DÖNEM: 24                               CİLT: 6                    YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

25’inci Birleşim

15 Kasım 2012 Perşembe

 

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- KAPALI OTURUMLAR

İKİNCİ OTURUM

(Kapalıdır)

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili İbrahim Yiğit’in, muharrem ayına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Dünya Tıp, Tıbbi Araştırma Teknik ve Etik Bilimler Akademisi hakkındaki mesajına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, İslam âleminin muharrem ayı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü tebrik ettiğine ve Başbakanın idam cezasını yeniden getirme çağrısı bir istismar değilse Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek vereceklerine ilişkin açıklaması

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, muharrem ayı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ve Batum-Ankara uçak seferlerinin iptal edilmesi nedeniyle Artvin halkının mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Türkiye’de dijital yatırım ikliminin ve yenileşimci ekonominin geliştirilebilmesi için kullanıcı hak ve özgürlüklerini güçlendirecek düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

4.- Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş’in, 15 Kasım Dünya Filistin Günü’ne ilişkin açıklaması

5.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, muharrem ayının ülkemize huzur ve barış getirmesini temenni ettiğine ve Alevilere karşı bakış açısına ilişkin açıklaması

6.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, Amasya’da damızlık süt sığırcılığını geliştirmek için damızlık simental diye verilen ineklerin aslında angus olduğunun anlaşıldığına ve köylülerin yaşadığı mağduriyetin nasıl giderileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun’un Görele ilçesi Çavuşlu beldesinde içme suyunun sağlandığı alana katı atık bertaraf tesisi kurulma çalışmaları olduğuna, bu konuda halkın taleplerine saygı gösterilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, muharrem ayının sağlık ve barış getirmesini dilediğine, 65’inci gününde olan açlık grevlerine seyirci kalınmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, İslam âleminin muharrem ayı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ve Türkiye'nin dış ilişkilerini mevcut konjonktüre göre yeniden gözden geçirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, muharrem ayı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ve Muğla ilinde eğitim konusunda yaşanan sıkıntılara ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin,  Muharrem ayını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

12.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Muharrem ayını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

13.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Muharrem ayını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

14.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in faili meçhul cinayetlerle ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Malatya Milletvekili M. Mücahit Fındıklı’nın, Hamit Fendoğlu cinayetine, bazı illerimizde Alevi-Sünni kavgası üzerinden oyun oynandığına ve bu konuda konuşurken dikkatli olunması gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Darbeleri Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş’ın açıkladığı, Refet Küçüktiryaki’ye ait olduğu ileri sürülen bir belgeye ilişkin açıklaması

18.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, CHP Grubunun vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin önemli olduğuna ve bu önergeyi kabul etmek için Meclisi göreve çağırdığına ilişkin açıklaması

19.- Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın, Hamit Fendoğlu cinayetine ve sonrasında Malatya’da yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

20.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Hamit Fendoğlu cinayetine ve bu konunun araştırılması için bir komisyonun kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in, gazetelerde Refet Küçüktiryaki’ye ait olduğu söylenen belgenin, muhatabı ve kimden geldiği belli olmayan, altında imzası bulunmayan bir yazı olduğuna ve Komisyon olarak böyle bir belgenin kamuoyuna açıklanmasının söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

22.- Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin, Hamit Fendoğlu’nun kimliğinde tüm demokrasi şehitlerini rahmetle andığına ve 12 Haziran 2011 seçimleriyle ilgili yaşadığı bir olaya ilişkin açıklaması

23.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, AK PARTİ Grubu olarak Hamit Fendoğlu cinayeti dâhil tüm olayların araştırılması arzusunda olduklarına ve AK PARTİ Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’a yapılan ithamların haksız olduğuna ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, muharrem ayının İslam dünyasına ve bütün insanlığa hayırlar ve bereketler getirmesini dilediğine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, bir Malatyalı olarak Hamit Fendoğlu’na rahmet dilediğine ve bir komisyon kurularak bu konunun araştırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

26.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in, Diyarbakır’a huzur, refah, barış ve mutluluk götürdüklerine ilişkin açıklaması

27.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Darbeleri Araştırma Komisyonuna Cumhurbaşkanlığından gelen ve altında Refet Küçüktiryaki’nin adı olan belgeye ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP Grubunun verdiği önergenin kabul edilerek bir araştırma komisyonu kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

29.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in bazı köylerinde 2010 ve 2011 yılı tarımsal ürün desteklemelerinin hâlâ ödenmediğine ilişkin açıklaması

30.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin ifade ettiği 12 Haziran 2011 seçimlerindeki tehditle oy kullandırma olaylarının kendi seçim bölgesi için söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

31.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, muharrem ayı nedeniyle Alevi-Bektaşi inancındaki Müslümanların oruçlarının Allah katında kabul olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

32.- Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, insanların yaşam hakkını kutsal bir hak olarak kabul edip savunmayanların sadece seçilme hakkına takılmış kalmalarını bir çelişki olarak gördüğüne ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/74)

2.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli’nin, Çevre Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/75)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, su kaynakları ve su hizmetlerinin özelleştirilmesinin neden olduğu olumsuz durumun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/412)

2.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan ve 23 milletvekilinin, jeotermal su kaynaklarının kullanımında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/413)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 20 milletvekilinin, ülkemizde tarımsal sulama sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/414)

 

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Azerbaycan Ulusal Meclisi Başkanı Oktay Asadov'un vaki davetine icabetle 26-28 Kasım 2012 tarihlerinde düzenlenecek olan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamento Asamblesi (KEİPA) 40’ıncı Genel Kurul toplantısına katılmak üzere Azerbaycan’a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1047)

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in ana dilde eğitim ve kimlik politikalarının araştırılması amacıyla 2/11/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Kasım 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, kanuni takibe düşen krediler sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu (10/312) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin  ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 15 Kasım 2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 29 milletvekili tarafından Malatya olaylarının araştırılması amacıyla 15/2/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Kasım 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın Barış ve Demokrasi Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Çevre Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

2.- Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLAR-DAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/601) (S. Sayısı: 239)

 

XII.- OYLAMALAR

1.- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesine ilişkin oylaması

 

XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Ayasofya Müzesi’nin giriş bileti, onarımı ve ziyaretçi sayısı ile ilgili verilere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/11124)

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatları ile bağlı birimlerinde yapılan protokol harcamalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11266)

3.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, inşaat firmaları ve müteahhitler tarafından mağdur edilen vatandaşlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11269)

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatları ile bağlı birimlerinde yapılan protokol harcamalarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/11322)

5.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, orman köylüsü olmayan kişilere usulsüz kredi verildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/11362)

6.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, İzmir’de yapılacak kentsel dönüşüm çalışmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11442)

7.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11443)

8.- Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un, kentsel dönüşüm projeleri kapsamında gerçekleştirilen yıkım işlemlerine ve bunların çevresel etkilerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11444)

9.- Samsun Milletvekili Haluk Koç’un, yabancılara yapılan taşınmaz satışlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11446)

 

 

 


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak iki oturum yaptı.

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine yönelik yolsuzluk iddialarına,

Iğdır Milletvekili Sinan Oğan, Iğdır’ın kurtuluşunun 92’nci yıl dönümüne,

İzmir Milletvekili Oğuz Oyan, belediyelerin kurumlar vergisi kapsamındaki durumuna,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, bu topraklarda yaşayan tüm insanları eşit haklara kavuşturacak özgürlükçü bir yasal düzenlemeyi tüm partilerin oy birliğiyle gerçekleştirmesini dilediğine,

Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu, kaçakçılığı ortaya çıkaran gümrük başmüfettişlerinin hakkında soruşturma başlatılıp başlatılmadığını öğrenmek istediğine ve Başbakanın ölüm orucu tutan insanlara karşı takındığı alaycı tavrını kınadığına,

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in çizdiği pembe tabloya karşı çiftçilerin kendisine ilettikleri ifadelere,

Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş,

İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu,

14 Kasım Dünya Diyabet Günü’ne,

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Sarp Sınır Kapısı’nda çok ciddi yığılmalar meydana geldiğine, bu konuda gerekli tedbir ve önlemlerin alınmasını rica ettiğine,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in tarım alanında yaşanan sorunları halkın gözünden kaçırmaya çalıştığına,

Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker, Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın gündem dışı konuşmasına,

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş’ta yanan orman bölgelerine şu ana kadar bir şey yapılmadığına ve önümüzdeki dönemde planlamaya alınıp eski hâline getirilmesi noktasında çalışmaların yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Suriye’de meydana gelen karışıklıkların Şanlıurfa ilinin Ceylânpınar ilçesine sıçramış olması nedeniyle halkın sıkıntılı ve endişeli olduğuna ve Hükûmetin Ceylânpınar’daki vatandaşların sorunlarıyla ilgilenmesini rica ettiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

MHP Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında verdikleri (11/18, 11/21, 11/22) esas numaralı gensoru önergelerini, Genel Kurul çalışmalarının TRT üzerinden yayınlanmasını sağlamak amacıyla ve daha sonra yenilemek kaydıyla geri çektiklerine ilişkin önergeleri okundu; gensoru önergelerinin gündemden çıkarıldığı bildirildi.

Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, Türkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıklarının nedenlerinin (10/409),

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 26 milletvekilinin, muhtarların sorunlarının (10/410),

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 32 milletvekilinin, tarımsal üretimde kullanılan elektrikle ilgili üreticilerin sorunlarının (10/411),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Adana Milletvekili Ali Halaman, Adana’nın Kozan ilçesinde tarımsal amaçlı sulama için kullanılan barajın önüne HES kurulmasının nedenini öğrenmek istediğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin; uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesinin (11/15),

Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21 milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesinin (11/20),

Gündeme alınıp alınmamasına ilişkin ön görüşmeleri tamamlandı; yapılan oylama sonucunda önergelerin gündeme alınması kabul edilmedi.

Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş, Manisa Milletvekili Hasan Ören’in şahsına,

Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın şahsına,

Mersin Milletvekili Ali Öz, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın şahsına,

Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın MHP Grubuna,

Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın BDP Grubuna,

Tokat Milletvekili Zeyid Aslan, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın şahsına,

İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın şahsına,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın CHP Grup Başkan Vekiline,

Ankara Milletvekili Zühal Topcu, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın MHP Grubuna,

Kocaeli Milletvekili Fikri Işık, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin şahsına,

İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in şahsına,

Ankara Milletvekili Zühal Topcu, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in şahsına,

Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Alınan karar gereğince, 15 Kasım 2012 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere 19.39’da birleşime son verildi.

                                                         Mehmet SAĞLAM

                                                             Başkan Vekili

 

        Mustafa HAMARAT                                                            Muhammet Bilal MACİT

                    Ordu                                                                                     İstanbul

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 

 


II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                 No: 31

15 Kasım 2012 Perşembe

Teklifler

1.- İzmir Milletvekili Musa Çam'ın; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/975) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 06.11.2012)

2.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar ve Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın; Orman Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/976) (Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna)  (Başkanlığa geliş tarihi: 07.11.2012)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/977) (Adalet ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 07.11.2012)

4.- Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/978) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.11.2012)

5.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel'in; 4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/979) (Plan ve Bütçe Komisyonuna)(Başkanlığa geliş tarihi: 09.11.2012)

6.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/980) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.11.2012)

7.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 43 Milletvekilinin; Toplu Konut Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/981) (İçişleri; Milli Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:12.11.2012)

Raporlar

1.- Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S. Sayısı: 342) (Dağıtma tarihi: 15.11.2012) (GÜNDEME)

2.- Türkiye-Tunus Ortaklık Konseyinin Tarım Ürünlerinde Taviz Değişimi Hakkındaki Protokol II'nin A ve B Tablolarının Değiştirilmesine İlişkin 2/2012 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/635) (S. Sayısı: 343) (Dağıtma tarihi: 15.11.2012) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/657) (S. Sayısı: 344) (Dağıtma tarihi: 15.11.2012) (GÜNDEME)

4.- Türkiye Cumhuriyeti ve Bulgaristan Cumhuriyeti Arasındaki Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/658) (S. Sayısı: 345) (Dağıtma tarihi: 15.11.2012) (GÜNDEME)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Brunei Sultanlığı Hükümeti Arasında Ekonomik, Ticaret ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/659) (S. Sayısı: 346) (Dağıtma tarihi: 15.11.2012) (GÜNDEME)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Mektupların ve Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/695) (S. Sayısı: 348) (Dağıtma tarihi: 15.11.2012) (GÜNDEME)

7.- Mücavir Atlantik Deniz Bölgesi, Akdeniz ve Karadenizdeki Deniz Memelilerinin Korunmasına Dair Anlaşmaya Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/704) (S. Sayısı: 351) (Dağıtma tarihi: 15.11.2012) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 Milletvekilinin, su kaynakları ve su hizmetlerinin özelleştirilmesinin neden olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/412) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.12.2011)

2.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan ve 23 Milletvekilinin, jeotermal su kaynaklarının kullanımında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/413) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.12.2011)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 20 Milletvekilinin, tarımsal sulamada yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/414) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.12.2011)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’da içme suyunda hastalık yapan bakteriler tespit edilmesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8401)

2.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, MPS hastalarına ve SGK’nın ilaç bedeli ödemesine yönelik bir uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8402)

3.- Samsun Milletvekili Haluk Koç’un, Vezirköprü’de yapılacak olan Devlet Hastanesinin yeriyle ilgili bazı iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8403)

4.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, kene ısırması vakalarına karşı alınan tedbirlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8521)

5.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon’daki tüm kamu hastanelerinin birleştirileceği iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8522)

6.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, sağlık çalışanlarına yönelik şiddete ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8523)

7.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’deki kene ısırması vakalarına ve alınan tedbirlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8524)

8.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, Şanlıurfa Merkeze bağlı bir köyün sağlık ocağının personel ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8525)

9.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, baz istasyonlarının insan sağlığına etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8526)

10.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, gıda ürünlerinde kullanılan katkı maddelerinin zararlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8527)

11.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Ceza İnfaz Kurumlarında açılan semt polikliniklerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8528)

12.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Eskişehir’deki özel hastanelere ve polikliniklere SGK’ya bağlı olarak baktıkları hastalar için ödenen meblağa ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/9606)

13.- Samsun Milletvekili Ahmet Haluk Koç’un, Samsun’un 19 Mayıs ilçesindeki 2B arazilerinin satışına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/9959)

14.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, İstanbul Avcılar’daki orta hasarlı ikametgah ve iş yerlerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/9970)

15.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Silvan baraj projesine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9971)

16.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 3. Köprü inşaatının bölgedeki ağaçlara vereceği zarara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/10581)

17.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, 2002-2012 yılları arasında Avrupa Birliğinden alınan hibelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/10865)

18.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, İşsizlik Sigortası Fonundan aktarılan kaynaklar ile gerçekleştirilen yatırımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10988)

19.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, ÖSYM tarafından yapılan sınavlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10989)

20.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Adalet ve Kalkınma Partisi Kongresine davet edilen bazı kişilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10990)

21.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Adalet ve Kalkınma Partisi Kongresinde bazı basın kuruluşlarına uygulanan akreditasyon yasağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10991)

22.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, kamu hizmetlerinde ikinci dille hizmet verilmesi taahhüdüne ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10992)

23.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin Çoruh Üniversitesi bünyesinde Borçka Meslek Yüksekokulu açılıp açılmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10993)

24.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Ardanuç ilçesinde meslek yüksekokulu açılıp açılmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10994)

25.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Hopa ilçesinde yaşanan sel felaketine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10995)

26.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesinde sel felaketi nedeniyle oluşan mağduriyete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10996)

27.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Adalet ve Kalkınma Partisinin 4’üncü Olağan Kongresindeki bazı uygulamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10997)

28.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, ülkemizdeki Suriyeli mültecilerle ilgili verilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10998)

29.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Başbakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10999)

30.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, İstanbul’daki kentsel dönüşüm projelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11000)

31.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, mevzuatta Türk Dil Kurumunun yayımladığı yazım kurallarına uyulmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11001)

32.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, 2012 Londra Olimpiyatlarındaki sonuçların sebeplerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11002)

33.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, TÜBİTAK bünyesindeki yapılanmada siyasi kadrolaşma iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11003)

34.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Mersin’in Gülnar ilçesindeki bazı köylerde orman yangınından kaynaklanan mağduriyetin giderilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11004)

35.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, 2010 sonbahar dönemi TUS’un iptal edilmesinin sonuçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11005)

36.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, yabancı bir firmanın Türkiye’de kamu ihalesi almak için rüşvet verdiği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11006)

37.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, İstanbul’da bir ilköğretim okulunda okutulan dua ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11007)

38.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, bir milletvekilinin bazı iddiaları ile ilgili görüşlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11008)

39.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’da otomobil galericilerinin yerleşim alanlarının dışına taşınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11009)

40.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Haymana doğal gaz projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11010)

41.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Haymana’ya gelen mevsimlik işçilerin yaşadıkları sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11011)

42.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Başbakanlığa alındığı iddia edilen uçağa ve yeni vergilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11012)

43.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, yabancı bir firmanın Türkiye’de ihale almak için rüşvet verdiği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11013)

44.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, bir köşe yazarının askeri vesayetle ilgili ifadelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11014)

45.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, kamu spotlarının siyasi propaganda amacıyla kullanıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11015)

46.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, seçmeli olarak okutulan bir dersin kitabının olmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11016)

47.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Samsun’un Canik ilçesinde yaşanan sel felaketine ve hayatını kaybeden vatandaşlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11017)

48.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Adalet ve Kalkınma Partisi Kongresinde asılan bir afişe ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11018)

49.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, kamuda çalışan engelli personel sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11019)

50.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, afete dayanıksız olduğu belirlenen camilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11020)

51.- Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın’ın, Afyonkarahisar Valisinin daha önce Diyanet İşleri Başkanlığında çalışıp çalışmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11021)

52.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, toplumsal olaylarda biber gazı ve göz yaşartıcı gaz kullanımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11022)

53.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’da hastane önlerindeki üst geçitlere yürüyen merdiven yapılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11023)

54.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, bütçe açığını kapatmak amacıyla gerçekleştirilen zamlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11025)

55.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, 2012-2013 eğitim öğretim yılına mahsus olmak üzere Suriyeli mültecilere ve Suriye’de okuyan Türk öğrencilere özel öğrencilik statüsünün verilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11026)

56.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, terörle mücadeleyle ilgili bir konuşmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11027)

57.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Türkiye Taşkömürü Kurumuna işçi alımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11028)

58.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, Suriyeli sığınmacılara 2012-2013 eğitim öğretim yılına mahsus olmak üzere bazı üniversitelerde özel öğrenci statüsü verilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11029)

59.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’da 2010-2012 yılları arasında SODES kapsamında kabul edilen projelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11030)

60.- Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın, 2010 yılı KPSS sorularını çalan çete ile ilgili soruşturmaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11031)

61.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, 2-B arazilerinde hak sahibi sayılan kişilere ve hak sahipleri ile yapılan satış işlemlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11033)

62.- Bursa Milletvekili Kemal Ekinci’nin, Merkez Bankasında yabancı kaynaklı altın rezervi olup olmadığına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11034)

63.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11035)

64.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/11036)

65.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’da yapılan deprem konutlarının hak sahiplerine ne zaman teslim edileceğine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/11037)

66.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/11038)

67.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/11039)

68.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonunda biriken para miktarına ve bankalardan sağlanan promosyon gelirlerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11047)

69.- Batman Milletvekili Ayla Akat’ın, cinsel istismar mağduru kadın ve çocuklara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11048)

70.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11049)

71.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Alo 183 kadına yönelik şiddet hattı ile Alo 144 sosyal yardımlaşma hattının Ankara’daki bürolarının Gaziantepe taşınacağı iddialarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11050)

72.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, elektronik kart uygulamasının şehit ve gazilerin ücretsiz toplu taşıma araçlarından yararlanmasını engellemesine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11051)

73.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, özel eğitime ihtiyaç duyan bireylerin okullarda yaş sınırı dolayısıyla yaşadıkları mağduriyete ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11052)

74.- Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un, AB ilerleme raporu ile ilgili bir açıklamasına ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11053)

75.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/11054)

76.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, yakını olan bir öğrencinin koşullarını taşımadığı halde Hacettepe Üniversitesine yatay geçiş yaptığı iddialarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11055)

77.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Çaykur çalışanlarının çalışma saatleri ile özlük haklarının iyileştirilmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11056)

78.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11057)

79.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, belediyelerin SGK’ya olan borçlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11059)

80.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, yardımcı doçentlerin kadro mağduriyetine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11060)

81.- Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın’ın, Afyonkarahisar Valisinin 1983-1984 yıllarındaki görevine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11061)

82.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, bazı emeklilere eksik maaş ödenmesinin nedenlerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11062)

83.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, basında yer alan bir beyanına ve ülkemizdeki işsizlik sorununa ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11063)

84.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Spor Toto, Süper Lig ve PTT 1. Lig’te yer alan futbol kulüplerinin SGK’ya olan borçlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11064)

85.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, ikamet ettikleri ilden başka illere tedaviye giden hastalara ve refakatçilerine ödenen yolluk ve gündelik tarifelerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11065)

86.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, 2012 yılında belediyelere yapılan yardımlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11069)

87.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Bakanlık ilçe ve şube müdürlerinin ziraat mühendisi veya veteriner hekim olması gerekliliğine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11087)

88.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, kelebeğe benzeyen canlıların Doğu Karadeniz Bölgesinde verdiği zararlara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11088)

89.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, deniz alabalığının neslinin tükenmekte olduğu iddiasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11089)

90.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Şavşat ilçesinin hayvancılıkla ilgili sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11090)

91.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Yusufeli ilçesinde afetten zarar gören köylülerin mağduriyetine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11091)

92.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Yusufeli ilçesinde afetten zarar gören çiftçilerin zararlarının karşılanmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11092)

93.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11093)

94.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hayvancılık sektörünün sorunlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11094)

95.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki topraksız çiftçinin desteklenmesi için Hazine arazilerinin dağıtılmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11095)

96.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ülkemizdeki kişi başına düşen et ve süt tüketim miktarının arttırılmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11096)

97.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, hayvancılığın sorunlarına ve son yıllara ait bazı verilere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11097)

98.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, ortalama ürün veriminde Bakanlık verileri ile TÜİK verileri arasındaki çelişkiye ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11098)

99.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, olası bir kuraklığın hayvancılık ve tarım üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11099)

100.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Sarp Sınır Kapısında yaşanan sorunlara ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/11101)

101.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/11103)

102.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, belediyelerin su hizmeti karşılığında aldıkları ücretlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11104)

103.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünce 2008-2011 yılları arasında üniversite öğrencileri ve öğretim görevlilerinin fişlendiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11105)

104.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, BDP Bingöl il binasına yönelik saldırıya ve Diyarbakır-Bingöl yolundan geçen araçlara kesilen ceza miktarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11106)

105.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11107)

106.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, ülkemizdeki hint keneviri üretimine ve uyuşturucu kaçakçılığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11108)

107.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’a Gazilik unvanı verilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11109)

108.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesindeki yol, su ve elektrik sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11110)

109.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kilis’in ilçe ve köylerinin yol, su ve aydınlatma sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11111)

110.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, şehit ve gazi yakınlarına tanınan istihdam hakkı ve yapılan yardımlarla ilgili verilere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11112)

111.- Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın’ın, İl Özel İdaresi Kanununun Geçici 4’üncü Maddesi uyarınca çıkarılmasından ve tahsilinden vazgeçilen borçlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11113)

112.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Polatlı ilçesindeki bazı altyapı eksikliklerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11114)

113.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Dikmen-Öveçler geçidine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11115)

114.- Samsun Milletvekili Ahmet Haluk Koç’un, bazı ülkelerden Hatay’a gelen kişilerin ikamet bilgilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11116)

115.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Hatay’a yasal olmayan yollardan giriş yapanlara ve göçmen kaçakçılığının arttığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11117)

116.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Hopa Belediyesinin bir projesine tanıtma fonundan destek verilmemesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/11119)

117.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, vakıf ve derneklere yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11127)

118.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, termik santraller ve linyit işletmelerinin özelleştirilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11128)

119.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Gaziantep’te bir okulda öğrencilerin gelir durumlarına göre farklı sınıflarda okutulduğu iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11129)

120.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2012-2013 döneminde eğitim-öğretimdeki eksiklikler ve yaşanan sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11130)

121.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, ÖSYM’ye duyulan güvensizliğe ve alınacak önlemlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11131)

122.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yıllarında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11132)

123.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, yeni eğitim sisteminde okullarda öğretmen açığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11133)

124.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, okullardaki öğretmen ve idareci atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11134)

125.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, ÖSYM ile ilgili bazı iddialara ve ÖSYM Başkanının tutumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11135)

126.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, genç yeteneklerin tespiti ve yönlendirilmelerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11136)

127.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, FATİH Projesinde kullanılan elektronik kitaplara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11137)

128.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Başbakanın dershanelerin 2014 yılında kapatılacağı yönündeki beyanına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11138)

129.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, yeni eğitim sistemi ile 66 aylık çocukların okula başlamasının neden olduğu sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11139)

130.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur’da bir ilkokulun adının değiştirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11140)

131.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve TOKİ ile okul ve derslik yapımı için herhangi bir protokol imzalanıp imzalanmadığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11141)

132.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, taşımalı eğitim sistemi ile ilgili bazı sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11142)

133.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, Bursa’da olası bir depremde hasar görecek okul binalarına yönelik çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11143)

134.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Gaziantep’teki bir ilköğretim okulunda ayrımcılık iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11144)

135.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, okullarda maaşı okul aile birliklerince ödendiği iddia edilen personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11145)

136.- Edirne Milletvekili Recep Gürkan’ın, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında müfredata giren seçmeli derslere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11146)

137.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, kapatılması düşünülen öğretmenevlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11147)

138.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur’da bazı ilköğretim okullarının okul aile birliklerinden doğal gaz ücreti talep ettiği iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11148)

139.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Ardanuç ilçesindeki bazı köylerde yaşanan su sıkıntısına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11154)

140.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesindeki bazı köylerde yaşanan su sıkıntısına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11156)

141.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’deki Karagöl’ün doğal güzelliklerinin korunmasına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11158)

142.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Şavşat ilçesindeki HES projelerine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11160)

143.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Yusufeli ilçesindeki bir köyün içme suyu sorununa ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11161)

144.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Yusufeli ilçesindeki bir köydeki dere ıslah çalışmalarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11162)

145.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Yusufeli ilçesindeki bir köyün içme suyu sorununa ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11163)

146.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, orman vasfını yitirmiş arazilerin satışındaki bazı sıkıntılara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11166)

147.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Borçka ilçesine bağlı bazı köy yollarının tamamlanmamasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11178)

148.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de karayollarındaki eğim hatalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11179)

149.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’deki tünellerin ışıklandırma sorununa ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11180)

150.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ve ilçelerinde hatalı inşa edilen tünellere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11181)

151.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin-Yusufeli karayolu güzergahında yapılan çalışmaların denetimine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11182)

152.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin-Yusufeli karayolunda meydana gelen yol çökmelerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11183)

153.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin-Borçka-Camili il yolu yapım çalışmalarının ne zaman bitirileceğine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11184)

154.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in  Arhavi ilçesindeki bazı köylerde ev ve cep telefonlarının çalışmamasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11185)

155.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesindeki bazı köylerde ev ve cep telefonlarının çalışmamasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11186)

156.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesindeki balıkçı barınağında yaşanan sorunlara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11187)

157.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesindeki köprü ihtiyacına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11188)

158.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Borçka ilçesindeki yolların bakım onarım çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11189)

159.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Ardanuç-Tepedüzü köy yolunun yapımına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11190)

160.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Murgul-Damar karayolunun asfaltlandırılması ve ışıklandırılmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11191)

161.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Şavşat ilçesindeki bir köyün yol sorununa ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11192)

162.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Yusufeli ilçesinin bir köyünün yol sorununa ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11193)

163.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’deki tarihi asma ve taş köprülere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11194)

164.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Çüngüş-Çermik-Siverek yolunun yapım çalışmalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11195)

165.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11196)

166.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, yol kusurlu kazaların azaltılması için yapılacak çalışmalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11197)

167.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Denizli-Aydın bölünmüş karayoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11198)

168.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale Havaalanı sahasının genişletilmesi nedeniyle bazı vatandaşların ev ve arazilerinin istimlak edildiği iddialarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11199)

169.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Avrupa’da yasaklı olduğu halde ülkemizde iş yaptığı iddia edilen bir firmaya ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11200)

170.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Şereflikoçhisar’daki Fadıllı köyü ile Yeşilyurt arasındaki yolun yapımına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11201)

171.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/11203)

172.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11205)

173.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhurbaşkanlığı personeli ile ilgili verilere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11206)

 

 

 

 

 


15 Kasım 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, görüşmelere başlamadan önce, 7 Kasım 2012 tarihli 17’nci, 8 Kasım 2012 tarihli 18’inci, 9 Kasım 2012 tarihli 19’uncu ve 11 Kasım 2012 tarihli 21’inci birleşimlerde yapılan kapalı oturumlara ait tutanak özetlerinin İç Tüzük’ün 71’inci maddesine göre okunabilmesi için kapalı oturuma geçmemiz gerekmektedir.

Bu nedenle, sayın milletvekilleriyle, Genel Kurul salonunda bulunabilecek yeminli stenograflar ve yeminli görevliler dışındakilerin salonu boşaltmalarını rica ediyorum.

Tutanak özetleri okunduktan sonra açık oturuma geçilecek ve görüşmelere devam edilecektir. Sayın İdare Amirlerinin bu konuda yardımcı olmalarını, salon boşaltıldıktan sonra Başkanlığa haber vermelerini rica ediyorum.

                       

 

Kapanma Saati: 14.03


 

IV.- KAPALI OTURUMLAR

İKİNCİ OTURUM

(Kapalıdır)

 

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin kapalı oturumdan sonraki Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir, Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, muharrem ayı nedeniyle söz isteyen Sayın İbrahim Yiğit’e aittir.

Buyurun Sayın Yiğit. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili İbrahim Yiğit’in, muharrem ayına ilişkin gündem dışı konuşması

İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kutsal aylarımızdan biri olan muharrem ayı münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, muharrem ayı kutsal aylarımızdan birisi olmanın yanı sıra, Kerbela’da yaşanan ve tarihe kara bir leke olarak düşen insanlık dışı olayların yıl dönümü olması açısından da önemlidir. İmam Hüseyin ve çoğunluğu kadınlardan oluşan 73 canın katledilişi nedeniyle muharrem ayı Müslüman toplumlarımızda bir yas ve matem ayı olarak kabul edilmektedir. Bu matem, toplumsal olarak bizi birleştiren, farklı mezheplerden vatandaşları yan yana getiren ve insanlarımızın tek bir duygu ekseninde ortak gözyaşı döktüğü bir platformdur.

Ehlibeyit, özünü insan sevgisinden bulur ve bütün düşünceleri bir insan hakkı olarak kabul eder; hiç kimseyi inancından dolayı hor görmez. Aslı, bilgi, candan dostluk, merhamet, eşitlik ve erdemli insan ortaya çıkarmaktır. Hacıbektaş Veli’nin dediği gibi “Okunacak en büyük kitap insandır. Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.” Bu sözler, ehlibeytin inanç ve felsefesini çok güzel bir şekilde özetlemektedir.

Kerbela’da yaşanan olaylar ise bütün bu değerlere karşı işlenmiş, güç ve iktidar hırsının kör gözünü bize göstermiştir. Bu hırs ki, onlarca masum insanın hayatlarını kaybetmesine neden olmuştur.

Tarihte ehlibeyte karşı yapılan savaşlarda da binlerce insan hayatlarını kaybetmişlerdir. Bu nedenle, muharrem ayı bu tarihsel gerçekleri hatırlamamız ve bu gibi olayların bir daha yaşanmaması için toplumsal birlikteliğimize daha sıkı sarılmamız açısından önemlidir.

Değerli milletvekilleri,  İmam Hüseyin, insanın insana kulluğuna da karşı çıkmış ve canı pahasına bu düşüncelerini savunmuştur. Bugün burada onu hâlâ hatırlıyor ve anıyorsak bunun nedeni onun haklı davası uğruna Kerbela’da verdiği onurlu ve yiğit mücadelesidir.

Daha önceleri de dile getirdiğim gibi, inanç toplumlar için çok hassas bir konudur. Toplumun hiçbir ferdi inancına müdahale edilmesini istemez. Bugün gelinen noktada, ülkemiz içerisinde bütün inanç ve mezhep gruplarının kendi inanış ve felsefelerini daha özgürce yaşaması hususunda ciddi adımlar atılmaktadır.

Yıllarca devletin baskısına maruz kalan ve görmezden gelinen Alevi toplumu, son yıllarda kendilerini ifade edebilir ve birçok sorununu ve talebini devletle tartışabilir hâle gelmiştir. Önceleri gündeme bile getirilememiş birçok sorundan bazıları çözüme kavuşmuş, bazıları ise zaman içerisinde çözülmeye çalışılmaktadır; önemli olan, çözüm konusundaki samimi ve içten yaklaşımlardır.

Ortak akıl ile hareket etmek sorunların çözümünü daha da kolaylaştıracaktır. Aksi takdirde, ortaya çıkacak istenmeyen çatışma ve gerilimlerin kimseye bir fayda sağlamayacağı açıktır. Hazreti Ali’nin dediği gibi “Fikir çatışmasından hakikatler çıkar.” Değerli Halk Ozanımız Âşık Veysel de bir beytinde “Nedir bu Alevi Sünni ayrımı, insan olmadıktan sonra Alevi olmuşsun Sünni olmuşsun, ne çıkar?” diyerek önemli olanın insan odağında buluşarak farklı dil, din, inanç ve etnik kökenlerin bir arada, barış içerisinde yaşayabilmesinin önemine değinmiştir.

Değerli milletvekilleri, muharrem ayında tutulan matem orucu, günlerce susuz bırakılmış ve Kerbela’da İmam Hüseyin’le birlikte hunharca katledilmiş 73 can içindir.

Tarih bu insanlık dramını sayfalarından hiçbir zaman silmeyeceği gibi, zalimleri de affetmeyecektir. İmam Hüseyin ve efradı ise insana zulmedenlere karşı onurlu direnmenin sembolü olarak tarihteki yerlerini bugünkü gibi korumaya devam edeceklerdir. İmam Hüseyin’in “Zalimin zulmüne karşı çıkmamak mazluma yapılacak en büyük kötülüktür. Ben zalimlerle birlikte varlık içinde yaşamayı kendime alçaklık sayarım, zalime karşı gelerek bulacağım ölümü ise yücelik sayarım.” diyerek en güzel şekilde o günkü direnişin özünü anlatmış ve bizlere örnek olmuştur. 

Bu vesileyle, sözlerime son verirken İslam âleminin bu acılarını bir kez daha paylaşıyor, ülkemizdeki toplumsal barış ve huzur ortamının bozulmaması, insanların kardeşçe ve barış içerisinde yaşaması dileklerimle hepinize saygılarımı sunuyorum. Yüreğinizden hoşgörü ve insan sevgisi eksik olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yiğit’e teşekkür ediyorum.

Biz de İslam âleminin muharrem ayını kutluyoruz.

Gündem dışı ikinci söz, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Dünya Tıp, Tıbbi Araştırma Teknik ve Etik Bilimler Akademisi hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Hülya Güven’e aittir.

Buyurun Sayın Güven.

2.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Dünya Tıp, Tıbbi Araştırma Teknik ve Etik Bilimler Akademisi hakkındaki mesajına ilişkin gündem dışı konuşması

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Zonguldak Milletvekilimiz ve Silivri Cezaevinde tutsaklığının 42’nci ayını yani 1.308’inci gününü geride bırakan Sayın Profesör Doktor Mehmet Haberal’ın mesajını sizlere iletmek üzere gündem dışı söz almış bulunuyorum.

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün sizlere Dünya Tıp Akademisi ile ilgili özet bilgi sunacağım.

Birçok konuda olduğu gibi, tıp ve sağlık bilimleri alanlarında da uluslararası ilişkilerin çok önemli olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bugün ulaşmış olduğumuz düzeyde şüphesiz, bu ilişkilerimizin büyük etkisi olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Elbette bu sadece ülkemiz bakımından değil bulunduğumuz bölge bakımından da çok önemlidir.

Bu bağlamda, tıp ve sağlık bilimleri alanlarında, uluslararası tanınmış ve saygın bilim insanı arkadaşlarımın talepleri doğrultusunda uzun süredir, sınırlı olanaklar içerisinde yürüttüğüm bir proje olan Dünya Tıp, Tıbbi Araştırma Teknik ve Etik Bilimler Akademisini kurmuş bulunmaktayız.

Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptığım bu Bilim Akademisinin, dünyanın 27 ülkesine mensup saygın bilim insanı ve akademisyenden oluşan 66 üyesi bulunmaktadır. Merkezi Ankara'da bulunan ve Türkiye’de tescil edildikten sonra İsviçre’de de tescil edilerek uluslararası bir organizasyon hâline gelen bu akademinin üyeleri arasında başta Kuzey Amerika ve Güney Amerika olmak üzere; Avrupa, Orta Doğu, Uzak Doğu, Avrasya ve Afrika ülkelerine mensup pek çok saygın bilim insanının yer alması, ülkemizin, doğu ve batı arasında âdeta bir köprü oluşturmasına ciddi katkı sağlayacak ve uluslararası alanda bir bilim merkezi olarak da tanıtımına destek verecek önemli bir gelişmedir.

Başta Türkiye olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Arjantin, Avustralya, Azerbaycan, Brezilya, Ekvator, Fransa, Hollanda, İngiltere, İran, İspanya, İsviçre, Japonya, Kanada, Kuveyt, Lübnan, Mısır, Pakistan, Singapur, Suriye, Suudi Arabistan, Şili, Umman ve Ürdün vatandaşlarından değerli bilim insanı üyeleri bulunan akademinin temel amaçları arasında, tıbbın farklı uzmanlık alanlarında toplanan bilgilerin uluslararası akademik düzeyde paylaşılmasına ve etkin bir biçimde uygulanmasına katkı sağlamak, tıbbi araştırmalar ve klinik çalışmalarını uluslararası düzeyde desteklemek; tıpta etik standartları ve tıp eğitiminde kalite yükseltici çalışmalar yapmak olan ‘Dünya Tıp, Tıbbi Araştırma Teknik ve Etik Bilimler Akademisi’ bu amaçlarının gerçekleştirilmesi doğrultusunda uluslararası toplantılar, kurslar, konferanslar düzenlemeyi, bilimsel yayınlar yapmayı ve teşvik ödülleri vermeyi de hedeflemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu akademi, üye ülkelerde olduğu kadar dünya tıp eğitimi ile sağlık alanlarındaki çalışma ve araştırmalarda da etik ve kalite kurallarının uygulanmasına önemli katkı sağlayacak ve ülkemizin tanıtımında etkili olacaktır.

Bu nedenle, uluslararası bir bilim akademisi olan bu kuruluşun çalışmalarında, önerilerinizle değerli desteklerinizi beklediğimi bilgilerinize saygıyla sunuyorum.

                                                                                           Prof. Dr. Mehmet Haberal

                                                                           CHP 24’üncü Dönem Zonguldak Milletvekili.”

(CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, yaptığı organ nakilleri ile birçok insanın hayatına ikinci hayat kazandıran Sayın Haberal’ın sizler kıymetini bilmiyorsunuz ama aldığı birçok ödülün yanında yine kendisi Dünya Organ Nakli Derneği tarafından ödüllendirilen ilk Türk ve Müslüman bir bilim adamıdır. Aynı zamanda, Amerikan Cerrahlar Kolejinin doksan yedi yıllık tarihinde ödüllendirilen ilk Türk cerrahıdır. Bugün, 1308 gündür ve aynı zamanda hastalığında da yeterli tedavisini alamayan bir tutukludur. Bugüne kadar ülkesine hizmet etmekten başka amacı olmayan bir bilim insanı ve milletvekili olan Sayın Haberal, bu haksızlığa, zulme ve adaletsizliğe niçin maruz kaldığını öğrenmek istemektedir.

Başta yüce milletimiz olmak üzere sayın milletvekillerimizin takdirine saygılarımla sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güven.

Şimdi, üçüncü gündem dışı söz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümü münasebetiyle söz isteyen Malatya Milletvekili Sayın Ömer Faruk Öz’e aittir.

Buyurun Sayın Öz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 29’uncu yıl dönümü nedeniyle dostluk grubu başkanı olarak gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıbrıs Türk Federe Meclisi 15 Kasım 1983 tarihinde gerçekleştirdiği olağanüstü oturumunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş ve bağımsızlık bildirisini oy birliğiyle kabul etmiştir. Federe Meclis tarafından onaylanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulması ile ilgili karar, Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini temsil eden, doğuştan hür ve eşit olan bütün insanların bir ve eşit yaşamalarına inanan bir anlayışla alındı. Bu inanç içerisinde, Kıbrıs Türk halkının bu kararını dünyaya ilan etmiş olan, ırk, millî menşe, dil ve din gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında ayrım gözetilmesini, her türlü sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden… “Kıbrıs’ta barışın kalıcı hâle gelmesi için her türlü çaba gösterilecektir.” denilmekte idi.

Barışın ve huzur içinde birlikte yaşamanın ne kadar değerli bir şey olduğunu anlamak için çevremizde olan bitenlere bakmamız yeterlidir. Doğu Akdeniz’de, Orta Doğu’da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın, özgürlüğün, insan haklarının egemen olmasını isteyen bir anlayışın temsilcileriyiz.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti toprakları, şehit ve gazilerimizin kanlarıyla yoğrulmuş topraklardır. Dolayısıyla, böyle mukaddes topraklarda kimsenin, Türk kardeşlerimizin geleceğini karartmasına asla müsaade etmedik ve etmeyeceğiz. Kıbrıs meselesine, Kıbrıs’taki kardeşlerimizin haklı mücadelesine her zaman önem verdik ve öncelik tanıdık. Türkiye, AK PARTİ hükûmetleri zamanında, Kıbrıs konusunda, uluslararası arenada uzlaşıdan kaçan bir tavır izlemedi ama bu uzlaşı tavrımız kesinlikle teslimiyetçi bir sonuç çıkarmadı. Kıbrıs konusunda sadece hamasi sözler üretmedik, iş yaptık, yatırım yaptık.

Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, ana vatanın gönderdiği imkânlarla duble yollara kavuştu. Şu an itibarıyla yaklaşık 1.600 kilometreden fazla duble yol, kavşaklar ve üst geçitler tamamlanmıştır. Yine Türkiye'nin göndermiş olduğu teşvik imkânlarıyla birçok turizm tesisi hizmete açılmıştır. Kuzey Kıbrıs’ın en büyük problemlerinden birisi olan içme suyu meselesinde, Hükûmetimiz tarafından, Anamur’dan, deniz altından boru vasıtasıyla, çalışmalar başlatılmış ve aynı şekilde gölet çalışmaları da hızlı bir şekilde devam etmektedir. 2014’ün başlarında, inşallah, Kuzey Kıbrıs içme suyuna kavuşacak, hatta artan sudan sulama suyu olarak bile kullanılması imkânını bulacaktır.

Yine aynı şekilde, aynı metotla, elektrik iletmeyle ilgili de çalışmalarımız -son aşamada- devam etmektedir.

AK PARTİ Hükûmeti olarak, Kuzey Kıbrıs’a Türk halkımızın yaşadığı “yeşil ada”, “cennet ada” ve “yavru vatan” olarak sahip çıktığımızı, Kıbrıs’ımızın ve Kıbrıs halkımızın her zaman yanında olduğumuzu tekraren ifade etmek istiyorum.

Kıbrıs bölgedeki önemli turistik bölgelerden biri olarak, Girne’de Girne Kalesi, Gazimağusa Surları, birçok tarihî yapısı, Selimiye Camisi, Lala Mustafa Paşa Camisi, Sinan Paşa Camisi, Arap Ahmed Paşa Camisi, Mevlevi Tekke Müzesi, Canbulat Türbesi müzesi ve Büyük Han, ecdadımızın yadigârı olarak oraya gidenleri karşılamaktadır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bağımsız bir devlet olarak kurulduğunu, yirmi dokuz yıl önce dünya ve tarih önünde ilan ettiği bugün de Kıbrıslı soydaşlarımızın bağımsızlık gününü kutlayarak Türkiye Cumhuriyeti devleti, Hükûmeti ve tüm Türk halkı olarak her zaman bu devletimizin ve kahraman Kıbrıs Türk halkının yanında olduğumuzu, haklı davalarında sonuna kadar yanlarında olacağımızı belirtir, bu vesileyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü tebrik eder, yüce heyetinizi tekraren saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Kıbrıs, kumarhane ve fuhuş merkezi oldu, sahtekârlık yapan bütün bankaların merkezi oldu, onu da belirtmek lazım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Biz de Başkanlık olarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü hepiniz adına kutluyoruz ve bunu ifade etmekten de memnuniyet duyuyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Birinci sırada Sayın Korkmaz, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, İslam âleminin muharrem ayı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü tebrik ettiğine ve Başbakanın idam cezasını yeniden getirme çağrısı bir istismar değilse Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek vereceklerine ilişkin açıklaması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de sözlerimin başında, İslam aleminin mübarek muharrem ayını tebrik ediyorum, hayırlara vesile olmasını Cenabıallah’tan niyaz ediyorum. Bu ay dolayısıyla, ibadetini yapan bütün kardeşlerimin de ibadetinin kabul olmasını temenni ediyorum, dua ediyorum.

Yirmi dokuz yıl önce, Kıbrıs’ta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. Türkler özgür bir devlet içinde yaşamak istediklerini beyan ettiler. Bu kararları dolayısıyla kendilerini bir kez daha tebrik ediyoruz. Az değil, otuz sene ayakta olan bir devlet. Bütün dünyanın da artık bu devleti görmesini temenni ediyoruz.

Sayın Başbakana bir çağrım olacak son bahsetmek istediğim husus olarak. İdam cezasını yeniden getirmek için bir çağrı yaptınız, idam cezasının kaldırılmasına muhalefet eden tek parti olarak Milliyetçi Hareket Partisi diyor ki: Şayet yaptığınız yeni bir istismar değilse getirin teklifinizi Meclise, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz burada hazırız. Aksi takdirde, Sayın Başbakan, size söylemek istediğim söz şudur: Ya sarf ettiğiniz sözün arkasında duracaksınız ya da arkasında duramayacağınız sözler sarf etmeyeceksiniz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Korkmaz.

Sayın Bayraktutan…

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, muharrem ayı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ve Batum-Ankara uçak seferlerinin iptal edilmesi nedeniyle Artvin halkının mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tüm kardeşlerimizin muharrem ayını kutluyorum. Ayrıca, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de nice yıllarda özgür ve bağımsız yaşamasını diliyorum.

Burada belirtmek istediğim bir sorun var: Artvin ilimiz Batum’a bağlandı, Gürcistan Hükûmetiyle yapılan anlaşma neticesinde havaalanı ortak kullanılıyor. Dünyada iki tane böyle bir yer var, bir İsviçre’de bir de Batum’da ama Batum Havaalanının Ankara seferleri ne yazık ki iptal edildi. Hafta içerisinde her gün İstanbul’a seferler bulunmasına rağmen Ankara seferleri haftada 2 kereydi, alınan karar doğrultusunda Ankara seferleri ne yazık ki iptal edilmiştir. Bundan dolayı özellikle Artvin’de yaşayan yurttaşlarımızın, hemşehrilerimizin ağır bir mağduriyeti söz konusudur. Bu konuda Türk Hava Yolları yönetimine, Genel Müdüre yapmış olduğumuz bütün başvurular sonuçsuz kalmıştır.

Bu mağduriyetin giderilmesi açısından Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanlığının ve Genel Müdürlüğün bu kararı bir kere daha gözden geçirmesi ve Ankara-Batum seferlerinin bir an evvel işleme konulması ve bu seferlerin bir an önce başlatılması için Türk Hava Yolları yönetiminin dikkatini çekiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bayraktutan.

Sayır Erdemir…

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Türkiye’de dijital yatırım ikliminin ve yenileşimci ekonominin geliştirilebilmesi için kullanıcı hak ve özgürlüklerini güçlendirecek düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğinde faaliyetlerine çeşitli kez yasaklamalar getirilen Phorm firmasının ülkemizde TTNET ile birlikte “gezinti” adlı servisi başlatması kamuoyunda derin kaygılar uyandırmıştır.

Alternatif Bilişim Derneği, TTNET tarafından, kullanıcıların rızası ve bilgisi olmadan getirilen bu sistemle kişilerin İnternet’teki verilerinin izinsiz olarak ele geçirildiğini ve ticari amaçla haksız kullanıldığını belirterek suç duyurusunda bulunmuştur. CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk bir soru önergesiyle, CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ise bir basın toplantısıyla bu kaygıları yinelemiştir.

Kişisel verilerimizin ve iletişimimizin gizliliğini ihlal eden, İnternet’in dağıtık, demokratik, tarafsız yapısını bozan, merkezî, denetlenemeyen ve şeffaflıktan uzak teknolojiler İnternet’in geleceğini tehdit etmektedir. Türkiye’de dijital yatırım ikliminin ve yenileşimci ekonominin geliştirilebilmesi için, kullanıcı hak ve özgürlüklerini güçlendirecek düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi talebimizi yineliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Erdemir.

Sayın Yetiş…

4.- Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş’in, 15 Kasım Dünya Filistin Günü’ne ilişkin açıklaması

MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Adıyaman) – Sayın Başkan, bugün 15 Kasım Dünya Filistin Günü. 1948 yılından bu yana binlerce Filistinli Müslüman’ı katleden İsrail rejimini kınıyoruz.

Bugün dünyada 5 milyondan fazla Filistinli, mülteci olarak, zor şartlarda yaşamını devam ettiriyor. Bu rakam, toplam Filistinli nüfusunun yüzde 70’ine denk geliyor. Filistinlilerin yaşam alanlarını, uyguladığı zalimce ve insanlık dışı uygulamalarla açık cezaevine çevirmiş olan İsrail rejiminin politikası, Filistinlilerin yok olması üzerine kurgulanmıştır.

15 Kasım 1988’de bağımsız Filistin devletinin kuruluşunun ilanından bu yana da yine Filistinli Müslümanlara uygulanan zulümler devam etmektedir. Bugün gelinen süreçte Türkiye’den de güçlü destek alan Filistin’in Birleşmiş Milletlerde gözlemci devlet statüsünde tanınmasına yönelik bir çalışma başlamıştır ancak bu çalışma arifesinde bile İsrail iki günden beri havadan, karadan ve denizden Gazze üzerine bomba yağdırıyor ve onlarca insanımızı yine katlediyor.

Siyonist rejimi şiddetle kınıyoruz, şehitlerimize…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yetiş.

Sayın Işık…

5.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, muharrem ayının ülkemize huzur ve barış getirmesini temenni ettiğine ve Alevilere karşı bakış açısına ilişkin açıklaması

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, içinde bulunduğumuz muharrem ayının bolluk, ikram ve insanların eşitçe paylaştığı, ayrım yapılmayan bir ay olmasını ve ülkemize huzur ve barış getirmesini temenni ediyorum.

Bu ayda yaşanan acılar, inanın, herkesin hafızasında iken eski bir emniyet müdürünün ortaya çıkan mektubu olduğu söylenen yazıdaki içerik Alevilere karşı bakış açısını ortaya koymaktadır. Bu kafanın, son zamanlarda yapılan kapı işaretlemeleriyle devam ettiği izlenimi vardır.

Savcıların harekete geçmesini ve yüce Meclisin de daha duyarlı olmasını talep ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Topal…

6.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, Amasya’da damızlık süt sığırcılığını geliştirmek için damızlık simental diye verilen ineklerin aslında angus olduğunun anlaşıldığına ve köylülerin yaşadığı mağduriyetin nasıl giderileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

RAMİS TOPAL (Amasya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Amasya’da, Orman Su İşleri Bakanlığı, ORKÖY aracılığıyla damızlık süt sığırcılığını geliştirmek ve köylülerimize destek olsun diye, 18.500 TL’den ikişer adet, simental inek verildi. Bu ineklerin, sonra damızlık simental ineği değil, angus olduğu anlaşıldı. Tarım, Orman İşleri il müdürlükleri, “Bu ineklerin yüz yirmi gün içinde kesilmesi gerekli” diye rapor verdi. Gümrükten bu inekler girerken, iddiaya göre, normal damızlık tosun olarak girdiği ama Türkiye’de damızlık inek olduğu anlaşıldı.

Bakanlığımız, bu köylülerin mağduriyetini nasıl geçirecek, bunlara destek olacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Topal.

Sayın Karaahmetoğlu…

7.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun’un Görele ilçesi Çavuşlu beldesinde içme suyunun sağlandığı alana katı atık bertaraf tesisi kurulma çalışmaları olduğuna, bu konuda halkın taleplerine saygı gösterilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, Giresun’un Görele ilçesi Çavuşlu beldesinde, beldenin içme suyunun sağlandığı alana katı atık bertaraf tesisi kurulma çalışmaları vardır. Hazırlanan ÇED raporunun olumsuz olduğu, Ordu İdare Mahkemesine açılan dava sonucu çalışmaları durdurma kararı çıkmasına rağmen, altyapı çalışmaları hukuk göz ardı edilerek devam etmektedir. Masumane bir şekilde demokratik taleplerini ifade etmek isteyen Çavuşlu halkı, güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirilmiştir. İnsan sağlığını ve çevreyi ilgilendiren bu hususta halkın haklı taleplerine demokratik bir ülkede saygı gösterilmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karaahmetoğlu.

Sayın Tüzel…

8.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, muharrem ayının sağlık ve barış getirmesini dilediğine, 65’inci gününde olan açlık grevlerine seyirci kalınmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul)- Teşekkürler Sayın Başkan.

Muharrem orucuna inanlara, halkımıza sağlık ve barış getirmesini diliyorum.

Bugün açlık grevlerinin 65’inci günü, cezaevleri Kerbela’ya dönüşmüş durumda. Dün Kandıra Cezaevinde, Suphi Yalçınkaya ve Emrah Kaplan’la görüştüm, 64’üncü günündeler; hâlsiz, iki büklüm, soğuk vücutlar, zor konuşma ve artık içecek istemez hâle gelmişler ve açlık grevini bırakma niyetleri de çözüm olmadıkça yok. Ne istediklerinin doğru anlaşılması ve kamuoyunun  yanıltılmaması önemli. Öncelikle sağlıkları kötü. Ölümleri önlemek için müzakere koşulları oluşsun, yoksa “Öcalan özgür olsun” diye açlık grevi yapmıyorlar. Başbakan müdahaleyi değil, çözümü konuşmalıdır.

Ölümlerin olması, toplumsal barışı ve ortak geleceğimizi dinamitleyecektir. O nedenle “İnsanlar yaşasın, barış kazansın.” diye hepimiz çalışalım ve açlık grevlerine seyirci kalmayalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tüzel.

Sayın Yeniçeri…

9.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, İslam âleminin muharrem ayı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ve Türkiye'nin dış ilişkilerini mevcut konjonktüre göre yeniden gözden geçirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutluyorum, ebet müddet olmasını diliyorum.

Milletimizin muharrem ayını tebrik ediyor, Türk İslam âlemi ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını da diliyorum.

Son zamanlarda, İsrail, Suriye’nin içinde bulunduğu kargaşadan yararlanarak Golan tepelerinde askerî hareketlerine hız vermiştir. Dün de İsrail, Gazze’de devlet terörü uygulayarak onlarca insanı katletmiştir. İsrail, Amerika’da Obama’nın seçimi kazanmasıyla iyice hırçınlaşmıştır. Türkiye, dış ilişkilerini mevcut konjonktüre göre yeniden gözden geçirmelidir. AKP Hükûmeti, Suriye’yi zayıflatarak İsrail’i güçlendirdiğini umarım anlamıştır. Hükûmet hem Suriye hem de İsrail’i bu saatten sonra daha dikkatli izlemelidir. İsrail her an bölgede yeni emrivakiler yaratacak davranış içine girebilir. Bu arada, Türkiye’yi Anadolu’da bloke etmek için terörist faaliyetler yoğunlaştırılabilir. Su uyur, terör uyumaz. Dikkatli olalım.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yeniçeri.

Sayın Demir…

10.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, muharrem ayı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ve Muğla ilinde eğitim konusunda yaşanan sıkıntılara ilişkin açıklaması

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümünü kutluyorum.

Ayrıca, muharrem ayını da kutluyorum.

Sayın Başkan, Muğla’da özellikle eğitimde sıkıntılar devam ediyor. Milas’ın Fesliğen köyünde, yaklaşık 30 öğrenci, iki aydır taşıma sistemi ihalesi yapılamadığı için okula gidemediğinden sınıfta kaldılar. Bu konuda özellikle bunun altını çizmek istiyorum çünkü aileler, veliler ve öğrenciler mağdur durumda.

Ayrıca, Kavaklıdere Çamlıbel beldesinde, Sadık Göçen Lisesinde, ihaleye aykırı olarak servis araçları… Mütalaaya zorlandığı için, akşamüstü çocukların okulda kalmasına zorlandığı için, ihalelerinde farklı bir uygulama yapıldığı için, öğrenciler köylerine -evlerine gidemediklerinden- geç gidiyorlar, saat altıyı, yediyi buluyor. Dolayısıyla, karanlığa kalıyorlar ve aileler ve öğrenciler mağdur durumda. Bu konunun düzeltilip…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demir.

Sisteme giren başka arkadaşlarımızdan özür diliyorum, on arkadaşımıza söz veriyoruz.

Şimdi, gündeme geçiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, söz talebim var efendim 60’ıncı maddeye göre.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin,  Muharrem ayını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, muharrem ayına girmiş bulunuyoruz. Muharrem ayı vesilesiyle matem orucu tutan tüm yurttaşlarımızın matemini paylaşıyor, onların tuttukları orucun ve yaptıkları ibadetin Hak katında kabulünü diliyorum. Aynı zamanda bir daha Kerbela benzeri olayların insanlık tarihinde yaşanmaması yönündeki arzumuzu da ifade ediyorum.

Bugün ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 29’uncu yıl dönümü. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni, onun özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren Türk halkını, buradan sevgiyle kucaklıyorum ve kendilerinin Avrupa Birliğine tam üye olma yönündeki mücadelesini desteklediğimizi bildiriyorum.

Sevgiler, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Sayın Vural, buyurun.

12.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Muharrem ayını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, tüm İslam leminin muharrem ayının ve hicri yılının barışa, kardeşliğe, birliğe, dirliğe vesile olmasını diliyoruz.

Bugün aynı zamanda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümü, kuruluşunu kutluyorum. Kıbrıs’ta KKTC Bayrağı, devleti ve Türk Bayrağı ve toprağı ilelebet var olacaktır.

KKTC’nin kurucusu, kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ı ve Kıbrıs’ta Türk varlığını korumak için canını veren şehitlerimizi, Kıbrıs harekât kararını veren merhum Ecevit’i ve merhum Erbakan’ı rahmetle anıyor, bütün şehit ve gazilerimize minnetlerimizi sunuyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

Sayın Aydın…

13.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Muharrem ayını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 29’uncu kuruluş yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Biz de AK PARTİ Grubu olarak, tüm İslam âleminin muharrem ayını ve aynı zamanda hicri yılbaşını, yılını kutluyoruz. Tüm İslam âlemine, tüm dünyaya barış, huzur ve kardeşlik getirmesini, dirlik getirmesini temenni ediyorum.

Bu vesileyle, muharrem orucunu tutanlardan da Allah katında kabul görmesini temenni ediyor, diliyoruz, Allah’tan niyaz ediyoruz.

Yine, aynı şekilde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz. Her platformda her daim her uluslararası arenadaki toplantılarda Kıbrıs davasının takipçisi olduğumuzu ifade ediyorum. Kıbrıs davasında şehit olanlara Allah’tan rahmet, gazilerimize de Allah selamet versin diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, “Bugün mahı muharremdir, muhibbi hanedan ağlar./ Bu topraklarda bir tek AKP var ki mahı muharremi kutlar.” (AK PARTİ sıralarından “Ne alakası var?” sesleri)

BAŞKAN – Zabıtlara geçti efendim.

Söz talebiniz var mı?

SIRRI SAKIK (Muş) – Yok.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Komisyondan bir istifa tezkeresi vardır, okutuyorum:

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/74)

                                                                                                            14 Kasım 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Üyesi olduğum TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu'ndan başka bir ihtisas komisyonunda görev almak üzere istifa ediyorum. Gereğini arz ederim.

                                                                                                                                        Veli Ağbaba

                                                                                                                                        Malatya

BAŞKAN – Bir istifa tezkeresi daha vardır, okutuyorum:

2.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli’nin, Çevre Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/75)

                                                                                                                                        14 Kasım 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Üyesi olduğum TBMM Çevre Komisyonu'ndan başka bir ihtisas komisyonunda görev almak üzere istifa ediyorum. Gereğini arz ederim.

                                                                                                                                        Kemal Değirmendereli

                                                                                                                                        Edirne

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, su kaynakları ve su hizmetlerinin özelleştirilmesinin neden olduğu olumsuz durumun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/412)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Su kaynakları ve su hizmetlerinin özelleştirilmesinin neden olduğu olumsuz durumun incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98, TBMM İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurularak sorunun araştırılmasını arz ve talep ederiz.

1) İbrahim Binici                            (Şanlıurfa)

2) Pervin Buldan                            (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                             (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                 (Muş)

5) Murat Bozlak                             (Adana)

6) Halil Aksoy                               (Ağrı)

7) Ayla Akat                                  (Batman)

8) İdris Baluken                             (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu           (Bitlis)

10) Emine Ayna                             (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                      (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                 (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                                 (Hakkâri)

14) Esat Canan                               (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                        (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                       (Kars)

18) Erol Dora                                 (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                      (Mersin)

20) Demir Çelik                             (Muş)

21) Nazmi Gür                               (Van)

22) Özdal Üçer                              (Van)

Gerekçe:

İnsanın, yaşam döngüsü içinde suyun önemini bilince çıkarması için ne yazık ki "Küresel Isınma" kavramı ile tanışması gerekmiştir. Su, canlı yaşamı için en önemli bileşenlerin başında yer alarak, yaşamın sürdürülmesinin yegâne kaynağıdır. Bu nedenledir ki su, piyasa değeri olan bir meta değil, insanlığın ve doğanın ortak varlığı ve tüm canlıların en temel hakkıdır.

Dünyadaki tatlı su miktarı, toplam su hacminin yalnızca yüzde 3'lük kısmını oluşturmaktadır. Tatlı su kaynaklarının büyük bölümü ise buzullar, atmosfer, yer altı suları gibi temin edilmesi zor yerlerde bulunmaktadır. Bu adaletsiz dağılım kapalı bir sistem olarak işleyen ve dünya tatlı su varlığına kaynaklık eden su döngüsünde de devam etmektedir. Değişen yağış miktarı ve iklim koşulları bazı ülkeleri su zengini yaparken, bazı ülkeleri ise adeta çöl koşullarına mahkûm etmektedir. UNESCO'nun hazırladığı Dünya Su Gelişme Raporu'na göre; tatlı su kaynakları, temizliği, atık suyun işlenmesi gibi göstergeler açısından 148 ülke içinde 45. sırada yer alan Türkiye, su fakiri olma eğilimi taşımaktadır.

Türkiye, kişi başına düşen 1500 metreküp kullanılabilir su miktarı ile su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. Sahip olduğumuz tatlı su kaynaklarını gerektiği gibi korumamız ve kamusal bir yaklaşımla yönetmemiz halinde bile nüfus artışı nedeniyle gelecek on yılda su fakiri bir ülke olacağımız hesaplanmaktadır. Yıllık 112 milyar metreküp olan kullanılabilir su varlığımız, insan kaynaklı kirlenme, aşırı tüketim, arıtmasız çalışan sanayi, su havzalarının tahribatı, tarımsal gübre ve ilacın bilinçsiz kullanımı, en önemlisi de özelleştirme çabaları nedeniyle tehlike sinyalleri vermektedir. Mevcut iktidarın suyu piyasada alınıp satılabilen bir meta olarak görme anlayışı, bu tehlikeyi tetiklemekte ve gelecekte bizleri bekleyen karanlık tabloya davetiye çıkarmaktadır. Oysa sularımız, coğrafyamızdaki tüm insanlar ve canlılar için en temel ve yaşamsal haktır.

AKP Hükümetinin uyguladığı neoliberal politikalar sonucunda, halkın malı olan kullanılabilir ve içme sularımız, yerli yabancı sermayeye peşkeş çekilmesi hızlanarak devam etmektedir. Bir yandan mevcut hükümet politikalarının merkezi düzeydeki uygulayıcısı DSİ, akarsularımızı "su kullanım hakkı" adıyla 49 yıllığına HES projelerine kurban ederken, diğer yandan yerel düzeydeki uygulayıcısı kimi Belediyeler ve İl Özel İdareleri tarafından, kamusal bir hizmet olarak ele alınması gereken su hizmeti, özelleştirme ve taşeronlaştırmaya teslim edilerek ticarileştirilmektedir.

Özel işletme mantığıyla hareket eden yerel yönetimler, şebeke suyunun kalitesini düşürerek ve kontörlü su sayaçlarını yaygınlaştırarak halkın suya erişim hakkını engellemektedir. İstanbul ve Ankara gibi birçok büyük kentlerimizde halk, musluklardan akan suyu içemediği için şişelenmiş suyu satın almaya zorlanarak, su şirketlerinin kasalarını doldurmaya mahkûm edilmiştir. Yerli ve yabancı sermayenin kol kola girerek delik deşik ettiği Uludağ Millî Parkında, su dolumu yapan şirketlerin sayısı şimdiden 20'yi aşmış durumdadır.

Tüccar mantıklı belediyelerin çoğunda, sayaç okuma ve istasyon bakımı gibi parçalı işlerde özelleştirmeler tamamlanmıştır. Ortaya konulan senaryonun birinci perdesi bu şekilde oynanırken, ikinci perdede şebeke sularının topyekûn özel şirketlere bırakılmasının altyapısı hazırlanmaya çalışılmaktadır. Özelleştirmelerin uluslararası boyutunu ise IMF, Dünya Bankası ve uluslararası Finans Birliği gibi kuruluşlar oluşturmaktadır. Bu kuruluşlar şartların olgunlaşmasıyla birlikte arkalarına gizledikleri uluslararası dev su firmalarını; verimlilik, suyun ve su hizmetlerinin kalitesini arttırma gibi toplumsal fayda yaftaları ile yaldızlayıp sahneye sürmeyi beklemektedirler.

Kentlerimizde özelleştirme ve ticarileştirilmeye teslim edilen su hizmetlerinin, hem kent halkının, hem yerel yönetimlerin, hem de hazinenin başına nasıl belalar açtığı Antalya ve Kocaeli örnekleri ile görülmüştür. Bu nedenle, su hizmetleri ve su kaynaklarımız üzerindeki özelleştirme politikalarının neden olduğu sorunların araştırılması ve tespit edilmesi yerinde olacaktır.

2.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan ve 23 milletvekilinin, jeotermal su kaynaklarının kullanımında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/413)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bursa ilimiz, özellikle Osmangazi ilçesi önemli bir termal şehridir. Çok eski bir tarihe sahip Bursa Çekirge Kaplıcaları ilimizin sağlık turizmine imkân vermiştir. Yüzyıllar boyu insanlığa hizmet etmiş olan jeotermal sularımız ciddi turistik tesisler kurulmasına sebep olmuş ve ekonomik hareketliliği getirmiştir. Ekonomik ilerleme ve büyüme ölçüsünde insanlar termal sularımızdan yararlanmaya yönelmişlerdir. Tıptaki gelişmeler termal tedavinin önemini belirgin hâle getirmiştir. Avrupa'nın bile sahip olmadığı jeotermal potansiyele sahip Türkiye'nin gözbebeği Bursa Çekirge Kaplıcaları gelişmeye muhtaçtır. Devletin bu yöreye, kaplıcalara el atması, sahip çıkması, desteklemesi, teşvik etmesi gerekmektedir.

Bu doğa harikası termal imkânından insanlığın yararlanması şarttır. Bu ise ancak jeotermal kaynaklarının korunmasına bağlıdır. Bu kaynaklar kesinlikle korunmalı ve rasyonel kullanılmalıdır. Termal tesisler dışa açılmalı sağlık turizmi ile gelirlerimiz arttırılmalıdır.

Ancak son zamanlarda Çekirge Bölgesi jeotermal kaynaklarımız tartışmalı sondajlarla gündeme gelmektedir. Termal su kaynakları kamu kurumları arasında, kamu kurumları ile özel şahıslar arasında vuku bulan anlaşmazlıklar, yanlış sondajlar sebebi ile ortaya çıkan su kayıpları ciddi sorunlar ortaya koymuştur.

Tarihî ve turistik yönü ile önemli bir ekonomik potansiyel olan termal kaynakların bilimsel yönden tespiti kaçınılmaz hâle gelmiştir. Mülkiyet tartışmaları, rezervin bilimsel araştırılması, belirsizliklerin giderilmesi, zaman zaman kamu eliyle yapılan sondajların sebep olduğu su kaybının yarattığı durumların yerinde incelenmesi ve araştırılması gerekmektedir. Termal kaynakların bilimsel metotlardan uzak usullerle müdahaleye olumsuz cevap verdiği gerçektir. Bu sular millî servettir. İnsanların hizmetine verilmiş doğa harikasıdır. Bu zenginliğe Anayasal hukuk içinde sahip çıkmak Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir. Sorun millîdir, hukukidir, tıbbidir, bilimseldir, ekonomiktir.

Bu sebeple sorunun yerinde ilgililerle görüşülerek tespiti, çözümlerin belirlenmesi için Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104-105'inci maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Turhan Tayan                              (Bursa)

2) Aykan Erdemir                            (Bursa)

3) Ali Serindağ                                (Gaziantep)

4) Kemal Ekinci                               (Bursa)

5) Ali Demirçalı                               (Adana)

6) Sena Kaleli                                  (Bursa)

7) Ayşe Nedret Akova                    (Balıkesir)

8) Aytun Çıray                                (İzmir)

9) Ferit Mevlüt Aslanoğlu               (İstanbul)

10) İlhan Demiröz                           (Bursa)

11) Aydın Ağan Ayaydın                (İstanbul)

12) Necati Özensoy                         (Bursa)

13) Mehmet Volkan Canalioğlu      (Trabzon)

14) Aylin Nazlıaka                          (Ankara)

15) Mehmet Hilal Kaplan                (Kocaeli)

16) Aykut Erdoğdu                         (İstanbul)

17) Ramis Topal                              (Amasya)

18) Haluk Eyidoğan                        (İstanbul)

19) Sinan Aydın Aygün                  (Ankara)

20) Sakine Öz                                  (Manisa)

21) Bülent Tezcan                            (Aydın)

22) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

23) Veli Ağbaba                              (Malatya)

24) Faik Tunay                                (İstanbul)

 

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 20 milletvekilinin, ülkemizde tarımsal sulama sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/414)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki tarımsal sulama sorunlarının araştırılarak tespiti yapılacak yasal düzenlemeler de dahil olmak üzere alınacak önlemlerin tespiti için Anayasa'nın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri gereği Meclis Araştırması açılmasını arz ederim. 20.12.2011

 

1) Erkan Akçay                               (Manisa)

2) Emin Çınar                                  (Kastamonu)

3) Oktay Vural                                (İzmir)

4) Oktay Öztürk                              (Erzurum)

5) Faruk Bal                                    (Konya)

6) Mehmet Şandır                            (Mersin)

7) Reşat Doğru                                (Tokat)

8) Kemalettin Yılmaz                       (Afyonkarahisar)

9) Muharrem Varlı                          (Adana)

10) D. Ali Torlak                             (İstanbul)

11) Ali Halaman                              (Adana)

12) Bülent Belen                              (Tekirdağ)

13) Ali Öz                                       (Mersin)

14) Emin Haluk Ayhan                   (Denizli)

15) Necati Özensoy                         (Bursa)

16) Mehmet Erdoğan                       (Muğla)

17) Seyfettin Yılmaz                        (Adana)

18) Mustafa Kalaycı                        (Konya)

19) Ahmet Duran Bulut                   (Balıkesir)

20) Celal Adan                                (İstanbul)

21) Adnan Şefik Çirkin                   (Hatay)

 

Gerekçe:

Yüksek verim ve kaliteli ürün için sulama en önemli etken olup doğru ve yeterli sulamayla verimin 2,5 kat artırılması mümkündür. Özellikle son yıllarda kuraklığın artması nedeniyle tarımsal sulama son derece önem kazanmıştır. İçinde bulunduğumuz yüzyılda ve Dünya genelinde tarımsal arazi alanı artırmak yerine, birim alanda daha fazla ürün alma düşüncesi gittikçe yerleşmeye başlamıştır. Birim alanda daha fazla ürün elde etmek için tarımsal sulamayı yaygınlaştırmak ve bu amaçla su kaynaklarının geliştirilmesi ve rasyonel kullanımı büyük önem arz etmektedir. Su kaynaklarımızın limitleri dışında kullanımı ve iklim değişikliklerinin etkileri sonucu, su kaynaklarımız azalmakta, tarımsal su gereksinimimiz artmaktadır.

Türkiye'de işlenen tarım arazileri 21,4 milyon hektar olup her yıl 5 milyon hektarı su kıtlığından dolayı nadasa bırakılmaktadır. Ekili ve dikili alanların 8,5 milyon hektarı sulanabilir özellikte olup ancak 5,4 milyon hektarı sulamaya açılmıştır. Başka bir deyişle Türkiye'deki toplam ekili ve dikili alanların yüzde 25'inde sulu tarım yapılmaktadır.

Ülkemizdeki sulanan 5,4 milyon hektarlık tarım arazisinin 4 milyon hektarı su verimliliği yüzde 25-35 olan salma sulamayla, 900 bin hektarı su verimliliği yüzde 75-85 olan yağmurlama sulama yöntemi ile, 424 bin hektarı da su verimliliği yüzde 90-98 olan damlama sulama yöntemi ile sulanmaktadır. Damlama sulama yönteminin kullanılması sulamada tasarrufu sağlayacaktır.

DSİ Genel Müdürlüğü'nün yatırım bütçesinin Bakanlık bütçesine ve GSYH'a oranları yıllardır artmadığı için sulama yatırımları bir türlü bitirilememektedir. Toplam sulamaya açılacak alanların yüzde 52'sini içeren GAP'daki sulama yatırımları ödenek yetersizliği yüzünden çok yavaş ilerlemektedir. Ülkemizin en büyük ikinci sulama projesi olan Konya Ovası Sulama Projesinde durum aynıdır. Suyun rasyonel ve etkili kullanımını sağlamak için Su Yasasına ihtiyaç vardır.

DSİ sulamalarında uzun yıllar ortalaması olarak sulama oranı yüzde 65'dir. Teknik açıdan yüzde 50-60 olması gereken sulama randımanı yüzde 45 düzeyindedir. Bu durum sulamaya açılan alanların yaklaşık yarısı su olduğu halde sudan istifade edemiyor anlamına gelmektedir. Türkiye genelinde toplam sulama oranının değişimine baktığımızda son 10 yılda sulama oranlarının geliştirilemediği ve sulama randımanının çok sınırlı bir şekilde arttığı görülmektedir.

Sulama yatırımlarının atıl kalmasındaki en büyük sebeplerden biri de, sulama alanlarının ve sulamaya açılacak alanlarda arazinin parçalı olmasıdır. Ülkemizde toplulaştırma yapılabilecek arazi miktarı 14 milyon hektar iken 1960 yılından beri toplulaştırması yapılan arazi miktarı 1,5 milyon hektardır. Sulamaya açılan alanlarda, bilinçsizce yapılan sulamalardan dolayı taban su seviyesi artmış, dolayısıyla çoraklaşma en büyük sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Nüfus artışı ile beraber artan gıda talebi, küresel ısınma gibi tehditlerle birleşince ülke nüfusunun gıda güvencesinin sağlanması için tarımsal faaliyetlerde verimliliği artırarak, ekonomik kalkınmayı sağlamak ve devam ettirmek toprak ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine bağlıdır. Bu kaynakların yönetiminde sürdürülebilirliği sağlamak için; etkin sulama yatırımlarının artırılması, sulamaya açılan arazilerde ve yeni açılacak alanlarda etkin sulama sistemlerinin kurulması, yüzey ve yeraltı sularının en uygun şekilde depolanması, toprak ve su kaynaklarının israfının önlenmesi ve üreticiler ile kamuoyunun bu konulardaki farkındalığının artırılması, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına izin verilmemesi, erozyonun ve çoraklaşmanın önüne geçecek önlemlerin alınması gerekmektedir.

Sahip olduğumuz arazilerin ve su kaynaklarının özelliklerine ve seçilecek bitki desenine uygun modern sulama sistem ve yönetiminin seçilmesi, projelenmesi ve tekniğine uygun olarak kullanılması; doğal kaynaklarımızın en iyi şeklide bir sonraki nesillere aktarılmasını ve sürdürülebilir bir tarımsal üretimin yapılmasını sağlayacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeler bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Azerbaycan Ulusal Meclisi Başkanı Oktay Asadov'un vaki davetine icabetle 26-28 Kasım 2012 tarihlerinde düzenlenecek olan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamento Asamblesi (KEİPA) 40’ıncı Genel Kurul toplantısına katılmak üzere Azerbaycan’a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1047)

                                                                                                               14.11.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetin; Azerbaycan Ulusal Meclisi Başkanı Oktay Asadov'un vaki davetine icabetle 26-28 Kasım 2012 tarihlerinde düzenlenecek olan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamento Asamblesi (KEİPA) 40. Genel Kurul toplantısına katılmak üzere Azerbaycan'a resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6. maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                              Cemil Çiçek

                                                                                                           TBMM Başkanı

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Özkes, Sayın Ekşi, Sayın Çıray, Sayın Canalioğlu, Sayın Işık, Sayın Özgündüz, Sayın Genç, Sayın Güven, Sayın Yalçınkaya, Sayın Öz, Sayın Toptaş, Sayın Erdemir, Sayın Kaplan, Sayın Serter, Sayın Yüksel, Sayın Moroğlu, Sayın Akova, Sayın Yıldız.

Sayın milletvekilleri, yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 15.04


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Tezkereler (Devam)

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Azerbaycan Ulusal Meclisi Başkanı Oktay Asadov'un vaki davetine icabetle 26-28 Kasım 2012 tarihlerinde düzenlenecek olan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamento Asamblesi (KEİPA) 40’ıncı Genel Kurul toplantısına katılmak üzere Azerbaycan’a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1047) (Devam)

BAŞKAN – Başkanlık tezkeresini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Başkanlık tezkeresi kabul edilmiştir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in ana dilde eğitim ve kimlik politikalarının araştırılması amacıyla 2/11/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Kasım 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 15.11.2012 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             İdris Baluken

                                                                                                                  Bingöl

                                                                                                         Grup Başkanvekili

Öneri:

02 Kasım 2012 tarihinde, Bingöl Milletvekili Grup Başkanvekili İdris Baluken tarafından verilen (1735 sıra nolu), "Anadilde eğitim ve kimlik politikalarının" araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15.11.2012 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun efendim.

Süreniz on dakika.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, ana dilde eğitim ve dünyada kimlik politikalarının gündemi 20’nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren, İkinci Dünya Savaşı sonrası insan haklarının gelişimiyle 21’inci yüzyılda çok daha farklı bir noktaya gelmiş ve Türkiye’de de buna paralel olarak birtakım değişimlerin yaşandığını biliyoruz.

Bu araştırma önergemiz, Türkiye’de özellikle otuz yıldır yaşanan çatışma süreci açısından Meclisin ciddi bir araştırma yaparak ana dilde eğitim, kimlik problemleri konusunda çok kültürlü, çok dilli, ülkemizde cumhuriyetin kuruluş felsefesi sonrası birlikte yaşamanın hukukunu, eşitlik, özgürlük ve adalet temelinde bir netliğe kavuşturmak için böyle bir araştırmanın yararlı olduğuna inanıyoruz.

Şunu ifade etmek istiyorum, bugün açlık grevlerinin altmış beşinci günü. Taleplerden birisi de, ana dilde eğitim ve ana dilde savunma hakkı. Bu hak uğruna yapılan mücadeleler yakın tarihimizde 12 Eylül darbesinin askerî yönetimlerinin, askerî mahkemelerinin, sıkıyönetimlerin, askerî cezaevlerinin o günün koşullarında Anayasa ve yasalarla yasaklanan dilin -2932 sayılı Yasa’yla- ve o koşullarda,  o zorba dönemlerde dahi yiğit insanların cezaevlerinde, sıkıyönetim mahkemelerinde Kürtçe savunma yaparak -Sayın Maraşlı’nın, Sayın Zana’nın, Sayın Aydın’ın, yakın tarihimizde birçok kişinin- mücadele ettiğini biliyoruz. Tabii ki bu yasaklar kalktı, 87’de bu dil yasağı kalktı, 91 Yasası’yla bu konuda bir adım atıldı ama özellikle 2000’li yıllarda ana dil yasağının Anayasa’dan çıkarılması önemli bir aşamadır. AK PARTİ öncesi, koalisyonlar döneminde dil yasaklarının kaldırıldığı bu madde biraz Avrupa Birliği sürecinin ruhuyla beraber çok anlamlı bir gelişmeyle günümüze doğru merhale merhale geliyor.

Burada şunu ifade etmek istiyoruz: Kolay değil. Bu konudaki mücadelelerde, 2001 yıllarında binlerce üniversite öğrencisi ana dilde eğitim hakkı için dilekçe verdiği için YÖK’e, rektörlüklere okuldan atıldılar, Terörle Mücadele Kanunu uyarınca yargılandılar, bedel ödediler, sonunda bütün bunlar haklı çıktılar ve bu yapılan soruşturmaların çağ dışı olduğu özellikle Avrupa Birliği uyum paketleriyle değiştirilerek…

Ve sonrası: RTÜK Yasası’nda değişiklik yapılarak 15 dakikalık ana dilde eğitim yayınları, daha sonrası -diğer diller de dâhil tabii buna- Kürtçenin farklı lehçelerinden Çerkezceye kadar, Boşnakçaya kadar, onun arkasından TRT 6’da yapılan yayınlar günümüzde üniversitelerde -kürdoloji olmamakla beraber Kürtçe eğitim- “konuşan diller” adı altında kurulan kürsüler de olsa atılan adımlar; yine, bugün gündemimize, eğitim sistemine seçmeli ders olarak Kürtçe dersi gelmesi gibi, bütün bu gelişmeler dikkate alındığında ülkemizin en ciddi sorunlarından birisinin ana dilde eğitim konusu, kimlik konuları, çok dillilik, çok kültürlülük… Yeni bir anayasa sürecinde bunların son derece önemli olduğu ortaya çıkıyor.

65’inci gününde açlık grevlerinin bu haklı taleplerden birisi olan savunma hakkının ana dilde yapılmasıyla ilgili bugün sabah İnsan Hakları Komisyonundaydık, orada görüşmeler başladı. İnsan Hakları Komisyonuna sunulan Hükûmet tasarısında savunma hakkının sadece iddianameden sonra mahkeme aşamasında yani son soruşturmada ve sınırlı olarak, üstelik de tercüman ücreti ödenerek getirilen taslağın ayrımcı olduğunu, dışlayıcı olduğunu, eşitliğe aykırı olduğunu söylüyoruz ve Meclisin duyarlı olması gerektiğini söylüyoruz çünkü bir kişi yakalandığı anda, polisin karşısına çıktığı anda ana dilinde savunmasını yapabilmeli. Ha bu Kürtçe olabilir, Arapça olabilir, Çerkezce olabilir, Alman’dır Almanca olabilir, Afrikalıdır kendi dilinde olabilir ama bu hak Anayasa’nın 90’ıncı maddesi, uluslararası sözleşmeler, bizim imzaladığımız, onayladığımız Birleşmiş Milletlerin iki sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bütün bunların içinde adil yargılanmanın vazgeçilmez bir parçasıdır. Siz birisine, eğer kendi vatandaşınıza “Git, bilirkişi, tercüman tut, ücretini öde, kendini savun.” derseniz bu en aşağılayıcı, en onur kırıcı, en haysiyet kırıcı bir yaklaşımdır, bu kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Bu ülkede Türk olup da Türkçeyi doğru dürüst konuşamayan üçüncü nesil jenerasyon Almanya’dan gelip burada bir suçla yakalandığı zaman, Türkçeyi konuşamadığı zaman, Almanca tercüman gerektiğinde ona “Git paranı öde, Almanca tercümanını tut, kendi savunmanı yap.” diyecek misiniz? Diyemiyorsanız bu ülkenin milyonlarca Kürt vatandaşına bunu söylemek sizce adil midir, doğru mudur, vicdani midir, eşitlikçi midir? Bunlar yanlış şeyler. Biz burada şunu söylüyoruz: Bir şey yapıyorsanız doğru dürüst yapın. Nasıl yapın? Soruşturmanın her aşamasında poliste, delilde, bilirkişide, iddianamede ve mahkemede “Savunma hakkı kutsaldır, savunma hakkı bölünemez.”, bunu koyun. KCK’nin üç yıldır yargılamalarının kapatılmasının nedeni bu özel yetkili mahkemelerdir. Bu özel yetkili mahkemeler de siyasal karardır, ön yargıdır, ırkçılıktır, tekçiliktir, dışlayıcılıktır, burada adalet yoktur. Zaten hiçbir olağanüstü mahkemede adalet yoktur. Bakın 12 Eylülden öncesi darbe yargılamalarından, DGM’lerden bugüne gelin, bunların hiçbirisinde adalet bulamazsınız. O zaman olağanüstü yargıların tümden kaldırılması gerekiyor zaten. Normal bir yargılama sürecine girmemiz gerekiyor.

Şimdi, buradan bir nokta daha... Evet, bu ülkede sorunları Meclis çözemiyorsa, siyaset kurumu; biz konuşamıyorsak ve sorunlar kangrenleşiyorsa, gerilime dönüşüyorsa, eyleme dönüşüyorsa, demokratik tepkiye, demokratik tepkiler karşısında durmadan gaz atan bir Hükûmet ozon tabakasını deliyorsa ne olacak bu ülkenin hâli? Soruyoruz yani hakikaten ne olacak? Bakın asırlar öncesi, milattan önce Konfüçyüs’e sormuşlar, demişler ki: “Bir ülkeyi yönetmeye kalkarsanız, çağrılırsanız yapacağınız ilk iş nedir?” Konfüçyüs demiş ki: “Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlarım.” diyor. Çünkü kendini anlatma aracıdır, düşünceyi ifade aracıdır, toplumu yönetme aracıdır. Siz… Dil düşüncenin ta kendisidir, edebiyattır, sanattır, şiirdir, hikâyedir, divandır. Bunların hepsidir, sinemadır, sanattır. Siz… Bu dilleri, ülkemizin zenginliklerini hiç kimse “Tek dil” diyerek yok sayamaz, bunları öldürmeye kalkamaz.

Bir ulusun dili onun ruhudur. Dil kültürün aynasıdır. Eğer dil geliştirilmemiş olsa, insan, insan olarak yaşayamazdı, dillerin sınırları dünyalarıdır. Bu kadar açık, kendi diline hayran, kendi diline kurban olanlar başkalarının diline de hayran ve kurban olmak zorundadır. İnsan olmanın gereği budur. Hiç kimse kendiliğinden bir dili suni olarak yaratmıyor, tarihin ışığından, binlerce yıldan, kültürden dönüşerek geliyor, dil öyle oluşuyor, dil öyle siparişle olmuyor, naylon bir siparişle olacak bir iş değil kültürler. On bin yılların süzgecinden geliyor, Mem ü Zin’i, Ahmedi Hani’yi, siz Fakiye Teyran’ı o dönemlere… Asırlar öncesini, onların yazdıkları divanları, medreseleri, gördükleri üniversite eğitimlerini siz hangi dönemlerde yaşandığını görmüyor musunuz? Görüyoruz. Görüyorsak o zaman bu ülke çok zengin bir ülkedir. Kültürümüze, renklerimize, seslerimize sahip çıkacağız. Bu araştırma önergesi bize bu fırsatı tanır, bunda kaybetmeyiz diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde olmak suretiyle, Sayın Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili.

Sayın Halaçoğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, ekonomik ve siyasi güç, o devletin konuştuğu dilin de uluslararası konuma gelmesine sebep olur. Dilin, insanların birbiriyle anlaşmalarında en önemli unsur olduğu malumdur. Dilin “dil” olarak tanımlanabilmesi için muhakkak ki bazı özellikleri olması gerekir. Mesela fiil, sıfat, zamir, ekler gibi hususlar o dilin zenginliğini ortaya koyar. Bir dilde bir eşyanın, bir rengin, bir mefhumun tanımlanmasıyla ilgili olarak ne kadar çok kelime varsa, o dil o kadar zengin bir dildir.

Bu tanıma göre dili üç ana bölüme ayırabiliriz: Bunlardan birincisi ilim dilidir. Ana diliniz ilim yapacak ve ilmî araştırma sonuçlarını yazıya döküp uluslararası kamuoyuna sunacak hâlde değilse, başka bir dil sizin ilim diliniz olarak kabul edilecektir. Bu tür diller uluslararası camianın da ortak dili hâline gelir. Bugün İngilizce bu konumdadır.

İkincisi, resmî dildir. Resmî dil, bir ülkede farklı etnik gruplar ve dillerin yer aldığı ülkelerde birlik ve beraberliğin temininde önemli bir hüviyet taşır. Devletin her türlü kurumunda resmî dille yazışma yapılır ve konuşulur. Aksi durumlarda, ülke içinde, o ülke vatandaşları arasında uyum ve dayanışma gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Bu konudaki belirsizlik ayrışmaya yol açar. Mesela, Osmanlı Devleti’nde onlarca farklı millet ve dil olmasına rağmen, resmî dil olarak kurucu irade sebebiyle Türkçe resmî dil olmuş, bütün yazışmalar Türkçe yapılmıştır.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ama Hocam, diğer dillere de hayat hakkı tanımıştır Osmanlı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Üçüncüsü, ana dildir. Ana dil meselesi çoğu zaman hep tartışmalara sebep olmuştur.

Osmanlı Devleti’ndeki Osmanlıca dediğimiz dil Türkçe temellidir gramer yapısı itibarıyla, her şeyiyle. Arapçadan, Farsçadan kelimeler vardır ama Türkçe özelliğini ayırmaz. Ne Arap gramerine benzer ne Fars gramerine benzer. Mesela “kütüphane” kelimesi Arapça ve Farsçadan birleştirilerek yapılmış, Türkçeleştirilmiş bir kelimedir. Bu şekilde düşünün.

Arap harflerinin kullanılmış olması da Osmanlıcayı Arapça yapmaz. Çünkü Arap harfleriyle yazılmış olmasına rağmen Türkçedir. Yine biz, şimdi Latin alfabesiyle yazıyoruz. Latin alfabesiyle yazdığımız dilin Türkçe olmadığını iddia edemezsiniz, Latince diyemezsiniz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, diğer dillerle ilgili eğitime engel yoktu, onu diyoruz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Ana dil meselesi çoğu zaman hep tartışmalara sebep olmuştur. Ana dil, anneden öğrenilen dil midir, yoksa bir toplumun kültürel anlamda anlaştığı dil midir? Çoğu zaman ana dil, toplumun bulunduğu coğrafyaya bağlı olarak tanımlanır. Herkesin, ana dilini öğrenmesi tabiidir. Mesela, Fransa’da yaşayan bir Cezayirli ailenin bildiği tek dil Fransızca iken ve ailenin bütün fertleri Fransızca konuşurken ana dil nasıl tanımlanacaktır? Fransa’da yaşayan bu aile ana dilinde eğitimi hangi ölçüde yerine getirebilecektir?

Değerli milletvekilleri, bugün Barış ve Demokrasi Partisinin ana dilde eğitim konusunda verdiği önerge uygulanma imkânı olmayan bir nitelik de taşımaktadır. İlk olarak; Kürtçe, eğitim dili olarak, birbirini anlamayan hangi lehçe veya lehçelerde yapılacaktır?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Kazakça ve Kırgızca yapılacak!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Diyarbakır’dakinin Van’ı anlamadığı, Tunceli’yi anlamadığı göz önüne alınacak olursa, nasıl bir uygulama yapılabilir?

Bir ülkede kendi içinde bile birbirini yüzde 5 anlamayan, farklı lehçelerde eğitim dili olabilir mi?

SIRRI SAKIK (Muş) – Kuzey Irak’ta, Irak Kürdistan’ın da var.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Irak Kürdistan’ı bizi ilgilendirmiyor, biz Türkiye’den bahsediyoruz. Irak Kürdistan’ında hangi lehçe konuşuluyor? Irak Kürdistan’ında konuşulan lehçeyi anlayabiliyor musunuz veya Van’daki bir kişi anlayabiliyor mu?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Siz konuşmanızı yapınız. Hocam, muhatap olmayın!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – İkinci olarak, Türkiye’nin genelinde kullanılan resmî dil çerçevesinde anlaşma  imkânı varken sırf ideolojik ve siyasi sebeplerle toplumun ayrışmasına sebep olacak bir uygulamayı kabul etmek mümkün müdür?

İsteyen Kürtçe öğrenebilir ve bu hususta yasalarda bir sıkıntı yoktur. Bununla beraber, açılan kursların kapandığını da hepimiz biliyoruz. Gerçekte ana dilde eğitimi, terör örgütü ve bağlantılı grupları talep etmektedir. Bu talebin de amacının ne olduğu herkes tarafında açıkça bilinmekte ve görülmektedir. Nitekim ana dilde savunma hakkı, ana dilde eğitim hakkı, anayasal vatandaşlık, ortak vatan, demokratik özerklik, Kürtlere statü verilmesi, yer adlarının Kürtçe olması, mahallî idarelerde Kürtçe kullanılması gibi istekler bölücü anlayışın bir tezahürüdür. Bunun ardında ülke topraklarının bir bölümünün koparılması ve uluslararası bir iradenin büyük Kürdistan” oluşturma planlarının bir parçasıdır. Yani ana dilde eğitim talebi bir egemenlik talebi meselesidir.

Dolayısıyla, bu isteğin masum bir istek olarak görülmesi mümkün değildir. Zira Anayasa’ya aykırılığı bir yana, bu istek öne sürülerek terör örgütünce insan hayatını bölücü amaçlar için vahşice hiçe sayan ve istismar eden bir baskı ve katliam olayı vardır.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Said Nursi terörist miydi, ana dilde eğitim istedi?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Canlı bomba olarak veya açlık grevleri de bu çerçevededir. İnsan hayatı, bölücü taleplerin aracı hâline getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu nedenle önergeye karşı olduğumuzu belirtiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Şimdi, lehinde olmak üzere Sayın Sırrı Sakık Muş Milletvekili.

Buyurun efendim, süreniz on dakika.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de bu önergemizle ilgili grubum adına buradayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında bu konuya girmeden önce, hepimizin grup olarak hassasiyetimiz bilinir bu açlık grevleriyle ilgili. Bugün 65’inci günündeyiz ve her gün, her saat ölüme yaklaşan anları birlikte yaşıyoruz. Bir grup milletvekili arkadaşımız da Diyarbakır’da, bu açlık grevinin taleplerinin hayata geçmesi için onlar da bedenlerini ölüme yatırdılar.

Asıl sorun, burada, eğer gerçekten ana dilde eğitim hakkı olmuş olsaydı bugün ne dağlarda kavga olmuş olacaktı ne de zindanlarda açlık grevi olacaktı ne de bu ülkenin çocukları her gün ölmeyecekti. Yani biraz önce buradaki Hatibi dinledik. Kürtlerin resmî dile karşı bir tepkisi falan yoktur ama kendilerinin yok hükmünde sayılmasına karşı ciddi tepkileri vardır ve siz, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar -biraz önce yapmış olduğunuz konuşmalardan dolayı- atalarınız aynı zalimane politikalar içerisinde oldular ki yıllardır Kürtler buna karşı direniyor, buna karşı mücadele ediyor; çare yoksa yol çaredir, dağ çaredir, zindan çaredir, ölüm çaredir diye bedenlerini ölüme yatırıyorlar ve siz, her sabah, okullarda  ret ve inkâr politikalarının her gün hayata geçtiğini görmüyor musunuz? Sayın Başbakan da zaman zaman çıkıp çıkıp söylüyor: “Ret ve inkâr politikaları bitti.” Her sabah bizim çocuklarımız, okul bahçelerinde “Türk’üm”le başlayan “Çalışkanım”la başlayan “Varlığım Türk varlığına armağan olsun…” O asimilasyoncu, o ırkçı antlarla çocuklar okula gitmiyor mu? Buna ne hakkınız var? Çocuklarımızı bu şekilde eğitmeye kimin ne hakkı var? Hangi anayasanın, hangi yasanın buna hakkı var? Hiçbir anayasa, hiçbir yasa, benim dilime, kimliğime gem vuramaz, beni asimile edemez. İşte bugünkü mücadelenin asıl nedeni de budur.

Şimdi, uluslararası platformlarda, Başbakan ve bakanlar gittiklerinde, hepsi “Aman, aman, asimile olmayın.” Almanya’da bunu söylüyorlar ama kendi topraklarında asimilasyonu, ret ve inkârı her gün sürdürüyorlar.

Bakın, son dönemlerde hiç gereği yokken idamı tartışmaya başladılar. Kim tartışmaya açtı bu idamı? Türkiye’de bilinmeyen edilmeyen bir siyasi parti, binde bilmem ne kadar oy almış bir parti, buradan nemalanan, buradan… Asıl, geçmişte yani o kadar çok cinayetlere bulaşmışlar ki… Ve bugün idamı tetikleyerek siyaseten bir rant elde etmeye çalışıyor ve Sayın Başbakan da çıkıp bununla uzun süre müzakere yapıyor.

Ya, sorunu Kürtlerin diline, kimliğine, kültürüne gem vurarak, Kürtleri idam ederek çözemezsiniz. Sorun mücadeleden müzakereye… Yani masaya oturup birlikte bu sorunu konuşabilmelisiniz. Ama dönüp bakıyorsunuz, cezaevlerinde diyorlar ki: “Efendim, şov yapılıyor.” Ve arkasından “Ölüm sınırında olan yok.” diyor. E, siyaset dünyasında nasıl bu ülkenin belli kurumları, üniversitelerde devlet adına yani eğitim aldıklarında ilk önce bir yalan eğitim de alırlar, devletin bütün günahlarını örtbas etmek için. Şimdi, siyaset dünyası da bu gök kubbe altında Kürtlerle ilgili söylemedikleri yalan kalmadı.

Şimdi, bakın, bir dönem Adalet Bakanlığı yapmış, sonra Meclis Başkanlığı yapmış, Başbakan Yardımcılığı yapmış, bugün de AKP’de Genel Başkan Yardımcısı. Ne diyor? “PKK, cezaevlerinde kritik noktada olan birilerini öldürebilir.” Demek ki kritik noktada olanlar var, orada ölümler çıkınca şimdiden hemen kılıf aramaya çalıştınız. “PKK içeride infaz yapabilir.” El vicdan! Bu kadar yalan söylemeye, bu gök kubbe altında bu dillere, bu kimliklere, bu kültürlere hayat hakkı tanımanız gerekirken çıkıp yalan söylemekten utanmıyor musunuz? Osmanlıdan bahsediyorsunuz…

Şimdi, ben biraz önceki Hatibi dinledim, biraz önce de komisyonda dinledim. Bütün politikası klişe sözcüklerden oluşmuş, bütün herkesi, özellikle bütün Kürtleri araştırıyor “Bunlar Türk soyundan…” Kardeşim, biz soy avcılığında değiliz.

Bir medeni dil midir, değil midir? Siz dili yıllarca yasaklarsanız… Biri çıkıyor “Medeni dil değil.” diyor, biri diyor ki “Bilim dili değil.” Siz, Türkçeyi yüz yıl yasaklayın bakayım, bilim dili olur mu, medeni bir dil olur mu? Ama buna rağmen Kürtçe, dönün bakın, ne romanlar, ne edebiyatlar, ne edebiyatçıların nasıl yetiştiğini de bilirsiniz bütün baskılara rağmen. Yanı başınızdaki coğrafyada Kürtçe eğitimin ilkokuldan üniversiteye kadar nasıl devam ettiğini de görürsünüz. Hele hele Osmanlıdan bahsediyorsunuz. Osmanlı döneminde, bakın Osmanlıda… Osmanlı bütün kimliklere nötrdü, bütün inançlara nötrdü. Kürtler Urfa’da, Diyarbakır’da, İstanbul’da ve Van’da kendi diliyle, üniversite mi dersiniz oraya, yoksa dönüp medrese mi dersiniz, orada Kürtçe edebiyatı ve dili vardı ve orada Kürtçe eğitim yapılıyordu. Şimdi dönüp dillere haksızlık etmeyin.

Sevgili arkadaşlar, savunma, ana dilde savunma da zaten bugün işte komisyonlarda konuşuluyor. Eğer Kürtçe eğitim yapılmış olsaydı, bugün biz gerçekten bunların hiçbiriyle ilgilenmeyecektik, bu kavgadan bahsetmeyecektik, daha büyük bir Türkiye için mücadele edecektik, yeni cezaevleri açmayacaktık, yeni yeni… Yani kulağı tersten göstermeyecektik. Ana dilde eğitim olmuş olsaydı, bu komisyonlarda bugün farklı şeyler, ülkenin geleceğiyle ilgili, çocuklarımızın geleceğiyle ilgili önemli şeyler yapmış olacaktık.

Şimdi, bakın, peki, soruyorum sizlere: “Kim varsa bu topraklar üzerinde kendi kimliğini rahatlıkla söyleyecektir. O kimliğe saygı duyacağız. O kimliğin bütün kültürel haklarını, anayasal haklarını vereceğiz, tanıyacağız. Diline saygı duyacağız.” Şimdi buna bir itirazınız var mı? Bunu söyleyen, Sayın Arınç. Burada söyledi. Demek ki burada bir dil var, bir kültür var, bir halk var, gereğini yapacağız.

“Ben Kürt’üm diyen bir insanın bu ülkede hepimiz kadar, en az hepimiz kadar hayat hakkı, bilgi hakkı, eğitim hakkı, dil hakkı, kültür hakkı, kimlik hakkı, ne varsa, bu bizim cebimizden verdiğimiz bir şey değil, bir lütuf da değil.” İşte, bizim de istediğimiz bu. Burada çıkıp söyleyen Sayın Arınç’ın bu sözlerinin altına biz de imzamızı koyuyoruz. Eğer bunları söylüyorsanız, yani bu Parlamentoda sadece belli alanlarda duyguları okşamak adına söylenen sözcükler değilse, tespitler değilse… Havacılıkta da bir kural vardır genellikle yolcular ve hostesler arasında telefon alıp vermelerde, söz vermelerde, sonra birbirlerini aramazlar. Dönerler, havada verilen söz havada kalır. Siyaset dünyası da çıkıp burada sadece topluma sözler vadederek bazı şeyleri havada bırakmamalıdır, bunun gereğini yapmalıdır.

Sonra bir komisyon,  Anayasa Komisyonu Başkanı -sözüm ona yeni bir anayasa yapacağız hep birlikte- hayretle izliyoruz “Ana dilde eğitim istemek şeytana uymaktır.” diyor. E, bu şeytani fikri nereden buluyorsunuz? Evet, biz Kürtler ana dilde eğitim istiyoruz, şeytani ise şeytana da uyuyoruz. Var mı buna hakkınız ya? Bu kadar ırkçı olmaya, bu kadar milliyetçi olmaya ne hakkınız var sizin? Şimdi, böyle bir Anayasa Komisyonu Başkanından nasıl toplumsal bir uzlaşı, nasıl yeni bir anayasa çıkar?

Vallaha, kusura bakmayın, ben bazen sizi gördüğümde… Geçmişte milliyetçi cephelerin farklı bir versiyonu olarak sizleri görüyorum. O dönemde de Türkeş diyordu, cezaevindeydi: “Biz cezaevindeyiz, bizim düşüncemiz iktidar.” Aslında bugün Milliyetçi Hareket Partisinin itiraz etmesine gerek yok. Onlar muhalefette ama düşünceleri iktidarda. Şimdi idamdan bahsedenler, burada 3’üncü Yargı Paketi’yle 7 TİP’li öğrenciyi öldürenleri bir saatte affedenler ve sonra tekrar idamı gündeme getirenler, size soruyorum: Kimden o hakkı aldınız? 7 kez idama mahkûm olanları affettiniz, kimden o hakkı aldınız? Bugün yeniden idam sehpalarını kuruyorsunuz muhaliflerinize karşı.

Bütün sorun, ana dilde eğitimdir. Dağdaki kavga da odur, cezaevindeki kavga da odur. Otuz yıldır direnenlerin, hepsinin ödediği bedel ana dilde eğitim talebidir, birlikte yaşamaktır. Böyle ütopyalar çizip halkın kafasını karıştırmaya gerek yok. Kürtler kaderini bu coğrafyadaki halklarla birleştirdi, bütünleştirdi ama eşit yaşamak istiyor; evet, statü sahibi olmak istiyor, demokratik bir cumhuriyet istiyor, demokratik özerklik istiyor, ana dilini hayatın her alanında özgürce ifade etmek istiyor ve bu bir lütuf değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bu taleplere makul yaklaşmanız insanidir.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halaçoğlu.

İki dakikada lütfen…

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın milletvekilleri, “Atalarınız zalimdi.” dedi, ardından da “Osmanlı Devleti nötrdü.” dedi. Hangisine inanacağımızı bilmiyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) - Ben cumhuriyet dönemini söylüyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Eğer zalimse ve asimile etmeye çalışmış olsaydı, aslında ne kadar Kürt varsa hepsinin Türkçe konuşuyor olması gerekirdi veya Türk olması gerekirdi.

Şimdi, bakın, aksine ırkçılık yaptığımızı söylüyorlar. Gerçek ırkçılığı kimin yaptığı kendi sözleriyle burada ortaya çıkıyor, benim başka bir şey söylememe bile gerek kalmıyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben ırkçı değilim vallahi, insanım, o kadar.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – İkincisi, benim Osmanlı Devleti’yle ilgili konuşmalarımı veya biraz önce yukarıda İnsan Haklarındaki konuşmalarımı “klişeleşmiş kelimeler” veya “sözler” olarak nitelendiriyor. Yukarıda söylediğim şey şuydu: “Herkesin savunma hakkı tanınmak zorundadır ve savunmasına imkân verilmelidir.” dedim. Klişeleşmiş bir sözdür; evet, doğrudur ve bütün dünya bunu söyler. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11’inci maddesinde de vardır. Bazı kelimeler tabii ki klişeleşecektir ama şunu hiçbir zaman unutmayın: “Klişeleşmiş” dediğiniz sözler evrenseldir. Evrensel sözleri değiştirmek isteyenler bizler değiliz, sizlersiniz.

İkincisi, masumane istekleriniz olarak nitelendirdiklerinizin yanına bayrak istiyorsunuz, masumane olarak istediklerinizin yanına özerk bölge istiyorsunuz. Birlikte yaşamaktan bahsediyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Özerk bölge bölünme değildir ki! Hocam, siz demeyin böyle ya!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Hayır, kendiniz söylüyorsunuz. Burada tutanaklar da var.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Osmanlıda medreselerde eğitim var mıydı, yok muydu? Kürtçe eğitim var mıydı, yok muydu?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) –  “Medreselerde eğitim.” diyorsunuz. Medreselerde Kürtçe eğitim diye bir şey yok, hatta Türkçe eğitim de kısıtlıdır, genelde Arapçadır. İlmî dil Arapça olarak Osmanlılarda kullanılmıştır, edebî dil de Farsça olarak kullanılmıştır. Şimdi, siz tutup burada Kürtçeden bahsediyorsunuz. Bana o tarihte yazılmış Kürtçe kitap söyleyin. “Şerefname” Farsça mı yazılmıştır, Kürtçe mi yazılmıştır?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Mem u Zin” yazılmıştır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) –  Bir “Mem u Zin”den bahsediyorsunuz değil mi? Mem u Zin. Başka?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Fakiye Teyran…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Mem u Zin’den başka bir şey söyleyin. Yok…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Fakiye Teyran…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Melaye Ciziri, Ahmedi Hani, Fakiye Teyran, Ali Hariri…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Yani bu kadar geniş, bu kadar büyük bir uygarlığın…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Size uzun bir Kürt edebiyatı semineri verelim Hocam.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yahu, Mecliste dağıttılar o kitapların hepsini.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, önergenin aleyhinde olmak suretiyle…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.                                   

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bir önceki Hatibin kürsüde söylediği “Kendileri cezaevinde fikirleri iktidarda olan” sözü rahmetli Türkeş Bey’e ait değil, Agâh Oktay Güner Bey’e aittir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz öyle biliyoruz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yanlış biliniyor, Agâh Oktay Güner Bey’e aittir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Medyada hep o yazılır.

BAŞKAN – Tamam, söyledikleriniz zapta geçti.

Teşekkür ederim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Doğrusu odur.

BAŞKAN – Doğrudur.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in ana dilde eğitim ve kimlik politikalarının araştırılması amacıyla 2/11/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Kasım 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, aleyhinde olmak üzere, Diyarbakır Milletvekili Sayın Cuma İçten… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP Gurubu önerisi aleyhine AK PARTİ adına söz almış bulunmaktayım.

AK PARTİ 2001 yılında kuruldu ve 2002, 3 Kasım seçimleriyle iktidar oldu. Kurulduğu günden ve iktidar olduğu günden bu yana ülke tarihinde yüzyıllara damgasını vuran, devrim niteliğinde reformlar yapıyor ve yeni bir medeniyeti ortaya çıkarıyoruz.

2002 yılından önce bu ülkede birileri din, dil, ırk, mezhep ayrımları yapmıştır. Ülkede hiçbir zaman huzur, refah, mutluluk olmadığı gibi, solcusundan sağcısına herkes rahatsız edilmiş, gereksiz ve anlamsız bir şekilde gencecik fidanlar hapse atılmış, kocaman yürekler de darağacına asılmıştır. Faili meçhul cinayetler, işkenceler, köy yakmalar olmuş; insanlar yerinden yurdundan, evinden, işinden edilmiş ve göçe zorlanarak asimile edilmiştir. Ana dilde konuşmak suç olarak görülmüş, cezaevinde yatanların anneleri ile ana dilde konuşmaları yasaklanmıştı. İnsanların kendi dillerinde müzik dinlemeleri, gazete okumaları, iletişim kurmaları işkence görmeleri için yeterli görülmüştür.

2001 yılına kadar, Kürt olmak; kendini Kürtçe ifade etmek, yazmak, çizmek; Kürtçe televizyon ve radyo kanalı kurmak, bunları dinlemek imkânsızdı. Dün bunların hiçbiri yoktu. Bunları ifade edenler hep hapishanelere atılıyor, faili meçhul cinayetlere kurban gidiyordu. Bugün hâlâ siyaset yapanlar Doğu ve Güneydoğu’da OHAL’in kaldırılmasını talep ediyorlardı. Bunun ilerisini söylemekten, konuşmaktan bile çekiniliyordu. Demokratik haklar ayaklar altındaydı ve özgürlükler engelleniyordu. Yeni bir devir açıldı ve millet “Artık söz milletindir.” dedi, AK PARTİ çok güçlü bir şekilde iktidar oldu.

AK PARTİ İktidarında özgürlükler ve demokratikleşme önünde tüm engelleri kaldırmak için ciddi adımlar attık ve bugün de bu adımları atmaya devam ediyoruz. Milletimizin bize verdiği desteği ve güveni boşa çıkarmadık, on bir yıldır özgürlük mücadelesi veriyoruz ve vermeye de devam edeceğiz. On yıldır, üç genel seçimde iktidardayken oylarını artıran tek parti olduk, Türkiye’nin tüm bölgelerinde birinci parti olduk. Kürtlerden de Türklerden de ezici çoğunlukla bölge ve ülke genelinde oy alan tek parti AK PARTİ oldu.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - İngilizler verdi mi oy?

CUMA İÇTEN (Devamla) - AK PARTİ Malatya, Elâzığ, Urfa, Adıyaman, Bingöl, Gaziantep gibi illerde ezici çoğunlukta, ülke genelinde ise birçok ilde her 2 kişiden 1’inin oyunu aldı. Peki, biz bu teveccühü almak için ne yaptık? Kimsenin, hiçbir iktidarın cesaret gösteremediğini, yüreğini ortaya koymadığı, yapamayacakları işleri yaptık. Tüm bunları yaparken maalesef vesayetçi kurumlar ile mücadele ettik. Biz halka hizmet ederken birileri bu ülkenin gelişmesini ve büyümesini ısrarla istememektedir. Biz dünya ülkesi olduk, Orta Doğu’daki tüm Müslüman ülkelere model olduk. Birileri bunu çekemiyor ve bunun sancısını yaşıyorlar. Bizler her türlü engellemelere rağmen dün yaptıklarımızı gerekçe gösterip, terör örgütü faaliyetlerini destekleyenlere rağmen, “ülkeyi böleceksiniz” diyenlere rağmen tehditlere pabuç bırakmadan bu ülke sevdası için adımlar attık.

Bakın, özgürlükler adına neler yaptık? Önce OHAL’i kaldırdık. Köy yakmalarına, boşaltmalarına izin vermedik; aksine, köye dönüşleri sağladık, mağdur olanlara tazminatlar ödedik.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben bir mağdurum on dokuz yıldır, Allah için alamadım.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Seyahat özgürlüğü getirdik ve yol aramalarını tarihe gömdük.

2000’li yıllarda işkence mağduru olmuş biri olarak işkencenin ne olduğunu bilen biriyim ve bizler işkenceleri tarihe gömdük. 17.500 faili meçhul cinayetin 14.500 tanesinin dosyasını kapattık. 

Kürtlerin ağırlıkta yaşadığı bölgeleri kan gölüne çeviren, adam kaçıran, devlet adına adam öldüren çetelere hesap sorduk. Bu ülkede görevi ne olursa olsun, devlet adına veya suç çeteleri, örgütleri adına suç işleyen herkesin mahkemelerde hesap vermesini sağladık.

Dini, dili ve ırkı ne olursa olsun, herkesin kendini ifade edebileceği ortamlar oluşturduk. Üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı ile ilgili fakülteler ve enstitüler açtık. TRT Şeş’i açtık. Şu anda otuza yakın ve bunun 2 katı kadar da radyo yayını yapan radyoların açılmasını sağladık. Hepsi yirmi dört saat yayın, Kürtçe yayın yapabiliyorlar. Cezaevindeki tutukluların, analarıyla, yakınlarıyla Kürtçe konuşarak görüşmelerini sağladık. Kültür Bakanlığımız Kürtçe yazılmış eserlerin aslının aynısı gibi bandrollü şekilde yayımını ve basımını yapmıştır. Dili ne olursa olsun, isteyenin istediği dili öğrenmesi için öncesinde kurslarda, sonrasında da seçmeli olarak millî eğitime bağlı okullarda ana dilini öğrenmesi için çalışmalar yaptık ve sonuç aldık. Şimdi de Meclis gündemine ana dilde savunma hakkını getirerek herkesin kendi ana dilinde kendisini savunmasının zeminini oluşturduk.

Özelikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu’yu şantiye alanına çevirdik ve seksen yıldır yapılmayan yatırımları on yıla sığdırmaya çalıştık. GAP, GOP eylem planları ile bölgede barajlar, elektrik santralleri, fabrikalar açtık. Yetti mi? Hayır, açmaya da devam ediyoruz. Hakkâri dâhil her ilde uluslararası uçuş yapacak havaalanları yapıyoruz. Tüm illeri de duble yollar ile birbirine bağladık, bağlıyoruz. Tüm köylere içme suyu, yol, elektrik götürdük. KÖYDES ve BELDES projeleri ile de tarih yazmaya devam ediyoruz. İnsanlarımızın yaşama alanlarını yaşanabilir insanca yaşamı alanı olarak oluşturduk.

İşsizlik rakamlarını yüzde 11 den yüzde 8,5 rakamlarına çektik.

Bölgede 2016 yılına bitecek barajlar 1,5 milyon hektar alanın sulamasını gerçekleştirecek ve bu 1,5 milyon alanda 1,5 milyon Kürt genci iş bulacak ve çalışacak. Sadece Diyarbakır’ımızda 500 bin insan, barajlardan dolayı iş bulmuş olacak. Tüm bunlar AK PARTİ iktidarıyla oluyor ve olmaya da devam edecek.

Biz demokrasi ve özgürlük mücadelesi verirken her zamanki gibi birileri bunları engellemeye devam ediyor. Biz bu hakları, birilerinin bağırması çağırmasıyla değil, terör faaliyetlerinden dolayı değil, hak ve özgürlükler adına baktığımız için yapıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ana dilde eğitimi destekliyor musunuz, desteklemiyor musunuz? Araştırma önergesine onay verin.

CUMA İÇTEN (Devamla) - Hâlâ eksiklerimiz var, vardır. Hâlâ yapılması gerekenler var mı? Evet vardır. Özgürlük mücadelemiz bitmiş midir? Hayır bitmemiştir. Seksen küsur yıldır akan kanın durması için…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Önergeye destek verin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ana dile ne diyorsun, ana dile? Evet mi hayır mı?

CUMA İÇTEN (Devamla) - …kimse bizden üç-beş yıl içerisinde bunların bitirilmesini beklemesin. Yirmi sekiz yıldır PKK, sözde özgürlük diyen Kürtleri ve Türkleri katlediyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ana dile ne diyorsun? Evet mi, hayır mı?

CUMA İÇTEN (Devamla) - Peki istediği nedir? İstediği, çözümsüzlük, ölüm, kan, açlık ve cezaevidir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Cuma Bey, ana dilde eğitime evet mi, hayır mı? Onu söyleyin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Cuma, ana dile evet mi, hayır mı?

CUMA İÇTEN (Devamla) - Ana dilin öğrenilmesi ve savunma hakkını sağlamışken, bunun dışında başka başka taleplerle gelenler kimlerdir? Bunu da sormak lazım. PKK Kürtlerin özgürlüklerinin önündeki…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ya PKK değil konumuz. Ana dilde eğitime evet mi, hayır mı?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Cuma, ana dile evet mi diyorsun, hayır mı diyorsun? Cuma, ne diyorsun, evet mi, hayır mı?

CUMA İÇTEN (Devamla) - ...en büyük engeldir arkadaşlar, Kürt sorunu değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PKK terörü ve kin sorunu vardır. Biz, tüm bu özgürlükleri gerçekleştirirken güya bu hakkı savunanlar bizlere saldırıyorlar.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Cuma, ne diyorsun, evet mi, hayır mı?

CUMA İÇTEN (Devamla) - Şu an devleti ve AK PARTİ’yi düşman görenler bilsinler ki halk artık onların baskılarına boyun eğmeyecektir.

Biz ölümlerden yana değiliz, yaşamdan yanayız ve insan canının kıymetli olduğuna inanıyoruz. Bir insanı öldürenin de tüm insanları öldürdüğüne inanan bir gelenekten geliyoruz.

Dün cezaevlerinde Kürtçe konuşamayanların buna seyirci kalırken bugün tüm özgürlükleri getirmemize rağmen sesini yükseltenlere en güzel cevabı halk sandıkta verdi, vermeye de devam edecek inşallah. Hiç kimsenin kendisini hukuk çerçevesinde ifade etmesine engel bir durum kalmamıştır. Bir kez daha hatırlatıyorum; Kürtler, 5 bin yıldır, vatanları olan bu topraklarda, şimdi böyle bir durumda yaşıyorlardı. Ana dillerini konuşmaları yasaklandı, varlıkları yasalarda tanınmıyor, hiçbir demokratik hakkı yoktu. Buna dur demenin zamanının geldiğini kim söyledi? Kimler bunlar için adım attı? Laf yerine hizmet üreten parti AK PARTİ söyledi de bunlar oldu diyoruz.

Her türlü haksızlığa dur dedik ve demeye de devam edeceğiz. Bölgeyi tarım, eğitim ve sağlık üssü hâline getirdik, getirmeye de devam edeceğiz.

AK PARTİ iktidarıyla demokratikleşme, şeffaflaşma ve yolsuzlukların engellenmesi yolunda büyük mesafeler katedildi.

AK PARTİ on yıldır, Kürtlerin Türkçenin resmî dil olmasından, ülke topraklarının bütünlüğünden ve tek bayrak ile hiçbir sorunu olmadığını söylerken, bunu Meclisin içinde siyaset yapanlar da söylerken, bazı milletvekilleri AK PARTİ’nin ve Başbakanın tüm bu sorunları çözeceğini ifade ederken ne oldu da bu arkadaşlar bir anda sustu.

Beni saygıyla dinleyen herkese teşekkür ediyorum, sürem doldu çünkü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Önergeyi destekliyor musun?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet mi hayır mı ana dile demedin gitti!

BAŞKAN – Sayın İçten, teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Demin demokratik özerklikten bahsederken, ayrışma politikası değil, bir bütünleştirme politikası olduğunu; faili meçhullerle ilgili Cuma Bey’in açıklamasına bir açıklık getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun lütfen, iki dakika içinde.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani biz, ana dilde eğitime evet mi dedi, hayır mı dedi öğrenemedik Sırrı Bey?

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben de onu soracağım.

BAŞKAN – Müsaade edin de arkadaşınız konuşsun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in faili meçhul cinayetlerle ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş)- Tekrar merhaba arkadaşlar.

Şimdi, biraz önce burada ben “demokratik özerklik” dedim, bu bir ayrışma projesi değil, bir bütünleştirme projesidir. Bizim sadece Kürt coğrafyası için, Kürdistan için istediğimiz bir talep değil. Dünyanın yüzlerce yerinde bu tür uygulamalar var ve hiçbir ülke de bölünmüyor ve kimse burada çıkıp, bize bayrak… Böyle bir talebimiz de olmadı. Zaten sizin zayıf noktanız da bu. Ülke bölünüyor, bayrak, ezan, bilmem ne, hamasi nutuklarla insanları ayakta tutmaya çalışıyorsunuz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Belediye başkanınız söylemedi mi?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi bakın, ben, Cuma Bey, ana dilde eğitim bir hak mıdır, değil midir; vicdanen bunu soruyorum size. Bana şiddetten, silahtan, PKK’den bahsetmeyin. Ben düşmanlık kültüründen bahsetmedim. Ana dilde eğitim hak mıdır, değil midir bunu bana söyleyin.

İkincisi, faili meçhulleri buldunuz! Ben de ailemden onlarca faili meçhullerden gelen biriyim, her arkadaşımızın evinde bir faili meçhul vardır. Ağabeyim Gaziantep’te demokratik zeminde siyaset yapıyordu, il başkanıydı ve orada katledildi, faili yok ortada. Kendimden örnek veriyorum, bütün kamuoyundan da özür diliyorum. Köyü yakılmış, evi yakılmış, oteli kapatılmış ve yıllarca mağdur olmuş biriyim. Bingöl Milletvekilimiz İdris Bey’in de bölgesinde, benim de seçim bölgemde ve Kürt coğrafyasında size yüzlerce köy sayabilirim. Devlet gitmiştir, yakmıştır tankıyla, topuyla, apoletiyle; gitmiştir ama aradan on dokuz yıl geçmiş, hâlâ zararlar ödenmemiştir. Siz dönüyorsunuz, güllük gülistanlık bir tablo sunuyorsunuz. Faili meçhullerin katilleri bulunmamış. Bakın, Ergenekon yargılanıyor, Ergenekon’dan birçoğu Kürt coğrafyasında eli kana bulaşmış ama Kürt coğrafyasında işlediği cinayetten dolayı yargılanmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ondan dolayı, öyle  yaptınız ki Ergenekon’u gerçekten o failleri masumlaştırmaya çalıştınız.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık. 

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım, cevap vermek istiyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben sordum; ana dilde eğitim hak mıdır, değil midir?

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen, sordunuz.

Bir dakika içinde siz de buyurun.

15.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Ben Zazayım, benim köyüm beş defa devlet tarafından yakıldı. Burada ifade ettim, 17 bin 500 faili meçhul cinayetin 14 bin 500 tanesinin failini bulan AK PARTİ iktidarıdır. Hâla bulmadıklarımız var mıdır? Vardır. Silivri’de, KCK operasyonlarında, işte, hepsi yargılanıyor. Bu fırsatı bana verdiniz, ben devam etmek istiyorum.

AK PARTİ on yıldır Kürtlerin Türkçenin resmî dil olmasından, ülke topraklarının bütünlüğünden ve tek bayrakla hiçbir sorunu olmadığını söylerken, bunu Meclisin içinde siyaset yapanlar da söylerken bazı milletvekilleri AK PARTİ’nin ve Başbakanın tüm bu sorunları çözeceğini itiraf etti ve o arkadaşlar şu an susuyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – O arkadaşlar açlık grevinde Cuma Bey.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Birileri artık dağda elinde silah bulunanların siyasi temsilciliğini yapmaktan vazgeçsin. Kusura bakmasınlar, ak kadrolar onlara benzemez.

SIRRI SAKIK (Muş) – Yani ne diyorsun? Ana dilde eğitim hak mıdır, değil midir, onu soruyoruz sana.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Şunu herkes bilsin: AK PARTİ’nin bölgede ve Türkiye’de yaptığı hizmetler diğer siyasi partiler tarafından asla yapılamaz. Bazı eksikliklerin de yine Anayasa’yla çözümleneceğine inanıyorum. Meclis iradesinin her türlü problemi de çözeceğine inancım tamdır.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler ederim.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in ana dilde eğitim ve kimlik politikalarının araştırılması amacıyla 2/11/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Kasım 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- MHP Grubunun, kanuni takibe düşen krediler sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu (10/312) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin  ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 15 Kasım 2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                          Tarih: 15.11.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 15.11.2012 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                            Mehmet Şandır

                                                                                                                  Mersin

                                                                                                   MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/312 esas numaralı, "Kanuni takibe düşen krediler sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla" verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 15.11.2012 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak suretiyle, birinci konuşmacı Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanuni takibe düşen KOBİ kredileri konusunda vermiş olduğumuz Meclis araştırma önergesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet tarafından uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar toplumumuzun bütün kesimlerini olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır. İşçi, memur, emekli ve dar gelirli vatandaşlarımız yapılan yüksek oranlı doğal gaz, elektrik ve akaryakıt gibi zamların karşısında büyük sıkıntı içerisine düşmüştür. Vatandaşlarımız, kendi maaşlarına Hükûmet tarafından yapılan küçük zamlar karşısında, yine Hükûmet tarafından piyasada iğneden ipliğe yapılan büyük zamlar karşısında nefes alamaz hâle gelmişlerdir.

Çiftçilerimizle birlikte esnaflarımızın durumu da işçi, memur, emekli ve dar gelirli vatandaşlarımızdan farklı değildir. Bu iki kesim de maalesef  bugün emeğinin karşılığını alamaz hâle gelmişlerdir. Vatandaşlarımız ve geçmişte “Anadolu Aslanları” olarak tabir ettiğimiz KOBİ’ler, bugün yanlış ekonomi politikaları sayesinde büyük sıkıntı içine düşmüşlerdir. Bankaların faiz denizinde boğulmaktadırlar.

Ülkemizde her alanda sıkıntı devam etmektedir. Çiftçilerimiz bugün her şeyden önce köylerini kaybetmişlerdir. Doğdukları, büyüdükleri köyleri mahalle olmuştur. Hükûmet tarafından hiç kendilerine sorulmadan mahalleye dönüştürülmüştür. Hükûmet tarafından tüm uyarılarımıza rağmen çıkarılan Büyükşehir Yasası, Kahramanmaraş ilimizde de ve diğer illerimizde de köylerde, tarım ve hayvancılık alanındaki üretimi önemli ölçüde etkileyecektir. On üç ilde, göz bebeği köylerimiz, beldelerimiz yok edilmiştir. Mazotun, gübrenin ve ilacın yanından geçemeyen ve tarlasına atamayan çiftçilerimiz, yüksek fiyatlarımız nedeniyle hayvanlara yem alacak para bulamamaktadır. Türkiye’de tarım ve hayvancılık bitme noktasına gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkenin topyekûn kalkınmasını istiyorsak bu kalkınmayı öncelikle köylerimizden ve köylülerimizle beraber yapmak mecburiyetindeyiz. Bu kalkınmaya küçük esnafımızı ve KOBİ’lerimizi dâhil etmek zorundayız. İstihdama, ekonomiye ve kalkınmaya çok önemli katkılar sağlayan bu iş yerlerini yok sayamazsınız. Gelin bu iş yerlerini, yerli sermayeyi, ithal ürünler karşısında rekabet edemez duruma düşürerek yok etmeyiniz. Ülkemiz şu anda ithalat mezarlığı hâlindedir. Gelin, Hükûmet olarak, yerli sermayeye gerekli önemi verelim ve ülke kalkınmasının önünü açalım.

KOBİ’lerden ekmek yiyen çok sayıda vatandaşımız var. KOBİ’lerin sorunları mutlaka ele alınmalı ve çözülmelidir. KOBİ’ler hiçbir dönemde olmadığı kadar büyük sıkıntı içine düşmüşlerdir. KOBİ’lerin takibe düşen kredi borçları da sürekli olarak artmaktadır. Ülkemizde hemen hemen her alanda ekonomik kriz de sürmektedir. Kriz, en küçük esnafı bile etkilemiştir. Artık esnaf, kira, vergi ve sigorta borcunu ödeyemiyor. Birçok alanda göz göre göre üretim düşmekte ve istihdam sağlanamamaktadır.

Tarım ve hayvancılık alanında yaşanan sıkıntılar sanayi kesimini de, KOBİ'leri de olumsuz yönde etkilemektedir. Sanayi ham maddeyi sürekli olarak dışarıdan almaktadır ve ham madde konusunda dışa bağımlı hâle gelmiştir. Hayvan yemi üretiminde bile, ham madde konusunda bile bugün, Türkiye, neredeyse dışarıya bağımlı hâle gelmiştir, maalesef saman ithalatı da buna dâhildir.

İşsizlik hâlen ülkemizde en önemli sorunlar içerisinde yer almaktadır. Her gün kapanan iş yerleri nedeniyle yüzlerce kişi işsiz kalmakta ve işsizlik sigortasına müracaat etmektedir. Ödenemeyen kredi ve kredi kartı borçları da artarak devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonominin belkemiği binlerce küçük ve orta boy işletme kredileri, uygulanan yanlış ekonomik politikalar sonucu takibe düşmüştür. KOBİ'ler yüksek vergi yanı sıra, sürekli olarak yapılan doğal gaz ve elektrik zamları karşısında rekabet edemez hâle düşmüştür. KOBİ'ler üretimi azaltmış, takibe düşen kredilerini kapatma peşine düşmüşlerdir.

Kriz, toplumsal alanda en büyük etkiyi, yine, işsizlik konusunda göstermeye devam etmektedir. Binlerce vatandaşımız hâlen işini ve aşını kaybetmeye devam etmektedir. İşsiz vatandaşlarımıza her geçen gün yeni işsizler eklenmektedir. Kapanan şirket sayısı sürekli olarak artmaktadır. Kapanan şirket sayısı yüzde 17,03 oranında artarken küçük esnaf kesiminde de gelir vergisi faal mükellef sayısı son bir yıl içerisinde 13.147 azalmıştır. Kapanan şirket sayısı ve küçük esnaf kesiminde yaşanan sıkıntı, üretimi ve istihdamı olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir.

İşçi, memur, emekli ve çalışanların düşen alım gücü evde mutfakları, çarşı ve pazarda da ticareti olumsuz yönde etkilemektedir. Çarşı ve pazar esnafındaki durgunluk, senetlerin protesto ve çeklerin de karşılıksız çıkmasına sebep olmaktadır. 2011 yılında, yaklaşık 3 milyar 463 milyon tutarındaki senet, vadesinde ödenemediği için protesto olmuştur. Aynı yıl içerisinde, protesto olan senet sayısı 671 bin 789'a çıkmıştır. Nisan ayı içerisinde karşılıksız çıkan çek sayısı da 181 bin 963 olarak tespit edilmiştir.

Bu yıl binlerce ekonominin belkemiği durumundaki küçük ve orta boy işletme kredi borcunu ödeyememiş ve takibe düşmüştür. KOBİ'lerin kullandığı nakdî krediler 2012 yılı Temmuz ayı itibarıyla 2011 sonuna kadar yüzde 4,9 oranında artışla 170 milyar 793 milyon TL'ye yükselmiştir. KOBİ'lerin, bankaların takibine düşen kredileri ise bu dönemde yüzde 5,3 oranında artışla 5 milyar 487 milyon TL olmuştur. KOBİ'lerin kullandığı nakdî krediler 2012 yılı Temmuz ayı itibarıyla 2011 sonuna göre yüzde 4,9 oranında artışla 170 milyar 793 milyon TL'ye ulaşmıştır.

KOBİ'lerin takibine düşen kredileri bu dönemde yüzde 5,3 oranında artışla 5 milyar 487 milyon TL olmuştur. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun açıkladığı verilere göre Temmuz 2012 itibarıyla krediler, 2011 yılı sonuna göre yüzde 8,8 oranında, 5 milyar 903 milyon TL tutar artışla gerçekleşmiştir. Kredilerin yıllık artış oranı ise yüzde 18,3 olarak gerçekleşmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  KOBİ’ler âdeta ödeyemedikleri kredi borçlarını yeni krediler ile kapatmaya çalışmaktadırlar. Yıllık bazda takibe düşen KOBİ kredileri yüzde 6,5 oranında artış göstermiştir. Bu dönemde kredisi takibe düşen KOBİ sayısı yüzde 4,1 azalışla 160 bin 545 olarak tespit edilmiştir.

Büyük umutlarla bankalardan çekilen taşıt, konut ve ihtiyaç kredileri de takibe düşmüştür. Binlerce vatandaşımızın kira öder gibi konut sahibi olma hayali iyi yönetilemeyen ekonomi sayesinde maalesef kurban edilmiştir. Türkiye Bankalar Birliğinin verilerine göre, bugün takibe alınan kredilerin yüzde 41'i konut, yüzde 31’i ihtiyaç, yüzde 14'ü de taşıt kredilerinden oluşmaktadır.

Ülke ekonomisinin refaha çıkması adına KOBİ’lerimize, tarımımıza, hayvancılığımıza sahip çıkmamız gerekmektedir.

Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

İkinci konuşmacı, aleyhinde olmak üzere, Siirt Milletvekili Sayın Osman Ören.

Sayın Ören, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

OSMAN ÖREN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu Meclis araştırma önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kamu maliyesinde sürdürülen disiplinli yaklaşım, bankacılık sektörümüzün güçlü yapısı, hayata geçirilen yapısal reformlar ve sonuç olarak büyüme ve istihdam alanlarında yakalanan yüksek performans, AK PARTİ iktidarının ve ekonomimizin başarısıdır.

Özellikle küresel krizin tüm dünyada güçlü şekilde hissedildiği 2009 yılı ve sonrasında kamu maliyesinde güçlü duruşunu tavizsiz bir şekilde sürdürmesi, programlarda öngörülen makroekonomik ve mali hedeflere ulaşmak için gerektiğinde ölçülü ve zamanlı tedbirleri alabilmesi, büyüme ve istihdamı destekleyecek kritik yapısal reformları hayata geçirmeye devam etmesi, birçok gelişmiş ülkenin kredi notlarının ardı ardına düşürüldüğü bu dönemde Türkiye'nin kredi notunun yükselmesini sağlamıştır.

Türkiye, 2010 ve 2011 yıllarında elde ettiği yüksek büyüme performansıyla beraber maliye ve para politikası araçlarını etkin bir biçimde kullanarak ve gerektiğinde makro ihtiyati adımları zamanında atarak, iç talep bazlı büyümeden dış talep bazlı büyümeye etkin bir geçiş sağlamıştır. Ekonominin dayanıklılığının artmasını temin eden bu başarılı geçişte alınan kararlar da etkili olmuştur.

Takipte izlenen bireysel kredilere ilişkin en güncel bilgiler 2 Kasım 2012 tarihine aittir. KOBİ ve ticari/kurumsal krediler ayrımlı en güzel veri ise Eylül 2012 dönemine aittir. 2 Kasım 2012 itibarıyla takipteki bireysel krediler toplamı 8,147 milyon Türk lirası olup yıl sonuna kıyasla yüzde 22,5 oranında artış görülmüştür. Takipteki bireysel krediler içerisinde kredi kartları yüzde 49,4 oranıyla birinci sırada yer almaktadır. Aynı şekilde takibe dönüşüm oranı bireysel krediler içinde yüzde 5,5 oranıyla en yüksek, kredi kartlarındadır.

Diğer taraftan, Eylül 2012 itibarıyla takipteki KOBİ kredileri 6 milyar Türk lirası olup, yıl sonuna göre yüzde 16 oranında artış göstermiştir. KOBİ kredilerinin takibe dönüşüm oranı yüzde 3,4 düzeyindedir. Bu oranda yıl sonuna göre 0,3 puan artış oluşmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bankacılık sektörü, 2012 yılında da temel olarak krediler ve zorunlu karşılıklardan kaynaklanan aktif büyümesini, mevduat, ihraç edilen menkul kıymetler ve bankalara borçlardaki artış ile fonlamıştır. 2012 yılında menkul kıymet ihracı yoluyla yaratılan kaynak miktarı 15 milyar lira artış göstermiş ve 42,5 milyar liralık mevduat artışından sonra yıl içinde başvurulan ikinci önemli yabancı kaynak olmuştur.

Ekim 2009'da yüzde 5,4'e kadar yükselen takibe dönüşüm oranında özellikle 2010 ve 2011 sorunlu kredi tahsilatları ve takipteki alacak oluşumunun yavaşlaması ile azalma görülmüştür. 2011 yılının son çeyreğinden itibaren ise takibe dönüşüm oranı yatay bir seyir izlemeye başlamış, 2012 yılının üçüncü çeyreğinde trend yukarıya doğru dönmüş ve Eylül 2012 itibarıyla yüzde 2,9 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Eylül 2012 itibarıyla mevduatın krediye dönüşüm oranı yüzde 105,5 olarak gerçekleşmiş olup, bu seviyenin cari durumda bankacılığımızın etkinliğini gösteren oldukça önemli bir gösterge olduğunu düşünmekteyim, ancak bu oran bir taraftan da tasarrufların arttırılmasına duyulan ihtiyaca işaret etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde ekonomik gelişmeye paralel olarak tüketici kredileri de hızlı bir artış gerçekleştirmiştir. Hane halkı yükümlülüklerinin varlıklarına oranla hızlı artış eğilimi, BDDK tarafından 20 Haziran 2011 tarihinde alınan ve taşıt ve konut dışı tüketici kredilerine ilişkin karşılık ve risk ağırlıklarının arttırılmasına dönük kararlar neticesinde önemli ölçüde yavaşlamıştır.

Bu tedbirler neticesinde, Haziran 2011 itibarıyla yüzde 50 seviyesine yaklaşan ihtiyaç ve diğer tüketici kredilerinin yıllık büyüme hızı Eylül 2012 itibarıyla yüzde 15'e gerilemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anlatmaya çalıştığım gibi, geçmişe oranla, hele hele AK PARTİ iktidara gelmeden önce yaşanan tablolarla kıyaslanamayacak ölçüde iyileşme kaydedilmiş, toplumumuzun kredi kullanma ve kredi kartı kullanma bilinci her geçen gün gelişmiş, bu bilince binaen halkımız borçlanma yoluna gitmiştir. İhtiyacına göre borçlanma, geri ödeyebileceği krediyi talep etme ve bu kararı piyasa şartlarına göre verebilmesi için, son dönemde bizzat bankalarca da bilgilendirme çalışmaları yapılmaktadır.

Son olarak, iki rakam vererek sözlerimi sonlandırmak istiyorum.

Birincisi, Türkiye'nin bankacılık sektöründe kredilerin toplam varlıklarına oranı 2002 yılında yüzde 23 iken, 2012 yılının Ekim ayında bu rakam yüzde 57,7 olarak gerçekleşmiştir. Bu ne demek? Bir banka toplam varlığının yarısından fazlasını krediye dönüştürebilmiştir, yani kredi talep edenlere banka güvenmiştir.

İkincisi ise, Türkiye'nin bankacılık sektöründe takipteki alacakların toplam kredilere oranı 2002 yılında brüt yüzde 21,2 idi. Bu oran 2012 yılının Ekim ayında sadece brüt yüzde 3 olarak gerçekleşmiştir. Sadece bu gerçekleşme rakamları bile, verilen önergenin şu an için gündeme alınmasının zaruri olmadığını göstermektedir.

AK PARTİ iktidarı olarak, milletimizin sıkıntısı bizim sıkıntımızdır, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ekonomi yönetimimizin başarısını mevcut tabloya baktığımızda görüyoruz. Gereken bir tedbir varsa, daha önce olduğu gibi zamanında ve hızlı bir şekilde alan ekonomi yönetimimizi de bu vesileyle bir kez daha tebrik ediyorum ve takdir ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun vermiş olduğu araştırma önergesinin gündeme gelmesine ilişkin teklifin Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin yoğunluğu sebebiyle uygun olmadığını belirtir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ören.

Şimdi, lehinde olmak üzere İzmir Milletvekili Sayın Erdal Aksünger…

Sayın Aksünger buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP Grubunun KOBİ sorunlarıyla ilgili verdiği meclis araştırma önergesi hakkında CHP Grubu adına söz almış durumdayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

KOBİ’lerin Meclis gündemini oyalamasıyla ilgili AKP milletvekili arkadaşımızın söylediği gerçekten büyük bir talihsizlik oldu bence.

Şimdi, konu Türkiye’de neden buraya geldi? Biraz onu, sürecin küreselleşme süreciyle birlikte açmaya çalışacağım size: İlkel toplum, tarım toplumu, sanayi toplumu, arkasından da bilgi toplumu. Peki, sanayi toplumunun bitiş süreci başladığında uluslararası sermaye neyi diretmeye çalışıyor? Küreselleşmeyi diretmeye çalışıyor. Küreselleşmeyi dile getirip de uluslararası arenada küresel sermayenin gittiği yerlere değer katacağını iddia eden söylem neydi? Gideceği yere üretimde, sanayide, istihdamda değer katacağını söylüyordu. Peki, bugün gelinen nokta bu mudur? Aslında tam tersi bir konuya doğru gidiyor. 1990’larda, özellikle sanayi toplumunun bitişini simgeleyen bilgi toplumunun başlangıcı, aslında küreselleşmeyi ve küresel sermayenin, dünya üzerindeki söylemlerini siyasal baskılarla ülkelere kabul ettirmeye çalıştığı dönemdir. Neden böyle? Ne diyordu 1970’lerde? “Gideceğiz, ülkelere istihdam açısından, reformlar açısından ciddi değerler katacağız ve sınırları yıkacağız.” diyorlardı. Artık bundan sonra bu politikalar bitti, bilgi toplumunun aslında devreye girmesiyle birlikte, küresel sermaye sanal olarak dolaşmaya başladı. Niye bunu anlatıyorum? Çünkü, KOBİ’ler bizim gibi ülkelerde üretimin yüzde 90’ını gerçekleştiren bir grup. Yani sanayisiyle ve ticaretiyle ülkeye kattığı değer, toplam ekonominin yüzde 90’ını, istihdamın da yüzde 90’ını gerçekleştiriyor. Peki, süreç buraya geldiğinde ne olacak bundan sonra? Çok önemli bir örnek vereceğim. Neden küreselleşme buraya getirdi konuyu? Hepinizin de yakından bildiği -ki devamlı dile getirmeye de çalışıyoruz, süreçte aslında mevcut iktidarı da bu konuyla ilgili uyarıyoruz- “Google” diye bir şirket var mesela. Örnek vereceğim yani. 2000’li yılların başında kurulmuş bir şirket. On iki yıl olmuş. Geldiği noktadaki değeri ne kadar? Türkiye'nin bütün sanayisini ve ticaret hacmini topladığınızda, sanayi kuruluşlarını topladığınızda üçte 2’si etmiyor. Bakın, tek bir şirket. Peki, bu nerenin eseri? Artık “Gittiğim yerlere değer katacağım.” diyen küresel sermaye, Google gibi, Facebook gibi veya bunun benzeri bir sürü teşekkülle birlikte, gittiği bu gelişmekte olan ülkeleri sömürmeye başladı. Peki, ne istihdam yaratıyor burasından baktığınızda? Nasıl bir istihdam yaratıyor? Hiçbir istihdam yaratmadığı gibi, o ülkeye de vergi de ödemiyor zaten. Bununla uğraşıyor musunuz? Hayır, uğraşmıyorsunuz. Peki, dünya aslında bu gaflet içinde mi? Evet, dünya bu gaflet içinde şu anda. Önümüzdeki süreçteki gelişmeler de istihdamı daha da kötü yerlere götürecektir. KOBİ’ler, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki… Türkiye de bu örneğe sahip bir ülke. Eğer yüzde 90’ını, buradan ekonominin istihdamını gerçekleştiriyorsanız, o zaman sizin burada mutlaka yeni bir eylem planı içerisinde olmanız gerektiği yüzde 100. Öyle bir eylem planı var mı? Hayır, yok.

Dışarıdan gelen sıcak parayla içeride ekonomiyi ayakta tutmaya çalıştığınız yüzde 100. Peki, neler oluyor dışarıdan gelen parayla, nereye geliyor dışarıdan gelen para? Yüzde 70’i borsaya gelen bir para; bankaları satın alıyor, marketleri satın alıyor, sigorta şirketlerini satın alıyor. Peki, “Doğrudan yatırım olarak ne yapıyor?” diye bir örnek verirseniz, mevcudiyette, belki çok az bir miktarıyla da, kâr elde eden şirketlerinizi satın alıyor. Peki, bu nereye baskı yapıyor tamamen? Tabii ki orada üretim yapan KOBİ’lerle ticaret yapan KOBİ’lerin üzerine ciddi bir baskı yapıyor. Bu marketlerin kapılarında kim sürüm sürüm sürünüyor, bunlara mal satmak için veya hizmet satmak için kim sürünüyor? Mevcutta, bugün aslında, konuştuğumuz KOBİ’ler sürünüyor. Altı ay kapılarda, pencerelerde marketlerden para almayı bekleyen yüzlerce firma var aslında, ticaret yapan da öyle, üretim yapan da öyle.

Şimdi, tabii, bir taraftan borsaya geliyor. Şimdi, borsa değerlerine baktığımızda dünya nasıl değişiyor diye… Borsanın aslında açıklaması nedir? Dünyanın gelişiminden bu yana, sanayi devriminin başlangıcından bu yana borsanın açıklaması şu, borsa diyor ki: “Millî değerlerin tabana yayılması yani millî sermayenin tabana yayılması.” Bugün Türkiye de dâhil bir sürü ülkede borsa bu şekilde mi duruyor? Hayır, durmuyor. Yabancılar gelip borsanın yüzde 70’ine el koymuş durumda. Demek ki sermaye tabana yayılmıyor. Peki, bu nereden kaynaklanıyor? İşte, küresel geyiğin getirdiği bir konu bu ve bunu görmediğiniz sürece önümüzdeki süreç de böyle gelişecek çünkü.

Bugün bakın finansal değerlere ve reel sektör değerlerine, reel sektörün kârı azaldıkça… Ki geçen sene yüzde 28 azalmış reel sektörün kârı, finans sektörünün kârı yüzde 19 artmış yani şu demek: Finans sektörü büyüyor ama reel sektör aşağı doğru iniyor çünkü kârlılık değerleri aşağı indikçe –yakında, merak etmeyin- ciddi istihdam sorunlarıyla karşı karşıya geleceğimiz aşikârdır, bunu görmeyip tedbir alamazsak çok sıkıntı yaşarız. Ha, bu Türkiye’nin tek başına sorunu mu? Hayır, değil. Dünyada gelişen aslında bu küresel geyiğin sorunu bu bir tarafından.

Birkaç konuya değinmeden geçemeyeceğim, özellikle bu Suriye konusunda aklıma takılan bir konu var, tabii, bunu daha da açarız ama sordukları zaman “Ya, bu Esad’ın yanında mısın, öbürünün yanında mısın, bunun yanında mısın?” Hayır kardeşim, biz ne kadar emperyalist adam varsa onun karşısındayız. Bugün Suriye’de yaşanan konu, bence, istilacı bir konudur. Çok basit bir örnekle vereceğim: 1978’de, Mısır’da -özellikle tabii bu Cemal Nasır’ın gitmesinden sonra, Cemal Nasır gidip Enver Sedat başa gelince- “Camp David” anlaşması diye bir anlaşma yapıldı, aslında Amerika’nın önderliğinde bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmada diyordu ki: “Bundan sonra sen İsrail’le uğraşmayacaksın kardeşim.”

Peki, o güne kadar Arap Birliğinin genel söylemi neydi? Aslında bütün odak noktası, bütün antisiyonistlerin, bütün antiemperyalistlerin odak noktası Mısır’dı. 1978’den sonra artık orası olmaktan çıktı, Şam’a taşındı konu ve -ne kadar bildiğiniz- buna Filistin Kurtuluş Örgütü de dâhildir, belki bu ülkedeki solcuları da kovaladıklarında gittiği yer Şam oldu veya diğer bütün Hamas’ın da, Hizbullah’ın da aslında varlığının yeşerdiği yer Şam’dır. Şimdi ne oluyor? Şu anda Şam istila ediliyor. Bunun Esad’la bir alakası yok, onunla, bununla bir alakası yok. Aslında bunun istilacı, emperyalist bir sistemin nereye girmek istediğiyle alakası var. Konu budur aslında baktığınızda. Peki, bunu destekleyen ne var? Evet, bugün KOBİ’leri konuşurken niye bunu konuştuk? Önümüzdeki süreçteki finansal dürtüler bunu destekliyor çünkü, dünyayı elinde bulunduran finans sektörü, dünyadaki bu tür hareketlerin hepsini bire bir destekliyor.

İşte, Amerika’nın geçmişine bakın, 1907’lerdeki FED’in kuruluş tarihinde, ilk geldiğinde ne yapmış? 14 bin tane bankayı batırmış. Neden batırmış? Bütün finans sektörünü ele geçirmek isteyen tek bir güç var ortada, o güç de Amerika’daki finans kapital gücü. 14 bin bankayı batırdıktan sonra Birinci Dünya Harbi’ne neden oluyor arkasından.

Aynı şey bugün bizim coğrafyamızda yaşanıyor. Bunu görmekten niye imtina ediyoruz, bunu anlayamıyorum. Yani buradaki temel sorun şu: İkinci Dünya Harbi de böyle başlamış, ekonomik veriler üzerinden çıkmış bütün hepsi. Bugün “KOBİ’ler…” diyoruz, doğuya gidin,  üretimden düşmüş hepsi. Aslında her tarafta üretimden düşmüş bir KOBİ kitlesi var.

Ben kendi sektörümden biliyorum, yabancı bütün kurumlar Türkiye’ye geldi, ne kadar market, kurum varsa hepsini satın aldılar, herkesi kendilerine mahkûm ettiler şu anda. Bundan sonraki süreç de böyle gelişecek. Eğer, bununla ilgili bir eylem planı geliştirmezseniz bu böyle devam edecektir yani.

Bakıyoruz şimdi, finans sektöründe ciddi büyüme var, dünya devleri geliyorlar, bankaları satın alıyorlar. Dünyanın her yerine artık sanal gidiyor adam yani bire bir, fiilî, fiziki olarak gitmiyor artık, sanal olarak gidiyor, borsa değerleri veya onun türevleri üzerinden gidiyor yani, o türevler üzerinden para kazanıyor artık. İstihdam da yaratmıyor, baskı kurmaya başladığı her ülkede, yerleştiğinde, finans sektörünü ele geçiriyor. Bugün buna eğer biz “Türkiye'nin sorunu değil, dünyanın sorunu.” diyerek kendimizi aldatırsak eğer, bunun tedbirlerini almazsak önümüzdeki süreçlerde tarımda olsun, üretimde olsun, ticarette olsun, bunun önlemlerini almazsak iş başka bir yere gidecek gibi gözüküyor zaten.

Bunları bahane ederek “Efendim, adamlar para getiriyorlar.” Getiriyorlar, ne yapıyorlar parayı getiriyorlar da? “Borsayı ayakta tutuyorlar, bankaları ayakta tutuyorlar…” “Güçlü banka sistemimiz var…” Yok öyle bir sisteminiz. Güçlü banka sisteminiz nedir sizin? Dış borcu ne kadar Türkiye'nin? Bir sürü özel sektörün… Bunun ne kadarı bankaların? Yüzde 70’e yakını bankaların. Kim buna kefil olmuş? Devlet kefil olmuş buna? Kim kefil olmuş? Vatandaş kefil olmuş buna demek ki. Demek ki çok da güçlü değil sizin hikâyeniz yani. Dünyada bir yerde battığı zaman burada da batıyor demektir yani. Türkiye’dekinin sadece tek başına batması yetmiyor bu konuyla ilgili. Dünyanın bir yerinde batıyorsa burada da batmış demektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İzmir Milletvekili Sayın Erdal Aksünger’e teşekkür ediyorum.

Şimdi, muharrem iftarı vesilesiyle kırk beş dakika ara veriyorum. İbadet eden arkadaşlarımızın da ibadetlerinin kabul edilmesini diliyorum.

 

 

Kapanma Saati: 16.36


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Şimdi söz sırası, önerinin aleyhinde, Batman Milletvekili Sayın Ziver Özdemir’de.

Sayın Özdemir, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu kanuni takibe düşen kredilerin araştırılarak, takibe düşen KOBİ ve vatandaşlara yönelik alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ İktidarı, her zaman vatandaşların dertleriyle, sorunlarıyla dertlenen, bu sıkıntıların giderilmesi için elini taşın altına koyan bir parti. Bunu özellikle burada belirtiyorum ki sanki AK PARTİ’nin böyle bir gündemi yokmuş gibi algılanmaması için söylüyorum.

AK PARTİ İktidarı, oldukça başarılı ekonomi yönetimiyle, özellikle son on yılda önemli şeyler başarmış, ekonomide de hayal olan birçok başarıyı yakalamıştır, ülkeyi önemli noktalara taşımıştır.

Şimdi, bu gerçekler ortada dururken ve Meclis gündeminin bu kadar yoğunluğu içinde, ne rakamların ne somut gerçeklerin desteklemediği bir gerekçeyle bir araştırma önergesi verilmesini de çok uygun görmüyorum şahsen çünkü AK PARTİ’den önce özellikle bankacılık alanında yaşananlarla kıyaslanınca, AK PARTİ döneminin ne denli başarılı olduğu net olarak ortadadır. Bakınız, özellikle 2009 yılında ve ardından devam eden, tüm dünyada birçok ülkeyi iflasın eşiğine kadar getiren ekonomik krize rağmen, Türkiye ekonomisi, hem Avrupa’da hem dünyada güçlü yapısıyla dikkat çekmiş, gıptayla bakılan bir ülke hâline gelmiştir. Bu başarılı performansın sonucunda, işte geçtiğimiz günlerde, kredi derecelendirme şirketleri tarafından kredi notu yükseltilmiştir. Bunun dışında, bankacılık sektöründe kredilerin toplam varlıklara oranı, 2002’de yüzde 23 iken bu yılın ekim ayı itibarıyla yüzde 57,7’ye çıkmıştır. Bu da demek oluyor ki bankalar varlıklarının büyük bir oranını krediye dönüştürmüş yani talep artışına bağlı olarak kredi verme rakamlarında da artış görülmüştür.

Konuyla ilgili, son olarak, son derece önemli olan şu rakamı da sizlere aktarmak istiyorum: Bankacılık sektöründe takipteki alacakların toplam kredilere oranı, 2002 yılında yüzde 21,2; bu yıl ekim ayı itibarıyla brüt yüzde 3 olarak gerçekleşmiştir. Oysaki önergenin gerekçesinde “Büyük umutlarla bankalardan çekilen taşıt, konut ve ihtiyaç kredilerinin takibe düştüğü” ifadesi geçmektedir. Şimdi, bunun inandırıcılığını vatandaşa sormak istiyorum.

Bir önceki hatip, özellikle KOBİ’lerle ilgili, üretimde düşüş olduğunu beyan etmişti. Hâlbuki, tam tersine, AK PARTİ döneminde KOBİ’lerdeki artış göz önünde ve bu, Anadolu’daki vatandaşın hepsine de yansıyor. Özellikle son teşvik yasasıyla beraber, ülkede -milletvekili olduğum ilim için örnek göstermek istiyorum- özellikle tekstil konusunda, 4 bin civarında şu anda çalışan var. Yani yeni üretime katılan, yeni istihdam alanı oluşturulan bir sektör.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Beş aydır paraların ödenmediğinden haberiniz var mı, KOSGEB kredilerinin?

ZİVER ÖZDEMİR (Devamla) - KOSGEB’le ilgili de haberimiz var Sayın Vekilim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Onu da söyleyin de…

ZİVER ÖZDEMİR (Devamla) – Özellikle, daha önceki, 2002, AK PARTİ öncesi şirketlerin durumunu, piyasanın durumunu da net olarak biliyorum. O üretim sektöründen gelen, sanayi iş kolundan gelen bir arkadaşınızım ve o dönemlerde bankalarla iş adamlarının, üreticinin, ne pozisyonda, ne şekilde hareket edildiğini de yaşayan bir kardeşinizim. Onun için, şu anda, AK PARTİ döneminde, özellikle ekonomik kalkınmayla ilgili ve bunun da yansıması olarak bütün sosyal devlet ilkesini de vatandaşla buluşturup tanıştırdığımız bir iktidarız. Özellikle üretime yönelik herkes böyle; bunun tarımı da… Ve bu işlemler de yapılırken bunun bire bir vatandaşa yansımasını da yaşıyoruz. Vatandaş da, sosyal devlet ilkesiyle, fakir fukarasından tutunuz, bunun ulaşımına, sağlığına, eğitimine, bütün alanlarda o hizmetleri de vatandaş hissediyor, vatandaş da bunu görüyor bire bir yansımasıyla. Sadece, geçmişte yapıldığı gibi, belli, bir avuç azınlık bu ülkenin bütün kaynaklarını, yüzde 90’ını, geri kalan yüzde 10 kaynağını, bütün, 75 milyon insana adaletsiz bir paylaşımla da… Şu anda, AK PARTİ döneminde onu kaldırdı ortadan, elhamdülillah. Bire bir vatandaşa yansıyan, bire bir vatandaşın cebine sirayet eden, bire bir vatandaşın refahına, huzuruna ve ekonomik kalkınmasına sirayet eden bir ekonomi takip ediyoruz, programı takip ediyoruz ve...

ALİM IŞIK (Kütahya) – O zaman iş yerleri niye kapanıyor Sayın Vekilim? Neden kapatıyorlar iş yerlerini?

ZİVER ÖZDEMİR (Devamla) – …onun için insanların hayır duasına da mazhar oluyoruz ve bu da 2002’den bugüne kadar…

Şimdi, değerli arkadaşlar, ülkede ekonomi bütün her şeyin kaynağı, sosyal adaletin de, sosyal barışın da, insanların refah ve huzurunun da ana nüvelerinden biri. Eğer ekonomide on yıllık AK PARTİ İktidarı başarılı olmamış olsaydı, vatandaşımız, 75 milyon insan elbette ki sandıklarda bunun karşılığını görecekti. Onun için de muhalefet partileri merak etmesin, bundan sonraki süreçte de inşallah, 2023 vizyonuyla ülkemize hizmet etmeye gene devam edeceğiz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Seçimlerden önce böyle konuşmuyordunuz, “Vatanı satacağız, fabrikaları kapatacağız.” demediniz ama.

ZİVER ÖZDEMİR (Devamla) – Değerli Vekilim, biz fabrikaları kapatmıyoruz, kusura bakmayınız. Siz Anadolu’dan, memleketten o zaman bihabersiniz. Eğer Anadolu’yu gidip gezseniz, eğer Anadolu’nun vilayetlerini dolaşsanız…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Siz Anadolu’yu benim onda birim kadar gezmiyorsunuz.

ZİVER ÖZDEMİR (Devamla) – Bu koltuklarda nutuk atmaya benzemiyor, bu kürsülerde sadece nutuk atmaya benzemiyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Nutuk atmıyoruz.

ZİVER ÖZDEMİR (Devamla) – Siz Anadolu’ya ineceksiniz, il il dolaşacaksınız, siz bu insanların gerçek rakamlarda ekonomisini göreceksiniz. Siz Diyarbakır’a da gideceksiniz, Batman’a da gideceksiniz, Siirt’te de gideceksiniz. Sadece burada nutuk atmakla bu ekonomi düzelmez, buradaki sosyal barış da gelmez, sosyal adalet de gelmez. Bizim AK PARTİ olarak yaptıklarımızın -on yılda- altına vatandaşımız damgasını vurmuştur ve her seçimde sandıklara giderek bu başarıyı taçlandırmaktadırlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Göreceği, göreceğiz…

ZİVER ÖZDEMİR (Devamla) – Biz de bildiğimiz bu yolda, halkımızın desteğiyle bu şekilde devam edeceğiz. Elbette ki muhalefetin de görevi… Siz de kendi görevinizi yaparsanız, “Vatandaşa daha fazla ne şekilde hizmet ederiz?” diye eğer bize destek verirseniz, bize eksiklerimizi söylerseniz bu noktada daha iyi olur; sadece laf atmakla olmaz bu işler.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istiyorsunuz, tamam.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, öneriyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… (MHP sıralarından “Yok, yok…” sesleri)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın efendim, sayın.

BAŞKAN – Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisinin…

ALİM IŞIK (Kütahya) - Karar yeter sayısı var mı Sayın Başkan? Var mı burada karar yeter sayısı?

ALİ ÖZ (Mersin) – Başkan, var mı?

BAŞKAN – Var diyorlar, vardır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şimdi sayın bakayım, var mı yeterli kişi?

ALİM IŞIK (Kütahya) - Değerli kâtip üyeler, kâtip üyeler, sayın bakalım, var mı burada?

Başkan, yakışmıyor bu! Burada karar yeter sayısı yok!

Sayın Başkan, burada karar yeter sayısı yok!

ALİ ÖZ (Mersin) - Beş numara gözlük takın, beş! Ayıp diye bir şey var ya! Var mı Allah aşkına, var mı!

BAŞKAN – Efendim, “Karar yeter sayısı vardır.” dedim, arkadaşlarım da benimle hemfikir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, kâtip üyeler güvenilirliğini yitirdi. Burada karar yeter sayısı yok!

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın efendim, sayın.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın, yok burada karar yeter sayısı. İddia ediyorum, yok. Buyurun, sayın.

BAŞKAN – Pekâlâ.

Efendim, şöyle…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Var mı burada karar yeter sayısı?

BAŞKAN - Müsaade buyurun… Tamam, tamam, oturun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kapıları kapattırın. Kapıları kapattırın ve sayın Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Müsaade buyurun, müsaade buyurun efendim.

Mademki itiraz var, karar yeter sayısı konusunda tereddüt olduğuna göre, cihazla oylama yapacağım.

KERİM ÖZKUL (Konya) – Sayın Başkan, öyle bir şey olur mu!

BAŞKAN - Oturur musunuz lütfen.

KERİM ÖZKUL (Konya) – Sayın Başkanım, öyle olmaz ki!

BAŞKAN – Cihazla oylama yapacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Buyurun efendim, üç dakika süre veriyorum.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Kimse girmesin içeriye. Girenleri engelleyin, engelleyin girenleri. Bakın, giriyorlar.

Aslında, yarım dakika verseydiniz de var mıydı, yok muydu görürdük.

ALİ ÖZ (Mersin) – Beş dakika daha verin Sayın Başkan, bu taraftan gelecek olanlar var!

Başkan, var dediğinde bu kadar adam var mıydı?

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Bayram varken çıkar, Bayram varsa çıkar, kesin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Divanı kutluyoruz! Divanı kutluyoruz gerçekten! Olmayan bir karar yeter sayısını sağladığı için Divan gerçekten hak ediyor yani!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Başkan, biraz daha uzatalım oylamayı, evde olanlar var!

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) - Pusulaları okuyabilir misiniz Sayın Başkan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Herhâlde okuyacaktır.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) - Pusulaları bir okuyun bakalım.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir. [AK PARTİ sıralarından alkışlar; MHP ve CHP sıralarından “Bravo” sesleri, ve alkışlar(!)]

OKTAY VURAL (İzmir) – Bravo Sayın Başkan, tebrik ediyoruz!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kaç kişi çıktı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir görev neyle tamamlandı onu bilmiyorum tabii.

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 29 milletvekili tarafından Malatya olaylarının araştırılması amacıyla 15/2/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Kasım 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Sayı: 403                                                                                                15.11.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunda 15.11.2012 Perşembe gün (Bugün) oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        M. Akif Hamzaçebi

                                                                                                                 İstanbul

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 29 Milletvekili tarafından, 15.02.2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Malatya olaylarının araştırılması” amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (246 sıra nolu), Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15.11.2012 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak üzere Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba.

Sayın Ağbaba, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bütün Alevilerin “Muharrem Yassı Matemi”ni yürekten paylaşıyorum.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, dün Gazze’de, masum halka yönelik, yıllardır süren saldırılarını bir kez daha tekrarlayan İsrail Hükûmetini kınadığımı belirtmek istiyorum. Ayrıca, İsrail’i korumak amacıyla Kürecik’te füze kalkanı kurarak Malatya’yı ve bölge halkını hedef gösteren zihniyeti de buradan şiddetle kınıyorum.

Değerli arkadaşlar, Meclisimiz çatısı altında kurulan Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu 20 Ekimde hiçbir şeyini hatırlamayan, duymayan ve bilmeyen bir zatı dinledi. Bu kişinin önüne nefret ve insanlık suçunu işlediğinin imzalı bir belgesi konuldu. Kendisini Yavuz Sultan Selim’den sonra en büyük Alevi Kızılbaş düşmanı ilan eden Malatya il merkezindeki 40 bin Alevi’ye kan kusturmakla, Alevi Kızılbaş kasabı olmakla övünen Malatya eski Valisi, 12 Eylüle giden sürecin Emniyet Genel Müdürü Refet Küçüktiryaki’den bahsediyorum. Eski Emniyet Genel Müdürü Küçüktiryaki’nin yazdığı iddia edilen mektup 12 Eylül karanlık faşizan zihninin bir ifşasıdır. Bu mektup, bu ülkede yaşanan katliamların tümünün emperyalist odaklarca desteklenen birer devlet organizasyonu olduğunu ortaya çıkarması açısından da önemlidir. Maraş katliamı, Çorum katliamı, Sivas katliamı ve Malatya olaylarının asıl amacının ülkeyi adım adım darbeye götürmek olduğu bilinen bir gerçektir.

Değerli arkadaşlar, basında yer alan bu mektubun doğru olup olmadığı tartışılabilir ancak bu ülkede yaşayan Aleviler ve duyarlı her yurttaş, emin olun ki mektupta yer alan olayların tamamının gerçek olduğuna inanmaktadır, darbeye zemin hazırlayan karanlık güçler tarafından tertiplendiğini bilmektedir. Ülkeyi faşist bir darbeye sürüklemek isteyenler, 12 Eylül sürecinde, içinde Malatya’nın da olduğu bazı kentler üzerinde özel bir çalışma yürütmüşlerdir. 12 Eylül öncesinde büyük katliamların olduğu şehirlere baktığımızda, yine hepsinin Alevi ve Sünni kardeşlerimizin birlikte yaşadığı, çok kültürlü şehirler olduğunu görüyoruz. Nitekim, Malatya’da yaşanan gerek Şubat 75 olayları gerekse 78 Hamido olayları bu büyük tezgâhın sahnelendiği zamanlardı. Otuz iki yıl sonra ortaya çıkan bu mektup vesilesiyle, 1980 öncesinde Malatya’da neler yaşanmıştır, kısaca sizlere hatırlatmak isterim.

Mektubun sahibi olduğu iddia edilen Refet Küçüktiryaki 1976 yılında vali olduktan sonra, 1980 yılına kadar Malatya’da 100’ün üzerinde siyasi cinayet işlenmiştir. Birçok masum insan baskı ve işkenceye maruz kalmıştır. Bu siyasi cinayetlerin ilk halkası, 1976 yılında -Malatyalıların hafızasında hâlâ tazeliğini koruyan- Beylerderesi mevkisinde 3 devrimci gencin üzerlerine helikopterle ateş açılarak yargısız infaz edilmesidir. Bu süreçte Malatya’da siyasi cinayetler ve olaylar artarak devam etmiş, 1978 yılına gelindiğinde Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu suikastı gerçekleşmiştir. 12 Eylülün en karanlık noktası Hamido olaylarıdır. Hamido olaylarını çözmeden 12 Eylül darbesini çözemezsiniz, arkasındaki karanlık güçleri bulamazsınız. Merhum Hamit Fendoğlu ile birlikte gelini ve 2 torunu evlerine gönderilen bombalı paketin patlaması sonucu hunharca katledilmişlerdir. Bu olaydan hemen sonra, henüz yirmisine gelmemiş 3 lise öğrencisi kaçırılıp, işkenceden geçirilip kurşunlandıktan sonra Beylerderesi mevkisinde tren raylarına atılarak bedenleri paramparça edilmiştir. Bu olaylar nedeniyle provoke edilen kitleler sokağa dökülmüştür. Malatya olaylarında hiç kimse yargılanmamış, failler bulunamamış, sadece bir kişi, av malzemesi çalmakla suçlanıp tutuklanmıştır. O da ilk celsede serbest bırakılmıştır. Hamit Fendoğlu ve ailesinin katilleri hâlâ bulunamamıştır.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, özellikle merhum Hamit Fendoğlu’nun katledildiği bombalı saldırı ve akabinde gelişen olaylar Malatya’mıza çok şey kaybettirmiştir. Bu olayı tetikleyenlerin asıl amacı, Malatya’nın ekonomik, siyasi ve kültürel yapısını geri götürmektir. Bunda da başarılı olmuşlardır. Önemli iş adamları ve aydınlar Malatya’dan göç etmiştir. Bu olaylar sonucunda yüzlerce ev ve iş yeri tahrip edilmiştir. Yapılan saldırılarla şehir âdeta bir iç savaşa sürüklenmek istenmiş ama Malatya’daki devrimciler, demokratlar, Alevisiyle, Sünnisiyle tüm sağduyulu yurttaşlar Malatya’nın o dönemde Maraş olmasına engel olmuşlardır.

Değerli arkadaşlar, ortaya çıkan bu belge ve ülkenin karanlık tarihi araştırıldıkça bulunacak olan bunun gibi çok belge, AKP Hükûmetinin esas niyetini anlamak açısından bir turnusol işlevini görecektir çünkü darbelerle hesaplaşıldığı söylenen bir dönemde, kuşkusuz, bu tür olayların üzerine ciddiyetle gidebilmek son derece önem arz etmektedir. Gizli tanıklarla, imzasız ihbar mektuplarıyla, insanların iddianame bile olmadan yıllarca tutuklu kaldığı bir dönemde Kenan Evren’in arşivinde yer aldığı iddia edilen bu mektuptaki yaşanmış olayları soruşturmayı ve yargılamayı çok fazla hak ettiğini söylemek mümkündür. Bu mektuptaki iddiaları AKP Genel Başkan Yardımcısı olan eski bir bakan deli saçması olarak nitelendirmiş ve bu konunun üzerini kapatmaya çalışmıştır ancak yapılması gereken, bunun tam aksine, kimsenin kafasında kuşku kalmayacak şekilde bu belgenin ve iddiaların doğruluğunun araştırılmasıdır. Şunu bilmeliyiz ki işimize gelen belgelere dört elle sarılıp işimize gelmeyenleri deli saçması olarak nitelendirmek sorunları çözmez; tam tersine, yeni sorunları ortaya çıkarır. Gerçeğe gözünü kapatarak “Kendi adamımı harcamam.” zihniyeti, “Asmayalım da besleyelim mi?” ya da “Bu ülke için kurşun atan da, yiyen de şereflidir.” diyen zihniyetler birbirlerine çok benzerler. Bu zihniyet yeni katiller ve yeni caniler yetiştirmekten başka bir işe yaramaz.

Darbelerle ve darbecilerle gerçekten mücadele etmek ve o kara günleri ülkemize bir kez daha yaşatmak istemiyorsak, Sivas katliamı, Maraş katliamı ve Malatya olayları olmak üzere yakın geçmişimizle yüzleşmek zorundayız. Darbecileri yargılarken, bu darbecilerin başa gelmeleri için kan döken, dökmesine yardımcı olan başta devlet görevlileri ve bürokratlar mutlaka yargılanmalıdır; aksi takdirde, bu yargılamalar toplumda zaten var olan “Darbeler aklanmaya çalışılıyor.” düşüncesini kanıtlamaktan başka bir işe yaramaz. Bu şekilde ne darbeleri bitirebilirsiniz ne de katliamların önünde durabilirsiniz.

Değerli arkadaşlar, darbelerle hesaplaşmak, darbeye karşı çıkmak doksan iki yaşındaki darbe liderini mahkemeye bile çıkaramamakla olmaz. Darbelerle, derin devletle hesaplaşmak, faili meçhullerin, köy boşaltmaların en yakın tanığı olan sarışın, güzel kadını masumlaştırıp aklamayla da olmaz. Darbeyle hesaplaşmak, “derin devlet” deyince akla gelen eski polis şefi ve politikacıyı VIP cezaevlerinde ağırlamakla da olmaz. Darbeyle hesaplaşmak, derin devletin sırlarının kitabını yazmış, karanlıkları ortaya çıkarmış Soner Yalçın ve arkadaşlarını cezaevine tıkmakla da olmaz. Darbeyle hesaplaşmak, 12 Eylülün vali, kaymakam, emniyet müdürleri ve bürokratlarını milletvekili yapmakla hiç olmaz. Darbeyle hesaplaşmak, 12 Eylülde idam edilen gençlere ağlayıp onların analarını cezaevine tıkmakla hiç olmaz. Darbeyle hesaplaşanlar “Yargıya, gereken talimatı verdim.” diyemezler. Darbeyle hesaplaşanlar, utanç verici Sivas davası kararı için “Ülkemize, milletimize hayırlı olsun.” demezler. Darbeyle hesaplaşmak, Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da katledilen yüzlerce insanın failini bulmakla ve yargı önüne çıkarmakla olur.

Özetle, bu ve benzeri olayları önlemenin tek yolu, zalimden yana olmak değil, gerçek anlamda mazlumdan yana olmaktır. Hiçbir inancın, hiçbir bireyin ötekileştirilmediği, katliamların olmadığı bir ülke hepimizin ortak hedefi olmalıdır.

Değerli arkadaşlar, devletin resmî arşivlerinde yer alan, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu Başkanı tarafından okunan bu resmî belge hakkında mutlaka cumhuriyet savcıları harekete geçmelidir. Bizler, bir grup Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak bu konu hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı bilmenizi isterim. Bu mektupta yazılanlar, insanlık ve nefret suçudur. Evrensel hukuk normlarında, insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz. Bu konuda savcılar harekete geçmelidir, geçmezse, Türkiye’deki hukuk yolları tükenmiş olacağından, meseleyi AİHM’e taşımaya niyetliyiz.

Bu önergeye destek vereceğinize inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağbaba.

Önerinin aleyhinde olmak üzere, Çankırı Milletvekili Sayın İdris Şahin.

Sayın Şahin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, Hamit Fendoğlu’nun katledilmesi ve ardından başlayan Malatya olayları için, tüm yönleriyle ele alınarak gerekçelerinin ortaya çıkarılması adına vermiş olduğu Meclis araştırması talebi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, olayın nasıl cereyan ettiğini, ne şekilde geliştiğini kısaca sizlere aktararak sözlerime başlamak istiyorum.

Hamit Fendoğlu 1965 yılında Malatya’dan senatör olmuş ancak 80 öncesinde yerel seçimlerde bağımsız aday olmak suretiyle, bir dönem birlikte iktidar olmuş olan Milliyetçi Cephe hükûmetlerinin tamamının temsilcileri tarafından  Malatya’da  desteklenerek bağımsızdan Belediye Başkanı olmuş bir şahıstır.

Olayın meydana geldiği tarih 17/4/1978’dir. 1978 yılının Nisan ayında, üç aylarda, gün itibarıyla da kendisinin oruçlu olduğu bir günde bu menfur saldırı nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Buradan kendisini rahmetle bir sefer daha andığımı ifade etmek isterim.

Ancak, hadisenin oluş şekline baktığımız zaman, kendisine gönderilen patlayıcı maddenin, 8/4/1978 tarihinde buradan, Ankara’dan, Emek Postanesinden postaya verildiği anlaşılmaktadır. Kendisinin postanın kendine ulaştığı tarih itibarıyla Ankara’da olması sebebiyle Belediyede makamında açamamış, kendisinin de niyetli olduğu bir günde, daha önceden de birbirleriyle özellikle hediyeleştikleri bir senatör arkadaşının üzerinde ismi bulunması sebebiyle evine götürdüğü bu paketi evinde açmak suretiyle bu hadise meydana gelmiştir.

Şimdi, aynı nitelikte bir kolinin de, burada, özellikle CHP’nin grup önerisinde ismi ifade edilmemiş olmakla birlikte, o dönem itibarıyla Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında Malatya eski Emniyet Müdürü olan ve o dönem itibarıyla altı ay gibi bir süre geçici olarak Maraş Valiliği görevinde bulunan, CHP’nin iktidara geldiği andan itibaren de Adıyaman’da Emniyet Müdürlüğü kadrosu bulunan bir Muhterem Milletvekilimiz Abdülkadir Aksu Bey’in, Emniyet Müdürlüğünde bir şube müdür muavinliği görevine atanmasından dolayı Malatya’da olmaması sebebiyle, adresine gönderilen bu postanın kabul edilmemesi sonrasında Ankara’ya geldiğinde tespit edilmiş ve yine, bir koli de o dönem Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinin eski Belediye Başkanına gönderilmek suretiyle, postanede posta yetkilileri tarafından açılması suretiyle 2 tane vatandaşımızın şehit olduğu bir hadise. Bombaların özelliğine baktığımız zaman, gönderildiği yer ve mevkiye baktığımız zaman, hepsinin aynı noktadan çıktığını görüyorsunuz ve özellikle Malatya’nın tercih edilmiş olması Pazarcık’ın tercih edilmiş olması, 80 olayları öncesinde nasıl bir ortamda bulunduğumuzu ve kimlerin bu hadiseleri kaşıdığını çok netliğiyle görebilirsiniz.

Elbette ki buradaki Değerli Hatip, özellikle, üyesi bulunduğum bir Komisyonla alakalı da burada bir kısım beyanlarda bulundu. İşte, Meclisin ortak iradesi ve ürünüyle ortaya çıkmış Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonunda, AK PARTİ İktidarının ne kadar arkasında desteği varsa, biz şunu bilmekteyiz ki Cumhuriyet Halk Partisinin de bir o kadar, Milliyetçi Hareket Partisinin de, Barış ve Demokrasi Partisinin de bir o kadar desteği var. Çünkü darbelerle mücadele, bir siyasi partinin konusu olamayacak kadar önemlidir, aynen terörle mücadelede olduğu gibi. Çünkü bu hadise hepimizin ortak bir yarasıdır ve bugün itibarıyla buralarda bulunmamızın yegâne sebebi de demokrasinin iyi işlemesi ve istikrarlı bir şekilde sürmesidir. Ne zaman ki demokrasi askıya alındı, en büyük zararı 75 milyon vatan evladı ve Türk milleti görmektedir.

Bunu bu kürsüden bir sefer daha ifade ederek Değerli Hatibin ifade ettiği bir kısım şeyleri de burada zikretmek istiyorum. Özellikle hadisenin vuku bulduğu andan itibaren, Malatya merkez ve çevresinde halkın galeyana geldiği ve karşılıklı olarak, sanki, sağ sol çatışmalarının revaçta olduğu dönemde, vatandaşlarımızın birbirine kırdırılacağı bir dönemi yaşadık. Sonrasında, bakıyoruz ki soruşturma evresinde, 4 kişi hayatını kaybetmiş, 79’a yakın kişi yaralanmış ve bunlarla alakalı soruşturma da o dönem sıkı yönetim mahkemesi Elâzığ’da olduğu için Elâzığ’a nakledilmiş ve bunların içerisinde, de bahsettiği gibi, faili meçhuller dosyasına dosya tevdi edilmek suretiyle uzunca süre de bu dosyalar işlemden kaldırılmış. Ama enteresan olan bir şey var: Olayın meydana geldiği gün 4 vatandaşımız hayatını kaybediyor. Bunlardan 3 tanesi Gazi Lisesi öğrencileri. Hemen altı ay sonra yapılan bir tespitle bu çocukların öldürülmesine vesile teşkil edecek eylemleri gerçekleştirenlerin TİKKO mensubu kişiler olduğu sübut buluyor.

İşte, görüldüğü üzere, nerede bir kargaşa olsa, nerede bir sıkıntı olsa kardeşin kardeşe katledildiği bir ortamı yaşıyoruz ancak Malatya’nın özellikle orada seçilmiş olması gelişigüzel bir tespit ve yer olarak değerlendirilmemeli.

Zira, baktığımız zaman, işte Darbeleri Araştırma Komisyonunun yapmış olduğu incelemelerden çıkarttığımız sonuçlarda şunu da görüyoruz ki Malatya, sadece 80 öncesinde değil, 28 Şubat sonrasında da karıştırılmaya çalışılan illerimizden bir tanesi. Özellikle başörtüsü eylemleri noktasında yapılan bir kısım gösterilerde İnönü Üniversitesinin önünde bir günde 200 tane gazetecinin buluşabildiği, sağdan soldan provokatif eylem yapabilecek pek çok insanın konuşlanabildiği bir alan hâline getirilmiş Malatya.

Önemli olan, darbelerle ve demokrasiyi askıya alacak her türlü girişimle alakalı hep birlikte yüreğimizi ortaya koyarak mücadele etmeliyiz. Elbette ki tarihin karanlıklarında kalmış, gizli kalmış hadiseleri ortaya çıkartmak demokratik tavır sergileyen her siyasi partinin görevidir. Olayı sadece Malatya, Maraş veyahut da Çorum olayları olarak değerlendirmemeli, bu ülkede var olan hukuk ihlalleri ve hukuka dair, somut olarak hukukun ortadan kaldırıldığı her türlü eylemin üzerine hep birlikte gitmeliyiz. Bu yüzden Malatya’daki Hamit Fendoğlu’nun yaşadığı hadiseleri bu ülkede kimsenin yaşamasını hiçbir zaman için arzu etmeyiz. Ancak burada şunun da özellikle bilinmesinde fayda var ki uzunca süre yerel yönetimde iktidarda Malatya’da Cumhuriyet Halk Partisi görev yapmış ancak bu 78’deki hadiseden önceki yerel seçimde üç partinin birleşmesi sonrasında ilk defa bağımsız bir belediye başkanı Malatya’da görev yapmaya başlamıştır. Burada oluşan toplumsal barış ve kardeşlik iklimini sonlandırmak isteyenler, aynı hareketi, sadece Hamit Fendoğlu’na değil, şu anda içimizde milletvekili olarak bulunan bir değerli büyüğümüz Abdülkadir Aksu Bey’e de yapmak istemişlerdir. Bunların tek merkezden olduğu bugün itibarıyla ortaya çıkmıştır. İşte, bunların hepsi, AK PARTİ İktidarının oluşturmuş olduğu demokratik iklimde gerçekleşen hadiselerdir. Bugün bütün yürekliliğimizle darbelerin üzerine gidebiliyorsak, dün bizleri hizaya çekmeye çalışanlara bugün demokrasi dersi verip uygun bir üslupla bir daha bu ülkede darbelerin olmaması noktasında ne tür adımlar atılabileceğini gösterebiliyorsak bu, bu Parlamentonun birlikte almış olduğu bir kararın göstergesidir. İşte, bu iradenin her konuda mutlak suretle arkasında durmakla yükümlüyüz ve bundan sonraki süreç içerisinde de demokrasinin eksiksiz olarak gelişebilmesi için, hak ve özgürlüklerin bu ülkede tavan yapabilmesi için, millî birlik ve mutabakata ihtiyaç duyduğumuzu özellikle ifade etmek isterim.

Dolayısıyla, ben, değerli arkadaşımızın, hatibimizin buradan beyan ettiği bir kısım hususlara kesinlikle katılıyorum. Ancak Rafet Küçüktiryaki ismindeki o dönemin Emniyet Genel Müdürünün yazdığı ifade edilen mektubu, ciddiye almasını da bir vekil olarak gerçekten algılayamadığımı ifade etmek istiyorum. Zira, altında ne imzası var ne de kime yazdığına dair bir muhatabı söz konusu. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi son derece önemli bir kurumu böyle, gayriciddi mektuplarla eğer bunları bir soruşturma konusu hâline getirebileceğimiz noktasında bir inancınız varsa, bu tamamen sizlerin eksik irdeleme ve araştırması sonucunda vardığı bir kanaattir. Lütfen, o mektubun içeriğine düzgünce bir bakalım ve ona göre de bir yol haritası çizelim.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Baktık da, bunu gündeme getiren Nimet Baş.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Dolayısıyla, gündeme getirdiğiniz konu, soruşturma önergesine atfettiğiniz, keşke dayanak konusu bu mektup olmasaydı da sizlerle birlikte Malatya’da, Malatya halkının üzerine örtülen bu sis perdesini hep birlikte kaldırsaydık diyorum. Bu duygu ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – …düşüncelerle önergenizin aleyhinde olduğumuzu ifade ederek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Şahin, teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl kaldıracaksınız bakalım! Nimet Baş söylüyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Gündeme getiren Nimet Baş!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nimet Baş soruyor adama!

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Dayanağınız yok. Öyle bir belge yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nimet Baş “Böyle bir şey var mı, yok mu?” diye sormadı mı?

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Altında imza…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nimet Baş sordu mu, sormadı mı?

BAŞKAN - Şimdi, önergenin lehinde olmak suretiyle üçüncü konuşmacı İbrahim Binici, Şanlıurfa Milletvekili.

Lütfen, buyurun.

Süreniz on dakika.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin önergesi üzerine söz almış bulunuyorum, Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün tam altmış beş gün oldu ve vicdanlar hâlen suskun. Belki, hepimizin seçim bölgesinde seçilmiş insanlarımız aileleriyle beraber açlık grevindeler. Ama nedense bugüne kadar, gerek AKP Hükûmetinden gerek Başbakandan gerekse Sayın Adalet Bakanından gerçekten, iç açıcı, ölümleri durdurabilecek, vicdanlarımızı rahatlatabilecek bir açıklamayla karşılaşmadık. Umuyorum ve diliyorum… Elimizi vicdanımıza atalım, 64 kişi altmış beş gündür ölüm döşeğinde bekliyor. Bunun akabinde, 713 kişi de arkasında devam ediyor. Bunun akabinde, Türkiye cezaevlerinde on binlerle ifade edilebilecek tutuklu yine bedenlerini açlık grevine yatırmışlardır.

Biliyorsunuz, vicdanen rahatsızız, vicdanımız sızlıyor. BDP Grubundan Sayın Eş Başkanlarımız, DTK Eş Başkanı, 10 milletvekilimiz Diyarbakır’da yine bedenlerini açlık grevine yatırdılar. Sayın Leyla Zana da bugün, vicdanlara seslenmek için, aynı yöntemle, Meclisteki odasında açlık grevine yatmış durumda. Biz, sadece insanlık istiyoruz. Biz, sadece vicdanların körelmemesi için, vicdanlara seslenmek istiyoruz. Bugün, 65’inci gününde, insanlar bedenini ölüme yatırmışken vicdanen nasıl evimize gidip yemek yiyebiliyoruz her gece? Türkiye'nin, Edirne’den Kars’a kadar, her köşesindeki insanların vicdanlarına seslenmek istiyorum: Yeter artık diyorum, ölümleri görmek istemiyoruz. Şayet, yarın öbür gün, o cezaevlerinden insanlarımız tabutla çıkarsa bunun cevabı olabilecek misiniz? Bunu vicdanlarınızda kabul edebilecek misiniz? Eminim ki hiçbir insanımız bunu kabul etmez. Onun için, duyarlı kamuoyuna, vicdanlara tekrar sesleniyorum.

Değerli arkadaşlar, 12 Kasım günü Ceylanpınar ilçemize gittim. Ceylanpınar ilçemizde, gerçekten… Türkiye kamuoyuna buradan seslenmek istiyorum: Memurlar rapor alarak bölgeyi terk ettiler. Bunu, Hükûmet kanadındaki bakanlıklar çok rahat tespit eder. Esnaflar dükkânlarını kapatmış, evinde. Hâli vakti iyi olan, ekonomik durumu iyi olanlar şehri terk etmişler ama nedense bu durumda bile Türkiye kamuoyu sessiz bekliyor.

Hani derler ya “Kurt puslu havayı sever.” İşte, orada tam bir puslu hava mevcut. Her türlü faili meçhul cinayetlere açık bir yerdir. Sınır hattına gittiğimizde, kimin gittiği kimin geldiği belli olmuyor. Elini kolunu sallayarak, sözüm ona “Özgür Suriye Ordusu” mensupları gerek oradan gerek buradan gidiyorlar. Sözüm ona, bitişik ilçede yaşayan insanlar sabahtan geliyor Ceylanpınar’a, akşam dönüyor. Neden bu sorumsuzluk? Soruyoruz: Yarın öbür gün, faili meçhul cinayetler gelişirse ne yapabileceksiniz? Vicdanlara sesleniyorum: Ceylanpınar insanı, yedi gündür evinde hapsedilmiş, çarşıya çıkamıyor, gezemiyor. Biz, bir günde, sadece bir günde üç tane kazan bombası atan uçakları bizzat, net, gözlerimizle seyrettik. Sınırın sıfır kilometresinde, Suriye’ye ait bir yerleşkede ve orada da çoğunluğu Kürt nüfusu olan insanlarımızın başlarına bomba yağdırılıyor. Bir küçük çocuk geldi, o çocuğun üstünde kan izi vardı. Sınırdan kaçmış gelmişti. Yaşı henüz yediydi. Sorduk: “Ne oldu?”, “Annemi, babamı ve ağabeyimi uçak öldürdü.” Üstünde hâlen ıslak kan mevcuttu. Buna -dur demek için- yine, mevcut koşullarda, AKP Hükûmetinin dış politikasındaki yanlışlığı sebebiyet vermiştir. Hani ya, sıfır sorunlu, yani komşularla sıfır sorunlu bir ülkeydik! Sıfır sorun nerede kaldı? Suriye’yle düşman olduk. Irak’la düşman olduk. İran’la düşman olduk. Yunanistan’la düşman olduk. Bulgaristan’la düşman olduk. Böyle bir dış politikayla bu ülke yönetilemez.

Tekrar vicdanlara seslenmek istiyorum. Bir an önce, Ceylanpınar’daki duruma… O vahim duruma şahit olduğum için, gerçekten, şu anda bile kemiklerim sızlıyor. Kapıyı kapatıp, sabahtan akşama ekmek almaya gidemeyen o insanlarımız gerçekten bir dram yaşıyorlar. İşte bu, AKP’nin dış siyasetinin sorunudur.

Değerli arkadaşlar, faili meçhul cinayetlerle, yani geçmişimizle yüzleşmemiz şart. Bizim, bu konuda da grup olarak önerilerimiz var, önergelerimiz var ama maalesef, altı senedir Parlamentodayım ve altı senedir bir tek önerimiz, önergemiz dikkate alınmadı mevcut AKP’nin çoğunluğu sayesinde.

Kürt sorunu vardır bu ülkede. Kürt sorunu, kimliğiyle vardır, diliyle vardır. Kürt sorununu inkâr edemezsiniz. Otuz yıldır inkâr ettiniz, nereye vardınız? Kürt sorununu kabul edeceksiniz. Biz de özgür, birlikte, eşit yaşamayı esas alan Demokratik Özerklik Projesi’ni esas alan Demokratik Özerklik Projesi’ni esas almışız, bundan vazgeçen de namerttir, bunu böyle bilin. Biz ilkelerimizle varız.

Doğrusu, Türkiye halklarının kardeşçe yaşaması için önerilerimizin dikkate alınmasını saygıyla arz ediyorum. Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarında alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Binici, teşekkür ederim.

Şimdi, aleyhinde olmak üzere Diyarbakır Milletvekili Sayın Oya Eronat.

Sayın Eronat, buyurun. (AK PARTİ sıralarında alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP’nin Meclis araştırması önergesi aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinizi, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, 1980 ihtilali öncesi, lisede okuyan bir genç kızdım. Benim o yıllarım, hep sağ-sol çatışmalarını dinlemekle, sözde diyorum, sözde “sağdan bu kadar kişi, sağdan beş kişi” öldü haberlerini dinlemekle geçti. 1980 yılında üniversiteye girdim. O yıllarım da darbenin yaptığı zulümleri dinlemekle geçti. Ardından gelen yıllar, fail meçhul cinayetler ve PKK’nın katliamlarını dinlemekle geçti ve maalesef, son yıllar da, bugüne kadar da PKK’nın katliamlarını seyrederek geçti.

Hep bunları gördük, bu acıları yaşadık. Sonra düşünüyorum, biz niye birbirimizi öldürüyoruz? Biz, menfaat ve çıkar çetelerine, menfaati ve çıkarı olanlara hizmet etmek için birbirimizi öldürüyoruz.

Efendim, biz “Kürt halkının haklarını koruyoruz.” Kusura bakmayın, Diyarbakır’da Kürt halkı var mı ki siz haklarını koruyorsunuz! Ben Diyarbakırlıyım. Eğer Diyarbakırlıysanız Kürt olma hakkınız yoktur. Bir zamanlar size zorla “Türksünüz” diyorlardı, şimdi de size Kürt olma hakkı tanınmıyor. Eğer Kürtseniz PKK’lı olmak zorundasınız. Bunun adı da demokrasidir. Ya PKK’lısınız ya onun uzantısı partiyi destekleyeceksiniz veya yaşam hakkınız yoktur. Diyarbakır’daysanız, Diyarbakır’da yaşıyorsanız eğer, Türk’seniz veya farklı bir etnisiteden insansanız, mesela Laz’sanız çok daha rahat yaşayabilirsiniz ama Kürt’seniz işte o zaman sizde sıkıntı var, size bu hakkı tanımıyorlar. Şu anda, Diyarbakır’da akşamları eylemler yapılıyor, insanları fişlemenin yolları aranıyor. “Işıklar yakılıp söndürülecek.” diyor, yakılmayan evler fişlenmeye çalışılıyor. Şu masum gösterilen KCK tutukluları var ya, işte, o KCK’nın uzantısı gençler tarafından caddeler gezilerek, sokaklar dolaşılarak insanlar fişlenmeye çalışılıyor.

Şu an “Kürtlerin hakkını koruyoruz.” diyenlerin Kürtlere yaptığı zulümleri yakın tarihten anlatacağım. En son 30 Ekimde, Diyarbakır’da eylemler yapıldı, dükkânlar kapatıldı, esnafa kepenk kapattırıldı. Ben buradan eleştirdiğim zaman, bana dönüp de “Sen ne diyorsun? Yüzde 100 uyum sağlandı.” dendi. Yahu, Saddam’ın Baas rejiminde bile insanlar sandığa gittiği zaman yüzde 99 oy çıkıyordu, Saddam bile utanıyordu, yüzde 1’ini başka partiye attırıyordu. Bir halkın yüzde 100’ü aynı fikirdeyse siz o şehirde demokrasiden söz edebilir misiniz? O şehrin insanları nasıl aynı fikirde oluyor? Ben bunları soruyorum, utanmaları gerek diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 30 Ekimde belediye otobüsleri çalıştırılmadı. İnsanlar hastanelere hastalarını götüremediler, refakatçiler hastanelere gidemedi, taziyelere gidilemedi, cenazelere gidilemedi.

Demokrasiden söz ediyoruz. “Efendim, seçilmişler içeride.” deniyor. Peki, ben size bir şey söyleyeyim arkadaşlar. Şu anda, bir büyükşehir belediye başkanı, bir tane de belediye başkanı PKK tarafından atanmış ve odasında oturuyor. Hani demokrasi? Hani seçilmişlerin hakları? Peki, bu belediye başkanlığına atanmış kadını nasıl kabul ediyorsunuz? Sizin demokrasi anlayışınız bu mu?

Yine, bir büyükşehir belediye başkanı 2009 yılında odasında sorgulandı, yanındaki temizlik işçisi tarafından sorgulandı. Hani “Seçilmişlerin hakları var, seçilmişler için biz demokrasiyi çalıştırmalıyız. Efendim, bizler demokrat değiliz. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti demokrat değil, AK PARTİ Hükûmeti demokrat değil.” Yahu seçilmiş adamı kabul etmiyorsunuz, seçilmiş adama atanmış adam atıyorsunuz, ondan sonra da demokrasiden bahsediyorsunuz! Ben buna “pes” diyorum.

Açlık grevlerinden bahsediyorlar. Ben, burada, iki aydır, her gün, kürsüde açlık grevleriyle ilgili insanların serzenişlerini dinliyorum. Hiç kimse ölmesin, herkesin ölmesine karşıyız. Hiçbir ölümü kabul etmemiz mümkün değildir ama acaba düşünüyor musunuz, bu açlık grevlerine teşvik edenler kim? PKK’ya ve ona yakın, onun uzantısı partiye yakın yazarlar geçen gün şöyle yazıyorlar: “Efendim, Kandil grevleri bitirme sinyali vermiş.” diyorlar. Hani kendi iradeleriyle grev yapıyorlardı! Daha üç gün önce, Diyarbakır’da polislere saldıran bir milletvekili, beş gündür açlık grevinde, adamın yanağından kan damlıyor. Ben iki gün rejim yapsam tansiyonum düşüyor, başım dönüyor. Bu ne biçim açlık grevi? Ben bunların açlık grevini de size biraz anlatayım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İçerideki tutuklular için bir şey söylemiyorum, onlar şu an zulüm altındadır. Hem tutuklu olarak içeride oldukları için zaten sıkıntıdalar, bir de “ya öleceksin, ya öleceksin” dayatması altındadırlar.

Ben dışarıdaki vekillerden bahsedeyim. Bundan önce de Diyarbakır’da Koşuyolu Parkı’nda çadırlar kurulur ve açlık grevi seremonileri yapılırdı. Şimdi, birkaç tane vekil içeride, etrafı da panayır yeri gibi, günde 20 tane çay; 3 tane şekerden eder 60 şeker, 25 kalori ile çarparsanız zaten günlük kalori miktarlarını da alıyorlar. Şimdi, bu kadar kanlı canlı nasıl açlık grevi yapılıyor, bunu da anlamakta zorluk çekiyorum ve gülesim geliyor. Ben, içerideki tutukluların yaşadığı zulmü biliyorum. Onlara zulüm yapıyorsunuz. Eğer gerçekten açlık grevlerinin bitmesini istiyorsanız elinizi taşın altına koyarsınız. Burada kürsü var, sorunları dile getiriyoruz, komisyonlarda tartışıyoruz, “Kimsenin ölmesine gerek yok.” diyorsunuz. Ama ben şuna inanıyorum ki kişisel fikrimi söyleyeyim: İçeriden bir tane cenaze çıksa çok mutlu olacaksınız. Buna da inanıyorum.

Şimdi, arkadaşlar, hep bahsettim “menfaat” diye. Geçen yıl Almanya’da bir kitap yayınlandı, adı “The PKK” İngilizce bir kitap. PKK’nın uyuşturucuyu nasıl Sicilya mafyası gibi yönettiğini anlatıyordu. Mesela, normal uyuşturucularda arada bir baron oluyor, satıcı oluyor falan ama PKK öyle çalışmıyor; uyuşturucuyu tarladan alıp Avrupa’daki sokak satıcısına kadar kendisi yönetiyor. Tıpkı bir Sicilya mafyası gibi çalışıyormuş. Bu akademik bir kitap ve akademik çevrelerde de bestseller satıyor.

Bu kitapta şöyle bir cümle var: “PKK’nın yıllık geliri –ben eski parayla söylüyorum- 2 katrilyonla 8 katrilyon arasında” diye. Bu ispatlandı, haziran ve temmuz aylarında Diyarbakır’ın Lice kırsalında operasyonlar yapıldı ve 1,8 katrilyonluk kök bitki imha edildi. Bu kitabın da söyledikleri böylece ispatlanmış oldu.

Hep çocuk ölümlerinden bahsediyoruz. İşte “Çocuklar zulüm görüyor, Kürtler zulüm görüyor.” Kürtlere asıl zulmü yapan sizsiniz. Bundan bir hafta önce, Şemdinli’de Faris öldürüldü bir PKK bombasıyla. Belki bir tek Faris’in ölmesi diğer insanlar için bir şanstı ama bu bombada kaç kişinin ölebileceğini acaba hesapladılar mı? Şiddeti çok yüksek bir bombaydı.

Şimdi, bir de bir özellikleri var. 2006’da Diyarbakır’da Koşuyolu’nda bir bomba patlatıldı, 7’si çocuk 10 kişi hayatını kaybetti. Ardından, gittiler, oraya bir Yaşam Anıtı diktiler ve 2009 Martında, Burhan Güneş isimli katil yakalandı ve PKK’lı çıktı.

Şimdi, her sene gidiyorlar, o Yaşam Anıtı’nın önünde, iki parmakları havada, anma günü düzenliyorlar. Bizim Güneydoğu’da bir söz vardır: “Kurtla beraber kuzuyu avlar, ondan sonra da koyunla beraber oturur ağlar.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söyleyecek çok şey var. Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eronat.

2 arkadaşımız sisteme girmiş.

Sayın Fındıklı, buyurun efendim, yerinizden.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Malatya Milletvekili M. Mücahit Fındıklı’nın, Hamit Fendoğlu cinayetine, bazı illerimizde Alevi-Sünni kavgası üzerinden oyun oynandığına ve bu konuda konuşurken dikkatli olunması gerektiğine ilişkin açıklaması

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Efendim, öncelikle rahmetli Hamit Fendoğlu -“Hamido” bir diğer ismi- hakkında verilmiş önerge üzerine konuşmak istiyorum. Çünkü o dönemde, siyasetin içerisinde bir genç olarak bulunuyorduk.

Malatya’da Milliyetçi Hareket Partisi, Adalet Partisi ve Millî Selamet Partisinin gençleri olarak, rahmetli Hamit Fendoğlu’nu bağımsız aday gösterdik, büyüklerimizi de ikna ettik ve ilk defa, Cumhuriyet Halk Partisinin elinden Malatya Belediyesini aldık. Toplumun tüm sağ kesiminin ve sağduyulu insanların ortak büyüğüydü, onu yaptık.

Elim bir faili meçhule kurban gitti. Üç aylarda, oruçluyken, torunu ve geliniyle birlikte iftar sofrasında, feci bir suikastla kendisini kaybettik. Allah’tan rahmet diliyoruz.

Çok sevilen biri olduğu için kargaşa oldu. İlk gün -yani hemen ilk gün, üniversitedeyken Malatya’ya döndüğümde- Malatya’nın sokaklarında bir tane polis, bir tane asker yoktu, ta ikinci günün sonuna kadar. Dolayısıyla bir provokasyon olduğu çok açıktı. Yine aynı gün öğrendik ki Abdülkadir Aksu Adıyaman’da, hemen komşu ilimizde, aynı paket ona gidiyor. Yine o günlerde, Pazarcık’ta, Cumhuriyet Halk Partili ve Alevi olan bir belediye başkanına aynı paketten gidiyor. Tesadüf açılınca 2 tane vatandaşımız orada şehit oluyor.

Görülüyor ki -çok açık ve net- özellikle Orta Anadolu’da Malatya, Sivas, Çorum ve Kahramanmaraş, en çok Alevi ve Sünni kavgası üzerinden oyun oynanan illerdir. Dolayısıyla bu bölgede olan hadiseleri, 80 öncesinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Fındıklı, teşekkür ediyorum efendim.

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Burayı bağlamam lazım efendim.

BAŞKAN – Lütfen, bir cümleyle bağlayın o zaman.

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Peki.

Dolayısıyla, bu illerimizde çok dikkat edilmesi gereken konu: Alevi-Sünni meselesi üzerinde konuşurken çok dikkatli konuşmamız gerektiğine inanıyorum. Bütün arkadaşlarımızı bu titizlikle konuşmaya davet ediyorum. Bölgemizdeki hem Alevi akil adamları hem de Sünni akil adamları, bu birlikteliği ve bu kaynaşmayı sağlamış durumdayız. Buradan onlara da teşekkür ediyorum.

Tekrar, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Genç, sisteme girmişsiniz.

17.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Darbeleri Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş’ın açıkladığı, Refet Küçüktiryaki’ye ait olduğu ileri sürülen bir belgeye ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Darbeleri Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş bir belge açıkladı. Burada, diyor ki emniyet genel müdürlüğü yapmış kişi: “40 bin tane Alevinin canına okudum. Bu işte Abdülkadir Aksu da vardı.” Şimdi, ben Hükûmetten şunu öğrenmek istiyorum: Bu belgenin aslı var mıdır, yok mudur? Bu belgenin aslı araştırılmadan Nimet Baş bunu niye açıkladı? Bu bir hedefe yöneliktir. Hakikaten, yani çok ciddi bir olay arkadaşlar. Bir belge Kenan Evren’in belgeleri arasından alınıyor, kamuoyuna açıklanıyor. Demek ki eğer bu belgenin aslı yoksa bu belgeyi açıklayan güçlerin bir amaçları var yani Türkiye’de Alevi ve Sünni vatandaşları kışkırtmak, birbirine vurdurmak. Ben arkadaşımın düşüncesine katılıyorum. Hepimiz bu memlekette kardeş gibi yaşamak zorundayız. Emperyalist güçlerin oyunlarına gelmemek zorundayız. Ama durup dururken Nimet Baş niye bu belgeyi açıkladı? Açıkladıysa bu belge doğru mudur, değil midir? Hangi Alevilere, nerede, ne işlemler yapılmışsa bunu açıklasın. Hükûmet kulaklarını tıkayamaz. Bu arkadaş, eğer, hakikaten böyle bir belge yoksa, açıklamışsa büyük bir suç işlemiştir ve bir amaca yönelik olarak birilerine hizmet etmek için bu belgeyi açıklamıştır. Eğer bu belgenin aslı da doğruysa bunun ilgilileri hakkında soruşturma açılmasını diliyorum ve Hükûmetin de susmamasını istiyorum efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baluken…

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, demin burada, Yüksek Seçim Kurulunun atamış olduğu bir kişi kürsüye çıkarak partimiz hakkında asılsız iddialarda bulunmuştur. Kendisini parti olarak hiçbir zaman muhatap almadık, bundan sonra da almayacağız. Diyarbakır halkı da kendisini muhatap almıyor. Burada dile getirdiği iddiaların tamamı yalandır ve cehalet dolu, sahte JİTEM ve Emniyet istihbaratlarıdır.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Yalan sensin!

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Keşke Yüksek Seçim Kurulu JİTEM’den ya da Emniyetten birisini atasaydı da halkımız gerçekten o iddiaların sahibinden bunları dinlemiş olsaydı. Bugün Diyarbakır halkının arasına çıkamayanlar, burada Diyarbakır halkını temsil edecek şekilde sunulamazlar. Bu da, Meclisin bir ayıbıdır.

Sayın Hatip Dicle Diyarbakır’da en yüksek oyu alarak milletvekili seçilmiştir ve şu anda da Diyarbakır D tipi cezaevinde halkının mücadelesini temsil etmektedir; siyasi çalışmalarını, halkına ve tarihe karşı olan görevini hâlen yerine getirmektedir. Meclisin tekrar, bu ayıbından bir an önce kurtulması gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sataşma var, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Oya Eronat, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, biz  de söz istemiştik.

BAŞKAN – Vereceğim.

3.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Şimdi, bizde bir hikâye vardır. Adamın biri kahveye girer, her gün bir nara atar “Var mı bana yan bakan?” diye. Bir, iki, üç… Sonunda, birisi şöyle ceketi omzundan atar “Bana bak, ben seni geçen gün surun dibinde dövmedim mi?” der. “He, bir o.” der. “Bir de On Gözlü Köprü’nün altında benden bir dayak yemiştin.” “E, bir de o…” E, şimdi adam dönüp der ki: “Ben durup dinlenmeden seni mi döveceğim?” Ben de burada durup dinlenmeden sizi mahcup mu edeceğim? Bunu mu istiyorsunuz yani? (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

“Hatip Dicle.” diyorsunuz. Hatip Dicle’yi hileyle ya siz getirdiniz ya Hatip Dicle sizi hileyle kandırdı. Ama bildiğim bir şey var: Her ikiniz de, hem parti olarak hem Hatip Dicle olarak hep beraber halkı kandırdınız, halkın 77 bin oyunun çöpe gitmesine sebep oldunuz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bak, nasıl itiraf ediyor!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – İtiraf ettin! Çöpe değil, sana gitti. Sen de çöplükteydin o zaman!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Mazbata hırsızısın! Hırsızsın, hırsız!

OYA ERONAT (Devamla) - Hatip Dicle’nin seçilemeyeceğini bal gibi biliyordunuz. Hiç boşuna kendinizi yormayın. Benden niye bu kadar nefret ediyorsunuz biliyor musunuz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Çünkü hırsızsın, o yüzden nefret ediyoruz.

OYA ERONAT (Devamla) - Ben size PKK’nın öldürdüğü çocukları hatırlatıyorum. Bunun için benden bu kadar nefret ediyorsunuz.

Teşekkür ediyorum. Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye efendim, bir saniye. Lütfen oturun.

Sisteme giren arkadaşlarımız var, her elini kaldırana vermemiz mümkün değil. Sisteme girenler var sizden önce.

Sayın Sakık, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, CHP Grubunun vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin önemli olduğuna ve bu önergeyi kabul etmek için Meclisi göreve çağırdığına ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Aslında ben bu konuyla ilgili bir şey söylemeyecektim ama hak ediyor.

Allah adına, atamayla gelmeseydin sen mahallede dedikodu yapardın. Başka bir vasfın da yok senin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bırak.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Geç geç!

SIRRI SAKIK (Muş) – Şimdi, ben çok fazla sizi muhatap almıyorum ama ben bir şeyi önemsiyorum.

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Kim muhatap alıyor seni?

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, biraz önce Malatya Milletvekili Mücahit Bey önemli şeyler söyledi yani Malatya’da başlayan, Çorum’dan Sivas’a, Gazi olaylarına kadar bu ülkenin yüzleşmesi gereken olaylardır. Bu olaylarla yüzleşmeden bu ülkede demokrasiyi inşa edemeyiz. Bugün Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu bu Meclis araştırma önergesi önemlidir, yani biraz önce Mücahit Bey’in de işaret ettiği gibi, eğer araştırabilirsek sonuca varabiliriz. O zaman, ben hepinizi göreve davet ediyorum. Gelin birlikte bir araştırma önergesini kabul edelim, geçmişimizle yüzleşelim yani hamasi nutuklara, böyle el sallamalara, bilmem sokaklardaki hareketlere Türkiye’nin karnı toktur. Göreve davet ediyorum Meclisi.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkür ederim.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çalık, bir saniye efendim, sisteme giriniz. İlk önce sisteme giriniz, lütfen.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Hatip Dicle, Diyarbakır’ın yasal, meşru milletvekilidir. Burada olmamasına rağmen hakarete uğramıştır, bizim de halkı kandırdığımızı söylemiştir. Diyarbakır Milletvekili olarak şahsım ve Hatip Dicle adına söz istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Oturun yerinize, sıranız gelince vereceğim.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Tamam.

BAŞKAN - Sayın Çalık…

19.- Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın, Hamit Fendoğlu cinayetine ve sonrasında Malatya’da yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan, ben de çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, biraz evvel demokrasi şehidimiz Sayın Hamit Fendoğlu’ndan bahsedildi ben de bu vesileyle söz almış bulunuyorum. Bir kez daha Hamit Fendoğlu’na ve evlatlarına, torunlarına Allah’tan rahmet diliyorum ve Malatya’mızın ve Türkiye’mizin bir kez daha başı sağ olsun diyorum.

Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesinin hemen akabinde -yaşadığım yaş- ortaokula yeni başlıyordum ve Malatya’da bulunan Cezmi Kartay Caddesi’nde yaşanan, maalesef, yağmaların şahidiyim ve o çocuk yaşta gördüğüm, sadece ve sadece yapılan işlemlerin iğrençliğiydi.

Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesi ve akabinde yaşanan, Malatya’ya yaşatılan olayların mutlaka hesabı sorulmalıydı. Sonrasında Malatya’da 28 Şubat sürecinde yaşanan olaylar, cuma vakaları dâhil olmak üzere, Malatya’da oynanan oyunların en güzel göstergesiydi.

Ve AK PARTİ İktidarı olarak da biz, bunlarla yüzleşmek adına, darbelerden hesap sormak adına çok önemli icraatlar yaptık ve Darbeleri Araştırma Komisyonunu kurduk, Anayasa’yı değiştirdik ve “Hesap sorulmaz.” denilenlerden hesap soruyoruz.

Ve bu vesileyle ben bir kez daha demokrasi şehitlerimizi rahmetle anıyorum ve şükranlarımı iletiyorum.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çalık.

Sayın Ağbaba…

20.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Hamit Fendoğlu cinayetine ve bu konunun araştırılması için bir komisyonun kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Malatya’da çok önemli bir olay yaşanmıştır, Sayın Hamit Fendoğlu’nun katledilmesi. Bir kez daha buradan kınıyorum. Hem AKP Sözcüsü hem de Malatya’nın AKP milletvekilleri bu konuların ortaya çıkarılması gerektiği konusunda görüş bildirdiler. Ben kendilerine teşekkür etmek istiyorum. Eğer 12 Eylülle hesaplaşılacaksa, 12 Eylülün arkasındaki gerçek güçler ortaya çıkarılacaksa, en başta Hamido olayları araştırılmalıdır.

Bu konuda eğer AKP milletvekilleri, Hatibi ve Grubu samimiyseler söylediklerinde, bu konuda olumlu oy kullanmaları gerekir diye düşünüyorum. Bir araştırma komisyonunun kurulması, bu olayların araştırılması, Malatya’da geçmişte yaşanan, katledilen insanların da hesabının sorulması anlamında çok olumlu olur diye düşünüyorum. Bu konuda tekrar Meclisi, bu oylamada destek vermeye çağırıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Sayın Şahin…

21.- Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in, gazetelerde Refet Küçüktiryaki’ye ait olduğu söylenen belgenin, muhatabı ve kimden geldiği belli olmayan, altında imzası bulunmayan bir yazı olduğuna ve Komisyon olarak böyle bir belgenin kamuoyuna açıklanmasının söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Öncelikle gazetelerde Refet Küçüktiryaki’ye ait olduğu söylenen yazı ve belgenin içeriğinde, muhatabı belli olmayan, kimden geldiği ve içeriğinde ne anlatmak istediği ifade edilemeyen, altında imzası bulunmayan bir yazıyı içermektedir bu belge. Komisyonumuz olarak böyle bir belgenin kamuoyuna açıklanması da söz konusu değildir, bize gelen evraklar içerisinde var olan belgelerden birisidir, ancak imza sahibi de belli değildir.

Ancak burada özellikle bir hususu ifade etmek isterim. Burada, kürsüde de ifade ettiğim gibi hadise son derece nettir ve hem Hamit Fendoğlu’na hem de Sayın Bakan Abdülkadir Aksu Bey’e ve yine Pazarcık’a gönderilen bombanın menşei itibarıyla yapılan araştırmalarda askerî amaçlar için imal edilen, C-4 diye adlandırılan bir madde olduğu açık ve net bir şekilde bellidir ve o günün şartlarında bu eylemlerin bir elden yürütüldüğü, daha sonrasında da, demokratikleşme adımları atıldıktan sonra da bunların merkezinde kimlerin olduğu da şu an itibarıyla ortaya çıkartılmıştır, yargılamaları da devam etmektedir bir kısım bu düşünce sahiplerinin. Bu yüzden, görülmekte olan davalar olması nedeniyle de daha fazla teferruata giremediğimizi bildirir, kamuoyunu ve heyetinizi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, bu tartışma biraz uzuyor. Geride 5-6 tane arkadaşımız daha söz istedi. Ben, yerlerinden ve lütfen bir dakika içinde toparlamalarını rica edeceğim.

Sayın Zeybekci…

22.- Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin, Hamit Fendoğlu’nun kimliğinde tüm demokrasi şehitlerini rahmetle andığına ve 12 Haziran 2011 seçimleriyle ilgili yaşadığı bir olaya ilişkin açıklaması

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Hamit Fendoğlu’nun kimliğinde tüm demokrasi şehitlerini ve tüm kirli ellerin katlettiği masum insanları burada rahmetle anıyorum.

12 Haziran seçimlerinden önce yaşadığım bir olayı… Biraz önceki tartışmalarda, hepimizin tabi olduğu Anayasa ve seçim kanunlarıyla buraya geldiysek, buradaki bütün milletvekilleri seçilmiş olan milletvekilleridir ve herkesin birbirine saygı göstermesi gerekir. 12 Haziran seçimlerinden önce bölgedeki illerden birinde 2 tane Denizlili öğretmen aile beni aradılar. Kendilerine bağımsız bir milletvekilinin pusulasını getirmişler kapıya ve demişler ki “Yarın akşam –yani cumartesi günü oluyor– senden o Yüksek Seçim Kurulunun oy pusulasını alacağız, bunu da sandığa atacaksın.” diye tehditle oy kullandırmışlar. Eğer köylerde, eğer kasabalarda, bazı yerlerde full oy çıktıysa ve tehditle insanlara oy verdirildiyse bunu, bugün burada şehit edilen bir çocuğun yani katledilen bir çocuğun annesinin feryadına böyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) –…yakışıksız bir dille hitap etmesini kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zeybekci.

Sayın Aydın…

23.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, AK PARTİ Grubu olarak Hamit Fendoğlu cinayeti dâhil tüm olayların araştırılması arzusunda olduklarına ve AK PARTİ Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’a yapılan ithamların haksız olduğuna ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Hamit Fendoğlu dâhil, tüm demokrasi şehitlerimizi ben de rahmetle anıyorum.

Yine AK PARTİ Grubu olarak, Hamit Fendoğlu’nun katledilmesi dâhil, tüm olayların araştırılması arzusundayız. Bunun için ilk defa bu Mecliste, bu Parlamentoda Darbeleri Araştırma Komisyonu kuruldu. Bugüne kadar yapılan tüm darbeler ve bunun sebepleri en ince ayrıntısına kadar araştırılacaktır diye düşünüyoruz ve bunun için gayretini sürdürüyor Darbeleri Araştırma Komisyonu.

Bir ikinci husus: Tabii, AK PARTİ’mizin Diyarbakır Milletvekili Sayın Oya Eronat’la ilgili çok haksız ithamlar duyduk.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Neresi haksızlık Ahmet Bey? Yüksek Seçim Kurulunun atamasıyla olmuştur, neresi haksızlık?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Kim seçilmiş, kim? Allah rızası için kim seçilmiş?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hem bir bayan olması hem seçilmiş bir milletvekili olmasından dolayı, halkın iradesinden söz edenlerin, milletin iradesinden söz edenlerin bir defa saygılı olması gerekiyor diye düşünüyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Seçilmiş milletvekili cezaevindedir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hatip Dicle’nin seçilemeyeceği olayı seçimden önce Yüksek Seçim Kurulu tarafından bildirilmişti avukatlarına da, kendilerine de.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Nerede bildirilmişti? Seçime girdi ya! Siz seçimi izlemediniz mi? Seçime girdi.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ne zaman bildirilmişti? Mazbata bile aldı. Yazıyorsunuz, yazıyorsunuz, mazbata aldı, mazbata!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ve bile bile “lades” dediler. Seçilemeyeceklerini bildikleri hâlde onu aday gösterdiler, seçilme yeterliliğine sahip olmadığı için.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Mazbata aldı, haberiniz yok!

AHMET AYDIN (Diyarbakır) – Arkasından, bu getirdiğimiz kanun da değil, Yüksek Seçim Kurulu, daha önceki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yüksek Seçim Kurulu Hatip Dicle’nin adaylığını kabul etti. Yalan söylüyorsunuz!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ya, seçime girdi seçime. Pusulada şey vardı ya! Yalan söylemeyin ya! Ayıptır ya!

BAŞKAN – Sayın Yurttaş…

24.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, muharrem ayının İslam dünyasına ve bütün insanlığa hayırlar ve bereketler getirmesini dilediğine ilişkin açıklaması

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, bugün hicri yılbaşı, muharrem ayının başlangıcı, aşure ayı.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Pusulada niye o zaman Yüksek Seçim Kurulu ismi kabul ediyor? Ayıptır ya!

BAŞKAN – Evet, evet… Lütfen…

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Ben bu ayın İslam dünyasına ve bütün insanlığa hayırlar ve bereketler getirmesini diliyorum. Muharrem ayı aynı zamanda, Hazreti Peygamber’in torunu Hazreti Hüseyin’in ve çoğu ehlibeyit mensubu 70’ten fazla insanın siyasi ihtiraslar uğruna Kerbela’da şehit edilmesi nedeniyle, Müslümanların ortak hafızasında büyük bir acının tarihidir.

Günümüzde bizlere düşen önemli görevlerden biri, bu tür müessif olaylardan ibret almak, dersler çıkarmak, birlik ve beraberliğimizi zedeleyecek her türlü olumsuz tutum ve davranışlardan kaçınmaktır.

Aşure, ortak tada katkıda bulunmak için farklı tatların bir arada yaşamasıdır. Bunun gibi ulusumuz da birlikte yaşamanın gereği olarak, sevinç ve tasayı, muhabbet ve sıkıntıları paylaşmaya devam edecektir. Hiç kimse milletimizi bu bayrak altında birlikte yaşamaktan alıkoyamayacaktır.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Aslanoğlu…

25.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, bir Malatyalı olarak Hamit Fendoğlu’na rahmet dilediğine ve bir komisyon kurularak bu konunun araştırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de bir Malatyalı olarak rahmetli Hamido’ya rahmetler diliyorum. O günleri yaşayan bir insan olarak -planlanan, programlanan- Malatya’yı karıştırmak isteyen tüm elleri kınıyorum. Ama Malatyalı bundan böyle bunlara asla alet olmayacaktır. Bu nedenle dili, dini, ırkı… İnsanları diliyle, diniyle, -bir şekilde- ayıran zihniyeti şiddetle kınıyorum ve onun için bir araştırma heyeti kurularak bunun araştırılması mutlaka sağlanmalıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, zannederim…

Buyurun Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama talebimiz var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebiniz var, tamam.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, söz talebim var.

BAŞKAN – Bir saniye.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, Milletvekilimiz söz istemişti, Diyarbakır Milletvekilimiz…

BAŞKAN – Efendim, sizinle beraber 6-7 tane daha milletvekili var.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Hayır, efendim, benimle beraber değil, ben kürsüden cevap vermek istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye. Burada sıralar belli.

ALTAN TAN (Diyarbakır) - Diyarbakır Milletvekilimize, partime ve şahsıma hakaret edildi.

BAŞKAN – Efendim, bir saniye… Sıralar belli burada, tamam.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…                             

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – YSK memurunu çıkardınız, Diyarbakır halkını kandırdığımızı söyledi.

BAŞKAN – Şimdi, yalnız, Sayın Başkan, bir taneniz, kim konuşacaksa bitirelim diye düşünüyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Arkadaşımız cevap verecek.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tan, tamam.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkanım, söz istedik. Kaç kişiye göre söz verdiniz?.

BAŞKAN – Sisteme girdiniz mi Hanımefendi?

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın Barış ve Demokrasi Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kerbela şehitlerini rahmetle anıyorum, Yezid’e lanet ediyorum, Yezid’in zihniyetinde olanlara da lanet ediyorum. Rahmetli Hamido ve torunlarına da Cenab-ı Allah’tan mağfiret talep ediyorum. Rahmetli Hamido’nun cenaze töreninde de bizzat bulundum, o gün Malatya’da yaşanan bütün olayları gözlerimle gördüm, otuz dört sene evvel, cenaze namazını kalabalıkla beraber kıldım, toprağa beraber defnettim.

Alevi vatandaşların Türkiye’nin orta kesimlerinden ve bölgeden bilinçli bir şekilde sahillere ve kıyılara sürüldüğü bir devlet operasyonu olduğu kanaatindeyim. Buna niye “hayır” oyu verdiniz, onu da anlayabilmiş değilim.

Noktayı buraya koyduktan sonra, Sayın Hatip Dicle meselesine gelelim. Sayın Hatip Dicle, İstanbul Teknik Üniversitesinden dereceyle mezun olan bir inşaat mühendisi, pırıl pırıl bir insan. Hayatı boyunca demokrasi mücadelesi vermiş, on yıl hapis yatmış, son olarak da dört yıl cezaevinde ve son seçimde birleşik oy pusulasında, seçim günü de dâhil, ismi var, 78 bin oy aldı arkadaşlar, 78 bin oy!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hile var, hile!

ALTAN TAN (Devamla) – Sayın Başkan…

Sizden de daha fazla.

Ondan sonra Diyarbakır İl Seçim Kurulu mazbatasını verdi, mazbatası elinde milletvekili iken buradaki, Ankara mahfillerindeki oyunlarla milletvekilliği iptal edildi. Yani bunu önce böyle bilin bir ne olduğunu.

Sayın Grup Başkan Vekili diyor ki: “Seçimden evvel iptal edildi.” 78 bin oy… Mazbata verildi kendisine…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Seçimden önce bildirilmişti, avukatına bildirmişti.

ALTAN TAN (Devamla) – …ve ondan sonra, milletvekilliği iptal edildikten sonra bir başka kişi yerine getirildi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Seçilme yeterliliğinin olmadığı bildirilmişti.

ALTAN TAN (Devamla) – İnsan yerde bir para bulsa sahibi kim diye sorar. Hırsızsınız, hırsızsınız, hırsızsınız! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hadi be!

ALİ TURAN (Sivas) – Ayıp, ayıp!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kes lan sesini!

BAŞKAN – Lütfen beyler…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Yavuz hırsız ev sahibini bastıracak! 78 bin oyun hesabını verin!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şerefsizlik yapmayın!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Tamamınız kalkın, tamamınız! Tamamınız kalkın ayağa! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Beyler, lütfen, lütfen…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Hiç olmazsa saygılı olun, susun! Çaldınız, oturun üzerine!

BAŞKAN – Lütfen oturunuz Sayın Tan, lütfen.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Varsa bir sözleri kalkar söylerler ama öyle hakaret edemezler.

BAŞKAN – Lütfen oturunuz, şöyle oturunuz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Kalkın, izah edin, cevap verin mazbatayı nasıl iptal ettiniz?

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Havutça, lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bir defa hiç kimse hırsız değildir. Sayın Hatip Dicle’nin seçilemeyeceği daha önce de Yüksek Seçim Kurulu…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ne zaman, ne zaman? Yalan!

SIRRI SAKIK (Muş) – Mazbatasını aldı!

BAŞKAN – Tamam, zabıtlara geçti. Lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Seçilemeyeceği daha önce avukatına bildirilmiştir.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Yalan, yalan!

SIRRI SAKIK (Muş) – Mazbatasını alan milletvekili milletvekilidir.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Mazbatası var, mazbata! Elinde mazbata var!

BAŞKAN – Sayın Tan, lütfen.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Seçim pusulasında niye ismi var? Ayıptır.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, arkadaşlar, lütfen…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şu söylediğin tarihe geçer.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – “Yalan” diyor ama ayıp ya!

BAŞKAN – Beyler, lütfen,lütfen…

SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye efendim artık.

7 arkadaşınız daha söz istemiş. Birer dakikayla bu işi bitirelim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sürekli sisteme girenlere verecek misiniz? Biz de girelim o zaman.

BAŞKAN – Bir saniye efendim, bir saniye lütfen.

Sayın İçten…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in, Diyarbakır’a huzur, refah, barış ve mutluluk götürdüklerine ilişkin açıklaması

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Diyarbakır Milletvekili olarak haftanın dört günü Diyarbakır’dayım. Diyarbakır’ı 25 bin kilometre katettik, her gün de dolaşıyoruz, kimseden de korkmuyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Birileri Diyarbakır’a gittiğinde elini vurduğu herkesi cezaevine yolluyor, birileri Diyarbakır’a gittiğinde çocuklarımızın eline molotof veriyor, sprey veriyor, gaz bombası attırtıyor bir şekilde ama bizler gittiğimizde Diyarbakır’a huzur, refah, barış, mutluluk götürüyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sen de baraj milletvekilisin Cuma Bey, sen de yüzde 10 baraj sayesinde oradasın.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Kandil bombalanırken birileri sevgilileriyle ramazan ayında eğlenirken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sen de yüzde 10 baraj sayesinde oradasın. Senin de durumun çok farklı değil zaten.

BAŞKAN – Lütfen…

CUMA İÇTEN (Devamla) - …biz Diyarbakır sokaklarında halkımızla beraber iç içeydik. Kimse kusura bakmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bostancı…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Senin de konumun çok farklı değil, baraj milletvekilisin sen de!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sen de barajdan geldin, barajdan! Baraj milletvekilisin sen!

BAŞKAN – Lütfen…

Sayın Bostancı…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yüzde 10 baraj olduğu için buradasın, yoksa sen de burada olmazdın, biliyorsun değil mi onu! Seninki de aynı şey!

BAŞKAN – Sayın Baluken, lütfen, lütfen…

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Ben bütün köyleri dolaşıyorum, Bingöl’e gidebiliyor musun sen?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ya, her gün Bingöl’de. Ben Bingöl’deyim, ben her gün Bingöl’deyim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Her gün Bingöl’deyiz biz. Gel, 17 Kasımda gel bakalım Diyarbakır’a, dolaş, görelim. 

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Boş kabadayılık yapmayın!

BAŞKAN – Lütfen, beyler, lütfen… Arkadaşımız konuşuyor.

Buyurun Sayın Bostancı.

27.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Darbeleri Araştırma Komisyonuna Cumhurbaşkanlığından gelen ve altında Refet Küçüktiryaki’nin adı olan belgeye ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Veli Ağbaba’nın belirttiği mektup, darbe komisyonuna Cumhurbaşkanlığından gelen belgeler arasında intikal etmiştir. Biz belgeyi gördükten sonra bunu… Tabiatıyla böyle bir belgeyi sormak gerekiyordu muhatabına. Altında Refet Küçüktiryaki’nin ismi vardı. O çerçevede, Nimet Hanım da bunu kendisine sormuştur. Ancak bu belgenin altında Refet Küçüktiryaki’nin imzası olmadığı gibi, kime yazıldığı da belli değildir ve metni okuduğunuzda tutarlı, mantıki bir metin olarak da karşımıza çıkmamaktadır. Aynı şekilde bir metni yazıp bir başkasının ismini de, benim ismimi, Veli Bey’in ismini yazmak da mümkündür altına. Aynı şekilde bir belge elde edersiniz. Bunu tabiatıyla sormak zorundaydı; bu bir.

İkincisi: Sayın Rahmetli Hamit Fendoğlu’yla ilgili araştırma önergesini anlıyorum ama geçmişe ilişkin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

Sayın Özel, buyurun.

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP Grubunun verdiği önergenin kabul edilerek bir araştırma komisyonu kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kenan Evren’in arşivinden bir belge çıkıyor. Komisyon Başkanı, AKP Grubunun önerisiyle seçilen Nimet Baş bunu ciddiye alıyor ve soruyor. Sonra, bununla ilgili, konudan doğrudan etkilenen bir ilin bir milletvekili, bir araştırma komisyonu kurulmasını söylüyor. Bir önceki araştırma komisyonunun kurulması ne kadar meşruysa bu da o kadar meşru. Sonra, bir başka milletvekili çıkıyor ve şunu söylüyor: “Bugün imzasız, hitapsız mektubu ciddiye alamayız.” Böyle bir yaklaşım olabilir mi? Ve sözlerine devam ediyor yerinden konuşurken, elektronik olarak virüs programlarıyla yerleştirilmiş, sanal delillerle yürüyen birtakım davalardaki iddianamelere itibar edip diyor ki: “Zaten bunlar bugünlerde soruşturuluyor.” Şimdi, eğer şu kadarcık samimiyet ve şu kadarcık vicdan varsa AKP Grubu döner, bu araştırma komisyonunun kurulmasından kaçmaz. Der ki: “Hep beraber araştıralım arkadaşlar.” Şimdi, birazdan göreceğiz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Komisyon araştırıyor zaten.

BAŞKAN – Sayın Özel, teşekkürler.

Sayın Havutça…

AHMET AYDIN (Adıyaman) -  Komisyon araştırıyor zaten.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Neyi araştırıyorsun?

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Ya, onu biz araştırmazsak belgeyi siz nereden göreceksiniz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Diyoruz ki: Gidelim bu belgenin üstüne.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen… Sayın Özel oturun lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Belgeye sahip çıkın. Belgeyi açıklıyorsunuz, mahiyetini…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Belgenin ne amaçla açıklandığı da meçhul.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Havutça, yerinizden…

29.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in bazı köylerinde 2010 ve 2011 yılı tarımsal ürün desteklemelerinin hâlâ ödenmediğine ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim, Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hükûmetinize sormak istiyorum: Balıkesir merkez, Bandırma, Erdek, Manyas, Susurluk, Marmara, Sarıköy, Edincik ve Aksakal köylülerimiz 2010 ve 2011 tarımsal ürün desteklemelerini hâlâ alamadıklarını ifade ediyorlar.

Şimdi, Türkiye’nin en pahalı mazotunu, en pahalı gübresini, en pahalı ilacını kullanan bu çiftçilerimiz zaten zorda, darda ve tarlalarını satıyor. Şimdi, 2010’daki, 2011’deki desteklemelerini alamadığı zaman ürününü nasıl ekecek Sayın Bakan? Hükûmetiniz bunları duymuyor mu, görmüyor mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Havutça.

Sayın Sakık…

30.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin ifade ettiği 12 Haziran 2011 seçimlerindeki tehditle oy kullandırma olaylarının kendi seçim bölgesi için söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ayakta konuşacağım ama Sayın Zeybek beni bir dinlesin ve görsün.

Şimdi, tehditten ve şantajdan bahsettiler. Ben size bir şey söylüyorum: Siz, 2 milletvekilinize, Muş milletvekillerine, özellikle Faruk Işık’a sorun. Muş bölgesinde bir tek insan tehdit edildi mi? Seçim sabahı birlikte kendi seçim bölgelerine gitmişiz. Buyurun, hodri meydan, bizim buradan bir tek oy talebimiz yok, açık oylamayla arkadaşlarımıza destek sunabilirsiniz. Bunu eğer teyit etmezlerse  vekillikten istifa ederim. Tehdit yok, orada halkın gücü var; tehdit varsa devletin tehdidi var, orada korucuların tehdidi var; orada KÖYDES var, BELDES var, polis var, asker var.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Sırrı, PKK yok mu?

SIRRI SAKIK (Muş) – Hiçbir yerde seçim bölgemizde tehdit olmamıştır. (AK PARTİ sıralarından “Var, var” sesleri) Tanık olarak da sizin milletvekillerinizi gösteriyorum. Varsa bir şey…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Tehdit olsa zaten görürdünüz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Tehdit etse gelemezsiniz zaten, merak etmeyin.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.

Sayın Öz…

31.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, muharrem ayı nedeniyle Alevi-Bektaşi inancındaki Müslümanların oruçlarının Allah katında kabul olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, sükûneti sağlayın ve konuşmama başlayacağım.

BAŞKAN – Buyurun efendim. Herkes konuşuyor siz de konuşabilirsiniz.

SAKİNE ÖZ (Devamla) – Sayın Başkan, biraz önceki tutumunuzu eleştiriyorum. Çünkü ne şekilde verdiğiniz, ne şekilde başladığınız, konuşmayı ne şekilde bitirdiğinize anlam vermiş durumda değilim.

Bugün, muharrem ayının ilk günü. Alevi Bektaşi inancındaki yurttaşlarımız ile ehlibeytimizin uğradığı zulmü hisseden Müslümanlar bugün oruç tutmaya başladılar. Oruçlarının Allah katında kabul olmasını diliyorum. Siyasal hırs ve iktidar uğruna Müslüman kardeşlerini, Peygamberimiz’in ehlibeytini çekinmeden katleden zihniyet, maalesef bugün de aynı hırsla kendisi gibi düşünmeyenlere zulüm etmektedir. Hazreti Ali’nin, zalime boyun eğenin, eğer zalime boyun eğerse yalnız haklarından mahrum olmakla kalmaksızın haysiyetinden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öz.

Sayın Poyraz…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, 7 bitti.

BAŞKAN – Bitireceğim.

32.- Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, insanların yaşam hakkını kutsal bir hak olarak kabul edip savunmayanların sadece seçilme hakkına takılmış kalmalarını bir çelişki olarak gördüğüne ilişkin açıklaması

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de Malatya eski Belediye Başkanımızı rahmetle anıyorum.

Az önce konuşan arkadaşımız, seçilme hakkını savunduğu kadar, geçtiğimiz haftalarda on bir yaşında hayatını kaybeden Faris Demircan’la on yedi yaşında hayatını kaybeden İbrahim Demir’in hakkını, yaşam hakkını da savunsa, bomba koyup da onları öldüren katilleri de lanetlese, onlara karşı bir tavır sergilese herhâlde daha tutarlı bir iş yapardı diye düşünüyorum. Burada çıkıp da kürsülerde terörü lanetleyemeyenlerin, insanların yaşam hakkını kutsal hakkı olarak kabul edip savunmayanların, sadece seçilme hakkına takılmış kalmalarını bir çelişki olarak gördüğümü ifade ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, demin konuşan Hatip, Şemdinli’de yaşamını yitiren çocukla ilgili partimizin kayıtsız kaldığını belirtmiştir. Bu iddia tamamen yalandır. Bugüne kadar asker, polis, gerilla, sivil, bütün yaşamlar konusunda Barış ve Demokrasi Partisinin ilkesel duruşu vardır, ölümler arasında ayrım yapılmaması gerektiğini defalarca dile getirmiştir. Şemdinli’de, Hakkâri’de, İstanbul’da, nerede olursa olsun, herhangi bir şiddet olayında, herhangi bir çatışmada yaşamını yitiren her vatandaşın acısı BDP’nin acısıdır. Bunun sahibi, bu çatışmalı sürecin devamını sağlayanlardır. Sayın Hatip önce keşke Roboski’nin cevabını verseydi.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Değerli arkadaşlarım sisteme giren diğerlerinden özür diliyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım bu işin cılkı çıktı ya! Böyle bir şey olur mu ya?

BAŞKAN - Şimdi, haklısınız tamam efendim, tamam. Müsaade ederseniz…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ya böyle bir şey olur mu? Biz istediğimizde söz vermiyorsun, herkes birbirine laf atıyor. Sabaha kadar girelim o zaman ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir taraftan Oslo’da görüşüyorlar, kanunları getiriyorlar burada bir taraftan… Yani Allah’ını seversen...

MEHMET GÜNAL (Antalya) – E, ne zaman kanun görüşeceğiz Başkanım ya? 7 tane verin, 10 tane… Herkes sisteme girsin o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok ana dilde savunma, yok şu, yok bu… Her taleplerini getiriyorlar.

BAŞKAN – Bir saniye, sakin olun. Efendim sakin olun, sisteme giren arkadaşlara söz verdim.

Şimdi…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisinin önergesini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Toplantı yeter sayısı.

BAŞKAN - Yoklama istiyor, buyurun efendim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Özel, Sayın Ağbaba, Sayın Serindağ, Sayın Kurt, Sayın Kuşoğlu, Sayın Genç, Sayın Acar, Sayın Canalioğlu, Sayın Güler, Sayın Acar, Sayın Yalçınkaya, Sayın Özkan, Sayın Öz, Sayın Özkoç, Sayın Tanal, Sayın Köktürk, Sayın Işık, Sayın Havutça, Sayın Aygün, Sayın Toprak.

Değerli arkadaşlar, şimdi yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 29 milletvekili tarafından Malatya olaylarının araştırılması amacıyla 15/2/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Kasım 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – CHP grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Grup önerisi kabul edilmemiştir.

Şimdi gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Çevre Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Çevre Komisyonunda boşalan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Malatya Milletvekili Veli Ağbaba aday olmuştur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2.- Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonundan boşalan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli aday olmuştur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/601) (S. Sayısı: 239) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

02/11/2012 tarihli 15’inci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı. Tasarının maddelerine geçilmesine ilişkin açık oylamanın sonucuna ilişkin tereddüt oluşmuş ve bir usul tartışması açılmıştı. Başkanlığımızca bu tereddüdün giderilmesi amacıyla açık oylamanın tekrar edilmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.

                                      

(x) 239 S. Sayılı Basmayazı 01/11/2012 tarihli 15’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Bu nedenle, şimdi tasarının maddelerine geçilmesini tekrar açık oylamaya sunacağım. Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 239 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesine ilişkin açık oylama sonucunu arz ediyorum.

 

“Kullanılan oy sayısı       : 195

Kabul                               : 195 (x)

                                  Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

                        Muhammet Bilal Macit                        Mustafa Hamarat

                                    İstanbul                                             Ordu”

Böylece, -tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir- maddelerine geçilmesine başlayabilecek duruma geldik.

Birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 30’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen arkadaşlarımızın isimlerini okuyorum. Gruplar adına; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Sayın Günal, buyurun.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi bu kanunun görüşmeleri yarım kalmıştı. Şimdi de bölümlerine geçtik.

Sayın Başkan, arkadaşlar yoklama için bekliyor galiba. Henüz -on dakika- yoklama olmaz, rahat olsunlar. Ben burada üzülüyorum. Kanunun içeriğine geçmeden önce…

Değerli arkadaşlar, değerli grup başkan vekilleri, değerli iktidar partisi yetkilileri; şu anda saat 19.00’u geçti ve görüyorsunuz, tahterevallinin öbür tarafı “Yetmez ama evet”çi olan, sizinle iş birliği yapan arkadaşlarımız gittiler. Burada gerilimi yarattılar, siz de oraya çanak tuttunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kendilerine de söyle.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ben size de söylüyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kendilerine söyle.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, burada bir kanun tasarısı görüşüyoruz. Kusura bakmayın, biz bizeyiz, gitti, televizyon kapandı. Şimdi, iyi dinleyin. Şimdi, gittiler, siz de karşılıklı atıştınız. Sayın Başkana da buradan teessüflerimi sunuyorum çünkü biz bir tane söz isteyince “Efendim, 5 kişi.” diyor, biri giriyor, öteki de giriyor, 20 kişi 30 kişi… Bu nasıl bir yasama anlayışıdır ben anlamıyorum. Bir tiyatro mu oynuyoruz, ne yapıyoruz? Yani 19.00’dan sonra televizyon kapandı sayın bakanlar. Şimdi, bir kanun çıkaracağız, zaten 20.00’de doluyor. Geçen sefer de aynısı oldu, geldik, burada o oldu, bu oldu, vallahi sizin tiyatronuza…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Grup önerisi getirmeyin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Grup önerisi gelir, o başka bir şey. Tam bir saattir burada “O ona sataştı, bu buna dedi, o onu dedi…” yapıyoruz.

                                   

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Geçen hafta öyle demiyordun ama.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Saat daha altıya on vardı. Bakın, saat daha altıya on vardı, “Yetmez ama evet”çilerle yaptığınız örtülü anlaşmaları görüyoruz. Böyle, milletin önünde, televizyon açıkken kavga etmenize de hiç kimse kanmıyor, kusura bakmayın.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bakın, kaç gündür tartışıyoruz. Yukarıda Plan ve Bütçe Komisyonundayız, bakanlarımız geldi. Önceki gün Adalet Bakanına da sorduk, yetkililer sizin bakanlarınıza da soruyor. Bir taraftan, burada bütün şikayetlerimiz dile getiriyoruz. Cezaevinde tutuklu olan milletvekilleri var, oraya gelince “Efendim, yargıdır, biz karışamayız.” Öbür taraftan, efendim, açlık grevi varmış, Sayın Arınç diyor ki: “Sayın Başbakan talimat verdi Sayın Ergin’e, hazırlık yapıyoruz.” Peki, ne oldu bu? Nasıl? Hani bağımsız yargı? Biz burada yargının yerine her seferinde kendimizi koyup bir taraftaki, muhalefetteki arkadaşımıza hafif cezayı onaylarken bu taraftaki kendi arkadaşınıza grup başkan vekili olarak buradan işaret ediyorsunuz, Meclis Başkan Vekili ceza öneriyor, her birimiz aklıyoruz. Bu nasıl adalet! Yani ondan sonra da burada sanki aranızda bir kavga varmış gibi karşılıklı bir şey oluyor ve burası bloke oluyor. Peki, nasıl olacak? Öbür taraftan, şimdi, Sayın Başbakan “Efendim, idam cezası tartışılsın.” diyor, bakanların hepsi “Yok öyle bir çalışmamız.” diyor. Biz bu örtülü kavgaya inanmıyoruz.

Arkadaşlar, bu kanunla ilgili daha önce söyledik -arada tartışıldığı için genel çerçevesinin dışına da çıkılamadı biliyorsunuz- bu kanun daha önceki dönemde kadük olmuş bir tasarıydı ve Sayın Bakan tekrar getirdi. Evet, görüşülmesi lazım. İhtiyaç var mı? Var. Ama bütün kurumlara yeniden gönderilip bir tasarı şeklinde süreçten geçirilmediği için birtakım eksikliklerini Plan ve Bütçe Komisyonunda, alt komisyonda görüşülürken tamamladık, bir kısmını yine yapabildiğimiz kadarıyla arkadaşlarımıza söyledik. Hâlen daha burada kanunun içeriğiyle ilgili sıkıntılar var, bazı maddelerde tartışmalı olan hususlar var ama bundan da önemlisi, söylemeye çalıştığım şey, bu hususlar tasarı olgunlaşmadan önce ilgili kurumlarla, ilgili özel sektörle, ilgili bakanlıklarla görüşülerek -şifahi yapılan görüşmenin dışında- resmî süreçten geçmemiş. Komisyona geliyoruz, soruyoruz, diyoruz ki cezalar var üç tane, dört tane maddede; 42, 44, 46’da. O anda bakıyoruz, birinde verdiğimiz ceza altı aydan başlıyor, öbüründe bir yıldan başlıyor, diğerinde üçe kadar, bir yerinde beşe kadar. Dolayısıyla bir aceleyle kanun yapma telaşemiz var. Eğer bunlar normal süreçlerden geçmiş olsa, ilgili kurumların, kuruluşların ve özel sektör temsilcilerinin görüşleri alınmış olsa ne burada bu kadar uğraşacağız ne yukarıda, komisyonda o kadar uğraşacağız, alt komisyonda en son hâlini verdikten sonra da hızlıca çıkaracağız. Hele hele finansal krizin arkasından, dünyada yaşanan finansal piyasalardaki gelişmelerden sonra yeniden ele alınması gerekirdi diyoruz. Çıkarılması gerekliliği başka bir şey, içeriğindeki eksiklikler başka bir şeydir. Örnek: Arkadaşlarımız gelmiş, birtakım taleplerde bulunmuşlar. Hava ve deniz taşıma araçlarında kiracılar malik gibi değerlendiriliyor ama çok daha fazla olan kara araçlarında bunu sağlamıyoruz. Orada da söyledim, “Artık Genel Kurulda düzeltiriz.” diye buraya kadar geldi. Bu yapılırken kara araçlarıyla ilgili de dernekler var, nakliyeciler var, Şoförler Federasyonu var, var oğlu var. Bunlardan her türlü belgeyi istiyoruz, bulmadığımız zaman hemen trafik polisleri, belediye sınırları içerisinde hal zabıtaları, hepsi yazıyor mu? Yazıyor. Dolayısıyla, bunların, baştan anlaşılarak, konuşularak, eksiği varsa tartışılarak muhalefetin görüşleri de alınarak gelmesi lazım; aksi takdirde bir yasama anlayışı olmuyor. “Biz yaptık, oldu.” mantığı içerisinde getiriyoruz ve maalesef eksik çıkıyor. Aradan bir ay geçmeden yeni bir şey geliyor. İşte, birçok kanun hükmünde kararnamede olduğu gibi geliyor. Ne oldu diyoruz. Şunu ekleyelim yukarıda. Niye? Ya bu orada unutulmuş. Bizim söylediğimiz de bu, eksiği varsa burada enaniyet yapmadan, dinleyerek ama dinlemediğimiz zaman, görüş almadığımız zaman, zaten eksiğimizi tespit etme şansımız yok. Siz iktidar olarak görüşünüzü söyleyeceksiniz, sektör temsilcileri söyleyecek, biz de gördüğümüz eksiklikleri söyleyeceğiz, sonra makul olan neyse onlarda uzlaşacağız.

Tabii ki, bu arada her bakanlığın kendine göre bakış açısı var. Doğal olarak şimdi, baktık, 37’nci maddede istisnalar ve vergi nispetine ilişkin hükümler var. Komisyonda dahi Maliye Bakanlığı yetkilileriyle diğer bakanlık tam uzlaşamıyor. Doğal olarak Maliyenin önceliği bütçe. Ne yapacak? Bütçede açık verdiği zaman ne oluyor? İşte, geçtiğimiz aylarda olduğu gibi, bu sefer hadi bakalım harçlara, vergilere, olmadı, kamu mallarına zam yapalım ki bütçe açığını kapatalım. Yani burada alacağımız bir yanlış karar, yarın dar gelirli vatandaşlarımıza, zaten gelir adalesizliğinden dolayı muzdarip olan vatandaşlarımıza, vergi adaletsizliği olarak da üzerine çıkıyor. Ya, dolaylı olarak aldığımız vergilere yüklenirsek, doğrudan vergi alamazsak işte burada yaptığımız yanlış uygulamaların sonucu maalesef az gelirli olan veya orta gelirin altındaki vatandaşlarımızdan çıkıyor. Onun için, burada, bu eksiklikleri gidererek çıkarmamız lazım.

Sayın Bakanla görüştüğümüzde, onlara, Genel Kurula kadar bazı eksikliklerimiz vardı, kurum temsilcileriyle görüşerek bazı düzenlemeler yapacaklarını söylediler. O konularda bizim de önergelerimiz var. İnşallah o eksiklikler de giderilir.

Bir de, bu tasarı görüşülürken söylemiştim, arkadaşlarımız hem finansal sözleşmeyle ilgili, öbür taraftan finansman şirketleri ve faktoring şirketleri ayrı ayrı birlik istiyorlardı. Bizlerin teklifi üzerine, sonra üçünü bir araya getiren bir meslek birliği kurduk. O görüşülürken demiştim ki: SPK kanunu geliyor, bakın bir sermaye piyasası kuruluşları birliği yapalım veya finansal kuruluşlar birliği yapalım, kısmen yaptık ama orada da sermaye piyasaları birliği gelecek.

Şimdi, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak birçok birlik, üst kurul, kuruluş, bağımsız kurul enflasyonuna karşıyız değerli arkadaşlar, seçim beyannamemizde de var. Geçmişten bugüne savunduğumuz şey, nasıl ki Ekonomi Bakanlığının tek elden yürütülmesini, koordinasyon eksikliğinin kaldırılmasını, ekonomiden sorumlu üç dört tane değil bir bakanlık olmasını istiyorsak mali piyasalarda da bir tane üst kurul, bunun altında da daire şeklinde örgütlenmeler istiyoruz. Aslında, ideal olan, aynı şekilde, finansal kuruluşlarla ilgili olarak da katılım bankaları beraber, diğer bankalar tek, diğerlerini de banka dışı finansal kuruluşlar gibi değerlendirmek aslında daha makul olacak çünkü hem kaynak israfı oluyor hem üyelikler anlamında yetersiz olan kuruluşlarımız oluyor hem de etki gücü olarak da daha çok üyesi olan kuruluşlar daha baskın çıkabiliyorlar. Biz, onun için hem mali kuruluşlarla ilgili hem mali koordinasyon yüksek kurullarıyla ilgili de bir tane mali piyasalarla ilgili tek kurum… Bir sürü, Para Kurulu var, Özelleştirme Kurulu var, Koordinasyon Kurulu var, bir tane, mali piyasalar, mali işler yüksek kurulu kurulur, ilgili bakanlar gelir, orada görüşülür diye düşünüyoruz çünkü aksi takdirde ne oluyor? Koordinasyon eksikliği olursa bir kısmımız frenci oluyor, bir kısmımız gazcı oluyor, o arada direksiyondaki boşluğu da, direksiyondaki şoförün ehliyetini de unutuyoruz ve sonunda olan içerisinde olan vatandaşlarımıza oluyor. Tamam, diyebilirsiniz “Sorun değil.” ama o otobüsün içerisinde maalesef, hiç onunla alakası olmayan, frenle, gazla alakası olmayan, şoförlükle alakası olmayan vatandaşlarımız var. Hep beraber zarar göreceğimiz için gelin, bunları hep birlikte, iktidar, muhalefet anlayışı içerisinde yapalım, yasamaya tahakküm etmeden demokrasiyi işletelim diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal

İkinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu.

Sayın Kuşoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sıra sayısı 239 olan Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri, uygulamada şu anda, bunları düzenleme konusunda, bunlarla ilgili denetim yapma konusunda Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuna yetki verilmiş vaziyettedir biliyorsunuz ve bu kurumlarla ilgili olarak yani faktoring, finansal kiralama ve finansman şirketleriyle ilgili olarak şu anda da mevcut bir düzenleme vardır. Bu düzenleme, finansal kiralama şirketleriyle ilgili olarak 3226 sayılı ve 1985 yılında çıkan bir Kanun. Faktoring ve finansman şirketlerinin kuruluş ve faaliyetleriyle ilgili ise 1983 yılında çıkmış bir Kanun Hükmünde Kararname, 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleriyle İlgili Kanun Hükmünde Kararname. Yani oldukça eskimiş. Aslında, düzenleme şu anda da var ama uygulamada ortaya çıkan sorunlar nedeniyle, uygulamada ortaya çıkan olumlu veya olumsuz konular nedeniyle bu Kanun’un değişmesine gerek vardı, bununla ilgili olarak bir çalışma yapıldı. Zaman içerisinde, tabii ki kanunların değişmesi gerekiyor. Hızlı değişim, teknolojideki değişim bunu gerektiriyor.

Plan ve Bütçe Komisyonunda konuyla ilgili olarak iyi bir çalışma yapıldı, altyapısı da var konunun. Konuyla ilgili olarak meslek kuruluşlarının görüşleri alındı, onlarla birlikte bir çalışma yaptık ve önemli değişiklikler de yaptık. Mesela, ödenmiş sermayeleriyle ilgili olarak bu şirketlerin, önemli bir artırım yaptık. En az olması gereken ödenmiş sermaye tutarını günün koşullarına uygun hâle getirdik. Bu şirketlerin gözetim ve denetimleriyle ilgili olarak yeni bir yapı oluşturduk, daha sağlam bir yapı oluşturduk. Şirketlere, muhtemel zararlarına karşılık olarak, karşılık ayırmaları amacıyla bir zorunluluk getirdik.

Yine, “uygulama”, “operasyon” ve “kavramlar” gibi başlıklar uluslararası literatüre uygun hâle getirildi bu konuyla ilgili olarak.

Yine, Finansal Kiralama Şirketleri Birliği, Faktoring Şirketleri Birliği ve Finansman Şirketleri Birliği kurulmakta ve bu kurumlara üye olma zorunluluğu da getirilmektedir bu yeni düzenlemeyle.

Yine, sektörde idari ve adli cezalar da günün koşullarına uygun hâle getirilmiştir diye düşünüyoruz.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, mesleki örgütlerin görüşleri doğrultusunda tasarıyı destekledik. Çünkü, meslek kuruluşları, bununla ilgili olan dernekler de görüşlerini bildirdiler, biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekledik tasarıyı ve günün koşullarına, uluslararası terminolojiye uygun hâle getirilmesine, uluslararası bir seviyeye, çağdaş bir seviye çıkarılmasına destek olduk.

Yalnız bir konu var özellikle, Komisyonda açıklamaya çalıştığımız hâlde, anlatmaya çalıştığımız hâlde pek herhâlde yeterince derdimizi anlatamadık, muhalefet şerhimiz de var; bunu, yine Genel Kurulumuzun takdirine sunuyoruz. Bu konuyla ilgili olarak özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Konu şöyle, bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak itiraz ettiğimiz bir konu, Anayasa sorunu var düzenleme sırasında. Biliyorsunuz, Anayasa’mıza göre vergiler kanunla konulur, kanunla kaldırılır. Anayasa’mıza göre  bir vergi kanunla konulur, kanunla kaldırılır ve yine de vergi muafiyet ve istisnaları konusunda, indirimler konusunda da Bakanlar Kuruluna oranların düzenlenmesi konusunda yetki tanımıştır bizim mevzuatımız. Sadece, Bakanlar Kuruluna oranların tespiti konusunda bir yetki vermiştir.

Burada şöyle bir durum söz konusu: Mevcut mevzuat uyarınca bankalar ve sigorta şirketleri ayırdıkları karşılıkları vergi matrahından indirim konusu yapabiliyorlar. Sigorta şirketleri Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre, genel hükümlere göre indirim konusu yapabiliyor. Yalnız, bankalar ve tabii bu düzenlemeye göre bankaların hukukuna tabi olan bu şirketler de özel karşılık ayırmada Bankacılık Kanunu’na tabi olacaklar. Bankacılık Kanunu’na göre de oranların tespiti yetkisi BDDK’ya ait. Sadece Bakanlar Kuruluna verilmiş olan yetki maalesef burada BDDK’ya veriliyor. Bu, Anayasa’ya açıkça aykırı bir durum. Biz, Komisyonda bunu çok ayrıntılı olarak anlatmaya çalıştık ama Plan ve Bütçe Komisyonu biliyorsunuz anayasal bir komisyon, 40 kişiden oluşuyor, 25 iktidar mensubu var, maalesef bu konuyla ilgili olarak yeterince söz dinletemedik.

Değerli arkadaşlarım, konuyla ilgili olarak söylemem gereken bir husus da şu olabilir: Biliyorsunuz, 2012 Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda çıkan birçok yasa eleştiriliyor. Deniliyor ki: “Çıkarılan yasalar genellikle Avrupa Birliği seviyesinde değildir, çıkarılması gereken yasalar Avrupa Birliği seviyesinde değildir ve çıkarılan yasalar konusunda öncesinde gereken istişare ve hazırlık yeterince yapılamıyor.” 2012 Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda böyle bir eleştiri var. Bununla ilgili olarak böyle bir eleştirinin olmayacağını düşünüyorum bu sefer. Bu konuda sizlere müjdemi verebilirim.

Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’nun kabulü hâlinde ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Gruplar adına başka söz istemi? Yok.

Şahıslar adına Sayın Kazım Kurt, Eskişehir Milletvekili.

Sayın Kurt, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; 239 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın görüşülmesi sırasında kişisel olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bu yasanın 28/4/2009 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulduğunu ve kadük kaldıktan sonra 23/3/2012 tarihinde yeniden, yenilenerek sunulduğunu belirtmekte yarar görüyorum. Bu geçmişini dikkate aldığımızda, aceleyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde doğru düzgün bir tartışma yapmadan yasayı geçirmeye çalışmamızın çok yerinde olmadığını düşünüyorum. Çünkü gerçekten buna acele ihtiyacımız varsa alt komisyon 24/4/2012’de raporunu vermiş, esas Plan Bütçe Komisyonu 9/5/2012’de raporunu vermiş ama ancak şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışma şansı buluyoruz.

Elbette, toplumsal gelişme hukuki mevzuatı aşıyor ve özellikle ticaret alanındaki ciddi gelişmeler bir an önce hukuki düzenlemelerin yapılmasını gerektiriyor. Biz, bu nedenle, 1980’den bu yana işlenmeyen, değişmeyen bu alanda Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir yenilik getirilmesi konusunda katkı vermek istedik, sunmak istedik ama maalesef hem alt komisyonda hem Plan Bütçe Komisyonunda bazı önerilerimiz dikkate alınmadı. Bu öneriler dikkate alınarak ciddi bir yasa yapılsaydı 2012 yılının sonunda finansal kiralama, faktoring nasıl uygulanması gerekiyorsa o hâliyle bir biçime dönüşecekti.

Şimdi, yeni getirilen yasayla elbette bu finansal kiralama işlemi ve faktoring müessesesi günün koşullarına uyarlanmak durumunda. Nasıl uyarlanacak? Bir yıl önce Türk Ticaret Yasası’nı değiştirmiştiniz. Türk Ticaret Yasası’nda getirdiğiniz pek çok uygulama pratikte finansal kiralama ve faktoring kurumunu karşılamıyor, onun ihtiyaçlarını gidermiyor ve özellikle anonim şirketlerin kuruluşu, sermayesi ve işleyişiyle ilgili getirmiş olduğunuz sistem bugün karşımızda yetersiz kalıyor. O zaman, bu yetersizliği ortadan kaldırmanın yolu bu özel yasa. Şimdi yapacağımız yasayla elbette diğer anonim şirketlerden bir fark, diğer anonim şirketlere göre ayrı bir güvence getirmemiz gerekiyor. Bunun yolu nedir? Finansal kiralama ve faktoring işi doğrudan finansla, parayla ve sermayeyle bağlantılı olduğu için bir kere sermaye miktarının normal anonim şirketlere göre çok farklı bir hâle getirilmesi gerekiyor.

Yine, bu anonim şirketlerin denetimi, işleyişi çok özel koşullarla düzenlenmeli ve bu özel koşullara göre de denetlenecek bir mekanizma yaratılmalıdır. Türkiye, maalesef bu denetleme mekanizmalarını yaratma konusunda eksik ve boş vermiş bir pratik uygulama içerisinde işleri yürütmekte. Özellikle geçmiş dönemlerde noterden yapılan sözleşmelerin, noterden yapılan teslim, tesellümlerin sıkıntılarını yaşadık. Şimdi bu tescil ve teslim işlemleri birlik sicili içerisinde, birliğin denetiminde gerçekleştirileceği zaman biraz daha dikkatli olmakta yarar görüyoruz. Bu konunun günün koşullarına daha uygun hâle getirilerek yasaya konulmasında yarar vardı ama maalesef eksik kaldı. Önümüzdeki süreçte bu işlemlerin teslimi, yürütülmesi ve sözleşmelerin bitimi konusunda ciddi sorunlar, ciddi sıkıntılar doğacaktır. Bu sıkıntılardan kaynaklanan davalar ticaret mahkemelerini iştigal edecek ve yurttaşlarımızın ciddi sorunlar yaşamasına neden olacaktır.

Biz bu duygularla yasaya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAZIM KURT (Devamla) – Evet… Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Bitlis Milletvekili Sayın Vedat Demiröz.

Buyurun Sayın Demiröz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı öncelikle Plan ve Bütçe Komisyonunda geniş bir katılımla, muhalefet partilerinin destekleriyle ve birlikte -hem alt Komisyonda- gerçekten örnek bir çalışmayla geçti. Üst Komisyonda da bu mutabakat devam etti ve şu anda sektörün önünü açacak bir şekilde yeni düzenlemelerle Genel Kurulun gündemine gelmiş bulunmaktadır.

Finansal sektörde görülen değişiklikler ve uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçlar neticesinde bu düzenlemelerin söz konusu şirketlerin güvenilir ve etkin bir şekilde faaliyetlerini yerine getirebilmeleri yönünden yeterli olmadığı görülmektedir. Bahse konu şirketlerin günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilen yasal düzenlemeler çerçevesinde faaliyet göstermeleri ve ilgili şirketlerin kuruluş ve faaliyetlerinin tek bir kanun çatısı altında düzenlenmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede, finansal kiralama şirketlerinin sahip olmaları gereken asgari ödenmiş sermaye tutarları günün şartlarına uygun hâle getirilmiştir.

Şirketlerin etkin gözetim ve denetimleri için gerekli yasal altyapı tesis etmeleri, şirketlerin işlemlerinden kaynaklanan alacaklarından doğmuş veya doğması beklenen zararlarını karşılamak amacıyla şirketlere karşılık ayırma zorunluluğu getirilmekte ve finansal kiralama işleminin tanımı uluslararası standartlara uyumlu hâle getirilmeye çalışılmaktadır, getirilen kanunla.

“Operasyonel kiralama, alt kiralama, bilgisayar yazılımlarının kiralanması, sat-geri kirala, yurt dışından yapılacak finansal kiralama işlemleri” gibi konularda uygulamada sektörün önünü açacak yeni hükümler ihdas edilmektedir.

Bu kanunun finansman çevresindeki sektörün önünü açacağını ve bu konuda ticari çalışmalarda çok daha verimli ve günün şartlarına uygun olacağını düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demiröz.

Şimdi, birinci bölüm üzerinde, on beş dakika süreyle, soru-cevap işlemi yapacağız.

İki arkadaşımız sisteme girmiş.

Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, konuşmamda da belirttim ama, somut olarak bu vergiyle ilgili uzlaşmazlıklar vardı. Maliyeyle bir şey yapıldı mı?

Bir de, yine, gözümüzden kaçan 37’nci maddedeki vergi nispetlerini soruyorum Sayın Bakanım.

Bir de, diğer maddede -9’uncu maddede- yine, çeklerin dışında diğer evraklarla ilgili de bir hüküm var. Orada, sahte evraklarla da bazı şey yapılması mümkün olabilecek. O konuda da bir düzenleme yapıldı mı? Şu anda önergemiz var mı? Arkadaşlar henüz dağıtmadığı için bilemiyorum. O konuların, tekrar, yukarıda tartıştığımız şekilde düzenlemesi gerekiyor. O hususları tekrar hatırlatmak istedim.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. 

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, özellikle faktoring ve finansal kiralama şirketlerinin son beş yılda çok ciddi büyüme kaydettiği bilinmektedir. Özellikle 2003 ve 2012 tarihlerinde finansal kiralama ve faktoring şirketlerinin sayısı, yıllık ciroları ve bunlardan yararlanan kişi ya da tüzel şirket sayıları nasıl değişmiştir? Ekonomideki bu yeri, bu şirketlerin, nedir? Şu anda yürüyen sistemde bu şirketlerin uygulamalarından dolayı mağdur olan insanlarımızın, vatandaşlarımızın büyüklüğü nedir, sayısı nedir? Bununla ilgili bir tedbir alındı mı? Evet, ekonomide önemli bir yerde bulunmaktadırlar, buna inanıyorum, fakat mağdur olan insanlar açısından, bu düzenlemeler içerisinde herhangi bir tedbir alınmamıştır. Bununla ilgili bir düzenlemeyi düşünüyor musunuz? İki taraflı bir dengelemeyi nasıl sağlayacaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, geçen yasa döneminde ya da bu uygulama döneminde, faktoring şirketlerinin çeşitli firmalarla iş birliği içerisinde çalıştığını biliyoruz. Bu çalışmalar sırasında, pek çok konuda farklı evraklar düzenlemek suretiyle tek bir işleme iki, üç borç doğuran olaylar yaşadık. Hatta pek çok olayda zorunluluktan kaynaklanan, teslim almadığı malı teslim almış gibi noter belgesi imzalayan yurttaşlar da oldu. Bu uygulamalarla, karşılaşmış olduğunuz sahtecilik olayları sonucunda vatandaşların uğradığı zararlarla ilgili bir tespit var mıdır, miktar olarak ya da somut olarak?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, bu firmaların, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinin yüzde kaçı yabancı sermayelidir? Bunların kâr transferiyle ilgili bir tespitiniz elinizde bulunmakta mıdır?

Piyasada şöyle bir iddia vardır “Bu firmaların bazıları tefecilik yapmaktadır, zor durumdaki sanayi şirketlerini, yatırımcı şirketleri boğmaktadırlar.” diye. Yani meselenin biraz da siyasi yönü olduğu söylenmektedir. Bu dedikodu olabilir, gerçek olabilir, bu konuyla ilgili bilgili verirseniz sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şandır.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum ben.

Sayın Bakanımız, burada, 2011 yılından bu tarafa narenciyede yapılan ihracatın -yani “DFİF kredisi” deniliyor, diğer bir ismiyle “teşvik” deniliyor- teşvik primleri ödenmedi, “Ödenek yok.” deniliyor. Buna yardımcı olabilir mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaman.

Başka soru soran arkadaşımız yok, sisteme girmiş.

Sayın Bakanım, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

Öncelikle bu yasa tasarımız, yani finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri hakkındaki tasarı, bir bakıma bankacılık dışındaki finans sektörünü kapsayan ve tüm mevzuatımızı bir bakıma sıfırdan yeniden ele alan bir tasarı.

Burada, öncelikle her üç grup şirketin de, yani faktoring, tüketici finansman şirketleri ve finansal kiralama şirketlerinin yasal altyapısı hem Avrupa Birliği standartlarına hem Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçlarına uygun hâle getirilmekte ve BDDK’nın düzenleme ve denetim konusunda da tüm bu kuruluşlar üzerindeki yetkisi bir bakıma açık bir şekilde tanımlanmakta.

Bu kuruluşlar, aslında ağırlıklı olarak KOBİ’lere hizmet veren kuruluşlar ve özellikle KOBİ’lerin finansmanı açısından da bu kuruluşların mümkün olduğunca sıhhatli bir şekilde çalışmasını biz önemsiyoruz. Yani bankacılık sistemine ulaşamayan, şu ya da bu sebeple bankalardan istifade edemeyen kuruluşlarımızın bir alternatif finansman kaynağı olarak bu kuruluşlara başvurmaları ve bu kuruluşlarla beraber çalışmaları önemli.

Kuşkusuz burada her türlü mağduriyeti önleyecek düzenleme ve denetleme yapmakta BDDK’ya önümüzdeki dönemde çok çok önemli bir görev düşecek, yani BDDK’nın bu kuruluşlarımızı çok yakından izlemesi lazım. Hem mali bünyelerini sağlam tutmamız gerekiyor bu kuruluşların hem de müşterileriyle, kredi müşterileriyle olan ilişkilerinde de herhangi bir haksızlığa, hukuk dışı bir muameleye izin verilmemesi gerekiyor.

Bu açıdan baktığımızda, şimdi, yine soruların biraz detayına girecek olursak, şu anda 78 tane faktoring şirketi var, bunların aktiflerinin toplamı da yaklaşık 16,3 milyar TL civarında; yabancı ortaklı faktoring şirket sayısı da 4 tane.

Ayrıca, bu kuruluşların işlem hacmi, tek tek ne kadarlık işlem yaptıkları, bunların hepsi, BDDK’da, veriler var; biz, bunları daha sonra size yazılı olarak da iletebiliriz.

Bu ister finansal kiralama şirketleri olsun ister faktoring şirketleri olsun özellikle uygulamalarında mutlaka piyasa teamüllerine uygun hareket etmeleri gerekiyor. Özellikle faktoring firmalarıyla alakalı, faktoring şirketleriyle ilgili dönem dönem bazı ciddi şikâyetler bizlere de ulaştı ve bir dönem, 2008 yılında tüm faktoring şirketlerinde bir yeniden lisanslanma süreci başlatıldı ve yaklaşık 30 kadar şirketin lisansı tamamen o dönemde iptal edildi. Ayrıca sektör de kendisine çekidüzen vermek amacıyla biraz da, bir etik kurallar silsilesi hazırladı dernek tarafından ve o etik kurallar silsilesini kabul edenlerin o derneğe üye olarak da kendi içlerinde de gönüllü bir çekidüzen söz konusu oldu.

Ayrıca, bu yasayla getirdiğimiz bir husus da bu ikrazatçılar var, onlara da bir süre veriyoruz, “Bu süre içerisinde ya faktoring şirketi ol ya da kapan.” diyoruz. O sektörü de artık tamamen devreden çıkarıyoruz çünkü çok farklı farklı olduğu zaman da bunların denetimi, gözetimi konusunda da sıkıntılar meydana geliyor.

Bu yabancı ortaklığı olan ister bankalar olsun, ister finansman şirketleri olsun, ister leasing şirketleri olsun ya da faktoring şirketler olsun bunlarla ilgili kârlarının ne kadarını dağıtabilecekleri, ne kadarını transfer edebilecekleri, bunların hepsi BDDK’nın düzenlemelerine tabi zaten. Mesela, bankalarda dâhi şu anda, özellikle sermayelerini zaten güçlü tutmak istediğiniz için Türk bankalarının ya da Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların, kâr dağıtımına çok çok sınırlı izin veriliyor. Hele hele dışarıya kâr transferine de şimdiye kadar, benim bildiğim kadarıyla, hemen hemen hiç verilmedi. Yani “Madem Türkiye’de işiniz iyi, madem burada kredi hacmi hızlı büyüyor, sizin de güçlü sermayeye ihtiyacınız var, kârınızı sermayenize ekleyin.” deniyor, genelde o şekilde davranılıyor. Tabii ki istisnalar olabilir özellikle kâr dağıtım konusunda. Fakat hele hele 2008-2009 krizi döneminde buna çok çok dikkat ediliyor. Kredi hacmimiz büyüyor, bankacılık sistemimiz büyüyor ama buna paralel bir şekilde sermayelerinin de büyümesi gerekiyor. Bu sermayeye ya dışarıdan sermaye getirip koyacak ya da kârını içeride bırakacak, bu dönemde sermaye artırmak da finans sektörü için çok kolay olmadığı için genelde kârın önemli bir kısmını içeride bırakarak ve sermayeye ekleyerek sermayelerini bu kuruluşlarımız güçlendirmiş oluyor.

İlk birkaç soru vardı, onların cevabını vereyim. Evet, 37’nci maddeyle ilgili istisna zaten şu anda mevcut tasarıda ve 9/3’le ilgili öneriler, o değerlendirilebilir yani onu bir çalışalım, nasıl olsa bugün saat sekizde kapanacağı için, onunla ilgili bir sonraki oturumda inşallah belki bir-iki önergeyle bazı şeyler getirebiliriz diye düşünüyoruz.

Başka açıkta kalan soru oldu mu? Çünkü hepsini ben not alamadım, biraz arka arkaya hızlı geldi. Ha, DFİF’le ilgili bir soru vardı en son, gerçi bu yasayla alakalı değil ama. Narenciyle ilgili DFİF kararımız çıkmak üzere. Biz bunun bakan arkadaşlarımızla beraber kararını gerçi aldık. Kalkınma Bakanlığı, biliyorsunuz, o Kurulun kararının zeminini oluşturacak bir düzenleme yapıyor. Ondan sonra ilgili bakanlarımız var, Para-Kredi Kurulu diye bir kurulumuz var, o Kuruldaki bakanlarımızın imzasını tamamlamasını müteakip de o ödemeleri yapıyoruz.

Evet, bu sahtecilikle ilgili, tabii, vatandaşlarımızın uğradığı zararlar eğer bir rapora bağlanabiliyorsa kuşkusuz bununla ilgili BDDK yine, gerekli adımları her zaman atabilecek. Tefecilik yaptığı tespit edilenler hakkında da suç duyurusunda bulunuluyor ve yasa, ta yetki iptaline kadar yani verilen lisansın iptaline kadar yaptırım, ceza uygulama konusunda yine BDDK’ya yetki vermiş durumda. Bir yandan tabii, bu kuruluşlarımızı destekleyeceğiz, bu kuruluşlarımızın daha çok iş yapmasını, daha çok sayıda KOBİ’mize finansman hizmeti vermesini sağlamak için çalışacağız ama öte yandan da kötü niyetli yaklaşımları, mağduriyetleri önleyici bir şekilde de çok yakından gözlenmesi gerekiyor. Bu finans sektörü böyle bir sektör yani bazen kızıyoruz, bazen seviyoruz, belki farklı yaklaşımlar oluyor ama sonuçta işlerini iyi yapmaları ve çok iş yapmaları konusunda destek vermemiz gerekiyor ama çok yakın bir şekilde izleme, yakın bir düzenleme ve denetlemeyle de yürütmemiz gerekiyor.

Bizim bugüne kadar finans sektörüyle ilgili şöyle bir yaklaşımımız oldu: Genelde işlerin iyi olduğu dönemlerde sınırlayıcı tedbirler aldık ama ekonominin yavaş olduğu dönemlerde de düzenlemelerimizi daha gevşetme yönünde uyguladık yani bir bakıma ters döngüsel bir çalışma yaptık. 2004, 2005, 2006’daki bütün o yasal düzenlemeler yani Türkiye’nin çok hızlı büyüdüğü dönemde, bir bakıma daha sınırlayıcı, daha kontrolü arttırıcı tedbirlerimizi getirdik. Yine, 2010 sonunda biliyorsunuz kredi hacminin artmasının önüne geçecek, kredi hacminin artmasını bir bakıma sınırlayacak tedbirleri yaptık ama yine Türkiye’nin yüzde 9,2 büyüdüğü bir dönemde o tedbirleri getirdik. Bugün, örneğin, Avrupa Birliğine baktığınızda maalesef tam tersine işler yapılabiliyor. Zaten ekonominin daraldığı ve sıkıntıya düşüldüğü dönemde, bankacılık sistemiyle ilgili regülasyonu daha sıkı hâle getiriyorlar, bu da Avrupa’da krizin derinleşmesini beraberinde getiriyor. Dolayısıyla, zamanlama çok çok önemli, bu düzenlemelerin zamanlaması önemli, dozajı son derece önemli ve makroekonomik politika çerçevesinde de uygun bir düzenleme zamanlamasını mutlaka seçmek gerekiyor. Bizim kanaatimiz, bu yasa tasarısı inşallah burada Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından detaylı bir şekilde değerlendirildikten sonra yürürlüğe girdiğinde… Bankacılık sektörümüzü zaten önemli ölçüde yeni bir yasal çerçeveye kavuşturmuştuk. İyi bir çerçeve şu anda mevcut, bankalarımızla ilgili. Bankalar dışındaki bu finans kuruluşlarını da yine daha sağlam, daha güncel, modern bir düzenleme çerçevesine inşallah ulaştırmış olacağız.

Tabii ki maddelerle ilgili spesifik konular olabilir. Bu konuları maddeler görüşülürken de ele alabiliriz ya da önerileriniz varsa biz bugün o önerileri alıp bir sonraki oturuma kadar çalışa da biliriz, buna da açığız.

Bu arada, yine Sayın Günal’ın bir önceki oturumda bahsettiği bu dövizle ilgili işlemler vardı “Bu yasaya koyalım mı, koymayalım mı?” diye. Biz, bununla ilgili 32 sayılı Kararname’deki değişiklik tasarımızı Bakanlar Kurulunda imzaya açtık, şu anda imzada dolaşıyor. O değişiklik yürürlüğe girdiği zaman zaten yasa da herhangi bir düzenleme yapmamıza gerek kalmayacak. Zaten Bakanlar Kurulunun yetkisi var ve imzaya da açılmış durumda. Tam o bahsettiğiniz döviz işlemleriyle ilgili düzenlemeyi Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla burada bir yasayla yapmaya gerek görmedik zaten Bakanlar Kurulunun yetkisi olduğu için.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                       

 

Kapanma Saati: 19.45


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

239 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Çalışma süremizin tamamlanmasına kısa bir süre kaldığından, alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere, 20 Kasım 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                       

 

Kapanma Saati: 19.50