DÖNEM: 24                            CİLT: 35                      YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

30’uncu Birleşim

28 Kasım 2012 Çarşamba

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.-  GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, Zonguldak iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa’nın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta-Antalya Dereboğazı yolunun duble yol yapılmasına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Hükûmet yetkililerinin Patriot füzeleriyle ilgili konuda yaptıkları açıklamalarla ciddiyetten uzak bir tavır sergilediklerine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, hububat destekleme primleri ödenmediği için çiftçilerin ve on yıldan beri hiç fabrika açılmadığı için Şanlıurfa halkının mağdur olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çan Linyitleri İşletme Müdürlüğünün özelleştirilmesinin söz konusu olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, DSİ’nin belirlediği dönüm başına sulama ücretlerinin yüksekliğine ilişkin açıklaması

5.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Millî Eğitim Bakanlığınca yürürlüğe konulan yeni Kılık Kıyafet Yönetmeliği’nin okullarda ayrımcılık, mahalle baskısı, kıskançlık, aşağılık duygusu ve kaos ortamı yaratılmasına sebep olacağına ilişkin açıklaması

6.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Türkiye Emekliler Derneğinin yaptırdığı bir araştırmaya göre ülkemizin en yoksul kesimlerinden birinin emekliler olduğuna ilişkin açıklaması

7.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, muhalefet partilerinin belediye başkanlarına yapılan baskıların genel seçimler yaklaştıkça arttığına ilişkin açıklaması

8.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Hükûmetin Patriot füzesi yerleştirme kararından ivedilikle vazgeçmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde doldurma izni olmadan yeni bir yöntemle denizin içerisine duba koyarak liman yapan şirketler olduğuna ilişkin açıklaması

10.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ilinin Kozan ilçesinin ortasından geçen Tabak Deresi’nin ıslahı çalışmalarının yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Hükûmetin bazı konularda ikircikli bir tavır sergilediğine ilişkin açıklaması

12.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, 2011 yılından beri ödenmeyen buğday destekleme paralarının ne zaman ödeneceğini ve kuraklıktan dolayı kotayı dolduramayan pancar üreticileri için bir tedbir alınıp alınmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, ülkemizdeki en temel sorunlardan biri işsizlik olmasına rağmen AKP’li yöneticilerin ve belediyelerin Suriyeli sığınmacılara iş bulmak için yarış içerisine girmiş olduklarına ilişkin açıklaması

14.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa ilinin Kula ilçesindeki öğretmen lokalinin kapatılmasına ve meslek gruplarının paylaştığı bu tür mekânların kapatılmasının sessiz ve tepkisiz bir toplum yaratılmasının adımlarından biri olduğuna ilişkin açıklaması

15.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, emniyet teşkilatının sendika kurma girişimlerinin engellenmek istendiğine ilişkin açıklaması

16.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, yeşil alanları ve su havzaları yağmalanan, havası fütursuzca kirletilen kentler için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ne yaptığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’da turfanda sebze üreticilerinin zor durumda olduklarına ve Hükûmetin ihracat sorununu çözmek için acilen önlem almasını beklediklerine ilişkin açıklaması

18.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, milletvekillerinin yerinden söz taleplerinin seçim bölgelerindeki sorunları Parlamento üzerinden Hükûmete taşımak amaçlı olduğuna ama bu süreçte Genel Kurulda tek bir bakanın bile bulunmamasının Parlamentoya saygısızlık olduğuna ilişkin açıklaması

19.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli ilinin Kartepe ilçesi Maşukiye beldesinde bir taş ocağı açılmasının Maşukiye’nin doğal güzelliğinin katli demek olduğuna ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Mersin’in Kazanlı ilçesinde tarım sektöründeki sorunları anlatabilmek için bir yürüyüş yapmak isteyen çiftçilere ve onlarla birlikte olan Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’ya güvenlik güçlerinin biber gazıyla müdahalesini kınadığına ilişkin açıklaması

21.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç’in MHP grup önerisinde pamuk üreticilerinin sorunlarının çözümü için herhangi bir öneri olmadığı yönündeki ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve 25 milletvekilinin, GDO’lu ürünlerin doğrudan veya dolaylı gıda üretiminde kullanılması durumunda insan sağlığı ve çevreye vereceği zararların, GDO'suz yem kullanan üreticilerin uğrayacağı mağduriyetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/427)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 25 milletvekilinin, Şırnak-Uludere’de 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/428)

3.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 20 milletvekilinin, ülkemizdeki şeker pancarı sektörünün ve şeker pancarı üreticisinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/429)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından Türkiye'de üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve demokratik tepkilerini gösteren öğrencilerin karşılaştıkları sorunların araştırılması amacıyla 9/3/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin  Genel Kurulun 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü  birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla 11/1/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kırklareli Milletvekili Şenol Gürşan’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması 

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, THY’de işten çıkarılan işçilerin sorunlarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10335)

2.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, gümrük muayene memurlarının denetmenlik ya da uzmanlık kadrolarına atanmasına,

Bakanlık tarafından yapılan geçici görevlendirmelere,

İlişkin soruları ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/11581), (7/11582)

3.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması Konulu Başbakanlık Genelgesi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/11772)

4.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Meclis araştırma komisyonu toplantısında yaşanan bir olaya ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/11845)

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, milletvekili ikinci danışmanları için hazırlanan bir kitaba ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/11846)

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TBMM eski Başkanı Köksal Toptan’a makam aracı alınıp alınmadığına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/12355)

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TBMM eski Başkanı Mehmet Ali Şahin’e tahsis edilen araca ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/12359)


 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak dört oturum yaptı.

Malatya Milletvekili Öznur Çalık, 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’ne,

Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli, 25 Kasım Edirne’nin kurtuluş yıl dönümüne,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, savurganlık ve israfa,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Meclis içerisinde kaldırımlara park edilen araçlar için milletvekillerini uyarmasını ve Millî Eğitim Bakanlığının okullarda hem temizlik hem de güvenlik görevlisi temin etmesini istirham ettiğine,

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Suriyeli göçmenlere yerleşim alanı olarak tahsis edilecek olan “Çotlu tepesi” denilen yerin birinci sınıf tarım arazisi olduğuna ve göçmenler için başka bir yer tespit edilmesi gerektiğine,

Adana Milletvekili Ali Halaman, Adana’nın Yüreğir Ovası’na Suriyeli göçmenlerin yerleştirilmemesini dilediğine,

Manisa Milletvekili Özgür Özel, kamuoyunda “Redhack” davası olarak bilinen davaya,

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, birçok okulda öğretmen bulunmadığına ve Millî Eğitim Bakanlığının atanmayı bekleyen öğretmen adaylarının atamalarını derhâl yapmasını dilediğine,

Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu, Avrupa Yargıçlar Birliğinin yayınladığı deklarasyonla ülkemizde yargının baskı altında olduğu hususunda uyarıda bulunduğuna,

Ankara Milletvekili Levent Gök, pancar üreticilerinin zor durumda olduğuna,

Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu, Trabzon ilinin Beşikdüzü ilçesinde 9 Ekim 2012 tarihinde yaşanan sel felaketinin büyük hasara yol açtığına ve gönderilen ödeneğin yeterli olmadığına,

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Patriot füzelerinin Malatya’da kurulacağına ilişkin bir dedikodu olduğuna ve Hükûmetin emperyalizmin egemen güçlerinin taşeronluğundan vazgeçerek kendi ülkesine sahip çıkmasını istediğine,

Adıyaman Milletvekili Salih Fırat, Adıyamanlı çiftçilerden 2006 ve 2010 yılları arasında ödenen ürün desteğinin geri istendiğine ve bu durumun düzeltilmesi gerektiğine,

Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek, Samsun’da yaşanan iş kazasında 5 işçinin hayatını kaybetmesine ve İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası çerçevesinde iş yerlerinde gerekli tedbirlerin alınmasıyla ilgili Sosyal Güvenlik Bakanlığının bir çalışma yapması gerektiğine,

Amasya Milletvekili Ramis Topal, Amasya’da büyük araçların şehrin içinden geçmesi nedeniyle yaşanan trafik sorununa ve çevre yolunun ne zaman bitirileceğini öğrenmek istediğine,

Antalya Milletvekili Gürkut Acar, Suriye sınırına yerleştirilmesi söz konusu olan Patriot füzelerini kullanmak üzere Türkiye’ye gelecek yabancı personel için de Meclisten yetki alınması gerektiğine,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’a babasının vefatından dolayı başsağlığı dilediğine ve sorunları çözülmüş bir millî eğitim sistemi dilediğine,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Başbakanlığın 16 Haziran 2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayınladığı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Taşınmazlarıyla İlgili Yapılacak İşlemler Hakkında Genelge’ye,

İzmir Milletvekili Hamza Dağ, Barış ve Demokrasi Partisi Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın Adana’da Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde yaptığı konuşmaya,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş,

Sağlık Bakanı Recep Akdağ,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken,

TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’a babasının vefatından dolayı başsağlığı dilediklerine;

İlişkin birer açıklamada bulundular.

AGİT Parlamenter Asamblesi Başkanı Riccardo Migliori ve beraberindeki heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 14/11/2012 tarihli ve 36 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 20 milletvekilinin, 28 Aralık 2012’de Şırnak-Uludere’de 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın bütün yönleriyle (10/424),

Sakarya Milletvekili Engin Özkoç ve 21 milletvekilinin, Irak’ta yaşanması muhtemel bir mezhep savaşında Türkiye’nin de rolü olduğuna dair Iraklı yetkililerce yapılan açıklamalar konusunun (10/425),

Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ve 21 milletvekilinin, erozyon, kuraklık ve çölleşmeyle ilgili durumun, erozyon ve kuraklıkla daha etkin mücadele için gerekli politikaların (10/426),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve 24 milletvekilinin, devlet eliyle yapılması gereken bor tuzlarının aranması ve işletilmesi işlerini ihale ile özel şirketlere yaptırdığı ve bu ihalelere kamu ihalelerine katılması yasaklı kişilerin katılmasına izin verdiği iddiasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/25) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme gününü de kapsayan Danışma Kurulu önerisinin Genel Kurulun onayına sunulacağı açıklandı.

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu, Başkanlık Divanı olarak TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’a babasının vefatından dolayı başsağlığı dilediklerine ilişkin bir konuşma yaptı.

BDP Grubunun, 10/10/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve arkadaşlarının Türkiye sınırlarında Suriyeli muhaliflere silahlı yardımda bulunulduğuna dair çeşitli iddiaların ve Türkiye’nin Suriye ile özellikle Hatay sınırında güvenliğin nasıl sağlandığının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (1589 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak,

MHP Grubunun, 21/6/2012 tarih ve 5676 sayı ile meslek hastalıkları başta olmak üzere iş kazaları ve bağlantılı hastalıkların tespit edilebilmesi, yaralanmaların ve çalışanlara yönelik risklerin azaltılabilmesi veya ortadan kaldırılabilmesi için gerekli önlemlerin alınabilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin,

CHP Grubunun, 13/11/2012 tarihinde Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve arkadaşlarının Sakarya bölgesinin elektrik dağıtımını yapan SEDAŞ’a ilişkin iddiaların araştırılarak mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (564 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak,

27/11/2012 Salı günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün’ün şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurul gündemi ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun 27 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmeyerek 6328 sayılı Kanun’un 11’inci ve geçici 1’inci maddeleri gereğince Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyonca bildirilen 3 aday arasından Kamu Başdenetçiliği seçiminin yapılmasına ve birinci oylamada seçimin tamamlanamaması hâlinde diğer oylamaların art arda aynı birleşimde yapılarak seçimin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine; (11/25) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 30 Kasım 2012 Cuma günkü gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin 30 Kasım 2012 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına; 4 Aralık 2012 Salı günkü birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, (2/401) esas numaralı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Dilekçe Komisyonu ile İnsan Hakları Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyonun nitelikli çoğunluğu dikkate almadan adayları belirlemesi ve Genel Kurula intikal eden bu sonuçlara göre Kamu Başdenetçiliği seçimi yapılmasının usule uygun olup olmadığı,

Kamu Başdenetçiliği seçimi için yapılacak gizli oylamada bakanların vekâleten oy kullanıp kullanamayacakları,

Konularında usul görüşmeleri yapıldı. Her usul görüşmesinin sonunda Başkanlığın tutumunda bir değişiklik olmadığı açıklandı.

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 11’inci ve geçici 1’inci maddeleri hükümlerine göre Kamu Başdenetçiliği için yapılan gizli oylama sonucunda Kamu Başdenetçiliğine Mehmet Nihat Ömeroğlu seçildi.

Alınan karar gereğince, 28 Kasım 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 23.34’te birleşime son verildi.

 

                                                    Şükran Güldal MUMCU

                                                             Başkan Vekili

 

          Özlem YEMİŞÇİ                                                          Muhammet Rıza YALÇINKAYA

                 Tekirdağ                                                                                    Bartın

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye
 

II.- GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                            No: 40

28 Kasım 2012 Çarşamba

Meclis Araştırması Önergeleri

1. Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve 25 Milletvekilinin, GDO'lu ürünlerin insan sağlığına etkisinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/427) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.01.2012)

2. İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 25 Milletvekilinin, Şırnak-Uludere'de 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/428) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.01.2012)

3. Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 20 Milletvekilinin, şeker pancarı sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/429) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.01.2012)

 

 

 

 

 


 

28 Kasım 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Zonguldak’a yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’a aittir.

Buyurunuz Sayın Ulupınar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, Zonguldak iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Zonguldak’a yapılan yatırımlarla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

TTK Karadeniz Ereğli Armutçuk Müessese Müdürlüğüne bağlı maden ocağında bugün meydana gelen kazada 1 maden işçimizi kaybettik, 3 işçimiz yaralı. Derin üzüntü içindeyiz. Hayatını kaybeden maden işçimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Yaralı madencilerimize de acil şifalar diliyorum.

AK PARTİ hükûmetlerimiz, ilimize birçok sektörde yaptığı hizmet ve yatırımlarında, cumhuriyetimizin kurulduğu yıldan bugüne kadar yapılanlardan daha fazlasını bu on yıllık sürede gerçekleştirmiştir. Zonguldak’ta TTK’yı küçülten, büyük Zonguldak’tan üç tane vilayet çıkartan, demir yollarını yenilemeyen, kara yollarına bir kazma dâhi vurmayan, yapılan havaalanını açamayan biz değiliz. Zonguldak’ın iklim ve coğrafyasının zorluğu, yatırım yapılacak uygun yerin bulunmasının güçlüğü, madencilik faaliyetlerinin meydana getirdiği hareketliliğin olumsuz sonuçları sebebiyle, yapılan yatırımlar hem uzun sürüyor hem de gözükmüyor. Bir de buna yerel yönetimlerin yapması gereken hizmetleri yapmayıp aksatması sonucu, ortaya kötü bir şehir görüntüsü çıkıyor. AK PARTİ Hükûmeti bu durumdaki Zonguldak’ı tüm Türkiye gibi geleceğe hazırlayacak, ekonomisini güçlendirecek, yatırım ve atılımları gerçekleştirecek çalışmalara hızla devam etmektedir. On yıldan beri yaptığımız bu çalışmalar bir yıl daha devam edecek ve ekmek parası kazanmak için gurbette çalışan Zonguldaklı hemşehrilerim tek tek memleketlerine geri gelecek, köyüne, atasının toprağına sahip çıkacaktır.

Yatırımcıları Zonguldak’a getirmek için önce kara, deniz, hava ve demir yollarını hızla tamamlıyoruz. Duble yollar, İstanbul ve Ankara istikametine, bir sene içinde tüm coğrafi zorluklara rağmen bitecektir. Mithatpaşa Tüneli, Kilimli sahil yolu, şehir çevre yolu geçiş tünelleri ihale edilmiş, çalışmalar başlayacaktır. Filyos’a ulaşan kara yolu tünellerle bağlanacaktır. Açılmış olan fakat kullanılmayan havaalanı, AK PARTİ Hükûmeti sayesinde, dağ tıraşlanarak yurt içi ve yurt dışı uçuşlarına açık hâle getirilmiştir. Karadeniz’in en büyük limanı olacak olan Filyos Limanı önümüzdeki günlerde ihale edilecek. Ankara-Zonguldak demir yolu hızla rehabilite edilerek hızlı tren çalışabilecek hâle getirilmektedir.

Zonguldak’ın zengin taş kömürü yataklarından dolayı, devlet ve özel sektör el ele vererek enerji merkezi hâline getirdik ve büyümeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Yüzlerce insanı istihdam edecek konuma gelmek üzeredir.

Şehrimiz bir üniversite kenti olma yolunda hızla ilerliyor. Yapılan yatırımlar sayesinde on yılda her gün gittikçe büyümüş ve okuyan öğrenci sayısı 10 binden 22 bine ulaşmıştır. Bin yataklı yarı özel yurdu tamamlanmış, hizmete girmiştir. İlçelerimizde de yurtlar ya tamamlanmış ya da hizmete girmek üzeredir.

Sağlıkta çok ciddi yatırımlar gerçekleştirdik. Devrek’te 100 yataklı hastane, Çaycuma’da 100 yataklı ek proje, Ereğli’de 400 yataklı hastane inşaatı hızla devam ediyor. Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Araştırma Hastanesi yapılan yatırım ve artan kadrolarıyla ülke seviyesinin üzerine çıkacak duruma gelmiştir. Zonguldak merkezde 400 yataklı hastanenin ödeneği hazır, yer tespiti çalışmaları devam etmektedir.

TTK’nın dünya madencileriyle yarışabilir seviyeye gelmesi için yatırımlarımız devam ediyor. Üretimin artması için bugüne kadar 4.651 işçi alınmış, kısa sürede 2.492 işçinin alımı için çalışmalar devam etmektedir.

Sayın Başbakanımızın Karadeniz’in çılgın projesi olarak gördüğü Filyos Vadisi Limanı ihale edilmek üzere. Filyos Çayı’nın sedde çalışmaları devam ediyor. Bakanlar Kurulu endüstri bölgesi ilan etmiş, önümüzdeki yıl yatırımcılara yer tahsisleri yapılacaktır.

KÖYDES ve BELDES ödenekleriyle köylerimiz yaşanabilir hâle gelmiş, köylerimizin çöpleri bile İl Özel İdaresi tarafından toplanmaya başlanmıştır.

Eğitimdeki yatırımlar sonucu il genelindeki anaokulları sayısı 4’ten 14’e, 37 olan lise sayısı 68’e ulaşmış, ilköğretim okulu sayımız 2’ye katlanmıştır. Bu vesileyle, eğitim konusunda devletimize yardımcı olan tüm hayırsever hemşehrilerimize en derin saygılarımı sunarım.

İl merkez ve ilçelerimizin öğretmenevlerinin hepsi modern hâle getirilmiştir.

Tüm ilçelerde gençlerimizi çamur ve topraktan kurtarıp modern sentetik ve doğal çim sahalarda spor yaptırıyoruz. Spor salonlarımızın birçoğunu yeniledik, gençlik merkezleri ve sevgi evlerini hayata geçirdik.

Yüz seksen dokuz yıllık geçmişi olan madenciliğimizin maden müzesini biz yaptık.

Zonguldak’ta yapılan Doğanlı Barajı Tüneli sayesinde Zonguldak’ın su sorununu ortadan kaldırdık, büyüklü küçüklü tüm derelerin birçoğunu ıslah ettik ve ıslah çalışmalarına hızla devam ediyoruz.

Hükûmetimizin ilimize yaptığı en güzel hizmetlerden biri de, nüfus olarak en büyük beldelerimiz olan Kozlu ve Kilimli’nin ilçe olmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) - Yüce Meclisin değerli milletvekillerine, bu beldelerin ilçe olmasında verdikleri katkılardan dolayı şehrim adına teşekkür ediyor, yüce Parlamentoyu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ulupınar.

Gündem dışı ikinci söz, Manisa’nın sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Sakine Öz’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Öz.

2.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa’nın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Manisa ve ilçelerinin sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlarım.

Manisa’nın güncel sorunlarını aktarmak, taleplerimizi yinelemek, çözüm önerisini iktidara iletmek için söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, Manisa çiftçisi binbir emekle yetiştirdiği ürünü değerinde satmak istiyor. Ancak, bu isteği hatalı tarım politikaları yüzünden gerçekleşmiyor. Hayatını borç içinde sürdürüyor. Toplama maliyeti elde edilen gelirden yüksek olduğu için zeytin dalında kalıyor. Manisalı çiftçimiz zahmetle yetiştirdiği eriği, biberi bir an önce satıp borcunu kapatmak derdindeyken, yanlış alım politikaları çiftçilerimizi zarar ettiriyor. Bakınız, ürün alım fiyatları TARİŞ tarafından hâlâ açıklanmamıştır.

İçeride bunlar olurken dış politikada takip edilen yanlış yol ve yöntem komşularla ihracatımızı düşürmüş, sıfır sorun politikası neredeyse sıfır ihracata dönüşmüştür. Hükûmet, zor şartlar altındaki çiftçiye gereken desteği artırmalı ve bu desteği, hasat mevsimi geçmeden, çiftçiyi daha fazla perişan etmeden açıklamalıdır.

Değerli milletvekilleri, Salihli’nin kuzeyinde kalan köylerin Salihli’ye ulaşımını sağlayan Gediz ve Alaşehir nehirleri üzerindeki köprüler dar ve tek yönlüdür, ihtiyacımızı karşılamamaktadır. Ayrıca, Salihli, Akhisar mevkisindeki yol, yük ve yolcu taşımacılığında da kullanılmaktadır. Eskimiş olan bu köprü ve yolların acilen genişletilmesi gerekmektedir. Biz bu konuyu uzun süredir takip ediyoruz. Taleplerimizi yineliyor, tekrar, Salihli Belediyesi ve tarafımca Ulaştırma Bakanlığına başvuruyoruz, bu köprülerin yapılmasını talep ediyoruz ancak gelişmelerden bir sonuç alamıyoruz. Sayın Bakana talebimi, bir kez, bu kürsüden tekrar iletmek istiyorum: Salihli’nin bu sorunlarıyla ilgileniniz.

Salihli-Akhisar yolunu, özellikle yaz aylarında, ağır yüklü araçlar yoğun kullanmaktadır. Alaşehir, Sarıgöl ve Salihli’de yetişen üzümler bu yol üzerinden İstanbul’a taşınmaktadır, hatta Antalya ve Denizli de bu yolu kullanmaktadır. Ancak, bu yol belirli bir yere kadar yapılmış, daha sonra yarım kalmıştır. Yolun özellikle Gölmarmara ilçesi civarında kalan bölümü de oldukça dar ve bozuktur. Ayrıca, Gölmarmara-Akhisar kısmındaki yolun inşaatına başlanmış ancak yol çalışması bilinmeyen nedenlerden dolayı yarım kalmıştır. Bölge ve ülkemiz için çok önemli olan bu yolun bir an önce bitirilerek sıkıntıların giderilmesi gerekmektedir.

Yine, İzmir-Ankara kara yolunun Kula-Salihli bölgesi bir türlü kalıcı çözüme kavuşturulmamaktadır. Bu yol bir yapboz tahtasına dönüştürülmüştür; yol çalışması yıllardır sürdürülmektedir. Bu bölgedeki kara yolu, açılan ihaleler yoluyla, belli şirketlerin rant alanı hâline gelmiştir. AKP İktidarı duble yollarıyla övünmektedir ancak Kula-Salihli bölgesinde bu duble yolun iki yakası bir araya gelmemektedir.

Selendi köyleri sulama ve ulaşım konularında sorunlar yaşarken yeni Büyükşehir Belediye Yasası on yıllık AKP İktidarında çözüme kavuşturulmayan köylerin ihtiyaçlarını hangi bütçeyle, hangi planla karşılayacaktır?

Sayın milletvekilleri, Saruhanlı ilçesi Lütfiye köyünde arazilerin sulanabilmesi için Gördes Barajı’ndan su talebi vardır. Demirköprü Barajı’ndan belirli aylarda kısa süreli su alabilmektedirler. Ürün çeşidinin artması ve kuraklık nedeniyle, tarımla geçinen köy sakinleri, ürünlerini yıl boyunca sulama ihtiyacı duymaktadır. Bu nedenle, bölgede kapalı sistem yöntemiyle sulama yapılması için gerekli çalışmaların bir an önce yapılması gereklidir.

Değerli milletvekilleri, Turgutlu Çal Dağı ve Gördes’teki nikel madeni ocakları çevre katliamına sebep olmaya devam ederken, Soma’da kömür ocaklarında ise yetersiz denetim ve iş güvenliği yüzünden son üç ayda 3 kez ölümlü kaza ile 3 yurttaşımız hayatını kaybetmiştir, hatta bunlardan 2’si aynı ailenin çocuklarıdır. Ocaklardaki denetimler siyasi hesaplardan uzak olmalı, zengin yaratma ve onu koruma kaygısından bağımsız yapılmalı, iş ve işçi güvenliği ön plana alınarak kazalar en aza indirilmelidir. Bu sayede belki de ölümlü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAKİNE ÖZ (Devamla) – Bir miktar daha süre verebilir misiniz, toparlayayım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

SAKİNE ÖZ (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Gündem dışı üçüncü söz, Isparta-Antalya Dereboğazı yolunun duble yol yapılması hakkında söz isteyen Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’a aittir.

Buyurunuz Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta-Antalya Dereboğazı yolunun duble yol yapılmasına ilişkin gündem dışı konuşması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orta Anadolu’yu güneye bağlayan Dereboğazı yolunun duble yol yapılması hususunda gündem dışı söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. 

Değerli milletvekilleri, bu yolun ulaşım açısından taşıdığı önem kadar hikâyesinin de bugünkü kuşaklar tarafından bilinmesi gerekiyor.

Bahsettiğimiz yol, Ankara, Afyon ve Antalya’yı birbirine bağlayan ve Isparta’nın çevre yolundan geçen güzergâh. 1950’li yıllarda bir grup memleket sevdalısı hemşehrim temelini atmış ve Türkiye’de ilk kez bir yol yapımı için dernek kurmuşlardır. Mustafa Kazak, Yorgancı Memiş, Kadir Bozlu, Mehmet Ceyhan, Hüsnü Altıntabak ve ismini sayamadığım birçok hemşehrimi de bu vesileyle hayır ve minnetle yâd ediyorum.

Mustafa Kazak adlı bir büyüğümüzün çocuklarının nafakası olan hayvanlarını yol açmanın bir ibadet olduğunu düşünerek satıp yol inşaatında çalışan işçilerin maaşlarını ödemesi, bu topraklara duyulan aşkın en güzel örneklerinden.

Yapılan çalışmalar neticesinde, Dereboğazı yolu 1990’lı yıllarda hizmete girmiş, Sayın Cumhurbaşkanı Demirel tarafından da devlet yolu hâline getirilmiştir. Anadolu’nun ilmek ilmek inşasında bu tür fedakârlık ve kahramanlıkları anmanın ve çocuklarımıza aktarmanın bizlerin sorumluluğu olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yol, taşıdığı avantajlar açısından da büyük önem taşıyor. 156 kilometrelik “eski yol” dediğimiz Ağlasun-Bucak-Antalya yolu, Dereboğazı yolunun açılmasıyla 115 kilometreye düşmüş, 40 kilometre kısaltılarak yakıt ve zaman tasarrufu sağlanmıştır. 2011 seçimlerinde Sayın Erdoğan, Hükûmet Meydanı’nda tüm Ispartalılara söz vererek duble yolun Dereboğazı üzerinden yapılacağı taahhüdünde bulunmuş ve Ispartalıların siyasal desteğini istemiştir. Isparta’nın AKP’ye bu kadar oy vermesinde bu sözün cazibesi yadsınamaz ancak ne olduysa Başbakan -karakolda doğruyu söyleyip mahkemede şaşması misali- verdiği bu sözü unuturken duble yol güzergâhı değiştirilerek Ağlasun-Bucak üzerinden Antalya’ya bağlanması kararı verilmiştir. Bu karar, her açıdan yanlış bir karardır. Dereboğazı yolunun asıl güzergâh olmasında objektif gerekçeler mevcuttur. Ağlasun-Çeltikçi-Bucak güzergâhında kışın don ve buzdan dolayı geçilmesi zor olan Köroğlu Beli ve Kibrit Tepesi vardır. Dereboğazı güzergâhı kullanılır ise Antalya Havaalanı’na, Manavgat ve Alanya’nın da yer aldığı doğu Antalya’ya ulaşım daha kısa ve avantajlı olacaktır. “Batı Antalya” denilen Kemer-Kaş tarafına ulaşmada kullanılan Burdur-Antalya yolu zaten duble yoldur.

Doğu Antalya, ülkemizin meyve sebze deposudur. Nakliye kamyonları için Dereboğazı yolu son derece önemlidir. Tüketici için de önemlidir çünkü meyve sebze ticaretinde en önemli maliyet nakliye olduğu için fiyatlarının da ucuzlamasına vesile olacaktır.

Dereboğazı güzergâhında şehir içi yollar kullanılmamakta, böylece trafik daha kolay seyretmektedir ancak Ağlasun-Çeltikçi-Bucak güzergâhında Burdur şehir merkezini geçmek zorunluluğu vardır.

Kış turizmi açısından önem arz eden Isparta Davraz kayak tesisleri ve yaz aylarında yayla turizmi açısından da Dereboğazı güzergâhı önemlidir.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan; birçok yerde sözler vermiştir, bunları unutturmamak yöre AKP milletvekillerine düşer. Ancak Isparta meydanında verilen sözün unutulduğu ortada ya da Isparta’nın açıkça atlatıldığı. İnanıyorum ki Isparta’nın tüm milletvekilleri Dereboğazı güzergâhı için benim gibi düşünüyorlar, sadece söylemeye cesaret edemiyorlar, bunun dillendirilmesi de biz muhalefet milletvekillerine düşüyor.

Ayrıca, bu hususun Meclis kürsüsüne taşınmasında da kesinlikle Isparta ve Burdur arasında bir sürtüşme olduğuna dair bir emare çıkarılmaması gerekiyor. Burdur da bizim yöremiz, Burdur’daki hemşehriler de bizim hemşehrilerimiz, Burdur’a yapılan her şeyin de arkasında oluruz. Tabii, Isparta milletvekili olarak Isparta’nın hukukunu, menfaatlerini savunmak en önemli vazifemiz olsa gerek.

Değerli milletvekilleri, AKP milletvekillerine bu yolun mücadelesinin verilmesinin Isparta için önemli bir hizmet olduğunu hatırlatıyor, bir an önce Dereboğazı güzergâhının duble yol yapılması, duble yol kapsamına alınması hususunu beklediğimi ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korkmaz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş sayın milletvekillerimize İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince birer dakika söz vereceğim.

Sayın Öğüt…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Hükûmet yetkililerinin Patriot füzeleriyle ilgili konuda yaptıkları açıklamalarla ciddiyetten uzak bir tavır sergilediklerine ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Siyasetin ana gündem maddesi, Türkiye'nin NATO’dan talep ettiği Patriot füzeleri. Ne var ki böylesine önemli bir konuda Hükûmet yetkilileri yine yaptıkları açıklamalarla ciddiyetten uzak bir tavır sergiliyor.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, birkaç gün önceki açıklamasında “Bunun tetiği kimde olacak diye sorarsanız, tetik bizim Genelkurmayımızda olacak, bizim askerimizde olacak.” demişti hatırlarsınız. Oysa bugün NATO Genel Sekreteri, “Tetik kimde olacak?” sorusunun yanıtını vererek, “Patriotların komutası NATO’da olacak.” dedi.

Şimdi, biraz daha geçmişe gidelim, benzer senaryo Füze Kalkanı Projesi’nde de yaşanmıştı. AKP Hükûmeti kamuoyundan gelen tepkiler üzerine sözde şartlar ileri sürmüştü ve bunların arasında, komutanın Türkiye'de olacağı aldatmacası da vardı.

Dün gelen 20 kişilik yabancı askerî uzman, bize göre vatan toprağı, size göre NATO topraklarında incelemeler yaptı. Geçen hafta aynı yere, bizim milletvekilimiz Veli Ağbaba, askerî yetkililer tarafından ve Hükûmet tarafından sokulmamıştı. Bunu da hatırlatmak isterim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Tanal…

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, hububat destekleme primleri ödenmediği için çiftçilerin ve on yıldan beri hiç fabrika açılmadığı için Şanlıurfa halkının mağdur olduğuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çiftçilerimize hububat destekleme primleri ödenmediği için tüm tarım arazilerine haciz konulmuş ve mağdur durumdadır. Bu mağduriyetin bir an önce giderilmesini talep ediyorum.

İki: Şanlıurfa, Türkiye’de işsizliğin en yüksek olduğu ilimizdir. Şanlıurfa da AKP’nin en yüksek oy aldığı ildir. Şanlıurfa’da on yıldan beri işsizliği azaltmak için hiç fabrika açılmadığı için Urfalı hemşehrilerimiz mağdur durumdadır. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında Şanlıurfa’daki bu işsizlik giderilecektir. Şanlıurfalı hemşehrilerimiz unutmasınlar ki Mecliste onların tüm bu mağduriyetlerinin, hak ve hukukunun savunucusu ve temsilcisi Cumhuriyet Halk Partisidir.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Sarıbaş…

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çan Linyitleri İşletme Müdürlüğünün özelleştirilmesinin söz konusu olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, 19 Kasım 2012 Pazartesi günü Cumhuriyet Halk Partisi KİT Komisyonu 11 milletvekiliyle Çanakkale’nin Çan ilçesinde ÇLİ ocak işletmesine bağlı ocakları yerinde gezdiğimiz incelemede Çan halkı ve orada çalışan tüm işçi ve personelin tedirgin olduğunu gördük. Sizlerin aracılığıyla Sayın Taner Yıldız tarafından cevaplandırılmasını rica edeceğim soruları sormak istiyorum: Çan Linyitleri İşletme Müdürlüğü ocağında 25-30 metre toprak hafriyatı yapılarak çok az masrafla kömür hazır hâle getiriliyor. Kömür üretim maliyetinin bu kadar düşük olduğu bir ocağın özelleştirme programına alınarak yandaşlara peşkeş çekileceği duyumları almaktayız. Neredeyse sıfır üretim maliyetli bu kömür ocağı özelleştirme programına alınmış mıdır, özelleştirilmesi düşünülmekte midir? Ülke ekonomimize kazandırdıkları ve ocakta çalışanların durumu göz önüne alındığında bu kadar önemli bir ocağın özelleştirilmesi doğru mudur? Çan’da kurulup kömür ihtiyacını ve kömürü bitene kadar buradaki ocaklardan karşılanmak üzere anlaşması sağlanan 18 Mart Termik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Sayın Varlı…

4.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, DSİ’nin belirlediği dönüm başına sulama ücretlerinin yüksekliğine ilişkin açıklaması

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, aracılığınızla bir sıkıntıyı dile getirmek istiyorum. AKP’nin yapmış olduğu sulama birlikleriyle alakalı yasa değişikliğinde, daha önce sulama birliklerinin meclisine ait olan dönüm başına sulama miktarını DSİ bürokratlarına devretmişlerdi. Bu yıl DSİ bürokratları dönüm başına maliyetleri, dönüm başına su ücretlerini belirlemişler, şimdi Adana’da pamuğun dönüme maliyeti geçen yıl 17 lirayken sulama ücreti, bu yıl 31 liraya taşımışlar. Mısır geçen yılki fiyatın altındayken, buğday geçen yılki fiyatın altındayken, pamuk geçen yılki fiyatın altındayken nasıl oluyor da yüzde 100 bir zamla çiftçiye pamuktaki sulama miktarı artışını uygun görüyorlar? Bu, Allah’tan reva mıdır? Bu insanların vicdanı var mıdır? Bu insanlar o bölgede yaşayan insanları yeterince tanıyorlar mı? Bu çiftçilerin ürettiklerinden para kazanamadıklarını bilmiyorlar mı, yoksa çiftçiye resmen AKP eliyle düşmanlık mı ediyorlar?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Varlı.

Sayın Işık…

5.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Millî Eğitim Bakanlığınca yürürlüğe konulan yeni Kılık Kıyafet Yönetmeliği’nin okullarda ayrımcılık, mahalle baskısı, kıskançlık, aşağılık duygusu ve kaos ortamı yaratılmasına sebep olacağına ilişkin açıklaması

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, okullardaki yeni Kılık ve Kıyafet Yönetmeliği’yle “Öğrenim gördükleri okulun arması ve rozeti dışında nişan, arma, sembol, rozet ve benzeri takılar takamaz.” denmekte. Atatürk rozeti takmanın yasaklanması anlamına geliyor bu. Vücut hatlarını belli eden şort, tayt gibi kıyafetleri, yine, diz üstünü örten etek, derin yırtmaçlı etek, kısa pantolon, kolsuz tişört ve kolsuz gömlek giymek maddesiyle de resmen cinsellik ön plana çıkarılıyor. O yaştaki çocuklar sanki teshircilermiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Kızları okula değil kocaya göndermenin alt zemini bu. Tüm dertleri, Atatürk’ü nasıl zihinlerden sileriz? Sözde, yasaklarla mücadele etmekte ise de asıl, baskıcı bir yapıyla yasakları gündeme getirip bir de bu yetmezmiş gibi toplumu germektedir. Okullarda ayrımcılık, mahalle baskısı,  kıskançlık, aşağılık duygusu ve kaos ortamı yaratılacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Sayın Karaahmetoğlu…

6.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Türkiye Emekliler Derneğinin yaptırdığı bir araştırmaya göre ülkemizin en yoksul kesimlerinden birinin emekliler olduğuna ilişkin açıklaması

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan,  Türkiye Emekliler Derneğinin yaptırdığı araştırmaya göre, ülkemizin en yoksul kesimlerinden birinin emekliler olduğu görülmektedir.

Ankete göre, emekliler en çok ekmek tüketirken, en az kırmızı et tüketmektedir. Gıda olarak en çok ekmek, sebze, makarna ve kuru baklagil ile beslenmektedirler.

Boş zamanlarında televizyon izleyen emeklilerimiz sinema ve tiyatroya ise gidememektedir.

Çalışmanın gösterdiği bir başka sonuç da emeklilerimizin mağduriyetinin boyutunu göstermeye yetiyor. Yüzde 30’a yakın emeklimiz geçinmek için başkalarının yardımına muhtaç durumda. Birçoğu çocuklarının ve yakın akrabalarının yardımıyla geçimini sürdürürken birçoğu da devletten ve derneklerden aldıkları yardımlarla geçinmeye çalışıyorlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karaahmetoğlu.

Sayın Havutça…

7.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, muhalefet partilerinin belediye başkanlarına yapılan baskıların genel seçimler yaklaştıkça arttığına ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hükûmetin göreve geldiği günden bu yana muhalefete olan tahammülsüzlüğü, muhalefet partisi belediye başkanlarına ve belediyelere yönelik yapılan operasyonlarla ve baskınlarla, sık sık yapılan İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin denetimleriyle somutlaşmıştır. Açıkça görülmektedir ki muhalefet belediye başkanlarına genel seçimler yaklaştıkça yapılan baskı artmakta, hatta uzun teknik takip ve dinlemeler sonucu başkanlar gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılarak halkın gözünde itibarsızlaştırılmaktadır. Özellikle Balıkesir’de muhalefet partilerinin belediyelerine yönelik müfettiş denetimleri sıklaşmış, müfettişlerin biri gidip biri gelmeye başlamış, hatta belediye başkanlarının maneviyatına yönelik, saldırı derecesine varılan soruşturmalar açılmıştır. Balıkesir’de Belediye Başkanımızın annesine verdiği hayrın bile hesabı sorulmuştur. Bandırma Belediyesinde daha yeni, müfettiş “Soruşturmaya gerek yoktur.” raporu vermiştir ancak İçişleri Bakanlığından bir müfettiş daha gelmiştir. Yani soruyoruz buradan: AKP İktidarı bugüne kadar AKP’li hangi belediyeyi soruşturmuştur, kaç belediyeyi soruşturmuştur?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Sayın Fırat…

8.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Hükûmetin Patriot füzesi yerleştirme kararından ivedilikle vazgeçmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dünyada barış özlemi çekilirken ne yazık ki ülkemizde Patriot füzelerini yerleştirme yeri arıyoruz ve bu yer de Güneydoğu ve Doğu Anadolu. Anlaşılan, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da ölen 50 bin insan yetmiyormuş gibi tekrar bölgeyi savaş alanına çevirmek istiyoruz, muharebe alanı yapmak istiyoruz. İvedilikle Hükûmetin bu karardan vazgeçmesini talep ediyorum. Artık yeter, Güneydoğu’da savaşın sürmesini istemiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Fırat.

Sayın Kaplan…

9.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde doldurma izni olmadan yeni bir yöntemle denizin içerisine duba koyarak liman yapan şirketler olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinin hava kirliliği, kimyasal maddelerin, atıkların kirliliği ile Türkiye gündemine geldiğini biliyoruz. Son dönemlerde Haydarpaşa Limanı’nın kapatılması nedeniyle bu bölgedeki limanlara ağırlık verildi. Dönem dönem denizin ilgili şirketler tarafından doldurulmasının yanı sıra, şimdi, doldurma izni olmadan, yeni bir yöntemle, denizin içerisinde, duba koyarak liman yapan şirketler var. Dolayısıyla, Dilovası’nda, önümüzdeki süreçte insanların yaşam alanlarının daralacağı bir bölge olduğuna dikkat çekmek istedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Halaman…

10.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ilinin Kozan ilçesinin ortasından geçen Tabak Deresi’nin ıslahı çalışmalarının yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Adana’nın Kozan ilçesi var. Kozan’ın ortasından bir -“Tabak Deresi” derler- dere geçiyor, içinden su akıyor. Bunun çevresi mahalle, insanlar yaşıyor. Dolayısıyla, sağlık şartlarını bozuyor. On senedir uğraşılmasına rağmen ıslah çalışmasıyla ilgili taleplerimiz bir türlü yerine gelmiyor. İlgili iktidar milletvekillerinin bu ıslah çalışmasıyla, bu Tabak Deresi’yle ilgilenmesini bekliyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Özel…

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Hükûmetin bazı konularda ikircikli bir tavır sergilediğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, Darbeleri Araştırma Komisyonu, raporunu Sayın Meclis Başkanına sundu ve Meclise yolladı. Bir yandan da sözde 12 Eylül yargılamaları devam ediyor. Oysa bu Meclisi yöneten, bu Meclisin içinde bulunduğu ve sürdürdüğü irade darbelerle mücadele ederken Hükûmet ise darbelerin etinden ve sütünden yararlanmaya devam ediyor. Seçim barajından yararlanıyor, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini kullanıyor ve Yükseköğretim Kurumunu, çok şikâyet ettiği Yükseköğretim Kurumunu, şimdi yasasında bir değişiklik hazırlayarak yeniden dizayn ediyor. Geçtiğimiz hafta yapılan, saygın bir kuruluşun yapmış olduğu araştırmada halkın yüzde 83’ü Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığın Anayasa’da yer almasını istemişken YÖK Kanunu’ndan bunu çıkarmaya hazırlanıyorlar. Buradaki ikircikli tavrı yüce Meclisin takdirlerine arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Şafak…

12.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, 2011 yılından beri ödenmeyen buğday destekleme paralarının ne zaman ödeneceğini ve kuraklıktan dolayı kotayı dolduramayan pancar üreticileri için bir tedbir alınıp alınmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2011 yılından bu yana, faturalarını teslim eden çiftçimizin buğday destekleme paraları ödenmemiştir. Hükûmet bu paraları ne zaman ödeyecektir?

Ayrıca, pancar üreticileri bu yıl kuraklıktan dolayı kotayı dolduramamıştır. Bu konuda Hükûmet herhangi bir tedbir alıyor mu?

Sizin aracılığınızla bu konuyu duyurmak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şafak.

Sayın Ediboğlu…

13.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, ülkemizdeki en temel sorunlardan biri işsizlik olmasına rağmen AKP’li yöneticilerin ve belediyelerin Suriyeli sığınmacılara iş bulmak için yarış içerisine girmiş olduklarına ilişkin açıklaması

MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizin en temel sorunlarından birisi işsizlik. Gençlerimiz, asker dönüşü iş için tüm kapıları çalıyor ancak iş bulamıyor. Hâl böyleyken, Suriyeli sığınmacılara iş bulmak için AKP’li belediyeler ve AKP’li yöneticiler bir yarış içerisine girmiş durumda. İş bulmak için gençlerimizin sığınmacı mı olması gerekiyor? Bu sorunun yanıtını bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ediboğlu.

Sayın Öz…

14.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa ilinin Kula ilçesindeki öğretmen lokalinin kapatılmasına ve meslek gruplarının paylaştığı bu tür mekânların kapatılmasının sessiz ve tepkisiz bir toplum yaratılmasının adımlarından biri olduğuna ilişkin açıklaması

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce sözlerim yarım kalmıştı onun için tekrar söz aldım.

Geçen hafta, Manisa Kula ilçesini ziyarete gittiğimde, Öğretmenler Günü’nden bir gün önce, öğretmen lokalinin kapandığını öğrendim. “Neden?” sorusuna ise “Zarar ettiği için.” yanıtını alınca şaşkına döndüm. Bu tür lokaller meslektaşların buluşturulması, birleştirilmesi, sosyal anlamda bir arada tutulmasının tesisleridir. Bu tesislerin zarar ve kâr etmesi söz konusu edilemez ama AKP İktidarı her yerde rant düşündüğü için, yurdun değişik yerlerinde öğretmen lokallerini adliyelerde olduğu gibi kapatmaktadır.

Öğretmenler daha rahat, güvenceli bir sosyal yaşama layıkken, onların kazanımları dahi ellerinden alınarak, örgütlü toplum olarak yok edilmeye eş değerdir. Meslek gruplarının birleştiği, sorunlarını paylaştığı mekânların kapatılması siyasi baskının en somut göstergelerinden, sessiz ve tepkisiz bir toplum yaratılmasının adımlarındandır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Düzgün…

15.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, emniyet teşkilatının sendika kurma girişimlerinin engellenmek istendiğine ilişkin açıklaması

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bildiğiniz üzere, geçtiğimiz günlerde emniyet teşkilatının sendika kurmakla ilgili bir girişimi oldu. Fakat bu girişim maalesef emniyet teşkilatının yetkilileri tarafından, ülkemizde var olan bütün hukuk kuralları hiçe sayılarak, ihlal edilerek engellenmek isteniyor. Bir diğer taraftan da polislere bu kurulacak olan sendikaya üye olmamaları için zoraki yazı imzalatılıyor.

Sayın Başkan, biz, Sayın İçişleri Bakanının Angelina Jolie’ye gösterdiği ilginin onda 1’ini kendi teşkilatına göstermesini ve kendi teşkilatının polisler üzerinde yaptığı bu baskıyı ve hukuk ihlalini kaldırmasını istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Düzgün.

Sayın Eyidoğan…

16.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, yeşil alanları ve su havzaları yağmalanan, havası fütursuzca kirletilen kentler için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ne yaptığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Televizyonlarda her gün “Ne yersek daha sıhhatli oluruz?” türünde programlar yapılmaktadır. Ancak “Nasıl bir hava solursak daha sağlıklı oluruz?” konusu işlenmemekte, halk bilgilendirilmemektedir. Kentlerde insanlar kirli havadan zehirlenmektedir. Sağlıklı hava olmadan sağlıklı beslenme olur mu? Büyük kentlerde sanayi ve trafik yoğunluğu insanlarımızı zehirliyor. Ana caddeler üzerinde yaşayanların egzoz dumanlarından zehirlenmesi konusunda ne yapılıyor, hangi önlemler alınıyor? Dünya Bankasının Dünya Kalkınma Göstergeleri 2012 Raporu’nda metreküp başına sülfür dioksit miktarında 120 mikrogram değeri ile İstanbul dünyada 7’nci sırada yer alıyor. Havada asılı, çapı 10 mikrondan küçük maddelerin metreküpteki miktarı sıralamasında İstanbul 111 kent arasında 39’uncu olmuştur. Yeşil alanları ve su havzaları yağmalanan, havası fütursuzca kirletilen kentler için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ne yapıyor? İstanbul için Sayın Topbaş ne yapıyor?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eyidoğan.

Sayın Acar…

17.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’da turfanda sebze üreticilerinin zor durumda olduklarına ve Hükûmetin ihracat sorununu çözmek için acilen önlem almasını beklediklerine ilişkin açıklaması

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Antalya’da turfanda sebze üreticileri tarihinin en büyük çöküşüyle karşı karşıyadır. Antalya halkının, bütün üreticilerin söylediği şudur: “Üretici artık öldü.” Ve bu nedenle de yetiştirdikleri ürünleri tabut şekline getirip o ürünleri hep beraber çaylara, derelere dökmektedirler. Bu nedenle, Hükûmetten bu ihracat sorununun çözümlenmesi için acil önlem bekliyoruz. Bütün Antalya ayaktadır, bütün üreticiler bunu talep etmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Altay…

18.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, milletvekillerinin yerinden söz taleplerinin seçim bölgelerindeki sorunları Parlamento üzerinden Hükûmete taşımak amaçlı olduğuna ama bu süreçte Genel Kurulda tek bir bakanın bile bulunmamasının Parlamentoya saygısızlık olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, ben aslında söz almayacaktım ama… Şimdi bu Parlamentoda, 60’a göre, milletvekillerinin yerinden söz taleplerinin tümünün içeriği, milletvekillerimizin seçim bölgelerindeki sorunları Parlamento üzerinden hükûmete taşıması amaçlıdır. Ancak bugün ve geçmişte hep gördüğümüz şu var: Bu süreçte nedense hükûmet sıralarında bir tek sayın bakanı bile göremiyoruz. Bu, doğru bir şey değildir. Bu, Parlamentoya saygısızlıktır. Bu, ciddiyetsizliktir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Sayın Akar…

19.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli ilinin Kartepe ilçesi Maşukiye beldesinde bir taş ocağı açılmasının Maşukiye’nin doğal güzelliğinin katli demek olduğuna ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Kocaeli Kartepe ilçesi Maşukiye beldesinde hızlı tren gerekçesiyle bir taş ocağı açılmak istenmektedir. Bu taş ocağının açılma gerekçesi olarak da bunun bir millî proje olduğu üzerinde durulmaktadır ve müteahhidin çok uzaklardan taş getirmek yerine demir yollarına 2 kilometre - 3 kilometre yakınlarından taş taşıması öngörülmektedir.

Yalnız, yapılan ihalede böyle bir şartname ve böyle bir usul olmamasına rağmen, birilerine devletin imkânlarıyla peşkeş çekilmeye çalışılmaktadır ve doğa güzelliğiyle anılan Maşukiye yani İstanbul’un ve Kocaeli’nin nefes alma alanı, yeşilliklerle dolu Maşukiye katledilmek istenmektedir.

Bilgilerinize…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin 3 önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve 25 milletvekilinin, GDO’lu ürünlerin doğrudan veya dolaylı gıda üretiminde kullanılması durumunda insan sağlığı ve çevreye vereceği zararların, GDO'suz yem kullanan üreticilerin uğrayacağı mağduriyetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/427)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Biyogüvenlik Kurulu 23/12/2011 tarihinde yaptığı açıklama ile yem amaçlı kullanılmak üzere GDO‘lu 13 mısır çeşidine izin vermiştir.

Oysa aynı Biyogüvenlik Kurulu tarafından bilimsel komitelere hazırlattırılan sosyoekonomik değerlendirme raporlarında GDO’ların sindirim sisteminde sindirilemediği ve hücrelere kadar taşınabildiği, marketlerden alınan süt örneklerinde GDO’lu yemlere ait DNA'ya rastlanıldığı, pastörizasyon işleminin dahi bu DNA'yı yok edemediği açık bir şekilde belirtilmekte, GDO'ların sağlık riski yaratabileceği kabul edilmektedir.

GDO ile ilgili kamuoyu görüşüne açılan bilimsel raporlara da 15 bin kişinin görüş bildirdiği Biyogüvenlik Kurulu Başkanı tarafından açıklanmıştır. Ancak bu 15 bin görüşün kaçının GDO'Iu ürün istediği, kaçının istemediği kamuoyuyla paylaşılmamıştır.

GDO ile ilgili verilen bu kararla, tüm hayvancılık sektörü ve et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi hayvansal ürünler ile bu ürünlerin içeriğini oluşturduğu binlerce gıda maddesi de risk altında bırakılmaktadır. GDO'suz yem kullanan üreticiler de bu şekilde cezalandırılmaktadır, zira mevzuata göre GDO'lu yem ile beslenen hayvanların ürünlerinin etiketlenme zorunluluğu bulunmamaktadır.

Bunun sonucunda tüketici satın aldığı hayvansal ürünün GDO’lu olup olmadığını bilemeyecektir. Oysaki Biyogüvenlik Yasası GDO ve ürünlerinin tüketicinin tercih hakkını ortadan kaldırması hâlinde GDO başvurularının reddedileceğini söyler. GDO’lu yemle beslenen hayvanlardan elde edilen ürünlerin etiket taşımaması, tüketicinin tercih hakkını doğrudan ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle verilen karar kanuna da aykırıdır.

Öte yandan Biyogüvenlik Kurulunun yem amaçlı da olsa izin verdiği mısır, ülkemizde de yetiştirilen bir üründür. Ancak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı mısır bitkisini desteklemek, verilen desteği artırmak yoluyla kendimize yeterliliği yakalamak varken bunu yapmamakta, ülkemizi ithalata mahkûm etmektedir. Mısıra sağlanan desteğin son dört yıldır aynı seviyede kalması yüzünden ülkemize her yıl 500 bin ton ile 1 milyon ton civarında mısır ithalatı yapılmaktadır. Ancak bu durum yine de yapılacak mısır ithalatının GDO'lu olmasını meşru kılmamaktadır. Dünyada üretilen mısırın sadece yüzde 29'u GDO’lu tohumla üretilmektedir, yani yüzde 71’i GDO'suzdur.

Biyogüvenlik Kurulunun verdiği bu izinle ilgili yapılan kampanyalarda iki günlük süreçte yaklaşık 100 bin imza toplanarak Kurula iletilmiştir. Halkımızın GDO'lu ürünleri tüketmek istemediği, imzaları ve görüşleriyle net bir şekilde görülmüştür.

Kamuoyu iradesini hiçe sayan bu kararın dayanağının ortaya çıkarılması ve genel olarak GDO’lu ürünlerin doğrudan veya dolaylı gıda üretiminde kullanılması durumunda, insan sağlığı ve çevreye doğuracağı zararların, GDO'suz yem kullanan üreticilerin uğrayacağı mağduriyetlerin tespiti ve gerekli önlemlerin alınması için Anayasa’mızın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’müzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) İlhan Demiröz                            (Bursa)

2) Aykan Erdemir                           (Bursa)

3) Turhan Tayan                             (Bursa)

4) Kemal Ekinci                              (Bursa)

5) Sena Kaleli                                 (Bursa)

6) Veli Ağbaba                               (Malatya)

7) Uğur Bayraktutan                       (Artvin)

8) Ensar Öğüt                                 (Ardahan)

9) Candan Yüceer                           (Tekirdağ)

10) İhsan Özkes                             (İstanbul)

11) Faik Tunay                               (İstanbul)

12) Mustafa Serdar Soydan            (Çanakkale)

13) İdris Yıldız                               (Ordu)

14) Ercan Cengiz                            (İstanbul)

15) Tanju Özcan                             (Bolu)

16) Aydın Ağan Ayaydın               (İstanbul)

17) Aytun Çıray                             (İzmir)

18) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

19) Tolga Çandar                            (Muğla)

20) Ahmet İhsan Kalkavan             (Samsun)

21) Özgür Özel                               (Manisa)

22) Celal Dinçer                             (İstanbul)

23) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

24) Rıza Türmen                             (İzmir)

25) Gökhan Günaydın                    (Ankara)

26) Sakine Öz                                 (Manisa)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 25 milletvekilinin, Şırnak-Uludere’de 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/428)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

28 Aralık 2011 tarihinde Genelkurmay Başkanlığının açıklamasına göre saat 18.39'da, Türkiye-lrak sınırında bir grup insan, insansız hava aracı (İHA) görüntüleri ile tespit edilmiş ve saat 21.37-22.24 arasında bu gruba hava kuvvetleri uçakları ile ateş açılmıştır. Açılan ateş sonucunda 35 yurttaşımız hayatını kaybetmiştir. Şırnak ili Uludere ilçesi Türkiye-lrak sınırında meydana gelen bu olay ülkemizde büyük bir acının yaşanmasına neden olmuştur. Meydana gelen olay dünyada da büyük yankı uyandırmış ve yaşanan olayın nedeni her düzeyde ve her platformda tartışılmaya başlanmıştır.

Ülkemizde ve dünyada olay hakkında sorular sorulmakta ve önemli sorgulamalar yapılmaktadır. Çünkü bu olayın; neden, nasıl, ne şekilde ve hangi koşullarda, hangi istihbarat dayanakları ile yapıldığı ve bu olayın gerçekleşmesinde hangi emir komuta zincirinin takip edildiği bilinmemektedir. Bu olayda hangi kurum ve kişilerin sorumluluğu bulunduğu bilinmemekte ve bunların açığa çıkarılması büyük önem taşımaktadır.

Olayın temel dayanağı olarak gösterilen insansız hava araçlarının (İHA) nasıl çalıştığı, elde ettikleri görüntü ve istihbaratların hangi merkezlere aktarıldığı, bu merkezlerde kimlerin karar verdiği ve karar verilirken ne tür verileri göz önünde tuttukları ve bu araçlardan gelen görüntülerin bir filtreleme ya da analize tabi tutulup tutulmadığının hem bu olayın aydınlatılması için hem de bundan sonra bu tür olayların yaşanmaması için araştırılması gerekmektedir.

Bölge insanının sınırda ticaret yaptığı ve gruplar hâlinde sınırları aştığı bölgenin resmî otoritelerince bilinmesine rağmen, bu grubun kimlerden oluştuğu ve ne amaçla orada bulunduğunun yeteri derecede araştırılıp araştırılmadığı kamuoyu tarafından bilinmemektedir. Eğer yeteri kadar araştırılmış ise neden vur emrinin verildiği, araştırılmamış ise vur emrinin hangi gerekçeyle alındığı önemli bir soru olarak yanıtlanmayı beklemektedir.

Olayın bütün teknik ayrıntılarının ortaya çıkarılması, kararların kimler tarafından ve ne şekilde verildiğinin tespit edilmesi ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir araştırmanın yapılması tarihsel, toplumsal ve insani olarak büyük önem taşımaktadır.

Şırnak ili resmî otoritelerinin (sivil ve asker) bu kadar kalabalık bir grubun sınırı geçtiğinden haberi olup olmadığı, eğer yoksa bunun nedeni ve sorumlularının tespitinin yapılması; söz konusu otoritelerin bu kalabalık grubun sınırı geçtiğinden haberi varsa böyle bir olayın yaşanmasını önlemek için kurumlar arası bir bilgi paylaşımının yapılıp yapılmadığının soruşturulması ve bu doğrultuda tüm bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması önem taşımaktadır.

Bölgede devam eden sınır ticaretine ya da kaçakçılığa ilişkin devletin resmî ya da gayriresmî politikasının ne olduğu, bunun yerine farklı istihdam seçeneklerinin yaratılıp yaratılmayacağının araştırılması ve soruşturulması gerekmektedir.

Olayda hayatını kaybedenlerin ailelerine nasıl bir açıklama yapıldığının, bundan sonraki süreçte bu ailelere nasıl ve ne tür bir destek verileceğinin ve verilecek desteğin belirlenmesinde hangi ölçütlerin esas alındığının öğrenilmesi ve kamuoyu ile paylaşılması temel bir gerekliliktir.

Yaşanan felaketin; toplumsal barışımıza, kardeşliğimize ve birlikte yaşama irademize darbe vurmaması için, olayda yakınların kaybedenlerin acılarının hafifletilmesi ve yaralarının sarılması için, adaletin hızlı ve etkin bir biçimde işleyebilmesi için, tarihimizin bu kara lekesinin üstünün örtülmemesi için, Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mustafa Sezgin Tanrıkulu          (İstanbul)

2) İdris Yıldız                                 (Ordu)

3) Erdoğan Toprak                         (İstanbul)

4) Hasan Akgöl                              (Hatay)

5) Tufan Köse                                (Çorum)

6) Nurettin Demir                           (Muğla)

7) Ensar Öğüt                                 (Ardahan)

8) Hüseyin Aygün                          (Tunceli)

9) Salih Fırat                                   (Adıyaman)

10) Veli Ağbaba                             (Malatya)

11) Celal Dinçer                             (İstanbul)

12) Aytuğ Atıcı                              (Mersin)

13) Melda Onur                              (İstanbul)

14) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

15) Muharrem Işık                         (Erzincan)

16) Recep Gürkan                          (Edirne)

17) Mustafa Moroğlu                     (İzmir)

18) Kemal Ekinci                            (Bursa)

19) Haydar Akar                            (Kocaeli)

20) Sena Kaleli                               (Bursa)

21) İhsan Özkes                             (İstanbul)

22) Osman Oktay Ekşi                   (İstanbul)

23) Selahattin Karaahmetoğlu          (Giresun)

24) Ramis Topal                              (Amasya)

25) Binnaz Toprak                           (İstanbul)

26) Ahmet Toptaş                            (Afyonkarahisar)

3.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 20 milletvekilinin, ülkemizdeki şeker pancarı sektörünün ve şeker pancarı üreticisinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/429)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki şeker pancarı sektörünün ve üreticinin sorunlarının ve çözüm yollarının belirlenmesi, destekleme yollarının araştırılması, idari kurumsal ve yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Ramazan Kerim Özkan              (Burdur)

2) Atilla Kart                                  (Konya)

3) Ali Rıza Öztürk                          (Mersin)

4) Gürkut Acar                               (Antalya)

5) Mustafa Sezgin Tanrıkulu          (İstanbul)

6) İhsan Özkes                               (İstanbul)

7) Mehmet Ali Susam                    (İzmir)

8) Birgül Ayman Güler                  (İzmir)

9) Hülya Güven                              (İzmir)

10) Fatma Nur Serter                      (İstanbul)

11) Metin Lütfi Baydar                   (Aydın)

12) Tolga Çandar                            (Muğla)

13) Turgut Dibek                            (Kırklareli)

14) Mahmut Tanal                          (İstanbul)

15) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

16) Mustafa Serdar Soydan            (Çanakkale)

17) Haluk Eyidoğan                       (İstanbul)

18) Uğur Bayraktutan                     (Artvin)

19) Ali Özgündüz                           (İstanbul)

20) Mehmet Şeker                          (Gaziantep)

21) Ali Serindağ                             (Gaziantep)

Gerekçe:

Ülkemizde şeker pancarı tarımın önemli bir parçası olup, 64 ilde yaklaşık 700 bin çiftçi ailesi tarafından şeker pancarı tarımı yapılmaktadır. Şeker pancarı, tarım ve endüstride ekiminden başlayan, çapasına, sökümüne, fabrikaya taşınmasına, kantarına, şeker üretiminin her evresine, ve şeker üretiminden sonra da melasının, kuyruğunun, posasının değerlendirmesine kadar varan büyük bir sektördür. Ve bu sektörden sağlanan istihdam aileleriyle birlikte 11-12 milyon kişi arasında değişiklik göstermektedir.

Şeker pancarı üretimi dünyada bir çok ülke tarafından desteklenmektedir. Ancak ülkemizde şeker pancarı üretimi kotalarla sınırlandırılmakta, şeker pancarı alım fiyatları ise maliyetlerin karşılanmasına bile imkân vermeyecek düzeyde belirlenmektedir. Şeker pancarı üreticileri ürünlerinden elde ettikleri hasılat ile yaşamlarını sürdürmekte güçlük çekmekte, bankalardan, kooperatiflerden kredi almak suretiyle borçlanmaktadır. Oysa pancar tarımı çiftçiyi köyde tutan en önemi araçlardan biridir. Pancar sektörüne gereken desteğin verilmemesi, kotalar, ürünün değerini bulamaması, NBŞ (nişasta bazlı şeker) kotalarının artırılması, pancar tarımının yok olmasına ve pancardan geçimini sağlayan 3 milyona yakın köylünün göç etmesine yol açacaktır.

Şekerpancarı sektörü; tarım, hayvancılık yani yem, ilaç, et, süt, nakliye ve hizmet sektörleriyle de iç içe geçmiş durumdadır. Konu, tarım, tarımsal sanayi, işlenmiş temel gıda ürünleri ve istihdam gibi değişik dal ve konularda da bir bütünlük teşkil etmektedir. Şeker, alternatif ürünlere göre dış pazar değeri ve tarıma dayalı sanayiler arasında verimlilik, kârlılık ve katma değer yönünden karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Şeker fabrikalarının, gelişmekte olan bölgelerimizde ve Doğu Anadolu’da bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılmasına, kırsal kesimde ise istihdama olan katkıları fazladır. Taşıma sektörüne ise yılda yaklaşık 25-30 milyon ton iş hacmi yaratmaktadır. Ülkemizin toplam ekonomisine ise yılda yaklaşık 1,2 milyar dolar gibi oldukça önemli bir getiri sağlamaktadır.

Şeker pancarı tarımı, ülkemizde sözleşmeli üretimin ilk örneklerinden biri olup, tarımın sanayiye entegre olmasını sağlamış ve gıda sanayinin temel taşını oluşturmuştur. Şeker pancarı, çiftçiyi tarlaya ve köye bağlayan, ailenin tüm fertlerine çalışma ve istihdam imkânı sağlayan, yan ürünlerinin tamamı değerlendirilen bir bitki olmasının yanı sıra, üretim ve işlenme periyodu içinde kullanılan girdiler ile birçok sektörde dolaylı olarak katma değeri artırıcı önemli bir rol oynamaktadır.

Şeker pancarı üretiminde ürün miktarını etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu nedenle pancar üreticisi ekmiş olduğu şekerpancarından ne kadar mahsul elde edebileceğini bilemez. Ancak üretici üretmiş olduğu kota fazlası veya eksiği ürün için ceza ödemektedir. Bu haksız bir uygulamadır ve acilen kaldırılmalıdır.

Diğer bir sorun da uygulanan kotalardır. Örneğin, Adapazarı pancar üretiminde büyük kapasiteye sahip olmasına karşın ihtiyacını 180 kilometre uzaklıkta olan Eskişehir'den karşılamaktadır. Yozgat'ın en fazla pancar üretimi yapan ilçesi olan Boğazlıyan'da çiftçiler C kotası yüzünden pancarını kendi ilçelerinde bulunan şeker fabrikası yerine 70 kilometre uzaklıktaki Sorgun Şeker Fabrikasına satmaktadır.

Ülkemizde pancar sektörünün kendi ayakları üzerinde durabilmesi için fabrikalara düzenli pancar temin edilerek şeker üretiminin sağlanması, pancar ve şeker üreticilerinin pazarının garanti edilmesi, ülke genelinde pancar üreticileri arasında homojen pancar üretim imkânının tanınması, NBŞ sektörünün ham maddesi olan mısırın da pancar gibi yurt içinden temin edilmesi, üreticilere düzenli gelir sağlayacak şekilde pancar, pancar şekeri ve nişasta bazlı şeker üretiminin sürdürülebilirliği, şeker üretiminde ve fiyatlarında istikrarın sağlanması ve korunması gerekmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından Türkiye'de üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve demokratik tepkilerini gösteren öğrencilerin karşılaştıkları sorunların araştırılması amacıyla 9/3/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin  Genel Kurulun 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü  birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                               28/11/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 28/11/2012 çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından  Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             İdris Baluken

                                                                                                                  Bingöl

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

09 Mart 2012 tarihinde, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından verilen (729 sıra no.lu), Türkiye'de üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve demokratik tepkilerini gösteren öğrencilerin karşılaştıkları sorunların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 28/11/2012 çarşamba günlü birleşiminde, sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Lehinde, Bingöl Milletvekili İdris Baluken.

Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Üniversite öğrencilerinin maruz kaldıkları baskıları araştırmak üzere vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, uzun süredir toplumsal muhalefetin tamamına karşı AKP’nin yürütmüş olduğu bir baskı ve sindirme konseptiyle karşı karşıyayız. Sendikacılardan avukatlara, siyasetçilerden öğrencilere kadar neredeyse AKP’nin bu baskı politikalarının yönelmediği bir toplumsal kesim bulunmamakta. Bu baskı konseptinin, tasfiye konseptinin en yoğun olarak yöneldiği kesimlerden birisini de üniversite öğrencileri oluşturmaktadır.

Aslında, AKP’nin kafasındaki üniversite öğrencisi profilinin düşünmeyen, sorgulamayan, tamamen teknik olarak üniversitedeki öğrenim hayatı içerisinde bir diploma almayı hedeflemiş, sistemle hiçbir şekilde çelişen bir unsuru taşımayan bir noktada olduğunu biliyoruz. Sorun tam da bu noktadan, bu zihniyetin üniversitedeki öğrencilerin özgür birey, düşüncelerini özgürce ifade eden birey olmakla ilgili ısrarlarının çelişmesinden kaynaklanıyor. Bu duruşu, bu kişilikli yapıyı, düşüncesiyle ilgili bu yaklaşımı sergileyen üniversite öğrencilerine, AKP Hükûmetinin talimatıyla, hem üniversite yönetimleri ve rektörleri tarafından hem de AKP’nin emrindeki yargı ve polis unsurları tarafından baskı operasyonları yapılmakta. Bu baskı operasyonları yetmezmiş gibi bir de polis koruması altında üniversitede bazı sivil çeteler örgütlenmekte, polis koruması altında devrimci, muhalif, Kürt öğrencilere yönelik her türlü saldırılar ortaya konmaktadır. Son olarak Elâzığ’da, Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde, Marmara Üniversitesinde, Giresun Şebinkarahisar’da polis koruması altında bu sivil çetelerin yapmış olduğu saldırılarla yaralanan, hayati tehlike atlatan öğrencilerin durumunu bütün kamuoyu bilmektedir.

Aslında, bugün olması itibarıyla biraz da önemlidir; biliyorsunuz, Darbeleri Araştırma Komisyonu bir sonuç bildirisi yayınladı. Aslında, AKP darbelerle yüzleşme, 12 Eylül darbesiyle yüzleşme gibi bir görüntü veriyor ancak kurumsal işleyişte darbenin bütün unsurlarını hayatın her alanına nüfuz edecek şekilde korumayı da bir politika olarak devam ettiriyor. Bu politikanın en fazla yöneldiği alanlardan birisi de üniversitelerdir. Üniversitede 12 Eylül darbesinin bir kurumu olan YÖK, aynı şekilde kurumsal yapısını sürdürmekte, akademisyenler ve öğrenciler üzerindeki baskının temel kaynaklığını teşkil etmektedir. Genel olarak bütün bu politikaların, YÖK’ün, polis, yargı baskısının hedeflediği bir tek şey var: Tüketen bir öğrenci profili yaratmak; düşünmeyen, sorgulamayan, bilimsel olarak kendini yenilemeyen, üretmeyen bir üniversite öğrencisi profili ortaya çıkarmaktır. Yani, üniversiteyi bitirdikten sonra da ucuz iş gücü olarak, ucuz emek olarak bu üniversite mezunlarımız için, üniversite öğrencilerimiz için AKP tarafından bir rol ve misyon biçilmiştir. Bu üniversitede yapılan operasyonların en yoğunlaştığı kesim Kürt ve muhalif olan öğrencilerdir. Demin de belirttim, özellikle “KCK operasyonları” adı altında yürütülen bu süreçlerin iddianameleriyle ilgili, Meclisteki bütün hukukçu milletvekillerini ben bu iddianameleri bir incelemeye davet ediyorum. Eğer hukukçu kimliğinizle bu iddianamelerde ortaya atılan, isnat edilen suçlardan bir tanesine sahip çıkacak bir hukukçu milletvekili çıkarsa biz gerçekten bu söylediklerimizin tamamını geri almaya hazırız. Öğrenciler üzerinde var olan bu operasyonlarla bugüne kadar bine yakın üniversite öğrencisi cezaevlerine atılmıştır. Bu, bir ülkenin demokrasi tarihi açısından utanç verici bir tablodur. Bine yakın öğrenci kütüphanelerde, üniversitelerde bilimsel eğitimin içerisinde olması gerekirken AKP Hükûmeti politikası sayesinde bunlar cezaevlerine gönderilmektedir.

Bakın, sadece son bir ay içerisindeki birkaç örneği vereyim, hatta son on beş gün içerisindeki: 14 Kasım, Pamukkale’de 30’un üzerinde öğrenci gözaltına alınmış. 26 Kasım, Dersim’de 6 öğrenci; 27 Kasım, İzmir Ege Üniversitesinde 20 öğrenci gözaltına alınmış. 27 Kasım, Şırnak’ta gözaltı operasyonlarında 16 öğrenci gözaltına alınmış. Bu örnekleri burada saatlerce anlatabiliriz.

İddianamede geçilen suçlamalar telefon görüşmelerine dayandırılıyor. Kürt öğrencilerin kendi aralarında yaptığı telefon görüşmelerinde “…”(x) sözcüğü, “arkadaş” olarak kullanılan sözcük “Bir örgüte üye olma” şeklinde iddianamelere girmiş. Kültür Bakanlığının bandrol verdiği “Hernepeş Marşı”nı okumak bu yargıçlar tarafından veya savcılar tarafından suç olarak kabul edilmiş. Kantinlerde fiyatların fazla olduğuna demokratik tepkisini gösteren öğrenciler örgüt üyeliğiyle suçlanmış. Yine, afiş asma, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 21 Mart “Nevroz”uyla ilgili etkinliklerin tamamı bu iddianamelerde suç olarak gösterilmiş.

Van depreminde Hükûmetinizin yaşadığı fiyaskoyu biliyoruz. Enkaz altındaki Vanlılardan tutun da yardımların koordinasyonuna kadar ilk bir ayda Van halkının hangi sıkıntıları yaşadığını bütün Türkiye, dünya kamuoyu biliyor. Sizin yapmış olduğunuz bu fiyaskoları gönüllü bir çalışma üzerinden yüklenmek isteyen öğrencilerin çoğu, yine kriminalize edilerek şu anda cezaevlerine gönderilmiş durumdalar.

İddianamelerde, bakın, Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Gulan Kılıçoğlu için şöyle bir tabir kullanılmış: “Normal hayatın akışına aykırı bir hayat sürmek.” Yani hiçbir hukukçu herhâlde böyle bir suçun varlığını buraya gelip savunacak bir durumda olamaz.

                                             

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan dilde kelime ifade edildi.

Tabii, tıp fakültesi öğrencileri var, onlara da özel bir parantez açmak istiyorum. Bu ülkede ilk 500’e girerek, Türkiye’deki en yüksek dereceyi yaparak tıp fakültesine giren 13 öğrenci şu anda tutuklu olarak Sincan Cezaevinde beş aydır mağdur edilmiş durumda. Öğrencilerin kendi aralarında yapmış oldukları telefon görüşmelerinin iddianameye girme şekli tam bir komedi. Sınavlara -biliyorsunuz- tıp fakültesinde “komite” deniyor, komiteyle ilgili yapılan telefon görüşmeleri de iddianamede “KCK komitesi” olarak geçmiş. Yani böyle bir rezalet olmaz, böyle bir vicdansızlık, böyle bir hukuksuzluk olmaz.

Yine, Hacettepe Üniversitesinde, rektörlüğün onay verdiği Halk Sağlığı Araştırma Derneğinde yapılan toplantılar örgütsel toplantılar olarak değerlendirilmiş. Mahallelerde tıp öğrencilerinin yapmış olduğu sağlık taramaları örgütsel çalışmalar üzerinden bu iddianamelere konulmuş. Bu tıp fakültesi öğrencisi arkadaşlarımız beş aydır cezaevindeler, mevcut hâliyle iki dönem kaybetmiş durumdalar. Burada aramızda tıp hekimleri var, tıp fakültesi eğitiminden geçen arkadaşlar var, iki dönemin aileler açısından ve öğrenciler açısından ne anlama geldiğini, maddi açıdan, manevi açıdan ne anlama geldiğini hepiniz biliyorsunuz.

İddianamede ana dilde sağlık istemek suç sayılıyor, parasız sağlık istemek suç sayılıyor. Aslında bunlar üzerinden TTB ve SES’in mevcut tüzüklerindeki birtakım ilkesel yaklaşımlara gözdağı verilmeye çalışılıyor.

Ben özellikle bütün sağlıkçıları, 5 Aralıkta bu tıp öğrencilerinin davası var, bu davayı izlemeye davet ediyorum. Bu utancın yargı tarafından bir an önce kaldırılması gerekiyor. Bu öğrenciler Türkiye’deki en başarılı ilk 500 öğrenci arasındadır, yargı ortadaki bu komik utancı bir an önce kaldırmayla ilgili bir süreci işletmelidir, kamuoyunun beklentisi budur. Bütün sağlıkçı milletvekillerinin de 5 Aralıkta bu davayı izlemek üzere Ankara Adliyesinde olması gerekiyor.

Bakın, Meclis çatısı altında biz sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik bir komisyon kurduk ve komisyon çalışmalarına devam ediyor. Son derece iyi niyetli çalışmalar var. Komisyon gündeminde de ben belirtmiştim. Burada tekrar kendilerini davet ediyorum. Bu tıp öğrencilerine yapılan, devletin sağlıkçılara uygulamış olduğu şiddetin en büyüğüdür, en âlâsıdır. Psikolojik işkence mi dersiniz, cezaevlerine atılmakla fiziksel işkence mi dersiniz, bu uygulama şiddetin tam kendisidir. Sağlıkta Şiddet Komisyonu, bir an önce birkaç kilometre ötedeki Sincan Cezaevine gidip, bu arkadaşlarımızla görüşüp, mevcut durumu yerinde tespit edip bu utancı ortadan kaldırmayla görevlidir.

Cumhuriyet Halk Partisinden arkadaşlarımız, sağlıkçı arkadaşlarımız gidip bu öğrencilerle görüştüler. Aynı yaklaşımı, biz, iktidar partisindeki sağlıkçı milletvekillerinden de bekliyoruz. Oraya gidin, o öğrencilerle görüşün, hangi utancın altında imzanızın olduğuna siz kendiniz tanıklık edeceksiniz.

Burada, süremiz elvermediği için üniversitedeki mevcut sorunlara girmiyorum, giremiyorum ancak özellikle üniversitedeki bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …yargısal süreçlerle ilgili, Meclisin önünde, bir an önce, ülkenin demokratik geleceği açısından ortadan kaldırılması gereken bir utanç sayfası vardır. Bu nedenle bu araştırma önergemize hepinizin destek vermenizi bekliyoruz. Bu araştırma, oluşacak bir araştırma komisyonu hem bu hukuksuzlukları ortadan kaldıracak hem de üniversitedeki öğrencilerin yaşadığı sıkıntıları açığa çıkaracak bir çalışmaya imza atabilir. Hepinizden duyarlılık bekliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Aleyhine, Kırklareli Milletvekili Şenol Gürşan.

Buyurunuz Sayın Gürşan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞENOL GÜRŞAN (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi üzerine aleyhte söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi, Türkiye’de üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve demokratik taleplerini, tepkilerini gösteren öğrencilerin karşılaştıkları sorunların araştırılması, tespit edilmesi; özgür, özerk ve demokratik üniversitelerin inşa edilmesi için gerekli politikaların oluşturulması amacıyla bir önerge vermiştir.

Öncelikle bizim şu tespiti yapmamız lazım: 2002 yılından bu yana iktidar olan AK PARTİ, yalnızca üniversitelerde değil, toplumun her kesiminin özgürleştirilmesi ve demokratikleştirilmesi için on yıldan bu yana gerekli düzenlemeler yapmakta ve ileri adımlar atmaktadır ve atmaya da devam etmektedir. Bu anlamda anayasal değişiklikler yapılmış, üç yargı paketi hayata geçirilmiş, vesayetçi anlayışla sonuna kadar mücadele edilmiş ve en son olarak da -az önceki hatibin de hitap ettiği gibi- Darbeleri Araştırma Komisyonu kurulmuş ve darbecilerin yargılanmasının önü açılmıştır.

Grup önerisinde gerekçelere baktığımızda da gerekçelerde şunu görüyoruz: Birincisi, ana dilde savunma hakkının verilmesi, tutuklu öğrenciler ve parasız eğitim talebi. Araştırma önergesinin gerekçesinde ifade edilen ana dilde savunma hakkına ilişkin yasal düzenleme zaten şu anda Meclis Adalet Komisyonundadır ve önümüzdeki günlerde de Meclise gelecektir.

Bu talep AK PARTİ 4’üncü Olağan Kongremizde Sayın Başbakanımızın yaptığı konuşmada ve yine 30 Eylül tarihli “AK PARTİ Siyaset Vizyonu 2023” kitapçığımızın içerisinde yer alan bir taleptir. Bu bizim projemizdir ve projeyi de zaten hayata geçiriyoruz.

Tutuklu öğrenciler meselesine gelince, şimdi, tutuklu öğrencilerle ilgili daha önce kamuoyunda iki farklı çalışma yapılmış, bunları gündeme getireceğim ben. Bunlardan biri, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ve “Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi” adlı çalışmalardır. CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün tarafından 2011 yılında hazırlanan 500 tutuklu öğrenci raporu şöyledir: Her ne kadar 500 kişi denilse de rapor ekinde verilen listede 227 kişinin isminin bulunduğu görülmektedir. Ve bu isimler incelendiğinde 40 kişinin cezaevinde herhangi bir kaydının olmadığı, 52 kişinin tahliye olduğu, 25 kişinin ilkokul mezunu, lise terk veya üniversite mezunu olduğu, 110 kişinin ise üniversite mezunu olduğu görülmektedir.

Yine, ikinci, Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifinin hazırladığı raporda 771 tutuklu öğrenciden bahsedilmektedir ki iki rapor da birbirleriyle çelişmektedir bu anlamda. İkinci rapordaki 771 kişilik liste incelendiğinde karşımıza şu çıkmaktadır: 38 kişi mükerrer yazılmış, 198 kişi farklı tarihlerde tahliye olmuş, 138 kişi cezaevine hiç girmemiş, cezaevinde kaydı yok, 20 kişi okuryazar değil, 14 kişi açık öğretim lisesine devam ediyor, 14 kişi Açık Öğretim Fakültesinde okuyor, 49 kişi ilkokul mezunu, 3 kişi ortaokul mezunu, 3 kişinin okul bilgileri yok, 80 kişi üniversite eğitimini terk etmiş, 44 kişi lise mezunu, 73 kişi diğer okullardan mezun, 87 kişi de üniversitede öğrenci.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Peki, cezaevinde kaç öğrenci var Şenol Bey? Hükûmetsiniz, siz söyleyin doğruyu.

ŞENOL GÜRŞAN (Devamla) - Şimdi, Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi tarafından hazırlanan raporda, 65 kişi yargılanmış ve mahkûm olmuş. Haklarında mahkûmiyet kararı verilen ve mahkûmiyetlerine konu suçlar şunlar: PKK, TKP/ML, TİKKO, DHKP-C gibi silahlı terör örgütüne üye olma, kasten adam öldürme, uyuşturucu ve uyarıcı madde yapma ve sağlama, nitelikli yağma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, birden fazla kişi tarafından birlikte kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, birden fazla kişi tarafından birlikte yağma, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, silahlı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, silahlı yağma, hırsızlık, terör örgütü propagandası yapmak, kamu araçlarını yakma ve kamu malına zarar verme.

Şimdi, tüm bu verilerden sonra sorulan soru şu: Acaba Adalet Bakanlığının bir soru önergesine verdiği cevapta cezaevlerinde 2.824 öğrencinin bulunduğu dile getirilmişti. Bu veriler nereden kaynaklanıyor? Türkiye cezaevlerinde kaç üniversite öğrencisi var? “31 Ocak 2012 tarihi itibarıyla Türkiye cezaevlerinde 2.824 öğrenci bulunmaktadır.” ibaresi kullanılmış. Oysa, bugün, sonuç olarak, 8 Kasım 2012 tarihi itibarıyla cezaevlerinde bulunan örgün eğitim kapsamında olan üniversite öğrencisi sayısı 87’dir. Bunu da buradan kamuoyuna duyuruyoruz.

Yine, biz, AK PARTİ İktidarı olarak baskı, yasaklama, kısıtlama gibi yöntemlere karşıyız. Ancak, eylemlerin arkasında terör örgütü varsa ve bu eylemler fiziki şiddete dönüyorsa ve sonuçta bir suç işleniyorsa bunları diğerinden ayırt etmek lazım. Bu anlamda, sadece öğrenci değil, hangi meslekten olursa olsun Ceza Kanunu anlamında suç işleyen herkes yargılanmaktadır ve yargılanması da gerekir. Burada öğrencilerin bu anlamda yargılanmaktan muaf tutulması söz konusu değildir. Ve televizyonlarda gördüğümüz gibi, gerçekten üniversitelerde bazı öğrencilerimizin cam, çerçeve kırması, polise taş atması ve bu eylemleri fiziki şiddete dönerek, hatta vatanı bölmeye yönelik eylemler içerisine girmesi karşısında kesinlikle bu anlamda yasal işlem yapılması gerekir. Yapılması konusunda da zaten mevzuat bunu öngörmektedir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde de terör ve şiddet eylemlerini bilfiil gerçekleştirenlerin bu anlamda bağışık tutulacağına dair bir hüküm yoktur.

Yine, gerekçelerden biri parasız eğitim talebi. Değerli arkadaşlar, bu konuda da AK PARTİ İktidarı olarak 2002’den bu yana gerçekten çok önemli adımlar attık. Hepinizin bildiği gibi, bu milletin çocuklarının okuması, kaliteli ve nitelikli insan yetişmesi için geldiğimiz günden bugüne eğitim alanında pek çok çalışmalar yapılmaktadır. Bu amaçla da bütçeden Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca ilk defa AK PARTİ Hükûmeti tarafından eğitime en büyük pay ayrılmaktadır. İlköğretimden üniversiteye kadar bu konuda, çocuklarımızın okuyabilmesi, kaliteli, nitelikli insan yetişmesi için birçok adım attık. Üniversite harçları dönemimizde kaldırılmıştır. Bu yıl 150 bin üniversite öğrencimize burs, 403 bin öğrencimize de öğrenim kredisi verilmiştir. Daha önceden öğrenim kredisi almaya devam edenlerle birlikte bu sayı 432.572 oldu. Toplam burs ve öğrenim kredisi alan öğrenci sayısı da 1 milyon 304 bindir. Biliyorsunuz, bu anlamda bursları da artırdık, 260 lira yaptık çünkü biz, bu milletin çocuklarının okumasını, kaliteli ve nitelikli insan olmasını önemsiyoruz ve bu konuda da bugüne kadar gerekli çalışmaları yaptık, bundan sonra da gerekli adımları atacağız. Çünkü, eğitimin herkesin hakkı olduğuna inanıyoruz. Biz, hükümlülerin bile üniversite sınavına girmesini sağladık. Eğitimin her kademesinde imkân ve fırsat eşitliğinden yana olduğumuzu her zeminde dile getirdik. Seçim bildirgemizde yer alan eğitim alanında etkili bir planlamaya dayalı fayda-maliyet analizi yapılarak eğitime daha çok kaynak aktardık, bundan sonra da aktarmaya devam ediyoruz.

Yine, üniversite öğretim üyesi olarak, kısa ve orta vadede öğretim üyesi başına 20 öğrenci düşecek şekilde öğretim üyesi sayısını 80 bine çıkaracak, 2023 yılında ise bu sayıyı 100 bine yükselteceğiz.

Biz, iktidar olarak, ilköğretimden üniversiteye kadar bu milletin çocuklarının okuyabilmesi, kaliteli ve nitelikli insan yetişebilmesi için üzerimize düşeni yapmaktayız.

Bu sebeple, grup önerisi aleyhinde oy kullanacağımı beyan eder, bu vesileyle yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gürşan.

Lehinde, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz.

Buyurunuz Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Barış ve Demokrasi Partisinin özgür, özerk, demokratik üniversitelerin inşa edilmesi amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulması önerisi üzerine lehte söz aldık ve destekliyoruz. Umarım, siz de buna destek vereceksiniz. Özgür, özerk, demokratik üniversite nasıl kurulur, öğrenciler ne gibi sorunlar yaşıyor; bunun yüce Meclis tarafından araştırılması gayet, makul, mantıklı, masum bir talep. Herhâlde buna destek verirsiniz diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, üniversiteler, bildiğiniz gibi, öğrencilerin herhangi bir politik, dinî baskı olmadan, özgürce düşündükleri, düşüncelerini açıkladıkları evrensel bilim kentini ifade eder. İnsanlık tarihine baktığınızda, gerek İslam tarihinde Endülüs Dönemi’nde gerekse Avrupa tarihinde aydınlanma üniversiteler sayesinde başlamıştı. Yine, Antik Yunan Dönemi’nde üniversiteler özellikle toplum üzerindeki dinî baskıdan uzak, bilimi esas alan, özgür düşünceyi esas alan mekânlar olmuştur.

Dolayısıyla, bugün de ülkemizde yaşanan sorun, üniversitede yaşanan sorun bununla ilgilidir. Öğrenciler, öğretmenler örneğin “Füze kalkanı değil; demokratik üniversite, demokratik lise istiyoruz.” diyorlar, bunlar hakkında dava açılıyor, altı yıl hapis cezası veriliyor. Yani, hakikaten hayret ediyorum. Ya, bunlar bizim çocuklarımız yani hepimizin çocukları. Bir empati yapın yani çocuklarınız üniversite okuyor, genç, delikanlı, yerinde duramayan, fikrini özgürce açıklayan, belki de biraz radikalce açıklayan -gayet de doğaldır- bu insanları alıyor polis, çeşitli yöntemlerle sorguluyor, hadi bakalım, örgüt üyesi, yok “Bunu yaptın, onu yaptın, yasak yayın bulundurdun. Terör örgütü üyesisin.” diyerek içeri atıyor. İki yıldan fazla tutuklu olan 20’nin üzerinde üniversite öğrencisi var değerli arkadaşlar. Yani bunlar bu ülkenin evlatları, bu ülkenin kaynakları; bunlara sahip çıkmalıyız. Empati yapmanızı istiyorum sadece.

Bakın, Sayın Başbakan bir şiir okudu diye dört ay hapiste yattı, o mağduriyetini her ortamda kullandı, ülkeye Başbakan oldu ve hâlen de kullanıyor, değil mi? “Efendim, ben bir şiir okudum, ben fikrimi açıkladım; böyle bir şey olur mu!”

İşte bugün de değerli arkadaşlar, 600’ün üzerindeki öğrencinin, tutuklu öğrencilerin çoğu aynı hâldedir, fikrini açıklamış. Farklı düşünebilir, gayet doğaldır yani öyle de olmalıdır üniversite öğrencisi zaten. Delikanlı, adı üstünde. Yani bırakalım, bu çocuklar başkasına şiddet göstermediği sürece, başkasının özgürlük alanına tecavüz etmediği sürece, bizi şoke eden, bizi rahatsız eden, toplumu rahatsız eden fikirlerini dahi özgürce söyleyebilsinler. Buna destek vermezsek, öğrencilerimizin önündeki bu engelleri kaldırmazsak bu ülkede ne demokrasi gelişir ne insan hakları gelişir ne bilim gelişir. Az önce AKP Grubu adına konuşan arkadaşımız “Biz Esed rejimine karşıyız.” falan diyor, “Baskılara, kısıtlamalara karşıyız.” diyor ama şimdi en büyük baskı işte üniversitelerde. Yani öğrenci arkadaşlar, Galatasaray Üniversitesinden Cihan Kırmızıgül yirmi iki ay tutuklu kaldı, Ege Üniversitesinden Rauf Düzsöz -isim veriyorum- üç yıl tutuklu kaldı. “Füze kalkanı değil, özgür lise istiyoruz.” diyen Gülşah Işıklı (öğrenci), Meral Dönmez (öğretmen) altı yıl ceza aldı.

Ben bir hukukçu olarak gerçekten inanamıyorum. Ha, diyeceksiniz ki: “Efendim, işte, yargı karar verdi.” falan filan. Arkadaşlar, yargı bağımsız değil, siz de biliyorsunuz ki yargı bağımsız değil; bir. İki: Yargıyı emniyet manipüle ediyor, polis manipüle ediyor. Savcılık yaptım ben yirmi dört yıl dokuz ay boyunca. Polis savcıya evrakı getirir, “Efendim, bu öğrenciler bunu, bunu, bunu yaptı, konuşmalarını dinledik, komiteden bahsetti…” Sınav komitesinden bahsediyorlar, az önce arkadaşım söyledi, sınav komitesi. Sen “Bu, KCK komitesidir.” diye bu öğrenciyi içeri atıyorsun.

Bakın, Türkiye'de tıp fakültesine girmek için -tıp fakültesinde öğretim üyesi olan arkadaşlarımız var, hocalarımız var, yine tıp doktorları var aramızda- bugün ilk bine, ilk 2 bine girmek… Bunlar pırıl pırıl çocuklar, yazık yani. Çoğumuzun çocuğu giremiyor, benim kızım giremedi tıp fakültesine. Ee, şimdi, bu çocuklar, 13 tane tıp öğrencisi, ilk 500’e giren çocuklar şu anda Sincan Cezaevinde tutuklu. Yazık değil mi, bu ülkenin kaynakları değil mi? “Efendim, sen KCK üyesisin.” falan filan…

Devlete düşen görev, biraz da bu gençleri bu şekilde cezaevine atarak ıslah etmek değil. Islah etmiyorsunuz zaten, biliyorsunuz. Yani radikal fikirleri olabilir, KCK’nın görüşlerini savunuyor olabilir ama siz bunu oraya attığınız anda, o zaman bunu terörist yaparsınız işte; hele orada birde baskı yaparsanız… Çünkü, vatandaş, vicdan, insan, insan onuru haksızlığa isyan eder. Zaten insan olmak böyle bir şeydir yani “Yeter artık!” dediği zaman insandır. Allah’ın ona verdiği o ben, can, öz, ruh, ne derseniz deyin, o işte haksızlığa baş kaldırmayı emrediyor. Bu öğrenci, dolayısıyla, siz haksızlık yaptığınız anda, adil olmadığınız anda isyan eder, “Yeter.” der ve devlete karşı isyanı kendisi açısından meşru görür.

“Devlet” demek, zaten adalet üzerine inşa edilen bir kurumdur yani adil olmayan devletin zaten meşruiyeti yoktur, meşruiyeti tartışılır. Yine, devletin klasik devlet fikrini açıklayan toplum sözleşmesi gereğince de eğer devlet adil değilse insanların ihkakıhakkı meşru olur, bu haklarını geri alıp bu haklarını kullanabilirler.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, “Efendim, bu öneri işte BDP’nin önerisidir, CHP’nin önerisi, MHP’nin önerisi.” diye bakmayın lütfen yani bu ciddi bir konu. Üniversitelerimizde nedir sorun? Öğrencilerimiz niye sıkıntı yaşıyor? Bu konudaki Meclis araştırması açılması yönünde verilen önergeyi destekleyelim, bir komisyon kurulsun. İçimizde çok değerli üniversite çalışanı öğretim üyeleri, akademisyenler var, hukukçular var; bu arkadaşlarımız araştırsınlar, neler yapılabilir, gençliğimizi nasıl kazanabiliriz? Size göre birileri bu öğrencileri alıp terör örgütlerine katıyorsa bile, eğer böyle düşünüyorsanız bile bunu nasıl önleyebiliriz, bunu bir araştıralım yani nerede problem var, öğrenci niye oraya gidiyor?

Diyorsunuz ya “İşte efendim, kandırılıp çıkarılıyor dağa falan, oraya.” Ee, niye kandırılıyor? Yani sen devlet olarak bu adamı kandıramıyorsun da bir terör örgütü niye kandırıyor? Nerede problem var? Bu konuların araştırılması için sizin de destek vermeniz gerekir diye düşünüyorum.

Dolayısıyla, “Bu evlatlar bizim, bu çocuklar bizim.” diyorum. Sözümü daha fazla uzatmadan Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, demin AK PARTİ Grubu adına konuşan hatip, bizim vermiş olduğumuz sayıların doğru olmadığını, içerdeki tutuklu öğrenci sayısının takriben 87  olduğunu belirtti. Hem Meclisi hem de halkımızı yanıltmaya yönelik bir belirlemeydi. O nedenle ben…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kayıtlara geçti Sayın Başkan. Bizim arkadaşımız başka bir şey söyledi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani bize atfolunan, yanlış bir noktayı dile getirecek şekilde de, bir sataşma anlamına geliyor.

BAŞKAN – Buyurun, düzeltin lütfen.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kırklareli Milletvekili Şenol Gürşan’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, demin, sadece 87 öğrencinin tutuklu olduğunu söyledi, ben, bine yakın öğrenci demiştim. Bakın, 31 Ocak 2012 tarihinde Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel’in verdiği soru önergesine vermiş olduğu cevap: “31 Ocak 2012 tarihi itibarıyla 2.824 öğrenci cezaevlerinde, bunlardan 1.778’i tutuklu, 1.046’sı ise hükümlü. Tutuklulardan 609’u silahlı terör örgütü üyeliği suçundan tutuklandı, hükümlü öğrencilerin 178’i de silahlı terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyor.” Özgür Özel’in ve CHP Grubunun gözlemlerinde bu sayının daha fazla olduğu belirtilmiş.

Tabii, bu örgüt üyeliği işine açıklık getirmek lazım. Biliyorsunuz, Cihan Kırmızıgül vardı Galatasaray Üniversitesinde okuyan, poşu takmak suretiyle örgüt üyesi olarak kabul edilmişti. Bakın, Mersin Üniversitesinde Duygu Kerimoğlu var, Redhack Grubu’yla haber paylaştığı için örgüt üyesi olarak tanımlanmıştı. Dicle Üniversitesinde Rıdvan Çelik var, DTP ve BDP eylemlerine katıldığı için, bu eylemlerde slogan attığı, marş ve şarkılarla tempo tuttuğu ve birkaç fotoğrafta da ağzı açık olduğu için örgüt üyeliğiyle suçlanmıştı. Fransa’dan Türkiye’ye gelen son sınıf öğrencisi Sevil Sevimli var, Grup Yorum konserine katıldığı için örgüt üyeliğiyle suçlanmıştı. Dolayısıyla, burada dile getirilen rakamların tamamı asılsızdır, yalandır; önce Adalet Bakanlığına bir sorsunlar, doğru bilgileri alsınlar öyle buraya gelsinler.

Ve konuşmada, tabii, üniversitelerde öğrencilerin polise taş attığı suçlaması var. Yani bir kere polisin üniversitede ne işi var? Sizin bunu sorgulamanız lazım. Özerk üniversitede polisin herhangi bir işi olmaz. Bakın, Amerika’da öğrencilere üniversite kampüsünde gaz atan polis milyonlarca dolarlık tazminat cezalarına çarptırıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Her şeyde Amerika’yı örnek alıyorsunuz, bütün politikalarda maşallah uşaklık yapıyorsunuz…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …ama bu tarz şeylerde de buraya gelip farklı şeyler söylüyorsunuz. Dolayısıyla, bu bilgilerin düzeltilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından Türkiye'de üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve demokratik tepkilerini gösteren öğrencilerin karşılaştıkları sorunların araştırılması amacıyla 9/3/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin  Genel Kurulun 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü  birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Aleyhinde, İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu.

Buyurunuz Sayın Dağoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hocam, bunlar bizim çocuklarımız; eğitimci, bunların hepsi öğretim görüyor Hocam.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tıp fakültesi öğrencilerine değinin Sayın Hocam, siz de tıp fakültesi profesörüsünüz.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin önerisi üzerine söz almış bulunuyorum.

AK PARTİ, üniversitelerin, her alanda kalkınmanın ve demokratikleşmenin en önemli unsuru olduğuna inanmaktadır.

Beşerî sermayeyi etkin bir şekilde kullanmayan toplumlar rekabet şanslarını da kaybetmeye mahkûmdurlar. Kamu kaynaklarının tahsisinde birinci önceliğin eğitime yapılacak yatırımlara verilmesi gerektiğine inanan partimiz, eğitime işte bu bilinçle yaklaşmaktadır.

Öte yandan AK PARTİ olarak, eğitim sisteminin ideolojik kavgaların arenası hâline getirilmemesi gerektiğine inanmaktayız ve inanmaktayım.

Tanımları gereği üniversiteler, özgür aklın hâkim olduğu, muhakeme yeteneğine sahip, bilimsel veriler ve kaynaklar üzerinden düşünen bir platform olmak zorundadırlar ancak söz konusu ortamda tüm bireyler, siyasi düşüncelerini demokratik normlar çerçevesinde, farklı düşünen diğer bireylere zarar vermeksizin, onların düşüncelerini menfi yönde etkilemeksizin ve ülkenin birlik ve bütünlüğüne zarar vermeyi, istikrarı bozmayı hedefleyen karanlık yapılara dâhil olmaksızın ifade etmekle yükümlüdürler.

Biz, polis mercilerinden izin alınmış ve toplantı, gösteri yürüyüşlerini düzenleyen yasalarla uyumlu bir şekilde gerçekleşen hiçbir protestoyu engellemiş değiliz; yeter ki söz konusu bireyler bu ülkenin birer vatandaşı olduklarını unutmasınlar, fikirlerini medeni ve yasal kriterler dâhilinde ifade etsinler, çevrelerine, kamu malına zarar vermesinler. Etraflarında gizli ağlar örerek devletin dirlik düzenine halel getirmesinler. Öte yandan, zamanında, başörtülü olduğu için, üniversitede bulunduğum yıllarda defalarca elimize yazı gelip de “Bu öğrenciler derse girmesin.” denilirken yönetimler tarafından, hiçbir zaman etnik bir ayrımcılık nedeniyle “Bu öğrenciyi derse alma.” gibi bir yazı otuz beş senelik öğretim hayatımda elime hiçbir şekilde gelmedi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Cezaevlerine alıyorlar Sayın Hocam.

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) - Baskı ve zorlamalarla karşılaşan gençlerimize uygulanmış olan zulüm karşısında susan kesimlerin şimdi bu tür önerilerle gelmesini samimi bulmamaktayım. AK PARTİ’nin özgürlükçü uygulamaları sayesinde üniversitelerde öğretim elemanları ve öğrenciler üzerinde ideolojik baskı, dayatma ve antidemokratik uygulamalar tespit edildikleri anda ortadan kaldırılmıştır. Üniversitelerde farklı düşünceler olabilir. Üniversiteler zaten her türlü ideolojilerin tartışıldığı yerler olmalıdır, bu gayet doğaldır. Türkiye’de yaşanmakta olan siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel tüm gelişmelerin bu çocuklarımızı etkilemeleri de doğaldır. Keza, üniversitelerimizde Türkiye’nin yönetici kadrosunu, siyasetçilerini, iletişim uzmanlarını yetiştiriyorlar; ülkemiz için hayırlı hizmetler üreten bireyler doğuyor. Biz, gençlerimize potansiyel suçlu olarak değil, beşerî sermayemiz olarak bakmaktayız. Bu da eğitim alanına aktardığımız kaynaklar ve her şehrimizde kurduğumuz üniversitelerle açıkça kanıtlanmaktadır. Eğer AK PARTİ böyle özgürlükçü bir yaklaşım içerisinde olmasaydı üniversite sayılarında gözle görünür bir artış elbette ki yaşanamazdı. 2002’de 81 ilin 41’inde üniversite yoktu. Artık, üniversitesi olmayan il kalmadı. 2002’de devlet ve vakıf üniversitelerinin sayısı 76 iken, kurduğumuz 92 yeni üniversite ile bu sayıyı 168’e yükselttik. Mevlânâ’nın da çok güzel ifade ettiği gibi, biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil.

Görüş farklılığı ile aykırılık arasında sağduyu temelinden kurulmuş denge bozulduğu noktada üniversitelerin de ahengi zarar görmektedir sayın vekillerim. Üniversitelerimizin bu hassas dengeyi doğru bir şekilde kurup Türkiye’nin gelişiminde üzerlerine düşen misyonları hayata geçireceklerine inanıyoruz. Biz, hiçbir zaman gerek üniversitede gerek AK PARTİ’nin bünyesinde “ötekileştirme” diye bir şeyi kabul etmedik, daima bunun karşısında olduk ve daima bunun üstesinden gelmeye gayret ettik. Bu nedenle, bu üniversitelerle ilgili, etnik ayrımcılıkla ilgili sözlerinizi ben bir üniversitenin öğretim üyesi olarak asla ve asla kabul etmiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dağoğlu.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tıp öğrencileri için yok mu bir görüşünüz Sayın Hocam? 13 tane tıp öğrencisi var… Siz bir tıp profesörüsünüz.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Hukuka aykırı hareket ediyorsa tabii ki…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İddianameyi inceleyin. Siz hukuka aykırı hareket ediyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 15.34


 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayıda tereddüt vardır, oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisi kabul edilmemiştir.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

2.- MHP Grubunun, Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla 11/1/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 28/11/2012 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                            Mehmet Şandır

                                                                                                                  Mersin

                                                                                                    MHP Grup Başkanvekili 

Öneri:

11 Ocak 2012 tarih ve 2093 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğumuz “Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla” verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 28.11.2012 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Lehinde, Adana Milletvekili Muharrem Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Varlı.

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pamuk üreticilerinin sıkıntılarını araştırma önergesiyle alakalı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Pamuk denilince aklımıza ülkemizin birçok bölgesi gelmektedir. İşte Ege Bölgesi’nde Aydın, İzmir, Manisa; Akdeniz Bölgesi’nde Antalya, Mersin, Adana; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Şanlıurfa, Diyarbakır, Gaziantep’in bir kısmı; Doğu Anadolu Bölgesi’nde Iğdır yani pamuk, ülkemizin birçok bölgesinde yetiştirildiği gibi, çok da kaliteli ve istihdamı sağlayan, aynı zamanda iş imkânı sağlayan çok önemli bir endüstri bitkisi. Geçmiş yıllarda, pamuktan para kazanan, pamuk ekmeyi zevkle yapan çiftçilerimiz artık ne yazık ki pamuk ekmekten kaçar hâle geldiler. Bunun tabii çok önemli sebepleri var. Biz, burada bu önergeyi verirken gayet samimi bir şekilde AKP Grubunun da bu önergeyi ciddiye alarak kabul etmesi ve böyle bir araştırma grubunun kurularak bunun araştırılması, sebeplerinin ortaya çıkartılması ve bu manada da çözüm üretilmesini beklerdik ama bakıyoruz, bizim ortaya koyduğumuz teklife AKP Grubundan ne yazık ki böyle bir olumlu cevap gelmedi. Biz de burada hem çiftçilerimizle hem değerli milletvekili arkadaşlarımızla bu sıkıntıları, bu problemleri paylaşmak için bu kürsüye geldik. Pamuk üreticileri, aşırı derecede sıkıntı içerisinde, ektiklerinden para kazanamıyorlar onun için de pamuk ekmek istemiyorlar, pamuk ekmekten ne yazık ki vazgeçer hâle geldiler. Bunların başlıca sebepleri, işte, girdi maliyetlerinin çok yüksek olması.

Değerli milletvekilleri, eskiden “pamuk” denilince akla Çukurova’nın zengin pamuk üreticileri gelirdi. Türk filmlerine konu olan pamuk üreticileri, “beyaz altın” gelirdi, iş gelirdi, aş gelirdi ancak şu anda “pamuk” denilince akla sefalet geliyor, ne yazık ki eziyet geliyor, ne yazık ki zarar geliyor ve eğer bankayla çalışıyorsa bankaya ödediği faiz miktarları geliyor.

Değerli milletvekilleri, biz Adana’da yüklü miktarda pamuk ekerdik, şu anda pamuk ekmiyoruz. Neden? Bir kısım pamuk ekilecek alanlar narenciye bahçelerine döndü, çoğunlukla da mısır ekiliyor. Niye? Çünkü pamuk eken insanlarımız pamuk ekmekten mutlu değiller. Onların mutluluğunu kaçırdık, onların neşelerini kaçırdık, onların zevklerini kaçırdık. Hep buraya çıkan konuşmacılar desteklerden bahsediyorlar. Tarım Bakanı buraya çıktığı zaman tozpembe bir tablo çiziyor, sanki Türkiye'de tarımın bütün problemleri çözülmüş, çiftçilerimiz çok memnun, ektiklerinden para kazanır hâle gelmişler, isteyerek çiftçilik yapıyorlar ve para kazanıyorlar gibi bir tablo sergiliyor, ama baktığımız zaman, gerçekten sahaya indiğimiz zaman hiç de böyle olmadığını görüyoruz.

Bugün pamuğun çiftçiye kilogram başına maliyeti 1,6 TL, yani eski rakamla 1 milyon 600 bin lira. Pamuğun şu andaki serbest piyasadaki değeri 1,1 ile 1,2 arasında, yani eski parayla 1 milyon 100 bin lira ile 1 milyon 200 bin lira arasında. Vermiş olduğunuz toplam prim desteği -bunu en üst seviyede söylüyorum, sertifikalı tohumlar için söylüyorum- en üst seviyedeki prim desteği, mazot desteği, gübre desteğiyle beraber toplam 460 bin lira, her ikisini topladığınız zaman 1 milyon 660 bin yapıyor. Yani çiftçinin bir kilogram pamuğa harcamış olduğu para… Çiftçi sattığı pamuk, artı, desteklerle el elde baş başta kalıyor, eziyeti, çekmiş olduğu eziyeti, kullanmış olduğu ekipmanı, traktörü ve bankayla çalışıyorsa -ki çalışmayan çiftçi yok- ödemiş olduğu faizi de ne yazık ki cebine kâr olarak kalıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu şartlarda siz olsanız pamuk eker misiniz? İşte, onun içindir ki Türkiye, pamuk ihtiyacı 4 milyon tonken ancak 1,5 milyon ton kütlü pamuk üretebiliyor. Neden? Çünkü çiftçi pamuk ekmiyor. Bu geriye kalan 2,5 milyon ton kütlü pamuk ihtiyacı nereden karşılanıyor? Başka ülkelerden ithal edilerek karşılanıyor. En büyük ithalatı nereden yapıyoruz? Yüzde 70 oranında ne yazık ki ABD’den yapıyoruz. Yani benim çiftçim bu pamuğu yetiştiremez mi? Benim çiftçim Amerikan pamuğu seviyesinde pamukçuluk yapamaz mı? Elbette ki yapar. Elbette ki seve seve yapar ve Amerikalı çiftçiden, Avrupalı çiftçiden çok çok daha iyi pamuk eker, pamuk yetiştirir ve bu ülkeye katkı sağlar. Ama biz ne yapıyoruz? 2,5 milyon ton kütlü pamuk karşılığında pamuk ithal ediyoruz, yüzde 70 oranında ABD’den yapıyoruz bunu da.

Değerli arkadaşlarım, yani siz, desteklerden bahsederken işte “2002 yılında şu kadardı, biz şu kadar destek verdik.” diyorsunuz. Yahu, çiftçiden aldığınız paranın, verginin karşılığında, çiftçiden aldığınız mazot vergisi, gübre vergisinin karşılığında çiftçiye onda 1 oranında bile destek vermediniz bugüne kadar. Eğer Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi çiftçisine vermiş olduğu desteği, Avrupa’nın kendi çiftçisine vermiş olduğu desteği biz çiftçimize vermiş olsaydık bugün çok daha iyi yerlerde olurdu çiftçimiz.

ABD’de tarımsal mazot 1,7 lira yani eski parayla 1 milyon 700 bin lira. Hep 2002 yılında “Ucuz mazot vereceğiz.” diyerek iktidara geldiniz. Hep o ucuz mazotu bekliyoruz, bir türlü ucuz mazot veremediniz ama 1,2 liradan yani 1 milyon 200 bin liradan devraldığınız mazotu 4 kat artırarak bugün 4,2 liraya getirdiniz, 4 milyon 200 bin liraya getirdiniz. İşte, hep diyorsunuz ya: “Nereden nereye.” Doğru, nereden nereye, 1,2 liradan 4,2 liraya! Ama pamuk kaç lira? Pamuk 2002’de 1,1 lira ile 1,2 lira arasındayken yani eski parayla 1 milyon 100 bin lirayla 1 milyon 200 bin lira arasındayken yine aynı yerinde sayıyor.

Buğday, geçen seneki fiyatın altında, mısır, geçen seneki fiyatın altında, karpuz zaten elde kaldı. Dolayısıyla, Orta Doğu’daki yaşanan sıkıntılardan, izlenen yanlış dış siyasetten dolayı patates, soğan üreticisi de zarar etti, onlar da elimizde kaldı ama mazot 4,2 lira. 2002’de 20-20 taban gübresi ne kadar biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? 250 bin lira civarında yani bugünkü parayla 25 kuruş. Şu anda ne kadar, 2012 yılında? 1,1 lira yani eski parayla 1 milyon 100 bin lira. Yani bunu da 4 kat artırmışsınız, vallahi helal olsun size. Çiftçinin en ağır girdileri olan mazotu ve gübreyi 4 kat artırırken, çiftçinin ürünü yerinde saymaya devam etmiş, çiftçinin ürünü para etmez hâle gelmiş. Ondan sonra da çıkıp burada, sanki her şey düzelmiş, en iyisini yapmışsınız, en güzelini yapmışsınız gibi, böyle böbürlene böbürlene, övüne övüne de anlatıyorsunuz bunu. İnsan biraz utanır, sıkılır ya. Yani, siz çiftçiyi ne hâlde devraldınız, ne hâle getirdiniz?

İşte, Tarım Bakanı çıktığı zaman Ziraat Bankasının verdiği kredilerden bahsediyor. Doğru, Ziraat Bankasının kredileri çok arttı. Bu, iyiye gidiş mi acaba? Yani bunu övünerek anlatan bir insanın aklından şüphe ederim ben ya. Eğer çiftçinin durumu iyi olsa niye gidip bankadan faizli kredi alsın kardeşim ya, neden alsın yani? Denizbank’tan alıyor, Finansbank’tan alıyor, Ziraat Bankasından alıyor. Türkiye’deki bütün tarımsal kredi veren bankalara bakın, hepsinden en fazla krediyi çiftçi alıyor. Çiftçinin durumu iyiyse, ekonomi iyiyse neden bu kadar krediyi alıyor çiftçi?

Bu kredilerin birçoğunu da çiftçi ödeyemez durumda arkadaşlar şu anda. O zaman, işte 2002’den bahsederken diyorsunuz ki: “Faiz oranları yüzde 40’larda, yüzde 50’lerdeydi.” O zaman çiftçi rahatlıkla borcunu ödeyebiliyordu ama şu anda sizin o “Çok aşağıya çektik.” dediğiniz faiz oranlarıyla çiftçi borcunu ödeyemiyor. Ben gidiyorum Ahmet’ten borç para alıyorum, kapatıyorum; ondan sonra kredimi çektiğim zaman Ahmet’e geri ödüyorum parayı.

Ne yazık ki çiftçinin geldiği durum bu arkadaşlar şu anda. Ama çıktığınız zaman buraya, övünerek, böbürlenerek işte “Biz şu kadar yardım ettik, biz şu kadar prim desteği verdik, biz bu kadar destek sağladık.” diyorsunuz.

Bakın, geçen yıl burada söylemiştim; Sulama Birlikleri Yasası değiştirilirken sulama birlikleriyle alakalı konuda “Yapmayın, etmeyin, bu yetkiyi sulama birliklerinden almayın. DSİ’nin bürokratları çiftçinin durumunu bilmez.” dedim, dinlemediniz. Şu anda 17 milyon lira olan dönüm başına pamuk ücretini 31 milyon lira yaptı DSİ’nin bürokratları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM VARLI (Devamla) – Allah’tan reva mıdır? Siz çiftçiye ne verdiniz ki 31 milyon lirayı yüzde 100 artırdınız birdenbire.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Varlı.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Önergemizin kabulünü diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhinde, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici... Yok.

Lehinde, Hatay Milletvekili Hasan Akgöl.

Buyurunuz Sayın Akgöl.

HASAN AKGÖL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerileri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki ülkemizde pamuk üretiminin tüketimi karşılama oranı yüzde 30’dur. Yani, ihtiyacımızın ancak ve ancak yüzde 30’unu iç piyasadan üretmekteyiz; yüzde 70’ini ise dış piyasadan yani yabancı ülkelerden ithal etmekteyiz. Tekstil ihracatçısı bir ülkeyiz ama en önemli olan, ham madde olan pamuğu dışarıdan satın alıyoruz. Çukurova, Amik ve Harran Ovası dünyanın en verimli pamuk tarımı yapılabilen bölgeleridir fakat üretici uygulanan yanlış politikalardan ötürü pamuk üretiminden vazgeçmiştir. Öyle bir ülke düşünün ki pamuk üretmek için tarım arazisi uygun, iklimi uygun, şartları uygun ama iç ihtiyacının ancak yüzde 30’unu karşılamaktadır. Bu ülke 2010 yılında 890 bin ton pamuk satın almak için 1,7 milyar dolar, 2011 yılında ise, 2011 yılının Ağustos ayı itibarıyla, 1,4 milyar dolar sadece pamuk ithalatına para ödedi yani köylü Mehmet Ağa’ya, Hasan Efendi’ye, Ali Ağa’ya vermekte mahsur gördüğü parayı dış ülkelere ödedi, kendi vatandaşından esirgediği parayı dış ülkelerin çiftçilerine hoyratça ödedi.

“Serbest piyasa” diyorlar, “Fiyatlar bundan düşük.” diyorlar. Arkadaşım, oturur biraz düşünür müsün, hangi serbest piyasa? Benim çiftçim mazotu -Muharrem Bey’in demin söylediği gibi- 4,2 liradan yaksın, gübreyi 1,5 liradan alsın, ilacı dış piyasadan 3 katı fiyattan alsın, 42 kuruş destekleme alsın, dışarıdaki çiftçi mazotu 1 liradan kullansın, gübreyi benim dörtte 1 fiyatıma kullansın, ilacı benden ucuz alsın, desteklemeyi 70 kuruş alsın ve sen diyorsun ki “Bununla gel rekabet yap.” Önce sen rekabet şartlarını oluştur, ondan sonra benim çiftçim rekabet yapmayı bilir. Biz, bunu söylemek istiyoruz.

İthal pamuk… İthal ipliğe fon koyuyorsun, iplikçi dışarıdan iplik getirdiği zaman fon ödemek zorunda ama pamuk ithalatına gelince fon koymuyorsun. Biz diyoruz ki: “Önce iç piyasadaki pamuk bitsin, ihtiyacımızı görsün, eğer almamız gereken, ihtiyacımız olan pamuk varsa fonu kaldırsın; gider dışarıdan iplikçi istediği kadar pamuğunu ithal eder ama benim önce çiftçimin ürettiği pamuğu değerlendirmen lazım.”

Milyonlarca yurttaşımızı, sağladığı katma değer ve yarattığı istihdam ile yakından ilgilendiren, Çukurova’nın, Harran’ın, Amik Ovası’ndaki insanımızın geçim kaynağı olan pamuk, beyaz altındı. Şu anda nedir? Bakın, bu beyaz altını, bu Hükûmet sayesinde, ne yazık ki vasıfsız bir duruma getirdiniz, kara ürün hâline getirdiniz. Bu, beyaz altındı, yıllardır insanlar tanıtırken pamuğu “Bölgenin, Amik Ovası’nın, Harran Ovası’nın beyaz altını.” derdi, şimdi ise çiftçi buna “Kara ürün.” diyor, “Ben bundan nasıl kurtulurum?” diyor ve mevcut iktidar, yarın da komisyona alternatif ürün projesini getiriyor. Yani diyor ki: “Pamuğu ekmeyin kardeşim; gel, sana alternatif ürün öğreteyim.” Ya Türkiye, pamuk üreten bir ülke değil mi? Sen nasıl bu çiftçiye dersin ki pamuğu ekmeyin, getirin siz şunu ekin? Ne yapalım yani kenevir mi ekelim o zaman pamuğu ekmeyelim de, eroin mi ekelim? Ne ekelim pamuğu ekmeyelim de? Sen “Alternatif ürün.” diyorsun. Bana alternatif ürün çıkaramazsınız.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Olmuyor, hiç yakışmıyor size. Nedir bu üslup? Böyle bir üslup yakışıyor mu size?

HASAN AKGÖL (Devamla) – Bu fiyata bu üsluptur. Hükûmetin bu politikasına ancak bu üslup dayanır.

Şimdi arkadaşlar, ben bir çiftçiyim; ben bir çiftçi olduğum için bu kanı, bu yarayı en çok çekenlerden bir tanesi benim. Ben üzülüyorum. Bu sıralarda en az benim kadar onlarca pamuk üreticisi var, ne yazık ki temsil ettikleri kitlenin hakkını savunmaktan ürküyorlar. Bölgelerine nasıl gidiyorlar, ona da hayret ediyorum ben.

Şimdi, bakın arkadaşlar, pamuk üreticisi, bakıyorsunuz mazot 4,2, gübre 1,5 TL, öbürüne bakıyor ilaç pahalı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak programımızda şunlar vardı; biz dedik ki: “Mazotu 1 lira yapalım. Gübredeki, mazottaki, ilaçtaki ÖTV’leri yüzde 1 oranına düşürelim.” “Hayır, olmaz kardeşim.” Peki, ona olmaz da uçak filolarına, gemi filolarına nasıl 1 liraya mazotu veriyorsun? Ona olursa, ona da olur. “Girdilerin düşürülmesi gerekir.” diyoruz. “Girdilerin düşürülmesi durumunda ancak bu çiftçi ayakta kalır ve dış piyasayla rekabet eder.” diyoruz. Bizim anlatmak istediğimiz bu. Burası bir tarım ülkesi arkadaşlar, burası bir sanayi ülkesi değil. Özellikle Amik Ovası, Harran Ovası bir tarım ülkesi, lütfen bunu kimse göz ardı etmesin.

Demin Muharrem arkadaşımın dediği gibi, çıkıyorsunuz bana desteklemeden bahsediyorsunuz. On senedir verdiğiniz destekleme kaç kuruş arttı? Maliyetlere bakın. On senedir… Muharrem arkadaşım fiyatı biraz fazla söyledi, kâğıt üzerindeki fiyatları söyledi. Ben çiftçiyim. On sene önce ben 90 kuruşa, yani bugünün parasıyla 950 bine, sattığım pamuğu şu an 800 bine satamıyorum, 80 kuruşa satamıyorum. Siz hangi şeyden bahsediyorsunuz?

Bakın arkadaşlar, ben çiftçi çocuğuyum, çiftçilik yapıyorum, çiftçi olarak büyüdüm. Bir pamuk nasıl yetişir bilir misiniz? Bir çocuk gibi büyür. Ekersin tohumu, çıkışından hasadına kadar ilacını, gübresini, mazotunu hiçbir şeyini eksik etmezsin. Onun evdeki çocuğu rahatsızlandığı zaman baba gidip doktora götürmez ama ziraatçısını götürür. Pamuğunda kurt varsa ilacını atar, pamuğu gübre istiyorsa gübrelemesini yapar, pamuğu ne istiyorsa onu verir. Bu kadar narin bir şekilde pamuğu yetiştirir. Eskiden, biz, pamuk hasadı geldiği zaman oturur, zevkle pamuğumuzu seyrederdik. “Ya, ürünümüz gelecek, araba alacağız, borcumuzu ödeyeceğiz, şunu yapacağız, bunu yapacağız…” Şimdi, pamuk tarlasına gitmiyoruz. Stres atma organımızdı bizim eskiden pamuk. Gider tarlamızı seyrederdik, stresimizi atardık, mutlu olurduk. Şimdi, ben bir buçuk aydır tarlama adım atmadım. Bugün pamuğum toplanıyor. Hangi vicdan beni bundan mahrum edebilir? Hangi vicdan o köylümü bundan mahrum edebilir, hangi vicdan? Diyeceksiniz ki: “Ne yapalım?” Yapacağınız tek şey var: Girdileri düşürmek için vergileri düşüreceksiniz ve nasıl ipliğe koyduysanız, onun gibi fon koyacaksınız pamuğa da. Ne zaman iç piyasadaki pamuk bitecek, benim ihtiyacım görülecek, çiftçimin elindeki mal değerli şekilde satılacak. Açacaksın fonu. Yapacağın tek şey bu, sanayiciyi zengin etmek değil, çiftçimin hakkını korumak, çiftçimin.

Ben buradaki iktidar milletvekillerine de sesleniyorum: Vicdanlı olun arkadaşlar, 70 bin-80 bin kişinin oyuyla geldik buraya; onları temsil ediyoruz burada, onların hakkını korumamız lazım, alın terinin ne olduğunu bilmek lazım, onu görmek lazım, alın terine saygı lazım. Bu “beyaz altın”ı eski hâline getirmek lazım, bunu siyahlık kimliğinden kurtarmak lazım. Bizim prestijimizdir bu dünyaya karşı, bizim onurumuzdur bu dünyaya karşı. Biz tarım ülkesiyiz, tarım; önce tarım ülkesiyiz, daha sonra sanayi ülkesiyiz. Burada yaşayan halk bizim halkımız. O halkın çektiklerini burada pembe koltuklarda oturmakla göremeyiz, ancak içlerine gittiğimiz zaman, onlarla yaşadığımız zaman, onların sıkıntısını çektiğimiz zaman görürüz. Ama benim Sayın Bakanım -Muharrem Bey’in söylediği gibi- öyle bir tablo çiziyor ki -geçen Hatay’a gelmiş- ya, acaba o Hatay’a geldi mi, Hatay’a gelmedi mi veya ben mi Hatay’da değilim? İkimiz farklı ülkeyi mi konuşuyoruz, ikimiz farklı ilde miyiz? Ya o Hatay’ı anlatmıyor ya ben Hatay’da değilim. Burada bir tezat var. Bu işi bire bir yaşayan biriyim. Ya o Hatay’la ilgili bilgi vermiyor ya ben çok farklı bir durumdayım.

Ya, lütfen gerçekleri görün, elinizi vicdanınıza koyun, temsil hakkını aldığınız insanların hakkını koruyun, şu çiftçiye biraz el atın. Sadece pamuk değil, keza bu, buğdayda da, mısırda da, zeytinde de, hepsinde aynı.

Ben Allah katında sizinle vicdanınızı baş başa bırakıyorum. İnanıyorum ki çiftçinin hakkını koruyacak ve bu önergeye evet oyu vereceksiniz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akgöl.

Sayın Hamzaçebi, sisteme girmişsiniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kısa bir söz talebim var 60’ıncı maddeye göre efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Mersin’in Kazanlı ilçesinde tarım sektöründeki sorunları anlatabilmek için bir yürüyüş yapmak isteyen çiftçilere ve onlarla birlikte olan Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’ya güvenlik güçlerinin biber gazıyla müdahalesini kınadığına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Mersin’in Kazanlı beldesinde yaşayan üreticilerimiz tarım sektöründe yaşanan sorunları ve kendi ekonomik sorunlarını anlatabilmek amacıyla bir araya geldiler, bir basın açıklaması yaptılar. Bu açıklamaya Mersin Milletvekilimiz Sayın Aytuğ Atıcı da destek vermek amacıyla kendileriyle beraber oldu. Sonrasında bir yürüyüş yapma arzusuyla harekete geçen çiftçilerimize ve Mersin Milletvekilimiz Sayın Aytuğ Atıcı’ya güvenlik güçleri biber gazıyla olmayacak şekilde bir müdahalede bulunmuşlardır. Güvenlik güçlerinin bu şekilde, oldukça sert olan tutumunu kınıyorum.

Yasakları koyarak insanların seslerini kısmaya çalışmak, üreticilerin sesini kısmaya çalışmak, sorunların üstünü örtmeye çalışmak doğru bir davranış değildir, mümkün de değildir.

Ben Sayın İçişleri Bakanını bu konularda daha duyarlı olmaya ve bu tip, seslerini duyurmak isteyen vatandaşlarımıza karşı güvenlik güçlerinin daha esnek bir yaklaşım göstermesi konusunda çalışma yapmaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, Çukurova bölgesindeki pamuk üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla 11/1/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Aleyhinde Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici.

Buyurunuz Sayın Binici.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, pamuk sağladığı katma değer, yaptığı ihracat, istihdam ettiği nüfusla ülkenin lokomotif sektörü tekstil ve konfeksiyon sanayisinin ham maddesidir. Tekstilden yağ üretimine, barut ve film malzemesinden biyodizel üretimine yaklaşık elli çeşit sanayi ürününde kullanılmasının yanı sıra, ayrıca küspesi ve proteini yüksek bir hayvan yemi olarak da hayvancılıkta önemli bir girdi olarak kullanılmaktadır.

Pamuk bitkisi bu kadar geniş kullanım alanına sahip olması nedeniyle stratejik öneme de sahip bir tarımsal ürünümüzdür.

Ekonomimiz için bu denli önemli olan pamukta, ülkemiz dünya pamuk üretimi ve ticaretinde sahip olduğu konumu kaybetme noktasına maalesef AKP İktidarı sayesinde gelmiştir. Dünyada pamuk tarımı için ekolojik açıdan şanslı coğrafyaya sahip olan ülkelerden birisiyiz. Uygulanan yanlış politikalar nedeniyle pamuk tarımı bitme noktasına getirilmiştir.

Pamuk çiftçisinin boğuşmak zorunda kaldığı en önemli sorunların başında üretim maliyetlerinin yüksekliği de yer almaktadır. Türkiye’de pamuk verimi dünya ortalamasının üzerinde olmasına rağmen girdi fiyatları, tarıma yönelik mal ve hizmetlere uygulanan vergi oranları üretici için önemli bir maliyet unsurudur.

Değerli arkadaşlar, hem bir pamuk üreticisi olarak, çiftçi olarak size hitap ediyorum hem de tarım satış kooperatifi birliklerinde -yirmi üç sene gibi- ÇUKOBİRLİK’te hizmet verdim. Ama, maalesef, pamuğu bitirme noktasında birliklerin yanlış kullanılması, birliklerin âdeta iktidarların çiftliğiymiş gibi bir pencereden bakışı olan iktidarlar maalesef bitirdiler. Bugün, ÇUKOBİRLİK’te devasa bir iplik fabrikası, yağ fabrikası, yem fabrikası var; hatta hatta Türkiye’de dokuma ve iplik sanayisinde görmeye değer tesisleri var ama bütün iktidarlar –her iktidar için söylüyorum. Orada çalıştığım için bizzat uygulamaları gördüm- her iktidar, kendine dönük, gerek işverenler çerçevesinde gerekse ekonomik olanakları tarumar etmekten âdeta kaçınmamışlardır. Dolayısıyla, başta ÇUKOBİRLİK, TARİŞ, ANTBİRLİK, FİSKOBİRLİK gibi Türkiye’de yanlış yönetilen birlikler bitme noktasına gelmiştir. Oysa, biz, sene 2000’de kütlü pamuğu 1.150 liradan alıyorduk. Bugün, on iki yıl geçmesine rağmen, bu birliklerin çıkar ilişkileri sayesinde, girdiler 100 kat yükselmesine rağmen pamuk üreticisi yani beyaz altın üreticisi bunu, 1.000 lira veyahut da 980 liraya, hatta bir benek diye tabir ettiğimiz kütlü pamuk fiyatı 750 liraya kadar düşürülmüştür. Dolayısıyla, çiftçinin, pamuk üreticisinin durumu ortadır.

Tabiî ki, burada takdir etmekte fayda var. Takdir ediyoruz, on iki senedir, 2002’den bugüne kadar on senedir iktidarsınız pamuk üreticisini de bitirdiniz. Sizi tekrar tebrik ediyoruz, yazıklar olsun! Bu ülkeye böyle mi bakacaksınız?

Şimdi, Ziraat Odaları verilerine bakarsak, 2011 yılı içinde ortalama maliyet, kilogram başına 1,65 lira civarında gerçekleşirken, aynı yıl, ortalama kütlü satış fiyatı kilogram başına 1,2 liradır. Bu maliyet ve satış fiyatına AKP hükûmetlerinin verdiği destekleme, kilogram başına yalnızca 37 kuruştur. Ortaya çıkan bu durum karşısında zarar eden pamuk çiftçisi pamuk ekiminden hızla uzaklaşmakta ve farklı ürünlerde nafakasını çıkarmaya çalışmaktadır.

Nitekim, 2012-2013 sezonunda, pamuk ekimi alanlarının büyük bir kısmı, Çukurova, Harran, Ege’de mısır ve buğday ekimine kaydırılmıştır. Pamuk tarımında uygulanan yanlış politikaların devam etmesi durumunda, ekim alanları gittikçe azalacak, buna bağlı olarak ürün arzında dalgalanmalar kaçınılmaz olacaktır.

Pamuk ekim alanlarının azalan değişimin maliyeti, fiyat ve verilen destek gibi etkilerin yanı sıra diğer bir etki de Avrupa Birliği ile yapılan Gümrük Birliği Anlaşması’ndan dolayı pamukta uygulanan gümrük vergisi muafiyetidir. Gümrük muafiyeti nedeniyle iç piyasa pamuk fiyatları, dünya fiyatlarından direkt olarak etkilenmekte ve dünya fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı pamuk çiftçimiz korumasız bırakılmaktadır. Pamuğun kullanılan alanın başında gelen tekstil sektörü dış ticaretteki yüzde 26 olan payını dikkate aldığımız noktada pamuk tarımı ve ekiminin sürdürülebilir politikalarla yeniden ele alınması zorunluluğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

AKP Hükûmetinin uygulamaları neticesinde pamuk tarımının geldiği noktayı açıklamak adına bazı verileri de sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye 1,4 milyon tonluk pamuk tüketimiyle dünyada 4’üncü sırada yer alırken bu tüketim üretimin desteklenmemiş ve ithal eden 2’nci ülke konumuna getirilmiştir. 2002 yılında 496 milyon dolarlık pamuk ithalatı yapılmışken 2011 yılının ilk dokuz ayında maalesef 1 milyar 501 milyon dolarlık pamuk ithalatı yapılmıştır.

Çiftçi Kayıt Sistemi verilerine göre pamuk üretici sayısı 2003 yılında 113 bin 500 iken 2011 yılında 77 bin 800 kişiye kadar gerilemiştir. AKP iktidarları döneminde uygulanan yanlış tarım politikaları sonucu pamuk ekim alanlarında 2002, 2011 yılları arasında yüzde 35 azalma yaşanmıştır. 2005 yılında 1 kilogram pamuğa sertifikalı tohum farkıyla birlikte verilen 32 kuruş iken 2009, 2010 ve 2011 yıllarında pamuğa verilen destek 42 kuruş olmuştur. 2009 yılından beri 42 kuruş olarak da yerinde saymaktadır. 2002-2011 yılları arasında pamuk fiyatlarının düşüklüğü üreticinin satın alma gücüne de yansımıştır; aynı dönemde pamuk üreticisinin satın alma gücü mazotta yüzde 70, gübrede yüzde 80 azalmıştır. Pamuk üretimi için ödenen mazot desteği son altı yılda sadece yüzde 33 azalmıştır.

Yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Binici.

Aleyhinde Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Erdinç.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun Çukurova’daki pamuk üreticisinin sorunları ve çözüm önerileriyle ilgili bir araştırma komisyonu kurulmasına dair grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında benden önceki hatibin burada ÇUKOBİRLİK’le ilgili sözlerine bir atıfta bulunmak istiyorum. Kendisi de ÇUKOBİRLİK’te çalışmıştır, ÇUKOBİRLİK’in nasıl bu hâle getirildiğini, ÇUKOBİRLİK’in bu günlere nasıl geldiğini, ÇUKOBİRLİK’in kimler tarafından talan edildiğini hem Adanalılar hem Türkiyeliler çok iyi biliyorlar.

Tabii, burada pamuk üreticisinin, çiftçimizin, pamuk tarımında çalışan vatandaşlarımızın memnuniyetlerini dile getirmeyeceğim. Zira, bu husus 12 Haziran 2012 seçimlerinde vatandaşlarımızın AK PARTİ’ye yüzde 50 oy desteğiyle açıkça ortaya çıkmıştır. Çukurova bölgemizin tarım alanında en önemli şehirlerinden biridir Adana. Adana’mızda yılda üç ürün alınabilen yerlerimiz vardır. Tabii, pamuk da Adana’mızın en önemli değerlerinden biridir. Zira, hatırlarsınız, Türk filmlerinde bile her zaman konu olmuştur. Adana’mız her zaman pamukla akla gelmiştir.

Tabii, 2000’li yılların başından itibaren Adana’da pamuk tarımında ciddi şekilde azalmalar olmuştur. Ama bu azalmalar 2007’den itibaren artış eğilimine girmiştir. Tabii, bunun artış eğilimine girmesinde en önemli etkenlerden biri pamuk tarımına özellikle fark ödemeleri çerçevesinde pirim desteklerinin verilmesiyle artmış ve son dönemde 2010 yılından itibaren de tarım havzaları modelinin uygulanmasıyla pamuk üretiminde ciddi artışlar meydana gelmiştir.

Tabii, bitkisel üretim noktasında Adana verilerini de dile getirmeden edemeyeceğim. 2007 yılında 467 bin dekar alanda Adana’da pamuk ekimi yapılırken, bugün 568 bin dekarda ekim yapılmaktadır ve bugün 2012 yılı itibarıyla Adana’mızda 350 ton civarında pamuk üretimi yapılmaktadır. 2002 yılında Adana’da fark prim ödemeleri, pamuk, ayçiçeği ve diğer ürünlere yapılan fark prim ödemeleri miktarı 14,7 milyon Türk lirasıyken, bugün bu rakam 184 milyon 700 bine çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, bizler vatandaşlarımızın lehine, ülkemizin lehine getirilen her öneriye açığız ama burası da biliyorsunuz bir plan ve program dâhilinde çalışıyor. Burada öneri getirdiğinizde, bu öneriyle ilgili konuştuğunuzda, bu kürsüden önerilerinizi de dinlemek isteriz, sadece eleştirmekle olmuyor. Adana’yla ilgili projelerinizi duymak isteriz, Adana’yla ilgili projelerinizi beraber yapmak isteriz ama maalesef bu kürsüden bunları dile getirmiyorsunuz, bu kürsüden ancak eleştiriyorsunuz. Buradan eleştirileri yaparken de bazen doğru olmayan davranışlarda bulunuyorsunuz. Az önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan konuşmacımız burada “Türkiye’nin beyaz altınıydı, siyah altını yaptınız.” diye bir pamuk çıkardı, burada milletvekillerimize vatandaşlarımıza gösterdi ama bilinmeli ki bu pamuktan bir parça aldım, bu pamuğun siyah olanını da boyatmış getirmişler. Yani, ben burada konuşan vekile yakıştırmadığımı düşünüyorum.

MUHARREM VARLI (Adana) – Şükrü Bey, Adana Milletvekili olarak bu önergeye karşı mısınız değil misiniz? Onu söyleyin.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Devamla) – Şimdi, bunları söyledim, dinliyorsunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Dinliyoruz da bir şey yok.

MUHARREM VARLI (Adana) – Dinliyoruz tabii.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, ben önerilerinize değil, burada çıktığınızda kürsüde önerilerinizi ortaya koyacaksınız.

MUHARREM VARLI (Adana) – Pamuk üreticilerinin sorunları var mı yok mu, onu söyleyin siz

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Devamla) – Bakın, biz ne yapıyoruz Adana’da? Adana’yla ilgili tarım alanında ne yaptığımızı da söyleyeyim.

Şimdi, Tarım Bakanlığımızın 2010 yılında ilk defa uyguladığı bir “Tarım Havzaları Modeli” var. Bu tarım havzaları modeliyle Adana’mızda pamuk üretimi ciddi şekilde artış göstermiştir, bugün rekolte 350 bin ton civarlarına çıkmıştır. Bunun yanında, bizlerin Adana’yla ilgili, özellikle AK PARTİ’li milletvekillerinin, Adana AK PARTİ milletvekillerinin yapmış olduğu çalışmalarla Adana’mızda tarım alanında örtü altı seracılığın tünel şeklinde, alçak örtülü olduğu ve bunun da Adana’ya gerekli desteği sağlamadığı düşüncesiyle Adana’mızda modern seracılığın geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapıyoruz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Serada domates kaç para?

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Devamla) – Bunun yanında, Adana’mızın gelişen, artan tarım potansiyelini daha da artırmak adına…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sera da domates kaç para bilmiyorsunuz.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Devamla) – Tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgesi kurulması yönünde çalışmalarımız var.

Son üç yıldır Adana’mızın tarım ürünlerinin üretiminde yüzde 63’lük bir artış var. 2023’e kadar bunu çok ciddi şekilde artırmayı hedefliyoruz. Bu çerçevede de, Adana’nın tarım ürünlerini dış pazarlara pazarlarken daha kolay, daha az maliyetle faydalanabilmesi açısından Adana’ya ve Karataş ilçemize tarım ve hayvancılığa dayalı uluslararası bir liman projemiz var. Bu çerçevede Tarım İl Müdürlüğüyle, Ulaştırma İl Müdürlüğümüzle çalışmalarımız yürüyor.

Değerli milletvekilleri, bizler Adana’yı seviyoruz. Burada bir program var, bu program dâhilinde de çalışmalarımızı yürütüyoruz. Burada, birazdan Sermaye Piyasası Kanunu görüşülecek. Türkiye'nin yirmi yıldır çıkarılmasını beklediği çok acil kanunlardan biri. İnşallah, burada, bugün bunun çıkacağı temennisi içerisindeyim.

Sözlerime son vermeden önce, burada BDP Grubu adına verilen grup önerisinde -tutanaklardan aldığım- BDP Grup Başkan Vekili “Amerika’yı örnek alıyorsunuz, oraya uşaklık ediyorsunuz” diye bir ibare kullanmış. Biz, hiç kimseye uşaklık etmiyoruz. Kimin kime uşaklık ettiğini bu vatandaşlarımız biliyor.

Bizler milletimizin hizmetkârıyız diyor, MHP Grubu önerisinin aleyhine oy kullanacağımızı belirtiyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdinç.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, yerimden kısa bir söz talebim var.

Buyurunuz Sayın Vural.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç’in MHP grup önerisinde pamuk üreticilerinin sorunlarının çözümü için herhangi bir öneri olmadığı yönündeki ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, sayın hatip, Milliyetçi Hareket Partisinin pamuk üretiminin sorunları ve çözüm yollarıyla ilgili bir Meclis araştırma önergesi üzerinde konuşurken, yani bunun çözümü için herhangi bir önerileri olmadığını ifade etmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bütün çalışmalarımızda, her türlü kanunda zaten önergelerimizi veriyoruz. Bu önergelerin hepsi bir şeyin çözümü içindir. Yani verdiğimiz önergelerin anlamı da budur. Kaldı ki bu verdiğimiz önergeyi de okumamışlar herhâlde çünkü bu önergede pazarlama sorunlarıyla ilgili, girdi maliyetlerinin azaltılmasıyla ilgili, ayrıca pamuk üretiminin pazarlanmasıyla ilgili ÇUKOBİRLİK, TARİŞ, ANTBİRLİK’in idari ve mali yapılarının, finansman imkânlarının geliştirilmesine ilişkin de ifadeler vardır. Zaten bu Meclis araştırmasının amacı da sorunlarının tespit ve çözüm yollarıdır. Bu görüşmenin amacı da odur. İnşallah -madem öyle diyorlar- zannederim, herhâlde bu öneriye “evet” diyecekler. Böylelikle bu sorunları tespit ederek çözüm yolları konusunda iradelerini kullanacaklarını düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN - Yoklama talebi vardır, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Moroğlu, Sayın Köktürk, Sayın Gök, Sayın Çıray, Sayın Güven, Sayın Işık, Sayın Kuşoğlu, Sayın Tunay, Sayın Öner, Sayın Öğüt, Sayın Canalioğlu, Sayın Özdemir, Sayın Kaplan, Sayın Cihaner, Sayın Ekinci, Sayın Tanal, Sayın Özel, Sayın Aslanoğlu, Sayın Ağbaba.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur, beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.37


 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce yapılan yoklamada  toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 29 Kasım 2012 Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 16.49