TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝ

 

YASAMA DÖNEMİ                CİLT                YASAMA YILI

            24                                 4                            3

 

 

TUTANAK DERGİSİ

16’ncı BİRLEŞİM

 

6 Kasım 2012 Salı

 

 

DÖNEM: 24                               CİLT: 4                    YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

16’ncı Birleşim

6 Kasım 2012 Salı

 

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu’nun, Dünya Şehircilik Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı Haftası mesajına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın sorunlarına ve Mecliste seviyeli bir üslup kullanılması gerektiğine ilişkin gündem dışı konuşması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- İngiltere Parlamentosu Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Fabian Hamilton ve beraberindeki bir Parlamento heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 30/10/2012 tarih ve 34 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi tezkeresi (3/1031)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Danimarka Parlamentosu Başkanı Mogens Lykketoft ve Hollanda Temsilciler Meclisi Başkanı Anouchka Van Miltenburg'un vaki davetlerine icabet etmek üzere Danimarka ve Hollanda'ya resmî bir ziyarette bulunmalarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1032)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 30 milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmenler ile eğitim fakültelerinin kontenjanları ve Millî Eğitim Bakanlığının insan gücü politikalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/393)

2.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 29 milletvekilinin, termik santrallerin insan sağlığına, tarıma ve çevreye olan etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/392)

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, ülkemizde bölgelere göre diş hekimi ihtiyacının ve diş hekimlerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/391)

C) Gensoru Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin, uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesi’ni, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15)

2.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, TRT ve Anadolu Ajansı'nın yayınlarında tarafsızlığı sağlayamadığı, üstlendiği görevin sorumluluğunu yerine getirmediği ve kamu kaynaklarını partililere aktardığı iddiasıyla, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/16)

3.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, terör ve bölücü terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/17)

4.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan’ı zamanında yayımlamayarak TBMM'nin bütçe hakkını doğru bir şekilde kullanmasını engellediği iddiasıyla, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/18)

5.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türk tarım ve hayvancılık sektörlerini yanlış uygulanan politikalar ile bitirme noktasına getirerek çiftçileri ve üreticileri sıkıntıya soktuğu iddiasıyla, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/19)

6.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21 milletvekilinin, Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/20)

7.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, ülke ekonomisinin ithalata bağımlılığını artırdığı, millî sanayinin rekabet gücünü azalttığı ve yerli üretim konusunda çaba göstermediği iddiasıyla, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/21)

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, (2/303) esas numaralı 13/06/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/69)

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- MHP Grubu adına verilen genel görüşme önergelerinin Genel Kurula sunulmayarak gündeme alınmasının engellendiği gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında

2.- MHP Grubu adına verilen genel görüşme önergelerinin Gelen Kâğıtlarda derhâl yayınlanması gerektiği hâlde yayınlanmadığı gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un söz verme konusunda milletvekilleri arasında ayrım yaparak taraflı davrandığı, dolayısıyla İç Tüzük hükümlerine uymadığı gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

 

1.- BDP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde Iğdır Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan’ın cezaevlerinde 12/9/2012 tarihinde başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevi ve tutsak ailelerinin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu (10/81) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşlarının ülkemizdeki yaş meyve ve sebze üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu (10/439) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; (11/19, 11/16 ve 11/17) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin, Genel Kurulun 13 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine; (11/15, 11/18, 11/20 ve 11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin, 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına; 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve Isparta Milletvekili Recep Özel’in BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Amasya Milletvekili Avni Erdemir’in Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

IX.- AÇIKLAMALAR

1.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in dersliklerdeki öğrenci mevcuduyla ilgili verdiği bilgiye ilişkin açıklaması

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin dersliklerle ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun çoğunluk iradesi alınmadığı için tekemmül etmediğine, usulüne uygun düzenlenmediğine ve Genel Kurulda görüşülemeyeceğine ilişkin açıklaması

5.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun usulüne uygun olarak tanzim edildiğine ilişkin açıklaması

6.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun çoğunluk iradesi alınmadığı için tekemmül etmediğine, usulüne uygun düzenlenmediğine ve Genel Kurulda görüşülemeyeceğine ilişkin açıklaması

7.- İçişleri Komisyonu Başkanı Muammer Güler’in, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun usulüne uygun olarak tanzim edildiğine ilişkin açıklaması

8.- İçişleri Komisyonu Başkanı Muammer Güler’in, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun usulüne uygun olarak tanzim edildiğine ilişkin tekraren açıklaması

9.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun usulüne uygun olarak tanzim edildiğine ilişkin tekraren açıklaması

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/601) (S. Sayısı: 239)

4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338)

XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, 338 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun İç Tüzük’ün 42’nci maddesine uygun olarak hazırlanarak Başkanlığa sunulduğuna, raporun görüşmelerine devam edilmesinde İç Tüzük’e aykırılık olmadığına ilişkin konuşması

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Akköy 2’nci HES Projesi nedeniyle yöre halkının yaşadığı mağduriyete ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/9426)

2.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Soma Elektrik Üretim AŞ. ’ye hizmet veren bir özel güvenlik firması ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/9431)

3.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, Niğde merkezdeki bir beldede yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/10016)

4.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, elektrik dağıtım şirketlerinin sokak ve caddeleri aydınlatmadığı iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10017)

5.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, elektrik kesintileri nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10019)

6.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı’nın Patnos ilçesinde elektrik kesintileri nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10020)

7.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Diyanet İşleri Başkanlığından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına geçiş yapan personele ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10023)

8.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, Ödemiş ilçesindeki çiftçilerin elektrik borçlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10025)

9.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, cemaat vakıflarına belirli koşullarda mallarının iadesini öngören kanun değişikliğinin uygulanmasıyla ilgili verilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10377)

10.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Anadolu Ajansının para karşılığı bazı firmaların faaliyetlerini haber yaptığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10413)

11.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısının Türkiye’de kalmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/10461)

12.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, İstanbul’da Ortadoğu’da barış için dinî liderin katılımıyla gerçekleşen toplantıya ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/10490)

13.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, yabancı gerçek ve tüzel kişilere yapılan taşınmaz satışıyla ilgili verilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10491)

14.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, bir işadamıyla yaptığı görüşmeye ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/10502)

15.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Türk Dil Kurumunun internet sitesinde yer alan Güncel Türkçe Sözlükteki kavram tanımlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10505)

16.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, TRT’de yayımlanan programlar ile ilgili RTÜK’e yapılan şikâyetlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10508)

17.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, terörle mücadeleyle ilgili bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10509)

18.- Samsun Milletvekili A.Haluk Koç’un, istihbarat birimleriyle terör örgütü arasında görüşmeler yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10511)

19.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, MİT ile PKK’nın görüşme yaptığı iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10512)

20.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, TMSF’nin bir banka sahibine farklı muamelede bulunduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/10514)

21.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kilez Deresi’ndeki kirliliğe ve çevresindeki firmaların atık denetimine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10580)

22.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, yabancılara gayrimenkul satışına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı  (7/10583)

23.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, uluslararası toplantılara katılan resmî heyetlerin bilgi seviyeleri ve kıyafetleri ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/10592)

24.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası atanan kişilere ve bu kişilere diplomatik pasaport verilmesine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/10594)

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, benzin ve motorine yapılan zamlara ve ülkemizin petrol ithalatına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10600)

26.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, 2002 yılından günümüze taahhüt edildiği halde alınmayan doğal gaz için ödenen meblağa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/10603)

27.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Malatya’daki NATO füze savunma sistemi radarıyla ilgili radyasyon testi yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/10604)

28.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Bakanlık personelinin tayin işlemlerinde yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/10630)

29.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Bakanlık’ta yapılan bazı atamalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/10631)

30.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Van’ın Muradiye ilçesindeki halk kütüphanesinin ne zaman açılacağına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı  (7/10705)

31.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, başta Lim Manastırı ve Adır Adası olmak üzere Van’daki tarihî yapıtların restorasyonuna ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10706)

32.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Diyarbakır’da turizmin geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10708)

33.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Tokat ilinin kentsel dönüşüm kapsamına alınmamasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10904)

34.- Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un, İstanbul’un Fatih ilçesindeki Sulukule Yenileme Projesi’ne ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10905)

35.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, İstanbul’da kentsel dönüşüm kapsamında yıkılacağı iddia edilen bazı kamu binalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/10907)

36.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, MİT ile PKK yöneticileri arasında Oslo’da yapıldığı iddia edilen görüşmeye dair bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10982)

37.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Adalet ve Kalkınma Partisinin 4’üncü Büyük Kongresi’ne bazı gazetelerin muhabir ve yazarlarının alınmamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/11032)

38.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’daki taş ve maden ocağı işletmeleri için yapılan başvurulara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11067)

39.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında TOKİ’ye devredilen arazilere ve TOKİ tarafından yapılan projelere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11068)

40.- Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın’ın, Afyonkarahisar Valisinin 1983-1984 yıllarında Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde çalışıp çalışmadığına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/11070)

41.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/11073)

42.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/11126)

43.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2012 yılları arasında Bakanlık bünyesinde kiralama yoluyla hizmet veren binalara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/11204)

44.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, ülkemizde sığınmacı olarak bulunan Iraklı bir yetkiliye ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/11278)

45.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatları ile bağlı birimlerinde yapılan protokol harcamalarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/11279)

46.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, Irak’ın kuzeyi ile gerçekleşen ticari faaliyetlerimize ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/11280)

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.02’de açılarak dokuz oturum yaptı.

Tekirdağ Milletvekili Özlem Yemişçi, Tekirdağ ilinde yaşanan sel felaketine,

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı ve Nakli Haftası mesajına,

Kütahya Milletvekili Alim Işık, mesleki ve teknik eğitimin sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, 18/9/2012 tarihinde Çanakkale’nin Biga ilçesindeki sel felaketinde 3 vatandaşın yaşamını yitirdiğine ve zarar gören vatandaşların mağduriyetlerinin hâlâ giderilmediğine,

Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında barikatların kaldırılması olayıyla ilgili Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında kriz çıktığına,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, büyük şehirlerde hatalı park eden araçların yediemin otoparklarına çekilmesi uygulamasının sıkıntılara neden olduğuna ve buradan elde edilen gelirle ne yapıldığını öğrenmek istediğine,

Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, AKP’nin Atatürk’ten ve laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nden korktuğuna ve Latin harflerinin kabulü ile saltanatın kaldırılmasının yıl dönümüne,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in 14’üncü Birleşimde yaptığı gündem dışı konuşmada cumhuriyetle ilgili ifadelerine ve cumhuriyet rejimine,

Çorum Milletvekili Tufan Köse, tarımsal kalkınmayı desteklemek adına köylerde kurulan süt hayvancılığı kooperatifleri üyelerine borç tahakkuk ettirildiğine ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bu konuya çözüm getirmesini talep ettiğine,

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Hükûmetin pamuk fiyatlarıyla ilgili düzenleme yapması ve akaryakıt ile gübre fiyatları konusunda da çiftçinin sesini duyması gerektiğine,

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, cezaevlerinde sürdürülen açlık grevlerinde sağlık açısından kritik olan 50’nci günün aşıldığına ve yaşam hakkının korunması adına herkesi daha duyarlı olmaya çağırdığına,

Erzincan Milletvekili Muharrem Işık, Erzincan’a ambulans ve helikopter gelmesinde sıkıntı yaşandığına ve bu nedenle hayatını kaybedenler olduğuna,

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, Balıkesir’in Marmara ilçesinde yoğun yağışlar nedeniyle büyük zararların meydana geldiğine ve bu yaraların acilen sarılmasını talep ettiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 69’uncu maddesi ile 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 37’nci maddesinin 2’nci bendi uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Sayıştay Başkanlığının 2011 yılı harcamalarına ilişkin dış denetim raporlarının Başkanlık Divanının 10/10/2012 tarihli toplantısında görüşüldüğüne ve inceleme sonuçlarının Genel Kurulun bilgisine sunulmasına karar verildiğine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Slovakya Ulusal Meclisi Başkanı Pavol Paska’nın vaki davetine icabet etmek üzere 7 Kasım 2012 tarihinde Slovakya’ya resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi kabul edildi.

Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 21 milletvekilinin, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin nedenlerinin ve havzaya yaptığı etkilerin (10/388),

İstanbul Milletvekili Celal Adan ve 19 milletvekilinin, İstanbul esnaf ve sanatkârlarının sorunlarının (10/389),

BDP Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve BDP Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Millî Eğitim Bakanlığının neoliberal ekonomik dönüşüm temelinde belirlediği öğretmen yetiştirme politikalarının neler olduğunun ve ataması yapılmayan öğretmenler sorununun (10/390),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

BDP Grubunun, 8/10/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in Türkiye cezaevlerindeki sorunlar çözülmediği ve siyasi talepler yerine getirilmediği için başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (1568 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 1/11/2012 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Mardin Milletvekili Ahmet Türk, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un Barış ve Demokrasi Partisine,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün AK PARTİ Grup Başkanına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında yer alan, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun (2/901) (S. Sayısı: 336) görüşmeleri tamamlanarak kabul edildi.

4’üncü sırasında yer alan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/601) (S. Sayısı: 239) tümü üzerindeki görüşmeleri yapıldı.

336 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun siyasi parti gruplarına aynı zamanda dağıtılmadığı ve söz talepleri konusunda sıkıntı yaşandığı gerekçesiyle bu kanun teklifinin görüşülmesinin,

336 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesine ilişkin oylamada karar yeter sayısının aranması istenmiş olmasına rağmen karar yeter sayısının aranmadığı gerekçesiyle Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın tutumunun,

239 sıra sayılı Komisyon Raporu’nda tali komisyonların kararları yer almadığından bu raporun tekemmül etmiş sayılıp üzerinde görüşme yapılmasının,

Karar yeter sayısının aranması talebini gerçekleştirmediği gerekçesiyle Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın tutumunun,

239 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesine ilişkin olarak talep üzerine yapılan açık oylama sonucuyla ilgili uygulamanın,

İç Tüzük’e uygun olup olmadığı konularında usul görüşmeleri yapıldı. Her usul görüşmesinin sonunda Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun olduğu açıklandı.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın Milliyetçi Hareket Partisine,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın CHP Grubuna,

İstanbul Milletvekili Oktay Saral, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın şahsına,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın şahsına,

Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın şahsına,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün şahsına,

İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın şahsına,

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun şahsına,

İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın Cumhuriyet Halk Partisine,

İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın şahsına,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin Adalet ve Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grubuna,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın şahsına,

Isparta Milletvekili Recep Özel, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın şahsına,

Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili Recep Özel’in şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Habur Gümrük Kapısı’ndaki uygulamalara,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, kendisinin ifade etmediği bir konuyu kendisine atfetmesine,

Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcüsü Ahmet Öksüzkaya, 239 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun tekemmül edip etmediğiyle ilgili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın ifadelerine,

Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, görüşmeler sırasında yapılan oylamada sahte oy kullanıldığı ve Meclis Başkanlığının bu konuda herhangi bir işlem yapıp yapmayacağını öğrenmek istediğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Alınan karar gereğince, 6 Kasım 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere 03.35’te birleşime son verildi.

 

                                                      Mehmet SAĞLAM

                                                         Başkan Vekili

 

     Muhammet Rıza YALÇINKAYA                                                       Fatih ŞAHİN

                   Bartın                                                                                      Ankara

                Kâtip Üye                                                                                 Kâtip Üye

 

 

II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                 No: 21

3 Kasım 2012 Cuma

Tasarılar

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Kore Cumhuriyeti Arasında Mal Ticareti Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/705) (Plan ve Bütçe; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.10.2012)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Şili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/706) (Milli Savunma ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.10.2012)

3.- 1978 Protokolü ile Değişik 1973 Tarihli Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Ait Uluslararası Sözleşmenin III ve IV üncü Eklerine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/707) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Çevre ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.10.2012)

Teklifler

1.- İzmir Milletvekili Musa Çam'ın; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/935) (Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.10.2012)

2.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/936) (Plan ve Bütçe ile Anayasa Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.10.2012)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/937) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.10.2012)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/938) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.10.2012)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tohumculuk Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/939) (Plan ve Bütçe ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.10.2012)

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ekvator Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Turizm Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/631) (S. Sayısı: 330) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ekvator Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültürel ve Eğitsel İşbirliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/634) (S. Sayısı: 331) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bermuda Hükümeti Arasında Vergi Konularında Bilgi Değişimi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/643) (S. Sayısı: 332) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012) (GÜNDEME)

4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek Cumhuriyeti Arasında Kültür Alanında İşbirliği Protokolunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/645) (S. Sayısı: 333) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012) (GÜNDEME)

5.-  9 Temmuz 1999 Tarihinde Singapurda İmzalanan Türkiye Cumhuriyeti ile Singapur Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasını Değiştiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/646) (S. Sayısı: 334) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012) (GÜNDEME)

6.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Güney Afrika Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İkili Ulusal Komisyon Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/663) (S. Sayısı: 335) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012) (GÜNDEME)

7.-  Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın;  Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (Dağıtma tarihi: 02.11.2012) (GÜNDEME)

 

 

                                                                                                                                 No: 22

5 Kasım 2012 Pazartesi

Gensoru Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 Milletvekilinin; uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)

2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; TRT ve Anadolu Ajansı’nın yayınlarında tarafsızlığı sağlayamadığı, üstlendiği görevin sorumluluğunu yerine getirmediği ve kamu kaynaklarını partililere aktardığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/16) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)

3.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; terör ve bölücü terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/17) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)

4.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Planı zamanında yayımlamayarak TBMM’nin bütçe hakkını doğru bir şekilde kullanmasını engellediği iddiasıyla Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/18) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)

5.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Türk tarım ve hayvancılık sektörlerini yanlış uygulanan politikalar ile bitirme noktasına getirerek çiftçileri ve üreticileri sıkıntıya soktuğu iddiasıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/19) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)

6.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21 Milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/20) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.11.2012) (Dağıtma tarihi: 05.11.2012)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Ankara’daki okul sayılarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2281) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2012 yılı içinde akaryakıt, doğal gaz ve elektriğe yapılan zam oranlarına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/2282) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’da kamu yurtlarına başvuran öğrenciler ile Devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören öğrenci sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2283) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, beden eğitimi öğretmeni sayısı ile ilgili verilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2284) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

5.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 01 Ocak-30 Eylül 2012 tarihleri arasında sezaryen ve normal doğum yapanların sayısına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2285) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

6.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta tarımın geliştirilmesi için gerçekleştirilecek projelere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2286) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, okullarda Andımızın kaldırılacağı iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2287) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

8.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2012 yılı içinde akaryakıt, doğal gaz ve elektriğe yapılan zamlara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/2288) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

9.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2012 yılı içinde temel tüketim maddelerine yapılan zamlara ve bütçe hedeflerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) sözlü soru önergesi (6/2289) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Kuzey Iraklı bir liderin Adalet ve Kalkınma Partisi Kongresine onur konuğu olarak katılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11544) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

2.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde yangından zarar gören bir alışveriş merkezinin afet kapsamına alınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11545) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

3.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik’te sosyal yardımlardan yararlanan vatandaşlara ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün bu ildeki projelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11546) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

4.-  Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, asgari ücretten vergi alınmamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11547) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

5.-   Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Suriye’den PKK’ya katılımların artmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11548) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

6.-  Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Oslo görüşmelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11549) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

7.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Hatay’daki Suriyeli mültecilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11550) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

8.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Suriye sınırıyla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11551) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

9.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, son dönemde yapılan zamlara ve enflasyon hedefine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11552) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

10.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, besicilerin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11553) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

11.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2002-2011 yılları arasında Manisa’da karşılıksız çek ve senet suçlarına ve haklarında icra takibi başlatılan kişilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/11554) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

12.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, açık ceza evlerinde gerçekleştirilen üretim faaliyetlerine ve icra davaları ile ilgili verilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/11555) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

13.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, 2002-2012 yılları arasında Kars’ta meydana gelen intihar vakalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/11556) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

14.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, terör saldırıları sonucu psikolojik olarak zarar gören askerlere gazilik unvanı verilmesine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11557) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

15.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, deprem dışındaki afetlerden zarar görenlere ve bunlara yapılan yardımlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11558) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

16.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, KOSGEB tarafından verilen destekleme kredilerine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/11559) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

17.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, Tekirdağ’da bir alışveriş merkezinde çıkan yangından zarar gören esnafın mağduriyetine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/11560) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

18.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Ankara Büyükşehir Belediyesi bünyesinde bazı işçilerin sendika değiştirmeye zorlandığı ve mobbinge maruz kaldığı iddialarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11561) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

19.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde bir alışveriş merkezinde çıkan yangından zarar gören esnafın mağduriyetine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11562) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

20.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, asgari ücretin artırılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11563) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

21.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Sosyal Güvenlik Kurumunun sağlık harcamalarındaki artışa ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11564) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

22.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’in Aliağa ilçesinde yaşanan hava kirliliğine ve bu kirliliğin sebep olduğu çevre ve sağlık sorunlarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11565) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

23.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İzmit’in bir mahallesinde yaşayan vatandaşların arazilerinin kamulaştırılmasından kaynaklanan sorunlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/11566) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2002-2012 yılları arasındaki doğal gaz, elektrik ve petrol ithalatına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11567) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

25.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyündeki trafo ve elektrik dağıtım şebekesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11568) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

26.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyünün elektrik telleri ile sokak lambalarının yenilenmesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11569) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

27.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, elektrik zammına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11570) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

28.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, enerji faturalarının azaltılmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11571) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

29.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, doğal gaza yapılan zamlara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11572) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

30.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, benzine yapılan zamlara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/11573) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

31.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’da faaliyet gösteren yurtlara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/11574) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

32.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesine spor salonu yapılması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/11575) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

33.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, ot ve saman ithaline ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11576) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

34.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Suriye’den kaçak olarak getirilen küçükbaş hayvanlara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11577) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

35.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, yurt dışından getirilen hayvanların test edilmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11578) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

36.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, şap hastalığı ile mücadeleye ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11579) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

37.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars ilindeki hayvancılık sektörünün durumuna ve Et ve Balık Kurumunun yeniden yapılandırılmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11580) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

38.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, gümrük muayene memurlarının denetmenlik ya da uzmanlık kadrolarına atanmasına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/11581) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

39.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık tarafından yapılan geçici görevlendirmelere ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/11582) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

40.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Ankara Büyükşehir Belediyesi bünyesinde bazı işçilerin sendika değiştirmeye zorlandığı ve mobbinge maruz kaldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11583) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

41.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’nun ilçelerindeki emniyet birimlerinde personel ve teçhizat eksikliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11584) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

42.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Emniyet Müdürünün bir açıklamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11585) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

43.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik’teki ilçe emniyet müdürlüklerinin araç ihtiyacına ve bazı beldelerin belediye statülerindeki belirsizliğe ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11586) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

44.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesine bağlı bir köyün beton sulama kanalı ihtiyacına İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11587) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

45.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’da bir köye ait yolların bakım ve onarımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11588) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

46.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyünde kum ocaklarına giden yolun asfaltlanmasına veya alternatif yol yapılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11589) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

47.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın bir köyünün yollarının bakımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11590) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

48.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesinin bir köyünün kanalizasyon sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11591) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

49.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesinin bir köyünün yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11592) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

50.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bir emniyet müdürünün açıklamalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11593) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

51.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Hatay’da bir karakolda yaşanan bir olayın emniyet camiasına etkilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11594) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

52.- Bitlis Milletvekili Husamettin Zenderlioğlu’nun, Tatvan Belediyesine yapılan yardımlar, hibeler ile belediyenin borç ve alacaklarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11595) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

53.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, TÜİK’de görev yapan bir personelin haksız olarak işten atıldığı iddialarına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11596) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

54.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, çeşitli ülkelerden alınan kalkınma yardımlarına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11597) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

55.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik’teki şehitliklerin durumu ile doğal ve kültürel zenginliklerin turizme kazandırılması çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/11598) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

56.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis Kalesinde gerçekleştirilen kazı çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/11599) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

57.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, Tekirdağ’da bir alışveriş merkezinde çıkan yangından zarar gören esnafın mağduriyetine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11600) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

58.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında motorlu taşıtlar vergisi borcunu ve trafik cezasını ödemeyen mükellef sayısına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11601) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

59.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, 2002-2012 yılları arasında atanan emekli olan ve alan değiştiren öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11602) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

60.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, teknik öğretmenlerin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11603) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

61.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, okullardaki izcilik faaliyetlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11604) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

62.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Yurtdışı Teşkilatına Sürekli Görevle Atanacak Personel Seçme Sınavının puan hesaplama yönteminde değişikliğe gidilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11605) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

63.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye Milli Eğitim Müdürlüğünde görevlendirilen bir öğretmene ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11606) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

64.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, 2012 yılı KPSS hakkındaki iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11607) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

65.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Hakkâri il merkezi ve ilçelerindeki okulların sayısı ve faaliyet durumlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11608) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

66.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, alan ve branş değiştiren öğretmenler ile ilgili verilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11609) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

67.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’de ders kitaplarının eksik dağıtıldığı iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11610) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

68.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, İzmir’de yaşanan bir olaya ve öğretmenlere yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11611) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

69.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik’teki okulların araç-gereç ve öğretmen ihtiyacı ile kayıt döneminde velilerden para talep edilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11612) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

70.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2007-2012 yılları arasında öğretmenlere yönelik şiddet olaylarına ve okulların güvenlik durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11613) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

71.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ilindeki öğretmen sayısı ve ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11614) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

72.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, imam hatip ortaokullarında okutulan bir ders kitabına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11615) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

73.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık bünyesinde görevlendirme ile çalışan personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11616) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

74.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, özür grubu atamalarının gerçekleşmemesi nedeniyle mağdur olan öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11617) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

75.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında öğretmen ve derslik açığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11618) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

76.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’daki okullar ve öğrencilerle ilgili verilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11619) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

77.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, ÖSYM tarafından yapılan sınavlara ve bu sınavlara yönelik bazı iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11620) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

78.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, öğretmenlerin alan değişikliği atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11621) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

79.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bir alkollü içecek firmasının bazı okulların basketbol sahalarını yaptırdığı iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11622) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

80.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, ders kitapları ve eğitim araçları yönetmeliğinde değişikliğe gidilmesinin nedenlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11623) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

81.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, atanamayan öğretmenlerle ilgili bir açıklamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11624) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

82.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, ücretli öğretmen istihdamına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11625) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

83.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, öğretmenlerin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11626) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

84.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, öğretmenlere verilen önemin artırılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11627) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

85.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, ikili öğretim yapılan okullarda görev yapan personelin fazla çalışmalarının karşılığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11628) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

86.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, öğretmenlere yönelik şiddete ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11629) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

87.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, taşımalı eğitim sistemi ile ilgili bazı sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11630) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

88.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2005-2012 yılları arasında askerlik hizmetini yaparken hayatını kaybedenlere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11631) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

89.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, TSK personelinin moralini düzeltmek için alınan tedbirlere ve emeklilik isteyen asker sayısına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11632) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

90.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, bedelli askerlik uygulamasından elde edilen gelire ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/11633) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

91.- Bitlis Milletvekili Husamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis’in Mutki ilçesinde yapılması planlanan bir baraja ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11634) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

92.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002’den günümüze kadar meydana gelen orman yangınlarına ve yeniden ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11635) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

93.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesinin bir köyünün drenaj kanalı sorununa ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11636) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

94.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyünün sulama kanalı sorununa ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11637) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

95.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyünün beton sulama kanalı ihtiyacına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11638) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

96.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Tuzluca ilçesindeki iki köyün sulama kanalı sorununa ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11639) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

97.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Tuzluca ilçesindeki bir köyün sulama kanallarının bakım ve onarımına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11640) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

98.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli’nde mikro cerrahi uzmanı ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11641) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

99.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, ülkemizde psikiyatrist ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11642) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

100.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ülkemizde çalışan yabancı uyruklu sağlık personeli sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11643) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

101.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Merkeze bağlı bir köyündeki sağlık personeli eksikliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11644) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

102.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Hatay’da faaliyet gösteren sağlık kurumlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11645) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

103.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, sağlık harcamalarındaki artışa ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11646) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

104.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, geleneksel hekimlik uygulamalarının terkedilmesine ve yüksek maliyetli tetkiklere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11647) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

105.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, temel tüketim maddelerinin denetimine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11648) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

106.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, doğum öncesi ve sonrası alınan ücretli izin sürelerinin uzatılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11649) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

107.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, gelişen teknoloji sonucu artan radyasyon oranının insan sağlığını tehdit etmesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11650) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

108.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, obezite hastalığı ile mücadelede alınacak önlemlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11651) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

109.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, 4-B’li statüden 4-A’lı statüye geçen sağlık çalışanlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11652) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

110.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, başta ilaç maliyetleri olmak üzere sağlık hizmetlerinde maliyetlerdeki artışa ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11653) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

111.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, ülkemizdeki fenilketonüri hastalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11654) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

112.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, meme kanseri hastalığına yakalanan kişi sayısına ve bu hastalıkla mücadele kapsamında gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11655) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

113.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Salihli-Gölmarmara-Akhisar yoluna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11656) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

114.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Marmaray Projesi kapsamında Gebze ve Osmangazi tren istasyonları arasına bir istasyon eklenmesi ihtiyacına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11657) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

115.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Erbaa-Niksar karayolunda meydana gelen kazalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11658) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

116.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, telefon şirketlerinin faturalarına yansıttıkları vergilere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11659) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

117.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, baz istasyonlarının kaldırılmasına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11660) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

118.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, köprü ve otoyollarda uygulanacak yeni geçiş sistemine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/11661) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

119.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Anadolu Ajansı tarafından düzenlenen bir sertifika programına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/11662) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

120.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2002-2012 yılları arasında Manisa’da icra takibi başlatılan esnafa ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/11663) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

121.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Suriye’deki muhalif gruplara askeri-lojistik ve psikolojik destek sağlandığı iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11664) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.10.2012)

122.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, 06 Nisan 2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Kanununa dayanarak çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin TBMM’de görüşülmemesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/11665) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.10.2012)

123.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakanın TBMM’deki makam odasında yapılan tadilata ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/11666) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.10.2012)

 

                                                                                                                                 No: 23

6 Kasım 2012 Salı

Gensoru Önergesi

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; ülke ekonomisinin ithalata bağımlılığını artırdığı, milli sanayinin rekabet gücünü azalttığı ve yerli üretim konusunda çaba göstermediği iddiasıyla Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/21) (Başkanlığa geliş tarihi: 05/11/2012) (Dağıtma tarihi: 06.11.2012)

Meclis Araştırması Önergeleri

1. BDP Grubu adına Grup Başkanvekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, diş hekimlerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/391) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/12/2011)

2. Sinop Milletvekili Engin Altay ve 29 Milletvekilinin, termik santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/392) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/12/2011)

3. Sinop Milletvekili Engin Altay ve 30 Milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmen adaylarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/393) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/12/2011)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, çalınan KPSS sorularıyla ilgili soruşturmanın akıbetine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7824)

2.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, ülkemizdeki adalet sistemine ve yasalara olan güvene ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/7835)

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, noter işlem ücretlerinin fazlalığına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/7836)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’da yapılan kamu yatırımlarına ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7891)

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, zayıflama ilaçlarına ve bunların denetimine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7892)

6.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, kene ısırması vakalarına ve alınan tedbirlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7893)

7.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, doğum kontrol yöntemlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7894)

8.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, sezaryen ve kürtajla ilgili açıklamalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7895)

9.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, hemşirelerin özlük haklarına ve mesleki sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7896)

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, ilaçlı stentler ve bazı ilaçların bedellerinin ödenmediği iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7897)

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, plastik ürünlerin kullanımının insan sağlığına olan etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8028)

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, hizmete açılmayan Dumlupınar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi içerisindeki Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8029)

13.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Devlet Hastanesinin inşaatına başlanılmamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8030)

14.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2002-2012 yılları arasında Kütahya ili sağlık hizmetleri verilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8031)

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8032)

16.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, PARDUS İşletim Sistemine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8033)

17.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, kürtaj ve sezaryen uygulamalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8034)

18.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezine ve Merkeze gelen şikâyetlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8036)

19.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, sağlık çalışanlarının döner sermaye gelirlerinde yapılan kesintilere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8037)

20.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, 2002-2012 yılları arasında Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı verilerine ve alınan önlemlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8038)

21.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Başbakan’ın kürtajla ilgili bir açıklamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8039)

22.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İzmit’teki iki köyün sağlık ocağı ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8102)

23.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Şenpazar ve köylerinde içme suyundan kaynaklanan Hepatit-A hastalığına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8103)

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Salihli Devlet Hastanesinin kapasitesinin artırılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8104)

25.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, yasal ve yasadışı kürtaj operasyonlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/8105)

6 Kasım 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı  Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Dünya Şehircilik Günü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu’na aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu’nun, Dünya Şehircilik Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dünya Şehircilik Günü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

8 Kasım Dünya Şehircilik Günü, otuzdan fazla sayıda ülkede paneller, konferanslar düzenlenerek, yaşanabilir şehirler ve bunun toplumsal yaşama etkileri üzerinde duyarlılıkların artmasının sağlandığı gündür.

Bugün dünya nüfusunun yarıdan fazlası şehirlerde yaşıyor ve 2050 yılına kadar dünya nüfusunun 9 milyara, şehir nüfusunun da 6 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Değerli milletvekilleri, hızlı şehirleşme birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Onlarca yıl şehirlerimiz herhangi bir denetim gücü olmadan, rastgele ve planlamadan uzak biçimde büyümüştür. Estetik kaygı gözetilmeden, doğal çevre, insanların ihtiyaçları dikkate alınmadan ve mevcut tarihî dokunun korunması düşünülmeden gerçekleşen büyüme yerleşim birimlerinin tarihsel, kültürel ve doğal kaynaklarının tahrip olmasına sebep olmuştur. Hükümetler Türkiye çapında doğru ve gerçekçi yerleşme kararları almamış ve uygulamamışlardır. Planlar yapılmış ancak bu planlar anormal büyüyen nüfusun ve ihtiyaçların gerisinde kalmış, kentleşme planlamayı izleyeceğine, planlama kentleşmeyi izlemiştir. Ana kararlar devlet politikasıyla saptanmamış, yönetimlerin kendi politik görüşleri doğrultusunda seçim kaygısıyla keyfî uygulamalara dönüşmüştür.

Plansız kentleşme sonucunda yol ağları yetersiz kalmış, kanalizasyon, içme suyu sistemleri yapılmamış, ihtiyaç olan sosyal donatı alanları için yer bulunamayan şehirler oluşmuş ve sistem kilitlenmeye başlamıştır.

Türkiye’nin tüm şehirlerinin aynı oranda gelişmesini ve kalkınmasını, bölgelerin katma değerlerinin güçlendirilme programlarının yapılmamasından dolayı bazı şehirlerde nüfus çok fazla artmış, sorunlar daha da fazlalaşmış, konut ihtiyacı artmış, eğitim, sağlık merkezi, karakol gibi sosyal binalara yer bulunamaz olmuştur.

Şehirlerin gelişmelerini sağlayacak, onları birbirine bağlayacak yol ağları, havaalanları programlanmamıştır. Konut ihtiyacının karşılanması, sosyal donatı alanları, şehrin tarihinin korunması yani şehrin geçmişiyle geleceğe taşınması için planlı çalışmayı AK PARTİ başlattı.

Değerli milletvekilleri, ulaştırma alanında bölünmüş yol, otoyollar, hızlı tren hatları, havaalanları, metrolar ile ülkenin çehresini değiştirirken şehirlerin katma değerlerinin yükselmesini sağladık. 2002’de 6.100 kilometre ile 6 şehrimiz bölünmüş yol ile birbirine bağlı iken, 10 yılda 15.800 kilometre yol ile 71 ilimiz birbirine bağlandı. TOKİ aracılığıyla 81 ilimizde, 800 ilçemizde 560 bin konut üretilmesine yönelik çalışmalar yapıldı. 438 bini çevre düzenlemesi ve sosyal tesisleriyle sahiplerine teslim edildi. Kentsel dönüşüm kapsamında 261 bin konutluk gecekondu dönüşüm çalışması şu anda sürüyor. Afet riski taşıyan binaları yıkarak güvenli, sağlıklı şehirleri ortaya koyabilecek binaların inşasını gerçekleştirecek yasal düzenlemeyi yaptık. Gerçekleştirilecek projeyle yirmi yıllık sürede ülkemizde 6,5 milyon konutun dönüşümünü planlıyoruz.

Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Mersin, Erzurum başta olmak üzere şehirlerimizin tamamının içme suyu sorunu çözüldü. Doğal gaz götürülen il sayısını 9 ilden 71 ile çıkardık. 2002’den önce on yılda 46 vakıf eseri restore edilirken, biz on yılda 3.750 eseri restore ederek şehirlerimizin tarihine sahip çıktık. 16 büyükşehrimizi 29’a çıkarıyoruz. Büyükşehirlerin imar bütünlüğünü sağlayarak plansız yapılaşmaya izin vermeyeceğiz. Bugüne kadar kentsel dönüşüme ilişkin yasalarla cumhuriyet tarihinin en büyük gecekondu dönüşüm ve kentsel yenileme programını oluşturduk. Siyasi parti ayrımı gözetmeden dönüşüm projeleri icra ettik. Şehirlerimizin 2014-2023 hedeflerini belirledik.

Değerli milletvekilleri, şehri şehir yapan yalnız evler değil bütün bu faaliyetlerin içinde barındığı yapılar, yapı grupları ve bunları birbirine bağlayan ulaşım, altyapı, sosyal donanım sistemleri ve bunu tevzi eden, işleten kuruluşların bütünü olduğunu unutmadan yaşadığımız şehirleri güzelleştirmek ve geleceğe taşımak hepimizin görevidir.

Dünya Şehircilik Günü’nü kutluyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı Haftası mesajı münasebetiyle söz isteyen İzmir Milletvekili Aytun Çıray’a aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı Haftası mesajına ilişkin gündem dışı konuşması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Şu anda Silivri toplama kampında suçunun ne olduğunu bilmeden yatan Sayın Profesör Doktor Mehmet Haberal bu şartlarda bile hastalarını düşündüğünü gösteren bir mesaj göndermiştir. Şimdi onun bu mesajını seslendirmek istiyorum.

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Kasımdan itibaren her hafta Organ Bağışı Haftası olarak kabul edildiğinden bugünkü konuşmamda kronik organ hastalıklarının en etkin tedavisi olan organ nakilleriyle ilgili sorunlara kısaca değineceğim.

3 Kasım 1975’te açılan organ nakilleri kapısıyla bugüne dek birçok kronik organ hastası yeniden yaşam kazanmış, gerek ülkemiz gerekse dünyada önemli mesafeler katedilmişse de pek çok sorun hâlen mevcudiyetini devam ettirmektedir. Çok fazla sayıda hasta olmakla beraber bunları karşılayacak yeterlikte doku ve organ bulunmamaktadır. Dünyadaki bazı ülkelerde bu durum asgariye indirilmiş durumdadır örneğin İspanya’da olduğu gibi. Yapılan organ nakillerinin yüzde 90’ı ölen insanlardan alınan organlarla karşılanırken bizim ülkemizde bu oran yüzde 25 kadardır. Bu nedenlerle birçok hasta organ bulunamadığı için yaşamını yitirirken birçok hasta da sağlam organlarıyla değişik nedenlerle yaşamını yitirmektedir trafik kazalarında olduğu gibi. Hâlbuki doku ve organ nakilleriyle ilgili yasalarımız son derece çağdaş ve yeterli, imkânlarımız dünya standartlarında olmasına rağmen başta organizasyon olmak üzere değişik nedenlerle, ölen insanlarımızın organlarından istenilen düzeyde de faydalanılamadığı çok açıktır ve bir grup hastamız hâlâ tedavisini yurt dışında yasal olmayan, yeterli olmayan koşullarda sürdürmek zorunda kalmaktadır. Başka bir deyişle organ satın alınmaktadır. 1980’li yıllardan beri yasal olmayan bu uygulama bazı ülkelerde hâlen devam etmektedir. Maalesef, yasalarımıza rağmen zaman zaman bizim ülkemizde de yaşanmıştır. Hâlen dünyada ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. Buna engel olmak ve toplumları bilgilendirmek için 30 Nisan-2 Mayıs 2008 tarihlerinde Dünya Organ Nakli Derneği ve Dünya Nefroloji Derneği İstanbul’da toplantı düzenledi ki düzenleme kurulunda benim de görev aldığım bu toplantıya 78 ülkeden 152 kişi katılmış, toplantı sonunda İstanbul Deklarasyonu yayınlanmıştır. Esas amacı, dünyadaki organ ticaretini önlemek ve transplantasyonların insan haklarına ve etik kurallara sadık kalarak yapılmasını sağlamak, ayrıca organ nakliyle ilgili yasası olmayan ülkelerde de gerektiğinde ülke yönetimiyle temas kurup eğitime katkılar sağlayarak bu yasaların çıkarılmasını teşvik etmektir.

Nasıl ki “Helsinki Deklarasyonu” deniyorsa, organ ticaretinin önlenmesinde de “İstanbul Deklarasyonu” ifadesi bir kural olarak kullanılmakta ve böylelikle ülkemizin de tanıtımı yapılmaktadır. Bu konudaki çalışmalar özellikle Çin ve Hindistan başta olmak üzere birçok ülkede Dünya Organ Nakli Derneğinin yoğun çalışmalarıyla hemen semeresini vermiş; hem yasalar çıkmış hem de ticaret önlenebilmiş durumdadır ancak bazı ülkelerde hâlen organ ticareti devam etmekte ve maalesef, bizim ülkemizde de hastalarımız önemli paralar ödeyerek bu ülkelere gitmek zorunda kalmaktadırlar. Elbette ki insanlar tedavilerini istedikleri yerlerde yaptırabilirler ama organ ticareti konumunda bir uygulamayı kabul etmek mümkün değildir. Doğal olarak her hasta bir an evvel sağlığına kavuşmak ister. Bu nedenle bizlerin görevi de kendi ülkemizde vatandaşlarımızı en kısa zamanda sağlığına kavuşturacak her türlü imkânı sağlamaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz dünyanın en çağdaş yasalarına sahip olmasına rağmen, maalesef, yeteri kadar doku ve organ bağışı yapılamadığı için birçok hastamız yaşamını yitirmekte ve yine birçok hastamız da sağlam organları ile aramızdan ayrılmaktadır. Dolayısıyla sizlerden organlarınızı bağışlamanızı ve bu konuda biz hekimlere inanarak ve güvenerek milletimize de bu konularda öncülük ederek birçok kronik organ hastasının yeniden yaşam kazanmasına katkı sağlamanızı talep ediyor ve hepinize en içten saygılarımı sunuyorum.

CHP 24’üncü Dönem Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal.”

Değerli arkadaşlar, herhâlde hapishanedeki milletvekillerinin mesajlarını aracılarla okuyan bir garabeti ilk defa Türkiye yaşıyor. Bunu da protesto ediyorum.

Saygılar sunuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Biz de Sayın Haberal’a teşekkür ediyoruz.

Gündem dışı üçüncü söz, Iğdır’da yaşanan olaylar hakkında söz isteyen Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın sorunlarına ve Mecliste seviyeli bir üslup kullanılması gerektiğine ilişkin gündem dışı konuşması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Muhterem Başkan, saygıdeğer milletvekillerim; Türk siyasetinde maalesef seviye giderek düşmektedir. Bugün AKP ve CHP’nin grup toplantılarında kullandıkları üslup Türk siyasetine, Türk milletine ve Gazi Meclisimize yakışmamıştır. Birisi Başbakan, diğeri Ana Muhalefet Partisi Başkanı, kullandıkları kelimelere bakın: “Bahtsız bedevi, kutup ayısı, tavuk, horoz…”

Değerli milletvekilleri, burası Gazi Meclistir. Mustafa Kemal Atatürk’ün oturduğu bir koltukta Sayın Başkan oturmaktadır ve siz de Mustafa Kemal Atatürk’ün yönettiği bir Meclisin milletvekillerisiniz, Başbakanısınız, Ana Muhalefet Partisi Başkanısınız.

Eğer bu Sayın Başbakana ve Ana Muhalefet Partisi Başkanına seviye tespit sınavı yapılsa emin olunuz ki sınıfta kalırlar. Eğer bu seviye tespit sınavını ÖSYM yapsa kopya skandalı yaşanır ve eğer bunu siz oylamaya kalksanız AKP’nin yaptığı gibi yine sahte oy kullanırsınız. Evet, sahte oy kullanırsınız AKP’nin daha önce kullandığı gibi. Unutmayınız ki burası herhangi bir yer değil, burası Gazi Meclistir. Siz herhangi bir topluluğa hitap etmiyorsunuz, Türk milletine hitap ediyorsunuz. Sizi bu sebeple seviyeli bir üsluba davet ediyorum.

Gelelim Iğdır’a değerli milletvekilleri. Türkiye’nin birçok yerinde hızlı üniversitelerden birisi de Iğdır’da açıldı ve maalesef Iğdır’da açılan üniversite bugün Iğdır’a yabancı bir üniversite vaziyetindedir. Onun Sayın Rektörü ikinci defa atandı ama sanki o üniversitenin sadece adı “Iğdır Üniversitesi”dir, kendisi Van Üniversitesinin veya Diyarbakır Üniversitesinin Iğdır şubesi ve Sayın Rektör de kendisini o üniversitenin Iğdır temsilcisi olarak görmektedir.

Bu üniversiteler niye kuruluyor sayın milletvekilleri? Iğdır’ın kalkınmasına katkı sağlasın diye kuruluyor. Ama bu üniversitenin, Iğdır Üniversitesinin Sayın Rektörünün yanlış uygulamaları sebebiyle Iğdır Üniversitesinin Iğdır’ın kalkınmasına hiçbir katkısı olmadığı gibi zararı bile olmaktadır maalesef.

Bu sebeple, devri iktidarınız döneminde atanan üniversite rektörlerinin yanlış uygulamalarının kurbanı hâline gelen bir şehri zatıalilerinizin dikkatine sunmak istiyorum. Bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımıza da buradan çağrıda bulunmak istiyorum.

Iğdır’da patates vardır. Van’dan patates alınmasına gerek yok. Basit örneklerle ifade ediyorum. Iğdır’da birçok işi yapacak işsiz gençlerimiz vardır. Diyarbakır’dan insanların getirilip Iğdır’da istihdam edilmesine gerek yoktur. Buna ya “dur” denecektir ya Iğdır halkı Iğdır Üniversitesi Rektörünü -buradan açıkça ifade ediyorum- Iğdır’dan kovacaktır! Bunu net şekilde ifade edeyim.

Değerli milletvekilleri, Iğdır Ovası bir zamanlar doğunun Çukurovası olarak biliniyordu. Ama sizin “çukur” siyasetiniz Iğdır Ovası’nı susuzluktan kırılır, kavrulur hâle getirmiştir. Dünyada artık damlama usulü sulama sistemlerinden tutunuz da bilmem neye kadar değişik sistemler kullanılıyor. Iğdır’daki çiftçi hâlâ çamur kanallarla, toprak kanallarla, içini ot basmış kanallarla sulama yapmaya çalışıyor. Ve son dönemlerde kurduğunuz HES’lerle de maalesef Iğdır artık sulamanın yapılmadığı, susuzluktan kavrulan bir yer hâline gelmiş durumdadır. Sulama birliklerinin de Iğdır’da durumu maalesef ve maalesef içler acısı hâldedir, Hükûmetin ise bu umurunda değildir.

Değerli milletvekilleri, daha önce defalarca ifade ettik, “Metsamor Nükleer Santrali Iğdır için, bölge için, dünya için büyük bir tehdittir.” dedik, umursamadınız. Maalesef teknik ömrünü çoktan tamamlamış Metsamor Nükleer Santrali’nin on sene daha süresi uzatıldı. Sebebi de sizin Hükûmetinizin, sizin Enerji Bakanınızın vurdumduymaz, umursamaz hâlidir. İlla bu ülkede bir tedbir alınması için insanların mı ölmesi lazım? Metsamor Nükleer Santrali’ne Türkiye’deki çevrecilerin ilgi göstermesi için illa orada insanların mı ölmesi lazım? Buradan ilan ediyorum, insanlar ölüyor. Iğdır’da maalesef ve maalesef düşük oranları Türkiye’nin üzerinde, kanser oranları Türkiye seviyesinin çok üzerinde. İnsanlar ölüyor, Iğdırlılar ölüyor ama sizin umurunuzda değil.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- İngiltere Parlamentosu Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Fabian Hamilton ve beraberindeki bir Parlamento heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 30/10/2012 tarih ve 34 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi tezkeresi (3/1031)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

İngiltere Parlamentosu Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Fabian Hamilton ve beraberindeki bir Parlamento Heyetinin ülkemizi ziyaret etmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı'nın 30.10.2012 tarih ve 34 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Sözkonusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 7. Maddesi gereğince Genel Kurul'un bilgilerine sunulur.

                                                                                                                   Cemil Çiçek

                                                                                                                TBMM Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 30 milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmenler ile eğitim fakültelerinin kontenjanları ve Millî Eğitim Bakanlığının insan gücü politikalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/393)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türk eğitim sisteminin sorun alanlarından en önemlisi öğretmen yetiştirme ve istihdamıdır. Eğitim tarihimiz boyunca çok sayıda öğretmen yetiştirme denemesi yapılmış ancak istihdam son 10 yılda olduğu kadar hiç bu denli sorun olmamıştır.

Eğitim sistemimin taleplerine öğretmen yetiştirme boyutunda sistem yanıt verememiş ve yanıt vermekte geç kalmıştır. Çok değil 30 yıl öncesine kadar 3 şekilde yetişen (enstitü, fakülte, yüksekokul) öğretmenlerimiz, YÖK yasasıyla birlikte üniversite bünyesine dönüştürülerek 2 ve 4 yıllık eğitimler şeklini almıştır. 1990'lı yıllarda üniversite sayısındaki artışla 2 yıllık eğitim yüksekokulu uygulamasına son verilerek tüm eğitim fakültelerinde 4 yıllık lisans eğitimine geçilmiştir. 6 Kasım 1981 tarihli 2547 sayılı YÖK yasasının yürürlüğe girdiği yıllardan itibaren yapılan uygulamaların yanlışlığı günümüzde daha iyi anlaşılabilmektedir. Örgün eğitim branşlarının eğitimini yıl ayrılabilme başarısı ve öngörüsü YÖK'ün pedagojik yaklaşımının da bir göstergesidir.

1996 yılında ise Türk eğitim tarihine girebilecek bir uygulama ile lisans eğitimi almış her bölüm mezunu öğretmen yapılmıştır. 1739 sayılı kanun "öğretmenlik bir ihtisas mesleğidir" der. Bugün atama bekleyen eğitim fakültesi mezunu 264.000 öğretmen sistem dışarısında beklerken, ziraat, iletişim, veterinerlik, mühendislik, iktisat, işletme vb tüm lisans bölümü mezunlarını sistemde öğretmen olarak görebiliriz. Kuşkusuz bu çarpıklığın sorumlusu o göreve atanan öğretmenlerimiz değil, yönetsel sorumluluğun sahibi kişilerdir. Doğal sonuç ise eğitimde yaşanılan niteliksizliktir.

Bugün ülkemizde 87 adet eğitim fakültesi mevcuttur. Eğitim fakültelerine 2010-2011 öğretim yılında 67.853 yeni öğrenci kaydolmuş ve bir önceki yıl 47.930 öğrenci mezun olmuştur. Hâlen eğitim fakültelerimizde 264.551 öğrenci öğretmen olabilmek için eğitim görmektedir.

Ayrıca eğitim fakültelerinin yanı sıra fen-edebiyat fakülteleri, dil ve tarih fakülteleri, teknik eğitim fakülteleri, mesleki eğitim fakülteleri, güzel sanatlar fakülteleri, spor akademileri, ilahiyat fakülteleri vb fakülteler de öğretmen yetiştirmeye yönelik programlar da açabilmekte, mezunları öğretmen olmak için beklemektedirler.

Milli Eğitim Bakanının beyanıyla 264.000 öğretmen atama beklemektedir. Bakanlığın belirttiği ihtiyaç ise 126.000'dir. AKP iktidarı öncesinde 60.000 olan sayı bugün 5 katına çıkmıştır. Her ile açılan üniversitelerle eğitim fakültesi kontenjan kapasiteleri son 5 yılda iki katına çıkmıştır.

Eğitim sistemimizin her alanında öğretmen açığı vardır. Üyesi olmayı hedeflediğimiz AB üye ülkelerinde ve OECD ülkelerindeki seviyeye ulaşabilmek için, başka bir deyişle öğretmen başına düşen öğrenci sayısını 16'ya indirebilmek için 220.000 öğretmenin daha istihdam edilmesi gerekmektedir. En güçlü 16. ekonomi olmaktan övünen ülkemizde ilk ve ortaöğretimde öğretmen başına 22 öğrenci düşerken Macaristan'da 11, Yunanistan'da 11, Slovakya'da 19, Portekiz'de 11 öğrenci düşmektedir.

Öğretmene sistem içinde acil ihtiyaç varken atama yapılmaması anlaşılabilir bir durum değildir. Bakanlık öğretmen ihtiyacını atama yaparak değil, ücretli öğretmen çalıştırarak giderebilmektedir. Ücretli olarak çalıştırılan öğretmenlerin lisanslarının eğitim dışı alanlar olması da düşündürücüdür.

Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK insangücü politikalarına karşı gereken planlamayı yıllardır yapmamış ve yapmamakta ısrar etmektedir. Öğrencilerimiz büyük umutlarla öğretmen olabilmek için okurken, kamunun böylesine sosyal bir yaraya duyarsız kalması anlaşılabilir değildir. Bakanın “öğretmenlik dışında iş bulsunlar” demesi bu duyarsızlığın bir göstergesidir.

Türkiye'de eğitim büyük oranda kamu eliyle yürütülmektedir. Özel öğretim kurumları yeteri büyüklüğe ulaşamamıştır. Dolayısıyla öğretmen istihdamı kamunun işi ve görevidir. Eğitim fakültesi mezunları herhangi bir lisans mezunları gibi değerlendirilemez.

Ataması yapılmayan öğretmenlerimiz ile eğitim fakültelerinin kontenjanları ve MEB'in insan gücü politikalarının tüm boyutlarıyla araştırılarak gerekli önlemlerin alınması için Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunu arz ve teklif ederiz.

1) Engin Altay                                (Sinop)

2) Ercan Cengiz                              (İstanbul)

3) Aydın Ağan Ayaydın                 (İstanbul)

4) Gürkut Acar                               (Antalya)

5) Arif Bulut                                   (Antalya)

6) Selahattin Karaahmetoğlu           (Giresun)

7) Tanju Özcan                               (Bolu)

8) Ramis Topal                               (Amasya)

9) İdris Yıldız                                 (Ordu)

10) Salih Fırat                                 (Adıyaman)

11) Mustafa Moroğlu                     (İzmir)

12) Sakine Öz                                 (Manisa)

13) Ali Haydar Öner                      (Isparta)

14) Bülent Tezcan                           (Aydın)

15) Mustafa Serdar Soydan            (Çanakkale)

16) Aykan Erdemir                         (Bursa)

17) Osman Oktay Ekşi                   (İstanbul)

18) Aykut Erdoğdu                        (İstanbul)

19) Ümit Özgümüş                         (Adana)

20) Ali Serindağ                             (Gaziantep)

21) Veli Ağbaba                             (Malatya)

22) Kemal Ekinci                            (Bursa)

23) Turhan Tayan                           (Bursa)

24) Aylin Nazlıaka                         (Ankara)

25) Bülent Kuşoğlu                        (Ankara)

26) Mehmet Siyam Kesimoğlu       (Kırklareli)

27) Celal Dinçer                             (İstanbul)

28) Sena Kaleli                               (Bursa)

29) Bedii Süheyl Batum                 (Eskişehir)

30) İhsan Özkes                             (İstanbul)

31) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

 

2.- Sinop Milletvekili Engin Altay ve 29 milletvekilinin, termik santrallerin insan sağlığına, tarıma ve çevreye olan etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/392)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Termik Santrallerin kömür kaynaklı olarak çalışanları insan ve çevre açısından en tehlikeli olanıdır. Dünyadaki karbon salımının %41'i termik santral kaynaklıdır. Bu hızda devam edecek olursa kömür kaynaklı karbondioksit salımlarının 2030 yılına kadar % 60 daha artması beklenmektedir. Türkiye hızla artan karbondioksit salımlarıyla, tüm OECD ve geçiş ekonomisi ülkeleri arasında birinci sıradadır.

Çevresel değerleri koruma konusunda zaafları bulunan ülkemiz mevcut 15 kömür kaynaklı termik santrallerinin yanı sıra 46 adet santral daha yapılmasını planlayabilmektedir. İçsel tehlikelerimizi (çevre kirliliği, kömür depolama vb) karbon salımıyla küresel bir noktaya da ulaştıracak bir strateji içerisinde olmak düşündürücüdür.

Ülkemizin enerjiye ihtiyacı vardır ancak ihtiyaç doğal kaynakların yok edilmesiyle ve küresel kirlilik yaratarak giderilemez. Ayrıca santral yapım süreçlerinin her bir aşamasının hukuka uygun olması gerekmektedir.

Enerji gereksinimlerimizin çevresel ve ekonomik değerlerimiz ile karşı karşıya gelmeden çözülmesi idarenin temel görevidir. Üstelik dayatma ve baskı ile kurulması istenen ithal kömür kaynaklı termik santraller sürecine yurttaşlarımızın da olumsuz tavır alması da hükümetin ve bakanlığın da dikkatini çekmelidir.

Sinop ili Gerze ilçemize kurulması planlanan ithal kömür kaynaklı termik santral hiçbir ekonomik, çevresel, sosyal, sağlık ve kültürel bir alanı bile ikna edememektedir. Halkımızın da, sivil toplum örgütlerimizin de karşı duruş noktalarının bazılarına bakılacak olunursa durumun vahameti görülebilecektir.

Santral içme suyu kaynaklarına 700 metre uzakta, birinci derecede arkeolojik SİT alanının yanında kurulacaktır. Samsun Tabip Odası santralin su kirliliğine neden olacağını belirten raporu da mevcuttur.

Karadeniz bölgemizin örnek turizm kentlerinden biri olan Gerze ilçemizin bir yılda yaktığı kömürü, bir günde yakacak (hem de ithal kömür) bir santral, 1100 ton uçucu kül ve cüruf çıkaracaktır.

2855 m uzunluğunda bir kömür boşaltma iskelesi yapılarak denizdeki su sirkülasyonunu önleyecektir.

Santral alanı birinci derece sulu tarım alanıdır. Kırsal olmasına rağmen nüfus yoğunluğu fazladır.

Orta Karadeniz'in tüm balıklarının yumurtlama alanıdır. 19 Mayıs Üniversitesi bu vole alanını belgelemiştir. Santral günde 464 000 m3 suyu denizden çekecek ve bu suyu soğutma suyu olarak kullanacaktır. Çekilen bu suyla birlikte tüm balık, balık yumurtası ve mikroorganizmalar yok olacaktır. Kaynamış su denize deşarj olduğunda deniz suyu ortalama iki derece ısınacak ve ekolojik dengesi bozulacaktır. Ayrıca Sinop Valiliği İl tarım müdürlüğü santral sahasının balık üretim yeri olduğuna ilişkin raporu vardır.

Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansının Bölge Planında yer alan SWOT analizinde Termik santral çevre ve enerji bölümün bir tehdidi olarak değerlendirilmiştir.

Santralin etki alanı Sinop il merkezi, Bafra Ovası gibi tarımsal, kültürel, tarihi, turizmsel alanlar olacaktır. Santrale 22 km mesafedeki Sarıkum tabiatı koruma alanı santralden olumsuz etkilenecektir.

Halkın, sivil toplum örgütlerinin muhalefetine, devletin çeşitli kurum ve kuruluşlarının resmi belgelerindeki çekincelere rağmen ithal kömür kaynaklı termik santrallerin yapımı ülkemizi her anlamda zor durumda bırakacaktır.

Hükümetin küresel boyutu da düşünülerek enerji politikalarını yeniden gözden geçirmesi, termik santrallerin insan sağlığına, tarıma ve çevreye olan etkilerinin araştırılarak gerekli önlemlerin alınması için Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunu arz ve teklif ederiz.                                

1) Engin Altay                                (Sinop)

2) Ercan Cengiz                              (İstanbul)

3) Aydın Ağan Ayaydın                 (İstanbul)

4) Gürkut Acar                               (Antalya)

5) Arif Bulut                                   (Antalya)

6) Aykan Erdemir                           (Bursa)

7) Selahattin Karaahmetoğlu           (Giresun)

8) İdris Yıldız                                 (Ordu)

9) Ramis Topal                               (Amasya)

10) Tanju Özcan                             (Bolu)

11) Salih Fırat                                 (Adıyaman)

12) Mustafa Moroğlu                     (İzmir)

13) Sakine Öz                                 (Manisa)

14) Bülent Tezcan                           (Aydın)

15) Ali Haydar Öner                      (Isparta)

16) Mustafa Serdar Soydan            (Çanakkale)

17) Osman Oktay Ekşi                   (İstanbul)

18) Ali Serindağ                             (Gaziantep)

19) Ümit Özgümüş                         (Adana)

20) Veli Ağbaba                             (Malatya)

21) Kemal Ekinci                            (Bursa)

22) Turhan Tayan                           (Bursa)

23) Aylin Nazlıaka                         (Ankara)

24) Bülent Kuşoğlu                        (Ankara)

25) Mehmet S. Kesimoğlu             (Kırklareli)

26) Celal Dinçer                             (İstanbul)

27) Sena Kaleli                               (Bursa)

28) İhsan Özkes                             (İstanbul)

29) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

30) Bedii Süheyl Batum                 (Eskişehir)

 

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, ülkemizde bölgelere göre diş hekimi ihtiyacının ve diş hekimlerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/391)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde ağız-diş sağlığı sorunları en sık görülen ve önlenebilir hastalıklar olmasına karşılık 74 milyon kişiye kamuda çalışan 9.322 dişhekimi ile hizmet verilmektedir. Dişhekimlerinin bölgelere göre dağılımında büyük bir eşitsizlik vardır. Dişhekimlerinin yaşadıkları sorunlar bugüne kadar görmezden gelinmiş, sağlıkta dönüşüm politikaları ile de bu sorunlar katmerlenmiş, halkın nitelikli ve eşit ağız-diş sağlığı hizmeti alması neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Halkın nitelikli ve eşit ağız-diş sağlığı hizmetlerine ulaşabilmesi için, ülkemizde dişhekimi ihtiyacının bölgelere göre ne olduğunun tespit edilmesi ve dağılımdaki eşitsizliğin giderilmesi; dişhekimlerinin yaşadıkları sorunların neler olduğunun ve bu sorunların çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci İç Tüzüğün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                  Pervin Buldan                                     Hasip Kaplan

                              Grup Başkan Vekili                           Grup Başkan Vekili

Gerekçe

Sağlık en temel insan haklarından biridir ve bu nedenle devletin temel sorumlulukları içinde yer almaktadır. Fakat ülkemizde özellikle 1990'lı yıllardan sonra sağlık hizmetleri adım adım özeleştirilerek kamu hizmeti olmaktan çıkartılmıştır. Özelleştirme sonucu sağlık çalışanlarının da yaşam koşullarını ağırlaştırmıştır. Yaşam koşulları gittikçe ağırlaşan sağlık çalışanlarının başında da diş hekimleri gelmektedir.

Ağız-diş sağlığı sorunları dünyada en sık görülen ve önlenebilir hastalıklardır. Ayrıca toplumumuzun ağız diş sağlığı verilerine baktığımızda çürük prevelansı ve tedavi gereksinimi çok büyüktür. Avrupa’ da diş hekimine gitme sıklığı 5 yıl/kez iken ülkemizde ise 0.9 yıl/kez dir. Hükümetlerin sağlık hizmetlerinin temel ilkesi olan koruyucu ağız diş sağlığı hizmetlerinde öncelik vermesi gerekirken, ülkemizde devlet 74 milyon kişiye kamuda çalışan 9.322 diş hekimi ile hizmeti vermeye çalışmaktadır. Diş hekimlerinin coğrafik dağılımı oldukça dengesizdir. Muş'ta toplam yirmi dokuz diş hekimi varken yakın nüfusa sahip Osmaniye'de yüz üç diş hekimi çalışmaktadır. Diş hekimlerinin coğrafik dağılımındaki dengesizliğin ortadan kaldırılmasına yönelik yasal bir düzenlemenin ivedilikle yapılması gerekmektedir. Türkiye Diş hekimleri Birliği'nin ve bilim insanlarının talep etmelerine karşın ağız-diş sağlığı alanında insan gücünden yararlanmaya yönelik akılcı bir sağlık politikasının hükümetlerce uygulanmaması, halkın sağlık hizmetlerine ulaşımını engellemektedir.

Bugün diş hekimlerinin hasta yoğunluğunun fazla olması yanında birçok önemli sorunları da bulunmaktadır. Özel hastane, poliklinik ve merkezlerde diş hekimleri düşük ücret ve güvencesiz koşullarda çalıştırılmaktadır. Ayrıca sağlıkta dönüşüm adı altında hayata geçirilen performans uygulaması ile;

a. Diş hekimlerinin dayanışması zedelenmiş ve çalışma ortamında rekabet esas olmuş, hekimler arasında ücret eşitsizliği artmış ve iş barışı bozulmuştur.

b. Kurum içi yatay ve dikey ilişkiler olumsuz etkilenmiştir.

c. Hekim-hasta ilişkisi olumsuz etkilenmiş, hasta başına düşen muayene ve tedavi süresi azalmış, verilen sağlık hizmetinin niteliği azalmış, hasta yoğunluğu artmıştır.

d. Diş hekimlerinin kongre, sempozyum ve benzeri bilimsel etkinliklere katılımı düşmüş bu da mesleki niteliğin gelişmesi önünde engel oluşturmuştur.

Bugünkü hali ile performans sisteminin temel sorunu, doğrudan insan üzerinde çalışan bir alanın verimliliğinin ölçülmesinde salt sayısal artışları ölçülmeye kalkması, dolayısıyla niteliğin esas göstergelerini göz ardı etmesidir. Oysa sağlıkta kaliteden ve başarıdan söz edilebilmek için nitelikli iş yapımının arttırılması, niceliğin ön plana çıkartılmaması ve bu konuda standardı sağlayacak gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.  Diş hekimlerinin diğer bir sorunu da; hükümetlerce revize edilen sağlık mevzuatının, günümüz koşullarının doğurduğu taleplerini karşılayamamasıdır. Ayrıca Sağlık Bakanlığı'nın uzmanlık konusunda yapacağı düzenlemeler, diş hekimleri arasında yeni ayrışmalar yaşatma riskini de taşımaktadır. Diş hekimlerinin önemli bir sorunu da kamuda sendikal faaliyetlere katılamamasıdır. Bunun en önemli nedenleri arasında diş hekimlerinin iş yoğunluğu, hastane yöneticilerinin tüm sendikalara eşit mesafede olmaması ve bazı sendikalara üye olunması yönündeki baskılar gösterilmektedir.

Bugün diş hekimleri; geçim sıkıntısı çekmeyecek, insanca yaşamayı sağlayacak, emekliliklerine de yansıyacak bir ücret; ailelerine ve kendilerine zaman ayırabilecek bir çalışma düzeni; mesleki sorumluluğunu taşıyarak herhangi bir baskıya maruz kalmadan iyi hekimlik yapabilmek; hastalara nitelikli sağlık hizmeti sunabilmek için bilgilerini güncelleme olanağı bulmak; beden ve ruh sağlığını korumak; şiddete uğramamak; çalıştıkları kurumlarda barış içinde çalışmak ve işten atılma kaygısı yaşamamak istiyorlar.

Ülkemizde ağız-diş sağlığı sorunları en sık görülen ve önlenebilir hastalıklardır. Fakat hükümetin bu konuya gerekli önemi vermediği diş hekimlerinin yaşadıkları sorunlardan anlaşılmaktadır. Devletin tüm vatandaşlara eşit ve nitelikli ağız-diş sağlığı hizmeti sunabilmesi öncelikle bu hizmetin sunumunda görevli olan diş hekimlerinin sorunlarının çözülmesi ve diş hekimlerinin ülke çapındaki dağılımındaki eşitsizliğin giderilmesi ile mümkündür. Bu anlamda halkın nitelikli ve eşit ağız-diş sağlığı hizmetlerine ulaşabilmesi için, ülkemizde diş hekimi ihtiyacının bölgelere göre ne olduğunun belirlenmesi, diş hekimlerinin yaşadıkları sorunların neler olduğunun ve bu sorunların çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması önem arz etmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Yedi gensoru önergesi vardır. Altı önerge daha önce, bir önerge ise bugün bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

C) Gensoru Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin, uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesi’ni, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/ 15)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Orman ve Su İşleri Bakanlığının uygulamalarında siyasi konumunu kullanarak, Gazi yerleşkesinin tarumar edilmesi, Orman Genel Müdürlüğü arazisinin peşkeş çekilmesi ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarının Büyükşehir Belediyesine Devredilmesiyle, kamuyu zarar uğratan ve görevini kötüye kullanan Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu hakkında Anayasa'nın 99'uncu ve İçtüzüğün 106'ncı maddesi uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep ederiz.

           Seyfettin Yılmaz                   Ahmet Duran Bulut                        Mustafa Kalaycı

                   Adana                                    Balıkesir                                         Konya

              Bülent Belen                           Tunca Toskay                               Enver Erdem

                 Tekirdağ                                   Antalya                                          Elâzığ

        Emin Haluk Ayhan                     Münir Kutluata                           Mehmet Erdoğan

                  Denizli                                    Sakarya                                          Muğla

            Mustafa Erdem                          Reşat Doğru                            Kemalettin Yılmaz

                  Ankara                                      Tokat                                    Afyonkarahisar

            Ali Uzunırmak                         Bahattin Şeker                               Oktay Öztürk

                   Aydın                                      Bilecik                                         Erzurum

               Atila Kaya                             Ali Halaman                               Necati Özensoy

                 İstanbul                                     Adana                                           Bursa

            Özcan Yeniçeri                          Zühal Topcu                              Nevzat Korkmaz

                  Ankara                                    Ankara                                          Isparta

                                                                Alim Işık

                                                                 Kütahya

Gerekçe:

İstanbul ormanlarında madencilik çalışmalarıyla çukurlaşmış metruk maden ocaklarının hafriyat toprağı ile rehabilitasyon edilerek tekrar ormanlaştırılması amacıyla "İstanbul Orman Bölge Müdürlüğünde" 1996 yılında başlayan "rehabilitasyon ihaleleri" 2007 yılının son çeyreğine kadar büyük bir ivmeyle devam etmiştir. Bu ihaleler "2003-2007" yılları döneminde âdeta zirveye taşınarak ormancılık tarihinde pek örneği olmayan büyük gelirler elde edilmiştir. Nitekim, geçmiş yıllarda genelde zarar eden İstanbul Bölge Müdürlüğü sadece bu ihalelerden dolayı önemli miktarda kâra geçmiş, 2005 yılında da kârlılıkta Bölge Müdürlükleri arasında birinciliği yakalamıştır. İhalelerin durdurulmasından sonra Bölge Müdürlüğü kârlılığında dramatik düşüşler yaşanmış, 7 yıl aradan sonra 2009 yılında ilk kez tekrar zarar ettirilmiştir. Kamuya önemli ölçüde gelir getiren bu ihalelerin, Anayasa ve yasaların dışında yargı kararı ile de "ormancılığın mutlak gereği" ve "kamu kaynağı" olduğu kesinlik kazanmıştır.

İstanbul'da yıllık en az "100 milyon dolar" değerinde bir rant kaynağı olan hafriyat toprağından dolayı İstanbul Orman Bölge Müdürlüğünün kamuya gelir sağlayan rehabilitasyon ihalelerinin durdurulması ve toplam "4-5 milyar dolar" potansiyeldeki kamu kaynağının rantiyeye aktarılması amacıyla büyük bir "Yetki Gaspı" yaratılmıştır. 2007 yılının son çeyreğine kadar gerek Orman Genel Müdürlüğünün gerekse Orman ve Su İşleri Bakanlığının her türlü destekleriyle yetki gaspının aşılmasında büyük bir gayret ve kararlılık gösterilerek hafriyat toprağı döküm rantçılarının amaçlarına ulaşmalarına asla izin verilmemiştir. 2007 yılının son çeyreğinden sonra, hafriyat rantının İstanbul'da yarattığı yetki gaspını önleme gayretlerine son verilmiş, büyük bir azim ve özveriyle yıllardır sürdürülmekte olan kurumsal mücadeleden vazgeçilmiş, yaratılan yetki gaspına yasal olmayan işlemlerle de destek verilmiştir. Bu durum, İstanbul Orman Bölge Müdürlüğünde 1996 yılından beri yapılmakta olan ihalelerin durdurulmasına, kamunun milyonlarca dolar zarar etmesine ve "ranta dayalı organizeli hafriyat toprağı dökümleri" ile "İstanbul coğrafyasının" bozulmasına neden olmuştur.

İstanbul'daki hafriyat rantından dolayı yaratılan yetki gaspıyla sadece ihaleler durdurulmamış, yıllardan beri ihale yöntemiyle "Orman Genel Müdürlüğü" tarafından yapılan "Eski Maden Ocaklarının Hafriyat Toprağı ile Rehabilitasyonun" Anayasaya aykırı olarak değiştirilen "Orman Yasası" ile tahsis yoluyla belediye başkanlıklarına, orman yasasına aykırı olan "Uygulama Yönetmeliği" ile de kişi ya da kurumlara devredilmesine yasal zemin hazırlanmıştır. İstanbul ilinde 2007 yılı son çeyreğine kadar ihale yöntemi ile kamuya milyonlarca dolar gelir sağlayan ormandaki eski maden ocaklarının hafriyat toprağı ile rehabilitasyon çalışmaları, bu yasal değişikliğin uygulanması hâlinde rantiyeye kaynak oluşturacaktır. Hukukun üstünlüğünü kabul etmiş kamu yönetim tarihinde gelir getiren bir kamu kaynağının özel sektör tarafından ihaleye tabii tutulmaksızın kullanılabilmesine ilk kez yasal zemin hazırlanmıştır.

Orman yasasının değiştirildiği tarihlerde; TOKİ Başkanlığına ait arazideki bir taş ocağının hafriyat toprağı ile rehabilitasyonu ihalesinden yaklaşık 170 milyon TL gelir elde edilmiştir. TOKİ Başkanlığının bu ihalesi bütün ezberleri bozmuş, Orman Genel Müdürlüğünün zoraki yorumları ile ortaya koyduğu orman yasasının değiştirilme gerekçelerinin hakkını kamu zararını da göze alarak yasal değişiklikle belediye başkanlarına devrederken, yasal hiçbir zorunluluğu olmayan TOKİ Başkanlığı ise sadece yönetim vizyonundan dolayı kurumuna ciddi ölçüde gelir sağlayabilmiştir.

Konuyla ilgili tüm ayrıntılar İstanbul ilindeki hafriyat rantından dolayı değiştirilen orman kanunu tarihin en büyük ormancılık yolsuzluklarının yaşanmasına neden olacaktır. Bu yolsuzlukların en büyük sorumlusu ise yasal düzenleme ve uygulamalardan sorumlu Orman ve Su İşleri Bakanlığıdır.

2.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, TRT ve Anadolu Ajansı'nın yayınlarında tarafsızlığı sağlayamadığı, üstlendiği görevin sorumluluğunu yerine getirmediği ve kamu kaynaklarını partililere aktardığı iddiasıyla, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/16)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TRT ve Anadolu Ajansının habercilik anlayışının ve uygulamasının tarafsız olması gerektiği, Anayasa'da ve ilgili kanunda açıkça belirtilmiştir. Hâl böyleyken bu iki kurumun taraflı ve siyasi uygulamaları son yıllarda had safhaya ulaşmıştır. Bu iki kurumdan sorumlu olan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da bu uygulamalara göz yummuş, hatta desteklemiştir.

Üstlendiği görev sorumluluğunu yerine getirmeyen, bağlı kurumların tarafsızlığını sağlayamayan ve yandaş kadrolarla doldurulmasına seyirci kalan, kamu kaynaklarının yandaşlara aktarılmasına göz yuman ve dolayısıyla kendisine olan güven sarsılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında Anayasa'nın 98 ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106. maddeleri uyarınca Gensoru açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz.

Saygılarımızla.

 

                          Mehmet Şandır                                       Oktay Vural

                                Mersin                                                    İzmir

                       Grup Başkanvekili                                Grup Başkanvekili

Gerekçe

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 132. maddesinde "Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır." hükmü yer almaktadır. Türkiye Radyo Televizyon Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1.maddesinde de TRT'nin özerkliği ve tarafsızlığına vurgu yapılmaktadır.

Bu çerçevede, TRT ve Anadolu Ajansının habercilik anlayışının ve uygulamasının tarafsız olması gerektiği, Anayasa'da ve ilgili kanunda açıkça belirtilmiştir. Hâl böyleyken bu iki kurumun taraflı ve siyasi uygulamaları son yıllarda had safhaya ulaşmıştır. Bu iki kurumdan sorumlu olan Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç da bu uygulamalara göz yummuş, hatta desteklemiştir.

Bu kurumların yöneticilerinin vatandaşın tarafsız haber alma özgürlüğünü engelleyerek partizanca davranması, kurumlarını kişisel menfaat ve siyasi manipülasyon amacıyla kullanması hukuka aykırıdır. Türkiye'de harcadığı her 100 liranın 80 lirasını halktan toplayan vergilerle karşılayan tek özerk kurum TRT’dir. Bu nedenle tüm kesimlere ve siyasi partilere, iktidar muhalefet ayrımı yapmadan eşit ve tarafsız davranmalıdır. Fakat TRT AKP iktidarının borazanı hâline gelmiştir. TRT habercilik yapmamakta, kamuoyunu maniple ederek AKP'nin kamuoyundaki imajını düzeltmek, reklamını yapmak için bir araç görevini üstlenmektedir. TRT, saatlerce iktidar partisinin faaliyetlerine ilişkin çok geniş yayın yaparken, muhalefete neredeyse hiç yer vermemektedir. AKP Hükümeti TRT3'ün TBMM yayınını verdiği saatleri kısıtlayarak kanun görüşmelerini TBMM TV'nin yayında olmadığı saatlere denk getirmekte ve böylece kanunlarda yer alan yanlış ve eksikliklerin kamuoyuna duyurulmadan gece yarıları çıkarılmasına ve muhalefetin sesinin kısılmasına çanak tutmaktadır. Anayasada ve yasada yer alan ve Bülent Arınç'ın kendisinin de ifade ettiği, "kamu yayıncılığı yapan kuruluşların tarafsız ve adaletli olması gerektiği" hususu maalesef lafta kalmaktadır.

Bu taraflı yayınların dışında, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın yakın çevresinden kişiler de dâhil olmak üzere TRT'nin çeşitli birimlerine yüksek maaşlarla yandaşların alındığı hususu da başka bir gerçektir.

Öte yandan, TRT kanallarındaki iç yapımların bitme noktasına geldiği ve TRT'nin programları dışarıdan ajanslara yaptırdığı bilinmektedir. Sayın Arınç'ın ifadeleriyle TRT'de 6 bin 211 memur, 835 sözleşmeli olmak üzere 7 bin 46 personel çalışmaktadır. Bu durumda TRT personelinden azami ölçüde yararlanılmadığı açıkça görülmektedir. Bu kadar kadrosu olan TRT dış yapımlara milyonlarca TL harcamakta ve yandaşlara verilen işlerle kamu kaynakları çarçur edilmektedir.

Kamusal yayın sorumluluğu olan ve giderleri toplum tarafından üstlenilen bir kanalın böylesine kötü yönetilmesinin ve taraflı yayın yapmasının sorumlusu Sayın Bülent Arınç'tır.

Bir gazetede yayımlanan röportajda TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin'in kendisine yöneltilen bir soruya cevaben "Osman Öcalan'la röportaj yaptık. Çekmecemde duruyor. Yeri ve zamanı geldiğinde yayınlayacağız" demesi TRT'nin içine düştüğü durumun ne kadar vahim olduğunun bir başka göstergesidir. Ayrıca, TRT ve Anadolu Ajansı, terör örgütü elebaşlarından Murat Karayılan'ın İran'da yakalandığı konusuyla ilgili yayın yapmış, bu yayınların doğru olmadığı tespit edilmiştir. Yine bomba yüklü araç haberine ilişkin yaşanan skandalın baş sorumlusu da TRT ve Anadolu Ajansı olmuştur. Osman Öcalan gibi azılı bir terörist ile röportaj yapılması ve kayıtların çekmece tutularak "zamanı geldiğince açıklanacağının" belirtilmesi TRT'nin bir psikolojik harekât aracı hâline geldiğini ve iktidarın manipülasyon aracı hâline geldiğini açıkça göstermektedir.

Sonuç olarak kendisine olan güven sarsılan ve görev ve sorumluluğunu yerine getirmeyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında Anayasa'nın 98. ve 99. maddeleri ile TBMM İçtüzüğü'nün 106'ncı maddesi uyarınca gensoru açılması için gereğini arz ve talep ederiz.

3.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, terör ve bölücü terör örgütü ile ilgili yaptığı açıklamalarla terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin moralini ve azmini zayıflattığı iddiasıyla, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/17)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bölücü terör örgütüne moral veren, umut aşılayan, bölücü emellere haklılık kazandıracak konuşmalar yapan ve teröristlerle görüşmeyi, onlarla kimlik ve Anayasa tartışmaları yapmayı normal, sıradan vak'alar olarak kamuoyuna takdim eden açıklamalar yapan ve canı pahasına ülkesi ve milletin bölünmez bütünlüğü için terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin psikolojisini, moralini, azmini ve mücadele gücünü zayıflatan açıklamaları nedeniyle Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç hakkında Anayasa'nın 98 ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106. maddeleri uyarınca Gensoru açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz.

Saygılarımızla.

                         Mehmet Şandır                                      Oktay Vural

                               Mersin                                                   İzmir

                      Grup Başkanvekili                               Grup Başkanvekili

Gerekçe:

Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, terör örgütünün saldırıları ve bölücü faaliyetleriyle büyük bir tehdit altındadır. Seçilmiş bir kişinin Milletvekili olarak TBMM çatısı altına girebilmesi için "ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan" Türkiye Cumhuriyeti devletini korumak için namusu ve şerefi üzerine, yemin eder.

Terörle mücadele, millet-devlet-yargı-güvenlik bürokrasisinin ortak irade ve duruşuyla başarılabilir. Halbuki Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç yaptığı çeşitli konuşmalarla adeta bölücü terör örgütüne moral vermekte, umut aşılamakta ve bölücü emellerine haklılık kazandıracak açıklamalar yapmaktadır. Sayın Bülent Arınç'ın konuyla ilgili hemen her konuşması insanlık düşmanı, bölücü/katil teröristlere moral vermekte ve umut aşılamaktadır. Terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin ise psikolojisini ve moralini bozmaktadır.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın çeşitli zaman ve zeminlerde bölücü terör ve örgütüyle ilgili olarak yaptığı konuşmalardan bazıları şunlardır:

2011 yılı bütçe konuşmaları sırasında Sayın Bülent Arınç şöyle bir konuşma yapmıştır: "Bir insanın kimliğini inkâr etmek o insanı inkâr etmek demektir. Kendisini Kürt kimliği ile Arap kimliği ile Boşnak kimliği ile artık ne gelirse aklınıza... Hepsi, kim, ne varsa bu topraklar üzerinde kendi kimliğini rahatlıkla söyleyecektir. O kimliğe saygı duyacağız. O kimliğin bütün kültürel haklarını, Anayasal haklarını vereceğiz, tanıyacağız."

Sayın Arınç, Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce imzalanan Sevr Antlaşmasının 60 ve 62. Maddelerinden habersiz konuşmaktadır. Misak-ı Milli ilan edilmeden önce de faaliyet gösteren "Kürdistan Teali Cemiyeti"nin amaçlarından ise hiç söz etmiyor.

Sayın Arınç, nüfus ve vatandaşlık müdürü gibi terör sorununu kimlik sorununa indirgemektedir. Kimin "Kimlik" sorunu varsa hepsine saygı duyacaklarını ve bütün kültürel haklarını, Anayasal haklarını vereceklerini söylüyor.

On yıldır iktidarda olan bir hükümetin Başbakan Yardımcısı olan Sayın Bülent Arınç birilerine hak ettiği bir şeyleri vereceği bir şey varsa, niye vermiyor da adeta vatandaşları kışkırtırcasına konuşuyor?

Diyarbakır Emniyet Müdürü 'önce vatan değil önce vatandaş', 'eğer siz teröriste dağda acımıyor ve ağlamıyorsanız, insan değilsiniz' vb. konuşmasına karşı Sayın Arınç şunları söyler: "Konuşmanın içeriğine baktığımız zaman bunu takdirle karşılıyorum. O bölgedeki emniyet mensuplarının da bu düşünceler içinde olmasını diliyorum".

Emniyet müdürünün insanlığını endekslediği ve Sayın Bülent Arınç'ın da "empati" yaparak katıldığı dağdaki teröristler, şu fiillerin failleridir: Mehmetçikleri, polisleri şehit etmektedirler, pusu kurmaktadırlar, yollara mayın döşemektedirler, okul basıp öğretmen kaçırmaktadırlar, vatandaşların kamyonlarını ateşe vermektedirler, imam kurşunlamakta ve masum insanları öldürmektedirler.

Diyarbakır Emniyet Müdürü hakkında bu sözleri nedeniyle soruşturma açılmıştır. Bülent Arınç bu sözleriyle de PKK/KCK'lılara moral, motivasyon ve destek sunmaktadır.

Diğer yandan Sayın Arınç, hem Oslo'yu meşrulaştırmaya hem de Habur'daki aşağılık görüntüleri normalleştirmeye çalışıyor.

Habur ve Oslo ise Türkiye Devletine ve Türk Milletine diz çöktürme mahfilleridir. Başbakan Yardımcılığı yapan Bülent Arınç, büyük bir vukufiyetle her iki süreci de alkışlıyor ve şunları söylüyor: "Oslo türü görüşmeler şimdi de yapılabilir, belki de yapılıyordur" diyerek, bu tavrıyla Bülent Arınç, statüsünü kullanarak kamuoyuna karşı psikolojik operasyon yapmış oluyor. Kamuoyunu, teröristlerle yapılan ve yapılacak olan görüşmelere tepki göstermemesi için zemin hazırlamış oluyor.

Teröristlerle görüşmeyi, onlarla kimlik ve anayasa tartışmaları yapmayı normal, sıradan vakalar olarak kamuoyuna takdim etmiş oluyor. Bülent Arınç, tarihî, siyasi ve sosyal gelişme ve gerçekleri göz ardı ederek Dersim olayını da bir "facia" olarak nitelendiriyor. Geçmişte kalmış, zamanın şartlarıyla malul olan olguları istismar aracı olarak kullanıyor.

İnsanlar ölmesin, anneler ağlamasın söylemlerini de pervasızca istismar konusu yapıyor. Anneleri ağlatan, insanları katleden teröristler olduğunu unutuyor. Şehitlerin ruhunu sızlatıyor. Sayın Arınç PKK'lı bölücülere söylemesi gerekenleri Devlete (kendisi de unsuru olduğu erke) ve millete söylerken tam bir çelişki içine de düşmüş oluyor.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle Sayın Bülent Arınç hakkında Anayasanın 98 ve 99 uncu, TBMM İçtüzüğünün 106’ncı maddeleri gereğince gensoru açılmasını arz ve talep ederiz.

BAŞKAN – Şimdi 4’üncü sırada okutacağım gensoru önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önergenin özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi’ne eklenecektir:

4.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan’ı zamanında yayımlamayarak TBMM'nin bütçe hakkını doğru bir şekilde kullanmasını engellediği iddiasıyla, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/18) (x)

                                             

(x) (11/18) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz hakkında ekte sunulan gerekçeler doğrultusunda Anayasa'nın 98 ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106. maddeleri uyarınca Gensoru açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz.

Saygılarımızla.

                               Mehmet Şandır                                   Oktay Vural

                                     Mersin                                               İzmir

                           Grup Başkan vekili                          Grup Başkan vekili

Gerekçe Özeti:

5018 sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan Orta Vadeli Harcama Sisteminde; en önemli aşama çok yıllı bütçelemenin politik ve mali temellerini belirleyen makro çerçevenin oluşturulmasıdır. Makro çerçeve Orta Vadeli Program (OVP), mali çerçeve ise Orta Vadeli Mali Plan (OVMP) tarafından oluşturulmaktadır.

Orta vadeli ekonomik ve mali programı ortaya koyan ve bütçeye yön veren OVP ve OVMP; 5018 sayılı Kanunun 16’ncı maddesinde öngörülen   sürede yayımlanmamıştır. 2011 yılına kadar bir türlü süresinde yayımlanamayan OVP ve OVMP dokümanlarının yayımlanma tarihleri, 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı KHK'nın 17’nci maddesiyle değiştirilmiştir. Buna göre; OVP'nin yayımlanma tarihi "Mayıs ayının sonu" yerine "en geç Eylül ayının ilk haftası sonuna kadar" şeklinde, OVMP'nin yayımlanma tarihi "Haziran ayı sonu" yerine "en geç Eylül ayının onbeşine kadar" şeklinde değiştirilmiştir. Ancak, bu tarihlerde de söz konusu dokümanlar yayımlanamamış ve öngörülen süreden bir ay sonra 9 Ekim 2012 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Diğer yandan 2012 Yılında bütçe dokümanlarının yayımlanma tarihlerine baktığımızda bir garabet ortaya çıkmaktadır. Normalde, OVP'den sonra yayımlanması gereken bütçe mantığı ve sistematiği açısından gerekli olan 2013-2015 Dönemi Yatırım Programı Hazırlıkları ile İlgili Kalkınma Bakanlığı Genelgesi ile Bütçe Çağrısı ve Eki Bütçe Hazırlama Rehberi de 9 Ekim 2012 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Bu durumda, Bakanlıklar ve kamu kurumlarının ellerinde makro çerçeve olmadan bütçe tekliflerini hazırlayan keramet sahibi uzmanlara sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durum, global bir kriz ortamının yaşandığı dünyada ekonomiye yön veren yatırımcılar açısından; plan metinlerinin kredibilitesi açısından önemli bir konu haline gelmektedir. Üç yıllık perspektifte hazırlanan bu metinlerin zamanında hazırlanmaması taraflar nezdinde güvenin azalmasına yol açmaktadır. Ayrıca, kamu politikaları açısından stratejik öncelikleri içeren OVP'nin geç yayımlanmasından dolayı, içeriğinden haberdar olanlar açısından avantaj yaratırken, geç haberdar olanlar açısından ise dezavantaja neden olmaktadır. Bunun yanında, OVP ve OVMP'lerin zamanında çıkmaması Parlamentonun bütçe hakkını kullanamaması anlamına gelmektedir. Yıllardır Orta Vadeli Programı zamanında yayınlamayarak orta vadeli mali plan, yatırım genelgesi ile bütçe hazırlama rehberini aynı günde ve Bütçenin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmasından on gün önce yayımlanması TBMM'ni hiçe saymak anlamına gelmektedir. Orta Vadeli Programı zamanında yayınlayamayan veya yetkili olduğu kuruma hazırlatamayan, bu nedenle hedeflerin belirlenmesinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ve kamu kurum ve kuruluşlarının gerek yurt içi, gerekse yurt dışındaki ilişkilerinde itibarını zaafa uğrattığı, ülkemiz için hayati öneme sahip milli bütçenin hazırlanması sürecinden on gün önce programın çıkartılması ile de TBMM'nin bütçe hakkının doğru bir şekilde kullanılması ve değerlendirilmesi engellenmiştir. Bu nedenlerle yasa ve ilgili diğer mevzuatta öngörülen mükellefiyetleri yerine getirmemiş olan Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz hakkında yukarıdaki gerekçeler uyarınca Anayasanın 98 ve 99’uncu maddeleri ile İçtüzüğün 106’ncı maddesi uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep ederiz.

5.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türk tarım ve hayvancılık sektörlerini yanlış uygulanan politikalar ile bitirme noktasına getirerek çiftçileri ve üreticileri sıkıntıya soktuğu iddiasıyla, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/19)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türk Tarımını ve Hayvancılık sektörünü bitirme noktasına getiren ve yanlış uygulanan tarım politikaları ile çiftçilerimizi ve üreticilerimizi sıkıntıya sokan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında Anayasa'nın 98 ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106. maddeleri uyarınca Gensoru açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz.

Saygılarımızla.

                              Mehmet Şandır                                      Oktay Vural

                                     Mersin                                                   İzmir

                           Grup Başkan Vekili                             Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Ülkemizde son dönemde tanıma verilen destekler rakamsal olarak artmakla birlikte GSMH ile paralel arttırılmamıştır. Bunun sonucu olarak, birçok üreticimiz ve çiftçimiz üretimden vazgeçmek zorunda kalmışlar ve sektördeki istihdam düşmüştür.

Tarım sektöründe bir milyon iki yüz bin civarında kişi işini kaybetmiş ve insanlar tarımdan koparılmışlardır. Bu aynı zamanda kırsaldan şehre kaçış olup ilave olarak Devletimize ek yük getirmiştir ve tarımımız acınacak hale düşmüştür.

Tarım, ülkemiz için ekonomik ve politik bakımdan son derece önemli bir sektördür. Milli gelire göre yüzdesi yüksek, istihdama % 35 civarında katkı sağlayan, kırsal alanın gelir kaynağı olan ve doyuran bir sektördür. Son 10 yılda ülke nüfusumuz yaklaşık 7,5 veya 8 milyon artarken tarım alanları hazin bir şekilde azalmış, tarım ürünlerinin birçoğunda üretim gerilemiş veya hiç artmamıştır.

Tarımsal girdi fiyatları aşırı şekilde artmıştır. Bunun sonucu, çiftçilerimiz gübre alamaz, arazisini yeterince işleyemez ve sulayamaz olmuştur. Gübre, yem ve akaryakıtta yaşanan aşırı fiyat artışlarının önlenmesi için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bir tedbir geliştirememiştir. Özellikle, gübrede ortaya çıkan önlenemeyen yükseliş son bir yılda çeşitlerine göre gübrede fiyat artışları iki katını geçmiştir.

Bugün mazotun rafineri çıkış fiyatı 1,535 TL olup, vatandaşımıza ise 4 TL'ye satılmaktadır.

AKP 2002 yılında iktidara geldiğinde 1 lt mazot 1 TL, 1 kg buğday 30 Kuruş ediyordu. Yani 3,5 kilogram buğday satan üreticimiz 1 lt mazot alıyordu.

10 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarında 1 kilogram buğday 60 kuruş, 1 lt mazot 4 TL'dir. Şimdi ise 8 kilogram buğday satan üreticimiz 1 lt mazot alabilmektedir.

2012 yılının mevsimsel olarak kurak geçmesiyle birlikte buğday sapları yeterli boy atmamış ve hasat zamanı saman miktarı çok düşük çıktığından saman fiyatları artmıştır. 2011 yılında 30 Kuruş olan saman % 333 oranında artarak 90 Kuruş seviyesine çıkmıştır. Bu da samanın pahalı olması nedeniyle üretici zor duruma düşmüş olup en kısa zamanda acil tedbir alınmalıdır.

Narenciye ürünlerinden portakal, mandalina, limon, greyfurt ya maliyetinin altında fiyatla alıcı bulmakta ya da dalında kalmaktadır. Emek verdiği ürünü maliyetini bile karşılayacak fiyatta pazarlayamayan çiftçi, ürününü çaresiz şekilde yollara dökmektedir.

Türkiye yıllık 3,6 milyon ton civarında üretim ile dünya narenciye üretiminde ilk 10 ülke arasında yer almaktadır. Bu üretim miktarının ancak 3/1'i ihraç edilmekte ve kalan kısmı iç piyasaya kalmaktadır. Ülkemizin narenciye ihracatında diğer ülkelerle rekabet edebilirliliğinin artırılması için ton başına verilen teşviklerin üreticiler açısından yeterli bir noktaya getirilmesi gerekmektedir.

Hayvancılık sektöründe ise yurtdışından ithal edilen et ve hayvanın gelmesi, yem fiyatlarının artması sonucunda köylümüz dişi hayvanlarını satmak zorunda kalmıştır. Dişi hayvanın satılması demek üreticinin geleceğinin satılması demektir. Bununda sorumlusu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanıdır. Tarım Bakanı yurt dışından ithal edilen et ve hayvanlardan dolayı köylümüze yeterli desteği vermemiş ve perişan bir hale getirmiştir. Hayvancılık sektörü bitme noktasına gelmiştir.

Türk tarımını ve hayvancılık sektörünü bitirme noktasına getiren ve yanlış uygulanan tarım politikaları ile çiftçilerimizi ve üreticilerimizi sıkıntıya sokan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında Anayasanın 98 ve 99 uncu ve TBMM İçtüzüğü'nün 106. maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep ederiz.

6.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21 milletvekilinin, Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/20)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

07.07.2011 tarihinde Millî Eğitim Bakanı olarak atanan Ömer Dinçer, Millî Eğitim camiasında maddi ve manevi alanda birçok olumsuz etki yaratmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı gibi bir bakanlığı yönetemediği gibi, birçok açıdan eğitimdeki girdilerin ve çıktıların üzerinde tahribat yapmıştır. Merkezi sınavlarda soruların çalınması, eksik basılması, FATİH projesi ve 4+4+4 modeli gibi oluşturulan sistemlerin yürütülmesinde sorunların çıkması, okulların güvenliğinin sağlanamaması, kutsal bir meslek olan öğretmenliğin toplum nezdindeki itibarının düşmesi, suça karışan çocukların sayısının artması ve bunun gibi birçok problemler kartopu etkisiyle büyümeye devam etmiştir. Ülkemizin gelecek kuşaklarını yetiştirmekten sorumlu olan Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer hakkında ekte verilen gerekçeler ile Anayasanın 98 ve 99'uncu, İçtüzüğün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep ederiz.

 

              Zühal Topcu                          Münir Kutluata                              Erkan Akçay

                  Ankara                                    Sakarya                                         Manisa

            Özcan Yeniçeri                         Oktay Öztürk                                   Alim Işık

                  Ankara                                   Erzurum                                       Kütahya

               Atila Kaya                           Mehmet Şandır                               Bülent Belen

                 İstanbul                                    Mersin                                        Tekirdağ

    Hasan Hüseyin Türkoğlu               Seyfettin Yılmaz                           Mustafa Kalaycı

                Osmaniye                                   Adana                                          Konya

             Enver Erdem                          Bahattin Şeker                          Durmuş Ali Torlak

                   Elazığ                                      Bilecik                                         İstanbul

              Oktay Vural                        Mehmet Erdoğan                            Sadir Durmaz

                    İzmir                                       Muğla                                          Yozgat

     Ahmet Kenan Tanrıkulu                 Lütfü Türkkan                          Emin Haluk Ayhan

                    İzmir                                      Kocaeli                                         Denizli

                                                            Mustafa Erdem

                                                                  Ankara

Gerekçe:

07.07.2011 tarihinde Milli Eğitim Bakanı olan Ömer Dinçer'in atanmasının üzerinden bir buçuk yıla yakın bir süre geçmiştir. Bu zaman diliminde karnesinin pek iç açıcı olduğu söylenemez. İlk etapta Teşkilat Yasası değiştirilmiş ve bu yasanın verdiği yetkiye dayanılarak bakanlıktaki birçok bürokrat görevden alınmıştır. "Bir bakan güvendiği ve donanımını takdir ettiği kişilerle çalışmalıdır." denilmiştir. Bir bakanın her şeyi (özellikle de eğitimde) bilmesi tabii ki beklenmemektedir. Yönetim ekip işidir ve bakanın eksikliklerini ekip tamamlamalıdır. Gelinen noktada durumun gerektiği gibi olmadığı görülmektedir. Bakanlıkta "Ben bilirim, yaparım, söylerim, açıklarım." yaklaşımı söz konusudur. Süreç, yapılan seçimlerin doğruluğunu ve tek adamlılığı tartışmaya açmıştır. MEB gibi bir bakanlığın tek adamla yönetilemeyeceği, her konuya tek kişinin yetişemeyeceği gerçekliği unutulmuştur. Bu ne yaman çelişkidir ki kendi atadığı grup başkanlarının büyük bir kısmının görevlendirmesini iptal etmiştir.

Göreve geldiği ilk günden bu yana Milli Eğitim camiasına güvensizliğini her platformda belirtmiş, eğitimin bütün çalışanlarının motivasyonlarını yerle bir etmiştir. En son işi abartıp ataması yapılmayan öğretmenleri güvercinlere benzeterek, bu kutsal mesleğin toplum nezdindeki itibarını zedelemiştir.

 Bakanlığı döneminde hazırlıksız olarak uyguladığı projeleri ile (özellikle 4+4+4 modeli) başta öğretmenler ve öğrenciler olmak üzere tüm toplumu sıkıntıya sokmuştur.

Eğitimde 4+4+4 modeline geçilmesi ile birlikte özellikle norm fazlası durumuna düşürülen sınıf öğretmenleri ciddi mağduriyetler yaşamıştır. Öğretmenlerin mağduriyetlerinin yanında özür grubu atamaları ve tayinlerde yaşanan sıkıntılar sorunları daha da derinleşmiştir.

Öğretmenlerin yıllık çalışma saati ortalaması OECD ülkeleri içinde 1675 saat iken, Türkiye'de öğretmenler 1816 saat ile OECD ortalamasına göre 141 saat daha fazla çalışmaktadır. Eğitimde 4+4+4 modeline geçilmesi ile birlikte okul öncesi çağdaki 60-71 ay arasındaki çocukların ilkokula alınması, sınıfların aşırı kalabalık olması, seçmeli ders sayısında ve ders saatlerindeki artış vb. gibi çok sayıda sorun nedeniyle öğretmenlerin yıllık çalışma saatlerinin bu yıldan itibaren belirgin bir şekilde artması kaçınılmaz görünmektedir.

Okul öncesi eğitimin zorunlu hâle getirilmemesi, yoksul ve daha az eğitimli ailelerin çocuklarını, eğitim ve gelir düzeyi iyi olan ailelerin çocukları ile aynı düzeyde olmasını engellerken fırsat eşitliğini ortadan kaldırmaktadır.

TÜİK verilerine göre suça karışan çocukların sayısı her geçen gün artmaktadır. Son dört yılda çocuk suçlu sayısında artış oranı % 36'dır. 2011 yılında 84 bin çocuk suçluluğu bildirilmiştir. Bu suçlar, okullara sıçrayarak öğrenci ve öğretmenlere yönelmiştir. Bakanlığın bu döneminde bunların ıslahına yönelik hiçbir ciddi çalışmaya rastlanmamıştır.

Sınavlarda yapılan hatalar, eksik soru basmalar, soruların çalınması hem devlet kurumlarının itibarını düşürmüş hem de Türkiye'nin geleceği olan gençlerin umutlarını bitirmiş, geleceğini söndürmüştür.

Sayın Bakan "Normal vatandaşlarımızın çoğunluğu bizi destekliyor. Bakın, biz istemiyoruz ama vatandaşlar 60 aylık çocuğunu bile okula göndermekten yana. Eleştirilerin bir kısmı PKK kaynaklı. Çocuklarımızı erken yaşta okula alıp Türkçe öğreteceğiz, onları hayata hazırlayacağız. 'Rapor dahi almayın' diyenler PKK yanlıları. Bunu önlemek istiyor. Bir de laikçi kesim bu reformdan rahatsız oluyor." gibi ifadeleri ile kamuoyu nezdinde icraatları ile sıkıştığında, toplumun hassasiyetlerini dile getirip toplumu bölmeye ve parçalamaya yönelmiştir.

Ülkemizin gelecek kuşaklarını yetiştirmekten sorumlu olan Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer hakkında ekte verilen gerekçeler ile Anayasanın 98 ve 99'uncu, İçtüzüğün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep ederiz.

7.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, ülke ekonomisinin ithalata bağımlılığını artırdığı, millî sanayinin rekabet gücünü azalttığı ve yerli üretim konusunda çaba göstermediği iddiasıyla, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/21)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülke ekonomisinin ithalata bağımlılığını artıran ve ülkemizi yabancı ürünlerin cenneti hâline getirerek millî sanayinin rekabet gücünü azaltan, ülkemizde yerli üretim konusunda çaba göstermeyen Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve tüm bunların siyasi sorumlusu Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün hakkında anayasanın 98 ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106'ncı Maddeleri uyarınca Gensoru açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz.

 

                               Mehmet Şandır                                        Oktay Vural

                                     Mersin                                                    İzmir

                           Grup Başkan Vekili                              Grup Başkan Vekili

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'nin 2002 yılından Nisan 2012 sonuna kadar, yani 10 yıl 4 ayda verdiği cari açık toplamı 316.4 milyar dolardır. Bu cari açığın büyüklüğünün ne anlama geldiğini görebilmemiz için, 2011 yılı milli gelirimizin (GSYH olarak) 770 milyar dolar olduğunu hatırlamamız yeterlidir.

Cari işlem açıklarındaki artış eğilimi, ithalat bağımlılığını, ithal girdi oranlarını yükselterek üretim düzlemine yansımaktadır. Bu nedenle sanayi üretimi ve ihracat arttıkça ülke dışına giderek artan oranlarda katma değer ve istihdam taşınmaktadır.

Bu cari açığın en önemli sebebi ülkemizin üretimsizliği ve yabancı sermayeye ve sıcak paraya dayalı büyüme politikasıdır.

TÜİK verilerine göre Türkiye'de toplam imalat ve hizmet üretiminin yüzde 15,4'ünü yabancı sermaye kontrolündeki şirketler gerçekleştirmektedir. Ülke bazında bakıldığında üretimin yüzde 2,6'sı Almanya, yüzde 2,3'ü ABD ve yüzde 2'si Fransa kontrolündedir. Yabancılar iki sektörde kesin hâkim konumda; tütünde payları yüzde 90,4, ilaçta payları yüzde 51. Otomotiv, telekom ve bilgisayar sektöründe yabancı payı yüzde 50'ye gidiyor. Yabancı payı yüzde 30'u geçen toplam 9 sektör var. Sigorta ve bankacılık da dâhil yabancıların 11 sektörde büyük ağırlıkları var.

Yabancı girişimler Türkiye'ye "yüksek teknoloji" yerine daha çok 'orta - yüksek' teknoloji getiriyor. "Düşük teknolojili" girişimler oranı, "yüksek teknolojili" girişimlerin iki katıdır.

Bu verilerde göstermektedir ki ARGE, teknoloji geliştirme, inovasyon gibi, küresel rekabetin ana unsurlarının, Türkiye sanayisinin gündeminde ilk sıralarda yer alması gerekmektedir. Sanayimizi, sürdürülebilir rekabet gücü hedefine yaklaştıracak adımların süratle atılması, içinde bulunduğumuz kritik dönemde her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Kamu ve özel sektör işbirliği ile Türkiye küresel ekonomideki bu sıkıntılı dönemi başarıyla aşmalı ve değişimin kazananları arasında yer almalıdır.

Geleceği tahmin etmenin en kolay yolu, onu şekillendirmekten geçmektedir. Sanayileşmenin temelinin, bilgi üretebilmekten geçtiğini de dikkate alırsak, teknoloji transferi ile kalkınma ve sanayileşmenin olamayacağı kesindir.

Türkiye'nin kendi teknolojisini kendisi üretip, sanayileşme ile ulusal ekonomiye katkı sağlaması, bilim ve teknolojinin, toplumun bütün kesimlerini yakından ilgilendirdiği, bilim ve teknolojinin ülke sanayisinin yanı sıra ülkenin uluslararası arenadaki konum ve geleceğini belirleyeceği bilinmesine rağmen Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bu konularda duyarsız kalmakta ve çözüm üretmemektedir.

Ara malı üreten imalat sektörümüz ekonomi politikalarının gereği enerjiyi pahalı kullandırılırken, istihdam üzerindeki vergiyi yüksek öderken, kullandığı kredinin faizi yüksek tutulurken, pahalı üretime karşı Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı hiçbir önlem ve uyarıcı, tavır koyucu davranmamıştır.

Dünya pazarlarında üretilen mallarla yerli ürünlerimiz rekabet edemez halde, düşük kur politikası, ara malları dışarıdan almayı cazip hale getirerek ithalatın patlaması konusunda da Sayın Bakan'ımızın engelleyici tutumu olmamıştır.

Sanayimizi, yabancıların ülkemize yapacağı yatırımlara bağlanmasına, üretmeye değil de, hizmet sektörlerine dayalı büyümenin önünün açılması çalışmalarına kolaylık gösterilmesinin aracı olan politikaların uygulaması:

Ülke ekonomisinin ithalata bağımlılığını arttıran ve ülkemizi yabancı ürünlerin cenneti haline getirerek milli sanayinin rekabet gücünü azaltan, ülkemizde yerli üretim konusunda çaba göstermeyen ve tüm bunların siyasi sorumlusu Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün hakkında Anayasa'nın 98 ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106. Maddeleri uyarınca Gensoru açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensoruların görüşme günleri Danışma Kurulunca daha sonra belirlenerek oylarınıza sunulacaktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bizim on iki tane genel görüşme önergemiz vardı. Bunlar Genel Kurula sunulmadı. Oysa, İç Tüzük’e göre bunların Genel Kurula sunulması gerekiyor. Yani Başkanlığa, biz, genel görüşme, gensoru önergelerini birlikte vermiştik.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, anlayamıyoruz Grup Başkanvekilimizin söylediklerini.

OKTAY VURAL (İzmir) – Genel görüşmeyle ilgili…

BAŞKAN – Mikrofonu açarız, Sayın Grup Başkanvekilimiz yerine oturursa.

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, bizim gensoru önergeleriyle birlikte verdiğimiz genel görüşme taleplerimiz vardı. Bilindiği gibi, bu genel görüşme taleplerinin öncelikle Genel Kurula sunulması gerekiyor ama bugün sunulmadı. Dolayısıyla Başkanlığın, sunuşlarında, bir bakıma Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna mensup milletvekillerinin verdiği ya da grup adına verdiğimiz bu önergeleri neden sunmadığını, bir açıklama yapması gerektiğini... Bu, açıkçası İç Tüzük’e de aykırıdır, usule de aykırıdır.

BAŞKAN – Tamam Sayın Vural.

Başkanlığa verilmiş ancak geliş sırasına göre sıraya konulduğu için her gün üçer üçer okunmak üzere sıraya konulmuş. Gelecek, okunacak efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, hayır, böyle bir takdir yetkisi yok.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “Derhâl” diye bir hüküm var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Derhâl Genel Kurula sunacaksınız…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük’ün gereği.

OKTAY VURAL (İzmir) – …dolayısıyla, lütfen, Genel Kurul sunuşları olarak bu görevin İç Tüzük gereğince yapılmasını istirham ediyorum. “Derhâl…”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük öyle söylüyor efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük…

BAŞKAN – Ancak Sayın Vural sadece bugünkü değil, daha önce de verilen çok sayıda iş var, onlar sıraya konuldu. Niye bugün problem oldu, onu anlamadım ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim. Meclis araştırma önergelerini siz okudunuz…

BAŞKAN – Tamam.

OKTAY VURAL (İzmir) – …dolayısıyla Meclis araştırma önergelerinin okunmasıyla ilgili “derhâl” diye bir hüküm yok. Bu durumda bizim genel görüşme taleplerimizin derhâl gereğinin yapılması lazım çünkü biz bunların gündeme alınmasını isteyeceğiz. Okunmadan olmaz. Dolayısıyla okunmayarak bizim bunu gündeme almamız engellenmiş oluyor, denetim hakkımız engellenmiş oluyor.

BAŞKAN – Şimdi, Meclis Başkanlığına sunulan çok sayıda Meclis araştırması ve genel görüşme önergesi bulunmakta. Her gün üçer adet önerge okunmakta; geçmişten bu tarafa da yapılan bu Sayın Vural. Şimdi niye problem oldu, anlamış değilim gerçekten.

OKTAY VURAL (İzmir) – Problem, çünkü İç Tüzük’e göre “derhâl” diyor. “Derhâl”ın amacı sıraya değildir ki…

BAŞKAN – Ama şimdiye kadar hep aynı şey…

OKTAY VURAL (İzmir) – Araştırma önergeleriyle ilgili bunu yapabilirsiniz…

BAŞKAN – Tamam da, teamül, şimdiye kadar, sıraya konup burada üçer üçer okunması.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, sıraya…

BAŞKAN – Burada bir farklılık, ayrı bir ayrıcalık yapılmıyor ki bugünkü uygulamada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim. Genel görüşmenin amacı burada İç Tüzük’te belirlenmiş, “derhâl” diyor. Yani derhâl nasıl olacak? Genel Kurula sunulması gerekiyor. Bugün açık bir şekilde nasıl gensoruları okuduysanız genel görüşme taleplerini de okumanız gerekiyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 102’nci madde.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, 102’nci maddede “…derhal gelen kâğıtlar listesine alınır…”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Devamını da oku ama Nurettin Bey.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yani “derhâl” ifadesine lafzi olarak bakıldığında o bir yorum olur.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Devamını da oku.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lafzi olarak bakıldığında “derhâl” ifadesi; “Bu istem derhâl gelen kâğıtlar listesine alınır.”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, hayır, orada nokta yok, virgül var. “Genel Kurula sunulur.” diyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, bu virgül eylemle ilgili virgül Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “Derhâl alınır, -virgül- Genel Kurula sunulur.” diyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Virgül eylemle ilgili; “Genel Kurula ve Hükümete.” duyurulur. Yani “Derhâl hükûmete duyurulur.” veya “Genel Kurula duyurulur.” demiyor. Tamam, lafzından giderek yorum yapıyoruz burada çünkü.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama Genel Kurula duyuracaksınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bundan sonrası için yorum yapıyoruz Sayın Başkanım. Dolayısıyla, gelen kâğıtlar listesine alındıktan sonra, derhâl alındıktan sonra mesele yoktur.

BAŞKAN – Efendim, İç Tüzük’ün 104’üncü maddesinin üçüncü fıkrası: “Meclis araştırmasının açılmasında genel görüşme açılmasındaki hükümler uygulanır.”

OKTAY VURAL (İzmir) – “Açılmasında” diyor efendim, “sunulmasında” demiyor, “açılması kararında” diyor. “Açılması” ayrıdır, “sunulması” ayrıdır.

BAŞKAN – Gündemin altıncı bölümünde de zaten beraber işleme alınıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim?

BAŞKAN – Gündemin altıncı bölümünde de beraber işleme alınıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, açılması hâlinde karar verildiği zaman.

BAŞKAN – Hayır, ayrıca gündemin altıncı bölümüne bakarsanız, beraber işleme alınıyor zaten.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gündemin altıncı maddesinde ne var efendim?

BAŞKAN – Tüm süreç aynı işliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim?

BAŞKAN – Gündemin altıncı sırasına bakarsanız, birlikte işleme alınıyor zaten.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gündemin altıncı maddesinde ne var efendim, ne var? Beş var, altı yok ki.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Şu kapağı diyor Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu ön görüşmeler, açılmasına karar verilmişse olur. Meclis Genel Kurulu karar vermeden ön görüşme yapamazsınız ki zaten.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, duyurma işlemini yapmanız lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Duyurma işlemi efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu genel görüşme talebi, araştırma önergesi değil.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Efendim, eğer istenseydi “Derhâl Genel Kurula ve hükûmete duyurulur.” ifadesi kullanılırdı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, genel görüşme önemli bir denetim vasıtasıdır. Bunun Genel Kurul tarafından bilinmesi gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Vural, buradaki zaten “açılma” kelimesi tüm süreci kapsayan bir kelime. Eğer istiyorsanız buyurun, tutum hakkında tartışma açabilirim yani.

Üç dakika da süre veriyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – İstirham ediyorum, ben genel görüşme…

BAŞKAN – Hayır, tamam, birlikte çözüm bulalım, onun için söylüyorum ben yani. Ben “hayır” demiyorum şeye.

OKTAY VURAL (İzmir) –  Ben diyorum ki: Lütfen, sunuşlarla ilgili tamamlamayın, bizim genel görüşme taleplerimizi de okuyun ki yarın bunların bir kısmının gündeme alınmasını isteyeceğiz biz. Okunması gerekiyor. Duyurulacak ki ben gündeme alınmasını isteyeceğim, teklif edeceğim belki.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Burada, “derhâl” zorunluluğu, Genel Kurulda…

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati:16.21
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Vural, istiyorsanız usul tartışması açarız.

Lehte ve aleyhte olmak üzere…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lehte söz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhinde efendim.

Efendim, eğer siz bir bilgilendirme yaparsanız bu konuda, Başkanlığın bu uygulamasının mesnedi, İç Tüzük’teki yeriyle ilgili… Daha sonra mı yaparsınız yoksa?

BAŞKAN – Tamam, ben bilgilendirme yapıyorum Sayın Vural.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığa sunulan ve hâlen okunmayı bekleyen Meclis araştırması ve Meclis genel görüşme önerge sayısı 740’tır.

Bugüne kadar, uygulamada, Meclis araştırması ve genel görüşme önergeleri aynı usulle işlem görmektedir. Gündemin altıncı kısmı olan, Meclis araştırması ve genel görüşme yapılmasına ilişkin ön görüşmeler bölümünde, Başkanlığa sunuluş tarihlerine ve Genel Kurulda okutulma sırasına göre işleme alınmaktadır. Okutulmamış Meclis araştırması ve genel görüşme önergeleri bugüne kadar olduğu gibi siyasi parti gruplarının önerilerine konu olabilmektedir. Ayrıca, okutulmasalar bile tüm Meclis araştırması ve genel görüşme önergeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi web sayfasında yayımlanmaktadır. İç Tüzük’ün 104’üncü maddesine göre, Genel Kurulda okunarak gelen kâğıtlara alınan önergeler, Başbakanlığa bu aşamada gönderilmektedir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Okunmadı ama, bizim de itirazımız, okunmaması.

BAŞKAN – Her birleşimde, toplamda üç adet araştırma önergesi veya sırası gelmişse, genel görüşme önergesi okutulmaktadır. Bu, yerleşik bir teamüldür. Uygulamada İç Tüzük’e aykırı bir durum bulunmamaktadır.

Şimdi, söz isteyenler, buyurun.

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- MHP Grubu adına verilen genel görüşme önergelerinin Genel Kurula sunulmayarak gündeme alınmasının engellendiği gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aleyhinde efendim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lehte efendim, söylemiştik zaten, geçti kayıtlara.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkanım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, aleyhte.

BAŞKAN – Sayın Altay, lehte mi, aleyhte mi istediniz?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lehte istedim Başkanım.

BAŞKAN – Lehte istediniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İlk önce Engin Bey istedi, şahidim.

BAŞKAN – Evet, Sayın Altay, buyurun, lehte söz istediniz.

Üçer dakika söz veriyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Vural’ın iddia ettiği İç Tüzük uygulaması yani uygulama ihlali, esasen doğrudur. Benim, Başkanın tutumunun lehinde söz alma gerekçem şununla ilgilidir: Yani bu yanlışlık, şu an oturumu yöneten Sayın Başkan tarafından  yapılan, süregelen bir yanlış değil. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Dönem Parlamentosunda bu şekilde yüzlerce İç Tüzük katliamı, ihlali zaten yapıldı Sayın Vural.

Bu bağlamda, Sayın Başkanın tutumuyla ilgili, Sayın Başkan biraz önce dedi ki: “Teamüller böyle.”  Doğru, Başkan da teamüllere uydu. Doğrusu nedir?  Başkanın Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’ne uymasıdır ama Bülent Arınç’ın Meclis Başkanlığıyla  başlayan, Köksal Toptan’la, Mehmet Ali Şahin’le devam eden ve şimdi, Sayın Cemil Çiçek’le süregelen bu beraber yaşadığımız on yıllık süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü hakikaten  müteaddit defalar ihlal edilmiştir. İç Tüzük katliamı yapılmıştır.

Bakın, sayın milletvekilleri; Sayın Vural’ın iddiası doğrudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü maddesi Meclis araştırmasının tarifini ve açılmasını belirlemiştir. Sondan bir önceki fıkrasında da “Meclis araştırmasının açılmasında genel görüşme açılmasındaki hükümler uygulanır.” denilmektedir.

Bu durumda, genel görüşmenin açılmasını düzenleyen 102’nci maddeye göre bu Parlamentonun, -yanlıştan dönmek bir erdemdir- bütün işleri bir kenara bırakıp, bugüne kadar görüşülen bütün Meclis araştırma önergelerini, teker teker 104’üncü maddedeki öngörü çerçevesinde burada görüşüp reddetmesi ya da kabul etmesi lazım. Şimdi, bizim Parlamentonun öncelikli işi budur. Bu işi yapmayıp da, bu Parlamento bugün, şöyle ya da böyle, Sayın Vural’ın tespit ettiği bu İç Tüzük ihlalinin gereğini yapmayarak parmak çoğunluğuyla yoluna devam etmesi, AKP Grubunun öngördüğü gündemle yoluna devam etmesi tam bir hukuk katliamı ve hukuk ayıbı olur.

Bu sebeple ben Genel Kurulun sağduyusuna güveniyorum. Teamüller elbette ki önemlidir ama yanlış uygulamalar, yanlış tatbikatlar teamül olmaz, içtihat olmaz. Burada hepimizi bağlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne göre Sayın Vural’ın iddiasının gereği yerine getirilmeden başka bir iş ve işlemi bu Genel Kurul bana göre, benim hukuk yorumuma göre yapamaz diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Şimdi, aleyhte söz isteyen Oktay Vural, İzmir Milletvekili.

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Anayasa’mıza göre denetim olarak bakıldığı zaman bilgi edinme ve denetim yollarından olan genel görüşme, toplumu ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir. Dolayısıyla “görüşülmesi” olduğu için Genel Kurulun bilgilendirilmesi gerekiyor.

Meclis araştırması ise belli bir konunun incelenme talebidir. Bunda Genel Kurulda, açıkçası, belli bir konunun görüşülmesi değil, inceleme yapıldıktan sonra bir görüşme yapılması söz konusu. Onun için İç Tüzük’te derhâl bunun Genel Kurula duyurulması isteniyor. Sizin Meclis araştırmasıyla ilgili 3 tane önergeyi okutmanız… 5 tane okuyun, 6 tane okuyun, 7 tane okuyun, genel görüşme önergelerini okuyun. Toplumu ve devleti ilgilendiren bir faaliyet. Bunu okumazsanız biz nasıl gündeme aldıracağız? Dolayısıyla bu konuda Başkanlık Divanının muhakkak bu genel görüşme önergelerinin bir an önce Genel Kurula duyurulmasını temin etmesi gerekiyor. Bakın, gensoruyu okudunuz, süreye tabi. Niye çünkü İç Tüzük’te yazıyor. O zaman sizin genel görüşmeyi de muhakkak Genel Kurulun bilgilerine arz etmeniz gerekiyor.

Şimdi buradan bir konuda bir bilgi edinmek istiyorum. Bilemiyorum, karşılıklı münazaraya dönüşmez ama hükûmete bunu bildirdiniz mi, bir genel görüşme?

BAŞKAN – Az önce ben açıklamalarımda Başbakanlığa daha sonra gönderildiğini söyledim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gönderilmiş? Şimdi…

BAŞKAN – Daha sonra gönderileceğini söyledim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gönderilecek, daha gönderilmedi değil mi derhal işlemiyle ilgili? Anlıyorum.

Şimdi, genel görüşmeyle ilgili, ben, huzurlarınıza, hem Genel Kurula hem vatandaşlarımıza Türkiye’yi ilgilendiren böylesine önemli bir konuyu duyurmak istiyorum. Bunun duyurulması gerekiyor. Şeffaf bir Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışması için bence genel görüşme önergesinin burada öncelikle okunmasını temin etmeniz gerekiyor. Derhâl işlemi…

Bakın, Meclis araştırmasında ifadede bulunmuyor ama burada “derhâl” diye söylüyor. O zaman Başkanlığın bu derhâl işlemini yapması gerekiyor. Muhalefet olarak bizim denetim günlerimizi alıyorsunuz. Salı günleri denetim yapılması lazım. Biraz sonra çıkacak AKP Grubu, denetim yapılmaması… Vatandaşın hakkının, hukukunun yok edilmesine karşı muhalefet sorgu yapmasın.

Şimdi, bu sunuşlar aynı zamanda millet tarafından da “Hangi konularda muhalefet ne istiyor?” derken bunları da takip ediyorlar. Dolayısıyla bu genel görüşme talebinin muhakkak okunması gerekiyor.

Teşekkür ederim. 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Lehte söz isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, önce şunu belirtmekte fayda var: Biraz önce de ifade edildi ama son derece önemli, bu hüküm, bu uygulama 22’nci Dönemde başlamadı, daha önceki dönemlerde de yani Milliyetçi Hareket Partisinin, Cumhuriyet Halk Partisinin ya da başka herhangi bir siyasi partinin geçmişte iktidar partisi olduğu dönemlerde de  bu hüküm aynen bu şekilde uygulandı, aynen. Dolayısıyla sanki bu uygulama, ilk kez, AK PARTİ’nin iktidar olduğu dönemlerde başlamış gibi bir algı ya da imalar söz konusu; böyle bir durum mevcut değil. Önce onun altının çizilmesi gerekiyor, bu bir. 

MEHMET ŞANDIR (Mersin ) – Bu, çok net değil ama. 

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Net yani çok net, bana göre çok net.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Araştırılırsa aksine uygulamaların olduğunu da görürsünüz. 

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verirseniz…

Bakın…

ENGİN ALTAY (Sinop) – İç Tüzük’e daha riayet edişini göreceksiniz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Farkında mı bilemiyorum arkadaşlar ama biraz önce Sayın Vural’ın ifade ettiği şekilde eğer yorumlanırsa ya da Engin Bey’in ifade ettiği şekilde, Türkiye Büyük Millet Meclisi fiilen bloke edilir, çalışamaz hâle getirilebilir. Neden? Herhangi bir siyasi parti, fark etmez herhangi bir siyasi parti grubu, her gün -örnek olarak söylüyorum- 50 tane Meclis Genel Görüşme önergesi verebilir. Verebilir mi? Verebilir. Bir sınırlama var mı? Yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük’te “Denetim salı günleri yapılır.” deniyor, denetimi iptal ediyorsunuz. Siz denetimi niye iptal ediyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verirseniz.

Bakın yani neden böyle olduğunun da aslında gerekçesi bu aynı zamanda. 100 tane, 50 tane genel görüşme önergesi verebilir ve uzun olabilir, yani 500 kelimeye kadar da olabilir. Bunun sadece okunması aşağı yukarı herhâlde bir sekiz on saat sürer. Ne demek bu? Ve eğer bu yoruma göre diğer bütün Meclisin faaliyet alanlarına giren konulardan önce eğer okunması gerekiyorsa, öyle yorumlanması gerekiyorsa o zaman bu, fiilen Meclisin tatil edilmesi, milletin iradesinin hiçbir şekilde hayata geçirilememesi anlamına gelir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye, burası milletin iradesini temsil etmiyor mu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Kanun yapamaması, başka hiçbir şey yapamaması anlamına gelir. Öyle değil mi? Fiilen bu mümkün. Mümkün mü?

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletin iradesini temsil etmiyor mu? Anayasa’da benim denetim hakkım var ya! Senin parmak çoğunluğun varsa benim de hukukum var. Hukuka, hukuka… Önce hukuk, önce hukuk…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla böyle bir değerlendirme, böyle bir yorum kesinlikle ne İç Tüzük’ün bu maddesine uygun ne de aynı zamanda mantığa uygun, çünkü bununla herhangi bir dönemde herhangi bir zamanda…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hak güçlü olanın değil, haklı olanındır.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …Meclisin faaliyetlerini yürütememesi gibi fiilen kapanması anlamına gelecek bir durum ortaya çıkabilir. Yani hiçbir arkadaşımızın ben böyle bir meramının, böyle bir düşüncesinin, böyle bir arzusunun olduğunu düşünmüyorum ama öneri buna yol açabiliyor. Herhangi bir siyasi parti herhangi bir zamanda bugün, yarın, on sene sonra, beş sene sonra, üç sene sonra… Böyle bir şey olabilir mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz temel kanunları istediğiniz gibi yapıyorsunuz da…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Böyle bir önerinin savunulması mümkün olabilir mi değerli arkadaşlar? Ayrıca biraz önce de söyledim, buradaki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …“derhâl” ifadesi, sadece Gelen Kâğıtlar listesine alınmaya ilişkindir, virgülden sonrasını kapsamaz. Başkanlığın tutumu doğrudur.

Hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – “Kötüye kullanılır” diye bir hak ortadan kaldırılabilir mi, yok sayılabilir mi ya?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aleyhte söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, burada, şu ortak paydayı ifade edeceğiz: Burada hukuk kuruyoruz, hukuku hukukun içinde kalarak kurmak mecburiyetindeyiz. Buranın hukukunu İç Tüzük belirliyor. İç Tüzük gayet açık ve net. Diyor ki: “Hükûmete ve Meclise derhâl sunulur.” Bunun bir başka anlamının olmaması lazım. Bir başka denetim aracı olarak araştırma önergelerinin derhâl sunulması gibi bir hususu kanun koyucu buraya koymamış ama genel görüşmenin derhâl Genel Kurula ve Hükûmete sunulması gerektiğini bir hüküm olarak yazmış. Buna uymak mecburiyetindesiniz. Buna uymadığınız takdirde İç Tüzük’ü ihlal etmiş olursunuz. Hukuku hukuksuzlukla, hukuka uymadan düzenlemiş olursunuz.

Değerli arkadaşlar, bizim genel görüşme talebimiz bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Bakın, iktidar -her defasında söylüyoruz- burada Meclisin gündemini belirleyecek ama Meclisin gündemi, milletin gündemi olmak mecburiyetinde. Bize göre, Hükûmetin getirdiği kanun tasarı ve teklifleri milletin öncelikli gündemi değil. Biz, şimdi, bu genel görüşme önergelerinde 2/B uygulamalarının incelenmesini istiyoruz. Milletimiz perişan, halkımız perişan, 2/B uygulamalarından dolayı çok ciddi bir mağduriyet var.

Bizim bu genel görüşme taleplerimizden biri Suriye. “Yaşanan Suriye krizinin, sınır bölgelerindeki illerin ekonomisindeki olumsuz etkilerinin genel görüşmesini yapalım.” diyoruz. “TOKİ uygulamalarının vatandaşlar nezdindeki olumsuz sonuçlarını bir genel görüşme anlamında buraya getirelim, tartışalım.” diyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – 4+4…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bunlar milletin gündemi. Şimdi, milletin gündemini siz “İşte, teamüller…” Ben bu konuda Divanın çok doğru, çok bilgiye dayalı doğru söylediği kanaatinde değilim, aksine uygulamalar da var.

Bakınız, denge ve denetim, bu sistemin işleyişinin temel unsuru. Siz, muhalefet ve iktidar arasında denge ve denetimi İç Tüzük’le sağlamak mecburiyetindesiniz. İç Tüzük diyor ki: “Salı ve çarşamba günü denetim yapılacak.” Denetimi kaldırıyorsunuz parmak çoğunluğunuzla. Muhalefet partileri Anayasa’nın kendilerine yüklediği yükümlülüğün gereği, denetimi yapacaklar. Hükûmete sunulmadığı konusundaki bilgi de doğru olmayabilir. Bu genel görüşme önergelerinin Hükûmete gönderildiği yönünde bir duyumum da var benim ama Meclise niye sunulmuyor? Arzu ettiğimiz şey… Biz, yarın, bu genel görüşme önergelerimizden bir ikisinin buraya getirilmesini isteyeceğiz, okunmadan nasıl getireceğiz değerli arkadaşlar? Dolayısıyla “Sıraya koyduk, sırası gelince getireceğiz.” tezi doğru değil, muhalefetin engellenmesidir, İç Tüzük’ün ihlalidir. Onun için, Sayın Başkanlığın, bu konuda İç Tüzük’e uymasını talep ediyoruz, şu andaki uygulaması İç Tüzük’e aykırıdır. Burada bu anlayışla yürütülecek müzakereler gayrimeşru olacaktır.

Bilgilerinize arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, genel görüşme önergelerinin Meclis araştırması önergelerinden ayrı tutularak işlem görmesi iddiası üzerine yapılan usul tartışması sonrasındaki Başkanlığımızın tutumunu açıklıyorum:

İç Tüzük’ün 104’üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre Meclis araştırması açılmasında genel görüşme açılmasındaki hükümler uygulanır. 102’nci madde ise “Genel görüşmenin açılması” başlığını taşımakta olup sürece ilişkin işlemler gösterilmiştir. “Açılma” ifadesi sadece görüşmeyi kapsamamakta, gelen kâğıtlar listesine alınmadan Genel Kurulun bilgisine sunma ve gündeme girişi de içermektedir. Gündemin altıncı kısmında araştırma ve genel görüşme önergelerinin birlikte yer alması, yerleşik teamül olarak her birleşimde sınırlı ve belirli sayıda önerge okutulması da göz önüne alındığında Başkanlığımızın tutumunda bir değişiklik olmamıştır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, yani, tabii ki o kürsüden…

BAŞKAN – O zaman, oylayalım Sayın Şandır istiyorsanız, yapacağım bu, benim başka yapabileceğim bir şey yok ki. Şimdiye kadar yapılan uygulama karşısında…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani oylamayla eğriyi doğrultamayız. Parmak çoğunluğuyla hukuku doğrultmamız yanlıştır. 

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani oy tehdidiyle ilgili, sizin takdirinizdir.

BAŞKAN – Hayır, şimdi, yani ne yapmamı?.. Ne yapmamız gerekiyor? Bugüne kadar bu uygulama…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yarın genel görüşme önergelerimizin gündeme alınması için Danışma Kurulu alacağız. Burada okunmadan bunu nasıl sağlayacağız?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yapabilirsiniz, bunda bir engel yok.

BAŞKAN – Ama şimdiye kadar bu uygulama devam ederken, hiç kimse sesini çıkartmadan gelmişken, niye bugün yapılıyor, anlaşılmış değil yani?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anladım da, niye İç Tüzük’ü dikkate alıp uygulama yapmıyorsunuz da…

BAŞKAN – Biraz önce Sayın Canikli açıkladı, “bundan önceki iktidarlar döneminde” dedi -iktidar ismi vermeden- tüm dönemlerde geldiğini söyledi ki uygulama da o şekilde.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sizi bundan önceki iktidarlar değil, İç Tüzük bağlar.

BAŞKAN – Örneklerini getirelim o zaman, okutalım burada teker teker.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bizim için, toplumun önemli gündem konusu olan konuların Genel Kurulda görüşülmesi… Bunun yolu genel görüşme önergesi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Burada bir engel yok Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani Oslo’nun konusu mu önemli, milletin konusu mu önemli? Büyükşehrinkini alacaksınız da, Oslo’daki görüşmelerdeki mutabakatları buraya getiriyorsunuz da…

BAŞKAN – Ben de açıklamayı yaptım, sıraya koydum üçer üçer. Geçmişten bu tarafa okunduğu gibi bundan sonra da okunacak diye.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, şu suçlamanın altında kalırsınız.

BAŞKAN – Niye kalayım canım? Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Suçlamanın altında kalırsınız.

BAŞKAN – Hayır, ben değil, şimdiye kadar tüm uygulamaların altında kalınacaksa, herkes kalır yani Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük ihlali yapıyorsunuz, İç Tüzük ihlali yaparak devam edeceğiniz müzakereler gayrimeşru olur.

BAŞKAN – Sayın Şandır, İç Tüzük ihlali diye kastettiğiniz şey, ilk defa bugün yapılmış olsa, tamam, doğru. Bir ihlal varsa bunun altında ben kalırım…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, günde 10 tane adam öldürülüyor, adam öldürmek meşru mu peki?

BAŞKAN – Ancak, eğer bu uygulama geçmişten bugüne kadar devam ediyorsa o zaman…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tersi var burada, karşı uygulamalar var Sayın Başkanım, inceleyin göreceksiniz.

BAŞKAN – Ama teamülü konuşuyoruz biz, şimdiye kadarki uygulamaları konuşuyoruz, çıkartalım onları o zaman.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teamül, sizin ifadenizle “teamül”.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, teamül, yasanın olmadığı yerde geçerli.

BAŞKAN – O zaman bu İç Tüzük ihlalinin altında her iktidar ve her başkan vekili, her Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı kalır yani.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim biz,  bugün denetim günü, denetim yapılsın istiyoruz, millet adına denetim yapılsın istiyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani denetim yapılması teamül değil mi? Ona niye itiraz etmiyorsunuz? Biraz sonra iktidar grubunun grup önerisi…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, açıklamalarınız tatmin etmedi Genel Kurulu.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani bu gerekçeniz doğru değil efendim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Madem emsal var, “Okutabiliriz.” dediniz, onları okutun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – O emsalleri getirin, okutun.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Emsal getirin, okutun.

BAŞKAN – Getirelim emsalleri.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Okutun Sayın Başkan.

MEHMET GÜNAL (Antalya) -  Sayın Başkan, karar veriyorsunuz ama usul hakkında, ara verin bir bakın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sıklıkla yapılırsa meşru mu olur Sayın Başkan?

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                       

 

Kapanma Saati: 16.54

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, geçmiş dönemlerde de genel görüşme önergelerinin Başkanlığa sunulmasının hemen ardından Genel Kurulda okutulmadığı ve derhâl Başbakanlığa bildirilmediği görülmektedir.

Örneğin, 21’inci Dönemde (8/18) esas numaralı Genel Görüşme Önergesi Başkanlığa 01/3/2001 tarihinde sunulmuş, Genel Kurulun 22/3/2001 tarihli Birleşiminde okunmuş ve Başbakanlığa 27/3/2001 tarihinde gönderilmiştir.

Diğer bir örnek ise, yine aynı dönemde (8/20) esas numaralı Genel Görüşme Önergesidir. Bu önerge de 25/9/2001 tarihinde Başkanlığa gelmiş, 09/10/2001 tarihinde Genel Kurulda okutulmuş ve 12/10/2001 tarihinde Başbakanlığa gönderilmiştir.

Benzer şekilde diğer dönemlerde de benzer uygulamalar görülmektedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Peki, şimdi Başbakanlığa gönderildi mi efendim bunlar?

BAŞKAN – Zaten ben açıklamamda söyledim Sayın Vural “Gönderilmedi.” diye. Biraz önce soruldu, gönderilmediğini söyledim ben size.

OKTAY VURAL (İzmir) – Peki, Sayın Başkanım, anlaşılan tutumunuzda bir değişiklik olmayacak.

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, İç Tüzük’ün 104’üncü maddesine göre bu “derhâl” konusunu gelen kâğıtlara izafe ettiğiniz anlaşılıyor ama 5 Kasım Pazartesi günlü gelen kâğıtların içerisinde de yok.

BAŞKAN – O da yok, doğru.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok.

BAŞKAN - Doğru efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman bu konuda da bir…

BAŞKAN – Okunduğu gün alınıyor efendim, okunduğu gün.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim?

BAŞKAN – Okunduğu gün alınıyor derhâl.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Derhâl” o zaman…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Benim söylediğimi söylüyor.

OKTAY VURAL (İzmir) -  Şimdi, biraz önce Nurettin Bey dedi ki: “Derhâl gelen kâğıtlara alınması gerekiyor.”

BAŞKAN – Sayın Vural, biraz önceki açıklamalarımız onu da kapsıyor, yani Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugüne kadar aynı uygulama yapılmakta. Yani bugün…

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, sizin lehinizde konuşan…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Benim söylediğimi söylüyor, benim açıklamam.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkanım, bunun derhâl gelen kâğıtlara alınmaması İç Tüzük’e aykırı değil mi?

BAŞKAN – Sayın Vural, bugün bu konuda farklı bir uygulama yapılmış değil, ben onu anlatmak istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Peki, ben aynı şekilde şu soruyu soruyorum: Biraz önce örneklerini verdiniz. Bu genel görüşme ya da Meclis araştırması talepleri derhâl gelen kâğıtlara alınmamış mı?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Alınmamış.

OKTAY VURAL (İzmir) - Alınmamışsa, o zaman…

BAŞKAN – Alınmamıştır, evet.

OKTAY VURAL (İzmir) - Nasıl alınmamış?

BAŞKAN – Okunduktan sonra diyorum, okunmasıyla birlikte diyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, öyle bir şey olur mu?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hayır Başkanım, yanlıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) –Öyle bir şey olur mu canım ya? O ancak gündeme alınmasıdır.

BAŞKAN – Maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugüne kadar aynı uygulamalar onlar için de geçerli efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, o gündeme alınmasıyla ilgili husustur, şu gündem listesine girmesiyle ilgili husustur. Okunmadan…

BAŞKAN – Kaldı ki biraz önce açıklamalarımda da söyledim “Zaten grup önerisiyle de getirebilirsiniz.” diye.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben Başkanlığın yaptığı uygulamadan bahsediyorum, diyorum ki… Bakın, İç Tüzük açık, diyor ki: “Derhâl gelen kâğıtlarda yayınlanır.” Değil mi?

BAŞKAN – Sayın Vural, ben de aynı şeyi söylüyorum, ben de diyorum ki derhâl yapılmadı şimdiye kadar tüm uygulamalarda, teamül hâlinde bu şekilde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim, siz bildirilmemiş…

BAŞKAN – Yani, bugün farklı bir uygulama yok bu konuda.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, hayır, hayır, gelen kâğıtlarla ilgili bir şey konuşmadınız.

BAŞKAN – Evet, gelen kâğıtlarla ilgili söylüyorum, deminden bu tarafa konuştuğumuz gelen kâğıtlarla ilgili.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, bildirilme işini söylediniz siz, Genel Kurula bildirme işini söylediniz.

BAŞKAN – Siz sordunuz, ben de cevap verdim derhâl…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, siz Genel Kurul ve hükûmete bildirme tarihlerini verdiniz, gelen kâğıtlarda yayınlanma ifade etmediniz.

BAŞKAN – Sayın Vural, uygulama, Genel Kurulda okunduğu gün gelen kâğıtlara alınıyor ve daha sonra da, evet, hükûmete bildiriliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle bir şey olur mu? Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu canım? Ya İç Tüzük… Böyle bir teamül olmaz.

BAŞKAN – Tartıştığımız şey aynı işte, onu söylüyorum ben.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sonra da Genel Kurula bilgi verir.

BAŞKAN – Maalesef teamül bu, geçmişten…

OKTAY VURAL (İzmir) – İyi bak.

Sayın Başkan, biz diyoruz ki… Okunmaması konusunu tartışırken, şimdi siz gelen kâğıtlara bile yazmam diyorsunuz.

BAŞKAN – Yazmam demiyorum Sayın Vural, lütfen… Niye öyle söylüyorsunuz ki?

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle diyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, öyle demiyorum ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle diyorsunuz.

BAŞKAN – Benim sözlerim açık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle diyorsunuz.

BAŞKAN – Bu, 24’üncü Dönemde, bugün uygulanan bir hadise değil; 23’üncü Dönemde, 22’nci Dönemde, 21’inci Dönemde, 20’nci Dönemde, geriye doğru ne kadar giderseniz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, hayır, hayır, hayır, öyle değil. Bakın, bu konuda -Nurettin Bey hatırlar- gelen kâğıtlarda basılmadığı için burada tartışma oldu, sonra siz orada gelen kâğıtlarda bastınız, ondan sonra görüşülebildi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bakın, Sayın Başkan, uygulama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok öyle şey. Gelen kâğıtlarda derhâl bastırma zorunluluğunuz var.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Uygulama gelen kâğıtlar listesi dâhil eskiden olduğu gibi, hiç değişen bir şey yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gelen kâğıtta yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 21’inci Dönemde nasılsa şu anda da öyle.

BAŞKAN – Okunduğu gün gelen kâğıtlara alınıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, Nurettin Bey, siz dediniz ki: “Derhâl gelen kâğıtlara alınması lazım.” İşte, pazartesi günkü gelen kâğıtlar, yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bakın, ben şunu söylüyorum: 21’inci Dönemde, 20’nci Dönemde nasılsa bugün de öyle. Gelen kâğıtlar listesine alınması da dâhil olmak üzere söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Canikli, siz biraz önce kürsüden dediniz ki: “Derhâl olan gelen kâğıtlardır.” Şimdi sözünüzden cayıyor musunuz? Cayıyor musunuz sözünüzden?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Vural, o benim kanaatim, o benim görüşüm.

BAŞKAN – Evet, Sayın Vural, teşekkür ediyorum. Konu yeterince açıklanmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bizim önergelerimize ambargo koyamazsınız!

BAŞKAN – Hayır, ambargo koyan yok efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz gelen kâğıtlarda yayınlatmayarak bizim denetim yetkimizi fiilen kısıtlıyorsunuz, yok sayıyorsunuz. Gelen kâğıtlara basmak zorundasınız. Bu, İç Tüzük’ün amir bir hükmüdür. Okuyup okumamayla ilgili bir teamülden bahsettiniz ama derhâl kâğıda basmak zorundasınız. Milletten niye saklıyorsunuz? Meclisten niye saklıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

Milletten hiçbir şey saklanmıyor. Geçmişten gelen teamül neyse devam ediliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Geçmişle ilgili değil. Gelen kâğıtlarda, gösterin bakalım, geldiği zaman…

BAŞKAN – Gensoruların görüşme günleri Danışma Kurulunca daha sonra belirlenerek oylarınıza sunulacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, gelen kâğıtlarla ilgili uygulamayla ilgili usul tartışması istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhinde.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Lehte.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lehte.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aleyhinde.

BAŞKAN – Ama lehte aleyhte söz alıp da herkesin de lehte aleyhte konuşması gerekir yani burada Başkanlık eleştirilirken…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, irademize ipotek koymayın. “Aleyhte” diye kaldırdım.

BAŞKAN – Hayır, Sayın Günal, niye çağırıyorsunuz ki? Anlaşılıyor sözünüz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hayır, niye bağırıyorsunuz? Bizim ne konuşacağımıza siz niye karar veriyorsunuz? “Aleyhte” diye söz istedik.

BAŞKAN – Ama yapılanda samimi olmak gerekir yani. Onu da söylemek hakkımız yani, kusura kalmayın lütfen. Siz çıkacaksınız…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Evet, görüyoruz samimiyeti! Sırayı doldurup doldurup teşekkür edip inenlere bir şey demiyorsun ama değil mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekillerinin samimiyetini test edecek konumda değilsiniz!

BAŞKAN – Evet, lehte yazıyorum efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Aleyhte” diye ben en önce kaldırdım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz milletvekilinin samimiyetini nasıl test edersiniz?

BAŞKAN – Siz Başkanlığın samimiyetini test…

OKTAY VURAL (İzmir) – Önce siz samimi olun!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tutanaklara bir bakın, önce ben söz istedim.

BAŞKAN – Evet, aleyhte başka, Sayın Günal’dan sonra?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte.

ENGİN ALTAY (Sinop) – İlk lehte ben istedim, tutanaklara bakın.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bu grup ilk önce istedi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, 4 arkadaş bu gruptan ilk önce istedi.

BAŞKAN – Evet, Sayın Nurettin Bey. Başka?

Evet, usul tartışmasında lehte söz isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- MHP Grubu adına verilen genel görüşme önergelerinin Gelen Kâğıtlarda derhâl yayınlanması gerektiği hâlde yayınlanmadığı gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, biraz önceki tartışmada arkadaşlarımız bu uygulamanın gerçekten eskiden beri bu şekilde yürütülegeldiğinden emin olmak istediler.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – O net değil Nurettin Bey. Aksi uygulamalar var, ben bulup onları getireceğim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin.

Somut olarak, biraz ara verildi.

OKTAY VURAL (İzmir) – İki tane buldun, topu topu iki tane buldun.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Efendim, iki tane, yani…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani aksi uygulamalar içinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – On üç yılda iki tane buldular.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Çünkü genel görüşme önergesi çok fazla kullanılan bir mekanizma değil biliyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, aksi uygulamaları buraya getirdiğimizde ne diyeceksiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla olduğu kesin. Tartışmasız bir şekilde, benim biraz önce ifadeye etmeye çalıştığım tarzda ve onu doğrulayacak şekilde, önceki dönemlerden beri aynı uygulamanın devam ettiği çok net bir şekilde ortaya çıkmıştır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Doğru değil. Aksi uygulamaların örneğini getireceğim şimdi.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Burada herhangi bir tereddüt, tartışma söz konusu değil. Yani son 22’nci , 23’üncü Dönemde yeni bir uygulama başlatılmamıştır bu konuda. Orada herhangi bir problem yoktur. Sadece bu konuda değil, aynı zamanda gelen kâğıtlara alınma konusunda da herhangi bir farklı uygulama söz konusu değildir. Geçmiş dönemlerde de aynı uygulama, gelen kâğıtlara alınma itibarıyla bu şu anda uygulandığı şekilde yürütülegelmiştir. Bir farklılık, farklı durum, arada bir değişiklik söz konusu değildir. Benim söylediğim şu: Bakın, oradaki “teknik” ifadesiyle “Gelen kâğıtlara alma” ifadesi Başkanlığın okunduktan sonra alma uygulamasıyla örtüşmemektedir. Bu ikisi farklı şey. Neden farklı? Çünkü gelen kâğıtlara atfedilen içerik farklıdır, ondandır. Yani aslında Meclis Başkanlığınca her gün gelen kâğıtlara alınır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Almıyor, almıyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Fiilen alıyor aslında, bakın, fiilen alıyor. Bu benim yorumum, benim kanaatim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hayır. Ama teknik anlamda, okunduktan sonra alıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Olur mu ya? Okunduktan sonra alınır mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Fakat ben şunu söylüyorum: O sıraya konulması dahi bu gelen kâğıtlar listesine alınma anlamına gelir. Benim yorumum, kanaatim bu şekilde. Dolayısıyla 102’nci maddedeki bu şart, bu yönüyle, “derhâl” ifadesiyle yerine getirilmiş olmaktadır yani sunma sırasına giriyor, Başkanlığa veya Genel Kurula sunulma sırasına giriyor -önemli olan budur- işlem sırasına giriyor. “Derhâl” kelimesiyle bu yerine getirilmektedir.

Dolayısıyla, bu anlamda, biraz önce Sayın Vural’ın söylediği noktada herhangi bir çelişki söz konusu değildir. Benim açıklamalarımda da çelişki söz konusu değildir. Yani Başkanlığın buna yüklediği, gelen kâğıtlara yüklediği anlam ile benim kastettiğim anlam farklıdır. Benim kastettiğim anlam sadece sıraya sokulmasıdır, işleme alınmak üzere sıraya sokulmasıdır. Bu da yapılıyor zaten ama Başkanlığın yorumladığı, uyguladığı anlamıyla -aynen öyle, uyguladığı anlamıyla- okunduktan sonra, Genel Kurula sunulduktan sonra gelen kâğıtlar listesine alınmaktadır. Durum budur. Bu noktada da Başkanlığın uygulaması doğrudur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aleyhte söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, Sayın Günal istedi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Vural’a sıramı devrediyorum, sonrakinde ben söz alacağım.

BAŞKAN - Oktay Vural, İzmir Milletvekili, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, şüphesiz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak başta şunu ifade etmeliyim ki büyükşehir belediye yasasıyla milletin seçme hakkını yok eden, köyünü ortadan kaldıran ve bölgesel yönetimlerin önünü açan bir tasarının görüşülmesinin ne kadar ötelenirse milletimiz için o kadar hayırlı olduğunu bu vesileyle ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla, hayırsız olan bir işin Meclis Genel Kurulunda görüşülmemesini arzu ediyorum.

Bu konu doğrudan doğruya İç Tüzük’ün amir hükmü. Diyor ki İç Tüzük’te: “Genel görüşme istemi derhâl gelen kâğıtlar listesine alınır.” Biraz önce Sayın Nurettin Canikli bu “derhâl” kelimesinin gelen kağıtlarla ilgili olduğunu ama Genel Kurula sunumla ilgili olmadığını söyledi. Şimdi, Sayın Canikli, yani ya şimdi söylediğiniz yanlış ya daha önce söylediğiniz yanlış.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İzah ettim Sayın Vural, izah ettim.

OKTAY VURAL (Devamla) - Dolayısıyla derhâl gelen kâğıtlara alınması lazım. Neden gelen kâğıtlara? Çünkü milletvekilleri neyin gelip gelmediğini öğrenmek istiyor.

Bakın, gensoru önergeleri hemen alınmış. Bakın, alınmış hemen. 6 tane gensoruyu hemen almışlar pazartesi günkü. Dolayısıyla, milletvekillerinin bu konuda Meclis Genel Kuruluna sunulan araştırma önergeleri, soru önergeleri, bunların hepsinin alınması gerekiyor. Milletvekilinin haberi olacak.

Şu gündeme alınıp alınmama konusu okunmadan sonradır zaten. Gündemde olmayan bir konunun görüşülmesi mümkün değil. Onun için, bu okunacak gündeme alınacak ki biz de bunun görüşülmesini isteyeceğiz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Grup önerisi getirebilirsiniz.

OKTAY VURAL (Devamla) - Siz bir kanun teklifini gündeme almadan burada görüşülmesini temin edebilir misiniz? Yapamazsınız. Yapamazsınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Danışma Kurulu grup önerisi getirebilirsiniz.

OKTAY VURAL (Devamla) - Yapamazsınız. Gündemde olmayan bir konuyu görüşemezsiniz.

O bakımdan, Sayın Başkan şunu söyledi, dedi ki: “Derhâl kâğıtlarda yayınlanmadı.” Biraz önce ifade ettiğiniz hangi konu gelen kâğıtlarda yayınlanmamış da ne zaman yayınlanmış? Burada okunduktan sonra olur mu? “Derhâl” diyor. Sizin için “derhâl” bir yıl sonraysa, altı ay sonraysa, üç ay sonraysa… Millet, niye atanamayan öğretmenlerin sıkıntısıyla ilgili verdiğimiz bir genel görüşme talebini burada dinlemesin? Niye perişan olan çiftçilerin, hayvancıların durumunu öğrenemesin? Muhalefetin de ne yaptığını öğrenmek istiyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Grup önerisi getirebilirsiniz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) - Buradaki gündemde yer alan hususlar dışında, bunlarla ilgili olarak bu genel görüşmelerin gelen kâğıtlara gelmesi milletvekiline saygının gereğidir. Bu milletvekilleri nereden öğrenecek neyin ne olduğunu?

Bu bakımdan, uygulama yanlıştır. Derhâl kâğıtlara basılmasını temin edin bunların, derhâl.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – Derhâl basılmasını temin edin ve bugünkü gündemde de yoksa Sayın Başkan, pazartesi günkü gelen kâğıtlarda yok. Salı günkünde var mı, yok mu? İnternet sayfasında yok zaten. Salı günü ne geldi, ne bitti bilmiyoruz. Yok. Milletvekilleri biliyor mu? Biliyor musunuz arkadaşlar? (MHP sıralarından “Bilmiyoruz.” sesleri) Kapalı kapılar ardında Meclis çalışması yapılmaz.

O bakımdan, bu uygulama yanlıştır. Derhâl, gelen her türlü milletvekili müracaatının gelen kâğıtlara basılması gerekmektedir.

Arz ederim.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Lehte söz isteyen Ahmet Aydın…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, tutanakları inceletmeniz gerekir. 61’e göre söz, istem sırasına göre verilir. Tutanaklarda bu açıktır. Herkesten önce ben söz istedim. Bu bir söz gasbıdır. Lehte Sayın Ahmet Bey’e söz veremezsiniz.

BAŞKAN – Sayın Altay, sizi aleyhte yazdık.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Olmaz Başkanım, ben lehte söz istedim. Tutanaklar var burada.

BAŞKAN – Ama genel uygulama bir lehte, bir aleyhte söz olarak veriliyor.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, tutanaktan daha büyük bir şey var mı burada sizi bağlayan, bizi bağlayan? Yok.

BAŞKAN – Hayır, tutanaklara da bakalım ama aleyhte ikinci…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lütfen, ara verin, tutanaklara bakın. Göreceksiniz, ben herkesten önce söz istedim. Sözümü de kimseye yedirmem.

BAŞKAN – Anladım da Sayın Altay, ne anlatmak istiyorsunuz, anlaşılır gibi değil ki.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Nasıl?

BAŞKAN – Burada ikinci sırada sizi çağıracağız. Aleyhte söz isteyen…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, lehte üç konuşmacıya söz verebiliyor musunuz, lehte?

BAŞKAN – Ama lehte söz istedi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nasıl? Üçüncü konuşmacıya mı vereceksiniz? Benim sıram var, sadece biz değiştik. Önce Sayın Oktay Vural… Beni çağırmadınız mı az önce?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lehte 2 tane söz verirsiniz. Lehte benim. Tutanaklara bakmadan Sayın Aydın konuşamaz, asla.

BAŞKAN – Ama Sayın Günal’ın yerine ben Sayın Vural’ı çağırdım sanki.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben istedim zaten efendim. Usul tartışmasını isteyen benim, “Aleyhte.” diyen benim zaten.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bakın, lütfen, doğru dürüst yönetin. Böyle bir şey olmaz.

BAŞKAN – Ne demek Sayın Günal?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Milletvekilimiz devretti.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tabii yani şimdi çağırdınız.  Sadece sıramızı becayiş yaptık.

BAŞKAN - Bu işi niye şahsileştiriyorsunuz ki Sayın Vural?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şimdi de diyorsunuz ki: “Aleyhte verdim.” Böyle bir şey olur mu yahu?

BAŞKAN – Kendi aranızdaki bir tartışmadan dolayı hemen “Bu işi doğru dürüst yönetiyorsunuz…”

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yahu Başkan, aleyhte ben istedim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Evet, doğru dürüst… AKP’nin Grup Başkan Vekilinin hakkı mı var?

BAŞKAN – Sayın Vural, yani çok çağırmakla bu işler çok iyi hallolur zannetmeyin yani, istediğiniz kadar bağırın.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir defa grup başkan vekilinin hakkı mı var? Milletvekilinin yok mu? Olur mu böyle bir şey?

BAŞKAN – Yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulunun yüksekliği çok fazla, istediğiniz kadar bağırabilirsiniz yani. Lütfen ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tutanaklara bakın.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, tutanaklara bakın.

BAŞKAN – Kendi aranızda anlaşın, ona göre söz vereyim ben.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bu gibi hâllerde tutanaklara bakılır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben “Aleyhte.” diye el kaldırdım, o da “Lehte.” diye el kaldırdı. Lehte, burada arkadaşımız kaldırdı.

BAŞKAN – Kendi aranızdaki anlaşmazlıkları niye Başkanlığa yansıtıyorsunuz ki?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ne anlaşması? Ben “Aleyhte.” dedim, o da “Lehte.” dedi. Size ne nereye konuşacağımız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu kadar tartışmaya gerek yok, tutanaklara bakınız.

BAŞKAN – Yani çok bağırmakla da çözülecek bir iş değil yani, lütfen, sakin olalım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben esas lehte konuşacağım Başkan yani esas, harbî yani.

MEHMET GÜNAL (Antalya) –  Sayın Başkanım, bakın siz ne dediniz?

BAŞKAN – Bırakın televizyonları başında bizleri izleyenleri, Genel Kurul Salonunda bizleri izleyen milletimiz var yani, lütfen…

MEHMET GÜNAL (Antalya) –  Sayın Başkanım, bakın arkadaşımız “Lehte.” deyince dediniz ki: “Siz lehte…”

BAŞKAN – Tutanakları getirteceğim ben. Önce lehte söz vereyim.

Sayın Aydın…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bakın, aynen şöyle dediniz…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir dakika… İş işten geçmiş olur Sayın Başkan.

BAŞKAN – Niye iş işten geçsin Sayın Altay? Sizden mi öğreneceğiz biz bu işi?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lehte söz veremezsiniz.

BAŞKAN – Aleyhte söz istediniz siz. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hayır…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bakın tutanaklara…

BAŞKAN – Bakayım tutanaklara…

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte istemedi. Zorla mı aleyhte konuşturacaksınız ya!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Başkanım, aleyhte ben istedim, lehte Engin Bey istedi.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, ayıp yahu!

BAŞKAN – Sayın Altay, ortada “ayıp” diye bir şey varsa sizin tarzınız, sizin konuşma tarzınız. Eğer ortada ayıp diye bir şey varsa. Bu ayıp, çirkin kelimeleri kullanmak niye yani Türkiye Büyük Millet Meclisinde! Bir milletvekiline yakışacak bir şey mi!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben burada bir hak ihlaline uğramışken siz nasıl oraya tutanaklara bakmadan söz verirsiniz? Veremezsiniz Sayın Başkan!

BAŞKAN – Sayın Altay, burada partinizin Kâtip Üyesi var.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tutanağa bakacaksın Başkan, tutanağa!

BAŞKAN – Bağırma lütfen Sayın Altay, oturun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Arkadaşlar, sayın milletvekilleri, bağırmakla çağırmakla hiçbir şey halledilmez.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) - Sayın Başkan, siz dediniz ki…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Bakın, tutanağa bakın Sayın Başkan. Kendiniz aynen şöyle dediniz: “Lehte isteyip aleyhte konuştunuz.” dediniz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – “Aleyhte konuşmayın.” dediniz.

BAŞKAN – Bakacağız, tamam. Niye çağırıyorsunuz? Onu söylüyorum ben, bakacağız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Bakın tutanağa.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Benim “aleyhte” hakkım nereye gidiyor?

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Grup Başkan Vekilinin hakkı mı var, her seferinde…

BAŞKAN – Anladım da tutanak hemen gelmiyor ki. Niye bağırıyorsunuz, niye çağırıyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sen benim hakkımı nasıl gasp ediyorsun? Ben önce istedim, bak tutanağa.

BAŞKAN - Beş dakika ara veriyorum. Ara verdikten sonra tutanaklara bakabilirim. Nerede bakacağım ben tutanaklara!

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Kendiniz söylediniz ya! Kendiniz söylediniz “Lehte niye istiyorsunuz?” diye!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aleyhte ben istedim. Lehte Engin Bey istedi.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tutanaklara bakmadan buraya söz vermeniz doğru değil, o koltuğa yakışmaz!

BAŞKAN – Sayın Altay, siz söylediklerimi anlıyor musunuz bir defa öncelikle?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Anlamıyorum!

BAŞKAN – Anlamıyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Siz üç kere lehte söz vermeyeceksiniz!

BAŞKAN – “Ara vereceğim, tutanaklara bakacağım.” diyorum. Yine aynı şeyi yapacağım ben.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – O zaman niye konuşuyor? Orada, konuşmacı niye duruyor?

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Konuşmacı niye duruyor! Bitti lehteki.

BAŞKAN - Siz aleyhte istediniz çünkü.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bitti lehteki…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bitti lehte konuşmacı. Üç defa lehte…

BAŞKAN – Vallahi, zaman geçirmekse maksadınız, istediğiniz kadar çağırın, istediğiniz kadar konuşun. Orada serbestsiniz Sayın Altay. Millet izliyor, millet! Yazıktır, yazık!

ENGİN ALTAY (Sinop) – O ne demek?

BAŞKAN – Yazıktır tabii.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şimdiye kadar konuşmuştu bıraksaydınız.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başkanım, siz üç defa lehte söz verebilir misiniz?

BAŞKAN – “Tutanaklara bakacağım, ara vereceğim.” diyorum. Siz orada çağırıp duruyorsunuz ki kendi konuştuklarınızı kendiniz duymuyorsunuz. Kusura kalmayın, lütfen.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ama Beyefendiyi çağırdınız kürsüye.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, benim konuşmamı…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yok senin konuşman kardeşim! Nerede var senin konuşman!

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutanağa baksanız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aydın, lütfen oturun.

Birleşime beş dakika ara veriyorum, tutanaklara bakacağım.

                                                                       

 

Kapanma Saati: 17.36

 


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Tutanağı okuyorum:

“Sayın Vural - Sayın Başkan, gelen kâğıtlarla ilgili uygulamayla ilgili usul tartışması istiyorum.

Başkan - Buyurun Sayın Vural.

Sayın Vural – Aleyhinde.

Ali Rıza Öztürk – Lehte.”

Sırasıyla okuyorum.

“Engin Altay - Lehte.

Nurettin Canikli – Lehte.

Ahmet Aydın – Lehte.

Mehmet Günal – Aleyhte.”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Buna göre verin işte efendim.

BAŞKAN – Dolayısıyla ,Sayın Canikli 4’üncü sırada olmasına rağmen verdik, tabii ki konuşmuş oldu lehte.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ötekini de verecektiniz itiraz etmeseydik.

BAŞKAN – 6’ncı sırada Sayın Günal sizinki, sizinki hiç yok bir defa.

3’üncü sırada Sayın Altay.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir saniye… Bir saniye…

Nasıl yokmuş benimki? Ne yazıyor? Ben herkesten önce istedim ama aleyhte kaç tane var baktınız mı?

BAŞKAN – Ama 6’ncı sırada sırasıyla buradaki listeye göre.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir saniye…

Buradan bakar mısınız? Sizin bu tutanağınız… Herkesten önce Sayın Vural söyleyince ben söyledim, bir. Bir de lehinde isterse 10 tane isteyebilir, aleyhte kaç kişi görünüyor tutanağınızda?

BAŞKAN – Aleyhte 2’nci sırada, doğru.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – E, tamam. Yani hemen, burada yeniden başlıyorsunuz Sayın Başkanım, böyle bir şey olur mu ya?

BAŞKAN – Tamam, konuşularak çözülür bunlar ama yüksek sesle konuşmanıza gerek yok. Hep söylüyorum yani çözülecek konular bunlar.

Lehte Ali Rıza Öztürk, sıraya göre.

Buyurun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ben Engin Altay’a devrediyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Devir olmaz Sayın Başkanım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Konuşmuyor. Peşinde ben varım zaten, “Konuşmuyorum.” dese de ben çıkacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay. Tamam.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ondan sonra ben varım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır Sayın Aydın, sizden önce, lütfen.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – 3 tane yok Ahmet Bey, Tüzük’e bak Tüzük’e! 3 tane yok, 2 tane var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

Tabii, sözü lehte istediniz biliyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lehte istedim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben de hatırlatıyorum Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, demin de dedim ki: “Başkanın yapabileceği bir şey yok.” Burada on yıldan beri süregelen bir yanlış iş yapılıyor. Şimdi, Başkanların oturdukları yerden, yanındaki iki Başkanlık Divanı üyesiyle bu Mecliste istedikleri gibi bir tasarrufa da hak ve salahiyetleri yok. Bu sebepledir ki İç Tüzük’te Danışma Kurulu diye bir müessese var, İç Tüzük’te Başkanlık Divanı diye bir müessese var, hepsinin altında da kırmızı plakalı arabaları var, bunlar ne işe yarar? Ve ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı makamı, müessesesi var. Şimdi, bunların da hemen hemen hepsi hukuk fakültesi mezunu. Tabii genel bir tartışma vardır, “Hukuk fakültesinden mezun olmakla hukukçu olunmaz.” diye.

Şimdi, hukuk işi yorum işidir. Kanun koyucunun koyduğu yazılı bir belgeyi, metni her neyse, çeşitli şekillerde yorumlamak mümkün yanlış algı da mümkün. Nitekim Ahmet Günal tutanaklara göre en son söz istemiş ama Sayın Başkan biraz önce ilk sözü Ahmet Günal’a verdi. Demek ki oradan, oturduğunuz yerden buradaki olayı doğru tespit edemiyorsunuz. Ancak…

MEHMET GÜNAL( Antalya) – Mehmet, Mehmet.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Mehmet Günal, özür dilerim.

Şimdi, Sayın Başkan, esasen şunu da söylemek istiyorum. Bu aceleniz herhâlde şundan kaynaklanıyor. Kızılcahamam kampında Başbakanın, size “On gün Ankara’dan ayrılmayın.” diye bir talimatı var. O talimat size, bize değil. Başbakan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini kendine göre dizayn edebilir, tanzim etmeye kalkabilir ancak Başbakan ve onun talimatından kaynaklı, Başkan Vekillerinin ve iktidar partisinin grup başkan vekillerinin, muhalefetin işini yapmasını bile hazmedememesini ben anlayamıyorum. Dünyada bir siz varsınız, dünyada. Dünyada bir siz varsınız, muhalefete dönüp dönüp “İşinizi niye yapıyorsunuz?” diyorsunuz. Ne yapacak muhalefet? “Aferin, ne güzel yapıyorsunuz.” mu diyecek? Bilin ki güzel –pek güzel yaptığınız bir şey yok da- bir şey yapsanız bile, muhalefet onun daha güzelini iddia etmek ve ortaya koymakla yükümlü bir müessesedir. Bu bakımdan, değerli arkadaşlar…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sabahtan beri yapıyorsunuz. Sabahtan beri konuşuyorsunuz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Keşke yapsanız. Niye yapmıyorsunuz!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şunu hep söylüyorum, buradaki çoğunluğunuz, buradaki parmak sayınız…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Parmak sayısı değil, millet, millet.

ENGİN ALTAY (Devamla) – …ciddi oylarda ara sıra fire de verse bu çoğunluğunuz size her istediğinizi yapma yetkisini vermez. Hiçbir zaman da böyle bir şey olamaz; bunu bilin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu demokrasiler bunun için var. İktidarın çoğunluğuna rağmen, muhalefet… Sizin tek adam yönetimine, demokrasiye, oligarşiye, monarşiye, totaliter rejimlere, teokratik rejimlere çevirmemeniz için demokrasi vardır ve siz buna alışın, bunu biraz hazmedin.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Siz de millete alışın.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Muhalefeti…

BAŞKAN – Sayın Altay, teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, biraz önce…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bitti… Bitti…

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen ama…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Oradaki süre yanıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Biraz önce Sayın Canikli’nin dediği…

İHSAN ŞENER (Ordu) – İç Tüzük’ü ihlâl ediyorsun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İki dakika orada duruyor orada da onun için. Önünde süre “iki dakika” yazıyor.

BAŞKAN – Sayın Altay, bunların hepsi İç Tüzük’ü ihlaldir efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, sönmedi önündeki de onun için.

BAŞKAN – Efendim, geçen tartışmada hep üç dakika veriyoruz. Yanlışlıkla beş dakika verilmiş; düzelttik efendim.

Zaten baştan sona, hep İç Tüzük’ü ihlal bunlar efendim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – “104’e göre bu işi tatbik edersek” dedi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın arkadaşlar, lütfen…

Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Grup Başkan Vekilinin söylediğini söylüyorum. “104’e göre bu işe devam edersek” dedi… Ki öyle etmemiz gerekiyor bunun için biz buradan takip edeceğiz ayrıca da… “Burada muhalefet 10 tane, 50 tane genel görüşme önergesi verirse sonra burada kanun yapamayız.” dedi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ya, öyle dedi, aç tutanağa bak.

BAŞKAN – Sayın Altay, böyle bir usul yok ama… Lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Başkanım, ben sürem var diye konuşuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Süresi var.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Süre bitti.

BAŞKAN - Sayın Başkan, orada “1.59” yazıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben vallahi sürem var diye konuşuyorum.

Arkadaşlar, 104’ü, İç Tüzük’ü okuyun ve sonra muhalefetin ne kadar doğru olduğunu, haklı olduğunu görebilirsiniz. Oradaki -hep söylüyorum- el kaldıran iki ördek bir fili yenemez.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, aleyhte…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, biraz önce tabii AKP Grup Başkan Vekili Sayın Ahmet Aydın kürsüye kadar çıktı, tabii istem sırası olduğu için. Eğer lehte bir şey varsa yerinden de söz verin, nezaketsizlik olarak kabul edilmesin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bunun takdiri kendisine ait Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, Sayın Günal’a verelim önce.

OKTAY VURAL (İzmir) – O bakımdan, lehte sözü varsa yerinden söz talebiyle bunu gerçekleştirebilir efendim.

BAŞKAN – Evet, aleyhte söz isteyen Sayın Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, bu süre iyi kullanılamıyor. Millet yalan yanlış konuşuyor, aynısını bana da yaptılar.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, bu açık bir şekilde muhalefetin sesini kısmaktır, açık bir şekilde İç Tüzük ihlalidir, bu yeni de değildir. Bütün derdiniz, bu büyükşehir belediye yasa tasarısının çıkması. Komisyonda aynısını yaptınız. İtiraz ettikten sonra, o 48 maddeyi şimdi redaksiyonla içine getirdiniz. İtiraz etmeseydik ne olacaktı? “Efendim, uygulama böyle.” Nerede uygulama? Defalarca burada yapıyorsunuz “İç Tüzük’ü bir sefer ihlal etsek ne olur?”a geliyorsunuz. E, şimdi direkt İç Tüzük yazıyor. “Efendim, vallahi önceki uygulama böyle.” İtiraz edilmediği zaman bu kabul edilmiyor, itiraz edildiği zaman… Bir sürü hak düşürücü süre yok mu hukukta? İçinizde bir sürü hukukçu var, grup başkan vekilleri konuşuyor. Suimisal emsal olmaz. Eksik kaldıysa o sizin hatanızdır. “Derhâl” ne demek Türkçe’de? Anında gelir demek. E, şimdi ne yapıyorsunuz? Muhalefetin ümüğünü sıkmak için denetim yetkisini elinden alıyorsunuz. Yani nedir derdiniz? Nereye söz verdiniz, anlamıyorum. Yani 7 maddede arada 70’ten fazla maddeyi geçirmeye çalışıyorsunuz. Peki, itiraz etmeseydik, o gün İçişleri Komisyonunda tartışmasaydık 7 madde olarak getirip bizi bugün burada töhmet altında bırakacaktınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 38 olarak gelecekti.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Evet. Alt komisyondan öyle geçmedi, üst komisyondan da öyle geçmedi. Arkadaşlar bakınca 38 oldu. Kaçtı biliyor musunuz Nurettin Bey? 7 maddeydi, 7. İtiraz etmeseydik ne olacaktı? Demek ki itiraz ediyoruz ki yanlışınızı bazen görüp mecbur kalınca dönüyorsunuz ve burada bir hak varsa “Derhâl gönderilir.” diyorsa “Derhâl yayınlanır.” diyorsa… “Ben bunu önce yapmamıştım.” Şimdi yap, eksiğini düzelt, yanlışını düzelt. Böyle bir şey olabilir mi? Siz köyleri kapatacaksınız, siz belediyeleri kapatacaksınız, sonra televizyonu da kapatacaksınız yediden sonra. Alaca karanlıkta kimse duymadan, köylüler uyurken, vatandaşlar sabah tarlaya gideceğiz diye erkenden yatıyor, siz o arada bu kanunu zorlamayla çıkartacaksınız. Öyle mi? Ya, böyle bir şey olur mu?

Bizim sesimizi kısmayın, denetim yetkimizi, yasama yetkimizi elimizden almayın. Sizinkini zaten Sayın Başbakan alıyor, sadece parmak kaldırıyorsunuz. Bırakın, muhalefet olarak bari biz yapalım, siz zaten yapma yetkisinde değilsiniz. Dolayısıyla, bu muhalefetin sesini kısmayın.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kıstırmayız, kıstırmayız!

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Denetleme yetkimizi verin. Hele hele, biz bunu yaparken yasal olarak Anayasa’ya dayalı, İç Tüzük’e dayalı haklarımızı kullanıyoruz. “Ben onu öyle istemiyorum…” Sayın Başkan, burada yazmış. Ses kayıtlarının incelenmesini talep ediyorum. Sayın Başkanım, herkesten önce, en öne, ayağa kalkıp buraya gelmiştim; kamera görüntülerine de bakın. Tutanakçı arkadaşlarımız o zaman eksik kaydetmiş.

Bakıyorum “6’ncı sıradasın.” diyor. Aleyhte zaten 2 kişi söz istemiş. Yani o ara ben… Arkadaşlarımız niye lehte istediler sizce? “Aleyhte”yi ben zaten istediğim için onlar lehte istemek zorunda kaldılar.

Sayın Başkan hatta dedi ki: “Efendim, siz niye lehte istiyorsunuz? Aleyhte konuşuyorsunuz sonra.” Bu söz sırasına göre. Kendisi de tasdik etti. Aşağısını koymamış arkadaşlarımız. Bak, “Lehte söz alıp da herkesin lehte, aleyhte konuşması gerekir, yani burada Başkanlık eleştirilirken…” diyor, devam ediyor. Tutanağın sonunda da var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Lütfen, muhalefetin sesini kesmeyin. Biz yanlışları söylemeye devam edeceğiz.

Saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün “Gelen kâğıtlar listesi” başlığını taşıyan 51’inci maddesi hangi işlerin gelen kâğıtlara alınacağını göstermiştir. Burada sayılan işler, Başkanlığa verildiği günkü veya bir sonraki tarihli gelen kâğıtlar listesine alınmamaktadır. Gelen kâğıtlar listesine alınma, aynı zamanda “Anayasa ve İçtüzük’e uygun bulunarak işleme alınma.” sonucunu yansıtmaktadır. Bu nedenle, esas numarası aldıktan sonra yasama ve denetim önergeleri gelen kâğıtlar listesinde yayımlanmaktadır. Mesela kanun teklif ve tasarıları Başkanlığa sunulduktan hemen sonra değil, komisyonlara havale edilip “1/” ve “2/” şeklinde esas numarası aldıktan sonra gelen kâğıtlara alınmaktadır. Komisyon raporları, sıra sayısı alıp dağıtıldıktan sonra gelen kâğıtlara alınmaktadır. Meclis araştırması ve genel görüşme önergeleri ise Genel Kurulda okutularak bilgiye sunulmakla birlikte aynı tarihteki gelen kâğıtlar listesine alınmaktadır.

Böylece, tutumumuzda bir değişiklik yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, derhâl gelen kâğıtlara almanız gerekiyor, bunlar mazeret değildir, düzeltiniz lütfen.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu 51’inci maddedeki husus genel bir hükümdür. Derhâl hükmün –başka bir madde de vardır- lütfen, İç Tüzük’ün gereğini yapınız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, bir konunun yazılması niye rahatsız etsin Başkanlığı?

BAŞKAN – Yok, Başkanlığı rahatsız etmiyor efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Başbakanlığı mı rahatsız ediyor?

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Danimarka Parlamentosu Başkanı Mogens Lykketoft ve Hollanda Temsilciler Meclisi Başkanı Anouchka Van Miltenburg'un vaki davetlerine icabet etmek üzere Danimarka ve Hollanda'ya resmî bir ziyarette bulunmalarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1032)

                                                                                                                    05.11.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetin; Danimarka Parlamentosu Başkanı Mogens Lykketoft ve Hollanda Temsilciler Meclisi Başkanı Anouchka Van Miltenburg'un vaki davetlerine icabet etmek üzere Danimarka ve Hollanda'ya resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6. maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                   Cemil Çiçek

                                                                                                                TBMM Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde Iğdır Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan’ın cezaevlerinde 12/9/2012 tarihinde başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevi ve tutsak ailelerinin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                    06.11.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 06.11.2012 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                 Pervin Buldan

                                                                                                                         Iğdır

                                                                                                              Grup Başkanvekili

Öneri:

02 Kasım 2012 tarihinde, Iğdır Milletvekili Grup Başkanvekili Pervin Buldan tarafından verilen (1732 sıra nolu), "Cezaevlerinde 12.09.2012 tarihinde başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevi ve tutsak ailelerinin yaşadığı sorunların" araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 06.11.2012 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

SIRRI SAKIK (Muş) – Değerli arkadaşlar, ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Üç saattir burada tartışmalar yapılıyor ama ülkemizin temel sorunlarıyla ilgili bir tek söz bile sarf edilmiyor.

Şimdi, bizim amacımız bu Meclis araştırma önergelerini Genel Kurula indirirken, Genel Kuruldaki çalışmaları engellemek değil. Bir sorun yaşanıyor ve elli altı gündür bu insanlar cezaevlerinde açlık grevindedirler ve her saat, her dakika ölüme yaklaşan bir süreci birlikte yaşıyoruz ama ne hikmetse bu konuda dün, Hükûmetin, yani sözcüsünün açıklamalarından sonra Parlamentoda çok fazla bir sese tanıklık etmedik.

Evet, olumlu sesleri olumlu buluyoruz. Yani dün Bülent Arınç’ın Bakanlar Kurulu sonrası yaptığı açıklamayı olumlu buluyoruz. Adalet Bakanının Sincan’daki görüşmelerini olumlu buluyoruz. Bugün, yine Sayın Adalet Bakanının, Sayın Cumhurbaşkanıyla şu an görüşmelerini olumlu buluyoruz ama salt görüşmeler temelinde kalmamalıdır. Yani bu insanların talebine hepimizin kulak vermesi gerekir. Bu insanlar elli altı gündür neden açlık grevindedirler? Üç talepleri var ve bu taleplerin ahlaki, insani, vicdani olduğunu da hepimiz söylüyoruz. Ana dilde eğitim talebi vardır, ana dilde savunma talebi vardır. Ve uzun süredir İmralı’da bir tecrit politikası uygulanıyor, bu tecrit politikasını derhâl bitirin, çünkü yasanıza, Anayasa’nıza karşı suç işliyorsunuz.

Bu tutsaklar da dönüp diyor ki: “Bakın, bir yılı aşkın bir süredir tecrit politikası uyguluyorsunuz ama bu tecrit politikaları ölümleri durdurmadı. Bu tecrit politikalarından bugüne kadar 1.037 tane genç insanımız, çocuk, asker, gerilla, polis, sivil yaşamını yitirdi. Demek ki sizin tecrit politikalarınız sonuç vermiyor. Onun için müzakereler ve diyalogların önünü açın.” diyorlar. Bunu yaptıklarında, Hükûmet çıkıp açıkça… Başbakanın açıklamaları: “Açlık grevinde kimse yok, ölüm orucunda kimse yok.” diyor. Adalet Bakanının açıklaması: “668 kişi” diyor. Bugün 707 kişi bizim verilerimize göre açlık grevindedirler ve elli altıncı gününü yaşıyorlar. Bu sorunu çözmek yerine gündemi farklı alanlara taşımak adına Sayın Başbakandan zaman zaman duyduğumuz açıklamaları Kızılcahamam’daki kampta yeniden gördük. Bu sorunu çözmek, diyalog aramak, müzakere aramak yerine yine seçim meydanlarına -daha önce yaptığı gibi, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da dediği gibi- elinde bir iple, bu sefer “İdam!” diye bir süreci başlattılar.

Sevgili arkadaşlar, bakın, bu “idam” sözcüğünü, eğer siz Öcalan’ı idam etmek üzere bunu gündemleştiriyorsanız hukuken de doğru değil, siyaseten de doğru değil ve kardeşlik projesi adına da doğru değil. Geçmişte devrimciler yargılanırken, DİSK genel başkanı da sıkıyönetimlerde yargılanırken, savcı onun için de “idam” diyor. Rahmetli Baştürk dönüp diyor ki: “Sayın savcı, siz beni asamazsınız, ancak ceketimi asabilirsiniz.”

 Şimdi, Türkiye’nin geldiği bu noktada, hâlâ Kürtleri idamla terbiye etmek, bu, demokratik çözümü hayata geçirmek gerekirken idam etmek yani yeniden bizim toplumsal dokularımızı bir seçime heba etmek, yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimi için yani milliyetçi dalgalara yeniden oynamak -gerçekten hep de söylediğimiz gibi- aramızdaki köprüleri yıkar, bizim kardeşlik hukukumuzu zedeler. Bu çözüm, doğru bir çözüm değildir.

 Bakın, bu açlık greviyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin cezaevine giden komisyonunun açıklaması şu: “Bir adım ötesi ölümdür.” diyor ama ne hikmetse bu konuda sizin bir türlü duyarlılığınızı göremiyoruz. Özellikle ben, bölgedeki Kürt kardeşlerime, Kürt milletvekili kardeşlerime, AKP’deki Kürt milletvekili kardeşlerime sesleniyorum; AKP içerisindeki vicdanlı insanlara sesleniyorum: Bu sorun, sadece bizim sorunumuz değil yani insanlık adına, ölümleri durdurmak adına sizi göreve davet ediyoruz. Biz, BDP olarak bir tek insanın burnunun kanamasını istemiyoruz. Bu süreci başlatan da biz değiliz, ama biz, bütün çağrılarımızla bu süreçte ölümün olmaması gerektiğini söylüyoruz, ama bizim çağrılarımız salt yetmiyor, sizin de bu konuda çıkıp, Hükûmete “Ne yapmak istiyorsunuz kardeşlerim yani, bir ölüm olursa hiç kimse bunun altından çıkamaz...”

Bakın, Yaşar Kemal diyor ki: “Açlık grevi tutanların oğulları, babaları bu mücadelede taraf olacak, böylelikle bir nesil yok olacak, ya ölecek ya sakat kalacak.” Bir tehlikeye işaret ediyor.

Zülfü Livaneli ne diyor? “İnsanların onurlarına, haysiyetlerine, şereflerine seslenmek ayrı, ama bu kavramlarla oynamak ayrıdır.” diyor. İktidara bu çağrıda bulunuyor.

Sanatçılar ne diyor? “İktidarın geçici yürütücü güçleri, lütfen insan olun, tutsaklara kulak verin, kibrinizin tutsağı olmayınız.”

Aynı şeyi biz de söylüyoruz, mazlumun ahını almayın. Alanların ortak bir yönü vardır, er geç kaybederler ve halka hesap verirler. Şimdi, bu kadar bir vahim süreci birlikte yaşıyoruz.

Daha önce burada Bursa’daki olayları da gündeme getirmiştik. Bursa’da açlık grevleriyle ilgili, oradaki ailelerin hassasiyetleri ve aileler “Çocuklarımız ölmesin.” diye kamuoyu oluşturmak adına sokağa çıktıklarında belli grupların saldırısına uğramıştı. Bu saldırı gerçekleşirken Bursa Valisi aynen şöyle diyordu: “Suçlu kim olursa olsun, benim evladım bile olsa eline kelepçeyi ben vururum, polise veririm; bunu herkes böyle bilsin.”

Şimdi, ben size sesleniyorum. Bakın, Bursa’da Bursa milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisinden, AKP’den milletvekili arkadaşlarımız var. Bursa’da olup bitenleri bir bütün olarak gördüler. Bursa’da kimin kime karşı saldırı düzenlediğini de hepimiz biliyoruz, medyadan da gördük.

Şimdi, bu grubun malum işaretlerine bakın, ellerindeki sopalarla nereye saldırı düzenlediklerini hep birlikte görüyoruz. Bakın, nereden saldırının geldiğini görüyoruz. Şurada yine aynı malum işaretler ve tekbir sesleriyle Kürt evlerine saldırı gerçekleşiyor. Şimdi, burada, ellerinde sallamalar, döner bıçakları… Kimden saldırının geldiği ortada. Şimdi burada, ellerinde baltalar… Ve bunların hiçbiri gözaltına da alınmıyor, saldırıya maruz kalan ve yaralanan insanlar gözaltına alınıyor ve mağdur olan insanlardan 5’i de tutuklanıyor.

Şimdi, işte Bay Vali, Bursa Valisi bu. Bu saldırıların mimarı siz ve sizin denetiminizde olan polislerdir. Eğer adaletten… Hani “Benim çocuğum da olsa eline kelepçeyi vuracağım.” diyorsun. İşte suçüstü yakalanmışsınız. Malum kişiler sizin denetiminizde Kürtlerin evlerine saldırı düzenlemiş. Ve milletvekili arkadaşlarımız gidip gördüler orada. Oradaki işyerlerinin yerle bir edildiğini, evlerinin talan edildiğini görüyorlar ve orada bu saldırıyı gerçekleştirenlerle ilgili bir tek kişi gözaltına alınmıyor. Ve biz de zaman zaman, evet, bam telimize basarsanız biz de çıkıp söyleriz. “Efendim, tehdit ettiler.” Biz kimseyi tehdit etmiyoruz, diyoruz ki: Ey devlet, ey Vali, ey İçişleri Bakanı, ey polis, cinayeti işleten ve soruşturan sizseniz failler bulunmuyorsa, mağdurları içeri tıkıyorsanız bir tek şeyimiz kalmıştır: Size karşı direnmek, zulme karşı direnmektir. Bizim şu an yaptığımız budur. Biz bunları söylerken “Devleti tehdit ediyorlar.” diyorlar. Eğer devlet benim hukukumu korumuyorsa, devlet benim oradaki vatandaşımın can, mal güvenliğini korumuyorsa, evet, azdan az gider, çoktan çok gider. Devlet de aklını başına toplamalıdır. Böyle bir şey…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Şemdinli’de on bir yaşındaki ölen çocuğun hayatı hayat değil mi?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz, bunu da tasvip etmiyoruz, asla tasvip etmiyoruz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen “Açlık grevini bitirin.” demiyorsun! Çağrı yapsana burada.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, asla tasvip etmiyoruz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ölmesin insanlar. Yapmayın!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, bakın, bunun arkasına sığınmayın. Bunu da tasvip etmiyoruz. İnsan hayatına yönelik her türlü şiddetin karşısında olduğumuzu yüzlerce kez söylüyoruz. Şemdinli’de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İHSAN ŞENER (Ordu) – “Açlık grevlerini bitirin.” diye çağrı yapsana, niye çağrı yapmıyorsun?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ne yapacak ya!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, burada günlerdir biz çağrı yapıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Niye “Açlık grevini bitirin.” diye çağrı yapmıyorsun?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şemdinli’deki olayın arkasına sığınmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siz Roboski’deki komisyonun Başkanıydınız, Roboski’de ne oldu söyler misiniz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Sakık, teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, iki dakika daha…

BAŞKAN – Vermiyorum; hayır, öyle usul yok.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, yok; öyle bir usul yok Sayın Sakık, biliyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Peki, böyle bir usul var mı?

BAŞKAN – Siz konuşuyorsunuz, onlar da konuşuyorlar karşılıklı. Her zaman oluyor yani.

Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sizde adalet yok!

BAŞKAN – Bu da adaletsizlik değil mi hemen?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Siz Komisyon Başkanıydınız. Roboski de bir insanlık suçudur, Şemdinli de. Aynı şeyi söylüyoruz ama siz…

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen ama ya!

İHSAN ŞENER (Ordu) – “Çağrı yap.” diyorum, yapmıyorsun!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ya niye yapacak çağrıyı sen dedin diye? Sen Hükûmete çağrı yap!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Peki, Şemdinli’nin…

BAŞKAN – Sayın Sakık, yerinize oturunuz, oradan konuşunuz lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben size belgelerle konuşuyorum. Yani orada bir bomba patlıyorsa, o bomba patlıyorsa Bursa’daki can değil mi? El vicdan ya! (BDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Gel Hocam, sen gel.

BAŞKAN – Grup önerisi lehinde söz isteyen Hilmi Bilgin, Sivas Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Aleyhinde Sayın Başkan.

BAŞKAN – Düzeltiyorum, aleyhinde söz isteyen.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Meclis Grubunca, cezaevlerinde başlayan açlık grevi sebebiyle hükümlü, tutuklu ve ailelerinin yaşadığı sorunların araştırılması için Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün ilgili maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması yönündeki taleplerin gündeme alınması için verilmiş olan grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerle iktidara gelen ve o günden bugüne kadar ülkemize ve aziz milletimize hizmet eden, devletle millet arasındaki tüm engelleri kaldıran, devlete hizmet eden anlayış yerine millete hizmet eden devlet anlayışını hâkim kılan ekibe, kadrolara, başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bugüne kadar hizmet etmiş herkese teşekkür ediyorum. Şunu da açıkça belirtiyorum ki, bizler AK PARTİ kadroları olarak, 14 Ağustos 2001 ruhunu taşımaya devam ettiğimiz müddetçe daha nice on yılları aziz milletimizle birlikte kutlayacağız.

Değerli milletvekilleri, grup önerisinin içerisini incelediğimizde, ceza infaz kurumlarında bulunan PKK, KCK terör örgütü hükümlülerinin, tutuklularının ceza infaz kurumlarına vermiş oldukları dilekçelerinde ileri sürdükleri İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan Abdullah Öcalan’a uygulanan sözde hukuksuz tecridin son bulması, müzakerelerin başlaması için sağlık, güvenlik ve özgürlük şartlarının oluşturulması; askerî operasyonlara, siyasi, yargısal ve psikolojik saldırılara son verilmesi, sözde inkâr ve imha politikalarının son bulması, Kürt kimliği ve Kürtçe ana dilde eğitim hakkı gibi ceza infaz kurumlarının koşullarıyla hiçbir ilgisi olmayan taleplerle süresiz açlık grevi eylemlerine başlamışlardır. Hükümlü ve tutukluların talepleri irdelendiğinde, ortaya koydukları nedenlerin tamamı da kendi konumlarıyla ilgili değildir. Bu taleplerin hiçbirisi tutuklu ve hükümlülerin kişisel durumları ve cezaevi şartlarıyla ilgili bulunmamaktadır. Bu taleplerin tamamını siyasi ve ideolojik talepler olarak görmek mümkündür.

Yine, bu durum, dışarıda yürütülen, kana dayalı sürdürülen siyasi hesaplar için ölüme sürükleme oyunudur. Açlık grevine sürükleyen nedenler Hükûmetten kaynaklanan nedenler değildir. Bu grevlerin tetikleyicisi terör örgütüdür. BDP yetkilileri eğer samimiyseler kalksın ve açlık grevlerinin bitirilmesi yönünde samimi iradelerini ortaya koysunlar. Biz, millet olarak, BDP yetkililerinin samimiyetini bu çağrıyı yaptıkları anda göreceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; açlık grevi yapanların temel talepleri irdelendiğinde, bu nedenlerle açlık grevi yapılmasının hiçbir mantıksal, hiçbir hukuksal ve hiçbir vicdani dayanağı yoktur. Neden yoktur? İmralı  F tipi yüksek güvenlikli cezaevinde hükümlü olarak bulunan Abdullah Öcalan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm bir kişidir. Son iki-iki buçuk yıldan beri Abdullah Öcalan aynı konumda bulunan hükümlülerle cezasını çekmektedir. Ayrıca, hükümlü, istediği zaman yakınlarıyla görüşme imkânına sahiptir. Bunun için ya yakınları talepte bulunacaktır ya da kendisinin istemesi gerekmektedir. Türkiye bir hukuk devletidir, herkes aynı haklara sahiptir. Onun için, hukuk ne gerektiriyorsa Öcalan’a da o imkânlar tanınmaktadır.

İkinci husus: Sözde imha ve inkâr politikalarının son bulması talebidir. Türkiye’de 2002 tarihinden itibaren her türlü inkâr politikasına son veren, vesayeti kaldıran, devletle milleti barıştıran AK PARTİ’dir. On yıldan bu yana gerek dil gerek kültür gerek insan hakları alanında Anayasa, yasa ve idari tedbirlerle hemen hemen bütün inkâr ve ret politikaları ortadan kaldırılmıştır. Bugün artık Türkiye’de Kürtçe konuşulmaya, öğrenilmeye başlanmış, radyo ve televizyonlarda Kürtçe yayınlara başlanmış, cezaevlerinde ana dilde görüşme imkânı başlamıştır. AK PARTİ hükûmetleri bugüne kadar her türlü ret ve inkâr politikalarını yok etme yönünde irade koymuş ve bundan sonra da bu, böyle olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün itibarıyla terör örgütü  sivil - asker, Kürt - Türk ayrımı yapmadan kan dökmeye devam etmektedir ve bunu bir amaç edinmiştir. Terör örgütünün kanlı saldırıları sonucu sönen ocaklar karşısında tepkisiz olanların barıştan, kardeşlikten ve insan haklarından bahsetmesinin hiçbir anlamı yoktur. Kürt – Türk, sivil – asker demeden masum insanlara karşı işlenen cinayetleri kınamayanlar ve açıkça terörle arasına mesafe koymayanlar bu cinayetlerin bir parçasıdır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Roboski’yi de kınıyor musun, onu da söyle.

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – Ben bu yüce kürsüden açlık grevinde olanların anne ve babalarına sesleniyorum...

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Roboski için ne düşünüyorsun?

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – Çocuklarınızı birilerinin kirli emellerine alet etmeyin.

SIRRI SAKIK (Muş) – Senden önce Başbakan onları söylüyordu.

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – Onlar sizin sıkıntınız, çileniz üzerinizden parlak bir gelecek kurmak istiyorlar. Onlar masum Kürt vatandaşlarımızın çocuklarını okula göndermezken kendi çocuklarını yurt içinde ve yurt dışında en iyi kolejlerde okutuyorlar. Bunu biz milletimizin takdirine sunuyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz açlık grevlerinin bitirilmesi, sona erdirilmesi için üzerine düşeni yapmış ve yapmaya devam edecektir. İnsan canı ortadayken herkesin samimi olarak çözüme katkı sunması gerekmektedir. Meclis araştırma komisyonları süreli çalışan komisyonlardır. Oysa Meclis çatısı altında çalışmalarına devam eden ve bünyesinde Cezaevlerini İnceleme Alt Komisyonu bulunan İnsan Hakları Komisyonunun çalışmaları devam etmektedir. Önergeye konu olan iddialar bu Komisyon tarafından araştırılabilecek konulardır, bu nedenle grup önerisinin aleyhindeyiz.

Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sizin çocuklar nerede okuyordu Allah aşkına, sizin çocuklar nerede okuyordu? Günah ya günah! Siz beyazsınız değil mi?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Oğuz Oyan, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüzlerce kişinin 12 Eylülden bu yana yani elli altı gündür giriştiği bir açlık grevi olayıyla karşı karşıyayız ve bu grev, bu açlık grevi hâlen hayati tehlike altında sürdürülen bir grevdir. Meselelerin bu noktaya getirilmesinde kim sorumludur? Bugün Başbakanı izledik grup toplantısında, “Bizim herhangi bir sorumluluğumuz yoktur.” diyor. Olaylar bunun tam tersidir, sorumlu yani olayların müsebbibi Adalet ve Kalkınma Partisidir ve özellikle de Başbakanın kendisidir.

Değerli arkadaşlarım, bugüne kadar AKP’nin Kürt sorununda uyguladığı politikalara bir bakın yani bir ileri, iki geri ya da bazen iki ileri, bir geri; bazen bir ileri, bir geri; ne yaptığını bilmez, çelişkili, tutarsız politikalar. Bu politikalardır ki, bugün, böylesine bir açlık grevinin zeminini oluşturmuştur. Bu politikalar oportünist politikalardır. AKP’nin politikaları seçime endeksli, fırsatçı politikalardır. Dolayısıyla bu politikalar sürekli hayal kırıklıkları yaratan politikalardır. PKK’ya tutamayacağı sözler veren -Oslo’da ve başka mekânlarda, bilmediğimiz- umut pompalayan ama arkasından sürekli olarak hayal kırıklıkları yaratan bir politikadan bahsediyoruz. Habur’da hukuku ve yargıyı, bağımsız yargıyı çiğneyeceksin, tepkiler üzerine bu defa KCK operasyonları başlatacaksın. Yani böyle bir anlayış, böyle bir tutarsızlık nasıl savunulabilir? Bir taraftan, Başbakanın kendisi “Sayın Öcalan” diyecek; arkasından, “Sayın Öcalan” dediği için insanları tutuklayacaksın; seçilmiş belediye başkanlarını herhangi bir şekilde bir kaçma şüpheleri olmadığı hâlde tutuklu olarak yargılama kararı vereceksin. Bu haksız tutuklamalar, bu sürekli olarak çaresizliğe itilmiş insanlar sonuçta nasıl yapacaklar? Bir: Terörü azdıracaksın çünkü sürekli olarak umut ve hayal kırıklıklarını peş peşe yaratan bir iktidarsın. Bu, terörü azdırır, ki azdırdınız geldiğinizden bu yana.

İkincisi de bu tür çaresizlik grevlerine, insanların kendi bedenleri üzerinden bir hak talebine yönelmelerine yol açarsınız. Yani bu zikzak politikaları, bu açlık grevlerinin doğrudan sorumlusudur. Dolayısıyla bizzat Başbakandır bu işin sorumlusu. Tabii, grevler, siyasi… Yani, AKP, şimdi, savunuyor “Bunlar siyasi talep.” Tabii, siyasi olacak; senin baskın siyasi, senin baskın hukuksuzluk, karşılığı da siyasi olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, ikinci bir konu: Sadece KCK davaları değil, aslında KCK ve Ergenekon, bunun içine Balyoz’u da katın, Oda TV’yi katın, hatta İzmir Büyükşehir Belediyesi yargılamalarını katın.; bunlar, zıtların birliğini gösterir Türkiye’de. Yani aslında zıt gibi görünen ama aslında ortak olan… Ortak temeli nedir? Ortak temeli, hukuksuzluktur; ortak temeli, iktidarın yargıyı bir silah olarak kullanmasıdır. Bunların ortak temeli, aslında tutukluğunun yargısız infaza dönüştürülmesi olayıdır. Hepsinde benzer bir mantığı görüyorsunuz ve bu mantık aslında bir çifte standartla birlikte gidiyor. Bir taraftan Hizbullah davasında hükümlüleri bırakacaksınız, böyle ellerini kollarını sallaya sallaya gidecek; bir taraftan Deniz Feneri’nde, siz uzun tutukluluk sürelerini gerekçe göstererek 6 tutukluyu serbest bırakacaksınız, tam çelişkili ve çifte standart uygulamasına örnek olarak, öbür taraftan da insanları ne zaman bu tutukluluk süresinin biteceğini bilmeden içerde tutacaksınız, üstelik bunların arasına seçilmişler de dâhil olmak üzere. Aslında bu hukuksuzluk, bu adaletsizlik adında “adalet” kelimesi de olan AKP’nin kartviziti hâline gelmiştir. AKP, adaletsizliğin ve hukuksuzluğun temeli olmuştur. Deniz Feneri davası bile sadece bunun örneğidir, Deniz Feneri savcılarının yargılanması bunun tek başına örneğini oluşturur.

Değerli arkadaşlarım, bir başka konu: Bu grevlerin sorumluluğu kadar, çözümsüzlüğünün de iktidar partisine ait  olduğunu gösteriyor bize. Yani düşünün ki bir Başbakan alay ediyor, “Bunlar asla açlık grevi değil, içlerinde bir kişi var açlık grevinde, diğerleri yemek yiyorlar.” falan diyor. Yani bir iktidardan beklenen ilk önce vicdan sahibi olmasıdır. Yani, bu tür insan hayatını içeren konularda “Acaba ben ne yaparım, nasıl ikna ederim de bu uygulamadan bu insanları vazgeçiririm.” olmalı idi. Oysa bunu yapmamıştır, tam tersine insanların taleplerini alaya alarak, gayriciddi bir tavır sergileyerek, âdeta kışkırtıcı bir tavır içinde olmuştur.

Yani, şimdi, tabii, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Şimdi de ana dilde savunma hakkıyla ilişkili bir madde getirilmek isteniyor. Peki, yani, bu başından beri zaten talep edilen meseleydi. Başından beri siz zaten bu KCK davasını bu şekle getirerek… Yani bu çelişkili politikalarla, bu siyasi talebi gündeme bizzat sizin uygulamanız getirmişti. E, şimdi, bir de böyle bir öneriyle, galiba böyle bir hazırlıkla geliyorsunuz. Gerçekten bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Yani, birtakım yapılabilir şeyleri de şimdiye kadar yapmadınız. Yani, İmralı’yla ilgili bir talep mi var, tecrit mi var, görüşme ambargosu mu var? E, bunu çözebilirdiniz, daha ilk günden çözebilirdiniz. Varsa böyle bir şey, bunu yapmıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, insan yaşamına karşı duyarsızlık, bir iktidarın yapabileceği en son şeydir. Bir iktidar içeride olanların, cezaevinde olanların hayatından da sorumludur, öncelikle sorumludur. Bunu yapmayıp da son güne kadar çözüm aramayıp da bu insanları belki de ölmeseler bile sakat kalacakları bir sürece mahkûm etmek, bir iktidarın görevini yapmadığının en önemli kanıtlarından biridir.

Değerli arkadaşlarım, şimdiye kadar Kürt sorununda iktidar tutarsız, samimiyetsiz ve fırsatçı politikalarla sorunu daha da işin içinden çıkılmaz bir hâle getirmiştir. 2009 seçimlerinde -yerel seçimlerinde- 2010 referandumunda ve 2011 genel seçimlerinde âdeta bir ateşkes, âdeta değil bir ateşkes, örtük bir ateşkes PKK ile sağlayarak, bunu aslında kendi seçim başarısı, kendi seçim fırsatçılığı için bir araç olarak kullanan bir iktidarın çözümün bir parçası olması beklenemez. “Demokratik açılım” adını verdiği bir projenin içini dolduramazken, bundan ana muhalefet partisine bile söz etmezken; bu arada Oslo’da görüşmeler yapıp bize bahsetmediği projelerini silah bırakmayanlarla görüşen ve bunu dahi Habur’da yüzüne gözüne bulaştıran bir iktidar çözümün parçası olamaz. “Çözümün yeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir.” talebimiz bu koşullarda daha da önem, haklılık ve anlam kazanmaktadır.

AKP’nin ilkesiz siyaseti Türkiye’yi daha fazla terör batağına itmiştir. Bir süredir Suriye’ye yönelik saldırgan politika hem Kürt sorununun uluslararasılaşmasına zemin hazırlamıştır hem de sınır aşırı terörün hedefi olması için yeni bir eşiğe getirmiştir Türkiye’yi.

 Bugün Türkiye’de -bakın, 6 Kasım YÖK’ün kuruluş tarihidir- üniversitelerde, bu arada Ege Üniversitesinde öğrenciler YÖK’ü protesto ediyorlar. Sizin de YÖK’ü değiştirmek üzere bir tasarınız var ya, onlar da YÖK’ü protesto ediyorlar. Ne yaptı iktidarınız? İktidarınız üniversite kampüslerine girdiler, yüzlerce öğrenciye gene biber gazını layık gördüler, gene onları gözaltına aldılar. Değerli arkadaşlarım, bu nasıl bir demokrasi anlayışı? Bırakın çocuklarımız, bırakın sizin çocuklarınız, bizim çocuklarımız özgürce ifade edebilsinler kendilerini. Nedir bu korku? Nedir bu tahammülsüzlük? Eğer siz bunları çözüm yoluna sokmak istiyorsanız yapacağınız ilk şey, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olmayı öğrenmektir. İnsan hak ve özgürlüklerine saygılı olmayı öğrenen bir iktidar -ki bu bir öğrenme sürecidir ama bunu on yıldır öğrenemeyen nasıl öğrenecek gibi bir sorunla karşı karşıyayız- bu insan hak ve özgürlüklerine saygılı olmayı öğrenen, AB ilerleme raporlarında olduğundan daha fazlasını yaparak öğrenen bir iktidar, ancak Türkiye’nin önünü demokratik hak ve özgürlük açısından açabilen bir iktidardır. AKP İktidarı, ne yazık ki şimdiye kadar bu açıdan sınıfta kalmıştır. Türkiye’de AKP döneminde yüzlerce öğrenci tutuklanmıştır, yüzlerce insan cezaevlerine girmiştir, gazeteciler tutukludur ve son olarak da gördüğünüz gibi, açlık grevleriyle Türkiye’nin cezaevleri yeni bir dramın eşiğine gelmiştir. Bu nedenle BDP’nin sunduğu önergenin lehinde konuştum, lehinde olduğumu söylemek istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince vermiş olduğu grup önerisi aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Bugün gündeme getirmek istedikleri grup önerisi, geçen hafta 2 defa, aynı şekilde, cezaevlerindeki devam etmekte olan açlık greviyle ilgili burada görüşülmüş ve reddedilmişti, aynı konu tekrar bugün getirildi. Bizler de açlık grevinde bulunan cezaevindekilerin son vermesini istiyoruz.

Dün Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç Bey deklare etti “Bir an önce son verin.” diye. Meclis kürsüsünden, kendilerinin başka kişilerin siyasi emellerine alet olmamaları anlamında, kendi sağlıklarını düşünen… Cezaevlerindeki bu açlık grevine katılanların son vermesini buradan talep ediyoruz. Tabii ki Hükûmet birtakım adımlar atmakta, bunların da karşı taraftan iyi niyetli bir şekilde karşılığını görmek istemektedir.

Biz, bugünkü gündemimiz Büyükşehir Belediyesi Yasası’nı biraz sonra grup önerimizle getireceğiz. Bu nedenle, Barış ve Demokrasi Partisinin önerisine katılmadığımızı belirtiyor, saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar.)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, Sayın Hatip konuşması sırasında yani hem şu anda bir önceki Hatip hem de ilk AKP adına konuşan Hatip grubumuzu zan altında bırakan ithamlarda bulundu.

BAŞKAN – Ne söyledi de zan altında kaldınız Sayın Baluken?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Açlık grevinin talimatının BDP tarafından verildiği ve BDP’nin çağrı yapmaması nedeniyle açlık grevinin devamını söyleyen imalar oldu, ona bir cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Karşı mısınız yani?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Evet.

BAŞKAN - Buyurun.

Sataşma nedeniyle üç dakika söz veriyorum.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve Isparta Milletvekili Recep Özel’in BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yani geçen haftadan beri çok önemli bir konuyu sürekli Meclis gündemine getiriyoruz. Buradan bir çözümün sesi, buradan bu yaşanan soruna akılla yaklaşan, mantıkla yaklaşan, sağduyuyla yaklaşan bir sesi yakalamaya çalışıyoruz ama maalesef ezberlenmiş gibi aynı metinlerle, AK PARTİ Grubunun genelini de temsil etmeyen, genelinin düşüncesini belirtmeyen birtakım metinlerle burada birtakım suçlamalar yapılıyor, deyim yerindeyse siyasi birtakım çıkar elde etmenin arayışı yapılıyor.

Bakın, sorun şudur, bunu açık söyleyelim: İçerideki siyasi tutuklu arkadaşlarımız bu açlık grevi eylemine kendi iradeleriyle karar vermişlerdir, kendi iradeleriyle bu eyleme devam etmektedirler. İçerisi boş olan bir çağrı BDP’den de gelse, AKP’den de gelse, PKK’den de gelse, KCK’den de gelse hiçbir şekilde karşılık bulmayacaktır, bunu biz defalarca buradan da ifade ettik. Ccezaevlerinde yaptığımız görüşmelerde de bu arkadaşlarımız açık bir şekilde bunu ifade etmemizi, kamuoyunu doğru bilgilendirmemizi istiyorlar. Dolayısıyla burada böyle provoke eden, farklı birtakım tartışmalara zemin hazırlayan söylemlerden kaçınmamız gerekiyor.

Sorun şudur: Bir savaş politikası, bir tasfiye konseptini bir kenara bırakıp Kürt sorununda bir müzakere ve diyalog sürecinin önünün açılmasıyla ilgili bir çığlık vardır, bu çığlığa hepimizin sahip çıkması gerekiyor. Sadece müzakere ve diyalog sürecinin bitmesinden bugüne kadar 1.500 kişi yaşamını yitirmiştir, 1.500 ailenin ocağına ateş düşmüştür. Şimdi, bunun savunulur hangi tarafı vardır? AK PARTİ içerisinden, Cumhuriyet Halk Partisi içerisinden, Milliyetçi Hareket Partisi içerisinden bu tabloyu savunan bir arkadaşımız olabilir mi? Açlık grevi böylesi bir fırsatı önümüze getirmiştir. Eğer bu taleplerin karşılanması noktasında birtakım adımlar atılırsa böylesi bir sürecin önünü aralayabiliriz, aksi takdirde tarihe şu anda en fazla tutuklunun katılmış olduğu açlık grevinin devrede olduğu bir Hükûmet olarak geçeceksiniz. İşin daha acı boyutu, daha kötü yanı, en fazla cenazenin çıktığı bir açlık grevinin bulunduğu bir ülkenin Hükûmeti ya da Başbakanı olarak tarihe geçme gibi bir tehlikeyle karşı karşıyasınız. Bu nedenle, buraya gelip böyle karşılıklı siyasi suçlamaları bir kenara bırakalım, yapıcı olan her söyleme değer biçelim.

Dün, Bakanlar Kurulundan sonra Sayın Bülent Arınç’ın yapmış olduğu çağrı anlamlıdır. Bu çağrının mutlaka önemsenmesi gerektiğini, AK PARTİ içerisindeki, Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki, Milliyetçi Hareket Partisi içerisindeki bütün vicdanlı arkadaşlarımızın bu çağrının gereğini yerine getirerek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz o çağrıya katıldık.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Biz o çağrıyı her zaman yapıyoruz, gittiğimiz her görüşmede yapıyoruz, şimdi de yapalım. Rica ediyoruz, “Arkadaşlarımız kendi sağlıklarına zarar vermeyecek şekilde bu eylemi bitirsinler.” çağrısını hep yapıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ama siyasi içeriği olmayan taleplerin dikkate alınmadığı…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …bir çağrının bir işe yaramadığını bilerek hepimiz mantıklı bir çerçevede bu soruna yaklaşalım. Bu sorunun bir an önce ülke gündeminden bir çözüm üretecek şekilde, bir çözümü getirecek şekilde çıkmasını sağlayalım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yoklama… Yoklama istedik.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Geç kaldın.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – “Yoklama.” dedim, duymadınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yapalım Sayın Başkan.

Sayın Tarhan, Sayın Günaydın, Sayın Serindağ, Sayın Hamzaçebi, Sayın Altay, Sayın Öner, Sayın Çıray, Sayın Moroğlu, Sayın Atıcı, Sayın Seçer, Sayın Kaplan, Sayın Köprülü, Sayın Öğüt, Sayın Dibek, Sayın Işık, Sayın Gök, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Oran, Sayın Yalçınkaya, Sayın Oyan.

Evet, beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, 2/11/2012 tarihinde Iğdır Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan’ın cezaevlerinde 12/9/2012 tarihinde başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevi ve tutsak ailelerinin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım. Okutuyorum ve aynı zamanda oylarınıza sunacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) - Hemen, aynı zamanda sunamazsınız efendim. Okutup oylara nasıl sunacaksınız? Görüşmelerden sonra…

BAŞKAN – Okutuyorum…

2.- MHP Grubunun, ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu  (10/81) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 06/11/2012 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                 Mehmet Şandır

                                                                                                                       Mersin

                                                                                                         MHP Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşümleler Kısmında yer alan 10/81 esas numaralı, “Ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla” verdiğimiz Meclis araştırma önergemizin 6/11/2012 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuza ait toplam 24 milletvekilinin imzasıyla, tesadüfen tam bu tarihten on üç ay önce, yani 6 Ekim 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğumuz, ülkemizdeki ataması yapılamayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak gerekli çözümlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması talebimizin gündeme alınması üzerine söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisimizi ve bizleri televizyonları başında bekleyen, acaba bir umut, bizim de atamamız yapılabilir mi diye dört gözle buradan çıkacak kararı gözleyen öğretmen adaylarına saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin gündemi Türkiye’yi bölünmeye götürecek eyalet sistemini nasıl yerel yönetimlerde gerçekleştirir ve millete cumhuriyet tarihi boyunca, yüz yıldır, altmış yıldır, seksen yıldır hizmet veren belde belediyelerini nasıl kapatırız, bir an önce bu kanunu nasıl çıkartırız, adını güzelleştirerek, adını büyükşehir yaptığımız ama gerçekte bütün zehri bu millete nasıl yuttururuz, onun hesabında. Ama milletin gündemi bu değil. Milletin gündemi evine ekmek götürebilecek insanların sayısını nasıl arttırırız, acaba bunlarla ilgili bu Meclis bir karar alır mı diye bugün burada görüşme bekliyor.

Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu yasama döneminin başından bu yana birkaç kez sizlerle paylaştığımız ama bir kez daha, özellikle bugün yaşanan çileleri de dikkate aldığımızda, Meclis gündemine alınma önerisiyle getirdiğimiz ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarıdır. Kamuoyunda her ne kadar atanamayan öğretmenler olarak bunlar isimlendirilse de, aslında bunlar atanamayan öğretmenler değil, AKP’nin atamalarını yapmadığı öğretmenler. Dolayısıyla sorun, ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunu.

Şimdi, sizi tam on yıl öncesine yani AKP iktidarlarının başına götürmek istiyorum. Sayın Başbakanın 2002 yılında miting meydanlarında bu konuyla ilgili yaptığı açıklamalardan bazılarını paylaşarak on yılda ne değişti, önce onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Başbakanın 2002 yılındaki İzmit mitinginde söylediği sözleri aynen kendi ağzından çıkan ifadelerle bir kez daha hatırlatmak istiyorum: “Şu sisteme bakın hele. Ülkede 72 bin öğretmen açığı var. Sen sınavla öğretmen seçiyorsun, hangi akla hizmet ediyorsunuz? Bırak da öğretmenlerimiz okul seçsin, göreve başlasın. Önüne neden engel koyuyorsunuz? İnşallah biz hükûmetlerimizi kurduğumuzda bütün öğretmenleri göreve başlatacağız ve öncelikli olarak eğitim sorununu çözeceğiz.”

Değerli milletvekilleri, bu, 2002 yılında. Şimdi gelinen on yıl sonraki noktaya baktığımızda acaba o gün Sayın Başbakanın miting meydanlarında verdiği bu sözlerin ne kadarı gerçekleşti? 72 bin öğretmen açığı çıktı şimdi 150 bin öğretmen açığına, tam ikiye katladınız. Millî gelirdeki artış gibi öğretmen açığını 2 katından fazla artırdınız. Peki, öğretmenlerimizi sınavsız işe başlattınız mı? Hayır.

Peki, Samsun mitinginde ne demiş? Samsun mitinginde “Buradan sözüm tüm genç öğretmen adaylarına. Siz merak etmeyin, biz geldiğimizde, üniversiteyi bitirdiğinizde ‘Ne yapacağım, sınavı ya kazanamazsam?’ korkun olmayacak çünkü sınav olmayacak.” Şimdi sınav var mı? Sınav var, fazlasıyla var. Çalınan soruların tekrarlandığı sınavlar var. Hırsızlık yapılan sınav sorularıyla haksız atanan öğretmenler var. Hani sınav olmayacaktı? On yıl sonra ileri demokrasinin konuşulduğu Türkiye’de, on yıl önceki konuşulanların fazlası ızdıraplar yaşanıyor.

Bitmemiş. Sayın Başbakan Gaziantep mitinginde demiş ki: “Biz iktidar olunca inşallah boşta öğretmen adayı olmayacak.” Var mı değerli milletvekilleri, boşta öğretmen adayı? Sayın Millî Eğitim Bakanının 21 Mayıs 2012 tarihli resmî soru önergesine verdiği cevapta, toplam 236.895 öğretmen adayı atama bekliyor. Hani boşta öğretmen adayı kalmayacaktı? Sayı 300 bine dayandı.

O da bitmedi, daha da var. İstanbul mitinginde “İnşallah biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak, ertesi gün görev aşkıyla okuluna gidecek. Hiç merak etmeyin.” Gidebiliyorlar mı acaba? Dolayısıyla bugün, maalesef, on yıllık AKP İktidarı her alanda olduğu gibi atama bekleyen ve ataması yapılmayan öğretmenlerde de zulüm ortamı yaratmıştır. Evlerde yuvaları yıkmıştır. Atanan öğretmenlerin eşlerini birbirinden ayırmış, iki eşi bir araya getirmemiş, yuvaları yıkmaya devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu geçen on yıllık sürede sadece atanamayan ya da ataması yapılmayan öğretmenlerin sayısı artmadı, on yıllık AKP İktidarı döneminde tam 15.961 okul kapandı. Taşımalı İlköğretim Yönetmeliği’nde bir maddeye takılarak, eğer bunları, ortalama 15.961 okulu 10 ya da 15 derslikle çarptığınız zaman yaklaşık 200 bin derslik bu AKP İktidarı döneminde çöplüğe döndü. Okullar yıkıma terk edildi. Ondan sonra çıkıyorsunuz “Biz 169 bin yeni derslik yaptırdık.” diye övünüyorsunuz. Kapattığınız derslikleri bir sayın. En az 200 bin dersliğin kapatılmasına yol açtınız.

Diğer taraftan, bu iktidar döneminde maalesef yuvalar yıkıldı, atanamayan öğretmenlerin özellikle hakları gasbedildi. Millî Eğitim Bakanlığının her bakanlık döneminde uyguladığı ayrı politikalarla millî eğitim yazboz tahtasına dönüştürüldü. Bu süreçte, 10 Eylül 2012 tarihinde yapılan 40 bin öğretmen atamasının branşlara göre dağılımında çok büyük adaletsizlikler yapıldı. Öyle adaletsizlikler yapıldı ki bazı branşlara başvuru yetmedi. 4 bine yakın, 3.900 civarındaki başvuruyu yeniden ek atamayla aldınız. Bu da yetmiyormuş gibi alan değişikliği uygulaması başlattınız. Dışarıda 87-88 puan almış lise branşlarında atama bekleyen öğretmenler dururken, işe başlamış, hasbelkader bir iş sahibi olmuş öğretmenlere birden alan değişikliği uygulaması açtınız. “Buyurun arkadaşlar, biz dışarıdakilere ekmek vermek istemiyoruz, size biraz daha yol açacağız; farklı alanlara, hangi alanı istiyorsanız, geçin.” dediniz.

Böyle bir uygulama dünyanın neresinde var değerli milletvekilleri? Bu Millî Eğitim Bakanının uygulamaları saygıdeğer iktidar partisi milletvekilleri olarak sizleri hiç rahatsız etmiyor mu? Bu insana hiç ulaşabileniniz yok mu içinizde? “Sayın Bakan, sen ne yaptığının farkında mısın? Bu ülkeye nasıl bir uygulama getirdin? Bunun uygulama sonuçlarını hiç araştırdın mı?” diye sormuyor musunuz? 4+4+4 uygulamasına başlanır başlanmaz, ne okullarda, nice öğretmenler, ne sıkıntılarla muhatap oldu, hiç biliyor musunuz? Sınıf öğretmenlerinin birçoğu fazlalık çıktı, onlara bir yerler bulmak için alan değişikliği koydunuz. Bunları hep burada önerdik, “Yapmayın, en azından bir yıl uygulamayı geciktirin.” diye söyledik ama teknik öğretmenlerle ilgili bir adım dahi atmadınız. 2012 yılına kadar on yıllık süreçte öğretmen adayı olarak bekleyen teknik ve mesleki eğitim fakültesi mezunlarının ancak yüzde 3’üne kadar kontenjan verdiniz. Ağzınızı açtığınızda mesleki eğitimden bahsettiniz ama bu eğitimi verecek öğretmenlere iş imkânı sağlamadınız. Şimdi, geliniz, hiç olmazsa Şubat 2013’te… Sayın Millî Eğitim Bakanı, biliyorsunuz şubat dönemi atamalarını da kaldırdı. “Ali kıran baş kesen” gibi, “Ben yaptım oldu.” diyor. Bu yanlışı siz döndürün. Söyleyin bu Bakanınıza bu yanlıştan dönsün. 2013 Şubat ayında yapılacak ek atamalarla şu anda kuyruğa geçmiş atama bekleyen, 90 puanla, 95 puanla yerleşememiş öğretmenlere bir iş imkânı oluşturun.

Bu vesileyle, bu önergemize desteğinizi bekliyor, tekrar saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mülkiye Birtane, Kars Milletvekili… (BDP sıralarından alkışlar)

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; binlerce siyasi Kürt tutsağın bedenini ölüme yatırdığı böylesi bir süreçte onları yaşatmak önceliğimiz olmalıdır. Bu nedenle, konuşmamın ilk bölümünde hepimizin sorumluluk duyması gerektiği bu insanlık dramından kısaca bahsetmek istiyorum.

Evet, bugün 56’ncı gündür; Türkiye cezaevlerinde açlık grevleri var, dışarıda ise çatışma, gözyaşı, tabutların arkasında gencecik evlatlarını sonsuzluğa uğurlayan yüreği yanık anneler, babalar, nişanlılar, eşler, çocuklar, dedeler, nineler, kardeşler var. Bu halk binlerce evladını yitirdi; cezaevinde, askerde, dağda, evinde, arabada, yolda, annesinin kucağında. Bugün, tesadüfen sağ kalanlar, cezaevinde yavaş yavaş öldürülenler, işkence görenler, hücrelere kapatılanlar meşru ve siyasi taleplerle Kürt olmalarından dolayı cezalandırılmalarına karşın ölüme yatıp Kürt sorununa kesin, kalıcı, sorunu karşılayan bir çözümün bulunmasını istiyorlar.

Bu doğrultudaki talepler ise, bildiğimiz gibi, Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, Kürt sorununun çözümündeki rolünü oynaması için özgürlük, güvenlik ve sağlık koşullarının sağlanarak müzakerelerin başlaması, ana dilde savunma ve ana dilde eğitim hakkının tanınarak Kürtçenin kamusal alanda kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Talepler siyasi içerikli, meşru ve yerine getirilebilecek taleplerdir; aynı zamanda milyonlarca Kürt tarafından talep edilen, Türkiye kamuoyunda da kabul gören taleplerdir. Aslında anında karşılanabilecek bir talep olan Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve müzakerelerin başlatılması, Türkiye'yi Kürt sorununun çözümsüzlüğünden doğan bu çatışmalı ve son derece endişe verici ortamdan kurtaracaktır. Bu nedenle, Sayın Abdullah Öcalan’ın, avukatları ile hemen görüştürülmesi gerekmektedir. Tecridin devam ettiği her gün açlık grevi eylemcileri de ölüme bir adım daha yaklaşmaktadır.

Taleplerin içeriği demokratik haklardır. Kaldı ki, yüzlerce siyasi tutsak bu talepleri dile getirdiği için içeride tutuluyor. Öğrenciler, çocuklar, kadınlar ana dilde eğitimin talep edildiği mitinglere, gösteri ve yürüyüşlere katıldığı gerekçesi ile suçlanıyor. Sadece ana dilinde savunma istediği için cezaevinde tutulan ve yargılaması yapılmayan binlerce tutuklu var. Mahkemeler ana dilde savunma yapan tutsakları dinlemiyor, tercüman talepleri reddediliyor, tutsaklar savunmaları alınmadan mahkeme salonundan çıkarılıyor. Hükûmet soruna çözüm bulmak yerine, Türkiye kamuoyunu bilinçli bir şekilde Kürtlere karşı düşmanca bir tutum içerisine girmeye itmektedir. Bu nedenle birçok kentte Kürtlerin iş yerleri yakılmakta, evleri kuşatılmakta, Kürtler sokak ortasında linç edilmekle karşı karşıya kalmaktadırlar. Açlık grevleri, Türkiye’nin çözümsüz bırakılan Kürt sorununa, çözümün zeminini oluşturmaya dönük, eylemcilerin canlarını ortaya koyduğu bir eylemdir. Bu nedenle, bu taleplerin müzakereye açılması, demokratik temelde çözüme kavuşması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun ataması yapılmayan öğretmenler hakkındaki önergesine dair söyleyeceklerime ise şunu belirtmekle başlamak istiyorum.

Ataması yapılmayan öğretmenler konusu yıllardır devam etmekte, gittikçe de büyümektedir. Hükûmetin verdiği rakamlar yanıltıcı ve bir o kadar da işi zorlaştıran türdendir.

Sayın Başbakan, geçen gün yaptığı bir konuşmasında atanmayan öğretmenler sorununu normalmiş gibi göstererek, hatta yaptıkları atamaları olağanüstü bir icraatmış gibi kamuoyuna sunmuştur. Konuşmasının bir bölümünde, “Zaman zaman bazı televizyon kanallarında veya oluşturulan bazı dernekler vasıtasıyla, ‘Ben öğretmen oldum, atanamıyorum; şekliyle hareket edenler var. Herkes öğretmen olabilir fakat bütün bunların atanabilmesi için de şüphesiz, devletin gerek bütçe noktasında gerekse bunları atama noktasında diğer kamu kurumlarıyla ilgili planlamasına müsaade etmek lazım.” diyor.

Burada suçlu yine halk. Okuduğu hâlde atama bekleyen, çoluk çocuk perişan olan, intihar edecek kadar büyük bir çaresizliğe itilen insanlar var. Başbakan 120 bin öğretmen atanacağını söylüyor. Sayın Bakanın da bir yıl kadar önce söylediği “55 bin öğretmen atanacak…” Ama umarız sadece 11 bin öğretmenin ataması durumunda kalmaz bu söylem.

300 bin civarında öğretmen atama bekliyor. Şu an 60 bin öğretmen ücretli öğretmenlik yapıyor. Ücretli ve vekil öğretmenlikle ucuz iş gücü olarak kullanılan öğretmenler bu duruma “Dur.” demek için mücadelelerine devam ediyorlar. Şubat ayında atamayı bekleyen öğretmen adaylarının talepleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

AKP İktidarı döneminde Nurcan Uca, Hilal Uzunkaya, Mustafa Kaya adındaki öğretmenler intihar ederek hayatına son verdi. Bu insanlar, 2007’nin ilk altı ayından bu yana yaklaşık olarak sayısı 30’u bulan ve hayattan kopan öğretmenlerin içerisinde yer alıyor. Ülkede öldürmek için her türlü yol deneniyor; insansız hava araçları alınıyor, son teknolojik silahlara milyonlarca dolar harcanıyor ama sorun yoksulluk, açlık, işsizlik, atanmayan öğretmenler olunca “Bütçeden kaynak aktarılamıyor.” deniliyor.

Bütün bunları tartışırken neden güvenlik harcamalarından bahsetmiyoruz? 2012 Ocak-Haziran döneminde güvenlik ve savunmaya yönelik mal, malzeme ve hizmet alımları tutarı toplam 732,7 milyon lirayken temmuz ayında 473,5, ağustos ayında ise 372,4 milyon lira olmuştur; bu rakam toplamda ise 846 milyon liradır. Örtülü ödenekten harcanan miktar sadece temmuz, ağustos aylarında 156,5 milyon liradır; kimse nereye gittiğini bilmiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öğretmenlik mesleği, aydın kimliği ve toplumsal zeminde yüklendiği rol gereği eleştirel düşünmeyi temel almak zorundadır ancak mevcut politikaları eleştiren öğretmenleri öğretmenlikten istifa etmeye davet eden, ayrıca atanmayan öğretmenlere de “Başka işler yapın.” demeye kadar götüren Sayın Millî Eğitim Bakanının söylemlerini de halkımızın takdirine bırakıyoruz.

Ayrıca, bugün eğitim sistemindeki tüm çarpıklıkların kaynağı olan YÖK’ün kuruluş yıl dönümü. Kuruluşundan bu yana bu çarpık sistemi protesto eden yüzlerce öğrenci saldırılara maruz kalmış ve tutuklanmıştır. Bugün de yaralanan ve gözaltına alınan öğrenciler var. Bu sistemin bir an önce değiştirilmesi gerekiyor diyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Engin Altay, Sinop Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, demin ben hakikaten mikrofon açık diye konuştum, fark etmemişim, tekrar onu bilginize bir sunayım.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

MHP’nin verdiği Meclis araştırması önergesinin lehinde söz aldım. Zevkle ve memnuniyetle de lehinde aldım, zira bu mahiyette verilmiş, son altı-yedi yıldır Meclisin tozlu raflarında ya da hard disklerinde bekleyen 100 civarında Meclis araştırma önergesi olduğunu biliyorum. Bu önergelerin tümünde yüce Meclisten talep edilen şudur: “Ataması yapılmayan öğretmenlerin içinde bulundukları hâli konuşalım.”

Sayın milletvekilleri, zaman zaman söylersiniz “Vara yoğa muhalefet gensoru veriyor, soruşturma önergesi veriyor, genel görüşme veriyor, yazılı soru önergesi veriyor, araştırma önergesi veriyor…” Ya, hepinizi birer öğretmen yetiştirdi, bugün buradaysanız öğretmenlere karşı bir minnet ve şükran borcunuz var ve bu ülkede 300 bin civarında bu sorunu bire bir yaşayan insanı, aileleriyle beraber 1,5 milyon nüfusu ilgilendiren bir kronik, bir trajik durumla karşı karşıyayız. Burada oturup duruyorsunuz. Bu konudan çok daha önemsiz konular için kurulmuş Meclis araştırmaları var. Kaldı ki biraz önce MHP Grubu adına konuşan milletvekilimiz söyledi, Sayın Başbakanın bu konuda 2002 seçimleri öncesi Türkiye'nin dört bir yanında verdiği sözler var.

Ha, şimdi, Başbakanın konuşmasıyla ilgili, kürsüden yaptığı konuşmalarla ilgili de bir değerlendirme yapmak lazım bu vesileyle. Prompter’la konuştuğu zaman çok sıkıntı yaşamayan ve kendisini dinleyenlere, kendisine bel ve umut bağlayanlara da çok sıkıntı yaşatmayan Başbakan, prompter’dan çıktığı zaman, kendisine bel bağlayanlara, umut bağlayanlara şok ve hayal kırıklığı yaratıyor. Bugün eminim ki grup toplantısında birçoğunuzun -Başbakanın yaptığına ister “eğretileme” deyin ister “açık istiare” deyin- yüzü kızarmıştır, kızarmış olmalı. Bugün 61’inci Cumhuriyet Hükûmetinin başı olarak Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı eğretilemeyi ya da açık istiareyi, ben Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bulunan bir milletvekili olarak yakıştıramadım, benim yüzüm kızardı.

Sayın Başbakanın bu tarzı, bu üslubu aslında yeni de değil, geçmişte de bunun çok örnekleri var ama bugünkü benzetmesi, gerçekten onun adına belki de siyasi yaşamının en büyük talihsizliğidir.

Siyasette nereye gelirseniz gelin hepimizin kastı aşan ifadeleri olur, istemeyerek ağızdan çıkan sözler olur. Umarım ve dilerim ki Sayın Başbakan en kısa sürede, bugün yaptığı büyük ayıbı, “eğretileme” ya da “açık istiare” anlamında, niyetiyle yaptığı ama hiç yakışık almayan bu büyük ayıbı telafi etmesini de bilir.

Sayın milletvekilleri, konumuz AKP hükûmetlerinin atamasını yapmadığı öğretmenler. Öğretmenlerimizden her vesileyle bu kürsüde bu konuyla ilgili müteaddit defalar özür diledim, bir kere daha diliyorum.

Sayın Bakan karşıda. Sayın Bakan, Haymana’da, 2012-2013 eğitim öğretim yılını açarken “120 bin acil öğretmene ihtiyacım var.” dediniz mi? Dediniz. 40 bin aldınız mı? Aldınız. “Şubatta atama yapmayacağım.” diyorsunuz. Peki, ben size şunu söylemiyorum yani atama bekleyen 250 bin öğretmeni sisteme alın demiyorum, diyemem zaten. Ancak, bir ülkede Millî Eğitim Bakanı “120 bin öğretmene ihtiyacım var.” diyorsa, Millî Eğitim Bakanlığı iç denetim raporu bunu teyit ediyorsa, öte yandan Başbakan çıkıp “OECD’nin en hızlı büyüyen ülkesi olduk, dünyanın bilmem kaçıncı büyük ekonomisine sahibiz, on yılda, az zamanda çok ve büyük işler yaptık.” diye hamaset yapıyorsa siz bu 120 bin öğretmeni derhâl sisteme dâhil etmek zorundasınız. Tutturmuşsunuz bir “Ücretli öğretmenliğe yönelin.” diye. Ayıptır! Ücretli öğretmenlik, dünyanın hiçbir sisteminde olmayacak kadar komik ücrete insanların mahkûm edilmesidir, bir köleliktir.

Şimdi, daha hazin bir şey var sayın milletvekilleri. Ben bu Parlamentoda çok millî eğitim bakanıyla çalıştım ama böylesini hiç görmedim. Bakın, bir Millî Eğitim Bakanına şu cümle yakışıyorsa ben bu iddiamı geri alacağım, MHP grup önerisinin aleyhinde oy kullanacağım. Millî Eğitim Bakanı diyor ki: “Ben öğretmen olmak isteyenleri Eminönü Camisi’nin önünde bekleyen güvercinlere benzetiyorum; biliyorlar ki biri önlerine yem atsın… Allah’tan çocuklarım memur olmadılar.” Millî Eğitim Bakanı bu cümleyi söylediyse -ki düşmüş İnternet’e, kayıtlara- çok ayıp etmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Orada dalga geçiyor, gülüyor orada, bak orada gülüyor!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Kendisini yetiştiren öğretmenlere de ayıp etmiştir, Türkiye’de çalışan yaklaşık 3 milyon civarındaki memur statüsündeki kamu çalışanına da ayıp etmiştir. Çok merak ediyorum, Millî Eğitim Bakanının çocukları ne iş yapıyor? Başbakanın ve diğer kimi bakanların çocukları gibi az zamanda çok ve büyük mülk ve servet sahibi oldularsa ona bir lafım yok ama bu milletin memuruyla, bu milletin çocuklarıyla dalga geçmeye de Millî Eğitim Bakanının hakkı yok.

Gene kampta, gene basına yansıdığı kadarıyla Sayın Başbakan eğitimle ilgili yapılan işleri ardı ardına sıralıyor. Sonra, Meclis Başkanına, milletvekillerine fırça atmasına alışkınız ama basına yansıyan şekliyle Millî Eğitim Bakanına da bir fırça atıyor. Millî Eğitim Bakanının “Haberdar olmadım.” dediği bir sorunla ilgili “Sen herkesten önce buna vâkıf olmalı ve çözmelisin.” diyor.

Millî Eğitim Bakanının haberdar olmadığı konu nedir? Velilerden para toplanmasıdır. Sayın Bakan, Güzelkent İlkokulu ve Ortaokulu Etimesgut Kaymakamlığına bağlı, o ilköğretim okuluna gidin, yani gitmeyin de müdürü çağırın, “22/10/2012’de bir yazı yazmışsın velilere.” deyin. Yazı bende Sayın Bakan. “Millî eğitimle ilgili şu kadar iş, bu kadar iş yaptık.” diyorsunuz, esasen millî eğitimin içine ettiniz, millî eğitim sistemini perişan ettiniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Bu nasıl laf ya! Terbiyesiz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sizin döneminizden önce ya da…

BAŞKAN – Sayın Altay, şu kelimeleri Meclis kürsüsünden…

Lütfen geri alır mısınız sözünüzü, lütfen ama düzeltir misiniz?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Özür dilerim. Tamam Sayın Başkanım, tamam.

Bakın, şimdi, derslik başına düşen öğrenci sayısı neydi? Derslik başına düşen öğrenci sayısı Sayın Bakandan önce neydi, şimdi ne? Gelsin kendisi söylesin. Bak, sataşma, cevap verme hakkı veriyorum adama ama “Yukarıda Allah var.” diye konuşacak. Ömer Dinçer’den önce derslik başına kaç öğrenci düşüyordu, şimdi kaç öğrenci düşüyor, onun cevabını vererek başlasın.

Çok söze gerek yok, millî eğitim sistemini perişan ettiniz. Bakın, bir gazete… Ne kadar garip, Maliye Bakanının seçim bölgesi Çağlı Köyü, Maliye Bakanının seçim bölgesi. Bu da orada eğitim öğretim yapılan okul.

Şimdi, çok önemli bir şeyi sizinle paylaşmam lazım. Bu derslik polemiği hep var, on senedir var. Başbakan diyor ki… Kızılcahamam’da yeni, taze. Başbakan hep 180 bini kullanıyordu, dün Kızılcahamam’da, 146 bin derslik yaptığını söyledi. Bülent Arınç “180 bin” diyor. Millî Eğitim Bakanı ne diyor? Bilmiyorum, herhâlde ikisinin ortasını söyleyecek. Böyle bir şey olabilir mi ya?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bilmiyor ki!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Haberi yok, haberi!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bilmiyor tabii, bilmiyor tabii.

Şimdi, bakın Sayın Bakan, size de söz hakkı doğdu zaten.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başbakan o konuda haklı canım!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama söz hakkını kullanmadan önce, Reşit Galip de bir Millî Eğitim Bakanıydı ve Atatürk’ün aslında baştan hiç sevmediği, bazı fikirlerine hiç katılmadığı bir Millî Eğitim Bakanı. Daha sonra Atatürk’e rağmen, Millî Eğitim Bakanlığı yaptı ve Atatürk’le çatır çatır tartıştı. Reşit Galip kendi tezlerini devrin Cumhurbaşkanına kabul ettirdi. Şimdiki Millî Eğitim bakanları Başbakandan fırça yiyip duruyor. Böyle olur mu? Millî Eğitim Bakanına fırça atılırsa okuldaki çocuk o sisteme güvenir mi? Böyle şey olmaz.

Sayın milletvekilleri, Türk millî eğitim sistemimiz perişan edildi. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bir kininiz, bir öfkeniz, bir cumhuriyetin nitelikleriyle ilgili rahatsızlığınızdan dolayı 4+4+4 sistemiyle hakikaten millî eğitim sistemini, ilköğretimi perişan ettiniz, gelin, bu yanlıştan biran önce dönün.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Millet beğenmiyordu.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne oldu biliyor musun? Senin Ankara’nda, İstanbul’unda 70 kişilik derslikler var. Sen göndersene çocuğunu 70 kişilik dersliğe!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onlar kolejlere yolluyorlar, kolejlere! Özel kolejlere yolluyorlar!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne oldu ya! Sen vatandaşın ne çektiğini bilmiyorsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vatandaş, fakir fukara imam hatibe, kendi çocuklarını kolejlere yolluyorlar!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Atamasını yapmadığınız öğretmenlere hem Başbakanın hem Millî Eğitim Bakanının verdiği sözü yeri getirmesini bekliyorum. Daha önce de söyledim, sözü er kişilerin sözünde er kişi durur.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Dinçer, söz  talebiniz var. Ne için söz istediniz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, bana yapılan sataşma sebebiyle.

BAŞKAN – Yalnız yeni bir sataşmaya mahal vermeden, buyurun, iki dakika süre veriyorum Sayın Dinçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlar; az önceki konuşmayı dinledikten sonra bazı bilgileri tashih etme ihtiyacı hissettim. Önce şunu söyleyeyim: Öncelikle hemen şunu teyit etmeliyim ki bizim 2003’ten beri bugüne kadar yaptığımız derslik sayısı 181 binden fazladır…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başbakanın bugünkü konuşmasını aç…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – …ve sadece geçen yıl yeni derslik olarak 11.600, eski proje dışı uygulamaları da dersliklere dönüştürerek yaklaşık 10.600 civarında, toplam 22 binden fazla yeni derslik kazandırarak bir önceki yıldan çok daha iyi bir şekilde, derslik başına öğrenci sayısını azaltan bir uygulama yaptık.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Kaçını hayırsever yaptı, kaçını bütçeden yaptınız.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Benden önceki bakanlar döneminde ilkokullarda öğrenci sayısı ortalama derslik başına 31 civarındayken, hâlâ o sayıda bir değişme olmadı.

Yalnız, arkadaşların, derslik başına öğrenci sayısı hesaplarında küçük bir hataları var, büyük sonuçlar doğuran, büyük yanlışlar doğuran küçük bir hataları var. Derslik sayıları, normal şartlarda, bir ildeki toplam öğrenci ile toplam derslik sayısının bölünmesi olarak elde edilirler. Hâlbuki sınıfta ise ders esnasında kaç öğrencinin olması şubeyle ölçülür. Bu açıdan bakıldığında, İstanbul’da bile derslik başına 70-80 öğrenciden bahsedildiğinde, bir anda bir öğretmen karşısında var olan öğrenci sayısı 40-44 civarındadır maksimum. Bu açıdan bakıldığında eğitim sistemindeki uygulamalar sizi şaşırtmasın.

Daha da önemlisi, bugün az önce kendi elinde gösterdiği haberin bütünüyle, işte benzer durumlarda tartışmalara veya konuşmalara zemin hazırlasın diye uydurma yapılmış bir haberdir. Batman’daki hadise aslında bütünüyle düzmecedir. O köydeki yaklaşık 12 tane öğrencinin, ilkokul öğrencisi… Toplam 22 öğrenci var. Bu 22 öğrencinin 10 tanesi ortaokul öğrencisi, 12 tanesi ilkokul öğrencisi. 10 ortaokul öğrencisi başka ilçe merkezine taşımalı eğitim, 12 öğrenci…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Çok önemli bir bilgi Sayın Başkan, cümlemi bitireyim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Ama çok önemli bilgiler.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Dinçer, öyle bir uygulamamız yok.

Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan ilkelidir o konuda!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Ben şunu söylemek istiyorum: Bütün konuşmalarda… Aslında bizim perişan ettiğimiz millî eğitim sistemi filan değil, perişan ettiğimiz CHP zihniyetidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşmasında, benim yaptığım konuşmaya atfen yanlış bilgi verdiğimi söyledi. Müsaade ederseniz bir dakika…

BAŞKAN – Hayır, değil.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tutanaktan, tutanaktan. Bir dakikayı geçmemek kaydıyla. Bak, iki dakika demiyorum.

BAŞKAN – Ama sataşma söz konusu değil ki Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ama yanlış bilgi… Nasıl olmaz? Beni Genel Kurula yanlış bilgi vermekle suçladı.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Uydurma” dedi Sayın Başkan!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, söyledi.

BAŞKAN – Ben dinledim şeyi, gazete haberinin yanlış olduğunu söyledi. Eğer sataşma varsa, ilgili gazete ve…

ENGİN ALTAY (Sinop) – “Uydurma” dedi Başkanım.

BAŞKAN – Tamam.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben uydurma belgeyle buraya çıkmam.

BAŞKAN – Hayır, size söylemedi ama ben dikkatle dinledim. Gazete haberine “uydurma” dedi.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, ben “Yanlış bilgi verdi.” demedim, bilgiyi tashih ettim.

BAŞKAN – Evet, biliyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başbakan kaç dedi, Başbakan ne dedi, onu söyleyeceğim ben.

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen, karşılıklı böyle bir konuşma usulü yok ama lütfen.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, ama söylediğim bir bilgiyle ilgili… Bakın, yarım dakika diyorum Sayın Başkan, iki dakika değil, rica ediyorum ama.

BAŞKAN – Ama böyle bir usulümüz yok ki karşılıklı Sayın Altay. Konuşmayı dinledik, size sataşma yok efendim.

ENGİN ALTAY (Sinop) –  Nasıl yok, nasıl yok yani beni yanlış bilgi vermekle itham etti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Engin Bey, yanlış bilgi verdiyse düzeltsin.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, ben “Başbakan ‘146 bin’ derslik dedi.” dedim. Şimdi, burada tutanaktan bir cümle okuyacağım ya.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Genel Kurula yanlış bilgi verdiği söylendi, yanlış bilgilendiremez Genel Kurulu.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başkanım, burada ne gerekçelerle ne sözler verdiniz, hiç sataşma yokken söz verdiniz. Şimdi, benim konuşmama atfen Sayın Bakan çıktı, benim Genel Kurula yanlış bilgi verdiğimi söyledi. Söyledi mi? Söyledi. Bu bana cevap hakkı getirir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, söyledi.

BAŞKAN – Hayır, Genel Kurula yanlış bilgi verdiğinizi söylemedi efendim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – “Uydurma” dedi ya, “uydurma” dedi ya, daha ne desin!

BAŞKAN – Gazete haberi için söyledi. Evet, dinledik efendim.

Oturun, yerinizden bir dakika açayım o zaman.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben oraya çıkma meraklısı değilim, yerimden olur, tamam.

BAŞKAN – Sataşma şeklinde değil, buyurun. Hayır, lütfen ama sataşma yok ortada, açıklama yapmanız için, buyurun, yerinizden…

IX.- AÇIKLAMALAR

1.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, ben bu kürsüye hiç böyle uydurma belgelerle, bilgilerle çıkmadım. Çok kısa söylüyorum, Başbakanın Kızılcahamam konuşması, bir sürü söylüyor eğitimle ilgili: “On altı yılda 6.326 okul açarak yepyeni bir dönem başlattık.” Bir AKP milletvekilimiz eline kâğıt kalem alsın. “Derslik sayısını 346.666’dan -lütfen yazarsanız- 492 bine çıkardık…” Recep Tayyip Erdoğan. Ben bu 492’den 346’yı çıkardığımda 146 buluyorum. Demek ki Başbakan “146” demiş. Şimdi Bakan “180” diyor. Ya  Başbakan ya Bakan yalan söylüyor kardeşim, bu kadar basit. (CHP sıralarından alkışlar) Allah Allah! Bunu söylüyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok, yok, Bakan bilmiyor bunu.

BAŞKAN – Bir saniye...

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in dersliklerdeki öğrenci mevcuduyla ilgili verdiği bilgiye ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, mikrofondan da konuşabilirim.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Millî Eğitim Bakanı İstanbul’la ilgili bir örnek verirken İstanbul’da bile 44 kişiyi geçen bir dersliğin olmadığını ifade ettiler. Oysa ben kendi seçim bölgemden, İstanbul birinci bölgeden biliyorum ki Sultanbeyli’de ve Sancaktepe’de 55-60 kişilik derslikler vardır Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakan yanlış bilgi veriyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sanıyorum sizin bilginiz dâhilinde değil, İstanbul deyince siz zannediyorsunuz ki çok düşük sayıda öğrenciye sahip derslikler var. Sultanbeyli ve Sancaktepe gibi fakir ve dar gelirli ailelerin çocuklarını okuttuğu okullarda sınıftaki öğrenci mevcudu 55-60 kişidir Sayın Bakan. Bilginize sunuyorum.

Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakanın haberi yok odadan dışarı çıkmadığı için.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Canikli.

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin dersliklerle ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

O iki rakam arasında esasında hiçbir çelişki yok yani son derece yüzeysel bir yaklaşımla bu tür ağır ithamlarda bulunmanın hiçbir anlamı yok. Şimdi, bakın, o iki rakam arasındaki farkı aldığınızda devre dışına çıkan derslikler bu rakama dâhil değildir yani 300 küsurdan 400 bin küsura çıkmıştır, Sayın Bakanımızın ifade ettiği gibi, ilave 180 bin derslik ilave edilmiştir, bu arada 30 bin derslik de şu veya bu nedenle devre dışında kalmıştır yani yıkılmıştır, vesaire. Evet, olay bu kadar net ve basittir. Dolayısıyla…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sonuçta 146 bindir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, 180 bin ilave…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tamam, o zaman daha da az derslik yapmışsınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bakın, bakın, çok açık, bir daha söyleyeyim yani…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu hesap konusunda gruplara da söz verin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – …o tarihte 350 bin -yuvarlayarak söylüyorum- dersliğin içerisinde daha sonra kullanım dışında kalan derslikler de vardır, öyle değil mi? Her sene, her yıl binlerce derslik devre dışında kalır, ömrünü tamamlar, vesaire. Ayrıca başka nedenlerle bu dönemde hızlanmıştır. Sayın Bakanımızın söylediği bu rakam, 180 bin, yeni ilave edilen derslikler, yeni inşa edilen derslikler.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başbakan da onu söylüyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başbakanımızın söylediği de ikisi arasındaki fark. Ona çekilenleri ilave ettiğiniz zaman toplamı bulursunuz, bu kadar basit. Lütfen sözünüzü geri alın.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Nurettin Bey Sayın Başbakanı ve Sayın Bakanı da düzeltti, çok teşekkür ediyoruz!

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu  (10/81) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Avni Erdemir, Amasya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP Grubunun ataması yapılmayan öğretmenlerin yaşadığı sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi konusunda vermiş olduğu Meclis araştırması açılması talebiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle siz değerli arkadaşlarımı ve değerli öğretmenlerimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Yunus der ki: “Sözü bilen kişinin yüzünü ak ede bir söz/Sözünü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz/ Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı/ Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz/ Kişi bile söz demini, demeye sözün kemini/ Bu cihan cehennemini sekiz cennet ede bir söz.” Yine belagati tanımlarken “Sözün muktezayı hâl ve makama mutabık olmasıdır.” derler yani “Söylenecek sözlerin duruma, mekâna, zamana uygun olarak söylenmesi gerekir.” derler. Değerli arkadaşlarım, elbette polemik yapılır, âlâsını biz de, bizim arkadaşlarımız da yapar ancak biz konuşmamızda mümkün olduğu kadar Yunus Emre’nin ifade ettiği düşüncelere uygun bir tonda, tarzda konuşmaya çalışacağız.

Değerli arkadaşlar, elbette atanamayan her öğretmen adayı, iş bulamayan her genç bizim yüreğimizi dağlar işsizliğin toplumda ne yaralar açabileceğini, atanamamış bir öğretmen adayının gönlünde hangi fırtınaların estiğini, hangi dramları yaşadıklarını elbette biliyoruz. AK PARTİ İktidarı olarak on yıldır bizim mücadelemiz de işte asıl tam bunun içindir, gece gündüz bunun için çalışıyoruz; üretim, kalite, ihracat diye bunun için didiniyoruz. Biliyoruz ki ülkemizi kalkındırmadan, büyütmeden bu sorunları çözmemiz mümkün değildir, keşke sihirli bir formül olsa da bu sorunları hemen çözüversek.

Değerli arkadaşlar, bu konunun tekrar tekrar yüce Meclisin gündemine getirilmesinden de şahsım adına üzüntü duyduğumu ifade etmek istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Niye üzüntü duyacaksın?

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – Elbette, muhalefetin, istediği konuyu Meclisin gündemine getirme hakkı vardır. Ancak bu gençler bizim gençlerimiz, bunlar bizim evlatlarımız, bunların içinde bulundukları zorluklar elbette önemli, bunların içinde esen fırtınalar elbette önemli ancak çözüme katkı sunmayacak söylemler, onların duygularının istismarı, iktidar ve muhalefetin birbirini yıpratmada siyasi bir malzeme olarak kullanılmaları en çok bu gençlere haksızlık diye düşünüyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, muhalefete sorarsanız, hiçbir konuda bardağın dolu tarafı yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Milletvekilim, milleti malzeme yaptınız, gençler ne? Millet malzemeniz oldu.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – AK PARTİ İktidarı eğitimde, sağlıkta, ekonomide hiç doğru iş yapmıyor…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siyaset malzemesi yapıyorsunuz milleti.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – …hep yanlış iş yapıyor, hep noksan yapıyor muhalefete göre.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ İktidarına ya siz şaşı bakıyorsunuz ya millet yanlış görüyor bizi. Ama biz inanıyoruz ki milletimiz engin ferasetiyle bizi görüyor, bizi anlıyor. Gelin, siz de milletimizin gözüyle bakın bize, doğruya doğru, eğriye eğri deyin.

Değerli arkadaşlarım, biz, hiçbir zaman siyasi popülizm yapmadık, gençlerimizin duygularını istismar etmedik, yapabileceklerimize söz verdik, ülkemizin, eğitim camiamızın ihtiyaçlarıyla ülkemizin gerçeklerini yan yana getirdik, yapılabilecekleri yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerin, arz-talep dengesini dikkate alarak öğrenci alımı planlaması yapması gerektiğine biz de inanıyoruz. Bakanlığımız YÖK’le bu konuda gerekli çalışmaları yapmış, ülkemizin ihtiyaçlarına uygun planlama başlatılmıştır. Öğretmen İstihdam Projeksiyonları, Stratejileri ve Sistemlerin Geliştirilmesi Projesi başlatılmıştır değerli arkadaşlar. Herhâlde, hiç kimse bize “Siz öğretmen atamadınız.” diyemez. İktidarımızda, 2002’den günümüze 367 bin öğretmen atadık. Bu, şu anda çalışan öğretmenlerimizin, evet, yarısından fazlası anlamına geliyor. Evet, on yılda, çalışan öğretmenlerin yarısından fazlasını AK PARTİ İktidarı atamıştır. Bakın, bu yıl 57 bin öğretmen atadık. Bu atamalar işe yaradı, ücretli öğretmen sayısı 12 bine düştü. Evet, 2011 yılında 53 bin olan ücretli öğretmen sayısı bugün 12 bindir. Bu iyileşme, hiç şüphesiz, Bakanlığımızın öğretmen atama politikalarında yaptığı değişiklikle sağlandı, norm kadroların etkin kullanımıyla sağlandı.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ İktidarında 367 bin öğretmen atanacak, kendi dönemlerinizdeki durum hiç söylenmeyecek, bütün atanmayanların hesabı AK PARTİ İktidarından sorulacak. Gelin, arkadaşlar, biraz gerçekçi olalım. 2002’de devrettiğiniz Türkiye’de atanamayan öğretmen yok muydu? Eğer konuya böyle yaklaşırsak, bugün atanamayan hukukçuları ne yapacağız? Bugün atanamayan iktisatçıları ne yapacağız? Atanamayan jeologları, arkeologları ne yapacağız? İhtiyaca uygun bir planlamaya evet, ancak gelin, deyin ki: “Biz üniversite mezunu herkesi kamuda istihdam edeceğiz.”

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ona çözümü siz bulacaksınız. Elbette ki onlar da problem.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – İktidarda olan sizsiniz!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Onları niye atamadınız? Elinizden tutan mı vardı on yıldır?

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – “Bizim dönemimizde atanamayan öğretmen, bizim dönemimizde atanamayan arkeolog, jeolog olmayacak, hepsini kamuda atayacağız.” deyin gelin bu kürsüde değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, hep dedik, ne aldanan olacağız, ne aldatan olacağız. Biz biliyoruz ki dünyanın hiçbir ülkesinde üniversiteyi bitiren herkes kamuda istihdam edilmiyor. Hatta bugün biz dünyada kamuda en fazla personel istihdam eden ülkelerden biriyiz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Üniversiteyi istihdam et, üniversiteyi! O çocuklara yazık!

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Bugün dünyanın en büyük ekonomisi olarak kabul edilen Amerika’da bile işsizlik yüzde 8’ler civarında. Yapmamız gerekeni hep söylüyoruz: Büyümek, gelişmek. Bizim 2023 vizyonunda ifade ettiğimiz 500 milyar dolar ihracat, dünyanın en büyük 10 ekonomisi hedefine ulaşmaktır. Bunu başarırsak ne atanamayan öğretmen ne atanamayan diğer meslek sahiplerinden söz edeceğiz, sorunlar kendiliğinden çözülecek inşallah. Hükûmet olarak bugün yaptığımız da gençlerimize gerçekleri söylemek, milletimizle birlikte bu ülkeyi kalkındırmak ve işsizliği azaltmaktır. Bunu biz milletimizle birlikte başaracağız.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Geçen sene 13’üncü ekonomiydi, bu sene 18’inci ekonomi, bu nasıl başarı?

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu önergeyi veren MHP’li arkadaşların devrettikleri Türkiye’de, bankalar iflas etmiş bir Türkiye vardı. (MHP sıralarından “Yalan söyleme.” sesleri) İnsanları, evet, fakirleşmiş bir Türkiye vardı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yalanın batsın senin! Kocaman adamsın be!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen kendinden bahset senin durum nasıl?

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Çalışanlarının maaşlarını ödemekte zorlanan bir Türkiye vardı ve o dönemde de atanamayan öğretmenler vardı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen kendinden bahset, durumun nasıl? Durumunu anlat. Nasıl, nasıl, ihale mihale, bir götürme bir şey var mı?

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Gerçekte 2002’de Başbakanımızın, atanamayan öğretmenler konusunu meydanlarda işlediği ve bu sorunun çözülmesi gerektiğine dair ifadeleri vardır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ne oldu? Tam tersi oldu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Durumlar iyi mi?

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Biraz önce de ifade ettim. Demek ki devrettiğiniz Türkiye’de en önemli meselelerden birisi atanamayan öğretmenlerdi sizin döneminizde de. Bunu gerekçenizde de açık açık ifade ediyorsunuz. Evet, Başbakanımız meydanlarda bunu söylemiş ve gereğini de yerine getirmiştir. Evet, o günden bugüne 367 bin öğretmen atanmış.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hacı, durumun nasıl Hacı?

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Bunu siz atamadınız. Bunu, 367 bin öğretmeni Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu AK PARTİ Hükûmeti atamıştır değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, çevremde olduğu için yakinen biliyorum, onun için de arz etmek istiyorum: Arz-talep dengesi gözetilmeden, döneminizde ve daha önce açılan beden eğitimi ve spor yüksekokullarından mezun olan binlerce genç döneminizde diğer öğretmenlerle birlikte hep atanmayı bekledi, yok denecek kadar öğretmen atandı; o gençlerin çoğunu atamak bize nasip oldu, AK PARTİ İktidarına nasip oldu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu kadar öğretmen nerede birikti?

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Bugünkü gençlerimiz de bir gün atanacaksa, hiç şüpheniz olmasın, onu da inşallah biz atayacağız diyorum ve tekrar hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Hatip 57’nci Hükûmet dönemiyle ilgili, bankaların batırıldığına ilişkin bir ifadede bulundu, bu açık bir sataşmadır. Sataşmadan dolayı Sayın Mehmet Günal, grup adına efendim…

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili, iki dakika… (MHP sıralarından alkışlar)

Yalnız, lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Amasya Milletvekili Avni Erdemir’in Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sataşmak için söz almadım, sadece düzeltme yapıyorum.

Bugün bu sözleri söyleyebiliyorsanız 57’nci Hükûmetin almış olduğu önlemler sayesindedir. Siz kendi… (AK PARTİ sıralarından “bankalar” sesleri)  Bankaları söyleyeceğim şimdi. Biz onu konuşurken Sayın Başbakan Bozüyük’te bir banka patronunun helikopteriyle geziyordu, geldiğinizde… (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, Bozüyük’te, batık bankaların patronlarıyla…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Halis Toprak’ın helikopteriyle geziyordu.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – İkincisi: Siz burada araştırma komisyonu kurdunuz; bakın, araştırma komisyonu kurdunuz, raporlarını da arşivden çıkarın, ben de size göndereyim. Sonra orada bunları tespit ettiniz güya kim sattı kim aldı diye, onu cezalandıracaksınız diye beklerken ne yaptınız biliyor musunuz? Sayın Canikli’nin konusudur. Kimin vergilerini affettiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Neyi affettik?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Kimin cezalarını affettiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne zaman?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – İktidara gelir gelmez kasım ve aralık aylarında. Maliyenin yazdığı yazıların size dökümlerini birazdan getirttireceğim. O söylediğiniz “Hortumladı.” dediğiniz bankanın patronlarına, 3 milyara yakın vergisini, bir yabancı bankanın, 3 milyara…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Belgesi varsa…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hemen ben size biraz sonra o Maliyenin yazılarını getireceğim, arşivimde duruyor, burada da konuştum. Citibank’ın vergilerini, birinci işiniz, gelir gelmez iktidara, 2002 yılının Kasım ayının sonunda, aralık ayında, bakın, o günkü Gelirler Genel Müdürlüğünüze ve Maliye Bakanlığına bakın, yaptığınız birinci iş, onların vergi cezalarını affetmek oldu, usulsüzlüklerini affetmek oldu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne biliyorsanız söyleyin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bankaları hortumlayanları niye cezalandırmadın? Burada kurdun, araştırma komisyonu kurdun. Sizin raporunuz var, Sayın Salih Kapusuz’un da imzası var. Ne yaptınız peki burada, ne yaptınız yani? Vardı da bir şey ne buldunuz? Kim hortumladı? Hortumcuların helikopterine binip ondan sonra geziyorsunuz. Eğer 57’nci Hükûmetin yaptığı önlemler olmasaydı, bugün kolay kolay böyle “Biz bu krizden çok etkilenmedik.” diyemeyecektiniz. O yapılan önlemler, alınan önlemler sayesinde bugün böyle konuşabiliyorsunuz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Cumhurbaşkanı içeride konuşmuyor, dışarıda söylüyor bunları.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hiç olmazsa teşekkür edin, hiç olmazsa hakkı teslim edin, sonra yine devam edin, diyor saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Günal.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne oldu, nereye?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Ne dedi Sayın Canikli?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sataşma yok, arşivde var, arşivde var; getiririm, araştırırsın.

BAŞKAN – Ne söyledi de sataştı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Efendim, hortumcuların helikopteriyle…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Evet, gezmedi mi, gezmedi mi? Halis Toprak’ın helikopteriyle gezmedi mi?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Halis Toprak’ın helikopteriyle gezdiler ya, gözünü seveyim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gezmedi mi Sayın Başkan?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Halis Toprak’ın helikopterinden inmedi aşağıya Başbakan.

BAŞKAN – Size “Sataşmayın.” dedim ama sataştınız Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bu sataşma değil ki, gerçekleri söylüyorum. Öyle sataşma mı olur? Sayın Başkanım, gezmediyse “Gezmedi.” deyin, şimdi bunu söyleyin burada.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Halis Toprak’ın helikopteriyle biz gezmedik.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Canikli.

İki dakika süre veriyorum.

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bakın, böyle bir ithamda, böyle bir töhmette bulunabilmek için önce kim hortumcudur, kim vergi kaçırmıştır ve bu geziyle -böyle bir olay varsa- bunun arasındaki illiyet bağı nedir? Bunun çok açık, net bir şekilde burada ortaya konabilmesi gerekir. Çıktınız…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Biraz önceki konuşmacına mı söylüyorsun? Biraz önceki konuşmacına mı söylüyorsun sen onu?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Asıl siz hortumcuların bankasını kapatın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oraya çıkıp masal anlatma, masal.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin, bakın…

Çıktınız afaki şeyler söylediniz, afaki şeyler söylediniz. Gerçek olmayan, ispat edemediğiniz, ortaya koyamadığınız şeyler söylediniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hortumcuların bankasını biz kapattık, temizledik, sana temiz sevk ettik, temiz, temiz! Size temiz havale ettik.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Helikopter çok somut bir hadise, hiç afaki değil.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Buradan yola çıkarak böyle bir iddiada bulunmak ne kadar doğrudur, ne kadar mantıklıdır, ne kadar vicdanidir? Yapmayın Allah aşkına!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Arkadaşına mı söylüyorsun?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sor bakalım, sor arkadaşına.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Elini vicdanına koyarak konuş burada.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Elinizde belgeniz, bilginiz, bir şeyiniz varsa koyun, onu tartışalım ama yok ki. Hiçbir şey yok, hiçbir şey yok.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Arkadaşına bir sor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ne isim var, ne bilgi var, ne tarih var, ne rakam var. Bunlar olmayınca iddiaların asılsız olduğunu kabul etmek zorundasınız, kabul etmek zorundayız. (MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bak isimleri verdi, isimlere bak.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Niye kapandı, niye? Toprakbank yaşıyor mu? TMSF’ye verdi…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İsim verdi, isim, isim!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu iddiaların hepsi asılsızdır, çok net bir şekilde söylüyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İki tane banka ismi verdim, söylesene.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Çünkü ortaya konulmuş bir iddia yok, bir belge yok, delil yok, hiçbir şey yok.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Söylesene. Getireceğim şimdi. Maliyenin yazısını getireceğim. Söyle bakayım yazdın mı, yazmadın mı sen maliyecisin?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Böyle bir iddiadan yola çıkarak insanlar suçlanabilir mi? Lütfen yapmayın ve özür dileyin. (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Niye özür dileyeceğim? Ben getirirsem sen özür dileyecek misin?

BAŞKAN – Sayın Günal… Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Maliyenin yazısını getirsem özür dileyecek misin?

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz Sayın Günal.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – O zaman suçlanmayan hiç kimse kalmaz, suçlanmayan hiç kimse kalmaz, herkes herkesi suçlar, herkes herkes hakkında bir şeyler söyler.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz batık banka patronlarıyla enseye tokat gezeceksiniz, biz özür dileyeceğiz! Var mı öyle bir şey? Nasıl öyle bir şey olur?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, deniliyor ki: “O dönemde Hükûmetin aldığı tedbirlerle bugüne gelindi.” Daha önce de IMF destekli o güne kadar on iki-on üç tane IMF destekli tedbirler alındı…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Batık bankaların patronlarının helikopteriyle gezen sizsiniz. Biz niye özür dileyeceğiz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …ama hepsi başarısızlıkla sonuçlandı, hepsi. Aşağı yukarı alınan tedbirlerin de mahiyeti aynıydı.

NECATİ ÖZENSOY – O günkü tedbirlerle bugünlere geldiniz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Arada bir fark var, bunların hiçbir tanesi AK PARTİ Hükûmeti tarafından uygulanmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan...

MEHMET GÜNAL (Antalya) - 2005’te oldu IMF’den kredi, on milyar sen aldın; 2005 Mayısında sen al aldın IMF’den krediyi.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - AK PARTİ Hükûmeti tarafından uygulananlar başarılı oldu. Aradaki fark budur. Önemli olan uygulanmasıdır. Alınan kararlar önemlidir ama daha önemlisi bunların uygulanmasıdır.

BAŞKAN – Sayın Canikli Teşekkür ediyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - 2005’te sen aldın, Hükûmetteydin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bakın biraz önce sataşmadan dolayı Sayın Günal bir ifadede bulundu. Bakın, gazete haberi: “Tayyip Bey Toprak’ın batık banka zirvesinde.”, “Tayyip Erdoğan Toprak’ın helikopteriyle geldi.” diyor ya!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, gazete haberleriyle mi konuşacağız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl yaptınız bankacılarla birlikte yahu!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Biz mi gezdik orada Sayın Başkan? O helikoptere biz mi bindik?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Ya, belge mi istiyordun Nurettin Bey? Al, al!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - AK PARTİ’yi helikopterde biz mi kurduk?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Adamın helikopterinde ne işin vardı?

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu  (10/81) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi önerisini oylarınıza sunuyorum… Kabul edenler…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Bak, burada da yazıyor Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, burada da yazıyor: “Citibankın 3 milyarını sildi.” diyor, bak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Citibanka veriyorsunuz 3 milyarını memleketin.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                       

 

Kapanma Saati: 19.36

 

 


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşlarının ülkemizdeki yaş meyve ve sebze üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu (10/439) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, Genel Kurulun 6/11/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                    06.11.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun, 06.11.2012 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim

                                                                                                             Emine Ülker Tarhan

                                                                                                                       Ankara

                                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri

Mersin Milletvekili Ali Rıza ÖZTÜRK ve arkadaşları tarafından, 30/05/2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "ülkemizdeki yaş meyve ve sebze üretimindeki sorunların araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (439 sıra nolu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 06/11/2012 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Vahap Seçer, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Grubumuzun vermiş olduğu, sebze ve meyve üreticilerinin yaşadığı sorunlar, bu sektörün yaşadığı sorunlarla ilgili bir Meclis araştırması komisyonunun kurulmasıyla ilgili önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Aslında bu konunun tartışıldığı dönem, sebze ve meyve sektöründe krizin yoğun yaşandığı bir döneme denk geliyor. Bugün Türkiye’nin sebze ve meyve üretimi konusunda önemli üretim potansiyeline sahip bölgelerine gidin, orada üreticilerle görüşün, sebze ve meyve hallerini ziyaret edin, gerçekten sorunun şu anda çok önemli noktalarda olduğunu göreceksiniz. Hafta sonu da Mersin’de bu konuyla ilgili bazı çalışmalarımız oldu, orada üreticilerle görüştük. İnsanlar binbir emekle üretim yapmış, sebze üretmiş, meyve üretmiş, hale getirmiş, satamıyorlar. Protesto ettiler, ürettikleri ürünleri -biz siyasetçilerin önüne geldiler- satılmadığından şikâyet ederek kamyondan aşağı boca ettiler. Türkiye’de sebze ve meyve üretiminin önemli ölçüde yoğun emek bir sektör olduğunu hepimiz biliyoruz. İnsanlar bu konuda yoğun emek sarf ediyor, üretim için aylarca çaba sarf ediyor; kış demiyor, yaz demiyor, sıcak demiyor, soğuk demiyor, üretimini en iyi şekilde, en kaliteli şekilde, en verimli şekilde sağlayabilmek için, yaratabilmek için büyük emek sarf ediyor. Tabii, Türkiye’nin bu anlamda ayakları yere basan politikaları olmayınca, bir bakıyorsunuz, bazı yıllar konjonktürel olarak piyasalar olumlu olduğu zaman, üretim az olduğu zaman, ihracat talebi olduğu zaman üretici para kazanabiliyor. Bazı yıllar bakıyorsunuz, değişik faktörlerden dolayı üretici ürettiği ürünü satamayabiliyor. Peki, bu istikrarı sağlayacak olan, bu istikrarı sağlayacak mekanizmayı kuracak olan kurum neresidir? Elbette ki ülkeyi yöneten Hükûmettir, bu konuyla ilgili bakanlıktır; sıkıntı burada.

Önemli bir sektör, Türkiye yılda 45 milyon ton yaş sebze ve meyve üretiyor ancak bunun yaklaşık olarak yüzde 5’ini ihraç edebiliyor. Geri kalan üretimini üretici pazarlayabilirse yurt içinde pazarlayabilir, pazarlayamazsa çöpe dökmek zorunda üretimi. Dolayısıyla da yaptığı üretimin de bir anlamı kalmıyor.

“Yoğun emek sektörü” dedim konuşmama başlarken. Milyonlarca insan yaş sebze meyve üretiminde ta sebze fidesinin toprağa dikildiği andan pazar yerine giden noktaya kadar o süreç içerisinde önemli bir istihdam sağlıyor. Tarlada, bahçede çalışan işçisi, bunu paketleyen işçisi, bunu pazara süren nakliyecisi, pazarda bunu nihai tüketiciye ulaştıran pazarcısı. Dolayısıyla birçok sosyal sınıf bundan nemalanıyor, bundan kazanç elde ediyor, çoluğunun çocuğunun rızkını kazanıyor.

Dolayısıyla bu sektöre ilişkin yapılması gereken ne varsa bugün yaşanan sorunlar ne ise geçmişte alınması gereken ama bugün için alınmamış tedbirler ne ise bunları ortaya çıkarmak için bu araştırma komisyonunun kurulmasında fayda var.

“Bu sektörde sorun yok.” diyemeyiz, bunları görmezlikten gelemeyiz. Öyle bir şey yaparsak bugünün sorununu yarına ötelemiş oluruz. Bundan kimse kazançlı çıkmaz, Hükûmet de kazançlı çıkmaz, bu konuda faaliyet gösteren üretici de kazançlı çıkmaz, nihai tüketici de kazançlı çıkmaz.

Bu sektörde sorunlar çok. Bu konu görüşüldüğü zaman özelde, bu üretim kaleminde genelde tarım sektöründe girdi maliyetlerinin yüksekliğinden bahsediyoruz. Hep söylüyoruz. Temel girdi fiyatları Türk üreticisinin dünyada rekabet edemeyeceği ölçüde yüksek. Bunun temel sebeplerinden bir tanesi, bu temel girdiler üzerindeki akıl almaz yüksek vergiler. Bu konuda bir düzenleme yapalım, bunu hep söylüyoruz. Girdi fiyatlarını aşağı çekme konusunda önemli bir hamle, önemli bir tasarruf, önemli bir politika ama Hükûmet buna sürekli kulağını tıkıyor.

Plansız destekler var. Herhangi bir tarım üretiminin herhangi bir kolunda meydana gelen bir krizi aşmak için, günü kurtarma adına yapacağımız desteklemeler gelecek adına bir çözüm üretmiyor. Günü kurtarıyorsunuz, palyatif bir çözüm oluyor, geçici bir çözüm oluyor ama aslında temelde o soruna yönelik kısa vadede, orta vadede, uzun vadede bir planlama sonucu bir çözüm üretilmediği için, bir bakıyorsunuz, belli bir süre sonra, kısa bir süre sonra aynı sorunla karşı karşıya kalabiliyorsunuz.

Bakınız, sebze sektöründe, meyve sektöründe Hükûmetiniz önemli yanlışlıklar yaptı. Plansız programsız desteklemeler yaptı; fidan desteği yaptı, tesis desteği yaptı. Üreticiye dedi ki: “Yeni narenciye tesisleri kurun, yeni şeftali tesisleri kurun, yeni elma tesisleri kurun.” ama bunun sonucunda Türkiye’nin üretimi artacak, üretimin artması durumunda bu üretim nerelere pazarlanacak, bunun bir planlaması yapılmadı. İşte, bugün bu sektörde önemli bir miktarda sorun yaşıyorsak bunun temel sebeplerinden bir tanesi, üreticinin ürettiği ürünü pazarlayamaması, ihracatta yeterli destek görememesi. 45 milyon tonun yaklaşık olarak yüzde 5’i dedim 2,5 milyon ton ihracat yapabiliyorsunuz. 12 milyar dolar tarımsal ürün ihracatınız var. Bunun 2-2,5 milyar doları tarım ürünleri ama Sayın Tarım Bakanı buraya çıktığı zaman mangalda kül bırakmıyor. Avrupa’nın lideriyiz, dünyanın 8’inci sırasında tarım ekonomisine sahibiz… Bunlar rakamlara takla attırmakla olmuyor. Ortada bir gerçek var. Gelin, Akdeniz Bölgesi’ne gidin. Bakın, bir Suriye politikası izlediniz, ülkeyi perişan ettiniz; siyasal anlamda da perişan ettiniz, ekonomik anlamda da perişan ettiniz, toplumun sosyal barışı anlamında, toplumun sosyal barışını tahrip ettiniz. Gelin, Akdeniz Bölgesi’ne, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne; Şanlıurfa’ya, Gaziantep’e, Hatay’a, Adana’ya, Osmaniye’ye, Mersin’e. Bugün Suriye politikalarındaki yanlışlık o bölgenin ekonomisine vurdu, o bölgenin sosyal barışını tehdit eder duruma geldi. Şimdi ihracat yapamıyoruz, sadece Suriye’ye değil. Biz, o hattan Orta Doğu’ya 10 ülkeye ihracat yapıyorduk. Bugün benim bölgemde yaz aylarında insanlar binbir emekle yetiştirdiği ürünlerini satamadı, çöpe döktü. Bunun temel sebebi, o bölgeye yapılan ihracattaki sıkıntılar. O bölgeden tırları geçiremiyorsunuz, can güvenliği sorunu var, mal güvenliği sorunu var. Bir alternatif bulalım, ne yapalım? Mersin Limanı’ndan Mısır İskenderiye Limanı’na Ro-Ro seferleri düzenleyelim. Bu sefer de navlun bin dolarlardan 3 bin dolarlara çıktı. Sebze meyve öyle dayanıklı bir emtia değil, ürün değil; kısa süre içerisinde, iki gün içerisinde, üç gün içerisinde hasat edeceksiniz, paketleyeceksiniz, pazarlara ulaştıracaksınız; sattınız sattınız, satamadınız çöpe dökeceksiniz.

Şimdi, gelin, bölgemize bakın, orada durum ortada. Hem yanlış tarım politikalarından, spesifik olarak bu konuya dayalı yanlış politikalarından bir pazarlama sorunu yaşanıyor, üretim sorunu yaşanıyor. Ayrıca, komşu ülkelerde barış zedelendi, komşu ülkelerde kan gövdeyi götürüyor; ateş var, barut var, savaş var. İşte, Arap Baharı, emperyalistlerin oyunu, işte ortaya çıkan tablo. Orta Doğu insanı ölüyor, Orta Doğu insanı ağlıyor, Orta Doğu insanının kesesine oluyor, ekonomisine oluyor. Batılı emperyalistlere bir şey olmuyor. Onların insanları ölmüyor, onların ekonomileri etkilenmiyor. Aksine, ekonomik olarak onlar kazançlı çıkıyor, onlar sanayi ürünlerini satıyor, onlar oranın petrolünü sömürüyor. İşte, yanlış politikalarınızın Türkiye’yi getirdiği nokta. Yazıktır, günahtır! Bu yanlıştan dönün. Amerika da defterden sildi, şimdi başka müttefikler arıyor. Baktılar ki siz beceremediniz bu işi, başka müttefikler arıyor. Yazıktır! Orada dindaşlarımızla, soydaşlarımızla bizi birbirimize düşürdüler, bizi birbirimize kırdırmaya çalışıyorlar. Artık, iktidar milletvekilleri bunu uyarmalı, Başbakan uyarmalı, uyanmalı, uyandırılmalı. Dolayısıyla, önemli bir sektör, binlerce, milyonlarca insan çalışıyor, önemli bir ekonomik potansiyel. Bu konuda bir komisyon kurulmasının yararlı olacağını düşünüyoruz, desteklerinizi rica ediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hüseyin Samani, Antalya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN SAMANİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin yaş sebze ve meyve üreticilerinin sorunlarıyla ilgili vermiş olduğu araştırma önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada, biraz önce Vahap Bey’in de işaret ettiği son derece stratejik bir sektör olan tarım sektörünün sorunlarıyla alakalı konuşuyoruz ve onun içerisinde de aslında yaş sebze ve meyve dediğimiz, depolama imkânı olmayan, kısa sürede tüketilmek durumunda olan veya işlenilmesi gereken kısmıyla alakalı konuşuyoruz. Tabii, elbette ki böylesine hassas bir konuyu konuşurken mutlaka verilerle konuşmamız gerekmekte. Gerçekten, bu sektörün beklentileri nelerdir? Bu sektördeki çiftçilerin beklentileri nelerdir? Bu sektörde ürün üretmiş olan üreticilerin ürünlerini satmak için hangi şartlara ihtiyaçları vardır veya pazarın neye ihtiyacı vardır? Aslında, bunlara bakmamız gerekiyor. Üretmiş olduğumuz politikaları da buna uygun olarak üretmemiz gerekmekte.

Gerçek manada baktığımız zaman yaş sebze ve meyve sektöründe, aslında üretim bazında baktığımız zaman geriye doğru bir gidiş olmadığını görüyoruz, biraz önce Vahap Bey de onu işaret etti. 2002 yılında 39 milyon tondan bugün 45 milyon tonlara gelmiş, meyve üretiminde dünyada 12’nci sıradan 6’ncı sıraya gelmişiz, sebze üretiminde de dünyada 4’üncü sıraya gelmişiz. İhracat anlamında baktığımız zaman: 534 milyonluk sebze ve meyve ihracatı bugün 2,5 milyar dolara çıkarılmış; fındık, kuru üzüm, kuru incir gibi işlenmiş ve kurutulmuş sebze ve meyveler bunların dışında.

Değerli milletvekilleri, aslında “sebze ve meyve” dediğimiz zaman hepimizi ilgilendiren bir konu çünkü acıktığımız zaman bize bu üreticilerin taze bir şekilde sunmuş olduğu bu ürünlere ihtiyacımız var, beslenmek için bu ürünlere ihtiyacımız var. Fakat, ne yazık ki bu ürünler hakkında da bir sürü spekülasyonlar var. Bu ürünler hakkında konuşan çoğu konuşmacılar, televizyonlara çıkan, beyanatta bulunan birçok insanlar bu ürünler hakkında bilgi sahibi olmayan insanlar.

İşte, bugüne kadar Tarım Bakanlığının almış olduğu bu mesafeleri ve uygulamış olduğu destekleri aslında bir hedefe dönük olarak yaptığı ortada. Zira, tarım sektöründeki desteklemeleri yaptığımız zaman… Elbette ki birçok destekler var fakat bunların çoğu spesifik destekler. Mesela sertifikalı tohuma, fidana destek yapılıyor. Bunun amacı şu: Pazarın ihtiyaç duyduğu fidana destek yapılıyor. Yani biz bugüne kadar meyveyi üretmişiz, tonlarca üretmişiz, pazarın kapısına dayanmışız ama dünya bunları yemiyor artık, dünyanın istediği meyve çeşitleri farklı. İşte, Tarım Bakanlığı bunu çok iyi tespit etmiş ve artık, dünyanın ihtiyaç hissettiği, tüketirken ihtiyaç hissettiği fidanlara destek vererek, sertifikalı fidan olarak onlara destek vererek onların üretilmesini, onlarla ilgili bahçe tesisini sağlamaya dönük teşvikler veriyor.

Yine, pazarın talepleri şu… Çok önceki dönemlerde hatırlarsınız, kalıntı problemleri var. Bizim için de geçerli yani buradaki bütün milletvekili arkadaşlar, evimizdeki çocuklarımız bir tane elmayı, bir tane domatesi aldığı zaman “Acaba kalıntı var mı?” diye kafamızın içerisinde bir soru işareti var. İşte, gerek iç pazarın gerek dış pazarın taleplerini, beklentilerini… Yaş sebze ve meyveyle ilgili istifhamları ortadan kaldıracak birtakım adımlar atılmalıydı. İşte, Tarım Bakanlığı bunu da yaptı. Nasıl yapıyor bunu? Tabii, yüzde 22 olan bu ürünlerdeki kalıntı miktarı bugün takdir edersiniz ki yüzde 1.5’lar seviyesine düştü 2002 yıllarına baktığımız zaman. Artı, bütün kriterler Avrupa Birliği kriterleriyle de özdeş hâle getirildi.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Kaç tane numune alınıyor da bunu söylüyorsun ya. Her gün zehirliyorsunuz ya.

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Peki, bunlara nasıl ulaştık? Bunlara, elbette ki işte iyi tarım uygulamalarıyla ulaştık. Bunlara, doğru ilacı doğru zamanda kullanma uygulamalarıyla ulaştık. Çok önceki dönemde, bildiğiniz gibi zirai ilaç kullanan faturalara destek verilirdi, ondan belli bir pay verilirdi, bunlar ortadan kaldırıldı, reçeteli sisteme geçildi. Bunun yanında, biyolojik mücadeleye destekler veriliyor artık, bunları hepimiz biliyoruz. Seralarda kullanılan, özellikle serada üretilen, kış aylarında yetiştirilen ürünlere dönük olarak biyolojik mücadele, feromon tuzaklar, tül gibi birtakım uygulamalara Tarım Bakanlığı bugün destekler vermekte.

Dolayısıyla, bugün zihinlerimizde “Hep hormonlu ürün mü alıyoruz acaba?” diye kafamızda bir soru işareti var. Artık o soru işaretinin ortadan kaldırılmasına dönük olarak, bugün seralarda, Antalya’da, Akdeniz Bölgesi’nde, “bombus terrestris” dediğimiz arılar kullanılıyor. Biyolojik yöntemlerle döllenmeyi sağlıyor ve hormon kullanılmadan tabii döllenmeyle o üretim sağlanabiliyor; işte pazarın da ihtiyacı bu.

Yine Avrupa’da çok eski dönemlerde, o Eurepgap denen, bizde iyi tarım uygulamaları denen uygulamalara doğru bir geçiş var, kayıt sistemi var, çiftçi kayıt sistemiyle birlikte artık kullanılan ilaçların da kayıt edildiği bir sisteme doğru gidiliyor.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya, neden bahsediyoruz? Islahiye’de üzümü çöpe attınız, çöpe; ondan bahsedin. Siz neden bahsediyorsunuz?

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Bütün bunların sonucunda da tarımsal üretim ve ihracat artıyor ve bu politikaları bu şekilde sürdürerek de artmaya devam edecektir diyorum, Tarım Bakanlığı bu konuda gerekli tedbirleri alıyor diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun hazırlamış olduğu bu önerinin lehinde söz aldım çünkü burada zikredilen Mersin ilindeki birçok örnekler, aynen bizim Antalya ilimizde de geçerli olan şeyler.

Sayın Samani güzel dileklerde bulundu. Rakamların geçmişten bugüne sayısal olarak artması şu andaki Antalya’daki gerçekleri değiştiriyor mu bilmiyorum yani üretim her sene artar. Bugün, yukarıda bir milletvekilimiz söylüyordu, her senenin bütçesi bir öncekinden fazla olur, cumhuriyet hükûmetlerine bakarsanız yüzde 10 olur, yüzde 20 olur, kriz dönemi, savaş dönemi hariç. Dolayısıyla, her sene baktığınız zaman, hangi Hükûmet olursa olsun, bir sonraki yıla artmış olur. Olağanüstü şartlar olmasa da, cari olarak baktığınız zaman, gayrisafi yurt içi hasıla sürekli olarak buradan artar; reel olarak bakarız, onda da çok büyük bir gerileme yoksa o seviyeleri korur.

Şimdi, burada, değerli arkadaşlar, güzel söylüyorsunuz da tarımda girdilerin fiyatları kaç kat artmış o süreç içerisinde? Ürünlerin fiyatları kaç kat artmış? Şimdi, bunlara bakmaz isek, sadece, üretim nereden artıyor, kiminki artıyor, hangi çiftçininki artıyor, ne kadar çiftçi bunları sokağa döküyor?

Bugün arkadaşlarımızdan -taze- Kumluca halinden fiyatları istedim yani bakıyorum, burada salatalık 10 kuruş ve bir tanesi ağlaya ağlaya söylüyordu: “5 kuruştu, götürdüm döktüm 40-50 ton salatalığı.” diyor yani “Sattığıma değmeyecek.” diyor.

Şimdi, bunlar gerçekler, henüz elimde faksları duruyor. Arkadaşlarımıza sordum: “Son durum nedir?” dedim böyle fiyatlarla ilgili. Bakıyorum, burada domatesinki 50 kuruş, 40 kuruş, dolma, patlıcan 25 kuruş, 50 kuruş, 40 kuruş gidiyor yani 1 lira olan bir şey yok, 50 kuruşun üstünde olan bir şey yok. Peki, geriye dönüp bakıyoruz -arkadaşlarımız soru önergesinde de yazmışlar, burada Sayın Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları imzalamış- fiyatlar birkaç ay öncenin fiyatları; yeni gündeme alınmış, baktım önergenin tarihine de. Yine aynı şekilde yani sürekli mukayese ediyorsunuz ya arkadaşlar, 3-4 misli, 5 misli, 6 misli artan girdi fiyatları var. Fiyatlara bakıyorum, 2002 yılındaki düzeyinin ya altında ya hemen yanında veya 30 kuruşsa 35 kuruş, 40 kuruş olmuş. Şimdi ne yapacak çiftçi bu durumda?

Değerli arkadaşlar, ciddi sorunlar var, değişik kesimlerden, komisyonculardan, tüccarlardan, derneklerden gelen talepler var. Bu vesileyle sizlerin bilgisine sunmak istiyorum. Burada önemli şeyler… Bu yasa çıktıktan sonra keşmekeş artmış. Değişik açılardan üreticilerimizin, komisyoncularımızın, tüccarlarımızın şikâyetleri ve talepleri var. Düzenleyici olmaktan ziyade içinden çıkılmaz bir hâle gelmiş çünkü bir yönetmelik çıkarmışız, içinde bir sürü eksiklik var ve kanuna dayanmıyor. Şimdi örnek vereceğim.

Artı, işleyişte çıkan birtakım sıkıntılar… Üretici bölge halleri ortadan kalkmış, böylece komisyoncuları mesleği neredeyse bırakılacak hâle gelmiş, cazip olmaktan çıkmış, tüketiciyle buluşmada araya bir sürü aracılar girer olmuş. Dolayısıyla, biz buradan, sanki halden değil de marketten veya pazardan aldığımız zaman üretici de o kadar çok fiyata satıyormuş gibi düşünüyoruz. Hal fiyatlarına baktığımız zaman bunun böyle olmadığı çok net bir şekilde cari fiyatlardan anlaşılıyor.

Artı, burada yüksek maliyetinin dışında Çek Yasası’yla ilgili de halcilerimizin ciddi sıkıntısı var. Kabzımallar çeklerini ödemiyor. “Biz zaten sıkıntıdayız, malımız para etmiyor.” diyorlar, “Biz bunları nasıl ödeyeceğiz? Aldığımız krediler var, destekler var, bunları ödeyemez hâle düştük.” diyorlar. Değerli arkadaşlarım, buradaki sıkıntı, bu kanunla beraber haller büyük ölçüde devre dışı kaldı. Belediyelerle ilgili rüsumlar değişti, birtakım düzenlemeler yapıldı ama “Bundan sonra çalışamaz hâle gelecektir.” diye uyardık. Hakikaten şu anda aldığımız bilgiler bu hallerin çalışamaz hâle geldiğini gösteriyor.

Komisyonculuk mesleğini yapan esnaflara bakıyoruz, devir hakları kiraya dönüşmüş. Diyorlar ki: “Bu durumda bunun sürekliliğinin olup olamayacağını biz bilemiyoruz. Bu iş babadan oğla devam eden bir meslek şeyi.” Bunun kiralama yerine yeniden tahsise dönüştürülmesi gerektiğini arkadaşlarımız söylüyorlar ve talep ediyorlar.

Burada, tabii onun ötesinde öyle bir şeyi koymuşuz ki komisyoncu komisyoncuya mal satamıyor, “Gönderir.” diyor. “Gidiyorum ben bir yerden almaya kalkıyorum ‘Sen alamazsın.’ diyorlardı ancak halde bir işlem yapılabilir. Bu hâlde komisyoncuya tüccar olma izni de verilmiyor, ben bu sefer alım yapamıyorum.” diyor; haldeki arkadaşlarımızın talebi.

“‘Tüccar’ unvanıyla pazarcı mal satıyor ama buradan toptan satışını yapabiliyor. Depoya koyuyor ama bu durumda mallar hale girmiyor.” diyor. Doğrudan geçiyor, hem kayda girmemiş oluyor bu durumda ve hem de aracılar araya girince daha farklı bir fiyata gelmiş oluyor.

Hatta hatta, bazı toptancı marketlerin bile hale girmeden kendilerinin tüccar olarak alıp bu işlemi yapmaya başladıkları yolunda şikâyetler var.

En önemlisi de “Yeni hal bildirim sistemi kurmuşuz, birçok yerde girişler yapılamıyor, satışlar sıkıntıya düşüyor.” diyor. Arkadaşlarımızın buralarda sistemin tam oturmadığına yönelik şikâyetleri var.

Şimdi, Sayın Samani, “Arada destek veriyoruz.” dedi ama arkadaşlar, burada bir yanlış yapıyoruz. Bütün bu tarımsal desteklemede araziye destek veriyoruz. Üreticinin doğrudan üretimine destek vermemiz lazım yani kim üretip hale getiriyorsa ona verelim. Hakikaten çok büyük haksızlıklar oluyor. Bütün illerde var bu; Mersin’de de Antalya’da da ben konuştum üreticilerle, birileri araya giriyor siyasi şeylerle, o arada bir yerde birinin üstüne arsa, arazi var veya müstecir olarak veya mal sahibi olarak gidiyor ve ona teşvik veriyoruz. O üretiyor mu üretmiyor mu, kontrolünü doğru dürüst ya yapıyoruz ya yapamıyoruz.

Dolayısıyla, bu sistemi gelin değiştirelim, doğrudan üretimi… Fidanları vermek başka bir şey olabilir ama bize halde kim getiriyorsa ona farklı bir ya vergi getirelim, istisna getirelim, indirim getirelim, bir şey yapalım ve doğrudan üreticiyi teşvik edelim. Aksi takdirde bu sefer arz planlamasını da yapamıyoruz. Eğer üretime verirsek bu daha sağlıklı bir arz planlaması yolunu da getirebilir.

Bir de ilaçlarla ilgili kalıntı problemini söyledik ama şu anda bitmek üzeredir ya da bitmiştir, yukarıda Dışişleri Bakanlığımızın bütçesini görüşüyorduk, Plan Bütçe Komisyonunda. Bitmiş herhâlde, arkadaşlar işaret ediyor. Ben in-çık yaparken bu arada hepsini kontrol edemiyorum -sağ olun- yoğun bir gündemden dolayı. Dolayısıyla, orada da az önce, Suriye meselesinden dolayı Rusya’yla olan ekonomik ilişkilerimizin, Suriye ve Irak’a yaptığımız bu meyve sebze ihracatının ciddi anlamda azaldığını konuştuk. Bu sadece fiziki olarak ilaç kalıntısından dolayı değil, belli ülkelerin bize bir dolaylı ambargosu olarak -örneğin, Rusya’daki şeylerin tamamı ilaçlarla ilgili değil- Antalya’dan giden birtakım meyve sebze geri gönderildi. Siyasi olarak kriz çıkınca bu doğrudan buraya yansıyor. Yani, Suriye meselesinin faturası sadece o sınırdaki mülteciler için harcadığımız para değil, bize başka şekilde de bunlar fatura olarak dönüyor.

Hakikaten bu komisyoncularımızın sıkıntıları çok fazla. Çek Kanunu’na ilişkin de söyledim, burada daha önce de konuşmuştuk, kaldırırken en azından bankaların teminat miktarını belirli ölçüde artırırsak iki tarafı var diye bu konuda şikâyetler çok fazla gelmeye başladı. Hele hele bu sektörde senedi insanlar kabul etmiyordu çekin biraz caydırıcılığı var diye. Şimdi kabzımallar çekleri de ödemeyince Antalya’da, batıdaki hallerin birçoğunda komisyoncular şu anda kapanmış veya kapanma noktasına geliyor. Ciddi bir sıkıntı var. Diğer sektörlerde de var ama onların, bu şekliyle ileriye yönelik hatta çekleri aldıkları için sıkıntıların çok daha fazla büyümüş durumda.

Değerli arkadaşlar, burada önemli bir husus da çıkarılan yönetmelik, İstanbul Meyve Sebze Komisyoncuları ve Tüccarları Derneği Danıştaya dava açmış bunun iptali için arkadaşlar. Özeti de diyor ki: “Burada çıkarılan yönetmelik yasada yer almayan hususları içeriyor.” Sonuç olarak, diyorlar ki: “Müdürlüğümüzün bağlı bulunduğu Bakanlıkça düzenlenen Sebze ve Meyve Ticareti Toptancı Halleri Hakkında Yönetmelik’in 4’üncü maddesinin (m) bendinin, 32’nci maddesinin sekizinci fıkrasının ve geçici 20’nci maddesinin yönetmelik metninden çıkarılması gerekir çünkü dayanak kanunda buna ilişkin bir yer yok. Meslek örgütü kavramı var, yok.”

Başka bir husus da bu arkadaşlarımızın meslek örgütü olabilmek için de derneklere üye olması gerekiyor. O derneklerin de federasyona üye olması gerekiyor. Yan, anayasal olarak temel hak ve ödevlere aykırı; hiç kimseyi, gerçek veya tüzel kişiyi bir yere, bir derneğe, bir kuruluşa üye olmaya zorlayamazsınız ama bu durumda olmadığı zaman o haklardan faydalanamıyor. Dolayısıyla, bu derneğimizin de açmış olduğu dava var, bu yönetmeliğin tekrar gözden geçirilmesini talep ediyoruz ama Hükûmette kimse yok. Böyle önemli bir şey görüşülüyor, Sayın Tarım Bakanına bakıyoruz, başka zaman gündem dışına söz veriyorlar ama maalesef bu komisyoncuların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – …durumları, sebze ve meyve üreticilerinin sorunları devam ediyor. İnşallah bu değişiklikler yapılır ve bunların da nefes alması sağlanır diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Salih Koca, Eskişehir milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bu haftaki programında özelikle vatandaşlarımız için hizmet kalitesini geliştirerek vatandaş memnuniyetini arttıracak, kamu yönetimine daha fazla katılımı sağlayacak, kamu yönetiminin etkinliğini, verimliliğini ve vatandaşın artan hizmet beklentilerini karşılayacak, demokrasinin daha da kökleşmesine vesile olacak Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın görüşmeleri planlanmaktadır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Tasarının adı değişti, sizin haberiniz yok.

SALİH KOCA (Devamla) – Ülkemizin ve milletimizin geleceği adına bu çalışmanın daha uygun olacağını düşünüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

4.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; (11/19, 11/16 ve 11/17) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin, Genel Kurulun 13 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine; (11/15, 11/18, 11/20 ve 11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin, 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına; 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

                                                                                                                     6/11/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Danışma Kurulunun 6.11.2012 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                Nurettin Canikli

                                                                                                                      Giresun

                                                                                                   AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 338 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 4’üncü sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

7 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşimde 338 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; bu birleşimde 338 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 8 Kasım 2012 Perşembe günkü birleşimde 338 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

9 Kasım 2012 Cuma günkü birleşimde 195 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

11 Kasım 2012 Pazar günkü birleşimde 237 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

12 Kasım 2012 Pazartesi günkü birleşimde 219 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar;

Çalışmalarına devam etmesi,

10 Kasım 2012 Cumartesi günü Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarının tamamlanmasına kadar çalışması;

Bastırılarak dağıtılan (11/19, 11/16 ve 11/17) esas numaralı gensoru önergelerinin 13 Kasım 2012 Salı günkü gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının sırasıyla 1’inci, 2’nci ve 3’üncü sıralarına alınması ve Anayasanın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin 13 Kasım 2012 Salı günkü Birleşiminde yapılması, bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesi ve 11/19, 11/16 ve 11/17 esas numaralı gensoru önergelerinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi;

Bastırılarak dağıtılan (11/15, 11/18, 11/20 ve 11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının sırasıyla 1’ inci, 2’ nci, 3’ üncü ve 4’ üncü sıralarına alınması ve Anayasanın 99’ uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü Birleşiminde yapılarak bu birleşimde 11/15, 11/18, 11/20 ve 11/21 esas numaralı gensoru önergelerinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi;

338 Sıra sayılı kanun tasarısının İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

önerilmiştir.

 

338 Sıra Sayılı

Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

(1/690)

 

                Bölümler                           Bölüm Maddeleri                   Bölümdeki Madde Sayısı

                1. Bölüm                        1 ila 20 nci maddeler                                   20

                 2.Bölüm                        21 ila 37 nci maddeler                                  19

                                                     (Geçici 1 ve geçici 2 nci

                                                            maddeler dâhil)                                        

                              Toplam Madde Sayısı                                                         39

 

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, biraz önce, grup önerimizin içeriğini hep birlikte dinledik. Grup önerimizle -eğer grup önerimiz yüce Meclis tarafından kabul edilir ise- ağırlıklı olarak bu hafta için 338 sıra sayılı Büyükşehir Yasa Tasarısı’nın görüşmelerini planlıyoruz ve görüşmelerinin yapılmasını öneriyoruz. Esas itibarıyla grup önerimiz de bu çerçevede dizayn edilmiştir.

Çalışma saatleri itibarıyla, bugün, daha önce alınan karar gereğince, yine Meclisimizin aldığı karar gereğince, saat 24.00’e kadar çalışılacak, çalışma saati bu, bunda herhangi bir değişiklik öngörülmüyor. 7 Kasım yani yarın, çarşamba günü, 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar çalışmaların yürütülmesini talep ediyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çok iddialısınız!

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sizi gönderen de gelsin!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Talep ediyoruz, yüce Meclisten talep ediyoruz, yüce Meclisin takdirlerine sunuyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu sözünüzü yerine getiremezseniz ne yapacaksınız? Var mısınız?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – İnanıyor musun bunu söylerken?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yüce Meclisin takdirlerine sunuyoruz. Aynı şekilde eğer bu görüşmeler çarşamba günü bitirilemez ise perşembe günü de 24.00’le sınırlı olmaksızın yani gece 24.00’le sınırlı olmaksızın bu çalışmaların perşembe günü de devam etmesi ve yine, 338 sıra sayılı kanun çalışmalarının tamamlanmasına kadar çalışmaların devam etmesi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Nurettin Bey, grupta aklıselim hâkim olacak, göreceksin!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – 9 Kasım 2012 Cuma günkü birleşimde 195 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerini öneriyoruz, planlıyoruz. O da, 195 sıra sayılı Kanun Tasarısı, Türkiye Cumhuriyeti ile Morityus Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı.

Cumartesi günü Meclisimiz saat 14.00’te açılacak ve sadece, o gün 10 Kasım, Atatürk’ün ölüm yıl dönümünü anma çerçevesinde gruplar, her grup, siyasi parti grubu tarafından konuşmalar yapılacak ve sonra görüşmeleri orada bırakacağız, devam etmeyeceğiz eğer önerimiz kabul edilirse. Cumartesi günü 14.00’te sadece o günün anma içeriğiyle ilgili görüşmeleri yapmak üzere toplanmış olacağız ve bu görüşmelerden sonra da cumartesi günü çalışmaya devam etmeyeceğiz.

Pazar ve pazartesi günleri de yine… Pazar günü 237 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlemlerin, işlerin görüşülmesini öneriyoruz, istiyoruz. O da, 237 sıra sayılı Kanun Tasarısı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Turizm İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı. Ve pazartesi günü de 219 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin… Ve öncesinde doğal olarak yani bu 219 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan diğer işlerin görüşülmesine imkân sağlayacak bir çerçevede, tarzda bir planlama yapmaya çalıştık. Bu da, 219 sıra sayılı Kanun Tasarısı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Korunması Ve Teşvikine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı.

Önümüzdeki haftayla ilgili olarak da 6 bakanımız hakkında verilen 7 gensoru önergesinin görüşmelerini yapmak üzere bir önerimiz var. Önümüzdeki hafta 13 Kasım 2012 Salı günü 3 tane 19, 16 ve 17 esas numaralı gensoru önergelerinin bitimine kadar görüşülmesini öneriyoruz ve diğer 4 gensoru önergesinin de çarşamba günü yine bitime kadar görüşülmesini düşünüyoruz, öneriyoruz.

Daha sonradan bir gensoru önergesi daha geldi ama Danışma Kurulu toplantıya çağırıldığında henüz ıttılamıza girmemişti, daha doğrusu basılıp dağıtılmamıştı. Dolayısıyla, onun planlamasını yapamadık. Onu da ve eğer gelir ise, başka gensoru da gelir ise onlarla birlikte… Zaten artık bundan sonra öyle anlaşılıyor ki toplu olarak toptan bir şeyle yapacağız bu gensoru görüşmelerini.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başbakan Kızılcahamam’da fırça çekiyor da biz burada gensoru vermeyelim mi? Başbakanın fırçalaması haksa…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hayır, ben öyle bir şey… Sayın Vural, ben sadece şunu söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, Başbakan fırça çekiyor da… Sizin de desteklemeniz lazım gensoruyu. Onu diyoruz yani.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Öyle anlaşılıyor ki “Bundan sonra gensoruları toptan görüşeceğiz.” diyorum. Ha bunu da elimizde bir örnek var ona dayanarak söylüyorum. Bir tespit sadece, yorum bile değil, tespit sadece.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Memnun olmadığınız bazı bakanlar var, onları götürüverelim el birliğiyle, gelin!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla sadece bizim böyle bir yönteme, böyle bir tarza hazırlıklı olduğumuzu ifade etmek istiyorum Sayın Vural, başka bir şey söylemiyorum yani. Dolayısıyla, onlar da gelirse, biz onları yine aynı şekilde… Mecburen, çünkü Meclisin aynı zamanda kanun da yapması gerekiyor, başka çalışmaları var. Dolayısıyla, o planlamayı yapmamız gerekiyor. En optimal… Elbette, yani işte biz de…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tabii, tabii, bütçe de yapar aynı anda, kanun da yapar, hepsini yapar yani, aynı anda yapar!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama öyle tabii yayarsak, böyle yaygın bir vaziyette olursa tabii diğer işleri yapmamız, esas fonksiyonu ifa etmesi mümkün değil. Dolayısıyla, optimal bir denge bulacağız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Çok optimal gözüküyor!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Çünkü bu da, genelde bu tarz, toplu gensoru Türk siyasi tarihinde benim bildiğim kadarıyla çok fazla yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama bu daha başlangıç!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla, eğer yeni bir tarz olarak gelişecek ise bizim de tabii doğal olarak Meclis çalışmaları çerçevesinde bu planlamayı buna göre yapmamız gerekiyor ve diğer zamanlarda da bu Meclisimizin esas faaliyet konularını, yasama faaliyetlerini…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Perşembe gecesi denedik çok verimli oluyor, sabah 4’e kadar!

OKTAY VURAL (İzmir) – “7’de bitireceğiz.” diyerek 4’e kadar çalıştınız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …söylediğiniz gibi, Meclis çalışmalarını da yapma imkânımız olacak tabii. Yani sadece gensoru görüşerek bu işleri sürdürmemiz mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, önümüzdeki hafta salı ve çarşamba günleri, arz etmeye çalıştığım gibi, gensoruları toplu olarak görüşeceğiz. Perşembe günü yine sıradaki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmeye devam edeceğiz -önümüzdeki hafta için söylüyorum- dolayısıyla grup önerimiz bu şekilde, bunu içermektedir. Kabul edildiği takdirde Meclis çalışmalarımızı bu çizmeye çalıştığımız plan ve öneri çerçevesinde yürütmeye devam edeceğiz.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, her salı artık klasikleşen bir müzakereyi, bir konuşmayı gene yapmak durumunda kaldık maalesef.

Geçen hafta söylemiştim, iktidar grubunun hazırlamış olduğu bu Danışma Kurulu önerisi böyle devam etmeyecektir, mutlaka değişecektir. Değişti.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gensoru verildi.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yalnız, Timur’un hikâyelerini bilirsiniz. Geçen defa, geçen hafta saat 24.00’e kadar çalışmayı kararlaştırmıştık. Grup yönetimi kızdı. “Bitime kadar çalışacaksınız artık.” “Ne zaman biter?” “Ne zaman biterse o zaman bitecek.” Allah yardımcınız olsun, Allah yardımcımız olsun.

Değerli arkadaşlar, insanoğlunun kendine yapacağı kötülüğü hiç kimse yapmaz. İnsanoğlunun kendine vereceği zararı bütün dünya bir araya gelse inanın ki yapamaz. Şimdi, bakın, yani beni bağışlayın, her defasında böyle ahkâm kesmek falan, bu bana da huzur vermiyor ama aklın yolu bir. Bu Genel Kurulda, bu Mecliste sizlerle beraber -çoğunuz yoktunuz ama olanlarla beraber- biz, geçen dönem 2.500 maddenin üzerindeki 5 kanun muydu, 6 kanun mu, yaklaşık on günde uzlaşarak çıkarttık. Hem de öyle kanunlardı ki değerli AKP milletvekilleri.

Gecenin bu saatinde dinlememek hakkınız. Hakkınız ama -dayatma kelimesi yanlış- size reva görülen bu eziyetin sebebini arz ediyorum. İşte, değerli sayın büyükler de burada, eski Meclis Başkanımız burada, Sayın Bakan burada, parti yöneticileri burada, sayın bakanlar burada.

Yani her defasında yanlışı denemek, yanlışta ısrar etmek nasıl bir maharet, bunu anlamakta zorlanıyoruz. Kendinize eziyet ediyorsunuz. Yani bununla mı disiplin ediyorsunuz siz bu büyük grubu? Yani kendinize eziyet ederken bizim günahımız ne? Bu muhalefet partisi gruplarının günahı var mı? Nedir söylediğim?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bak saat kaç, biz daha çalışmalara başlayamadık, kanun görüşmeye başlayamadık!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, uzlaşarak Meclisin gündemini belirlersek hiçbir problemimiz kalmıyor. Uzlaşarak belirlediğimiz Meclis gündeminde on günde bu Meclis 2.500 maddenin üstünde 5 tane temel kanunu bu Genel Kuruldan geçirdi. Açın tutanakları okuyun, görüntüleri seyredin, hangi sonuçlar alınabiliyormuş. Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, bunların uygulama kanunlarını nasıl geçirdiğimizi hatırlayan arkadaşlarımız var.

Ee, şimdi ne olur uzlaşsak? Ne olur yani, elifi eğri mi gelir? Saatin dokuz buçuğuna ulaşmışız, ancak saat onda, gece saat 22.00’de gündeme geçeceğiz. Bundan sonra görüştüğünüz kanunun bu millete ne hayrı olacak Allah aşkına? Ne olur?

Şimdi, bu büyükşehir yasası, bütün şehir yasası. Bir yıldan bu yana konuşuyorsunuz, kendi milletvekillerinizden sakladınız, kendi bakanlarınızdan sakladınız, Meclisten sakladınız, basından sakladınız, kamuoyundan sakladınız, bayramdan üç gün önce getirdiniz, alın bunu görüşün!

Değerli arkadaşlar, Türk idare sisteminin temelini değiştiriyorsunuz. Bir başka sisteme dönüştürüyorsunuz Türkiye’yi ama bunun konuşulmasını, bunun tartışılmasını, bunun müzakere edilmesini istemiyorsunuz. Nasıl olacak? Geçen haftadan ilan ettiniz, bu hafta salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi, pazar, pazartesi… Sayın Başbakan bugün grup toplantısında, önceki gün Kızılcahamam toplantısında, yani, ben size reva görmem ama “Bunu ölümüne çıkartacaksınız, hiç kimse Ankara dışına çıkmayacak.” diye de bir talimat veriyor. Biraz ağır bir şey yani onur kırıcı da bir şey bana göre.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Öyle bir şey yok.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Öyle bir şey yok! Tamam, siz öyle anlıyorsanız öyle ama şu sorunun cevabı yok.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Biz öyle bir şey görmedik.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şu sorunun cevabı yok.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz dinledik ekranlarda, biz dinledik.

İHSAN ŞENER (Ordu) –Yalan, yalan.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Arkadaşlar, bu kadar önemli bir yasayı müzakere etmeden, uzlaşma aramadan, bu Genel Kuruldan çıkartmak kararı, ısrarı işte böyle kör testere ile ağaç kesmeye benzer bir sonuç getiriyor. Gecenin saat 10’u olmuş hâlâ kanuna giremiyorsunuz, hâlâ da giremeyeceksiniz. Bu İç Tüzük muhalefete iktidarın bu türlü dayatmalarına karşı her türlü direnme gücü veriyor. Ne yapacaksınız? Niye böyle bir şey?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – İç Tüzük’ü değiştirmek lazım.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Önce İç Tüzüğü değiştirmek lazım. Daha kolayı var Sayın Kacır. Yani, muhalefeti bitirmek lazım! Yani muhalefetsiz bir demokrasi sizin açınızdan daha güzel olur!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Meclisi çalıştırmak lazım.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın meselenin mecburiyeti sizi ilgilendiriyor. Başbakan mı emretti, başka bir yerler mi emretti o beni enterese etmiyor ama ben birlikte çalışacağımız… Sizin mecburiyetiniz benim mecburiyetim değil. Angarya Anayasaya da aykırı insanlığa da aykırı. Sabahın saat 4’üne 5’ine kadar bu milletvekillerini çalıştırmak hakkına sahip değilsiniz, yok böyle bir şey. Televizyonlara konuşmuyorum, size konuşuyorum size.

OKTAY VURAL (İzmir) – Saygıları yok ki milletvekiline.

AHMET YENİ (Samsun) – Millete söz verdik.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hangi millete söz verdiniz? Tartıştığınız konu milletin gündemi değil beyefendiler. Bu, milletin talebi değil sizden. Köyleri kapatıyorsunuz, belediyeleri kapatıyorsunuz, seçilmiş insanların kazanılmış haklarını değiştiriyorsunuz, devletin kuruluş hukukunu değiştiriyorsunuz ve bize göre, gelecek açısından, hem milletimizin birliği hem devletimizin bağımsızlığı, siyasi birliği açısından çok kötü sonuçları olacak bir yasayı getiriyorsunuz buraya.

Değerli arkadaşlar, böyle olunca, sözümün başında söylediğim gibi, kendinize kötülük yapıyorsunuz, millete kötülük yapıyorsunuz, haksızlık yapıyorsunuz, zulüm yapıyorsunuz, zulüm. Bu işin aslı bu.

Değerli arkadaşlar, ben bu yönüyle değilim meselenin. Bir de ciddiyeti var hadisenin. Şimdi, bakınız, gensorular verdik, her gün bu gensorular gelecek. Şu anda sekiz tane gensoru gündemde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çifte dikiş!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Grup Başkan Vekilinin bugün getirdiği Danışma Kurulunda, AKP Danışma Kurulunda “Önümüzdeki hafta 13, 20, 27 Kasım tarihlerindeki oturumlarda 15.00-20.00, 14.00-20.00 saatleri arasında çalışılacak.” diyorsunuz. Gerçekten böyle mi çalışacağız Sayın Canikli, yoksa önümüzdeki salı bu çalışma saatlerini değiştirecek misiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben söyledim, bu gensoruların bitimine kadar çalışacağız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani değerli arkadaşlar ya, biraz ciddiyet ya, biraz ciddiyet!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Şandır, hem gensoru veriyorsunuz hem görüşmeyelim mi, ne yapalım?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani bu Meclisin gündemi ciddi bir şey ya, önemli bir şey!

Bir başka hususu daha söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlar, geçen hafta Perşembe günü bir özel sebepten dolayı burada bulunamadım. Sahibi bulunduğumuz benzin istasyonunun yakınında bomba yüklü bir araç patladı, o sebeple bu arada bulunamadım. Ama burada, o gecenin bu saatlerinde, benim ismim etrafında çok ciddi, çok sıkıntılı, çok üzüntü verici tartışmalar oldu. Kendisine acil şifalar dilediğim arkadaşım, kardeşim Mustafa Elitaş, benim de ismimi geçirerek, “Hakkımı helal etmiyorum.” diyerek, beni de çok üzen, çok yakışıksız beyanlarda bulundu. Doğru olmuyor. Ben “Yalan” kelimesini kullanmam, hiç kimseye yakıştıramam. Ama doğru olmayan beyanlarda bulunmak daha ağır bir… Yani doğru olmayanı veya doğruyu eksik söylemek bizim inancımıza göre zulümdür, zulmün tarifi budur. Zulüm de Allah’ın lanetine tabidir.

Değerli arkadaşlar, Sayın Elitaş’ın… Ben ona  saygılar sunuyorum. Tabii ki herkesin herkes üzerinde hakkı vardır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kendisi yok şu anda, kendisi varken konuşun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, insanız, aynı mekânda çalışıyoruz. Birbirimizin üzerinde hakkımız mutlaka olacaktır. Sayın Elitaş bana hakkını helal etmediğini ifade ediyor. Ben yine ondan helallik diliyorum, ben ona hakkımı da helal ediyorum. Ama garabet bir hadisedir ki, sanki babası babamdan alacaklı “Hakkımı helal etmiyorum.” diye… Buradan tutanakları okudum, yanımda. Çok üzüntü duydum. Muhtemeldir ki benim üzüntüm onu hasta etmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İki hacıdan biri yalan söylüyor, iki hacıdan biri. Hangisi acaba?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani ben iyi niyetliyim. Allah gönüllerimizi biliyor.

Değerli arkadaşlar, meselenin aslı şudur, bu konu konuşulurken benim Sayın Elitaş’a söylediğim söz şudur: “Benim sizden hiçbir talebim yok, takdir sizindir.” demişimdir. Sayın Mevlüt Aslanoğlu buna şahit. Benim talebim yok yani “Kongremiz var, akşam toplantımız var, şu kadar görüşelim, bu kadar çalışalım.” noktasındaki konuşmalarda benim ona sözüm: “Benim sizden talebim yok, takdir sizindir.” Takdir nedir? İşte, finansal kiralama yasasını görüşmemek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ama Milliyetçi Hareket Partisi toplantıya gittikten sonra Sayın Elitaş kendi takdiriyle burada o yasayı görüşmeye kalkmış, sonra çıkan tartışmalarda da benimle görüştüğünü ve benim ona izin verdiğimi ifade etmiştir. Bu beyan doğru değildir. Allah şahit, burada arkadaşlarımız da şahit.

Bu bilgiyi size sunmak mecburiyetindeyim çünkü…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip çok değerli şeyler anlatıyor, mikrofonu açar mısınız?

BAŞKAN – Duyuyorsunuz zaten.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …geçen hafta sizi kendi ismimle çok meşgul ettim, sizlerden helallik diliyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – AKP grup başkan vekili değil ki, o zaman…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.(MHP sıralarından alkışlar)

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, geçen hafta yaşanan hadisede -tabii ki Grup Başkan Vekilimiz cevap verecektir- Sayın Şandır’ın anlattığı hadisede şarta bağlı olarak hakkını helal etmediğinden bahsetti Grup Başkan Vekilimiz. MHP Grup Başkan Vekiliyle telefon görüşmesi yapmıştı, Sayın Şandır’la. Orada rivayette bir kopukluk olduğuna inanıyorum ben. Tabii ki Elitaş da cevabını verecektir.

ALİ ÖZ (Mersin) – Sen git grubunu çağır dışarıdan ya!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen niye araya giriyorsun kardeşim ya? Sayın Elitaş’ı da dinledik, Sayın Şandır’ı da dinledik.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Grup Başkan Vekilimiz Sayın Canikli gündemle ilgili burada bilgileri verdi. Ben özellikle şunu söylemek istiyorum:

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen ne biliyorsun ya?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen arada racon mu kesiyorsun?

RAMAZAN CAN (Devamla) - Medeni Kanun’un başlangıç kısmında “Bir hakkın suistimalini kanun himaye etmez.”

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Yoklama var yoklama. Grubu çağır grubu, yoklama var.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Yani bir hak eğer istismar ediliyorsa kanunda karşılığını göremez; Medeni Kanun’un başlangıç hükümlerindendir bu. “Hüsnü niyet şart olunan hâllerde asil olan, onun vücududur.” demektedir Medeni Kanun. Tabii ki muhalefet İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarını kullanacaktır ama bu hakları istismar etmek hiçbir zaman kanunda karşılığını bulamayacaktır.

Grup önerimizle 338 sıra sayılı Büyükşehir Kanun Tasarısı’nı gündemin 4’üncü sırasına alarak bugün görüşmelerine başlamayı öneriyoruz Genel Kurul takdir ederse.

13 Kasım 2012 Salı günkü sözlü soruların görüşülmemesini öneriyoruz.

7 Kasım Çarşamba günü ve bugün Büyükşehir Belediyesi Kanun Tasarısı’nın çalışmalarına devam edeceğiz. Bitinceye kadar Genel Kurul çalışmasını Genel Kurul takdir ederse oylarınıza sunacağız.

9 Kasım 2012 Cuma günü 195 sıra sayılı uluslararası sözleşme var. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetiyle Morityus Cumhuriyeti Hükûmeti arasındaki bu uluslararası sözleşmenin tamamlanmasına kadar olan, bölümlerindeki uluslararası antlaşmaların da tamamlanmasına kadar o aradaki kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine devam edeceğiz.

10 Kasım, Genel Kurul saat 2’de cumartesi günü açılacak, Atatürk’ü Anma Günü nedeniyle konuşmalar yapıldıktan sonra Genel Kurulu kapatmayı planlıyoruz.

Pazar ve pazartesi günü… 237 sıra sayılı -pazar günü kanun tasarısının… Uluslararası sözleşme var. Pazartesi günü 219 sıra sayılı uluslararası sözleşme var Azerbaycan’la Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti arasında. Bu aradaki görüşmelerin tamamlanmasına kadar bu aradaki kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine devam edeceğiz.

Önümüzdeki hafta salı günü ve çarşamba günü, Meclisin iki gününü gensoru önergelerinin görüşülmesine ayırıyoruz. Çarşamba günü Sayın Mehmet Mehdi Eker Bakanımız, Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç, yine Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç hakkında verilen gensoru önergelerini salı günü görüşmeyi planlıyoruz. Çarşamba günü Sayın Veysel Eroğlu, Sayın Cevdet Yılmaz, Sayın Ömer Dinçer, Sayın Nihat Ergün aleyhinde verilen gensoru önergelerini inşallah Genel Kurulda reddedeceğiz, görüşeceğiz inşallah.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Daha dinlemeden bu kadar peşin nasıl karar veriyorsunuz?

RAMAZAN CAN (Devamla) - Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısı’nın temel kanun olarak iki bölüm hâlinde görüşülmesini öneriyoruz.

AK PARTİ Grubunun grup önerisinin kabul edilmesi temennisiyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, Sayın Can benim de soy ismimi anarak bir başkasıyla aramda olan meseleyle ilgili bir beyanda bulundu. Açıklama getirmek istiyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN – “Şarta bağlı, hakkımı helal etmiyorum.” diye söyledi yani size ne diye sataştı, ne söyledi de sataştı Sayın Şandır? Benim duyduğum… (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, yani o konuya bir açıklık getirmem lazım.

BAŞKAN – Hayır, ne söyledi de sataştı Sayın Şandır? Söz verebilmem için ne söylediğini söylemeniz gerekir, onun için soruyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Siz de dinlediniz efendim, siz de dinlediniz yani Sayın Elitaş’la ilgili konuda benim söylediklerimin doğru olmadığını söyledi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Doğru olmadığını söylüyor.

BAŞKAN – O şekilde…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet.

BAŞKAN – Hayır ama doğru olmadığını söylediği şeklinde bir söz söylemedi, sarf etmedi, ben duymadım yani. (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – AKP grup başkan vekilini sormadan oraya çıkarıyordunuz ama.

BAŞKAN – Sayın Şandır, ortada sataşma falan yok, doğrusunu söyleyeyim.

Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Asla bir sataşma şeyi değil.

Değerli arkadaşlar, yani ben bunu burada dile getirmekten böyle çok keyif almadım.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Bizimle ne ilgisi var bu işin, Meclisle ne ilgisi var?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hiç ilgisi yok ama geçen hafta…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sana ne oluyor!

MEHMET GÜNAL (Antalya) –İşin mi var? İşin varsa gidebilirsin.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - …bu konu konuşulurken hiç bu soruyu sormadınız Sayın Milletvekili, “Ne ilgisi var?” diye.

Şimdi tekrar ediyorum değerli arkadaşlar, yani geçen haftaki Danışma Kurulu toplantısında Sayın Elitaş, Cumhuriyet Halk Partisi adına Sayın Mevlüt Aslanoğlu ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekiliyle aramızda geçen bir hadisede benim beyanım şudur: Hiçbir talebim yok çünkü daha önce bir talebim oldu burada Genel Başkanla ilgili; Sayın Elitaş’tan da değil, Sayın Meclis Başkan Vekilinden bir talebim oldu, daha sonra o konu burada bir tartışmaya sebep oldu. O tartışmadan dolayı da Sayın Genel Başkan çok rahatsız oldu, Sayın Grup Başkan Vekilimiz vasıtasıyla da Genel Kuruldan özür diledi. Bu sebeple  tabii  biz de azarımızı işittik. Bu sebeple söylüyorum. Yani, ben, Sayın Canikli, sayın grup başkan vekillerinin hiçbirinden özel bir talebim olmaz bundan sonra, olmaz çünkü taşıyamıyorlar.

Sonuç itibarıyla, bu niyetle, bu kararla Sayın Elitaş’a söylediğim  “Sizden hiçbir talebim yok, takdir sizin, ister çalışırsınız ister çalışmazsınız.” Bunu, Mehmet Şandır “Biz gidiyoruz, siz istediğinizi yapın.” şeklinde burada nakletmesi doğru değil, doğru bir beyan değil. Doğru olmayanı ifade etmek veya doğruyu eksik söylemek, dolandırarak söylemek de zulümdür, bunu söylüyorum. Bakın, bunun ispatı şudur, işte tutanaklar; Sayın Mustafa Elitaş diyor ki: “Bakın, değerli milletvekili, burada bir gerilim ortaya çıkıyorsa bu gerilimle ilgili, bizim milletvekili arkadaşlarımızı bütün töhmet altında bırakıyorsanız ve her sözü, her yaptığımız sözün arkasında bizim durmamızı bekliyorsanız, yanlış yaparsınız.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru diyor.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – İşte, Sayın Elitaş’ın tavrının ifadesi. Kendisi, beyanında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) -   Sayın Elitaş bana ve size haksızlık etti. Ben ona hakkımı helal ediyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; (11/19, 11/16 ve 11/17) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin, Genel Kurulun 13 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine; (11/15, 11/18, 11/20 ve 11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin, 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına; 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Efendim.

OKTAY VURAL – Yoklama...

BAŞKAN – Daha söz var.

Aleyhte söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi üzerinde aleyhine söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi Meclis İç Tüzüğü’nün 54’üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki istisnaya istinaden Meclisin çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin bir öneridir.

Değerli arkadaşlarım, Meclisin çalışma saati, günleri kural olarak İç Tüzük’ün 54’üncü maddesinde sayılmış. Buna göre, buradaki kurala göre, Genel Kurul salı, çarşamba, perşembe saat 15.00 ile 19.00 arasında toplanır. İstisna olarak da -bu istisnalar biliyorsunuz kuralın aksine- gerektiği zaman, öyle olaylar vardır ki çalışmayı zorunlu kılabilir. Bu durumda da Danışma Kurulunun teklifi üzerine, Genel Kurulca bu çalışma gün ve saatlerinin değiştirilebileceğine ilişkindir. Ancak ne var ki, Türkiye’de her alanda olduğu gibi Mecliste de istisnalar kural oldu, kurallar istisna oldu. Hukuk kurallarının ve yazılı kuralların yerini tamamen bir keyfilik aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisinde de Anayasa ve Meclis İçtüzüğü Meclisin çalışmasının esaslarını belirlediği hâlde, Meclis Genel Kurulunun ve komisyonlarının çalışması Meclis İçtüzüğü ve Anayasa’ya göre yapılması gerektiği hâlde, bunlar bırakıldı; Meclis Başkanlık Divanının, işte Meclis Genel Kurulunun keyfine göre yönetilmeye başlandı. Deniliyor ki: “İşte, efendim, Meclisin teamülleri böyledir.” Ya, Meclisin teamüllerini ne yapacaksınız siz? Önce Meclis İçtüzüğü’ne bakacaksınız, Anayasa’ya bakacaksınız. Yazılı kuralların, hukuk kurallarının olmadığı yerde teamüller geçerlidir. Eğer bir hukuk kuralı var ise, bir yasa hükmü var ise teamül olmaz değerli arkadaşlarım.

Şimdi, bu grup önerisiyle, işte, “konu bakımından bitene kadar” deniliyor. E, gün yirmi dört saat. Şimdi, üçüncü yargı paketinde gördük. Yirmi dört saati aştıktan sonra çalışmalar devam etti. AKP ve Grup Başkan Vekili CHP sıralarına geldi “Çalışmalara ara verelim arkadaşlar dedi.” Ya da o sırada efendim, muhalefete “Siz, konuşmacılarınızı çekin ya da önergeler üzerinde ya da maddeler üzerinde toplantı yeter sayısı istemeyin.” gibi talepte bulundular.

Değerli arkadaşlarım, eğer bu Meclisin çalışma koşullarında gerçekten gayriinsani koşullar yaratılıyorsa, bunun sorumlusu muhalefet değildir, bunun sorumlusu iktidar partisidir. Şimdi, bir kere, bitene kadar bir şey söz konusu olmaz. Gün yirmi dört saat, bitene kadar bir şey olmaz. Hadi şimdi koymuşsunuz, çarşamba günü bitmedi -bütünşehir yasası, büyükşehir yasası- yirmi dört saati aştı, perşembe günü de bitmedi yirmi dört saat, milletvekilleri uyuyacak. Şimdi ben o fotoğrafları gelip burada göstereyim mi tek tek? AKP milletvekillerinin nasıl uyuduğunu teşhir edeyim mi? Hepsini çıkarttım ben, çeşitli toplantılarda gösteriyorum.

Şimdi hepimiz burada bir yasama faaliyetinde bulunuyoruz. Niye birbirimizi zorluyoruz? Ondan sonra arkadaşım çıkıyor, diyor ki, hakkın suistimalinden bahsediyor.

Değerli arkadaşlarım, bu Meclis Adalet ve Kalkınma Partisinin Meclisi değildir, bu Meclis Cumhuriyet Halk Partisinin, MHP’nin ya da BDP’nin Meclisi de değildir. Bu Meclis, Türk milletinin Meclisidir. Millet iradesinin yansıdığı en önemli odak burasıdır. Dolayısıyla, burada Meclisteki çoğunluğu millet iradesi olarak saymak yanlıştır ve Meclisi milletin Meclisi olmaktan çıkarmaya yönelik iradeye, aslında başta milletvekilleri olarak hepimiz karşı çıkmak durumundayız, karşı koymak durumundayız. Yani “Benim elimde çoğunluk var, ben istediğimi yaparım.” diye dayatacaksınız, ondan sonra kalkacaksınız, muhalefet de Meclis İçtüzüğü’nden ve Anayasa’dan kaynaklanan hakları kullanmaya kalktığında hakkın suistimal edilip edilmediğinden söz edeceksiniz.

Sevgili arkadaşlarım, herkes bir hakkı kullanırken o hakkı tanıyan yasa hükmünün de üstünde yer alan iyi niyet kurallarına göre hareket etmek zorundadır. İyi niyet kurallarına göre hareket edilmesini isteyen kişi, öncelikle kendisi iyi niyetli olacaktır. Parlamentodaki çoğunluğunu dayatarak, demokrasiyi sadece Parlamentodaki çoğunluğun sistemi olarak kabul ederek böyle bir dayatmayla gelmeyecek, bir kere uzlaşma yapacak.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, Genel Kurulu… Sayıyor, bu kanun tasarısı ne zaman olacak, 10 Kasımla ilgili çalışılmayacak diyor. Sayın Canikli açıkladı, işte, 10 Kasım Atatürk’ün ölüm yıl dönümüyle… Ama buraya konulmuyor. Yani buraya niye o zaman 10 Kasım 2012 Cumartesi özel gündem, “Atatürk’ün ölümü nedeniyle özel gündem” diye niye koymuyorsunuz, niye bundan çekiniyorsunuz? “Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarının tamamlanmasına kadar” diyorsunuz Canikli. İyi de kardeşim, şimdi itiraz edeceğine  oradan, bir cümle yazardın. 10 Kasım Atatürk’ün ölüm günü olduğunu sen de biliyorsun ben de biliyorum. Buraya yazardınız onu, “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” ne demek değerli arkadaşlarım?

Şimdi, sevgili arkadaşlarım, öbür taraftan Adalet ve Kalkınma Partisinin önerisi, diyor ki: “Meclis İçtüzüğü’nün 91’inci maddesine göre bu Kanun’un yani büyükşehir bütünşehir yasasının temel kanun olarak götürülmesini öngörüyor. Şimdi, bu talep bir kere, Anayasa’ya ve Meclis İçtüzüğü’nün 91’inci maddesine aykırı. Neden aykırı? Burada da söylüyorum: Temel kanun bir istisnadır, bir kural değildir ama siz -üstte Allah var, insaf edin- kalkıyorsunuz, istisna olarak kullanmanız gereken yetkiyi, her şeyi bir tarafa itiyorsunuz; haydi kaldır parmaklar, haydi indir parmaklar, kural olarak kullanıyorsunuz. Burada diyor ki: “Tüzük ya da Kanun temel kanun olarak görüşülebilir.” yani Genel Kurul temel kanun olarak görüşmesine izin verebilir. Ne demek temel kanun olarak görüşmek? Maddeleri görüşmeyeceksin, madde metinleri bile okunmayacak. Bölümler hâlinde okuyacaksınız.

Şimdi, burada açık açık saymış: “Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeler içermesi…” Bu Kanun içeriyor mu bunu? “…veya kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendirmesi, kendi alanındaki özel kanunların dayandığı temel kavramları göstermesi, özel kanunlar arasında uygulamada ahenk sağlanması, düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün ve maddeler arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğunun bulunması, önceki yasalaşma evrelerinde de özel görüşme ve oylama usulüne bağlı tutulması gibi özellikleri taşıyan kanunlar temel kanun olarak görüşülebilir.” diyor. Bir kere, demokratik hukuk devleti ilkesini içine sindiren bir siyasal parti, bu ülkede yasamasız ve yargısız hükûmet etmek istemeyen bir siyasi parti bu istisna hükmüne ikide bir sığınmaz. Bu yasaların demokratik bir şekilde tartışılmasını, komisyonlarda olabildiğince tartışılmasını, katılımın sağlanmasını, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınmasını, Genel Kurulda da maddeler dahi okunmadan sadece madde adları oylanarak yapılmasını savunmaz arkadaşlar. Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bir yandan kendinizin demokrat olduğunu söylüyorsunuz, bir yandan bu ülkede ileri demokrasi türküleriyle herkesi uyutmaya kalkıyorsunuz ama bir yandan da bırakın ileri demokrasiyi, demokrasinin “d”sinin bile uygulanmasına tahammül etmiyorsunuz. Ondan sonra da kalkıyorsunuz, bu kürsüden Meclis İçtüzüğü’ndeki haklarını kullanmasını kesin gözüyle gördüğünüz muhalefeti peşinen suçluyorsunuz. Niye bunu yapıyorsunuz? Çünkü siz bunu dayattığınızın farkındasınız, dayattığınız için de Meclisin de, muhalefetin de sizin dayatmalarınıza karşı, direneceğini biliyorsunuz. E, bunları yapmayın arkadaşlar. Gelin… Mademki bu yasanın memleket ve millet yararına olduğunu düşünüyorsunuz, hep beraber tartışarak bunu geçirseydik, ilgili kurum ve kuruluşlardan görüş alsaydık.

Yasa yapma tekniğinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Burada hem yasanın taslak olarak getirilmesinde hem komisyonlarda görüşülmesinde yasama sürecinin etkin ve verimli olarak uygun yürütülmediğini hepimiz biliyoruz. Neyin yani kaptıkaçtısını yapmak istiyoruz? Ondan sonra “Türkiye Büyük Millet Meclisi uzlaşamıyor.” Türkiye Büyük Millet Meclisinde uzlaşmayı sağlamak benim görevim değil. Ben muhalefet partisinin milletvekiliyim. Bu halk bana iktidar partisine muhalefet edeceksiniz diye görev verdi, iktidar partisine övgü yapacaksınız diye görev vermedi. Eğer iktidar partisi olarak beni milletvekili yapsaydı, sorunların çözümü için gerekli olan devlet gücünü kullanma yetkisini bana verseydi o zaman muhalefeti siz yapardınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Dünyanın neresinde görülmüş, bir muhalefet muhalefet yaptığından dolayı ikide bir suçlanıyor. Muhalefet yapmak ona milletin verdiği görevdir. Size millet iktidar olma görevi verdi, sorunları çözme görevi verdi. Siz bu sorunları çözerken bu sorun muhalefetin sorunu, bu sorun iktidarın sorunu ayrımı yapmaksızın, bu sorunları uzlaşma içerisinde, birlik ve bütünlük içerisinde çözme görevi ilke olarak sizindir arkadaşlar. Eğer bu ülkenin gerçekten demokratik hukuk devleti olduğunu savunuyorsanız, bu demokratik hukuk devleti ilkesini içinize sindiriyorsanız öncelikle onu yapmanız lazım çünkü demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkesi bu ülkeyi yönetenlerin, ister siyasi ister idari herkesin denetime açık olmasıdır, denetime tahammül edebilmesidir.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Siz denetimden kaçmak için her türlü gücü kullanıyorsunuz ve Parlamentoyu sadece iktidar partisi milletvekillerinin parmaklarını kaldırıp indirdiği yer hâline getiriyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Bakın, arkadaşlar…

BAŞKAN – Sayın Öztürk, beni oylamaya zor bırakmayın.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Büyük filozof Sartori, demokrasisine…

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – …ara verdirerek kazaya uğratan ülkeler için aynen şöyle diyor: “Parmakların akılları olsaydı, demokrasiyi yutan ejderhalar türemezdi. Zafer parmakların değil, milletin olacaktır.” Bu lafları söyleyen bu kürsüde  1991 yılında şimdiki sizin Adalet Komisyonu Başkanınız Ahmet İyimaya’dır.

Parlamentodaki çoğunluğunuza güvenerek insanlara dayatma yapmaktan lütfen vazgeçin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar, bravo sesleri)

BAŞKAN – Evet…

III.- YOKLAMA

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN - AK PARTİ grup önerisini oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var.

Yoklama talebinde bulunan sayın milletvekillerinin isimlerini tespit edeceğiz.

Sayın Vural, Sayın Şandır, Sayın Bal, Sayın Durmaz, Sayın Günal, Sayın Korkmaz, Sayın Kalaycı, Sayın Işık, Sayın Halaçoğlu, Sayın Türkkan, Sayın Öz, Sayın Yeniçeri, Sayın Türkoğlu, Sayın Halaman, Sayın Oğan, Sayın Başesgioğlu, Sayın Ayhan, Sayın Erdem, Sayın Şimşek, Sayın Özensoy…

Yoklama için 3 dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; (11/19, 11/16 ve 11/17) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin, Genel Kurulun 13 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; bu birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine; (11/15, 11/18, 11/20 ve 11/21) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin, 14 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına; 338 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – AK PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, (2/303) esas numaralı 13/06/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/69)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/303) esas numaralı kanun teklifim, Başkanlığınızca komisyona havale edildiği tarihten itibaren 45 gün geçtiği halde ilgili komisyonca görüşülüp sonuçlandırılmamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37. Maddesi uyarınca kanun teklifimin doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için gereğini arz ve talep ederim.           12.03.2012

                                                                                                                    Umut Oran

                                                                                                                      İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi Umut Oran, İstanbul Milletvekili… (CHP sıralarından alkışlar)

UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konumuz basın özgürlüğü, basın haklarıyla ilgili ama maalesef bu akşam, bu dönem Parlamentoda canlı yayında bunu halkımız izleyemiyor. Böyle bir yasakla karşı karşıyayız.

Yine, maalesef, bu yasa teklifini Parlamentoya vereli yaklaşık bir yıl olmuş. Bir yıl sonra bu yasayı gündeme getirme imkânı, maalesef, elde ediyoruz. Bu da sizlerin takdirlerine...

Dün bu konuyla ilgili biliyorsunuz, İstanbul’da Gazetecilere Özgürlük Platformu bir yürüyüş yaptı. Bu Platform ne istedi dün? Sokaklarda, meydanlarda ne söyledi? Özgür bir çalışma ortamı istiyorlar ve basın üzerindeki baskıların, basın üzerindeki yasakların kaldırılmasını talep ettiler çünkü bugün gazeteciler, bu mesleği icra edenler her yönden, her yandan baskı altında âdeta abluka altında mesleklerini icra ediyorlar.

Başbakan, pazar günü toplantıda “Kendilerinin de özgürlükleri söz konusu olduğunda demokrat olanlar konu başkalarına geldiği zaman yasakçı oluyorlar.” dedi. Esasında Başbakan bu sözleriyle tam da kendisini işaret etti. Şimdi, baktığımız zaman on sene evvel, on bir sene evvel seçim bildirgesinde iktidar partisinin “üç y” vardı: Yasaklar, yolsuzluklar ve yoksulluk vardı.

Bakın, o yasaklarla ilgili mücadelede şu son bir iki aya baktığımız zaman gaziler ve şehit aileleri barış için toplantı talep ettiler, miting talep ettiler müsaade edilmedi. Halk, cumhuriyet mitinginde, Cumhuriyet Bayramı’nda meydanda, birinci Parlamentoda, Ulus Meydanı’nda kutlamak istedi, maalesef kabul edilmedi.

Bakın, öğrenciler parasız eğitim talep ediyorlar, tutuklanıyorlar. İşte orada kamu çalışanları, Türk Hava Yolları baktığınız zaman grev talep ediyorlar, onlara da grev yasaklanıyor.

Hatay’da, orada yaşayan yurttaşlarımız bir şekilde barışla ilgili seslerini duyurmak istiyor, ona izin verilmiyor ve bu yasaklar sonunda, özel yetkili mahkemeler sonunda öyle bir hâle geldi ki Türkiye, bakın, bugün Türkiye’nin -Hükûmetin de beraber görev yapmış olduğu- 26’ncı Genelkurmay Başkanı sanık, eli kanlı PKK yöneticisi bugün tanık. İşte yasakların getirdiği Türkiye’nin bugün yargısı, hukuku bu hâle geldi.

Şimdi, biz bu yasada baktığınız zaman, bugün şu anda teklif etmiş olduğumuz bu yasada ne talep ediyoruz? Diyoruz ki: Gazetecilere sendika zorunluluğu getirilsin. Bilmiyorum, buna itiraz ediyor musunuz?

Diyoruz ki: Stajyer gazeteciler en azından özlük haklarına sahip olsunlar. Buna, bilmiyorum, itiraz ediyor musunuz?

Yine sizlerin kaldırmış olduğu 2008 yılında, yıpranma payının tekrardan getirilmesi. Buna itiraz ediyor musunuz, bilmiyorum.

Ve diyoruz ki, burası çok önemli: Medya patronlarının kamu ihalelerine doğrudan veya dolaylı olarak girmemeleri gerekiyor. Siyasetle ticaretin birbiriyle ilişki kurmamaları gerekiyor. Bilmiyorum, bunu kabul ediyor musunuz?

Yine diyoruz ki: 22 milyon, 23 milyonun o mecrada yer aldığı İnternet gazeteciliği bir yasal statüye sahip olsun. Bilmiyorum, bunu kabul ediyor musunuz?

Şimdi, değerli milletvekilleri, örgütlü basın demek, özgür basın demek. Özgür basın demek de özgür Türkiye demek. Bizim istediğimiz, bizim talep ettiğimiz bu.

Hadi gelin, ileri demokrasi diyorsak, daha çok demokrasi diyorsak, daha çok özgürlükler diyorsak bu basın özgürlüğüyle ilgili yasayı hep beraber kabul edelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, bir milletvekili adına Oktay Ekşi, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda uğultu var. Lütfen…

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sayın Umut Oran aslında medya dünyamızın ve medya dünyamızdan şikâyet eden insanların ortaya koyduğu meselelerin özüne taalluk eden bir öneride bulunmuştu. Huzurunuza bu önerinin kabul edilmesi  talebiyle geldi.

Tabloya baktığım zaman, itiraf edeyim ki, ne kadar ben 2 kere 2’nin 4 olduğunu söylesem de, ne kadar Umut Oran veya başka bir arkadaş bunu ifade etse de, bazı arkadaşlarımın buna ön yargıyla bakıp kabul etmeyeceklerini hissediyorum ama yine de umutlu olmak niyetiyle sizlerin birkaç dakikanızı almak niyetindeyim.

Sevgili dostlarım, medya dünyasından şikâyet etme, gazetecilerden şikâyet etme, özellikle iktidar dünyasının öteden beri bilinen, kendi açısından bakınca da haklı olduğu yer yer kabul edilebilecek olan bir husustur. Buna karşın bu şikâyetin ortadan kalkmasını veya en azından asgari düzeye inmesini sağlayacak tedbiri almak, yine siyasi iktidarın özellikle borcu olmak gerekir. Ne var ki sadece sizin iktidarınızdan söz etmiyorum, sizden önceki iktidarlardan, hatta daha da açık ifade etmem gerekirse, ta Ceride-i Havadis gazetesinin yayınlandığı 1840 tarihinden bu yana siyasi iktidarlar, Sayın Umut Oran’ın huzurunuza getirdiği ve benim de ayrıca bir vesileyle öneri olarak Meclise takdim ettiğim bu konu üzerine eğilmiş değildir.

Bir istisnayı ifade etmeden kendimi söze devamda haklı hissetmem. O istisna 1952 yılında Demokrat Parti İktidarı tarafından bu meseleye ilk defa el atılmış olması ve arkasından da 27 Mayısı takip eden dönemde Millî Birlik Komitesinin 212 sayılı Yasa’yı çıkararak yine bu konuya değinmiş olmasıdır. Ancak sözünü ettiğim iki yasa da maalesef uygulanmış değildir. İki yasanın da temel unsuru gazetecilere güven içinde, güvence içinde sendikal hakları vererek yazılı sözleşme yapmak suretiyle iş yerinde görev yapma imkânı veren yasalardır. Bu yasaların önemi gazetecilik gibi çok cazip olan mesleğin kaliteli elemanlarla dolmasına, o elemanların çoğalmasına imkân verme amacıdır. Maalesef, sözünü ettiğim iki yasanın da dönemin siyasi iktidarları tarafından uygulanmaması, sahip çıkılmaması sonuçta çok yetenekli gençlerin gazeteciliğe belirli bir süre girip kısa sürede terk etmelerine ve daha sonra da kalitesi düşük elemanların meslekte yoğunluk kazanmasına yol açmakta oluşudur. Bunun birinci derecede müsebbibi doğrudan doğruya dönemin siyasi iktidarlarıdır ve üzgünüm ki bu dönem için de sizin iktidarınızdır.

Sevgili dostlarım, sadece gazetecilerle ilgili bu 212 sayılı yasanın tekrar yürürlüğe girmesi, aslında yürürlükte fakat uygulanabilir hâle gelmesi birinci derecede önemli olduğu gibi bir de yine siyasi iktidarınız, gazetecilere olan sanıyorum ki açık düşmanca duyguları nedeniyle gazetecilerin yıpranma payını da bildiğiniz gibi 2008 tarihinde onların elinden almıştır. Geçen nisan ayında Sayın Bakana bu konuyla ilgili çalışmalar olup olmadığına ilişkin bir soruyu huzurunuzda sordum. Bendenize bir bilimsel heyetin konuyla meşgul olduğunu söyledi. Bilimsel heyet o tarihten bu tarihe sadece iki cümlelik bir yasa tasarısının yahut yasadaki tadilatın hakkından gelemedi. Tabii, böyle bir şey yoksa aziz dostlarım, aslında siyasi iktidarın, sizin iktidarınızın konuya samimiyetle bakmamış olması ve gazetecileri -üzgünüm ama- düşman telakki etmesidir. Umarım bu telakki değişir ve umarım doğru bir çizgiye siyasi iktidarınız kavuşur.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini ve diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bu konuda alınan karar yok. Daha önce belirlenmiş gündem var. Bugün alınan bir karar söz konusu değil yani bugünle ilgili alınmış bir karar söz konusu değil.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Grup önerisi geçti efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, bugünle, 6’sıyla ilgili bir karar yok.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, 7’sine ilişkin orada bir karar var ve zaman bakımından bu yasanın görüşülmesine imkân yok çünkü ona ilişkin alınmış bir karar yok.

BAŞKAN – Sayın Tarhan, anlaşılmıyor sesiniz efendim, lütfen sisteme girer misiniz, sesinizi duyamıyoruz buradan.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Alınan karar” dediniz de yok öyle bir karar, bugün alınan bir karar yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, bugünle ilgili…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir karar yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bugün yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, geçen haftadan kalan 24.00’e kadar çalışma kararı var. Bu sıraya göre devam eder yani normal sıraya göre çalışılır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani mevcut, alınan karar değil.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, temel yasa olarak görüşülmesine ilişkin alınmış bir karar yok, böyle bir karar görmüyorum ben. Zaman bakımından görüşme yapılamaz. Buna ilişkin usul tartışması açılmasını öneriyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Genel hükümlere göre görüşme yapacağız Sayın Başkanım, bu sıraya göre.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Alınan karar” dediniz efendim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Alınmış bir karar yok Sayın Başkan bu konuda.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bugün alınan bir karar yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Geçen hafta alınan…

BAŞKAN – Tamam, cevap veriyorum…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, toplu karar alınmaz, günlük karar alınır.

BAŞKAN – Bir saniye Beyefendi… Bir saniye Sayın Vekilim…

30/10/2012 tarihli 13’üncü Birleşimde kabul edilen karar: “6 ve 7 Kasım 2012 Salı ve Çarşamba günü birleşimlerinde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin ‘Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler’ kısmında yer alan işlerin görüşülmesi…”

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Gündemde var mı bu 338 Sayın Başkan?

BAŞKAN – Evet efendim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Hayır Sayın Başkan.

BAŞKAN – İç kapağında var efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim siz “Alınan karar gereğince.” dediniz, bu gündem daha önceden belirlenmiş onu ifade ediyorum, değil mi? Bugün alınan bir karar yok yani.

BAŞKAN – Evet, iç kapağında var gündemin. Daha önce alınmış bir karar var Sayın Vural.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Hayır, onun üzerine alınmış bir başka karar var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani sözlü soruların ve denetim konularının görüşülmemesiyle ilgili daha önce alınmış bir karar var.

BAŞKAN – Evet, gündemin iç sayfasında var efendim, onu okuyorum ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bugünkü kararla ilgili değil bu.

BAŞKAN – Hayır, bugünkü kararla ilgili değil, 30/12/2012 tarihinde…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Bugün alınmış bir karar var Sayın Başkan.

BAŞKAN – 13’üncü Birleşimde kabul edilen bir kararı okudum efendim.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN –Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye çalışmıyor bu komisyonlar? Milletten para, maaş alıyorsunuz ama çalışmıyorsunuz.

BAŞKAN – 3’üncü sırada yer alan, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/601) (S. Sayısı: 239)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok, çalışmıyorlar. Nerede bu komisyon başkanları Sayın Başkan?

BAŞKAN – Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Nerede? Çalışmıyorlar…

BAŞKAN – Bilemiyorum efendim.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Neredeler ya? Nerede? Burada oturuyorlar efendim ya!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Milleti kandırmayalım, burada oturuyorlar.

BAŞKAN - 4’üncü sıraya alınan, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in; İstanbul Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

4.- Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 Milletvekilinin; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 Milletvekilinin; Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal; Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 14 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/128, 2/234, 2/289, 2/508, 2/681, 2/786, 2/820, 2/823, 2/892) (S. Sayısı: 338) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet? Yerinde.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün…

BAŞKAN – Bir saniye…

Sayın milletvekilleri…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, sabahtan beri “Sayın Başkan” diye ben size sesleniyorum.

BAŞKAN – Böyle bir usul yok ki Sayın Milletvekilim yani.

MAHMUT TANAL (İstanbul) –  Usul, 63’üncü madde öyle diyor. Olur mu öyle şey efendim? Yanlış yapıyorsunuz.

                                          

(x) 338 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BAŞKAN – Ne söyleyeceksiniz? Grup Başkan Vekili ifade etti, cevabını da verdim ben yani.

MAHMUT TANAL (İstanbul) –  Sayın Başkan…

BAŞKAN – Komisyon raporu 338 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim… Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) –  Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, öyle bir komisyon raporu yok. Bir dakika… Öyle bir komisyon raporu yok. Olan bir komisyon...

BAŞKAN – Bir okuyayım, ondan sonra efendim itirazınızı yapacaksınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Niye? 

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, şimdi arz edeceğim.

BAŞKAN – Okumayacak mıyım yani?

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi arz edeceğim efendim. Bir dakika…

BAŞKAN – Bir dakika… O zaman siz bir dakika şey yapın. Ben okuyayım, ondan sonra sözlerinizi dinleyeceğim sizin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim. Bir dakika… Ben, bu komisyon raporunun olmadığını…