DÖNEM: 24

 

 

 

 

                                                  CİLT: 32                      YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

17’nci Birleşim

7 Kasım 2012 Çarşamba

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, üzüm üreticilerinin ve tarım sektörünün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’nun, Dünya Şehircilik Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, millî değerlerin tahribatına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, Manisa Milletvekili Hasan Ören’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması 

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Antalya Milletvekili Menderes Türel’in Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Antalya Milletvekili Menderes Türel’in, Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Ankara Milletvekili Salih Kapusuz’un, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 29 milletvekilinin, Türk eğitim sisteminin içinde bulunduğu nitelik sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/394)

2.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 28 milletvekilinin, Türkiye ormanlarının geliştirilmesi, genişletilmesi ve ulusal çıkarlar doğrultusunda işletilmesi için gerekli çalışmaların belirlenmesi, toplumsal çıkarlara ters düşmemek kaydıyla orman köylüsünün millî gelirden hakça pay alabilmesi için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/395)

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, 19-24 Aralık 1978’de gerçekleşen Maraş katliamını kimlerin planladığının ve hazırladığının, hedef olarak Alevilerin seçilmesinin nedenlerinin, katliamda kaç Alevi yurttaşımızın zarar gördüğünün ve göç etmek zorunda kaldığının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/396)

B) Önergeler

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 21 Milletvekilinin 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerindeki müzakerelerin kapalı oturumda yapılmasına ilişkin önergesi

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in ana dilde savunma hakkından mahrum bırakılan vatandaşların uğradıkları hak kaybı ve yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7/11/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde vermiş olduğu orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkındaki genel görüşme önergesinin Genel Kurulun 7/11/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 17/4/2012 tarihinde Adana Milletvekili Ümit Özgümüş ve 30 milletvekili tarafından kalkınma ajanslarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 7/11/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

 

1.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, isminin 6/11/2012 tarihli 16’ncı Birleşim Tutanağı’na yanlış geçtiğine ve tutanağın düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması 

2.- İçişleri Komisyonu Başkanı Muammer Güler’in, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun Komisyon Başkanlığına verilen yetki çerçevesinde ve usulüne uygun olarak düzenlendiğine ilişkin açıklaması

3.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, İçişleri Komisyonundaki görüşmelerde alt komisyondan gelen raporda yasa tekniğine uygun olmayan düzenlemelerin olduğu ve yeniden düzenlenmesi gerektiği konusunda yaptığı uyarının dikkate alınmadığına ilişkin açıklaması

4.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Parlamentoda Türkiye’nin gündemiyle ilgili hiçbir şey konuşulmadığına ve Parlamentonun bu şekilde yönetilemeyeceğine ilişkin açıklaması

5.- Osmaniye Milletvekli Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, İçişleri Komisyonu Başkanı Muammer Güler’in 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’yla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun görüşmelerinde esas komisyonun Plan ve Bütçe Komisyonu olması gerektiğine, İçişleri Komisyonu Başkanının yetki tecavüzünde bulunduğuna ve Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’u taraflı tutumundan dolayı istifaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

7.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin büyükşehir-il kavramlarıyla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

8.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bir önergede 45 ayrı önerme bulunduğuna ve bunların hepsinin birlikte oylanıyor olmasının yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

9.- Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu’nun, Hatay ili Dörtyol ilçesinin Payas beldesine ilişkin açıklaması

10.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin imzasıyla verilen önergenin hukuksuz olduğuna ilişkin açıklaması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

 

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

 

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/601) (S. Sayısı: 239)

4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338)

 

 

 

 

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

 

1.- 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun İç Tüzük’e ve usulüne uygun düzenlenip düzenlenmediği hakkında 

2.- 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nda birleştirilen kanun teklifleriyle ilgili herhangi bir hüküm olmadığı, dolayısıyla raporun usulüne uygun olarak düzenlenmediği gerekçesiyle görüşülmesi imkânı olmadığı hakkında

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun görüşmelerini İç Tüzük hükümlerine uygun olarak yürütmediği gerekçesiyle tutumu hakkında

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Anayasa’ya aykırılık bakımından müzakere edilmesi istenmesine rağmen bu talebi yerine getirmediği gerekçesiyle tutumu hakkında

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un tarafsız olmadığı gerekçesiyle tutumu hakkında

6.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na yeni madde ihdasına ilişkin önergenin görüşmelerindeki tutumu hakkında

7.- 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin otuz altı fıkrası için tek önerge verilebilmesinin yasama yetkisini sınırlandırdığı ve maddenin bu hâliyle görüşülmesinin İç Tüzük hükümlerine aykırı olduğu hakkında

8.- 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin imzasıyla verilen önergenin İç Tüzük hükümlerine aykırı olup olmadığı hakkında

 

XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Şampiyonlar Ligi grup maçları kapsamında Romanya takımı Cluj ile yapacağı müsabakada Galatasaray'a başarılar dilediğine ilişkin konuşması

 

XII.- KAPALI OTURUMLAR

ONUNCU OTURUM (Kapalıdır)

XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Van’da deprem sonrası kredi kullanan esnafa ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/10476)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Şırnak Organize Sanayi Bölgesinin sorunlarına ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/10562)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bitlis’in altyapı ve üstyapısının yenilenmesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10582)

4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, kaybolan nüfus cüzdanları nedeniyle oluşabilecek mağduriyetlerin önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/10675)

5.- Samsun Milletvekili A. Haluk Koç’un, Devlet Tiyatrolarının 2012-2013 döneminde sahneye koyacağı oyunlar arasında Nazım Hikmet’in eserlerine yer verilmemesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10710)

6.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Van depremi sonrası ertelenen vergilere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10717)

7.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, engelli araçlarının ilk iktisabında KDV istisnasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10719)

8.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Han ilçesinin içme suyu sorununa ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10825)

9.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Aydın’ın orman köylülerinin mülkiyet sorununa ilişkin Başbakandan sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10876)

10.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Samsun-Ordu sınırında yürütmeyi durdurma kararına rağmen inşaatı devam eden bir termik santrale ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10906)

11.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Sakarya-Sapanca’da bulunan bir taş ocağının çevreye verdiği zarara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10985)

12.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Muratlı Atatürk Evi’nin önüne TCDD’nin çektiği tel örgülere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/11123)

13.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, kentsel dönüşüm kapsamında Bursa’da yapılacak çalışmalara,

Kentsel dönüşüm kapsamında Diyarbakır’da yapılacak çalışmalara,

Kentsel dönüşüm kapsamında Erzurum’da yapılacak çalışmalara,

İlişkin soruları ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11270), (7/11271), (7/11272)

I. GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak sekiz oturum yaptı.

 

Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu, Dünya Şehircilik Günü’ne,

İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı Haftası mesajına,

Iğdır Milletvekili Sinan Oğan, Iğdır’ın sorunlarına ve Mecliste seviyeli bir üslup kullanılması gerektiğine,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

İngiltere Parlamentosu Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Fabian Hamilton ve beraberindeki bir Parlamento heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 30/10/2012 tarih ve 34 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

 

BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, ülkemizde bölgelere göre diş hekimi ihtiyacının ve diş hekimlerinin yaşadıkları sorunların (10/391),

Sinop Milletvekili Engin Altay ve 29 milletvekilinin, termik santrallerin insan sağlığına, tarıma ve çevreye olan etkilerinin (10/392),

Sinop Milletvekili Engin Altay ve 30 milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmenler ile eğitim fakültelerinin kontenjanları ve Millî Eğitim Bakanlığının insan gücü politikalarının (10/393),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin, uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesi’ni, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/15),

MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın;

TRT ve Anadolu Ajansı'nın yayınlarında tarafsızlığı sağlayamadığı, üstlendiği görevin sorumluluğunu yerine getirmediği ve kamu kaynaklarını partililere aktardığı iddiasıyla, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/16),

Terör ve bölücü terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/17),

Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan’ı zamanında yayımlamayarak TBMM'nin bütçe hakkını doğru bir şekilde kullanmasını engellediği iddiasıyla, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri 500 kelimeden fazla olduğu için özeti (11/18),

Türk tarım ve hayvancılık sektörlerini yanlış uygulanan politikalar ile bitirme noktasına getirerek çiftçileri ve üreticileri sıkıntıya soktuğu iddiasıyla, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/19),

Ülke ekonomisinin ithalata bağımlılığını artırdığı, millî sanayinin rekabet gücünü azalttığı ve yerli üretim konusunda çaba göstermediği iddiasıyla, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/21),

Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21 milletvekilinin, Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergeleri (11/20),

Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme günlerinin Danışma Kurulu tarafından tespit edilip Genel Kurulun onayına sunulacağı açıklandı.

 

MHP Grubu adına verilen genel görüşme önergelerinin Genel Kurula sunulmayarak gündeme alınmasının engellendiği gerekçesiyle,

MHP Grubu adına verilen genel görüşme önergelerinin Gelen Kâğıtlarda derhâl yayınlanması gerektiği hâlde yayınlanmadığı gerekçesiyle,

Usul görüşmeleri yapıldı. Her usul görüşmesinin sonunda Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun olduğu açıklandı.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Danimarka Parlamentosu Başkanı Mogens Lykketoft ve Hollanda Temsilciler Meclisi Başkanı Anouchka Van Miltenburg'un vaki davetlerine icabet etmek üzere Danimarka ve Hollanda'ya resmî bir ziyarette bulunmalarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi kabul edildi.

 

BDP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde Iğdır Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan’ın cezaevlerinde 12/9/2012 tarihinde başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevi ve tutsak ailelerinin yaşadığı sorunların araştırılması (1732 sıra no.lu),

CHP Grubunun, 30/5/2012 tarihinde Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşlarının ülkemizdeki yaş meyve ve sebze üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/439),

Amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak; 6/11/2012 günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde,

MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu (10/81) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin 6/11/2012 günkü (bugün) birleşiminde,

Yapılmasına ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin düzenlenmesine; “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 4’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine;  bastırılarak  dağıtılan  (11/19, 11/16 ve 11/17)  esas  numaralı gensoru önergelerinin 13 Kasım 2012 Salı günkü gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının sırasıyla 1’inci, 2’nci ve 3’üncü sıralarına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin 13 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine; bastırılarak dağıtılan (11/15, 11/18, 11/20 ve 11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin 14 Kasım 2011 Çarşamba günkü gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının sırasıyla 1’inci, 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına; 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

 

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve Isparta Milletvekili Recep Özel’in BDP Grubuna,

Antalya Milletvekili Mehmet Günal, Amasya Milletvekili Avni Erdemir’in Milliyetçi Hareket Partisine,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

 

Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın konuşmasında ifade ettiği bazı bilgilere,

Sinop Milletvekili Engin Altay, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in bazı ifadelerine,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in dersliklerdeki öğrenci mevcuduyla ilgili verdiği bilgiye,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin dersliklerle ilgili ifadelerine,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın bazı ifadelerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, (2/303) esas numaralı 13/06/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/601) (S. Sayısı: 239),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

4’üncü sırasına alınan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu’nun (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) tümü üzerindeki görüşmelerine başlandı.

 

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un söz verme konusunda milletvekilleri arasında ayrım yaparak taraflı davrandığı, dolayısıyla İç Tüzük hükümlerine uymadığı gerekçesiyle usul görüşmesi yapıldı. Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun olduğu açıklandı.

 

İzmir Milletvekili Oktay Vural,

Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan,

338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun çoğunluk iradesi alınmadığı için tekemmül etmediğine, usulüne uygun düzenlenmediğine ve Genel Kurulda görüşülemeyeceğine;

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,

İçişleri Komisyonu Başkanı Muammer Güler,

338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun usulüne uygun olarak tanzim edildiğine;

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun İç Tüzük’ün 42’nci maddesine uygun olarak hazırlanarak Başkanlığa sunulduğuna, raporun görüşmelerine devam edilmesinde İç Tüzük’e aykırılık olmadığına,

İçişleri Komisyonu Başkanı Muammer Güler,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,

Tekraren, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun usulüne uygun olarak tanzim edildiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Çalışma süresi sona erdiğinden, alınan karar gereğince, 7 Kasım 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 24.00’te birleşime son verildi.

 

                                                               Sadık YAKUT

                                                               Başkan Vekili

 

         Mine LÖK BEYAZ                                                                          Fatih ŞAHİN

               Diyarbakır                                                                                     Ankara

                Kâtip Üye                                                                                   Kâtip Üye

 

            Tanju ÖZCAN                                                                          Özlem YEMİŞÇİ

                    Bolu                                                                                        Tekirdağ

                Kâtip Üye                                                                                   Kâtip Üye
II.- GELEN KÂĞITLAR

No: 24

7 Kasım 2012 Çarşamba

Teklifler

 

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ile Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi (2/940) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.10.2012)

2.- Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; Türkiye'de Adı Değiştirilen Mezra, Köy, Bucak, İlçe, İl ve Coğrafi Yerler ile Yerleşim Birimlerinin Eski Adlarının İadesi Hakkında Kanun Teklifi (2/941) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.10.2012)

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane'nin; 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/942) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.10.2012)

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/943) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.10.2012)

5.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/944) (İçişleri; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.10.2012)

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun; Hatay İli Erzin İlçesinin Osmaniye İline Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi (2/945) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.10.2012)

7.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun; Kahramanmaraş İli Andırın İlçesinin Osmaniye İline Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi (2/946) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.10.2012)

8.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi (2/947) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.10.2012)

9.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/948) (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.10.2012)

10.- Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 17 Milletvekilinin; İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun ile Köy Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/949) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.10.2012)

11.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/950) (İnsan Haklarını İnceleme ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.10.2012)

 

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 29 Milletvekilinin, eğitim sisteminin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/394) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.12.2011)

2.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 28 Milletvekilinin, orman köylülerinin ve ormancılık kooperatiflerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/395) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2011)

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 Milletvekilinin, 1978 yılındaki Maraş olaylarının araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/396) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.12.2011)

07 Kasım 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, üzüm üreticilerinin ve tarım sektörünün sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Hasan Ören’e aittir.

Buyurun Sayın Ören.(CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, üzüm üreticilerinin ve tarım sektörünün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyanın en verimli topraklarının bulunduğu Manisa’daki çiftçilerin sorunlarını dile getirmek için söz almış bulunuyorum.

Gerçekten, bu verimli topraklarda, köylere gittiğimizde müthiş bir şikâyet duyuyoruz. Manisa Türkiye’deki tarıma, Türkiye’deki tarım ihracatına en fazla katkıyı koyan illerden birisidir ama bu koyduğu katkı kadar da Manisalı çiftçi bugünkü İktidardan istediğini alamamaktadır. Akhisar tarafı 12 milyona yaklaşan, zeytin dikimi gerçekleştirmiştir ama zeytinle ilgili, zeytinyağıyla ilgili dış piyasayla rekabet edebilmenin koşullarını Adalet ve Kalkınma Partisi maalesef ki hazırlayamamıştır.

Dibimizdeki İspanya, 1 kilogram zeytinyağının ihracatında -İspanya Hükûmetinin verdiği 3 lira 15 kuruşluk prim- 1 lira 50 kuruşu zeytin ağacını dikene, 1 lira 65 kuruşunu da sanayiciye vererek dünyaya zeytinyağı satmayı başaran ülkelerden birisidir. Biz rekabet etmek istiyor isek bu teşviki uygulamak durumundayız. Ya dünyaya zeytinyağı satacağız, Manisa Akhisar’da zeytin üreticisinin ürettiği para edecek veya evlerimizde birer güreşçi besleyeceğiz, Edirne’ye göndereceğiz, Kırkpınar’da güreş yapacaklar, zeytinyağını orada tüketeceğiz; tükettiğimizden dolayı da zeytinyağı para edecek ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak birincisini yeğliyoruz.

Bir ikinci konu ise Manisa’da 100 bin aileyi ilgilendiren üzümdür arkadaşlar. Kuru üzüm, artık her yıl üreticinin kâbusu hâline gelmiştir. Kuru üzümde de dünyada bizimle rekabet edebilecek hiçbir ülke bulunmamaktadır çünkü kuru üzümü dünyada Türkiye kadar üreten ülke yoktur ve fiyatını da Türkiye'nin belirlediği bir üründür. 15 Ağustosta başlar, 15 Eylülde hasat dönemi biter. Her yıl aynı tiyatro aynı sahnede uygulanmaktadır. 15 Ağustosa kadar, üzüm çıkmadan, üzümün fiyatı yüksektir; üzüm çıktıktan, hasadı yapıldıktan sonra üzüm fiyatları aşağı çekilmektedir. Haziran ayında, üzümün fiyatı 4 lira 20 kuruştur, kuru üzümün fiyatı. Her ne hikmetse, AKP’li tüccar arkadaşlarımız, AKP’li sanayici arkadaşlarımız, bu 4 lira 20 kuruşluk üzümü bir anda 2 lira 70 kuruşlara, 2 lira 80 kuruşlara indirmektedir.

Ben, Manisa milletvekillerine buradan çağrıda bulunuyorum: Kaymakamlık ve belediye başkanlığı açılışlarına katılmayın, gelin biraz halkın içerisine. İsim de vereyim ki gelip burada söz hakkı olsun, Sayın Muzaffer Yurttaş, kameralara da almıştık, demiştiniz ki: “3.500 liranın altında üzüm olur ise gelin bana, ben alacağım.” Şimdi, Manisa’da 100 bin ailenin üzümü 2 lira 70 kuruşla 2 lira 80 kuruş arasında satılıyor. Hangi üzüm? İki ay önce 4 lira 20 kuruş olan üzümü satıyorsunuz. Şimdi köylünün içerisine giremiyorsunuz. Yaptığınız iş, hastane açılışlarına gitmek, belediye başkanlığının açılışlarına gitmek, kaymakamların kokteylinde bulunmak. Gidin köylüye.

Şimdi, bir öneriniz daha oldu galiba, onu da hatırlatmakta yarar var. Manisa’da Turgutlu, Salihli, Ahmetli, Alaşehir, Sarıgöl’deki üzüm üreticileri de duysun. Bu 3,5 makası tutmayınca Sayın Milletvekilimiz dedi ki: “ Şekerle çay içmeyin, çayın yanında üzüm yiyin.” Hani biraz evvel dedim ya “Zeytinyağını tüketmek için Kırkpınar’da güreşçi yetiştirmemiz lazım.” Sayın Muzaffer Yurttaş da dedi ki: “Üzümü çok fazlasıyla tüketir isek tükettiğimizde fiyatı yükselir, fiyatı yükseldiğinde de üreticimiz memnun olur. Bunun için de kesme şekeri kaldırın, çayın yanında üzüm yiyin.” Ama söylediğini ilk önce kendisi uygulamıyor. Çiftçi şikâyetçi, çiftçinin girdileri çok yüksek düzeyde, 4 bin liraya aldığı mazotla çiftçi bu işin altından kalkamaz. Eğer gerçekten çiftçiyle ilgili sorunları dinlemek ister iseniz, Kızılcahamam’da değil o sorunlar, o sorunlar Manisa’nın Akhisar’ında, Salihli’sinde, Turgutlu’sunda, Alaşehir’inde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖREN (Devamla) – Oralara gidip bu çiftçinin bugünkü durumunu görmeniz gerekli.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Yurttaş.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) –  Üzümlerin hepsini mi  alacakmış?

HASAN ÖREN (Manisa) – Evet, kayıtlarda var. Kayıtlara çekilmiş vaziyette, CD’si de var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) –  Söz vermiş, üzümleri alsın.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı ismimi zikrederek sataşmada bulundu; o yüzden söz talep ediyorum.

BAŞKAN –  İki dakika süre veriyorum Sayın Yurttaş sataşma nedeniyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yalnız, yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, Manisa Milletvekili Hasan Ören’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması 

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; Sayın Konuşmacı, benden önce, ismimi kullanarak sataşmada bulundu.

Biz, Manisa’da, bizden önceki iktidarların yaptığı gibi, halkın içine çıkamayan bir iktidar değiliz. Biz devamlı halkın arasındayız, köylünün yanındayız, milletimizin yanındayız. Bizim, bizden önceki iktidarlardan en önemli farkımız, biz insanlara fil dişi kulelerden bakmıyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Üzümleri alacak mısın, onu söyle. Söz vermiştin.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Biz, insanların arasında yaşıyoruz. Ben de üzümü üreten ve aynı zamanda bağı olan bir aileyim.

HASAN ÖREN (Manisa) – Alacak mısın, almayacak mısın? Söyledin mi, söylemedin mi?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Şimdi,  Sayın Konuşmacı üzümün fiyatını bilerek ya da daha önceki fiyatları söyledi. Şu anda, 9 numara üzüm 3.100 liradır, 10 numara üzüm ise 3.250 liradan alıcı bulmaktadır.

Şimdi, sadece, biz üzümün fiyatını… Evet, üzümlü ekmek projesi benim  projemdir, çayın yanında üzüm yemek de benim projemdir. Bu, insanların üzüm yemesini artırmaktır. Türk insanı ortalama 250 gram üzüm tüketirken İngiltere’de 1,8 kilo üzüm tüketilmektedir. Evet, Türk insanının üzüm tüketiminin artırılması gereklidir.

 HAYDAR AKAR (Kocaeli) –  Para yok, para! Neyle tüketecek üzümü?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Ama biz sadece ona destek vermiyoruz. İşte Manisa’mızın  sulu tarımını artırabilmek için Manisa’mızda kırk altı tane gölet projemiz var. Bu projeyi hayata geçirdiğimiz takdirde Manisa’nın hem üzümcüsü hem kirazcısı hem çileği hem tarım ürününü…

HASAN ÖREN (Manisa) – Üzümleri alacak mısın, almayacak mısın 3,5 liradan?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) –   Alacak mısın üzümleri?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Biraz önce zeytinden bahsettiniz, zeytini de daha fazla değer kazanacaktır. Bunlarla ilgili projelerim…

HASAN ÖREN (Manisa) – Alacak mısın, almayacak mısın üzümü? Söyledin mi söylemedin mi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) –  Sözünün arkasında duracak mısın?

HASAN ÖREN (Manisa) – Bunu söyledin mi, söylemedin mi?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Şimdi, biz Manisa’nın… Manisa, ihracatta 7’nci sırada yer alan, önümüzdeki seçimlerde de inşallah büyükşehir olacak illerimizden bir tanesidir ve ihracatta 7’nci sırada yer alan bu ilimizde üzüm en önemli ürün kaynaklarımızdan biridir. En önemli ürün üreticilerimizden birisi olarak üzümün, üzümcünün, ihracatçının her zaman yanında olduğumuzu bildiriyorum,

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Manisalı üretici size gelsin mi? 3,5 liradan alacak mısın üzümü?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz Dünya Şehircilik Günü münasebetiyle söz isteyen Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’na aittir.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’nun, Dünya Şehircilik Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzüm tartışmasından sonra şehircilik nasıl gider, bilmiyorum ama Dünya Şehircilik Günü dolayısıyla şahsım adına gündem dışı söz aldım, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şehirler, toplumların gelişmişlik düzeyinin göstergeleridir. İnsanların daha kaliteli çevre ve şehirlerde yaşamaları için gerekli çalışmaları yapmak üzere kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız yaşanabilir çevre ve marka şehirler vizyonu ile yola çıkmış ve büyük mesafeler katetmiştir. Şu anda da gelecek nesillerin kültürel ve tarihî değerlere sahip sağlıklı ve çağdaş şehirlerde mutlu ve huzurlu yaşamaları için çalışmalarını sürdürmektedir.

Günümüzde, bir çok kentin, özellikle de küçük ve orta ölçekli kentlerin kendi olanaklarıyla ve içe dönük bir yaklaşımla değişen dünyanın hızına ayak uydurması artık olanaksız görülmektedir. Kentlerin düşledikleri kalkınma düzeyine ulaşması için yalnızca kendi kaynakları ve olanakları yeterli olamamaktadır.

Son yıllarda dünyada egemen olan karşılıklı bağımlılık ilkesi ortak hareket etmeyi, iş birliklerini ve ittifakları öne çıkarırken aynı coğrafyayı paylaşan kentlerin ihtiyaç duydukları ivme ve çözüm seçenekleri, bölgesel dayanışma ve paylaşma politikalarında gizlidir.

Benzer doğal kaynakları ve kültürel ögeleri paylaşan, benzer tarihsel süreçlerden geçmiş, çok çeşitli yollarla birbirine bağlanmış sınırdaş kentlerin oluşturacakları iş birlikleri, içinde bulundukları bölgenin potansiyelini harekete geçirme, kentsel ve bölgesel kalkınmaya ivme kazandırma gücü taşımaktadır. Bu nedenle, bölgesel ve yerel kaynakların fırsata dönüştürülmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bugüne kadar şehircilikte hep kent ölçeğinde stratejiler geliştirdik,. bugün ise bölge ölçeğinde stratejiler geliştirmek zorundayız. Ekonomik dayanıklılık, kentsel kalite, toplumsal bütünlük, tarihî ve kültürel koruma, ekonomik ve kültürel kümelenme ve kültürel mirasın entegre yönetimi mutlaka dikkate alınmalıdır.

AK PARTİ İktidarı ile çevre ve şehircilikte önemli adımlar atılmıştır. Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun çıkarılarak deprem riski taşıyan binaların yıkılması ve yerlerine güvenli ve kaliteli yapılar inşa edilmesinin kararı alınmış ve ilk adımları Sayın Başbakanımızın öncülüğünde atılmıştır. Artık ülkemizin her noktasından, gayrimenkulün bulunduğu yere gidilmeksizin tüm tapu işlemleri yapılabilir hâle gelmiştir.

81 ilde 122 hava kalitesi izleme istasyonları kurulmuş, tüm ülke sathında hava kalitesi ölçümü yapma imkânına kavuşulmuştur. İllerimizin yüzde 90'ında çevre düzeni planları tamamlanmıştır. Ülkemizin katı atık düzenli depolama tesis sayısı on yılda 15'ten 59'a çıkarılmıştır. Teknolojinin nimetlerinden çevre ve şehircilik konusunda da yararlanılmış, çevre izin ve lisansları tek izin uygulamasıyla elektronik ortamda verilebilir hâle gelmiştir.

Belediyelerimizin de şehircilik adına yapılan çalışmaları artmıştır. 2003 yılında belediye nüfusunun ancak yüzde 38'inin atık suları arıtılırken 2012 yılında bu oran yüzde 72'ye çıkmıştır. Belediyelerimize ayrıca katı atık toplama hizmetlerinde kullanılmak üzere, Bakanlığımız tarafından, yaklaşık 730 çöp toplama aracı verilmiştir.

Şehircilikte yerel yönetimlerin rolü oldukça büyüktür. Bu sebeple, şehircilik konusunda yerel yönetimlerin sorumlu olduğu eylemler Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından 11 ayrı hedef başlığı altında toplanmıştır; bunlar: Yerleşmelerde sürdürülebilir bir mekânsal gelişme sağlamak. Sürdürülebilir kentsel ulaşım sistemi oluşturmak. Kentsel altyapı planı, proje ve yatırımlarını mekânsal planlarla bütünleştirmek. Kentleşmelerde sosyal donatı ve hizmetlerin dengeli dağılımını sağlamak. Sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla bütünleşik bir kentsel yenileme ve dönüşümü sağlamak. Afet ve yerleşme risklerini azaltmak. Kent kimliğini korumak ve geliştirmek. Kentlerde çevreye duyarlı bir yaşamı ortamı oluşturmak. Kentlerde toplumsal dayanışmayı, bütünleşmeyi ve hoşgörüyü  arttırmak. Muhtaçların ve dezavantajlı grupların kentsel hizmetlerden yararlanabilmesi için gerekli önlemleri almak. Kent kültürü, kentlilik bilinci ve aidiyet duygusunu geliştirmek ve kentli hakları konusunda farkındalık oluşturmak. İnanıyoruz ki bu çalışmalar ışığında ülkemiz yaşanılabilir ve marka şehirler hedefine en kısa sürede ulaşacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şehircilik alanında gerçekleşen tüm bu yenilikler ve yatırımlar şehirciliğe verdiğimiz değerin açık bir göstergesidir. Tüm illerimizde yaşayan herkes modern bir şehir hayatı yaşamayı hak etmektedir. Tarih, doğa ve kültürün korunması ve geliştirilmesi kentlerde yaşayan bizler için kutsal bir görevdir. Yerel yönetimler kadar bizler de, her birimiz kentlerimize sahip çıkmalıyız. Bu anlayış içerisinde 8 Kasım Dünya Şehircilik Günü’nüzü kutluyor, herkesi daha huzurlu, mutlu, sağlık dolu ketlerde yaşamak için el ele vermeye davet ediyorum.

Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, millî değerlerin tahribatı hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’ye aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, millî değerlerin tahribatına ilişkin gündem dışı konuşması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, üzüm, kayısı derken ayaklarımızın altından bir ülkenin çekildiğinin farkına varmamız gerekiyor. Zihinsel faaliyetleri için midesel faaliyetlerini durduran bir toplumu kurtaracak hiçbir mekanizmanın olmadığını bilmek gerekiyor.

Son zamanlarda, Türk milletinin millî ve insani değerleri büyük bir tahribat altına alınmıştır. Türk milletinin aidiyet, birlik ve beraberlik içeren değerleri aşağılanırken bölücü, yıkıcı, ayırıcı, ötekici değerleri kutsanmaktadır. Hükûmet edenlerin millî değerleri tartışmaya açan ve tahribe varan davranışları hız kesmeden devam ediyor. On yıllık AKP İktidarında, cumhuriyetin banisi Atatürk’ün “Ey Türk Gençliği” hitabı tartışmaya açılmıştır. “Türküm, doğruyum, çalışkanım” ile başlayan ant eleştiri konusu yapılmıştır. “Ne mutlu Türküm diyene” sözüne olmadık anlam yüklenir olmuştur. Millî bayramlar, yeni düzenlemelerle kamplaşmanın aracı hâline getirilmiştir. Kurtuluş günü kutlamalarında “bayrak çekme” konusu krize dönüştürülmüştür.

Adında “millî” olan, “millî” kavramı bulunan Eğitim Bakanlığı bugün tam anlamıyla millî yıkım bakanlığına dönüştürülmüştür. Bakanlık, eğitimin devasa sorunlarıyla uğraşmak yerine millî değerlerle uğraşır hâle gelmiştir. Bakanlık Ders Kitapları Yönetmeliği’ni değiştirerek, ders kitapları hazırlanırken millî kültür, Türk milleti, aile, vatan, Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkeler ölçüt olmaktan çıkarılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı, Türk millî değerlerine kapalı, masonik ve kozmopolit değerlere açık bir Bakanlık hüviyetine bürünmüştür. Milletin yabancılaştırılması ve kozmopolitleştirilmesi sürecinde Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiiri bile nasibini almıştır. Bakanlığın, bayrağın şiirine bile tahammülü yoktur.

“Türk milleti” kavramını Anayasa’dan çıkarma teşebbüsleri ise alabildiğine sürmektedir. Anayasa’dan “Türk milleti” kavramını çıkarmaya teşebbüs edenlere bir kez daha hatırlatıyorum: Türk milletini Anadolu’dan çıkarmadan “Türk” kavramını Anayasa’dan çıkaramazsınız. Türk milletini Anadolu’dan çıkarmaya yedi düvelin gücü yetmemiştir, sizin gibi yabancılaşmış yerli iş birlikçilerin gücü de yetmeyecektir. Masonik odaklar bayrak düşmanlığı, bayram karşıtlığı, Atatürk alerjisi, Türk fobisi konusunda sınır tanımamaktadır. Gaflet, dalalet ve hıyanet kol kola girmiş, millî değerlere karşı pozisyon almıştır. Bir kez daha hatırlatmalıyım ki Türk milleti ne dilini ne dinini ne bayrağını ne milletini ne de devletini pazarda bulmamıştır, pazarlık konusu da yapmayacaktır.

Cumhuriyet Bayramı’nın ilanının 10’uncu yıl dönümü nedeniyle Mustafa Kemal Atatürk’ün millî değerlere ve Türklüğe yönelik olarak verdiği bugünkü kadar güncel olan mesajını, onun ebediyete irtihalinin 74’üncü yıl dönümünü andığımız şu günlerde bize emanet ettiği bu kürsüden inadına bir kez daha hatırlatmak istiyorum:

“Türk Milleti!

Bugün cumhuriyetimizin 10’uncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.

Kutlu olsun!

Şu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla yeterli göremeyiz. Çünkü daha çok, daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti çalışkandır; Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir.

Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki milletimizin yüksek karakterlerini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini ve millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek ülkümüzdür. Türk milletine çok yakışan bu ülkü, onu, bütün beşeriyette, hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta muvaffak kılacaktır.

Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medeni alem az zamanda ve bir kere daha tanıyacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle…

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri…

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türküm diyene!”

Tanrı sizi korusun diyorum. (Alkışlar)           

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 29 milletvekilinin, Türk eğitim sisteminin içinde bulunduğu nitelik sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/394)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Toplumların gerek ekonomik gerekse sosyal taleplerine yanıt verebilecek düzeyde iyi kurgulanmış, ihtiyaç analizleri belirlenerek uzun vadeli insan gücü planlamalarının yapılarak işleyen etkili bir eğitim sistemine sahip olması beklenir. Çünkü eğitim sistemi öğrencileri erken yaşlarda formal bir süreçten geçirerek davranışlarını değiştirme görevi görür. Eğitim-öğretim sürecinde verilen davranışların hayatın her alanında kendisini göstermesi de eğitimin etkililiğinin doğal bir sonucu olmalıdır. Bütün bu süreçler eğitim sisteminin niteliği ile ilintilidir.

Nitelikli bir eğitim sistemi sonucunda "toplumda suç oranları düşer, ahlak ve etik değerler yükselir, sağlıklı mutlu ailelerin sayısı artar, dayanışma her katmanda görülür, iletişim ve gelişmişlik artar" gibi sayısız dışsallıkların yanında eğitimin bireye kazandıracağı donanımlarla nitelikli insan gücünün artmasıyla ekonomimiz gelişir, toplumsal refah artar, kalkınma sağlanır. Nitelik, öğrenilen kuru bilgilerin beyinde saklanması değil, davranışa dönüşerek hayatında kullanabilmesidir.

Oysa Türk eğitim sistemi uzun yıllardır nitelik sorununu çözememiştir. Halkımız okula, öğretmene üst düzeyde güven duyarken, o okullarda o öğretmenlerin verdikleri eğitimden hoşnut değildir. Bugün eğitim sisteminin niteliği son derece düşüktür ve sonucunda eğitimin paydaşlarıyla bir güven bunalımı da yaşanmaktadır.

Bölgeleri, illeri, ilçeleri, okulları, şubeleri, cinsiyetleri alanlarında katbekat niteliksel farklılıkların yaşandığı devletin kalkınma planlarında ve yıllık programlarında her yıl yer almaktadır. Bu gerçeği AKP Hükûmetleri döneminde görev yapmış bir Talim Terbiye Kurulu Başkanı "okullarımız hatta şubelerimiz arasında 85 kat nitelik farkı var" diye dile getirebilmiştir.

Eğitim sistemindeki niteliksel düşüş öğrencilerimizin ilköğretim birinci kademesinden yükseköğretim sonu ve lisansüstü eğitim süreçlerinde bile görülebilmektedir. Eğitim sistemimizde bazı veriler incelendiğinde sistemin içinde bulunduğu nitelik bunalımının boyutu net bir şekilde anlaşılacaktır.

Temel amacı, öğrencilerin temel eğitimin sonunda yetişkinliklerinde gereksinim duyacakları temel becerilerin ne kadar edinilebildiğini ölçmek olan OECD'ye üye ülkelerin yer aldığı PİSA sınavlarında Türkiye 2006 yılında tüm testlerde 30 üye ülke arasında 29, 2009 PİSA' da ise 34 üye ülke arasında 32. sırada yer almıştır. Öğrencilerin % 25'inin okuma becerilerinden, % 42'sinin temel matematik becerilerinden yoksun olması düşündürücüdür.

2011 yılı Seviye Belirleme Sınavları diğer niteliksel bir göstergedir. 8. sınıflar SBS sınavlarına 1.054.508 öğrenci katılmış, iyi bir Fen ve Anadolu liselerine girebilmek için gerekli an az puan olan 475 ve üzeri puanı adayların binde 1’i ( 12.900 öğrenci) alabilmiştir. Bu sayı bir önceki yılda aynı oranda yer almıştır (12.727 öğrenci). Ayrıca test ortalamaları incelendiğinde durumun çok daha vahim olduğu görülmektedir. Öğrencilerimiz 23 Türkçe sorusundan 10, 20 matematik sorusundan 3,1;  20 Fen sorusundan 7,1;  20 Sosyal Bilgiler sorusundan 9,3 ve 17 İngilizce sorusundan 5,2 net yapabilmişlerdir.

2011 YGS sonuçlarına göre 38 269 aday sıfır puan almıştır.

Bu örnekler Millî Eğitim Bakanlığının ve ÖSYM'nin yaptığı her sınavda değişik boyutlarda yaşanmaktadır. KPS sınavları için kursların her gün sayıca çoğalması üniversite eğitiminin niteliğini de göstermektedir.

Nitelik sorunu eğitimde fırsat eşitsizliğine yola açan bir pedagojik döngüdür. Türkiye'nin en büyük serveti ve sermayesi yetişmiş nitelikli insan gücü olacaktır. Niteliği düşük bir eğitim sisteminin yol açacağı sorunlarla Türkiye'nin hedeflerine ulaşması mümkün değildir.

Türk Eğitim Sisteminin içinde bulunduğu nitelik sorununun tüm boyutlarıyla araştırılarak gerekli önlemlerin alınması için Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca bir meclis araştırması açılması hususunu arz ve teklif ederiz.         

1) Engin Altay                            (Sinop)

2) Ercan Cengiz                          (İstanbul)

3) Aydın Ağan Ayaydın             (İstanbul

4) Gürkut Acar                           (Antalya)

5) Arif Bulut                               (Antalya)

6)Ramis Topal                            (Amasya)

7) Selahattin Karaahmetoğlu       (Giresun)

8) İdris Yıldız                             (Ordu)

9) Salih Fırat                               (Adıyaman)

10) Sakine Öz                             (Manisa)

11) Tanju Özcan                         (Bolu)

12) Bülent Tezcan                       (Aydın)

13) Ali Haydar Öner                   (İsparta)

14) Mustafa Serdar Soydan        (Çanakkale)

15) Aykan Erdemir                     (Bursa)

16) Osman Oktay Ekşi               (İstanbul)

17) Aykut Erdoğdu                     (İstanbul)

18) Ümit Özgümüş                     (Adana)

19) Ali Serindağ                         (Gaziantep)

20) Veli Ağbaba                         (Malatya)

21) Kemal Ekinci                        (Bursa)

22) Turhan Tayan                       (Bursa)

23) Aylin Nazlıaka                      (Ankara)

24) Bülent Kuşoğlu                    (Ankara)

25) Mehmet S. Kesimoğlu          (Kırklareli)

26) Celal Dinçer                          (İstanbul)

27) Sena Kaleli                           (Bursa)

28) Bedii Süheyl Batum              (Eskişehir)

29) İhsan Özkes                          (İstanbul)

30) Ali Rıza Öztürk                    (Mersin)

2.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 28 milletvekilinin, Türkiye ormanlarının geliştirilmesi, genişletilmesi ve ulusal çıkarlar doğrultusunda işletilmesi için gerekli çalışmaların belirlenmesi, toplumsal çıkarlara ters düşmemek kaydıyla orman köylüsünün millî gelirden hakça pay alabilmesi için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/395)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye de 2009 yılı adrese dayalı nüfus verilerine göre; 7.180 orman içi, 14.027 si orman bitişiği köyünde olmak üzere toplam 21.207 orman köyünde, 2.167 milyon orman içi, 4.897 milyonu orman bitişiği köyünde toplam 7.064 milyon civarında nüfus yaşamakta olup, toplam nüfusun % 9,75 ini, kırsal nüfusun ise yaklaşık % 39,79 unu teşkil etmektedir. Orman köylerinin altyapı, sağlık ve eğitim imkanları toplumun diğer kesimlerine nazaran düşük ve yetersiz durumdadır.

Günümüzde kırsal kesim ve özellikle orman köylerindeki geçim sıkıntıları, eğitim, iletişim ile ulaşımın gelişimi sonucu, son 10-15 yıl içinde büyük oranda yaşanan göçü, ülkemizde halen uygulanan ekonomik politikalarla durdurmak mümkün değildir.

Orman köylerine yönelik, özellikle son kırk yılda yürütülen ve anlamlı bir çaba olarak değerlendirilen kırsal kalkınma faaliyetlerinin yetersizliği nedeniyle, göç engellenememiş ve hızlı kentleşmenin olumsuz sonuçları önlenememiştir. Günümüz Türkiye'sinin hızlı ve kontrolsüz kentleşme sorunu bulunuyorsa, bu sorunun büyümesini engelleyen faktörler arasında kırsal nüfusa sağlanacak diğer Devlet yardım ve yatırımları yanında, ormancılık aracılığıyla sağlanacak ekonomik ve sosyal katkıları da dikkate almak gereklidir.

TC. Anayasası'nın, 169. Maddesiyle "Ormanların korunması ve geliştirilmesi", 170. Maddesiyle, "Orman köylüsünün korunması", 171. Maddesiyle de "Kooperatifçiliğin geliştirilmesi" güvence altına alınmıştır.

Bütün bu anayasal ve yasal tedbirlere ve dayanaklara rağmen, gerek orman köylüsünün gerekse ormancılık kooperatifleri merkez birliği başta olmak üzere kırsal kalkınma amaçlı kooperatiflerin sorunlarının çığ gibi büyüdüğü yadsınamaz bir gerçektir.

Kooperatifçilik uygulamalarının günümüz koşullarına uyarlanması açısından olumlu katkılar sağlayacağı düşünülen ve Kamu Teşkilatlanması ve Hizmet Sunumunun Yeniden Yapılandırılması amacıyla, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı öncülüğünde, Türkiye Millî Kooperatifler Birliği ve bağlı Merkez Birlikleri temsilcilerinin katılımıyla başlatılan, "Kooperatifçilik Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2010-2014) Taslağı" iki yıllık çalışmayla tamamlanmasına rağmen günümüze kadar uygulamaya konulamamıştır. Bu belgenin ve buna bağlı olarak düzenlenen eylem planının kooperatifçiliğimiz için büyük önemi olduğu açıktır.

1163 sayılı Kooperatifler kanununda yapılan değişikliklerle ve 6831 sayılı Orman Kanununda yapılan değişikliklerle orman köylümüzün yaşamsal sorunları hızla artmaktadır.

Orman Genel Müdürlüğü 2010 yılı verilerine göre hane başına yıllık gelirleri 3.936 TL'dir. Yani kişi başı 1.000 TL'den azdır.

Orman Köylülerine ve kooperatiflerine sağlanacak projeli kredi imkânlarının arttırılması,

Orman Köylerinde kooperatifçiliğin desteklenmesi ve mesleki eğitim çalışmalarına önem verilmesi,

Orman işçilerinin "Orman İşçiliği Eğitim Merkezleri”nde eğitilmesi, sertifikaya bağlanması,

Orman kaynaklarına gerçekten bağımlı ve bu kaynaklar üzerinde doğrudan etkileşim içerisinde olan orman köylüleri ile OGM'nin mevcut politika, strateji ve uygulamalarının eksiklikleri, yetersizlikleri ve geliştirme ihtiyaçlarının belirlenmesi,

Yerinde kalkındırılması mümkün olmayan orman köylerinin belirlenerek bu köylerde ikamet eden orman köylülerinin en yakın potansiyel gelişme merkezlerinde ikametinin ve istihdamlarının özendirilmesine yönelik planlı, koordineli yatırımların gerçekleştirilmesi,

Odun dışı orman ürünlerinin köylüler tarafından toplanması, değerlendirilmesi ve pazarlanması konusunda kapasite yaratılması yoluyla köylülere ek gelir kaynağı yaratılması,

Kırsal alanlardan devam etmekte olan hızlı göç nedeniyle orman köylerinde meydana gelen demografik değişmeler ve bunları orman eko sistemleri üzerindeki bugünkü ve gelecekte beklenen etkileri,

Türkiye ormanlarının geliştirilmesi, genişletilmesi ve ulusal çıkarlar doğrultusunda işletilmesi için gerekli çalışmaların belirlenmesi, toplumsal çıkarlara ters düşmemek kaydıyla orman köylüsünün millî gelirden hakça pay alabilmesi için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunu arz ve teklif ederiz. 19.12.2011

1) Engin Altay                                 (Sinop)

2) Muharrem Işık                            (Erzincan)

3) Erdal Aksünger                           (İzmir)

4) Hurşit Güneş                               (Kocaeli)

5) Bedii Süheyl Batum                    (Eskişehir)

6) Ali Rıza Öztürk                           (Mersin)

7) Orhan Düzgün                            (Tokat)

8) İdris Yıldız                                  (Ordu)

9) Adnan Keskin                             (Denizli)

10) Veli Ağbaba                              (Malatya)

11) Sena Kaleli                                (Bursa)

12) Kemal Ekinci                             (Bursa)

13) Ercan Cengiz                             (İstanbul)

14) Sedef Küçük                             (İstanbul)

15) Aykut Erdoğdu                         (İstanbul)

16) Kamer Genç                              (Tunceli)

17) Turgut Dibek                             (Kırklareli)

18) Ahmet Toptaş                            (Afyonkarahisar)

19) Ayşe Nedret Akova                  (Balıkesir)

20) Gürkut Acar                              (Antalya)

21) Sinan Aydın Aygün                  (Ankara)

22) Mahmut Tanal                           (İstanbul)

23) İlhan Demiröz                           (Bursa)

24) Haydar Akar                             (Kocaeli)

25) Binnaz Toprak                           (İstanbul)

26) Nurettin Demir                          (Muğla)

27) Haluk Eyidoğan                        (İstanbul)

28) Ali Demirçalı                             (Adana)

29) Aytuğ Atıcı                               (Mersin)

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, 19-24 Aralık 1978’de gerçekleşen Maraş katliamını kimlerin planladığının ve hazırladığının, hedef olarak Alevilerin seçilmesinin nedenlerinin, katliamda kaç Alevi yurttaşımızın zarar gördüğünün ve göç etmek zorunda kaldığının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/396)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de 19-24 Aralık 1978 tarihlerinde gerçekleşen Maraş katliamını kimlerin planladığının ve hazırladığının ortaya çıkarılması, hedef olarak niye Alevilerin seçilmesinin nedenleri, katliamda kaç Alevi yurttaşımızın zarar gördüğünü ve sonrasında göç etmek zorunda kaldığının araştırılması için bir meclis araştırma komisyonu kurulması amacıyla Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederiz. 19.12.2011

1) Sebahat Tuncel                       (İstanbul)

2) Pervin Buldan                         (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                          (Şırnak)

4) Sırrı Sakik                              (Muş)

5) Murat Bozlak                          (Adana)

6) Halil Aksoy                            (Ağrı)

7) Ayla Akat                               (Batman)

8) İdris Baluken                          (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu        (Bitlis)

10) Emine Ayna                          (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                   (Diyarbakır)

12) Altan Tan                              (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                              (Hakkâri)

14) Esat Canan                            (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder             (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                    (Kars)

17) Erol Dora                              (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkçü                   (Mersin)

19) Demir Çelik                          (Muş)

20) İbrahim Binici                       (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                            (Van)

22) Özdal Üçer                           (Van)

Gerekçe

19-24 Aralık 1978 yılında gerçekleşen Maraş katliamı toplumsal tarihin aydınlatılmamış olaylarından biridir. 19 Aralık 1978 yılında Kahramanmaraş ilinde, Çiçek Sinemasına bomba atılmasıyla başlayan saldırılar 24 Aralık gününe kadar devam etmiştir. Daha sonradan sinemaya atılan bombanın provokasyon amaçlı atıldığı ortaya çıkmıştır. Alevilerin yoğunlukla oturduğu Yörükselim Mahallesi'nde bir kıraathane bombalanmıştır, bombalama sonucu kahvehanede bulunan bir Alevi dedesi yaşamını yitirirken iki gün boyunca çocuk, hamile demeden 100'den fazla kişi katledilmiştir.

Saldırılar sonucunda resmi verilere göre 105 kişi ölmüştür, 176 kişi yaralanmıştır, 210 ev ve 70 işyeri tahrip edilmiştir. Resmi olmayan beyanlara göre ise ölü sayısı 500'e yakındır. Katliam sonrası Alevilerin büyük çoğunluğu işlerini, evlerini bırakarak, âdeta kaçarak kentten göç etmek zorunda kalmıştır. Sıkıyönetim mahkemelerinde açılan davalar 1991 yılına kadar sürmüş, çoğunlukla sağ ve aşırı sağ görüşlü olarak nitelenen toplam 804 kişi hakkında dava açılmıştır. Sanıklardan 29 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1-24 yıl arasında hapis cezaları ile cezalandırılmıştır. Ceza alanların cezaları 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Yasası nedeniyle ertelenmiş daha sonra da serbest bırakılmışlardır. Ancak katliamın perde arkası aydınlatılamamıştır. Geçmişle yüzleşmek ve planlı olarak Alevi yurttaşlara yönelik yapılan bu katliamla Devletin yüzleşmesi gerekmektedir. Yüzleşmenin gerçekleşebilmesi için Meclis'in bu konuda sorumluluk alarak çalışmalar ve politikalar yürütmesi gerekmektedir. Katliamları araştırırken sadece sonuçların ortaya çıkarılması değil, aynı zamanda bu katliamlara neden olan zihniyetin, politik arka planın araştırılması ve bir daha bu katliamların gerçekleşmemesi için önlemlerin alınması gerekmektedir. Bunun sağlanması için sivil toplum örgütleri, akademisyenler, mağdurlar da komisyona dâhil edilmelidir. Bu nedenle Meclis çatısı altında Maraş katliamının faillerinin araştırılmasının öneminin yanı sıra, Türkiye zaman zaman körüklenen Milliyetçilik, Kürt-Türk düşmanlığı yada Maraş Katliamında olduğu gibi Sünni-Alevi düşmanlığıyla yüzleşmiş olacaktır. Dünya'da devletler insanlık suçları ve katliamlarla yüzleşmek için Hakikat ve Adalet Komisyonları kurmuştur ve Türkiye'nin de ihtiyacı bu tür komisyonlardır. Ancak bu bir siyasi iradeyi gerektirir. Devletin geçmişiyle yüzleşerek bir daha böyle karanlık olayların yaşanmaması için ikna olması gerekmektedir. Bu nedenle de oluşturulacak araştırma komisyonunun dünya örneklerinde olduğu gibi bir Hakikatler Komisyonu gibi çalışması esas alınmalıdır ve devletin askerî dâhil tüm arşivlerinin açılması, hakikate ulaşmanın önündeki tüm engellerin kaldırılması gerekmektedir. Bu nedenle Maraş katliamını kimlerin planladığının ve gerçekleştirdiğinin ortaya çıkarılması, kişilerin hedef olarak Alevilerin seçilmesi göz önünde bulundurularak asıl amacının tespit edilmesi, katliamda kaç Alevi yurttaşımızın zarar gördüğünün ve sonrasında göç etmek zorunda kaldığının araştırılması üzerine bir meclis araştırma komisyonu kurulmasını önermekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler,  sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in ana dilde savunma hakkından mahrum bırakılan vatandaşların uğradıkları hak kaybı ve yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7/11/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                        07.11.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 07.11.2012 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                          Pervin Buldan

                                                                                                                 Iğdır

                                                                                                     Grup Başkan Vekili

Öneri:

02 Kasım 2012 tarihinde, Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken  tarafından verilen (1734 sıra nolu), “Anadilde Savunma Hakkı”ndan mahrum bırakılan vatandaşların uğradıkları hak  kaybı ve yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi” amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 07.11.2012 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN –Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Pervin Buldan, Iğdır Milletvekili.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ana  dilde savunma hakkından mahrum bırakılan vatandaşların uğradıkları hak kaybı ve yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi ve hâlihazırda açlık grevlerinin elli yedinci gününde bulunan tutsakların talepleri arasında olan bu hususun çözümüne ilişkin araştırma yapmak amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulmasına ilişkin verdik önergemizi.

Dolayısıyla, bu önergenin gündeme alınması ve bir araştırma komisyonunun kurulmasının da bugün Türkiye’de yaşanan açlık grevlerindeki taleplerden bir tanesi olduğunun da altını çizmek isterim. Bugün Türkiye’nin birçok cezaevinde elli yedinci gününe girilen açlık grevleri artık kritik bir sürece gelmiş durumda. 707 arkadaşımız bugün bedenlerini ölüme yatırmış, bedenlerini açlığa yatırmış ve bu talepleri hem ana dilde savunma hakkı hem ana dilde yaşam hakkı hem de İmralı’daki tecrit politikasının bir an önce bitirilmesi ve müzakere süreçlerinin başlatılması yönünde. Bu taleplerin dikkate alınmasıyla birlikte, hayata geçirilmesiyle birlikte, ben inanıyorum ki bugün süregelen açlık grevleri bitecek, en azından cezaevlerinden tabutların çıkmaması konusunda da önlem alınmış olacak. Siyasal iradenin bir an önce hareket etmesi, bu konuda AKP’nin, CHP’nin ve MHP’nin üzerine düşen sorumlulukları bir an önce yerine getirmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Sayın Bülent Arınç’ın yapmış olduğu açıklamanın, biz, önemli olduğunu dün de ifade ettik, bugün de ifade etmek istiyoruz ama yapılan açıklamayla sadece sınırlı olunmaması gerektiğini ve bu konuda Hükûmetin ne yapacağı, en azından adım atıp atmayacağı konusunda da bir açıklamanın yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu görüşlerimi ifade ettikten sonra, dille ilgili bir tanımlama yapmak isterim. Dil, genelde toplumların, özelde bireylerin vatandaşlık hakkından gelen bir doğal hakkıdır. Hiçbir makam, bu hakka, keyfî, yasal olmayan, adaletsiz bir biçimde müdahale edemez. Dilsel farklılık dünyanın kültürel mirasının bir elementi ve geleceğidir. Dünya üzerinde konuşulan tüm diller bunda hayati öneme sahiptir. Bu kapsamda dile atfedilen önem, çok kullanılan dillerin kullanılarak uluslararası iletişimin kolaylaştırılması değil, farklı dillerin yaşatılması kaygısındandır.

Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş anlaşması Lozan Anlaşması’nın 3’üncü bölümünde, kültürel hakların korunmasına ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu hükümlerin bir kısmı Türkiye'deki Müslüman olmayan azınlıkların korunmasına yönelik olmakla birlikte, bazı hükümleri aralarında Kürtlerin de bulunduğu, gayrimüslim azınlık statüsünde olmayan farklı kültürlerin haklarını da güvence altına almaktadır.

Lozan Antlaşması’nın 39’uncu maddesinin dördüncü fıkrası “Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır.” şeklindedir. Bu fıkra, bütün Türk yurttaşlarına, istedikleri herhangi bir dili, herhangi bir yerde ve herhangi bir zaman kullanma hakkını vermektedir. Bu fıkranın hak sahibi kıldığı kişiler, bütün yurttaşlardır; bunun pratikteki karşılığı ise ana dili Türkçe olmayan yurttaşlardır.

Lozan Antlaşması’nın 39’uncu maddesinin beşinci fıkrası ise “Devletin resmî dili bulunmasına rağmen, Türkçe’den başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır.” Bu fıkra da gayrimüslim azınlıkların haklarından farklı olarak, ana dili Türkçe olmayan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının mahkemede kendi dillerini kullanmalarına olanak tanımıştır. “Devletin resmî dili bulunmasına rağmen” tanımlamasıyla da resmî dilin diğer dillerin kullanılmasına engel olmaması gerektiğine işaret edilmiştir. Nitekim, madde metninde geçen “kendi dilleri”nden kasıt, tarafların ana dilidir. Duruşma dilini, resmî dili ne kadar iyi anlarsa anlasın veya konuşursa konuşsun ilgili tarafın kendini en iyi ifade edebileceği dil, ilke olarak ana dilidir. Bu hükmün amacı, savunma hakkının duruşma sırasında en iyi biçimde icra edilmesini sağlamaktır. Ancak mahkemelerde süren yargılamalarda kişilerin ana dilde savunma yapmak yönündeki talepleri çeşitli gerekçelerle reddedilmiş ve kişilerin savunma hakkı hukuksuz bir biçimde yok sayılmıştır. “Başka dilde savunma yapmakta ısrar ederse susma hakkını kullanmış sayılacaktır.” hükmü bir süredir mahkemelerimizde ara karar veya mahkeme kararı biçiminde görülmektedir. Hatta bazı mahkemeler aynı suçtan yargılanan 2 sanıktan 1’ine Türkçe savunma yaptığı için duruşmadaki iyi hâl indirimini uygularken 2’ncisine sırf Kürtçe savunma yaptığı için aynı indirimi uygulamaktan kaçınmaktadırlar. Yani hukuk eliyle hukuksuzluk yaratılmış, kişilerin hakları hiçbir dayanağı olmaksızın açıkça gasbedilmiştir. Hak gasbının hukuk eliyle gerçekleştirilmiş olması ise işin diğer bir boyutudur.

Ana dilde savunma hakkı duruşma tutanaklarına “bilinmeyen dil”, “duruşma dışı dil” gibi tanımlarla yansıtılmıştır. Otuz altı farklı dilin konuşulduğu Türkiye coğrafyasında bireyin en doğal hakkının nasıl yok sayıldığının bir delili de bu tutanaklar olmuştur. Mahkemeler Lozan Anlaşması’nı açıkça ihlal etmektedirler. Mahkemelerin bu tutumları sadece Lozan 39/5’i ihlalle kalmamakta, Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36’ncı maddesinde yer alan “savunma hakkını engelleme” hükmünü de ihlal etmektedir. Ana dilde savunma hakkı yasal zeminde mevcut olan bir hak iken siyasi iradenin ve yargının tutumuyla yok sayılmış, kullanımı ise illegal zemine taşınmıştır. Özünde yasal olan bu hakkın kullanımını keyfiyete bırakmamak adına, çözüme kavuşturulması amacıyla vermiş olduğumuz önergeyle bu araştırma komisyonunun bir an önce kurulmasını talep ediyoruz.

Dün yine Asrın Hukuk Bürosuna ait avukatların duruşması vardı ve bu avukat arkadaşlarımızın duruşması 3 Ocak 2013 tarihine ertelendi ve bu arkadaşlarımızın yine kendi ana dillerinde savunma yapma hakları ellerinden alındı ve duruşma, ne yazık ki ertelenmek durumunda kaldı.

Sayın Bülent Arınç’ın ifade ettiği CMK’da değişiklikle birlikte ana dilde savunma hakkının gündeme alınacağı konusu var ama biz bir an önce bu konunun mutlaka gündeme alınması, Genel Kurulda tartışmaya açılması ve yasal olanaklara kavuşması talebimizi bir kez daha yineliyoruz ve elli yedinci gününde olan açlık grevindeki arkadaşlarımızı buradan selamlıyoruz ve en azından Hükûmetin tekrar bu konuda gerekli iradeyi göstererek bir an önce adım atması gerektiği taleplerimizi dile getiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ali İhsan Yavuz, Sakarya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ İHSAN YAVUZ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin ana dilde savunma hakkından mahrum bırakılan vatandaşların uğradıkları hak kaybı ve yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesi ve bu hususun çözümüne ilişkin araştırma yapmak amacıyla vermiş oldukları Meclis araştırması önergesi aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Cezaevinde açlık grevinde bulunanların gerekçelerinden bir tanesi de ana dilde savunma hakkından mahrum bırakılmalarıdır. Görüyoruz ki bu konuya ilişkin BDP Grubu Meclis araştırması açılmasını istemiştir. Oysa AK PARTİ İktidarı ile birlikte, Türkiye, tam bir ileri demokrasi yolculuğuna başlamış, temel hak ve özgürlükler noktasında peş peşe adımlar atmıştır.

14 Ağustos 2011’de kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi daha baştan “3Y” yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele ile göreve ve işe başlamıştır. Bu üç konuda gece gündüz çalışmak suretiyle Türkiye’ye büyük mesafeler katettirmiştir. Geldiğimiz nokta ve bu anlamda vadettiği hedeflere doğru yürüme kararlılığı anlamında gıpta ile izlenen bir ülke konumundayız çok şükür.

Özellikle, demokrasinin derinleşmesi ve kökleşmesi anlamında yapılanlar âdeta devrim niteliğindedir. AK PARTİ İktidarıyla birlikte temel hak ve özgürlük alanları fevkalade bir şekilde genişlemiştir. Örnek verecek olursak, ret, inkâr ve asimilasyon politikalarına son verilmiştir. AK PARTİ, bu sorunun toplum hayatımızda neden olduğu olumsuzlukların bilinci ile bölge halkının mutluluğu, refahı, hak ve özgürlüklerini gözeten, Türkiye’nin bütünlüğünü ve üniter devlet yapısıyla birlikte bölgeyi tehdit eden terörün önlenmesinde zaaf yaratmayacak bir şekilde, gerçeğin tespitinin ötesinde kalıcı, tüm toplumun duyarlılıklarına saygılı, etkili ve sorunları kökünden çözmeye yönelik bir politika izliyor ve bundan böyle de inşallah izlemeye devam edecektir.

Farklılıkların zenginlik olarak kabulü de yine temel politikalarımızın arasındadır.

 Ayrıca, OHAL uygulamasına son verilmiştir. 19 Temmuz 1987 tarihinde geçici olarak başlayan ancak kırk altı kez uzatılan olağanüstü hâl uygulamasına, AK PARTİ’nin demokratikleşme adımlarının ilk büyük hamlesi olarak, AK PARTİ Hükûmetinin kurulmasından sadece on iki gün sonra 30 Kasım 2002’de son verilmiştir. Bölge böylece rahat bir nefes almış, ikili yönetim sisteminden kurtulmuş, normalleşmiş ve vatandaşın günlük yaşamı kolaylaşmıştır.

İşkenceye karşı yasal mücadele güçlendirildi. Türkiye, AK PARTİ İktidarından önce işkence ve kötü muamele iddialarıyla birlikte anılan, soruşturulmayan ve cezasız kalan işkence olayları nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince mahkûm edilen bir ülke görünümündeydi. İşkence ve kötü muamele konularına ilişkin mahkûmiyet kararlarının tecil edilmesini ve para cezasına çevrilmesini önlemek amacıyla Türk Ceza Kanunu’nun 243 ve 245’inci maddeleri değiştirildi. Bu çerçevede işkence ve kötü muamele suçunun tanımı genişletilerek cezaları artırıldı, bu cezaların tecili ve paraya çevrilmesi de önlendi.

İşkence davalarının zaman aşımına uğramasının önüne geçildi. Türkiye’deki birçok işkence davası zaman aşımı nedeniyle düşmüş, sorumlu kamu görevlileri cezalandırılamamıştı. Yapılan değişiklikle, davaların acele ve öncelikli olarak görülmesi, davaların otuz günden daha uzun bir süre ile ertelenmemesi ve davalara adli tatilde de devam edilmesi sağlanmış oldu.

Özel kurslarda farklı dil ve lehçelerin öğretilmesinin yolu açıldı. Ülkemizin kültürel zenginliğinin bir göstergesi olarak farklı dil ve lehçeler uzun yıllar tam bir inkâr ve ret politikasına tabi tutulmuşlardı. Farklı dil ve lehçelerin öğretilmesi amacıyla kurs açılması serbest bırakıldı. Bununla ilgili yasal düzenlemeler yapılarak yönetmelik ve müfredat hazırlandı.

Farklı dil ve lehçelerde radyo ve televizyon yayını yapılmasına imkân tanındı. Türk vatandaşının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde yapılacak radyo ve televizyon yayınları hakkında yönetmelik hazırlanarak yürürlüğe konmuş oldu. Farklı dil ve lehçelerde yayın hakkı yasal güvence altına alındı. Vatandaşlarımızın günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde yayın yapma imkânının hem kamu  hem de özel radyo ve televizyon kuruluşları aracılığıyla sağlanması yasal güvenceye kavuşturuldu. Böylece, özel televizyonlarla birlikte TRT’nin de bu alanda yayın yapmasının önündeki yasal engeller kaldırılarak yayın hakkı güvence altına alındı.

Herkesin çocuğuna istediği ismi verebilmesinin önü açıldı. Yıl 1993. Bir dostum Sakarya Akyazı’da çocuğunun adını “Musab” olarak koyamıyor. İlkokula yazılıyor ve yazıldığı esnada ancak bir dava açmak suretiyle bu meseleyi çözüyor. Şimdi o Musab kardeşimiz on dokuz yaşında ve o gün yaşadığı bu sorun sebebiyle hukuk fakültesini tercih ederek hukuk fakültesinde öğrenimine devam etmektedir. Türkiye bu derece mesafe katetmiş ve basamak atlamıştır.

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri, tekrar başa dönecek olursak ana dilde savunma hakkıyla ilgili bir yasal düzenleme ihtiyacı olduğu aşikârdır. Görüldüğü üzere, bu kapsamda AK PARTİ İktidarı bundan önce birtakım adımlar da atmıştır. 30 Eylül 2012 tarihinde yapılan AK PARTİ 4’üncü Olağan Büyük Kongresi’nde 2023 siyaset vizyonu çerçevesinde 63 maddelik bir liste yayınlamıştır. Burada “Millî birlik ve kardeşlik süreci” başlığı altında “Ana dilde savunma konusunu yasal bir düzenleme ile sorun olmaktan çıkaracağız.” demek suretiyle, bu konuya ilişkin çözüm irademizi net bir şekilde ortaya koymuş bulunuyoruz.

Esasen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202’nci maddesinde “Sanık ve mağdur meramını anlatacak ölçüde Türkçe bilmiyorsa mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddiaları ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir.” denilmiştir. Ancak, bu konuda uygulamada birtakım sorunlar ortaya çıkmış, dolayısıyla bu sorunları ortadan kaldırmak üzere AK PARTİ İktidarı, Başbakanımızın da birçok kez belirttiği gibi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202’nci maddesine yeni bir fıkra ekleyerek bu meseleyi sorun olmaktan çıkarmaya kararlıdır.

Bu hususta gerekli çalışmalar yapılmaya çoktan başlanmış olup dolayısıyla Meclis araştırması açılmasına gerek olmadığı kanaatini tekrar ifade ediyor, bir kez daha yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP’nin grup önerisinin lehine söz almış bulunuyorum. Ölen insanların arkasından sevinç naraları atmayan, ölüme yatan insanlarla dalga geçmeyen, kısacası, içinde hâlâ insanlık kırıntıları barındıran milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Orada gülüyorlar Vekilim, işte ciddiyetleri bu kadar!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – İnsanlar ölürken, insanlar ölüme yatarken, siyasi görüşleri ne olursa olsun, düşünceleri ne olursa olsun, ister kabul edin ister karşı çıkın, ne olursa olsun, ölümler kapıdayken şu kürsüye çıkıp AKP politikalarını övmenin de nasıl bir ruh hâli olduğunu anlamam mümkün değil, insanlığım buna engel oluyor.

Şimdi, milletvekilleri birkaç gündür “Kürt vatandaşlarımızın bazı istekleri var. Kürt vatandaşlarımızın bazı sorunları var -hoşunuza gidebilir, gitmeyebilir; kabul edebilirsiniz, karşı çıkabilirsiniz- gelin bunları konuşalım.” diyorlar. Siz ne diyorsunuz? Her gelen önergeye “Hayır.” diyorsunuz, “Konuşmayalım, hayır konuşmayalım.” Bugüne kadar kabul ettiğiniz bir tane önerge oldu mu? Milletvekilleri ne konuşmak isteseler “Hayır gerek yok.” diyorsunuz. Bu kürsüden defalarca “Sağlıkta yaşanan şiddeti masaya yatıralım, bakın, ölümler kapıda, doktorlar öldürülecek.” dedik, kılınız bile kıpırdamadı, bize gülüp geçtiniz. Ne zaman ki bir doktor öldürüldü, katledildi, aklınız başınıza geldi, bir komisyon kurdunuz. Şimdi, bu sorunları konuşmak için illa tekrar insanların ölmesi mi gerekiyor?

Değerli arkadaşlar, akıllı insanlar geçmişten ders alırlar; daha akıllı olanlar, başkalarının yaşadıklarından ders alırlar. Ben, bu Meclis çatısı altında akılsız bir insan olduğunu düşünmüyorum. O yüzden, geçmişte yaşananlardan mutlaka ve mutlaka ders almak lazım. İnsanlar Avrupa’da ne yaşamışlar, dünyada ne yaşamışlar? Bugün bize, önümüze getirilen sorunlara nasıl yaklaşmışlar? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ne diyor? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nasıl uygulamalarda bulunmuş? Bunları masaya yatırmanın, bunları konuşmanın ne mahzuru var bilmiyorum.

Şimdi, yakın bir zamanda, 31 Ekim 2012 tarihinde, Cumhuriyet Halk Partisinin cezaevlerini inceleme ve çalışma grubu olarak bazı ziyaretler yaptık. Bolu F Tipi Cezaevine gittik, Kandıra 1 ve 2 no.lu F Tipi Cezaevine gittik. Gittiğimiz günde açlık grevinin ellinci gününde olan -arkadaşlar, yanlış duymadınız, ellinci gününde olan- 28 kişiyle görüştük. Siz burada bir öğle yemeğini kaçırdığınız zaman içine düştüğünüz durumu bir hatırlayın, bir öğünü kaçırdığınız zaman, sabah kahvaltı yapmayarak buraya geldiğinizde ne durumda olduğunuzu bir hatırlayın. Bu insanlar tam elli gündür -o zaman- şu anda oldu elli yedi gün, bir direniş içerisindeler. Bu insanların fikirlerine katılabilirsiniz veya katılmayabilirsiniz, bunların yanlış yolda olduğunu düşünebilirsiniz ama…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Açık söyleyin, serbest mi bırakalım onu söyleyin!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Neyi söyleyeyim?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Serbest mi bırakalım?

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Milletvekili, konu iki boyutta incelenir. Seni vatandaşlarımız duymamıştır, ben duysunlar diye söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Aytuğ, lütfen, Genel Kurula hitap edin, karşılıklı konuşmayalım.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Konunun siyasi yönü vardır, insani yönü vardır. Eğer senin içinde insanlık kırıntısı kalmışsa bana bu soruyu sormazdın. (CHP sıralarından alkışlar) Ben burada olayın insani boyutunu anlatmaya çalışıyorum, 3 kere de üstüne basa basa söylüyorum. Siz bu fikirleri reddedebilirsiniz, hepimiz reddedebiliriz, bu fikirler bize uygun olmayabilir ama birilerine uygun. Birilerine uygunsa bunları aşağılamaya, hakir görmeye hakkınız yoktur.

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Siyaseten tartışılabilir.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - İnsanlar elli yedi gündür, artık ölüm orucuna gelmişler ise kalkıp da…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bıraksınlar.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Biraz saygılı olun ya, biraz saygılı olun, ölümlerden bahsediliyor burada!

AYTUĞ ATICI (Devamla) - …sizin Başbakanınızın kalkıp da “Bunlar dalga geçiyorlar, yiyip içiyorlar.” demeye hakkı yoktur. Bakın, biz bu insanlarla görüştük. Başbakan böyle söylediği için çok kızgınlar. Belki bu ölüm oruçları bitecekti, belki bu insanlar bir orta nokta bulup bu işi bitireceklerdi; sırf Başbakan böyle söylediği için, ne kadar ciddi olduklarını anlatmak üzere ölmeye yemin etmişler. Bunun sebebi Başbakandır. Ne zaman ki bu ülkede açlık grevi, ölüm orucu oldu, o dönemin siyasileri “Geçin bunları, dalga geçiyorlar.” dedi, arkasından tabutlar çıkmaya başladı. “Tüh tüh!” “Vah vah!” demenin bir anlamı yok. Hadisenin büyüğü küçüğü olmaz.

Bakın, şimdi size bir hekim olarak gördüklerimi anlatacağım. Cumhuriyet Halk Partisinin siyasi çizgisi bellidir, Cumhuriyet Halk Partisinin siyasi çizgisinin dışında konuşmuyorum. Bir hekim olarak, oradaki insanların çok yakın zamanda öleceklerini size anlatmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu insanları gördüğünüz zaman bu insanların ölmek üzere olduklarını anlamak için hekim olmanıza gerek yok. Artık, konuştuklarınızı anlamayacak duruma gelmişler. Soru soruyoruz, anlamakta güçlük çekiyorlar. Defalarca soruyoruz, “Kısık sesle sorun, kulağımız yankılanıyor. Işığı kapatın.” diyorlar. Bunların da numara olduğunu söylemek gerçekten ahlaksızlıktır.

O insanlar konuşurken yüzlerindeki seyirmeleri görüyoruz. Keşke elimizde kamera olsaydı da çekseydik, sizlere burada gösterseydik. Arkadaşlar, içinizde hekim olan milletvekilleri var, bunların ne demek olduğunu bilirler. Bu insanlarda burun kanamaları başlamış, ağızlarından kan geliyor, makatlarından kan geliyor. Bakın, bunların hepsi geçicidir -bir hekim olarak söyleyeyim-  bu insanlar yaşarlarsa eğer bu bulgular geçebilir fakat ölmeye başlayan beyin hücreleri yerine gelmez. Siz bu insanları kurtarsanız bile beyin hücreleri öleceğinden dolayı, bunlarda “Wernicke-Korsakoff sendromu” denilen bir sendrom ortaya çıkacak. Yani, ömür boyu sakat kalacaklar. Sizin bu insanlarla dalga geçmeye hakkınız yok. Fikirlerine tamamen karşı çıksanız bile, bunlarla bir başbakanın dalga geçmeye hakkı yok, bir bakanın “Bırakın şu işi artık, bizi üzmeyin.” demeye hakkı yok. Sağlık Bakanı olmuş bir doktorun “Dışarıdakiler açlık grevi yapsın.” demeye hakkı yok. Bunları söyleyemezsiniz, bunların hiçbirisi insanlığa sığmaz. (BDP sıralarından alkışlar) Siyaseten her şeyi söyleyebilirsiniz arkadaşlar ama insani duygularla hiç kimsenin ama hiç kimsenin oynamaya hakkı yok. Bakın, iki isim vereceğim, tanımam etmem, hayatımda ilk defa gördüm. Birisi Emrah Kaplan, birisi, Suphi Yalçınkaya. 28 insanla görüştüm yedi gün önce, bu ikisi ölüme en yakın insanlardı. Kandıra 2 no.lu F Tipi Cezaevindeler. Çıkarken Cezaevi Müdürüne rica ettim, dedim ki: “24 saat ambulans burada beklesin.” Böyle bir durumda siz, ölüme yatan insanlara disiplin cezası veriyorsunuz, iaşe bedellerini ödemiyorsunuz. 4 liraya -Allah’tan korkun!- bunlar B vitamini alacaklar, tuz alacaklar, limon alacaklar. “Hayır, vermeyeceğim; gidin cebinizden alın.” diyorsunuz ve bu insanlar B vitamini, B1 vitamini bulamadıkları için demin size söylediğim Korsakoff sendromuna yakalanacaklar, eğer yaşarlarsa. O yüzden, çok geç olmadan olayın sadece insani boyutuna bakın hiç olmazsa. Şu ölümler bitsin, gelin bunu Mecliste konuşalım. Çözüm yerinin Meclis olduğunu tekrar hatırlatıyorum.

Hepinize iyi günler diliyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mustafa Şahin, Malatya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP’nin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce konuşmacı arkadaşımızı dinledik, elbette ki işin insani boyutuna biz de katılıyoruz ancak bunun arka planında hiçbir şey yokmuş gibi, bölgede yaşananları görmezden gelip burada tamamen AK PARTİ Grubuna ve Başbakanımıza yapılan söylemleri de kınadığımı ifade etmek istiyorum. Elbette ki, gönül ister ki, bölgede çocuklarımız ölmesin, evlatlarımız ölmesin; askerimiz, polisimiz, memurumuz, işçimiz, esnafımız ölmesin, kepenkler inmesin ancak bunun hiçbirisinde AK PARTİ’nin dahlinin olduğunu söylemek de bühtandır diye düşünüyorum.

Özellikle bizim ve ülkemizin gündeminde olan büyükşehir belediyesiyle alakalı -ki ilimiz de bu illerden birisi olacak-…

SIRRI SAKIK (Muş) – Büyükşehir insan hayatından önemli mi?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne büyükşehri ya! Bu kadar vicdansızlık olmaz ya!

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – …büyükşehir belediyesinin gündeme alınması için iki gündür yapılmaya çalışılan bütün engellemelerin vatandaşlarımız tarafından esefle izlendiğine biz de şahit olmaktayız.

Onun için, şu anda Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın bir an önce gündeme gelmesi için, gündemimizi işgal etmeye yönelik, buna matuf birtakım önergeleri elbette ki kabul etmiyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ya, insan hayatı var, ne gündem işgali? Ayıp, ayıp! Biz insan hayatından bahsediyoruz…

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Ayıp olan sensin! Ayıp olan sensin! Dinlersin, cevap verirsin burada!

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen…

SIRRI SAKIK (Muş) – Ama el vicdan! El vicdan!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – İnsanlar ölüyor. Bak, bir doktor oradaki gözlemlerini sizinle paylaşıyor…

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Biz bir şey demedik, niye zoruna gidiyor peki?

BAŞKAN – Sayın Şahin…

SIRRI SAKIK (Muş) – İnsanlar ölüyor, siz büyükşehirden bahsediyorsunuz, gündem değişikliğinden bahsediyorsunuz.

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Dinlersin arkadaşım, dinlersin cevabını verirsin.

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin Sayın Şahin.

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Onun için, ülke gündemimizi meşgul eden kanunların bir an önce çıkması için -bunları engellemeye yönelik muhalefetin yapmış olduğu dünden beri engellemeleri elbette ki yüce milletimiz bir bir izlemekte- asıl gündemimize dönmek için şu anda verilen önergenin aleyhinde oy kullanacağımı bildiriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hayırlı olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Size de bu yakışır! Bravo!

Sayın Başkan, Sevgili Başkanım, biz insan hayatından bahsediyoruz. Buradaki grup sözcüsü insanların ölümle yüz yüze olduğunu söylüyor, ama hâlâ çıkıp gündem değiştirmek ne ahlakidir ne vicdanidir. Eğer bu insanlar ölürse nasıl buralarda oturacaksınız? Biraz vicdan edin ya! Vicdan edin ya!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Saygılı olun biraz! Ayıp, ayıp!

BAŞKAN – Kendi görüşleri Sayın Sakık, herkesin görüşüne saygımız var.

Evet, Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.14

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2.- MHP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde vermiş olduğu orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkındaki genel görüşme önergesinin Genel Kurulun 7/11/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                        Tarih: 07.11.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 07.11.2012 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                      Mehmet Şandır

                                                                                                             Mersin

                                                                                              MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

2 Kasım 2012 tarih ve 6544 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğumuz “6292 sayılı orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkında“ verdiğimiz genel görüşme önergemizin 07.11.2012 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 25 Nisan 2012 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan, Resmî Gazete’de 26 Nisan 2012 tarihinde yayımlanan 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un uygulanmasındaki aksaklıkların araştırılması için Anayasa’nın 98’inci maddesi ve İç Tüzük’ün 102 ve 103’üncü maddeleri gereğince genel görüşme açılması talebimizle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, bu kanun Mecliste görüşülürken aksaklıkları, taleplerimizi ilettik ama ne yazık ki dikkate alınmadı. Şunu söyledik, dedik ki… İlk defa Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 24’üncü Dönemde, özellikle bir kanun hakkında -gerek Milliyetçi Hareket Partisi gerekse Cumhuriyet Halk Partisi gerekse AK PARTİ- üç partinin de seçim beyannamesinde olmasından kaynaklanan ve üç partinin de bu sorunu çözme noktasındaki iradesini beyan etmesi noktasında, bir noktada birleşmiş bulunduk, dedik ki: “Gelin, üç parti bu konuda birleştiyse, en azından, bu kanunu vatandaşların beklentileri doğrultusunda çıkaralım.” Yıllarca süren ve kanayan bir yarayı el birliğiyle ortadan kaldıralım istedik. Ama ne yazık ki yine Meclisteki çoğunluğunuza dayanarak, getirdiğimiz bütün önerileri, talepleri, önergeleri oy çoğunluğunuzla reddettiniz ve bugün uygulamalardaki aksaklıkları hepinizin görmesini isterim.

Bakın, Gerek Komisyonda gerekse Meclis Kurulunda MHP Grubu olarak görüşlerimizi ısrarla belirttik, doğru olanları belirttik ama ısrarla yerine getirmeme noktasında gayretin içerisinde bulundunuz. Bunu söyledik.

Şimdi, burada birçok konuyu dile getirdik ama üç tane ana şey üzerinde duralım dedik. Neydi bunlar? Bunlardan bir tanesi şuydu, dedik ki: “Dünyada ve Türkiye’de ormansızlaşma, küresel ısınma ve iklim değişikliği dünyanın en önemli problemiyken ve dünya buna çözüm bulmaya çalışırken buradan elde edilecek gelirleri gelin, yeniden, ormanlarımızın ihyasında ve orman köylülerimizin kalkındırılması noktasında harcayalım.” Hepiniz biliyorsunuz ki, bakın, kanunun özü nedir? Orman köylülerinin kalkındırılması; Ne yazık ki sadece kanunun adında kaldı.

Bugün Türkiye’nin yüz ölçümünün yüzde 27’si ormanlarla kaplı ama çok acı olan bir şey var: Yüzde 27’nin, ne yazık ki yüzde 50’si verimli, yüzde 50’si ise bozuk vasıflı ormanlar. Yani taşlık, kayalık, çalılık, çırpılık olan yerlerin, açıklıkların orman sayıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Fakat orada cüzi bir miktarda kaynak aktarılması öngörüldü ama ben bunun da olmayacağını düşünüyorum.

İkinci husus neydi? İkinci husus da şuydu: Bu ormanlarımızı canı pahasına koruyan köylülerimiz, bir yangın çıktığında -burada orman köyünden birçok milletvekili var- ilk defa, gece de olsa, gündüz de olsa tüm imkânlarını seferber eden orman köylüleri, ormanları koruyan orman köylüleri. Dedik ki: “Bu orman köylülerinin kalkındırılmasına destek sağlansın.” Çünkü bunlar yüzyıllardır bu ormanları koruyor, yüzyıllardır. Çünkü orada dedesinin hatırası var, babasının hatırası var, canı pahasına korumuş. Ama bırakın orman köylüsünü korumayı, orman köylüsünü mağdur edecek noktaya getirdiniz.

Üçüncü hususumuz da şuydu: Dedik ki bir hukuk oluşturuyoruz. Bu hukuku düzgün oluşturalım, ama hukuku da ortadan kaldırdınız, hukuk da ortadan kalktı.

Bunları niye anlatıyorum? Bunların hepsini anlattık, buradan saatlerce anlattık. Şimdi, bu yaz döneminde -benim bölgem Torosların bir dağ köyü, bir orman köyü- Adana’nın Toroslardaki tüm köylerini gezdim, dağ köylerini gezdim, yetinmedim, 2/B’yle ilgili, Mersin, Antalya, Muğla gibi özellikle 2/B’nin yoğun olduğu yerleri gezdim, her yerde aynı sıkıntı.

Değerli milletvekilleri, bakın, eğer gezdiyseniz bu sıkıntılarla karşılaşmışsınızdır. Ana sıkıntı şu: Şimdi biz burada söyledik, getirdiniz bir yasa. Orman Bakanlığı bu yasayı getirmesine rağmen Orman Bakanlığı bu yasada yok. Tamamen para kazanmaya yönelik, bütçe açığının giderilmesine yönelik, cari açığı dengelemeye yönelik bir çalışma hâline getirdiniz. Şimdi ben size buradan soruyorum. Yani günü kurtarabilirsiniz... “Şimdi, buradan 15-20 milyar, 9,8 milyar para bekliyoruz, 27 milyar para bekliyoruz.” gibi Maliye Bakanının ve Ali Babacan’ın çeşitli açıklamaları var. Bugün bu paralarla günü kurtarabilirsiniz. Zaten satılmadık hiçbir şey bırakmadınız, çok açık söylüyorum. Hazine arazilerini satıyorsunuz, yabancıya toprak satışını getirdiniz, Türkiye'nin stratejik tüm kurumlarını, Cumhuriyet döneminde kazanılan tüm kurumlarını sattınız. Bu sattıklarınızla günü kurtarabilirsiniz ama geleceği nasıl kuracaksınız? Çocuklarımıza neyi bırakacaksınız? Şimdi burada da tamamen Orman Bakanlığı ve orman köylülerinin kalkındırılması bu işin içinde olması gerekirken tamamen parasal olarak bakıldı ve orman köylüsünün bırakın kalkındırılmasını, mağdur edildiği bir süreci yaşıyoruz.

Şimdi size soruyorum: Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek “30 Ekim tarihi son. Biz çok güzel bir kanun çıkardık, kesinlikle taviz vermeyeceğiz. Bütün vatandaşlarımız gelecekler, bu imkânlar içerisinde bunları alacaklar.” dediler. Defalar kere soruldu kendisine, biz de sorduk. Dedi ki: “30 Ekim tarihi son.” Ne oldu da peki, 30 Ekim tarihini üç ay ileriye almak zorunda kaldınız? Ben size söyleyeyim: Çünkü gerçek hak sahipleri müracaat edemediler, gerçek hak sahiplerinin müracaatı olmadı, açık söylüyorum.

Bakın, orman köylülerinin kalkındırılması olması gerekirken mağduriyetiyle karşı karşıyayız. Fiyatları açıklamadınız, rayiç bedelleri öyle bir açıklamışsınız ki o kadar çok tutarsız. Aynı ilçenin bir tarafında 5 katı, bir tarafında 1 katı. Bunu kendi milletvekilleriniz çok iyi bilir, almaları mümkün değil. Ya, şunu söyledim, buradan şunu söyledik Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak: “Ya, bu köylülerin çay içmeye paraları yok, siz 2 milyar lira müracaat parası koymuşsunuz. Bundan dolayı bunlar müracaat edemez.” Dediniz ki: “Efendim, bu işe bir resmiyet kazandıralım.” Biz de dedik ki: “Bir resmiyet kazandıracaksanız, o zaman 100 lira koyun.”

Evet, değerli milletvekilleri, bakın, orman köylerinde 2 milyar lirayı veremediği için müracaat edemeyen binlerce orman köylüsü var, binlerce orman köylüsü var, açık söylüyorum ve bu fiyatlardan dolayı alamayan binlerce orman köylüsü var.

Şimdi, Adana’nın Gedikli köyünde seçimden önce Milliyetçi Hareket Partisinin toplantı talebine cevap verilmemiş ve bu yasa çıktıktan sonra baktım ki o köyün muhtarı ve vatandaşları bizi arıyor, diyorlar ki: “Gelin, yandık.” “Ne oldu?” 500’e yakın vatandaş, Gedikli’de, Durmuşlu’yu, Horzum’u toplamışlar, bizi bekliyorlar. Aynı söylediğim sıkıntıları söylüyorlar, “Bizim bu fiyatlarla bunları almamız mümkün değil.” diyorlar. Çözüldü mü? Çözülmedi.

Bakın, Mersin’de gezdim, Muğla’da gezdim, Antalya’da gezdim. Mersin’de bu vatandaşlarımıza bunlar elli, altmış, yüzyıldır dedelerinden kalmış. Dedelerinden kalan yerlerde dedeleri, babaları sırtlarında çuvalla toprak taşıyarak bir-iki dönüm bir ekebilecek arazi ortaya çıkarmış ama bugün bunu alamıyor. Peki, alamayınca ne yapacaksınız? Genel hükümlere göre üçüncü şahıs vatandaşlara satacaksınız, belki yabancılara satacaksınız. Hani nerede orman köylüsünü düşündünüz, hani nerede orman köylüsünün kalkındırılması? Yazık değil mi bu orman köylüsüne?

Şunu açık söyleyeyim, bakın, o köylerden yüzde 50-60 oranında oy aldınız yani bu vatandaşlar sizin “garip gureba, fakir fukara” gibi söylemlerinize inanarak bu oyları verdi ama siz burada… Bakın, araştırın, gelin, işte, bu araştırma önergemize destek verelim. Bu 2/B’den yararlananlar kimler biliyor musunuz? 2/B’den yararlananlar tuzu kurular, müteahhitler, turizm avcılığı yapan, fırsatı ganimet bilen insanlar. Bakın, gelin, araştırmalarını yapalım ama şu ana kadar parasını yatırıp şartlarını tam yerine getiren yüzde 31. Yarın, üç ay sonra da bu tabloyla karşılaşacaksınız. Peki, bu vatandaşların durumu ne olacak?

Muğla’ya geçtik, Muğla’ya. Muğla’da 1.100 kilometre sahil bandı var. Burada vatandaşlarımız ta dedelerinden, atalarından beri zeytincilik yapıyor. Şimdi, öyle fiyatlar konmuş ki bu vatandaşların Muğla’da bunu alması mümkün değil. Peki, almayınca kim alacak? Üçüncü şahıslar alacak. Kim alacak? Yabancılar alacak. Kim alacak? Zenginler alacak. Ya, zaten orman köylüsü perişan vaziyette, orman köylülerinin fakirliği Meclis raporlarına girmiş, araştırmalara girmiş, Türkiye’nin millî gelirden en az payı alan kesimi. Yani bu kanunla orman köylülerini korumamız gerekirken şu anda orman köylülerini bırakın korumayı, mağdur ediyorsunuz. Aladağ’da emin olun, araştırın, bakın, gelin, bunu, araştırmayı yapalım görelim. 20 milyar lira para birimi belirlemişler, 20 milyar lira. Oraya 2-3 tane arsacı, emlakçıyla gittim,  aldım gittim, üşünmeden hem o yöredekilerle hem hemşehrilerle, sizin bürokratlarınızın 20 milyar lira belirlediği yere kaç lira belirliyorlar biliyor musunuz? 500 lira, 1 milyar lira. Ya, yazık değil mi, zaten bunu on beş yıldır, yirmi yıldır, elli yıldır, yüz yıldır kullanıyor. Yani 500 lira, 1 milyar lira olan yeri 20 milyar liraya verdiğiniz zaman bu vatandaş nasıl alacak? İnanmıyorsanız gelin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla)- …şu şeyimize bir destek verin, bu gerçeklerin hepsini ortaya çıkaralım.

Hepinize teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Osman Kahveci, Karabük Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6292 sayılı orman köylülerinin kalkındırılmaların desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesiyle ilgili olarak genel görüşme açılmasının önergesinin aleyhine söz almış buluyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Kanun’un ana amacı; 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesi gereğince hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesiyle, nakline karar verilen devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesine ilişkin usul ve esasları kapsamaktadır. Yani, kanunun içeriğinde 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesinin (a) ve (b) bentleriyle, “orman dışına çıkarılan ve çıkarılacak alanlar” yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanlık medeniyetinde, insanların ormanlara karşı, ormanlara tarım alanı kazanmak ve yerleşmek maksatlı müdahaleleri hep olmuş ve olmaktadır. Bu bir süreçtir. Bazı ülkelerde bu süreç de yaşanmış ve bitmiş, bazı ülkelerde ise hâlen devam etmektedir. Ülkemizde de bu süreç yaşanmış ve inşallah orman ve arazi kadastrosunun bitmesiyle sona erecektir. Ülkemizde orman ve arazi kadastrosunun yüzde 95’inin tamamlanmış olması da, bu sürecin neresinde olduğumuzun en bariz ifadesidir. Orman vasfını kaybetmiş yerlerin orman dışına çıkarılmasının hukuksal sürecinin ilk başlangıcı da ilk orman kanununun çıktığı, 1937’de çıkarılan, 3116 sayılı Orman Kanunu’dur. Bunu, 1961 ve 82 Anayasaları izlemiştir. Daha sonra birçok hukuksal düzenleme yapılmış ve bunların da Anayasa Mahkemesince iptal edilmesiyle hukuksal süreç tıkanmıştır. Yani, bu konu altmış beş yıldır ülkemizin gündeminde olmuştur. Bu süreçte, hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış yüz binlerce hektar hazine arazisi ve bu arazileri yıllarca kullanan yüz binlerce vatandaşımızın kangren olmuş birçok hukuksal, sosyal sorunları olmuş ve bu sorunların bir an evvel çözülmesi istenmiştir. Ancak, son anayasal düzenlemeden sonra otuz yıl geçmesine rağmen, iktidar olanların hiçbiri bu sorunun çözümünde gerekli duyarlılığı ve cesareti gösterememiştir. AK PARTİ her alanda olduğu gibi, bu alanda da gerekli duyarlılığı ve cesaretiyle milletin derdine derman olmuş ve yıllarca kangren olmuş bu sorunu da çözerek devlet ile milleti barıştırmış ve millete verdiği sözü yerine getirmiştir. Bu kanunla, devlet ormanları içinde ve bitişiğinde bulunup yerinde kalkındırılması mümkün olmayan köyler halkının, orman sınırları dışına çıkartılan alanlara nakli ve yerleştirilmesi işlemlerine ilişkin husus ve esaslar düzenlenmiştir. Bu paralelde, deprem, heyelan, sel gibi doğal afete maruz kalan vatandaşlar ile baraj ve gölet gibi devlet yatırımı sebebiyle başka yerlere yerleştirilmeleri zorunlu olan orman içi veya bitişiğindeki köyler halkının da mağduriyetlerinin giderilmesi sağlanmıştır.

Yine bu Kanun’la, nakledilen orman köyleri halkına ait arazilerin gerektiğinde kamulaştırılarak devlet ormanı olarak ağaçlandırılmak suretiyle ormana kazandırılmasının önü açılmış ve böylece orman alanlarının daraltılmasına engel olunmuştur.

Yine bu Kanun’la, 2/B uygulaması ile orman sınırları dışına çıkartılmış olmasına rağmen kullanıcıların terk etmesi veya kullanımdan vazgeçmesi sonucu orman örtüsüyle kaplanan yerlerin tekrar ormana kazandırılması sağlanmıştır. Bu şekilde sadece İstanbul’da 11 bin dekar alan ormana geri döndürülmüştü.

Yine bu Kanun’la, bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş ve ormana geri dönüşümü artık mümkün olmayan yerlerin kullanıcıları belirlenmiş ve bu yerlerin hak sahiplerine rayiç bedel üzerinden doğrudan satılması hükmü getirilmiştir. Bedel tespitinde belediye, ticaret odası, sanayi odası, borsa gibi kuruluşlardan veya bilirkişilerden faydalanılmış, taşınmazların mahallinde gerekli incelemeler yapılarak konumu, emsal taşınmazların birim değerleri, imar ve kullanım durumları, verim gücü ve altyapı imkânları gibi unsurlar dikkate alınmıştır. Vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamaması için, gerektiğinde ilgili komisyonlarca mahalline kadar gidilerek bedellerin emsallerine göre farklılık arz edip etmediğine ilişkin çeşitli açılardan kontrol ve test çalışmaları sürdürülmektedir. Hak sahiplerine doğrudan satılacak olan taşınmazların satış bedeli rayiç bedelinin yüzde 70’idir yani rayiç bedelinden yüzde 30 indirim yapılmıştır. Alınan başvuru bedelleri ise emaneten alınmakta ve satışa mahsup edilmekte veya iade edilmektedir. Burada da köylerdeki hak sahiplerine önemli bir ayrıcalık tanınmıştır. Satış bedeli peşin veya taksitle ödenebilmekte, tamamen peşin ödenmesi hâlinde yüzde 20, en az yarısının ödenmesi hâlinde yüzde 10 oranında indirim uygulanmaktadır.Böylece peşin ödemelerde rayiç bedelinin yarıya yakını kadar bir ödeme yapılmaktadır. Taksitli satışlarda ise satış bedelinin yüzde 10’u en geç üç ay içinde, kalanı ise belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde en fazla üç yılda altı eşit taksitle, belediye ve mücavir alan sınırı dışında ise en fazla dört yılda sekiz eşit taksitle faizsiz olarak ödenmektedir. Bunun dışında, yapılan düzenlemeyle bedelin yetkili kredi kuruluşlarından kredi sağlanarak ödenebilmesi imkânı da sağlanmıştır. Görüldüğü gibi ödemelerde hem süre hem de faizsiz olması açısından büyük kolaylıklar getirilirken kırsal alanlarda oturanlara farklı kolaylıklar getirilmiştir.

Yine bu Kanun’la, devlet olmanın bir gereği olarak özel kanunları gereğince devlet tarafından kişilere geçerli olarak satılan taşınmazların tapu kayıtlarının geçerli kabul edilmesi, bu yerler hakkında açılmış davalardan vazgeçilmesi hükmü getirilmiştir. Yine bu Kanun’la, 2/B alanları hakkında hazine tarafından kişiler aleyhine açılması gereken davaların açılmaması ve açılmış davaların da devam edenlerin de durdurulması hükmü getirilmiştir.

Sonuç olarak, 2/B taşınmazların yoğun olarak bulunduğu 38 ilde toplam 450 bin kullanıcı mevcuttur. Bunlardan başvuru sayısı 30 Ekim 2012 tarihi itibarıyla 390.651’dir. Yani, yaklaşık yüzde 86’ya tekabül etmektedir. Başvuru süresinin üç ay uzatılmasının amacı da bu kolaylıklara rağmen başvuruda bulunmamış vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmesidir. Bu Kanun özel bütçeye gelir elde etmek için çıkarılmamıştır, yıllardır kangren olmuş sosyal bir sorunun çözülmesi amaçlanmıştır. Bu alanlardan hiçbir bedel alınmaması ise sosyal bir devlet anlayışıyla da bağdaşmamaktadır. Orman köylerinin kalkındırılması ve onların orman kaynaklarından en yüksek seviyede faydalandırılması çalışmaları sürdürülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde 2/B ile son otuz yılda orman dışına çıkarılan alan 410 bin hektardır. Buna karşılık ülkemizde son otuz yılda orman alanı 1,4 milyon hektar artmıştır. Yani otuz yılda 2/B’yle kaybedilen alan, orman alanımızın yüzde 2’si, buna karşılık orman alanımızın artışı da yüzde 7’dir. Diğer yandan ülkemizde her yıl 2/B’yle kaybedilen alan kadar bir bozuk ve çıplak alan imarla ıslah edilmekte ve ağaçlandırılmaktadır. Bu konuda hiçbir kaynak sıkıntısı yaşanmamaktadır. Ülkemiz  son beş yılda dünyada orman varlığını artıran nadir ülkelerden birisi hâline gelmiştir. Bu da AK PARTİ Hükûmetinin orman köylümüze, ormanlarımızın gelişmesine verdiği önemin bir sonucudur.

Bu Kanun’un amacı devlet bütçesine gelir elde etmek değil, sosyal bir yarayı tedavi etmektir. Bundan dolayı da bu genel görüşme önergesinin aleyhine olduğumuzu bildiriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 25 Nisan 2012 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından onanan, Resmî Gazete’de 26 Nisan 2012 tarihinde yayımlanan 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun, uygulamalarındaki aksaklıkların araştırılması için Milliyetçi Hareket Partisi tarafından verilen genel görüşme açılmasıyla ilgili lehte söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Zannediyorum ki bu yasa görüşülürken Sayın Orman Bakanı, zaten konuyu kendi üzerine hiç almadı, burada da dinleme nezaketinde de bulunmuyor bana göre. Çünkü bu bir genel görüşme ve Orman Bakanlığını ilgilendiren bir konu ama her konuda olduğu gibi maalesef bu konuyu da ciddiye almadıklarını ifade ederek, üzülerek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu 2/B yasasıyla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi ortaklaşa bu yasanın gerçekleşmesi konusunda hemfikirlerdi. Hatta, bu konuyla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisinin bir barış anlamında, yıllarca kangren olan bu konunun çözülmesi için çaba sarf ettiğini de hepimiz biliyoruz. Alt komisyondaki görüşmeleri dikkate alırsak sadece bir konuyu hatırlatmak istiyorum: Rayiç bedellerinin yüzde 70’inin yüzde 50’ye düşürülmesi konusunda tüm partilerin anlaşmasına rağmen komisyon üyelerinin bu konudaki çalışmaları maalesef hiçe sayılmış ve Genel Kurulda bu tekrar yüzde 70’e çıkarılmıştır. İşte Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konulardaki hassasiyeti burada olduğu gibi alt komisyonda da görülmüştür.

Bir hatırlatma ihtiyacı da hissediyorum. Neden? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu barış projesini söylediğimiz zaman bazı önerilerimiz olmuştu. Ne demiştik? “Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde, üzerinde konut bulunuyorsa ve bir tane konutu varsa bunların emlak vergisi üzerinden, birden fazla varsa rayiç bedeli üzerinden.” demiştik. Yine demiştik ki: Belediye ve mücavir alan içerisinde bulunan tarımla ilgili bir sanayi tesisi varsa bunlarla ilgili emlak vergisi üzerinden, eğer belediye mücavir alanları dışında ise bu alanların, bunlar orman köylüsü ise bunlara bedava verilmesi veya tarım yapıyorsa bunlara yine emlak vergisi üzerinden verilmesini alt komisyonda, komisyonda ve burada saatlerce anlattık ama maalesef hiç kimse bu konuları dikkate almadı, ellerine verilen matbunun yasalaşması için ne gerekiyorsa onlar yapıldı değerli arkadaşlarım. Sonra, bizim yine bu konuyla ilgili önemli itirazlarımızdan bir tanesi de, Orman Bakanlığının, Sayın Bakanın olmadığı bir dönemde, o zaman da Orman Bakanlığını savunarak dedik ki: Buradan elde edilecek gelirlerin büyük bir kısmını orman alanlarının yeniden tesis edilebilmesi için bu Orman Bakanlığına verelim. Ama gelin görün ki arkadaşlar, bu şekilde yapılmadı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığına, ki o günlerde… Şimdi de yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oldukça revaçta çünkü öyle güçlü konumda oldular ki, aynı bu yasadaki gelirlerin haricinde istediği konularda istediğini yapma hakkına sahip oldular. Tabii ki Orman Bakanlığı da bu konuda burada olmadığı gibi, hiç sesini çıkarmadan hareket etti.

Değerli arkadaşlar, biz bu yasalarla ilgili görüşmelerimizi ifade ederken bu sıkıntıların olacağını hep beraber konuştuk, hepimiz biliyorduk ve bölgelerimize gittiğimiz zaman 2/B’yle ilgili sıkıntıların had safhada olduğunu yine arkadaşlarımızdan, çiftçilerimizden aldık. Neler vardı, bir de o konulara girmek istiyorum.

Ben Bursa Milletvekiliyim. Toplam 13.593 parselimiz vardı ve 46 milyon 835 bin metrekarelik de bir alanda 2/B arazisi vardı. Ben 2/B’yle ilgili yoğun olan köylere gittim arkadaşlar ve buradaki vatandaşlarla toplantılar yaptık, görüşmeler yaptık Gemlik’te, Küçükkumla’da, Kumla’da, Yeniköy’de. Şunu ifade etmek istiyorum: Hiç kimse bu konuyla ilgili neler yapılacağı konusunda, ilgililer, mal müdürleri, ve defterdarlar ağız birliği etmişçesine cevap vermiyordu. Dilekçeler hazırladık, hiçbir dilekçeye, o vatandaşlara cevap verilmedi çünkü rayiç bedellerinin açıklanmasını istemiyorlardı. Rayiç bedellerini açıklarlarsa bir şeffaflık olurdu, bu şeffaflık da AKP’nin, her zaman olduğu gibi, işine gelmiyordu.

Ne oldu arkadaşlar? Arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu dilekçelere şöyle cevap verildi, dendi ki…Buranın altını özellikle çizmek istiyorum, değerli milletvekili arkadaşlarımın da bu konuyu duymalarını istiyorum- “Temmuz ayının sonuna kadar” tekrar söylüyorum “Temmuz ayının sonuna kadar, biz, 2/B arazilerini belediyelere yazdık, TOKİ’lere yazdık. Belediye ve TOKİ’ler, imar planına bakacak, bu alanlara bakacak, hoşuna gidenleri…” Maddede var, Kanun’da var, itiraz etmiştik. Orada alacak veya yandaşlarına vermesi gerekiyorsa o kısımları o 2/B satışının içinden çıkaracak, geri kalanlara müsaade edecek. Yani ağustosa kadar –nisanda çıkan bu Yasa’ya rağmen- dilekçelere cevap verilmedi.

Sonra ne yapıldı arkadaşlar? Bu dilekçelere cevap verilmedi, belediyelere yazıldı, rayiç bedeller şöyle ifade edildi ama bu da anlatılmadı. Bununla ilgili, Bursa milletvekilleri de burada, ilgililere açıp sorabilirler. “Rayiç bedelleri size anlatmak veya söylemek durumunda değiliz. Ne yapacaksınız? Dilekçe vereceksiniz, 2 bin lira veya bin lirayı yatıracaksınız, biz ondan sonra size belli bir süre sonra cevap vereceğiz.” Yani bu defa çiftçi geliyor, 2/B’li arazisi olan, yıllarca olan vatandaş “Ben nasıl hareket etmeliyim. Siz benim yerime koyun. Ben 2 bin lirayı vereceğim, yarın benim alamayacağım bir fiyat, bir rayiç bedel çıkarsa ben ne yaparım?” ifadesini kullanmışlardı ve bu bakımdan oldukça sıkıntılı bir durum vardı.

Sonra ne oldu arkadaşlar? Sayın Bakan, bu konunun hiç uzatılmayacağını ifade ediyordu ama gelin görün ki bu kadar Maliye Bakanlığının ifadelerine rağmen tekrar bu Yasa üç ay uzatıldı. Peki, bu üç ay içerisinde gerekenler yapılacak mı? Hayır. Çünkü ortada “Rayiç bedellerin açıklanması” diye bir durum söz konusu değil, şeffaf bir durum söz konusu değil. Bu bakımdan, vatandaşlarımız bekleme durumunda. Peki, o zaman, Sayın Maliye Bakanlığı defterdarlarına talimat verin, eğer 2/B’deki vatandaşlar size gelmekten çekiniyorsa, siz evraklarınızı alın lütfen köylere gidin. Evet, o köylere de gittiler ama bugün Bursa’da yüzde 40 dolayında müracaat var ama bu bir görüşme olarak değil, sadece dilekçe olarak verildiğini ifade etmek istiyorum. Ancak, bu Hükûmetin bundan da şöyle bir avantajı olduğunu ifade etmek istiyorum çünkü zannediyorum ki -dilerim gerçekleşmez- büyükşehir belediye yasası gerçekleştiği zaman buradaki köylerin hepsi mahalle olacak. Arkadaşlar, mahalle olunca da bugün bin lira olan müracaat 2 bin liraya çıkacak. Zannediyorum ki, Hükûmetin de en fazla üzerinde durduğu konu budur. Çünkü nedir? AKP Hükûmetinin ormanla, orman işçileriyle, tarımla ilgili düşünceleri herkes tarafından bilinmektedir.

Bu bakımdan, bu genel görüşmenin yapılması gerçekten, orman köylüleri için, sıkıntıda olan köylerimizin önünü açması için önemlidir. Bu bakımdan lehte olarak konuştuğumu ifade ediyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

6292 sayılı, kısaca kamuoyu tarafından 2/B Yasası olarak bilinen Kanun ile ilgili, MHP Grubu tarafından verilen bu Kanun’la ilgili sıkıntıların gündeme alınmasına dair grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi Türkiye'nin yüzde 27’si ormanlarla kaplı -biraz önceki konuşmacıların söylediği gibi- fakat milletvekili olma onurunu, gururunu yaşadığım Bolu’muzun yüzde 63’ü ormanlarla kaplı ve Bolu’daki 492 tane köyümüzün çok büyük bir kısmı, bu ormanlarla, bugüne kadar bu ormanların gelmesi noktasında çok ciddi bir vefa, cefa çekmiş köylüler ve bu köylülerin bugüne kadar yaşadığı çok büyük bir sorundu bu 2/B olarak adlandırılan sıkıntı. Yani orman vasfını kaybetmiş arazilerin mülkiyet sıkıntılarının çözülmesi hepimizin, bütün partililerin ortaklaşa irade ortaya koyduğu bir sıkıntıydı ve çıkartılan bu yasayla birlikte bu sıkıntının ortadan kalkması noktasında çok ciddi bir adım atıldı ama sonuçta ortada Türkiye'nin tamamını ilgilendiren ciddi bir mesele var ve bu meselenin uygulanmasıyla alakalı da bazı sıkıntıları bizler de yapmış olduğumuz ziyaretler  esnasında çok net bir şekilde gördük.

Özellikle bu sıkıntıların başında fiyat tutarsızlığı geliyor bazı yerlerde. Başvuru tarihi noktasında sıkıntılar vardı çünkü başvurunun yapılmasıyla ilgili bir bedel yatırılması gerekiyor idi ki bazı yerlerde bu bedel belirlenecek fiyatın, belirlenmeyen şu ana kadar ama tahminen belirlenecek fiyatın da üstünde bir bedeldi. Dolayısıyla, bununla alakalı sıkıntıları bizler de özellikle yaz aylarında köy ziyaretlerimizde net bir şekilde gördük. Fakat geçtiğimiz günlerde Maliye Bakanlığımızın yayınlamış olduğu bir tebliğ var hepinizin bildiği gibi. Belki de bu tebliğden haberdar olunmadan bu gündeme alınma önerisi getirilmiş olabilir MHP tarafından, malumunuz olduğu üzere. Çünkü Maliye Bakanlığının yayınlamış olduğu tebliğde başvuru bedelinin başvuru süresinin sonuna kadar yatırılması şartıyla, bedel alınmadan başvuru yapılabiliyor yani 30 Ekimde sona eren ama üç aylığına uzatılan bir süre var hepinizin bildiği gibi. Bu süre sonuna kadar herhangi bir başvuru bedeli yapılmadan, köylümüz, 2/B’den yararlanmak isteyen  her insan başvurusunu yapabiliyor. Bu ne demek? Bu üç ayın sonuna kadar fiyatlar da belirleneceği için eğer bu fiyatın altındaysa zaten üst rakam ödemeye gerek kalmadan üstündeyse bu rakam mahsup edileceği için hiçbir başvuru bedeli olmadan vatandaşımız bu işlemi gerçekleştirebiliyor demek. Bu tebliği Maliye Bakanlığının hazırlama sebebi sahadan alınan bu sıkıntıların bire bir ortadan kalkmasıyla alakalıydı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bolu’da kaç başvuru oldu, Bolu’da?

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) - Çünkü burada para kazanmaya yönelik, günü kurtarmaya yönelik bir çalışmayı değil bir sıkıntıyı, çok uzun süreden beri gündemde olan bir sıkıntıyı ortadan kaldırmaya yönelik bir yasa çalışmasıydı bu. Bu tebliğle beraber özelikle bu konunun çözüme kavuşması, Bolu olarak Bolu’daki birçok köylüden aldığımız bu sıkıntıların giderilmesi bizleri sahada oldukça rahatlatmış durumda.

Fiyat tutarsızlığıyla alakalı ise bildiğiniz gibi belirlenen fiyatlara itiraz etmek mümkün.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Fiyatları açıklamadılar ki! Fiyatları açıklamadılar daha fiyatları!

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) - İtiraz neticesinde tutarsızlıkları belirterek farklı yani bir yandaki ilçe ile mevcut ilçe arasındaki fiyat farklılığını belirterek yeniden tespit ettirmek mümkün.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bolu’da kaç tane mağdur insan var?

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) - Bununla ilgili mekanizmayı da bizler Bolu’da çalıştırdık, sizler de çok rahat çalıştırabilirsiniz.

Ben gündemimizin önemine binaen daha fazla vaktinizi almak istemiyorum. Bildiğiniz gibi, bir an önce büyükşehir belediyesiyle alakalı kanunla ilgili çalışmak durumundayız. Dolayısıyla, bu sıkıntının büyük ölçüde çözüldüğünü tekrar ifade ederek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı istendi, arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.04


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

3.- CHP Grubunun, 17/4/2012 tarihinde Adana Milletvekili Ümit Özgümüş ve 30 milletvekili tarafından kalkınma ajanslarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 7/11/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi                                                                                                                                                                                                                   07.11.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun, 07.11.2012 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                    Emin Ülker Tarhan

                                                                                                              Ankara

                                                                                               CHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Adana Milletvekili Ümit Özgümüş ve 30 Milletvekili tarafından, 17.04.2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Kalkınma ajanslarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (379 sıra nolu), Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 07.11.2012 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Ümit Özgümüş, Adana Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Kalkınma ajanslarıyla ilgili verdiğim önergeye geçmeden önce araştırma önergesinden ve burada çıkarılan kanunlardan bence çok daha önemli bir konuya değinmek istiyorum.

Perşembe gecesi burada bir sahtekârlık yapıldı. Perşembe gecesi sayım yapılırken AKP’den burada olmayan milletvekilleri adına, olmayan milletvekillerinin adı yazılarak sahte oy pusulasıyla bu Mecliste çoğunluk sağlanmaya çalışıldı. Bu, üzerine yatılacak ve unutturulacak bir olay değil. Buraya çıkan sayın milletvekilleri konuşması sırasında “Sayın Başkan ve yüce Meclisin değerli üyeleri” diyor. Burada oy pusulasında sahtekârlık yapılan bir yerde yücelikten bahsedilemez. Onun için, bugün, gelişen teknolojide, balistikte bu sahte imzaları, sahte isimleri kim yazdı, onları ortaya çıkarmak on dakikalık iş. Bunlar ortaya çıkıncaya kadar ve bir yaptırım yapılıncaya kadar, Meclis Başkanlığı makamı ve dolayısıyla Meclis şaibe altındadır. Bunun peşinde olacağız. Öncelikle bunu söylemek istiyorum.

Ben, kalkınma ajanslarıyla ilgili araştırma önergesi üzerine söz aldım.

Daha önceki yıllarda Türkiye ekonomisinin önemli sorunlarından bir tanesini dile getiriyorduk ben o zaman sanayi odası başkanıydım. Türkiye’de yatırım yapacak olan yerli ve yabancı sermayenin Türkiye’de hangi konuda yatırım yapacağını, önümüzdeki yıllarda Türkiye ekonomisinin hangi konularda rekabetçi olacağı yönünde, Türkiye’de, cevap verebilecek, yerli ve yabancı yatırımcıya, girişimciye cevap verebilecek bir tek kurum yok; Devlet Planlana Teşkilatı, valilikler, üniversiteler, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği veya başka kurumlar…

Bu anlamda, kalkınma ajansları yasası taslağı hazırlandığında gerçekten çok sevindik ama taslağı ele geçirdiğimizde kalkınma ajansları yasasının yanlış olduğunu ve çamura batacağını söyledik. O zamanki Bakanımız Sayın Abdüllatif Şener’di, Odalar ve Borsalar Birliğine davet ettik. Yasanın nerelerde yanlış olduğunu ve nerelerde çamura batacağını kendisine izah ettik. Bizim eleştirilerimizi, önerilerimizi kabul etti ve yanında bulunan bürokratlara “Sayın Başkan doğru söylüyor, yasayı bu şekilde düzeltin.” dedi, sevinerek gittik, ama yasa çıktığı zaman bir tek noktasının, virgülünün değişmediğini ve bürokrasiden gelen taslak şekliyle yasalaştığını gördük ve bugün kalkınma ajansları ne yazık ki çamura batmış durumda, kaynak israf eden bir yapı durumunda.

Kalkınma ajansları, ne yapacağını bilmediği için, ne yazık ki mış gibi yapıyor, yapmaması gereken işlere kaynak harcıyor.

Temel yanlışları ana başlıklar altında söyleyeyim, zaman çok kısa.

Birincisi: Kalkınma ajanslarının görev tanımı çok yanlış. Anonim şirketlerde “İştigal konusu” diye bir madde vardı son Ticaret Kanunu’nda, değiştirilmeden önce, anonim şirketler sadece o konuda faaliyet gösterebilirdi. Daha sonra ihtiyaç olur diye anonim şirketlerin ihtiyaç konusu şöyle çıkardı: Döküm, makine, ticaret, zirai aletleler, otelcilik, tarım ve benzeri işler. Kalkınma ajansları da aynı şekilde, kalkınmayla ilgisi olmayan birçok konuda, devletin diğer kurumlarının konusu olan bir çok konuda faaliyet gösterecek şekilde çıktığı için yasa, bugün gerçekten kendi işlevinden uzaklaştı. Belediyelerin yapacağı işler, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün yapacağı işler, İl Özel İdaresinin, valiliklerin yapacağı işler bu kanunun kapsamı içerisine alındı ve yanlışlıklar o günden bugüne diz boyu devam ediyor. Gerçekten kalkınmayla ilgili projeler üretemediği için, kalkınmayla ilgili şeyler yapamadığı için… Bakın, birkaç tane ana başlık söyleyeyim. En azından benim bir dönem yönetim kurulu üyeliği yaptığım Çukurova Kalkınma Ajansıyla ilgili bir iki örnek vereyim. Hibe para verdiği, hibe destek verdiği projelerden bir tanesi; Ceyhan’da belediyenin teknik şartnamesini değiştirmesi gereken “Depreme dayanıklı dükkân projesi”, Silifke’de “Bana bir nota öğret projesi” köy kadınlarına nota öğreteceğiz! Yine “Dört mevsim yüzüyorum projesi” yine aynı şekilde Tarsus’ta, Tarsus Tenis İhtisas Derneğine “Raket tutan eller projesi.”

Değerli arkadaşlar, insanlar açlıktan ölürken, -Başbakanlığın önünde bugün birisi kendisini yakmış- insanlar açlıktan, işsizlikten kendisini yakarken, Adana’da göçle gelen sorunları çözemezken, memleketteki tuzu kuru insanlara, Tarsus Tenis İhtisas Derneğine kalkınma ajansları para verip, bunu da kalkınma olarak faaliyet raporuna koymaya çalışıyor.

İnsanlar tenis de oynasın, insanlar yüzsün de insanlar nota da öğrensinler ama bırakın bunu başka kurumlar yapsın. Bizim Gençlik ve Spor Bakanımız restorasyon işleriyle uğraştığından, AKP’li belediyelere araba satmaya çalıştığından, herhâlde orada eksik görüp, bunu kalkınma ajanslarıyla tenis ve yüzme öğreterek kapatmaya çalışıyorlar.

Değerli arkadaşlar, bir örnek daha vereyim zaman çok dar. Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nin, Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğünün yazılımı için kalkınma ajansları hibe desteği veriyor. Türkiye’nin kaymak tabakası, holdinglerin bulunduğu bir Organize Sanayi Bölgesi, yazılımı için para ayıramıyor, kalkınma ajansları para veriyor.

Bir başka yanlışlığı daha var; o da kendin pişir, kendin ye sistemi. Kalkınma ajanslarının yönetiminde valilikler var, belediye başkanları var, sanayi ticaret odaları var, il genel meclisi başkanları var.

Yine kalkınma ajansının bütçesinden bu kurumlara da sürekli olarak hibe destek veriliyor. Adana Büyükşehir Belediyesi, kendi bütçesinin dışında, Yönetim Kurulunda olduğu Çukurova Kalkınma Ajansından 600 bin lira destek alıyor, sanayi odaları da alıyor. Mersin Sanayi Odası, Mersin Belediyesi de alıyor ya da o bünye içerisinde bulunan kamu kuruluşları kalkınma ajanslarından hibe destekler alıp, kamunun yapması gereken işleri yapıyorlar. Eğer gerçekten oradaki sağlık müdürlüğüne, gençlik ve spor il müdürlüğüne para verilecekse, ne diye bu kadar büyük organizasyon kuruldu kalkınma ajansları adına. Yanlışlıklar üst üste gidiyor. Yönetim yapısında sıkıntılar var. Yerel kalkınma modeli olan bir yapıda valiler yönetim kurulu başkanları, büyükşehir belediye başkanları, yönetim kurulu üyeleri, il genel meclisi başkanları, sanayi ve ticaret odaları genel başkanları…

Bakın, TR 90 bölgesi altı ili kapsıyor; Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Giresun, Ordu. Bir yönetim kurulu düşünün ki, aynı yetkilere sahip 6 vali, 6 büyükşehir ya da belediye başkanı, ticaret ve sanayi odası başkanı ve il genel meclisi başkanı. Tabii, böyle bir yönetim yapısından da ne yazık ki verimli kararlar çıkmıyor.

Genel sekreter ataması… Diyor ki Kanun: ”Yönetim Kurulu Genel Sekreterini atar, ancak müsteşarın iznine ve onayına tabi.” Yani bir memlekette güvenliğini, yapısını, imarını, her şeyini teslim ettiğiniz valiler, büyükşehir belediye başkanları, il genel meclisi, sanayi ve ticaret odası başkanları bir genel sekreteri atayamıyor, müsteşarlığın onayına tabii. Bu da şu anlama gelir: Müsteşarlığın istemediği kimseyi atayamazsınız, genel sekreterleri biz tarikat, cemaat esasına göre buradan göndeririz onları atamak zorundasınız. Nitekim bugünkü uygulama da bu.

Ne yapmalı? Kalkınma ajansları, bir defa, Ankara’dan gelen avantayı yanlış, verimsiz projelere dağıtmak yerine, proje üreten mutfak hâline gelmeli. Yani kalkınma ajansının tanımını bana yap derseniz eğer; ilgili ve sorumlu olduğu ilin doğal kaynaklarını, teknoloji kaynaklarını, beşeri kaynaklarını doğrudan yatırıma yönlendirebilecek en kısa yoldan gitmeli. Bunun için önce bir envanter yapmalı, ondan sonra o envanter üzerinden önümüzdeki yıllarda hangi konularda rekabetçi olabileceğini yatırımcıya, yerli veya yabancı yatırımcıya önüne proje olarak koyabilecek bir yeni yapılanmaya gitmek zorunda. Bunun yanında mutlak surette teşvik uygulamayla kalkınma ajanslarının da aynı otoritenin altında, aynı bakanlıkta, aynı dairede birleşmesi lazım. Şu anda davul başkasının elinde, tokmak başkasının elinde. Yani kalkınma ajansları, hangi konuda yatırım yapılacağını mutfak çalışmasıyla ortaya çıkarmalı ve teşvik onun üzerine verilmeli; bu iki kurumun da birleştirilmesi gerekir.

Değerli arkadaşlar, kalkınma ajanslarında yolsuzluk da var, kalkınma ajanslarında usulsüzlük de var. Biraz önce Sayın Bakanımızı, Kalkınma Bakanımızı gördüm ama şu anda burada yok -ben bu konuşma yapacağımı kendisinin özel kalemine ilettim- onu da zaman kalmadığı için önümüzdeki günlerde, olmadı bütçe geldiği zaman Sayın Bakanın kendi imzasıyla, Cevdet Yılmaz Kalkınma Bakanı imzasıyla nasıl suistimal yapıldığını da burada sizlere anlatırım.

Kalkınma ajansları meselesine 2008’den bu yana kadar 1,5 milyar Türk lirası para harcandı, getirisi yok denecek kadar az. Onun için bu bir siyasi araştırma önergesi değil, sonuç olarak da hepimizi ilgilendiren bir araştırma önergesi. Olumlu oy vermenizi bekliyor ve saygılar sunuyorum.(CHP sıralarında alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ercan Candan, Zonguldak Milletvekili. (CHP sıralarında alkışlar)

ERCAN CANDAN (Zonguldak) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisince verilen, kalkınma ajanslarıyla ilgili Meclis araştırma önergesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kalkınma ajansları, 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun çerçevesinde Bakanlar Kurulu kararıyla aşamalı şekilde yirmi altı bölgede kurularak faaliyetlerini yürütmektedir.

Şimdi, bu kalkınma ajanslarının gerçekteki esas amacı bölgesel gelişmişlik farklılıklarını elimine etmek için, oradaki üniversite, sanayici ve diğer kamu kuruluşlarının bir araya gelerek bu seviyeyi daha “uniform” hâle getirmesi için kurulmuş bir ajanstır. Bunun esas gayesi, çeşitli alanlarda farklılaşmış destek mekanizmaları vasıtasıyla bölgelerin gelişmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır bu.

Şimdi, tabii bu, 2006’da çıkmasına rağmen kanun, 2008’den beri faaliyet göstermektedir yani daha dört sene geçmiştir arkadaşlar. Dört sene, bir araştırma ve geliştirme faaliyeti için dört sene çok kısa bir süredir. Bir doktora çalışması için bile yasal olarak verilen süre dört yıldır. Yani herhangi bir inovasyon yapabilmeniz, bir çalışma yapabilmeniz ve bu çalışmadan verim alabilmeniz için sizin minimum zaten dört yıla ihtiyacınız var. Dört yıldan sonra esas çıktıları görmeye başlıyorsunuz. Onun için bunlar üzerinde konuşmak için çok çok erken, çok çok yeni bir ajans bu ajans. Tabii ki, kuruluşta bazı ufak tefek hatalar olmuştur.

Daha da enteresanı burada, bu kanun çıkarken Sayın Kılıçdaroğlu da bu kanunda Plan Bütçede iken alt komisyondaymış da ve onun da katkıları aynı zamanda bu kanunda yer almaktadır, o da burada mevcuttur.

Tabii, ben kısaca birkaç tane örnek vermek istiyorum, çok fazla vaktinizi almak istemiyorum bununla ilgili. Şimdi, hep negatif yönleri konuşuldu, ben bir de pozitif yönünden bahsetmek istiyorum. Benim bölgem Zonguldak, Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde -küçük bir ilçedir bu ilçe- burada küçük ve orta ölçekli bir KOBİ. Bunu, kalkınma ajansı BAKKA, Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı, yaklaşık 400 bin liralık bir yardımda bulunmuş bu kuruluşa. Bu 400 bin liraya karşılık arkadaşlar, bakın, Türkiye’de ilk defa 8 inçlik boru profili imalatı yapılmıştır. Bunun karşılığında yıllık 1,5 milyon avroluk ihracatta bir artış meydana gelmiştir, istihdamda artış meydana gelmiştir ve bu küçük firma şu anda 26 ülkeye ihracat yapar durumdadır. Yani biz bardağın sadece boş tarafına bakıyoruz, bir de dolu taraflarına bakmamız gerekiyor.

Yine benim görev yaptığım daha önceki ilde, Bilecik’te -ben aynı zamanda oradaki BEBKA’da üst kurul üyesiydim- Bozüyük’teki bir orta ölçekli firmaya verilen bir destekle -yaklaşık 323 bin destek verilmiş, küçük bir destek ama- bunların yıllık satış tutarında yüzde 31’lik bir artış meydana gelmiş, yüzde 20 kârlılık oranında bir artış meydana gelmiş, yüzde 40 istihdam artışı meydana gelmiş. Yani Anadolu’da o kadar küçük firmalar var ki küçücük desteklerle aslında büyük işler yapabilecek firmalar. Onun için bu kalkınma ajansları gerçekten yerinde olan, olması gereken ajanslar ve hakikaten görevlerini yapıyorlar mı? Evet, yapıyorlar ama tabii ki eksiklikler var. Bunların da biz zamanla üstesinden geleceğiz. Tabii ki bazı yanlışlıklar var, olabilir ama dediğim gibi, arkadaşlar, dört yıllık süreçte bu çok çok düşük.

 Bir de arkadaşlarımızın söylediği bir şey daha var. Diyor ki: 1,5 milyar liralık burada bir masraf yapılmış. Devletin verdiği 1,203 yani 1 milyar 203 bin lira; özelin de verdiği, yani diğer katkıların da verdiği 500 milyon lira. Yaklaşık 1,7 milyar liralık bir harcama yapılmış burada. Bunu Almanya’yla kıyasladığınızda bu denizde damla bile değil. Almanya’nın eğitim ve öğretime harcadığı, araştırmaya harcadığı 2013 yılı bütçesi yaklaşık 14 milyar avro. Yani 14 milyar avro nerede, bizim şu anda konuştuğumuz 1,5 milyar lira yani 500 milyon avro nerede? Tabii ki vereceksiniz çünkü vermeden almak ancak Allah’a mahsus. Dolayısıyla, bir şeyler vereceksiniz, ihracatı artıracaksınız, bunlar çok yerinde.

Ben sözü çok fazla uzatmak istemiyorum. Burada sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Ajanslar kuruluş sürecini daha tamamlamamıştır arkadaşlar. Kurumsallaşma sürecinde mesafe alınmış ve derinleşme ve uzmanlaşma sürecine geçilmiştir. Burada yaklaşık 900 kişi çalışıyor ve bunun yarısından fazlası yüksek lisans ve doktoralı insanlar yani bir tür beyin gücü var burada. Bunlar tabii ki zamanla oralara bir tür yol göstereceklerdir o az gelişmiş bölgelere ihracatın artışını zamanla görüyorsunuz, 140 milyar dolarlık ihracatı biz boşuna yapmıyoruz. Buraların etkisi çok çok fazla arkadaşlar.

Onun için ajanslar, analiz ve strateji çalışmalarıyla bölgelerin üstünlüklerini ortaya çıkaracak, bu potansiyelleri değerlendirecek ve 2003 hedefine ulaşması için elinden geleni bu ajanslar yapacaktır. Ufak tefek hatalar vardır, bunlar düzeltilecektir arkadaşlar.

Bu Kanun oldukça yeni fakat verimli bir kanundur. Bu noktadan CHP’nin grup önerisine katılmadığımı ve önergenin aleyhine oy kullanacağımı bildirir, yüce Meclise ve milletime saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.(MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, bu kalkınma ajansları konusu önemli bölgesel kalkınma açısından ancak hakikaten ciddi bir araştırma, inceleme yapılması gerekiyor. Bunu sadece ben söylemiyorum –Sayın Bakan demin buradaydı, gitmiş- daha yeni İnternet’e düşen haberde Sayın Cumhurbaşkanımız altı tane konuda araştırma, inceleme istemiş, maddelerden bir tanesi kalkınma ajanslarıyla ilgili.

Bizler söylüyorduk, birazdan ayrıntılarına da değineceğim ama demek ki bu konunun araştırılıp, incelenmesi gerekiyor ki Sayın Cumhurbaşkanı da Devlet Denetleme Kuruluna bu talimatı vermiş. Bizim buradan biraz utanç duymamız lazım çünkü asıl denetlemesi gereken yer biziz, bütçeyi veren biziz, o kurumları kuran biziz -biz derken, yani yasama, siz, hepimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisini kastediyorum- o denetimleri bizim yapmamız gerekirken Cumhurbaşkanımız bu talimatı vermiş yani herhâlde durup dururken de “bir inceleyin” dememiştir. Kendisine de birtakım duyumlar gitmiştir.

Şimdi, burada, personelle ilgili de, diğer hususlarda da, harcamalarla ilgili de birtakım, kafalarda soru işaretleri var. Dün, Sayın Konya Milletvekilimiz Mustafa Kalaycı Bey -şimdi Komisyonda, biz Plan Bütçe, biraz aşağı inip çıkıyoruz, sağ olun. Sayenizde hepsini bütçe sürecine sıkıştırdığınız için- aynı şekilde buradaki personel giderlerinin yüzde kaçı olduğunu soruyor. Neden soruyor biliyor musunuz? Çünkü kalkınma ajanslarının kuruluşunda, 2006 tarihinde çıkardığınız Kanun’un 20’nci maddesinin ikinci fıkrasında “Yıllık personel giderleri toplamının, gerçekleşen en son yıl bütçe gelirlerinin yüzde 15’ini aşamayacağı” hüküm altına alınmış.

Şimdi, bize de, aşırı harcama yapıldığı ve bunların aşıldığı, sürekli olarak kadrolaşma yapıldığı, sınav sistemlerinin normalde Kalkınma Bakanlığının denetiminde olmasına rağmen, şimdi bakıyoruz oraya uygulanan sınav yöntemiyle… Kalkınma ajanslarına personel alınırken uygulanan sınavla ilgili -yapılıp yapılmadığı da tam olarak belli değil- müracaatlar alınıyor, sınava niye çağrılmadığını insanlar bilmiyor. Bir liste açıklanıp da işte “notunuz şudur, şunları aldık” falan da denilmiyor ve bu süreçte bu ajanslar dolduruluyor. Tabii, böyle yaptığımız zaman beklenen amaçlara ulaşmak bu çerçevede maalesef mümkün gözükmüyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, Sayın Bakan daha iki gün önce bir televizyon kanalına açıklama yapmış bu kalkınma ajanslarını da içerecek şekilde, diyor ki: “Hükûmetin özgün kurumsal yapılarından bir tanesidir. AK PARTİ Hükûmetinin kurduğu, geliştirdiği bir modeldir.” Yani tabii ki, bizim söylediğimiz böyle değildi ama, bunlar 57’nci Hükûmet döneminde -bizatihi arkadaşlarımız burada- benim de Müsteşar Yardımcısı olduğum dönemde de tartışılan, bölgesel kalkınmayı geliştirmek üzere, öncesinde de, 60’larda da, 70’lerde de tartışılan şeyler, adı farklı olabilir. Siz başından “bölge”yi kaldırınca, “kalkınma ajansı” olunca, size ait bir proje mi oluyor? Sayın Bakan olsa daha farklı şeyler söyleyecektim ama, burada arkadaşlarımız her zaman savunuyorlar, kendisi de kendisi de gelip Genel Kurulda yine bizlere hitap edebilir. Evet, doğrudur, pozitif bir amaçla kurulmuş. “Bölgeler arası gelişmişlik farklarını kaldıralım, oralara yatırım gitsin, bunların koordinasyonunu da bunlar yapsın.” diye kurmuşuz ama şu anda maalesef amaca uygun gitmiyor. Bir, personel politikası yönünden gitmiyor; iki, bugün sanki daha çok birtakım tartışmalara konu oluyor. Artı, dün gece on ikiye kadar tartıştığımız, biraz sonra da başlayacağımız büyükşehir belediye yasasıyla, daha doğrusu bütünşehir belediye yasa tasarısıyla beraber böyle bir federatif yapının altyapısının oluşturulduğu endişesini bununla birleştirince o zaman amacından saptırıldığını düşünüyor vatandaşlarımız.

Hele hele bir haber duydum ki, eğer bu doğruysa -Sayın Bakan veya iktidardan kim varsa, ilgili bakanlar veya grup başkan vekilleri her zaman cevap veriyorlar- burada (DAKA) Doğu Anadolu Kalkınma Ajansının yetkilisinin kendi başına Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile görüştüğü yolunda basında haber var. Böyle özerk bir kurum hâline mi geldi? Devletin birimlerinden habersiz, Kalkınma Bakanlığından habersiz, validen habersiz mi görüşüldü? Bu eğer doğruysa çok vahim bir haberdir. Daha henüz bu altyapı oluşmadan siz zaten farklı bir uygulamaya geçmişsiniz demektir değerli arkadaşlar.

Şimdi, burada, az önce Sayın Yılmaz’ın açıklamalarına değindim. Orada bir de kalkınma ajanslarının yanı sıra, büyümeyle ilgili de, 2023 hedefiyle ilgili de güzel şeyler söylemiş. Tabii, arada yanlışlar ve eksikler var ama “Herkesin 2023’e sahip çıkması güzel bir şey.”  diyor. Biz de öyle diyoruz, “Güzel bir şey.” Sonradan da olsa, sahip çıkılsa, patenti olsa da, olmasa da cumhuriyetimizin 100’üncü yılında, kuruluşunun 100’üncü yılında hepimizin bu vizyona sahip çıkması güzel. Aynen, güzel söylemiş. Yani 2023 geçiyor bazı dokümanlarda elbette ama yazmak başka bir şey, yapmak başka bir şey, doğru. Şimdi, siz bunu “Yazıp, yapalım.” derken bir taraftan cumhuriyetin 100’üncü yılını hedeflerken, cumhuriyetin 100’üncü yılına gelmeden cumhuriyetin temelini dinamitleyecek kanunlar çıkarırsanız, bu yapmak mı olur, yazmak mı olur, yoksa bozmak mı olur, ben anlayamıyorum.

Açıkçası, burada, önceden yapılanlara da teşekkür etmek gerekiyor çünkü bir hakkın teslimi her zaman önemlidir. Dün de söyledim, her sene Türkiye’nin bütçesi de büyür, büyüklükleri de büyür doğal olarak çünkü nominal olarak artar. Her gelen hükûmet de bir ileriye götürmekle görevlidir zaten, yoksa yerimizde sayar dururuz. Önemli olan, onu yaparken “Ne kadarını yaptık? Hangi alanda yaptık, hangi alanda yapamadık? Nerede yanlış yaptık? Nerede yolsuzluk, usulsüzlük yaptık?”, bunlar önemlidir. Yapmak zorundayız, hepimiz yapmak zorundayız. Bizim de muhalefet olarak görevimiz burada eksiklikleri söylemek, doğru yapılmasını sağlamak, yapıcı, yol gösterici bir şekilde bu çalışmaların yapılmasını sağlamaktır. Dolayısıyla, şimdi burada, kul hakkı yiyerek, haksızlık ederek sonra da dün Sayın Şandır -burada galiba, Sayın Elitaş yok- bir helalleşme hususu geçmişti hatırlarsanız.

Şimdi, size küçük bir şey anlatmak istiyorum: Bir derviş nefisle mücadele sürecinin sonuna gelince, tabii, her şeyden arınıyor sadece bir ihrama girmesi, elbisesini değiştirmesi yetmiyor, gidiyor bir berbere bütün saç, sakal ne varsa tıraş oluyor. Tam yarısındayken bir bıçkın delikanlı geliyor “Kalk oradan kabak, ben tıraş olacağım.” Diyor, affedersiniz. Bir daha gidiyor, geliyor, her seferinde hakaret. Hiç ses çıkarmıyor dervişliğin şanından, oturuyor, sırasını bekliyor. Adam dışarı çıkıyor, daha birkaç metre gitmeden gelen bir at arabasının ortasındaki şey saplanıyor ve vefat ediyor. Berber sessizce dönüp bakıyor “Derviş efendi, biraz fazla olmadı mı?”, o da diyor ki: “Vallahi gücenmedim, hakkımı da helal etmiştim ama o kabağın da bir sahibi var, zannediyorum o gücendi.” Yani kibir ve kul hakkı yemenin hakikaten Allahutaala’nın en çok önem verdiği ve bize “Kul hakkıyla gelmeyin.” dediği konulardan bir tanesi. Onun için gelin, böyle zorlamalarla, dayatmalarla, birtakım şeylerle 57’nci Hükûmetin hakkını yediğinizi söyledim, burada da bizim hakkımızı yiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından “Ne alakası var?” sesi)

Şu anda da yukarıda Plan ve Bütçe Komisyonu devam ediyor. Bu, hakkın ötesine geçen bir şey aslında. Ben size kısa bir şey anlattım, madem olmadı, bir tane daha okuyayım o zaman şimdi size. Yani önemini herhâlde anlatamadım ki arkadaşlarımız “Ne alakası var?” diyor. Değerli arkadaşlar, Kocadere köyünde, yine Çanakkale Savaşı sırasında bir sargı yeri kuruluyor, birçok yerden vatandaşlar, askerler koşuşturuyor. Bir tanesi son sıkıntıda, nefesini vermek üzere; “Ölme ihtimalim çok fazla, bir pusula yazdım, hemen arkadaşıma ulaştırın.” diyor. O arada “Ben Lapsekili İbrahim Onbaşıdan 1 mecit borç almıştım, kendisini göremedim, eğer görürseniz söyleyin hakkını helal etsin, ölebilirim ben.” diyor. Arkasından, bir süre sonra komutanının kucağında vefat ediyor. Tabii, o arada hastalar, yaralılar gelmeye devam ediyor ve bir tanesi yine, rahmetli oluyor -Allah rahmet eylesin- ve cebinden çıkan notu, pusulayı açıyorlar, okuyorlar; aynen şöyle yazıyor: “Ben Beybaş köyünden Arkadaşım Halil’e 1 mecit borç vermiştim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız, belki dönemem; söyleyin arkadaşım bana hakkını helal etsin.” Yani “Ben hakkımı helal ettim.” diyor.

Böyle bir ortamda, o savaş ortamında dahi 1 mecidin hesabını düşünen 2 arkadaşın acıklı hikâyesini söyledim, ki kul hakkını zayi etmek, kul hakkına riayet etmemek en büyük günahlardandır. Kendinize de bize de eziyet etmeyin. (MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Tülay Kaynarca, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi, kalkınma ajanslarıyla ilgili. Kalkınma ajanslarındaki görev tanımını, yönetim yapısını ve diğer konu başlıklarını içeren bir öneri getirildi. Zonguldak Milletvekilimiz Sayın Candan’ın açıklamaları var. Ben bu konuda tekrara girmeyeceğim ancak bir şeyin altını çizmek istiyorum, Sayın Bakanımız da burada, kalkınma ajanslarının bugüne kadar yaptığı çalışmalarda çok ciddi kazanımlar var ve kalkınma ajanslarında bu yıl (2012) “Analiz Yılı” olarak kabul edildi. Bunun neden altını çizmek istedim, ne demek analiz yılı? Hangi il neyle anılacak, bununla ilgili çok ciddi adım demek. Yine, ticari kimlik hazırlığıyla ilgili önemli bir adım demek analiz yılı, yine altını çiziyorum. Yani illerin 20 yıl içerisinde nasıl bir yatırım politikası izleyeceğinin önemi demek. Bu, Avrupa ülkelerinin her birinde var yani siz önünüzü bugüne göre değil yıllar sonrasına göre ayarlayabilirsiniz, bunu programlayabilirsiniz bu anlamda da kalkınma ajanslarının çok değerli bir önemi var. Bütün illerin yatırım haritasının çıkartılması, ulusal düzeyde bölgesel stratejilerin de belirlenmesi demek kalkınma ajanslarının varlığı.

Ancak Sayın CHP Milletvekilimizin altını çizdiği konu başlıkları da elbette çok önemli, dedi ki: “Yapısal anlamda değişiklikler yapılabilir, görev tanımıyla ilgili bazı değişiklikler yapılabilir.” Saygıdeğer Bakanımız da burada, bununla ilgili elbette dikkate alacakları olacaktır. Ben, bu konu başlığının altını çizdikten sonra da ifade edeceğim ki, Büyükşehir Belediyesi Yasa Tasarısı var, bugün için çok önemli, bu hafta çıkarmayı öngördüğümüz bir yasa tasarısı. On üç tane yeni büyükşehrimizin olması gündemde, mevcutlarla birlikte tam yirmi dokuz büyükşehir ilimizi direkt ilgilendiren, onların çalışmalarını ve programlarını direkt ilgilendiren bir yasa tasarısı.

O anlamda Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde görüş bildirdiğimi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, 58’e göre bir küçük açıklama yapmak istiyorum. Dünkü tutanakla ilgili bir yanlış bilgi var da, müsaade ederseniz hemen ya yerimden ya da…

BAŞKAN – Buyurun yerinizden…

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, isminin 6/11/2012 tarihli 16’ncı Birleşim Tutanağı’na yanlış geçtiğine ve tutanağın düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması 

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, tabii “Kul hakkı.” dedim, arkadaşların da hakkını yiyoruz çünkü dünkü tutanağa baktım, arkadaşlardan şimdi istedim son şeyi. Bir yerde “Hüseyin Günal” yazıyor, sonra “Mehmet Günal” sonra tekrar “Hüseyin Günal” yazıyor. Şimdi “Sayın Tanal hiç olmazsa ‘Ahmet’ demişti.” diyorum, şimdi “Hüseyin.” Arkadaşlarımızı tabii on ikiye kadar çalıştırırsak olacağı bu. Yani burada, tabii, yarın açılır bu, farklı bir şekilde değerlendirilebilir. Onun için, burada söz bana ait. Aşağıda devam ediyor, bir “Mehmet Günal” var. Siz Mersin’e gönderdiniz beni, Mersin Milletvekili yaptınız.

BAŞKAN – Bugün Antalya’ya getirdik efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Arkadaşlara da işte bu kadar çok şey olunca herhâlde bir karışıklık olabiliyor. Onların da hakkını yiyorsunuz. Demin soruyorlardı “Kul hakkı yiyor muyuz?” diye.

Dolayısıyla, tutanaklarda düzeltilmesini, sonraki arşivler açısından önemli gördüğüm için…

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve  Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir baksaydınız Başkanım, bir baksaydınız “Var mı?” diye. Hiç bakmadan “Yok.” diye geçiyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu Komisyon ne iş yapar efendim? Bakanlar niye çalışmıyorlar?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Belki gelmişlerdir.

BAŞKAN – 3’üncü sırada yer alan, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yine yok.

3.- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/601) (S. Sayısı: 239)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Burada, Komisyon yukarıda çalışıyor Sayın Başkanım, Plan ve Bütçe çalışıyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.47


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

4’üncü sırada yer alan, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet? Yerinde.

Evet Sayın Vural… Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, dün bizim bu uygulamayla ilgili, kürsünün yanına gelerek itirazlarımız olmuştu bu raporla ilgili.

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, bu itirazlarla ilgili olarak, bu raporla ilgili görüşlerimizin dikkate alınmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Dün usul tartışması istediniz ancak ben söz vermiştim Sayın Önder’e.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dün tutumunuz hakkında efendim, söz verme…

BAŞKAN – Bir saniye…

Tartışma “Siz mi önce usul tartışması istediniz yoksa Sayın Önder’e mi önce söz verildi?” şeklinde gelişti. Tutanaklara baktınız galiba? Bakmadıysanız ben okuyayım:

“Başkan- Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Mehmet Günal – Bakın, yanlış yapıyorsunuz. (MHP sıralarından kapaklara vurmalar, gürültüler)”

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu açık, usul tartışmasıdır. “Yanlış yapıyorsunuz.” demek, bir usulle ilgili hatanız olduğunu ortaya koyar.

BAŞKAN – “Başkan – Tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili. (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)”

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet. Ama yanlış yapıyorsunuz, usul…

BAŞKAN – “Sayın Önder, kürsüye buyurun.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlar aynı zamanda gelişti Sayın Başkan. Biliyorsunuz ben orada itiraz ederken…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Vural.

 “Oktay Vural - Sayın Başkan, usul hakkında söz istiyorum, aleyhinize söz istiyorum. Tutumunuz hakkında söz istiyorum Sayın Başkan, söz istiyorum.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, aynı anda olmuş bunlar.

BAŞKAN – “Başkan – Burada bir İç Tüzük var. Lütfen yani, İç Tüzük hükümlerine göre hareket edilir.”

“Hayır efendim, usul önce görüşülür.” dediniz.

Benim, Sayın Önder’e söz verdiğim, burada önceden belli.

Şimdi Sayın Önder’e sözünü verelim, sonra usul tartışmasını yapalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, hayır çünkü orada aynı anda oluyor, bunlar aynı anda…

BAŞKAN – Aynı anda olur mu Sayın Vural, tutanaklara geçti.

Peki, neye itibar etmemiz gerekir? Ama o zaman şunu yapalım yani.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, girmeden önce biz oradaydık. Tutanaklarda bir sonra yazılması talebimizin sonra olduğu anlamına gelmez ki. Aynı anda yazamazlar zaten.

BAŞKAN – Kürsü önünde oldu hepsi yani burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aynı anda yazabilirler mi ya?

BAŞKAN - Hepsi kürsünün önünde oldu diyorum, tutanaklara geçti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yan yana mı yazacaklar aynı anda?

BAŞKAN - Bizim burada ifade ettiğimiz şekilde de tutanaklar tanzim ediliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, Sayın Başkan orada…

BAŞKAN - Ee neye itibar edeceğiz o zaman?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bakın, burada yanlış yapıyorsunuz. Ben o anda neye itiraz ediyorum? Çay kahve içmeye gelmedik oraya herhâlde.

BAŞKAN – Ama ben “Usul tartışması açmayalım.” demiyorum. Birinci sırada söz verdiğimiz Sayın Önder veya birinci sıradaki konuşmacı kimse konuşturalım ondan sonra usul tartışması açacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben neden oraya geldim?

BAŞKAN - Ama oraya bunun için gelmediniz ki Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunun için geldik ya.

BAŞKAN – Hayır canım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne için geldik?

BAŞKAN - Önce usul tartışması istemediniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim?

BAŞKAN – “Önce usul tartışması açayım.” dedim, istemediniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – O daha önceydi efendim. Buradakiyle ilgili yanlış yapıyorsunuz, bununla ilgili tavrınız yanlıştır, itirazlarımız var.

BAŞKAN – Peki, ne için usul tartışması istiyorsunuz şimdi Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim bu konudaki itirazlarımızla ilgili.

BAŞKAN – Dün konuşuldu. Daha konuşulacak bir durum yok ki Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – İtiraz ettik sadece. Konuşulmadı.

BAŞKAN – Dün ne yaptık biz iki saat? Dün diyorum, iki saat burada ne yaptık bu yasa tasarısı görüşülmeye başlayınca?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, komisyon iradesinin nerede oluştuğu bilinmeyen bir raporu nasıl görüşeceğiz? Onu diyorum.

BAŞKAN – Evet, dün burada konuştuk, tamam. Sayın Vural, doğrudur, “Benim komisyon raporunu geri gönderme yetkim yok.” dedim, tekrar ediyorum, yapabileceğim bir şey yok, sadece komisyon başkanı raporu çekerse mesele değil ama görüştük içeride.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Komisyonun var, Hükûmetin var efendim. İç Tüzük 88’inci madde, Komisyonun yetkisi var efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bakın.

BAŞKAN – Sayın Vural, bu konuşmalar, bu tartışmalar bitti. Ben…

OKTAY VURAL (İzmir) – Usul tartışması açıyorum efendim. Komisyon raporu hakkında usul tartışması açıyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aleyhinde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhinde.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Lehinde.

BAŞKAN – Kim istiyor? Siz mi istiyorsunuz? Tamam, ikiniz de.

Lehte isteyen?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehinde.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, komisyon raporu yanlış. Bakın, şimdi, komisyonun birinci sayfasından…

BAŞKAN – Sayın Genç, usul tartışması açıldı bu konuda. Usul tartışması hakkında söz isteyenler konuşacak yani.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, ben başka bir şey söylüyorum.

Bakın, şimdi, raporun başında diyor ki: “Hükûmetin teklifi, genel gerekçe, madde gerekçeleri metin yok. Yani Hükûmetin metni burada gösterilmemiş, ta ilerideki bir sayfada gösterilmiş.

BAŞKAN – Evet sayın milletvekilleri, görüştüğümüz tasarıyla ilgili çeşitli yönlerden İç Tüzük’e aykırılık iddialarının bulunduğu anlaşılmaktadır.

Tümü üzerindeki konuşmalara başlamadan önce söz konusu iddiaları dinleyip, buna göre bir usul tartışması açacağım.

Tasarıyla ilgili iddiaları öncelikle dinleyeceğim.

Lehine isteyen Sayın Canikli, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben aleyhte söz istiyorum.

BAŞKAN – İki lehte, iki aleyhte yazıldı Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben var mıyım?

BAŞKAN – Yoksunuz efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İyi, benim usul tartışmam ayrı.

BAŞKAN – Beş dakika süre veriyorum Sayın Canikli.

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun İç Tüzük’e ve usulüne uygun düzenlenip düzenlenmediği hakkında 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dünden beri bu konuyu tartışıyoruz; hem Genel Kurulda sizlerle birlikte tartışıyoruz hem de ayrıca biraz önce Sayın Başkanın odasında da tartıştık. Esasında söylenmedik hemen hemen hiçbir şey kalmadı, herkes bu konudaki düşüncesini, kanaatini, ne varsa hepsini ortaya koydu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ve hiçbirini dikkate almadınız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Olay o kadar çok net ve tartışmasız ki arkadaşlar, bakın, önce şunu ortaya koyalım: Elimizde bir komisyon raporu var. Komisyon çalışmalarını yapmış, tamamlamış, bu raporu tanzim ederek Genel Kurula göndermiş.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Komisyon usulüne göre çalışmamış. Raporu okudun mu sen? Okumamışsın.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, önce komisyon raporu üzerinde Genel Kurulun ne yapacağını ne yapmayacağını netleştirmemiz gerekir. Genel Kurul, bu komisyon raporunu kabul eder, değiştirebilir ya da reddeder. Tartışır kendi usulüne uygun, İç Tüzük’te belirtilen usul çerçevesinde tartışır, değerlendirir, kabul eder, değiştirir ya da reddeder. Başka? Genel Kurulun bu rapor üzerinde başka bir işlem tesis etmesi mümkün değil, hukuki değil. Yani buradan yola çıkarak “Efendim şu vardır, bu sırada değildir, o sayfa arka sayfada olacaktı.” gibi gerekçelerle hiçbir şekilde bu raporun geriye gönderilmesi hususunda ne Genel Kurulun ne de Genel Kuruldaki herhangi bir milletvekili arkadaşımızın bir yetkisi bulunmamaktadır. Ayrıca, bu noktada komisyon çalışmalarında usul olarak en ufak bir eksiklik, yanlışlık söz konusu değildir. İki tane konu var…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Nereden biliyorsun, nereden biliyorsun? Allah Allah! Aç oku tutanakları, okuman yazman yok mu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şuradan biliyorum, ben size söyleyeyim, şuradan biliyorum: Tutanaklara baktım, tutanakları inceledim. Önce, komisyon iradesi ortaya çıkmış mı?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Kardeşim, biz bu raporu sonra gördük, sonra. Odamıza gönderdiler.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani şu raporda yer alan hususların bu şekilde olması konusunda komisyon iradesi ortaya çıkmış mı? Çıkmış.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Oylar sahte, milletvekili sahte, rapor sahte!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Neden? Çünkü komisyon tutanaklarına baktığımızda Komisyon şöyle bir oylama yapmış: “Alt komisyon raporu ve değişikliklerini oylarınıza sunuyorum:” En sonunda, bütün bu görüşmelerden sonra. ”Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.” Tutanak olarak var mı? Var. Tutanak olarak var mı? Var. Bu konuda herhangi bir problem var mı? Yok. Çok net bir şekilde komisyon tutanaklarında, çalışmalarında bunu görebiliyoruz. Dolayısıyla irade ortaya çıkmış. Komisyon iradesi yeterli çoğunlukla ortaya çıkmış.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Yapılan çalışmayla Komisyon tutanağı farklı kardeşim!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ya, o bizim irademiz değil, bu Komisyonun iradesi değil.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ayrıca, bu imzalar… Şu raporun altında bu imzası bulunan arkadaşların imzası irade beyanıdır.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – O imzalar biz raporu görmeden atılmış imzalardır.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İmzadan daha önemli irade beyanı, şekli olabilir mi? Olamaz. Dolayısıyla…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Doğruyu söyle.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –Üslubunuzu düzeltin lütfen. Böyle bir tartışma olmaz.

SİNAN OĞAN (Iğdır) - Komisyon o rapora imza atmadı.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Biz imza atmadık o rapora, doğruyu söyle.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ben ne söylediğimi biliyorum. Doğruyu söylüyorum. Her şey çok açık, açın bakın tutanaklara.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hayır, yalan söylüyorsun! Sen orada yoktun ki bir kere, orada biz vardık.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Olmam gerekmez. Komisyon tutanaklarını aldım baktım. Bu kadar basit. Bundan daha kolay bir şey var mı? Komisyon tutanaklarını aldık baktık, biraz önce de okuduk.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye)- Biz söylüyoruz doğruyu. Biz Allah’tan korkarız, başkasından değil. Doğruyu söylüyoruz, sen de doğruyu söyle.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biraz önce arkadaşlarınız da okudu. Komisyon tutanaklarında bu iradenin çok net bir şekilde ortaya çıktığı belirlendi, tespit edildi. Bundan yana problem yok. Problem şu, daha doğrusu problem olarak ortaya konulan hususlardan bir tanesi şu: “Efendim, madde numaralarını redaksiyon çerçevesinde Genel Kurulda değiştiremezsiniz. Ya da daha doğrusu Komisyon redaksiyon çerçevesinde bu yetkiyi kullanamaz.”

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Elli kere söyledik Komisyonda. Dedik ki: “Bunu düzgün yapalım.”

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Kullanır, yetkiyi almış. Bakın, ben size daha önce çıkan aynı şekilde, aynı yöntemle… 12 madde olarak Komisyonda görüşülmüş, Genel Kurula 36 madde olarak gelmiş.

ENVER ERDEM (Elazığ) – Mantıklı mı ya?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Eski yanlışlarını niye bize örnek gösteriyorsun? Hiçbir şeyi doğru yapmayacak mısınız siz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tarih, numarasını da veriyorum: Sıra sayısı 253, Kamu İhale Kanunu ile Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nda yapılan değişiklikle ilgili bir kanun.

Bakın, redaksiyon yetkisi de alınan… Bire bir, aynı okuyorum size: Tasarının tamamı komisyon başkanına verilen yetki dâhilinde kanun yapım tekniği ve yazım kurallarına uygunluk üzerinde değişiklik yapılan kanunların metnine uyum ve ifade birliği ve bütünlüğü sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur.”

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Metni kabul ettikten sonra!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aynı, bire bir. Başkanlık redaksiyon yetkisi alıyor. Redaksiyon yetkisi oylanıyor mu? Oylanıyor. Kabul ediliyor mu? Ediliyor Komisyonda. Tıpkı daha önce olduğu gibi. Öncekilerden zerre kadar hiçbir fark yok, her şey aynı, her şey aynı.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Nasıl yani?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama olmaz ki, yani, burada hiçbir gerekçe ortaya koymadan…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Nasıl gerekçe ortaya koymadan!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ha gerekçe söyleniyor ama bunların hiçbir tanesi geçerli değil çünkü bugüne kadar hiçbir itiraz olmamış bunlara…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ya,  bu görüşülmeye bugün başlandı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …ilk defa şimdi geliyor bu konuda bir teamül çerçevesinde uygulamaya konulan, herkesin kabul ettiği, hiçbir itirazın olmadığı sistem sorgulanmaya çalışılıyor.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – İtirazı sokakta mı yapacağız, Meclis burası!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Komisyonun iradesi budur, Komisyon iradesi ortadadır, Komisyon üyeleri imzalarıyla bu iradelerini çok net bir şekilde teyit etmişlerdir, ortaya koymuşlardır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Yok böyle bir şey!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – O irade bizim değil.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …hiçbir sorun yoktur, her şey hukukidir.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – O senin hukukun!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Dolayısıyla, eleştirilecek herhangi bir durum bulunmamaktadır, çalışmaların devam etmesi gerekir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aleyhte söz isteyen Oktay Vural, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu büyük zehir yasasının millete hayırlı olmadığını düşünüyoruz.

Uyarıyoruz, uyarılarımızı yapıyoruz, vicdanlara sesleniyoruz, milletimize sesleniyoruz: Ey milletim! Sizin oy verme hakkınızı gasp ediyorlar, bölgesel yönetimlerin önünü açıyorlar, mücadelemiz onun için, sizin için. Demokrasinin yeşil köklerini yok ediyorlar. O bakımdan bugün yürütülen mücadele, millet adına mücadeledir.(MHP sıralarından alkışlar) Üç saat, dört saat burada parmak kaldırıyor diye milletin hakkının hukukunun yenmesine izin vermeyiz. Onun için herkes tahammül edecek.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Önce milletten izin alın!

OKTAY VURAL (İzmir) – Beyefendiler parmaklarını kaldırmak zahmetinden dolayı Meclisin çalışmasını istemiyorlarsa başka yere gitsinler. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Dinle!

OKTAY VURAL (İzmir) – Değerli milletvekilleri, bir komisyon raporu, komisyonda yapılan görüşmeleri ifade eden rapordur. Bakın, Komisyon tutanağında aynen şunu söylüyor: ”Değerli arkadaşlarım, alt komisyon raporunun maddeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi alt komisyon rapor ve metninin ekli listelerle birlikte tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…” Bu irade nerede var burada? Bu irade yok burada. Dolayısıyla…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Komisyon tutanaklarında var, irade ortaya çıkmış, siz de söylüyorsunuz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Burada tutanakları görüşmüyoruz Nurettin Bey, raporu görüşüyoruz.

Bakın, komisyon raporları, madde 42 diyor ki: “Raporda konu hakkında komisyonun düşünceleri ile komisyonca yapılan değişikliklerin gerekçeleri ve karara bağladıkları işler için bir rapor düzenlenir.” Karara bağlanan iş alt komisyon raporudur. Siz, karara bağlanmamış bir işi, âdeta, bağlanmış iş olarak gösteriyorsunuz. Sorun burada. Ben istiyorum, diyorum ki: Karara bağladığın iş nedir? Bunu istiyorum, başka bir şey istemiyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bu rapor, raporun kendisi!

OKTAY VURAL (Devamla) – Rapor, alt komisyon metnini karara bağlıyor, redaksiyon yetkisini karara bağlamıyor. Redaksiyon yetkisi bir düzenleme yetkisidir. Düzenleme yetkisini bir karar olarak sunmak doğru değil. Dolayısıyla bu bakımdan, 42’nci maddeye göre verilmiş, “Komisyonlar, karara bağladıkları işler için birer rapor düzenler.” hükmüne aykırıdır çünkü karara bağlayan işi burada, raporda yazmamışsınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Redaksiyon yetkisi alınmış.

OKTAY VURAL (Devamla) - Bakın, daha vahim şeyler var. Bunu da, daha sonra yine usulle ilgili tartışmalar olacak tabii, burada ifade edeyim. Bakın, diyorsunuz ki: “Fıkralar hâlinde düzenlenmiş hususların, Genel Kurulda maddelerin görüşülme usulüne uygun olarak ayrı madde olarak düzenlenmesi.” Peki, raporda ne diyorsunuz? Raporda diyorsunuz ki: “Ondördüncü, onbeşinci, onyedinci, onsekizinci, ondokuzuncu fıkraları 12’nci madde olarak…” Hani? Her birini ayrı ayrı madde olarak düzenliyorsunuz. Kendiniz yapıyorsunuz, kendiniz biçiyorsunuz, Komisyona “Böyle karar verdi.” diye yazdırıyorsunuz. Bu Komisyon raporu görüşülemez çünkü karara bağlanan bir iş yazılmamış. İşin özü bu. Komisyon raporu yok, irade yok. İradenin nerede tecelli ettiği yoktur. Dolayısıyla bu rapor,  bu yönüyle bakıldığı zaman, 42’nci madde itibarıyla karara bağlanmış işi ifade etmiyor. Bu bakımdan, Sayın Başkan da söyledi, “Yetkim olsa geri gönderirim.” dedi. Elimizi vicdanımıza koyalım, bizim mücadelemiz…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – O anlamda söylemedi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hangi anlamda söyledi?

OKTAY VURAL (Devamla) - Bu olmasaydı itiraz edeceğim ne olacaktı değerli milletvikilleri? Olmayacaktı. İsteğimiz nedir? Diyoruz ki: “Alt komisyon metni 6+2 olarak oylandı, kabul edildi, Başkanlığa verilen redaksiyon gereğince bu rapor şu şekilde düzenlenerek Genel Kurula yollandı.” Bu kadar. Bu irade, karara bağlanan işin ne olduğunu ben görmek istiyorum, tutanaklarda biz burada tutanakları görmüyoruz, okumuyoruz, raporu görüşüyoruz. Raporu görüşüyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İrade var mı yok mu? Onu söyleyin.

OKTAY VURAL (Devamla) - Ben irade yok demiyorum ki.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tamam, mesele yok o zaman.

OKTAY VURAL (Devamla) - Karara bağladıkları işler için…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Komisyon iradesi buraya geldi.

OKTAY VURAL (Devamla) - Hayır. Karara bağladıkları işler için rapor düzenler. Karara bağladığınız işle ilgili bir rapor yoktur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne güzel, siz de söylediniz, irade var.

OKTAY VURAL (Devamla) - Bu bakımdan, Sayın Başkan, bu rapor yok, karar yok. Kararın ne olduğu belli değil.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Komisyon tutanaklarında hepsi var.

OKTAY VURAL (Devamla) - Bu bakımdan, işi düzgün yapın. Ne olacak? Dün akşam alsaydınız, bugün bu redaksiyonu yapsaydınız ne olurdu?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Milletvekillerine komisyon tutanaklarını mı dağıttınız Nurettin Bey?

OKTAY VURAL (Devamla) - Ne olurdu yani? Hiç olmazsa milletvekillerinin yaptığı işe saygı duyun ya!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Milletvekilleri komisyon tutanaklarını mı gördü?

OKTAY VURAL (Devamla) - Meclis Genel Kurulunu bu şekilde neden bir dayatmayla karşı karşıya bırakıyorsunuz? Yazık! Yazık!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yapmayın Allah aşkına! “İrade var.” diyorsunuz siz.

OKTAY VURAL (Devamla) - Usulsüzlükler kabul edilemez, haksızlıklar kabul edilemez . 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İrade varsa, bitmiştir olay. İrade var.

OKTAY VURAL (Devamla) - Bir usulsüzlük varsa bunu düzeltirsiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bu konuda talebimiz şudur, çok açık, net: 88’inci maddeye göre Komisyon Başkanı bu raporu istesin…

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…

OKTAY VURAL (Devamla) - …düzeltme yapılsın, sonra bu şekilde bu rapor üzerinde görüşmeleri devam ettirelim. Arzumuz, isteğimiz budur. Olmayan, karara bağlanmamış bir raporu görüşmek suretiyle de siz gerçekten usulsüzlük yapıyorsunuz. Bu usulsüzlüğün Meclis Genel Kurulu tarafından reddedilmesi gerektiğini istirham ediyorum.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Lehte söz isteyen, Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  

 AHMET AYDIN (Adıyaman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, aslında bu usul tartışmaları aynı konuya ilişkin olarak dün akşam da yapıldı ve dün akşam saatlerinde de Meclis Başkanlık Divanı kararını açıkladı. Aslında belki usulsüz olan bu usul tartışmasının bugün tekrardan aynı şekilde karşımıza gelmesi. Şimdi, değerli arkadaşlar…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Size mi soracağız Ahmet Bey? Size mi soralım? Siz söyleyin de biz o zaman götürelim.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bize sormayacaksınız, şu İç Tüzük’e göre soracaksınız. İç Tüzük diyorsunuz ya, İç Tüzük’e göre soracaksınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne diyor İç Tüzükte?

ALİM IŞIK (Kütahya) – İç Tüzük’e sen soracaksın. İç Tüzük’e uygun götüremediğin her şey burada… Sen Komisyonun kararını almamışsın getirmişsin buraya raporu.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, şimdi bugüne kadar yapılan tüm uygulamaların aynısı, İç Tüzük’ün emrettiği şekilde. İç Tüzük’ün 42’nci maddesi şunu söylüyor.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bugüne kadar hep Komisyon üyelerini mi aldattınız siz? Komisyon üyelerinden farklı rapor mu gönderdiniz? Hep sahte işleriniz!

AHMET AYDIN (Devamla) - Biz Komisyon üyelerini aldatmadık ama siz hem Genel Kurulu yanıltmaya çalışıyorsunuz hem de halkı aldatmaya çalışıyorsunuz. Burada da gerçek nedenini açıkladınız. Bizim tartıştığımız konu aslında bu usul tartışması değil de “Biz ne yaparız da bu kanunu uzağa atabiliriz, ötekileştirebiliriz, bu kanunu nasıl yaparız da çıkartmayız?”

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, Meclis Başkanı bile “Geri gönderirim yetkim olsa.” dedi be! Saygın varsa onu yönetene bu lafı konuşmazsın. Hadi Nurettin konuşsun bakayım içeride konuştuklarımızı.

AHMET AYDIN (Devamla) – Kendiniz de ifade ettiniz: “Biz bu kanunu size çıkarttırmayız.” diyorsunuz. Değerli arkadaşlar, bakın burası milletin Meclisi, bu kürsü milletin kürsüsü ve burada İç Tüzük bize neyi emrediyorsa, Meclis teamülleri neyi emrediyorsa, yapılması gereken neyse o hukuk dairesi içerisinde yapılacaktır. Kimsenin dayatmaya hakkı da yoktur, haddi de değildir. Dolayısıyla biz üzerimize düşeni yapıyoruz, yapmaya da çalışacağız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben, İç Tüzük’ten kaynaklanan hakkımı kullanıyorum, senin parmağına göre değil!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, İç Tüzük’ün 42’nci maddesi komisyon raporlarını düzenliyor. Orada ne diyor: “Raporda konu hakkında komisyonun düşünceleri ile komisyonca yapılan değişikliklerin gerekçeleri yer alır. Raporlar konu hakkındaki son oylamaya katılan komisyon üyelerince imzalanır.” Burada olduğu gibi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 35’inci maddeyi oku Ahmet!

AHMET AYDIN (Devamla) - Devamında ne diyor? “Komisyon raporunun tümüne veya belli kısımlarına çekimser veya muhalif kalan komisyon üyeleri rapora çekimserlik veya aykırılık görüşlerini eklemek hakkına sahiptirler. Bu üyeler -bu çok önemli arkadaşlar- raporda tasarı veya teklifin hangi maddesine aykırı olduklarını yazmak zorundadırlar.” Şimdi, bakıyoruz raporda muhalefet partileri muhalefet şerhlerini vermişler mi? Evet, vermişler değerli arkadaşlar. Şimdi, muhalefet şerhlerinde ne diyor? MHP’nin muhalefet şerhi “İçişleri Komisyonu tarafından ele alınmış ve komisyon görüşmeleri tamamlanmıştır.” diyor. Bu muhalefet şerhinde bu husus asla yok.

CHP’nin muhalefet şerhine baktığımızda, yine, aynı şekilde, CHP’nin muhalefet şerhinde de şu diyor: “Komisyon çalışmaları sırasında, Cumhuriyet Halk Partili komisyon üyelerince verilen 100’den fazla önergenin tamamı reddedilmiş, Komisyon çalışmaları, Tasarı’nın iktidar partisi milletvekillerince kabul edilmesiyle tamamlanmıştır.”

Evet, Komisyon çalışmaları tamamlanmıştır. Komisyon Raporu’nda da çok açık bir şekilde “Tasarının tümü komisyon üyelerimizin oy çokluğuyla kabul edilmiştir.” diyor. Çok net bir şekilde ve redaksiyon yetkisine dayalı olarak maddeleri sıralıyor.

Şimdi, gelelim geçmişten bugüne kadarki uygulamalara. Az önce Nurettin Bey bir tanesini söyledi, ama açıp bakın, 233 sıra sayılı Kanun Tasarısı. Bunun raporunda da aynı şekilde redaksiyon yetkisine dayalı olarak madde sıralamaları yer değiştirmiş, madde sayısı artmış.

Yine, aynı şekilde sıra sayısı 200, komisyon raporunu açıp bakın, aynı husus redaksiyon yetkisine dayalı olarak yapılmış.

Sıra sayısı 239, aynı şekilde redaksiyon yetkisine dayalı olarak madde sayısında artma olmuş, madde sıralamaları yer değiştirmiş.

Yine, aynı şekilde, değerli arkadaşlar -bu da 2008 tarihinde- 5812 sayılı Kanun -bu çıktı, yürürlüğe girdi- 12 maddeden 36 maddeye çıkmış. Yine, aynı şekilde redaksiyon yetkisiyle, 12 madde olan tasarıyı 36 maddeye redaksiyon yetkisini alarak çıkartmış.

Peki, bunun neresinde usulsüzlük var? Bunun neresinde haksızlık var?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Her yeri usulsüz! Sen bana İç Tüzük’ü anlatma, yaşadığımı biliyor musun sen?

AHMET AYDIN (Devamla) – Asıl haksızlık, asıl usulsüzlük sizin boş yere Meclis kürsüsünü işgal etmeniz…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sen de doğruyu söyle, doğruyu! Çarpılırsın, yamuk yumuk gezersin sonra!

AHMET AYDIN (Devamla) – …boş yere, boş gerekçelerle, akıl almaz gerekçelerle Meclise zaman kaybettirmeniz, dolayısıyla millete zaman kaybettirmeniz. Dünden beri aynı konu defalarca tartışılıyor. Burada en ufak bir hukuksuzluk, en ufak bir İç Tüzük ihlali yok, olduğu gibi, hepsini ifade ettik.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Aceleniz mi var?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yarına yetişecek mi?

SADİR DURMAZ (Yozgat) – İşin doğrusunu yapalım.

AHMET AYDIN (Devamla) – İç Tüzük’ümüzün 42’nci maddesi çok açık. Buradaki komisyon raporları oylanmış, oylandığı çok açık, muhalefet şerhleri bunu söylüyor ve komisyon raporlarını düzenleyen 42’nci madde de “Muhalefet şerhlerini çok açık ve hepsini madde madde sıralaması lazım muhalefetlerin.” diyor.

Muhalefet şerhlerinin hiçbirinde de bu husus asla işlenmemiş, hiçbir şekilde işlenmemiş.

Zaten gerçekte de burada nedeninizi açıkladınız. Biz bu kanunu nasıl geciktirebiliriz, hesabınız o, ama Genel Kurul buna uymayacak, Genel Kurulun sağduyusuna güveniyoruz, Meclisimizin, milletimizin sağduyusuna güveniyoruz, milletimizin takdirine bırakıyoruz, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 Evet, lehte söz isteyen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilerim. Biz burada ilk başta lehte söz istemiştik ama tutanakları incelediğimizde bizim adımız orada geçmiyor. Yani, bu anlamda mümkünse… Arkadaşlarımız burada söz isteyenleri, tutanakları tutuyorlar ve bu ortaya çıkacak.

BAŞKAN – Hayır, usul tartışması bitsin söz vereceğim yerinizden Sayın Tanal, oturun yerinize.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Nasıl efendim?

BAŞKAN – Usul tartışması bitsin, şimdi, Sayın Şandır’a söz vereceğim sonra yerinizden size söz vereceğim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yerimden değil efendim, usulle ilgili ben…

BAŞKAN – Ama ne yapayım, kaç kişiyiz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Burada tutanaklar var yani hukukta “Söz uçar, yazı kalır.” denilen bir ilke var. Bu arkadaşlarımız tutanak tutuyorlar yani asıl olan arkadaşlarımızın tutanakları.

BAŞKAN – Sayın Tanal, burada “Dört kişiye verilir.” diyor, iki lehte, iki aleyhte. Ben, sizin isteğiniz için yerinizden söz vereceğim size ve Sayın Genç’e. Ne yapalım yani? Arka arkaya usul tartışması mı açmak durumundayız?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, eşit koşullarda yararlanmak istiyorum. Arkadaşlarımız nasıl kürsüde konuşuyorlarsa aynı koşullardan ben de yararlanmak istiyorum.

BAŞKAN – Şandır konuşacak, söz vereceğim.

Evet, aleyhte söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani, milletvekilleri arasında biri kürsüde biri orada, olmaz ki bu.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, bir şey söylüyorum. Söylediğim şey şu: Biraz evvel konuşan hatip dedi ki: “Muhalefet şerhini yazan MHP’li arkadaşlar maddeler üzerine yazmışlardır.” Hâlbuki biz öyle bir şey yapmadık. Doğruyu söylemedi, bunun düzeltilmesi lazım, talebim bu.

OKTAY VURAL (İzmir) - Doğru değil, dolayısıyla sataşmadan dolayı söz istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum, tutanaklara geçti yani şimdi. (MHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletine ait olan saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne oldu, ne var? Türk milletinin egemenliğini temsil etmiyor musunuz? Buna itiraz eden kimse, kalksın ayağa!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Kendisini Türk milletinin ferdi sayanların gocunmasına hiç gerek yok. İçinizdeki arkadaşların çoğunu tanıyorum, hepsi de aslan gibi Türk milletinin bir ferdi ama Türk Milletinin ferdi olmayanlar var, lafım onlara.

Şimdi bu tasarı geldiğinde, önümüze konulduğunda şunu gördük: Anayasa’ya aykırı hükümler var, İç Tüzük’e aykırı hükümler var, kanun yapma mevzuatına aykırı, kanun yapma usul ve tekniğine aykırı düzenlemeler var. Bunların düzeltmek için iyi niyetle hem alt komisyonda hem de esas komisyonda -kendisi burada şahittir- komisyon başkanı ve alt komisyon başkanına yalvardık âdeta. Dedik ki: “Bu doğru bir şey değil, bunu düzeltelim.” Israrla bu talebimiz reddedildi, önergelerimiz reddedildi ve biz bu komisyon raporunu yazdığımızda elimizdeki tasarı 6+2 maddeydi, 37+2 madde değildi. Biz bu tasarının 37+2 olduğunu masamızın üzerine dağıtılan, sıra sayısı almış hâliyle gelen ve tasarının tamamını gördüğümüzde ancak öğrenebildik. Dolayısıyla, bu rapor bizim muhalefet şerhi yazdığımız rapor değil. Biz kabul edilen alt komisyon raporu üzerine muhalefet şerhi yazdık. Dolayısıyla burada bir sahte rapor vardır. Bu Meclis bu sahtekârlığı düzeltmek zorundadır.

Arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç, tartışma bitmedi henüz ya!

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

1.- 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun İç Tüzük’e ve usulüne uygun düzenlenip düzenlenmediği hakkında (Devam) 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz, bu kanunun muhtemel sonuçlarının…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, demin beş dakika verdiniz, Beyefendi’ye iki dakika veriyorsunuz, olmaz ki!

BAŞKAN – Sayın Genç, bunun kibarca söylenmesi var. Yanlışlık yapıldı, olabilir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yanlışlık yapma o zaman!

BAŞKAN – Düzeltiyoruz. (MHP sıralarından alkışlar) Ama kibarca ve terbiyelice söylenme usulü vardır yani bu işin!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz, bu kanunun muhtemel sonuçlarından duyduğumuz tedirginliği, milletimizin birliği, ülkemizin siyasi birliği açısından getireceği riskleri gerekçe göstererek, Komisyonda, sonra basında sürekli dile getiriyoruz. Muhalefet yapacağımızı da her fırsatta ifade ediyoruz. Dolayısıyla bizim hoşgörülü davranmamızı beklemeyiniz. Biz bu kanunu masum bir kanun olarak görmüyoruz. Bunu engellemek için İç Tüzük’ten kaynaklanan her türlü imkânı kullanacağımızı açık ifade ediyoruz. Burada yanlışlıklarınızı hoşgörüyle, müsamahayla karşılamayacağız. “Efendim, geçmişte de böyle yapıldı.” gerekçesiyle bugün yaptığınız yanlışı burada görmemezlikten gelmemizi bizden beklemeyiniz.

Değerli arkadaşlar, aziz  milletvekilleri, bakın,  Adalet ve Kalkınma Partisinin temel yanlışı şu: Kafa karışık. Nerede bir aksaklık var, bilmiyorum. Yani Başbakanlığın Kanunlar Kararları mı, buranın Kanunlar Kararları mı? Bu kanun Başbakanlık tarafından altı madde olarak gönderildi, bu tasarı. Tüm kurumlarla istişare ettiniz, tüm kurumlarla görüştünüz, 6+2 olarak geldi. Sonra bir baktık ki bu altı maddenin altında yüz elli maddelik farklılıklar var. Tek tek okuyabilirim: 1’inci madde altı fıkra, 2’nci madde otuz dört fıkra, 3’üncü madde dört fıkra, 4’üncü madde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kırk sekiz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hele 5’inci madde var ki kırk sekiz fıkra. Yani niye böyle düzenleniyor bu hadise? Sonra ne yapıyorsunuz bunu? Altı maddeden Komisyonda müzakere ediyorsunuz, altı madde üzerinden müzakere ediyorsunuz. Sayın Başkan hatırlar, Komisyonda “Önerge verirdin, vermezdin.” o kadar çok sıkıntılı tartışmalar oldu ki.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Komisyon düzeltti işte, Komisyon düzeltti onu.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani bu –affedersiniz, bağışlayın- kurnazlık niye? Yüz elli maddelik kanunu ve çok önemli, çok temel bir kanunu altı maddeye sıkıştırıyorsunuz, Komisyonda muhalefetin konuşmasını böyle engelliyorsunuz ve altı maddelik kanunu rapora bağlıyorsunuz, üzerinde müzakere açıyorsunuz, muhalefet partilerinden bu altı madde üzerinden muhalefet şerhi dercediyorsunuz, alıyorsunuz, sonra, aldığınız bir redaksiyon yetkisiyle tutuyorsunuz bu kanunu otuz yedi maddeye çıkarıyorsunuz. Yine onun altında da bir sürü fıkra. Sonra da tutuyorsunuz, bu otuz yedi maddeye çıkardığınız kanunu temel kanun normuna sokuyorsunuz, tekrar iki maddeye düşürüyorsunuz.

Bu, bu kanunun müzakere edilmesini engellemek niyeti taşımaz mı değerli arkadaşlar? Yani buna bizim “İç Tüzük’tür, teamüldür, geçmişte de böyle uygulandı.” diye göz mü yummamızı bekliyorsunuz?

Bu iş yanlış Sayın Başkanım. Sayın Bakanım, yanlış, doğru iş yapınız. Çok önemli, bize göre çok yanlış bir kanun getiriyorsunuz, o zaman doğru yapacaksınız.

Bakınız, Komisyonun aldığı karar şudur -Sayın Grup Başkan Vekilimiz açıkladı.- 21 Ekim 2012, Başkan diyor ki “Değerli arkadaşlarım, alt komisyon raporunun maddeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.” Alt komisyon dediği altı madde, altı madde arkadaşlar. Şimdi, “Alt komisyon raporu, altı maddelik rapor ve metnin ekli listeleri -değişiklikler demiyor, ekli listeleri- birlikte, tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy çokluğuyla kabul edilmiştir.” Şimdi, biz, bu kanunun müzakerelerini Genel Kurulda yapacaksak Komisyonun kabul ettiği bu altı maddelik rapora dayalı kanunu burada görmek istiyoruz. Bunun dışında 37 maddelik kanunu burada görüşürseniz hukuksuzluk yapmış olursunuz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Madde hakkında görüştürmeyeceksin, sonra burada madde…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Diyoruz ki bakın, tartışmak değil, çekişmek değil meselemiz, doğruyu yapın. Çekin bu kanunu komisyona -37 madde mi, 47 madde mi, 57 madde mi, yine temel kanun yapıyorsunuz- raporunuzu ona göre bağlayın, ona göre bu kanunu yeniden bastırın ve Genel Kurula gönderin yoksa bu hâliyle görüşülmesine biz İç Tüzük’ten kaynaklanan tüm gücümüzle engel olmaya çalışacağız çünkü bu kanun masum bir kanun değil. Bu kanun ülkemizin ve milletimizin geleceğinde çok ciddi tehdit ve tehlikeler oluşturacak bir kanundur. Biz böyle düşünüyoruz. Bunun böyle olmadığına ikna etmek için bunun müzakere edilmesi lazım. Böyle sıkıştırarak müzakere etme imkânı olmaz. Gelin bunu doğru yapalım. Gelin Komisyona çekin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …yeniden tanzim edin, buraya getirin.

Arz eder, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Tanal, vereceğim dedim. Oturun lütfen ya.

Sayın Başkan, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim usulsüzlük… Ayrı bir gerekçesi var efendim… Benim ileri sürdüğüm, usulsüzlük…

SIRRI SAKIK (MUŞ) – Biz de konuşalım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Genç, tartışma bitmedi henüz. Bunu bitirelim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır hayır…Şimdi burada 7 tane kanun…

BAŞKAN – Sayın Genç, Komisyon Başkanı açıklama yapacak, söz verdim. Aceleniz niye anlamadım ki.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki açıklama yapsın.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İçişleri Komisyonu Başkanı Muammer Güler’in, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun Komisyon Başkanlığına verilen yetki çerçevesinde ve usulüne uygun olarak düzenlendiğine ilişkin açıklaması

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 4’üncü maddesiyle birden fazla kanunun ayrı ayrı maddeleri ayrı fıkralar hâlinde değişikliğe tabi tutulmuştur. İçişleri Komisyonundaki görüşmelerde 4’üncü madde üzerinde görüşme açılmış, madde tüm fıkraları ile birlikte bütünüyle görüşülmüştür ancak madde üzerindeki önerge işlemleri her bir fıkrada ayrı ayrı gerçekleştirilmiştir. Değişiklik önergesi işlemleri sona erdikten sonra ise maddenin kabul edilen değişiklik önergeleri ile birlikte oylanarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra, Komisyonun aldığı kararla Komisyon Başkanlığına, fıkralar hâlinde düzenlenmiş hususların Genel Kurulda maddelerin görüşülme usulüne uygun olarak ayrı maddeler hâlinde düzenlenmesi hususunda yetki verilmiştir. Bu yetki çerçevesinde kabul edilen metnin yazımı belirtilen şekilde gerçekleştirilmiştir.

Raporun madde sistematiği çerçevesinde hazırlanması, 1’inci maddeden başlayarak maddelerde yapılan değişikliklerin ifade edilmesi, Komisyondan alınan yetki doğrultusunda oluşturulan nihai metin baz alınarak açıklama yapılması nedeniyle rapordan 4’üncü maddenin fıkralar hâlinde kabul edildiği şeklinde bir çıkarımın yapılabileceği görülmekle birlikte, yine Komisyon raporunda…

OKTAY VURAL (İzmir) – Çıkarımla olmaz efendim bu.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) –…4’üncü maddeyle ilgili açıklamanın hemen öncesinde ve raporun sonlarına doğru olmak üzere iki yerde, Komisyondan alınan, kanun yapım tekniğine göre metni düzenleme yetkisiyle ilgili bilgiler durumu açıklığa kavuşturmaktadır.

Komisyonun kabul ettiği metin Komisyon üyelerine gönderilmiştir. Komisyon üyelerine tanınan muhalefet şerhi hazırlama süresi içerisinde üyeler metni inceleme imkânı bulabilmişlerdir. Rapora ekli muhalefet şerhlerinde kabul edilen metinde 4’üncü maddenin fıkralarının ayrı maddeler hâlinde düzenlenmesine yönelik eleştiriye rastlanamamakta, tam tersine, tasarının ilk hâlindeki kanun yapım tekniğine aykırı niteliği eleştirilmektedir.

Bir örnek olarak 23’üncü Dönemde 485 sıra sayılı Rapor’a bakıldığında, Komisyondaki görüşmeler 9 madde ve 1 geçici madde üzerinden yapıldığı hâlde, alınan redaksiyon yetkisi çerçevesinde 32 madde ve 1 geçici madde olarak düzenlenmiştir.

Bir diğer tartışma konusuna gelince; tasarının görüşmelerinde alt komisyon kurulması ve görüşmelerin alt komisyon metni üzerinden yapıldığı rapordan anlaşılmaktadır. Üzerinde alt komisyon kurulan tasarı ve tekliflerin görüşme sürecinde komisyonlar, alt komisyon metni üzerinden görüşmelerini gerçekleştirmektedirler. Alt komisyon metni, tasarı metni niteliğindedir, metnin başlığında da tasarı ifadesi açıkça görülmektedir, bu nedenle usule aykırı bir durum olmadığını, Komisyon iradesinin rapora yansıdığını bilgilerinize sunuyorum.

Saygılar sunuyorum efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çok çelişkiler var, efendim. Bu açıklama bile daha kötü efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu açıklama işi iyice batırdı.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Serindağ buyurun, bir açıklamanız var galiba.

Buyurun Sayın Serindağ.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bu açıklama kötü, “fıkralar hâlinde” diyor, “alt komisyon metni” diyor.

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Serindağ daha önce söz istedi.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Efendim, Sayın Komisyon Başkanımızın ifadelerini doğrulayacağım, doğru hâle getireceğim. Müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, ben İçişleri Komisyonunun üyesiyim. İçişleri Komisyonundaki görüşmelerle ilgili burada pek çok görüş dile getirildi, Komisyon görüşmelerinin nasıl olduğu konusunda, Komisyon görüşmelerinde yer almayan sayın hatipler görüş ifade ettiler. Ben İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre bu konuda düzeltme yapmak istiyorum, izin verirseniz.

BAŞKAN – Yerinize oturun, iki dakika söz veriyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İzin verirseniz, kürsüde...

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Serindağ, böyle bir usulümüz yok. Usul tartışması açıldığı için verdim. Yerinize oturun, yerinizden vereceğim sözü.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, komisyon üyesi olmayan…

BAŞKAN – Ama Sayın Serindağ, neyi zorluyorsunuz? Söz istiyorsunuz, veriyorum yerinizden. Neyi anlatmak istiyorsunuz?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Neden kürsüde açıklama yapmama izin vermiyorsunuz?

BAŞKAN – Ama usulde yok diyorum ben size, yerinizden söz vereceğim.

Sayın Serindağ buyurun.

KAMER GENÇ – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

BAŞKAN -  Sayın Genç, lütfen, arkadaşlarınıza saygılı olun önce.

3.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, İçişleri Komisyonundaki görüşmelerde alt komisyondan gelen raporda yasa tekniğine uygun olmayan düzenlemelerin olduğu ve yeniden düzenlenmesi gerektiği konusunda yaptığı uyarının dikkate alınmadığına ilişkin açıklaması

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şimdi, bakınız, 16 Ekim 2012 tarihli komisyon tutanağından bir bölümü okumak istiyorum. Bu bendenizin konuşması, şöyle diyorum: “İkincisi, şimdi, alt komisyondan gelen rapora baktığımız zaman yasa tekniğine uygun olmayan düzenlemelerin olduğunu görüyoruz. Bir maddede zannediyorum elli civarında fıkra var.

Şimdi, hepimiz de biliyoruz ki, bu, yasa yapma tekniğine aykırı. Siz de uygun görürseniz, Komisyonumuz uygun görürse bunu yeniden bir düzenlemeye tabi tutalım, Genel Kurula nasıl sevk edilecekse Komisyonda o şekilde görüşelim.” demişim.

BAŞKAN – Evet.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Buna rağmen Başkanlıkça bu uygun görülmemiş.

Şimdi, redaksiyon nedir? Redaksiyonun anlamını Türk Dil Kurumu sözlüğünden buldum. Şöyle diyor Sayın Başkan: “Yazılmış bir metin üzerinde gereken düzeltmeleri yaparak, yazıyı yayıma hazır duruma getirme.” Redaksiyonun anlamı bu. Redaksiyon, redaksiyon yetkisi, Komisyonun iradesini başka bir kişiye veya başka bir gruba…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Önemli bir şey söylüyor Efendim.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Türkoğlu sizden önce söz isteyenler var, vereceğim söz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Efendim doğru söylüyorsunuz, benden önce istedi arkadaşlar ama konuyla alakalı olduğu için.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, daha önce ben söz istemiştim.

BAŞKAN - Söz vereceğim size ama sizden önce söz isteyenler var.

Sayın Sakık, buyurun.

4.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Parlamentoda Türkiye’nin gündemiyle ilgili hiçbir şey konuşulmadığına ve Parlamentonun bu şekilde yönetilemeyeceğine ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, iki gündür Genel Kuruldayız ve onlarca kez usul tartışması açıldı, ilk kez buna tanıklık ediyoruz.

BAŞKAN – Doğru.

SIRRI SAKIK (Muş) – Şimdi, Türkiye’nin gündemini çok…

BAŞKAN – Bu son tartışma olacak zaten…

SIRRI SAKIK (Muş) – Evet, ama bir şey söyleyeyim. Türkiye’nin gündemi çok farklı ama Parlamentoda bu gündemle ilgili tek söz söylenmiyor. Mesela bölgesel yönetim deniliyor, oysaki biz de bu kanuna karşıyız. Keşke bölgesel yönetim olsaydı, keşke ademimerkeziyetçi bir ruh olmuş olsaydı. Bunların hiç biri doğru değil. Bu Parlamentoyu ya çalıştıracaksınız veyahut da siz bedenen orada, fikren başka bir yerde olduğunuzu düşünüyorum. Çünkü, Parlamento bu şekilde yönetilmez.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Biz de size teşekkür ediyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Genç, buyurun. Yerinizden söz vereceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi Efendim, bu kanun…

BAŞKAN – Sayın Genç, yerinize oturun söz vereceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır hayır, ben usul konusunda konuşmak istiyorum. Şimdi, bu tarz tasarıda yani bu getirilen…

BAŞKAN – Olur, tamam… Oturun, söz vereceğim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır hayır yerimden konuşmuyorum. Size diyorum ki “usul hatası var” onu açıklayacağım.

Şimdi, bu kanunla hükûmetin bir tasarısı ve dokuz tane de milletvekilinin teklifini birleştirmişler, başında diyor. Dokuz tane kanun teklifi birleştirilmiş fakat içinde birleştirilen dokuz tane kanunla ilgili hiçbir hüküm yok.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hiçbir zaman olmadı.

KAMER GENÇ (Tunceli) –İç Tüzük’ümüzün 80’inci maddesine göre eğer herhangi bir kanun tasarısı veya teklifi Komisyon tarafından reddedilirse, ret gerekçesi gelir, Genel Kurulda okunur, Genel Kurul o ret gerekçesini ya kabul eder veya reddeder.

Şimdi, burada, dokuz grup milletvekilimizin verdikleri ve bu konuda birleştirdikleri kanun teklifleri hakkında Komisyon raporunda bir hüküm yok. Ben bu konuyla ilgili usul tartışmasının açılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutanaklara geçti Sayın Genç.

Buyurun Sayın Tanal…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu konuda usul tartışması açılmasını istiyorum çünkü Komisyon şeyi hatalı.

BAŞKAN – Sayın Genç, baştan ben okudum, bu konuyla ilgili, itirazlarla ilgili usul tartışması açacağımı. İki lehte, iki aleyhte söz istendi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama bu ayrı bir usul tartışması.

BAŞKAN -  Şimdi sizin talebiniz olduğu için söz verdim.

Sayın Tanal, buyurun yerinizden, size de söz vereceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben talebimi… Burada ayrı bir usul hatası var.

BAŞKAN – Ayrı bir husus olur mu? Bütünüyle birlikte açtım ben.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, burada ayrı bir usulsüzlük var. Benim öteki usul tartışmasıyla ilgim yok.

BAŞKAN - Sayın Tanal, lütfen oturun, söz vereceğim yerinizden.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, ben usul tartışması açmak istiyorum.

BAŞKAN – Söz istememe hakkınız yani, istemiyorsanız…

Buyurun Sayın Türkoğlu, yerinizden vereceğim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tüm hatipler gibi, oradaki, kürsüdeki hakkımı kullanmak istiyorum ben.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim söylediğim… Bakın, ben yedi yıl o kürsüyü yönettim.

BAŞKAN – Vallahi yirmi yedi yıl da otursanız fark etmez yani.

KAMER GENÇ (Tunceli) - O kürsüde Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerini gayet iyi biliyorum. Burada ben size diyorum ki, burada açık usulsüzlük var.

BAŞKAN – Efendim, yerinizden söz istediniz. Söz istiyorsanız yerinizden veriyorum, istemiyorsanız konuşmuyorsunuz, ne yapayım. Ben usul tartışmasını yaptım.

Sayın Tanal, sizin için de aynı şey geçerli, yerinizden istiyorsanız vereceğim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, Sayın Başkan, resmî tutanak elimde. Bakın, Sayın Oktay Vural “Usul tartışması açıyorum efendim.” dedi. Mehmet Günal, Antalya, aleyhinde 2’nci sırada; Mahmut Tanal, 3’üncü sırada. Resmî bir tutanak. Siz bu resmî tutanağın tam aleyhine, ayrımcılık yaparak…

BAŞKAN – Sayın Tanal, Kanunlar yazdı, ben yazmadım, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - …Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna söz vermediniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkoğlu…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Ben sizin bu tutumunuzdan dolayı, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi uyarınca usul tartışması açmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

5.- Osmaniye Milletvekli Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, İçişleri Komisyonu Başkanı Muammer Güler’in 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’yla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Komisyon Başkanımızın aydınlatıcı bilgisi için de kendisine teşekkür ediyorum. Ancak İçişleri Komisyonu Başkanımızın ifadelerinin arasında, iki bölümün doğrulamaya yani yanlışlıktan, eğrilikten doğru hâle getirilmeye ihtiyacı var.

Bunlardan birisi, bu tasarının 4’üncü maddesi dışında hiçbir maddesinin fıkralarının tartışılmasına müsaade edilmedi, maddeler tek tek tartışılmak zorunda kalındı. Biz altı maddeyi tartışmak durumunda kaldık, bu bir. Sayın Başkan aksini söylüyorlar.

İkincisi, biz muhalefet şerhimizi yazarken tasarının Meclis Genel Kuruluna gelen hâlini görmedik, biz alt komisyon raporu hâlini gördük. Muhalefet şerhimizi de ona göre verdik. Muhalefet şerhimizle birleşmiş hâlini de bu kırmızı gündem dediğimiz, sıra sayısı aldıktan sonraki hâliyle gördük. Dolayısıyla, Komisyon Başkanımızın bu ifadelerinin düzeltilmeye ihtiyacı vardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.

Evet, Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi bakın, biraz önceki usul tartışmasında Sayın Oktay Vural “Usul tartışması açıyorum.” diyor.

BAŞKAN – Tamam.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Oktay Vural’ın, lehinde veya aleyhinde söz talebi yok. Sayın Vural “Usul tartışması açıyorum.” talebinde bulunduktan sonra Sayın Mehmet Günal “Aleyhinde” diyor. İlk söz talebi Sayın Günal’ın.

BAŞKAN – Tamam.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İkinci söz talebi Sayın Mahmut Tanal’ın, lehinde. Şimdi, siz, Sayın Mahmut Tanal’a usul tartışmasında lehinde söz vermek zorundasınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, doğru söylediniz ama Kanunlar yazdı ben yazmadım. Zaten “Usul tartışması açılıyor.” deyince her taraftan, her gruptan üçer beşer kişi söz istedi. Hangisinin daha önce isteyip istemediğini burada otomatik bir makine yok ki belirlesin Sayın Hamzaçebi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama bana dün de yaptınız Sayın Başkan. Sizin genel tavrınız.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, işte bu şekilde… Şimdi ben de yerinden söz veriyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim hayır, bakın… Efendim, olmaz.

BAŞKAN – Peki ne yapmamız gerekiyor? Usul tartışması bitti Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Eğer ısrar ederseniz bu tutumunuz hakkında usul tartışması talebinde bulunacağım.

BAŞKAN – Hayır, maksadı kürsüden konuşmaksa yerinden söz veriyorum. Usul tartışması bittiği için kürsüye davet ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim neden… Efendim, Sayın Tanal’ın kürsüden konuşma hakkı var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, ben…

BAŞKAN – Sayın Tanal ne yapmak istiyorsunuz daha? Kürsü diyorum yine oradan müdahale ediyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, ben sizi İç Tüzük’e uygun çalışmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sizden öğrenmeyeceğim ben.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Başkanım, usul tartışması mı açtınız?

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun görüşmelerinde esas komisyonun Plan ve Bütçe Komisyonu olması gerektiğine, İçişleri Komisyonu Başkanının yetki tecavüzünde bulunduğuna ve Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’u taraflı tutumundan dolayı istifaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Evet… Yani, burada…

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siz Meclis Başkan Vekili olabilirsiniz. Benim buradaki tavrım sizin…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, usul tartışması mı efendim?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın, Başkan olarak bizi dinlemiyorsunuz. Sizin bu tavrınız…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Mahmut Bey, bir saniye…

Efendim, İç Tüzük’ün hangi maddesine göre söz verdiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sayın Başkanım, Hatibe usul tartışması çerçevesinde mi söz verdiniz? Neye dayanarak söz verdiniz efendim, onu bilelim. Neye göre, İç Tüzük’ün hangi maddesine göre…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hangi maddeye göre söz verdiniz?

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun lütfen.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, o zaman ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Hepinize verdim zaten, daha ne istiyorsunuz?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın İçişleri Komisyonu Başkanı nasıl İstanbul’u idare ettiyse Valiyken, İçişleri Komisyonunu da aynen o şekilde idare ediyor. İç Tüzük’ümüzde hangi kanunun hangi komisyona havale edileceğine ilişkin açık bir hüküm yok. İçişleri Komisyonu bu yetkiyi kendisinde nerede buldu? Bunu bizzat yapan Meclis Başkanın ta kendisi. Hangi işin hangi komisyonda görüleceğine ilişkin kanunun dayanağı İç Tüzük’ün 20’nci maddesinin sadece gerekçe kısmında var.

Şimdi, konuya baktığımız zaman, burada Sayın Bakanın yanında İçişleri Komisyonu Başkanı ve üyeleri oturamaz. Kimin oturması gerekir? 3067 sayılı Yasa’nın 3’üncü maddesinin iki ve üçüncü fıkrası uyarınca, oturması gereken komisyon başkanı Plan ve Bütçe Komisyon Başkanıdır. Bu açıdan, açıkça kanuna aykırı bir şekilde İçişleri Komisyonu Başkanı yetki tecavüzünde bulunmaktadır. İç Tüzük’ün 14’üncü maddesi uyarınca da Meclis Başkan ve başkan vekillerinin görevi İç Tüzük’e uygun çalışması gerekir. Meclisi İç Tüzük’e göre çalıştırması lazım ve 14’üncü maddesi uyarınca havale edilen işlerle ilgili Meclis Başkan ve başkan vekilleri görevden kaçınamazlar.

Size soru sorduğumuzda “Efendim, Meclis memurları bilir.” diyorlar. Şu kitap Meclis Sekreterinin yazdığı, size sürekli rehberlik eden kişi. Okuyorum ben: “Türk Parlamento Hukukunun Temel Esasları.” Sayfa 205, aynen: “İl ve ilçelerin kurulmasını, değiştirilmesini öngören tasarı ve teklifler de esas olarak Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmesi gerekir.” deniliyor. Aynı zamanda, bu bir amir hükümdür. Bu size bir “yapabilir”, “edebilir” şeklinde bir hüküm değildir. Kanunun emredici hükmünü, siz Meclis Başkan Vekili olarak ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Çiçek olarak burada parmak sayısına güvenerek… Sizi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşımız 74 milyona şikâyet ediyorum. Burada keyfî hareket ediyorsunuz. Bu yasayla kamu bütçesine yük getiriyor mu, getirmiyor mu? Peki, kamu bütçesine yük getiren hususlarla ilgili Plan ve Bütçe Komisyonu yetkili mi, yetkili değil mi? Yetkili. Plan ve Bütçe Komisyonunun esas komisyon olması gerekir iken burada İçişleri Komisyonunun “Ben burada yetkiliyim.” demek tamamen bir yetkisizliktir.

Sayın Başkanın tutumuyla ilgili, dün akşamdan beri ne hikmetse Cumhuriyet Halk Partisi Gurubuna söz vermekte âdeta direniyorsunuz. Siz ön yargılısınız, kafanızın içindeki olan olayları aynen sözle ilgili yansıtıyorsunuz. Biraz önce Sayın Kamer Genç arkadaşımıza “Grubunuza sahip çıkın.” dediniz. Sizin ne hakkınız var, ne yetkiniz var Meclis içerisindeki tartışmalara giriyorsunuz? Sizin görev ve yetkiniz Meclisin içerisindeki tartışmalara girmek mi, yoksa bağımsız ve tarafsız kalmak mı? Sizin oradaki konumunuz gereği grubunuzla ilişkilerinizin dahi seviyeli olması lazım ve belli bir aşamada olması lazım. Siz kendi grubunuz AKP’den aldığınız talimat ve uyarılar doğrultusunda Meclisi idare etmeye çalışıyorsunuz. Lütfen, eğer bu tutumunuzdan vazgeçmeyecekseniz sizi istifaya davet ediyorum.

Hepinizi saygılarla selamlıyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

Evet, sayın milletvekilleri, tasarı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın ben size demin bir şey söylüyorum. Komisyon raporunda 9 tane kanun teklifi birleştirilmiş. Bu metinlerde bakın, o arkadaşlara sorun bakalım, o birleştirilen kanun teklifleriyle ilgili Komisyon kararında bir hüküm yok. Şimdi, bu ne demektir? Bu ret mi edilmiştir? Bu öteki 9 tane arkadaşımızın… Burada bakın, başlangıçta diyor: “Şu milletvekilinin şu, şu milletvekilinin şu, şu milletvekilinin kanun teklifleriyle birleştirilerek birlikte incelenmiştir.” diyor Hükûmetin tasarısıyla beraber. Fakat Komisyon metninde o 9 tane kanun teklifiyle ilgili herhangi bir hüküm yok. Şimdi, bunlar eğer reddedilmişse, bakın, İç Tüzük’ün 80’inci maddesini okursanız, orada der ki: “Eğer bir kanun teklifi veya tasarısı komisyon tarafından reddedilirse ret gerekçesi gelir, Genel Kurulda okunur ve ondan sonra Genel Kurul tasvip ederse reddedilmiş sayılır. Yoksa, reddetmezse komisyona iade eder.”

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç. Bak, Komisyon raporunun…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada açık bir usulsüzlük var. Bu konuda usul tartışması açıyorum efendim.

BAŞKAN – Tamam.

Komisyon raporunun 142 nci sayfasında gerekli bilgi var.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Birleştirilen teklifler arasından Malatya’da büyükşehir belediyesi kurulması…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, ne demek yani, benim konuşmama bir cevap verin. Ya, sen Başkansın, benim konuşmama bir cevap ver.

BAŞKAN - … Aydın ilinde, Efeler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, konuşmama bir cevap ver.

BAŞKAN – Sayın Genç, usul tartışması açıyorum, buyurun…

Lehte, aleyhte…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aleyhte.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Lehte.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aleyhte.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aleyhte.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, ben aleyhte açıyorum.

BAŞKAN – Buyurun yazın, otomatik bir makine bağlayın o zaman. Şu hâlinize bakın! Hepiniz için söylüyorum. Sonra tutanakları getiriyorsunuz buraya. Lütfen ama… Bunun bir usulü, bir adabı olması lazım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani bu kadar Meclisi adapsız olarak mı suçluyorsunuz? Ayıp! Aynısını iade ediyorum.

BAŞKAN – Meclisin mehabetine niye gölge düşürüyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aynısını iade ediyorum size.

OKTAY VURAL (İzmir) - Komisyonlar iyi çalışmalı Sayın Başkan, bu sıkıntıyı komisyonlar getirdi Genel Kurula.

BAŞKAN – Lütfen ama… Söz istemenin de bir usulü vardır, ilk defa istenmiyor bu Mecliste. Yerinizden elinizi kaldırırsınız, burada, Kanunlar’daki arkadaşlar yazarlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Keşke Komisyon raporu düzgün olsaydı da kanuna geçseydik.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Zaten sizin bu sürekli demirbaşlığınızdan dolayı bu Meclis bu hâle geldi. Yani bulunmaz Bursa kumaşı mısınız siz! Sizin yerinize hiç mi başka kimse olamaz? Yeter ya!

BAŞKAN – Evet… Lehte, Gökhan Günaydın, Ankara Milletvekili.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim var mı ismim?

BAŞKAN – Verdim aleyhte Sayın Genç…

Sayın Gökhan Günaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Üç dakika süre veriyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biraz önce beş dakika dakikaydı, yapamazsınız öyle şey.

BAŞKAN – Vermiyorum… Vermiyorum…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başkan…(“Babanın malını mı…” sesi)

BAŞKAN – Tüzükteki yetkiyi kullanıyorum, babamın malı değil.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli…

BAŞKAN – Hiç yakışmıyor size, hiç yakışmıyor, yakıştıramıyorum.

Yeniden vereceğim sürenizi.

Hiç yakışmıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışmıyor, tüm Türkiye seyrediyor, Türk dünyası seyrediyor, yurt dışındaki işçilerimiz seyrediyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun, yeniliyorum sürenizi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Saat yediden sonra televizyonu onun için mi kapatıyorsunuz, millet izlemesin diye?

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nda birleştirilen kanun teklifleriyle ilgili herhangi bir hüküm olmadığı, dolayısıyla raporun usulüne uygun olarak düzenlenmediği gerekçesiyle görüşülmesi imkânı olmadığı hakkında

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, şu anda bizi -Sayın Başkanın da altını çok iyi çizdiği gibi- Orta Doğu, Balkanlar ve yurt dışındaki işçiler de takip ediyor ve buradaki ciddiyeti de takip ediyor.

Şimdi, dün Sayın Canikli diyor ki: “Ciddi olalım.” Ben size birkaç örnek vereceğim arkadaşlar, ciddiyetin ne derecede olduğunu ortaya koymak için. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu var ve bu 5018 sayılı Kanun’un -açın lütfen, bakın kanun içerisinde- 14’üncü maddesi ne diyor? “Eğer kamu harcamalarında azalış veya artış gerektiren herhangi bir düzenlemeyi Meclise getirecekseniz orta vadeli program çerçevesinde hesaplarsınız ve üç yıllık yükü tasarıya yazarsınız.” diyor. Diyor mu, demiyor mu arkadaşlar? 5018 sayılı Kanun’un 14’üncü maddesi.

Peki, ben şimdi soruyorum Sayın Başkan: 5018’in 14’ündeki bu amir hükme göre bir kanun yazılmış mıdır, yazılmamış mıdır? Yazılmadığını hep beraber görüyoruz. Eğer “Kanunlara canımız ister uyarız, canımız istemez uymayız.” dersek, bu Meclis çatısı altında bu yasama çalışmasını meşru bir yasama çalışması olarak tanımlamak mümkün müdür? Siz, orada milletvekillerine ayar vermek yerine, bu kanun hükümlerinin tasarıya dercedilip edilmediğini kontrol etmek ve ona göre bir tavır almak zorundasınız. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN –  Meclis Başkanlığının da sizin ayarınıza ihtiyacı yok Sayın Günaydın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Yani, burada daha evvel bu kürsülerde söylenmiş laflar var. Bizden yukarıda oturuyor olmanız -hadi marangoz demeyeyim- mimarı bir yapının sonucudur, yoksa başka bir şey değildir; bunun altını çizeyim.

BAŞKAN –  Bu kompleksiniz nereden… Kompleksiniz niye, anlaşılmadı yani.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Sayın Başkan “kompleks” meselesine girerseniz benim size söyleyeceğim çok şey olur ama biz bir milletvekili ve Meclis Başkanı gibi konuşmaya devam edelim isterseniz.

BAŞKAN – Ama siz başlattınız, önce kompleksinizi atın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – İkinci hükme geleceğim. Bakın, çok açık bir şey söylüyorum size: 5018 sayılı Kanun’un 14’üncü maddesinin amir hükmü bu tasarıda çiğnenmiştir diyorum. Bu sizin için bir şey ifade ediyor mu?

BAŞKAN – Sayın Günaydın, siz dün burada yoktunuz, benim sözlerimi dinlemediniz o zaman.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Eğer ediyorsa…

BAŞKAN – Benim yetkim yok, Meclis Başkanı… Buranın yetkisi yok, onu söyledik dün, konuştuk, tartıştık.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Eğer ediyorsa, buna uygun davranın. Bana yön vermeye çalışmayın, ben sadece sözlerimi söylüyorum.

İkinci konu: Arkadaşlar, 3067 sayılı Kanun var. Bu 3067 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinin üçüncü fıkrası diyor ki: “Eğer kamu harcamalarında bir artış ya da azalış gerektiren bir düzenleme yapıyorsanız bunu Plan Bütçe Komisyonu inceler.” diyor.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Ben şimdi soruyorum: Plan Bütçe Komisyonu Başkanı yazı yazıyor İçişleri Komisyonu Başkanına: “İşimiz yoğundur, gelemeyeceğiz.” diye. Tam da o sırada, Plan Bütçe Komisyonu üyeleri tasarıyı öğrenmek için İçişleri Komisyonuna gelmişler, tasarıyı dinliyorlar.

Ciddiyetten bahsediyorsanız bunları önce inceleyin, böylesine usul hataları olurken bizden de anlayış beklemeyin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Günaydın, lütfen…

Aleyhte söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Hatip konuşma yaptığı için müdahale etmedim ancak bir konuda sizi uyarmak isterim.

BAŞKAN – Buyurun, uyarın.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Siz az önce, bizim, usule aykırı olduğunu ileri sürerek İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarımızı kullandığımız bir sürece Türk dünyasını ve bütün Türkiye’yi şahit göstererek değerli milletvekillerimizi tedip etmeye kalkıştınız.

BAŞKAN – Hayır… Hayır…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Buna ne yetkiniz var ne hakkınız var.

BAŞKAN – Sadece sizi kastetmedim, tüm Genel Kurulu kastettim. Sizi kastetmedim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Bu konuda kendinize gelmenizi öneriyorum ve şiddetle kınıyorum bu tavrınızı.

BAŞKAN – Ben de sizi kınıyorum.

Sayın Genç, buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Muhalefetin tavrını kime şikâyet ediyorsunuz Sayın Başkan?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Obama’ya şikâyet ediyor, Obama’ya.

OKTAY VURAL (İzmir) – Seçimi kazandı diye mi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, İç Tüzük’ümüzün 35’inci maddesi der ki: “Komisyonlar kendiliğinden kanun teklif edemezler.” Burada, hükûmet tasarısında gelen 6 madde.

Ayrıca bu kanunun başında “Dokuz tane milletvekilinin de verdikleri kanun teklifleri var, bunları da birleştirdik.” diyorsunuz. Komisyon raporunu inceliyoruz, komisyon raporu diyor ki: “Hükûmet tasarısı, (1/690) esas numaralı Hükûmet tasarısını esas aldık.” Peki, birleştirdiğiniz öteki kanun teklifleri nerede, onları ne yaptınız?

Arkadaşlar, şimdi, milletvekili kanun teklifini veriyor. Sen komisyon olarak onu gündeme aldığına göre, o milletvekilinin verdiği kanun teklifinde hangi kanunlarda değişiklik yapıldığını, onu kendi metnine yazacaksın. Dersin ki: “Şunu uygun gördüm, şunu uygun görmedim.” Mesela bir arkadaşımızın verdiği kanun teklifinde diyor ki: “Mahallî seçimlerde birleşik oy pusulası kullanılır.” Var mı bununla ilgili? Daha ötekileri zamanım yetmediği için söylemiyorum.

Şimdi, dolayısıyla, eğer bu yola giderseniz, komisyonlar, yirmi tane kanun teklifini getirir bir rapora alır, hiçbirisi hakkında bir hüküm vermez. Dolayısıyla milletvekillerinin de kanun teklifleri böylece ortadan yok sayılır. Dolayısıyla, bana göre, komisyonun bu raporunu geri alması ve bu raporunu geri aldıktan sonra burada birleştirerek incelediği dokuz tane kanun teklifi hakkında bir hüküm vermesi lazım, ben şu şu konuları kabul ediyorum, şunları da reddediyorum...

İç Tüzük’ümüzün 80’inci maddesine göre, reddedilen teklifler hakkında bu redde ilişkin komisyon raporu gelecek, Genel Kurulda müzakere edilecek. Bu, Genel Kurul tarafından ya kabul edilecek veya reddedilecek. Bu çok açık, İç Tüzük’ümüzün hükmü. Eğer bu yola giderseniz, demin de dediğim gibi, milletvekilinin kanun tekliflerini bu yolla yok edeceksiniz.

O bakımdan, çok açık seçik İç Tüzük ihlali var. İç Tüzük ihlalini ortadan kaldırmak için bu raporun geri alınması lazım ve burada birleştirme konusu edilen dokuz -değişik- milletvekilinin tekliflerinin ne akıbete uğratıldığının komisyon raporunda belirtilmesi lazım. Bu yönüyle komisyon raporu çok eksik ve dolayısıyla bana göre hem İç Tüzük’e aykırı hem İç Tüzük’ün 80’inci maddesine aykırı hem 35’inci maddeye aykırı ama tabii siz burada hiçbir zaman kanunu, Anayasa’yı, hiçbir şeyi takmadığınız için… Çoğunluk, parmakla maalesef bunlar olmuyor. Biraz insanlarda vicdan olmalı, biraz insanlarda ahlak olmalı.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale)- Ahlakı sorgulamak sana mı kaldı?

KAMER GENÇ (Devamla) - Bunlar olmayınca hukuku da dinlemez, Anayasa’yı da dinlemez, hiçbir şeyi dinlemez. Böyle bir kanun da yapılmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, ahlaklı insanlar böyle hareket etmez. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ahlakı senden mi öğreneceğiz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öğrenmeniz lazım.

BAŞKAN – Evet, lehte söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yalnız üç dakikaya inmiş galiba, demin beş dakika diye gidiyordu söz hakkı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Başkan böyle istedi ya, sen de her şeyi eleştiriyorsun, şu anda canı böyle istedi.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Başkanım, şimdi, az önce teklifle ilgili Sayın Genç’in söylediği bir husus var. Örnek olarak söylüyorum: Sayın Ali Uzunırmak’ın teklifi var. Aydın ilinde “Efeler” adıyla bir ilçe kurulması tekliflerden bir tanesi. Açıyorum, alt komisyon raporunun hemen başında, tasarının 2’nci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları aynen yani tasarının geldiği şekliyle. Bakın yani nasıl usulsüzlük olduğunu Sayın Başkan da dinlerse…

OKTAY VURAL (İzmir) – Demek ki kanun teklifi görüşülmedi.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Yeni, müsaade ederseniz dinlesin Sayın Başkan, birazdan cevap verecek.

Şimdi dönüyorum, bakıyorum, Sayın Uzunırmak’ın teklifinde…

Arkadaşlarımız dinlemiyor Sayın Yeni, birazdan kalkacaklar.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Komisyonu meşgul etmeyin, Komisyon dinliyor konuşmaları.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Dinliyorum.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bakın, aynen diyor ki ekinde, Sayın Uzunırmak’ın teklifinde: “Ekli 1” sayılı listede yer alan köyler, mahalleler…” Komisyon raporunu okudum “aynen” diyorsunuz, tasarının “aynen…” Tasarıya bakıyorum, en sonundaki yere geliyorum çıkmış. Metinden ne var? Ek diye bir şey yok sizinkinde. İkincisinde var, üçüncüsünde var, birinci fıkrasında, tasarının orijinalinde ek falan yok.

Şimdi, Sayın Uzunırmak’ın söylediği ekteki köyler, mahalleler ne oldu? Herhangi bir şey var mı raporunuzda? Yok. Sayın Genç’in söylediği bunlar için de dercedilmemiş zaten. Siz tasarı metnini aynen kabul etmişsiniz ama burada bizim milletvekilimizin verdiği şey içerisinde yok.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Acele ettiler. Acele vardı, birisi bekliyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani şimdi bir şey söylemeniz lazım. Bakın, burada eki var, ekinde köyler, mahalleler var. Teklifte ne oldu, bunlar görüşüldü mü, o köyler mi dâhil oldu? Yok, bakın, kabul ettiğiniz metin yok yani içinde yok.

Görüşülmedi; demek ki o tekliflerin hiçbirisi -her zaman olduğu gibi- dikkate alınmıyor. Diğer bir husus -az önce Sayın Tanal söyledi- ben Sayın Başkana ifade ettim: Siz yetkisiz görüşüyorsunuz. Plan ve Bütçe Komisyonunun yetkisini gasb ediyorsunuz diye.

Bakın, Anayasa, İç Tüzük, 3067, 5018, tamamı bu konuların Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi gerektiğini, hatta tali komisyonlarda görüşüldükten sonra en son Plan ve Bütçe Komisyonuna gelmesi gerektiğini söylüyor. Yani Anayasa’ya aykırılık varsa, diğer şeyler varsa…

Son olarak -bizi ilgilendiren hususların tamamı- yirmi üç tane ilçe kuruyorsunuz. Bir sürü yerleri kapatıyorsunuz. Şimdi, siz bunu görüşebilirsiniz ama siz tali komisyon olarak görüşmeniz gerekiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri göndermesi gerekiyor “başka komisyonla ilgili” diye.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Başkanlık, yetkisini İç Tüzük’e, Anayasa’ya, 5018’e, 3067’ye aykırı olarak kullanıyor. Bu da en doğal hakkımız olan yasama hakkının, denetim hakkının elimizden alınması anlamına geliyor. Lütfen, bu esastan yani usulü tartıştık ama esastan zaten bu rapor yok hükmündedir. Bu komisyondan geri çekilip Plan ve Bütçe Komisyonunda asli komisyon olarak görüşülmesi gerekir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kanunun raporu yok, yok hükmünde değil, rapor yok zaten.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani rapor yok… Yani herhangi bir şey yok zaten onun için tekrar görüşülmesi gerekir diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aleyhte, Birgül Ayman Güler, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Sayın Başkan, milletvekillerine karşı hiç koruyucu kollayıcı değilsiniz ama sizi selamlayarak başlıyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarının içi de kötü, dışı da kötü. Bu tasarının içi kötü. Bu tasarı yerel yönetimleri sevmiyor, köyleri ve belediyeleri kapatıyor. Bu tasarı eyalet seviyor, eyalet.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Tasarıyı okudunuz mu Allah aşkına.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Bölgeleri seviyor. Bu tasarı bölgecilik tasarısı. Bu tasarı kırsal rant paylaşımı tasarısı…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var?

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – …ve bu tasarı başkanlık sistemi tasarısı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu tasarının içini sevmedik.

Bu tasarının dışına gelince, hukuksuzluk, gerçekten, diz boyu. Plan Bütçe Komisyonuna görüşülmek üzere gittiğinde hızlı bitsin işler diye Komisyon “İşimiz var, görüşemeyiz.” dedi. Sonra öğrendik ki Komisyonun meğer gündemi boşmuş.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Komisyon Başkanı; Komisyon değil, Komisyonun haberi yok.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Maliye Bakanı Sayın Şimşek’in kızdığını televizyonlardan gördüm, “3 milyar dolar, 4 milyar dolar yıllık yük getiren bir tasarı; benim haberim yok.” diyordu. “Anayasa Komisyonuna gitmek zorunda bu, Anayasa’ya aykırı.” diye iddia ettik, İçişleri Komisyonu Başkanlık Divanımız bizi asla dinlemedi. Biz toplam 6 madde tartıştık, karşımızda şu anda 39 madde var. Ben, tam bir günümü -alt komisyonun CHP temsilcisi olmama rağmen- “Acaba, bizim görüştüğümüz ile bu yeni gelen ne kadar benzer ne kadar farklı.” incelemesine harcamak zorunda kaldıysam, biz 6 maddeyi görüşüp burada 39 maddeyi tartışmak zorunda bırakıldıysak, bu tasarının içi gibi dışı da kötü. Bu tasarı tüm geleneklere aykırı; yasama geleneklerine aykırı, hukuki geleneklere aykırı.

Biz, bu tasarının yasama tekniğini altüst eden yapısına susarak içini tartışmayı reddediyoruz. Bu tasarı, birleştirilen teklifler bakımından problemlidir. Birleştirilmeyenlerin neden birleştirilmediği konusunda ısrarlı taleplerimize rağmen Komisyonda cevap alamadık. Biz, bu tasarının, bu ülkeye mali portesini merak eden İçişleri Komisyonu üyeleriyiz. Bu tasarı, memlekete iktisadi olarak ne yük getirir, halka ne yük getirir, nimeti nasıl bölüştürür, bilmiyoruz değerli arkadaşlarım. Plan ve Bütçe Komisyonu bize bunu anlatmalıydı.

Herkesi göreve davet ediyorum. Bu tasarıyı, Sayın Canikli, geri çekin, geri çekin, daha iyi çalışalım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Tutumumda bir değişiklik yok.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (Devam)

BAŞKAN - Tasarının tümü üzerinde söz isteyen Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN -  Hüsamettin Zenderlioğlu, Bitlis Milletvekili…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kafayı kaldır…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir dakika ya, bir dakika ya!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Komisyon Başkanı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ne oldu? Hayır, usulle ilgili tartışma açtık ne oldu sonucu?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aynısını dün akşam da yaptınız ya!

BAŞKAN – Tutumumda bir değişiklik olmadığını söyledim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) –Burada birisi konuşurken kafayı eğip okuyorsun, ondan sonra…

BAŞKAN – Ne yapmam gerekir? İki saatten bu tarafa görüşüyoruz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir şey söylüyoruz, bir kaldır kafanı baksana ya!

BAŞKAN – Sayın Günal, niye çağırıyorsunuz?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aynısını gece de yaptın, bunu tartıştık.

BAŞKAN - Sisteme girmedi, girsin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, kanun tekliflerim var benim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sor, Grup Başkan Vekili ayağa kalkmış ya, ayıp ya!

BAŞKAN – Görmedim ki ben gerçekten.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bakacaksın, kafayı kaldırmıyorsun ki Allah Allah!

BAŞKAN – Kaldırmadım doğru.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Görmemek için kafayı eğersen tabii göremezsin!

BAŞKAN – Ama ne yapmamı istiyorsunuz? O zaman sabaha kadar bunu konuşmamız gerekir. Esasa girmememiz mi lazım?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaldır kafanı Genel Kurula bak. Dün de aynısını yaptın, saat 12’ye doğru aynı şeyi yaptın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir usul tartışması açıldı; sonunda siz bununla ilgili bir değerlendirme yapmadan çağırdınız.

BAŞKAN – Tutanakları isteyip gösterebilirim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır hayır, siz sonra yaptınız.

BAŞKAN – “Tutumumda bir değişiklik olmadı.” dedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, daha raporu görüşüyoruz, raporla ilgili bu iddiamızı…

BAŞKAN – Hayır efendim, dün görüştük biz raporu. Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, siz, bakın şunun için diyorum…

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu, buyurun siz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hâl⠓Buyurun.” diyor ya, böyle bir şey var mı? (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi adına…

 (MHP ve CHP milletvekilleri Başkanlık Divanı kürsüsü önünde toplandı)

BAŞKAN – Böyle bir usul yok. Ama Sayın Hatibe söz verdim. Dün  verdim Sayın Hatibe sözü.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hayır, böyle paslaşıyorsunuz karşılıklı. Güzel, tabii ne güzel!

BAŞKAN – Siz bilirsiniz vallahi!

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – …338 sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Yerel Yönetim Yasası’yla ilgili söz almış bulunmaktayım…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ne güzel, ne güzel! Dün de burada Sayın Canikli diyordu “Konuş.” diye hatibe.

BAŞKAN – Biraz önce de BDP’den Sayın Sakık benim sizinle paslaştığımı söyledi. Şimdi siz paslaştığımı söylüyorsunuz.

Sayın Zenderlioğlu, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, yapamazsınız.

BAŞKAN – Dün verdim sözü ben.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz konuşurken yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Yapıyorum, buyurun. Kürsüyü işgal edebilirsiniz, orayı işgal edin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, raporla ilgili itirazlarımız devam ediyor.

(Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Ne demek yani! Dövecek misiniz?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Burada konuşuyoruz. Neden onu konuşturuyorsun? Ne dedin de konuşturuyorsun, ne dedin de konuşturuyorsun söyle bakalım?

BAŞKAN – Kürsüyü verdim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Usul hakkında karar verdin.

BAŞKAN – Hayır, usul hakkında karar vermedim, önce sözü oraya verdim ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vermediniz daha.

BAŞKAN – Dün verdim önce sözü oraya.

ALİ HAYDAR ÖNER  (Isparta) – Oldu bittiye mi getiriliyor!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan karar vermediniz daha. Karar oluşmadı, yok.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Öyle bir şey yok!

BAŞKAN – Ne demek öyle bir şey yok.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İtiraz ediyor grup başkan vekilleri.

BAŞKAN – Edebilirsiniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ayıp ya!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Raporla ilgili tartışmalar bitmedi.

BAŞKAN – Dün bitti efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nasıl bitti! Onu konuşuyoruz.

BAŞKAN – Daha ne konuşacağız? Ben on saatten bu tarafa…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Böyle saygısızlık olmaz.

BAŞKAN – Ne konuşursanız konuşun, ben söz verdim. Komisyonda konuşacaktınız efendim. Burada ben dün açık açık söyledim. Komisyon Başkanı çekerse olur, benim yetkim yok, yetkimin olmadığını söyledim. Bu, kürsü işgali, kürsü işgali bu! Bu kürsü işgali, tekrar ediyorum. Edin efendim, edebilirsiniz, kavga da yapabilir, konuşmacıyı da dövebilirsiniz, her şeyi yapabilirsiniz!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kamuoyu her şeyi görüyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bizim konuşmamızı sınırlandıramazsınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tartışmalara nokta konulmadı.

BAŞKAN – Hayır, niye konulmasın canım? Tutumumu söyledim, değişmediğini. Olur mu? Tartışma bitiyor, aynı şey tekrar başlatılıyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)  – Siz bizim konuşmamızı sınırlandıramazsınız.

BAŞKAN – Sizin konuşmanızı sınırlandıran yok Sayın Korkmaz. Bu işleri şahsileştirmeyin; konuşmanızı sınırlandıran yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sınırlandıramazsınız.

BAŞKAN - Dünden bu tarafa hiç kimse bu kadar müsaade etmezdi; gereğini yaptım ben.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır efendim. Bu müsaade, müsamaha meselesi değil Sayın Başkan.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarımızı kullanıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Bir tartışma var. Bu tartışmada…  

BAŞKAN – Tartışma bitti, sonuçlandı.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir Grup Başkan Vekili el kaldırıyor…

BAŞKAN – Ben ara verdim; tüm sayın grup başkan vekillerini davet ettim içeride Komisyon Başkanıyla.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tamam, uzlaştınız mı?

BAŞKAN – Uzlaşıp uzlaşmamak grup başkan vekillerinin meselesi, benim meselem değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Komisyonda 6 madde üzerinde…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, bir tartışma…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Hatibe müsaade edin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Rapor yok Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Başkan, bu uygulamaya itirazımız var.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Şandır, zorla, cebir kullanarak, şiddetle yapıyorsunuz.

 MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır efendim, şiddetle ne alakası var?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Başkanlığı bloke ediyorsunuz ama.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Konuyla ne alakası var?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, böyle olmaz!

BAŞKAN – Kürsü işgali, lüffen yerinize oturun! Lütfen oturun yerinize canım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, usul tartışması bitmedi.

BAŞKAN – Hayır, bitti tartışma. Niye bitmesin canım tartışma.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın İçişleri Komisyonu bir açıklamada bulundu.

BAŞKAN – Evet.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) -  O açıklamaya itirazımız var. Bunu görüşmeden siz…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Usul tartışması açıldı ve bitti usul tartışması.

BAŞKAN – İki tane usul tartışması açtık, kapattık. Ne yapmamı istiyorsunuz daha?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın İçişleri Komisyonu bir beyanatta bulundu.

BAŞKAN – Bitti efendim. Ben sözü verdim Hatibe ve Hatip konuşacak efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Böyle olmaz.

BAŞKAN – Olmazsa olmaz …

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Dün de yaptınız aynı şeyi.

BAŞKAN – Hayır, dün aynı şeyi yapmadım. Niye aynı şey…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Zenderlioğlu’nu buraya çıkardınız. Biz konuşurken ona söz verdiniz.

BAŞKAN – Sayın Günal, ne bu şiddet? Bu hiddetiniz ne? Anlaşılır gibi değil.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yahu saygısızlık!

BAŞKAN – Yahu mahu diye konuşmayın! Lütfen yani!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Saygısızlık, bize

BAŞKAN – Hayır, benim kimseye saygısızlığım yok efendim. Cümlelere de çok dikkat ediyorum, herkesin de dikkat etmesi gerekir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – … bu gürültüde nasıl yapacaksınız? Biz diyoruz ki, bakın, İçişleri Komisyonu Başkanı bir açıklama yaptı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar(!), CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Benim meselem değil efendim. Ben sabaha kadar otururum burada efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Oturun efendim.

BAŞKAN – Otururum, siz de işgal etmiş olursunuz. Ara da vermiyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Böyle olmaz.

BAŞKAN – Ee, usul değil ki bu! Usul değil ki bu!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tehdit etme Sayın Başkan!

BAŞKAN – O zaman bekleyin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, niye tehdit ediyorsun? İstersen hiç ara verme, istersen sabaha kadar…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İçişleri Komisyonu bir açıklama yaptı. Bu açıklama üzerinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, orası usul mü?

BAŞKAN – Esas üzerinde konuşurken bütün itirazlarınızı dile getirirsiniz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Komisyon Başkanı bir açıklama yaptı. Bizim bu açıklamayı tartışmamız lazım.

BAŞKAN – Hayır efendim, öyle bir usul yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karara bağlanan iş yok efendim. Karara bağlanan iş yok.

BAŞKAN – Karara bağladım efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, hayır. Yok. Karara bağlanan iş yok. Karara bağlanan iş Mecliste görüşülmüyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Siz herkesi yok sayıp kendi dediğinizi…

BAŞKAN – Hayır hayır yok canım niye yok sayayım ben. Hiç kimseyi yok saymam hayır.

MEHMET GÜNAL – İki saattir konuşuyoruz, hangisini dikkate aldınız?

BAŞKAN – Her el kaldırana, sisteme giren herkese söz verdim efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, söz vermek yeterli mi?

BAŞKAN – Ne yapmam gerekir? Hayır, ne yapmam gerekir?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Komisyon Başkanının açıklamasını tartışmamız lazım.

BAŞKAN – Ben görüşümü söyledim efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sizin görüşünüz değil, Komisyon Başkanının görüşleri…

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Hatada ısrar etmeyin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır efendim, hata söz konusu değil ortada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, karara bağlanan işi görüşmüyoruz burada; karara bağlanmayan iş görüşülüyor, rapor değil.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Komisyon Başkanı yeni bir açıklama yaptı, onu bir değerlendirmemiz gerekiyor.

BAŞKAN – Efendim, her ağzını açana bir cevap verme hakkı doğuyor o zaman.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Siz kendinizi öyle görmeyin.

BAŞKAN – Sayın Şandır lütfen dünden bu tarafa bunu konuşuyor Sayın Şandır bunun bir sonu olması lazım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Komisyon Başkanı bir tartışmaya, bir görüş getirdi. Bu görüşü tartışmayacak, neyi tartışacağız?

BAŞKAN – Tartışıldı efendim, tartışıldı.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tartışmadan yani nasıl bir…

BAŞKAN – Evet, Hüsamettin Zenderlioğlu’nun konuşmasından sonra size söz vereyim. Olmazsa mesele yok efendim ne yapayım, yapacak bir şey yok benim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Başkanım, şu tartışmayı lütfen sonlandırın. Bu tartışma bitmeden devam ederseniz olmaz.

BAŞKAN – Dünden bu tarafa tartışıyoruz efendim. Sayın Şandır, lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani, bu tartışmaya nokta koymak lazım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) Sayın Başkan, bakın 7 tane kanun teklifi var…

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu buyurun.

Lütfen Sayın Zenderlioğlu…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, konuşacak ortam yok. Nasıl konuşacak?

Sayın Zenderlioğlu, buraya gelin lütfen.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ara ver Başkan ara.

BAŞKAN – Vallaha tüm Genel Kuruldaki sayın milletvekilleri buraya toplansın, benim için önemli değil.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu tavır doğru bir tavır değil

BAŞKAN – Doğru bir tavır. Ben dünden bu tarafa tartıştırdım sizi, açık açıkda fikrimi söyledim yetkim olsa gönderebilirdim diye.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Olmaz efendim.

BAŞKAN – Söyledim efendim yapacağım bir şey yok.

Sayın Zenderlioğlu, buyurun…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Komisyon Başkanı bir açıklamada bulundu, bunun üzerinde müzakere açılması lazım.

BAŞKAN – Hayır siz diyorsunuz ki BDP’yle paslaşıyorsunuz BDP’den Sayın Sakık diyor ki MHP’yle paslaşıyorsun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Böyle bir şey yok.

BAŞKAN – Lütfen ama bunlar yaralayıcı bereleyici şeyler.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yanlış iş yapıyorsun.

BAŞKAN – Bunlar şahsileştirmek.

Lütfen efendim, oturun yerlerinize.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Başkanım, yanlış yapıyorsun.

BAŞKAN  - Yanlış yapmıyorum efendim. Ben doğru yaptığım kanaatindeyim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İçişleri Komisyonu Başkanı bir açıklamada bulundu. Bu açıklama yeni bir durum getirdi bunu müzakere etmemiz lazım. Niye “Yok” diyorsunuz. Grup başkan vekili olarak.

BAŞKAN – Öyle bir usul yok efendim, yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Komisyonun karara bağladığı işi görüşmüyoruz şu anda. Dolayısıyla, rapor yok

Maddeler hâlinde görüşmüyor, maddeler hâlinde düzenliyor. Böyle bir şey olur mu ya? Böyle bir rezalet olur mu?

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu, lütfen buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye ısrar ediyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Görevimi yapıyorum efendim, görevimi yapmak için ısrar ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, niye emrivaki yapmaya kalkıyorsunuz?

BAŞKAN – Emrivaki falan yapan söz konusu değil. Usulde yok efendim, öyle bir usul yok. Şimdi esası konuşulacak. Esası üzerinde çıkarsınız, parti grubunuz adına yirmi dakika her şeyi söylersiniz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Evet, efendim, maddelere geçildiğinde önergeleri verirsiniz, zaten vermişsiniz, önergelerde beşer dakika istediğiniz gibi sözleri söylersiniz efendim. Ne tümü üzerindeki konuşmalarda ne de önergelerdeki konuşmalarda hiç kimse, hiçbir başkan vekili… (Gürültüler)

Söylendi efendim bunlar, söylendi, söylersiniz bunları. Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir Komisyon üyesi muhalefet şeyini yazmadığı konu hakkında, aleyhinde konuşamaz, önerge de veremez. Siz Komisyon üyelerinin önerge verme hakkını… Biraz önce itiraf ettiniz. Benim komisyon üyem bu durumda, maddeler…

BAŞKAN – Ben itiraf etmedim, herhangi bir şey söylemedim ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi söylediniz efendim.

BAŞKAN – Neyi söyledim ben şimdi Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – “Hakkınız var.” dediniz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gereğinden fazla usul tartışması açıldı aynı konuda.

BAŞKAN – Kendi düşüncenizi ifade ediyorsunuz Sayın Vural.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Komisyon Başkanı diyor ki: “Biz alt komisyondan gelen raporu…”

BAŞKAN – Efendim, esası üzerinde söyleyin sözlerinizi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Esas değil bu ya!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Şandır. Her şey tartışıldı usul tartışmasıyla efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani raporu olmayan bir kanunu nasıl müzakereye açarsınız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, İç Tüzük ne diyor? Genel Kurulda çekimser veya aykırı olduğunu rapor metninde yazıyla belirttiği hususlar dışında…

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu, geliyor musunuz?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, ara ver.

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, bu ortamda konuşamam, kürsü işgal altında.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kürsü boş, gelin konuşun.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Kürsü işgal altında.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Neresi işgal altında! Gelin, konuşun.

BAŞKAN – İkinci sıradakine söz vereceğim efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, tahrik etmeyin.

BAŞKAN – Lütfen, tahrik falan yok. Oturun sayın…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük’ü uygulayın.

BAŞKAN – Neyini uygulayacağım İç Tüzük’ün? Uyguluyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu kürsüde, bu gürültüde Meclisi yönetemezsiniz.

BAŞKAN – Efendim…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük’ü uygulayın.

BAŞKAN – Ne demek yani? Uyguluyorum. Sizin söylemenizle mi yürüteceğim ben.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, bu ortamda kürsüye hatip çağırmak Meclisi germektir.

BAŞKAN – Çağırırım tabii, gürültüyü kesin siz de. Lütfen ama!

Sayın Zenderlioğlu, geliyor musunuz?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ya böyle ortamda kürsüye hatip çağırılır mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu, lütfen… Yoksa ikinci sıradakini çağıracağım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sükûneti sağlamadan nereye?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, yani bu gürültüde nasıl konuşacak?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, bu ortamda kürsüye hatip çağırmak…

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Böyle bir şey yok ya!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu gürültüde nasıl müzakere yapacaksınız?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Meclisi çalıştırmaya çalışıyor. Meclisi çalıştırmak görevi.

BAŞKAN – Efendim ben Meclisi açık tutmaya çalışıyorum.

Yani sıra dışı eylem yapan ben değilim, Başkanlık değil; sıra dışı eylemi yapan sizsiniz.

Sayın Şandır…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz hukuka uygun çalıştıracaksınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, bu tartışmayı bitirmeniz lazım. Bitirmeden nasıl başlarsınız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl başlarsınız?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İç Tüzük 68 ne diyor?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bitirin bu tartışmayı.

BAŞKAN – Aykırılığı yapan sizsiniz Sayın Şandır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah Allah!

BAŞKAN – Karar verdik efendim. İki defa usul tartışması açtık ve karar verdik efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – 68 ne diyor bak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz böyle bir gürültüde nasıl müzakere edersiniz?

BAŞKAN – Efendim, oturun yerinize, oturun yerinize.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İç Tüzük’e bakın, okuyun bir. 68’i bir okuyun.

BAŞKAN – Ona siz bakın efendim, ben bakıyorum, biliyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Neye bakıyorsunuz?

BAŞKAN – Bakıyorum. Oturun yerinize lütfen.

Siz gürültüyü çıkaracaksınız…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Böyle dayatmayla olmaz.

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu, lütfen…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, böyle bir ortamda konuşma imkânım bulunmuyor.

BAŞKAN - Sayın Zenderlioğlu, gelmiyorsanız  ikinci sıradakini çağırıyorum ben.

Sayın Zenderlioğlu…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yok öyle bir şey!       

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, olmaz.

BAŞKAN - İkinci sırada, Sayın Menderes Türel Antalya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

ENGİN Altay (Sinop) – Bu ortamda kürsüye hatip çağırmak Meclisi germektir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben konuşacağım o zaman. Ben konuşacağım, kürsüdeyim, haydi!

(MHP milletvekilleri hatip kürsüsü etrafında toplandı)

BAŞKAN – Sayın Günal, lütfen…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İdare amirini çağır o zaman. Ben buradayım, kürsüdeyim. Haydi!

(AK PARTİ milletvekilleri hatip kürsüsüne doğru yürüdü)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, grupları birbirine düşürüyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, grupları birbirine düşürmüyorum efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yok öyle bir şey! Zorlama varsa attırırsın o zaman. Böyle dayatma olmaz!

BAŞKAN – Hayır efendim. Biraz önce Sırrı Sakık’ın lafını da dinledik efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben  konuşacağım, eğer bir el süren olursa…

BAŞKAN - Lütfen…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben burada konuşacağım.

BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.49


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Menderes Türel, Antalya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Önce BDP’ye söz vermen lazım Başkan.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, usul tartışması açılmasını istiyorum. Komisyon ve Hükûmeti aramadan söz verdiniz, usule aykırı…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ya peki, bunların burada durması normal mi Sayın Başkan! Bunların böyle durması normal mi? Bu kadar adamın kürsünün etrafında durması normal mi burada?

BAŞKAN – Sayın Türel, lütfen oturun.

Buyurun söz veriyorum, lehte mi aleyhte mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhinde.

BAŞKAN – Evet.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lehte.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, lehte söz istiyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan biz de söz istiyoruz, grubumuz adına, Grup Başkan Vekilimiz konuşacak.

BAŞKAN – Evet, lehte Engin Altay, Sinop Milletvekili.

Buyurun.

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun görüşmelerini İç Tüzük hükümlerine uygun olarak yürütmediği gerekçesiyle tutumu hakkında

ENGİN Altay (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi öncelikle iktidar partisinin grup başkan vekillerine seslenmek istiyorum.

Biraz önce, burada, oturumu yöneten Başkanı çok zor duruma düşürdünüz. Burada, az daha hiç olmasını tasvip etmeyeceğimiz olaylar cereyan edebilirdi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kim işgal etti kürsüyü?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sizin bu tavrınızla sizin buradan bu yasanız da geçmez, bu bütçeniz de geçmez. Oturun bir, sakin olun bir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Şov yapma ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, bakın, değerli milletvekilleri, iktidara sabır, sükûnet yakışır. Muhalefet elbette zaman zaman biraz öfkelenebilir, biraz kendince iktidarın getirdikleriyle ilgili çekincelerini ortaya koyma noktasında sert de olabilir, ama yıllardır bu Parlamentoda 1920’den beri süren bir gelenek vardır. Siz bu gelenekleri de altüst ediyorsunuz.

Şimdi, Sayın Başkan, tabii, tutumunuzun lehinde söz almakla birlikte usul tartışması açma kararınız çok olumluydu, çok doğruydu. Zira, biraz önce burada, kanunun görüşmelerine geçtiğiniz esnada bu kürsüden konuşma imkânı yok idi ve siz bu kürsüde sağlıklı konuşma imkânı yokken hatibi kürsüye çağırarak hatibi de riske attınız, Divanın önündeki milletvekilleriyle diğer milletvekillerinin arasındaki gerginliği de daha da arttırdınız. Ben, sizin, bunca tecrübenizle, o esnada hatibi kürsüye çağırmadan ara vermenizi beklerdim. İkincisi…

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Kaç defa ara versin?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Böyle olmaz Sayın Vekilim, söz alacaksın, buradan konuşacaksın.

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Hem laf atıyorsunuz… Önce kendiniz uyun siz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Siz bu kadar gürültü yaparsanız muhalefet ne yapmaz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Her zaman siz yapıyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Siz oturacaksınız. Hayret bir şey!

Öte yandan burada…

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Hep siz yapıyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Başkan, şimdi, şu milletvekiline 157’yi uygulamanız lazım. 157’i bu arkadaşımıza uygulamanız lazım.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, kardeşim, bu işleri bilmiyorsan, bak burada eski vekiller var, öğren.

Şimdi, Sayın Başkan, ortada ciddi iddialar var. İddialardan birisi şu: Bu kanunun Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmeden buraya gelmesi hukuka, Anayasa’ya aykırı. Bu bir iddia. Bir başka iddia: Bu kanunun altı madde olarak Komisyonda bunun görüşüldüğü ama bunun otuz küsur madde geldiği, “Benzer mahiyette, birleştirildi.” denilen kimi milletvekillerinin kanun teklifinin ortadan kaybolduğu… Yani burada evrakta sahtekârlıktan bahsediliyor, siz, bu işler olmamış gibi, bu kanunun görüşülmesi için Mecliste bu ortamı açıyorsunuz. Büyük yanlış içindesiniz, tutumunuz, usul tartışması açmanız doğruydu, bunu söylemek istiyorum. Sizi daha bir dikkate ve hukuka davet ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aleyhte söz isteyen Oktay Vural, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir görüşmeye başlamak için komisyon ve komisyonun yerinde olması, bakanın yerinde olması gerekiyordu.

BAŞKAN – Doğru, fark ettik, söyledik sonra.

OKTAY VURAL (Devamla) – Siz, Komisyon ve Bakan yerinde olmadan görüşmelere başladığınıza göre, dolayısıyla bu durumda aslında bu tasarıyı görüşemezsiniz, görüşmelere başlayamazsınız.

BAŞKAN – Hayır efendim.

OKTAY VURAL (Devamla) – Değil mi?

BAŞKAN – Devam edin. Hayır, öyle değil.

OKTAY VURAL (Devamla) – Komisyon ve bakan olmazsa görüşebilir misiniz?

BAŞKAN – Tutanaklara bakın, sonra komisyon ve…

OKTAY VURAL (Devamla) – Görüşebilir misiniz? Aramadınız.

BAŞKAN – Konuşmaya başlamadan önce…

OKTAY VURAL (Devamla) – Aramadınız. Siz buraya çağırdınız.

BAŞKAN – Hayır.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bakın, Sayın Başkan, buraya çağırdınız.

BAŞKAN – Sayın Türel konuşmaya başlamadan önce aradım.

OKTAY VURAL (Devamla) – Hayır, aramadınız, aramadınız.

BAŞKAN – Tutanaklara bakabilirsiniz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Aramadınız. Kürsüye çağırdıktan sonra baktınız.

BAŞKAN – Evet. Tamam, kürsüye çağırdıktan sonra.

OKTAY VURAL (Devamla) – “Görüşmelere başlıyoruz.” dediniz.

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bu bakımdan, bu yönetiminiz doğru değil.

BAŞKAN – Tamam!

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkan, şimdi, burada, İç Tüzük’ün 76’ncı maddesine göre, “Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından reddedilmiş kanun tasarı veya teklifleri, ret tarihinden itibaren bir tam yıl geçmedikçe aynı yasama döneminde yeniden verilemez.”

Şimdi, Ali Uzunırmak’ın kanun teklifi var, ne oldu? Reddedilmiş mi olacak, kabul edilmiş mi olacak? Siz, bir milletvekilinin yasama yetkisini kısıtlıyorsunuz vermediğiniz şeyle ilgili. Ayrıca, komisyon üyeleri eğer bir raporda bir hususa muhalefet yazmamışlarsa kanun üzerinde önerge veremez aleyhinde. Siz, milletvekillerinin madde üzerindeki itirazlarını yaptırmamış olmakla, önerge verme hakkını da kısıtlamış oluyorsunuz.

Yani bütün bunlar hukuksuzluk. Bunlar olmasaydı bunlara itiraz edecek miydik? İstediğimiz tek şey var. Diyoruz ki: Uygun bir rapor redaksiyonu yapılsın, sonra gelsin buraya. Arzumuz bu, isteğimiz bu. O bakımdan, burada bu kadar tartışma içerisine sokmak yerine -yapılacak iş bir günlük bir iş, bir saatlik bir iş- burada çekilseydi, yapılsaydı, “Alt komisyon metni kabul edilmiştir, redaksiyona göre böyle olmuştur.” denseydi ya da kararlaştırılmış irade buraya getirilseydi itiraz etmeyecektik. Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edildi, ne oldu? Akıbeti belli değil. İtiraz edilmeyecekti.

Bugün görüştüğümüz husus bu usulsüzlükler. Usulüne uygun hazırlanmamış bir rapor görüşülemez. Rapor bu yönüyle bakıldığı zaman yok. Karara bağladığımız bir işi görüşmüyoruz, karara bağlamadığımız bir işi görüşüyoruz. Rapor, karara bağlanmış bir işin görüşülmesini amirdir.

Bu bakımdan, Sayın Başkan, bu konuda sulhla halledilmesi gereken hususlar var. Bizim muhtevayla ilgili söyleyeceklerimiz var ama her şeyden önce, bu işin hukuksuz buraya gelmesine ilişkin itirazlarımızın giderilmesi için bir adım atmanızı bekliyoruz, arzumuz budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – Bu bakımdan, Sayın Başkan, görüşmelere bu oturumdan sonra başlayamazsınız, ancak ve ancak ara verdikten sonra Komisyon ve Bakanı arayacaksınız, ondan sonra hatibi kürsüye çağıracaksınız, usulüne uygun hareket etmeniz gerekiyor. Önce hatibi kürsüye çağırıp, görüşmelere başlayıp…

BAŞKAN – Sayın Vural teşekkür ediyorum. Lütfen…

OKTAY VURAL (Devamla) – …sonra Komisyon Başkanı ve Bakanı arayamazsınız.

BAŞKAN - Lehte söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman)  - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aslında, tabii, az önceki hadiseyi bütün Türkiye kamuoyu izledi,  gerçekten de Türkiye Büyük Millet Meclisi diyoruz…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ondan sonra televizyonu kapattınız.

AHMET AYDIN (Devamla) - …ve milleti temsil eden vekillerin buradaki durumunu çok acı bir şekilde gördü. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Seviyesiz seviyesiz konuşma orada! Okumuyorsun, bilmiyorsun, anlamıyorsun; konuşma!

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürsü işgali yaptınız.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir konuya katılmayabilirsiniz, eleştirilerinizi yapabilirsiniz, her şeyi haklı görmek zorunda değilsiniz, her şeye katılmak zorunda değilsiniz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bize laf atma! Bize laf atma!

AHMET AYDIN (Devamla) – Ya, burayı müsamere salonuna çevirdiniz, biraz biz konuşalım ya! Her şeyi yapıyorsunuz, her şeyi kendinize reva görüyorsunuz, iktidarın konuşmasını dahi hazmedemiyorsunuz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Doğru dürüst konuş!

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Bize bakarak konuşma, bize laf atma”

ALİM IŞIK (Kütahya) – Elini sallama, elini sallama, doğru düzgün konuş.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Parmak sallayarak konuşma!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bırakın konuşalım, bırakın konuşalım. Dünden beri burada yaptıklarınız, kürsü işgallerine varan birtakım dayatmalar…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Yani biz kalabalığız diye muhalefeti yok say, ondan sonra biz de oturup seyredelim. Var mı böyle bir şey?

AHMET AYDIN (Devamla) – Dayatmayı kim yapıyor? İktidar mı yapıyor, muhalefet mi yapıyor? Şunu size söylemek istiyorum: Engelleme hakkınız var yasal anlamda, İç Tüzük anlamında engelleme hakkınız var, kullanabilirsiniz ama şunu unutmayın ki bizim de engellemeyi engellemek gibi bir hakkımız var, biz de o hakkımızı kullanırız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu bilin,bunu bilin.

MEHMET GÜNAL (Antalya ) – Neye göre kullanacaksın?

AHMET AYDIN (Devamla) – Biz makul şartlar dairesinde, değerli arkadaşlar, Türkiye’nin faydasına olacak, ülkemizin, milletimizin istifadesine sunabileceğimiz çok önemli, yapısal değişim dönüşüm gerektiren bir reformu burada görüşüyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yani eyalet sistemi Türkiye’nin faydasına mı?

AHMET AYDIN (Devamla) –  Türkiye adına bir reformu görüşüyoruz ama sizler değerli arkadaşlar,  kanunun içeriğine hiç girmediniz, giremediniz. Girin, siz de konuşun, biz de konuşalım, takdiri kamuoyu yapsın.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Biz kaç gün Komisyonda bunun içinde gezdik, senin gibi bayram tatili yapmadık!

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama burada Meclisi müsamere salonuna çevirmek, Mecliste kürsüye, Meclis Başkanlık Divanına hak etmediği birtakım dayatmalarda bulunmak...

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Siz dayatıyorsunuz hukuksuzluğu, biz mi dayatıyoruz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu yakışık almaz. Hele ki içinde bulunduğumuz geleneğe hiç de yakışmaz bu.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen bizim geleneğimize laf atma!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Senin üç yıllık geleneğin var!

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, konuşacağız, tartışacağız, her şeyi konuşacağız, her şeyi tartışacağız ama İç Tüzük’e göre konuşacağız, kanunların, hukukun bize verdiği ölçüde konuşacağız. Eleştirmeyin demiyoruz ama kürsü işgal etmeyin; eleştirmeyin demiyoruz ama hakaret etmeyin. Burada her konuşmacı konuşma hakkını kullanmak zorunda.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kürsüyü biraz önce siz işgal ettiniz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, dünden beri böyle bir şeyle karşı karşıyayız. Başkanlık Divanınca aynı meseleye karşı kaç defa usul tartışması açıldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu doğru dürüst kanun getirin de tartışalım…

AHMET AYDIN (Devamla) – Kaç defa kanaatini bildirdi ve hepsinde de kanaat bildirildiği hâlde bugüne kadarki geleneklerimiz, Meclis gelenekleri, İç Tüzük’ün bize verdiği yetki…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Ne yapalım, usulsüzlük ortadan kalkmıyorsa vaz mı geçeceğiz? Usulsüzlüğü kaldırın, tartışmayalım.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bunu kullandırtmıyorsunuz. Bu dayatmalara, kusura bakmayın, bizler de prim vermeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) –  Dayatma sizden geliyor, sizden.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Doğru dürüst tasarı getirin de görüşelim.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Adam gibi yap işini!

AHMET AYDIN (Devamla) – Biz, burada bu yasanın çıkması adına elimizden geleni yaparız, otururuz, konuşuruz, tartışırız, maddeler üzerinde görüşülür, önergeler görüşülür, makul olanlar belki kabul edilir ki kaldı ki Komisyon raporu hukuka uygundur, haklıdır ve bugüne kadarki bütün Meclis geleneklerindeki raporlar gibi tanzim edilmiştir, buradaki bütün teklif sahiplerine Komisyon Başkanı söz vermiştir ama tasarı metni üzerinden bu gitmiştir hâliyle ve bu manada da komisyon raporunda da hiçbir olumsuzluk, hiçbir haksızlık yoktur. İç Tüzük’ün de 42’nci maddesi bunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – …açıkça düzenlemiştir. Kaldı ki hiçbir muhalefet şerhinde de buna ilişkin bir husus yoktur.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, aleyhte söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; aslında iki gündür burada çok gereksiz tartışmalara tanıklık ediyoruz. Yani Parlamento böyle çalıştırılmaz. Biz Sayın Başkana söyledik yani siz bedenen oradasınız ama fikren farklı yerlerdesiniz. Eğer bu uygulamaları…

BAŞKAN – Buna cevap vereceğim Sayın Sakık, konuşmanız bitsin.

SIRRI SAKIK (Muş) – Lütfen Başkanım… Çünkü biz sizin uygulamalarınızı geçmişten bugüne kadar biliyoruz. Aynı şeyi bugün yani Barış ve Demokrasi Partisi yapmış olsaydı, sizler bizi linç ederdiniz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne alakası var ya? 

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sizin kültürünüz bu, geçmişte Cumhuriyet Halk Partisine karşı da… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hiç öyle bir şey yok.  

SIRRI SAKIK (Devamla) – Lütfen dinleyin, dinleyin.

Ya, bu Parlamentoyu çalıştırırsınız…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Meclisi çalıştırmayan kim?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yani burada bölgesel yönetim yok, burada ademimerkeziyetçi bir anlayış yok. Keşke olmuş olsaydı, sizin arkanızda vallahi dururduk ama bunların hiçbiri de yok, bunların hiçbiri yok. Siz…

RIFAT SAİT (İzmir) – Bırak ya, bırak!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bize sesinizi yükseltmeyin, biz hepimiz birbirimizi tanırız. Bize gücünüz yeter ama haddini bileceksin, hiçbir şey bilmiyorsan haddini bileceksin.

İki gündür, bakın, iki gündür burada, Parlamentoda biz oturmuş sizleri izliyoruz. Ne hakkınız var? Bu Parlamentoyu ya çalıştıracaksınız veyahut da Sayın Başkan, eğer inanmıyorsan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Düzgün konuş.

SIRRI SAKIK (Devamla) - …eğer bu, sizin yüreğinize, beyninize hitap etmiyorsa, eğer Komisyonda olumsuz bir şey varsa tavrınızı açık, net koyacaksınız, diyeceksiniz ki: “Komisyona iade edilir.” Ama bunu söylemiyorsunuz, elli kezdir burada usul tartışması açıyorsunuz. Usul tartışması bir, iki, üç açılır. Ha, gerekirse oylamaya tutulur ve ondan sonra devam edersiniz. İki kez bizim Hatibi davet ettiniz ama konuşturtmadınız. Bu kürsünün masuniyetinden bahsediyorsunuz ama kürsünün masuniyetini kollayamadınız, koruyamadınız. Bu da sizin ayıbınızdır.

Ya gerçekten bu yasayı geri çekin, komisyonlara geri gönderin veyahut da Parlamentoyu çalıştırın. Biz iki gündür sizin bu kayıkçı kavganızı dinlemek zorunda değiliz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum hakkında herhangi bir değişiklik yok.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Şandır, bir saniye…

Sayın Sakık, ikinci defa olduğu için açıklama gereği hissettim. Benim istifa ettiğim Milliyetçi Hareket Partisiyle ilgili kastınızsa sözünüz, ben geçmişimle, hayat tarzımla, yaşam tarzımla gurur duyuyorum, geçmişte taşıdığım ülkücülük fikriyle de gurur duyuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Benim eğer kafam Milliyetçi Hareket Partisinde ise…

SIRRI SAKIK (Muş) – Yok, ben o anlamda…

BAŞKAN – …o meşru bir parti ama tüm millet biliyor ki, tüm dünya biliyor ki sizin kafanız nerede, ona cevap verin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Şandır…

AYLA AKAT (Batman) – Nasıl konuşuyorsunuz Sayın Başkan, ne demek istiyorsunuz? Ne demek kafanız nerede? Ne biçim konuşma Sayın Başkan!

BAŞKAN – Yok öyle, söyleyeceksiniz, ondan sonra da cevabını alacaksınız. Ya konuşmayacaksınız…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Allah adına, üç dönem…

AYLA AKAT (Batman) – Nasıl böyle konuşursunuz?

SIRRI SAKIK (Muş) – Bakın, sizin tüzüğünüzde üç dönem süreci var ya, bu üç dönem süreci için siz bir yerlere mesaj vermeye çalışıyorsunuz.

BAŞKAN – O sizin şahsi kuruntunuz, onu zaman gösterecek. 

AYLA AKAT (Batman) – Sırrı Bey, gitmeyin ya. Bu kadar terbiyesizce bir tartışma olur mu Divan düzeyinde?

SIRRI SAKIK (Muş) – Meclis böyle çalıştırılmaz, tam iki gündür bizi esir aldınız. Siz gerçekten başka yerlere, evet sizin bedeniniz bu partide, ruhunuz, fikrinizde buradadır. Bu kadar net.

AYLA AKAT (BATMAN) – Bireysel bir tutum içerisindesiniz. 

BAŞKAN – Siz kendi kafanızdakini söyleyin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım.

SIRRI SAKIK (Muş) – Gelsin, gelsin, kendisi de ortaya koysun ya, bize bu kadar haksızlık etmeye hakkınız yok.

BAŞKAN – Sayın Şandır, bir dakika, lütfen…

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bir tartışma var ve bu tartışma tamamlanmamıştır, bu tartışmayla ilgili siz bir kanaat beyan ettiniz. Dediniz ki: “Yetki…”

BAŞKAN – Evet ettim, bu konu hakkındaki tutumum değişmedi. Onu söylüyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Efendim müsaade edin lütfen, sözümü kesmeyin.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Bir kanaat ifade ettiniz, dediniz ki: “ Yetkim olsa ben bu kanunu geri gönderirim.”

BAŞKAN – Evet, başkanlığın yetkisi yok, söylüyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şimdi yetkiniz olmadığını beyan ederek haklı bulmadığınız bu kanunun görüşülmesini başlatamazsınız. Ya da o kürsüde oturmayacaksınız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 19.11


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hüsamettin Zenderlioğlu’nu davet etmiştim.

Buyurun.

Gelmiyorsanız Adalet ve…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Benim ifade ettiğim bir husus var. Bir kanaat ifade ettiniz, bir beyanda bulundunuz, o beyanın gereğini yapmalısınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Menderes Türel, Antalya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, lütfen…

Sayın Başkan, kim “Yok.” dedi?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu kanun doğru değilse görüşmemelisiniz.

BAŞKAN – Lütfen…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, bir saniye… Dinler misiniz Sayın Başkan! Konuşma hakkı bizde, başkasına veremezsiniz.

BAŞKAN – Hem tartışmadan dolayı suçluyorsunuz… Lütfen…

Buyurun Sayın Türel…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, bunu ikinci kez yaptınız.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, konuşma hakkı benim, başkasına veremezsiniz.

BAŞKAN – Sonradan vereceğim söz efendim.

Sayın Türel, buyurun lütfen.

AK PARTİ GRUBU ADINA MENDERES TÜREL (Antalya) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, bu emrivakiyle nasıl yönetecek Sayın Başkan?

MENDERES TÜREL (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, nasıl yöneteceksiniz? Bu emrivakiyle nasıl yöneteceksiniz?

MENDERES TÜREL (Devamla) - Bugün yine çok önemli bir yasa tasarısını görüşmekteyiz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ama bu uygulamanız ne adil ne de…

MENDERES TÜREL (Devamla) - Bu tasarı, yerel yönetim reformunun aslında bir kademe daha ileri götürülmesidir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Konuşma ortamı yoktu Sayın Başkan. Konuşma ortamı olmadan hatip nasıl konuşacak orada?

MENDERES TÜREL (Devamla) - Bugün burada ne devletin yeniden yapılanmasıyla ilgili bir yasayı ne de bir güvenlik yasasını ne de ekonomik sorunların çözümüne yönelik bir yasayı tartışıyoruz. Tartıştığımız yasa tasarısı, tamamen bir yerel yönetim reformundan ibarettir.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Ne reformu?

OKTAY VURAL (İzmir) – İhanet yasası!

MENDERES TÜREL (Devamla) - Partimizin buradaki amacı, millete, vatandaşa daha iyi hizmet götürmek, yerel yönetimde demokrasiyi geliştirmek, yerel yönetim özerkliğini artırmak, artık şehir merkezinden köye kadar her yerde vatandaşın yerel hizmetlerin hesabını sormasını sağlamaktır.

Şu noktaların altını kesin bir şekilde çizmek istiyorum: Bu reform aslında bir demokrasi reformudur. Günümüzde demokrasinin temel şartlarından birisi yerindenlik prensibidir. Yani kamusal sorumluluklar vatandaşa en yakın makam tarafından kullanılır demektedir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – O zaman belde belediyelerini niye kapatıyorsunuz?

MENDERES TÜREL (Devamla) - Köydeki vatandaş sadece muhtara, il genel meclisine geçmişte oy verirken, şimdi büyükşehir belediye başkanı, ilçe belediye başkanı, belediye meclisi ve muhtarlıklara oy verecektir. Bu tasarıyla vatandaş hizmet almak için, hizmetin hesabını sormak için kendi seçtiği belediye başkanını artık bu yasa sayesinde sorumlu tutabilecektir.

Bu reform, hızlı kentleşme karşısında geç kalmış bir reformdur. Türkiye’de kent nüfusu 1980’lerde yüzde 35 iken, bugün yüzde 80’lere ulaşmıştır. Artık ekonominin merkezi şehirlerdir. Bu çağda şehirlerdeki yatırımlar ve hizmetlerin hızlı bir şekilde Ankara’dan bakanlıklar eliyle yönetilmesi hem para israfıdır, hem zaman israfıdır ve fevkalade verimsizdir. Bu çağda yönetimin vatandaşa en yakın şekilde olması, onu dinlemesi, ona hesap vermesi zaruridir.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Kendin bile inanmıyorsun.

MENDERES TÜREL (Devamla) - Öncelikle, bu yasaya emeği geçen, katkı sağlayan, başta Sayın İçişleri Bakanımıza, benden önceki sayın yerel yönetimler başkanımıza, İçişleri Komisyonumuzun Başkanına, iktidar ve muhalefet tüm üyelerine, Bakanlık bürokratlarına şükran ve saygılarımı iletmekle birlikte yasanın hazırlanmasına temel oluşturan anlayışa da kısaca değinmek istiyorum.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Bakanlık hazırlamadı ki Sayın Başkan.

MENDERES TÜREL (Devamla) - AK PARTİ ve liderinin siyaset anlayışı ve felsefesi yerel yönetimlerde elde edilen başarıdan ve bu başarıya gösterilen teveccühten doğmuştur. Bilindiği gibi, AK PARTİ’nin devlet felsefesi, devletin milletine amade olduğu bir yapı üzerine kuruludur. AK PARTİ ve ideolojisi “Önce insan” yani “İnsanı yücelt ki devlet yücelsin, insanı yaşat ki devlet yaşasın.” ilkelerini esas almaktadır. Bu açıdan bakıldığında millet salt anlamda yönetilen, siyasetçi de salt anlamda yöneten pozisyonlarını değiştirmiş, siyasetçi hizmetkâr, halk da kendisine hizmet edilen konumuna yükselmiştir. AK PARTİ ve Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, hizmeti hiçbir zaman bir lütuf olarak görmemiştir. Bunun hak olduğunu daima vurgulamıştır.

Çok kıymetli milletvekilleri, malumlarınız olduğu üzere, Türkiye’de ilk kez 1984 yılında, İstanbul, Ankara ve İzmir büyükşehir belediyeleri kurulmuştur. 1986 ve 2000 yılları arasında bu sayı 16’ya çıkarılmıştır. Bundan sonra, 2004 yılında, AK PARTİ, Sayın Genel Başkanımızın belediye tecrübesinin de sayesinde ilk kez bir ciddi yerel yönetim reformu gerçekleştirmiştir. 2004 yılında hem Belediyeler Kanunu 1934’ten sonra ilk kez kapsamlı bir şekilde revize edilmiş hem de İstanbul ve Kocaeli büyükşehir belediyeleri yetki alanı il sınırı olarak genişletilmiştir.

Kıymetli arkadaşlarım, 2004 yılındaki bu rapor, aslında Avrupa Konseyi Yerel Yönetim Özerklik Şartı’nın bir gereğidir. Türkiye, Avrupa Konseyinin Yerel Özerklik Sözleşmesi’ne 1988 yılında imza koymuştur. Bu sözleşme 1992 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmıştır ve 93 yılında da yürürlüğe girmiştir. Ama bu yöndeki bütün iyi niyetlere, hazırlıklara rağmen, kanun çıkarılması için, reform yapılması için AK PARTİ İktidarı beklenmiştir. 2004 yılında, yerel yönetimler reformu, muhalefetin uzlaşmaz tutumuna, o zaman, bildiğiniz, Cumhurbaşkanı vetoları ve Anayasa Mahkemesi süreçlerine rağmen yapılmıştır. Bugün bu büyükşehir belediyesi kanunu için muhalefet tarafından söylenen bazı sözler de o zaman aynen söylenmiştir. O zaman da yerel yönetimler reformunun Türkiye’de federasyon için yapıldığı söylenmiştir ama reformun üzerinden sekiz yıl geçmiştir, belediyeler de yerindedir, Türkiye de yerindedir, üniter devlet yapısı da sapasağlam yerindedir.

Yine, Avrupa Birliği uyum sürecinde, bizden önce gündeme gelmiş olan Kalkınma Ajansları Kanunu da bizim dönemimizde yani 2006 yılında çıkarılmıştır. O zaman da muhalefet yine aynı şekilde kıyameti koparmıştır. “Türkiye bölgelere bölünüyor.” denilmiştir.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – O muhalefetten belediye başkanı olmak istiyordun ya.

MENDERES TÜREL (Devamla) – Ama daha sonra bütün iller “Hani bizim kalkınma ajansımız?” diye muhalefet milletvekilleri tarafından sıraya girmiştir.

Aslında, Avrupa Konseyi Yerel Özerklik Şartı’na uyum süreci bu yeni kanunla devam etmektedir. Bu kanunun temel amaçları, gerekçede belirtildiği gibi, Türkiye’de demokrasiyi gerek ülke gerekse yerel düzeyde güçlendirmek, belediye hizmetlerinde verimliliği sağlamak ve belediyelerin daha iyi hizmet götürmesini temin etmektir.

Çok tartışılan konulardan biri de referandum meselesidir. Muhalefet, Avrupa Konseyine atıfta bulunarak “Referandum şart.” diyor. Oysa bu söylem de tam anlamıyla gerçeği ifade etmemektedir. Zira, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 5’inci maddesi aynen şöyle diyor: “Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Mümkün değil mi Sayın Türel?

MENDERES TÜREL (Devamla) - …bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz.”

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Mümkün değil mi?

MENDERES TÜREL (Devamla) - Yani burada özellikle “mümkünse” diye tabiri dikkatlerden kaçırılarak sanki referandum şartmış gibi kamuoyunun nezdine sunulmaktadır.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Ayıp, ayıp, ayıp!

MENDERES TÜREL (Devamla) - Bildiğiniz gibi, kanun birkaç yenilik getirmektedir. Birincisi, nüfusu 750 binin üzerinde olan illerde büyükşehir belediyesi kurulmaktadır. 16 mevcut büyükşehre 13 büyükşehir daha eklenmiştir. Yani 13 büyükşehre baktığımızda herhangi bir bölgeye dönük bir düzenleme yoktur, nüfus kriteri dikkate alınmıştır. Bu 13 yeni büyükşehirde yeni ilçeler kurulmaktadır. Bu illerde büyükşehir yetki alanı aynı İstanbul ve Kocaeli gibi il sınırlarına genişletilmektedir.

Büyükşehirlerde özel idareler, beldeler ve köyler kaldırılmaktadır. Özel idare işleri büyükşehre devredilmekte, beldeler ve köyler mahalleye dönüşmektedir. Büyükşehir olmayan 52 ilde nüfusu 2 binden az olan beldeler köye dönüşmektedir. Böylece toplam 1.582 belde ve 16.082 köyün tüzel kişiliği kaldırılmakta ve mahalleye dönüştürülmektedir. Toplam sayısı 2.950 olan belediye 1.392’ye düşmektedir. Köy sayısı 34.283’ten 18.201’e inmektedir. Aslında birim sayısında müthiş bir azalma meydana gelmektedir. Bu bile nasıl bir tasarruf ve verimlilik sağlanacağını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Harika! Tasarruf böyle bir şey, değil mi?

MENDERES TÜREL (Devamla) - Beldelerin hangi ilçenin mahallesi olacağına ilişkin olarak sınırdaş olmak ve mesafe şartı getirilmiştir. Mahalleye dönüşen beldelerde belediye personeli hak kaybına uğramayacaktır. Köylerin orman veya mera hakları olduğu gibi korunmaktadır. Köylerde belediye vergi harçları -emlak vergisi, imar ruhsat harcı, katılım payları gibi bedeller- beş yıl süreyle alınmayacaktır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Emlak vergisi ertelenmiyor, doğru söyleyin.

MENDERES TÜREL (Devamla) – Su ücreti beş yıl süreyle en düşük su tarifesinin dörtte 1’ini geçmeyecektir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bu kadar da yanlış bilgi vermek olur mu!

MENDERES TÜREL (Devamla) – Belediyeler mahalleye dönüşen köylere 10 yıl süreyle gelirlerinin yüzde 10’u kadar altyapı yatırımı yapacaktır.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Yazmışlar, okuyor işte, ne yapsın?

MENDERES TÜREL (Devamla) – Mahalleye dönüşen köylerde yapılar için ruhsatlandırma kolaylığı getirilecek.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Okuma, okuma! Kafanı kaldır da konuş!

MENDERES TÜREL (Devamla) – Yapılar için geleneksel mimaride proje üretilecek ve bu projeler köylülere “tip proje” olarak ücretsiz verilecektir.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – İmar affı… Villalarınıza imar affı…

MENDERES TÜREL (Devamla) – Köylerdeki evler, hayvancılık tesisleri, bakkal, fırın gibi iş yerlerine ruhsat verilecektir. Köylerdeki yapı stoku ruhsatlı hâle gelecektir. Senelerdir köydeki evinin başına yıkılma korkusu ile yaşayan vatandaşlarımız artık rahat bir uyku uyuyabileceklerdir.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Ruhsatsız gökdelen dikiyordun ya!

MENDERES TÜREL (Devamla) – 29 büyükşehirde merkezî idare yatırımlarını koordine etmek, afetle mücadele ve başka bir sıkıntı yaşanmaması için, valiliğe bağlı yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı kurulmaktadır. Böylece özel idarelerin kaldırılması nedeniyle bir boşluk da söz konusu olmayacaktır.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – 158 ihaleyi ne yapacaksın?

MENDERES TÜREL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısıyla büyükşehirlerin bütçe payları ciddi şekilde artmaktadır. Şu anda büyükşehir içinde tahsil edilen vergiden artırılan pay yüzde 5’ten 6’ya çıkarılmıştır. Ayrıca, asıl önemlisi, ilçe belediyelerine ve yine büyükşehre verilen yüzde 2,5 genel bütçe payının yüzde 4,5’a çıkarılmasıdır. Avrupa’sı, Amerika’sı bütçe krizleri yaşarken, maaşlarda indirime giderken, Türkiye, belediyelerin önünü açmakta ve daha fazla hizmet imkânı sağlamaktadır.

Birkaç örnek vermem gerekirse, mevcut büyükşehirlerde ortalama yüzde 16,06’lık bir artış olacaktır. Erzurum’un geliri yüzde 58,80; Eskişehir’in geliri yüzde 27,93; Kayseri’nin geliri yüzde 25,90; İzmir 14,65; İstanbul 8,95; Ankara da yüzde 5,76’lık bir gelir artışını yaşayacaktır. Ayrıca, yeni büyükşehir yapılacak illerimizde de ortalama yüzde 53,67’lik bir gelir artışı söz konusudur. Bunların içinde Muğla –ki CHP’li bir belediyedir- 96,52; Aydın 53,03; Trabzon 40,39; Mardin 27,04’lük olmak üzere, ortalama 53,67’lik, yeni büyükşehirlerde bir gelir artışı söz konusu olacaktır.

Değerli milletvekilleri, en çok tartışılan konulardan bir tanesi, belde belediyelerinin kapatılması meselesi. Belde belediyelerinin önemli bir kısmı, personeli, geliri olmayan, maalesef kâğıt üstünde tabela belediyeleridir, hizmet götürememektedirler. 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye? Para mı vermiyorsunuz?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Side Belediyesi öyle mi? Side Belediyesi öyle mi?

MENDERES TÜREL (Devamla) – …hizmet götürememektedirler. Belediye var ama hizmet yok. Nitelikli personeli ise arayınız ki bulasınız.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Side Belediyesi öyle mi?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Orada çalışan çocuklar Yunanistan’dan mı geldi? Oradaki istihdam edilen işçiler ve memurlar Yunan çocuğu mu? Ayıp… Ayıp…

MENDERES TÜREL (Devamla) – Birçok belediyemizde, bir şehir plancısı, bir mimar, bir mühendis bile bulamıyor iken…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Belediye başkanının maaşı mı gözünüze battı?

MENDERES TÜREL (Devamla) – …sadece o belediyelerin bazılarında, bir tek belediye başkanını personel olarak istihdam ediyor iken, şimdi artık, bu kapatılan belediyelere, ilçe belediyeleri ve büyükşehir belediyelerinden hizmet alabilme imkânı sağlanacaktır.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Niye kapatıyorsun?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Köyleri niye kapatıyorsun köyleri?

MENDERES TÜREL (Devamla) – Aslında biz, burada, bu belediyeleri kapatmıyoruz, onların, yani belediyeden mahalleye dönüşen kurumların, ilçe belediyesinden ve büyükşehir belediyesinden hizmet alabilmesi imkânının önünü açıyoruz. Bu belediyeleri terfi ettiriyoruz.

Biz AK PARTİ’yiz, hizmetin, hakkın, hakkaniyetin partisiyiz. Bizim şiarımız kişilere değil, millete hizmettir.

Ben, belde belediye başkanları sık sık geliyorlar, soruyorum: “Sayın Başkan, nedir arzunuz?” diyorlar ki: “Belediyemizi kapatma.” “Peki, Başkan, maaşlarını ödeyebiliyor musun?” “Çok zor Başkanım.” Peki, sabit giderlerini karşılayabiliyor musun?” “Sayın Başkanım, maaşları zor ödüyoruz, sabit giderleri nasıl karşılayalım?” “Yatırıma hizmete ne kadar para harcıyorsun?”

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Antalya’nın borcu kaç Antalya’nın?

YILDIRAY SAPAN (Antalya) - Tekirova’ya bir sor bakalım, Tekirova’ya. Ne yapmış paraları?

MENDERES TÜREL (Devamla) – Cevap tabii ki belli: “Sayın Başkanım, biz maaşları ödeyemiyoruz. Nasıl hizmet edelim?” diyorlar. Dolayısıyla, burada, bu belediyeler hizmet için yatırım ve bütçe bulamıyor iken ve Türkiye’deki belde belediyelerinin yüzde 90’ının üzerindeki büyük bir kısmı bu durumdayken bugün hâl⠓Bu belediyeler kapatılmasın.” demenin bir anlamını çıkartamıyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Gazipaşa’ya nasıl hizmet götüreceksin? Kaş’a nasıl hizmet götüreceksin? Antalya’nın merkezine hizmet edemedin sen. Nasıl götüreceksin?

MENDERES TÜREL (Devamla) – Son günlerde, İtalya’da yürürlüğe giren yeni uygulama aslında hepimiz için iyi bir örnek oldu.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Bırak bunları da şu 158 ihale ne oldu onu konuşalım Başkan.

MENDERES TÜREL (Devamla) – İtalya’da Monti liderliğindeki teknokrat hükûmetin imzaladığı kararname ile 86 olan vilayet sayısı 51’e düşürüldü.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – İtalya iflas etti, siz de mi iflas ediyorsunuz?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ya, Burası İtalya mı?

MENDERES TÜREL (Devamla) – İtalya’nın zor duruma düştükten sonra mecburen yaptığı uygulamayı biz, korkulu rüya görmemek için bugünden yapıyor ve 1.582 belde belediyesini kapatıyoruz.

Köylerin mahalleye dönüştürülmesi en isabetli hususlardan birisidir çünkü aslında köy muhtarlığı zaten imkânı olmayan bir birimdir. Bu şekilde köy muhtarlıkları mahalle muhtarlığına dönüşüyor.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) –  Tekirova’yı görevden alacak mısınız?

MENDERES TÜREL (Devamla) –  Kaybetmeyecek köylerimiz, aksine büyüyecektir. Bu şekilde köylerin daha iyi hizmet alacağı açıktır çünkü  belediyelerin köyden mahalleye dönüşen bölgelerde hizmet yapabilmesi için yüzde 10 bütçe ayrılması bu yasa tasarısıyla şart hâle getirilmiştir. Ayrıca, köylünün tarımsal hakkı korunduğu gibi, imar imkânı yapı stokunun ruhsatlandırılması ile önemli sorunları da çözülmüş olacaktır. Köyde artık araziler, tarlalar arsa olacağı için köyler daha değer kazanacak, köylü zenginleşecektir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Köylüyü de kandırıyorsunuz!

MENDERES TÜREL (Devamla) – Bu kanun tasarısı ile bir kısım muhalefet, eski plakları pikaba koyup çalmaya başladı. Bir kısmı diyor ki: “Federasyona gidiliyor.” Bunu diyenler yurt dışındaki örneklere bakabilirler. Birçok ülkede bölgesel meclisler mevcuttur.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bunlarda bölücü terör mü var, Kalkışma mı var?

MENDERES TÜREL (Devamla) – Dolayısıyla, bunları tek tek sizlere saymak istemiyorum ama müsaade ederseniz bir konuya dikkat çekmek istiyorum.

Yine, kalkınma ajanslarının bu kutlu çatı altında tartışıldığı bir oturumda Cumhuriyet Halk Partisi Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü  aynen şu sözleri söylüyor, diyor ki: “Tasarıda bir bölgesel yönetim sistemi öngörülmektedir -bu, 2006’da- bizi bu yargıya götüren kimi göstergeleri sizlerle paylaşıyorum. Türkiye’yi federatif yapıya götürecek bir ön hazırlıktır bu kalkınma ajansları.”

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Doğru söylemiş.

MENDERES TÜREL (Devamla) – Ama ondan sonra, bakınız, CHP’li Çorum Milletvekili Sayın Feridun Ayvazoğlu -2008 senesinde, 2006 senesinde- bir soru önergesiyle şunları söylüyor, diyor ki: “Bölgemiz ulusal kalkınmamıza katkıda bulunacağına inandığımız Çorum ilimize ne zaman kalkınma ajansı kuracaktır? Kurmayı düşünüyor musunuz,  düşünmüyor musunuz? Nedenlerini açıklar mısınız?”

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Başkan, şu sözde sünnet ettirdiğiniz çocuklar nerede? Her yıl yapıyordunuz ya, bu çocuklar nerede?

MENDERES TÜREL (Devamla) – “Federasyona gidiliyor.” diyen CHP milletvekilleri,  daha sonrasında kendi illerine kalkınma ajansları kurulmadı diye soru önergeleriyle bu talepleri zikretmişlerdir.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Kilometrelerce balonlar aldın, onlar nerede? Paralar nerede?

MENDERES TÜREL (Devamla) – Yine, MHP Milletvekili Sayın Reşat Doğru aynen şunu soruyor, diyor ki: “Tokat ili son zamanlarda büyük göç vermektedir, Tokat ili ihtiyaçlarını, yatırım alanlarını tespit etmek ve bu yönde çalışmalar yapmak için “Tokat Kalkınma Ajansı”kurmayı düşünüyor musunuz?”

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) - Ne alakası var ya?

MENDERES TÜREL (Devamla) – Önce “federasyon” diyenler daha sonra “Benim ilime neden sen kalkınma ajansı kurmuyorsun?” diye Hükûmeti sorumlu tutarak kendi içlerinde ciddi bir çelişkiyi de yaşamaktadırlar.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Side Belediyesini niye kapatıyorsunuz?

 MENDERES TÜREL (Devamla) – Ben çok iyi biliyorum ki bugün bu tartışmaları yapanlar ileride yeniden bu Mecliste soru önergeleriyle de gelip “Benim ilimi büyükşehir yap.” diye sıraya gireceklerdir.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) - 2008 yılına kadar Antalya’yı borçlandırdın, seçimi o yüzden kaybettin!

SADİR DURMAZ (Yozgat) - Kimse büyükşehre karşı değil, saptırmayın, büyükşehre karşı olan yok, bölgesel yönetime karşıyız.

MENDERES TÜREL (Devamla) – Biz artık bu çelişkilere alıştık, milletimizin de alıştığını düşünüyoruz.

Deniliyor ki: “Bizde il sınırları çok büyük. Konya, İsviçre’den büyük. Antalya’da kıyı şeridi 640 kilometre, bunu bir belediye nasıl yönetecek?”

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Kalkan’ı niye kapatıyorsun?

 MENDERES TÜREL (Devamla) – Oysa bugün aynı şeyi valilik zaten yapıyor özel idare marifetiyle. Valilik nasıl yapıyorsa, güçlendirilmiş ekonomisiyle belediyeler daha da iyisini yapacaklardır. Hatta seçmene karşı belediye başkanının seçilme zorunluluğu olduğu için, fazla koşturmak, daha fazla hizmet yapmak zorunda kalınacaktır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Madem öyle, açıkça söyleyin.

MENDERES TÜREL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, “Bu tasarı AK PARTİ’ye seçim avantajı getiriyor.” sözü de fevkalade ilginçtir. Çünkü biz şunu çok net bir şekilde söylüyoruz: Siyasi tarihimizde seçime dönük kanunların iktidar aleyhine döndüğü çok örnek vardır, biz bunları biliriz. Zaten AK PARTİ’nin seçim kazanmak için böyle şeylere ihtiyacı olmadığını anketler gösteriyor. Proje üretemeyen, hizmet götüremeyen, eğlenmekten hizmete vakit bulamayanlar şimdiden seçim yenilgilerine bahaneyi buldular.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Ayıp, ayıp! Ağzından çıkanı kulağın duysun Menderes Türel!

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Eğlenen kimse onu açıkla lütfen!

MENDERES TÜREL (Devamla) – Bir kez daha halktan korkuyorlar, bir kez daha halkı, köydeki vatandaşımızı, beldedeki vatandaşımızı hakir görüyorlar.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Balonlar nerede, balonlar? Milyonlarca lira ödediniz, balonlar nerede?

MENDERES TÜREL (Devamla) – Allah ıslah etsin, akıl fikir versin.

SADİR DURMAZ (Yozgat) - Allah sana akıl fikir versin. Memleketi bölecek yasayı getiriyorsun, ondan sonra başkalarına laf söylüyorsun!

MENDERES TÜREL (Devamla) – Bu kadar seçim yenilgisinden hâlâ ders almadılar, hâlen bir öz eleştiri yapamadılar, hâlen yenilginin suçunu halkta arıyorlar. Bu seçkinci zihniyet, bu vesayetçi zihniyet, elinden gelse vatandaşın, köylünün, fakir fukaranın seçmen olma hakkını bile elinden alacak, ellerinden gelse seçimi sadece İstanbul’da Boğaz’da yapacaklar. 1930’da kalmış zihniyet, elinden gelse Türkiye’yi Kuzey Kore yapacak.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Geç be…  Ayıp, ayıp!

MENDERES TÜREL (Devamla) - Bunlar gardrop Atatürkçülüğünde kaldılar.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Hâlâ 30’larda mı kaldın sen?

MENDERES TÜREL (Devamla) - Ne tarihi okuyorlar ne dünyaya bakıyorlar.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Gel de sana tarih öğreteyim, gel!

MENDERES TÜREL (Devamla) - Ama millet, Allah’tan, bu seçkinci zihniyetten daha akıllı ve daha ufuk sahibi.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Baykal’ın kapısında kaç saat bekledin?

MENDERES TÜREL (Devamla) - Şunu unutmayalım: AK PARTİ birçok alanda Türkiye’de birçok reformlar yaptı, sessiz devrimler yaptı, dünyaya örnek oldu. Şimdi bu reformda öncü olacaktır. Dolayısıyla bu kanunla belediye hizmetlerinde çağ atlanacak. Bu kanunla Türkiye medeniyet yarışında sıçrama yapacak. Bu kanunla köyler kalkınacak, köylü zenginleşecek. Bu kanunla ilde, ilçede, beldede, köyde vatandaş gerçek hizmeti görebilecektir. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Göreceğiz, Allah izin verirse sen de göreceksin, biz de göreceğiz!

MENDERES TÜREL (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – O zaman niye CHP’den başkan adayı olmak istedin sen?

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen…

Sayın Hamzaçebi söz istedi.

MENDERES TÜREL (Antalya) – Yalan atma, yalan atma!

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Baykal yaşıyor…

MENDERES TÜREL (Devamla) - Git Olcay Baykal’a sor, doğruyu öğren!

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Baykal yaşıyor…

MENDERES TÜREL (Antalya) – Beni çağırdılar gitmedim. Git Olcay Hanımdan öğren. Hayatın yalancılıkla geçiyor.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Zenderlioğlu, bir saniye… Ben, Sayın Hamzaçebi’ye söz verdim. Bir saniye… Siz bir oturur musunuz lütfen. Belki kürsüye davet edebilirim. Lütfen… Sizi anons etmedim, lütfen… Edeceğim sizi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı konuşmasında 2004 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin yapmak istediği yerel yönetim düzenlemesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisinin o zaman “Bu, Türkiye’yi federasyona getirir.” şeklindeki düşüncesini  bu tasarıda da Cumhuriyet Halk Partisinin ileri sürdüğünü  söyleyerek iki tasarı arasında bağlantı kurmak suretiyle…

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, buyurun.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, iki dakika değil, üç dakika veriyorsunuz.

BAŞKAN – Biliyorsunuz usulümüz her zaman iki dakika.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Üç dakika veriyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun, üç dakika veriyorum.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Antalya Milletvekili Menderes Türel’in Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Milletvekilinin bu dönem Parlamentoda yeni görev yapıyor olması nedeniyle geçmişe ilişkin bilgilerinin eksik olduğunu fark ettim, eksik bilgilerle Genel Kurulu bilgilendirmeye çalıştı. Keşke ağabeylerine sorsaydı daha iyi bilgi edinirdi; tutanaklara baksaydı, Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarına baksaydı daha iyi bilgi edinirdi. Kalkınma ajanslarıyla ilgili kanun 2006 yılında kabul edilmiştir, o dönemin Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmüştür. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak yoğun emek verdiğimiz bir kanun tasarısıdır. Dünyada 167 ülkede o zaman uygulanan bir modeldi. Hangi niyetle uyguladığınıza bağlıdır; eğer federasyon niyetiyle o kanunu uygularsanız Türkiye’yi federasyona götürür, yok, federasyon niyetiyle uygulamıyorsanız gayet yararlı bir kurumdur. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak da o kanunla ilgili olarak olumlu görüş beyan ettik. Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarından bütün bunlar görülebilir. Sayın Konuşmacının Cumhuriyet Halk Partisine çamur atma gayretiyle hareket etmesini yadırgamıyorum, yani Sayın Konuşmacı tecrübesiz birisi, şüphesiz, tecrübe edinecektir burada, öğrenecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

İkinci olarak, 2004 yılında AKP’nin yapmak istediği düzenleme, bu yerel yönetim kanunuyla hiçbir ilgisi olmayan bir düzenlemedir. Doğrudan doğruya merkezî yönetime ait anayasal yetkileri, Anayasa’da bir değişiklik yapmaksızın yerel yönetimlere aktarmaya çalışan bir düzenlemeydi, bunu gayet iyi biliyorsunuz. Nitekim, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bu kanun, Cumhuriyet Halk Partisinin muhalefetine rağmen kabul edilen bu kanun, dönemin Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine iade edildi, siz de bir daha teşebbüs etmediniz. Sayın Necdet Sezer’in söylediklerine kulak verdiniz, hak verdiniz, o günden beri bir daha o konunun etrafından geçmiyorsunuz bile. Böyle olduğu hâlde bu tasarıya ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisinin ortaya koyduğu görüşleri yalan yanlış bir şekilde eskiyle bağdaştırmaya çalışmak, doğrusu, en iyimser tabirle tecrübesizlikle açıklayabileceğim bir kavram. Sayın Milletvekilinin tutanakları daha iyi incelemesini, arkadaşlarına, ağabeylerine kulak vermesini kendisine tavsiye ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (Devam)

BAŞKAN – Evet, tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hüsamettin Zenderlioğlu, Bitlis Milletvekili.  (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi adına 338 sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi -yerel yönetim- Yasası’yla ilgili söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında, içinde yaşamış olduğumuz bu süreç çok kritik ve zor bir süreçtir. Hepinizin bildiği gibi, açlık grevi, 12 Eylül 2012 tarihinden günümüze kadar iki aya yakın bir süredir kamuoyu tarafından titizlikle izlenen açlık grevi eylemi bugün 57’nci gününü tamamlamış bulunmaktadır. Bu insanların siyasal görüşü ne olursa olsun talepleri insanidir, vicdanidir. Yani 57 gün 57 gece aç kalan, açlık grevinde olan insanlarımızın yaşadıkları durum ortadadır. Kendi iradeleriyle bu eyleme katılmışlardır. Bu bir irade beyanıdır. 714 kişiyle 666 cezaevinde başlatılan açlık greviyle, sayıları -5 Kasım 2012’den itibaren- on binlerle ifade edilen özgür tutsakların bulunduğu her cezaevinde, genç bedenlerini ölüme yatırarak soruna çözüm arıyorlar.

Bu açlık grevinin başlaması öyle kendiliğinden olmamıştır. Bu açlık grevi belli bir süreçten sonra başladı. Talepleri ve amaçları şöyle sıraladılar: Tecridin kaldırılması, kendi ana dilinde eğitim ve savunma hakkının verilmesi, kamusal alanda kendi ana diliyle resmî olarak kendini ifade etmesidir. Öneriler ve talepler o kadar makul ve demokratik taleplerdir ki öncelikle Hükûmet bu talepleri açlık grevlerinin sonuçlandırılmasına katkı sunabilir. Oysa bunun tersi davranıyor. İnsan hayatını hiçe sayma insanlıkla ne kadar bağdaşır, sizin vicdanınıza bırakıyorum. Cezaevinden yükselen bu çığlığa kulak vermek zorundasınız. Bingöl ve Bitlis Cezaevi ziyaretimde tutsakların durumu iç açıcı değildi; kilo kaybı, kan kusma, tansiyon düşüklüğü ve sıvı almaz durumda idiler.

Cezaevinde ölecek her vatandaştan Hükûmet sorumludur, hiç kimse kendini bu sorumluluktan kurtaramaz. Cezaevlerinden tabutların çıkmasını istemiyoruz. Büyük bir felaket. Siyasi tutsakların haklı olarak sunduğu öneri, tutsaklar özgürce yüreklerini ortaya koyarak barış için çözüm arıyorlar. Ayrıca, genç bedenlerini ölüme yatırarak, kendilerini lime lime eriterek, canından başka hiçbir olanakları olmadığını ortaya koyarak “Halklarım kardeşçe yaşasın, bir kardeş diğer bir kardeşi vurmasın, savaş dursun, kan akmasın…” Buna karşın, AKP Hükûmeti, hâlâ, çözümsüzlükte ısrar ve meydan okumaya devam etmektedir ve tutsakların taleplerini görmezlikten gelmektedir. Bu hangi anlayıştır Allah aşkına? Bu işler tehdit, baskıyla çözülebilir mi?

Bu kürsüden çağırıyorum: Bu ölümlere seyirci kalmayalım. Vicdanı olan insana, içinde insan sevgisi barındıran ve bu ülkede savaş, gerginlik ortamını istemeyen, kardeşçe ve insanca yaşamak isteyen herkese çağrımızdır: Bu konuda katkınızı sunun; duyarsız kalmayalım, sesinizi yükseltin, barış ve kardeşliğe katkı sunun. Sorunlar derinleşmeden, derinleşmesine neden olmadan bu sorunu sonlandıralım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda Genel Kurula getirilen ve sunulan yerel yönetimler yasası, 12 Eylül darbesinin yasalarını çağrıştıran bir yasanın devamı niteliğindedir. Bundan önceki yasa, 1982 Anayasası’nın 127’nci maddesine göre düzenlenmiş bir yasadır. Demek ki 127’nci maddenin ruhu hâlen devam etmektedir. Aynı zamanda ucube bir yasadır. Bu yasanın amacı: “Büyük yerleşim yerlerinde özel bir yönetim biçimi oluşturulabilinir.” anlayışıyla -hükmüne uygun- 1984’te başta İstanbul, Ankara, İzmir’de kuruldu ve her bir belediyenin başkanlığına da bir general getirildi, bir paşa. 1986-1988’de rant cephesinin cazibesini çektiği için beş belediye daha büyükşehir kapsamına alındı. 1993’ten sonra da sekiz büyük kent belediyesi eklendi, bugün, toplam on altı ana kent belediyesine “büyükşehir belediyesi” unvanı verildi. Bu ana kent belediyelerin, diğer merkez belediyelerden avantajı nedir?

Şimdi, nüfus oranına göre büyükşehir belediyesi sayısı, on üç büyükşehir belediyesi eklenerek yirmi dokuza çıkarılmak istenmektedir. Yeni yasa ile büyükşehir belediyesi sayısını artırmak neyi değiştirecektir Sayın Bakanım, sormak isterim?

Sadece isim değiştirmek yetmiyor, birini büyüterek, diğerini küçülterek ekonomik büyüme sağlanmıyor, hizmet sunulmuyor. Burada vatandaşın dikkatini dağıtmakla sorun çözülmüyor, kandırmanın da bir faydası yoktur. Sözüm ona yetkiyle daha fazla hizmet sunulacaksa amenna, ama öyle değil. Yetkiyle değil, daha çok yetenekle bu işler yapılabilir. On üç yeni büyükşehir belediyesini oluşturmak için yeni yasanın sunuşu, tamamen Makyavelist bir anlayışla ele alınan bir yasadır.

Burada halkın çıkarları söz konusu değildir. Büyükşehir belediyesinin sayısını artırmanın bir avantajı şudur: Milyonlarca insanın oyunu toplu olarak bir yerde tutmadır. Bu oransız gücün oyu, ister istemez Türkiye Büyük Millet Meclisine de yansıyacaktır.

Tabii ki büyük kent belediyelerinin rolünü kimse tartışamaz. Esasında bu, yasaların değişimi, dönüşümü altında yapılıyorsa da özünde özelleştirme amacı taşıyan neoliberal politikaların gelişimidir. Herkes biliyor ki bu politikalarının altyapısı 24 Ocak ekonomik kararlarıyla alınıp, uygulamada zorlandığında imdadına 12 Eylül rejimi yetişmiştir.

Bu süreçte, Dünya Bankası, büyük kent belediyelerine yatırım amaçlı destek sunarak belediye hizmetlerini kolaylaştırmak için ortak oldu. Bununla da yetinmedi, belediye hizmetlerini hızlandırmak için belediye ortaklığıyla taşeronluk getirildi. Büyükşehir belediyesi bu yönetimle hizmet sektöründen kurtulmayı da başarmış oldu. Bu nedenle, rant paylaşımına yönelik yerel yönetim anlayışı arttı. Herkes “Rant pastasından nasıl nasibimi alabilirim?” havasına girdi.

Bu yasayla, kentsel dönüşümün önündeki engeller bir bir kalkacaktır , ”Oh, gel keyfim, gel.” diyecektir. Vatandaş bu tiyatroyu seyrederken ne diyecektir? “Evim gitti, malım gitti… Ah vah!” mı edecektir? İşte, AKP Hükûmeti, iktidarını bu temele dayandırarak kurmaya çalışmaktadır. Çünkü yasa, düşük yoğunluklu savaş nedeniyle göçleri hızlandırmak, dolayısıyla metropol kentleri hedef göstermektedir.

Amaç, bütün belediye hizmetlerini özelleştirmedir. Nüfus kriterleri, yüz ölçümü böyle bir proje için de yeterli olmayabilir. Yerleşim yerinin sosyal, kültürel, ekonomik talepleri dikkate alınmadan gerçekleştirilmek isteyen böyle bir yasa toplumda ister istemez bazı sıkıntılara ve huzursuzluklara neden olabilir.

Yönetim, sadece kamuya ait bir olgu değildir, aynı zamanda özel kesim için de bir alan kavramıdır. Gelişen teknoloji, çağımızda, özel, sosyal yaşamlarda bir değişim yaratmadı. Bu istekleri planlamaya katmadan idari ve siyasi planlama, demokratik hak ve özgürlüklerin kullanımında engel teşkil eder. Büyük kent sınırlarını genişletmek ve ilçe belediyelerinin yetkilerini azaltmak yeniden sorun yaratacaktır.

Bu vizyon, büyük kent belediyesini elinde tutan iktidar partisinin lehine gelişecektir. Bu yasayla aynı zamanda merkezi güçlendirmek uğruna belde belediyelerinin kaldırılmasını, köylerin mahalle yapılmasını vatandaşa yapılan en büyük haksızlık olarak görmekteyiz. Halkın doğrudan yerinden yönetime katılmasını engellemekten başka bir şey ifade etmez bu yasa. Burada düşünce ayrılıklarını yaratmadır. Gerçekten, yasa özel idareyi kaldırıyor, yetkileri başka bir kuruma devrediyorsa bunun ne yararı vardır? Kim bize izah edebilir? Yatırım izleme koordinasyon merkezi kurularak valilere yerel yönetimler üzerinde denetleme yetkisini verecektir. Bu yetki artırımıyla ne yapmak isteniyor? Hani deniliyordu ya “Seçilenleri atanmışlara ezdirmeyeceğim.” Bu ne anlama geliyor?

Şimdi, AKP Hükûmeti, böyle, bu söylemin neresinde duruyor? Bu yasa, tamamen, demokratik işlevi askıya alan bir yasa görünümündedir. Sözüm ona, yatırım izleme koordinasyon merkezi idarenin taşradaki işlerini yerine getirecektir. Tam tersini düşünebiliyor musunuz? Yasaya göre, tüm etkinliklerde verimliliği sağlamak için kaynakları yerinde görmek, aksamaları denetlemek, rehberlik etmektir. Öyle bir şey yoktur bu yasada.

Yasa yalnız ilin sınırlarını kapsayabilirdi, özel idarenin boşluğunu doldurabilirdi ya da bir idari, siyasi, yatırım koordinasyon izleme merkezi hâline getirmek daha anlamlı olurdu. Ama maalesef, AKP Hükûmeti bütün bu gelişmeleri gördüğü için… Bu projeyle kendini yerel yönetimlerde güçlü çıkaracağını sanıyorsa aldanıyor demektir.

AKP Hükûmetinin asıl amacı, büyükşehir belediyeleri, yerelden yönetim anlayışı, demokratik özerklik projesine neoliberalist projeyle engel olmaktan başka bir şey ifade etmiyor. Demokratik Toplum Kongresinin geliştirmiş olduğu demokratik özerklik projesini boşa çıkarmaktır amacı. Oysa bizim geliştirmek istediğimiz proje, sadece bölgemizde değil, Türkiye metropollerinde istediğimiz demokratik özerklik, -diskalifiye etmeleri, bu amacı taşımaktadır. Oysa biz diğer bölgelerde 20’ye yakın bölgenin oluşmasını isteyip, oralardaki derin uçurumları bertaraf etme projesidir.

Demokratik özerklik projemiz, sadece yerel yönetimleri model olarak ele almamaktadır, aynı zamanda bir kardeşleşme projesi ve güçlendirmedir. Bu projenin tanımlandığı yerel yönetimler modeli ulusal, sınıfsal, cinsel, etnik, kültürel temelde bir dehadır ve devrimci demokratik dönüşüm programının tıpkısıdır. Stratejik bir proje olan demokratik özerklik projesi, halkın kendi kendini idare etmesi demektir. Bu modelle belediyelerin temelde devletten hiçbir şeye ihtiyaçları olmayacaktır. Tecrübe, yaratıcılık, yerinden yönetme, deneyim, kazanım geliştikçe güçlenme sağlanacak, kazandıkça daha güçlü belediyeler oluşacaktır.

Gönül isterdi ki AKP Hükûmeti, demokratik projeye benzer bir model geliştirsin. Yerel yönetimlerin en güçlü sacayağı olan köy ve mahalle örgütlenmelerini güçlendirerek demokrasiyi güçlendirmiş olsaydı, halkın doğrudan doğruya katılımıyla oluşacak olan meclisler söz sahibi olacaktı. Ne yazık ki bu örgütlenme modelinden korkuluyor. Demokratik gelişim, tabii ki, halkı aydınlatıyor. Siz halkın örgütlülüğünden korkuyorsunuz, gelecekten korkuyorsunuz. Nafile, ne yaparsanız yapın, hangi projeyi getiriyorsanız getirin, artık korkunun ecele faydası yoktur.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Zenderlioğlu.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.53


YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.55

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

338 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Müzakere yapmak için yeterli çoğunluk bulunmamaktadır.

BAŞKAN – Efendim…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yalnızca karar için değil, müzakere için de yeterli değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Genel Kurul yerinde değil.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Televizyonlar da kapalı. Kime ne diyeceksiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Vicdanlar mühürlü; gözler var, görmüyor; kulaklar var, duymuyor.

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerinde söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Sadir Durmaz, Yozgat Milletvekili.

Buyurun Sayın Durmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 338 sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısı’yla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada, İç Tüzük’e ve Anayasa’ya aykırı bir tasarıyı hukuksuz bir şekilde görüştürüyorsunuz. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak haksızlık karşısında susmadık, meşru zeminde bu yasayı engellemek için her imkânı kullandık ve kullanmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısına baktığımızda 1.582 belde belediyesi, bir kısmı büyükşehir kapsamına alınarak bir kısmı da nüfusu 2 binin altında kaldığı gerekçesiyle kapatılmaktadır. Ayrıca, büyükşehir yapılan 29 ildeki il özel idareleriyle, bu illerdeki 16.082 köy tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleye dönüştürülmekte. 29 ilin, büyükşehir belediye sınırı il mülki sınırı olacak şekilde genişletilmekte, yeni büyükşehir olacak 13 ilde 23 yeni ilçe kurulmaktadır.

Kanun tasarısının genel gerekçesinde, geçmişte yaptığınız pek çok düzenlemede olduğu gibi, milletimizi aldatmaya ve kandırmaya yönelik, sloganvari  ifadelere yer verildiği gözükmektedir. Nedir bunlar: “Plan bütünlüğü”, “Optimal ölçekte hizmet sunumu”, “Hizmetlerin eşit ve adil dağılımı”, “Kaynakların etkin kullanımı” gibi süslü laflarla milletimiz aldatılmaya çalışılmaktadır. Bu gerekçelerin hiçbirisi gerçeği yansıtmamaktadır. Bunlar, esas niyetinizi kamufle etmeye dönük hamasi sözlerdir.

Bugün, yüce Meclis tarihî önemi haiz bir konuyu görüşmektedir. Zira, gündemdeki tasarının konusu, Türkiye'nin yönetiminde üniter yapıdan vazgeçip federatif veya kısmen federatif bir yapıya geçilip geçilmeyeceğine karar verilmesidir.

Değerli milletvekilleri, kaldı ki bu yasa tasarısı Anayasa’ya pek çok açıdan aykırılıklar içermektedir. Devletin üniter niteliğinin örgütlenme şekli olan il idaresi sistemine ağır bir darbe vurulmakta, Anayasa’nın 126’ncı maddesi ihlal edilmektedir.

Aynı şekilde, Anayasa’mızın 127’nci maddesiyle tanımlanan il, belediye ve köy tüzel kişilikleri yasayla kaldırılıp statü değişikliğine gidilmektedir. Bu durum, Anayasa’nın 169 ve 170’inci maddesinde belirtilen orman köyleri için de geçerlidir.

Ayrıca, daha önce 2008 yılında 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la yapılan düzenlemenin Anayasa Mahkemesinde görüşülmesi sonucunda turizm öncelikli yöre listesinde yer alan belediyeler ile turizm alan ve merkezlerinde yer alan tarihî önemi haiz belediyelerin kapatılamayacağına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı da yok sayılmaktadır.

Getirilen bu yasa tasarısı, Anayasa’da belirlenmiş idarenin bütünlüğü ve yapılanmasıyla doğrudan ilgili olduğu hâlde, Anayasa Komisyonunda görüşülmemiştir. Aynı şekilde, bütçeye 3 milyar dolar ek yük getirecek bu tasarının Plan ve Bütçe Komisyonunda da görüşülmemiş olması, AKP’nin karambol siyasetinin ve merdiven altı üretim anlayışının bir sonucudur.

Değerli milletvekilleri, tasarının en önemli gerekçesini oluşturan plan bütünlüğü konusu bir kandırmacadan ibaret olup zaten yürürlükte olan mevzuat gereğince, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı birden fazla ili kapsayan havza ve bölge ölçeği düzeyinde çevre planı yapmaya yetkilidir. Ayrıca, bir il ölçeğinde çevre düzeni planı valinin koordinesinde, il belediyesi ve il özel idaresi ile ortaklaşa yapılabilmektedir. Yine, bunların dışında, mevcut İmar Kanunu’na göre, plan bütünlüğünü temin amacıyla, istenen köyler istendiği zaman mücavir alana alınabilmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kuruluş ve görevlerini düzenleyen kanun hükmünde kararnameyle, eğer isterse, Bakanlık plan bütünlüğünü sağlayacak yetkiye sahiptir. Bütün bunlar yetmiyorsa münhasıran plan bütünlüğünü temin edecek ilave düzenlemelerin yapılması da mümkündür.

Değerli milletvekilleri, kırsal alan yönetimi, dünyanın her yerinde ayrı uzman birimler tarafından yerine getirilir. Belediyelerin kuruluş amacı ise kentlere ve kentsel alanlara hizmet esaslıdır; dolayısıyla yatırımlarında fert başına düşen hizmeti bir başka deyişle oy getirisini hedefler ancak kırsal alana yani köylere doğru genişledikçe fert başına düşen hizmet maliyeti yükselir; bu nedenle kırsal alandaki seçmeni görmezden gelebilir ve hizmetler mevcut durum kadar etkin işlemeyebilir. Örneğin, belediye başkanları, merkezden 250 kilometre uzak bir köye hizmet götürmek yerine, şehir merkezinde bir apartmana yapacağı hizmeti daha önceliğine alabilecektir.

AKP sözcüleri, tasarıyı savunmak için sıklıkla İstanbul ve Kocaeli örneklerini vermektedir. Van’ın Bahçesaray ilçesiyle Kocaeli’nin Gebze’sini bir tutmak akla ve mantığa aykırı bir değerlendirmedir.

Bir başka husus da, son yıllarda belediyelerin borçlarındaki ciddi artışlara rağmen, yatırım harcamalarındaki düşüşlerdir. Bu dikkate alındığında, mevcut sistemin etkinliği hususu zaten tartışmalı olup bu mahzurları giderecek bir içerik de tasarıda yer almamaktadır. Belediyelerin piyasaya olan borçlarında da ciddi artışların olduğu ve bu borçlarını ödeyecek nakitlerinin yeterli olmaması nedeniyle hizmet maliyetlerinin yükseldiği görülmektedir. Ne yazık ki tasarıda bunları giderecek hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Ankara metrosunun tamamlanamamasını ve Ulaştırma Bakanlığına devredilmesini bu duruma örnek gösterebiliriz.

Değerli milletvekilleri, mevcut büyükşehir yapılanmasında münhasır yetkiler büyükşehirlerde toplandığı için, ilçe belediyeleri fonksiyonsuz ve işlevsiz bir durumda kalmaktadır. Büyükşehir statüsü ülkemizde ilk yürürlüğe girdiğinde, büyükşehir belediyesi koordinatör belediye olarak öngörülmüş ancak zamanla icracı ve otorite konumuna getirilmiştir. Mevcut 16 büyükşehir uygulamasını dikkate aldığımızda, büyükşehir ile ilçe belediyelerinin kavgaya varan anlaşmazlıklarının mahkemelere taşındığı herkesin malumudur. Birbiriyle aynı siyasi çizgide olan belediyelerin yaşadığı bu olumsuzlukların, farklı siyasi partilere mensup belediyeler açısından çok daha vahim sonuçlar doğurduğu herkesin malumudur. Bugünkü uygulamada büyükşehir belediyeleri, büyükşehir ilçe belediyelerini şube belediyesi konumuna sokmuş ve bu yetmezmiş gibi getirilmek istenen düzenlemeyle ilçe belediyeleri şube belediyelerinden daha kötü bir duruma maruz bırakılmak istenmektedir. Bu mahzurları ortadan kaldıracak bir düzenleme yapmak yerine, getirilen düzenlemeyle ilçe belediyelerini daha da zayıflatarak işlevsiz hâle getirecek hükümlere yer verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla 16.082 köy tüzel kişiliği kaldırılarak sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan ciddi sıkıntılara kapı aralanmaktadır. Köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle köy tüzel kişiliklerine ait olan köy varlıklarına el konulmakla kalınmayıp, köylünün köye ait maddi ve manevi değerleri koruma direnci yok edilerek yağma ve talana zemin hazırlanmaktadır. Aidiyetleri, hatıraları ve manevi izleri ortadan kaldıracak bu düzenlemeyle, köylünün şehirlilerle aynı vergi ve yükümlülüklere tabi kılınması, yoksullaşmaya ve köylerin boşalmasına yol açacaktır. Tarım alanları imara açılacak, zaten bitmek üzere olan tarım ve hayvancılık yok edilecek, hâlihazırda cebinde çay parası olmayan, sofrasındaki zeytini sayarak yiyen, son zamlarla beli iyice bükülen ve traktörüne mazot koyamadığı için tarlasına gidemeyen çiftçi ne yazık ki şehre göçe zorlanacak ve harmandan kalkacaktır.

Bu tasarıyla köylerimiz neden kaldırıyor? Yok, yasa gerekçesinde bu konuda yeterli açıklama yok. Dünyanın en eski ve örnek yerel yönetim birimlerinden birini, bugüne kadar kayda değer hiçbir maddi yükü ve sosyal sıkıntısı olmayan binlerce köy yönetimini -neredeyse- sürpriz yaparak kaldırmak Hükûmetin sivil darbe anlayışının bir tezahürüdür. Bu düzenleme içindeki ayrı bir sürpriz de nüfusu 500’ün altında olan köylerin müstakil bir  mahalle bile olamayacak olmasıdır.

Hükümet temsilcileri diyorlar ki: “Muhtarlık saltanattır.” Köy muhtarlığı saltanat değildir. Muhtar, sosyal güvenlik primine yakın bir ödenekle her gün köyün ve köylünün dertlerini çözmek için hükûmet dairelerinde ve parti kapılarında derman arayan, çilekeş adamdır. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak muhtarların maaşlarının asgari ücret seviyesine getirilmesi hususuna seçim beyannamemizde yer vermişken AKP sosyal güvenlik primi kadar olan maaşlarını bile çok görmektedir.

Değerli milletvekilleri, köylü evi, tarlası, arsası, arazisi için artık emlak vergisi ödeyecek, hem de büyükşehir tarifesi üzerinden yani yüzde 100 artırımlı emlak vergisi ödeyecek; bu vergilerin yüzde 10’u oranında da taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına katkı payı ödeyecek. Köylü çöp vergisi ödeyecek hem de büyükşehir tarifesi üzerinden yani yüzde 25 artırımlı çevre temizlik vergisi ödeyecek. Köylü içme ve kullanma suyuna para ödeyecek, kuyudan kullandığı suya bile para ödeyecek. Köydeki esnaf ve sanatkârın vergi ve yükümlülükleri artacak. Köydeki esnaf artık basit usulde değil mecburen gerçek usulde vergilendirilecek; yani, ödeyeceği vergi artacak, her üç ayda KDV, üç ayda bir gelir vergisi ve en az üç ayda bir gelir vergisi stopaj beyannamesi verecek; her beyanname için damga vergisi ödeyecek, yazar kasa alacak, defter tutacak, bunun yanında mali müşavirle çalışacak ve ücretini ödeyecek. Esnaf odaları üye kayıt ücreti ve yıllık aidatlar da yüzde 100 artacak. Köy muhtarlarıyla köylerin kâtip, korucu, imam, bekçi ve benzeri hizmetlilerine köy bütçesinden ödenen ücretler ile çiftçi mallarını koruma bekçilerinin ücretleriyle ilgili gelir vergisi istisnası kalkacak. Ayrıca, köylere ve köy birliklerine ait taşınmaz ve işletmeler için emlak vergisi ve kurumlar vergisi muafiyeti kalkacak.

Değerli milletvekilleri, köylüye başka yeni vergi ve harçlar da gelecek. Belediye Gelirleri Kanunu’nda yer alan, şimdi sıralayacağım vergi, harç ve katılım paylarına köylüler de tabi olacak: Çevre temizlik vergisi, ilan ve reklam vergisi, eğlence vergisi, haberleşme vergisi, elektrik ve hava gazı tüketim vergisi, yangın sigortası vergisi; işgal harcı, tatil günlerinde çalışma ruhsatı harcı, kaynak suları harcı, tellallık harcı, hayvan kesimi muayene ve denetleme harcı, ölçü ve tartı aletleri muayene harcı, bina inşaat harcı, imar harçları, parselasyon harcı, ifraz ve tefrit harcı, plan ve proje tasdik harcı, zemin açma izni ve toprak hafriyatı harcı, yapı kullanma izni harcı, iş yeri açma izni harcı, muayene, ruhsat ve rapor harcı, sağlık belgesi harcı; yol harcamalarına katılma payı, kanalizasyon harcamalarına katılma payı, su tesisleri harcamalarına katılma payı. Yirmi altı adet ayrı vergi ve harçla karşı karşıya kalacak köylümüz.

Bu tasarının hayırlı sonuçlar doğurmayacağı, köylümüzü perişan edeceği, köy, belde ve ilçelerimizi boşaltacağı aşikârdır. AKP’nin köylüye yapacağı bu zulmüne karşın, partimiz “Dokuz Işık” ilkelerinden birisi olan “köycülük” ilkesi gereğince, köy topluluğu politikasının oluşturulması gerektiğine ve köylerden tarım kentleri inşa etmenin önemine inanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla, 1.582 belde belediyesi lağvedilmekte, belde halkının hizmete erişimi engellendiği gibi, en tabii hakkı olan yönetime katılma ve hesap sorabilme hakkı da elinden alınmaktadır. Ayrıca, kapatılan bu beldelerde yaşayan vatandaşlarımız, hizmeti en yakın birimden, hızlı, ekonomik ve kaliteli bir şekilde alabilme imkânından da mahrum bırakılmaktadır. Özellikle kırsal kesimde etrafını yeşerten birer pınar gibi gelişen beldeler bu düzenleme ile ne yazık ki bir seraba dönüştürülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yerel yönetimlerin güçlendirilmesine, hizmet ve mali kapasitelerinin artırılmasına, bu maksatla bazı illerimizin büyükşehir yapılmasına kesinlikle karşı değiliz. Ancak, AKP’nin hedefinde yerel yönetimleri reforma tabi tutmak, kaynak ve imkânlardan daha fazla istifade etmesini temin etmek ve bu alanda var olan eksik ve ihtiyaçları gidermek yer almamaktadır. Büyükşehir Kanun Tasarısıyla federe devlet modelinin alt yapısı oluşturulmak istenmektedir. Bu durum Türk idare sisteminin ilke ve esaslarıyla taban tabana zıtlıklar içermektedir. Nitekim, yapılması planlanan düzenlemeyle büyükşehir sınırları il sınırlarını kapsayacak şekilde genişletileceğinden, il idaresi sistemi ciddi düzeyde yara alacaktır. Büyükşehir belediye sınırlarının il sınırına çekilmesi, fiilen bölgesel yönetim ve eyalet sistemine geçişin sondan bir önceki durağı olacağından tehlikeli bir mecranın kilidini açacaktır. Şüphesiz, bölücü ve yıkıcı unsurların dayattığı bölge tabanlı demokratik özerklik ve otonomi çağrıları böylece cevap bulacak ve Türkiye adım adım bölünmeye götürülecektir.

Bu şekilde, PKK talepleri peşinen karşılanmış olacak, öyle ki İmralı ve Kandil şebekesi beklediği tavizleri kısa süre içinde AKP vasıtasıyla elde edebilecektir. Hükûmetin İmralı canisiyle görüşme merakı, Kandil’le mutabakat arayışları ve yeni Oslo niyetleri bütünüyle bu sürecin doğal bir uzantısı ve yansımasından ibarettir. İmralı canisiyle görüşmeleri şerefle ilişkilendirerek şiddetle inkâr eden bir Başbakan simasından, bugün bunu ulu orta dillendirmekten ve müzakere kartını açmaktan çekinmeyen bir Başbakan portresine ulaşılması, milletimiz adına bir gerileme, bölücülük adına elde edilmiş stratejik bir mevzi olarak görülmelidir. Türkiye'nin alaca karanlık bir ortama mahkûm edilmemesi ve millî varlığının coğrafi düzlemde dağıtılmaması amacıyla, en başta AKP olmak üzere, herkes sorumlu, duyarlı ve ahlaklı davranmak mecburiyetindedir. Bu nedenle, Hükûmet yanlıştan dönmeli, Türk milletinin kaderiyle oynamamalı ve söz konusu tasarıyı Türkiye'nin gündeminden çıkarmalıdır.

Rejim ve yönetim sorununa açık davetiye demek olan büyükşehir kanun tasarısı pek çok uzman kişi tarafından “Anayasa’nın ihlali” olarak değerlendirilmektedir. Bu düzenlemenin kanunlaşması hâlinde, bugün başkaları için kurulan mahkemelerin, siyasi hesaplar ters döndüğünde, buna sebebiyet verenler için de kurulacağını kimse göz ardı etmemelidir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının tartışılmaya başlanmasıyla birlikte, bu konularda uzmanlığı ve tecrübesi olan bütün kesimler, akademisyenler, geçmişte ve hâlihazırda AKP’ye destek veren politikacılar, bürokratlar, yazarlar bu tasarıya karşı, hakları elinden alınan köylüler karşı, belediye başkanları karşı, il genel meclis üyeleri karşı, sivil toplum kuruluşları karşı, AKP teşkilatları karşı, AKP’li belde belediye başkanları karşı, her ne kadar burada ifade edemeseler de bazı AKP milletvekilleri ve bakanlar karşı. Hülasa, toplumun çok büyük bir kesimi bu yasaya karşı.

Peki, kimler bu yasaya “Evet” diyor? Sayın Başbakan “Evet” diyor bir de PKK ve siyasi uzantıları da “Yetmez ama evet” diyor. Bütün toplum kesimlerinin muhalefet ettiği, ülkemizi bölünmeye götürecek bu düzenlemede Sayın Başbakanı PKK ile ortaklaştıran ne gibi bir sebep vardır? Sayın Başbakanın bu kadar ısrarcı olması, üzerinde bilmediğimiz bir baskı, tehdit ve şantaj olduğu şüphesini uyandırmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bir kez daha ısrarla belirtmek isterim ki biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, il belediyelerinin büyükşehir yapılmasına karşı değiliz, büyükşehir belediye sınırlarının il mülki sınırlarına genişletilerek bölgesel yönetimlerin oluşturulmasına karşıyız, köylerin tüzel kişiliğinin kaldırılmasına karşıyız ve il özel idareleriyle belde belediyelerinin kapatılmasına karşıyız.

Bu düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Gökhan Günaydın, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 338 sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini aktarmak üzere söz almış bulunuyorum.

Bu kanun tasarısının adı her ne kadar büyükşehir belediyesi kanun tasarısı olsa da teknik olarak buna “bütünşehir tasarısı” demek gerekir. Çünkü büyükşehirler 3030 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ilki 1984 yılında, sonuncusu da 2000 yılında olmak üzere ilan edilmişlerdi. Türkiye’de 16 büyükşehir belediyesi var. Şimdi, siz 29 bütünşehir yapmak istiyorsunuz yani mülki idare sınırları ile belediye sınırlarını çakıştırmak istiyorsunuz. Dolayısıyla, bunun teknik adının öncelikle “bütünşehir” olduğunun altını çizmek gerekir.

Başlangıçta ve öncelikle ifade etmek isterim ki Cumhuriyet Halk Partisi yerel yönetimlere daha fazla yetki ve daha fazla kaynak verilmesinden yanadır ancak elbette, bunu yaparken Türkiye'nin üniter yapısının özelliklerinin dikkatle göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Şimdi, AKP tasarısının genel gerekçesine bakıyoruz, bir hikâye anlatılmaya devam ediliyor ve  bu hikâyede şöyle söyleniyor: “Yerel yönetim reformu yapıyoruz.” Arkadaşlar, Türkiye’deki 2.950 belediyeden 1.682’sini kapatarak yani her iki belediyeden birini kapatarak yerel yönetim reformu yapıyorsunuz. AKP sözcüsü de diyor ki: “Tasarruf yapıyoruz böylece.” Ya, bu 1.582’sinden 1.500’ünü de kapatın, kalsın 82 tanesi; daha iyi tasarruf olur. Hani “Okullar kapanırsa Millî Eğitimi ne güzel idare ederim.” anlayışının bundan ne farkı vardır?

Değerli arkadaşlarım, 34.500 köyden, 16.082’sini kapatıyorsunuz ve Anayasa’mızda bir yerel yönetim birimi olarak köyleri 29 kentte ortadan kaldırdığınız için yerel yönetim reformu yaptığınızdan bahsediyorsunuz. Zaten, AKP hep böyledir, neyi yapmak istiyorsa tersini söyler. Dolayısıyla, bunun benim için bir sürpriz olmadığını ifade etmek isterim. Şimdi, AKP’nin bugün ne yapmaya çalıştığını anlamak için, yakın geçmişte ne yaptığını da kısaca bir gözden geçirelim.

Arkadaşlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığını  bir buçuk ay içerisinde iki KHK çıkararak yapılandırdınız. Birincisi 4 Temmuz 2011, ikincisi 17 Ağustos 2011. Çevre ve Şehircilik Bakanı, artık bu memlekette hem TOKİ Başkanıdır hem Çevre ve Şehircilik Bakanıdır hem süper belediye başkanıdır hem de -buradan kulaklarını çınlatalım- deprem uzmanıdır, biliyorsunuz. Van’da ikinci deprem öncesi “Bundan sonra deprem olmaz, evlerinize girin.” diyebilmiş bir Bakandır ve o ikinci depremde de Van’da yurttaşlarımızın öldüğünü biliyoruz.

Şimdi, belediyelerin yetkilerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığında toplayan, bir belediyenin kentsel dönüşüm yapabilmesi için kendisinden izin almasını ferman buyuran bir anlayıştan herhâlde yerel yönetim reformu yapmasını beklemek beyhude olur.

Şimdi, bu örnek yeterli midir AKP’nin icraatı için? Kesinlikle değil. Bir başka önemli Bakan sırada oturuyor işte, İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin. İdris Naim Şahin 24 Nisan 2011 tarihinde bir genelge yayımladı, siz ona deyin ki “Bir ferman buyurdu.” O genelgede şunu söylüyor: “Ey belediye başkanları ve ey köy muhtarlıkları! Ben bir tasarı üzerinde çalışıyorum, sizleri kapatacağım. Bundan böyle, bu nedenle, Anayasa’dan ve yasadan aldığınız yetkileri kullanabilmeniz için, mahallin en büyük mülki idare amirinin onayına ihtiyacınız vardır.” Başka bir deyişle, İdris Naim Şahin ve ekibinin anlayışına göre “Seçilmiş belediye başkanı, imar yetkisini kullanabilmek için atanmış kaymakamdan icazet almak zorundadır.” İşte, sizin demokrasi anlayışınız budur ve çok acıdır, içim kan ağlayarak söylemekteyim ki bu genelgenin iptali için açılmış davalarda henüz yürütmeyi durdurma kararı verebilecek bir yürekli hâkim bulunamamıştır. Yargıyı getirdiğiniz hâlden ne kadar övünseniz azdır. Bunun da altını özellikle çizmek istiyorum.

Şimdi, bu tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi, Meclis Başkanlığı Komisyona havale etti. Komisyonda söylüyoruz “Bu tasarı Anayasa’nın 2’nci, 3’üncü, 10’uncu, 90’ıncı, 123’üncü, 126’ncı, 127’nci maddelerine aykırıdır.” Ne yapılması gerekir? Bu tasarının Anayasa Komisyonu tarafından incelenmesi gerekir, değil mi? Çok özür diliyorum Sayın Valim, bunu söylemek zorundayım. İçişleri Komisyonu Başkanımız bu sefer ferman buyuruyor: “Anayasa Komisyonuna gitmesine gerek yoktur.” Bitti. Biz buranın adına Meclis diyoruz arkadaşlar. Üzülerek söylemek istiyorum ki bir kişi diyor ki: “Ben Anayasa’ya aykırı görmüyorum.” Bitti.

Biraz evvel bu kürsüden söyledim. 5018 sayılı Kanun diyor ki: “Belediye kamu harcamalarında bir artış veya azalış olacaksa, bu düzenlemeyi Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk etmeniz lazım.” Aynı meseleyi 3087 sayılı Kanun da 3’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında söylüyor. Götürmüş müsünüz, Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk edilmiş mi? Cevabımız “Hayır.” Sebep ne? Meclis Başkanı sevk etmiş ama Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı yazı yazmış, demiş ki: “İşimiz çok, buna bakamayacağız.” Arkadaşlar, ben size soruyorum: Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanının işinin çokluğunu göstererek, bunu gerekçe göstererek “Türkiye’de 56 milyon yurttaşı ilgilendiren bir kanunu incelemeyeceğim.” deme yetkisi hangi ülkede olabilir? Eğer bu memlekette yaşamıyor olsaydım “Demokrasinin asla yeşermediği bir Afrika ülkesinde olabilir.” derdim. Ancak artık bu memlekette oluyor ve ne kara mizahtır ki tam da o sırada, Plan ve Bütçe Komisyonunun üyeleri İçişleri Komisyonunun arka sıralarında tasarıyı incelemeye çalışıyorlar. Canikli bizi ciddiyete davet ediyor. Ben ne diyeyim arkadaşlar? Hangi ciddiyetten bahsediyorsunuz? Böyle bir çalışma düzeni içerisinden ciddi bir kanun çıkartabilmenin mümkünü var mıdır?

Şimdi, tasarının içeriğine gelelim. 29 kenti bütünşehir ilan ediyor ve diyor ki: “Biz Kocaeli’nde ve İstanbul’da bunu denedik ve olumlu sonuçlar aldık.” Ben soruyorum AKP sıralarında oturan milletvekili arkadaşlarıma: Kocaeli ve İstanbul deneyimi konusunda, üniversitelerin, bilim insanlarının veya kamu yönetimi organlarının yaptığı bir tek çalışma var mıdır?

Bakın, ben size birkaç veriden bahsedeyim: İstanbul 5.300 kilometrekare, Kocaeli 3.500 kilometrekare. Peki, bütünşehir yaptığınız Konya kaç kilometrekare? 38.000 kilometrekare. Yani 10 tane Kocaeli ediyor bir Konya. Devam edelim, bu 5.300 kilometrekarelik İstanbul’un, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin konsolide bütçesi ne kadar? 19,1 milyar lira. Sayın İdris Naim Şahin’in Bakanlığını yaptığı İçişleri Bakanlığının bütçesi ne kadar? 2,5 milyar lira. Yani İstanbul 8 tane İçişleri Bakanlığı bütçesini kontrol ediyor. Şimdi, siz, görece küçük ama bütçesi çok büyük, nüfus yoğunluğu yüksek olan bir ille, ondan 10 katı büyük, bütçesi onun onda 1’i kadar olmayan ve nüfus yoğunluğu da olmayan bir kenti aynı modelle yönetebileceğinizi söylüyorsunuz. Söylersiniz, olur ama bunun bilime ve maddi gerçekliğe dayanan bir yönünün olmayacağını azıcık vicdanı ve azıcık anlama kapasitesi olan herkes teslim edecektir.

Değerli arkadaşlarım…

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) - 2 milyarla Türkiye’yi…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Ben birazdan bitireyim sözlerinizi söylersiniz, istediğinizi açıklarım. Ben burada tümüyle gerçekler üzerinden konuşuyorum. Bir siyasi konuşma değildir bu. İsterseniz gelirsiniz hepsini teker teker konuşuruz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, AKP sözcüsü diyor ki: “Biz bu bütünşehir modelini getirdik çünkü plan tekniği sağlayacağız, imar bütünlüğü sağlayacağız.” Ben size bir fotoğraf göstereyim. Laf atan arkadaşım umarım sen de görebiliyorsundur. Bak, burası tarihî yarımada. Ecdadımız diye övündüğünüz Osmanlının Süleymaniye Camiini yaptığı tarihî yarımada. Bunun arkasındakiler ne? Bunun arkasındakiler gökdelen. İstanbul’u kim yönetiyor? Büyükşehir Belediye Başkanlığı. Bu gökdelenlerin 1/1.000’liği nereden geçiyor? Zeytinburnu Belediyesinden. Zeytinburnu hangi partiden arkadaşlar? AKP’den. İstanbul Büyükşehir hangi partiden? AKP. Sizin plan bütünlüğü dediğiniz bu mu? Tarihî yarımadanın göğsüne hançer saplamak ne zamandan beri plan bütünlüğü olarak tanımlanıyor? (CHP sıralarından alkışlar)

Burada çıkmış AKP Sözcüsü diyor ki: “Bizim şiarımız halka hizmet, Hakk’a hizmettir.” Bu gökdelenler halka mı hizmet ediyor? Hakk’a mı hizmet ediyor. Yoksa siz cebinizi halk ve Hakk olarak mı tanımlamaya başladınız? (CHP sıralarından alkışlar)

Yani söyleyecek çok şey var arkadaşlar. Söyleyecek çok şey var ama bunu plan bütünlüğüyle, imar ortaklığıyla açıklayabilmenin mümkün olmadığı ortadadır. Bir de demokrasinin bir sırrı vardır, ben size vereyim: Demokrasi müzakere sanatıdır. Yani büyükşehir belediyesi, il belediyesi, metropol ilçe belediyesi, metropol dışı ilçe belediyesi bir konuyu alıp, müzakere edip anlaşabilmeli.

Sayın Türel diyor ki: “Başbakanımızın da belediye deneyimlerinden yararlanarak 2004’te ve 2005’te devrim yaptık.” Yaptığınız devrim ne biliyor musunuz? 5216 sayılı Kanun. Müellifi kimdir biliyor musunuz? Müellifleri Aytaç Durak ve Melih Gökçek’tir ve 5216, 5393, nerede birlikte uygulanıyorsa orada bir kaos vardır. Devrim diye anlattığınızın aslında bir kaos olduğunun lütfen farkına varınız.

Arkadaşlar, ben size bir başka müthiş imar bütünlüğü öyküsü anlatayım: Esenyurt Belediyesi, hangi partide Esenyurt? AKP’de değil mi İstanbul Esenyurt. Bakın, ben size örnek veriyorum: Symbol Karden. Kim bilir hanginizin, bilmiyorum; plan emsali 2,5; inşaat alanı 13,99. Bu mu plan bütünlüğü? Lavinya City; plan emsali 2,5; inşaat alanı 11,41. Babil Kuleleri; plan emsali 2, inşaat alanı 7,61. Babil Kulelerini kondurmaya devam edin ama bunun hesabı sorulacaktır, bunu da bilin. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, 16.082 köyü kaldırıyorsunuz, 1.591 belediyeyi de kapatıyorsunuz. Yerel Yönetimler Özerklik Şartı burada okundu, bir kez de ben okuyayım: “Yerel yönetim sınırlarında, mevzuatın el verdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla –mümkünse, bakın, vurguluyorum, mümkünse- ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz.”

Şimdi, iki tane koşul getirmiş Yerel Yönetimler Şartı. Bir: Mevzuat el veriyor mu, el vermiyor mu? Mevzuat el veriyor değil mi arkadaşlar? Türkiye’de çok sayıda referandum yapıldı değil mi arkadaşlar? Sorun yok. Geriye ne kalıyor? ”…mümkünse…” Mümkün değil mi Sayın Türel? Niye mümkün değil? Kış mı var? Hâkim mi yok? Acaba Yüksek Seçim Kurulu falan izin mi vermiyor? Derdiniz ne? Bu belediyeleri apar topar kapatmak.

Ve çok özür diliyorum yani kırıcı sözler söylemek istemiyorum ama Cumhuriyet Halk Partisi çıkmış, demiş ki: “Halkın sandığını kuruyorum, gelin ey diğer partilerin belde başkanları, belediye başkanları, muhtarlar, sandık kurulu üyesi olun. Bu beldelerimizde yerel referandum yapalım.” Kaç yerde yapmışız arkadaşlar? 430 beldede referandum yapmışız. Dağılımını söyleyeyim mi? 168’i CHP’li bunların…

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Kaçı AK PARTİ’li?

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – 152’si AKP’li.Merak ediyorsun, biraz sabretsen bak söyleyiverecektim.

152’si AKP’li, 63’ü MHP’li, 22’si DP’li, 8’i BDP’li… Liste uzuyor, toplam 430.Kaç bin yurttaşımız oy kullanmış? 362 bin yurttaşımız oy kullanmış. Sonuç ne? 352 bin kişisi “Beldeme dokunma kardeşim.” demiş.

Ben size soruyorum şimdi, bu kavuniçi koltuklarda oturan milletvekilleri…

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sen oturmuyor musun?

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Buradaki 352 bin yurttaşımın “Belediyeme dokunma.” dediği bir yerde belediyelerine dokunma yetkisini nereden alıyorsunuz?

Ben, 1889’da Aydınoğulları Beyliği’nin başkentliğini yapmış size bir Birgi örneği vereyim. İzmir Ödemiş Birgi, 2.125 seçmen oy kullanıyor, 1.781’i “hayır” diyor ve siz burayı kapatıyorsunuz arkadaşlar. Siz Side’yi kapatıyorsunuz. Siz, 7.035 seçmenden 5.150’sinin oy kullandığı ve 5.115’inin “hayır” dediği Alaçatı’yı kapatıyorsunuz. Size birkaç örnek daha vereyim: Sayın Menderes Türel “Çadır tiyatrosu bunlar, bunlar sayılmaz.” diyor ya, bakın, İsahocalı AKP Belde Başkanı Abdurrahman Göktaş’a -tutanağın altında imzası var- sorun bakayım: Bu, çadır tiyatrosu mu, yoksa “Ben o rahat koltuklarında oturanlara rağmen belediyeme sahip çıkmak istiyorum.” mu diyor? (CHP sıralarından alkışlar) Niğde Kitreli’de AKP Belde Başkanı Metin Battal. Metin Battal’a sorun bakalım: Bu bir çadır tiyatrosu mu, yoksa halkın sandığı mı? Burada örnekler çok, merak edene hepsini gösteririm ama yaptığınızın usulle, adaletle, hukukla uzaktan yakından bir alakasının olmadığının bir kez daha altını çizmek isterim.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, yerel yönetim reformu yapıyorsunuz, il özel idarelerini kapatıyorsunuz, böylece il genel meclisi derdinden kurtulmuş oluyorsunuz. İl özel idarelerinin bir organı validir, bir organı il genel meclisidir. İl genel meclisi seçimle gelir. Vali bir tarafta, il genel meclisi bir tarafta. İl özel idaresini kapatırken neden kurtuluyorsunuz? İl genel meclisi üyelerinden de kurtuluyorsunuz. Geriye kim kalıyor? Geriye vali kalıyor; vali, devletin valisi olsa içim yanmaz, geriye kalan vali hükûmetin memuru. Bunu nereden anlıyoruz? Tunceli’de şakır şakır kar yağarken, 1,5 metre kar altında, elektriği olmayan evlere buzdolabı dağıtmanızdan anlıyoruz. Bir vali bunu yapar mı? Bir vali vatandaşına elbette yardım götürür ama bir vali sırf seçim var diye kışın kapı kapı dolaşıp buzdolabı dağıtmaz. Bunu kim yapar? Bunu ancak hükûmetin memuru yapar. İşte, siz de valileri -özür dileyerek söylüyorum- hükûmetin memuru konumuna düşürdünüz.

Sürem bitiyor, bir tek noktaya değineceğim: Antakya Belediyesinin dört tane mahallesi var; Akdeniz, Armutlu, Elektrik ve Sümerler. Bu dört mahalle Antakya’nın, Antakya ilçesinin mahalleleri. Siz bu dört mahalleyi aldınız ve 20 kilometre ötedeki Defne Belediyesine bağladınız. Duymayan, bilmeyen AKP milletvekillerine söylüyorum: Ayıptır ayıp! Eğer ayıbı biliyorsanız ayıptır. Bir yasayla etnik bölücülük yapılamaz ama siz bunu yapmakta bile bir sakınca görmüyorsunuz.

Son sözüm şudur: Köylerdeki akan su çeşmelerine tıpa tıkayacaksınız çünkü yasa diyor ki: “Kullanma suyu ve içme suyunda tarife üzerinden para alırız.” Yani adam, artık, ineğine su vermek için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - …sizin su sayacınıza para ödemek zorunda kalacak ve siz hâlâ köylüye hizmetten bahsediyorsunuz.

Arkadaşlar, şunu söyleyeyim: En az benim kadar vatan sevgisi olan AKP’li milletvekillerinin varlığına inanıyorum. Bu söylediklerimin bir tek noktasında siyaset yoktur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Günaydın.

Lütfen…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Eğer bu sözlerime rağmen bu tasarıya gönül rahatlığıyla el kaldıracaksanız, buyurun verin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Mehmet Siyam Kesimoğlu, Kırklareli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısı üzerinde şahsi görüşlerimi paylaşmak üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben de bir polemik yaratmak istemiyorum ama en az bizim kadar önemli düşüncelere sahip değerli iktidar partisinin milletvekillerinin vicdanlarına seslenmek istiyorum. Bu tasarı, bu hâliyle bu kutsal çatı altında kesinlikle görüşülemez, kesinlikle bu tasarı geri çekilmelidir çünkü bu tasarıda İç Tüzük ayaklar altına alınmaktadır, Anayasa çiğnenmektedir, demokrasi kültürü yok edilmek istenmektedir. Demokrasiyle, hakkaniyetle, adaletle uzaktan ya da yakından alakası yoktur. Jandarma teşkilatı baypas edilmektedir, üniter devlet yapısını zedeleyecek önemli hükümleri içermektedir. Şu ana kadar yaşadığımız tartışmaları gerçekten üzüntüyle ve ibretle izledim. Türkiye, kurallar ülkesi ama her kuralın bir istisnası, her istisnanın bir de müstesnası var ama görüyorum ki kuralsızlık kural hâline gelmiş; bütün kurallar muhalefet milletvekilleri için, bütün istisnalar ve müstesnalar da İktidar Partisinin milletvekilleri için. Bundan büyük üzüntü duyuyorum.

İnanın, İçişleri Komisyonunda görüşürken, düşüncelerimizi ortaya koyarken orada ifade ettim. Birçok arkadaşımızla bu tasarıyı konuştuk, birçok arkadaşımızın bu tasarıyla ilgili görüşleri, bizim görüşlerimizle örtüşüyor, tamı tamamına örtüşüyor ama partideki o demokrasi kültürü, o iradelerdeki ipotek, gerçek düşünceleri ortaya koymaya ciddi anlamda engel teşkil ediyor. Benim bu arkadaşlarımızın isimlerini burada vermem elbette ki söz konusu olamaz ama bütün vicdan sahibi İktidar Partisinin milletvekillerine sesleniyorum: Tarih sizi asla, asla affetmeyecek, tarih sizi asla affetmeyecek; lütfen vicdanınızın sesine kulak verin ve bu tasarının geriye çekilmesi için mücadele edin, bizlerle birlikte mücadele edin değerli arkadaşlarım.

Öncelikli olarak, bizden önceki, benden önceki arkadaşlarım ifade ettiler, İç Tüzük’te hüküm var: Milletvekili olarak önümüze gelen tasarı ya da teklifi, öncelikli olarak Anayasa’ya uygunluk açısından denetlemek durumundayız. Bu tasarı, bu hâliyle ciddi anlamda Anayasa’ya aykırılıklar teşkil ediyor. Bu tasarı, İçişleri Komisyonuna esas komisyon itibarıyla geldi, Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmeden ham hâliyle Genel Kurula geldi. Bu tasarı, kamuoyunun ve ilgili kuruluşların bilgisine ve dikkatine sunulmadan, onların görüşleri alınmadan ham hâliyle Genel Kurula geldi. Bu tasarı, İçişleri Komisyonuna geldiğinde tasarı değil taslaktı. İçişleri Komisyonu gerekçesiz olarak ağır çalışma baskısı altında bırakılarak tasarı Genel Kurula geldi ve iktidar partisinin temsilcileri açıklama, savunma ve tartışmadan özellikle kaçındılar değerli arkadaşlarım.

Anayasa’ya aykırı, diyorum. İl özel idarelerini kapatıyorsunuz, 29 büyükşehirde il özel idarelerini kapatıyorsunuz. İl özel idareleri Anayasa’yla kurulmuş, yerel seçimle organları seçilen yerel yönetim kuruluşlarıdır; asla ve asla bir başka yerel yönetim kuruluşuyla değiştirilmeden ortadan kaldırılamaz. Beldeleri kapatıyorsunuz 29 büyükşehirde, 52 ilde belde belediyeleri var. Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı. Köyler illerle aynı düzeydedir, yani hem yerel yönetim birimidir hem de merkezî yönetimin bir organıdır, kuruluş esasları aynıdır, birini kaldıramıyorsanız diğerini hiç kaldıramazsınız. Ciddi anlamda Anayasa’ya aykırılıklar var. Ayrıca, tasarının 9’uncu maddesiyle Anayasa Mahkemesinin 2007’de iptal ettiği hükmü bir daha getiriyorsunuz. Bu, ciddi anlamda Anayasa’ya aykırılıklar içeriyor sevgili arkadaşlarım.

Plan Bütçede görüşülmedi, ayda 250 milyon lira, yılda 3 trilyon lira bütçeye ek külfet getiriyor. Bunu ben söylemiyorum, Maliye Bakanlığının yetkilileri söylüyor ama siz görmezden geliyorsunuz.

Özellikle alt komisyon raporu bizlere dağıtıldı ve aynı anda bizim görüşlerimize başvuruldu. Zarfa değil mazrufa bakmak lazım. İçeriğini bilmediğimiz bir konuda nasıl katkı yapabiliriz, nasıl eleştiri getirebiliriz? Aynen son günlerdeki o popüler deyimle, Sayın Başbakanın “Hilmi Hocam” dediği Beyefendi’nin söylediği gibi, kasaptaki ete soğan doğramamız istendi. Böyle bir şey elbette ki söz konusu olamayacak.

İktidar partisinin hiçbir milletvekili görüş belirtmedi, katkı sunmadı Komisyonda, dedim ama bir arkadaşımıza haksızlık ettiğimi düşünüyorum. O arkadaşımızı göremiyorum ama herhâlde buradadır. Bizim o arkadaşımız, Komisyon üyesi, iktidar partisinin değerli milletvekili arkadaşımız, Komisyonda her nedense o güzel ve değerli fikirlerini söylemekten imtina ediyor ama İnternet ortamında bir sosyal paylaşım sitesinde ortaya koyabiliyor. Diyor ki bizim engellemelerimize karşı: “Evet, fark ettik, milletin hizmeti daha iyi almasının önünü on yıldır açanlara karşı bir direnme. Bu direnmenin millet nezdinde itibarı olmadığını, CHP’ye -yani Sayın Başbakana öykünmüş- hiçbir fayda getirmediğini anladığınızda yıl 2071 olacak.”

Sevgili arkadaşlarım, ben bu arkadaşımıza ve bu arkadaşımız gibi düşünen arkadaşlarımıza şunu söylemek istiyorum: Cumhuriyetin ve Cumhuriyet Halk Partisinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bağımsızlık mücadelesini gerçekleştirdiğinde, İzmir’e girerken padişahın ölüm fermanını bir çiçek buketi gibi boynunda taşıyordu. Lozan’da dünya devletlerine kafa tutan, boyu kadar yüreği olan İsmet Paşa, onun takipçisi ve ikinci Genel Başkanımızdır. Bu tasarıya karşı çıkmayı, Atatürk’e olan vicdani borcumun bir gereği olarak burada ifade etmek istiyorum.

Biraz önce Sayın Genel Başkan Yardımcımız genelgeden bahsetti. Sevgili arkadaşlarım, atanmışlar seçilmişleri yönetemezler. Bakın, ben arşivde bir çalışma yaptım, elimde bir Millî Gazete var, Temmuz 1994. O zaman siz daha millî görüş gömleğinizi çıkartmamış olduğunuz için bu gazeteyi yakından takip ediyordunuz. “Seçilmişler atanmışlar tarafından yönetilmemeli.” Kim söylüyor? Sayın Başbakan söylüyor, o gün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken söylüyor. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndan bahsedildi, “Halka niye gitmiyorsunuz?” denildi. Biz gittik, rakamlar verildi. Ama Sayın Başbakanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken söylemlerini dikkatlerinize sunmak istiyorum, zamanım daralıyor: “Ülke hukuk devletiyse gereği yerine getirilmelidir. Eğer getirmezseniz son söz halkındır.” Gazete burada. Komisyonda da bunları ifade ettiğimde, Sayın Bakan “Sen mi bastın bu gazeteyi?” dedi. Öyle bir niyetim yok. Ayrıca, soruya soruyla yanıt verilmez, ben Sayın Bakana aylardır soru önergeleri yöneltiyorum, benim soru önergelerime nedense yanıt verme ihtiyacını hissetmiyor. Beni mi, önemsemiyor, milletvekilini mi, parlamenter demokratik sistemi mi sizlerin takdirlerinize bırakıyorum.

O günkü iktidar da yerel yönetimlerle ilgili bir yasal düzenleme getirmiş. Sayın Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bununla ilgili düşüncesini ortaya koyuyor. 6 Mayıs 1994, Cumhuriyet gazetesi: “Cumhurbaşkanının yasayı veto etmesini isteyen Erdoğan, aksi hâlde halka gideceklerini ve halkla birlikte tavır belirleyeceklerini söyledi. ‘Eğer bu teklif yasal hâle gelir ve uygulama başlarsa, bizim yapacağımız, halka gitmek ve halkımızla birlikte tavır belirlemektir.’”

Daha örnekler var sevgili arkadaşlarım: “Arzu ettikleri tablo çıkmayınca…” –buraya dikkatinizi çekmek istiyorum- “…bu defa, ‘Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yerine yerel yönetimlerin elini kolunu nasıl bağlarız?’ yanlışından hareketle, bu yasayı çıkarma yoluna gittiler.” Bütün samimiyetimle şunu ifade etmek istiyorum: Bu sözlerin altına, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili olarak ben imzamı atarım ama sizler, o gün altına imzanızı attığınız bu görüşlerinizin bugün arkasında durabilir misiniz? Bugün arkasında durabiliyorsanız, bu tasarının geriye çekilmesini isteyebilir misiniz? İsteyemezsiniz çünkü siz samimi değilsiniz. Sonra, biz size “takiyeci” deyince kızıyorsunuz. Bu milletin kürsüsünden soruyorum: Bu takiye değil de nedir Allah aşkına? Nedir Allah aşkına?

Sevgili arkadaşlarım, elbette ki paylaşacak çok şeyimiz var,

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla) – Hemen tamamlıyorum.

Bakın, bu tasarıyla, 122 milyon 56 bin 382 dekar tarla arsa olacak, 122 milyon 56 bin 382 dekar tarla arsa olacak. Burada ciddi anlamda bir rant var.

Bunu da sizin vicdanlarınıza sunarak sözlerimi tamamlıyor, sizleri bir kez daha sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Şampiyonlar Ligi grup maçları kapsamında Romanya takımı Cluj ile yapacağı müsabakada Galatasaray'a başarılar dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Şampiyonlar Lig’i grup maçları kapsamında bugün Romanya ekibi Cluj ile yapacağı müsabakada UEFA ve Süper Kupa şampiyonu Galatasaray’a başarılar diliyoruz. (Alkışlar)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, tasarının tümü üzerinde söz isteyen İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) –  Sayın Başkan,  çok değerli milletvekili arkadaşlarım;  Hükûmetimiz tarafından yerel yönetimler alanında bugüne kadar yapılan çok önemli reformların bir halkasını oluşturan, 13 ilde büyükşehir belediyesi ve 23 ilçe kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile ilgili özet bilgi vermek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Sayın Başkan sizi ve değerli milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısının içerdiği hususlara genel hatlarıyla değinmek istiyorum:

Bu tasarıyla, nüfusu 750 binin üzerinde olan illerin il belediyeleri, sınırları il mülki sınırları olmak üzere büyükşehir  belediyesine dönüştürülmektedir. Mevcut 14 büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırı hâline getirilmektedir. Büyükşehirlerdeki 29 il özel idaresinin, 1.582 belde belediyesinin ve 16.082 köyün tüzel kişiliği sona ermektedir. Büyükşehre dönüştürülecek illerde 23 yeni ilçe kurulmaktadır. Büyükşehir sınırlarındaki beldeler mahalleleriyle beraber, köyler ise mahalle olarak ilçe belediyelerine katılmaktadırlar. 52 ilde tüzel kişiliği sona erdirilen belde belediyeleri ise köye dönüştürülmektedir.

Tüzel kişiliği kaldırılan köylerde Belediye Gelirleri Kanunu’nca alınması gereken vergi, harç ve katılım payları beş yıl süre ile alınmayacaktır. Yine, bu köylerde içme ve kullanma suları için alınacak ücret beş yıl süre ile en düşük tarifenin yüzde 25’ini geçmeyecek şekilde belirlenecektir.

Köy iken mahalleye dönüşen yerleşim yerlerinin altyapı hizmetleri için belediye ve bağlı idarelere yatırım bütçelerinin yüzde 10’unu on yıl süre ile ayırma zorunluluğu getirilmektedir.

Tüzel kişiliği kaldırılarak köye dönüşen belediyelerden bu kanunu yayımlandığı tarihe kadar nüfusunu 2 binin üzerine çıkaranların tüzel kişilikleri devam edecektir. Tüzel kişiliği kaldırılarak köye dönüşen belediyelerin komşu oldukları il, ilçe ve nüfusu 2 binin üzerindeki belde belediyelerine, belediye meclisi kararıyla, mahalle olarak katılmaları kolaylaştırılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, kanun genel itibariyle ilk mahallî idareler seçiminde yürürlüğe girecek olup mevcut köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği ilk mahallî idareler seçimine kadar devam edecektir. Mevcut il ve ilçe belediyeleri de hâlihazır statülerini ilk mahallî idareler seçimine kadar sürdüreceklerdir. Belediyelerin bu kanunla sorumluluk alanına girecek olan yerleşim yerlerine seçimden önce hizmet götürebilmelerine imkân sağlanmaktadır.

Yeni kurulan ilçe belediyelerine merkezî bütçe yedek ödenek tertibinden, bir defaya mahsus, genel bütçe vergi gelirlerinden alacakları aylık payın 3 katı kadar ilave kaynak aktarılmaktadır.

İstanbul ve Kocaeli hariç, büyükşehir, büyükşehir ilçe belediyeleri ve bağlı idarelerin yatırım bütçelerinin en az yüzde 10’unu on yıl süre ile bu kanun kapsamında belediye sınırlarına dâhil olan yerleşim yerlerinin altyapı hizmetleri için ayırmaları ve kullanmaları düzenlenmektedir.

Tasarıyla, il genelinde toplanan genel bütçe vergi gelirlerinin yüzde 6’sı büyükşehir belediye payı olarak ayrılacaktır. Bu payın yüzde 60’ı doğrudan, kalan yüzde 40’ı ortak hesapta toplanarak, yüzde 40’ın yüzde 30’u yüz ölçümüne göre, yüzde 70’i ise nüfus esasına göre dağıtılacaktır.

Tasarıyla, Türkiye genelinde toplanan genel bütçe vergi gelirlerinin yüzde 4,5’u büyükşehir sınırları içindeki ilçe payı olarak ayrılacaktır. Bu payın yüzde 10’u yüz ölçümüne, yüzde 90’ı ise nüfusa göre hesaplanarak ilçe payları belirlenecektir. Belirlenen ilçe payının yüzde 10’u bağlı olduğu idare payı olarak, yüzde 30’u büyükşehir belediyesi payı olarak, yüzde 60’ı da ilçe payı olarak dağıtılacaktır.

Tasarıyla, il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından aldıkları pay, il özel idareleri için yüzde 5’e indirilmektedir. Bu tasarıyla 29 ilde il özel idaresi teşkilatları kaldırılmakta, kalan 52 il özel idaresine aynı usulle ödenek dağıtılmasına devam edilmektedir.

Yine tasarıyla, 13 büyükşehir belediyesi kurulması, 14 büyükşehir belediyesi sınırının değiştirilmesi, yüzde 5’lik payın yüzde 6’ya çıkarılması sonucu bütçeye gelecek mali yük 2011 yılı hesaplarına göre 3 milyar liradır.

Tasarıyla, genel bütçe vergi gelirlerinin binde 1’i, nüfusu 10 binin altındaki küçük belediyelere yüzde 65’i seyyanen, yüzde 35’i ise nüfus esasına göre dağıtılacaktır.

Afet riski taşıyan veya can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan binaları tahliye etmek ve yıkmak görevi büyükşehir ilçe belediyelerine verilmektedir. Büyükşehir belediyesi ile ilçe belediyeleri veya ilçe belediyelerinin kendi aralarında hizmetlerin yürütülmesiyle ilgili ihtilaf çıkması durumunda büyükşehir belediye meclisi yönlendirici ve düzenleyici kararlar almaya ve gerekli koordinasyonu sağlamaya yetkili kılınmaktadır. Büyükşehir belediyeleri bazı görevlerini meclis kararıyla ilçe belediyelerine devredebilecek veya birlikte yapabileceklerdir. Köyden mahalleye dönüşen yerleşim yerlerini ilçe merkezine bağlayan yolların yapım ve bakımı büyükşehir belediyesine verilmektedir.

Orman köylüsünün ve orman köylerinin hakları korunmaktadır bu yasa tasarısıyla. Tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleye dönüşen köy ve beldelerin mera, yaylak ve kışlaklar üzerindeki hakları muhafaza edilmektedir.

Köy iken mahalleye dönüşecek yerlerdeki mevcut yapı stokları, ruhsat alma işlemlerinde ruhsatlı olarak, ruhsatla yararlanılan hizmetlerde ruhsat hükmünde kabul edilmektedir. Tüzel kişiliği kaldırılan köylerde yapılacak ticari amaç taşımayan yapılarla ilgili “tip proje” uygulamaları getirilmekte, projeler ilçe belediyeleri veya talep etmeleri hâlinde büyükşehir belediyeleri tarafından yaptırılarak başvuru sahiplerine ücretsiz verilecektir.

Belediyeler, amatör spor kulüplerine ayni yardım yanında nakdî yardım da yapabileceklerdir.

İl özel idarelerinin tüzel kişiliğinin kaldırıldığı illerde Maden Kanunu ve Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’na göre il özel idarelerine verilen yetki ve görevler, valiliklerce yerine getirilecektir.

Kapanacak il özel idaresi, belediye ve köylerin personel taşınır ve taşınmazlarıyla, hak, alacak ve borçlarının ilgisine göre devrini yapmak, belediye ve il özel idarelerinde oluşan istihdam fazlası personeli tespit etmek üzere illerde devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonları kurulacaktır. Komisyonlarca paylaştırma ve devir işlemleri seçimden önce tamamlanacak, devir işlemi ilk mahallî idareler genel seçimi itibarıyla uygulanacaktır.

Tüzel kişiliği kaldırılan il özel idaresi belediye veya köy tüzel kişiliklerine şartlı olarak bağışı yapılan taşınır ve taşınmazların devrinin yapıldığı kurum ve kuruluş, bu taşınır ve taşınmazların bağış amacına uygun olarak kullanılmasını sağlamakla sorumlu olacaklardır.

Tüzel kişilikleri kaldırılan il özel idarelerinin her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları komisyon kararıyla, ilgisine göre, büyükşehir belediyesine veya bağlı kuruluşuna, ilçe belediyesine, bakanlıklara veya ilgili kuruluşlarıyla bunların taşra teşkilatına, valiliklere veya yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına devredilecektir.

Tüzel kişilikleri kaldırılan il özel idarelerinin personeli de komisyon kararıyla, ilgisine göre, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilecektir.

Nüfusu 2 binin altında olduğu için kapanarak köye dönüşecek belediyelerin sahip olduğu personel, taşınır ve taşınmazlarıyla, hak, alacak ve borçları ise il özel idarelerine devredilecektir. Ancak köy halkının ihtiyaç duyacağı taşınır ve taşınmazlar, komisyon kararıyla köy tüzel kişiliğine bırakılabilecektir.

Köye dönüşen belediyeler için 5779 sayılı Kanun uyarınca verilen paylar beş yıl süreyle ilgili il özel idarelerine gönderilmeye devam edilecek, İller Bankası tarafından söz konusu belediyelerin kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçları bu paydan ödenecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; büyükşehre dönüştürülen il belediyelerinin her türlü taşınır ve taşınmaz mallarıyla personeli, büyükşehir belediyesi bağlı kuruluş ve ilçe belediyesi arasında komisyonca paylaştırılacaktır. Büyükşehirlerde tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köylerin personeli ise her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçlarıyla birlikte komisyon kararıyla, ilgisine göre, büyükşehir belediyelerine, bağlı idarelere, ilçe belediyelerine ve bakanlıklara devredilecektir. Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 binin üzerindeki belediyelere kadınlar ve çocuklar için konukevi açma zorunluluğu getirilmektedir bu tasarıyla ayrıca.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bu tasarıyla, diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde yapılan değişikliklerden de kısaca bahsetmek isterim.

Valiler tarafından il genel meclisi toplantı gündemine önerilen hususların meclisin ilk toplantısında ele alınması sağlanmaktadır. İl özel idaresi genel sekreterinin il encümeninin doğal üyesi olması düzenlenmektedir. Encümenin seçilmiş ve atanmış üyelerinin sayısı azaltılarak encümen sayısı 11’den 7’ye düşürülmektedir.

Devlet İhale Kanunu’na göre ihale komisyonu olarak eksiksiz toplanması gereken il encümeninin salt çoğunlukla toplanıp salt çoğunlukla karar almasına imkân sağlanmaktadır. İl özel idaresi bütçesinin süresi içerisinde kesinleşmemesi hâlinde, konunun İçişleri Bakanlığı tarafından çözüme kavuşturulması düzeni getirilmektedir.

Muhtarlık seçimlerinde, muhtar ve azaların isminin oy pusulasına yazılmasını bu kanunla düzenlemek üzere bir yenilik ortaya konulmuştur. Tüzel kişiliği kaldırılan köylerde görev yapan geçici ve gönüllü köy korucuları hâlen görev yaptıkları yerlerde görevlerini yapmaya devam edeceklerdir.

Merkezî idarenin taşrada yürüttüğü işlerle ilgili olarak hizmetlerin etkinliğini ve verimliliğini artırmak, kaynakların yerinde kullanımını sağlamak ve hizmetteki aksamalara engel olmak, denetim alanındaki boşluğu doldurmak ve rehberlik etmek, afet ve acil yardım hizmetlerini yürütmek üzere büyükşehir belediyesi olan yirmi dokuz ilde valilikler bünyesinde yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı oluşturulmaktadır.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sonuç olarak, bu tasarıyla, mevcut yerel yönetim yapısıyla yerel nitelikteki kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde sunulma olanağı yetersiz olan bazı illerde bu hizmetlerin vatandaşlarımızın artan beklentilerini karşılayabilecek nitelik ve kabiliyetle donatılmış, etkin hizmet sunma potansiyeline sahip yerel yönetimlerce sağlanması öngörülmekte ve bu doğrultuda düzenleme yapılması amaçlanmaktadır.

Söz konusu kanun tasarısının ülkemize ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını gönülden temenni ediyor, hepinizi bu vesileyle sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Evet, şahsı adına söz isteyen Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP bu tasarı hakkında iyi niyetli değildir. Türkiye’nin idari yapısını kökten değiştiren böylesine önemli bir yasayı, kamuoyundan gizli bir şekilde, bütün Anayasa’yı, İç Tüzük’ü, kanun yapma tekniklerini hiçe sayarak çok süratle Parlamentodan geçirme gayreti içerisindedir.

Tabii ki böylesine, Türk milletinin kaderiyle yakından ilgili bir kanun tasarısı görüşülürken Meclis yayınlarının kesilmesini sağlayan Meclis Başkanını ve TRT’den sorumlu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ı şiddetle kınıyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ben de kınıyorum.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Hiç olmazsa, milletin kaderini ilgilendiren bu konularda Meclis yayınının muhakkak yirmi dört saat, Meclis çalıştığı müddetçe devam etmesi lazım.

İktidar Oslo’da verdiği sözleri yerine getirmek için hem Komisyonu çok ağır bir zaman baskısı altında çalıştırdı, şimdi de Genel Kurulu aynı şekilde çalıştırmaya gayret ediyor. Tabii, biz Oslo görüşmelerinde verdikleri sözleri dile getirdiğimizde bizi hayal görmekle, rüya görmekle suçluyorlar.

2010 yılında Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli bu Oslo görüşmelerini ilk dile getirdiğinde Sayın Başbakanın o gün söylediği kem sözler bugün boynuna asılmıştır. Bugün, Oslo görüşmelerini inkâr edenler “O görüşmeleri yaptıysak biz yaptık. Bundan sonra gerekirse tekrar yapmaya devam edeceğiz.” diyorlar. İşte biz de diyoruz ki o görüşmelerden çıkarttığımız sonuç olarak, “Bu kanun tasarısını siz Oslo’da verdiğiniz sözleri yerine getirmek, Oslo’dakileri memnun etmek için buraya getirdiniz.”

Şimdi ülkenin birliğini, dirliğini tehlikeye atıyorsunuz. Yeni oluşturacağınız şehir devletleri aracılığıyla Türkiye’yi yönetilemez hâle getireceksiniz. Bu şehir devletleri sizi tanımayacak, merkezî iktidarı tanımayacak.

Şimdi, bakınız, bu şehir devletlerinin başına seçilecek olan büyükşehir belediye başkanları var ya, onlar bakanların biraz büyüğü, Başbakanın hayalindeki devlet başkanının da biraz küçüğü olacaklar.

FARUK BAL (Konya) – MİT olayında olduğu gibi.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Efendim “Yahu, siz çok abartıyorsunuz.”, her zaman olduğu gibi bunu söyleyeceksiniz. Pekâlâ, biz abartıyorsak, biz hiçbir şey bilmiyorsak, hiçbir şey görmüyorsak, aylardır kamuoyu kabinenin yarısının büyükşehir belediye başkanı adaylığını konuşuyor. Bu bakanlarımız bakanlığı bırakacaklar, kasaba belediye başkanlığına mı aday olacaklar, yoksa yeni kurulan 29 büyükşehir belediyesinden birinin başkanlığına mı aday olacaklar? Bunu çok iyi görmek lazım.

Tabii ki bu şehir devletlerini kurarken köyleri, kasabaları ortadan kaldırıyorsunuz. Şu anda köylünün sırtına, mevcut ödediği verginin, harcının en az 5-10 katını saracaksınız. Zaten köylü, iktidarınız döneminde üretemez, ürettiğini satamaz hâle geldi. Bu ağır vergi yükü altında da köylünün bundan sonra köyde yaşaması mümkün değildir. Köylü artık şehirlerin varoşlarına göçecektir, bu yeni göç dalgası, yeni dram, yeni işsizlik, yeni aşsızlık, evsizlik, barksızlık demektir.

Şimdi, tabii ki bu kanunu çıkartırken başka bir şeyi daha göz ardı ediyorsunuz. Ben Muğla milletvekiliyim, Muğla’nın 1.100 kilometre kıyı şeridi var. Muğla’nın bir tarafından bir tarafına 4-5 saatte gidemiyorsunuz. Bu kadar geniş coğrafyaya ve yine Muğla vilayetinde nüfusun yüzde 58’i köylerde oturuyor. Siz bu kadar dağınık bir yerleşime tek elden, Muğla’nın merkezinden hizmet etmeniz mümkün değil. Muğla’nın merkezi, kendisine bağlı 3-4 ilçeden daha küçüktür.

Şimdi, belediyelere verilen bu sınırsız yetkilerin sonucu olarak belediyeler, merkezi idareyi alt edecekler başta; sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı vesaire gibi vali ve kaymakamlar aracılığıyla devletin vatandaşa ulaşması artık mümkün değil, budan sonra devletin belediyelere aktardığı kaynakların çok önemli bir kısmı popülist yaklaşımlarla vatandaşa yardım adı altında çarçur edilecektir.

Şimdi, sizin kurduğunuz bu belediyeler… Tabii, yeni belediyeleri, yeni dukalıkları tartışırken mevcut büyükşehir uygulamasını da unutmamak lazım. Mevcut büyükşehir uygulamasında, son yıllarda belediyelerin borçları sistematik olarak artmakta, belediyelerin yaptıkları yatırım harcamaları ise sistematik olarak azalmaktadır. Bu göz arda edilmemelidir. En basiti Ankara’nın göbeğinde metro yapılamadığı için trafik hercümerçtir. Şimdi, on senedir Ankara’da bir tek metro istasyonunu faaliyete geçiremeyen Büyükşehir Belediyesi, çözümü artık bu belediyeleri, bu yatırımları Ulaştırma Bakanlığa devretmekte bulmuştur.

Şimdi, kurulan bu dukalıklar mevcut bu kanunla, bugün burada verilen yetkilere razı olacaklar mı? Olmayacaklar. Oslo’da verdiğiniz sözler gereği, merkezi idareden valilere aktardığınız yetkileri; eğitim, sağlık, trafik, iç güvenlik gibi, kademeli olarak belediyelere vereceksiniz. Sonuçta bu belediyelerin eksik bir yetkisi kalır, o da para basmak, siz onu da çözersiniz. Tabii ki Türkiye’yi Amerika’nın bir uydusu hâline getirme projeniz çerçevesinde doları da ortak para birimi yapar, bunu da çözersiniz.

Tabii ki PKK’nın, KCK’nın bir başka talebi var, onlar diyor ki: “Türk Bayrağı'nın yanında ikinci bir bayrak asılsa ne olur?” Siz bu kanunla onu da çözersiniz, mahallî flamaları belirleme yetkisini bu yeni oluşturacağınız büyükşehir dukalarına verirsiniz, onlar kendi meclislerini toplarlar, onların o bayrak talebini de yerine getirirsiniz. Şimdi, siz diyorsunuz ki: “Tabii ki, bunları çok abartıyorsunuz.” Benim bunları çok abarttığım falan yok, bunların hepsi, hepsi ortada.

Sonuç olarak tabii ki şunu söylemek lazım: Siz, bu milleti aptal sanmayın. Şimdi, vali ve kaymakamları devre dışı bıraktığınızda, seçilmiş belediye başkanlarıyla hükûmet ve devlet politikalarını bundan sonra nasıl uygulayacaksınız? Bakanlardan daha etkili, yetkili, daha büyük bütçelere sahip olan bu belediye başkanlarını nasıl kontrol edeceksiniz? Sayın İçişleri Bakanı, bu belediye başkanları üzerinde nasıl vesayet yetkisi kullanabileceksiniz? Çünkü bunların hiçbirisi sizi muhatap almayacak. Bunlar “Ancak bizim tek muhatabımız var.” Diyecekler, “Bir, bizi seçenler; iki, Başbakan.” Arada başkasını muhatap almazlar. Şimdiye kadar bu Mecliste büyükşehir belediye başkanlarının baskısıyla hangi kanunların çıktığını herkes biliyor.

FARUK BAL (Konya) – Maydanoz kanunu, maydanoz!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Bundan sonra da, siz, vesayet yetkinizi bu belediye başkanları üzerinde kullanamazsınız. Siz bu kanuna ev sahipliği yaparak kendinizin de yetkisini, görevini ortadan kaldırıyorsunuz.

Şimdi, tabii ki bu tasarı bir idari federalizm yasasıdır. Bunu biz söylediğimiz zaman bizim abarttığımızı söylüyorsunuz…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Daha önce de söylediniz, olmadı.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – …ama bu tasarının Komisyonda görüşüldüğü sırada Sayın Asaf Savaş Akat, Vatan gazetesindeki köşesinde yazdı, “Milliyetçi Hareket Partisinin bu kanunun bir idari federalizm olduğuyla ilgili tespiti sonuna kadar doğrudur. Ben, yıllarca idari federalizmi savundum ama kimse bunu Meclise getirmeyi cesaret edemedi, AKP’yi bu manada kutluyorum.” dedi.

Yani, idari federalizmin ne olduğunu çok fazla anlatmaya gerek yok. Şimdiye kadar siz İzmit ve İstanbul modelini bize örnek olarak gösteriyorsunuz ama İzmit ve İstanbul’un coğrafi şartları, yerleşim biçimiyle şu anda görüşmekte olduğumuz yeni büyükşehirlerin hiçbirinin bu olayla alakası yok. Sizin İzmit dediğiniz vilayetin tamamı, yerleşim alanı ve İzmit’in coğrafi alanı Kayseri’ye bu kanunla dâhil edilecek Pınarbaşı ilçesinin coğrafi alanının tam yarısı.

Önce, bu kanunu konuşurken biraz tarih okuyun, biraz coğrafya okuyun, biraz matematik okuyun; biraz insaflı olun. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Kendisine zulmedenleri uyarın, onlara yardım edin.” Biz de buradan onu yapmaya çalışıyoruz. Allah rızası için, Türk milletini bataklığa sürükleyecek bu kanun tasarısını Atatürk’ün kurduğu bu Gazi Meclisten çıkartmadan geri çekin ve bu millete bir kötülük etmeyin, zulüm etmeyin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 338 sıra Sayılı Kanun Tasarısının tümü üzerindeki müzakereler, aşağıdaki gerekçede de belirtilen hususlardan dolayı yeterince aydınlatıcı olmamıştır. Bu sebeple Meclis İçtüzüğünün 72. maddesine göre müzakerelerin devam etmesini arz ederiz.

           Mehmet Şandır                         Sadir Durmaz                               Ali Öz

                 Mersin                                     Yozgat                                    Mersin

         Mehmet Erdoğan                         Enver Erdem                        Mesut Dedeoğlu

                  Muğla                                       Elâzığ                             Kahramanmaraş

   Hasan Hüseyin Türkoğlu          Ahmet Kenan Tanrıkulu               Ruhsar Demirel

               Osmaniye                                     İzmir                                   Eskişehir

             Bülent Belen                         Seyfettin Yılmaz                        Şefik Çirkin

                Tekirdağ                                     Adana                                     Hatay

        Kemalettin Yılmaz                      Necati Özensoy                           Alim Işık

           Afyonkarahisar                                Bursa                                    Kütahya

        Emin Haluk Ayhan                    Yusuf Halaçoğlu                         Celal Adan

                 Denizli                                     Kayseri                                  İstanbul

                                                              Zühal Topcu

                                                                  Ankara

Gerekçe:

Tasarı bu hâliyle Anayasamızın 3. maddesi olan devletin bütünlüğüne, 10. maddesi olan Kanun önünde eşitliği ilkesine, 90. maddesi olan kanunların usulüne uygun olanı kabul edilmiş anlaşmalara uygun olmasının gerektiği ilkesine, 123. maddesi olan idarenin bütünlüğü ilkesine, 126. maddesinde belirtilen "yetki genişliği ilkesine" 127. maddesi olan mahalli idareler olarak il belediye ve köy şeklinde düzenlenmiş olmasına, 169 ve 170. maddelerinde orman köylerine ilişkin düzenlemeye aykırılık teşkil ettiği.

Ayrıca tasarı ülkenin üniter yapısını tehlikeye sokacak, vatandaşlarımıza ek yük getirecek, telafisi mümkün olmayan zararlara neden olacağından düzenlemenin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.

Diğer taraftan, Tasarı bir bütün olarak ele alındığında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını, vatandaşlık hukuku bakımından iki farklı statüye tabi tutmaktadır. Büyükşehir belediyesi olan illerde yaşayan ayrı bir idari teşkilatlanmaya tabi statüde, büyükşehir belediyesi dışında kalan illerde yaşayanlar ise ayrı bir idari teşkilatlanmaya tabi statüde yer alacaktır.

Farklı statülerde yaşayacak vatandaşlar, büyükşehir belediyesi olan illerdeki vatandaşlar sadece büyükşehir belediyesi kanununa tabi, olmayan illerde yaşayanlar ise il özel idaresi, belediye ve köy kanunlarına tabi olarak yaşayacaklardır. Bu öncelikle Anayasanın 10. maddesinin 1. fıkrasında zikredilen "kanun önünde eşitlik" ilkesine ve aynı maddenin son fıkrasında zikredilen "herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep vb. sebeplerle ayrım gözletilmeksizin kanun önünde eşittir." ilkesine aykırılık teşkil eder.

Büyükşehir belediye sınırlarının il mülki sınırı olarak belirlenmesi ve bu illerde il özel idarelerinin ve köylerinin kamu tüzel kişiliğinin kaldırılması Anayasanın "123. maddesinin 1. fıkrasındaki İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir." hükmüne ve 127. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen "Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir." hükümlerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

İl özel idaresi, belediye ve köy kamu tüzel kişilikleri Anayasa ile öngörülmüştür, yasa ile kaldırılmaz. Oysaki tasarı, il özel idarelerinin kamu tüzel kişiliğini kaldırmaktadır ve bu yönüyle Anayasanın amir hükmüne aykırıdır. Tasarı köy kamu tüzel kişiliklerini ise kamu tüzel kişiliği olmayan mahallelere dönüştürmektedir. Bir köy kamu tüzel kişiliğinin varlığına kanunla son verebilir ancak kamu tüzel kişiliğini ortadan kaldıracak bir statü dönüşümüne tabi tutulamaz.

Anayasanın 123. maddesinin 2. fıkrası "İdarenin kuruluşu ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır." hükmünü amirdir. Tasarı 29 büyükşehir kurulan ilde bir denge içerisinde tesis edilmiş merkezî idare-mahalli idare ilişkisini ve bu bağlamda idarenin bütünlüğü ilkesini ihlal etmektedir.

Anayasaya göre merkezî idare illere ve diğer kademeli bölümlere ayrılmakta iken mahallî idareler il, belediye ve köylere ayrılmaktadır. Yine Anayasa'ya göre bu iki yönetim esasları arasında bütünlüğü sağlayacak araç idari vesayettir. Tasarıda yer alan düzenleme ile sözü edilen iller açısından idari bütünlüğü sağlayacak vesayetin ortadan kaldırıldığı görülmektedir.

Öte yandan, Köy Kanunu ile ilgili en önemli hususlar olan mera, yayla ve otlak gibi ortak alanların akıbetleri büyük bir belirsizliğe sürüklenmektedir. Bu ortak alanlarda büyükşehir belediyelerine imar uygulamaları yapma yetkisi verilmektedir. Bu da vatandaşların kanun önünde eşitlik ilkesine ve hukuk güvenliği ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, seçim bölgem okunmadı, lütfen düzeltilerek tutanaklara geçmesini istiyorum.

BAŞKAN –Anlaşılmadı.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Adım, soyadımdan sonra seçim bölgemi okumadınız, düzeltilerek tutanaklara geçmesini istiyorum.

BAŞKAN – Tamam.

“Ruhsar Demirel, Eskişehir.”

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının tümü üzerinde yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. Yalnız, dün Sayın Belen, Sayın Erdem, Sayın Türkoğlu, Sayın Korkmaz, Sayın Demir, Sayın Oğan, Sayın Aslanoğlu ve Sayın Dibek sisteme girmişlerdir ancak bugün, bu isimlerini söylediğim sayın milletvekillerinden Sayın Belen, Sayın Türkoğlu ve Sayın Oğan sisteme girmişler. Diğer sayın milletvekillerinin sisteme girmelerini rica ediyorum, çünkü önce dün sisteme giren sayın milletvekillerine söz verilecektir.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, dün girdiğimiz ayrı, bugün de girmek istiyoruz.

BAŞKAN – Sizinki dünkü sıraya göre efendim, bugünkü sıra olmaz.

Evet, Sayın Belen, buyurun.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu getirdiğiniz büyükşehir kanunu tasarısıyla maiyet memuru ve protokolde boy gösterecek memura çevirdiğiniz Bakanlığınıza bağlı kaymakam ve valilerin yüzüne nasıl bakacaksınız? Çünkü bu memuriyetteki arkadaşlar aynı zamanda sizin meslektaşınız.

Ayrıca, Meclis kulislerinde, şahsınızın, bu kanun tasarısına karşı çıktığınız için Genel Başkanınız tarafından aforoz edilerek kuruluşundan bu yana Genel İdare Kurulu üyeliğini yaptığınız Partinizin Genel İdare Kuruluna alınmadığınız söylentileri vardır. Bu doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Belen.

Sayın Erdem, buyurun.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, samimi bir soru soracağım: Bu düzenleme samimi olarak kimin talebi? Çünkü bu, vatandaşımızın talebi değil; belediye başkanlarının, köy muhtarlarının, üniversitelerin, bilim çevrelerinin, Bakanlığın aslında talebi değil, bu kimin talebi? Gerçek amacı ne? Yani kanunda yazan optimal ölçek, plan bütünlüğü, hizmetlerin etkin ve verimliliğini geçerek bir de gerçek amacını söylerseniz… Bizim “İhanet yasası” olarak değerlendirdiğimiz bu yasayı geri çekip milletimizi bu beladan kurtaracak mısınız?

Diğer bir sorum: Türkiye'nin yönetim sistemini değiştiren bir düzenlemeyi, Büyükşehir Belediye Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle idari sistemin tamamını ilgilendiren bu düzenlemeyi yapmayı içinize sindiriyor musunuz?

Üçüncü sorum: Amaç başkanlık sistemi ise neden açık ve aleni olarak milletin karşısına bir bütün olarak bu talepleri getirmiyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu, buyurun.

Evet, sistem müsaade etmiyor galiba.

Buyurun Sayın Türkoğlu.

Sistemde problem var galiba.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Efendim, dakika ilerliyor.

BAŞKAN – Ekleriz efendim, merak etmeyin.

Sayın Türkoğlu başka yere geçin, oradan verelim. Evet, oradan girin sisteme.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Zaman geçiyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ekleriz efendim, merak etmeyin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hayır orası geçiyor yani toplam soru süresi geçiyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkoğlu.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, polislerin özlük haklarının iyileştirilmesi hususu ne oldu? Polislerin çalışma şartlarının düzeltilmesi hususu ne oldu? Polislerin ek göstergesini düzeltme işi ne oldu? Sık sık soruyoruz ama cevap alamıyoruz, bugün lütfen bu cevabı verin.

Diyarbakır’da polis memurlarının “İl müdürümüz ağlamasın.” diye teröristlere silah sıkmadığı doğru mu? Bu müdür hakkında hangi işlemi yaptınız? Tarihte ilk defa bir başbakan, kamuoyu önünde yanlış bulduğu bir davranışını dile getirmesine rağmen o müdürü görevden alamamıştır. Bu durum, Oslo’da PKK’nın hoşuna gidecek vali, kaymakam, emniyet müdürü atanacak vaadinden mi kaynaklanmaktadır? Bu sorumuzu lütfen cevaplayın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Şanlıurfa-Birecik-Ziyaret köyü Suriye sınırında küçük bir köydür. Yaklaşık olarak 150 kişi yaşamaktadır. Birecik ilçe merkezine 25 kilometre uzaklıkta bir köydür. Görüşülmekte olan 338 sıra sayılı Büyükşehir Belediyesi Yasası Tasarısı Meclisten geçerse, köy statüsünü kaybedeceği gibi, mahalle bile olamayacaktır. Bu köyde geniş bir ormanlık alan var, keyfî ağaç kesimi yapılmaktadır. Ağaç kesimi konusunda teknik ve idari bir karar var mıdır? Jandarma Komutanının kesim yaptırma yetkisi var mıdır? Böyle bir yetki verilmiş midir ya da emir verilmiş midir?  Bugüne dek ne kadar ağaç kesilmiştir? Kesilen ağaçların satışı için herhangi bir ihale yapılmış mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın  Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Oslo görüşmeleri, bildiğiniz gibi, basına yansıdı. Orada aynen şöyle bir cümle vardı: “Yetkileri önce valilere, valilerden alarak belediye başkanlarına devredeceğiz.” Bugün sizin bu getirdiğiniz “büyükzehir” yasasıyla da yetkilerin valilerden alınarak belediye başkanlarına verileceğini görüyoruz. Bu yasayı siz içinize sinerek Meclise getirdiniz mi? Lütfen, Türk milletinin önünde çıkıp deyin ki: “Evet, bu yasa, İçişleri Bakanı olarak benim içime siniyor.”

Siz Sayın Valim, Komisyon Başkanı olarak, Türk milletinin yüzüne bakarak -her ne kadar şimdi kesmiş olsanız da yayını, Türk milleti sizi görmese de tutanaklara geçecektir- “Bu yasa bizim içimize siniyor ve bu yasa bir bölünme yasası değildir.” deyin, bizim de endişelerimizi bu şekilde giderin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, İstanbul Hadımköy, 500 tane sanayi firması var burada. Gündüz çalışan işçi sayısı… 500 fabrika ve yaklaşık 50 bin civarında işçi. Hadımköy önemli bir sanayi merkezimiz. Vergi dairesi yok, sigorta yok ve sanayisi olmasına rağmen tüm bu insanlar Arnavutköy’e gitmek zorunda kalıyor, 35 kilometre. Bu açıdan, Hadımköy’ü ilçe yapmayı düşünür müsünüz? Hadımköy bunu hak ediyor. Bu konuda bu insanların mağduriyetini önleyecek misiniz?

İkincisi ise, Sayın Bakan, polisler emekliliklerinde bugün aldıkları paranın üçte 1’ini alamayacaklar, emekli olacak polislerimiz perişan olacaklardır. Bu insanlara yapılan bir ezadır. Şu anda tazminat olarak verdikleriniz emekli ikramiyelerine, emekli maaşlarına yansımadığı için bu insanlar emekliliğinde perişan olmaktadır. Bu perişanlığı giderecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Dibek? Yok galiba.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi, mayıs ayında 6302 sayılı Kanunla yabancı gerçek ve tüzel kişilere yapılacak taşınmaz satışlarının ilçe sınırlarının yüzde 10’uyla sınırlandırılması söz konusu oldu. Şimdi, bu “büyükzehir” yasasıyla bu sınırlar mülki idare sınırlarına genişlediğine göre, yabancı gerçek ve tüzel kişilere yapılacak satışlar da aynı şekilde yüz ölçümünün yüzde 10’una çıkacak mıdır? Bunun için nasıl bir tedbir almayı düşünüyorsunuz? Yoksa, kötü giden ve büyüyen cari açığı, yabancılara bu sayede yapılacak satışlarla kapatmayı mı düşünüyorsunuz? Büyükşehir yasasını bu açıdan değerlendirir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akar? Yok.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Alim Bey’den sonra ben vardım sırada.

Sayın Köprülü…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye’de kurulması planlanan 29 tane büyükşehir belediyesinde 1.023 tane belde belediyesi kapatılacak. Bu belde belediyeleri kanunen belediye olma kriterlerini kaybetmediği hâlde ve bu yerleşim yerleri köyken belediye olduğunda halkın iradesiyle, referandumla belediye olduğu hâlde, şu pozisyonda hiç onlara danışılmadan, onların fikirleri alınmadan belediyeliklerinin kaybedilmesini doğru görüyor musunuz? Kendinizi halkın iradesinden daha üst, daha büyük bir güç olarak mı tanımlıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, Sayın Erdoğan, sistem silmiş, şimdi size söz veriyorum.

Buyurun.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bizi insan yerine koymayan Diyarbakır Emniyet Müdürü daha ne kadar yerinde kalacak? Yine, bölücülük yapan Tunceli Emniyet Müdürü ne kadar yerinde kalacak? Yine, bu kanunla tüzel kişiliği kaldırılan 16 bin köyün tüzel kişiliğine ait mal varlığı bundan sonra belediyeler tarafından nasıl korunacak? Yıllardır o köyün mal varlığını oluşturmak için çalışan o köylülerin, o köy konaklarını yapmak için, köyün merasını, ormanını korumak için çalışan köylülerin emekleri ne olacaktır? Bu köy mallarının talan edilmesine karşı hangi tedbirleri bu kanundan sonra alabileceksiniz? Bu kanundan sonra vali ve kaymakamlar ne iş yapacak? Bu kanunla büyükşehir sınırlarına giren 500 ilçenin kaymakamını da Devlet Personelin havuzuna göndermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, bu kanun konuşulurken tasarruftan dolayı belde belediyelerinin kapatılacağı söylendi. Türkiye’de il sayısını düşürmeyi düşünüyor musunuz tasarruf olsun diye? Bir.

İkincisi: Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Şartı üzerindeki çekincenizi kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özbek…

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, büyükşehir olmayan illerde il özel idarelerini kaldırmayı düşünüyor musunuz? Bununla ilgili herhangi bir çalışma var mı? Yoksa da büyükşehir olmayan illerde il merkez ve ilçe belediyeleri tarafından köylere hizmet verilmesinin verimliliği ve hizmeti artıracağına inandığımdan bu şekilde bir çalışma yapılmasının faydalı olacağını düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Serindağ… Yok.

Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, İzmir Barosunun İçişleri Bakanlığına müracaatı ile biber gazı kullanımının insan sağlığına zararı ile ilgili kalıcı etkiler bırakmaması nedeniyle Bakanlığınızın verdiği bir cevap var, iki gündür basına yansıyor. Bunun doğruluğunu, olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Sizin Bakanlığınızın verdiği yanıtta “Kanunsuz olaylara karışan gruplara karşı cop ve benzeri teçhizatın kullanılarak müdahale edilmesi hâlinde insanlara kalıcı etkisi olduğu nedeniyle fiziki zarar verilebileceği değerlendirildiği için gazın insan sağlığına böyle kalıcı bir zarar vermediği bilimsel olarak tespit edilmiştir….” Böyle bir söyleminiz var mı? Doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, bu yasayla Erzurum Büyükşehrin hizmet alanı bugünkünün 20 katı artacak. Bu oran Konya’da 50 kata çıkıyor yani büyükşehir belediye başkanlarının bugün şehir merkezlerindeki hizmetlerini 20 kat, 50 kat artırmanın neresinde rasyonalite vardır? Kaynakların etkin ve verimli kullanımı konusunda hangi garantiniz var?

Bir diğer husus: Diyarbakır Emniyet Müdürüyle ilgili düşüncelerinizi öğrenmek istiyoruz. Devlete hakaret eden, millete hakaret eden, hatta Sayın Başbakanın, çok acı, “Ben ağlamam.” diyerek, Sayın Emniyet Müdürünün nitelemesine muhatap olan bu davranışı daha ne kadar süre tahammülle karşılayacaksınız? Cevap verirseniz sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimizin yönelttikleri sorulara kısa cevaplar arz etmeye çalışacağım.

Sayın Belen’in sorusu tamamen yasayla ilgili olmayan, şahsımla ilgili bir soru. Bunu mensup olduğum partinin iç meselesi olarak değerlendirmek istiyorum.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Valilerle ilgili soruya cevap verin Sayın Bakan. Yetkileri ne oldu?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Sayın Enver Erdem Bey’in, “Bu yasa kimin talebi? Nereden gerekti?” sorusu: Bu yasa çağın ve ihtiyaçların ortaya koyduğu sonuçlar itibarıyla geliştirilen bir yönetim modeli ve bu modelin ülke sathına genişletilmesi düzenlemesinden başka bir şey değildir. Herkes farklı amaçlar yüklemek isteyebilir, yükleyebilir, bunu da saygıyla karşılarız.

Sayın Türkoğlu’nun polislerimizin özlük haklarıyla ve çalışma şartlarıyla ilgili sorusu: Doğrudur, polislerimizin özlük hakları, üstlenmiş oldukları, ağır sorumluluk gerektiren ve gerektiğinde hayati  tehlike içeren görevleri karşısında yetersizdir. Polislerimiz için, güvenlik güçlerimiz için hayati tehlike içeren görev mensupları için ne kadar ücret versek doğrusu az kalır. Ama ülkenin bütçe imkânları itibarıyla hem çalışma şartlarının iyileştirilmesi hem de özlük haklarının iyileştirilmesi için çalışmalar, değerlendirmeler yapılmaktadır, zaman içerisinde bu düzelmeler inşallah hepimizin gayretiyle gerçekleşecektir.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakan, nereden buluyorsunuz bu kaynağı?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Diyarbakır İl Emniyet Müdürümüzün, yakın tarihte bir konuşma esnasında sarf etmiş olduğu sözle ilgili olarak Bakanlığımızın, Emniyet Genel Müdürlüğümüzün müştereken değerlendirmesi, inceleme ve soruşturması devam etmektedir.

Sayın Demir’in Şanlıurfa’nın Birecik ilçesine bağlı 150 nüfuslu bir köydeki ağaç kesimiyle ilgili sorusu: Bu köy mahalleye dönüşecektir. “Mahalle olmayacak.” değerlendirmesi gerçeğe aykırıdır.

“Jandarma Komutanlığının ağaç kestirme yetkisi var mıdır?” sorusu: Böyle bir yetkisi doğrudan yoktur ama Orman İdaresi bir güvenlik hizmeti talebinde bulunmuşsa, o da o alanda bizzat veya elemanları aracılığıyla istenen görevi yapabilir, yapmak durumunda olmuştur.

Sayın Oğan “Valilerin yetkileri alınarak büyükşehir belediye başkanlarına devredilmektedir.” der bu kanunda. Bu kanunun herhangi bir maddesinde, herhangi bir fıkrasında böyle bir düzenleme söz konusu değildir. Bu bir tahmin, bir tahmin, bir hayal ürünü değerlendirmedir; herhangi bir düzenleme bu kanunda söz konusu değildir. İl özel idareleri kastediliyorsa, il özel idarelerinin valiler sadece encümeninin başkanıdır ve temsil makamındadırlar. İl özel idareleri apayrı bir yerel yönetim kurumlarıdır ve kendi organlarıyla, kendi bütçesiyle hizmet yürüten kurumlardır. Valilere değişik kanunlarla yetkiler verilmektedir, belki bu kanunla ilave bazı yetkilerin getirildiğini söylemek mümkündür.

Sayın Aslanoğlu’nun Hadımköy’ün ilçe yapılmasıyla…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Bakanım, sorunun devamı vardı efendim. Vicdanınız rahat mı?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) - Burada vicdan sorgusu melekliğine kimse soyunmasın. Konuyla ilgili sorulara cevap veriyorum.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Biz bunu o zaman sizin vicdanınızın bunu kabul etmeyeceği şeklinde anlıyoruz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) - Benim vicdanım bana aittir, sizin vicdanınız da size aittir. Ben sizin vicdanınızı sorgulamıyorum, siz de burada vicdan sorgulamasına lütfen karışmayınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

SİNAN OĞAN (Iğdır) - Sayın Bakan, sizin vicdanınız bunu kabul ediyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Merak etmeyin, köşeleri olan cevaplar da alırsınız.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Bakan, Türk milletinin vicdanı rahatsız.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Türk milleti benim mensubu olduğum millettir, onun üzerinden spekülasyona girmeye gerek yoktur.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Onun üzerinden spekülasyon yapmıyoruz. Bu bir bölünme yasasıdır.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) - Sayın Aslanoğlu, Hadımköy’ü şimdilik ilçe yapmayı düşünmüyoruz; gündüz nüfusu yoğundur, gece nüfusu azdır. Ama bahsettiğiniz vergi dairesi, sigorta kurumunun şubeleri gibi, hizmet kurumlarının oralarda ihdası konusunda ilgili bakanlıklarla koordine etmemiz gerektiğini düşünüyorum, belirttiğiniz doğrultuda.

Polislerin emekliliğini belirttiniz, emeklilikteki ücretlerinin düşüklüğünü. Doğrudur, sizinle aynı fikirdeyiz. Ülkenin imkânları ölçüsünde orada da iyileştirme yapmak gündemimizdedir.

Sayın Alim Işık: “Büyükşehir yasasıyla yabancılara yapılan mülk satışında artış olacak mıdır?” Bu yasada, yabancı uyruklu gerçek kişilerin edindikleri taşınmazlarla bağımsız ve sürekli nitelikteki sınırlı ayni hakların toplam alanı, özel mülkiyete konu ilçe yüz ölçümünün yüzde 10’unu ve kişi başına ülke genelinde 30 hektarı geçemez. Dolayısıyla, Bakanlar Kurulunun kişi başına ülke genelinde edinilebilecek miktarı 2 katına kadar artırma yetkisi saklı kalmak kaydıyla, mevcut Kanun’daki bu düzenleme aynen geçerliliğini korumaktadır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, ilçe sınırı şimdi mülki idare sınırına genişliyor.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) - Sayın Köprülü, 1.023 belde belediyesi yani büyükşehir sınırları içerisinde bulunan ve tüzel kişiliği kaldırılarak ilçe belediyesine katılacak olan belediyelerin belediye olma şartlarının devam ettiği hâlde kaldırılmasındaki tezada vurgu yapmak istedi. Burada bir tezat yok, bu sorunun kendinde bir tezat var. Zira o belediyeler daha büyük bir belediye yapısı içerisinde hem teşkilat olarak hem de sorumluluk alanı olarak yer almaktadır. Amaç, belediye teşkilatıyla hizmet vermekse daha düzenli, daha büyük bir belediye teşkilatıyla buralara hizmet verilmeye devam edilecektir.

Sayın Erdoğan, Diyarbakır Emniyet Müdürümüzle ilgili soruyu başka bir vesileyle cevaplandırdım. “Vali ve kaymakamlarımız ne iş yapacaktır bundan sonra, ne işe yarayacaktır?” Bu sorunun kendisini soru olarak, sorunun içeriği olarak biraz o meslek camiamıza yönelik hafife alıcı bir soru olduğunu belirtmek isterim.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Yapacak iş bırakmıyorsunuz ki!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) - Cevabına gelince de vali ve kaymakamlarımız bu ülkenin kamu yönetiminde, genel yönetiminde bugüne kadar tarihlerinde meslektaşlarının yaptığının aynısını günümüz şartlarına uygun bir şekilde yürütmeye, yapmaya, millete hizmet etmeye, devleti temsil etmeye ve devletin varlığını, bütünlüğünü korumaya devam edeceklerdir, yapacak görevleri vardır. Bu yasayla da herhangi bir görevleri ellerinden alınmamaktadır.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ya, insaf, insaf…

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) - Sayın Fırat: “İllerin sayısını düşürmeyi düşünüyor musunuz?” Bu yasa tasarısıyla böyle bir düzenlememiz olmadığı gibi yakın tarihte de böyle bir düşüncemiz yoktur. Sizin bir öneriniz varsa ondan yararlanmak isteriz.

Sayın Özbek, 52 ilde il özel idarelerini kaldırmayı düşündüğümüzü veya düşünmediğimizi sorarlar. Hayır, 52 ilde il özel idarelerini kaldırmadığımızı defaatle söyledik. Kanunda da buna yönelik düzenlemeler, ifadeler yer almaktadır. Cevabı kanun tasarısında açıktır.

Sayın Kaplan, İzmir Barosuna verdiğimiz, kanun tasarısı dışında bir konuyla ilgili bir yazılı cevaptan bahseder. Yazılı cevaptaki gerçeklerin sizin de itiraz etmeyeceğiniz gerçekler olduğunu düşünüyorum. Amacımız, devletin amacı hiçbir zaman işinde gücünde, hukuk çerçevesinde hayatını yaşayan, işine devam eden insanlarla uğraşmak değil, hukuku bozmak isteyen, hukuk dışı eylemlere tevessül edenlere mâni olmaktır. Bu mâni olma çalışmasında, tedbirinde devlet orantılı bir şekilde önleyici tedbirlerini, vatandaşını yine suç işleme istidadı içinde olsa dahi en uygun şekilde caydırma ve kontrol altına almak durumundadır. Verilen cevap sorulan soruya göre verilmiştir. Soruyu soran başkasıdır, cevabı veren Bakanlığımızdır. Sizin aktardığınız şekliyle de sorunun cevabı içerisindedir.

Sayın Şandır, Erzurum’un, Konya’nın ve diğer illerin belediye hizmetleri itibarıyla, coğrafi alanlarının il sınırları olması itibarıyla büyüdüğü bir vakıadır. Bazı yerde 10 kat ama belirttiğiniz gibi 50 kat büyüme olduğunu sanmıyorum, mutlaka 3, 5, 10 kat büyüme söz konusudur.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakanım, Konya 38 bin kilometrekare.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) - Zaten amaç bu kanunla coğrafi alan sorumluluğunu büyütmektir ve oralara büyükşehir hizmetlerini daha düzenli ve daha medeni bir şekilde götürmektir. Alanı büyütmeden büyükşehri ihdas etmek ve büyükşehir hizmetlerini geniş alanlara yaymak mümkün değildir. Bunun rasyonelliği her ilin kendi coğrafyasına, kendi nüfus varlığına göre şekillenmektedir ve şekillenecektir. İmkânlar, kadro, personel ve mali imkânlar her ilin coğrafyasına ve nüfus kriterine göre düzenlenmektedir.

Arz ederim Sayın Başkan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Zannediyorum kanunun tümü üzerinde müzakereler tamamlandı ancak bu kanunla ilgili Komisyonda, basında, diğer zeminlerde Anayasa’ya aykırılık iddiası had safhada bulunmaktadır. Kanunun tümünü oylamadan, maddelere geçilmesini temin etmeden Anayasa’ya aykırılık konusunun müzakere edilmesini arz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır, bir saniye lütfen.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmış bulunmaktadır. Görüşmelere başladığımız sırada, dünkü birleşim dâhil olmak üzere, tasarının İç Tüzük hükümlerine aykırılığı iddiasıyla görüşmelerine geçilemeyeceği yönünde çok sayıda usul tartışması yapılmıştır. Bu tartışmalarda ve tasarının tümü üzerindeki konuşmalarda Anayasa’ya aykırılık görüşleri de ileri sürülmüştür. Bu aşamada Anayasa’ya aykırılık, uygunluk şeklindeki bir usul tartışması açmamız mümkün görünmemektedir. Kaldı ki Anayasa’ya aykırılık gerekçesiyle her maddenin metinden çıkarma yönünde değişiklik önergesi verilebilecektir. Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılacağı organ da Anayasa Mahkemesidir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bir yasayla ilgili yani Genel Kurulun kararı hâline gelen bir kanunla ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiaları yeterince tartışılmadan maddelerine geçilirse bu eksik olur, yanlış olur, kanunu sakat hâle getirir. Sizden Anayasa’ya aykırılık konusunda bir müzakere açmanızı istiyorum. Açmazsanız usul tartışması açacağım.

BAŞKAN – Sayın Şandır, açmayacağımı zaten söyledim çünkü dünden bu tarafa tartışıldı ama usul tartışması istiyorsanız buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tavrınız hakkında usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Lehte mi, aleyhte mi istiyorsunuz söz istiyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aleyhte istiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Lehte.

BAŞKAN – Aleyhte.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte.

FARUK BAL (Konya) – Aleyhte.

BAŞKAN – Aleyhte.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İkinciyi ben söyledim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, ilk önce lehte ben söyledim. Herkesten önce ben söyledim, tutanaklara bakın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ne yapayım yani otomatik bir makine yok ki tespit edelim. 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, aleyhte, lehte sıralamasını tutanaklardan belirlemenizi istiyorum. Sonra “Yanlış oldu.” iddialarıyla yine müzakereleri tartışmaya sürüklemeyin.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.49


SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın, görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi usul tartışması açacağız.

Evet, tutanağı okuyorum:

“Başkan – Lehte mi, aleyhte mi söz istiyorsunuz?

Mehmet Şandır – Aleyhte istiyorum.

Mehmet Günal – Lehte.

Başkan – Aleyhte.

Nurettin Canikli – Lehte.

Mehmet Akif Hamzaçebi – Aleyhte.” sırasıyla…

Dolayısıyla, lehte söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Faruk Bal’a devrediyor efendim.

BAŞKAN – Yok, efendim gelmedi sıra. Burada şeyi okudum.

Buyurun…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Faruk Bal’a devrediyor Mehmet Bey.

BAŞKAN – Buyursun o zaman.

Sayın Bal, buyurun.

Sayın Günal devrediyor değil mi?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet efendim.

BAŞKAN – Lehte, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Üç dakika süre veriyorum.

ENVER ERDEM – Başkanım Anayasa’ya üç dakika yetmez, hiç olmazsa beş dakika olsun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, çok önemli bir konuyu tartışacağız üç dakikayla…

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Anayasa’ya aykırılık bakımından müzakere edilmesi istenmesine rağmen bu talebi yerine getirmediği gerekçesiyle tutumu hakkında

 

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa açısından incelenmesi için verdiğimiz önergeyi reddeden tutumunuzun aleyhindeyiz. Sizin bu tutumunuzla Sayın Başkan, Anayasa’nın değiştirilmez nitelikteki 3’üncü maddesi şöyleydi: “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” diyordu. Şimdi, bölünmüş bir bütündür hâline geldi ya da ikiye bölünmüş bir bütün hâline geldi. Çünkü büyükşehirler ile ilgili statü ile büyükşehir kapsamında olmayan illerin statüsündeki vatandaşların ve buraya hizmet eden kamu kurum ve kuruluşlarının niteliği, şekli buna göre değişti.

Anayasa’nın 10’uncu maddesinde “Herkes kanun önünde eşittir.” hükmü vardı. Sizin bu tutumunuzla Sayın Başkan, değişti. Artık, herkes kanun önünde eşit değildir. Nedir? Bu kanun hükmüne göre, artık, büyükşehir belediye sınırları içerisinde yaşayan köy hükmi şahsiyetlerinin sahip oldukları mal, mülk, mera, otlak, yaylak itibarıyla böyle bir hakları ellerinde kalmamıştır, bunun yerine diğer illerde bulunan köyler ve belde halkı böyle bir hakkı elde etmiştir; dolayısıyla, eşitlik bozulmuştur.

Bu eşitlik vatandaşın temel borçlarından, temel ödevlerinden olan vergi, resim, harç açısından da değişmiştir çünkü büyükşehirlerin statüsünde bulunan köylerde ve mahallelerde artık, elektrik tarifesi farklı, daha pahalı, çöp vergisi daha pahalı, emlak vergisi daha pahalı, esnaf, ticaret odası, sanayi odası gibi kuruluşlara ödenecek olan aidatlar daha pahalı, reklam vergisi daha pahalı, ruhsat harcı daha pahalı, iskân harcı daha pahalı olmak üzere il statüsündeki belediyelere karşı eşitsiz ve daha fazla mükellefiyet ödeyen, hizmet yerine cezalandırılan bir vatandaş kitlesi Anayasa’nın eşitlik ilkesini bozmuştur.

Sayın Başkan, sizin bu tutumunuzla, artık, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde devlete ve devleti yönetecek olan kişilere talimat olarak verilmiş olan kanun önündeki eşitlik ilkesine davranmak hükmü ortadan kalkmıştır. Diğer taraftan, Anayasa’nın 123’üncü maddesindeki “İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.” ilkesi ortadan kalkmış, onun yerine “İdarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim yerine talimatla, Sayın Bakanın talimatıyla; yerinden yönetim yerine de Sayın İçişleri Bakanının yönlendirmesi ve yorumlamasına göre yürütülür.” şeklinde bu Anayasa maddesi de değişmiştir. Bununla birlikte 126’ncı madde, 127’nci madde, velhasılıkelam Anayasa’nın tüm şekli, şemaili değişmiştir.

Bu tutumunuzla bundan sonra aleyhinizde olduğumu ifade ediyorum, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, aleyhte söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasa getirdiği hükümler itibarıyla devletimizin üniter yapısını değiştiren, merkezî yapısını değiştiren bir temel yasadır. Artık Türkiye’de üç başlı bir yönetim olacaktır. Halkın seçtiği cumhurbaşkanı, halkın seçtiği başbakan, halkın seçtiği büyükşehir belediye yasası. Yani tam bir kaos ortamına doğru ülkeyi sürüklüyorsunuz. Bu, cumhuriyetimizin kuruluş hukuku olan üniter devlet yapısına aykırıdır. Anayasa’nın 3’üncü maddesine, “değiştirilemez” hükümlere aykırılığın çok temel bir unsuru olarak bu yasayla getirdiğiniz, bu üç başlılık bu cumhuriyetin veya cumhuriyetin kuruluş hukukunun değiştirilmesidir.

Değerli arkadaşlar, bakınız, iktidar-muhalefet yarışı içerisinde söylemiyorum, bu devlet bir millî mücadele sonrası kurulmuştur. Bu millî mücadeleyi verenler, bu devleti kuran kahramanlar bir hukuk ortaya koydular. Hukuk, kuruluş hukuku 1924 Anayasası’nda kendi toplumuyla bir toplumsal sözleşme mahiyetinde belirlendi. Orada devletimizin şekli, yönetimimiz, milletimizin adı, bayrağımız, başkentimiz, dilimiz tanımlanmıştır; bunu değiştirmeye 550 milletvekili, 75 milyon insanın oyu yetmez. Devletlerin kuruluş hukukunu değiştirirseniz o devletleri yıkar, yeni bir devlet kurarsınız. Bu yasanın bu anlamda sonuçları itibarıyla buraya ulaşacak bir karakteri var. Bunları hep tutanaklara geçmesi için söylüyorum. Allah korusun, önümüzdeki süreçte, seçilmiş büyükşehir belediye başkanının yanına seçilmiş valiyi de koyduğunuz andan itibaren bu ülkeyi kuruluş hukukuna aykırı bir şekilde… Bunu çok arzu ettiğinizi biliyorum ama o zaman üniter devleti yıkmış, federal bir devlet kurmuş olursunuz.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – 91’den beridir onu istiyor, 91’den beri.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu da Anayasa’ya aykırıdır.

Anayasa’ya aykırı bir kanunu gündeme almak, bunun müzakeresine imkân vermek Sayın Meclis Başkanının meşruiyetini tartışılır hâle getirir. Onun için, ben, Sayın Meclis Başkanını burada bu müzakerelerin yapılmasına üç dakika vermesini de kınıyorum ve bu konuda güvenilirliğini yitirdiği için bundan sonra yeniden bir usul...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …tartışması açmak arzusundayım.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Lehte söz isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarıyla getirilen düzenlemeler Anayasa’ya, Anayasa’mıza herhangi bir aykırılık teşkil etmemektedir. Anayasa’mızın 127’nci maddesinin üçüncü fıkrası çok açık…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Oku Sayın Başkan, orayı da oku.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Okuyacağım, evet, şimdi okuyacağım.

…bir şekilde bu tür düzenlemeler için anayasal bir dayanak oluşturmaktadır. Anayasa’mızın 127’nci maddesinin üçüncü fıkrasının…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Başkanım, o 127’yi bir okusana. Orada ne yazıyor bir öğrenelim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …son cümlesi: “Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir.”

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Yerleşim merkezi bu mu, değil mi bakalım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Dağları, bayırları da büyük yerleşim merkezleri…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet, yerleşim merkezleri, yerleşim merkezleri.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bakın, dağları, bayırları değil “büyük yerleşim merkezleri” diyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunların hepsi yerleşim merkezidir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yerleşim merkezinden kasıt ne, yerleşim merkezinden?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Onu siz tanımlarsınız.

Elbette, yani “büyük yerleşim merkezleri” tabiri en geniş şekilde yorumlanması gereken tabir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, yani mülki idare hudutları nasıl yerleşim merkezi olur?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verirseniz Sayın Şandır, ben…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “Dağ taş, yerleşim merkezi.” mi diyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, “büyük yerleşim merkezi” ifadesi çok net bir şekilde büyük şehirleri kapsar ya da büyükşehir ilan edilen yerleri kapsar.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yerleşim yeri meskûn bir alandır.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aynen öyle. Yani, büyükşehir kavramını, büyük yerleşim kavramını nasıl oluşturuyorsunuz, içini nasıl dolduruyorsunuz? Kanunla dolduruyorsunuz. Öyle değil mi? Kanunla dolduruyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani dağı taşı yerleşim merkezi mi sayıyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani, bu konuda anayasal bir tanım var mı?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Keçiler bile otlamıyor oralarda.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bir başka ifadeyle, büyük yerleşim merkezleri şunlardan oluşur, ya da şunlar dâhil değildir, şunları içermez gibi bir tanımlama burada yoktur.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Anayasa’da yoktur, çok net.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şu yerleşim merkezini bir tarif et lütfen ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Anayasa koyucu bunu kanuna bırakmış, dolayısıyla bunun tanımını yasa koyucu kanunla belirler. Açık yani, bunun yorumu gerektirecek bir durumu da söz konusu değildir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Vay be, kafanıza göre Anayasa yorumluyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla bu noktada herhangi bir problem, bir sıkıntı yoktur.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Daha önce de kanunla değiştirmiştiniz, yine kanunla değiştirin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, bu tasarıyla belediyelerin yetkilerinde, büyükşehir belediyelerinin mevcut yetkilerinde hiçbir artış -yetkilerinde bakın, yetkilerinde- söz konusu değildir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya arkadaş…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Kanunu güzel oku.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yetki alanlarının genişletilmesi söz konusudur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yetki genişliği ilkesini uygulanamaz hâle getiriyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, bakın, bir saniye, ikisi çok farklı şey…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Başka şey söyle.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …yetkilerin genişletilmesi başka şey, yetki alanlarının genişletilmesi, fiziki, coğrafi olarak çok başka şey.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Hiç inandırıcı değil.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yetki genişliği ilkesini ayaklar altına alıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, seçilmiş valilik müessesesinin getirilmesi yetki alanının genişletilmesi anlamına gelir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Seçilmiş belediye başkanının…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ya da bir başka ifadeyle, bu siyasi bir düzenleme olur.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Nasıl yani?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Siyasi yani valinin, valiliğin seçimle getirilen bir düzenleme hayata konulması, yönetim yapısında siyasi bir tercih ortaya konulması anlamına gelir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Nurettin Bey, söylediğinize kendiniz inanıyor musunuz?

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Valinin terk ettiği yetkiler burada, bunları sayarım mahcup olursun.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama büyükşehrin coğrafi alanının genişletilmesi bu anlamda, hiçbir şekilde, uzaktan yakından bir tercih içermediği çok açık

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Valinin elinden yetkilerini alıp…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Valilerin elinden alınan yetkiler burada.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani şu olmuş olsaydı, büyükşehir belediyelerinin yetki alanları…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Senin Grubunda valiler, kaymakamlar var, onlara bir danış.

BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Seçimler konusunda yetki vermiş olsaydı o zaman dedikleriniz doğru olurdu. Bu yüzden aykırılıkla ilgili bir durum yoktur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kullandığın kavramlar yönetim bilimi jargonuna uymuyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, aleyhte söz isteyen Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yerleşim yeri derken dağı taşı da mı kastediyorsunuz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bizim orada keçiler otlamıyor Nurettin Bey…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bu tasarıyı iki açıdan Anayasa’ya aykırı olarak değerlendiriyorum, bazı hükümleri açısından. 29 ilde büyükşehir belediyesi kurulması, daha doğrusu büyükşehir belediyesi sayısının 29’a çıkarılması, Cumhuriyet Halk Partisi olarak desteklediğimiz bir konudur, bunda hiçbir tereddüt yok. Ancak Anayasa’nın 127’nci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi “Kanunla büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim bölgeleri kurulabilir.” Anayasa hükmü bu şekildedir. İl ve ilçe, yerleşim merkezi değildir, bir mülki yapılanmayı tarif eder. Yerleşim merkezi, insan yoğunluğunun, yerleşim yoğunluğunun olduğu yer demektir, tarımsal arazilerin olduğu bir alanı yerleşim merkezi olarak kabul etmek mümkün değildir, Anayasa bunu söylemiyor. Birinci olarak, bunu açıklığa kavuşturalım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Nurettin Bey’e yeterlilik verdiniz, böyle oldu işte.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, yapalım, büyükşehir belediye sayısını 29’a çıkaralım ama çıkarırken Anayasa’ya aykırı bir tutum da ortaya koymayalım.

İkinci olarak söyleyeceğim konu şudur: Tartışmalarda pek dikkate geldiğini, kürsüden ifade edildiğini görmedim, dikkatten kaçmış olabilir. Daha önce, 6 Mart 2008 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi 5747 sayılı bir kanunu kabul etti. 2009 yerel seçimlerinden bir kadar önce kabul edilen Kanun, yeni ilçe kurulması ile nüfusu 2 binin altında olan beldelerin kapatılmasını öngörüyordu. Buna karşı, Anayasa Mahkemesine açılan davada, Anayasa Mahkemesi bir karar verdi ve nüfusu 2 binin altında olan belediyelerin kapatılmasını -bazı belediyelerin daha doğrusu, hepsini değil- şu gerekçeyle iptal etti, şöyle diyor Anayasa Mahkemesi, 2008’e 153 sayılı kararında: Kültür ve turizm Bakanlığının önerisi ve Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilmiş turizm bölge, alan ve merkezleri ile kültür ve turizm koruma ve gelişme bölgeleri kapsamında bulunan yerler ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca saptanan turizm öncelikli yörelerde yer alan belediyelerin kapatılması Anayasa’nın 2, 63 ve 127’nci maddelerine aykırıdır.

Şimdi, bir kere, bunu dikkate almak gerekir. Toptancı bir anlayışla Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı bir kenara atılıyor ama bir de Anayasa Mahkemesi kararı var; bu da dikkate alınmış değildir.

Zamanım izin vermediği için daha uzun konuşma imkânım yok. Bunları belirterek konuşmamı sonlandırıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmelerin sonunda, Anayasa’ya aykırılık konusunda usul tartışması açılmaması yönündeki tutumumda bir değişiklik olmamıştır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Sayın Başkanım…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Bu kanunun önemi sürekli ifade ediliyor. Bu kanunun komisyon raporu doğru tanzim edilmediği yönündeki iki gündür devam eden tartışmalardaki tavrınız… Yani, siz yönetmekle görevlisiniz.

BAŞKAN – Evet.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Taraf olamazsınız.

BAŞKAN – Hangi taraf oldum Sayın Şandır?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Yönetmek size bu konuda yapılan tartışmaları sonucuna ulaştırmak gibi bir yükümlülük getirir. Ama tartışmalar bitmeden tümünün görüşmelerine başladınız, bütün itirazımıza rağmen başladınız ve bu kürsüyü işgal etmek durumunda bıraktınız. Bu, sizin tavrınızın sonucunda oldu.

Şimdi, tümünün müzakerelerini bana göre usulsüz yaptınız, usulsüz yürüttünüz. Sonuna geldiğinde…

BAŞKAN –  Neyi usulsüz yaptım Sayın Şandır, anlaşılmadı?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Çünkü, bu kanunun komisyon raporunun usulüne uygun tanzim edilmediği konusundaki iddialarımız yeterince tartılmadan, sonuca ulaşılmadan…

BAŞKAN –  Yeterince tartışılması için ne kadar zaman gerekir Sayın Şandır?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Ona karar veririz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sonucuna ulaşması lazım. 

BAŞKAN – Lütfen yani… İki günden bu tarafa bunu konuşuyoruz Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Sayın Başkan, bakınız..