TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                     131’inci Birleşim

                                                 3 Temmuz 2012 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                      İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- BU BİRLEŞİM TUTANAK ÖZETİ

III.- GELEN KÂĞITLAR

IV.- YOKLAMALAR

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, güvenlik personelinin sorunlarına ve GATA’dan ve Van’dan gelen şehit haberlerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu bahar şenliklerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, iktidarın antidemokratik uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, iktidar partisinin uygulamalarına ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, on dokuz yıl önce Hollandalı Carina Thuijs’in Madımak’ta katledilmesine ilişkin açıklaması

3.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, 2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Madımak cinayeti ile 5 Temmuz 1993’te Erzincan Başbağlar’da ve 25 Ekim 1993’te Erzurum Yavi’de gerçekleştirilen cinayetlere ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, bakım onarım çalışmaları nedeniyle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün trafiğe kapatılması sonucu yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Sivas katliamının suçlularının cezalandırılması gerektiğine ve ülkede yaşanan olumsuzlukları gidermenin devletin görevi olduğuna ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Sivas katliamını gerçekleştirenlere sempati duyanları şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

7.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, 1, 2 Temmuz günleri Muş ilinin bazı ilçe ve köylerinde yağan dolunun verdiği zarara ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Barbaros Hayrettin Paşa’nın ölümünün 464’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

9.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, adliyeleri kapatılan 102 belediye başkanının talebine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, adliyelerin kapatılmasının yarattığı sorunlara ilişkin açıklaması

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Sivas ve Başbağlar olaylarında, terörle mücadelede, görevleri başında hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine ve şehit aileleri ile gazilerin taleplerine ilişkin açıklaması

12.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Dersim ve Roboski’den dolayı devletin özür dilemesi gerektiğine ve İstanbul’da başlayan KCK davasına ilişkin açıklaması

13.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’nin Çan ilçesi Bardakçılar köyü ile 25 civar köyün termal yer altı sularının maden işletmeciliğinde kullanılacağına ilişkin açıklaması

14.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Türkiye’nin linyit rezervine ve atıl duran Afşin - Elbistan sahasındaki 6 bin megavatlık enerjinin üretime dâhil edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, sendikal harekete yapılan saldırılara ve tutuklanan sendikacılara ilişkin açıklaması

16.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Bandırma Kuş Cenneti’nde yaşanan kitlesel balık ölümleri ve Gönen Çayı’nın kirliliğine ilişkin açıklaması

17.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, Türkiye’deki işsizlik sorununa ve İşsizlik Fonundan yapılan ödemelere ilişkin açıklaması

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet Halk Partisinin Sivas olaylarıyla ilgili verdiği önerge üzerinde konuşan AK PARTİ milletvekiline ilişkin açıklaması

19.- Kastamonu Milletvekili Engin Çınar’ın, adliyelerin kapatılmasıyla ilgili olarak Kastamonu Çatalzeytin ilçesinden bir heyetin bugün Abdi İpekçi Parkı’nda olacaklarına ve Adalet Bakanlığının bu uygulamadan vazgeçmesini arzuladığına ilişkin açıklaması

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Madımak’ta yaşanan vahşeti kınadığına ve soğukkanlı düşünmeye, kardeşliği temin edecek ortak bir bakış açısına, dile ve anlatıma dikkat edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur’da yaşanan dolu afetine ve çiftçilerin Ziraat Bankası ve tarım krediye olan borçlarının ertelenmesi talebine ilişkin açıklaması

22.- Ordu Milletvekili İhsan Şener’in, 2 Temmuzda yaşanan olayları lanetlediğine ve bu tür olaylara soğukkanlılıkla yaklaşıp ulusal ve uluslararası tezgâhlara prim verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Meclisin kürsüsünün birtakım eylemlerin aracı hâline dönüştürülmesini grup olarak benimsemediklerine ilişkin açıklaması 

24.- Kilis Milletvekili Ahmet Salih Dal’ın, Ensar Öğüt’ün davranışını Meclis adabına uygun görmediğine ve Suriye katliamına ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, teklifin 42’nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve 43’üncü maddenin yanlışlıklar içerdiğine ilişkin açıklaması

26.- Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy’un, Sinop ilinde dün gece meydana gelen sel felaketine ve başta Sinop Valiliği olmak üzere devletin bütün imkânlarıyla vatandaşın mağduriyetini gidermek için gayret gösterdiğine ilişkin açıklaması

27.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a hakaret niyeti olmadığına, eğer sözleri hakaret olarak algılandıysa özür dilediğine ilişkin açıklaması

28.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni’nin, Samsun’da meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklaması

29.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Samsun’da meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklaması

30.- Samsun Milletvekili Akif Çağatay Kılıç’ın, Samsun’da meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklaması

31.- Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan’ın, Samsun’da meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 20 milletvekilinin, eğitim müfettişlerinin denetmen yapılmasının yarattığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 20 milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/350)

3.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve 34 milletvekilinin, TRT’deki yayınlarla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/351)

 

 

B) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; (2/147) esas numaralı, 2933 Sayılı Madalya ve Nişanlar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/55)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Levent Gök ve arkadaşları tarafından, 28/6/2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Ankara metro çalışmaları sırasında ortaya çıkan göçük olayının tüm boyutlarının araştırılarak olayda ihmali olanların belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3/7/2012 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1'inci maddesi ile teklife en son eklenen 83’üncü maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin esas Komisyonun talebinin uygun görüldüğüne ilişkin görüşü

2.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 4 Temmuz 2012 Çarşamba günü toplanmamasına; TBMM’nin 5 Temmuz 2012 Perşembe gününden başlamak ve 1 Ekim 2012 Pazartesi günü saat 15.00’te toplanmak üzere tatile girmesine ilişkin önerisi

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302)

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

4.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/637, 2/700) (S. Sayısı: 301)

 

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar/Teklifler (Tekriri Müzakere)

1.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) (1’inci ve 83’üncü maddeleri)

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Antalya Milletvekili Arif Bulut’un şahsına sataşması nedeniyle  konuşması

 

XI.- OYLAMALAR

1.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 28 Şubat 1997 tarihli MGK kararlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/7086)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Millî Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olmayan Kur’an-ı Kerim öğretimi yapılan yerlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/7698)

3.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, 2006-2010 dönemi kayıp-kaçak oranları ve gerçekleştirilmiş yatırım tutarlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7734)

4.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, sezaryen hakkındaki bazı açıklamalarına ilişkin sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı (7/7838)

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, TEDAŞ Genel Müdürüyle ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/8136)

6.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, TEDAŞ Genel Müdürü tarafından verilen iftar yemeğine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/8137)

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, petrol varil fiyatındaki düşüşün pompa fiyatlarına yansımamasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/8209)

8.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Aydın’daki jeotermal kuyulara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/8210)

9.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, İran’a altın ihracatındaki artışa ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/8265)

10.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Yatırım Teşvik Sistemine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/8316)

 

 

 

 

03 Temmuz 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, güvenlik güçlerinin özlük haklarıyla ilgili söz isteyen Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, lütfen, biraz sessiz olursak kürsüdeki milletvekilimizi daha rahat ve daha iyi bir şekilde dinleyebileceğiz.

Buyurunuz Sayın Türkoğlu.

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, güvenlik personelinin sorunlarına ve GATA’dan ve Van’dan gelen şehit haberlerine ilişkin gündem dışı konuşması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; güvenlik personelinin sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, güvenlik personelinin birçok sorunu var, bunları anlatacaktım ama dün GATA’dan ve Van’dan gelen şehit haberlerinden sonra, şehitlerle ilgili yazılmış bir yazıdan kesitler sunmak istiyorum:

“Jandarma Uzman Çavuşlar Yahya Karakaya ile Murat Özkozanoğlu 5 Temmuz 2011 sabahı kurulan kalleş pusuda can verdiler.

 İçtimaya herkesten önce koşup ilk tekmili veren çavuşlara o gün kıtalarına ulaşmak kısmet olmadı. Hasmının karşısına çıkıp ilk hamleyi ona verme soyluluğundan gelmeyen tetikçiler sinsice arkadan doğrulttular namluları. Evden kışlaya kadar her gün önlerini, yanlarını kollayan çavuşlar tetiğin arkalarından düşürüleceğini akıllarına getirmemişlerdi.

Çavuşlar kafataslarını parçalayıp beyinlerini sokağa saçan patlamalarla kıdem gözetircesine arka arkaya devrildiler.

O bildikleri Avşar ezgisi ananın yanan ciğerinden, kanayan yüreğinden şehitlerin kulağına ninni gibi akmaya başladı: ‘Yol üstünde ağca mezar/Yelin eser kumun tozar/Öldürmüşler seni oğul/Kıratın bak gemsiz gezer.’

Analarının ak sütüyle mayalanan alca kanları Yüksekova kaldırımlarını sularken öylece o bildik sesin titreşimini, doyumsuz tadını âdeta can suyu gibi içti şehitler.

Sabahın seherinde ölüm pususu kuranların yiğidiyle yüz yüze, göz göze gelip silaha sarılmanın yabancısı, sinsiliğin, kalleşliğin ustası olduğunu nereden bilsin koca Avşar! İki erin karşılıklı vuruşmasında ölen oğla yakılan ağıtlara yansıyan kadere rızanın, isyanla karışık tevekkülün kültüründen gelen baba böylesi düzenlere hiç alışık değil. Yüksekova’da Avşar töresinin değil, ihanetin, acımasızlığın geçer akçe olduğunu yemin billah söyleseniz inanamaz baba Kamil. O, giden oğla yanarken bile vuruşma mertçe olmuşsa agusunu içine akıtıp katlanır  acısına: ’Seni vuran dağlı mıydı/Kurşunları yağlı mıydı/Neye çekip sen vurmadın/Elin kolun bağlı mıydı?’ deyip kadere ilenir giden oğlunun ardından.  Oğlun kanlısı da olsa bir gün gelip fırsat düştüğünde sinsice ardından değil erkekçe alnının çatından hesaplaşmak ister.

15 Mayıs’ta Funda Adile ile dünya evine girip birkaç gün sonra Yüksekova’ya dönen Yahya Çavuş sıla hasretine dayanamamış olmalı ki ansızın dayanıverdi baba hanesinin kapısına.  Hane halkından önce mahalleyi gelincik tarlasına çevirmiş bayraklar karşıladı şehidi. 

Anne Selime kucakladı merkez camisinin musallalarına uzatılmış tabutu sıkıca, öylece kaldı konuşmadan. Teyze ana yarısı derler atalar. Şehit çavuşun teyzesi okşadı tabutu: Yahya, Yahya! diye seslendi kardeş kuzusuna. Sonra oğlunu kucaklayıp havaya kaldırarak cemaate bağırdı: Bu da şehit olacak! Aileyi görüntülemeye çalışan kameramanlara döndü kucağındakiyle: Çekin, çekin de bütün kanallarda yayınlayın. Şehitler ölmez. Bak Mehmetçikler burada, bizim bütün çocuklarımız Mehmetçik. Yayınlayın bunları ki Başbakan duysun.

Doktor gözetiminde cenazeye katılan ana, ağlamaktan kısılan sesiyle Kendisi Amerika’da okutuyor. Olmaz olsun, başa geldi. Ortalığı sakinleştireyim diyordu, kuzumu yedi! diye feryat edip yine tabuta sarıldı bırakmamacasına.

Funda, ilk kez elli iki gün önce düğünde sarılıp öptüğü hayat yoldaşının al bayrağa sarılı tabutuna kapandı. Duvakta yakılan kınası solmamış elleriyle okşayıp defalarca öptü tabutu. Seslendi şehidine: Bir tanem, sana nasıl kıydılar? Sana kıyanların elleri kırılsın. Bir tanem, beni bırakıp nereye gidiyorsun? Oyunbozanlık Yahya Çavuş’tan olmadı. Feleğin zagonu böyleymiş. Ben sözümü tutamadım. Haneden erken ayrıldım bağışla diye seslenmek istedi aşağıdan. Başka şeyler de demek istedi ama dili dönüp de ses çıkaramayınca, sükût edip öylece dinledi.

Babası başına geldiğinde ilk kez ayakta duramadı Yahya Çavuş. Atanın yanında el kavuşturup divan durur Avşar uşağı. Otur denmeden de oturulmaz. Babası seslenince yer yarılsa içine girecekti koca çavuş. Nasıl mahcup olmasın? İlk kez kusur işleyip tınmadı töreyi, azar işitti babasından: ‘Küstüm sana oğlum. Niye kalkmıyorsun oradan yavrum?’ Yerinden doğrulmak istese de yekinmeleri boşa gitti, kalkamadı bir türlü. Babanın karşısında divan duramayınca da tabutun içinde küçüldükçe küçüldü. Utancından bir köşeye büzüldü kaldı.

Yapılacaklar tezce yapılır, mevta bekletilmez. Öğleyin Kayseri Müftüsünün kıldırdığı cenaze namazından sonra helallik verdikleri Koca Çavuş’u Avşar ellerine doğru uğurladılar. Al bayrakları omuzlayıp yoldaşlarını uğurlamaya gelen Avşar gençleri Kahrolsun PKK! Şehitler ölmez, vatan bölünmez diye bağırdılar sürekli. Geçilen obaların sakinleri şehidi askerce selamlayıp, Fatihayla salavatladılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) - Köroğlu ölmeden muhayyel ölümüne türkü yakmış:

 ‘Kefenim biçildi tabutum hazır

Yetiş imdadıma boz atlı Hızır.’  diye Hızır Nebi’ye seslenmişti.”

Bu duygularla Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Gündem dışı ikinci söz, Bolu bahar şenlikleri hakkında söz isteyen Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Ercoşkun.

2.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu bahar şenliklerine ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken terör vesilesiyle şehit olan şehitlerimize Allah’tan rahmet, değerli yakınlarına da başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cennetten bir köşe olan Bolu’muzdaki şenliklerle ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Yüzde 65’i ormanlarla kaplı olan, deniz turizmi dışında başta doğa, spor ve termal turizm olmak üzere turizmin her alanına hitap eden Bolu’muz, 9 ilçe, 4 belde, 492 köy ile muhteşem güzelliklere sahip bir ilimiz. Türkiye'nin en önemli iki kenti arasında, Ankara ve İstanbul arasında belki de bugüne kadar  sıkışmış olan bir yapıya sahip olan Bolu, sahip olduğu güzelliklerin aktif hâle gelmesiyle beraber her iki il arasında sıkışmış yapıdan sıyrılmış bir yapıya geçmek üzere hareket ediyor.

9 ilçe, 4 beldede gerçekleşen yayla bayramlarıyla, bahar şenlikleriyle, festivallerle ilimizin sahip olduğu bu güzellikleri tüm Türkiye’ye, hatta ülke dışına taşımamız mümkün. Abant’ıyla, Yedigöller’iyle, Kartalkaya’sıyla, Esentepe’siyle tüm Türkiye'nin tanıdığı, hatta ünü ülkemizin sınırlarını aşan güzellikleriyle yurt dışında da tanınan Bolu’muz, bahardan yaza geçilen bugünlerde bahar şenlikleriyle, yayla mevlitleriyle, özellikle hafta sonları birçok etkinliklere sahne oluyor.

Bahar aylarında, bir insanın doğumundan ölümüne kadar her alanda bir hizmeti olan rahmetli İzzet Baysal’ın anıldığı İzzet Baysal Günleri’yle tüm Bolu halkının büyük hayırsever İzzet Baysal’a şükranlarını sunduğu en önemli etkinlikle başlıyor bu şenlikler.

Doğal zenginliklerinin yanında insan dokusuyla da muhteşem bir zenginliğe, derinliğe sahip olan Bolu’muz, yaylalara çıkılmasıyla beraber, Cenabıhakk’a şükretmek amacıyla mevlit okutmaya, pilav dökmeye başlar. Genellikle o köyün sakinlerinin, uzaktan yakından gelen misafirlerin katıldığı bu yayla bayramları Bolu’nun sahip olduğu zenginlikler için bir şükran merasimidir. Tüm Bolu’ya yayılan bu bayramlar bazı ilçelerde festival şeklinde de gerçekleşiyor.

Akşemseddin diyarı Göynük’te Akşemseddin Hazretlerini anmak için gerçekleşen festivalleri görüyoruz. Elmasıyla, yaylalarıyla ve son dönemde oluşan Seben Taşlıyayla Göleti’yle meşhur Seben ilçemizde bu festivaller gerçekleşiyor. İpek Yolu üzerindeki Babas’ıyla, Sarot’uyla, Taşkesti beldesiyle Mudurnu’muzda İpek Yolu Festivali’ni geçtiğimiz hafta hep beraber kutladık. Şair Dertli’nin anıldığı günleriyle ve Yeniçağa Gölü’yle meşhur olan Yeniçağa ilçemiz bu şenliklere katılıyor.

Köroğlu diyarı, Köroğlu doğa yürüyüşüyle her yıl anılan Dörtdivan gene şenliklerin yapıldığı bir ilçemiz. Havası, suyu sert ama adamı mert Gerede. Esentepe yağlı güreşleriyle, panayırlarıyla, “Mahya” adı verilen etkinlikleriyle, deri sektörünün, ham deri sektörünün yüzde 50’sine hitap eden Gerede’mizde bu şenlikler de bahar girişinde ve sonbahara girerken gene gerçekleşiyor.

Osmanlı saray mutfağıyla nam salan, dünyanın dört bir yanında bizleri temsil eden, gurur duyduğumuz aşçılar diyarı Mengen, Gökçesu beldesiyle, Pazarköy beldeleriyle bu şenliklere aynı şekilde katılıyor. Geçtiğimiz hafta Mengen Aşçılık Festivali’ni hep birlikte gerçekleştirdik.

Kıbrısçık diyarı, Karagöl şenlikleriyle, yaylalarıyla meşhur Kıbrısçık’ımız da aynı şekilde bu şenliklerle Bolu’nun doğal güzelliklerini tüm Türkiye’ye, Bolu dışına tanıtmaya çalışıyor.

Biraz önce de bahsettiğim gibi, Ankara-İstanbul arasında, Ankara, İstanbul’un ve hatta tüm Türkiye'nin buluşabileceği zenginliklere sahip olan ilimiz, siz değerli milletvekillerimize ve tüm Türkiye’den gelen misafirlerimize kapılarını her zaman açık tutuyor. Tatile girdiğimiz günlerde sizleri, inşallah, Bolu’da iktidarıyla muhalefetiyle, hep birlikte ağırlamak istiyoruz; bu güzellikleri hep birlikte paylaşmak istiyoruz. Tüm Bolu halkıyla beraber buna hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Başta Valimiz Ali Serindağ olmak üzere, muhalefet temsilcilerini de bekliyoruz inşallah Bolu’muzda.

Ben, bu vesileyle, bizleri ekranları başında izleyen tüm hemşehrilerimize ve siz değerli milletvekillerine teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ercoşkun.

Gündem dışı üçüncü söz, siyasi iktidarın antidemokratik uygulamaları hakkında söz isteyen Çorum Milletvekili Tufan Köse’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, iktidarın antidemokratik uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; ülkemizde yıllardır yalana dayalı bir politika anlayışı yürürlüktedir. Türlü yollarla şartlandırılan, aldatılan halk kitlelerinin aydınlatılmamış iradelerini alan AKP İktidarı Amerika, Avrupa Birliği ve hatta İsrail’in de desteğini alarak ülkenin yurtsever, namuslu, gerçekten ve samimiyetle milliyetçi güçlerini ezip yok etmeye çalışıyor; bu konuda da her gün kendine ait sınırları zorluyor.

Dün söyledim, zaman aşımına uğrayan -uğratılan- Sivas davasında acıları katmerlenen ailelerin paylaşarak azaltmak istedikleri acılarını biber gazı sıkarak içlerinde büyüttüler.

Hatırlatmak için söylüyorum, yine geçenlerde söyledim, altmış beş yaşındayken, on beş yıl önce koltuğundan ayrılmış bir bilim adamı olan Kemal Gürüz’ü kaçma şüphesi ile tutukladılar, tatilini yarıda keserek gelen Kemal Gürüz’ü. Yine, hepimiz izledik, KESK’e bağlı sendikaların, kamu emekçi sendikalarının yöneticileri terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklandılar.

Değerli arkadaşlarım, kaç tane generalimiz içeride, biliyor musunuz? Hiçbirimiz bilmiyoruz, değil mi? Hafızalarınızı tazelemek istiyorum: 250’nin üzerinde muvazzaf generalimiz şu anda cezaevinde. Kuvvetli ve yeterli ordusu olmayanın millî onuru olur mu hiç?

Yine, geçenlerde söyledim, “Cübbeli Ahmet Hoca” diye bir arkadaşımız var. Cübbeli Ahmet Hoca mealen şunları da söylemişti, geçen konuşmamda tam anlatamadım. Diyor ki bu düzen için ve sizler için: “Onlar kendilerine uygun bir kapitalist İslam’ı oluşturmak istiyorlar, bütün amaçları budur yoksa emperyalizme karşı bir İslami duruşu asla kabul etmiyorlar, milliyetçi İslam’ı asla kabul etmiyorlar.” Bunu da sizlere hatırlatmak istedim.

Yine antidemokratik uygulamalarınızda sınır tanımadığınız son örnekler. 4+4+4’ün komisyon toplantısında olan var mı içinizde burada sizin sıralarınızdan? Hatırlıyor musunuz 4+4+4’te ne oldu? Ben oradaydım, masanın üzerindeydim. Yirmi beş, yirmi altı tane maddeyi, yirmi dakika içerisinde okundu “Konuşmak isteyen yok, söz almak isteyen yok.” deyip geçirdiniz, hatırladınız mı bunu? Peki 3’üncü Yargı Paketi’nde dün basına yansıyan fotoğrafları gördünüz mü? İçinizden bir arkadaşınızın eli havada, kin ve nefret dolu gözlerini gördünüz mü? Dün Sivas davasının avukatını Sivas olaylarını anmak için burada konuşturan sizlerdiniz, bunu da hatırlamışsınızdır herhâlde, dünden bu tarafa unutmamışsınızdır. AKP çoğunluğu, AKP İktidarı son zamanlarda sayısal çoğunluğuna kaba kuvveti de ekleyerek yeni bir yasama tekniğini hukuk yazınına armağan etti. Bunun için de sizleri kutlamak istiyorum! Şimdi somut olaylardan sonra biraz da yasama faaliyetlerinden bahsetmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 12 Eylül referandumunda ne yaptık? Gözden kaçan çok önemli bir madde vardı, hatırlıyor musunuz? Danıştayın yerindelik denetimini elinden almak için bir düzenleme yaptınız. Artık özelleştirmelerin önündeki engel de kalmadı, dilediğiniz gibi satabilirsiniz. Bu milletin göz nuru, alın teriyle biriktirdiği malları dilediğiniz gibi satın, haraç mezat satın. Peki şimdi torba kanun geliyor biraz sonra zannedersem önümüze. Torba kanunda ne yapmak istediğinizin farkında mısınız? Yani bir çoğunuzun farkında olmadığını düşünüyorum ben. Ne yapacaksınız biliyor musunuz torba kanunda? Sayıştayın da denetim yetkilerini elinden alacaksınız. Sayıştayın denetim yetkileri elinden alındığında ne olacak, bunun farkında mısınız arkadaşlarım? Bakın Sayıştay raporlarından okuyorum. Bu Sayıştay raporları da olmazsa hiçbir şey bilemeyeceğiz biz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Hepsinin farkındalar, bilerek yapıyorlar.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Ne demiş: “TEDAŞ bilançosunun aktifinde işletme hakkı devir bedelinden alacak hesabında kayıtlı…” Ne kadar miktar biliyor musunuz? “…2 katrilyon 321 milyon TL tutarındaki alacağın dağıtım şirketlerinde karşılığı ve muhatabı bulunmadığından -muhatabı yok 2 katrilyon lira paranın- nasıl tahsil edileceği ya da tasfiyesi hususunda yaşanılan belirsizliğin, Özelleştirme İdaresinin görüşü alınarak sonuçlandırılması.” 2 katrilyon 321 milyonun karşılığı yok. Bunu da öğrenemeyeceğiz biraz sonra Sayıştay Kanunu’nda eğer olumlu oylarınızla çıkarsa.

Yine, Avrupa Yatırım Bankası ve Dünya Bankasıyla finanse edilen yatırımların da teminat mektupları alınmamış Sayıştayın uyarısına rağmen, sözleşmelerde yazılı olmasına rağmen. Bunları da öğrenemeyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, yine Sayıştay raporundan: “Kurumca verilen cezalar tahsil için Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen tahsil dairelerine iletilmektedir. Ancak söz konusu daireler cezaların tahsili için bir gayret göstermemekte olup…“ diyor, devam ediyor. Bunu da öğrenemeyeceğiz. Ne olmuş peki tahsil edilmek üzere verilen cezalar? Bir milletvekilinize ait şirketin… Bakın, okuyorum burada: Kütahya Şeker Fabrikası, C şekerin yurt içinde satılmasından 24 trilyon bir, 10 trilyon bir ceza yemiş. Bunları da öğrenemeyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, şeffaflık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUFAN KÖSE (Devamla) - … ve denetlenebilirlik kamu idaresinin vazgeçilmezlerdendir. Biraz sonra gelecek torba yasada da bunları göz önünde bulundurmanızı diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köse.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce sisteme girmiş sayın 10 milletvekilimize İç Tüzük 60 gereği çok kısa söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Aygün.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, iktidar partisinin uygulamalarına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Kanun hükmünde kararnamelerle ülkenin yönetildiği, parlamenter demokrasinin asma yaprağına döndüğü, muhaliflerin hapishanelere doldurulduğu, ordu komuta kademesinin tutuklandığı, Türkiye’nin tüm komşularıyla savaş havasına girdiği, 12 Eylül faşizminin bile dokunmadığı grev hakkının yasaklandığı, “dindar ve kindar nesil” hedefinin artık açıkça savunulduğu, 7 bin Kürt siyasetçinin “KCK” adı altında hapishanelere doldurulduğu, MİT Başkanına yargı dokunulmazlığı, Başbakana çete kurma yetkisi verildiği, 771 öğrencinin tutuklu olduğu, Alevilerin evlerinin işaretlendiği ve Bakanın “Çocuk işi.” dediği, Uludere’de 34 Kürt’ün bombardıman edilip özür bile dilenmediği, “ustalık dönemi” adı verilen dönemde tüm ulusal kaynakların satışa sunulduğu ve Sivas katillerine “Yananlar kadar masumdur.” denildiği bir yasama yılı geride kalıyor, birkaç saat kaldı, AKP’ye hayırlı olsun!

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aygün.

Sayın Erdemir…

2.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, on dokuz yıl önce Hollandalı Carina Thuijs’in Madımak’ta katledilmesine ilişkin açıklaması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – On dokuz yıl önce bugün Hollanda’da bir anneye kızının Sivas’ta diri diri yakıldığının haberi verildi. Madımak’ta katledilen 35 candan biriydi Carina Thuijs. Leiden Üniversitesi Antropoloji Bölümü öğrencisiydi, mezun olduğunda meslektaşım olacaktı. Misafirlerine kıyacak kadar insanlıktan çıkmış katillerin kurbanı oldu.

Carina adına sormak isterim sizlere; Sivas davası zaman aşımına uğradığında “Milletimiz için hayırlı olsun.” diyenlere, “Yargılananlar yananlar kadar masumdur.” diyenlere: Kaçınız Madımak’taki yangını zevkle seyretti, kaçınız katillerin kaçması için emek verdi, kaçınız katilleri belediyelerde işe yerleştirdi, kaçınız katilleri sakladı, kaçınız katilleri akladı, kaçınız “Bugün olsa, evet, bir kez daha.” dersiniz? Dindarı, kindarı bırakın da, Edip Harabi’nin dediği gibi: “İnsan olun cihanda, bu dünya fani.”

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Atalay…

3.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, 2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Madımak cinayeti ile 5 Temmuz 1993’te Erzincan Başbağlar’da ve 25 Ekim 1993’te Erzurum Yavi’de gerçekleştirilen cinayetlere ilişkin açıklaması

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2 Temmuz 93’te işlenen Madımak cinayetinin yıl dönümü münasebetiyle bu ve benzeri tüm cinayetleri ben de öncelikle lanetliyor, rahmet ve sabır diliyorum. Ne var ki, bu ve benzeri tertiplerin kimin işine yaradığı sorusuysa doğru cevabını henüz bulmuş değildir. Telin etkinliklerinde ortaya konulan tepkilere bakınca, olayın sanki de asıl amaca ilişkin bilgiyi temin etmek için ihtiyaç duyulan dinginliği bertaraf etmeye dönük bir mecraya yönlendirildiğine dikkat çekmek istiyorum.

Ayrıca, Madımak’tan hemen sonra 5 Temmuz 93’te Erzincan Başbağlar’da 33 ve 25 Ekim 93’te Erzurum Yavi’deyse 38 masum insanımız benzer bir vahşetle kurban edilmişti. Son iki katliama ilişkin gerek Mecliste ve gerekse ülkede bir gündemin oluşmaması insan ve toplum algımızda eşitlik ilkesinden hâlâ ne kadar da uzaklarda olduğumuzu göstermektedir. Vicdan mağdurların mazlumiyet derecesine göre hüküm verecekse şayet, “Hangilerinin tarihlerini yazmaya daha çok fırsatımız vardır?” sorusunu da aynı vicdanlara sormanın ahlaki mecburiyetimiz olduğunu düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atalay.

Sayın Öğüt…

4.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, bakım onarım çalışmaları nedeniyle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün trafiğe kapatılması sonucu yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bilindiği üzere, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün bir bölümü bakım, onarım ve asfalt yenileme çalışmaları nedeniyle 18 Haziranda trafiğe kapatıldı. Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım çalışmanın zorunlu olduğunu söyleyerek, “Yapmazsak daha büyük felaket riski var.” dedi. Köprüyle ilgili çalışmalar sürerken İstanbullular da büyük çile çekiyor. Üstelik köprüdeki gece çalışmaları da iptal edilerek eziyet 2 misline çıkarıldı. Bu trafik çilesini azaltmak için neden çözüm üretilemiyor? Üç aylık süreçte trafik yoğunluğunu azaltmak için                tek-çift-karma plaka uygulamasına geçilerek araç sayısı azaltılabilir, ilgili makamlarla görüşülerek indirimli taksi tarifesi uygulamasına geçilebilir hem vatandaş hem esnaf kazanır ya da başka ülkelerde olduğu gibi sadece sürücünün yer aldığı araçlara sınırlama getirilebilir. Yetkililer bu tarz çözümler üretmek yerine neden işin kolayına kaçıp alternatif güzergâhlar sunmakla ve İstanbullulara tatil önermekle yetinmektedir. Son zamanlarda bir de trafik kazalarına karşı önlem alınamamıştır. Köprü üstünde trafik kazaları çok ciddi sorun yaratmaktadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Kaplan…

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Sivas katliamının suçlularının cezalandırılması gerektiğine ve ülkede yaşanan olumsuzlukları gidermenin devletin görevi olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2 Temmuz Sivas Madımak’taki katliamın üzerinden tam on dokuz yıl geçmiş olmasına rağmen bu toplumda huzuru bozanlara, Maraş’ta, Çorum’da, yurttaşlarımız arasında inanç temelinde huzursuzluk çıkarmaya çalışanlara karşı Sivas’ta da sessiz kalınması dikkat çekicidir. Hâlâ yargılanmanın devam ettiği, bazı suçluların zaman aşımına uğradığı Sivas onur kırıcı bir noktaya gelmiştir. Suçlular cezalandırılmalıdır. Eğer devlet 1938 Dersim olaylarında Uludere’den özür diliyorsa Sivas’ta yaşananlar için de özür dilemelidir. Hâlâ olayın zanlıları ve sorumluları maalesef dışarıdadır, gerekiyorsa tekrar yargılanmalıdır. Eğer bu ülke içerisinde yurttaşlarımız Alevi’si, Sünni’siyle bir arada kardeşçe yaşamaya devam edeceklerse bunların bu olumsuzluklarını gidermek de devletin görevidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Özgündüz…

6.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Sivas katliamını gerçekleştirenlere sempati duyanları şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, 2 Temmuzda Sivas’ta “Müslüman Türkiye”, “Lâ ilahe illallah”, “Allah Allah” diyerek Allah’ın yarattığı en değerli varlık olan insanları diri diri yakan Allahsızları ve onlara gönlünde zerre kadar sempati duyanları şiddetle, nefretle kınıyorum.

Dün, Soner Yalçın’ın yönetmenliğini yaptığı, iki kardeşini Sivas’ta kaybeden Menekşe Kaya’nın hikâyesini belgesel film olarak izledik. Salon gözyaşlarına boğuldu.

Bunu yapanların, bırakın Müslüman olması, insanlığından bile bahsedilemez. Ne yazık ki İslam adına, din adına, Allah adına cinayet işleyen bu insanlara birileri de arka çıkmaktadır, sempati duymaktadır, onları da şiddetle kınıyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgündüz.

Sayın Çelik.

7.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, 1, 2 Temmuz günleri Muş ilinin bazı ilçe ve köylerinde yağan dolunun verdiği zarara ilişkin açıklaması

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

1 Temmuz ile 2 Temmuz günleri arasında Muş ilimizin Bulanık ve Malazgirt ilçelerinin bir kısım köylerinde yağan dolu başta Kırkgöze, Çaygeldi, Gümüşpınar, Üçtepe köyleriyle, Elmakaya beldesi, Malazgirt ilçemizin de Tendürek, Hasretpınar ve Adaksu köylerinde ciddi, buğday ve mercimek tarlaları başta olmak üzere, tarım ve ziraat arazilerine zarar vermiştir. Bu arazilerde bir yıllık emekleri ve maddi kaynaklarını harcayan vatandaşımızın ciddi emekleri heba olmuştur.

Kendilerine geçmiş olsun diyor, gerekli duyarlılıkla, afetin yol açtığı zararın giderilmesi dileklerimi iletiyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

Sayın Eyidoğan.

8.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Barbaros Hayrettin Paşa’nın ölümünün 464’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Yarın 4 Temmuz, Barbaros Hayrettin Paşa’nın ölümünün 464’üncü yıl dönümü, ruhu şad olsun.

Biz Barbaros’un torunları, bugün düşürülen ve bin küsur metre derinlikte yatan uçağımızı bir batiskafımızla arayamıyoruz, ondan bundan istiyoruz. Barbaros’un torunları bizler, üç tarafı denizle çevrili bu ülkede, derin denizlerde petrolümüzü, gazımızı yabancı sismik gemilere aratıyoruz, onları kiralatıyoruz. Barbaros’un ölüm yıl dönümünde bu durumumuzu hatırlayalım. Siyasallaştırılan Türkiye Bilimler Akademisini hatırlayalım ve muhasebesini yapalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eyidoğan.

Sayın Moroğlu.

9.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, adliyeleri kapatılan 102 belediye başkanının talebine ilişkin açıklaması

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, bugün adliyeleri kapatılan 102 tane belediye başkanımız, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Çankaya kapısı girişinde “Adalet arıyoruz.” diye bir basın toplantısı yaptılar. 2 milyon yurttaşımızın adalete erişimini engelleyen 102 tane adliyenin kapatılmasının durdurulmasını istiyorlar. Bakanlarımız ve AKP Grup Başkan Vekilimiz buradayken, belediye başkanlarımızın, asıl olarak da 2 milyon yurttaşımızın adalet taleplerine cevap vermelerini ve 102 adliyemizin kapatılmasını engellemek için öne düşmelerini istiyoruz.

Belediye başkanlarımızın talebini buradan iletmiş oluyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Sayın Tanal…

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, adliyelerin kapatılmasının yarattığı sorunlara ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Adliyelerin kapatılması üç beş kamu görevlisinin ilçeden gitmesi anlamına gelmemektedir. En basit adliye hizmetleri için bile yaşlı, hasta, engelli insanlar kilometrelerce yol gitmek zorunda kalacaktır. Oysa eğitim, sağlık, din, ulaşım, iletişim hizmetleri için milyonlar harcanarak yatırımlar sürerken halkımız adalet hizmetinden adaletsiz bir şekilde mahrum bırakılmaktadır.

Somali’ye yardım eden, Suriyeli muhalifleri barındıran Hükûmet, lütfen Adalet Bakanının tavsiyesiyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararıyla kapanan adliyeleri tekrar açınız.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın milletvekilleri, diğer sisteme girmiş milletvekillerine de söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Işık.

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Sivas ve Başbağlar olaylarında, terörle mücadelede, görevleri başında hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine ve şehit aileleri ile gazilerin taleplerine ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sivas ve Başbağlar olaylarında hayatlarını kaybedenler ile bugüne kadar terörle mücadelede ve görevleri başında hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize acil şifalar ve hayatlarında mutluluklar diliyorum.

Bu vesileyle, şehit ailelerimizin ve gazilerimizin ikinci iş hakkının verilmesi, Devlet Övünç Madalyası sahiplerine şeref aylığının bağlanması, şehit anne, babalarına ayrı ayrı asgari ücret düzeyinde maaşın verilmesi, vazife şehitleri ve malullerine de maaş ve iş imkânı sağlanması, malullük zammının artırılması ve şeref aylığının tam ödenmesi yönündeki talepleri de sizlerle ve kamuoyuyla paylaşıyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Sakık…

12.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Dersim ve Roboski’den dolayı devletin özür dilemesi gerektiğine ve İstanbul’da başlayan KCK davasına ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Biraz önce bir konuşmacı arkadaşımız, devletin hem Dersim’den hem de Roboski’den dolayı özür dilediğini… Keşke devlet bu erdemliği göstermiş olsaydı hem Dersim’den hem Roboski’den özür dileyebilmiş olsaydı. Biz gerçekten geçmişimizle yüzleşmek için devletin evet, bu katliamlardan dolayı halktan özür dilemesi gerektiğine inanıyoruz.

İkincisi; iki gündür İstanbul’da devam eden KCK davası, burada biraz önce, oradaki savunmada bulunan avukatlar jandarmanın saldırısına maruz kaldılar. Yani bunların hepsi BDP’nin yöneticileri, BDP kadroları, siyaset dünyasında önemli aktörler. Ana dillerinden… Kürt oldukları için alınıyorlar, ana dilde savunma hakları engelleniyor ve savunma bir bütün olarak engelleniyor. Dünyanın neresinde böyle bir faşizm var. Alıyorsunuz, tutukluyorsunuz, savunma hakkını gasp ediyorsunuz. Savunma için giden avukatları darp ediyorsunuz ve bu düzenin adına ne diyeceğimizi şaşırıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

Sayın Sarıbaş.

13.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’nin Çan ilçesi Bardakçılar köyü ile 25 civar köyün termal yer altı sularının maden işletmeciliğinde kullanılacağına ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çanakkale Çan ilçesi Bardakçılar Köyü, Kazdağları’nın eteklerinde kurulmuş bir köyümüz ve kaplıcaları olan bir köyümüzdür. Bardakçılar Köyü tüzel kişiliğine ait olan Kazdağları’ndaki bu sıcak suyun ihaleye çıkarılarak yabancı bir firmaya ihale edildiği doğru mudur?

Bu firma Kuzey Madencilik Anonim Şirketi midir? Eğer bu, Kuzey Biga Madencilik Anonim Şirketinin paravan bir şirket olduğunu biliyoruz. Bunu Alamos Gold Şirketine Biga Madencilik Şirketi bu suları devretmiş midir? Devretme hakkı var mıdır? Bu doğru ise kaç yıllığına ve kaç paraya devretmiştir?

Buradaki köylünün, sıcak suyun çıktığı alanın termal ve turizm alanı olduğu ilan edilmesine rağmen bu sıcak suların altın işletmeciliğinde kullanılacağını ve 25 tane köyümüzün suyunun, buradaki suyumuzun köy grup suyunun yok olacağını bilmekteyiz. Bu anlamda bu köylerimizin ve Çan ilçesinin kullandığı tatlı sularının ...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Sayın Akar.

14.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Türkiye’nin linyit rezervine ve atıl duran Afşin - Elbistan sahasındaki 6 bin megavatlık enerjinin üretime dâhil edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Türkiye’de bugün itibarıyla 12 milyar ton linyit kömürü rezervi bulunmaktadır; bunun 4,4 milyar tonu da Afşin Elbistan sahasındadır. Afşin-Elbistan sahasının normal elektrik üretimi bu kapasiteye göre 9 bin megavat olup bugün hâlen orada özel ve devlet sektörünün birlikte işletmiş olduğu iki termik santralden 3 bin megavatlık bir elektrik enerjisi elde edilmektedir. Bugün, dereleri kurutan HES’lerin kapasitelerine baktığımda 25-50 megavat arasında değişmektedir. Atıl duran Afşin-Elbistan sahasındaki 6 bin megavatlık enerji üretimi yapılabilirse, yaklaşık, en az 120 tane HES’e bedeldir. Böylece seksen yaşında nineler veya daha genç insanların aileleriyle görüşmeleri yasaklanmaz, nineler jandarmayla veya polis baskısıyla sürüklenmezler ve derelerde katliam yapılmaz, doğa tahrip edilmez. Biz diyoruz ki, bu Afşin-Elbistan sahasındaki 6 bin megavatlık açık duran enerjinin üretime dâhil edilmesi ve bu konuda çalışmalar yapılması konusunda gereken adımların atılmasını talep etmekteyiz.

Bilgilerinize.

Saygılar.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Yılmaz…

15.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, sendikal harekete yapılan saldırılara ve tutuklanan sendikacılara ilişkin açıklaması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, son dönemde, sendikal harekete çok ciddi bir saldırı başlatılmıştır. Yargı eliyle ya da savcılıklar eliyle yapılan bu saldırının sonucunda KESK Genel Başkanı Lami Özgen ve pek çok sendikacı gözaltına alınmış, bazı arkadaşlar tutuklamışlar, Lami Özgen salıverilmiştir ama hakkında, büyük ihtimalle dava açılacaktır.

Aynı nitelikte sendikal harekete yapılan saldırılardan bir tanesi de Mersin’de gerçekleştirilmiştir. Mersin’de Büro Emekçileri Sendikası Başkanı, Eğitim Sen Başkanı ve SES Başkanı, Sağlık Emekçileri Başkanı olan arkadaşlarımız Gürsel Şenşafak, Orhan Yıldırım, Yılmaz Bozkurt, bir basın açıklaması yaptıklarından dolayı haklarında dava açılmış, bu davanın sonucunda bir yıl üç ay hapis cezası almışlar ve ne yazık ki mahkemeler erteleme kararı vermemişler. Bu karar da Yargıtay tarafından onanmıştır.

Bu çok tehlikeli bir şeydir Sayın Başkan çünkü insanlar sadece basın açıklaması yaptıklarından dolayı böylesine cezalandırılacaksa artık Türkiye’de demokrasinin ve özgürlüklerin sesi kısılmak isteniyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Havutça…

16.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Bandırma Kuş Cenneti’nde yaşanan kitlesel balık ölümleri ve Gönen Çayı’nın kirliliğine ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; Bandırma Kuşcenneti, uluslararası A sınıfı diplomaya sahip, Türkiye'nin ender cennet köşelerinden bir tanesidir. 16.800 hektar kapladığı alanla Türkiye'nin göz bebeği olan, dünya mirası, cennet köşelerimizden birisidir. Geçenlerde gölün kenarında kitlesel balık ölümleri olmaya başlamıştır. Bu konu sayın Valiliğe iletilmesine rağmen bugüne kadar bize herhangi bir yanıt verilmemiştir.

Ayrıca, yine bölgede Gönen Çayı da ciddi anlamda Güney Marmara’yı besleyen en önemli Güney Marmara’daki kaynaklarımızdan bir tanesidir. Orada da Güney Marmara’ya, Erdek Körfezi’ne âdeta zehir akmaktadır. Bu konuları Hükûmetinizin gündemine ne zaman alacaksınız ve ne zaman inceleyeceksiniz? İnsan sağlığına, çevre sağlığına değer verecek misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Sayın Türeli…

17.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, Türkiye’deki işsizlik sorununa ve İşsizlik Fonundan yapılan ödemelere ilişkin açıklaması

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana bir soru yöneltmek istiyorum. Hepimizin iyi bildiği üzere Türkiye'nin en önemli sorunlarından bir tanesi işsizlik sorunu. Bu çerçevede bir taraftan işsizlik sorununun olumsuz etkilerini azaltmak, işsiz kalmış insanlara destek olmak amacıyla, bir taraftan da işsizliği ortadan kaldırmak amacıyla İşsizlik Sigortası Fonu kurulmuştur. Fakat bu fonda biriken paraların amaç dışında kullanıldığına ilişkin kamuoyunda çok ciddi şüphe oluşmuştur. İki hafta önce Plan ve Bütçe Komisyonunda bir soru üzerine Maliye Bakanı bir açıklama yaptı ve şu ana kadar fon gelirlerinin, fonda biriken paranın 74,6 milyar lira, fon giderlerinin 18,6 milyar lira olduğunu ve bu çerçevede fonda 56 milyar liralık bir paranın biriktiğini söyledi. Fon giderlerinden diğer sâri harcamalar çıkarıldığında fon kapsamında yapılan ödemeler 10,7 milyar liradır. Ben şimdi sormak istiyorum: Bunun ne kadarı mevzuata hak sahiplerine yapılan ödemelerdir, ne kadarı bu alan dışı başka harcamalara kullanılmıştır ve hangi harcamalara kullanılmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türeli.

Sayın Gök…

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet Halk Partisinin Sivas olaylarıyla ilgili verdiği önerge üzerinde konuşan AK PARTİ milletvekiline ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Sivas olaylarıyla ilgili verdiğimiz önergede AKP Grubu adına konuşan Milletvekilinin “Bu davada yargılananların da çoğu masumdu.” sözleri üzerine, dün üşenmedim, Sivas davasının gerekçeli kararını aldım ve bu konuşan Milletvekilinin hangi sanıkları takip ettiğini öğrendim. Şunu AKP Grubunun da çok iyi bilmesini isterim ki, sanki grubunuzda başka konuşmacı yokmuş, daha uygun konuşacak kişi yokmuş gibi Sivas davası katliamı sanıklarının avukatlığını yapan birisinin karşımıza konuşmacı olarak çıkarılmasını bir kez daha kınıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu Arkadaşımız 2 sanığın vekâletnamesini üstlenmiş olup her 2 sanık da idam cezasına çaptırılmıştır, “Masumdur.” dediği eğer buysa masum olmayanlar kim bilir neler yapmıştır?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök…

Sayın Çınar…

19.- Kastamonu Milletvekili Engin Çınar’ın, adliyelerin kapatılmasıyla ilgili olarak Kastamonu Çatalzeytin ilçesinden bir heyetin bugün Abdi İpekçi Parkı’nda olacaklarına ve Adalet Bakanlığının bu uygulamadan vazgeçmesini arzuladığına ilişkin açıklaması

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birçok milletvekili arkadaşımızın dile getirdiği adliyelerin kapatılmasıyla alakalı olarak, bugün, Kastamonu’nun Çatalzeytin ilçesinden bir heyet de Ankara Abdi İpekçi Parkı’nda seslerini duyurmak üzere buraya gelecekler. Ben, Adalet Bakanlığının vereceği talimatla bu yanlış uygulamadan bir an önce vazgeçilmesini arzuluyorum. Aynı zamanda, bu Çatalzeytin ilçemiz bu hizmetleri bundan sonra da komşu ili olan Sinop ilinden alacaktır. Ben, buraya gelen heyetin yanında olacağımı ifade ediyor, Adalet Bakanlığının vereceği talimatla bu uygulamadan vazgeçilmesini arzuluyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çınar.

Sayın Bostancı.

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Madımak’ta yaşanan vahşeti kınadığına ve soğukkanlı düşünmeye, kardeşliği temin edecek ortak bir bakış açısına, dile ve anlatıma dikkat edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teşekkür ediyorum.

2 Temmuzda Sivas Madımak’ta yaşanan vahşet, utanç vericidir. Bu olayı kınıyorum. Olayın sebepleri üzerine hepimiz soğukkanlı bir şekilde düşünmek, kardeşliği temin edecek ortaklaşa bir bakışa ve anlayışa güç vermek durumundayız. Sivas olaylarında 190 kişi tutuklanmış, 33 kişi müebbet, 14 kişi on beş yıl ceza almıştır. Bu olaydan üç gün sonra Başbağlar’da yine 33 kişi yatsı namazında katledilmiş, olayı gerçekleştirenler Sivas olayına atıf yapmışlardır. Burada hem karanlık bir arka plan hem de bu tür girişimlere başarı şansı veren bir toplumsal iklim vardır. Bizim mücadele edeceğimiz en önemli husus insanları beraat ettiren provokasyon iddiaları değil, provokasyonlara imkân veren bu toplumsal durumdur. Siyasi kadroların geçmişi anlatırken aynı zamanda geleceği kurduklarını unutmamamız gerekiyor. O yüzden dile ve anlatıma dikkat diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

Son iki milletvekiline söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Özkan.

21.- Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur’da yaşanan dolu afetine ve çiftçilerin Ziraat Bankası ve tarım krediye olan borçlarının ertelenmesi talebine ilişkin açıklaması

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanlar Kurulu üyemiz burada. Ülkemizde küresel ısınmadan dolayı zaman zaman lokal dolu felaketleri olmaktadır. Bunlardan bir tanesi, bir ilimizde görülmüş olan felaket de -imzalarıyla beraber gönderilmiş- lokal olduğu için üreticilerin Ziraat Bankası ve tarım krediye olan borçları ertelenmemektedir. O bölgede örneğin elma var, o bölgede örneğin kiraz var, kayısı var; gelirleri bunlara bağlı. Bu zararlardan dolayı bu dönem için Ziraat Bankası ve tarım kredi borçlarının ertelenmesi yönünde üreticilerimizin talepleri var. İlgili dilekçeyi Sayın Bakana takdim edeceğim, bu konuda kendilerinden o yöre için bir destek bekleyeceğim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özkan.

Sayın Şener…

22.- Ordu Milletvekili İhsan Şener’in, 2 Temmuzda yaşanan olayları lanetlediğine ve bu tür olaylara soğukkanlılıkla yaklaşıp ulusal ve uluslararası tezgâhlara prim verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İHSAN ŞENER (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de 2 Temmuzda yaşanan olay ve sonrasında yaşananları, gayrimeşrulukları lanetliyorum ancak herhangi bir parti grubunun sözcüsünü ya da herhangi bir meşru yapıyı bu tür olayların yanında görerek hareket etmeyi, cephe oluşturmayı bizim geleceği barış için inşamızda ciddi bir kusur olarak görüyorum. Her birimiz bu tür olaylara soğukkanlılıkla, teenniyle yaklaşıp olayın gerçeğini ortaya çıkarmalı, ulusal ya da uluslararası bu tür tezgâhlara prim vermemeliyiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şener.

Diğer sayın 2 milletvekilimize daha önce söz vermiş olduğum için söz vermiyorum.

Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 20 milletvekilinin, eğitim müfettişlerinin denetmen yapılmasının yarattığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hükümet TBMM'den aldığı KHK çıkarma yetkisini kullanarak Bakanlıkların teşkilat yapılarında önemli değişiklikler yapmıştır. 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile eğitim sisteminde çok önemli bir yere sahip olan eğitim müfettişliği unvanı da "il eğitim denetmeni”ne dönüştürülmüştür.

Müteakiben, 666 Sayılı KHK ile aynı veya benzer kadro ve görevlerde bulunan personel arasındaki ücret dengesini sağlamak amacıyla ek ödeme uygulaması getirilmiştir. Eğitim müfettişlerine kısa süre önce denetmen unvanı verilmesi nedeniyle, müfettiş oldukları halde diğer denetmenlerle aynı kapsamda ek ödeme verilmiştir.

Müfettiş ve denetmen aynı anlama gelmemektedir. Müfettişlerle denetmenlerin atanma şekli farklıdır. Eğitim Müfettişleri yıllardan beridir 4 yıllık bir fakülte bitirip en az 8 yıl mesleki görev yaptıktan sonra kanunların öngördüğü usule göre seçilerek atanmışlardır. Denetmenlerin atanma koşullarında ise 8 yıl çalışma şartı yoktur. Direkt sınava girerek mesleğe atanırlar.

Müfettişlerle denetmenlerin kanundaki statüleri de farklıdır. 657 Sayılı Yasanın I Sayılı ek gösterge cetvelinde bütün müfettişler genel idare hizmetleri sınıfının (g) bendinde yer almaktadırlar. Denetmenler ise bir alt bent olan (h) bendinde yer alırlar. Yani müfettişlerden daha alt statüdedirler.

Eğitim Müfettişlerinin ek göstergeleri de farklıdır.

Müfettişlerle denetmenlerin yetki farkı vardır. İl eğitim müfettişleri statü olarak il müdürüne bağlı olarak çalışmakta ve milli eğitim müdür yardımcıları, İlçe milli eğitim müdürleri ve şube müdürlerini de denetlemekle yetkilidirler. Denetmenlerin bu şekilde teftiş yetkisi yoktur.

Denetmenlikle eğitim müfettişliği görevi farklıdır. Denetmenler, bir alana ilişkin kontrol görevini yerine getirmektedirler. Oysa eğitim müfettişlerinin görev alanlarında rehberlik ve işbaşında yetiştirme, teftiş, inceleme, soruşturma ve araştırma görevleri yer almaktadır. Üniversite mezunu yüzbinlerce yönetici ve öğretmenin rehberlik ve teftişini yapan eğitim müfettişliğine, ihraç edilecek yumurtanın kalite kontrolünü yapan bir meslekle aynı unvanın verilmesi büyük hatadır ve hukuka aykırıdır.

Denetmenliklerin çoğu kontrol memurluğundan dönüştürülmüştür. Muhasebe kontrol memurları 1995 yılında muhasebe denetmeni yapılmışlardır. Milli emlak kontrol memurları 1994 yılında milli emlak denetmeni yapılmışlardır. Sosyal güvenlik kontrol memurları 2011 yılında sosyal güvenlik denetmeni yapılmışlardır. Vergi kontrol memurları 1994 yılında vergi denetmeni yapılmışlardır. Hatta ürün denetmenlerinin bir kısmı kökende pamuk eksperidir. Eksperler, 1983 yılında ihracat kontrol memuru yapılmışlar, 1994 yılında dış ticarette standardizasyon denetmeni yapılmışlar, 2011 yılında ise ürün denetmeni yapılmışlardır. Müfettiş, unvanının denetmen olarak değiştirilmesi ve kontrol memurlarıyla aynı kefeye konulması kazanılmış hakkın alınmasıdır ve hukuk devletine yakışmamaktadır.

Maliye Bakanlığında, vergi denetmenleri vergi müfettişi yapılırken, Milli Eğitim Bakanlığında eğitim müfettişlerinin denetmene çevrilmesi, hükümet açısından tutarsız bir uygulamadır.

Yıllardır eğitim müfettişlerine yapılan ayrımcılık ve ötekileştirme politikaları eğitim müfettişlerini usandırmıştır. Eğitim müfettişleri düşman askeri değildir. Bu ülkenin insanlarıdır.

Eğitim müfettişlerine yapılan ayrımcılık öyle bir noktaya gelmiştir ki, eş durumu ataması yılda bir kez yapılırken eğitim müfettişlerinin eşlerine bir kez bile tayin isteme hakkı tanınmamıştır.

Devletteki bütün müfettişler, kamu konutlarından görev tahsisli olarak yararlanırken, eğitim müfettişlerinin görev tahsisli lojman hakları ellerinden alınmıştır.

Bütün müfettişlere makam ve görev tazminatı verilirken, eğitim müfettişlerine verilmemiştir.

Eğitim Müfettişlerinin denetmen yapılmasının yarattığı sorunların tespiti, ortaya çıkarılması ve çözümlenmesi amacı ile Anayasamızın 98. maddesi, İçtüzüğümüzün 104. ve 105. maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz) 

1) Turgut Dibek                                          (Kırklareli)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                       (İstanbul)

3) Durdu Özbolat                                        (Kahramanmaraş)

4) Veli Ağbaba                                            (Malatya)

5) Ali Sarıbaş                                             (Çanakkale)

6) Namık Havutça                                       (Balıkesir)

7) Mahmut Tanal                                         (İstanbul)

8) Bülent Tezcan                                        (Aydın)

9) Ali Haydar Öner                                      (Isparta)

10) Kadir Gökmen Öğüt                               (İstanbul)

11) Mehmet Şeker                                       (Gaziantep)

12) Muharrem Işık                                       (Erzincan)

13) Mevlüt Dudu                                         (Hatay)

14) Mehmet Ali Ediboğlu                             (Hatay)

15) Osman Kaptan                                      (Antalya)

16) Metin Lütfi Baydar                                (Aydın)

17) Yıldıray Sapan                                      (Antalya)

18) Emre Köprülü                                       (Tekirdağ)

19) Malik Ecder Özdemir                             (Sivas)

20) Ali Serindağ                                         (Gaziantep)

21) İhsan Özkes                                         (İstanbul)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 20 milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/350)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Tavukçuluk, Türkiye'de tarım kesiminin en güçlü sektörlerden biridir. Ülkemizde geçimini tavukçuluk sektöründen sağlayan üretici çiftçi, yem, ilaç, yan sanayi, satıcı esnaf, nakliye, pazarlama elemanı gibi insan sayısı iki milyona yaklaşmaktadır. Sektörün yıllık cirosu 3 milyar dolar civarındadır. Üretim koşulları, gelişmiş ülkelerle hemen hemen aynı olmakla birlikte, ülkedeki piliç tüketimi gelişmiş ülkelerdeki tüketimin yarısı kadardır. Ülkemizdeki kişi başına beyaz et tüketimi Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği Ülkeleri ile karşılaştırıldığında hâlâ oldukça düşüktür. Kişi başına yılda tüketilen kanatlı eti miktarları ABD'de 47 kg; Kanada'da 35 kg; İngiltere'de 28 kg; Fransa'da 26 kg; İspanya'da 25 kg; ülkemizde ise 17.5 kg'dır.

Kanatlı sektöründe hammadde sorunların başında yer almaktadır. Kanatlı sektöründe kullanılan yemin büyük bölümü mısır, soya ve buğdaydan sağlanırken, yerli mısır üretimi artsa da ihtiyacı karşılamamaktadır. Bu nedenle yaklaşık 1 milyon ton mısır ithal edilmektedir. Türkiye'nin 2 milyon ton olan soya ihtiyacının ise neredeyse tamamı ithal edilmektedir. Hammadde konusunda dışa bağımlılık nedeniyle dövizdeki artış maliyetleri doğrudan artırıyor olması, ABD'nin ve diğer üretici ülkelerdeki etanol politikası buğday, mısır ve diğer yem hammaddelerinin fiyatına etki ediyor olması, bunun dışında ithalatın yapıldığı ülkelerde soya, mısır gibi ürünler genetiği değiştirilmiş (GDO) olarak üretiliyor olması sektördeki hammadde sorunları olarak çözüm beklemektedir.

Sektördeki diğer bir sorun ise ihracatta yaşanan sıkıntılardır. Beyaz et ihracatı artmasına rağmen yaşanan sorunlar gelecek açısından endişe verici boyutlara ulaşmış durumdadır. Özellikle tek pazara bağımlılık (İran, Irak ve Libya odaklı ihracat pazarı) sektörün geleceği açısından endişe vermektedir. Özellikle AKP Hükümetinin iş başına gelmesinden sonra beyaz et sektörü yerinde saymaya başlamış, hatta geriye gitmiştir. Bugün rakip olarak gördüğümüz Brezilya dünya ihracatının yüzde 45'ini yaparken Türkiye daha yüzde 1'ini bile yapamamaktadır. Brezilya yılda 500 bin ton piliç etini Suudi Arabistan'a ihraç ederken, ABD Irak pazarında büyük pay sahibi olurken Türkiye'nin bu pazarlarda söz sahibi olmaması sektörün geleceği açısından kaygı vericidir. Pazar çeşitliliğinin sağlanması sektör açısından olumlu olacaktır. Tek pazara veya bir iki ülkeye bağımlılıktan kurtulmak ve ihracatın artması için devlet desteğinin artırılması büyük önem arz etmektedir. Avrupa Birliği'nde ton başına 350 Avro, diğer üretici ülkelerde 500 dolara varan devlet desteği verilirken, Türkiye'de yakın zamana kadar ton başına 26 dolar olan destek daha yeni 76 dolara çıkarılmış olmasına karşın yetersiz kalmaktadır. Bu desteklerle Türk beyaz et sektörünün diğer ülkelerle rekabet etmek olanaksızdır.

Yıllık 5,5 milyon ton civarındaki tavuk ve hayvan dışkısının çevre sorunu yaratan atık olmaktan çıkarılıp, tarımsal gübre, ekonomik değer haline getirilmesi gerekmektedir. Bu atıkların ekonomik değerlendirilmesine yönelik yatırımlar yapılması, bu atıklardan gübre üreten tesislerin satış konusunda başarılı olabilmesi için çalışmalar yapılması ve fiyat sorunun aşılması gerekmektedir. Bunun için devletin, kimyevi gübre gibi, işlenmiş tavuk gübresi satın alanlara da birkaç yıl destekleme ödemesi yapması yararlı olacaktır.

Diğer taraftan, kümes besicileri, devlet desteği ile kurdukları kümeslerinin kaçak konumuna düşmesinden yana sıkıntı yaşamaktadır. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu'ndan faydalanan yetiştiriciler kümes sayısını artırmıştır. Bu kümeslerin inşaat ruhsatı olmaması ve devletin inşaat ruhsatı olmayan kümeslere destek vermiş olması yetiştiriciler için sorun olmaktadır.

Özet olarak sorunlarının çözümü hâlinde de büyük bir atılım yapmaya hazır bir sektör olan beyaz et sektörünün üretimden tüketime kadar bütün yönleriyle ele alınması, sorunlarının ve çözümlerinin kapsamlı olarak araştırılması için Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğinin yapılmasını arz ederiz.

 

1) Namık Havutça              (Balıkesir)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)

3) Malik Ecder Özdemir      (Sivas)

4) Durdu Özbolat               (Kahramanmaraş)

5) Veli Ağbaba                   (Malatya)

6) Kadir Gökmen Öğüt        (İstanbul)

7) Ali Sarıbaş                    (Çanakkale)

8) Mahmut Tanal                (İstanbul)

9) Bülent Tezcan               (Aydın)

10) Ali Haydar Öner           (Isparta)

11) Ali Rıza Öztürk            (Mersin)

12) Mehmet Şeker              (Gaziantep)

13) Muharrem Işık              (Erzincan)

14) Mehmet Ali Ediboğlu    (Hatay)

15) Mevlüt Dudu                (Hatay)

16) Osman Kaptan             (Antalya)

17) Yıldıray Sapan             (Antalya)

18) Metin Lütfi Baydar       (Aydın)

19) Emre Köprülü              (Tekirdağ)

20) Ali Serindağ                (Gaziantep)

21) İhsan Özkes                (İstanbul)

3.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve 34 milletvekilinin, TRT’deki yayınlarla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/351)

TBMM Başkanlığına

Türkiye'de AKP iktidarları tarafından yaratılan ve ülkemizde ifade ve düşünce özgürlüğünü de boğan yeni medya düzeninin en vurucu aygıtı ve mekanizması hâline düşürülen TRT'yle ilgili iddiaların bütün Boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması amacıyla Anayasa'nın 98., İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Aytun Çıray                         (İzmir)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu    (İstanbul)

3) Durdu Özbolat                     (Kahramanmaraş)

4) Veli Ağbaba                         (Malatya)

5) Mahmut Tanal                      (İstanbul)

6) Namık Havutça                     (Balıkesir)

7) Mehmet Şeker                      (Gaziantep)

8) Ali Haydar Öner                   (Isparta)

9) Kadir Gökmen Öğüt              (İstanbul)

10) Yıldıray Sapan                   (Antalya)

11) Emre Köprülü                     (Tekirdağ)

12) Osman Kaptan                   (Antalya)

13) Mustafa Moroğlu                (İzmir)

14) Erdal Aksünger                  (İzmir)

15) Hülya Güven                      (İzmir)

16) Alaattin Yüksel                  (İzmir)

17) Şükran Güldal Mumcu        (İzmir)

18) Rıza Mahmut Türmen         (İzmir)

19) Mustafa Serdar Soydan      (Çanakkale)

20) Ayşe Eser Danışoğlu          (İstanbul)

21) Sedef Küçük                      (İstanbul)

22) Kemal Ekinci                      (Bursa)

23) Ali Serindağ                       (Gaziantep)

24) Selahattin Karaahmetoğlu  (Giresun)

25) Doğan Şafak                      (Niğde)

26) Müslim Sarı                        (İstanbul)

27) Bülent Tezcan                    (Aydın)

28) Levent Gök                        (Ankara)

29) Ercan Cengiz                     (İstanbul)

30) Muharrem Işık                    (Erzincan)

31) Aykut Erdoğdu                   (İstanbul)

32) Ali Sarıbaş                         (Çanakkale)

33) Celal Dinçer                      (İstanbul)

34) Ali İhsan Köktürk               (Zonguldak)

35) Metin Lütfi Baydar              (Aydın)

Gerekçe

TRT 01.05.1964 tarihinde T.C. devleti adına radyo ve televizyon yayınları gerçekleştirmek üzere özel bir yasayla tüzel kişiliğe sahip özerk ve tarafsız kurum olarak kurulmuştur. Kurumun özerkliği 1972 yılında yapılan anayasa değişikliği ve 1982 darbe Anayasasıyla büyük darbe yemiştir. 1993 yılında yapılan yeni anayasal düzenlemelerde kurumun özerkliğine ve tarafsızlığına vurguda bulunulmasına rağmen 11.06.2008'de 5607 Sayılı Kanunun 3. Maddesinin oluşturduğu düzen Kurumun Yönetim Kurulunun belirlenmesini Bakanlar Kuruluna bırakmıştır. Düzenlemenin ne kadar vahim sonuçları olabileceği 58., 59., 60., 61. AKP hükümetleri döneminde çok açık bir şekilde görülmüştür. TRT, AKP hükümetleri döneminde tarafsızlık ilkesini çok açık bir şekilde çiğnemiş; bu tarafsızlık ihlalleri zaman zaman açık bir cürüm ve suç niteliğine bürünmüştür. TRT'nin suç niteliğine bürünen tarafsızlık ihlalleri yargı tarafından da tescil edilmiş ve TRT, ekranlarının Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve o dönemki liderine iftira ve hakaret maksadıyla kullanılmasına alet edildiğinin yargı süreçleri sonunda kesinleşmesiyle TRT Genel Müdürlüğü Ekim CHP'ye ve önceki Genel Başkanı sayın Deniz Baykal'a 82.557 TL tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. TRT'nin sadece bu olaydaki toplam zararı 87.095 TL.'ye ulaşmıştır.

TRT kurum olarak kendine mahsus bir gelir kanunu çerçevesinde sekiz ayrı gelir kaynağına sahiptir. Bu gelir kaynakları arasında radyo, televizyon, müzik seti ve üzerinde radyo ve televizyon alıcısı bulunan tüm iletişim araçlarından alınan bandrol ücretleri ve elektrik faturaları üzerinden alınan bir pay vardır. Sırf gelir kaynakları dahi TRT'nin mutlak ve tam anlamda özerkliğini ve tarafsızlığını objektif bir zorunluluk kılmaktadır. Ancak on yıla yayılan dört AKP Hükümeti süresince TRT hükümetin ideolojik bir aygıtı haline getirilmiştir. TRT'nin haber ve yorum programları nerdeyse tamamen AKP destekçisi ve yandaşı yazarlara ve yapımcılara piyasa koşullarına göre astronomik ücretlerle tahsis edilmiş; göstermelik birtakım uygulamalar dışında ekranlar hükümetin adeta propaganda aracına dönüştürülmüştür. TRT, AKP'nin bütün medyayı kendi hakimiyetine alma politikasının vurucu ve merkezi unsuru kılınmıştır. Bu TRT'nin kaynağı doğrudan doğruya milletimiz olan gelirlerini taraflı, dolayısıyla ahlaki ve siyasi bakımdan çok uygunsuz bir şekilde kullandığı anlamına gelmektedir.

TRT, ayrıca kendisine yaratılan muazzam gelir kaynaklarını kendi görev tanımı içinde olmadığı halde özel radyo ve televizyon kuruluşlarıyla rekabet içine girmiş; kamu yayıncılığından eğlence ve sansasyon yayıncılığına kaymıştır. Bir örnek olarak, bugün AKP İstanbul milletvekili olan Hakan Şükür'e haftada sadece bir gün yayımlanan Stadyum adlı programındaki yorumları karşılığında program başına vergiler hariç ayda 56.000TL, yıllık toplam 728.000 TL ödemiştir. Kamuoyunda TRT'nin kurum dışında yaptırdığı bütün yapımlar ve programlarda iktidar yanlısı kişileri, kuruluşları ve şirketleri tercih ettiği ve söz konusu kuruluşların ve şirketlerin Fason organizasyonlar oldukları konusunda çok ciddi şüpheler vardır. Bu konudaki iddiaların tümü çok vahimdir ve bu iddiaların doğruluğunun kamu kurumlarını Türk Milleti adına inceleme ve denetleme yetkisine sahip en yüksek kurum olan yüce Meclisimiz tarafından araştırılması ve aydınlatılması kaçınılamaz bir sorumluluktur.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Levent Gök ve arkadaşları tarafından, 28/6/2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Ankara metro çalışmaları sırasında ortaya çıkan göçük olayının tüm boyutlarının araştırılarak olayda ihmali olanların belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3/7/2012 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi

 

 

                                                                  03.07.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun, 03.07.2012 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                    Emine Ülker TARHAN

                                                                                                Ankara

                                                                                     Grup Başkan  Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Levent Gök ve arkadaşları tarafından, 28.06.2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Ankara metro çalışmaları sırasında ortaya çıkan göçük olayının tüm boyutlarının araştırılarak olayda ihmali olanların belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (484 sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 03.07.2012 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

 BAŞKAN – Önerinin lehine, Ankara Milletvekili Levent Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara metrosuyla ilgili olarak vermiş olduğumuz Meclis araştırma önergesi üzerinde söz aldım, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün konuşacağımız konu Ankara metrosunun ibretlik bir öyküsüdür. Bu öykünün içinde, Ankara halkının yıllarca aldatılmışlığı, kaynakların heba edilmesi, yapılan ama bakımı yapılmayan inşaatın çürümeye terk edilmesi ve sonunda trajik bir ölüm vardır.

Değerli milletvekilleri, Başkent Ankara’da, 22 Haziran 2012 sabahı, İnönü Bulvarı’nda, metro çalışmalarının yapıldığı alanda meydana gelen göçüğün altında kalan Kadir Sevim’in cesedine, on beş saat sonra, Millî Eğitim Bakanlığı yakınındaki metro inşaat alanında ulaşılabildi. Kadir Sevim’in cesedinin yer altındaki suyun etkisiyle 1 kilometre sürüklenmesi, metro çalışmalarına hepimizin çok ama çok özenli bir şekilde dikkat çekilmesi gereken bir özen göstermemiz gerektiğini, bizlere bir kez daha hatırlattı.

Sizlere kısaca Ankara metrosunun tarihsel gelişimiyle ilgili bilgi sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Ankara Ana Ulaşım Planı 1994 yılında Ankara Büyükşehir Belediye Meclisince kabul edilmiş ve bu Plan’da Ankara’nın gelişme bölgelerine göre metro yapılması öngörülmüştür. Kızılay-Çayyolu güzergâhı da, metro yapılacağı gerekçesiyle, nüfus yoğunluğuna açılmış, kamu binaları bu bölgeye taşınmıştır. Hepinizin bildiği gibi, ODTÜ, Bilkent Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Çankaya Üniversitesi gibi çok önemli üniversitelerimiz ve bunun dışında Sayıştay, Danıştay ve ismini burada saymaya zamanımız nedeniyle gerek görmediğim pek çok kamu kuruluşu bu alana taşınmıştır. Ankara’nın gelişim aksı Eskişehir bölgesine doğru yönlendirilmiş ve nüfus yoğunluğu da buraya doğru açılmıştır. Kızılay-Çayyolu metrosunun tüm zemin etüdü de buna göre yapılmıştır. Bu proje, 1994 seçimleriyle birlikte Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Melih Gökçek’le birlikte rafa kaldırılmış, Akay Kavşağı yapımı ve Eskişehir yolunun genişletilmesiyle Çayyolu güzergâhının trafik sorununun çözüleceği sanılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu yanılgı o denli Ankara’ya pahalıya patlamıştır ki, daha sonra Melik Gökçek yanılgısını anladığı anda, Ankaray hattının şu anda AŞTİ (otogar) olarak kullandığımız hattan Çayyolu’na uzatılması fikrini kabul ettirmiştir 2000 yılında Büyükşehir Belediye Meclisinde. Yani Dikimevi’nden AŞTİ’ye kadar uzanan Ankaray hattının 2000 yılında alınan kararla Söğütözü’nden daha ileriye taşınması kararı alınmıştır. Oysa bu yapılacak çalışmanın metro çalışması olmadığı ve nüfusun yoğunluğunu taşımayacağı öğrenildikten sonra Melih Gökçek bu projeyi bir müddet ertelemiş ve 2001 yılından sonra Batıkent-Sincan, Ulus-Keçiören hatlarında metro yapımının kaba inşaatına başlamıştır. Bir müddet sonra da bu, AŞTİ’den Çayyolu’na uzatılması fikrinin hiçbir geçerliliği kalmadığı ortaya çıkınca o projeden de vazgeçilmiş ve Kızılay-Çayyolu metro inşaatının kaba yapımına başlanılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, ben o dönemlerde de partinin Ankara İl Başkanlığını yapan, daha sonra da partide görevler üstlenmiş bir arkadaşınızım. Pek çok kez söyledim “Sayın Başkan, aynı anda üç hatta birden başlama; yapacaksan önce bir hattı bitir, ondan sonra diğerine geç ve daha sonra diğerine geç.” diye. Bu önerilerimizin hiçbiri dikkate alınmamıştır ve üç hatta kaba inşaat çalışmalarına devam edilmiştir. Ancak her seçim öncesi “Şu tarihte metroları açıyorum.”, “Bu tarihte metroları açıyorum.” diye Ankara halkını sürekli yanıltan Melih Gökçek sonuçta kaynak bulamayınca iktidarınıza sığınmış ve iktidarınız 2007 yılında, ilk defa bir büyükşehir belediye başkanını kurtarmak için, doğal gaz piyasası hakkındaki kanunda değişiklik yapılması teklifini getirerek Ankara’nın, Büyükşehirin EGO’sunun en önemli gelir kaynağı olan Başkentgaz’ı özelleştirme sürecini başlatmıştır. Bununla birlikte, bu kanunda EGO’nun borçlarının ödeneceği ve elde edilen kaynakla metro çalışmalarının yapılacağı öngörülmüştür ancak Gökçek’in 3 milyar dolar getireceğini ifade ettiği Başkentgaz’ın özelleştirilmesi, 3 kez ihaleye çıkarılmasına karşın gerçekleşmemiştir.

Değerli milletvekilleri, 2000 yılında çıkarılan bu kanunla Başkentgaz’ın yüzde 80’inin özelleştirilmesi öngörülmüştür, yüzde 20’si yine belediyenin elinde tutulmuştur. Bu kez, bir adım bile ilerleyemeyen metro inşaatlarının yapılan özelleştirmelere rağmen satılamadığı anlaşılınca, 3 kez ihaleye çıkarılmasına rağmen verilen en yüksek teklif 1 milyar 610 milyon dolar olmuştur ve daha sonraki teklifler de ödenmeyince metro inşaatları tıkanma noktasına gelmiştir. Bunun üzerine, Bakanlar Kurulu 25/10/2010 tarihinde Ulaştırma Bakanlığına devir kararı almıştır metroların yapımını ve bunun sonucunda da 25/04/2011 tarihinde yapılan protokol ile Ankara Büyükşehir Belediyesi metroların yapım işini Ulaştırma Bakanlığına devretmiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi gelinen noktada kritik bir soru var: Başkentgaz’ın, geçtiğimiz günlerde torba yasaya eklenen bir maddeyle daha önce yüzde 80 olan özelleştirmesinin yüzde 20’si de özelleştirme sürecine katılmış ve Başkentgaz’ın yüzde 100’ü özelleştirmeye açık hâle getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, 2007 yılında çıkan Başkentgaz kanununda metroya kaynak aktarılacağı gerekçesiyle yapılan özelleştirmenin, artık, gerekçesi kalmamıştır çünkü Hükûmet, Ulaştırma Bakanlığı metroları devralmıştır ve bunun Hükûmetinize maliyeti tam 3 milyar dolardır. Şimdi, Melih Gökçek 3 milyar dolardan kurtulmuştur, Hükûmet üstlenmiştir ama bir yandan da Başkentgaz’ı özelleştirerek buradan gelecek geliri Melih Gökçek’in kasasına koymak suretiyle, ne olacağı belli olmayan, akıbeti belli olmayan bir sürece girmiş bulunuyoruz.

Bu konu, özelleştirme Ankara açısından son derece stratejiktir. Bu konuda dikkat çekmek istediğim bir nokta şudur: Doğal gaz, Ankara için çok stratejik, önemi haiz bir üründür. Bu doğal gaz kanununda, özelleştirmeden tam on yıl sonra, alacak şirketin fiyatın belirleme yetkisi verilmiştir. Ankara şu anda dahi doğal gazı en çok, en pahalı kullanan bir ildir. 5,2 sent Ankara’daki birim fiyatıdır, başka illerimizde 2,5-3 senttir.

Değerli arkadaşlarım, geçen gün yaptığınız bir öneride de on yıl olan bu sabit -yani 5,2 sent- birim fiyatını siz sekiz yıla indirdiniz ve Ankaralıların on yıla göre korunmuş olan doğal gaz piyasasındaki paranın belirlenme sürecini şirketin insafına terk ettiniz. Yapılan değişiklikle şirket sekiz yıl sonra -on yıl sonra değil- tarifeyi belirleme yetkisini almıştır. Ankaralıların sekiz yıl sonra doğal gazdan dolayı uğrayacakları maddi kayıpların çok büyük ölçüde artacağını, eğer Ankara’da yaşar iseniz bundan sizlerin de çok önemli derecede etkileneceğini söylemek durumundayım.

Değerli arkadaşlarım, bu, metrodaki göçük meydana geldikten sonra İnşaat Mühendisleri Odası inceleme yapmıştır, çok önemli bir tespiti paylaşmışlardır. İnşaat Mühendisleri Odası, tam 21 metre, göçükten sonra başka sarsıntıların ve göçüğün olduğunu saptamıştır değerli arkadaşlarım. Jeoloji mühendisleri derhâl buraya, metronun altına girilerek bilimsel çalışmaların yapılmasını önermektedir. Metro göçüğü olduğu zaman değerli arkadaşlar, tam 50 kamyon taş dolgu malzemesi o göçüğe dolduruldu. Facianın boyutları büyüktür değerli arkadaşlarım. Esasında, o göçüğün olduğu, Hava Kuvvetlerinin orada yapılan inşaat Meclis bahçesinin hemen yanında yapılacaktı, Meclis izin vermediği için istasyon Hava Kuvvetlerinin oraya taşınmıştır. Maazallah, trafiğin yoğun olduğu bir saatte o göçük yaşansaydı, çok ciddi facia yaşanabilirdi.

Şimdi, bu göçüğün nedenlerinin incelenmesi gerekiyor. Altından akan Dikmen Deresi’nin ve yağmur sularının ıslahının yapılıp yapılmadığı; gerçekten -metro çalışması on yıldır bekliyor- atıl duran bu inşaat çalışmalarında bakımın yapılıp yapılmadığı çok ciddi sorular olarak durmaktadır. Ulaştırma Bakanlığı bunu devraldı ama devralma sadece bir protokolden mi ibaret kalmıştır? Ulaştırma Bakanlığının elemanları, mühendisleri devralırken bir keşif yapmışlar mıdır? Ne devralmışlardır? Yerin altında neyle karşılaşmışlardır?

Değerli arkadaşlar, bana ulaşan bilgiler çok ciddidir. Bu metronun uluslararası standartlara uygun yapılmadığına dair bize çok ciddi bilgiler gelmiştir. Yani İnönü Bulvarı’nı biz niçin kapatıyoruz? Melih Gökçek söylemiyor muydu “Kaba inşaat bitti.” diye? Kaba inşaat bittiyse Bulvar’ın trafiğe kapatılma gerekçesi nedir? Çok kritik sorularla karşı karşıyayız. Sonuç itibarıyla, metronun bundan sonraki çalışmalarının sağlıklı yürümesi için çok ciddi bir araştırmaya ihtiyaç vardır. Sonunda, Melih Gökçek göçük olduğu zaman, bunca yıllık sorumluluğunu bırakmış ve topu Ulaştırma Bakanına atmıştır “Gidin, onu Ulaştırma Bakanına sorun.” demiştir.

Değerli arkadaşlarım, Melik Gökçek’in fendi, iktidarınızı yenmiştir. Yıllardır bu işte sorumluluğu olan bir kişi göçük altında kalan bir işçinin cesedinden sonra ortadan kaybolmuş, kendisi Shopping Fest’in konserlerinde dolaşarak cesedin sahiplerine dahi ulaşmamıştır, kimseye başsağlığı dahi dilememiştir, Ulaştırma Bakanına topu atmıştır. Melih Gökçek’in bu aymaz tavrı Ulaştırma Bakanına pahalıya patlayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

LEVENT GÖK (Devamla) – Lütfen, önergemize destek verin ve metroda yaşadığımız gerçekleri, bundan sora… Kaldı ki Ulaştırma Bakanının da çok önemli bir cümlesi vardır: “Başka bu tür göçükler yaşanabilir.” diye. Bizi neyin beklediğini bilmek durumundayız. Yolda yürüdüğümüz zaman metro güzergâhında nerelerde tehlikeler var, bunlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bunlar, ciddi sorulardır, Ankaralılar açısından yaşamsal tehlike arz eden sorulardır.

Ankaralıların ulaşım açısından başka alternatif kaynakları da yoktur değerli arkadaşlarım. Ankara’nın, bildiğiniz gibi, ana arterleri bellidir, Ankaralılar ulaşım olarak burayı kullanmak durumundadır. Böylesine önemli soruları gündeme getirdiğimiz bu araştırma önergesine mutlaka, AKP’li arkadaşlarımız da katkı sağlamalıdır. Özellikle, Melih Gökçek topu Ulaştırma Bakanına attıysa Ulaştırma Bakanının çok daha dikkatli olması gerekiyor. Niçin, yani bunca yıldır atıl duran inşaattan Ulaştırma Bakanına, siz, “Sorumlu odur.” diyerek işin içinden çekilme şansını kendinizde bulabilir misiniz? Metroda ne olmuştur, ne bitiyor, bunları araştırmak durumundayız.

Lütfen önergemizi destekleyelim ve Ankaralıları bir tehlikeden hep beraber kurtaralım.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Aleyhinde Rize Milletvekili Nusret Bayraktar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Bayraktar.

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin ve milletimizin en önemli ihtiyaçlarından biri ulaşımdır. Sağlıklı ulaşım şartlarına, günün teknolojik gelişmelerine, şehirleşme ve yapıların o günkü hâllerine uygun olarak bölgesinde gerçekleştirmesi bir zarurettir. Yerel yönetimler kendi imkânları doğrultusunda insanlarımızın sağlık, çevre, altyapı, ulaşım gibi hizmetleri yürütürken bir taraftan, toplu taşımacılık her yerde, her büyük ilde olduğu gibi İstanbul ve Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde daha da önem arz ettiğini biliyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi kendine uygun, bütçesine uygun, yüzde 60 bütçesinden ulaşıma kaynak aktarıyor, Ankara Büyükşehir Belediyesi de diğer sorunların yanı sıra ulaşımla ilgili kavşak düzenlemelerini ve 1994 yılından bu yana Ankara’nın raylı sistemle birlikte metro çalışmalarını başlattığı doğrudur ama bu konularda ülke genelinde, uluslararası platformda ihtisas sahibi olup örnekleriyle milletimizin ve ülkemizin gerçekten yüzünü güldüren Ulaştırma Bakanlığı, uzun yıllardan bu yana yapılagelmekte olan metroların eksikliklerini tamamlamıştır.

Sadece Muğla’da 800 metrelik bir Göcek Tüneli’nin yapılamadığının ıstırabını çeken halkımız, Göcek Tüneli’nin yapılabileceğini gördükten sonra, Bolu Tüneli, ülkemizin diğer bölgelerinde olan, Karadeniz Bölgesi’nde Bolaman Tüneli gibi; Artvin’de yapılmakta olan, Rize’de yapılmakta olan, Ordu’da yapılmakta olan, Bilecik, Sakarya, Mekece yolunda yapılan ve yapılmakta olan hem kara yolu, lastik tekerlekli sistemlerle ilgili tüneller hem de raylı sistemlerle ilgili, hızlı tren ve özellikle de Marmaray Projesi, asrın projesi, yüz elli yıldan bu yana tartışılan, konuşulan ama bir türlü başlatılamayan fakat Ulaştırma Bakanlığımız tarafından 2009 yılında başlatılarak 2013 yılının sonunda bitirilecek olan bu raylı sistemlerdeki ihtisaslaşması, kentlerin kendi ihtiyaçları, hem ekonomik hem teknik imkânları ile çözemeyeceği veyahut geç zamanda çözebileceği anlaşılan metro inşaatlarının da Ulaştırma Bakanlığı marifetiyle yapılmasının faydalı olacağı kararını Türkiye Büyük Millet Meclisinde hep birlikte aldık.

Ve nitekim, Ankara metrosunda, Kızılay-Çayyolu üzerinde 15,5 kilometrelik programa alınmış olan tünel inşaatı, metro inşaatı, önceden GÜRİŞ tarafından başlatılarak devam edilmekte idi ama 25 Nisan 2011 tarihinde Büyükşehir Belediyesinden Ulaştırma Bakanlığına devredilen bu metro inşaatlarının yapımını ondan sonra Ulaştırma Bakanlığı takip etmeye başlamış, 13/12/2011 tarihinde yapılan ihalede Comsa İspanyol firması ile Açılım İnşaat Türk firmasının konsorsiyumu ile bu bölgenin metro inşaatının ihalesi alınmıştır. 9/2/2012 tarihinde yani 9 Şubat 2012 tarihinde de sözleşmesi imzalanmış olan bu bölgedeki metro inşaatı, 15,5 kilometrelik kısım iki yıl süre ile yani 2013 yılının sonunda bitirilmek üzere Ulaştırma Bakanlığının kontrolü altında bu konsorsiyuma verilmiştir.

Çalışmalar sürdürülürken, takdir eder, bilirsiniz ki İnönü Bulvarı gibi, Akay Kavşağı gibi bu kadar karmaşık bir yapının, uzun yıllardan bu yana süregelen bir bölgenin altyapısında -gaz geçmekte, su geçmekte, yağmur kanalı geçmekte, elektrik hatları geçmekte- çok teknik çalışma yapılması gerekir. Müteahhit firmanın, elbette gereken tedbirleri alarak bu çalışmaları yapması gerekiyor. Ne Melih Gökçek’in ne de Ulaştırma Bakanlığının direkt olarak sorumluluk altına alınmasının haksızlık olacağını düşünüyoruz. İhale ediyorsunuz, bütün sorumlulukları ve yükümlülükleri bir müteahhit firmaya devrediyorsunuz. Maalesef, 22 Haziranda sabah saat 06.50 sıralarında 2 metrelik bir göçük o bölgede söz konusu olmuş ve göçük altında kalan Kadir Sevim isimli -Ordu Korgan ilçesinden- bir vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bir vesile ile ben de hayatını kaybetmiş olan Kadir Sevim kardeşimize Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına başsağlığı temenni ediyorum.

Elbette, bu tip riskli bölgelerdeki çalışmaların vatandaş nezdinde, yöneticiler nezdinde, hepimiz nezdinde dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Ulaştırma Bakanlığı, elde etmiş olduğu bilgi ve doneler çerçevesinde, bu ve buna benzer projelerin daha sağlıklı, daha uzman, mütehassıs kişiler tarafından yeniden gözden geçirilmesini sağlamak amacıyla, Türkiye ve Türkiye dışında ünüyle meşhur olan Yüksel Proje Grubunca projenin yeniden tetkik edilerek araştırılması, bu ve buna benzer aksaklıkların asgari seviyelerde tutularak çözüm üretilebilmesi için projede bir çalışma başlatılmıştır. Şu ana kadar alınan doneler çerçevesinde, âdeta kolektör hüviyetine gelmiş olan bu yol altındaki şekil… “Kolektör” toplama demektir. Neyi topluyorsunuz? Sadece gazı değil, orada gazı toplayan, suyu toplayan, atık suyu toplayan, yağmur suyunu toplayan, elektriği toplayan hatların karmaşık bir ortamda olduğu gözlendiği için, buranın aç kapa şekliyle yapılmasının daha faydalı olacağı kanaatiyle, 24 metrelik bir bölümün açılarak kapatılması… Ee, böyle bir hayatın devam ettiği bir ortamda bu projenin süratle tamamlanabilmesi için bazı zorlukların da söz konusu olduğunu biliyoruz. Hele hele bir hayata mal olan, hepimizi üzen, tabii ki bir insanın, bir karıncanın ölümünden dahi rahatsız olan bir insan olarak, bir yönetici olarak hepimiz üzülmüşüzdür. Bundan sonra bu tip arızaların ve kazaların olmamasına yönelik temennileri yenilemekle birlikte, tedbir almanın devamı, yapılan çalışmalarda ihmalleri olanlarla ilgili de savcılık ve teknik ekipler olaya el koymuşlardır, hem teknik çalışmalar sürdürülmekte hem de savcılık gereken tahkikatları yapmak suretiyle kovuşturmaya başlamış bulunmaktadır.

Meclisin son günü olan bugün yoğun üç tane önemli yasanın görüşüleceği bir anda bu önerinin gündeme alınarak araştırma yapılmasıyla nereye varılacağının takdirlerinize sunulması suretiyle, zamanı daha fazla kaybetmemek, bir an önce gündemde olan kanunları bitirdikten sonra, aslında tatil değil, dinlenme değil, nöbet değişimi,farklı bir moda geçmek üzere milletvekillerimizin bölgelerine giderek, bölgedeki insanlarımız, seçmenlerimiz ve diğer faaliyetlerin sürdürülebilmesi, daha dinamik bir şekilde 2012-2013 dönemindeki Meclis çalışmalarımıza malzemeyle gelmemizin faydalı olacağı kanaatiyle grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önerinin lehine Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bir cümle ilave edebilir miyim?

BAŞKAN – Pardon Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, bir cümle söyleyebilir miyim?

BAŞKAN – Söyleyiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi ben, tabii, değerli konuşmacıyı dinledim. Yani, bunun çok önemli olmadığını anlatmaya çalıştı ama Sayın Cemil Çiçek, Ulaştırma Bakanlığı protokolüne devredilirken yaptığı konuşmada; Ankara metrosuyla Ulaştırma Bakanlığının üstlendiği maliyetin 2011 yatırım programının tam yedide 1’i olduğunu itiraf etmiştir. Yani, çok büyük bir meblağdır ve Ulaştırma Bakanının başka yerlerde göçük olabileceği endişesini taşıdığı bir ortamın, sayın konuşmacının ifade ettiği gibi tam da tersine konuşulmasının gerektiğini düşünüyorum. Daha da çok konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Ankaralılar tedirgindir. Tabii sayın konuşmacı Ankaralı değil, ben isterdim ki Ankara milletvekilleri burada konuşsaydı daha uygun olurdu.

BAŞKAN –  Konu anlaşıldı Sayın Gök. Kayıtlara geçmiştir, teşekkür ederiz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, Ankaralıların hassasiyetini yaşamamış olabilir ama her gün oradan geçiyoruz ve çok önemli bir konudur. Yani konunun önemsizleştirilmesi asla kabul edilemez.

Ben yine, AKP Grubunun insafına, vicdanına bırakıyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Buyurunuz Sayın Türkeş. (MHP sıralarından alkışlar)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ  (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Levent Gök ve arkadaşlarının verdiği, Ankara metrosundaki göçük ve Ankara metrosunun durumu ile ilgili araştırma önergesi lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, az önce Sayın Bayraktar’ın konuşmasına değinerek başlayacağım. Sayın Bayraktar, Ankara’ya değinmemeye çalışarak bir konuşma yaptı.

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Değindim, değindim.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ  (Devamla) – Çok doğru bir konuşmaydı çünkü Ankara metroları, Ankara metrolarının  başladığından itibaren yapılma süreleri ve bu Kızılay-Çayyolu metrosunun durumu sizin gibi yerel yönetimleri bilen birisi açısından çok kolay savunulamayacak bir konuydu. O bakımdan konuşmanızı, siyasi tecrübenize göre fevkalade başarılı bulduğumu ifade etmeliyim.

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Teşekkür ederim.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ  (Devamla) – Efendim, Albert Einstein “Problemleri, onları üreten kafalarla çözemeyiz.” demiş. Yani bir problemi bir kafa üretiyorsa aynı kafanın onun çözümünü bulması da mümkün değil. Ankara’da da içinde bulunduğumuz şartlar budur.

Değerli milletvekilleri, Ankara sahipsizdir. AKP İktidarı, Ankara’nın bürokrasisini Ankara’dan bir yandan boşaltmaya çalışırken, diğer taraftan da, Ankara şehri, sahip çıkılmayan ve bir başkente yakışmayacak kadar problemler yaşayan bir şehir durumundadır. Şehrin bir master planı yoktur -az önce Sayın Gök belirtti- şehir tesadüfi olarak hem bürokrasinin binaları hem de yerleşim yerleri olarak Eskişehir güneybatı aksı üzerinde devam etmektedir.

Ankara’da Ankara’yı ilgilendiren, Ankaralıyı gerçek anlamda ilgilendiren hiçbir konu konuşulmamaktadır. Hiçbir zaman Ankara’da Ankara’nın gerçek problemlerinin tartışıldığı bir platform olmamıştır. Ankara’da genelde boyalar, renkler, havaalanı yolunun, binalarının dış kaplamaları veyahut da eğer bir ilçe belediyesi başka bir partiye mensupsa Sayın Gökçek bunlarla polemiğe girmeyi -öncelikli tercihi de Çankaya Belediyesidir daima- bunlarla bazı içi boş tartışmaları yapmayı sever ama gerçek anlamda Ankara’nın, Ankaralının her gün yaşadığı, işe gittiği geldiği bir şehirde gelişim nasıldır, nerededir, bunlar hiçbir zaman ele alınmaz.

Ankara’da bugüne kadar çok kısa süre içerisinde birçok problem yaşadık. Doğal gaz patlaması oldu, yılbaşı arifesi idi. O patlamada maalesef rahmetli olan çocukları suçlayacak kadar belediyenin görevlileri maalesef seviyeyi düşürdüler. Organize sanayide bundan çok kısa bir süre önce –bir yıl ancak oldu- tüp gaz patlamaları oldu. Bunlar ilk bir iki hafta gündeme geldi, onun arkasından da hiç kimse bunları takip etmedi.

Son olarak da şehrin ortasında, şu bizim Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıktığınızda 100-150 adımlık mesafede yolda yürüyen bir insanın, kaldırım çöktü ve maalesef cenazesi 1-1,5 kilometre ötede bulundu.

Sayın milletvekilleri, bunu araştırmayacaksak, bu konuyu konuşmayacaksak neyi konuşacağız Allah aşkına? Yani zaman zaman muhalefetten bir parti bir önergeyi verdiği zaman kendi gündeminiz şaşıyor diye bazen itiraz etmeye kalkıyorsunuz ama bir de elinizi vicdanınıza koyun; yani artık nerenin, Meclisin mi çökmesini bekleyeceğiz bunları tartışmak için? Meclisin 100-150 metre önünde olmuş bir olay, bunun mutlaka araştırılması gerekir.

Belediye ne yapıyor? Az önce Sayın Gök gerek bu metroların tarihçesiyle ilgili gerekse bunların maliyetleriyle ilgili rakamları verdiği için onlara tekrar girmeyeceğim ama sadece bir-iki örnek vermek istiyorum.

Şimdi, ilk başta, bu “hafif raylı sistem” dedikleri Ankaray 1992’de başladı, 1996’da bitti, dört senede tamamlandı. Kızılay-Batıkent 1993’te başladı, 1997’de bitti, dört yılda. 2002’de başlayan ve on yıldır sadece para yiyen ve hiçbir şey yapılmayan bir metro sistemini mutlaka sorgulamamız gerekir, mutlaka bunun altında yatan sebepleri araştırmamız gerekir. Bunlara bakmayıp da başka yere bakmamız, şu yaşadığımız, hepimiz yaşıyoruz burada ve baş şehrimiz, buna ihanet olur diye düşünüyorum.

Belediye ne yapıyor bu arada? Yıllık veyahut da yazlık kaldırım taşı yenileme işleriyle meşguller. Yandaşlara ihale ve kaldırım taşları yenileniyor Ankara’nın, bu da büyük belediyecilik hizmeti. Bir de okullar açılmadan bir hafta önce asfaltlama başlar ki tatilden dönenler kimin yaptığını görsün, anlasın diye.

Bu kadar sakilliğin yaşandığı bir yerde, Sayın Gök ve arkadaşlarının verdiği bu Meclis araştırma önergesinin lehinde olduğumuzu bildiriyor ve hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkeş.

Aleyhinde, Sayın Tan.

Buyurunuz Sayın Tan.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye’deki iş kazaları hemen hemen her dönem gündeme geliyor ama maalesef, gündeme gelmesi de bir şeyi değiştirmiyor. Burada yine nutuklar atılıyor ve sonuç olarak bu iş kazalarının dünyadaki normal seviyelere indirilebilmesiyle ilgili ciddi bir çalışma yapılmıyor.

Benden önceki konuşmacıları da ben dikkatle izledim. Mesela AK PARTİ adına konuşan arkadaşımız bir süreci anlattı yani belediyelerin yapmakta zorlandıkları bu yatırımların, özellikle altyapı ve metro inşaatlarının Ulaştırma Bakanlığına nasıl devredildiğini anlattı. Şimdi bu konularda bir itiraz yok ki; yani kim yaparsa yapsın, ister Ulaştırma Bakanlığı yapsın ister belediyeler yapsın, bu belediyeler ister AK PARTİ’li olsun ister başka bir belediyeden olsun. Burada tartışılan esas konu, Türkiye neden iş kazalarında dünyanın –tırnak içinde- makul olarak kabul ettiği oranların ve rakamların çok üzerinde, neden böyle? Esas tartışılan konu bu. Ve bu konuyla ilgili neler yapılabilir, ne gibi önlemler alınabilir ne gibi yasalar çıkartılabilir esas burada tartışmamız gereken de bu.

Şimdi, bu kazalarla ilgili birkaç örnek vermek istiyorum. Yine biraz evvel dile getirildi. Mesela yılbaşında Ankara’da büyük bir gaz patlaması oldu. Yine, İstanbul’da bir Tuzla tersaneleri faciası var önümüzde. Bu son on yıldır belki hemen hemen her ay bu tersanede meydana gelen kazaları konuşuyoruz ve yine her seferinde benzer açıklamalar yapılıyor, işte “Gerekli soruşturmalar, araştırmalar yapılıyor, sorumluları hakkında cezai işlem, hukuki işlemler devam ediyor, adli soruşturmalar devam ediyor.” ama maalesef bu kazalar azalmıyor. Şimdi bizim burada konuştuğumuz bu adliye mekanizmalarının nasıl işlediği, ne olduğu, nereye gittiği, nasıl çalıştığı değil; bugün bizi ilgilendiren, bu iş kazalarıyla ilgili neler yapılması lazım, ne gibi önlemler alınması lazım ve bu önlemlerin hayata geçirilebilmesi için ne gibi uygulamalar yapılması lazım, esas konuşmamız gereken ve bugünkü konumuzun ana başlığı da bu.

Tuzla tersaneleri defalarca geldi dediğim gibi ama maalesef doğru düzgün Meclisten bir araştırma, bir komisyon bile buralara gidip tam dört başı mamur bir netice ortaya koyamadı. Yine aynı şekilde İstanbul’da metro çalışmaları var, Ankara’da metro çalışmaları var. Galata köprülerinin yani Unkapanı Köprüsü dâhil, eski Galata Köprüsü dâhil Haliç üzerindeki köprülerin bakım çalışmaları var, İstanbul’daki Boğaziçi köprülerinin bakım çalışmaları var ve yine bunlara bağlı onlarca, hatta toplamını aldığınız vakit birkaç yıllık bir dönem içerisinde yüzlerce iş kazası var.

Şimdi, en son en belirgin olanı da Ankara’nın göbeğinde, Meclisin burnunun dibinde korkunç bir kaza meydana geldi. Peki, bu kaza… Yani durup dururken mi bu yol çöktü? Bu göçük durup dururken mi oldu? Bundan önce Jeoloji Odasının yaptığı hatırlatmalar neden dikkate alınmadı? Bu çalışma yapılan güzergâhların yer altı haritaları, toprak özellikleri daha önceden doğru düzgün tespitlerle, deneylerle, tahlillerle neden ortaya konulmadı veya eğer bunlar ortaya konuldu diyorsanız neden gereği yapılmadı? İşte, esas tartışılan nokta bu. Genel güvenlikle ilgili, bu konularla ilgili doğru düzgün ölçüler, kıstaslar ortaya koyamazsak yine bugün konuşacağız ve bir müddet sonra -Allah göstermesin- bir başka yerde tekrar aynı kaza meydana gelecek.

İşte bugünkü gazetelerde var, hemen hemen hepsinde var. Bir kurtarma kazasında göçük altında kalan işçinin kafası kopartılıyor kepçe tarafından. Yanlış uygulamalarla, yanlış kurtarmalarla, kurtarılırken, kurtarılmak istenirken insan ölüyor. Tabii ki şunu iddia etmiyoruz: Yani bunu bile bile öldürdüler, işte kepçe operatörünün zaten bu işçiye kastı vardı, onun için yaptı. Ama arkadaşlar sonuç önemli. Bütün dünyada bu yolları, metroları, kanalları, köprüleri yapanlar sadece bizler değiliz, sadece Türkiye değil, dünyanın her yerinde bu faaliyetler yapılıyor, her yerinde bu projeler yürütülüyor ama dünyada bu iş kazalarıyla ilgili de belli istatistikler var, rakamlar var. Bunları önümüze koyduğumuz vakit biz dünyada neredeyse, kelime belki kara mizah örneği olacak ama şampiyon durumundayız, en önlerdeyiz. İşte bizim kabul edemediğimiz, etmediğimiz, etmeyeceğimiz nokta bu. Bu oranların mutlaka makul seviyelere çekilmesi lazım ve mümkünse sıfırlanması lazım, tabii ki esas amaç odur, sıfırlamaktır. Hiçbir ölüm meşru ve makul gösterilemez ama elden gelen her şey yapıldıktan sonra da, bütün tedbirler alındıktan sonra da artık ortaya çıkan ölümler de başka türlü tazmin edilmeye çalışılır. Bunlara karşı lakayıt kalamayız.

Bizim bir diğer eleştirdiğimiz nokta da, özellikle bu belediyelerin ve AK PARTİ’nin elindeki belediyelerin yaptıkları imar uygulamalarından tutun yatırımlara kadar çalakalem çalışmaları. Yani paldır küldür bir çalışma yapılıyor ama bu çalışmanın başı ne, sonu ne, termini ne, alınan önlemler ne, düzen ne? Bir iş ortaya koymak, hızlı koymak, çabuk koymak, neticeye ulaşmak tabii ki doğru bir metot ama ben bunu çok hızlı ve bir an önce bitireyim veya çalakalem yapayım nasıl olursa olsun deyip de bu ölümleri engellememek de aynı derecede çok büyük bir kabahat.

Sevgili arkadaşlar, bu konuda bir diğer çifte standart da, yine bu belediyelerin bu yatırımlarda aldıkları desteklerdir. Ben bir soru önergesi vermiştim Maliye Bakanlığına, devletin biliyorsunuz dış kredi kullanmada belediyelere hazine kefaleti var, bu hazine kefaleti olmadan bu tip yatırımlar gerçekleştirilemiyor ve krediler alınamıyor. Sormuştum ben, yani iki tane net soru: Ankara Büyükşehir Belediyesi bütün kurum, kuruluş ve iştirakleriyle hazine kredili ne kadar dış kredi aldı, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ne kadar aldı? Soru bu kadar net. Allah’a çok şükür, uzunca bir zamandır gelmediği kadar bu soru önergelerine net bir cevap geldi. Rakam ne biliyor musunuz arkadaşlar? Ankara Belediyesinin bugüne kadar kullandığı hazine destekli kredi miktarı: 1 milyar 450 milyon dolar. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin kullandığı dış kredi miktarı ne kadar? 32 milyon dolar. Ankara, Diyarbakır’ın 4 misli büyüklüğünde nüfus olarak, adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre son yayınlanan rakamlara göre yaklaşık 4 misli, tam 4 misli bile değil, yani 3,7 civarında bir büyüklük var, 4 kabul edelim. Ankara Diyarbakır’ın 4 misli büyüklükte ama kullandığı kredi miktarı 453 kat. Tekrar ediyorum, Ankara Diyarbakır’ın 4 katı büyüklüğünde yaklaşık olarak ama kullandığı kredi Diyarbakır’ın kullandığı Hazine destekli dış kredinin 453 katı. İşte, bir diğer haksızlık ve bir diğer zulüm de burada. Çünkü bu iş kazaları falan olurken maalesef bazı yöneticilerimiz, bazı siyasilerimiz oldukça da aymaz bir şekilde “Ne yapalım kardeşim? İşte, bu kadar iş yapıyoruz, bu kadar iş yaparken de işte, bu kadar kaza kendiliğinden oluyor. Biz de zaten kimseyi öldürme niyetinde değiliz.” Sevgili arkadaşlar, bu ifade başlı başına lakayt bir ifade, sorumsuz bir ifade. Çok iş yapıyorsunuz, bir. Nasıl yapıyorsunuz? İşte, ortada, Diyarbakır’a 1 verilirken Ankara’ya 453 veriliyor, bu dış kredileri söylüyorum tekrar, Maliye Bakanlığının verdiği rakamlardır bunlar soru önergeme. İkincisi de çok iş yapıyorum diye yani insanlar ölsün diyemeyiz, mümkün değil.

Sonuç olarak yapılması gereken şudur: Kim ne iş yapıyorsa, bir, bu imkânlar adil olarak dağıtılmalıdır Diyarbakır’a da, Trabzon’a da, Bursa’ya da, Konya’ya da, Çankırı’ya da, Edirne’ye de, Hakkâri’ye de, Adana’ya da, Samsun’a da. İki, bu işler doğru düzgün yapılmalıdır, projelerin bütün jeolojik tahlilleri, topoğrafik ölçümleri, kazıları, tedbirleri, bütün bunlar, hepsi önce doneler öne koyularak yine dünyadaki bütün inşaat mühendisliği ve inşaat kriterlerine, iş güvenliğine uygun bir şekilde düzenlenmelidir ve bu düzenlemelerle tatbik edilmelidir. Yani göstermelik oraya iş güvenliği malzemelerini yığıp, koyup ondan sonra da hiçbir tedbir almamak çözüm değildir. Onun için bu önergenin dikkate alınmasını söylüyoruz, olumlu oy vereceğimizi söylüyoruz. 

Saygılar sunuyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tan.

Sayın Bayraktar, buyurunuz.

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Konuyla ilgili söz almamı eleştiren Sayın Gök, Ankaralı değilim, Ankara Milletvekili olarak bir başkasının konu aleyhinde veyahut lehinde konuşması gerektiğini iddia ettiler. Böyle önemli bir konunun konuşulması için illa Ankara Milletvekili olmak şart değildir. Ben üç dönem milletvekiliyim ve Ankara’da yaşıyorum, en az Ankara milletvekilleri kadar olayla ilgili sorumluluğumu, bilgimi ve olayları paylaşmak gerektiğine inanan bir teknik elemanım.

Kaldı ki burada, on dakikalık bir süreç içerisinde konunun tüm detaylarını tartışmak mümkün değil, sadece önerinin bugün gündeme alınmasının doğru olmadığını ve bunun için önerinin aleyhinde oy kullanacağımızı belirtecek bir söz almış oldum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktar.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; (2/147) esas numaralı, 2933 Sayılı Madalya ve Nişanlar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/55)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/147) esas numaralı kanun teklifim kırk beş gün içerisinde komisyonda görüşülmediğinden, İç Tüzük’ün 37’nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        Ensar Öğüt

                                                                                                          Ardahan

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt.

Buyurunuz Sayın Öğüt. (CHP sıralarından alkışlar)

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2933 Sayılı Madalya ve Nişanlar Kanunu’nda değişiklikle ilgili vermiş olduğum kanun teklifimin üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, Kore şehitlerinde hepimiz biliriz ki madalya var veya devletimiz madalya verdi. Öyle değil mi? Öyle bilirsiniz. Ama öyle değil, Kore şehitlerine devletimiz madalya vermemiş, Kıbrıs şehitlerine de devletimiz madalya vermemiş, Koreliler ve Birleşmiş Milletler vermiş.

Bu anlamda, ben kanun teklifimde, hem Kore gazilerine hem de Kıbrıs gazilerine devletin madalya vermesini arz ediyorum. Bu anlamda bu kanun teklifimin de kabul edileceğini umuyorum.

Ancak zamanım çok kısa olduğu için, değerli arkadaşlar, ben sınır ili, Ermenistan ile Gürcistan’ın komşusu olan Ardahan’ın milletvekiliyim. Bölgemizde  çok korkunç bir göç var. 1992’de 176 bin nüfusu olan Ardahan şu anda 98 bine inmiştir yani hükûmetlerin ve devletin politikası bölgeyi boşaltmış, bölgeye de gözünü diken Ermenistan topraklarımızı istemektedir.

Şimdi, AKP Hükûmeti de maalesef bölgede cezaevlerini, askerlik şubelerini, adliyeleri kapatarak bölgeyi âdeta göçe zorlamıştır. Öyle bir konuma geldi ki, şu anda Çıldır ilçemizde insanlar artık kamyonlara yüklenip büyük şehirlere göç ediyor. Çıldır yetmedi, Kars’ın Akyaka, Digor, Susuz ve Selim ilçelerinde de var.

Şimdi, stratejik anlamda önem taşıyan bu ilçelerimize mutlak surette adliyelerin geri verilmesini istiyorum. Adliyeler verilmezse ve insanlar orada olmazsa kırk üç yıl Rus işgali altında kalıp da yüzlerce şehit veren, binlerce gazi olan insanlarımız daha da çok gazi  olma durumuna gelecektir.

Bu anlamda, ben bölgenin milletvekili olarak, AKP’lilerden rica ediyorum, Adalet Bakanından rica ediyorum, Sayın Başbakandan rica ediyorum. Çıldır Adliyesi, Akyaka Adliyesi, Digor, Susuz ve Selim adliyeleri, sınırda görev yapan adliyelerimiz, bir daha gözden geçirilerek, bu yerler yeniden adliyelere kavuşturulsun. Askerlik şubeleri de kalktı, cezaevleri de kalktı. Zaten doktor yok, öğretmenimiz yok.

Değerli arkadaşlar, bölgede zaten sekiz ay da kar, kış var. Böyle bir konumda bizim o bölgede durmamız, o bölgede insanların kalması mümkün değil. Çocuğunu okutamıyor, hastasını tedavi ettiremiyor yani bunun sonu nereye varacak? Adliyeleri de kapattınız. Bu anlamda, ben istirham ediyorum, o bölgenin bir insanı olarak, o bölgenin milletvekili olarak ben sizden rica ediyorum: Stratejik anlamda önem taşıyan, stratejik anlamda, göç veren illerimizin mutlak surette sınır ticaretinin geliştirilip, oradaki adliyelerin mutlak surette geri verilmesini istiyorum.

Ben isyan ediyorum, protesto ediyorum. Diyorum ki, eğer AKP bu şeyi yapmazsa ben Mecliste greve gideceğim ve isyan ediyorum; ceketimi çıkartarak da sizi protesto ediyorum, kravatımı da çıkartıyorum. Her şeyi protesto ediyorum.

(Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ceketini ve kravatını çıkartarak yere attı.)

BAŞKAN – Sayın Öğüt.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Evet, siz artık başka türlü anlamazsınız. Siz bundan anlarsınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Evet, adliyemizin geri verilmesini istiyorum arkadaşlar.

(Elindeki pankartı açtı.)

BAŞKAN – Sayın Öğüt, Sayın Öğüt…

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Kendine saygın yok, bize saygın yok; milletin kürsüsüne saygın yok. 

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Adliye verilmezse bölgede büyük bir göç olacak.

BAŞKAN – Sayın Öğüt, çok rica ediyorum.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bu göç, Türkiye’yi parçalayacak ve Türkiye’nin topraklarını Ermenistan’a vermeye kalkacaktır. Bunun için protesto ediyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler, CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öğüt, lütfen… Meclisin nezahetine yakışmadı bu davranışınız.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Başka türlü anlamazsınız.

BAŞKAN – Lütfen… Sayın Öğüt, lütfen yerinize geçiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir milletvekili olarak, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş.

Buyurun Sayın Özgümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, bu topraklar için, bu toprakların onuru için canlarını veren şehitlerimize ve yine bu uğurda mücadele eden ve hayatını kaybetmiş olan gazilerimize Allah’tan rahmet dileyerek ve kalan gazilerimize gerek muharip gazilerimize gerek malul gazilerimize de saygılarımı ileterek başlamak istiyorum konuşmama.

Aynı zamanda, bu kanun kapsamında olmasa da bu toprakların yağmalanmasını engellemek üzere, bu toprakların onurunu korumak üzerine hayatını kaybetmiş, bedel ödemiş tüm yurtseverlerin onurlu anıları önünde de saygıyla eğiliyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bu anlamda gerek hayatını kaybeden şehitlerimizin ailelerine gerek gazilerimize verilecek olan madalyalara da, onların yaşamlarını kolaylaştıracak olan kanuni düzenlemelere de Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zaman destek vereceğimizi belirtmek istiyorum. Ama fırsat gelmişken bir endişemi de dile getirmek istiyorum değerli arkadaşlar. AKP’nin son dönemlerde uyguladığı Yeni Osmanlıcı, Enver Paşacı, yayılmacı, taşeron ve maceracı dış politikası böyle devam ederse ve bu gidişle, dost bir ülkeyle eğer savaş edersek, önümüzdeki dönemde, madalya dağıtmak için birkaç tır madalya yapmak gerekecek, madalya üretmek gerekecek.

Bakın, son dönemde, Suriye’yle ilgili, sürekli, yalan üzerine bir politika üretiliyor. İçeride halkımızı kandırabiliriz ama dünyada kimseyi kandıramıyoruz. Suriye’yi çok iyi bilen birisi olarak size bazı gerçekleri söyleyeyim:

Deniyor ki: “Suriye’de, şu anda, Suriye halkının özgürlük mücadelesi var ve iç savaş var.” Birinci yalan bu. Birincisi, bütün dünyada olduğu gibi, bizde olduğu gibi, daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük isteği var Suriye halkının ama şu anda orada yürütülen savaş iç savaş değil; sadece ajanların, Amerika’nın, İngiltere’nin, İsrail’in ve Türkiye'nin tetiklediği ajanların oluşturduğu bir iç kanama vardır ve Suriye’de sadece belli bölgelerde mücadele var; Türkiye sınırına yakın bölgelerde, Humus’ta ve İsrail’e yakın İdlip bölgesinde, başka yerde, hiçbir zaman iç savaş yok; bu bir iç kanamadır.

“Orada zulümden kaçanlar Türkiye’ye sığınıyor.” diye sürekli olarak yalan söyleniyor. Oradan buraya zulümden kaçış yok. Türkiye’de oradan gelenlere vadedilen şeyler var ve onun için de buraya gelen 30 bin civarında insan var. Eğer bunlar zulümden kaçıyor olsaydı bunların 15 bin tanesi geri dönmezdi.

Başka bir yalan daha var: “Bunlar zulümden kaçıyor, onun için onları korumak zorundayız.” Değerli arkadaşlar, eğer zulümden kaçıyorlarsa, eğer ateşten kaçıyorlarsa onları alırsınız, Türkiye'nin iç bölgelerine yerleştirirsiniz; Adana’ya, Mersin’e, Kırşehir’e, Konya’ya yerleştirirsiniz. Zulümden kaçıyorlarsa, silah mesafesinin dışına çıkarmak yerine, tam sınır bölgesine yerleştirmezsiniz, sınıra sıfır bölgesine yerleştirmezsiniz. İki nedeni var:

1) O insanların arasına yerleşen, Türkiye'nin de beslediği, eğittiği teröristler, zaman zaman gidip bir eylem yapıp geri kaçıyor, onların arasında kendini kaybettiriyor.

2) “Uluslararası anlaşmalardan doğan nedenle, eğer Suriye, o teröristleri sınır ötesi takip ederse, bunu savaş nedeni saymak üzere, sınır bölgesine yerleştiriyor.” Bu da başka bir yalan.

Değerli arkadaşlar, Sayın Ömer Çelik bu kürsüden Lazkiye’nin bombalandığını söyledi; bu da başka bir yalan. Lazkiye hiçbir zaman bombalanmadı. Lazkiye Beşar Esad’ın memleketi. Lazkiye’nin şehir merkezinden kuzeyine giderseniz Ceble bölgesi, akrabaları; 10 kilometre kuzeyine giderseniz kendi köyü. Orada da, yine Filistinlilerin yerleştirildiği bölgede, Filistinliler Sünni olduğu için onları kışkırtmak üzere oraya giden ajanlara yapılan bir operasyon var ve bu operasyon denizden yapılmıştır ve teröristlerin dışında hiç kimse orada öldürülmemiştir.

Ömer Çelik buradan soruyor, diyor ki: “’Seçime gidin.’ dedik, gitmediler.” Siyasi olarak sorulması gereken şu: Sana ne? Karşı taraf bağımsız bir ülke, seçime gider veya gitmez. Hafız Esad ölürken Suriye’yi sana mı teslim etti? Ya da bugün iş birliği yaptığınız, Suriye’de Beşar Esad yönetimini devirmek için iş birliği yaptığınız Suudi Arabistan, Katar gibi, Dubai gibi, Birleşik Arap Emirlikleri gibi, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuklası olan ülkelerde seçim var da onlarla birlikte demokrasiyi mi getirmeye çalışıyorsunuz? Bu da başka bir yalan.

Değerli arkadaşlar, uçak düşürme meselesinde yine Türk halkına yalan söyleniyor ama dünyada artık her şey geçerli ve gerçek olarak ortaya çıkıyor. Gerçekten, uçağın nerede düşürüldüğünü, vurulduğunu görmek istiyorsanız buradan bir heyet ayarlarsınız, gidersiniz Lazkiye’nin deniz kenarındaki Basit kasabasındaki insanlarla tek tek görüşürsünüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.

AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Radarlara inanmıyor musunuz?

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, gidin, orada, basını gönderin veya siz kendiniz gidin, Basit kasabasındaki insanlarla tek tek görüşün.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Suriye’nin sözcüsü müsünüz?

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Uçağımız, Basit kasabasının üzerinde, çok yavaş biçimde ve neredeyse evlerin damlarını yalayacak biçimde geçmiş ve düşürülmüştür.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Suriye sözcülük mü verdi size? Bu Meclise gelmişsin konuşuyorsun.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Bu da başka bir yalandır. Orada eğer kendi radar sistemimizi deniyorsak, o zaman Suriye yerine Kandil’e gönderirisiniz ya da gidersiniz Kıbrıs tarafında denersiniz. Ama Suriye’nin eğer savunma sistemini test ediyorsunuz da, bu, Türk insanının mutfakta tüp kaçağı olup olmadığını kontrol etmek için kibrit çakmasına benzer; nitekim de bütün karizma çizildi.

Değerli dostlar, bakın, burada hesapsız, kitapsız bir gidiş var ve boşu boşuna çocuklarımızın kanı üzerinden yapılan bir pazarlık var. Ama buradan çok net biçimde söylüyorum: Bu kirli savaşı engelleyeceğiz. Ben Ümit Özgümüş olarak böyle bir savaş çıkarsa vicdani reddi savunacağım. Otuz beş sene önce Ankara’nın sokaklarında bağırıyorduk, bugün de içtenlikle yine bağırıyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgümüş.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Yaşasın halkların kardeşliği, kahrolsun emperyalizm ve onun yerli iş birlikçileri! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Vural.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Meclisin kürsüsünün birtakım eylemlerin aracı hâline dönüştürülmesini grup olarak benimsemediklerine ilişkin açıklaması 

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, tabii, burası milletin kürsüsü. Milletin kürsüsü milletin sesidir. Bu konuda daha önce konuşma yapan Ensar Bey çalışkan bir milletvekili, gayretli bir milletvekili arkadaşımız ama Meclisin kürsüsünü birtakım eylemlerin aracı hâline dönüştürme konusundaki tavrı grup olarak benimsemediğimizi ifade etmek istedim. Sayın Öğüt’ün memleketin sorunlarını dile getirme konusunda önemli çalışmaları var ama Meclis kürsüsünün böyle bir eylem için kullanılmasının kabul edilebilir olmadığını bu vesileyle paylaşmak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural. Biz de kınadığımızı belirttik.

Buyurunuz Sayın Dal.

24.- Kilis Milletvekili Ahmet Salih Dal’ın, Ensar Öğüt’ün davranışını Meclis adabına uygun görmediğine ve Suriye katliamına ilişkin açıklaması

 

AHMET SALİH DAL (Kilis) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben de Sayın Ensar Öğüt’ün davranışını Meclis adabına uygun görmediğimi belirtmek istiyorum.

İkincisi: Suriye’de bir katliam var. Bunu Kilis’ten biz canlı olarak izleyebiliyoruz çünkü dün gece dahi Suriye’nin Azaz ilçesi çok yoğun bir şekilde bombardıman altında tutuldu ve sabahın erken saatlerinde Kilis Devlet Hastanesine bombayla, şarapnel parçalarıyla yaralanan vatandaşlar geldi. “Orada bir katliam yok.” demek doğru değildir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dal.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.52

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, 156 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302)(x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

29/6/2012 tarihli 126’ncı Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen teklifin üçüncü bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşma yapılmış idi.

Şimdi, söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sırrı Sakık’a aittir.

Buyurun Sayın Sakık.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Meclis artık son günlerini yaşıyor. Torba yasa, diliyorum, bugün yarın biter, bu gerginlik de bir an önce biter tabii. Bu torba yasada, hem öğretmenlerle hem sağlıkla hem polislerle ilgili tabii ki yeni yeni düzenlemeler var.

Mesela, iktidar partisi, özellikle Sayın Başbakan, AKP’yi kurdukları dönemlerde halka şöyle bir taahhütte bulunuyorlar. 2002 yılında İzmit’te yaptığı seçim mitinginde diyor ki: “Ya, bu KPSS neden kurulur millî eğitim için, öğretmenler için? Biz, iktidar olduğumuzda bunların bir bütününü ortadan kaldıracağız.” Ve yine, 2002’de İstanbul’da yaptığı bir konuşmada: “Birçok gencimiz, özellikle öğretmen adaylarımız işsiz kaldı. Ülkedeki eğitim çökmüş, köy okulları kapanmış. Merkezdeki okullarda bile öğretmen konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor ama inşallah, biz iktidar olunca, öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak, ertesi gün görev aşkıyla göreve başlayacaklar.“ diyor.

2002 yılında atanmayan öğretmenler 70 binlerde iken, Eğitim-Sen verilerine göre 2011 yılında bu sayı 350 bin civarında. Bu, bize şunu gösteriyor: Siyasetçiler halka vaatlerde bulunuyorlar ama iktidar olduklarında yani Ankara’nın emri ne ise Ankara’nın emrine giriyorlar. Şimdi, bugün, bu öğretmenlerle ilgili, evet, ciddi bir sıkıntı vardır, bu sıkıntının giderilmesi gerekir.

Yine, bizim Grup Başkan Vekilimizin bir soru önergesine Sayın Bakanın bir cevabı var. Şu anda, Sayın Pervin Buldan’ın soru önergesine verilen cevap şu: “Şu anda ihtiyacımız 123.783’tür.” diyor ama bu sayı 30-40 bin civarında. Yine, Millî Eğitimin ne kadar bu konuda ihtiyaç sahibi olduğunu hep birlikte görüyoruz.

Diğer bir konumuz da Millî Eğitim Bakanımızın özellikle mevcut değişikliklerle ilgili muhalif öğretmenlere karşı şöyle bir sözü var, diyor ki: “Bu sistemi beğenmeyenler çekip gidebilirler, istifa edebilirler.” Yani böyle bir hakkı nasıl kendinizde bulabilirsiniz? Ben sistemi beğenmiyorum, bu sisteme karşı alternatif bir sistem öneriyorum ama Sayın Bakanımızın bu konudaki açıklamaları: “Beğenmeyen çekip gidebilir.” Bu yetmiyor, son dönemlerde zaten Eğitim-Sen’le ilgili, KESK’le ilgili operasyonlara da bir bütün olarak nasıl tanıklık ettiğimizi ve onlarca öğretmen arkadaşımızın nasıl tutuklandığına da tanıklık ettik. Şimdi, muhalif olan herkesi ya tutuklatacaksınız ya da döneceksiniz, “Beğenmeyenler çekip gitsinler.”

Bakın, bugün muhaliflerin büyük bir kısmı “KCK operasyonu” adı altında İstanbul’da yargılanıyorlar ve İstanbul’da dün ve bugün ana dilde savunma yapmak istiyorlar, yargıçlar dönüyor, “Hayır, siz ana dilde savunma yapamazsınız.” E, peki siz beni ana dilimden dolayı, ben Kürt olduğum için alıyorsunuz ama ben Kürtçe savunma yapmak istiyorum, “Hayır, yapamazsınız.” diyor ve savunma avukatları bugün polis tarafından, asker, jandarma tarafından darp ediliyor. Ve içeriye kalaslarla saldırı düzenleniyor ve savunma, protesto edip içeriyi terk ediyor. Şimdi, bu torba yasada acaba bu dili özgürleştirmek adına adımlar atılamaz mıydı? Yani bu torbanın içerisine birlikte yaşadığınız halkın, “kardeş halk” dediğiniz bu halkın dilini bu torba yasaya dâhil edemez miydiniz? Edebilirdiniz ama özgürlükler konusunda, ne yazık ki bu konuda sınıfta kalıyorsunuz.

Şimdi, yeni polisler alınacak. Hep beraber polislerin nasıl alındığını da gördük. Hatta polisler alınırken bir kısmının çok başarısız olduklarını biliyoruz ve 200 öğrencinin notları 18 puanın altında veyahut da 20 puanın altında olduğu hâlde bir değişiklikle bunları alıyorsunuz. Ve bu polisler asayişi sağlayacak, bu polisler güvenliğimizi sağlayacak! Ve bu polislerin son günlerde, mesela İstanbul’da bir vatandaşımızı nasıl darp ettiklerini gördük. Vatandaşın suçu neydi? “Kürtçe konuştu” diye ailesinin önünde linç ediliyor ve sonra dönüyorsunuz, diyorsunuz ki: “Ya, bu Kürtler niye bize, sisteme karşı tepkili?” Sizin hukuksuzluğunuz, sizin yani hukuk tanımazlığınız.

Şimdi, siz yani hak etmeyen öğrencileri alıp getirip polis yaparsanız, eğitimsiz insanları polis yaparsanız ve sadece Kürtlere karşı düşmanlıkla bileylenmiş insanları getirirseniz tabii ki karşılığında bunu bulursunuz. Onun için, bu torba yasada özgürlüklerle ilgili, demokrasiyle ilgili hiçbir şey yoktur.

Ben, Sağlık Bakanımız burada, kendisine yüz kez teşekkür ediyorum. Belli konularda, evet, ciddi adımların atıldığını da biliyoruz. Haksızlığa “haksızlık” diyeceğiz ama iyi bir şey de yapılıyorsa buna da “evet” diyeceğiz. Ben kendi ilimden, Türkiye’nin dört bir tarafından da Sağlık Bakanlığı konusundaki önemli çalışmalara da tanıklık etmişimdir. Mesela iki gece önce burada gördüm. Yani Sağlık Bakanımızın bu hassasiyetini gördüm. Bir vatandaşımızın dört parmağı kopmuştu. Gece, bütün olanakları seferber ettiler ve dört beş hastanede ve özel uçaklar devreye girdi.

Şimdi, bu da Türkiye’nin gerçekten gülen yüzüdür. Bunlar olsun. Bunlar olduğu müddetçe biz doğru politikanın yanında yer alırız. Ama diğer taraftan da eğer politikalarınızın büyük bir kısmı da insanlar üzerinde terör estiriyorsa, bunları da hep birlikte gözden geçirmeliyiz.

Bakın, son dönemlerde olup bitenlere hep birlikte tanıklık ettik. Yani iki gün önce buradan geçen bu yargı paketi aslında ne kadar da bu ülkede hukuksuzluğa maruz kaldığımızın bir göstergesiydi ve burada tartışmalar ve konuşmalar başlarken iktidar partisinin de ne kadar bu muhalefete karşı tahammülsüzlüğünü de hep birlikte gördük. Şimdi, muhalefet getiriyor. Siz bir poşudan dolayı eğer Kırmızıgül’e on bir yıl ceza veriyorsanız muhalefet tabii ki bunu seslendirecek. Siz muhaliflerinizi özel yetkili mahkemelerde yargılayacaksanız muhalefetin tepkisi buna olacak ama bu tepkiler oluştuğu zaman da sizin sayısal çoğunluğunuzla dönüp, linç kültürüyle muhalefeti terbiye etmeye hakkınız yoktur. Bu yetkiyi kimse size vermez. Sizin sayısal çoğunluğunuz olabilir ama muhalefet de bu hukuksuzluğa karşı bir duruş sergilemek zorundadır. Demokratik hak talepleriyle sokağa çıkan herkese siz “terörist” muamelesi yapıyorsunuz, herkesi “terörist” ilan ediyorsunuz ve herkesi tutuklayarak susturmaya çalışıyorsunuz.

Şimdi dönüp soruyoruz size: Peki, bu kadar insanlar içeride, bu kadar insanlar mağdur ve bu insanların büyük bir çoğunluğu yaptıkları bir açıklamadan dolayı içeridelerse, bunların özgürleşmemesi bu Parlamentonun ayıbı değil midir?

Siz, zaman zaman belli kurumlarda sınavlar açıyorsunuz ve özellikle son dönemlerde mollalarla ilgili, imamlarla ilgili sınavlar açıldı ve emin olunuz ki bütün imamların hepsi dönüp ne diyor? Diyorlar ki: “Kendi yandaşlarının dışında kimseyi almadılar. Bütün sınavlarda bizi dışlayarak bir sınav sonucu ortaya çıktı.” Bunu yetkili kurullarla da konuştuk. Bu işte bu şekilde partizanca davranmanın kimseye bir yararı yoktur. Siz, evet, belli kurumları özelleştirdiniz, yani sağlık alanında birçok noktada özelleştirmeden dolayı kendi kadrolarınızı getirdiniz. Burada bir hakkaniyet yoktur. Yani güvenlikten temizliğe kadar bütün insanları tek tek parti teşkilatının onayı olmadan, illerde, gerçekten kimse işe alınmıyor. İşte burada hakkaniyet yoktur, burada sadece particilik olur

Ben, bunların bir an önce ortadan kaldırılması için hakkaniyet duygusuyla davranmanız gerektiğini düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli.

Buyurunuz Sayın Türeli. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üçüncü bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben bugünkü konuşmamı bu kanun teklifi ama aynı zamanda “torba kanun” diye anılan kanun teklifi üzerinden yüce Meclisimizin kanun yapma usul ve tekniğine ilişkin düşüncelerimi dile getirmek için kullanmak istiyorum.

Fakat öncelikle, izin verirseniz bu söyleyeceklerimle de uyumlu bir şiir okumak istiyorum. Şiir Edip Cansever’den, “Masa da Masaymış Ha” ismi.

“Adam yaşama sevinci içinde 

Masaya anahtarlarını koydu, 

Bakır kâseye çiçekleri koydu, 

Sütünü, yumurtasını koydu,

Pencereden gelen ışığı koydu, 

Bisiklet sesini, çıkrık sesini, 

Ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu. 

Adam masaya 

Aklında olup bitenleri koydu, 

Ne yapmak istiyordu hayatta  

İşte onu koydu, 

Kimi seviyordu kimi sevmiyordu 

Adam masaya onları da koydu. 

Üç kere üç dokuz ederdi 

Adam koydu masaya dokuzu. 

Pencere yanındaydı, gökyüzü yanında, 

Uzandı masaya sonsuzu koydu. 

Bir bira içmek istiyordu kaç gündür 

Masaya biranın dökülüşünü koydu. 

Uykusunu koydu, uyanıklığını koydu, 

Tokluğunu, açlığını koydu. 

Masa da masaymış ha 

Bana mısın demedi bu kadar yüke, 

Bir iki sallandı durdu, 

Adam ha babam koyuyordu.“ (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu torba kanun önümüze geldiği zaman, ben Edip Cansever’in bu çok güzel şiirini hatırladım,  “Masa da masaymış ha” diyor ya bu torba da ne torbaymış, bir türlü anlayabilmiş değiliz.

Torba kanun -isterseniz söyleyelim değerli arkadaşlar- var, eskiden beri çıkar ama bu kadar birbirinden farklı konuları, kanunları ilgilendiren bir torba kanun olmaz değerli arkadaşlar. Üşenmedim, saydım, Genel Kurula geldiği hâliyle -önergelerle yapılan eklemeleri ve bu bölümde yapılacak eklemeleri söylemiyorum- 36 tane kanunda değişiklik yapılıyor arkadaşlar. Kanunların atıf yaptığı kanunlar, referans verdiği kanunlara da baktığımız zaman bu sayı 52’ye çıkıyor, şimdi de önergelerde bu sayı çok daha yüksek rakama çıkacak.

İçinde ne mi var? Her şey var değerli arkadaşlar; içinde Seçim Kanunu’ndan enerji piyasalarına, TÜBİTAK’ından ÖSYM’sine, Sayıştayına, İşsizlik Sigortası Fonu’na, adli siciline, ne ararsanız var, yani Edip Cansever’in “Masa da masaymış ha” dediği gibi torba da ne torbaymış be! Böyle bir torba olur mu?

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifi, biraz önce de söyledim, birçok değişik konuyu içeriyor. O zaman, ne beklenir? Bunun özellikle komisyonlarda ayrıntılı bir biçimde incelenmesi beklenir değil mi ve nitekim de öyle olmuş, Plan ve Bütçe Komisyonuna asli komisyon olarak gelirken altı tane komisyona da tali komisyon olarak gitmiş arkadaşlar. Hangi komisyonlara gitmiş? Söyleyeyim size: Adalet Komisyonu, Anayasa Komisyonu, İçişleri Komisyonu, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu. Peki, bunlarda görüşülmüş mü? Hayır. Bunlardan gelen bir rapor var mı? Yok. Plan ve Bütçede, peki, alt komisyon kurulmuş, değişik farklı görüşler alınmış, bu doğrultuda bu şekillendirilmiş mi? Yok.

O kadar söyledik değerli arkadaşlar, dedik ki: Böyle, bu torba kanunda bir kere iki tane temel husus var, birincisi: Direkt olarak kendi içinde bütünlüğü olmayan, torba kanuna ilişkin olmayan bazı hususlar ki, özellikle diğer komisyonların görev alanına giriyor, örneğin ÖSYM, niye bunu burada görüşüyoruz? “Bunu alın ilgili komisyonlara; hadi onu yapmadınız, o zaman oradaki komisyonların görüşünü bekleyin.” dedik ama ne yazık ki öyle bir şey olmadı. Hiçbir tali komisyondan görüş alınmadığı gibi, Plan ve Bütçe Komisyonunda da bir alt komisyon kurulmadı, bu şekilde hızlı biçimde görüşüldü, gitti. Şimdi bu da çok ciddi eleştiri konusu olacak bir husustur diye düşünüyorum.

Gene başka bir konu: Bu torba kanun neden bir kanun tasarısı olarak değil de kanun teklifi olarak önümüze getiriliyor? Değerli arkadaşlar, bu, son dönemde bir alışkanlık hâline geldi. Yani, elbette milletvekilleri olarak hepimiz kanun teklifi hazırlayabiliriz, ona itirazımız yok, doğaldır bu. Ama bu kadar önemli, bu kadar farklı konuları kapsayan bir kanunun önümüze teklif olarak değil, tasarı olarak gelmesini bekleriz. Çünkü, tasarı olarak gelmesi demek, bu konuya ilişkin olarak hazırlık süreçlerinde bürokrasinin ciddi biçimde dâhil olması demek değerli arkadaşlar. 5018 sayılı Kanun var. Buna göre düzenleyici etki analizi yapılması gerek. Yani ne getiriyor ne götürüyor, mali açıdan, diğer açılardan, ekonomik, sosyal; bunları bilmeye ihtiyacımız yok mu değerli arkadaşlar? Ama kanun teklifi olarak geldiği zaman bunların hiçbirisi olmuyor. Oysa, bizim, bürokrasinin deneyiminden, birikiminden yararlanma şansımız var, bunu yapabiliriz.

Bir de başka bir husus da var tabii: Yalnızca bürokrasi de değil arkadaşlar, ilgili meslek odaları var, örgütler, sivil toplum örgütleri. Neden bunların düşüncesinden yararlanmıyoruz ve ısrarla, aynı şekilde, tekrar tekrar teklif olarak önümüze geliyor, bunu anlamak mümkün değil.

Gene başka bir husus değerli arkadaşlar: Torba kanunu neden temel kanun olarak görüşüyoruz? Şimdi ben üçüncü bölüm üzerinde söz aldım. Üçüncü bölümün normal şartlar altında, bir bütünlüğü olduğu varsayılıyor. Temel kanun görüşme mantığı da bu arkadaşlar. Yani temel kanunda benzer hususları, benzer konuları bir araya getiren bir şey olacak önümüzde. Yani eğitimle ilgili olabilir, sağlıkla ilgili olabilir, illa tek kanun demiyoruz, ama belli bir konu bütünlüğü olur. Burada öyle bir şey de yok, birbirinden farklı bir sürü konu var.

Şimdi, ben, üçüncü bölümde hangisi üzerinde konuşayım, hangisi üzerinde söz alayım? Alsak bitmeyecek. Üstüne üstlük, böyle bir sürecin içinde zaten bu görüşmeyle de bunu bitirmek mümkün değil. Bakın, maddelere geçeceğiz, hepsinde en fazla önerge verilebilir, önergeler üzerinde konuşulabilir. Oysa, bunların çok ciddi biçimde tartışılmasına ihtiyaç vardır. Madem bir torba kanun geldi, hiç olmazsa temel kanun olarak gelmesin; her madde üzerinde, komisyonlarda yapılmayan tartışmalar Genel Kurulda yapılsın, Genel Kurul bir anlamda o boşluğu doldursun diye beklerdik ama öyle bir şey yok.

Şimdi, tabii, diğer taraftan bakıyoruz bu torba kanunun bu şekilde temel kanun olarak önümüze gelmesine; bir kere, bu hem kanun yapma usul ve tekniğine hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne de aykırı değerli arkadaşlar. Bakın, İç Tüzük’te, nasıl temel kanun hazırlanır, önümüze nasıl gelir, ona ilişkin düzenlemeler var. Ben oradakilerden birini okuyayım size, diyor ki: “Düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün ve maddeler arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğunun bulunması.”

Değerli arkadaşlar, bunun böyle bir bütünlüğü var mı? Düzenlediği alan yönünden bir bütünlüğü var mı? Maddeler arasında bağlantılar var mı? Yok. Bir madde var bir konuyla ilgili, o bitiyor, ondan sonra başka bir konuyla ilgili başka bir kanun. Böyle bir yamalı bohça var önümüzde. Şimdi, bunlar önemli.

Tabii, her zaman şunu söylüyoruz: Her zaman demokraside de içerik önemlidir, öz önemlidir ama biçim de önemlidir değerli arkadaşlar yani biz milletvekilleri olarak kanun yapmak için buradayız ve bunu en iyi biçimde, gerçek ihtiyaçları tespit ederek, sorunları tespit ederek ve bunların nasıl giderilebileceği üzerinde bir uzlaşma sağlayarak yapmamız gerekir ama ne yazık ki öyle yapmıyoruz. Dün de öyle yapmadık, önceki günler de öyle yapmadık.

Değerli arkadaşlar, yani AKP’nin çoğunluğu var diye burada, bütün kanunlar geliyor, geldikleri gibi geçiyor. Burada önergeler geliyor, sizin verdiğiniz önergelerin hepsi tekrar, çoğu zaman komisyonda tartışılmadan, geçiyor. Burada bizim verdiğimiz önergelerin hangisi kabul ediliyor değerli arkadaşlar?

Demokrasi demek, çoğunluğun diktası demek değil. Değerli arkadaşlar, demokrasi bir uzlaşma rejimi. Biz Plan ve Bütçe Komisyonunda da yapıcı değil miyiz? Yapıcı bir tutum içindeyiz. Bu ülke hepimizin ülkesi, bu ülke için en iyisinin olmasını isteriz, bu ülkenin sorunlarının doğru tespit edilmesini ve doğru çözüm önerilerinin geliştirilmesini isteriz ama bunun için uzlaşmaya ihtiyaç var değerli arkadaşlar, bunun için tartışmaya ihtiyaç var.

Komisyonlarda da, Genel Kurulda da bir uzlaşma ortamının yaratılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun yalnızca yaptığımız kanunların sağlığı açısından önemli olduğunu düşünmüyorum, diğer taraftan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin prestiji açısından da önemli olduğunu düşünüyorum değerli arkadaşlar. Herkesin gözü Türkiye Büyük Millet Meclisinde. Bizim, Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde yaptığımız çalışmalarımız bütün toplum tarafından, kamuoyu tarafından çok yakından izlenmekte. Bu açıdan da baktığımda, biraz önce de söylediğim gibi hem usule, biçime ilişkin hem öze, içeriğe ilişkin çok fazla eleştirimiz var fakat bu eleştirilerimizin bir türlü yerine getirilmediğini, dikkate alınmadığını görüyoruz. Bu doğru bir yöntem değil değerli arkadaşlar. Bunu burada belirtmek istiyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türeli.

Şahsı adına Bursa Milletvekili İlhan Demiröz. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Demiröz.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 302 sıra sayılı yasa hakkında şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Benden önceki çok değerli arkadaşım torba yasayla ilgili görüşlerini çok güzel şekilde açıkladı. Hakikaten, bu torba yasayla nelerin amaçlandığını, nelerin getirilmek istendiğini anlamakta hepimiz zorluk çekiyoruz. Örneğin, 3/6/2011 tarih ve 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname olmasına rağmen bir yıl sonra maddeleri değiştiriliyor. Mesela, benim dikkatimi çektiği için, bölgemde de olduğu için… İşte, organize sanayi bölgeleriyle ilgili -yeni- arıtmanın ortadan kaldırılmasını, endüstriyel bölgelerdeki kamulaştırma ve kamu yararı kararlarının bu bakanlığa, bu genel müdürlüğe verilmesi konusunda değişiklikler var. Biz organize sanayi bölgelerinin yapılmasına karşı değiliz ama hazırlanan, seçilen yerlerin çok iyi seçilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ve şunu da hemen belirtmek istiyorum: Bu tür uygun olmayan yasalar sadece şimdi değil, ta ki bu Hükûmetin başlangıcından itibaren gelmektedir. Örneğin, Bursa’yla bir nevi isim olarak özdeşleşmiş Cargill konusundan bahsetmek istiyorum.

Cargill, Bursa’da birinci sınıf tarım arazisi içerisinde kurulan 212.240 metrekarelik, nişasta bazlı şeker üreten bir fabrika. Arkadaşlar, diyeceksiniz ki “Nedir bununla ilgili sıkıntı?” Bununla ilgili sıkıntı şu: Bir kere, ilk bu fabrika kurulurken, burası birinci sınıf tarım arazisiydi. İki, günde 6 bin ton su tüketmesi gerekiyordu. Üç, Orhangazi bölgesinde maalesef mısır üretilmiyordu, mısırın başka bölgelerden getirilmesi gerekiyordu ve buna rağmen, bütün sivil toplum kuruluşlarının karşı olmasına rağmen, burada Cargill kuruldu ve hatta öyle kuruldu ki 2004 yılında, Bush’la Sayın Başbakan arasında ilk gündem maddesi konusu şeklinde olan fabrikalardan bir tanesiydi. Burada ifade etmek istediğimiz husus şu: Siz nişasta bazlı şeker üreten bir fabrika kurabilirsiniz ama bununla ilgili, Avrupa ülkelerine baktığınız zaman nişasta bazlı şekerin üretim oranı yüzde 2 ama bizde yüzde 10. Eğer yıllara göre, 2006’dan itibaren rakamlara bakarsanız, bu rakamların Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 20’lere çıktığını, yani yüzde 10 olan Türkiye’deki nişasta bazlı şeker kotasının Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 20’ye çıktığını hep beraber görmüş oluruz.

Değerli arkadaşlar, burada üzerinde durmak istediğimiz konu şu: Bugün, torba yasayla ilgili maddelerini çıkardığınız bu konularla ilgili… Yıllar önce Cargill uğruna da Anayasa çiğnenmişti. Nasıl çiğnendiğiyle ilgili, süreçle ilgili zamanım ölçüsünde kısa bilgi vermek istiyorum.

Orhangazi tarım arazisinde kurulan bu fabrika için tüm meslek odaları, sivil toplum örgütleri yargıya gittiler ve yürütmeyi durdurma kararı aldılar. Yürütmeyi durdurma kararı alınınca, bu konuyla ilgili olarak Amerikan Başkanı Bush’la Sayın Başbakan devreye girdiler. Devreye girince ne oldu? Bu defa dediler ki: “Bir süre verelim, bu süre içerisinde metrekaresine 5 TL’lik bir para yatırılsın ve ondan sonra da bu işlemi yapalım ve Cargill’i normal hâle getirelim.” Ama gelin görün ki Cargill o 5 TL’yi de yatırmadı, kendisi için özel endüstriyel bölge ilan ettirdi Orhangazi’yi. Bu da yargıdan geri dönünce değerli arkadaşlar, tekrar Cargill için özel bir maddeyle kanun çıkartılarak, 5 TL’lik bir para yatırmak suretiyle sadece ve sadece belli bir bölümüyle ilgili af çıkarttılar. Şunun için söylüyorum: İşte bu torba yasada ortaya konan hususların başlangıçları ta o dönemlerden hazırlanarak gelmiştir ama bu yasanın hepimiz için, herkes için gerekli olduğunun bilinmesini istiyoruz. Tarım topraklarının, tarım alanlarının korunması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Şahsı adına Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Erdinç.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üçüncü bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde ülkemiz ve milletimiz için gerçekten çok önemli düzenlemeler yer almaktadır. Bunlardan birkaçından kısaca bahsetmek istiyorum.

Kanun teklifi ile ÖSYM’nin sınav hizmetlerine yönelik olarak sınav evrakının hazırlanmasının, korunmasının, taşınmasının kamuya ait bir şirket marifetiyle yapılması suretiyle sınav güvenliğinin sağlanması ve bu işlerin daha düşük bir maliyetle gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Bununla birlikte, ÖSYM tarafından yürütülen sınavlarda soruların hazırlandığı, basıldığı, dağıtıldığı, muhafaza edildiği ve sınavların yapıldığı binalarda sınav öncesinde ve sınav esnasında sinyal karıştırıcı ve benzeri diğer cihazlar kullanılacak ve böylece güvenliğin sağlanması tesis edilecektir.

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 55 ve 56’ncı maddeleri, öğretmen ve polis memuru atamalarına ilişkindir. Bilindiği üzere, Bütçe Kanunu’nun 22’nci maddesinde “2011 yılında emeklilik, ölüm, istifa ve nakil sonucu ayrılan memur sayısının yüzde 50’sini geçmeyecek şekilde açıktan veya diğer kamu idare kurum ve kuruluşlarından nakil suretiyle atama yapılabilir.” denilmek suretiyle, 2012 yılında yapılacak atamalara ilişkin sınırlama getirilmiştir. Aynı zamanda, yeni dönemde uygulanacak olan eğitim sisteminin kapsam olarak geniş olması ve öğrencilerimize daha faydalı bilginin etkin olarak verilmesini sağlamak adına, öğretmen atama ve ihdasının önemi büyüktür.

Teklif ile Millî Eğitim Bakanlığına tahsis edilen kadrolara atama yapılması hususunda Bütçe Kanunu’nda yer verilen sınırlamaya tabi olunmaması öngörülmekte ve ayrıca Millî Eğitim Bakanlığına 30 bin öğretmen kadrosunun ihdas edilmesi sağlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, devletin en temel görevi, vatandaşların korku ve endişeden uzak, huzur ve güven içinde bir yaşam sürmesini sağlamaktır. Bu durumda, kamu düzeninin, güvenlik, asayiş ve genel ahlakın korunması, suçun işlenmeden önlenebilmesi için gerekli tedbirlerin alınması, suçluların yakalanması ve her türlü suçla mücadelede en büyük sorumluluk emniyet teşkilatımıza düşmektedir. Bilindiği üzere, toplumun huzurunu bozan, korku ve endişeye sebep olan suçların başında asayiş suçları gelmektedir. Bu kapsamda, polisin asayiş suçlarıyla mücadelesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, halkın yoğun olarak bulunduğu yerlerde işlenen suçların önlenmesine yönelik olarak sahada aktif görev yapan güven timleri ve yıldırım ekipleri ile sorunlara yerinde çözümler bulmayı hedefleyen Toplum Destekli Polislik Projesi kapsamında görev yapan personel sayısının artırılması gerekmektedir. Teklif ile Emniyet Genel Müdürlüğünde ihtiyaç duyulan polis memuru kadrolarının ihdas edilmesi öngörülmektedir.

Teklif ile her kademedeki askerî okullarda okuyanlar ve emniyet teşkilatı kadrolarında görevlendirilmek üzere eğitim görenlere yönelik bir mali af düzenlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun 2’nci maddesi gereğince, fakir ve ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız ancak kanunla kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olmamak ve bu kuruluşlardan aylık ve gelir almamak şartıyla yardımlardan faydalanmaktadırlar. Teklif ile, sosyal güvenliğe sahip olsalar dahi hane içindeki kişi başına düşen geliri asgari ücretin 1/3’ünden az olan ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza da yardım yapılabilmesinin önü açılmaktadır.

Son olarak, kamuoyunda speküle edilen, 5378 sayılı Yasa’da yapılan değişiklikten kısaca bahsedip sözlerimi tamamlayacağım. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi ile 5378 sayılı engelli vatandaşlarımız ile ilgili yasadan kaynaklanan eksiklikleri tamamlamak, kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmî yapılar, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar ile tüm toplu taşıma araçlarında engelli vatandaşlarımızın erişebilirliğine uygun standartları belirlemek üzere Aile Bakanlığımıza bir yıllık süre verilmektedir. Ayrıca, 5378 sayılı Yasa’da eksikliği bulunan denetim mekanizması getirilmektedir.

Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdinç.

Soru-cevap bölümüne geçiyorum.

On beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağım.

Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma şunu soracağım: KPSS sınavlarında çalınan ya da çaldırılan sorularla ilgili araştırma ne aşamada?

Yine, LGS sınavında yapılan kopya ile ilgili araştırma ne aşamada? Bu konuda bilgi var mı?

İnsanın aklına şu soru geliyor: Acaba ÖSYM’nin özelleştirilmesi için mi bu planlar, bu sorular çaldırıldı veya bu sınavlara kopya karıştırıldı? Bu konuda bir araştırma var mı?

Yine, Sayın Kalkınma Bakanı buradayken, bu GAP projesinde sulamayla ilgili bölüm ne zaman tamamlanacak? Hâlâ yüzde 20’lerdeyiz, sulanabilir arazilerin yüzde 20’lerindeyiz. Ne zaman tamamlanacak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Fırat.

Sayın Moroğlu…

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sağlık Bakanımız buradaydı, onun için bir sağlık sorusu hazırlamıştım gitmeden! Evet, gitmemiş, burada.

Şimdi, yaz mevsimlerinde yazlık kentlerimizin nüfusları hayli artıyor. Dolayısıyla 5 bin nüfusu olan, 100 bine, 150 bine ulaşan kentlerimiz var. Buradaki kentlere ilave doktor, ilave sağlık personeli görevlendirmeyi düşünüyorlar mı? Bununla ilgili bir çaba gösterirlerse, bütün kıyı kentlerindeki yurttaşlarımız adına seviniriz. Bazı hastanelerin buralarda kapandığını biliyoruz, bu hastanelerin kapatılmaması için gerekli çalışmalar yapılır mı?

Bir de diğer bir sorum: Buradaki bütün soru önergelerimiz acaba burada sadece tutanaklara geçip kalıyor mu, yoksa sonra alınıp gereği yapılıyor mu? Böyle bir talebi de iletmiş olayım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Sayın Sağlık Bakanı buradayken sormayı düşünmüştüm. Eskişehir’deki özel hastanelere 2011 yılında SGK kanalıyla kaç lira ödenmiştir?

Eskişehir’de yapılması düşünülen kampüs hastanenin durumu nedir? Bu konuda bilgi istemiştim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kurt.

Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Sağlık Bakanım buradayken soruyu ona yöneltecektim, yine de Sayın Bakanım Mecliste görülüyor.

Gebze bölgesi, biliyorsunuz, sanayinin çok yoğun olduğu bir bölge. Dolayısıyla iş kazalarının da çok yoğun olduğu bir bölge. Şöyle bir sıkıntıyı son günlerde çok sıkça yaşamaya başladık: İş kazaları esnasında kopan uzuvların tekrar takılması ya da tedavi edilmesi noktasında bölgede 5 tane özel hastane, 2 tane kamu hastanesi olmasına rağmen el cerrahisi ve plastik cerrahi konusunda sıkıntı çektiğimizi ve hâlâ Haydarpaşa ya da karşıda İstanbul’a hasta gitme noktasında olduğunun sıkıntısını yaşıyoruz. Bu konuda Sayın Bakanımın olaya müdahil olması konusunda düşüncelerimi ifade etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, sizin şahsınızda Hükûmetinize, Bursa’da TOKİ marifetiyle inşa edilen Doğanbey ucubesiyle ilgili bir soru yöneltmek istiyorum. Bursa’da Yeşil Cami’nin hemen yanı başına bir ucube koymuşlar, garip bir şey dikmişler. Tabii, oradaki tüm bu vakıf eserlerinin, o sanatkârane eserlerin olduğu yerde böyle bir şeyin olması düşünülemez. Konuyla ilgili olarak Belediye Başkanımız görevini süratle yerine getirecektir inşallah ve bunu süratle bekliyoruz. İnşallah ilk gelişimizde de göreceğiz.

Bizim tabii size sorumuz şu: Doğanbey ucubesi benzeri yeni şaheserler kazandırmayı düşünüyor musunuz? Eğer yeni ucubeler inşa ettirmeyi öngörüyorsanız, “Biz Bursalılar olarak ucubelere yeterince doyduk, ne olur biraz da başka illerimiz faydalansın.” diyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Güven…

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim iki sorum olacak.

“Bu yıl içinde 20 bin engelli istihdam edilecek.” deniliyordu. 2012 yılında bugüne kadar kaç engelli işe alındı? Yıl sonuna kadar hedef ne kadardır?

İkinci sorum: Biliyorsunuz, engelli aylığı almak için 70 ve üstü puan alınması gerekiyor. Ancak heyet raporlarında görüyoruz ki 69 puanla engelli aylığının verilmeme durumu ortaya çıkıyor.

Sayın Sağlık Bakanımıza sormak istiyorum: Bu hassas terazi nasıl bulunuyor ve ne şekilde değerlendiriliyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Güven.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakana iki sorum var.

Birisi, Bakanlık olarak, tüm tıbbi tahlil laboratuvarlarına hamilelik testi yaptıranların sonuçlarının ve iletişim bilgilerinin Bakanlığa bildirilmesi için genelge gönderdiniz mi? Gönderdiyseniz genelgenin amacı nedir? Hastanın izni ya da mahkeme kararı olmadan hasta bilgilerini talep etmenin yasal dayanağı var mıdır?

İkinci sorum ise,  kanun hükmünde kararnameyle kurulan Türkiye Halk Sağlığı Kurumunun il halk sağlığı müdürlüklerine ve toplum sağlığı merkezlerine yapılan atamalarda halk sağlığı uzmanlarına yer vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Kaleli.

Sayın Türeli…

RAHMİ AŞKIN  TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim sormak istediğim konu, bu 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Milli Prodüktivite Merkezinin eski statüsünü kaybederek Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı içinde bir genel müdürlük hâline gelmesi. Şimdi burada da, bir ilgili maddede de bununla ilgili değişiklikler yapılıyor, 53’üncü maddede.

Şimdi, tabii, dünyanın her tarafında bu tip kuruluşlar özerk, bağımsız yapıya sahip ve yalnızca kamudan değil, kamunun, özel sektörün, üniversitenin, hepsinin temsilcilerinin içinde olduğu yapılara sahip. Bu açıdan da böyle bir değişiklik milli prodüktivite merkezlerinin aslında varlık nedenlerine aykırı. Nitekim, Dünya Verimlilik Merkezleri Birliği de dünyanın her tarafında bu şekilde bir kurum olmadığını, kamu eliyle, devlet eliyle hizmetlerin yürütüldüğü bir kurum olmadığını söylüyor. Bu konuda bir değişiklik düşünceniz vardır mıdır?

İkinci olarak da bu geçişle birlikte verimlilik uzman ve uzman yardımcıları, sanayi ve teknoloji uzman ve uzman yardımcıları oluyor. Mali ve özlük haklarında, çalıştığı ve emekliliğe ilişkin bir kayıp olacak mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türeli.

Sayın Oran…

UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Bakan, ben de GAP’la ilgili bir soru sormak istiyorum. Biraz evvel arkadaşım ifade etti, dört sene önce Sayın Başbakanın Şanlıurfa’da yapmış olduğu bir toplantıda GAP Eylem Planı’nı beş yıllık bir eylem planı ifade etmişti. Dört yılı doldu, önümüzde bir yıl kaldı, temmuz ayında. Özellikle istihdamda verilen hedefler vardı çok yüksek yani 3,5 milyon istihdam, gayrisafi millî hasılada yüzde 190’lık bir artış, sulamada bir rakam verilmişti. O hedeflerle ilgili bugün ne durumdayız?

Bir de teşvikte GAP unutulmuş yani altıncı bölge var ama GAP’ın dokuz ili yok. Bu konudaki yorumunuzu almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oran.

Sayın Yüksel…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hükûmetiniz bakanlarından Sayın Egemen Bağış’ın geçenlerde bir açıklaması oldu. İzmir’in EXPO 2015’i AKP’ye, partinize yapılan kapatma davası nedeniyle kaybettiğimizi, maalesef bu nedenle bir demokrasi kazasına uğradığını belirtti. Şimdi, 2020 için iddialı olduğumuzu, hep birlikte çalıştığımızı… Ancak 2020 EXPO’su için İzmir Büyükşehir Belediyesi sunum yaptığı gün, aynı gün operasyon yapıldı Büyükşehir Belediyesine ve Büyükşehir, ilgili kentin, İzmir’in Belediye Başkanı üç yüz doksan yedi yılla, çete reisi olmakla yargılanıyor. Bu, EXPO 2020’yi acaba nasıl etkiler diye merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüksel.

Buyurunuz Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Fırat’ın KPSS ve YGS ile ilgili soruşturmalar konusunda bir sorusu oldu. O konuda, doğrusu, güncel bilgiye sahip değilim. Müsaade ederlerse yazılı bir şekilde cevap alınması daha doğru olur.

GAP’la ilgili -GAP Eylem Planı’yla ilgili- gerek Sayın Fırat gerek Sayın Oran’ın soruları oldu. Bununla ilgili bazı şeyler paylaşmak isterim.

Az önce söylendiği gibi, 2008 yılında Başbakanımız GAP Eylem Planı’nı ilan etti. O tarihe kadar GAP yatırımlarının toplam yatırımlar içindeki payı yüzde 7’lere ancak ulaşıyordu. Aslında Hükûmete geldiğimiz yıllarda -2002’de- bu, yüzde 5’lere kadar maalesef gerilemişti. 2008’e kadar yüzde 7’lere kadar çıktı. Eylem Planı’ndan sonra zaman zaman yüzde 14’lere kadar ulaştı toplam yatırımlarımız içinde GAP yatırımlarının payı, GAP illerinin yatırımları. Bu, tabii, GAP’taki yatırımlarımıza büyük bir ivme kattı.

Şu anda yüzlerce kilometre ana kanal inşa ediyoruz. Barajlarımızda zaten su birikmişti, 1 milyon hektardan fazla alanı sulayacak suyumuz vardı. Bunları, işte, bu ana kanallarla büyük ovalara iletiyoruz.

Üçüncü aşaması bu işin, tarla içine bunun yayılması. Asıl dar boğazı ana kanallar oluşturuyordu. Az önce dediğim gibi, şu anda 600 kilometrenin üzerinde bir alanda ana kanal çalışmalarımız var. Mardin istikametine doğru ana kanalımız var. Diğer taraftan, Diyarbakır-Batman istikametine doğru, Suruç’ta çalışmalarımız var, diğer taraflarda var. Burada çok ciddi tüneller, ana kanallar, büyük yatırımlar gerçekleştiriyoruz.

Burada, yalnız, işimiz henüz bitmiş değil. Bu yıl, dediğiniz gibi, Eylem Planı’nın son yılı. Bugüne kadar hiçbir şekilde ödenek problemi yaşatmadık GAP bölgesinde. Geçmişte hep şundan şikâyet edilirdi: Paramız yok, ödeneğimiz yok, yatırım yapmıyoruz diye bir şikâyet olurdu. Son dört, beş yılda böyle bir şikâyet kalmadı. Bunun yerine şu tür sıkıntılar yaşıyoruz: Bazen müteahhitler anlaşamayabiliyorlar birtakım konularda, Kamu İhale Kurumuna götürüyorlar konuyu. Oradan mahkemelik olan bazı konular olabiliyor. Bazı yatırımlarımızda yer seçiminde sıkıntılar, yer bulmada sıkıntılar çıkabiliyor. Teknik birtakım sıkıntılar yaşayabiliyoruz. Yoksa tahsis ettiğimiz ödeneğin yüzde 100’ünü bile hiçbir yıl harcayamadık çünkü sahada birtakım, dediğim gibi, teknik aksaklıklar. Yoksa ödeneksiz kalmadı GAP bölgesi. Üniversitelerden teknokentlerine, hastanelerden okullara, kırsal alandan KOBİ desteklerine kadar, sadece sulama değil birçok alanda GAP bölgesinde çok ciddi  yatırımlar yaptık ve bunun sonuçlarını da görüyoruz. 200 binden fazla insanımız sadece bu son iki yılda istihdam edildi GAP bölgesinde, 200 bini aşkın insanımız. Bu önemli bir rakam bu bölge için. Tabii, bunun daha da artmasını arzu ediyoruz. Son çıkardığımız teşvik kanununda GAP bölgesinden yedi ilimiz -yanlış hatırlamıyorsam- altıncı bölgede, Adıyaman ilimiz beşinci bölgede, Gaziantep biraz daha yukarılarda. Bu teşvik sistemi de GAP bölgemizdeki özel sektör yatırımlarına çok ciddi bir katkıda bulunacak.

Biz şuna inanıyoruz: Bir bölgenin kalkınması için kamu ve özel sektör birbirini tamamlayıcı bir şekilde yatırım yapmalı. İşte, bir taraftan Eylem Planı’yla muazzam yatırımlar yapıyoruz bir  taraftan da bu özel sektöre sağladığımız teşviklerle inşallah GAP bölgesi -kalkınma literatüründeki ifadesiyle- kalkışa geçecek diye ben yürekten inanıyorum. Önümüzdeki dönem bir beş yıl daha uzatmayı düşünüyoruz Eylem Planı’mızı hem geçmişten demin bahsettiğim birtakım nedenlerle kalan projelerimizi tamamlamak hem de yeni GAP planını ortaya koymak için. Bu önümüzdeki dönem, eski GAP’ın kapandığı, yeni GAP’ın da açıldığı bir dönem olacaktır. Hiçbir bölgemizde kalkınma sona ermediği gibi, GAP bölgesinde de kalkınmamız sona ermeyecektir, devam edecektir. Sadece bir örnek vermek gerekirse GAP’ın suyunu değerlendirdiğimiz gibi güneşini de değerlendirmemiz lazım,  ticari potansiyelini de değerlendirmemiz lazım, turizmde de çok daha ileri noktalara gidebilmemiz lazım. Bu yeni dönemle ilgili de çalışmalarımızı yürütüyoruz. Kalkınma ajanslarımız kanalıyla olsun, GAP İdaremiz kanalıyla, Bakanlığımız kanalıyla olsun merkez ve yerelde yeni fikirler toplamaya çalışıyoruz. Tabii, sıfırdan başlamayacağız, bir zeminimiz var. Bu zemin üzerinden yeni dönemde yeni bir eylem planıyla beş yıl daha yolumuza devam edeceğiz.

Çok uzattım. Sağlık Bakanımıza yönelik çok sayıda soru vardı, burada tamamlamak istiyorum.

Çok teşekkür ederim.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Eski ve yeni GAP konusunda…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yaz nüfusları, hareketli nüfus ve doktor ihtiyacıyla ilgili bir soru soruldu. Bunları mümkün olduğunca, gücümüz yettiğince yani insan kaynağımız yeterli olduğu ölçüde yazın geçici görevlendirmelerle güçlendiriyoruz, bu yaz mevsiminde de aynını yapacağız.

Eskişehir’de Yunus Emre Hastanemizde, 600 yataklı ihalemizle ilgili, ihale bitti ve sözleşmesi zannediyorum dün itibarıyla tamamlandı. Bunun inşasına başlıyoruz. Kamu-özel ortaklığıyla birlikte yeni bir hastanenin de bu sene inşallah ihalesini bitireceğiz.

El cerrahisi konusunda artık bir ekip çalışması yapıyoruz, yani vatandaşlarımız bu hususta mağdur olmuyorlar. Çünkü el cerrahisini yapabilen ekiplerin sayısı Türkiye’de maalesef yetersiz. Dolayısıyla, gerekirse uçaklar ya da helikopterler dâhil olmak üzere vatandaşı taşıyabileceğimiz ortak bir sistem kurmuş durumdayız ama Kocaeli’nde de elbette el cerrahisiyle ilgili durumu geliştirmek lazım. Üniversitemizde bunu da çalışıyoruz.

Hamilelik testiyle ilgili olarak bizim herhangi bir genelgemiz yok. Bu hususta bir tek kaygımız var: Özellikle düşük gelirli ya da orta gelirli vatandaşlarımızın hamilelik sırasında takip edilmesini sağlamak ve annelerin hayatlarını kurtarmak, doğacak bebeklerinin sağlıklı olmasını sağlamak. Bunun dışında herhangi bir uygulamamız yok.

Kamuoyuna, gazetelere birtakım şeyler aksetti ama Bakanlığımızın bir genelgesiyle bunun uzaktan yakından alakası yok, açıklama da yapmıştık.

İl halk sağlığı müdürlükleri ve toplum sağlığı müdürlüklerine halk sağlığı uzmanlarını atıyoruz. Takdir edersiniz ki yöneticilik uzmanlıktan biraz farklı bir husus. Türkiye’de Sağlık Bakanlığında çalışan toplamda 150 halk sağlığı uzmanı var. Dolayısıyla bunların elbette hepsini yönetici yapamayız ama mümkün olduğu ölçüde yönetici olarak halk sağlığı uzmanlarını bu noktalara atamaya itina gösteriyoruz.

Bir ufak şey kaldı efendim, onu da müsaade ederseniz… Bu, engellilerle ilgili kurallar Avrupa Birliğinin de normları dikkate alınarak, direktifleri dikkate alınarak hazırlanmış kurallardır, raporlar bunlara göre veriliyor. Belki vatandaş zaman zaman bundan memnun olmuyor, olamıyor ama bu direktifler doğrultusunda belli standartlara göre raporlar tanzim ediliyor.

Sorular için teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, üçüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Madde 43 üzerinde üç önerge vardır, bu üç önerge de aynı mahiyettedir. Aynı mahiyette olan bu üç önergeyi okutacağım, aynı şekilde, bir şekilde işleme alacağım fakat talepleri doğrultusunda ayrı ayrı söz vereceğim.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 43. Maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Kazım Kurt                    Aydın Ağan Ayaydın

               İstanbul                               Eskişehir                               İstanbul

            Haydar Akar                      Fatma Nur Serter                       Musa Çam

                Kocaeli                                 İstanbul                                   İzmir

          Mahmut Tanal                      Namık Havutça

               İstanbul                                Balıkesir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Erkan Akçay                      Mustafa Kalaycı                 S. Nevzat Korkmaz

                Manisa                                  Konya                                   Isparta

  Hasan Hüseyin Türkoğlu                  Alim Işık                                  Ali Öz

              Osmaniye                              Kütahya                                 Mersin

          Mehmet Günal

                Antalya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              Erol Dora                   Abdullah Levent Tüzel                İdris Baluken

                Mardin                                 İstanbul                                  Bingöl

          Pervin Buldan                       Hasip Kaplan                           Altan Tan

                  Iğdır                                     Şırnak                                Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon bu okuttuğum önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak acaba?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Erol Dora.

BAŞKAN – Sayın Dora, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üçüncü bölüm 43’üncü maddesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde Hükûmetin sıkça Genel Kurula getirdiği torba kanun yöntemi tabii yeni bir yöntem değil. Roma hukukunda birbiriyle ilgisiz maddelerin yer aldığı ve tümünün birden tek bir kanun gibi işleme tabi tutulduğu karma kanunlara “leges saturae” adı verilirdi. Ancak, Roma, bu yöntemin sakıncasını ve ne tür siyasi yozlaşmalara yol açtığını görerek torba kanunları erken dönemlerden itibaren yasakladı ve bundan sonra tek konu ya da sıkı bağlantı içinde olan konuların aynı konuda yer alması zorunluluğunu getirdi. Roma’da torba kanun yapmayı akla getiren siyasi, ekonomik, stratejik, hukuki yollar ve gerekçeler neyse, birtakım farklılıklar olmakla birlikte, şu anda da aynı düşünce yapısıyla torba kanun yapılmaktadır. Ancak, Romalılar o tarihlerde bile torba kanunların siyaseten toplumu ve siyasetçiyi yozlaştırdığını fark ettikleri için torba kanun yöntemini yasaklayarak erdemli bir davranış içine girebilmişlerdir.

Şu anda dünyanın birçok yerinde, örneğin Amerika’da kırk üç eyalette torba kanun yasaklanmış, bu eyaletlerde “kanun tekliği ilkesi” anayasal bir zorunluluk olarak benimsenmiştir. Milattan önce 98 yılında Roma’nın siyasi yozlaşmalara sebebiyet verdiği endişesiyle kaldırdığı torba kanun uygulamasını günümüzde bu Mecliste konuşuyor olmamızı sizin takdirlerinize bırakıyorum. Görünen o ki, Romalı yasa yapıcılarının sahip olduğu etik ilkelere bizim fazlasıyla ihtiyacımız vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuştuğumuz yasa teklifinin kamuoyunda yarattığı en önemli beklenti atanamayan öğretmenlere kadro ihdas edilmesiyken, bu kadrolar sadece 30 binle sınırlandırılmıştır. Oysa son on yıllık süreçte öğretmen açığı inanılmaz bir şekilde artmış, atanamayan öğretmen sayısı bugün 350 bin dolayına ulaşmıştır. Her yıl yüz binlerce öğretmen atama beklerken on binlercesi ekmeğini kazanmak için ücretli öğretmenliğe mecbur bırakılmış ve sigortasız bir şekilde çalışmak zorunda kalmışlardır.

Öğretmenler, iktidarın uyguladığı bu neo politikalar sonucunda hem maddi hem manevi olarak sömürülmektedir, verdikleri emeğin karşılığı olarak iş bulamadıkları gibi öğretmenlik mesleği kutsallığını da toplum gözünde iktidarın eliyle kaybetmekte ve öğretmenlik mesleği diğer bütün alanlardaki gibi değersiz hâle getirilmektedir.

Sadece ocak ayından bu yana 4 öğretmen, son on yıldır da 32 öğretmen hayatına son vermiştir. Dört yıl boyunca ileride eğitim vereceği öğrencilerini düşünerek öğretmen olacağı günü bekleyen öğretmenler için hayat zindana dönüşmüş durumdadır. Hükûmetin öğretmenlere reva gördüğü işte budur.  Şimdi ise baskılara dayanamayan Hükûmet atama yapıyor ancak eğitim sendikalarının ortak görüşü, bu rakam Türkiye’deki öğretmen ihtiyacını kesinlikle karşılamamaktadır. Öğretmen atamalarında rakamın artırılması ve her şeyden önce öğretmenlerin özlük haklarının layıkıyla verilerek insanca yaşayabilmelerinin önünün açılması gerekmektedir.

Ülkemizin aydınlık yarınlarına kavuşması için çok daha fazla öğretmenin atamasının yapılması gerekirken 3 bini merkez, 27 bini taşra olmak üzere 30 bin polis kadrosunun ihdas edilmesi ayrıca düşündürücüdür. Bu kadar polis ihdasının amacı nedir? Demokratik bir ülkenin ihtiyacı polis kadrolarının artırılması değil öğretmen ve diğer meslek atamalarının yapılmasından geçer.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; torba yasalar bu ülkenin geleceğine ciddi zararlar vermektedir.  Komisyonlardan apar topar çıkarılan, kamuoyunun ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının üzerinde doğru düzgün tartışamadığı torba yasaların yerine, konunun tekliği ilkesi gereğince bir biriyle ilgili konularda yasa yapmanın daha sağlıklı olacağını ve Türkiye'nin de demokratikleşmesine daha fazla katkı sunacağını belirtiyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Milliyetçi Hareket Partisinden Sayın Günal, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) -  Teşekkürler Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kanunun birinci bölümü üzerinde konuşurken genel hatlarıyla bu uygulamanın yanlış olduğunu belirtmiştim. Çünkü bir taraftan, Adalet ve Kalkınma Partisinin Hükûmet programlarında ve uyguladığı politikalarda özelleştirme yanlısı bir görüş hâkimken, bir felsefe hâkimken, şimdi TÜBİTAK’ın ve ÖSYM’nin şirket kurmasının felsefenize de karşı olduğunu, işleyiş olarak da sıkıntı doğuracağını söylemiştik. “Böyle bir şey olacaksa da bir devlet matbaası kurun, o zaman bütün stratejik basımları orada yapalım.” demiştim. O nedenle böyle bir teklif verdik; çünkü bu, bir sorunu çözelim derken başka sorunlara yol açabilecek bir madde.

Bir taraftan, özelleştirme işlemlerinde yanlışlıklar olur, geri dönüşü imkânsız bazı olaylar çıkıp, siz burada çıkardığımız torbayla bunu değiştirerek, sonra Bakanlar Kurulu kararı çıkarırken bu kafa karışıklığını ben anlayamıyorum. Çünkü orada da yapılan yanlışlar vardı biliyorsunuz. 12 Haziranda bir Bakanlar Kurulu kararı yayınlandı; özelleştirmeye ilişkin bütün mahkeme kararlarını geçersiz kılıyor. Bunun dayandığı yer de nisan ayında çıkardığımız torba kanun. Onun dayandığı yer de, sizin herkesi dolaylı yollardan yönlendirerek diyeyim daha kibar tabirle, 12 Eylül Anayasası’nın içine soktuğunuz bir dayanak maddesiyle geldi. Şu anda, özelleştirmeyle ilgili yargının almış olduğu kararlar Bakanlar Kurulu kararıyla etkisiz hâle getirilmiş durumda. Yani bunun içerisinde neler vardı sizler hatırlıyorsunuz, ben bir daha hatırlatmış olayım neleri iptal ettiğimizi, buradan verdiğimiz yetkilerle, çıkaracağımız maddelerle nelere yol açtığımızı bilmemiz gerekiyor. Kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Bunlardan birincisi; TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76’sı biliyorsunuz yasalara aykırı şekilde olduğu için iptal edilmişti. İkincisi; Seydişehir Eti Alüminyum yine bir firmaya 2005 yılında verildi, 2007’de Danıştay iptal etmişti, yanında da bizim Oymapınar Barajı –Manavgatlı olduğum için söylüyorum- bonus olarak verilmişti. SEKA’yla ilgili, yine Balıkesir Kâğıt Fabrikasıyla ilgili vardı, Çeşme Limanıyla ilgili vardı, Kuşadası Limanı… Bunların hepsini buradan çıkardığımız bir kanunla verdiğimiz yetkiye dayanarak, Bakanlar Kurulu da 12 Haziranda çıkarmış olduğu bir kararla, maalesef yargı kararlarını tersine çeviren, uygulanmasını engelleyen, “Efendim, uygulanmasına imkân kalmamıştır falan.” diye -bu kanun çıkarken de söylemiştik size- maalesef böyle bir yola girildi. Tabii, bir taraftan bu kanunla bu karar ne yapıyor? Geçmişte yapılan işlemler nedeniyle Yüce Divandan kurtulmanızı sağlıyor ilgili bakanların -imzayı kim attıysa, milletvekillerinin değil- bir taraftan da bu usulsüzlükleri yapanlara yargı yolunu, yargı denetimini kapatmış oluyoruz.

Şimdi, böyle bir ortamda, özelleştirmeyle ilgili böyle tartışmalı şeyler varken, daha önce yapılan yanlışlar “Uygulanamaz hâle gelmiş, çetrefilleşmiş mahkeme kararlarını uygulamayalım.” diye Bakanlar Kurulu kararı çıkarırken, bir taraftan dönüp yeniden, bize “ÖSYM’nin bir matbaa kurmasını, baskı fabrikası kurmasını, neyse, şirket kurmasını, bunun için, bu işlemleri yapmak üzere böyle bir şey yapıyoruz…” Bu, anlaşılır gibi bir şey değildir. Daha önce söyledim, araştırma önergesi ve soru önergesi de verdik, maalesef bakanlarımız cevap vermediği gibi, burada da bunlar geçiyor.

Şu anda, tam da Fransa’nın Ermeni soykırımıyla ilgili, kendilerinin, sözde “soykırım” diye söyledikleri kanun tasarısı görüşülürken, onun aynı gününde Darphane Matbaası, baskıyı Fransız şirketlerine vermişti, hatırlarsanız. Şimdi, biz, iki tane çipli pasaportu, kimlik kartını, özel sınav kartını basacak Türkiye’de bir şey bulamıyor muyuz? Eğer yoksa, o zaman, dedim ki: “Merkez Bankası Matbaası var, başka matbaalar var, Devlet Malzeme Ofisinin bir sürü şeyi vardı, bunların hepsini…” “Efendim, burası verimsiz, kapatalım, hizmet alalım. Efendim, dışarıdan outsourcing yapalım…”, güzel. Şimdi ne oluyor peki? “Tekele düşmeyelim...” Arkadaşlar, bunları böyle acele değil, eğer orada bir sorun varsa, o sektörde, böyle torbanın içine sokuşturarak değil, eğer, sorun neyse onu getirin, tespit edin, başka kurumlarda olan sorunlara da bakalım, MERNİS sistemi uygulamaya giriyor, yeni kimlik var, yeni ehliyet var; ayrı ayrı bir sürü şey çıkarıyorsunuz.

Onun için, bunların hepsini, tek bir şekilde, devletin önemli ve stratejik kâğıtlarını basan bir matbaa yapalım. Bunu buradan çıkarın, daha sağlıklı bir şekilde geçirelim diyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

Cumhuriyet Halk Partisinden konuşmacı…

Buyurunuz Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ÖSYM’yle ilgili yapılan bir düzenleme konusunda söz almış bulunuyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi 43’üncü maddenin yasa metninden çıkarılmasını öneriyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi, burada, bu torba yasada ya da bu çuvala dönüşmüş büyük torbada ÖSYM’yle ilgili 10’a yakın, hatta 10’u aşkın madde var. Bu 10’u aşkın düzenlemeyi kim önerdi? ÖSYM önerdi. Burada ÖSYM Başkanını görebiliyor muyuz? Göremiyoruz. Bundan önceki maddeler görüşülürken de kendileri burayı teşrif etmemişlerdi, -o zaman saat gecenin on ikisi, işte biri, ikisiydi- bugün yine kendileri buraya lütfedip gelmemişler. Yani bu maddeleri buraya önerenler, Genel Kurulu bunun için saatlerce çalıştıranlar zahmet edip de buradaki muhalefetin iddialarını en azından yanıtlamak için, bakan aracılığıyla yanıtlamak, bu konuda bilgi vermek için bile bu Kurula gelmiyorlar, Genel Kurulu teşrif etmiyorlar. Bunu şiddetle kınıyorum.

İkincisi: Burada ÖSYM’yle ilgili 10’u aşkın madde var, millî eğitimle ilgili düzenlemeler var, ancak bunların hiçbirisi Millî Eğitim Komisyonuna gönderilmediği için burada biz karanlık bir alanda yol almaya çalışıyoruz.

Biz bu maddeye karşı çıkıyoruz. Niye karşı çıkıyoruz? Çünkü ÖSYM şirketler kuruyor, -daha önceki maddelerde bunlar görüşüldü, bu konudaki kaygılarımızı dile getirdik- bütün sınavla ilgili görevlerini, soru hazırlama dâhil, bu şirketlere devrediyor. Bununla da yetinmiyor, bu şirket organlarında ÖSYM Başkanı ve başkan yardımcıları görev alıyorlar. Görev almak da yetmiyor, bu şirket organlarında aldıkları göreve karşılık bir de para alıyorlar. Ee, “İnsaf!” denir buna, “İnsaf!”

Değerli arkadaşlar, 6114 sayılı ÖSYM Yasası’na baktığınız zaman şunu görürsünüz, diyor ki: “ÖSYM Başkanı ve yardımcıları tam zamanlı çalışırlar.” “Tam zamanlı çalışmak” dediğiniz zaman, bu kadar önemli görev yapan bir kurumda sürekli bulunmak, o kurumla ilgili pek çok iddia ve şaibe ortada dolaşırken bunlara sahip çıkmak ve kurumu yönetmek diye anlıyoruz. Ancak 6114 sayılı Yasa’da bir istisna getirilmişti, deniyordu ki: “Başkan ve yardımcıları tam zamanlı çalışırlar ama -istisna nedir- lisansüstü eğitime de katkıda bulunurlar.” Yani tam zamanlı çalışanlar kendi üniversitelerine gidebilirler, bu üniversitelerde ders verebilirler, bu üniversitelerde tez danışmanlığı yapabilirler ama adı “Tam zamanlı çalışma.” Şimdi, ikinci istisna getiriliyor: “Şirket organlarında görev alabilirler.”

Değerli arkadaşlar, bu mümkün değildir. Niye mümkün değildir biliyor musunuz? Üniversite öğretim üyesi olan Başkan ve bir başkan yardımcısının bir başka kurumda ücretli ya da ücretsiz herhangi bir biçimde iş görmesi mümkün değildir. Kaldı ki, bir başka kurumda, elbette bir kamu kurumunda veya bir sivil toplum kuruluşunda görevlendirilebilir ama şu kayıtla, bu kaydı şimdi sizlere okumak istiyorum, 2547 sayılı Kanun’un 38’inci maddesi: “Bunlara görev yapacakları kurumca bu ödeme dışında başkaca bir ödeme yapılmaz.” Yani, değerli arkadaşlarım, bir öğretim üyesi üniversiteden maaş alıyorsa, bir başka kurumda yani ÖSYM’de görevlendirildiyse; bir, üniversitedeki özlük hakları devam eder, maaşını alır; iki, ÖSYM’de görev yaptığı için maaşını alır ama üçüncü bir yerden ÖSYM aracılığıyla para alamaz. Bu son derece açıktır, yasa hükmüdür.

Dolayısıyla, bu maddenin biz metinden çıkarılmasını, yasa metninden çıkarılmasını öneriyoruz çünkü burada çok ciddi bir hukuki ihlal vardır, hukuk dışıdır. Gerçi siz hukuk dışı uygulamalara çok alışıksınız ama muhalefet olarak bizim de görevimiz sizi uyarmaktır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serter.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki bu üç önergeyi birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

43’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istemiştik Sayın Başkan.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

43’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 16.16

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 43’üncü maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre kısa bir söz talebim var efendim, mikrofondan konuşabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, teklifin 42’nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve 43’üncü maddenin yanlışlıklar içerdiğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gerek biraz önce kabul edilen 43’üncü madde gerekse önceki oturumlarda kabul edilmiş olan 42’nci madde Anayasa’ya çok açık bir şekilde aykırıdır. 42’nci maddede Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinin görevlerinin bir bölümünü kuracağı şirketler aracılığıyla yapmasına imkân verecek bir düzenlemeyi kanun dâhiline sokmuştur. Anayasa’nın 128’inci maddesine göre, kamu görevleri, kamu hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin asli ve sürekli görevler devlet ve diğer kamu tüzel kişileri eliyle yürütülür, bir şirket eliyle kamu görevinin yürütülecek olması Anayasa’nın 128’inci maddesine açıkça aykırıdır.

Yine görüştüğümüz 43’üncü madde, çok vahim birtakım yanlışlıklar içermektedir. “Yurt dışı temsilcilikler” şeklinde ifade edilen düzenlemeyle nerede, hangi ülkede, kaç, hangi kadrolarla kurulacağı belli olmayan bir yurt dışı koordinatörlüğü kurulmaktadır. Bunların yasada belirtilmesi gerekir, aksi takdirde yasama yetkisinin yürütmeye devri anlamına gelecek ve bu şekliyle Anayasa’ya aykırılık oluşturacak bir düzenleme yapılmış olmaktadır. Bu, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinin kuracağı şirketlerde ÖSYM personelinin, yöneticilerinin görev alacak olması, ayrıca, 2547 sayılı Kanun’un getirmiş olduğu temel ilkelere aykırıdır. Çok vahim düzenlemeler yapılmıştır. Ben, tekriri müzakere yoluna gitmek suretiyle bu maddeleri yeniden düzenlemeyi ve Anayasa’ya aykırılıkları gidermeyi öneriyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

2.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) (Devam)

BAŞKAN - 44’üncü madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 44. Maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Kazım Kurt                         Aydın Ayaydın

               İstanbul                               Eskişehir                               İstanbul

            Haydar Akar                         Engin Özkoç                           Musa Çam

                Kocaeli                                 Sakarya                                   İzmir

          Mahmut Tanal                      Namık Havutça

               İstanbul                                Balıkesir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Erkan Akçay                      Mustafa Kalaycı                   Mehmet Erdoğan

                Manisa                                  Konya                                   Muğla

  Hasan Hüseyin Türkoğlu                  Alim Işık

              Osmaniye                              Kütahya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              Erol Dora                           Levent Tüzel                        İdris Baluken

                Mardin                                 İstanbul                                  Bingöl

          Pervin Buldan                       Hasip Kaplan                           Altan Tan

                  Iğdır                                     Şırnak                                Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon bu okuttuğum önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisinden Sayın Tan, buyurunuz efendim.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 6114 sayılı kanunun 44’üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Şimdi, önce, bu 44’üncü maddede yapılmak istenen değişiklikle ilgili görüşlerimizi sizlere arz etmek istiyorum.

Burada ÖSYM’nin yaptığı her türlü imtihanlarla ilgili soru kitapçıklarının -yani elektronik ortamda olsun, diğer ortamlarda olsun- daha önceki kanun metninde bir yıl saklanması, muhafaza edilmesi öngörülmekteydi, cevapların ise iki yıl muhafaza edilmesi öngörülmekteydi. Şimdi nereden icap ettiyse, nereden böyle bir zaruret hasıl olduysa bu süreler soru kitapçıkları ve diğer elektronik ortam için altı ay, cevaplar için ise bir yıla indirilmektedir.

Tabii, bunun bir izahının olması lazım. Yani niye bu süreleri kısaltıyorsunuz? Çünkü Türkiye’de bir itirazın bile cevaplandırılma müddeti var. Bir imtihan oldu, haklılık oldu, haksızlık oldu, ne olduysa, vatandaş itiraz etti, kendi hakkıyla ilgili farklı bir talepte bulundu. Bunun cevaplandırılması için bir zaman gerekiyor ve bunlar da çoğu zaman ayları alıyor, hatta bazen yılları buluyor, bazen de mahkemelik olunuyor bununla. Yani bu cevap da vatandaşı tatmin etmiyor ama vatandaş bunun üzerine mahkemeye gidiyor ve daha sonra bununla ilgili bilirkişiler ve mahkeme karar veriyor.

Şimdi, bu muhafaza etme müddetinin neden kısaltıldığını, bu kadar kısaltıldığını doğrusu biz anlayabilmiş değiliz. Devletin yeterli depoları, arşivleri, ambarları mı yok? Yoksa, yine elektronik ortamda muhafaza edilebilecek teknik donanımlar mı yok? Doğrusu bunun bir mantıklı izahını bulamadık.

Diğer bir mantıklı izahını bulamadığımız şey de, bu torba kanun çıkarma mantığı. Biliyorsunuz bugün ABD’de –benden önce BDP Grubu adına söz alan arkadaşım da söyledi- 43 eyalette böyle bir düzenleme yasaklanmış. Hatta bunun daha eski müstenidatı, dayanağı var. Roma hukukunda bile yasaklanmış. Şimdi, Roma hukukunda bile yasaklanan bir uygulamayı bugün 21’inci yüzyıl Türkiye’sine getirip, sapı samanı, buğdayı, arpayı, mercimeği, ne bulduysa, şekeri, tuzu, hepsini aynı torbanın içine koymanın mantığı nedir, onu da anlayabilmiş değiliz. Yani neden bu düzenlemeler doğru düzgün, belli bir mantık silsilesi içerisinde, düzeni içerisinde takdim edilmiyor, komisyonlarda görüşülmüyor, ondan sonra yine diğer kanunların yasal prosedürünü takip ederek neden düzenlenmiyor, bunu da anlayabilmiş değiliz. Tabii şu söylenebilir: Ya, bunda anlaşılmayacak ne var, işte ben yaptım oldu mantığıyla, saldım bayıra Mevlam kayıra, güç bende, sayı bende, iktidar bende, ben istediğimi yaparım, istersem balla sarımsağı karıştırırım, istersem soğanla patlıcanı karıştırıp yerim, hiç alakası olsun olmasın bildiğimi yaparım derseniz, e bu da olur, buna da bir itiraz bu çerçevede olmaz. Onun için, bizim söylediğimiz, bunların doğru düzgün, kanunu yapılırken tartışılarak, düşünülerek, yetkililerden görüş alınarak ve bu yetkililerin, komisyonlarında, gelip meramlarını da anlatarak bizim klasik usullerimizle bu kanunların değiştirilmesidir.

Yine arkadaşlarım altını çizdi. ÖSYM Başkanı yok. Üstelik yine bu kurumla ilgili düzenlemeler çok kısa bir müddet önce gerçekleştirilmiş. Peki, çok kısa bir müddet önce gerçekleştirilen ve yapılan kanunu, daha üzerinden doğru düzgün bir zaman geçmeden, yani asırdan, on yıldan, yirmi yıldan bahsetmiyoruz, böyle bir zaman geçmeden neden değiştirme ihtiyacını hissediyorsunuz? Onun üzerinde değişiklik var. Bunun da bir mantığı yok. Mantığı ne? İşte çalakalem kanun yapılırsa, çalakalem kanunlar değiştirilirse üzerinden altı ay geçtikten sonra bunu tekrar değiştirme veya düzenleme ihtiyacı doğar. Aynı şey şike kanununda da oldu. Burada feryat ettik, figan ettik, daha bir yıl geçmeden tekrar bir şike kanunu geldi. Bugün yine tekrar şu madde oldu, bu madde olmadı diye tekrar tartışıyoruz.

Öğretmen kadrolarıyla ilgili de bir iki şey söylemek istiyorum. Bugün, Türkiye’de ihtiyaca cevap verecek kadar öğretmen var, yüz binlerce genç var öğretmen olmak isteyen ama hâlâ öğretmen açığı var, niye atamaları yapılamıyor, bunu da anlamak mümkün değil.

Biz bu maddenin çıkarılmasını istiyoruz.

Saygılarımı sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tan.

Milliyetçi Hareket Partisinden kim konuşacak?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Madde usulsüz ve kayırmacı işlemlerin ortaya çıkmasına engel olma yönünde kuşku vericidir. Bu itibarla, soru kitapçıklarının ve sınav cevap kâğıtlarının imhası için kanunda öngörülen sürenin kısaltılması uygun değildir.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, ÖSYM Başkanı yok, Sayın Bakan yok, o zaman AKP milletvekili arkadaşlarımın içerisinden özellikle Millî Eğitim Komisyonunda olan arkadaşlarıma sesleniyorum, daha sonra da duyarlı arkadaşlarıma sesleniyorum.

Bakın, 44’üncü maddeyle ilgili gelen olay şudur: “Elektronik ortamda yapılan sınavların kayıtları ile basılı ortamda yapılan sınavların cevaplarına ait elektronik veriler asgari on yıl süreyle arşivlenirler ve güvenli bir ortamda saklanırlar. Sınavlarda kullanılan soru kitapçıkları sınav sonuçlarının ilanından bir yıl sonra, cevap kâğıtları ise iki yıl sonra imha edilir.” idi; şimdi gelen, değerli arkadaşlarım, “Sınavlarda kullanılan soru kitapçıkları sınav sonuçlarının ilanından altı ay sonra ve cevap kâğıtları ise bir yıl sonra imha edilir.”

Şimdi size soruyorum çok ciddi olarak, arkadaşınız olarak. Az önce Sayın Akif Hamzaçebi dedi ki: “Anayasa’ya aykırı.” falan. Niye yasaya aykırı? Artık bu soruları, bu imtihanları kim yapıyor? Şirketler yapacak yani biz bu işi şirketlere devrettik. Peki, şimdi on yıldan bir yıla ve altı aya inmesinin nedeni nedir? Burada cevap vermiş, diyor ki: “Saklama süreleri uzun olduğu için çok maliyet oluyor, bunu aşağıya çekiyoruz.” Peki, sınavları yapan kim? Şirketler. Şirketler saklasın. Hayır, onları maliyetten kurtarıyoruz yani devlet bunca yıl kendisini maliyetten kurtarmamış, daha göreve başlamayan şirketi maliyetten kurtarıyor. Bu birinci sorum.

İkinci sorum şu arkadaşlar -lütfen, çok önemli- diyorum ki: Peki, bir dava açıldı. Bu şirketler bu imtihanı yapıyor. Öğrenci arkadaşlarımız dava açtı. Size soruyorum: Altı ay ve bir yıl içerisinde hangi dava sonuçlanır? Bir yıl sonra bir evrak istenirse, imha edildiğinde, buna nasıl bir cevap vereceğiz?

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu çok tehlikelidir, yanlıştır, şirketlerin menfaatine gibi gözüküyor ama öğrencilerin menfaatine değildir. Sevgili Başkanım, lütfen bunu bu kısa zamanda bir daha bir değerlendirelim. Bu yanlıştır.

Değerli arkadaşlar, bakın, Komisyonda tartışmadığımız için, bunları görüşemediğimiz için, Millî Eğitim Bakanım burada olmadığı için, seslenecek kimse bulamıyorum. Sizlere sesleniyorum: Bakın, 4+4+4’le ilgili Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Ahmet İyimaya dün dedi ki burada: “Bir arkadaşımız Millî Eğitim Komisyonunda roman okudu.”  Tamam…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Doğru.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Doğru mu? Doğru. Bak arkadaşım, ben de diyorum ki: Sayın…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bağırma!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Yani bir laf atarsan ben de sana laf atarım, benim konuşmamı çirkinleştirmiş olursun. Tamam mı arkadaşım? Sen benim ne dediğime bak. Ben sana sesimi duyurmaya çalışıyorum ama senin bir sesin yoksa, yapılacak bir şey yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Almanya’da seçilen parlamenter arkadaşımız İsmail Ertuğ, genişlemeden sorumlu üyeye -Size söylüyorum Değerli Arkadaşım, “Doğru” dediğiniz için- Stefan Füle’e sormuş, Avrupa Komisyonundan sorumlu olan arkadaşa -ne kadar ciddi dinlediğinizi görüyorum, siz gözlüklü arkadaşa soruyorum, sizi işaret edene- diyor ki: Komisyon, dört yıllık eğitimden sonra dokuz yaşındaki çocukların okuluyla ilgili, özellikle kız öğrencilerle ilgili ve Avrupa standartlarıyla ilgili 4+4+4’e, bakın ne demiş: “Komisyon, Türk Parlamentosu ve Türk toplumunda devam eden İlköğretim Yasası değişikliklerini yakından takip ediyor. Komisyon, eğitim sistemine yönelik önemli herhangi bir değişikliğin geniş danışma ve müzakereye tabi olması gerektiğine inanıyor ve bunun yapılmadığını dikkatle izliyor.” Şimdi, bu cevap size yeterli midir?

Ben o konuşmayı yaparken ne demiştim arkadaşlar? “Ben bu konuşmayı sadece bir tek şey için yapıyorum, yirmi dört tane sivil toplum örgütü, meslek odası ve okullarımızın değerli danışmanları bu konuda yorum yapmış. Bunu konuşalım, geniş müzakere edelim, öyle bunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirelim” dedim. On iki saatlik konuşmam, oradaki bu arkadaşların tüm söylemlerini orada dile getirmemdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sizlerle kavga etmiyoruz, sizlerle önerileri doğru bir şekilde, halkımızın yararına çıkarmaya çalışıyoruz. Karar yüce Meclisindir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkoç.

Aynı mahiyetteki bu üç önergeyi birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 44’üncü madde kabul edilmiştir.

45’inci madde üzerinde üç önerge vardır, ikisi aynı mahiyettedir, biri değildir, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 45 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                             Alim Işık

                 Konya                                  Manisa                                 Kütahya

        Mehmet Erdoğan           Hasan Hüseyin Türkoğlu            Yusuf Halaçoğlu

                 Muğla                                Osmaniye                               Kayseri

“Madde 45- 6114 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “amacıyla,” ibaresinden sonra gelmek üzere “sınav sorularının hazırlandığı, basıldığı, dağıtıldığı, muhafaza edildiği ve” ibaresi eklenmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 45. maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Kazım Kurt            Musa Çam            Aydın Ayaydın            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

  Eskişehir                İzmir                   İstanbul                                  İstanbul

Haydar Akar          Mahmut Tanal        Aytuğ Atıcı                    Namık Havutça

    Kocaeli                 İstanbul               Manisa                              Balıkesir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Erol Dora                               Levent Tüzel                               İdris Baluken

 Mardin                                     İstanbul                                        Bingöl

               Pervin Buldan                            Hasip Kaplan

                  Iğdır                                                Şırnak

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki bu iki önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

EROL DORA (Mardin) – Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teklifin 45. Maddesiyle, 6114 Sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapılmıştır. Ancak bu konu; Plan ve Bütçe Komisyonu’nun değil, Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nun ihtisas alanıdır. Bu nedenle, eğer bir değişiklik yapılacaksa bunun ilgili ihtisas komisyonda görüşülerek yapılması gerekmektedir. Bu nedenle, maddenin teklif metninden çıkarılarak ilgili komisyonda görüşülmesi gereklidir.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle ben Manisa değil, Mersin Milletvekiliyim, kayıtlarda bu şekilde düzeltilmesini rica ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin 45’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. ÖSYM yolsuzluklarına hiç bulaşmamış veya bu yolsuzluklardan hiçbir fayda sağlamamış herkesi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yine bir torba teklif ile karşı karşıyayız. Artık buna “torba” demek de yetmez, “çuval” demek lazım. Anlaşılan, başına çuval geçirilen AKP Hükûmeti hâlâ bu çuvalı çıkaramamış, nereye baksa torba görüyor, nereye baksa çuval görüyor.

Şimdi, ne diyor bu 45’inci madde, ona bir bakalım. 45’inci madde diyor ki: “Soruların hazırlandığı, basıldığı, dağıtıldığı, muhafaza edildiği yerlerde ve sınavın yapıldığı binalarda sınav öncesinde ve sınav esnasında sinyal karıştırıcı ve benzeri cihazlar kullanılabilir.” Eskiden sadece sınav yapılan yerde kullanıyordunuz, şimdi basımından dağıtımına her yerde sinyalleri karıştırıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, halkın nezdinde geçmişte saygınlığı olan ÖSYM’yi de güvenilir olmaktan ne kadar uzaklaştırdığınızın farkında mısınız bilmiyorum. Sizin getirdiğiniz bu yasalarla aslında siz ÖSYM’yi nasıl paçavraya çevirdiğinizi ikrar ediyorsunuz. Niye paçavraya çevirdiniz? Çünkü bugüne kadar istediğiniz yerlere öğrenci, memur yerleştiremiyordunuz. İktidara gelir gelmez ilk işiniz bunları değiştirmek oldu. Çünkü bu sınavlarda kısmen de olsa bir yarış vardı ama sizin dünya görüşünüze uymayan kişilerin, sizin gibi düşünmeyen kişilerin devlet kurumlarında çalışmalarına hiçbir şekilde tahammül edemediniz ve sınavın gizliliğini deldirmekle kalmadınız, âdeta kevgire çevirdiniz.

KPSS kopyacıları ortalıkta geziyor, ÖSS şifrecileri cirit atıyor. Her şey ayan beyan ortada. Gazeteciler bile kopyacıları tespit etti ancak Başbakanın -tırnak içinde- sözde talimatlarına rağmen, Başbakanın özel koruması altındaki MİT bu failleri bulup çıkaramadı. Bununla birlikte, emniyet ve savcılık da çıkaramadı tabii veya aslında çıkardı da bu suç örgütünün ortaya çıkarılmasından sonra ortaya çıkacak olan sonuçlardan korktunuz. Şimdi, korkunun izlerini görüyoruz. Ne yaptınız? Bir önceki maddede dediniz ki: Arkamızda iz bırakmamak üzere sınav kitapçıklarını, sınav kâğıtlarını derhâl imha ediyoruz. Niye? Birisi çıkar da hafazanallah, bizim ne işler yaptığımızı gösterir diye.

ÖSYM’nin görevlerini bir şirkete devrettiniz birkaç madde önce ve bu sizi panikletti. Niye panikletti biliyor musunuz? Çünkü sizin yapageldiğiniz işleri artık bu şirket yapar diye korktunuz, işte onun için de türlü türlü kanunlar çıkardınız. Yani herkesi kendiniz gibi zannediyorsunuz.

Şimdi ne yapıyorsunuz? Nasıl kanunlar çıkarıyorsunuz? İşte, bu 45’inci maddeyle her yere sinyal karıştırıcı koyuyorsunuz. Değerli arkadaşlar, aslında sinyal karıştırıcı koymanız belki iyi olur çünkü bu Hükûmetin yaydığı sinyaller bozuk, gerçekten bozuk. Eğer bir sinyal karıştırıcı koyarsanız belki Hükûmetin yaydığı sinyaller düzelir diye bir ümit ediyorum. Belki o zaman düzelebilir.

Bakın, size bir örnek vereceğim. Nasıl sinyallerinizin bozuk olduğunu, nasıl ortalığı karıştırdığınızı ve bunun yargıyla nasıl tespit edildiğini bir örnekle açıklayacağım.

Daha bu hafta içerisinde yüksek yargı bir karar açıkladı. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörlüğü kadro ilan etti, “Ben 35 öğretim üyesi alacağım.” dedi. Ankara Tabip Odası bunları inceledi ve dedi ki: “35 kadronun 32’sine şu şu isimler yerleştirilecek.” Daha hiç başvuru bile yokken, daha ilan yapılır yapılmaz “Bu 35 kadronun 32’sine bu insanlar yerleşecek.” dedi ve gitti, noterden bunu tespit ettirdi. Sonuçlar açıklandı, gerçekten bu 32 kişi buraya yerleştirilmişti. Şimdi, Allah’tan reva mı? Bu sinyal bozuk değil de nedir? Bu sinyali düzeltmediğiniz sürece herkesin vebali üstünüzde olacak. Ne oldu? Yüksek yargı bunu bozdu. Tekrar iptal ettirdiniz, tekrar bozdu. Yani ne yaparsanız yapın, yargıya artık istediğiniz gibi müdahale ediyorsunuz ama yine de helal süt emmiş insanlar yine de sizin yaptıklarınıza bazen “Dur” diyorlar. İşte, evvelki gün de yapacağınızı yaptınız, 3’üncü yargı paketiyle bunları da hallettiniz. Bütün bunlar için bir araştırma önergesi verdim, samimiyseniz çıkarın, kabul edin, ÖSYM ne yapmış, hep beraber araştıralım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Aynı mahiyetteki bu iki önergeyi birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 45 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                              Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları  

“Madde 45 - 6114 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “amacıyla,” ibaresinden sonra gelmek üzere “sınav sorularının hazırlandığı, basıldığı, dağıtıldığı, muhafaza edildiği ve” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Halaçoğlu konuşacaklar.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Muhterem Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, çocuklarımız ilkokuldan itibaren bir yarış atı gibi sınavlara hazırlanıyorlar ve onlar eğitim görecekler ve bu ülkeye hizmet edecekler diye büyük bir gayret gösteriyorlar, neredeyse, gençliklerini, çocukluklarını yaşamıyorlar. Bu, onlar üzerinde de önemli bir travma bırakıyor ancak tabii ki bir sınavla da okullara alınıyorlar. Bunların en önemlilerinden bir tanesi ÖSYM’nin üniversite sınavları ve 1 milyon 800 binin üzerinde öğrenci bu sınavlara giriyor. Bunların emniyetli bir şekilde yürütülmesi son derece önemli. Bundan önceki yapılmış hataların veya sınav sorularının çalınmasının sonuçları ne oldu, kimse tarafından pek bilinmiyor ancak şurasını ifada edeyim: Gerçekten bu madde şu bakımdan önemli, sadece sınavların yapıldığı binalar değil, sınavların hazırlandığı, basıldığı, muhafaza edildiği yerlerde de bu şekilde sinyal karıştırıcıların yer alması son derece önemli. Bu bakımdan, bu maddenin bu bölümünü tabii ki onaylıyoruz ancak şunu ifade etmek isterim: Şimdi, hakikaten 1 milyon 800 binin üzerinde insanın vebalini ve sorumluluğunu üzerimize alıyoruz ve onlara adaletle yaklaşmamız gerekir.

Bu sınav sorularının hazırlandığı yerler son derece büyük önem taşıyor. Geçmiş dönemde özellikle seçim pusulalarının basıldığı yer olarak da Türk Tarih Kurumu Basımeviydi. Biz, orada önemli bir güvenlik sağlamıştık ve içeriye giren bütün işçiler yirmi sekiz gün boyunca dışarıya çıkmadıkları gibi yiyecekleri orada hazırlanıyordu ama bugün artık teknoloji sebebiyle çok daha farklı bir ortam bulunmaktadır ve sorular bir şekilde dışarıya çıkarılabilmektedir. Nitekim, buralardan çıkarıldıktan başka, götürüldükleri sınav salonlarından önce de soru kitapçıklarının çalındığı veya bir başka şekilde dışarıya çıkarıldığı hep gözlenmiştir ve ortaya konmuştur. Dolayısıyla, bunların önüne geçilmesi geleceğimiz açısından, çocuklarımızın gayretlerinin yerine oturması açısından son derece büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla, 45’inci maddede yer alan, sınavların güvenliğinin sağlanması konusundaki bu maddenin içeriğinin doğru olduğu düşüncesindeyiz ve bundan sonraki dönemlerde gençlerin başkalarıyla rekabet pozisyonunda sınav sorularının başkalarının eline geçerek diğerlerine haksızlık yapılmasının önlenmesi son derece büyük önem taşımaktadır.

Ama tabii, konu sadece bununla yeterli değildir, bunun ötesinde, sınav sorularını hazırlayan kişilerin, farklı şekillerde kişiler hazırlayıp bunlardan bazılarının seçilmiş olmasına rağmen, bunların hazırladıkları soruların da bir şekilde başka kurumların eline geçmemesi gerekir. Yani birtakım kişiler, diyelim ki 5 kişi, 10 kişi, 100 kişi, sınav sorularının hazırlıklarını yapıyorlar, hazırlıyorlar. Her biri, diyelim ki 10’ar tane soru hazırlıyor. Sonra bunlar bir grupta toplanıyor ve bunların hangisinin seçileceği belli değil. Diyelim ki 500 tane soru hazırlanmış, bunlardan 100 tanesi belli olacak fakat bu 500 sorunun da başkalarının eline geçmesinin muhakkak önüne geçilmesi lazım çünkü o 100 soru nasıl olsa çıkacak, o 500 soru içinden çıkacağı için bunların da önlenmesi gerekiyor yani bunun içerisine, soruları hazırlayanların hazırladıkları sorularla ilgili de birtakım önlemlerin getirilmesi son derece büyük önem taşımaktadır.

Demin söylediğim gibi, gerçekten, hepimizin çocukları, sanki bir yarış atı gibi sınavlara hazırlanmaktalar, gençlikleri yok, çocukluklarını yaşamıyorlar, tatil yapmıyorlar âdeta ve bunların hakkını haklı olarak vermek zorundayız.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaçoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 45’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde 45 kabul edilmiştir.

Madde 46 üzerinde üç önerge vardır, bu üç önergenin ikisi aynı mahiyettedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 46 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                      Mehmet Erdoğan

                 Konya                                  Manisa                                   Muğla

  Hasan Hüseyin Türkoğlu                  Alim Işık

              Osmaniye                              Kütahya

"Madde 46- 6114 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"Geçici Madde 2- (1) 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 15 inci maddesinin (b) fıkrası hükmü, anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 12 nci maddesinin ikinci fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihten sonra 6 ncı maddenin sekizinci fıkrası uyarınca görevlendirilenler hakkında 31/12/2017 tarihine kadar uygulanır."

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 46. maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ederiz.

            Celal Dinçer                 Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Musa Çam

               İstanbul                                İstanbul                                   İzmir

             Kazım Kurt                           Veli Ağbaba                          Ali Serindağ

              Eskişehir                                Malatya                               Gaziantep

                                                       Bülent Kuşoğlu

                                                              Ankara

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                     

              Erol Dora                           Levent Tüzel                        İdris Baluken

                Mardin                                 İstanbul                                  Bingöl

          Pervin Buldan                       Hasip Kaplan                                  

                  Iğdır                                     Şırnak                                       

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki bu iki önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

EROL DORA (Mardin) – Gerekçe efendim…

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

Teklifin 46. Maddesiyle, 6114 Sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'da değişiklik yapılmıştır. Ancak bu konu; Plan ve Bütçe Komisyonu'nun değil, Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu'nun ihtisas alanıdır. Bu nedenle, eğer bir değişiklik yapılacaksa bunun ilgili ihtisas komisyonda görüşülerek yapılması gerekmektedir. Bu nedenle, maddenin teklif metninden çıkarılarak ilgili komisyonda görüşülmesi gereklidir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinden kim konuşacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) -  Efendim, Ali Serindağ…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Serindağ. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 302 sıra sayılı Teklif’in 46’ncı maddesi üzerine verilen değişiklik önergesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, maddeye bakınca, maddenin pek çok yere atıf yaptığı, maddenin atıf yaptığı maddelerin de başka maddelere, başka kanunlara atıf yaptığı görülecektir. Yani uygulayıcılar, kanunların takibinden ve kanunların hangi hükmü içerdiğinden ötürü uygulamayı sağlıklı yapamamaktadırlar. Çünkü kanunların hangi metinde yer aldığı konusunda azami gayret gösterilmesi gerekmektedir.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine bakıyoruz, aynen şöyle diyor: Bazı Kanunlarda (torba kanun) Değişiklik Yapılmasına Dair vesaire diye gidiyor. Şimdi, iktidarınızın sayesinde, AKP’nin sayesinde hukuk literatürüne yeni bir deyim kazandırıldı, torba temel kanun.

Şimdi, değerli milletvekilleri, temel kanunun nasıl olması gerektiği, temel kanunların hangi özellikleri taşıması gerektiği Meclis İç Tüzük’ünün 91’inci maddesinde belirtilmiş. Biz 91’inci maddeye bakıyoruz, 91’inci maddedeki özellikleri taşıması için bir kanunun torba kanun olmaması lazım. Yani bir kanun hem torba kanun hem temel kanun olmaz. İkisinden bir tanesini tercih edeceksiniz, ya temel kanunu tercih edeceksiniz veyahut da torba kanunu tercih edeceksiniz. İkisinin beraber olması mümkün değil. Bunu sizin dikkatinize sunuyorum.

Niye böyle? Muhtemelen herhâlde öyle bir yerlerden talimat geliyor, öyle. Onun için bunu uyguluyorsunuz. Ama, millet bizi seçerken, millet adına yasama yetkisini kullanalım diye seçti. Bakınız, biz, yasama yetkisini bu şekilde kullanamıyoruz.

Demin konuşan bir arkadaşım ifade etti, esas komisyona havale edilmiş ama esas komisyonun dışında bu tasarı altı komisyona tali komisyon olarak ayrıca havale edilmiş. Mesela ben İçişleri Komisyonu üyesiyim, biz görüşmedik. Aslında ben, bu tasarının İçişleri Komisyonuna havale edildiğini de burada duydum, çünkü biz bilmiyorduk. Sayın Başkana da buradan sesleniyorum: Bizim, Komisyon üyeleri olarak Komisyona gelen tasarı ve tekliflerden bilgimizin olması lazım. Kaç gündür toplanmıyoruz. Niye toplanmıyoruz? İşimiz ne? Biz niye buraya geldik? Vatandaş bizi niye seçti? Kanunları yapalım diye, iyi yapalım diye, ihtisas komisyonlarında bu kanunları görüşelim diye. Bu kanunlar ihtisas komisyonlarında görüşülmeyecekse, biz yasama yetkisine katılmayacaksak niye millet bizi buraya seçti? Sadece milletvekili olmak için seçilmedik ki. Varsa birikimimizi intikal ettirelim diye seçti bu millet bizi.

Şimdi -demin de söyledim- “Niye oluyor biliyor musunuz? Bir kişi öyle karar veriyor, siz onu uyguluyorsunuz. Partinizin Sayın Genel Başkanıdır, elbette talimatlarını uygulayacaksınız, ona bir şey demiyoruz ama burası Meclis, Millet Meclisinin nasıl çalışması gerektiği hususunda hiç olmazsa inisiyatif kullanın.

Ne yapıyor? Şimdi -burada not aldım neleri Sayın Başbakanın talimatıyla yapmanız gerektiği hususunda- en sonunda da, kimin kaç çocuk yapacağına, doğum yönteminin ve boğaz köprüsünün nerede olacağına, tiyatrolarda hangi oyunların oynanacağına kadar Sayın Başbakan karar veriyor.

Yani ben şunu diyorum:  Sayın Başbakan -tekrar ediyorum- elbette partinizin Genel Başkanıdır, elbette talimat verir, elbette yerine getirirsiniz ama müsaade buyurun, hiç olmazsa şu yasama yetkimizi yerine getirelim, milletin bizden beklediğini sunalım. Millet bizi değerlendirsin. Nasıl değerlendirecek bizi? Millet nasıl değerlendirecek bizi? Buradaki çalışmalarımızla değerlendirecek. Biz çalışma fırsatı bulamıyoruz ki, çalışma fırsatı bulamıyoruz. O nedenle Sayın milletvekilleri, gelin şu Meclisi sağlıklı çalıştıralım. Yasalar buraya gelsin, çoğunluğunuz var, gene istediğiniz tasarıyı istediğiniz şekilde geçirirsiniz onda bir sorun yok ama bizim de bu tasarılara, bu tekliflere katkı yapmamıza imkân vermeli bu Meclis çalışmalarıyla.

Ben burada Sayın Meclis Başkanına da sesleniyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Aynı mahiyetteki bu iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 46 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     

                      Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

"Madde 46- 6114 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"Geçici Madde 2 - (1) 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 15 inci maddesinin (b) fıkrası hükmü, anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 12 nci maddesinin ikinci fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihten sonra 6 ncı maddenin sekizinci fıkrası uyarınca görevlendirilenler hakkında 31/12/2017 tarihine kadar uygulanır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

Maddede ifade edilen hükümlerin 5 yıl uygulanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

46’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

46’ncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 17.04

 DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 46’ncı maddesinin oylamasında karar yeter sayısı istenmişti ve bulunamamıştı.

Şimdi maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 46’ncı madde kabul edilmiştir ve karar yeter sayısı vardır.

Teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

47’nci madde üzerinde iki önerge vardır…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Geri çekiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergenizi çektiniz.

O zaman 47’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M  Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 47. maddesine bağlı Geçici 2. maddesindeki “347” ibaresinin madde metninden çıkartılarak, maddenin sonuna “Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu         Mehmet Doğan Kubat                 Bülent Turan

               İstanbul                                İstanbul                                İstanbul

             Kazım Kurt                            Musa Çam

              Eskişehir                                  İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Katılıyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Konuya açıklık kazandırmak amacıyla.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilmiş bu önerge doğrultusunda 47’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

48’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M  Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa tasarısının 48. maddesinin (c) fıkrasındaki % 70’e kadar olan ifadenin % 80’e kadar olarak değiştirilmesini arz ederiz.

            Celal Dinçer                 Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Musa Çam

               İstanbul                                İstanbul                                   İzmir

             Kazım Kurt                        Bülent Kuşoğlu                       Veli Ağbaba

              Eskişehir                                Ankara                                  Malatya

                                                          Hasan Ören

                                                              Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 48 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                             Alim Işık

                 Konya                                  Manisa                                 Kütahya

        Mehmet Erdoğan           Hasan Hüseyin Türkoğlu             Muharrem Varlı

                 Muğla                                Osmaniye                                Adana

"Madde 48- 3/6/2011 tarihli ve 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"c) Organize sanayi bölgeleri ve endüstri bölgelerinin planlanmasına, kuruluşuna, yapılaşmasına ve işleyişine ilişkin mevzuatla verilen görevleri yapmak, organize sanayi bölgelerinin altyapı yatırımları ile sanayi sitelerinin altyapılarının tamamını ve üstyapı tesislerinin yüzde yetmişe kadar olan kısmını kredi ile desteklemek, destekleme şart ve niteliklerini belirlemek ve denetlemek, işletmelerin rekabet edebilirliğini artırmak amacıyla kümelenme girişimlerine ait politikalar geliştirmek ve uygulamak, kümelere hibe desteği sağlamak, uygulama sonuçlarını izlemek, denetlemek ve değerlendirmek."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 48’inci maddede OSB’lerin kuruluşu ve endüstri bölgelerinin kuruluşu planlamasıyla alakalı bir değişiklik önergemiz var. Tabii, organize sanayi bölgeleri bir bölgenin, bir ilin gelişmesinde çok önemli katkı sağlayan kuruluşlar.

Sayın Bakanım, bu konudan sizin de bilginiz var, biliyorsunuz, Ceyhan organize sanayi, aşağı yukarı beş yıldan beridir bir türlü, mücadele verilmesine rağmen kurulamıyor. Ceyhan’daki bütün odalar hemfikir, bütün odalar bu konuyla alakalı çalışma yapıyor. Sizden önce Sayın Zafer Çağlayan bakandı, onunla da görüşüldü. Bir kanun değişikliği yapılması gerekiyor, yapılamadı, bir türlü bu organize sanayi bölgesi kurulamadı. Diyeceksiniz ki: “Yüzde 75 doluluk oranına takılıyor.” Yüzde 75 doluluk oranında Adana ile Kozan Organize Sanayisini birleştirir üst üste koyarsanız elbette ki yüzde 75 doluluk oranını bulmak mümkün değil. Zaten Adana’daki Organize Sanayi tam doluluk oranını yakalamaya yaklaşmışken Adana’daki Organize Sanayinin alanını büyüttünüz. Dolayısıyla bu doluluk oranını yine yakalayamadık ve Ceyhan’daki organize sanayi bir türlü kurulamadı her türlü mücadeleye rağmen.

Adana’da Özel İdarede il genel meclisi üyelerinin oylarıyla 1/100.000’lik haritaya Ceyhan Organize Sanayi işlenmiş olmasına rağmen Adana Valiliği bunu yeniden reddetti. Reddediş sebebi de, organize sanayinin Özel İdareye başvurmamış olması gerekçesi. Dolayısıyla bir türlü organize sanayi kurmayı gerçekleştiremedik.

Biz şimdi yeni bir teklifle inşallah Bakanlığın huzuruna geleceğiz; Burayı ihtisas organize sanayi olarak düzenlemek istiyoruz, çünkü bu bölge önemli bir bölge, bu bölge her zaman sizin övündüğünüz, zaman zaman da hava attığınız enerji bölgesi, “Dünyanın Rotterdam’ı olacak.” dediğiniz bir bölge. Bu bölgede organize sanayinin bir an önce kurulması ve işlevini yürütmesi lazım. Eğer organize sanayi kurulursa bu bölgede yatırımlar açılacak, ama biz bir türlü bu organize sanayiyi kurmayı başaramadık, beceremedik, çünkü türlü türlü, değişik değişik engellerle karşılaşıyoruz, onun için bu organize sanayinin bir an önce kurulması Adana’nın ve Ceyhan ekonomisinin çok büyük faydasına olacaktır.

Yine, bu yasaya her şeyi koydunuz, birçok şeyi koydunuz, hiç ilgisi, alakası olmayan, birbiriyle benzeşmeyen, birbiriyle örtüşmeyen birçok şeyi koydunuz, ama çiftçiyle alakalı, tarımla alakalı hiçbir şey yok. Neden yok? Yani bu ülke tarımın en çok yapıldığı, en çok çiftçinin yaşadığı bir ülke değil mi? Ama ne yazık ki bu yasada, torba yasada çiftçiyle alakalı, çiftçinin gelişmesiyle, büyümesiyle, yatırımlarıyla alakalı hiçbir şey yok, dolayısıyla her zaman olduğu gibi yine çiftçi göz ardı ediliyor, çiftçi yok sayılıyor.

Burada zaman zaman konuşuyoruz, işte, Sayın Bakan çıkıyor cevap veriyor, diyor ki: “Biz şu yatırımları yaptık, bu yatırımları yaptık, efendim, biz şu destekleri verdik, bu destekleri verdik.” Ya, senin gübreden, mazottan aldığın verginin karşılığında çiftçiye vermiş olduğunu oranla, bir karşılaştır bakayım, kaçta kaçını veriyorsun sen çiftçiye geri, çiftçiden aldığının kaçta kaçını çiftçiye veriyorsun, hayvancılıktan aldığının kaçta kaçını geri hayvancılık yapan insanlara veriyorsun?

Ortada bir kavram kargaşası var, insanları aldatarak, kandırarak, insanları uyutarak bir siyaset yapılmaya çalışılıyor, dolayısıyla da çiftçi iyi durumda değil. Bu torba yasada biz bekliyorduk ki çiftçiyi destekleyecek, çiftçiyi kalkındıracak, çiftçiyi bir adım daha ileriye taşıyacak bir yasayla karşımıza gelseydiniz belki çok daha olumlu, çok daha güzel olacaktı, ama ne yazık ki yok.

Yine, devri iktidarınızda Adana sanayisi ne yazık ki çöktü. Adana’da işsizlik oranı çok yüksek. Adana, şu anda belki de Türkiye’de hâlâ işsizlikte birinciliğini koruyor ama inşallah bunların hepsini yakın zamanda değiştireceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Varlı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M  Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa tasarısının 48. maddesinin (c) fıkrasındaki % 70’e kadar olan ifadesinin % 80’e kadar olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                              Celal Dinçer (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?..

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ören, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin yani torba kanunun 48’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Dün, Sivas katliamının 19’uncu yıldönümüydü. Orada yaşanan acıları bu yıl da hep beraber, birlikte gördük, yaşadık ve oraya giden milletvekillerimiz de… İnanın, on dokuz yıldır sonuçlanmayan, hukuken bir sonuca varılmadan faillerinin dışarıda kalması veya sonuçlandırılmamasından dolayı hepimizin o vahşetle, o katliamla ilgili derin üzüntüleri devam etmektedir.

Geçen hafta salı günü İstanbul’da Tamer Uyguner isimli bir polis memuru çok yoğun çalışmaktan dolayı vefat etmiştir, hepiniz gazetelerden öğrenmişsinizdir. Gerçekten, polislerin bu yoğun çalışmasından dolayı, on sekiz saatlik çalışmadan dolayı da arkadaşımız vefat etmiştir, şehit olmuştur. Ailesine başsağlığı ve sabır diliyorum.

Her çıkan konuşmacımız da burada uzun çalışmayla ilgili düşüncelerini aktardı. Biz de Parlamentoda rekorlar kırıyoruz; yirmi beş saat, yirmi altı saat, yirmi yedi saat gibi uzun sürelerde çalışıyoruz. Aslında dün akşam yaşananlar her zaman bu Parlamentonun başına da Allah göstermesin böyle şeylerin gelebileceğinin bir habercisiydi. Aylar önce, çok fazla tartışmalarda bu alana çıkmamama rağmen, yine böyle uzun süreli bir çalışma temposunda sabahın saat beşinde kendimden geçmiş vaziyette şurada buldum kendimi. Ama tabii ki, bu benim istediğim bir olay değildi, yorgunluğun verdiği bir olaydı. Dün akşam yine aynı olayla karşı karşıya kaldık. Hatta AK PARTİ Konya Milletvekili Mustafa Akış “Gecenin ilerleyen saatlerinde sinirler iyice gerilmişti, nasıl o hâle geldiğini anlayamadım. Kavgayı önlemek için gittim, kavganın içinde kendimi buldum.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, yani biraz da espri katalım ama eğer otellerde rezervasyonlarınız varsa iptal ettirin. Yani burada üç gün çalışma, beş gün fazla çalışma hangi birimizi neden alıkoysun? Bu yasalar çıkacak ise illa ki, yirmi dört saat, yirmi beş saat çalışmak zorunda mıyız? Ama ben bunu düşündüm. Bu Parlamentoda sizlerin de talebi değil bu, grup başkan vekillerinin de talebi değil bu. Peki, yirmi altı saat, yirmi yedi saat, otuz saat çalışılmasını isteyen zihniyet, düşünce kim? Grubunuzda öyle bir şey gelişti ki, Başbakan ne söylerse onu yapıyorsunuz. Yapın, yapılmakta da bir problem yok ama kusurun nerede olduğunu araştırdığımda şurada buluyorum: Eğer bu sıralarda gelip milletvekilliği yapmadıysanız, grup başkan vekilliklerinden gelmediyseniz, idare amirliği, divan kâtipliği yapmadıysanız bu Parlamentoyu anlamanız mümkün değildir. Başbakan da, Başbakanın geliş sürecine baktığınızda, bu Parlamentoda hiçbir koltukta görev yapmamış, emredici makamlarda olmuş; il başkanlığı, belediye başkanlığı, milletvekilliği ama milletvekilliği de Başbakanlık. Onun için burayı anlamıyor, buradaki olayın ne olduğunu bilmiyor. Gece kendisi uyur iken buradaki milletvekillerinin yirmi yedi saat sonunda nasıl sinirlerinin gerildiğini… Allah göstermesin, hangi gruptan olursa olsun, halkın temsilcilerinin halkın iradesiyle teşekkül etmiş bu Parlamentoda -içimizde daha ileri yaşlarda olan arkadaşlarımız var- o yorgunlukla başına bir şey gelmiş olsa bu sorumluluğu kaldırabilir misiniz? Grup başkan vekilleri Parlamentoda Başbakanın, Genel Başkanın sözcüleridir ama biz görüyoruz ki, yirmi beş saat içerisinde, grup başkan vekilleri inisiyatif kullanmaktan kendilerini kenara itiyorlar. O zaman ise istenilen düzeyde buradaki çalışma verimli olmuyor. Değerli arkadaşlarım, Meclisin uzun çalışmalarının doğru olmadığına inanıyorum. Eğer biz yasama isek, yasamanın üzerinde iktidarın bu kadar baskı yapmasını kabullenmek mümkün değildir.

Gelelim, OSB’lerle ilgili 48’inci maddeye, maddenin özüne. Değerli arkadaşlarım, OSB’ler istenildiği gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ören.

HASAN ÖREN (Devamla) – 50’nci maddede de konuşmam olduğu için, ikincisine buradan devam edeceğim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

48’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 48’inci madde kabul edilmiştir.

49’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 49. maddesindeki “teşkilatından” ifadesinin “teşkilatlarından” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla,

            Celal Dinçer                 Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Musa Çam

               İstanbul                                İstanbul                                   İzmir

             Kazım Kurt                            Ali Sarıbaş                           Veli Ağbaba

              Eskişehir                             Çanakkale                               Malatya

         Bülent Kuşoğlu

                Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 49 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                             Alim Işık

                 Konya                                  Manisa                                 Kütahya

        Mehmet Erdoğan           Hasan Hüseyin Türkoğlu

                 Muğla                                Osmaniye

MADDE 49- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"(1) Bakanlık, merkez ve taşra ile yurtdışı teşkilatından oluşur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisinden kim konuşacak acaba?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılabilir hâle getirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 49. maddesindeki “teşkilatından” ifadesinin “teşkilatlarından” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla,

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 49’uncu maddesinde değişiklik yapılması teklifi üzerine söz almış oluyorum. Bu arada, bu vesileyle hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Yine, 2 Temmuzda Sivas’ta yaşanan bu vahşi katliamı kınıyorum, bundan sonra da bir daha aydınlarımız öldürülmesin diliyorum.

Çok değerli milletvekilleri, çok kez söyledik, çok kez ifade ettik yani gerçekten Türkiye’de yasamanın yürütmenin emrinde olmamasını ve bu anlamda, gerçekten 1982’de çıkan Anayasa’nın hâlâ yürürlükte olan kanun hükmünde kararname çıkarma yetkilerinin hâlâ kullanılması, bir taraftan özgürlükler bir taraftan farklı ifadelerin karşısında olduğumuzu ifade etmemize rağmen, hâlâ bu Anayasa’nın 87’nci maddesine göre kanun hükmünde kararnamelerle Meclisimiz baypas edilmektedir. Bu anlamda da özellikle seçim öncesi hızlandırılmış bir şekilde Türkiye gündeminden kaçırılan ve içeriğinin gerçekten ne olduğunu hiçbirimizin bilmediği kanun hükmünde kararnamelerle Türkiye’deki devlet kurumlarının ve bakanlıkların hem isimleri hem içerikleri konusunda ciddi bir yasalaşma yapılmıştır. Bu anlamda, bunun sonucunda, 3 Haziranda hızlı bir şekilde yapılan bu kanun hükmünde kararname bu kadar kendilerine ait olmasına rağmen, yine de hataların yapıldığını görüyoruz. Bakın, bir yıl geçmesine rağmen, bu bir yıllık süre içerisinde Sanayi Bakanlığının yapmış olduğu bu yasalar konusunda yine altı tane değişiklik ya da ekleme teklifi gelmiştir. Şimdi, bu kadar özel hazırlanan ve gerçekten de bu kadar süre içerisinde bürokratlarla hazırlanan kanun hükmünde kararnamelerin… Yasama ile yürütmeyi karıştırarak kendisine yasama görevini alan Hükûmetin, şimdi bunu da doğru yapmadığını görüyoruz.

Bunun için de burada bu önergem çok net. “Taşraya ilave olarak yurt dışında da teşkilatlanır.” diyorsunuz. Peki, yurt dışında bir yerde mi açacaksınız? Bu kadar da, bunu göremeyecek kadar da doğru bir kelimeyi bulamadınız mı? Bu teklif yasalaşırsa ikinci bir yerde açma şansınız yok. Onun için, bu önergemin de kabul edilmesini istiyorum.

Ancak tabii, bu arada doğru olan şey şu: Burada yasa yapma tekniğimiz ve yasama çalışmaları gerçekten doğru yapılmış olsaydı, buradaki bu kanunlar gerçekten kamuoyunda tartışılarak Parlamentonun işleyişi içerisinde doğru yapılsaydı, bu hatalar yapılmasaydı on bir ay önce, on iki ay önce yapılan kanun hükmünde kararnamenin buraya gelmesine gerek yoktu.

Şimdi, burada şunu ifade etmek istiyorum: Organize sanayi bölgelerinden… Çanakkale’de iki tane organize sanayi bölgemiz var; bir tanesi Biga’da, bir tanesi de Çanakkale’de. Burada sadece kanun yapmak ya da organize sanayi bölgelerini ilan etmek yeterli değil. Buradaki üretime, yani sanayileşmenin bugünkü çağdaş anlamda Türkiye'nin gerçekleriyle ticaretin dışında gerçek üretmeyi burada teşvik etmek, o üretime, emeğinin karşılığında insanlara iş yaratabilmenin gereklerini yapmaktır. Sanayi Bakanlığının esas işlevi budur. Bu anlamda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının özellikle bölgemizi -Çanakkale’yi- teşvik kanununa 2’nci derecede koyması, buradaki OSB’nin yani organize sanayi bölgesinin içinin dolmamasının nedenidir. Bunun içinde kurulan diğer fabrikaların, mevcut fabrikaların da buradan kaçtığını görüyoruz. Çanakkale gibi batının bir bölgesinde bile teşvikleri siz hâlâ aşağı kademeden, sadece olmuş olması için ve yıllardır geldiğinizden beri 2’nci kademede Çanakkale’yi tutarsanız, o sanayi bölgelerini orada ne kadar yapsanız da orada sanayileşmeyi sağlayamazsınız, özel sektörün önünü açamazsınız. Bu vesileyle, buradaki teşvik kanunlarının doğru ama Türkiye’deki işsizliğin yok olması konusunda da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – …özel sektörün özellikle üretimden yana olması gerektiğini söylüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

49’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 49’uncu madde kabul edilmiştir.

50’nci madde  üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 50. maddesinin (f) fıkrasındaki “Bakanlıkça hazırlanacak yönetmeliklerle düzenlemek” ifadesinin “Bakanlıkça öncelikle hazırlanacak yönetmeliklerle düzenlemek” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

                     

            Celal Dinçer                 Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Musa Çam

               İstanbul                                İstanbul                                   İzmir

             Kazım Kurt                        Bülent Kuşoğlu                       Veli Ağbaba

              Eskişehir                                Ankara                                  Malatya

            Hasan Ören

                Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uy sulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) ile düzenlenen Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 50 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                             Alim Işık

                 Konya                                  Manisa                                 Kütahya

        Mehmet Erdoğan           Hasan Hüseyin Türkoğlu                        

                 Muğla                                Osmaniye                                    

                                                                  

"MADDE 50- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (e) ve (f) bentleri eklenmiş, mevcut (e) bendi (g) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

 

 "b) Organize sanayi bölgeleri ve endüstri bölgelerinin; planlanmasına, yer seçimine, imar planlarının yapılmasına, kuruluş ve işleyişine ilişkin iş ve işlemleri yürütmek, organize sanayi bölgelerinde kamu yararı kararı vermek ve endüstri bölgelerinde kamulaştırmaya ilişkin işlemleri yapmak, faaliyetlerini denetlemek."

"e) İşletmelerin rekabet edebilirliğini artırmak amacıyla, belli bir coğrafyada faaliyet gösteren firmaların; üniversite, kamu kurum ve kuruluşları ile iş dünyasına etki eden kurumlarla işbirliği içerisinde olduğu kümelenme girişimleri için destek programları hazırlamak, hibe vermek; bu girişimleri izlemek, değerlendirmek ve denetlemek,"

"f) Bu madde belirtilen görevlerin yürütülmesi ve denetimine ilişkin esaslar konusunda Bakanlıkça uygulamaya konulacak yönetmelikleri hazırlamak,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak Milliyetçi Hareket Partisinden?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılabilir hukuki ifadeleri içermesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 50. maddesinin (f) fıkrasındaki “Bakanlıkça hazırlanacak yönetmeliklerle düzenlemek” ifadesinin “Bakanlıkça öncelikle hazırlanacak yönetmeliklerle düzenlemek” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

          BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Ören, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, torba kanun üzerinde 50’nci maddede söz almış bulunuyorum.

OSB’lerle ilgili -Sayın Bakanım eğer dinler ise bizi- önemli bir konuya değineceğim. Kendi içerisinde seçimlerini yapmış olan organize sanayi bölgelerinde bir problem söz konusu değil ama müteşebbis heyetlerin devam ettiği yerlerde ise bir vurgun, bir talan devam etmektedir; üzerine basa basa söylüyorum, bir vurgun, bir talan devam etmektedir.

Bundan önce, 2002-2004 yıllarında organize sanayi bölgelerinin daha hızlı gelişmesi için, biliyorsunuz, yüzde 35’i özel idareye, yüzde 35’i ticaret odasına, yüzde 35’i de belediyelerde olmak kaydıyla organize sanayiler paylaşılmıştı ama biz, burada yapılacak yatırımlarla ilgili özel idarelerin ve ticaret odalarının paraları olmadığından veya katılımları olmadığından dolayı da bunların hepsinin belediyede toplanmasını savunanlardanız. Ne yazık ki yanlış bir şeyi savunmuşuz. Yüzde 98’i organize sanayilerin belediyelere geçti. Adalet ve Kalkınma Partili belediyeler ise burada talana ve vurguna devam ediyorlar. E, canım, örnek gerekli buna. Söylüyorsun ama bütün organize sanayileri de zan altında bırakmamak gerekli. Sayın Bakanım, on yıldan bu yana -Turgutlu Organize Sanayi, İzmir’e en yakın olan sanayi, İzmir 1’inci bölgede, Manisa 3’üncü bölgede 4’üncü bölgenin teşviklerinden yararlanıyor- Turgutlu Organize Sanayide 1.500 kişi çalışmıyor. Hatta, Manisa Organize Sanayi, “Sabuncubeli” diye tarif ettiğimiz yeri kışın geçemez Turgutlu’dan döner İzmir’e gider çünkü Turgutlu İzmir arası 40 kilometredir. Ama burada ne hikmetse bir türlü gelişme olmaz. Burada arsalar birbirlerine devredilir, burada arsalardan paralar alınır. Turgutluspor adı altında para alınır, belediye adı altında para alınır. Ne yazık ki Turgutlu Organize Sanayi on yıldan bu yana gelişme göstermez.

Değerli arkadaşlarım, Turgutlu Organize Sanayinin yüzde 41’i bir şirkete ait. Bu şirketle ilgili ne zaman OSB’ye yazı yazmış olsak hiçbir şekilde bilgi almak mümkün değil. Bu şirketin sahibi de OSB’nin yönetim kurulu üyesi yani sorulan her soruya cevap vermek için Turgutlu Belediyesi ekonomi ve sanayi danışma yönetim kurulu üyesi. Değerli arkadaşlarım, bu kadar işsizin olduğu bir yerde, Turgutlu Organize Sanayisinde hiçbir şekilde bilgi almak mümkün değil. Bir üçgen kurulmuş; organize sanayi, Turgutlu Belediyesi, Turgutluspor. Sayın Bakanımıza soru önergesi yazıyoruz… Oradaki hiçbir arkadaşımızın bilgi alması mümkün değil. Ne kadar, bilgiyle ilgili, yazı yazılıyor ise asla cevap verilmez. Peki, ben milletvekili olarak yazdığımda ne oluyor? Sayın Bakanımıza bunu yazdığımda, cevaplar verilen sorularla aynı değil. Cevapların içerisinde zaten yanlışlık yapıldığı tamamen ortada.

“Yüzde 41’i niçin bir şirkete verilmiştir?” dediğimizde -cevap da çok enteresan- deniyor ki: “Efendim, bu şirket ödemelerini düzgün yapıyor.” Ee peki, organize sanayide yer alan diğer şirketler düzgün ödeme yapmıyor mu veya düzgün ödeme yapmadığında faiziyle beraber ödemiyor mu? Bakanlık ne söylüyor? Bakanlık diyor ki: “Organize sanayinin verdiği cevaba göre…”

Değerli arkadaşlarım, biz, Bakanlığa, organize sanayiyle ilgili bir şeyleri sorduğumuzda, Bakanlığın şu hakkı yoktur: Turgutlu Organize Sanayi Yönetim Kurulunun veya Başkanının verdiği cevaba göre cevap vermesi mümkün değildir. Dibinde İzmir var. Süt dağıttı diye yargılanıyor, pide dağıttı diye yargılanıyor, sandviç dağıttı diye yargılanıyor. 50 tane müfettiş artık İzmir Belediyesinde oturmaktan sıkıldı.

Sayın Bakanım, 40 kilometre, 35 kilometre arası. O 50 tane sıkılan müfettişin 3 tanesini de Turgutlu Organize Sanayiye gönderseniz, orada bir araştırma yapsa. Bu araştırmada, gerçekten bu Parlamentonun bu kürsüsünden hitap eden milletvekili doğru mu söylüyor, yanlış mı söylüyor diye bir düşünceniz söz konusu olamaz mı?

İmzasız mektuplarla, yalancı tanıklarla, kimliği belli olmayan tanıklarla yıllarca içerde yatan insanlar var iken bir milletvekilinin söylediğinin kale alınmaması mümkün müdür? 15 tane soru önergesi yazdım. Soru önergelerinin hiçbirine cevap yok Sayın Bakanım. Ben armut diyorum elma cevabı alıyorum. Bu konuda samimiyetinize inanıyorum. Sizinle ilgili hiçbir sorunumuz yoktur ama lütfen denetleyin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ören.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

50’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, 50’nci madde kabul edilmiştir.

51’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 51. maddesinin (e) fıkrasındaki “Bakanlığın yurtdışı birimlerinin” ifadesinin “Bakanlığın tüm yurtdışı birimlerinin” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu          Celal Dinçer                           Musa Çam

     İstanbul                                İstanbul                                   İzmir

  Kazım Kurt                           Veli Ağbaba                       Bülent Kuşoğlu

    Eskişehir                                Malatya                                 Ankara

   Sakine Öz

     Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 51 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı                    Erkan Akçay                             Alim Işık

      Konya                                  Manisa                                 Kütahya

Mehmet Erdoğan         Hasan Hüseyin Türkoğlu

      Muğla                                Osmaniye

“MADDE 51- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 12 nci maddesine aşağıdaki bent yeni (e) bendi olarak eklenmiş, diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.

“e) Bakanlığın yurtdışı birimlerinin faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçe.

Gerekçe: Yurtdışı birimlerinin denetiminin maddeye eklenmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 51. maddesinin (e) fıkrasındaki “Bakanlığın yurtdışı birimlerinin” ifadesinin “Bakanlığın tüm yurtdışı birimlerinin” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                  Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Sakine Öz konuşacak.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz torba yasanın 51’inci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa üzerinde fazla sözüm yok. Beni ilgilendiren, torbamıza giren maddeler değil, halkın birçok sıkıntısının biriktiği çuvallara neden el atmadığımızdır.

Bakın, bu teklifte bir madde yer alıyor. Sekiz yıllık eğitimin kabul edildiği 1997 yılından sonra, beş yıllık okullardan mezun olanların ehliyet almasını sağlıyor. Ben, aynı içerikli yasa teklifini on ay önce verdim. AKP ise mağduriyeti neredeyse bir yıl sonra gideriyor. Bunun, yapıcı muhalefet talepleriyle çeliştiği ortadadır. Siz, bir milletvekilinin çalışmasını bile dikkate almıyorsunuz, mağdur insanların seslerini nasıl duyacaksınız?

Bakın, Salihli Köseali köyü ve Gökeyüp kasabasına mayıs ayında dolu yağdı, üreticiler perişan oldu. Ben, bu kürsüden bu konuyu anlattım, üreticilerin bankalara olan borçlarının ertelenmesini talep ettim ama ürünlere yağan dolu AKP’lilerin kulaklarını da tıkamış olmalı ki, o tarihten bu yana hiçbir gelişme olmadı. Düşünün, yıllarca emek verdiğimiz işlerimizi mahveden bir afet yaşıyoruz, çoluğumuz çocuğumuz perişan ama devletin şefkatli eli size uzanmıyor; ne yapardınız?

Bir başka konu: Manisa’nın Alaşehir ilçesi Alhan köyünde jeotermal patlamalar tam bir buçuk aydır sürüyor. Tarım arazileri kullanılamaz durumda ama iktidar partisinin de çiftçilerimizle birlikte elleri kolları bağlı, patlamaları izliyoruz. Bazen de çıkıp “Bölgenin içme suyu kirlenmemiştir.” gibi akla ziyan açıklamalar yapıyoruz. Jeotermal zenginliğimizin özel şirketlerce değerlendirilmesine elbette karşı değiliz ama güçlü bir kontrol mekanizması kurulmaması çevre felaketini, bölge insanı açısından ekonomik felaketi beraberinde getirmiştir. Kısacası, her alanda AKP kontrolsüzlüğü gelip bu kez de Alaşehir’i vurmuştur.

Şimdi size sormak hakkımız değil mi: Torbanızda Diyanete müşavir çıkıyor da neden tarlasının başında kara kara düşünen çiftçiye bir şey çıkmıyor? Yine, şirketler kurulması çıkıyor da patlamalarla boğuşan üreticiye neden bir şey çıkmıyor? Çıkmıyor çünkü AKP’yi hak yiyen bir Noel Baba’ya benzetiyoruz, heybesinden yandaşlara ihale çıkıyor ama yoksula, mağdura, hiçbir şey çıkmıyor.

Torbanıza girmeyen bir başka konu, kapatılan adliyeler. Selendi ve Kırkağaç adliyeleri kapatılmaktan kurtuldu, Gölmarmara ve Köprübaşı kurtulamadı. Bu konuda, AKP milletvekillerinin, Manisa’daki iki adliyeyi kapattırma için uğraştığını, diğerleri için ise hiçbir şey yapmadığını bizzat gördüm. Dikkat edin, bir ilin iki ilçesi arasında bile kendi ilçelerini kayırma çabası var. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yoktur.

İktidar partisi, son seçimlerde, ekonomik durumunu düzeltmediği insanları bir torba kömür için el açar duruma getirdi. Şimdi adliyeleri kapatıyor. İstiyor ki, insanlar, adliye binalarının açık kalması için gelip kendilerine ricacı olsun, el açsın, sonra da diyor ki: “Benim için halka hizmet her şeyden önemli.” Siz, halka hizmet peşinde değilsiniz, halka hezimet yaşatma peşindesiniz.

Bir başka konu: CHP’li milletvekilleri olarak Gediz Havzası’ndaki kirliliği anlatmaktan dilimizde tüy bitti. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu daha önce şöyle dedi: “31 Aralık 2012 tarihinde saat  17.00’de balık tutacağım, Gediz Nehri’nde balık tutacağım.” Şimdi, Nehir’den ancak kimyasal atık tutabileceğini fark etti ki sözlerini unuttu. Dünyanın en verimli toprakları bu kirliliği kabul etmiş durumda.

Sayın milletvekilleri, AKP’nin torbasından artık, daha fazla şehit vermememiz için bir şeyler çıksın; halk, sizden, torbanızdan daha fazla şehit vermemek için bir şeyler çıkmasını istiyor; yoksullar için, işsizler için, mağdurlar için bir şeyler çıksın istiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 51’inci madde kabul edilmiştir.

52’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 52. maddesinin sonundaki “yurt dışı teşkilatı kurmaya yetkilidir” ifadesi yerine “yurt dışında teşkilatlanmaya” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Musa Çam                            Kazım Kurt

               İstanbul                                   İzmir                                  Eskişehir

            Celal Dinçer                         Veli Ağbaba                       Bülent Kuşoğlu

   İstanbul                                  Malatya                                Ankara

                                                Özgür Özel

                                                   Manisa

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim önergeyi çekiyoruz.

BAŞKAN – Komisyon bu okuttuğum önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

302 sayılı torba yasanın 52’nci maddesi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında konuşmak için söz almış bulunmaktayım.

Yurt dışı taşra teşkilatı kurulmasıyla ilgili herhangi bir sıkıntımız yok. Burada sadece küçük bir düzenleme öneriyoruz. Ama arkadaşlarımın ifade ettiği gibi, biz bir torba yasa görüşüyoruz. “Artık bu torbayı geçti, çuvala girdi.” eleştirileri son derece haklı. Bu kadar kapsamlı düzenlemeler yapılırken bekliyorsunuz ki, bir yılını tamamlamış, yasama yılının sonunda tatile girmeyi bekleyen, seçimde yaptığı vaatlerden sonra kendi bölgesine giden milletvekillerinin, özellikle iktidar partisi milletvekillerinin, bölgede karşılaşacağı yaygın halk kesimleriyle ilgili söyleyecek birtakım sözlerinin olması lazım, bu konuda alınları açık bir şekilde gitmesi lazım. Bunun için de, bu kadar kapsamlı değişiklikler yapılırken, emekliler için, çiftçiler için, işçiler için ciddi değişikliklerin, yapılan vaatlerin karşılıklarının yerine getirilmesi bekleniyor, ama böyle bir şey yok. Özellikle esnaf kesimi, seçim zamanında girdiğimiz her dükkânda, sıktığımız her elde, gittiğimiz her küçük, büyük ölçekli esnaf bizden birtakım isteklerde bulundu, birtakım yakınmalarda bulundu. 12 Haziran seçimlerinden sonra Manisa’da, merkez dâhil 16 tane ilçemizde seçimden önce elini sıkamadığım esnafların elini sıktım, oturdum dertlerini dinledim. Öyle esnaf dükkanlarına giriyoruz, öyle hazin hikâyeler duyuyoruz ki bazen teklif ettikleri çayı içmeye bile insan tedirgin oluyor, bu kadar zor durumda olan kişiye, bir milletvekili olarak gidip, bir çay parası olsun, ben yük olmayayım diye.

Kişi başına millî gelir artıyor Türkiye’de, hesaplanma yöntemlerini hepimiz biliyoruz ama esnaf başına düşen gelirin arttığını söylemek mümkün değil. Esnaf başına düşen borç artıyor, harç artıyor, esnaf  başına düşen geçim sıkıntısı artıyor, esnaf başına düşen haciz artıyor, esnaf başına gelen icra sayısı artıyor.

Manisa’da 2011 yılında 5.060 -2012’de ise bu rakamın 7 bini geçtiğini ifade ediyor uzmanlar- esnaf kepenk kapattı, dükkânlarını kapattı. Böylesine bir sıkıntı içindeler. Bu şaşılacak bir şey değil çünkü esnafın müşterisi memurdur, esnafın müşterisi işçidir, çiftçidir, emeklidir, dar gelirlidir. Devri iktidarınızda bu kesimlerin gerçekten ezildiği ve dolayısıyla da bu kadar esnafın -Manisa gibi bir ilde bile 5 bin-6 bin esnafın- kepenk kapatmasına, dükkânını kapatmasına şaşırmamak gerekir. Buradaki temel savunma, hemen arkasından şu geliyor elbette: “Kapanan kadar açılanlar da oluyor.” Onlar fabrikalarda işsiz kalan, tazminatı verilerek işten çıkarılan veya işsizliğin canına tak ettiği, annesinden, babasından kalan bir taşınmazı, bir parça bağı, bahçeyi satıp da son bir ümit olarak yeniden, zaten can çekişmekte olan bir esnafın yanına bir esnaf dükkânı daha açan… Bilgi birikimleri zayıf, sermaye birikimleri yok, işletmecilik bilgileri yok ve bir sonraki sene de büyük borçlarla onlar da batarak buradan el ayak çekiyorlar.

Süpermarketler esnafın -deyim yerindeyse- anasını ağlatıyor. Kredi kartında limiti olanlar, cebinde peşin parası olanlar süpermarketlere gidip alışveriş yapıyorlar ama esnafa kredi kartında limiti olmayan, süpermarketin kasasından aldığı öteberiyle dönmek zorunda olan, parası olmayan, veresiye yazdıranlar kalıyor. Bu da zaten güçsüz durumda olan esnafımıza ayrı bir yük, ayrı bir çile getiriyor.

Ben Manisa’daki esnafın derdini dinlediğimde özellikle bundan şikâyet ediyorlar. Hatta ben bazı vatandaşlarımıza “Cebinizde para olunca süpermarkete gitmeyin; cebinizde para olunca da gidin, mahalledeki bakkalı, mahalledeki kuruyemişçiyi, Tekel bayisini birazcık destekleyin.” diye ifade ettiğim çok oluyor. Hele hele, Manisa gibi büyük şehirlere yakın illerde parası olanların gidip büyük şehirlerden alışveriş yapıp, sıkıntısı olan esnafın yükünü artırması çok önemli bir sorun.

Teşvik dediğimizde, teşvik hep büyük esnafa, büyük çalışanlara var. Küçük ölçekliler, tek kişi işletmeleri bu teşviklerden mahrum. Oysaki sistemli, kurumsallaşmış bir destek politikasına ihtiyaç duyuyoruz ama teşvik politikalarında ortaya konan ne belgeleri ne de istenenleri yetiştirmek esnafa mümkün oluyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 52’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde 52 kabul edilmiştir.

53’üncü madde üzerinde üç önerge vardır. İkisi aynı mahiyettedir, biri Hükûmetin önergesidir.

Okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 53 maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                  Erdoğan Bayraktar

                                                           Çevre ve Şehircilik Bakanı

“Madde 53- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

İdari hizmet sözleşmesi ile çalışan personelin memur kadrolarına atanması

Geçici Madde 7- (1) Bakanlıkta idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen ve 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartları taşıyan personelden;

a) Bu maddenin yayımı tarihinde verimlilik Uzmanı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzmanı, Verimlilik Uzman Yardımcısı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Verimlilik Uzmanı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzmanı kadrosunda, Verimlilik Uzman Yardımcısı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrosunda geçmiş sayılır. Bu bent kapsamında Sanayi ve Teknoloji Uzmanı kadrosuna veya Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrosuna geçirilenlerin, 657 sayılı Kanuna ekli (I) Sayılı Cetvelin "I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı" başlıklı bölümünün (g) bendinde yer alan ek gösterge rakamlarından yararlandırılmalarında anılan bentte mesleğe giriş şartları yönünden getirilmiş olan şartlar aranmaz.

b) Diğer pozisyonlarda bulunanlar ise 657 sayılı Kanun hükümlerine göre eğitim durumları ve pozisyon unvanları gibi hususlar dikkate alınarak Bakanlıkta boş bulunan memur kadrolarına üç ay içinde atanırlar. Bunlar, atama işlemi gerçekleşinceye kadar her türlü mali ve sosyal haklarını eski pozisyonlarına göre almaya devam ederler.

(2) Birinci fıkrada yer alan personelin mülga Milli Prodüktivite Merkezi ile Bakanlıkta sözleşmeli personel pozisyonlarında geçirdikleri hizmet süreleri, öğrenim durumlarına göre yükselebilecek dereceleri aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir.

(3) Bakanlıkta idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen personelden 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartları taşımadığı için memur kadrolarına atanamayanlar mevcut statüleri ile çalışmaya devam eder. Bunların mali ve sosyal hakları ile istihdamına ilişkin diğer hususlar hakkında bu maddenin yayımı tarihinden önce yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu şekilde istihdam edilen personele ait pozisyonların herhangi bir sebeple boşalması halinde bu pozisyonlar hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

(4) Bu madde uyarınca atanan ve atanmış sayılan personelin eski pozisyonlarına ilişkin olarak son ayda aldıkları sözleşme ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); yeni kadro unvanlarına aylık ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir.

(5) Bu madde kapsamında memur kadrolarına atanan ve atanmış sayılanlara emeklilik tazminatı ödenmez. Bu personelin önceden hizmet ve emeklilik tazminatı ödenmiş süreleri hariç, emeklilik tazminatına esas olan toplam hizmet süreleri, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu uyarınca ödenecek emekli ikramiyesine esas toplam hizmet süresinin hesabında dikkate alınır."

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 53 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                             Alim Işık

                 Konya                                  Manisa                                 Kütahya

        Mehmet Erdoğan           Hasan Hüseyin Türkoğlu

                 Muğla                                Osmaniye

Madde 53- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“İdari hizmet sözleşmesi ile çalışan personelin memur kadrolarına atanması

Geçici Madde 7- (1) Bu maddenin yürürlük tarihi itibariyle, Bakanlıkta idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen ve 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartları taşıyan personelden;

a) Verimlilik Uzmanı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzmanı, Verimlilik Uzman Yardımcısı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Verimlilik Uzmanı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzmanı kadrosunda, Verimlilik Uzman Yardımcısı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrosunda geçmiş sayılır.

b) Diğer pozisyonlarda bulunanlar ise 657 sayılı Kanun hükümlerine göre eğitim durumları ve hizmet sürelerine göre Bakanlıkta uygun memur kadrolarına üç ay içinde atanırlar. Bunlar, atama işlemi gerçekleşinceye kadar her türlü mali ve sosyal haklarını eski pozisyonlarına göre almaya devam ederler.

(2) 657 sayılı Kanuna göre atanamayan personel mevcut statüleri ile çalışmaya devam eder. Bu şekilde istihdam edilen personele ait pozisyonların herhangi bir sebeple boşalması halinde bu pozisyonlar hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

(3) Bu madde uyarınca atanan personelin eski pozisyonlarına ilişkin olarak en son ayda aldıkları sözleşme ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); yeni kadro unvanlarına ait aylık ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net  tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu               Namık Havutça                        Gürkut Acar

               İstanbul                                Balıkesir                                Antalya

         Ali Haydar Öner                Haluk Ahmet Gümüş             Rahmi Aşkın Türeli

                 Isparta                                 Balıkesir                                   İzmir

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki bu iki önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisinden kim konuşacak?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Işık.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 302 sıra sayılı adı “torba yasa” olarak bilinen Kanun Teklifi’nin 53’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle, yüce Meclisin değerli üyelerini ve bizleri izleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu teklifimiz ya da önergemiz, 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Millî Prodüktivite Merkezinin kapatılması sonucunda ortada kalan personelin haklarının devamıyla ilgili bir önerge. Dolayısıyla, bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren, söz konusu Millî Prodüktivite Merkezinin elemanlarının yeni kurumları olan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı Verimlilik Genel Müdürlüğünde hak mahrumiyetine uğramadan devamlarının sağlanması yönündedir. Genel olarak bu değişikliğe katılıyoruz ancak bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla hak edilmiş olan hakların korunması kaydıyla bu düzenlemenin daha doğru olacağını ifade etmekteyiz.

Bu vesileyle, bu çalışanlarımızın haklarının korunmasının olumlu bir gelişme olduğunu ancak buna benzer, kamuda şu ana kadar kendilerine birçok sözler verilip de yerine getirilmeyen diğer çalışanlarımızın da haklarının mutlaka verilmesi yönünde taleplerimizi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi, 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde çıkarılan 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca, yaklaşık 200 bin civarında sözleşmeli çalışan memur kadrolarına atanırken, başta il özel idareleri ve belediyeler olmak üzere, birçok kamu kurum ve kuruluşunda çalışan sözleşmeli personel ve 4/C mağdurları kadroya alınmamıştır. Yine, özellikle mahallî idarelerde geçici işçi statüsünde çalışan teknik personelin de aynı şekilde bu mağduriyeti devam etmektedir.

Bir taraftan, Sayın Başbakanın seçimler öncesinde garanti verdiği ve tüm sözleşmelilerin kadroya alınacağı yönündeki açıklamalarına rağmen, onun ardından, yine, zaman zaman bu yüce çatı altında gündeme getirdiğimizde, Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının bizzat kendisinin ağzından bu konuda çalışmaların devam ettiği ve en kısa sürede mağduriyetlerin çözüleceği yönündeki sözler, ne yazık ki, aradan bir yıl geçmesine rağmen bugüne kadar yerine getirilmemiştir.

Şimdi, buradan şunu sizlerle paylaşmak istiyorum: 4/C, taşeron işçisi ya da il özel idaresi veya belediyelerde ya da köylere hizmet götürme birliklerinde çalışan, birçok kadrolu memurun işini yapan ama bulunduğu konum itibarıyla yarınki geleceklerinden herhangi bir güvenleri olmayan binlerce, yüz binlerce çalışanın kadro beklediğini ve diğerlerine verilen bu hakkın kendilerine de verilmesini istediklerini hepimiz bilmekteyiz. Hükûmeti, bu vesileyle buradan bir kez daha bu görevi yerine getirmeye ve mağdurların mağduriyetinin giderilmesi yönünde çalışmalarını hızlandırmaya özellikle davet ediyorum.

Sayın Çalışma Bakanı aynen şöyle dedi: “Taşeron işçileri köle gibi, bu kabul edilemez; bununla ilgili çalışmalarımız devam ediyor.” Sayın Bakan, elbette ki çalışmaların devam etmiş olmasından memnuniyet duyuyoruz ama burada verilen sözler bir türlü yerine getirilmedi. Hatta on dört-on beş madde üzerinde, taşeron işçileri derneklerinin talepleri üzerinde anlaştığını söyledi ama taşeron işçileri dernekleri yöneticileri çıktılar, dediler ki: “Kesinlikle böyle bir anlaşma yok. Bizim taleplerimizin hiçbirisi yerine getirilmedi.” Dolayısıyla, bu belirsizliğin giderilmesi lazım.

Bu anlamda, söz konusu değişiklik olumludur ancak düzenleme bekleyen yüz binlerce insanın buradan çıkacak sonuca dört gözle bakıp “Acaba biz de buna dâhil edilebilir miyiz?” diye beklentisinin de yerine getirilmesi lazım.

Yine, 2007 seçimleri arifesinde çıkarılan 5620 sayılı Kanun’la yaklaşık 220 bin geçici işçiye kadro verildi fakat yıllardır bu kadroyu bekleyen birçok geçici ve mevsimlik işçi bunlardan yararlandırılmadı. O tarihten bugüne kadar da bu geçici işçilerin ve mevsimlik işçilerin feryatlarına kulaklar tıkandı, sorunlarına herhangi bir çözüm getirilmedi. Sayın Başbakanın “Bu geçici işçi kardeşlerimizin sorununu çözmek inşallah bize nasip olur.” sözleri yedi yıl öncesinde kaldı, bugüne kadar hiçbir adım atılmadı.

Bu vesileyle, önergemize desteğinizi bekliyor, tekrar, bu mağduriyetlerin giderilmesi konusunda çalışmaların devamını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Namık Havutça…

BAŞKAN –  Sayın Havutça, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 53’üncü maddesi üzerinde söz aldım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum tekrar.

Efendim, az önce Millî Prodüktivite Merkezinden bir yetkili arkadaşımızla görüştüm, şunu ifade ediyor: Dünyanın her yerinde millî prodüktivite merkezleri bağımsız bir  statüde çalışırlar yani onların içerisinde üniversitelerden, sendikalardan, meslek örgütlerinden bağımsız özerk bir yapısı vardır. ILO sözleşmelerinde de bu böyledir, Uluslararası Verimlilik Merkezinin tavsiyeleri de bu yöndedir.

Şimdi, yeni getirilen bu düzenlemeyle baktığımızda burası Sanayi Bakanlığına bağlanarak, özerk yapıdan kaldırılarak tamamen bir genel müdürlüğe bağlanıyor ve bu arkadaşlarımızın, özerk yapıda olması gereken, bağımsız yapıda olması gereken bu arkadaşlarımızın görev yapması, Hükûmetin tamamen hem ILO sözleşmelerine aykırı hem uluslararası statüye aykırı bir yapıya kavuşuyor.

Sayın Bakandan ve yetkililerden, arkadaşlarımızın, bu kamu görevlilerinin hak kaybının giderilmesini biz talep ediyoruz. Ayrıca bir seçenek sunularak “İsteyen sözleşmeli statüde kalsın, dileyen arkadaşlarımız 657 statüsüne geçsin.” diye ifade ediliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP hükûmetleri döneminde, Türkiye'nin 2011 yılına kadar, 2002’den 2011 yılına kadar bir tek kanun hükmünde kararname çıkarılmamıştır ancak 2011 yılında bir anda 35 tane kanun hükmünde kararname çıkarılarak Türkiye halkın ve milletin temsilcileri olan milletvekillerinin denetiminden uzak, sistemden uzak bir şekilde çalıştırılmaktadır ne yazık ki.

Anayasa’mızın 91’inci maddesinde özellikle kanun hükmünde kararnamelerin ivedilikle Meclis gündemine gelmesi amir hüküm olduğu hâlde, Türkiye'nin idari sistemini kökten değiştirecek, örneğin Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da önemli değişiklikler yapan bu düzenleme bile Meclise henüz getirilmedi. Bildiğiniz gibi, orada öğretmenlerin, Millî Eğitim Bakanlığının görevleri arasından birçok hüküm çıkarıldı.

Şimdi, AKP döneminde, çalışanlar birçok hak kaybına uğradı. Çalışanlarımızın 4/B, 4/C, adını sayamadığımız birçok farklı statüde özlük hakları yok edilerek Türkiye neredeyse ucuz emek cennetine dönüştürüldü. Çalışanların hakları birer birer gasbedildi.

İşte, ben, buradan AKP Hükûmetinin bir an önce geçici mevsimlik işçi, taşeron işçi, sözleşmeli işçi gibi istihdam şekillerinden vazgeçerek, kamu görevi gören çalışanlarımızın gerçek haklarına kavuşturulmasını bir an önce talep ediyorum, onlar adına talep ediyorum.

Yine, öğretmenlerimiz, atanamayan öğretmenlerimiz… Bakın, Sayın Başbakan 2002 yılında seçim meydanlarında öğretmenlere yönelik şöyle söylüyor: “Öyle okumuş, bitirmiş, üniversite bitirmiş öğretmenlerimizi böyle sınava sok, şu yok, bu yok, böyle istihdam olmaz.” diyor. “Bizim iktidarımızda tüm öğretmenlerimiz atanacaklar.” diyor, 2002 yılında, seçim meydanlarında.” Şimdi ben buradan soruyorum Sayın Başbakana ve Sayın Millî Eğitim Bakanına. Sayın Millî Eğitim Bakanı da tam aksine, bugün, öğretmenlerimizi itibarsızlaştırarak, öğretmenlerin az çalıştığını, çok tatil yaptığını, çok fazla ücret aldığını söylüyor. Ben buradan Türkiye’deki öğretmen arkadaşlarıma sesleniyorum: Ey öğretmen arkadaşlarım, Millî Eğitim Bakanı sizi az çalışmakla suçluyor ve sizi âdeta düşman ilan ediyor. Böyle bir Millî Eğitim Bakanı Türkiye’nin başına geldi mi bugüne kadar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) O nedenle bakın Sayın Millî Eğitim Bakanı, Türkiye’de şu anda 200 bin atanmayı bekleyen öğretmen var ve bu insanlara Başbakan 2002 yılında bu şekilde söz vermiş. Siz kalkmışsınız, öğretmenleri tam aksine sözleşmeli öğretmen, part-time öğretmen, ücretli öğretmen gibi, aynı işçilerde uyguladığınız gibi bir statüye tabi tutmak istiyorsunuz ama önümüzdeki süreçte öğretmen arkadaşlarımız, eğitim çalışanları, tümü bu hakların alınmasıyla ilgili seçim meydanlarında, yerel seçimlerde bunu sizin önünüze koyacak, biz de koyacağız. Biz öğretmenlerimizin, eğitim çalışanlarının haklarını alması gibi, alın terinin karşılığı haklarını alması için elimizden gelen bütün mücadeleyi göstereceğiz ve onları Atatürk’ün güvendiği öğretmenler hâline getireceğiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Aynı mahiyetteki bu iki önergeyi birlikte…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Aynı mahiyetteki bu iki önergeyi birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir. Karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 53üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                  Erdoğan Bayraktar

                                                           Çevre ve Şehircilik Bakanı

 

 “Madde 53- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

İdari hizmet sözleşmesi ile çalışan personelin memur kadrolarına atanması

Geçici Madde 7- (1) Bakanlıkta idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen ve 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartları taşıyan personelden;

a) Bu maddenin yayımı tarihinde verimlilik Uzmanı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzmanı, Verimlilik Uzman Yardımcısı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Verimlilik Uzmanı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzmanı kadrosunda, Verimlilik Uzman Yardımcısı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrosunda geçmiş sayılır. Bu bent kapsamında Sanayi ve Teknoloji Uzmanı kadrosuna veya Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrosuna geçirilenlerin, 657 sayılı Kanuna ekli (I) Sayılı Cetvelin "I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı" başlıklı bölümünün (g) bendinde yer alan ek gösterge rakamlarından yararlandırılmalarında anılan bentte mesleğe giriş şartları yönünden getirilmiş olan şartlar aranmaz.

b) Diğer pozisyonlarda bulunanlar ise 657 sayılı Kanun hükümlerine göre eğitim durumları ve pozisyon unvanları gibi hususlar dikkate alınarak Bakanlıkta boş bulunan memur kadrolarına üç ay içinde atanırlar. Bunlar, atama işlemi gerçekleşinceye kadar her türlü mali ve sosyal haklarını eski pozisyonlarına göre almaya devam ederler.

(2) Birinci fıkrada yer alan personelin mülga Milli Prodüktivite Merkezi ile Bakanlıkta sözleşmeli personel pozisyonlarında geçirdikleri hizmet süreleri, öğrenim durumlarına göre yükselebilecek dereceleri aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir.

(3) Bakanlıkta idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen personelden 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartları taşımadığı için memur kadrolarına atanamayanlar mevcut statüleri ile çalışmaya devam eder. Bunların mali ve sosyal hakları ile istihdamına ilişkin diğer hususlar hakkında bu maddenin yayımı tarihinden önce yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu şekilde istihdam edilen personele ait pozisyonların herhangi bir sebeple boşalması halinde bu pozisyonlar hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

(4) Bu madde uyarınca atanan ve atanmış sayılan personelin eski pozisyonlarına ilişkin olarak en son ayda aldıkları sözleşme ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); yeni kadro unvanlarına aylık ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir.

(5) Bu madde kapsamında memur kadrolarına atanan ve atanmış sayılanlara emeklilik tazminatı ödenmez. Bu personelin önceden hizmet ve emeklilik tazminatı ödenmiş süreleri hariç, emeklilik tazminatına esas olan toplam hizmet süreleri, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu uyarınca ödenecek emekli ikramiyesine esas toplam hizmet süresinin hesabında dikkate alınır."

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Uygulamada yaşanılacak muhtemel tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen bu önerge doğrultusunda 53’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 53’üncü madde kabul edilmiştir.

54’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa teklifinin 54. maddesindeki “İl milli eğitim müdür yardımcısı” ifadesinin “il ve ilçe milli eğitim müdür yardımcısı” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

            Celal Dinçer                          Kazım Kurt                        Bülent Kuşoğlu

               İstanbul                               Eskişehir                                Ankara

             Musa Çam                           Engin Altay                          Veli Ağbaba

                  İzmir                                     Sinop                                   Malatya

          Namık Havutça

               Balıkesir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 54 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                             Alim Işık

                 Konya                                  Manisa                                 Kütahya

        Mehmet Erdoğan           Hasan Hüseyin Türkoğlu

                 Muğla                                Osmaniye

“Madde 54- 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 37 nci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “il milli eğitim müdürü” ibaresinden sonra gelmek üzere “il milli eğitim müdür yardımcısı” ibaresi eklenmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçe.

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılabilir hale getirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa teklifinin 54. maddesindeki “İl milli eğitim müdür yardımcısı” ifadesinin “il ve ilçe milli eğitim müdür yardımcısı” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Engin Altay (Sinop) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurunuz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, sayın milletvekilleri, Hükûmet bizi de taşeron işçi zannetmiş, zira 652 sayılı bir Kanun Hükmünde Kararname yaptı Hükûmet ve tatbik etmeye başladı. Şu torba kanuna baktığınız zaman, bu maddelerin birçoğunun yapılan 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve diğer kanun hükmünde kararnamelerdeki hataları düzeltmek için burada bizi meşgul ediyor Hükûmet. Yani şimdi “652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 37’nci maddesini biz yanlış yaptık, siz düzeltin.” diyor. Bunu diyebilir, bunda bir beis yok, ama şunu soruyorum Genel Kurula: Şimdi, bu Kanun Hükmünde Kararname Meclise geldi mi, Meclisten geçti mi? Gelmedi. Meclise gelmemiş, Meclis bunun tümü üzerinde bir işlem yapmamış, siz de bizden… Şimdi Hükûmet “Kanun hükmünde kararnamemi düzelt.” diyor.

Bana göre, kanun yapma tekniği bakımından bu olamaz, bu yanlıştır, ama bunun yapılması da şart. Yani Hükûmetin getirdiği, özellikle bu 54’üncü maddeye “hayır” demek de mümkün değil. Ee, ama Hükûmet de artık tecrübesiz bir Hükûmet değil, on yıllık bir Hükûmetin bu kadar acemilik yapmasına akıl sır erdiremiyorum. Biraz sonra eğitimle ilgili meseleleri konuşacağım.

Benim şimdi, sayın milletvekillerim, sizinle paylaşmak istediğim mühim bir derdim var. Dün gece geç saatlerde Sinop ilimizin Dikmen ve Durağan ilçelerinde çok büyük bir sel felaketi gerçekleşti. Biraz önce il Valimizle konuştum.  Sayın Vali… Çok büyük bir felaket, can kaybı bakımından çok büyük bir felaket, bir ilçenin âdeta yok olması, bir mucizevi şekilde… Biraz sonra gerekçesini de anlatacağım, Ulaştırma Bakanına da teşekkür edeceğim ama orada oturan bakanlardan da destek isteyeceğiz.

Sayın milletvekilleri, dün geceki sel afetinde iki ilçemizde de çok şükür bir can kaybı yok ama her iki ilçenin de bütün altyapısı çökmüş vaziyette. Yüzlerce büyük ve küçükbaş hayvan telef oldu. Sinop ilinin Durağan ve Dikmen ilçesinde kullanılabilir yol, yer altı şebekeleri, içme suyu kalmadı.

Şimdi, 2 Sayın Bakanımız da burada.

Sayın Bakanlarım, Sayın Milletvekilimiz Mehmet Ersoy da sizinle muhakkak irtibata geçecektir ancak biz Sayın Milletvekilimle de görüştük, yarın bölgeye gideceğiz. Hükûmetinizden rica ediyorum. “Efendim, can kaybı yok, onun için de afete gerek yok…” ne olur, demeyin. Esasen, bir Sayın Bakanın, bir Hükûmet yetkilisinin mutlaka bölgeye gitmesi lazım. Dün akşam, Binali Yıldırım olmasaydı, Dikmen ilçesi şimdi tarihten silinmişti.

Sayın milletvekilleri, Dikmen ilçesinin kenarından dolguyla bir yol yapıldı. Dolguyla çayın kenarından büyük bir yol yapıldı ve Dikmen Çayı, “Kanlıçay” dediğimiz, sonra adı “Güzelceçay” olan Kanlıçay taşınca bu yol, bu dolgu yol ilçeyi kurtardı ama yol tümüyle gitti yani devletin harcadığı trilyonlarca para çaya gitti, denize gitti ama feda olsun, bir tek Dikmenli hemşehrimin  burnu kanamadı.

Şimdi, Karayollarının yolu yapacağı muhakkak. Sosyal yardımlaşmadan sorumlu Bakanım orada.

Sayın Bakanım, yarın ben gideceğim, Sayın Ersoy da gidecek, ne olur, siz de gelin, manzarayı yerinde görün. Vatandaşlarımızın yaralarını bir an önce kapatalım. Bölgenin afet kapsamına alınmasına yönelik vilayetin mutlaka bir talebi olacaktır. Bu konuda Hükûmetten katkı bekliyoruz, yardım bekliyoruz.

Bu vesileyle, Parlamento adına, sizler adına da bölge halkına “Geçmiş olsun.” diyorum. Yaralılarımız var, onlara acil şifalar diliyorum. En büyük tesellimiz can kaybı olmamasıdır ama tekrar altını çiziyorum: Sayın Hükûmet, Durağan ve Dikmen ilçelerimizdeki manzara çok kötü bir durumda, hiç altyapısız bir yerleşke hâline döndü iki ilçemiz de. Bu konuda da Hükûmetten, Parlamentodan destek bekliyoruz.

Bu vesileyle -Bu kanuna yapacak bir şey yok. Bu, teknik olarak geçmek zorunda ama- Hükûmeti bir kere daha uyarıyorum: İşinizi doğru yapın, yapamıyorsanız bırakın.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Önergeyi oylarınıza sunacağım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik yapıyorum; bir dakika süre vereceğim.

Buyurunuz.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır; önerge kabul edilmemiştir.

54’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 54’üncü madde kabul edilmiştir.

55’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 55. Maddesindeki “40 bin öğretmen” ifadesinin “100 bin öğretmen” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Kazım Kurt                         Aydın Ayaydın               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

              Eskişehir                               İstanbul                                İstanbul

            Haydar Akar                        Mahmut Tanal                         Musa Çam

                Kocaeli                                 İstanbul                                   İzmir

          Namık Havutça                        Engin Altay

               Balıkesir                                 Sinop

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 55 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                             Alim Işık

                 Konya                                  Manisa                                 Kütahya

        Mehmet Erdoğan           Hasan Hüseyin Türkoğlu            Ruhsar Demirel

                 Muğla                                Osmaniye                              Eskişehir

“MADDE 55- 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 9- Bakanlığa tahsis edilen serbest öğretmen kadrolarından boş bulunan 70.000 öğretmen kadrosuna, 21/12/2011 tarihli ve 6260 sayılı 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunundaki sınırlamalara tabi olmadan 2012 yılı içinde atama yapılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Demirel, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Konu malum, öğretmenlerin kaç kişi atanacakları. Hükûmetin getirdiği yasa tasarısında “40 bin” diye bir rakam var. Biz, parti grubu olarak oturduk, hesapladık “Neye göre 40 bin?” diye. Açıkçası bir formülünü bulamadık ama 4+4+4’e geçildikten sonra, okullarda yapılacak değişiklikler itibarıyla minimum 70 bin öğretmen atanmasının ancak eğitimdeki açığı kapatabileceğine dair bir tespitimiz var. Ancak, gelen metinde “yapılabilir”, “atanabilir”, “bilir” gibi bir ibare var; bu “yapılabilir”in de  “yapılır”, “atanır” diye mutlak bir cümle hâline çevrilmesi bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak talebimiz. Bu açıklamalardan sonra, ben, Komisyonun ve Sayın Bakanın katılmalarını arzu ediyorum.

Hazır, eğitimle ilgili söz almışken, birkaç bir şeyi de Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız da buradayken kadınları ve aileyi ilgilendiren, eğitimle ilgili son bir düzenlemeden bahsetmek istiyorum. 28/11/1997 tarihli ve 8983 sayılı Etüt ve Beslenme İlköğretim Okulları Yönergesi’ne bağlı olarak açılmış olan okulların zaman içinde kapatılacağına dair Sayın Ömer Dinçer’in beyanı var biliyorsunuz. Bakanlığının 19 Haziran 2012 tarih ve 9601 sayılı Makam Oluru’yla İstanbul’daki okullar başta olmak üzere bu okulları kapatıp ilkokul ve ortaokula dönüştüreceklerini, etüt ve beslenme ilköğretim okullarını belirli bir sınıfa ayrılmış imtiyaz olarak gördüğünü söylüyor Sayın Bakan. Ben de Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız hazır buradayken kendisine hatırlatmak istiyorum ki bu konuyu Millî Eğitim Bakanımızla görüşsünler. Çünkü etüt okulları, beslenme ve etüt okulları ebeveynleri çalışan çocuklara hizmet veren okullar. İmtiyazsa eğer bir annenin çalışması, bu imtiyazı genele atfedememiş olan Hükûmeti sorgulamak gerekir. Etüt okulları, beslenme okulları bir imtiyaz değildir. Eğer ülkemizde kalkınma için kadınları istihdama daha fazla katmak istiyorsak, annelerin çalışırken çocuklarına kim bakacak endişesi yaşamayacağı bir ücret de henüz veremiyorsak, bu çocuklar için en uygun yer olan etüt ve beslenme okullarının sayısını geçtiğimiz on yıl içinde artırmamış olan Hükûmetin düşünmesi gereken “Bu okulları daha nasıl artırırız?” olmalıyken, Sayın Bakan, 19 Haziran 2010 günü yayınladığı genelgeyle bu okulların mevcut öğrencilerini tamamladıktan sonra yani önümüzdeki üç yıldan itibaren kapatılacağını söylüyor.

Ben buradan Sayın Fatma Şahin’den rica ediyorum bir anne olarak, kendisi de sanıyorum Millî Eğitim Bakanıyla bu konuyu görüşecektir, şu anda başka bir görüşme yaptığı için bence bunlar tutanaklardan inşallah kendisine verilir.

Yalnız, tabii, böyle radikal kararlar alınırken insanlar bazen oturdukları koltuğun gücüyle fazla radikal davranabiliyorlar. Az önce basın bültenlerine düşen bir haber var, Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Sarkozy’le ilgili. Şu anda Sarkozy’nin evi aranıyormuş özel yetkili mahkemeler tarafından. Hani biliyorsunuz ünlü bir Türk büyüğümüzün bir sözü var: “Kibir bele bağlanmış taş gibidir, onunla ne uçulur ne yüzülür.” diyor. O yüzden Sarkozy’nin yaşadığı bu örneğin bazılarına ben emsal teşkil edebileceğini düşünüyorum.

Ve bu beslenme ve etüt okullarının kapatılmaması konusunda, başta Meclisteki kadın milletvekillerimiz olmak üzere, bütün kadınların duyarlı davranması gerektiğini, Sayın Millî Eğitim Bakanının belki kürtajla ilgili konuda yapılan gibi bir geri adım atabilme umudu olduğunu kendi içimde koruyorum. Çünkü biz çalışan anneler, çocuklarımızın çalışma saatlerimizde nerede olduğuna dair hep endişe yaşarız. Bunu siz babalar da biliyorsunuzdur ama annelerin içinde daha fazla vardır bu, anneler genelde beyninin yarısını evlatları için kullanırlar. O yüzden, ben salonda Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının olmasını bir şans olarak görüyorum ve Sayın Bakanın Millî Eğitim Bakanıyla yapacağı bir görüşmeyle beslenme ve etüt ilköğretim okullarının kapanmak değil, sayısının artırılması yönünde bir gayreti olabileceğine dair bir umut taşıyorum içimde.

Hepinizi önergemize destek vermeye davet ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirel.

Önergeyi oylarınıza…

 

 

III – Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebini yerine getireceğiz.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Güven, Sayın Öğüt, Sayın Altay, Sayın Acar, Sayın Fırat, Sayın Kaplan, Sayın Moroğlu, Sayın Öner, Sayın Develi, Sayın Öz, Sayın Koç, Sayın Kurt, Sayın Çam, Sayın Demiröz, Sayın Loğoğlu, Sayın Yıldız, Sayın Korutürk, Sayın Kaleli.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

 

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük  Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 55. maddesindeki “40 bin öğretmen” ifadesinin “100 bin öğretmen” olarak değiştirilmesini  arz ve teklif ederiz.

                                   Kazım Kurt (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hem tutanaklara geçmesi bakımından hem tarihe not düşmek bakımından ben tekrar söyleyeyim. Meclisten geçmemiş, görüşülmemiş, onaylanmamış kanun hükmündeki kararnameye Meclis kararıyla madde eklenmez, ibare eklenmez. Hukuk tekniği bakımından, kanun tekniği bakımından bu olmaz, örneği yok ama bir yanlışı yapıyorsunuz, yapın, bir gün döner, yanlış hesap Bağdat’tan döner; önce onu bir söyleyeyim.

Şimdi, Hükûmetinizin ve Sayın Başbakanın her vesileyle sık sık söylediği ilk yıllardan beri, bu aralar unuttuğu bir şey var: Eğitim, emniyet, adalet. Bu üç meselenin…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sağlık da var.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Pardon, evet sağlık da var.

Bunların çok önemli olduğunu söyledi.

CEVDET ERDÖL (Ankara) – Gücendim şimdi.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sigarayı bıraktım, dur.

Sağlıkta, tabii orada da sorunlar çok fazla ancak şimdi, eğitimle ilgili, emniyet, adalet hakeza, say say bitmez.

Sayın milletvekilleri, şimdi düşündüm, beş dakikada neyini anlatayım bunun? Bir şey daha söyleyeyim: Şimdi, bak, bunu buraya getiriyorsunuz, torbayı, bari bir düzgün getirin.

Şimdi, benim söz aldığım bu 55’inci maddede diyorsunuz ki:  “Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

9 - Bakanlığa tahsis edilen serbest öğretmen kadrolarından boş bulunan 40.000.”

Bu boş bulunan 40 bin, 55’te değil, 56 kabul edilirse 40 bin olacak. Eğer bir şey olsa, 56 kabul olmazsa bu hükümsüz yani bari bunu doğru yapın. 56’yla 55’in de yer değişmesi lazım Sayın Hükûmet, Sayın Komisyon. 56’da 30 bin kadro ihdas ediyorsun, ondan sonra 55’te, daha öncesinde diyorsun ki: “40 bin boş kadro.” Nereden var? Yok ki bu şimdi, 56 geçerse var olacak. 56 konuşuldu mu? Konuşulmadı.

MEHMET DOMAÇ (Çanakkale) – Geçer, geçer.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Bağırma, biraz yavaş.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Efendim, dur bakalım, bu yanlış, yani bakın gülüyorsunuz da...

Değerli milletvekilleri, bu Parlamento epey eski bir Parlamento yani yeni kurulmuş bir devletin yeni bir parlamentosu olur da deriz ki: “Olur, böyle teknik hatalar olur.” Yahu kaç? Seksen küsur yıllık, doksan yıllık parlamentoda bu çok ayıptır. Bu çok ayıptır. Partinizin kanunlarla ilgili teknik kadrosunun kulağını biraz çekin. Böyle şey olmaz.

Gelelim öğretmenlerimize. Ben onlara, siz onları atamasanız da “öğretmenlerim” diyorum. Çünkü onlar bu milletin ödediği vergilerle, annelerinin, babalarının türlü fedakârlıklarıyla, öğretmen olacağız diye okudular eğitim fakültelerinde. Her vesileyle, dört yıl sonra çocuklarıyla kavuşma hayalleri kurarak o süreçleri yaşadılar. Sayın milletvekilleri, bizim ağzımızda tüy bitti. Yani biz, bıkmadan, usanmadan atamasını yapmadığınız -sizin değil Hükûmetin- öğretmenlerin sorunlarını Cumhuriyet Halk Partisi var oldukça konuşmaya, Meclisin gündeminde sıcak tutmaya devam edeceğiz, bunu bilmenizi isterim.

Şimdi, Sayın Başbakan, inşallah, şimdi Meclisi izliyordur bulunduğu yerden. Sayın Başbakan, bir öğretmen milletvekili olarak soruyorum, 2002’de Samsun’da, Antep’te, Kocaeli’de ve İstanbul’da ne söylediğini bir hatırla. Sonra aynanın karşısına geç, “Ben bu lafı ettim, ben bu sözü söyledim, ben bu insanlara ‘atanamayan öğretmen’ kavramını Türkiye’de yok edeceğimi, sileceğimi söyledim. Evet, bu bana yakışmadı.” de, Millî Eğitim Bakanını çağır kulağını çek. Senin Millî Eğitim Bakanın sözünüzde durmamakla kalmıyor, atanamayan ve sistem içindeki öğretmenlerin âdeta düşmanı oldu. Öğretmene düşman, cumhuriyet tarihimizde, hiç millî eğitim bakanı yok. Bir bu var. Bunu nereden buldunuz bilmiyorum. Başbakan bunu çok mu aradı onu da bilmiyorum. Bıraktı, şimdi, Millî Eğitim Bakanı bizim öğretmenlerle uğraşmayı, eski millî eğitim bakanlarıyla uğraşıyor. Başka partinin millî eğitim bakanlarıyla değil. Yani Nimet Çubukçu Hanımefendi’nin ne kusuru var -onunla uğraşıyor, ben anlamadım- ya da Hüseyin Çelik’in ya da Erkan Mumcu’nun. Böyle şey olur mu? Millî Eğitim Bakanı millî eğitime yakışmayan bir bakan.

Şimdi, ben, 40 bin yalanını söyleyeyim. 40 bin kadronuz yok. Şu anda 10 bin emekli olanlarla kadronuz var, biraz sonra 30 bin ihdas edeceksiniz, 40 bin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - Sayın Hükûmet, 48 bin 2011-2012 eğitim öğretim yılı sonu itibarıyla öğretmen mezun olacak.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hemen bitiriyorum Sayın Başkanım.

Sadece bu eğitim öğretim yılında 48 bin öğretmen böyle kollarını açacak sizden imdat bekleyecek. Siz -10 bin emekli olacak öğretmen zaten var- 40 bin kadro diyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Biz önergemizle hiç değilse -sorunu çözmez ama- 100 bin kadroyu bu Meclis geçirerek bu gece Türkiye’de bir bayram havası estirelim.

Bu önergeyi kabul etmelisiniz. Eğer size bir harf öğreten öğretmeninize biz sizden kırk yıl kölesi olun demiyoruz ama size bir harf öğreten öğretmeninize olan borcunuzu ödemeniz için size bir fırsat sunuyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

55’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 55’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın Ersoy sisteme girmiş. Bir kısa söz talebi var.

Buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy’un, Sinop ilinde dün gece meydana gelen sel felaketine ve başta Sinop Valiliği olmak üzere devletin bütün imkânlarıyla vatandaşın mağduriyetini gidermek için gayret gösterdiğine ilişkin açıklaması

MEHMET ERSOY (Sinop) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de Sinop ilimizde dün gece meydana gelen sel afetinden mağdur olan bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Can kaybımızın olmaması gerçekten çok büyük bir şanstı.

Devletimizin bütün kurumları, başta Sinop Valiliğimiz olmak üzere devletin bütün imkânlarıyla vatandaşlarımızın mağduriyetlerini gidermek için ellerinden gelen bütün gayreti gösteriyorlar. Gün boyu gerek Başbakanlığımızla gerek Aile, Sosyal Politikalar Bakanlığımızla yaptığımız görüşmelerde her türlü zararın telafisi noktasında önemli mesafeler alınmış, Valiliğimizin istediği acil yardım ödeneği de derhâl Sinop Valiliği emrine tahsis edilmiştir. Bu saatten sonra kaymakamlıkların ve ilgili kurumların yapacağı her türlü tespitler anında karşılanarak vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin bir an evvel giderilmesine çalışacaktır.

Söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ersoy.

 

 

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) (Devam)

 

BAŞKAN – 56’ncı madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 56. Maddesindeki ekli cetvellere “Ülkemizdeki diğer üniversitelerin kadro ihtiyaçlarını karşılamak üzere 1000 profesör kadrosunun ihdasını öngören bir tablonun eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Kazım Kurt                         Aydın Ayaydın               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

              Eskişehir                               İstanbul                                İstanbul

            Haydar Akar                           Musa Çam                         Mahmut Tanal

                Kocaeli                                   İzmir                                   İstanbul

          Namık Havutça                Mehmet Ali Ediboğlu

               Balıkesir                                  Hatay

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 56 ncı maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini ve bu maddeye Ek 1 Sayılı Listede yer alan Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili Cetvelin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili bölümüne aşağıdaki cetvelin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı                        Alim Işık                            Erkan Akçay

      Konya                                 Kütahya                                 Manisa

Mehmet Erdoğan         Hasan Hüseyin Türkoğlu                        

      Muğla                                Osmaniye

“Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatı için ihdas edilen kadrolara, vekil imam ve fahri Kur’an öğreticisi olarak görev yapanlar doğrudan atanırlar.”

“KURUMU: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI

TEŞKİLATI: TAŞRA

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı

Unvanı

Derecesi

Serbest Kadro Adedi

Toplam

EOH

Öğretmen

1-9

150.000

150.000

GIH

Şube Müdürü

    1

  950

     950

 

TOPLAM

 

150.950

150.950

 

“KURUMU: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI: TAŞRA

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı

Unvanı

Derecesi

Serbest Kadro Adedi

Toplam

 

 

İmam-Hatip

1-9

      3.000

          3.000

 

 

Fahri Kuran Öğreticisi

1-9

1.000

1.000

 

 

 TOPLAM

 

4.000

               4.000

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 56 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, (1) sayılı listeye Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına ilişkin kadro ihdasına dair tablodan sonra gelmek üzere aşağıdaki tabloların eklenmesini ve aynı listenin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına kadro ihdasına dair tabloda yer alan "VHKİ" ibaresinin "Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni" şeklinde ve ekli (2) sayılı listenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli               Mehmet Doğan Kubat                Ramazan Can

                Giresun                                İstanbul                                Kırıkkale

      H. Bayram Türkoğlu                 Osman Boyraz                          Şirin Ünal

                 Hatay                                  İstanbul                                İstanbul

                                Osman Çakır                        H. Hami Yıldırım

                                      Düzce                                     Burdur

“MADDE 56- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı Cetvelin Milli Eğilim Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ve Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü ait bölümüne; ekli (2) sayılı listede yer alan öğretim elemanlarına ait kadrolar ihdas edilerek 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı cetvellerin Yüzüncü Yıl Üniversitesi bölümüne eklenmiş ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı Cetvelin Emniyet Genel Müdürlüğünün yurt dışı teşkilatına ait bölümünde yer alan müşavir ve ataşe unvanlı kadroların sınıfı Emniyet Hizmetleri Sınıfı olarak değiştirilmiştir.”

 

“KURUMU: AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI

TEŞKİLATI: MERKEZ

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

Sınıfı

Unvanı

Derecesi

Serbest Kadro Adedi

Toplam

GİH

Şube Müdürü

1

6

6

 

 

TOPLAM

 

6

6"

 

 

 

“KURUMU  : YÜKSEKÖĞRETİM KURULU BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI : MERKEZ

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

Sınıfı

Unvanı

Derecesi

Serbest Kadro Adedi

Toplam

G İH

Başkanlık Müşaviri

1

5

5

 

TOPLAM

 

5

5"

 

 

 

 

 

 

 

(2) SAYILI LİSTE

KURUMU: YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ

TEŞKİLATI: MERKEZ

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Unvanı

Derecesi

I Sayılı Cetvel

II Sayılı Cetvel

Profesör

1

40

 

Doçent

1

10

 

Doçent

2

10

 

Doçent

3

10

 

Yardımcı Doçent

3

40

 

Yardımcı Doçent

4

40

 

Yardımcı Doçent

5

40

 

Öğretim Görevlisi

5

10

 

Öğretim Görevlisi

6

20

 

Okutman

5

5

 

Okutman

6

5

 

Uzman

5

5

 

Uzman

6

5

 

Araştırma Görevlisi

5

20

 

Araştırma Görevlisi

6

20

 

Araştırma Görevlisi

7

20

 

TOPLAM

 

300

 

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılıyoruz Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ihtiyaç nedeniyle kadro ihdas edilmekte ve 100 Yıl Üniversitesine tahsis edilen kadroların dağılımı ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden belirlenmektedir. Ayrıca Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına müşavir kadrosu ihdas edilmesi ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı Cetvelin Emniyet Genel Müdürlüğünün yurt dışı teşkilatına ait bölümünde genel idare hizmetleri sınıfı olarak yer alan müşavir ve ataşe unvanlı kadroların hizmet sınıfının emniyet hizmetleri sınıfı olarak değiştirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 56 ncı maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini ve bu maddeye Ek 1 Sayılı Listede yer alan Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili Cetvelin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili bölümüne aşağıdaki cetvelin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                      Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

“Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatı için ihdas edilen kadrolara, vekil imam ve fahri Kur’an öğreticisi olarak görev yapanlar doğrudan atanırlar.”

“KURUMU: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI

TEŞKİLATI: TAŞRA

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı

Unvanı

Derecesi

Serbest Kadro Adedi

Toplam

EOH

Öğretmen

1-9

150.000

150.000

GIH

Şube Müdürü

    1

  950

     950

 

TOPLAM

 

150.950

150.950

 

“KURUMU: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI: TAŞRA

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı

Unvanı

Derecesi

Serbest Kadro Adedi

Toplam

 

 

İmam-Hatip

1-9

      3.000

          3.000

 

 

Fahri Kuran Öğreticisi

1-9

1.000

1.000

 

 

 TOPLAM

 

4.000

               4.000

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Muhterem Başkan, değerli milletvekilleri; 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 56’ncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün akşam Van’da şehit edilen polisimize Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Şimdi, 40 bin öğretmen kadrosunu serbest bırakıyorsunuz ve 30 bin yeni öğretmen kadrosu ihdas ediyorsunuz. Bu elbette ki yeterli değil. Bu kadro sayısının hiç olmazsa 150 bin olarak değiştirilmesini teklif ediyoruz. Ayrıca, yaptığınız bu değişiklikle 40 bin öğretmen mi atayacaksınız, 30 bin öğretmen mi atayacaksınız, 70 bin öğretmen mi atayacaksınız, işin doğrusu bu belli değil. Bu atamaları okullar açılmadan yapacak mısınız, o da belli değil. 4+4+4 sistemiyle sistemi allak bullak ettiniz. Alelacele getirdiğiniz yeni sistem sebebiyle mağdur olan sınıf öğretmenlerinin ve okul öncesi öğretmenlerin hâli ne olacak belli değil. Aldığınız bu kadrolar elbette yeterli olmayacak. Yeni dönemde de, öğretmen olmayanlara ücretli öğretmenlik yaptıracak mısınız, bunların yerine, yoksa, öğretmenlik hakkını kazanmış insanları mı ücretli öğretmen olarak görevlendireceksiniz belli değil. Öğretmenlerin özlük haklarıyla ilgili hiçbir düzenleme bu tasarının içerisinde yok.

Yine, Millî Eğitim Bakanının yaptığı açıklamaya göre Türkçe ders sayısını azaltıyorsunuz, ama yerine ne koyacaksınız, o da belli değil.

Yine, bu maddeyle 30 bin polis kadrosu ihdas ediyorsunuz. Bu kadroları ne zaman kullanacaksınız, maalesef hiçbir açıklık yok.

Tabii ki iktidarınız döneminde işsizlik aldı başını, gidiyor. Polislik mesleğine çok müracaat yapılıyor. Bundan zannetmeyin ki herkes polis olmak istiyor. İnsanlar çaresizlikten, başka yerde iş bulamadığından polis olmak istiyor.

Kadro ihdas ediyorsunuz ama polislerin özlük haklarını, emeklilikle ilgili sorunlarını, çalışma şartlarını iyileştirmeyi hiç aklınıza getirmiyorsunuz. Torba mıdır, çorba mıdır, çuval mıdır, ne idiği belirsiz bu kanunun içerisine bunlarla ilgili hiçbir hüküm koymuyorsunuz.

Binlerce imam-hatip vekil olarak çalışıyor. İmam-hatip kadrosu olmayan bir sürü cami var. Teklifimize göre hiç olmazsa 3 bin yeni kadro ihdas edin ve hak edenleri atayın. Hem çok zor şartlarda çalışan, yarınlardan endişeli olan vekil imam-hatipler bu endişelerden, belirsizliklerden, çaresizlikten kurtulsun hem de vatandaşlarımız doğru dinî bilgi sahibi olsun.

Yine, kamudaki çağdaş görevlerle ilgili olarak bu tasarıda hiçbir hüküm yok. 4/C’lilerin durumu ne olacak? Taşeron üzerinden çalışanların hâli ne olacak? Bunlarla ilgili maalesef bu teklifin içerisinde hiçbir cümle yok. 4/C’lilere, taşeron üzerinden çalışanlara gelince ne adaletiniz var ne de insafınız var.

HSYK 146 ilçenin adliyesini kapattı. 44’ünü neyse geri açtılar ama bunu niye yaptıklarını, tabii, çok fazla burada anlatmadılar ama biliyoruz ki bunu yapmalarındaki en temel sebep, birkaç yüz hâkim tasarrufuyla onları büyük şehirlere, daha kalabalık, işlerin daha yoğun olduğu yerlere kaydırmak. Hiç olmazsa, arkadaşlar, bin hâkim kadrosu ihdas edelim. İhdas ettiğimiz kadroları bu küçük ilçelerimize verip oralardaki adliyeleri açalım. Hâkimimiz yok diye adliyelerimiz kapanmasın. Adaletten tasarruf olmaz. Adaletten tasarruf noktasına gelmişse bu ülke eğer, iflas noktasına gelmiş demektir.

Yine, sözleşmesi sona eren uzman çavuşların atanması da tamamen iktidarın keyfine kalmış durumdadır. Bunu da makul, mantıklı bir sisteme bağlamak lazım. Bu işin bir kuralı olması lazım. Kuralsızlık keyfîliğin başladığı yerdir. Şimdi, bildiğiniz gibi, uzman çavuşlarla ilgili “atanabilir” hükmü var ama kim atanır, nasıl atanır, hangi sıraya göre atanır, bunlar belirsiz. Bu belirsizlik böyle gittikçe birileri açıktan atama statüsüne göre keyfî olarak bunların içerisinden seçtiği 3-5 tanesini atıyor ama bunların çoğunluğu işsiz. Belli süre doğuda görev yapmış, çoluk çocuk sahibi olmuş bu insanlar çaresizlikten kıvranıyorlar. Bunların hiç olmazsa güvenlikle ilgili belli birimlerde öncelikle görevlendirilmesiyle ilgili bu hükmü bu kanun tasarısının içerisine koyalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 56. Maddesindeki ekli cetvellere “Ülkemizdeki diğer üniversitelerin kadro ihtiyaçlarını karşılamak üzere 1000 profesör kadrosunun ihdasını öngören bir tablonun eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ediboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

302 sıra sayılı yasanın 56’ncı maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Önce, az önce aldığım bir mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum. İhlaszedelerden “Bizi torbaya mı, çorbaya mı, çuvala mı, nereye koyarsanız koyun, yoksa mezara koyacaksınız.” diye bir mesaj aldım, onu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, dostlar, ben bu konuşmamda, 100 kere konuşulup 1 kere zam verilen ama hep “Zam aldı.” zannedilen güvenlik hizmetleri emekçilerinin yani polislerimizin sorunlarını aktarmak üzere, dile getirmek üzere söz aldım. Yine konu polisler olduğuna göre dün Van’da şehit edilen polisimize Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına ve ulusumuza da başsağlığı diliyorum.

Demokratik hukuk devletinde vatandaşlar, askerlik gibi, vergi vermek gibi devlete karşı birtakım yükümlülüklerini yerine getirirken devletten de birtakım beklentiler içine girerler. Eğitim gibi, sağlık gibi, güvenlik gibi, adil yargılanma gibi birtakım hakların devlet teminatı altında olmasını beklerler.

Değerli milletvekilleri, genel güvenliğin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, ceza adaletinin gerçekleştirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve demokrasinin geliştirilmesi adına kamu hizmeti sunan kuruluşların başında emniyet teşkilatımız gelir. Oysaki, ülkemizde emniyet teşkilatı hakkında toplumun genelinde maalesef olumsuz bir ön yargı vardır. Bu ön yargıların oluşmasında polis memurlarımızın bir kısmının katkıları olduğu da inkâr edilemez.

 Bilindiği gibi, yakın tarihte Hopa’da meydana gelen olaylarda polisin şiddet kullanması, orantısız güç kullanması sonucu emekli Metin Lokumcu hayatını kaybetmiş, bunun üzerine Türkiye genelinde yapılan demokratik protesto gösterilerinde de yine polisin orantısız güç kullandığını, biber gazı kullandığını ve hoşumuza gitmeyen, toplumun hoşuna gitmeyen, MOBESE kameralarında gençlerin, kızların dövüldüğü, sürüklendiği çirkin görüntülere tanık olduk.

Yine örnek vermek gerekirse, yine MOBESE kameralarına takılan İzmir’de karakoldaki kadının yediği dayak hiç de şık olmadı ülkemiz adına. Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkün. “Her kurumda olduğu gibi emniyet içinde de çürük elmalar var, bunları ayıklayacağız.” söylemiyle bu önyargıları ortadan kaldırmak mümkün olmayacak. Aslında, bu önyargının kırılması hizmet kalitesinin artırılması, siyaset kurumu ve siyasetçilerin emniyet teşkilatı üzerinden elini çekmesi, atamalarda kayırmacılığın ortadan kaldırılması, sadakat yerine liyakat kriterinin tayin ve terfilerde göz önüne alınması, polis teşkilatı insan kaynakları politikasının yeniden gözden geçirilmesi, özlük hakları ve personel sorunlarının giderilmesiyle mümkün olabilecektir.

 Bunun yanında, güvenlik hizmetleri üretilirken de yurttaş odaklı çalışan, var oluşunun gerekçesi vatandaş memnuniyeti olan bir güvenlik teşkilatı oluşturulmalıdır. Burada en önemli sorumluluk da Hükûmete ve İçişleri Bakanına düşmektedir. Uludere’de olduğu gibi, bombalama emrini vereni koruyup bombayı atan yani verilen emri uygulayan pilotları hedef tahtasına koyarak, 28 Şubat muhtırası kaleme aldı diye, emekli olunca zırhlı araç tahsis edip sırtını sıvazlayan ancak onun emriyle toplantılara katılan ordumuzun vatansever subaylarını Silivri’ye tıkan, işçinin, memurun, emeklinin, öğrencinin demokratik hakkını kullanmak üzere sokağa çıktığında şiddet kullanılarak dağıtılması emrini verenlerden hesap sormak yerine, MOBESE görüntülerine takılan ve suçu, verilen emri uygulamak olan polisleri cezalandırarak bu önyargıları kıramayız.

Yıllarca yaptığım hekimlik mesleğinde polis kardeşlerimle birlikte zaman zaman nöbet tuttum, onların sorunlarına da ortak oldum. En önemli sorunları mesai dostlar. Ayda yüz otuz saat fazla mesai yapıyorlar ve bu, insan haklarına da, Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi’ne de sığmaz. Aldıkları mesai ücreti 240 lira artı ücret, bu da fazla mesailerinin karşılığı değil. Hele karakol amirlerinin telsizi hiç kapanmıyor, sürekli icapçılar. Dolayısıyla, ya mesaileri azaltılmalı ya da ücretleri artırılmalı.

Sadakat ya da başka ilişkiler yerine liyakatin terfi, tayinde kriter alınması en büyük talepleri.

Polis kardeşlerimizin psikiyatri kliniklerine en fazla başvuran kamu grubu olduğunu da söylemek istiyorum. Son 10 yılda 300 polisin intihar ettiği de bilgilerimiz arasında.

Emeklilikte de mağdurlar. Aynı görevi yapan bir astsubay 3.650 ek göstergeyle emekli olurken bir polisin 650 ek göstergeyle emekli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Devamla) - …edilmesi kabul edilemez bir gerçektir ve düzeltilmesi hep birlikte talep ediliyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ediboğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Daha önce kabul edilmiş önerge doğrultusunda 56’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

57’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

302 sıra sayılı kanunun 57. maddesinin 5’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Melda Onur                        Namık Havutça

               İstanbul                                İstanbul                                Balıkesir

            Kamer Genç                         Sinan Aygün                        Turgay Develi

                Tunceli                                 Ankara                                   Adana

“Üst kurul tarafından üçüncü fıkra uyarınca verilmesi gereken beyannameyi süresi geçtiği hâlde vermeyen medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar hakkında; ve dördüncü fıkrasında belirlenen bilgi verme ve ibraz yükümlüklerini süresi içinde yerine getirmeyen veya eksik yerine getiren medya hizmeti sağlayıcı kuruluşlar ile ticari iletişim geliri elde edilmesine aracılık yapanlar hakkında ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde 2’sinden 5’ine kadar idari para cezası verilir.”

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 57 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                             Alim Işık

                 Konya                                  Manisa                                 Kütahya

        Mehmet Erdoğan           Hasan Hüseyin Türkoğlu

                 Muğla                                Osmaniye

“Madde 57 - 15/12/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 42 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

(3) Medya hizmet sağlayıcıları, her takvim ayı içinde elde ettikleri ticari iletişim gelirlerini, ilgili dönemde gelir elde etmemiş olsalar dahi, takip eden ayın 20’sine kadar şekil ve içeriğiyle verilme usul ve esasları Üst Kurul tarafından belirlenen beyanname ile beyan ederler.

(4) Medya hizmet sağlayıcıları ile ticari iletişim gelirinin elde edilmesine aracılık yapanlar, yasal defter kayıtlarını, üst kurul payının hesaplanmasına esas teşkil eden ticari iletişim gelirlerinin doğru tespit edilmesini sağlayacak şekilde düzenlerler. Medya hizmet sağlayıcılar ile ticari iletişim gelirinin elde edilmesine aracılık yapanlar, üst kurul payının hesaplanmasına esas teşkil eden ticari iletişim gelirlerinin tespitine ilişkin olarak Üst Kurul tarafından veya Maliye Bakanlığına bağlı vergi incelemesine yetkili elemanlar tarafından incelendikleri hallerde, kendilerinden istenilen bilgileri vermeye ve bunlarla ilgili defter ve belgeleri ibraz etmeye mecburdurlar. Bilgiler yazı ile istenilir ve cevap vermeleri için kendilerine 15 günlük süre verilir. Zor durumda bulunmaları sebebiyle bilgi verme ve ibraz ödevlerini süresi içinde yerine getiremeyecek olanlara, sürenin bitmesinden önce yazı ile istemde bulunulması ve istemde belirtilen mazeretin kabule layık görülmesi kaydıyla kanuni sürenin bir katını geçmemek üzere ek süre verilebilir.

(5) Üst Kurul tarafından üçüncü fıkra uyarınca verilmesi gereken beyannameyi süresi geçtiği hâlde vermeyen medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar hakkında, beşbin Türk Lirası; dördüncü fıkrasında belirlenen bilgi verme ve ibraz yükümlülüklerini süresi içinde yerine getirmeyen veya eksik yerine getiren medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar ile ticari iletişim gelirinin elde edilmesine aracılık yapanlar hakkında, onbin Türk Lirası tutarında idari para cezası uygulanır. Bu fıkrada öngörülen idari para cezaları, radyo kuruluşları hakkında yüzde elli oranında uygulanır.

(6) Kanunun 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde yer alan Üst Kurul gelirlerinin süresinde ödenmemesi halinde bu gelirlere 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesine göre belirlenen gecikme zammı oranında faiz uygulanır.

(7) Üçüncü fıkraya göre beyan edilmesi gereken ticari iletişim gelirlerinin süresinde beyan edilmediği veya eksik beyan edildiğinin tespiti üzerine medya hizmet sağlayıcılarına 30 gün içerisinde Üst Kurul gelirinin ödenmesi bir yazı ile bildirilir. Medya hizmet sağlayıcıları tarafından süresinden sonra beyan edilen Üst Kurul geliri beyan tarihini takip eden 30 gün içerisinde ödenir. Üçüncü fıkraya göre beyan edilmesi gereken Üst Kurul gelirinin süresinde beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi hâlinde, beyan edilmesi gerektiği tarihten ödendiği tarihe kadar geçen süreye altıncı fıkra kapsamında faiz uygulanır.

(8) Süresinde ödenmeyen üst kurul gelirleri genel hükümlere göre tahsil edilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak acaba Milliyetçi Hareket Partisinden?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe efendim…

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılabilir hâle getirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

302 sıra sayılı kanunun 57. maddesinin 5’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederim.

                                                                       Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

“Üst kurul tarafından üçüncü fıkra uyarınca verilmesi gereken beyannameyi süresi geçtiği hâlde vermeyen medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar hakkında; ve dördüncü fıkrasında belirlenen bilgi verme ve ibraz yükümlüklerini süresi içinde yerine getirmeyen veya eksik yerine getiren medya hizmeti sağlayıcı kuruluşlar ile ticari iletişim geliri elde edilmesine aracılık yapanlar hakkında ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde 2’sinden 5’ine kadar idari para cezası verilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Develi. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGAY DEVELİ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Esasen, konuyla ilgili sıra sayıdaki bu madde zorunlu bir madde, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bir hükmün yeniden düzenlenmesi. Yaklaşık on sekiz yıldan bu yana televizyonlar, medya sağlayıcı kuruluşlar bu maddeyle yönetiliyorlardı. Her nedense daha bir yıl önce yenilenen bu kanun maddesi, bir yayıncı kuruluşun idare mahkemesine başvurması üzerine, idare mahkemesinin de Anayasa Mahkemesine başvurması üzerine iptal edilen bir maddeyle ilgili düzenleme bu. İptal edilen madde, üst kurul paylarını iki ay içerisinde yatırmayan televizyon kuruluşlarının, radyo kuruluşlarının lisanslarını iptal ediyordu. Şimdi, ilk defa, on sekiz yıldan sonra, üst kurul paylarını yani reklam paylarını yatırmayan kuruluşlarının lisanslarını iptal etme maddesi kaldırıldı, yerine para cezaları getirildi.

Akla iki tane soru geliyor: On sekiz yıldan bu yana ilk defa idare mahkemesi Anayasa Mahkemesine başvuruyor, Anayasa Mahkemesi de bunu kaldırıyor. Bunu takip edeceğim “Acaba üst kurul paylarını ödeyemeyen, ödeyemediği için biriken televizyonlar, radyolar mı var?” diye ama teknik olarak bunun düzenlenmesi gerekiyordu.

Bununla beraber 3’üncü Yargı Paketi’nde geçen yine basınla ilgili ilginç bir maddeyi huzurlarınızda dile getirmek istiyorum: Ceza Yasası’nın 132’nci maddesinin dördüncü fıkrası aynen şöyleydi: “Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.” Yeni çıkarılan, değiştirilen maddede bu, 6 maddeye bölünmüş ama 6’ncı maddede sadece “Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması suç oluşturmaz.” diyor.

Şimdi, muğlak bir cevap; hâkimin takdirine bırakmış. 2006’lı, 2007’li, 2008’li yıllardan itibaren -hatırlarsınız- Türkiye’de toplum mühendisliği yapılmaya başlanmıştı. Birileri, nerede kaydettikleri bilinmeyen, nasıl ele geçirdikleri bilinmeyen kasetleri, ses konuşmalarını gazetelere, televizyonlara, İnternet sitelerine veriyor, onlar da yayınlıyorlardı. O zaman yargıçlar, toplumun ileri gelenleri, bu işin mağdurları, siyasetçiler “Allah Allah, yasalara göre bunların yayınlanmaması lazım, bunlar suç, nasıl yayınlıyorlar?” diyorlardı. O günden bugüne toplum mühendisliği yaparak mevcut şu günkü gündemde Ergenekon gibi, işte buna benzer davaların, KCK gibi davaların altyapısını oluşturan, gazete ve televizyonlarda, İnternet sitelerinde yayınlanan görüntüleri, haberleri yayınlayan gazetecileri ve gazeteleri kurtarma maddesi bu. Biriken dosyalar artık sonuç aşamasına gelmişti. Toplum mühendisliği yapan gazeteciler artık cezaevine gireceklerdi, bu suçu işledikleri için. Bu maddeyle, bu düzenlemeyle o arkadaşlarımız cezaevine girmekten kurtuldular. Yani bu, Hükûmetin işine gelen… Yaklaşık altı yıldan bu yana toplum mühendisliği yapmak için kullanılan bu araçlara alet olanlar ya da bu görevi yerine getirenler, bu yasa maddesiyle cezaevine girmekten kurtuldular.

Söz konusu televizyonlar olunca bir ilginç gelişme daha var arkadaşlar. Türksat, biliyorsunuz, uydular aracılığıyla, televizyonların uydu frenkanslarını kullandırıyor, kapasitelerini kullandırıyor. Geçen gün KİT Komisyonunda Türksat’a bir soru sordum “Hangi televizyon kanallarından paranızı tahsil edemiyorsunuz?” diye. Bilin bakalım hangileriymiş? Düşündüğünüz gibi, malum televizyonlar, arkadaşlar: Kanal Beyaz televizyonunun 325 bin lira, Kanal 24 televizyonunun 1 milyon 266 bin lira, Kanaltürk’ün 233 bin lira. O kadar büyük rakamlar ki bir televizyon için bunlar. Türksat, bunların sözleşmesini de iptal etmiyor ya da edemiyor. Yani bir taraftan bu televizyonlara devletin olanakları peşkeş çekiliyor, bir taraftan da gazeteciler cezaevine girmekten kurtarılıyor.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Develi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

57’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, maddeyi oylamadan, maddeyle ilgili kısa bir söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Öyle mi?

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bu madde oylanacak ancak maddenin çok sorunlu olduğunu, yazımında problemler olduğunu, bu şekliyle yasalaşması hâlinde çok önemli sakıncalar yaratacağını ifade etmek istiyorum. Şöyle ki: 57’nci maddede yer alan (3) numaralı bentte “Medya hizmet sağlayıcıları, her takvim ayı içerisinde elde ettikleri ticari iletişim gelirlerini, ilgili dönemde gelir elde etmemiş olsalar dahi beyanname ile beyan ederler.” şeklinde bir hüküm var yani “ilgili dönemde gelir elde etmemiş olsa dahi beyan edecek” diyor yani elde ettiği gelir…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Beyanname verecek ama…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Ama öyle yazılmamış. Niyet farklı ama yazım o niyeti karşılamıyor. Bir mükellefin beyanname verme yükümlülüğü tarif edilirken “Elde ettiği geliri ilgili dönemde gelir elde etmemiş olsa dahi beyan eder.” şeklinde bir cümle olamaz Türkçede.

İkinci olarak söyleyeceğim şudur: Maddede yer alan (5) numaralı fıkrada şöyle bir cümle var: “Üst Kurul tarafından üçüncü fıkra uyarınca verilmesi gereken beyannameyi süresi geçtiği hâlde vermeyen medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar hakkında…” Süresi içinde verilmesi gereken beyannameyi süresi geçtiği hâlde vermeyenler hakkında yapılacak işlem düzenleniyor. Yazılması gereken şudur: “Beyannameyi süresi içinde vermeyenler hakkında şu işlemler yapılır.” veya “Beyanname verme süresi geçtikten  sonra verenler hakkında şu işlem yapılır.” denilmesi gerekirken amatörce bile diyemeyeceğim bir yazım var burada.

Yine maddede yer alan (4) numaralı fıkrada: Zor durumda bulunmaları sebebiyle bilgi verme ve ibraz ödevlerini süresi içinde yerine getiremeyecek olanlara ek süre verilebileceği düzenlenmektedir. “Zor durum”un ne olduğu tarif edilmemiştir. Bu da önemli bir eksikliktir ya da “Zor durum Vergi Usul Kanunu’na göre tayin edilir.” şeklinde bir hüküm konulabilirdi. Bu da yazılmamıştır. Çok sorunlu,. amatörce yazılmış olan bir madde. Ben, bu maddenin oylanmaması gerektiğini düşünüyorum. Gerekirse madde üzerinde bir teknik çalışma yapılabilir, düzeltilebilir ama böyle oylanırsa çoğunluk iradesine bakılarak, yanlış bir kanunu yasalaştırmış oluruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce Sayın Hamzaçebi’nin belirttiği, altını çizdiği hususlar önemli. Esasında ifadeler meramı anlatıyor ama daha iyi ifade edilebilir, ben de katılıyorum bu anlamda. Dolayısıyla oylamasını erteleme imkânımız olursa Sayın Başkanım, birlikte o ifadeleri düzeltme imkânımız…

BAŞKAN – Bir redaksiyon talep ediyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman tekriri müzakere gerekir efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, hayır, oylama yapmadan Sayın Başkan.

BAŞKAN – Oylama yapmıyorum o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oylama yapılsa da zaten tekriri müzakere gerekir şu anda da çünkü işlem yapıldı, önergeler reddedildi, dolayısıyla bu maddenin ancak tekriri müzakere yoluyla ele alınması mümkün.

BAŞKAN – Birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 19.18

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

57’nci maddenin oylamasından önce Komisyonun bir düzeltme talebi vardır.

Buyurunuz Sayın Komisyon.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Akif Hamzaçebi’nin ifade ettiği husus doğrultusunda arkadaşlarımız gerekli çalışmaları yaptılar ve anlam düzeltmesi yapılması için 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 57’nci maddesinin 3’üncü fıkrasındaki “ilgili dönemde gelir elde etmemiş olsalar dahi” ifadesinin bulunduğu yerden çıkarılarak, fıkranın sonuna “ilgili dönemde gelir elde edilmemiş olsa dahi beyanname verilmesi zorunludur.” cümlesinin eklenmesi ve 5’inci fıkrasındaki “süresi geçtiği hâlde” ibaresinin “süresinde” şeklinde değiştirilmesini arz ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Bu redaksiyon talebiyle birlikte 57’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, yeni madde ihdasına dair üç önerge vardır.

Bildiğiniz üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre, yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir.

Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Nurettin Canikli                 M. Akif Hamzaçebi             Mehmet Doğan Kubat

                Giresun                                İstanbul                                İstanbul

               Alim Işık                           Hasip Kaplan                Ferit Mevlüt Aslanoğlu

               Kütahya                                 Şırnak                                  İstanbul

 

“MADDE 58- 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun geçici 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.”

BAŞKAN – Komisyon salt çoğunlukla önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen var mı? Yok.

Soru-cevap yok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece teklife yeni bir madde eklenmiş olmaktadır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Nurettin Canikli                        Salih Koca                          Erkan Akçay

                Giresun                               Eskişehir                                Manisa

           Bülent Turan                 Gökçen Özdoğan Enç                 Nesrin Ulema

               İstanbul                                 Antalya                                    İzmir

           Nurdan Şanlı                        Ali Ercoşkun                 Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                Ankara                                    Bolu                                   İstanbul

           Hasip Kaplan                         İsrafil Kışla                    Mehmet Ali Ediboğlu

                 Şırnak                                   Artvin                                    Hatay

 

MADDE 59- 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun;

a) 75 inci maddesinin ikinci fıkrasına 31/5/2012 tarihli ve 6322 sayılı Kanunun 8 inci maddesi ile eklenen bendin “16.” olan numarası “17.” olarak,

b) 94 üncü maddesinin birinci fıkrasına 6322 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile eklenen bendin “16.” olan numarası “17.”, bu bendin içerisinde yer alan “(16)” ibaresi “(17)” olarak, aynı maddenin altıncı fıkrasında yer alan “6, 7, 8, 9 ve 16 numaralı” ibaresi ise “6, 7, 8, 9 ve 17 numaralı” şeklinde

değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Önergeye Komisyon salt çoğunluk ile katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Salt çoğunlukla katılmış olduğu için Komisyon önergeye, yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi? Yok.

Soru-cevap yok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiş ve böylece, yeni bir madde ihdas edilmiş oldu.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Ali Özgündüz                        F. Nur Serter                 Prof. Dr. Hülya Güven

               İstanbul                                İstanbul                                   İzmir

             Tufan Köse                        Aykan Erdemir                    Ali İhsan Köktürk

                 Çorum                                   Bursa                                Zonguldak

MADDE 60 – 5510 Sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“a) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine ve 5 inci maddenin (a) bendine tabi olanlar için bunların işverenleri, (a) bendine tabi olup ev hizmetlerinde tam süreli iş sözleşmesi ile çalışanlar için bunların işverenleri, ev hizmetlerinde kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışanlar için %50 oranında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve %50 oranında bunların işverenleri,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunlumuz yoktur…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Davet etsin Sayın Başkan.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Evet, davet ediyorum katılmak isteyen elbette varsa…

Salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmadığı için önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Böylece, teklifin mevcut metnine yeni 58 ve 59’uncu maddeler eklenmiştir. Kanunun yazımı esnasında bu madde eklenerek diğer madde numaraları teselsül ettirilecektir.

Bir karışıklığa yer vermemek amacıyla görüşülmekte olan Komisyon raporuna mevcut maddeler üzerinden devam edeceğiz.

Sayın milletvekilleri, otuz dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.35

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, geçici madde 1’in üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Teklifinin geçici 1 inci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli                     Mustafa Elitaş                         Recep Özel

                Giresun                                 Kayseri                                  Isparta

             Hilmi Bilgin                          Yusuf Başer                         Bülent Turan

                  Sivas                                   Yozgat                                 İstanbul

          Ramazan Can                          Şirin Ünal                         Hüseyin Bürge

               Kırıkkale                                İstanbul                                İstanbul

         Mine Lök Beyaz                    Abdulkerim Gök                 Oğuz Kağan Köksal

              Diyarbakır                             Şanlıurfa                               Kırıkkale

"Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı her derecedeki eğitim kurumuna 1997 ve sonraki yıllarda giren ve askeri öğrencilikten kendi isteğiyle ayrılan veya sağlık sebepleri dışında askeri öğrencilikten çıkarılanlardan; yüklenme ve kefalet senetlerinde yazılı olsa dahi ilaç ve tedavi giderleri, kitap, kırtasiye giderleri, öğrenci harçlıkları ile yiyecek giderinin yarısı ve bunlara tekabül eden faizleri geri alınmaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ödemeleri devam edenler ile bu konuda açılmış davaları sonuçlanmamış veya kesin hükme bağlanmış olanlar da bu madde hükümlerinden yararlandırılır. Ödemesi devam edenlerden bu madde çerçevesinde yapılacak hesaplamaya göre fazla ödeme yapmış olanlar ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ödemesini tamamlamış olanlara geri ödeme yapılmaz. Bu maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Millî Savunma Bakanlığınca müştereken belirlenir."

T.B.M.M Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan yasa teklifinin Geçici 1. maddesinin sonundaki “borç takibi işlemlerine” ifadesinin “başlatılmış veya başlatılmamış her türlü borç takibi işlemleri” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

 

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Musa Çam                            Kazım Kurt

               İstanbul                                   İzmir                                  Eskişehir

            Celal Dinçer                         Veli Ağbaba                         Ali Özgündüz

               İstanbul                                 Malatya                                 İstanbul

                                                       Bülent Kuşoğlu

                                                              Ankara

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin Geçici 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                             Alim Işık

                 Konya                                  Manisa                                 Kütahya

        Mehmet Erdoğan           Hasan Hüseyin Türkoğlu

                 Muğla                                Osmaniye

 

"GEÇİCİ MADDE 1- Her kademedeki askeri okullarda veya Türk Silahlı Kuvvetleri hesabına fakülte ve yüksekokullarda öğrenim görenler ile Emniyet Teşkilatında görevlendirilmek üzere her kademedeki eğitim kurumlarında okutulanlardan öğrencilikle ilişiği kesilenler ile belirtilen eğitim kurumları veya bu eğitim kurumları dışındaki eğitim kurumlarında Devlet hesabına öğrenimi tamamlayıp mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerden ilgili mevzuatı gereğince bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce borçlu hale gelip borcunun tamamını ödemeden veya mecburi hizmetini tamamlamadan vefat edenlerin borç yükümlülükleri ortadan kalkar. Borçlunun kendisi, mirasçıları veya kefilleri hakkında bu madde kapsamındaki yükümlülüklerle ilgili olarak başlamış olan borç takibi işlemlerine son verilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe: Milli kimliğimize alerjisi olan AKP zihniyetinin TÜRK'e karşı anlayışının yeni bir tezahürü olsa gerek, Türk Silahlı Kuvvetlerinin adından bile Türk kelimesini çıkarmaya kalkışmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin doğru bir şekilde yazılması amaçlanmaktadır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan yasa teklifinin Geçici 1. maddesinin sonundaki “borç takibi işlemlerine” ifadesinin “başlatılmış veya başlatılmamış her türlü borç takibi işlemleri” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Özgündüz…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar) 

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; geçici 1’inci madde, askerî okullarda ya da polis okullarında ya da devlet hesabına diğer okullarda okuyup da mecburi hizmetini bitirmeden vefat eden kişilerin borçlarının ortadan kalkmasını düzenliyor. Biz bu maddeye destek veriyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bunu destekliyoruz.

Ancak, değerli arkadaşlar, bu torba yasanın sahibi kim, Hükûmet adına hangi bakan bilemiyorum ama, 9 Mayısta, yani yaklaşık iki ay önce     -daha iki ay bile olmadı- burada, 201 sıra sayılı bir tasarı görüşüldü, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’la ilgili tasarı. Orada, Komisyonda tartıştık -Adalet Komisyonu üyesi arkadaşlar da burada- Hükûmeti temsilen Komisyonda bulunan Sayın Bekir Bozdağ da bizim ve diğer muhalefet partilerinin teklifini uygun gördü, Genel Kurulda bir madde çıkarıldı. Bu madde, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 180’inci maddesinde düzenlenen, seçim suçlarından dolayı dava açma süresi olan iki yılı altı aya düşürüyordu, bunu çıkarmıştık, daha iki ay önce. Şimdi torba kanunla yeniden getirmişsiniz, 4’üncü madde olarak bunu koymuşsunuz.

Değerli arkadaşlar, gerçekten anlamış değilim, yani iki ay önce ne oldu? Sizin Grup Başkan Vekiliniz Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı, milletvekilleriniz Mehmet Doğan Kubat, Ali Ercoşkun, Nurdan Şanlı, Tülay Kaynarca bir önerge verdi burada ve o madde çıkarıldı. Şimdi ne oldu da tekrar getirdiniz anlamış değilim.

Değerli arkadaşlar, ne getirdiniz biliyor musunuz? Sandıkları tahrip eden, sahte oy kullanan, seçmen kütüklerini yırtan, bozan, dağıtan kişilerin hakkında altı ayda dava açılamazsa af getirdiniz. Yani kimi, özel bir saikle mi, birilerine söz mü verildi, birileri mi kızdı size, iki ay dolmadan tekrar bu değişikliği getirip koydunuz buraya ve buradan geçti, gerçekten anlamış değilim.

Değerli arkadaşlar, 298 sayılı Kanun’un 142’nci maddesinde düzenlenen sahte seçmen kütüğü düzenleyenleri affediyorsunuz, 144’üncü maddesinde düzenlenen mükerrer kaydı affediyorsunuz; 147’nci maddesinde düzenlenen seçmen kütüğünü asmamak veya vaktinden önce indirmek suçunu affediyorsunuz; 148’inci maddesinde düzenlenen sahte seçmen kütüğü düzenlemek veya bozmak, çalmak, yok etmek suçunu -yani üç yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezası düzenliyor- affediyorsunuz; oy kullanmaya engel olmayı affediyorsunuz; haksız oy teminini affediyorsunuz; seçmen olmayanların oy vermesi suçunu affediyorsunuz; oy sandığını çalmak, tahrip etmek, açmak, bozmak yani beş yıla kadar hapis cezası gerektiren suçu affediyorsunuz, gerçekten anlamış değilim.

İki ay önce gayet mantıklı olarak, Hükûmet adına Bekir Bozdağ da katılmıştı ve bunu çıkarmıştık. Şimdi, tekrar 4’üncü madde olarak bunu getirdiniz. Ben bu kanun çıktıktan sonra Adalet Bakanlığından bu yasadan, bu maddeden kimler faydalandı, tek tek soracağım ve o kişilerin kim olduğunu, o kişilerin partinizle de irtibatlı olup olmadığını da açığa çıkaracağım ve buradan da açıklayacağım, kamuoyuna da duyuracağım.

Çok yanlış bir iş yapıyorsunuz yani Adalet ve Anayasa komisyonlarından geçmesi gereken bu madde, İç Tüzük’e aykırı olarak Plan ve Bütçe Komisyonundan geçiyor, buraya geliyor. Sizler de eminim ki ne olduğunu bilmeden -kabul edenler, etmeyenler- el kaldırarak bunu kabul ettiniz. Yanlış yaptınız değerli arkadaşlar. Birçok komplike, birçok organize suç şebekesini, bu suçları işleyenleri affediyorsunuz. Bunu da tarihe not olarak düşüyorum.

Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özgündüz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Görüşülmekte olan Kanun Teklifinin geçici 1 inci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

"Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı her derecedeki eğitim kurumuna 1997 ve sonraki yıllarda giren ve askeri öğrencilikten kendi isteğiyle ayrılan veya sağlık sebepleri dışında askeri öğrencilikten çıkarılanlardan; yüklenme ve kefalet senetlerinde yazılı olsa dahi ilaç ve tedavi giderleri, kitap, kırtasiye giderleri, öğrenci harçlıkları ile yiyecek giderinin yarısı ve bunlara tekabül eden faizleri geri alınmaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ödemeleri devam edenler ile bu konuda açılmış davaları sonuçlanmamış veya kesin hükme bağlanmış olanlar da bu madde hükümlerinden yararlandırılır. Ödemesi devam edenlerden bu madde çerçevesinde yapılacak hesaplamaya göre fazla ödeme yapmış olanlar ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ödemesini tamamlamış olanlara geri ödeme yapılmaz. Bu maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Millî Savunma Bakanlığınca müştereken belirlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı her derecedeki eğitim kurumuna 1997 ve sonraki yıllarda girmiş olup, askeri öğrencilikten kendi isteğiyle ayrılan veya sağlık sebepleri dışında askeri öğrencilikten çıkarılanlara ilişkin yapılan borçlandırmalarda ilaç ve tedavi giderleri, kitap, kırtasiye giderleri, yiyecek giderinin yarısı ile öğrenci harçlıkları ve bunlara tekabül eden faizleri hesaplama dışına alınmak suretiyle ilgililere sosyal Devletin gereği olarak ödeme kolaylığı sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Madde oylamasına geçmeden önce redaksiyon talebi vardır Komisyonun.

Buyurunuz efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Sayın Başkanım, bu geçici madde 1’de “Silahlı Kuvvetler” ibaresinin “Türk Silahlı Kuvvetleri” olarak değiştirilmesini arz ediyoruz.

BAŞKAN – Bu redaksiyon talebiyle birlikte geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 2’nin üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin Geçici 2. Maddesindeki “dava açılmaz” ifadesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Kazım Kurt                         Aydın Ayaydın               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

              Eskişehir                               İstanbul                                İstanbul

            Haydar Akar                        Mahmut Tanal                         Musa Çam

                Kocaeli                                 İstanbul                                   İzmir

          Namık Havutça

               Balıkesir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve Geçici 2 nci maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                          Alim Işık                         Mehmet Erdoğan        Konya               Kütahya                                  Muğla

  Hasan Hüseyin Türkoğlu               Erkan Akçay

              Osmaniye                               Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Erkan Akçay konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçici 2’nci madde üzerinde verdiğimiz önerge hakkında söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi, on yıllık iktidarı boyunca adalete erişimde zorluk çıkarmış ve adalet müessesesini bozmuştur. Bu beş dakikada, sadece üç dört örneğe temas etmeye çalışacağım.

Birinci olarak, bu teklifin geçici 2’nci maddesinde yer alan “İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerinden yapılan vergi kesintileri için dava açılmaz, görülmekte olan davalarda davayı gören mahkemece, karar temyiz edilmiş ise Danıştayca karar verilmesine yer olmadığına… karar verilir.” şeklindeki düzenleme doğrudan doğruya yargıya müdahaledir. Bu düzenleme Anayasa’ya aykırıdır ve son derece yanlış bir düzenlemedir.

Anayasa’nın 125’inci maddesine göre “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” Buna rağmen, bu yargı yolunu tıkayan bir düzenlemedir.

Yine Anayasa’nın 138’inci maddesinde “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” denilmektedir.

Anayasa’nın 36’ncı maddesine göre ise “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” demektedir. “12 Eylül 2010 Anayasa referandumunda HSYK ve YAŞ kararlarına karşı yargı yolunu açtık.” diye övünüyor Adalet ve Kalkınma Partisi ancak getirdiğiniz bu düzenleme ile İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerinden yapılan vergi kesintilerine, yani vergiye karşı yargı yolunu kapatıyorsunuz.

Yine, biliyorsunuz, bu yıl Nisan ayında çıkarılan 6300 sayılı Kanun’la özelleştirme işlemlerine yönelik yargı kararlarının uygulanması, daha doğrusu, uygulanmaması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir. Bakanlar Kurulu da 12 Haziran 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan kararıyla Seydişehir Eti Alüminyum AŞ’nin, Kuşadası Limanı’nın, Çeşme Limanı’nın, SEKA Balıkesir İşletmesinin özelleştirilmesi ve TÜPRAŞ’ın yüzde 14 oranındaki hissesinin satılması işlemlerini iptal eden yargı kararlarıyla ilgili olarak geriye ve ileriye yönelik herhangi bir işlem tesis edilmemesi kabul edilmiştir. Kamu zararı oluşması nedeniyle özelleştirmenin iptalini öngören mahkeme kararları Hükûmet tarafından hükümsüz bırakılmıştır

Üçüncü olarak: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri giderlerini karşılayacak kadar tutar, avans olarak davacı tarafından dava açılırken yatırılmak zorundadır. Mahkeme giderlerinin avans şeklinde peşin olarak alınmasıyla, özellikle dar gelirli vatandaşların dava açma, hakkını yargı yoluyla arama gayreti, parasal limitler nedeniyle ve bunun peşin avans şeklinde alınması nedeniyle yargı yoluyla hakkını arama hakkı engellenmektedir. Bu yasa ile bir dava açmanın maliyeti eskisine göre oldukça artırılmıştır. Yargı yoluyla hak arayışı, adaletin gerçekleşmesi isteği, demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarından, hukuk devleti olmanın gereklerinden birisi, hukukun en temel unsurlarındandır. Vatandaşın hak aramasının önüne engeller koymak, kısıtlamalar getirmek, bir anlamda baskıcı bir yönetime kapı aralamak demektir, zemin hazırlamak demektir.

Yine, en son örneği de HSYK kararıyla Adalet Bakanlığının talebi üzerine 146 ilçede adliyelerin kapatılması ve bunların 44’ünün tekrar açılma yoluna gidilmesi hususunu da adalet arama yolunda, hak arama yolunda engelleyici bir tutum olarak değerlendirmek mümkündür. Adalet sağlanırken kâr-zarar hesabı yapılmamalıdır ancak AKP Hükûmeti adliyeleri kapatırken kâr-zarar hesabını göz önüne almaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) - “Devlet milletin ayağına gidecek.” diye iktidara gelen AKP millete hizmet eden devlet kurumlarını birer birer kapatarak milleti devletin ayağına götürmektedir.

Hepinize saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin Geçici 2. Maddesindeki “dava açılmaz” ifadesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                                   Kazım Kurt (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin geçici 2’nci maddesi, işsizlik sigortasıyla ilgili söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, 25/8/1999 yılında dönemin Başbakanı rahmetli Bülent Ecevit’in ve Hükûmetin çıkarmış olduğu işsizlik sigortası nedeniyle Sayın Bülent Ecevit’i rahmetle anıyor, anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Değerli arkadaşlar, bu tarihte çıkan İşsizlik Sigortası Fonu’nda şu anda biriken paranın miktarı 56 milyar lira. Bu yaklaşık olarak Mart 2002 tarihinde yürürlüğe girdi ve o tarihten bugüne kadar yaklaşık olarak 3 milyon 255 bin 29 kişi işsizlik sigortasına başvuruda bulundu. Bunlardan 2 milyon 570 bin 89 kişi işsizlik ödeneği almaya hak kazandı. Şu anda bütçede bulunan paranın miktarı da yaklaşık olarak 59 milyar lira para. Fakat bu paranın tamamı işçilerden ve işverenden kesilen paylardan oluşan bir fondur arkadaşlar ve işsiz kalan insanların buradan faydalanması açısından önemli bir fon. Fakat İşsizlik Fonu’ndan faydalanmanın şartları ve koşulları o kadar zor, o kadar ağır ki maalesef, bundan işsiz kalan arkadaşlarımız yeteri kadar faydalanamamaktadır. Aslında işsizlik sigortasından faydalanmanın koşullarını daha da yumuşatmak ve işsiz kalan arkadaşlarımızın işsiz kaldığı süre içerisinde ailelerine bakabilecekleri bir ücreti alabilmelerini sağlamamız gerekirken, maalesef, AKP Hükûmetinin iktidarda olduğu bu süre içerisinde İşsizlik Fonu’nun farklı amaçlarla kullanıldığını açık ve net bir şekilde görüyoruz.

Bakıyorsunuz, İşsizlik Fonu’nun kaynaklarının otoyolların yapımında ve GAP’a para ayrılarak orada kullanıldığını Hükûmet temsilcilerinin açıklamalarından öğreniyoruz ve duyuyoruz. Geçmişte, 1983’lü yıllarda rahmetli Turgut Özal’ın kurmuş olduğu çeşitli fonların nasıl içinin boşaltıldığını ve yok edildiğini ve bunlardan kaynaklanarak insanlarımızın büyük sıkıntılar ve problemler yaşadığını gördük, şimdi İşsizlik Fonu’na el atılmaya başlandı arkadaşlar.

Bakın, 31 Mayısta yine bu Parlamentoda İşsizlik Fonu’ndan vergi alınmasıyla ilgili bir kanun teklifini bütün itirazlarımıza rağmen, bütün uyarılarımıza rağmen burada kabul ettiniz ve geçti. Ama geçirmiş olduğunuz bu kanunda bir eksiklik buldunuz, bir hata bıraktınız, bir nokta bıraktınız; şimdi ikinci bir teklifi getiriyorsunuz buraya, geçici madde olarak ekliyorsunuz, insanlarımızın yargıya gitmesinin yolunu kapatıyorsunuz.

Arkadaşlar, biz bir hukuk devletiyiz. Hukuk devletinde insanların yargıya gitmesinin önü kapatılabilir mi? Bunu neden yapıyorsunuz? Daha önceki kanunlarda da zaman zaman insanların anayasal hakkını kullanmalarının, yargıya gitmelerinin önünü kapattınız; bu doğru değil. Oysa 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda -ki kitapçığınızdaki maddelerden bir tanesi- “Kişisel olarak Anayasa Mahkemesine başvurma yollarını açacağız.” dediniz, “İnsanların Anayasa Mahkemesine başvurmasını getirdik.” diyorsunuz ama burada getirdiğiniz bu teklifle insanların mahkemeye gitmesinin ve hakkını aramasının yollarını kapatıyorsunuz. Bu doğru değildir arkadaşlar, yaptığınız yanlıştır, bir.

İkincisi, İşsizlik Fonu’ndan vergi kesilmesi külliyen yanlıştır. İşsizlik Fonu’nda birikmiş olan paraları tabii ki İşsizlik Fonu’nun yöneticileri onu çeşitli yerlerde değerlendiriyorlar. Ne yapıyorlar? Bankalara yatırıyorlar, kâğıda yatırıyorlar ve değerlendiriyorlar. O değerlendirilen faizden şimdi verginin alınması doğru bir iş değildir. Bu, işçilerin, emekçilerin alın terinden kesilmemesi gereken bir meblağdır. Yanlıştır bu, bunun düzeltilmesi ve bunun çıkartılması gerekiyor.

Bakın arkadaşlar, Türkiye’de 11 milyon işçi ve 2 milyon kamu çalışanından vergi alınıyor, vergi ödüyor. Gelir vergisinin büyük bölümü ücretlilerin üzerinden, bu da yaklaşık olarak yüzde 66 kaynaktan, yapılan kesintilerdir arkadaşlar. 4 milyon 738 bin asgari ücretli toplam 5 milyar 38 milyon, diğer ücretliler ise 22 milyar 649 milyon vergi ödemiş arkadaşlar. Yaklaşık olarak 6 milyon 750 bin ücretli 675 bin şirket kadar vergi ödüyor yani toplam gelir, servet ve sermaye kârlarına bakıldığında bunun yüzde 43’ü ücretlinin cebinden çıkmış.

Şimdi, ücretlinin cebinden çıkmış olan bu vergilerden oluşmuş olan İşsizlik Fonu’na siz bir vergilendirme getiriyorsunuz. Bunu yapmamanız gerekiyor. İşsizlik Fonu’nda biriken paralar tamamen işçiler ve işverenden kesilen paylardan ve bundan dolayı da bu faize verilen paraların tekrar bir daha vergilendirilmesi yanlıştır ve yanlış yapıyorsunuz. Ve bir de vatandaşlarımızın mahkemeye gitme yollarını burada tamamen kapatıyorsunuz. Bu doğru bir iş değildir, Anayasa’ya aykırı bir tutum ve davranış sergiliyorsunuz. “Bunu yapmayın.” diye bir kez daha buradan uyarıyorum.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Çam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Geçici madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Geçici madde 2 kabul edilmiştir.

Geçici madde 3 üzerinde iki önerge vardır. Bu okutacağım iki önerge de aynı mahiyettedir. Aynı mahiyette olan önergeleri birlikte işleme alacağım, istemleri hâlinde milletvekillerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Buyurunuz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin geçici 3. Maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederiz.

             Kazım Kurt                         Aydın Ayaydın               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

              Eskişehir                               İstanbul                                İstanbul

          Mahmut Tanal                        Haydar Akar                           Musa Çam

               İstanbul                                 Kocaeli                                    İzmir

          Namık Havutça

               Balıkesir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                            Alim Işık

                 Konya                                  Manisa                                 Kütahya

        Mehmet Erdoğan           Hasan Hüseyin Türkoğlu

                 Muğla                                Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi, kim konuşacak acaba?

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kişiye özel bir düzenleme olduğundan maddenin Teklif metninden çıkarılması önerilmektedir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi, kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Musa Çam.

BAŞKAN – Sayın Çam, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin geçici 3’üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

TÜBİTAK’la ilgili bir madde bu değerli arkadaşlar. Hiç kuşkusuz, TÜBİTAK, kuruluşundan beri önemli işlere imza atmış, önemli çalışmaları desteklemiş, ülkenin bilim ve teknoloji alanında yapılan gelişmelerine katkı sağlamış bir kurumumuz ancak üzülerek belirtmeliyim ki bu kurumumuz da ülkenin içerisinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve politik dalgalanmalardan etkilenmekte ve Hükûmetin yargıdan kadın doğuma kadar her şeye müdahale eder hâle geldiği bir iklimde kendi niteliği ve işlevselliği tartışmalı bir hâle gelmiştir.

TÜBİTAK'ın vizyonu nedir? TÜBİTAK'ın vizyonu, kendi ifadeleriyle, toplumumuzun ekonomik, sosyal ve çevresel yaşam kalitesinin çağdaş uygarlık düzeyine kavuşmasına hizmet eden, alanında uluslararası etkinliğe sahip bir kurum olmak.

Peki, misyonu nedir? Ülkemizin rekabet gücünü ve refahını artırmak ve sürekli kılmak için toplumun her kesimi ve ilgili kurumlarla iş birliği içinde, ulusal önceliklerimiz doğrultusunda bilim ve teknoloji politikaları geliştirmek. 

AKP hükûmetleri döneminde çoğu politika iyi niyet üzerinden belirlendi sadece. Açılımlar, tırnak içinde söylüyorum “iyi niyetle" yapıldı, dış politikamız  "iyi niyetlerle" yeniden inşa edildi vs.

Peki, yine bir başka iyi niyet yanılgısı mı yaşatıyor AKP Hükûmeti bizlere bu alanda? Refah düzeyleri sıralamasında 110 ülke içerisinde 75’inci sıradayız. Ünlü Dünya Ekonomik Forumu’nun 2010-2011 yılı Küresel Rekabetçilik Raporu’nda verilen rekabet gücü sıralamasında Türkiye 139 ülke içerisinde 61’inci sırada. Dünya Ekonomik Forumu'nun yukarıdaki 2010-2011 yılı raporunda, üniversite-sanayi işbirliği konusundaki sıralamada Türkiye 139 ülke içerisinde 82’inci sırada.  2009-2010 Küresel İnovasyon  Endeksi Raporu'nda verilen inovasyon sıralamasında Türkiye 132 ülke içerisinde 67’inci sırada. Yine 2009-2010 Küresel İnovasyon Endeksi Raporu'nda verilen Beşeri Kapasite Alt Endeksi sıralamasında Türkiye 132 ülke içerisinde 89’uncu sırada. AB İnovasyon Karnesi'nde verilen inovasyon sıralamasında Türkiye 33 ülke içerisinde 32’nci sırada. Geçen sene de 33 ülke içerisinde 32’nci sıradaydık. Aynı raporun İnsan Kaynakları Alt Endeksi sıralamasında Türkiye 33 ülke içerisinde 30’uncu sırada.

Değerli milletvekilleri, olayların ve kurumların üstündeki yaldızları kazıdığınızda karşımıza çıkanları söylemek de bizlere düşüyor. Bu güzide  kurumun, ülkenin refahını ulusal öncelikleri  doğrultusunda geliştirmeyi kendisine şiar edinmiş bu güzide kurumun Oda TV davasında mahkeme tarafından kendisinden istenen raporu yüz gün geçmesine karşın göndermemiş olması da manidardır. Mahkeme başkanının beyanatını hatırlıyor musunuz? Sanık yoklamasının ardından mahkeme başkanı Mehmet Ekinci: "TÜBİTAK raporu ulaşmadı. 4-5 kez telefonla, bir kez de müzekkere yazdık, duruşmaya gelsin dedik ama gelmedi." demişti. Bir raporu yüz günde hazırlayamayan TÜBİTAK’ın en başta bilimselliği değil siyasiliği sorgulanmalıdır diye düşünüyorum. Ancak bu ve buna bezer olaylar sayesinde bizler aslında AKP tarafından her şeyin Allah'a havale edilmediğini de öğrenmiş olduk.

Bizler biliyoruz ki bilim eğer hükûmetin, siyasetin, politikacıların etkisi altındaysa orada bilim yapılamaz. Orada yapılan şey siyasetin kendisi olur ki bunu AKP hükûmetleri döneminde TÜBİTAK’a yapılan tartışmalı atamalar ve müdahalelerle bolca görme şansızlığına maalesef eriştik. Bu şansızlığı yalnızca biz yaşamadık, o çok öykündüğünüz ve girmek için kapısında yattığınız Avrupa'nın en saygın basın yayın kuruluşları bile 2008'den sonra TÜBİTAK’ı sayenizde diline doladı. O zamana kadar saygın bir bilim kurumu olarak gösterilen TÜBİTAK sayenizde Hükûmete bağlandı ve ondan sonra da hem düşüşü hem işlevsizleştirme hem de kalitesizleştirme operasyonu başladı.

Gelinen nokta ne TÜBİTAK açısından ne Türkiye açısından ne de Türkiye'deki bilimsel faaliyetlerin savunulabilirliği açısından hoş bir durum değildir. Bugün TÜBİTAK yönetimi problemlidir. Yönetimde bulunan bilim insanlarının yanlış tercihlerle oralara getirildiğini Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler daha önce de belirttik. Bu yanlışlar sürmektedir ve bu düzeltilmediği takdirde sadece ülke içerisinde değil, uluslararası arenada da ülke olarak bilimsel çalışmaları büyük yaralar almaya aday görünmektedir.

Değerli milletvekilleri, unutmayınız ki dünyaya iki şey hükmeder, birisi kılıç, diğeri ise bilimdir ve kılıç eninde sonunda bilime ve düşünceye yenilir. Artık iktidarla birlikte kendinize hak gördüğünüz kılıcı elinizden bırakınız. Dünyanın daha çok bilime ve düşünceye ihtiyacı olduğu şu zamanlarda barışa, bilime ve özgür düşünceye yönelik atacağınız her adım yalnızca sizi değil, ülkemizi ve bölgemizi de huzurlu kılacaktır, tabii eğer bu tür bir kaygı taşıyorsanız diyorum ve üç yıldan dört yıla çıkarılmak istenen TÜBİTAK Başkanlığına bu nedenle karşı olduğumuzu bir kez daha söylüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çam.

Önergeleri birlikte işleme alıp oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmemiştir.

Madde oylamasından önce bir redaksiyon talebi vardır Komisyonun.

Buyurunuz efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Sayın Başkanım, geçici 3’üncü maddede yer alan “8’inci maddesiyle” ibaresinin tekliften çıkarılan 3’üncü madde nedeniyle 7’nci madde olarak redaksiyona tabi tutulmasını arz ediyoruz.

BAŞKAN – Bu redaksiyon talebiyle birlikte geçici 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

Yeni bir geçici madde ihdasına dair bir önerge vardır, şimdi bu önergeyi okutacağım ve Komisyonun önergeye salt çoğunlukla katılıp katılmadığını soracağım, eğer katılıyorsa işlemi devam ettireceğim, katılmıyorsa önergeyi geri çekeceğim.

Buyurunuz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifine aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ederim.

                                                                  Kamer Genç

                                                                     Tunceli

Geçici madde:

Çeşitli afetler nedeniyle geçmişte hak sahipliği tanınan kişilere yasalarda belirtilen süreler içinde hak sahipliği mükellefiyetlerini yerine getirmeyen  veya eksik getiren kişilere bu kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde başvurmaları hâlinde yeniden kendilerine hak sahipliği tanınır. Hak sahipliğinin yerine getirilmesi usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Salt çoğunlukla Komisyon katılamadığı için önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Sayın milletvekilleri, on beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 21.45

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, yeni madde ihdasına dair yirmi üç önerge vardır.

Bildiğiniz üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı ve teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve Komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrasının hükmüdür. İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre, yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir.

Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyeyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Mustafa Kalaycı

                Giresun                                İstanbul                                  Konya

 

 

      Süreyya Sadi Bilgiç              Muzaffer Baştopçu                     Salih Koca

                 Isparta                                  Kocaeli                                Eskişehir

 

“MADDE 60- 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun ek 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Ancak, 2330 sayılı Kanuna göre eşinden, çocuklarından veya baba veya anasından dolayı dul ve yetim aylığına müstahak olmaları, bu maddeye göre bağlanan aylığın kesilmesini gerektirmez.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN – O zaman yeni madde olarak görüşme açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Alim Işık konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne yeni eklenmek üzere, özellikle şehit yakınları, gaziler ve terör mağdurlarına tanınan hakların düzenlenmesiyle ilgili bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklikleri öngören tekliflerle ilgili madde üzerinde söz aldım. Özellikle bundan sonra gelecek diğer maddeleri de dikkate alarak, bu düzenlemelerle ne amaçlandı, nelere ulaşıldı, onlarla ilgili grubum adına sizleri bilgilendirmek istiyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

Öncelikle bu yasama yılının son gününde çok hayırlı bir işe hep beraber katkı yapacağımızı düşünüyorum çünkü özellikle 2009 yerel seçimlerinin öncesinden başlamak üzere bugüne kadar şehit ve gazi ailelerine değişik zeminlerde Başbakan Yardımcısından başlamak üzere Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız ve diğer bazı bakanlarımızın ifade ettiği, söz verdiği ama bugüne kadar gerçekleştirilemeyen bazı hakların en azından bir kısmını vermiş olacağız. O anlamda, bu beklenti içerisinde bulunan ve hayatlarını ülkemiz için vermiş evlatlarımızın anne, baba ve yakınlarını hiç olmazsa biraz sevindirmenin mutluluğu içerisinde olacağımızı düşünüyorum.

Bu eklenen maddelerle öncelikle köy korucularının da bazı haklardan yani şehit ve gazilerimize verilen haklardan yararlanmasının önü açıldı. Bunlar da şimdiye kadar mağduriyetlerinin bir kısmını bu vesileyle gidermiş olacaklar.

Diğer taraftan, harp okullarıyla astsubay meslek yüksek okullarında okuyan yani polis ve askerî öğrencilerimiz de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına girip şehit olan veya gazi kalmış vatandaşlarımızın haklarından yararlanacaklar. Bu da Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu gördüğümüz ve katkıda bulunduğumuz bir maddeydi. Bunun da geçmesini olumlu buluyoruz.

Diğer taraftan, şehit anne ve babalarının maaşlarının, her ne kadar ayrı ayrı olmak üzere her birine en az asgari ücret düzeyinde maaş verelim teklifinde bulunsak da, uzlaşmayla, bunların toplamının bir asgari ücret altında olamayacağı yönünde bir karara varıldı. En azından, şimdi aldıkları maaşların bir katına yakın ya da bazı durumlarda ondan daha fazlasını alabilecek bir seviyeye gelindi. Bu da olumlu bir gelişme. İnşallah, en azından, şehit anne ve babalarımızı bu anlamda biraz daha memnun etmiş olacağız.

Bir diğer önemli konu, sanal intibak olarak belirtilen ve 5434 sayılı Kanun’un ek 77’nci maddesi kapsamında maaş alanların kademeli olarak maaşlarının artırılmasının önü açıldı. Bundan sonra her yıl ve üç yılda bir olmak üzere belirli düzeylerde bir artış sağlanacak. Bu da olumlu gördüğümüz önemli maddelerden birisiydi.

Diğer taraftan bir diğer düzenlemeyle, trafik ve yol güvenliği veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla görevli olanların da yine verilen bazı haklardan yararlandırılmaları sağlandı. Bu da önemli bir değişiklik. En azından şimdiye kadar bu kapsamda görevi sırasında kaza geçiren, şehit ya da gazi olan insanlarımıza bir nebze de olsa bundan sonra bu haklardan yararlanmanın önü açılmış oldu.

Diğer bir konu, en önemli ve üzerinde durduğumuz, şehit ailelerine ve gazilerimizin ailelerine ikinci iş imkânıydı. Bu sağlanmış oldu bu vesileyle. Şimdiye kadar gündeme gelen tasarılarda ve diğer konularda bekâr şehitlerimizin bu haktan yararlanması mümkün değildi. Önerimiz üzerine iktidar partisinin ve diğer partilerimizin de temsilcilerinin katkısıyla bekâr şehitlerimizin ailelerinin de bu ikinci istihdam hakkından yararlandırılması sağlandı. Malullere, yani gazilerimize ise yine bir ilave istihdam hakkı sağlanmış oldu.

Bu öneride gelecek olan maddelerde katılmadığımız bir konu var. Tabii ona da muhalefetimizi belirttik. Uludere olaylarında hayatlarını kaybedenlere maaş bağlanması konusu Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim katılmadığımız, eleştirdiğimiz bir konudur. Bunu da bu vesileyle söylemek istiyorum.

Diğer taraftan, vazife malullerinin ve katılım paylarının ödemelerinde, sağlık harcamalarında, malul aylıklı olanların muayenelerinde iyileştirmeler sağlandı. Bunu da yine desteklediğimiz bir konu olarak değerlendiriyoruz. Malullük, muayene ve köy korucularının da aynı haklardan yararlanması konusunda yapılan düzenlemeyi olumlu görüyoruz.

Operasyon tazminatının artırılmasıyla ilgili düzenleme yine tarafımızdan da desteklendi. Ayrıca bu amaçla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının talepte bulunduğu ilave şube müdürlüğü kadrosunun da yerinde olacağını düşündük ve buna da destek verdik.

Bu vesileyle, bazı haklar sağlanmamış olsa da, şehit ailelerimiz ve gazilerimizin diğer istekleri her ne kadar bu torba yasaya girmemiş olsa da var olanlarla bir nebze de olsa bunların yüreklerine su serpileceğini düşünüyor, tekrar, katkısı olan herkese teşekkür ederek saygılar sunuyorum.

“Hayırlı uğurlu olsun.” diyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Umut Oran.

Süreniz on dakika.

Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, gecikmeli de olsa, bu yasanın bugün bu akşam bu saatte de olsa yüce Meclise gelmiş olması son derece anlamlı. Bu konuda katkı sunan tüm partilere bütün gazilerimiz ve şahit aile ve yakınları adına ben de teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Bugün maalesef yine bir şehit haberimiz var. Geçen hafta yaralanan bir üsteğmenimiz bugün şehit oldu. Baktığımız zaman, son bir ay içerisinde 27 şehidimiz var ve 63 yaralımız var. Gerçekten son derece kötü bir tabloyla karşı karşıyayız ve özellikle de son on yıldır bunların sayısı hızla artıyor.

Tabii, bu noktada, benim ana muhalefet partisi olarak özellikle iktidar partisinin terörle mücadele politikasını ve stratejisini öncelikle eleştirme hakkına sahip olduğumu söylemek isterim çünkü on yıldır geldiğimiz noktaya baktığımız zaman, maalesef terörle mücadelede başarılı olmayan bir Hükûmet var. Bu, tabii, siyaset üstü bir konu, hepimizi ilgilendiren bir konu ama bu konuya daha dikkatli ve ciddi bir şekilde el atmamız gerekiyor. Tabii burada, terörle mücadelede Hükûmetin, iktidarın “terörizm” ve “terörist” kavramını bir daha ele alması gerekiyor çünkü Hükûmet “terörle mücadele edeceğiz” diye bir taraftan gazetecilerle, bir taraftan yazarlarla, bir taraftan öğrencilerle, bir taraftan akademisyenlerle ve bir taraftan da subaylarla mücadele ediyor yani böyle bir anlayış farkı var. Dolayısıyla da, bugün gerçek terörle yapılan mücadeleye baktığımız zaman bir müzakere ve bir teröre teslim olma noktasında olduğunu görüyoruz. Bu çerçevede, Hükûmetin bu dönem yasama faaliyetleri başladığı zaman, 61’inci Hükûmet Programı’nı bir kez daha -bunu daha evvel de söyledim- revize etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum çünkü 61’inci Hükûmet Programı’nda terörle mücadeleyle ilgili somut, elle tutulur ve bunu çözüme ulaştırabilecek bir anlayış, bir hedef maalesef yoktu. Dolayısıyla, Hükûmetin bunu bir an evvel ele alması gerekiyor. Bunu bir kez daha altını çizerek hatırlatmak istiyorum.

Biraz evvel de söylediğim gibi, bugün bu kararı bekleyen binlerce gazimiz var, şehit aileleri var. Dolayısıyla, Gazi Meclisin bugün geç de olsa bu konuyu ele almasını son derece önemli bulduğumu ifade etmek istiyorum.

Tabii, şöyle de bir sitemim olacak: Hatırlarsanız, yine bu kürsüden sizlere bundan on gün evvel tekrar bunu -bu kanun teklifimizi, bizim yapmış olduğumuz kanun teklifimizi- ele almamızı sizlerden rica etmiştim, “Bunun içini beraber dolduralım.” demiştim. Keşke o zaman alsaydık, biraz daha Komisyona zaman verebilirdik. Bunun içini beraberce, ortak akılla daha iyi doldurabilirdik çünkü Komisyona gelme tarihine de baktığımız zaman, yaklaşık kırk sekiz saat önce komisyona gelmiş bir kanun teklifi.

Şimdi, buradan bu teklife dönersek, tabii ki bu teklifin iyi yönleri var, bunu bir kere ifade etmek isterim. Gerçekten sorunlara çözüm getirebilecek, derde deva olabilecek önemli noktaları kapsamakta. Ancak yine de eksikleri var. Özellikle bu ikinci işle ilgili -biraz evvel de hatip ifade etti- buradaki bir mağduriyetin giderilmesiyle ilgili, özelikle bekâr şehitlerin ailelerine, kardeşlerine verilecek ikinci işle ilgili, bu olanağın sağlanmasıyla ilgili, mutlaka bu yasa teklifinde, bu hükmü uygulamayanlara da çalıştırmadığı kişi sayısı kadar idari para cezası öngörülmesini ben bir kez daha teklif ediyorum. Yani bir yaptırımı ve cezai müeyyidesi olması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

İkinci bir husus: Yine şehit yakınları ve gazilere, özellikle TOKİ’den konut almaları noktasında öncelik tanınmasını tekrar gündeme getirmek istiyorum. Yani sıra beklememeleri lazım, onlara TOKİ’den, yapmış oldukları başvurulara göre öncelik verilmesi gerekiyor.

Bir üçüncü husus olarak şunu ifade etmek istiyorum: Şehit ailelerine bir anlamda olumlu bir şey yaparken öbür taraftan da şehit çocuklarının eğitim aldığı yurtları kapatıyoruz. Bakın şu anda altı ilde Türk Silahlı Kuvvetleri Vakfının altı tane yurdu kapatılıyor. Bine yakın şehit çocuğunun bu yurtlarda barınma imkânını elinden alıyoruz. Bunun da bir kez daha dikkate alınmasını rica ediyorum.

Bir dördüncü konu: Şehit aileleri ve gazilerimize özellikle ulaşımda, kara ulaşımında, belediye sınırlarındaki ulaşımlarda kamu araçlarından yararlanma imkânını veriyoruz. Bu, deniz yollarında da var, demir yollarında da var. Ancak, hava ulaşımının da -ki bugün artık hemen hemen her yere hava ulaşımı sağlanıyor- getirilmesini özellikle vurgulamak istiyorum. Bu noktada Türk Hava Yolları, özellikle… Benim de gündeme getirdiğim, Suriye’de, Irak’ta ve Bosna’da kaybedilmiş, batırılmış bazı paralar var veya milyarlarca dolarlık sponsorluklar var. Türk Hava Yollarının da gazilerimize ve şehit ailelerine en azından bu sponsorluğu çok görmemesini buradan ifade etmek istiyorum.

Bazı sorunları var yine gazilerin. Mesela, bakın, Ankara Belediyesinde -not alabilirsiniz- su paralarında, su faturalarında engelli yurttaşlara yüzde 90 indirim yapılıyor fakat gazi yurttaşlara bu indirim oranı yüzde 40. Bunun da giderilmesi gerekiyor yani gazilerin de en az engelliler kadar imkâna sahip olması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Yine, engelli kimlik kartını Başbakanlık veriyor fakat gazi kimlik kartını Sosyal Güvenlik Kurumu veriyor. Bunun da yine Başbakanlık tarafından verilmesini gazilerimiz istiyorlar.

Burada yapmamız gereken en önemli şey, gazilerimize ve şehit ailelerine iadeiitibar yani onların onurlarını koruyacak, yaşamlarını sağlayabilecek, yine onlara çalışabilecekleri şartlarda iş imkânı yaratmak durumundayız. Bununla ilgili bu konuyu da ciddi bir şekilde ele almamız gerekiyor.

Bunun dışında, baktığınız zaman bugün mesela şehit ailelerinin sayısı belli, gazilerin sayısı belli. Koskoca bütçemize baktığınız zaman, işte, “güçlü ekonomi” diyoruz… Yaklaşık 4 binden az gazimiz var yani bu ülkenin gazileri ve şehit aileleri için burada Gazi Meclisin, yüce Meclisin hiçbir fedakârlıktan kaçmamasını diliyorum.

Bu noktada, tabii, zaman zaman gazilerimiz, şehit ailelerimiz karşı karşıya oldukları sorunları dile getirmek için birtakım gösteriler yapabiliyorlar, birtakım -gayet doğal olarak- protestolar yapabiliyorlar. Bunlarla ilgili de özellikle iktidar partisini, Hükûmetimizin… Özellikle bu konudaki kolluk kuvvetlerini biraz daha orantılı müdahaleye veya biraz daha toleransa davet ediyorum çünkü çok yakın zamanda -sizler de hatırlayacaksınız- protezleri dağılmış gazilerimiz, coplanan gazilerimiz, biber gazına maruz kalmış gazilerimizle ilgili tabloları yaşadık ve yaşamaktayız. Dolayısıyla bu konuyu da yüce Meclisin, Hükûmetin bir kez daha duyarlılıkla ele almasını diliyorum.

Gaziler, şehit aileleri bizim onurumuzdur. Onlar hakikaten bu ülke için, bu topraklar için çok büyük fedakârlıklar yapmışlardır dolayısıyla onlarla ilgili yapılacak hiçbir fedakârlığın karşılığı olamaz. Dolayısıyla Gazi Meclisin bu konuda yapabileceğinin azamisini yapmasını bir kez daha sizlerden rica ediyorum ve hepinize iyi akşamlar diliyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oran.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten Meclisin üzerinde çok önemle durması gereken, çalışması gereken, bilgilenmesi gereken çok önemli bir konuyu alelacele bir durumda Meclise getirdik. Şimdi bunlar eğer vakitli bir şekilde tartışılabilseydi, konuşulabilseydi çok önemli hatalar düzeltilebilirdi çünkü çok çok komplike bir olay. Sadece otuz yıldır süren çatışmanın getirdiği ağır sonuçlardan ibaret değil bu. Bunun öncesi var, Kıbrıs Savaşı’na kadar. Kıbrıs Savaşı’ndan önce Kore’ye kadar, Kore’den sonra, şu an Afganistan’daki askerler, Lübnan’daki güçler, Somali’ye gönderilen güvenlik birimleri, güçleri, bütün bunlar, bir yanda kapsam içinde, diğer bir yanda 90’lı yılların konsepti içinde yakılıp yıkılan 4 bin köy, 17.500 faili meçhul de bunun içinde. Yani bu otuz yıllık çatışma sürecinin bilançosu, faturası maalesef çok ağırdır ve o kadar ağır ki burada hem görevli olanlardan hem sivil yurttaşlardan, özellikle de sivillerden en çok kayıp olmuştur. Çok açıklıkla söylüyorum ki 90 yılının konsepti içinde, devletin kendi politikası sonucu köy yakılmaları olayıyla beraber işlenen faili meçhul cinayetler de daha sonra Susurluk çetesiyle ortaya çıktı, JİTEM çıktı, itirafçılar çıktı, suç organizasyonları çıktı ve bunların da devlet adına, devletin yerine geçerek çok fazla cinayet işledikleri, asit kuyularında insanların öldürüldüğü, ölüm kuyularında bulundukları, çok yakın tarihte Güçlükonak’ta bir minibüste korucuların nasıl yakıldığına dair bilgilerin ulaştığı, birçok yerde daha yeni cenazelerin bulunduğu bir ortamda ve çatışma sürecindeyiz. O zaman, otuz yılın acılarını çok iyi tartacağız. Otuz yılın adaletini, terazisini şaşmaz kılacağız. Eğer bunları biz yapamazsak, eğer sadece hassas bir konu gündeme geldiği zaman aceleye getirip üzerinde konuşamayacaksak, ülkemizin otuz yıllık çatışma sürecini sonlandırmak, barışa evrilmek, siyaseten Mecliste çözüm aramanın da kanallarını bulamayız. Burada zamanında çok dile getirdim. Evet, polis, asker, er, erbaş, subay, korucular, görevliler, bunun dışında sivil görevliler, bunun dışında siviller… Şu an Meclisin ufkunda, Meclisin hafızasında acaba şu var mı: Sadece Şırnak’tan, milletvekili seçildiğim ilden 15 bin kişinin 1993’te köyleri yakılıp faili meçhul cinayetlere kurban gittikten sonra hâlâ Mahmur Kampı’nda olduğundan ve bunun utancını yurttaşlarımızın hâlâ: Ki o zaman Saddam zulmü vardı, Saddam zulmünde Irak’a gittiğinden haberi var mı Mecliste milletvekillerinin? Kendi cüzdanını taşıyan, kendi vatandaşınız 15 bin kişi, 1993’ten bu yana Irak’ta mülteci koşullarında yaşıyor. Bu, ülkenin onurunu zedelemiyor mu?

Bakın, korucularla ilgili, bu kürsüde bir politikamız var. Sisteme karşıyız ama sisteme karşı olmak onların haklarının da teslim edilmemesi anlamına gelmez. Umarız ki barış ortamı sağlanır, emekli olanlar emekli olur, yaşı genç olanlar da Ormanda, DSİ’de, yolda daha faydalı işlerde çalışarak sürelerini tamamlarlar. Bu da bir yanı çünkü 85 bin kişiyi burada telaffuz ediyorum.

Diğer bir konu: Bir yasa taslağı geldi. Çok samimi olarak bir iki şeyi söyleyeceğim. Benim ilk gözüme çarpanlar, ilk taslağa baktım, diyor ki: “Terörle mücadele sırasında hizmetlerinden yararlanılması için güvenlik kuvvetleri tarafından görev verilmiş olan siviller…” Yani Vedat Aydın’ı, Musa Anter’i, hatta ve hatta, Albay Rıdvan Özden’i, yine, Tunceli’de komutanları, Lice’de General Bahtiyar Aydın’ı dahi öldüren ve devlet adına bu görevi yapan karanlık güçler, tetikçiler ve o dönemin silahlarını kaybedenler, o dönemlerde istediği gibi cinayet işleyenler ve Susurluk Raporu’nda, çetesinde, araştırmasında Meclisin ortaya çıkanlar, Yeşiller, daha birçok isim sayabilirim. Evet, biz dikkat çekmeseydik bugün hepiniz bu hassas yasa nedeniyle buna “Evet.” demiş olacaktınız ve Yeşil’e de onun gibi JİTEM’ci, itirafçı, Musa Anter’i öldürene de gazetecileri öldürenlere de birçok insana maaş bağlama gibi bir durumla karşı karşıya kalırdınız. Bu uyarılarımızı Sayın Bakan ve bürokratlar ve diğer gruplar dikkate almıştır: çıkarılmıştır şu an.

Yalnız, şunu söyleyeyim: Salt bu değil, eğer biz adaletin terazisini bütün mağdurlar için eşit koyarsak, herkes için bu hakkı teslim edersek, bu hak herkes için eşit olarak uygulanırsa bir anlam ifade eder. 5233 sayılı Kanun’a göre, terörle tazmin komisyonlarında, öldürülen bir insanın değeri 14 bin lira olarak yazılıyor arkadaşlar. Ben, avukat olarak, milletvekilliğimden önce, İstanbul’da, bir çarşının yanmasında bir annenin feryatları üzerine açtığım bir davada uzlaşma sağlanmamıştı ve ilk itiraz davasını o zaman açmıştık. Daha sonra, Strasbourg’a, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine getirdik. İnsanlar buna isyan etti. Burada uyardık, Sayın Bakanla, bürokratlarla konuştuk.

Burada, bazı rakamlar var, ne kadar doğru, araştırılması ayrı bir konu. Şehit sayısı 23.234. Hangi kritere göre arkadaşlar? Gerçekten, bu kriter ayrı bir konu. Sivil yurttaşlarımız da mutlaka bu rakamın içindedir, yoksa Genelkurmayın resmî rakamı bu değil. Malul gazi 10.983, yakınlarıysa 39.240; bu, Bakanlığın resmî sitesinden.

Yalnız, burada bir şey ifade edeceğim. Biz bu 5233 kapsamında bir tek vatandaşın bu sosyal güvenlik hakkından mağdur olmamasını istedik ve bir şey daha söyleyeceğim: Uludere’nin acıları daha tazedir. Uludere’nin acıları tazeyken Uludere’nin üzerinden böyle hassas konularda kim ki yanlış yapıyorsa onların yüreğini daha da kanatıyor. Çok açık söylüyorum, ayrım olmaz ama şunu bilin ki Uludereliler adalet istiyor, para istemediler. Uludereliler hâlâ adaleti bekliyor. Bir taraftan adaleti sağlayacaksınız, bir taraftan eşitlik hukukunu sağlayacaksınız, bir taraftan vatandaşı da, herkesi de kucaklayacaksınız; o zaman, belki barışa giden bir yolu buluruz, barışa giden bir yolda uzlaşabiliriz.

Biz bu nedenlerle, bu çalışmaların kimi kısmını doğru, kimi kısmını eksik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Bu çalışmanın bir kısmı doğru, bir kısmı eksik, bir kısmı ise yanlış arkadaşlar. Açıklıkla söylüyorum, kanun tekniğinden yanlış, maliye açısından yanlış ve bir yasa çalışması yapıyoruz, belki geçici bir rahatlık sağlarız. Çünkü trafik kazasında giden görevlinin mağduriyetini biliyoruz, dava açıyor aileler. Askerde ölen insanlar var, kapsama alınmayan insanlar var, sivil vatandaşlarla ilgili kriterler var; bunlara açıklık getirilmesi gerekiyor. Ama Bakanlar Kurulunun 5233 sayılı Yasa’yla ilgili müracaatları, bu yasalar nedeniyle bir kez daha uzatması gerekiyor.

Biz bu duygularla çalışmaların hayırlı olmasını diliyoruz.

Kaygılarımızı bu nedenle dile getirdik, teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Giresun Milletvekili Nurettin Canikli.

Buyurunuz Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu gece şu anda gerçekten çok hayırlı bir düzenlemeye imza atacağız hep birlikte. Bu, bu ülkenin bekası, geleceği için hayatlarını feda eden şehitlerimizin elbette ortaya koyduğu fedakârlığın bedeli değildir, onun karşılığı hiçbir zaman ölçülemez, maddi rakamlarla da ifade edilemez ancak toplumun, hepimizin, bizlerin, toplumun temsilcilerinin, gazilerimizin ve şehitlerimizin, şehit yakınlarının her zaman yanında olduğunu, gönül birliğimizin onlarla birlikte olduğunu, kalbimizin birlikte çarptığını göstermesi ve manevi bir destek açısından bu düzenlemeleri yapıyoruz.

Tabii şu andaki düzenlemeler, Hükûmet tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesiyle başladı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın koordinatörlüğünde hazırlanan Hükûmet tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesiyle başladı. Ancak zaman darlığı nedeniyle şu anda bu torba teklifin içine monte ediyoruz.

Birkaç gündür çok yoğun çalışmalar yapılıyor bütün siyasi parti gruplarıyla, arkadaşlarımızla hep birlikte gerçekten yoğun, fedakârane bir çalışma yapıldı.  Ben bu vesileyle, öncelikle katkılarını ve bu samimi mesailerini esirgemeyen bütün milletvekili arkadaşlarımıza, gruplara içten şükranlarımı arz ediyorum ve tabii Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarımızın tamamına, Bakanlık mensuplarımıza şükranlarımızı arz ediyoruz. Elbette, tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesini sağlayan Hükûmetimize de teşekkür ediyoruz.

Bu, gerçekten çok önemli bir düzenleme. Bugüne kadar şehit aileleri ve gazilerimize sağlanan imkânları belki katlayacak olan düzenlemelerdir, bu açıdan önemlidir. Biraz sonra kısaca -çok fazla zaman almayacağım, beş dakikaya sığdırmaya çalışacağım- ifade edeceğim getirilen düzenlemeleri.

Tabii, bugüne kadar toplum, bu konuda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadı. Geçmişte de hükûmetler, imkânları çerçevesinde, bütçe imkânları çerçevesinde şehit ailelerine ve gazilerimize, karşılığı olmasa da, hiçbir zaman ölçülmesi mümkün olmadığından dolayı karşılığı olmasa da katkılar sağlamaya çalıştılar ancak bu getirilen düzenlemelerin özelliği, neredeyse bugüne kadar yapılanların üzerine çok ciddi bir ilave koyması, katkı sağlamasıdır, onu katlayarak artırmasıdır.

Getirilen düzenlemelerden en önemlisi, şehit yakınlarına ikinci istihdam imkânı sağlanmasıdır. Bu, uzun süreden beri tartışılan bir konuydu, bir talepti aynı zamanda, şehit aileleri tarafından gündeme getirilen bir konuydu ve burada şehidimizin özel durumuna bakılmaksızın, evli ya da bekâr olduğuna bakılmaksızın ikinci istihdam imkânı sağlanmaktadır, annesine, babasına, eşine, çocuklarına ikinci istihdam sağlanmaktadır ve alternatifi değildir yani her hâlükârda şehidimizin ailesine iki istihdam imkânı, diğerleri tarafından, aile bireylerinin diğerleri tarafından kullanılıp kullanılmadığına bakılmaksızın sağlanmaktadır. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Eğer evli eşi var ise, çocukları var ise bunlar tarafından kullanılabilir, anne babası tarafından kullanılabilir. Bunlar tarafından kullanılmadığı takdirde bir zayi olma durumu söz konusu değil. O zaman diğer aile bireyleri tarafından ikinci istihdam kullanılacaktır.

Yine özellikle bekâr, evlenmemiş şehitlerimizle ilgili olarak genelde bugüne kadar bir istihdam üzerinde konuşuluyordu. Buradaki tartışmalarda olgunlaştırılan hususlardan bir tanesi de bu. Bunların da yakınlarına ikinci istihdam imkânı sağlanmıştır.

Yine, bu tasarıyla getirilen önemli düzenlemelerden bir tanesi, şehit olan erbaş ve erlerin anne ve babalarında aranan malullük ve muhtaçlık şartı kaldırılmıştır. Bu da bugüne kadar gerçekten çok sorun olan ve kaldırılması talep edilen hususlardan bir tanesiydi ve yine bu arada anne babaya bağlanan maaşta bir alt taban sınırı vardı. Bu da bu düzenlemelerle kaldırılıyor.

Keza yine eksiklerden bir tanesi şu idi: Terör olayları sebebiyle veya etkisiyle veya terör olaylarını önlemek amacıyla oluşan her türlü olaylar ile her ne şekilde olursa olsun terör olaylarını takip ve etkisiz hâle getirilmesinde meydana gelen olaylarda sakatlanan veya hayatını kaybeden kamu görevlileri Terörle Mücadele Kanunu kapsamına alınarak mağduriyetleri giderilmeye çalışılmıştır.

Yine ayrıca, terör nedeniyle şehit veya gazi olmuş erbaş ve erlerin kendilerine veya yakınlarına aylık bağlanırken eğitim durumuna bakılmaksızın üniversite mezunu olan bir kişinin dokuzuncu derecenin birinci kademesinden memuriyete başlarken maaş bağlanmasındaki usul esas alınmaktadır ve ciddi anlamda bir iyileştirme söz konusudur. Böylece terör nedeniyle şehit veya gazi olan erbaş ve erlerin aylık hesaplamasından pozitif ayrımcılık ilkesi bu tasarıyla hayata geçirilmiştir.

Yine aynı şekilde, eğitime yüzde yüz destek kampanyasında olduğu gibi terör şehit yakınları ve gazilerine yapılacak gayrimenkul hibelerine de muafiyetler getirilmiştir.

Şehit yakınlarıyla gazilerin toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanmalarıyla ilgili uygulamada ortaya çıkan birtakım aksaklıklar bu düzenlemelerle giderilmektedir.

Yine, önemli -biraz önce arkadaşlarımız bahsetti- terörle mücadelede kendiliğinden inisiyatif kullanarak hayatını kaybeden veya sakat kalan sivil vatandaşlarımızın bu imkânlardan faydalanmasının önü açılmaktadır bu kanunla.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul)- Beş dakika konuşmuştuk.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet. Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu hatırlattığınız için. Öyle kendi aramızda bir ilke kararımız vardı o çerçevede.

Ben tekrar hayırlı olmasını diliyorum. Emeği geçen bütün gazilerimize, şehit ailelerimize ve yakınlarına hayırlı olmasını diliyorum. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canikli.

Komisyonun bir söz talebi vardır.

Buyurunuz efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, ben de Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı olarak tüm grup başkan vekillerimize, yine Sayın Bakanımız Fatma Şahin Hanımefendi’ye, Sayın Aslanoğlu’na, Sayın Kalaycı’ya ve Sayın Bilgiç’e katkılarından dolayı çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz efendim.

Şimdi başka söz talebi yok.

Yeni madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Mustafa Kalaycı

                Giresun                                İstanbul                                  Konya

      Süreyya Sadi Bilgiç              Muzaffer Baştopçu                     Salih Koca

                 Isparta                                  Kocaeli                                Eskişehir

MADDE 61- 442 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

 "GEÇİCİ MADDE 2- Bu maddeyi düzenleyen Kanun ile ek 16 ncı maddede yapılan değişiklik sonucu anılan madde kapsamına girenlerden müracaat edenler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren anılan madde hükümlerinden yararlandırılır. Ancak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönem için herhangi bir ödeme yapılmaz.

27/5/2007 tarihli ve 5673 sayılı Köy Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce geçici köy koruculuğu yapanlardan ek 16 ncı ve ek 17 nci maddelerde yer alan şartları taşıyanlara yazılı müracaatları üzerine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren bu madde hükümleri uygulanır. Ancak geçmiş süreler için herhangi bir ödeme yapılmaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN – O zaman önerge üzerinde yeni madde olarak görüşme açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sırrı Sakık.

Buyurunuz Sayın Sakık.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yani elimizde bir veri var, 23.234 şehitten bahsediliyor. Evet, kirli ve kanlı bir dönemden geçtik. Eğer bu rakamlar gerçekse, zaman zaman Hükûmetin açıkladığı 40 bin, 50 bin sayısı o zaman gerçekçi bir sayı değil. 23.234, tekrar altını çizerek söylüyorum. O zaman yani 100 binin üzerinde insan bu kirli ve kanlı savaşta yaşamını yitirdi.

Evet, çok kirli ve kanlı bir dönemden geçtik, hâlen de geçiyoruz. Bu gece küçük de olsa önemli bir adım atılıyor, biz de bunları önemsiyoruz. Yani bir dönemden geçtik, bu dönem kirliydi ve kanlıydı. Hatta dün Sayın Hüseyin Çelik’in bir açıklaması vardı, “1990’lı yıllarda benim ofisime vali bir bomba koydu.” diyor. Evet, benim de iş yerime, otelime orada görev yapan yetkililer 2 kez bomba koydular. Eğer Hüseyin Çelik bunu açıklamamış olsaydı, bizim açıklamamız bir şey ifade etmezdi. Orada 2 öğretmen yaşamını yitirdi.

Şimdi, bir dönem böyle kanlı ve kirlidir ve bu dönemin arkasında devletin kanlı eli vardır. O tarihte bir general çıkıp açıkça şunu söylüyordu: “Bize uymayan hâkimlerin, savcıların evlerine bir bomba koyardık bizimle birlikte hareket etsinler diye.” O dönem, o bölgede bombaların nasıl konulduğunun, nasıl patladığının bir örneğidir ve yine aynı dönemde işte o Hüseyin Bey’in ofisine bomba koyan Tansu Çiller’in ekibindendi. Sonra, mükâfat olarak da milletvekili oldu, geldi ve Mehmet Ağar, Korkut Eken, Veli Küçük o ekibin aktif elemanlarından biriydi.

O dönemde binlerce, 3.500 köy yakıldı ve bu köylerin büyük bir çoğunluğu devletin helikopteri gidiyordu, yakıyordu ve o dönemde biz bunları seslendirdiğimiz için apar topar bizi alıp cezaevine attılar. Dönemin Bakanı ve dönemin Başbakanı açıklamalarda bulunuyordu: “Afganistan’dan, Pakistan’dan gelen helikopterler gittiler, yaktılar.” Karıştırınca, bu sefer diyordu ki, yani “Bir başka ülkenin helikopteri gelip senin toprağından nasıl köy yakabilir?” tepkilerini alınca bu sefer diyordu ki: “PKK’nin helikopterleri yaktı.” Oysa ki PKK de yoktu ortada, Afganistan da, Pakistan da yoktu. Kendisi ve o dönem birlikte çalışan Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’le birlikte, bir ekiple bir karanlık döneme imza attılar. 3.500 köy yakıldı ve bizdeki verilere göre 17.500 faili meçhul cinayet var ve bu…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Hüseyin Çelik de Doğru Yol’daydı o zaman. Hüseyin Çelik de o bombacılarla beraber milletvekilliği yaptı aynı dönemde.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Onun odasına da bomba koydular.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, o tarihte bunlar yapıldı. O tarihte yapıldı ve sonra, sizin döneminizde, 2004’te bir yasa çıkarıldı; 5233 sayılı Yasa. Neydi? Bu zararı, ziyanını devlet karşılayacaktı. Aslında vatandaşa karşı bir hileydi o. O zarar ve ziyana uğrayan insanlardan biri de benim. Aradan on dokuz yıl geçmiş. Geçen gün Muş valisine gittim. Ya, on dokuz yıl geçti, bu gece bir yasal düzenleme yapıyoruz. 2004’te böyle bir yasal düzenleme yapmışız ama hâlâ insanların o hakkı iade edilmedi. Gittim, orada vatandaşa hâlâ düşman muamelesi yapılıyor. Bakın, altını çizerek söylüyorum, düşman muamelesi yapılıyor. Ve yıl 1993, köyler yakılmış, köylerde insanlar evlerinde diri diri yakılmış ve bizim devletimiz, bugün iktidarsınız ve emrinizde olan vali yardımcıları ve valiler, gittim, bir ödeme planı çıkarmışlar. Sordum: Ne kadar? A vatandaşa 3 milyar, 2 milyar yani milyar derken bin TL diyorum. Şimdi, sordum oradaki bu işi örgütleyen vali yardımcısına, “Vicdanen bu nedir?” dedim. “Vallaha…”, kem küm etti. Dedim ki: “Bu düşmanlık hukukudur. Böyle bir yasa var ve siz on dokuz yıldır bu insanların hakkını ödememişsiniz. Evini yakmışsınız, köyünü yakmışsınız, arazilerine hâlâ gidemiyorlar. Bir ev nasıl 1 milyon liraya yapılır?” Ses yok. Şimdi, bu gece bu yasa çıkarken o dönemde mağdur olan bu insanların hepsinin bir bütün olarak zararlarının tazmin edilmesi gerekir. Bunları yapmazsanız yarım bırakırsınız, bunları yapmazsanız yaraları sarmazsınız,

Ve bu konuda bizim ve Cumhuriyet Halk Partisinin zaman zaman getirip yani bu faili meçhul cinayetlerle ilgili, köy yakmalarla ilgili getirdiğimiz Meclis araştırma önergeleri hep reddediliyor. Şimdi, eğer yarın yetiştirebilirsem yarın, yarın yetiştiremezsem de önümüzdeki 1 Ekimde Hüseyin Çelik Bey’le ilgili, beyanlarıyla ilgili bir Meclis araştırma önergesi isteyeceğim ve o gün size bakacağım, onu nasıl reddedeceksiniz? Sizin bir Genel Başkan Yardımcınız çıkıyor: “Benim evime, benim iş yerime bomba koyuyorlar.” Bu da benim boynumun borcu, getireceğim. Biz getirdiğimiz için, Cumhuriyet Halk Partisi getirdiği için hep reddettiniz. Şimdi, bu dönemin mağdurları var, bu dönemin. Aradan tam on dokuz yıl geçmiş, on dokuz yıl yani hâlâ köyüne dönemiyor, hâlâ köyüne cenazesi bile gidemiyor. Bunların, gerçekten, o on dokuz yıllık süre içerisindeki mağduriyetlerinin bir an önce ödenmesi gerekir. Ve siz bu yasayı niye çıkardınız? Geçmişte AİHM’e gidiliyordu. AİHM, işte kıt kanaat, neyse zararları ödüyordu. Siz bir hile yaparak AİHM’in yollarını kapattınız. Ne oluyor? On dokuz yıldır valiler, vali yardımcıları bu hukuksuzluğu uyguluyorlar, devlet adına bunu yapıyorlar ve çok rahatlıkla da söylüyorlar.

Hemen yanı başındaki bir köy, eğer torpil yapmışsa, çok rahatlıkla 25 milyar lira para alabiliyor. Bunlardan biri, benim kapı komşum olan bir köy. Yani 22’nci Dönemde Cumhuriyet Halk Partisinden milletvekili olan, benim de yakın akrabamdır, buradan bir torpil ayarlayarak bütün köylülere 25’er milyar lira para almış. Bak, aradan yedi yıl geçmiş. Kapı komşu köy 1 milyar lira, o da yedi yıl sonra ödeniyor. Şimdi böyle bir hukuksuzluk var. Ve bu AİHM’in yollarını kapatan sürecin mimarı da siz oldunuz.

Bir de ikinci bir konu var. Bu gece yine askerlerle ilgili bir yasa var. Oysa bir de, askerde askerlik görevini yapıp ve orada, adına zaman zaman “intihar”, zaman zaman “kaza kurşunu” denilen mağdurlar var. Ve binlerce insan var bunlardan. Bunlardan kimi Ermeni, kimi Kürt, kimi Alevi ve bunlar -özellikle muhalif kesimlerden bu insanlar- yaşamını askerde yitirdiler. Bunlar askere alınırken e hoş, ölürken bu sürece dâhil edilmiyor. Bizim bir an önce bu mağduriyeti de ortadan kaldırmamız gerekir.

Bu askere giden insanları eğer siz alıp götürüyorsanız, eğer orada intihar ediyorsa, sizin sisteminizde bir sorun var. O zaman şunu yaparsınız: Vicdanı reddi kabul edersiniz, askere gitmek isteyen gider, gitmek istemeyen de gitmez. O zaman hangi yasayı uygularsanız… Çünkü “siz keyfinizle bunu seçtiniz” deme hakkına sahip olursunuz. Ama şimdi alıyorsunuz, götürüyorsunuz, birkaç gün sonra bir asker geliyor  “Sizin oğlunuz intihar etti.” diyor. Oysaki -bu konuda da Meclis araştırma önergeleri getirdik- birçok intihar, intihar değildir. Bakın, bir Ermeni vatandaşımızın Batman’daki ölümü ve sonra orada asker arkadaşları çıktı, dediler ki: “Bu bir intihar değildi, bu bir cinayettir.” Yine Alevi bir kardeşimizin, Malatyalı bir ailenin çocuğunun aslında bir cinayetle yaşamını yitirdiğini görüyoruz. Bu ailelerin bir bütün olarak hepsinin bu mağduriyetini giderecek bir yasal düzenlemeye gerçekten ihtiyaç vardır. Bu insanlar keyiflerinden gitmediler ve oraya gittilerse siz dönüp şunu soramazsınız: Ya intihar edenden, istifa edenden kimse bir sorumlu değil. Ama sizin sisteminizden dolayı intihar ediyorsa, bu sistemden dolayı intihar edenlerin sorumluluğu sisteme aittir ve iktidara aittir. Ben, bu düzenlemede, bu mağduriyetin de ortadan kaldırılması için olumlu bir görüşmenin olabileceğini umut ediyorum.

İlk kez böyle bir diyalog içerisinde de küçük de olsa bir uzlaşı hepimizi umutlandırıyor. Diliyorum ve umuyorum ki önümüzdeki dönem bu Parlamento daha çok uzlaşı ve diyalogla bu akan kanı, bu şiddeti durdurur, bu kan deryasından bu ülke kurtulur. Hepinize iyi akşamlar diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şehit ve gazilerimizle ilgili olarak verilen ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de imza vermiş olduğumuz önergeler hakkında söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatanın, milletin ve devletin bölünmez bütünlüğü için canlarını feda eden şehitlerimizin geride kalan ve bizlere emanet olan dul ve yetimlerinin, malul ve gazilerimizin sorunlarının giderilmesi, yüce Meclisimizin kutsal bir görevidir. Şehit ve gazilerimiz ve aileleri için ne yapsak azdır. Bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimize sıhhat, afiyet ve uzun ömürler ve sabırlar diliyorum.

Anayasa’mızın “Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler” başlıklı 61’inci maddesinde “Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.” hükmü bulunmaktadır. Bu madde kapsamında bulunan bireylerin korunması yönünde gerekli tedbirlerin alınması, yaşam seviyelerinin toplumda kendilerine yaraşır seviyeye çıkarılması sosyal devletin temel görevlerinden birisidir.

Değerli milletvekilleri, şehit yakınları ile gazilerimizin yıllardır çözüm bekleyen sorunları ve beklentileri bulunmaktadır. Özlük haklarının iyileştirilmesi, haklarının genişletilmesi ve aralarındaki adaletsiz ve ayrımcı uygulamaların giderilmesi gerekmektedir. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak şehit yakını ve gazilerimizin sorunlarının çözülmesine yönelik çok sayıda kanun teklifi ve soru önergeleri verdik ve bu konuda da çok duyarlı olduk. Meclisin son çalışma gününe geldiğimiz bu güzel akşam, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri, malul ve gazilerimizle ilgili hazırlanan kanun tasarısı ve buna paralel teklifler Türkiye Büyük Millet Meclisine sunuldu ve görüşüyoruz.

İlk gelen tasarı ve bu teklifler uygulamadaki bazı önemli eksiklikleri gidermektedir. Ancak harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gazilerimizin beklentilerini tam olarak karşıladığını da maalesef söyleyemeyiz. Şehit yakını ve gazilerin aylıklarında gerekli artış henüz yapılmamaktadır. Şehit ve gazilerin yüzde 85’i bekârdır. Hükûmet tasarısında şehitlerimizin büyük çoğunluğunu oluşturan bekâr şehit ailelerine ikinci iş hakkı konusu yoktu fakat daha sonra yine grupların ortak önerisi ve ortak çalışma ve mutabakatı ile bu durum düzeltilmiştir. Yine Milliyetçi Hareket Partisi olarak harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gazilerimizle ilgili bu düzenlemeleri, tekrar ifade ediyoruz ki, canı gönülden destekliyoruz. Ancak bazı eksikliklerin de giderilmesi gerektiğini söylüyoruz. İnşallah, bundan sonraki çalışma döneminde -mümkün olursa ekim ayında ve sonraki aylarda- yine bu noksanlıkları da hep birlikte gideririz.

Biraz evvel, benden önce Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşan Milletvekilimiz Sayın Alim Işık bu tekliflerle gelen yeni değişiklikleri ve uygulamaları teker teker saydı. Ben de bu noksanlıkları dikkatinize sunarak inşallah önümüzdeki çalışma döneminde bunları da gidermeyi diliyorum.

Dikkat çekmek istediğim bu noksanlıklar şunlardır değerli arkadaşlar:

Şehit yakınlarıyla gazilerin aylıklarında iyileştirme yapılması zarureti vardır, önümüzdeki dönemin gündeminde bu yer almalıdır ve maluliyet zam oranları artırılmalıdır.

Gazilerimize de ikinci iş imkânı verilmelidir.

Şehitlerin ve vefatı hâlinde gazilerin anne ve babasına ayrı ayrı olmak üzere en az asgari ücret tutarında aylık bağlanmalıdır.

Değerli arkadaşlar, özellikle gazilerimizin önemli bir kısmı ailelerinin geçimini sağlamak durumunda olan ve ekonomik olarak o aileyi ayakta tutan fertlerdir. Fakat, üretimden ve çalışmaktan fiilen kopmuş olması pek çok aile için yıkım olabilmektedir.

Diğer bir husus, Devlet Övünç Madalyası verilenlere şeref aylığı bağlanmalıdır değerli arkadaşlar. Şeref aylığı da hiçbir şarta bağlı olmadan kesintisiz ve eşit olarak ödenmelidir. “Şeref” adı üzerinde ayrı ölçülere bağlanamaz, bağlanmalıdır. Dolayısıyla, şeref aylıklarında herhangi bir fark kesinlikle olmamalıdır.

Malul gazilerimizden çalışanlara 3.600 prim gün sayısını doldurmaları hâlinde yaşlılık aylığı bağlanmalıdır. Vazife malullerinin kullandıkları her türlü ortez, protez, araç gereç ile ilaç ve tıbbi malzeme hiçbir kısıtlama olmaksızın ve katılım payı alınmaksızın karşılanmalıdır. Vazife malullerine de faizsiz konut kredisi hakkı tanınmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, şehit ailelerine ve gazilerimize sosyal konut verilmesi gerektiğini ve buna ilişkin çalışmaların da bir an evvel yapılmasını savunuyoruz.

5580 sayılı Özel Öğretim Kurumlarında Ücretsiz Okuyacak Öğrenciler Hakkında Yönetmelik gereğince, şehit ve gazi çocuklarına özel öğretim kurumlarında yüzde 1 oranında verilen kontenjan yetersizdir, bu kontenjanın da yüzde 2’ye çıkarılması gerekmektedir.

Son olarak değerli arkadaşlar, önemli gördüğümüz bir husus da: Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na göre, malullere 1600 cc’den düşük ve beş yıl süre ile kullanmak şartıyla ÖTV’siz binek aracı verilmektedir. Ancak, prosedürler nedeniyle birçok malul bu hakkını kullanamamaktadır. 3713 sayılı Kanun kapsamındaki gazilere ve 5510 sayılı Kanun’un 47’nci maddesine göre ordu vazife malulü sayılanlara sağlık raporu istenmeden, Sosyal Güvenlik Kurumunun vermiş olduğu ücretsiz seyahat kartlarını ibraz etmeleri şartıyla, 1600 cc’den düşük ve beş yıl süreyle kullanmak şartıyla ÖTV’siz ve KDV’siz binek aracı imkânı verilmelidir. Çünkü, 3713 sayılı Kanun’a göre gazi, 5510 sayılı Kanun’a göre vazife malulü olanların, önce Türk Silahlı Kuvvetlerine ait tam teşekküllü bir askerî hastanede derecesiyle birlikte gaziliği belirlendikten sonra, Sosyal Güvenlik Kurumunun Sağlık Kurulu tarafından derecelerle ilgili belirleme yapılmaktadır. Gazi veya malul rahatsızlanıp hastaneye gitmesi gerektiğinde eşleri de bu araçları kullanamamaktadır. Gazi ve malullere verilen bu araçları eşleri de kullanabilmeliler ve bu rapor konusundaki eziyet de bir an evvel bitmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şehit ve gazilerimiz ile ailelerine yapılan bu kanunların ülkemize, milletimize, şehit ailelerine ve gazilerimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Söz talebi yok.

Yeni madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Mustafa Kalaycı

                Giresun                                İstanbul                                  Konya

      Süreyya Sadi Bilgiç              Muzaffer Baştopçu                     Salih Koca

                 Isparta                                  Kocaeli                                Eskişehir

           Fatoş Gürkan

                 Adana

Madde 62- 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 56 ncı maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Harp okulları ile astsubay meslek yüksekokullarında veya üniversitelerin fakülte ve yüksekokullarında Türk Silahlı Kuvvetleri hesabına öğrenim görenler veya kendi hesabına öğrenim görmekteyken askeri öğrenci olanlar, Polis Akademisi ile Polis Meslek Eğitim Merkezlerinde veya üniversitelerin fakülte ve yüksekokullarında Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına öğrenim görenler veya kendi hesabına öğrenim görmekte iken Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına öğrenim görmeye devam edenler, Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü veya Milli İstihbarat Teşkilatı hesabına açılan okullarda öğrenim görenler ile Türk Silahlı Kuvvetleri veya Emniyet Genel Müdürlüğü adına öğrenim görmek üzere temel ve intibak eğitimine tabi tutulanlardan; 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılmamış olup da bu öğrenimleri veya eğitimleri nedeniyle 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki terör eylemlerinde hedef alınarak hayatını kaybedenlerin hak sahibi yakınları veya sakatlığının derecesi itibarıyla bu Kanun hükümlerine göre malûl olduğuna karar verilenler birinci fıkra hükümlerinden aynı şekilde yararlandırılırlar."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Yeni madde olarak görüşmeye açıyorum.

Gruplar adına söz talebi? Yok.

Yeni madde 3’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Mustafa Kalaycı

                Giresun                                İstanbul                                  Konya

             Salih Koca                     Muzaffer Baştopçu              Süreyya Sadi Bilgiç

              Eskişehir                                Kocaeli                                  Isparta

           Fatoş Gürkan                     Nevzat Korkmaz

                 Adana                                   Isparta

Madde 63 - 5434 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin sekizinci fıkrasında belirtilen durumlardan dolayı veya 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile bu Kanuna ek 18/12/1981 tarihli ve 2566 sayılı Bazı Kamu Görevlilerine Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında mütalaa edilen görevler nedeniyle veya 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren olaylar sebebiyle hayatlarını kaybetmiş bulunan iştirakçilerle bunlardan aylık almaktayken ölenlerin, baba veya analarına; yukarıda belirtilen kanunların veya bu Kanunun 56 ncı maddesi kapsamına girecek şekilde hayatını kaybeden erbaş ve erlere veya 56 ncı maddede belirtilen öğrencilere ya da bunlardan aynı sebeplerle aylık almakta iken ölenlerin ana veya babalarına; ölüm tarihini takip eden aybaşından geçerli olarak malullük ve muhtaçlık şartı aranmaksızın aylık bağlanır, hayatını kaybeden erbaş ve erler ile yedek subay okulu öğrencilerinin ana ve babasına bağlanan aylığın toplamı 16 yaşından büyük işçiler için tespit edilen otuz günlük asgari ücretin net tutarından az olamaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılıyoruz Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır.

BAŞKAN – Yeni madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yok.

Soru-cevap yok.

Yeni madde 4’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli                 Muzaffer Baştopçu            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                Giresun                                 Kocaeli                                 İstanbul

         Mustafa Kalaycı                        Salih Koca                        Nevzat Korkmaz

                 Konya                                 Eskişehir                                 Isparta

      Süreyya Sadi Bilgiç

                 Isparta

Madde 64 - 5434 sayılı Kanunun ek 77 nci maddesinin birinci fıkrasının başına "Bu Kanunun 56 ncı maddesinde belirtilen haller kapsamında,", (a) bendine "uzman erbaşlar," ibaresinden sonra gelmek üzere "sözleşmeli subaylar, sözleşmeli astsubaylar," ve (b) bendine "azami rütbe tavanı subaylarda" ibaresinden sonra gelmek üzere "(öğrenim durumuna bakılmaksızın astsubaydan subay olanlar dahil)" ibareleri eklenmiş, (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (d) bendinde yer alan "başkomiser" ibaresi "öğrenim durumuna bakılmaksızın üçüncü sınıf emniyet müdürü" ve ikinci fıkrasında yer alan "asgari ücretin net tutarı" ibaresi "16 yaşından büyük işçiler için tespit edilmiş olan otuz günlük asgari ücretin net tutarının iki katı" şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin birinci fıkrasına aşağıdaki (e) bendi eklenmiş ve mevcut (e) ve (f) bentleri (f) ve (g) bentleri şeklinde teselsül ettirilmiştir.

"c) Sivil iştirakçiler ile bu Kanunun 56 ncı maddesi, 2330 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (e) ve (f) bentleri ile 3713 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin (i) ve (j) bentlerinde belirtilenlere uygulanacak azami derece ve kademe ise, genel idare hizmetleri sınıfı esas alınarak öğrenim durumları itibariyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre yükselebilecekleri derece ve kademedir."

"e) Bu şekilde yükseltilen aylıklarda, milli istihbarat hizmetleri sınıfında bulunan personel için azami kadro unvanları; yükselebilecekleri en son yönetim veya uzmanlık kadrosunu geçmemek kaydıyla, yönetim kademelerinde olanlar için Başkan kadrosu, diğer personeller için 1 inci sınıf uzman kadrolarıdır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN  - Önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yok.

Soru-cevap yok.

Yeni madde 5’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli                 Muzaffer Baştopçu            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                Giresun                                 Kocaeli                                 İstanbul

      Süreyya Sadi Bilgiç                     Salih Koca                        Mustafa Kalaycı

                 Isparta                                Eskişehir                                 Konya

         Nezvat Korkmaz

                 Isparta

Madde 65- 5434 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"Geçici Madde 224 - Bu maddeyi düzenleyen Kanunla 72 nci maddede ve ek 77 nci maddede yapılan değişiklik öncesinde bağlanmış olan aylıklar ilgili mevzuatına uygun olarak bağlanmış sayılır ve bunlarda bir eksiltme yapılmaz.

Bu maddeyi düzenleyen Kanunla değiştirilen 56 ncı madde, 72 nci maddenin dördüncü fıkrası ve ek 77 nci madde kapsamına dahil edilen haller sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce hayatını kaybeden veya malul olanlar, müracaatları üzerine; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren anılan maddelerde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde aynı haklardan yararlandırılır. Ancak, geçmiş süreler için aylık, aylık farkı, emekli ikramiyesi veya emekli ikramiyesi farkı ödenmez.

İlgililerin varsa açtıkları davalardan feragat etmeleri kaydıyla, 72 nci maddenin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde bu maddeyi düzenleyen Kanunla yapılan değişiklik neticesinde aylık bağlama şartları yeniden düzenlenenler için bu maddenin yürürlük tarihinden önce bağlanmış olan aylıklar sebebiyle açılmış olan dava ve icra takiplerinden vazgeçilir. Bu maddenin yürürlük tarihinden önceki dönem için ilgililere çıkarılmış olan borçlar beş yıla kadar taksitlendirilir. Aylık taksit tutarının kişinin gelirinin dörtte birini aşması halinde taksit süresi uzatılır, faizler Sosyal Güvenlik Kurumunca terkin edilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – O zaman yeni madde olarak görüşmeye açıyorum.

Söz talebi yok.

Yeni madde 6’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Nurettin Canikli                 Muzaffer Baştopçu            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                Giresun                                 Kocaeli                                 İstanbul

      Süreyya Sadi Bilgiç                     Salih Koca                        Mustafa Kalaycı

                 Isparta                                Eskişehir                                 Konya

         Nevzat Korkmaz

                 Isparta

Madde 66 - 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasına "tahkikle" ibaresinden sonra gelmek üzere ", trafik ve yol güvenliğini veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla" ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yeni madde olarak görüşmeye açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni Madde 7’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli                 Muzaffer Baştopçu            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                Giresun                                 Kocaeli                                 İstanbul

         Mustafa Kalaycı                        Salih Koca                        Nevzat Korkmaz

                 Konya                                 Eskişehir                                 Isparta

      Süreyya Sadi Bilgiç

                 Isparta

Madde 67- 2330 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine "tahkiki" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya trafik ve yol güvenliğini sağlamak" ibaresi eklenmiş, (c) bendi aşağıdaki şekilde ve (d) bendinde yer alan "Ceza" ibaresi "Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleri ile ceza" ibaresi şeklinde değiştirilmiştir.

"c) Güven ve asayişi ihlal eden eylemler ile kaçakçılığa ilişkin eylemlerin önlenmesine yönelik görev yapan mülki idare amirlerini;"

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN – Yeni madde olarak görüşmeye açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 8’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Muzaffer Baştopçu

                Giresun                                İstanbul                                 Kocaeli                Mustafa Kalaycı Salih Koca                       Nevzat Korkmaz

                 Konya                                 Eskişehir                                 Isparta

      Süreyya Sadi Bilgiç

                 Isparta

Madde 68 - 2/3/1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "64 üncü maddesi" ibaresi "mülga 64 üncü maddesi, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 47 nci maddesinin sekizinci fıkrası," şeklinde değiştirilmiş ve fıkranın sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21 inci maddesi kapsamında aylık bağlanmış olanlar için aynı maddede belirlenmiş olan usul ve esaslar saklı kalmak kaydıyla verilecek faizsiz konut kredileri de bu madde kapsamındadır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yeni madde olarak görüşmeye açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 9’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                                              

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Nurettin Canikli                 Muzaffer Baştopçu                 Mustafa Kalaycı

                Giresun                                 Kocaeli                                  Konya

             Salih Koca                       Nevzat Korkmaz                Süreyya Sadi Bilgiç

              Eskişehir                                Isparta                                   Isparta

MADDE 69- 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine aşağıdaki cümleler eklenmiş, (c), (d) ve (h) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiş ve aynı maddeye birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Bütün hak sahipleri adına bir konut için yapılacak aylık kira yardımının üst limiti ile ödeme usul ve esasları, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Bu Kanun hükümlerine göre aylık alan maluller ile hayatını kaybedenlerin dul ve yetimlerine yapılan gayrimenkul hibeleri veraset ve intikal vergisinden, devir işlemleri harçlarından ve döner sermaye ücretlerinden ve bu işlemler nedeniyle düzenlenecek kağıtlar için tahakkuk edecek damga vergisinden müstesnadır. Bu gayrimenkullerin maliyet bedellerinin tamamı bunları hibe edenler tarafından 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi ve 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesi kapsamında dönem gelirinden veya kurum kazancından indirilebilir."

"c) Konut kredisinden istifade bakımından 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun ek 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasındaki hüküm; bir konut ile sınırlı olmak üzere, malül olanların kendileri, hayatını kaybedenlerin ise dul aylığı bağlanan eşi, dul aylığı bağlanacak eşin olmaması halinde yetim aylığına müstehak çocuklarının tamamının müşterek hakkı olarak bir çocuğu, çocuklarının da olmaması durumunda ana veya babası hakkında da uygulanır.

d) Malül olanların kendileri, hayatını kaybedenlerin ve malül olanların eşleri, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan çocukları, yurtiçinde Devlet Demiryollarında, Denizyolları Şehir Hatlarında ve belediye toplu taşıma araçları ile belediye tarafından kurulan şirketler veya özel firmalar aracılığıyla yaptırılan toplu taşıma işinde kullanılan araçlarda ücretsiz seyahat ederler. İlgili kurumlar ve yerel yönetimler bu hakkın kullanılmasına ilişkin gerekli tedbirleri alır. Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının görüşü alınmak suretiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle düzenlenir."

"h) Erbaş ve erlerden veya geçici veya gönüllü köy korucularından; terörle mücadele görevi ifa ederken yaralanarak veya sakatlanarak ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanlar, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılır. Erbaş ve erlerden veya geçici veya gönüllü köy korucularından; aynı sebeplerle hayatını kaybedenlerin veya bu fıkra kapsamında malûl olması sebebiyle aylık almakta iken hayatını kaybedenlerin dul aylığına müstahak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstahak çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c) ve (d) bendindeki haklardan yararlandırılır. Bu fıkra kapsamında er ve erbaşlar için bağlanacak aylıklar, bitirmiş oldukları okullar neticesinde hak kazandıkları unvanlar üzerinden yürütmüş oldukları kamu görevleri sebebiyle daha yüksek aylık bağlanmasına ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; en az dört yıllık yüksek öğrenim mezunu olanlar sekizinci derecenin birinci kademesindeki, diğerleri ise eğitim durumlarına bakılmaksızın onuncu derecenin birinci kademesindeki "Memur" unvanlı kadrolarda bulunanların emekli keseneğine esas aylıkları üzerinden hesaplanacak vazife malûllüğü aylığı tutarından düşük olamaz ve bunlar için 5434 sayılı Kanunun ek 77 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre yapılacak yükseltmelerde aynı unvan ve derece başlangıç olarak esas alınır ve derece yükselmelerinde kadro şartı aranmaksızın yüksek öğrenim mezunu gibi işlem yapılır."

"i) Yedek subay okulu öğrencilerinden, harp okulları ile astsubay meslek yüksekokullarında veya üniversitelerin fakülte ve yüksekokullarında Türk Silahlı Kuvvetleri hesabına öğrenim görenler veya kendi hesabına öğrenim görmekteyken askeri öğrenci olanlar, Polis Akademisi ile Polis Meslek Eğitim Merkezlerinde veya üniversitelerin fakülte ve yüksekokullarında Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına öğrenim görenler veya kendi hesabına öğrenim görmekteyken Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına öğrenim görmeye devam edenler, Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü veya Milli İstihbarat Teşkilatı hesabına açılan okullarda öğrenim görenler ile Türk Silahlı Kuvvetleri veya Emniyet Genel Müdürlüğü adına öğrenim görmek üzere temel ve intibak eğitimine tabi tutulanlardan; 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılmamış olup da bu öğrenimleri veya eğitimleri nedeniyle bu Kanun kapsamındaki terör eylemlerinde hedef alınarak hayatını kaybedenler ile yaralanan veya sakatlananlardan ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanların kendileri, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılır. Yukarıda  sayılanlardan aynı sebeplerle hayatını kaybedenlerin veya bu fıkra kapsamında malûl olması sebebiyle aylık almakta iken hayatını kaybedenlerin dul aylığına müstahak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstahak  çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c) ve (d) bendindeki haklardan yararlandırılır.

j) Terör eyleminin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı olanlar bu faaliyetlerinden dolayı hayatını kaybettikleri, yaralandıkları veya sakatlandıkları; ilgili valinin teklifi üzerine Nakdi Tazminat Komisyonu tarafından karara bağlanan sivillerden ilgili mevzuatına göre malûllük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanların kendileri, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılır. Yukarıda sayılanlardan aynı sebeplerle hayatını kaybedenlerin veya bu fıkra kapsamında malûl olması sebebiyle aylık almakta iken hayatını kaybedenlerin dul aylığına müstahak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstahak çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c) ve (d) bendindeki haklardan yararlandırılır.

Kamu görevlileri ile birinci fıkranın (h) ve (j) bentleri kapsamına girenlerden terör olaylarını önlemek amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hâle getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan, sakatlanan, hastalanan veya hayatını kaybedenler, birinci fıkranın durumlarına uygun hükümlerinden yararlandırılır.

Birinci fıkranın (h), (i) ve (j) bentlerinde belirtilenlerden bu Kanun kapsamındaki olaylar sebebiyle yaralananlar, tedavileri sonuçlanıncaya veya maluliyetleri kesinleşinceye kadar geçen süre içinde 5510 sayılı Kanuna göre sağlanan sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan, aynı sebeplerle tedavi gören malûl kamu görevlilerine ilişkin hükümler çerçevesinde yararlandırılır. Erbaş ve erler için Türk Silahlı Kuvvetlerine ait sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan tedaviler hariç, bu kapsamda yapılacak giderlerin tamamı; ilgililerin genel sağlık sigortalısı olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır. Ancak, bu kişilerden 5510 sayılı Kanuna göre genel sağlık sigortası kapsamında yer almayanlar için, Sosyal Güvenlik Kurumunca yapılmış olan giderler, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından; erbaş ve erler için ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, diğerleri için Maliye Bakanlığından tahsil olunur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 10’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Nurettin Canikli           Ferit Mevlüt Aslanoğlu         Oktay Vural

       Giresun                      İstanbul                           İzmir

 

Mustafa Kalaycı                 Ali Öz                         Salih Koca

       Konya                       Mersin                           Eskişehir

 

Musa Çam                      Özgür Özel                      Alim Işık

    İzmir                            Manisa                          Kütahya

 

Kazım Kurt               Muzaffer Baştopçu                Fatoş Gürkan

  Eskişehir                     Kocaeli                                Adana

 

Süreyya Sadi Bilgiç    Nevzat Korkmaz               Mustafa Baloğlu

      Isparta                      Isparta                              Konya

 

Erkan Akçay               Necdet Ünüvar            Cengiz Yavilioğlu

   Manisa                           Adana                      Erzurum

 

Abdulkerim Gök       Mehmet Şükrü Erdinç       Ahmet Baha Öğütken

      Şanlıurfa                  Adana                               İstanbul

 

Uğur Aydemir           Ertuğrul Soysal                     Ekrem Çelebi

     Manisa                      Yozgat                                 Ağrı

 

Hüseyin Şahin          Ahmet Arslan                     Menderes Türel

      Bursa                     Kars                                    Antalya

 

Sadık Badak         Hasan H. Türkoğlu

      Antalya                  Osmaniye

 

MADDE 70 - 3713 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin (A) fıkrasında yer alan “% 1” ibaresi "% 2" şeklinde, aynı fıkranın (a) ve (b) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.

a) Görevleri sona ermiş olsa bile 21 inci maddede belirtilen görevleri yapmaları nedeniyle uğradıkları saldırı sonucu şehit olanlar dahil kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile geçici ve gönüllü köy korucularından veya 21 inci maddenin birinci fıkrasının (i) bendi ya da ikinci fıkrası kapsamındakilerden şehit olanların eş veya çocuklarından birisi ile ana, baba veya kardeşlerinden birisi olmak üzere toplam iki kişinin; şehidin ana, baba ve kardeşi bulunmaması durumunda eş veya çocuklarından toplam iki kişinin; şehidin eş veya çocuğunun bulunmaması durumunda ana veya babası ile kardeşlerinden birisi olmak üzere toplam iki kişinin, ana veya babanın bu hakkı kullanmaması durumunda ise bir diğer kardeşi olmak üzere toplam iki kişinin,

b) (a) bendinde sayılanlardan malûl olup da çalışabilir durumda olanların kendilerinin, çalışamayacak durumda olanların ise eş veya çocuklarından birisinin, eşi ve ocuğu yoksa kardeşlerinden birisinin,

c) 21 inci maddenin birinci fıkrasının (j) bendi kapsamındakilerden hayatını kaybedenlerin eş veya çocuklarından birisi, eşi veya çocuğu yoksa kardeşlerinden birisinin; 21 inci maddenin birinci fıkrasının (j) bendi kapsamındakilerden malûl olanlardan çalışabilir durumda olanların kendilerinin, çalışamayacak durumda olanların ise eş veya çocuklarından birisinin,"

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Hülya Güven.

Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 302 sıra sayılı torba kanun tekliflerine ek olarak şehit ve gazilerin durumlarını iyileştirmek amacıyla verilen önerge hakkında konuşmak üzere bulunuyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle tüm şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyor, Allah’tan rahmet, ailelerine de sabır diliyorum. Yine, artık her ilde, her ilçede gittikçe artan şehit haberlerinin bitmesini, artık annelerin, babaların ve kardeşlerin ağlamamasını diliyorum.

Ayrıca iktidar partisine de sormak istiyorum: Üç yıldır haklarının düzenlenmesini bekleyen şehit ve gaziler niye bu kadar beklediler? Kanun tasarısı neden bugüne kaldı? Neden daha önce detaylı olarak tartışılmadan ek önergeyle geliyor?

Bakın, bir şehit kardeşi ne diyor: “Referandumla kabul edilen ve Anayasa’mızda yer alan şehit ailelerine pozitif ayrımcılığın yapılacağına ait Anayasa hükmüne rağmen, defaatle verilen sözlere rağmen şehit yakınlarına verilen sözler yerine getirilmemiştir. Ağabeyim teröristlerce şehit edilmiş olup, bu yasal düzenlemeler ile şehidimizin annesi, babası ve biz kardeşlerine yeni bir imkân sağlanamamıştır. Bu, gecikmişliğin bir göstergesi olmaktadır.”

Kaç yıldan bu yana, şehit aileleri ve gaziler geçim sıkıntısı çekmekte, yeterli sağlık hizmetleri alamamaktaydılar. On yıldır iktidarda olan bir Hükûmet, verdiği sözleri bile verdikten üç yıl sonra yerine getirmektedir Cumhuriyet Halk Partisinin de zorlamasıyla ve uğraşmasıyla.

İktidar milletvekillerini görüyoruz; gaziler ve şehit aileleriyle piknik yapıyorlar, gezilere gidiyorlar, dernekleri ziyaret ediyorlar ve vaatlerde bulunuyorlar ama bütün bunlar karın doyurmuyor. Yine soruyorlar: “Neden şehit aileleri ile gaziler haklarını on bir yıl sonra alabiliyorlar. Gecikmiş adalet adalet midir?”

Bugün, şehit yakınları ile gaziler, atamalarında kadro olanağı şartı olduğu için atama sorunu yaşadıklarını belirtmektedirler, tayinlerin şartsız yerine getirilmesini istemektedirler.

Yine, bu arada, bir yurttaşımızın -bu, medyada, gazetelerde verildi- askerde arkadaşı tarafından vurulması sonunda kaybettiği bacağı için verilen protezin parasının yıllar sonra faiziyle geri istendiği görülmekte. Bu, bir mağduriyet değil midir?

Şehitlerimizin aileleri ve gazilerimiz için ne yapılsa azdır, onların refah içinde yaşamasının sağlanması da devletin görevidir.

Tüm bunların yanında, diğer engelli yurttaşlarımızı da göz ardı etmemeliyiz. Bugün bir mail daha aldım. Her iki yılda bir değiştirmek zorunda olduğu yürüme protezine bir katkı payı ödemesi gerekiyormuş ancak babasından kalan aylık ile ödeyemediğini belirten bir kızımız, bu nedenle de evden dışarı çıkamadığını anlatıyordu.

Devletimizin görevini hatırlatmak isterim. Görev, tüm engelli vatandaşlara eşit, kaliteli, bedelsiz sağlık hizmeti vermektir. Bugün Sağlık Bakanımıza, engelli raporlarında neden yüzde 70 değil de yüzde 69 verildiğini, ölçütün ne olduğunu sordum. Çünkü yüzde 70 olursa engelli aylığı bağlanıyor, yüzde 69 olunca engelli raporu aylık bağlanmıyor. Aldığım cevap, değerlendirmelerin Avrupa Birliği standartlarına göre olduğu şeklindeydi. Acaba, emeklilerimizin, şehit ailelerimizin, gazilerin ve işe aldığımız engellilerin aylıkları da Avrupa Birliği standartlarında mı?

Tasarıda eksik olan -yine bir şehit çocuğundan gelen mail- şehit çocukları eğer baba şehit olduğu sırada küçük ise büyüdükleri zaman işsiz kalmaları ve yalnızca annelerinin aldığı maaşla geçinmek zorunda olmalarıdır. Onlar için de çözüm getirilmesi gereken bir konudur. Çocuklar küçük diye anne ve çocukların amcası eğer aylık alıyorsa tabii ki çocuklar büyüdüğü zaman “Sen aylığını bırak, vazgeç, çocuklardan birisi alsın.” demek doğru değil ama buna da Hükûmetimizin bir çözüm bulması gerekmektedir.

Ben tekrar şehit ailelerine ve gazilere sabır diliyor, terörün artık durmasını ve bu kanunun hayırlı olmasını dileyerek saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Güven.

Başka söz talebi yoktur.

Yeni madde 11’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Nurettin Canikli                 Muzaffer Baştopçu                 Mustafa Kalaycı

                Giresun                                 Kocaeli                                  Konya

             Salih Koca                       Nevzat Korkmaz                Süreyya Sadi Bilgiç

              Eskişehir                                Isparta                                   Isparta

MADDE 71- 3713 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 11- Bu maddenin yürürlük tarihinden önce bu maddeyi düzenleyen Kanun ile 21 inci maddeye eklenen haller sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce malûl olanların kendileri, hayatını kaybedenlerin ise dul ve yetimleri, müracaatları üzerine bu Kanunun durumlarına uygun hükümlerinden bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren yararlandırılırlar. Anılan maddenin birinci fıkrasının (h) bendi kapsamına giren er ve erbaşlar yönünden aylıkların yeniden belirlenmesinde müracaat şartı aranmaz.

21 inci madde kapsamına girenlerden, daha önce her ne şekilde olursa olsun devam eden yargı süreçleri ve icrai takibatlardan feragat edenler, ilgili kuruma başvurmaları durumunda bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren 21 inci madde ile sağlanan durumlarına uygun haklardan yararlandırılır. Davalardan feragat edilmesi halinde mahkemelerce ilgili kurum lehine hükmedilecek vekalet ücretleri ilgili kurumca tahsil edilmez.

Bu madde esas alınarak geriye dönük herhangi bir aylık, aylık farkı, tazminat, tazminat farkı ile ikramiye ve ikramiye farkı ödenmez ve geriye dönük hak talep edilemez."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yeni madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 12’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Nurettin Canikli                 Muzaffer Baştopçu                 Mustafa Kalaycı

                Giresun                                 Kocaeli                                  Konya

                     

             Salih Koca                  Ferit Mevlüt Aslanoğlu           Süreyya Sadi Bilgiç

              Eskişehir                               İstanbul                                  Isparta

                 

      Nevzat Korkmaz

             Isparta

MADDE 72 – 3713 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 12 – Bu maddeyi düzenleyen Kanunla değiştirilen ek 1 inci maddede belirtilen haller sebebiyle bu maddenin yürürlük tarihinden önce malül olanların kendileri hayatını kaybedenlerin ise hak sahibi yakınları ek 1 inci maddedeki usul ve esaslar çerçevesinde anılan maddeyle getirilen haklardan yararlanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN – Yeni madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 13’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Muzaffer Baştopçu

                Giresun                                İstanbul                                 Kocaeli

         Mustafa Kalaycı                        Salih Koca                        Nevzat Korkmaz

                 Konya                                 Eskişehir                                 Isparta

      Süreyya Sadi Bilgiç

                 Isparta

MADDE 73- 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "eski hükümlü işçiyi" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanunu veya 16/6/1927 tarihli ve 1076 sayılı Yedek subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu kapsamına giren ve askerlik hizmetini yaparken 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21 inci maddesinde sayılan terör olaylarının sebep ve tesiri sonucu malûl sayılmayacak şekilde yaralananları" ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 14’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli                Süreyya Sadi Bilgiç              Muzaffer Baştopçu

                Giresun                                 Isparta                                  Kocaeli

         Nevzat Korkmaz              Ferit Mevlüt Aslanoğlu          Mehmet Doğan Kubat

                 Isparta                                 İstanbul                                İstanbul

             Salih Koca

              Eskişehir

MADDE 74- 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

“EK MADDE 1- 16 yaşından büyükler için tespit edilen otuz günlük asgari ücretin net tutarının; 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen malullerin kendilerine yüzde altmışı, (c) bendinde belirtilen malullerin kendilerine yüzde sekseni, (d) bendinde belirtilen malullerin kendilerine tamamı, (e) bendinde belirtilenlerin 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 34 üncü maddesi uyarınca belirlenecek hak sahiplerine ise tamamı üzerinden paylaştırılarak aylık bağlanır. Bu maddeye göre aylığa hak kazananların diğer mevzuata göre de aylığa hak kazanması halinde, tercih ettikleri aylıkları, Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılı müracaatlarını takip eden aybaşından itibaren ödenir, diğer aylıkları sürekli olarak kesilir.

Ancak, iki yönden aylığa aynı zamanda hak kazananlara, müstehak oldukları tarihten ibaren fazla aylıkları ödenir. Tercih ettikleri aylıklarını alanlar, yeniden Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılı olarak başvurdukları tarihi izleyen aybaşından itibaren bu isteklerinden dönebilirler. Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen bu aylıklar her yılsonunda faturası karşılığında Maliye Bakanlığından tahsil edilir.

Bu madde kapsamına girenlerin ilgili valiliğe müracaatı üzerine valilik tarafından tanzim edilecek aylık bağlanmaya ilişkin belgeler Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilir.

Terör örgütleri tarafından öldürülen veya yaralanan ya da güvenlik kuvvetleri tarafından etkisiz hale getirilen veya yaralanan terör örgütü mensupları ile bunların birinci fıkraya göre belirlenecek yakınlarına ve terör suçlarından dolayı hüküm giyenlere, bu madde kapsamında aylık bağlanmaz. Bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendindeki suçlar sebebiyle herhangi bir hüküm giymeden önce bu madde hükümlerine göre aylık bağlanmış olanların aylıkları hükmün kesinleştiği tarihten itibaren kesilir. Haksız ödenen tutarlar ilgililerden tahsil olunur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bizim bu maddeyle ilgili itirazımızın olduğunun sadece kayda girmesini istirham ediyorum. Arzım bu kadardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, kayda girmiştir.

Yeni madde 15’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Nurettin Canikli                 Muzaffer Baştopçu             Mehmet Doğan Kubat

                Giresun                                 Kocaeli                                 İstanbul

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Salih Koca                         Süreyya Sadi Bilgiç

             İstanbul                               Eskişehir                                Isparta

MADDE 75- 5233 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 5- (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen terör olayları sebebiyle malül olanların kendilerinin, hayatını kaybedenlerin ise hak sahibi yakınlarının müracaatları halinde; ek 1 inci maddede belirtilen koşulları taşımaları kaydıyla aynı maddede belirtilen usul ve esaslar ile aylık miktarları üzerinden ve bu maddenin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 5510 sayılı Kanunda belirtilen usul ve esaslara göre aylığa hak kazanırlar. Ancak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönem için herhangi bir ödeme yapılmaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, biraz önce ifade ettiğim gibi, bundan önceki maddenin devamı niteliğindedir. Bu maddeye de tam olarak katılmadığımızı ifade etmek istiyorum kayıtlara girmesi açısından.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

Başkaca söz talebi yoktur.

Yeni madde 16’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     

         Nurettin Canikli                Süreyya Sadi Bilgiç              Muzaffer Baştopçu

                Giresun                                 Isparta                                  Kocaeli

         Mustafa Kalaycı                        Salih Koca

                 Konya                                 Eskişehir

MADDE 76 - 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin beşinci fıkrasına aşağıdaki cümle, onbeşinci fıkrasına (c) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent ve son fıkrasından önce gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Ancak, 3713 sayılı Kanun kapsamında vazife malulü olduğuna karar verilenlerden, sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya devam edenlere ise görevden ayrılmalarına ve başkaca bir müracaata gerek kalmaksızın sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya başladıkları tarihi takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır.”

"d) 3713 sayılı Kanun kapsamında vazife malulü olduğuna karar verilenlerden, sınıf veya görev değiştirerek 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaya devam edenler hakkında uzun vadeli sigorta kollarının uygulanmasına devam edilir. Bunların sınıf veya görev değiştirdikleri tarihten sonra geçen çalışmaları dolayısıyla yeniden aylık bağlanması için yazılı istekte bulunmaları ya da emekliye ayrılmaları veya herhangi bir nedenle görevlerinin sona ermesi halinde, sonraki çalışmaları karşılığında aylığa hak kazanmaları durumunda bu süre için 29 uncu maddeye göre aylık hesaplanır. Sonradan geçen çalışmalarından dolayı yaşlılık aylığına hak kazanamayanların kendilerine toptan ödeme yapılır, vefatları halinde ise hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanır veya toptan ödeme yapılır."

"İç güvenlik veya istihbarat görevi ifa eden kamu kurum ve kuruluşlarınca yerine getirilen uçuş veya dalış hizmetleri sırasında, uçuşun havadaki ve yerdeki veya dalgıçlığın çeşitli sebep ve tesiri ile malûl olanlar ile hayatını kaybedenler hakkında sekizinci fıkranın (e) bendi kapsamına girenlere ilişkin hükümler uygulanır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) –Salt çoğunluğumuz vardır Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 17’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Yeni madde 17 kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Mustafa Kalaycı

                Giresun                                İstanbul                                  Konya

      Süreyya Sadi Bilgiç                     Salih Koca                     Muzaffer Baştopçu

                 Isparta                                Eskişehir                                Kocaeli

MADDE 77- 5510 sayılı Kanunun 69 uncu maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.

“f) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (4) numaralı alt bendinde belirtilen kişiler ile bunların eşleri, (6) ve (8) numaralı alt bentlerinde sayılanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu kişiler, (5) ve (7) numaralı alt bentlerinde sayılanlar, vazife malulleri ile 4 üncü maddenin dördüncü fıkrasının (d) ve (e) bentlerinde sayılanlar.

g) 3713 sayılı Kanunun 21 inci maddesinde sayılan olaylara maruz kalmaları nedeniyle yaralananların tedavileri sonuçlanıncaya veya maluliyetleri kesinleşinceye kadar sağlanacak sağlık hizmetleri."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) –Salt çoğunluğumuz vardır Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 18’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Mustafa Kalaycı

                Giresun                                İstanbul                                  Konya

      Süreyya Sadi Bilgiç                     Salih Koca                     Muzaffer Baştopçu

                 Isparta                                Eskişehir                                Kocaeli

MADDE 78- 5510 Sayılı Kanunun 73 üncü maddesine son fıkrasından önce gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"3713 sayılı Kanuna göre aylık bağlanmış maluller, 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi veya 2330 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlardan 3713 sayılı Kanun kapsamına giren olaylar sebebiyle aylık bağlananlar ile 3713 sayılı Kanun kapsamına girmese dahi başkasının yardımı ve desteği olmaksızın yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak derecede malûl olan vazife ve harp malullerinin sağlık kurulu raporuyla ihtiyaç duydukları her türlü ortez/protez ve diğer iyileştirici araç ve gereçler herhangi bir kısıtlama getirilmeksizin Kurumca karşılanır. 72 nci maddede belirtilen usullere göre bedelleri karşılanacak olan bu kapsamdaki ürünler garanti süresi içerisinde veya aynı amaca yönelik yeni ürün talepleri Kurum tarafından belirlenen usul ve esaslara göre karşılanır.

Genel sağlık sigortalısı ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerden, 3713 sayılı Kanunun 21 inci maddesinde sayılan olaylara maruz kalmaları nedeniyle yaralananlar, tedavileri sonuçlanıncaya veya maluliyetleri kesinleşinceye kadar geçen süre içerisinde verilen sağlık hizmetleri ve diğer haklardan aynı Kanuna göre aylık bağlanmış olanlar gibi yararlandırılırlar.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 19’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Mustafa Kalaycı

                Giresun                                İstanbul                                  Konya

      Süreyya Sadi Bilgiç              Muzaffer Baştopçu                     Salih Koca

                 Isparta                                  Kocaeli                                Eskişehir

MADDE 79- 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“5434 sayılı Kanunun mülga hükümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlananlardan malullüklerinin sürekli olduğuna Kurum sağlık kurulunca karar verilen iştirakçiler yine aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde belirtilen yaş hadleri ile özel kanunlarındaki yaş hadlerini doldurduğu tarihe kadar yeniden muayene edilmelerini Kurumdan isteyebilir."

"İç güvenlik veya istihbarat görevi ifa eden kamu kurum ve kuruluşlarınca yerine getirilen uçuş veya dalış hizmetleri sırasında, uçuşun havadaki ve yerdeki veya dalgıçlığın çeşitli sebep ve tesiri ile malûl olanlar ile hayatını kaybedenler hakkında 5434 sayılı Kanunun mülga 64 üncü maddesi hükümleri aynen uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) –Salt çoğunluğumuz vardır Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Madde 20’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Yeni madde 20 kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Mustafa Kalaycı

                Giresun                                İstanbul                                  Konya

       Muzaffer Baştopçu                     Salih Koca                     Süreyya Sadi Bilgiç

                Kocaeli                                Eskişehir                                 Isparta

MADDE 80 – 5510 sayılı Kanunun geçici 14 üncü maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"3713 sayılı Kanun kapsamında vazife malulü olup sınıf veya görev değiştirenlerden bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya devam edenler ile aynı kapsamda çalışmaya devam eden er ve erbaşlara, görevlerinden ayrılmalarına gerek kalmaksızın alınacak emekliye sevk onayına istinaden müracaatlarını takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır. Bunlara ve bu maddenin yürürlük tarihinden önce sınıf veya görev değiştirerek 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya devam edenlerden bu maddenin birinci fıkrasının (d) bendi hükümleri uygulanmak suretiyle vazife malullüğü aylığı alanlardan emeklilik ikramiyesi tutarları ödenmeyenlere (er ve erbaşlar hariç), bu fıkranın yürürlük tarihini takip eden aybaşında yürürlükte bulunan katsayılar uygulanmak suretiyle emeklilik ikramiyesi ödenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 21’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Muzaffer Baştopçu

                Giresun                                İstanbul                                 Kocaeli

         Mustafa Kalaycı                        Salih Koca                     Süreyya Sadi Bilgiç

                 Konya                                 Eskişehir                                 Isparta

MADDE 81 - 5510 sayılı Kanunun geçici 18 inci maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Bu madde kapsamına giren ve malullüklerinin sürekli olduğuna Kurum Sağlık Kurulunca karar verilen geçici ve gönüllü köy korucuları ile 2330 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılan hizmetlerinden dolayı malullük aylığı bağlananlar 442 sayılı Kanunda öngörülen yaş hadlerine kadar, er ve erbaşlar askerlik çağı dışına çıktıkları tarihe kadar yeniden muayene edilmelerini Kurumdan isteyebilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) –Katılıyoruz Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır,

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 22’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 Sıra Sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli              Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Muzaffer Baştopçu

                Giresun                                İstanbul                                 Kocaeli

         Mustafa Kalaycı                        Salih Koca                     Süreyya Sadi Bilgiç

                 Konya                                 Eskişehir                                 Isparta

                                                                                                                

“MADDE 82- 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 28 inci maddesinin (A) fıkrasının üçüncü paragrafında yer alan "12" ibaresi "24" şeklinde değiştirilmiştir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Salt çoğunluğumuz vardır Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN - Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yoktur.

Yeni madde 23’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yeni bir madde ihdasına dair bir önerge daha gelmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şeylerle ilgili bitti mi?

BAŞKAN – Hayır, bitmedi. Bunun devamı olarak yeni bir madde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Diğer kanunla ilgili değil mi efendim? Tamam.

BAŞKAN – 23 yeni madde ihdasıyla olan çalışmamız sona ermiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, sadece bir şeyi ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Önemli bir çalışma. Bu çalışmaya katkı sağlayan arkadaşlara ve Sayın Bakana Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak teşekkür ediyorum, bütün herkese, hayırlı uğurlu olsun diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz biz de bu çalışmalarınız için.

Sayın milletvekilleri, yeni bir madde ihdasına dair bir önerge daha gelmiştir, bu önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin 40 olarak eklenmesini ve diğer maddelerin teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Ahmet Aydın                         Gürsoy Erol                  Kemal Değirmendereli

              Adıyaman                               İstanbul                                  Edirne

           Osman Aydın                 Mehmet Doğan Kubat        Mustafa Gökhan Gülşen

                 Aydın                                  İstanbul                              Kastamonu

“MADDE 83 – 3213 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasına "Kaynak tuzlalarında çevre ile uyum teminatı bir defaya mahsus alınır." cümlesi, 14 üncü maddesinin beşinci fıkrasına "Ancak, kaynak tuzlalarında alınacak Devlet hakkında bu koşul aranmaz, fiili üretim üzerinden Devlet hakkı tahakkuk ettirilir.” cümlesi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Madde üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adana milletvekili Fatoş Gürkan konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Gürkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne bir madde eklenmesiyle ilgili önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Bizi izleyen aziz milletimizi ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, esasında benim konuşmam, tabii, şehit yakınları ve gazilere verilecek haklarla ilgili. Öncelikle, vatanı, bayrağı, milleti için gözünü kırpmadan mücadele eden, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi şükranla ve minnetle anıyorum.

Evet, onlar için biz ne yapsak azdır ama uzun süreden beri, özellikle şehit yakınları ve gazilerle ilgili önemli çalışmalar yapıldı. 12 Eylül 2010 tarihinde, şehit yakınlarına ve gazilere, dul ve yetimlerine yapılacak düzenlemelerle ilgili “Eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.” diye bir ibare de konuldu, ondan sonra da gerçekten önemli çalışmalar yapıldı.

Özellikle benim de vekil olmadan önce de, bir büyük dedemin şehit olması nedeniyle, şehit aileleriyle ve gazilerle birlikte yaptığımız önemli çalışmalar vardı. Benim de kanun tekliflerim vardı. Özellikle kanun teklifimin birisi, daha önce, bir daire başkanlığı kurulmasıyla ilgiliydi. Kanuna gerek kalmadan, daire başkanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı olarak kuruldu. Memleketimize hayırlı, uğurlu olsun. Tabii, önemli hizmetler veriyorlar.

Bir diğeri, şehit yakınlarına ikinci istihdam verilmesiyle ilgiliydi, o da gerçekleşti. Tabii, bu önemli bir sorundu. Özellikle evli olarak ölmüşse şehit, çocukları, arkada kalan eşi, anne-baba ve yakınları arasında önemli sorunlar çıkıyordu. Bu hem şehidin dul kalan eşi hem çocukları hem anne ve babalarıyla kardeşleri arasında çeşitli anlaşmazlıklara neden oluyordu. Bundan sonra, verilen ikinci istihdamla artık bu önemli sorun giderilmiş oluyor. Eğer şehit bekâr olarak ölmüşse, anne-baba ve kardeşlerden birisi 2 istihdam hakkını kullanabilecek. Eğer anne-baba feragat ederse 2 kardeşi kullanabilecek. Şayet evli ise anne-baba veya kardeşlerden biri 1’ini, eş ve çocuklardan birisi 1’ini kullanacak. Eğer anne-baba veya kardeşler bu hakkından feragat ederse, yine, eşi veya 2 çocuğundan birisi bu hakkı kullanacak. Tabii, bu önemli bir düzenleme. Hayırlı, uğurlu olsun diyoruz.

Bir ikincisi: Özellikle görev şehitlerinde şöyle bir sıkıntı vardı: Maluliyet durumu aranıyordu. Yani biri şehit olmuşsa anne-babaya diyorlardı ki: “Malul müsün?” Emekli dahi olsa malul sayılmıyordu anne veya baba. Şimdi artık bu maluliyet şartı da kaldırılıyor. Bu, gerçekten, bize de gelen -hepimize, sizlere de mutlaka geliyordur- çok önemli bir sıkıntıydı. Artık maluliyet şartı aranmıyor şehit yakınlarıyla ilgili. Bundan sonra, şehidin bakmakla yükümlü olduğu -tabii, sağken- anne ve babası, maluliyet şartı aranmaksızın maaş alabilecek, on altı yaşından büyükler için verilen bir asgari ücret tutarında.

Tabii, çok önemli başka düzenlemeler de var. Biraz önce, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Nurettin Canikli bahsetti ama ben birkaç tanesinden daha bahsetmek istiyorum. Özellikle, terörle mücadelede kendiliğinden inisiyatif kullanarak hayatını kaybeden veya sakat kalan sivil vatandaşlarımızdan, devletin koruyucu çatısı altında yer aldığının gösterilmesi adına bu kanuna yeni bir bent eklendi.

Yine, 2330 sayılı nakdî tazminat ve aylık bağlanmasıyla ilgili Kanun’da trafik ve yol güvenliğiyle, tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerinde görevliyken meydana gelen olaylarda şehit olanlarla gazilere de aynı kapsamda haklar tanınıyor.

Yine, polis okullarında ve askerî okullarda okumaya hak kazanıp geçici kaydı yapılan veya yaşları on sekizin altındaki öğrencilerin teröre hedef olması sebebiyle yaşamını yitirmesi veya malul olmaları durumunda aylığa hak kazanabilmeleri ve diğer haklardan iştirakçiler gibi yararlanabilmeleri sağlanıyor.

Başkasının yardım ve desteği olmadan yaşayamayacak derecede ağır malul olan gazilerimize sağlanan bakım desteği, köy korucuları ve sivil vatandaşlara da yine bu kanunla verilmiş oluyor ve bakım desteği iki katına çıkarılıyor.

Bunun gibi, özellikle yeni hükmedilen hak ve muafiyetler sebebiyle geçmişte bu kişilere çıkarılmış borçlar konusunda yapılandırma ve faiz terkiniyle ilgili maddede düzenlemeler yapılıyor.

Terör eylemleri sebebiyle veya terörle mücadele esnasında malul olan sivillerin kendilerine, hayatını kaybeden sivillerin yakınlarına aylık bağlanmak suretiyle terör mağdurlarının mağduriyetinin giderilmesi hedefleniyor. Hâlihazırda mevcut düzenlemeyle ölüm tazminatı ödenen kişi sayısı 4.332, sakatlanma ve yaralanma tazminatı ödenen kişi sayısı 1.791.

Yine çok önemli düzenlemeler var ama, tabii bugün yine herhâlde sabaha kadar bir çalışma ortamı olacak. Ben çok fazla vakit almak da istemiyorum.

Ben, özellikle bu kanunun çıkmasında bizlere destek veren halkımız adına Sayın Başbakanımıza, Sayın Başbakan Yardımcımız Bekir Bozdağ’a, Sayın Fatma Şahin Bakanımıza, gerçekten çok önemli çalışmalar yaptılar tüm bakanlarımıza, komisyonlara ve ilgili tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gürkan.

Yeni bir maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece 23 yeni madde ve daha sonrasında da 1 yeni madde daha ihdas edilmiş ve teklifin mevcut metnine yeni maddeler olarak eklenmiştir.

Bir karışıklığa yer vermemek amacıyla görüşülmekte olan komisyon raporunun mevcut maddeleri üzerinde devam ediyoruz.

58’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 58 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                             Alim Işık

                 Konya                                  Manisa                                 Kütahya

        Mehmet Erdoğan           Hasan Hüseyin Türkoğlu             Mehmet Günal

                 Muğla                                Osmaniye                               Antalya

“MADDE 58- Bu kanunun 37 nci maddesi 1/1/2013 tarihinde, 39 uncu maddesi 1/1/2020 tarihinde, diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.”

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin 58 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Bülent Kuşoğlu                        Musa Çam

               İstanbul                                 Ankara                                    İzmir

            Haydar Akar                        Mahmut Tanal                      Namık Havutça

                Kocaeli                                 İstanbul                                Balıkesir

           Turgay Develi

                 Adana

“MADDE 58- Bu kanunun tüm maddeleri 31/07/2012 tarihinde yürürlüğe girer.“

BAŞKAN – Okuttuğum son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – 58’inci maddedeki önerge üzerinde kim konuşacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Develi…

BAŞKAN – Sayın Develi buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGAY DEVELİ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sıra sayıdaki maddeyle ilgili düşüncelerimi açıklamak için söz aldım.

Gecenin bu saatinde devletin kaynaklarının nasıl soyulduğunu, çarçur edildiğini, AK PARTİ’li özellikle, milletvekili arkadaşlarıma anlatmak istiyorum, onların da çoğunun haberinin olmadığını biliyorum.

2004 yılında Türksat kurulduğunda Türk Telekom’un elindeki uydu frekansları, linkleri, Aycell şirketi, Aria şirketi ve oradan da Avea şirketi tarafından kullanılmaya başlandı. Tam 2002 yılından bu yana Sayıştay, Yüksek Denetleme Kurulu 2011 yılına kadar bu uydu frekanslarının peşine düştü. Türksat hemen hemen her komisyon döneminde uydunun frekansını istiyor, bedelini istiyor ama Türk Telekom, kendisine ait olmayan bu frekansları belki de bedeli milyarlarca dolara varan Avea şirketinin GSM operatörünün altyapısı için kullanıyor.

Burada devletin imkânlarını, devletin olanaklarını, on yıllık AK PARTİ iktidarında AK PARTİ’nin bürokratları, kurumların başkanları, genel müdürleri, defalarca yazı yazmasına rağmen, Sayıştay müfettişleri ısrarla ve inatla bu uydu kapasitesinin Türksat’a devredilmesini ya da parasının verilmesini istediği  hâlde, Türk Telekom, çoğunluk hissesi devlete ait olmayan, kamuya ait olmayan bir kurum, devlete rağmen bu uydu frekanslarını teslim etmeyerek haksız bir kazanç sağlıyor.

Bunu AK PARTİ’li arkadaşlarımızla KİT Komisyonunda defalarca konuştuk, tartıştık, “Verin bu uydu frekanslarını, bunlar Türksat’ın, kamunun malıdır.” dedik ama on yıldan bu yana süren içeriksiz yazışmalar sonrasında gelinen noktada çok ilginç bir cevapla -2010 yılı komisyon raporunda da bunu geçiştirerek- sade suya tirit bir cevapla konu unutturulmaya çalışılıyor.

Arkadaşlar, bu uydu frekansları kamunun malıdır, AK PARTİ Hükûmetinin de iktidarda bulunduğu devletin malıdır. Bunu çoğunluk hissesine sahip olmadığımız Türk Telekom Avea şirketi haksız şekilde kullanmaktadır. Bunun bedeli milyarlarca dolara varmaktadır.

Sizden ricam, Hükûmet olarak bu konunun üzerine gitmeniz, devletin, kamunun bu imkânlarını, yüzde 51’i bize ait olmayan, kamuya ait olmayan,  2005 yılında, 2004 yılında özelleştirilen Türk Telekom’un elinden alınmasına yardımcı olmanız. Devletin, kamunun çıkarını, parasını şahıs şirketlerine, çoğunluk hissesine sahip olmadığımız şirketlere yedirmeyelim. Bu konuda AK PARTİ’li milletvekillerinden, Hükûmetten konuya duyarlı olmalarını istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Develi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 58 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları.

“MADDE 58.- Bu Kanunun 37 nci maddesi 1/1/2013 tarihinde, 39 uncu maddesi 1/1/2020 tarihinde, diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kanunun geneli konuşulurken ve yukarıda komisyonda önemle üzerinde durduğumuz bir madde vardı, 39’uncu madde, biliyorsunuz Sayıştayın denetim yetkileriyle ilgili. Yukarıda da söyledik, burada da arkadaşlarımız söyledi, ben de bölümü konuşurken bu maddenin önemi üzerinde durmuştum. Önergemizde hiç olmazsa bunu ileri tarihe atıp bu arada Sayıştay Kanunu’yla ilgili değişiklikleri gözden geçirmek üzere bir imkân vermek istedik. Bizim söylediklerimizi dikkate almadınız ama şu anda okuyacağım satırlar hepinizin sürekli savunduğu Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e aittir. Daha bir ay kadar önce 29 Mayısta Sayıştayın kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada bakın ne demiş Sayın Cumhurbaşkanı. Değerli arkadaşlar, bu yaptığımız düzenlemede bozduğumuz şey için neler söylemiş? Diyor ki: “Güzel, gerçekten reform niteliğinde bir yasa.” Yani bozduğumuz hâlini söylüyor Sayın Bakanım. “Bu yasaya hepimizin sahip çıkması gerekir, bu yasadan da hiçbir şekilde çekinmemek gerekir. Dolayısıyla değerini bilmemiz ve Türkiye’ye çok büyük şey kazandırdığımızın da farkında olmamız gerekir.” diye açıkça bu yapılan düzenlemenin üzerinde durmuş ve uyarmış. Şimdi, biz de bunu söyledik, bizim söylediklerimizi dikkate almıyorsunuz.

Şimdi, ben, size Sayın Cumhurbaşkanının söylediklerinden birkaç şey daha aktarmak istiyorum yol yakınken dönebilmek adına. Diyor ki: “Sayıştay dediğimizde demokrasilerin temel iki şartı vardır. Bunlardan birisi şeffaflık, diğeri ise hesap verebilirlik. Şüphesiz ki demokrasilerin birçok diğer temel ilkeleri var ama bu bağlamda çok önemli iki nokta var. Birisi, hesap vereceksiniz, ikincisi de şeffaf olacaksınız. Aslında bunlar noksan olduğu sürece, bu iki ilke, hiçbir devlet kendisinin adil olduğunu, hakkaniyet prensipleri içinde olduğunu, hak ve hukuka riayet ettiğini kimseye anlatamaz, iddia da edemez.”

Demek ki neymiş? Bu iki kurala riayet etmemiz gerekiyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Demek ki neymiş!

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Size soruyorum dinleyin diye, Sayın Cumhurbaşkanının sözlerini söylüyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: “Çünkü kapalı kapılar ardında neyi harcıyorsun, nasıl harcıyorsun; eğer bunun cevabı, hesabı verilmiyorsa, bunlarla ilgili şeffaf bir ortam yoksa böyle bir devlete hiçbir zaman ‘modern devlet’ denemez. Hele de demokrasiden hiçbir zaman bahsedilemez. O bakımdan Sayıştaya önemli görevler düşüyor.” diyor ve uyarıyor: “Sayıştayı hiçbir zaman bir ayak bağı olarak görmememiz gerekir. Böyle gördüğümüz andan itibaren tamamen yanlışlara girmiş oluruz ve şunu da doğrusu hatırlatmak isterim bir kez daha: Ancak mali konularda ve idari konularda hesap vermemek diktatörlüklerde ve oligarşilerde söz konusudur.”

Ne diyor Sayın Cumhurbaşkanı: “Diktatörlüklerde ve oligarşilerde ancak hesap vermemek söz konusudur.”

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Biz de aynı şeyi düşünüyoruz Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, siz diktatörlük müsünüz, oligarşi misiniz? Niye bu yapılan düzenlemeyi, Sayın Cumhurbaşkanının “Sahip çıkın.” dediği düzenlemeyi denetleme yetkisini elinden alarak kaldırıyorsunuz?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yok, kimsenin yetkisi alınmadı. Öyle bir şey yok.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, bakın, burada henüz bir şey yapılmadı.

Değerli arkadaşlarım, bu söylediğiniz şeyin olması için 19 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe giren bu Sayıştay Kanunu’na göre önce denetimlerin yapılması lazım, sonra ortaya raporların çıkması lazım, siz henüz yapılmamış raporlardan korkunuzdan buradaki denetimleri geçersiz hâle getirmek üzere bu maddeye hüküm koydunuz.

Değerli arkadaşlar, gelin, bunu baştan dikkate alalım ve buradaki yanlışlıkları… Çünkü öncelikle rapor çıkacak, değerlendirmeye girecek, konuşulacak, ondan sonra bir şey çıkacak ki siz bunu geçersiz hâle getirecek şeylerle… Henüz hiç olmamış bir şeyle ilgili bir hüküm koyuyoruz ve bunları etkisiz hâle getiriyoruz. Dolayısıyla -yukarıda da söyledim- etkinlik, verimlilik, ekonomiklik denetimini yapmayıp da ne yapacak Sayıştay? Niye korkuyorsunuz yani Sayıştaydan niye korkarsınız?

Sayın Cumhurbaşkanı bu konularda sizleri uyarmış, bu konudaki görüşleri net. Muhtemelen, belki veto da edecek -bilemiyoruz -bu maddeleri yarın sıkıntı olduğu zaman çünkü net bir şekilde söylemiş: “Şeffaflık ve hesap verebilirliğe sahip çıkın, bu olmazsa burası diktatörlük olur, oligarşi olur.” diye.

Dolayısıyla, gelin, bu önergemize destek verin, önümüzdeki yasama döneminde bunu yeniden gözden geçirme şansı yakalayalım diyor, hepinize saygılar sunuyor, hayırlı geceler diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Komisyonun bir talebi vardır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, kanun tekniğine uygun olması açısından, geçici maddelerin ihdas edilen maddelerden sonra yer alması; birinci husus bu.

İkinci husus ise, yeni madde ihdası nedeniyle 58’inci madde yani yürürlük maddesinde geçen “37’nci madde” ibaresinin “43’üncü madde” olarak değiştirilmesi.

Son husus ise, yine görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 6’ncı maddesiyle 6’ncı ve 7’nci maddelerinde bir düzenleme talebimiz olacak, redaksiyon talebimiz olacak. Teklifin 6’ncı maddesiyle yeniden düzenlenen 278 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinin (d) bendinde yer alan “şirket kurmak” ibaresinden önce “ilgili bakanın onayı üzerine” ibaresi, Komisyon görüşmelerimizde verilen bir önergeyle eklenmiştir. Ancak bu ibarenin (e) bendine eklenmesi sehven unutulmuş, keza 7’nci maddede de aynı durum söz konusu olmuştur. Bu nedenle, 6’ncı maddeyle yeniden düzenlenen 278 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “şirket kurmak” ibaresinden önce gelmek üzere “ilgili bakanın onayı üzerine” ibaresinin eklenmesini ve yine teklifin 7’nci maddesiyle 278 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesine eklenen 11 numaralı bentte yer alan “şirket kurmaya” ibaresinden önce gelmek üzere “ilgili bakanın onayı üzerine” ibaresinin eklenmesini İç Tüzük’ün 85’inci maddesi uyarınca talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet bu düzeltmelere katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – O zaman bu düzeltmeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 58’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

59’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin 59 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                      Mehmet Erdoğan

                 Konya                                  Manisa                                   Muğla

  Hasan Hüseyin Türkoğlu                  Alim Işık                             Oktay Vural

              Osmaniye                              Kütahya                                   İzmir

“MADDE 59- Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.”

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun teklifinin 59 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Bülent Kuşoğlu                        Musa Çam

               İstanbul                                 Ankara                                    İzmir

            Haydar Akar                        Mahmut Tanal                      Namık Havutça

                Kocaeli                                 İstanbul                                Balıkesir

      Kadir Gökmen Öğüt

               İstanbul

“MADDE 59- Bu kanun hükümlerinin yürütümü Bakanlar Kuruluna aittir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Kadir Gökmen Öğüt…

BAŞKAN – Sayın Öğüt, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; geçen hafta İş Güvenliği Yasası görüşülürken sağlık emekçilerinin sorunlarını anlatmıştım. Bu yasayla birlikte, tıp fakültesi intern öğrencileri önemli bir güvenceye kavuştu. Ancak çok daha zorlu şartlarda, kendi cebinden para harcayarak, 4’üncü ve 5’inci sınıfta hasta bakarak devlete önemli bir ekonomik katkıda bulunan, her türlü sağlık riskiyle karşı karşıya olan diş hekimliği fakültesi öğrencilerine büyük bir haksızlık yapıldı. Kanunun tamamı geçmeden, bu durumda olan diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin hakkı teslim edilmelidir. Sosyal medyada çok büyük bir infial doğmuştur.

Sayın milletvekilleri, size, şimdi, iki Türkiye manzarası anlatacağım. 2009’dan itibaren Silivri zulümhanesinde yatan Mustafa Balbay, 28 Mart 2011’de katıldığı duruşmada yaşadıkları durumu şöyle anlatmıştı: “Cezaevi koşulları çok kötü. 28 Şubatta 4 no.lu cezaevinde Tuncay Özkan’la birlikte kalıyorduk. Akşam 17.00 sıralarında görevliler geldi ve ‘Sevk var.’ deyip bütün eşyalarımızı toplamamızı istediler. Gece üçte tek kişilik hücrelere konduk. Ayrı ayrı kalacağımız söylendi. Nedenini sorduğumda ‘Ankara’dan emir böyle.’ yanıtını aldık. Hücre hücre değil, koğuş koğuş değil. İlk yirmi günde 34 tamirci geldi. Hücreleri kanalizasyon bastı. Yapılan tamiratlardan sonra müteahhit geldi, ‘Başka eksik var mı?’ diye sordu. Ben de ‘Bu şekilde neden cezaevini teslim ettiniz?’ dedim, o da ‘Biz daha cezaevini teslim etmedik.’ diye yanıt verdi. Silivri Cezaevini müteahhitten tutuklular teslim aldı.

En yasaklı olduğun şey başkalarıyla görüşmek. Sen kimsenin yanına gitmeyeceksin, kimse senin yanına gelmeyecek. Burada tek başına bekleyeceksin. Hücre denilen bu yer 7 karodan oluşuyor.” Balbay yerdeki karoları tek tek saymış: “3 karo yatak, 4 karo boşluk. 4 karonun 2 karosunu dolap kapatmış. Bütün genişlik 3 metre 44 santim. İçeride ancak yan dönerek hareket edilebiliyor. Yemekler burada yeniyor. Havalandırma kapısının altında dört parmak kalınlığında bir boşluk var. Hücre soğuk. Kışın boşluğun kapatılması gerekiyor.” Balbay soğuk gelmesin diye boşluğu battaniyeyle kapatmış.

Bir de başka bir kitapta geçenlerden bahsedeceğim. 2010 yılında yayınlanan “Bir Liderin Doğuşu” adlı kitapta Başbakanın yattığı Pınarhisar Cezaevi şöyle anlatılıyor: “Yönetimden gereken izinler alındı. Koğuş temizletildi. Kâğıt kaplandı. Zemine halı döşendi. Şofben, derin dondurucu, buzdolabı, çamaşır, bulaşık makinesi, toplantı masası, deri koltuklar, büyük ekran televizyon alındı. Kapı sadece içeriden sürgülenecek şekilde yenilendi. Dışarıdan getirilen garsonlarca balık partisi verildi. Hatta bu daveti ve garsonları savcı tesadüfen gördü. Onlara, bunların burada ne aradığını sordu ama devamını getiremedi.” Benzer şartlar bu sıralarda Mehmet Ağar için de sağlanıyor. Son derece insani olan bu şartların Silivri zulümhanesinde ve Urfa, Buca, Pozantı, Diyarbakır gibi cezaevlerinde çile çekenlere de sağlanması en büyük dileğimizdir.

Değerli milletvekilleri, insan hakları ihlallerinin çoğu alanında ya sonlarda ya da sonuncu sıradayız. Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı, geçtiğimiz haftalarda TBMM’de kabul edilerek yasalaştı ancak bir noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum: AKP’nin insan haklarıyla ilgili tüm söylem ve icraatları ciddiyetten uzaktır. Yetkililere soruyorum: 2001 yılında kurulan Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu bugüne kadar ne yapmıştır, kaç defa toplanmıştır? 26 Şubat 2003 tarihinde Profesör İbrahim Kaboğlu başkanlığında bir araya gelen kurul, ABD‘nin Irak’ı işgaline ve 1 Mart tezkeresine kırmızı kart göstermiştir. Yine aynı kurul, Hükûmetin Irak’a asker gönderme yetkisine, Mehmetçiğin yaşam hakkını göz önüne alarak karşı çıkmıştır ve ne ilginçtir ki yönetmeliğe göre yılda üç kez toplanması zorunlu olan kurul bir anda iğdiş edilmiştir. Bu kurulun icraatları ve hükümleri AKP Hükûmetini rahatsız etmiştir. İnsan Hakları Danışma Kurulu da AKP’ye ayna tutan birçok kişi ve kurum gibi Başbakan Erdoğan ve Kabinesinin ileri demokrasi anlayışının kurbanı olmuştur. AKP’nin tasarıyı hazırlamaktaki amacı, AB’nin ve halkın gözünü boyamaktan başka bir şey değildir.

Biliyorsunuz, Millî Prodüktivite Merkezinin bu kanunla adı değiştirilmiştir, Verimlilik Genel Müdürlüğüne dönmüştür. Personeli emekliliğe yönlendirilirken aynı Mecliste, TRT’de ve TÜİK’te olduğu gibi teşvik istiyorlar. Biliyorsunuz, TRT’de yüzde 40’a yakın emekliliğe teşvik verilmiştir.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin 59 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                      Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

“MADDE 59- Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bir torba yasanın daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Aslında, maalesef Parlamento hukukumuzun içerisinde olmaması gereken bir torba yasa uygulaması bazen çorbaya da dönüyor. Dolayısıyla iktidar partisinin bu torba yasaları bir yöntem olarak kullanması doğru değil, bu gidişle Plan ve Bütçe Komisyonunu “torba komisyon” olarak nitelendirmemiz gerekecek.

Bu kanun da 37 madde, 3 geçici, 2 yürütme, yürürlük olarak geldi; Komisyondan 57+3+2 olarak çıktı; şimdi de Meclis Genel Kurulundan 91+3 geçici ve 2 tane de yürütme, yürürlük olarak çıktı. Birçok kanunda değişiklik yapan bu teknik, aslında yasama hukuku açısından da son derece önemli mahzurlar içermektedir. Bu bakımdan “Bu kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.” derken aslında önergeyi şöyle vermeyi düşünmüştüm: “Bu kanun hükümlerini Nurettin Canikli yürütür.” Çünkü bu torbanın içerisinden başka türlü çıkmak mümkün değil herhâlde.

Bu torbanın içerisinde bizim arzu ettiğimiz bazı hususlar yok. Taşeron işçiler bu torbaya giremedi, belediyede çalışanlar bu torbaya giremedi, emekliler giremedi, 4/C’liler giremedi, köylere hizmet götürme birliklerinde çalışanlar, il özel idarelerinde çalışanlar giremedi. Bu torbanın içerisinde maalesef, taahhüdü ihlal edenlerin hapse atılmasıyla ilgili bir düzenleme çıkmadı. Türkiye'de terörle mücadele ederken bölücülük propagandası yapanlar, suç işleyenlerle ilgili af getirenler, maalesef, taahhüdü ihlal suçuyla ilgili bir düzenleme de yapmadı. Ama bütün bunlara rağmen, zannederim, en hayırlı iş de “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyerek eğer bugün biz milletin egemenliğini, bölünmez bütünlüğünü burada savunabiliyorsak bu uğurda canını veren, kanını döken şehitlerimizin ve gazilerimizin sayesinde olduğunu idrak eden Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hiç olmazsa onların sorunlarını çözme noktasında olumlu adımlar atmış olması; bütün bu eleştirilerime rağmen, hepsini ortadan kaldırabilecek nitelikte olduğunu ifade etmek istiyorum. Gerçekten, bu konuda yapılan düzenlemeleri, hepimizin çok önem verdiği bu düzenlemeleri, keşke müstakil olarak yapabilseydik, keşke daha önce yapabilseydik ama bu yaz döneminden sonraki diğer yasama yılına kalmaması amacıyla bütün bu önergelere imza atan grupların katkılarıyla bu iradenin burada oluşmasını çok önemli görüyoruz.

Unutmayalım ki değerli milletvekilleri, gerçekten, bugün Parlamentoda biz konuşabiliyorsak, eğer egemenliği, milletin egemenliğini, bölünmez bütünlüğünü burada bütün milletvekillerinin her birisi şahsında toplamışsa, unutmayın ki hepimizin bu görevi yapmasını temin edenlerin -hür bir şekilde temin edenlerin- arkasında bu şehitlerimiz, gazilerimiz vardır ve bu şehit ve gazi aileleri vardır. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, bu uğurda can veren ve kan dökenlere elbette minnet borçluyuz. Aslında, verdiğimiz bir ulufe değildir, bir haktır. Biliyorum ki onların en büyük şerefi bir şehit ailesi olmaktır, bir gazi olmaktır, şereflerin en büyüğüdür. O bakımdan, bizim burada maddi olarak verdiğimiz, birtakım sıkıntılarını çözmek amacıyla getirdiğimiz hususlar, cebimizden verdiğimiz, lütfettiğimiz hususlar değildir. Sonuna kadar hak edilmiş, daha fazla hak edilmiş bir mücadelenin karşılığında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir şükran ifadesinin bir neticesi olduğunu belirtmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – İşte, bu torba yasada en hayırlı işe parmak kaldıran ve imza veren bütün gruplara, parmak kaldıran bütün milletvekillerine ben de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak şükranlarımızı sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Vural.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

59’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 59’uncu madde kabul edilmiştir.

On dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 00.33

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, esas Komisyonun, görüşülmekte olan kanun teklifinin 1’inci maddesiyle teklife en son eklenen 83’üncü maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre bir talebi vardır. Başkanlık bu talebi yerine getirecektir.

Danışma Kurulunun esas Komisyonun görüşülmekte olan kanun teklifinin yeniden görüşülmesine ilişkin talebi hakkındaki görüşünü okutuyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1'inci maddesi ile teklife en son eklenen 83’üncü maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin esas Komisyonun talebinin uygun görüldüğüne ilişkin görüşü

 

                                                                   Tarih: 03.07.2012

Danışma Kurulu Görüşü

302 sıra sayılı Kanun teklifinin 1'inci maddesi ile Teklife en son eklenen 83. maddesinin İçtüzüğün 89'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulda yeniden görüşülmesine ilişkin esas komisyonun talebi Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

                                                                                                       Cemil Çiçek

                                                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                          Başkanı

         Nurettin Canikli                                                               M. Akif Hamzaçebi

Adalet ve Kalkınma Partisi                                                  Cumhuriyet Halk Partisi

      Grubu Başkanvekili                                                           Grubu Başkanvekili

 

             Oktay Vural                                                                      Hasip Kaplan

  Milliyetçi Hareket Partisi                                                  Barış ve Demokrasi Partisi

      Grubu Başkanvekili                                                           Grubu Başkanvekili

BAŞKAN – Danışma Kurulunun görüşü bilgilerinize sunulmuştur.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar/Teklifler (Tekriri Müzakere)

1.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) (1’inci ve 83’üncü maddeleri)

 

BAŞKAN - Şimdi esas Komisyonun istemini okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1 inci maddesi ile Teklife en son eklenen 83. maddesinin İçtüzüğün 89 uncu maddesi uyarınca yeniden görüşülmesini arz ve teklif ederim.

                                                                  Lütfi Elvan

                                                       Plan ve Bütçe Komisyonu

                                                                   Başkanı

Gerekçe:

Teklifin 1 inci maddesinin daha anlaşılır şekilde düzenlenmesine ihtiyaç duyulduğundan yeniden görüşülmesi talep edilmektedir.

BAŞKAN – Esas Komisyonun istemini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bu durumda teklifin 1’inci maddesini yeniden müzakereye açıyorum.

1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Soru-cevap yok.

Madde üzerinde bir önerge vardır okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Kadir Gökmen Öğüt                 İhsan Kalkavan               Mehmet Doğan Kubat

               İstanbul                                Samsun                                İstanbul

             Salih Koca                          Bülent Turan

              Eskişehir                               İstanbul

MADDE 1- 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"Ek Madde 3- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalıların kendileri ve anılan Kanuna göre belirlenecek bakmakla yükümlü oldukları kişilerden, yurt içinde tedavilerinin yapılamaması nedeniyle usulüne uygun olarak tedavi amacıyla yurt dışına gönderilenlerin refakatçilerine, yurt dışında tedavi süresi ile sınırlı olmak üzere ve belgelendirmeleri koşuluyla ödemiş oldukları konaklama bedelleri, 5510 sayılı Kanunun 66 ncı maddesi gereğince Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenecek gündeliklere ilave olarak ve anılan Kurum tarafından her bir gün için ödenecek yurt dışı gündelik tutarını geçmemek üzere, ilgililerin görevli oldukları kurumlar tarafından ayrıca ödenir.                  

Bu hüküm, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgili mevzuatı uyarınca usulüne uygun olarak alınmış sağlık kurulu raporu ile refakatli olarak yurt dışında tedaviye gönderilmiş olup, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte tedavileri devam eden veya aynı hastalıktan dolayı tedavileri yurt içinde sürdürülen hastaların refakatçileri hakkında da uygulanır.

İkinci fıkra kapsamına girenlerin, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki döneme ilişkin konaklama bedelinin ödenebilmesi için, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde hak sahiplerince kurumlarına müracaat edilmesi gerekir. Bu madde kapsamındaki konaklama giderleri, tedavi gören kişinin ilgili olduğu kurum tarafından karşılanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılır hâle getirilmesi hedeflenmiştir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

Şimdi 83’üncü maddeyi yeniden müzakereye açıyorum.

Söz isteyen yok.

Soru-cevap yok.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifine en son eklenen 83 üncü maddenin Teklif metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Ünal Kacır                          Osman Aydın                 Mehmet Doğan Kubat

               İstanbul                                  Aydın                                  İstanbul

           İlknur Denizli                           Erol Kaya                             Salih Koca

                  İzmir                                   İstanbul                               Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Konuşma talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Konunun daha detaylı bir şekilde görüşülerek değerlendirilmesi için 83. maddenin teklif metninden çıkarılması uygun görülmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiş, böylece madde teklif metninden çıkarılmıştır.

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) (Devam)

 

BAŞKAN – Bütün maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Teklifin tümünü oylamadan önce oyunun rengini belirtmek üzere İstanbul Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi.

Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir torba kanun tasarısının görüşmelerinin sonuna geldik, tüm maddeler kabul edildi.

Tasarıyla ilgili olarak söyleyeceğim şunlardır: Tasarının çok olumlu düzenlemeleri var. Özellikle, şehit ve gazi yakınlarıyla ilgili olarak verilen ve kabul edilen yirmi üç önerge olumlu önergelerdir. Bu önergelerin belki bir iki tanesinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak farklı görüşümüz var ve diğerlerinin hepsinde Cumhuriyet Halk Partisi olarak imzamız var, hepsine destek verdik. Son derece geç kalmış düzenlemelerdir bunlar. Şehitlerin, gazilerin yakınlarıyla, eş ve çocuklarıyla, kardeşleriyle, anne ve babalarıyla ilgili olarak, devletin onlara birtakım olanaklar sağlamasıyla ilgili olarak veya terör mağdurlarıyla ilgili olarak, onların yaralarının sarılmasına ilişkin olarak, Cumhuriyet Halk Partisinden çok sayıda milletvekili arkadaşımızın kanun teklifi vardır. Sayın Umut Oran, Hülya Güven, Erdoğan Toprak, Ahmet Toptaş ve ben Akif Hamzaçebi olarak bu teklifleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdik ve bu çalışmalar sırasında bir uzlaşma çerçevesinde bu teklifleri değerlendirmenin gayreti içerisinde olduk. Bu düzenlemelerin hayırlı olmasını diliyorum. Bunlara son derece olumlu bakıyoruz, destek veriyoruz.

Yine, öğretmenlerle ilgili düzenlemede, 30 bin öğretmen kadrosunun ihdas edilmesine yönelik bir düzenleme yapıldı. Hatırlayacaksınız, kısa bir süre önce, burada, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, 100 bin öğretmen kadrosu ihdas edilmesi ve bu kadrolara 2012 yılı sonuna kadar atama yapılmasına ilişkin kanun teklifi görüşüldü. Teklif sahibi olarak ben bu kürsüden teklifimizin gerekçelerini anlattım, Millî Eğitimin öğretmen ihtiyacını anlattım ancak bu teklifimiz, Sayın Millî Eğitim Bakanının olumsuz görüş bildirmesi üzerine kabul edilmedi. Sayın Millî Eğitim Bakanı bu kürsüye çıkarak “Biz bu kadroyu veremeyiz öğretmenlere.” dedi. “Böyle, bu kadroyu verirsek önümüzdeki yıllarda hiçbir öğretmen alamayız yani ihtiyaç zamana yayılmalı, zaman içerisinde alınmalı -yani her yıl 5-10 bin öğretmen cümlesini etmedi belki ama- böyle uzun vadeye yayalım, aksi takdirde bir anda öğretmenler psikolojik olarak çöküntüye girer.” anlamında bir değerlendirme yaptı. Neyse, bu görüşmemiz etkili olmuş ki Sayın Millî Eğitim Bakanı en azından bir  “30 bin kadroyu ihdas edelim.” noktasına gelmiş, bu da bir adımdır ama bu adım yetmez. Gelin, gecikmeden, Meclis açılır açılmaz, Millî Eğitim Bakanlığının ne kadar kadro ihtiyacı var ise bunu karşılayalım. Bizim teklifimiz 100 bindi, 30 bini karşılandı, 70 bin kaldı. Aslında 100 binle bile Millî Eğitimin öğretmen ihtiyacı karşılanmıyor. Bunu Meclis açılır açılmaz, Ekimde karşılayalım.

Teklifin, yasalaşan bu teklifin olumsuz düzenlemeleri de var, başta Sayıştay düzenlemesi. Sayıştay düzenlemesi, Sayıştayı anayasal görevinden uzaklaştıran bir düzenlemedir. Sayıştay, kamu kurumlarının, kamunun gelir-gider ve mallarını hem yasalara uygunluk yönünden denetlemekle görevlidir hem de bu kurumların harcama sonuçlarına ilişkin mali tabloların doğruluğunu araştırmakla, doğru olup olmadığını Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlamakla görevli bir kurumdur. Yapılan değişiklik ile kamunun gelir-gider ve mallarına ilişkin olarak düzenlenen mali tabloların doğruluğunu araştırma görevi elinden alınmıştır. Buna “Hayır.” diyecektir belki iktidar partisi sözcüleri ama yapılan tanım, düzenlilik denetimine ilişkin olarak burada yapılan tanım benim dediğimi söylemektedir, Sayıştayın bu görevi alınmıştır. Bu, Parlamento adına, millet adına kamunun harcamalarını denetleyen Sayıştayın anayasal görevinin elinden alınmasıdır, milletin bütçe hakkının elinden alınmasıdır. Bu çok önemli bir düzenlemedir, Anayasa’ya çok açık bir şekilde aykırıdır.

Ayrıca, yürütme organının yapacağı düzenlemelere Sayıştayın uyum sağlaması, onu uyulması gereken mevzuat olarak sayması gibi bir düzenleme de bu tasarıda yer almaktadır. Bu da son derece olumsuz bir düzenlemedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, toparlıyorum.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinin şirket kurması ve birtakım görevlerini bu şirket aracılığıyla yerine getirmesi yönündeki kanun maddesi Anayasa’nın 128’inci maddesine açıkça aykırıdır. Anayasa’nın 128’inci maddesi, devletin asli ve sürekli görevlerinin, devlet memurları veya sözleşmeli personel veya diğer kamu personeli eliyle yürütüleceğini söyler, çok açık bir hükümdür. Bu hizmetleri bir şirket kanalıyla yaptırmanız mümkün değildir.

Üniversite öğrencilerinin, üniversiteye girecek öğrencilerin sınavlarına ilişkin hizmetin doğrudan doğruya devlet tarafından verilmesi gerekir.

Yine TÜBİTAK’ın şirket kurması yönündeki düzenleme, Anayasa’nın “Herkesin bilime serbestçe ulaşma hakkı vardır,” yönündeki düzenlemesine aykırıdır.

Tasarının bu düzenlemelerini de olumsuz buluyoruz, bunu da buradan ifade ediyorum.

Teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

266

 

 

Kabul

:

266

 

 

 

Kâtip Üye

Mustafa Hamarat

Ordu

Kâtip Üye (x)

Fatih Şahin

Ankara”

Böylece, teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önceki torba yasaya Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak, tümünün oylamasında, açık oylamasında “Evet” oyu verdik ancak tabii bir torba yasa, birçok kanunda değişiklik var. İtiraz ettiğimiz konular vardır, muhalefet yaptığımız konular vardır, Sayıştay denetimiyle ilgili rezervlerimiz vardır ama katkıda bulunduğumuz şehit aileleri, gazilerimizle ilgili düzenlemeler de vardır. Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisinin oyu bu torba yasada yer alan bütün hususlar için değildir, olumlu olanlarla ilgili, katkı sağladıklarımızla ilgilidir. Bunu tutanaklara geçmesi açısından, irademizin hangi yönde olduğunu ifade etmek açısından belirtme ihtiyacı duydum.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tasarının tümü üzerindeki, daha doğrusu son konuşmada görüşlerimizi ifade etmiştim, bir kez daha ifade ediyorum. Şehitlerimizle, gazilerimizle, onların yakınlarıyla ilgili ve terör mağdurlarıyla ilgili düzenlemelere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak destek verdik, önergelere imza attık, o noktada desteğimiz tamdır ancak Sayıştay olsun, TÜBİTAK olsun, Ölçme, Seçme Yerleştirme Merkezi olsun Anayasa’ya aykırı bulduğumuz düzenlemelere ise destek vermedik. Dolayısıyla tasarıya  ilişkin tutumumuzun bu çerçevede ele alınmasını rica ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Komisyon Başkanının bir konuşma talebi vardır.

Buyurunuz efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, ben de Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerimize, tüm milletvekili arkadaşlarımıza ve parti gruplarına verdikleri destek için çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz efendim.

On beş dakika ara veriyorum.

                                                                   Kapanma Saati: 1.19

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mustafa HAMARAT (Ordu)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

3’üncü sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/637, 2/700) (S. Sayısı: 301) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 301 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Öz, Mersin Milletvekili. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 301 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygılarımla selamlıyorum.

Tüm Türk milletinin ve Meclisteki değerli milletvekili arkadaşlarımın yarın idrak edeceğimiz Berat Kandili’ni şimdiden kutlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, sağlık, yalnızca hastalık ya da engellilik hâlinin olmaması değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal yönlerden tam bir iyilik hâlidir. Sağlık hizmetleri ise doğuştan kazanılmış bir insan hakkı olup, toplumdaki herkese eşit olarak verilmelidir.

Sağlığın bir insan hakkı olmasına ve sağlık hizmetlerinin bir sosyal hizmet türü olmasına karşılık, ülkemizde bu hizmetleri veren kuruluşlar giderek daha yaygın biçimde kâr amacıyla çalışan kuruluşlar hâline gelmektedir.

2002 yılından bu yana uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Programı, performans, puan, işlem, rekabet, içe kapanma, kâr ve işletme kavramlarını hekimler istemese dahi yaşamlarının bir parçası hâline getirmiştir. Hekimler ve sağlık çalışanları, Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla değişen sağlık ortamında farklı çalışma koşullarının içerisinde kendilerini bulmuşlardır. Uygulanan politikalar, hekimlerde mutsuzluk ve gelecek kaygısı yaratmıştır.

Bugün görüşmekte olduğumuz 301 sayılı yasanın genel gerekçesinde “Sağlık hizmetlerinde tasarruf, etkinlik ve verimi arttırmak amacıyla Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesisleri ve üniversitelere ait birimlerin birlikte kullanımı uygulamaya konulmuştur.” denilmektedir. Sağlık hizmetlerinin temel amacı, tasarruf değil sağlığı korumak, sağlık korunamadığında hastalığı erken teşhis edip tedavi etmek ve tedaviyle sağlığına kavuşamayanlara rehabilitasyon hizmeti vermektir. Kısacası, sağlık hizmetlerinde asıl amaç, zamanında, yerinde, sürekli ve nitelikli hizmet sunmaktır. İşte bu çerçevede yapılan düzenlemelerle meydana gelen aksaklıkların giderilmesini de içeren bu kanun tasarısının 1’inci maddesindeki sezaryendeki tıbbi zorunluluk konusuna, madde 4’teki yükseköğretim kurumlarındaki uzman tabipler için yapılan iyileştirmeye ve madde 17’de bakanlık hukukçularının vekâletname ibrasına gerek kalmaksızın çalışanların vekili sıfatı taşımalarına olumlu bakıyoruz.

Ancak, sağlık hizmetlerinde tasarrufu öncelikleyen ve ticari bir anlayışla yürütülen sağlık hizmetinde toplumun geneli ve özellikle dezavantajlı gruplar ihmal edilebilir, risk grupları artar ve vatandaşımızın koruyucu sağlık çalışmaları başta olmak üzere gerekli hizmetlerden yeterince yararlanamaz. İşte o zaman istenmeyen gebelikler artar. Artık sağlık hizmetlerinde amaç, maalesef, daha çok gelir getiren işler yapmak, daha çok hasta bakmak ve daha çok tetkik yapmak. Hatta, hekimler daha fazla tetkik yaptırarak kuruluşa ve kendilerine daha çok gelir sağlamaları yönünde yöneticiler tarafından performans, prim gibi yöntemlerle teşvik edilmektedir. Kaldı ki arttığı ifade edilen poliklinik sayılarının çoğu reçete tekrarından ibarettir. Artan tetkiklerin çoğunun normal sonuçlar verdiği de bilinen bir gerçektir. Bu durum, bu artışın yapay olduğu izlenimini vermektedir. Türkiye’nin çok fazla hastaneye gereksinimi varmış gibi gösterilerek ülkenin mevcut olanaklarını en akılcı, verimli ve rasyonel biçimde değerlendirme yolu yerine, toplumun çoğunluğunun erişiminden uzak, “sağlık kampüsleri” adı altında milyar dolarlık kampüsler inşa edilmesinin dayanağı oluşturulmaktadır. Oysa sağlık kampüsleri gerekliliği ve doğruluğu tartışmalı, sorgulanması gereken bir durumdur.

Ayrıca, daha akılcı olan, hastanelerden çok ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarının desteklenmesidir. Her gün kamu hastanelerine başvuran 1 milyon civarında vatandaşımızın, 700 bin civarındaki sağlık çalışanını ve ülkemizde yaşayan 74 milyon insanımızı direkt olarak etkileyen 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle sağlık sistemimizde köklü bir anlayış değişikliği ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet döneminin toplumcu anlayışa ve koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik veren sağlık politikası terk edilmiştir.

Bu kararnameyle iptal edilen kadroların yerine ihdas edilecek yeni kadroların tespitinde hangi objektif kriterlerin esas alınacağı, araştırmacı kadrosuna atanacak olan ilgili personel, il sağlık müdür yardımcısı, şube müdürü, hastane müdürü ve hastane müdür yardımcısı maaş ve döner sermayeye ek ödemelerinde meydana gelecek ortalama 500-1.500 TL maddi hak kaybının nasıl telafi edileceği ve bu durumların yeni bir kadrolaşma süreci oluşturacağı konularında endişelerimiz bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, TÜİK verilerine göre toplum sağlık harcamalarında kamunun payı yüzde 67,8, özel sektör payı yüzde 32,2 ve cepten sağlık harcamaları yüzde 21,8’dir. Sağlık tesislerine yıllık başvuru sayıları 1994’te 1,7; 2002’de 3,0 iken, 2011’de 7,7’dir. 2002’de muayene sayısı 184 milyon iken 2011’de 492 milyona yükselmiştir. Sadece 2011’de yıllık diş hekimi muayene sayısı 7 milyon olmuştur.

Bu rakamlar bizi şu sonuçlara götürmektedir: Sağlık hizmet sunumunda devletin payı azaldıkça veya özel sektörün payı arttıkça kişi başı sağlık harcamaları artmakta ve devletin sağlığı finanse etmesi zorlaşmaktadır. Bu durumda vatandaşın katkı payı vermesi kaçınılmaz hâle gelmektedir. Sonuçta, başvuru sayısı arttıkça daha rasyonel sağlık politikalarına ihtiyaç artmakta, rasyonel ilaç kullanım ve koruyucu hekimlik hizmetleri daha fazla önem kazanmaktadır. Bu nedenle, devlet sağlık hizmeti sunmaya devam etmelidir. Bu aynı zamanda sosyal devlet olmanın da gereğidir. Hastane birlikleri ve akabinde gelecek olan hastane özelleştirmeleri çözüm değildir ve kesinlikle yapılmamalıdır. Aksi takdirde, vatandaşın sağlık harcamalarına iştirak payı daha da artacak ve parası olmayan ne yaparsa yapsın noktasına gelecektir. Bu konudaki endişelerimizi defalarca dile getirmemize rağmen İktidarın duyarsızlığını üzülerek görmekteyiz.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın bir diğer bileşeni ise hasta haklarına ilişkin düzenlemelerdir. Hastaların sağlık hizmeti alımı esnasında karşılaştıkları sorunları çözme amacıyla oluşturulan hasta hakları birimleri ve Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi adı altında hizmete giren 184 hattı, hasta ve hasta yakınları tarafından etkin ve yaygın bir biçimde kullanılan bir şikâyet iletme ve müdahale platformuna dönüşmüştür. Yaşanan bu süreçlerin anlamı, geçmişte görece özerk olan hekimlerin, günümüzde daha fazla bürokratik ve piyasa denetimine tabi olarak mesleklerini sürdürecek olmasıdır çünkü sağlık bürokrasisi ve siyasi iktidar, kamu hizmetlerini hem mali hem de politik açıdan rantabl hâle getirmek için sağlık alanını köklü bir biçimde yeniden yapılandırmıştır.

Hekimlere göre sağlık çalışanları arasında uyumu bozan en temel nedenler arasında, sağlık birimlerinde çalışanların görev ve tanımlarının yapılmamış olması, çalışanlar arasında farklı istihdam ve ücretlendirme durumunun bulunması, geçici görevlerin varlığı ve döner sermayenin eşitsiz dağılımı olması önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle, ekip bilincini yaratmak için, tüm sağlık çalışanları aynı istihdam statüsüne kavuşturulmalı, çalışanlara ödenen ücretler ekip bilincini yok etmeyecek biçimde olmalı, aynı meslek kategorilerinde ücret eşitsizliği yaratılmamalı ve geçici görevler sonlandırmalıdır.

Değerli milletvekillerim, genelinde sağlık çalışanlarının, özelinde hekimlerin en önemli talebi “çalışan hakkı” kavramına “hasta hakkı” kavramı oranında değer verilmesidir. Sürdürülen sağlık sisteminde müşteri memnuniyetinin bir ölçüt olarak yer almasına karşılık gerek sağlık birimlerinin gerekse bir bütün olarak sağlık sisteminin değerlendirilmesinde “çalışan hakkı” ve “çalışan memnuniyeti” kavramlarına yer verilmemesi büyük bir eksikliktir. Bu eksikliğin ivedilikle tamamlanması ve sağlık birimlerinin ve sağlık sisteminde söz konusu kavramların sürekli takibi ve değerlendirmesi gereklidir.

Görüşmekte olduğumuz bu tasarıda, özellikle sağlık alanında sağlık çalışanlarının uğramış olduğu şiddete karşı alınmış olan hukuki destek bizce anlamlıdır, geç kalmış bir uygulamadır ama daha da yaygınlaştırılması Milliyetçi Hareket Partisi olarak talebimizdir. Bugün Genel Kurulda görüşmekte olduğumuz tasarı da haklı endişelerimizi bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

Tasarının 4’üncü maddesiyle birlikte 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 25’inci maddesinin 1’inci fıkrasının ikinci cümlesinin yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir. Bu değişiklikle birlikte il sağlık müdürlerinin valilerin sağlık müşavirliğinden çıkarılması, aynı zamanda Sağlık Bakanlığının il temsilcisi konumundan da çıkarıldığı görülmektedir. İllerde valilerin sağlık müşavirinin kim olacağı ve Bakanlığın ildeki temsilcisinin kim olacağı konusunda bir boşluk bulunmaktadır.

Tasarının 7’nci maddesi uyarınca, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 4’üncü maddesi uyarınca araştırmacı kadrosuna resen atanan personelin eski görevlerini hâlen yürütmeleri kaydıyla ek ödemelerinin altı ay süreyle eski kadroları üzerinden verilmesi öngörülmektedir. Ancak söz konusu düzenlemeyle il sağlık müdür yardımcısı, şube müdürü, müdür ve müdür yardımcısı kadrolarından araştırmacı kadrosuna atanan personellerin mali hak kayıplarının kesin olarak çözülmemesi, hak kayıplarının devam etmesi söz konusudur.

Tasarının 11’inci maddesiyle, adres kayıt sistemine göre nüfusu 750 binin altında olan illerde eğitim ve araştırma hizmetlerinin Sağlık Bakanlığı veya üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinden yalnızca birisi tarafından verilebileceği öngörülmektedir. Bu suretle, Bakanlık ve üniversite arasında bir tercih yapılması öngörülmekte, tercih edilmeyen hizmet biriminin atıl konuma düşmesi ya da kapatılması söz konusu olabileceği endişesini taşıyoruz.

Tasarının 13’üncü maddesiyle, aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarına yataklı tedavi kurumları, seyyar hastaneler, ağız ve diş sağlığı merkezleri ve 112 acil sağlık hizmetleri sunulan birimlerde nöbet görevinin verilebileceği öngörülmektedir. Ancak, aile hekimliği uygulamasıyla amaçlanan hizmet gereklerine aykırı bir düzenleme neticesinde aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarından hizmet alan vatandaşların alacakları hizmetlerde aksaklıkların yaşanmasına sebep olacaktır. Buna bir örnek verecek olursak, “Akşamleyin 112’de, acilde nöbet tutan bir arkadaşın sabahleyin tekrar sizin aile sağlık merkezinde çalışan bir hekim olduğunu düşünürseniz, hastalanmış olan bir çocuğunuzu içiniz rahat bir şekilde ona götürebilecek misiniz?” sorusunu sormak lazım.  Öbür taraftan, aile sağlık merkezinde sadece poliklinik hizmeti üreten, acil vakalardan belli bir zaman uzaklaşmış olan birisinin, bir ambulans içerisinde bir akut miyokart enfarktüsüne müdahalede yapabileceği bir eksiklik nedeniyle, sizin de bir yakınınızın olabileceği düşüncesiyle, ona nasıl bir müdahale yapacağı konusunda bir tereddüt taşımamız gerekmektedir.

Sağlık teşkilatında görevli hizmetli personeller yıllardır sahipsiz kalmışlardır, her konuda çok mağdur edilmişlerdir. Toplu sözleşme masasında itfaiyecilerin sınavsız genel idari hizmetlere geçiş hakkı tanındı ama sağlıktaki hizmetliler mağdur olmuşlardır. Ayrıca, hizmetlilerin veri hazırlama kontrol işletmenliğine geçiş için sekiz ay önce görevde yükselme eğitimi verilmesine rağmen, sınav yapılamamıştır. Hizmetli personellerin sınavsız geçişi veya yeniden hizmetlerin görev tanımının yapılmasıyla ilgili torba yasaya ilaveler yapılması düşünülüyordu ancak maalesef o da gerçekleşmedi.

Bu tasarının geçici 3’üncü maddesinde “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ebelik diplomasına sahip olduğu hâlde en az üç yıldan beri yataklı tedavi kurumlarında fiilen hemşirelik görevi yaptığını resmî belgeyle belgelendiren ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde talepte bulunanlar hemşirelik yetkisiyle görevlerine devam eder.” denilmektedir.

Hemşirelik Kanunu’nda 2007 yılında değişiklik yapılmıştır. Geçici maddenin ikinci ve dördüncü fıkralarında “Bir defaya mahsus olmak üzere ebelik diplomasına sahip olduğu hâlde bu kanunun yayımı tarihinde en az üç yıldan beri yataklı tedavi kurumlarında fiilen hemşirelik görevi yaptığını resmî belgeyle belgelendiren ve bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde talepte bulunanlar, hemşirelik yetkisiyle görevlerine devam ederler.” hükmü getirilmiştir. Buna göre, başvuruda bulunan ebeler hemşirelik görev yetki ve sorumluluklarını üstlenmişlerdir ancak ebe kadrosunda çalışmaktadırlar.

Türkiye’de hemşire unvanının kime verileceği 6283 numaralı Hemşirelik Kanunu’nda açıkça belirtilmektedir. Eğer bu ebe hemşirelerden normal hemşire statüsüne geçilmesi, Avrupa Birliği uyum müzakereleri neticesinde götürmüş olduğumuz ve eksiği tamamlama adına yapılan uygulama ise buna belki bir noktada cevaz verilebilir. Ancak şunu unutmamak lazımdır ki ebelerin ve hemşirelerin almış olduğu eğitimler birbirinden tamamen farklıdır.

8/3/2010 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Hemşirelik Yönetmeliği’nde de hemşirenin tanımı açıkça yapılmıştır. Hemşirelik mesleği, sağlık meslekleri içinde, herhangi birisinin eksikliği hâlinde o meslek grubunun yedeği konumunda bir meslek değildir. Bağımsız ve yarı bağımsız rolleriyle, kanunu, yönetmeliği ve etik ilke ve sorumluluklarıyla başlı başına bir meslektir. Dolayısıyla, ebelik ve hemşireliği aynı meslekmiş gibi algılamak ve birbirlerinin yerini doldurmasını beklemek yanlış bir anlayıştır.

“Türkiye’de hemşire açığı var.” denilerek yabancı hemşire çalıştırılmak istenmesine, “Çok hemşire açığımız var.” denilerek “Sağlık meslek liselerinden çocuk yaşta hemşire mezun edelim.” denilmesine rağmen, 15 bin hemşirenin aile sağlığı elemanı olarak aile hekimlerinin yanında istihdam edilmesi, yaklaşık 10 bin hemşirenin diş klinik yardımcısı olarak sertifikalandırılarak, kamuya ait diş kliniklerinde, diş hekimlerine alet edevat vermek için istihdamı, ayrıca hemşirelerin, hemşirelik görevi, yetki ve sorumluluklarının dışında radyoloji, istatistik, sekreterlik, hasta kabul memuru, nöbetçi müdür, eczane, sarf depo, kan merkezi, kanser kayıt, büro memuru, personel servisi memuru ve buna benzer alanlarda çalıştırılmaları da akıl alır gibi değildir.

Yine, görüşmüş olduğumuz tasarıda, özellikle tütün ve tütün ürünleri ve nargileyle ilgili bir madde bulunmaktadır. Bu madde, özellikle on sekiz yaşının altındaki çocuklara, gençlerimize, içerisinde tütün ihtiva edip etmediğini bilmediğimiz nargile içmelerini yasaklamış olması nedeniyle, yine görüşmüş olduğumuz tasarıda anlamlı bir maddedir.

Değerli milletvekilleri, sonsuz çeşitlilikteki sağlık sorunlarını sınırlı kaynaklarla çözümleyebilmek için eldeki olanakların en akılcı ve verimli biçimde kullanılması gereği tartışmasız kabul görmektedir. İzlenecek yol, önce sorunların saptanması, öncelik sıralamasına koyulması ve ardından, en verimli yollarla çözülmeye çalışılmasıdır.

Çağdaş halk sağlığı anlayışının günümüzdeki içeriği son derece geniştir. Bu anlayışın başlıca önemli noktası sosyal eşitliktir. Sağlık hizmetleri doğuştan kazanılmış bir insan hakkıdır. Bu hizmetler sadece onları satın alabilecek kişilere ya da satın alabilecekleri kadar değil, toplumdaki herkese ve en uzak yerleşim yerlerinde oturanlara da sosyal adalet anlayışı içerisinde götürülmelidir.

Gelecek nesillere bırakacağımız temiz bir çevre ve sağlıklı bir toplum arzusuyla hepinizi saygıyla selamlıyor, yasanın ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Özgür iradesine ipotek konulmamış tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, gecenin şu saatinde -ikiye yirmi kala- ve sağlıksız koşullarda sağlığı konuşuyoruz. Gerçekten dikkate değer bir durum ama bunu defalarca söylediğimiz hâlde, hekim olarak uyarılarımızı yaptığımız hâlde bir netice alamadık. Sanıyorum yedi saat kadar sürecek olan, sürmesi beklenen bir tartışmaya başlıyoruz.

Değerli milletvekilleri, hatırlarsanız sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarını araştırmak ve bunlara bir çözüm üretmek üzere bir komisyon kurulmasını istemiştik. Bu komisyonun kurulmasının gerekçesinde şiddet olaylarının önemli ölçüde AKP’nin sağlık politikalarına bağlı olduğunu ifade etmiştik. Önce bu isteğimizi reddetmiştiniz, sonra bir arkadaşımız öldürülünce kabul etmek zorunda kaldınız. Kabul ettiniz ancak komisyona bir türlü üye vermemiştiniz. Tam iki ay süründü bu iş, tam iki ay sürüncemede bıraktınız ve tam Meclis tatile girerken üyelerinizi bildirdiniz. O zaman neden böyle davrandığınızı bir türlü anlayamamıştım yani ne oldu, AKP “evet” dedi, tamam ama niye vermiyor, bir kavga mı var, niye, insanlar bu komisyonda çalışmak mı istemiyor, bir türlü anlayamamıştım ama bu kanun tasarısı gündeme gelince neden olduğunu biraz anlar gibi oldum. Âdeta yangından mal kaçırır gibi bir hamle daha yapıp, bu tehlikeli, her tarafı ticaret kokan yasayı kanunlaştırıp daha sonra şiddet komisyonu kurmak istediğinizi net bir şekilde anladık. Çünkü bu tasarının da şiddeti körükleyeceğini fark etmiştiniz ve komisyon çalışmalarına başlamadan önce bu kanunu da çıkarmak istediniz. Bunu kimsenin fark etmediğini zannediyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Bunu herkes fark ediyor, kimseyi artık kandıramıyorsunuz.

Şimdi gelelim bu kanun tasarısına. Yaklaşık sekiz ay kadar önce AKP’li milletvekilleri dâhil olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanun yapma hakkı gasbedilerek, üstelik de beceriksizce hazırlanmış olan 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi şurada bu gece yarısı düzeltmeye çalışacaksınız.

Arkadaşlar, hepiniz bilirsiniz ki kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi olağan dışı zamanlar için, olağanüstü durumlar için verilmiş bir yetkidir ve yine Anayasa’ya göre, kanun hükmünde kararname çıkardıysanız ilk fırsatta bunu Meclise getirmek zorundasınız. Şimdi dönüp bakıyorum: On yıllık iktidarınızda, üstelik tek başınıza, hiçbir koalisyon yok, böyle dikensiz gül bahçesi gibi bir iktidarda Sağlık Bakanlığının teşkilat yasasını adam gibi çıkaramadınız. Sonra çıkıp keyfî, dışarıdan, ısmarlama, tutarsız, haksızlık üreten, devlet geleneğinden uzak, âdeta bir şirket mantığıyla hazırlanmış bir kanun hükmünde kararnameyi, bize dayattınız. Ne zaman? Bu yetkinin süresinin bitimine son gün kala. Ve sağlık sisteminin DNA’larıyla oynadınız, sağlık sistemini âdeta bir çıkmaza soktunuz. Peki, getirdiniz bu kanun hükmünde kararnameyi. Anladık, olabilir yani zamanında, geçmişte de olmuştu. Peki, bunu Meclisimize getirip bizle tartıştınız mı? Tartışmadınız. Niye? Amir hüküm var, diyor ki: “Kanun hükmünde kararname çıkardıysan, ben seni anlayışla karşılıyorum, ilk fırsatta Meclise getireceksin, bunu tartışacaksın.” diyor. Bunu neden yapmadınız? Birisinin bunu bana izah etmesi lazım. Şimdi, kaçırdığınız kanun hükmünde kararnameyi. Meclise getirmediğiniz kanun hükmünde kararnameyi bir kanunla düzeltmeye çalışıyorsunuz. Keşke düzeltebilseniz, keşke daha iyi yapsanız, birazdan detaylara girince göreceğiz ki kanunu daha da çapraşık, daha da berbat hâle getiriyorsunuz. Ne için bunu yapıyorsunuz? Yani niye bu kadar sağlık sistemimizi berbat ediyorsunuz? Niye buna göz yumuyorsunuz? Çünkü 75 milyon insanımızın sağlığını âdeta pazarlıyorsunuz, hem de maalesef sağlıkta ciddi harcamaları artırarak ulus ötesi güçlerin hizmetine bu paralarımız gidiyor ama hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın, geçmişte memleketi perişan edenlerin bıraktıkları bozuk düzeni düzelten ve dünya âleme olan borçlarını 1950’ye kadar ödeyen Cumhuriyet Halk Partisi sizin bozduğunuz, mahvettiğiniz her şeyi de düzeltecektir. Bunda bizim zerre kadar kuşkumuz yoktur, halkımızın da hiçbir şekilde kuşkusu olmasın. Niye uğraşıyoruz peki şimdi, madem muhalefetteyiz? Zaman zaman sohbetlerde de söyleniyor, “Gelirsiniz iktidara, düzeltiverirsiniz.” Hayır, bu yazboz tahtası değildir. Halkımızı bu zarardan ne kadar erken, ne kadar az zararla kurtarırsak o kadar kârdır. Şimdi biraz tasarının detaylarına bakalım. Bakalım bu tasarı neler getiriyor, neler götürüyor?

Şimdi, biliyorsunuz, kanun teklifi veya tasarısı hazırlanırken maddeler sıralanır madde 1, madde 2 diye. Ben de kendimce bu maddelere isim taktım; 1’inci madde “komedi maddesi.” Komedi maddesinde şöyle bir ifade var, diyor ki: “Gebe veya rahmindeki bebek için tıbbi zorunluluk bulunması hâlinde doğum sezaryen ameliyatıyla yaptırılabilir.” Neresi komedi? Yeni bir şey getiriyor mu? Hayır. Anneannemle konuştuğumda, diyordu ki anneannem zamanında: “Oğlum, doğum normal yolla olur zaten. Bu kadınlar niye sezaryen yaptırıyor?” Diyorduk ki “Anneanne, zorunluluk var ki onun için yaptırıyor.” O zamandan anneannemle bile bu konuyu biz tartışmıştık ve doğumun normal yolla olması gerektiğini o bile biliyordu. Şimdi, malumu niye getiriyorsunuz da kanunun içerisine sokuyorsunuz? Gerçekten komedi. Komedi ama trajikomedi, trajikomik bir yanı var. Nedir o? Başbakan çıktı “Sezaryen cinayettir, bunun kanununu çıkaracağız.” dedi. Bir türlü bu lafı geri almadı. Hata olduğunu anladı. Aslında belki de “Kürtaj cinayettir.” diyecekti daha sonra dediği gibi, ağzından “sezaryen” çıkıverdi belki de. Yani yine iyimser düşünüyorum. Muhtemelen bu sezaryeni de “cinayet” olarak adlandırmıştır ama çıktı ağızdan bir kere. Ya, insansın, ağzından yanlış çıkabilir “Pardon.” de, “Ben ‘kürtaj’ demek istemiştim –o da yanlış ya- ben onu demek istemiştim.” de, demedi. Demedi, Başbakanın ağzından böyle bir şey çıkınca da yani “İlla bunu kanun yapalım.” diye insanlar tutuştular ama Türkiye Büyük Millet Meclisini böyle bir duruma düşürdüler. Bundan gerçekten utanç duyuyoruz.

Sağlıkçı milletvekillerine bakıyorum, yani salonun önemli bir kısmını doldurmuşlar. Türkiye Büyük Millet Meclisinin, tıp deyimi ile “endikasyon koymasını” yani, sezaryene ihtiyaç olduğunu hekimin değil de Meclisin belirlemesini acaba nasıl kendilerine yediriyorlar? Bunca yıllık hekimler var içerinizde, nasıl kendinize bunu yediriyorsunuz da diyorsunuz ki: “Evet, biz birazdan buna parmak kaldıracağız ve sezaryenin nasıl yapılacağına, hangi durumda yapılacağına Meclis karar verecek.”

Yasama, hekimlerin aldıkları eğitim, yetki, tıp sanatı tecrübesi, vicdani kanaat gibi özellikleri hiçe sayarak hiçbir şekilde sezaryen endikasyonunu koyamaz. Gülünç duruma düşüyoruz. Dünya yasama meclislerinin hiç birisinde böyle bir şey yok, tıp tarihinde de bir ilk ama yüz karası bir ilk maalesef. Bu durumu Türkiye Büyük Millet Meclisine yaşatmaya hakkınız yoktu. Bunu vekilliğiniz bittiğinde, üniversitelere döndüğünüzde nasıl anlatacaksınız insanlara? Yani “Bilinen bir şeyi hiç farklı bir şey getirmeden niye kanun yaptınız hocam?” dediklerinde ne diyeceksiniz ben hakikaten merak ediyorum. Herhâlde, sağlıkla ilgili bir sonraki kanun tasarısında kime anjiyo yapılacak, kime baypas yapılacak, kime antibiyotik verilecek buna da siz karar vereceksiniz? (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Anjiyo da cinayete teşebbüstür!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; şimdi, eğri oturup doğru konuşalım, Türkiye’de sezaryen oranları yüksektir. Biz, tıp fakültesinde öğrencilerimize doğumun normal yollarla yapılması gerektiğini, haksız yere, gereksiz yere sezaryen yapmanın yanlış olduğunu ve onlara haklarımızı helal etmeyeceğimizi hep söyleyegeldik. Gerçekten, şu anda gelinen nokta iç karartıcı, ruh karartıcı bir nokta. Sezaryen oranlarımız çok yüksek, mutlaka düşürülmesi lazım ama bunun yöntemi kanuna madde koyarak olmaz.

Bakın, 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde sezaryen oranlarımız yüzde 21, Sağlık Bakanlığının rakamları. Yüzde 21 olan sezaryen on yıl sonra nasıl oldu da yüzde 48’lere çıktı 2012 yılında? Nasıl oldu? Niye oldu? Yani, bakıyorum, acaba bu Türkiye’ye özgü bir şey mi? Hayır. Sağlık sisteminin özelleştirildiği, tekellere devredildiği ülkelerde sezaryen oranları hep yüksek olmuştur. Bu sebeple, diyorum ki: “Türkiye’de sezaryen niye arttı?” diyorsanız, kanun yapmak yerine, dönün, doktorların da peşini bırakın, sağlık politikalarına bakın. Artık bunu görmek lazım. Hekimleri ve anneleri suçlayacağınıza kendinize bakın. On sene önceki doktorlar hâlâ doktor -çoğu, yaşayanlar- on sene önceki kadın doğumcular aynı, kadınlar yine aynı; e, bizim öğrettiğimiz tıp öğretisi de aynı, iyiye doğru evrilmekle beraber sezaryeni öncelemiyor. E, ne oldu da sezaryen arttı? Değişen ne? Değişen AKP zihniyeti.

Şimdi, bir maddeye daha isim koydum, bu da “kandırma” bendi, aynı maddenin, 1’inci maddenin kandırma bendi. Diyor ki: “Gerekli tedbirlerin alınmasına rağmen, doğumu takiben anne veya bebekte meydana gelebilecek istenmeyen sonuçlardan dolayı hekim sorumlu tutulamaz." Bir de diyorlar ki: “Biz o doktoru koruyoruz.” Ya, Allah billah aşkına, bakın, bir daha, cümlenin önemli kısmını okuyorum: “Gerekli tedbirleri almasına rağmen bir şey olursa doktor sorumlu tutulamaz.” E, zaten böyleydi. Yani doktor gerekli tedbirleri aldıktan sonra anneye veya bebeğe bir şey olsa sorumlu tutuluyor muydu? Hayır, değildi. Peki, ne oldu da bu maddeyi koydunuz? Kimi kandırıyorsunuz? Dönüp bakmamız lazım.

Tabii, bu maddenin tehlikeli bir durumu da var. Hekim arkadaşlarım beni daha iyi anlayacaklar. Şimdi bu madde dikkat çekici bir madde hâline geldi. Avukatlar bu maddeyi okur okumaz her doğuma her gebeliğe dikkatle bakacaklar, acaba gerekli tedbirleri aldı mı diye mahkemelere vereceğiz, ondan sonra da başımızı kurtarana kadar canımız çıkacak.

Şimdi yeni bir maddeye geçiyorum, bu madde de, tam gün yalanı maddesi. 6’ncı maddeye de böyle bir isim taktım. Şimdi bu tasarıya eklenen bu madde, AKP’nin tam gün olarak adlandırdığı ve -gurur duyduğu- Tam Gün Yasası’nın iflas ettiğini gösteriyor. Nasıl mı? Bakın, önce üniversitelerden ayrılmaları için öğretim üyelerini zorladınız. Dediniz ki: “Ya tam gün çalışacaksın ya gideceksin.” Tam Gün Yasası’nın yanında olduğumuzu, gerçek anlamda tam günün ve bununla ilgili de geçen yıl kasım ayında bir kanun teklifi verdiğimizi hatırlatırım. Neyse ki son zamanlarda artık AKP’den “CHP tam güne karşı” söylemini artık duymaz oldum, demek ki anlatabilmişiz size, üstelik de kanun teklifini de vermişiz. Şimdi bu hocaları, bu uzmanları zorladınız bunlar, bir kısmı tercih ettiler ve dışarıya gittiler. Şimdi diyorsunuz ki bu maddeyle: “Pardon, ben yanlış yaptım, benim sana ihtiyacım varmış ben senden hizmet satın alacağım.” Önce üniversiteden uzaklaşması için her şeyi yaptın, özel sektörün kucağına attın, şimdi diyorsun ki bazılarınızdan ben hizmet satın alacağım. Maddeyi koymuşsunuz yüzde şu kadarından, bu kadarından. Kimden hizmet satın alacaksınız? “Bu işi iyi yapandan hizmet satın alacağım!” Yani şimdi hizmet satın alacaktıysan niye bunları ittin? Maden yanlış yaptığını anladın, mümkündür, hükûmetsin ama yanlış yapabilirsin, siz de insansınız, olabilir, dersiniz ki: “Ya pardon, biz yanlış yaptık. Ne yapalım? Ya, tam günü uygulayalım. Hekimlere ücretlerini verelim, gelsinler biz bunlardan çok daha fazla yararlanalım.” Hayır, diyorsunuz ki: “Ben istediğim hocadan hizmet satın alacağım.” Üstelik de YÖK’ün kadrosunda çalışıp alın terini, bütününü üniversiteye döken hocalar için belirlenen ders ücretinin 10 misli ders ücreti vereceksin. Sonra diyeceksin ki: “Ayda seksen saat çalıştırabilirim.” Bakın, seksen saat. Nedir? Yarı zamanla çalışma. Seksen saat, normali yüz altmış saat. Siz bunu “Seksen saat çalışabilir.” dediğinizde ne oldu? Hani tam gün, nerede? Tam günü götürdünüz, tekrar yarı zamanlıyı getirdiniz. Yani -ben vallahi üzülüyorum, yeminle üzülüyorum- evet biz, ana muhalefet olarak sizin hata yapmanızı isteriz, ayağınız dolaşsın isteriz -bakın bunları açıklıkla söylüyorum- her ayağınız dolaştığında da üstünüze gerçekten geliriz. Ya ama sağlıkta ayağınızın dolaşmasını istemiyoruz, gerçekten istemiyoruz çünkü biz geldiğimizde sağlığı düzeltiriz ama o zamana kadar, o düzelene kadar gerçekten çok büyük sıkıntılar, çok ciddi problemler yaşayacaksınız. Yani siz diyeceksiniz ki: “Ben canımın istediğini yarı zamanlı çalıştırırım, canımın istemediğini tam gün olarak çalıştırırım.” Bunun da adına “adalet” diyorsunuz yani ancak bu AKP adaleti olur. Sizin de adınızda “adalet” var, nasıl içinize sindiriyorsunuz böyle bir adaletsizliği, ben bilemiyorum.

Bir madde daha var, üniversiteleri bitirme maddesi, madde 7. Burada, 7’nci maddede yine bu konuyu uzun uzun konuşacağız, onun için biraz kısa geçeceğim bunu. Üniversiteleri bitirme maddesinde de üniversite hastaneleri ile devlet hastanelerini birleştiriyorsunuz özetle, ondan sonra diyorsunuz ki: “Bir dakika, bu üniversite hastanesini artık ben yöneteceğim Sağlık Bakanlığı olarak. Siz bu işi beceremiyorsunuz, batırıyorsunuz. Başhekimi de ben atayacağım, ihalesini de ben yapacağım, her şeyi de bana ait, benim sistemime göre üniversite hastanesi işleyecek.” Detaylarını daha sonra konuşacağız.

Şimdi, bu tasarının içerisinde tütünle mücadeleyle ilgili bazı maddeler var. Sürekli tütünle mücadele ediyor gibi görünüyorsunuz ama gerçeğe bakıyorum, gerçek böyle değil.

Şimdi, tütünün zararı ve tütün ürünleriyle mücadele konusunda hemfikiriz, ortak önerge de verdik, hakikaten hemfikiriz ama bazı endişelerimiz var: Burada kamu görevlileriyle vatandaş arasında çıkacak sorunlara dikkat çekmek istiyoruz. Diyorsunuz ki bu maddede: İdari para cezası gerektiren bir durumda yani sigarasını attı, izmaritini attı, kirletti, şunu yaptı, havayı kirletti, 50 lira para cezası verdiriyorsunuz, ondan sonra diyorsunuz ki: “Ya eğer hemencecik temizlerse para cezası vermeyelim.” Ya bu “kirletirim-temizlerim” mantığını getiriyor, “kirletirim-temizlerim”. Bizim mantığımız bu değil. Bizim mantığımız hiçbir şekilde kirletilmemesidir.

Şimdi, geçmişte iyi bir iş yapmıştınız Allah için, bu kapalı alanlarda sigara yasağı vardı ya, her zaman size teşekkür ettim yani kalbî olarak teşekkür ettim size.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sigara içenlerin sağlığını kim koruyacak?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Kapalı alanlarda sigara içme yasağını getirdiniz, müteşekkiriz gerçekten ama kısa bir süre sonra bir de bakıyorum ki bütün lokantalar, bütün kıraathaneler, kahvehaneler, hepsi sigara içilir hâle gelmiş. Çıkın gidin bakın Ankara’ya, akşam şöyle bir dolaşın Sakarya’yı filan, kim sigara içmiyor? Yani bir yasa getiriyorsunuz, mücadele ediyorsunuz gibi görünüyorsunuz, arkasından bakıyoruz ki yasa delinmiş, kevgire dönmüş. Hiç kimse kalkıp da bu işe bir son vermiyor.

Bakın, önemli bir maddeye geldim. Bu da aile hekimlerine verdiğiniz sözlerin geri alındığı maddesidir. Şimdi, uygulanmakta olan bu aile hekimliğinin nasıl çatırdağını sizlere söyleyeceğim. Aile hekimlerine verdiğiniz sözlerden üçünü daha tutmayacağınızı, daha önce de vardı, üçünü daha tutmayacağınızı bu kanun tasarısıyla ispat etmiş bulunuyorsunuz. Ne dediniz? Bu kanun için söylüyorum “Aile hekimleri nöbet tutmayacak.” dediniz, şimdi vazgeçiyorsunuz, kanuna getirdiniz, aile hekimlerine nöbet koyuyorsunuz.

Dediniz ki: “Aile hekimleri istedikleri gibi çalışacaklar, kendi çalışma yöntemlerini kendileri belirleyecekler.” Şimdi diyorsunuz ki: “Ben bakanım, ben devletim, ben nasıl emredersem öyle çalışacaklar.”

Üç, dediniz ki: “Aile hekimliği birinci basamaktır. Birinci basamağın mantığına göre iş yapar.” Şimdi kalktınız üniversitelere diyorsunuz ki: “Aile sağlığı merkezleri kurabilirsin, üstelik kaç tane asistanın varsa aile hekimliğinde o kadar aile sağlığı merkezi kurabilirsin.”

Şimdi, niye bunları söylüyoruz? Hani sık sık verdiğiniz sözleri tutmuyorsunuz, sık sık geri alıyorsunuz, bunlara alışkınız ama burada önemli bir ayrıntı var. Siz bu hekimlere geldiniz dediniz ki: “Arkadaşlar, gelin aile hekimi olun, sözleşmeli olun, biz size iyi para vereceğiz, nöbet tutturmayacağız, birinci basamak ruhunu vereceğiz.” diye sözler verdiniz ve bu hekimler bu sözlere güvendiler. Onun için geldiler sizinle sözleşme imzaladılar, sözleşmeli personel konumuna girdiler. Ne zaman ki istediğinizi elde ettiniz, ahlaki olmayan bir davranışla şimdi geri adım atıyorsunuz. İnsanlara diyorsunuz ki: “Kardeşim, sözleşmen var, süresi bitince bir daha imzalama.” E, nereye gidecek bu adam?  Eski yerine dönsün. Eski yerinde aldığı para ne kadar? Şimdiki aldığının yarısı. Gönderip bunu açlığa  mahkûm edeceksiniz.

O yüzden değerli arkadaşlar, bu yasada daha ilerleyen zamanlarda konuşacağımız çok şey var. Aile hekimleri o ruh hâliyle nöbet tutamazlar, hiçbir şekilde de nöbet tutmalarını biz bu şekilde, bu koşullarda istemiyoruz. Planlamayı iyi yapamadınız. Eğer planlamayı iyi yapabilseydiniz o zaman bunların nöbet tutmasına gerek kalmazdı. Şimdi neresinden tutsanız tasarının elinizde kalıyor. Bu da gerçekten Bakanlığın artık bir acz içerisinde olduğunu gösteriyor.

Bir konu da mecburi hizmet. Mecburi hizmete gidenlere diyorsunuz ki şimdi: “Mecburiyete gel ama sözleşmeli olursan seni başka kadroya alırım, idareci olarak çalıştırırım.” Bu da kabul edilebilecek bir şey değil. İlerleyen zamanlarda yine söyleyeceğiz ama biz piyasa anlayışıyla değil sosyal devlet anlayışıyla sağlığın yönetilmesini istiyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Türkan Dağoğlu İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 301 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizin siz değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Hükûmeti tarafından 2003 yılında uygulamaya geçirilen ve vatandaşlarımızın kaliteli sağlık hizmetlerine hakkaniyet içinde erişmelerini ve hizmet standartlarını yükseltmeyi amaçlayan Sağlıkta Dönüşüm Programı dâhilinde Sağlık Bakanlığı ve kendisine bağlı sağlık tesisleri ve üniversitelere ait birimlerde yeniden yapılandırmaya gidilmesi ihtiyacı doğmuştur. Yeniden yapılandırma sürecinin ilk ayağı 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin yürürlüğe konulmasıyla gerçekleştirilmiş olup, böylelikle Bakanlık ve bağlı kuruluşların yeniden düzenlenmesine yönelik önemli bir adım atılmış, sağlık hizmetlerinde verimin, etkinliğin ve tasarruf önlemlerinin artırılmasına yasal bir dayanak sağlanmıştır. Böylelikle Bakanlık ve bağlı kuruluşların planlama, yönetme ve denetleme kapasitesi güçlendirilerek Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla sağlanan başarılara süreklilik ve sürdürülebilirlik sağlanmasının yolu açılmıştır.

Öte yandan, ilgili politikaların belirlenmesi, düzenlenmesi, denetim ve hizmet sunumunun merkezde toplandığı dikey yapılanma giderek terk edilmiş, merkez teşkilatının sadece politika belirleme ve sistem yönetimine odaklandığı, kurumsal uzmanlaşmanın önemini vurgulayan, taşra teşkilatındaki idarecilere karar verme olanakları yaratan yatay bir yapılanmaya geçilmiştir. Bu süreçte uygulamanın yasal dayanağında karşılaşılan birtakım belirsizliklerin ortadan kaldırılması ve Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesisleri ve üniversitelere ait birimlerin birlikte kullanımı ve iş birliğine ilişkin temel esasların yeniden belirlenmesi amacıyla ise Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu tarafından kapsamlı bir yasa çalışması gerçekleştirilmiştir.

Yasa tasarısının hazırlığı süresince ilgili tüm bakanlıkların yanı sıra, sektörel başkanlıklar, konfederasyonlar ve mesleki birliklerle istişare içinde olunmuş, bu süreçte ilgili tüm paydaşların görüş ve önerilerinin dikkate alınması, katılımcı, düşünceye dayanan, çok taraflı bir demokratik yönetim anlayışımızın en önemli göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısının getirdiği yeniliklerden birinin sezaryen ameliyatlarına ilişkin getirilen kısıtlamalar ekseninde okunması gerektiğini düşünüyorum.

Sezaryen, doğumun normal yollardan mümkün olmadığı veya anne ve bebek açısından bir risk taşıdığı durumlarda gerçekleştirilebilen bir ameliyattır. Anne ve bebeğin hayatını birçok durumda kurtaran bu ameliyatlar da tıbbi endikasyon olmaksızın sadece annenin veya hekimin isteğiyle yapılması durumunda önemli riskler taşımakta, cerrahi müdahale ve anesteziyle bağlantılı olarak komplikasyonlar doğurmaktadır. Dolayısıyla, hem anne adayının hem de çocuğun hayati risklerden korunması için gerekli yasal çerçevenin inşa edilmesi son derece önemlidir.

Önerdiğimiz yasa teklifinin ilgili maddeleri uyarınca gebe veya rahimdeki bebek için tıbbi zorunluluk bulunması hâlinde doğumun sezaryen ameliyatıyla yaptırılmasına herhangi bir kısıtlama getirilmemektedir ve bu durumdaki gerekli tedbirlerin alınmasına rağmen, doğumu takiben anne veya bebekte meydana gelebilecek istenmeyen sonuçlardan dolayı hekim sorumlu tutulmayacaktır. Bununla birlikte, gerekli tıbbi endikasyonların bulunmadığı durumlarda anne adayı veya hekimin talebi doğrultusunda bu tür bir doğum yönteminin tercih edilmesi ise yasaklanmaktadır. Bundan sonraki süreçte ise yasal temellere uygun bir uygulama sürecinin hayata geçirilmesi konusundaki denetimlerimizi kararlılıkla, ciddiyetle ve tutarlılıkla sürdürmeyi hedefliyoruz. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde de bu böyledir. Bundan daha farklı bir düşünce tarzı bugün tıpta hâkim değildir.

Öte yandan, Sağlık Bakanlığı bünyesinde basın ve halkla ilişkiler müşavirliği kurulmasının da Bakanlığın kamuyla ilişkileri ve medyada görünürlülüğü anlamında önemli bir katma değer sağlayacağını düşünüyorum. Bir bakanlığın kendi iletişimini kendisinin ihtisaslaşmış bir kadro aracılığıyla yönetmesi, faaliyetlerine dair algıları yazılı ve görsel basının yanı sıra sosyal medya aracılığıyla doğru bir şekilde besleyebilmesi ve halkla ilişkilerde doğru iletişim tekniklerine başvurması son derece önemlidir. Dolayısıyla, daha önceleri Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü’nün görevleri arasında sayılan bu işlevin uzmanlaşmış bir müşavir ve kadrosuna devredilmesi Sağlık Bakanlığının medya ve kamu diplomasisi anlamındaki görünürlülüğü ve etkinliği açısından önemli bir adım olarak okunmalıdır.

Öte yandan, yasa tasarımızın istişare aşamalarında da etkin bir şekilde görev alan bir kurum olarak Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda ürün denetmen yardımcısı ve ürün denetmenleri istihdam edilmesi hedefleniyor ve bu pozisyonlara ilişkin mesleğe alınma, yarışma sınavları, yetiştirilme, yeterlilik sınavları, görev, yetki ve sorumluluklar, atama ve yer değiştirmeleri ile çalışma usul ve esasları belirlenmektedir. Halkın can ve mal güvenliği ile çevrenin korunmasına dönük ürün güvenliği denetimleri yapan, uluslararası denetim standartları ışığında hareket eden, iç piyasadaki denetimleri gerçekleştiren ürün denetmenlerinin ilaç ve tıbbi cihaz sektörlerinde önemli bir işleve sahip olduğunun özellikle altını çizmek istiyorum.

Yasa tasarımızın bir diğer önemli yeniliği ise Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarına ait kurum ve kuruluşlar ile üniversitelerin ilgili birimlerinin karşılıklı olarak iş birliği çerçevesinde birlikte kullanılabilmesidir. Ancak, adrese dayalı nüfus kayıt sistemi sonuçlarına göre toplam il nüfusu 750 bine kadar olan illerde eğitim ve araştırma hizmetleri Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanesi veya üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinden yalnızca biri tarafından verilebilecek ve bu illerde Bakanlık ve bağlı kuruşları ile üniversiteler, tıp lisans eğitimi ve tıpta uzmanlık eğitimi için ortak kullanım ve iş birliği yapabileceklerdir.

Ayrıca, benim de oldukça önemsediğim ve bundan daha altı ay evvel üniversitede çalıştığım devrelerde de dikkatimi çeken, uzmanların üniversite kliniklerinde devlet hastanelerine göre daha düşük katma değer aldıkları bir durumu da düzeltmiş oluyoruz. Üniversitelerde ve araştırma uygulama merkezlerinde uzman doktor istihdamı için yapılan ek ödemeler Sağlık Bakanlığındaki muadillerine yakınlaştırılacak, böylelikle söz konusu kurumlardaki nitelikli araştırmacıların istihdamının önündeki maddi sorunların büyük oranda aşılması söz konusu olacaktır.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın lokomotif güçlerinden olan ve sağlık hizmetlerinin tabana yaygınlaştırılmasında azımsanmayacak bir öneme sahip bulunan aile hekimlerinden ise -ben, gerçekten, buna “hayaldi gerçek oldu” diyorum- toplumun o denli memnuniyeti ve aile hekimleriyle o denli güzel bir diyalog içinde olmaları şahsen hem bir AK PARTİ’nin temsilcisi hem de bir milletvekili hem bir hekim olarak beni son derece mutlu etmektedir.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Bu söylediklerinizi öğrencileriniz de dinliyor Hocam. Dikkatli konuşun! Allah’tan korkun! Allah’tan korkun!

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – Bu yasa tasarısında ek haklara kavuşturuluyorlar. Buna göre entegre sağlık sunulan merkezlerde artırımlı ücretten yararlananlar hariç tutulmak kaydıyla aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarına nöbet ücreti ödenmesi öngörülüyor.

Değerli milletvekilleri, hiçbir zaman “Hekim nöbet tuttuktan sonra çalıştırılamaz.” diye bir kaide bugüne kadar tıp tarihinde yoktur. Hepimiz hekimlik yaptık, hepimiz hastanelerde çalıştık, hepimiz nöbet tuttuk, nöbet tuttuktan sonra da aynı sağlıklı biçimde hastalarımıza baktık ve tedavi ettik. Hiçbir hekim, nöbet tuttuktan sonra hastasına karşı ne kötü muamele eder ne de yanlış tanı koyar. Böyle bir şey gerçekle bağdaşamaz. Doktorluk mesleğiyle ise hiç bağdaşamaz.

Kamu sağlığının korunup denetlenmesi konusunda attığı adımlarla uluslararası kamuoyunda da büyük bir beğeni toplayan ve bu yöndeki çabalarıyla bir başarı öyküsü olarak gösterilen AK PARTİ Hükûmeti döneminde sigaranın kamuya açık alanlarda içirilmesinin önüne önemli kısıtlamalar getirilmiştir. Bu anlamla kanserle mücadele ve solunum sistemi hastalıklarının azaltılması anlamında dev adımlar atılmıştır.

Ben, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki çalışmalarım esnasında gittiğimde binaların önünde, yağmurda, çamurda, karda insanların kapıların önünde ne yaptığını merak edip sorduğumda, sigara içmek için kapının önüne çıkıyorlar diye bunu gözlediğim zaman bunda gerçekten hayretimi gizleyememiş ve bizim için de bir hayal gibi gelmişti ama bunların hepsi şimdi bir bir gerçek oluyor. Türkiye’de artık hiçbir şey hayal olarak kalmıyor, düzeltilmesi gerekiyorsa biz zaten onları düzeltiriz. Kimseye de bu düzeltme kesinlikle kalmaz, zaten kimse bunu yapamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Söz konusu atılımlar neticesinde, vatandaşlarımız arasında sigara içme alışkanlıklarında ciddi azalmalar gözlemlenmiştir. Bir diğer deyişle, Batılıların lügatinde yer etmiş “Türk gibi sigara içmek” şeklinde kültürümüze atfedilen deyimler giderek anlamını ve somut hayattaki karşılığını yitirmişlerdir.

Tütün, Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere birçok yetkili kurum tarafından “zararlı alışkanlıklar arasında, ölüme ve hastalıklara yol açmada ilk sırada olan bir madde” şeklinde nitelendirilmektedir. Hükûmetimiz hem vatandaşlarını korumak hem de gelecek nesillere daha sağlıklı yarınlar bırakmak anlamında bu ölümcül maddeye dair mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir ve sürdürecektir; gerçek de böyledir. Belki zaman zaman buna riayet etmeyen yerler olabilir, onlar da zaten cezalandırılmaktadır.

Yasa tasarısında kamu sağlığının önemli bir boyutunu oluşturan bu meseleye de değiniyoruz ve tütün ürünleri üretici, ithalatçı ve dağıtıcı firmaları ile tütün ürünlerinin isim, marka, amblem, logo veya bunları doğrudan çağrıştıran diğer isim ve simgelerin tütün ürünleri sektörü dışındaki mal ve hizmet sektörü firmalarının veya ürünlerin ismi, markası, amblemi, logosu veya simgesi olarak kullanılmasını yasaklamayı öngörüyoruz.

Öte yandan, Türkiye'de üretilen veya ithal edilen tütün ürünleri paketleri ile tabanı hariç nargile şişelerinin üzerine en geniş iki yüzünden her birine, bu yüzlerin alanlarının yüzde 65’inden az olmamak üzere, özel çerçeve içinde tütün ürünlerinin zararlarını belirten resimli ve Türkçe yazılı uyarılar veya mesajlar konulması kuralını getiriyoruz.

Ayrıca, ithal edilen veya Türkiye'de üretilen tütün ürünlerinin paketlerinde veya etiketlerinde bu ürünlerin özellikleri, sağlığa etkileri, tehlikeleri veya emisyonlarıyla ilgili yanıltıcı ve eksik bilgi verilmesi de bu yasa tasarısı tarafından kati surette önlenmekte, tüketimi özellikle gençler ve çocuklar nezdinde özendiren, teşvik eden veya tüketiciyi yanıltan ya da ürünü cazip kılan işaret veya renkler kullanılmasının da önüne geçilmiş oluyor. Türkiye’de sigaraya başlama yaşının ilkokul düzeyine düştüğü göz önüne alınırsa, söz konusu koruyucu ve ön alıcı tedbirlere ne denli ihtiyaç duyulduğu bir kez daha gözler önüne serilecektir. Dolayısıyla, söz konusu koruyucu tedbirler aracılığıyla yaklaşık 20 milyon kişinin sigara kullandığının tahmin edildiği ülkemizde, tütün ürünlerinin görünürlüğünü veya halk nezdindeki özendiriciliğini ortadan kaldırmak anlamında reklam, tanıtım ve teşvik kampanyalarına ilişkin önemli bir unsuru da perdelemeyi ve bu şekilde bilinçlendirme faaliyetlerimize yeni bir ivme kazandırmayı hedefliyoruz.

Değerli milletvekilleri, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu tarafından kabul edilen ve bugün görüşmekte olduğumuz söz konusu tasarıyla getirilen bu değişikliklerle, her şeyden önce vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artıracağız ve kendilerine ulaşan kamu hizmetlerinin etkisini güçlendireceğiz. Bu şekilde de bugünün sorunlarını yarının nesillerine aktarmaksızın, ön alıcı bir yaklaşımla hareket etmiş olacağız. AK PARTİ İktidarında, her düzeydeki mağduriyetleri önlemek, halka ulaştırılan hizmetleri güçlendirmek, halkın sağlık standartlarını yükseltmek ve geçmiş dönemlerde kalan sorunların kartopu etkisiyle büyümeksizin çözülmesini sağlamak yönünde attığımız adımlara böylelikle bir yenisini daha eklemiş oluyoruz. Biz AK PARTİ İktidarı olarak kimseye arkamızdan yük bırakmak niyetinde değiliz. Biz yapacağımızı kendimiz yaparız ve AK PARTİ olarak da en iyisini yaparız.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen Aytun Çıray, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık konusunda arkadaşlar söyleyeceğini söylüyor, söylemeye de devam edecek.

Şimdi, ben, birinci yasama yılı biterken AKP İktidarının envanterini, ağır hasar raporunu çıkarma zamanının geldiğini düşünüyorum. Artık, iktidarın sonunun yaklaştığına dair alametler belirdi. Bu alametlerden biri de şüphesiz, Suriye’yle yaşadığımız süreçtir. İşi yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Şimdi, Sayın Başbakan, bu iki ucu pis değnek politikasına muhalefeti de ortak etmek istiyor, karizmasının çizilmesini de “soğukkanlı bir kriz yönetimi” diye sunmaya çalışıyor, ama satmaz. Çünkü bu defa mal kötü, yol kötü, niyet kötü.

Sayın milletvekilleri, hatırlarsınız, Cüneyt Zapsu, ilgililerine, Başbakandan yeterince yararlanmadan sifonu çekmemelerini tavsiye etmişti. Bu tavsiyeyi dinleyenler de Başbakana gerekli desteği verdiler. En son Sayın Bayraktar’ın ağzından kaçırdığı gibi, kayıtsız kuyutsuz, net hata noksan kaleminden milyar dolarlar gönderdiler. Siz de korku yöntemleriyle Türkiye’yi bir illüzyonlar sirkine çevirdiniz, en kötüyü mucize olarak sundunuz. Ama biliyorsunuz, her projenin sonu vardır. Siz size yaptırılacakların son evresine geldiniz. Bunları yaptıktan sonra iktidardaki ömrünüz bitecek, çünkü foyalarınız meydana çıkacak, sifonu millet çekecek. Değerli milletvekilleri, bu süreç Türk milleti için çok acı olacak. Bunun için Sayın Başbakanın zihin haritasına bakmak yeterli.

Değerli vekiller, geçen gün Sayın Başbakanın verdiği beyanatı okuyunca kanım dondu. Sayın Başbakan Rio’da “Benim liderliğimde, Türkiye’deki Yahudi topluluğu güvence altındadır, korumam altındadır.” dedi. Bu cevap bir skandaldır değerli milletvekilleri. Başbakan bu cevabıyla Türkiye’yi mülkü, vatandaşları da tebaası olarak gördüğünü ikrar etmiştir. Meğer şüphelerimiz kuruntu değilmiş. Bu sözler ancak inanç ve etnisite takıntısı olan bir zihnin ürünü olabilir çünkü Başbakana vatandaşları koruması altına almak gibi bir görev verilmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Türkiye Cumhuriyeti’nin zaten vatandaşlarıdır. Bizim temel hak ve özgürlüklerimiz Anayasa’nın koruması altındadır. Kimsenin kefaletine ihtiyacımız yok. Bu sözler, gerçek karşısında körleşmiş bir kibrin ifadesidir. Burada trajik olan nokta, bu arkaik zihniyetin “Yetmez ama evet.”çiler tarafından Türkiye’ye bir demokrasi numunesi gibi sunulmasıdır.

Sayın milletvekilleri, Başbakan bu bakış açısı ile Suriye diktatöründen ne kadar farklıdır? Başbakan Yahudi asıllı Türk vatandaşlarını kimlere karşı korumaktadır? Yahudi asıllı vatandaşlarımız belli bir grubun tehdidi altında mıdır? Silivri’de ölümü bekleyenler, korumasına mazhar olmayanlar kısmına mı girmektedir? İşte, Rio’da verilen bu iki cümlelik cevap, Başbakanın gizlemeye çalıştığı gerçek yüzünü bir kez daha ele vermiştir.

Bakınız, değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, kendini ciddi ciddi derin stratejist zanneden ama Hillary Clinton “Haydi, çak aslanım.” dediği zaman sevindirik olup kendinden geçen bir Dışişleri Bakanımız var. Bu Sayın Bakan cumhuriyetin kurucularıyla sorunlu. Bu nedenle, dış politikadaki bazı temel çizgilerin büyük tecrübelere dayandığını gözden kaçırıyor. Oysa bizim Arap devletleriyle ilişkimiz büyük bir tarihsel tecrübenin soğukkanlı bir değerlendirmesiyle oluşturulmuştur. Bunu bilmeyen birisi Türkiye’ye Dışişleri Bakanı olamaz, olsa olsa “düş işleri bakanı” olabilir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, onu oraya atayan Sayın Başbakana gelince; karizma çizildi, acze düştü ya, Atatürk’e doğrudan saldıramadığından, onun için tekrar tek parti döneminden dem vurmuş, “CHP dış politikada acziyet içindedir.” demiş. Allah uzun ömür versin Sayın Başbakana, beni çok güldürdü. Yahu, şimdi, sizin haysiyet kırıcı tutumunuza bakın, bir de Hatay’ı Türkiye’ye katan acziyet içinde olmakla suçladığınız o kurucu ruhun ufkuna bakın. Siz nerede, o kurucu ruh nerede? (CHP sıralarından alkışlar) Bu ülkede acziyetten söz edecek son kişi Sayın Başbakandır. Suriye bunu yaparken Mavi Marmara acziyetinden cesaret almadı mı?

MİNE LÖK BEYAZ (Diyarbakır) – Başbakanı bırak da sağlığa gel.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Uygulanan ve eş başkanı olduğunuz proje herkesin malumu. Torpilli diktatörler hariç Orta Doğu yeniden tanzim ediliyor. Sizin varlık nedeniniz bu tanzimdir. Medyanın esaretinin, gerçeklerin ters yüz edilmesinin, Türkiye'nin yeniden yapılandırılmasının ardında hep taşeronluğunu yaptığınız bu proje vardır. Değerli arkadaşlar, bunu ben söylemiyorum; çoktan beri aranızdan su sızmayan Cengiz Çandar gibi gazeteciler söylüyor. Suriye’de üstlendiğiniz meşhur rol de bundan. Hiç kendinizi bölgeye model filan diye sunmaya kalkışmayın. Sizin ileri demokrasinizi artık bütün dünya gördü ve ne menem bir şey olduğunu öğrendi. Bunun için artık sade vatandaşlarımızın dahi yavaş yavaş uyandığı numaralar yaptınız. “Bak, sadece gürlemiyoruz, aynı zamanda yağabiliyoruz.” propagandasını yaymak için “one minute çadır tiyatrosu”nu kurdunuz, sonra da canlara mal olan Mavi Marmara oyununu sahnelediniz. Elhak, hakkınızı yememek gerekir. Çok iyi oynuyorsunuz ama her tiyatrocu ve her oyuncu bilir ki hep makyajlı dolaşamazsınız. Ağlakların gözyaşlarının timsahların gözyaşları olduğu, silmek, adını anmak istemediğiniz Türk milleti tarafından fark edilmeye başlanmıştır. John Donne, gerçekle buluşmayı “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” diye dile getirmişti. Ben bunu kültürümüze uyguladım. Demokrasinin derinlerinden gelen, duyulmaya başlanan salalar “Kimin salalarıdır?” diye soruyorum.

Değerli arkadaşlar, neoittihatçı bir Dışişleri Bakanının politikaları, 2 pilotumuzun kaybıyla birlikte Doğu Akdeniz’e çakıldı. Söylemiştim “Sizleri kan tutacak.” diye. Sizi buraya getiren güçler, size öyle son hazırladılar ki değme Hollywood senaristleri bile bunun sonunda şaşkınlığa uğrayacak. Yaşarsak göreceğiz…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yanlış metin okuyorsun!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bana ne konuşacağımı öğretmeyin.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yanlış metin o!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Eğer biraz merhametli olsaydınız, size verilenler için üzülebilirdim ancak sadece ve sadece sizin yüzünüzden şehit olanlar için üzülüyorum.

Değerli milletvekilleri, peki, siz Suriye’nin Rusya tarafından desteklendiğini, Suriye’yle karşı karşıya gelirseniz bunun doğrudan ve dolaylı sonuçlarıyla nasıl baş edilebileceğini bilmiyor muydunuz?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, hatlar karıştı, hatlar!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Başlarına ne geldiğini hâlâ açıklayamadığınız gençlerimizi oraya nasıl gönderdiniz? Umurunuzda bile değil tabii. Şu hâle bakın! Yeter ki sifon çekilmesin, yeter ki rövanş planlarınızı tamamına erdirin diye şehitler veriyoruz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sağlığın “S”si ile Suriye’nin “S”si karıştı!

 

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Yaşanan onca dış siyaset rezilliğinden sonra kimse gerçekleri yazamıyor bu ülkede. Arkadaşlar, bir ülkede hakikatler satır aralarına, bir ülkede hakikatler imalara, bir ülkede hakikatler dolaylı anlatımlara sığınmışsa, o ülke bir felaket yaşıyor demektir, o ülkede adalet sürgün edilmiş, hukuk çökmüş demektir. Hakikatler yalanlarla, kahramanlar alçaklarla takas edilmiş demektir. “Acziyet”miş! Suriye bize yaptığını İsrail’e yapsaydı başına ne geleceğini bal gibi bilirdi. Biz de biliyoruz, Sayın Başbakanın ise bugüne kadar bilinen en sert tavrı Davos’u bir kabadayı edasıyla terk etmekten ibarettir. Bu tavrıyla, sözde, Filistinliler üzerinden, güya vicdanların sesi oldu. Hâlbuki bizler, İstiklal Savaşı’mızla çoktan mazlumların hamisi, vicdanların sesi olmuştuk bile. Kısacası beyler, karpuzunuz kabak çıktı, anlaşılıyor, anlaşılacak.

Meselemiz şu: Türk milleti bütün bu gerçekleri anladığı zaman karşımıza nasıl bir hasar raporu çıkacak? Uğradığımız felaketlerin faturaları nereye varacak? Evimize kimler hacze gelecek? Dedelerimizin büyük fedakârlıklarla bize bıraktığı bu topraklarda kırılan haysiyetimiz ve gururumuz nasıl onarılacak? Hepimizi yutacak olan bu tehlikeye dikkat çekiyor, değerli AKP milletvekillerini zulme giden yolları döşememeye davet ediyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen Vural Kavuncu, Kütahya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Değişiklik Yapılmasını Öngören 301 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, biraz önceki konuşmayı dinlerken bu Sağlık Bakanlığıyla ilgili bir konu üstünde tartışılacak diye zannediyordum ve muhalefetin de bu konudaki çok değerli katkılarını alabilmeyi ve beraber bu noktada bir kanunu çıkarabilmeyi ümit ediyorduk ama gördüğünüz gibi, içinde tek kelime “sağlık” geçmeyen bir konuşma dinledik. Herhâlde, sağlıkla ilgili söylenecek bir söz olmayınca yapılacak da başka bir şey yoktur diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü Türkiye’deki sağlıkta dönüşüm programları tüm dünya tarafından dikkatle izlenmekte ve bu konudaki başarılar teslim edilmektedir ve bundan çıkarılacak dersler olduğu da vurgulanmaktadır. Nitekim, yapılan hizmetlerin sonucunda, halkımız arasında da bağımsız şirketler tarafından yapılan memnuniyet anketlerinde 2003’lü yıllardan bu yana 2 katına yakın bir artışla memnuniyet oranının yüzde 40’lardan yüzde 80’lere çıktığını da memnuniyetle görüyoruz.

Şu anda görüşülmekte olan tasarıyla birlikte maddelere baktığımızda, bildiğiniz üzere, 5947 sayılı üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasıyla ilgili kanuna dayanarak daha önce Sağlık Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlar ile üniversitelerin birimleri arasında ortak kullanıma açma hususunda düzenlemeler yapılmıştı. Bu düzenlemeler ile bazı üniversite hastaneleri ile Sağlık Bakanlığı hastaneleri arasında “afiliasyon” olarak adlandırılan ortak kullanıma geçildi.

Değerli arkadaşlar, tıp fakülteleri esas olarak eğitim amaçlı olup yenilikçi, gelişmeleri takip eden, tıbbi araştırmaların yürütüldüğü, göreli olarak ileri düzey tedavilerin uygulandığı sağlık birimleridir. Sağlık Bakanlığı hastaneleri ise hizmet ağırlıklı, daha yoğun hasta kitlesine yönelik bir yapılanmaya sahiptir. Ortak kullanım ile bu yapılar birleştirilmiş; verimlilik, ekonomiklilik ve kalite anlamında önemli yararlar sağlanmıştır.

Bir örnek vermek gerekirse, seçim bölgem olan Kütahya’da benzer bir afiliasyon gerçekleştirilmiş, böylece tıp fakültesi öğretim üyeleri, senelerdir etkili bir sağlık tesisi yapısına kavuşturulamayan, gerekli altyapısı kurulamadığı için de uzmanlık eğitimi alınamayan tıp fakültesi poliklinik hizmetleri birimi yerine Evliya Çelebi Devlet Hastanesinin modern imkânlarında eğitim ve sağlık hizmeti vermeye başlamıştır. Böylece, tıp fakültesi öğrencilerimiz staj ve uygulamalı dersler için bir imkâna da kavuşmuş oldular. Bu tasarı ile sistemde görülen bazı aksaklıklar giderilecek ve sistemin daha verimli çalışması sağlanmış olacaktır.

Diğer taraftan, bu tasarıyla gelen, önemsediğim bir yenilik ise kamu veya vakıf üniversitelerinde yükseköğretim kadrolarında görevli olmayan profesör ve doçentlerin sözleşmeli olarak eğitim ve araştırma hastanelerinde çalışabilmesine olanak tanınmasıdır.

Değerli milletvekilleri, bugün, profesör, doçent kolay yetişmiyor. Eğer bir eğitim hastanesinde bir öğretim üyesinin bilgisine, eğitim vermesine, araştırma faaliyetlerine ihtiyaç duyuluyor ise, kadrolu personel değil diye eğitim-öğretime katkıda bulunmasına engel olunması doğru olabilir mi? Yapılacak bu değişiklikle hocalarımız sözleşmeli olabilecek, eğitim kurumlarında öğrencileriyle bilgilerini paylaşacak, eğitim-öğretimini ve bunların gerektirdiği faaliyetleri yapacak ve bu esnada da döner sermayeden de bir pay almış olacaklardır.

Tasarıda getirilen değişikliklerden birisi de sezaryenin ancak tıbbi gereklilik hâlinde yapılmasıdır. Ne yazık ki, burada da yanlış anlamak isteyince başka anlamlar doğuruluyor. Burada Meclisin tıbbi endikasyonu belirlediği yok. Doktorlar tarafından belirlenmesi ve belirtilmesi hâlinde olacak olan olaylarda, bu sezaryen olayı ancak o zaman gerçekleştirilecektir. Kuşkusuz, doğru endikasyonda yapıldığında biliyoruz ki sezaryen anne ve bebek yaşamını kurtarıcı bir operasyondur. Ancak şunu da biliyoruz ki: Sezaryen çok önemli bir cerrahi girişimdir ve beraberinde hem anne hem bebek için getirdiği riskler de bulunmaktadır. Ve gene biliyoruz ki, ne yazık ki, son dönemde dünya standartlarının çok üstüne çıkan bir oranda sezaryen oranlarımız artmış ve anne adaylarımız, gebelerimiz ve çocuklarımız bu cerrahi risklerle de karşı karşıya bırakılmış durumdadır. Şu anda bu yapılan düzenlemeyle, biz, sezaryen oranlarının azaltılması ve tıbbi endikasyon dışı yapılanların önüne geçilmesini arzu ediyoruz. Bu konuda Sağlık Bakanlığı kadınlarımızın sağlığını koruma kararlılığındadır.

Ayrıca, beraberinde ebe doğumlarının artırılması, gebe okullarının yaygınlaştırılması, medya kampanyaları ve ağrısız doğumun yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar da elbette birlikte sürdürülecektir.

Değerli milletvekilleri, daha önce biliyorsunuz başarılı bir uygulamayla dumansız Türkiye’ye merhaba dedik. Toplumun tüm kesimlerini ve özellikle gelecek nesilleri, başkalarının içtiği sigara ve tütün ürünlerinin dumanının zararlı etkilerinden korumak amacıyla düzenlenen yasa da uygulanmaya başlanmıştı. Bu anlamda ikamete mahsus konutlar haricinde kamu ve özel tüm binaların kapalı alanlarında, toplu taşıma araçlarında sigara içilmiyor ve tütün ürünlerinin hiç birisi kullanılmıyor. Bugün ücra illerde ve kırsallarda bile bunun uygulandığına şahit oluyoruz. Artık halkımız bu yasayı benimsedi. Bu noktada gemileri yaktık, geri dönülmez bir noktaya geldik. Geçtiğimiz zamanlarda nasıl bu tütün ürünlerinin kullanıldığına ise hayretle bakıyoruz. Otobüslerde, uçaklarda, restoranlarda, kamu binalarında ve hatta hastanelerde bile sigara içildiği günler çok uzakta değil. Şimdi yurt dışına çıktığımızda, henüz bu gelişmeleri tamamlamamış olan ülkelerdeki uygulamalar bize oldukça geri kalmış uygulamalar olarak gözüküyor. İşte şu anda yapılacak olan bu değişiklikler ile birlikte bu noktada 2023 yılına doğru da giderek tam dumansız bir Türkiye’ye kavuşma arzusu içerisindeki hedeflerimize daha yakın olacağımızı vurgulamak istiyorum.

Gene tasarımızda çok önemli bir konu, sağlık mensuplarına karşı şiddetle ilgili düzenlemeler var. Bildiğiniz üzere zaman zaman toplum vicdanını inciten üzücü olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bunlar toplumsal şiddetin de bir parçasıdır. Günlük yaşamda çocuğunu döven, sudan sebeplerle yaralamalı, ölümlü kavgalar oluşturabilen bazı insanların hastaneye girince de sağlık personeline şiddet uygulama potansiyelleri var. Bu sorun tüm dünyada da mevcut. İngiltere’de sağlık çalışanlarına bir yıl içerisinde 85 bin sözlü ya da fiilî saldırı gerçekleşmiş. Sağlık Bakanlığı olarak sağlıkta şiddete sıfır tolerans hedefiyle Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan "113 ihbar hattı” bu noktada en kısa sürede önlem alınmasına ve müdahale edilmesine imkân tanımaktadır. Bu tasarı ile bu konudaki duyarlılığımız bir kez daha ortaya konulmakta, sağlık hizmeti sunumu sırasında sağlık personeline karşı işlenen suçlarda yapılacak hukuki yardım için personelin talebinin olması ve vekâlet ibraz etmesi şartı ise kaldırılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, gene tasarı ile aile hekimlerinin nöbet sistemine dâhil olmaları ve mesai dışı ücret almaları mümkün olmaktadır. Ayrıca, üniversite aile hekimlerinin görevlendirilmeleri ve ödemelerine yönelik bazı düzenlemeler de bu tasarı içerisinde mevcuttur.

Şu anda ülkemizde hekim sayımız henüz istenilen sayıda değildir ve acil müdahalelerde -elbette çok arzu ettiğimiz- bu konuda acil uzman hekimlerin müdahale etmesi ve bulundurulmasıdır. Ancak henüz ihtiyacın çok altında uzman hekim bulunmaktadır. Bu nedenle genel tıp eğitimi içerisinde acil müdahalenin temel eğitimini almış olan ve aile hekimliği anlamında da ek eğitim ve deneyimi olan aile hekimlerimizin nöbete kalmaları daha etkin bir sağlık hizmeti konusunda katkıda bulunacaktır.

Yeni yasal düzenlemeler ve yönetmeliklerle vatandaşımızın sağlık ile ilgili her türlü hizmeti alabileceğini, son on yılda sağlık reformları ile kamusal alanda elde edilen verimliliğin artarak devam edeceğini ve 2023 yılı hedeflerimize kararlılıkla ulaşma niyetinde olduğumuzu tekrar belirtmek istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yasa tasarısının hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Şimdi, yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Öğüt, buyurun.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çankırı’nın Orta ilçesinde diyaliz makinesinin olmamasından dolayı oradaki böbrek hastaları büyük sıkıntı çekmektedir. Bakanlık olarak Orta ilçesine diyaliz makinesi alınması planlanabilir mi? Bu konuda Bakanlık olarak bir desteğiniz olabilir mi? Bunu sormak istiyorum.

Bir de, bütün ilçelerin -bazı o ana yol geçtiği için Samsun asfaltının geçtiği bir büyük yol olduğu için- ciddi şekilde ambulans eksikleri var, o konuda da eksikleri inceleyip yerine getirirseniz sevinirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, Eskişehir’deki özel hastane ve polikliniklere 2011 yılında Sosyal Güvenlik Kurumundan ne kadar ödeme yapılmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Moroğlu…

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Bakanım, Yarkın Beceren diye bir hastamız, MPS tipi 2 hastalığına yakalandığı için, bu aydan itibaren kendisine verilmesi gereken ilacı, 200 bin lira tutarında olan ilacı alamayacak. İki üç hafta öncesi Sosyal Güvenlik Başkanlığımızla da görüşerek bu sorunun çözülebileceği sözünü almıştık fakat hâlâ bir gelişme yaşanmadı çünkü bu ilacı, zekâ düzeyi düşük olduğu için, 60’ın altında, ölçümde 60’ın altında zekâ düzeyi çıkan hastalara verilmemesi gereken bir tebliğe takınıldığı biliniyor. Bu tebliğin değiştirilmesi için çaba ne aşamada ve bu hastalarımıza bir müjde verebilecek misiniz?

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum.

Sayın Demiröz…