsünüz. Ama ben burada olayı partiler bazına, hükûmetler bazına indirmek niyetinde değilim. Bu dert Türkiye’nin derdi ve bu dertten bu ülkeyi kurtarmak için çalışmalar yapıyoruz.

Bu tazminat komisyonu bu dertten bizi kurtarmaz -Sayın Bal burada yok ama ifade ettiler- bu, sonucu ortadan kaldırmaya dönük bir çalışmadır, sebebi değil. Sebebi ortadan kaldıracak olan çalışmalar 4’üncü pakette geliyor, AİHM’in ihlal verdiği dosyaların ihlal gerekçelerini ortadan kaldırmaya dönük çalışmalardır. Onun farkındayız, ama çok kapsamlı bir çalışma yapıyoruz ve inşallah Türkiye’nin AİHM’e giden dosyalarını hem ihtiyaç olarak azaltacağız hem sonuçta Türkiye’nin aldığı ihlallerin Avrupa’daki ortalamalar, makul düzeyler noktasına gelmesini sağlayacak tedbirleri hayata geçiriyoruz.

Sayın Acar’ın sorusuna geliyorum: AB Komisyonunun İlerleme Raporu’ndaki eleştiriler. Sayın Acar, doğrudur, Türkiye’ye eleştiri babında tespitler vardır. O eleştirilerden de gerçekten istifade etmeye çalışıyoruz, ama Türkiye’nin 2012 İlerleme Raporu’nda özellikle yargı alanında katettiği mesafelere dönük övgüleri de ben buradan tek tek sayarım isterseniz. Avrupa Birliği Komisyonunun 2012 Türkiye İlerleme Raporunda, Türkiye’de yapılan AB kapsamındaki faaliyetler noktasında en canlı çalışmaların adalet alanında -23’üncü, 24’üncü fasıllarda- yapıldığı teslim ediliyor. Hatta, raporun açıklandığı gün Sayın Füle bir açıklama yapmak zorunda hissetti kendini. Nedir o? Adalet Bakanlığının yaptığı çalışmalar ile Meclis İnsan Hakları Komisyonunun yaptığı çalışmalara özel bir başlık açarak teşekkür etme ihtiyacı duydu. Evet, Türkiye’nin problemleridir bunlar, ama bu problemlerin aşılması noktasında inanınız o kadar gayret var ki, bu gayret Türkiye içinden daha çok yurt dışından daha net görülebiliyor. Onlar yıllar itibariyle mukayeseleri takip etme imkânına daha net sahipler.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Bakanım, bu benim sorumun cevabı değil ama bir şey söylemeyeceğim.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bir de, iç siyasi endişelerden de uzak yapılıyor.

Sorunuzun ikinci bölümüne geliyorum. Şunu söyleyeyim…

BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sekiz saniyem var.

BAŞKAN – Evet, bir ek süre verdim.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Acar, Deniz Feneri davasıyla ilgili sordunuz: “Almanya’da bitti, Türkiye’de bunu ortaya çıkaracak mısınız?” Bununla ilgili iddianame tanzim edilmiştir, davası açılmıştır, dava kabul edilmiştir, İstanbul mahkemelerinde devam ediyor. Sonucu hep beraber göreceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Şimdi, madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan  342  sıra sayılı kanun tasarısının 1.maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz                     Gürkut Acar                          Malik Ecder Özdemir

                    Uşak                                      Antalya                                          Sivas

          Mustafa Moroğlu                  Birgül Ayman Güler                          Ali Özgündüz

                    İzmir                                        İzmir                                          İstanbul

                                                             Mevlüt Dudu

                                                                   Hatay

“Madde 1 - (1) Bu kanunun amacı Avrupa insan hakları mahkemesine yapılmış bazı başvurular ile makul sürede sonuçlandırılmayan uzun yargılama süreçlerine karşı yapılan başvuruların maddi ve manevi tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair esas ve usullerin belirlenmesidir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 1 nci maddesine aşağıdaki 2 nci fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                          İdris Baluken                              Mülkiye Birtane

                   Şırnak                                     Bingöl                                            Kars

                               Hüsamettin Zenderlioğlu                   Erol Dora

                                              Bitlis                                    Mardin

“(2) adil yargılama hakkını ihlal eden tutukluluk ve dava sürelerinin uzamasına neden olan kolluk mensupları, savcı ve hakimlere uygulanacak müeyyideler ile AİHM kararları sonucu mevzuat değişikliği yapılması, yargılamanın yenilenmesi, ödenecek tazminatların sorumlulara rücu edilmesine dair esas ve usulleri kapsamaktadır”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız?

Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, aslında ben bir sağlıkçıyım, on bir yıl tıp eğitimi gördüm, yedi yıl da uzman hekim olarak çalıştım, yani hukukla ilgili bir konuda belki bize çok fazla söz düşmez ama şöyle bir genel uygulamaları taradığımız zaman on sekiz yıl hekimlik mesleği yapan birisi olarak mevcut hâkim ve savcılardan çok daha fazla bir hukuk bilgisine sahip olduğum kanaatine ulaştım.

Bakın, bu hâkim ve savcıların uygulamalarıyla ülkeye getirdikleri durumu şu tabloda biraz hep birlikte irdeleyelim:

Tutuklu öğrenci sayısı 2.824, 31 Ocak 2012 itibarıyla Adalet Bakanımızın soru önergesine verdiği cevap. Bunlardan 1.778’i tutuklu, 1.046’sı ise hükümlü. Bu hükümlü öğrencilerden 178’i de aynı maddeden hüküm giymiş. Bu gerekçeleri biraz sonra sayacağım.

Tutuklu gazeteci sayısı 91. Daha önce Adalet Bakanlığı bu rakamların gazetecilik mesleğinden dolayı olmadığını söylüyordu, ona katılan Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi de aynı şeyleri söylüyordu ama en son bu Gazetecileri Koruma Komitesi 76 gazetecinin cezaevinde olduğunu, 15 gazetecinin durumunun da incelendiğini, Türkiye'nin mevcut hâliyle Çin ve Rusya’yı bile geçtiğini belirtiyordu. Bu gazetecilerin, ilginçtir, yüzde 70’inin de Kürt olması ve özgür basın geleneğinde çalışmış olması olayın ayrı bir boyutunu gösteriyor, savcı ve hâkimlerin hangi karar mekanizmalarını çalıştırdığını gösteriyor.

Tutuklu çocuk sayısı 2 bine yakın, 1.943 gibi bir rakam var burada. İlk defa dünya hukuk tarihinde “politik suçlu tutuklu çocuk” kavramını, maalesef, bizler bu literatüre sokmuş durumdayız.

Tutuklu avukat sayısı 36. Yaptıkları iş avukatlık mesleğinin gerektirdikleri ve bundan dolayı farklı birtakım iddianamelerle, devletin bilgisi dâhilinde olan birtakım bilgilerle mahkûm edilmeye çalışılıyorlar.

Sendikacılar için yine aynı şey geçerli. Yani hemen hemen toplumsal bütün katmanlara, bütün mesleklere uyarlayabiliriz.

Bakın, ben, skandal iddianamelerden birkaçına örnek vermek istiyorum. Malatya’nın Doğanşehir ilçesinin Sürgü beldesinde linç edilmeye çalışılan Alevi aile hakkında hazırlanan iddianamede 10 korucunun ifadesine yer veriliyor ve bu iddianamede bu ifadeler “kes yapıştır” yöntemiyle savcılık tarafından düzenleniyor. Çünkü, mevcut iddianamedeki 10 korucunun ifadesindeki imla hataları bile “kes yapıştır” yöntemiyle yer aldığı için aynı şekilde yer alıyor.

Bakın, DİHA Muhabiri Ankara Temsilcisi Kenan Kırkkaya hakkında hazırlanmış iddianame. İddianamede geçen suçlardan biri, üç yıl önce doğan kızı Hevi Jiyan’ın babası olmak. Üç yıl önce Hevi Jiyan açılım bebeği olarak ilan edilmişti, kamuoyuna o şekilde lanse edilmişti, üç yıl sonra bebeğin isminden dolayı bir gazeteciye suçlama getiriliyor. Gazeteciye Irak’ta yapılan bir ulusal kongreye katıldığı söyleniyor ama gazetecinin pasaportu bile yok. Bu şekilde özensiz, tamamen asılsız hazırlanan iddialar var.

Öğrencilerin davasıyla ilgili… Yumurta atmanın örgütsel suç olduğu, şemsiyenin bir örgütsel yaralama aracı olduğu, poşu takmanın, saç kestirmenin örgütsel faaliyet olduğunu herhâlde belirtmeye gerek yok. Demin tıp öğrencileriyle ilgili bazı şeyleri paylaşmıştım. Yani, poşu takmak, kitap okumak, Mekap ayakkabı giymek bu ülkedeki hâkim ve savcılar tarafından, eğer, sıkılmadan, utanılmadan iddianamelere konuluyorsa bunun bir yaptırımının mutlaka olması gerekir. Eğer, bu mekanizma AİHM tarafından sağlanıyorsa da bunun faturasının mutlaka bu savcı ve hâkimlere ödetilmesi gerekir.

Bakın, iddianamelerden birisi de Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Yaşar Kaya için hazırlanmış. İddianamenin tamamı isim benzerliği olan, daha önce DTP’de yöneticilik yapmış olan Yaşar Kaya’nın yapmış olduğu siyasal faaliyetlerden oluşuyor. Bu kadar ciddiyetsizlik olur mu? Bu insanların tamamının ailesi var, çocukları var, bir yaşamları var ve böyle özensiz iddianamelerle bu insanlar yıllarca cezaevlerinde tutuluyorlar. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Burada herhâlde yirmi dört saat de konuşsak bunları bitiremeyiz ama artık, burada, bu hâkim ve savcıların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …verecekleri kararla ilgili hukuki bilgilerinin ve vicdanlarının gözden geçirmesini sağlayacak bir mekanizmayı oturtmamız gerekiyor. Aksi takdirde, her gün, bu ülkede adaleti kendi elimizle toprağa gömmüş olacağız. Ben bu düzenlemenin özellikle hâkim ve savcılara müeyyide getirilmesi şeklinde ele alınmasını temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı kanun tasarısının 1. maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Dilek Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları

“Madde 1- (1) Bu kanunun amacı Avrupa insan hakları mahkemesine yapılmış bazı başvurular ile makul sürede sonuçlandırılmayan uzun yargılama süreçlerine karşı yapılan başvuruların maddi ve manevi tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair esas ve usullerin belirlenmesidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Dudu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin değiştirilmesi hakkında verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle insan hakları konusunda ülkemizin içinde bulunduğu tabloyu özetlemek istiyorum. Gerçi Sayın Bakan da biraz bahsetti, bahsetti ama o konuşurken şunu düşündüm: Peki, siz orada ne yapıyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, tablo şu biçimdedir: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan 16.650 başvuru ile Türkiye, 47 ülke arasında Rusya’dan sonra 2’nci sırada, verilen ihlal kararları açısından ise 47 ülke arasında 1’inci sırada; üstelik, bu birincilik açık arayla.

Makul süreyi aşan uzun tutukluluklar nedeniyle milletvekilleri, öğrenciler, gazeteciler, asker-sivil binlerce yurttaşımız cezaevlerinde.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2009 yılından bu yana, uzun süreli ve haksız tutuklamalar nedeniyle ülkemiz aleyhinde 440’ı aşan kararla ülkemizi mahkûm etmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında uzun ve haksız tutuklulukların peşin cezaya dönüştüğü ve bu durumun ağır insan hakkı ihlali oluşturduğu açıkça vurgulanmıştır. Tasarı, makul süreyi aşan haksız tutuklulukları kapsamamaktadır.

Yine, çok detayına girmek istemiyorum ama son derece saygın uluslararası kuruluşlar ve medya organlarının değerlendirmelerine göre de Türkiye, demokrasi ve insan hakları konusunda Filipinler, Endonezya, Tayvan, Fas, Uganda, Gambiya gibi ülkelerin bile gerisindedir.

Avrupa Birliği Türkiye 2012 İlerleme Raporu’na göre, Ergenekon, Balyoz gibi davalar başta olmak üzere “Savunma hakkı, yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin uzunluğu ile fazlasıyla uzun ve çok kapsamlı iddianameler bakımından endişeler devam etmekte olup, bu durum, söz konusu yargılamaların hukuka uygunluğunun kamuoyu tarafından kayda değer ölçüde sorgulanmasına yol açmıştır.” denilmektedir.

Ayrıca, söz konusu davalar, Avrupa Birliği raporuna göre, Türk siyasetinde kutuplaşmaya yol açma eğilimindedir.

İlerleme Raporu’nda soruşturmaların hızla genişleme eğiliminde olması, yargının yalnızca polis tarafından toplanan ve gizli tanıklar tarafından sağlanan kanıtları kabul etmesi ağır biçimde eleştirilmiştir.

İlerleme Raporu’na göre HSYK’nın yapısı, Deniz Feneri savcılarının görevden alınmaları yargı üzerindeki baskıyı yansıtan somut olgulardır. İlerleme Raporu’ndakine benzer saptamalar Avrupa Yargıçlar Birliğinin Washington toplantısının sonuç bildirgesine de yansımıştır. Bildirgede HSYK’nın Hükûmetin temsilcisi gibi hareket ettiği, yargının siyasallaştığı açık bir dille ifade edilmiştir. Çok özetle, içinde bulunduğumuz tablo budur.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti AB hedefinden, Avrupa Birliği hedefinden vazgeçmiştir. Yüzünü Batı’ya değil Doğu’ya dönmüştür. Hayal âleminde yaşayan Dışişleri Bakanı bugün Cezayir’de “Osmanlı milletler topluluğu”ndan bahsediyor. Türkiye çağdaş uygarlık hedefinden uzaklaştırılarak çoktan tarihe karışmış ütopyalar yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük konusunda köklü çözümler aranmak yerine bu kanunda olduğu gibi günlük çözümler üretilmeye çalışılıyor.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin bu tasarıyla yapmak istediği sadece, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Ümmühan Kaplan davasında verdiği pilot kararın gereğini yerine getirmektir ama bu köklü ve kesin çözüm değildir, sadece yasak savmaktır, sadece günü kurtarmaktır, bundan öteye gidemez. Bu tasarıyla amaçlanan sadece, bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış olan mevcut başvurularla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yükünü azaltmaktır. Oysa yapılması gereken, uzun tutukluluk sürelerini ve uzun yargılama sürelerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEVLÜT DUDU (Devamla) - …ortadan kaldıracak düzenlemeler getirmektir.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dudu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Arayacağım efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

On dakika ara veriyorum.

 

Kapanma saati: 22.07

 


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 22.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

1’inci madde üzerinde Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Kapsam

MADDE 2 - (1) Bu Kanun;

a) Ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı,

b) Mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği,

iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruları kapsar.

(2) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatları doğrultusunda Ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulu kararıyla bu Kanun hükümleri uygulanabilir.

(3) İdari nitelikteki soruşturmalardan kaynaklanan başvurular hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk… (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Köktürk.

CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 2’nci maddesinin içeriğine geçmeden önce, söz konusu kanun tasarısının genel gerekçesine baktığımızda tasarının amacının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların tazminat ödenmesi suretiyle çözüme kavuşturularak, bir taraftan “insan haklarına saygı ilkesi”nin tam anlamıyla tesis edilmesi, diğer taraftan da ülkemizin uluslararası alanda insan haklarına saygı konusunda özensiz olduğu şeklindeki bir algının önüne geçilmesi olarak vurgulandığını görüyoruz. Ancak, “insan haklarına saygı ilkesi”nin tam anlamıyla tesis edilebilmesi ve Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunun uluslararası alanda kabul ettirilebilmesi için öncelikle temel hukuk normlarının yaşama geçirilerek hak ihlallerinin önlenmesi gerekir. Bu anlamda, bırakın yürütme tarafından gerçekleştirilen hak ihlallerini, evrensel ilke ve değerlerin bizzat yargı eliyle ortadan kaldırıldığı bir süreçte bunun sağlandığından söz edebilmek olanaklı değildir.

Değerli milletvekilleri, bugün ülkemizde, yurttaşlarımızın en temel hak ve özgürlükleri özel yetkili mahkeme süreçlerinde ortadan kaldırılmaktadır. Başta değerli milletvekillerimiz Sayın Mehmet Haberal ve Sayın Mustafa Balbay olmak üzere Parlamentoda olması gereken, bizlerle birlikte yasama görevlerini yapmaları gereken 8 milletvekili, 70’i aşkın gazeteci, 300’ü aşkın subay, astsubay, binlerce öğrencinin de aralarında bulunduğu on binlerce yurttaşımız tutukludur. Ülkemizdeki tutuklama kararları ise maalesef -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tespitleriyle- basmakalıp gerekçelerle verilmektedir ve bu durum münferit olmaktan çıkmış, sistematik bir hâle dönüşmüştür.

Evrensel hukukta tutuksuz yargılamanın esas, tutukluluğun bir istisna olmasına karşın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına, Anayasa’mızın masumiyet karinesine yönelik 38’inci maddesine ve Anayasa’mızın 90’ıncı maddesinin açık hükümlerine rağmen bugün milletvekillerimiz, binlerce insan, haklarında suçun sübutuna yönelik bir mahkeme kararı olmaksızın, somut delillere dayanmayan, soyut iddialarla, uzun ve haksız tutukluluklarla cezaevinde çürütülmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısıyla gözünü boyamaya çalıştığımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuran bu uzun tutukluluklar nedeniyle 2009 yılından bu yana ülkemizi yüzlerce kez mahkûm etmiştir. Bu mahkûmiyet kararlarına baktığımızda da hep aynı gerekçeler karşımıza çıkmaktadır.

Birinci olarak, tutukluluklar şeklî, matbu gerekçelerle verilmektedir. İkinci olarak, yargılamada makul süre aşılmaktadır. Üçüncü olarak, uzun süren tutukluluklar ceza yerine geçmektedir ve dördüncü olarak, uzun süren tutuklamalar ağır bir insan hakkı ihlali oluşturmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu saptamalarının yanı sıra özel yetkili yargılamalarda yaşanan bilirkişi ve gizli tanık skandalları ise bugün Türk yargısının içine düştüğü durumun boyutunu açıkça gözler önüne sermektedir. Tecavüz, fuhuşa teşvik gibi yüz kızartıcı, cinayet gibi ağır suçlardan hüküm giyenlerin beyanlarıyla, tahrif edilmiş dijital verilerle hazırlanmış iddianameler, verilen kararlar ve sürdürülen tutukluluklar temel hak ve özgürlüklerin bizzat yargı eliyle katledildiğinin ve yargıdaki rezaletin açık örneklerini oluşturmaktadır.

33 askerin şehit edildiği Bingöl katliamının emrini veren Şemdin Sakık ve benzerlerinin tanık olarak beyanına itibar edilmesi, yargının adaleti gerçekleştirme, maddi gerçeğe ulaşma ilkelerinden uzaklaşarak başka hedeflere yelken açtığının açık göstergesidir. Nitekim yargının geldiği nokta sadece bizim tarafımızdan değil, daha düne kadar AKP’yi reformist bir parti olarak gören uluslararası kuruluşlar tarafından da gözlemlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, az önce AKP Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç’un farklı bir anlam kazandırarak atıfta bulunduğu Avrupa Birliği 2012 yılı İlerleme Raporu’nda Ergenekon, Balyoz gibi davalarda savunma hakkı, yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin uzunluğu ile iddianameler bakımından endişelerin devam ettiği, söz konusu yargılamaların hukuka uygunluğunun kamuoyu tarafından kayda değer ölçüde sorgulandığı ifadeleri açıkça yer almış, bu davaların Türk siyasetinde kutuplaşmaya yol açtığı vurgulanmış, yargının yalnızca polis tarafından toplanan ve gizli tanıklar tarafından sağlanan kanıtları kabul ettiği ağır bir şekilde eleştirilmiştir. Şimdi, bu eleştirilerden Sayın Yılmaz Tunç’un nasıl olumlu bir sonuca ulaştığını merak ediyorum çünkü Avrupa Birliğinin 2012 İlerleme Raporu bugüne kadar ülkemiz hakkında düzenlenen en ağır ilerleme raporudur.

Yine daha önce, daha geçtiğimiz günlerde basında yer alan, Avrupa Yargıçlar Birliğinin deklarasyonunda ise yargıç ve savcıların rotasyonunun kötüye kullanılarak yargıç ve savcılar üzerinde bir baskı aracına dönüştürülmesi, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun yeniden yapılandırılması sürecinde kurula Türk yargısını temsil eden kişilerin değil, Hükûmetin görüşünü ifade eden kişilerin dâhil edilmesinin sağlanması, savcıların yürüttüğü gizli soruşturmaların Hükûmet üyeleriyle paylaşılması, Adalet Bakanının gerekli gördüğünde savcılardan bilgi istemesi, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin süregelen soruşturmalara ve süreçlere müdahil olmaya çalışmasının kabul edilemeyeceği vurgulanarak Sayın Başbakanın “Biz yargıya neyin gerekli olduğunu söyledik, yargı da gereğini yapacaktır.” sözlerine atıf yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, yargı bağımsızlığının ayaklar altına alındığı, kanuni hâkim güvencesinin ve kanun önünde eşitlik ilkesinin ortadan kaldırıldığı, masumiyet karinesinin ve şüphenin sanık lehine yorumlanması ilkelerinin yerlerde süründüğü, devlet içerisinde devlet oldukları açıkça ifade edilen özel yetkili mahkemelerde sanıkların ve avukatların tanıklara soru sormasının engellendiği, savunma hakkının kısıtlandığı, insanların keyfî kararlarla özgürlüklerden mahrum edildiği bir ülke yönetimi, bu olumsuzlukları ortadan kaldırmadığı sürece, görüştüğümüz şeklî, yüzeysel yasa tasarılarıyla ulusal ve uluslararası alanda saygınlık kazanamaz. Bu anlamda görüştüğümüz tasarı, olumsuzluklarının yanı sıra, ülkemizdeki var olan sorunları ortadan kaldıracak veya azaltacak bir tasarı işlevine sahip değildir. Kaldı ki tasarıyla oluşturulacak tazmin komisyonunun tamamen yürütmenin yani siyasal iktidarın tercihleriyle belirlenmesi, bağımsız ve yetkin bir kurul olarak oluşturulmaması, sorunların temelinde yatan anlayışın bu tasarıya da hâkim olduğunu göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarının 2’nci maddesinde ise "Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulu kararıyla bu kanun hükümleri uygulanabilir"  şeklindeki düzenleme, Bakanlar Kuruluna, yasamayı ilgilendiren bir alanda kapsamı ve sınırları belli olmayan bir yetki verilmesi mahiyetindedir. Bu, yasama yetkisinin devri anlamındadır; bu yönüyle de tasarı Anayasa’mızın 70’inci maddesine açıkça aykırıdır. Verilen yetkilerin kapsam ve sınırlarının açıkça kanunla belirlenmesi, hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin de olmazsa olmaz koşuludur. Bakanlar Kuruluna verilen yetki, hukuk devletinin temel ilkeleriyle asla bağdaşmamaktadır. Yine bu yetkinin hangi amaçlarla kullanılacağı açık olmadığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’den beklentilerinin oldukça dışına taşınmaktadır. Ayrıca, tasarının sadece 23/9/2012 tarihine kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara dönük geçici nitelikte bir düzenleme olarak düşünülmesi, sorunu kalıcı olarak çözme iradesi olmadığını da göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, temel hak ve özgürlüklerin ihlalinden sonra para ödeyerek sorunu maskeleme anlayışından öte, bizzat temel hak ve özgürlük ihlallerini ortadan kaldıracak tasarı ve tekliflerin Genel Kurul gündemine getirilmesi dileğiyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köktürk.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurunuz, Sayın Dora.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra  Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısının 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının genel gerekçesinde son yıllarda hızla sürdürülen yargı reformu çalışmalarına rağmen, çeşitli sebeplerle yargılama sürelerinin bazen uzayabildiği ve makul sürelerin dışına taşabildiği belirtilerek “Yargı sistemimize ilişkin bu sorunlardan dolayı, tarafı oldukları davalar makul sürede tamamlanmayan kişiler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanmaya ilişkin 6’ncı maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu başvurulardan dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ülkemiz aleyhine verilmiş bulunan çok sayıda ihlal kararı bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen bu ihlal kararları ülkemizi bir yandan her yıl önemli miktarlarda tazminat ödemek zorunda bırakırken diğer yandan da ülkemizin insan hakları alanında uluslararası toplumdaki görünümünü olumsuz etkilemektedir.” şeklinde ifadeler yer almaktadır.

Yargılamaların aşırı uzun olması, Türkiye’de uzun süredir devam eden bir problemdir. Uzun süren yargılamalar, sanıkların uzun süre tutuklu kalması ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi manasına gelmektedir. Ama uzun süren yargılamaların, tanıklar ve tanıkların korunmaları üzerinde de ciddi etkileri olmaktadır.

Dönemin Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komitesi Komiseri Ocak 2012 tarihli raporunda, bu durumu “kronik bir işlevsizlik” olarak tanımlamıştır. Raporda, Türkiye mahkemelerindeki yargılamaların aşırı uzun sürmesi sebebiyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin defalarca Avrupa sözleşmesinin ihlal edildiği hükmüne vardığına ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin önünde bekleyen bu konuyla ilgili 233 kararın olduğuna da dikkat çekilmektedir.

Dava duruşmalarının birbirini izleyen günlerde yapılması yerine, kimi zaman 2 duruşma arasına aylarca zaman girebilmekte, bu da yargılamada odaklanmanın ve devamlılığın sağlanamaması anlamına gelmektedir.

Kimi durumlarda sorunu ağırlaştıran diğer bir unsur da uzun süren yargılama süreci zarfında, olağan görev rotasyonu çerçevesinde hâkim ve savcıların başka illere ya da mahkemelere atanmasına bağlı olarak, davaya bakan 3 hâkimli mahkeme heyetinin ve savcının defalarca değişmesidir.

Örneğin, Temizöz davasının görülmeye başlandığı Eylül 2009’dan 22 Haziran 2012 tarihine kadar 36 duruşma yapılmıştır. Davanın ilk aylarında duruşmaların arasında bir aydan az bir süre geçerken ilerleyen dönemde duruşma aralıkları genellikle bir ay veya daha uzun süreli olmaya başlamıştır.

Uzun süren yargılama süreci, aynı zamanda mağdurların yakınları bakımından travmatik hâle gelerek dava sonucuyla ilgili giderek artan belirsizlik duygusuna ve adalet sisteminin eninde sonunda adaleti sağlayacağına dair güvensizliğe yol açabilmektedir.

Tüm davanın süratle ilerlemesi için Adalet Bakanlığının yeterli kaynak ayırması son derece önemlidir. Yetkililer, duruşma öncesi hazırlıkların tüm boyutlarıyla tamamlanabilmesini sağlamak ve tanıkların, sanıkların adil yargılanma hakkını da gözetecek şekilde bildirdiklerini de dile getirmekteki kararlılıklarını artırmak için azami çaba sarf etmelidir.

Ayrıca mahkeme tanıkların arzu ettikleri dilde ifade verebilmesi için gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.

Dava süreci uzadıkça tanıkların, üçüncü tarafların baskısına maruz kalma olasılığı da o kadar artacak ve mağdur yakınlarının sürece olan güveni kaybolacaktır. Hükûmet ve yargı sistemi açısından bu tip olağanüstü davalarda yargı sürecini sanığın adil yargılanma hakkını da gözeterek hızlandırmak öncelikli olmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı, Türkiye'deki uzun tutukluluk sürelerine karşı iç hukuk yollarını tükettikten sonra son umudu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmakta bulan vatandaşların bu imkânını engelleyerek açıkça adaletin tesis edilmesi imkânını ortadan kaldırmaktadır. Açıktır ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şu ana kadar verdiği kararlarla Türkiye hukukuna âdeta rehberlik etmiş, sorumluların yargı önüne çıkarılması ve mağduriyetlerin önlenmesi konusunda yol gösterici olmuştur. Tüm bu hususlar Avrupa Birliği üyelik süreciyle birlikte değerlendirildiğinde daha da önemli hâle gelmektedir. Tasarının 2’nci maddesinin ikinci fıkrasında “Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da bu kanun hükümleri uygulanabilir.” şeklindeki düzenleme, Bakanlar Kuruluna, yargıyı ilgilendiren bir alanda kapsamı ve sınırları belli olmayan bir yetki verilmesi mahiyetindedir. Bu yetkinin hangi amaçlarla kullanılacağı açık olmadığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye'den beklentilerinin oldukça dışına taşınmaktadır. Verilen yetkilerin kapsam ve sınırlarının açıkça kanunla belirlenmesi, hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur. Bakanlar Kuruluna verilen yetki hukuk devletinin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır.

Buyurunuz Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, gecenin bu saatinde sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bugün, gerçekten gecenin bu saatinde Türkiye'mizin bir  sonucunu tartışıyoruz. Tabii, Türkiye'yi on yıldan bu yana yöneten, tek başına yöneten AKP iktidarının bir sonucunu tartışıyoruz. Sayın Bakanın ifadesiyle, sayın iktidar partisi grubu sözcülerinin ifadesiyle söylüyorum: Birikmiş bir sonucu, artık dayanılmaz hâle gelen ve ağır bir suçlamaya dönüşen bir sonucu tazminat ödeyerek aklamaya çalışıyoruz. Bir anlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçlamalarını bir bedel ödeyerek yani sabıka kaydımızı bedel ödeyerek ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Bu sonuç kabul edilebilir, Türkiye’ye yakışır bir sonuç değil arkadaşlar. Yaptığınız açıklamalarda, kanunun gerekçesinde belirttiğiniz gibi 2012’nin 31 Ağustos tarihine kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 16.650 adet başvuru olmuş, 2009’dan bu yana da bunun 440 tanesi mahkûmiyetle sonuçlanmış. Mahkûmiyet çok ağır. Diyor ki: “Artık insan hakkı ihlali oluşturduğu, ağır bir insan hakkı ihlali oluşturduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Uzun yargılama süreci, haksız ve uzun yargılama süreci artık bir ağır insan hakkı ihlali ve bir cezalandırmaya dönüşmüştür.”

Kaldı ki değerli milletvekilleri, sizi ve bu Genel Kurulu çok yakından ilgilendirdiği için söylüyorum. Bu nitelemeye muhatap olan, bizim aramızda bulunması gereken milletvekillerimiz var. Henüz daha yargılamasının ne zaman biteceği belli olmayan, bizim gibi milletin oyuyla seçilmiş milletvekillerimiz var. Sayın Mehmet Haberal, Sayın Mustafa Balbay, Sayın Engin Alan Paşa yani bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’yle ilgili ortaya koyduğu hüküm cümlesinin en ağır, bize göre kabul edilemez bir sonucunu yaşayan bizim içimizden arkadaşlar var. Dolayısıyla, Hükûmet, bir çözüm -artık içinden çıkılmaz bir sıkıntı- bunun bir çözümü olarak bir komisyon marifetiyle bu durumda olanlara tazminat ödeyerek bu kusuru, bize göre, bana göre bu ayıbı ortadan kaldırmaya çalışıyor.

Değerli arkadaşlar, kendimizi gözden geçirmemiz açısından bir fırsat olduğu için söylüyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi, adı adalet, hedefi kalkınma ama eğer samimiyetle sorgularsak her iki konuda da sınıfta kaldığı ortaya çıkacaktır. İşte bunun biri olan “adalet” dediğimiz hadise. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin delilleriyle ortaya koyduğu ve maalesef kabul etmek durumunda kaldığımız bir sonucu var, diyor ki: “Siz demokratik ülkeler sınıflamasında -artık demokratik olduğunuzu söyleyebilmek mümkün değil.- işleyen demokrasi grubunda değilsiniz, kusurlu demokrasi grubunda da değilsiniz, siz ancak –yani sayfaları çevirmekle bitmiyor- karma rejim…  Yani demokrasi grubunun içinde bile değilsiniz.” diyor. Hâlbuki, demokrasi dediğimiz hadise milletin iradesiyle oluşan iktidarın, kanun koyucu olarak yasamanın, denetim görevi olarak yargının yürütmeden bağımsız çalışabilmesiyle mümkün. Demokrasi bu ama bizim ülkemizde maalesef kuvvetler ayrımı, özellikle AKP iktidarı dönemindeki uygulamalarla kuvvetler ayrımı o kadar ortadan kalktı ki, bunlar o kadar birbirinin içine geçti ki artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyor ki: “Siz…” veya bu konuda The Economist dergisinin bir demokrasi endeksi var, Freedom House’un Dünya Özgürlükler Raporu var, yine Associated Press Ajansının yayımladığı bir başka skala var, bir başka, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün sınırlaması var. Bütün bunlarda ülkemiz maalesef Türkiye’ye yakışmaz sonuçlarla muhatap. Yani düşünebiliyor musunuz, 112 ülke arasında 88’inci sıraya düşüyoruz ve biz işte, kalkındığımızı ifade ediyoruz, demokrasimizin ileri demokrasi aşamasına ulaştığını söylüyoruz ama bugün buraya getirdiğiniz bu kanun tasarısıyla siz de kabul ediyorsunuz ki bizim adalet sistemimiz, yargı sistemimiz arızalıdır; adaleti geliştirmiyor.

Değerli milletvekilleri, daha önce de bir vesileyle ifade etmiştim. Devlet milletin en üst örgütüdür. Millet adına egemenlik kurarak, egemenlik kullanarak bir güç oluşturuyor ama bu gücün kullanımında eğer adalet yoksa o devlete “hukuk devleti” değil “zulüm devleti” denir. Türkiye’nin sonuçları da maalesef bu. Bu sonuçlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle tescil ediliyor ve biz bu ayıbımızı ortadan kaldırmak için burada, gecenin bu saatinde kanun çıkarıyoruz. İşin özü budur. Bu sonuç Türkiye’mizin sonucu, doğrudan iktidarı suçlamak anlamında söylemiyorum ama şunu kabul etmelisiniz: Bu ülkeyi tek başına on yıldan bu yana siz yönetiyorsunuz. Bu sonuca tedbir geliştirmek, bu sonucun bu noktaya gelmesini önceden öngörerek tedbir geliştirmek sizin sorumluluğunuz. Şimdi, getirdiğiniz bu kanunla ortaya koyduğunuz çözüm, yine Sayın Bakanın ifade ettiği gibi, bataklığı kurutmuyor, sivrisinekle meşgulsünüz. Hâlbuki daha o kadar çok sorun var ki Sayın Bakan. Bakın, şu Meclisin şu saatte çalışması da bir hukuk sorunu, bir yargı sorunu, yani sizi mahkemeye versek -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi- şu çalışma usulünden dolayı mahkûm olursunuz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Komisyona gelebilirsiniz şikâyete.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Aynen öyle.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Komisyona müracaat edersin Ağabey.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yarın, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekilleri sayın grup başkan vekillerinden şikâyetçi olsalar bu komisyonda haklı bulunurlar ve tazminata mahkûm olursunuz. Dolayısıyla, sorunu göz göre göre oluşturup o sorunu çözmek için de sonra bir gayret göstermek ne akla uygundur ne bize yakışır bu kadar tecrübeden sonra. Bu sebeple söylüyorum, değerli arkadaşlar, bir musibetten bin nasihat çıkartmak akıllı insanların işidir. Sayın Bakan, birçok güzel işler yapmış olabilirsiniz ama bir sonucunuz var. Şimdi, mahkemeler tıkanmış, dosya sayısından geçilmiyor, yargılama süresi bizi mahkûm ediyor, haddinden fazla uzamış; hapishaneler dolmuş. Çeşitli kanunlar çıkartarak hapishanelerin yaklaşık yarısını boşalttınız ama hâlâ hapishaneler dolu.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yargıtay çalıştığı için geliyor.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şimdi, tüm bu sonuçların sebebi olarak biraz kendinize, kendi uygulamalarınıza bakmanız gerekmiyor mu? İyi sonuçlarınız olabilir ama bu sonuçları da sorgulamak size düşmez mi değerli milletvekilleri?

Ben, bu kanunun, ümit ederim ki… Sayın Faruk Bal’ın da ifade ettiği gibi birtakım endişelerimiz var, yani kurduğunuz komisyon bağımsız değil. Kurduğunuz komisyon doğrudan Bakanlığın bünyesinde bir idari makam. Nasıl adaletli olacak, nasıl bağımsız olacak, nasıl işte idarenin oluşturduğu kusurları çözmek için dirayetli olacak? “Vesayet rejimini kaldırdık.” derken yeni vesayetler kurduğunuzu unutmamanız gerekir. Bir yanlışı ortadan kaldırırken yeniden bir yanlışı bina etmek de asla akıllıca bir davranış değil. Bu endişelerle bu yasanın sadra şifa olmayacağı gibi bir endişemiz var. Ama inşallah, beklediğiniz sonucu alır, bu sorunun çözümüne katkı verir diye ümit ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Şahsı adına söz yok.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Güler, buyurunuz.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Sayın Bakan, bu hazırlık, uzun yargılama iddiasıyla sınırlı olan 3.500 başvuruyla ilgili. Bunları uzun tutukluluk, işkence, kötü muamele, yaşam hakkı ihlali gibi doğrudan bireyin canına dönük ve mülkiyet hakkıyla ilgili biçiminde sınıflandırdığımda 3.500 başvurunun dağılımı nasıldır?

Mülkiyet hakkı ihlali ile ilgili uzun yargılama, uzun tutukluluk sorunuyla ilgili uzun yargılama ve işkence, kötü muamele, yaşam hakkı ihlali gibi konularla ilgili yargılama. Bunun sayısal dağılımını öğrenebilir miyim?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Güler.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tasarıda “Komisyona müracaat tarihinden itibaren dokuz aylık bir süre içerisinde karar verilir.” şeklinde bir hüküm var. Moldovya’da bu üç aydır, İtalya’da bu dört aydır. Bir yandan uzun süreli tutuklulukla ilgili biz bu mağduriyetten bahsediyoruz. Bu çok uzun bir süre sayılmıyor mu acaba?

Türkiye’de kaç tane hukuk fakültesi var? Her yıl hukuk fakültesinden kaç tane mezun verilmekte? Türkiye’de kaç yargıç ve savcı açığı vardır? Kaç zabıt kâtibi veya memur ihtiyacı vardır? Yargıdaki savcı, yargıç, zabıt kâtibi ve memur ihtiyacı var ise bu ihtiyaç neden giderilmemektedir? Tüm yargı birimlerinde kaç tane engelli çalışmaktadır? Tüm yargı birimlerinde yasal olarak kaç engellinin çalışması gerekir? Bu anlamda fiilî durumla hukuki durum örtüşmekte midir?

Son yıllarda Türkiye aleyhine verilen ihlal kararlarında ciddi artışlar var mıdır? Varsa 2001 tarihinden bugüne kadar yıllara göre Türkiye’nin mahkûm olduğu tazminat miktarı ne kadardır?

BAŞKAN –Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, daha önce de sormuştum, bu Komisyonda öğretim üyesi, öğretim görevlisi ayrımı bilinçli bir tercih midir? Çünkü Komisyonda öğretim görevlisinin alınacağı belirtilmektedir. Eğer bu bilinçli bir tercih değilse öğretim görevlisi tanımı öğretim üyesini kapsamakta mıdır? Çünkü öğretim üyesiyle öğretim görevlisi farklıdır, ikisinin farkı vardır. Bu konunun aydınlatılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Öztürk’ün sorusuyla başlayayım çünkü geçen ona sıra gelmedi.

Sayın Öztürk, o, hükûmet tasarısında o şekilde ama Komisyonda değiştirildi. Öğretim üyesi, öğretim görevlisi, hiçbirisi kalmadı onların. Tamamen Bakanlığın atayacağı hâkim kökenli 4 üye, 1 de Maliye Bakanlığından gelecek, toplam 5 üye olacak. Dolayısıyla o, hükûmet tasarısında olan ifadedir, Komisyonda değişti o.

Değerli arkadaşlar, bir önceki turdan Sayın Dilek Yılmaz’ın bir sorusu vardı “Pinto Yasası hangi eksiklerinden dolayı başarısız oldu İtalya’da?” diye. Bizde iki neden gözüküyor: Bunlardan bir tanesi, kurulan sistemde tazminatı inceleyen mahkemeler süresinde neticelendiremedikleri için, uzun sürede bunu karara bağladıkları için etkin bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilmedi Strasbourg tarafından. İkincisi de, hükmedilen tazminat miktarları AİHM’in hükmettiği miktarların çok altında kaldığı gerekçesiyle. İki gerekçe var: Biri çok uzun sürdü, ikincisi çok düşük tazminatlara hükmetti. Bundan dolayı AİHM Pinto Yasası’yla oluşturulan mekanizmayı etkin bulmadı.

Onun dışında, bu turda Sayın Ayman Güler’in sorusu: “3.500 civarında olmasını beklediğimiz toplam dosya sayısının dökümünü…” Değerli arkadaşlar, bu dosya miktarı tahminimiz orayı bulacak, ama bunların tamamı yargılama süresinin uzadığından bahisle yapılan şikâyetlere ait dosyalar. İçerisindeki döküm kadastrodan mıdır, şundan, öyle bir ayrım bizde yok, ama mahkemeye yapılan müracaatta hangi nedenden dolayı Türkiye şikâyet edilmiş, o nedenler elimizde istatistik olarak var. O neden de, uzun yargılamadan doğan mağduriyet karşısında hak talebi arayışıdır.

Sayın Tanal… “Çözüm süreci olarak tasarıda dokuz ay gibi bir süre koymuşsunuz. Bu uzun değil mi?” Evet, uzun gibi görünüyor ama, 3.500 dosyanın aynı anda gelmesi ve bunların bu komisyonun elinde yüklenmesiyle oluşacak yoğunluk da düşünülerek aslında önlem olarak bu getirilmiştir.

Ayrıca, şunu ifade edeyim: Bu tasarı hazırlanır iken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uzmanlarıyla temas edilerek belli hususlar aslında hazırlandı. Bu açıdan -önemli olan- bu sürede bitirilip uygun bir tazminata bağlanabilir ise ve AİHM’in belirlemiş olduğu kriterlere uygun olarak bağlanabilir ise bunun etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul edileceği kanaatindeyiz.

Onun dışında, zabıt kâtibi ve idari personel, mübaşir gibi personel konusunda açıklarımızı kapattık. Şu anda ciddi bir açığımız gözükmüyor ama hâkim, savcı açığımız hâlâ devam ediyor. Onu tamamlamakta zorluğumuz var. Onun dışında, engelli vesair sorulara, size yazılı olarak cevap vereceğim. Önümde rakamlar var ama süre çok dar olduğu için size, onu yazılı cevap verelim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Soru çerçevesinde söz aldım ama aslında 60’ıncı maddeye göre söz alarak Genel Kurulun zamanını almamak için burada bir hususu dile getirmek istiyorum.

Tasarının 2, 4, 5 ve 7’nci maddelerinde, teknik olarak geniş zaman kullanılması gerekirken gelecek zaman fiili kullanılmıştır. Bu, kanunun anlamını bozmaktadır. Bir örnekle açıklamak istersek 4’üncü maddeyi örnek vereceğim. 4’üncü maddedeki komisyonun kuruluşuna ilişkin olarak, “Bu Kanun kapsamında yapılacak müracaatlar…” dedikten sonra “…Adalet Bakanı tarafından atanacak dört kişi ile Maliye Bakanı tarafından Maliye Bakanlığı personeli arasından atanacak bir kişi…” diyerek devam ediyor. “atanan” demek gerekir. Ayrıca, “yapılacak müracaat” cümlesi de burada yanlış. “Müracaatın” tanımı zaten 3’üncü maddede yapıldığına göre “yapılacak” diye bir şey eklemek doğru değil. Sonraki maddeler vergi istisnası maddeleri. “Düzenlenecek kâğıtlar” değil, “düzenlenen kâğıtlar” damga vergisinden istisnadır. Damga Vergisi Kanunu da o şekildedir.

Bunları bir redaksiyon yetkisiyle düzeltmenin doğru olacağını düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.

Diyeceğiniz bir şey var mı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Hamzaçebi’ye de teşekkür ediyorum.

Bu konuda bir dahaki oturuma kadar, burada oturum bitiminde arkadaşlarımız çalışsınlar ve gerekirse Komisyona bu redaksiyon yetkisi verilebilir. Tabii ki bunu  ifade etmek, Komisyonun takdirinde bir şeydir ama ben kendi kanaatimi paylaştım.

Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

2’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı  kanun tasarısının 2. maddesinin 1. fıkrasının b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini 2 ve 3. fıkrasının metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz                     Gürkut Acar                          Malik Ecder Özdemir

                    Uşak                                      Antalya                                          Sivas

                           Mustafa Moroğlu                                         Ali Özgündüz

                                     İzmir                                                       İstanbul

“b) Mahkeme kararlarının geç veya kısmen icra edildiği ya da icra edilmediği,

iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları mahkemesine yapılmış olan başvuruları ve a) bendindeki hakların ihlal edildiğine dair başvuruları kapsar.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 2 nci maddesinin 2 ve 3 üncü fıkrasının tasarıdan çıkarılması, yerine aşağıdaki 2 nci fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                          İdris Baluken                              Mülkiye Birtane

                   Şırnak                                     Bingöl                                            Kars

                                       Erol Dora                            Hüsamettin Zenderlioğlu

                                         Mardin                                              Bitlis

"(2) AİHS ve eki protokoller uyarınca, AİHM önünde bekleyen davalar, ulusal hukukta yeniden görülür ve bir yıl içinde sonuçlandırılır. Yargılama sonucunda hakları ihlal edilenlere tazminat ödenir, mevzuat değişikliğine gidilir ve sorumlulara rücu edilir. Sorumlular hakkında uzun tutuklama ve yargılama nedeniyle ayrıca disiplin ve cezai müeyyideler uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu öylesine bir madde ki, bu madde öylesine yetkiler içeriyor ki inanın Muhteşem Süleyman’da bile bu yetkiler yok, inanın.

Bakın, 2’nci fıkranın kaldırılmasını istiyoruz. 2’nci fıkrada diyor ki: “AİHM’in o kadar yoğun ihlal kararları var ki başka alanlarda da Adalet  Bakanının teklifiyle Bakanlar Kurulu bu kanun hükümlerini uygulayabilir.” Yani “başka alanlar”, sınırlanmamış; sınırsız, sorumsuz her alanda Hükûmet isterse… E, zaten siz sözleşmeci tarafsınız, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde sözleşmeci taraf hükûmeti temsil eder. E, hükûmeti temsil eden bir konuda bu yetkiyi niye istersiniz? Gereksiz, bunun kaldırılması lazım. Zaten Hükûmet olarak siz bütün yetkilere sahipsiniz, orada uzlaşmaya da, davanın reddine de, kabulüne de, hepsine de yetkilisiniz.

Bir de 3’üncü fıkrada diyor ki: “İdari tasarruflar kapsam dışıdır.” E, vallahi, İçişleri Bakanı muhalif belediye başkanlarını alacak görevden, il encümenlerini, belediye encümenlerini, yüzlerce seçilmişi alacak, “Ee, bu, kapsam dışındadır.” Böyle bir yaklaşım olabilir mi! Böyle bir yaklaşım içinde, bir de bu kararı verenler, işkence yapanlar, yanlış mahkeme kararı uygulayanlar, ideolojik ön yargılı siyasal yargıyla özel yetkili mahkemelerde, olağanüstü mahkemelerde istediği gibi karar verip insanları mağdur eden hâkimler, savcılar ve kolluk hakkında hiçbir müeyyide olmayacak. Siz bu ülkede adalet bekleyebilir misiniz, adil karar çıkabilir mi? İşte, bunun için bizim verdiğimiz önerge çok nettir. Biz diyoruz ki: “Hâkimlerin, savcıların ve kolluğun da sorumluluğu olsun. Disiplin cezası gerekiyorsa disiplin cezası, görevi kötüye kullanmada kasıt varsa hapis cezası, görevden atılma. Onun ötesinde, kararından dolayı yanlış mahkûmiyet varsa ihlal kararı, o tazminatı da ona rücu edin.” Bakın bakayım o zaman bir hâkim, bir savcı, bir polis yanlış yapar mı? Biraz dikkat edecek, kendine gelecek. Yirmi beş senedir Avrupa mahkemesinde Türkiye mahkûm olur, dünyada Guinness Rekorlar Kitabı’na girer, birinci derecede mahkûmiyet kararı alır. Hâkimi, savcısı, kolluğu elini sallaya sallaya bu ülkede geziyor. “Oh, bana ne? Nasıl olsa hazineden karşılıyor hükûmet.” Yol geçen hanı mı bu ülke yani? Bazıları vatandaşların…

Hazinenin açtığı davalara bakın, ibretliktir. Çocukları çatışmada ölen anne, babalara hazine rücu davası açmıştır. Açtığı rücu, tazminat davalarıyla hazinenin, bu çatışmalarda, sırf anne ve baba oldukları için, çocuklarının neden olduğu bir zarar nedeniyle çocuklarının fiilinden sorumlu tutulmuştur. Hazine bunun için yüzlerce dava açmıştır ama bu ülkede binlerce köy yakıldı, binlerce faili meçhul cinayet işlendi, hâlâ işkence yapılıyor. Bunların sorumluları hakkında bir işlem yapılmayacak. Bunların yaptıkları yanlarına kâr kalacak. Bunun adı hukuk devleti değil arkadaşlar. Hiçbir hukuk devletinde hiç kimse bu kadar sorumsuz, bu kadar patavatsız, görevini bu kadar hesapsız yapamaz. Bunun mutlaka bir hesabı olur, bunun hesabı sorulur.

Bizim burada getirdiğimiz önerge bu. Eğer adaletin gerçekleşmesini istiyorsanız bu yanlış kararların önünü kesersiniz. Bu yanlış kararlar nedeniyle Türkiye daha fazla mahkûm olmaz. Türkiye daha fazla mahkûm olmadan zaten otomatikman hizaya çekmiş olursunuz. Mahkûmiyet ihlal kararlarını durdurmuş olursunuz. Bu kadar açık ama anlaşılan o ki -Muhteşem Süleyman’ın kadıya bir heyet huzurunda kanunları tanzim ettirirken bile dikkat ettiği bazı hususlar var- bunun zerresine kadar dikkat etmeyenlerin, Hazreti Ömer’in adaletinden azıcık olsun feyzalmayanların, caydırıcı hükümler koymaması suretiyle bu ihlaller devam edecek ve Türkiye'de bu ihlaller artacaktır, bu, yol kesmeyecektir. Ben size açık söylüyorum: Yakında da Anayasa Mahkemesinin etkili yol olmadığı kararı çıkar, yine de devam eder davalar, gider yani sorun çözücü değildir.

Önergemizi takdirinize ve insafınıza sunuyoruz, kabulünü diliyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı  kanun tasarısının 2. maddesinin 1. fıkrasının b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini 2 ve 3. fıkrasının metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                             Dilek Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları

“b) Mahkeme kararlarının geç veya kısmen icra edildiği ya da icra edilmediği,

iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları mahkemesine yapılmış olan başvuruları ve a) bendindeki hakların ihlal edildiğine dair başvuruları kapsar.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Yasa tasarısının uzun yargılamalar ve Mahkeme kararlarının geç veya kısmen icra edilmesi ya da icra edilmemesine ilişkin sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvurulara münhasır bir düzenleme olarak düşünülmesi yasanın çıkartılma amacıyla örtüşmemektedir.

Tasarı 23.9.2012 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının başladığı gerekçesiyle 23.9.2012 tarihine kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurulara dönük geçici nitelikte bir düzenleme olarak düşünülmektedir. Ancak bireysel başvuru hakkını düzenleyen Anayasa m. 148/3 bireysel başvuru hakkı için olağan kanun yollarının tüketilmesini öngörmektedir. Uzun yargılamalara yönelik başvuru için ise kanun yollarının tüketilmiş olmasını aramak olayın özüne aykırıdır. Bu nedenle tasarı uzun yargılamalarla ilgili olarak her zaman başvurulabilecek bir yöntemi de kapsamalıdır. Bu nedenle tasarının kapsamını anlatan ikinci maddesinin yukarıdaki şekilde değiştirilmesi tasarının amacına daha uygun olacaktır.

Yine tasarının 2. maddesinin 2. fıkrası Bakanlar Kuruluna çok geniş yetkiler tanımakta yasamanın yetkisi yürütmeye devredilmektedir. 3. fıkrasında ise idari nitelikteki soruşturmalar kapsam dışı bırakıldığından bu fıkraların metinden çıkarılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum bu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

Tanımlar

MADDE 3 - (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Bakanlık: Adalet Bakanlığını,

b) Başvuran: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş olanları,

c) Başvuru: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış olan başvuruyu,

ç) Komisyon: Tazminat talebi hakkında karar vermek amacıyla kurulan Komisyonu,

d) Müracaat: Komisyona iletilen talebi,

e) Müracaat eden: Komisyondan tazminat talebinde bulunanları,

ifade eder.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşma yok.

Gruplar adına, şahıslar adına yok.

Madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı kanun tasarısının 3. maddesinin 1. fıkrasının b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz                     Levent Gök                                  Gürkut Acar

                    Uşak                                      Ankara                                         Antalya

       Malik Ecder Özdemir                 Mustafa Moroğlu                       Birgül Ayman Güler

                   Sivas                                        İzmir                                             İzmir

             Ali Özgündüz                         Mahmut Tanal                               Kamer Genç

                 İstanbul                                   İstanbul                                         Tunceli

“b) Başvuran: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş olan gerçek veya tüzel kişiyi”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 3’üncü maddesine aşağıdaki “f” fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                          İdris Baluken                              Mülkiye Birtane

                   Şırnak                                     Bingöl                                            Kars

                                       Erol Dora                         Hüsamettin Zenderlioğlu

                                         Mardin                                          Bitlis

“f) komisyon sadece mülkiyet hakkı ihlali başvurularını inceler”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1) Görüşülmekte olan Kanun tasarısının 3. Maddesinin (1) fıkrasının d) ve e) bentlerinde bulunan komisyon kelimesinin Anayasa Mahkemesi olarak değiştirilmesini,

2) ç) Bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Faruk Bal                              Ali Halaman                               Mehmet Şandır

                  Konya                                      Adana                                          Mersin

                                  Mesut Dedeoğlu                        Cemalettin Şimşek

                                  Kahramanmaraş                                Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bal, buyurunuz efendim.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun tasarısı, belli belli besbelli, temel sorunları halledilememiş, bu nedenle, süresinde ya da makul bir sürede bitirilememiş yargılama faaliyeti nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ortaya çıkan birikimin ortadan kaldırılmasıyla ilgilidir. Dolayısıyla, bu tasarı, yargının sorun hâline gelmiş sebepleriyle ilgili değil, sonuçlarıyla ilgilidir; nitekim, Sayın Bakan da bunun böyle olduğunu ifade etti.

Tabii ki bu yasanın düzgün, doğru ve hukuka uygun bir şekilde çıkabilmesi için önergelerimizi tanzim ettik, bu önerge de onlardan bir tanesidir.

Önergede “komisyon” deniliyor ve tazminata komisyon karar verecek. Komisyonu kim kuracak? Komisyonu Adalet Bakanı kuracak. Bu komisyonun niteliği ne olacak? İdari nitelikte olacak. Peki, bu komisyon ne iş yapacak? Adalet Bakanlığının siyaseten sorumlu olduğu ve yargının iyi işlemeyişinden kaynaklanan mağduriyete tazminat olarak cevap verecek. Dolayısıyla, bu, yargının taraf olduğu ve siyasi sorumluluğunu üstlenen Adalet Bakanlığının, şikâyetçi olunan bir taraf olarak konu hakkında karar vermesi sonucunu doğuracaktır. Bu kadar hukuk ilkesine aykırı bir tasarruf düşünülemez.

Bunun böyle olmadığını… Adalet Bakanlığı daha önce getirdiği ve Anayasa değişikliğiyle bireysel başvuru hakkının Anayasa Mahkemesinde, görüşüleceği Anayasa hükmü hâline getirildi. Fakat orada bir eksiklik yapıldı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış eski başvuruların ne olacağı hususu meşkuktu. Şimdi ne olacağına ilişkin kanun da bu kanun.

Dolayısıyla, mevcut, kurulmuş, bu işe bakacak Anayasa Mahkemesi var iken bir komisyona gerek yoktur. Bir Anayasa değişikliği gerekiyorsa biz bu Anayasa değişikliğine hukuk adına destek vermeye hazırız. Anayasa Mahkemesinin asli görevi budur, asli görevi çerçevesi içerisinde mevcut Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki davalara da bakabilecek bir hâle, bir şekle getirilmesi gerekmektedir. Doğru olanı budur Sayın Bakanım.

Eğer bu böyle olmaz, işi idari nitelikteki bir komisyona havale ederseniz, o zaman yargının kusurunu yürütmede değerlendirmiş olursunuz. Bu ne anlama gelir? Bu, yargının yürütmenin etkisi altına girmiş olması anlamına gelir. Yürütmenin yetkisini daha fazla ve yargı aleyhine genişletmiş olması anlamına gelir. Bunun devamı, hukuk ilkesini, hukukun üstünlüğü ilkesini, hâkimlerin bağımsızlığını ve tarafsızlığı ilkesini de ihlali anlamına gelir.

Diğer taraftan, diğerini bir parantezle söyleyeyim: Belli ki bu, “parmakmatik demokrasi”yle reddedilecektir. Dolayısıyla, diğer önergelerde söz almayacağım, gerekçe okutacağım.

Bu vesileyle kısa sürede iki şeyi daha ifade etmek istiyorum. Bu kanunda ilerleyen maddelerde diyorsunuz ki: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları gözetilerek tazminata karar verilir.” Bu, yanlış Sayın Bakanım, zaten o kararı verecek olanlar buraya bakacak. Siz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadını nasıl kanun hükmü hâline getirip idareye bir talimat olarak verebilirsiniz? Böyle bir şey olur mu? Lütfen bunu düzeltin. Siz oraya yazmasanız da bunu inceleyecek makamlar, elbette ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına bakacaktır.

Onun için, o önergede eğer akıl, mantık, “parmakmatik demokrasi”den öne çıkacak ise lütfen onu o şekilde düzeltin.

Diğer taraftan, Bakanlar Kuruluna bu tasarıyı genişletme yetkisi veren bir sonraki madde de 3’üncü fıkra olarak vardır. Bakanlar Kurulu da yürütme yetkisini, Sayın Bakan, yasama yetkisini daraltarak genişletmektedir. Yani buna karar vermeye Meclis yetkilidir, kanun yapmaya Meclis yetkilidir. Meclis, yetkisini niye Bakanlar Kuruluna devretsin? Hangi konuda olacağı bilinmeyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ortaya çıkacak ihtilaflarda yasama yetkisini niçin idareye, Bakanlar Kuruluna terk etsin?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Dolayısıyla, burada, kuvvetler arasındaki denge ilkesine aykırıdır. Düzeltilmesinde yarar vardır. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 3 üncü maddesine aşağıdaki “f” fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                  Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

“f) komisyon sadece mülkiyet hakkı ihlali başvurularını inceler.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasanın 90 ncı maddesi uyarınca tarafı olduğumuz başta AİHS olmak üzere, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin iç hukukta uygulanması, uygulamadan doğan mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların cezalandırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığa

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı kanun tasarısının 3. maddesinin 1. fıkrasının b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                           Dilek Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları

b) Başvuran: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş olan gerçek veya tüzel kişiyi”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçe.

Gerekçe: Tasarının hükûmet metninde başvuranın gerçek ve tüzel kişileri kapsamasına rağmen Adalet Komisyonu metninde bu ibareler çıkartılmıştır. Oysaki başvuranın durumunun belirlenmesi açısından gerçek ve tüzel kişilerin metne yazılması daha uygun olacağından önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

Komisyon ve çalışma esasları

MADDE 4 - (1) Bu Kanun kapsamında yapılacak müracaatlar hakkında karar vermek üzere Bakanlığın merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında çalışan hâkim ve savcılar arasından Adalet Bakanı tarafından atanacak dört kişi ile Maliye Bakanı tarafından Maliye Bakanlığı personeli arasından atanacak bir kişiden oluşan toplam beş kişilik bir Komisyon kurulur. Komisyon Başkanı bu üyeler arasından Adalet Bakanı tarafından seçilir.

(2) 9 uncu madde hükmü saklı kalmak üzere, Komisyon üyelerine müracaatlar sonuçlandırılıncaya kadar başka bir görev verilmez.

(3) Komisyon üye sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar verir.

(4) Komisyonun sekretarya hizmetleri Bakanlık tarafından yürütülür.

(5) Kamu kurum ve kuruluşları ile yargı mercileri, Komisyonun görevi kapsamında ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve belgeyi gecikmeksizin Komisyona göndermek zorundadır.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu görüştüğümüz kanun, daha önce insan haklarıyla ilişkili olan İnsan Hakları Kurumu Kanunu, Kamu Denetçiliği ve buna ilişkin kanun tasarılarında olduğu gibi yine Hükûmetin Avrupa’ya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, uluslararası insan hakları kuruluşlarına şirin gözükmek için çıkardığı son derece yetersiz, son derece kalitesiz, insanlarını bu kadar aşağılayabilecek düzeyde maddeleri içeren hükümleri barındıran bir yasa olarak ne yazık ki karşımızda duruyor.

Az önce -3’üncü maddeyle ilgili bir görüşümü söyleyeyim, 4’üncü maddeye geçeceğim- bir önerge verdik değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanın bile haberi yok. Verdiğimiz önergede, bu konuda “başvuran” kısmında bir değişiklik yapıyoruz, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş olan gerçek ve tüzel kişi”yi buraya ekleyelim diyoruz.

Sayın Bakan, bu tasarıyı Adalet Bakanlığı hazırladı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Meclise geldi. Biz -kanun metnini açın- Hükûmetin, Adalet Bakanlığının hazırladığı öneriyi burada önerge olarak sizlere sunuyoruz ve Sayın Bakan, siz, hazırladığınız tasarıya, bizim verdiğimiz önergeye karşı çıkıyorsunuz. Bu nasıl aymazlıktır! Yani, kendi hazırladığınız, kendi sunduğunuz bir maddeye… Okuyoruz bakın 3’üncü maddeyi, aynen Hükûmetin gerekçesini, bizim verdiğimiz öneriyi söylüyorlar, sizlere getirmişler, Sayın Bakan karşı çıktığını söylüyor.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Adalet Komisyonunun iradesinde.

LEVENT GÖK (Devamla) - Şimdi değerli arkadaşlar, biz 3’üncü maddede Hükûmetin getirdiği gerekçeyi sizin önünüze getirdik ama hepiniz gecenin bu saatinde uyudunuz, Sayın Bakan da başta olmak üzere. Çünkü hep uyuyorsunuz, gecenin bu saatinde uyumak da pek iyi bir şey değil.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Gayet bilerek onu söyledim.

LEVENT GÖK (Devamla) - Bakın değerli arkadaşlar, Türkiye’de insan hakları ihlallerinin en ağır olduğu bölüm adil yargılanma hakkı. Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin en ağır kararları verdiği artık tartışmasız. Ama Hükûmet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince yapılan başvuruları bertaraf etmek amacıyla çıkarttığı bu yasada, yargılamaların uzun olmasından kaynaklanan sorunu idari bir yöntemle çözmeye çalışıyor yani hükûmetin bir yargısal tasarrufla, insanların başvurdukları yargılama alanındaki bir gecikmeyi, yine Adalet Bakanlığının atayacağı bir Komisyon eliyle bertaraf etmeye çalışıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu bir kere doğal yargıç ilkesine aykırı bir konumdur. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, eğer böyle bir oluşum olacaksa bu konuda gerek idare hukukunda olacaksa idare mahkemelerinden ya da Yargıtayca görevlendirilecek ceza ve hukuk dairelerinin olmasını öneriyoruz. Doğrusu budur. Bu, doğal yargıç ilkesine aykırıdır. Bir yargısal tasarruftaki aymazlıklar ve hukuk ihlalleri bir komisyon marifetiyle düzeltilemez. Bir kere bunu böyle anlamamız gerekiyor. Eğer, bunu böyle yapmadığımız takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini ve Avrupa’daki bu işle ilgili hiçbir kuruluşu inandırmanız mümkün değildir. Birazdan size örneğini vereceğim.

Bu yasa tasarısıyla kamu yararı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında sayılan hak ihlallerinden birine uğrayarak mağdur edilmiş kişilerin mağduriyetinin giderilmesi değildir. Bu yasa, siyasi iktidarın emir ve direktifleri altında vatandaşların adalete ulaşma hakkını elinden almış, demokratik hukuk devletinin sağladığı güvencelerden yoksun bir biçimde savunma hak ve özgürlüklerini kısıtlayarak, hukuka aykırı kararları yıllarca süren duruşmalardan sonra vermiş ve verecek olan yargının ayıbını örtmek, Türkiye’ye siyasi iktidar eliyle sürülmüş bu lekenin uluslararası mahkemelerde gündeme gelmesini önlemek içindir.

Şimdi, Sayın Bakan, sizin oluşturduğunuz mahkemeler ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun atadığı hâkimlerin eliyle yıllarca sürüncemeye uğramış davalarda, yıllarca tutuklu kalmış kişilerin hayatlarını, siz, mahkemelerin bu konuda verdiği ve vereceği basiretsiz kararları devletin bütçesinden ödeyerek kapatma gayreti içerisindesiniz. Adalet Bakanı olarak eğer siz bunu kişisel bütçenizden yaparsanız bunu anlayışla karşılayabilirim ama siz, hak ihlallerinin kendi eliniz ve talimatlarınız doğrultusunda yargının tamamen kontrolünüz altında bulunduğu bir ülkede, yargının bu kadar siyasallaştığı ve tamamen iktidarın emrine girdiği bir dönemde hak ihlallerine uğratanlar sanki mahkemeler ve bu mahkemeleri yaratanlar sanki siz değilmiş gibi bu işin içinde sıyrılmaya çalışıyorsunuz? Verin o zaman siz bu konudaki hak ihlallerine uğrayanların parasını kendi cebinizden. Siz niçin benim vergimden kaynaklanan parayı bu hak ihlallerine uğrayanlara vererek işin içinden sıyrılmaya çalışıyorsunuz? Var mı bu kadar ucuz kahramanlık? Çıkın ortaya, bunu bu şekilde savunun ama yapamazsınız, cesaret edemezsiniz.

Değerli arkadaşlarım, bunlar tamamen aldatmacaya dönük yasalardır, bunlara Avrupa kanmaz, kanmaz. Bakın, neden kanmaz: İnsan Hakları Kurumu Kanunu’nu görüştüğümüz zaman değerli arkadaşlarım, burada bas bas bağırdım sizlere, çırpındık “Bu yasayla Avrupa’yı ve Birleşmiş Milletleri, herkesi inandırmanız mümkün değildir.” diye. Aynen şunları söylemişim -tutanaklardan; Sayın Bakan, ibret vericidir, dinlemenizi istiyorum- demişim ki İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı’nda: “Türkiye'nin en önde gelen aydınlarını, barolarını, Barolar Birliğini, insan hakları temsilcilerini dinlemediniz. Bunları dinlemeniz gerekirdi.” Tekrar devam etmişim: “Bu kurumu -çünkü İnsan Hakları Kurumu Kanunu’nda da Başbakanın atadığı 7 kişi ve Cumhurbaşkanının atadığı 2 kişi ve Barolar Birliğinin atadığı 1 kişiden oluşan bir kurul kuruluyordu- bu şekilde oluşturursanız Avrupa bunu yemez ve aynen şöyle der… Bu hâliyle geçerse, değerli milletvekilleri, bu kanunun Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlu olmadığını Avrupa Birliği sizlere açıklar. Lütfen, biraz sert konuşuyoruz ama önergelerimizi dikkate alın ve Paris İlkeleri’yle uyumlu bir yasayı birlikte çıkartalım.” demişiz İnsan Hakları Kurumu Kanunu’nda. Ne oldu? Bütün bu söylediklerimizi dinlemediniz, yasayı aynen dediğiniz gibi çıkardınız tüm ısrarlarımıza rağmen.

Değerli arkadaşlarım, bizler ülkemizi seviyoruz, ülkemizin uluslararası kuruluşlar tarafından eleştirilmesi sizler kadar bizi de incitiyor, biz de Türkiye'nin dünyada itibarlı ve saygın bir ülke olmasını istiyoruz. Bu bakımdan eleştirilerimizi yapıyoruz, tıpkı burada yaptığımız gibi ama bunu dinlemiyorsunuz, tıpkı İnsan Hakları Kurumu Kanunu’nda olduğu gibi. Söylemişiz, yapmamışsınız. Peki, biz bunları söyledik, daha sonra kanun çıktı, Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda nasıl geçti İnsan Hakları Kurumu Kanunu? Avrupa Birliğinin 2012 İlerleme Raporu’ndaki cümleleri aynen sizlerle paylaşıyorum, aynen şöyle diyor bu rapor’da: “Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı, özellikle kurumun bağımsızlığı bakımından, insan hakları kurumlarına ilişkin Birleşmiş Milletler Paris İlkeleri’yle tam uyumlu değildir. Bu kanun ile ilgili olarak paydaşların, sivil toplumun görüşü alınmamıştır ve kanun, ulusal ve uluslararası uzmanların endişe ve önerilerini hiçbir şekilde yansıtmamaktadır.” Şimdi, siz, beni, bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak, Avrupa Birliğinin bu İlerleme raporunda nasıl bu sözlerle karşı karşıya getirebilirsiniz? Hükûmet olarak, iktidar olarak sorumluluğunuz, beni cumhuriyet vatandaşı olarak bu tip cümlelerden korumaktır.

Ben muhalefet milletvekili olarak söylemişim, yapmamışsınız; uyarmışım, yapmamışsınız; Avrupa Birliği bu konuda dikkatinizi çeker, raporlarına bunları yazar demişiz, yapmamışsınız; tıpkı bizim burada, şu anda söylediğimiz önerilerde olduğu gibi. Az önce 3’üncü maddede, Sayın Bakan, kendi getirdiği tasarısına, ne dediğinin farkında değil, “Katılmıyoruz gerekçeye” diyor.

Biz burada önerilerimizi söylüyoruz. 4’üncü madde doğal yargıç ilkesine aykırıdır. Bir hâkimin, bir mahkemenin vereceği kararın bir komisyon marifetiyle düzeltilmesi söz konusu bile değildir. Bu kararı elbette birazdan oylayacaksınız, çıkartacaksınız ama Avrupa’yı ve insanlarımızı yanıltamazsınız. Bunları haykırıyoruz buradan, bir kez daha haykırıyoruz. Yanlışın neresinden dönerseniz kârdır değerli arkadaşlarım. İşte, muhalefet de bunun için vardır. Gecenin bu saatinde parmakların indirilip kaldırılacağı bir ortamda, Türkiye’nin saygınlığına gölge düşürebilecek hiçbir yasama faaliyetinin içerisinde bulunmayın.

Bakın, 2011 yılında, -27 Eylül 2011- Dışişleri Bakanı Birleşmiş Milletlere gitti, işkenceye karşı ek protokolü tevdi etti. Tam bir yıl bir aylık bir süremiz vardı ve 27 Ekim 2012 tarihinde Türkiye’nin Birleşmiş Milletlere olan bir taahhüdü yerine getirilemedi, o süre doldu. Nedir o süre? İşkenceye karşı ulusal önleme mekanizması kuramadı Türkiye’de.

Ayıplar devam ediyor. Adil yargılama hakkıyla ilgili 2011 yılında tam yüzde 28 oranında ihlal kararı çıkmıştır, işkenceye ilgili de yüzde 25 kararlar çıkmıştır. Şimdi, bu ayıplardan temizlemek işte hep beraber yapacağımız ortak çalışmalarla mümkündür. Lütfen söylediklerimizi dikkate alın ve önergemizi kabul edin diyoruz ve bu maddenin reddi yönünde oy kullanacağımızı beyan ediyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamladığımızı ifade ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Bakanın bir kısa açıklama talebi vardır.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kürsüdeki Hatip Sayın Gök “Adalet Bakanının 3’üncü maddedeki değişiklikten haberi yok. Hükûmet tasarısındaki metni değişiklik önergesi olarak verdik, katılmadığını söyledi.” gibi bir ifadede bulundu. Orada ne teklif edildiğinin farkındayız Sayın Gök. Hükûmet tasarısı değişmez, tabu falan değildir. Hükûmet tasarısı Parlamentoya geldiğinde Adalet alt komisyonunda yapılan çalışmalar esnasında şöyle bir değerlendirme yapılmıştır. O değerlendirme de alt komisyon raporunda var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sadece gerçek kişilerle tüzel kişilere başvuru imkânı sağlamıyor. Kendi sözleşmesinin 34’üncü maddesinde, gerçek ve tüzel kişiler dışında, “kişi grupları” diye tanımlanan, menfaatinin haleldar olduğunu ifade eden gruplara da, farklı gruplara da müracaat hakkı tanıdığından, teknik olarak bu değişikliğin yapılması alt komisyonda kararlaştırılmıştır. Adalet Komisyonu alt komisyonun bu iradesine uymuştur. Biz de bu değişikliği makul bulmuşuzdur. O açıdan burada CHP’nin, tekrar, Hükûmet tasarısındaki kelimeleri teklif eden önergesine “Hayır.” demişizdir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama doğrusu oydu Sayın Bakan, doğrusu oydu.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Soru yok.

Şahısları adına söz yok.

Madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 4 üncü maddesi 1 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                          İdris Baluken                              Mülkiye Birtane

                   Şırnak                                     Bingöl                                            Kars

                            Hüsamettin Zenderlioğlu                     Erol Dora

                                            Bitlis                                      Mardin

“(1) AİHM önünde bekleyen başvuruların yeniden yargılaması sürecinde, ulusal yargı tazmin hesabında beş kişiden oluşacak uzman bilirkişilerden yararlanır.”

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 4. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

Madde 4 - (1) Bu Kanun uyarınca yapılacak Tazminat talepleri Anayasa Mahkemesinde görülür.

                Faruk Bal                              Ali Halaman                               Mehmet Şandır

                  Konya                                      Adana                                          Mersin

                                  Cemalettin Şimşek                   Oktay Öztürk

                                           Samsun                               Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı kanun tasarısının 4. maddesi TC Anayasası’nın 9. maddesinde ifade edilen "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır." hükmüne aykırıdır. Bu aykırılığın ortadan kaldırılması için 4. maddenin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Turgut Dibek                    Dilek Akagün Yılmaz                       Ali Rıza Öztürk

                Kırklareli                                    Uşak                                           Mersin

             Mevlüt Dudu                           Haydar Akar                            Ali İhsan Köktürk

                   Hatay                                     Kocaeli                                       Zonguldak

Madde 4 - (1) Bu kanun kapsamında yapılacak müracaatlar hakkında karar vermek üzere İdari davalara ilişkin başvurularda Danıştay tarafından bir daire, hukuk ve ceza davalarına ilişkin başvurularda Yargıtay tarafından ceza ve hukuk daireleri görevlendirilir. Bu daireler sadece bu yasa kapsamında yapılan müracaatlara bakarlar.

BAŞKAN – Komisyon bu son önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu tasarı kapsamında Adalet Bakanlığı tarafından oluşturulacak komisyon yargı yetkisini kullanan bir komisyon olacaktır. Bu durum ise Anayasa'nın 9. maddesine açıkça aykırıdır. Bu nedenle kanun kapsamındaki müracaatlara bakmak üzere Danıştay ve Yargıtay tarafından görevlendirilecek dairelerin müracaatları değerlendirmesi, dolayısıyla da bu şekilde anayasaya aykırılığın giderilmesinin sağlanması için iş bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM  Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 4. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

Madde 4 - (1) Bu Kanun uyarınca yapılacak Tazminat talepleri Anayasa Mahkemesinde görülür.

                                                                                    Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Hukuk Devleti ilkesinin gereği olarak tazminat talebi yargı makamının iş ve işleminden kaynaklandığından rüyet yeri yüksek yargı merci olarak Anayasa Mahkemesi olmalıdır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 4 üncü maddesi 1 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

“(1) AİHM önünde bekleyen başvuruların yeniden yargılaması sürecinde, ulusal yargı tazmin hesabında beş kişiden oluşacak uzman bilirkişilerden yararlanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasanın 90 ıncı maddesi uyarınca tarafı olduğumuz başta AİHS olmak üzere, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin iç hukukta uygulanması, uygulamadan doğan mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların cezalandırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

Müracaatın şekli ve süresi

MADDE 5 - (1) Komisyona müracaat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru tarihini ve numarasını gösteren resmi kayıt kabul mektubu, başvuru formu ve diğer ilgili bilgi ve belgelerle birlikte, müracaat edenin kimlik bilgilerini içeren imzalı bir dilekçeyle yapılır.

(2) Başvuran, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Komisyona müracaat edebilir. Bu süre içinde müracaatta bulunmayanlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin münhasıran iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması gerekçesine dayanan kabul edilemezlik kararının kendilerine tebliğinden itibaren bir ay içinde de Komisyona müracaat edebilirler.

(3) Bakanlar Kurulu kararıyla;

a) 2 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca Kanunun kapsamının genişletilmesi,

b) 9 uncu maddenin ikinci fıkrası uyarınca sürenin uzatılması durumunda müracaat hakkı kazananlar, bu haklarını Bakanlar Kurulu kararının Resmî Gazetede yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde kullanabilirler.

(4) Müracaatın Cumhuriyet başsavcılıkları aracılığıyla da yapılması mümkündür. Cumhuriyet başsavcılığı, müracaat evrakını derhal Komisyona gönderir. Bu durumda Cumhuriyet başsavcılığına yapılan müracaat tarihi esas alınır.

(5) Müracaatlara ilişkin düzenlenecek kâğıtlar damga vergisinden, yapılacak işlemler harçlardan müstesnadır.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Öztürk.

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 5’inci maddesinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız, bu kürsüde her seferinde insan hakları konusunda Hükûmetin sürekli iyileştirme yaptığını söylüyorlar, o kadar güzel şey yaptığını söylüyorlar, ben de kendilerine soruyorum: Gerçekten bu Hükûmet bu kadar güzel şeyler yapmışsa, insan hakları alanında sürekli iyileştirme yapmışsa, Sayın Bakanın söylediği sözlere dayanarak, 30 Eylül 2012 tarihi itibarıyla Türkiye insan hakları ihlali bakımından, yapılan başvuru sayısı bakımından dünyada neden 2’nci sıradadır? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aleyhine ihlal kararları bakımından Türkiye neden 1’inci sıradadır? Gerçekten bu arkadaşlarımızın çizdiği tozpembe tablolar çok güzelse, bu ödenen tazminatlar bakımından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye neden 1’inci sıradadır? Yine, çok iyiyse bu Hükûmet, insan hakları konusunda on yıldır, Avrupa İlerleme 2012 Raporu’nu Sayın Burhan Kuzun neden yırtıp atmıştır? Bu kanun tasarısı öyle övünülecek bir kanun tasarısı değil. Aslında bu kanun tasarısını neden çıkartmak zorunda kaldığımızı düşünürsek utanılması gereken bir sonuçtur.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı, bu kürsüde AKP’li arkadaşlarımızın söylediklerini tekzip eden bir yasa tasarısıdır. Bu yasa tasarısı AKP Hükûmetinin resmî itirafnamesidir. Yapısal ve sisteme ilişkin sorunlardan kaynaklanan insan hakları ihlallerinin ne kadar çok olduğunun itirafıdır. Bu kanun tasarısı, şu ana kadar çıkarılan “Yargı Reformu 1”, “Yargı Reformu 2”, “Yargı Reformu 3” denilen paketlerin aslında hiçbir işe yaramadığının, bu paketlerin hak ihlalleri ile patlatıldığının resmî itirafıdır. Bu tasarı büyük büyük adalet saraylarının içindeki, o kaba binaların içindeki adaletin ne kadar mini minnacık olduğunun Hükûmet tarafından resmî itirafıdır. Bu tasarı, “Kol kırılır, yen içinde kalır.” Tasarısıdır, “Sivrisinekleri öldür, bataklığı devam etsin.” yasasıdır. Bu “Ben, hak ihlallerini yaparım, bedelini de tüyü bitmemiş yetimlerin hakkından öderim.” yasasıdır. Ne var ki bu tasarıyla aranan çözüm Aysberg’in görünen bir yüzüdür. İnsan hakları engelleri ortadadır; mevzuat, kurumsal siyasi irade ve bu yöndeki uygulamalar, en önemlisi de zihniyettir.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle, hak ihlallerinin gerçekleşmesine neden olan olayları ortadan kaldırmak lazım. Hak ihlallerinin gerçekleşmesi önlenmeli, hak ihlallerini önleyecek mekanizmalar kurulmalı. Bu durum AİHM’nin pilot karar yoluyla vurguladığı gibi yapısal sorunların çözümüne ilişkin beklentisine de uygun düşmektedir. Tasarının 2’nci maddesinin 2’nci fıkrasında açıkça söylenildiği gibi “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatları doğrultusunda ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle” ifadelerinden de açıkça anlaşılacağı üzere bu tasarı hak ihlallerine eksik bir çözümdür.

Aslında, bugüne kadar yapılanlar, Avrupa yoluyla itiraf edilen gerçeğe ters düşmektedir. On yıldır iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi anayasal denge ve denetim  sistemlerini aşamalı olarak ya kaldırmıştır ya da kendi siyasi uygulamalarını onaylayacak makam hâline getirmiştir. Bu uygulamalar, AKP’li arkadaşlarımızın söylediği gibi övünülecek uygulamalar değildir. Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesindeki yapısal değişiklikler, yargının üzerinde söz sahibi olan HSYK’nın yeniden yapılandırılması… Bu HSYK ile ilgili çok söyledik ama anlatamadık. Ama herhâlde Avrupa Yargıçlar Birliğinin en son söylediği sözler bu HSYK’nın Hükûmet sözcüsü olduğu yönündeki kuşkuları artık ispatlamıştır.

Böylelikle, karar alıcı konumda olan AKP, siyasal iktidar için denge işlevi görebilecek kurumları çökertmiştir. Bağımsız ve özerk birimler ise teker teker güdüm altına alınmıştır. Yeniden yapılandırılan TÜBİTAK, TÜBA ve Türkiye İnsan Hakları Kurumu bunun tipik örnekleridir. Bunlarla, bilimsel çalışmaların ve insan hakları etkinliklerinin siyasal parti penceresinden yürütülmesi amacıyla yetinilmemiştir, bunların karar alıcı konumunda bulunan kurumlara lojistik desteği de sağlamıştır. Oda TV davasıyla ilgili TÜBİTAK’ın skandal raporu, ismiyle tam bir tezat oluşturmaktadır ve her hâlde üstünde önemle ve ciddiyetle durulması gereken bir konudur.

Böyle bir süreçte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hükûmetin belirleyici konumda olduğu siyasal iktidar için başlıca denetim ve fren sistemi hâline gelmiş oluyor. Aslında adil yargılanma hakkı ihlallerinin yapısal ve sistematik olduğu AİHM kararlarıyla da tescil edilmiş oluyor.

Burada Sayın Bakan söyledi,, “Bu hâkimlerin görevi kötüye kullandığı konusunda herhangi bir mahkeme kararı yoktur.” dedi. Oysa, Sayın Bakan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu yasanın çıkarılmasına neden olan olayda da çok açık bir şekilde belirttiği gibi ve çeşitli kararlarında belirttiği gibi, Türkiye’de aslında yargılama sisteminden kaynaklanan sistematik sorunların bulunduğunu ve bu sorunların çoğu kez uygulamadaki yargılamalardan kaynaklandığını çok açık bir şekilde belirtmiştir ve Türkiye’yi yargılama bakımından tazminata mahkûm etmiş, adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle tazminata mahkûm etmiştir. Her seferinde Türkiye bu mahkûmiyeti kabul etmiş ve bunu tazminat olarak ödemiştir. Türkiye “Hayır, senin verdiğin kararlar yanlış.” dememiştir. Türkiye’de insan hakları ihlalinin artık olduğu ve bu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin çok açık bir şekilde ihlal edildiği… Hatta son olarak Ergenekon davasında ve Balyoz davasında Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen yasa hükmünün açıkça ihlal edilerek, yasama yok sayılarak mahkûmiyet kararı verilmiş olması insan haklarının ne boyuta ulaştığının ve bu konudaki keyfî uygulamanın nerelere geldiğinin somut göstergesidir. Bunların hepsi, aslında, yargılama sürecini yöneten ve kendileri hukuk kurallarıyla bağlı olması gereken hâkim ve savcıların nasıl keyfî davrandığının somut örnekleridir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki tazminatların büyük bir kısmı bu kişilerin tümüyle hukuk kurallarına bağlı hareket etmemelerinden ve keyfî uygulamalarından kaynaklanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, ben 1 Mayıs 2008 tarihinde “Adalet ve Kalkınma Partisinin ve Başbakanın ve AKP ve Başbakanın demokrat olduğunu ileri süren sözüm ona aydınların demokrasilerinin bugün İstanbul Şişli’de DİSK binasına ve diğer binalara atılan kimyasal gazlarla akıtılan gözyaşlarıyla bu demokrasi barutlarının ıslandığı bugün tescil edilmiştir.” demişim bu kürsüde, 1 Mayıs 2008’de.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önceki gün bir karar verdi, Sayın Bakanın sanıyorum haberi vardır. 2008’deki 1 Mayıs gösterilerinin şiddet kullanılarak bastırılması nedeniyle Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiği yönünde karar verdi. DİSK ve KESK davası Türkiye, Sayın Bakan. Burada mahkûm edilen doğrudan doğruya Hükûmetinizin iradesidir, burada mahkûm edilen Beşir Atalay’ın uygulamaları ve iradesidir; kazanan ise emekçilerin özgürlük mücadelesidir, işçilerin bağımsızlık mücadelesidir, hak mücadelesidir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, insan hakları ihlalleriyle dolu bir ülke hâline gelmiştir. Sayın Bakan deminde söyledi, “Bunların hepsi bizim dönemimizde yapılmamıştır.” dedi. Oysa, Işıl Karakaş’ın söylediği gibi,  2011 yılında insan haklarını ihlal bakımından şikâyetlerin sayısının çok kabardığını söylüyor ve on yıldır iktidardasınız. Tabii ki sizden önce güllük gülistanlık olduğunu iddia eden yok. İşte size en son 2008’de verilen, yaptığınız uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mahkûm edilmesidir. Siz insan hakları yönünden sınıfta kaldınız Sayın Bakan. Paket çıkartmakla olmuyor. Bu üçüncü paket, üç buçuğuncu paket herhâlde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Önemli olan, insan hakları ihlallerine neden olan olayları ortadan kaldıracak, sorunu çözecek bir  paketi çıkarmanızdır. Sizin çıkardığınız paketlere de zaten hâkimler uymuyor, meydan okuyorlar, efeleniyorlar; Parlamentoya gerçekten meydan okuyorlar.

Hepinize teşekkür ederim.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

Madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı  kanun tasarısının 5. maddesinin 3. fıkrasının a) bendinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz                  Ali Rıza Öztürk                              Gürkut Acar

                    Uşak                                      Mersin                                         Antalya

       Malik Ecder Özdemir                 Mustafa Moroğlu                       Birgül Ayman Güler

                   Sivas                                        İzmir                                             İzmir

            Mahmut Tanal                          Kamer Genç                                Ali Özgündüz

                 İstanbul                                    Tunceli                                         İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 5’inci maddesinin;

1-(1), (2), (4). fıkralarında bulunan “Komisyon” kelimesinin “Anayasa Mahkemesi” olarak değiştirilmesini,

2- (3). fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Faruk Bal                              Ali Halaman                               Mehmet Şandır

                  Konya                                      Adana                                          Mersin

                                     Cemalettin Şimşek                       Oktay Öztürk

                                              Samsun                                   Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Hasip Kaplan                          İdris Baluken                              Mülkiye Birtane

                   Şırnak                                     Bingöl                                            Kars

                                     Erol Dora                        Hüsamettin Zenderlioğlu

                                       Mardin                                         Bitlis

“Madde 5- (1) AİHM’de bekleyen davalar, resen yeniden ulusal mahkemelerde görülür.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 90 ıncı maddesi uyarınca tarafı olduğumuz başta AİHS olmak üzere, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin iç hukukta uygulanması, uygulamadan doğan mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların cezalandırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin;

1- (1), (2), (4). fıkralarında bulunan “Komisyon” kelimesinin “Anayasa Mahkemesi” olarak değiştirilmesini,

2- (3). fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıyla öngörülen Komisyon Yürütme organıyla kurulan idari bir mercidir.

Yargı ile ilgili tazminat talebinin Anayasa Mahkemesine rüyet edilmesi gerekir.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı  kanun tasarısının 5. maddesinin 3. fıkrasının a) bendinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                              Dilek Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ali Rıza Öztürk.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, demin de söyledim, bu Hükûmet tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine atanmış ve Türkiye’yi temsil eden Sayın Işıl Karakaş’ın yaptığı röportajdan bir alıntıyı size okumak istiyorum: “Türkiye’den gelen başvurularda genel trende baktığımız zaman, bunların başında tutukluluk ve yargılama sürelerinin uzunluğu meselesi var. Bu iki konu birbiriyle bağlı. Tutukluluk süresinin uzunluğu yargılama süresinin uzunluğunu da çoğu davada bazen beraberinde getiriyor.” diyor. Devam ediyor: “Her şeyden önce, tutukluluk müessesesinin uygulanmasına yönelik bir uyumsuzluk var Türkiye’deki uygulamayla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin oluşturduğu içtihat arasında.”

Şimdi, değerli arkadaşlarım -burada da söyledim- bir kere uygulamada bir hata olduğunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye Yargıcı söylüyor. O zaman, uygulamadan kaynaklanan bu hata neden giderilmiyor? Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin yargılama yetkisiyle ilgili olmayan bu olayla ilgili hâkim ve savcıların tamamen keyfî davranışını önleyici mekanizmaları ve tedbirleri neden almıyor? “Tutukluluk her zaman, her an, her durumda başvurulacak bir müessese değildir.” diyor Işıl Karakaş ve bundan sonra bildiğimiz gibi “Tutukluluk istisnai bir müessesedir.” falan diyor.

Değerli arkadaşlarım, aslında sorun belli. Sorun gerçekten zihniyet meselesi. Burada bir, iki, üçüncü paketleri çıkardık. Her paketten sonra gerçekten toplumda büyük beklentiler oluştu, yani tutukluluk sorununun çözüleceği konusunda beklentiler oluştu. Hatta bunları da aşan tutuklu milletvekillerinin ve tutuklu gazetecilerin çıkacağı konusunda Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız tarafından da sözler söylendi ama sonunda anlaşıldı ki böyle bir şey yok. Şimdi dördüncü paketle böyle bir beklenti oluşturulmaya çalışılıyor, onu da göreceğiz.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısında önemli olan konulardan en önemli konu şu: Komisyonun olası kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi son kanun yolu mercisi olarak yetkilendirilmiştir. Böyle olmakla, aslında -komisyonda da söyledim- “ad hoc” bir mahkeme tesis edilmiş bulunmaktadır. Bu, çok önemlidir değerli arkadaşlarım. Bu olaydan sonra verilecek kararların bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yine dava konusu olacağının somut işaretidir bu durum. Doğal yargı ve doğal yargıç ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir bu tasarruf; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, sırf bu nedenle, mevcut davaların intikaline sebep olacaktır. Bir başka anlatımla, konuyu uluslararası yargıdan kaçırmak amacıyla yapılmak istenilen bu yasa, konunun uluslararası yargı önüne, ayıbı katlanmış bir biçimde gitmesini önleyemeyecektir.

Demin de Sayın Bakana sordum. Aslında bu tasarının konusu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde birikmiş 3 bin civarındaki dosyadır yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kaydolmuş dosyalardır. Şimdi, bu dosyalarla ilgili “Ankara Bölge İdare Mahkemesinin kararından sonra bu karar, itiraz kesindir.” diyor. Demek ki Danıştaya başvuru yolu yok. Anayasa Mahkemesine mi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine mi gidilecek dedim. Sayın Bakan dedi ki: “Bence Anayasa Mahkemesine gidilecektir.” Ee, bence de Anayasa Mahkemesine gidilmeyecektir çünkü bu dosyalar zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kaydedilmiş dosyalar. Dolayısıyla, bu dosyalarla ilgili olarak Türkiye bir pilot uygulama yaptırıyor, pilot uygulamadan sonra karar verecektir. Şimdi, bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kaydedilmiş, onun dosya numarasını almış dosyalarla ilgili Ankara Bölge İdare Mahkemesinin vereceği karardan sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yerine, sonradan tesis edilmiş Anayasa Mahkemesi yoluna başvurmak aslında yanlıştır değerli arkadaşlarım. O nedenle de Sayın Bakanım, o “Ankara Bölge İdare Mahkemesinin kararı kesindir.”den sonra ne olacak? Bunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Yoksa uygulamada çok ciddi tartışmalara yol açacağını düşünmekteyim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Sayın Bakanın kısa bir açıklaması var.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öztürk’ün son cümlesinde tespit ettiği husus, aslında açıklığa kavuşturulması gereken bir konu. Ama benim “Anayasa Mahkemesine gitmesi gerekir.” sözüm şu anlamdadır: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru uygulamalarını etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul ederse bu mahkemenin uygulamalarıyla ortaya çıkacak bir şeydir, bu takdirde Anayasa Mahkemesine gidişinde bir engel olmaz. Ama Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru müracaatlarında ortaya koyduğu performansı yeterli bulmaz da Türkiye'nin oluşturduğu bu iç hukuk yolunun etkin olmadığına karar verir ise bu tür kararlara da doğrudan kendisi bakabilir diye değerlendiriyoruz Sayın Öztürk.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

Müracaatın reddi

MADDE 6 - (1) Komisyon;

a) Müracaat konusu başvurunun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulu dışındaki diğer kabul edilebilirlik şartlarını taşımadığını,

b) Komisyona süresinde müracaat edilmediğini,

c) Müracaat edenin hukuki menfaati olmadığını,

ç) Müracaatın 2 nci madde kapsamına girmediğini,

tespit ederse müracaatı reddeder.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Gürkut Acar.

Buyurunuz Sayın Acar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINI GÜRKUT ACAR (Antalya) – Te