DÖNEM: 24                                                                YASAMA YILI: 3

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 4

14’üncü Birleşim

31 Ekim 2012 Çarşamba

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, cumhuriyete ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Ağrı ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

3.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, Erzurum’daki patates üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, son üç gündür Bursa’nın Yıldırım ilçesinde BDP’li ve MHP’li gruplar arasında çatışmalar yaşandığına ve taraflar arası anlaşmazlıklara sağduyuyla yaklaşılması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in Bursa’da yaşanan olaylarda Milliyetçi Hareket Partili gençleri bir taraf olarak nitelemesinin doğru olmadığına ve partileri suçlamanın talihsiz bir açıklama olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, Bursa’da yaşanan olayların içerisinde Milliyetçi Hareket Partili ve ülkücü gençlerin olmadığına ve yetkili birimlerin bu bölgedeki çatışmaların önüne geçmesini dilediklerine ilişkin açıklaması

4.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bursa’da yaşanan olaylarda polisin yaklaşımının olayı tetiklediğine ve bu konuyla ilgili yetkililere ulaşamadıklarına ilişkin açıklaması

5.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun ilinin Yağlıdere ilçesi Akköy köyündeki yüksek gerilim hattına, Espiye ilçesi Avluca köyü Düdül-Karaovacık yayla yolunun yapımında hiçbir gelişme olmadığına ve Espiye ilçesi Ericek grup yolunun bakım ve onarım ihtiyacı olduğuna ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Trabzon’un Akçaabat ilçesinde bir kömür deposundaki kontrol edilemeyen yangının çevreye büyük zararlar verdiğine ilişkin açıklaması

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, teröristlerle kucaklaşan BDP’li milletvekilleri için fezleke hazırlanıyorsa Habur’da karşılama yapanlar için de fezleke hazırlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yaşanan olayların sivil faşizm olduğuna ve Erdal İnönü’yü rahmetle andığına ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, İktidarın halkın varlığına, hak ve özgürlük arayışına tahammül edemediğine, Başbakanı açlık greviyle ilgili ifadeleri nedeniyle kınadığına ilişkin açıklaması

10.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale Çan karayolunun bitirilemediğine ve Gökçeada Havaalanı’na 2004 yılında başlanmasına rağmen Yeni Bademli köyüne ait arazilerin istimlaklerinin gerçekleşmediğine ilişkin açıklaması

11.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli’nin Ovacık ilçesinde Taner Tokmak ve Süleyman İşcan adlı vatandaşların yola döşenen bir bombanın infilak ettirilmesi suretiyle öldürülmelerine, AKP İktidarının Tunceli halkının korumasını kaldırdığına ve sokakları silahlı örgütlere bıraktığına ilişkin açıklaması

12.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayanlara tazyikli su ve gazla müdahale eden Hükûmetin, Güneydoğu’nun bazı illerinde eğitimi engelleyen ve bu konuda çağrı yapan terör yandaşları hakkında sessiz kalmasını kınadığına ilişkin açıklaması

13.- Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi’nin, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün Ağrı ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşmasında belirttiği gibi Ağrı ilinde tarımla ilgili bir sıkıntı ve yurt sorunu olmadığına ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in Bursa’da yaşanan olaylarla ilgili ifadelerinin bilgi verme amaçlı olduğuna, Milliyetçi Hareket Partisini hedef almadığına ve Erdal İnönü’nün ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 21 milletvekilinin, Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yurtların durumunun, üniversite öğrencilerinin barınma ve beslenme sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/385)

2.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 19 milletvekilinin, köy ve mahalle muhtarlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/387)

3.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 21 milletvekilinin, taşeron işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/386)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 19/10/2012 tarihinde Iğdır Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan tarafından cezaevlerinde 12 Eylül 2012 tarihinde başlayan ve iki siyasi talebi içeren süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 31/10/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

 

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/639) (S. Sayısı: 313)

 

IX.- OYLAMALAR

1.- EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı’nın oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, hane halkı tüketim harcaması araştırması sonuçlarına ve TÜİK’in yaptığı istatistiklerin güvenilirliğine ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/10176)

2.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Karadeniz’deki kirlenmeye ve alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10286)

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.01’de açılarak üç oturum yaptı.

 

İzmir Milletvekili Rıfat Sait,

Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek,

Millî ve manevi bayramların birlikte kutlanmasına;

Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, Tekirdağ’da meydana gelen sel felaketine ve Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yaşanan olaylara,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in konuşmasına,

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, cumhuriyetimizin 89'uncu yıl dönümünü ve Kurban Bayramı'nı kutladığına ve Başbakanlığın öğrencilere verdiği burs ve kredilerin neden ödenmediğini öğrenmek istediğine,

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Türkiye'nin güney ve güneydoğusunda büyükbaş hayvanlarda görülen üçgün hastalığına ve uyarılara rağmen Tarım Bakanlığının bu konuda hiçbir çalışma yapmadığına,

Ankara Milletvekili Levent Gök, İktidarın Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılımı önlemek için her türlü tedbiri aldığına, 29 Ekim günü okullardaki törenleri yasaklayan genelgenin geri çekildiğinin geç duyurulduğuna ve bu duyarsızlığı kınadığına,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yaşanan olaylara,

Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, Avustralya Hükûmetinin 2025 yılında dünyayı yakalayabilen bir Avustralya için hedeflerini belirlediğine, oysa AKP Hükûmetinin tutumuyla bizim Asya’yı da dünyayı da yakalayamayacağımıza,

Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş, milletimizin Kurban Bayramı'nı, cumhuriyetimizin 89'uncu yıl dönümünü kutladığına, hac ibadetini yapanların ibadetlerinin kabul olmasını dilediğine ve Manisa’da yaşanan orman yangınına,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, milletimizin Cumhuriyet Bayramı’nı ve Kurban Bayramı’nı kutladığına ve bayram kutlamalarını ayrıştırma aracı olarak kullanma zihniyetinin terk edilmesi gerektiğine,

Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz, milletimizin Kurban Bayramı’nı ve Cumhuriyet Bayramı'nı kutladığına, Parlamentolar Birliği Genel Sekreterliği Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri İrfan Neziroğlu’nu MHP Grubu olarak kutladıklarına,

Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına, Kırklareli’de bayram öncesi yaşanan sel felaketine ve selden zarar gören bölgenin afet bölgesi olarak ilan edilmesi gerektiğine,

Iğdır Milletvekili Sinan Oğan, milletimizin Kurban Bayramı'nı ve Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına, 30 Ekim Kars’ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümüne ve Kars’ın elinden alınan “gazilik” unvanının geri verilmesi gerektiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Letonya Parlamentosu Dışişleri Komisyonu heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak 10-14 Ekim 2012 tarihleri arasında ülkemize resmî ziyarette bulunmalarının TBMM Başkanlık Divanının 8 Ekim 2012 tarih ve 31 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Muğla Milletvekili Tolga Çandar ve 25 milletvekilinin, engelli vatandaşların sorunlarının (10/382),

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 24 milletvekilinin, yargılama süreçlerini uzatan sorunların ve tutukluluk sürelerinin uzamasının önlenmesi konusunun (10/383),

İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 20 milletvekilinin, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması konusunda görülen eksikliklerin ve faili meçhul cinayetlerin arkasında yatan örgütlenmelerin (10/384),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

AK PARTİ Grubunun, çalışma gün ve saatlerinin düzenlenmesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 70 ve 240 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 4 ve 7’nci sıralarına; bastırılarak dağıtılan 336 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ise kırk sekiz saat geçmeden bu kısmın 5’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki (9/1) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin gündemin "Özel Gündemde Yer alacak İşler" kısmında yer almasına ve soruşturma açılıp açılmaması konusundaki görüşmelerin Genel Kurulun 30/10/2012 Salı günkü (bugün) birleşimde yapılmasına; 31 Ekim, 6, 7 Kasım 2012 Salı ve Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek, 13, 20 ve 27 Kasım 2012 Salı günkü birleşimlerde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek, 30 Ekim 2012 Salı günkü (bugün) birleşimde sözlü soruların görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 14, 21 ve 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 239 ve 240 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın AK PARTİ Grubuna ve Grup Başkanına,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Cumhuriyet Halk Partisine,

Sinop Milletvekili Engin Altay, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, (2/224) esas numaralı Sosyal Devlet İkramiyesi Ödenmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 111 milletvekilinin; bazı milletvekillerinin yargılanmaları ve dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargıya talimat verdiği, yargıya müdahale ederek yürütme erkini ölçüsüz ve hukuk tanımaz biçimde kullandığı, Anayasa’nın 2’nci, 9’uncu ve 138’inci maddeleriyle bağdaşmayan bu eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma, 277’nci maddesinde düzenlenen yargı görevi yapanı etkileme ve 288’inci maddesinde düzenlenen adil yargıyı etkileme suçlarına uyduğu iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesinin (9/1) ön görüşmeleri tamamlandı; Meclis soruşturması açılması kabul edilmedi.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in CHP eski ve şimdiki Grup Başkanına,

Sinop Milletvekili Engin Altay, Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in şahsına,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Adana Milletvekili Ömer Çelik’in Cumhuriyet Halk Partisine,

Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum, Adana Milletvekili Ömer Çelik’in şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/639) (S. Sayısı: 313),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Moldova Cumhuriyeti Tarım ve Gıda Endüstrisi Bakanlığı Arasında Tarım Alanında Ekonomik, Bilimsel ve Teknik Konularda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporlarının (1/314) (S. Sayısı: 70) görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi.

Alınan karar gereğince, 31 Ekim 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 19.14’te birleşime son verildi.

 

 

                                                                   Mehmet SAĞLAM

                                                                      Başkan Vekili

 

               Muhammet Rıza YALÇINKAYA                                                 Fatih ŞAHİN

                                   Bartın                                                                          Ankara

                                Kâtip Üye                                                                    Kâtip Üye


 

II.- GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                            No: 19

31 Ekim 2012 Çarşamba

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 21 Milletvekilinin, üniversite öğrencilerinin barınma sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/385) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/12/2011)

2.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 21 Milletvekilinin, taşeron işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/386) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/12/2011)

3.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 19 Milletvekilinin, köy ve mahalle muhtarlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/387) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/12/2011)


 

31 Ekim 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14'üncü Birleşimini açıyorum.

Çoğunluğumuz vardır, toplantı yeter sayısı olduğuna göre görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, cumhuriyet konusunda söz isteyen Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’e aittir.

Buyurun Sayın Metiner. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, cumhuriyete ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin 89’uncu yıl dönümünü kutlarken asıl cevap vermemiz gereken soru “nasıl bir cumhuriyet istediğimiz” sorusudur çünkü cumhuriyet, ne tek başına değerlidir ne de değersizdir, ne iyidir ne de kötüdür. Cumhuriyetin bizatihi kendisine değer atfetmek doğru bir kalkış noktası değildir. Asıl değerli olan şey demokrasinin kendisidir. Demokrasiden yoksun bir cumhuriyet ruhsuz bir cesede benzer.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi yeryüzünde çeşitli cumhuriyetler vardır. Koyu totaliter, despotik bir rejim olan Sovyetler Birliği de cumhuriyetti, Saddam’ın Irak’ı da; Kaddafi’nin ülkesinde de cumhuriyet vardı. Esed’in Suriye’sinin adı da “cumhuriyet”tir, İran’da totaliter, otoriter İslamcı rejimin adı da “cumhuriyet”tir. O yüzden diyorum ki, tek başına cumhuriyet iddiası demokrasi açısından kıymeti harbiyesi olan bir iddia değildir. Her cumhuriyet demokrasi değildir ama her demokrasi, doğası gereği cumhuriyeti içkindir.

Değerli arkadaşlar, “Demokrasinin dominantı nedir?” diye sorduğunuzda, kestirmeden şu cevabı vermek mümkün: “Demokrasi, hür ve eşit vatandaşları olan bir rejimin adıdır.”

Değerli milletvekilleri, bizim cumhuriyetimiz demokrasinin tam neresine denk düşmektedir peki? Cumhuriyetimizin geçmişi, özellikle de tek partili dönem, bütünüyle demokrasiden yoksundur. Doğrudur, ülkeden Osmanlı hanedanı kovulmuştur, saltanata son verilmiştir ama bunun yerine, ne yazık ki tek parti hanedanı ve saltanatı tesis edilmiştir. Tek parti devletinde cumhuriyet cumhurun değil, imtiyazlı zümrelerin yönetim biçimi olarak dayatılmıştır.

“Kulluktan vatandaşlığa geçildiği” iddiası da doğru değildir. Kulluk, sadece biçim değiştirmiştir, mutlu bir azınlık için ayrıcalıklı bir vatandaşlık rejimi ihdas edilmiştir.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Şimdiki gibi.

MEHMET METİNER (Devamla) - Millî Şef rejimi, sadece bir kulluk rejimi değil, aynı zamanda dibine kadar faşist bir rejimin adıdır da.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – İstiklal Savaşı yapıldı o dönemde.

MEHMET METİNER (Devamla) – O dönemde millet iradesi şeklen savunulmuş, “Milletin hâkimiyet yetkisini ancak ve sadece parti eliyle kullanabileceği” hükmü esas alınmıştır.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Şimdiye gel, şimdiye.

MEHMET METİNER (Devamla) - Demokrasiden yoksun bu cumhuriyetçilik anlayışı, ne yazık ki yakın zamanlara kadar sürdürülmüştür. Bu ülkede, Başbakanlık makamında oturan Partimizin Genel Başkanının başörtülü eşiyle Çankaya’ya çıkması bile yasaklanabilmiştir. Bu utanç verici yasak, yeni kutladığımız Cumhuriyet Bayramı’yla ancak ortadan kaldırılabilmiştir.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Kim yasaklamış? Kendi kendine mi yasaklamış?

MEHMET METİNER (Devamla) - Değerli milletvekilleri, hâlâ cumhuriyetçilik adına, farklı yaşam tarzlarına mensup vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılabileceği anlayışında olanların var olduğunu görmek demokrasi adına üzücüdür.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Ulus’ta olduğu gibi, Ulus’ta.

MEHMET METİNER (Devamla) - Seçme ve seçilme hakkını tanıdığımızı gururla söylediğimiz kadınlarımızdan bazıları, söz gelimi başörtülü vatandaşlarımız, ne yazık ki seçilme hakkından yoksun bulunmaktadırlar.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Biber gazı yemiyorlar hiç olmazsa.

MEHMET METİNER (Devamla) – “Kamusal alandan sürülen bu vatandaşlarımız, kamusal haklardan tıpkı diğer vatandaşlarımız gibi yararlansın.” denildiğinde ise birileri kalkıp cumhuriyet savunusu altında hâlâ yasakçılığı savunabilmektedir. Demokrasi adına bu büyük bir utanç kaynağıdır.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin sahibi de, koruyucusu da halktır. Demokratik cumhuriyetlerde askerî ve bürokratik vesayet rejimine yer yoktur.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Polis devletine yer var mı?

MEHMET METİNER (Devamla) – Demokratik cumhuriyetlerde sivil otoritenin emrine girdi diye askerler cumhuriyete sahip çıkmamakla suçlanmazlar, tam tersine övülürler. Demokratik cumhuriyetin hür ve eşit vatandaşları vardır. Demokratik cumhuriyetin führeri olmaz. Demokratik cumhuriyetlerde vatandaşlara ideoloji, din, mezhep ve yaşam tarzı dayatılmaz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Siz niye dayatıyorsunuz o zaman?

MEHMET METİNER (Devamla) – Demokratik cumhuriyetin kamusal alanı herkese açıktır.

Görünen o ki değerli arkadaşlar, cumhuriyetimizin hâlâ demokrasi adına eksiklikleri bulunmaktadır. Bu eksiklikleri hızla gidermeliyiz diyorum. Türkiye’ye Baas tipi bir cumhuriyet yakışmaz, hâlâ tek parti döneminin cumhuriyetçilik anlayışına özlem duyanlar, halkı seçmesini bilmeyen bir güruh veya göbeğini kaşıyan adam diye aşağılayanlar lütfen demokrasiden bahsetmesinler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Türkiye’de Baas tipi cumhuriyet arzulayanlar bilsinler ki bu tip cumhuriyetlerin dönemi kapandı, kapanıyor.

Cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlandırılması dileğiyle hepinizin Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Ağrı’nın sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz’e aittir.

Buyurun Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Ağrı ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle sizlerin ve halkımızın geçmiş Kurban Bayramı’nı kutluyorum ve bütün baskılara, zorlamalara, tazyikli suya, biber gazına rağmen cumhuriyeti Ulus’ta kutlayan, özellikle kadınlarımızı ve gençlerimizi de buradan tekrar saygıyla selamlıyorum, tüm halkımızın Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, Ağrı ilimizin sorunlarıyla ilgili bugün söz aldım. Ağrı ilimiz bildiğiniz gibi Doğu Anadolu’da gayet stratejik bir noktada yer alan, Türkiye’nin Asya’ya açılan kapısı durumunda bir ilimizdir. Ağrı ilimizin başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır ancak ne yazık ki hayvan fiyatlarının düşüklüğü ve özellikle çiftçilere verilen mazot fiyatlarının yüksekliği nedeniyle Ağrılı üreticiler ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Hükûmet, lüks yatlara verdiği ucuz mazotu ne yazık ki çiftçilerimize çok görmektedir. Şu anda Ağrılı çiftçilerimiz bu artan maliyet fiyatları altında inim inim inlemekte, tabiri caizse Ağrı ağrımaktadır.

Bir başka sorunu bu ilimizin, Hükûmetinizin her ilde bir üniversite kampanyası yer yer reklam aracı olarak kullanılmaktadır. Doğru, Ağrı’da da bir üniversitemiz var ancak öğretim yılı 1 Ekimle başlamış olmasına rağmen Ağrı’daki öğrencilerimiz şu anda yurtlarda kalamamaktadır. Tek bir devlet yurdu tadilata başlamıştır, hâlen tadilat bitmemiştir. Kredi Yurtlar Kurumu bünyesindeki öğrencilerimiz dışarıda kalmaktadır. Çoğu zaman 2 kişi bir yatakta yatmaktadır. Bu yurdun tadilat ihalesini üstlenen yüklenici firma ne yazık ki işi zamanında bitirmemiştir ve özellikle Ağrı dışından gelen öğrenciler ciddi anlamda sıkıntılar yaşamaktadır.

Bir başka sorun, bu yaz ayı döneminde 2 kilometrelik, sadece 2 kilometrelik bir asfalt çalışması başlatıldı. Her taraf kazıldı, döküldü. Ağrı’nın yolları çamur içinde ama hâlen bu asfalt bitirilememiştir. 2 kilometre asfalt ne yazık ki bitirilememiştir.

Bir başka nokta değerli arkadaşlar, Ağrı’da özel bir hastane, Hükûmete yakın bir gruba ait özel bir hastane yapıldı fakat bu hastane ruhsat alamadı. Bu hastane ne tesadüftür ki Sağlık Bakanlığı tarafından 17 milyon TL’ye satın alındı. Bu hastane hâlen açılmamıştır. Özellikle, kadın ve çocuk hastalıklarına ilişkin hizmet vereceği söylendi ancak Sağlık Bakanlığı yeniden hastanede tadilat girişimine başlamıştır.

Yine, bu hastaneyle ilgili bir iddia vardır. Bu hastane binasının kolanlarının kesildiği, dolayısıyla Deprem Yönetmeliği’ne uygun olmadığı iddia edilmektedir ve Sağlık Bakanlığı bu hastaneyi satın almıştır. İleride herhangi bir deprem anında bu hastane, Allah korusun, yıkılır, orada bir insan ölürse, bu ihaleyi yapan kişiler, o hastaneyi alan kişiler, Sağlık Bakanlığı yetkilileri o ölümlerden sorumludurlar; şimdiden uyarıyorum. Sayın Sağlık Bakanının haberi var mı durumdan bilmiyorum ama şu anda ben burada açıklıyorum, bu konunun üzerine eğilsin. Bu hastanenin alınma gerekçesini ve koşullara uygun, Devlet İhale Kanunu’na uygun olarak alınıp alınmadığı konusunu halkımıza açıklasın.

Değerli arkadaşlar, bu vesileyle başka bir hususu gündeme getirmek istiyorum. Bugün haber bültenlerine intikal etti. Diyarbakır’daki askerî hava üssüne Türk Silahlı Kuvvetlerine ait bir uçakla 20 ABD askeri gittiği ve incelemelerde bulunduğu söylenmektedir. Ne yapmaya çalışıyor Hükûmet? Yani, bu Meclisten bilgi saklanmasın. Ülkemizi felakete götürmeye doğru adımlar atılırken ne olduğunu bu Meclis bilmeli ve bizler vasıtasıyla kamuoyu da öğrenmelidir. ABD askerlerinin Diyarbakır’da ne işi var? Burada Millî Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı bu konuyu açıklamalıdır; çok önemli bir olaydır. Diyarbakır’a gizli bir faaliyetle mi o askerler oraya gitti, yoksa ülkemizin yine başını belaya sokmaya dönük bir eylem içindeler mi? Bunu açıklamanız gerekmektedir.

Az önce Metiner cumhuriyetten bahsetti. Hep “demokratik cumhuriyet” dedi, doğru ama çok daha önemlisi vardır, laik cumhuriyettir. Laik ve demokratik cumhuriyeti biz savunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Laiklik olmadan ne demokrasi olur ne cumhuriyet olur diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özgündüz.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Ağrı Milletvekili Sayın Ali Özgündüz’ün gündem dışı konuşmasına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim.

Öncelikle şunu belirteyim, Ağrı, evet bir serhat şehrimiz…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Ağrı vekili değil Sayın Bakan.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakanım, ben İstanbul vekiliyim, Ağrı’nın haklarını savunuyorum.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ağrı’yla ilgili… İstanbul Vekili, kusura bakmayın İstanbul Vekili, Ağrı’yla ilgili olduğu için Sayın Vekilim, İstanbul Vekili –düzeltiyorum- Ali Özgündüz’ün Ağrı’yla alakalı gündem dışı konuşmasına cevap vermek üzere söz aldım.

Şimdi, Sayın Vekilim, özellikle tabii, Ağrılılar da bizi buradan duyuyor. Yani Ağrı, Ağrı olalı Hükûmetimiz döneminde olduğu kadar hiçbir yatırım görmemiştir. Şunu da itiraf edelim: Ağrı bizim Hükûmetimizden önce unutulmuş bir şehirdi. Ben defalarca Ağrı’ya gittim hatta şu anda yatırımlar dolu dizgin devam ediyor. Eksiklikler olabilir ama bu eksiklikleri tamamlamak için çok hızlı şekilde çalışıyoruz.

Bakınız, sadece Ağrı’ya birkaç bakanlığımızın yatırımlarını ben sayacağım. Bizim Bakanlığımız, Orman ve Su İşleri Bakanlığı geçen yıl sonuna kadar -bu yılı ilave etmiyorum, yıl sonunda rakamlar çıkacak- 297 milyon TL’lik yatırım yapmış. Sağlık Bakanlığı 153 milyon TL’lik, Millî Eğitim Bakanlığı 183 milyon TL’lik, Ulaştırma Bakanlığı 493 milyon TL’lik, TOKİ’nin 605 milyon TL’lik yatırımı var. Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı 500 yüz milyon TL’lik destek vermiş, KÖYDES kapsamında         177 milyon 652 bin TL’lik yatırım yapılmış, keza BELDES kapsamında yani toplam, yaklaşık olarak Ağrı’ya geçen yıl sonuna kadar 2,5 milyar TL’lik yatırım yapılmış. Bu gerçekten muhteşem bir şey. Geçmişteki rakamları ben hatırlıyorum. Bakın ben Hükûmetimizin döneminde, 2003 yılında Devlet Su İşleri Genel Müdürüydüm. Oraya bir Ağrı Yazıcı Barajı’nın temeli atılmış, tamamen unutulmuş ve     “iz bedel” diye o zamanki parayla 1 milyon yani bir lira bedelle yürümeye çalışıyordu.

Şimdi, biz neler yaptık, bakın. Ağrı’nın âdeta GAP projesi mesabesinde olan Ağrı Yazıcı Barajı’nı yıldırım hızıyla bitirdik. Şu anda o barajdan hem taşkın koruma hem Ağrı’nın içme suyu ihtiyacı 2045 yılına kadar hem de Ağrı Yazıcı Ovası’nın sulamasıyla ilgili çalışmalar yapılıyor. Hatta, hatırlarsanız, Ağrı’nın içme suyu yoktu, Yazıcı Barajı’ndan su alarak çok muhteşem bir arıtma tesisi yaptık. Siz bilirsiniz, İstanbul İkitelli’deki arıtma tesisinin tıpkı aynısını, biraz daha küçüğünü Ağrı’ya yaptık. Bizzat ben temel attım, açılışını Başbakanım yaptı. Daha sonra dev bir isale hattıyla Ağrı’ya su verdik, hatta Ağrı’da sıkıntı olmasın diye bir lif şeklinde ana dağıtım hatlarını dahi yaptık. Şu an 2045 yılına kadar suyu var.

Ağrı’da en büyük problemlerden birisi Sayın Vekilim, sel baskınlarıydı. Hakikaten Ağrı’da ormanlık alan neredeyse yok denilecek kadar az, meralar neredeyse bitmiş. Bu yüzden, maalesef yağan yağmur hızla derelere intikal ediyor, sel baskınlarına sebep oluyordu. Şimdi, biz orada tam 18 tane dereyi ıslah ettik. Bakın, böylece Ağrı il merkezi, 3 ilçemiz, 4 beldemiz, 9 köyümüz, ayrıca 8 tane mahalle olmak üzere 9.300 dekar tarım arazisini de taşkınlardan koruduk.

Bakın, ben size yaptıklarımızdan birkaç tane örnek vereyim: Diyadin ilçe merkezi dere ıslahı, Doğubeyazıt’ta Buyuretti Köyü taşkın koruma, dere ıslahı, gene Doğubeyazıt’ta Sağdıç Köyü taşkın koruma, Doğubeyazıt ilçesi yan dereleri taşkın koruma tesisleri, dere ıslahları, Eleşkirt ilçe merkezi arazisi Alakış Deresi taşkın koruma tesisi, Eleşkirt’te Yayladüzü Beldesi dere ıslahı, Eleşkirt’te Kaşasor Deresi taşkın koruma, Eleşkirt’te Dede Maksut Köyü taşkın koruma tesisi, Eleşkirt’te Tahir Beldesi dere ıslahı, Hamur Aşağı Karabal ve Adımova Köyleri taşkın koruma, Hamur’da Karaseyitali Köyü taşkın koruma, Hamur’da Seyithanbeyi Köyü taşkın koruma, Ağrı merkez Fırat Mahallesi Karasu Deresi dere ıslahı, Ağrı merkezde Gümüşyazı Köyü Büyük Dere ve Yamaç sulaması taşkın koruma tesisi, Patnos ilçesi Yürekveren ve Baltacık Köyleri yan dereleri taşkın koruma tesisleri, Patnos’ta Erkeçli Köyü Kilise Dere taşkın koruma tesisi, Patnos’ta Dedeli Beldesi dere ıslahı, Tutak’ta Aşağı Kargalık Köyü Kılıçlar taşkın koruma tesisi… Yani bunlar yapılıyordu, bunları bir örnek olarak verdim.

İnşaatı devam eden şu anda Yazıcı Barajı sulaması var ki Ağrı için fevkalade önemli. Şu ana kadar da yüzde 67’sini tamamladık. Bu yılki ödeneği de 40 milyon TL. İnşallah önümüzdeki yıl tamamını bitireceğiz. 249.590 dekar gibi, gerçekten Ağrı’daki en büyük sulama yapılmış olacak.

Şu anda devam eden 6 tane dere ıslahı var. Eleşkirt’te Aşağı Kopuz köyünde, Hamur-Aşağı Karabağ, Adımova köyü arazileri, Taşlıçay-Aşağı Dumanlı köy, Patnos’ta Hasandolu köyü ve Doğu Beyazıt’ta Karabulak köyü ile Hamur-Yukarı Gözlüce köyüyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Ayrıca 2012 yılında ilave talep ettiler. Onu da ek programına koyduk, onun da müjdesini vereyim buradan. Ağrı’da merkez Şeryan Çayı var, Hamur’da Soğanlıtepe Deresi, Patnos’ta Çakırbey Deresi ikinci kısım, Patnos’ta Çaputlu ve Sarıdirek köylerinden geçen dereler, Hamur ilçe merkezi Murdar Deresi olmak üzere bunları da normalde 2012 Yılı Yatırım Programı’na aldık.

Bunun dışında şunu özetle belirteyim: Bakın, 4 Mayıs 2010 tarihinde Ağrı’da büyük bir feyezan, sel baskını oldu. Biz hemen, yıldırım hızıyla burada müdahale ettik ve aşağı yukarı, orada… Tam 105 tane iş makinesini -ekskavatör, bütün iş makineleri ve dozerler olmak üzere 105 tane- bütün Türkiye’den, Ankara’dan, Samsun’dan, Erzurum’dan oraya sevk ettik. Ben de bizzat sevk ve idare ettim. Yaklaşık 350 tane personelle, üç buçuk ay süreyle, Ağrı’daki bütün taşkına maruz dereleri toplu iş makinesiyle tamamen tamamladık. Hatta Ağrı’da bu sel vesilesiyle birtakım yollar, köprüler tamamen yıkılmıştı, köprülerin tamamını inşa ettik ve hatta, o zaman Maliye Bakanlığımız tarafından, Başbakanımızın talimatıyla, hatırladığım kadarıyla, tam rakamı bilemiyorum, takriben 7,5 milyon TL de belediyeye ayrıca para gönderildi. Yani bunlar gerçekten çok önemli.

Biz Ağrı’ya dört tane gölet ve sulamasını da yapacağız bin günde. Bunlar: Derecek Göleti ve sulaması, Hisar Göleti sulaması, Yukarı Göçmez Göleti sulaması, Yeşilhisar Göleti sulaması olmak üzere.

Tabii, Ağrı’da ağaçlandırma maalesef yok, Ağrı tamamen çıplak. Bu yüzden sel baskınları oluyor. Şimdi, biz Ağrı’yı pilot il olarak seçtik. Neden? Taşkınlardan korumak için dere ıslahlarını yaparken sadece derenin ıslah edilmesi, dere üzerinde birtakım tersib bentleri yapılması yeterli olmuyor. Burada, özellikle yamaçlarda teraslama çalışmaları, ağaçlandırma çalışmaları yapılması şart.

Değerli vekillerim, bunu bütün Türkiye’de yapacağız ama Ağrı’yı pilot bölge olarak seçtik. Neden? Orada hakikaten ormanlık alan neredeyse yok mesabesinde yani ancak binde 5’i ormanlık alan ama çoğu da mera yazılmış, meraların bir vasfı yok. Dolayısıyla, hem meraları… İki vazife verdik. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığıyla biz bir protokol imzaladık, dedik ki: “Ağrı başta olmak üzere, Türkiye’deki bu meraları üçe ayıralım. Birincisi, bozuk meralarsa bunu -hayvancılık maksadıyla kullanılacaksa- hem Orman Genel Müdürlüğümüz hem de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız bu meraları ıslah etsin.” Bir de, iyi meraysa onu zaten muhafaza edeceğiz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hayvancılık bitti Sayın Bakanım. Ağrı angus dolu. Çiftçi mazot alamıyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Onlara, sorularınıza cevap vereceğim.

Bunun dışında bir de hiç mera vasfı olmayan, son derece dik yamaçları, erozyona ve sel baskınlarına sebep olan alanları mera vasfından çıkarıp teraslama ve ağaçlandırma çalışmalarına başladık. Bakın, şu ana kadar Ağrı vilayetinden 41.800 hektar mera arazisi verilebileceği kaydedildi. Bunları biz hem teraslayacağız hem merayı ıslah edeceğiz hem de aynı zamanda ağaçlandırma çalışması yapacağız. Bu müjdeyi de buradan vermenin mutluluğunu yaşıyorum.

Mesela, bunun çok büyük faydasını gördük. Doğubeyazıt’ta çok taşkın oluyordu. Bakın, Doğubeyazıt’ta iki sene önce İshak Paşa Projesi adıyla 1.080 hektarlık alanda ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve teraslama çalışmasını yaptık. Mesela, daha şiddetli yağış olmasına, kuvvetli yağış olmasına rağmen sel gelmedi. Bu sene Sağdıçlar Deresi’nde bin hektarlık alanla ilgili çalışmaları yapalım dedik, bununla ilgili izinler tamamlanınca inşallah 2013 yılında 2 bin hektar yani 21 bin dekarlık arazide bu çalışmaları yapacağız. Bunun da müjdesini vereyim.

Bunun dışında Ağrı’ya bir tane şehir ormanı kurduk. Doğa koruma ve millî parklarla ilgili çalışmalarımız var. Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzle bu taşkınları kontrol etmek, erken uyarı sistemlerini, hemen gerekli denetimleri, aynı zamanda birtakım tedbirleri almak maksadıyla otomatik meteoroloji ölçüm istasyonlarını Ağrı’da kurduk, merkezde. Ağrı meydanda var, Doğubeyazıt’ta var. İnşallah 2012 yılında da Patnos ve Eleşkirt’e de birer tane otomatik meteoroloji ölçüm istasyonu kuracağız.

Şimdi, tabii bizim yapacağımız çok çalışmalar var ama ben bunlardan bahsetmeyeceğim. Şimdi, Sayın İstanbul Vekilimiz Ali Bey’in bahsettiği sağlıkla ilgili konuya temas etmek istiyorum.

Efendim, eskiden Ağrı’da hakikaten sağlıkla ilgili bir problem vardı ama biliyorsunuz, sağlıkta muhteşem bir dönüşüm yapıldı, bunu herkes kabul ediyor. Yani şu anda Ağrı’daki bir vatandaşımızın başına sağlık problemi gelse helikopter ambulansı var, helikopter uçağı var, onu alıp tam teşekküllü bir yerde mutlaka tedavi ettiriyor. Şu ana kadar Sağlık Bakanlığımız -geçen yıl sonuna ait olan rakamı aldım- Ağrı’ya 153 milyon TL, eski parayla 153 trilyonluk yatırım yapmış. Bakın, 6 devlet hastanesi olmak üzere 19 adet sağlık tesisi hizmete alındı.

Şimdi, bir de sizin bahsettiğiniz, özel sektörden 17 milyon TL’ye satın alınanla ilgili konuyu hemen Sağlık Bakanımıza ileteceğim, onu inceleyeceğiz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Bir yıldır hizmete açılmadı Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Siz kolonların kesildiğinden bahsediyorsunuz, onu mutlaka inceleyeceğiz, bir yanlışlık yapılmışsa gereği yapılacaktır, hiç tereddüt etmeyin. Onu ben not aldım, onunla ilgili inceleme kesinlikle yapılacaktır.

Kaldı ki bir de millî eğitimden bahsedelim. Efendim, Ağrı’ya bundan on yıl önce bir üniversite kurulacak denseydi hiç kimse inanmazdı. Tunceli’ye…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – İnanırdık, niye inanmayalım, doğru bir şey, Ağrı da bu ülkenin bir ili.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ama çok şükür Ağrı’da artık İbrahim Çeçen Üniversitesi var. Hatta oranın ağaçlandırılması için ne gerekiyorsa yapıldı, muazzam bir kampüs kuruluyor.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Geç kaldınız, geç.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Evet, yurt ihtiyacı var ama yurt ihtiyacını karşılamak için bir tane özellikle yurt inşaatı devam ediyor. Daha da ihtiyaç olabilir, onun da notunu aldık.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Tadilat bitmemiş, öğrenciler dışarıda kalıyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Tamam onu…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yani yaz döneminde…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Efendim, her yerde eksiklik var tabii yurtlarda çünkü birdenbire üniversite açıldı, muazzam bir kampüs. Her tarafta yurt inşaatları yapıyoruz. Ağrı’ya da en mükemmel şekilde yurt inşaatının yapılması için takibi, fahri bir hemşehriniz olarak Ağrılıların ben takip edeceğim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – O zaman sözünüzü kabul ediyoruz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir de ulaştırmadan bahsettiniz. Efendim, şimdi, Sayın Vekilim, tabii size… Herhâlde Ağrı’ya, İstanbul’dan Ağrı’ya gitmiyorsunuz tahmin ediyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Gidiyorum Sayın Bakan, gidiyorum ben Ağrı’ya.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın ben Ağrı’yı tam yirmi, otuz yıldır… Hatta ben askerliğimi de o bölgede yaptım. Doğubeyazıt’a gitmişimdir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, yirmi, otuz değil esasen ben Ağrı’daydım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, Allah aşkına eskiden, bundan on yıl önceki Ağrı’nın yollarını, Erzurum’dan Ağrı’ya ne güçlüklerle gittiğimi ben biliyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ben Iğdırlıyım, iyi bilirim orayı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, müsaade et, bakın Ulaştırma Bakanlığımız Ağrı’ya yaklaşık 493 milyon 22 bin 960 TL yani yaklaşık geçen yıl sonuna kadar 500 milyon TL’lik, 500 trilyonluk yatırım yapmış ve ne yapmış biliyor musunuz? Geçmişte sadece 17 kilometrelik bölünmüş yol varken şu anda 234 kilometrelik bölünmüş yol yaptı, bunun için teşekkür etmek lazım. 2 kilometrelik asfaltın sözü mü olur? 234..

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ama yapmıyorsunuz ki…

ORMAN ve SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, şimdi, Erzurum’dan Ağrı’ya çok rahat bir şekilde, mükemmelen gelebiliyor muyuz? Bakın, ben defalarca o yoldan geldim…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, o yol 80’li yıllarda başladı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ayrıca Ağrı’ya, Iğdır’a ben defalarca o yoldan -ben hep kara yolu kullanıyorum- gittim. Lütfen bir gidin, mükemmel yollar. Ağrı’ya havaalanı yapmadan önce biz, buraya bu güzel yolları havaalanı sanmasınlar diye hatta şaka yollu “Ya, burası havaalanı değildir. Burası bölünmüş yoldur.” diye tabela yazmayı bile düşündük yani.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Horasan Ağrı yolu 80’li yıllarda başladı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, TOKİ diye bir kurum var mıydı daha önce? Ağrı ilinde, bakın Sayın Vekilim, TOKİ 605 milyon TL’lik yatırım yapmış, 2916 adet konut inşa ediliyor, 13 tane dev projenin yüzde 90’ı da tamamlanmış. İşte böyle, biz yaparsak böyle yaparız.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ama bak vatandaşa parayla daha 2 katı, 3 katı fiyat istiyor…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Yok, yok, yok öyle değil. Vatandaşlara sorun.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yani 30 bin liraya mal ettiğiniz şeyi 150 bin liraya satıyorsunuz…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Tamam, güzel de vatandaş memnuniyeti ortada. Vatandaşın, onun için Ağrı’da, yüzde 70’i, sağ olsun, AK PARTİ’ye destek veriyor, bu yüzden Ağrılılara teşekkür ediyoruz. Biz de onların hizmetkârı olarak her daim onlara hizmet etmenin gayretinde olacağız.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ağrı’nın yoksulluğunu kullanıyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ağrı’yı artık unutulmuş il olmaktan kurtardık.

Bakın, tarımdan bahsettiniz. Efendim, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına, gelirken -geçen yıl sonuna kadar, bu yılı alamadım- “Ne kadar zirai destek verdiniz?” diye sordum, tam 500 milyon TL’lik zirai destek verilmiş.

Ayrıca, hayvancılıkla ilgili muazzam bir gelişme var.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Mazot fiyatları…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sıfır faizli kredi var yani el insaf! Şu anda…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, hayvan ithal ediyorsunuz, Ağrı’da Angus dolmuş.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Peki, ben size şunu sorayım: Ağrı’da daha önce köy yolları ne hâldeydi, onu biliyorsunuz herhâlde.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Biliyorum…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ağrı’yı en çok bilen bir kişi olarak söylüyorum, Ağrı’da köy yolları berbat bir vaziyetteydi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, geçen sene şehit cenazesine gittim Hamur’un bir köyüne, önümüzden greyder yeni gidiyordu. Yapmayın Allah aşkına, Binalı Yıldırım oradaydı!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Tamam efendim, oldu, eksikler varsa… Ama şu ana kadar KÖYDES kapsamında… KÖYDES diye bir proje yoktu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – KÖYDES’ten vazgeçtiniz ama! Köyleri kapatıyorsunuz, KÖYDES bitti.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Başbakanımız KÖYDES kapsamında Ağrı’ya, bakın, geçen yıl sonuna kadar 177 milyon 652 bin 413 TL, tam rakam veriyorum ben.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Köyler mahalle oldu Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunu, köylere yol ve su için göndermiş. Eksik varsa onu da tamamlarız. Neresi eksikse onu söyleyin, bunun takibini yapalım, hep birlikte yapalım diyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, lüks yatlara verdiğiniz fiyattan mazotu köylüye niye vermiyorsunuz, onu açıklayın yani?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir zahmet siz de, Sayın Vekilim, Sayın Ali Bey Kardeşim, İstanbul’dan değil de oraya giderek…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Oraları adım adım biliyorum Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – …hangi köylerde, hangi, ne eksik varsa bunları görerek tespit edersek çok daha isabetli olur diyorum.

Sözlerimi tamamlarken bir de şunu ifade ediyorum: Ağrı, bizim gerçekten çok sevdiğimiz bir ilimiz, serhat şehrimiz. Oradaki insanları çok seviyoruz, dolayısıyla Ağrı’ya da Hükûmet olarak -şimdiye kadar yaptık- ne gerekiyorsa yapmak bizim boynumuzun borcudur. Liste verin ne gerekiyorsa yapalım.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Doğru yaptıklarınıza teşekkür ediyorum ama eksiklerinizi de size hatırlatıyorum.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ben hepinize bu vesileyle saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Sayın Başkan, söz istemiştim.

BAŞKAN – Buyurun.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Ali Bey biraz önce Ağrı’dan söz etti ama o İstanbul Milletvekili, ben de Ağrı Milletvekiliyim. Eğer müsaade edersiniz cevap vermek istiyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ekrem Bey, Bakan cevap verdi yani.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Bakan yirmi dakika cevap verdi, o kadarı yeter.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Ama efendim…

BAŞKAN - Başka zaman, tamam…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Aynı zamanda ben Türkiye’nin milletvekiliyim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O zaman Ağrı’dan her milletvekili cevap versin. Bizim de dedelerimiz Ağrı’dan gelmiş, ben de cevap vermek istiyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yani Bakan Bey yirmi dakika konuştu, müsaade edin. Benim beş dakika konuşmama müsaade etmiyorsunuz.

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Erzurum patates üreticilerinin sorunlarıyla ilgili, Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, Erzurum’daki patates üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Erzurum’daki patates üreticilerinin sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, Erzurum ili ekolojik özellikleri yönünden Türkiye’nin değil, aynı zamanda dünyanın da en önemli patates yetiştiriciliği yapılan bölgelerinden biri konumundadır. Bu özelliğine rağmen, bölge patates üreticileri ürettikleri patatesleri pazarlayamadıklarından dolayı zor durumda bulunmaktadırlar. Şu anda yörede patates hasadı yapılmaktadır. Hasat edilen patatesler ise alıcısı olmadığından çiftçilerin elinde kalmıştır. 1 kilogram patatesin maliyeti patates yetiştiricisine 55 kuruşa mal olmakta, pazarda ise 1 kilogram patates 20-25 kuruşa dahi alıcı bulamamaktadır. Hatta bazı patates üreticileri, patateslerinin hasadını yapmamakta ve dolayısıyla tarlada bırakmaktadırlar. Eminim ki bu sıkıntılar özellikle Niğde, Nevşehir’de de aynen geçerlidir ve oradaki üreticiler de bu durumdan muzdariptirler.

Bu üreticiler değil emeğinin karşılığını, girdilerinin karşılığını bile alamamaktadırlar. Dolayısıyla, patates yetiştiricileri zor durumda kalmıştır. Patates yetiştiricileri pazarlayamadığı patatesleri depolayabilecekleri yeterli depo bulunmadığından tarlada olduğu gibi bırakmakta veya hayvanlarına yem olarak vermeyi düşünmektedirler. Hatta tarlalarını satıp batıdaki illere göç etmeyi bile düşünmektedirler ki son yıllarda önemli ölçüde de göç vermektedir Erzurum. Bölgede tarımdaki bu olumsuzluk nedeniyle kırsaldan hızlı bir göç söz konusu olmaktadır. Bu problemin giderilmesi için, bize göre aşağıdaki önlemlerin ivedilikle alınması gerekmektedir.

1) Hasat edilen patateslerin bir an evvel yetiştiricinin elinden çıkması gerekmektedir. Bu nedenle, patates yetiştirilmeyen veya az patates yetiştirilen illerdeki ve o illerin ilçelerindeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu gibi kuruluşlara ücret karşılığı verilmelidir.

2) Patates ihracatının yapılması için gerekli girişimlerin başlatılması gerekmektedir. Daha önceden Orta Doğu bölgesine önemli ölçüde patates ihraç edilmekte idi ancak buradaki karışıklıklardan dolayı bu imkân da üreticinin elinden gitmiş vaziyettedir.

3) Fındık, çay ve tahıllarda olduğu gibi patates için de taban ve tavan fiyatı politikalarının uygulanmasını istiyoruz. Belki garip gelecek ama Rize’de çay Rizeli için ne ise, Ordu’da fındık Ordulu için ne ise, Erzurum’da da patates oradaki üretici için aynı anlamı ifade etmektedir.

4) Çiftçi kayıt sistemine ve ayrıca patates üreticileri birliğine üye olmayan çiftçilerin patates dikimine müsaade edilmemesi gerekmektedir.

5) Erzurum’un Pasinler ilçesinde 5 bin tonluk kapasiteli modern patates depolama tesislerinin bir an önce yapılarak işletmeye açılmasını temenni ediyoruz.

Patates üreticilerinin tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının ertelenmesini teklif ediyoruz.

Bir diğer husus -keşke İçişleri Bakanımız burada olsaydı- Milliyetçi Hareket Partisi belediyelerinde bir yolsuzluk iddiası olduğu vakit alıcı kuş gibi üzerlerine çökülüyor ama Erzurum’da belediyede “Er Tansa” diye bir şirketle ilgili bir sürü dedikodu dolaşıyor. Hatta, bizzat Belediye Başkanı kendi ağzıyla ifade ediyor; kamulaştırmada yolsuzluklar olduğunu, 3 trilyon civarında yolsuzluk ortaya çıkardığını ifade ediyor. Doğru mudur, yanlış mıdır bilmiyoruz ama acaba, Hükûmeti diğer belediyelerin ilgilendirdiği gibi burası da ilgilendirmiyor mu? En azından bu dedikoduların ortadan kalkması için işin gerçeğini ortaya çıkarmak gerektiği inancındayız.

Bu duygularla hepinizi saygılarla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Sayın milletvekilleri, sisteme giren arkadaşlarımıza söz talebi sırasına göre birer dakika söz vereceğim. Birinci sırada Sayın Erdemir.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, son üç gündür Bursa’nın Yıldırım ilçesinde BDP’li ve MHP’li gruplar arasında çatışmalar yaşandığına ve taraflar arası anlaşmazlıklara sağduyuyla yaklaşılması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa’nın en büyük ilçelerinden Yıldırım’da son üç gündür BDP’li ve MHP’li gruplar arasında endişe verici çatışmalar yaşanmaktadır. Hükûmetin seyirci kalması sonucu Yavuz Selim, Ulus ve Mevlana mahallelerine yayılan çatışmalarda çok sayıda vatandaşımız yaralanmış, bir vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Bursa’daki gelişmeleri kaygıyla izliyoruz. Taraflar arası anlaşmazlıklara sağduyuyla yaklaşılmasını, iletişim ve müzakere kanallarının açık tutulmasını diliyoruz. Kamu görevlilerini yatıştırıcı ve uzlaştırıcı yaklaşımla toplumsal barışı yeniden sağlamaya davet ediyoruz. Bursa’nın kanaat önderlerini ara buluculuk girişimlerini yoğunlaştırmaya ve toplumsal birlikteliği güçlendirme yönünde çaba harcamaya çağırıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak ayıran, ayrıştıran, bölen siyaset karşısında bir arada yaşamı savunmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Teşekkür ederim.

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in Bursa’da yaşanan olaylarda Milliyetçi Hareket Partili gençleri bir taraf olarak nitelemesinin doğru olmadığına ve partileri suçlamanın talihsiz bir açıklama olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Sayın Hatibin yanlış, tutanaklara yanlış geçen beyanını düzeltmek gerekir. Bursa’da çatışan insanlar var ama bunların bir tarafı olarak Milliyetçi Hareket Partili gençler olarak nitelemeyi -doğru değil, yanlış bir bilgi- maksatlı görmüyorum, öyle değerlendirmiyorum ama talihsiz bir açıklama. Orada bir çatışma varsa, vatandaşlar arasında bir çatışma vardır. Bu noktada, yani partileri suçlamak çok talihsizlik olmuştur. Tabii ki o çatışmaların durmasını biz de istiyoruz. Vatandaşlarımız arasında hiçbir sebeple bir çatışmayı tasvip etmemiz mümkün değil ama bu çatışmayı “BDP’lilerle MHP”liler diye nitelemek bu çatışmanın amacına hizmet eden bir değerlendirme olur. Bir talihsiz açıklama olmuştur. Ümit ederim ki Cumhuriyet Halk Partisi grup yönetimi de bu açıklamayı düzeltmek, değiştirmek gereğini duyarlar efendim. Bunun tutanaklara geçmesini istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim, zabıtlara geçti.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkanım, Bursa Milletvekili olarak, Milliyetçi Hareket Partisinin bir milletvekili olarak da yine burada bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istiyorum.

Buradaki olaylar başladığı saatten itibaren… (MHP sıralarından “Kürsüye çıksın.” sesleri)

BAŞKAN – Efendim, müsaade ederseniz kendisi isterse söyler, konuşuyor.

Buyursunlar.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bizler parti teşkilatları olarak…

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, biz de duymak istiyoruz, önemli bir mesele.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Müsaade ederseniz oradan iki dakika konuşayım Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani bu konuda…

LÜFTÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Önemli olduğu için Sayın Başkan.

BAŞKAN – Oturduğunuz yerden, ben açayım mikrofonu, lütfen.

3.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, Bursa’da yaşanan olayların içerisinde Milliyetçi Hareket Partili ve ülkücü gençlerin olmadığına ve yetkili birimlerin bu bölgedeki çatışmaların önüne geçmesini dilediklerine ilişkin açıklaması

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, ben de Milliyetçi Hareket Partisinin listesinden seçilmiş Bursa Milletvekili olarak, bu olayları, Bursa’da başlayan bu olayları başından sonuna kadar… Bugün de biraz önce iktidar partisi milletvekili arkadaşlarla istişare ederken Sayın Milletvekilinin bu açıklamalarını duydum. Biz, olaylar başlar başlamaz oradaki parti teşkilatlarımıza ve ülkü ocaklı gençlere, parti teşkilatlarının ve ocak teşkilatlarının kapatılması talimatını verdik. Dolayısıyla sokağa çıkılmaması gerektiğinin, kimliği olan arkadaşların oralarda kesinlikle dolaşmamaları gerektiğinin talimatını yetkili arkadaşlarımız, Bursa İl Başkanı Emniyet Müdürüyle de görüşerek orada herhangi bir MHP’li veya ülkücü bir arkadaşın bulunması hâlinde bilgi verilmesi ve gerekenin yapılacağı noktasında da her türlü girişimlerde bulunduk. Bu olayların içerisinde kesinlikle Milliyetçi Hareket Partisi ve ülkücü gençler yoktur, Milliyetçi Hareket Partisi ve ülkücü gençler bu olayın tarafı değildir. Bu olay sonuçta güvenlik meselesidir. Biz, Bursa’daki güvenlikle alakalı yetkili birimlerin, Sayın Valinin ve Emniyet Müdürünün gereği gibi görevini yerine getirmesini, daha hassas davranmasını; gerekiyorsa takviye alarak bu konuda, bu hassas bölgedeki bu çatışmaların önüne geçilmesini, bir an önce vatandaşların da sakin bir şekilde evlerine gitmesini, huzur içerisinde hayatlarına devam etmesini istiyoruz. Bu konuda kesinlikle, kim diyorsa “Milliyetçi Hareket Partili veya ülkücü gençlerden herhangi biri bu olayların içerisinde var.” yalan söylüyordur. Bunu kesinlikle ispata davet ediyorum ve eğer böyle bir kimlikle de dolaşan olursa bunu da…

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Olsa ne olur ki?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Partiler arasında böyle bir çatışmayı kabul etmemiz mümkün değil. “Olsa ne olur?” Milletin meselesi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, bu konuyla ilgili ben de bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

4.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bursa’da yaşanan olaylarda polisin yaklaşımının olayı tetiklediğine ve bu konuyla ilgili yetkililere ulaşamadıklarına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, ben de saygılarımı sunuyorum.

Şimdi, bu, Bursa’daki hadiseyle ilgili milletvekili arkadaşımızın açıklaması gerçekten son derece talihsiz olmuştur. İki siyasi partiyi bu olayda taraf olarak gösterip, olayın boyutunu bu siyasi partilerin üzerine bir fatura olarak çıkarmak maksadıyla yapıldığını düşünüyoruz.

Bursa’da yaşanan hadise şudur: Cezaevindeki açlık grevleriyle ilgili mevcut duyarsızlığa dikkat çekmek için, Hükûmetin duyarsızlığına dikkat çekmek için partimizin AK PARTİ binası önüne yapmak istediği demokratik bir yürüyüş söz konusudur. Bir siyah çelenk bırakma, demokratik tepkisini ortaya koyma durumu söz konusudur ama bu demokratik hak talebine çok ciddi bir şekilde polis müdahalesi vardır. Yetmiş yaşındaki anadan yedi yaşındaki çocuğa kadar çok orantısız bir şekilde bir müdahalede bulunulmuştur ve insanların üzerine gerçek mermilerle de ateş açılmıştır. Olayı tetikleyen ve bugüne getiren, olayların bütün müsebbibi olan yaklaşım bu yaklaşımdır. Biz iki gündür uyumuyoruz, olayların bu boyuta gelmemesi için İçişleri Bakanlığının ilgili müsteşarından tutun da bakan yardımcısına kadar ulaşmaya çalışıyoruz; Bursa Valisine, Bursa Emniyet Müdürüne ulaşmaya çalışıyoruz ama hiçbir şekilde telefonlarımıza cevap verilmiyor. Meclisin iradesini yansıtan, halkın iradesini yansıtan milletvekillerinin acil olarak belirtmiş olduğu hususlarda, zahmet edilip bu konuyla ilgili bize bir bilgilendirme dahi yapılmıyor. Başından beri orada il başkanımıza, parti teşkilatımıza bu olayların yatıştırılması için biz gereken talimatları verdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Ancak dün gece itibarıyla da polisle birlikte, polisin yönlendirmiş olduğu bazı sivil çeteler bilinçli bir şekilde tekrar parti binamıza saldırıyorlar. Dolayısıyla, burada kamusal tarafsızlığı olması gereken Bursa’daki bürokratların, Bursa’daki yetkililerin görevini yapmaması, İçişleri Bakanlığının da bu çatışmanın üzerine, deyim yerindeyse benzin dökmesiyle ilgili bir durum söz konusudur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Sayın Karamehmetoğlu…

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – “Ahmetoğlu” efendim.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Affedersiniz, burada düzeltiyoruz: “Karaahmetoğlu”.

Buyurun.

5.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun ilinin Yağlıdere ilçesi Akköy köyündeki yüksek gerilim hattına, Espiye ilçesi Avluca köyü Düdül-Karaovacık yayla yolunun yapımında hiçbir gelişme olmadığına ve Espiye ilçesi Ericek grup yolunun bakım ve onarım ihtiyacı olduğuna ilişkin açıklaması

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Giresun ili Yağlıdere ilçesi Akköy köyünde yüksek gerilim hattı, insanlarımızın yoğun olarak yaşadığı bölge üzerinden geçmektedir. Kanser vakalarının arttığını iddia eden köylülerimiz, bedelsiz, yüksek gerilim hattı için arazi vereceklerini söylemektedirler.

Yine Giresun ili Espiye ilçesi Avluca köyü, Düdül-Karaovacık yayla yolunun yapımında, genel seçimlerden önce vadedildiği hâlde herhangi bir gelişme yoktur.

Yine Espiye ilçesi Ericek grup yolunun bakım ve onarım ihtiyacını, yaptığımız ziyaretlerde vatandaşlarımız yüksek sesle söylemektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Eyidoğan…

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Trabzon’un Akçaabat ilçesinde bir kömür deposundaki kontrol edilemeyen yangının çevreye büyük zararlar verdiğine ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Trabzon’un Akçaabat ilçesinde özel şirkete ait büyük bir alanda depolanan kömürler yaklaşık bir haftadır yanmaktadır. Patlamaların da meydana geldiği kömür deposundaki yangın büyük bir çevre kirliliğine ve tahribatına neden oluyor. Son on beş yıldır bölgede yer alan bu kömür deposundaki yangın, ilgili şirket tarafından kontrol altına alınamıyor ve söndürülemiyor. Uzmanlar, kömürün düşük kalitede olmasının bu tür yangınları oluşturduğunu ifade ediyorlar. Düşük kalitede olduğu iddia edilen bu kömür ne maksatla kullanılıyor? Bu kömürler yerli mi yoksa ithal midir? Yöre sakinleri yoğun duman yüzünden evlerinden dışarı çıkamaz, pencerelerini açamaz hâle gelmiştir. Bu gidişle çevre yerleşimlerindeki insanlarda ciddi sağlık sorunları oluşabilir. Bir süredir yoğun duman altında yaşamak zorunda kalan çevre sakinleri yeterince müdahale edilmemesinden yakınmakta ve yangının bir an önce söndürülmesini istemektedirler. Yöre sakinleri şikâyetleri konusunda muhatap bulamadıklarını söylüyorlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eyidoğan.

Sayın Türkkan…

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, teröristlerle kucaklaşan BDP’li milletvekilleri için fezleke hazırlanıyorsa Habur’da karşılama yapanlar için de fezleke hazırlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz günlerde basında çıkan haberlerde BDP’li milletvekilleri için fezleke hazırlayan savcı olduğunu öğreniyoruz. Bu, Habur’da karşılama yapanlara, orada devleti teröristin emrine amade yapanlara da fezleke hazırlanacaksa bu adalet tecelli olur. Aksi hâlde, “Tunceli’de kucaklaştı.” diye fezleke hazırlatıp da Habur’da kucaklaşanlara sessiz kalıyor ise bunun ismi “cumhuriyet” değil, “Hükûmetin savcısı” olur. Üstelik, eğer suç isnat edilmek isteniyorsa, Anayasa’nın 14’üncü maddesi dokunulmazlığın istisnai hâllerini açıkça beyan eder, buna göre savcı doğrudan dava açabilir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkkan.

Sayın Öğüt…

8.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yaşanan olayların sivil faşizm olduğuna ve Erdal İnönü’yü rahmetle andığına ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – 29 Ekimde yurdun dört bir yanında milyonlarca yurttaşımızın coşkulu kutlamalarını görenler, anladığım kadarıyla büyük telaşa kapılmış görünmektedir. O kadar kimyaları bozulmuştur ki Cumhurbaşkanının hafif müdahaleleri bile sorun çıkarmaya başlamıştır. Cumhuriyetin kurucularının tüm eksikliklerine rağmen demokratik cumhuriyet hedeflerinden bir an bile sapmış olduğunu düşünmek en hafif deyimiyle insafsızlıktır. Seksen dokuz yıl sonra, bu ülkeyi kuranların yani ezanın susmasını, bayrağın inmesini engelleyenlerin en azından saygıyla yâd edilmesi gerekir. Başkentin merkezinde, yediden yetmiş yediye tüm vatandaşlarımızın gözü önünde gaz sıkmalarının ve onları yerlerde süründürmelerinin de sivil faşizm olduğunu söylememe bilmem gerek var mıdır? “Polis devletine ve tek şeflik sistemine hayır.” diyoruz, “Yaşasın demokratik cumhuriyet.” diyoruz.

Bu arada, rahmetli eski Genel Başkanım Erdal İnönü’yü de rahmetle ve saygıyla anıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Tüzel…

9.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, İktidarın halkın varlığına, hak ve özgürlük arayışına tahammül edemediğine, Başbakanı açlık greviyle ilgili ifadeleri nedeniyle kınadığına ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, ülkemizin her yerinde AKP halkın karşısında. Cumhuriyetin iktidarı, günümüzün iktidarı halkın varlığına, hak ve özgürlük arayışına tahammül edemiyor. Ülkemiz bir gaz ve cop cumhuriyetine dönüştürülmüştür. 89’uncu yılında ülkemizin bağımsız, demokratik ve özgür bir ülke olması; halkların eşit ve birlik içinde, ortak vatan olması için yurttaşlar alanlarda direniyor. Cumhuriyet bugün evlatlarını yiyip bitiriyor, ölümlerini seyrediyor. “Kürt sorununda demokratik, siyasi, diyaloğa dayalı bir çözüm olsun.” diyerek açlığı, ölümü seçenler 50’nci gününde. Onlar Başbakanın söylediğinin tam aksine, zorla değil gönüllü olarak, “Artık bir sonuç olsun.” diyerek bu yola başvuruyorlar. “Bu sesi Hükûmet duysun, adım atsın, milyonlarca halkı dikkate alsın.” diyerek bugün alanlara çıkanlar her zamanki gibi devlet şiddeti baskısıyla karşılaşıyor. Bu haklı, onurlu tutuma, ülkenin ve halkın ortak yaşamına sahip çıkanlara karşı, Başbakanın söylediği “Onlar yerken siz açsınız, sizi kandırıyorlar.” tarzındaki sözler nedeniyle kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tüzel.

Sayın Sarıbaş…

10.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale Çan karayolunun bitirilemediğine ve Gökçeada Havaalanı’na 2004 yılında başlanmasına rağmen Yeni Bademli köyüne ait arazilerin istimlaklerinin gerçekleşmediğine ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çanakkale-Çan karayolu 2006 yılında başlamasına rağmen hâlâ inşaatı bitirilememiştir. Bu arada, bu kadar uzun yıldır, arazilerin fiyatları belli olmasına rağmen, inşaat fiyatlarının belli olmasına rağmen hâlâ insanların istimlak bedelleri ödenememiştir. Bunlar ne zaman ödenecektir? Bu kadar bekletilmesinin nedeni nedir? Para mı yoktur ya da insanların bu mağduriyeti ne zaman önlenecektir?

Yine, Çanakkale ili Gökçeada ilçesinin -özellikle adamızdaki- Gökçeada Havaalanı’nın 2004 yılında başlanmasına rağmen hâlâ oradaki Yeni Bademli köyüne ait arazilerin istimlakları gerçekleşmemiş, insanlar orada bu arazileri işleyememekte, orada aç ve sefalet içinde kalmaktadırlar. Bunların takas işlemleri söz verilmiş ama hâlâ daha takas işlemleri gerçekleşmemiştir. Bu konuda gereği yapılacak mıdır?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sarıbaş.

Sayın Genç…

11.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli’nin Ovacık ilçesinde Taner Tokmak ve Süleyman İşcan adlı vatandaşların yola döşenen bir bombanın infilak ettirilmesi suretiyle öldürülmelerine, AKP İktidarının Tunceli halkının korumasını kaldırdığına ve sokakları silahlı örgütlere bıraktığına ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Tunceli’nin Ovacık ilçesinde esnaflık yapan Taner Tokmak ve Süleyman İşcan adlı iki vatandaşımız Tornova Karakolu’na yiyecek getirip geri döndüklerinde maalesef yola döşenen hain bir bombayla, infilak ettirilmek suretiyle, bu kişiler paramparça edilmişlerdir. Ben bu kişilere Tanrı’dan rahmet diliyorum. Ancak şunu da belirtmek istiyorum: AKP İktidarı, Tunceli halkının korumasını kaldırmış, sokakları maalesef silahlı örgütlere bırakmış, Tunceli halkını yok etmek için âdeta silahlı örgütlerle iş birliği içinde olan bir Hükûmet durumuna gelmiştir. Birçok masum insan öldürülmüştür. Ben bu olayları yapanları şiddetle kınıyorum. Bu masum insanların, artık, öldürülmesinin önünün alınmasını istiyorum. Eğer devlet varsa devletliğini yapsın; yoksa, bu insanlar o zaman kendi haklarını, kendilerini savunsunlar. Çok vahim olaylar olmuştur. Bu arkadaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

Sayın Halaçoğlu…

12.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayanlara tazyikli su ve gazla müdahale eden Hükûmetin, Güneydoğu’nun bazı illerinde eğitimi engelleyen ve bu konuda çağrı yapan terör yandaşları hakkında sessiz kalmasını kınadığına ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ellerinde bayrağımızla Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum gününü, cumhuriyetimizin kuruluşunun 89’uncu yılını kutlayanlara tazyikli su, gaz ve tekmeyle müdahale eden Hükûmetin, bugün Güneydoğu’nun bazı illerinde eğitimi engelleyen ve hayatın durmasına sebep olan ve bu konuda çağrı yapan terör yandaşları ile müsebbipleri hakkında sessiz kalmasını kınıyor; Hükûmetin bu gibi kişiler hakkında görevini yapması ve vatandaşlarımızın teröristlerin baskısından kurtarılarak normal hayatlarına dönmelerinin sağlanması çağrısında bulunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaçoğlu.

Sayın Çelebi…

13.- Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi’nin, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün Ağrı ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşmasında belirttiği gibi Ağrı ilinde tarımla ilgili bir sıkıntı ve yurt sorunu olmadığına ilişkin açıklaması

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Sayın Başkanım, şimdi, CHP Milletvekilimiz Sayın Ali Özgündüz’ün benim ilimle ilgili bir açıklamaları olmuştu ama Sayın Bakanımız da cevap vermişlerdi; dolayısıyla ben kendilerine teşekkür ediyorum buradan, Sayın Bakanımıza.

Tarımla ilgili, tabii, bir sıkıntı da olduğunu söylediler. Tarımla ilgili şu anda bizim sıkıntımız yok. Özellikle Anguslarda… Bizim Tarım Bakanımız geldi, biz yazın kendi ilimize davet ettik, orada kendileri de açıklama yaptılar. Angusların ta Kurban Bayramı’ndan evvel Ağrı ilimize herhangi bir girişleri yok. Bu anlamda özellikle Kurban Bayramı’nda et fiyatları da bayağı normale döndü, herhangi bir sıkıntımız yok.

Yurt sorunu olduğunu söylediler. Bizim özellikle şu anda Ağrı merkezde, bu sene 11’inci ayın içerisinde daha üniversite açılmadan 800 kişilik kız öğrenci yurdu… İbrahim Çeçen Üniversitesinin hemen yanı başında -kızlarımıza ilişkin bir yurt sorunumuz var mıydı tam net olarak da belli değil ama- yeni bir yurdumuz orada açıldı. Yine erkek yurdu olarak 1.500 kişilik bir yurdumuz bu sene açıldı.

BAŞKAN – Teşekkürler.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Tadilatta, tadilatta Sayın Çelebi. Sayın Çelebi, haberiniz yok herhâlde, o yurt tadilatta, öğrenciler dışarıda kalıyor, haberiniz yok herhâlde.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, sisteme giren arkadaşlarımızın…

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – İlk kez Ağrı’da 22 kilometrelik asfalt yapıldı…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, benim konuşmama cevap veriyor, müsaade ederseniz ben izah edeyim. Ağrı Vekilimize…

BAŞKAN – Tamam efendim, tamam, peki.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yani yerinden söz vermiyorsanız…

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Şunu izah edeyim: İlk kez  Sayın Başkanım Ağrı’da 22 kilometrelik yol yapıldı. Şu anda belediyemiz şehir merkezinde 22 kilometre asfalt yaptı.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Çelebi, 2 kilometre yol yapılmadı ya! Gel yarın gidelim Ağrı’ya ya! Çamurdan geçilmiyor. O yoldan yürümemişsin, 2 kilometre yol…

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Ben daha pazar günü geldim Sayın Vekilim.

BAŞKAN – Sayın Çelebi teşekkür ediyorum, anlattılar.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Şifa Hastanesiyle ilgili olarak da şunu söyleyeyim…

BAŞKAN – Efendim, sisteme giren arkadaşlarımızın süresi doldu.

Sayın Hamzaçebi söz istiyor.

Buyurun.

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in Bursa’da yaşanan olaylarla ilgili ifadelerinin bilgi verme amaçlı olduğuna, Milliyetçi Hareket Partisini hedef almadığına ve Erdal İnönü’nün ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Bursa’da cezaevlerindeki açlık grevini esas alarak ona destek amacıyla yürüyüş yapan bir gruba tepki gösteren vatandaşlarımızın bu tepkisi nedeniyle Bursa’daki havayı Parlamentoya yansıtmak amacıyla Bursa Milletvekilimiz Aykan Erdemir biraz önce kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasında Bursa gazetelerinde yer alan haberlerden hareketle oradaki bilgileri Parlamentoya vermeye çalıştı. Milliyetçi Hareket Partisini hedef alan, o olayın bir tarafı olarak gösterme şeklinde Sayın Erdemir’in bir kişisel yargısı, kanaati yoktur, tepki gösteren vatandaşlar içerisinde muhtelif siyasi partilere mensup kişiler olabilir.

İkinci olarak da şunu söylemek istiyorum: Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli bilim insanlarından ve Türk siyasetinin, sosyal demokrat hareketin önemli kişilerinden biri olan Sayın Erdal İnönü’nün bugün ölüm yıldönümü. Kendisini rahmetle ve şükranla anıyorum. Onun demokrasi anlayışı, demokrasi mücadelesi ve gerginlikten uzak, esprili üslubu hepimize örnek olsun diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 21 milletvekilinin, Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yurtların durumunun, üniversite öğrencilerinin barınma ve beslenme sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/385)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son yıllarda ülkemizde yeni üniversitelerin açılması ve mevcut üniversitelerde yapılan kontenjanların artırımları dolayısıyla öğrenim gören öğrenci sayısı artmış ve bu durum yaşadıkları illerin dışında öğrenim gören öğrencilerin barınma sorunlarının hat safhaya ulaşmasına yol açmıştır. Yoksulluk, psikolojik sorunlar, ders yükü, aileye yük olmama isteği, sınav stresi, mesleklerine ve hayata hazırlanan üniversite öğrencilerinin üzerinde yoğun bir baskı oluştururken bir de devlet yurtlarında barınma olanağı bulamayan öğrenciler ya yüksek maliyetli özel yurtlarda veya pansiyonlarda ya da dernek ve vakıf yurdu adı altında faaliyet gösteren kimi cemaat yurtlarında dinsel ya da etnik zorlamaya maruz kalarak yaşamak zorunda bırakılmaktadırlar.

Gerekçe:

Ülkemizde 103'ü devlet, 62'si vakıf olmak üzere toplam 165 üniversite bulunmaktadır. Bu üniversitelerin öğrenci kapasiteleri ise 2 milyonun üzerindedir. Son yıllarda açılan üniversiteler ve mevcut üniversitelerdeki kontenjan artışları beraberinde bir çok sorunu da getirmiştir. Bu sorunların başında da ailelerinden farklı illerde üniversitelere yerleştirilen öğrencilerin barınma sorunu gelmektedir. Öğrenci sayısındaki bu artış, maalesef Kredi ve Yurtlar Kurumunca 81 ilde, 125 ilçede, toplam 301 yurtta 265.307 yatak kapasitesiyle hizmet veren devlet yurtları tarafından karşılanamamaktadır.

Örnek olarak, 2011 yılı itibariyle Kocaeli ilinde Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlarda yaklaşık 5000 öğrenci barınmaktadır. Kocaeli ilimizde bulunan Kocaeli Üniversitesinin öğrenci sayısı 60.000'in üzerindedir. Yurt kapasitesinin yetersiz kaldığı ortadadır.

Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarında yer bulamayan öğrenciler ya yüksek maliyetli özel yurtlarda ya da ev kiralama ile sorunlarına çare aramaktadırlar. Ancak yüksek ücretli özel yurtlar öğrenci ve ailesine ekonomik sıkıntı getirmektedir. Aileler ödeme sıkıntısı yaşamaktadır. Bu sorunlarının ortadan kaldırılması için gerek yurt sayılarının gerekse yurt kapasitelerinin arttırılması gerekmektedir.

Binlerce konut inşa eden TOKİ, Kredi ve Yurtlar Kurumu ile imzalamış olduğu protokol çerçevesinde 9 İlde yaklaşık 5.000 öğrencimizi barındıracak yurt inşaatlarına başlayacağını açıklamış olsa da bu sayının mağdur öğrenci sayıları göz önüne alındığında çok yetersiz olduğu anlaşılmaktadır.

Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yurtların durumunun tespiti, kapasite artırımının sağlanması, öğrencilerin yaşadıkları barınma ve beslenme sorunlarının neler olduğunun tespit edilmesi, öğrencilerin daha sağlıklı ortamda üniversite eğitim ve öğretimlerini tamamlayabilmeleri için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98'inci içtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

1) Haydar Akar                               (Kocaeli)

2) Ali Özgündüz                              (İstanbul)

3) Mahmut Tanal                             (İstanbul)

4) Ahmet İhsan Kalkavan                (Samsun)

5) Celal Dinçer                                (İstanbul)

6) Aylin Nazlıaka                            (Ankara)

7) Gürkut Acar                                (Antalya)

8) Veli Ağbaba                                (Malatya)

9) İlhan Demiröz                             (Bursa)

10) Muharrem Işık                          (Erzincan)

11) Ahmet Toptaş                            (Afyonkarahisar)

12) Ayşe Nedret Akova                  (Balıkesir)

13) Haluk Eyidoğan                        (İstanbul)

14) Erdal Aksünger                         (İzmir)

15) Mehmet Ali Ediboğlu                (Hatay)

16) Sedef Küçük                             (İstanbul)

17) Kadir Gökmen Öğüt                 (İstanbul)

18) Recep Gürkan                           (Edirne)

19) Candan Yüceer                          (Tekirdağ)

20) İhsan Özkes                              (İstanbul)

21) Mehmet Şevki Kulkuloğlu        (Kayseri)

22) Ali Demirçalı                             (Adana)

2.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 19 milletvekilinin, köy ve mahalle muhtarlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/387)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Mahalle ve köy muhtarlarımızın mevcut sorunlarının tespit edilmesi, bu sorunların giderilmesi ve yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken önlemlerin araştırılması için Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. Maddeleri uyarınca meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Gerekçe:

Kentsel kesimin en alt yönetim birimi olan mahallelerimizdeki ve kırsal kesimin temel yönetim birimi olan köylerimizdeki muhtarlarımızın sayıları 55.000'i bulmaktadır.

Sorumlulukları ve yaptıklarıyla devlet memuru olarak addedilen ama devlet memurunun sahip olduğu yetkilere sahip olmayan, muhtarlıklarını yaptıkları bölgeleri hangi konularda temsil edeceği konusunda dahi hukuki bir dayanakları olmayan muhtarlarımızın, statüleri yeniden değerlendirilerek gözden geçirilmelidir. Ayrıca mahalle ve köy muhtarlarımızın kent konseylerinde ve belediye meclislerinde de yer alamaması temsil noktasında sorunların yaşanmasına sebep olmaktadır.

Mahalle ve köylerimizin yönetim biçimlerini düzenleyen yasaların geçerliliğini ve işlevselliğini yitirdiği gözlemlemektedir.

Köy ve mahalle muhtarları; yaşadıkları ekonomik sıkıntılardan dolayı, görevlerini fedakârlıklar yaparak yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntılardan en fazla etkilenen kesim olan ve geçim sıkıntılarıyla boğuşan muhtarlarımızın maaşlarının yetersiz olduğu malumumuzdur.

Muhtarlarımızın özlük haklarıyla ilgili acilen iyileştirmeler yapılması da gerekmektedir.

Bu bağlamda;

Mahalle ve köy muhtarlarımızın mevcut sorunlarının tespit edilmesi, bu sorunların giderilmesi ve yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken önlemlerin araştırılması için yüce Meclisimize çok büyük görevler düşmektedir.

Yüce Meclisimizin bu görevi yerine getirmesi için, Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. Maddesi uyarınca meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

1) Mehmet Erdoğan                         (Muğla)

2) Seyfettin Yılmaz                          (Adana)

3) Oktay Vural                                (İzmir)

4) Emin Çınar                                  (Kastamonu)

5) Necati Özensoy                           (Bursa)

6) Lütfü Türkkan                             (Kocaeli)

7) Zühal Topcu                                (Ankara)

8) Adnan Şefik Çirkin                     (Hatay)

9) Durmuş Ali Torlak                      (İstanbul)

10) Hasan Hüseyin Türkoğlu          (Osmaniye)

11) Celal Adan                                (İstanbul)

12) Yusuf Halaçoğlu                       (Kayseri)

13) Muharrem Varlı                        (Adana)

14) Sümer Oral                                (Manisa)

15) Erkan Akçay                             (Manisa)

16) Bülent Belen                              (Tekirdağ)

17) Mehmet Günal                          (Antalya)

18) Mustafa Kalaycı                        (Konya)

19) Ali Halaman                              (Adana)

20) Özcan Yeniçeri                          (Ankara)

3.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 21 milletvekilinin, taşeron işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/386)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Türkiye’de, başta eğitim ve sağlık iş kolu olmak üzere, belediyelerden KİT'lere kadar, pek çok alanda emekçiler en ağır şartlarda, iş güvenliği olmadan taşeron işçi olarak çalıştırılmaktadır.

Türkiye’de taşeron istihdamı, gerek kamu, gerekse özel sektörde hızla yaygınlaşmaktadır. Değişik iş kollarında yaklaşık 3 milyon taşeron işçi çalıştığı tahmin edilmektedir.

Taşeronluk; asıl yapılacak olan işin bir bölümünde, asıl işverenden iş alınarak bu işte taşeronun kendi işçilerinin çalıştırılması olarak tanımlanmaktadır.

Türkiye’de taşeron işçiler; izin hakları verilmeden, asgari ücretle, kayıt dışı, sağlıksız ve güvencesiz bir ortamda sadece işveren maliyetlerinin düşürülmesi ve işverenin daha fazla kazanç elde etmesi amacıyla çalıştırılmaktadırlar. İşgücü maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle, taşeron işçiler prim, ikramiye, sosyal haklar gibi yan ödemelerden mahrum bırakılmakta ve sosyal hayat ayrıcalığına uğratılmaktadırlar.

4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinde tanımlandığı üzere, asıl işveren alt işveren (taşeron) ilişkisinde, aslında taşeronluğun uzmanlık gerektiren alanlarda yerine getirilmesi gerekirken, maalesef ülkemizde taşeronluk maliyetlerin düşürülmesi amacıyla uygulanmaktadır.

Türkiye’de sigorta prim ücretlerinin ve vergilerin ağır olması işçi maliyetlerini artırmakta, bunun sonucunda da taşeronluk; her alanda özellikle de emeğin yoğun olduğu inşaat, güvenlik, sağlık, yemek, temizlik, servis, bakım-onarım, sosyal tesis işletmeciliği gibi iş türlerinde sıklıkla uygulanmaktadır.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunun hazırlamış olduğu 2011 yılı "Taşeron ve Güvencesiz Çalışma Raporu"na göre; güvenlik, bina ve çevre düzenleme gibi taşeron işçiliğin yoğun olduğu iş kolunda 634 bin, gemi inşa sektöründe 25 bin, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde yaklaşık 130 bin taşeron işçi çalışmaktadır. Emeğin iş güvencesini ortadan kaldıran taşeronluk; iş güvencesi, kıdem tazminatı, yıllık izinler, fazla mesai gibi, işçi sınıfının yıllarca mücadele ederek elde ettiği kazanımlarını ortadan kaldıran bir sistem olarak ülkemize yerleşmiştir.

Türkiye de taşeronda çalışanların güvenilir bir geleceğe sahip olması, işten çıkarılma korkusu yaşamamaları ve eşit işe eşit ücret kapsamında gelir elde edebilmeleri için, taşeron işçiliğin tamamen ortadan kaldırılması ve işgücü maliyetlerini düşürecek yeni bir sistemin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bugün değişik iş kollarında çalışmakta olan taşeron işçiler, genelde örgütsüz olmaları nedeniyle haklarını arayamamaktadır. Taşeronda çalışan herkesin, insanlık onuruna yakışır bir yaşam ile adil ve elverişli bir ücret alma ve çalışma hakkına sahip olması gerekmektedir.

Onların çalıştıkları iş kollarında saatlik giriş çıkış yaptırılarak kıdem tazminatı almaları engellenen, fazla çalışmaya zorlandıkları halde mesai ücretleri verilmeyen, görevleri dışında diğer işlerde çalışmaya zorlanan, çalıştıkları kurumlarda ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören, yönetici pozisyonundaki bürokratların tehditleri neticesinde onların özel işlerinde çalıştırılan, zor şartlar altında, sağlıksız bir şekilde, iş güvencesi olmadan çalıştırılan taşeron işçilerin güvenli gelecekleri, işten çıkartılma korkusu yaşamamaları, ücrette adalet, demokratik yaşam ve sosyal hayat ayrıcalığının ortadan kalkması gerekmektedir.

Bu nedenlerle; taşeron işçilerin sorunlarının tespit edilmesi ve bu konuda gerekli önlemlerin alınması amacıyla, TBMM İç Tüzüğünün 104. ve 105. maddeleri ile Anayasanın 98. maddesi gereğince "Meclis Araştırması" açılmasını arz ederim. 29.11.2011

1) Muhammet Rıza Yalçınkaya                   (Bartın)

2) Candan Yüceer                                       (Tekirdağ)

3) Ayşe Nedret Akova                                (Balıkesir)

4) Mahmut Tanal                                         (İstanbul)

5) Recep Gürkan                                         (Edirne)

6) Ali Özgündüz                                         (İstanbul)

7) Ahmet İhsan Kalkavan                           (Samsun)

8) İhsan Özkes                                            (İstanbul)

9) Aylin Nazlıaka                                        (Ankara)

10) İlhan Demiröz                                       (Bursa)

11) Gürkut Acar                                          (Antalya)

12) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                    (Kayseri)

13) Muharrem Işık                                      (Erzincan)

14) Mehmet Ali Ediboğlu                           (Hatay)

15) Celal Dinçer                                          (İstanbul)

16) Veli Ağbaba                                          (Malatya)

17) Ahmet Toptaş                                       (Afyonkarahisar)

18) Haluk Eyidoğan                                    (İstanbul)

19) Erdal Aksünger                                     (İzmir)

20) Sedef Küçük                                         (İstanbul)

21) Kadir Gökmen Öğüt                             (İstanbul)

22) Ali Demirçalı                                        (Adana)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, araştırma önergeleri bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzüğün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 19/10/2012 tarihinde Iğdır Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan tarafından cezaevlerinde 12 Eylül 2012 tarihinde başlayan ve iki siyasi talebi içeren süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 31/10/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                               31.10.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 31.10.2012 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                      İdris Baluken (Bingöl)

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

19/Ekim 2012 tarihinde, Iğdır Milletvekili Grup Başkanvekili Pervin Buldan tarafından verilen (1674 sıra no.lu), "Cezaevlerinde 12 Eylül 2012 tarihinde başlayan ve iki siyasi talebi içeren süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin" araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 31.10.2012 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergenin lehinde olmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Sırrı Sakık.

Buyurun Sayın Sakık, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yaşamış olduğum olaydan dolayı acılarımızı paylaşan bütün herkese çok teşekkür ediyorum. Cenabıallah kimseye böyle acılar nasip etmesin ve ülkemizde acıların ve barışın ortaklaştığı bir ülke diliyorum.

Sevgili arkadaşlar bugün açlık grevlerinin 50’nci gününü birlikte yaşıyoruz. Yani dakikalar, saatler ve günler, ölümlere gebe bir süreci birlikte yaşıyoruz. Bu konuda ne yazık ki Barış ve Demokrasi Partisinin dışında diğer siyasi partilerden bu konuda çok ciddi bir tepki… Hatta bir büyük sessizlik var ve geçmişten bugüne kadar ülkemizde sürekli açlık greviyle bedenlerini ölüme yatıran insanların nasıl yaşamlarını yitirdiğine hepimiz de tanıklık ettik. Bu sessizlik niye? Acaba ne oluyor yani insanlığımızı niye bu kadar yitirdik?

Bakın, cezaevinde olan arkadaşlarımızın tam bugün ellinci günü oldu. 58 cezaevinde açlık grevi var, 663 tutuklu ve hükümlü artık açlık grevini ölüm orucuna dönüştürdüler. Sağlık sorunları -idrarlarından kan akmaya başladı- kilo kaybı var, uyuyamıyorlar, bunaltı var, kusma var, bulanık görme var, unutkanlık var ve ne yazık ki bazı medya kuruluşları da bir psikolojik savaş içerisinde olarak, özellikle iktidara yakın olan gazetelerin ve iktidarın neredeyse yarı resmî gazeteleri olan gazetelerde sürekli asparagas haberler üretiyorlar. Bir psikolojik savaş içerisindeyiz. Mahkûmlar, evet, bedenlerini açlığa yatırmışlar, talepleri de ortada ama bu gazeteler asparagas haberler yapıyorlar, 300 tutuklu ve hükümlünün açlık grevini bitirdiğine dair. Oysaki bu haberlerin tamamı yalan. Bu “300 kişi” dedikleri arkadaşlarımız, dayanışma adına, bir hafta içerisinde bu arkadaşlarımızı destekleme adına açlık grevine katılmış ve çekilmişlerdir ama 663 kişi hâlâ elli gündür açlık grevindedirler.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, bu sorunun çözümü için Hükûmetin politika üretmesi gerekirken sürekli dönüp BDP’yi hedef alan, BDP’ye saldırmasını da anlamakta zorluk çekiyoruz. Açlık grevine katılan arkadaşlarımızın üç talebi var. Bir, ana dilde eğitim talebi var. İki “Ben Kürt olduğum için beni tutukluyorsunuz, ben ana dilimde kendimi savunmak istiyorum.” diyor. Üçüncüsü ise sizin Oslo’da başlatıp daha sonra dört yüz altmış bir gündür Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit politikalarının kaldırılmasını istiyor ve bu insanlar bedenini ölüme yatırırken “Benim cezaevindeki koşullarımı iyileştirin.” demiyor. Ne diyor? Bizim yapamadığımızı, bu yürekliliği gösteremediğimizi içeridekiler -bu yürekliliği- gösteriyor, diyor ki: “Görüşmeleri sürdürün, Türk ve Kürt çocukları ölmesin, müzakereler devam etsin, onun için biz dört duvar arasındayız. Tek çare, eğer çare yoksa, ölüm çareyse, açlık çareyse ben bedenimi ölüme ve açlığa terk ediyorum.” diyor. Şimdi, bu kadar insani bir talep karşısında Türkiye toplumunun sessiz kalmasını gerçekten anlamakta zorluk çekiyoruz. Aramızdaki köprüler yıkılıyor, aramızdaki bu bağlar kopmaya başlıyor, yani Kürtler, bu noktada, Kürt çocukları olduğu için Türkiye kamuoyunun vicdanı kanamıyorsa ortak paydalarımızın da her gün zemin kaybına maruz kalacağını bilmelisiniz.

Şimdi, Sayın Başbakan çıkıp diyor ki grup toplantısında, bir gün öncesinden sipariş üzerine haberler yapılıyor ve sonra çıkıp grup toplantısında diyor ki: “Efendim, bunlar, şurada kuzu kebap çevirdiler.” Ayıptır, bunu konuşmak abesle iştigaldir. Biz bir grup milletvekili ve yanımızda bir grup gazeteciyle -17 Temmuzda, Mardin’de- zaman zaman rutin toplantılar yaparız. Sizin gibi paralarımız yok, yani beş yıldızlı otellere gitmek, kaplıcalara gitmek… Gideriz mütevazı yerlerde otururuz üç dört gün, ülkemizin sorunlarını tartışırız. Bir akşam da arkadaşımız evinde bize yemek hazırlamış ve gitmişiz, o sofrada oturmuşuz. Gazeteciliğin bir edebi, ahlakı vardır; siyasetin bir edebi, ahlakı vardır. Siz, 17 Temmuzda olan bir yer sofrasındaki yemeği 30 Ekimde getirip grubunuzda konuşursanız ciddiyetiniz tartışılır. Siz, her gün bu ülkeyi parselleyip, her gün sofralardasınız, kimsenin sesi çıkmıyor. Yiyin beyler! Ama lütfen, bu mücadeleye, bedenini ölüme yatıranların anısına da, mücadelesine de saygılı olun. Bu insanlar sizin ve bizim daha özgür bir ülkede yaşayabilmemiz için bu emeği, bu bedeli sarf ediyor. Ve sevgili arkadaşlar yine, Sayın Başbakan ne diyor, diyor ki “Bunlar gizli gizli yiyor.” diyor.

Şimdi, dün Grup Başkan Vekilimiz de getirdi ama zaman açısından da çok yeterli olmadı.

Şimdi, biz bu dili de tanırız, bu geleneği de biliriz. Bu devletin dilidir, bu dil Kenan Evren’in dilidir, bugün de Sayın Başbakana nasip olan bir dildir. Bakın, Kenan Evren, döneminde ne diyor, 12 Eylül cuntasında 1984 “Gizli gizli yiyorlar.” diyor, 4 tane devrimci yaşamını yitiriyor. Şevket Kazan, döneminde, 1996’da “Kantinden yemek stok ettiler, yiyorlar.” diyor; hemen arkasından 12 ölüm gerçekleşmiş. Yine, Sadettin Tantan, 2001’de “Gizli gizli yiyorlar, hepsi sapasağlam.” diyor; 122 devrimci yaşamını yitirmiş. Yıl 2012, yine “Gizli gizli yiyorlar.” Sayın Başbakan Tayyip Bey diyor ki “Gizli Gizli yiyorlar.”

Şimdi diliyorum, umuyorum, buraya soru işaretleri koydum, buradan bir tek insan yaşamını yitirmez ama bir insan yaşamını yitirirse Sayın Başbakan, nasıl Türkiye toplumunun yüzüne bakacak, nasıl bizim yüzümüze bakacak, nasıl bu ülkede kardeşliği ve birliği savunacak? Şimdi, bu sorunları çözmek için proje üretmeniz gerekirken Kenan Evren’in dilini, Şevket Kazan’ın dilini, Sadettin Tantan’ın dilini bir türlü terk etmiyorsunuz; işte devlet politikası budur. İktidarlar değişir ama devlet politikası bu ülkede muhaliflere karşı değişmez, Kürtlere karşı değişmez, Alevilere karşı değişmez; sosyalistlere karşı değişmez, bunu değiştireceksiniz, Yoksa 89’uncu yılını kutladığımız bu cumhuriyet… Bu cumhuriyette 89 yıldır biz muhalifler zulüm altındayız. Biz böyle büyük bir kutlama için köşke gitmedik ama bir  haksızlığa karşı bir duruş sergiliyoruz. Gittik evet, türbana haksızlık yapılmıştı, bu grubumuz geçen dönem Anayasa değişikliğinde “Evet” demişti, Çankaya’da türban olmalıdır. Yüreğiniz varsa burada da olmalıdır. Biz demokraside çifte standardı tartışmayız ama siz kendinize özgürlükleri savunurken diğerlerinin… Siz şu an özgürsünüz. Şu anda Çankaya’dasınız. Sizin için özgürlük mücadelesi bitti. Onun için, dönüyorsunuz özgürlük mücadelesi verenlere, hak talep edenlere bu kadar hakaret ediyorsunuz. Buna da hakkınız yok ve şimdi, aslında bu talepleri dile getiren arkadaşlarımızın durumu ortada. Bu arkadaşlarımız, hepsi Sayın Başbakandan daha bilinçlidir. Bu tür polemiklerle, bu tür psikolojik savaşlarla yani etkileneceklerini düşünenler yanılırlar. Hele hele bizim geleneğimiz bir feda geleneğidir. Hiç kimsenin ölümden korkmadığı bir gelenekten geliyoruz. Korkarsak ölenlerimize ihanet ederiz ama kimsenin de ölmemesi için Tanrı’ya dua ederiz, emek sarf ederiz.

Sevgili arkadaşlar, Bursa’da olup bitenler… İki gece Grup Başkan Vekilimle birlikte Bursa’daki olayların gece saat bir, ikiye kadar takipçisiyiz. Sayın Başbakana ulaşmaya çalışıyoruz. Biz İçişleri Bakanını yok hükmünde sayıyoruz; ona ulaşmıyoruz ama diğer birimlerle görüşüyoruz. Vicdan sahibi olan bakanlarla da görüşüyoruz ama ne hikmetse, arkalarında polis güçleriyle, arkalarındaki faşist odaklarla, çetelerle Kürtlere saldırı var, BDP’lilere saldırı var. Oradaki telaffuz yanlıştır; BDP’liler bir tek insana saldırmamıştır. Bütün BDP’lilerin evi saldırıya maruz kalmıştır. Evlerinin içindeki eşyalar bile kırılmıştır. Ben yetkililerle yaptığım görüşmede de “Aman biz engelleyemiyoruz.” O malum işaretlerle, ellerindeki döner bıçaklarıyla, satırlarla Kürtlerin evinin içine kadar… Açıkça söylüyorum, öncülüğünü oradaki polis güçleri yapıyor ve o faşist odakları biz tanıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Kim olduklarını da biliyoruz. İşaretlerini de biliyoruz ve bizi korkutmaya çalışmayın. Bizim acılarımıza saygı duyun. Gelin, bu acılarımızı birlikte ortaklaştıralım. Bu acıları ortaklaştırabilirsek ortak vatanda, ortak şiarla yaşayabiliriz. Türkiye’nin şu andaki tek ihtiyacı, emin olun, acıları ve sevinçlerini ortaklaştırmaktır. Eğer bir cumhuriyet 89 yılda bu halkın sorunlarını çözememişse bu da cumhuriyetin ayıbıdır. Bu sorunları çözmek size düşüyor çünkü iktidara çok halkın büyük bir desteği var. Eğer bu desteği iyi kullanırsanız isminiz Sadettin Tantan’ın, isminiz Kenan Evren’in yanında değil daha onurlu bir yerde olur.

Bu duygularla hepinize teşekkür ederim.(BDP sıralarında alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.

İkinci konuşmacı, aleyhte olmak üzere Sayın Ramazan Can Kırıkkale Milletvekili.

Sayın Can buyurun.(AK PARTİ sıralarında alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

12 Eylül tarihinde başlayan açlık grevi 6 cezaevinde başlamış, dönem dönem artarak 66 cezaevinde 975 tutuklu ve hükümlüye ulaşmış; bazen de bu sayı azalmış, 300 kişi civarında açlık grevini terk edenlerle 675 civarına kadar düşmüştür. Şimdi, burada tutuklu ve hükümlülerin açlık grevine gitmelerindeki sebep, gösterdikleri sebebe bakacak olursak: “Teröristbaşı Abdullah Öcalan’a uygulanan sözde tecridin son bulması, KCK operasyonlarının ve yargılamalarının son bulması, Kürt kimliği ve Kürtçe ana dil eğitim hakkının tanınması iddiasıyla açlık grevini başlatmışlar.” gerekçeler bu. Bu Gerekçeler, tamamen istismara yönelik gerekçelerdir. Cezaevlerinde ana dilde görüş yasağı bizzat Başbakanımızın yayınlamış olduğu genelge ile kaldırılmıştır. İnsani bir talebe, ihtiyaca cevap verilmiştir. Diğer taraftan ana dilde savunmayla ilgili çalışmalar ise Hükûmetimiz dönemlerinde devam etmektedir. Tutuklu ve hükümlü yakınlarının ağır hastalığı veya ölümü hâlinde mazeret izni hakkı tanınması bizzat Hükûmetlerimiz döneminde sağlanmıştır. Diğer yandan koşullu salıverme, bir yıl veya daha az süre kalan hükümlülerin denetimli serbestlik hükümlerinden yararlanması neticesinde uygulamayla toplam 17.287 kişi cezaevinden tahliye edilmiştir. İnancı gereği veya vejetaryen duygularla özel durumda olanlarla ilgili ise düzenlemeler yapılarak bu tutuklu ve hükümlülerin de cezaevindeki imkânlardan yararlanması sağlanmıştır.

Diğer yandan cezaevlerinde kötü muameleyi veya işkence gibi insanlık suçunu önlemek maksadıyla düzenlemeler hükûmetlerimiz döneminde tamamlanmıştır. Hükümlü ve tutukluların eşleriyle bir araya gelmelerine imkân tanıyan, çocuk hükümlülerin anne ve babalarıyla ilişki kurmalarını sağlayacak düzenlemeleri ise en kısa zamanda hayata geçireceğiz inşallah. Eşlerin bir araya gelmesini sağlayacak düzenlemenin hazırlığı içerisindeyiz. Burada, belirli bir süre yirmi dört saat veyahut da… Eşlerin bir araya gelmesini sağlayacak düzenlemeler de çalışma yapmak üzere Bakanlar Kurulunda imzaya açıldı, Meclise de sevk edilecek. Bunlar insani taleplere, ihtiyaçlara cevap verecek düzenlemelerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terör örgütü ve onun güdümündeki kuruluşlar dışarıdan ölümleri, dışarıda yaptıkları zulümler yetmezmiş gibi şimdi de cezaevlerine el atmış durumdalar. Terör örgütü bir kısım örgütsel ve siyasi taleplerle cezaevlerindeki yandaşlarını ölüm orucuna yönlendiriyorlar, âdeta onlara ölüm talimatı veriyorlar. Ölüm oruçlarına gerekçe olarak ifade edilen konuların cezaevleriyle de uzaktan yakından ilgisi olmadığını bütün kamuoyu bilmekte ve takip etmekte. Cezaevlerinde bulunan tutuklu veya mahkûmların hangi suçtan yatarlarsa yatsınlar onların canı, sağlığı, güvenliği devlete emanettir; asla KCK’ya, asla bölücü terör örgütüne, asla BDP’ye emanet değildir. Devlet bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yapmaktadır.

“Açlık grevi yapanların talepleri tamamen istismara yöneliktir.” dedik. Teröristbaşına özgürlük istiyorlar. Nasıl olacak bu Allah aşkına? 40 bin insanımızın kanına giren bu cani nasıl özgürlük isteyecek? Bu özgürlük talebinin Meclise BDP tarafından taşınması ne kadar demokratik, ne kadar siyasi bir tavırdır; ne kadar milletimizin gelenekleriyle, görenekleriyle, gerçekleriyle, değerleriyle örtüşmektedir? Biz diyoruz ki, artık, Barış ve Demokrasi Partisinin zincirlerinden kurtulması gerekiyor, talimat alan değil bağımsız bir siyasi parti olması gerekiyor.

Kızıltepe Kasrı Kanca’da kuzu kebaplarıyla âlem yapanlar cezaevlerindeki yandaşlarına ölüm diyorlar.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Şunu atacağım kafana! Ahlaksız!

SIRRI SAKIK (Muş) – Ayıp be ayıp, utan! Utan ya!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Bu, kamuoyuna mal olmuş bir gerçektir.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Utanmıyor musun?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Siz orada zevküsefa içerisindeyken yandaşlarınıza “ölüm” diyeceksiniz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Get lan! Ne zevküsefası! Ahlaksız!

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Ahlaksız adam! Terbiyesiz adam!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Aynen iade ediyorum o sözleri size.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen…

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Konuşma lan! Yeter lan, yeter!

RAMAZAN CAN (Devamla) – O sözleri size aynen iade ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu ne ahlaksızlık ya!

RAMAZAN CAN (Devamla) – O sözleri size aynen iade ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Size yakışıyor mu?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ahlaksızlık sizin yaptığınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne biçim konuşuyorsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, müdahale edin.

BAŞKAN – Lütfen dinleyelim.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değerli…

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Ne demek bu ya!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu ne ahlaksızlık ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sizin müdahale etmeniz gerekiyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ne demek ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sözünü geri alsın.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Lütfen oturun… Lütfen oturun… Dinleyin… Dinleyin, sonra cevap verirsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan “ahlaksız” tabirini geri alsın.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Onlar geri alsın, onlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan “ahlaksız” tabirini geri alsın.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Bu lafı söylemek ahlaksızlığın ta kendisi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan “ahlaksız” tabirini geri alsın.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen beyler…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir milletvekiline, kürsüde konuşan milletvekiline kimse “ahlaksız” diyemez.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ama bir milletvekili doğru konuşmalıdır.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Doğru konuşsun, doğru!

BAŞKAN – Sonra cevap verirsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Buna sizin müdahale etmeniz gerekiyor. Grup Başkan Vekili olarak siz müdahale edeceksiniz.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkanım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan “ahlaksız” tabirini geri alsın. Bir milletvekili orada konuşuyor. Eleştirisi varsa kürsüde konuşsun. Yanlış söylüyorsa kürsüye çıkar, konuşur.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ayıptır!

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa)- Üç buçuk ay önce bir yemek yemişiz, utanmıyor musunuz!

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun… Lütfen yerinize oturun…

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; kem söz sahibine aittir diyorum, konuşmama devam etmek istiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani siz sanki hiç yemek yemiyor musunuz, ziyafet çekmiyor musunuz? Üç ay önceki bir normal yemeği suistimal eder mi insan?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen… Lütfen…

RAMAZAN CAN (Devamla) – Değerli Kürt vatandaşlarımızın bu adaletsizliği görmesi lazım. Ölüm oruçlarına gerekçe olarak ifade edilen konuları siyaset zemininde dile getirmesi gereken siyasi parti hâlâ Kandil’i, İmralı’yı işaret ediyor. Bu eylemlerin talimatını veren terör baronlarına, mahkûmları ölüme sürükleyen vicdansızlara laf söyleyemeyenler utanmadan devletin, Hükûmetin vicdanını sorguluyorlar. Siz önce PKK’ya “terör örgütü” deyin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Demiyoruz, ne olacak!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Ama buna yüreğiniz yetmez.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Bravo.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Demin de söylediğim gibi sizin artık zincirlerinizden kurtulma zamanınız fazlasıyla geldi, geçiyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sen yularından kurtul!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle Genel Kuruldan Kürt kardeşlerimize seslenmek istiyorum.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Hadi be!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Örgütün pençesine düşmüş çocuklarımızın, gençlerimizin annelerine, babalarına sesleniyorum. Sizin evlatlarınızın hayatı üzerinden statü edinenlere…

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – İkinci baskı, ikinci baskı!

RAMAZAN CAN (Devamla) – …kendilerine saltanat düzeni kuranlara asla müsamaha göstermeyin. Onlar kendilerini bu ateşten daima uzak tutarlar, tutmaya devam edecekler.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Senin zihniyetinle kardeş falan de değiliz, onu söyleyeyim. Senin gibi faşist bir zihniyetle kardeş değiliz.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Eğer oralarda kalacak olurlarsa yanacak olan sizin evlatlarınızdır. Evlatlarınızı bu ateşten çıkarın. Çocuklarınızı ölüm makineleri yapan, ölüm kusturanlar bilesiniz ki bir elleri yağda, bir elleri baldadır.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Onlar onurları için gidiyorlar.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Onların çocukları dağda değil, cezaevinde değil; onların çocukları kolejde, zevküsefadadırlar. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; oruç tutanların gerekçelerinden biri de, istismara yönelik, KCK operasyonlarıyla ilgili. KCK operasyonlarıyla ilgili de bir şeyler söylemek istiyorum ben.

24/11/2011 tarihli Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinde aynen şöyle diyor: “KCK operasyonlarının ne kadar süreceği, kimleri kapsayacağı, tutukluluk süreleri kaygıyla izlenmektedir. Davanın hukuki değil siyasi olduğunu gösterir. Bu Meclis KCK'yı tartışmalıdır. Yasa dışı silahlı bir örgüt ise PKK silahlı yasa dışı bir örgüttür. Peki, o zaman KCK niye kuruldu? KCK'yı kim kurdu? Nedir? Ne amaçla kurulmuştur? Araştırılmalıdır." deniliyor. KCK niçin kurulmuştur? Bunu biz değil, Barış ve Demokrasi Partisi daha iyi bilmektedir. KCK operasyonları niçin başlatılmıştır? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devletine paralel bir yapılanma, bir devlet yapısı içerisindedir. Bu tespit edilmiştir. Tabii ki devlet de meşru müdafaa ve hukuk kuralları içerisinde kendisine atfedilen bu saldırıyı bertaraf edecektir.

Siyaset akademileri, bizzat teröristbaşının talimatları çerçevesinde, “siyaset akademileri” adı altında örgütsel eğitim merkezleri kurulmuştur. Talimatlar çerçevesinde kurulan siyaset akademisi KCK yapılanması ile Bilim Aydınlanma Komitesine bağlı ve örgütün 14’üncü maddesine ideolojik anlamda yetişmiş kadroları hazırlamak amacıdır. Siyaset akademilerinde verilen derslerle kırsalda PKK örgütünün bütün eğitim faaliyetleri örtüşmektedir.

Teröristbaşı diyor ki: “Kürtler için yıllardır akademilerin açılması gerektiğini söylememe rağmen onu bile yapamıyorlar…”

SIRRI SAKIK (Muş) – Kötü bir şey mi demiş? Akademi kötü bir şey mi ya?

RAMAZAN CAN (Devamla) – “…BDP’nin binlerce ve on binlerce kadro yetiştirmesi lazım. Neden yapamıyorlar? Çünkü teorik kavrama düzeyleri buna müsait değildir.” diyor. Bu zılgıtı, bu azarı işiten yapı, bu yapıyı kurmaya kalkmıştır. Tabii ki bu yapıyı kuranlara karşı da Türkiye Cumhuriyeti devleti bir güçtür, bu gücünü de her zaman, her ortamda gösterecektir.

“Siyaset akademisinden yetişen -sözüm ona- gerillalar bu savaşta etkin bir biçimde yer alacaktır.” demektedir. Bu da PKK-KCK ilişkisinin bir organik bağ içerisinde devam ettiğini göstermektedir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Bunun açlık greviyle ne alakası var?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi tamamen Meclis gündemini değiştirmeye matuf ve istismara yöneliktir. Bu nedenle Genel Kurulca reddi gerekmektedir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bu, senin gündemin değil midir? İnsanların ölmesi senin gündemin değil midir?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Genel Kurulu bu duygular içerisinde tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bize sataşarak “Zincirlerini kırmalılar.” diyor. Bütün konuşmada sürekli hakaret ederek BDP Grubuna… İki dakika açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakikayı geçmesin lütfen ve tekrar bir polemiğe meydan vermeden.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; acaba, Allah aşkına, insanların hayatı sizi hiç mi ilgilendirmiyor? Hiç mi size ait bir düşünceniz olmaz ya? Başbakanın konuşmalarını kopya ederek çıkıp burada bunları anlatıyorsunuz. Eğer zincir kırmaksa, ilk önce siz kırın; siz, hepiniz yok hükmünde sayılıyorsunuz. Hanginizin iradesi var buraya çıkıp konuşmaya? Hangi konuyla ilgili, Parlamentoyu, halkı bilgilendirmeye hangi gün çıktınız? Yok hükmündesiniz. Tek adam dönemi yaşanıyor bu ülkede.

Bakın, bizi konuşturmayın. Bizim çocuklarımız onurlu bir mücadele içerisindedirler ama dönün, kendinize bakın. Şimdi, ben de Türkiye halkına sesleniyorum: Çorum’da, Yozgat’ta, Trabzon’da yoksul Anadolu çocukları, sizin çocuklarınız, her gün ölüme gidiyor; bu AKP’lilerin çocukları bir bütün olarak, Amerika’da, Avrupa’da eğitim görüyor, Türkiye'yi parsellemişler. Yediden yetmişe, belediyesinden iktidarına bu ülkenin çıkarlarını ve nimetlerini siz parsellediniz, siz yiyorsunuz. Dönüp bize bu noktada bir tek söz söyleme hakkınız yok. Sizin çocuklarınız… Bana gösterin bir tane, AKP’nin belediye başkanından milletvekiline kadar bölgede gidip bu kirli savaşta savaşan bir tane çocuk gösterin. Bari, dinime söven Müslüman olsa.

Şimdi, bu kadar suçüstü yakalanmışsınız, bu kadar, çocuklarınıza “Askerlikten muaftır.” çürük raporları alırsınız, Amerika’da okutursunuz, onlara dünyayı güllük gülistanlık edersiniz, hepsi Avrupa’dan dönüp geldiklerinde burada holdinglerde 20 bin dolar, 50 bin dolar maaşla iş bulur; bizim çocuklarımız kimliklerinden dolayı iş yapamaz, intihar eder. İşte aramızdaki fark da budur. Bize laf söyleyemezsiniz, siz ilk önce dönün aynada kendinize bakın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bize laf söylemeye hakkınız yoktur. Biraz vicdan sahibi olun. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkürler.

FATİH HAN ÜNAL (Ordu) – Siz, teröre sığınmaya devam edin!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, Sayın Hatip “BDP, zincirlerinden kurtulmalıdır.” demek suretiyle grubumuza sataşmıştır. O nedenle grubumuz adına bir cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Ben, Sayın Sakık da grup adına konuşuyor diye düşündüm Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, kendi konuşmasına sataşma vardı, ben de grup adına birkaç açıklama yapmak istiyorum, yeni sataşmaya mahal vermeyecek şekilde.

BAŞKAN – Ama bunun sonu yok, lütfen bir polemiğe mahal vermeden, lütfen.

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) –  Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, büyük bir talihsizlik, Sayın Hatibin buradaki konuşmalarında açlık grevinde ölümün eşiğine gelmiş insanlarla ilgili tek bir duygu kırıntısına biz rastlamadık, tek bir kaygıya, tek bir vicdani muhasebeye rastlayamadık. Burada “Nasıl siyasi rant elde edebilirim; milliyetçi cepheye, milliyetçi tabana nasıl mesaj verebilirim.”in kaygısı var.

Şimdi, cezaevi koşulları için, açlık grevi yapılmadığı için cezaevlerini güllük gülistanlık gösteriyor. Sadece on yılda sizin iktidarınız döneminde 900 kişi cezaevlerinde yaşamını yitirdi, sadece bu yılın ilk altı ayında 22 kişi cezaevlerinde yaşamını yitirdi. Bütün bunlar olmasına rağmen kendi koşulları için değil, toplumsal barış için eğer bir eylem ortaya konuyorsa bunun mesajını anlamak artık bir vicdani görev olarak önünüzde durmalıdır. Dolayısıyla burada yapmış olduğuz şey, baştan sona kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir.

Buraya gelmiş, BDP’den bedel istiyor. Sen bütün BDP’li milletvekillerinin öz geçmişlerini araştır, senin zihniyetinin bedel ödetmediği bir BDP’li vekil yoktur; BDP’li vekillerin tamamı bu zihniyetin uyguladığı ölüm politikalarıyla, katliam politikalarıyla canından bir parçayı, en yakınını toprağa gömmüş insanlardır. BDP’li vekiller böyle siyaseti ihaleler için, komisyonlar için, oğluna gemicikler almak için, bir yılda 3,5 trilyonluk mal servetlerini artırmak için siyasete atılmamışlardır. Burada dinlemeye bile tahammülü yok. Buraya gelip her türlü hakareti yapan bir kişi dinlemeye bile tahammül edemiyor.

FATİH HAN ÜNAL (Ordu) – Sen kendi grubuna söyle onu!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sizi 3,5 trilyonluk mal varlığınızı, oğullarınızın gemiciğini, yaşamını yitiren askerin babasının yırtık ayakkabısıyla kıyaslamaya davet ediyorum; başka da hiçbir söze gerek yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Üç ay önce, açlık grevleri gündemde yokken, bir dost evinde yenmiş bir yemeği konu etmek de siyasi ahlaksızlığın ta kendisidir. Bu konu özellikle gündeme getirilmeye çalışılıyor. Bu konu hakikaten düzeyi düşürdüğü için bir an önce bu yaklaşımdan vazgeçmeniz, açlık greviyle ilgili bir tutarlı muhasebe yapmanız gerekmektedir.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, 19/10/2012 tarihinde Iğdır Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan tarafından cezaevlerinde 12 Eylül 2012 tarihinde başlayan ve iki siyasi talebi içeren süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 31/10/2012 günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Lehinde olmak suretiyle, üçüncü konuşmacı Özgür Özel, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi uyarınca vermiş olduğu önergenin üzerinde grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün Erdal İnönü’nün ölüm yıl dönümü. Bir bilim ve siyaset adamıydı. Siyasete güler yüzü, espriyi, nezaketi, makamın kişiye değil, kişinin makama değer katabileceğini gösteren ve hepimizin hafızalarında son derece sıcak duygularla andığımız bu değerli insanı bir kez daha buradan rahmetle anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Onun siyasete getirmiş olduğu üslubun bugün çok ötesinde bir üslubun körüklendiği bu süreçte, bu Meclis çatısı altında benzer bir üsluba kavuşmayı en kısa sürede temenni ettiğimizi grup adına ifade etmeliyim.

BDP grup önerisi üzerinde konuşurken iki yanlıştan ikisini de yapmamaya gayret edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, öncelikle, en yüce insan hakkı olan yaşam hakkının herkes tarafından savunulmasını, herkes tarafından buna saygı gösterilmesini düşünüyoruz. Bu konuda devlete önemli görevler düştüğü gibi siyasi partilere de önemli görevler düşüyor, kişilerin kendilerine ve yakınlarına da. İnsan hayatı hiçbir siyasi talebin pazarlık unsuru olamaz, yapılmamalıdır. Bunun üzerinden yürütülen bir siyasi propaganda, o kişilerde, o kişilerin sağlığında ve toplumun hafızasında çok derin yaralar bırakmaktadır. Grubumuzun bu konudaki hassasiyetinin öncelikle altını çizmek isterim.

Buradan sonra ifade etmek istediğim bir diğer önemli konu da iki gündür Cumhuriyet Halk Partisinin bütün gruplarla bir ismi anılarak cezaevlerindeki yaşanan açlık grevlerine tepkisiz kaldığı, bir sessizlik içinde olduğu… Bu genellemeye bizi de katıyorlar ama bu son derece yanlış. Bundan tam on beş gün önce, Sayın Genel Başkanımızın bilgisi ve talimatıyla ilk incelemeyi Sincan Cezaevinde biz yaptık. Daha sonra, hem de bugün, tam da bugün -BDP grup önerisi bugün öğlen saatlerinde geldi ama- şu anda Veli Ağbaba, Nurettin Demir, Melda Onur ve Aytuğ Atıcı’dan oluşan Cumhuriyet Halk Partisinin inceleme heyeti, Bolu ve Kandıra cezaevlerinde bu konuda araştırma yapmaktadır. Arkadaşlarımızın konuya ilişkin tespitleri, önümüzdeki günlerde partimizin yetkili organlarına iletilecek ve bu konuda kamuoyuna gerekli açıklamalar yapılacaktır.

Ben Cumhuriyet Halk Partisinin Cezaevi Komisyonunda yer alan bir milletvekili olarak açıkça şunu ifade etmek istiyorum: Cezaevi koşulları, 1980 darbesinden sonraki dönemi aratır durumdadır. Yüce Meclisin Adalet Komisyonundan oluşturulan alt komisyonda Cezaevleri İnceleme Komisyonu iktidar partisi eliyle işlevsizleştirilmektedir. Bu yüzden ki muhalefet partileri bu konuda ayrı ayrı heyetler oluşturarak, milletvekillerine tanınan haklar doğrultusunda, Adalet Bakanlığından izin alıp cezaevlerinde incelemeler yapmakta.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hiçbir bölge ayrımı yapmadan, suçun türünü ayırmadan, suçlunun menşesine bakmadan, KCK’lı ve PKK’lı demeden, Hizbullah hükümlüsü demeden bütün suç örgütlerinin hem tutuklularını hem hükümlülerini cezaevlerinde ziyaret ediyoruz. Birinci önceliğimiz insan hakları çünkü cezaevi demek, suçlunun cezasını, hürriyeti kısıtlanarak ama seyahat hürriyeti, özgürce yer değiştirme hürriyeti kısıtlanarak ama bunun dışındaki tüm haklarını kullanabileceği bir ortamda kullanmasıdır. Oysaki bugün Türkiye cezaevlerinde tüm tutuklulara, özellikle de siyasi tutuklulara ağır bir tecrit uygulanmaktadır. Tecrit bir insanlık suçudur, kamuoyuna yaptığımız her türlü açıklamada bunun altını şiddetle çiziyoruz.

Çok açıkça ifade etmek lazım ki, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Cübbeli Ahmet Hoca’yı da ziyaret ediyoruz, Yasin Demir’i de, Ogün Samast’la da görüşüyoruz, Milletvekili İbrahim Ayhan’la da. Mustafa Balbay’ın da, Engin Alan’ın da, Haberal’ın da ve diğer milletvekillerinin, örneğin Urfa’daki İbrahim Ayhan’ın da yanında olan tek parti Cumhuriyet Halk Partisi ve orada Salih Mirzabeyoğlu da derdini, tasasını, duyuramadığı sesini Cumhuriyet Halk Partisinin bu komisyonu aracılığıyla duyuruyor.

Biz meseleye evrensel hukuk normları, insan hakları, yaşama saygı, cezaevlerinde sağlık sorunları açısından yaklaşıyoruz. Konuştuğumuz her yerde, her tutukluda inanılmaz hak ihlallerini görüyoruz. Örneğin bir tane karaciğer hastasına soruyorum: “Ne ilaç kullanıyorsunuz?” Söylediği ilaç, karaciğer tedavisinde altı ay kullanılması gereken, yedinci aydan sonra karaciğer kanserini tetikleyen bir ilaç. Tam altı yıldır cezaevinde bu ilaç kullanılıyor bilgisizlikten, eksiklikten.

Bir cezaevinde Cübbeli Ahmet Hoca’nın sakalı olağan sakalken Osmaniye Cezaevinde ikinci gün tıraş olmamış mahkûm oradaki cezaevi müdürü eliyle doktora, avukat görüşmesine, revire, saz kursuna gitmekten, kütüphaneye çıkmaktan, havalandırmaya çıkmaktan menedilir duruma gelmiş.

Cezaevinde kitap yasağı diye bir şey olmaz. Dışarıdaki kitap yasaksa içeride de yasaktır, dışarıdaki serbest kitaplar içeridedir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak tespitimiz şudur ki, bazı cezaevlerinde kitapları okuyan, inceleyen ve yasak listesi oluşturan komisyonlar oluşturulmuş. Evet, mevzuatta yeri var, ama o şuna bakacak: Kitabın içine bir tane çakı gizlenmiş mi, kitabın bir sayfası değiştirilerek bir tane firar talimatı var mı? Oysa, BDP Muş Milletvekili Demir Çelik’in yazmış olduğu, bütün milletvekillerine hediye ettiği kitap Osmaniye Cezaevinde yasak. Bunun insan haklarıyla, özgürlüklerle bağdaşır tarafı yok.

Ama çok açıkça şunu söylemek gerekir ki, AKP Hükûmeti döneminde hasta tutuklular açısından çok ciddi sıkıntılar var. İnanır mısınız -inanmayın- açıkça genelgesi var, R tipi cezaevleri oluşturuldu. R tipi, “rehabilitasyon” demek. Yürüyemeyecek, kendi tuvalet ihtiyacını göremeyecek, yatak yaralarından dolayı kemikleri açılmış, derileri açılmış, kemikleri görülen hastaların, artık bunların, bir daha, sağlığına kavuştuktan sonra cezasını çekmek üzere evlerine yollanması, tedavi edilmesi ve hükmün infazına ara verilmesi gerekirken bunlar için özel cezaevi yapılmış. Yatalak siyasi tutuklular var cezaevlerinde, R tipi cezaevlerinde. Bunları görmeden, sanki cezaevlerinde her şey güllük gülistanlıkmış da bu ifade edilen gerekçelerine ve bu siyasi talepler doğrultusunda açlık grevi yapılmasını doğru bulmadığımız meseleye iktidar bunu yöneltiyor ve sanki cezaevlerinde her şey yolundaymış gibi gösteriyor. Bir kere, yolunda değil.

130 bini aştı tutuklu ve hükümlü sayısı yani orası pek çok kentten daha fazla nüfusu olan bir büyük kent hâline geldi. Türkiye’yi bir açık cezaevine çevirdiniz. Bu durum içinde baktığımızda, 3.800 tane öğrencinin tutuklu olduğunu, 100’e yakın gazetecinin tutuklu olduğunu, 8 tane milletvekilinin tutuklu olduğunu dünyaya anlatamıyorsunuz ve bununla ilgili de kim ne söylerse ciddi şekilde sıkıntı duyuyorsunuz.

Ve her türlü özgürlüğün kısıtlandığı bir ortamda “Bu daha ileriye nasıl gidebilir?” diye düşünürken, bu KESK bileşenlerinin 4+4+4’te yaptığı eylemde insanların seyahat özgürlükleri kısıtlandığında, “Bundan sonra ne yapacaksınız daha?” demiştik. Bundan sonrası sokağa çıkma yasağı mıdır? Geçtiğimiz günlerde, Cumhuriyet Bayramı’nın kutlaması için, bu coşkuya Ankara’da ortak olmak için yola çıkmış olanlara İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü emriyle yayımlanan bir gizli genelgeyle engel oldunuz. İlk kez böyle bir şey yapılıyor. Şu yapılıyor: Diyor ki: “Bu insanlar buraya gelecek...” İşte, genelge burada, üzerinde “gizli” ibaresi var. Genelgeyi görmek istedim, daha doğrusu dedim ki: “’Gizli bir emir aldım.’ dediğinde bu ülkeyi polis yönetir. Ey emniyet müdürü, bana bu genelgeyi göster bakalım.” Genelgeyi gördük. Genelgede Cumhuriyet Bayramı’nın kutlamaları bir suç olarak tarif ediliyor “Buraya gidecekler, suç işleyecek.” diyor ve suça engel olmayla ilgili devletin haklarından bahisle, mahcup ifadelerle “Aman kardeşim bu insanları sakın ha Ankara’ya yollamayın.” ama bir ricası var Emniyet Genel Müdürlüğünün “Bunu gizli tutun, aramızda kalsın, biz bunun siyasi sorumluluğunu paylaşamayız, utanırız bunu söylemekten.” diyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Ondan sonra ne oluyor? Ondan sonra “Ceset torban var mı, selektör yap, uzunlar düzgün yanıyor mu?” deyip o arabalara orada engel olmaya çalışıyorsunuz. Yok, bu, Hükûmet eliyle verilmiş bir emirdir, bunun siyasi sorumluluğunu aslanlar gibi taşımak zorundasınız. Ondan sonra, İzmir’de geliyor beş tane arabayı beş ayrı ilçeye götürüyor, polis biniyor, şoföre “Şuraya çek, buraya çek.” ki insanlar arabalarına ulaşamasınlar, buraya gelemesinler.

Biz, çok Amerikan filmi izledik. Bu da bir Amerikan filmi ama Amerikan filmlerinde olmayan bir şeyi 28’inde gösterdiniz. Amerikan filmlerinde birileri, at hırsızları atları çalar, şerif gider onu yakalar. Sizin elinizde, ilk kez bu filmde bir şerif, atı çalıp kaçmıştır arkadaşlar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Aleyhte olmak suretiyle dördüncü konuşmacı Sayın Tülay Kaynarca, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi aleyhinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuma geçmeden, düşüncelerimi ifade etmeden önce bir önceki konuşmacımızın yaptığı konuşmada bir cümleye dikkat çekmek istiyorum ve aynı cümlenin altına imza atmak istiyorum. O da, yaşam hakkıyla ilgili. Evet, her insanın yaşam hakkı var ve yaşam hakkı üzerinden pazarlık etmek, yaşam hakkı üzerinden siyaset üretmenin ne kadar anlamsız olduğu ve acı sonuçlar doğurduğunun bu ülkede de ne yazık ki örnekleri var. Dolayısıyla, aynı cümlelerin altına imza attığımı, Değerli Milletvekilimizin sözlerini de tasdik ettiğimi ifade ederek, şunu ifade etmek istiyorum: Barış ve Demokrasi Partisinin gündem önerisi cezaevlerindeki açlık grevleriyle ilgili. Bu konudaki hassasiyete dikkat çektikten sonra Adalet Bakanımızın, adı geçen tüm bölgelerdeki cezaevlerinde yaptığı incelemelere dikkat çekmek istiyorum ve bizzat gittikten sonra hazırladığı raporları, bu konuda atılan adımların altını çizmek istiyorum ve devamında da -nitekim olumlu sonuçlar da doğurdu ki- birçok kişi açlık grevinden geri adım atmıştır. Sonucunun da inşallah bundan sonraki süreçte de iyi olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, grup önerisinin içeriği ile ilgili Sayın Ramazan Can az önce ayrıntılı bilgiler verdi. Tekrara girmemek adına bunlara değinmeyeceğim ama şunu ifade etmek istiyorum: Bugün görüşmek istediğimiz, işaret ettiğimiz EXPO 2016 Antalya gündemi var. Sadece Antalya için değil, Türkiye’miz için de çok önemli bir konu başlığı.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İnsanların ölmesi sizin gündeminiz değil mi? Yüzlerce insanın ölmesi gündeminiz değil mi? Ayıptır ayıp, tüm Türkiye izliyor sizi.

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - 313 sıra sayılı EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı görüşülecek. Bu temel kanun iki bölüm hâlinde inşallah… Bugün Türkiye’ye çok ciddi kazanımlar sağlayacak bir görüşmeye inşallah imza atmış olacağız. Bu nedenle, özellikle gündemdeki bu konunun da aciliyetine dikkat çekerek, Türkiye’miz açısından önemine de dikkat çekerek grup önerisi aleyhine görüş bildirdiğimi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaynarca’ya teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, Sayın Hatib’in dile getirmiş olduğu bir husus var, kamuoyunu yanıltmaya yönelik bir husustur. Yani atılan adımlarla açlık grevi eylemcilerinin bu grevi bıraktığı şeklinde bir algı yaratmaya çalışıyorlar. Bilgi doğru değildir, bu bilginin aslı şudur: Şu anda cezaevlerinde süresiz, dönüşümsüz açlık grevinde bulunan tutuklu sayısı 683’tür. Bunun dışında bu süresiz, dönüşümsüz açlık grevine destek vermek için bir haftalık ya da iki haftalık dayanışma açlık grevleri yapılmıştır. Dolayısıyla, süresi biten bu dayanışma açlık grevleriyle ilgili bir bitme durumu söz konusudur. Burada halkın duyarlılığını azaltacak şekilde, Türkiye kamuoyunu yanıltacak şekilde bilgi vermek doğru değildir. Sayın Adalet Bakanı bile böylesi bir gelişme olmuş olsa kalkıp açıklama yapar. Böylesi bir bilgininin doğru olmadığını ifade ediyorum. Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sözleriniz zabıtlara geçti Sayın Baluken, teşekkür ediyorum.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru ve önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN- Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN- Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/639) (S. Sayısı: 313) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

17/10/2012 tarihli 11’inci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının tümü üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına yapılan konuşma tamamlanmıştı.

Şimdi, gruplar adına ikinci konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Arif Bulut, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bulut. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ARİF BULUT (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 313 sıra sayılı EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Uluslararası bir organizasyon olarak EXPO, tarih boyunca ticari malların tanıtılması ve pazarlanması amacıyla doğmuş bir kavramdır. EXPO ya da diğer adıyla dünya fuarları, 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında sanayi devriminin getirdiği ekonomik ve teknolojik gelişmelerin sergilenmesi amacıyla ortaya çıkmıştır. Sonrasında ise EXPO tüm dünya ülkelerini bir araya getiren, kültür ve üretimden kaynaklanan politik güçlerin sergilendiği bir etkinlik olmuştur. EXPO’lar sadece düzenlendikleri dönemi yansıtmakla kalmayıp geleceğin dünyasını şekillendiren organizasyonlar olarak önem kazanmışlardır.

EXPO sergilerinin olimpiyatlardan bile daha önemli, daha büyük bir organizasyon olarak değerlendirilmesinin nedeni ziyaretçi sayısıdır. Bu nedenle EXPO’lar dünyada evrensel bir fuar olarak değerlendirilmektedir. Kültür, tarih, eğitim olimpiyatları olarak nitelendirilen EXPO’lar, ülkeleri uzmanlaşmış oldukları konulardaki bilgi birikimlerini daha yaşanır bir dünya için paylaşmak üzere bir araya toplamayı amaçlamaktadır.

Planlanan süreç hem Antalya hem de Akdeniz Bölgesi’ndeki şehirlerimizi son derece olumlu şekilde etkileyecektir. Antalya ve bu bölgelerde var olan doğa, ekoloji içerikli turizm büyük bir ivme kazanacaktır. Antalya’nın doğal bitki müzesi olması ve bünyesinde milyonlarca endemik bitkiyi barındırması nedeniyle de önemli bir tanıtım gerçekleştirecektir.

Botanik EXPO’ları dünyada olimpiyatlar ve futbol organizasyonlarından sonraki en büyük düzenlemelerdir. Türkiye'nin cumhuriyet tarihi boyunca almış olduğu en büyük uluslararası organizasyon bu organizasyondur. Dünya Botanik EXPO’su 2016 yılında “Çiçek ve Çocuk” temasıyla Antalya’da düzenlenecektir. Antalya’nın sivil toplum örgütleri, özel sektörü, yerel yönetimleri ve başta il valisi olmak üzere bürokrasisi el ele vererek güçlerini birleştirip dünyanın 20’nci Botanik EXPO’sunun 2016 yılında Antalya’da yapılacak olmasını sağlamışlardır.

                                    

(x) 313 S. Sayılı Basmayazı 17/10/2012 tarihli 11’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Bu dev organizasyonun ülkemize kazandırılmasında çok büyük gayret sarf etmişlerdir. Antalya’nın dinamikleri 2008 yılında bu çalışmaya başlamışlar ve 2011 yılında EXPO 2016’yı ülkemize kazandırmışlardır.

Bu organizasyon kültür, tarih, eğitim, tarım, çevre bilincini de içine alan çok büyük bir olimpiyat gibidir. EXPO’nun nisan ayında başlayacak olması, temasının “Çiçek ve Çocuk” olması ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’yla bütünleşecek olmasının da ayrı bir önemi ve güzelliği vardır. Bu organizasyonun dünyada tanıtılmasında yerel ve ulusal ölçekte vatandaşlarımızın dikkati çekmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Dünya çocuklarını da bu organizasyonun bir parçası hâline getirecektir.

Bu organizasyon için Antalya’nın seçilmiş olması son derece isabetlidir. Bu bölgenin doğal bitki müzesi olması, bir turizm kenti olması, Antalya ilinin iklim yapısı gereği etkinliklerin on iki aya yayılabilecek olması, Antalya’nın kendine özgü tarihî birikimi, kültürü, güneş ve denizi, geçmiş birçok medeniyetin beşiği olması, ziyaretçi sayısını artıracak ve dünyada Türkiye’yi daha iyi tanıtacaktır.

Antalya turizm bakımından da, tarım bakımından da, özellikle tarımda çeşitlilik bakımından Türkiye'nin en önemli kentidir. Narenciyeden yaş sebze meyveye, mantarcılıktan pamukçuluğa, kesme çiçek ve bahçe bitkilerinden tahıl ve hububata her türlü tarımın yapıldığı, aynı arazide yılda iki üç hasadın yapıldığı en önemli ilimizdir. Ayrıca hayvancılıkta da önemli bir yere sahiptir.

Bu yılki turizm girdilerine, yatırımlarına ve yolcu sayılarına baktığımızda ise 2012 yılı ilk dokuz aylık döneminde Antalya’mıza 9 milyon 85 bin 424’ü hava yolundan, 131.550’si deniz yolundan olmak üzere 9 milyon 216 bin 974 ziyaretçi gelmiştir. 2011 yılının verilerine göre ülkemizi 31 milyon 456 bin 76 yabancı turist ziyaret etmiş, bunun 11 milyona yakını Antalya’yı tercih etmiştir. 2012 yılı Ocak-Ağustos ayları verilerine göre ülkemizi 21 milyon 765 bin 569 yabancı turist ziyaret etmiş, bunun 7 milyon 346 bin 273’ü yani yüzde 34’ü Antalya’yı tercih etmiştir.

Türkiye genelinde turizm gelirleri 2012 yılının ilk altı aylık döneminde yaklaşık 8,5 milyar dolardır. Bunun üçte 1’i Antalya’dan elde edilmiştir.

Antalya, deniz, kum, güneş turizminin yanı sıra yıl boyu süren kültür turizmi, golf turizmi, spor turizmi, özellikle futbol turizmi, kongre turizmi, yat turizmi, dağ turizmi, yayla turizmi ve sağlık turizmi alanlarında büyük gelişmeler kaydetmiştir.

EXPO’yu 5 milyon yabancı turistin ziyaret etmesi beklenmektedir. Bunun 2 milyonu sadece EXPO amacıyla Türkiye'ye gelecektir. Ayrıca EXPO’ya 3 milyon yerli turistin geleceği tahmin edilmektedir. Toplam 8 milyon turistin ziyareti beklenmektedir.

EXPO dolayısıyla elde edilecek tahminî gelir 1 milyar eurodur. EXPO’ya katılacak ülkelerin ve kuruluşların bahçelerini oluşturma maliyetleri ile EXPO sürecinde yapacakları yatırım ve giderlerin ortalamasının 2 milyon euro civarında olacağı tahmin edilmektedir. EXPO’ya yüz ülkenin katılacağı beklendiğinden bu faaliyetlerin toplam getirisi 200 milyon euro olacaktır.

Altı aylık süreçte yaklaşık 20 bin sosyal ve kültürel etkinlik yapılacak, böylece sosyal hayat hareketlenecektir. Bölge içerisinde kültür turizminin gelişmesinde de önemli bir rol oynayacaktır. Yaşanacak bu süreç çerçevesinde bölge özellikle sosyal ve ekolojik anlamda önemli değişimler yaşayacaktır. Önemli bir istihdam oluşturacaktır ayrıca. EXPO sonrasında Antalya ve ülkemiz önemli bir çekim ve ziyaret merkezi kazanmış olacağından, etkisi yıllarca sürecektir.

Şimdi, bu süreci ciddi bir görev kabul edip Antalya ve ülkemize kazandıran ekipten bahsetmek istiyorum:

Uluslararası botanik EXPO’larının düzenlenmesi için dünyada iki yetkili kurum vardır. Bunlardan birisi Uluslararası Sergiler Bürosu, diğeri  Uluslararası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliğidir. EXPO’nun yapılacağı ülkenin bu kuruma üye olması şartı vardır. Türkiye’de Orta Anadolu Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği bu kuruluşa üyedir, bu kuruluşu ülkemizde temsil etmektedir. Bu süreçte Antalya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası, Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Antalya Ticaret Borsası çok ciddi çalışmışlar, sivil toplum kuruluşları ve kamu iş birliğinin en güzel örneğini vermişlerdir ancak bu ekibin birlikteliği yasa tasarısında korunamamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelelim yasa tasarısına. EXPO 2016 Antalya sürecinin ilk gününden itibaren sürecin ana aktörü olarak yer alan, projenin tüm aşamalarında emek koyan ve geçen yıllarda edinilen tecrübeler sayesinde uluslararası EXPO’lar konusunda büyük bir birikime sahip olan, botanik EXPO’larının birincil onay mercisi olan, Uluslararası Bahçe Bitkileri ve Üreticileri Birliği nezdinde Türkiye delegasyonu olarak yer alan ve bu kuruluşun Yönetim Kuruluna seçilen Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği EXPO 2016 Antalya’da yönetime alınmamış, herhangi bir rol verilmemiştir. Bu kuruluş 26 ülkede EXPO 2016 için sunum yapmıştır, 400 bin kilometreden fazla yol gidip gelmiştir. Yani bu EXPO’da olmazsa olmaz olan bir kuruluş dışlanmış durumdadır. Bu sektördeki 26 ihracatçı sektör üyesinden biridir. EXPO 2016 Antalya organizasyonu için en çok çaba sarf eden kuruluş bu kuruluştur. Peki, bu kuruluş yerine Yönetim Kuruluna kim alınmıştır? Antalya Ziraat Odası Başkanlığı Yönetim Kuruluna alınmıştır. Gerekçe olarak da üye sayısının fazla olduğu gösterilmiştir. Hâlbuki Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin Türkiye çapında 600 bin aktif üyesi mevcuttur. Antalya Ziraat Odasının bu organizasyonda herhangi bir katkısı yoktur. Antalya EXPO 2016 organizasyonunun gelirleri arasında, Antalya’daki sivil toplum kuruluşları, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası gibi, Süs Bitkileri ve İhracatçıları Birliği gibi, Antalya Ticaret Borsası gibi sivil toplum kuruluşları yıllık bütçelerinin binde 5’ini EXPO’ya aktarırken Ziraat Odasının EXPO bütçesine herhangi bir katkısı da yoktur. Bunu da bir haksızlık olarak görüyorum.

En büyük yanlışlardan biri de İcra Komitesinin tasarıdan çıkarılmış olmasıdır. AK PARTİ Antalya milletvekilleri, verdikleri önergeyle, İcra Komitesinin tasarıdan kaldırılarak yetki ve sorumlulukların Genel Sekretere, dolayısıyla EXPO 2016 Genel Sekreterliğine verilmesine sebep olmuşlardır. Bu yanlışlığı huzurlarınızda bir kere daha hatırlatmak isterim.

Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin yerine, Ziraat Odası Antalya Şube Başkanlığı Yönetim Kuruluna alınmıştır. Özellikle AKP Antalya milletvekilleri Sayın Badak ve Sayın Türel, tasarının bu noktasında olayı siyasileştirmiş, hatta kişiselleştirmiş, hatta AKP Antalya Milletvekili Sayın Badak olayı öyle bir boyuta getirmiştir ki emeği geçenlere teşekkür edeceğine “Bu projede Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği dört yıldır hizmet veriyor diye onlara makam ve mevki vermek zorunda değiliz.” diyebilmiştir. Komisyon çalışmaları esnasında, Sayın Türel attığı “tweet”lerle “Muhalefetin engellemeleri ve sulandırma gayretlerine rağmen yasa tasarısını Komisyondan geçirdik.” diye yazmıştır.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu “tweetkolik” arkadaşımızın söylediği sulandırmaya bir bakalım, neymiş bu sulandırma? Eğer İcra Komitesinin tasarıdan çıkarılmasına, kudretli bir Genel Sekreterlik makamı oluşturmaya, kamu parasını sorumsuzca harcamaya, denetimden kaçırmaya karşı koymayı, toplum yararını dikkate almayı sulandırmak olarak nitelendiriyor ise evet, biz bunu yaptık, hâlen de yapmaya devam ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, bizim hepimizin ülkemiz adına yapmış olduğumuz bu yararlı hizmetlerdeki amacımız üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değildir. AKP Milletvekili Sayın Badak’a bunu bir kez daha huzurlarınızda hatırlatmak istiyorum.

EXPO 2016 Antalya, Antalya ve ülkemiz için önemli bir sınavdır, başarısı Antalya ve ülkemiz için çok önemli kazançlar sağlayacaktır. Bu açıdan özellikle yerel dinamiklerin görüş ve düşüncesi en önemli noktalardan birisi olacaktır. Hepimizin iktidarı ve muhalefetiyle en büyük görevi ülkemizin her alanda başarıyı yakalamasını sağlamaktır.

Özet olarak, EXPO’nun 9 kişilik Yönetim Kurulunda Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği olmalıydı diyoruz. Bunu en çok hak eden kuruluş bu kuruluştur.

Kanun tasarısının 6’ncı maddesinde yer alan İcra Komitesi Komisyon çalışmalarında tasarıdan çıkarılmıştı -bunu daha önce de ifade etmiştim- yerine Genel Sekreterlik konmuştu. İcra Komitesinin bütün görevleri Genel Sekretere yüklenmiş, ayrıca EXPO Komiserliği görevi de Genel Sekretere verilmiş. Böylece Genel Sekreterlik 19 ayrı görevi yüklenmiş. Tekrar ediyorum, İcra Komitesinin tasarıdan çıkarılmış olmasını çok ciddi bir yanlışlık olarak görüyoruz.

Genel Sekretere yüklenen görevlere bakarsak, bunun içinde, 1.088 dönüm olan EXPO sahasının ve çevresinin alt ve üstyapısını yapmak, yaptırmak, projeleri seçmek, bütün yapı ve tesisleri inşa ettirmek, hatta ilgili belediyelerin -il ve ilçe belediyelerinin- ana caddelerinde çevre ve cephe düzenlemelerini yapmak, yaptırmak, yıllık bütçelerini hazırlamak, yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerini tanıtım ve pazarlamaları yapmak, ulaşım ve haberleşme altyapılarını yapmak, EXPO’ya dâhil olan tüm kurumlar arasında koordinasyonu sağlamak, sponsorluk ve bağışları kabul etmek, pazarlıkları yapmak, kamuoyunu bilgilendirmek, bakanlıklar ve kamu kuruluşları ile her türlü işlemi yapmak ve koordine etmek, yönerge ve talimatları hazırlamak, çalışma grupları ve komiteler oluşturmak, Uluslararası Sergiler Bürosu kurallarına uygun tüm düzenlemeleri yapmak, ihtiyaç duyulan tüm mal ve hizmetleri satın almak yani harcama yetkilerini ve satın alma yetkilerini kullanmak, bütün bunları işletmek, işlettirmek, kiralamak, satmak, satın almak, Yönetim Kurulu başka görev verirse onları da yapmak, ayrıca aynı zamanda EXPO komiserinin görevini de yürütmek.

Değerli arkadaşlar, bu kadar büyük bir organizasyonun bütün işlerini bir Genel Sekreterin yapabileceğini düşünmek çok büyük bir yanlışlıktır. Uygulama esnasında ciddi aksaklıklar olacağını düşünüyoruz. Gerekli düzenlemelerin şimdiden yapılması gerektiği kanaatindeyiz.

EXPO Komiserliğinin görevinin Genel Sekretere yüklenmiş olmasını aynı derecede yanlış buluyoruz. EXPO Komiseri, esas olarak, Paris Anlaşması madde 17’ye uygun olarak, çalışma alanındaki bütün sergi sahiplerinin ticari ve değer etkinliklerinin, faaliyetlerinin Uluslararası Sergiler Bürosu kurallarına uygun olarak gerçekleştirilmesini sağlar. Katılımcı ülkeler ile EXPO 2016 Antalya arasındaki sözleşmeleri yapmaya Ajans adına yetkilidir. Hükûmetin EXPO 2016 Antalya’ya katılımlarına ilişkin tüm kararları, ulaştığı anda, Uluslararası Sergiler Bürosuna ulaştırmakla yükümlüdür. Dolayısıyla, Genel Sekretere yüklenen bu fazlalık görevleri daha etkin bir şekilde yapacağı aşikârdır.

Kanun taslağının 13’üncü maddesinde “Ajans tarafından yapılacak her türlü alım, satım, kiralama, ihale, yapım iş ve işlemlerinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 11’inci, 15’inci ve 18’inci maddeleri ile arsa ve arazi düzenlemesine yönelik diğer mevzuatlar uygulanmaz.” denilmektedir. Bunu da anlamak mümkün değildir. AKP’nin kronik bir uygulaması hâline gelmiştir. Fatih Projesi’ndeki uygulama burada da yerini almıştır. Bir taraftan ÖTV artışlarıyla milletin kemik iliğini bile aspire edeceksin, diğer taraftan kamu parasını harcarken denetimden kaçacaksın. Yani ülkeyi bir darülharp toprağı olarak gören ve uygulamaları bu mantık üzerine oturtan Hükûmeti kınıyorum. Ayrıca bu ülkenin darülharp değil, darülislam olduğunu da hatırlatmak isterim. Bu tür organizasyonlarda hakkaniyet, eşitlik, adalet ve hukukun üstünlüğü ilkeleri mutlaka uygulanmalıdır. Bu soygun düzenine mutlaka bir son verilmelidir. Tüm bunları hoş karşılamadığımızı belirtmek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın başında da belirttiğim gibi, Antalya, turizm bakımından da, tarım bakımından da, özellikle tarımda çeşitlilik bakımından Türkiye'nin en önemli kentidir. Şimdi sizlere dünyada önemli bir turizm bölgesi olarak adlandırılan ama bunun yanında aynı zamanda tarım ve hayvancılık ili olan güzel Antalya’mızın bazı sorunlarını kısaca aktarmak istiyorum.

Antalya pamuğu kalite bakımından Türkiye’nin en iyi pamuğu olarak bilinen Bergama pamuğu ile aynı kalitede olup lif uzunluğu bakımından Türkiye’nin en uzun lifli pamuğudur. Antalya pamuğu kalite olarak uluslararası piyasada iyi bilinen bir pamuk türüdür. Bir dönem Antalya’da marka olan pamuk, alanı ve miktarı açısından, 1989 yılında Antalya ilinde 412 bin dekar arazide pamuk ekimi yapılmış, 107 bin ton kütlü pamuk elde edilmiştir. 1989 yılından sonra pamuk ekimi sürekli düşmüştür. 2008 yılında taban yaparak ekim sahası 20 bin dekara, kütlü pamuk üretimi de 8 bin tona kadar düşmüştür. 2009 yılından itibaren Antbirlik’in teşvikiyle üretimi tekrar yükselmeye başlamıştır. 2011 yılında 80 bin dekar arazide ekim yapılmış, 28 bin ton kütlü pamuk üretimi elde edilmiştir. 2012 yılı ekim sezonunda 65 bin dekar arazide ekim yapılmış, hasat hâlen devam etmektedir, tahmini 28 bin ton kütlü pamuk elde edilecektir.

Pamuk üretimindeki azalmanın nedeni, pamuk üretim maliyetinin diğer pamuk üreten ülkelere göre çok yüksek olmasıdır. AKP İktidarının çok ucuz fiyatlarla ülkemize gümrüksüz ithal pamuk getirmesinden kaynaklanan sorunlar vardır. Bu da demek oluyor ki siz kendi çiftçinize vermediğiniz desteği dolaylı yoldan Amerikalı ve Yunanlı çiftçilere vermektesiniz. Ayrıca, mazot, gübre ve ilaç girdilerinin yüksekliği de pamuğun bitmesine neden olmuştur.

İkinci olarak, toptancı halinden bahsetmek istiyorum. Antalya Toptancı Hali 480 hektar alanda hizmet vermekte olup Avrupa’nın ve ülkemizin en büyük toptancı halidir. Günlük ortalama işlem gören mal miktarı 3 bin ton, yıllık ortalama 1 milyon tondur. Başta Avrupa Birliği olmak üzere yaklaşık otuz ülkeye ihracat yapılmaktadır. Ülkemizden yapılan tüm ihracatın yüzde 18’i Antalya’dan çıkmaktadır. Antalya ilinin tümünün yıllık üretimi ise 5,5 milyon tondur. Bu miktarın ekonomik büyüklüğü Türkiye’de enflasyon rakamlarını etkileyecek boyuttadır.

Ülkemizin en büyük üretim bölgesi toptancı hali olan halimiz, güz sezonunun yaşandığı şu günlerde acınacak durumdadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARİF BULUT (Devamla) – Ancak toptancı halindeki slogan “Ne alırsan kilosu 10 liraya.” olmuştur. Antalya’nın ticari olarak Türkiye’ye kazandırdığı oranda Ankara’nın da Antalya’yı görmesini temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bulut, teşekkür ediyorum.

Bir sonraki konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Kürkcü.

Süreniz yirmi dakika.

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu EXPO kanun tasarısının kendisine baktığımız zaman, büyük belirsizliklerle dolu bir heves projesi olduğunu görmek mümkün.

Her şeyden önce, bu projenin Türkiye’nin geleceği bakımından tayin edici bir rol oynayacağına dair Bakanlık görüşü olarak, Komisyon görüşü olarak buraya yansıyan çerçeveyi paylaşmadığımızı söylemek isterim. Çünkü eninde sonunda EXPO, mal ve sermaye dolaşımının hızının artırılması ve bundan en yüksek kârın sağlanması bağlamında ortaya çıkan bir sergi, uluslararası sergi çerçevesini bize sunuyor. 2016’ya kadar bununla ilgili olarak çalışılacak. 180 milyon TL ki ben ortada henüz sağlam, somut bir proje olmadığı için, uygulama sırasında bu 180 milyon liralık yatırım hacminin çok çok aşılacağını tahmin ediyorum. 2016’ya kadar bu sarf edilecek. 2016’dan sonra, bütün bu yatırımların sonucu olarak yapılmış olan fuarın, serginin belli bir süre sürdükten sonra boşalmasının ardından bütün bu altyapının, tesislerin, yapıların, yolların ne için kullanılacağını dahi bilmeden bu projeyle ilgileniyoruz, buna kaynak ayırıyoruz; bu bir hevestir o nedenle. Bu heves, aslında yaygın bir heves. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti, küresel alanda yer tutmak gayesiyle, kaygısıyla genel olarak ihtişamlı projeler peşinde koşup Türkiye’yi bir cazibe merkezi hâline getirebileceğini ümit ediyor. Örneğin, Olimpiyat Oyunlarını Türkiye’ye çekmek, Karadeniz’den Marmara’ya 2’nci bir boğaz açmak, kentlerin kendilerini, bölgelerin kendilerini uluslararası piyasaya birer yatırım alanı olarak sunmak bir yol olarak görünüyor. Ancak bütün bunların, geçmişte de bugün de, yani ranta, spekülasyona, gerçek değerlerin değil spekülatif değerlerin dolaşımına ayrılmış olan kaynakların hiçbir anlamda sağlam, gerçekçi, paylaştırılabilir, sürdürülebilir bir gelişme sağlamadığı bilinen bir gerçektir. Daha önemlisi, bu projenin Türkiye’de uygulanması için adım atılırken yer seçiminin, hedeflerin, hedeflemenin neye göre yapıldığına dair kanun tasarısında herhangi bir hükme rastlamıyoruz. Elbette, toplumun bir yararı olacaksa Antalya kentinin de bu yarara ulaşma hakkı var. Ama niçin bu tasarım yapılırken başka alanlar değil de burası seçildi, meçhuldür. Demokratik bir tartışma sonucunda gelecekteki başka projelerle ilişkilendirilerek, bugün Antalya, yarın Mersin, öbür gün Konya planlaması içerisinde gerçek bir plana dayanılarak yer seçimi yapıldığı son derece kuşkulu.

İkincisi: Bu projenin gerçekleştirilmesi için Tarım Bakanlığının tahsis ettiği araziler üzerinden Antalya kentine yapılacak olan müdahalenin kentin doğuya doğru gelişmesini zorlayacağı, bunun için de son derece verimli tarım alanlarını yani Anamur ve Manavgat doğrultusunda gelişmeye zorunlu olarak kapı açacağını… Çünkü şaka değil, 180 milyon lira yatırdığınız zaman, bunun yaratacağı fiziki, sosyal hareketliliğin kaçınılmaz olarak doğuya doğru bir cazibe alanı yaratması ve tarım alanlarının başka maksatlarla tahsis edilmesi olasılığı çok yüksektir, kaçınılmazdır hatta. O zaman, bir planlamadan yerel bazlı da yoksun olduğunu bu projenin söyleyebiliriz. Bu riskler nasıl değerlendirilmiştir, nasıl burada diğer almaşıklar arasından örneğin bu alan seçilmiştir de batıya ya da kuzeye doğru bir alan tahsisi söz konusu olmamıştır, bunu bilmiyoruz.

Dahası, bu proje bir çiçek EXPO’su, hortikültürel yani insanın dolaysız temas alanında bulunan bütün tarımsal faaliyetler ki bunun teması “Çiçek ve Çocuk.” Şimdi, plansızlığın bir başka göstergesi, siz eğer Akkuyu’da bir nükleer santral planlıyorsanız, o zaman Antalya’yı bir hortikültürel alan olarak nasıl kuracaksınız? Çünkü bütün bilimsel göstergelerin gösterdiği şey Akkuya’daki nükleer santralin genel olarak Akdeniz’de, özel olarak da yakın bölgelerde hem deniz iklimselliğinde hem bitki çeşitliliğinde hem tarımsal alanların değerlendirilmesinde önemli, kritik değişikliklere yol açacağıdır. O zaman, bir taraftan çiçek tarımını ve buna bağlı süreçleri teşvik ediyorsunuz, öbür taraftan, onun yanına bunları tehdit eden bir başka yatırımı dikiyorsunuz. Plan bunun neresinde?

Üçüncü nokta: Bütün yerel halk örgütleri, toplumsal örgütler bu proje gerçekleştirilirken kendilerinin ve taleplerinin projeye dâhil edilmesi konusunda son derece sınırlayıcı bir tutumla karşı karşıya kaldıklarından yakınıyorlar. Bu alanla doğrudan doğruya ilgili olan peyzaj mühendisleri, çevre mühendisleri, diğer kuruluşlar, üst kuruluş TMMOB, sürece bir şekilde temsilcilik vasıtasıyla dâhil edilmiş olmasına rağmen, sürecin inşasında, kaynakların, projelerin gerçekleştirilmesinde, kentin yeniden planlanmasında görüşlerine hiçbir şekilde kıymet verilmediğinden şikâyet ediyorlar. Yerel basına bu yansıyor, yetkililerle yaptıkları konuşmalara bunu aktarıyorlar ve daha önemlisi, 2016’da gerçekleşecek olan bu sergi için henüz ortada somut bir proje yok. Sadece üç buçuk yıldan söz ediyoruz. Üç buçuk yıl içerisinde neler, nasıl projelendirilecek, projeler hangi yarışma usullerine tabi olacak? Ben bu kanun tasarısına baktığım zaman görüyorum ki yarışma burada kural dışıdır. Oysa bütün EXPO’ların en önemli özelliklerinden bir tanesi… Her ne kadar ben bunu bir kapitalist mal dolaşımı aleti olarak, ortamı olarak görsem de sonuç olarak bir kapitalist uygarlıkta yaşadığımıza göre, bu kapitalist uygarlığın içerisinde temayüz eden kimi kalıcı sonuçlar ile sonuçlanıp sonuçlanmayacağını bilmiyoruz. Örneğin, bunların atası, evveline gidip baktığımızda, Londra’daki fuarın geriye Kristal Saray’ı bıraktığını, Paris’teki fuarın geriye Eyfel Kulesi’ni bıraktığını biliyoruz. Ama bütün bunlar çok uzun hazırlıkların sonucundaydı ve bu yapılar hâlâ asırlık yapılar olarak yaşıyor. Peki, Antalya’ya ne bırakacağız? Üç yıl içinde bu nasıl tasarlanacak? Dünya tarihi çapında hatırlanacak bir eserin bir yarışma olmadan, Türkiye'nin mimari kapasitesini topyekûn harekete geçirmeden nasıl dikileceğini, inşa edileceğini, düzenleneceğini düşünebiliyoruz? Çünkü korkarım ki Türkiye'nin her tarafında birbirine benzeyen, bir havalimanı binasından ayırt etmemiz mümkün olmayan adalet sarayları zinciri gibi burada da hangi plana, hangi yerel mimari özelliğe, hangi mimari mirasa atfen yapılacağı belli olmayan çeşitli binaların hızla ihale edilerek sürecin tamamlanacağını görebiliriz. Kentin planlanması, peyzajın planlanması, bunlar hangi projelere göre yapılacak bilmiyoruz. O nedenle bu tasarım, sadece aslında mega projeler peşinde koşma iddiasının bir ürünü olarak ortaya konuyor.

Şimdi, bu mega projenin gerçekleşmesi bakımından seçilen tema ise, bir trajediyi görmeden bu tema hakkında nasıl konuşacağımız konusunda derin şüpheler yaratıyor bende. “Çiçek ve Çocuk” mu temamız?

Şimdi, bu “Çiçek ve Çocuk” temalı projenin, EXPO’nun gerçekleşeceği sırada, zamanda Türkiye’de olan bitene bakalım. Cezaevlerindeki çocuk sayısı 1 Ağustos 2012 tarihi itibarıyla 2225. Çocuk gelinler… Sadece 2011 yılında 20.000 aile 16 yaşından küçük kızlarını evlendirebilmek için mahkemelerde dava açtı. Çocuk evlilikleri, çocuk yaşta evlilikler bakımından Türkiye sadece Avrupa’da Gürcistan’ın arkasında, ondan sonra Türkiye, ondan sonra Ukrayna geliyor.

Şimdi, öte yandan çocukların maruz kaldığı şiddet Akdeniz Bölgesinde tahammül edilmez düzeyde. Size haber vermek isterim, geçen gün gazetede bir haber olarak bunu okudum, hatta İçişleri Bakanlığına da bir soru önergesi vereceğim.

İçişleri Bakanlığı, Çukurova’da, Mersin ve Adana’da bir çocuklara ulaşma projesi yürütüyor. Bu projeye göre, polisler resmî kıyafetleriyle evlere gidiyorlar, potansiyel terörist olarak gördükleri çocukları ailelerinin yanında uyarıyorlar, onlara çeşitli biçimlerde, ev içlerinde hayatlarını nasıl tanzim etmeleri gerektiğine dair uyarılarda bulunuyorlar. Çocuklar her gün yaşadıkları pek çok korkuya ek olarak bu korkuyla da tanışıyorlar. Çeşitli olaylardan ötürü gözaltına alınmış çocuklarla ilgili olarak görüşmek üzere Mersin’de gittiğim terörle mücadele şubesindeki yetkiliye bunları niçin yaptıklarını sorduğumda, kanunla kendilerine verilmiş böyle bir görev olup olmadığını sorduğumda bana dediler ki: “Hayır, kanunla verilmiş böyle bir görevimiz yok ama biz inisiyatifimizi kullanıyoruz.”

Şimdi, sevgili arkadaşlar, çocuk konusunun, çocuk şiddeti ve çocuğun uğradığı şiddet meselesinin bir güvenlik yaklaşımıyla, emniyet müdürlükleri vasıtasıyla ele alındığı bir yerde çocuk temalı bir EXPO sürdürürken acaba bu çocuğu bu projenin neresine koyacaksınız? Bunlar mevcutlu olarak mı getirilecekler bu sergiye? Bu serginin mademki teması çocuk; çocuk hakları örgütleri, çocuk kuruluşları, çocuklarla yakından ilişkili, çocuk kültürüne adanmış yapılar ve kuruluşlar bu projenin neresinde?

Ve temamız “çiçek” yani ticari bir ürün olarak “çiçek”. Buraya baktığımızda da bölgenin sunabileceği endemik türler bakımından sürekli olarak onları tehdit altına alan HES projeleriyle bir yandan yarılan bir bölgede aslında bu hortikültürel projenin gerçekleştirilmesi bakımından temanın çiçek olarak seçilmiş olması da bir bakıma trajik. Buna ”oksimoron” diyebiliriz yani “kuru su” gibi bir şey, birinci kelime ikinci kelimenin anlamını ortadan kaldırıyor. Bir yandan HES projeleriyle birlikte endemik çeşitliliği tehdit altına alacaksınız, öte yandan Akkuyu Nükleer Santrali’yle hem denizin hem karadaki bitkilerin varlığını tehdit altına alacaksınız ama hem de temanız çiçek olacak. Bütün bunların bir arada sürdürülmesi, hem gaza hem frene aynı zamanda basılıyor olması anlamına gelir.

Belki bu eleştirilerden hareketle, bu yönde bir yeniden tasarlama, yeniden bir bölgesel planlama ihtiyacı doğabilir. Bence Türkiye’deki temel problemlerden birisi, herhangi bir bölgesel planlama olmaksızın, herhangi bir genel planlama olmaksızın, genel gidişe göre bazı kararlar verilmesi ama ondan sonra, onu çelen diğer kararların onların yanı başına konulmasıdır ve burada da benzer bir süreci görüyoruz.

O nedenle sevgili arkadaşlar, elbette Antalya halkının daha çok imkâna kavuşmasını, Antalya toplumunun daha çok imkâna kavuşmasını isteriz ama kendimizi kandırmayalım. Bu, nihayet, parası olanları ilgilendiren bir proje, tarımsal alanda üretim ve ticaret yapanları, tarımsal alanda büyük ölçekli işletmeleri işletenleri ve büyük ölçekli, uluslararası ticaret yapanları ilgilendiren bir proje. Eninde sonunda, dünya çapındaki şirketler, markalar buraya gelecekler, burada kendilerine yeni mecralar, yeni mahreçler arayacaklar, bunun ticaretini yapacaklar. Sonuçta, Antalya halkı bunu seyredecek. O zaman, buradan doğacak rantların Antalya’da yeniden paylaştırılmasına dair herhangi bir ipucu görmek isteriz. Antalya halkının yararına olacak olan yani çulsuz, üretici, o topraklarda çalışan, o çiçekleri üreten, onları kesen, istifleyen, günde on sekiz saat çalışan kadınların, çocukların bu süreçte sözlerini duymak isteriz. Bu projenin hiçbir yerinde bunu göremiyoruz.

Eğer emekçilere, eğer gerçek üreticilere geri dönmeyecekse bütün bunların sonuçları, o zaman o kadar çok gururlanmaya gerek yok. Her zaman olduğu gibi, toplumun en üst katlarında yaşayanların, küresel toplumun en üst katlarında yaşayanların hortikültür alanında faaliyet gösterenlerini ilgilendiren bir projeyi, memleketin büyüklüğünün bir göstergesi olarak, memleketin yoksul insanlarına takdim etmeye hiç gerek yok. Onlar bunun böyle olmadığını zaten anlayacaklardır.

Sevgili arkadaşlarım, eleştirilerim, grubumuz adına böyle. Bir şeye daha değinip bitirmek istiyorum. Bugün yapılan konuşmalar sırasında, Barış ve Demokrasi Partisinin, sürmekte olan açlık grevleriyle ilgisi bakımından, “hayat hakkı” konusuna yeterince eğilmediği ima edildi ya da bu yönde eleştirilerde bulunuldu. Açlık grevlerinin nasıl ele alınacağına dair hekimlere yol gösteren Dünya Tabipler Birliği açlık grevleri konusunda Malta Bildirgesi’ne baktığım zaman ben şunu görüyorum; tanımı yapıyor, diyor ki: “Açlık grevcisi zihinsel olarak ehliyetli, açlık grevine kendi iradesiyle karar vermiş, bu nedenle belirli bir zaman için yiyecek ve/veya sıvı almayı reddeden kişidir.”

Şimdi, bize yol gösteren dünya hekimlerinin en üst örgütünün bu yaklaşımını birinci dereceden dikkate almak zorundayız; biz de böyle alıyoruz. Bu greve kalkışan arkadaşlar bize sormadılar “Açlık grevi yapalım mı, yapmayalım mı?” diye, greve başladılar. Biz tıpkı onları gözetmekle görevli hekimler gibi aynı etik ilkeye dayanarak onların bu kararlarına karışmıyoruz. Akılları başlarında, ne yaptıklarını biliyorlar. Öyle olmasa, bunca yükü yüklenip cezaevinin yolunu zaten tutmazlardı. O nedenle biz, onların ileri sürdükleri talepleri daha çok ciddiye alıyoruz, tartışıyoruz. Elbette, onların eriyen hayatları karşısında içimiz titriyor, bunun bir trajediye yol açmasından çok korkuyoruz, o yüzden Hükûmete yükleniyoruz. Bunu bitirmek Hükûmetin elinde, bizim elimizde değil. Bizden şöyle bir gayriahlaki tavır beklemeyin: Ne yaptığını bilen insanlara, sanki ehil değillermiş, akılları yokmuş, kendi hayatlarını bizim kadar düşünmez ve tartmazlarmış gibi onlara yaşam hakkından söz etmek çok tuhaf bir şey. Bu, tereciye tere satmak gibi. Ne badirelerden ne ölüm tehlikelerinden ne işkencelerden ne zulümlerden geçerek o cezaevlerine geldiklerini biliyoruz. Türkiye'nin insan hakkı ihlalleri tablosunda hepsi birer özne olan bu insanların verdikleri bu karardan onları vazgeçirecek olan şey üzerinde gelin duralım. Taleplerine bakalım, nedir? Ana dilinde savunma. Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlüğü konusunda Hükûmetin bir adım atması, ona uygulanan tecridin son bulması. “Her hükümlünün, her tutuklunun hakkı olan bir şeyi, Türkiye’de üzerinde en çok tartışılan siyasi tutuklu için, siyasi hükümlü için istediler.” diye bu talep dikkate alınmaz bir talep midir? Bunun için atılan adım manasız mıdır? Bunları serinkanlılıkla ve ciddiyetle ele almalıyız çünkü hayatlar tehlike altında. Başbakan istediği kadar bizi muaheze etsin, o gülünç işe yaramaz iftiralarla bizi suçlasın. Bundan ötürü o açlık grevi bitmez. O açlık grevleri bundan ötürü “ridicule” olmaz. O insanların aileleri bundan ötürü bize hınç besleyip Başbakanın partisine yönelmezler.

Nerede yaşıyoruz, ne badirelerden geçmiş bir ülkede yaşıyoruz? 50 bin insanın hayatlarını gönüllü olarak verdikleri, çatışmalarda kaybettikleri bir ülkeden söz ediyoruz. Bu ülkede sorunlara çözüm için daha ciddi, daha tutarlı ve basit oy hesaplarıyla yaralanmamış davranışlara ihtiyaç var. O nedenle sevgili arkadaşlar, bitkilerin hayatından söz ederken insanların hayatının en önde geldiğini hepinizin aklınızda tutmanızda yarar var. Sizlerin de bu sorumlulukla hareket etmenizi diliyorum.

Çok teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kürkcü.

Gruplar adına son konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal.

Sayın Günal buyurun.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Antalya’mız için önemli bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Tabii ki bu tasarının şimdiye kadar kanunlaşmış olması gerekiyordu. Biraz Komisyondaki gündem yoğunluğu, sonrası Genel Kurulun çalışması… Tabii bunun yanında da iktidar partisi grubu arkadaşlarımızın dayatması nedeniyle maalesef ancak çıkarabiliyoruz.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu tasarının öneminin farkındayız çünkü uzun süre çalışmalar sonucunda ülkemizde yapılması sağlanmış ve ilk baştan itibaren o sürecin içerisinde arkadaşlarımız. Antalya Valiliğimizin başkanlığında oluşturulan İcra Kurulu tarafından ve bütün Antalya’daki katılımcılar tarafından çalışılarak Antalya’ya kazandırılması sağlanmış. Onun için, biz de bunun hem ülkemize hem de Antalya’ya katkısını biliyoruz ve bir an önce çıkmasını, hatta daha önce çıkmış olması gerektiğini sizlerle baştan paylaşıyoruz.

Tabii, burada bunu kazanırken kamu-özel sektör ve sivil toplum iş birliğinin güzel örnekleri sergilenmişti değerli arkadaşlar. Bütün arkadaşlarımız karınca kararınca kendi çapında katkıda bulunmuştu. Ancak buraya geldiği zaman biraz daha farklı bir taslağın ötesinde önerilerle karşılaştık çünkü baştan en son söyleyeceğimizi söyleyelim ki yanlış anlamaları önleyelim yani tasarının elzem olması ve bir an önce çıkması gerektiği başka bir şeydir, tasarının yanlışlarla ve eksiklerle  çıkarılması başka bir şeydir. Yanlış çıkan tasarı yarın telafisi imkânsız, eksik çıkan tasarı da yine telafi edilemeyecek, yeniden kanun çıkarmayı gerektirecek bir tasarı olur ve bunu düzeltmemiz mümkün olmaz çünkü zaten zamanımız azalmış ve bir an önce birtakım altyapı çalışmalarının, düzenleme çalışmalarının, alt düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada hakikaten birçok toplantı, panel, seminer, ziyaretler, birtakım temaslar gerçekleştirilmiş ve arkadaşlarımız bunlara katılmışlar. Buradaki temel şey, usul ve üslup tartışmasından kaynaklanan ve ikincisi de içerikte yapılan değişiklikten kaynaklanan bir tartışmadır.

Öncelikle bir iki bilgi size aktarmak istiyorum teknik olarak ki ne konuştuğumuzu doğru bir şekilde anlatabilelim, yanlış anlamaları önleyelim diye. Uluslararası Botanik EXPO’larının birincil başvuru mercisi Uluslararası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliği, AIPH dediğimiz, kısa adıyla AIPH Birliği. EXPO’nun yapılacağı ülkenin bu kuruma üye olması gerekir. Dolayısıyla da Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Dış Ticaret Müsteşarlığımızın 30/12/2008 tarihli yazısıyla üyelik başvurusunda bulunmuş, 2009 yılı Eylül ayında da üyelerin oybirliğiyle bu kuruluşa üyeliği kabul edilmiştir, yani Dış Ticaret Müsteşarlığının başvurusuyla bu kuruluşumuz, İhracatçı Birliğimiz üye olmuş. Sonra da yer seçimini 27 tane yer içerisinden karar vermişler.

Burada başından itibaren sürecin içerisinde yer alan Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçı Birliği Meclise sevk edilen tasarının içerisinde, İcra Komitesi içerisinde yer almamış; tartışmamızın başlama noktası burasıdır, sizlerin de bilgisine sunuyorum. Bakın, Dış Ticaret Müsteşarlığı müracaat ediyor, bu EXPO’nun yapılabilmesi için Türkiye'nin üye olması gerekir. Kim? Süs Mamulleri İhracatçıları Birliği. Tamam, olmuş, Bakanlığımız yazmış. Sonra, efendim, şimdi, yine, burada, taslak üzerinde arkadaşlarımız görüşmüşler, bakın, bir İcra Kurulu kurulmuş, Valilik yönerge çıkarmış. Burada İcra Kurulunda 7 tane üye var ve bunlar çalışmaları devam ettirmişler ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından bu çalışmalar dâhilinde bir EXPO kanun tasarısı taslağı Antalya EXPO 2016 İcra Kurulu yani Valinin Başkanlığındaki ve bu kuruluşların üyesi olduğu EXPO İcra Kurulu 08/02/2012 tarihli toplantısında görüşülmüş ve İcra Kurulu üyelerinin mutabık kaldıkları bir görüşler tablosu oluşturulmuş ekinde; size dağıtabilirim. Bakın, İcra Kurulu üyeleri Valinin Başkanlığında toplanıyor ve bir tablo oluşturuyorlar “Şunlar şunlar şunlar şöyle olsun.” diye.

Şimdi, aşağı yukarı her madde hakkında değerlendirmeler var “Şu şöyle olsun, bu böyle olsun.” diye. Burada önemli olan iki tane şey var: Yönetim Kurulu vardı, yedi üyeli olarak belirlenen bir Yönetim Kurulu var, buraya biz “Ekonomi Bakanlığı İhracatçılar Meclisi ve Odalar ve Borsalar Birliği temsilcisi eklensin, tamam…” Sonra baktık dâhil edildi ama Odalar ve Borsalar Birliği, İhracatçılar Birliği yok tamam. İcra Komitesi var, buraya da bir şeyler ekleyelim. Arkadaşlarımız ısrarla “Efendim, İcra Komitesinde Çiçek İhracatçıları Birliğine gerek yok…” Nasıl olmaz, yani başından beri niye üye yaptınız? Bu Botanik EXPO’yu nasıl aldık? Onların üyeliğiyle aldık. Ya, nasıl oluyor da bunun içeride yer almasından rahatsız olabiliyoruz? Enteresan bir şekilde arkadaşlarımız ısrar ettiler “O zaman bize makul gerekçe söyleyin.” dedik. Yani neyse, bir gerekçesi varsa tamam çıkaralım ama e, o zaman, Ekonomik Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı niye yazı yazıyor? Bu kuruluşun üyesi kim? Şu anda onlar nerede?

Efendim, biz, tam tersine “Bunlar içerisinde yer alsın.” derken, arkadaşlarımız “Olmaz.” dediler ve bunun üzerine tartışma yaşadık. Tartışmanın esası buradan kaynaklanıyor. Israrla, “Efendim, o, işte, İhracatçı Birliğinin Başkanı şöyle böyle…” Varsa bir şey soruşturulsun. İhracatçı birliklerinin yeri burada, Sayın Toskay burada, dış ticaretten sorumlu Bakanlık yaptı yani Bakan orada, soruşturma açarsınız varsa bir şey. Sonra çarşaf çarşaf “Efendim, işte, o, şunu mu yaptı, bunu mu yaptı? Paraları açıklasın…” gibi şeyler olur mu? O zaman, bir zafiyet var demektir. Açıkça söyleyeceğiz, neyse istediğiniz şey söyleyeceksiniz. E, bunun üzerine de tartışma yaşandı Komisyonda.

Arkadaşlarımız çözümü bulmuş, evvelallah: “İcra Komitesini komple çıkaralım.” Şimdi, ya, bu nasıl bir çözümdür yani ben anlamadım, komple çıkardık, mesele halloldu! Niye çıkarıyorsunuz? Yani İcra Komitesi olmadan niye koydunuz? Nereden geldi şimdi bu çıkarma teklifi? Biz “Daha iyileştirelim.” derken, tam tersine, iyice çözemedik, kapatalım.

Değerli arkadaşlar, bakın, burada birçok şey var, fazla zamanınızı almadan birkaç hususu söyleyeceğim: Burada AIPH’den gelen yazılar var orijinal olarak, fotokopilerini aldık arkadaşlardan, arkasında doldurulan anket formları var, Sayın Valiyle beraber dolduran İhracatçı Birliği Başkanımız, İcra Komitesinde yer alan İhracatçı Birliği Başkanımız. E, şimdi, olmasın, tamam, başkasını koyalım. Geldik, arkadaşlarımız, o arada açıklamalar yaptılar, sağ olsunlar, birtakım şahsi mülahazalarla. Arkasından, biz de açıklamamızı yaptık, basın toplantısı düzenledik, kanaatimizi ve muhalefet şerhimizin özetini sizlerle ve kamuoyula paylaştık ana maddeler olarak. Şimdi, bir süre sonra baktım, yani Sayın Badak Manavgat’a geçince benim ilçem diye orada ayaküstü bir açıklama yapmış herhâlde. Yani içinde diyor ki: ”Burada, Meclis kürsüsünden bizim sözümüzü dinlemeden bağırıp çağırarak EXPO’nun çıkmasını engelledi.” Bu nasıl bir laftır?

Daha Meclis kürsüsüne gelmemişti gerçi, komisyondaydı.

Şimdi, burada “Bağırıp çağırma yerine müzakere etseydi… Şimdi Sayın Günal bunu açıklasın.” diyor. 

SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Günal, Komisyon görüşmelerinde…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi bir dakika Sayın Badak, açıklıyorum, bir şey söylüyorum size. Yanlışsa söylersiniz, özür dilerim, ben basından aldığımı… Aynen size de gönderdim, basına da gönderdim açıklamamı. Benim hiçbir şekilde böyle bir ne engellemem olmuştur… Benim söylediğimi tekrar ediyorum, bu engellemeyse tekrar söylüyorum size: İcra Komitesinin çıkarılması mantıksızdır, dayanağı yoktur.

Geldik, şimdi buraya, kendisine de açıklamamı yaptım, varsa bir şey burada duruyor, basın açıklamamın metni burada, sizi tahkir eden bir şey varsa… Ben sadece diyorum: Burada başka bir şey var.

Buradan geldik, gittik arkadaşlarımız açıkladılar, neyse ona da söyledik. 3 arkadaşımız geldiler, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı, Ticaret Borsası Başkanı ve İhracatçılar Birliği Başkanımız -görüştük bayramda da- dediler ki: “Hocam biz orada bir şey yapacağız, bütün vekilleri çağıracağız…” Bütün arkadaşlarımız oradaydı -2 kişi mazeretini bildirmiş- ve orada oturduk konuştuk bütün partilerin temsilcileri olarak. “Yarın oturalım o zaman bir şey arayalım.” dediler. Ben de dedim ki: “Bizim çekincemiz, burada üç-dört ana husus var: İcra Komitesi, Genel Sekreterliğin EXPO Komiseriyle aynı kişi olması ve İcra Komitesinin kaldırılmasından kaynaklanan bir ara birim olmaması. Bunları düzeltelim, Yönetim Kurulunu da, şeyi de konuşuruz yani içinde şu olacak bu olacak sorun değil.” dedik. Ertesi gün geldik, öğlen oldu, akşam oldu, arkadaşlarımız dolaşıyor ara gezen gibi ama inisiyatif alması gereken arkadaşlar yok.

Kimseyi kandırmayalım, sevgili arkadaşlar Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarımız burada. Bizim bir uzlaşmayı, bir metin üzerinde uzlaşmayı nasıl yaptığımızı hepiniz biliyorsunuz. Komisyon Başkanımız sayın bakanı veya ilgili müsteşarı çağırır, bizi de çağırır grup sözcüleri olarak, otururuz, anlaşabildiğimizde anlaşırız, anlaşamadığımızda deriz ki “Biz buna muhalefet ediyoruz.” Bitti; yani işimiz bu çünkü. Eğer rahatsız edici bir şey varsa, yanlış yapıldığını düşünüyorsak uyarmak görevimiz bundan niye rahatsız oluyorsunuz? Siz de argümanınızı söylersiniz, bizi ikna edebilirseniz biz imza atarız, biz sizi ikna edersek siz atarsınız. Uzlaşamıyorsak da gereğini kamuoyuna söylemek zorundayız; bunda yadırganacak bir şey yok.

Ee o anda arkadaşlarımız şimdi bunu bir sanki siyasi rant meselesi mi yapıyorlar anlayamıyorum. Yani o anda hemen biz protesto ettik çünkü niye? Zaten tasarıda olan İcra Komitesini bile içinden çıkarırken siz, bunu protesto etmeyelim mi yani? Antalya’nın kurumlarına haksızlık yapılıyorsa protesto etmeyelim mi? Ee arkadaşlarımız bir taraftan “tweet” atıyor; şu şuraya gitti, bu buraya geldi, oraya gitti diye başlıyorlar. Ee tekrar görüşülecek. Sayın Türel burada. “Tweet” atmış yine gazeteciler bana söyledi. “Efendim, perşembe günü görüşeceğiz…” Yanına bir ekleme yapmış “…muhalefet engellemezse.” Yapmasan ne güzel; görüşelim, çıkaralım Bismillah, daha Danışma Kurulu toplanmamış, grup başkan vekilleri toplanmamış, gündem belirlenmemiş. Ha söylersin, tabii ki, çıkarırız ama “Muhalefet engellemezse” niye ekliyorsun? Yani şimdi ne var da onu ekliyorsun Sayın Türel?

MENDERES TÜREL (Antalya) – Engelleme değil, temenni bunlar!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hayır “İnşallah çıkarırız” diye temenni negatif söylenmez ki, pozitif söylenir. “Arkadaşlarımız da destek olur, elbirliğiyle çıkarırız.” de; ne güzel. Biz de teşekkür edelim.

Şimdi bu da geldi, arkadaşlarımız hakikaten söylediler. Akşamüstü tekrar toplandık, baktık, saat altıda arkadaşlarımız arıyor. Dedim ki “Ya böyle olmaz. Yani bu uzlaşmanın yolunu yapacak olan arkadaşlarımız belli; Komisyon Başkanı veya üyeler gelir, otururuz metin üzerinde…” Akşamüstü ancak Sadık Bey “Burada Sayın Bakana ilettik ama ‘İcra Komitesi şeyi olmaz, düzen bozulur.’ diyor.” dedi. Bakanlıktan yetkililerle görüşmüş.

Şimdi, yine bugünkü konuşmalardan sonra, arkadaşlarımız yine “Efendim, tasarının insicamı bozulur.”

Değerli arkadaşlar, bu tasarıyı ben göndermedim. Bu tasarıyı Bakanlık ve Bakanlar Kurulu gönderdi. Gönderdiğiniz orijinal tasarıda, bakın, karşılaştırmalı metne bakın –Çıkarıp göstereyim mi hepinize?- Plan ve Bütçe Komisyonuna gelen tasarı metninde var mı yok mu Sayın Bakan? Nasıl insicamı bozuluyor? O zaman baştan niye koydunuz da Komisyonda bize bunu değiştirtiyorsunuz da “Şimdi uzlaşalım” derken. Şunu da söyledik; dedik ki: “Tamam, o kurumu istemiyor musunuz? İstemeyin, başka bir şey… Arada bir icra komitesi olması lazım.” dedim arkadaşlara; uzlaşma bu. “Söylediğimiz şeyi yapalım ama neyi istiyorsanız tartışalım, Sayın Bakan da gelsin bunu koyalım.” dedik.

Şimdi, biz bunları söylerken arkadaşlarımız akşamdan yine haberi sipariş vermişler. Şimdi Menderes Bey bakıyor -Bana söyledi çünkü Arif Bey’le yemekte otururken- sonra baktım, ben şaka yapıyor zannettim, ertesi gün haber çıktı.

Şimdi, biz akşam görüşmedik mi? Değerli Bakanım, başkanlarım, değerli milletvekilleri görüşmeye başlamadık mı? Bugün nereden başladık? Sayın Badak konuşmuştu, diğer partiler konuşuyor değil mi? Sabaha kadar dursaydık da biz de konuşacaktık. Şimdi, bu ne demek? Böyle bir sipariş haber, beklese bu gazetenin oradaki temsilcileri de sabahleyin, ertesi günü beklese bu haber çıkar mı? Görüştük mü? Görüştük. Ha daha erken görüşmek… Ne vardı ondan önce Toplu İş ilişkileri Kanunu yok muydu? Yani, Toplu İş ilişkileri Kanunu bitince biz bunu görüştük mü? Görüştük. Peki kim engelledi? O zaman Meclis Başkanı engelledi, bütün milletvekilleri engelledi. Yani, Toplu İş ilişkileri Kanunu görüşmeseydik bunu çıkarabilirdik o gün. Kim yapıyor tasarıyı? Buradaki Hükûmet yapıyor. Çalışma programını kim yapıyor? Gruplar, uzlaşamazsak grup önerilerin oylanmasıyla yapıyoruz.

Şimdi, bunlar hiç hoş şey değil. Yani, biz doğruyu söylemekle görevliyiz. Eğer bunun bir mantığı varsa anlatın şu anda da özür dilemeye hazırım. Sayın Bakan burada, “Tasarının mantığı bozulur.” Peki, niye koydun tasarıya? İşte, tasarıda bu var. Asıl tasarıda olan şeyi çıkarıyorsunuz. Tamam, Ziraat Odasını koyun, Esnaf Odasını koyun, Şoförler Odasını koyun ne koyuyorsanız koyun. Ama arada bir kurum olmazsa tamamıyla Bakanın ve Genel Sekterin iki dudağının arasında bu işler olur mu? Sayın Bakanın işi gücü yok, boyuna gidip orada Yönetim Kurulu toplantısı mı yapacak? Kararı alacak İcra Komitesine yetkiyi verecek Sayın Valinin başkanlığında nasıl İcra Kurulu yürüyorsa içinde yedi olur, dokuz olur, beş olur; A kurumu olur, B kurumu olur… Bu işler böyle gidecek her seferinde Genel Sekreterimiz hem Genel Sekreter hem Yürütme Kurulunun icracısı hem EXPO Komiseri, aynı anda denetleyen. Şimdi bunu kabul etmemiz mümkün değil ki doğru değil, eksik, yanlış. Dolayısıyla, biz de bir an önce çıksın istiyoruz.

Bakın söylüyorum, buradan tekrar ediyorum: Sayın Bakanım İcra Komitesini koyarsanız, tekraren söylüyorum arkadaşlarıma da uzlaşma dediğiniz şeyi söylemiştim, kamuoyu önünde de söylüyorum: Genel Sekreter ile EXPO Komiserinin yetkilerini ayırt ederseniz İcra Komitesini düzgünce koyup Yönetim Kurulunda da o temsilcileri dengeli bir şekilde koyarsak, ben diğer önergelere imza atıp bütün her şeyi hemen anında ortak imzayla çıkarmaya hazırız. Ama yanlış yapıyorsanız onu önermek zorundayız kamuoyuna karşı bir sorumluluğumuz var, muhalefet ediyoruz, yasama denetimi… Bunu söylemek zorundayız ve burada önergelerle düzeltilmesini talep etmek zorundayız ama bunlarda uzlaşma olursa hemen bu önergelerimizi ortakça veririz, Antalya’nın beklediği kanun tasarısı çıkar, her hâlükârda çıkar ama yanlışlarla çıkarsa yarın telafisi imkânsız sonuçlar var; bittikten sonra devir işlemleri var, oradaki belirsizlikler var, süreci var.

Yani bizim bunları söylemekteki amacımız, Antalya’ya yakışır bir şekilde, sonrasında sorun çıkmadan, uygulamasında aksaklıklar olmadan gelmesi gerekiyor. Bir an önce altyapı yatırımlarının başlaması lazım. Geçen hafta yağışlarda, biliyorsunuz, bu yerin belirlendiği Aksu ilçesinde de yan taraflarda da sürekli sel oluyor, altyapısı yapılacak, drenajı yapılacak, çok uzun çalışma gerekiyor. Bütün bunları düşünerek düzgün işleyecek ve sık sık revize etmek zorunda kalmayacağımız bir kanun yapalım hep beraber, Antalya’mıza yakışan, Türkiye’ye yakışan, Antalya’nın ekonomisine, Türkiye'nin ekonomisine katkıda bulunan, tanıtımımıza katkıda bulunan bir kanun çıkararak bir an önce EXPO hazırlıklarını tamamlayalım diyorum.

İnşallah, burada, bu toplantıda bu önerilerimiz dikkate alınır, o gün yapmış olduğumuz uzlaşma toplantısından sonra olmadı ama bugün, burada, çıkarken arkadaşlarımız önerilerimizi Sayın Bakan da dikkate alırsa hızlı bir şekilde önergeleri ortak imzayla çıkarırız, biz de bunun çıkmasını hızlandırmış oluruz diyorum.

Ben bu duygu ve düşüncelerle tasarıyı esas itibarıyla desteklediğimizi ve MHP olarak, Antalya milletvekilleri olarak -bütün partilerdeki arkadaşlarımın aynı şekilde düşündüğünü biliyorum- ama içeriğindeki eksiklikleri de, yanlışlıkları da düzelterek ve tamamlayarak çıkartalım ne olursunuz. Biz MHP olarak her zaman yapıcı, yol gösterici ve uzlaşmacı bir muhalefet anlayışından yanayız, “Önce ülkem ve milletim, sonra partim, sonra ben” diyen bir anlayışa sahibiz. Onun için ülkemizin çıkarına olan şeyleri hemen yaparız ama içinde eksikler varsa da bunlarla ilgili düzeltmeleri, eleştirileri talep etmek de bizim en doğal hakkımızdır diye düşünüyorum.

Tasarının Antalya’mıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Tasarı üzerinde gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına Antalya Milletvekili Sayın Yıldıray Sapan.

Buyurun Sayın Sapan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısı üzerine şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

EXPO 2016 Antalya Dünya Botanik EXPO’sudur. EXPO sergilerinin olimpiyatlardan bile daha önemli ve büyük bir organizasyon olarak değerlendirilmesinin nedeni ziyaretçi sayısıdır. Osaka’da 1970’te yapılan EXPO’yu tam 60 milyon kişi izlemiştir, Monreal’dekini 53 milyon kişi, Paris’tekini 65 milyon ziyaretçinin gezdiği bilinmektedir.

EXPO’lar, yapıldığı şehirlere ve ülkelere sınıf atlatmış, gelişme süreçlerini hızlandırmıştır. Böyle bir organizasyonun Türkiye’de ilk kez yapılacak olması bizim için büyük bir şanstır. Antalya’nın ülkemiz turizminin başkenti sayılması, burada EXPO’nun düzenlenmesini daha da önemli kılmaktadır. Özellikle turizmin on iki aya yayılması ve çeşitlendirilmesi açısından katkısı fazla olacaktır.

Bu dev organizasyonun ülkemize kazandırılması sürecinde büyük gayret sarf edilmiştir. Kent dinamiklerinin tümünü içeren bir yapı oluşturulmuştur. Kurumlarımız, bu yapıyı önce “Antalya ve Türkiye” sloganıyla gerçekleştirmiştir. Bu yapı, kamu, özel sektör, sivil toplum güç birliğinin en güzel örneğini sergileyerek EXPO 2016’yı ülkemize kazandırmayı başarmıştır. EXPO’nun kazanılma sürecindeki icra kurulu Antalya Valiliği, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Gıda, Tarım, Hayvancılık İl Müdürlüğü, İl Kültür, Turizm Müdürlüğü, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası, Süs Bitkileri ve İhracatçıları Birliği ve Antalya Ticaret Borsasıdır.

Değerli milletvekilleri, tasarının taslağı elimize ulaştığında, Antalya’nın yerel dinamiklerinin ve sürecin önemli aktörlerinin ilgili düzenlemede yer almadığı dikkatimizi çekti. AKP Hükûmetinin bu tasarı ile EXPO’yu Antalya’dan tamamen koparıp Ankara’ya taşımak istediğini, ismi dışında Antalya ile ilişiğinin kesilmek istendiğini fark ettik. Yine bununla birlikte, AKP’nin, Antalya 2016 EXPO’sunu kente ve ülkeye değil sadece kendi yandaşlarına yeni bir rant alanı olarak gördüğü anlaşılıyordu.

Tasarının ilk hâlinde Antalya Botanik EXPO’suna emek veren, bu organizasyonun ülkemize kazandırılması için çaba harcayan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine bağlı Antalya Ticaret ve Sanayi Odası ve Antalya Ticaret Borsası gibi kuruluşlar devre dışı bırakılmıştır. Orta Anadolu Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği dışlanmıştı. Ayrıca EXPO’nun proje hazırlama ve yapım sürecinde mutlaka yer alması gereken Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine bağlı ziraat mühendisleri, mimarlar ve peyzaj mimarları gibi şubeler de yok sayılmaktaydı. Kısaca, AKP Hükûmeti Türkiye ve Antalya için böylesine önemli bir projenin yönetim ve icra kurullarında kendisine bağlı bürokrasiyi tercih ediyordu.

Bu noktada Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliğine ayrı bir parantez açmamız gerekir. Bu birlik EXPO 2016 sürecinin ana aktörüdür, projenin tüm aşamalarına büyük emek harcamış ve geçen yıllarda edinilen tecrübeler sayesinde uluslararası EXPO’lar konusunda büyük birikime sahiptir. Aynı zamanda da botanik EXPO’ların en önemli mercisi olan Uluslararası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliği nezdinde Türkiye delegasyonu olarak yer almış ve burada Yönetim Kuruluna seçilmiştir. EXPO 2016 için bu kadar önem taşıyan bir kurumun tasarı dışında bırakılması kabul edilebilir bir anlayış değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısı’nın Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak Antalya dinamiklerinin bu projede mutlaka yer alması, EXPO 2016’nın Antalya’dan kaçırılmaması gerektiğine dikkat çektik. Verdiğimiz değişiklik önergeleriyle bir nebze de olsa başarılı olduk. Bu önergelerle EXPO 2016 Yönetim Kuruluna, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ve Antalya Ziraat Odası Başkanını eklettik. Yine, Komisyondaki çabalarımızla ve önergelerimizle eski adı “Danışma ve Yönlendirme Kurulu”, yeni adı “EXPO Konseyi” olan  birimin üyelerinin 33’ten 54’e çıkmasını sağladık. Buraya, Antalya’daki 19 ilçe belediyemizi, Antalya Kent Konseyini, Akdeniz Üniversitesini eklettik, kent dinamiklerinin bu konseyde temsil edilmesine önayak olduk.

Ancak burada, diğer arkadaşlar gibi, ben de bir noktaya değinmeden geçemeyeceğim: Komisyon toplantısında AKP’nin 2 Antalya milletvekili söz Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliğine gelince anlam veremediğimiz, aşırı bir tepki gösterdi. Âdeta bu kurum onların gözünde düşman olarak algılanıyordu. Sonradan araştırdığımızda öğrendik ki Birliğin Başkanıyla aralarında kişisel çekişmelerden kaynaklanan bir anlaşmazlık varmış. Bu yüzden, aslında projenin tam da kalbinde yer alması gereken bu Birliğin yönetim kurulunda yer almaması için ısrar ediyorlarmış. Aslında, bir ilin en yüksek mülki amirini yetkisi olmadığı hâlde ayağına çağıran bir AKP anlayışından başka da bir şey beklenmezdi. Dolayısıyla, bu davranış biçiminin de bu arkadaşa yakışmadığını söyleyemeyeceğim.

Daha sonra AKP milletvekilleri yoğun ısrarlarımız üzerine eğer istenirse bu Birliğin yönetim kuruluna ATSO veya Ziraat Odası kontenjanından girebileceğini belirttiler. Ancak bu Birlik Ziraat Odasına üye olmadığı gibi ATSO’nun da yönetim kadrosunda yoktu. AKP her zaman olduğu gibi yanlış bilgilendirme yapıp arkadan dolanmak suretiyle kamuoyunu yanıltmaya çalışmıştır.

Değerli milletvekilleri, Komisyondaki ısrarlarımıza ve vermiş olduğumuz değişiklik önergelerine rağmen AKP’nin ısrarla diretmesi sonucunda kanunda bazı eksikliklerin olduğunu düşünüyoruz ve kamuoyuna buradan duyuruyoruz.

Tasarıda, ajans birimlerinin çalışma usul ve esaslarını düzenleyen yönetmeliğin çıkarılması için altı ay süre konulmuştur fakat en geç dört ayda mutlaka hazırlanması gerekmektedir. Bu konuda zamanla yarıştığımız unutulmamalıdır. Yalnız bilinmelidir ki bunu da yine AKP anlayışı engellemiştir.

EXPO 2016 Yönetim Kurulu Başkan Vekilinin mutlaka Antalya Valisi olması gerekmektedir çünkü devlet geleneğinde vali bir ilin en yüksek mülki amiridir. Ancak AKP, ısrarla, Başkan Vekilinin Bakanın atayacağı bir genel müdür olmasının önünü açmıştır. Anlaşılıyor ki valiyi genel müdüre ezdireceklerdir. Bu düzenleme devlet teamüllerine ters düşmüştür.

Yönetim Kurulunda Antalya Ticaret Borsasının da mutlaka olması gerektiğini anlattık fakat bu önerimize de ısrarla karşı çıkıldı.

İlgili komisyonda biz Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak kanunda belirtilen Genel Sekreterin her üç kurulda da oy hakkı olmaması ve etkinliğinin azalması gerekliliğinden bahsettik. AKP, Genel Sekreterin çalışma alanlarını genişleterek, kanunda yer alan “İcra Komitesi”ni “Genel Sekreter” olarak değiştirip Genel Sekretere bağladı.

Ajansı temsil etmek ve yurt dışı ilişkilerde yetkili organ görevini yapmak üzere Bakan tarafından bir EXPO komiserinin atanması gereklidir. Uluslararası Sergiler Bürosuna göre de bir EXPO komiserimizin olması gereklidir fakat AKP, EXPO komiserinden sadece “Tanımlar” bölümünde bahsedilmesini istemiş, EXPO komiserini bir anlamda da pasifize etmiştir.

Ayrıca, EXPO’nun bitmesiyle birlikte, yaptırılan sergi alanının, bu amaç için Ajansa tahsis edilmiş binaların, tesis ve müştemilatın Antalya’daki kuruluşlara tahsis edilmesi gereklidir. Oysa ilgili taşınmazların Bakanlığa kalmasının AKP tarafından uygun olduğu belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere, EXPO 2016 Antalya Projesi ülkemiz ve Antalya’mız için çok büyük önem taşımaktadır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu sürecin hep takipçisi olduk. Ayrıca, biz Antalya milletvekilleri olarak bu denli büyük bir organizasyonun Antalya’da yapılacağından dolayı gururlandık. Plan ve Bütçe Komisyonunda, tabiri yerindeyse, projenin Antalya’dan kavga dövüş kaçırılmaması ve Antalya’nın yerel dinamiklerinin EXPO 2016 sürecinde olması için gayret gösterdik. Bazı konularda AKP’nin inadını kıramadık çünkü Komisyona şartlanmış bir şekilde gelmişlerdi. Umuyorum ki Genel Kurulda haklı taleplerimizi görmezden gelmezler. Biz, tasarının tüm olumsuz taraflarının, olumlu taraflarının bütün çıplaklığıyla kamuoyunun önüne çıkması için çalıştık, Antalya için çalıştık. Bu düzenlemenin önünü tıkamayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILDIRAY SAPAN (Devamla) – Gerekli katkıları koyduktan sonra Meclisimizden geçirerek bir an önce yasalaşması için çaba göstereceğiz. Sonuçta, aslolan Türkiye’dir, aslolan Antalya’dır.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Sapan.

YILDIRAY SAPAN (Devamla) – Bitireyim Sayın Başkanım.

Ülkemizin bu düzenlemeye hak kazandığı en önemli uluslararası organizasyon olan EXPO 2016 Antalya Projesi’nin küresel ölçekte başarıya ulaşabilmesi için sivil toplum kuruluşlarının mutlaka EXPO 2016 kapsamına alınması sağlanmalıdır yoksa, sadece AKP İktidarının sahiplenerek başarması olası değildir. Gelin, bu işi kendimize saklamayalım, hep beraber yapalım.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyursunlar.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada, tasarısını görüşeceğimiz 2016 yılı Evrensel Botanik EXPO’sunun Antalya’da gerçekleştirilmesi Uluslararası Sergiler Bürosu tarafından 23 Kasım 2011 tarihinde onaylanmıştır. Her şeyden önce ifade etmek isterim ki yüz altmış bir yıllık dünya EXPO tarihinde Türkiye böylesine büyük bir organizasyona ilk defa ev sahipliği yapacaktır. EXPO’lar dünyada olimpiyatlardan ve futbol şampiyonalarından sonra gelen en büyük uluslararası organizasyonlardır. 2016 yılında nisan ve ekim ayları arasında altı ay süreyle açık olması bu EXPO’nun önemini daha da artırmaktadır.

Söz konusu Botanik EXPO’nun ülkemiz açısından ayrı bir önemi daha vardır. Türkiye, eşsiz iklim koşullarıyla birçok açıdan olduğu gibi süs bitkilerinin nadide türleri ve çiçek soğanları bakımından da dünyanın en zengin ülkelerinden birisidir. Özellikle ihracatta sadece sınır ötesi komşularımızla değil, Avrupa, Amerika ve Avustralya kıtaları pazarlarında da payımızı artırmak, bugün gurur duyduğumuz zengin biyoçeşitliliği, elverişli coğrafi ve iklimsel koşullarıyla Türkiye'nin küresel sorumluluğudur. EXPO 2016 Antalya, bu bağlamda sektörümüzü, coğrafyamızı ve üreticilerimizi tüm dünyaya tanıtmak için ideal bir fırsat olacaktır.

EXPO 2016, Antalya’nın Aksu’da bulunan, 110 hektar büyüklüğünde, Bakanlığımızın Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü arazisinde gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.

EXPO 2016 Antalya için seçilmiş olan tema, ülkemizin coğrafi özellikleri ile tarihî gelenekleri ve geleceğinin ortak bir yansıması olarak “Çiçek ve Çocuk” teması olarak belirlenmiştir.

EXPO 2016 Antalya’ya 100 ülke ve 30 kuruluşun katılımı öngörülmektedir, beklenmektedir.

EXPO alanı, ülke bahçeleri dışında, tarım müzesi, EXPO kulesi, EXPO göleti, EXPO ormanı, EXPO tepesi, rekreasyon alanları, amfi tiyatrolar, restoran, satış alanları, kongre merkezi ve çocuk adası gibi yapılar içerecektir.

EXPO hazırlık ve organizasyonu süresince panel, seminer, sempozyum, uluslararası kongreler, çocuk kongreleri, sergi, konser, gösteri, festival ve yarışmalar gibi katılımı artırmaya yönelik pek çok etkinlik düzenlenmesi öngörülmektedir. Antalya’nın turizm potansiyeli dikkate alındığında EXPO alanını altı ay süreyle toplam 8 milyon turistin ziyaret etmesi beklenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; EXPO 2016 Antalya organizasyonunun koordinasyon görevi Başbakanlıkça Şubat 2011 tarihinde Bakanlığımıza verilmiştir. Biz de bu görevin verilmesinden sonra çalışmalara başladık ve üzerimize düşen görevi layıkıyla yerine getirmenin gayreti içerisinde olduk.

Bu kapsamda gerçekleştirilen koordinasyon toplantıları ve 2011 Eylül ayında düzenlenen EXPO 2016 Antalya Çalıştayı sonrasında ilgili kurum ve kuruluşların değerli katkılarıyla da ilk taslak hazırlanmıştır, bugün huzurunuza getirilen tasarının ilk taslağı. Taslak 2 Şubat 2012 tarihinde 28 kamu kurum ve kuruluşu ile 47 sivil toplum örgütü ve meslek kuruluşu olmak üzere toplam 75 kurum ve kuruluşun görüşüne açılmış ve nihai şeklini almıştır. EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısı, 26-27 Haziran 2012 tarihlerinde Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldükten sonra huzurlarınıza görüşülmek üzere getirilmiştir.

Tabii, bu arada şunu ifade etmek istiyorum, benden önce söz alan değerli konuşmacılar buradaki birtakım tenkitleri dile getirirken tekrar bir İcra Komitesinin varlığından, tekrar ihdas edilmesinden söz ettiler. Şimdi, biz tabii tasarıyı Plan ve Bütçe Komisyonuna getirdiğimizde -bu adı üstünde bir Hükûmet tasarısı, ki Komisyonda da arz ettim- Plan ve Bütçe Komisyonunda verilen önergeler ve yapılan görüşmeler sonucunda oylanan, dolayısıyla Meclisin iradesi olarak ortaya çıkan bir durum söz konusu, o da şu: Meclise sevk edilen hâlden ayrı olarak Yönetim Kurulu üyelerinde bir değişiklik yapıldı. Örneğin Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği öngörülmüştü Yönetim Kurulu Üyeliği olarak, bunun çıkarılması, bunun yerine Yönetim Kurulunda Antalya Ticaret Sanayi Odasının yer alması önerildi ve oylandı, kabul edildi. Keza, daha önce tasarıda Yönetim Kurulunda Genel Sekreterin de olması öngörülüyordu, onun da çıkarılması suretiyle, onun yerine de Antalya Ziraat Odasının, bütün çiftçi kuruluşlarını ve bütün üreticileri temsilen yer alması önerildi ve bu öneri bu şekilde kabul edildi.

Tabii, Danışma ve Yönlendirme Kurulunda daha önceden 33 tane üye öngörülmüştü fakat Plan Bütçe Komisyonunda, özellikle yerel dinamiklerin, belediyelerin, Kent Konseyinin de katılması önerildi, biz de Hükûmet olarak olumlu bir görüşle katıldık ve böylece 54’e çıktı -Kent Konseyi dâhil olmak üzere- Danışma ve Yönlendirme Kuruluna yani EXPO Konseyine üye olacakların sayısı; burada, sayıları artırıldı. Bu, özellikle çok önemli çünkü burada, özellikle yerel dinamikler, buraya katkı sağlayacak yani EXPO’nun gerek işleyişiyle ilgili gerek planlamasıyla ilgili gerek faaliyetleriyle ve icraatlarıyla ilgili -ki, burada oluşturulacak olan alt komiteler var, komiteler var, o komitelerde herkes olabildiğince katkı sağlayabilecek, olabildiğince, eğer varsa eleştireceği hususlar bunları eleştirecek ve âdeta bir meclis gibi, orası- bütün EXPO’yla ilgili faaliyetleri, bütün değerlendirmelerini orada, o faaliyetlerin değerlendirmesini yapmak suretiyle katkı ve katılım sağlayacaktır. Burada, belediyeler, Kent Konseyi, Antalya merkez belediyelerinin tamamı, Akdeniz Üniversitesi ve Antalya Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği de burada zikredilmiştir, EXPO Konseyi üyesi olarak alınmıştır.

İcra komitesinin yerine Genel Sekreterliğin ihdas edilmesi, yine, Plan Bütçe Komisyonunda verilen önergeyle kabul edilmiş. Amaç da burada, tamamen, bu işleyişin daha etkin, daha seri, daha sade bir yapıyla olmasıdır. Genel Sekreter ile Yönetim Kurulu birbirinden tamamen ayrı; birisi kararların alındığı Yönetim Kurulu, Genel Sekreterlik de bütünüyle icradan sorumlu, seri, süratli karar alabilecek ve Yönetim Kuruluna karşı sorumlu olacak bir yapı oluşturulmuştur.

Şimdi, tabii, bu yapılar oluşturulurken biz, gerek Türkiye’deki daha önce bu konuyla ilgili çıkarılan, yapılan düzenleme yani İzmir EXPO’suyla ilgili yapılan düzenleme gerekse dünyadaki uygulamalar görüşüldü ve onlar da bir manada örnek alınmak suretiyle bu Ajans yani Antalya Ajansı, EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı buna göre şekillendi.

Bizim amacımız, burada bütünüyle hızlı ve seri karar alabilecek etkin bir mekanizma kurmak ama Yönetim Kurulunda da elbette ki, Antalya’nın yerel dinamikleri olacak. Yönetim Kurulunda Antalya Valisi var, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı var, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı var, Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının en az genel müdür seviyesindeki temsilcileri ve bunun yanında Antalya Ticaret ve Sanayi Odası ile Antalya Ziraat Odası olacak. Böylece, yerel dinamiklerin ağırlıkta olduğu bölgede bir yapı öngörülmektedir. Bu şekilde de inşallah, başarılı bir icraat ortaya koyar ve Türkiye, tarihinde ilk defa ev sahipliği yapacağı bir EXPO’yu yüz akıyla gerçekleştirirken hem Türkiye'nin tanıtımına vesile olacak hem Türkiye'nin ekonomisine, ihracatına katkı sağlayacak ve bu sektörü de aynı zamanda geliştirecektir.

Bir hususu daha ifade etmek istiyorum. Biz bütün bu kanuni düzenlemeleri yaparken gerek Uluslararası Sergiler Bürosuyla gerekse Uluslararası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliğiyle sürekli temas hâlinde olduk. Neden? Çünkü onlar bütün bu tür EXPO’larda evrensel manada -ki, sürekli bunlar dünyanın değişik ülkelerinde sergileniyor- onlarla iş birliği hâlinde ve onlarla görüş alışverişi yapmak suretiyle bu düzenlemeleri yaptık yani böyle bütünüyle oturup da dünyadan kopuk, dünyanın gerçeklerinden kopuk bir şekilde bu tasarı hazırlanmadı. Bunu sizlere bu şekilde ifade etmek istiyorum.

Gelirleriyle ilgili olarak: Projenin toplam maliyeti yaklaşık 180 milyon lira öngörülüyor, bekleniyor. Alt-üst yapı, tanıtım ve personel istihdamı burada önemli maliyet unsurlarını oluşturuyor. Bakanlığımızın 100 küsur dönümlük bir arazisi var -Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü- burası tahsis edildi bu alan için. Bir 30 dönüm kadar ilave bir yer var yine Bakanlığımıza ait, burayı da biz EXPO alanı olarak katılmasını doğrusu arzu ediyoruz yani burasını ileride Antalya’da daha geniş bir alanda ve daha sonra da başka amaçlarla da yine Antalya’nın gelişmesi için kullanılabilecek bir alan olarak düşünüyoruz.

Maliyetin yarısının devlet desteği, diğer yarısının ise diğer kuruluşlar ve sponsorların vereceği katkılarla karşılanması öngörülüyor. Tabii, ziyaretçi giriş bedeli, hediyelik eşya satışı gibi diğer promosyon ve organizasyon sürecinde elde edilen gelirler de bu EXPO faaliyetleriyle ilgili gelirleri oluşturacak. İthalat, Ajansın fikrî ve sınai mülkiyet hakları, Uluslararası Sergiler Ofisi kurallarına uyma zorunluluğu ve yarışmalara ilişkin hükümlere yer verildiği tasarıda Ajansın harçlardan, katılım paylarından, çeşitli vergilerden muaf olması öngörülüyor. Yapılacak iş ve işlemler ile bu iş ve işlemlerle ilgili harcamalarının Sayıştay tarafından ve Bakanlık Teftiş Kurulu tarafından denetlenmesi öngörülüyor. EXPO sonrasında alanın turizm ve tanıtım faaliyetleri için kullanılması planlanıyor. Böylece Antalya ili ve ülkemiz adına turizm açısından önemli bir katkı sağlanmış olacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; EXPO’lar yalnızca sergi organizasyonları değil, gerçekleştirildiği bölgelerin cazibe merkezi hâline gelmesine katkı sağlarlar; günümüz ve gelecek teknolojilerinin paylaşıldığı, katılımcı ve ziyaretçilerin ortak ilgileri çerçevesinde buluşma fırsatı yakalayabildikleri, ilgi, beceri ve kültürlerini paylaşabilme olanağı yakalayabildikleri ortamlar yaratır. Dikkatinize yine sunmak isterim ki, EXPO 2016 Antalya, her ne kadar fiziki sınırları itibarıyla Antalya içerisinde olan bir proje olsa da katkısı Antalya sınırlarının dışında Türkiye’ye olacaktır. EXPO 2016 Antalya, ülkemiz tarafından gerçekleştirilecek en büyük uluslararası organizasyondur ve Türkiye’nin projesidir. Dünyanın en önemli botanik sergisi 2016 yılında Antalya’da düzenlenecek ve tüm insanlık için umudu ifade eden çocuk perspektifinden geleceğe bakarak yani geleceğe umutla bakarak Antalya’da ışıldayacaktır.

Bu nedenle, EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısı’nın ivedilikle biz, yüce heyetiniz tarafından kabul edilmesini temenni ediyoruz.

Ben, bu duygularla tasarının hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ederiz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, dün burada soruşturma önergesi için gizli oy kullandık. Bekir Bozdağ dün Almanya’daydı, burada oy kullanmış. Tayyip Erdoğan Almanya’daydı burada oy kullanmış.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Vekâleten…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Vekâleten yok, vekâleten olmaz. Bekir Bozdağ’ın da vekâleten kullandığına dair bir işaret de yok. Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım, Egemen Bağış ve Davutoğlu adına oy kullanılmış. Gizli oylamada bir defa vekâleten oy olmaz. Yalnız, Bekir Bozdağ’la ilgili vekâleten kimin oy kullandığı da belli değil. Gayriciddi bir oylama yaptınız. Ben size dedim “Açık oylama yaptınız” diye. Böyle bir gizli oylama olmaz. Bu sahtekârlıktır! Bekir Bozdağ Almanya’da, burada oy kullanıyor. Bu nasıl oluyor Sayın Başkan? Bakın, bende Mecliste kullanılan oy şeyi var. Bekir Bozdağ, bizzat kendisi oy kullanmış, başkası vekâleten de yok. Bu sahtekârlık bu Mecliste nasıl oluyor? Bu kadar sahtekârlığa bu Meclis nasıl dayanır? Böyle olmaz!

BAŞKAN – Sayın Genç, sözleriniz zabıtlara geçti. Konuyu araştıracağız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama zapta geçmesi önemli değil ki, sizin içinize geçmesi lazım.

BAŞKAN – Yalnız, benim yaptığım oylama, siz de biliyorsunuz ki, bu Mecliste her zaman yapılan şekliyle yapıldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, olmaz! Gizli oylamada vekâleten oy olmaz.

BAŞKAN - Buradaki arkadaşların gözü önünde yapıldı. Bizim yaptığımız bir şey yok.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yazılı bir vekâletname varsa görmek isteriz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, gizli oylamada vekâlet onayı olmaz. Tayyip Erdoğan Almanya’da, kendisi hakkında burada oy kullanıyor.

BAŞKAN – Efendim, inceletiriz, söylediğiniz doğruysa inceletiriz, bunu saygıyla karşılıyorum ama “siz yaptınız” dediğiniz zaman…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır ama yaptırıyorsunuz işte. Dedik ki: “Doğru dürüst, ciddi bir oylama yapın.”

BAŞKAN - Biz burada bordlar kurdurduk, aynen, başka gizli oylamalarda olduğu gibi, aynen uyguladık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim.

BAŞKAN - Bizim yaptığımız başka bir şey yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Siz, dün, bütün AKP’lileri buraya koydunuz, açık oylama yaptınız. Üstelik de, Bekir Almanya’da, burada oy kullanıyor. Böyle bir şey olmaz yani!

BAŞKAN – Bütün AKP’lileri koydum diye bir şey yok. Harf sırasına göre…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, burada var işte. Oylama sonuçları burada Beyefendi. Bakın, Bekir Bozdağ oy kullanmış.

BAŞKAN – Efendim, bakınız… Sayın Genç, bakınız, beni dinler misiniz bir dakika.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, dinleyeyim.

BAŞKAN – Bildiğiniz gibi, öteden beri o tip oylamalarda illerin harf sırasına göre ikiye ayrılıyor ve ona göre oylama yapılıyor. Biz de aynı şeyi yaptık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Anladım da bunun kontrolü yok mu? Bekir Bozdağ Almanya’da, burada oy kullanmış, işte.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Verdiği vekâletname varsa, onu görmek isteriz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya vekâletle oy kullanılmaz, bir de vekâlet yok burada.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Genç, vekâletleri olup olmadığını incelettireceğim. Sözleriniz zabıtlara geçti, lütfen buyurun, devam edelim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Zapta geçmesi önemli değil. Bu usulsüzlükleri her zaman yapıyor, AKP’lilerin huyu!

BAŞKAN – Şimdi rica ediyorum, bakınız…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hacdayken burada oy kullanıyorlar, hacdayken burada sahte oy kullanıyorlar!

BAŞKAN – Böyle bir şey yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, Almanya’dayken burada sahte oy kullanıyorlar, bu Meclisin ciddiyeti nerede?

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen… Her iddia araştırılır ve söylediğiniz doğruysa gereği yapılır. Lütfen yerinize oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama ne ceza vereceksiniz peki, ne olacak? Bu oylamayı iptal edelim.

BAŞKAN – Efendim, bunun da yolları var. Öyle sizin bağırıp çağırmanızla iptal edilmez.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne yolu var ya? Usulsüz oylama yapıyorsunuz! Ne yaptıysanız yanınıza kâr kalıyor! Böyle bir şey olmaz ya!

BAŞKAN – Yolları var, itiraz edersiniz, gereği yapılır.

Bazı arkadaşlarımız soru-cevap için sisteme girmişler.

Şimdi Sayın Günal, buyurun efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, tekrar soruyorum: Bu tasarıyı siz hazırladınız. İcra Komitesi tasarının insicamını bozuyor mu? Az önce “Uluslararası kuruluşlara danıştık.” dediniz. Bunu da onlara danışarak mı yaptınız? Yani “Önergeyle değişti, Meclis iradesi.” diyorsunuz ama MHP’li üyeler orada yoktu, CHP’liler de katılmadı. Siz açıkça “Biz bunu böyle değiştirdik.” deyin biz de itiraz etmeyelim. Ama sanki Meclis iradesiymiş gibi yaparsanız o zaman bir ters anlama olur Sayın Bakan. Açıkça bunu siz, kendi istediğinizi itiraf edin. Yani İcra Kurulu raporunda da söyledim, size ulaştı mı, ulaşmadı mı? Valinin de içinde olduğu 7 kişilik İcra Kurulunun karşılaştırmalı tablosu var bende, size de sunmuşlar. Oradaki görüşleri dikkate aldınız mı, almadınız mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Sayın Karaahmetoğlu…

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gündem EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısı ise de, Sayın Bakan Genel Kuruldayken, fındık üreticileri adına öğrenmek istiyorum: Doğrudan gelir desteği önümüzdeki yıl da ödenmeye devam edecek mi?

Teşekkürler, saygılar.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karaahmetoğlu.

Sayın Eronat…

OYA ERONAT (Diyarbakır) –Sayın Başkan, dün Diyarbakır’dan çok sayıda telefon aldım. BDP’li belediyeler otobüsleri çalıştırmadığı için insanlar hastanelere gidememiş, taziyelerine ve cenazelerine katılamamışlardır. BDP Eş Başkanı “Diyarbakır’da örgütlü gücümüzü gösterdik.” diyor. Eğer yüreğin de, gücün de varsa PKK’nın arkasına saklanmadan gücünü göster. Öldürme ve tehditle herkes güç gösterisinde bulunur. Çocukların etekleri altına saklanarak güç gösterisinde bulunan bu güruhu şiddetle kınıyorum.

Teşekkür ediyorum.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Güruh sensin, sen, hırsız milletvekili! Çalarak geldin oturdun, utanmaz!

BAŞKAN – Lütfen…

Sayın Acar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, terbiyeli olsunlar.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Güruh sensin. Terbiyeyi “güruh” diyene söyle. Hırsız milletvekili, hırsız!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Seçilmiş insanları muhatap alırız, sen seçilmiş insan değilsin.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen efendim, lütfen.

Sayın Acar…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Atanmış milletvekilini muhatap almıyoruz Sayın Başkan, seçilmiş milletvekilleri varsa...

BAŞKAN – Lütfen, lütfen efendim. Atanmış milletvekili yok.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ne diyor, insan hakkı, hürriyet hakkı: Adam yerde bulsa bakar kimin diye değil mi? Ahlaksız!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, et ithalatıyla ilgili olarak vergilerin artırılacağı ve bunun da tüketiciye intikal eden et fiyatlarını yüzde 20 artıracağı öngörülmektedir. Bu haberler günlerdir basınımızda ve yayınımızda yer alıyor.

Sayın Bakan, hayvan üreticileri inim inim inliyorlar, kurbanlık hayvanlarını satamadılar, büyük zararlar ettiler. Hayvan üreticileri gönderdikleri hayvanlarının sadece üçte 1’ini üçte 2’sini geriye, tekrar memleketlerine geri götürmek zorunda kaldılar, çok ucuz olduğu için, bu hayvan üreticileri bu durumdayken nasıl oluyor da fiyatlar yüzde 20 artıyor? Bununla ilgili bir tedbir alacak mısınız? Tüketiciyi koruyacak mısınız? Bunların cevaplarını istiyoruz ve bu vergi artışı nedir, ne işe yarayacaktır, ne için yapılmaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Acar.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, büyükşehir yasası İçişleri Komisyonunda görüşülürken bir düzenlemeden dolayı memnuniyetimizi ifade ettik. Orada büyükşehir belediyelerinin her türlü tarımsal faaliyette bulunmasına imkân getiriliyor idi. Böylece, tarımı bir parça sizin elinizden kurtaracağımızı düşünerek buradaki memnuniyetimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.

Osmaniye’de üç gün hastalığından dolayı binlerce hayvan denilecek seviyede kayıplarımız söz konusu. Bu hayvanlar sizin 8 bin liraya vatandaşa satıp, vatandaşın 2.500 liraya piyasaya satamadığı hayvanlar. Şimdi de üç gün hastalığından dolayı Osmaniye’deki hayvan üreticileri, besleyicileri büyük bir sorunla karşı karşıya. Bu sorunu çözmek için bir projeniz var mı? Yoksa büyükşehir belediyesi geçerse belediye başkanlarına mı bırakacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkoğlu.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, biraz evvel fındıktan bahsettik. Kocaeli bölgesinde fındık üreticilerinin bir kısmı destekleme parası alıyor, bir kısmı alamıyor yani Kandıra ilçesinde fındık üreticisi destekleme alıyor ama İzmit ilçesindeki fındık üreticisi destekleme alamıyor.

Yine bir başka şey, Avluburun köyünde üç tane ineği olan vatandaş köylünün ahıra bağlattığı su sayacından su parası olarak 270 TL su parası ödediği tespit edildi. Şimdi, bu köylü için, yeni çıkacak bütün şehir veya büyükşehir yasasını getirdiğinizde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olarak bir şey yapmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biliyorsunuz, cezaevlerinde süren açlık grevleriyle ilgili Meclis herhangi bir çözüm üretmediği için halkımız dün Diyarbakır’dan Hakkâri’ye, İstanbul’dan Çukurova’ya, her yerde alanlara çıkmıştır ve Meclisin duymayan kulaklarının bu soruna müdahil olması ve duyarlı olması için çağrıda bulunmuştur. Diyarbakır halkı da dün yüzde 100’e yakın bu çağrıya, halkımızın bu çağrısına uymuştur.

Biz tabii, burada Yüksek Seçim Kurulu tarafından atanmış olan bir kişiye cevap verme ihtiyacı içerisinde değiliz…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Veriyorsunuz, veriyorsunuz!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – …ancak halkımızın doğru bilinçlenmesi açısından, dün halkımızın özgür iradesiyle gelişmiş olan bu tepkinin Mecliste bir duyarlılık çağrısı olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ediyorum.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Baskıyla, baskıyla…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Baskıyla bütün Diyarbakır mı ayağa kalktı?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sizin yaptıklarınızı biz iyi biliyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kendi milletvekilinize sorun, kepengi niye kapalıymış bir sorun.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Milletvekilimiz de biliyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Milletvekiliniz de baskıyla kapatıyorsa zaten bitmiş demektir. Sizi muhatap almıyoruz zaten.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Alıyorsunuz, alıyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Halkımızı bilinçlendiriyoruz, sizi muhatap almıyoruz, asla almıyoruz.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Alıyorsunuz işte, alıyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Mazbata hırsızısınız siz. 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Özkan, buyurun.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Vergi mükelleflerinin borçlarının ertelenmesiyle ilgili 6322 sayılı Yasa 30 Ekim itibarıyla son buldu fakat aradaki altı günlük bayram tatilinde vatandaşların borçları ödemeleri yönünde talepler gelmektedir. Hükûmet bu konuda, bu borçların -tarım arazilerinin alımındaki, 2/B’deki üç aylık erteleme gibi- tahsili yönünde bir uzatma düşünüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakanım, buyurun.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Günal’ın demin söylediği İcra Kuruluyla ilgili hususu ben tekrar aslında Komisyonda da ifade etmiştim, biraz önce kürsüde yine arz ettim. Sonuçta biz, bir tasarıyla Meclisin huzuruna geliyoruz, irade sahibi Meclistir; bunu oylar, önerge verir, kabul eder, reddeder. Bizim ona diyeceğimiz bir şey olamaz. Şimdi…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yapmayın Sayın Bakanım, önergeyi kim verdi, kim oyladı? Allah rızası için yani…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Şimdi bakın, biraz önce bir Değerli Muhalefet Milletvekilimiz dedi ki: “Biz de şu kent konseyinin, şu üyelerin alınmasıyla ilgili katkı sağladık, önerge verdik ve bu gerçekleşti.” Yani demek ki…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Çıkartma önergesini kim verdi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – …sadece iktidar vekilleriyle veya önerileriyle değil muhalefetle de milletvekilleri kendi aralarında sonuçta Başkan oylama yapar, o arada salonda bulunan Plan Bütçe Komisyonu üyeleri bunu oylar, kabul eder, reddeder. Biz, Plan Bütçe Komisyonunun…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şimdi de takdire bırakacak mısınız? Önergeler geliyor o zaman takdire bırakacak mısınız?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

Müsaade ederseniz tamamlayayım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hayır, takdire bırakacak mısınız dedim, bir şey demedim.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Tamamlayayım.

Şimdi, biz daha etkin bir denetim ve daha etkin bir yönetim oluşması için EXPO ajansındaki organların teşekkülünü milletvekillerimizin iradesiyle birlikte kararlaştırıldığı şekliyle Komisyondan buraya getirdik. Biraz sonra burada bu tasarı tekrar huzurunuzda tartışılacak, konuşulacak, oylanacak. Yüce Meclisin iradesi ne yönde olursa biz onu kabul ederiz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aynı şeyi bekliyoruz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Karaahmetoğlu’nun fındıkla ilgili hususu. Biz daha önceden, tabii, söyledik. 2009 yılından itibaren üç yıl süreyle fındıkta alan bazlı destekleme ödemesi yaptık ve dekar başına 150 liralık bir ödeme gerçekleşti. 2012 yılında en son ödemeyi yaptık. Bundan sonraki süreç içerisinde de bu uygulama devam edecek, bununla ilgili karar hazırlanıyor yani destekleme fındıkta önümüzdeki yıl için de olacak, bunu da sizinle paylaşmak istiyorum.

Et ithalatıyla ilgili Sayın Acar’ın söylediği husus şu. Önce şunu söyleyeyim: Bu sene Türkiye’de gerek büyükbaş hayvanda gerek küçükbaş hayvanda, alınan tedbirlerle, ciddi bir üretim artışı meydana geldi. Kurbanlık için hazırlanan hayvan sayısında -büyükbaşta da, küçükbaşta da- ciddi bir sayısal artış var. Bizim aldığımız… Dün yayınlanan tebliğ de şu: Yüzde 30 olan kasaplık canlı hayvandaki vergi oranı yüzde 40’a çıkarıldı.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Kurbanlık eti Bulgaristan’dan getiriyorlar Sayın Bakanım, ne vergisi ya!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Yüzde 40’a…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Kurbanlık eti Bulgaristan’dan getiriyor halk.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Kasaplık karkas etin vergisi de yüzde 75 iken yüzde 100’e çıkarıldı.

Buradaki amaç, elbette ki, Türkiye’de üreticilerin bu faaliyeti daha iyi, biraz daha rekabet edebilecekleri bir hâlde tutmak, dünya fiyatlarıyla Türkiye fiyatları arasında bir denge oluşmasını sağlamaktır.

Biz burada tüketicileri de asla mağdur etmeyecek, üreticilerimizin de bu faaliyetlerini sürdürebilecekleri bir politika izledik.

Size şunu söyleyeyim: Büyükbaş hayvan varlığı… Türkiye’de devraldığımız noktadan bugüne büyükbaş hayvan varlığında yüzde 26’lık bir artış var, bu çok önemli bir artıştır.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye)- Sizin mi, Hükûmetin mi? 2002’ye göre mi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Küçükbaş hayvan varlığında da 2002 seviyesinin üzerine çıkıldı, 32,3 milyonun üzerinde şu anda küçükbaş hayvan varlığı var. Alınan tedbirlerle, uygulanan politikalarla bu oldu. 4.300 tane, Türkiye’de elli baş üstü büyükbaş hayvan işletmesi varken şu anda bu 27 bin 800 civarında. Bu, şu demektir: Türkiye’de bu süre zarfında yani son on yıl içerisinde 24 bine yakın yeni elli baş üstü işletme kuruldu, büyükbaş işletme. 6 milyar liranın üzerinde faizsiz kredi uygulandı. Şimdi üretim belirli bir düzeye geldi. O nedenle de ithalatın da buna paralel, dünyadaki gelişmelere paralel olarak gözden geçirilmesi, ithalat rejiminin, gerekiyordu. Biz de bunu sağladık, bunun üreticiler için yararlı bir adım olduğunu düşünüyoruz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yüzde 20 zam olacak mı Sayın Bakanım?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Üç gün hastalığıyla ilgili olarak da… Şimdi, bu üç gün hastalığı yeni bir hastalık değil, 1980’den bu yana o coğrafyada görülüyor. Hastalıkla ilgili aşılama çalışmaları yapılıyor, oradaki iklim faktörleri, kuraklık, sıcaklık gibi faktörler ve o aradaki birtakım sinek vesaire gibi, onlardan bulaşan, onlar aracılığıyla buluşması, bazı illerimizde, bir iki vilayetimizde bu sene maalesef daha ağır seyretmiştir. Bir kan parazitinden kaynaklanıyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bir tedbir var mı borçları ertelemek gibi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –  Dolayısıyla, bununla tedbir şu: Aşılama çalışmaları yapılıyor, eğitim çalışmaları yapılıyor. Ama şöyle, üreticilere biz diyoruz ki, üreticileri eğitiyoruz, alabilecekleri birtakım tedbirler var, o tedbirleri almalarını sağlıyoruz, o yönde eğitim veriyoruz, artı aşılama çalışmaları yapıyoruz. E zaten sigorta, bunlarla ilgili sigorta bedelinin yüzde 50’sini hibe olarak veriyoruz. Dolaysıyla, hayvanlarını sigorta ettirdikleri takdirde bu sigortanın da yüzde 50 bedelini biz ödüyoruz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Aşıyla, eğitimle önüne geçilmiyor ki hastalık öldürüyor.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –Geçer geçer, geçiyor.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Nerede geçiyor efendim?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Dolayısıyla, Sayın Akar’ın fındıkla ilgili “Bazı ilçeler alıyor, bazı ilçeler almıyor.” gibi bir uygulaması oldu. Tabii, fındıkta belirli kurallar vardır. Buranın, o bölgenin bir fındık dikim alanı olduğu, belirli bir meyilde, belirli bir yükseklikte olması şartı var. Komşu da olsa her ilin, her ilçenin topografyası ayrı. Bunlar ta 1990’larda alınan kararlarla, o gün alınmış ve fındık dikim alanı olarak kaydedilmiş alanlardır, onlar alıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bugüne kadar yanlış oldu, düzeltin diye söylüyorum.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Vergi mükellefleriyle ilgili ve diğer hususlarla ilgili de tabii, yazılı olarak onlarla ilgili bilgi vereceğim vergi mükelleflerinin durumuyla ilgili. Maliyeyle görüşmem lazım.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerindeki…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, süremiz var.

BAŞKAN – Efendim?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Beş dakika var.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Soru sormak isteyen arkadaşlar var.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, hayvancılık yasası mı ya?

BAŞKAN – Sayın Özkan, biraz evvel görüştünüz. Tekrar mı?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, Sayın Bakanı ve Et ve Balık Kurumu Genel Müdürümüzü burada bulmuşken, Kurban’da talep azlığından dolayı üreticinin elinde hayvanlar kaldı, küçükbaş hayvanlar kaldı, koyun ve keçiler kaldı. Bunların değerlendirilmesi yönünde –ben, Burdur’la ve diğer illerle telefonda görüştüm- Et ve Balık Kurumuna bir kaynak aktarılıp bunların bu süre içerisinde, bu bir aylık süre içerisinde –önümüz kış çünkü- Et ve Balık Kurumu tarafından değerlendirilmesi talep edilmektedir. Bu konuda Hükûmetin bir çalışması olacak mı? Bakanlığımız bu konuda ne düşünüyor?

Bu hayvanların değerlendirilmesi bir zaruret çünkü bu insanların tarım krediye, Ziraat Bankasına borçları var, mazot borçları var, ilaç borçları var, tohum borçları var. Bunun için bu hayvanların mutlaka Et ve Balık Kurumu tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Oraya kaynak aktarılmasını bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, cevap verecek misiniz efendim?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Et ve Balık Kurumuna, Kurban sonrasında 1.800 civarında müracaat oldu. O müracaatlar değerlendiriliyor, değerlendirilmekte. Onlar belirli kombinalarda hayvanlarını kestiren, kestirmek isteyen Et Balık Kurumuna, onlar belirli bir düzen içerisinde kendilerine veriliyor büyükbaşla ilgili olarak. Önceki yıllarda da yaptık, bu sene de yapıyoruz, üreticinin mağdur olmaması için bu tedbirler alındı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

On dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.38 


 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.53

BAŞKAN : Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

313 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, tasarının birinci bölümünün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 1 ile 12’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde gruplar adına birinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Osman Kaptan, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaptan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın arkadaşlarım, EXPO demek dünya sergisi demektir, uluslararası sergi anlamına gelmektedir. EXPO 2016 Antalya organizasyonu, Antalya ve Türkiye’de bir ilktir. EXPO 2016 Antalya, Antalya’nın ve Türkiye'nin tanıtımı ve reklamı demektir, turizm ve tarımda çekim merkezi demektir. EXPO istihdam demektir, sadece Antalya’da değil Burdur’da, Isparta’da, Afyon’da ve bölgede altı aylık hareketlilik, canlılık, ekonomik, sosyal ve kültürel yönden 20 bin etkinliğin yapıldığı, 8 milyon yerli ve yabancı insanın katıldığı dev bir organizasyon demektir. Bunun için bu kanunu çok önemli görüyoruz. Eleştirilerimiz ve önerilerimiz daha işlevsel, daha iyi bir kanun çıkması içindir. Bu yasanın Antalya’mız için, Türkiye’miz için hayırlı olacağına, yararlı olacağına inanıyor ve destekliyoruz, emeği geçen herkese de teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, Antalya demek yılda 11 milyon turistin geldiği, 7 milyar dolar turizm geliri getiren il demektir. Antalya; Paris, Londra, New York’tan sonra dünyada en fazla turist çeken 4’üncü kent, Avrupa’da ise 3’üncü kent demektir. Antalya, sebze ve meyve ihracatında Türkiye’de 1’inci il demektir. Nüfusta 6’ıncı il, sosyoekonomik gelişmişlikte 5’inci ildir. Yaşanabilirlik sıralamasında 2’nci ildir. Antalya demek 81 ilden insanlarımızın gelip yerleştiği il demektir. Antalya, devletten aldığından fazlasını devlete veren il demektir. Devletten aldığı 3 milyar 59 milyon TL, devlete verdiği ise 4 milyar 152 milyon TL’dir. 1,1 milyar TL verdiği fazladır.

Öz olarak, Antalya, verdiğini alamayan bir ildir. Aslında Antalya’ya yapılan yatırım Türkiye’ye yapılan yatırımdır. EXPO’yu Antalya hak etmektedir. Bu hakkın verilmesiyle birlikte şu önerilerimizin de yapılmasını, yerine getirilmesini talep ediyoruz:

1) 2016 yılına kadar Antalya’ya hızlı trenin getirilmesi sağlanmalıdır. Zaten Sayın Ulaştırma Bakanı Paris’te söz vermişti, bu sözün yerine getirilmesini bekliyoruz.

2) Antalya’ya da otoban yapılması ve Antalya’nın Türkiye otoban ağına bağlanması sağlanmalıdır.

3) Çubuk Beli’ne tünel yapılmalıdır.

4) Antalya çevre yolları öncelikle yapılmalıdır.

5) Antalya merkeze yeni bir havaalanı yapılması ya da mevcut havaalanının daha da genişletilmesi sağlanmalıdır.

6) Antalya’nın batı ilçelerinden birisine de havaalanı yapılmalıdır.

7) Doğal gazın Antalya’nın tüm ilçelerine getirilmesi ve doğal gazın otellerde ve seralarda da kullanılması sağlanmalıdır.

Sayın arkadaşlarım, Antalya’da EXPO 2016 yasasının çıkması için heyecanla bir bekleyiş vardır. Bu bekleyişe karşın, büyükşehir yasa tasarısı ile belde belediyelerinin ve köylerin kaldırılması ile birlikte 2/B Yasası’nın uygulamaya yansıtılması da merakla ve tepkiyle beklenmektedir. Çünkü Antalya’nın bir ucuyla diğer ucu arasındaki mesafe 640 kilometredir. Bu mesafe Ankara’dan İzmir’e kadar olan mesafeden daha fazladır; buradan, Ankara’dan Malatya kadardır, Ankara’dan Kahramanmaraş kadardır.

Almanlar daha çok Antalya’nın Alanya ve beldelerinde mülk alırken, İngilizler daha çok Kaş, Kalkan’dan ev almaktadırlar. Kalkan’da 900’ü İngiliz olmak üzere 1.200 yabancı mülk satın almıştır. Turistik bölgelerdeki belediye başkanları ve çalışanları ile belde esnafının mesaisi, beldedeki çalışan esnafların mesaisi yirmi dört saattir; gecesi gündüzü yoktur, çalışma esastır, hizmette kalite esastır. Belde belediyelerinin kalkması turizmde bindiğimiz dalın kesilmesi anlamına gelmektedir. Kırsalda köylerin kalkması ile de köylünün üstüne vergiler yüzde 100 artarak binecektir, yoksulluk, fakirlik artacaktır, ev yapmak sorun olacaktır. Esnaf tabela assa para, su para, katı atık para, her şey para. Deli Dumrul örneği gibi, ilçe, büyükşehir, belediye hizmetlerini alandan da almayandan da para alacaktır. Bir yerde yangın çıktı mı ilçeden, ilden itfaiye gelinceye kadar yanmayan ev, kül olmayan dükkân kalmayacaktır. Su baskını, sel, doğal afet ona kezadır.

Sayın arkadaşlarım, Antalya’nın büyükşehir kanalizasyon sorunu yüzde 65 oranında çözülmüştür. Antalya Büyükşehir, kendi yüzde 35’lik kanalizasyon sorunu varken beldelerin, köylerin kanalizasyonunu mu yapacaktır? Yani Hükûmet “Köyleri büyükşehir yapacağız.” diye, “Sakın büyükşehri de ‘büyük köy’ yapmasın.” diye endişe duyuyoruz. “Turizm bölgelerinde belde belediyeleri kalkmasın, köyler kalkmasın.” diyoruz. Ama ille de “Kaldıracağız.” diyorsanız, “Side, Belek, Kalkan gibi turistik beldeler ilçe yapılsın.” diyoruz.

2/B’ye gelince, değerli arkadaşlarım, Antalya’da toplam 300 milyon metrekare 2/B arazisi vardır, bunun 260 milyon metrekaresinin çalışmaları tamamlanmış, 40 milyon metrekaresinin de çalışmaları devam etmektedir. 2/B konusunda Antalya’da üçte 2 oranında müracaat olmuş, yaklaşık 50 bin müracaat yapılmıştır. Bu müracaatların yüzde 41’i belediye mücavir alanları içinde, yüzde 59’u da mücavir alanın dışındadır. Mücavir alanın dışında olanlar bin lira müracaat parası vereceklerdi mevcut duruma göre, 2/B’li yerleri de dört yılda sekiz taksitle ödeyeceklerdi. Ama şimdi, bu kanun çıkarsa belediye mücavir alanı içine girecek her yer, müracaatlar 2 milyar liraya çıkarılacak, 2/B’lik yerlerin parasının ödenmesi dört yıldan üç yıla, taksit de sekiz taksitten altı taksite indirilecekti. Bu durumda, bir kanun bir başka kanunla kişilerin aleyhine çevriliyor. Vatandaşa eziyet etmeyelim, bunu düzeltelim.

Sayın arkadaşlar, bir önemli konu da 2/B’de rayiç bedellerin yüksek oluşudur. Rayiç bedeller yeniden düzenlenmelidir. 2/B’nin müracaat paralarını veremeyen vatandaşlar anaparayı nereden vereceklerdir? Sonra, müracaat parası da neyin nesidir? Vatandaş Hükûmete “Benim 2/B’lik yerimi ver.” diye dilekçe veriyor, dilekçenin karşılığında bin lira, 2 bin lira para alıyorsunuz. Bu yanlıştır, yazıktır, günahtır. Vatandaşın hükûmete dilekçe vermesini, selam vermesini paralı hâle getiriyorsunuz. Seçimde oy almak için devletin parasıyla vatandaşa makarna, kömür veriyorsunuz; vatandaşın devlete durumunu arz etmesini ise paralı hâle getiriyorsunuz.

Sayın arkadaşlarım, sözlerimi bitirirken sizin ve yüce Türk milletinin geçmiş Kurban ve Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum, bundan sonraki nice bayramlarda insanlığın kurban edilmemesini, cumhuriyetin kurban edilmemesini diliyor, hepinize saygılar sunuyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaptan.

İkinci konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu hükmi şahsiyeti adına bir irade beyanında ve bir üzüntümü sizlerle paylaşmak üzere söz aldım. Yoksa bu konuyu, Antalya milletvekillerimiz var, gerektiği şekilde zaten değerlendiriyorlar. Öncelikle Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Milliyetçi Hareket Partisi Antalya milletvekilleri olarak ve Milliyetçi Hareket Partisinin Antalya teşkilatları olarak biz EXPO 2016 Antalya Projesine yürekten destek veriyoruz. Hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde bu projeyi başından bu yana destekliyoruz çünkü bu proje gerçekten Antalya’ya yakışır, ülkemize yakışır, uluslararası düzeyde bir prestij proje olarak ülkemize katkı verecektir, Antalya’ya katkı verecektir, insanımıza katkı verecektir. Öznesi çiçek ve çocuk olan bu iki güzel değer üzerinde uluslararası bir alana, bir platforma Antalya’yı bir vitrin yaparak çıkmış olmamız gerçekten çok ciddi bir kazanımdır. Buna destek vermek, her hâlükârda, öncelikle Milliyetçi Hareket Partisinin onur duyacağı, şeref duyacağı bir husustur. Bunun herkes tarafından böyle bilinmesini, bu konuda hiçbir tereddüdün olmadığını, bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi üzerinde oluşturulacak tereddütlerin haksızlık ve yanlış olduğunu Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, partim adına, hükmi şahsiyetimiz adına buradan tüm vatandaşlarımıza, ilgili kurumlara ifade ediyorum.

Üzüntüm de şudur: Değerli arkadaşlar, EXPO’nun tarihini, önemini, Antalya için vereceği katkıları ifade etmek bana düşmez, Antalya milletvekillerine saygısızlık olur. Gereken konuşmaları arkadaşlarımız yapıyorlar. Tabii, bizim Sayın Milletvekilimiz Mehmet Günal Bey’in bu konudaki itirazları, soruyla, konuşmasıyla, komisyondaki konuşmasıyla itirazları… Bu konunun mükemmel çıkması lazım çünkü bu, Antalya’ya ait bir ortak payda yani Antalya’nın birlikte başaracağı, sonuçlarını birlikte devşireceği bir ortak proje. Bu proje eksik çıkmamalı, bu projenin üzerinde birtakım karanlık noktalar olmamalı; endişemiz bu, hassasiyetimiz bu, halkımız adına hassasiyetimiz bu. 180 milyon TL’nin kaynak olarak kullanılacağı bu projede Sayın Genel Sekreterin, atanacak Genel Sekreterin üzerinde -ben saydım- 19 tane yetki var, 19 başlıkta sıralanmış yetki var. Bu kadar ağır sorumluluğu bir kişiye yüklemek, bu projenin sonuçları itibarıyla, bu projenin faydası itibarıyla birtakım tereddütleri uyandırmaktadır. Ben bu konuda, bu Genel Sekreteri atayacak olan Sayın Bakanın omzuna da birçok sorumluluklar yüklediği kanaatindeyim. Bunun için bir İcra Kurulu oluşturulmasının yani Yönetim Kurulunun kararlarının uygulanmasında bir kişinin sorumluluğunda değil, bir heyetin sorumluluğunda bu işin götürülmesinin Antalya adına, proje adına daha doğru olacağını Sayın Günal burada açık açık ifade ediyor. Bu bir muhalefet değil, bu bir engelleme hiç değil. Daha iyi olsun, Antalya adına daha iyi olsun gayretleridir, çırpınışlarıdır. Buna saygı gösterilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Sayın Bakanın gösterdiği gerekçe doğru değil, yani mantık olarak doğru, “Parlamento ne derse biz onu uygularız.” diyor ama bu Parlamento iktidar grubunun sayısal çoğunluğunun parmak demokrasisi dediğimiz, o ne diyorsa o oluyor. Bu bir paylaşım değil, bu bir ortak akıl değil Sayın Bakanım. Siz 2011’in ikinci ayından bu yana bu görevi üzerinize almışsınız. Bu görev doğrultusunda Antalya’nın sivil toplumunun da katılımıyla bir kanun tasarısı hâline getirmişsiniz ve bu kanun tasarısında bürokrasiye de danışmışsınız, demişsiniz ki: “Genel Sekreterle birlikte bir İcra Komitesinin olması faydalıdır.” Ama gelmiş burada -hangi gerekçeyle, hangi ihtiyaç, neyse, onu bilemiyorum, bir ilzam da etmek istemiyorum, bir niyet sorgulaması da yapmak istemiyorum- bir önergeyle, iktidar grubunun bir önergesiyle değiştirilmiş, İcra Kurulu kaldırılmış ve Genel Sekretere icra görevi verilmiş. Tek kişi, değerli milletvekilleri, tek kişi. 180 milyon dolar gibi, 180 milyon TL gibi bir kaynağı kullanacak, 8 milyon turistin ve onun getireceği sonuçları Antalya adına devşirecek, planlayacak bir icranın başına bir kişinin sorumluluğu doğru olmaz, yani yönetim bilimi açısından doğru olmaz, birtakım işte endişe, ihtimaller açısından da doğru olmaz. Onun için diyoruz ki: “Bu İcra Kurulu kurulsun, bir kişi değil, beş kişi olsun, üç kişi olsun, şu şahıs, bu kurum olsun.” Öyle bir dediğimiz yok.

Bu sebeple, biz daha iyi olsun diye görüşlerimizi ifade ediyoruz ama bu görüşlerimizi ifade ederken şimdi üzüntümü ifade etmek istiyorum: Milliyetçi Hareket Partisinin bu projeyi engellediğine dair Akdeniz Hürriyet gazetesinde çıkan bu haberi şiddetle kınıyorum. Buna engel olmayan veya buna kaynak olan, kaynak olduğu iddia edilen siyaseti, siyasetçileri de kınıyorum.

Değerli arkadaşlar, parti olarak, partiler olarak birbirimizle yarışabiliriz, milletvekilleri olarak birbirimizle yarışabiliriz ama Antalya için, ülkemiz için bu kadar değerli bir konuda, çocuk ve çiçeğin özne yapıldığı bir güzellikte bu çirkinliğe yer yok.

Duyumlarıma göre bu haberin kaynağı bir Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bundan dolayı özür beklemekteyiz. Milliyetçi Hareket Partisi Antalya EXPO’yu engellememektedir, bir krizin sebebi değildir. Bu haber çıktığından bu yana bu konuda ne üzüntü beyan edilmiştir ne yalanlama ifade edilmiştir. Dolayısıyla, Antalya milletvekilleri olarak, iktidar partisi grubuna veya bu haberin kaynağı olan siyasete bu yakışmamıştır.

Buradan bu üzüntülerimi ifade ediyorum ve tekrar bir irade beyanı olarak, Milliyetçi Hareket Partisi adına buradan ifade ediyorum; milletvekillerim adına, genel merkezim adına, Antalya teşkilatları adına ifade ediyorum: Antalya’ya bir gram katkı verecek her faaliyetin arkasında, en önünde Milliyetçi Hareket Partisi olur, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olur. Ama biz milletimiz adına, bu kanunun, bu ortak payda olacak olan bu projenin hukukunun mükemmel çıkmasını istiyoruz. Üzerinde şaibe olmasın, bir kişinin üzerine 180 milyonluk kaynağın kullanımının sorumluluğunun yüklenilmesi… “8 milyon turist gelecek.” deniliyor, altı ay sürecek bir sergi, bir sahne. Bunun sonuçlarının Antalya adına devşirilmesinin sorumluluğunun 1 kişiye yüklenilmesi, bu yükün 1 kişiye yüklenilmesinin hiçbir şekilde doğru, ilmî, akli olmadığını ve bunun üzerinde birtakım itham ve şaibelerin olabileceği ihtimaliyle Genel Sekreterlik makamını ve şahsiyetini de korumak adına bu İcra Kurulunun bu kanuna dercedilmesi, yeniden kazandırılması gerektiğine yürekten inanıyoruz.

Bu konuda önergelerimiz olacak, tekrar değerlendirirseniz ona da teşekkür edeceğimizi şimdiden ifade ediyor, kanunun hayırlı olmasını, Antalya’ya hayırlı olmasını, Türkiye’ye hayırlı olmasını, başarılı geçmesini de temenni ediyor, yüce heyetinize saygıyla bu endişe ve üzüntülerimi ifade ederek saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkürler Sayın Şandır.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına  Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan.

Buyurun Sayın Tan.

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Antalya’da “Çiçek ve Çocuk” temalı, öznesi “çiçek ve çocuk” olan bir EXPO toplantısı planlanıyor. Çok güzel tabii ki. Bütün çocuklar bir çiçek. Bunu dünyaya göstermek, bununla ilgili ciddi bir  etkinlik yapmak ve bunun neticesinde de -biraz evvel konuşmacıların da belirttiği gibi- 8 milyon turisti Antalya’ya getirmek ve büyük bir “PR çalışması” yapmak tabii ki ülkemiz için çok faydalı bir şey. Ancak, çocukları çiçeğe benzettiğimiz, “Çiçek ve Çocuk” temalı bir toplantı düzenlediğimiz bir dönemde bugün yüzlerce, binlerce çocuğumuz cezaevinde.

Taş atan çocuklardan bahsediyorum. Pozantı Cezaevinde tecavüzleri belgelenen ama bugüne kadar hiçbir netice bu konuyla ilgili ortaya konulmayan, haklarıyla ilgili, mağduriyetleriyle ilgili bir netice elde edilmeyen çocuklardan bahsediyorum. Yine, aynı şekilde 100 binlerce çocuk işçi ve yine bugün İzmir Cezaevinde açlık grevinde ölüm sınırında olan iki çocuk mahkûmdan bahsediyorum.

Sevgili arkadaşlar, “Bu kadar güzellikler içerisinde niye moralimizi bozuyorsunuz? Neden yine hiç hoşlanmadığımız, hoşumuza gitmeyen, moral bozucu şeylerden bahsediyorsunuz.” diyebilirsiniz ama ülkemizin gerçeklerine yüz çevirerek tamamen sanal bir âlemde bu görüşmeleri, bu toplantıları ve bu konuşmaları devam ettirmenin de bir anlamı yok.

Daha yeni, birkaç ay evvel Ege Denizi’nde 60 Suriyeli mülteci hayatını kaybetti ve bunların büyük bir kısmı çocuklardan oluşuyordu. “Ne alakası var.” diyebilirsiniz ama Somali’den gelen, Kenya’dan gelen, Afganistan’dan gelen mülteciler, sığınmacılar İstanbul’a geliyorlar, Aksaray’a geliyorlar, insan kaçakçılarını bulabiliyorlar, ceplerindeki son kuruşları, dolarları, sentleri bunlara verip hayatlarını tehlikeye atarak başka bir ülkeye iltica etmeye çalışıyorlar ama bunların Aksaray’da bulabildikleri bu insan kaçakçılarını ne hikmetse yıllardır bizim İçişleri Bakanlığımız, İstanbul Emniyet Müdürlüğümüz ve Aksaray Karakolumuz bulamıyor. İşte bu çocuklardan bahsediyorum.

Yine, aynı şekilde, bugün Türkiye’de 100 binlerce kaçak insan yaşıyor ve bunlarla beraber çocukları da yaşıyor. Bu çocukların hiçbir eğitim ve sağlık güvenceleri yok. Sırf aileleri kaçak durumda olduğundan dolayı, yasal bir mültecilik statüleri de bulunmadığından dolayı bu çocuklar da yine aynı şekilde eğitim ve sağlık haklarından mahrum.

Daha yeni, önceki hafta Anayasa Uzlaşma Komisyonunda “Her çocuk kendi dilini kullanma ve kültürünü yaşama hakkına sahiptir.” ibaresine üç siyasi partimiz de karşı çıktılar ve yine aynı şekilde “Çocukların okul öncesi eğitimleri ana dilleriyle yapılır.” ibaresi de kabul görmedi.

İşte bizim böyle çocuklarla ilgili yalın bir gerçekliğimiz var. Bunları tartışmadan, bunları konuşmadan dünyaya çok sevimli görüntüler vermek kendi kendimizi kandırmaktan başka bir şeye yaramayacak diye düşünüyoruz.

Ve yeri gelmişken bir konu hakkında da içimi dökmek ve sizlerle bu görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Sayın Başbakanın son günlerde, son birkaç gündür, dün ve bugün BDP Grubuyla ilgili bir kuzu muhabbeti var. Bakın, şimdi, hiç kızmadan, darılmadan, öfkelenmeden -ben de buna dikkat edeceğim- bazı sorular yönelteceğim Sayın Başbakana.

Sayın Başbakan, ne demek istiyorsunuz? Yani “İçeride açlık grevleri olurken, Kürt gençleri bedenlerini ölüme yatırırken bu BDP milletvekilleri dışarıda kuzular, kebaplar yiyorlar, çok lüks ve rahat bir hayat yaşıyorlar, vur patlasın çal oynasın hayatlarına devam ediyorlar.” Bunu mu demek istiyorsunuz? Eğer bunu demek istiyorsanız işte ben de size bir şeyler söyleyeceğim.

Sayın Başbakan, şu gördüğünüz BDP Grubu buraya lunaparktan gelmedi. Sayın Şerafettin Elçi üç yıl, Sayın Sırrı Sakık beş buçuk yıl, Sayın Ahmet Türk altı yıl, Sayın Sırrı Süreyya Önder altı yıl, Sayın Leyla Zana on yıl hapis yattılar. Daha ötesini söyleyeyim: Yine aynı şekilde Sayın Ertuğrul Kürkcü on dört yıl, Sayın Hüsamettin Zenderlioğlu on dört yıl, Sayın Halil Akyol on yıl ve yine milletvekilliği gasbedilen, 78 bin oyu çöpe atılan ve çöpten de AK PARTİ’ye hediye edilen Sayın Hatip Dicle on dört yıl hapis yattılar. Şu BDP Grubunun toplam yattığı cezaevi yılı yüz on dört yıl ve hâlen de 6 arkadaşımız cezaevinde yatıyor, milletvekili arkadaşımız. Dolayısıyla insan ağzından çıkana dikkat eder, sırça köşkte oturuyorsa kimsenin camına taş atmaz.

Sayın Başbakan, siz de dört ay hapis yattınız. Nasıl yattığınızı bütün Türkiye biliyor. Her gün, yattığınız cezaevinin kapısının önünde otomobiller, minibüsler, otobüsler sıraya girdi ve tepsi tepsi kebaplar, kuzular, meyveler, tatlılar…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yediğin kebapları anlat Altan Bey ya, kebap yiyormuşsunuz, onları anlat!

ALTAN TAN (Devamla) – Bunların hepsi dört ay boyunca kapınızdan eksik olmadı.

BDP Grubu üç buçuk ay evvel Sayın Ahmet Türk’ün evinde, Mardin’de bir yemek yedi, bugün bu polemiklerle bir yere varmak istiyorsunuz. Sayın Başbakan, yine BDP Grubundan size örnekler vereceğim: Altan Tan’ın babası Diyarbakır Askerî Cezaevinde işkenceyle öldürülürken siz ne yapıyordunuz? Kasımpaşa Spor Kulübünde futbol oynuyordunuz. Sayın Sırrı Sakık’ın ağabeyinin beynine Antep ortasında kurşun sıktıkları vakit siz neredeydiniz? Bakın, kızıp darılmayın, cevap verin. Sayın Ahmet Türk’ün 3 yeğeni öldürülürken siz neyle meşguldünüz ve yine aynı şekilde bizim milletvekili arkadaşımız Mehmet Sincar Batman çarşısının ortasında infaz edilirken siz neler yaptınız; hangi konuşmayı, hangi beyanatı, hangi tavrı sergilediniz? Onun için BDP’li milletvekilleriyle, BDP’li arkadaşlarla konuşurken lütfen dikkat ediniz.

Ve siz, aynen, bizim yemek yediğimiz Kızıltepe’de çok kuzular yediniz. Sevgili Hemşehrimiz, Arkadaşımız Mahmude Kadu’nun -Mahmut Dündar’ın- evinde bütün bir ekibinizle beraber ağırlandınız ve buradan söz veriyoruz, sesleniyoruz: Gelin Türkiye'nin büyük barışını yapın, biz, Mardin Ovası’nda, Beriye’de bütün aşiret çadırlarımızı kuralım, söz veriyoruz, 75 milyona kuzu yedirelim, bütün…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bakar mısın…

ALTAN TAN (Devamla) –  Onun için, sevgili kardeşlerim, dönün bir BDP Grubuna bakın, verilen bedellere, kimliklere, kiminle dans ettiğinize dikkat edin, yüz on dört yıl bu grup hapis yattı, yüz on dört yıl.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sayın Tan… Sayın Tan…

ALTAN TAN (Devamla) –  Hayır, cevap verin bunlara, bunlara cevap verin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hocam, yediğiniz kebapları anlat, Altan Bey, kebapları!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Çocukları ölüme sürüklemiyorlar.

ALTAN TAN (Devamla) – Çocukları ölüme sürüklememesi için Sayın Başbakanın acilen barış yapması lazım, barışa gelmesi lazım, konuşması lazım. 

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen neyi kiminle kıyaslıyorsun?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ölüme siz sürüklüyorsunuz, siz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Yapmayın bunu, yapmayın bunu!

ALTAN TAN (Devamla) – Onun için, söylediklerinize dikkat edin. BDP Grubu burada, işte meydan işte seyran!

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Açlık grevini Öcalan’ın kendisi yaparsa o zaman inanırız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tan.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahıslar adına, Sayın Gökcen Özdoğan Enç, Antalya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Antalya EXPO 2016 Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de ilk kez Antalya’mız EXPO’ya ev sahipliği yapacak. Bu anlamda, bir Antalya Milletvekili olarak tüm engellemelere rağmen, çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum.

Buradan, küresel ölçekte önemi çok büyük olan ve tüm dünya ülkelerinin ev sahibi olabilmek adına yarıştığı, ciddi anlamda Antalya’mıza da katkı sağlayacak olan EXPO 2016 Yasa Tasarısı’nda katkı koyan, emek veren, başta Sayın Bakanımız olmak üzere, herkese çok teşekkür etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, EXPO 2016 Antalya, Antalya’mız ve ülkemiz için çok önemli bir sınavdır. Dünyada yapılan EXPO organizasyonlarına baktığımızda düzenledikleri kentlerin kimliğine itibar kazandırdıklarını görüyoruz. EXPO 2016 Antalya gerçekleştiğinde dünya kenti olma hedefimiz de gerçekleşecek, Antalya’mız küresel turizmin, küresel ticaretin, küresel ekonominin de merkezi olacaktır. Ayrıca, EXPO 2016 bütün bir coğrafyada farklı kültürlerin buluşmasına da öncülük edecektir.

Bunun yanında, EXPO’lar gerçekleştiğinde arka planda olan kentlere de fayda sağladığını görüyoruz. Bu organizasyonlar ülkelerin ekonomilerine ciddi katkı sağlamakta, kentsel dönüşümün ve bölgesel gelişimin en büyük öncülerinden olmaktadır. Bu nedenle, EXPO 2016 bölgemizin büyük dönüşümü ve markalaşması için olağanüstü bir fırsattır.

EXPO’nun tarihine baktığımızda bir kente bıraktığı mirasın nitelik ve niceliğinin ne kadar zengin olduğunu görmek mümkündür. Örneğin, bunlardan en önemlisi ve en bilineni Eyfel Kulesi’dir. 1889 Paris EXPO’su için geçici olarak inşa edilmiş ve yüz yirmi yılı aşkın süredir Paris’e hem maddi getiri sağlamış ve hem de Fransa’nın çehresini değiştirmiştir.

Her EXPO’nun bir teması vardır. Geleceğin ve masumiyetin temsilcisi çocukların tabiat ile ilişkilerinin güçlenmesi açısından EXPO 2016 Antalya’yı nadide güzelliği içinde de barındıran çiçek ve çocuk teması ile gerçekleştireceğiz. Organizasyonun temasına baktığımızda, 2016 yılının Nisan ayında başlayacak olması ve 23 Nisan Çocuk Bayramı ile bütünleşmesi organizasyonu daha anlamlı bir hâle getirecektir.

Bu anlamda, turizm ve tarım kenti olan Antalya’mıza 5 milyonun üzerinde turist gelmesini hedeflemekteyiz. Bunun 2 milyonunun sadece EXPO amacıyla gelmesini istiyoruz, inşallah. Ayrıca, bu anlamda Antalya sadece bira festivalleriyle anılmayacak, eğer EXPO gerçekleşirse -gerçekleşecek inşallah- 20 bin tane sosyal, kültürel amaçlı etkinlik yapılacak. Antalya’mızın adı da sadece bira festivaliyle anılan bir kent olmaktan çıkacak.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yapma Enç, yapma Enç!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – EXPO sonrası için Antalya önemli bir çekim ve ziyaret merkezi kazanmış olacağından katkısı yıllarca devam edecek.

Değerli milletvekilleri, eşsiz doğası, kültürü ve sıcakkanlı insanlarıyla ülkemizin en önemli turizm destinasyonlarından biri olan Türkiye’nin incisi Antalya’mızın EXPO 2016’yı layıkıyla gerçekleştireceğine ve Antalya’mızın, teslim almış olduğu EXPO bayrağını başarıyla taşıyacağına inanıyorum.

Şahsınızda bu büyük organizasyonda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum, tüm Antalyalıları da sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Enç.

Şimdi, şahsı adına son konuşmacı Hüseyin Samani, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Samani. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN SAMANİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 23 Kasım 2011’de devraldığımız EXPO bayrağını… Aslında EXPO Kanunu’nu bugüne kadar çoktan bitirmiş olmamız gerekiyordu. Neden bitirmediğimiz de benden önce söz alan konuşmacıların konuşmalarında yer almakta; hâlâ o tartışmalar devam etmekte, bunu görüyoruz. Çünkü EXPO Kanunu haziran ayı içerisinde, Meclis kapanmadan Meclis gündemine gelmiş ve o dönem içerisinde bitirilmesi öngörülmüştü. Biraz önceki milletvekili arkadaşların tartışmalarında yer alan yönetimde kimin olması gerektiği hususunun âdeta o dönemde bunun geçmesini ve bitmesini bir anlamda engellemiş olduğunu hâlâ tartışmalardan büyük üzüntüyle öğrenmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, Antalya, EXPO 2016 Kanunu’nun bir an önce çıkmasını istemekte. Biz milletvekillerinden de, Antalya milletvekillerinden de özellikle istirhamı bu noktadadır. Çünkü Antalya için büyük bir şans yakaladık. Ülkemiz için de aslında büyük bir şans yakaladık EXPO 2016’yla birlikte.

Botanik EXPO yapılacak Antalya’da 2016 tarihinde.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hüseyin Bey, biz engellemiyoruz, sakın ola… O kelimeni geri al!

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Nisan ve ekim tarihleri arasında bir botanik EXPO yapılacak Antalya’da.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hüseyin Bey, engelleyen yok.

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Engellemiyorsak hep beraber biraz sonra da çıkaracağız, devam edeceğiz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet, engelleyen yok. Yapmayın! O kelimeni geri al. Yok ağabey, engellemiyoruz ya.

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Bir botanik EXPO yapacağız ve bunu Antalya’da yapacağız. Aslında Antalya’nın seçilmiş olması son derece manidardır çünkü Antalya’yı biz turizmin başkenti olarak algıladığımız gibi aynı zamanda Antalya’yı biz tarımın başkenti olarak da tanımlıyoruz. Antalya’da iki önemli sektör var ve bu botanik EXPO aslında bu iki önemli sektöre de çok önemli katkı koyacak bir organizasyon, bir dünya sergisi olarak Antalya’ya kazandırmış olacağız bu kanunu geçirdikten sonra inşallah hep birlikte. Çünkü Antalya’ya baktığımız zaman, Antalya’nın tarımsal potansiyeline baktığımız zaman bunun ne anlama geldiğini çok iyi algılayabiliriz.

Değerli milletvekilleri, bugün ülkemizde üretilen tarımsal gayri safi millî hasılanın büyük bir çoğunluğu Antalya’dan gelmektedir. Ülkemizde var olan örtü altı üretimin yüzde 37’si Antalya’dadır yani Antalya yüzde 37’sine hitap etmektedir. Kesme çiçek ihracatının yüzde 80’ini Antalya ilimiz karşılamaktadır. Yine, fide tesislerine tesis itibarıyla baktığımız zaman yüzde 57’si Antalya’dadır ve en önemli husus sebze tohumu üretimi konusunda, Türkiye’deki sebze tohumu üreten firmaların yüzde 41’i Antalya’dadır. Bundan önceki dönemlerde sık sık özellikle siyasilerin dile getirdiği sebze tohumu üretiminde elde edilmesinde tamamen dışa bağımlı olma özelliğini Türkiye yavaş yavaş aşmaktadır. Bugüne kadar özellikle Tarım Bakanlığımızın yürütmüş olduğu politikalar buna çok önemli destek vermiş ve bugün Antalya’da dünyada birçok ülkeye ihracat yapabilen devasa, büyük tohum üretim firmaları üretimlerine devam etmektedir. İşte Antalya’da var olan potansiyel budur. Yine ülkemizde var olan yaş sebze ve meyve ihracatının önemli bir kesimi yine Antalya’dadır. İşte şimdi bu botanik EXPO’yla biz Antalyalıların beklediği şey şudur: Antalya’da var olan bu tarımsal potansiyeli daha ileriye nasıl çıkarabiliriz? Antalya’da üretilen bu ürünlerin dünya pazarlarına tanıtımını nasıl yapabiliriz ve Antalya’da yapılan bir üretimi daha sürdürülebilir hâlde, yeni teknolojik imkânlar kullanarak nasıl geliştirebiliriz? İşte, EXPO’dan beklentiler aslında budur. Aslında dünyadaki EXPO’lar da bu amaca dönük birtakım kendilerine hedefler belirlemiştir. Bu yıl Hollanda’nın Venlo kentinde yapılan EXPO kendisine tam da bu amaçlara hizmet edecek hedefler ortaya koymuştur. İşte, biz de Antalya’da kendimize nasıl yeni hedefler belirleyebiliriz, tarımsal üretimi, tarımsal üretimle birlikte Antalya’nın başkent olduğu diğer sektör olan turizmi nasıl dünyaya tanıtabiliriz, hep beraber bunun gayreti içerisinde olmalıyız, Antalya milletvekilleri olarak da hep birlikte bu konuda hareket etmeliyiz çünkü Antalya bizden bunu bekliyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Samani.

Birinci bölüm üzerindeki gruplar ve şahıslar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, sisteme iki arkadaşımız girmiş, soru-cevap yapacağız.

Sayın Öğüt…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, Kurban Bayramı nedeniyle Anadolu’dan çok sayıda hayvan geldi, çok sayıda da satamadı insanlar, çok perişan bir durumda. Bu hayvanları Et Balık Kurumuna karkas olarak kaçtan alacaklar? Şu andaki maliyet 14 lira civarında veya 16 lira civarında. 18 liraya karkasın kilosunu alma şansınız var mı?

Onun dışında, dışarıdan ithalat vergisine zam yaptınız, doğru. Peki, dışarıdan getirdiğiniz şu andaki hayvan ve ithal ete kaç milyar dolar ödediniz? Bunun yüzde kaçını Türk köylüsüne kredi verdiniz? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Şanlıurfa, Mardin ve Diyarbakır’daki çiftçilerimize 2011 hububat destekleme primleri ödenmemiştir. Çiftçilerimizin 2011 hububat destekleme primleri soruşturma bahane edilerek ödemeler yapılmadığı için çiftçilerimiz mağdur durumdadır. İdari soruşturmaların bu kadar uzun sürmemesi lazım. Sırf ödeme yapılmaması için mi soruşturmalar neticelenmemektedir? Bu konuda ne zaman soruşturmalar bitirilecek? Bu halkımızın mağduriyeti ne zaman giderilecek?

2- Şanlıurfa’da üretilen ürünleri dünyaya tanıtmayı düşünüyor musunuz?

3- Şanlıurfa’yı turizme tanıtmayı düşünüyor musunuz?

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, biraz önce Sayın Bakana kasaplık et fiyatlarının kasapta fiyatının yüzde 20 artacağına ilişkin haberleri sordum ama ciddi bir yanıt alamadım.

Sayın Bakan, lütfen şunu açıklar mısınız açık ve kesin olarak: Ete zam yapılacak mı? Kasapta satılan eti halkımız yüzde 20 daha pahalıya yiyecek mi? Şu anda madem hayvancılıkta bu kadar güzel tedbirler aldınız niye fiyatların artacağı, ısrarla yüzde 20 artacağı söyleniyor?

Bunun cevabını bekliyorum efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Önemli bir yasayı konuşuyoruz EXPO 2016 Antalya kanunuyla ilgili. Sadece Antalya’yı değil tüm Türkiye’yi ilgilendiren önemli bir yasa. 2016 yılında inşallah, çiçek ve çocuk üzerine Antalya’da önemli bir etkinlik gerçekleştirilecek.

Bu süreçte yasanın hazırlanmasında Bakanlığımız ve komisyon sürecinde siyasi parti gruplarının Plan ve Bütçe Komisyonundaki üyelerinin çok büyük katkıları olduğunu gördük. Nitekim burada yapılan eleştiriler, itirazlar da yasanın daha hızlı bir şekilde işler hâle gelmesiyle ilgili arkadaşlarımız teknik düzeyde ifadelerini kullandılar. Mesela, İcra Komitesinin olması Genel Sekreterlikten daha uygun diye -ki, muhakkak ki, o da bir görüştür ama “Bizim kanaatimizce Genel Sekreterliğin olması işin hızlanması açısından daha uygundur.” diye ifade ediyoruz- eleştiri yaptılar.

Şunu da tekrar altını çizerek ifade ediyorum ki, bu yasanın bu şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundan çıkmasında hiçbir siyasi partimizin engellemeye ilişkin bir hareketi olmamıştır, iyileşmesi, daha makul bir hâle gelmesi Antalyalılara ve ülkemize daha…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – … iyi bir şekilde yasa yapılması adına gayretleri vardır.

Bütün siyasi partilere teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Russia Today’in haberine göre, Peygamberimizin de mezarının bulunduğu Mescidi Nebevi, Vahabi Suud yönetimi tarafından bir cami yapılma projesi kapsamında yıkılacakmış. Bildiğiniz gibi Vahabi anlayış 1926’da da, yine aynı şekilde, Peygamberimizin mezarını yıkmak isterken, Atatürk’ün müdahalesi sonucu bu yıkım engellenmiştir. Bu konudan Hükûmetinizin haberi var mıdır? Suud yönetimiyle, Vahabi yönetimiyle başka konularda sıkı iş birliğiniz var, bu konuda tepki verecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özgündüz.

Sayın Köprülü…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biliyorsunuz ki Tekirdağ’ın özellikle en büyük sıkıntılarından bir tanesi de 100 bin baş hayvanı bünyesinde barındıran bir Angus çiftliğidir. Bu Angus çiftliğiyle ilgili hukuksuz olduğuna dair birçok tespit yapılmasına, bununla ilgili cezalar kesilmesine rağmen hiçbir girişimde bulunulmadı.

Bunun da dışında, özellikle Kurban Bayramı öncesinde Türkiye'nin doğu illerinden, Ardahan’dan, Kars’tan birçok hayvanını Trakya’ya getirmek isteyen vatandaşımız İstanbul Boğazı girişinde engelleniyor ama ne hikmetse, Trakya’ya, bu çiftliklere Uruguay’dan, Avustralya’dan hayvanlar çok rahat bir şekilde girebiliyor. Siz bunu Anadolu’da yaşayan insanlara bir haksızlık olarak, Anadolu hayvancısına yapılmış büyük bir saygısızlık olarak görüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye, 1851 yılından bu yana gerçekleştirilen EXPO’larda katılımcı üye olarak yer almaktaydı. İlk defa 2016 yılında Antalya’da gerçekleştirilecek olan EXPO’da Türkiye ev sahibi olacaktır. Bu, gerek Antalya için gerekse Türkiye için çok büyük, olağanüstü güzel bir adımdır.

EXPO Antalya Tasarısı’nı Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak destekledik. Tasarının bir kısım düzenlemelerinin daha iyi olması amacıyla katkı vermeye çalıştık. Aynı anlayışı Genel Kurul görüşmelerinde de sürdürüyoruz ve bu akşam bu tasarı inşallah yasalaşacak ve Antalya, Türkiye önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmak üzere yasal statüye kavuşacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yasayı desteklediğimizi ifade ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Sayın Soydan…

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, adı “gıda” ile başlayan Bakanlığınızda gıda kontrollerini gıda mühendislerine mi yaptırmaktasınız? Bakanlık bünyesinde yeterli sayıda gıda mühendisi var mı, gıda mühendisi almayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Varlı…

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün de bu konuyu dile getirmiştim, daha önce de dile getirmiştim. Mersin, Adana, Osmaniye, Hatay ve Urfa bölgesinde “üç gün hastalığı” diye bilinen, büyükbaş hayvanlarda görülen, üç günde büyükbaş hayvanları öldüren çok ciddi bir rahatsızlık var ve binlerce hayvan telef oldu. Tarım il müdürlükleri bununla ilgili bir çalışma yapıyor mu? Bu hayvanların birçoğu Ziraat Bankası kredileriyle alınan hayvanlar. Dolayısıyla, üretici çok büyük bir zarar içerisinde. Yarın kredinin geri dönüşünde çok büyük sıkıntı yaşanacak. Bu konuda bir tespit yaptırmayı düşünüyor musunuz, bu üreticilerimizin zarar ve ziyanını karşılamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özkan, çabuk, süreniz bitti ama alayım, son.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, devamlı karşılaştığımız bir sorun, TARGEL. TARGEL kapsamında yaklaşık 10 bin kişinin 2012 yılı sonu itibarıyla tamamını istihdam edeceğinizi söylemiştiniz. 7.499 alım olduğunu ifade ediyorsunuz. 2.500 kişi, veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, ziraat mühendisleri, ziraat teknisyenleri, gıda mühendisleri, ziraat mühendislerinin belirli bölümündeki tarla bitkilerini bitirmiş arkadaşlarımız, TARGEL kapsamında atama bekliyor. Bu 2.500 sözünü, 2012’de verdiğiniz sözü, bu yıl içerisinde yerine getirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakan, buyurun.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, arkadaşlarımızın soruları ile ilgili olarak; Et ve Balık Kurumu, Kurban Bayramı ertesinde hayvanı elinde kalanların hayvanlarını alacağına dair bir karar aldı. Şu anda da -demin de söyledim- 1.800 büyükbaş hayvanla ilgili müracaat var. Onlar Et ve Balık Kurumunun kombinalarında kestirilecek. Mağdur olmamaları yönünde, vatandaşların eğer elinde kalmışsa, memleketlere geri göndermek yerine bunların alınması cihetine gidilecek.

Sayın Tanal’ın söylediği, bazı vilayetlerde 2011 hububat primlerinin ödenmediğiyle ilgili iddia şu: Biz bir bahaneye falan sığınmıyoruz. Biz bu sene 7,5 milyar lira Türk çiftçisine nakdî, karşılıksız, hibe destek ödedik. Bunun buğdayla ilgili, buğday primiyle ilgili olanı da, hububatla ilgili olanı da yine 100 milyonlarca lira, bugüne kadar ödedik. Burada şöyle bir şey var: Savcılık ve Maliyenin yaptığı bir soruşturma var yani Bakanlığın normal, kendi uygulamaları dışında buraya yapılan şikâyetler var. Dolayısıyla savcılığa yapılmış bir şikâyet ve bu, bazı üreticilerin borsalardan fatura alırken, müstahsil makbuzu alırken buralarla ilgili bazı problemler olduğuna dair. Dolayısıyla bir soruşturma konusu ve bu bir savcılık yani adli soruşturma, bir idari soruşturma değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çiftçilerle ilgili değil Sayın Bakan, şirketlerle ilgili var ama.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Şimdi, siz müsaade edin, söylediniz, ben de cevap veriyorum izin verirseniz.

Burada bizim Bakanlığımızla ilgili değil. Çiftçi, sonuçta ödeme kendisine yapılan kişidir. Ödeme, prim için başvuruyor “Ben şu kadar ürün ürettim, şuraya götürdüm, sattım. Bana bunun primini verin.” diyor. Biz de belgelerini inceliyoruz ve kendisine veriyoruz, bu ödemeyi yapıyoruz, primi. Ancak şöyle bir şey var: Savcılığa yapılan şikâyetler var. Bu şikâyetlerin incelenmesi lazım. Maliye, bazı müstahsil makbuzlarının sahte olduğu yönünde birtakım incelemeler yapıyor, savcılık duruma el koyuyor ve burada adli süreç var. Bakanlığın kararıyla, bir siyasi kararla, idari kararla yapılan bir şey değil, hukukun gereği yapılıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama bu soruşturma ödemeyi engellemez ki Sayın Bakanım.

GIDA TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Yok. Şimdi, biz ona, onu… Kanun’un söylediği orada hususlar vardır. Bu konuda her şey yasaya, kanuna uygun olarak yapılıyor. Şirketlerle ilgili olarak Maliye gerekli incelemeyi yapıyor, şirketlerle ilgili. Dolayısıyla savcılık da bunlarla ilgili bu süreci adli olarak yönetiyor, mesele bu ve bu ödenen, prim ödemesi yapılanlar içerisinde bu ödenmeyenlerin oranı son derece de düşüktür yani yüzlerle ifade edebilecek, yani yüz binlerce hatta milyonlarca hububat üreticisi prim aldı. Kendisine ödenmeyen yüzlerce insan var, doğrudur, birkaç vilayette özellikle. Bu süreç tamamlandığında kendilerine de ödenecek. Biz, 7,5 milyarı ödedik. O, yani 15-20 milyon, neyse, 30 milyon -ne kadarsa- onu da öderiz, o konuda da bir endişe, bir problem yok.

Şimdi, Sayın Acar’ın söylediği husus, işte “Ete zam olacak mı?” Değerli arkadaşlar, etin fiyatı Türkiye’de serbest piyasa tarafından belirleniyor. Biz, olabildiğince tüketicinin sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşması, bunun temin ve tedariki yönünde tedbir alıyoruz. Bu iki şekilde oluyor: Bir, Türkiye’de üretim artıyor, desteklenmek suretiyle üretim sağlanıyor ki biraz önce söyledim yani et üretimi de, süt üretimi de Türkiye’de çok ciddi boyutlara ulaştı, hayvan sayısı da, hayvan varlığı da. Bir önceki bölümde sorulara cevap verirken onları söyledim, tekrarlamak istemiyorum ama sonuç itibarıyla 2010 yılında alınan bir ithalat kararı vardı, dünya piyasası takip ediliyor, Türkiye piyasası takip ediliyor. Tüketicinin mağdur edilmemesi yönünde birtakım tedbirler alındı ama bu arada, alınan tedbirlerle üretimde ciddi bir artış oldu. Bu arada, Türkiye’nin üretim maliyetlerini de dikkate aldık, dünya fiyatlarını da dikkate aldık ve vergi oranında bir düzenleme yaptık. Bu da kasaplık canlı hayvanda yüzde 30’dan yüzde 40’a çıktı, karkas ette de yüzde 75’ten yüzde 100’e çıktı. Yani fiyatı neyse, diyelim 4 avroysa kilogram fiyatı uluslararası piyasada bir o kadar da vergi konulmak suretiyle, yani yüzde 100 oranında vergi konulmak suretiyle bir düzenleme. Yani bu, sıfırdan buraya getirilmiş bir şey değil, yüzde 75’ten yüzde 100’e çıkarıldı. Bunun maliyeti 2 liranın altında kilogram başına yani vergiler nedeniyle getirdiği ilave yük, arkadaşlarımızın hesaplaması, 2 liranın bile altında, 2 lirayı bile bulmuyor.

Biz, bu arada, tabii, dünya piyasası fiyatlarını da zaten takip ediyoruz ve bir düzenleme mekanizması bizim açımızdan, üretici de mağdur olmasın. Üretici fiyatlarıyla, üretici maliyetiyle dünya fiyatları arasında eğer büyük bir fark, büyük bir uçurum varsa Türkiye’deki üreticinin aleyhine olur bu. Hâlbuki, Türkiye’de milyonlarca üretici bunu üretiyor ve onların da mağdur edilmemesi lazım, üretimin sürdürülmesi lazım yani işin özü, esası bu. Dolayısıyla işte “İlla yüzde 20 zam olacak veya yüzde şu zam olacak.” gibi bir şey benim söylemem zaten doğru değil çünkü onun kararını kimse vermiyor. Ama biz tüketicinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) -…makul fiyattan bu ürüne ulaşması için gereken tedbirleri alıyoruz.

Devam edeyim mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yazılı cevap versin Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Birinci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 313 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının birinci maddesinin birinci fıkrasında geçen "düzenlenmesi ve yönetilmesi" ibaresinin "düzenlenmesi, yönetilmesi ve denetlenmesi" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     İdris Baluken                           Levent Tüzel                           Murat Bozlak

                          Bingöl                                    İstanbul                                    Mersin

                  Ertuğrul Kürkcü                           Altan Tan                             Hasip Kaplan

                          Mersin                                  Diyarbakır                                  Şırnak

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - İdris Baluken, Bingöl.

Buyurun efendim.

Beş dakikadır süreniz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, ülke ekonomisi açısından, turizm açısından, uluslararası itibar açısından önemli olan bir organizasyonun yasa tasarı üzerinde görüşüyoruz, önemsiyoruz biz de. Ancak, özellikle bu bahsetmiş olduğumuz hususlardan çok  bu organizasyonun temasıyla ilgili son derece duyarlı olmak gerekiyor. Çiçek, çevre ve çocuk temasının ön planda olduğu uluslararası bir organizasyonu yerine getirirken bu temalara uygun bir şekilde ülke içerisinde kendi yanlışlarımızı düzelterek bu organizasyona gitmeyi biz önemsiyoruz. Demokratik, ekolojik bir toplum paradigmasına sahip bir parti olarak biz çevreyle ilgili olan, doğayla ilgili olan, toplumla ilgili olan, kadınla ilgili olan, çocukla ilgili olan her çalışmayı önemseriz ve her çalışmanın da mutlaka önemsenmesi gerektiğini düşünürüz. Ancak biz bu organizasyonda çevre, çiçek ve çocuk üzerine dünyaya mesajlar verirken kendi evimizin önünü temizlemezsek burada kendi yaşadığımız sorunları, deyim yerindeyse çözmezsek, bu organizasyonda dünyaya vereceğimiz mesajlar konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşayacağız.

Şimdi, çocuklarla ilgili, zaman zaman burada hep dile getiriyoruz, ülkemizde, maalesef, çocuk işçiler kavramı, Avrupa’da birinci sırada, ilk sıralarda yer alan bir durumdayız. Kayıt dışı çalışan çocukların, emek sömürüsü üzerinden neoliberal politikalara kurban edilen çocuk yaştaki işçilerin dramını hepimiz biliyoruz. Yine, çocuk yaşta evlendirilmek zorunda bırakılan kız çocuklarının durumunu, çocuk gelinler sorununu hepimiz biliyoruz. Gürcistan’dan sonra bugün Türkiye, çocuk gelin sorununun yaşandığı, en fazla yaşandığı ikinci ülke konumunda maalesef.

Diğer taraftan, savaşın mağdur ettiği, savaşın yaratmış olduğu travmalarla boğuşmak zorunda kalan çocukların dramı var. Bu ülkede, otuz yıldır süren savaştan dolayı, çatışmalı süreçten dolayı yaşamını yitiren çocuklar var. Çok derinlikli, detaylı bilgilere girmeyeceğim ama bütün kamuoyunun bildiği, Ceylan Önkol’un, Halil İbrahim Oruç’un, Uğur Kaymaz’ın, Mazlum Akay’ın katilleri hâlâ aramızdayken, hâlâ bu katillerle ilgili soruşturmayla ilgili hiçbir gelişme kaydedilmezken, biz dünyaya çocuklarla ilgili mesajlar vermek zorunda kalırsak burada bütün inandırıcılığımızı yitiririz.

Demin, konuşmacı arkadaşımız, Pozantı Cezaevindeki dramdan bahsetti. Roboski’deki katledilen, savaş uçakları tarafından paramparça edilen Kürt çocuklarının dramını hepimiz biliyoruz. Bunlarla ilgili hiçbir gelişme sağlanmazken, hukuksal süreçlerle ilgili, idari süreçlerle ilgili hiçbir gelişme sağlanmazken, bizim vereceğimiz, çocuk temasıyla ilgili vereceğimiz mesajların hiçbir inandırıcılığı kalmaz.

Konuştuğumuz bu saat itibarıyla, İzmir Şakran Cezaevinde bedenini açlığa yatırmış olan çocuk yaştaki iki tutuklunun belki de ölüm haberleriyle biz bu organizasyona ev sahipliği yapacağız ve inanın ki bütün dünyada bu tablo kendi topraklarımızda karşımıza bir eleştiri konusu olarak çıkacak.

Diğer taraftan çevre ile ilgili yine bu savaşın yaratmış olduğu travmaları hepimiz biliyoruz. Bu yazın seçim bölgem olan Bingöl’de, Dersim’de, Bingöl dağlarının, Dersim dağlarının, bölgedeki, deyim yerindeyse bütün dağların güvenlik gerekçesiyle ormanlarının nasıl yakıldığına en yakın, en canlı tanıklık etmiş bir arkadaşınız olarak uyarıyorum. Bu orman yakmalarıyla ilgili, biyoçeşitliliği ortadan kaldıran bu savaş pratiğiyle ilgili bir yüzleşme yapmadan, bir çözüm arayışına girmeden bizim vereceğimiz temaların tamamının ayakları havada kalır. Bölgede çevreyle ilgili HES’ler, güvenlik barajları… Hemen hemen her vadinin çevre talanı yapılacak şekilde neoliberal politikalara kurban edilmesi, maalesef bu organizasyon yapılmadan önce mutlaka çözmemiz gereken sorunlar olarak karşımızda durduğunu belirtmek istiyorum.

Kısacası, botanik ve diğer doğal alanların korunması ve çocuk haklarıyla ilgili, dünyaya önemli mesajlar vereceğimiz bir organizasyonla ilgili önce kendi kapımızı temizlememiz, kendi evimizin önünü temizlememiz gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Baluken teşekkür ediyoruz, konuşmanızı tamamlayın.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bu çalışmaları yaptığımız ölçüde bu organizasyonun ülkemizin uluslararası itibarı açısından son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Barış ve Demokrasi Partisi olarak, ilkesel olarak zaten bu yasa tasarısına destek vereceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 313 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının üçüncü maddesinin ikinci fıkrasında geçen “ofisten” ibaresinin “ofislerden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     İdris Baluken                           Levent Tüzel                           Murat Bozlak

                          Bingöl                                    İstanbul                                     Adana

                  Ertuğrul Kürkcü                           Altan Tan                             Hasip Kaplan

                          Mersin                                  Diyarbakır                                  Şırnak

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baluken, gerekçeyi mi okutayım, konuşacak mısınız?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu değişiklikle amaçlanan ülkenin birçok yerinde konuyla ilgili ofislerin oluşturulması ve tarım, botanik alanında bölgeler arasında koordinasyon ve iletişimin sağlanması ve Expo 2016’ya taşınması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan 313 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının dördüncü maddesinin birinci fıkrasında geçen "Yönetim Kurulu; Bakan başkanlığında, Antalya Valisi, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı, Bakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığından en az genel müdür seviyesinde birer temsilci, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ile Antalya Ziraat Odası Başkanı olmak üzere dokuz üyeden oluşur." cümlesinin "Yönetim Kurulu; Bakan başkanlığında, Antalya Valisi, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı, Bakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığından en az genel müdür seviyesinde birer temsilci, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ile Antalya Ziraat Odası Başkanı, sivil toplum örgütü temsilcileri, yerel ve ulusal çevre ve eğitim örgütü temsilcilerinden oluşur." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     İdris Baluken                           Levent Tüzel                           Murat Bozlak

                          Bingöl                                    İstanbul                                     Adana

                  Ertuğrul Kürkcü                           Altan Tan                             Hasip Kaplan

                          Mersin                                  Diyarbakır                                  Şırnak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısının 4. maddesinin (1) bendinin ağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Mehmet Günal                        Mehmet Şandır                         Tunca Toskay

                         Antalya                                    Mersin                                    Antalya

                                        Mesut Dedeoğlu                  Hasan Hüseyin Türkoğlu

                                        Kahramanmaraş                              Osmaniye

"Yönetim Kurulu

Madde 4- (1) Yönetim Kurulu; Bakan başkanlığında; Antalya Valisi, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı, en az Genel Müdür seviyesinde Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığından birer temsilci, Bakanın görevlendireceği en az Genel Müdür seviyesinde bir Bakanlık temsilcisi, Türkiye İhracatçılar Meclisi Temsilcisi ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Temsilcisi olmak üzere 9 üyeden oluşur."

BAŞKAN – Sayın Komisyon son okunan önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Toskay konuşacak.

BAŞKAN – Antalya Milletvekili Sayın Tunca Toskay.

Buyursunlar Sayın Toskay.

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4’üncü maddeyle ilgili verdiğimiz önerge hakkında konuşuyorum.

Yalnız, bazı noktalara bu EXPO 2016’yla ilgili olarak açıklık getirmekte fayda var. Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye'nin yararına, Antalya’nın yararına olacak hiçbir şeye karşı olmaz, bizim siyaset anlayışımız bu. Eğer bu siyaset anlayışımızı değiştiren şekilde birtakım siyaset yapılıyor ise de onu da üzüntüyle karşılarız ve kınarız ve şunu da söyleyeyim, bu kadar uzun süreli siyasi hayatımda yerel medyayla vesaire siyasi partileri karalayarak ucuz siyaset yapmanın siyasetçilere orta ve uzun vadede hiçbir getirisi de olmamıştır. Doğruları söylemek lazım, doğruları ifade etmek lazım, doğruların peşinden gitmek lazım.

Şimdi, Sayın Bakan burada teknik olarak itirazlarımızdan bir tanesine, İcra Kuruluyla ilgili itirazımıza şunu söylüyor, diyor ki:”Hem Komisyon hem Meclis tasarıya hakimdir, iradesini ortaya koyar o şekilde geçirir.” Ancak, burada daha realist olalım, Bütçe Plan Komisyonunun 25 tane üyesi AKP’li olacak, Genel Kurulda da 320 tane AKP’li üye olacak ve burada da Meclis iradesi ortaya çıkacak. Biz muhalefet olarak bu İcra Kurulunun olmasından yanayız. Sayın Bakan diyor ki: “Biz İcra Kurulunu ilk tasarımızda sorduk ama Komisyonda bu benimsenmedi.” Ama ben de Komisyondaydım, arkadaşlarım da Komisyondaydı, İcra Kurulunun bu tasarıdan çıkarılmasıyla ilgili önerge geldiği zaman neden bunu uluslararası karşılaştırmaları yaparak buraya koyduklarını ifade etmedi Bakanlık. Ondan sonra da oturup burada Komisyonun iradesi, Meclisin iradesinden bahsetmek çok samimi olmuyor.

Bizim bu konuda, İcra Komitesi veya EXPO’yu yönetecek olan organizasyonun daha etkili olması konusundaki temel yaklaşımımız şu: Bu organizasyonun Antalya’ya kazandırılmasında çok büyük emeği geçmiş olan ve de Antalya’nın hayatında, ekonomisinde, sosyal ve kültürel hayatında çok önemli yer tutan dinamik sivil toplum örgütlerinin Antalya’nın dinamiklerini daha iyi yansıtması bakımından, bu söylediğimiz organizasyonun içinde yeterli şekilde yer almasının faydalı olduğunu düşündüğümüz için buna karşı çıkıyoruz. Yoksa EXPO’ya karşı çıkmamız için mantıklı hiçbir sebep yok. Antalya’da siyaset yapıyorum ben, Antalya’da yaşıyorum. Türkiye’ye ve Antalya’ya faydası olacak herhangi bir şeye bizim karşı çıkmamız söz konusu değil. Ama bunu bu şekilde takdim etmeye kalkarsanız, o zaman nezahet içinde siyaset yapma şansını kaybederiz, bundan da üzüntü duyarız.

Söylemek istediğimiz noktalardan bir tanesi de şu: EXPO’yu yönetecek ve gerçekleştirecek olan organizasyonun bazı siyasilerin subjektif tercihlerini yansıtır şekilde ortaya çıkmaması gerekir. Bu organizasyonlar, amacı en etkin şekilde yerine getirecek şekilde şekillendirilmeliler. O bakımdan diyoruz ki, Antalya’nın sivil dinamiklerinin, ekonomik, sosyal, kültürel hayatını yansıtan dinamiklerin bu organizasyon içinde yeterli ölçüde yer alması gerekir. Esasen EXPO 2016’nın Antalya’ya kazandırılmasında da bu söylediğimiz sivil toplum örgütleri ve Antalya’nın iç dinamikleri çok etkin olmuşlardır. Ben endişe ederim ki, kamunun aşırı ağırlıklı olarak temsil edildiği bu organizasyon yapısı uygulamada sıkıntılar çıkarabilir.

O bakımdan, endişelerimizi teknik olarak ortaya koyduk ve hiç siyaset de yapmıyoruz. Bu EXPO 2016’yı düzenleyen kanuna Milliyetçi Hareket Partisi bütün gönlüyle katılmaktadır, ancak teknik olarak tereddüdümüz ve endişemiz olan noktalar var, onları beyan etmek istedim.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Toskay.

Komisyon Başkanımızın yerinden bir ifadeleri olacak.

Buyursunlar Sayın Başkan.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, öncelikli olarak tüm siyasi parti gruplarına EXPO 2016 Kanun Tasarısı’na destek sağladıkları için çok teşekkür ediyorum.

Şunu ifade etmem gerekiyor: Bu İcra Komitesine yönelik olarak Komisyon çalışmaları esnasında, biliyorsunuz, ara verdik ve benim odamda yapmış olduğumuz toplantıda hem Yönetim Kurulu hem Genel Sekreterlik hem İcra Komitesi gibi üç farklı yapının oluşmasının prosedürü uzatacağı ve bunun daha pratik, daha dinamik bir hâle getirilmesi gerektiği ifade edildi, böyle bir eleştiri gündeme geldi. Bu eleştiriye istinaden ben de şöyle bir öneride bulundum: “İcra Komitesinin görev ve yetkilerini Yönetim Kurulu ve Genel Sekreterliğe dağıtalım.” şeklinde bir öneri getirdim ve bu çerçevede bir düzenleme yapıldı. Tabii ki her hususta, her bir maddede tam bir uyum söz konusu değildi ama özellikle Yönetim Kurulu yapısı ve diğer hususlarda da önemli ölçüde, tüm siyasi partilerimiz arasında uyum sağlandı. Bu konuya bir açıklık getirmek istedim.

Çok teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan 313 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının dördüncü maddesinin birinci fıkrasında geçen "Yönetim Kurulu; Bakan başkanlığında, Antalya Valisi, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı, Bakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığından en az genel müdür seviyesinde birer temsilci, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ile Antalya Ziraat Odası Başkanı olmak üzere dokuz üyeden oluşur." cümlesinin "Yönetim Kurulu; Bakan başkanlığında, Antalya Valisi, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı, Bakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığından en az genel müdür seviyesinde birer temsilci, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ile Antalya Ziraat Odası Başkanı, sivil toplum örgütü temsilcileri, yerel ve ulusal çevre ve eğitim örgütü temsilcilerinden oluşur." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçeyi lütfen.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu değişiklik ile amaçlanan ve konusu çocuk ve çiçek olan EXPO'da karar verici mekanizmalarda eğitim ve çevre alanından temsilcilerin olması halkın katılımı ve demokratik işleyiş açısından önemine dikkat çekmektir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 313 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının beşinci maddesinin birinci fıkrasında geçen "...ve Antalya Gazeteciler Cemiyetinin" ibaresinden sonra gelmek üzere “çevre ve eğitim örgütlerinin, muhtarlar derneğinin" ibarelerinin eklenmesini; üçüncü fıkranın sonunda yer alan "izler" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve denetler" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     İdris Baluken                           Levent Tüzel                           Murat Bozlak

                          Bingöl                                    İstanbul                                     Adana

                  Ertuğrul Kürkcü                           Altan Tan                             Hasip Kaplan

                          Mersin                                  Diyarbakır                                  Şırnak

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Baluken?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçeyi lütfen…

Gerekçe:

Değişiklik ile EXPO 2012 Antalya'nın gerçekleşmesinde yerelde bulunan tüm sivil toplum ve yerel temsilcilerin sürecin dışında bırakılmaması amaçlanmıştır. Yönetim kurulu ile genel sekreterliğin çalışmalarının, EXPO 2016 Antalya'nın en geniş katılımlı bileşeni olan EXPO konseyinin denetlemesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 313 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının altıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "bakan tarafından bir genel sekreter atanır" ifadesinin, "EXPO Konseyi tarafından önerilen üç isimden biri bakan tarafından genel sekreter olarak atanır" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     İdris Baluken                           Levent Tüzel                           Murat Bozlak

                          Bingöl                                    İstanbul                                     Adana

                  Ertuğrul Kürkcü                           Altan Tan                             Hasip Kaplan

                          Mersin                                  Diyarbakır                                  Şırnak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısının 6 ncı maddesinin başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Mehmet Günal                        Mehmet Şandır                         Tunca Toskay

                         Antalya                                    Mersin                                    Antalya

                                          Mesut Dedeoğlu               Hasan Hüseyin Türkoğlu    

                                           Kahramanmaraş                           Osmaniye

İcra Komitesi

Madde 6- (1) İcra Komitesi; Antalya Valiliği, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Bakan tarafından görevlendirilen bir Bakanlık temsilcileri ile İl Kültür Turizm Müdürü, Orta Anadolu Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı ve Antalya Ticaret Borsası (ATB) Yönetim Kurulu Başkanı, olmak üzere toplam 7 üyeden oluşur.

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum ve ardından Sayın Bakana soruyorum: Niye katılamıyorsunuz Sayın Bakanım? Demin diyordunuz ki “Demokrasi var; Genel Kurula gelir, arkadaşlarımız önerge verirler.” Niye takdire bırakmıyorsunuz, madem yukarıda takdire bırakıyorsunuz da?

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Biraz sonra oylanacak.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Mehmet Günal yokken, MHP’li üyeler yokken sizin hazırladığınız önergeyi arkadaşlarımız imzalıyor. Bari takdire bırakın da sözünüzün arkasında durmuş olun o zaman.

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Biraz sonra oylanacak.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Siz takdire bıraksanız, arkadaşlar size bakıyor, belki kabul ederler, Komisyon Başkanına da aynısını söylüyorum.

Şimdi, bu tartışmanın düğümlendiği yer İcra Komitesi, söyledim. Arkadaşlar, Sayın Bakan tam cevap vermedi hakikaten ”Niye katılmıyorsunuz?” diye...

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Muhalefetten geldiği için!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan takdire bıraktı.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Arada arkadaşlarım da söylediler. Orijinalini gösterdim, burada yazıyor “İcra Komitesi” var. Bizim söylediğimiz şuydu: Yani taslağın orijinalinde Sayın Bakanın, Bakanlığın İcra Kuruluna gönderdiği değerlendirmenin içerisinde bu Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği var idi. Yani tekrar çıktığı için, biz de bunun olması gerektiğini söyledik. Biz, Ticaret ve Sanayi Odası ile Borsanın da bunun içinde yer alması gerektiğini söylemiştik. Şimdi hem onlar olmadığı gibi “Ticaret Odasını yönetime koyduk” diyorsunuz, madem bu kadar danışıldı… Sayın Bakan dedi ki: “Biz BIE’ye veya AIPH’e yani uluslararası kuruluşlara danıştık.” Onlar size “İcra Komitesi koymayın.” mı dedi? Eğer “Koymayın.” dediyse taslak çıkarken, tasarı çıkarken niye koydunuz? Yani şimdi, bu kadar önemli bir şeyi… Şimdi de deniliyor ki: “Efendim, hızlı karar alacakmış, efendim, etkin yönetim olacakmış.” Yani İcra Komitesi olunca olmuyor mu? Yani şimdiye kadar kurulan şeyler…

Değerli arkadaşlar, bakın, bu söylediğimiz tam tersine, Sayın Bakanın ve Yönetim Kurulunun yükünü hafifletecek bir öneridir. Yani “İcra Komitesine kimi koyacağınıza yine karar verelim.” diye de söyledim, Sayın Başkan da burada. O kurum olmaz da bu kurum olur ama Antalya’nın kurumları icra kısmında gelsin. Şimdi, EXPO Konseyi Danışma Kurulu, onun bir yetkisi yok. Senede 4 sefer toplanırsa toplanacak, zaten bu altı ayda bitecek bir şey. Yani burada “icra” demek “uygulama birimi” demek. Bir yönetim kurulunun dışında bir şirkette, bir kurumda arada icra birimi yok mu? Var. Her seferinde Sayın Bakan şimdi toplantı mı yapacak? Bu İcra Komitesinin başında -zaten Sayın Bakan görevlendirecek- vali var, ilgili birim müdürleri olacak, içerisinde, koyduğumuz belediye başkanı da var. Bunlar zaten olacaktı. Dolayısıyla, söylediğimiz, lütfen… Bunlar hiçbir şekilde engelleme falan değil, biz yapıcı bir şekilde bunun daha etkin bir şekilde çıkmasını istiyoruz. Tekrar tekrar, arkadaşlarımız, bakıyorum, arada sayın vekillerimiz de yine “Engellemelere rağmen…” diyor. Yanlışa ortak mı olalım? Vebali var. Türk milleti bize denetleme yetkisi vermiş muhalefet olarak. Yarın, yani mahşer gününde soracak: “Sen bunu bile bile, buna inana inana niye sormadın?” dediği zaman ben onun hesabını nasıl vereceğim? Siz öyle inanıyor olabilirsiniz ama bu engelleme değil ki, ben bunun eksik olduğuna inanıyorum. Bu şekliyle çıkarsa Antalya için de, Türkiye için de eksiklik taşıyacağına inanıyorum ve yatırımların daha da gecikeceğine inanıyorum. Karar alma mekanizması aldıktan sonra uygulayıcı birim olmazsa arada, sadece Genel Sekreterle Bakanın üstünde kalacak. Yarın başlayacaksınız, yani şurada bir ön hazırlık çalışması için bile Sayın Badak’ın -demin okudum- açık, net soruları var, “Şu parayı nereye harcadın?” diyor. Topu topu birkaç tane seyahat yapılmış ve belli ön hazırlık yapılmış. Yarın -Sayın Bakan söylüyor- “180 milyon doları nereye harcadın?” deyince arada birtakım kurumlar olsa, “Şunlar karar aldı, bunlar getirdi, bunlar önerdi.” deseniz fena mı olur ve işi de daha çabuk yapsak. Siz Yönetim Kurulu olarak kararınızı alın, ondan sonra da İcra Komitesi otursun, sizin aldığınız kararlara ve verdiğiniz yetkiye dayanarak bu işleri yapsın. Söylediğimizin özeti budur. Biz bu çerçevede herhangi bir şahsı, herhangi bir kimseyi desteklemiyoruz; EXPO 2016’yı destekliyoruz ama Antalya’nın Milletvekili olarak Antalya Ticaret ve Sanayi Odasını da, Antalya Ticaret Borsasını da, İhracatçı Birliğini de Antalya’nın kurumu olarak görüyoruz. Bu arkadaşlarımızın hiçbirisi 2016’da EXPO yapılırken görevlerinin başında olmayabilir. Yarın genel kurulları var, belki değişirler ama o kurumların temsil edilmesini istediğimiz için, daha katılımcı, demokratik bir şekilde, sivil toplum katılımıyla bu çalışmaların yapılması, kentin sahiplenilmesi için bunları önerdik.

Ben yine, tekrar soruyorum: Sayın Bakanım, demokratik bir şekilde Genel Kurula vermiş olduğunuz önergeyi -lütfen- AKP Grubundaki arkadaşlara baskı yapmadan takdire bıraksaydınız daha iyiydi. En azından bir işaret yapın, siz “kabul” deyin, onlar da kabul etsinler diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Sayın Bakan yerinden bir açıklamada bulunacak.

Buyurun Sayın Bakanım.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Şimdi, esasen üzerinde durulan, dile getirilen iki tane konu var. Bir: Bu, İcra Kurulu, Genel Sekreterlik meselesi. Bununla ilgili çok kısa bir bilgi arz edeceğim, bir açıklama yapacağım. Bir de Orta Anadolu İhracatçılar Birliğinin yer aldığı, sanki çıkarıldığı gibi bir izlenim oluştu, ona açıklık getireceğim.

Komisyon Başkanımız aslında demin o süreç içerisindeki görüşmede Komisyon Başkanı olarak ve Komisyon üyeleriyle yapılan birtakım görüşmeleri anlattı. Ona ilave olarak söyleyeceğim şey şu: Orta Anadolu Çiçek İhracatçıları Birliği hiçbir zaman bizim tasarımızda ne Yönetim Kurulu üyeliğinde ne de İcra Kurulunda teklif edilmedi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Taslakta, taslakta, Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bakın, elimde, tasarı burada.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Taslakta…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bakın, Komisyona gelen metin…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle bir usul yok. Kanaatini açıklamış, ondan sonra Hükûmetin konuşma hakkı yok. Bu Meclisi doğru dürüst yönetin ya!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Ama bakın, tasarı…

TUNCA TOSKAY (Antalya) – O zaman biz de cevap verelim.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Şimdi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Veremez ki cevap. Önergeye “kabul” veya “ret” dediğin zaman cevap verirsin, şimdi veremezsin cevap.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Şimdi, 4’üncü madde Yönetim Kuruluyla ilgili…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu Meclisin çalışma usullerine riayet edin.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – …6’ncı madde İcra Komitesiyle ilgili. İkisinin de ilk fıkrasında bu husus yer almıyor. Şimdi olmaması da şundan dolayı gerekiyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, geçmişte sünnetçilik yaptığını biliyoruz da yani bu iş sünnetçiliğe benzemiyor. Yahu biraz olsun çalışma usullerine riayet edin ya!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – AIPH, Uluslararası Bahçe Bitkileri Üretici Birliğine Orta Anadolu İhracatçı Birliği, Çiçek İhracatçıları Birliği burada üye. Dolayısıyla hem üye olup, yani bu sergileri dünyada düzenleyen organizasyonun üyesi olup hem de bu serginin düzenlendiği ülkenin İcra Komitesinde veya yönetiminde yer alması mümkün değil, bir de işin böyle bir boyutu var.

Bir üçüncü madde daha arz edeceğim: Genel Sekreter değil, Genel Sekreterlik kuruluyor ve bir tek kişi değil, Genel Sekreterlik bir kurum. Bunun detayları, bunun organizasyonu, teşkilatı, zaten kanunda bunun ne şekilde teşekkül edeceği yazıyor. Dolayısıyla, sanki bir tek kişiye bu yükleniyormuş gibi bir algı oluşuyor, bu da doğru değil. Bir tek kişiye değil, bir kuruma devrediliyor ve benzeri yapılar Türkiye’deki ajanslarda var, örneğin kalkınma ajanslarında da var; Yönetim Kurulu var, Genel Sekreter var, Genel Sekreterlik var. Bir, kararlar alınıyor, bir de bunun icrası sağlanıyor, yürütmesi sağlanıyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.

BAŞKAN – Sayın Genç, 87’nci maddenin…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önergeye…

BAŞKAN – Bir saniye, beni bir saniye dinler misiniz lütfen. Ben sizi dinledim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oku, oku.

BAŞKAN – Bakın aynen okuyorum, 87’nci maddenin bir fıkrasını…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hükûmet, önergeye katılıp katılmamakta, o dakikada yapar.

BAŞKAN – “Başkan, önergeye katılıp katılmadığını komisyona ve Hükûmete sorar. Komisyon ve Hükûmet katılmama gerekçelerini kısaca açıklayabilirler. Hükûmetin veya komisyonun katılmadığı önerge, sahibi tarafından beş dakikayı geçmemek üzere açıklanabilir. Önerge sahibine, gerekçesinin okunmasını istediği önerge hakkında da söz verilmez.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Arkadaşımız önergesinin üzerinde konuştu, ondan sonra Hükûmetin konuşma hakkı yok.

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Sayın Başkan, neden katılmadığının gerekçesini “Katılmıyorum.” dediği zaman açıklamak durumunda.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ondan sonra söz veremez.

BAŞKAN – Şimdi, önce veya sonra…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yanlış yapıyorsun…

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Konuşmacıdan sonra konuşursa Tüzük’e aykırı.

BAŞKAN – Efendim, sırf arkadaşlarımız sorduğu için, anlaştıkları için verir dedim. Yoksa, böyle bir görüşme usulü olmaz yani.

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Öyle şey olmaz, öyle şey olmaz!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, sen o zaman niye orada oturuyorsun?

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Başkan, o zaman söz vermeyeceksin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O zaman Maraşspor gibi yönetmiş olursun.

BAŞKAN – Ama konuşan arkadaşımız Sayın Toskay “Lütfen cevap verir misiniz?” dedi Bakana.

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Söz vermeyeceksin! Ben konuştuktan sonra Bakan bana cevap verirse söz vermeyeceksin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Orada vermez.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Maraşspor’u yönetir gibi yönetirsin Meclisi.

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Doğru dürüst yönetin. Böyle şey mi olur?

BAŞKAN – Tamam efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 313 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının altıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “bakan tarafından bir genel sekreter atanır” ifadesinin, “EXPO Konseyi tarafından önerilen üç isimden biri bakan tarafından genel sekreter olarak atanır” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile atanacak genel sekreterin yerel dinamikler tarafından önerilmesi ve siyasal bir ayrımcılığa zemin oluşturulmaması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

Yeni bir madde ihdasına dair bir önerge var.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge gelmiştir. Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük'ün 87'nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla -21 üyesiyle- katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısına 7. madde olarak aşağıdaki maddenin eklenmesini ve sonraki maddelerin buna göre düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

                    Mehmet Günal                        Mehmet Şandır                         Tunca Toskay

                         Antalya                                    Mersin                                    Antalya

                                   Hasan Hüseyin Türkoğlu               Mesut Dedeoğlu

                                               Osmaniye                           Kahramanmaraş

EXPO Komiseri:

Madde 7 – (1) Ajansı temsil etmek ve yurt dışı ilişkilerde yetkili organ görevini yapmak üzere Bakan tarafından bir EXPO Komiseri atanır.

Sergide hükümeti tüm konularda temsil etmekle, resmi katılımcılarla yapılan anlaşmalarla ve sergi düzenlemelerine uyulmasını temin etmekle, özel maddeler kapsamında belirtilen özel hususların gözetilip sonuçlandırılıp sorumludur.

Hükümetlerin EXPO 2016 Antalya'ya katılımlarına ilişkin tüm kararları eline ulaştığı anda BlE'ye ulaştırmakla yükümlüdür. BIE, hükümetlerin katılımlarına ilişkin bilgi içeren dokümanlarının bir kopyasının ülke komiserlerinin görüşü ve talep edilen alanın yer ve büyüklük bilgileri ile birlikte alacaktır.

Çağrı üzerine Ajans bünyesinde gerçekleştirilecek tüm kurum toplantılara katılır, bilgi verir.

Kendi bölümünün organizasyonundan ve çalışmalarından sorumludur. Paris Antlaşması md. 17'ye uygun olarak çalışma alanındaki bütün sergi sahipleri, ticari ve diğer etkinliklerin, faaliyetlerin BIE Sergi Kurallarına uygun olarak gerçekleştirilmesini sağlar.

Katılım sözleşmeleri katılımcının EXPO Komiseri ve EXPO 2016 Antalya EXPO Komiseri tarafından ikili olarak imzalanır.

EXPO Antalya 2016'nın düzenlenmesi ile ilgili olarak katılımcı ülkeler ile gerekli sözleşmeleri yapmaya Ajans adına Komiser yetkilidir.

EXPO Komiseri görevin gerektirdiği yasal ve fiili durumlar haricinde Ajans adına hiçbir faaliyette bulunamaz veya görev ifa edemez.

EXPO Komiseri görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esaslar BIE kurallarına uygun olarak çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.

BAŞKAN – Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, davet etmediniz ki gelelim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hiç… Belki gelecek arkadaşlar, yine aynısını yapıyor. Yani çok demokratik gidiyor Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

7’nci madde üzerinde bir önerge vardır okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 313 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7'nci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini; ikinci ve üçüncü fıkralarında geçen "ofiste" ibarelerinin “ofislerde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(1) Yönetim Kurulu ile EXPO Konseyinin çalışmalarının yürütülmesi amacıyla Ankara'da bakanlık bünyesinde merkezî bir ofis kurulur, ayrıca EXPO 2016 çalışmalarını ülkenin tümüne yaymak ve tanıtmak amacıyla her bölgede Ankara'daki merkez ofise bağlı birer ofis kurulur."

                     İdris Baluken                        Ertuğrul Kürkcü                        Hasip Kaplan

                          Bingöl                                     Mersin                                     Şırnak

                        Altan Tan                             Murat Bozlak                           Levent Tüzel

                       Diyarbakır                                  Adana                                    İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baluken?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi lütfen.

Gerekçe:

EXPO 2016 sadece Antalya'yı değil Türkiye'nin her bölgesini etkileyen bir organizasyon olduğu için, değişiklik ile diğer bölgelerinde süreci takip etmesi, bilgilendirilmesi ve katılımının kolaylaştırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 313 sıra sayılı "EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı"nın 8’inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Mustafa Elitaş                       Hüseyin Samani                    Mevlüt Çavuşoğlu

                         Kayseri                                    Antalya                                    Antalya

                   Menderes Türel                         Sadık Badak                     Gökçen Özdoğan Enç

                         Antalya                                    Antalya                                    Antalya

"(1) Antalya İli, Aksu İlçesi, Solak Köyü sınırları içerisinde bulunan, mülkiyeti Hazineye ait olan, Bakanlığa tahsisli ve Antalya Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünün kullanımında bulunan haritası ekli 13203 ada, 65 parsel numaralı 1.088.329,21 m² yüzölçümlü taşınmaz ve 13202 ada 166 parsel numaralı 32.894,00 m² yüzölçümlü taşınmaz ile üzerlerinde bulunan muhdesat, EXPO 2016 Antalya faaliyetlerinde kullanılmak amacıyla Ajansa tahsis edilmiş sayılır. Bu alan içerisinde yer alan her türlü muhdesat başka bir kişi, kurum, makam veya merciden herhangi bir ruhsat, izin, onay ve benzeri bir işleme gerek kalmaksızın Yönetim Kurulu Kararı ile yıkılabilir, kaldırılabilir, imha edilebilir, tamir edilebilir, restorasyon, tadilat ve benzeri işleme tabi tutulabilir.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, bu nasıl önerge?

BAŞKAN –  Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Sayın Elitaş…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Gerekçe…

BAŞKAN –  Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Temmuz-Ağustos 2012 tarihleri arasında yürütülen ön arazi planlama çalışmalarında ilave alana ihtiyaç olduğu tespit edilmiş olup teklif edilen değişiklik ile bu ihtiyacın karşılanması amaçlanmaktadır.

Ayrıca, söz konusu alandaki bina ve diğer yapıların hızlı ve seri bir biçimde amaca uygun hale getirilebilmesi amacıyla değişiklik yapılmaktadır.

BAŞKAN –  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 313 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının dokuzuncu maddesinin birinci fıkrasının “ç” bendinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. 

                     İdris Baluken                        Ertuğrul Kürkcü                        Hasip Kaplan

                          Bingöl                                     Mersin                                     Şırnak

                        Altan Tan                             Murat Bozlak                          Levent  Tüzel

                       Diyarbakır                                  Adana                                    İstanbul

BAŞKAN –  Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe…

BAŞKAN –  Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kaynakları sınırlı olan ve hizmet önceliği farklı olan ilçe belediyelerinin bütçelerine ek bir yük getirilmemesi  amaçlanmıştır.

BAŞKAN –  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Önergeyi okutup, Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla -21 üyesiyle- katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısına 9. maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve sonraki maddelerin buna göre düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

                    Mehmet Günal                Hasan Hüseyin Türkoğlu                Mehmet Şandır

                         Antalya                                  Osmaniye                                  Mersin

                                        Mesut Dedeoğlu                             Tunca Toskay

                                        Kahramanmaraş                                  Antalya

Alım, satım, ihale ve yapım işleri

Madde 10 - (1) Yönetim Kurulu; Yönetim Kurulu üyeleri arasından 3 ve İcra Komitesi üyeleri arasından 2 olmak üzere İhale Komisyonu üyelerini ve seçilen bu üyeler arasından başkanını seçer.

İhale Komisyonu ihtiyaç duyulan her türlü mal ve hizmeti satın almak ve satmak ile ilgili iş ve işlemleri yapmakla görevlidir. Bütçe Komisyonunun görevleri aşağıda belirlenmiştir.

a)Yıllık bütçeyi hazırlamak.

b)Proje ile ilgili tüm harcamaları yapmak.

c)Gelir getirici faaliyetlerle ilgili kararları almak.

(2) İcra Komitesi her yıl 15 Aralık tarihine kadar çalışma programını ve bütçesini ve izleyen yılın ilk ayı sonuna kadar bir önceki yıl kesin hesabını Yönetim Kuruluna sunar. Yönetim Kurulu bütçeyi aynen veya değiştirerek 30 Aralık tarihine kadar onaylar.

(3) Yönetim Kurulu Başkanı Ajansın harcama yetkilisidir.

(4) Yönetim Kurulu Başkanı limitini önceden belirlemek koşuluyla harcamaya ilişkin yetkilerini İcra Komitesi Başkanına devredebilir.

(5) Yetki sınırları içerisinde İcra Komitesi tarafından yapılacak ihale işlemlerini yürütmek üzere kendi, üyeleri arasından toplam 5 kişi olacak şekilde ihale komisyonu üyelerini ve başkanını seçer.

(6)  İcra Komitesi, EXPO 2016 Antalya'nın mali yönetimi ve özel hesapta yer alan mali kaynakların kullanım ve harcama esaslarını Yönetim Kurulunun belirleyeceği kurallar doğrultusunda ehliyet, rekabet, şeffaflık ve hesap verilebilirlik çerçevesinde uygular.

BAŞKAN – Sayın Komisyon salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz yoktur Sayın Başkan, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde şu anda bir önerge geldi, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısının 11’nci maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Fikri ve sınai mülkiyet hakları

Madde 11 - (1) EXPO 2016 Antalya hazırlık ve düzenleme sürecinde oluşturulan her türlü eserin fikri ve sınai mülkiyet hakları Ajansa aittir.

(5) Fikri ve Sınai haklarının korunması ile ilgili ihlallerden doğan anlaşmazlıklar ve sorumluluklar ile ilgili hususlar genel düzenlemeler ile ilgili çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.

                    Mehmet Günal                               Ali Öz                              Mehmet Şandır 

                         Antalya                                    Mersin                                     Mersin

                                                  Alim Işık                            Tunca Toskay

                                                   Kütahya                                  Antalya

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bakan?

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, çok kısa olarak sadece… Sayın Bakana ısrarla sordum, ben “taslak” dedim, o “Tasarıda yok.” dedi.

Sayın Bakan, şimdi size fotokopisini gönderiyorum. Bu bütün milletvekillerimize ve size. Üç kurum başkanımızın, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı, Ticaret Borsası Başkanı ve İhracatçı Birliği Başkanının, üçünün beraber EXPO taslağı hakkında, tasarısı değil taslağı…

GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Tasarıda yok.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bir saniye Sayın Bakanım.

Şimdi, ben de dedim ki size “Tasarı.” Taslağı kim hazırladı? Kurumların görüşüne siz sunmadınız mı? Ben de onu söylüyorum, onun için çıktım, önergeyi verme nedenim de buradadır. İçerisinde -aynen okuyorum- İcra Komitesi, Madde 6’da aynen “Bakan tarafından görevlendirilen bir Bakanlık temsilcisi” dedikten sonra “İcra Komitesi; Vali, Büyükşehir Belediye Başkanı, Bakan tarafından görevlendirilen Bakanlık temsilcisi, Orta Anadolu Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Sekreter olmak üzere 5 üyeden oluşur.”

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Tasarıda yok diyorum.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Taslak... Siz taslak gönderip görüş istemediniz mi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Tasarı diyorum, tasarı.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ben de “taslak” diyorum. Tamam, siz “tasarı” diyorsunuz. “O taslağı kim gönderdi, kendiliğinden mi arkadaşlar görüş hazırladılar?” diyorum. Orada olan Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği çıkmış. Biz de orada yani “Buna ilave olarak şunları da koyun, üçünü beraber koyalım.” demiştik. Ben hâlâ…

Taslak burada, size de sunabilirim. Eğer siz göndermediyseniz, fek bir şey varsa o zaman özür dilerim, arkadaşlar bize yanlış bilgi göndermişler diye ama size de gönderdiklerini söyledikleri için ben taslaktan bahsettim, tasarıdan değil. O taslağı da galiba siz hazırlayıp göndermişsinizdir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, geçici 1 dâhil 13 ile 22’nci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gürkut Acar, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Acar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 313 sıra sayılı EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamın başında iktidar partisinden konuşan arkadaşlara bir yanıt vermek istiyorum: Antalya, bir bira kenti değil, bira festivaliyle anılan bir kent değildir. Önce, bir kentimizi tanıyalım. Antalya, medeniyetlerden süzülerek gelen, aydınlık, çağdaş bir kenttir; turizm kentidir, turizmin başkentidir. Burada Antalya’yı “Bira festivaliyle anılan kent.” diye tanıtmak çok büyük haksızlıktır, ayıptır; bu ayıbı yapanları Antalya halkının vicdanına bırakıyorum.

Hüseyin Samani arkadaşımız buradan “Tasarı haziranda çıkacaktı ama engellendi.” diye konuştu. Tabii, siz Meclisi boyacı küpü gibi görürseniz, sadece parmak kaldırma indirme yeri olarak görürseniz böyle açıklamalar yaparsınız.

Bakın, bu tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisine geliş tarihi 19 Hazirandır, Plan ve Bütçe Komisyonundan çıkış tarihi 28 Hazirandır. Bu tasarıyı 18 Hazirana kadar Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmeyen de Adalet ve Kalkınma Partisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini yapan da AKP’dir. Sonra “Üç gün içinde bu kanun niye çıkmadı?” diye sorabilen de AKP’li arkadaşlarımız oluyor. Buna ne denir? Takdirlerinize bırakıyorum.

Değerli arkadaşlarım, EXPO 2016 Botanik Fuarı’nın Antalya’ya, Türkiye’ye önemli katkıları olacağı kuşkusuzdur, Antalya’nın marka kent kimliğine, Antalya’nın gelişimine önemli kazanımlar sağlayacağı açıktır. Bu bilinçle de Antalya’nın tüm kesimleri elele vermiş, önemli bir çalışma sonucunda da bunu Antalya’ya, Türkiye’ye kazandırmıştır. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Ama ne yazık ki EXPO’nun Antalya’ya getirilişindeki birlik ve beraberlik kanun tasarısıyla zedelenmiştir. Bizim bu tasarıyla ilgili çabalarımız, çalışmalarımız, bu tasarının geciktirilmesi, engellenmesi için değil, tam tersine birlik ve beraberliğin yeniden tesis edilmesine yöneliktir. Çünkü bu tasarı, sürece emek veren, çaba sağlayan, katkı veren kesimlerin büyük bölümünü yok saymıştır; onları üzmüştür, onları kırmıştır. Ben soruyorum: Antalya Ticaret Borsası niye yok? Mühendis odaları niye yok? Süs Bitkileri Birliği neden yok yönetimde? Başkalarının zihniyetinde yol arkadaşlarını, emek verenleri, çaba harcayanları iş bitince dışlamak, yok saymak olabilir; ama biz, yol arkadaşlarımızı, emek verenleri unutmayız; unutulmasına da, yok sayılmasına da izin vermeyiz; çabamız bunun içindir.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıyı getiren AKP’dir, Antalya’yı dışlayan tasarı AKP’nin tasarısıdır, Hükûmetin tasarıdır. Bu tasarıda Başbakanın ve AKP’li bakanların imzası vardır. Bu tasarının özü de, her şeyi Bakanın yani AKP’nin emrine vermektir. Buna rağmen, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında iktidar partisinin Antalya Milletvekili Arkadaşımız bizim bu tasarının düzeltilmesine ilişkin çabalarımızı, önergelerimizi “ihanet” gibi kavramlarla çarpıtmaya çalıştı. Bu, en hafif deyimiyle ayıptır, ben o zaman kendisine gerekli yanıtı verdim. Ancak bu tutumun iyi sorgulanması gerekir çünkü bu, “EXPO” gibi uluslararası bir konuda, Antalya için, ülkemiz için çok önemli katkıları olacak bir konuda bile AKP’nin hangi küçük hesaplar içinde olduğunu göstermektedir.

Değerli arkadaşlar, Antalya’ya ihanetten söz eden arkadaşlara buradan birkaç noktayı hatırlatmak istiyorum.

Bu tasarının 15’inci maddesine göre “Ajans, serginin sona ereceği tarihten sonra 30 Haziran 2017 tarihine kadar EXPO’yla ilgili tasfiye işlemlerini tamamlayacak, serginin sonunda da burası cazibe merkezi olarak devam edecek.” deniyor. Peki, kim devam ettirecek? Yine Bakanlık yani Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı. Neden belediyelere bırakılmıyor, neden Antalya’nın kendi birleşenlerine bırakılmıyor da Bakanlığa bırakılıyor? Hani devlet ticaret yapmayacaktı, işletmecilik yapmayacaktı. Söz konusu Antalya olunca nedense bu kaynak Antalya’ya bırakılamıyor, Bakanlık işletmeci olmakta sakınca görmüyor. Bu, Antalya’ya haksızlık, Antalya’ya güvensizlik, Antalya’yı yok saymak değilse nedir?

Değerli arkadaşlarım,  burada Antalya’ya bir haksızlık, bir çifte standart daha var. İstanbul’da da bir uluslararası etkinlik yapıldı, İstanbul kültür başkenti oldu. Bakınız, İstanbul Kültür Başkenti Kanunu’nda ne vardı? Etkinlik sonunda kasada para kalırsa bu para kültürel faaliyetlerde kullanılmak üzere Büyükşehir Belediyesi ile İstanbul İl Özel İdaresine bırakılıyor. Bir yandan etkinlik için benzinden vergi toplayacaksınız, yani bütün halktan vergi toplayacaksınız, sonra para artarsa yine belediyeye kalacak. Yani benzinden vergi alınıp belediyeye kaynak aktarılıyor, İstanbul için durum buydu. Peki, Antalya EXPO’da durum ne? Antalya’nın belediyeleri ödeme yapacak, Antalya’nın meslek örgütleri ödeme yapacak ama EXPO’nun sonunda kasada para kalırsa Antalya’ya mı verecekler? Hayır, Antalya’ya bırakılmayacak, genel bütçeye gelir kaydedilecek. Bu ne demek? İstanbul’a gelince benzinden vergi alacaksın, Antalya’nın parasını ise bütçeye yama yapacaksınız, bu doğru değildir. Bir yanda yük Antalya’nın sırtında olacak ama söz hakkı olmayacak, eğer para artarsa da bütçeye gelir olacak. Bu, AKP’nin Antalya’ya bakışının somut göstergesidir. Çayın taşı ile çayın kuşunu vuracaklar, hem de kuşu pişirme parasını da yine Antalya’dan alacaklar. Bu konuyu Antalyalı hemşehrilerimin bilgisine sunuyorum, Meclisin bilgisine sunuyorum, bu çifte standardı kınıyorum, Antalya’ya ihanet asıl budur diyorum.

Değerli arkadaşlar, bir de muafiyetler konusu var. EXPO 2016 için yapılacak alımlar, kiralamalar ihale mevzuatının dışında olacak. Kamu İhale Kanunu devre dışı olacak. Her şey Hükûmetin oluşturduğu Yönetim Kurulu ve yine Hükûmetin atayacağı Genel Sekreterin yetkisinde olacak. İstediğini istediği yerden alacak, istediğini istediği yerden kiralayacak, yandaşların başına EXPO 2016 kuşu konacak. AKP’nin şu anda bu tasarıyla getirdiği budur.

Ben daha önce de gündeme getirmiştim. EXPO 2016 için ne kadar para harcama yapılacak? Bunun için kim, ne kadar para verecek? Yani belediyelere ve meslek örgütlerine düşen pay ne, merkezî idarenin vereceği katkı ne? Bunları öğrenmek herkesin hakkı; çünkü parayı Antalya verecek ama hiçbir kurala tabi olmadan harcama yetkisi Hükûmette olacak, AKP’de olacak. Bu anlayış doğru değildir. Bu muazzam kaynağın kullanımında da Antalya söz sahibi olmalıdır; istenilen budur.

Değerli arkadaşlarım, AKP’nin Antalya’ya bakışı hep şaşı oldu. Antalya’ya sürekli haksızlık yapıldı, yapılıyor. Bugün Antalya’nın her yanı taş ocaklarıyla tarumar edilmektedir. Bugün Antalya’nın bütün suları küçük küçük projelerle yok edilmektedir. Ama bugün Antalya’da bir yüzme havuzu yoktur. Antalya’da sahilde Süleyman Erol Yüzme Havuzu vardı, benim çocuklarım yüzmeyi burada öğrendi. Bu yüzme havuzu bakımsızlıktan çürüdü ve yıkıldı. Bunun yerine şehir merkezinde, 100. Yıl Bulvarı’nda yeni bir yüzme havuzu yapılmaya başlandı. Sonra, uzun zaman buna ödenek sağlanmadığı için karkas yapı çürüdü ve o da yıkıldı. Yerine yenisi yapıldı. Yenisinin de çürümemesi için, çatısı ve yağmurdan korunması için yalıtımı yapılarak kaba inşaatı tamamlandı, ne var ki,  bu da stadyum yapılıyor bahanesiyle tekrar yıkıldı.

Değerli arkadaşlarım, şuradaki savurganlığa bakınız. Şimdi, koca Antalya ilinde gençlerin eğitim göreceği, yüzme öğreneceği bir tek yüzme havuzu yok.

Değerli arkadaşlarım, yine bir uluslararası organizasyon için, Akdeniz Oyunları için, o dönem şehrin uzağında kalan 100. Yıl Alanı spor alanı olarak tahsis edildi. Burada çeşitli spor tesisleri de yapıldı. AKP döneminde, rant sağlamak için bir kısmına stadyum yapılacak bahanesiyle 65 katlı, Antalya’nın denizden gelen meltem rüzgârını kesecek dehşet verici bir proje gündeme geldi. Antalya bunu önledi, iyi ki de önledi. Hükûmet, birçok yerde merkezî bütçeden karşılanmak üzere stadyum yaparken Antalya’ya yaptırmamıştır. Yalnızca Antalya için çayın taşıyla çayın kuşunu vurma ilkesini benimsemiştir. Kat karşılığı inşaat suretiyle, yani 100. Yıl’ın bir kısmını özel kişilere peşkeş çekerek, diğer kısmını bunun karşılığında stadyum yaptırma yoluna gitmiştir. Bunun için TOKİ ile Spor Bakanlığı bir protokol yaptı ama içeriği belli değil. Bir yazı yazdım, “Protokolün bir örneğini bize verin ya da Antalya halkına açıklayın.” dedim. TOKİ Başkanı yanıt gönderdi, ne diyor:

“İşin sahibi Spor Genel Müdürlüğüdür, biz vermeyiz, oradan isteyin.” diyor. Gençlik ve Spor Bakanlığından ise hiçbir yanıt yok. Yazdık, cevap gelmedi; böyle bir anlayışla yönetiliyoruz. Bunları neden anlatıyorum; AKP’nin yönetim anlayışını, çalışma anlayışını dikkatlerinize sunmak için anlatıyorum. EXPO 2016 Antalya’nın hazırlıklarının yalnızca AKP’nin tercihine bırakılırsa başımıza ne işler gelebileceğini görebilmeniz için anlatıyorum. EXPO 2016’nın yalnızca AKP’nin tercihlerine bırakılamayacak kadar önemli olduğunu göstermek için anlatıyorum.

Değerli arkadaşlarım, biz CHP olarak EXPO 2016’nın Antalya’ya ve Türkiye’ye önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Bu nedenle süreci destekledik. Antalya’nın tanıtımına dünya kenti olmasına yönelik her türlü çabaya da destek olacağımızdan kimse şüphe etmesin. Ama bu tasarı ve AKP’nin tutumunun Antalya EXPO’ya göre böyle gölge düşürdüğü açıktır. Herkesin üzerinde birleşebileceği, çiçek ve çocuk konulu bir etkinlikte bile AKP’nin dışlayıcı tutumu nedeniyle birlik ve beraberlik sağlanamıyorsa bunu kamuoyunun ve Antalya halkının dikkatlerine sunuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜRKUT ACAR (Devamla) - Antalya’nın EXPO 2016’yı başarıyla gerçekleştireceğine inancım tamdır. Bu sürece emeği geçen her kuruma, her kişiye teşekkürlerimi sunuyorum. Antalya halkı bir kez daha tüm dünyaya misafirperverliğini gösterecektir, bunda şüphe yoktur.

Bu düşüncelerle tasarının Antalya ve ülkemize olumlu sonuçlar getirmesini diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Acar.

Gruplar adına başka konuşmacı yok.

Şahıslar adına Antalya Milletvekili Sayın Mevlüt Çavuşoğlu.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün çok önemli bir yasayı, Antalya’mız adına, Türkiye’miz adına bir yasayı sizlerle beraber görüşüyoruz; Antalya 2016 EXPO Yasası. Bugüne kadar Türkiye’miz birçok alanda, son yıllarda özellikle, ilkleri başarmıştır. Bu EXPO’yla birlikte yine dünya çapında bir ilki hep birlikte başarıyoruz. Bugüne kadar ülkemiz çok önemli zirvelere Türkiye’de ev sahipliği yaptı. Başta Birleşmiş Milletler ve NATO olmak üzere çok önemli siyasi zirveler yine Dünya Basketbol Şampiyonası, son günlerde Antalya’mızdaki Dünya Golf Şampiyonası’nın finali, İstanbul’daki Dünya Tenis Şampiyonası’nın finali olduğu gibi birçok spor aktivitelerine ev sahipliği yapmıştır. Biz burada şunu gördük: Bu tür zirvelerin, aktivitelerin ülkemizin tanıtımına çok büyük faydası var. Özellikle dış politikada çalışan bir arkadaşınız olarak bunun faydasını da her alanda gördüm. 2016 EXPO da yine Antalya’mızın tanıtımı ve Türkiye’mizin tanıtımı bakımından çok önemli bir aktivite olacaktır ve bu konuda özellikle destek olan arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyoruz. Biz 2016 EXPO’nun, Antalya EXPO’sunun çok başarılı geçeceğine inanıyoruz.

Bugün, burada, değişik partilerden farklı görüşler olabilir, biraz da Bütçe Komisyonundaki gerginliğin yansımasını da görüyoruz ama tüm bu farklı görüşlere rağmen tüm siyasi parti gruplarının 2016 EXPO’suna destek verdiğini görüyoruz. Başta, AK PARTİ Grubuna olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna, Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna ve BDP Grubuna da çok teşekkür ediyoruz. Bu EXPO’nun ülkemiz ve Antalya’mız için hayırlı olmasını diliyoruz.

Teşekkür ediyorum. Saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çavuşoğlu.

Şahsı adına ikinci konuşmacı, yine Antalya Milletvekili Sayın Menderes Türel.

Buyurun Sayın Türel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MENDERES TÜREL (Antalya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, çok kıymetli milletvekilleri; öncelikle bugün gerek Antalya gerekse Türkiye için oldukça önemli bir yasa tasarısını görüşüyoruz. EXPO olimpiyat düzeyinde uluslararası anlamda çok ciddi bir proje ve ilk günden itibaren bu projeyle ilgili bütün Antalya milletvekilleri olarak yaklaşımımız bu projenin siyaset üstü bir proje olmasından yanaydı ve bu anlamda da elbette ki muhalefetteki arkadaşlarımız yasanın içeriğiyle ilgili kaygılarını, endişelerini gerek Komisyonda gerekse Genel Kurulda dile getirdiler ancak bizim de bir sabırsızlığımız vardı. Zira, 2016 bu projenin hayata geçmesi için oldukça uzak değil aslında çok yakın bir tarih ve yasanın bir an önce geçmesi yönünde tabii ki bizlerin de sabırsızlığı zaman zaman gerek Komisyonda gerekse Mecliste bazı tartışmalara vesile oldu ancak bugün Meclisimizde bütün parti gruplarının milletvekilleri yine kaygılarını dile getirmişlerdir ancak sonucu itibarıyla güzel bir birlik ve beraberlik sağlanmak suretiyle bu yasanın yürürlüğe girmesi hususunda da önemli bir adım atılmaktadır. Ben de Antalya Milletvekili olarak elbette ki Adalet ve Kalkınma Partimizin bütün milletvekillerine, CHP’ye, MHP’ye ve BDP’ye koymuş oldukları bütün katkılar nedeniyle teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türel.

Soru-cevap işlemiyle ilgili söz talebi yok.

Şimdi, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

İkinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

13’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan 313 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 13’üncü maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(2) Bu Kanun kapsamında Ajans tarafından yapılacak her türlü alım, satım, kiralama, ihale ve yapım iş ve işlemlerinde 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale kanunun hükümleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun ilgili hükümleri esastır. "

                     İdris Baluken                        Ertuğrul Kürkcü                        Hasip Kaplan

                          Bingöl                                     Mersin                                     Şırnak

                        Altan Tan                             Murat Bozlak                   Abdullah Levent Tüzel

                       Diyarbakır                                  Adana                                    İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SADIK BADAK (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN  (Bitlis) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ajans tarafından yapılacak her türlü alım, satım, kiralama, ihale ve yapım iş ve işlemlerin ilgili mevzuata uygun, adil bir şekilde yapılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre, 15’inci maddeyle ilgili bir kısa söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

15’inci maddeyle ilgili…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

EXPO 2016 Antalya Projesi’nin gerçekleştirilebilmesi amacıyla mülkiyeti Hazineye ait bir büyük arazi Tarım Bakanlığına tahsisliyken tahsisi değiştirilerek EXPO amacında kullanılmak üzere Ajansa tahsis ediliyor. Buna ilişkin düzenlemeyi tasarının 8’inci maddesinde yaptık. 15’inci maddede yine biraz önceki hükmün devamı mahiyetinde şunu görüyorum: EXPO 2016 Projesi’nin gerçekleşmesinden sonra söz konusu tesislerin işletilmesine ihtiyaç duyulması hâlinde bu tesislerin Bakanlık tarafından işletilmesi amacıyla anılan arazi Bakanlığa tahsis ediliyor.

Bir kere, tahsis konusunda yapılan düzenleme teknik olarak biraz eksik.  Doğru olan şuydu: Bu arazinin mülkiyeti Hazinede, bunda herhangi bir sorun yok, bunda bir değişiklik öngörülmüyor. “EXPO 2016 Projesi’nde kullanılmak amacıyla Ajansın bedelsiz kullanımına izin verilir.” şeklinde bir düzenleme daha doğruydu 8’inci maddede çünkü 8’de diyoruz ki şimdi: “Ajansa tahsis edilmiş sayılır.” Sonra dönüyoruz, 15’inci maddede tekrar “Bakanlığa tahsis edilmiş sayılır.” Teknik olarak doğru durmuyor, güzel durmuyor.

İkinci olarak söyleyeceğim şu: Bu maddede, 15’inci maddenin 4 numaralı fıkrasıyla bir KİT yaratıyoruz şimdi, Tarım Bakanlığına bağlı, Antalya’daki bu tesisleri işletecek bir iktisadi işletme yaratıyoruz. Bir yandan, piyasa ekonomisinin gereği olarak özelleştirmeyi savunan bir Hükûmet varken ve bütün piyasa ekonomilerinde özelleştirme bir dalga olarak bütün hükûmetlerin, ekonomilerin önüne özelleştirme ihtiyacını ortaya koyarken, burada Antalya Büyükşehir Belediyesine bunu vermemek amacıyla bu tesisleri Tarım Bakanlığına vermeyi doğru bulmuyorum, bu son derece yanlış. Doğru olan, bu tesislerin EXPO 2016 Projesi’nin sona ermesinden sonra Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilmesidir. Bakanlık bir iktisadi işletmeyi yönetmez, işletmez. Ticari bir işletmeyi merkezî bir kurumun, bir bakanlığın işletmesi gibi ekonominin kurallarına aykırı bir düzenleme olamaz.

Madde okundu, geçti ama bir tekriri müzakereyle buraya dönüp bunu düzeltebiliriz diye düşünüyorum. Düzeltilmezse şunu anlıyorum: Biz bu önümüzdeki seçimde de Antalya Büyükşehir Belediyesini alamayacağız endişesini taşıyor Adalet ve Kalkınma Partisi. Ne olur ne olmaz biz bunu Tarım Bakanlığına tahsis edelim düşüncesiyle böyle bir düzenlemeyi yaptıkları anlaşılıyor. Gelin, bunu düzeltelim, bu yanlıştır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, bunu böyle değiştirelim müsaade ederseniz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Madde oylandı, bitti.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, tekriri müzakere yapılabilir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Tekriri müzakere talebimiz var.

BAŞKAN – 15’inci maddeyi oyladık. Tekriri müzakere olursa ayrı konu.

16’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 313 sıra sayılı “EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı”nın 16’ncı maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Mustafa Elitaş                        Hüseyin Samani                    Mevlüt Çavuşoğlu

                         Kayseri                                    Antalya                                    Antalya

                   Menderes Türel                         Sadık Badak                     Gökçen Özdoğan Enç

                         Antalya                                    Antalya                                    Antalya

                                                                   Bayram Özçelik

                                                                          Burdur

(2) Alım-satım, ihale işlemleri, tasfiye ve yapılacak harcamalarda uygulanacak usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Yönetim Kurulunca hazırlanan ve Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

Anayasa’nın 124’üncü maddesi gereğince Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilikleri yönetmelik çıkarma yetkisine sahiptir. Ajansın, yönetmelik çıkarma yetkisini ancak bu kanunun uygulanmasından sorumlu olan Bakanlık aracılığıyla kullanılması mümkün bulunmaktadır. Bu nedenle, önergeyle yönetmelik çıkarılmasına ilişkin sürecin uygun hâle getirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

16’ncı maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasıyla ilgili bir ortak önerge vardır, bilginize sunuyorum. Önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21 üyesiyle, katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 20. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                   Nurettin Canikli                       Mehmet Şandır                         İdris Baluken

                         Giresun                                    Mersin                                     Bingöl

                                          Mustafa Elitaş                     Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                               Kayseri                                      İstanbul

Madde 21 – 21.7.1983 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan "tayin etmeye" ibaresinden sonra gelmek üzere "ayrıca 213 sayılı Kanuna göre doğal afetler nedeniyle ilan edilen mücbir sebep hali kapsamındaki amme borçlularının, mücbir sebep halinin sona erdiği tarihe kadar ödemeleri gereken amme borçlan ile mücbir sebep nedeniyle ödeme süreleri ertelenen amme borçlarını faiz alınmaksızın veya yürürlükteki faiz oranından daha düşük faiz oranıyla tecil etmeye” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Sayın Hamzaçebi, buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6183 sayılı Kanun’un 48’inci maddesinde değişiklik yapan bir önergeyi görüşüyoruz. Önerge, mahiyeti itibarıyla ihtiyaç duyulan bir önergedir. Doğal afetler nedeniyle mükelleflerin vergi borçlarını zamanında ödeyememesi hâlinde Maliye Bakanlığı veya Bakanlar Kurulu mücbir sebep hâlini ilan eder ve bu mücbir sebebin olduğu süre içerisinde vergi borçları herhangi bir ödemeye konu olmaz ancak mücbir sebep hâlinin sona ermesinden sonra vergi borcunu ödeyecek olan mükelleflerimiz, onu, eğer mücbir sebep hâlinin sona ermesine rağmen ödemez ise bu takdirde gecikme zammına tabi olarak ödeme zorunluluğuyla karşı karşıya kalırlar.

Bu düzenlemenin Van’da yaşadığımız deprem nedeniyle getirildiği anlaşılıyor. Aslında Van’da ihtiyaç duyulan asıl düzenleme, özellikle Erciş’te, Erciş merkezli olarak yaşanan bu deprem nedeniyle varlığını kaybeden mükelleflerimizin vergi borçlarının terkin edilmesidir. Daha önce 1999 yılında Düzce’de, Kocaeli’de, Sakarya’da yaşanan depremde oradaki mükelleflerimiz varlıklarını kaybettikleri ölçüde, o oranlarda vergi borçlarından kurtuldular, onların vergi borçları terkin edildi. Erciş’teki vergi mükellefinin bütün varlığını kaybetmiş olması hâlinde yapılması gereken, ona vergi borcunu ödemek için süre vermek değil, onun vergi borcunu terkin etmektir. Şimdi, Hükûmet bu ihtiyacı görmüyor, görmezlikten geliyor. Erciş’teki mükellefimiz varlığını kaybetmiştir. Şimdi yapılan, bir iyilik değildir, “Sana vergi borcunu ödemek için süre vereceğim, verdiğim bu süre nedeniyle de senden gecikme zammı veya tecil faizi istemeyeceğim.” diyor Hükûmet.

Evet, bunu yapalım ama asıl ihtiyaç duyulan, vergi borcunu terkin etmektir. 1999 yılında, o zamanın koalisyon hükûmeti, o yaşadığımız ağır deprem nedeniyle varlığını kaybetmiş mükelleflerimizin vergi borçlarını terkin etti; Sakarya’da terkin etti, Yalova’da belli bir oran kullandı, Düzce’de bir oran kullandı varlığını kaybetme ölçüsünü, oranını dikkate almak suretiyle. Şimdi, Hükûmet depremden bu yana bu düzenlemeyi yapmaktan kaçınıyor. Buradan Hükûmeti Vanlı vatandaşlarımıza, mükelleflerimize şikâyet ediyorum. Vanlılar haklarına sahip çıksınlar.

Önergeyle ilgili görüşümüz olumludur, buna olumlu oy vereceğiz çünkü daimî bir düzenlemedir, sadece Van’ı konu alan bir düzenleme değil, bütün depremlerde, bütün doğal afetlerde kullanılmak üzere bir yetki maddesi alınmaktadır. Alınsın, mahzuru yok, bu düzenleme kanunlarda yerini alsın ama varlığını kaybetmişse bir insan, onun vergi borcunu terkin etmeyi de devlet olarak bir görev sayalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

MHP Grubu adına Sayın Şandır, buyurun efendim.

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Hamzaçebi’nin dikkate getirdiği hususa katıldığımı ifade etmek için huzurlarınızda bulunuyorum.

Bu önergenin altında imzam da var. Gerçekten, doğal afetle varlığını kaybetmiş insanlara devlet olarak, toplum olarak, bir sosyal maliyet hesabı da yapmadan, bir borç olarak, bir borç ifası olarak, ödenmesi gereken bir borç olarak, varlığını kaybetmiş insanların vergi yükünü terkin etmek gerekiyor, ortadan kaldırmak gerekiyor. İnsanlar varlıklarıyla birlikte canlarını da kaybediyorlar, evlatlarını, kardeşlerini, çocuklarını kaybediyorlar. Dolayısıyla, bunlara devletimizin, toplumun bir insanlık borcu olarak yani borçlarını ertelemenin, ertelemenin faizlerini silmenin çok da fazla bir önemi yok, bu önergeyle bunu yapıyoruz. Hükûmetin, iktidar grubunun bu teklifine biz de onay verdik, doğru bir önergedir diye komisyon üyelerimizi de gönderdik. Ancak, bu önergeyle getirilen husus, eksik bir husus, arkadaşlar. Yani, Türkiye Cumhuriyeti devleti Türkiye Büyük Millet Meclisine, bana göre, yakışmamış bir tavır. Yani elinizi tutan mı var? Faizi siliyorsunuz da alacağınızı niye silmiyorsunuz, bunun neresinde ağalık var? Ağalık yapacaksanız bunu akıllı uslu yapın.

Ben, tabii, televizyon yayınının olmadığı bir saatte bu konu üzerinden siyaset yapmak, muhalefet yapmak, bir yerlere selam göndermek, propaganda yapmak kastıyla söylemiyorum. Televizyon yayını yok ama bu türlü konularda, Hükûmetin hemen her konuda gösterdiği bu tavrın doğru olmadığını ifade ediyorum.

Yalnız deprem felaketiyle varlığını kaybeden insanlar değil, Türkiye’miz doğal afetlerin çok sık yaşandığı, gerçekten acı örneklerin olduğu bir ülke, bir coğrafyada yaşıyoruz. Dişiyle tırnağıyla, çoluk çocuğuyla ürettiği ürününü kaybeden çiftçimizin uğradığı zararın karşılanmasında Türkiye Büyük Millet Meclisinin koyduğu kriter, varlığının yüzde 40’ını kaybetmek şartıdır. Değerli arkadaşlar, çiftçinin varlığının yüzde 40’ını kaybetmesi hâlinde uğradığı afetin zararlarının karşılanmasını biz buradan kanun olarak çıkarttık. Şöyle düşünecek olursanız, hiç doğru bir tavır değil bu, varlığının yüzde 40’ını kaybetme şartı bu afet karşısında çiftçimizin devlet tarafından sahipsiz bırakılması gibi bir sonucu getiriyor. Dişiyle tırnağıyla, çoluk çocuğuyla ürettiği ürünü sel gelip alıp götürüyor, dolu alıp vurup gidiyor ve hasat mevsiminde o ızdıraba düşüyor.

Şimdi, sizin o insana “Varlığının yüzde 40’ını kaybetmedin, dolayısıyla sana yardım edemem.” deyişinizin hiçbir haklı, tutarlı tarafı yok. Devlet, bizim inancımızda “devlet baba” olmak durumunda. Zor duruma, mağdur duruma düşmüş insanının derdini, sorununu çözmek mecburiyetinde. E şimdi, aynı tavrı bu önergeyle de ortaya koyduk. Van’da varlığını kaybetmiş, hayatını kaybetmiş insanların borçlarının, vergi borçlarının faizini silmek ağalık değil, devlet olmak değil, atıfet hiç değil. Yapacaksak bir iyilik, o vergi borcunu bütünüyle terkin etmektir. Bunun örneği tarihimizde var. Mensubu olmakla övündüğüm 57’nci Cumhuriyet Hükûmetinin Marmara depremi, Düzce depremi sonrasındaki tavrı bu olmuştur, varlığını kaybeden vatandaşlarımızın devlete olan tüm borçları silinmiştir.

Bugün yaptığımız, ortak, birlikte yaptığımız, iktidar grubunun Sayın Grup Başkan Vekili Nurettin Canikli’nin öncülük ederek yaptığımız ve bu EXPO Antalya kanununa ilave ettiğimiz bu düzenleme, maalesef eksik çıkmıştır değerli milletvekilleri. Bunu ifade etmek durumundayım. Olana teşekkür ediyorum ama bu, Van depremi mağdurlarına bir atıfet olmamıştır. Bunu da hatırlatmak niyetindeyim.

Ümit ederim ki bir başka kanunda, Van depreminin mağdurlarının vergi borçlarını ortadan kaldıracak bir düzenlemeyi yaparız temennisiyle hepinize saygılar sunuyor, bu önergeye destek vereceğimizi ifade ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, ben de önerge üzerinde…

BAŞKAN – Sayın Baluken, Bingöl Milletvekili, buyurun efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de tekrar heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, önemli bir önerge ama daha önceki hatiplerin de dile getirdiği gibi yetersiz olan kısımlarının tamamlanmasını aslında önemsemek gerekiyor. Gerçekten gerek deprem olsun, gerek diğer doğal afetler olsun tamamen o toplumun, o şehirde yaşayan bütün halkın yirmi yıllık, kırk yıllık bir geleceğini ipotek altına alan, yirmi yıllık, kırk yıllık bir geleceğini geriye doğru götüren doğal afetler olduğunu biz yaşayarak kendi yakın tarihimizde ülkemizde gördük. Marmara depreminde, Sakarya’da, Bolu’da, Düzce’de, yine yakın dönemde Simav’da, Bingöl’de, en son Van’da yaşamış olduğumuz bu depremde sosyal devlet olma gereğinin maalesef yerine getirilemediğini, o acı tabloların hâlâ gözümüzün önünde olduğunu belirtmek gerekiyor. Doğal afete maruz kalmış bütün halkın devlet tarafından kucaklanması, tekrar toplumsal hayata, sosyal hayata yeniden başlamasıyla ilgili, kendi geleceklerini yeniden inşa etmeleriyle ilgili yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Bu önerge, özellikle borçların ertelenmesi ve faizlerin silinmesi açısından olumludur. Ancak deminki arkadaşlarımızın, hatiplerin de belirttiği gibi bütün alacakların silinmesi önemlidir. Hatta sadece vergiyle ilgili değil, toplumsal hayatı canlandırmaya yönelik devlet olarak oraya götürmüş olduğunuz bütün hizmetleri aslında karşılıksız olarak yapmanız gerekir. Bugün işte Van’da, yakın dönemde diğer yerlerde yaşanan depremlerde maalesef bir konut yapımında bile maliyetinin çok üstünde vatandaşlara fatura çıkarıldığı gibi bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Benim seçim bölgem olan Bingöl’de 29 bine, 30 bine mal olan konutların 40 bine, 50 bine vatandaşa fatura edildiğini; bu faturaların halk tarafından, oradaki vatandaşlar tarafından, ödeme gücü yetersiz olduğu için ödenemediğini, ödenemediği için de bankalar tarafından yüksek faizlerle maalesef bir muhatabiyet yaratıldığını büyük bir acı içerisinde belirtiyoruz. Yaşanan depremler, ülkemizin içerisinde bulunduğu deprem kuşağı gereği önümüzdeki yıllarda da bu şekilde faturalarla önümüze gelir.

Devlet olmanın erdemi, sosyal devlet olmanın gereği tam da bu doğal afetler yaşandığı zaman ortaya çıkar. Dolayısıyla, konuttan vergi borcuna kadar, sosyal hayatın canlandırılmasından devletin yapması gereken bütün hizmetlere kadar oradaki halkı, oradaki vatandaşı bir ikinci acıya boğmayacak, bir gelecek kaygısına koymayacak yasal düzenlemelerle ilgili hepimizin hassasiyet göstermesi gerekiyor.

Ben, tekrar, bu önergenin olumlu ancak yetersiz olduğunu belirtmek istiyorum. Umarım, bundan sonra, önümüzdeki olası doğal afetlerle ilgili hem öncesinden tedbir alma, bununla ilgili gerekli projeleri hayata geçirme noktasında hem de doğal afetler yaşandığı zaman bir an önce sosyal devletin rehabilite etme görevini yerine getirmesi noktasında olumsuz sınavlar yaşamayız.

Genel Kurulu saygıyla selamlayarak önergeye destek verdiğimizi belirtmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Yeni 21’inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Soru-cevap kısmında Sayın Tanal sisteme girmişler.

Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Şanlıurfa’da yaşanan sel felaketi nedeniyle vatandaşımızın oradaki olan borçlarının silinmesi veya ertelenmesiyle ilgili bir çalışmanız var mı?

Soru iki: Şanlıurfa ve Trabzon, EXPO’ya aday olan iki tane şehrimiz. Bu konuda Şanlıurfa ve Trabzon illerimiz için de EXPO yapma hususunda bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Sayın Bakanım, buyurun.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Şanlıurfa sel felaketiyle ilgili hasar tespit çalışmaları sürüyor. Orada hasar tespit çalışmaları neticesinde onunla ilgili gerekli çalışma yapılır, neticeyi bir alalım.

Tabii, diğer illerin EXPO’ya aday olması hususu EXPO’ya müracaat edilir, hangi konuda tematik EXPO mu, evrensel EXPO mu, botanik EXPO mu her neyse bir il müracaat eder ve bunda Uluslararası Sergiler Bürosu yetkili; dolayısıyla, onlar bu işe karar veriyor. Biz, Türkiye'nin herhangi bir ili, bu tür bir faaliyete, uluslararası sergi faaliyetine aday olduğu zaman kuşkusuz bunu yürekten destekleriz. Bundan sonra bu, Şanlıurfa için de, Trabzon için de, bütün vilayetlerimiz için de geçerli.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Bakan.

Yeni 21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici 1’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısının Geçici Madde 1’in aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Mehmet Günal                        Mehmet Şandır                Hasan Hüseyin Türkoğlu

                         Antalya                                    Mersin                                  Osmaniye

                                        Mesut Dedeoğlu                          Tunca Toskay

                                        Kahramanmaraş                               Antalya

Geçici madde 1- (1) Bu Kanun kapsamında gerçekleştirilecek EXPO 2016 Antalya'ya yönelik olarak Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar Bakanlık ve Antalya Valiliği tarafından gerçekleştirilmiş ileriye yönelik taahhütler, sözleşmeler ve yükümlülükler tazminatsız olarak sona erer ve Bakanlık ve Antalya Valiliği tarafından gerçekleştirilen tüm işlemlerden doğan bütün haklar başka bir işleme gerek kalmaksızın, kendiliğinden Ajansa devredilmiş sayılır. Bu suretle, Antalya Valiliği tarafından kurulan EXPO Meclisi ve İcra Kurulu ile Bakanlık tarafından kurulan Hazırlık Kurulunun yerini Ajans alır.

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim Sayın Günal bir teşekkür konuşması yapacak.

BAŞKAN – Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, teşekkür etmek için söz aldım ama kapatırken de size bir eksiklik ve komediden… Yani Sayın Bakana söylüyorum katılmıyor diye.

Sayın Bakanım, bazı önergeleri geri çekmiştim, yanlışlıkla sizin maddenin aynısını vermişim, katılmadığınız şey, aynen, şu anda geçen maddede, arasında bir ibare vardı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teknik olarak böyle olduğunu gördükleri için.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hayır, hayır. Yani katılmadıkları şey, şu anda geçen madde arasında bir ibare vardı, onu uyarmış olayım. Belki şey yetkisiyle Sayın Komisyon Başkanımız bakar. “Yapılmış olan sözleşmelerin tazminatsız ve…” Gelecekte soruna yol açabilir. Zaten devam eden belki, ne var bilmiyorum ama Ajansa devredileceği için, onu kastederek vermiştim. Aceleyle önergeleri değiştirirken üzerinde… O maddenin değiştirilmemiş hâline vermişsiniz. Tabii ki yarın sorun çıkabilir, Ajansa devrediliyor; onun için önergeyi hazırlamıştık.

Eksiklerine rağmen Antalya’mıza, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Emeği geçen arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Tekraren söylüyorum: Milliyetçi Hareket Partisi her zaman “Önce ülkem ve milletim, sonra partim, sonra ben.” der. Amacımız, burada yaptığımız kanunların daha düzgün ifade olarak, içerik olarak, işleyiş olarak çıkması. Sonrasında yapılacak işlerin de -özellikle İcra Komitesinde ısrarımız- daha kolay bir şekilde ve yerel katılımın sağlanarak, Antalya’ya mal edilerek yapılmasıydı. Eksik de olsa teşekkür ediyoruz. Eksiklerini yine söyledik. İnşallah o eksiklikleri tespit eder, bir an önce yapılmasını sağlarsınız. Biz de o konuda elimizden geleni yaparız.

Tekrar hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Geçici 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 21’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 22’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını yine üç dakika içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadıyla imzasını taşıyan oy pusulasını, yine oylama için öngörülen üç dakika süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmasını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Kullanılan oy sayısı  : 272

Kabul                         : 272 (x)

                                    Kâtip Üye                                                     Kâtip Üye

                               Bayram Özçelik                                  Muhammet Rıza Yalçınkaya

                                      Burdur                                                          Bartın”

Tasarı kanunlaşmıştır.

Bütün milletvekili arkadaşlarımıza, gruplara ittifakla çıkmış olan bu kanun için teşekkür ediyoruz ve Antalya’ya ve milletimize hayırlı olmasını diliyoruz.

Sayın milletvekilleri, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 1 Kasım 2012 Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 20.26

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                             

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.