DÖNEM: 24                             CİLT: 6                       YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

23’üncü Birleşim

13 Kasım 2012 Salı

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, TRT 3’teki Meclis TV canlı yayınlarının saat 19.00’dan sonra kesilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, Dünya Kalite Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, emniyet teşkilatının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur’a yeni adliye sarayı yapımı için ihaleye ne zaman çıkılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, AKP’nin Şişli ve Yenimahalle belediyeleri üzerinde oyun oynadığına, bu yöntemle yerel seçimlerde başarılı olamayacağına ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Başbakanın kendi sözünü ve imzasını reddederek idam cezasını hortlatma niyetinde olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu ilinin Yeniçağa ilçesinde kantar uygulaması nedeniyle sorunlar yaşandığına ve Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarının Bolu halkına verdiği sözün Ulaştırma Bakanını bağlayıp bağlamayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

5.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin tüm itirazlarına rağmen idam cezasını kaldıran AKP’nin, idam cezasını yeniden dillendirerek hata yaptığını itiraf etmiş olduğuna ama aslında samimi olmadığına ilişkin açıklaması

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, emniyet teşkilatının ve polislerin pek çok sorunları olduğuna ve bu sorunlarının bir an önce giderilmesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Esendere Sınır Kapısı’nda bazı görevliler hakkında soruşturma açılması gereği müfettiş raporlarıyla sabit olmasına rağmen soruşturma açılması izni verilmediğine ve Bakanın bu görevlileri niçin koruduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

8.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli ili Kandıra Devlet Hastanesinde sürekli olarak bir dâhiliye uzmanının istihdam edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında bakanların giriş çıkış yaptığı kapının çok yakınında ateş eden ve sabıkalı olan saldırganın tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmesi konusunda Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın düşüncelerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Hükûmeti, milleti etnisite, mezhep, bölge temelinde ele alan bölücü politikalarını terk etmeye çağırdığına ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, konuşmasında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a hakaret olmadığına ilişkin açıklaması

13.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, gruplarının söz sırasını televizyon yayın saati içinde MHP’ye vererek söz haklarının gasbedildiğine ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 23 milletvekilinin, jokeylerin yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/406)

2.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 25 milletvekilinin, muhasebe ve Millî Emlak denetmenlerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/407)

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, cezaevlerine yönelik olarak 2000 yılında gerçekleştirilen Hayata Dönüş Operasyonu’nun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/408)

B) Önergeler

1.- MHP Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında verdikleri (11/16) esas numaralı Gensoru Önergesi’ni, Genel Kurul çalışmalarının TRT üzerinden yayınlanmasını sağlamak amacıyla ve daha sonra yenilemek kaydıyla geri çektiklerine ilişkin önergesi (4/72)

2.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, (2/273) esas numaralı, 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/71)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 58 milletvekilinin, Artvin ili Ardanuç ilçesinde birçok kurum ve kuruluşun kapatıldığı ve ilçenin küçültüldüğü iddialarının araştırılması amacıyla 2/10/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 13 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Isparta Milletvekili Recep Özel’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.-  Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Türk tarım ve hayvancılık sektörlerini yanlış uygulanan politikalar ile bitirme noktasına getirerek çiftçileri ve üreticileri sıkıntıya soktuğu iddiasıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında  gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/19)

2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; terör ve bölücü terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/17)

 

IX.- OYLAMALAR

1.- Terör ve bölücü terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatında istihdam edilen peyzaj mimarlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/9428)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Edirne Valiliğini ziyareti sırasındaki bir beyanına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/9429)

3.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Diyarbakır-Bismil’de elektrik voltajı düzensizliğine ve yaşanan sıkıntılara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/9434)

4.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’de elektrik dağıtım hizmetlerinde yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/9435)

5.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, THY’nin Ruanda seferlerinin başlamasına ve açılış seferi için davet edilenlerin ağırlama harcamalarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/9744)

6.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Bakanlık teşkilatında istihdam edilen jeofizik mühendislerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10004)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Siirt’te yaşanan elektrik kesintilerine ve çiftçilerin mağduriyetine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10012)

8.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’da yaşanan elektrik kesintileri ve sulamada yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/10018)

9.- İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın, İran’dan petrol ve doğal gaz ithalatına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10021)

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda çalıştırılan taşeron işçilerin seçimine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10024)

11.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, 6288 sayılı Kanun’un 3’üncü ve 4’üncü maddeleri kapsamında Bakanlığa yapılan başvurulara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10599)

12.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Haymana’da elektrik kesintileri nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10601)

13.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, TEİAŞ tarafından iptal edilen personel alım sınavına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10602)

14.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/11076)

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, termik santraller ve linyit işletmelerinin özelleştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/11077)

16.- Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın, Güney Ege Linyit İşletmesi ve Yeniköy Linyit İşletmesine işçi alımıyla ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/11079)

17.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/11122)

18.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Ardanuç ilçesinde meydana gelen orman kesimlerine,

Artvin’in Arhavi ilçesinde meydana gelen ağaç ölümlerine,

Artvin’in Yusufeli ilçesindeki bazı köylerde ağaçların odun ihtiyacını karşılamak amacıyla kesimine,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/11155), (7/11157), (7/11159)

19.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, vergi politikalarına ve ÖTV ile KDV oranlarında değişiklik yapılmasına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/11489)

 

 


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açıldı.

Başkanlık Divanı teşekkül etmediğinden, 13 Kasım 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 14.03’te son verildi.

 

                                                                                                                                           Mehmet SAĞLAM

                                                                                                                                           Başkan Vekili

 

II.- GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                            No: 29

13 Kasım 2012 Salı

Tasarı

1.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/708) (İnsan Haklarını İnceleme ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.11.2012)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 24 Milletvekilinin, jokeylerin yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/406) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2011)

2.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 26 Milletvekilinin, muhasebe ve milli emlak denetmenlerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/407) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2011)

3.- BDP Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, cezaevlerine yönelik olarak 2000 yılında gerçekleştirilen Hayata Dönüş operasyonunun araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/408) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2011)

Geri Alınan Gensoru Önergesi

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; TRT ve Anadolu Ajansı’nın yayınlarında tarafsızlığı sağlayamadığı, üstlendiği görevin sorumluluğunu yerine getirmediği ve kamu kaynaklarını partililere aktardığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/16) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.11.2012) (Geri alma tarihi: 13.11.2012)

 

13 Kasım 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayımız vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Konuşma süreleri beş dakikadır, Hükûmet bu konulara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz TRT 3’teki Meclis TV canlı yayınlarının saat 19.00’dan sonra kesilmesi hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Türkkan. (AK PARTİ sıralarından bir grup milletvekili Genel Kurul salonunu terk etti)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, TRT 3’teki Meclis TV canlı yayınlarının saat 19.00’dan sonra kesilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis televizyon yayınlarının kesilmesiyle ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İktidar partisi, TRT 3’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi yayınını verdiği saatleri kısıtlamakta, Genel Kurul görüşmelerini Meclis televizyonunun yayında olmadığı saatlere denk getirmektedir. Hükûmet, böylece, kanunlardaki yanlış ve eksikliklerin kamuoyuna duyurulmadan gece yarıları çıkmasına ve muhalefetin sesinin kısılmasına çanak tutmaktadır. Bu konuyu defalarca dile getirmemize rağmen uyarılarımız dikkate alınmamış, halkımız Meclis televizyon yayınlarını izlemekten mahrum bırakılmıştır. Hayati konularda yasalar görüşülüyor ama siz bu yayınları keserek halkın en kolay iletişim alacağı kanaldan, televizyondan halkın bu hakkı almasını engelliyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anlamakta zorlanıyorum, kamuoyunda yapılan eğilim anketlerinde güvenilirlik sırasında sonlarda yer alan Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını vatandaşlardan gizleyerek bizler mi Türkiye Büyük Millet Meclisinin güvenilmeyen kurumların başında olmasını sağlıyoruz, diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.

Taraflı yapılan haberler sayesinde vatandaşlar Mecliste olan biten konusunda yanlış bilgi sahibi olmaktadır. Hayati meseleler hakkında çok önemli kanun görüşmelerinin yapıldığı Genel Kurulda Meclis televizyon yayınlarının erken saatlerde kesilerek perde arkasında vatandaşlardan gizli işler yapıldığı algısının yayıldığı bir imaj yaratılmakta, bu da bizleri rahatsız etmektedir.

Şimdi sormak istiyorum: Neden ve niçin Türkiye Büyük Millet Meclisi yayınlarını akşam belirli saatlerde kesiyoruz? Amaç nedir? Ülkede birçok duyarlı insanımız, seçtiğim, beni temsil eden milletvekilim Mecliste neler yapıyor, bunu bilmesinin ne sakıncası var ki yayın kapatılıyor?

Şunu da eklemeliyim: Kapalı oturumlarımızı belirli medya grubuna gizli bilgiler servis edilerek ertesi gün belli gazetecilerin köşelerinden okumak mümkün iken, ülkemiz için can alıcı kanun görüşmelerinin vatandaşlardan gizlenmesinin dayanağı ve önemli olabilecek sakıncası nedir?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim gördüğüm ve anladığım kadarıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarsızlaştırılması, vekile güvensizliği sağlayan bu İktidarın uygulamalarıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde istenmeyen görüntüler de yaşanabilir. İktidar, sayısal çoğunluğunu her alanda kullandığı gibi, bu olaylarda da kullanmakta beis görmemektedir.

Bu görüşmelerde en can alıcı kanunlarda muhalefetin mücadelesini, memleket için vermiş olduğu haklı savunmalarını vatandaşların görmemesi için her yola başvuruyorsunuz. Neden bunu yapıyorsunuz? Kavgaya varan tartışmaları televizyon yayını esnasında her yerinden keserek yanlış algılamalara neden olan görüntüleri vatandaşlara aktarmanın peşindesiniz, tıpkı Büyükşehir Yasası’nın görüşmelerinde yaptığınız gibi.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan her görüşmenin millete ulaşmasından yanayız. Biz haksız kavga da yapmayız. Kavgamız, ülkemizin millî çıkarlarıyla ilgilidir. Bu milletten gizlediğiniz kanunlar, PKK’nın silahla yapamadığını burada kanunla yapmaktır. Buna itiraz ederiz, mücadele ederiz, isyan ederiz. Buna karşın, varsa bir faturası da, geçmişte olduğu gibi ödemeye hazırız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelin, vatandaşlarımız, dış kaynaklı, millî kültürümüzü bozan, çarpık aile yaşamlarını vatandaşlarımıza benimsetmeye çalışan lüzumsuz bazı dizileri izleyeceğine Türkiye Büyük Millet Meclisinde vekilinin neler yaptığını izlesin; kendisini, ülkesini, geleceğini ilgilendiren bir hayati meselede Meclisin neler yaptığını izlesin, doğruları öğrensin, diyorum ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

Gündem dışı ikinci söz, Dünya Kalite Günü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, Dünya Kalite Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Dünya Kalite Günü nedeniyle söz almış bulunmaktayım.

Dünyada artan nüfus, teknolojik gelişmelere paralel olarak yükselen rekabet ortamı ürün ve hizmetlerde kalite anlayışını ortaya çıkarmış ve sürekli geliştirmiştir. Değişen beklentiler ve ihtiyaçlar, artan refah düzeyi bu konuda sürekli iyileştirmeleri tetiklemiştir. Aslında, kalitenin temel felsefesi, bana göre, doğru belirlenmiş ihtiyaçların doğru zamanda karşılanmasıdır yani tüketim için üretim değil, ihtiyaç için üretim ekonomisine dönülmesidir. Bu da dünyadaki israfın önlenmesi demektir yani doğru ve en kısa zamanda, en az maliyetle, en iyisini sunmaktır insanlığa.

Tam bu esnada “Her şey insan içindir, insanı yaşat ki devlet yaşasın.” felsefesine uygun olarak, bugün sizlerle ürün ve hizmetlerdeki kalite anlayışının yanında insan kalitesinden bahsetmek istiyorum.

Evet, dünyadaki bütün beşerî sistemleri, bütün teknik ve idari sistemleri yöneten insandır. Bugün dünya için insan kalitesinin önemini herhâlde tartışmaya gerek yok. İnsanı sadece üretim ve tüketim aracı olarak algılayan maddeci felsefelerin iflasını hep beraber müşahede etmekteyiz.

Bugün, dünyada bu kadar imkân ve gelişmeye rağmen hâlâ açlıktan insanlar ölüyorsa; aç, sefil bırakılıyorsa insan kalitesinden bahsedebilir miyiz? Çok yakın zamanlarda bile insanlar renklerinden veya ırklarından dolayı dışlanıyorsa bunu neyle ifade edebiliriz? Bugün, dünyanın gözü önünde ülkeler sömürülüyorsa, kaynakları kendi rızaları dışında birileri tarafından, tabiri caizse, iç ediliyorsa bunu insan kalitesizliğinin haricinde neyle ifade edebiliriz?

Yine, inanç özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, yaşam hakkı önündeki engeller ve çifte standart varsa bunu nasıl izah edebiliriz? İnsanlığın huzur ve barışını yok eden, direkt insanlığı yok etmeye yönelik şiddet ve terörü kendilerine yol edinen, gözü dönmüş -gözü bürümüş- bedhahları, bırakın kaliteyi, insanlıktan nasipsiz olmalarını neyle izah edebiliriz? Çok yakın tarihte iki dünya savaşı geçirmiş, soğuk savaş dönemini atlatmış fakat hâlâ lokal veya bölgesel savaşlar, katliamlar devam ediyorsa bunu insanın canavarlaşması ve kalitesizleşmesinin haricinde neyle yorumlayabiliriz? Örneğin bu yıl, 2012, Balkan savaşlarının yüzüncü yılı. Balkanlarda milyonlarca soydaş ve kardeşimizin kültür ve inançlarına baskı ve şiddet uygulanmış, zorunlu göçe zorlanmıştır. Yine bu dönemde gerek çeteler gerekse devletler tarafından yüz binlerce insanımız katledilmiştir. Balkanlarda bir medeniyet yok edilmiştir. Bunları yapanları şiddetle kınıyorum. Bir daha böyle acıların yaşanmaması için insan kalitesinden bahsediyorum.

Kaliteli insanın özelliği güzel ahlaktır. Güzel ahlaklı insan güzel düşünceli, doğru sözlüdür, gönülleri kazanır. Yüce Yaradan Musa Peygamber’i firavuna tebliğ vazifesiyle görevlendirdiğinde ona yumuşak söz söylemesini emretmiştir. Kaliteli insan insanların canına, malına, evine, hürriyetine, namus ve şerefine saygı duyar, dinimizce bunlar yasaklanmıştır. Güzel ahlakın en büyük temsilcisi ve örneği Hazreti Muhammet (sallallahü aleyhi ve sellem) ne güzel buyurmuş: “Müslüman, diğer Müslümanların ve insanların dilinden ve elinden zarar görmediği kimsedir.”

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Bunu alkışlarım işte.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Kaliteli insan adaletlidir, başkalarının hakkına saygı duyar, hoşgörülüdür, barışçıdır, sömürüye karşı çıkar, paylaşım ve yardımlaşmadan yanadır, tartıda ve ticarette hilekârlık yapmaz. Kaliteli insan mütevazıdır, ölmeden önce ölüm prensibiyle hareket ederek ego tatmininden kaçınır, hırs, kin, nefret gibi duygulardan kendini arıtır, gönlünü sonsuz sevgiyle doldurur. O kendi için değil başkaları için yaşar. Kaliteli insan bilgiyle donanımlıdır, öz saygı sahibidir, bilgiyi gerçek anlamda kullanır, dolayısıyla iyi düşünür. İnsanları inanan, inanmayan ayrımı yapmadan sevendir. Büyük düşünür, gönül insanlarımızdan Ahmet Yesevi “Kâfir bile olsa hiç kimsenin kalbini kırma. Kalp kırmak Allahüteâlâ’yı incitmek demektir.” diyor. Kısacası “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sev.” diyor, biz de öyle yapıyoruz. Kaliteli insanlar toplumda iyilik rüzgârlarını estirirler, onlar saygın kimselerdir, vakurlu, onurlu insanlardır dolayısıyla o insanların varlığı bize hep mutluluk vermiştir. Güzel ve anlamlı bir söz: “Arkadaşı sev, arkadaş bilmezse arkadaşlık bilir. Güzeli sev, güzel bilmezse güzellik bilir. Sen iyiliği iyilik için yap.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – “Hiçbir çıkar gözetme, sen iyilik yap ki insanlar bilmezse Hâlik bilir.” diyor.

İşte bunun için eğitim önemli, eğitime önem veriyoruz. Kaliteli insan ancak eğitimle olur diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, emniyet teşkilatının sorunları hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Sayın Orhan Düzgün’e aittir.

Buyurun Sayın Düzgün.(CHP sıralarından alkışlar)

3.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, emniyet teşkilatının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emniyet teşkilatının sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, değerli milletvekilleri, Siirt’te şehit olan 17 askerimizin acılı ailelerine başsağlığı diliyorum, sabır diliyorum ve bu vesileyle belirtmek istiyorum ki yüce Mecliste en çok kullanılan cümlelerden biri bu rahmet ve sabır dilekleri oldu bu dönem. Umut ediyorum ki bu son dilek olur ve yüce Meclis bu ülkenin terör problemini bir an evvel sonlandırır ve artık biz de bu kürsüden rahmet dilemekten vazgeçeriz.

Evet, değerli arkadaşlarım, emniyet teşkilatı 253 bin çalışanıyla Türkiye’nin en büyük teşkilatlarından biri. Bu teşkilatın kendi büyüklüğü kadar sorunları da gerçekten çok büyük. Hani, Türkçedeki deyimle “Bir dokun, bin ah işit!” şeklinde sıkıntıları var. En basitinden size şöyle söyleyeyim: Bu insanların hepsi, bizler bayramda seyranda evlerimizde çocuklarımızla beraberken görevdeler, bizler gece yataklarımızda uyuyorken hepsi görevdeler fakat bu yaptıkları ek görevler için hiçbir ek ücret almıyorlar.

Yine, değerli arkadaşlarım, polisler, bizim ülkemizin konumu gereği -biliyorsunuz- terörle de mücadele ediyorlar, fakat kendilerine özel hizmet tazminatı verilirken Avrupa’daki polisler kıstas alınıyor. Ben size buradan sormak isterim: Avrupa’daki hangi polis otuz gün dağa çıkıp namlunun başında, karda, kışta, kıyamette memleketi bekliyor? Bu konudaki aksaklığı umut ederim ki düzeltirsiniz.

Yine, değerli arkadaşlarım, şehit olmak bizim ülkemizde, dinimizde bir onur meselesi ancak hem polislerin hem de askerlerin şehit yakınları, maalesef, bu ülkede bu ülkede yoksulluk sınırının altında bir ücret alıyorlar. Siz eğer şehit olduğunuzda eşinizin, çocuklarınızın aç kalacağı endişesi içerisindeyseniz nasıl bir görev yapacağınızı da sizlerin vicdanına bırakıyorum.

Yine, değerli arkadaşlarım, diyelim ki polis teşkilatı olarak çok başarılı bir çalışma yaptınız, bir çeteyi çökerttiniz veya ciddi bir kaçakçılığı engellediniz, devlet size ödül verecek. Devlet ödülü kime veriyor arkadaşlar? Masanın başında oturana veriyor, kurşunun önünde bekleyene değil. Siz polisi merminin önüne süreceksiniz fakat ödülü emniyet müdürleriyle, emniyet amirleriyle paylaşacaksınız. Evet, değerli arkadaşlarım, polisin, emniyet teşkilatının sıkıntıları burada üç beş dakikayla anlatılabilecek bir sıkıntı değil.

Son günlerde polis sendika kurmak istedi. Ne oldu biliyor musunuz? Maalesef, Emniyet Genel Müdürü dilekçelerini almadı. Burada söylenecek tek cümle “Kadıyı kime şikâyet edeceksiniz.” herhâlde! Emniyet müdürü ülkede adaleti sağlamakla görevliyken dilekçe almayarak anayasal bir suç işlemiştir. Biz polis sendikasının, siyasi görüşüne bakmaksızın, tavrına bakmaksızın kurulmasından yanayız. Bu anlamda da kendilerine destek olmaya çalışacağız.

Değerli arkadaşlarım, sürekli meydanlarda biber gazı sıkılan, coplanan Cumhuriyet Halk Partilileri temsil eden bir milletvekilinin neden polisin sorunuyla ilgilendiği sorusu belki aklınıza gelebilir. Ben size bu noktayı büyük ozanımızın birkaç dizesiyle özetlemek istiyorum:

“Kalbimizin yarısı burdaysa yarısı Çin’dedir,

Ama Sarı Nehr’e doğru akanların değil,

Tiananmen Alanı’nda ezilenlerin içindedir.”

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bize oy versin ya da vermesin ezilen herkesin yanında durmaya devam edeceğiz.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Düzgün.

Şimdi, sisteme giren 10 arkadaşımıza birer dakika söz vereceğim.

Birinci sırada Sayın Özkan…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur’a yeni adliye sarayı yapımı için ihaleye ne zaman çıkılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Göller, güller ve gönüller diyarı Burdur’da yeni Burdur adliye sarayı talebi vatandaşlarımız tarafından devamlı dile getirilmektedir. Mevcut yapı ihtiyaca cevap vermemektedir. Yeri, konumu, arsa tahsisi yapılmış olmasına rağmen gerekli ödenek ayrılıp bir türlü yeni yerin ihalesi yapılmamıştır. Buradan Adalet Bakanına ve Hükûmet yetkililerine sesleniyorum: Yeni Burdur adliye sarayı için gerekli ödeneği ayırıp ihaleye ne zaman çıkacaksınız? Bir an önce, Hükûmetin, soruna çözüm, soruma cevap vermesini bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

Sayın Öğüt…

2.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, AKP’nin Şişli ve Yenimahalle belediyeleri üzerinde oyun oynadığına, bu yöntemle yerel seçimlerde başarılı olamayacağına ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Mecliste yine bir gece yarısı operasyonuyla Şişli ve Yenimahalle belediyeleri üzerinde oyunlar oynandı. AKP, oy ile belediyeleri elde edemeyince bu tür operasyonlar yapmaya başladı. Demokrasinin en temel taşlarından referandumu bile uygulayamadı. Her yerde olduğu gibi buralarda da halkın tokadını yiyecek. Aynı yöntemleri ANAP uygulamıştı, hiçbir bölgede başarılı olamamıştı. ANAP da, ANAP’ın bütün yöntemlerini uygulayan AKP de buralarda başarılı olamayacak, ilk yerel seçimde bunu göreceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Erdemir…

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Başbakanın kendi sözünü ve imzasını reddederek idam cezasını hortlatma niyetinde olduğuna ilişkin açıklaması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan on dört yıl önce yine bir kasım günü Birleşik Krallık idam cezasını kaldırmış ve İngiliz ulusunu bu ayıptan kurtarmıştır. Türkiye ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin idam cezasının barış zamanında kaldırılmasını öngören 6’ncı Ek Protokolü’nü 2003 yılında, savaş ve savaş tehlikesi zamanında kaldırılmasını öngören 13’üncü Ek Protokolü’nü ise 2006 yılında onaylamıştır. Ne acıdır ki bugün, kendi sözünü ve imzasını reddederek idam cezasını hortlatma niyetinde olan bir Başbakanla karşı karşıyayız. Erdoğan, Bali Demokrasi Forumu’nda “Kendimizi “check” etmemiz lazım. Kendimizi tekrar adalet terazisine iyice yatırmamız lazım. Yatırmamız lazım ki bu insanlık barışı, huzuru bulabilsin.” demiştir.

Evet, ben de Sayın Başbakanın kendisini “check” etmesi, adalet terazisine iyice yatırması gerektiğine katılıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdemir.

Sayın Özcan…

4.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu ilinin Yeniçağa ilçesinde kantar uygulaması nedeniyle sorunlar yaşandığına ve Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarının Bolu halkına verdiği sözün Ulaştırma Bakanını bağlayıp bağlamayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de, sabah, Bolu’nun Yeniçağa ilçesinde geniş katılımlı bir toplantıya katıldım. Oradaki esnafımız, maalesef, Ulaştırma Bakanlığı tarafından iki ay kadar önce yapılan kantar sebebiyle âdeta bir travma yaşıyorlar. Kantar sebebiyle Yeniçağa’da yoldan geçen her araç durduruluyor ve her araç için ayrı uygulama yapılıyor. Hatta, Yeniçağa’nın içindeki bazı araçlar günde on beş sefer kantara sokuluyor. Artık bu durumdan Gerede’deki, Yeniçağa’daki esnafımız da zarar görüyor, Yeniçağa’da ticaretle uğraşan insanlar da zarar görüyor.

Bir de, Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Yeniçağa halkına söz vermişti, “Türkiye genelinde dört yüz kantarı aynı anda devreye sokacağız, bundan dolayı kimse mağdur olmayacak.” sözü vermişti. Ancak, Sayın Müsteşar bu sözünü yerine getirmedi.

Ben buradan sormak istiyorum: Sayın Müsteşarın sözü Sayın Bakanı bağlar mı, bağlamaz mı? Bu sorunun cevabını aracılığınızla öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özcan.

Sayın Korkmaz…

5.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin tüm itirazlarına rağmen idam cezasını kaldıran AKP’nin, idam cezasını yeniden dillendirerek hata yaptığını itiraf etmiş olduğuna ama aslında samimi olmadığına ilişkin açıklaması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, teröre karşı senelerdir mücadele yolundan çark edip müzakere masasına oturan AKP, terör örgütüne eylem ve söylemleriyle ve en son çıkardığı Büyükşehir Yasası’yla cesaret vermiş, milletin gözünde yeni bir oyunu sahneye koymuştur. Bu oyun 2002’de verdikleri oylarla idam cezasını kaldıran, 2003’te terör suçlularını da idam sehpalarından kaçıran AKP’nin, vatandaşın gözünde tepkiyi azaltmak ve Köşk’e bu konudaki ayıplarından kurtularak çıkmak için idamın istismar edilmesi oyunudur. Milliyetçi Hareket Partisinin tüm itirazlarına rağmen idam cezasını kaldıran AKP, yıllar sonra Milliyetçi Hareket Partisinin haklılığını teyit etmiş, hata yaptığını da idamı yeniden dillendirerek itiraf etmiştir.

Ancak AKP samimi değildir, yeniden istismara soyunmuştur. Bu konuda samimiyse, Milliyetçi Hareket Partisi yıllar önce sergilediği siyasal pozisyonunu muhafaza etmektedir ve AKP Grubuna seslenmektedir: Eğer samimiyseniz getirin,  Milliyetçi Hareket Partisi olarak arkasında dururuz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Sayın Dedeoğlu…

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, emniyet teşkilatının ve polislerin pek çok sorunları olduğuna ve bu sorunlarının bir an önce giderilmesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Emniyet teşkilatımızın ve polisimizin birçok sorunları var. Bunların en başında gelen özlük hakları ve nöbetleriyle… Bu özlük haklarının, nöbetlerinin ve tüm sıkıntılarının biran önce düzenlenmesi ve bu konuya el atılması konusunda temennilerimi iletiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dedeoğlu.

Sayın Sarıbaş…

7.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Esendere Sınır Kapısı’nda bazı görevliler hakkında soruşturma açılması gereği müfettiş raporlarıyla sabit olmasına rağmen soruşturma açılması izni verilmediğine ve Bakanın bu görevlileri niçin koruduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkürler.

Esendere Sınır Kapısı’nda 200 milyon liralık hayali ihracattan 8 milyon KDV iadesi verilmiştir.

Burası, bu Esendere Sınır Kapısı şu günlerde -Sayın Bakanın bilgisi dâhilinde olmasına rağmen- yolgeçen hanına dönmüştür. Buradaki -bu 2012 tarih, 106-2 sayılı Soruşturma Raporu’nda tespit edilen- bu soruşturma sonucunda Genel Müdürün ve aynı zamanda da Personel Müdürünün, Gümrükler Genel Müdürlüğü ve Personel Daire Başkanlığında bulunan bürokratların görevi kötüye kullanmasından haklarında soruşturma açılması konusunda müfettiş raporları sabit olmasına rağmen Bakan bunları onaylamamıştır; daha açıkçası, soruşturma açma hakkı vermemiştir.

Sayın Bakan niçin bunları korumaktadır ve aynı zamanda, yolgeçen hanı olan bu Gümrük Kapısı içerisinde bu personel değişikliğine gidilmiş midir ve bu personel hakkında soruşturma açılmış mıdır? 

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sarıbaş.

Sayın Kaplan.

8.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli ili Kandıra Devlet Hastanesinde sürekli olarak bir dâhiliye uzmanının istihdam edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kocaeli ili Kandıra Devlet Hastanesi 80 yatak kapasiteli bir hastane. Bir-bir buçuk yıldır buraya dâhiliye doktoru gelmiyor, atanmıyor, Kocaeli’nden, İzmit Devlet Hastanesinden ya da başka bir hastaneden her çarşamba günü, geçici olarak poliklinik yapmak üzere, Kandıra’ya gönderiliyor. Yaklaşık yaz nüfusunun 80-100 bin kişi olduğu Kandıra’da bir dâhiliye uzmanın sürekli istihdam edilmesi konusunu Bakanlık yetkililerine ilan etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN- Teşekkürler Sayın Kaplan.

Sayın Özel.

9.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında bakanların giriş çıkış yaptığı kapının çok yakınında ateş eden ve sabıkalı olan saldırganın tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmesi konusunda Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın düşüncelerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın burada bulunmasından da yararlanarak, geçtiğimiz Bakanlar Kurulu sırasında bir saldırganın hem de bakanlarımızın giriş çıkış yaptığı kapının çok yakınında ateş etmesinden dolayı öncelikle hepsine geçmiş olsun diyorum.

Ancak daha önce de benzer sabıkaları olan saldırgan çok hızlı bir şekilde soruşturulması tamamlanıp, sevk edilip, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır. Oysaki daha önce hiçbir sabıkası olmayan ve parasız eğitim isteyen öğrenciler, -gerekçesi- delillerin karartılması ve kaçma şüphesi öne sürülerek on bir ay boyunca tutuklu tutulmaktadırlar. Bu saldırganla ilgili nasıl bir istihbarat vardır da daha önce sabıkalı olan bu kişinin kimseye zarar vermeyeceği, delilleri karartmayacağı ve kaçmayacağı düşünülerek tutuksuz yargılanmasına vicdanları el vermektedir. Sayın Bakanın bu konudaki şahsi kanaatlerini merak ediyorum efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın özel.

Sayın Yeniçeri...

10.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Hükûmeti, milleti etnisite, mezhep, bölge temelinde ele alan bölücü politikalarını terk etmeye çağırdığına ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son zamanlarda Hükümet, ana dilde savunma düzenlenmeleri getiriyor, ana dilde eğitim açılımlarından söz ediyor, yerel diller enstitüsü açılması gibi konuları tartışıyor. Büyükşehir Yasası'yla, güçlendirilmiş belediyelerle birlikte yapılanların ne anlama geldiği açıktır. Bunlar büyük bir projenin ayrıntılarıdır. Türkiye millî ve üniter devleti yeni bir tehditle karşı karşıyadır. Hükümetin milleti, etnisite, mezhep, bölge temelinde ele alan politikaları bölücü, ayırıcı ve ötekileştiricidir. Bir kez daha, Hükûmeti, etnisite, mezhep, bölgeyi esas alan ayrımcı politikaları terk etmeye çağırıyorum. Hükûmeti, toplumsal grupları uzlaştırmaya değil yakınlaştırmaya; çarpıştırmaya değil uzlaştırmak için çaba göstermeye davet ediyoruz. Ey Hükümet, toplumun tamamını ve tamamiyet içindeki bütün farklılıklarını müktesebat olarak almalısınız. Milleti bütünüyle etnik, mezhep, bölge ya da cinsiyet ayrımı yapmadan kucaklardanız gerekmektedir. Alevi'yi Sünni’siz, doğuyu batısız, kadını erkeksiz, milliyeti maneviyatsız ya da Türk'ü Kürtsüz düşünmek yanlıştır. Farklılıkları ne kutsayınız ne de yok sayınız.

BAŞKAN - Teşekkür ederim, Sayın Yeniçeri.

Değerli arkadaşlarım, sisteme giren diğer arkadaşlardan özür diliyoruz, 10 kişi tamamlandı, kusura bakmasınlar.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır. Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Bakan bir dakika olsun bir cevap vermeyecek mi şu saldırgan olayına efendim?

BAŞKAN - Öyle bir usul yok bildiğiniz gibi.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yüreğimiz ağzımıza geldi. Adamı salmışlar bile Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Zamanı geldiğinde bir Hükûmet üyesinden sorarız.

Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Efendim, gerçekten merak ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 23 milletvekilinin, jokeylerin yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/406)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünyada spor, çok sayıda türü ve kapsadığı mali gücüyle dev bir endüstri halini almıştır. Bu nedenden dolayı Hükümetler, spor konusunda   özel düzenlemelere gitmektedir. Spor dalları söz konusu olduğundan, en önemli unsurlarından biri sporculardır. Sporcular, birçok spor dalının duyurulması ya da yaygın olarak bilinmesinde etkiye sahiptir. Jokeyler de dünyanın pek çok ülkesinde bu kap değerlendirilmektedir.

Dünyanın en yaygın ve en eski sporlarından biri olan at yarışlarının, ilk olarak eski Türk devletlerinde yapıldığı kabul edilmektedir, ülkemizde ilk at yarışlarının Osmanlı Padişahı Orhan Bey'in Bursa'yı alışından sonra yapıldığı bilinmektedir. Daha sonrasında, 17. yüzyılda Edirne'de ve İstanbul'daki Yıldız Köşkü bahçesinde at yarışları düzenlenmiştir. 19. yüzyılda ise Makriköy'de (bugün Bakırköy) Veli Efendi'nin topraklarında (bugün Veliefendi Hipodromu) ve Kâğıthane'de at yarışları yapılmıştır. Cumhuriyet dönemindeki düzenli yarışların ilki 1924'te yapılmıştır. Bugün en ünlü koşu olan Gazi Koşusu 1927'de başlatılmıştır. Günümüzde İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa ve Şanlıurfa gibi kentlerde yapılan yarışların yanı sıra, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Kupası düzenlenmektedir. Gazi Koşusu 1927'den beri yapılmakta olup, ülkemizde aralıksız en uzun süre yapılan spordur. Bu denli önemli sporun sporcuları olan jokeylerin, ülkemizde yaşadığı sorunlar ise ayrıca ele alınacak boyuta ulaşmıştır.

Ülkemizde jokeyler; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde sayıldığından dolayı sporcu olarak değerlendirilmemektedir. Başka bir ifadeyle sporcuların yararlandıkları olanaklardan yararlanamamaktadır. Diğer dallarda yer alan sporcular, askerlik hizmetlerini 38 yaşına kadar erteleyebildikleri hâlde jokeyler 20 yaşında askerliğini yapmaktadırlar. Askerlik süresince kilo alan jokeyler, askerlik sonrası sporlarını icra edememektedir. Kazançlarından ödedikleri vergilerin, diğer sporculardan daha fazla olmasına rağmen aynı haklardan yararlanamamaları büyük sorunları peşi sıra getirmektedir.

İngiltere'de en iyi sporcu ödülünü bir jokeyin alabildiği düşünülürse ülkemizde jokeylerin içinde bulunduğu durum daha net anlaşılacaktır. Yarış esnasında attan düşmeleri durumunda, yaşamlarının geri kalan kısmını felç ya da vücutlarının her yerinde platinle geçirmek zorunda kalan jokeylerin "Jokey Kaza ve Yardım Sandığı" bu anlamda özel bir önem taşımaktadır. Ancak; bu sandıkta biriken yaklaşık 270 milyon Lira'nın Bakanlık bünyesine geçirilmesi, jokeyler arasında büyük tartışmalara neden olmuştur.

Mevzuatta yapılan yeni düzenlemeler ile jokeylerin koşullarında düzeltmeye gidildiği iddia edilse de bu düzenlemelerin yakın geçmişte kaza geçiren jokeyleri kapsamaması adaletsiz bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu bağlamda, ülkemizde sporcu sayılmayan ve çok çeşitli sorunlarla baş etmeye çalışan jokeylerin yaşadığı sorunların ve bunların çözülmesi için yapılması gerekenlerin araştırılması, bu konuda dünya örneklerinin incelenmesi amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.                        

1) Ali Özgündüz                              (İstanbul)

2) Bülent Tezcan                              (Aydın)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu           (İstanbul)

4) Erdal Aksünger                           (İzmir)

5) Mustafa Serdar Soydan               (Çanakkale)

6) Mehmet Şeker                             (Gaziantep)

7) Ali Demirçalı                               (Adana)

8) Ali Haydar Öner                         (Isparta)

9) Candan Yüceer                            (Tekirdağ)

10) Mehmet Şevki Kulkuloğlu        (Kayseri)

11) Gürkut Acar                              (Antalya)

12) Ayşe Nedret Akova                  (Balıkesir)

13) Aylin Nazlıaka                          (Ankara)

14) Muharrem Işık                          (Erzincan)

15) Tolga Çandar                             (Muğla)

16) Arif Bulut                                  (Antalya)

17) Nurettin Demir                          (Muğla)

18) Mehmet Ali Ediboğlu                (Hatay)

19) İhsan Özkes                              (İstanbul)

20) Mahmut Tanal                           (İstanbul)

21) İsa Gök                                     (Mersin)

22) Celal Dinçer                              (İstanbul)

23) Haluk Eyidoğan                        (İstanbul)

24) İlhan Demiröz                           (Bursa)

2.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 25 milletvekilinin, muhasebe ve Millî Emlak denetmenlerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/407)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hükümet TBMM'den aldığı KHK çıkarma yetkisini kullanarak Bakanlıkların teşkilat yapılarında önemli değişiklikler yapmıştır. 659 sayılı KHK ile Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenlerine haksızlık yapılmaya başlanmıştır. Maliye Bakanlığına bağlı, Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenleriyle aynı yetkilere sahip, aynı mevzuata tabi ve aynı statüde çalışan Vergi Denetmenleri KHK ile Vergi Müfettişi yapılarak 3600 ek gösterge ile görev ve makam tazminatı almaya hak kazanmıştır. Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenlerine ise bu hak verilmemiştir.

Vergi Denetmeni 4 bin kişinin statüsü yükseltilirken, yalnızca 400 kişi olan Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenlerine bu hak tanınmamıştır.

Ayrıca Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenleri, haklarında denetim ve soruşturma yaptıkları görevlilerle birleştirilerek, yine denetledikleri ve haklarında rapor düzenledikleri amirlerin emri altına verilip tenzili rütbeye uğratılmak suretiyle Defterdarlık Uzmanı yapılmışlardır. Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenlerinin özlük hakları da dondurulmuştur.

Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenleri, hukuk, siyasal, işletme, iktisat ve eşiti dört yıllık eğitim veren fakültelerden mezun olarak, KPSS-A sınavlarından yüksek puanlar alıp Maliye Bakanlığı'nın açtığı Muhasebe, Milli Emlak ve Vergi Denetmen yardımcılığı yarışma sınavlarına girerek atanmaktadırlar. Ağır eğitimler ve üç yıllık yardımcılığın sonunda zorunlu yeterlik sınavlarından da geçen Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenleri ile Maliye Bakanlığının aynı statüdeki Vergi Denetmenleri arasında KHK yüzünden bir uçurum yaratılmıştır.

Maliye Bakanlığında çok başlı vergi denetiminin tek çatı altında birleştirilmesi amacıyla çıkarılan 646 sayılı KHK ile Maliye Müfettişleri, Hesap Uzmanları, Gelirler Kontrolörleri ve Vergi Denetmenleri Bakana bağlı Vergi Müfettişi unvanı altında birleştirilmiştir.

659 Sayılı KHK ile gider birimlerini ve kamu hesaplarını denetleyen, inceleme, soruşturma, teftiş yapan ve kamu zararını tespit eden Muhasebat Kontrolörleri ile kamu mallarını teftiş eden Milli Emlak Kontrolörleri bu konuda eğitimi bulunmayan merkez uzmanlarıyla birlikte Maliye Uzmanı unvanı altında birleştirilmiştir.

KHK ile Maliye Bakanlığı denetim elemanı olarak taşrada görev yapan ve Muhasebat Kontrolörleri ve Milli Emlak Kontrolörleri ile hemen hemen aynı işi yapan Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenleri de denetim yetkileri idarenin takdirine bırakılarak alt statü olan ve işlemlerini denetleyerek haklarında rapor düzenledikleri Muhasebe ve Milli Emlak uzmanlarıyla birleştirilerek Defterdarlık Uzmanı unvanı altında birleştirilmiştir.

Maliye Bakanlığı tarafından denetim elemanı olarak alınıp yetiştirilen Muhasebat ve Milli Emlak Kontrolörleri ile Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenleri ayrıştırılarak, birbirleri ile anlaşması ve çalışması uyuşmayan, farklı refleks ve görev anlayışına sahip uzmanlarla birleştirilmeleri verimsizliğe, uyumsuzluğa ve grup içi anlaşmazlıklara kaynaklık edeceği gibi, Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenleri daha önce denetledikleri ve haklarında inceleme ve soruşturma yaptıkları kişilerin emrinde görev yapacaktır.

KHK ile neredeyse tüm bakanlıkların teşkilat yasaları değiştirirken hiç bir bakanlıkta denetim elemanları ile uzmanların birleştirilmesi gibi bir uygulamaya gidilmemişken Maliye Bakanlığı bu haksızlığı yaratmıştır.

Muhasebe ve Milli Emlak Denetmenlerinin yaşadıkları sorunların tespiti, ortaya çıkarılması ve çözümlenmesi amacı ile Anayasamızın 98. maddesi, İçtüzüğümüzün 104. ve 105. maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Turgut Dibek                              (Kırklareli)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu          (İstanbul)

3) Mustafa Serdar Soydan              (Çanakkale)

4) Ali Haydar Öner                        (Isparta)

5) Ali Demirçalı                              (Adana)

6) Candan Yüceer                           (Tekirdağ)

7) Celal Dinçer                               (İstanbul)

8) Gürkut Acar                               (Antalya)

9) Ayşe Nedret Akova                   (Balıkesir)

10) Muharrem Işık                         (Erzincan)

11) Tolga Çandar                            (Muğla)

12) Mehmet Şevki Kulkuloğlu       (Kayseri)

13) Emre Köprülü                          (Tekirdağ)

14) Mehmet Şeker                          (Gaziantep)

15) Erdal Aksünger                        (İzmir)

16) Arif Bulut                                 (Antalya)

17) Nurettin Demir                         (Muğla)

18) İlhan Demiröz                          (Bursa)

19) Mehmet Ali Ediboğlu               (Hatay)

20) İhsan Özkes                             (İstanbul)

21) Aylin Nazlıaka                         (Ankara)

22) Bülent Tezcan                           (Aydın)

23) Mahmut Tanal                          (İstanbul)

24) İsa Gök                                    (Mersin)

25) Haluk Eyidoğan                       (İstanbul)

26) Ali Özgündüz                           (İstanbul)

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, cezaevlerine yönelik olarak 2000 yılında gerçekleştirilen Hayata Dönüş Operasyonu’nun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/408)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

19 Aralık Cezaevi Operasyonlarında yaşananların açığa çıkartılarak, operasyonu planlayan, operasyonun emrini veren ve operasyon sırasında görev alan faillerin kimler olduğunun tespit edilmesi ve yargı önüne çıkarılması, 11 yıldır geciken adaletin yerini bulması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzüğün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                         Pervin Buldan                                  Hasip Kaplan

                                      Grup Başkanvekili                          Grup Başkanvekili

Gerekçe:

20 Ekim 2000 günü Türkiye'nin çeşitli cezaevlerinde kalan 816 tutuklu, F tipi cezaevlerinin açılmamasını, Terörle Mücadele Yasası ve Üçlü Protokol'ün kaldırılması istemiyle ölüm orucunu başlattı. Kısa sürede bütün cezaevlerine yayılan eylem kamuoyunda büyük bir yankı buldu. Bunun üzerine eylemciler ile hükümet arasında bir dizi görüşmeler yürütülmeye başlandı. Fakat bu görüşmeler 19 Aralık tarihine yakın bir zamanda kesildi. 19 Aralık 2000 tarihinde 20 hapishaneye eş zamanlı bir operasyon yapıldı. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, operasyonun amacını "açlık grevlerini bitirmek ve ölüm orucundaki insanları kurtarmak" olarak ekranlardan açıklıyor ve operasyona da 'Hayata Dönüş' adını verdiklerini belirtiyordu. Ölüm oruçlarını engellemek adına yapılan bu operasyonda 30 tutuklu ve hükümlü ile iki asker yaşamını yitirmiştir. 237 tutuklu ve hükümlü, 6 asker yaralı olarak hastaneye kaldırılmış, yaklaşık 1200 tutuklu ve hükümlü başka cezaevlerine sevk edilmiştir. Operasyon öncesi ölüm orucunda olan tutuklu hükümlü sayısı 259 iken operasyon sonrası bu sayı 357'ye yükselmiştir.

Devlet yetkilileri ve dönemin Adalet Bakanı yaşananlardan eylemcileri sorumlu tutarak, kolluk güçlerine ateş açıldığı iddiasında bulunmuşlardı. Oysa ki Adli Tıp uzmanlarının raporlarına göre, silahlı bir direniş olmamış, koğuşlardan ateş edilmemiş, kömüre dönmüş koğuşlarda yapılan aramalarda silaha da rastlanmamıştı. Müdahale sırasında öldürücü dozun üzerinde gaz bombası kullanılmıştı. Bayrampaşa Kapalı Cezaevi'ndeki C-1 koğuşundaki kadın tutukluların güvenlik görevlilerinin kullandığı göz yaşartıcı, gaz ve sinir bombalarının çıkardığı yangında öldükleri belirlenmişti. Adli tıp uzmanlarının raporunda, yanarak ölen kadınların giysi parçaları ve ciltlerinde yanıcı olan solvent maddelerinin bulunduğunun tespit edildiği vurgulanmıştı. Raporda, 12 kişinin hayatını kaybettiği C-1 koğuşunda 6 kadın tutukludan 5'inin yanarak 1'inin ise gazdan zehirlenerek öldüğü yazılmıştı. Raporda, operasyonda kullanılan bombaların etkin maddesinin 20 gramının 38 dakikada insanı öldürdüğü vurgulanarak, "C-1 koğuşunda 35 gram bomba maddesi bulundu" denilmişti. Yine aynı koğuşta patlayan onlarca gaz bombasının yanında patlamamış 45 adet bomba bulunmuştu. Tutukluların silahla birbirlerini öldürdüğü iddiası da, tutukluların uzun mesafeden açılan ateş sonrası öldüğünü belirleyen adli tıp raporuyla çürütülüyordu Rapor ayrıca, kimi delillerin karartıldığını ve jandarma tutanağındaki verilerindeki bazı çelişkileri de ortaya çıkartmıştı.

 19 Aralık'ta hayata dönüş operasyonu adı altında insanlık dışı bütün yolların denenerek insanlık onurunu ayaklar altına alan ve yüzlerce hayatı karartan bir devlet terörü ile karşıya kaldık. O gün bu ülkenin tarihine kara bir leke olarak yazılan bu olayın gerçek yüzü hala tam olarak ortaya çıkarılamamış ve adalet yerini bulmamıştır. Müdahaleden sonra açılan on kadar dava bir bir boşa düşürülmüştür. Davalardan ikisi mahkûmların aleyhine sonuçlanmış, dördü zamanaşımına uğramıştır. Bugün sadece 'Bayrampaşa' ve yedi yıldır süren 'Ümraniye' davaları devam etmektedir. Bu davalarda da sadece, çoktan terhis olmuş erler sanık yapılmış, hiçbir subay hâkim karşısına çıkarılmamıştır. Bayrampaşa'da yaşananlardan, çatışmada yaşamını yitiren bir asker sorumlu olarak gösterilmiştir. Ümraniye Davası’nda da yedi yılda 267 sanık jandarmadan yalnızca 94'ünün ifadesi alınabilmiştir.

Türkiye'nin gerçekten demokratikleşebilmesi ve devletin içine sirayet etmiş tüm kirlerinden kurtulması yalnızca geçmişindeki gerçeklerle yüzleşmesi ile mümkündür. Fakat 19 Aralık'ta yapılan operasyonlar ile ilgili açılan davalar on bir yıldır sürüncemede bırakılarak failler aklanmaya çalışılmaktadır. Nitekim F tipi cezaevlerinin mimarlarından olan ve Operasyon sırasında Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunan Ali Suat Ertosun, 2004 yılında AKP hükümeti kararıyla dönemin Devlet Bakanı Cemil Çiçek tarafından 'Devlet Üstün Hizmet Madalyası' ile ödüllendirilmiştir. Gerçekleri ortaya çıkarma görevi olan hükümet ve yargı adaleti sağlayacaklarına el ele vererek olayın faillerini ödüllendirmekte ve korumaktadır. Bu açıklamalar ışığında, 19 Aralık operasyonları öncesi ve sonrasında yaşananların tüm gerçekliği ile açığa çıkarılmasında Türkiye Büyük Millet Meclisine büyük bir görev düşmektedir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclis araştırma önergeleri bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 58 milletvekilinin, Artvin ili Ardanuç ilçesinde birçok kurum ve kuruluşun kapatıldığı ve ilçenin küçültüldüğü iddialarının araştırılması amacıyla 2/10/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 13 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                               13/11/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 13.11.2012 Salı günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Muharrem İnce

                                                                                                                  Yalova

                                                                                                         Grup Başkanvekili

Öneri:

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 58 Milletvekili tarafından, 02.10.2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Artvin ili Ardanuç ilçesinde birçok kurum ve kuruluşun kapatıldığı ve ilçenin küçültüldüğü iddialarının araştırılması" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (527 sıra nolu), Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 13.11.2012 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde olmak üzere Sayın Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili.

Sayın Bayraktutan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğumuz bir araştırma önergesiyle… 58 milletvekili tarafından desteklenen, Artvin ili Ardanuç ilçemizin sorunlarıyla ilgili, Ardanuç ilçesinde birçok kurumun kapatıldığına ilişkin ve Ardanuç ilçesinin ekonomik potansiyelinin geri gittiğine ilişkin kaygılarımızı içeren bir Meclis araştırma önergesi verdik. Bu önergeye 58 milletvekili arkadaşım da benimle beraber imza attılar; onlara, öncelikle, konuşmamın başında teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Ardanuç ilçemiz Artvin’e 40 kilometre uzaklıkta, kışın ilçe merkezi nüfusunun 6.500, köy nüfusunun 5.500 olduğu; toplam 12 bin nüfusa bağlı; yaz aylarında ise nüfusumuzun 20 bine çıktığı, 20 bini aştığı şirin bir ilçemiz. Türkiye'nin her tarafında 80 bini aşkın Ardanuçlu yaşamaktadır değerli arkadaşlarım.

Ardanuç ilçemiz özellikle son on yılda siyasal iktidar döneminde müthiş bir gerileme içerisine girmiş, Ardanuç içerisinde bulunan bütün kamu kurum ve kuruluşları kapatılmış, ekonomik anlamda çok ciddi bir buhran yaşamaktadır. Şimdi buna ilişkin bazı ana noktaları Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ve Türkiye’yle paylaşmak istiyorum.

Çok değerli arkadaşlarım, Ardanuç ana arter üzerinde bulunmuyor, yani Ardanuç ilçemiz daha içeride bulunan bir yer. Ardanuç’u Ardahan’a bağlayan ve bir yılan hikâyesine dönen bir dere yolumuz var değerli arkadaşlarım. Bu yolun inşaatına 1993 yılında başlandı, yani bundan yaklaşık yirmi yıl önce 62 kilometrelik bir yol inşaatına başlandı; bu yolun 31 kilometrelik bölümü Artvin sınırları içerisinde, Ardanuç sınırları içerisinde bulunuyor, diğer 31 kilometrelik bölümü ise Ardahan sınırları içerisinde bulunuyor. Değerli arkadaşlarım, bu devirde insanlar Mars’a gidiyorlar, Ay’a gidiyorlar; biz Ardanuç’u Ardahan’a bağlayan 62 kilometrelik dere yolunu on dokuz yıldır yapamıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakın, bir şey anlatacağım: Bu konuda 23’üncü Dönem milletvekilimiz, Sayın Artvin Milletvekili Metin Arifağaoğlu Ulaştırma Bakanına bu yola ilişkin bir soru önergesi veriyor. Diyor ki: “Bu yolu ne zaman tamamlayacaksınız?” Bakana verilen soru önergesinin tarihi 5/10/2007. 5/10/2007 tarihinde Sayın Metin Arifağaoğlu Binali Yıldırım’a soruyor, Binali Yıldırım’ın vermiş olduğu cevabı sizlerle paylaşıyorum, Sayın Bakan, Ulaştırma Bakanı “Yollar -ayrıntılarıyla- şunlardır, bunlardır.” diye anlatıyor ve sonunda şöyle diyor: “Bu yolun, genel olarak, kamulaştırılmasında bazı sorunlar var, kamuya ait yerler, ormana ait yerler var, özel mülkiyete konu olanlar var ama şu anda kamulaştırmayla ilgili konuların detaylarıyla uğraşmaktayız. 2009 yılı sonunda bu güzergâhta sorunumuz kalmayacaktır, bu yolu açacağız.” diyor Sayın Bakan. Ne zaman diyor bunu? 27 Kasım 2007 tarihinde, Mecliste yapmış olduğu konuşmada Ulaştırma Bakanı aynen böyle söylüyor.

Değerli arkadaşlarım, Ardanuçlular bekliyorlar, bu konuşmadan umutlanıyorlar, 2009 yılında yolun açılacağını umuyorlar. Aradan zaman geçiyor, açılmayınca aynı Milletvekilimiz yine 27/10/2009 tarihinde bu sefer Bakana yazılı soru soruyor, diyor ki: “Sayın Bakanım, 2009 tarihinde bu yolu açacağınızı söylediniz, yolu açmadınız. Neden Ardanuç-Ardahan dereyolunu açmadınız?” Aynı Bakan, 2010 yılında, bu sefer yazılı olarak altına imza attığı bir cevap veriyor: “Ayrıca 31 kilometre uzunluğundaki Artvin ayrımı Ardanuç 12’inci bölge hududu yolunun bugüne kadar 19 kilometrelik kesimi sathi kaplama seviyesinde tamamlanmış olup kalan 12 kilometrelik kesiminin 2010 yılında tamamlanması hedeflenmektedir.” diyor değerli arkadaşlarım. Bakın, bir yıl evvel 2009’da açılacak diyordu, şimdi, 2010 yılında açılacağını söylüyor, 2009 yılında Sayın Bakan. Şimdi, aradan zaman geçiyor, ben milletvekili oluyorum, bakıyorum ki, Ardanuç’a gittiğim zaman “Bu dereyolu ne zaman açılacak?” diye soruyorlar. Bu sefer Sayın Bakana ben soru soruyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

“Sayın Bakanım” dedim, yazılı soru soruyorum. Sayın Bakan benim sorduğum yazılı soru üzerine aynen şöyle diyor, en sonunu okuyorum değerli arkadaşlarım: “Söz konusu Ardanuç-Yalnızçam yolunun projesine uygun bir şekilde 2014 yılında tamamlanması planlanmaktadır.” Şimdi, beni bütün Ardanuçlular, bütün Artvinliler dinliyorlar. Üç kere ayrı ayrı soru soruyoruz Sayın Bakana “Bu yol ne zaman açılacak?”, 2009’da. Olmadı bir yıl sonra soruyoruz: 2010’da. Aradan zaman geçiyor, soruyoruz: 2014’te. Şimdi, buna hukukta ne derler değerli arkadaşlarım, ne derler buna hukukta? Yalan söylemek değil midir bu! Değil midir soruyorum ben size! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Sayın Bakan gelsin, bu söylediklerimin yanlış olduğunu söylesin, ben Sayın Bakandan bu yüce Meclisin önünde özür dileyeceğim.

Çok değerli arkadaşlarım, bir yılan hikâyesine dönen bu dereyolu olayı Ardanuç’un yaşamsal kaynağıdır. Lütfen, Hükûmetinizden istirham ediyorum, Ardanuç-Ardahan dereyolunu bir an önce açınız çünkü Ardanuç’ta süregelmekte olan bu göçün önlenmesi için bu yolun açılması elzemdir, aciliyet kesbetmektedir, ilçenin yaşamsal önem arz eden bir durumunu ortaya koymaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Ardanuç-Ardahan yolunu açmadık ama başka şeyler de yaptık. Bugün Plan Bütçe Komisyonunda Sayın Adalet Bakanı Türkiye'de adalet sarayları yaptığını açıkladı. Birçok yerde, yüz elliyi aşkın yerde adalet saraylarıyla Türkiye'yi taçlandırdığını söylediler. 2012 Türkiyesi’nde Ardanuç’ta adliyeyi kapattık değerli arkadaşlarım. Ardanuç’ta insanlarımız, Ardanuçlu hemşehrilerimiz bir sabıka kaydı alabilmek için ona en yakın uzaklıktaki ilçe merkezi olan Artvin il merkezine, 42 kilometre uzağa gidip sabıka kaydı almakta, cumhuriyet savcılığı, sulh hukuk, asliye hukuk, ceza mahkemelerindeki işlerini orada takip etmektedir. Ne anlatacağız bu insanlara? Ardanuç’un en uzak köyü 40-45 kilometre, Ardanuç-Artvin arası 40 kilometre; 85 kilometreden gidecek, dava açacak, keşif yapılacak; bunu kabul etmek mümkün değildir. Bu konuda yapmış olduğumuz bütün başvurular ne yazık ki sonuçsuz kalmıştır. Bu açıdan, bunu, Ardanuç Adliyesinin kapatılmasını burada şiddetle kınıyorum. Hükûmetten bu yanlıştan bir an önce dönmesini istirham ediyorum değerli arkadaşlarım. Eğer bir ülkede yargıya ilişkin sorunları halledebilecek makamı, ilçede, kapatırsanız -ben buradan sesleniyorum- Ardanuç Kaymakamlığını da kapatın değerli arkadaşlarım, madem öyle. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunun dışında başka şeyler de var. Bakın, Ardanuç’ta bir devlet hastanesi olayı var. 1994 yılında yapımına başlanan, 2005 yılında Başbakan tarafından temeli atılan bir devlet hastanemiz var; adı Devlet Hastanesi. 50 yataklı Devlet Hastanesinde ne yazık ki uzman doktor yok. Ameliyathanesi, her türlü teşkilatı vardı; aradan geçen zaman zarfında bütün teknik donanımı başka ilçelere gönderildi değerli arkadaşlarım. Artvin’de hastanesi olmayan, uzman doktoru olmayan bir ilçe Ardanuç.

Şimdi, ben, soruyorum buradan, bütün Türkiye'ye sesleniyorum: Ardanuç’u niye cezalandırıyoruz değerli arkadaşlarım? Ardanuç’la ne problemimiz var? Bunu sormak bir milletvekili olarak benim hakkım değil midir değerli arkadaşlarım? (CHP sıralarından alkışlar)

Yine, Ardanuç’ta vahşice orman kesimleri yapılmakta, daha önce yıllara göre 15 bin, 20 bin metreküp şeklindeki yıllık orman kesimi ne yazık ki bugün 60 bin metreküpe, 70 bin metreküpe çıkmaktadır. Çok kötü bir tabloyla karşı karşıyayız.

Yine, değerli arkadaşlarım, bir hukukçu olduğum için söylüyorum, kadastro çalışmalarında çok derin bir yarayla karşı karşıyayız. Kadastro çalışmalarında üstünkörü çalışmalar yapılmış, mülkiyet iddiaları kenara bırakılmış, hava fotoğrafları ve amenajman planları öne sürülerek, Ardanuç’ta insanların dedelerinden, babalarından kalan yerler ne yazık ki ormana tapu edilmiştir. Ardanuç bir yandan da silinmeye çalışılmıştır.

Bunun dışında okullar vahim bir durumdadır. Irmaklar Ortaokulu 2010 yılında, Ardanuç Ortaokulu 2006 yılında, Aydın Köyü Ortaokulu 2010 yılında kapanmıştır. Artvin’in bütün ilçelerinde, seviye belirleme sınavları, bulundukları ilçe merkezlerinde yapılmış olmasına rağmen Ardanuç’un çocukları, çocuklarımız seviye belirleme sınavlarına Artvin il merkezine gitmektedirler değerli arkadaşlarım. Yine, burada, Artvin’in bütün ilçelerinde Anadolu liseleri, Anadolu öğretmen liseleri bulunmasına rağmen ne yazık ki Ardanuç ilçemizde herhangi bir şekilde Anadolu lisesi bulunmamaktadır, Anadolu öğretmen lisesi bulunmamaktadır.

Hayvancılık, Ardanuç’un en önemli geçim kaynağı olmasına rağmen ülkemizdeki genel sorunlardan biri olan nedenden dolayı hayvancılık da geri planda kalmıştır.

Değerli arkadaşlarım, Hükûmet olduğunuz tarihten itibaren bugüne kadar yani on yıllık süre içerisinde Ardanuç ilçemizde adliyeyi kapattınız; Ardanuç Ortaokulunu 2006 yılında kapattınız; ORÜS kereste fabrikası en önemli sanayi kuruluşuydu, 2004 yılında kapattınız; Halk Bankasını 2003 yılında kapattınız; Ardanuç Sağlık Meslek Lisesini 2004 yılında kapattınız; Bulanık köyünün, Torbalı köyünün, Irmaklar köyünün, Soğanlı köyünün sağlık ocaklarını tamamıyla kapattınız; Aydın köyünde Irmaklar Ortaokulunu kapattınız; okulları, sağlık ocaklarını kapattınız, çok büyük bir darbe vurdunuz. Gelinen noktada Ardanuçlu şunu ifade ediyor: “Bizim ne günahımız var?”

Bakın şunu ifade etmek istiyorum: Ardanuçlular, Artvinliler cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı, Mustafa Kemal’in aydınlık devriminin ilkelerini özümsemiş insanlardır. Siz böyle bir coğrafyada Ardanuçlulara şunu mu diyorsunuz: “Sorunlarınızı dile getirebilmek için açlık grevi yapın, dağa çıkın.” mı diyorsunuz Ardanuçlulara değerli arkadaşlarım? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

O nedenle cumhuriyetine bağlı, Atatürk ilke ve devrimlerini benimsemiş olan, yurtsever insanların kenti Ardanuçlular adına bu sorunları Mustafa Kemal’in mabedinde, bu Mecliste sizlere haykırmaktan, sizlere anlatmaktan büyük onur duyuyorum. Türkiye’nin her tarafında olan, bugün yüreği burada atan Ardanuçlulara da sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, sağ olun, var olun diyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bayraktutan.

Şimdi, aleyhinde olmak üzere Artvin Milletvekili Sayın İsrafil Kışla.

Buyurun Sayın Kışla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Meclis araştırma önergesi aleyhine söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Uğur Bey meslektaşıma huzurlarınızda teşekkür ediyorum, bize, en azından, Artvin’e yapılan yatırımlar hakkında bir şeyler söyleme fırsatı oluşmuş oldu.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Ardanuç, Ardanuç.

İSRAFİL KIŞLA (Devamla) – Ardanuç’la ilgili konuya girmeden önce genel anlamda birkaç şey söylemek istiyorum.

AK PARTİ’nin siyaset anlayışını çok iyi kavramak lazım. AK PARTİ, kurulduğu günden ve iktidar olduğu günden bugüne kadar asla popülist politikalar ve partizanca bir tavır içerisinde siyaset yapmamıştır. AK PARTİ’nin siyaset anlayışında kendine oy vermeyen insanları cezalandırma mantığı, düşüncesi asla olmaz; 75 milyonu kuşatıcı ve bütün insanlara, bütün vatandaşlarımıza eşit şekilde hizmet verme anlayışını, hizmeti, kendisine hedef seçmiş ve bütün ülke sathındaki hizmetlerini ülkenin ihtiyaçları ve ülkenin gerçekleri doğrultusunda siyaset yapan bir anlayışla sürdürmektedir. Bu anlamda, Artvin’de, AK PARTİ, kurulduğundan, iktidar olduğundan bugüne kadar çok ciddi yatırımlar yapmıştır.

Kamu yatırımlarında en büyük payı alan illerin başında Artvin gelmektedir. Bugün, Türkiye’nin en yüksek barajı -ki 12/12/2012’de açılışını yapacağımız Deriner Barajı- Artvin’de yapılmıştır. Bugün, Türkiye’nin en uzun tüneli olan Hopa Tüneli -5.400 kilometre uzunluğunda, çift tüp hâlindeki tünel- 2014’te hizmete açılacaktır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “5.400 metre” Sayın Milletvekilim, bunu düzeltin.

İSRAFİL KIŞLA (Devamla) – Artvin, 1980’den sonra -Türkiye’deki birçok ilde olduğu gibi- göç veren illerin başında gelen bir ilimizdir ama son yıla bakarsanız, Artvin’deki nüfusa -Ardanuç başta olmak üzere- göç durmuştur ve 2010 yılında 11.613 olan Ardanuç’un nüfusu 2011 yılında 11.822’ye yükselmiştir.

Bütün iktidar dönemindeki yapmış olduğumuz hizmetlerde önemli olan, oradaki yaşam kalitesini yükseltmek ve göçü durdurmak. Bu anlamda yapılan çalışmalar sonuç vermiş ve Artvin’den artık göç durmuş, hatta geriye dönüşler başlamıştır.

Artvin’de, Ardanuç’ta sağlık ocaklarının kapatıldığından bahsedildi.

Değerli arkadaşlar, Türkiye genelinde, on yıldır AK PARTİ İktidarı döneminde uygulanan sağlık politikaları hepinizce malum. Sağlık politikalarının, sağlık hizmetlerinin nereden nereye geldiğini hep beraber, 75 milyon halkımız bunu seyrediyor.

Tabii, yapısal değişikliklerde ister istemez belli kurumların yerine yeni, modern kurumları ihdas ediyorsunuz. İşte, aile hekimliğinin ihdas edilmesi, pek çok yerdeki, köylerdeki sağlık ocaklarının kapatılmasını gerekli kılmıştır. Artık aile hekimliğiyle her insanın bir aile hekimi vardır ve bu sistem gayet modern bir şekilde uygulanıyor.

Yine, Artvin’de, Ardanuç’ta eğitim kurumlarının kapatıldığından bahsedildi. Sağlık Meslek Lisesi çok programlı lise bünyesinde hizmetlerine devam ediyor ancak Artvin Ardanuç Ortaokulunun kapatılmasını ben bütün izleyicilerin, dinleyicilerin takdirlerine arz ediyorum.

Malumunuz, 28 Şubat sürecinde İlköğretim Yasası’nın çıkmasından sonra ilkokullarla ortaokullar birleştirildi. On beş yıl önce kapatılmış Ardanuç Ortaokulunun bugün kapatılmış gibi gösterilmesi çok doğru bir şey değildir.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Adliye ne oldu, adliye?

İSRAFİL KIŞLA (Devamla) – Adliye konusuna da geleceğim.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, HSYK’nın –takdiriniz, geçmiş günlerde gündeme geldi ve burada da bununla ilgili görüşmeler yapıldı- belli kriterleri doğrultusunda, Türkiye genelinde, o kriterlere uymayan belli sayıdaki ilçede adliyeler kapatıldı ama burada HSYK’nın kriterlerinde “Ya, şu ilçe de, Ardanuç, Cumhuriyet Halk Partilidir, burayı kapatalım.” mantığıyla meseleye bakmasını herhâlde düşünemezsiniz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Biraz öyle oldu.

İSRAFİL KIŞLA (Devamla) – Kapanan ilçelerin pek çoğunun AK PARTİ’li olduğunu, Rize’de de, Trabzon’da da, pek çok ilde de adliyelerin kapatıldığını hepiniz biliyorsunuz. Bu konulmuş olan kriterlere uymayan -ben de üzülerek ifade edeyim- Ardanuç’ta adliye kapanmıştır ama onun yerine Ardanuç’a hizmet edecek elbette ki yeni kurumları, yeni müesseseleri Ardanuç’a kazandırmaktayız.

Aile ve sosyal politikalardan sorumlu Bakanlığımız, bugün, Ardanuç’ta 96 yatak kapasiteli, 3 trilyona mal olan Özürlüler Sağlık ve Rehabilitasyon Merkezini, çok modern bir tesisi bitirmiş, bu yıl içerisinde hizmete açacaktır; Ardanuçlulara hayırlı uğurlu olsun.

Yine, ben milletvekili olduğumda, Ardanuç’a ziyaretimde, bana ilk söylenen şikâyetlerden bir tanesi şu olmuştu: Otuz beş yıldır -bakın, bunu samimiyetimle ifade ediyorum- Ardanuç’un bir rüyası var. Ardanuç-Ardahan yolu bir türlü tamamlanmadı, 45 kilometrelik yol. Ardanuç, girişi olup çıkışı olmayan bir ilçe ve bu bir yıllık çalışma dönemimizde, milletvekilliği dönemimizde, eksik kalan 14 kilometrelik yolun ihalesi de yapıldı, 2014’te de yol tamamen bitirilerek hizmete açılacak. Hatta geçen, bir ay önce Ardahan’dan Ardanuç’a da bizzat o yolu kullanarak indim ve oradaki çalışmaları da müşahede ettim.

Ve yine, Erzurum Karayolları Bölge Müdürlüğü tarafından Olur-Ardanuç yolu da ihale edildi, onun çalışmaları da devam ediyor. AK PARTİ İktidarı döneminde Ardanuç bu iki yolla da iki tane yeni can damarını açmış olacak, iki güzel ulaşıma da kavuşmuş olacak.

Ve yine, Ardanuç’ta TOKİ kanalıyla yüz altmış sekiz konut yapılarak vatandaşlara dağıtılmıştır.

Şu anda Ardanuç’ta meslek yüksekokulu açma yönünde teşebbüslerimiz hem rektörlük hem YÖK nezdinde devam etmektedir.

Ardanuç Kalesi’nin tamir edilmesi ve yine Ardanuç’a –inşallah muvaffak oluruz- açık cezaevi kazandırma noktasında teşebbüslerimiz var. O noktada Adalet Bakanlığı Müsteşarımız bizzat yerinde incelemelerde bulundu ve yer konusunda birkaç alternatif belirlendi. İnşallah Ardanuç’a önümüzdeki dönemde bir açık cezaevini kazandırmış olmamız, Ardanuç’un çok daha canlı, hareketli ve çok daha güzel bir konuma gelmesine vesile olacak önemli kurumlardan bir tanesi olacak.

Ve yine, Artvin’de göçü önleme noktasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla yapılmış olunan İŞKUR kapsamındaki proje de, toplum yararına proje kapsamında ilçelerimiz ve illerimiz bünyesinde 2.500’e yakın gencimiz istihdam edilmekte. Önemli olan, işte buradaki istihdamı artırmak, işsizliğin önüne geçmek ve bu noktada Artvin çok ciddi bir mesafe almıştır.

Sağlık yatırımlarında; Artvin Hastanemiz tamamlanmış, Arhavi Hastanemiz ihale edilmiş, inşaatı devam ediyor; Hopa Hastanemizin ihalesi yapılmış ve inşallah önümüzdeki dönemde yine Artvin’de sağlık yatırımlarına devam edilecek.

Velhasıl, şunu söyleyeyim: Kamudan Artvin çok ciddi bir pay almakta, kamu yatırımlarından.

Ben özet olarak, dünden bugün Artvin daha güzeldi, yarın daha güzel olacağını söylüyor, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kışla.

Üçüncü konuşmacı, lehinde olmak üzere Tokat Milletvekili Reşat Doğru.

Sayın Doğru buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 58 milletvekili tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen Artvin ili Ardanuç ilçesinde birçok kurum ve kuruluşun kapatılması ve ilçenin küçültülmesi iddiasıyla verilen araştırma önergesinin lehinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Artvin ili Karadeniz Bölgesi’nin en güzel illerinden bir tanesidir. Ardanuç ilçesi de tabii, o güzel ilimizin çok nadide, güzel bölgelerinden bir tanesidir. Sayın Milletvekili arkadaşımız Uğur Bayraktutan’ın vermiş olduğu bu önerge esasında hem Karadeniz Bölgesi’nde hem İç Anadolu Bölgesi’nde hem de Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki çok önemli bir yarayı dile getirmiştir. Yani bu bölgelerde çok ciddi manada göç vardır. İnsanlar kendi bölgelerini bırakıp başka yerlere göç ediyorlar. Dolayısıyla, çok büyük, ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Düşünün, bir insanın kendi bölgesini bırakıp da başka bir yere göç etmesinin ne demek olduğunu. Özellikle İç Anadolu Bölgesi’ndeki birçok ilde şu anda bununla ilgili çok ciddi sorunlar var. Hayvancılık bitmiş konuma gelmiştir. Bakınız, Ardanuç bölgesine, Artvin’de çok ciddi manada hayvancılık geçmiş dönemlerde vardı ancak son zamanlarda hayvancılığın Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi Ardanuç’ta da, Artvin’de de bitmiş olduğunu görüyoruz yani hayvan üreticisi üretimden vazgeçer konuma gelmiştir.

Tabii, şurası da enteresandır: Türkiye’mizde ilk defa bir saman ithalatı başlamıştır. Tarımın nasıl bitirilmiş olduğunun en bariz göstergesini biz şu anda burada görüyoruz. Yani “Hayvancılığı bitirdiler.” derken burada esas bitiren de Hükûmetin yapmış olduğu çalışmalar ve politikalar olmuştur. Hayvancılık süratli bir şekilde bitmektedir. Önümüzdeki dönemlerde, belki de, işte, yazın koyun beslenemeyecek veyahut da kuzu etine Türk milleti neredeyse hasret kalacak. Bunun en bariz örneklerini Doğu Anadolu Bölgesi’nde görüyoruz, İç Anadolu Bölgesi’nde görüyoruz ve Karadeniz Bölgesi’nde görüyoruz.

Tabii, Karadeniz Bölgesi’nde, özellikle Artvin bölgesinde tarımla ilgili arazilerin çok az olduğu gerçektir çünkü dik arazi olması münasebetiyle o bölgelerde tarım yapmak çok zorlaşmaktadır. İnsan yaşamı çok zordur ama bunun yanında siz hayvancılığı desteklemezseniz, hayvan üretimini desteklemezseniz, dolayısıyla o bölgede ciddi olarak çok sorunlarla karşılaşmış olursunuz.

Anadolu’nun birçok yeri diyoruz, bakınız, işte Tokat’tır, Sivas’tır, Yozgat’tır, Giresun’dur, Ordu’dur, bu bölgelerdeki insanlar kendi bölgelerini bırakıp başka yerlere göç ediyorlar. Buna mutlaka çözüm bulmak mecburiyetindeyiz. Tokat ili diyorum, mesela Tokat ilinde, kendi milletvekili olduğumuz Tokat ilinde 7 milletvekilliğinden 5 milletvekilliğine düşülmüştür, 800 küsur bin nüfuslardan 600 binli nüfuslara düşülmüştür. Aynı tabloyu, geçiniz, işte Ordu’da görürsünüz, Giresun’da görürsünüz, Trabzon’da görürsünüz, yine Artvin’de görürsünüz, Hopa’da görürsünüz.

Şu anda Sayın Milletvekilinin vermiş olduğu bu önerge esasında bir örnek teşkil etmelidir yani İç Anadolu Bölgesi’nde insanlar neden göç ediyorlar, neden topraklarını bırakıp başka yerlere gidiyorlar, neden tarımla ilgili arazilerini tamamen bırakıp başka yerlere gidiyorlar? Bunun mutlaka araştırmasının yapılması gerekmektedir.

Özellikle buğdayla ilgili… Bakınız, şu anda buğday üreticisi, pancar üreticisi neredeyse “Önümüzdeki dönemlerde artık ben bunu ekemem.” konumuna gelmişlerdir. Düşünün, saman ithalatı başlamıştır. Saman ithalatının başlamış olması demek hayvancılığın bitmesi demektir. Önümüzdeki dönemlerde hayvancılık belki de Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Karadeniz Bölgesi’nde yerlerde sürünecektir ve dolayısıyla da ithalat alıp başını gidecektir. Gerçi, şu an itibarıyla, işte, geçmiş olan Kurban Bayramı münasebetiyle ithal hayvan girişleriyle ilgili çok büyük bir tepki meydana gelmiş ve yapılmamıştır ama korkarım ki önümüzdeki dönemlerde bu bölgelerdeki hayvancılığın bitirilmesiyle beraber de tekrar yeniden hayvan ithalatı başlayacaktır.

Gelin, buradan, bu önergelere destek verelim ve özellikle göçün sebeplerini, göçün nedenlerini ve tekrar geriye göçün nasıl olacağını sağlayalım. Bakınız, şu anda, işte, geçtiğimiz günlerde, işte bir gün öncesinde çok önemli bir kanun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanunlaşmıştır. Bu kanunun birçok mahzurları vardır; özellikle, milletimizin millî birlik ve beraberliğinin bozulmasıyla ilgili yani, işte, federasyona kadar varacak, siyasallaşma sürecine kadar varacak olan çok büyük sıkıntıların başlanmış olduğu bir yerde, bir noktada.

Diğer önemli bir konu da, özellikle İç Anadolu Bölgesi’ndeki belediyelerin kapatılmasıdır. Belediyelerin kapatılmasıyla beraber buralardan göç yeniden başlayacaktır değerli milletvekilleri. Dolayısıyla, bu tür konuların önemsenmesi gerekmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu yönlü olarak, yani bir noktada göçün önlenmesi, tekrar insanların o büyük şehirlerden o bölgelere yönlendirilmesi, gelmesi noktasında çalışmalar yapılması ve araştırmalar yapılması gerekmektedir. Ama görmüş olduğumuz nokta da şudur ki, korktuğumuz tablo da burasıdır: Maalesef o belediyelerin kapatılması veya belediyelerin kapatılmış olması göçü daha fazla hızlandıracak ve dolayısıyla da o bölgedeki insanlar geçimlerini temin edememiş olacaklardır.

Tarımda üretim para yapmıyor, hayvancılık almış başını gidiyor, insanlar doğmuş oldukları yerlerde geçimlerini temin edemiyorlar. Dolayısıyla, geçimlerini temin edemeyen bu insanlar ne yapacaklar? Kendi bölgelerini bırakacaklar, başka yerlere gidecekler. Nereye gidecek? Bursa’ya gidecek, İstanbul’a gidecek, Ankara’ya gidecek. Gitmiş olduğu yerlerde, oralarda acaba bu insanları iş ve aş bekliyor mu? Hayır, iş ve aş beklemiyor. Oralarda gidiyorlar, varoşlarda perme perişan bir hâlde yaşamaya çalışıyorlar, asgari ücretle yaşamaya çalışıyorlar, çok zor şartlar altında geçimlerini temin etmeye çalışıyorlar. O mealde de mutlaka Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu yönde, o bölge insanlarına ve kendi bölgelerini bırakarak başka illere gitmekte olan insanlara mutlaka el uzatması gerekmektedir. Yani, bu tür önergelerin öyle basit bir şekilde geçiştirilmemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konular üzerinde ciddi manada durması ve akabinde de ortaya çıkan tabloların tekrar değerlendirilerek o bölge insanına mutlaka cazip hâle getirebilecek geriye dönüş projelerinin ortaya konulması gerekmektedir.

Tabii, şu andaki, Ardanuç’daki bu hadise, işte, Tokat’ın Zile’sinde de görülmektedir, Reşadiye’sinde de görülmektedir, Sivas’ın Suşehri’nde de görülmektedir. Buralara gitmiş olduğumuz zaman buranın insanları buraları bırakmakta ve başka yerlere göç etmektedir.

Dolayısıyla, gelin Ardanuç için verilen bu önergeyi hep beraber destekleyelim ve araştırma komisyonları oluşturalım ve beraberinde de Anadolu insanı kendi doğmuş olduğu yerde, kendi yaşamış olduğu yerde karnını doyursun diyor ve bu önergenin lehinde olduğumuzu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Son konuşmacı, aleyhinde olmak üzere, Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Ardanuç ilçesindeki kamu kuruluşlarının küçüldüğü, kapatıldığı yönündeki araştırma önergesinin aleyhinde söz aldım. Zira, bugün, İç Tüzük’te çok ciddi bir yer edinen, Anayasa’mızda yer bulan, Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu gensoru görüşmelerini yapacağız burada.

Tabii ki biz, hiçbir ilçeyi küçümsemek gibi, o ilçenin sorunları burada konuşulmasın anlamında da bir şey söylemeyiz. Ardanuç’a ne kadar çok şey yapılsa hepimiz arkasında dururuz. Türkiye’de dokuz yüz küsur tane ilçe var, her biri hakkında böyle araştırma önergeleri verilirse burada, araştırma komisyonlarına verecek milletvekili sayımız kalmaz.

Bir de Türkiye Büyük Millet Meclisinin TRT 3’ün açık olduğu saatlerdeki çalışmalarında bu gensoruları görüşelim. Gensoruların hangi konuda verildiğini vatandaşımıza iyi bir şekilde anlatalım, dinlesin diye…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın milletvekili, hiç Ardanuç’u gördünüz mü?

RECEP ÖZEL (Devamla) - …ama maalesef…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Hiç Ardanuç’u gördünüz mü?

RECEP ÖZEL (Devamla) -  …muhalefet partimiz, herhâlde diğer muhalefet partisinin gensoruda kendisine yetişmek istediğini kıskanıyor, onun için televizyonun açık olduğu saatlerde bunu görüştürtmek istemiyor. Bu nedenle, bu önergeleri veriyor.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sabaha kadar yayınlasın!

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bunun arkasından da İç Tüzük 37’ye göre, sırf televizyon yayın saatinde, bunlar, gensoru görüşülmesin diye, 37’ye göre de bir talepleri var, doğrudan kanunun gündeme alınmasıyla ilgili. Tamamen bunların…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Hiç Ardanuç’u gördünüz mü Sayın Milletvekilim?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Ardanuç’u gittik, gördük, gezdik.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Nerede gördünüz?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Ardanuç gibi, Türkiye'nin bütün ilçeleri önemlidir.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Ne zaman gittiniz? Ne zaman gördünüz?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bütün ilçelerin sorunları, gelip burada gündem dışı beşer dakikalık konuşmalarda konuşulabilir. Böyle, araştırma önergeleri verilerek sırf bir milletvekilinin burada konuşma yapmasını sağlamak amacıyla da gündeme getirilmesini de verilmiş olan gensorunun ciddiyetiyle aynı oranda görüyorum.

Bu araştırma önergesinin aleyhinde olduğumuzu, gündeme alınmaması gerektiğini… Bugün gündemimizde, 6 Kasım 2012 günü Genel Kurulda almış oluğumuz karar gereğince, üç bakanlığımız hakkında verilmiş olan gensoruları görüşeceğiz.

Bu nedenle, bu araştırma önergesine sulandırılmış gensorunun daha da sulandırılacağı düşüncesiyle katılmadığımızı bildirerek hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Hayır, hayır, lütfen, çok ayıp.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, bu Parlamentoda görüşülen hiçbir şey sulandırılmış değildir. Bu, Parlamentoya da saygısızlıktır. Sayın Hatip sözünü geri alsın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler).

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun efendim.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkanım, “sulandırılmış önerge” dedi benim vermiş olduğum Meclis araştırma önergesine. İki dakikalık söz istiyorum düzeltmek için. Özür dilesin.

BAŞKAN – Buyurun, başka bir şeye meydan vermemek üzere lütfen. (CHP sıralarından alkışlar) 

ENGİN ALTAY (Sinop) – O kürsüden suyu alın, suyu. Kavaslar suyu alsın kürsüden. Sulandırılmış kürsüden suyu alın.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Isparta Milletvekili Recep Özel’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; milletvekili biraz önceki beyanında, benim vermiş olduğum Ardanuç’la ilişkili Meclis araştırma önergesine “sulandırılmış önerge” dedi.

Çok Değerli Milletvekilim, Ardanuç’ta adliye kapatıldı. İnsanlar, sabıka kaydı almak için 80 kilometre gidiyorlar Değerli Milletvekilim…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Benim ilçemde de kapatıldı.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - … ve kapatılma gerekçesi olarak ne diyorlar biliyor musunuz? Kapatılma gerekçesi olarak ne diyorlar değerli milletvekilleri: “İş kapasitesi düşük, iş yoğunluğu düşük” diyorlar.

Ben, buradan bütün Ardanuçlulara sesleniyorum. Ardanuçlular, eğer suç işleseydiniz adliyeniz kapanmayacaktı. Böyle bir rezalet olur mu? Böyle bir rezalet olur mu? (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ardanuçlular suç işlemediği için adliye kapatıldı değerli arkadaşlarım. Ben, buna ilişkin basın toplantısı yapınca dediler ki: “Artvin milletvekili, milleti suç işlemeye teşvik ediyor.”

Ardanuç’ta adliyemiz kapatıldı Değerli Milletvekilim. Hangi tarihte Ardanuç’a gittin? Bakın, biraz önce Artvin milletvekili konuştu, saygım sonsuz. Siz hangi tarihte Ardanuç’a gittiğinizi söyler misiniz? Ardanuç’u ancak Googledan bulabilirsiniz haritada, Google Earthden bulabilirsiniz değerli milletvekilim. (CHP “Bravo!” sesleri ) Hiç Ardanuç’u haritada buldunuz mu nerededir diye?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Ardanuç, yurtsever insanların yaşadığı kenttir.

Saygılarımı sunuyorum bütün Ardanuçlulara. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Sağ olun Sayın Bayraktutan, teşekkür ediyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 58 milletvekilinin, Artvin ili Ardanuç ilçesinde birçok kurum ve kuruluşun kapatıldığı ve ilçenin küçültüldüğü iddialarının araştırılması amacıyla 2/10/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 13 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi, gensoru önergesinin geri alındığına dair bir önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- MHP Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında verdikleri (11/16) esas numaralı Gensoru Önergesi’ni, Genel Kurul çalışmalarının TRT üzerinden yayınlanmasını sağlamak amacıyla ve daha sonra yenilemek kaydıyla geri çektiklerine ilişkin önergesi (4/72)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sayın Bülent Arınç hakkında verdiğimiz 11/16 sayılı Gensoru Önergesini Genel Kurul Çalışmalarının TRT üzerinden yayınlanmasını sağlamak amacıyla ve daha sonra yenilemek kaydıyla geri çekiyoruz.

Bilgilerinize ve gereğini arz ederiz.

                                 Mehmet Şandır                               Oktay Vural

                                        Mersin                                           İzmir                

                          MHP Grup Başkanvekili             MHP Grup Başkanvekili

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, (11/16) esas numaralı Gensoru Önergesi geri çekilmiş ve gündemden çıkarılmıştır.

Şimdi, İç Tüzük’ün 37’inci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun:

2.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, (2/273) esas numaralı, 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/71)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/273 esas numaralı Kanun Teklifim Başkanlığınızca Komisyona havale edildiği tarihten itibaren 45 gün geçtiği halde ilgili komisyonca görüşülüp sonuçlandırılmamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37’inci maddesi uyarınca Kanun Teklifimin doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için gereğini arz ve talep ederim.

                                                                                                               Umut Oran

                                                                                                                 İstanbul

BAŞKAN - Şimdi, teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sayın Umut Oran.

Sayın Oran...

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan ikinci konuşmacı konuşsun.

BAŞKAN – Yok mu efendim?

O zaman, beş dakika söz isteyen bir başka milletvekilimiz var, o da burada.

Sayın Altay, buyurun Sinop Milletvekili (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İstanbul Milletvekilimiz Umut Oran’ın öğrenci pasolarıyla ilgili verdiği kanun teklifi üzerinde söz aldım.

Kanun teklifine geçmeden önce geçtiğimiz günlerde bu Parlamentoda görüşülen Büyükşehir Kanun Tasarısı görüşmeleri esnasında Parlamentoya yakışmayan birçok olayın yaşanmasında hepimizin tabii, üzüldüğü muhakkak ancak bu vesileyle şunu da belirtmek isterim: Değerli Milletvekilleri, bu Parlamentoyu Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne ve Anayasa’ya göre çalıştırmak hepimizden önce oturumu yöneten Meclis başkan vekillerinin görevidir. İnanarak ve bilerek söylüyorum ki bu çalışmalar esnasında oturumu yöneten sayın Meclis başkan vekilleri, İç Tüzük’ün, 61, 64, 67, 68 ve 69’uncu maddelerini düzenli ve sürekli olarak ihlal etmişlerdir.

Meclis başkan vekillerinin, İç Tüzük’teki inisiyatif ve tasarruf yetkileri bellidir. Örneğin bir maddesinde “Başkan söz verebilir.” der. Sayın Başkan, siz o zaman söz verme yetkinizi takdir edersiniz, verirsiniz ya da vermezsiniz, ama İç Tüzük diyorsa ki, örneğin her hâl ve şartta, son söz milletvekilinindir.” sizin “Efendim, grup başkan vekilleri aralarında anlaşmış, bu sözü veremiyorum.” demek hakkınız yoktur.

Nitekim 10 Kasım özel oturumunda, ben İç Tüzük’ün 61’inci maddesine göre söz talep ettim. Sizin bana bu sözü, mutlaka ve mutlaka vermeniz lazım. Eğer bu Parlamentoyu grubu bulunan dört siyasi partinin grup başkan vekilleri anlaşarak götürüyorsa, siz oradan kalkın.

Bundan sonra -kendi adıma söylüyorum- İç Tüzük ihlallerinde daha duyarlı bir refleks göstereceğimin tarafınızdan bilinmesini istiyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, İstanbul Milletvekilimizin önergesiyle bir büyük yanlışın ortadan kaldırılması gereği, bizce de bilinen, çokça da şikâyet aldığımız bir husustu. Umarım, bugün, hür iradenizle bu büyük yanlışın, aksaklığın giderilmesi fırsatını bu Parlamentoda hep birlikte yakalarız.

Teklifin mahiyeti, özetle, öğrencilerin, belediyelerin ulaşım araçlarında kullandıkları indirimle ilgili olarak öğrencilere verilen pasoların esasen tümüyle kaldırılması ve öğrenci kimlik kartının, her okuldan alınan öğrenci kimlik kartının Türkiye'nin her yerinde ve her belediyesinde kullanılması, geçerli olması işin en doğrusudur.

Nitekim, mesela güvenlik kuvvetlerimizin kimlik belgeleri, bütün Türkiye'nin bütün belediyelerinde, bütün belediye otobüslerinde nasıl geçerliyse, öğrencilerimizin okuldan aldıkları öğrenci belgeleri de aynı şekilde geçerli olmalıdır. Bu, yeni paso basmak, bunu pasonun ayrı maliyeti… Zaten, öğrenci dediğiniz baba harçlığıyla okuyan çocuklar. E, babalarını zaten açlık ve sefalet ücretlerine mahkûm etmişsiniz. Bu Parlamentoda, bugün, Sayın Umut Oran’ın verdiği kanun teklifinin 37’nci madde gereğince doğrudan gündeme alınması sağlanırsa Türkiye’de 23 milyon öğrencimizi ilgilendiren bir temel sorun da çözülmüş olacaktır.

Öğrencilerimizin sorunları… Öğrenci demişken, tabii saymakla bitiremeyiz. Harçları Hükûmet kaldırdı, olumlu bir yaklaşım, biz de olumlu buluyoruz. Bak, demek ki biz iyi yapılan şeylere de “İyi oldu.” diyoruz ama eksiği var tabii ki. Yani ikinci öğretimde okuyan öğrencilerin, bu ikinci öğretimi tercih eden çocukların siz zengin çocuğu olduğu için mi ikinci öğretimi tercih ettiğini düşünüyorsunuz Sayın Bakan? Bu çocuklar, kontenjan sorunundan sebep buraları da tercih etmek zorunda kalıyorlar. Birinci öğretimde harcı kaldırıp ikinci öğretimde kaldırmamak Anayasa’nın eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır. Hükûmet Anayasa’yı çiğneyemez. Gelirsiniz burada sayısal çoğunluğunuzla değiştirirsiniz ama orta yerde duran Anayasa’ya rağmen iş tutamazsınız.

Yine aynı şekilde, bu vesileyle, bunu fırsat bilerek, üniversitelerden ayrılma yaşı 28’dir. Bu, Batı normlarına da çok uygun değildir, askerlik gerekçesi gösterilerek vesaire… Hükûmeti de, iktidar çoğunluğu da ikaz etmek ve talepte bulunmak isterim ki üniversiteden ayrılma yaşı da 30 olmalıdır. Bu da Türkiye’de çok temel bir sorundur. Bunun da kısa bir sürede çözülmesi lazım.

Yurt sorununa girersem…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Sinop) - …ne vakit yeter ne de bu sorun biter. Yükseköğrenim başta olmak üzere ortaöğrenim öğrenci yurtlarının bir an önce gerçekleştirilmesi noktasında, yurt kapasiteleri noktasında da Hükûmeti biraz daha dikkate ve duyarlılığa çağırıyorum.

Başkanım bitiyorum.

Şimdi, hemen biriniz çıkar da “Daha geçende kırk tane yurt açtık…” O yurtların zaten yarısından çoğu epeydir açıktı. Gene de eksik olmayın ama yeterli değildir. Öğrenciler perişandır, çare istiyoruz, çözüm istiyoruz. Çözüm yeri de burası.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Sayın Altay’ın bir sözü üzerine bir açıklama yapmak durumunda kaldım.

10 Kasım günü, bildiğiniz gibi, Büyük Atatürk’ün ölüm yıl dönümüydü ve bize verilen çalışma takviminde de, genel başkanlar dâhil, söz isteyen insanlar vardı, milletvekilleri vardı; o sıraya göre milletvekillerine ve Genel Başkana söz verdik. Şimdi, onun dışında -tabii ki normal görüşmelerde “Son söz milletvekilinin.” diye bir kural var- daha önce Sayın Gök, sizin yazılı olarak “Son söz milletvekilinindir.” müracaatınızdan önce sisteme girmişti, ama o da dâhil olmak suretiyle, diğer arkadaşlara söz vermemiz mümkün değildi. Yoksa, tabii ki haklısınız, başka görüşmelerde son söz milletvekilindir ve buna uyarız.

Yalnız, yalnız başkanların değil milletvekili arkadaşlarımızın da İç Tüzük’e uyması gerekir, süresi içerisinde bitirmesi gerekir. Biz de ikaz zorunda kalmazsak daha rahat çalışırız Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, opsiyon diye bir şey. Yetkiniz orada zaten, işte o yetkiyi kullanıp bana bir dakika da ek süre verebilirdiniz mesela.

BAŞKAN – İşte böyle bir yetkim olmadığı kanaatindeyim çünkü gruplar demek…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Var, var Sayın Başkan, orada yetkiniz var.

BAŞKAN – Bir saniye…

Gruplar demek bütün Meclis demektir. Bize verilen çalışma takviminde onar dakika söz kesmeden sürdürdük. Olay buydu. Normal zamanda, her zaman vermeye hazırız, siz yeter ki konuşmak isteyin.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bereket o gün özel bir gündemdi de ben itiraz etmedim.

BAŞKAN – Şimdi, teklif sahibi Sayın Umut Oran.

Sayın Oran, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz evvel zaten teklif okundu. Sinop Milletvekilimiz de bu teklifle ilgili görüşlerimizi dile getirdi. Bunun hepimizi ilgilendiren bir konu olduğunu düşünüyorum. Yani, sonuç itibarıyla, eğer gençlerimiz bizim geleceğimizse, biz gençlerimize önem veriyorsak, onların taleplerinin, onların sorunlarının hepimizin sorunları olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla, bizim bu talebimiz AKP’liler için ayrı bir talep, Cumhuriyet Halk Partililer için ayrı bir talep, MHP için ayrı bir talep, BDP için ayrı bir talep değil. Bu bizim hepimizin gençleri yani hepimizin geleceği olan gençlerimiz için bir taleptir. Ben bu noktada sizlerden sağduyulu bir davranış beklediğimi ifade etmek istiyorum.

Baktığınız zaman, her ilde farklı uygulamalar var ve bir öğrenci Türkiye içerisinde seyahat ettiği zaman farklı farklı izinler alması gerekiyor. Hâlbuki pasoyu kaldırdığımız zaman tek, öğrenci kimlik kartıyla yani tek bir kartla öğrencilerimiz indirimli olarak Türkiye’nin her yerinde serbest olarak dolaşabilirler. Bunu bizim onlara sağlamamız lazım.

Aynı şekilde, bizim ortak değerimiz olan yaşlılarımız var, emeklilerimiz var. Bu teklif 60 yaş üstü için de, bizim baş tacı olan yaşlılarımıza da bu imkânı sağlıyor. Eğer sosyal devlet diyorsak, eğer sosyal devlete inanıyorsak; bunu sözde değil, özde hissediyorsak o zaman bu uygulama konusunda hep beraber olumlu görüş bildirmemizi ben sizlerden diliyorum.

Yaklaşık 20 milyonu ilgilendiren bir sorun yani 4 kişiden 1 kişiyi ilgilendiren bir sorun ve bu insanlar, gençler, yaşlılar bizden bu kararı almamızı bekliyorlar. Onlara bu fırsat eşitliğini sağlamamız gerekiyor; onlara öğretimde, eğitimde bu haklarını, bu temel haklarını en iyi şekilde vermemiz gerekiyor. Eğitim hakkı, sonuç itibarıyla özgürlüktür, öyle bakmamız lazım ve toplumda bizim de sosyal devlette zincirin her halkasına sahip çıkmamız lazım. Çünkü bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür. Eğer burada o halkayı güçlendirirsek güçlü bir Türkiye olur, güçlü bir ülke olur, güçlü bir toplum olur.

Sayın milletvekilleri, bu talep -biraz evvel de ifade ettiğim gibi- Türkiye’nin her yerinden, Türkiye’nin dört bir yanından gençlerimiz tarafından dile getirilmekte ve talep edilmekte. Bu gençlerimizin ve yaşlılarımızın özellikle, baktığımız zaman, bunların neredeyse ancak yüzde 20’sinin sosyal güvenlik hakları var, diğerlerinin sosyal güvenlik hakları yok. Bunların, öğrencilerimizin, gençlerimizin sadece bu sorunu yok, onunla beraber ulaşım sorunları var, beslenme sorunları var, barınma, yurt sorunları var, burs sorunları var. Bu sorunlara hep beraber bizim çözüm üretmemiz gerekiyor.

Biraz evvel Sinop Milletvekilimiz Sayın Engin Altay belirtti, biz doğru olan şeylere doğru diyoruz. YÖK yasa tasarısında harçlarla ilgili somut bir şey yok ama atılan bir adım var, bu atılan bir adımın da net bir hâle gelmesi gerekiyor yani seneye bundan öğrencilerimizin yararlanması gerekiyor.

Bir taraftan bakıyoruz, şimdi, zaman zaman gündeme getiriliyor işte “Öğrenciler, gençler bizim geleceğimiz. Onlar daha fazla söz hakkına sahip olsun.” diyoruz ama onların her türlü haklarına da bizim çözüm üretmemiz gerekiyor, sahip çıkmamız gerekiyor.

Gündemimizde en çok tartışılan konulardan bir tanesi: Parasız eğitim talep ettikleri için yargılanan, tutuklu yargılanan öğrencilerimiz var, hapse atılan öğrencilerimiz var. Dolayısıyla, sosyal devletin gereğini hep birlikte yerine getirmemiz gerekir; sosyal devlete sadece sözde değil özde de sahip çıkmamız gerekir.

Ben, bu vesileyle yüce Meclisin bu konuyu sağduyulu bir şekilde, duyarlı bir şekilde ele alacağına inanıyorum ve sizlerin gençlerimizle ilgili, onların ulaşım haklarıyla ilgili alacağınız karar konusunda parmaklarınızın havaya kalkmasını olumlu olarak bekliyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oran.

Teklifi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda 1’inci sırada yer alan Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Türk tarım ve hayvancılık sektörlerini yanlış uygulanan politikalar ile bitirme noktasına getirerek çiftçileri ve üreticileri sıkıntıya soktuğu iddiasıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/19) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

VIII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Türk tarım ve hayvancılık sektörlerini yanlış uygulanan politikalar ile bitirme noktasına getirerek çiftçileri ve üreticileri sıkıntıya soktuğu iddiasıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında  gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/19)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Önerge daha evvel dağıtıldığı ve Genel Kurulun 6/11/2012 tarihli 16’ncı Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre, bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, önerge sahibi Sayın Kemalettin Yılmaz, Afyonkarahisar Milletvekili.

Sayın Yılmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika efendim.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehmet Mehdi Eker hakkında vermiş olduğumuz gensoruyla ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk tarımının geldiği içler acısı hâl karşısında konuşulacak, söylenecek söz kalmadı maalesef. Çiftçi inim inim inlerken, üretim düşerken laf kalmadı söyleyecek. On yıldır her platformda ama her platformda sıkıntıları dile getiriyoruz ancak her türlü sözümüze kulaklarını tıkamış bir Hükûmet, duyarsız bir Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız var.

Sayın Bakan hakkında gensoru verdik, neden verdik? Sizlere kısaca, öz olarak ifade etmek istiyorum. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ülkedeki üretimin koordinasyonunu, düzenini, istikrarını sağlayamadı ve her geçen gün üretimimiz maalesef azalıyor. Hayvancılıkta üç yıllık ithalat politikasının faturası maalesef çok ağır oldu. Türkiye’de karkas et ve canlı hayvan ithalatı için yaklaşık 3 milyar dolar harcanırken, yurt dışındaki üreticilerin yani Tony’nin, Johnny’nin desteklenmesi yanında, maalesef bu ithalat yüzünden yerli üreticimiz son derece mağdur olmuştur ve yerli üreticimizin, besicimizin zararı yaklaşık 5 milyar lira olduğu tahmin edilmektedir. Son üç yılda hayvancılığımızın desteklenmesi için düşük faizli kredi uygulamaları yapıldı ve burada yaklaşık 6 milyar lirayı aştı bu desteklemeler ve bu krediler. Verilen destek miktarı ise yaklaşık 5 milyar liranın üzerinde. Bu kadar desteklenen, kredi muslukları açılan hayvancılık sektöründe uygulanan ithalat nedeniyle tüketici de üretici de maalesef memnun değildir. Besiciler girdi maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle 15-16 liraya mal olmuş olan karkas eti ithalat nedeniyle zararına satarak zarar etmiş durumdalar.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; ithalat olayını kısaca özetlemek istiyorsak ki Türkiye bu ithalat noktasına nasıl geldi… 2007-2008 yıllarında yem bitkileri ve yem ham maddeleri üretiminin azalmasına bağlı olarak yem fiyatı yüzde 100’den fazla artarken aynı dönemde Türkiye'de ham süt fiyatı yarı yarıya düştü. Karkas ette ciddi bir düşüş olurken bunun yanında üç yıl boyunca ciddi bir azalma oldu. Bunlar, yaşanacak krizin, tabiri caiz ise, işaretleriydi. Tarım Bakanlığı bu süreci iyi yönetemedi maalesef. Tıpkı, daha önceden kuş gribi ve domuz gribi krizlerini iyi yönetemediği gibi, bu krizin de sinyallerinin gelmiş olmasına rağmen maalesef iyi yönetemedi. Sektörün uyarı ve önerilerini dikkate almadı. Kuraklığa karşı ek önlemler alma yerine, hayvancılıkta destekleme politikalarını değiştirerek hayvan başına doğrudan ödeme sistemine geçti. Bu yanlış politika sürecinde günde 20-30 kilogram süt veren 1 milyondan fazla süt hayvanı maalesef kesilmiştir. Ana olmadan dana olmaz değerli milletvekilleri. Sütte yaşanan bu kriz iyi yönetilemedi ve 2009 yılında ette de görülmeye başladı. Karkas etin kilosu yaklaşık 9-10 liradan birdenbire 17-18 liraya fırladı. Bakanlık, bu durumu spekülatif olarak yorumladı ve “Yeteri kadar hayvanımız var, ithalata gerek yok.” açıklamalarında bulundu. Ancak, eğitimden sağlığa, adaletten ekonomiye kadar her konuda bir bilen ve tek karar veren Sayın Başbakanın olaya el koymasıyla, “Ben tüketicime 30 liradan et yedirmem.” şeklindeki yaklaşımlarıyla Türkiye ithal etle, tabiri caizse Hicazi’yle tanıştı. Gelinen noktada da ülkemiz ithal ete, ithal süt tozuna, ithal canlı hayvana ve ithal kurbanlığa ve hatta son zamanlarda ithal samana da mahkûm oldu.

Bu arada, Et ve Balık Kurumuna ithal yetkisi verildi. Gümrük vergilerinde yapılan değişiklikler, hem baş döndürücü hem de zamanlaması açısından şaibeli bir şekilde gerçekleştirildi. 1 Ağustos 2010 tarihi itibarıyla hayvancılık yatırımı yapanlara sıfır faizli kredi verildi, gerçekten güzel bir yaklaşımdı. Ancak sıfır faizli kredilerde oluşan talep nedeniyle hayvan fiyatlarında ciddi bir artış oldu. Pek çok üreticimiz, pek çok girişimcimiz, bu artışlar yüksek olmasına rağmen, 4 bin liradan yaklaşık 6-7 bin liraya çıkan fiyatlara hiç aldırmadan sıfır faizli kredi kullanarak, yüksek faizle hayvan alarak yatırım yaptı. İthalatın artması ile hayvan fiyatlarında tekrar gerileme oldu, et fiyatlarında gerileme oldu ve hayvancıların hayvan başına en azından 2 bin lira zarar yapmasına sebep oldu. Yüksek girdi maliyetleri nedeniyle ithal etle, ucuz etle rekabet edemeyen dev firmalar bile piyasadan çekilmek veya onlar da ithal etmek, ithal yapmak suretiyle tercihini seçtiler. Olan yerli üreticimize oldu değerli arkadaşlarım. 30 Ekim 2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararı ile karkas etin gümrük vergisi yüzde 100’e, canlı hayvan ithalindeki gümrük vergisi de yüzde 40’a çıkarıldı. Bu artışlarla et fiyatlarında tekrar artış gündeme gelmiştir. Et ve Balık Kurumu bugün için 18,5 liradan kıyma satıyor, ithalata başlanırken bu rakam 16 lira görülüyordu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayvancılık böyle de bitkisel üretim çok mu iyi? Tarımsal girdiler ki bunlar mazottur, tohumdur, gübredir, ilaçtır ve de sulamada kullanılan elektriktir. Bunların maliyetleri o kadar yüksek ki, diğer tarımda ileri gitmiş ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de göstermelik sübvanselerin yanında gerçekten sübvanse edilmesi gerekir, en azından KDV’si ve ÖTV’sinin ciddi bir şekilde düşürülmesi gerekir. Gerçekten, bu üretim girdilerindeki yüksek maliyet, yükseklik, maliyetleri de olumsuz etkilemektedir. Ki, sofralarımızın vazgeçilmezi olan domates -son zamanlarda yapılan bir tespitte, Erdemli Ziraat Odasının elimizde bir verisi var- kilosu 61,5 kuruşa mal ediliyor, ancak bunun haldeki satış fiyatı 55-60 kuruş. Öyle ki değerli milletvekilleri, 1 dekar alandan domates üreticisi, sadece domates üreticisi girdi maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle 277 lira zarar ediyor. Ki, başka da yapacak bir şey yok, bunları zarar etse de üretmek zorunda kalan bir çiftçimiz, bir üreticimiz var; sabırla, inatla, inançla üretmeye devam ediyor.

Saygıdeğer milletvekilleri, milat olarak kabul ettiğiniz 2002’deki girdi fiyatlarıyla, şimdiki girdi fiyatlarının durumunu kısaca bir mukayese etmek istiyorum. Başka örneğe gerek yok, 2002 yılında 1 litre mazot alabilmek için çiftçimiz 10 kilo pancar teslim ederken -ki temel ürünlerden bir tanesidir- şu anda 1 litre mazot alabilmek için 30-35 kilo pancar teslim ediyor. Hani, “Nereden, nereye” hikâyeleri var ya, kısa, öz ve net.

Saygıdeğer milletvekilleri, sadece pancar üreticisi böyle perişan değil -Ki, sık sık gündeme geliyor, televizyon ekranlarında, gazete manşetlerinde yer alıyor- patatesi para etmediği için, soğanı para etmediği için, kısaca ürünü para etmediği için pek çok insan, borç, faiz, kredi ve hatta tefeci kıskacından kurtulabilmek için canına kıyıyor ve pek çok tarla, pek çok arazi; pek çok traktör üretimde olması gerekirken maalesef yediemin depolarında beklemektedir. Pek çok arazimiz, ipotekli bir şekilde satışlarını beklemektedir.

Sayın Bakanım, bunlar çiftçilerimizin yaşadığı şartlar ama siz bunların organizasyonundan düzenlenmesinden ve de idame ettirilmesinden sorumlusunuz. Bunlar, mutlaka personelle olması gereken hadiseler.

Sayın Bakanım, personelinizin huzursuzluğunun, personelinizin mutsuzluğunun farkında mısınız? “Veteriner Hekim Bakanımız oldu, bizi biraz rahatlatır, işler iyi gider.” şeklindeki bir beklenti, maalesef dağın fare doğurmasına sebep olmuştur. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı personeli -hele hele son zamanlarda- siyasi baskılarla çok ciddi huzursuzluk ve rahatsızlık içerisindedir.

Sayın Bakanım, eş durumundan tayinler bile TOÇ BİR-SEN’den izinsiz olmuyor. Tarım gönüllüleri dâhil, elemanlar sendika tercihi konusunda zorlanıyor, haberiniz var mı?

Kanun hükmünde kararnameyle yapılan düzenlemeler sonucu oluşan bankamatik memurları da, vekâleten görev yapan makam sahipleri de mutsuz ve huzursuz, yetki kullanmaktan çekinmektedirler. Mutsuz ve huzursuz elemanlarla ülkemizin tarım ve hayvancılık sektörünün krizden kurtulması mümkün değildir. Hele hele ki zorunlu krizleri iyi yönetmesi hiç mümkün değildir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.(MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, çok teşekkür ediyorum.

Şimdi, sırasıyla, gruplar adına söz taleplerini yerine getireceğiz.

Birinci sırada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Vahap Seçer var, Mersin Milletvekili.

Sayın Seçer, buyurun.

Süreniz yirmi dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehmet Mehdi Eker hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi ile ilgili söz almış bulunmaktayım.

Sadece ülkemizde değil, şu anda tüm dünyada stratejik bir sektör tarım sektörü. Dolayısıyla, bu çatı altında bu konuyu sıkça görüşmemiz kimseyi rahatsız etmesin.

Zaman zaman bakanlar hakkında verilen gensorulara ilişkin Sayın Başbakanın, sayın bakanların, sayın milletvekillerinin serzenişleri oluyor: “Gensoru ciddi bir müessesedir.” Kabul ediyoruz, gensoru ciddi bir müessesedir ama konuştuğumuz konular da ciddi konulardır, burası da ciddi bir mekândır, ciddi mekânlarda ciddi insanlar ciddi konuları konuşur.

Şimdi, dünyada nüfus artıyor, ülkemizde nüfus artıyor, beraberinde çevre sorunları artış gösteriyor. Küresel ısınma, buna bağlı birtakım çevre sorunları, kuraklık; bütün bunlar tabii ki tarımı, tarım sektörünü etkileyen faktörler. Dünyada, gelişen ülkelerde, gelişmekte olan ülkelerde refah düzeyi artıyor, dolayısıyla tarımsal ürünlere talep artıyor. Bunlar, direkt tarım sektörünü, dünyadaki ve ülkemizdeki tarımsal üretimi etkileyen en önemli faktörler.

Peki, Türkiye gerçekten bir tarım ülkesi mi? Türkiye’nin üzerinde bulunduğu hinterlant, Anadolu toprakları tarım yapmaya müsait yerler mi? Bunun tarihçesi nedir, mazisi nedir? Bu kadim topraklarda evvelden bu yana tarım hangi noktalardaymış, nasıl yapılmış? Tabii ki bunları bilmek lazım.

Türkiye, yaklaşık olarak 78 milyon hektar bir alan ve bunun 28 milyon hektarı tarımsal üretim yapılabilir alanlar. Şu anda mevcut tarımsal üretim yaptığımız alan yaklaşık 24 milyon hektar, fena bir rakam değil.

Dünyada 8 gen merkezi var, bunun 3 tanesi Türkiye’de bulunuyor. Sadece bu kadim topraklarda yetişen 4 bin bitkiye sahip Türkiye. 12.500 farklı bitki çeşidi bu topraklar üzerinde üretilebiliyor, yetişebiliyor. Hülasa önemli avantajlara sahip, ülke olarak, tarım sektöründe.

Peki, bu kadar önemli bir yapıyı, bu kadar önemli bir sektörü hangi mekanizma sevk ve idare ediyor, yönetiyor? Elbette ki Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı. Peki, ne yapar Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı? 74-75 milyon nüfusuz, bu nüfusun sağlıklı ve dengeli beslenmesi gerekiyor, gıda güvencesi gerekiyor, gıda güvenilirliği gerekiyor, üreticinin refahı gerekiyor, tüketicinin menfaati gerekiyor, çevre sağlığı gerekiyor. İşte, bütün bu mekanizmaları eş güdümlü olarak, sağlıklı olarak sevk ve idare eden bakanlık, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, demek ki önemli bir Bakanlık. İstihdamda yüzde 25 -alınan politikalar, istihdamda, çalışma hayatında yüzde 25- insanı etkiliyor. Toplam, direkt ya da dolaylı olarak bu sektörden yüzde 25, dörtte 1, insanın da geçindiğini düşünürsek, işte bu Bakanlık ne kadar önemli bir işlev içerisinde, bunu anlayabiliriz.

Değerli arkadaşlarım, peki, Türkiye’de tarım hangi noktada? Niçin Türkiye Büyük Millet Meclisinde muhalefet tarım konusunda bu kadar keskin muhalefet yapıyor; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı hakkında gensoru veriyor? 2002 sonu, 2012 -yaklaşık olarak sonuna geliyoruz 2012’nin- bu süreç içerisinde Türkiye tarımı hangi noktalardan hangi noktalara geldi, bunları irdelememiz lazım. 2002 sonundan bu yana AKP hükûmetleri Türkiye’yi yönetiyor, dolayısıyla, AKP hükûmetlerine bağlı Tarım Bakanlığı tarım sektörünü yönetiyor.

Sayın Bakan 2005 Haziranında göreve geldi, 2005 Haziranından bu yana da Türkiye tarımına yön veren, en tepedeki insan konumunda. Ne oldu 2003, 2011… Sonuç itibarıyla, rakamsal değerleme yaparsak, yaklaşık olarak Türkiye ekonomisi genel anlamda yüzde 5’in biraz üzerinde büyürken Türkiye tarımı yüzde 2 civarında bir büyüme kaydetti.

Peki, üretimde neler oldu? Türkiye’nin önemli üretim kaynakları var, tahıl üretimi var. Türkiye özellikle buğday üretiminde ürettiğiyle tükettiği yıllara göre değişmek kaydıyla, üç aşağı beş yukarı, birbirine yeten bir ülke. 2002 üretimine bakın Türkiye’de, bu topraklarda 19 milyon 500 bin ton buğday üretiliyordu. Bugün, 2012 Türkiyesi’nde, yine 19 milyon, 19 milyon 500 bin, 20 milyon ton civarında buğday üretimi yapılabiliyor. Arpa üretimi: 2002 yılında 8 milyon 300 bin ton Türkiye arpa üretiyordu, bugün arpa üretimi 7,1-7,2 milyon tonlara geriledi. Mısır üretiminde artış oldu.

Peki, buğday ithalatı yapıyor muyuz? Elbette buğday ithalatı yapıyoruz. Yıllara göre, 1 milyon ton, 1,5 milyon ton, 2 milyon ton. Peki, bu buğday ithalatını Sayın Bakanın söylediği gibi dâhilde işleme rejimi kapsamında mı değerlendirelim? Yani Türkiye dünyanın sayılı un ihracatçısı, dolayısıyla ihracattan kaynaklanan ithalat yapıyoruz. Böyle mi bakmak lazım? Sayın Bakana göre, değerlendirmesine göre öyle ancak bana göre öyle değil. Türkiye’nin çok net, çok açık her yıl buğday ithalatına ihtiyacı var. En azından Türkiye’nin rakamsal olarak ürettiği buğday, tükettiği buğdaya kifayet ediyorsa bile kaliteli buğday açığı var. Niçin kaliteli buğday açığı var? Buğday kalitesini etkileyen en önemli haşere sünedir, demek ki süneyle yeterli derecede mücadele edemiyorsunuz ya da kaliteli tohum, yeni tohum üretemiyorsunuz, icat edemiyorsunuz yani Bakanlık olarak bu anlamda görevinizi yapamıyorsunuz.

“Mısır üretimi arttı.” diyoruz. Gerçekten dramatik bir artış oldu son dokuz yıllık süreç içerisinde ama bakıyorsunuz, Türkiye’nin yem sanayisinde, nişasta sanayisinde, gıda sanayisinde ihtiyacı olan mısır, ürettiği mısır, tüketimini karşılamıyor. Yine yıllara göre, Türkiye mısır ithalatçısı konumunda.

Türkiye’nin en önemli üretim kalemlerinden, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Doğu Anadolu Bölgesi’nde bakliyat üretimi AKP hükûmetleri döneminde önemli ölçüde azaldı. Türkiye net ihracatçıydı, Türkiye nohut ihraç ederdi, Türkiye mercimek ihraç ederdi ama bu gün Türkiye bakliyat konusunda net ithalatçı konumuna geldi. Bakınız, birkaç rakam vermek istiyorum: Türkiye 2002 yılında yaklaşık olarak 650 bin ton civarında nohut üretimi yapıyordu, bugün, 2012 yılında 500 bin ton civarında bir üretim seviyesine düştü. Kuru fasulyede 250 bin ton üretim vardı 2002 yılında, bugün 200 bin ton kuru fasulye üretiyoruz. Mercimekde toplamda 565 bin ton üretimimiz vardı, bu rakam 438 bin seviyelerine geriledi. Tütünde dramatik bir düşüş var: 153 bin ton üretiyorduk, bugün 45 bin ton tütün üretiyoruz. Şeker pancarında bir gelişme yok, düşme yok, yine yaklaşık 16, 16.500 ton şeker pancarı üretir durumdayız.

Pamuk, önemli bir endüstri bitkisi. Türkiye 2002 öncesi net ihracatçı bir ülkeydi, pamuk ihraç ediyordu. AKP hükûmetleri döneminde pamuk üretimimiz hızlı şekilde düştü. Türkiye, 2002 yılında 2,6 milyon ton kütlü pamuk üretiyordu. 2009 yılında bu rakam 1 milyon 725 bin seviyelerine geriledi. Şimdi, son iki yıldır, doğru bir uygulama “Havza Bazlı Üretim ve Destekleme Modeli”. Özellikle Türkiye’nin net ithalatçı olduğu ürünlerde bu ürünlere yönelik fark ödemesi daha yüksek miktarlarda yapılıyor, özellikle yağlı tohumda pamuk gibi net ithalatçı olduğumuz endüstri bitkilerinde. Son iki yılda pamuk üretiminde, 2011’de 2 milyon 580 bin ton, bu yıl da yaklaşık olarak 2 milyon 300 bin ton pamuk üretimine erişilmiş oldu.

Değerli arkadaşlarım, yağlı tohumlar Türkiye’nin 2002’den önce de önemli bir sorunuydu ama bu on yıllık süreç içerisinde bu sektörde de AKP hükûmetlerinin aldığı tedbirler, bırakın 2002’den sonra bir düzelmeyi, 2002 yıllarını hatta 2002 yıllarından önceki tabloyu bize özetler oldu. Bakınız, biz yağlı tohumlarda yaklaşık olarak şu anda yıllık 3 milyar dolar ithalata para ödüyoruz. Biz 2002 yılında, soya fasulyesi önemli bir yağlı tohum, yem sanayinde kullanılıyor, gıda sanayinde kullanılıyor, 613 bin ton ithalat yapıyorduk. Bugün gelinen nokta 1,3 milyon ton soya fasulyesi ithal ediyoruz. Bakın, bu rakam 2010 yılında 1 milyon 750 bin tonlara kadar çıkmış.

Kolza: Sadece bin ton ithalat yapıyorduk 2002 yılında, bugün 122 bin ton ithalat yapıyoruz. Yine 2010 yılında kolza ithalatı 207 bin tonlara çıkmış.

Ayçiçeği: Hem gıda sanayisinde hem türev ürünleri yem sanayisinde önemli bir yağlı tohum. 2002 yılında yani AKP iktidara gelmeden önceki yıl, Türkiye 129 bin ton ayçiçeği çekirdeği ithal ederken bugün 911 bin ton Türkiye ayçiçeği ithal ediyor ve netice olarak toplamda, Türkiye 2002 yılında 798 bin ton yağlı tohum ithal ederken bugün 2011 yılı sonu itibarıyla 2 milyon 331 bin ton yağlı tohum ithal eder duruma gelmişiz. Parasal olarak da 2002 yılında ithalata ödediğimiz para 223 milyon dolar, 2011 yılında bu rakam 1,358 milyar dolarlara kadar çıkmış. Yine ham yağ ithalatımız buna bağlı olarak 340 milyon dolardan, 1,338 milyar dolarlara çıkmış. Toplamda yağlı tohum ve türevlerine Türkiye'nin her yıl ödediği para, bugün 2012 yılında, yaklaşık olarak 4 milyar dolar seviyelerine gelmiş.

İşte değerli arkadaşlarım, bu verdiğim rakamlar 2002-2012 yılı içerisinde, konuşmamın başında söylediğim, bu önemli sektörde uygulanan politikaların Türkiye'yi getirdiği noktalardır.

Sebze ve meyve sektörü: Geçtiğimiz hafta da bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin Meclis araştırması açılmasıyla ilgili bir önergesi vardı, yine burada konuştuk. Plansız, programsız, istikrarsız; kısa vade, orta vade, uzun vade, ayakları yere basmayan birtakım projeksiyonlar sonucu sebze ve meyve sektöründe sorunlar yaşanıyor. Bir bakarsınız bir yıl -yörenizden bilirsiniz- yörenizin en önemli üretim kalemi para eder ya o yıl üretim azdır ya ihracat fazladır, ama bir sonraki yıl farklı faktörler devreye girdiği zaman, o ürünün para etmediğini görürsünüz. Bu da neden kaynaklanıyor? Şimdi, sebze ve meyveye elbette ki alan destekleri veriliyor; meyve tesisleri yapın, fidan desteği verelim, alan desteği verelim, tesis desteği verelim… Üretim artıyor Türkiye’de. Sonuç itibarıyla bu konuda dış pazarlara açılamadığımız için, bu konuyla ilgili bakanlıklar eş güdüm hâlinde çalışamadığı için bu sektörler de iflas etme noktasına geliyor.

Bakın, Türkiye'nin tarımsal ürünlerde dış ticaretteki durumu: 2011 yılı itibarıyla 15,3 milyar dolar ihracat yapmışız, 17,6 milyar dolar ithalat yapmışız, açık 2,3 milyar dolar. Yine 2010 yılında eksi vermişiz; o zaman, 2010 yılı toplamında ihracat ve ithalat arasındaki fark yine eksi olarak 203 milyon dolar civarlarında.

Değerli arkadaşlarım, üreticilerin en fazla şikâyet ettikleri konu girdi maliyetleri; mazot fiyatları, tarım elektriğinin fiyatları, gübre fiyatları. Bu temel girdiler üreticinin canını yakan, üreticiyi bağırttıran, üreticiyi isyan noktasına getiren üç temel girdidir. Mazot 4 TL, 4 TL’nin üzerinde. AKP iktidara geldiği 2002 yılında mazot kaç paraydı? Litresi 1 TL’ydi, fiyat artışı 4 katı.

Şimdi 2002 yılı buğday fiyatlarına bakalım, 2002 yılı sebze fiyatlarına bakalım, 2002 yılı pamuk fiyatlarına bakalım, meyve fiyatlarına bakalım. Girdi fiyatlarında 2002 ile 2012 yılları arasında minimum 3 kat, 4 kat, 5 kat fiyat artışları var ama tarımsal üretimdeki ürünlerdeki fiyat artışına bakıyorsunuz, en fazla 2 kat, 2,5 kat, en dramatik artış 3 kattır.

Şimdi, böyle bir denge içerisinde üretici ürettiği üründen nasıl para kazanacak? Bu üretimi nasıl devam ettirecek? Peki, bu dengeleri kim kuracak? Bunu Hükûmet kuracak ama Hükûmet izliyor, Hükûmet şunu söylüyor: “Biz tarımsal üretime destek veriyoruz. Geçen yıl 7,2 milyar lira verdik, 8 milyar liraya çıkarttık, bu sene 8 milyar liranın üzerinde de öngörüyoruz, biz görevimizi yapıyoruz.” Üretici ne yaparsa yapsın, saldım çayıra Mevlam kayıra. Şimdi, böyle bir anlayışla Türkiye'de tarımı bir noktalara getiremezsiniz.

Son günlerin, hatta son yılların en önemli sorunu spesifik olarak, hayvancılık sektöründe yaşanıyor. Milliyetçi Hareket Partisi Sözcüsü arkadaşım bu konuda birtakım açıklamalarda bulundu. Bakın, 2007’den bu yana özellikle, bir aşağı, bir yukarı, bir aşağı, bir yukarı, mehter takımı misali; iki ileri, bir geri, hayvancılık sektörü bu. Önce süt üreticileri krize girdi -2007-2008 yılları- yem fiyatları arttı, üretim yapamadı, süt hayvanları kesildi. Ardından, 2009 yılı ortalarında, sonlarına doğru et üreticileri kriz yaşadı, yine dönemsel birtakım tedbirler… 7 milyar lira faizsiz kredi dağıtıldı, milyarlarca lira hayvancılığa bu süreç içerisinde desteklemeler ödendi. Peki, bugün gelinen nokta ne? Yine hüsran, yine pişmanlık, yine iflas! Yine insanlar bağırıyor, 1 kilo süt satıyor, 1 kilo yem alamıyor, borçlarını ödeyemiyor. Adam kredi almış sıfır faizli diye, cazip kredi diye, teşvik kredisi diye, 6 bin liraya 7 bin liraya süt hayvanı almış, süt ineği almış, bugün 3 bin liraya 3.500 liraya satıyor borçlarını ödesin diye.

Bakanlığın muhtelif kurumlarında -kimseyi zan altında bırakmıyorum, bunu hepimiz takip ediyoruz- yolsuzluklar almış başını gitmiş. Bu konuda Bakanlık gerekenleri yapmadı ya da eksik yaptı. Birtakım yolsuzluk iddiaları yargıda ama Bakanlığın bu konuda çok sert önlemler alması lazım. Bakın, Diyarbakır’da -orada bir saadet zinciri kurulmuş- dört yıldır Et ve Balık Kurumunda, resmî bir kurumda bir tanesi çıkmış üreticilerden, halktan para topluyor; Ankara’da Bakanlığın haberi yok, orada Bölge Müdürünün haberi yok, burada Genel Müdürün haberi yok. Hülasa işler iyiye gitmiyor.

Bakın, hayvan hastalıkları: Kütahya’da şap hastalığı, Ardahan’da aynı şekilde, Muğla’da mavi dil hastalığı, Antep’te, Mersin’de, Adana’da, Osmaniye’de üç gün hastalığı, Kırıkkale’de brusella. Suriye’den kaçak hayvan giriyor ve bu yolla hastalıklar da giriyor; denetim yok, hak getire. Bunlar, Türkiye’de tarımın önemli sorunları.

Bakınız, üretici perişan. Üretici, sizden önce -burada çiftçi kökenli arkadaşlarım var- kamyon kamyon gübre satın alırdı, şimdi kilo kilo satın alıyor. Önceden, sezon öncesi tankerlerle çiftliğine mazot alırdı. “3 ton, 5 ton, 10 ton mazot gönder.” derdi. Şimdi traktörüyle petrole gidiyor, 10 litre, 15 litre, parası neye yeterse o kadar mazot alabiliyor.

Köylerde delikanlılar, kızlar bekâr. Artık köylü, kızını, oğlunu evlendiremiyor. Bakın, köylere gidin; bekâr delikanlılarla dolu, bekâr kızlarımızla dolu.

Artık, bu işe bir çare bulmak lazım; Türk tarımı kötüye gidiyor.

Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergeyi destekleyeceğimizi belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Seçer.

İkinci konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Van Milletvekili Nazmi Gür.

Buyurun Sayın Gür. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, saygıdeğer milletvekilleri, verilen önerge üzerine grubum adına konuşacağım.

Burada amaç, Hükûmetin tarım ve hayvancılık politikalarını kıyasıya eleştirmek ve eleştirirken de biraz yol göstermek ve umarım Sayın Bakanımız da bu konuşmadan ciddi notlar alır ve dile getirdiğimiz sorunların çözümü konusunda en kısa zamanda harekete geçer.

Tabii ki gensoru, Meclisin sahip olduğu en önemli denetim mekanizmalarından birisidir, muhalefetin, iktidarın çalışmalarını denetleme yollarından birisidir, gereksiz değildir. Her aşamada ve her zaman gerekli bir mekanizmadır. Bu sebeple de verilen bu gensoru üzerine grubumun görüşlerini -tarım politikaları konusunda, hayvancılık politikaları konusunda- ve bu konudaki sorunları, halkımızın yaşadığı sorunları dile getirme konusunda görüşlerimizi Parlamentoyla paylaşacağız.

Değerli arkadaşlar, hep söylenir, hep bilinir: “Türkiye bir tarım ülkesidir” denilir. Bu tabii önemli bir çelişkiyi de dile getirir. Bir taraftan sanayileşmek, gelişmek isteyen, kalkınmak isteyen bir ülke, diğer taraftan bir tarım ülkesi olma hesabı; bir taraftan kentleşme, kentlerde yaşayan bir nüfus, öte yandan kırda ve kırsal yaşamda yaşayan nüfus paritesi; öte yandan da “köylülük” dediğimiz son derece kalkınmayla ilgili olan bir yaklaşım. Tabii, bütün bunları değerlendirirken yine de ülkemizin                -kalkınmakta olan Türkiye’nin- temel sorunlarını gündeme getirirken özellikle tarım ve hayvancılık konusunda bu sorunları gündeme getirirken bu bağlamda bu temel yaklaşım üzerinden eleştirilerimizi, düşüncelerimizi dile getireceğiz.

Tabii, değerli arkadaşlar, bütün dünyada tarım üretimi, tarımsal üretim ciddi krizlerle, ciddi sorunlarla karşı karşıya. Sadece ülkemizde değil ama dünyanın birçok ülkesinde, özellikle gelişmiş ülkelerinde ciddi sorunlar var. En önemli sorunlarından birisi mekanize yani makineleşmeyle yapılan tarım, bu tarımın veriminin arttırılması için genetiğinin değiştirilmesi ve tarımsal alanın büyük bir kısmının da ekoyakıt adı altında insan nüfusunu doyurmak için gıdaya ayrılacak toprakların sanayi tarımına hizmet ediyor olmasıdır. Umarım, ülkemizde de özellikle Bakanlığımız bu konulara dikkat eder. Öncelik, insanlarımızın beslenmesi ve doyurulmasıdır, sanayiye ham madde sağlamak değildir. Topraklarımız da bu yönüyle kullanılsın isteriz.

Tabii, “Türkiye tarım ülkesidir.” saptaması aynı zamanda bir gerçekliği de ifade ediyor, bu gerçeklik şu: Bir dönem bütün ürünlerimizin kendi kendimize yettiği, dışarıdan çok az tarımsal ürün ithal ettiğimiz dönemlerde hep şunu dile getirirlerdi politikacılar: “İşte, biz tarım ülkesiyiz. Kendi kendimize yeten ender ülkelerden birisiyiz. Bu yönüyle biz ülke olarak tarımın gelişmesine, tarımcılığın gelişmesine hizmet ediyoruz.” Hep böyle derlerdi bu politikalar ama öte yandan, önemli bir çelişki, sanayileşen bir ülke, kentleşen bir ülke, sanayi ve kentleşme için tarım topraklarının bunlara açılması çelişkisi vardı. Eğer gerçekten tarım ülkesi olarak Türkiye varlığını sürdürecekse ya da tarımın önemini kavrayacaksa öncelikle tarımsal alanların, tarım topraklarının yağmacılıktan, sanayileşme adı altında sanayi kurumlarına peşkeş çekilmekten ve nihayetinde de kentleşme, kentsel dönüşüm adı altında rantiyeye tarım topraklarımızın verilmesini engellemek gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, tabii, nüfusumuz da gelişiyor. Geçmişte 40-50 milyon olan nüfus, bugün 74-75 milyona ulaşmış durumda. Bu nüfusun sağlıklı beslenmesi, bu nüfusun tarımsal ürünlerle ve özellikle tarımsal ürünlerle ihtiyaçlarının karşılanması hükûmetlerin temel görevlerinden birisidir. Bu da öncelikle toprağın korunması, tarım planlamalarının düzgün ve yerinde yapılması, yine, aynı zamanda, tarımsal üretim yapan, hayvancılık yapan kesimlerin, emekçilerin haklarının korunması ve elde ettiği ürünün de pazara ulaşıncaya kadar olan bölümünü sağlıklı bir biçimde denetlemesidir.

Şurası çok açıktır değerli arkadaşlar: Şu anda yaklaşık olarak 8 milyonun üzerindeki bir nüfus tarımsal alanda çalışıyor fakat bu nüfus çalışırken her türlü sağlık, sosyal haklardan da mahrum bir şekilde faaliyetini sürdürüyor.

Değerli arkadaşlar, tabii, tarım arazileri bizim için son derece önemli. Özellikle erozyonun yoğun olduğu, ormanların, ormancılığın yok edildiği bir ülkede toprağın korunması son derece önemlidir. Öyle “Ben bir karış toprağımı kaptırmam, bir çakıl taşımı kaptırmam.” hamaset sözleriyle korunacak gibi değil. Erozyon son derece önemli bir sorun tarım topraklarının korunması açısından.

Bakın, son yıllarda özellikle tarım alanlarının daraltılması açısından 2,5 milyar hektar alan azalmıştır. Bunun birçok sebebi var. Sebeplerinden birisi, söylediğim gibi, sanayiye toprak ayrılması, sağlıksız kentleşmelere toprakların kaptırılması, nihayetinde orman ve tarım arazilerinin kısmen de erozyonla yok olmasıdır.

Değerli arkadaşlar, tarım sektörü maalesef en istikrarsız sektörlerden birisidir, korunmaya muhtaç en önemli sektörlerden birisidir. Türkiye tarımda kendi kendine yeten bir ülke durumundayken, şimdi dışarıdan hem tarımsal hem de hayvansal ürünler ithal eden ülke hâline gelmiştir.

2011 yılında tarım ürünlerinin ithalatı cumhuriyet tarihinin rekor seviyesine ulaşmıştır değerli arkadaşlar. Cumhuriyet döneminde en çok tarımsal ve hayvansal ithalatı 2011 yılında yapmıştır bu ülke. Tabii 2012’nin de bu rekoru aşacağı şimdiden gün gibi ortadadır.

Yine, değerli arkadaşlar, özellikle mısırda 8 milyon ton ithalatın karşılığında 1,5 milyar dolar ödenmiştir. Bu mısırın da GDO’lu olduğunu vurgulamakta fayda var değerli arkadaşlar.

Yine, pamukta ithalat söz konusu olmuştur. Yine, yağlı tohum ve türevlerinin ithalatında ciddi artışlar olmuştur. Bütün bunların GDO’lu olduğunu da vurgulamakta fayda var.

Değerli arkadaşlar, ithal ettiğimiz tarımsal ürünlerin içine bir yenisi daha eklenmiştir, o da saman. Daha önce biliyorsunuz anızların tarlada yakılması Türkiye’de çokça yaygın kullanılıyordu, hâlâ yaygın kullanılıyor. Ama artık çiftçi yakacak samanı da bulamıyor. Dolayısıyla, Türkiye, tarihinde belki ilk kez hayvan yemi olarak samanı ithal etmiştir.

Değerli arkadaşlar, tabii, Türkiye dünyanın en büyük 17’nci ekonomisi olduğu için övünüyoruz. Ama öte yandan da bu 17’nci büyük ekonomi olmasına ciddi katkısı olan tarımsal sektörün de neredeyse sahipsiz kaldığı ve tarımsal sektör alanındaki bu sorunların nasıl çözümsüz kaldığının hep birlikte tanığıyız.

Birkaç rakam vermek istiyorum değerli arkadaşlar. 2000 yılında tarımdan geçimini sağlayan çiftçi sayısı 7,8 milyon iken, 2010 yılında bu 6,1 milyona inmiştir. Tabii, bir yanıyla belki kentleşmeyi, köyden kente göçü sebep gösterebiliriz ama asıl temel sorun, tarımsal üretimin, tarımsal alanların daralması ve geçim derdine düşen insanlarımızın artık üretimden kopması, çiftçilik yapamaz hâle gelmesidir.

Yine, değerli arkadaşlar, 2000 yılında tarımın istihdamdaki payı yüzde 36 iken, 2012’de yüzde 25,5’e inmiştir. Bu düşüşü de belki sanayideki ilerlememiz ya da ekonomik büyüme olarak gösterebilirsiniz ama değerli arkadaşlar, bu düşüşün önemli bir anlamı, tarımsal alanları daraltmak yöntemiyle sanayiye ucuz ve sendikal haklardan yoksun, sigortalardan yoksun iş gücü yaratmaktır. Bu da bu yönüyle de dikkate değerdir.

Yine, değerli arkadaşlar, kırsal kesimde yaşayan insanlarımızı, çiftçiyi, köylüyü metropollerde ucuz iş gücü hâline getirmek için oluşturulmuş politikalar olarak biz görüyoruz. Tarımsal üretimi bugün büyük şirketlerin tekeline bırakma eğilimi çokça yüksektir. Özellikle GAP bölgesinde Atatürk Barajı’yla sulanabilir alanların büyük şirketlere, uluslararası şirketlere, plantasyonlara peşkeş çekildiğini hepimiz biliyoruz.

Yine, değerli arkadaşlar, özellikle en önemli tarımsal ürünlerden biri olan şeker pancarı ile ilgili küçük bir rakam vermek istiyorum. Şeker pancarında 22 milyon ton olan üretim 16 milyon tona düşmüştür. Bu da özellikle şeker pancarı tarımı yapan çiftçilerin bu üretim dalından kopması, ya toprakları hâline bırakması ya da göç edip kente, ekmek peşinde koşmaya gidiyor.

Değerli arkadaşlar, özellikle bölgede, Muş, Ağrı, Bingöl, Bitlis’deki üreticiler, şeker pancarı üreticileri son derece zor şartlarda yaptıkları üretimin kilosunu 152 kuruştan satmaktadır. Şeker pancarının kilosu 152 kuruştur. Mazot ve gübre fiyatlarının ne kadar yüksek olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Özellikle 2002 yılında Türkiye’de buğday 30 kuruştu, mazot 1 liraydı değerli arkadaşlar. 3,5 kilo buğday satan bir üretici 1 litre mazot alabiliyordu o gün. Bugün ise mazot 4 lira, buğday 60 kuruştur. 1 litre mazot alabilmek için 7 kilogram buğday satmak zorundadır üreticim. Değerli arkadaşlar, bu yanıyla da AKP Hükûmeti tarım ve hayvancılık politikalarıyla çiftçiyi âdeta tüccara teslim etmiştir.

Bugün, üretici fiyatları ile market fiyatları arasındaki fark yüzde 400’lere ulaşmıştır. Bu, gerçekten insafsızlıktır. Yani üreticinin, çiftçinin ürettiği tarımsal ya da hayvansal bir ürün pazara, bizlere, tüketicilere ulaşıncaya kadar neredeyse 400 kat bir artışa sebep olmaktadır. Bu da, aradaki rantiyenin, çıkarın ne kadar büyük olduğunu ve aslında AKP’nin bu alandaki politikalarının bu rantçılara nasıl hizmet ettiğinin en önemli kanıtıdır.

Birkaç rakam vermek istiyorum ürün grupları itibarıyla: Bu oran yaş sebze ve meyvede yüzde 498’dir, kurutulmuş ürünlerde yüzde 286’dır, baklagillerde yüzde 252’dir, pirinçte yüzde 199’dur ve hayvansal ürünlerdeyse arkadaşlar, yüzde 206’dır. Yani çiftçimizin, el emeği, göz nuru, alın teriyle ürettiği ürünü biz pazarda tüketirken 300 kata, 400 kata, hatta 500 kata varan büyük farklarla tüketiyoruz.

Değerli arkadaşlar, tarım reformu ya da toprak reformu kapsamında ciddi adımlar atılmamış,  çiftçimiz kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Yine, birkaç rakam vermekte fayda var. Otuz yıllık hayvancılık politikasının geldiği noktada, 1980’lerde 16,5 milyon olan büyükbaş hayvan sayısı bugünlerde -yani bu yıl- 10 milyona düşmüştür değerli arkadaşlarım; 50 milyon olan koyun sayısı, küçükbaş hayvan sayısı ise 25 milyona inmiştir.

Yine, Türkiye’nin nüfusu da artmıştır elbette ki. 44 milyondan 74 milyona çıkan Türkiye’nin nüfusu… Elbette ki bir taraftan nüfus yükselirken, bir taraftan tarımsal üretim düşerken tabii ki Türkiye’yi dışarıya bağımlı hâle kılacaksınız, tabii ki Türkiye’nin eti, sütü ve diğer tarımsal ürünlerini ithal etmek zorunda kalacaksınız.

Değerli arkadaşlar, tarım ülkesi olarak övünen Türkiye, maalesef, halkımızın et ihtiyacının büyük bir kısmını Amerika’dan, Avustralya’dan, hatta Şili’den temin etmek zorunda kalmıştır.

Yine, değerli arkadaşlar, özellikle halkımızın kırmızı et tüketiminde önemli bir yer alan angusların getirtilmesi ve bu etin piyasaya sürülmesi son derece dikkate değer bir durumdur.

Değerli arkadaşlar, çiftçi artık geçinemediği için süt hayvanlarını, süt veren hayvanları kesimhanelere göndermeye başlamıştır.

Yine, değerli arkadaşlar, yaş sebze ve meyve konusunda da çok ciddi sorunlar vardır. Bunun büyük bir kısmını da ülkemizin dışarıdan ithal ettiğini vurgulamakta fayda var.

Bölgedeki hayvancılığın özellikle güvenlik gerekçeleriyle, yine, özellikle büyük hayvancılık potansiyeline sahip olan Van, Hakkâri, Şırnak, Ağrı, Kars gibi illerimizde hayvancılık sektörüyle uğraşan çiftçilerimizin ciddi biçimde mağduriyetler yaşadığı ve bu mağduriyetlerinin günbegün arttığı da hepimizin bilgisi dairesi içerisindedir.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; tabii, bu, tarım ve hayvancılık alanındaki giderek bu alanı daraltan, yok eden, Türkiye’yi dışa bağımlı hâle getiren politikalar diğer alanlarda da kendisini gösteriyor. Özellikle son bir haftalık bir süre içerisinde Sayın Başbakanın idamı yeniden gündemine alması, idamı Türkiye’de tartışıyor olması hem kapısında beklediğimiz, üyesi olmak istediğimiz Avrupa Birliği açısından hem kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletlerin ilkeleri açısından, uluslararası sözleşmeler açısından son derece talihsiz açıklamalar olmuştur. Esasında bu konuda Hükûmetin yaklaşımını, Sayın Başbakanın yaklaşımını hem Türkiye kamuoyu hem uluslararası kamuoyu esefle karşılamaktadır. İdamın getirilmesi Türkiye’de sorunları çözmez, idamın getirilmesi Türkiye’yi geri götürür. Eğer AKP ve Sayın Başbakan Türkiye’yi Orta Çağ karanlığına götürmek istiyorsa kuşkusuz karşısında bizi, Türkiye'nin demokrasi güçlerini görecektir.

Yine, değerli arkadaşlar, özellikle Sayın Başbakanca bugünkü grup toplantısında son derece talihsiz açıklamalar yapılmıştır. Hem partimizin hem cezaevinde açlık grevini yürüten yüzlerce arkadaşımızın ve hem de açlık grevi için ölüme yatan insanların kalbini, insanların bu eylemini son derece incitici, son derece nefret söylemi içinde dile getirmiştir. Sayın Başbakanın sorumluluğu bu değildir, Sayın Başbakanın sorumluluğu bu ölümleri durdurması, bu sorunlara çare bulmasıdır. Biz her zaman ve her platformda parti olarak, BDP olarak sorunların çözümü için değil elimizi, gövdemizi de taşın altına koymaya hazır olduğumuzu defalarca dile getirdik. Cezaevlerindeki açlık grevlerinin de demokratik haklarının, meşru haklarının ve taleplerinin karşılanmasıyla sona ereceğini her zaman, her platformda dile getirdik. Ancak kapıyı kapatan, bu konudaki çözümsüzlüğü dayatan, insan hayatıyla oynayan Sayın Başbakandır.

Bu kürsüden bir kez daha, bir milletvekili olarak Sayın Başbakana çağrıda bulunuyorum: Bu ölümleri durdurmak sizin elinizde, bu açlık grevini sonlandırmak sizin elinizdedir. İmralı’da sürdürdüğünüz tecrit yasa dışı bir tecrittir, hukuk dışı bir tecrittir, insanlık dışı bir tecrittir. Sizin açlık grevlerine ilişkin meşru talepleri, haklı talepleri, yasal talepleri görmezlikten gelmeniz tam bir sorumsuzluk örneğidir. Sayın Başbakan, sizi ve Hükûmetinizi bir kez daha sorumluluğa davet ediyoruz, bir kez daha çözüme davet ediyoruz. Partimiz çözüm için atacağınız her adımı olumlu karşılayacaktır, değer verecektir, önem verecektir.

Bu duygularla Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gür.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman.

Sayın Halaman, buyurun.

Süreniz yirmi dakika. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım üreticilerini sıkıntıya sokarak görevlerini yerine getirmeyen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı hakkında grubumuz adına vermiş olduğumuz gensoru önergemiz üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına selamlıyorum.

Bugün burada tarımın son on yılını konuşacağız. Tarım, ülke için önemli olduğu kadar insanlık için de önemli sektör. Ülkemizin önemli bir kısmı tarımla uğraşmakta, büyük bir kısmı tarımda çalışmakta. Bu nedenle tarım sektörünü ekonomik anlamda sadece kâr ve zarar noktasında değerlendirmek doğru olmaz. Tarımın öneminin bütün insanlık için vazgeçilmez olduğunun farkında olan bütün gelişmiş ülkeler bugün tarım sektörlerini sosyal, ekonomik açıdan ayrı bir gözle değerlendirirler.

AKP İktidarının son on yıllık döneminde tarımın gayri millî hasılaya katkısı düşmüş, tarımsal ihracatımız tarımsal ithalatımızı karşılayamaz duruma gelmiştir; ekilen ve biçilen tarımsal araziler azalmış, topraklar terk edilmiş, tarımda kaçış hızlanmış, tarımda çalışanların sayısı düşmüş, köylerimiz boşalmış, çiftçimizin, köylümüzün geliri her geçen gün azalmış ve borç batağına sürüklenmiştir. Hükûmet tarım kesimini yokluğa, çaresizliğe mahkûm etmiştir. Tarım sektöründe binlerle ifade edilen kişiler işini kaybetmiş, tarımdan kopmuş ve kırsaldan şehre kaçış olmuş, ek olarak da devlet bütçesine yük getirmiştir. Tarımsal girdi fiyatları aşırı şekilde artmış olup çiftçilerimiz gübre alamaz, arazisini yeterince işleyemez duruma gelmişlerdir. Gübre, zirai ilaç, yem ve akaryakıtta aşırı fiyat artışlarının önlenmesi için hiçbir tedbir geliştirilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi üç yıllık iktidarı döneminde tarımda şunları yapmıştır, AKP Hükûmeti ise on yılda devamını getirememiştir:

1) Tarımda ciddi bir yeniden yapılandırma programı yürürlüğe konmuş.

2) Çiftçi Kayıt Sistemi Projesi ile çiftçilerimiz kayıt altına alınmış.

3) Doğrudan destek ödemelerine geçilmiş. Türk tarımında bir ilk olmasına rağmen başarılı bir uygulama ile çiftçilerimizin “tarla parası” diye adlandırdığı doğrudan gelir desteği ödemeleri küçük çiftçiye nefes aldırmıştı.

4) Pamuk, ayçiçeği, soya, kolza gibi yağlı tohumlu bitkiler ve zeytinyağı primleri, prim olarak hep desteklenmişti.

5) Türkiye’nin en önemli doğal potansiyeli ve Türkiye hayvancılığının olmazsa olmazı olan mera tespit çalışmaları, tahdit ve ıslah çalışmaları başlatılmış, başarılı uygulamalar hızlandırılmıştı.

6) Ülkemizin hayvan varlığı tür ve kayıt sistemi projesiyle kayıt altına alınmaya başlanmış, tüm büyükbaş hayvanlar küpelenmişti.

7) Hayvan hastalıklarıyla etkin mücadele edilmiş, devletin ürettiği aşıların kalitesi artırılmış -şap kampanyaları- şap hastalıkları ortadan kaldırılmıştı.

8) Hayvancılık etkin desteklenmiş, Soy Kütüğü Projesi uygulanmaya sokulmuş ve besiciliği ayrı desteklerle desteklenmişti.

9) Tarımsal ürün ithalatında, çiftçilerimizin lehine düzenleme yapılmış, çiftçilerimiz her zaman korunmuştur.

10) Tarım-sanayi iş birliği ve tarım-sanayi entegrasyonu için başarılı adımlar atılmış, Toprak Mahsulleri Ofisinin etkin müdahalesiyle hububatta piyasalar regüle edilmiş, çiftçinin ürünü para etmiş, piyasada buğday fiyatlarının Toprak Mahsulleri Ofisi fiyatlarının altına düşmemesi sağlanmıştı.

12) Alternatif ürün projesi, sorunlu tarım alanlarının tespit projesi, il ve bölgelerde optimum işletme büyüklüklerinin tespit projesi, hayvan ırkları geliştirme projesi, tarımda girdilerin dünya fiyatlarıyla uyumla hâle getirilmesi gibi önemli programlar ilk defa gündeme gelmiş, toplumla paylaşılmış, hazırlanmış ve büyük bir kısmı uygulamaya konulmuştu.

Kaçakçılıkla başarılı bir şekilde mücadele edilmiş, hayvan kaçakçılığı durdurulmuş ve tarımsal ürünlerin sınır ticareti kapsamından çıkartılması sağlanmıştı. Milliyetçi Hareket Partisi döneminde hayvan kaçaklığı ile başarılı mücadele edilmiş, bugünkü Hükûmet döneminde kaçakçılığın önü açılmış. Birkaç gün önce basında çıkan haberlerden… Gaziantep ili ve çevresinde Suriye’den kaçak olarak girdiği tespit edilen kamyonlar dolusu küçükbaş hayvan yakalanmış. Her gün Şanlıurfa, Gaziantep, Hatay illerine Suriye sınırından binlerce koyun, kuzu kaçak olarak gelmekte, çok düşük fiyatlara satılarak hayvancılık piyasası bozulmaktadır.

Bir de Çukurova Bölgesi’nde bu ithal gelen hayvanlardan dolayı “üç gün hastalığı” dediğimiz hayvan hastalıkları memleketimizin hayvanlarını telef etmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bulunan bütün milletvekili arkadaşlarımdan bu hayvan kaçakçılığını önlemek için bir tarım komisyonunun kurulup bu hayvancılığın önlenmesi için bir çarenin bulunmasını arzu ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak çiftçilerimizin sorunlarını hiçbir zaman aklımızdan ve gündemimizden çıkartmadık. Onların lehine olan her girişimin yanında ve arkasında olduk. Bundan sonra da milyonlarca tarım kesimi çalışanımıza yönelik desteğimiz artarak devam edecek, onların her sorunu asli görevimiz olacak.

Son on yılda borçlarını ödeyemez hâle gelen sektör mensupları, artık sadece ihtiyaçlarını karşılamak için banka kredi kuyruklarında bekleyen çiftçiler, tarlalarını ipotek ederek, tarla takımını satmaya çalışarak ekonomik hayatını tanzim etmeye çalışıyor. İcraların hızla arttığı, iflasların nefes aldırmadığı tarım kesimindeki problemler çığ gibi büyürken Hükûmet ve Bakan duyarsız kalıyor. Nüfusun yaklaşık üçte 1’ini oluşturan tarım kesimindeki insanlar tarım kredi ve bankalar tarafından teslim alınmış. Hayvan fiyatı İran ve Orta Doğu’dan belirleniyor, buğday fiyatı Arjantin’den belirleniyor, narenciye fiyatı Rusya, Ukrayna ve Irak’tan belirleniyor.

Son on yılda çiftçilerimizin zor duruma düşmesi… Şöyle ki: AKP iktidara geldiğinde 3 kilo buğday satan buğday üreticisi 1 litre mazot alıyordu, bugün 7 kilo buğday satan 1 litre mazot alıyor.

Narenciye bahçelerinin durumu iyi değil. Dün, narenciye bahçesi ekmek için, her yıl bahçe yapmak için çiftçi çok uğraşırdı ama bugün bahçenin girdi fiyatlarının, maliyetlerinin yüksek olması dolayısıyla narenciye bahçeleri dünkü cazibesini kaybetti.

Giresun’da fındık, Rize’de çay üreticileri taban fiyatı düşük buldukları için yolları kapattılar, topladıkları fındıkları yollara saçtılar.

Nevşehir’de elektrik, kredi borçlarını ödeyemeyen patates, soğan üreticileri yolu kapatıp isyan ettiler.

Mersin’de, Bolu’da, Antalya’da, emek verdiği ürünü maliyetine bile satamayan çiftçiler, yetiştirdikleri salatalık, domates, patlıcan ve biberi -düşük piyasadan dolayı- ürünlerini yollara dökerek Tarım Bakanına isyan ettiler; yazılı ve görsel basında -yine elimizde; onlardan alarak bu gensoruları verdik, bunların resimleri burada- sürekli yer aldı.

Tarım sektörü ülkemiz için hayati önemi olan bir sektör. Neden önemlidir? Çünkü halkımızın yaklaşık yarısı kırsal alanlarda yaşamakta, yarıdan çoğu doğrudan ve dolaylı olarak tarımdan geçinmektedir. İmalat sanayisi, enerji, ulaştırma ve hizmet sektörü için tarım hâlâ önemli bir pazardır. Sanayimizin yarıya yakın bir bölümü tarımdan girdi sağlamaktadır.

İç ticaretin en önemli unsuru tarımsal alışveriştir. İhracatımızın yüzde 10’u tarım ürünüdür. Tarım sektöründe yaşanan sorunlara rağmen sektör, halkımızın gıda ve giyim ihtiyacına yönelik olarak üretime devam etmektedir. Bu başlıklar, bir ülkede sosyal dengelerin korunmasında ve kalkınmanın sağlanmasında en temel konulardır.

AKP İktidarının on yıllık döneminde, seçimlerden önce çiftçiye vaatte bulunarak “IMF dayatmasına son vereceğiz, kotayı kaldıracağız, herkes toprağına dilediği ürünü ekecek.” dendi ama iktidar oldunuz, şekerde, tütünde, pancarda kotayı kaldırmayı bırak yükselttiniz, haşhaşı yasak ettiniz. Köylünün ve çiftçinin temel tüzel kişiliğini ortadan kaldırdınız, yok ettiniz.

İhale aşamasında olan Adana İmamoğlu Yedigöze Barajı, tarımsal… Adanalıların otuz yıllık hayalini körelttiniz, Antepli Sanko’ya teslim ettiniz HES’ler için.

Devlet Su İşleri şubelerini kapatıp yerlerini sattınız. Tarımsal sulama birliklerini ticari birliklere dönüştürdünüz. Doğrudan gelir desteğini yok ettiniz. “Ürün bazında destek vereceğiz.” dediniz. Sekiz-dokuz ayda Tarım il ve ilçe müdürlüklerinde dosya toplayan bürokratik kurum hâline getirdiniz. Ziraat Bankasını, tarım kredi kooperatiflerini ticari bankalara dönüştürdünüz. Devasa TİGEM’i kapattınız, kapatmak üzeresiniz, yerlerini İsraillilere mi satacaksınız? Yine, devasa gözüken, tarıma otuz sene, kırk sene emek veren, tarım işletmeleri gibi kabul edilen FİSKOBİRLİK’i kapattınız, küçülttünüz; TARİŞ’i küçülttünüz, ÇUKOBİRLİK’i küçülttünüz, ANTBİRLİK’leri yok ettiniz, dolayısıyla bürokratik kurum hâline getirdiniz. Daha önce var olan Samsun Azot Sanayisini sattınız, Elâzığ Gübre Fabrikasını kapattınız, İzmit’te İGSAŞ Gübre Fabrikasını kapattınız, Kütahya Gübre Fabrikasını küçülttünüz, TÜGSAŞ’ı yok ettiniz, ortadan kaldırdınız. Dolayısıyla gübreyi, ithalatçı üç beş tane tüccara, tefeciye teslim ettiniz. Bugün gübre bazen yok deniyor, bazen yüksek fiyatla satılıyor.

Toprak Mahsulleri Ofisini yarı yarıya kapattınız, yerlerini kiraya verdiniz, depoculuk veya yarısında kiracılık yapıyorsunuz.

Tarımla ilgili meteoroloji istasyonlarını birçok yerde kapattınız.

Köy Hizmetlerini yok ettiniz, çiftçiyi sele ve baskınlara teslim ettiniz.

Mısır kurutma tesislerini işletme dışı bıraktınız, zirai donatım kurumlarını yok ettiniz.

Adana’da, Samsun’da, Sinop’ta, Kastamonu’da, Çorum’da, Hatay’da, Kahramanmaraş’ta, Trakya’da yetişen çeltik ve pirinç alanlarını yok ettiniz, ithalatını tüccarlara teslim ettiniz. Bu üreticilere sahip çıkmadınız.

Şanlıurfa başta olmak üzere Adana, Hatay, Mersin ve birçok ilimizde 2011 yılı destekleme prim ödemelerini hâlâ yapmadınız, yapıyor gibi gözüktünüz.

Sayın milletvekillerim, tarımda üretim düşmüş, işsizlik artmıştır. Başta tarım olmak üzere tüm sektörlerde yerli işletmeler bankaların ve sigorta şirketlerinin eline geçmiş, onlar da tefeci küresel güçlere teslim etmiştir.

Ekonomik sorunların çözümü için mali kaynak sağlamak amacıyla satılacak yeni alanlar aramaktasınız.

Millî gelirden az pay alan, tarımdan geçimini sağlayan kırsal kesim insanıdır. Tarımın sorunları çözülmediği için şehrin varoşlarına geldiler. İş bulmak için iş kuyruklarına girdiler, akşam olduğunda yardım çadırlarına gidiyorlar.

Hayvancılık sektöründe, yurt dışından ithal edilen et ve hayvanın gelmesi, yem ve saman fiyatlarının artması sonucunda hayvancılık zora girmiştir. Yakın tarihimizde ilk defa sap, saman ithal edilmiştir. Avrupa Birliği istiyor diyerek mücavir alanda hayvan yetiştirmeyi yasakladınız, yerine organize tarım ve hayvancılık bölgeleri kurmadınız. Geçimini iki üç inekten sağlayan insanları ona buna muhtaç ettiniz. AKP “Hükûmet olacağız, işbaşına geleceğiz, çiftçinin sorunlarına çözüm bulacağız.” diyerek iktidar oldu. On yıldır Hükûmet olarak tarımda, hayvancılıkta ne yaptınız? Bu memleketin can damarı olan çiftçiyi, köylüyü, besiciyi bitirdiniz. Çiftçimizin yüz sene, yüz elli senedir işlediği sulu, kuru tarım arazilerini “Hazine arazisi, buraları işgal ettiniz.” diyerek elinden aldınız, satışa çıkarttınız. Yeni çıkardığınız kanunla köylüyü, çiftçiyi yok edip “Sizi şehirli yaptık.” dediniz.

“Gözünüzü toprak doyursun.” diyerek azarlanan Türk çiftçisinin artık dayanacak hâli kalmadığından, tarım ve hayvancılık sektörünü bitirme noktasına getiren Tarım Bakanı hakkında vermiş olduğumuz gensoruyu vicdanen desteklemenizi bekler, saygı, sevgilerimi sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaman.

Gruplar adına son konuşmacı Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adıyaman Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan.

Sayın Erdoğan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; MHP Grubunun Gıda, Tarım, Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker hakkında vermiş olduğu gensoru önergesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bu millet neyin Türkiye’nin lehine olduğunu gayet iyi bilecek bir tecrübeye sahiptir. Sizlere “Gecelik 7.500’lük faizleri, üç haneli enflasyon rakamlarını, batan bankaları, hortumlanan yüzlerce milyar dolarları hatırlayın.” demiyorum. Bu ülkede yıllardır el kesesinden harcamışlar. “Altta kalanın canı çıksın.” diyen, “Gemisini kurtaran kaptan” diyen, “Devletin malı deniz…” diyen bir düzen kurulmuştu ve bu deniz bitmişti.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Devletin malı Deniz Feneri artık.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Bütün o geçmişte yaşadığımız krizler denizin bittiğini, devlet gemisinin karaya oturduğunu gösteriyordu. İşte, bu gemi tam karaya otururken bu aziz millet tarihî bir karar verdi, AK PARTİ’ye “Al, bu gemiyi yüzdür.” dedi.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Gemiyi Deniz Fenerine doğru götürüyorsunuz!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Türkiye gemisi 2002’den sonra bir gelin gibi süzülmeye başladı. Bu gemi muhteşem bir sefere çıkmıştır, küçümsenmeyecek başarılara rağmen ne yolu ne de yolculuğu bitmiş değildir. İşte, bugün tarımda yaptığımız başarılardan, değişim ve dönüşümden bahsedeceğiz. Bu gensoruyla, yaptığımız çalışmaları sizlerle, aziz milletimizle bir kez daha paylaşma imkânı buluyoruz.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bunun adı “gemicik” ve Deniz Fenerine doğru gidiyor!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, iktidara geldiğimizde karşımızda itibarı yıpratılmış, ekonomi içinde “kara delik” diye nitelendirilen bir Türk tarımı ve çiftçisi vardı ama artık Türkiye’de gerçekleri gören, halkını iyi anlayan, üretime değer veren bir iktidar işbaşındadır.

Türk çiftçisini ekonomimiz içinde vazgeçilmez bir aktör olarak gördük. Türk çiftçisi ekonominin hayırlı evladıdır. Bizim bu insanlara bir gönül borcumuz vardır, biz bunu ödeme azmi ve kararlılığı içerisindeyiz.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Yahu, çiftçi harmandan kalktı, ne zaman ödeyeceksiniz? On yıl oldu.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tarım politikalarını belirlerken ve uygularken popülist yaklaşımlarda bulunma, âdeta siyasi menfaatleri memleket menfaatlerinin önüne koyarak hareket etme lüksümüz olmamalıdır. Her kuruşun hesabını iyi yapmalı, bu hesabı yaparken de resmin tamamını görmeyi asla ihmal etmemeliyiz.

Çok gördük, değerli dostlar çok gördük; “O ne veriyorsa 2 katını veriyorum.” diyenleri çok gördük, “Çamurun üstüne oturmam.” diyenleri çok gördük, “Verdimse ben verdim.” diyenleri çok gördük. İşte, biz bozulan bu dengeleri düzeltmek için, bu dengeleri sağlam bir zemine oturtmak için buradayız.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – “Ananı al git.” diyenleri de gördük, “Gözünü toprak doyursun.” diyenleri de gördük.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; krizler Türk çiftçisinin üzerinden bir silindir gibi geldi geçti. İktidara geldiğimizde borç sarmalında, haciz kıskacında olan 765 bin çiftçinin 2,7 milyar liralık borcunun 1,5 milyar lirasını sildik, 1,2 milyar lirayı da üç yılda ödeme imkânı getirdik.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Nereden? Hazineden mi verdiniz Mehmet Bey?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Dinlersen söyleyeceğim, sabırlı ol.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hani popülist değildiniz.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu 765 bin çiftçi, kimin döneminde, bu almış olduğu o cüzi miktardaki kredileri ödeyemez hâle gelmişti? Enflasyon yüzde 45, Ziraat Bankasının verdiği kredinin faizi yüzde 59, Tarım kredininki yüzde 69.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – İcra dairelerine gitsene.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Bugün, tarımdan müşteki olanlar, dönüp bakması gerekenler kendilerinin de altında imzası olan metinleri düşünmeleri lazım. Nedir onlar?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bankaya borcu olmayan köylü var mı?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Geliyorum, sabırlı olun.

9 Aralık 1999 tarihli niyet mektubuna bir bakın, 18 Aralık 2000 tarihli niyet mektuplarına dönüp bir bakın, orada ne taahhütler verildi? 15 günde 15 yasa bu Meclisten çıkmadı mı? Şimdi size soruyorum: O gün hububat fiyatlarını, şeker pancarı fiyatlarını, tütün fiyatlarını, o mektupta taahhüt edilen oranları geçmeyecek şekilde ifade edenler kimlerdi?

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Çiftçi o günleri arıyor, o günleri arıyor çiftçi.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tarımda reform adı altında, bu ülkenin aziz çiftçilerine bir zehir içirildi değerli arkadaşlar ama bu millet bunları unutmadı. Kredi sübvansiyonlarının kaldırılacağı vaadi, dolaylı destekler yerine doğrudan gelir desteğinin ikame edileceği, taahhütler, taahhütler, bunların hepsi IMF’in bu niyet mektuplarında yer aldı.

Tarih 21 Eylül 2001, kimin dönemi? Yine siz varsınız. 24530 sayılı Resmî Gazete ne diyor? “Tarımda kullanılan kimyevi gübre desteklemesini kaldırdık.”

31/12/2001, yine Resmî Gazete, 5254 sayılı: “Muhtaç çiftçilere ödünç tohumluk verilmesi hakkında kanunu yürürlükten kaldırdık.” Nedir değerli dostlar bu? Çiftçi tabii afetle karşılaşıyor, bir sorun yaşıyor, sigortası yok, muhtaç, devlete diyor ki: “Tohumluk desteğinde bulunun.”

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Niye getirmediniz, lazımdı da niye getirmediniz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – On senedir niye yapmadınız, on senedir? On senedir niye yapmadınız Mehmet Bey? Elinizi tutan mı vardı, on senedir niye yapmadınız?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – O zamanki Anasol-M İktidarı tohumluk desteğini kaldırıyor. Kimin emriyle? Gübre desteğinin kaldırılması, kredi faiz sübvansiyonunun kaldırılması, Toprak Mahsulleri Ofisi fiyat desteğinin kaldırılacağına dair taahhütlerin hepsi -bunların hepsinin yerine de doğrudan gelir desteği konacak diyor- işte, bunların hepsi IMF’in niyet mektuplarında yazılı. Halk buna “tarla parası” diyordu. Tarla parası olan, tarlası olan, tapusu olan alıyordu bunu; ürünle, üretimle, verimlilikle hiçbir ilgisi yoktu. Evet, dostlar, bunlar sizin döneminizde oldu. Bunları yapacaksınız, şimdi, kalkıp tarım politikalarıyla ilgili söz söyleyeceksiniz ha!

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Çiftçi o günleri çok arıyor, çok!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - İktidara gelmek için pervasızca laf atıp tutanlar, Kafdağı’nın ardındakini vadedenler, her yolu mübah görenler, aynaya baktıklarında yüzleri kızarmıyor…

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Yeter, bizim döneme gel artık ya!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) -  …ama milletin aynasında mahcup olanlar, böyle giderse, böyle devam ettikleri sürece de mahcup olmaya devam edecekler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Beraber bir gidelim şöyle çiftçiye doğru, nereye istiyorsan oradaki çiftçiye gidelim!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Yıllardır “Tarım ülkesiyiz.” diyerek bizi oyalayanlara sormamız gerekiyor: Cumhuriyetin tarım kanunu neredeydi? Tohumculuk kanunu neredeydi? Çiftçilerimizi mağduriyetten kurtaracak tarım ürünleri sigortamız neredeydi? AK PARTİ iktidarlarının sorunları çözme konusundaki iradesi ve kararlılığının bir sonucu olarak bugün Türk tarımında önemli bir noktaya geldik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Erdoğan, bu fotoğraf sizin döneminizde çekildi!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Sizin yaptıklarınızı söylüyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hiç geçmişi konuşmanın anlamı yok! Bu fotoğraf dün çekildi, dün!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Şimdi, Allah’ın izniyle bizim dönemimizde yapılanlardan bahsedeceğim. Bu aziz milletimiz…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – On yıldır iş başındasınız, bir acziyetin içerisinde…

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - AK PARTİ İktidarında neler yapmış bunu milletimizle paylaşacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İşine gelmeyince hiç bu tarafa bakmaz!

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bak, şu fotoğrafa bir bak!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Tarım, ülkemiz ekonomisi ve sosyal yapısında en önemli sektörlerin başında gelir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Mehmet Bey, işine gelmeyince hiç bakmıyorsun bu tarafa!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Stratejik ve rekabete dayalı önemli bir sektör…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Angusları kim getirdi, angusları kim getirdi?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Kararlı politikalar ve sağlanan desteklerle son on yıllık dönemde ekonomimize önemli katkılar sağladık.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Erdoğan, bak, sonucu bu!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Tarım sektörü, öyle hayallerle değil stratejik planlarla, öyle hamasetle değil ferasetle, sorunlar görmezden gelinerek değil çözülerek ele alındı.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu fotoğrafa bir cevap ver Sayın Erdoğan!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Mehmet Bey, bir bak Allah aşkına ya!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Ülke nüfusumuzun yüzde 25’i bu sektörde.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Mehmet Bey, bir bak Allah aşkına ya, fotoğraf gösteriyoruz bak!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Tarımdaki millî gelirimiz yüzde 8, ihracattaki payımız yüzde 11.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Buraya bak, buraya!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - 20’den fazla temel tarım ürününün üretiminde, 10’dan fazla ürünün ihracatında dünyadaki ilk beş ülke arasındayız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Mehmet Erdoğan, şuna bak, şu fotoğrafa bak! Senin döneminin fotoğrafı!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Tarım, üzerinde negatif anlamda en çok popülizmin yapıldığı bir alan. AK PARTİ döneminde bu sektörde çok önemli iyileştirmelere şahit olmaktayız.

Değerli dostlar, yapılan desteklemelerle gelişen tarım sektörünün millî gelire katkısı 3 kattan fazla artarak 2002 yılında 36 milyar TL'den, 2011 yılında 103,6 milyar TL'ye ulaştı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Aslanım benim! Çiftçi niye döküyor bu salatalığı?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Uygulamaya konulan yeni projeler ve sektöre sağlanan desteklerle, tarım sektörü, son 8 yılın 7'sinde büyüyerek yarım yüzyılın en istikrarlı dönemini yakaladı. 186 ülkeye 1.536 çeşit tarımsal ürün ihraç eden bir ülkeyiz. 62 milyar dolara ulaşan tarımsal gayrisafi yurtiçi hasıla ile...

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - İthalatı da anlat, ithalatı!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - ... ülkemiz dünyada 7'nci sıraya, Avrupa'da 1’inci sıraya yükseldi.

SADİR DURMAZ (YOZGAT) - Çiftçi arıyor, çiftçi! "2011'in primini niye ödemediniz?" diyor, Sungurlu'dan arıyor.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin ortalama tarımsal büyümesi yüzde 0,9 iken ülkemizde aynı dönemde tarımın ortalama büyümesi yüzde 2.1 oldu.

SADİR DURMAZ (Yozgat) - Çiftçinin primlerini ödeyin primlerini!

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Yabancı bankalar ne kadar toprak haczetti çiftçiden?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tarım ürünleri ihracatımız 4 milyar dolardan 15,3 milyar dolara çıktı. İhracatımız 4 milyar 317 milyon dolar fazla veriyor. Yani, Türkiye artık tarımda net ihracatçı bir ülkedir.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Angus ithal ediliyor, saman ithal ediliyor, ot ithal ediliyor, hâla konuşuyorsun!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Tarımı stratejik sektör olarak... (MHP sıralarından "Yalan söylüyorsun" sesi) O senin sanatın, yalan söylemek senin sanatın. Bu milleti yıllarca aldattınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Millet size dersinizi verdi ama siz ezberinizi değiştiremiyorsunuz. (MHP sıralarından gürültüler) Aynaya bak, kendini görürsün.

Tarım Kanunu'nun da içinde bulunduğu 14 temel kanunu bizler hayata geçirdik.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Erdoğan, şu fotoğrafa bak, şu fotoğrafa.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Bu Erdoğan'ların hepsi milleti böyle kandırıyor demek ki, Erdoğan'ların ortak yanı galiba bu!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Değerli dostlar, 2002 yılında yüzde 59 olan tarımsal kredi faiz oranlarını yıllar içinde düşürdük. 2012 yılında faiz oranları 0 ile yüzde 7,5 arasında uygulanıyor. Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifleri tarafından kullandırılan toplam kredi 2002'de 529 milyon lira iken, 2011'de 22.3 milyar liraya ulaştı.

ALİM IŞIK (Kütahya) - 7 milyar liraya inek getirttiniz, 2 milyar liraya satamıyor... Yandaşlarınızı zengin ettiniz, çıkmış konuşuyorsun!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, yüzde 59 faizle kredi vereceksiniz, sonra da o bankanız zarar edecek. Adı ne olacak bunun? Görev zararı olacak.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Sıfır faizle getirilen inekler ne oldu Erdoğan?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Dönemi ne olacak? Anasol-M dönemi olacak...

ALİM IŞIK (Kütahya) - Sıfır faizle getirdiğiniz, milleti kazıkladığınız inekler ne oldu? Hepsi hastalıklı çıktı, satamıyor bir türlü. Yandaşları zengin et, ondan sonra gel burada politika yap.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Ama bugün sıfır ile yüzde 7,5 arasında kredi veriyoruz ve Ziraat Bankası kâr ediyor çünkü AK PARTİ’yle hortumlar kesildi, kaçaklar kapandı.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Tedbir işe yaramadı, hasta öldü. Çiftçi öldü çiftçi. Çiftçiyi harmandan…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hortumlar boruya dönüştü boruya. Yandaşlara boru olarak gidiyor şu anda devletin kaynakları.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Serzenişiniz, feryadınız da bundan zaten. Ziraat Bankası tarımsal kredi dönüş oranı 2002’de yüzde 38 iken, o gün verdiğiniz kredilerin yüzde 38’i geri dönüyor. 500 milyon TL kredi vermişsiniz ama bugün AK PARTİ iktidarında 2011 yılı itibarıyla 22 milyar TL, 22 katrilyon kredi vereceksiniz yüzde 99’u geri dönecek.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Köy bırakmadınız, köylü bırakmadınız, tarım bırakmadınız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yahu, insanlar niye borç alır? Kendi parası yetmediği için borç alır.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - 2002’de 1,8 milyar TL tarımsal destek verilmiş iken 2012 yılı sonu itibarıyla 7,7 milyar TL’ye ulaşıyor. Bir arkadaşımız diyor ki: “Tarımla ilgili yaptığın konuşmalarda hiç güncellemiyorsun, 2002 yılında verilen destek 1,8 milyar TL diyorsun.” Değerli dostlar, bunun neresini güncelleyeyim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Mazot kaç para oldu mazot?

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Gözünü toprak doyursun…

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Muhalefet kendisini değiştirmiyor, muhalefetin iktidarla ilgili, iktidara yürümekle ilgili, milletin derdiyle dertlenmekle ilgili bir davası, bir düşüncesi olamadı ki. Onların tek düşüncesi hakaret, hamaset, husumet. Son bir haftada ne yazık ki bunları daha yakından izleme imkânı bulduk.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Mehmet Bey, popülizm yapıyorsun, tribünlere oynuyorsun.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - On yıllık iktidarımızda toplam 50.7 milyarın üzerinde tarımsal destek verdik. Bizler bu milletin mütevazı bir hizmetkârıyız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Vallahi sıra sana gelmez bakanlık Mehmet, gelmez sıra sana.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - O, siz kendinizde olmayanları söylüyorsunuz.

Çiftçilerimize mazot desteğini ilk defa AK PARTİ İktidarı verdi. Kimyevi gübre desteğini devam ettiren AK PARTİ iktidarı oldu.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Çiftçilere en pahalı mazotu kim satıyor?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – 2002’de sadece 83 milyon lira hayvancılık desteği verilirken, 2011 yılında tam 1,7 milyar lira verildi, 2012’de 2,2 milyar lira desteklemede bulunuyoruz.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Çiftçiden kaç lira gelir aldınız mazot üzerinden? Mazottan aldığınız vergiyi söyle, mazottan aldığınız vergiyi! Desteği bırak!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Hayvancılığın toplam destekler içindeki payı 2002 yılında yüzde 4,4, AK PARTİ İktidarında verilen desteklerle yüzde 28.5. On yıllık AK PARTİ İktidarında toplam 9,5 milyar lira hayvancılığa destek verdik. Hayvancılığı sıfır faizli kredi kapsamına aldık. 1 Ağustos 2010’dan 2012 Ekim sonuna kadar toplam 170 bin üreticiye 6,7 milyar TL’lik faizsiz kredi kullandırdık.

Prim desteği verilen ürün sayısını 4’ten 17’ye çıkardık. Buna fark ödemesi de diyoruz. Üretim maliyeti ile fiyatlar arasında oluşan farkı üreticiye ödemek maksadıyla düzenlenen bir yapıydı.

Prim desteği, bu yağlı tohumlar vesaire 2002 yılında ne kadardı? 186 milyon TL.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Onun yarısı hırsızların cebine gidiyor Erdoğan! Okumuyor musun gazetelerde?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – 2012 Ekim ayı itibarıyla 2,2 milyar TL. 2003-2012 döneminde toplam prim desteğimiz 15,2 milyar TL.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Çiftçiden kaç lira vergi aldınız mazot üzerinden? Desteği bırak!

VAHAP SEÇER (Mersin) – En büyük yolsuzluk desteklemelerde oluyor, bilmiyor musun? Bunları anlatsana!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Verimlilik esaslarına göre 30 adet tarım havzası belirlendi.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yem, gübre fiyatlarını bir açıklayın Mehmet Bey! 2002 ile 2012’yi bir karşılaştırın bakalım!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Türkiye'de hangi bölgede hangi üründen en iyi verim nasıl alınacak, bunlar ölçülüp biçildi, bu vesileyle tarımın gücü daha da artırıldı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hayvan sayılarını da bir açıkla, on yılda nereye getirdiniz hayvanları!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Doğal afetlere karşı çiftçinin emeğini koruyan tarım sigortası uygulaması başlatıldı. Tarım sigortası poliçesinin yüzde 50’sini de Hükûmetimiz, AK PARTİ karşılamakta.

Kırsal kalkınma hamlesi başlatıldı. İlk kez, tarımsal ürünlerin işlenmesi, depolanması, ambalajlanması gibi tarımsal sanayi tesisleri kuran girişimcilere yüzde 50 hibe desteği sağlandı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Adıyaman’da tütün ne oldu tütün? Başka hiçbir şey anlatma, sen kendi memleketinde tütün ne oldu, onu bir anlat bakalım! Tütün kaldı mı?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Çiftçimizin tasarruf yapması, üretimini artırması için, damlama ve yağmurlama sulama sistemlerine ilk kez sıfır faizli kredi ve yüzde 50 hibe desteği sağlandı.

Çiftçilerin birleşerek verimli bir üretim yapmaları için, 2 binden fazla tarımsal kalkınma kooperatifine, bitkisel ve hayvansal üretim tesislerine toplam 2,1 milyar TL düşük faizli kredi sağlandı.

Arazi küçüklüğü ve parçalılık sorununa karşı toplulaştırma çalışmalarına hız verildi. 2002 yılına kadar sadece 450 bin hektar arazi toplulaştırması yapılmış iken, on yılda 3 milyar hektarın üzerinde toplulaştırma bitirildi.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Adıyamanlılar soruyor, diyorlar ki “Bir soruver, bizim tütün ne oldu?” Bak, Adıyamanlı bana telefon açıyor, “Şu hatibe söyle de kendisi memleketindeki tütünü bir anlatsın.” diyor.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Adıyamanlı kardeşim her seçimde artarak sillesini tokadını verdi. Sen sesini yükseltmene bak, millet ne diyor, biz ona bakıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Millet işte telefonda!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Telefonda “sor” diyor, “sor” Mehmet Bey, “Adıyaman’da tütün ne oldu?”

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Gıda mevzuatımız AB’yle uyumlu hâle getirildi. Tarladan sofraya tüm süreçlerin işlenip denetlendiği bir yapı oluşturuldu.

Cumhuriyet tarihinin en büyük sertifikalı tohumluk kullanımını gerçekleştirdik. Reçeteli zirai ilaç satışına başladık.

Yerli tohumculuğu destekledik. Bu hakikaten, gerçekten önemli, değerli arkadaşlar. Yerli hibrit sebze tohumu kullanım oranı 2002’de yüzde 10’dan yüzde 50’lere ulaştı. Tohumluk ihracatımız yüzde 540 arttı. Dünyanın üçüncü büyük bitki gen bankasını açtık. Su ürünleri destekleme kapsamına alındı. Trakya şap hastalığından ari bölge hâline getirildi. Hayvancılık sektöründe kaba yem ihtiyacının karşılanması amacıyla mera ıslah çalışmaları ve yem bitkilerine önem verildi.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İthal saman getiriyoruz ithal saman, ondan da bahset.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – 28,5 milyon ton saman üretimimiz var, ithal edilen 460 ton.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Saman, saman! Niye getirdin o zaman?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Cürmün kadar konuş! Ne söylediğini de bilmiyorsun!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ot bile bırakmadınız, saman bile bırakmadınız memlekette be!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Büyükbaş hayvancılığa verdiğimiz destekler, süt tozu desteklerimiz bilakis teşvik ediliyor; üretici, fiyat uygulamasıyla korunduğu gibi, sanayicimize, dünya fiyatlarına eş değer fiyattan süt tozu iç piyasadan karşılanıyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sütleri niye dağıtmıyorsunuz okullarda? Ne oldu projeye?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – 2009-2012 döneminde 53 bin ton süt tozu üretimi yapılmış, 141 milyon TL süt tozu desteği verildi.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yandaşların fazla getiremedi herhâlde sütü!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu destekler karşılıksız nakdî destekler.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tarım sektörüne verilen destekler sadece bunlar değil.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Süt projesi ne oldu Mehmet Bey, süt projesi?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Bunların haricinde arazi toplulaştırma çalışmaları…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Niye bir ayda kesildi hemen? Ne oldu?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – …tarımsal ürün alımları yoluyla yapılan desteklemeler, Devlet Su İşlerinin sulama amaçlı yaptığı yatırımlar, tarımsal kredilerin sübvansiyonları, tarım ürünleri ihracatına verilen destekler; bunları topladığımızda 14 milyar 95 milyon lira ediyor. Bu da, gayrisafi yurt içi hasılaya böldüğümüzde 1 trilyon 208 milyar liraya, yüzde 1,09’a karşılık geliyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anlat, anlat!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoruyu okudum. Şimdi bu gensorunun bir yerinde diyor ki: “Köylümüz, çiftçimiz perişandır.” İşte onların döneminde yapılanlardan bahsettim, AK PARTİ döneminde yapılanlardan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – AK PARTİ döneminin sonu bu, Sayın Erdoğan! Bak bu fotoğrafa!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Evet, gerçekten perişan bir durum var ama o perişan durum üreticinin perişan durumu değil, muhalefetin millet nezdindeki itibarının perişanlığıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aslanım benim!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sen köylülerin yanına gidip gezebiliyor musun kendi memleketinde?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Dünya Bankası Türkiye’nin sıralamasını yazıyor. Dünya da 7’nci sıradasın Türkiye, Avrupa Birliğinde 1’inci sırada. Kim diyor bunu? Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO) Türkiye’nin tarımdaki başarı hikâyesinden bahsediyor. Bunu anlatıyor.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Senin memleketine gidelim, beraber gezelim çiftçiyi!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Besni’ye sokmayacaklar seni Mehmet Bey!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Muhalefetin gözleri kapalı, görmüyor, farkında değil.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Görüyor…

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Kulaklarını kapatmış duymuyor. Göz kapatmakla gece olmaz. Gözünü kapatan kendine gece yapar.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bunu görüyoruz, bu resmi görüyoruz.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Anlattıklarım AK PARTİ İktidarında yaptıklarımızın bir kısmıydı ama daha çok yapacaklarımız var.

Değerli dostlar, biz yapamayacağımız hiçbir şeyi söylemedik. Ama iktidarımız döneminde ne söylediysek unutmadık, yaptık, çünkü biz vatandaşımıza, aziz milletimize söz vermiştik…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – “Mazottan vergiyi kaldıracağız.” dediniz mi, demediniz mi? Sayın Başbakanın böyle bir sözü var mı, yok mu?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – …“Ne aldanan olacağız ne aldatan olacağız.” demiştik.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Başbakanın sözünü yerine getirdiniz mi? 2002’de “Mazottan vergiyi kaldıracağız.” dedi mi, demedi mi?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, gensoru ciddi bir mekanizmadır. Gensoruyla hükûmetler sallanır. Ama muhalefet kendisiyle bir yarış içerisinde. “Senin gensorun benim gensorumu geçer” diyor.

Temel’le Dursun göle maya çalmak isterler. Gölün kenarına gelirler. Temel der ki: “Yahu tamam da bu kadar yoğurdu kime satacağız?”

Düştüğünüz durum ne yazık ki budur.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ya, Nasrettin Hoca’ya bari hakaret etme!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Sulandırılmış gensoruya “ret” oyu vereceğimizi söylüyor, sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Hükûmetin.

Sayın Mehdi Eker…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye…

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Milletvekili tarımı, hayvancılığı, çiftçinin durumunu çok güzel özetledi, çok şey öğrendim kendisinden. Yalnız, bir yeri anlayamadım: Bu Türk çiftçisi miydi, Amerikan çiftçisi miydi, Yeni Zelanda mıydı, Hollanda mıydı, bunu anlayamadım. Ona açıklık getirirse, ülkenin adını söylerse çok mutlu olurum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, zapta geçti.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Şimdi Bakan açıklayacak.

BAŞKAN – Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın Mehmet Mehdi Eker.

Sayın Bakan, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir gensoruyla daha karşı karşıyayız, yeni bir gensoru.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen olduğun sürece bizim için hiç sorun değil!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Öncekilerde olduğu gibi, asılsız, gerçeksiz, mesnetsiz ve maalesef ciddiyetten uzak bir gensorudur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Biraz saygı! Saygı biraz!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bu gensorunun hiçbir iddiası hakikatlere, bilgiye, doğru bir istatistik veriye ve gerçeğe dayanmıyor. Mesnede değil, aksine, isnada dayanıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını engellemeye dönük bir taktik harekât sonucu olduğu, geçtiğimiz günlerde medyada da yazılıp çizilen bu davranış sadece gensoru müessessine olan saygınlığı azaltmakla -maalesef- kalmıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını gerçekten beyhude yere engellemeye çalışmak suretiyle Mecliste de kaynak israfına yol açıyor.

Doğrusu, bu herhâlde milliyetçiliğin yeni bir yorumu olsa gerek diye düşünüyorum.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Milliyetçilikten anlamazsınız, başka şeyler söyle.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen anlamazsın.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sen ne anlarsın? Senin anladığın Kürt milliyetçiliği, başka bir şey değil.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bu hususu burada siz değerlendiremezsiniz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Çünkü Meclise sordum, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sordum -Genel Sekreterliğe- dedim ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisinin…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bilmediğin şeylerden bahsetme Sayın Bakan.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kürt milliyetçiliği uygulama sahnesi hâline getirdin Bakanlığı. O bile yeter senin istifa etmen için!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …bir gün açık kalmasının bu millete maliyeti nedir? Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi bir gün açık kalmakla, bir gün ilave çalışmakla milletin bütçesinden bir günde kaç para alıyor?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Senin Bakanlık maliyetini de biz sorduk, “Bir gün fazla kalırsa devlete maliyeti nedir?” diye sorduk.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Dediler ki: “Çalışanların ücretleri hariç günlük 250 bin lira yani 250 milyar lira…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Senin maliyetinin yanında bak, solda sıfır kaldı.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …ilave bir çalışmanın, ilave bir çalışma gününün maliyeti.

Şimdi, bunu ben…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Meclisi kapatalım o zaman. Köyleri bu mantıkla kapattınız, beldeleri bu mantıkla kapattınız, Meclisi de kapatın masraf oluyor diye.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …milletimize ve değerli Meclisin üyelerine bırakıyorum. Buraya ciddi önerilerle gelirsiniz…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, senin Bakanlığının maliyeti ne, günlük? Türkiye’nin bütçesine ne kadar yükün var senin?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – … buraya ciddi tekliflerle gelirsiniz. Buraya gerçekten içi dolu öneriler getirirsiniz, varsa elinizde bir dosya ortaya koyarsınız, paylaşırsınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – O takdir senin değil Sayın Bakan, o senin takdirinde değil!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Ve biz AK PARTİ’liler olarak en büyük hesabı Cenab-ı Allah’a ve  milletimize her zaman verdik…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Onu zaten veremeyeceksiniz de…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …her zaman veririz, her zaman da vermekten gurur duyarız, vermekten kaçınmayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sami Güçlü’yü arattın, Sami Güçlü’yü.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …şimdi, eğer gensoruyu veren MHP temsilcileri devri iktidarlarındaki bütün dünya âlem tarafından bilinen kaos ve çöküşü “Ciddi bir reform programı uyguladık tarımda.” diye bu kürsüye gelip söylemeselerdi, ben, doğrusu bugün burada o döneme ait bilgileri gündeme getirmeyecektim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Başka sermayeniz yok zaten.

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – On sene önceki MHP’den devralıp enkaz edebiyatına da…

ALİM IŞIK (Kütahya) - O zaman tarımsal nüfus yüzde 35’ti; kaça indirdiniz, yüzde 10 oldu şimdi. Nereye gitti bu köylüler?

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …tenezzül etmeden, imar ve inşa ettiğimiz diğer sektörlerde olduğu gibi tarım sektöründeki de gelişmeleri sadece anlatacaktım. Ama felaketi ve teslimiyeti büyük bir reform olarak…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Cumhuriyet tarihinin en başarısız Tarım Bakanısın. Çiftçi öldü, çiftçi!

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …ifade edip bir de bugünle, AK PARTİ’yle bunları mukayese etmeye kalkınca…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Çiftçi harmandan kalktı, telefonlar durmuyor.

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …bu pişkinlik karşısında, doğrusu bazı bilgileri sizlerin tekrar bilgisine sunmak farz oldu.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Pişkinlik sana mahsus!

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu gensoruyu verenlerin hafızası çok zayıf olabilir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Anguslardan kimler zengin oldu Sayın Bakan, onları açıkla! Kimlerin cebine kaç para aktardın devletin kesesinden, anguslardan?

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Kendi geçmişlerini unutmuş olabilirler. On yıllık AK PARTİ iktidarının icraatlarını karaladıklarında, kendi bıraktıkları tabloyu görünmez hâle getirebileceklerini zannediyor olabilirler…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tablonuz bu Sayın Bakan, on yıl sonraki tablonuz bu!

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …ama eğer olan biten her şey kayıtlıysa, o zaman unutma isteği sadece unutmak isteyenler üzerinde etkili olur ve millet unutmaz, asla bunu unutmadı da.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Unutmayacak. Tablonuz bu Sayın Bakan, bu tablonuz.

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Çünkü devletin kayıtları da, milletin hafızası da zannedildiği kadar güçsüz ve zayıf değildir.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Göreceksiniz.

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Milletimiz, samimi gayretleri hiçbir zaman karşılıksız bırakmadı. Kim vefalı ve hasbi davranmışsa, halkımız da ona karşı aynı vefa ve samimiyetle muamelede bulundu. Nitekim her seçimde AK PARTİ’nin oyunu artırması bunun göstergelerinden biri oldu. Bu gensoruyu veren partinin ülkeyi devri iktidarında ne hâllere düşürüp gittiğini bütün millet biliyor aslında.

Siz değerli milletvekillerime, 1999-2002 yılları arasındaki üç buçuk yıllık tarım sektörünü yöneten Milliyetçi Hareket Partisinin tarımı ne hâle düşürüp gittiğini, bizim de MHP’den devraldığımızı nasıl imar ve inşa ettiğimizi, nerelere taşıdığımızı, on yıllık iktidarımızda hangi seviyeye yükselttiğimizi, devletin resmî rakamlarıyla zaman tünelinde kısa bir gezintiyle sizlere arz edeceğim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP’nin devri iktidarında tarımın bu ülkeye kattığı gelir giderek azaldı. Bakın, bir şey söyleyeceğim: 1998 yılında tarımın gayrisafi hasılası 33,8 milyar dolar.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Elmayla armudu toplama!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - MHP 33,8 milyar dolarlık bir tarım sektörü devralıyor. Ne yapıyor üç buçuk yılda? Yüzde 30 bunu azaltıyor; 23,7 milyar dolara düşürüyor. Bizler de nereden aldık? 23 milyar dolardan devraldık. Ne yaptık?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Saman bırakmadınız, saman!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Hakkında gensoru verdiğiniz Bakanın içinde bulunduğu Hükûmet ne yaptı? Yüzde 161 artırarak 23,7 milyar doları 62 milyar dolara çıkardı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, Diyarbakır’da dağıttığın hayalî kredileri bir açıkla. Savcılık niye soruşturma açtı, onları bir açıklasana!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Şimdi, siz yüzde 30 azalttınız, biz yüzde 161 artırdık, aramızdaki fark bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Çiftçi hapiste… Çiftçi hapiste… Onlara cevap ver!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yolsuzluklara cevap ver, yolsuzluklara, döneminizde!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Değerli arkadaşlar, sizin döneminizde, Dünya Bankası verilerine göre… Bakın, rakamlar, kitaplar elimde. Bu, OECD’nin raporu; bu, Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Teşkilatının Türkiye Başarı Raporu; bu, Uluslararası Açlıkla Mücadele Enstitüsünün Türkiye’yle ilgili başarı tablosunu yazdığı rapor; bütün bunlar hep burada yazıyor. Sadece biz söylemiyoruz, bütün dünya biliyor bu başarı hikâyesini.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Kendi vatandaşın acından ölüyor, bırak dünyayı.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, biz, 2008’den bu yana, bu üretim düzeyiyle, tarımsal gayrisafi hasılamızla, yurt içi hasılamızla dünya ülkeleri içerisinde MHP’den devraldığımız 11’inci sırayı 7’nci sıraya çıkardık dünyada. Avrupa’da 4’tü, Türkiye şu anda 1’inci sırada. Bizim sizinle aramızdaki fark bu. Siz yüzde 30 indirdiniz tarımı, biz yüzde 161 artırdık ve dünyanın 7’nci büyük tarımsal gücü hâline getirdik. Herhâlde bu da gensoru vermeyi gerektiriyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bir gecede millî geliri 3 katına çıkardınız! Rakamları takla attır, tarımı iyileştir!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Değerli arkadaşlar, devri iktidarınızda, bakın, bir şey daha söyleyeceğim...

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hayvan sayıları ne oldu? Nerden nereye geldi hayvan sayıları?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Bunlar hep rakamlar, devletin kayıtlı rakamları. Şimdi, 1998-2002 arasında tarım ihracatı 5 milyar dolardan 4 milyar dolara düştü MHP iktidarı zamanında.

SADİR DURMAZ (Yozgat) - Yalan söylüyor.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Ne kadar azaltma? Yüzde 20. Biz ne yaptık? Biz, 4 milyar dolardan devraldık tarım ihracatını 15,3 milyar dolara çıkardık.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Bakan, çiftçi hapiste, hapiste. Yerköy’de şu anda 4 tane çiftçi tutuklu, gözaltında sayenizde. Eskişehir’de 30 tane çiftçi hapiste.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Bakın, bunun yüzde artışı ne? Yüzde 277. Yani siz yüzde 20 azalttınız, biz yüzde 277 artırdık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Mazot ne oldu Sayın Bakan, mazot? Devri iktidarınızda mazot, gübre, yem ne oldu? Onları açıkla.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Değerli kardeşlerim, Türkiye bugün 75 milyon vatandaşımızı, 31,4 milyon turisti besliyor, üstüne 3,5 milyar dolar gıda maddesi dış ticaret fazlası veriyor, dış ticaret fazlası veriyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 7 milyar liraya sattığınız inekler şu an 2 milyar lira. Millet battı.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Yani bu kadar insan beslendikten sonra bu ülkede, üstüne de 3,5 milyar dolarlık gıda maddesi ihraç ediyoruz; Türkiye buraya geldi.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Geçen hafta 4 kişiyi hapse attılar Yerköy’de.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Boş laflarla tabii peynir gemisi yürümez. Bunun gerçeklerini, hakikatlerini bileceğiz, rakamları böyle konuşacağız.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Siz gemicik yürütmeye alıştığınız için… Gemiciklerden bahset, gemiciklerden; peynir gemisi değil, gemicik.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Şimdi, hani biraz önce dendi ya burada “Efendim, biz büyük reform yaptık tarımda.” Aha, reform bu. Bak, bu, devrin, Milliyetçi Hareket Partili Tarım Bakanıyla Sanayi ve Ticaret Bakanının altında imzası bulunan, bir de Kemal Derviş’in, Dünya Bankasına yazılan taahhüt mektubu. Bakın, burada bununla neler yapılmış? Bu İngilizcesi, burada da Türkçesi var. Size ikisini de vereyim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ne güzel!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Daha önce de okudun bize onu. On senedir onu orada gösteriyorsunuz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Verdim, geçen gün de istediniz ama anlamamışsınız.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – On senedir sığınacağınız tek argüman bu.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, bu mektupta ne diyor biliyor musunuz Milliyetçi Hareket Partili bakanlar Dünya Bankasına? Diyor ki: “Biz, kimyevi gübre desteğini kaldıracağız.” 1/1/2002 tarihinde de kaldırıyorlar. Elhak, sözlerinde duruyorlar. İki, “Zirai mücadele ve veteriner ilaç desteğini…” Daha önce fatura bedellerinin yüzde 30’una kadar ödeniyordu. ”…1/1/2002 tarihinde kaldırıyoruz. Şeker pancarı, tütün, fındık ve pamuk gibi ürünlerde…“ Hani biraz önce burada bahsedildi ya şöyle oldu, böyle oldu diye. ”Bu ürünlerde uygulanan pazar fiyat desteği ve taban fiyatı uygulamalarını kaldıracağız.” diyorlar. 2001’de onu da kaldırıyorlar. Tarımda kullanılan elektrik desteği, ucuz elektrik kullanım desteği 2002 yılında kaldırılıyor; bakın burada.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, döneminizde tarım bölündü, tarımcı bölündü!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Reform, reform, acayip bir reform!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kendi seçim bölgene yağdırdın, diğer yerleri mahvettin! Bunu Türk milleti biliyor!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Doğal afetlerden zarar gören çiftçilere verilen tohumluk yardımı ve kredi borçlarının ertelenmesi uygulamaları yine kaldırılıyor, bu taahhütname gereği 2002 yılında kaldırılıyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Olmayan ineklere kredi verdin Diyarbakır’da, memleketin başka yerindeki inekleri sattırdın! Bunu herkes biliyor!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Tarımda faiz sübvansiyonu vardı eskiden, çiftçiler lehine, çiftçilere ödenen; bunu da kaldırıyorlar, normal ticari faizler düzeyine çıkarıyorlar yani yüzde 59.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, döneminizde süt ne oldu, süt; yem ne oldu, mazot ne oldu, gübre ne oldu? Bunları bir açıklasanıza!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Şimdi, değerli kardeşlerim, bakın, siz bunların hepsini kaldırdınız. Sizin reformunuz bu!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Milleti batırdınız, ondan sonra buraya gelip konuşuyorsunuz!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Kimin için? Dünya Bankası. Kime? Dünya Bankasına söylüyorsunuz. Niçin? Diyorsunuz ki: “Bize biraz borç para verin.” Onlar da diyorlar ki: “Biz size vermiyoruz, siz bu parayı çarçur ediyorsunuz, iyi yönetemiyorsunuz.” Böyle söylüyorlar.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Süt projesi ne oldu Sayın Bakan? Süt projesi bir ayda bitti.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - “Eğer siz şu taahhütlerde bulunursanız, bizi inandırırsanız size borç para vereceğiz.” ve bu mektubun hikâyesi bu arkadaşlar, bunu böyle yapıyorlar.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, “Bu adamı deliğe süpürmeyin, bunu kullanın.” diyenler kim?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Süt projesi ne oldu, süt? Sütler bozuk çıktı! Sütler bozuk çıktı, proje bitti!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Şimdi, böyle kalkıp da böyle hani “Tarım şöyle oldu, buraya geldi, falan filan.” demek hoş değil, doğru değil.

Değerli milletvekilleri, çiftçinin alın terini, hakkını vermediniz. 2002 yılı seçim yılı, o yıl 1,8 milyar lira çiftçiye destek veriyorsunuz. İyi; ama bakın, popülizm burada. 2001 yılında 593 milyon, 2000 yılında 344 milyon -bunlarda hep MHP var, Tarım Bakanlığını MHP yönetiyor- 99’da 226 milyon. Yani 2002 yılına geldiğinde, o yıl seçim yılı olunca, “doğrudan gelir desteği” adı altında, halkın “tarla parası” dediği, biraz önce burada da dile getirilen ve “reform” diye söylenen şey orada veriliyor.

Şimdi, biz tarımı destekledik, desteklemeye devam edeceğiz. 1,8 milyar liradan aldığımız desteği 7,7 milyar liraya çıkardık, 2013 yılında bu 9 milyar liraya çıkıyor, 9 milyar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Her yerden arıyorlar ya. Sana saygılarını sunmak isteyen çiftçiler var!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bozuk çıkan sütlerin hesabını ver bakalım! Ne oldu süt projesi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Şimdi, ben size soruyorum: 1,8 milyar lirayı bir düşünün, bir de 9 milyar lirayı bununla mukayese edin. Kaç kat artmış? Biz, o kadar kat, sizden en az o kadar kat daha fazla çiftçiye de, tarıma da değer veriyoruz demektir.

Şimdi, siz faizleri yükselttiniz, biz faizleri düşürdük. Siz desteği çiftçilere kestiniz, biz yeni destekler getirdik. Siz küçülttünüz, biz büyüttük tarımı. Şimdi de gelmiş “Tarımı, hayvancılığı bitirdiniz.” diyorsunuz.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bir bir söyleyeceğiz hiç merak etme.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Ee, doğrusu bu da güzel bir pişkinlik örneği, bunu da saygıdeğer milletimizin takdirine bırakıyorum.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Çiftçiyi harmandan kaldırdın, çiftçiyi. Çiftçi telefon ediyor, hapislerde sürünüyor sayende.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak, bak, çiftçiler saygılarını sunuyor sana, saygılarını! Şanlıurfa’dan arıyorlar, Harran’dan arıyorlar, Adıyaman’dan arıyorlar, “O konuşan milletvekiline de.” diyorlar.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımsal kredi faiz oranları 2002 yılında, Ziraat Bankası yüzde 59, tarım kredi kooperatiflerinde yüzde 69. Peki, bugün ne, AK PARTİ iktidarında? Sıfır ile 7,5 arası, sıfır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Saygılarını iletiyorlar!

ALİM IŞIK (Kütahya) - Adıyaman arıyor, Adıyaman.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Geçen sene 6,6 milyar lira faizsiz kredi uygulandı, çiftçilere verildi.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Verdin de ne oldu? Şimdi geriye dönük komisyon istiyorsun.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, 530 milyon lira tarım kredi, artı, Ziraat Bankası çiftçiye kredi veriyor yüzde 58 ve 59’la 68 arasında. 2011 yılında 22,3 milyar liraya çıktı bu.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, hapiste olan çiftçi sayılarını bir söyler misiniz? Şu anda ödeyemediği için hapse girenler, taahhüdü ihlal suçları, kaç kişi? Onları da söyle.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Şimdi, şunu söyleyeceğiz: Bak, sizin o 530 milyon lira, alınan kredinin ne kadarı geriye döndü. Yani öyle ya… Çiftçi, bu aldığı kredinin ne kadarını geriye veriyor? Ziraat Bankası kredilerinin geriye dönüş oranı yüzde 38, bugün yüzde 99, yüzde 99. Yani, 22,3 milyar çiftçi kredi alıyor

ALİM IŞIK (Kütahya) - Hapiste olanların sayısını söyle.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Ama bunun yüzde 99’unu geri ödüyor, geri ödeyebiliyor. Demek ki bu kredi doğru yerde kullanılmış, doğru kişiye verilmiş, çalıştırılmış, üretime dönüşmüş ve borç da ödenmiş.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Bakan, sana saygılarını sunan çiftçilerimiz var!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, sabit fiyatlarla tarımda yatırım, bu da çok önemli. Yani, tarım sektöründe yatırım yapıldı mı yapılmadı mı? Bakın, 1998-2002…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Açıklasana. 7,5 milyon lira Ziraat Bankasından faizsiz kredi verdiniz, onu açıkla.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Otur, otur.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Beni dinle. 7,5 milyon lira…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Konuşunca gelir konuşursun burada.

Yüzde 44 azalmış 98-2002 arasında. Bizim dönemimizde yüzde 160 artmış, yüzde 160.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkanım, vatandaş arıyor, acaba bizi de bağlayamazlar mı diye.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye verdiniz?

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen yerinize…

OKTAY VURAL (İzmir) – Vatandaş Sayın Bakana saygılarını sunuyor!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Ne? Artan ne? Artan, tarıma yapılan sabit sermaye yatırımları, yüzde 160 oranında artmış.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kaç tane, 7,5 trilyon lira, yandaşlarınıza Ziraat Bankasından faizsiz kredi verdiniz, onu söyle.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Bakan, beraber istersen Diyarbakır’a, Bismil’e gidelim. Bu rakamlar doğru değil. 

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Memlekette saman bırakmadınız, saman.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 99-2002 döneminde özel sektör tarafından da yapılan yatırımlarda yüzde 844 oranında cari fiyatlarla bir artış var.

OKTAY VURAL (İzmir) – İşte gerçek burada, bak, arıyor, saygılarını sunuyor Sayın Bakana!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, “Üretimden vazgeçildi, üretim düştü.” dendi biraz önce burada. O rakamların hiçbirisi gerçeğe dayanmıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha gelecek, gensoruların arkası gelecek, kaçamayacaksın.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Kayıtlara geçsin diye söylüyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İşte “Tahıl düştü.” dendi, “Şu.” dendi, “Bu.” dendi; bunların, bu rakamların gerçekle bir bağı, bağlantısı yok.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, mazotu açıklayın yeter.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – 98-2002 arasında tahıl üretimi yüzde 7 azalmış, 33 milyon 200 bin tondan 30,8 milyon tona düşmüş 98-2002 arası. 2002-2012 arasında yüzde 8,3 artmış; 33,4 milyon tona çıkmış.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Boş ver onları! Kaç kilo buğdayla 1 litre mazot alıyor, onun hesabını bir ver.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Yağlık tohumlar bahsedildi biraz önce burada, gerçek değil söylenen rakamlar, düzeltiyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Son bir yılda saman fiyatları kaç kat arttı, onu da bir açıkla. Kaça alıyorsun samanı?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Yağlık tohum 98’de 1 milyon 72 bin ton, üretimi; 2002’de 1 milyon 57 bin ton, 2011’de 1 milyon 756 bin ton, artış oranı yüzde 66. Bu, yağlı tohumlarda, yani kanola ve ayçiçeğinde.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bana bildiğim matematiği unutturdun Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, vatandaş saygı…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Mısır üretimi; teşekkür ediyorum, Sayın Seçer dedi ki: “Mısır üretiminde artış var.” Elhak doğru.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak, Şanlıurfa, Adıyaman, ülkenin her yerinden arıyorlar.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – 2,2 milyon tondan 4,6 milyon tona çıktı. Yüzde 100’ün çok üzerinde. Ama sizin devri iktidarınızda mısır üretimi yüzde 9 azalmış.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sonuna kadar sizin hakkınızı savunacağız, hiç merak etmeyin!

OKTAY VURAL (İzmir) – Hiç merak etmeyin! Perişan ettiniz ya!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, meyve üretimi 98-2002 arasında yüzde 4 azalmış -hani fotoğrafları gösteriyorlar ya- 13,9 milyon tondan 13,4 milyon tona düşmüş. Biz yüzde 37 arttırmışız, yüzde 37; 18,3 milyon tona çıkardık.

Şimdi, üretim azalmadığı gibi verimlilik de arttı. Buğdayda demin söylendi, değerli arkadaşlar, Sayın Seçer; buğday ithalatının Türkiye’de yüzde 50’si özel olarak kalitesiz çünkü işlenip Uzak Doğu pazarlarına bisküvilik yem, bisküvilik un olarak ihraç ediliyor. Türkiye dünyada 14’üncü sıradayken -biz devraldık- buğday unu ihracatında şu anda 1 numara. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, süte gel, ete gel, mazota gel, yeme gel, gübreye gel. Bunlardan hiç bahsettiğin yok, vatandaşın derdi bunlar.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Türkiye, net, dünyada buğday unu ihracatçısı. Türkiye’nin ihtiyacı 18 milyon ton, Türkiye bu sene de 20.1 milyon ton buğday üretti. Doğrudur, ithalat yapıyor ama bu, sanayicinin ham maddesi için ilave bir değer yaratsın diye işlenip dışarıya ihraç edilmek üzere yapılıyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, yandaşlara 7 milyar liradan kaç inek sattırdın, şimdi kaç tanesi kaldı; bunları bir açıkla.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Yoksa “Ne sünenin kalitesinde ne sünenin verdiği zararda bir düşme var ne de Türkiye’nin kaliteli buğday ihtiyacı içeriden karşılanmıyor.” gibi bir iddia doğrudur, bunlar doğru değil.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bütün işleri güçleri para, akçeli işler.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; turunçgil üretimi –bakın, bu çok önemli- şimdi, 2,5 milyon ton devralıyoruz, şu anda yüzde 45 artışla 3,6 milyon tona çıkmış. Şimdi, deniyor ki: “Turunçgil elde kaldı, pazarlanamadı.” Bakın, şimdi, pazarlamasını söyleyeyim size, ihracatı söyleyeyim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 7 milyara sattırdığın süt inekleri ne oldu Sayın Bakan, bir onu açıkla.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Bak, bizde her şeyin cevabı var.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 7 milyar liraya yandaşlara sattırdığınız inekler ne oldu?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Her şeyin cevabı var, hiç orada endişeniz olmasın.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kaç kişiye kaç inek sattınız? Bu milletin sonu…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Bakın, 2002 yılında, Türkiye 2,5 milyon tonun 811 bin tonunu ihraç ediyor…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Bakan, sadece bir soru: 2002 yılında buğday kaç liraydı, mazot kaç liraydı; şimdi ne kadar? Kaç kilo buğdayla 1 litre mazot alabilirler, onu açıkla ben seni affedeceğim.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - …ama şu anda 1,5 milyon tonunu ihraç ediyor Türkiye 3,6 milyon tonun. Yani ne kadar artış? Yüzde 1,1 milyar dolara çıkmış ihracat değeri.

OKTAY VURAL (İzmir) - Saman kaçaydı, yem kaçaydı? Hikâye anlatıyor.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Geç bunları, geç…

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, vatandaş çıldırıyor ya! Meclisin telefonları kilitlenmiş, Grubu arıyorlar.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - 2002-2011 döneminde, ihracat miktarı yüzde 84 artmış, parasal olarak da yüzde 326. Onlar size demesinler mi siz 99-2002 tarihinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başbakan size ne dedi? “Bildiğim matematiği bile unutturdun bana.” dedi. Başbakan haklı galiba.

Başbakan öyle dedi mi Sayın Bakan? “Bildiğim matematiği bana unutturdun.” dedi mi Başbakan size?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yapmayalım efendim…

Teşekkür ediyorum, sağ olun, teşekkür ederim Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkanım, vatandaş arıyor, Meclisin telefonları kilitlenmiş. “Bunlar doğru değil. Ne olursunuz biz konuşalım orada.” diyor. “Bağlayın.” diyorlar ama böyle bir imkân yok.

BAŞKAN – Zapta geçti.

Efendim, böyle bir usulümüz yok biliyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, saygılarını sunuyorlar! Konuşur musunuz Sayın Bakan?

BAŞKAN – Bir saniye…

Görüşmeler…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan konuşur musunuz?

BAŞKAN - Bir saniye, bir saniye efendim.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Asılsız, mesnetsiz iddialarda bulunulduğu söylendi. Verilen rakamların yanlış olduğu söylendi. Bu konuda söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Sizin rakamınızı doğru dedi.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Efendim, sataşma var. Ciddiyetsizlikle suçladı, samimiyetsizlikle suçladı, yalancılıkla suçladı Sayın Bakan bizleri.

BAŞKAN – Peki, birer dakika, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, çiftçimiz arıyor. Konuşur musunuz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Şandır, size de vereceğim, bir dakika efendim.

Buyurun.(CHP sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VAHAP SEÇER (Mersin) – Şimdi, Sayın Bakan kendi dönemindeki icraatları anlatmaktan çok, 57’nci Hükûmet dönemindeki tarımla ilişkili siyasetten, politikalardan bahsetti.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Başka bir şey yok ki söyleyecekleri.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, konuşur musunuz çiftçiyle telefonda?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Biz çiftçilerle konuşuyoruz. Sizin aracılığınıza ihtiyacımız yok.

VAHAP SEÇER (Devamla) – Muhalefeti ciddiyetsizlikle suçladı, samimiyetsizlikle suçladı, iftirayla suçladı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Telefonda, telefonda.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Biz her zaman çiftçilerle konuşuyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaçıyor, kaçıyor!

VAHAP SEÇER (Devamla) - Şimdi, ben burada milleti temsil ediyorum, ben samimiyetsizsem Türk milleti de samimiyetsiz, ben ciddiyetsizsem Türk milleti de ciddiyetsiz.

Bu şikâyetleri biz uydurmuyoruz. Akdeniz’deki narenciye üreticisi, Orta Anadolu’daki buğday üreticisi, Türkiye’nin dört bir tarafındaki hayvan yetiştiricisi, Trakya’daki ayçiçeği üreticisi bu şikâyetleri belirtiyor.

Hayvancılıkta kriz yok mu? 1 kilo sütle? 1 kilo yem alınabiliyor mu?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, bakın, vatandaş diyor ki: “Telefonu ver de ben konuşayım.” diyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Almıyor telefonu, almıyor. Vatandaş arıyor.

VAHAP SEÇER (Devamla) – Hayvanlar yol parasına satılıyor mu? Bu şikâyetler size geliyor mu? O zaman biz yalan söylemiyoruz, halk yalan söylemiyor.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Halk değil, siz çarpıtarak söylüyorsunuz; halk doğru söylüyor.

VAHAP SEÇER (Devamla) - Sayın Bakan Tarım Bakanlığını idare edemiyor, onun heyecanı içerisinde. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Seçer, teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır, buyurun efendim.

Bir dakika içinde, lütfen…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bir dakika olur mu Sayın Başkan?

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, çok söze gerek yok, bir dakika yeter.

On yıldır bu ülkeyi yönetiyorsunuz ve Tarım Bakanısınız. On yılın sonunda ulaşılan sonuç: Yurt dışından hayvan ithal ediyorsunuz, cumhuriyet tarihinde ilk defa.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Onu da siz başlattınız. Rakamları çıkarırım bak.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hayvan yetmiyor, karkas et ithal ediyorsunuz.

Sayın Bakan, bakın, bu iktidarınızın sonucu, basın mensupları çekiyorlar, bu iktidarınızın sonucu. Birkaç gün önce Anadolu’da çekilen fotoğraflar; çiftçi alın terini nasıl çöpe döküyor burada gösteriliyor; işte, bu, Kumluca’da çekilmiş fotoğraf.

Değerli arkadaşlar, bunlar 2002’den kalma değil; iktidarınızın, Sayın Bakanın dönemindeki çiftçinin durumunu gösteren şeyler.

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim. Değerli arkadaşlar, ne söylerseniz söyleyin, düne sığınarak kendinizi anlatamazsınız. Limon 2002’de 1 liraydı, mazot 1 liraydı; bugün limon 30 kuruş, mazot 4 lira; iktidarınızın eseri budur. Çiftçiye yaptığınız zulümdür Sayın Bakan, Allah bunun hesabını sizden soracaktır. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Türk tarım ve hayvancılık sektörlerini yanlış uygulanan politikalar ile bitirme noktasına getirerek çiftçileri ve üreticileri sıkıntıya soktuğu iddiasıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında  gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/19) (Devam)

BAŞKAN - Gensoru üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dakika efendim, bir dakika…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yine arayanlar var Sayın Bakanı. Yine arayanlar var vallahi.

BAŞKAN – Zapta geçiyor efendim.

Teşekkür ediyorum.

Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Gensoru önergesi kabul edilmemiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, aslında niye siz bugün kürsüye çıktınız? Sayın Başkan, sana bir sual soruyorum: Bugün niye çıktın kürsüye? Burada 4 tane Meclis Başkan Vekili var.

BAŞKAN - Şimdi, bu kısmın ikinci kısmında bulunan (11/16) sayılı gensoru önergesi az önce okunan önerge doğrultusunda geri çekilmişti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dinler misin beni ya, bir dinler misin! Ya bir dakika, dinler misin Başkan Vekili…

BAŞKAN - Diğer önergeye geçeceğiz.

Şimdi beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.21

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

3’üncü sırada yer alan, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; terör ve bölücü terör örgütüyle ilgili yaptığı açıklamalarla, terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/17) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz. 

2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; terör ve bölücü terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/17)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 6/11/2012 tarihli 16’ncı Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre, bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri, önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır. 

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum…

Önerge sahibi Sayın Sinan Oğan, Iğdır Milletvekili.

Sayın Oğan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Süreniz on dakika efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Biz burada milletvekiliyiz. Herhangi bir konuda şey ettiğimiz zaman başını öne eğiyorsun, bakmıyorsun. Milletvekiline saygılı olmak zorundasın, bir.

Bugün niye çıktın sen o kürsüye?

BAŞKAN – Arkadaşımız…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bugün…Hayır efendim…

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye durur musun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye oturacağım canım!

BAŞKAN – Sorunuza cevap vereyim.

Niye çıktım? Arkadaşımız rahatsız, rica etti çıktım.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Rahatsızsa, o zaman, öteki muhalefet partisi başkan vekili çıkar, illa AKP’nin keyfî idare eden Meclis başkan vekilleri mi çıkacak?

BAŞKAN – Arkadaşımız benden rica etti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu Divan da usule göre oluşturulmamıştır.

BAŞKAN – Siz hayalî konuşuyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, Divan tek partiden oluşmaz.

BAŞKAN – Arkadaşım benden rica etti, ben de “Peki.” dedim. Gidin, sorun. Böyle bir şey yok.

Lütfen yerinize oturun… Lütfen yerinize oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öyle hareket edemezsin sen. Elini öyle itemezsin.

BAŞKAN - Lütfen yerinize oturun. 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Divanı usule göre teşekkül ettirmemişsiniz. Divanda 3 tane AKP’li var, Divanı yönetemez. Divanı usulüne göre teşekkül ettirmek zorundasın. Bakın bu kadar keyfîlik…

BAŞKAN – Divanı usulüne göre teşekkül ettirdik efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu kadar keyfîlik yaparsanız oraya oturtmayız seni de!

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun, sözleriniz zapta geçti, bir şeyiniz varsa itiraz edersiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Lütfen, burada, usullere riayet edin.

BAŞKAN – Sayın Oğan, buyurun.

MHP GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Efendim, süreyi yeniden açar mısınız, on saniye…

BAŞKAN – Efendim, verdim, müsaade ederseniz.

MHP GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle bir hadisi hatırlatmak isterim: “La hayra fi’l-kizb: Yalanda hayır yoktur.”

Biraz önce Sayın Bakan burada, tarımda neler yaptıklarını anlattı. Iğdır’dan vatandaşlarımız aradı, şeker pancarını Iğdır’da bitiren Sayın Tarım Bakanına lütfen, yalan konuşmamasını söylememi rica etti, ben de vatandaşımın bu ricasını yerine getiriyorum. Onlarca daha benzer telefonları ben ve arkadaşlarımız aldık ama Sayın Bakan tabii, o telefonlara bakmak için önce yüz ve yürek olması lazım, hemen çekip gittiler.

SONER AKSOY (Kütahya) – Sen onu seçimlerde anlarsın.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Şimdi, bugün Sayın Başbakanın bir konuşmasını dinledik grup toplantısında. Kendince gensoruları hafife alan, kendince, Milliyetçi Hareket Partisinin gensorularını, amiyane tabirle, tiye almaya çalışan bir üslupla, burada parlamenterlerin ve muhalefetin elindeki, Anayasa’nın, İç Tüzük’ün verdiği en önemli araçlardan birisi olan, millet adına denetim yetkisini yapan muhalefete “Niye gensoru veriyorsunuz?” gibi acayip bir soru sordu.

Değerli milletvekilleri, muhalefet niye var? Muhalefet, iktidarın yanlışlarını düzeltmek için, iktidara doğru yolu göstermek ve millete de iktidarın bu yüzünü göstermek için var ama Sayın Başbakan Yardımcısı buna engel oluyor. Niye vatandaşın bilgi alma hakkına engel oluyorsunuz? Vatandaşın bilgi alma hakkına engel olmak için, Sayın Başbakan Yardımcısı niye bu kadar çaba içerisindesiniz? Kendinize bu kadar güveniyorsanız, diğer, yarınki gensorumuzda bu konulara gireceğiz, göreceksiniz.

Değerli milletvekilleri, dünyada milyon dolarlık adası olanlar var ama Türkiye'de de milyonlarca insanın yüreğine ateş düşürmüş terörist başı Abdullah Öcalan’ın adası var. Bu yetmezmiş gibi Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç  “Abdullah Öcalan ev hapsine çıkabilir.” diyor. Ben de buradan Sayın Başbakan Yardımcısına soruyorum -Eğer TOKİ Bakanı da buradaysa- talimatı TOKİ Bakanına vereceksiniz de Sayın Başbakan Yardımcısı, Abdullah Öcalan’ın villasını da TOKİ’ye mi yaptıracaksınız ev hapsine çıkararak?

Sayın Başbakan Yardımcısının son dönemlerdeki konuşmaları, eylemleri, Başbakanla iyi polis, kötü polis oynamaları -ağlamadan sorumlu olduğu için Sayın Başbakan Yardımcısı- arada bir de ağlamaları ve Türk milletinin ağlayan analarının, âdeta, o ağlamasıyla dalga geçer gibi teröriste de arada bir ağlamaları, inanın tek başına bu bile bu gensoruyu fazlasıyla hak ettirmektedir.

Konu terör olunca, insan tabii, on yılda nereden nereye geldiğimizi sormadan edemiyor. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak 2002’de iktidarı size devrederken, iktidara geldiğinizde sadece bir yılda 6 tane şehidimiz vardı; bu bile fazladır. Bir yılda 6 şehit bile fazladır. Gönül ister ki, 1 tane bile şehidimiz olmasın. Gönül ister ki, 1 kişinin bile burnu kanamasın ama sizin devri iktidarınızda yıkım koordinatörü Başbakan Yardımcısının ve ağlamadan sorumlu Başbakan Yardımcısının koordinatörlüğünde maalesef her gün Türkiye’de şehit haberleri gelir oldu.

Maliye Bakanlığı Mali Suçlar Araştırma Kurulu MASAK, geçen yıl “devrim vergisi” adı altında terör örgütünün 28 milyon lira para topladığını ifade ediyor. BDP’li belediye başkanlarının maaşlarının bir kısmının PKK’ya aktarıldığını ifade ediyor; MASAK’ın raporundan okuyorum. Siz, belediye başkanlarının şimdi yetkisini daha da artırarak ve bu geçirdiğiniz yasayla, aslında PKK’ya da bir yönüyle hizmet ettiğinizi de unutmayın.

Biraz önce, bir sayın konuşmacı şunu ifade etti, dedi ki bir günde Meclisin çalışmasının maliyeti şudur. Meclisin bugün normal çalışma süresi. Peki, bölünme yasası için Meclisi pazar günü, cumartesi günü, çalışma günleri dışında niye çalıştırdınız? Bunun faturası millete yüklenmiyor mu? Bunun hesabını vermeden gelip burada, utanmadan bugün muhalefetin muhalefet yapma görevini engellemeye çalışıyorsunuz. Bir de bunun maliyeti olduğunu ifade ediyorsunuz. Sizin yanlış politikalarınızın -Sayın Başbakan Yardımcısı sizin yanlış politikalarınızın- terörü övmenin, terör örgütüne dolaylı da olsa moralman destek vermenin Türk milletine maliyetinden sizin haberiniz var mı? Sizin bundan haberiniz var ama maalesef işinize gelmiyor.

Bingöl’de 10 şehidimizin olduğu gün Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç diyor ki: “Terör örgütü, teröristler akıllı davranmış.” diyor. Bir bu kalmıştı. Sayın Başbakan Yardımcısının, terör örgütüne akıl ve moral vermediği kalmıştı. Tabii, eskiden şöyle bir ifade kullanıyordunuz, artık son dönemlerde kullanmıyorsunuz: “Hayaldi gerçek oldu.” Evet, bir Başbakan Yardımcısının terör örgütüne akıl vermesi eskiden hayaldi maalesef bugün gerçek oldu.

Yine bir Adalet ve Kalkınma Partili sözcü kalkıp “Birkaç Mehmet öldü diye Meclisi toplayamayız.” demişti. Sadece bu kelime bile devri iktidarınızın içinde bulunduğu vahim durumu göstermeye yetmektedir. Bölünme yasasını getirdiğiniz gün biz ısrarla şehit cenazelerine katılmak için Meclisin, bir süre, çalışmalarına ara verilmesini istirham ettik, talep ettik ama siz buna bile karşı çıktınız. Çünkü “Birkaç Mehmet öldü diye şehit cenazesine mi gidilir?” Anlayışı içerisinde olduğunuz için, siz şehide “kelle” dediğiniz için ve maalesef o kutlu Peygamber ocağına gidip, orada, şehit olanlarımıza destek vermemizi engellediğiniz için Türk milletinin hesabıyla hem ahirette hem de bugünün hesabıyla karşı karşıya kalacaksınız.

Adalet ve Kalkınma Partisinin terörle mücadele serüveninin Habur’daki rezaleti ve Oslo’daki zavallılıktan başka ne anlatılabilir bilmiyorum. Çok şey anlatılır, Başbakan, PKK’yla ilgili görüşmelerle ilgili “PKK’yla görüştüğümüzü ispat edenler bilmem nedir.” demişti. Burada dahi ağzımıza alamayacağımız bir kelimeyi kullanmıştı. Daha sonra Millî İstihbarat Teşkilatını kendisinin görevlendirdiğini iddia etmişti. Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın söylediğine göre “İhtiyaç olursa yine görüşülür. Terör örgütüyle biz her zaman, ihtiyaç duyduğumuz her zaman görüşürüz.” diyordu. Sayın Başbakanın sözüne de haklılık kazandırmak için “İslam’da bile karı kocanın arasını bulmak için yalan konuşmak caizdir.” demişti. Sayın Başbakan Yardımcısına “Yalanda hayır yoktur.” hadisini yeniden hatırlatmak istiyorum ama sizin tabii, hayatınız yalan olduğu için size neyi hatırlatalım, doğrusu bilmiyorum.

Geçen yıl bütçe konuşmalarında Sayın Başbakan Yardımcısının yine kimlik üzerine yapmış olduğu vurgulamalar, terör örgütüne, âdeta, moral kaynağı olmuştur. Sayın Başbakan Yardımcısının yine aynı şekilde “Terörist için ağlamayanın kalbi yoktur, insan değildir.” ifadelerini kullanan emniyet müdürüne verdiği destek de akıllardan çıkmış değil.

Siz bütün konuşmalarınızda Sayın Başbakan Yardımcısı, terör örgütüne destek veriyorsunuz, siz bütün konuşmalarınızla terör örgütünün, âdeta, moral kaynağı hâline geldiniz. Siz terör örgütüne bu desteği verirken Mehmetçik’imiz bugün bu saatte bile terör örgütüyle mücadele hâlindedir. Tabii, bu konuda siz Kandil’in Meclis şubesiyle yarışır hâldesiniz Sayın Başbakan Yardımcısı.

Dolayısıyla buradan, her şeyi eline yüzüne bulaştıran AKP’ye şunu ifade etmek istiyorum: Bütünleştirmenin yerine ayrımcılığı, ayrıştırıcılığın en büyüğünü siz yapmaktasınız. Keşke, çuvalladığınız o meşhur “sıfır sorun politikası” yerine siz kendinizi “sıfır terör”e göre odaklasaydınız. Keşke, dış politikanızın, iç politikanızın ana gündem maddesi “sıfır terör” olsaydı. “Sıfır terör” olsaydı, hiç olmazsa sizin gibiler, Sayın Başbakan Yardımcısı, teröriste moral, teröriste akıl vermek durumunda kalmazdı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğan.

Şimdi, söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Özcan Yeniçeri’de… (MHP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Başkan, sıralamayı neye göre yaptınız siz?

BAŞKAN – Söz alma sırasına göre yaptık. Yalnız, Milliyetçi Hareket Partisinin bir ricası oldu, kendileri önerge sahipleri oldukları için önerge sahibinden sonra yapılacak, ondan sonra…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nasıl böyle bir şey yaparsınız Sayın Başkan? Burada bir usul var. Söz yazılıp talep yapılmıştır, o talebe göre sıra takip edilir. Keyfî idare mi?

BAŞKAN – Sizin sıranızla…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yapmayın! Ayıptır! Ayıptır yaptığınız.

BAŞKAN – Ayıp olacak bir şey yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıptır Başkan, ayıptır!

BAŞKAN – Sizin sıranız zaten şu anda değil.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıptır, yapmayın!

BAŞKAN – Sizden önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu var.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yapmayın!

BAŞKAN – Bir şey yapmadık efendim. Sayın Grup Başkan Vekiline söyledim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Keyfinize göre nasıl sıra değiştirirsiniz?

BAŞKAN – Keyifle alakası yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Baluken burada bir müracaat yaptı.

BAŞKAN – Sadece arkadaşlar rica ettiler, Grup Başkan Vekiline de söyledim. Alakası yok. Zaten sizin sıranız değil.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, bir dakika…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yeniçeri.

MHP GRUBU ADINA ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce hepinizi saygıyla selamlıyorum…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, daha sonra bana ilettiniz, yaptıktan sonra bana ilettiniz.

BAŞKAN – Bundan sonra sizinki.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hangi Grup Başkan Vekiline sordunuz, söyler misiniz?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yalnız, ben gelip size sorduktan sonra bana ilettiniz. Daha önce iletilen bir şey yok yani.

BAŞKAN – Doğru da size izah ettim. Böyle bir ricaları oldu, beraber konuşacaklar diye. Başka bir maksadı yok.

Buyurun efendim…

SIRRI SAKIK (Muş) – Ne rica ediyor?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne ricası ya? Biraz izan olur. El insaf Başkan!

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti’nde zaman zaman devlet adamlarının ve hükûmet edenlerin söz ve söylemlerinin çok büyük ve toplumu etkileyici sonuçlar doğurduğu bilinmektedir. Bunun, başından beri aynı politikanın yürüdüğü gözlenmektedir. Şunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir ki devlet adamlığı, ağzından çıkan sözün nereye gideceğini bilen ve bu sözün, kulağının duyduğu ve o süzgeçten geçirildikten sonra ortaya konan bir söz olması icap eder. Geçmişte Sayın Demirel’in, Sayın Mesut Yılmaz’ın yapmış olduğu konuşmaların, Türkiye’deki terör ve terör direnişinin hangi noktaya ülkeyi getirdiği herkes tarafından bilinmektedir. Bu bağlamda Türkiye’de terörle teröre karşı ortaya konan tavrın arasında bir ilişki var. Yani terörle tavır bir terazinin iki kefesi gibi, birisi alçalmadan öbürü yükselmiyor. Tavrınız negatif, anlamsız, ülkeye ve topluma zararlı olabilecek anlama çekilecek düzeyde ise karşı taraftaki terörün kendisini veya teröristin kendisini makulleştirmesi, meşrulaştırması ve aktif hâle getirmesi de o kadar pozitif oluyor, o kadar etkin oluyor.

Onun için terörü yalnız başına dağdaki insanların meselesi olarak değil, aynı zamanda siyaset adamlarının teröre karşı aldığı tavrın bir yansıması olarak da görmek, irdelemek ve algılamak gerekiyor.

Şimdi, ben Sayın Bülent Arınç’a gelmeden önce, terörist ve bölücü faaliyetlerle ilgili bir panorama ortaya koyduktan sonra geleceğim asıl konuya. 2001’de teröre verilen şehit yoktu, 2002’de 6 askerimiz terör saldırısında şehit düştü ve özellikle 2003 yılında 21, 2004 yılında 73, 2005 yılında 92, 2006 yılında 121, 2007 yılında 118, 2008 yılında 150 şehit verildi, 2009 yılında 135 şehit söz konusu. Bakanlık verilerine göre de 1 Ocak 2010-16 Temmuz 2012 tarihleri arasında meydana gelen tüm iç güvenlik olaylarında 223 TSK personeli şehit olmuş, 537 asker de yaralanmıştır.

Terör örgütü İran, Suriye, Irak’la Türkiye’nin ilişkilerinin kötüleşmesinden yararlanarak son zamanlarda terörist faaliyetlerini ve saldırılarını yoğunlaştırmış, çok sayıda vatan evladı bu yüzden şehit düşmüştür.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti’nde terör ilk defa bu kadar çok dış ilişkilere endeksli hâle gelmiştir. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Bilindiği gibi, Adalet ve Kalkınma Partisi önce “Var”, sonra “Yok” dediği Kürt sorununu çözmek için “demokratik açılım” adı altında bir proje devreye soktu. Aynı zaman diliminde bölücü örgüt ele başıyla İmralı’da, mensuplarıyla da Oslo’da görüşme başlattı.

Görüşmeler sürerken Hükûmet bölücülere verdiği sözler gereği uzlaşma sürecinde askerî ve güvenlik operasyonlarını durmuştur. Asker garnizona, vali vilayete, polis de karakola hapsedilmiştir ve terör olayı meydana gelmeden teröristlere önleyici bir operasyon yapmak, bir anlamda, yasaklanmış ve üstü kapalı bir biçimde bunların yapılmaması doğrultusunda talimatlar verilmiştir. Fırsatı kullanan bölücü örgüt, teşkilatlanmasını tamamlama, halka nüfuz etme ve bölgede otorite tesis etme konusunda büyük mesafeler katetmiştir. Süreç, 17 Mayıs 2005 tarihi itibarıyla “KCK” adlı, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı paralel bir devlet yapılanmasını ortaya çıkarmıştır.

KCK sözleşmesinin 3’üncü maddesinde KCK’nın bayrağı tanımlanıyor. 15’inci maddesinde, KCK yurttaşları arasından seçilen 7 asıl, 4 yedek üyeden oluşan yüksek adalet divanı tarif ediliyor. Bu divan, KCK yargı sistemindeki tüm mahkemelerin en üst düzey temyiz mercisi olarak ilan ediliyor.

KCK, boyu yönetmelikle belirlenen bayrağı, yargıtayı olan, Türkiye Cumhuriyeti’ne benzeyen bir çeşit devlet modelidir. KCK sözleşmesi de bu devletimsi yapının anayasasıdır. Bu yapının 2005 yılında yani sizin iktidarınız döneminde ortaya çıktığı, uzun süre demokratik bir sivil inisiyatif unsuru olarak kabul edildiği, görmezden gelindiği, pazarlıklar sona ermeyince de üzerine gidildiği cümle âlemce bilinmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu arada, AKP İktidarı, iş başına geldiği 2002 yılından bu yana sayısız darbe teşebbüsüne muhatap kaldığını iddia ederek TSK mensuplarına karşı âdeta bir sürek avı başlatmıştır. Bugün çok ciddi sayıda, Güneydoğu’da bölücü örgüt ile ölümüne mücadele etmiş subay bu operasyonlar sonucu tutuklanmış bulunmaktadır. TSK’nın seçkin subayları ne ile suçlandıklarını yıllar sonra öğrenebilecekleri bir dava süreciyle Silivri’de baş başa bırakılmıştır.

Bu subaylardan;

1) Oğuz Kalelioğlu, 1974 Barış Harekâtı sırasında Mağusa’da Rumlar tarafından muhasara altına alınan Türklerin direnişine komutanlık yapan kişidir. Gazimağusa’ya gazilik unvanını kazandıran, belki tarihte ilk defa, yaşarken 6,5 metre boyutunda anıtı dikilen, 250 kişilik kahramanla 229 paslı tüfek kullanarak 8 bin kişilik Rum ordusunu aylarca püskürtmeyi başarmış emekli bir albaydır. Kendisi aylardır Silivri’de tutukludur.

2) Kardak’ta Yunan ablukasını yararak adaya çıkıp Türk Bayrağı’nı çeken Kardak timinin komutanları Ercan Kireçtepe ve Ali Türkşen hapishanede tutukludur.

3) Engin Alan, Kuzey Irak’ı bölücü unsurlara dar eden, Şemdin Sakık ve Abdullah Öcalan gibi eli kanlı, faşist, Mehmetçik katillerinin derdest edilmesinde doğrudan görev alan kahraman bir askerdir. Kendisi bu Parlamentonun üyesidir, hâlen Silivri’de tutukludur.

4) Albay Atilla Uğur, Öcalan’ı sorgulayan ekiptedir. Kendisi hâlen tutukludur.

Bu bir çeşit, Nene Hatun’un Erzurum’da, Hasan Tahsin’in İzmir’de, Şahin Bey’in Antep’te tutuklanması anlamına gelmektedir. Kahramanlarını tutuklayanlar kahramansız kalırlar.

Devamında, Genelkurmay eski başkanlarından İlker Başbuğ, emrindeki, NATO’nun üçüncü büyük ordusuna komuta eden bir komutan, bununla yetinilmeyip, yasa dışı silahlı terör örgütü kurmaktan dolayı hapishanededir. Ömrünü terörle mücadeleye adamış Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, mücadele ettiği terör örgütünün mensubu sayılarak tutuklanmıştır. Bugünlerde, eli kanlı terör örgütünün iki numaralı ismi Şemdin Sakık ile PKK’nın Marmara sorumlusu, gizli tanık olarak mahkemelerce dinlenmektedir.

Bütün bunları, TSK’nın içinde bulunduğu moralsizlikle PKK’nın moral ve motivasyon yüksekliğini karşılaştırmak için anlattım.

Ey Hükûmet size göre, bütün bu yaşananlar tesadüf müdür? Onca olan bitende size göre, ters giden bir şey yok mudur? Terördeki artış, TSK’daki moral bozukluğuyla yakından alakalı mıdır, değil midir; vicdanlarınıza bırakıyorum. TSK mensuplarına yönelik olarak haklı ya da haksız yapılan operasyonlar ve onlar hakkında yapılan eleştiriler, askerin moralini bozarken, itibarını da önemli ölçüde sarsmaktadır.

Sayın Bülent Arınç’ın yapmış olduğu konuşmalar TSK’nın moralini bozarken, bölücü örgüte de doğrudan ya da dolaylı olarak büyük bir moral vermektedir.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yaptığı çeşitli açıklamalar, âdeta, bölücü terör örgütüne moral vermekte, umut aşılamakta ve bölücü emellerine haklılık kazandırmaktadır. Bu durum terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin psikolojisini ve moralini doğrudan etkilemektedir.

Şu sözler Sayın Arınç’a aittir: Bazı askerleri kastederek “Allah'a çok şükrediyorum ki Türkiye, bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş, yoksa, bunların savaşacak hâlleri yok”. Bu sözlerin askerin moral ve motivasyonu üzerinde ne tür bir etki yaratacağını yüce Türk milletinin takdirine bırakıyorum.

Sayın Arınç, yalnız asker karşıtlığıyla değil, aynı zamanda millîlik karşıtı, Türkçe karşıtı, İstiklal Marşı karşıtı sözler de etmiştir. Arınç bunlardan birisini 10 Mayıs 2011 AKP Genel Merkezinde yapmıştır. Arınç, Anayasa’nın başlangıç hükümlerini kastederek “İstiklal Marşı’ndan, bayraktan şikâyetim yok ama bunların teklif edilmemesini doğru bulmuyorum. Sadece cumhuriyete dokunulmasın, Anayasa’dan ‘Türkçe, millî marş’ çıkarılabilir.”

Arınç, “Her toplantı başlarında İstiklal Marşı’nın okunması ve saygı duruşunda bulunulması da bir vehim ve bir korkudur.” diyerek bunun 12 Eylülden kalma bir gelenek olduğuna dikkat çekiyor.

“Şikâyetim yok, yalnızca cumhuriyete dokunulmasın yeter.” demek, “Türkçeye ve İstiklal Marşı’na dokunabilirsiniz.” demektir. Bülent Arınç’ın yaptığı, kavram yıkıcılığı ve kafa karıştırıcılığıdır. Her şeyi tartışmaya açanlar, her şeye müsait olanlar, eninde sonunda her şeyini kaybederler.

“Türkçe” ve “İstiklal Marşı”, PKK’nın temel hedeflerinden birisidir. Arınç bu konuda da benzer düşünceler dile getirmektedir.

Değerli milletvekilleri, terörün umudu yok edilmeden terör yok edilemez. 2011 yılı bütçe konuşmaları sırasında Sayın Bülent Arınç şöyle bir konuşma yapmıştır: “Hepsi, kim, ne varsa bu topraklar üzerinde kendi kimliğini rahatlıkla söyleyecektir. O kimliğe saygı duyacağız. O kimliğin bütün kültürel haklarını, anayasal haklarını vereceğiz, tanıyacağız.” Bu sözler Kürt kardeşlerimizi ötekileştiren bir bakış tarzıdır. Arınç “Hepsi, kim, ne varsa bu topraklar üzerinde kimliğini rahatlıkla söyleyecektir.” diyor.

Sayın Arınç’a buradan soruyorum: Kim, ne varsa bu topraklar üzerinde kimliğini rahatlıkla söyleyemiyor mu? Eğer söyleyemiyorsa on yıldır niçin beklediniz, gereğini niçin yapmadınız? Geçmişte, özellikle darbe dönemlerinde getirilmiş olan bazı yasakları bugün de varmış gibi sunmak, kimin ekmeğine yağ sürmektir? “Kültürel hakları, anayasal hakları vereceğiz, tanıyacağız.” derken, Sayın Arınç, kime, hangi hakkı vermeyi düşünüyorsanız ya da kime, hangi mesajı veriyorsanız bunu açıklayın. Kürt asıllı Türk yurttaşları, kimlikleriyle ilgili olarak, Anayasa’dan kaynaklanan hangi hakları kullanamıyorlar ki siz onlara var olan ve verilmeyen haklarını vereceğinizden söz ediyorsunuz? Siz öyle söz ettiğiniz için, öbürleri de bu haklarını alabilmek için eylemlerini ve operasyonlarını hızlandırıyorlar ve askere saldırıyorlar ve şehit ediyorlar. Bunda hiç mi sizin sorumluluğunuz yok?

Anayasa’dan kaynaklanan haklarsa kastettiğiniz, bu hakları vermemek sizin elinizde değildir. Anayasa dışı haklardan söz ediyorsanız, o zaman da Anayasa’da olmayan hakları bir gruba vererek suç işliyorsunuz hem de anayasal suç işliyorsunuz. Yok, siz “yeni kimlik”, “yeni anayasa”, “yeni haklar” adı altında, KCK’nın talep ettiği devlet hakkını vermeyi planlıyorsanız, o zaman başka bir şey var demektir ortada. Siz bu sözlerle “Türkiye Cumhuriyeti’nin haklarını vermediği” iddiasıyla eline silah alarak dağa çıkmış ve nihai amacı Türkiye’yi bölmek olan terör örgütünü cesaretlendirmiş ve yüreklendirmiş olmuyor musunuz?

Değerli milletvekilleri, 9 Mart 2010’da Sayın Arınç, CHP’nin sık sık “AKP, Öcalan’ı affedecek.” iddiasını ortaya attığını belirterek “Genel af gibi, Öcalan’ı İmralı’dan kurtaracak hiçbir projenin içinde olmadık. Hiçbirimizin aklından böyle bir şey geçmedi.” diyor. 27 Ağustos 2010’da Bursa’da, genel affın AKP’nin kitabında yer almadığını belirterek, “Genel af asla olmaz.” diyor. Ancak Sayın Arınç daha sonra yaptığı açıklamada “Terör sona erebilecekse bunun unsurlarından biri belki genel af olarak düşünülmeli. Terör bittikten sonra zaten genel affa ne ihtiyaç kalacak? Hepiniz dışarıda olacaksınız.” demeye getiriyor.

Sayın Bülent Arınç, İmralı Cezaevindeki Abdullah Öcalan’ın ev hapsine alınması talepleriyle ilgili olarak “Terör örgütünün silah bırakmasıyla başlayacak bir süreçte dikkate alınabilecek bir konu olabilir. Örgütün tamamen silah bırakması ve eylem yapmaması durumunu kabullenmesine bağlı olarak konuşulabilir.” diyor. Bu ifadeler, özünde dağdaki teröristlere mesaj niteliğindedir. Sayın Arınç terörü sonlandırmayla genel af arasında bir ilişki kuruyor. Terör örgütü mensuplarına âdeta “Sabredin, dayanın, eninde sonunda başaracaksınız; genel af da bu çerçeve içerisinde çıkmış olacak.” demiş oluyor.

Değerli milletvekilleri, Bülent Arınç’ın, Bingöl’deki askerî araca saldırırken teröristlerin ne kadar akıllı hareket ettiklerini de biraz önce Sayın Oğan söyledi, onun için, söylememe gerek yok. Sayın Arınç, teröristlerin ne denli akıllı davrandıklarını bir anlamda takdir etmekten kendisini alamamıştır. Tokat Reşadiye’de meydana gelen olaylar dolayısıyla oradaki olayları da PKK’nın yapmadığını söylemiştir. Âdeta, sanki oradaki olayları yakından biliyor, yakından izliyor, yakından takip ediyor, sanki olayların içerisinde, kimin yaptığını biliyor, PKK’nın yapmadığını da biliyor bu arada.

Şimdi, açlık grevleri nedeniyle bölücü örgüt mensupları tarafından ana dilde eğitim öğretim, ana dilde savunma ve Öcalan’a tecridin kaldırılması şartları ileri sürülmüştü. Bu vesileyle, Bülent Arınç “Açlık grevleri için üç noktada siyasi talepte bulunuyorlar, bu siyasi taleplerin hemen ikisi esasen bugün için çözülmüş durumda, diğer konu ise üzerinde çalışılması ve zaman içerisinde değerlendirilmesi gereken bir konu.” diyor. Hâlbuki, daha önce de Türkçeden başka bir dille böyle bir hakkın verilemeyeceğini söylemişti. Yani dün söylediğinin bugün tersini söyleme geleneği içinde olan Sayın Başbakan Yardımcısı “Ana dilde eğitim konusu kabullenmediğimiz bir konu.” demişken, bu defa, ana dilde eğitim konusunun bölücülerin talepleri doğrultusunda çözümlendiğini söyleyebiliyor. Böylece, insan hayatını siyasi amaçları için ahlaksızca istismar eden terör örgütü mensuplarına da beklediği tavizi vermiş oluyor.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, Diyarbakır Emniyet Müdürü “Eğer siz teröriste –dağda- acımıyor ve ağlamıyorsanız, insan değilsiniz.” demişti. Diyarbakır Emniyet Müdürü, kendisinden önceki emniyet müdürü rahmetli Gaffar Okkan’ı vahşice katleden teröristler için ağlamaya karar vermiş. O, kendisinin bileceği bir iştir. Ancak bu konuda Sayın Arınç da derhâl bir açıklama yapıyor ve diyor ki: “Diyarbakır Emniyet Müdürünün konuşmasının içeriğine baktığımız zaman bunu takdirle karşılıyorum, o bölgedeki emniyet mensuplarının da bu düşünceler içinde olmasını diliyorum.” Emniyet Müdürünün insanlığını endekslediği ve Sayın Bülent Arınç’ın da empati yaparak katıldığı dağdaki teröristler şu fiillerin failleridir: Mehmetçikleri, polisleri şehit etmişlerdir, pusu kurmuşlardır. Yollara mayın döşüyorlar, okul basıp öğretmen kaçırıyorlar, vatandaşların kamyonlarını ateşe veriyorlar, imam kurşunluyorlar ve masum insanları öldürüyorlar. Alkışlayacaksanız alkışlayın bunları. Bu sözler ve yaklaşım biçimleri terörü cesaretlendirmiyor, makulleştirmiyor, motive etmiyorsa ne ediyor? Bu soruyu herkesin kendi kendisine sormasında yarar vardır. Diyarbakır Emniyet Müdürü hakkında bu sözleri nedeniyle soruşturma açılmıştır. Bülent Arınç bu sözleriyle de PKK, KCK’lılara moral, motivasyon ve destek sunmuştur, onun hakkında henüz bir işlem yoktur, fezleke de gelmemiştir.

Diğer yandan, Sayın Arınç hem Oslo’yu meşrulaştırmaya hem de Habur’daki aşağılık görüntüleri meşrulaştırmaya, makbulleştirmeye, normalleştirmeye çalışıyor. Habur ve Oslo ise Türkiye devletine ve Türk milletine diz çöktürme mahfilleridir. Başbakan Yardımcılığı yapan Sayın Arınç’ın büyük bir vukufiyetle her iki süreci de alkışlıyor olması ve bu konuda da şunları söylemesi ibretliktir: “Oslo türü görüşmeler şimdi de yapılabilir, belki de yapılıyordur.” Bu tavırla, Sayın Arınç, statüsünü kullanarak kamuoyuna karşı psikolojik operasyon yapıyor; kamuoyunu, teröristlerle yapılan ve yapılacak olan görüşmelere tepki göstermemesi için hem yokluyor hem de zemin hazırlıyor; teröristlerle görüşmeyi, onlarla kimlik ve anayasa tartışmaları yapmayı normal, sıradan vakalar olarak kamuoyuna takdim etmiş oluyor.

Değerli milletvekilleri, Bülent Arınç, verdiğimiz bu gensoruyu kastederek “Ret ve inkâr politikalarını kaldırdığımız için bu gensorular verildi.” de diyor. Sayın Arınç, neyin ret ve inkârından bahsediyorsunuz? Siz, aksine, mezarı, pazarı, tarihi, kaderi, kederi birbirinin içine girmiş olan bir halkı etnik etnik, mezhep mezhep, bölge bölge ayrıştırıyorsunuz. Sayın Arınç bu noktada aslında bunu söylerken bir noktada da doğru söylüyor; o da bu gensorunun, Türk milletini ret ve inkâr, Türk tarihine bühtan ettiği için verilmiş olduğu hususudur. Sayın Arınç, siz, Türk milletini reddediyorsunuz, göğsünüzü gere gere, hangi milletin adına o makamda oturduğunuzu söyleyemiyorsunuz. Siz “Kürt sorunu vardır, bizim sorunumuzdur.” diyorsunuz, ardından “Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimizin sorunları vardır.” diyorsunuz. Bunun adına “oportünizm” denir. Bu ülkede kimse kimseyi inkâr ya da reddedemez. Türk milletini parça parça, bölge bölge, etnik etnik ayrıştırmak ret ve inkâr politikasına son vermek değildir; aksine, fitne sokmak, fesat yaratmak, halkı birbirine düşürmektir. Ziya Gökalp ve Alparslan Türkeş’in “Ben ne kadar Türk’sem Kürtler de o kadar Türk’tür, onlar ne kadar Kürt’se ben de o kadar Kürt’üm.” söylemidir kucaklayıcı olan, kapsayıcı olan, kavrayıcı olan; ret ve inkârı reddetmiş olan budur.

Peygamber Efendimizin “Bana üç tür bilgi gelmiştir; bunlardan birisi herkese söylemek için, diğer bir kısmı bazı insanlara söylemek için, bir kısmı da Allah’la benim aramda, hiç kimseye söylememek içindir.” diye hadisi şerifi vardır. Arınç ise “Ben gönlümden geçeni söyleyen bir insanım, bu zaman zaman insanın başına iş açar.” diyor. Sayın Arınç, yalnız, konuşmalarınız sizin başınıza iş açsa, bizce bunun bir mahsuru yok ama sizin konuşmalarınız milletin başına iş açıyor, askerin başına da çuval geçirilmesine sebep oluyor. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Arınç, onca açıklama ve yaklaşımlarınızdan sonra, kendinize son kez bir iyilik edip lütfen o makamı boşaltın. O makamı terk etmeniz, Türk milletine yapacağınız en büyük hizmet olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum.(MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yeniçeri.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Aytun Çıray, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

CHP GRUBU ADINA AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bir kere daha anladım ki, 24’üncü Dönem milletvekilliği başlangıcında AKP’nin yaptığı en doğru işlerden biri, kendisi adına Millet Meclisi yayınlarına sansür getirmekmiş. Bu akşam, Türk milletinin bilmesi gerekenleri bu sansür altında konuşuyoruz. Saat 19.00’dan itibaren yayınlar kesildi ve siz burada hâlâ demokrasiyi, ileri demokrasiyi getireceğiz diye birtakım palavralarla siyaset yapmaya çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, topraklarımız kanıyor, bağlarımız gevşiyor, ayrışıyoruz. Bayramlarımızı bile artık ağız tadıyla kutlayamıyoruz. Anma günlerimizi bile vakarla yaşayamıyoruz. Henüz geride bıraktığımız 10 Kasımı hatırlayalım. Türk milleti aziz Atatürk’e saygısını göstermek için seferber olmuştu ki helikopterimizin düştüğünü ve 17 şehit verdiğimizi öğrendik. Milletçe kalplerimize derin bir acı çöktü. Ancak bu arada acımızı artıran bir şey daha oldu. Siirt Valisi, sanki olay yerindeymiş gibi, helikopterimizin, kesinlikle kötü hava koşulları yüzünden düştüğünü söyledi. Belli ki PKK düşürmedi, içimiz rahat olsun mesajı vermek istiyordu.

Değerli milletvekilleri, bu noktada dikkatinizi çekmek isterim. Hükûmet yetkilileri, son zamanlarda, bu tür olayları anında “kaza” olarak nitelemeyi alışkanlık hâline getirdi. Mesela, Veysel Eroğlu da alelacele, Afyon’daki cephanelik patlamasının sabotaj değil kaza olduğunu ilan etmişti. Bunu neden yaptığınızı biliyorum: Başbakanın akan kanlardaki sorumluluğunu gizlemeye çalışıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, gerçekler maalesef çok acı. İçimiz kan ağlıyor. Her şehit, dağlarda etnik siyasetin ölüm makineleri hâline getirilen her kurban bizim ortak geleceğimizi parçalıyor ama AKP Hükûmeti, yıllardır olmayanı başardı, nefret ve intikamı dağlardan ovalara indirdi.

Girin gazetelerin arşivlerine, bakın, 1999 Şubatıyla 2002 Kasım ayı arasındaki haber ve yorumları inceleyin. O dönemde PKK yenilmişti, Kürt vatandaşlarımızın iradeleri terör örgütünün ipoteğinden kurtulmak üzereydi, demokrasimizi geliştirmemiz için uygun şartları nihayet tesis etmiştik ancak AKP Hükûmeti ve Başbakan yıllarca harekete geçmedi. Sonra, içi boş bir Kürt açılımı ortaya atıldı, sürekli ayrılıklara vurgu yapan bir siyaset yapıldı.

Şimdi, Sayın Başbakan âciz, ne yapacağını bilemez durumda bir oradan bir oraya savrulup duruyor. Kürt açılımı, kardeşlik projesinden, şimdi, idam projesine geldi. Hâlbuki, idam cezasının kaldırılmasını sağlayan anayasal değişiklik, Türk Silahlı Kuvvetlerinin terör karşısında kazandığı zaferin beratıydı.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, AKP, 2002 Kasımında, ekonomisi sağlam, terörün neredeyse sıfırlandığı bir Türkiye devralmıştır; hiç kimsenin inkâr edemeyeceği gerçek budur. Hâl böyleyken, ne oldu da 1990’ların ortalarındaki karanlık günlere Türkiye geri döndü? Terör örgütü şımartılırken, bu güvenlik güçleri nasıl oldu da bir şamaroğlanı hâline getirildi?

Arkadaşlar, şimdi size ibret verici bir örnek vermek istiyorum: Bakın, Sayın Bülent Arınç bundan üç yıl önce ne demiş? “PKK’lıların dağdan inmek için pişman olduklarını söylemelerine gerek yok.” Niye yokmuş peki? Aksi hâlde PKK’lıların gururları zedelenirmiş. Bravo Sayın Arınç, sizi kutluyorum. Ne kadar hassas, ne kadar duygulusunuz, bir de ağlasanız rolünüz tamamlanmış olacak. Ama ya güvenlik güçlerinin, gazilerin, şehit ailelerinin gururları ne olacak? Bir devlet adamı böyle konuşur mu? O zaman sormamız gerekir, PKK’lıların gururunu gözeten hassasiyetiniz ruh yakınlığınızdan mı kaynaklanıyor? Doğrusu, Sayın Arınç, size ilk notu Manisalılar verdi. Başbakan baktı ki zaten olmayacak, siz de kapağı Bursa’ya attınız.

Değerli milletvekilleri, benim benzetmem değil, halkın taktığı bir isim, Sayın Bakana “ağlamadan sorumlu Devlet Bakanı” diyorlar. Sayın Arınç herhâlde bu tanıma takmış olmalı ki “Gözyaşlarının olması insanı insan yapar.” diyor. Gözyaşlarından mahrum bir insana, onun kalpsizliğine, vicdansızlığına, hayattan kopuşuna, edepsizliğine acıdığını söylüyor. İyi, güzel sözler de keşke Sayın Bakan, siz bu tanımlamalara uysaydınız. Şimdi itiraz edecekler, bana “Bırak niyet okuyuculuğunu.” diyecekler. Keşke öyle olsaydı. Fakat, bütün bu gözyaşları, vicdan, insanlık edebiyatı maalesef ucuz ve basit bir siyasi propaganda numarasından başka hiçbir şey değil. Öyle olmasaydı, Sayın Arınç, yetmiş yaşındaki Manisalı çiftçiyi azarlayıp milyonların önünde aşağılar mıydınız?

Sayın Bakan, insanımızın halisane duygularını politik hedeflerinizi maskelemek için kullanıyorsunuz. Bunda da başarılı oluyorsunuz. Pranga vurduğunuz medya gücünüz olmasaydı, Türk milleti kendileriyle oyun oynadığınızı çoktan fark ederdi. Bu millet bu konuda tecrübeli değil çünkü böyle birisini ilk defa tecrübe ediyor. Gözyaşlarının, “vicdan”, “mağduriyet” edebiyatının takiye aracı olduğuna Türk milleti ilk defa şahitlik ediyor.

Arkadaşlar, 12 Eylül 2010 referandumu öncesini hatırlayın. Yargı üzerinden devletin ele geçirilmesi için yapılan bu halk oylaması, 12 Eylül darbesinin tam 30’uncu yıl dönümüne denk getirilmişti. 12 Eylül ile devrimci ve ülkücü mağdurların üzerinden 12 Eylül üzerine bir hesaplaşmaya dönüştürülmüştü.

Başbakan, 20 Temmuzdaki AKP grup toplantısında, 12 Eylül darbecilerinin darağacına yolladığı 2 genç insanın, ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu ile devrimci Erdal Eren’in son mektuplarını okumuştu. Pehlivanoğlu’nun mektubunu okurken -Radikal gazetesinin yazdığına göre- hıçkırıklara boğulmuştu. Böylece, öfke gibi, ağlama, hıçkırma, gözyaşının da Goebbelsvari bir propaganda sanatı olduğunu bize öğretmişti.

Şimdi aynı Başbakan bugün kalkmış, AB uyumu çerçevesinde tümünü kendisinin kaldırdığı idam cezasının geri getirilmesinden söz ediyor, buna gerekçe olarak da Apo’nun asılamamasını öne sürüyor.

Burada Türk milletine sesleniyorum, duyabilirlerse eğer: 12 Eylül referandumunun üzerinden tam iki yıl geçti. Bunlar, bırakın Evren’i yargılamayı, daha mahkemeye götüremediler, mahkemeye!

Söz verdiklerinde de hukuken yargılamayacaklarını biliyorlardı. Türk milletine yalan söylediler. “Söylemedik.” diyorlarsa, yargılayıp ceza vermezlerse namerttirler.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ceza alınca görürsün.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Şimdi buradan tarihe not düşüyorum: Başbakanın “Görüşürüm.” dediği Apo’yu, asacakları sözü de doğru değildir. Bu slogan, AKP anayasasının propaganda malzemesi olarak kullanılmak üzere ortaya atılmıştır.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, uzun süredir partiler arası Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışıyor. Nasıl bir anayasa üzerinde çalışıyor? Parlamenter sisteme dayalı bir anayasa sistemi üzerinde çalışıyor. Tam çalışmaların ortasında, AKP, gündeme başkanlık sistemi anayasasını getiriyor. Yani oyunbozanlık ediyor. Bu teklif, Başbakanın Uzlaşma Komisyonunu, bu Komisyona katkı veren aydınları, Meclis Başkanı Sayın Çiçek’i ve milletimizi saygısızca oyaladığının delilidir. Buradan ilan ediyorum, bu teklifiyle, AKP, uzlaşmaz, dayatmacı bir siyasi parti olduğunu bir kez daha tescil etmiştir. AKP’ye ilan ediyorum tekrar, AKP oyunbozan bir anayasa kaçkınıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Başbakanın hesabı başkadır. O, eline tutuşturulan, içinde kurucularımızın ve kurucu değerlerimizin olmadığı, otoriter bir anayasa yapma peşindedir. Bir önceki referandumda 12 Eylül darbesini kullanmıştı, şimdi de kendi tırmandırdığı terörden canı yanan vatandaşımızı “Evet” oyu vermeye ikna etmek için idam cezasını kullanmayı düşünüyor. Tam bir “Cambaza bak, cambaza” oyunu bu. Çünkü sıra “Türk modeli başkanlık” adı altında zorbalıkta tek adam hedefine ulaşacak bir anayasa yapmaya geldi.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ana dilde eğitim hakkını da getiriyorlar.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Yarın yeni anayasa kampanyasını başlattığında, duran kanı yeniden akıtmaya başlayan, Oslo’da kirli pazarlıklar yapan, federasyon kanununu çıkaran, “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” diyen, gazilerimizi açlık grevine mahkûm eden kendisi değilmiş gibi çıkıp AKP kürsüsünden şehit mektupları okunursa şaşırmayınız. Tabii, fonda Sayın Arınç’ın da hıçkıra hıçkıra ağladığını göreceğiz.

Değerli arkadaşlar, yeter ki idam cezasına onay verecek acılı yürekler üzerinden başkanlık referandumunda “Evet”in önü açılsın. Bütün siyaset bu. Sayın vekiller, bu, takiyenin daniskasıdır. Bakın, Sayın Arınç, 7 Eylül 2010 tarihinde, teröristle pazarlık yaptıkları iddialarına çok sert tepki göstermişti. “Bizim hayatımız her şeyiyle ortada” demiş ve eklemişti: “Biz, terörist örgütle pazarlık yapacak kadar namussuz ve şerefsizlerden değiliz.” demişti. Aynı lafın benzerini Başbakan etmişti ama işte, Sayın Bakan, Sayın Kılıçdaroğlu yalanlarınızı ortaya çıkarttı, tükürdüklerinizi yalattı. (CHP sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Kendi grubun bile inanmıyor sana!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Oslo görüşmelerini artık biliyor, ister inanın ister inanmayın. Okuma yazmanız yoksa söyleyecek bir lafım yok. Delik kapta su durmaz ya, Sayın Arınç, Oslo görüşmelerini meşrulaştırmak için 12 Eylül 2010 tarihinde ağzından kaçırıverdi. Dinimize göre, tarafların arasını bulmak için yalan söylemek caizmiş! Doğru mu? Doğru. Doğru da, taraflar kim? Biri vatana ihanet eden PKK, diğeri Başbakanın özel temsilcisi. Tarafların arasını bulmak isteyen kim? İngiliz. Bu durumda yalan söylemek ara bulucuya caizse, size ne düşüyor Sayın Bakan? Ya, ne diyeyim, beyefendiler din adına ne yaparsa caiz; yağmur yağarsa onlardan, sel basarsa Cumhuriyet Halk Partisinden. Beyefendiler, ikiyüzlü, kirli hesapları ve iş birliklerini ortaya serenler Silivrilik değil mi şu anda?

Aslında, bazen “Allah’ım, yeter.” diye haykırmak istiyorum, “Gönderdiğin son din bu kadar istismar edilemez.”

Değerli arkadaşlar, ben söylemiyorum, belgeler konuşuyor. Hangi suçun isnat edildiğini bilmeden tam yirmi iki ay Silivri’de tutulan Türk Metal-İş Sendikası Başkanı Mustafa Özbek’i siz nasıl tehdit ettiniz Sayın Bakan? Soruyorum size, Özbek’e “Kabadayılık yapma, konuşursan içeri girersin.” diyen kim? Peki, Deniz Feneri davasında salıverilen 3 kişinin tahliyesini nasıl karşılamıştınız? Bunları tahliye eden hâkimlerin verdikleri karar başkalarına örnek olmalıymış, öyle demediniz mi? Siz Sayın Bakan, Türk siyasi tarihine, sahte vicdan, yapmacık gözyaşlarının adamı olarak mı geçmek istiyorsunuz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Çok ayıp ya!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Türkiye’nin terörle mücadelesinde TSK’ya çok zarar verdiniz, çok. Mesela, üç yıl önce Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bir grubun size suikast tezgâhladığı iddia edilmişti hani. Tam akşam haberleri saatinde bütün televizyonlar seferber olmuştu . Türk Silahlı Kuvvetlerinin en gizli belgelerinin saklandığı kozmik odalara girilmişti. Milletvekilimiz Sayın Ali Rıza Köktürk sormuştu: “Bu operasyonların sonucu ne oldu?” Sizin Manisa’da olduğunuzu bile bilmeden sizi gözetleyen acemi suikastçılara hangi işlem yapıldı? O günlerde kıs kıs gülerek Silahlı Kuvvetlerle alay ediyordunuz. Sadece bu iftira Silahlı Kuvvetlere ne kadar zarar verdi acaba, bilanço çıkardınız mı?

Sayın Bakan, sizin bir dediğiniz bir dediğinizle tutmuyor ama mesele değil. “Nasılsa medyayı biat ettirdik; neyin gerçek, neyin doğru olduğunu dikte ettirme tekeli bizde.” diye düşünüyorsunuz, burayı sansür ettiğiniz gibi. Mesela, bu generallerle savaşa girmediğimiz için Allah’a şükrettiniz, Şubat 2010 başlarıydı; dışarıdan subay ithal etmediğinize göre, şimdi ne değişti ki silahlı kuvvetleri Suriye’ye tetikçi olarak sokmak istiyorsunuz?

Geçen yıl MİT bütçesi görüşülürken siz oradaydınız, bir soru sordum. Daha sonra zamanlamadan ötürü orada olamadığım için benim olmadığımı bahane ederek cevap vermemişsiniz. Şimdi tekrar soruyorum: Oslo’da PKK-AKP Hükûmeti pazarlığında, üzerinde anlaşmaya varılan yüzde 95 neydi? Hangi yüzde 5, sizin anladığınız tarzda bir barıştan Türk milletini mahrum etti? Çıkın bunu erkekçe Türk milletine açıklayın ki anlaşamadığımız yüzde 5 yüzünden verdiğimiz şehitlerin telef olup olmadığını anlayalım.

Bunun yanı sıra, terörle mücadelede de son üç yılda, otuz yıldır verilen mücadeleden elli kat başarılı olduğunu iddia ettiniz. Sayın Arınç, ya siz hayalinizdeki bir federal ülkede Başbakan Yardımcısısınız ya da ben paralel bir ülkede İzmir Milletvekiliyim, paralel bir evrende. Siz hâla kimi kandırmaya çalışıyorsunuz? Kimsiniz, nesiniz, soyunuz, kökeniniz ne, bilmem, ilgilenmem, ırkçı değilim, bir şey değilim, İnternet yakıştırmalarına da hiç aldırmam ama gerçekleri göz göre göre ters yüz etmenize artık tahammül edemiyorum. Medyanın özgür kalacağı günler inşallah uzak değil. Kazanılan terörle mücadeleyi kimler, hangi niyetlerle bozuk para gibi harcamış, bir gün gelecek ortaya çıkacak, Allah’ın izniyle her şey aydınlanacak. Foyaları tek tek meydana çıkarmazsak biz de namerdiz.

Diyarbakır Emniyet Müdürü “Dağda ölen teröriste ağlamıyorsanız, insan değilsiniz. Önce vatan değil, önce insan.” der demez, bu görüşleri çok değerli bulduğunuzu açıklamanız bana göre ne insani ne tesadüfiydi. Bu açıklamanıza Sayın Başbakanın tepki göstermesi de öyleydi, ne tesadüfi ne insani. Karşılıklı açıklamalarınız karşısında bazılarının kafası karışmış olabilir, oysa gerçekte kafa karıştıracak hiçbir şey yok, bunlar AKP’nin kurgu siyasetinin gereğidir. İyi polis-kötü polisi oynuyorsunuz, Türk milletini yeni Türkiye Cumhuriyeti’ne alıştırmak için rol paylaşımına girmişsiniz. Burada ilk mesaj sizin tarafınızdan PKK temsilcilerine verildi: “Bakın, Oslo’da verdiğimiz sözlerden birini daha tuttuk. Diyarbakır’da tam gönlünüzdeki atamayı yaptık.” demek istediniz. Başbakanın ters çıkışı ise Kayseri, Konya, Yozgat, Kırşehir seçmeninin tepkilerini önlemek için yapılmış bir çıkıştı. Bu oyunlarınız için sizi ayıplıyorum, insanımızı kandırdığınız için de ayrıca ayıplıyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, sizin çözüm modeliniz yok mu, çözüm öneriniz?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Siz ne diyorsunuz, CHP ne diyor?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Üniter devlet diyoruz, üniter devlet.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Şimdi de vicdanları Şemdin Sakık’ın tanıklığıyla kanatıyorsunuz. İnanın güneş batıdan doğsa daha az dehşete kapılırdım. Gazeteciler, bilim adamları, subaylar sanık; Şemdin Sakık tanık. Ellerinde 33 silahsız erimizin kanı olan bir caniden söz ediyorum, silahsız…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Çözümünüz ne, çözümünüz?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – 33 şehidimizin aziz ruhlarını muazzep ettiniz, hiç mi rahatsızlık duymuyorsunuz? Şimdi de andıççı oldunuz, Şemdin Sakık’a andıç yaptırıyorsunuz. Darbe ne zaman Sayın Bakan?

Değerli arkadaşlar, sonuç olarak bütün bu yaşadıklarımız intikamcı, nefret ve kin duygularıyla yüklü zihinlerin tezahürüdür. Recep Tayyip Erdoğan’ın tam on yıldır aralıksız Apo’dan dahi bir bölücü dil kullanmasının, her ağzını açışta Türk milletini oluşturan unsurları âdeta açık artırmaya çıkarmasının nedeni de budur. Bu nedenle, PKK, AKP’den daha iyi bir siyasi partner bulamaz. Hiçbir insanın kabul edemeyeceği ölüm oruçları bile, Türk toplumunu ana dilde eğitime kabule hazırlamak, huzur için ne verilirse verilsin noktasına getirmek için verilen talimatlı bir cinayet teşebbüsüdür. Bu oruçlar, AKP-BDP kayıkçı kavgasının sonucudur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu sizin görüşünüzse yandınız vallahi.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – BDP, AKP’nin mütemmim cüzüdür.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Vah sana, vah, vah!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bu tespitlerimizin en büyük kanıtı, TSK’dan esirgediği şefkati Sayın Bakan PKK’ya tahsis etmiştir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Doktor vekiliniz böyle konuşmamıştı.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sonuç olarak, AKP’nin değerli milletvekilleri, aynı oyunları sizin fark ettiğinize eminim. Tutumunuzu tekrar gözden geçirmeniz, unutulmaması gerekeni unutmamamız için gelin hep birlikte tekrarlayalım: “Allah’tan başka ilah yoktur, Hazreti Muhammed onun peygamberidir.”

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Bu ne yahu, nerede yaşıyorsun sen?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çıray.

Şimdi konuşma sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık’ta.

Buyurun Sayın Sakık.

Süreniz yirmi dakika.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gensoruyla ilgili ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Yani böyle gayriciddi gensorulara cevap vermek bile züldür. Ve ama iyi bir şey oldu, iyi bir şey oldu, hiç olmazsa biz, Cumhuriyet Halk Partisinin de bu konuda ne olduğunu birlikte gördük. Bir ana dilde savunmayı bile, bu şekilde faşizan bir şekilde tahlil etmek… Vallahi, geçmişte o partide görev almıştım, militanlık yapmıştım, şimdi acıyorum        o yıllarıma, üzülüyorum ve üzülüyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Söylemediğim şeyi bana söyledi demeyin, söylemediğim şeyi bana mal etmeyin.

HASAN ÖREN (Manisa) – Savunma demedi.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Biz üniter devlet diyoruz, bayrak diyoruz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, bu sorunları söylediniz, ettiniz yani sürekli terör, terör, terör… Bu ülkenin bir sorunu yok mu? Bu ülkenin Kürt sorunu yok mudur? Sizin bir projeniz olmaz mı? Bu kanı, şiddeti durduracak bir proje sundunuz mu? Bir projeniz yok. Yani AKP’nin de projesi yok ama sizin de bir projeniz yok.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İktidar onlar!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Dünyanın her yerinde, muhalefet partisi iktidarları zorlar özgürlükleri hayata geçirmek için ama ne hikmetse, benim ülkemde, muhalefet partileri, özgürlükleri kısıtlamak, özgürlükleri baltalamak adına ne gerekiyorsa onu yapıyor. Şimdi, Allah rızası için, sizin bir tek projeniz, bu mazlum halkla ilgili bir tek projeniz olmaz mı?

Yanı başınızda, güney Kürdistan’da, orada Kürtler devlet; orada okulundan eğitimine, orada polisine askerine kadar, kurumlaşmış, bir devlet oluşmuş ve oradaki Kürtler 4-5 milyon. Suriye’de Kürtler demokratik özerklikle kendilerini yönetecekler, Türkiye'nin bütün kırmızı çizgilerine rağmen. Ama Türkiye Kürtlerini, 20 milyon Kürt’ü, bu şekilde, siz terör, şiddetle, bu politikalarınızla sindireceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

İşte, bu politikalarınız asıl ülkeyi bölecek politikalardır ve ben, büyük bir üzüntü içerisinde, iki partinin sözcülerini dinlerken “Evet, Kürt sorunu bir rant sorununa dönüşmüş. Kürt sorunu olmadan Türkiye’de siyaset şekillenmiyor…” Artık elinizi yakamızdan çekin! Artık, bu sorunu, kandan ve şiddetten… Sadece Kürtlerin yakasından değil, yoksul Anadolu çocuklarının da yakasından çekin. Her gün bize AKP sıralarından laf atanlar, “çocuklarınız” diyenler, asıl, siz dönün bakın çocuklarınıza. Yakın bir tarihte, kimin çocuklarının nerede okuduğunu buradan sereceğim. Bize laf yetiştirmeyin. Bu yoksul çocukların üzerinden artık siyaset yapmayın.

Bakın, bugün 63’üncü günündeyiz açlık grevlerinin. Dünyanın dört bir tarafında tepkiler oluşuyor. Yani Kürt coğrafyasında, bir bütün olarak şu saatte, bir Diyarbakır’da, arayın Cumhuriyet Halk Partisi il başkanını, ne olduğunu, arayın MHP il başkanını, ne olduğunu görürsünüz. Siz de kendi il başkanınızı arayın, orada, halkın tepkisini görürsünüz. Bu saatlerde insanların nasıl sokakta, çocuklarının ölmemesi için neler yaptığını hep birlikte görürsünüz. Ama sizler, hem sağır hem körleri oynuyorsunuz. Avrupa, biraz önce, Avrupa Parlamentosu Başkanı…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sağır, kör ama diller uzun, diller! Sağır, kör ama dilleri çok uzun!

SIRRI SAKIK (Muş) - Evet, diller uzun.

Parlamento Başkanı, Adalet Bakanına “Derhâl bu sorunu çözün, biz kuşkuluyuz, endişelerimiz var.” diyor, Avrupa Birliği aynı şeyi söylüyor, Amerika aynı şeyi söylüyor eğer dün akşam televizyonları izlediyseniz. Ama ne hikmetse bu ülkenin Başbakanı çıkıp her gün… Barış ve Demokrasi Partisinin mağdur milletvekilleri bütün gecesini gündüzünü birbirine katıp bu cezaevlerinden tabut çıkmasın diye bedenlerini onlar da açlığa yatırıyor ama Sayın Başbakan çıkıyor, ne diyor? Diyor ki: “Bunlar şov yapıyor.” Ölümün şovu olmaz, açlığın şovu olmaz Sayın Başbakan.

Bir kebap muhabbetidir, ciğer kebap muhabbetidir, yapıyorsunuz. Bu size yakışmıyor. “Hele hele, cezaevlerinde böyle bir şey yok.” diyor. Peki, Sayın Başbakan, ben size söylüyorum: Sizi yönlendirenler size yanlış bilgi veriyorlar. Yarın, Allah korusun, cezaevinden iki tane tabut çıkarsa siz dönüp bu topluma ne diyeceksiniz? Bu, dağda çatışmaya, yani dağdaki çatışmada ölümlere benzemez, sokaktaki çatışmalarda hayatını kaybedenlere benzemez, işkencede hayatını kaybedenlere benzemez. Sizin “namusumuzdur” dediğiniz, dört duvar arasındaki insanların hiçbir silahları yok, tek, bedenlerini ölüme yatırıyorlar, ana dilde savunma istiyorlar, ana dilde eğitim istiyorlar ve uzun süredir barış süreci kilitlenmiş, “Bu barış sürecini açın.” diyorlar. Siz “İmralı’da görüşmeler olduğu için talimat verildi, ondan dolayı görüşmeleri kestik.” diyorsunuz. Oysaki İmralı’dan görüşmeler ve talimat sonrası 1.100 insan yaşamını yitirdi. Demek ki bu politikalar doğru değil.

Şimdi, bu şekilde talepler varken Sayın Başbakan çıkıyor… Vallaha, şimdi, bunu eğer Şamil Tayyar söyleseydi anlardık, bir başka milletvekiliniz söyleseydi anlardık. Ya, 17 Temmuzda yenilen bir yemekle ilgili her gün, grubunuzda konuşmalar yapıyor. Bugün de çıktı, farklı bir şey söylemeye başladı. Dedi ki: “Elimizde resimler var.” Biz araştırdık. Ne resmi var biliyor musunuz? İsmail Beşikçi’yi bu ülkede herkes çok iyi tanır. İsmail Beşikçi, açlık grevinden önce Diyarbakır Büyükşehir Belediyesini ziyaret ediyor ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi konukseverlik yasalarını uygulayarak küçük, mütevazı bir ciğerciye İsmail Beşikçi’yi götürüyorlar, baş başa bir kebap yiyorlar. Şimdi, Başbakanın elindeki belgelere bakın. Bu İsmail Beşikçi, bu ülkede tam on yedi yıl cezaevinde kalmış bir aydın, Kürt de değil, vicdan sahibi, çıkıp “Kürtler bu ülkede eziliyor...” Onun bedeli olarak yüz yıl ceza alıyor, 8 kez tutuklanıyor, on yedi yıl cezaevinde kalıyor ve Sayın Başbakan, İsmail Beşikçi’ye ikram edilen bir ciğere, kebaba tenezzül ediyor. Ayıptır, yani ikide bir bunları söylemeniz, dönüp BDP’li vekilleri aşağılamanız… Ve sonra diyorsunuz ki “Gizli gizli şiş kebaplar falan.”

Vallaha, geçmişten beri hep söylenir. O Fransız turistler gelir ya, işte, genelde Türkiye’yi tarif ederler: “Güneş, deniz, şiş kebap, rakı, Türkiye çok güzel.” Sayın Başbakan da bu ülkede, açlık grevlerini bir Fransız turist gibi değerlendiriyor. O da zannediyor ki açlık grevlerinde insanlar şiş kebap yerler, bilmem ne yerler. Sayın Başbakan, senin bu geleneği iyi bilmen lazım, tanıman lazım. Bu gelenektir ki senin bugün, hele böyle idamı gündeme getirdiğinde… İdam etmek istediğin Öcalan’ı, hele hele getirildiği dönemde onlarca genç bedenlerini ateşe vererek “Yapamazsınız -idam vardır- biz kendimizi feda ederiz.” dediklerinde… Sen bu geleneği tanıyorsun. Bu geleneğin hele hele önünde, arkasında duramayacağı hiçbir şeyi yapmayacağını Sayın Başbakan iyi bilmelidir. Bu sorunlar bu şekilde çözülmez. Sayın Başbakanın hele son günlerdeki idam sözü, yeniden Türkiye’deki toplumsal dokularla oynamaktır. Kürtleri terbiye etmek istiyorsanız, vallaha, Kürtler geçmişten bugüne kadar çok ağır bedeller ödeyerek geldiler, ataları idam edildi. Yani Şeyh Sait Efendi’den Seyit Rıza’ya kadar, Denizlerden… Onlarca genç idam edildi. Eğer zorun, zulmün önünde boyun eğmiş olsaydılar o idamlardan, evet, ondan dolayı ses çıkarmazlardı ama siz ne kadar idam ne kadar öldürme ne kadar faili meçhul cinayet ne kadar hukuksuzluk uyguladıysanız bir o kadar direnç karşınızda dikildi ve hele hele, eğer bugün bu ülkede idam tartışılıyorsa abesle iştigaldir.

Bakın, Sayın Başbakan 9 Haziran 2002’de ne diyor: ”AB’ye giden yoldaki bütün engellerin kaldırılması gerekir. Türkiye, artık AB’nin kenar mahallesi olmaktan kurtarılmalı, idam cezası tamamen ortadan kaldırılmalıdır.” Yine, 20 Temmuz 2010’da, 12 Eylülde idam edilenlerle ilgili yaptığı konuşmada -ben de dinlemiştim, grupta onlarca insanın ağladığı- Allah adına söylüyorum ben de ağladım. Evet, böyle, ciğer muhabbeti yapan bir Başbakana değil ama ciğerli bir Başbakana bu ülkede ihtiyaç var demiştim ve ben de ağlamıştım. Şimdi de dönüyorum ki gerçekten, ciğerli bir Başbakanı hâlen arıyoruz ve şimdi, yıl 2012, yine seçimler var. 2007 seçimlerinde Sayın Bahçeli -elinde bir ip vardı- idam muhabbeti yapıyordu. Aradan dört yıl geçtikten sonra, Sayın Başbakan bu kez -elinde bir ip- idam muhabbeti yapıyor ve tekrar, 9 Haziran 2011’den sonra, 11 Kasım 2012’de yine, işte “idam” sözünden bahsediyor.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, evrensel hukukta idam yoktur. Hele hele, bizim “AB süreci” dediğimiz, orada bir Bakanlığımız da var… Eğer gerçekten AB sürecini askıya almışsanız, o zaman o Bakanı derhâl alın. Ona yeni görevler biçebilirsiniz, sunabilirsiniz ama bu süreç hiçbir zaman hayata geçmez.

Bakın, geçmişte terörle mücadele yasaları geldiğinde en çok askerler müdahale ederdi. Terörle Mücadele Yasası kime uygulanır? Kürtlere, sosyalistlere. Kimlere? Muhalif olanlara, bir dönem sizler de muhaliftiniz, size de uygulandı ama sonra iktidar oldunuz, zalimleştiniz siz de, iktidar elinizde. O dönem, mesela Başbuğ “Yetmez, bunu arttırın, arttırın.” diyordu.

Şimdi, bakın, hayat nerede? Bu Terörle Mücadele Yasası’ndan, o dönem “Bunu artırın.” diyen Genelkurmay Başkanı Terörle Mücadele Yasası’ndan dolayı yargılanıyor. İdamı getirmek isteyenler, yarın o ipte siz de sallanabilirsiniz çünkü bakın, bu ülke Başbakanını da asmış, bu ülke Cumhurbaşkanını zehirlemiş, bu ülke Generalini uçakla düşürmüş. Demeyin “Bugün iktidarız, bugün bize bir şey olmaz.”. Yarın öbür gün, bu sizin kapınıza da gelir. Onun için, bu idamdan bir an önce vazgeçin ve bu sürecin sadece gündemi zaman zaman manipüle etmek için ortaya atıldığını biliyoruz çünkü idamın geriye doğru yürümeyeceğini biz de biliriz, Sayın Başbakan da bilir, yani Sayın İnce’nin dediği gibi, liseli bir öğrenci de bunu bilir. Yani olmayacak şeylerle Türkiye’nin gündemini lütfen meşgul etmeyiniz. Şu anda gündem, asıl, hepimizin gündemi, bu ölümleri nasıl durdurabiliriz yani 63’üncü gününde olan bu açlık grevini nasıl birlikte durdurabiliriz?

Ve aslında, Sayın Arınç’a birkaç şey söyleyeceğim. Aslında, burada 2012 yılı bütçesi görüşülürken kürsüde çok önemli açıklamalarda bulunmuştu ve biz, grubumuz olarak da kalkıp sizi alkışlamıştık, tabanımızda belli kesimlerin tepkisine rağmen ve bugün keşke onlar hayata geçmiş olsaydı, sizi bugün burada, bu kürsüde alkışlamış olabilseydik. Grubumuz -keşke- -kalkıp- o süreçte söylediklerinizin hepsi hayata geçmiş olsaydı, biz de sizi destekleyebilseydik. Bakın, o tarihte ne diyorsunuz Sayın Arınç? Diyorsunuz ki: “Kürt kimliğinin tanınması çok önemli bir konudur. Bu bir insan hakları konusudur. Türkiye’de yaşayan bir insan ‘Ben Kürt’üm ve bu kimliğimle iftihar ediyorum. Benim bu gerçeğimle tanınmamı istiyorum.’ dediği zaman, bizim buna saygı göstermemiz, bunu kabul etmemiz gerekir. Bir insan kendi kimliğinden şeref duyar. Tüm etnik kimliklere saygı duymak… Hepsinin doğuştan gelen insan haklarına sahip oldukları bilinmelidir.” diyor. “Kürt meselesi veya Kürt kimliği üç sene önce, otuz sene önce, yirmi sene önce ortaya çıkmış bir kimlik değildir. Kürtlerin varlığı en az bin senedir bir gerçektir, bunu inkâr edemeyiz.” Çok doğru tespitler yapmışsınız. “Bir insanın kimliğini inkâr etmek, onu inkâr etmek gibi bir şeydir.” diyorsunuz. “Kim varsa bu topraklar üzerinde, kendi kimliğini rahatlıkla söyleyecektir. O kimliğe saygı duyacağız, o kimliğin bütün kültürel haklarını, anayasal haklarını vereceğiz, tanıyacağız, diline saygı duyacağız.” diyorsunuz, çok doğru söylüyorsunuz. “Kürtçe konuşmanın yasak olduğu günlerde cezaevinde işlenen işkencelere ve sonrası faili meçhul cinayetlere, ölüm listeleri yapılmasına kadar bütün bunlar bir kimliğin inkâr edilmesiyle ortaya çıkmış kötü sonuçlardır. Hayır, inkâr etmeyeceğiz.” diyor. Çok doğru söylüyorsunuz. “BDP’li arkadaşlarımın kimliğine saygım var, onların siyaset hakları olduğuna inanıyorum. Siyaseti sonuna kadar yapmalıdırlar. ‘Ben Kürt’üm.’ diyen bir insanın, bu ülkede, hepimiz kadar, en az hepimiz kadar hayat hakkı, bilgi hakkı, eğitim hakkı, dil hakkı, kültür hakkı, kimlik hakkı, ne varsa vereceğiz.” Aslında, lütuf etmiyorsunuz yani böyle bir göreviniz de yok. Bu bizim hakkımız ama bunu da saygıyla karşılıyoruz. Bunu da söylüyorsanız, sizi yürekten alkışlıyoruz. “Bu bizim cebimizden verdiğimiz bir şey değildir.” Bunun için de teşekkür ediyoruz. "Millet seçiyor, gelecek, siyaset yapacaklar.” diyorsunuz. “Etnik kimliğin varlığını kabul edeceğiz. Sadece lütfetme değil, bu, bahşiş değil, ulufe değildir. Kimliğini tanıdığınız bütün insanların haklarına saygı göstereceksiniz. Siyaseti yanlışsa, yanlışlığa karşı söyleyecek sözlerimiz olacak.”

Şimdi, bunları siz söylüyorsunuz, bunlar çok doğru ama biz Kürtler bu söylemlerden bıktık. Bunların hayat bulmasını istiyoruz. Eğer bu bir haksa, eğer sizin vicdanlarınızda bu… Yani ben eminim ki siz bunları söylerken vicdanınızdan, beyninizden geçenleri söylüyorsunuz. Ama bunların hayata geçmesi için ne yapılıyor? İşte, bugün, tam bu noktada, Kürt çocukları ana dilde eğitim talebinde bulundukları için, ana dilde savunma talebinde oldukları için altmış üç gündür cezaevindedirler.

Sizin göreviniz, Sayın Başbakanın bu söylediklerine karşı kalkıp, vicdanın sesine kulak vererek “Sayın Başbakanım, siz haksızlık ediyorsunuz çünkü bu söylemler, sizin söylemleriniz ve Kürtlerin talepleridir.” Bunlar hayata geçerse iç barışımızı sağlayabiliriz ama öyle bir tek adam diktatörlüğü var ki bu ülkede, hepimiz korkmaya başladık ve bu savaş, bu siyasal rant hepimizi, hepinizi kirletti, asıl sorun burada.

Bakın, Diyarbakır Emniyet Müdürü çok insani bir talepte bulunuyor, çıkıp ne diyor? “Dağda ölenler için eğer gözyaşı dökemiyorsak insan değiliz.” diyor. Bundan daha insani bir duygu olabilir mi? Bizler bu Emniyet Müdürünü çok iyi tanıyoruz; yani 1990’lı yıllarda Diyarbakır’da kalmış, faili meçhul cinayetleri iyi bilen, yani yakılıp yıkılan köylerde, o bölgede bulunan, o süreci yaşayan, işkenceden adam kaçırmaya kadar, JİTEM’e kadar bütün sürecin içerisinde olan birisidir ama bir öz eleştiri var ve bir keşkeler var. Çıkıp şunu söylüyor: “Keşke bunlar olmasaydı ve önce vatan değil, insan.” diyor. Şimdi, bundan daha kutsal bir şey var mı? Eğer bu topraklarda insan yoksa vatanın ne anlamı vardır, bayrağın ne anlamı vardır? Hepimiz insanız, hepimiz insan için çaba sarf etmeliyiz. Bunu söylüyor, Sayın Arınç’tan ilk açıklama, çok olumlu ve insani olduğunu söylüyor. Vallahi, biz de çıktık bugün de söylüyoruz ama biz bunu söylerken, Sayın Başbakan bir gün sonra çıkıp “Hayır söyleyemezsiniz.” dediği zaman, kimsenin geri adım atmaması lazım.

Vallahi hepimiz öleceğiz, gideceğiz. Bu mevkileri, makamları da belli bir süre sonra hepimiz terk edip gideceğiz ama önemli olan, bu halkın içerisinde onurlu bir şekilde yürümektir, dolaşmaktır. Yani Başbakan her şeye kadim değil ki, her şeyi bilecek noktada değil ki, yani herkesi azarlayacak noktada değil ki bütün gün boyu, mesela bizim grubumuzu, vekillerimizi aşağılayarak siyaset yapıyor ama ayıptır. Biz de o dili kullanabiliriz. Bu dil çözüme, bu dil barışa hizmet etmiyor ki. Ama o hakaret edecek, onun yandaşları da gelecek “Aman, Başbakan bu konularda zaman zaman sert yapıyor, siz cevap vermeyin.” Ama nereye kadar? Ne yapacağız? Vallahi, bu çocukların burnu kanamasın diye, bu insanlar ölmesin diye birçok şeyi, biz de gerçekten yüreğimize taş basarak söylemiyoruz. Çünkü bu, çözüme katkı sunmaz ve geçen gün de söyledim, bugün de söylüyorum: Bizi ve geleceğimizi, bu ülkenin geleceğini, ne olursunuz, bir Cumhurbaşkanlığı seçimine heba etmeyiniz. Milliyetçi dalgalara oynamayınız. Size bu ülkede yüzde 50 oy veren bir halk var ve bu oyu verirken de “sorunlarımızı çözün” diyen bir halk var. Bu halkın sesine kulak veriniz ve bu açlık grevinde olan arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin, yoldaşlarımızın ölmemesi için, bu gece, ne olursunuz, bir miktar empati yapın.

Bakın, ramazan ayında oruç tutan her arkadaşımız akşamı, iftarını sabırsızlıkla bekliyor, eğer günde 2 kez yemek yemezse oruç tutamıyor ama bu yiğitler altmış üç gündür… İddia ediyorum, böyle boş savurmak değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – … Altmış üç gündür bu insanlar bedenlerini ölüme yatırmışlar. Bu noktada duyarlı olmanızı diliyorum.

Bizim, grup olarak zaten bu gensoruyu ciddiye almadığımızı paylaşmak istiyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gruplar adına son konuşmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çankırı Milletvekili Sayın İdris Şahin.

Sayın Şahin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, işaret ediyorum, bağırıyorum, söylüyorum size…

Sayın Sakık hem faşizan bir anlayıştan söz etti hem de söylemediklerimi söyledi. Bir açıklama getirmem gerekiyor, düzeltme…

BAŞKAN – Konuşmacıdan sonra olabilir mi?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Olur.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şahin.

AK PARTİ GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun Başbakan Yardımcımız Sayın Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terör olgusu, neden olduğu şiddet, yıkım ve mağduriyetlerden dolayı genellikle güvenlik odaklı bir sorun olarak algılanmaktadır. Bu durum, sadece ülkemize özgü değildir. Dünyada terör deneyimi olan ülkeler, bu konuya önce güvenlik sorunu olarak bakmışlar ancak zamanla güvenlik konusunun terör sorununu besleyen kaynakların bir ürünü olduğu gerçeğiyle yüzleşmek durumunda kalmışlardır. Nitekim, terörizm sadece güvenlik odaklı bir sorun değildir ve terörü besleyen sosyal, ekonomik, siyasal, psikolojik ve kültürel tüm faktörler farklı ülkelerdeki terör örgütleri tarafından beslenme kaynağı olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye gibi ülkelerde, terörü besleyen üst çatı sorunlar, terörle mücadelenin en önemli boyutunu oluşturmaktadır. Bu üst çatı sorunlar ise demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğü alanlarında yaşanan yanlış uygulama ve politikaların sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde var olan feodal yapı, uzun yıllar devam eden terör olaylarından dolayı şiddetin bir yaşam tarzı olarak algılanması, bölgedeki sorunların geçmiş dönemlerde salt güvenlik sorunu olarak görülmesi ve bu doğrultuda yaşanan insan hakları ihlalleri nedeniyle, devlet ile vatandaş arasında oluşan güvensizlik duygusu, bölgede geçmişten bugüne yaşanan sorunların bazı alt başlıklarıdır.

Terörle mücadelede çok boyutlu yaklaşım ise üç alanın, güvenlik boyutlu politikalar, sosyoekonomik yatırımlar ve demokratikleşme bütününü içeren politika, strateji ve programların birlikte uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.

Türkiye’nin sosyoekonomik alanda gelişme gösterdiği, uluslararası alanda ağırlığını artırdığı ve demokratikleşme adımlarına hız verdiği hemen her dönemde PKK silahlı eylemlerine ağırlık vererek bu gelişmelerin önünü tıkamaya çalışmıştır. Bu yönüyle PKK, hem eylemeleriyle süreci etkileyeceğini hem de bu eylemleri neticesinde ülkenin içine düşebileceği zor durumlar yoluyla, kendisini destekleyen kesimlere uygun bir iş birliği ortağı olabileceğini göstermiştir.

Türkiye'nin terörle mücadelesi, özellikle PKK açısından dönemlere göre değişim göstermiştir. Bu değişim genel olarak üç aşamada ele alınabilir. Birinci aşama, terörle mücadelenin salt güvenlik sorunu olarak algılandığı dönem yani 1984 ve 1990 yılları arasıdır. İkinci aşama, terörle mücadelenin yarı üniter bir bakış açısıyla tanımlanmaya başladığı dönemdir, bu da 1990 ile 1999 yılları arasına tekabül etmektedir. Üçüncü aşama ise terörle mücadelenin çok boyutlu bir süreç olduğu gerçeğiyle paralel olarak çok durumlu yaklaşımların getirilmeye çalışıldığı 1999 ile 2011 dönemini ihtiva etmektedir; özellikle Avrupa Birliğine üyelik süreciyle bağlantılı olarak temel hak ve özgürlükler alanında iyileştirmelerin ve demokratikleşmenin arttığı dönemdir. Bu son dönemde Türkiye, öncelikle, sorunların doğru tespitini yaparak hatalardan ders çıkartmayı, sivil inisiyatif öncülüğünde ilgili aktörlerin etkin koordinasyonunu ve çözüme yönelik atılacak adımlarda kararlı olmayı gerçekleştirmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, kimimizin doğu ve güneydoğu, kimimizin Kürt, kimimizin terör sorunu diye nitelediğimiz olay maalesef Türkiye'nin bir gerçeğidir. AK PARTİ, bu sorunun toplum hayatımızda neden olduğu olumsuzlukların bilinciyle bölge halkının mutluluğu, refahı, hak ve özgürlüklerini gözeten, Türkiye'nin bütünlüğü ve üniter devlet yapısıyla birlikte, bölgeyi tehdit eden PKK terörünün önlenmesinde zaaf yaratmayacak bir şekilde, kalıcı, toplumun tüm duyarlılıklarına saygılı, etkili ve sorunları kökünden çözmeye yönelik bir politika izleme kararı almış olup bunu da parti programına 2002 yılında yazmıştır.

Ülkemizdeki kültürel ve etnik farklılıklar partimiz tarafından zenginlik olarak kabul edilmektedir. Partimiz resmî dil ve eğitim dili Türkçe olmak şartıyla, Türkçe dışındaki dillerde yayın dâhil kültürel faaliyetlerin yapılabilmesini ülkemizdeki birlik ve bütünlüğü zedeleyen değil, güçlendiren ve pekiştiren bir zenginlik olarak görmektedir.

Uzun süredir yoğun dış destekle varlığını koruyan ve 35 bin insanımızın hayatına mal olan teröre rağmen, bölge halkının üniter devlet yapısına bağlı olması, halkımızın sağduyusu ile meselenin etnik bir çatışmaya dönüşmemesi, bu konunun iç meselemiz olarak çözülebileceğinin delilidir.

AK PARTİ olarak bizler, devletimizin suçlu insanlar karşısında caydırıcı ve masumları koruyucu bir tavır sergilemesi, suçsuz insanlara şefkatle muamele etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bürokratik, otoriter devlet anlayışına yaslanan çözümler, sadece asayiş ve güvenlik mantığına dayandığı için, uzun vadede sorunların daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Buna karşılık demokratik devlet anlayışı çerçevesindeki yaklaşımlar, ilk anda endişeyle karşılansa da uzun vadede milletimizin birlik ve bütünlüğünü pekiştiren sonuçlar doğurmaktadır.

Sivil-asker ilişkileri, Kürt sorunu, temel hak ve özgürlüklerin yaşanmasındaki kısıtlamalar ile siyasal ve ekonomik istikrar, ülkemizdeki terör sorununun çözümünde ele alınması gereken en temel başlıklardır.

Demokratikleşme süreci, devlete bakan yönüyle bir zihniyet değişimini ifade etmektedir. Mevcut yasalardaki değişiklikler yanında, bu yasaları uygulayanlarda yaşanacak zihniyet devrimi ile birlikte daha özgür, daha demokratik, daha ileri görüşlü politikalar hayata geçirilmeye başlanmıştır. Bu çerçevede, güvenlik bürokrasisi Türkiye’deki paradigma değişiminin en önemli yüzüdür. Zira bölge insanı, devletin soyut varlığını kamu görevlileriyle somutlaştırmaktadır. Dolayısıyla kamu görevlilerinin doğruları ya da yanlışları, halktaki “devlet” algısının karşılığı anlamına gelmektedir. Özellikle, polis teşkilatı gibi kurumların görev alanına giren yerlerde geçmişin yanlışlarını terk ederek ortaya koyduğu “Halk için, halkla beraber” yaklaşımı devlet-vatandaş yakınlaşmasının uygulamalı bir örneğidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7 Ekim 2012 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven’in, kentte faal ulusal ve yerel basın temsilcileriyle yaptığı sohbette ifade ettiği sözler bütünüyle irdelendiğinde görüleceği üzere, terörle mücadele konseptinde 1991 ile 1996 yıllarına kıyasla metodun değiştiği ifade edilmektedir. Bu yıllar içerisinde, insan odaklı hizmet veremediklerinden dolayı denetimsizlikten, kontrolsüzlükten, insana ulaşamadığımızdan olumsuz sonuçların doğduğu söylenmekte ve bu nedenle dağa çıkışlarda herkesin payının olduğunu ileri sürülmektedir.

Emniyet Müdürümüzün yapmış olduğu öz eleştiri ve bu aşamadan sonra Diyarbakır halkı ile kuracağı ilişki metodu nedeniyle Sayın Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç Bey, 8 Ekim 2012 tarihinde, Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında basına yaptığı konuşma bütünlüğünde, devlet adına hareket ettiğini iddia edenlerin vatandaşa işkence ve kötü muamelede bulunduğu, bu nedenle bölge insanının devlete bakışta olumsuzluklar yaşadığı, işkence ve insanlık dışı uygulamaların terörü tırmandırdığı, bugün ise farklı bir konseptle hadiselere yaklaşılmasının gerektiği, devletin halkını kucaklaması, eğitim, motivasyon ve etkileşimle yöre halkının kazanılabileceğine dair Emniyet Müdürünün düşüncelerinin memnuniyet verici olduğunu ifade etmiştir. Devamla, 2005 yılında, Bahçeşehir Üniversitesinde yaptığı bir eleştiriye atıf yaparak düşüncelerini paylaşan Emniyet Müdürü hakkında da “Keşke o cümle olmasaydı çünkü başına, sonuna bakmazsanız, o konuşmanın bütününü dikkate almazsanız sadece bu çıplak cümleye bakmak suretiyle Türkiye’de terörle mücadele eden herkesi ve terörden zarar görmüş her kesimi rahatsız edebilir ve üzebilir.” demek suretiyle şahsının düşüncesini ifade ederken, konuşmanın bütününü dikkate alarak yaptığını belirtmiştir.

Ayrıca, 2011 yılı bütçe görüşmesinde yapmış olduğu konuşmasında, bir insanın kimliğini inkâr etmenin o insanı inkâr etmek olduğunu, bu topraklar üzerinde herkesin kendi kimliğini rahatlıkla ifade edebileceğini, herkesin kimliğine saygı duymamız gerektiğini, o kimliğin bütün kültürel ve anayasal haklarının verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Sayın Başbakan Yardımcımız bu sözlerini yaklaşık on bir ay önce söylemiş olup, AK PARTİ Grubu olarak bizlerin hislerine tercüman olduğu gibi, parti programımızda milletimize layık gördüğümüz hakları ihtiva etmektedir. Bizler bu düşüncenin tamamen arkasındayız. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” felsefesini kendine şiar edinmiş bir siyasi geleneğin temsilcilerinden de başka bir davranışı beklemeye kimsenin hakkı olmadığını düşünüyorum.

Özellikle, Milliyetçi Hareket Partisinin on bir ay öncesinde ifade edilen sözler nedeniyle bugün gensoru açılmasına yönelik talebi, tamamen gensoru müessesesinin sulandırıldığına dair tezleri perçinlemektedir.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Siz, memleketi sulandırdınız İdris Bey.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Gündemin yoğunluğu ve Parlamentoda bekleyen tasarı ve tekliflerin yasalaşmasını engellemeye yönelik bu tür girişimlerin milletimizce yakından takip edileceğinden ve yüce Meclisi fuzuli meşgul etmenin karşılığının da ne olduğuna en iyi cevabı milletimizin sandıkta vereceğinden kimsenin şüphesi olmasın.

Değerli milletvekilleri, biraz önce kürsüye gelen hatip, Genel Kurula hitap ederken, Sayın Başbakanımıza atfen, gensoru görüşmelerine dair eleştirisini aklınca tiye aldığını paylaşıyor. Sayın hatip, varlığınızın sebebi olan terörle alakalı verdiğiniz gensoruyu takip eden üye sayınız Genel Kurulda görüldüğü üzeredir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Karşı tarafa bak, kaç kişi?

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bizim özgül ağırlığımız var, sizin gibi değil!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Şimdiye kadar olan bütün gensorularda Sayın Genel Başkanınızın ciddi gördüğü her konuda Meclis Genel Kurulunda olduğunu yakinen bilmekteyiz. Burada, kürsüden hitap edip ondan sonra dışarı çıkmak, bu gensoru talebinin ne kadar ciddi olduğunun en önemli göstergesidir diyorum.

Büyük milletimiz terörle mücadelenin sadece silahla mücadele yöntemiyle çözülmeyeceğini, ret ve inkâr politikalarıyla doksan yılda bir noktaya gelinmediğini ve özellikle, bu politikaların AK PARTİ İktidarı döneminde tedavülden kaldırıldığını, halkın talepleri doğrultusunda, halkla birlikte hareket etmek suretiyle çözüm odaklı siyaset anlayışının yanında saf tuttuğunu her seçimde dosta düşmana göstermiştir. Ancak hâlâ milletimizin sandıkta vermiş olduğu mesajdan bihaber, Parlamentoda siyaset üretmeye çalışanların olduğunu da maalesef kaygıyla izlemekteyiz.

Sayın Başkan, değerli üyeler; AK PARTİ Hükûmeti olarak bölgede, parti programı doğrultusunda, iktidara geldiğimiz ilk yıl içerisinde OHAL uygulaması tamamen kaldırılmış, teröre tepki olarak maksadını aşan ve bölge halkını rahatsız eden birtakım uygulamalar terk edilmiştir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’yle diğer bölgeler arasındaki kalkınmışlık farkı on yıl içerisinde ortadan kaldırılmış, en azından belirli bölgelerde asgariye indirilmiştir. AK PARTİ olarak, yöreye ilişkin istihdamı arttırıcı ciddi ekonomik projeler geliştirilmiş, terör ortamında zarar gören vatandaşlarımızın mağduriyetlerini giderici uygulamalar devreye sokulmuştur. Bölgenin ticari ve ekonomik faaliyetler açısından cazip hâle getirilmesi, bir çıkmaz sokak konumundan çıkartılarak komşu ülkelerle sınır ticareti dâhil, bölgede dinamik bir ticaret ortamı oluşturulmaya çalışılmıştır. Bugün, bölgede tam olarak özgürlüklerin ifade edilebileceği, vatandaşların ticaret ve üretim yapabilmesi için kendilerine birçok önceliğin Hükûmet tarafından tanındığı bir ortamda bulunmaktayız. Bölücü terör örgütünün engellemelerine rağmen bölge halkının refah düzeyini yükseltmeye ve birinci sınıf insan gibi yaşamasına çabalayan ve bu yolda hiçbir masraf ve çalışmadan kaçınmayan bir iktidar yapısı mevcuttur.

AK PARTİ İktidarı olarak, inkâr politikalarını ortadan kaldırdığımız gibi, “Kürt” ifadesini telaffuz eden ilk iktidar da biz olduk. “Anaların gözyaşı dinsin.” diyoruz. Anaların gözyaşlarına başka gözyaşı eklemeye gerek yoktur. Ölüm makinelerine karşı devletin kahhar yüzünü göstermekten çekinmedik, bütün adımları atıyoruz.

Devletin kurumlarının barış için attıkları adımları sabote etmek ve ülkede var olan terör olgusunu pekiştirmek adına yapılan her türlü açıklamayı ve özellikle Sayın Başbakan Yardımcımızın değişik ortamlarda terörün belini kırmak adına yapmış olduğu açıklamaları amacından uzaklaştırıp PKK ve KCK’lılara moral, motivasyon ve destek olarak sunmak bir acizlik ifadesidir. Habur süreci tamamen KCK ve PKK terör örgütü tarafından sabotaja uğratılmıştır.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Mobil mahkemeleri kim kurdu?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - BDP’lilerin orada zafer sarhoşluğu içine girmeleri ve Silvan saldırısı, gerçek amaçlarını gün yüzüne çıkarmıştır. Ancak bütün milletimizce esefle karşılanan bu görüntülerden siyasi rant çıkarmak…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Devletsiniz, niye öngöremediniz orada olup bitenleri?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - …ve bunun oya tahvil olunacağına dair bir düşünce içerisinde olmak da en az BDP ve uzantılarının yaptığı davranış kadar çirkin ve kabul edilemezdir.

Burada devleti suçlamak ucuzluk, Hükûmeti başarısız kılmak zavallılıktır. Habur ve Silvan süreci, sadece Oslo değil, devam eden yeni anayasa sürecini de baltalamıştır.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) -  Allah’a şükür terör yok. Teröre teslim olmuş bir Hükûmet var.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) -  Öcalan’la görüşme yapan devlet yetkililerini ağızlarına yuva yapan Milliyetçi Hareket Partililerinin 1999 yılında İmralı’da Öcalan’la…

ALİM IŞIK (Kütahya) – İftira atma! İftira atma! Yakışmıyor sana, iftira atma! Bir milletvekili iftira atmaz.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) -  …yapılan görüşmeden haberdar olduğu bizzat Meclis kürsüsünde, burada bir hatip tarafından ifade edilmiştir.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – İsim söyleyeceksin kimin görüştüğünü! Bunu söyleyip ispat edemeyen müfteridir!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Hasip Kaplan Bey tarafından geçen sene burada iddia edilmiştir. “Bizzat avukatıyım.” demiştir. Ben çok netliğiyle söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunu ispat edemeyen şerefsizdir!

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sen kendi Başbakanına söyle.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Ekim ve sonrasında yaptığı konuşmayla geçmişte olduğu gibi bugünde de işkence ve kötü muameleye karşı olduğunu, faili meçhul cinayetlerin son bulmasını, köy boşaltmalarının ortadan kaldırılmasını, bölge halkıyla kucaklaşarak birlikte hareket edilmesinin takdir edilecek bir davranış olduğunu; 80 sonrasında, başta Mamak’ta olmak kaydıyla, yurdun pek çok noktasında “Mektebi Yusufiye” olarak adlandırılan çilehanelerde kimsesiz ve sahipsiz ülkücülerin arkasında durduğu gibi bugün de mazlumun, mağdurun yanında olmak gerektiğini, işkence ve insanlık dışı uygulamaların terörü tırmandırmasına kimsenin sahip çıkmaması gerektiğini bizzat Sayın Arınç vurgulamıştır. Yıllarını milleti ve milletin manevi değerlerini üstün tutmak için mücadele vermiş, insanların hizmetine adamış; 12 Eylül 80 sonrası ülkemizin birliği ve beraberliği adına, kutsal saydığı değerler için mücadele etmiş ülkücü gençlerin davalarına bilabedel avukatlık yapmış, saydam ve saygın bir kişiliğe sahip Sayın Bülent Arınç hakkında, terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasında bulunmak son derece yakışıksız ve siyasi etikten yoksun bir davranıştır.

Sayın Arınç hakkında gensoru açılmasını talep eden Milliyetçi Hareket Partisi Grubu, 11 Kasım 2012 tarihli Genel Kurulda yapılan görüşmeler esnasında, yüce Meclisin 11 ve 12 Kasım tarihlerinde çalıştırılmaması karşılığında gensoru önergesinin geri çekileceğini beyan etmiş olmakla, aslında kendi ileri sürdükleri iddialara kendilerinin de inanmadığını bizzat göstermişlerdir.

AK PARTİ mensubu hiçbir milletvekili ve bakanın, özellikle Sayın Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç Bey’in, bölücü terör örgütüne moral veren, umut aşılayan, bölücü emellere haklılık kazandıracak konuşmalar yapması ve teröristlerle görüşmeyi, onlarla kimlik ve Anayasa tartışmaları yapmayı normal, sıradan vakalar olarak kamuoyuna takdim eden açıklamalar yapması; canı pahasına ülkesi ve milletin bölünmez bütünlüğü için terörle mücadele eden güvenlik güçlerimizin psikolojisini, moralini, azmini ve mücadele gücünü zayıflatan açıklamalar yapması mümkün değildir. Bilakis, tam tersine, bölücü terör örgütüne karşı bölge halkının demokratik haklarını koruyan ve kollayan, bu ülkede bir tek insanımızın dahi burnunun kanamasına razı olmayan, “Önce insan.” diyerek insan hak ve hürriyetlerini önceleyen bir anlayışın en önde gelen isimlerinden biridir Sayın Arınç.

Bu itibarla, özellikle 57’nci Hükûmetle alakalı Aytun Çıray Bey’in ifade ettiği bir söz… “Ekonomik olarak çok iyi bir durumda bıraktık.” dediğinizde, İnternet’e girip baktığınızda 57’nci Hükûmetle alakalı çıkan ilk yazı şudur: AB uyum paketlerinin ilk üçü çıkarılmıştır. Bu paket uyarınca idam cezasının kaldırılması ve o dönem gündemde bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın da bu kanundan yararlanarak idam edilmemesi uzun tartışmalara sebep olan bir Hükûmet olarak değerlendirmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Siz ne oy kullandınız, siz?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – …bu Hükûmetin sonunun ise 2001 Türkiye ekonomik krizi ve “kara çarşamba” olarak tarihe geçen…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – İdamın kaldırılmasına ne oy kullandınız siz? Sayın Başbakan ve Arınç ne oy kullandı?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – …cumhuriyet tarihinin en büyük krizi sonunda gerçekleştiğini ifade etmiştir.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Kullandığınız oyu söyle, oyu!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Bu duygu, bu düşüncelerle gensorunun aleyhinde oy kullanacağımı ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Barzani sizinle gurur duyuyor ya!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Sayın Çıray, kısa bir açıklamanız olacaktı, buyurun lütfen.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Sakık, siz değer verdiğim olgun bir siyasetçisiniz. Bir yanlış anlama oldu, öyle olmuş olmalı ki söylediğim gibi değil başka türlü yorumladınız.

Ben faşizan düşünceye lanet etmiş bir insanım. Hiçbir zaman için ne ırkçılıkla ne faşizmle işim olmaz. Ben size aynen söylediğim gibi söylemek istiyorum ve partimin siyasetini ortaya koymaya çalışıyorum. Bizim Sayın Genel Başkanımız ve partimizin siyaseti, telaffuzu ana dilde eğitim konusunda… Bizim şu anda kırmızı çizgilerimizin içerisindedir ana dilde eğitim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ana dilde savunmayı dedim.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Dolayısıyla, söylediğimiz lafı aynen söyleyeyim. Savunma diliyle ilgili en ufak bir şey yoktur. Esasen, ben hem bir insan hem de bir hekim olarak bir tek kişinin canının yanmasını istemem yani ölüm orucunda, başka yerde, hiçbir yerde. Söylediğim şey şudur tam olarak: Hiçbir insanın kabul edemeyeceği ölüm oruçları bile –burada muhatap iktidardır- Türk toplumunu ana dilde eğitime kabule hazırlamak için, ne olursa olsun, talimatla verilen bir cinayet teşebbüsüdür. Söylediğim bu, başka hiçbir şey söylemedim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ana dilde savunmayla ilgili söyledim.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Projemiz meselesinde zaman zaman projeyle ilgili söylemleriniz oldu ama bu gensorunun gündemi Kürt sorunu, Kürt meselesi, Güneydoğu meselesi yani herkesin kendi ismini verdiği neyse, onu tartışma meselesi değildi. Sayın Bakan hakkında verilmiş bir gensoruydu ve burada tartışılması gereken de Hükûmetin ve Sayın Bakanın yürüttüğü ikiyüzlü siyasetti. Benim bütün ortaya koymaya çalıştığım, samimiyetsiz siyasetin Türkiye’yi getirdiği bölünme noktasıdır, söylemek istediğim budur. Bizim ne faşizmle ne de insanların ölümüyle işimiz olamaz.

Burada, rant meselesine gelince, doğrusu, gerçekten terör meselesinin büyük bir rant yarattığını bütün kayıtlar ortaya koyuyor, milyarlarca dolarlık bir rant yaratmıştır terör ve ne yapılırsa yapılsın bir kısım insanın bu rant nedeniyle terörden vazgeçeceğine inanmıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çıray, teşekkür ederim.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; terör ve bölücü terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/17) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç.

Buyurun Sayın Arınç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; hepinize hayırlı akşamlar diliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi tarafından hakkımda verilen gensoru önergesinin görüşülmesinde gruplar adına ve önerge sahipleri adına konuşmalar yapıldı, hepsini dikkatle izledim. Konuya girmeden önce müsaadenizle bir iki hususa kısaca temas etmek istiyorum.

İki gensoru önergesi görüşülecekti, birisinden vazgeçildi, TRT ve Anadolu Ajansıyla ilgili olandan. Bugün sadece, terör örgütlerinin moralini, azmini, mücadele gücünü artıran veya aksine güvenlik güçlerinin moralini zayıflatan bir suçlamayla karşı karşıyayım. “Neden birinci önerge çekildi?” dendiğinde bana verilen cevap: “Saat 19.00’a kadar mutlaka bu konu üzerinde görüşmek istiyor arkadaşlarımız, onu daha sonra vermeyi de düşünüyorlar.” Mutlaka versinler, vermezlerse gücenirim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Verdik zaten.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Mutlaka TRT ve Anadolu Ajansıyla ilgili gensoru önergesini de bekliyorum. Hiçbir ciddiyeti olmamasına rağmen, en azından bu iki güzide kurumun ne yaptıklarını, nasıl yaptıklarını sayın Genel Kurula anlatmak imkânını bulacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Onlara “güzide kurum” demek için senin gibi bir adam olması lazım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu “19.00” meselesi Milliyetçi Hareket Partisi adına o kadar önemli ki, Sayın Oğan ve daha sonra kürsüye gelen Sayın Yeniçeri büyük bir süratle, arka arkaya hakaretlerini sıraladılar, kişilik haklarıma saygısızca tecavüzde bulundular; tam 19.00’da Yeniçeri bitirdiğinde arkadaşları onu hararetle kutladı, kimisi saati, kimisi telefonları gösterdi ve Sayın Türkkan’ın ifadesiyle bütün Türkiye ekran başına kilitlendi, Yeniçeri’nin konuşmasıyla herkes memnun ve müsterih oldu. Ben de kendilerini kutluyorum, saat 19.00’a kadar bu başarıyı gösterdiler ya ölseler de gam yemesinler. Demek ki bütün Türkiye’ye, saat 19.00’a kadar, BDP’nin söz hakkını da almak suretiyle, konuşmalarını yetiştirdiler. Düşünceleri şu: Herkes dinleyecek, herkes kabul edecek, herkes bana küfredecek, onları alkışlayacak, gelsin oylar; saat 19.00’a kadar konuşma bitti. Siz sadece burada mı konuşuyorsunuz Allah aşkına? Genel Başkanınız her gün grupta konuşuyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya TRT senin emrinde niye serbest etmiyorsun? Hangi yüzle gelip burada konuşuyorsun? TRT senin emrinde.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sen benim muhatabım değilsin konuşma! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Her gün mitinglerde aynı şeyleri söylüyorsunuz, her gün parti kongrelerinde her şeyi söylüyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya TRT’de ver işte. Yasaklayan sensin, korkak sensin, halkın karşısına geçmekten korkan sensin!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Muhatabım sen değilsin, ben MHP’den konuşanlar için söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen. Lütfen müdahale etmeyin hatibe, lütfen.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bütün bunları söylüyorsunuz da ne oluyor? Millet size mi inanıyor, yoksa millet bu politikaları destekliyor, bu Hükûmete mi güveniyor?

Arkadaşlar, bana hakaret ettiniz, eleştirilerin ötesinde yalan söylediniz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – İznin varsa gidelim, televizyonlarda konuşalım bunları.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – …sözlerimi çarpıttınız ama bunun karşılığında size bir tek şey söyleyeceğim çünkü ikiniz de, daha sonra Çıray da dinî referanslar vermek suretiyle sözlerinizi güçlendirmek istediniz. Ben de “Hasbinallah ve nimel vekil” diyorum, “El hayaü minel iman” diyorum; size atfediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – O işleri Allah bilir Sayın Arınç.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Sayın Aytun Çıray’ın konuşmasına gelince, Sayın Aytun Çıray da İzmir’den yakinen tanıdığım birisidir. Ben kırk yıl Manisa’da siyaset yaptım. Manisa İzmir’e çok yakındır, kendisini de çok iyi biliyorum. Bu hakaretlerinin niçin ve nereden kaynaklandığının da farkındayım. Çünkü ben kendi çizgimde siyaset yaparken, o da Sayın Demirel ve daha sonra Çiller’in eteğinden ayrılmıyordu. O siyasi partide onlar ne derse onu yapmakla mükellefti. Daha sonra kendilerini taltif ettiler, Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığına birkaç aylığına veya birkaç yıllığına getirdiler.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Dört yıl, dört!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – O günden bugüne kadar, o siyasette ne söyledi, ne yaptı, CHP’ye karşı o zaman tavrı neydi ve müsteşarlıktan kalan bagajları nedir? Beni konuşturmayın!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen onu bırak, seninle ilgili iddialara cevap ver.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sadece bir şey söyleyeceğim, sizin bu hakaretlerinize karşı sadece bir şey söyleyeceğim: Siz o zaman da kötüydünüz, o zaman da sevimsizdiniz, bugün de aynı şekilde devam ediyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Ve Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanına bir şey rica etmek istiyorum: Bu dönemde, partinizi DYP ve ANAP tabanından güçlendirmek istediniz. Bu doğru bir stratejidir çünkü DYP ve ANAP tabanı Türkiye'de önemli bir tabandır ama onların içinden seçerek milletvekili yaptığınız insanlar, sadece Çıray değil, CHP’ye bugün güç kazandıran değil, CHP’ye prestij kaybettiren insanlardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Siz kendi işinize bakın!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen kendi işine bak! Sen millete prestij kaybettiriyorsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Dolayısıyla, Sayın Çıray’ın ne söylediği önemli değil, İzmirli kendisini çok iyi bilir.

Sanıyorum ki CHP teşkilatları da “Nereden başımıza bu adam geldi?” diye bir telaşın içindedirler.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çok içine oturmuş, değil mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Önümüzdeki dönem her şeyi göreceğiz; vaktimi bununla kaybedecek değilim.

İkincisi: Önergenizi verdiniz. Bu önergede çok acı iddialar var, büyük iddialar var, büyük suçlamalar var. İyi ama bu gensoru, akıbeti de az çok belli yani siz diyorsunuz ki: “Bu adam idamlık suç işledi ama 10 liralık para cezasıyla bu işi geçiştirelim.” Bunun karşılığı bu değil. Sizin, Meclis soruşturması vermeniz lazım benim hakkımda; nasıl olsa 5 kişiyi de CHP’den bulursunuz 55’e ulaşmak için.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz imzalayın, verelim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bu kadar iddianın karşılığı gensoru değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz imzalayın, verelim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Çünkü siz bile buna hiç inanmıyorsunuz. 50 kişilik grubunuzdan 12 kişi var; sonunda, 12 kişiyle burada gensorunun lehinde oy kullanacaksınız.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – İkide birde onu söyleyip durma; iddialara cevap ver.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz imzalayacak mısınız Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bu siyasi partilerin, bu Meclisin bir geleneği var: Hükûmetin konuşmalarında, siyasi partilerin verdikleri gensorularda, soruşturmalarda önerge sahiplerinin tamamı Parlamentoda olur, tamamı bu iddiaların arkasında olur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Demagoji yapıyorsun. Sana karşı söylenen iddialara cevap ver.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bu ciddiyetsizliği, ben, sadece ortaya koymak istiyorum.

Üçüncüsü: En çok suçladığınız madde, bir yıl evvel, bu kürsüden, bütçe konuşmalarında konuştuğum sözlerdir. Allah aşkına, bir yıldır neredesiniz siz? Bir yıl sonra aklınıza nereden geldi?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – O zaman da söyledik.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman da söyledik. Belki ıslah olursunuz diye düşündük.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bir yıl sonra bu önergeye bunu yazmak nereden icap etti, büyük kongrenizden iki gün önce 6 tane gensoru vermek nasıl size ilham edildi, hangi maksatla verdiniz onları bir kenara koyayım ama ben, 420 tane yazılı ve sözlü soru önergesinin muhatabı bir Bakan olarak, baktım, içlerinde, MHP tarafından bu konularla ilgili verilmiş bir tek önerge yok; sadece CHP’den verilmiş 8 tane önerge var. Siz, bir yıl boyunca bundan dolayı beni denetime tabi tutmadınız da bugün ne oldu, ne ilham edildi, nereden aklınıza geldi böyle bir önergeyle beni gensoruya muhatap kılıyorsunuz?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Muktezayı hâle mutabakat esastır bizde, yeri ve zamanı geldiğinde getiririz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Sayın Oğan hakkında doğrusu hiçbir kanaatim yok, sadece birkaç gün evvel ki kavgada fotoğraflarını gördüm ama Sayın Yeniçeri Hocamızla ilgili bir kanaatim var. Sağ olsun, hem grup toplantılarında hem basın toplantılarında hem de pek çok televizyon kanallarında kendisini dinliyorum, aynen buradaki konuşması gibi… Bütün arkadaşlarıma sordum: Yeniçeri Hocamız hakkında ne düşünüyorsunuz? “Vallahi ne söylediğini çok fazla anlamıyoruz ama bizi rahatlıyor.” dediler. Size teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Rahatlatmaya devam edin çünkü ben de en azından CNN’de, diğerlerinde izlediğim zaman bir kin, bir nefret duymuyorum; ne kadar güzel daldan dala atlıyorsunuz ama insan rahatlıyor, çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Rahatlatacağız sizi, rahatlatacağız hiç merak etmeyin!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, evet, biraz sabredeceksiniz, iftiraların altında kalacaksınız ümit ediyorum. İlahi adalet sizi mahcup edecek, buna da inanıyorum. Benim gözyaşımla alay etmeye ne hakkınız var? Benim sözlerimin başını, sonunu kırparak kendinize malzeme yapmaya ne hakkınız var? Bir insan için ahlak, haysiyet, ne konuşulduysa ondan anladığınız manayı bütünüyle ifade etmek değil midir? Biz çoluk çocuk muyuz? Siyasi hayatımız ortada.

“Bursa’ya kaçtı.” veya “Bursa’dan gönderildi.” diyorsunuz. Her siyasi partide olur. Benim 10 bakan arkadaşım başka bölgelerden aday gösterildi. Kırk yıl Manisa’da siyaset yaptım. Bursa’dan aday gösterildim. Manisa beni mahcup etmedi, oyunu 100 bin artırdı. Bursa’ya gittim, Bursa beni mahcup etmedi, oyunu 320 bin artırdı, 970 bine yaklaştı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama her iki ilde, Manisa’da ve Bursa’da MHP’nin milletvekili sayısı eksildi, CHP’nin arkasında kaldınız. Dolayısıyla, benim şahsiyetim, AK PARTİ’nin tüzel kişiliği, AK PARTİ’nin ülkede yüzde 50’ye varan oy oranlarının size bir şey anlatması lazım.

Değerli arkadaşlar, evet, bu konuşmalar yapıldı. Niçin yapıldı, nasıl yapıldı, bunları herkes biliyor. Ben, şimdi, televizyon bunu naklen yayınlamıyor diye bir endişe içinde değilim, sözlerimin arkasındayım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Zaten her gün kanallarda veriyorlar seni.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Düşe kalka ama dosdoğru giden bir insanım ben. Her sözümün arkasındayım; attığım her adımın, söylediğim her sözün şerefle hesabını verdim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Başbakan öyle demiyor Sayın Arınç.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Değerli kardeşlerim, siz Türkiye’de terörün nasıl, nereden, hangi kaynaklardan çıktığını, bugüne kadar nasıl geldiğini, geçmişte yapılan mücadelelerde hangi hataların yapıldığını, “Küçücük bir çapulcu sürüsü” derken 8-10 kişinin bugün nerelere kadar eylemlerini yükselttiğini herhâlde bilmiyorsunuz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Onu diyenler sizin partinizde siyaset yapıyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, sizin zamanınızda verdiğiniz rakamlar 2001 ve onun birkaç ay öncesine aittir. Niye 90’lı yıllardan hiç bahsetmiyorsunuz? 90’da neydi? 91’de, 92’de, 93’te, 94’te kaç tane şehit veriyorduk? 84’ten sonra kaç tane şehit veriyorduk? (MHP sıralarından gürültüler) Siz o zaman yoktunuz. Siz rahat bir zamanda geldiniz 99’da çünkü Öcalan’ı paketleyip Türkiye’ye teslim etmişlerdi, yargılanmış ve mahkûm edilmişti, örgüt suskunluk içerisine girdi. Bir iki senelik eylemsizliği kendinize iftihar vesilesi yapıyorsunuz. Bu övünülecek bir şey midir?

SIRRI SAKIK (Muş) – Dört yıl, dört yıl!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, niye 2001 öncesinden bahsedilmiyor? Yazılanları da mı hiç okumuyorsunuz, istatistiklere de mi hiç bakmıyorsunuz? Bu örgüt nasıl büyüdü, nasıl palazlandı, nasıl siyasi talepler yapar hâle geldi?

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayenizde!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Niye 78, 79’lardan veya daha sonralarından, siyasi, sosyal, toplumsal olaylardan bir nebze ders almıyoruz?

Bir yıl evvelki konuşmada neler konuştuğum tutanaklarda var. Bu tutanaklarda ne söylediğimi, Sayın Sakık arkadaşım da biraz önce ifade etti.

Sayın Sakık, sizi kutluyorum, konuşmanızdan dolayı değil, Çıray’ı korkuttunuz da onun için. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü geldi, burada özür dilemek zorunda kaldı.

Şimdi, bu konuşmadan dolayı beni eleştiriyorsunuz. Elbette Sayın Bahçeli de eleştirdi, siz de eleştireceksiniz…

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, Bakanım, konuşmamın nesi vardı?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Ben hiç korkulacak bir şey görmedim, bir beyefendi insanın…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Evet, burada izah ederken nasıl tökezlediğinizi gördüm, cümleyi zor kuruyordunuz.

Değerli arkadaşlarım, burada biraz evvel okunan -vaktim sekiz dakikaya indi- şu konulara MHP’yle farklı baktığımız çok açık. Bakınız, sadece cümle cümle alırsam mefhumu muhalifinden nasıl aykırı düştüğümüzü anlayacaksınız.

Arkadaşlar, Kürt dilinin tanınması çok önemli bir konudur. Bu bir insan hakları konusudur. Tam tersi, “Kürt kimliğinin tanınması çok kötü bir konudur. Bu bir insan hakları konusu değildir.” diyor MHP. Türkiye’de yaşayan bir insan “Ben Kürt’üm, beni bu gerçeğimle tanımanızı istiyorum.” dediği zaman bizim buna saygı göstermemiz, bunu kabul etmemiz gerekir, demişim. MHP “Türkiye’de yaşayan bir insan ‘Ben Kürt’üm bu kimliğimle iftihar ediyorum.’ diyemez, benim tanımamı isteyemez. Bizim buna saygı göstermemiz gerekmez.” diyor. Madde madde aldığımız zaman…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yalan söylüyorsun, gıybet ediyorsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Aman heyecanlanmayın efendim, aman heyecanlanmayın! Siz bunları söylüyorsunuz.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Yalan söylüyorsun!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yalan söylüyorsun, öyle bir sözümüz var mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Dinin yarısı insaf be, insaf!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sen mi söylüyorsun “insaf” diye? Allah sana insaf versin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah sana insaf versin!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Allah sana akıl fikir versin, Allah sana hayâ versin, Allah sana izan versin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah sana bin kere insaf versin, izan da versin, mizan da versin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Amin. Ben kendim için “Amin” diyorum, sen de “Amin” de, sen de “Amin” de.

OKTAY VURAL (İzmir) – Haydi canım sen de söylemediğimiz sözleri bu kürsüden söylüyorsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Hadi oradan!Arkanda 10 kişiyi toplayıp da buraya gelme. Attığın imzanın arkasında dur.

OKTAY VURAL (İzmir) - Vicdan var mı sende, var mı vicdan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Hadi oradan, hadi oradan! Memleketi bu hâle siz getirdiniz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Öyle bir sözümüz var mı Sayın Bakan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle bir söz olduğunu…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Böyle bir anlayışı, böyle bir düşünceyi siz yaşattınız bugüne kadar. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

Sayın milletvekilleri, dinleyelim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız, bütün bunların karşılığı terör örgütüne moral vermek, terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin psikolojisini bozmak… Bu iddiaları size aynen iade ediyorum. Eğer samimiyseniz Meclis soruşturması getirin.

OKTAY VURAL (İzmir) – İmzalayın getireceğiz, imzalayın!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Ben niye imzalayacağım? Siz iddia ediyorsunuz. İşte, en başta Aytun Çıray’dan imza alın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz, siz! Siz istiyorsunuz ya.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Hadi oradan!

Değerli arkadaşlarım, bir yıl sonra verdikleri önergenin ciddiyetsizliğini ortaya koymak istiyorum. Bizim oradaki sözlerimiz, Türkiye’nin yaşadığı bir gerçektir.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Başbakan size katılmıyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Biz terörle mücadele ediyoruz, edeceğiz, kararlıyız ama Kürt kardeşlerimizi de, Kürt halkını da, kimliğini bu suretle ortaya koyan yurttaşlarımızı da elbette bağrımıza basmak zorundayız.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Barzani’yle onun için mi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz terör örgütünü Kürtlerin temsilcisi hâline getirdiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Örgüt ve eylemleriyle masum Kürt halkını birbirinden ayırmadığınız sürece, her Kürt’e terörist gözüyle baktığınız sürece bu ateş yanmaya devam eder ve siz de bununla birlikte yanarsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz Kürtlerin temsilcisi olarak terör örgütünü muhatap aldınız, Kürtleri emperyalizmin şeyine sokuyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bugüne kadar…

OKTAY VURAL (İzmir) – Maalesef PKK’yı Kürtlerin temsilcisi sıfatına getirdiniz!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sen boş boş konuş bakalım

OKTAY VURAL (İzmir) – Arıyorlar…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bugüne kadar başımıza gelen şeyler nedir, ne değildir, inşallah bunları rahat bir zamanda konuşacağız, ama 80’li yıllardan bu yana terörle mücadele adına getirilen ve başarısız olduğu pek çok kişilerce kabul edilen bir konseptin bugün farklı biçimde çok daha iyi neticeler aldığını görüyoruz.

“Moraller bozulmuş…” Daha bugün Genelkurmay açıklama yaptı, şu fotoğrafları elbette görmüş olmalısınız televizyonlarda. Yakalanan silahlar, bombalar, düzenekler, komutanların askerleriyle birlikte tepelerdeki gözetlemeleri, şunlar bunlar…

OKTAY VURAL (İzmir) – Şehit cenazelerini görmüyorsunuz tabii!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, nasıl bir moral bozuldu ki, sadece iki günlük bir terörle mücadelenin sonuçlarını Genelkurmay açıklıyor. Bütün bunları bir iftihar vesilesi olarak söylemiyorum, güvenlik güçlerinin moralinin bozulduğunu iddia edenler bilsin diye söylüyorum. Yakalanan silahlar, yakalanan patlayıcı maddeler, önlenen eylemler ve diğerleri karşısında sizin, hangi moralin ne şekilde bozulduğunu bir kez daha düşünmeniz lazım.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – On yıl sonra aklınız başınıza geldi!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Hamdolsun, bugün askeriyle polisiyle güvenlik konusunda görev alan herkes, istihbarattan başlayarak eylemlerini en ciddi şekilde yapıyor ve sonuç alıyor. Geçmişte yaptığımız yanlışlıkları bugün artık tekrarlamayacak durumdayız. Bir taraftan halkımızı kucaklayarak, onların kültürel haklarından başlayarak… Kimlikleri madem ki Sayın Baykal ve Kılıçdaroğlu’na göre bir şereftir, bu şerefi biz cebimizden vermediğimize, bu bir insan hakları meselesi olduğuna göre niye bundan gocunuyoruz? Ben şahsen Çıray’ın konuşmasını Sayın Kılıçdaroğlu’nun önüne koyup “Paylaşıyor musun?” diye sormak isterdim, bir fırsat bulursam da soracağım. Yeni CHP anlayışı içerisinde böylesine, Sayın Sakık’ın düşüncesiyle, faşist bir düşünce var mıdır, ona kendisi karar versin.

Değerli arkadaşlar, biz, çok şükür ülkemizdeki toplumsal barışın, bu ülkede yaşayan hangi etnik unsura sahip olursa olsun, millet bütünlüğü içerisinde birbirini kucaklayacak bireylerden oluşacağını düşünüyoruz. Bunun içerisinde Laz’ı da mı olacak, Boşnak’ı da mı olacak, Arap’ı da mı olacak? Elbette olacak. Unutmayın, TRT 6’da biz Kürtçe yayın yaparken Kurmancisiyle, Zazakisiyle, Soranisiyle, yine yirmi dört saat Arapça yayın yapıyoruz TRT El Türkiye kanalında. Bütün bunlardan dolayı “Ya, Arapça nasıl yayın olurmuş kardeşim? Bu da nereden çıktı?” demiyorsunuz. Mesele sadece Kürtçe yayın yapmaktan ibaret. Bu bir haktır. Bunu geçmişte biz yapmadığımız için o bölgede yaşayan insanlar bir taraftan İran radyolarını bir taraftan Ermenistan televizyonlarını izliyordu. Şimdi kendi televizyonumuzu, özel olarak yerelde yayın yapan yirmi sekiz tane radyo ve televizyon yayınlarını izliyorlar. Bu, toplumsal barışa katkıda bulunuyor, ayrıştırmıyor. Dolayısıyla, demokratikleşme ve özgürlükler açısından attığımız her adımın, ülkede bir kavgaya ve kaosa değil, birbirimizi daha iyi tanımak, birbirimizi var eden sebepleri yaşatmak için bir vesile olduğunu düşünüyorum.

Unutmayın, her Diyarbakır’a gittiğimde, her Şırnak’a gittiğimde, her oradaki kardeşlerimle kucaklaştığımda Müslüman kimliğini ön plana çıkarıyorum çünkü unutmayın; Malazgirt’in fethi 1071’dir, Diyarbakır’ın İslam orduları tarafından fethi 639’dur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Diyarbakır, Anadolu’nun kapısı açılmadan önce İslam’la müşerref olmuştur. Şırnak da böyledir, Batman da böyledir ve o insanlar tertemiz, bugüne kadar devletine isyan etmemiş, kavga çıkarmamış, Çanakkale’de kucak kucağa şehit olmuş asil insanlardır. Onları bir terörist gibi görmek yanlış bir düşüncedir, sakil bir düşüncedir, terörle mücadele bu şekilde olmaz, dedik.

Değerli arkadaşlarım, bizim 1987’den bu yana on beş yıl devam eden olağanüstü hâl uygulamasını 30 Kasım 2002 tarihli bitirdiğimizi biliyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, yalan söyleme be. Daha önce…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Olağanüstü hâl döneminde Türkiye’de yapılanların, işkenceler, faali meçhul cinayetler, binlerce insanın göç etmesi, köylerin boşaltılması, mezraların, yaylakların terk edilmesi arkasından terörü kışkışlamış olamaz mı, büyütmüş olamaz mı? Bir insanın kimliğini inkâr, kendisinin temsilinde zorluk çıkarılması bir sebep olamaz mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Terörün meşruiyeti yoktur, terörü meşru ve haklı göstermeyiniz. Demokrasiye, hukuka ihanet ediyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Ekonomik geri kalmışlık başka bir sebep olamaz mı? Kandırılmışlık başka bir sebep olamaz mı? İşkence, Diyarbakır cezaevleri, başka suçlamalar insanı isyana sevk etmiş olamaz mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kanser olduğu için yeşil kartı iptal edilen adamın haklı sebebi yok muydu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bir terörün bir sonuç olduğunu düşünürsek bunun sebepleri arasında bütün bunları saymamız ve terörle mücadelede kesin sonuç almamız için bizim o sebeplere yönelmemiz gerekmez mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Terörü meşru gösteriyor ya! Şu zihniyete bakın ya!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O zaman terörün ortaya çıkış gerekçesi haklı bir gerekçedir diyorsun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani atanamayan öğretmenler terör mü yapsın?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – O yüzden Diyarbakır Emniyet Müdürünün söylediği sözleri elbette anlayışla karşılamak lazım.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Diyarbakır Emniyet Müdürü hakkında Sayın Başbakan sizin gibi düşünmüyor ama.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – O konuşmanın bütününü ele aldığınız zaman, elbette terörle mücadele edecek, teröristle mücadele edecek ama karşısındaki insanın elbette bu yola nasıl sevk edildiğini, nasıl kandırıldığını, nasıl silah çektirildiğini de düşünmesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Başkanım, izin verir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başbakan Yardımcım.

Süreleri kesin tuttuk, kusura bakmayın efendim. Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, sürekli alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnce, buyurun efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Arınç “siyasi dönek” diyerek grubumuzun bir üyesine sataştı; ayrıca, yine grubumuzun bir üyesinin bir başka partinin milletvekilinden korktuğunu söyledi. Partimizin tüzel kişiliğine ve grubumuzun üyesine bir hakarette bulundu, izin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Her gün hakarette bulunuyorsunuz. Siz her gün hakaret ediyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika içinde lütfen.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben ömründe hiç parti değiştirmemiş birisi olarak konuşuyorum ama bu Parlamentoda parti değiştiren arkadaşlarımız var; sizde de var, bizde de var, başka partilerde de var.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Zihniyet değiştirmek önemlidir.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ama siyasi dönek olmak için parti değiştirmek şart değildir. Örneğin, temel kanun için muhalefette farklı iktidarda farklı konuşursanız siz bir siyasi döneksiniz demektir. Örneğin, Tekel işçilerine “Sokağa çık.” deyip sonra sokağa çıktıklarında, dayak yediklerinde susarsanız siz bir siyasi döneksiniz demektir. Diyarbakır Emniyet Müdürüyle ilgili ilk çıkışınıza Başbakan engel olursa dönekliğiniz tescil edilmiş olur. Ömrünüzü, saçlarınıza beyaz düşene kadar, saçlarınıza aklar düşene kadar “Avrupa Birliği bir Hristiyan kulübüdür.” deyip sonra ileri yaşlarınızda, iktidar olduğunuzda “Avrupa Birliğine girdik.” deyip, insanları kandırıp, gündüz vakti Kızılay Meydanı’nda havai fişek atmak bir siyasi dönekliktir. Turgutlu’da, iftar sofrasında, “Bizim PKK’yla görüştüğümüzü söyleyenler namussuzdur, alçaktır.” deyip sonra görüştüğünüz ortaya çıkarsa bu da bir siyasi dönekliktir. Sayın Arınç bunları çok iyi bilirsiniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ağır oldu biraz!

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Korkma” lafına gelince, biz -bir başka partinin, o arkadaşımızın da suçu yok, onun üzerine attı- öyle 1 kişiden falan korksaydık biz sizin 326’nızdan korkardık…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Haydi oradan!

MUHARREM İNCE (Devamla) – …biz sizin devlet gücünüzden korkardık, üstümüze saldığınız polislerden korkardık, dinlediğiniz telefonlarımızdan korkardık, iş adamlarına gönderdiğiniz maliyecilerden korkardık.

Sayın Arınç, biz ne bir milletvekilinden ne AKP Grubundan, biz bir tek Allah’tan korkarız. (AKP sıralarından “Aa!” sesleri)

Teşekkür ederim, saygılar sunarım.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Yeniçeri, buyurun.

İki dakika lütfen.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, konuşmasında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a hakaret olmadığına ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle çok net bir şey söylemek istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yine rahatlat bunu Hocam, bunları yine rahatlat! Bir de Bülent Bey’i rahatlat!

BAŞKAN – Arkadaşlar dinleyelim lütfen.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Bakana yönelik benim metnimde tek bir cümle hakaret yoktur. Öyle bir şeyi ne kendime yakıştırabilirim ne de terbiyem müsaade eder. Ben, ülkenin bugün geldiği noktada Sayın Bakanın yer yer söylediği, yer yer geri aldığı ve yer yer ortaya koyduğu açıklamalarla, gerçekten terör örgütünün, âdeta haklılığını, meşruiyetini, makuliyetini ortaya koyan bir imaj üretildiğini, bunun doğru olduğunu ve herkesin bunu böyle algıladığı söyledim.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Çok ayıp! Çok ayıp!

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Bu size göre yanlış olabilir ama bir, dereyi göreceksiniz. Yani orada oturunca her şeyi tersinden okuma gibi bir alışkanlığınız oluyor.

Şimdi, Sayın Bakan, çok açık bir şey söylüyorum: Oslo’da, gidiyorsunuz, görüşüyorsunuz, sonra MHP’yi suçluyorsunuz. Gidip görüşüyorsunuz, diyorsunuz ki: “Siz, MHP, teröristlerle halkı birbirinden ayırmıyor, herkesi terörist görüyor.” Siz Oslo’da kimin adına görüştünüz o teröristlerle? Kürt halkı adına mı görüştünüz? Onların temsilcisi olarak mı görüştünüz? Onların temsilcisi olarak görüşmediyseniz ne diye görüştünüz? Demek ki sizin orada bir probleminiz var, onu söyleyeyim.

Siz diyorsunuz ki: ”İşte, söyledim…” Terkip biraz mizahi oldu, ona da teşekkür ediyorum ama “Yeniçeri Ocağı, işte, daldan dala atlıyor...” Ben daldan dala atlamıyorum, siz dilden dile atlıyorsunuz. Ben onu söyledim.(MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – “Çok dilli” mi diyorsunuz?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Yani, lütfen, değerlendirmeleri yaparken özüne uygun bir şekilde değerlendirme yapalım. Sonra, niye alınıyorsunuz ya? On senedir başımızda, memleketi idare ediyorsunuz; memleketin geldiği yer de malum. Yani, “Sizin gözünüzün üzerinde kaş var.” kimse demeyecek mi? Niye efkârlanıyorsunuz bu kadar çok? Azıcık tahammüllü olmanızı ben bekliyordum. Sayın Mehdi Eker de maalesef o tahammüle sahip değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Yani, çok klişelemiş ve kalıplar üzerinden hareket ederseniz, kelimenin tam anlamıyla söylüyorum, hiçbir zaman olumlu bir şey ortaya çıkması mümkün değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Gitmiyorum ne yapacaksınız… (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

Sayın Çıray, lütfen, son olarak…

13.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın milletvekilleri, Sayın Arınç benim hiçbir sözüme cevap vermedi. Tam aksine, söylediklerim nedeniyle, kendisini, bir saldırganlıkla koruma altına almaya kalktı. Asıl korkaklık işte budur. Bu, dehşete düştüğünüzü gösteriyor Sayın Arınç. Gerçek yüzünüzün teşhir edilmesi, yüzünüze ayna tutulması sizi çılgına çevirdi. Cilanız döküldü. Ben sizin cilanızı döktüm, benden onun için bu kadar rahatsız oldunuz.

Şimdi, PKK’yla ne göbek bağınız var, ne zamandan beri sığınıyorsunuz bilmiyorum, yalnız şunu söylemek istiyorum. Söyledikleri sözlerde eleştirilere cevap vermek yerine herkese baştan sona hakaret vardı. Ben Sayın Sırrı Sakık gibi beyefendi bir siyasetçiden niçin korkayım? Geldi, fikrimi eleştirdi. (AK PARTİ sıralarından “Oo!” sesleri, gürültüler) Tamam mı?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Başkan, provoke ediyorlar!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Bakınız, şu bile ahlaki değil, şu hareket bile sizin gerçek niyetinizi ortaya koyuyor. Sizin gerçek…

Müsteşarlığa gelince, ben tam dört yıl müsteşarlık yaptım. 7 bakan, 3 başbakanla çalıştım, Erbakan dâhil, -kendisi de o zaman hükûmetin üyesiydi- Demirel’le çalışmaktan gurur duydum. Ama Çiller’in yolsuzluk dosyalarını örtbas ederek eteklerinin altına kendileri girdiler o zaman, ben girmedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vay, şimdi PKK’nın etekleri altında!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, eğer parti değiştirmekse parti değiştirenlere söyleyecek bir lafınız varsa…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bir yere girmeden duramıyor!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) -…sonuna kadar CHP’li olmaktan, Türkiye’nin birlik ve beraberliğini savunmaktan, Atatürk’ten, kurucu değerlerden gurur duyuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo[!]” sesleri, gürültüler) Ama değerli arkadaşlar, ben Harun olmaktan sıkılıp Karun olmaya gelmedim sizin yanınıza. Ben bir partinin 11 trilyonunu yok edip sizin partinize genel başkan olmadım. Ben şerefimle siyaset yapmak istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar).

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Aferin sana, Demirel’i de övdün, bu sana yeter.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çıray.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kimler laf atıyor; Harunlar mı, Karunlar mı, hangisi?

BAŞKAN – Arkadaşlar lütfen… Lütfen sükûneti muhafaza edelim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Harunlarla konuşuyoruz, Harunlar gelsin.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, gerek Sayın Bakan gerekse AKP Grup Sözcüsü, verdiğimiz önergeyi gayriciddi olmakla suçladı. Bu, grubumuza karşı bir saldırıdır, bir sataşmadır. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika lütfen.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Arınç, Sayın Bakan, sayın AKP milletvekilleri; bir sonuç olarak, bir horoz dövüşüne dönüştürmeyin hadiseyi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Lütfen dinleyiniz…

Bir sonuç olarak…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu ne saygısızlık yahu!

BAŞKAN – Dinleyelim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) -…on yıldan bu yana ülkeyi yönetiyorsunuz, on yıldan bu yana ülkeyi tek başına yönetiyorsunuz. Gelinen sonuç, bugün itibarıyla gelinen sonuç sizleri rahatsız etmiyor mu? Vicdanlarınızı kanatmıyor mu?

Değerli arkadaşlar, eylül ayı sonu itibarıyla, bir ayda 66 tane şehit verdik. Daha iki gün önce operasyona giden bir helikopterimiz düştü, 17 tane şehit verdik. Sayın Arınç’ın geçen sene bu kürsüde konuştuğundan bu yana şehit sayımız 130’a yakın, tane şehit verdik.

Değerli arkadaşlar, bu, etnik bölücülük dediğimiz hadise sizin iktidar olmanızdan bu yana azaldı mı; arttı mı, mesafe katetti mi, katetmedi mi? Bugün Türkiye daha mı birlik içerisinde?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Böyle bir kıyaslama olur mu?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu durumları hazırlayan başlıca sebep, ülkeyi yöneten devlet adamlarının yanlış zamanda, yanlış mekânda, yanlış beyanlarıdır. Bu beyanlar birilerinin eline bir müktesep veriyor, bir hak veriyor. Onu kullanarak bir adım sonrasını istiyor. Şimdi ana dilde savunma, sonra ana dilde eğitim. Gerçi “Bu haktır.” diyor ama eğer bu devlet bir millî mücadele sonrası bedeli kanla ödenerek vatanlaştırıldı ve bu ülkede bir üniter devlet, millî devlet kurulduysa, bunu siz çok dilli, çok milletli hâle getirirseniz bölücülük yapmış olursunuz. Biz bundan dolayı, Sayın Arınç’ı beyanlarından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bunu vicdanlarınıza havale ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şandır, çok teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir hususu ifade…

BAŞKAN – Bir dakika…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sadece burada, hayır…

BAŞKAN – Buyurun, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Sakık, rica ediyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakanın PKK terör örgütünü meşrulaştıran, haklılaştıran söylemlerinin bizatihi terörün azmettiricisi bir düşünce olduğunu esefle ifade etmek istiyorum. (AKP sıralarından gürültüler) Maalesef, maalesef…

BAŞKAN – Zapta geçti, sözleriniz zapta geçti.

OKTAY VURAL (İzmir) – …diyor ki: “Askeri vurdu, polisi vurdu, haklıydı.” İşte, terörle mücadele etmeyecek zihniyet, bu zihniyet.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İşte siz böyle bakıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Vural, teşekkür ediyorum.

Zapta geçti efendim.

Değerli milletvekilleri, gensoruyla ilgili…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bir şey ifade edebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun oradan söyleyin, yerinizden, açtım.

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, ne ayrıcalıkları var onların o kürsüden konuşuyor?

BAŞKAN – Bir saniye efendim, bir saniye, izah edeyim. Grup adına cevap verdiler. Siz de grup adına cevap mı vereceksiniz, şahsi mi; onu soruyorum?

SIRRI SAKIK (Muş) – İki gözüm, siz yayın yapıldığı saatte hakkımızı gasbettiniz, MHP’ye verdiniz. Sizin böyle bir yetkiniz de yok.

BAŞKAN – Sizin hakkınızı hiç kimse gasbetmedi, gasbedilen Sayın Çıray’ın hakkıydı.

İki dakika buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, gruplarının söz sırasını televizyon yayın saati içinde MHP’ye vererek söz haklarının gasbedildiğine ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şimdi, Divanın böyle bir hakkı yok. Yani sıralamada, efendim, BDP’nin, CHP’nin hakkını siz MHP’ye veremezsiniz, böyle bir şey yok. Eğer böyle bir usul varsa gruplar kendi arasında otururlar, birbirine feragat edebilirler ama herkes bu şark kurnazlığını biliyor, siz bir kere burada yanlış yaptınız.

İkincisi: Sevgili arkadaşlar, asıl sorun yine burada, ana dilde eğitim, ana dilde savunma. Bu bir hak mıdır, değil midir? Eğer bir haksa kimse kendi babasının cebinden bir halka bir şey vermiyor. Siz, birlikte cumhuriyeti kurduk, birlikte vatandan bahsedeceksiniz ama Kürt gençleri niye cezaevindedirler? Ben CHP’li Hatibi eleştirirken ondan dolayı, siz sosyal demokrat bir partisiniz… Ben düzeltiyorum, ben kimseyi tehdit de etmedim. Hiç kimseye… Yani kendime saygı istiyorsam bütün arkadaşlarıma karşı da saygılıyım ama siz, çıkar, burada, bir ana dildeki eğitimin ülkeyi böleceğini, ihanet olacağını söylerseniz, vallahi, size bu sözleri söylerim. Bu insanlar cezaevinde niye yatıyorlar? Kendi dilleri için yatıyorlar. Hiçbirisi silaha başvurmamış, benim gibi siyasetçidirler.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) - Bunlar silahla uğraşmadılar mı?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Hayır, hayır… Bakın, bunların hepsi -10 bin insan gözaltına alındı ve tutuklandı- büyük çoğunluğu “KCK operasyonu” adı altında alınan ve bu ad altında tutuklanan belediye başkanlarımızdır, il genel meclis üyelerimizdir, milletvekilleridir, il ve ilçe başkanlarıdır; sizin kadar halkın onayını almış insanlardır ve ana dilleri için oradadırlar. Hâlâ, bunu, çıkıp terörle özdeşleştirmek vallahi sorundan kaçmaktır.

Ben, tekrar diyorum: Sayın Arınç keşke deseydiniz ki “Tespitlerinizden dolayı sizi kutluyorum.”, daha mutlu olurdum, çünkü önemli tespitler yaptım. Sizlerin belki yüreğinden geçip de ama bir türlü seslendiremediğiniz şeyleri burada seslendiriyoruz. Bundan dolayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – …teşekkür etseydiniz mutlu olurduk. (BDP sıralarından alkışlar)

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; terör ve bölücü terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/17) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gensoru üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki oylamanın açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Milliyetçi Hareket Partisince verilen, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkındaki gensorunun açık oylama şeklinde yapılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Ali Halaman, Adana? Burada.

Oktay Vural, İzmir? Burada.

S. Nevzat Korkmaz, Isparta? Burada.

Alim Işık, Kütahya? Burada.

Mehmet Şandır, Mersin? Burada.

Sadir Durmaz, Yozgat? Burada.

Reşat Doğru, Tokat? Burada.

Mehmet Erdoğan, Muğla? Burada.

Ali Uzunırmak, Aydın? Burada.

Lütfü Türkkan, Kocaeli? Burada.

Sinan Oğan, Iğdır? Burada.

Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye? Burada.

Ahmet Kenan Tanrıkulu, İzmir? Burada.

Ruhsar Demirel, Eskişehir? Burada.

Ali Öz, Mersin? Burada.

Seyfettin Yılmaz, Adana? Burada.

Emin Çınar, Kastamonu? Burada.

Adnan Şefik Çirkin, Hatay? Burada.

Muharrem Varlı, Adana? Burada.

Münir Kutluata, Sakarya? Burada.

Sayın milletvekilleri, açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılması için üç dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri (11/17) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Oy sayısı  :    306

Kabul         :      49

Ret             :    256

Çekimser   :        1

Boş            :        -

Geçersiz     :   - (x)

                                      Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

                                 Mustafa Hamarat                   Muhammet Bilal Macit

                                          Ordu                                       İstanbul”

Bu şekilde, gensoru önergesi kabul edilmemiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, 276, güvenoyu alamadı Sayın Arınç! 276 yok!

BAŞKAN – 256 çoğunluk; ya mevcut 306’dan…

OKTAY VURAL (İzmir) – 256’ da güven yok, AKP Grubunun güveni yok!

MUHARREM İNCE (Yalova) – 256; güvenoyu yok!

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclis 256 güven vermiş, demek ki güvenmiyorlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Arınç, 276 yok efendim! Güvenoyu yok!

                                   

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

BAŞKAN – Bu, tabii soruşturma önergesi. 

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Soruşturma önergesi getirin; 276’ya bakalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gönderiyorum size, imzanıza açıyorum; 5 bakanı da yanınıza alın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – 276…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok yok, siz varsınız; siz istiyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Arınç, güvenoyu alamadınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Umarım imzanızı verirsiniz. Hatırlatıyorum şimdi Sayın Bakan, yarın ya da öbür gün, mübarek cuma günü göndereyim size isterseniz!

Arınç düştü; güvenoyu yok! Güven yok!

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, (11/15) esas numaralı Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, (11/18) esas numaralı Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, (11/20) esas numaralı Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ile (11/21) esas numaralı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün hakkında verilen gensoru açılmasına ilişkin önergeleri sırasıyla görüşmek üzere, 14 Kasım 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere Birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 20.55