TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                128’inci Birleşim

                                                                                      30 Haziran 2012 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Kırım Kongo kanamalı ateşi hastalığının yayılışı, bulaşma kaynağı, alınması gereken tedbirler ve bu hastalık nedeniyle insan ölümlerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Çorum Belediyesindeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak Belediye Başkanı, bazı Belediye Meclisi üyeleri ve İhale Komisyonu Başkanı hakkında ihaleye fesat karıştırmak ve irtikap suçlamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta - Burdur tren seferlerinin yeniden başlatılması gerektiğine ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Çankırı’nın Bayramören ilçesi ile Melen Çayı üzerinde kurulması planlanan hidroelektrik santrallerine ilişkin açıklaması

2.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon’un ilçelerinde kapatılan adliyelere ilişkin açıklaması

3.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın gündem dışı konuşmasına ilişkin açıklaması

4.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Madımak olaylarının 19’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Türkiye çapında kapatılan ve bir kısmı sonradan açılan adliyeler ile mübaşirlerin sorunlarına ilişkin açıklaması

6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in milletvekillerine saygı göstermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, BDP Grubunun da milletin iradesini temsil ettiği hâlde saygı gösterilmediğine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu ve 23 milletvekilinin, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/340)

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 19 milletvekilinin, Adana ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/341)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 19 milletvekilinin, dış politika uygulamalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/342)

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302)

4.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/637, 2/700) (S. Sayısı: 301)

5.- Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Türk Ceza Kanunun Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar Kanununda Yer Alan Maddelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 34 Milletvekilinin; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; Türk Ceza Yasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6 ve 7'nci Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Terörle Mücadele Kanununda Bazı Maddelerin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan'ın; Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (1/565, 2/90, 2/120, 2/223, 2/257, 2/268, 2/292, 2/322, 2/326) (S. Sayısı: 278)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, bazı personele tek tip kıyafet uygulamasına gidileceği iddiasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/8414)

30 Haziran 2012 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 12.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 128’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere geçiyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, Kırım Kongo kanamalı ateşi hastalığının yayılışı, bulaş kaynağı, alınması gereken tedbirler, insan ölümleri hakkında söz isteyen Kars Milletvekili Yunus Kılıç’a aittir.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Kırım Kongo kanamalı ateşi hastalığının yayılışı, bulaşma kaynağı, alınması gereken tedbirler ve bu hastalık nedeniyle insan ölümlerine ilişkin gündem dışı konuşması

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Kırım Kongo kanamalı ateşinin Türkiye’deki çıkışı ve seyriyle alakalı üç sebepten dolayı Meclisi bilgilendirme ihtiyacı duydum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Kırım Kongo kanamalı ateşi nedir, Türkiye’ye nasıl girdi, bununla alakalı daha önce Meclisteki yapılan sohbetlerde, milletvekillerinin alakalı olduklarını, sorguladıklarını, bilgi edinmek istediklerini görmüş olmaktan dolayı; ikincisi, yoğun bir çalışma temposundan sonra, milletvekillerimizin, inşallah tatile çıkmalarıyla beraber biraz daha fazlasıyla doğadan yararlanma imkânları olacağını umut ediyoruz ve bu dönemde biraz daha tedbirli, biraz daha cesur olma duygusuyla böyle bir sohbeti yapma ihtiyacı duydum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Kırım Kongo kanamalı ateşi aslında bir viral hastalıktır. Bunyaviridae ailesinden Nairovirüs grubuna dâhil bir virüs tarafından meydana getiriliyor ancak burada daha önemli olan ve bizi daha çok ilgilendiren kısmı, bu hastalığın insanlara vahşi hayvanlardan keneler aracılığıyla geçmesiyle ilgilidir. Keneler bir parazittir. Bu virüsler de aynı zamanda kenelerin başka bir parazitidir. Yani parazitin paraziti olan bir canlıyla karşı karşıyayız.

Peki, ne oldu da bu Kırım Kongo kanamalı ateşi Türkiye’de birden ortaya çıktı? Aslında epidemiyologlar böyle olmadığını söylüyor saygıdeğer milletvekilleri. 1944 yılında Kırım’da, 56 yılında Kongo’da görüldükten sonra, 2002 yılında kanamayla, çeşitli kas ağrılarıyla, baş ağrısıyla, sindirim sistemi bozukluklarıyla Tokat ilinde ortaya çıktı ve epidemiyle bizim, ülkemizin gündemine girdi. Daha sonra, bunun örnekleri alındı, Fransa’ya, Japonya’ya gönderildi ve buna ilk önce Kırım Kongo teşhisi konulamadı ve “Q Fever” denilen bir hastalığın teşhisi konuldu. Oysa daha sonra, 2003 yılında “Q Fever” olmadığı görüldü ve Kırım Kongo kanamalı ateşinin teşhisi konuldu. Ülkemizde bundan sonra ne yapıldı? Sağlık Bakanlığı özellikle ciddi çalışmalar yaptı. 1 milyona yakın insanın yüz yüze eğitimini gerçekleştirdi, okullarda Millî Eğitim Bakanlığının destekleriyle özellikle riskli bölgelerdeki çocuklarda eğitim çalışmaları yaptırdı, her yıl aşağı yukarı 3-4 milyon çocuğa eğitim verildi. Tarım Bakanlığı, özellikle riskli bölgelerde, bölgelerin risk analizlerini yaptıktan sonra, her yıl ortalama 4-5 milyon insanla 36 ilde eğitim çalışmaları yaptı ve hayvanlarda kene mücadelesi yaptı. Bunun dışında, ciddi bütçeler ayrıldı Sağlık Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı tarafından ve bu mücadele, her yıl bölgelerin risk analizleri yeniden yapılarak, güncellenerek devam ettiriliyor. Hastaneler güçlendirildi, personel eğitildi, bölge hastanelerinin kan ihtiyaçları hızla karşılanabilir hâle geldi çünkü biliyorsunuz, Kırım Kongo kanamalı ateşinin spesifik bir tedavisi olmayıp destek tedavileriyle sürdürülen bir süreci bulunmaktadır. Ve şunu iftiharla söylememiz gerekir: Bu, Kırım Kongo’yla alakalı eğer bir tarama yaparsanız İnternet’ten, mortalite oranının yani hastalığa yakalananlar içindeki ölüm oranının yüzde 25’lerle 30’lar arasında değiştiğini söyler kitaplar. Oysa Türkiye’de, şu anda, hastalığa yakalananlar içerisindeki ölüm oranı yüzde 5’ler seviyesindedir. Ha, hiç olmazsa daha iyi olur. Bu sevinilecek bir şey midir? Hayır, değildir ancak ülkemizin böyle bir gerçeği vardır ve Türkiye, Kırım Kongo’yla aslında çok iyi mücadele eden bir ülkedir ama yapmamız gereken daha güzel şeyler vardır.

TÜBİTAK destekli aşı çalışmaları devam etmektedir. GATA’da yapılan, bizim arkadaşlarımızın yürüttüğü bir çalışmada bir serum ile, kendilerinin ortaya çıkardığı bir serum ile yüzde 90 ölüm riski olan 26 tane hastanın 24 tanesi hemen hemen iyileştirilmiş durumdadır. Yani ülkemiz bununla alakalı ciddi bir süreç yürütmekte olmasına rağmen, 6.392 vakadan 322 tanesi ne yazık ki yine de Kırım Kongo’dan dolayı ülkemizde hayatını kaybetmiştir.

Yani Kırım Kongo bu ülkenin bir gerçeğidir, ülke iyi bir mücadele içerisindedir, artırarak devam etmemiz gerektiğini ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

Gündem dışı ikinci söz, Çorum Belediyesindeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak Belediye Başkanı, bazı Belediye Meclisi üyeleri ve İhale Komisyonu Başkanı hakkında, ihaleye fesat karıştırmak ve irtikap suçlamaları konusunda söz isteyen Çorum Milletvekili Tufan Köse’ye aittir.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Çorum Belediyesindeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak Belediye Başkanı, bazı Belediye Meclisi üyeleri ve İhale Komisyonu Başkanı hakkında ihaleye fesat karıştırmak ve irtikap suçlamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, Çorum’da uzun süredir kamuoyunu meşgul eden, benim de zaman zaman bu kürsüde ve basın yoluyla dile getirdiğim Çorum Belediyesindeki yolsuzluk iddialarının iddia olmaktan çıkıp iddianame hâline dönüşmesi üzerine söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 29 Mart 2009’da yapılan seçimde 22’nci Dönemde de milletvekilliği yapan “Muzaffer Külcü” isimli arkadaşımız Çorum’da Belediye Başkanı olarak seçilmiştir. Seçildiği ayı takip eden nisan ayından, mayıs ayından sonra da hakkındaki dedikodular başlamış, bu dedikodular zamanla artmış ve Çorum kamuoyunda sesli dillendirilir hâle getirilmiştir. O kadar olmuştur ki bu dedikodulardan, Adalet ve Kalkınma Partili kamuoyu, Adalet ve Kalkınma Partili iş adamları, hatta Adalet ve Kalkınma Partili Belediye Meclis üyeleri dahi rahatsız olur hâle gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, ilk başlarda “Çorumspor’a bağış” adı altında imar ve ihale yolsuzluğu yapıldığı biçimindeki söylentiler, giderek Çorumspor’un adı kullanılmaksızın dillendirilir hâle gelmiştir. Zamanla, söylenti söylenti olmaktan çıkmış, gazete haberlerine de konu olmuştur. Devamında, bir kamu kurumundan almakta olduğu maaşı hacizli olarak belediye başkan adayı olan bu arkadaşımızın bir hazır beton tesisine ortak olduğu dedikodusu çıkmıştır, bu dedikoduyu kendisi de bir süre sonra “Evet, beton şirketine ortaklığım var.” şeklinde kabul etmiştir.

Şimdi, ben soruyorum: Bir belediye başkanının maaşı ne kadardır? Bir hazır beton tesisini kurmak, ortak olmak ne kadardır? Maaşı hacizli olarak geldiği yerde beton santraline ortak olmanın izahatı nasıldır? Bunu, Çorum kamuoyu da çok merak etmektedir.

Bu gelişmeler devam ederken, Çorum Belediyesinden ihale alan babası da geçmişte, 2002 yılında, Adalet ve Kalkınma Partisinin eğilim yoklamasında birinci çıkan bir arkadaşımız, kendisinden rüşvet istendiği iddiasıyla, önce basınla bu iddiasını paylaşmış, daha sonra da Cumhuriyet Savcılığına şikâyette bulunmuştur.

Geçtiğimiz günlerde de Çorum Cumhuriyet Savcılığı, Belediye Başkanı Muzaffer Külcü, Belediye Başkan Yardımcısı, 2 tane Belediye Meclis üyesi, Çorum Belediyesi İhale Komisyon Başkanının hakkında ağır ceza mahkemesine irtikap, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırmak suçlamasıyla dava açmış ve bu iddianame kabul edilmiştir ama Çorum kamuoyu bilmektedir ki bu iddianamede belirtilen suçlar buz dağının görünen yüzüdür.

Ben, buradan, İçişleri Bakanlığından müfettiş gönderilmesini dile getirmiştim. İçişleri Bakanlığı zannediyorum göstermelik bir müfettiş göndermiş olmalı ki hiçbir araştırma yapmaksızın dönmüştür. Hâlbuki, 2009’dan beri, bugüne kadar yapılan ihalelerin ve bugüne kadar yapılan imar değişikliklerinin incelenmesi gerekiyordu. Bunlar incelendiğinde çok önemli şeyler çıkacaktı ama bu çağrımız cevapsız kaldı.

Muhalefet partilerine ait olan belediyelere sabah baskınlar yapan, ev ve iş yerlerini arayan, görevi kötüye kullanma suçunda dahi işten el çektiren İçişleri Bakanını göreve davet ediyorum. İçişleri Bakanı soruşturmanın selameti açısından Çorum Belediye Başkanını görevden almalı, işten el çektirmelidir. İşten el çektirirse gerçek yolsuzluklar, gerçek ihaleye fesat karıştırmalar, imar yolsuzlukları da ortaya çıkacaktır. İnsanlar korkusundan ses edemiyorlar Çorum’da. İçişleri Bakanını Çorum kamuoyu görev yapmaya davet ediyor.

Bu arada Çorum’un, hepsini tanıdığım ve beğendiğim 3 tane Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili var. Onları da görev yapmaya çağırıyor Çorumlu kamuoyu. Başbakanın sık sık söylediği gibi, “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.” hadisini de onlara hatırlatmak istiyorum. Yine, Çorumlular, haksızlıklara, adaletsizliklere kulaklarını tıkayıp siyaseten konumunu korumaya gayret etmeyi de hiçbir vicdan sahibi siyasetçiye yakıştırmıyor.

Son olarak da buradan geçmiş dönemde milletvekilliği de yapmış Çorum Belediye Başkanına seslenmek istiyorum: Sen Çorum’un şehreminisin. Çorum’un şehremini demek, aklanana kadar, bu söylentilerden kurtulana kadar istifa etmek, görevinden çekilmek ve soruşturmanın selametini sağlamak anlamına da gelir. Görevinizi bırakınız. Çorum kamuoyu suçlamalarınızdan aklanana kadar görevinizden çekilmenizi bekliyor.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Isparta-Burdur tren seferlerinin yeniden başlatılması hakkında söz isteyen Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta - Burdur tren seferlerinin yeniden başlatılması gerektiğine ilişkin gündem dışı konuşması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Isparta-Burdur tren seferlerinin yeniden faaliyete geçirilmesi hakkında gündem dışı konuşma yapmak üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yol, medeniyet demektir, kalkınma demektir; hasretlerin sona ermesi, kavuşma ve kucaklaşma demektir. 4 Kasım 2004’ten itibaren, bu, kuzeyden ve batıdan güneye doğru inen demir yolu hattında üç tren seferi iptal edilmiştir; önce Isparta-Burdur, sonra 3 Mart 2008’de Burdur-Isparta-İzmir Göller Bölgesi Ekspresi, yine 24 Temmuz 2008’de Burdur-Isparta-İstanbul Pamukkale Ekspresi. Isparta-Burdur’a gelen en son tren, 2009 yılında Hürriyet treniydi.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yurdu dört bir taraftan demir ağlarla örme talimatı doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri demir yollarına büyük önem vermiş ve yurdun dört bir yanında başarı hikâyeleri yazılmıştır. 25 Mayıs 1936 yılında dönemin Başbakanı rahmetli İnönü tarafından aynı gün hizmete açılan Burdur ve Isparta tren istasyonları da bunlardan biridir ama tüm yokluklara rağmen yapılan demir yolu hattı, altmış sekiz yıl sonra AKP iktidarında atıl hâle getirilmiştir. Şehirde “Kara tren dahi ilimize çok görüldü.” diye türküler söylenmiştir. Bu iddialara “Efendim, hızlı tren getiriyoruz” gibi cevaplar verilmiştir. Bir kere, bu seferler hızlı trenin alternatifi değildir. “Hızlı tren yaptırdın da elini kolunu bağlayan mı oldu?” diye sormak lazım.

Bölge insanı, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma durumuyla karşı karşıya bırakılmıştır. Bu iki tren de farklı işlevler yüklenerek işletilebilir. Hele hele demir yollarının bir yaşam biçimi olduğunu, sadece insanları değil, aynı zamanda ülkede oluşturulan tüm maddi manevi değerleri, yani kültürü de taşıyan bir araç olduğunu, hepsinden öte, bir seçenek olduğunu bilenler için “Hızlı tren getiriyoruz, bu yüzden kaldırdık” cevabı son derece yetersizdir.

İki şehir arasındaki mesafe yarım saate inmiştir. Isparta’da 50 bin, Burdur’da ise 30 bin üniversite öğrencisi yaşamaktadır. Bunun yanında, iki il arasında bir havaalanı, organize sanayi bölgeleri, askerî birlikler var ve 2004’te bölgeye gelecek ve binlerce kişinin sirkülasyonuna imkân verecek kara havacılık okulu projesi vardır. Bu tesisler ve gelişmeler gündemdeyken artık demir yolunun rantabl olup olmadığı tartışılmamalıdır. Bu şartlara rağmen iş bilir bir tüccar mantığıyla işletemiyorsanız, o da sizin hükûmet olma becerinizdir diyelim.

Ulaştırma Bakanlığı yetkilileriyle görüştüğümüzde, bu hatların vatandaş tarafından müşteri olarak yeterince desteklenmediğini ve sonuçta da marjinal maliyet ve marjinal kâr tahlilinin de ekonomik olmadığını ifade etmektedirler. Ancak bu biraz da “Yumurta mı, tavuk mu?” meselesine benziyor değerli milletvekilleri. Vatandaş yeterli ilgiyi göstermediği için mi bu hat kârlı çalışmıyor yahut hattın bugüne kadar hem sürat hem de konfor açısından standartlarının düşük olmasından mı vatandaş yeterli ilgiyi göstermiyor? Standartları yükselttiğinizde vatandaşın nasıl rağbet ettiği, nasıl rağbet edebileceği Ankara-Eskişehir yahut Ankara-Konya seferlerinde çok açık bir biçimde gözüküyor.

Burdur ve Isparta halkının bu hattın yeniden açılması için başlattığı imza kampanyası sonucu toplam 22.200 imza bizlerin de, Burdur Milletvekili Ramazan Bey’in de bulunduğu bir heyetle dün Ulaştırma Bakanlığına sunulmuş ve hattın açılması talebi iletilmiştir.

Öncelikle, Sayın Ulaştırma Bakanı ve Sayın Müsteşarına teşekkürü bir borç biliyorum. Heyet ile yakından ilgilenerek bu talebe sessiz kalınamayacağını ancak hat üzerindeki tamir tadil işlerinin devam ettiğini, Isparta-Burdur arasındaki yenileme çalışmalarının bu yılın ekim, kasım aylarında biteceğini ve böylece önce Isparta-Burdur arasındaki tren seferlerinin 2012 yılından itibaren yeniden başlatılabileceği müjdesini vermiştir ve Ispartalı, Burdurlu hemşehrilerimizden de tren yollarına, trenlere ve demir yollarına sahip çıkmalarını istemiştir. Bu olumlu gelişme -inşallah- meyvelerini verecek ve trenimize yeniden kavuşacağız. Bu nedenle, Isparta ve Burdurlunun bu talebine hassasiyet gösteren yetkililere bir kez daha teşekkür ederken planlanan hızlı trenin de her iki ilin maksimum olarak faydalanabileceği bir güzergâhta bir an önce faaliyete geçirilmesini  beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Bu kampanyayı başlatan tüketiciler derneğinin başkan ve değerli yöneticilerine, katkı veren, imza toplayan tüm sivil toplum kuruluşlarına ve imza atan tüm hemşehrilerime duyarlılıklarından dolayı bir kez daha şükranlarımı sunuyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Sisteme giren arkadaşlarımıza birer dakika söz vereceğim.

Sayın Öğüt…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Çankırı’nın Bayramören ilçesi ile Melen Çayı üzerinde kurulması planlanan hidroelektrik santrallerine ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkanım, Çankırı’nın Bayramören ilçesinde yapılması planlanan hidroelektrik santrali ile ilgili tartışmalar birkaç yıldır süregeliyor. Söz konusu HES ile ilgili çevresel etki değerlendirmesi raporu tamamlandı, raporda santralin yapımının ne tür zararlar vereceği açıkça yer alsa da projeye uygunluk raporu da çıktı. Ne var ki bu HES gerçekleştiği takdirde ilçe ve çevresi büyük zararlar görecek. Proje için 8 bin civarında ağaç kesilmesi gerektiği, proje alanının birinci derecede deprem kuşağı olan Kuzey Anadolu fay hattında yer aldığı ÇED raporunda açıkça belirtiliyor. Söz konusu bölgede o tarihte 7 civarında depremler olduğu ve yakın zamanda da uzmanların deprem beklenen yerler arasında bu bölgeyi saydığı göz önünde bulundurulduğunda projenin bir an evvel tekrar gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Ayrıca Melen Çayı üzerinde kurulacak santral, ekim ve organik tarım yapılan 1 milyon 199 bin metrekarelik tarım alanını tamamen öldürecektir. 62 kilometrelik alanda 25 yerleşim yeri, 1 ilçe ve 1 nahiye susuz kalacaktır. Üretilecek elektrik bu kadar zarar vermeye değecek mi? Özellikle EPDK yetkililerini projeye onay vermeden önce düşünmeye davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Canalioğlu…

2.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon’un ilçelerinde kapatılan adliyelere ilişkin açıklaması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından ülkemizde pek çok adliye kapatılmıştır ve bu bağlamda olmak üzere Trabzon’da 7 ilçemizin adliyesi kapatıldı ve daha sonra Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 22 Haziran 2012’de aldığı bir kararla 3 adliyemiz yerine -doğru bir kararla- iade edildi ancak çok önemsenen ve Trabzon’umuzun önemli ilçelerinden olan Beşikdüzü ve  Şalpazarı adliyelerimizin henüz yerine iadesi yapılmadı. Düşünce şudur Trabzon’da: Acaba bu ilçe belediyelerinin AKP’li olmamasından mı kaynaklanmaktadır? Bu konuda da bütün partililer Trabzon’dan Ankara’ya gelmiştir ve ilgililerle görüşmüşlerdir. Bir an önce bunun da düzeltilmesi ve Beşikdüzü, Şalpazarı adliyelerinin de açılması gerekmektedir.

Yüce Meclisin bilgisine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özçelik…

3.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın gündem dışı konuşmasına ilişkin açıklaması

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sayın Başkanım, biraz önce gündem dışı konuşan Isparta Milletvekilimizin gündeme getirdiği konu hakkında kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

Burdur-Isparta trenleri, Türkiye genelinde kısa mesafede yapılan trenler kaldırıldığında da kaldırıldı. Dolayısıyla, bu, Alsancak İzmir’de, Niğde Ulukışla’da, Erzurum’da, Erzincan’da, bir başka vilayetlerde de olmuş idi. Burdur-Isparta trenleri yaklaşık 55 dakika Isparta-Burdur arasında sefer yapıyor. 65 kişilik olan trenlere binen insan sayısı en fazla 20-21 kişi. Yıllık maliyeti de çok fazla, yüksek oranda bir maliyet ortaya çıkmaktadır.

Biz, bundan ziyade… Burdur’dan binen bir vatandaşımızın, Isparta’da istasyona gidip tekrar tıp fakültesine veya Isparta’nın içerisine yine bir dolmuşla gitmesi gerekiyor. Dolayısıyla, bu noktada, trenin maliyetlerinin çok fazla olduğunu o dönemde de ifade ettik. Eğer mümkünse Isparta Belediyesiyle Burdur Belediyesinin -ortak bir çalışmayla, Ulaştırma Bakanımızın da ifade ettiği şekilde bir çalışmayla- işletmesini almak üzere, bir banliyö şeklinde bir çalışma yapabileceği ifade edildi.

Bunun yanında, Burdur-Isparta arası şu anda 15 dakikadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özçelik.

Sayın Özdemir…

4.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Madımak olaylarının 19’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşanan ve 33 aydınımızın diri diri yakılarak katledildiği Madımak katliamının 19’uncu yıl dönümü pazartesi doluyor.

Bu bir insanlık suçuydu, bir insanlık ayıbıydı ama ne yazık ki bu olaydan sonra yaşananlar, bu davanın sürüncemede kalması bir başka insanlık ayıbını oluşturdu. Bu davanın katliam sanıklarının bir kısmının, hâlâ, kırmızı bültenle aranıyor olmasına rağmen Almanya’da bulunuyor olmaları ve Türkiye’ye iadelerinin sağlanamamış olması bu ayıbı daha da derinleştirmektedir.

İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımının olmaması gerekiyor. Ne yazık ki 5 sanık hakkında zaman aşımı kararı uygulandı ve daha da acısı, bu karardan sonra Sayın Başbakan çıkıp “Bu karar Türkiye’ye hayırlı olsun.” dedi.

19’uncu yıl dönümünde, Sivas’ta yaşamını yitiren aydınlarımızı bir kere daha rahmetle, şükranla anıyorum. Bu firari sanıkların bir an önce Türkiye’ye iadesini de Sayın Adalet Bakanından talep ediyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Toptaş…

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Türkiye çapında kapatılan ve bir kısmı sonradan açılan adliyeler ile mübaşirlerin sorunlarına ilişkin açıklaması

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, geçtiğimiz günlerde Türkiye çapında 146 adliye  kapatıldı ve kısa bir süre sonra, kapatılanlardan 44 tanesi yeniden açıldı.

Sayın Bakan burada bu konuyla ilgili görüş bildirirken arkadaşlarımızın sorularına “Bu kapatmalar objektif ölçülere göre yapıldı.” dedi. Ancak, objektif ölçülere göre yapılan bu kapatmalardan sonra 44 tanesi hangi ölçülere göre açıldı yeniden? Afyon’da iki tane ilçenin mahkemesi kapatıldı, birisi Sultandağı, birisi İhsaniye. Sultandağı da, İhsaniye de nüfusu çok kalabalık olan kasabalara sahip,  büyük köylere sahip ilçeler. Bunların kapatılması durumunda bağlandıkları, bu kasabaların ve ilçelerin bağlandıkları mahkemelerin aralarındaki mesafeler çok uzak. Bu kadar uzaklığa rağmen bunlar ölçü alınmamış ama bazı iktidar milletvekillerinin baskısıyla kendilerinin yeniden açılmasını istedikleri mahkemeler yeniden açılmış. Bu bir adaletsizliktir, bu konu ciddiyetle ele alınmalı ve bu konudaki sorun çözülmelidir.

Yine, ayrıca, mahkemelerin yükünü çeken mübaşirlerdir. Gerçekten, mahkemelerin en ağır yükünü mübaşirler çekmektedir. Dolayısıyla, kendilerinin, üniversite mezunu olsalar bile, üniversite bile bitirseler mübaşirlikten başka yükselecekleri herhangi bir kadro yoktur. Adliyenin yükünü çeken, mahkemenin yükünü çeken mübaşirlerin de sorunlarının üzerine cidden eğilmek gerekiyor. Arkadaşlarımızla bir önerge hazırladık, lütfen, yargı paketi geldiğinde bütün arkadaşlarımızın bu konuya duyarlılık göstermesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Toptaş.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır, arz ediyorum.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu ve 23 milletvekilinin, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/340)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçesini ekte sunduğumuz, Almanya'daki vatandaşlarımızın uğradığı saldırılar ve maruz kaldığı terör ile yıllar içinde artan sorunlarının ve çözüm önerilerinin tespiti için Anayasanın 98'inci İç tüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Selahattin Karaahmetoğlu                                                (Giresun)

2) İhsan Özkes                                                                     (İstanbul)

3) Sedef Küçük                                                                    (İstanbul)

4) Veli Ağbaba                                                                     (Malatya)

5) Bülent Tezcan                                                                  (Aydın)

6) Kadir Gökmen Öğüt                                                          (İstanbul)

7) Ali Özgündüz                                                                   (İstanbul)

8) Faik Tunay                                                                       (İstanbul)

9) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                                  (Kayseri)

10) Hülya Güven                                                                  (İzmir)

11) Mehmet Şeker                                                                (Gaziantep)

12) İlhan Demiröz                                                                (Bursa)

13) Ali Rıza Öztürk                                                               (Mersin)

14) Aylin Nazlıaka                                                                (Ankara)

15) Mehmet Hilal Kaplan                                                      (Kocaeli)

16) Tolga Çandar                                                                 (Muğla)

17) Sakine Öz                                                                      (Manisa)

18) Ayşe Nedret Akova                                                         (Balıkesir)

19) Ali Demirçalı                                                                  (Adana)

20) Gürkut Acar                                                                    (Antalya)

21) Haluk Eyidoğan                                                              (İstanbul)

22) Erdal Aksünger                                                              (İzmir)

23) Doğan Şafak                                                                  (Niğde)

24) Ahmet İhsan Kalkavan                                                    (Samsun)

 

Gerekçe:

Almanya'ya göçün 50. yılını etkinliklerle kutladığımız süreçte, ırkçı neo-nazi çetesinin 2000-2007 yılları arasında 7'si Türk, 9 kişiyi öldürdüğü ortaya çıkmıştır. Almanya, Avrupa ekonomisinin inşasına, toplumsal refahına önemli katkılar yapan göçmenlere saldırıların, Almanya ve Avrupa devletlerince yeterince önemsenmediği ortaya çıkmıştır. 1992'de Mölln şehrinde 3, 1993'de Solingen şehrinde 5 vatandaşımız yakılarak öldürülmüştür. 2008'de Lüdwigshaven şehrindeki yangında 9 yurttaşımız hayatını kaybetmiştir. Almanya'da cinayetleri işleyen çetelerin aslında devletin "derinliklerinde" yardımcılarının olduğunun tartışılması, göçmen kamuoyu için  bilinen sırrın ifşası olarak, büyük travmaya yol açmıştır. Göçmenleri terörize ederek sindirmek, korkutmak, "gönüllü olarak ülkeyi terk etmelerini sağlamak" isteyenlerin, gerçekte onları, iş gücünden faydalanmak amacıyla, Almanya'ya çağıranların olduğunun tartışılması, toplumlar arasında aşılması güç güven bunalımı doğuracaktır. Alman Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı, “Almanya'daki bu cinayetler bir İslam örgütü tarafından yapılsaydı ve ölenler Alman olsaydı, tüm caddeler kapatılır, helikopterlerle, devletin tüm birimleri en yüksek mertebede harekete geçirilirdi. Hiçbiri yapılmadı." demektedir.

Almanya’ya 1961'de başlayan göçümüz, 3 milyon civarında yurttaşımızın yaşadığı yeni bir Türkiye ortaya çıkarmıştır. Yurttaşlarımız iki ülkenin ekonomik gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Almanya'nın 1967'lerde ekonomik mucize adı verilen gelişmesinde büyük rol oynamışlardır. Sayelerinde Alman toplumundaki orta sınıf, üst seviyeye yükselerek refah içinde yaşamaya başlamıştır. Almanların, İspanyol, İtalyan, Portekizli yabancı işçilerin beğenmedikleri az paralı, zor işleri birinci nesil Türk göçmenler üstlenmiştir. Türklerin istihdam, ekonomi içindeki yerlerine bakıldığında, birinci kuşak göçmenlerin çoğunluğunun herhangi bir mesleki eğitime, beceriye gereksinim duyulmadan istihdam edilebilecek sektörlerde çalışmak üzere göç edenlerden oluştuğu görülmektedir. Teknolojik değişimin sonucu, daha çok teknik ve mesleki eğitimi gerektiren istihdam alanlarının açılması, küresel ekonominin olumsuz gelişmelerine paralel olarak işsizliğin artması, Almanya'da da değişimlere yol açmıştır. Üretime dayalı ekonomik sistem yerini maliyeti azaltmak üzere insan gücü gerektirmeyen, otomasyon sistemine bırakmış, vasıfsız iş gücüne olan ihtiyaç azaltmıştır. İkinci nesille, Alman-Türk karışımı yeni kültür oluşmuştur. Üçüncü ve dördüncü nesil Türk göçmenlerden sonra artık Alman vatandaşlığına geçen Türklerin sayısı 700 bini aşmıştır. Ancak Alman devletinin 2005'te çıkardığı yeni göçmen yasası yabancılara birtakım haklar öngörürken birçok görev yüklemiştir. Vatandaş olmak isteyenlere “Vatandaşlık testi” başlamıştır. Amerika'dan, İngiltere'den, başka bir batı ülkesinden gelenlerin vatandaş olabilmeleri için dil mecburiyeti getirilmezken, Türkiye'den gelenlerin daha gelmeden, Almanca kursu görmeleri zorunlu kılınmıştır.

Araştırmalara göre Almanya'da yaşayan Türklerin yüzde 75'i, Almanların ise yüzde 13'ü sınıfsal olarak alt katmanlarda bulunmaktadır. Türklerin yüzde 21.7'si 8, yüzde 23.8'i 8 ila 15 arasında, yüzde 38.4'ü 15 ila 30, yüzde 16'sı da 30 yıldan bu yana Almanya'da yaşamaktadır. Alman İstatistik Enstitüsü, ülkede yaşayan Türk kökenli insanların sayısının 3 milyonun üzerinde olduğu belirtmektedir. İstatistiklere göre, Türklerin yüzde 20'si iyi Almanca konuşamamakta, yüzde 45'inden fazlasının ilkokul sonrası diploması bulunmamaktadır. Yüzde 15'i sosyal yardımla, işsizlik parasının birleşmesiyle oluşturulan devlet yardımıyla geçinmektedir.

Almanya ekonomisi otomotiv sektörü, endüstrisi ve ucuza çalışan yetişkin kadroları, esnafları, perakende sektöründeki tekelleşmeyi kıran Türk girişimcileriyle Avrupa devi olmuştur. Türklerden yaklaşık 100 bini işyeri sahibi olup yanlarında Almanlar dâhil yaklaşık 500 bin kişiye iş sunmaktadır. Türk işverenlerin yıllık cirosu 35 milyar Avro'yu bulmaktadır. Yalnızlık, sahipsizlik duygusu, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, toplumsal huzursuzluk, demokrasi kültürünün aldığı yara Almanya ve Türkiye için ciddi tehlike oluşturmaktadır. Göçmenlere şiddetin arkasında, derin güçlerin varlığının ortaya çıkarılmasının toplumsal hayata, birlikte yaşama kültürüne katkı sağlayacaktır. Almanya'da yaşayan 3 milyonluk Türk vatandaşımızın ve acil çözüm bekleyen sorunlarının tespiti, maruz kaldığı ırkçı saldırılar başta olmak üzere eğitim, işsizlik, kültürel sorunlar, entegrasyon, çifte vatandaşlık ve benzeri sorunlarının araştırılması, çözüm yollarının tespiti için bir meclis araştırması açılması gerekmektedir.

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 19 milletvekilinin, Adana ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/341)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adana'nın içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak Önlemlerin ve gerçekleştirilmesi gereken, Uygulamaların yerine getirilmesi hususunda Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Ali Halaman                                   (Adana)

2) S. Nevzat Korkmaz                         (Isparta)

3) Oktay Öztürk                                  (Erzurum)

4) Alim Işık                                        (Kütahya)

5) Mehmet Şandır                               (Mersin)

6) Necati Özensoy                                                    (Bursa)

7) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

8) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

9) Sadir Durmaz                                                       (Yozgat)

10) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

11) Ali Uzunırmak                                                     (Aydın)

12) Muharrem Varlı                                                   (Adana)

13) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

14) Lütfü Türkkan                                                     (Kocaeli)

15) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                       (İzmir)

16) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

17) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

18) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

19) Bahattin Şeker                                                    (Bilecik)

20) Celal Adan                                                         (İstanbul)

Gerekçe:

Çukurova'nın metropolü sayılan 2 milyona yaklaşan nüfusu ile Adana, karayolu, denizyolu, hava ve demiryolu ulaşımında hem ülkemizin değişik bölgelerini birbirine bağlama noktasında, hem de Ortadoğu'ya açılan bir kapı olma özelliklerinden dolayı çok önemli bir konumdadır. Yaklaşık yarım asır öncesine dayanan tekstil ve tarımsal sanayisi ile ülkemize birikim sağlamış, modern sanayi atılımına temel olmuş, yön vermiş güneyin bu güzide kenti, son yıllarda pek çok sorunla iç içe olmanın sıkıntısını yaşamaktadır.

Gerek gerçekleştirdiği üretim değerleri ile gerekse var olan ve atıl potansiyeli ile tarımsal üretimde vazgeçilmezliğini sürdüren Adana, bu alanda sancılı günler yaşamaktadır. Uyum sorunu nedeniyle kentin sosyokültürel dokusunu olumsuz etkileyen yoğun iç göç, kentin iktisadi hayatına da aynı derecede tesir etmektedir.

Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı, Botaş, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) projesi, Yumurtalık Serbest Bölgesi gibi iktisadi proje ve uygulamalar Adana'nın geleceği adına umut verse de, istihdam başta olmak üzere bunlardan yararlanma imkânları Adana'nın beklentilerinden çok uzak kalmaktadır.

Adana’daki üreticilerimizin hasretle beklediği ve binlerce insanımıza yeni istihdam alanı oluşturacak, sulu tarım potansiyeli ile ülkemizin tarımsal üretimine önemli katkı sağlayacak olan Aşağı Seyhan Ovası sulama projesi yılan hikâyesine dönmüştür.

İşsizlik her geçen gün artmakta, hemen her gün istenmeyen sosyal olaylara şahit olunmaktadır. 2001 yılında bile yüzde 8.4 olan işsizlik geçen yıl Türkiye ortalamasının çok çok üzerinde yüzde 16.2'ye yükselmiştir. Tekelin satıldığı, Aksantaş'ın kapandığı, SASA'nın birkaç kez el değiştirmek zorunda kaldığı, Bossa'nın küçüldüğü, Mensa'nın sürekli krizlerle anıldığı Adana'da ne yazık ki kamu yatırımları da sürekli gerilemiştir. 1996 yılında Türkiye'nin ilk 500 firması arasına 13 firma sokan Adana; 2011 yılında ise firma sayısı daha da düşmüştür.

Narenciyeden pamuğa, buğdaydan yer fıstığına varıncaya dek tarımsal üretimde Türkiye'nin deposu olarak bilinen ve bu manada haklı olarak takdir edilmesi gereken ancak destek yerine köstek olunan Çukurova'da çiftçilerimiz perişandır. Son 4-5 yılda gübresinin fiyatlarına yüzde 700'lere varan oranda zam gören çiftçimiz, sürekli tırmanan ve 1 tonu 1 dönüm tarladan daha pahalı hâle gelen mazot fiyatları karşısında şaşkındır. Girdilerdeki bu denli artışa rağmen hasat ettiği bazı ürünlerde ancak iki katı satış fiyatı bulabilen üreticimiz çaresizdir.

Netice olarak;

Adana'da yaşanan ve devletin ilgili bütün kurumlarınca çok iyi bilindiğine inandığımız sorunlar karşısında vatandaşımız bunalım içindedir. TÜİK verilerine göre 2000 yılında 20 kişi İntihar ederken 2011 yılında bu sayı 5 kat daha artmıştır, bunalım sözcüğünü yetersiz kılmaktadır. Çare elbette, vatandaşın canına kıyması yolu değildir. Çare vardır ve o çare de hükümetin Adana'ya daha gerçekçi, daha adil, daha eşit bakabilmesinde yatmaktadır. Bu nedenle, yukarıda bir kısmı anlatılmaya çalışılan ve giderek derinleşen, yarın da tamiri daha zor ya da imkânsız hâle gelmesinden endişe ettiğimiz Adana'nın sorunlarının tespiti, alınacak tedbirlerin, çözüm yollarının belirlenmesi ve çaresi ne ise bir an evvel uygulanması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz.

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 19 milletvekilinin, dış politika uygulamalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/342)

25/11/2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de, "Komşularımızla Sıfır Sorun" politikası adı altında, giderek bir devlet politikası yerine, Başbakan'ın ve özellikle de Dışişleri Bakanı'nı kişisel ve içsel tercihlerinin öne çıktığı bir Türk Dış Politikasının yaygınlaştığı görülmektedir. Bu eksende süregelen Avrupa Birliği, ABD, İsrail, Irak, Yunanistan, Ermenistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile kurulan olumsuz ilişkilere Mısır, Suriye, Libya ve benzeri ülkeler de eklenmiştir. Sonuç olarak, gerek komşularımızla, gerek diğer ülkelerle olan uluslararası ilişkilere yön veren aktif, gerçekçi, barışçı ve çok yönlü Türk Dış Politikası, tarihsel zorunlulukları ve süreçleri hiçe sayarak tekil tercihlere odaklanmıştır.

Anılan ilişkiler, TBMM içinden ve dışından bilim adamları ile siyasetçilerin yanında, Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin de katılımıyla irdelenmesi, gözden geçirilmesi ve çok yönlü Türk Dış Politikası'nın belirlenmesi hususunda, Anayasanın 98 inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddesi gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Ali Halaman                                          (Adana)

2) Celal Adan                                            (İstanbul)

3) Lütfü Türkkan                                        (Kocaeli)

4) Ahmet Kenan Tanrıkulu                          (İzmir)

5) S. Nevzat Korkmaz                                 (Isparta)

6) Oktay Öztürk                                          (Erzurum)

7) Mustafa Kalaycı                                     (Konya)

8) Erkan Akçay                                          (Manisa)

9) Alim Işık                                               (Kütahya)

10) Mehmet Şandır                       (Mersin)

11) Necati Özensoy                       (Bursa)

12) Emin Çınar                         (Kastamonu)

13) Enver Erdem                          (Elâzığ)

14) Sadir Durmaz                         (Yozgat)

15) Bülent Belen                        (Tekirdağ)

16) Ali Uzunırmak                         (Aydın)

17) Muharrem Varlı                      (Adana)

18) Atila Kaya                             (İstanbul)

19) Bahattin Şeker                       (Bilecik)

20) Seyfettin Yılmaz                     (Adana)

Gerekçe:

Hükümetler, siyasi uygulamalara, halktan aldıkları vekâlet ve güçle elbette sahiptirler. Ancak, dış politika, tarihsel süreçleri ve zorunlulukları olan, bağımsızlık ve toprak bütünlüğü temelini gerektiren uluslararası, kurumsal ilişkiler bütünüdür. Ülkenin ve toplumun geleceğini doğrudan etkileyebilme gücüne sahip ilişkileri içermektedir. Bu nedenlerle, iç siyasetin ötesinde, dış siyasetin ilkelerini, dinamiklerini, gerçeklerini, çeşitliliğini, tarihsel süreçlerini, tarihin ve evrensel çıkarların bilincinde olarak ele almak kaçınılmazdır.

Dış politikada, komşularımızla ve diğer ülkelerle, ne kadar ihtilaflı, çözüme uzak konu ve konular varsa, bunların çözüme kavuşturulması, ortadan kaldırılması, yok edilmesi temel hedef olmalıdır. Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile başlattığı "Yurtta sulh, cihanda sulh" yaklaşımı, politikası, bu emelleri kapsayıcı, çevreleyici, evrensel değerleri yansıtmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu dâhil olmak üzere, hiçbir Türk devleti, komşularıyla ve diğer uluslarla olan ilişkilerini, salt çıkarcı ve sömürgeci bir eksende ele almamıştır. Bu nedenlerle olsa gerek, Türk Milleti, emperyal güçlerin Irak'ta başlattığı, sözde "demokrasi getirmek", söylemine inanmamış ve AKP Hükûmetinin istemeden de olsa, Irak işgaline taraf olmamak kararına, empatiyle alkış tutmuştur. Demokrasi ve insan haklarını sadece çıkarları ölçeğinde görebilen ya da göremeyen emperyal güçler, şimdi de Suriye, Mısır, Libya ve benzeri ülkeler üzerinden, yeni emeller, çıkarlar peşinde, dikkatle ve özenle amaçlarını yönetmektedirler.

Her yıkılıştan ve yok oluştan paylarını almaktan çekinmeyen Avrupalı liderler; yıllarca Libya'yı yöneten,  hatta O'na dostum ve kardeşim demekten kendini alamayanlar, ikiyüzlü siyasetçiler, sözde isyancının kurşunundan çıkan ölümleri iştahla beklemektedirler. Libya Lideri Kaddafi'yi, hukuk önüne çıkarmak yerine, ne demokrasi ne de insan haklarına yaraşır biçimde, ölmüş bedenini meydanlarda sürüklemenin aymazlığı ve utanmazlığı içinde, hayasızca izlemektedirler. Aslında, yerlerde sürüklenen, Saddam'ın Irak'ı mı, Kaddafi'nin Libya'sı mı, tam olarak belli değildir. Belki de, yerlerde sürüklenen, bir coğrafyanın, bir inanç coğrafyasının ta kendisidir. Bugün Irak'a, Libya'ya, Suriye'ye yarın kime olduğu belli olmayan!

Bugün, Türk Dış Politikası, ulusal çıkarlar adı altında, kişisel bakışların yönlendirdiği; içsel, tutarsız, çelişkili, değişken, yapıyor görünmek derdinde, iç siyaset odaklı, kahramanlık içgüdüsü içinde, fevri çıkışlı düşünce ve davranışların egemen oIduğu, bir anlayışı ifade etmektedir.

Coğrafyasının ve bölgesinin güçlü lideri ve ülkesi olmakla övülen Başbakan'ın ve Türkiye'nin Suriye'de, Libya'da ve bu coğrafyada yer alan diğer ülkelerde olagelen ve olası gelişmelerdeki gerçek etkinliği nedir? Nasıl yönetilmelidir? Bu alanda, Dışişleri Bakanlığı'nın ürettiği politikalar nelerdir? Tüm bunların irdelenmesi, değerlendirilmesi, yorumlanması, gözden geçirilmesi, gelecek için elzem araştırma konularıdır. Yukarıda sayılan nedenler ışığında, dış politikamızda olagelen eksiklikler ile yapılması gerekenleri ortaya koyacak bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması büyük önem taşımaktadır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclis araştırma önergeleri bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler, gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan,  Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/637, 2/700) (S. Sayısı: 301)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Türk Ceza Kanunun Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar Kanununda Yer Alan Maddelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 34 Milletvekilinin; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; Türk Ceza Yasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6 ve 7'nci Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Terörle Mücadele Kanununda Bazı Maddelerin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan'ın; Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Türk Ceza Kanunun Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar Kanununda Yer Alan Maddelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 34 Milletvekilinin; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; Türk Ceza Yasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6 ve 7'nci Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Terörle Mücadele Kanununda Bazı Maddelerin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan'ın; Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (1/565, 2/90, 2/120, 2/223, 2/257, 2/268, 2/292, 2/322, 2/326) (S. Sayısı: 278) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 278 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, efendim, bu yargı paketiyle, tabii, görüşlerimizi ifade edeceğiz ama bugün, -yargıyla ilgili Sayın Adalet Bakanı da buradayken- kundaktaki bebeleri öldüren ve hakkında Türk milletinin iradesi kullanılarak müebbet hapisle cezalandırılmış birisinin ev hapsinde ya da bir misafirhanede kaldığına ilişkin çok ciddi iddialar bulunmaktadır. Dolayısıyla, zannederim, bu önemli iddialar hakkında Sayın Bakanın bir bilgi vermesi önemli. Bu bakımdan, ilerleyen…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Şimdi açıklayacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürsü de mi açıklayacaksınız? Peki, oldu Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

Sayın Bakanın esasen söz talebi var, kendisine söz verince açıklayacaktır.

Şunu bitireyim.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen Adalet Bakanımız Sayın Sadullah Ergin.

Buyurun Sayın Ergin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 278 sıra sayılı Tasarı üzerinde Hükûmetimizin görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tasarıya geçmezden önce, Sayın Vural’ın da gündeme getirdiği ve birtakım medya organlarında yer alan, İmralı’da hükmünü infaz etmekte olan terör örgütü liderinin İmralı dışında bir yerde olduğuna dair iddiaların tamamının gerçek dışı olduğunu buradan ifade ediyorum. Şu anda kendisinin on yıldan beri, on yılı aşkın bir süredir olduğu gibi İmralı Cezaevinde cezasını infaz etmekte olduğunu bu kürsüden Türkiye’ye ilan ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hukuk devletinin demokratik uygarlığın en önemli aşaması olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Bireysel gelişim de, toplumsal ilerleme de ancak hukuk güvenliğinin sağlandığı bir hukuk devleti modeli içinde mümkündür. Hukuk devletinin varlık şartlarından biri ve belki de en önemlisi, yargı sisteminin adil ve etkin işleyişini temin etmektir. Etkin işleyişin en önemli boyutunu da yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması oluşturmaktadır. Yargının çatışmalı çıkar alanlarını hakemlik vasfıyla düzenleyerek sosyal barışı sağlaması ancak bu şekilde, yani sorun ve ihtilaflara süratle cevap verebilmesine bağlıdır. Ancak gelişen sosyal ve ekonomik ilişkiler, yargısal mercilerin ilgi alanındaki sorun ve ihtilafların da çeşitlenmesine yol açmıştır. Gerek Anayasa’mız gerekse temel haklara ilişkin uluslararası belgelerle teminat altına alınan adil yargılama hakkının ayrılmaz bir parçası olan makul sürede yargılama hakkı, günden güne büyüyen ağır bir iş yükünün baskısı altındadır.

Değerli milletvekilleri, hukuk ve ceza yargılamalarında ülkemizde her yıl yaklaşık 6 milyon dosyanın mahkemelere geldiği düşünüldüğünde, yine her yıl icra dairelerine 6,5 milyon civarında takip başlatıldığı göz önüne alındığında sözünü ettiğim bu iş yükünün kapsam ve sınırları daha iyi algılanacaktır. Yargısal makamların işleyişini aksatan ve etkinliğini kıran ağır iş yükü sadece ülkemiz için değil, dünya genelindeki pek çok ülkenin yargı sistemleri adına güncel bir sorun hâline gelmiştir. Makul sürede yargılanma, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan müracaatlarda ülkeleri bundan dolayı mahkûm eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bizzat kendisi de ağır iş yükünden dolayı adil yargılanma hakkını ihlal etmeye başlamıştır ve AİHM bu sorunu çözebilmek için üç tane kurultay düzenlemiştir. Bu güncel sorunun çözümü, adalete erişimin güçlendirilmesi, yargı sistemlerinin etkin hâle getirilmesi ve toplumların adalet beklentisine cevap verilebilmesi adına hayati önem taşımaktadır. Bakanlığımız 1’inci ve 2’nci yargı paketlerini takip eden ve bugün görüşmekte olduğumuz 3’üncü yargı paketini bu sosyal ihtiyaç temelinde şekillendirmiş ve yüce Meclisin takdirine sunmuştur. Bu kapsamda daha önce yasalaşan 1’inci ve 2’nci paketler sayesinde yüksek yargı organlarının kapasitesi artırılmış, mahkemelerin iş yükünü azaltacak, adalet hizmetlerinin etkin ve verimli biçimde yürütülmesini sağlayacak pek çok önemli değişiklik hayata geçirilmiştir.

Diğer taraftan, adaletin sosyal hedefini gerçekleştirmek yani toplumdaki uyuşmazlıkları en kısa sürede, en az masrafla, en etkili ve en tatminkâr biçimde sonuçlandırmak için alternatif kurum ve işleyişler dünya genelinde teşvik görmektedir. Avrupa Birliğine üyelik sürecinde ilgili tüm paydaşların katılımı ve görüşleri doğrultusunda hazırlanarak 2009 yılı sonbaharında kamuoyuna duyurulan Bakanlığımız Yargı Reformu Stratejisi’nde de uyuşmazlıkları önleyici nitelikteki tedbirlerin etkin hâle getirilmesi ve alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının geliştirilmesi temel amaçlar arasında sayılmış idi. Bu doğrultuda kamu denetçiliği ve hukukta arabuluculuk uygulamalarını mümkün kılan tasarıların yüce Meclisimizin takdiriyle ve kısa bir süre önce sizlerin katılımıyla yasalaşması önemli bir aşama olmuştur. Bazı ihtilafların yargı yolu dışında halline imkân veren arabuluculuk kurumu ile vatandaşlarımızın hak arama mücadelesini çeşitlendiren demokratik bir denetim mekanizması vasfıyla Kamu Denetçiliği Kurumu adaletin sosyal amacını gerçekleştirmede önemli bir rol üstlenecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Genel Kurul tarafından görüşmelerine başlanan ve kısaca “3’üncü yargı paketi” olarak adlandırıldığımız tasarı, yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla bugüne kadar yapılan düzenlemelerin devamı mahiyetindedir. İcra iflas, ceza ve idari yargı mevzuatı alanında birçok uygulama sorununa çözüm sağlayacak düzenlemeler içeren tasarı, bu özelliğinin yanı sıra, savunma hakkını güçlendiren, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını daha güçlü teminatlara bağlayan ve basının özgürlük alanını genişleten içeriğiyle de dikkat çekmektedir. Yani bir taraftan yargı sisteminin etkin işleyişi, diğer taraftan demokratik toplumun gerekleri, tasarı hazırlıklarında gözetilen temel ilkeler olmuştur.

Yasalaştığı tarih üzerinden seksen yıl geçmiş bulunan İcra ve İflas Kanunu, bu zaman zarfında birçok değişikliğe uğramış olmakla beraber, bunların kapsamı ve etkileri sınırlı olmuş, öte yandan kanunun öngördüğü teşkilat yapısı da zamanla ihtiyaca cevap veremez hâle gelmiştir.

Görüşmekte olduğumuz tasarıyla, mevcut iş yükü de göz önünde bulundurularak, daha modern bir teşkilat yapısıyla daha kaliteli bir hizmet sağlanması için icra dairelerindeki personel sayısının nitelik ve nicelik olarak güçlendirilmesi hedeflenmiştir.

Ev eşyası gibi satışı ve muhafazasında zorluk bulunan yahut aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için lüzumlu eşyaların haczedilemezliği, buna mukabil, kıymeti açıkça fazla olan eşyalar için bedelinden hâline münasip bir kısmı ihtiyacı için borçluya bırakıldıktan sonra haczedilebilmesi imkânı, tasarının, borçlu ve alacaklı arasındaki menfaat dengesini gözeten hükümleri arasında yer almıştır.

İcra mevzuatı ve uygulamaları yönünden bu tasarının getirdiği devrim niteliğindeki değişiklikler ise icra dairelerinin parayla temasını kesen hükümleri ile hacizli mal satışlarını elektronik ortama taşıyan düzenlemelerinde yer almaktadır. Buna göre, icra dairelerinde her türlü tahsilat ve ödemeler banka aracılığıyla yapılacak, icra dairelerinin parayla teması zorunlu hâller dışında tamamen ortadan kaldırılacaktır.

Hacizli mal satışlarında ilan ve tekliflerin elektronik ortama taşınması imkânı ise bir taraftan satış masraflarının azaltılmasını sağlarken, diğer taraftan açık artırmalara katılımın arttırılmasını temin ederek, mahcuz malların gerçek değerinden satılmasını kolaylaştıracaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının idari yargı mevzuatı alanında öngördüğü düzenlemeler ise yine birçok uygulama sorununa çözüm sağlayacak ve yargılama süreçlerini hızlandıracak adımlar içermektedir.

Bu kapsamda, heyet hâlinde görülen davalarda zaman kaybını önlemek amacıyla bazı ara kararlar, mahkeme başkanı veya dosya hâkimi tarafından müstakilen verilebilecektir. Mahkemelerde evrak büroları oluşturulmak suretiyle vatandaş dilekçeleri bu bürolar tarafından alınarak mahkemesine havale edilecek, böylece hâkimler, önemli bir mesai kaybına neden olan rutin evrak işlerinden kurtularak yargılama faaliyetlerine yoğunlaşabilecektir.

Uygulamada tartışmalara neden olan ve yargılama sürelerini uzatan yürütmenin durdurulması uygulamasında da birtakım değişiklikler önerilmektedir.

Bunlar dışında, Danıştayın ilk derece olarak baktığı dava sayısının azaltılmasını, daha hızlı yargılama yapılarak birikmiş dosyaların eritilebilmesini teminen, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun üç yıllık süre için sabit kurul hâlinde çalışması, yine daha etkin ve hızlı bir yargılama için bölge idare mahkemelerinin birden fazla heyet hâlinde çalışabilmesi, niteliği itibarıyla Danıştay incelemesine girmesi gerekmeyen davalar ile konusu belli bir miktarın altındaki davaların, itirazen bölge idare mahkemelerinde karara bağlanabilmesi bu tasarıyla sağlanmak istenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıyla, ceza mevzuatı kapsamında yer alan bazı suçlar kabahate dönüştürülmekte ve bir kısım kabahatler yönünden ceza verme yetkisi de adli mercilerden alınarak idari makamlara devredilmektedir.

Bunun yanında, iş yükü açısından önemli yer tutan bazı davaların daha hızlı ve etkin bir şekilde sonuçlandırılması amacıyla yeni düzenlemeler getirilmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen irtikap, nüfuz ticareti, özel hayatın gizliliği, haberleşme hürriyeti, soruşturmanın gizliliğini ihlal, yargı görevi yapanı etkileme, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, enerji hırsızlıkları ve örgüt üyeliği gibi suçlar, Avrupa Birliği ilerleme raporlarında ve bir kısım uluslararası belgeler ile kamuoyunda yer alan eleştiriler dikkate alınarak yeniden ele alınmıştır.

Tasarının aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri daha güçlü teminatlara bağlayan önemli düzenlemeler içerdiğini de sözlerimin başında ifade etmiştim. 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 10'uncu maddesinde yapılan değişiklikle de müdafinin dosya inceleme yetkisine getirilen sınırlamanın makul bir noktaya getirilmesi amaçlanmıştır.

Ceza muhakemesi sürecinin en önemli ancak en kritik koruma tedbirlerinin başında gelen tutuklamaya ilişkin öngörülen düzenlemelerle, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının daha güçlü teminatlara bağlanması amaçlanmıştır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve 101’inci maddelerinde yapılacak değişikliklerle, üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarla ilgili tutuklama kararı verilmeyecek, tutuklama kararları ise artık somut olgularla gerekçelendirilecektir. Böylece, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenlerinin varlığı, yasal karinelerin ötesinde tam bir vicdani kanaate bağlanacak, tutuklama kararlarında da bu tedbirin ölçülü olduğu somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça yazılacaktır.

Öte yandan, adli kontrol uygulamasının kapsamı genişletilerek bu müessese, gerçek anlamda bir tutuklama alternatifi hâline getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bütün bu veriler ışığında ülkemizde görülmekte olan yaklaşık, yıllık, 3 milyon ceza davası içerisinde tutuklu yargılama oranı yüzde 1,15 düzeyindedir. Cezaevimizdeki güncel mevcudun yüzde 27,1’lik kısmı tutuklulardan oluşmaktadır. Cezaevlerindeki tutukluların yüzde 76’lık bir oranının tutuklu bulunduğu süre bir yıldan daha azdır. Üç yıl ve üzerinde sürelerle tutuklu kalanların oranı ise yüzde 3,22’dir.

Türkiye, cezaevlerindeki mevcut tutuklu oranıyla, Hollanda, İtalya, İsviçre, Belçika, Danimarka ve Yunanistan gibi birçok Avrupa ülkesinden daha iyi bir seviyede bulunmaktadır. Fransa, İsveç, Slovenya ve Avusturya gibi ülkelerde tutukluluk oranı ise bize yakın düzeydedir. Ancak bizden daha iyi  noktada olan Avrupa ülkeleri elbette ki vardır.

Bu güncel veriler dikkate alındığında, tasarıda, tutuklama ve adli kontrol uygulamasıyla ilgili öngörülen düzenlemelerin hayata geçmesi hâlinde ülkemizin çok daha iyi bir noktaya taşınacağında kuşku bulunmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı ile basının özgürlük alanının genişletilmesi adına önemli bir düzenleme de yapılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda, basın ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması amacıyla Terörle Mücadele Kanunu’nun 6’ncı maddesinde yapılacak değişiklikle, henüz yayımlanmamış, dolayısıyla suç içeriği belirsiz yayınlara, sansür anlamı taşıyacak biçimde ileriye yönelik yayın durdurma tedbiri uygulamasına son verilmesi hedeflenmiştir.

Yine, 5187 sayılı Basın Kanunu’na eklenecek bir geçici maddeyle de farklı tarihlerde çeşitli mahkemelerce verilen ve bir kısmı da sonradan ortadan kaldırılan, basılı eserler hakkındaki birçok toplatma kararı yasanın yürürlüğe girmesiyle hükümsüz hâle gelecektir.

Öte yandan, 31 Aralık 2011 tarihine kadar basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenen ve adli para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı açılan soruşturma ve kovuşturmaların yahut kesinleşmiş hüküm infazlarının ertelenmesi imkânı getirilmektedir.

Yine, tasarıyla, Türk Ceza Kanunu’nun 285 ve 288'inci maddelerinde öngörülen değişikliklerle, soruşturmanın gizliliğinin ihlal ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarıyla ilgili olarak, özellikle basın mensuplarınca dile getirilen “suç unsurlarının belirgin olmadığı” yönündeki eleştirilerin giderilmesi amaçlanmıştır.

285'inci maddeyle ilgili olarak, suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâli artırım nedeni olmaktan çıkarılmakta ve soruşturma ve kovuşturma işlemleriyle ilgili olarak haber verme sınırları aşılmaksızın yapılan haberlerin suç teşkil etmeyeceği düzenlenmektedir.

 

288'inci maddeyle ilgili olarak ise, suçun unsurları daha somut hâle getirilmek suretiyle yeniden belirlenmekte ve hapis cezası yerine adli para cezası verilmesi öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adaletin gecikmesi, toplumsal sorun ve ihtilafların çözümü için adres olan yargıyı, bizatihi sorun ve ihtilaf sebebi hâline getirebilir. Bu nedenle, hukuk ve yargılama güvenliğine halel getirmeden adli süreçleri hızlandırmak, vatandaşımızın hakkına gecikmeden ulaşmasını sağlamak, temel önceliklerimiz arasında yer almıştır.

Bu önceliğe uygun olarak atılan adımlar sayesinde makul sürede yargılama hakkı ihlallerinin hızla gündemimizden çıkacağını, bu anlamda olumlu ve umut veren işaretleri bir süredir almaya başladığımızı ifade etmek istiyorum.

2011 yılı Eylül ayından itibaren Yargıtayda karara bağlanan dosya sayıları ilk kez Yargıtaya gelen dosya sayılarından fazla olmuştur. Bu tarihten önce ayda 40 bin civarında karar çıkan Yargıtayda, günümüzde ayda 100 bin civarında karar çıkmaktadır. Bu da 2,5 katlık bir artışa tekabül etmektedir. 2012 yılının Ocak ayında Yargıtayda inceleme bekleyen dosya sayısı yaklaşık 1 milyon 200 bin iken, bu rakam Haziran 2012 itibarıyla 880 bine gerilemiştir. Yani Yargıtaydaki iş yükü hızla erimektedir.

2012 yılının ilk beş ayında Yargıtay ceza dairelerinde karara bağlanan dosya sayısının, bir önceki yılın aynı dönemine nazaran 3,5 kat artmış olması, yine tüm dairelerde karara çıkan dosya sayısının yaklaşık 2,5 kat bir artış göstermesi, yargıda açık makasının giderek kapandığına ve stokların erimesine işaret teşkil etmesi gözden kaçırılmamalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargılama sürelerini makul düzeye çekme amacına dönük mevzuat çalışmaları, ülkemizi bugün ortalama iki yıl gibi, uluslararası standartlara yakın bir yargılama süresine taşımıştır.

Yargının hızlandırılması amacıyla devam eden çalışmaların nihayetinde temyiz aşaması da dâhil olmak üzere bu süreyi ortalama on iki aya indirmek ve bu hedefe iki yıl içinde ulaşmakta kararlı olduğumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum. Görüşmelerini sürdürdüğümüz 3’üncü yargı paketi bu hedefe doğru yürüyüşün tamamlayıcı adımlarından birisidir. Bu pakette, hem yargıyı hızlandırmaya dönük düzenlemeler yer almakta hem de temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesi, basın ve ifade özgürlüğünü olumlu etkileyecek değişikliklerin yapılması hedeflenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Türkiye aleyhine vermiş olduğu ihlal kararlarına dönük olarak Avrupa Konseyiyle ortak yürütmüş olduğumuz çalışma çerçevesinde 4’üncü paket hazırlıkları önemli aşama kaydetmiş ve bu paket Bakanlar Kurulunun görüşüne sunulmuştur. Bu pakette de Türkiye’nin, 1959 yılından bu yana almış olduğu 2.404 adet ihlal kararının ve bunların sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ve bundan böyle yeni ihlal kararlarının çıkmamasına dönük tedbirler hazırlanmış ve inşallah, Meclisimizin sonbahar çalışmalarına yetiştirilmek üzere Bakanlar Kuruluna sunulmuştur.

Bütün bu çalışmalardan sonra Türkiye’de adil, etkili, zamanında vatandaşımızla buluşacak, güven veren bir adalete ulaşmak temennisiyle tasarının hayırlara vesile olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili,

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bizim Anadolu’da bir söz vardır “Güzelliğinize güvenmeyin sivilce yeter, zenginliğinize güvenmeyin kıvılcım yeter.” diye. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı Türkiye Büyük Millet Meclisindeki çoğunluğuna dayanarak, gerçekten, yasa yapma faaliyetini ve yasama sürecini altüst etmektedir; bu doğru değildir. Kanun tasarıları hazırlanıyor -kanun tasarılarını Hükûmet hazırlıyor- ve komisyonlara geliyor. Komisyonlarda aslında muhalefet partisi milletvekillerinin önergelerle düzeltme yapmasını istemek çok doğrudur ama iktidar partisi milletvekillerinin, kendi hükûmetleri tarafından getirilen kanun tasarısı üzerinde önergelerle değişiklik yapma girişim ve çabası aslında çok da şık olmayan bir çaba. Bu da yetmiyor, Genel Kurula geliyor ve Genel Kurulda da, görüldüğü gibi, tasarının aslında içinde olması gereken ana unsurlar konulmuyor, bu ana unsurlar yine önergelerle Meclis Genel Kurulunda oralara sokuşturulmaya çalışılıyor. Bu, yasa yapma tekniğine, adabına, usulüne, gelenek ve göreneklerine, Parlamento hukukuna hiç uygun olmayan bir davranıştır.

Ve bakın, bu “3’üncü yargı paketi” denilen bu paketle ilgili olarak Hükûmet tarafından topluma çok ciddi, büyük umutlar pompalandı ve beklentiler yaratıldı. Ve bu arada da gündemde aniden, son iki üç gündür özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla ilgili çalışmaların Hükûmet tarafından yapıldığı söylenildi ama böylesine ciddi bir konu bu Parlamentoda tartışılmadan, hatta ilgili kurum ve kuruluşlarla tartışılmadan, kendi aralarında -hatta iktidar partisinde bazı bakanların bile tartışmaya katılmadığı- çok dar bir kadroyla tartışıldı; sanıyorum bugün önergeyle ilgili -o konudaki- çalışmaları getirecekler. Ben Adalet Komisyonunda Cumhuriyet Halk Partisinin grup sözcüsüyüm, özel yetkili mahkemelerle nasıl bir düzenleme yapılacağı konusunu ben bilmiyorum; bunu da Türk halkının takdirine bırakıyorum. Yani burada yapılması gereken şık davranış, eğer böyle bir düzenleme yapılacak ise bu düzenlemeyi o Parlamentoda, en azından, grubu bulunan partilerin hukukçu milletvekilleri ya da Komisyon üyeleriyle hep beraber tartışmaktır. Şimdi, biz, bilmediğimiz bir konu üzerinde görüş belirteceğiz.

Değerli arkadaşlarım, Hükûmet, aslında, bugüne kadar “yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi, hızlandırılması” ya da “kamu hizmetlerinin etkinleştirilmesi ve hızlandırılması” adı altında pek çok düzenleme getirdi. Bakın elimde böyle bir kanun var, bu kanun da yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla düzenlenen bir tasarı.

Yine, burada, başka bir kanun geldi, bu da bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı. Burada, iktidar partisinden arkadaşımız Sayın Yılmaz Tunç söz almış, “Görüşülmekte olan tasarı ile yargı hizmetlerinin süratli, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesi sağlanacak.” demiş. Allah’a çok şükür ki sağlandı, sağlandığı için de şimdi yeni bir paket geldi! Bakın, yine, kamu hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla, yine bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına ilişkin kanun getirilmiş.

Değerli arkadaşlarım, bugüne kadar yargıyla ilgili çok sayıda düzenleme yapılmış, paketler getirilmiş, ama yapılan düzenlemelerin hepsi de yargı hizmetlerinin hızlandırılması ya da etkinleştirilmesi gerekçesiyle getirilmiş ama yargı bir türlü etkinleşememiş, hızlanmamış, yargıyla ilgili açılan her paketten sonra yargıdaki sorunlar darmadağın olmuş, daha da artmış. Açılan her paket bu ülkeye hukuk getirmemiş, adaleti sağlamamış, hukuksuzluklar, keyfîlikler artmıştır. 1’inci yargı paketi açıldığı sırada 30 civarında olan tutuklu gazeteci sayısı 3’üncü yargı paketinin getirildiği bu sıralarda 100’ü bulmuştur. Umuyorum ve diliyorum ki bu paket açıldıktan sonra tutuklu milletvekili sayısı daha da artmaz.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı 104 asıl madde, 2 yürürlük ve yürütme olmak üzere 106 asıl maddeden, 3 de geçici maddeden oluşmaktadır. Bununla, yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla bazı kanunlarda gerçekten, düzenleme yapılması, değişiklik yapılması öngörülmektedir. Bu tasarının içerisinde, aslında, gerçekten, yargının etkinleştirilmesi, adil yargılanma hakkının gerçekleşmesi dışında ne ararsanız var. Olmayan bir tek şey, kanunun amacında yazılan, amaç edinen şey yok.

Bu kanunun içerisinde İcra İflas Kanunu var. Bu İcra İflas Kanunu’nun maddelerinin neresinin yargıyı hızlandırdığını, neresinin toplumdaki bu sorunları ve beklentileri karşılamaya yönelik olduğunu ben anlamadım.

İş Mahkemeleri Kanunu var. O maddeyi de inceledim, yargının hızlandırılmasıyla hiç alakası yok.

Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun, Danıştay Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu, Elektrik Piyasası Kanunu, Şeker Kanunu, Doğal Gaz Piyasası Kanunu, Petrol Kanunu, Bankacılık Kanunu, elektrik hesapları kanunu, yani var ola var. Olmayan bir tek şey var, adalet yok. Bu paketin içerisinde adalet yok değerli arkadaşlarım.

Şimdi, arkadaşlarım, bu pakette bazı suçlarda yapılacak düzenlemeler, dolayısıyla lehe kanun uygulaması yapılacak olması nedeniyle yargının iş yükü daha da artacaktır. Aynı durum, basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesi olayında da kendisini göstermektedir. Dolayısıyla, bu paket ile gerçekten, halkın sorunları çözülmemektedir.

Değerli milletvekilleri, aslında bu paket ile birlikte, sanki, tutukluluk ve koruma önlemleri konusunda yaygın ve sistematik sorunlar çözülecekmiş, tutuklu milletvekillerinin sorunu çözülecekmiş gibi bir beklenti yaratılmıştır, ama sorun çözülmemiştir. Bu sorunun çözümü için Cumhuriyet Halk Partisinin önerdiği ve diğer muhalefet partilerinin de kabul ettiği öneriler Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından reddedilmiştir. 5271 sayılı Yasa yürürlüğe girdiğinden bu yana, yedi yıllık uygulamaları sonucunda göstermiştir ki bu uygulamalarda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tutuklama ve diğer koruma önlemleri yönünden yaşanan sorunlar ülkemizin gündemini sürekli meşgul etmiştir. AİHM’in çok sayıdaki kararı Türkiye’de tutukluluk kurumunun iyi çalışmadığına, insanların haksız yere özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarına vurgu yapmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’de yargılama sisteminden ve yasadan kaynaklanan yaygın ve sistematik bir sorun olduğunu belirtmektedir ve bu sorunun, mahkemelerin tutuklama ya da tutukluluğun devamına karar verirken, suçun niteliği, kanıtların durumu, dosyanın içeriği şeklindeki soyut, klişe bir gerekçe kullanmalarından, tutukluluğun hukuka uygunluğunu incelerken çekişmeli bir duruşma yapmamalarından, tutuklama nedenleri ve tutuklama sürelerinden, tutuklama dışındaki adli kontrol sistemlerinin uygulanıp uygulanmamasının araştırılmamasından kaynaklandığını belirtmişlerdir. Türk Hükûmetinden bu durumun düzeltilmesi için gerekli önlemleri almasını istemişlerdir, hem de defalarca istemişlerdir.

Anayasa Mahkemesinin kararlarında da vurgulandığı üzere, hukuk devleti üç temel ilke üzerinde varlığını sürdürebilir. Bunlar; insan haklarının gerçekleştirilmesi, adaletin sağlanması ve güvenliğin temin edilmesidir.

Değerli arkadaşlarım, çağdaş hukuk toplumunda, demokratik hukuk devleti ilkesinin egemen olduğu ülkelerde hızlı yargı lazım değildir. Adaleti gerçekleştiren, toplumun mutluluğunu sağlayan bir yargı lazımdır. Türkiye’de hızlı yargı yapacağım diyerek gerçekten, adaleti sağlamaktan yoksun, toplumu mutsuz yapan bir yargı sisteminin hedef alınması da çok doğru değildir.

Gerçekten, hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkeleri olan, amaçları olan insan haklarının gerçekleştirilmesi, adaletin sağlanması ve güvenliğin temin edilmesi ilkelerinin mevzuatta ya da Anayasa’da yer alıyor olması yeterli değildir. Bu nedenle, Anayasa çalışmalarının yapıldığı şu günlerde Anayasa’ya böyle süslü kelimeler yazma çabalarının bir faydasının olamayacağını da Uzlaşma Komisyonu üyelerimiz herhâlde biliyorlardır. Bu kavramlara işlerlik kazandırılması, uygulanabilirliğinin sağlanması, tüm topluma egemen kılınması, toplumda böyle bir inancın yerleşmesi, hukuk devletinin ancak fiilen var olduğunun kanıtı olabilir.

Son dönemlerde insan hak ve hürriyetleri ile adil yargılanma hakkının ihlali yönünde ciddi endişe taşımasını gerektiren çok sayıda somut örneklerle karşılaşılmıştır. Adil yargılanma, insan hak ve hürriyetleri ve adalet kavramları asıl değil ikinci konuma düşürülmüştür. Temel insan hak ve hürriyetleri ihlal edildikten sonra, telafi mekanizmaları işletilmeden önce bu kavramların üstünlüğünün asıl olduğu kabul edilmeli ve bunun için gerekli önlem ve denetim mekanizmaları etkin bir şekilde işletilmelidir ancak bu tasarıda öyle bir amaç yok.

Ceza muhakemesi “Ne olursa olsun maddi gerçeği bulacağım.” diyemez. Gerçeğin araştırılması ve suçlunun cezalandırılması yanında, sanığın korunması da esas alınmıştır. Bu ilkelerden birinin eksik kalması yargılamanın eksik yapıldığı sonucunu verir. Ceza muhakemesinin amacının sanığı cezalandırmak olduğu eski dönemlerdeki alışkanlığı sürdüren toplumlarda tutuklama, peşin bir ceza olarak değerlendirilmekte, tutukluluğun keyfî olması veya somut olayın koşullarında orantısız olması ya da makul süreyi aşması ilkel düşüncelerin etkisiyle doğal karşılanmaktadır. Oysa çağdaş hukuk sistemlerinde tutuklama, peşin bir ceza değil, ceza muhakemesinin amacına ulaşmasını sağlamak için başvurulan geçici bir önlem olarak kabul edilmektedir. Tek başına tutuklama bile henüz kesin hükümle suçluluğu sabit olmadan kişiyi özgürlüğünden alıkoyduğundan gerek Anayasa ve yasalarda gerekse insan haklarına ilişkin uluslararası metinlerde sıkı koşullara bağlanmıştır. Çağdaş hukuk sistemlerinin ceza muhakemesinde, tutuklamaya, ancak yasada aranan tüm koşullar gerçekleştiği ve başkaca önlemlerle tutuklamadan beklenen sonuca ulaşılması mümkün olmadığı hâllerde başvurulmaktadır.

Yasada öngörülen tutukluluk süreleri azami sürelerdir. Tutuklamanın koşulları ortadan kalkmış veya tutuklamayla ulaşılması hedeflenen amaca ulaşılmış ise yasadaki azami süreler dolmamış olsa bile tutukluluğun derhâl sona erdirilmesi gerekir. Anayasa’nın 19’uncu maddesi hükmüne göre, tutuklanan kişilerin makul süre içerisinde yargılanmayı ve soruşturma ve kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Anayasa’nın 141’inci maddesinin son fıkrası hükmünde, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması öngörülmüştür.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre, bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu, inancı doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla yakalanan ya da tutuklu durumda bulunan herkesin makul bir süre içinde yargılanmayı veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakkı vardır. Ülkemizdeki uygulama, yasal düzenlemelerin aksine, olağandışı hukuk rejimlerinde, faşist diktatör rejimlerinde dahi çiğnenemez olan “suçsuzluk” karinesini ortadan kaldırmaktadır. Bu da Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin karnesine düşülmesi gereken bir nottur. Bu konuda bizde tutuklama süresi İHAS uygulaması ışığında çok uzundur. Türkiye’de yargı mekanizması adaleti gerçekleştirmeye elverişli bir işleve sahip değildir, çıkarılan torbalara rağmen sahip değildir, çuvalla düzenleme yapsanız yine sahip olamayacaktır.

Ülkemizde adaletin tecellisi hem nicelik hem de nitelik olarak sorunludur. Adaletli yargısal karar sürecinin hızlandırılması için somut ve ciddi adımlar atılmamıştır. Sadece sorunların etrafında dolaşılmış ve sorunlar çözülüyormuş gibi bir görünüm sergilenmiştir. Ülkemiz uygulamasında tutukluluk geçici bir önlemden çıkmış, fiilî mahkûmiyete dönüşmüştür. Bu sözler, bu kürsüde Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da dile getirilmiş ve Parlamentodan bu sorunların giderilmesi için önlemler alınması istenilmiş ancak bugüne kadar çoğunluk partisi bu konuda önlem almaktan özenle kaçınmıştır. Tutuklama, amacı dışında ve kötüye kullanılan bir kurum hâline gelmiştir. Tutuklama, siyasi iktidarın muhaliflerini sindirmesinin, onları susturmasının bir aracı hâline gelmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Katalog suçların işlendiği hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığı hâlinde tutuklama nedeni varsayılabilir.” düzenlemesi âdeta otomatik bir tutuklama hükmü gibi anlaşılmaya ve uygulanmaya başlanmıştır. Fıkraya giren bir suç söz konusu olsa dahi tutuklama zorunluluğu bulunmadığı hâlde, herhangi bir suç fıkradaki katalog suçlar arasında kalmasa bile, 2’den fazla kişinin mevcudiyeti örgüt olarak nitelendirilerek durum fıkraya sokulmakta ve tutuklamaya gidilmektedir.

Anayasa ve uluslararası sözleşmeler uyarınca asıl olan kişi özgürlüğüdür, sınırlama istisnadır. Bu düzenleme, maddede sayılan suç isnatlarıyla hâkim önüne çıkartılan her kişi açısından tutuklama nedeni varsayılarak zorunlu tutuklama uygulamasına dönüşmüştür. Soruşturmalarda peşin olarak tutukluluğa karar verilerek deliller sonradan toplanmakta, bilahare yargılamalar yapılmaktadır ancak bu esnada, kişilerin en temel hak ve özgürlükleri kısıtlanmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “suçun ağırlığı, niteliği” gibi gerekçelerle kişilerin tutuklanamayacağını ya da tutukluluk hâlinin devamına karar verilemeyeceğini belirtmektedir. Suçları sayma suretiyle katalog suç modeli anlayışı getiren 5271 sayılı Kanun’un amacının uygulamaya yansımadığı uygulamadaki deneylerle görüldüğü hâlde CMK 100/3 fıkrası hâlen kaldırılmamaktadır, bu pakette de buna ilişkin bir düzenleme yoktur.

Ülkemiz uygulamasında karşılaşılan tutuklama nedenleri ve uzun tutuklama süreleri gerek Anayasa’mızın 19’uncu maddesinin ruhuna gerek Anayasa’mızın 90’ıncı maddesinin son fıkrası uyarınca iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne açıkça aykırıdır. Bu durum, ülkemizin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde birçok defa mahkûm olması sonucunu doğurmuştur, bundan sonra da doğurmaya devam edecektir. Bu nedenle, keyfî ve sınırsız süreli tutukluluk hâline son vermek esas amaç olmalıdır ama bu pakette maalesef bu yoktur değerli arkadaşlarım. CMK 251/C bendinde yazılı suçlar ile ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından tutukluluk süreleri gerçekten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin öngördüğü sürelerin çok üstündedir ve adaleti sarsmaktadır, toplum vicdanını zedelemektedir. Bu konuda, daha önce 2005 yılında yapılan düzenleme amacını gerçekleştirememiştir ve uygulamadaki kimi yorum ve değerlendirmelerle toplam uzatma süresi üç yıl olarak anlaşılmış ve ağır ceza mahkemesine giren suçlarda beş yıllık ve özel yetkili mahkemelerdeki bazı suçlarda on yıllık tutuklama süresi kabul edilerek özgürlükçü olmayan bir yorumla durum buralara gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, insan hakları yerine ideolojik yaklaşım tarzı baskındır. Burada, yargısal süreçte yurttaşı esas alan hukuk devleti yerine, Türkiye’de devlet geleneğinin devamı olarak kutsal devleti esas alan, devletin hukukunu esas alan bir egemen anlayış olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu görüştüğümüz pakette, gerçekten, bugün toplumun beklediği sorunların çözümüne yönelik hiçbir çaba ve girişim yoktur. Bugün aslında tutuklama sistemi tüm Türkiye’yi kavurmuştur. Bugün, bu Parlamento, 24’üncü Dönem’inin birinci yasama yılını tamamlayacak, önümüzdeki günlerde tatile girecektir. Ama bu Parlamentonun 8 tane üyesi, 8 tane milletvekili hâlen tutukludur. İsnat edilen suçu işlediği konusunda, haklarında özgürlüklerinden mahrum bırakmaya yönelik herhangi bir mahkeme kararı olmadığı hâlde ve tutuklama nedenleri bulunmadığı hâlde, bu milletvekilleri haksız bir şekilde tutuklu bulunmaktadırlar.

Anayasa’nın 83’üncü maddesinin birinci fıkrası, milletvekili dokunulmazlığını öngörmüştür. Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası ise milletvekili dokunulmazlığının istisnalarını öngörmüştür. Milletvekili dokunulmazlığı, bir milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturmanın yapılamayacağına ilişkindir. Dolayısıyla, milletvekili dokunulmazlığının istisnası da, Anayasa’nın 14’üncü maddesinde, işlediği suçlar nedeniyle bir milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılabileceği yönündedir. Dolayısıyla, tutuklama, adli yargı sürecinde gerçekten esas yargılama sürecinden tamamıyla bağımsız bir süreçtir. Tutuklama kararları, tutuklamanın devamına ilişkin kararlar ve bunlara ilişkin itirazlar ve bu itiraza ilişkin verilen kararların hepsi gerçekten ana süreçten bağımsız kararlardır. Burada, bir milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturmanın devam etmesi farklı bir şeydir, bir milletvekili hakkında tutuklama nedenlerinin var olduğu gerekçesiyle tutuklama kararının verilmesi başka bir şeydir. Uluslararası hukukta ve yasada, tutuklama, kaçma ve delilleri karartma şüphesine göre verilebileceğine göre, bu milletvekilleri, hangi delilleri karartma olanağına sahiptir ya da nasıl kaçacaklardır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Bu aslında millî iradeye saygısızlıktır. Buna ilişkin bir düzenlemenin yapılmamış olması da, gerçekten, bu konuda temel eksikliklerden birisidir. Yasanın görüşülmesi sırasında Cumhuriyet Halk Partisi olarak önergelerimiz olacak. Tümüyle, önergelerimiz gerçekten, AİHM’in işareti doğrultusunda bu sorunları çözmeye yönelik olacaktır.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Başkanım, bir dakika versenize, bir dakika.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Süreniz tamam. Lütfen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bu nedenle, kanun tasarısındaki eksikliklerin giderilmesi ve toplumdaki beklentilerin gerçekleştirilmesi şeklinde yasalaştırılması temel amacımızdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Ayla Akat.

Buyurun Sayın Akat. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 278 sıra sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın geneli üzerine konuşmak üzere BDP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının getirilme zamanıyla ilgili tabii ki eleştirilerimiz var. Yasama yılının son haftasının son gününde getirilmiş olması bir talihsizliktir. Kaldı ki toplumun en büyük beklentisinin demokratikleşme olduğu ve bunun da anayasa yapım sürecine denk düşen bir yol temizliğiyle gerçekleşebileceği noktasında defalarca kez tüm muhalefet partilerinin açıklaması olmuştur ama siyasi iktidar bu konuda, çıkarmış olduğu, 1, 2’nci yargı paketinden sonra 3’üncüsünü getirmeyi yasama yılının son haftasına bırakmıştır. Tarih açısından, tartışılma süreci dikkate alındığında talihsizlik olduğunu düşünüyoruz.

Diğer bir boyutu: Paketin kapsamına ilişkin bir eleştirimiz vardır. O da pakette -biraz evvel de Sayın Vekilimiz saydı- icra iflas hukukundan ceza hukukuna, devletler özel hukukundan iş hukukuna, ticaret hukukundan idare hukukuna kadar birçok değişik yasada değişiklikler öngörülmektedir. AKP’nin bir klasiği hâline geldi bu, torba yasalarla hatta çuval yasalarla bazı temel yasalarda değişiklikleri Türkiye'nin gündemine getirmek, Genel Kuruldan geçirmek. Torba yasalarla değil, her temel yasanın değişmesi gereken maddelerinin özgün yasalarla, özgün kanunlarla tekrardan ele alınması ve incelenmesi, Genel Kuruldan da tartışılarak, sivil toplum örgütlerinin de görüşü alınarak, değerlendirilerek geçmesi gerektiği yönündeki belirlememizi tekrarlıyoruz.

Yine, değerli milletvekilleri, yargı, bilindiği üzere parlamenter sistemin üç sacayağından biri ve demokratikleşme bir bütün olarak tüm organlarda hayat bulursa bir anlam kazanıyor. Yasama, yürütme ve yargıdan birinin işleyişi demokratik değerlerden yoksunsa, demokratikleşme sürecinden bahsetmemiz de ne yazık ki mümkün olmuyor. Ülkemizde bu üç alanda da ciddi problemler vardır. Yargı organlarında asgari demokratik prensipler hâlâ devletin bekasından sonra gelmektedir.

2007 yılında “Türkiye’de hâkim ve savcıların profili” başlıklı araştırmasında Sayın Mithat Sancar, hâkim ve savcıların ezici çoğunluğunun, karar verirken ya da bir işlem yaparken öncelikle devletin bekası perspektifini dikkate aldığını bulguluyordu. Bu antidemokratik zihniyeti özellikle son beş yıl içerisinde defalarca gördük ve bunun etkilerini yaşadık. Daha önce mensubu olduğumuz Demokratik Toplum Partisi evrensel hukuka uymayan gerekçelerle kapatıldı; 6 milletvekilimiz, yüzlerce yöneticimiz, binlerce üyemiz ise bu zihniyetin yansıması nedeniyle hâlâ cezaevinde. Yine bu zihniyetle buradaki birçok milletvekilinden daha fazla oy alan ve bizce hâlâ Diyarbakır’ın meşru milletvekili olan Sayın Hatip Dicle’nin milletvekilliği düşürüldü. Yine, grubumuz milletvekillerine hazırlanan fezlekelerin sayısını artık biz takip etmeyi bıraktık.

Değerli milletvekilleri, kuşkusuz yasamanın faaliyetlerinin yegâne sorumlusu yargı organları değildir, siyasi iktidar da olumsuz sonuçlardan en az onlar kadar sorumludur. Keza yargının hareket alanının belirlenmesi, yani yasal çerçevenin çizilmesi yasamanın yükümlülüğündedir. Gerekli demokratik yasaları çıkarmayıp, işine gelmediği zaman tüm sorumluluğu güçler ayrılığı ilkesine dayanarak yargıya atmak AKP iktidarının sıklıkla başvurmuş olduğu bir demagojidir.

Bugün Kürt toplumunun örgütlü kesiminin tümünü tasfiye etmek için temel alınan Terörle Mücadele Kanunu’nu 2005’de kim çıkarmıştır? Yine AKP, bugün tüm öneri ve tekliflerimize rağmen Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldırmayan ve evrensel ölçülere indirmeyen bir konumdadır. Bu nedenlerden dolayı yargı faaliyetlerini Hükûmetten bağımsız değerlendirmemiz mümkün değildir.

Bilindiği üzere bugün yeni bir Anayasa yapım süreci içerisindeyiz. Bu süreci AKP’nin tüm antidemokratik uygulamalarına rağmen Türkiye’nin kalıcı sorunlarına çözüm bulmak ve devleti demokratik bir işleyişe kavuşturmak için önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Bu sürecin sağlıklı işleyebilmesi ve toplumsal barışın tesisi adına gerekli atmosferin oluşması için öteden beri yaptığımız teklif yol temizliğiydi ve yol temizliği işlemini hızlıca gerçekleştirilebilecek bir kanun değişikliğinin yapılması olarak öneriyorduk.

Yaygın olarak “üçüncü yargı paketi” şeklinde adlandırılan bu kanun tasarısı bu anlamda önemli bir rol oynayabilirdi fakat mevcut tasarının içeriği bu rolü oynamaktan ne yazık ki çok uzaktır. Niye? Çünkü AKP “yapıyormuş” gibi görünmektedir, askerî vesayetle mücadele edermiş gibi yapmaktadır, pratikte ise militer zihniyeti yeniden üretmektedir. Kamu emekçilerine toplu sözleşme ve sendikal hakları tanıyormuş gibi davranmaktadır, özünde ise toplu sözleşmenin emekçiden yana dayanağı olan grev hakkını görmezden gelmekte, Türk Hava Yolları grevinde olduğu gibi jet hızıyla yasaklamaktadır. Kadınlar için pozitif ayrımcılık ilkesini uyguluyormuş gibi yapmaktadır, esasta ise özgür kadına tahammülü yoktur. Bu kanunda gördüğümüz üzere yargıyı demokratikleştirip etkinleştiriyormuş gibi yapmaktadır, irdeleyeceğimiz üzere bu kanun tasarısının böyle bir işlevi yoktur.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısı -belirttiğimiz üzere- farklı hukuk alanlarını etkileyecek değişiklikler içermektedir. Bunlardan en önemlisi             -kuşkusuz- toplumsal sorunları ve çözümünü doğrudan etkileyecek olan Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılması öngörülen değişikliklerdir.

Bu kanunların ana iskeleti toplumu tek bir biçime sokmayı amaçlamaktadır. Siyasi ve toplumsal muhalefeti bastırmak, tüm farklılıkları tehlike olarak görmek, düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlamak, örgütlenme özgürlüğünü hiçe saymak bu kanunların ana prensibi olmaktadır.

Şimdi Hükûmet bu kanunlarda değişiklik yapmak gereği duymuştur. Bu kanunların değiştirilmesi ve belli başlı bazı maddelerin kaldırılması demokratikleşme açısından atılması gereken önemli adımlardır. Bunların, öncelikle Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun bazı maddelerinin toplumda yarattığı tahribatı ve sonuçları vurgulamamız gerekiyor.

Polise su şişesi atmak on beş yıl ceza, pankart açmak üç yıl ceza, mitinge katılmak, slogan atmak, alkış çalmak, türkü söylemek hepsine ayrı ayrı on yılları bulan cezalar bu zihniyetin ürünüdür. Bu zihniyet 80 askerî darbesinde Musa Anter’e Kürtçe ıslık çaldığı için ceza veren zihniyetle aynı noktadadır. Bu anlayışın nasıl bir resim ortaya çıkardığını görmek için rakamlara başvurmakta da fayda vardır.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün hazırladığı 31 Mart 2012 tarihli rapora göre, cezaevlerinde siyasal suçlardan 5.124 kişi tutuklu, 3.846 kişi de hükümlü olarak bulunmaktadır. Toplam 8.970 siyasi tutuklunun bulunduğu bir ülkede demokrasinin işlerliği konusunda önemli bir sorunun bulunduğuna şüphe yoktur.

Türkiye Barolar Birliğinin hazırladığı Tutuklu Raporu’nda da belirtildiği üzere, CMK’nın yürürlüğe girdiği 2005 yılında cezaevlerinde 31.012 tutuklu, 24.858 hükümlü, toplam 55.870 kişi bulunmaktayken 2012 Mart ayında ise 54.792 tutuklu, 77.587 hükümlü, toplam 132.369 kişi bulunmaktadır. Yedi yıl içerisinde yüzde 150’lik artış sadece cezaevlerindeki doluluk oranını göstermemektedir, aynı zamanda TMK ve TCK’nın toplum nezdinde yarattığı tahribatı da ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, mevcut tasarıdaki değişikliklerin en önemlisi olarak görmüş olduğumuz düzenleme tabii ki Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinin 6 ve 7’nci maddesine dair yapılan düzenlemedir. Bir ceza indirimi öngörülüyor ve indirimde de takdir yetkisi hâkimlere bırakılıyor. Tabii ki hâkimler takdir ettiler. Şu an 220’nci maddenin 6 ve 7’nci maddelerine dair uygulama yasama hukukunun bir sonucu değildir, tamamen içtihat hukukunun bir sonucudur. 2008 yılında bunun Diyarbakır’da görülen bir dosya dolayısıyla Ceza Genel Kuruluna gitmesi ve oradan çıkan içtihat gereğince aynı suçtan birden fazla şekilde cezalandırılma, aynı zamanda örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt üyesi sayılıp bu çerçevede cezalandırılmanın önü açılmıştır. Bir içtihat hukuku vardır ve 2008 yılından bugüne kadar Parlamento bir görev üstlenmemiş, sorumluluğunu yerine getirmemiştir. Yine bununla beraber açığa çıkan sonuçlarla da mücadele etmenin yöntemini ceza indiriminde görmektedir. Örgüt üyesi olmadan örgüt üyesi sayılma mantığı suç ve ceza hukukunun herhangi bir prensibiyle uyuşabilecek bir hüküm değildir.

Amaç burada nedir? Yıllardır bu süreçte şiddet ortamının son bulması için mücadele eden tüm devrimci  demokratik güçleri baskı altına almaktır ve bunun yöntemi de bu şekilde bu yasalarla hayat bulmaktadır ancak bu yasalarla açığa çıkan sonuç bugün Hükûmeti zorlamaktadır, cezaevindeki doluluk oranı boyutuyla zorlamaktadır, toplumdaki algı boyutuyla zorlamaktadır. Bir toplumun öğrencisi, mühendisi, avukatı, doktoru, siyasetçisi, hepsi terörist olabilir mi? Böyle bir gerçeklik yoktur ama bugün bu gerçeklikten kaçış noktasında cezada indirim ve yine, bunu takdir yetkisini hâkime bırakma olarak bir düzenleme vardır. Tabii ki biz, Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinin bir bütün kaldırılması gerektiğinin, bu hukuki garabetten bir an önce kurtulunması gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz.

Değerli milletvekilleri, hâkimler hemen takdir ettiler. Şunu belirtmekte yarar vardır: Mevcut tasarı Adalet Bakanlığının sitesinde yer alır almaz Diyarbakır’daki ağır ceza mahkemeleri -onu takip etme şansımız oldu- üst sınırdan ceza vermeye başladılar. Üst sınırdan ceza verince de, zaten onu yarı oranında takdir ettiğinizde, mevcut düzenlemedeki hâliyle alt sınırdan verilen cezayla eşit bir düzeye düşmektedir.

Bu ne anlam ifade ediyor? Biz ne yaparsak yapalım, eğer bu konuda yasama organı kulağı böyle tutmak yerine böyle tutmaktan vazgeçmezse, döndürüp tutmaktan vazgeçmezse, bu yasadan bir an önce kurtulmazsa, ne yazık ki bu yasanın, bu düzenlemenin açığa çıkaracağı sonuçlar yarın baş edilmesi bugünden daha zor olacak sonuçları da beraberinde getirecektir.

Yine, değerli milletvekilleri, bizler 220’nci maddeye dair, geçen sene de, önceki sene de, 2008’deki düzenleme, Yargıtayın içtihadı açığa çıktıktan sonra defalarca kez belirttik: Yapılması gereken açıktır, 220’nci madde kaldırılmalıdır. Maddenin özünde yer alan çelişki madde üzerinde değişiklik yaparak giderilebilecek bir çelişki değildir ve yine, diğer kanunlara paralel bir şekilde terörün, örgütün, örgüte üyeliğin, örgütün propagandasını yapmanın yeniden tanımlanması gerekmektedir. Hiyerarşik ve kesintisiz bir ilişki içinde olmayan hiç kimsenin örgüt üyesi olarak kabul edilmemesi gerekmektedir. Evrensel hukuk ölçütleri bunu gerektirmektedir. Somut ve ciddi katkıda bulunmadıkça hiç kimsenin örgüt üyesi olmadığı hâlde örgüt adına suç işlediği kabul edilmemelidir.

Örgüte yardım ve yataklık fiili farklı bir maddede düzenlenmelidir. Ancak bu şekilde toplum vicdanında derin yaralar açan ve bugün burada da konumuz olan düzenlemenin sebep olduğu birtakım sonuçların en azından önümüz süreç için engellenmesi noktasında bir adım atmış sayılabileceğizdir.

Değerli milletvekilleri, yine, hakeza, tasarının 73’üncü maddesinde “…ve terör örgütü üyesi gibi cezalandırılır.” düzenleme içindeki beyan kalkıyor bunun yerine ama aynı şekilde 220’de olduğu gibi “…terör örgütü üyesi sayılır.” kalkmıyor. Hem 220’nci maddede hem de TMK’nın (2/2) maddesinde yapılması gereken budur ki hiç kimse terör örgütü üyesi değilse, bir örgüt üyesi değilse örgüt üyesi gibi sayılmamalıdır. Aradaki bağı tespit edilmediği sürece bunu örgüt üyesi saymak işte bugün karşı karşıya olduğumuz birtakım sonuçları açığa çıkarmaktadır.

Yine tasarının 74’üncü maddesinde müdafiiyle gizlilik kararı yasallaştırılıyor. Niye “yasallaştırıyoruz” diyoruz? Çünkü şu var: Hem CMK’nın 153’üncü maddesine göre tabii ki tüm belgeler veriliyor, ifade tutanağı, bir gizlilik kararı olsa bile ifade tutanağı, bilirkişi raporları ve yakalanan  kişinin veya şüphelinin hazır bulunmaya yetkili olduğu işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında ise “kesinlikle gizlilik kararı verilemez” deniyor. Buna rağmen ne oluyor? Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri, evet bu konuda TMK’ya dayanarak avukatların girdikleri sorgu tutanağının bile kendilerine verilmesine izin vermiyor.  Bunu nasıl açıklıyoruz? TMK var buna dayanarak yapıyoruz. Hâlbuki burada bir içtihat var, çok açık bir hüküm var burada. TMK’ya dayanılarak yapılacak bir durum değil bu, bir işlem değil. Nasıl avukata girmiş olduğu sorgunun müvekkiliyle ilgili belgelerin bir örneği verilmez? Bu yapılıyor, bu hukuksuzluğa göz yumuluyor ve burada da yapılmak istenen ne? Bunu bari üç ayla sınırlandıralım. Üç ay verelim, bunu resmîleştirelim. Hükûmetin son dönem politikası bu. Fiilen uygulamaya soktuğu her pratik için bir yasasını çıkartıp bir de resmîleştirmeye çalışalım çabası içerisine giriyorlar. Son bir yıldır bunun değişik örnekleriyle karşılaştık eğer baş edemiyorlarsa sonuçlarıyla yasasını çıkarma yöntemini deniyorlar. Bugün İzmir’de, Ankara’da, İstanbul’da, Diyarbakır’da evet avukatlar müvekkilleriyle ilgili belgelere ulaşamıyorlar. Bununla mücadele etmenin yöntemi bunun önünü açabilmektir, TMK’nın ilgili maddelerini kaldırabilmektir. Bununla mücadelenin yöntemi var olan hukuksuzluğa resmî bir kılıf bulmak değildir.

Değerli milletvekilleri, yine geçici madde 1’de basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirebileceğiz ama bunun dışında da yine düşünce, ifade özgürlüğünün beyan, açıklama şeklinde de tezahürü söz konusu olduğu için bir erteleme söz konusudur. Şimdi biz erteleyerek bununla nasıl baş edebiliriz, baş edebilir miyiz? Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğü ve yine örgütlenme özgürlüğü kapsamında gözaltına alınan, tutuklananların sayısı açıktır, ortadadır, cezaevindeki doluluk oranıyla sabittir. Biz bunların almış oldukları cezayı bir defaya mahsus erteleyelim. Bir sınır da koyalım, 2012’nin başına kadar, başı itibarıyla bu suçlardan ceza alanlar, bu suçlardan hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılanların cezalarını erteleyelim. Ya bundan sonra? Bu yasalar baki olduğu sürece, bu yasalar var olduğu sürece, düşünce ve ifade özgürlüğünün önünde antidemokratik yasalar olduğu sürece bunun sonuçlarıyla mücadele edebilir miyiz? Böyle edemeyiz.

Çok açık ve nettir yapılması gereken. Düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan tüm hükümler kaldırılmalıdır. Bugün ertelemeyle bunun için kısmi bir çözüm bulmuş olabilirsiniz, erteleyelim diyebilirsiniz ama yarın bunun sonuçlarıyla baş edemeyecek bir noktaya geleceksiniz. Bir toplumu, bir bütün, düşüncelerini açıkladığı için suçlu, düşüncelerini açıkladığı için terörist, örgütlendiği için yine hakeza örgüt üyesi saymanın sonuçları bu toplum için, Türkiye toplumu için çok ağır olacaktır, bunun yöntemi erteleme değildir değerli milletvekilleri.

Yine, değerli milletvekilleri, haberleşmenin gizliliği noktasında, evet, ceza artıyor. Bu konuda da kanun tasarısı haberleşmenin gizliliğinin ihlaline verilecek cezaların artırılmasını öngörüyor. Ayrıca bu suçun tanımlandığı maddeye “hukuka aykırılık şartı” da eklenmiştir. Yani değişikliğe göre, bu durumun suç sayılması için kişinin rızası dışında olmasına ek olarak hukuka aykırılığın da olması gerekecektir.

79 ve 91’de aleni olmayan konuşmaların kaydında da ceza artırımı ve özel hayatın ihlaliyle ilgili ceza artırımları söz konusu.

Bununla beraber, idare hukuku açısından yapılan değişiklikler var ki görüşülmekte olan kanun tasarısında yine idare hukuku alanında çok önemli değişiklikler öngörülüyor. Bilindiği üzere, hukuk devleti olmanın temel ilkesi, devletin yaptığı işlem ve eylemlerin hukuka ve yasalara uygun olmasıdır. Yasallık ilkesi uyarınca devletin her işlemi yasaya dayanmalıdır ve bu durumun denetimi yargı erkince gerçekleştirilir. Bu denetim, hukuk devleti ilkesi gereği kapsamlı, etkin ve hızlı olmalıdır. Ayrıca açıklık ilkesi esas alınmalıdır. Yıllardan gelen demokratik ve modern devlet geleneği bu doğrultuda şekillenmiştir. 82 Anayasası’nın 125’inci maddesi de idari yargının alanını genel olarak çizmiştir.

Tasarının 44’üncü maddesinde, düzenleyici işlemlerin iptal davasının Danıştayın alanına girmesi için ülke çapı şartının aranması, yine ilk derece dosyalarda savcıların artık yalnızca görüş bildireceği, yine dava açanların TC kimlik numaralarının dilekçeye yazılmasının yasal zorunluluk hâline getirilmesi tabii ki idari yargı açısından tartışılması gereken konulardır. Bu konuda vereceğimiz önergelerle bu hususu açacağız ama özellikle yürütmeyi durdurma kararının verilmesinin zorlaştırılması noktasında düşüncelerimizi paylaşmak istiyoruz.

Yürütmenin durdurulması kararının verilebilmesi telafisi güç ve imkânsız zararlara neden olmak ve açıkça hukuka aykırı olmak şartlarına bağlanmaktadır. Yeni düzenleme ise bu kararın verilmesinde idarenin savunmasının alınması veya savunma süresinin dolması şartlarını da eklemiştir. Bu durum yürütmeyi durdurma kararının niteliğine aykırıdır çünkü savunma süresi mahkemenin çabuk karar vermesini önlemektedir. Bu etkili yargı denetimini engelleyecektir. Mahkemelerin yürütmeyi durdurma yetkisinin sınırlandırılmasının Anayasa’nın 125’inci maddesine aykırı olduğu açıktır. Yürütmeyi durdurma talebinin reddi için ise idarenin savunmasının beklenmesi şartı getirilmemiştir. Bu durum idarenin lehine bir düzenlemedir. Oysa idari yargı mevzuatının yurttaş eksenli olması gerekmektedir. Bu düzenleme idari yargıyı etkisiz kılacaktır. Yapılması gereken ise hak kayıplarını en aza indirecek düzenlemelerin yapılmasıdır. “İdarenin savunması gelmeden yürütmeyi durdurma kararı verilemez.” kuralında ısrarcı olunacaksa, en azından mahkemeye idarenin savunma süresini kısaltma ve tebligat biçimini belirleme yetkisi de verilmelidir.

Değerli milletvekilleri, yine İcra İflas Kanunu’nda belli düzenlemeler yapılmaktadır. Bu değişikliklerin bazıları iş yükünü hafifletici, işlemlerin hızlı ve güvenli yapılmasına olanak taşıyan nitelikler gösterse de, bazıları ise Anayasa’ya aykırılık dahi barındırmaktadır. Kaldı ki, bu konuda yine tasarının 1’inci maddesinde özlük haklarının yönetmelikle düzenlenmesi noktasında itirazımız vardır çünkü özlük haklarının yönetmelikle değil kanunla düzenleneceği bir anayasal hükümdür. Bu konuda da yine önergemizi vereceğiz.

Değerli milletvekilleri, 1932 tarihli olan bu Kanun ne kadar değiştirilse bile çağa uygun hâle gelememektedir. Yasanın ana iskeleti uygulamada yapılan değişikliklerin olumlu yansımasını bulmasını engellemektedir. Yıllardır neredeyse her Hükûmet döneminde bu yasanın yenilenmesi gündeme gelse de, ne yazık ki her seferinde bazı maddelerde yapılan değişikliklerle yetinilmiştir. Verili alışkanlıklar kökten değişimden ziyade kısmi değişiklikleri dayatmıştır. Ayrıca bu yasanın ticari ilişkilerde alacaklı-borçlu dengesini korumasının sosyal devlet ilkesi ışığında önemi açıktır. Bu dengenin bir taraf lehine bozulması toplumsal vicdanı yaralayacaktır.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, Hükûmetin getirdiği bu kanun tasarısının da içinin boş olduğu görülmektedir. Sorunların ana kaynağına dokunmayan, geçici çözümler arayan, yer yer mevcut sorunları daha derinleştirecek bir kanun tasarısıyla karşı karşıyayız. Bu, siyasi iktidarın sorunlara bakış açısını da göstermektedir. Halkın beklentilerini iyi tahlil edip bu beklentilere cevap oluyormuş gibi yapmak söz konusudur. Düzenlemeler çözüm barındırmamaktadır. “Yargının etkinleştirilmesi” başlığı altında ne yargı hizmetleri hızlandırılmakta ne de yasal temel demokratikleştirilmektedir; tersine, kanun tasarısı hukuk devletiyle bağdaşmayacak içerikler de barındırmaktadır. Kanun tasarısı her hâliyle Genel Kuruldan geçerse içinde kısmi olumlu düzenlemeler olsa bile ülkenin demokratikleşmesine hizmet etmeyecektir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akat.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Faruk Bal.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3’üncü Yargı Reformu Paketi adıyla tanımlanan kanun tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında son zamanlarda ülkemizin mübarek topraklarına birer birer düşen şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Düşürülen uçağımızın henüz bulunamayan pilotları hakkında ümidimizi muhafaza etmekle birlikte ailelerine ve Türk milletine metanet ve sabırlar diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisinin hassasiyeti ve en önemli meselesi vatandaşlarımızın hak, hukuk, adalet ve temel hürriyetlerini korumanın yanı sıra Türk devletinin ve Türk milletinin bekasıyla ilgili düzenlemelerde düşüncelerini açık, net bir şekilde ortaya koyabilmesidir.  İşte, huzurunuzdaki tasarıya da bu temel ilke kapsamı içerisinde yaklaşmaktayız.

Tasarı, icra iflas, ceza ve idari yargı alanlarında mevzuat değişikliklerini içermektedir, basın yayın yoluyla işlenen suçlarda dava ve cezaların ertelenmesine ilişkin hükümler getirmektedir.

Genel olarak tasarıyı değerlendirdiğimizde, icra iflas, ceza ve idari yargı mevzuatında kısmi olumlu iyileştirmeleri içermekte, buna mukabil ceza ve idari yargı alanında ciddi kaygılar uyandırmaktadır.

Özellikle tasarının 73, 84, 104’üncü maddeleri ile geçici 1’inci maddesinde “örtülü af” olarak tanımladığımız ciddi bir sonucu ortaya koyabilecek düzenlemeler vardır.

Tasarının 73’üncü maddesinde, terör örgütüne mensup olmasa bile örgüt adına suç işleyenlerin örgüt mensubu gibi cezalandırılacaklarına dair hüküm kaldırılmakta, tasarının 84’üncü maddesiyle örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyenler ile örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişilerin cezaları üçte 1’e kadar indirilmektedir.

Tasarının 104’üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendiyle Terörle Mücadele Kanunu’nun 13’üncü maddesi yürürlükten kaldırılmakta, terör suçlarıyla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması, verilen hapis cezalarının seçenek yaptırımlara çevrilmesi ve ertelenmesinin yolu açılmaktadır.

Tasarı yasalaştığı takdirde, değerli milletvekilleri, terör örgütünün talimatıyla düzenlenen bir gösteride bu gösteriye katılarak güvenlik güçlerine karşı mukavemet suçu işleyen, onları yaralayan, molotofkokteyli atarak belediyelerin otobüslerini, iş dünyasının dükkânlarını, ticarethanelerini yakıp yıkan ve bu arada pek çok kişinin yanmasına, yaralanmasına ve maddi ve manevi hasarın oluşmasına sebep olan kişilerin eğer terör örgütü üyesi olduğu tespit edilemez ise, ya hiç ceza almayacak ya hükmün açıklanması ertelenecek  ya cezası ertelenecek veya kanunda gösterilen diğer yaptırımlara tabi olacaktır. Güvenlik güçlerinin aldıkları yaralar, molotofkokteyliyle yaralananların yanıkları, kırılıp dökülen caddelerdeki esnafın, tüccarın maddi ve manevi zararları yanlarına kâr kalacaktır.

Bu madde kaldırıldığı için, değişikliğin lehe olması nedeniyle daha vahim bir durum ortaya çıkacaktır; o da lehe olan hükmün uygulanması gereği daha önce mahkûm olan diğer kişilere sirayet edecek ve yargının iş yükü bir kat daha şişirilmiş olacaktır. Aynen Türk Ceza Kanunu’nda 2004 yılında yapılan değişiklikle kesinleşmiş bir mahkeme karanının üç dört defa yargının ayrı kademelerinde tekrar değerlendirilmesi mecburiyeti nasıl hasıl olmuş ise burada da aynı durum ortaya çıkacaktır.

Değerli arkadaşlarım, tasarı yasalaştığı takdirde, bu terör örgütü mensuplarına örtülü, kısmi bir af olarak ortaya çıkmaktadır. Örtülü ve kısmi affın Anayasa’nın affı yasaklayan hükümlerinin arkasından dolanılmak suretiyle huzurunuzda cezaların ertelenmesi veya yaptırımlara çevrilmesi şeklinde takdim edilmesi Yüce Meclisin iradesine karşı bir hileişeriye olarak karşımıza çıkmaktadır.

Diğer taraftan, tasarının geçici maddesiyle 31 Aralık 2011 tarihine kadar  basın yoluyla işlenen suçlarda mahkemelerin ve hâkimlerin takdir yetkisi elinden alınmakta, Meclisin iradesiyle cezaların ve davaların ertelenmesine ilişkin bir hüküm getirilmektedir. Bu hükümle, bilinmektedir ki, anlaşılmaktadır ki, belirli kişilere af getirilmektedir. Bu belirli kişilerin kim olabileceğini biz tahmin ediyoruz ama Adalet Bakanlığı bu tasarıyı bu hâle getirdiğine göre kimlerin bundan yararlanacağını ortaya koyması lazım ve kimlerin yararlanacağını, hangi fiillerin bundan istifade edeceğini Meclis bilmeli ki ona göre bir çare üretebilmeli ya da ona göre getirilen teklif hakkında kararını verebilmelidir.

Değerli arkadaşlarım, tasarının gerekçesinde “Bu tasarı, yargıyı hızlandırmak için düzenlenmiştir.” diye ucube bir söz var. Bu söz ucube; çünkü Adalet Bakanlığı ne zaman bir tasarı getirirse adını “reform” veya “yargının hızlandırılması” gibi süslü kelimelerle süslüyor. Ancak daha önce ortaya koymuş olduğu kanun teklif ve tasarılarında maalesef ne yargıya bir reform yapılabilmiştir ne de yargının hızı artırılabilmiştir.

Ben şimdi yüce Meclisin huzurunda Sayın Bakana sormak istiyorum: Anayasa değişikliğiyle yargının şeklini şemalini değiştirdiniz. Bu değişikliğin gerekçesinde yargının hızlandırılması hükmü de vardı, yargı için de bir reform vardı. Ortaya çıkan sonuç şimdi sizi de rahatsız ettiği gibi toplumun tüm kesimlerini rahatsız eder hâle gelmiştir; ancak soru şudur: Anayasa değişikliği yapıldı, yargı hızlandı mı? Biz erişilmiş bir hızı göremiyoruz. Biz göremediğimiz gibi vatandaşlarımız da göremiyor.

Diğer taraftan, 6110 sayılı Kanun ile yargının hızlandırılacağı öngörülmüştü. Kanun çıktı, yargı hızlandı mı? Hızlanmışsa saatte kaç kilometre ya da ayda kaç dava görmek suretiyle, yılda ne kadar davayı bitirmek suretiyle bir hız kazanabilmiştir?

6217 sayılı yargı hizmetlerinin hızlandırılmasına ilişkin Kanun’u çıkardınız; bu da adı üzerinde yargının hızlandırılması kanunuydu. Hızlı trene dönmüş olmanın dışında hızlı trenle yaşanan kazaların, 30’dan fazla insanın hayatını kaybetmesi dışında yargıya ne gibi bir hız kazandırdı?

657 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de değişiklik yapan bir düzenlemede de yargının hızlandırılması amaç edilmişti ama yargının hızlandırılmasından ziyade teşkilat yapısı ve kadrolaşma şeklindeki bir niyet Meclisin iradesinden kaçırılmak suretiyle, Bakanlar Kurulunun kararıyla yargıya müdahil edilir hâle gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, yargının hızlandırılması falan yok. Yargının hızlandırılmasını düşünen falan da yok. Ben size açık ve seçik bir şekilde ifade ediyorum: Yargının siyasallaştırılması şeklinde bir amaç vardır. Bu amaçta da adım adım hedefe ulaşılmıştır. Önce HSYK ele geçirilmiştir, arkasından özel yetkili mahkemeler, arkasından Yargıtay, arkasından Danıştay yeniden dizayn edilmiştir ve yargı, külliyen, at gözlüğü çerçevesi içerisinde bir bakış açısı kapsamında, belirli bir grubun inisiyatifine terk edilmiştir. Dolayısıyla, buradan başlangıçta Adalet ve Kalkınma Partisi yararlanmıştır. Önce, ortaya çıkan yargının bir korku imparatorluğunun silahı olarak görünmesi, AKP muarızlarının ve muhaliflerinin üzerinde bir korkutma aracı olarak kullanılmıştır. Şehirlerde esnaflar, tüccarlar, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, iş adamları, sıradan vatandaşlar adaletin sığınılabilecek bir güvenli liman olmasını bekler iken “Sabahleyin hangi nedenlerle ben evimden alınacağım, hangi nedenlerle özel hayatıma müdahale edilecek, hangi uydurulan gerekçelerle tutuklanacağım?” şeklinde bir kaygıya kapılmıştır. Bu kaygı muhalif siyasi otoriteler üzerinde ciddi bir endişe yaratmış ve ciddi bir pasivize edilme, korkutulma, sindirilme operasyonuna alet edilmiştir. Bu, yargının içerisinde farklı düşünen, farklı durumda olan, gerçekten bağımsız, gerçekten tarafsız olan insanların kendi yargılama görevlerini ifa ederken pasivize edilme, korkutulma, sindirilme sonucunu doğurduğu gibi, diğer taraftan yerel yönetimlerde, belediyeler üzerinde büyük bir baskı aracı olarak kullanılmıştır. Adana’da, Ereğli’de, son zamanlarda Antalya’nın Kemer ilçesinde Milliyetçi Hareket Partisinin belediye başkanlarına yargı eliyle yapılmış olan sindirme operasyonları bunların en önemli örneklerindendir. Değerli arkadaşlarım, bu o hâle varmıştır ki, Ereğli’de bir belediye çalışanı, bu yargının korkutucu özellikleri ile cezaevine girdikten sonra hayatına kıymak zorunda kalmış ve intihar etmiştir. Bunun vicdanı vebali başta Sayın Adalet Bakanı olmak üzere, HSYK’sı dâhil olmak üzere, orada karar veren hâkimler ve bu tahkikatı yürüten savcı ve kolluk kuvveti olmak üzere bu intihar eden canın manevi mesuliyetinden kurtulamayacaklardır.

Böylece yargının insicamı bozulmuştur değerli arkadaşlarım. Yargının kendi içinde denge ve denetim mekanizmaları bozulmuştur. Yargı, ilerleyen süreç içerisinde parlamenter demokrasinin yasama, yürütme ve yargı üçlemindeki güçler ayrılığı erkindeki denge ve denetim mekanizmasını da bozmuştur. Sonuç olarak, yargı, bir vesayet makamı olarak karşınıza çıkmıştır.

Eskiden AKP’nin muhaliflerine ve muarızlarına karşıt tek taraflı kılıç olarak kullanılan ve korku imparatorluğunun aracı olarak kullanılan bu yargı, şimdi, iki tarafı kesen bir kılıç hâline dönüşmüştür. MİT operasyonuyla ortaya çıktığı hâliyle, daha önce de bazı spor faaliyetlerinin içinde işlenmiş olan suçlarla ilgili olarak ortaya çıktığı üzere Adalet ve Kalkınma Partisi Meclisteki oy çoğunluğuna güvenerek, dayanarak yargının bu korkutucu özelliğinden kendi yandaşlarını koruyabilmiş, onlar için özel kanunlar çıkararak yargının bu korkutucu tavrından onları azade kılabilmiştir. Ya bunların dışındaki diğer sade vatandaşlar ne yapsın? Bunların dışında haksızlığa uğrayanlar ne yapsın? Bunların dışında kurunun yanında yaş olarak yakılmaya çalışanlar ne yapsın?

Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, burada bizim adaletin özelliğine, adaletin hassasiyetine uygun bir tavır içerisinde yargıyı tekrar ait olduğu yere oturtmamız gerekmektedir. Ait olduğu yer şudur: Hâkimin, Mecelle’de ifade edildiği gibi, hakim, mekin, metin, müstakim bir statüde peygamber postunda oturan ve gelen herkese karşı her türlü duygularından, düşüncelerinden, siyasi tarafgirliğinden azade, hiçbir dış etkiye boyun eğmeyen bir yapıya dönüştürülmesi lazım. İşte, özel yetkili mahkemelerde de bunun olması lazım. Eskiden özel yetkili mahkemelerle ilgili olmak üzere, Adalet ve Kalkınma Partisi yapılan her işin doğru olduğuna inanıyor ve güveniyordu; ta ki MİT olayında ortaya çıktığı gibi bunların iki tarafı da kesen bir kılıç hâline dönüştürülmesinden sonra özel yetkili mahkemeleri şimdi hedef tahtasına oturtmuştur.

Değerli arkadaşlarım, özel yetkili mahkemelerin yaptığı yanlışları bir kenara bırakırsak, bireysel hataları bir kenara bırakırsak Türkiye'nin maruz kaldığı terör tehdidiyle, bölücü terör tehdidiyle, uyuşturucu baronlarının yaratmış olduğu bizim insanlarımızı olduğu kadar yurt dışındaki ülkelerin vatandaşlarını da tehdit boyutundaki çetelerle ve çıkar amaçlı suç örgütleriyle mücadelede özel yetkili mahkemelere ihtiyaç vardır, ancak böyle değil. Değerli arkadaşlarım, özel yetkili mahkemeler ıslah edilmeli. Özel yetkili mahkemelerin, bireysel olarak hâkimin suç işleyecek noktada karar verecek bir hâlden çıkarılması lazım. Bunun bir tek yolu vardır, o da yargı içerisindeki kendi iç denetim ve denge mekanizmalarının oluşturulmasıdır. Yani, Sayın İyimaya’nın dediği gibi, özel yetkili bir mahkemede bir hâkim kendisini Allah gibi hissetmemelidir. Yine, Sayın Başbakanın dediği gibi, özel yetkili bir mahkemenin hâkiminin Başbakanı da içeri alabilecek bir tehdit unsuru olmaması lazım.

Dolayısıyla, özel yetkili mahkemelerin bireysel hatalarından ve ellerindeki Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250 ve müteakip maddelerindeki yetkileri acımasız olarak kullanmalarından, haksız tutuklamalardan, uzun tutuklamalardan, tutuklamaların cezaya dönüşmesinden Cumhurbaşkanı şikâyetçi. Cumhurbaşkanı devletin ve milletin başıdır, onun şikâyeti bir şekilde kale alınmalıdır. Devletin Başbakanı şikâyetçidir -aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanıdır- devletin Adalet Bakanı şikâyetçidir, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı şikâyetçidir, halk şikâyetçidir. AKP’nin muarızları olduğu kadar, yanında olanlar da şikâyetçidir ama yargı kılını kıpırdatmamaktadır. Bunları, yanlışları yapan hâkim ve savcılar hakkında işlem yapması gereken HSYK kılını kıpırdatmamaktadır; aksine, HSYK’nın zülfüyârine dokunan, karar veren hâkimleri sürüm sürüm süründürmektedir. Ben size onlarca örnek verebilirim. En son çıkan -2.300 tane- hâkim kararnamesinde kendilerinin karşısında aday olan hâkimleri, savcıları nerelere sürdükleri Resmî Gazete’de ilan edilmiş hâliyle Sayın Adalet Bakanının huzurundadır.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Adalet Bakanı bu Kurulun başıdır, bu hukuksuzluğu düzeltmelidir, nasıl düzeltecekse öyle düzeltmelidir. Bizim yardımımıza ihtiyaç varsa muhalefet partisi olarak, biz, yargının gerçekten bağımsız, gerçekten tarafsız hâle getirilmesinde Adalet Bakanlığının bu amaca yönelik önerilerine, kanun tasarılarına katkıda bulunmaya hazırız.

Değerli arkadaşlarım, bu kapsam içerisinde HSYK Türkiye’de daha önce 136 tane adliyeyi kapatmıştı, şimdi 148 adliyeyi daha kapatıyor ve mevcut 700 adliyeden geriye 652 tane adliye kalıyor. Toplam kapatılan adliye sayısı 348, maşallah yargı epeyce hız almış. Şu kapatılmış 348 adliyeden geriye kalan 642’yi de Sayın Bakan, hemen kapatıversek yargının elhamdülillah hiçbir sorunu kalmayacak, aynen eski Millî Eğitim Bakanının “Okulların kapatılması hâlinde Türkiye'nin eğitim sorunu kalmayacak.” demesi gibi.

Şimdi, 2004 yılında Konya’nın dokuz ilçesinde adliye kapatıldı; Çeltik’te, Tuzlukçu’da, Emirgazi’de, Güneysınır’da, Taşkent’te, Ahırlı’da, Akören’de, Derebucak’ta, Yalıhüyük’te adliyeler kapatıldı. Buradaki adli sorunu olan vatandaşlar komşu ilçelere gitmektedir. Bunun yanı sıra, son olarak Doğanhisar, Sarayönü, Altınekin ve Hüyük ilçelerinin adliyeleri kapatıldı. Daha sonra da Doğanhisar ve Sarayönü adliyelerinin kapatılması kararından vazgeçildi. Eğer kapatma kararı doğru idi ise Sayın Bakan, Doğanhisar ve Sarayönü ilçelerindeki kapatmanın geri alınması kararı yanlıştır. Yok, kapatmanın geri alınma kararı doğru ise niye diğer ilçeleri de kapatıyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, bu kapatma kararları, sadece sanığı, sadece müştekiyi, sadece müdahili, davalıyı, davacıyı değil, şahitleri ve o davayla ilgilenen herkesi, duruşmalar sürdüğü müddetçe başka bir ilçeye gitme mecburiyetini ortaya koymaktadır.

Şimdi soruyorum: Eceabat adliyesi kapatıldı, vatandaş Çanakkale’ye nasıl gidecek? Narman’dan, Olur’dan Oltu’ya nasıl gidecek bu vatandaş? Kapatılan adliyelerin halkına bu zulmün gerekçesi hâkim tasarrufu olabilir mi, savcı tasarrufu olabilir mi? Bir devletin en önemli hizmeti adalet hizmetidir. Az masraf olsun diye vatandaşa işkence edilebilir mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkan, sizin siyasi jargonunuzda bir “Garson devlet.” ifadesi var. Daha sonra, gömlek değiştirdikten sonra bu ifadeyi değiştirdiniz, “Vatandaşa hizmet eden devlet.” diyorsunuz. Vatandaşa hizmet eden devlet adalet hizmetini sunmayıp, vatandaşa “Gel bana, sana bir adalet vereyim.” diye yanına çağırıyorsa, bu ne sizin siyasi geçmişinize ne ilan etmiş olduğunuz parti programınıza ne Hükûmet programınıza ne adalete ne hakka ne de hukuka sığar diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Gruplar adına son konuşmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Başkan Vekili Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 278 sıra sayılı Yasa Tasarısı üzerinde Grubumuz adına söz almış bulunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, buradaki bütün grupların konuşmalarını özenle ve dikkatle dinledim, takip ettim, bir tarafta da bir haksızlığın olduğunu da gördüm, haklı olan taraflar da muhakkak ki var. Eğer haklı olan taraflar da olmasaydı zaten bu paketi biz şu anda getirmiş olmazdık.

Tabii, davaların uzadığı, yargının yavaş işlediği ve bu sebepten dolayı adaletin geç tecelli etmesinden kaynaklanan sorunların olduğu bir gerçek ve bu sorunların çözümü noktasında da bugüne kadar çok ciddi adımların atıldığı da ortada, bir haksızlık da yapmayalım. Dolayısıyla, yargı hizmetlerinin daha etkin, daha verimli, daha süratli bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla hazırlanan bu paket, aynı zamanda, yargının hızlandırılmasının yanında demokratikleşme adına da çok ciddi esaslar getiriyor değerli arkadaşlar.

Az önceki arkadaşlarımızı hakikaten dinlediğimde, AK PARTİ’nin demokratikleşme noktasında çıtayı nerelere kadar taşıdığını bütün kamuoyu bilmesine rağmen, burada biraz haksızlık, bu manada bir haksızlık sezinledim.

Bu konuda özellikle şunları söylemek istiyorum değerli arkadaşlar: Tabii, insanoğlu biraz da bazı şeyleri hatırladıkça, hatırlatıldıkça hatırlıyor. Hakikaten unutkanız; biz on sene öncesini galiba çok çabuk unutuyoruz, on sene öncesinin Türkiyesi’ni, maalesef çok kısa bir zaman geçmesine rağmen çok çabuk unutuyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ahmet Bey, bugün cezaevlerinde yatacak yer yok. Sen daha on yıl öncesini… On yıl önce çocuktun sen ya!

AHMET AYDIN (Devamla) – Talepler bitmez, ihtiyaçlar bitmez.

Değerli arkadaşlar, bakın yerimde oturdum, daha bir şey demedim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ama böyle konuşursan bu Meclisin huzurunu bozarsın.

AHMET AYDIN (Devamla) – Dur, bir şey demedim, daha diyeceğim; daha demedim. Bir saniye… Şimdiden provokasyon olmasın ki.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Cezaevlerinde yer olmadığı için çek suçlularına kanun çıkardınız, unutma!

AHMET AYDIN (Devamla) – Dün değerli arkadaşlar, aklımıza hayalimize gelmeyecek, tartışılmasının dahi mümkün olmadığı, konuşulmasının cesaret istediği birçok hususu, dün yine aynı şekilde, biz düzenlemelerle burada bir bir geçirdik, icraata geçirdik bunları.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ya, parasız eğitim isteyenler hapse atılıyor, sen nasıl konuşuyorsun!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bütün tabuları yıktık değerli arkadaşlar, bütün vesayetleri ortadan kaldırdık…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ya, gerçekten hukuk mezunu musun?

FARUK BAL (Konya) – Yeni vesayet buldunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – …ve ne yazık ki biz bu tabuları kaldırırken, bu vesayetleri ortadan kaldırırken…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Esnaf yazar kasa atıyordu, şimdi Mecliste kendini asıyor, Mecliste!

AHMET AYDIN (Devamla) - Muhalefet partileri de demokrasinin hız kazanmasından ziyade, yapmış olduğumuz bu açılım süreçlerine maalesef katkı veremediler, vermek de istemediler çünkü değerli arkadaşlar…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Saçılım, saçılım! Açılım değil.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, ben bir hususu söyleyeceğim, madem siz beni zorladınız, aslında orayı es geçecektim. Burada, biz, geçtiğimiz 2010 Eylül referandumunda geçirmiş olduğumuz o paket esaslı bir demokratik pakettir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Çok, çok!

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – O paketin altında kaldınız, ne yapacağınızı şaşırdınız.

AHMET AYDIN (Devamla) - O zaman da “yetmez ama evet” demiştik. Bu paketin görüşmeleri esnasında değerli arkadaşlar, burada üç muhalefet partisinin de söylemleri ortada. Zaten bir grup, burada kendi grubundaki milletvekillerine dahi güvenip perde arkasına gönderemedi, bir grup komple “hayır” dedi, bir grup da boykot etti.

Şimdi, bakın o tartışmalardan birkaç hususa değinmek istiyorum. Sadece, kamuoyu bilsin diyorum çünkü biz bu kadar güzel açılımlar yaparken, halkımızın özgürlükleri noktasında daha ileri adımlar atarken, siz burada aslında bunları az bile bulup bizleri bu konuda kamçılamanız gerekirken yaptıklarımıza, maalesef, ket vurmaya çalışıyorsunuz. Bakın, o paketteki hükümlerden bir tanesi geçici 15’inci maddeydi ve bu madde, biz kaldırdığımız takdirde 12 Eylülcüler, darbeciler yargılanacak demiştik.

Peki, o zaman sizler ne demiştiniz? Bakın, aynen metinden okuyorum, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu: “Geçici 15’inci maddenin kaldırılmasıyla Kenan Evren ve arkadaşları yargılanamaz. Başbakan halka doğruları söylemiyor. Kendi liderleri kendi tabanını kandırıyor. Hesap sordular mı, sorabilirler mi? Hayır.” E, peki, ben şimdi size soruyorum: Hesap sorduk mu? Sorabildik mi? Evet. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Neyin hesabını sordunuz? Bırakın şu işleri.

AHMET AYDIN (Devamla) - Yine, değerli arkadaşlar, eski YARSAV Başkanı, aynı zamanda şu anda Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekili Sayın Emine Ülker Tarhan: “Keşke yargılansalar ama inanmıyorum. Bu bir illüzyondur. Özgürlük illüzyonları satıyorlar. Bu düzenlemeyle gerçekten yargılanmalarını olanaklı görmüyorum.” Yargılandı mı arkadaşlar? Evet yargılanıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Halkı kandırıyorsunuz, mahkemeye gelmedi.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçesi halk oylaması öncesinde şunu diyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bahçeli, Bahçeli! Doğru söyle.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Bahçesi” değil Bahçeli.

AHMET AYDIN (Devamla) – Sayın Devlet Bahçeli halk oylaması öncesinde şunları ifade ediyor: “12 Eylül’ü yargılayamazlar. Bu bir kandırmaca. Unutulmamalıdır ki 12 Eylül 1980’de hukukun boğazına yağlı urgan geçiren vicdansızlara 12 Eylül 2010 tarihinde adaletin terazisini kıran bozguncu zihniyetin aynı alanda kümelendiklerini ve benzer hedefler taşıdıklarını bir gün herkes görecek ve mutlaka idrak edecektir.” Evet, bugün herkes görüyor, herkes idrak ediyor, herkes kimin doğru yaptığına çok net bir karar veriyor. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Yargılıyor gibi görünüyorsunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Mahkeme sonuçlarını göreceğiz. Bu söylediklerine utanırsın o zaman.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlar… Tabii, bunları uzatabilirim ama uzatmayacağım. Bir de BDP’nin boykot bildirisinden kısa bir alıntı yapacağım. Hani o arkadaşlarımız da çok demokrasiden bahsediyorlar ya, özgürlüklerden bahsediyorlar ya, onlar da bu özgürlük paketini boykot etmişlerdi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Her şeyi “mış” gibi  yapıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - BDP şunu ifade ediyor boykot bildirisinde: “AKP’nin 12 Eylülle hesaplaşacağı söylemi yalanların en büyüğüdür.”

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Doğru söylüyorlar.

AHMET AYDIN (Devamla) – “AKP bu söylemiyle 12 Eylülün yarattığı mağduriyetleri sömürmekte, burada rant devşirmektedir.”

Peki, arkadaşlar, kim rant devşirdi? Kim yalan söyledi? Kim hakikatleri yaptı? Kim dediğinin arkasında durdu? “O gün yargılayacağız.” dedik, bugün yargılanıyor. Sizlerin hepsi, üç grup da… Arkadaşlar, sayı bir hayli fazla ama çok detaya girmeyeceğim.

Değerli arkadaşlar, dün “Yargılanamaz.” dedikleriniz, dün “Tutuklanamaz, sorgulanamaz.” dedikleriniz, bugün adaletin karşısında hepsi hesap veriyor. Kanunlar önünde herkes eşittir. Kim suç işliyorsa bu ülkede, unvanı, görevi, makamı ne olursa olsun, kanun önünde hesap vermek zorundadır ve hesap da vereceğiz, bunun da takipçisi olacağız. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Her gün yolsuzluk yapıyorsunuz, her gün hırsızlık var. Yasayla hırsızlık yapıyorsunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Siz, hepiniz suçlusunuz.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Dinleyelim…

AHMET AYDIN (Devamla) - Yine, değerli arkadaşlar, tabii, bu demokratikleşme noktasında atılan adımları burada bir bir saymayacağım ama paketin içeriğine de girmek istiyorum. Lütfen, dikkatlice dinlerseniz…

Bu pakete itiraz edilmemesi lazım, bu pakete destek olunması lazım. Bu paket insanlarımızın hak ve hürriyetlerini geliştiren bir pakettir, özgürlüklerin önünü açan bir pakettir, engelleri ortadan kaldıran bir pakettir.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Bir daha oku, bir daha oku. Biz okuduk da geldik buraya.

AHMET AYDIN (Devamla) - Dolayısıyla bu paket belki gecikmiş olabilir ama, dünden bugüne kadar 2 tanesini geçirdik, bugün 3’üncü paketi geçiriyoruz.

Ama demokratikleşme noktasında baktığınızda değerli arkadaşlar, ta parti programımızı hazırlarken başlattığımız, 2002 3 Kasımdan itibaren de süregelen çok esaslı değişimler oluyor. Dünya dönüyor, ihtiyaçlar değişiyor, talepler değişiyor, farklılaşıyor. Dün bizim için lüks olan, bugün bizim için zaruret olabiliyor. Dolayısıyla bu talepler karşısında, bu ihtiyaçlar karşısında da mevzuatın da güncellenmesi lazım. Küreselleşen dünyada demokrasinin… Artık Araplar bile Arap Baharı’yla birlikte bu demokrasiye kavuşurken kendi ülke insanımıza bu demokrasiyi lütfen çok görmeyelim arkadaşlar, lütuf da görmeyelim.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Ne demokrasisi? Irak’ta demokrasi mi var, Libya’da demokrasi mi var?

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, geçmişten bu yana devletlerin en önemli amaçlarından biri, adalet sistemlerinin etkin biçimde işleyişi olmuştur çünkü toplumsal yaşamın huzur ve güvenlik içinde sürdürülebilmesi ancak bu şekilde mümkün olabilmektedir. Bizlerin bugün için en önemli gayreti ise iyi işleyen bir adalet sisteminin oluşturulmasıdır. İyi işleyen bir adalet sisteminden anladığımız ise vatandaşlarımıza güven vermesidir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Güven vermiyor şu anda.

AHMET AYDIN (Devamla) - Adalet sisteminin vatandaşlara güven verebilmesi ancak zamanında ve gecikmeksizin tecelli etmesiyle mümkün olacaktır. Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması, kişi ve kurumların yargıya güvenini etkileyen unsurların en önemlilerinden bir tanesidir. Bu tasarıyla makul sürede yargılama ilkesiyle yargılamaların gecikmeden ve haksızlığa yol açmadan yerine getirilmesi hedeflenmektedir.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – İşinize gelince bağımsız yargı, işinize gelmeyince kanun değiştiriyorsunuz burada.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bu kapsamda da AK PARTİ olarak 2002’den beri esaslı değişiklikler yapıyoruz, yapmaya da devam ediyoruz.

Yaptığımız birtakım değişikliklerin yanı sıra daha geçtiğimiz günlerde burada bir ara buluculuk gibi -özellikle alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmalarını da geliştiriyoruz- yine kamu denetçiliği gibi birtakım kurumları da burada hep birlikte görüşerek geçirdik.

Yine, değerli arkadaşlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi, bizde yargılamaların makul sürede bitmesini emrediyor. Yine, mevcut Anayasa’mızın 141’inci maddesi de mümkün olan en az giderle ve en süratli bir şekilde davaların sonuçlandırılmasını emrediyor.

Bizler şunu biliyoruz, geciken adaletin adalet olmadığını biliyoruz. Evet, adalette gecikmeler oldu, yargı yavaş işledi. Yargıyla ilgili atılan adımlar, yapılan işler ortada. Amacımız, yargının zamanında ve doğru bir şekilde tecelli etmesi. Bütün gayretimiz budur.

Makul sürede yargılama ilkesinin ihlali sebebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde ülkemiz birçok kereler tazminata da mahkûm kılınmıştır.

Daha önce gerçekleşen ve yürürlüğe giren iki paketle birlikte değerli arkadaşlar, yargı ciddi manada bir hız da kazandı. Bakın, özellikle Yargıtay ve Danıştay Kanunu’ndaki değişikliklerle hem Yargıtayın hem Danıştayın daire sayısının arttırılması hem üye sayısının arttırılması neticesinde, bugün, artık dosyalar daha seri bir şekilde yüksek mahkemelerden çıkıyor çünkü yargıyı en çok uzatan alanlar buralardı. Bugün, Yargıtaydan sonuçlanan dosya sayısı, ilk kez, Yargıtaya gelen yeni dosya sayısına göre çok daha fazla olmaya başladı ve buralarda birikmiş dosyalar erimeye başladı.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Otomatiğe bağlandı, otomatiğe!

AHMET AYDIN (Devamla) – İnşallah -Sayın Bakanımız da baştaki konuşmasında ifade ettiler- hedefimiz, artık yargılamaların on iki ay içerisinde, bir yıl içerisinde kesinkes sonuçlanmasıdır ve ona doğru da inşallah Türkiye gidiyor.

Bu iki paketin yanı sıra işte bu 3’üncü paketle de değerli arkadaşlar, çok ciddi değişiklikler öngörüyoruz. Ceza mevzuatımızda, icra iflas mevzuatımızda ve aynı zamanda idari yargılama mevzuatımızda da çok ciddi, çok esaslı değişiklikler öngörmekteyiz. Ceza mevzuatındaki yeniliklerin neler olduğuna şöyle kısaca bir göz attığınızda, değerli arkadaşlar, adliyelerin yükünü ağırlaştıran çok basit işler, mülki idarelerce hallolması gerekirken ufak tefek bazı işlerin, hep, maalesef savcılara ya da savcılar da yetmez bazılarında adliyelerin görevine, tekeline koymuşuz ve çok esaslı bir şekilde dosyaları yığmışız. Hâlbuki, mesela büyük bir iş yükü getiren ehliyetsiz araç kullanma. Bu standarttır aslında. Bunu, savcılara idari para cezası yetkisi vermişiz ama o kadar çok sayıda dosya var ki savcılar esas görevini bırakıp bu idari işlere bir nevi bakmaktaydı. Bakın, 2010 yılında Kabahatler Bürosuna gelen dosya sayısına baktığınızda, sadece bu meyanda 263.041 tane dosyanın olduğu ortada.

FARUK BAL (Konya) – Kaymakam nasıl yapacak bu işi?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Kaymakamın başka işi yok mu?

AHMET AYDIN (Devamla) – Yani 263.041 adet dosya bir anda silinecek. Bunları mülki idare amirleri çözsün diyoruz; kaymakamlar, valilikler halletsin ve savcılar da asli görevine dönsün diyoruz.

Yine bazı fiiller aynı şekilde suç olmaktan çıkıyor, yani yargıda da olan bazı şeyler, adliyelerde görüşülen bazı şeyler de. Bu sefer onları da suç olmaktan çıkartıp kabahate dönüştürüyoruz. Yurda kaçak girip yakalananlar gibi, sınır dışı edildiği hâlde tekrar yurda girmek isteyenler gibi, belge almadan turist rehberliği gibi nispeten hafif hapis cezası gerektiren birçok şeyi de yargının tekelinden kaldırıyoruz, “Mülki amir tarafından bunlar çözülsün.” diyoruz.

Yine, “Vatandaş basit suçlar için hâkim önüne çıkmasın.” diyoruz. Bakın, ön ödemenin kapsamını genişletiyoruz; şu anda üç aya kadar üst sınırı olan hapiste ön ödeme var, bunu bir yıla kadar uzatıyoruz, genişletiyoruz. Ön ödemenin kapsamı genişledikçe de yargının iş yükü daha da azalacak.

Kaçak elektrik kullanımı… Bunda da esaslı dosya sayısı var. Bunu da karşılıksız yararlandırma suçuna dönüştürüyoruz.

Yine, arkadaşlar -özellikle burada bahsedildiği için- tutuklamayla ilgili önemli değişiklikler, önemli düzenlemeler getiriyoruz. Tutuklama yerine alternatif tedbirleri genişletiyoruz. Bakın, çok esaslı bir hükümdür, biz hep tartışıyoruz. Bu kadar tutuklama, tutuklamanın uzun sürmesi tartışılan bir konu çünkü biz şunu biliyoruz: Tutuklama bir cezalandırma olmamalı; tutuklama bir tedbirdir, en son başvurulacak bir çaredir. Dolayısıyla adli kontrol yöntemlerini geliştirelim…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Tutuklamayı ceza hâline siz getirdiniz, önceden öyle bir şey yoktu zaten.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ve biz bunu şöyle yapıyoruz: Daha önce, biliyorsunuz mevcut düzenlemede üst sınırı üç yıla kadar olanlarda ancak adli kontrol uygulanabiliyor; üst sınırı kaldırıyoruz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Üç senedir cezaevinde yatıp suçunun ne olduğunu bilmeyenler var bu memlekette.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, üst sınırı kaldırıyoruz, bari buna “Tamam.” deyin ya doğru bir şey, yaptığımız doğru bir şey, güzel bir şey, çok güzel bir şey, çok üst perdeden gittiğimiz bir şey. Yani tutuklama için, adli kontrol müessesesi için üst sınırı tamamen ortadan kaldırıyoruz ve dolayısıyla adli kontrol müessesesi… Yani tutuklama yerine başka cezalar verilsin. Ne olsun? Yurt dışına çıkışı yasaklansın, kefaletle salıverilsin. Yani tutuklama en son başvurulacak bir çare. Dolayısıyla, bu konuda tabii, takdir hâkimlerindir, bunlar hep dikkate alınacaktır. Tutuklama kararı verilmesi zorlaşacak.

Bakın, değerli arkadaşlar, ben de meslekten gelen, avukatlıktan gelen biriyim. Biz hep şunu gördük: Mahkemeler tutuklamaya karar verirken de, tutuklamanın devamına karar verirken de, maalesef tahliyeye de karar verirken aynı şekilde klişe kelimeler kullanıyor. Nedir? “Suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, toplanan deliller” gibi gidiyor sıralı böyle “…değerlendirildiğinde tutuklanmasına…” diyor ya da yine tahliye ederken bile yine “suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut deliller” deyip “…salıverilmesine…” diyor. Aynı, tutuklama nedenleri de tahliye nedenleri de aynı. Biz burada “Hayır, bu olmaz.” diyoruz, “Somut gerekçeler olacak.” diyoruz yani “Kuvvetli bir suç şüphesi olacak tutuklayabilmen için, tutuklama nedenleri varlığı olacak, somut bir şekilde bunları tek tek gerekçelendireceksin.” diyoruz ve dolayısıyla, bu manada tutuklama biraz daha zor olacak, biraz daha tutuklama tedbiri çok sınırlı sayıda, istisnai durumda başvurulan bir yola gelecek. Yine, aynı şekilde, tutuklama yasağının sınırını iki yıla çıkartıyoruz yani iki yıla kadarki suçlarda tutuklama olmayacak.

Yine, değerli arkadaşlar, tabii, yolsuzlukla daha etkin mücadele sağlayacak çok esaslı düzenlemeler getiriyoruz: Kamu görevlileri yönünden irtikap suçunun kapsamını genişletiyoruz. Rüşvet suçunu GRECO tavsiyeleri doğrultusunda yeniden düzenliyoruz. Nüfus ticareti suçu yeniden düzenleniyor. Yargı görevi yapanı etkileme suçunun unsurları yine yeniden düzenlenmektedir. Yine, soruşturmanın gizliliğinin ihlali suçu yeniden düzenlenmektedir ve burada da özellikle basın ve ifade özgürlüğü çok ciddi manada genişletilmektedir.

Yine, burada bahsedildi, tabii örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyenlerin durumu, Türk Ceza Kanunu 226’ya göre bir kişi, örgüte üye olmadığı hâlde örgüt adına suç işlerse ya da örgüt adına propaganda yaparsa örgüt üyesi olmamasıyla birlikte aynı zamanda örgüt üyeliğinden de ceza alabiliyor şu anda mevcut düzenlemeye kadar, çok esaslı bir ceza. Biz bunun yarı oranında indirilmesini öngörüyoruz. Yine örgüte bilerek ve isteyerek yardım edenler, yani yardım ve yataklık edenlerle alakalı olarak da, değerli arkadaşlar, örgüt üyesi olmasa bile yardım ve yataklık edenler, aynı zamanda örgüt üyeliğinden ceza alıyor, bunu da üçte 1’e kadar indirtecek hükümler getiriyoruz.

Özel yetkili mahkemeler, tabii, çok tartışma konusu oldu, değerli arkadaşlar, devlet güvenlik mahkemelerinin yerine kurulan özel yetkili mahkemeler. DGM’lerde, biliyorsunuz, askerî üye vardı, bunda askerî üye yok. Yine, DGM’leri de, malumunuz, AK PARTİ İktidarı ortadan kaldırdı. İnşallah özel yetkili mahkemeleri de, yine bu grup, yine AK PARTİ İktidarı ortadan kaldıracaktır.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Tabii, size dokunmaya başlayınca kaldırıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bunlar hep tartışılıyor değerli arkadaşlar. Bir taraftan özgürlük ve güvenlik dengesini -çok hassas bir terazi bu- çok ciddi dengeye oturtmak lazım ve dolayısıyla, özel yetkili mahkemeler tabii ihtiyaçtan kaynaklanan mahkemelerdi ve bu süreçte de çok ciddi işlevler de gördü. Ama Türkiye AK PARTİ’yle birlikte demokrasi çıtasını yükseltti. Mevzuatımıza ciddi, esaslı değişiklikler getirdik. Demokratikleşme yolunda ciddi adımlar attık ve bugün çok daha iyi konumdayız. Dolayısıyla bugün itibarıyla da artık özel yetkili mahkemelerin kaldırılması lazım. Özel yetkili mahkemeler kaldırılırken de tabii, mevcut görülmekte olan davaların bundan zarar görmemesi lazım, buna da hassasiyetle eğilmemiz lazım.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Evrensel hukuka aykırı bu Ahmet Bey, bunu nasıl söyleyebiliyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine aynı şekilde, özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren bir kısım suçları da yine birtakım düzenlemelerle inşallah görüşeceğiz. Bunu da ağır ceza mahkemelerine bırakacağız.

Yine, bu mahkemelerde, malum, savunma hakkıyla ilgili ciddi kısıtlama vardı biliyorsunuz. Yani, soruşturmanın başlamasından davanın açıldığı ana kadar -bir yıl sürer, iki yıl sürer- soruşturmaya gizlilik kararı verdi mi vatandaş neyle suçlanıyor, hangi bilgi, belgeler var, ne yapabilir; dosyadan bilgi, belge alamıyor, neyle suçlandığını bilemiyor. Biz “Bu, savunma hakkına aykırıdır. Savunma hakkı kutsaldır.” dedik ve soruşturmanın gizliliği kararını ancak üç ayla sınırlandırabilecekler bu paket çıktıktan sonra. Aynı şekilde, savunma hakkıyla alakalı olarak, esasa ilişkin savunma için süre istediklerinde mahkemeler vermiyor, esasa ilişkin savunma için, artık bundan sonra, süre istendiğinde mahkemeler verebiliyor.

Yine, iki yıla kadar olan basit terör suçlarında, malum, erteleme olmuyordu, paraya çevirme olmuyordu, seçenek yaptırımlar yapılmıyordu. Hükmün açıklanması geri bırakılmıyordu terör suçu olduğu için, ama şimdi, bu düzenlemeyle, iki yıla kadar olan suçlarda da bu tür düzenlemeler olabilecek, iki yıla kadar olanlarda bu seçenek yaptırımlar olabilecek.

Yine, değerli arkadaşlar, İcra İflas Kanunu günümüz şartlarında alacaklı-borçlu dengesi nazara alınarak çok esaslı bir şekilde değiştiriliyor, güzel değişiklikler var. Çünkü çok esaslı dosyalar var, dosya sayısı bir hayli fazla. Elektronik ortamda bunların UYAP aracılığıyla paylaşılması, ihalelerinin daha şeffaf olabilmesi için elektronik ortamda yapılması, icra kâtipliği kadrosunun ihdası, personel sayısının artırılması gibi çok esaslı, güzel düzenlemeler var.

Ev eşyalarının haczedilmezlik kapsamı genişletiliyor. Çünkü vatandaşın biri bir borç nedeniyle sıkıntıya giriyor, hacze gidiliyor. Ama orada onun çoluğu çocuğu var, ailesi var, hanımı var, eşi var. Yani basit ihtiyacını görebileceği ev eşyaları bari haczedilmesin diyoruz. Bu da insani, vicdani bir durumdur, güzel bir düzenlemedir.

Yine, değerli arkadaşlar, icra dairelerinin, mesela, parayla temasının kesilmesi çok esaslı bir düzenleme bence de.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – Aynı şekilde, idari yargı mevzuatında da çok esaslı, çok güzel düzenlemeler var.

FARUK BAL (Konya) – Danıştayı ele geçiriyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Tabii, sürem burada bitti ama…

Değerli arkadaşlar, emin olun, bu paket hem yargının hız kazanması adına hem demokratikleşmemiz adına çok ciddi, çok esaslı bir pakettir. Bundan dolayı da, katkılarınızdan dolayı da şimdiden çok teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

Gruplar adına…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, Hatip, adımı zikrederek sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Aslında, biz sizin bütün yaptıklarınızı tersinden okumayı çoktan öğrendik, çoktan ve çoktan. Örneğin, yargıçlar dernek kurduklarında ve sorunlarını dile getirmeye çalıştıklarında, örgütlendiklerinde, örgütlenen yargıçlara “vatan haini”, “terörist”, “halledilmesi gereken unsurlar” muamelesi yaptınız. Şu an, o “vatan haini” dediklerinizden birisi kürsüde, Beyefendi.

Biz “Sahadan gelen yargıçların sorunlarını dinleyin.” dediğimizde derneğimizi, telefonlarımızı ve evlerimizi dinlediniz, evet, bizi dinlediniz. Avrupa’ya “Türkiye’de yargıçların örgütlenmesine izin verdik.” diye övünürken içeride yasa tasarılarıyla, fesih davalarıyla ve vetolarla bizi yok etmeye çalıştınız. İşte, o zaman biz her şeyi tersinden okumayı öğrenmiştik. Aslında demokratikleşmeden, açılımlardan, adaletten söz ederken ne demek istediğinizi çok iyi öğrenmiştik. “Örgütlenme” derken aslında yalnızlaştırmadan ve susturmadan söz ediyordunuz. “Özgürlük” derken tutsaklıktan söz ediyordunuz aslında ve “ifade özgürlüğü” derken polis dayağından, “demokrasi” derken aslında bir korku krallığından söz ediyordunuz, fişleme ve kan tahlillerinden bahsediyordunuz siz o günlerde. Aslında ne söylüyorsanız tersinden okumak gerektiğini biz o gün yaşayarak öğrendik. Siz bir darbe anayasasıyla hesaplaşmaktan söz ettiğinizde de aslında irkilmemek mümkün değildi çünkü “darbeyle hesaplaşma ve izlerini silme” adı altında aslında darbe ruhunu güçlendirmekten söz ediyordunuz siz.

Ve işte o yüzden de Sayın Aydın, tam da o yüzden de sizler, darbenin hasını yapan ve sizin selefiniz olan darbecilerden hesap sormayacaksınız; bu bir illüzyondur, doğrudur. Siz, sizin varlık nedeniniz olan gerçek darbecileri, onların işkencecilerini, katillerini mahkemeye dahi getirme iktidarsızlığına sahipsiniz. Getiremezsiniz mahkemeye… Ve o yüzden, tüm konuştuklarınız aslında lafügüzaftır, başka hiçbir işe yaramaz. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

Lütfen, tekrar bir sataşmaya meydan vermeden… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, yeni bir sataşmaya meydan vermeyeceğim ama şurada sadece kendi kullandığı ifadeyi okudum, hiçbir yorum yapmadım ancak bununla eğer vatan haini olabiliyorsak… Bilmiyorum bunu nereden çıkarttığınızı, anlam da veremedim. Vatan hainliği, yapılan düzenlemelere, vatan adına, millet adına, memleket adına yapılan güzel düzenlemelere karşı çıkmaktır. Vatan hainliği, milleti yüceltmek değil, bilakis, yücelen millete ket vurmakla olur. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Zırvalıyorsun be! Böyle bir saçmalık olur mu ya!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, vatan hainliği… Yargıçlarla alakalı, biz -hem bunların özlük hem fiziki mekân, personel- her…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Vatan hainliği, Amerika’nın kontrolünde orayı burayı satmaktır, Sayın Aydın!

AHMET AYDIN (Devamla) - …açıdan güzel düzenlemeler yaptık.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Amerikan projelerine eş başkanlık yapmaktır vatan hainliği!

AHMET AYDIN (Devamla) - Peki, “militan yargıç” tabirini kullanan ve bunu gururlanarak, övünerek kullanan ve “Bunun arkasındayım.” diyen kim?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Size karşı çıkanları hep “vatan haini” mi ilan ediyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) - Bu kim? Yani yargıçlığın içinden geleceksin, diğer arkadaşlarınızı militanlıkla suçlayacaksınız; bu kabul edilebilir bir şey değil.

Darbecilerden hesap soruyoruz. Bugün ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında Darbe Araştırma Komisyonu kuruluyor. Bu yüreği gösteren, bu cesareti gösteren AK PARTİ İktidarıdır.

AYLA AKAT (Batman) – Siz darbe yapıyorsunuz, siz.

AHMET AYDIN (Devamla) - 27 Mayıstan hesap soruyoruz, 12 Marttan hesap soruyoruz, 12 Eylülden hesap soruyoruz.

AYLA AKAT (Batman) – Kurumlarından da sorun.

AHMET AYDIN (Devamla) - 28 Şubattan, hatta 27 Nisandan hesap soran bu gruptur, bu İktidardır.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Dolmabahçe ne oldu Ahmet’çiğim, Dolmabahçe?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Büyükanıt’tan da hesap sormayı düşünüyor musunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) - Darbecilerden hesap soran biziz ama biz darbecilerden hesap sorarken buraya gelip yani bunu bile bir şekilde zül gören bir anlayışı ben bir yere konumlandıramıyorum değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bakın, lütfen vicdanlı konuşalım, elimizi vicdanımıza koyalım.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Siz kendiniz sivil darbesiniz zaten!

AYLA AKAT (Batman) – Siz kendiniz darbe yapıyorsunuz!

AHMET AYDIN (Devamla) - Dün konuşulamayan, dün dokunulamayan, dün tabu olarak gördüğümüz birçok şeyi, birçok düzenlemeyi biz yerle bir ettik. AK PARTİ’yle birlikte Türkiye normalleşti, demokratikleşerek normalleşti, güçleniyor ama siz isteseniz de güçlenecek, siz istemeseniz de güçlenecek çünkü değerli arkadaşlar, bu millet bu politikalardan memnun. Eğer bu millet bu politikaları desteklemeseydi, yüzde 34 yüzde 47 olur muydu? Eğer desteklemeseydi, yüzde 47 yüzde 50 olur muydu? Eğer desteklemeseydi şu anki anketlerde yüzde 53, yüzde 54 olabilir mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte, siz kendinize bakın. Bu millet ne istiyor? Bu milletin beklentileri nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu millete biz nasıl karşılık verebiliriz? Bunu siz kendiniz sorgulayın, lütfen sorgulayın. Milletin rotasına dönün, milletin istikametine dönün.

Daha fazla sözü uzatmak istemiyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, bir sataşma daha var.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Hatip, tarifini kendisinin yaptığı bir vatan hainliğinden bahsetti, buna göre hepimiz vatan hainiyiz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle bir şey söylemedim. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Şimdi, Hatibe soruyorum: Senin güzellik anlayışına uymak mecburiyetinde miyim? Senin doğruna uymak mecburiyetinde miyim?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – “Vatan haini” kimmiş Ahmet Bey? Sana yakışıyor mu?

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Grup Başkan Vekilisin, öncelikle ne konuşmaman gerektiğini öğrenmen lazım senin. Ayıp bir şey!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tarhan, buyurun.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, bir sataşma daha olduğunu işittiniz, açıklamama lüzum yok, doğrudan ben hedef alındım ve yaptığım açıklama Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, devam edelim mi istiyorsunuz bu tartışmaya?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Olur mu öyle şey Sayın Başkan!

BAŞKAN – Bir saniye efendim…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan “vatan haini” söylemimi bile anlayamamış Sayın Beyefendi, anlatmak isterim. Yani bir yanlış anlaşılma var. Lütfen, düzeltmeme izin verin.

BAŞKAN – Yerinizden tashih edin, bitirelim bu konuşmayı lütfen.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yerimden olmaz, sataşma da var. Sataşma var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen… Yani bunun sonu yok Sayın Tarhan. Mikrofonunuzu da açayım.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan “vatan haini” diyor ya! Sen duymuyor musun oradan? Orada duymuyor musun sen?

BAŞKAN – Öztürk, orada da “vatan haini” lafı geçti, orada da geçti. Lütfen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Milletvekillerinin hepsine “vatan haini” diyor ya!

BAŞKAN - Sayın Öztürk, siz yerinize oturun. Siz yerinize oturun, Sayın Tarhan kendisini ifade edebilir.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Olur mu canım! Sayın Başkan, olmaz böyle şey!

BAŞKAN – Sayın Hocam, siz de lütfen.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tutanakları getirtin Sayın Başkan.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ahmet Bey, senin ağzından çıkanı kulağın duymuyor. Lütfen, biraz adam gibi ol…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika. (CHP sıralarından gürültüler)

Lütfen, ifade edebilir kendisini.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ahmet’çiğim, size de söz vereceğim, sakin olun. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Sakin olun efendim, sakin olun. Dinleyin.

3.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Şimdi, sanıyorum çok aşırı heyecandan, Sayın Aydın dinlediğini anlayamamış. Dinlediğini anlayamadığı için ben bir açıklama gereği duydum.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Siz söyleneni anlayamamışsınız.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Bilmeyenler lütfen sussun.

“Zamanında, itiraz eden yargıçlara ‘vatan haini’ ve ‘terörist’ denilmişti ve şu anda, sizin ‘terörist’ ve ‘vatan haini’ dediğiniz bir yargıç, kürsüde size hitap ediyor.” demek istemiştim ama siz tamamen farklı anlamışsınız, birincisi bu.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, biz size “vatan haini” demedik ki. Bu sözü kullanmadık, biz böyle bir şey demedik.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - İkincisi: Kendi selefi olan darbecileri yargılama iktidarsızlığına ama yapılmamış darbeleri yargılama hevesi ve iştihasına sahip bir anlayışa sahip olmaktansa ben, “demokrasinin, hukukun militanı olan bir yargıç” olmaktan, her zaman bunu yapmış olmaktan sonuna kadar gurur duyuyor ve bir kez daha ilan ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Ahmet Aydın konuşmasında Sayın Emine Ülker Tarhan’ın YARSAV Başkanlığı dönemine ilişkin olarak bir değerlendirme yaptı ve Sayın Tarhan da sataşma gerekçesiyle söz aldı ancak Sayın Aydın aynı konuşmasında Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun ismini anmak suretiyle grubumuza bir sataşmada bulunmuştur. Ben de bu nedenle söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözlerini tekrar etti. Yani “Yanlış bir şey söyledi.” mi diyorsunuz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, efendim, ama sözleri amacına aykırı bir şekilde, farklı bir şekilde yorumlayarak sataşmada bulunmuştur.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, aynısını ifade ettim ben, hiçbir şey demedim ki.

BAŞKAN – Buyurun, lütfen, tekrar bir sataşmaya meydan vermeden…

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Aydın’ın, doğrusu, bugünkü üslubuna şaşırdığımı ifade etmeliyim.

Vatanseverliği ölçebilecek bir terazi ne Sayın Aydın’ın elinde ne de AKP Grubunun elinde vardır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – CHP’de de yok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Böyle bir terazi sizlerin elinde de, Sayın Aydın, sizin elinizde de olamaz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Millet ölçecek, millet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, millet ölçecektir.

Siz, vatanseverliği burada Parlamento çoğunluğuna dayandırıyor iseniz, Parlamento çoğunluğunun aldığı her kararı siz vatanseverlikle eşitliyorsanız, sizin demokrasi anlayışınız bu ise Türkiye'nin başına geleceklerden endişe ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Aydın, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Anayasa’nın geçici 15’inci maddesine ilişkin olarak yapmış olduğu açıklamayı çok farklı bir yere taşımıştır. Darbecileri koruyan 15’inci maddesinin 12 Nisan 2010 referandumundaki Anayasa değişikliği paketine sokulması, tamamen Cumhuriyet Halk Partisinin önerisiyledir; bunun bir kere bilinmesini arzu ederiz. Ancak bu maddenin kaldırılması, aslında, gerçekte o darbeyi gerçekleştirmiş olanların yargılanmasına yol açacak bir düzenleme değildir ama sadece bu maddenin kaldırılması dahi Türkiye’deki darbe anlayışının son bulması açısından önemlidir.

Bunun kaldırılması sonrasında savcıların harekete geçmiş olması, mahkemelerin dava görüyor olması, davanın açılmış olması, bizim iddiamızın doğru olmadığı anlamına gelmez. Bunu kaldırarak yargılamayı yapmanın hukuki olmadığını ifade ettik. Yargılamayı yapabilmek için ayrı bir düzenleme gerekir. O düzenlemeyi o zaman kabul etmediniz.

Sayın Aydın diyor ki: “Biz kim yargılanacak dediysek o yargılanıyor.” Yani bunun anlamı: “Biz kimi yargılamak istiyorsak yargılıyoruz.”dur.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Bu, tam anlamıyla yargıya müdahaledir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Nasıl böyle bir hükme varabildin?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Böyle bir yorumun ne alakası var?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Türk Ceza Kanunun Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar Kanununda Yer Alan Maddelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 34 Milletvekilinin; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; Türk Ceza Yasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6 ve 7'nci Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Terörle Mücadele Kanununda Bazı Maddelerin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan'ın; Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (1/565, 2/90, 2/120, 2/223, 2/257, 2/268, 2/292, 2/322, 2/326) (S. Sayısı: 278) (Devam)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, şimdi, şahıslar adına söz alan arkadaşlarımıza söz vereceğim.

Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 278 sıra sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın geneli hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Yargının iş yükünün çok fazla bir şekilde arttığı herkesin malumu. Bu yoğunluk yargılama sürecini uzatmakta, Anayasa’mızın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kabul ettiği makul sürede yargılanma hakkını ve devletin makul sürede yargılama yükümlülüğünün gereğini yerine getirmesini önemli derecede engellemektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlali nedeniyle Türkiye'nin, ülkemizin tazminat ödemek zorunda kaldığı fiillerin önemli bir kısmının da makul sürede yargılama ilkesinin ihlaliyle ilgili olduğu düşünüldüğünde, makul sürede yargılama yükümlülüğünün önemi daha da artmaktadır.

Yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla yapılan düzenlemelerin devamı mahiyetinde olan bu tasarı, İcra İflas Kanunu alanında, idari yargı ve ceza mevzuatında birtakım değişiklikler ihtiva etmektedir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Okuma yahu, anlat.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Yargı yükünün artmasının en önemli sebeplerinin başında…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Herkese laf atıyordun; okuma, anlat.

RECEP ÖZEL (Devamla) – …maalesef, her sorunu yargıya çözdürme alışkanlığımız gelmektedir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Okuma yahu, anlat.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bazı ihtilaflarda idare sorumluluk almaktan kaçındığından, idare tarafından çözülmesi gereken meseleler bile “Hele bir yargı karar versin.” demesi üzerine artmaktadır. Bu husus, büyük oranda, vatandaşlarımızı da mağdur etmektedir. İdare, yani bürokrasi sorumluluk almaktan kaçınmakta, sorunu yargıya havale etmekte, yargı da sanki idare gibi, kendini idarenin yerine koyarak kararlar ihdas etmekte; karşılıklı olarak da sorunlar büyümektedir. İdare sorumluluk alarak çözümler üretmeli, işi yargıya havale etmemeli; yargı da sanki idarenin rakibi gibi, sorumluluk alanları töhmet altında bırakacak tavır ve anlayış içerisinde olmamalıdır; birbirine vesayet uygulamamalıdırlar.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Okuyor ha; bildiği bir şey yok.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bu 3’üncü yargı paketiyle icra iflas hukuku alanında, idari yargı hukuku alanında, ceza ve ceza muhakemesi hukuku alanında olmak üzere üç ana başlıkta düzenlemeler yer almaktadır. Bunlardan icra iflas hukuku alanında yapılan değişiklikleri ana başlık hâlinde şöyle sıralayabiliriz:

İcra dairelerinde çalışan personelin uzmanlaşmasını sağlamak ve böylece hizmet kalitesini artırmak amacıyla…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Okuyorsun, çalışmamışsın sen.

RECEP ÖZEL (Devamla) – …sadece icra dairelerinde çalışacak “icra kâtipliği” kadrosu ihdas edilmiştir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ahmet’e, Mehmet’e laf atacağına çalışsaydın biraz.

RECEP ÖZEL (Devamla) – İcra dairelerinde verilen kararların gerekçeli olarak tutanaklara geçirilmesi sağlanmış…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Kayda geçiyor, tutanağa, onu da bilesin.

RECEP ÖZEL (Devamla) - …şu anda uygulamadaki talepler hakkında gerekçe yazılmadan karar verilmekte, genellikle bu işlem kaşe kullanılarak yerine getirilmektedir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ya, çalışmazsın, böyle okursun! Ahmet’e, Mehmet’e laf atacağına çalış.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Yapılan düzenleme ile standart ifadedeki kaşe kullanılmasının önüne geçilerek, kararlarda yaşanabilecek keyfîliğin önlenmesi ve böylece etkin bir denetim sağlanmaktadır.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ahmet’e, Mehmet’e laf edeceğine çalışsaydın!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Şimdi, laf atan bu MHP’li arkadaşımın benim kâğıttan okuduğum noktasında… Evvelki gece -sizi biraz geri döndürmek isterim- buraya çıktınız kürsüye şuradan bir arkadaşımız size dedi ki…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bak neyi anlatıyor görüyor musun, söyleyeceği bir şeyi yok!

RECEP ÖZEL (Devamla) - “Başla konuş” dedi, hemen onu bir talimat olarak kendinize algıladınız ve burada Genel Kurulu olur olmaz, gecenin üç buçuğunda gergin hâle getirdiniz.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Laf attınız bana.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Ama dediğim gibi…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Tutanaklar orada.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bak, sen bana konuşmaya başladığımdan beri laf atmaktasın.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Tutanaklar orada.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Ben senin aynı konuşmanı sana iade ediyorum, o günkünü.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Doğru söyle, tutanaklar orada.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bu Genel Kurulda o gün ne tür ifadelerde bulundun…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bildiğini anlat, bildiğini.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Genel Kurulu saat üç buçukta, dörtte öyle gergin hâle getirdin ki…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Başkan da burada bak.

RECEP ÖZEL (Devamla) - …aynısını sen burada bize yapıyorsun.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bak tutanaklar orada, anlatacağı bir şey yok bunun.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ne yapacaksın, dövecek misin bizi!

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Anlatacağı bir şey yok, çalışmamış.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Aynısını sen burada bana yapıyorsun şimdi. Ben sadece senin bize yaptığını sana hatırlattım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Recep Bey ben şahidim; bu işte siz haksızsınız.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - Tamam işte.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Sayın Özel şahitliğine ihtiyacı var ama yanlış yerde şahitlik yapıyorsun Sayın Özel.

Yapılan düzenlemeyle standart ifadedeki kaşe kullanılmasının önüne geçilerek kararlarda yaşanılabilecek keyfîliğin önlenmesi ve böylece etkin bir denetim sağlanmaktadır. İcra iflas dairelerinde her türlü iş ve işlemlerde UYAP, yani Ulusal Yargı Ağı sisteminin etkin bir şekilde kullanılması daha bir belirgin hâle getirilerek yargıya büyük bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sağa sola laf atarken bitti bak!

BAŞKAN – Teşekkür ederim, süreniz tamam.

RECEP ÖZEL (Devamla) – On dakika değil miydi?

BAŞKAN – Sayın Özel süreniz tamam, çok teşekkür ediyorum.

RECEP ÖZEL (Devamla) – On dakika efendim süre.

BAŞKAN – Evet, beş dakika vermişler yanlışlıkla, düzeltiyorum.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Tamam efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yalnız, Özel’in hakkını yediniz Başkan, konuşsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Demokrasilerde konuşmak lazım, söz verin efendim, beş dakika daha verin. Demokrasilerde vermek lazım.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Özgür kardeşim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Demin beş dakika verdiniz, söyleyecek bir şeyi varsa dinlemeye hazırız.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Tasarıda getirilen en büyük yeniliklerden birisi de…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ya, on dakikada anlatamadığını beş dakikada nasıl anlatacaksın?

RECEP ÖZEL (Devamla) – En büyük yeniliklerden biri de icra dairelerindeki para ilişkisi ve işlemlerin en aza indirilmesidir. Tüm parasal ilişkiler banka üzerinden tarafların banka hesap numaralarını kullanarak gerçekleştirilmesi sağlanmaktadır. Alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, haczinde ekonomik yarar bulunmayan ya da muhafazasında ve satışında güçlük çekilen eşyaların haczedilmesi bir düzene bağlanmaktadır.

Ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedenî  çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli her türlü eşya, borçlu ile aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için lüzumlu her türlü eşya ile öğrenci bursları ve diğer kanunlarda haczi yasaklanan mal ve hakların haczedilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Hacizden itibaren, taşınır mallarda bir yıl olan satış isteme süresi altı aya, taşınmazlarda satış isteme süresi iki yıldan bir yıla indirilmektedir.

Haczedilen malların satışı esnasında açık artırmaya katılımı artırmak, malın gerçek değerinde satılmasını sağlamak ve satış masraflarını azaltmak amacıyla satış ilanlarının elektronik ortamda da yapılması imkânı sağlanmakta, elektronik ortamda da katılımcılara ihaleye katılabilme, pey sürebilme ve satın alabilme imkânı böylece tanınmaktadır. Ayrıca İcra İflas Kanunu’ndaki icra inkâr tazminatı ve diğer birtakım tazminat oranları yüzde 40’tan yüzde 20’ye indirilmektedir.

İdarî yargı hususundaki düzenlemelerle ise Danıştayın, ilk derece mahkemesi sıfatıyla gördüğü davaların bir kısmı, ilk derece mahkemesi idare mahkemelerine devredilmektedir. Bakanlıkların tüm düzenleyici işlemleri yerine sadece ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlerine karşı açılacak davaların Danıştayda görülmesi düzenlenmekte, buna karşı bu bakanlıkların bu nitelikte olmayan düzenleyici işlemlerine karşı açılacak davaların idare veya vergi mahkemelerine bırakılması öngörülmektedir.

Üç yıl süreyle Danıştay İdarî Dava Daireleri Kurulunun yapısı ve çalışma usulü değiştirilmekte. Zira, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu gündeminde 2011 yılı sonu itibarıyla 6 bine yakın dosya bulunmakta, haftada bir gün toplanmakta ve sadece toplantıya katılanların sayısı 150’yi bulmakta. Üyeleriyle toplanarak karar alması da zorlaştığı için üç yıl müddetle 20 kişiden oluşan bir heyet oluşturulmakta ve bunlar diğer, kendi dairelerindeki görevlerini yapmayacaklar, sürekli çalışan bir hâle gelerek ve ellerindeki bu dosyaları iki üç yıl gibi bir süre içerisinde eritmeleri temin edilmeye çalışılmaktadır. Bu geçici sürenin sonunda da birikmiş dosyalar eritilecek ve gelen iş sayıları da, idare mahkemelerinde birtakım davalar görüleceği için de birikmemiş sayılacaktır.

Yürütmenin durdurulması müessesesi de kısmen revize edilmekte, buna göre yürütmenin durdurulması kararları kural olarak idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra verilebilecektir. Yürütmenin durdurulması talebinin yerinde olmadığı dava dilekçesi ve eklerinden anlaşılmakta ise davalı idarenin savunması alınmaksızın talep reddedilebilecektir.

Yıkım ve sınır dışı edilme gibi uygulanmakla etkisi tükenecek nitelikteki idari işlemler bakımından ise savunma alındıktan sonra yeniden bir karar verilinceye kadar geçici olarak yürütmenin durdurulmasına karar verilebilecektir. Ayrıca aynı hukuki sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması talebinde bulunulamayacağı düzenlenmekte olup, bu sayede, reddedilmiş taleplerin tekraren yargı mercileri önüne getirilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

Kişinin haberleşme hürriyeti kapsamında dinlenilmesi, görüntülerinin kayda geçirilmesi durumları, hukuka aykırı olarak bunların ifşa edilmesi ve ifşa edilen bu görüntülerin basın-yayın organlarında yayınlanması hâlinde verilecek cezalar yeniden düzenlenmektedir.

Elektrik hırsızlığına konu eylemler yeniden tanımlanmış, bu ve buna benzer durumlardaki eylemler “karşılıksız yararlanma” suçu olarak yeni bir tanıma kavuşturulmuş, bu fiillerin etkin pişmanlık hükümleri yeniden belirlenmiş, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma ancak hüküm verilinceye kadar mümkün hâle getirilmiştir. Hüküm verilinceye kadar ödeme yapılması, zararın tazmin edilmesi hâlinde ceza verilmeyecek, hüküm kesinleşinceye kadar veya daha sonra ödeme veya tazminde ise ceza miktarında indirim yapılabilecektir.

Zimmet ve rüşvet suçları da yeni bir düzenlemeye, yeni bir anlayışa kavuşturulmuştur. Bilindiği üzere, tutuklama, en üst derecede kişi hak ve özgürlüklerine müdahale eden bir koruma tedbiridir. Adlî kontrolün üst sınırı da belli bir seviyeye getirilerek -tutuklamanın alternatifi olarak adli kontrolün- böylece tutuklamanın yarattığı mahzurların önüne geçilmiş olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Yetiştiremedi, yetiştiremedi!

RECEP ÖZEL (Devamla) – O beni dinleyen arkadaşımız da gitmiş, arkaya geçmiş, oturmuş; ona en güzel saygılarımı sunuyorum, iyi dileklerimi iletiyorum.

Bu kanunun Türk yargısına hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bu Terörle Mücadele Kanunu’ndaki değişikliği de anlatsaydın ya Recep Bey!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Şahısları adına, ikinci konuşmacı, Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Milletvekili.

Buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 278 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın geneli üzerine söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının genel gerekçesinde, iş yükünü azaltarak yargının etkinleştirilmesini sağlamak, makul sürede yargılanma hakkının gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan hak ihlallerini önlemek, ifade özgürlüğü ve özel yaşamın gizliliği konularında düzenlemelerle temel hak ve özgürlükleri güvence altına almak, icra, iflas, idari yargı ve ceza mevzuatının uygulanmasından doğan aksaklıklara, sorunlara çözüm getirmek amacıyla hazırlandığı ifade edilmektedir. Nitekim, “3’üncü reform paketi” gibi güçlü bir nitelendirmeyle kamuoyuna yansıtılan tasarıya, bu amaçları nedeniyle yargının sorunlarının çözümü konusunda oldukça büyük anlamlar yüklenmiştir.

Ancak, değerli milletvekilleri, gerek hazırlık süreci gerekse içeriği açısından bakıldığında, tasarının, kendisine yüklenen anlam büyüklüğünü karşılamaktan uzak olduğu görülmüştür. Tasarı hazırlanırken savunma mesleğinin temsilcisi olan barolar dışlanmıştır. Adalet Bakanlığı tekelinde götürülen çalışmaların kamuoyu nezdinde tartışmaya açılmasından özenle kaçınılmıştır ve AKP İktidarına hâkim olan tekçi bir anlayışla bu tasarı şekillendirilmiştir.

Diğer taraftan, tasarı, içeriği itibarıyla da, yargının var olan ivedi ve önemli sorunlarını çözmek konusunda oldukça yetersizdir. Yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla yapılması gereken yasal düzenlemelerin en başında, birtakım hedefler doğrultusunda şekillenen yapısı ve anlayışı nedeniyle yargıda âdeta kaos yaratan özel yetkili mahkemelerin gizli tanıklık, gizli soruşturma gibi hukuk sistemine yabancı olan unsurların, kurumların sistemden ayıklanması gerekirken, ağır insan hakkı ihlali oluşturan haksız ve uzun süreli tutuklulukları sona erdirecek düzenlemelere şeklî değil, net ve somut bir şekilde yer verilmesi gerekirken maalesef bunlara yönelik düzenlemeler tasarıda yer almamıştır.

Yine tasarı el attığı alanlarda evrensel hukukla örtüşmeyen, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’mıza açıkça aykırılık oluşturan düzenlemeler içermektedir. Örneğin icra personelinin sınav, nakil, unvan değişikliği gibi hususlarının kanunla değil, yönetmelikle düzenlenmesi özlük haklarına ilişkin olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’mızın 128’inci maddesine açıkça aykırıdır.

Değerli milletvekilleri, tasarıda idari yargının idarenin işlem ve eylemlerini denetlemesi, olağanüstü yetkilerle donatılmış yürütme erki karşısında bireyin hukukunun güçlendirilmesi ve korunması ve bu yönüyle de devlet yönetiminin hukuki sınırlar içerisinde  kalmasının sağlanması amacıyla oluşturulduğu gerçeği göz ardı edilmiştir. Yürütme karşısında yurttaş hukukunu güvence altına alan değil, tam tersine yurttaş hukukunu ortadan kaldıran düzenlemelere yer verilmiştir. Bunun en basit örneği, yürütmenin durdurulmasını yeniden biçimlendiren düzenlemedir. Telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması gibi Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’mızda sınırlayıcı bir şekilde sayılan yürütmenin durdurulması şartlarına idareye zaman kazandırmak için Anayasa hükmüne aykırı olarak “idarenin savunmasının alınması veya idarenin savunmasının alınma süresinin geçmesi” gibi üçüncü bir şart daha eklenmiştir.

Danıştay savcılarının görüşlerinin alınmasının yalnızca ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakılan davalara münhasır kılınması gibi Danıştayın yapısını değiştiren değişiklikler ise nitelikli yargılama ve içtihat birliği açısından son derece büyük sakıncalar taşımaktadır.

Ayrıca bilinmelidir ki idari yargının iş yükünün en önemli nedeni, idarenin hukuka uygun davranmamasıdır. Bu nedenle idare yani yürütme yani Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı “Ben yaptım, oldu.” anlayışını sürdürdüğü sürece idari yargının yükünü gerçek anlamda azaltmak olanaklı değildir.

Değerli milletvekilleri, bugün, aralarında Zonguldak Milletvekilimiz Mehmet Haberal’ın, İzmir Milletvekilimiz Sayın Mustafa Balbay’ın da bulunduğu 8 milletvekili, “Parasız eğitim istiyoruz.” diyen üniversite öğrencileri; basın mensupları, rektörler, asker, sivil binlerce yurttaşımız tutukludur. Uzun süren tutukluluklar, haksız tutukluluklar artık ciddi kaygı yaratan, ciddi endişe yaratan bir boyuta dönüşmüştür.

Ülkemiz yine bugün, siyasal iktidara muhalif veya siyasal iktidara yandaş olmayan tüm kesimlere terörist gözüyle bakan bir anlayışın sonucu olarak, tüm dünyadaki terör suçlularının üçte 1’ini barındıran bir ülke konumundadır. Basın özgürlüğü konusunda da ülkemiz bir zamanlar “İdi Amin” ile tanıdığımız Uganda’nın bile gerisine düşmüştür.

Tüm bunlara karşın, ülkemizi demokratik devlet ve hukuk devleti anlayışından uzaklaştıran bu tür olumsuzlukları ortadan kaldırma amacıyla vermiş olduğumuz öneri ve tekliflerimiz Adalet Komisyonunda reddedilmiştir. Şimdi gelinen noktada ise Komisyon gündemine getirilmeyen, içeriği muhalefet partileriyle paylaşılmayan özel yetkili mahkemelerin yeniden biçimlendirilmesine yönelik düzenlemelerin bir önergeyle Genel Kurul gündemine getirileceği iktidar sözcülerince dillendirilmektedir. Değerli milletvekilleri, özel yetkili mahkemeler gibi yargı sistemimizdeki sorunların en önemli bölümünü oluşturan, olağan adil yargılanma düzeninde asla yeri olmayan son derece önemli bir konunun hukuk çevreleriyle tartışılmadan, muhalefet partilerinin görüşü alınmadan, Adalet Komisyonu gündemine getirilmeden Genel Kurula son dakika önergesiyle getirilmesi, iktidar partisindeki gerçekçi çözüm anlayışından uzak, yargıyı iktidara göre yapılandırma ve iktidar yargısını mutlaklaştırma anlayışının çok somut bir göstergesidir.

Az önce Sayın Aydın da ifade etti. Usul hükümlerinin süregelen yargılamalara derhâl uygulanması ilkesinin evrensel bir ilke olmasına karşın özel yetkili mahkemelere yönelik değişikliklerin mevcut yargılamalara uygulanamayacağına yönelik iktidar partisi sözcülerinin söylemleri tam bir skandaldır ve bir hukukçuya kesinlikle yakışmamaktır çünkü usul hükümlerinin süregelen yargılanmalara derhâl uygulanması hukuk fakültelerinde temel ders olarak okutulmaktadır. Ancak, burada Sayın Aydın’ın bunun süregelen yargılanmalara uygulanmayacağı ifadesini, ben, bırakın AKP’nin buradaki bir başkan vekiline, hukuk fakültesinin 1’inci sınıf öğrencisine dahi yakıştıramıyorum.

Ayrıca, değerli milletvekilleri, hukuk, MİT Yasası örneğinde olduğu gibi, sadece Sayın Başbakanı özel yetkili mahkemelerden ve özel yetkili savcılardan kurtarma aracı değildir. Adil ve olağan mahkemelerde yargılanma hakkı, her sanığın evrensel hukuktan doğan mutlak ve eşit hakkıdır. Bu nedenle, Türkiye’deki yargının sorunlarının çözümlenmesi, şeklî ve göstermelik, kamuoyunu, dış çevreleri ve Sayın Başbakanı tatmine yönelik düzenlemelerle değil, erkler ayrılığını benimsemiş, yargı bağımsızlığını ve yürütme erkinin sınırlarını içine sindirmiş, hukuk devletine inanmış, söylemlerinde değil özünde demokratik bir iktidarla ve cemaatleşmiş güç odaklarının sesini değil, vicdanının sesini dinleyen yargıçlarla ancak olanaklı olabilir. Aksi takdirde, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Emine Ülker Tarhan’ın da ifade ettiği gibi, anlayış değişmediği sürece, biçimin değişmesi yargının ve hukuk devletinin sorunlarını asla ortadan kaldırmayacaktır.

Bu nedenlerden ötürü, önerilerimizin ve eleştirilerimizin dikkate alınması dileği, daha özgür, daha eşit, daha adil bir Türkiye’de yaşama arzusuyla Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köktürk.

Sayın milletvekilleri, görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sisteme giren arkadaşlarıma sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce teröristbaşının İmralı’da olduğunu ifade ettiniz. Basında çıkan haberlere göre Bursa’da MİT’in misafirhanesinde bazı zamanlar kaldığı iddiaları doğru mudur? Daha önce Oslo’da yapılan görüşmeler için de Sayın Başbakan bu iddiaları gündeme taşıyanları şerefsizlikle suçlamıştı ama sonra “Ben gönderdim.” dedi. Yarın tekrar teröristbaşının Bursa’da MİT misafirhanesinde kaldığı ortaya çıkarsa, bundan sizin haberiniz var mıydı? Yoksa, bunu nasıl cevaplayacaksınız?

İkincisi: Taahhüdü ihlal hapsinin kaldırılması yönünde Hükûmetinizin görüşü nasıldır? Bu konudaki mağduriyeti giderme adına bir düzenleme söz konusu mudur?

Üçüncüsü de kapatılan ve bir hafta sonra iade edilen adliyelerin hangi kriterlere göre kapatıldığı ve iade edildiği konusunda açıklama yapar mısınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kütahya ili Domaniç ve Şaphane adliyeleri ne olacak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, deminki sunumunuzda, en başında bir ifadede bulundunuz, “Şu anda İmralı’da.” dediniz. Daha önce İmralı’dan çıkmış, bazı görüşmeler yapmış, bazı yerlerde bulunmuş mudur? Net olarak cevap verebilir misiniz lütfen. İlk sorum bu.

Bir de Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nda 2007 yılında yapılan bir değişiklikle herkesin eleştirdiği bir düzenleme yapmıştınız, bir anlamda hukuk güvenliğini yok edecek uygulamalara yol açmıştı bu. Bununla ilgili, bu kadar geniş bir düzenleme yaparken neden bir değişiklik yapmayı düşünmediniz Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun 4’üncü maddesinde, 4/A maddesinde?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kuşoğlu.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AKP iktidara geldiğinden bu yana,

1)   Adli yargıdaki dava sayısı ne kadar artmıştır?

2) İdari yargıdaki dava sayısı ne kadar artmıştır?

3) Adli ve idari davalardaki artışta AKP’nin yönetim anlayışının etkisi ne kadar olmuştur?

4) Hâkim sayısı buna paralel olarak artırılabilmiş midir?

5) Teröristbaşı herhangi bir sebeple İmralı’dan hiç ayrıldı mı, ayrılmadı mı? Bu soruya net cevap bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Vural… Yok.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bu İmralı’daki katil -sizin sözünüze itibar ediyoruz- umarım Barzani denilen herifle yat gezisine çıkmamıştır.

Ama size daha evvel bir soru önergesi vermiştim, cevabını alamadım. PKK’yı bu adam yönettiğine göre, KCK oluşumunda katkısı olduğuna göre, geçen seneki bu MİT kriziyle ilgili olaylarda da bu bilgiler ortaya çıktığına göre, bu katille ilgili bir iddianame hazırlanmış mıdır? KCK davasının neresindedir? Bunu öğrenmek istiyorum.

Bir diğer sorum da bu tasarının 56’ncı maddesinde, mahkemelerin defi yoluyla Anayasa Mahkemesine gitmesine tek gerekçe olarak Anayasa’ya aykırılık iddiasının kullanılamayacağı hususu düzenlenmekte. Oysa Anayasa’nın 152’nci maddesi gayet açıktır ve “Mahkemelerin Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine gitmesi hâllerinde yargılamayı durdurur.” diye bir hüküm var. Bu çelişkiyi nasıl gidereceğiz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Ağbaba… Yok.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adliye yazı işleri müdürlerinin ek göstergesi 2200’dür. Oysa yazı işleri müdürlerinin emsali diğer kurum müdürlerinin ek göstergeleri 3000, hatta 3600’dür. Adliye yazı işleri müdürlerinin ek göstergelerini yükseltmeyi düşünüyor musunuz?

144 ilçe adliyesinin kapatılmasını HSYK’dan talep ederek kapattırdınız, sonra 44’ü yeniden açıldı, ancak Manisa Gölmarmara ve Köprübaşı adliyeleri kapatılmıştır. Bu adliyelerin kapatılmasıyla ilgili olarak bir düzenleme, etki analizi yaptınız mı, devlete parasal veya iş performansı  bakımından ne faydası olacak? Bunun karşılığında yüz binlerce vatandaşın çekeceği eziyeti, katlanacağı parasal külfeti, iş, üretim ve zaman kaybını hesapladınız mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Dora…

EROL DORA (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2011 Haziran seçimlerinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti, halkın iradesiyle seçilmiş 8 milletvekilimiz hâlâ tutuklu bulunmaktadır. Seçilmiş bulunan vekillerin tahliye edilmemesini demokratik bir hukuk devleti olduğunu iddia eden bir devlete yakıştırıyor musunuz? Meclisin kapanacağı bu son günlerde bu konuda bir çözüm düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dora.

Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakan, geçtiğimiz günlerde Özel Yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin yapmış olduğu Ergenekon yargılaması sırasında, sıraların birleştirilmesi suretiyle avukatların müvekkilleriyle, sanıklarla görüşmelerinin engellendiği, buna itiraz eden avukatlara ise hâkimler tarafından “Burada görüşmeyin, cezaevinde görüşürsünüz.” şeklinde ifadede bulunulduğu ulusal basına yansımıştı.

Şimdi, soruşturma, kovuşturma ve yargılama aşamalarında avukatların hiçbir şekilde müvekkilleriyle görüşmelerinin  engellenemeyeceği hem Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’muzun hem de evrensel hukukun temel ilkesidir. Deniz Feneri davasında görevi kötüye kullandığı gerekçesiyle bir gecede savcıları görevden alan, tahliye kararları verdikleri için hâkimlerin görev yerlerini değiştiren Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olarak, ilgili hâkimler hakkında soruşturma açmayı düşünüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) - Bu hâkimleri görevden almayı, görev yerlerini değiştirmeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mahkeme ve icra iflas dairelerinin paraları bankaya yatırılmaktadır.

2002 yılında Harçlar Kanunu’nun 36’ncı maddesi uyarınca bankaya yatırılan paraların faiz, ikramiyeleri ne kadardır? Bunlar hazineye aktarılmış mıdır?

Soru 2: 2003 yılında bankaya yatırılan paraların faiz ve ikramiyesi ne kadardır? Bunlar hazineye aktarılmış mıdır?

2006 tarihinden bugüne kadar yıllara göre her yıl bankaya yatırılan paralar ve bu paralara ait faiz ve ikramiyeler ne kadardır? Bunlar hazineye aktarılmış mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Sayın Özdemir… Yok.

Sayın Dinçer…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana sorum: Davalarda yürütmeyi durdurma talep koşulları ağırlaştırılıyor; bu durum hak arama özgürlüğüne engel değil midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dinçer.

Sayın Kalaycı…

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Adalet Bakanı olarak talebiniz üzerine 44 ilçedeki adliyenin kapatılması işlemi iptal edilmiştir. Ancak 44 ilçe arasında Konya’nın Hüyük ve Altınekin ilçeleri yer almamıştır. Altınekin ilçemiz Konya’ya 70 kilometreden uzak olmasına rağmen adliyesi neden kapatılmıştır?

Hüyük ilçemizin nüfusu bu 44 ilçenin 23’ünden daha fazla olduğu hâlde Hüyük adliyesi neden kapatılmıştır?

HSYK’ya kararının yeniden gözden geçirilmesi için tekrar bir başvurunuz olacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Sakık… Yok.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ben de bazı arkadaşlarımın sorduğu gibi, Abdullah Öcalan hâlen daha İmralı’da mı? İmralı’dan dışarıya çıkartıldı mı? Çıkartıldıysa hangi gerekçelerle çıkartıldı ve kayıtları tutuldu mu? Eğer çıkartıldıysa ve uzun süre Bursa’daki MİT misafirhanesinde alıkonulduysa, bu, ev hapsinin bir başlangıcı mıdır? Ev hapsine çıkarmayı düşünüyor musunuz Abdullah Öcalan’ı?

Ayrıca, kapatılan adliyelerle ilgili 146 adliyeden 44’ünü geri açıyorsunuz; bu açma ve kapamadaki kıstaslarınız nelerdir?

Uşak’ın da iki ilçesi, Karahallı ve Ulubey ilçeleri kapatıldı. Bu kapatılan adliyeler nedeniyle bu ilçelerin köyleştirilmesinin söz konusu olacağını ve ilçelerin sosyal yaşamlarının da, ekonomik yaşamlarının da daha geriye gideceğini düşünüyor musunuz? Bu konudaki yanlışlığı düzeltmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Kurt, buyurun.

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Bakan, bütün arkadaşlar soruyor, ben de soruyorum: Kapatılan adliyeler, Eskişehir’de Seyitgazi, Mihalgazi ve Mahmudiye, toplam 40 bin nüfusa hitap ediyor. Tam yargı hizmetlerinin hızlandırılması ve etkinleştirilmesi aşamasında bu karar çelişkili değil mi? Düzeltilen kapatmaları Eskişehir için de düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler ederim.

Buyurun Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; milletvekillerimizin soru sorma sırasına göre cevap vermeye çalışacağım ancak zaten birkaç soru var ki tüm milletvekillerimiz hemen hemen bunlara ortak değindiği için bunlara cevap verirken birçok arkadaşıma aynı zamanda cevap vermiş olacağımı düşünüyorum.

Bir tanesi, oturumun başlangıcında Sayın Oktay Vural’ın dile getirdiği, “Bölücü örgüt başının İmralı Cezaevinde bulunup bulunmadığı, Bursa’da Millî İstihbarat Teşkilatının misafirhanesinde, ara ara gidip orada kalıp kalmadığı ya da daha önce buralardan çıkıp, başka yerlerde konaklayıp tekrar İmralı’ya dönüp dönmediği” şeklinde çok değişik ama hepsi öz itibarıyla aynı olan sorular geldi. Ben, kürsüden tasarının genel gerekçelerini izah etmeye çalışırken ifade ettim. Tekrar, buradan, bu sorulara cevaben ifade ediyorum: Ben 2009 yılının Mayıs ayında Bakanlık görevine geldim ve o günden bugüne kadar, bu yönde en ufak bir bilgi bizde yok yani İmralı’nın dışına çıktığına dair.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Verdiğin bilgilerden emin değilsin! “Bilgim yok.” diyorsun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – İki: Bizim orada ceza infaz kurumunda müdürümüz var, infaz korumalarımız var. Dış güvenliği jandarmanın kontrolünde, özel güvenlik sahası ilan edilen, askerî güvenlik sahası ilan edilen bir bölge İmralı adası.

Dolayısıyla, bendeki verilere dayanarak şunu ifade ettim, dedim ki: “Öcalan şu anda İmralı Cezaevindedir.” “Şu anda” ifademden, “Acaba daha önce çıktı mı?” diye soru geldi. Bizdeki verilere göre, şu ana kadar, cezaevinden, İmralı’dan çıkıp başka bir yere gittiğine dair en ufak bir bilgi yok, bizim de böyle bir bilgimiz yok.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - “Çıkmadı, yapmadı.” demiyorsun, “Bilgi yok…” Bende de yok, sizlerde de yok.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Çok net, cezaevi olarak İmralı Cezaevinde cezasını infaz ettiğini ifade ediyorum, kesintisiz olarak bu ceza infaz edilmektedir. Bizdeki tüm bilgiler, kayıtlar bu yöndedir. Bunun dışındaki bilgilere itibar edilmemesini buradan ifade ediyorum.

Onun dışında, sorulardan bir tanesi de yine “İmralı’dan ev hapsine alınmasına dönük bir düşünceniz, çalışmanız var mı?” diye, yanılmıyorsam Sayın Yılmaz’ın sorusuydu. Bu şekilde bir düşüncemiz de, çalışmamız da söz konusu değildir; bunu da çok net ifade ediyorum.

Onun dışında, Sayın Işık’ın 2’nci sorusu “Taahhüdü ihlal suçlarında hürriyeti bağlayıcı cezayı kaldırmaya dönük bir çalışmamız var mı?” idi. Bu soru da daha önce farklı milletvekillerimizin tarafımıza yönelttiği ve değişik vesilelerle buradan ifade etmeye çalıştığımız bir sorudur. Buradan tekrar ifade etmem gerekiyor. Şu anda Bakanlığımızda bu yönde bir çalışma bulunmamaktadır Sayın Işık.

Üçüncüsü, birçok arkadaşımızın da dile getirdiği ve Sayın Işık’ın da sorduğu, kapatılan adliyelere ilişkin soru. “Kriterleriniz nelerdi? Daha sonra, kapatılan adliyelerden kırk dört tanesinin kapatılmasına ilişkin karar Bakanlığın itirazıyla Kurul tarafından yeniden kaldırıldı. Bunlarda kriterler nelerdi, niçin bunu yaptınız?” gibi bir değerlendirme…

Değerli arkadaşlar, evvelemirde şunu ifade etmem lazım: Adliyelerin kapatılmasına ya da birleştirilmesine dair tasarruflar çok sevimli tasarruflar değil. Bunlar, elbette ki sevimsiz ve çok da hoşa giden işler değil. 2004 yılında benzer bir tasarruf yapılmıştı 130 adliye civarında. İşte, geçtiğimiz on beş gün içerisinde yapılan düzenlemeyle de, öncelikle 149 adliye olarak teklif edilmişti Kurula, bunun 146 tanesinin birleştirilmesine karar verdi Kurul. Daha sonra süreci de sizinle paylaşayım. Evvelemirde, ilk etapta kapatılan adliyelerle ilgili çalışma şu esaslara göre yapılmıştır: Mahkeme ve savcılıkların son üç yıllık ortalama iş sayıları tespit edilmiştir. O adliyelerde, savcılıklarda ve mahkemelerde görülmekte olan davalar ve soruşturma dosyalarının sayıları tespit edilmiş ve bunların üç yıllık ortalamaları alınmıştır. İnsan kaynakları, en yakın adliyeye uzaklığı, merkez nüfusu, toplam nüfusu, adliyenin fiziki durumu, lojmanı olup olmaması, cezaevinin bulunup bulunmaması gibi pek çok veriler bir araya getirilerek değerlendirme yapılmıştır.

ALİ ÖZ (Mersin) – Bunlar bir haftada mı değişti Sayın Bakan?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bir haftada değişiyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sadece bir ya da iki veriye bakarak bir değerlendirme yapılmamıştır. Onun için, zaman zaman “Efendim, şu kritere göre bizimkisinin girmesi lazım ama buraya dâhil edilmedi.” gibi şikâyetler gelebiliyor, onun için ifade ediyorum, birden çok veri değerlendirilerek kararlar alınmıştır. İş durumu, ulaşım imkânları, coğrafi yapı, nüfus, hizmet binası ve lojman durumu…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, bu söylediğiniz yerlerin hiçbirisi uygulamaya uymuyor, hiçbirisi uymuyor; hiçbirini söylemeyin.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – …gelişmişlik düzeyi göz önünde bulundurulmuştur.

ALİM IŞIK (Kütahya) – “Siyasi karar aldık.” deyin, “Biten yerlerde arkadaşları kahraman yaptık.” deyin bitsin bu iş.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Soru sordunuz, cevabını bir bekleyin.

Değerli arkadaşlar…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bunlar sizi sıkıntıya sokar, bunların hiçbirisi doğru değil.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Şimdi, cevabını almamak üzere soru sorduysanız bilmiyorum, geçeyim bu soruyu ama cevap almak için sorduysanız müsaade edin…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ama Sayın Bakan, söyledikleriniz doğru değil.

ALİ ÖZ (Mersin) – Hikâye anlatmayın.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Müsaade edin, söyleyeceklerimi bir bekleyin.

ALİM IŞIK (Kütahya) –Bir hafta önce bunlar doğruysa o zaman niye değiştirdiniz?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bir haftada ne değişti?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Bakan, cevabı vermiyorsun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – İlk defa kapatma kararı verilen 146 adliye şu kriterlere göre birleştirilmiştir…

ALİ ÖZ (Mersin) – Bir haftada mı değişiyor?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – İş ortalaması 500’ün altında olan adliyeler, en uygun adli teşkilata uzaklığı 15 kilometrenin altında olan yerler, en uygun adli teşkilata uzaklığı 15 ila 40 kilometre arasında olmakla beraber iş ortalaması 1.200’ün altında olup merkez nüfusu 10 bini, toplam nüfusu 30 bini geçmeyen yerler.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bir haftada mı değişti?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bu kriterlere bağlı olarak 146 yer için birleştirme kararı verildi, daha sonra gerek sivil toplum örgütlerinden gerek milletvekillerimizden gerek yerel yöneticilerden gelen müracaatlar Bakanlığımızda oluşturulan bir komisyonda dinlenmiştir. Alınan notlar neticesinde itiraz suretiyle dile getirilen gerekçelerde haklı bulunan ilçeler Kurula tekrar Bakanlığın itirazı olarak götürülmüştür. Bu itirazlardan bir kısmı da Kurul tarafından değerlendirilerek buralarda birleştirme kararları kaldırılmıştır. Peki, Kurul hangi gerekçelere dayalı olarak bu birleştirme kararını kaldırmıştır, ona da geliyorum.

Değerli arkadaşlar, ilk değerlendirmede ilçelerin birbiriyle arasında olan mesafe kriterlerin içinde olmakla beraber, öyle bir ilçemiz vardı ki ikisi arasında kan davası ve 30’a yakın can kaybı olan ilçe birbirine bağlanmış. Bunun yapılması…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yani herkes birbirini mi öldürsün Sayın Bakan? Ne demek bu? Allah aşkına yapmayın bunu yani! Açıklamayın bari!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli arkadaşlar…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yani Kütahya’da da insanlar birbirini mi öldürsün? Dosya sayısını öyle mi artıralım? Ne demek bu? Böyle bir cevap olur mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Şimdi, bu şekilde bir diyalog yok Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Olmaz ama böyle bir şey! Böyle bir açıklama da olmaz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – İkinci defa Kurulun almış olduğu kriterleri söyleyip geçiyorum.

15 kilometre üstünde olmakla beraber mesafe, iş yükü binden fazla ise oralarda birleştirme kararı kaldırılmıştır. 25 kilometrenin üstünde olup 700’den fazla işi olan yerlerde birleştirme kaldırılmıştır. 35 kilometre üzerinde olup 600’den fazla işi olan, belli bir kademe… Mesafe uzadıkça iş sayısı düşüyor. Böyle bir kriterle bunlar değerlendirilmiştir ve güvenlik nedeniyle, terör etkisi, baskısı altında olan, bölge koşulları ve güvenlik hassasiyetine bağlı birkaç tasarruf vardır.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Adalar nasıl olacak, adalar?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli arkadaşlar, bu kapatılan adliyeler yargı hizmetlerinin daha verimli şartlarda yapılması maksadıyla yapılmıştır. Hiçbir iktidar, hiçbir idare kendisini siyaseten sıkıntıya sokacak böyle bir tasarrufun altına eline sokmaz. Arkadaşlarımızdan zaman zaman “Siyasi nedenlerle yapıldı.” diye eleştiriler var.

Bakınız, şu anda kapatılan, birleştirilen adliyelerin belediyeleri hangi partilerde, bunu da sizinle paylaşayım.

146 mahalle ilgili rakamları veriyorum:  146 yerin 70’i AK PARTİ’li belediye, 30’u CHP’li, 21’i MHP’li, 1’i DTP’den seçilmiş, zannediyorum BDP’den şu anda devam ediyor. Saadet Partisinden var, Demokrat Partiden var, ANAP’tan var, DSP’den, bağımsızdan, EMEP’ten var. Birleştirilmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Son bir cümle… Daha sonra, bu…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Yeter, yeter…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Adalar ne olacak, adalar?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Süre ver de söyleyeceği bir şey yok.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Evet, değerli arkadaşlar, kapatılanlardan, en çok kapatılan AK PARTİ’ye ait belediyelerin bulunduğu yerler. Peki, birleştirme kararı kaldırılan yerler nasıl? Burada orana baktığınız zaman, en fazla MHP’li belediyeler bundan istifade etmiş. 17 AK PARTİ belediyesinin olduğu adliye tekrar açılırken, 8 Cumhuriyet Halk Partisi, 9 MHP, 1 DTP, 1 Saadet Partisi, Demokrat Parti, DSP, bağımsız ve EMEP. Buradan şunu ifade ediyorum: Değerli arkadaşlar…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, 9, 17’den büyük mü? “En fazla” demeyin buna yahu! Oran olarak söyleyin, oran olarak.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Büyük!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Oranlarını söylüyorum Sayın Işık, lütfen. Ne dediğimi çok iyi anlıyorsunuz. Burada siyasi bir saik yoktur, hizmetlerin daha verimli hâle getirilmesi için yapılmış bir çalışma vardır. Bu çalışma Türkiye'de ilk kez yapılan bir çalışma da değildir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Birinci bölüm…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “Bölümlere geçilmesini” diyecektiniz.

BAŞKAN – Efendim, “bölümlere geçilmesini” dedim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “Maddelere” dediniz.

BAŞKAN – Şimdi, birinci bölüme geliyoruz, affedersiniz.

Evet, “maddelere geçilmesi” deniyor, sonra bölümlere. Şimdi geliyorum birinci bölüme.

Sayın milletvekilleri, şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 28’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen arkadaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Dilek Alagün Yılmaz, Uşak Milletvekili.

Akagün Yılmaz; affedersiniz.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA  DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, soyadımı artık öğrenmiş olmanız gerekir diye düşünüyorum “Akagün Yılmaz” olarak.

BAŞKAN – El yazısıyla veriyorlar, kusura bakmayın.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Evet, düzeltiyorum.

Sayın milletvekilleri, biraz önce de Sayın Bakana sorarken ben, PKK terör örgütünün başının, Öcalan’ın nerede olduğunu sorduk. Bu konuda ben bir soru önergesi de verdim; bu soru önergesinde çok açık bir şekilde belirttim bu şüphelerim neden kaynaklanıyor. Bunu geçen hafta vermiştim. Yani Sayın Devlet Bahçeli bu soruyu sorduktan sonra bende de bir şeyler uyandı ve şunu söyledim: Ocak 2012 tarihinde Mehmet Öcalan kardeşiyle görüşmek üzere İmralı’ya gidiyor ama kardeşi diyor ki, Abdullah Öcalan: “Şimdi görüşmemiz uygun değil.”

Aynı şekilde, 2009 yılında Abdullah Öcalan’ın hücresinin 17 santimetre daraltılmasıyla ilgili Türkiye’de yer yerinden oynadı, hepiniz biliyorsunuz ama bir yıldır şimdi görüşme yaptırılmıyor; avukat görüşü yok, yakınlarıyla görüşü yok.

Şimdi, burada bir bit yeniği olmasa… Türkiye’de pek çok yasa dışı örgüt üyesi ya da farklı insanlar bir protesto yaparlar ama yani bu konudaki benim tereddütlerimin nereden kaynaklandığını bilmeniz açısından bunları anlatıyorum.

Şimdi, Sayın Bakanın söylemiş olduğu şey: “Bizde bir bilgi yok.” Böyle bir şey cevap değil Sayın Bakanım. Siz Adalet Bakanısınız ve cezaevleriyle doğrudan doğruya ilgilisiniz. Gazetede yazıyor, bugünkü Aydınlık gazetesinde, deniyor ki: “Hastaneye gittiği zaman da giriş çıkış tutanağı tutulmuyor.”

Şimdi, Bursa’daki MİT misafirhanesine gittiği zaman da bunun tutanağı tutulmuyor mu Sayın Bakan? Siz Adalet Bakanısınız, “Bizde böyle bir bilgi yok.” diyerek bundan kaçamazsınız Sayın Bakan. Sizin bu konuda çok ciddi sorumluluğunuz var.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Boş konuşuyorsun, boş!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Yani ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmış bir kişinin cezaevinde değildi de değişik yerlerde barındırılması asla affedilemez, asla böyle bir şeye tahammül gösterilemez. Sayın Bakan, böylesi bir hatanız var ise, böyle bir kasıt ya da kusurunuz var ise Yüce Divanda yargılanılması gereken bir suçtur bu. Böyle bir şeye göz yumamazsınız.

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, siz böyle bir asparagas habere nasıl inanıyorsunuz? Asparagas bir haber ve siz inanıyorsunuz!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Yani bu şüpheleri ortadan kaldırmak için, mutlaka, bu şüpheleri ortadan kaldırmak için siz gereken özeni göstermelisiniz Sayın Bakan. Açıklamanız yeterli değildir ve bizi tatmin etmemiştir Sayın Bakanım.

Onun dışında, sevgili arkadaşlar, kapanan adliyelerle ilgili, 146 adliyenin 15 Haziran tarihli Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun kararıyla kapatılmasından sonra 44 adliye açıldı. Sayın Bakan bunları anlatmaya çalışıyor, diyor ki: “Nüfusu, şehre uzaklığı, dosyaların niteliği...”

Şimdi, arkadaşlar, 22 Haziranda açılan 44 adliyenin birkaç tane özelliğini ben size sayıyorum: Antalya Gündoğmuş Adliyesi, 1.988 nüfusa sahip; Ardahan Posof Adliyesi, ilçe 1.987 nüfusa sahip; yine aynı şekilde, Tunceli Mazgirt, 1.619 nüfusa sahip; Tunceli Nazımiye, 1.661 nüfusa sahip.

Sevgili arkadaşlar, soruyorum ben: 1.600 nüfuslu bir ilçede 1.200 civarında dosya olur mu? Bunu kime anlatıyorsunuz siz? Nasıl anlatabiliyorsunuz böylesi bir şeyi? Bunların hiçbirisi, yani sizin söylediklerinizi doğrulamıyor Sayın Bakan. Yani Başbakan, geçen gün yaptığınız toplantıda “Bu işi düzeltin.” demiş. Ben o amiyane tavrı söylemiyorum. Bu işi düzeltecek misiniz Sayın Bakan? Bu işi düzeltmelisiniz çünkü bu ilçeler adliyelerin kapanılmasıyla beraber köy hâline dönecektir, sosyal hayatı bitecektir, bu ilçelerin ekonomik hayatı bitecektir. Lütfen Sayın Bakan, bu işten geri dönmenizi ben de Uşak’taki adliyelerin bir temsilcisi olarak, hem de bir avukat olarak, bir hukukçu olarak sizden istiyorum. Çünkü, burada masraf yapılmaması söz konusu olsa bile vatandaşın yapmış olduğu masraflar kat kat fazla olacaktır Sayın Bakan, buna dikkat etmenizi istiyorum.

Bunun dışında, sevgili arkadaşlar, yargı paketiyle ilgili böyle bir konuyu konuşuyorsak eğer, tutuklu milletvekillerimizle ilgili konuşmadan geçmemiz mümkün değildir. Her olayda tutuklu milletvekillerimizin aileleri, tutuklu milletvekillerimizin çocukları umut bekliyorlar. “Yargı paketi.” dendi, “Tutukluluğa bir sınırlama getirilecek.” dendi, “Özel yetkili mahkemelerle ilgili bir sınırlama getirilecek.” dendi ve şöyle bir algı yaratıldı: Tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmasının koşulları yaratılacakmış gibi. Ama ne yazık ki, görüyoruz ki burada böyle bir düzenleme yok. Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu teklifleri de hiçe saydınız, görmezden geldiniz. Ama bu insanların da çoluğu çocuğu var, bu insanların da artık burada bizi temsil etmeleri, milleti temsil etmeleri gerekiyor. Bu konunun da bu yargı paketine bir önergeyle yine sokulması gerektiğini düşünüyoruz.

Bunun dışında sevgili arkadaşlar, idam cezası kalktı ülkemizde, idam cezası uygulanmıyor ama biliyor musunuz cezaevlerinde 150 civarında ölmek üzere olan insan var, ağır hasta olan mahkûm var. Ancak 12 Eylül generallerini, Kenan Evren’i ve Tahsin Şahinkaya’yı duruşmaya bile getiremiyorsunuz, onların hastaneden ifadeleri alınması gerektiğini söylüyorsunuz. 150 civarında insan hâlen daha cezaevinde ölümle pençeleşiyor. Ne bunların tedavisi için dışarı çıkmasına izin veriyorsunuz ne de Cumhurbaşkanlığı af yetkisini kullanıyor. O af yetkisi orada duruyor sevgili arkadaşlar.

Bunun yanında, Ergenekon, Balyoz davasından yargılanan ve uydurma gerekçelerle, uydurma delillerle yargılanan insanlardan Kuddusi Okkır öldü biliyorsunuz sevgili arkadaşlar. Şener Eruygur’un duruşmaya geldiği hâlini siz görmüşsünüzdür. Bu insan bir komutandı, bu insan Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanıydı ama cezaevine girmesiyle beraber, oradaki yaşadığı koşullar ve düşmesi sonucunda beyin kanaması geçirdi. Şu anda bir  çocuktan farksız. Siz Şener Eruygur’u da öldürdünüz arkadaşlar. Bugün yetmiş yaşın üzerinde o kadar çok insan var ki orada, onları da ölüme yatırıyorsunuz. İdam cezaları bu ülkede kalkmış olmasına rağmen –sizler- AKP İktidarı idam cezasını fiilen uygular bir hâle gelmiştir arkadaşlar. Fatih Hilmioğlu; durumunun ne kadar ağır olduğunu Sayın Bakanımız da herhâlde biliyordur ama sırf bu nedenle bile tahliyesi gerekirken ne yazık ki tahliye edilmemektedirler. Bu konu da bütün toplumun vicdanını yaralamaya devam etmektedir.

Sevgili arkadaşlar, İcra İflas Yasası’nın birinci bölümüyle ilgili konuşmak üzere söz aldım ama Türkiye’nin gündemi o kadar yoğun ilerliyor ki bu konulardan bahsetmeden İcra İflasa geçmemiz mümkün olmayacaktı.

Şimdi, ben şunu görüyorum: İcra İflas Yasası Komisyonda görüşülmeye başlandığında ve bunun Komisyona geldiğine dair kamuoyunda bir duyum alındıktan sonra o kadar çok borçludan bana telefon geldi ki. Bu ülkede borçluların korkunç bir lobisi var arkadaşlar. Borçlular çok güçlüler ve ciddi lobi faaliyeti yapıyorlar ama alacaklıların -alacaklılar suçlu, alacaklı olmak bu ülkede suç- haklarının korunması gibi bir şey söz konusu olamayabiliyor. Yani bunu nereden çıkarıyorum? Yıllardır yapılan düzenlemelerden arkadaşlar.

Son olarak çekteki ceza kaldırıldı, alacaklılar mağdur edildi. Emekli maaşlarının 1/4’ünün hacziyle ilgili düzenleme kaldırıldı, alacaklılar mağdur edildi. Telefon haczi ve telefon kapatılması şirketlerin isteği üzerine kaldırıldı ve alacaklılar mağdur edildi. Mal beyanında bulunmamada hapis cezası ortadan kaldırıldı, alacaklılar mağdur edildi. Şimdi son dönemde şu söyleniyor: Taahhüdü ihlalle ilgili de bir düzenleme yapılsın.

Şimdi ben burada soruyorum, -hukukçular daha çok bilirler belki ama- alacaklı olduğunuzu düşünün sevgili arkadaşlar: Neyle tahsil edeceksiniz bunu? Nasıl tahsil edilecek bu para? Alacaklılar alacağını tahsil edemezse işte o zaman bu ülkede mafya ve çeteler devreye girecektir. Bu ülkenin hukuk düzeni bozulacaktır. Hukuka olan güven ortadan kalkacaktır. Bu işin dengesini çok iyi kurmak lazım arkadaşlar.

Elbette alacaklıların hakkı da korunacak, borçlulara da zarar vermemek amacıyla işlemler yapılacak ama dengeyi çok iyi korumak lazım. Ben burada, alacaklılar aleyhine bir denge bozukluğu olduğu kanaatindeyim. Bu konuda da dikkatinizi çekmek istedim.

Şimdi, İcra İflas Yasası’nda yapılmak istenen değişikliklerle kanunun sistematiği ve anlam bütünlüğü bozuluyor arkadaşlar. Onun için, ben “Bu madde metninin tasarı metninden çıkartılması gerekir.” diye önergeler hazırladım çünkü gerçek bu.

Ayrıntılı olarak baktığınızda arkadaşlar, şimdi, icra müdür ve görevlilerinin ve diğer memurların, icrada görevli olan arkadaşlarımızın her türlü sınavı, yükselmesi, nakli, kanunla düzenlenmesi gerektiği hâlde, siz 1’inci maddede ne yapıyorsunuz? “Yönetmelikle düzenlenir.” diyorsunuz. Bu düzenleme Anayasa’nın 120/2 maddesine aykırı. Bu nedenle de bunun kesinlikle metinden çıkartılması gerekiyor. Lütfen sözlerimizi biraz ciddiye alın, lütfen biraz da hukukçu arkadaşlarımız kendi ellerini vicdanına koysunlar ve bu önergelerimizi dikkate alsınlar.

Arkadaşlar, 3’üncü maddede şöyle bir düzenleme var: “Elektronik imza ile atılmış olan imza senet niteliğindedir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Şimdi Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Önder. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, muhterem arkadaşlar; ben de Sayın Adalet Bakanından bir ricayla konuşmama başlamak istiyorum: Mümkünse bütün adliyeleri kapatın. Bunu da anlamış değilim; her çıkan sanki okul ister, fabrika ister, yol ister gibi “Bizim adliyemizi niye kapattınız?” diye feveran ediyor. Hani buralarda adalet dağıtılsa gam yemeyeceğim. Buralar artık adalet dağıtılan yerler olmaktan da çıkmışken niye bu mahkeme açtırtma histerisi, bunu anlamış değilim. Ben rica ediyorum, benim seçim bölgemdeki bütün adliyeleri kapatın Sayın Bakan, programınıza alın. Bir gün buraya çıkıp şekva etmeyeceğim, yani Allah razı olsun da diyeceğimi buradan taahhüt ediyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben sizin isteğinize itiraz ediyorum.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Siz işinizi hep mahkemelerle görmüşsünüz. Bu rejim de savaş meydanlarında kurulmamıştır, bu rejim, mahkeme salonlarında kurulmuştur, cumhuriyetin bizatihi kendisi ve mahkeme salonlarında dönüştürülmektedir. Olan biten bu arkadaşlar. Öyle mahkemelere çok bel bağlamayın.

Bir de muhalefet partisi adına konuşan sayın vekiller “Abdullah Öcalan İmralı’da mı, değil mi?” üzerinden bir tartışma yürütüyorlar. Öyle bir, kendi kendini tekzip eden yaklaşım ki, burada “demokrasi, demokratlık ve tutarlı olmak” bahsine dair bir iki şey söyleyip ondan sonra o mevzuya gireceğim.

Bu ülkede bir koster arızası, tarihimize “Koster Vakası” olarak geçecek ağır bir hak ihlali yapılırken çıkıp mahkûmun hüviyetine bakılmaz. Hurşit Tolon ya da Abdullah Öcalan ya da bir başkası olduğu zaman kanaatinizin değişmemesi lazım. Diyeceksiniz ki: “Bir mahkûm niye avukatıyla görüştürülmüyor?” O gün o soruyu sormayanın bugün spekülasyonlar üzerinden bir yaklaşım geliştirmeye hakkı yoktur. Biraz, demokrasi ve tutarlılık bahsinde bence daha dikkatli, daha özenli davranmaya ihtiyaç var.

İcra iflasla bir bağlantı kurmak âdettendir. Evet, meseleye “Adalet iflas etmiştir, icracısı da kapıdadır.” diyerek bir geçiş yapıp bu icra faslından özel yetkili mahkemelere, bu manasız ve vahim tutuklamalara dair bir şeyler söylemek istiyorum.

Bu ülkede yargının siyasallaşması hep konuşulur. Bu meseleyle, 2’nci paket görüşülürken siyasetin yargısallaşması bahsinde bir şeyler söylemiştim. Yargıdaki ihtimaller iki tanedir arkadaşlar, ya beraat edersiniz ya mahkûm olursunuz; yani ya sizin tezinize haklılık atfedilir ya haksız olduğunuz tescil edilir. Bu, bir yönüyle adalet için gereklidir, böyle de olması gerekir ama siyaset üç ihtimallidir. Siyasetin üçüncü ihtimali ve yargıda olmayan bir diğer özelliği şudur: Üçüncü ihtimali, uzlaşmadır; yargıda olmayan şey, tarihselliğiyle birlikte ele almadır. Siz, siyaset gibi üç ihtimalli bir meseleyi yargının tekeline bırakırsanız ne olur? Bunun için tarihe bakmakta fayda var. Ne var tarihimizde? Bugün “özel yetkili mahkemeler” denilen şeyin, adı ne olursa olsun, yetkileri itibarıyla, çerçevesi itibarıyla, yaklaşımı itibarıyla ve eyleyişi, gördüğü işler itibarıyla istiklal mahkemelerinden hiçbir farkı yoktur. Ha kel Ali ha kör Ali, hiç fark etmez. O gün yapılan uygulamalardaki hoyratlık neyse, bugün de budur. Başka bir müşterekliği de var; bundan hep muhalifler, ağırlıklı olarak Kürtler ve itiraz edenler, hak talep edenler mağdur olmuş ama tarih dileyenler için ibretle doludur, buna dair birkaç hatırlatma yapmak istiyorum.

Bu kel Ali, kör Ali, o üç Ali, neyse işte onlar -Allah amelleri kadar rahmet etsin- işi o kadar azıtmışlardı ki bunları buraya getiren irade “Ulan bir mahkeme de sizin için kurarım.” demek zorunda kaldı. Bugün özel yetkili mahkemelerin revizyonu için telaffuz edilen de bunun kibarcasıdır “Kafamızı bozmayın, bir mahkeme de sizin için kurarız.” Niye? Çünkü iktidara yöneldi, arada bir savaştır, bir mücadeledir, sürüp gidiyor. Fakat, sosyolojik bir şeydir, sıkıntıyı ihraç edecek bir yer olmayınca “alavere, dalavere, Kürt Mehmet nöbete” hesabı Kürtlerin, solcuların, öğrencilerin, kadınların, hak talep edenlerin üzerine bu sıkıntı ihraç edilmeye başlıyor. Burada, sağcı-solcu olmanıza gerek yok. Adalet duygusu ile biraz kendimizi serfiraz kıldığımızda, bu meseleye nereden bakacağımız son derece netleşir. Niye? Adaletsizlik bir kez yol oldu mu, adında “adalet” olan bir kurum adaletsizliği bir nevi müstenit yapmaya başladı mı, kimin kapısını çalacağı belli değildir. Ya, bunun için biraz tarihe bakmak yeter. Hep böyle olmuş, şimdi de böyle olagelmekte. Ne olmuş? Şeyh Sait’in yargılanmasından bahsedeyim, bu ana dil meselesine de bir şey olsun. Zekeriya Sertel anılarında anlatır; o zaman bir komünist gazeteci bunlara der ki, Zekeriya Sertelgil mahkemeye giderken: “Burada yargılamalar çok hızlı, ceza da genellikle idam.” Şeyh Sait yargılanırken mahkeme tarihe geçmiştir, “Sanığın idamına, yargılamanın devamına” diye bir replik bu ülkenin adli tarihine çok kötü renklerle damgasını vurmuştur: “Sanığın idamına, yargılamanın devamına.” Bugün de yapılan bu. Orada der ki: “Asılarak tecziyesine.” Kürtler sadece idamı bildikleri için “İdam ...”(x) diye sevinirler, yani “İdam yok.” diye. Tümünün idamına karar verilmiştir oysa.

İstiklal mahkemelerinden geçtik.

Şimdi, Darbeleri Araştırma Komisyonu olarak biz, Sayın Süleyman Arif Emre’yi ziyaret ettik geçmişe dair bilgilerinden faydalanmak için. Sayın İdris Şahin -Naim olmayanı- Sayın Feyzullah Kıyıklık ve ben, Bolu’da, Allah uzun ömür versin, Süleyman Bey’i ziyaret ettik. Şöyle bir şey anlattı, çok ibret var -konuşmanın da sonuna gelmişiz- dedi ki: “Ahmet Emin Yalman suikastinde mahkeme çok orantısız cezalar vermiştir. Kime? Necip Fazıl, Serdengeçti ve o dönemin Demokrat Partiye muhalefet eden daha birçok adamına.” İlgili Yargıtay dairesinin cezayı bozacağı anlaşılınca Menderes apar topar kimi getirmiştir o Yargıtay dairesinin başına biliyor musunuz? Salim Başol’u. Aynı Salim Başol, Menderes’in idamına karar vermiştir. Bugün de yapılan bu; Kürt muhalefetini bastırmak için mahkemelerden insan devşirildi, özel heyetler kuruldu, şimdi bunlar dediler ki: “Gelin, bakalım, sizi de yargılayacağız.” Bütün dava bundan ibaret. Sayın Başbakan tutuklu vekiller söz konusu olduğunda dönüp bize diyor ki: “Van Belediye Başkanının ikinci fay hattı, siyasal hat.” İkinci fay hattı, oradaki seçmenin BDP’ye teveccüh etmesiyle gözaltına alınıyor. Niye? İlk günden bu kararı vermişti, demişti ki: “Buraya yardım gitmez.” Sebep? “Bunlar parayı dağa gönderiyorlar.” Hüküm önceden verildi, delillerini toplamaya çalışana kadar bir hayli zaman geçti. Şimdi, bunları alıyorlar. Tutuklu vekiller söz konusu olduğunda, 10 binlere ulaşmış Kürt tutuklaması söz konusu olduğunda Başbakan bize diyor ki: “Yargıya güvenin.” Ama biz de buradan soruyoruz: Senin güvenmediğin yargıya, Sayın Başbakan, biz niye güvenelim? Bir bildiğin varsa söyle biz de bir gece rahat uyku uyuyalım. Sen kendi personelin söz konusu olduğunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) - …bir gecede bu Meclisten yasa çıkarıyorsun. Ondan sonra bize “güven” diyorsun.

Son olarak bir şey söyleyeceğim, Sayın Başkan, herkese verdiniz, bana da bir dakika…

BAŞKAN – Hiç kimseye vermedim.

Buyurun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – O zaman biraz fiilen göstereyim.

Bakın, arkadaşlar, bugünkü Sabah gazetesi. “Devlet kayıtlarında rakamlarla KCK” diyor. Burada, 8 bin tutuklu olduğu söyleniyor. Bu, Sabah gazetesi, hani solcu bir gazete falan da değil, iktidarın yarı resmî yayın organı.

Şimdi, Sayın Hüseyin Çelik hiç haya etmeden çıktı dedi ki: “Bunlar yalan söylüyorlar, 1.100 kişi.” Aynısını bu kabinede söylemeyen bakan kalmadı. İşte, bakın, burada rakamlarla gösteriliyor.

BAŞKAN – Sayın Önder, teşekkür ediyorum.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bitiriyorum, Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bu mahkemelerin kökünün ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Bu yasanın eksiklerinin de tamamlanarak daha tekamül etmiş bir şekilde bu belayı bu milletin gündeminden kaldırmasını talep ediyoruz.

Hepinize saygılar, sevgiler. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan.

Buyurun Sayın Adan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA CELAL ADAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Adalet, insanın tüm yaşantısında olması gereken bir olgudur. Adalet olmaksızın vatan, namus, şeref, evlat, anne, baba, sevgili anlamını yitirir, hatta tüm yaşam anlamını yitirir. Adaleti sağlamak dürüst insanlar için çok kolay ama dürüst olmayanlar için de çok zor bir olaydır. Şahsi kanaatim, insanlık onurunu taşımak isteyen her insanın adaletin terazisine çıkması, gerçeklerle yüzleşmesi gerekmektedir. Gerçekle yalnızca yürekli insanlar yüzleşebilir. Zaten vatan, millet, namus gerçeklerle yüzleşebildiğiniz ölçüde anlam kazanır. Adalet yalnızca mülkün temeli değil, aynı zamanda yaşamın temel taşıdır. Adil olmayan her insan zaman tarafından yargılanır dolayısıyla bu konu önemli; milletimizin hayatında, tüm insanlığın hayatında önemli.

Anayasal sistemimiz kuvvetler ayrılığı prensibine göre tanzim edilmiş, devlet organlarına da bu prensip çerçevesinde yetki ve sorumluluklar verilmiştir. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin kendi aralarında dengeli, kendi sınırlarını aşmayan, tek elde toplanmayan, birbirlerini kuşatmayan bir konumda olmaları demokratik yöntemlerin vazgeçilmezidir. Bu prensibin zorlanması, yetki ve görev alanlarının aşılması devlette siyasal krizlere neden olur. Tam anlamıyla bir hukuk devletinden bahsedilmesi için de bağımsız ve tarafsız bir yargı şarttır. Milletimizin de hukuk devleti konusunda dünyadaki evrensel değerlerle aynı düşünceleri paylaştığı bir gerçektir. Tüm tarihimiz boyunca toplumsal huzuru ve barışı adalet kavramında bulmuşuzdur. Toplumsal vicdanımız adalet kavramıyla tatmin olmuş, adaletsizlikle incinmiştir. Hukuk devletine ulaşmada, yargının tam bağımsız ve tarafsızlığını sağlama adına bugüne kadar görev yapmış tüm cumhuriyet hükûmetleri iyi niyetli çalışmalar yapmışlar, girişimlerde bulunmuşlar.

En son 2009 yılında, Adalet Bakanlığınca Yargı Reformu Stratejisi’nde belirtilen yol haritaları takip edilmeye çalışılmıştır. 10 ana başlıkla belirtilen bu belgede, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi, yargının tarafsızlığının geliştirilmesi, yargının verimliliği ve etkinliğinin artırılması, yargıya güvenin artırılması, adalete erişimin kolaylaştırılması, ceza infaz sisteminin geliştirilmesi gibi konulara öncelik verilmiştir. 2009 yılından bu yana yapılan çalışmalara, çıkarılan yasalara, uygulamaya ilişkin düzenlemelere, en son yargının sorunlarını çözeceği iddiasıyla yapılan Anayasa değişikliğine rağmen, yargıda hem Avrupa Birliği müktesebatını karşılayan uluslararası sözleşmelere uygun hem de tarihî ve inanç köklerimize ters düşmeyen köklü bir reform değişikliği kaçınılmazdır. Hem zihinlerde hem de yasa uygulamalarında bu radikal değişikliği yapmak zorundayız.

Maalesef bugün, yargı hizmetlerinde Avrupa Birliği müktesebatını karşılamaktan uzak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ihlallerinde ön sıralarda bulunan, iş yoğunluğu had safhada, cezaevleri tıklım tıklım dolu, davaların makul sürede bitirilmediği, adil yargılanma hakkı konusunda çok sık şikâyette bulunulduğu, tutuklama ve uzun tutukluluk süreleri konusunda çok yoğun tartışmaların yaşandığı, tutuklu milletvekilleri sorunun hâlen devam etmesi gibi birçok ağır tabloyla karşı karşıyayız. Yargının bağımsızlığı, yargının siyasallaşması gibi iddialar bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır.

Mevcut tasarı İcra İflas Kanunu, idare hukuku, Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve diğer bazı kanunlarda kısmi değişiklikler içermektedir. Bakanlıkların, kurum ve kuruluşların kendi acil ihtiyaçları doğrultusunda kanun değişikliği talep ettikleri, bir de Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı görülmektedir. Oysaki tasarı “3’üncü Yargı Reformu Paketi” olarak kamuoyuna takdim edilmiş, büyük beklentiler yaratılmıştır. Aksine, tasarı ne yukarıda özetlemeye çalıştığımız temel hedeflere ne de Yargı Reformu Stratejisi Belgesi’ndeki hedeflere ulaşmaktan çok uzaktır. Tasarıda bir bütünlük, bir strateji ve bir mimari yoktur. Doğru olan, her biri ayrı ayrı bir disiplin olan hukuk dallarında ayrı ayrı düzenlemelerle Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna gelinmesidir. Torba yasa mantığıyla hazırlanmış bu tasarı, yasa yapma tekniğine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yerleşik uygulamalarına da ters düşmektedir. Tali komisyonların, Plan Bütçe ve özellikle Anayasa Komisyonunun gerekli katkısı tasarıya yansımamıştır. Başta Barolar Birliği olmak üzere, meslek camiasında tasarı yeterince tartışılmamıştır. Hükûmetin de sayısal gücün, Meclis İçtüzüğü’nün sağladığı imkânlardan istifadeyle yasa yapma yolunu usul ekonomisine uygun olmayan bir tarzda çok sık kullandığı görülmektedir. Bu durum, yasa yapma süreçlerine katılımcı bir anlayıştan uzakta, toplum kesimlerinin yeterince katkısı alınmamakta, yasanın uygulamadaki performansı, izleme ve değerlendirme keyfîyeti yerine getirilmemektedir. Bütün bunların sonucunda, yasa üretim süreçleri sağlıklı işlememekte, sık sık yasa değişikliklerine başvurulmaktadır. Örneğin, geçen hafta Türk Ticaret Kanunu’nda yapılan değişiklik gibi, Çek Yasası’nda yapılan değişiklik gibi, şike davasında yapılan değişiklikler gibi.

Tasarının bölümlerine ilişkin olarak da İcra İflas Kanunu’nda yapılan değişiklikler yönünden bu alanda yapılan düzenlemeler veya değişiklikler taraflar arasında hak ve menfaat dengesini bozmamalıdır.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalaşan karşılıksız çek keşide edilmesi hâlinde verilecek hapis cezasını kaldıran tasarı bugün halk tarafından tartışılmakta. Piyasa verileri, ticari ilişkilerde çek kullanımının azaldığı ve ödenmeyen çek miktarının arttığını göstermektedir. Keza, icra ve iflas dairelerinde yapılacak her türlü işlemin UYAP sistemi içerisinde yapılması olumludur. İcra personelinin özlük haklarına ilişkin düzenlemenin yönetmelikle yapılacak olması hukuka uygun değildir. İdare hukukunda yapılan değişiklikler yönünden idari yargı, idarenin her türlü eylem ve kararlarının hukuka uygunluğunu denetleyen vatandaşların devlet karşısında hak arama özgürlüğünü gerçekleştireceği mercilerdir. Fertlerin devlet karşısında hukuki koruma göreceği yönüyle yapılacak değişikliklerin bu güvenceyi zayıflatmaması gerekmektedir. Bakanlıkların tüm düzenleyici işlemleriyle denetleyici ve düzenleyici kurulların işlemlerine Danıştayda dava açılması yerine, bazı davaların bölge idare mahkemelerinde açılması, idari yargıda duruşma yapılmasının sınırlandırılması, Danıştay davalarının yalnızca ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakılan davalarda ve yalnızca davanın esası hakkında görüş bildirmesi, yürütmeyi durdurma müessesinde idareyle vatandaş arasındaki dengeyi vatandaş aleyhine bozan, yürütmenin durdurulması kararının verilmesini zorlaştıran maddelerdir.

Geçici madde 24’te -madde 47’ye tekabül eden- Danıştayda İdari Dava Daireleri Kurulunun oluşumu, çalışma usulü yeniden düzenlenmektedir. Bu Kurulun yapısı daha bir yıl önce değiştirilmiştir, şimdi yeniden değiştirilmektedir, hem de Hükûmet tasarısı ve alt komisyon raporundaki düzenlemeyle tamamen çelişkilidir. Bu düzenlemeyle, Danıştay Genel Kuruluna ait bir yetki Başkanlık Kuruluna devredilmektedir. Bir temyiz merci olan İdari Dava Daireleri Kurulunda görev yapacak yargıçların bu yolla belirlenmesi, hukuk devleti ilkesine ve hukuk güvenliğine, yargı bağımsızlığına aykırıdır. Kesinlikle tasarı metninden çıkarılmalıdır.

Madde 104’te, yürürlükten kaldırılan hükümler sayılmıştır. Bu hükümler arasında sayılan Terörle Mücadele Kanunu’nun 13’üncü maddesi, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında verilen hapis cezalarının, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, ertelenmesi ve seçenek yaptırımlara çevrilmesini yasaklamaktadır. Terörle mücadeleye yoğun bir şekilde devam edildiği, millî birlik ve beraberliğimize saldırıların acımasızca devam ettiği bir ortamda bu maddenin yürürlükten kaldırılması doğru değildir.

İdari yargı adaylığına hukuk fakültesinden mezun olanlar dışında alınacak adaylar için var olan yüzde 20’lik kota korunmalıdır. Başka ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de ceza-adalet mekanizması yoğun olarak iki yönlü bir sorgulamaya muhataptır. Suçtan mağdur olanlar adaletin yerini bulmadığından, suçluların cezasız kaldığından şikâyet etmekte; suçlanan kişiler ise adil yargılanmadıklarından, hak ve özgürlüklerine haksız yere uzun süreli kısıtlama getirildiğinden, makul sürelerde yargılanmadıklarından şikâyetçi olmaktadırlar. Bu taleplerin incelenmesi ve yorumlanması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL ADAN (Devamla) – Türkiye'nin, bugün, temel olarak çektiği devlet ve millet barışını zora sokan sıkıntı adaletsizliktir. Dolayısıyla, yüzde 50’ye yakın oy almış bir siyasi parti, bu süreçte, devlet ve millet barışını sağlayan en önemli argüman olan adaleti sağlamak mecburiyetindedir. İstanbul’da sadece 4 bin imar değişikliği vardır. Oradaki adaletsizlik de vatandaş ve devlet arasındaki çatışmayı korkunç bir noktaya taşımaktadır.

Ben bu tasarının devlet ve millet barışına öncülük yapacak, gerçek bir adaletin tahakkuk etmesi için vesile olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Adan, teşekkür ediyorum.

Gruplar adına başka konuşma talebi yok.

Şahısları adına, İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Turan.

Sayın Turan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyunda “3’üncü Yargı Paketi” olarak bilinen, yargı hizmetlerinin daha etkin kullanımını amaçlayan kanun tasarısının birinci bölümü hakkında şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ, milletimizin teveccühüyle 2002 Kasımından bugüne kadar gelen süre içerisinde, şu an konuştuğumuz konu üzerinde çok ciddi değişiklikler yaptı. Adaletin bir vicdan meselesi olduğunun, bir saygınlık meselesi olduğunun ve mülkün temeli olduğunun bilinciyle, çok ciddi sıkıntıları olan bu süre içerisinde “reform paketleri” adıyla, arka arkaya birçok yasal düzenlemeyi hayata geçirdi. Bugün görüştüğümüz, hepinizin yakından takip ettiği, kamuoyunun da yakından takip ettiği 3’üncü Yargı Paketi de aynı şekilde, bu bahsettiğim sorunlu alanın düzeltilmesine ilişkin ciddi bir adımı düzenlemekte.

Değerli arkadaşlarım, en başta, 2002 yılında 1 milyar civarında olan Adalet Bakanlığı bütçesini AK PARTİ İktidarıyla bugün 5 milyarın üzerine çıkarmış durumdayız. 2002 yılında birçok yerde âdeta bodrum katında görev yapan mahkemelerin, hâkimlerin olduğu bir adliye sisteminden bugün 150’nin üzerinde, “saray” diye ifade edilen, çok farklı mekânların hayata geçirildiğini hep beraber görüyoruz. AK PARTİ döneminde, adalet hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla, hâkim ve savcı sayısında yüzde 20 artış olduğunu, personel ihtiyacının yüzde 50 oranında artırıldığını hep beraber takip ettik.

Ayrıca, âdeta uluslararası alanda da örnek gösterilen UYAP adıyla ifade ettiğimiz Ulusal Yargı Ağı Projesi’nin hayata geçmesiyle çok ciddi anlamda hızlandırma sağlandığını ama daha da iyi işler yapacağımızı hep beraber göreceğiz.

Değerli arkadaşlarım, bunların örneklerinin daha çok artırılacağını fiziksel örnekler olarak aktarabileceğimi söylemek isterim. Fakat bunun yanında, AK PARTİ’nin kararlılıkla, tüm engelleme gayretlerine rağmen bu Meclisi sabahlara kadar çalıştırarak çıkarılan yasal düzenlemeler konuya ilişkin hassasiyetimize en iyi örnektir. Örneğin, adliyelerin önünde sıralar oluşturan, çok fazla mağduriyet ortaya koyan adli sicil kayıtlarına ulaşım imkânı verilmesinden tutun da Arabuluculuk Yasası’na kadar, kamu denetçiliğinden tutun da adli kontrol sistemine kadar birçok alanda iddialı, köklü yeni sistemler kuruldu şimdiye kadar. Bugün de Genel Kurulda görüşmekte olduğumuz bu kanun, adalet hizmetlerinin daha etkinleştirilmesi, hızlandırılması için yapılan önemli bir çalışmadır.

3’üncü yargı paketine önyargısız, tarafsız baktığımızda dört tane ana unsur olduğunu göreceğiz: Bunlardan bir tanesi icra iflas mevzuatı hakkında, diğeri ceza mevzuatı hakkında, idari yargı mevzuatı hakkında ve basın hürriyeti hakkında yapılan çalışma olduğunu görüyoruz.

Konuşmamın bu bölümünde, genel itibarıyla İcra ve İflas Kanunu’nu kapsayan birinci bölüm üzerinde söz aldım. Bu değişiklikler ile daha modern bir icra teşkilatı, daha hızlı ve sonuç alan bir sistem, para ile ilişkin zorunlu olmadıkça asla gündeme gelmeyeceği bir yeni icra teşkilatı hepimizin hedefi oldu bu süre içerisinde. Örneğin, icra faaliyetlerinde kullanılan tüm bilgi ve belgelerin UYAP sistemine dâhil edilmesi, icra takiplerinin elektronik ortamda yapılması, satışı zor olan ev eşyaları gibi, bireylerin ve ailenin kullanımında olan eşyaların haczedilememesi gibi, icra satışlarında elektronik ortamın artık mümkün hâle gelmesi gibi, asgari ücret altındaki alacakların ilamsız takibe geçmeden önce uyarı mektubuyla sonuçlandırılması gibi yeni düzenlemeler yapılmakta.

Değerli milletvekilleri, 1999 yılında, Oxford’da hukuk profesörü olan Adrian Zuckerman öncülüğünde Amerika, İngiltere, Fransa, İsviçre gibi önemli on üç tane ülkenin öncülüğünde bir çalışma yapıldı. Bu çalışmaya göre, Medeni Yargı Krizi isimli kitapta yayınlanmış rapora göre üç tane temel sorundan bahsedildi: Bir tanesi, adalete erişimin zor olması; diğeri, yargılama giderlerinin yüksek olması; üçüncüsü de, adalete, reform hareketine karşı direnişler.

Bizler şimdiye kadar AK PARTİ iktidarı olarak adalete erişimin zor olmasının aşılması ve yargılama giderlerinin yüksek olmasıyla ilgili çok önemli adımlar attık fakat şimdiye kadar -hepinizin malumu- her türlü adalet reformunda çok ciddi dirençlerle karşılaştık. İçeriği boş önergelerle, bizleri yorma gayretiyle, sabahlara kadar Meclisi meşgul etme gayretiyle, önemli sıkıntılarla karşılaştık.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Muhalefete böyle bakıyorsunuz siz zaten, böyle bakıyorsunuz!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ama bir iddiamız var: Biz 75 milyon insanın tüm vicdanının…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Muhalefet olmasa daha iyi olacak size göre. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun sana!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Şu üslup bir yıldan beri devam ediyor ama biz biliyoruz ki aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek makul insanın tavrı değildir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Muhalefete böyle bakıyorsan yazıklar olsun sana!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Aynı şeyleri yapıyorsunuz farklı sonuç bekliyorsunuz, on yıldan beri değişmedi, değişmeyecek.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Demokrasi anlayışın bu senin işte! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!

BÜLENT TURAN (Devamla) – İsteriz ki hep beraber, muhalefetiyle iktidarıyla adalet sorununun ülkemizde daha güzel çözülmesi, daha güzel sonuçların alınması ve adaletin bir vicdan, sızı meselesi olmaktan çıkarılmasını hep beraber hayata geçirmek istiyoruz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Adaleti bozan sizsiniz!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Siz bağırdıkça biz yürüyeceğiz, siz kızdıkça biz iş yapacağız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yazıklar olsun size!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bu önemli kanunun da ülkemize hayırlar getirmesini, adalet sistemimizin hızlanmasına vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.  (Ak PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Şahısları adına ikinci konuşmacı Kütahya Milletvekili Alim Işık.

Sayın Işık, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan 278 sıra sayılı yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören teklif üzerine söz aldım.

Bu teklifin içerisinde çok farklı maddelerin ve düzenlemelerin yer aldığı tüm kamuoyunca ve aziz milletimizin temsilcilerince iyi bilinmekte. Ancak, biraz önce değerli iktidar partisi temsilcilerinin ifadeleriyle muhalefete bakış açısının -hakikaten- on yıldır değişmemesinden endişe duyduğumu ifade etmek istiyorum. Bu millet, yargıya en hızlı şekilde ve zamanında ulaşmayı, yargıdan gelen hizmetlere de en iyi şekilde kavuşmayı arzu ederken Sayın Bakanın biraz önce, kapatılan adliyelerle ilgili olarak belirli kriterleri öne sürüp onu, yapılan yanlışı savunmaya çalışması da hakikaten yadırgadığımız bir konudur.

Değerli Bakanım, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri PKK’lı teröristlere Habur’da yargılanmak üzere mobil mahkeme ayağına götürürken milletin ayağındaki adliyeleri kapatıyorsa bunu savunmanın bir anlamı yok. Şimdi “Dosya sayısına bakarız,  coğrafi uzunluğa bakıyoruz, en yakın diğer adliyeye yakınlığına, mesafeye bakıyoruz, belediyelere bakıyoruz ve buna göre kapatıyoruz.” derseniz  o zaman Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna yaptığınız teklif üzerine, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 15 Haziran 2012 tarihinde aldığı karar doğruysa bir hafta sonra aldığı karar yanlıştır, bir hafta sonra aldığı karar doğruysa o zaman bir hafta önce aldığı karar yanlıştır.

Hangisi doğru Sayın Bakan? 44 adliyeyi iade ettiyseniz o zaman bunları hangi kriterlere göre iade ettiniz? Ben diyorum ki Kütahya ilinin Domaniç ilçesi Osmanlının beşiğidir, 17.500 nüfusa sahiptir, en yakın ilçeye 40 kilometre uzaktadır, birçok köyü mağdurdur. O zaman niye bunu iade etmediniz? Dolayısıyla, burada savunulacak bir şey yok, yanlışsa yanlış deyin o zaman. Hep beraber “Yanlıştı, bu kararda şu şu adliyelerin kapatılması yanlış olmuştur, bunu düzelttik.” deyin, o zaman saygı duyarım ama siz savunmaya çalışırsanız… 1.500 nüfuslu yerinki iade ediliyor, 17.500 nüfusa sahip olan yerinki iade edilmiyor. O zaman, şimdi iade edilen adliyeleri o ilin AK PARTİ’li milletvekillerinin başarısı olarak kamuoyuna yansıtırsanız o insanlar başarılı da o zaman diğer arkadaşlarımız başarısız mı? Böyle bir şey olabilir mi? Dolayısıyla, “Bu hatayı baştan yaptık, hepsini iade ediyoruz.” deyin veya “Hepsini kapattık.” deyin. Bunun savunulacak bir tarafı yok.

Dosya sayısına bakarsanız, o zaman benim Kütahya’daki vatandaşım komşusuyla kavga etmediyse, devletine, milletine saygı gösterdiyse, beline silah alıp dağa çıkmadıysa hata mı etti, hatta mı etti Sayın Bakanım? Bunun neresi savunulabilir? Dosya sayısı önemli bir gösterge değildir. Dosyanın içeriğine bakmanız lazım. O zaman iki komşuyu her gün kavga ettirelim, “Gidin birbirinizi de şikâyet edin, adliyedeki dosya sayısı artsın.” diyelim, bunları geri kazanalım. Bunu mu söylüyorsunuz? Yani bu olmaz, bu olmaz.

Onun için, yargı adil olmak zorunda, vatandaşın ayağına hizmeti götürmek zorunda, HSYK’nın aldığı kararlar da mademki sizin Bakanlığınızın önerisi üzerine alınıyor, o zaman bu yanlışı düzeltin Sayın Bakan. Bu yanlışı derhâl düzeltmenizde büyük fayda var, yoksa Anadolu’nun devletine milletine bağlı vatandaşları isyan etmek üzere. “Elime silah alıp dağa çıkmadıysam suçum ne?” diyor, söylüyor. Şimdi bunların arkasından gelecek olanları söylüyorum: Cezaevlerini kapatmak zorunda kalacaksınız, Domaniç Cezaevi kapatılacak, aynı şekilde noterler kapatılacak, icra müdürlükleri kapatılacak, arkasından da maliyeler kapatılacak. Bu küçük ilçelerin tüm gelirlerinin yüzde 80’i zaten adliyelerle ilgili olaylardan geliyor. Şimdi, bu işleri beraber düşünmez de bu kararı bu şekilde anlık verirseniz yarın bu insanların mağduriyetini engelleyemezsiniz. Bakınız, benim Şaphane ilçesinin Karamanca beldesinin bir köyünden, özürlü çocuğunun nafakası için okuma-yazma bilmeyen vatandaşım bu adliyeden yararlanıyordu. Şimdi Gediz’e gidecek. Gediz’in içerisindeki hangi sokağın adını dahi bilmeyen, okuyamayan bu seksen iki yaşındaki annenin ıstırabını nasıl bitireceksiniz? Bunun gibi Anadolu’da birçok insanımız var. Dolayısıyla, bu yargı paketinde hiç olmazsa bu düzenlemelerin yer almasında yarar olacağını düşünüyor, tekrar saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Işık, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, görüşmeler tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemine geçmeden önce bir önerge vardır.

Bölüm üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önergedir bu. Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 278 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1.Bölümü üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep ederiz.

Ali Rıza Öztürk           Ali İhsan Köktürk             Turgut Dibek

       Mersin                    Zonguldak                        Kırklareli

 

Dilek Akagün Yılmaz        İlhan Cihaner                 Gürkut Acar

            Uşak                       Denizli                          Antalya

 

Ömer Süha Aldan               Kazım Kurt

        Muğla                         Eskişehir

Gerekçe:

Yargı uygulamalarında, ceza muhakemesi kanunda, tutuklama ve diğer koruma önlemleri yönünden yaşanan sorunlar, ülkemizin gündemini sürekli meşgul etmektedir. Özel Yetkili Mahkemelere ilişkin tartışmalar, yoğun bir şekilde sürmektedir. AİHM'nin çok sayıdaki kararı, Türkiye'de  tutukluluk kurumunun  iyi  çalışmadığını,  insanların haksız yere özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarına vurgu yapmaktadır. Türkiye'de tutukluluk, ceza muhakemesinin amacına ulaşmasını sağlamak için başvurulan geçici bir önlem olmaktan çıkarılmış, peşin bir cezalandırma halini almış ve fiili mahkûmiyete dönüşmüştür. AİHM'si, Türkiye'de yargılama sisteminden ve yasadan kaynaklanan "yaygın ve sistematik" bir sorun olduğunu ve bu sorunun, mahkemelerin tutuklama ya da tutukluluğun devamına karar verirken "..suçun niteliği, kanıtların durumu, dosyanın içeriği.. " şeklinde soyut, klişe bir gerekçe kullanmalarından; tutukluluğun hukuka uygunluğunu incelerken çekişmeli bir duruşma yapmamalarından kaynaklandığını belirterek Türk Hükümeti'nden bu durumun düzeltilmesi için gerekli önlemleri almasını istemektedir. Ancak hükümet bu sorunu çözmemiş, sadece çözermiş gibi gözükmeye devam etmektedir.

Tutuklamaya, ancak yasada aranan tüm koşullar gerçekleştiği ve başka önlemlerle tutuklamadan beklenen sonuca ulaşılması mümkün olmadığı hallerde başvurulabilinir. Oysa ülkemiz uygulamasında tutukluluk; geçici bir önlem olmaktan çıkmış, fiili mahkûmiyete dönüşmüştür. Tutuklama, amacı dışında ve kötüye kullanılan bir kurum haline gelmiştir.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesinin 3. fıkrasında yer alan; katalog suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeni var sayılabilir düzenlemesi, âdeta otomatik bir tutuklama hükmü gibi anlaşılmaya ve uygulanmaya başlanılmıştır. Herhangi bir suç, fıkradaki katalog suçlar arasında kalmasa bile, ikiden fazla kişinin mevcudiyeti örgüt olarak nitelenerek durum fıkraya sokulmakta ve tutuklamaya gidilmektedir. Ülkemizdeki uygulama, yasal düzenlemelerin aksine, -olağan dışı hukuk rejimlerinde dahi çiğnenemez olan- "suçsuzluk karinesi"ni ortadan kaldırmaktadır. Bu konuda, bizde tutuklama süresi, İHAS uygulaması ışığında çok uzun kabul edilmektedir. Türkiye'de yargı mekanizması, adaleti gerçekleştirmeye elverişli bir işleyişe sahip değildir. Ülkemizde adaletin tecellisi, hem nicelik hem nitelik yönünden sorunludur. Bu güne kadar açıklanan yargı paketleri, yargısal karar sürecinin hızlandırılması için somut ve ciddi adımlar getirmemiştir. Hiçbir sorun çözülmemiştir.

Ülkemiz uygulamasında karşılaşılan tutuklama nedenleri ve uzun tutukluluk süreleri, keyfi tutuklama ve özel yetkili mahkemelerle ilgili sorunların çözüleceğine yönelik beklenti yaratılmış, ancak öncekilerde olduğu gibi bu paket ile de sorun çözülmemiştir. Sorunun çözümüne yönelik CHP milletvekillerinin CMK'da değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi, bu tasarısı ile birleştirildiği halde görüşmelerde dikkate bile alınmamıştır.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesinin 3. fıkrasında yer alan; katalog suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeni varsayılabilir düzenlemesi, adeta otomatik bir tutuklama hükmü gibi anlaşılmaya ve uygulanmaya başlanılmıştır. Herhangi bir suç, fıkradaki katalog suçlar arasında kalmasa bile, ikiden fazla kişinin mevcudiyeti örgüt olarak nitelenerek durum fıkraya sokulmakta ve tutuklamaya gidilmektedir Ülkemizdeki uygulama, yasal düzenlemelerin aksine, -olağan dışı hukuk rejimlerinde dahi çiğnenemez olan- "suçsuzluk karinesi"ni ortadan kaldırmaktadır. Bu konuda, bizde tutuklama süresi, İHAS uygulaması ışığında çok uzun kabul edilmektedir. Türkiye'de yargı mekanizması, adaleti gerçekleştirmeye elverişli bir işleyişe sahip değildir. Ülkemizde adaletin tecellisi, hem nicelik,hem nitelik yönünden sorunludur. Bugüne kadar açıklanan yargı paketleri, yargısal karar sürecinin hızlandırılması için somut ve ciddi adımlar getirmemiştir. Hiçbir sorun çözülmemiştir, bekletilmektedir.

Bu gerekçelerle, Teklifin birinci bölümü üzerindeki görüşmelere devam edilmesi büyük önem taşımaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Birinci bölüm üzerindeki soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hâlen cezası kesinleşmiş olup da cezaevlerindeki yer darlığı nedeniyle infazı gerçekleştirilmemiş suçlular var mıdır, cezaevlerine götürülmeyenler? Ayrıca, cezaevlerinde yer olmadığı için şu ana kadar kaç kesinleşmiş cezanın ertelemesi yapılmıştır, bu konuda elinizdeki bilgileri açıklayabilir misiniz?

İkinci sorum da, Habur’da mobil mahkeme kuran bir Hükûmetin vatandaşın ayağındaki mahkemeleri başka yerlere taşımasındaki gerekçeyi izah edebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye’de adalete olan güven konusunda yapılan anketlerde güvenin azaldığı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda Adalet Bakanlığının uygulamalarının etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir diğer sorum: 16 büyükşehrimizden 1’i olan Mersin’de kapatılan 2 tane adliye var, birisi Bozyazı, diğeri Çamlıyayla. Bozyazı nüfusu merkez 16 binin üzerinde ve iki beldesi ve köyleriyle 30 bin civarında. Sadece, ilçeye bağlı bir belde olan Tekeli’nin bile ilçeye uzaklığı 20 kilometre. Çamlıyayla ise yaz nüfusu yaylalık bir yer olduğu için dört ay boyunca 70-80 bin civarına çıkıyor. Bu adliyelerin geri açılması gibi bir düşünceniz var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öz.

Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, bir yandan tutuklu ve hükümlü sayısı kapasitelerin 3 katı oranında artmışken buna rağmen mahkemeler kapatılıyor, adliyeler kapatılıyor. Bu bir çelişki değil midir?

Yine, diğer taraftan, devlet güvenlik mahkemelerinin tabelasını değiştirip özel yetkili mahkeme yaptık. Başbakan Yardımcısı Sayın Bozdağ da “Hukuk devletlerinde özel yetkili mahkemelerin yeri yoktur.” demişti. O yüzden özel yetkili mahkemelerin ön şartsız kapatılması gerekmektedir diye düşünüyorum. Eğer isim arıyorsanız size isim önereceğim “MTM”, diğer adıyla “muhalifleri tutuklama mahkemeleri” diye değiştirebilirsiniz eğer kalacaksa. Yine, diğer taraftan, 25 Haziranda size muhalif olan KESK’e bağlı bütün sendikaların başkan ve sekreterlerini tutukladınız, cezaevine attınız. O yüzden, acilen bu özel mahkemelerin kapatılması gerekmektedir.

Çelikhan ilçemiz Adıyaman merkeze 55 kilometre mesafededir, kışın yolları kardan kapanmaktadır. “Dava sayısı azdır.” diye mahkemeyi kapatıyorsunuz. Çelikhanlılar dava işlemek için olay mı çıkarsınlar?

Teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce, kapatılan adliyelerle ilgili açıklama yaparken 3 kriter saydınız:

“1) Komşu adliyeye 15 kilometre yakın olan,

2) 1.200’den daha az dosyası olan,

3) Merkez nüfusu 12 bin, toplam nüfusu 30 binin altında olan,

yerleri kapattık ve 44 yeri açarken de bunlardan birisine uymadığı tespit edilenleri açtık.” dediniz.

1) Dalaman ilçemizin merkez nüfusu 25 bin, toplam nüfusu 35 bindir. Diğerlerini bu kriterlere göre açtıysanız Dalaman adliyesini niçin açmadınız, Dalaman halkını niçin cezalandırdınız?

2) Kapatılan adliyelerle ilgili vatandaşın kârı ne olmuştur?

3) Adliye kapatma sonucunda Adalet Bakanlığı olarak ne kâr elde ettiniz? Bunu da somut olarak söylerseniz çok mutlu oluruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Ayhan.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aracılığınızla Sayın Bakana soru tevdi etmek istiyorum.

Bir tanesi, Denizli’nin Güney ilçesinde bir günlük güvenlik dâhil, maaşlar dâhil adliyenin ne kadar harcaması vardır? Habur’da bir günlük maliyet, yargılama ve güvenlik dâhil ne kadardır?

İkincisi, kanun tasarılarının iyi incelendiğine inanıyor musunuz? Komisyonlarda sizin adınıza konuşan yetkililerin, madde gerekçelerinin bilinçli olarak çok kısa yazıldığına dair ifadeleri var. Aksi takdirde birden fazla yorum çıktığından problem olabileceği beyan ediliyor. Bu sizin talimatınız mıdır? Kanun tasarısında gerekçeler, dünkü Akreditasyon Kurumu Kanunu Tasarısı’na da baktığımızda gerekçeler yazılmasa da olurdu. Gerçekten bu sizin talimatınız mıdır, yoksa iş olsun diye mi bu gerekçeler yazılıyor?

Bir diğer soru, bu adliyelerin kapatılmasıyla ilgili mesafeleri ölçerken gerçekten kilometre hesabı mı yaptınız, yoksa kuşbakışı mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ayhan.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Karabük’ün ilçelerinden Eflâni ve Ovacık’ta da adliyeler kapatıldı. Bunlardan Eflâni, daha önce askerlik şubesi ve cezaevi de kapatılmış bir ilçemiz. 9.673 nüfusumuz var. Ovacık’ta da yine 3.321 nüfusumuz var.

Anadolu’nun küçük kasabalarında bu tür yerlerin kapatılması, askerlik şubelerinin ve adliyelerin kapatılması esnafta büyük bir ekonomik yıkıma sebep olmaktadır. Buralar kapatılırken objektif davranıldığına inanıyor musunuz?

Ayrıca, yine İstanbul’da, Kadıköy, Beykoz, Şile, Üsküdar, Kartal, Maltepe’yi içine alan Anadolu Yakası’nda da adliye Kartal’a taşındı. Bu, özellikle Şile’den, Beykoz’dan, Üsküdar’dan gelenler için inanılmaz bir mesafe. Burada şuna inanıyoruz: Vatandaşın adliyeye müracaatı çok zorlaşacaktır. Anadolu Yakası’na tekrar bir adliyenin daha yapılmasında büyük yarar vardır.

Bir de büyük zorluklar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Terörle Mücadele Kanunu’nda, Askerî Ceza Kanunu’nda ve kamuoyunda Şike Kanunu olarak bilinen kanunlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılması, tecil, paraya çevirme gibi işlemlerin yapılmasına yönelik bir düzenleme düşünüyor musunuz?

Bir de Çorum’un üç ilçesinin adliyesi kapatıldı, Bayat ilçesinin adliyesi daha sonra tekrar açıldı. Bu konuda teşekkür ederiz. Ancak, kilometre olarak Bayat ilçesinden çok daha uzak olan Ortaköy ve Mecitözü ilçelerinin adliyeleri açılmadı. Bunun mantığını Mecitözü ve Ortaköy’de yaşayan vatandaşlarımız bir türlü kavrayamıyorlar. Bir kilometre hesabıyla, yanınızda bulunan bürokratlardan sorarak, bizi de ikna ederseniz seviniriz.

Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Köse.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, gerçi, bu dördüncü bölümde yer alan bir maddeyle ilgili ama şunu öğrenmek istiyorum: Geçici madde 1 kapsamına giren hususlarda, soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş olanlar… Kategorik olarak kaç kişi yararlanabilir bu hükümden? Bunlarla ilgili toplu davalar var mıdır?

Bu konuda bilgi verirseniz memnun olacağım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Buyurun Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Alim Işık’ın sorusu: “Cezaevlerinde yer olmadığı için hükmü kesinleşmiş olmasına rağmen, bundan dolayı infazı ertelenen kimse var mıdır?”

Bu gerekçeyle infaz ertelemesi söz konusu değil. Şu an için infazı ertelenenler kanunda belirtilen zaruretleri ispat etmeleri hâlinde başsavcılıkların bu konudaki yetkisi dâhilinde yapılan bir erteleme işlemi var.

Cezaevlerindeki doluluk oranı Türkiye geneli ortalamasına bakıldığında, artırılmış kapasite itibarıyla mevcutla eşit durumda; yüzde 100 gözüküyor. Ancak belli bölgelerde dağılımdan kaynaklı yoğunluklar var. Bu yoğunlukların dengelenmesi noktasında nakiller söz konusu oluyor. Nakiller esnasında da bölgeden başka bölgeye gitmek istemeyen hükümlü, tutuklular ve bunların aileleri devreye giriyorlar ve bu nakillerin kendilerini mağdur edeceğini ifade ediyorlar.

Genel olarak, değerli arkadaşlar, cezaevlerindeki yoğunluğu çözme noktasında 2009 yılında bir eylem planı devreye konulmuş durumda ve bu plan çerçevesinde ciddi bir kapasite artışını sağlayacak yatırımlar başlamış durumda. Bu yatırımların şu anda önemli bir kısmı inşa hâlinde; 2012 yılı içerisinde 22 ceza infaz kurumu çalışmaya başlayacak, açılacak, 2013 yılında 34 ceza infaz kurumumuz ve 2015 yılında da 50’nin üzerinde ceza infaz kurumu kapasite artışı itibarıyla devreye girmiş olacak.

Bu anlamda şu an için bahsettiğiniz manada bir infaz ertelemesi uygulaması başlatılmamıştır Sayın Işık.

Onun dışında “Habur’da mobil mahkeme kurdunuz.” dediniz.

Değerli arkadaşlar, Habur bu Genel Kurulda çok tartışıldı. İhtiyaç olması hâlinde bu devlet, geçmişte yaptığı gibi bundan sonra da benzer uygulamalar yapar. Daha önce, İmralı’da ceza infaz kurumu var ama oraya o günkü ismiyle Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, daha sonra Ankara Ağır Ceza Mahkemesi gitmiştir ve bölücü örgüt başını orada yargılamıştır. Güvenlik şartları ve değişen, gelişen ortama göre bu, usul yasalarında verilen imkân geçmişte kullanılmıştır, bundan sonra ihtiyaç olursa yine kullanılır.

Onun ötesinde, Sayın Öz “Adalete olan güvenin azaldığı söyleniyor. Buna ilişkin ne söyleyeceksiniz? Bunun AK PARTİ’nin uyguladığı politikalarla bir bağlantısı var mıdır?” diye sordu.

Değerli arkadaşlar, tabii, bu konu çokça tartışılabilecek bir konu. Türkiye’de yargıya ilişkin eleştiriler öteden bu yana devam eder ve Türk yargısının temel problemlerini defalarca bu Genel Kurulda konuştuk. Bunlar, yargılamaların uzunluğundan kaynaklı, vatandaşın adaletle buluşmasında geçen zamandan kaynaklı yoğun şikâyetlerdir; onun dışında, fiziki kapasite noksanlığından kaynaklı şikâyetlerdir; mevzuatın iyi olmamasından kaynaklı şikâyetlerdir; eğitimin yeterli olmamasından kaynaklı şikâyetlerdir.

Bütün bu şikâyetleri ortadan kaldırmaya dönük planlı bir çalışma 2009 sonbaharında başlatılmıştır -bunu defalarca ifade ettik- ve bu çerçevede, Türkiye’de öteden beri devam eden ve 2009’da belli bir plan çerçevesinde sürdürülen bu çalışmalarda fiziki altyapıyı inşa etme noktasında önemli mesafeler alınmıştır ancak bu yetmez, adliye sarayları yapmak, fiziki şartları iyileştirmek çözüm değil. Bununla beraber, mevzuat altyapısını da günün şartlarına uygun hâle getirmek, evrensel hukukla barışık hâle getirmek önemliydi. Bununla ilgili önemli çalışmalar yapıldı ve bu Genel Kurulda temel yasaları, önemli kısmı itibarıyla, iktidar muhalefet beraberce yaptık.

Onun ötesinde, yargıya güvenin oluşturulması noktasında en önemli adım, makul sürede yargılamaların sona erdirilmesi ve vatandaşın adaletle buluşması sıkıntısıydı. “Bunu çözebilmek için ilk iki pakette yaptığımız düzenlemelerle önemli neticeler aldık.” dedim, konuşmamda da ifade ettim.

Türkiye’de ilk derece mahkemelerinde dosyaların karara bağlanma süreci ortalama 200 ile 210 gündür, bu da 6,5-7 aya tekabül eder. Yılda 6 milyon dosya sisteme giriyor, ceza ve hukuk, toplamda 6 milyon dosya. Bu dosyaların da ortalama bitme süresi 200-210 gün arasında. Ama esas itibarıyla, temyiz mahkemesinde çok zaman kaybı yaşanıyor. Bunun için, Yargıtayın ve Danıştayın daire sayısı arttırıldı, üye sayısı arttırıldı. Konuşmamda ifade ettim, Yargıtayda ilk defa 2011 yılının Eylülünden itibaren, gelenden fazla dosya karara çıkmaya başladı. 1 milyon 200 bin civarında da stokta dosya bekliyordu. Ayrıca, sürekli gelen dosyalar da bunun üzerine biniyordu ve yılda ortalama 100 bin dosya iş yükü olarak artıyordu Yargıtayda. Şimdi o artış durmuştur, mevcut stokta bekleyen dosyalardan azalma başlamıştır ve 1 milyon 200 bin dosya 880 bine gerilemiştir. 2011’in ilk beş ayında 68 bin dosya ceza dairelerinde karara çıkmışken, 2012’nin aynı beş ayında 200 binin üzerinde dosya karara çıkmıştır. Bu da göstermektedir ki Yargıtayda önemli bir hareketlenme olmuştur ve bu gidişatla yine Yargıtay Başkanlar Kurulunun yapmış olduğu bir planlama ile cezada iki yıl içerisinde, hukuk dosyalarında bir buçuk yıl içerisinde stokları bitirmek ve ilk derece mahkemelerinden gelen davaların iki ila iki buçuk ay içerisinde karara bağlanarak bölgesine gönderilmesi hedeflenmiştir. Bu da şu demektir: İlk derece mahkemesinden 200-210 günde gelen dosya, iki-iki buçuk ay Yargıtayda kaldığında -posta süresini de koyunuz- en fazla on bir, on iki ayda kesinleşmiş vaziyette karara çıkacaktır. Bu, Türkiye’de bizim için hayal edilmesi bile zor bir sonuçtur. O açıdan, hukukta bir buçuk yıl, ceza davalarında iki yıl içerisinde, inşallah, bu limiti yakaladığımızda Türkiye’de adalete olan güvenin hızla yükseleceğini de ifade ediyorum.

Ancak, sadece fiziki kapasite ya da yargılamaların gecikmesi değil, evrensel hukukla uyumlu olmayan kararların çıkması da adalete güveni sarsmaktadır. Bu noktada alınan tedbirleri de sizlerle zaman zaman bu Genel Kurulda paylaştık. Türkiye’deki yargıçlar Strasbourg mahkemelerinde çalışma ziyaretlerine gönderiliyor; Türkiye içinde, Türkiye dışında eğitim çalışmaları yapılıyor; çok sayıda hâkim, savcımız yurt dışı eğitimlere gönderiliyor ve bunların sonucunda hâkim, savcılarımızın terfi kriterleri içerisine İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarını ne kadar dikkate aldığına dair bir kriter de eklenmiştir.

Bununla beraber, İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine vermiş olduğu 2.400 ihlal kararının önemli bir kısmı Türkçeye çevrilmiştir ve UYAP sitesi üzerinden hâkim, savcılarımızın kullanımına açılmıştır. Bundan sonra evrensel hukukla barışık karar çıkması noktasında yoğun bir çaba da sarf edilmektedir.

Bütün bunlarla beraber, Türkiye’de makul sürede yargılanma, evrensel hukukla barışık karara ulaşma ve fiziki şartların, altyapının ikmaliyle beraber bu güven hızla yükselecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, istatistiki birtakım bilgiler istedim, onları verebilecek misiniz geçici madde 1’le ilgili? Yani, yazılı olarak bir bilgi notu gibi.

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birinci bölümün maddelerine geçmeden önce, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.31

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

---0---

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 128’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

278 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı, birinci bölümde bulunan maddeleri, varsa üzerlerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

278 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci Maddesinin 5 inci Fıkrasında yer alan “yönetmelikle düzenlenir” ibaresinin “kanunla düzenlenir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 30.06.2012

Pervin Buldan Ayla Akat                               Sırrı Süreyya Önder

   Iğdır                                                                    Batman                                             İstanbul

İbrahim Binici Adil Kurt                                       Nazmi Gür

  Şanlıurfa                                                              Hakkâri                                                Van

                                                                            Sırrı Sakık

                                                                                 Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının;

1) 1. Maddesi ile değiştirilen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 1 inci maddesinin 5. fıkrasında bulunan değişikliği kelimesinden sonra ve kelimesinin metne eklenmesini, ve diğer kelimelerinin ise metinden çıkarılmasını,

2) “Yargı organlarında görev yapan mübaşirler 657 Sayılı Kanunun 36. maddesinin I-GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI bölümünde değerlendirilir.” cümlesinin son fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Bal                                                            Oktay Vural                                    Muharrem Varlı

  Konya                                                                    İzmir                                                Adana

Ali Öz                                                                    Alim Işık                                   S. Nevzat Korkmaz

Mersin                                                                   Kütahya                                             Isparta

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 1. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin 5 inci fıkrasının metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Ali İhsan Köktürk Turgut Dibek                    Dilek Akagün Yılmaz

   Zonguldak                                                         Kırklareli                                              Uşak

Mahmut Tanal Ömer Süha Aldan                        Gürkut Acar

    İstanbul                                                               Muğla                                              Antalya

BAŞKAN – Sayın Komisyon, okunan son önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Acar, buyurun efendim.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

278 sıra sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi tekrar selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bakınız, biraz önce burada Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü arkadaşlarımızdan birisi “Muhalefet böyle yapar, boş önergeler verir ve boş önergelerle zamanımızı alır.” şeklinde bir değerlendirme yaptı. Buna tahammül edemedim ve yerimden konuşmak zorunda kaldım.

Değerli arkadaşlar, bakınız, eğer muhalefeti bu şekilde değerlendirirseniz bu rejimin ismi “demokrasi” değildir, olamaz. O nedenle, bizim buradaki söz haklarımızın kullanılmasına tahammül göstermek zorundasınız.

Değerli arkadaşlarım, bakın, Anayasa’ya aykırılıklar yapıyorsunuz, Anayasa’yı ihlal ediyorsunuz ve bu anayasaların konuluş sebebi dünyanın her yerinde, bütün anayasalar ve bütün idare hukuku sistemleri, sadece, kahredici bir güç olan hükümranlık gücünün sınırlandırılması için yapılır yani iktidarın, insanları, fertleri, kişileri ezmemesi için yapılır ve burada Anayasa’ya aykırılık bulunmaktadır. Ben, özellikle beş noktada bu maddeyle ilgili görüşlerimi açıklamaya çalışacağım.

Birincisi: Anayasa’ya aykırılık vardır değerli arkadaşlarım çünkü burada, tasarıda yer alan “İcra müdür ve icra müdür yardımcıları ile icra katiplerinin sınav, mülakat, görevlendirme, nakil, unvan değişikliği, görevde yükselme ve diğer hususları yönetmelikle düzenlenir.” şeklindeki hüküm özlük haklarına ilişkin olmakla birlikte Anayasa’nın 128’e ikinci fıkrası hükmüne kesinlikle aykırıdır. Peki, 128’e ikinci fıkrası ne diyor? “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atamaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” Kanunla düzenlenecek bir işe siz “Yönetmelikle yapılır.” diye madde koyuyorsunuz.

Şimdi söyleyin, yani muhalefet acaba boş laf mı yapıyor yoksa ciddi bir eleştiri mi getiriyor?

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bir de buraya “sözlü sınav” koymuşsunuz. Sözlü sınavlar ne işe yarıyor? Size kısa ve öz olarak söylüyorum: Sözlü sınavlar AKP’nin her kademede, devletin her kademesinde örgütlenmesine yarıyor. Kendi adamlarınızı, kendi yandaşlarınızı kayırıyorsunuz, sözlü sınavlarda onları getiriyorsunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynen, çok doğru!

GÜRKUT ACAR (Devamla) - Tebrik ediyorum, çok güzel yapıyorsunuz; kutluyorum sizi! Evet, onun için de Adalet ve Kalkınma Partisinin ismindeki “adalet”i kaldırmak lazım çünkü “adalet” diye bir şey bırakmadınız Türkiye’de.

Değerli arkadaşlar, ikinci olarak bu maddeyle ilgili, tasarıda “İcra ve iflas dairelerince verilen kararlar gerekçeli olarak tutanaklara yazılır.” diyor.

Burada personel sayısının azlığını söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlar, otuz dokuz sene ben fiilî avukatlık yapmış bir arkadaşınızım. İcra dairelerinde çalışma koşulları insafı aşacak ölçüde kötüdür ve yeterli eleman yoktur. O nedenle, bu “gerekçeli olarak yazılır” sözüyle, buradaki, eğer personel sayısının arttırılması birlikte yapılmazsa bu maddenin yazılmasının hiçbir önemi yoktur.

Üçüncüsü: Değerli arkadaşlar, bu maddede “Borçlunun bilinen en son adresine iadeli taahhütlü posta yoluyla meşruhatlı ödemeye davet yazısı göndermek zorundadır.” şeklinde bir hüküm var. Bu da zaman kaybına yol açacaktır ve yapılacak ihtarname giderlerinden dolayı da alacaklılar mağdur edilecektir. Bu nedenle de bu düzenlemenin tasarıdan çıkartılması lazım.

Dördüncüsü: Tasarıda yapılan düzenlemeyle, haczedilemez malların kapsamının genişletilmesi, bu bağlamda menkul mal haczine neredeyse son verilmiş olması söz konusudur. Burada alacaklıyla borçlu arasındaki hak ve adalet dengesi alacaklılar aleyhine ciddi biçimde bozulmuştur. Bu durum, alacağını tahsil edemeyen yurttaşların hukuka ve devlete olan güveninin sarsılmasına neden olacaktır. O nedenle, burada yapılacak doğru düzenleme, ekonomik değeri malın satış ve muhafaza masraflarını karşılamayacak olan malların haczedilemeyeceği yönünde olmalıdır. Bu şekilde değiştirilmesini talep ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, tasarıyla getirilen bu beşinci noktada da “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satılmasını isteyebilir.” şeklindeki düzenleme gerçekçi değildir. Özellikle gayrimenkullerde, taşınmaz mallarda bu bir yıllık süre yeterli değildir. Çünkü burada, 100’üncü maddede yer alan bilgilerin toplanması, bilgilerin ilgililere tebliği ve diğer konular yeteri kadar zaman ayrılmaması sonucunu sağlayacaktır. O nedenle, bu maddenin de yeniden düzenlenmesi ve sürenin arttırılması lazım.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Acar, teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla yapacağız efendim.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının;

1) 1. Maddesi ile değiştirilen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 1 inci maddesinin 5. fıkrasında bulunan değişikliği kelimesinden sonra ve kelimesinin metne eklenmesini, ve diğer kelimelerinin ise metinden çıkarılmasını,

2) “Yargı organlarında görev yapan mübaşirler 657 Sayılı Kanunun 36. maddesinin I-GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI bölümünde değerlendirilir.” cümlesinin son fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet önergeye katılıyor musunuz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarıda icra personelinin yazılı sınav, sözlü sınav, görevlendirme, nakil, unvan değişikliği, görevde yükselme ve diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği hükmü mevcuttur. “Diğer hususlar” gibi nerede başlayıp nerede biteceği belli olmayan bir ibare eklenmiştir. Bu ibare soyut bir ibare olup icra dairelerinde görev yapan herkesi kıskaç altına alabilme, mesleki ve özlük haklarının kolayca Bakanlıkça çıkarılacak bir düzenlemeyle değiştirilebilmesi gibi bir riski içermektedir.

İcra personeli aynı zamanda adli işlem yapmaktadır. Hukuk devletinde adli görev yapan kişilerin her türlü siyasal baskılara ve etkiye açık düzenlemelerle çalışmaya mecbur bırakılması yargı bağımsızlığını da zedeleyen unsurlardandır. Bu yüzden bu ibarenin tasarı metninden çıkarılmasını istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin rant ve faiz ekonomisi ülkeyi içinden çıkılmaz bir borç sarmalına sokmuş ve bugün milletimizin güvenli geleceğini ilgilendiren meseleler de bile sesimizi yükseltememe gibi zafiyetler doğurmuştur. AKP’nin ekonomi politikaları nedeniyle içeride de ekonomik ve sosyal hayatta ilginç değişiklikler yaşanmaktadır. Bazı sektörler gittikçe güç kuvvet kazanıp daha belirleyici ve yönlendirici sektörler hâline gelmektedir. Örneğin ülke insanı geçinmekte zorlanırken ülke kaynaklarını, vatandaştan aldığı yüksek faizlerle ve en küçük bir risk almadan elde ettiği yüksek kârlarla çalışan bir bankacılık sistemi. Neredeyse bankalara borcu olmayan ne çiftçi ne esnaf ne de memur kalmıştır. Bankalar sıfır riskle çalışmaktadır ve her hâl ve kârda mükerrer, yüksek kârlar elde etmektedirler. Bankaların yarıdan fazlasının yabancıların elinde olması da ayrı bir rahatsızlık konusudur. Bankacılık sistemi ülke insanının iliğini kemiğini emen bir canavara dönüşmüştür.

Size başka bir örnek daha, AKP’nin ekonomi politikaları ile memleket evlatları, sefalet ücretleri ve ucuz işçi simsarlığıyla karşı karşıya kalmıştır. Hizmetleri özelleştiriyorum diyerek yola çıkan Hükûmet, taşeron firmalara güç, kuvvet vermiştir. Hiçbir şey üretmeyen, sadece al-sat ile milyarlar kazanan aracı kuruluşlar AKP’nin yükselttiği yıldızlardandır.

Kamu sektöründe de iş yükü artan, ekonomik ve sosyal, kültürel hayatın her safhasında iş yoğunluğu yaşayan icra daireleri de böyledir. AKP, adliyeleri bir bir kapatırken icra dairelerinin sayısı her ilde katlanarak artmaktadır. Burada görev yapan arkadaşlarımız da bundan hoşnut değildir. İcralık olmayan vatandaşımız hemen hemen kalmamıştır. Üretim ekonomisi yerine, emek ve alın terinin dışlandığı, kolay kazanç ve sömürünün baş tacı edildiği AKP’nin rant ve faiz ekonomisinin doğal sonuçlarıdır bunlar. İcra dairelerinin çalışma rekorları kırdığı bir ülkede gelecekten bahsedilemez. Huzur kalmaz başta. İcra dairesinde görev yapan memurlar da sıkıntıda. AKP, zor bir kamu görevi yapan icra çalışanlarına yeni yükler yüklemeye devam etmektedir. Adalet Bakanlığı beş ay önce bir genelge çıkarmıştır. İcra memurları mahkeme ve savcılıklara nöbetçi kâtip olarak görevlendirilmektedir. Sanki kendi dairelerinde nefes alacak zamanları kalmış gibi, mevzuatları farklı ve teknik hukuk bilgileri gerektiren alanlarda çalışmaya zorlanmaktadırlar.

İcra memuru arkadaşlara uygulatılan velayet davaları, çocuk teslimi ve teslim alımı olaylarında da sıkıntılar mevcuttur. Çocuklar bir eşya, bir obje değildir. Sosyal hizmet müdürlüklerince uygulanması gereken işlemler yıllardır icra memurlarınca yapılmakta ve son derece dramatik olaylara fırsat verilmektedir. Bu çağ dışı uygulamalara son verilmelidir.

Yine, 6183 sayılı Kanun gereğince yetkili Maliye memurlarının bazı işlerini de icra memurları yapmakta, Maliye hacizleri de Adalet Bakanlığınca yerine getirilmektedir. Yarın, mahkeme hükmü konusu hâline gelecek bir mevzuda adalet talebiyle kendisine başvurulacak adliyeler taraf hâline gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, icra dairelerinin çağdaş bir yapılanmaya ve çalışanlarının insan odaklı bir çalışma ortamına ve özlük haklarına kavuşturulması hususu üzerinde saatlerce durabilir, saatlerce konuşabiliriz ancak süremiz az. Bu konuda Adalet Bakanlığının yapacağı çalışmalara Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek vermeye hazır olduğumuzu ifade ederken icra dairelerinin işsiz kaldığı, çalışmadığı bir ekonomik hayat temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Korkmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

278 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci Maddesinin 5 inci Fıkrasında yer alan “yönetmelikle düzenlenir” ibaresinin “kanunla düzenlenir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 30.06.2012

                                                                                                                 Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün bu yasalar görüşülürken… Aslında bu yasalar Türkiye'nin temel sorunlarını çözecek yasalar değil ama bir noktada bir iyileştirme var. Bundan da ciddi şekilde rahatsız olan gruplar da var. Bugün bir gazetenin bir asparagas haberinden yola çıkarak yani kendilerinde bir hakkı görerek bir halkın temsilcilerine ve bir halkın çocuklarına hakaret etme hakkını kimse kimseye vermez. Açıkça söylüyoruz: Bizi beğenmeyebilirsiniz, bizim düşüncelerimize katılmayabilirsiniz ama hiç kimse size bize hakaret etme hakkını vermez. Sizin “Barzani” dediğiniz adam Güney Kürdistan’da 5 milyon insanı temsil ediyor, orada devletiyle ayakta duruyor. Sizin aşağıladığınız, hakaret ettiğiniz Öcalan… 3,5 milyon insan  çıkıp Türkiye Büyük Millet Meclisine geliyor, Meclis Başkanına 2006 yılında…

OKTAY VURAL (İzmir) – Öcalan’ın ne alakası var be! Öcalan’mış…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bir dakika, bir şey…

Bağırmayın! Bağırmayacaksınız, dinleyeceksiniz, hakaret etmeyeceksiniz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kimi temsil ediyorsun?

SIRRI SAKIK (Devamla) – …hakaret etmeyeceksiniz. Bağırma! Bağırmayacaksın!

OKTAY VURAL (İzmir) – Terör örgütü liderini, terörist başını Kürtlerin temsilcisi gibi sunuyorsunuz be! Şuraya bakın ya!

SIRRI SAKIK (Devamla) – … ve “Benim irademdir.” diyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani katile “katil” demeyecek miyiz? Katil değil mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kundaktaki bebek Kürt değil miydi?

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, bakın, daha dün, burada, bu kürsüde…

OKTAY VURAL (İzmir) – 338 tane katliam yaptı, Kürt değil miydi?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Türk milletine hakaret ediyorsun, yeter!

AYLA AKAT (Batman) – Siz orada bir şey söylerken biz müdahale ediyor muyuz? 

SIRRI SAKIK (Devamla) – …İran militanının Kraliçe’yle nasıl resminin çekildiğini ve nasıl barış için el uzattıklarını…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürt kökenlilerin hepsini terörist gibi gösteriyorsunuz be!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Bakan, Öcalan nerede? Cevaplarınız hiç de açıklayıcı değil.

SIRRI SAKIK (Devamla) – …hep birlikte gördük, İngiltere’de bunlar oldu ama burada dönüp sadece hakaretle bu iş olmaz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kundaktaki bebeğe kurşun sıkan adam katildir!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bize, hele dönüp…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Türk milletine hakaret ediyorsun en başta!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Katile “katil”, bölücüye “bölücü”, haine “hain” diyoruz biz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bize dönüp, bize ahlak dersi verenler dönün 12 Eylül öncesine 5 bin insanın katlinde silahlarının tetiğinde…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gazi Meclise hakaret ediyorsun! Türk devletin bütünlüğüne, milletin birliğine hakaret ediyorsun!

AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan, müdahale edin lütfen.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, niye müdahale etmiyorsunuz?

SIRRI SAKIK (Devamla) – …kimin parmağı varsa, onları araştırın.

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen… Lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen Öcalan’ın avukatı mısın?

AYLA AKAT (Batman) – Niye müdahale etmiyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Lütfen, lütfen… Tamam…Sakin olun lütfen.

Buyurun Sayın Sakık, devam edin. 

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, beğenmeyebilirsiniz, katılmayabilirsiniz…

 S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Elbette beğenmiyoruz!

SIRRI SAKIK (Devamla) – …bizi yok hükmünde sayıyorsunuz. Siz çünkü “Kürtler yok.” diyorsunuz, “Kürtlerin demokratik hakları yok.” diyorsunuz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen kendini Öcalan’la özdeşleştirirsen benim için sen de yoksun!

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürtleri öldüren bir kimse katildir, katildir!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Onun için diyorsunuz ki: “Biz bu noktada…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Benim için sen de yoksun eğer Öcalan’la kendini eşleştiriyorsan.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve açıkça…

Bakın, Sayın Başkan, müdahale eder misiniz lütfen.

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar… Lütfen… Lütfen…

AYLA AKAT (Batman) – Böyle mi yöneteceksiniz Sayın Başkan? Böyle mi yöneteceksiniz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İç Tüzük’e uygun konuşsun, İç Tüzük’e uygun konuşsun!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Açıkça terör örgütünün savunuculuğu yapılıyor burada. Öcalan’ın avukatlığını yapıyorsun sen!

SIRRI SAKIK (Devamla) –  Bakın, Sayın Başkan…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, niye müdahale etmiyorsunuz?

AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan, böyle mi yöneteceksiniz?

BAŞKAN – Her iki tarafa da sakin olmalarını söylüyorum Hanımefendi, sizin de bana bağırmanıza gerek yok.

AYLA AKAT (Batman) – Niye, müdahale etmiyorsunuz?

BAŞKAN – Rica ediyorum, söylüyorum, söylüyorum efendim. Lütfen… Lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, bizi konuşturtmayın, bizi konuşturtmayın. Biz böyle baskılara falan boyun eğmeyiz. Dönün bakın, 12 Eylül öncesinde 5 bin insanın katlinde kimin parmak izleri var, kimin tetiklerde, devletin arşivlerinde bulunan silahlarda kimin parmak izi var biliriz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kimin parmak izleri var? O zaman da vardı PKK.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Onun için bize böyle ahlak dersi vermeyin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biz de biliriz kimin parmakları var, kimler katil!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve burada bir halka haksızlık edildiği içindir ki insanlar gidip dağlara sığınmışlardır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 40 bin kişinin katilini savunuyorsun. Bunları söylerken 40 bin kişinin katilini savunuyorsun!

AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan müdahale edin!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, rica ediyorum.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve sizi men ederiz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Senden mi çekineceğiz biz!

SIRRI SAKIK (Devamla) – …men ederiz sizi, bir daha bu şekilde hareket etme, hakaret etmeye kimsenin hakkı yoktur.

OKTAY VURAL (İzmir) – 50 bin kere “katil” deriz, 50 bin kere!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Katildir! Sen nasıl men edersin? Nasıl men edeceksin?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Siz, bakın, bir dönüp bakın, geçmişinizde bu halka karşı kimler katillik etti, orada aynada kimi görürsünüz, açıkça siz…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bizim geçmişimizde mücadele vardır, bölücülük yok, hainlik yok…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu kürsü katilleri övme kürsüsü değil!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Biz geçmişimizle gurur duyuyoruz!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Burası bölücü örgütlerin propaganda yeri değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Katilleri övme kürsüsü değil burası!

AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Burası sizin babanızın da çiftliği değil. Burası halkın kürsüsüdür. Burada halkın iradesi konuşuyor. Halkın değerlerine sizin saygı duymanız lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) – En başta Kürtleri öldürenleri, katledenleri meşrulaştırma kürsüsü değil.

SIRRI SAKIK (Devamla) – İki de bir bize dönüp hakaret edemezsiniz!

Sayın Başkan…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, müdahale eder misiniz lütfen… Müdahale edin lütfen Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hanımefendi, müdahale ediyorum ve söylüyorum. Onun ötesinde…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Müdahale etmiyorsunuz Sayın Başkan.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Niye etmiyorsunuz müdahale? Ayıp be!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bırakmıyorlar Hatip konuşsun. Böyle şey mi olur ya? Biz onlara müdahale ediyor muyuz?

AYLA AKAT (Batman) – Dilekçeler Meclisin arşivinde bekliyor Sayın Başkan, o dilekçeler Meclisin arşivindedir.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, rica etmekten başka söyleyeceğimiz bir şey yok. Rica ettim, siz de duyuyorsunuz. Lütfen…Lütfen.

Buyurun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, tek malzemeleri sadece ret ve inkâr, tek malzemeleri sadece PKK ve silah. Sadece şehit edebiyatı yapıp şehitlerin üzerinden nemalanan anlayışlardan tabii ki bir şey beklemiyoruz. Ama sizi açıkça uyarıyoruz. Bakın biz…

BAŞKAN – Sayın Sakık, germeyin lütfen…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Beklemeyin, “bekle” diyen yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bizim size sunacağımız bir katkı olmaz!

AYLA AKAT (Batman) – Sunmayın, beklemiyoruz zaten.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hiç ihtiyacımız yok.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen, rica ediyorum…

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz gidin AKP’yle yol arkadaşlığı yapın, boş verin.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Öyle kendinizi efendi gibi görüp bize köle muamelesi yapamazsınız.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Ortaklarınızla konuşun, bu tarafa konuşmayın!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, açıkça söylüyoruz, siz bu ülkenin efendisi değilsiniz. Siz de haddinizi bileceksiniz, bize karşı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Gidin ortaklarınızla konuşun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Oslo’da konuşacak, pazarlık yapacaksınız, biz burada kavga edeceğiz sizinle!

SIRRI SAKIK (Devamla) – …halkın iradesine saygılı olacaksınız. (BDP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Gidin Oslo’da konuşmayı yapın, hadi!

BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – …Kabul etmeyenler…

AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önerge kabul edilmemiştir.

Buyurun efendim.

AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan, bir hususun altını çizmek gerekiyor. Hatip kürsüden, şu an Meclisin arşivinde bekleyen 3,5 milyon imzaya işaret etti. Bunlar Meclisin arşivindedir. Bu ülkenin vatandaşları imzayla görüşlerini Parlamentoya bildirmişlerdir, bu Parlamento sorumluluk gösterip gereğini yapmamıştır. Buna tahammülsüzlük ve Hatibin konuşmasına bu şekilde müdahale sizin tarafınızdan engellenmeliydi, engellemediniz. Biz bu konuda sizi kınıyoruz.

BAŞKAN – Ben, bütün arkadaşlarımız ve siz de işittiniz ki, mümkün olduğu kadar rica ettim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya yedi düveli gelse ne olacak, yedi düveli? Geldiler de ne oldu ya?

AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan, yedi düvel meselesi mi yapıyoruz? Ne oldu?

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen Hanımefendi, sakin olun. Lütfen…

AYLA AKAT (Batman) – Müdahale edin, nasıl bana “hanımefendi” diyorsunuz, bakın, “yedi düvel” diyor, sessiz kalmayın o zaman.

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Kes sesini, kes!

AYLA AKAT (Batman) – Konuşmayın be!

MEHMET ERSOY (Sinop) – Siz her konuşana bağırıyorsunuz oradan.

BAŞKAN – Sessiz kalmadım Hanımefendi, sessiz kalmadım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, yedi düveli geldi, bu coğrafyada hep bir bütün var olduk Allah’a şükür, doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle; yine öyle olacağız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) - Hiç kimse bölemeyecek, ayıramayacak! Herkes aklına bunu koysun!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kimse bu ülkeyi bölemeyecek! (BDP sıralarından gürültüler)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne bölünmesinden bahsediyorsunuz ya?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, bak, bizden konuşana “dur” diyorsun, niye onlara hiçbir şey demiyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Herkes bir gün mutlaka bunun hesabını da verir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

AYLA AKAT (Batman) – Sayın Başkan, bu gidişle zor bütünleşirler.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Böyle mi barışı sağlayacaksınız, böyle mi bu ülkeye demokrasi getireceksiniz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sizin anladığınız jargonda biz konuşmayız.

SIRRI SAKIK (Muş) – Irkçı, tekçi, milliyetçi politikalar bu ülkeyi bölecek.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sakin olun.

1’inci maddeyi…

 

lll.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Efendim, 1’inci maddeyi oylarınıza sunarken yoklama istenmiştir.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Köktürk, Sayın Dibek, Sayın Yılmaz, Sayın Erdoğdu, Sayın Oran, Sayın Tanal, Sayın Aygün, Sayın Cihaner, Sayın Özdemir, Sayın Öner, Sayın Fırat, Sayın Çelebi, Sayın Çam, Sayın Kurt, Sayın Kart, Sayın Aydın, Sayın Değirmendereli, Sayın Toptaş, Sayın Acar.

Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Türk Ceza Kanunun Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar Kanununda Yer Alan Maddelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 34 Milletvekilinin; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; Türk Ceza Yasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6 ve 7'nci Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Terörle Mücadele Kanununda Bazı Maddelerin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan'ın; Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (1/565, 2/90, 2/120, 2/223, 2/257, 2/268, 2/292, 2/322, 2/326) (S. Sayısı: 278) (Devam)

 

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

278 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 2. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

“İcra ve iflas dairelerince verilen kararlar, gerekçeleriyle birlikte tutanaklara kaydedilir.”

                Bahattin Şeker                                Seyfettin Yılmaz                                     Alim Işık

                      Bilecik                                              Adana                                             Kütahya

              Mehmet Erdoğan                                      Ali Öz

                       Muğla                                               Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 sıra sayılı kanun tasarısının 2. maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz

                   Zonguldak                                         Kırklareli                                              Uşak

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan

                     İstanbul                                              Muğla

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak Sayın Hamzaçebi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın İlhan Cihaner…

BAŞKAN – İlhan Cihaner, Denizli Milletvekili.

Buyurun Sayın Cihaner. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN CİHANER (Denizli) – Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Ben de öncelikle, bu kapanan adliyelerle ilgili bir şey söylemek istiyorum. Kuşkusuz bazı adliyelerin kapatılması gerekiyordu, haklı olabilirdi ancak hiçbir ortak, objektif, akli kriter yoktu. Tek şey şu söylenebilir sanırım Adalet Bakanına ve Adalet Bakanlığına: Bu işi bilmiyorsunuz yani bir hafta önce aldığınız bir kararı bir hafta sonra değiştiriyorsanız burada çok ciddi bir sıkıntı var demektir.

Herkes adliyelerin ekonomik yönüne dikkat çekti -adliyelerin kapatılmasını- oysa burada özellikle hukuk uyuşmazlıklarındaki ara buluculuğa getirilen yeni düzenlemeyle birlikte değerlendirme yapılırsa çok hukukluluğa da kapı açan bir sonuç doğacaktır. Yani merkeze uzak yerleşim birimlerinde yerel değerlerden oluşan çok hukuklu bir yapıya dönüşecektir; bu aslında yargının özelleştirilmesinin neoliberalizasyonunun ilk adımı. içinde adalet olmayan adliyelerden adaletsiz yargıya geçişin en önemli adımı diye görmek gerekir bunu. Nasıl ki bir caminin cemaati az diye “40 kilometre ötedeki camide ibadetinizi yapın.” demiyorsak ya da su işletmesine dair kârlılık hesabı yapamıyorsak, insanın ihtiyaç sıralamasında en önde olan adalet duygusuyla ilgili de ticari kaygılarla hareket edilemez. Onun için, kapatılan adliyeler meselesini bu açıdan da değerlendirip yeniden ele almak gerekir.

“Bu işi bilmiyorsunuz.” dedim çünkü neredeyse yedi yıldır bekleyen istinaf mahkemeleri var. İstinaf mahkemeleriyle ilgili Avrupa Birliğinden krediler alındı, binalar yapıldı. Yargının iş yükünün azaltılmasının en önemli enstrümanı, şu anda hâlen hayata geçirilmeyen istinaf mahkemeleridir. Eğer istinaf mahkemeleri hayata geçirilmezse, bu şekilde tasarılar çok sık gündeme gelecektir, tartışmalar olacaktır. Adalet Bakanı, ilk kez Yargıtaydan çıkan dosyanın gelen dosyadan fazla olduğunu söyledi. Tabii bu, neoliberal bakışa çok yakışan, adaletin içerisinde olmaması gereken bir yaklaşım, niceliğe ve niteliğe dair hiç de gerçekçi bir değerlendirme değil. Yargıtay Başsavcısının eğitim için gelen hâkimlere, savcılara ve Yargıtay savcılarına “Eften püften gerekçelerle –tırnak içerisinde- bozma mütalaasında bulunmayın temyize gelen dosyalara.” diye talimatlar verdiğini biliyoruz. Bu tarz bir hızlandırmanın, sadece istatistik olarak giren iş-çıkan iş açısından yapılan değerlendirmenin adil olmayacağı çok açıktır.

Bir de konuşmacılardan birisinin, bu 12 Eylül yargılanmasıyla ilgili olarak, Genel Başkanımızın ve Cumhuriyet Halk Partililerin 12 Eylülün yargılanamayacağına dair önceden söylediği şeyleri, konuşmaları gündeme getirip bir eleştirisi oldu. Yargılama demek, mahkemenin, savcının, iddianamenin olduğu göstermelik süreçler değil. Yargılama demek, gerçekten hesap sormak amacıyla başlatılan süreçler ve uluslararası hukuka, evrensel hukuk kaidelerine uygun, adil yargılama ilkelerine uygun bir sürecin işlemesi demektir. Sadece “Hâkim var.” diye, sadece “İddianame var.” diye, “Savcı var.” diye bir yargılamadan söz edilemez. Hele hele, 12 Eylül zihniyetiyle hesaplaşmaya gelince, 12 Eylül zihniyetiyle hesaplaşacak kişilerin her şeyden önce 12 Eylülün çocuğu olmamaları gerekir. 6. Filonun gemilerini kendilerine kıble yapanlar herhâlde 12 Eylülle hesaplaşamazlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Eğer biz, 12 Eylülle bir mukayese yapacaksak: 12 Eylül, Meclisin feshi demektir; şu anda tutuklu milletvekilleri var, bu aynı zamanda Meclisin kısmi feshi anlamına gelir. 12 Eylül, Diyarbakır Cezaevi demektir; hâlâ F tipi cezaevlerinde, Silivri’de işkence benzeri tecritler devam etmektedir, Kandıra’da, birçok cezaevinde. 12 Eylül, aydınların, muhaliflerin, öğrencilerin tutuklanması demektir; şu anda cezaevinde de aydınlar, öğrenciler, hatta milletvekilleri tutuklu. 12 Eylül sola karşı yapılmıştır, gene en büyük zararı, en büyük darbeyi sol görmektedir. 12 Eylül, sıkıyönetim mahkemeleri demektir, DGM’ler demektir; onların yerine geçen özel yetkili, özel görevli mahkemeler aynı işlevi yerine getirmektedir. 12 Eylül, kitapların yakılması demek; şimdi, yazılmamış kitapların toplatıldığı, kitapların suç sayıldığı bir dönemdeyiz. Tekrar ediyorum, 12 Eylülün çocukları 12 Eylülle hesaplaşamaz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Cihaner.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

278 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 2. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

“İcra ve iflas dairelerince verilen kararlar, gerekçeleriyle birlikte tutanaklara kaydedilir.”

Bahattin Şeker (Bilecik) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bahattin Şeker, Bilecik Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Şeker.

BAHATTİN ŞEKER (Bilecik) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet sisteminde yaşanan aksamaların ülkemizin gündemine damga vurduğu ve toplumsal bir yara hâline geldiği günümüzde mevcut kanun teklifleriyle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Sözlerimin başında, birikmiş sorunların çözümüne katkı sağlamasını beklerken sorunları daha da derinleştiren uygulamalar noktasında Sayın Bakanımıza da büyük sorumluluklar düşmekte olduğunu görmekteyim. Bütün arkadaşlarımız söyledi, 146 ilçenin adliyesinin kapanması ve arkasından 44 adliyenin açılması bizleri ve toplumu rahatsız etmiştir. Bu durum, sebep ve sonuçları açısından şimdiden izaha muhtaçken ve tartışmalı hâldeyken yakın gelecekte ne gibi sorunlara yol açacağı düşünüldüğünde gerçekten vahim bir karar olacaktır. Ayrıca, hangi kıstaslarla bu kararın alındığı konusu da, siyasi kaygılarla alınan kararın iptal edildiği yönündeki şaibeli durum da karar ve uygulamaların izahını muallakta bırakmıştır.

Bilecik ilinin Pazaryeri ilçesi de adı geçen bu ilçeler arasındadır. Nüfus ve iş yoğunluğu açısından ilçemizde, az seviyede bir yoğunluğa sahip olan 20’ye yakın ilçe varken -hangi kıstaslara sahip değilse artık- Pazaryeri Adliyesi de kapanmıştır. Bu durumun vatandaşlarımızı mağduriyete uğratacağını ve yaşanan sorunları daha da derinleştireceğini yüce heyetinizin huzurunda belirterek tarihe not düşmek isterim. Bu durum, Bilecik il merkezine yeni bir adliye binası, yeni bir adliye lojmanı ve Bayırköy beldesine yeni bir açık cezaevi yapılmasını gündeme getirdiğimiz bu yerde Bilecik’te bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Buradan sormak istiyorum: İyileştirmeler ve köklü çözümler beklerken var olan kazanımı ortadan kaldırmak, Allah aşkına hangi sorunu çözecektir?

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanım, adalet sistemi içerisinde yaşanan sancılar konuşulurken bu vesileyle bilhassa bu konuda bizlerle dertlerini paylaşan, seslerini duyurmaya çalışan infaz koruma memurlarının yaşadıkları mağduriyeti burada hatırlatmak istiyorum. Asker, polis, güvenlik ve asayiş görevlisi olarak görev yapan memurların sahip oldukları özlük haklarına sahip olmadan görev yapan infaz koruma memurlarının bu durumuna da düzenleme yapılması lazımdır. Kadro konuları belirsiz, ücretleri düşük, yıpranma tazminatından yoksun olan infaz koruma memurlarının genel idari sınıfta yer almaları için iyileştirmeler yapılmalıdır. İkramiye, mesai, sosyal hak ve bayram izinleri gibi konuların da birikmiş olan sorunlar arasında olduğu unutulmamalıdır. Sendikal haklardan, dernekleşme ve örgütlenme haklarından mahrum olan bir durumda görev yapmaktadır bu arkadaşlarımız. Hedefte olabilecekleri ve tehdit edilebilecekleri göz önünde bulundurulduğunda, bir servislerinin bile olmadığı gözükmektedir.

Değerli arkadaşlar, çocuklarına kreş, ailelerin huzur içinde yaşayacakları lojmanları ve güvenlikle ilgili hiçbir kontrolleri olmayan bu arkadaşlarımıza sahip çıkmak gerektiğine inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, bunlar her zaman “gardiyan” olarak görülmüş, filmlerde ve dizilerde imajları son derece zedelenmiştir. Ama Sayın Bakanın hapishanelerle uğraşırken bu konuları da göz ardı ettiğini düşünmekteyim.

Değerli arkadaşlar, konuşmamın son bölümünde, haksızlığın, hukuksuzluğun ve adaletsizliğin kol gezdiği, sokaklarda asayişin unutulduğu, terörün insanın canına tak ettiği, kadına yönelik şiddet ve cinayetlerle vicdanımızın sızladığı, haklının haksız, zalimin mazlum durumuna getirildiği ülkemize ve milletimize, inşallah, huzurlu, umutlu ve daha güçlü yarınlar diliyorum.

Kanun koyucular olarak ihtiyacımız olan birlik, bütünlük ve kardeşliğin yolunun vicdanlı ve hakkaniyetli bir siyasi iradenin kararlılığından geçtiğini unutmayalım. Hiç kimse, özellikle de siyasi iradeyi temsil edenler, üzerine düşen vebali yok sayamaz. Herkesin bir gün hukukun gücüne ihtiyacı olacağı unutulmamalıdır. Güçlü ve büyük Türkiye'nin temeli, hakkaniyetin ve adaletin tecelli ettiği bir hukuk anlayışına sahip olmaktan geçmektedir.

Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına,

278 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 3. maddesinin (2). fıkrasında geçen “elle atılan” ibarelerinden sonra gelmek üzere “ıslak imza” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

               Seyfettin Yılmaz                                Bahattin Şeker                                       Alim Işık

                       Adana                                              Bilecik                                             Kütahya

              Mehmet Erdoğan                                      Ali Öz

                       Muğla                                               Mersin

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 3. maddesi ile 2004 sayılı Kanuna eklenen 8/a maddesinin 2. fıkrasının “Usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler senet hükmündedir. Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı ispat gücüne haizdir” cümlelerinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz

                   Zonguldak                                         Kırklareli                                              Uşak

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan                                  Kazım Kurt

                     İstanbul                                              Muğla                                             Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kazım Kurt, Eskişehir; buyurun Sayın Kurt. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; 3’üncü maddeyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Öncelikle “Adalet mülkün temeli” dediğimiz noktada gerçekten adil ve gerçekten mülke temel olacak bir adalet sisteminin var olup olmadığını tartışmamız gerekirken, elektronik imza ve UYAP sisteminin güvenliğiyle ilgili bir maddeyi değerlendirmek durumunda kalıyoruz.

Cezaevinde kendisini ve güvenliğini devlete emanet eden tutuklular, hükümlüler yanarken, cezaevi araçlarında tutuklular yanarken elini kıpırdatmayan Bakanlık, adalet hizmetlerini hızlandırma adına bu tasarıyı getirerek bir değerlendirme yapmamızı istiyor.

Biraz önce bütün arkadaşlarımız da anlatmaya çalıştı, yüzlerce adliyenin kapandığı bir ülkede adalet hizmetlerinin hızlandırılması mümkün değildir. Elektronik imza senet hükmündedir, evet ama, adliyesi, icra dairesi olmayan bir ilçede böyle bir uygulamanın hangi adalet hizmetini hızlandıracağını, hangi adalet hizmetini etkinleştireceğini tartışmamız gerekiyor diye düşünüyorum.

Eskişehir’de kapanan adliyelerden biri Seyitgazi Adliyesi. 15 bin nüfusa hitap eden 2 belediyesi, merkezin dışında 2 belde belediyesi bulunan ve uluslararası önemi olan bor madeninin bulunduğu bir beldede adliyeyi kapattığınız takdirde, Eskişehir merkezine bağlanan bu köylerin 110 kilometre yol kat ederek Eskişehir Adliyesine gelmesi, Eskişehir icra dairesine gelmesi hangi hizmeti hızlandıracaktır, hangi hizmeti etkin bir biçimde o halka yayacağız? Bunu tartışmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Devletin temeli eğer adaletse, adalet tüm ilçelerde etkin ve yaygın bir biçimde işletilebilmelidir. Bunu işletmenin yolu adalet hizmetlerindeki -özellikle yapılması gereken- personel takviyesinin adalete aktarılmasıdır. Yazı işleri müdürlüğü sınavlarını kazandığı hâlde atanamayan yüzlerce yazı işleri müdürlüğünü hak etmiş personel varken bunların kadrosunu ve atamasını yapmadan adliyeleri kapatmaya çalışmanın çok doğru bir mantığı olmadığı çok net bir biçimde herkes tarafından bilinmelidir, belirlenmelidir.

İcra ve İflas Kanunu tamamıyla elden geçirilmediği sürece icra iflasın etkinliği sağlanamaz. Zaman zaman icra iflas kanunlarında yapılan değişiklikler, o dönemdeki psikolojiye göre hareket etmeyi sağlayan ve İcra ve İflas Kanunu’nu değişik mantıklarla düzenleyen bir hâle getirmiştir.

Şimdi de, İcra ve İflas Kanunu’nda yapılmaya çalışılan değişikliklerle sanki işlemler hızlandırılıyormuş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor, oysa burada işin temeli, esası ekonomiyi iyi yönetmektir. Ekonomiyi iyi yönetemezseniz İcra ve İflas Kanunu’na ihtiyacınız oluyor ve gerçekten işleri bozulan esnaf, tüccar, sanayici, İcra ve İflas Kanunu’ndaki her türlü olumsuzluktan yararlanarak zaman kazanmaya çalışıyor. Siz eğer Türkiye’yi gerçekten dünyada ve Avrupa’da etkili, sayılı ekonomilerden birisi hâline getirir, üretimi artırır, insanlarımızın refah seviyesini geliştirirseniz o zaman İcra ve İflas Kanunu’nda çok fazla iş olmaz, iş birikmez ve mevcut kadrolarla da etkin bir biçimde adalet hizmeti yerine getirilmeye çalışılır.

Bu gerçekleri dikkate almadan, sadece ve sadece “Biz yaptık oldu.” mantığıyla hareket ederek ve çok baskın bir şekilde bu yasaların getirilmesi çok doğru bir mantık değildir.

Bu önergemize destek verirseniz memnun oluruz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurt.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına,

278 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 3. maddesinin (2). fıkrasında geçen “elle atılan” ibarelerinden sonra gelmek üzere “ıslak imza” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

                           Seyfettin Yılmaz (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 278 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, şunu ifade etmek istiyorum Sayın Başbakan Yardımcımız ve Sayın Adalet Bakanımızın olduğu ortamda: Siz dünyanın en güzel kanunlarını çıkarsanız bile eğer atadığınız yöneticiler bunu uygulamaktan imtina ederse çıkardığınız kanunların da bir mana ifade etmediğini belirtmek istiyorum.

Şimdi, size kendi seçim bölgem olan Adana’daki bir olayı anlatmak istiyorum. Adana Demirspor, sekiz yıl sonra ilk defa İkinci Lig’ten Bank Asya’ya çıktı ve çıkış süreci içerisinde Demirspor Kulübünün Başkanı cezaevine girdi, belediye meclis üyeleri takımı belli bir noktaya kadar götürdüler, ondan sonra Adana’da Adana Demirspor sevdalısı fedakâr birtakım işadamları Adana Demirspor’u alarak Adana Demirspor’u sekiz yıl sonra Mehmet Gökoğlu’nun başkanlığında Bank Asya’ya çıkardılar ve Adana uzun yıllardan beri ilk defa Adalet ve Kalkınma Partisinin yöneticilerinden MHP’li, CHP’li ve diğer parti ve sivil toplum örgütlerine kadar birlik ve beraberlik içerisinde bu kutlamayı beraberce paylaştılar ama daha sonra ne  olduysa Adana Valisinin önderliğinde ve -bir siyasi partinin genel başkan yardımcısının da içinde bulunduğu iddia ediliyor- bir liste çıkarıldı mevcut yönetime karşılık. Bu listeye karşı Mehmet Gökoğlu takımı şampiyon yapan yönetimin çekilmesi ve tek listeyle seçime gidilmesi noktasında bir baskı oluşturuldu. Bu baskılara karşı Demirspor yöneticileri dediler ki: “Biz adayız, çift listeyle gidelim, kim kazanırsa o kongrenin başkanı olsun.” ve kongreye gidildi. Kongreyi kaybedeceğini anlayan zihniyet… Perşembe günü yapılan kongrede birtakım olaylar çıktı ve iptal oldu. Bakın değerli milletvekilleri, bundan sonrakilere dikkatinizi çekmek istiyorum. Perşembe günü oluyor bu, iki gün önce. Perşembe günü kongrenin iptalinden hemen sonra Valinin talimatıyla Dernekler Müdürlüğü ve Adana’daki birtakım kurumlar Demirspor’un evraklarına el koydular, pazartesi günü de kongre var yani yarın değil yarından sonra ve evraklar incelenmeye başlandı. Bununla yetinilmedi. Dediler ki: “Biz onu çekiyoruz, siz de çekilin, Adalet ve Kalkınma Partisinin iki dönem önceki il başkanlığının başkanlığında bir yönetime gidin.” “Peki gitmezsek ne olacak?” Aynen kullanılan ifadeyi söylüyorum Sayın Başbakan Yardımcım, Sayın Bakanım; bir valinin ve ilgili yetkililerin söylediğini söylüyorum, diyorlar ki: “Eğer buna uymazsanız, hepiniz iş adamısınız, sizin evraklarınızın incelenmeyeceğinin garantisi yok. Valilikten, belediyeden bir kuruş yardım alamazsınız. Onun için çekilin.” Şimdi onun üzerine, bu takımı şampiyon yapan yönetimin başkanı Mehmet Gökoğlu başkan adaylığından çekildi fakat Adana’da oluşturulan korku imparatorluğuna, baskıya ve dayatmalara karşı Adana’da birtakım iş adamları, yine bu Valinin ve yönetimin listesine karşı bir liste hazırlığı içerisindeler.

Buradan Sayın Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanına sesleniyorum ve Meclis tutanağına girsin diyorum: Siz, devletin imkânlarını kullanarak kimsenin üzerinde korku imparatorluğu ve baskı kuramazsınız. Adana Demirspor yönetimine aday olan iş adamlarıyla ilgili bu saatten sonra başlarına gelebilecek herhangi bir olaydan dolayı veya bunlara karşı yapılabilecek bir hasmane tutumun sorumluluğunun Adana Valisinde olduğunu belirtmek istiyorum ve bunun takipçisi olarak, Adana Milletvekili olarak takip edeceğimi ifade etmek istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Diktatör mü zannediyor kendini? Böyle bir rezalet olur mu!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Yani bu haksızlık ve hukuksuzluktur, bu şekilde bir şey olmaz değerli milletvekilleri. Yani Adana Demirspor tarihî bir kulüptür.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hukuk ve ahlak dışı operasyonlar yaptıklarını itiraf etti Bakan zaten.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Adana’daki işçinin, esnafın, memurun, sanayicinin, Adana’nın takımıdır. Adanaspor ve Demirspor diye iki tane takımımız var. Adanaspor, Kasımpaşa’yla final maçında Süper Lig’i kaçırdı. Adana’nın morale ve motivasyona ihtiyacı var.

Şimdi ben sizin vicdanlarınıza sesleniyorum ve yetkililerden hakikaten cevap bekliyorum. Bir Adana Valisinin yetkisi bu mudur? Böyle bir baskı yapmaya…

MUHARREM VARLI (Adana) – Talimatı nereden alıyor, talimatı?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Bu kudreti ve gücü nereden alıyor? Şimdi burada hangi maddeyi çıkarırsak çıkaralım, eğer elinde gücünü bulunduranlar bu şekilde zulüm uygularsa bu memlekete demokrasi nasıl gelecek? Sayın Başbakan Yardımcısı ve Sayın Bakan, bunun mutlaka sorulmasını istiyorum ve cevabını istiyorum.

Bakın, buna şu bu diyebilirsiniz. Objektifliğine inandığım Grup Başkan Vekili burada. Allah rızası için Adana’yla bir görüşün, Adana kaynıyor. Adana’da halkın takımına yönlendirmelerle bu işin yapılması noktasında ciddi bir tepki var. Yani bu kadar adaletsizliğe, bu kadar hukuksuzluğa Adanalı mutlaka cevap verecektir. Ben bu işin takipçisi olacağım ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - …Sayın Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanından, yargı reformunun görüşüldüğü bu ortamda bunun takip edilmesini istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 4.maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin 2. fıkrasına “ilgilisinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya Avukat ile takip edilen işlerde avukatının” ibaresinin eklenmesini,

Birinci Fıkrasına ise “Adalet Bakanlığı tarafından uygun görülecek” ibaresinden sonra gelmek üzere “devlet bankalarında” ibaresinin eklenmesini ve “bankalarda” ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz

                   Zonguldak                                         Kırklareli                                              Uşak

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan

                     İstanbul                                              Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Tanal buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, 30 Haziran Emekliler Günü. Ulu Önder Atatürk 30 Haziran 1927 tarihinde şanla, şerefle taşıdığı üniformasını kendi isteğiyle bırakarak emekli olmaya karar vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, eşsiz devlet adamı Büyük Önder Atatürk’ün emekli olduğu 30 Haziran 1927 tarihini her yıl bizler Emekliler Günü olarak kutluyoruz. Ülkemizde maalesef emeklilerimiz hak ettikleri yaşam standartlarına kavuşamamaktadırlar. Yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi vermeye çalışan ve mevcut siyasal iktidarın kendilerini, yaşadıkları sorunları göz ardı ettiği bugünü, tüm emeklilerimizin 30 Haziran Emekliler Günü’nü içim burkularak kutluyorum.

Emekliler Günü’nü kutlarken, kamu kurumunda memurların maaşları, promosyon ücretiyle, bankalar promosyon ücreti ödemekte, emekliler aynı zamanda bu promosyon ücretinden de mahrum edilmektedir. Siyasal iktidardan bu eşitsizliği giderme adına, emekliler adına, en azından bu emeklilerin paralarının yatmış olduğu bankalardaki promosyon ücretinin de bir an önce ödenmesini istirham ediyorum.

İcra İflas Kanunu’yla ilgili değişikliğe baktığımız zaman değerli milletvekilleri, İcra İflas Kanunu ilk olarak 1929 yılında kabul edildiğinden bugüne kadar, bugün dâhil olmak üzere, tam on altı kez değiştirilmiştir. 1929 tarihi, 1932, 1940, 1956, 1962, 1968, 1981, 1965, 1985, 1988 ve 2003 yılına kadar tam 10 kez; 2003 tarihinden bugüne kadar da -bugün dâhil olmak üzere- 2003, 2004, 2005 -2005’te 2 sefer değişiklik yapılmış- 2007 ve bugün itibarıyla 2012 tarihi tam 16 kez. Yani 2002 tarihinden bugüne kadar on yıllık iktidarda 6 kez İcra İflas Kanunu değişmiş durumda, ancak 1929 tarihinden 2002 yılına kadar ise 9 kez değişmiş durumda. Burada neyi ifade etmeye çalışıyorum? Kanunların üzerinde siyasal iktidarın yeteri kadar araştırmadan, incelemeden, olayın sosyal muhataplarıyla görüşmeden, incelemeden karar yaptığının bir göstergesi açısından bunu söylemeye çalışıyorum.

Peki, bu 9’uncu maddede, icraların ve adliyelerin paralarının devlet bankalarına yatmasını niçin söylüyoruz değerli arkadaşlar? Bunu şu gerekçeden dolayı söylüyoruz: Bugüne kadar, 2005 yılına kadar gerek adliyenin tüm paraları devlet bankalarına yatırılıyor idi ancak 2005 tarihinden sonra Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek’in genelgesiyle Akbank’a yatırılmaya karar verildi. 2005 yılına kadar bu paralar Harçlar Kanunu’nun 36’ncı maddesi uyarınca geliri de devlete irat olarak kaydediliyordu ancak 2005 tarihinden sonra, efendim, vadesiz yatırılan paralarda faiz sıfır diye, eş güdümlü olarak o gün bankanın, genel müdürlüğün çıkardığı genelge ile Adalet Bakanlığının Akbank’a paraların yatırılması hususundaki genelgelerin tarihleri örtüşmekte değerli arkadaşlar.

Bu anlamda 2005 yılından 2008 yılına kadar Akbank’a yattıktan sonra 2008 yılında ATV’nin satışı nedeniyle Çalık Grubu’na o dönem Halkbank’tan ve Vakıflar Bankasından kredi temin edildikten sonra o dönemde nakit sıkıntısı nedeniyle bu sefer paralar faizsiz olarak o tarihten bugüne kadar da Vakıflar Bankasına yatmakta. Peki, Harçlar Kanunu’nun 36’ncı maddesi, “Bankalara yatan tüm paraların faizleri devlete aittir.” hükmü, 2005 tarihinden bugüne kadar… Hatta sorularımın arasında Sayın Bakana sordum, “2005 tarihinden bugüne kadar yargının, yani adaletin, mahkemelerin yatırmış olduğu paraların faizi ne kadardır?” sorduğumuz soruda, herhangi bir cevap verilmedi.

Buradaki amaç şu: Türkiye'de Ziraat Bankasının bulunmadığı ilçelerimiz var, Ziraat Bankası dışında başka bankaların bulunmadığı ilçelerimiz var. Ziraat Bankasına yatan paraların faizi Harçlar Kanunu’nun 36’ncı maddesi uyarınca ödeniyor, Ziraat Bankasının dışında adliyenin yatırdığı paraların faizi ödenmiyor. Burada, bir, haksız rekabet var; iki, eşitsizlik var; üç, kamu gelirlerinden bir kayıp söz konusu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bu açıdan devlet bankalarına paraların yatırılmasını teklif ettik.

Önergeye destek vermenizi istirham ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 5. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz

                   Zonguldak                                         Kırklareli                                              Uşak

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan                              B. Süheyl Batum

                     İstanbul                                              Muğla                                             Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Batum, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; burada 278 sıra sayılı yargı hizmetlerinin iyileştirilmesi, etkinleştirilmesi hakkındaki yasa üzerinde konuşuyoruz.

Şimdi, bu yasa üzerinde konuşurken, ilk önce, bu yasa tasarısı görüşülürken, 12 Haziran günü Sayın Bekir Bozdağ şöyle diyor: “Bir hukuk devletinde, normal bir hukuk devletinde özel yetkili mahkemeler olmaz, olmaması gereken mahkemelerdir.”

Biz yasaya bakıyoruz: Yargı hizmetlerini iyileştirecek herhâlde özel yetkili mahkemelerle ilgili bir düzenleme getirmiş derken, hiçbir şey yok. Sonra, yasanın tümü üzerinde Sayın Ahmet Aydın görüşlerini açıklarken yasadan bahsetmiyor; onun yerine vatan hainliğinden, darbelere karşı durmaktan söz ediyor. Peki, neden? Ne yapsın sevgili arkadaşlar? Ne yapsın? Yargı hizmetlerini iyileştireceğiz diye getirdikleri yasada hiçbir şey yok, yargı hizmetlerini ne iyileştirecek ne yargıyı çabuklaştıracak hiçbir şey yok. O zaman, yapacakları, darbelerden söz etmek, vatan hainliğinden söz etmek ya da olması gerekeni söylemek, “Hukuk devletinde böyle mahkemeler olmaz.” demek.

Sevgili arkadaşlar, bu darbe komisyonu var ya, onda dinlenen kişilerden 9’uncu Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, arkadaşlarım söylediler, şöyle söylemiş darbe komisyonunu oluşturanlara: “Muhâkemât değil muamelattan dolayı buraya çağrıldık, muamelattan dolayı burada konuşuyoruz.” demiş. Çok önemli, muhakeme kadar hatta daha fazla önemli olan muamele ve değerli AKP milletvekilleri, çok değerli bakanlar, burada, siz yaptığınız, yaptırdığınız, yapılmasına göz yumduğunuz, yapılmasına ön ayak olduğunuz muamele nedeniyle kabahatlisiniz. O muamele nedeniyle suçlusunuz ama bugün o muameleden söz etmiyoruz.

Değerli arkadaşlar, yasayı yaparken şunu söyleyelim, çok açık söyleyelim: Siz, Kuddusi Okkır’ı göstere göstere öldürttüğünüz için suçlusunuz. Siz, Kâşif Kozinoğlu’nu göstere göstere öldürttüğünüz için suçlusunuz. Sizler, Fatih Hilmioğlu’na yapılanları göz ardı ettiğiniz için suçlusunuz, kabahatlisiniz. Siz, bir cezaevinde, Şanlıurfa’da 13 kişinin diri diri yanmasına neden olduğunuz için suçlusunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Onları göz ardı ettiğiniz için suçlusunuz.

Şimdi geldiniz, ne yapıyorsunuz? Muameleyi değil, muhakemeyi değiştirmeye çalışıyorsunuz. Daha doğrusu, değiştirmiyorsunuz da değiştirdiğinizi iddia ederek bizim gözümüzü boyamaya çalışıyorsunuz.

Son şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar: Bu yasaları, bu muhakemeyi, bu muameleyi getiren yasaları siz yaptınız, sizler getirdiniz. Özel yetkili mahkemeleri siz getirdiniz. Tutukluluk süresini on yıla siz çıkarttınız. 2006’da tüm yargıçların iktidara, Adalet Bakanına bağlı 5 bürokrat tarafından atanmasına imkân veren yasayı siz getirdiniz. 250’yi, 51’i, 52’yi siz getirdiniz. Ondan sonra, ne dediniz bize? “Ne yapalım; yargıçlar karar veriyor buna, biz vermiyoruz ki.” dediniz ama hep beraber şuradaki arkadaşları kullandınız ve bir gecede Hakan Fidan için bir şey yapılmaya çalışıldığında aynı yargıçlarla “Aman olmaz, ona dokunmasın.” dediniz. Hani değişmezdi bu yasalar? Bir gecede nasıl değiştirdiniz beş senede, altı senede değiştirmediğiniz yasaları?

Sizler “Hâkimleri değiştirebilir miyiz? Ne yapalım, savcıları değiştirebilir miyiz?” dediniz. Bizim gözümüzü boyamaya çalıştınız. Sonra ne yaptınız? Bir gecede hepsini değiştirdiniz. Şimdi ne diyorsunuz bize? “Canım, bütün yapılanlar şakaydı. Biz şimdi muhâkemâtı değiştirelim muhâkemâtı, muameleyi değil.” diyorsunuz.

Sevgili arkadaşlar, sadece şunun için söylüyorum. Daha da bugün burada çok konuşacağız başka maddelerde. Bunları bir değişiklik yapın falan diye söylemiyorum. Nasıl olsa orada… Sayın bakanlara da anlatmak için söylemiyorum. Ama sadece bugünlerde bunları söylemiş olalım. Yarın ileride çocuklarınızın suratına bakarken bile, en azından biz bunları söyleyelim de çocuklarımızın suratına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - …bu Kuddusi Okkırların ailesine, Kâşif Kozinoğlu’nun ailesine bakarken utanmayalım diyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Batum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi yeni bir madde ihdasına dair önerge vardır.

Yeni madde ihdasına dair önerge, malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı, İç Tüzük'ün 87'nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.

Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyeyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve 5 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki çerçeve maddenin eklenmesini ve devamındaki çerçeve maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Ahmet Aydın                             Mehmet Doğan Kubat                           Halil Mazıcıoğlu

                    Adıyaman                                           İstanbul                                           Gaziantep

                 İlknur Denizli                                   Mehmet Altay                                    Hüseyin Filiz

                        İzmir                                                 Uşak                                               Çankırı

                    Suat Önal

                    Osmaniye

“MADDE 6- 2004 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

İcra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – İç Tüzük’ümüzün 45 ve 87’inci maddelerindeki yeter sayı ekseninde Komisyon bu iradeye iştirak etmektedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, kaldırsınlar ellerini de sayalım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan, önerge üzerinde, yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Gerekçeyi okutuyorum… Gerekçeye gerek yok, ona da gerek yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Başkanım, gerekçeyi okutmadınız herhâlde.

BAŞKAN - Kabul edildiğine göre bundan sonraki diğer maddeler teselsül ettirilecektir, ancak biz mevcut maddeler üzerinden işleme devam edeceğiz.

6’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 6. maddesine “ait olan” ibaresinden sonra gelmek üzere “taşınır ve taşınmaz” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                           Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek

                        Uşak                                             Zonguldak                                         Kırklareli

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan

                     İstanbul                                              Muğla

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gerekçeyi okutmadınız, gerekçeyi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, biraz önce eklenen maddeyi görüşmeye açtınız mı, müzakereye?

BAŞKAN – Ben sordum efendim. Söz talebi yoktu, onun üzerine…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ama açmadınız ki.

BAŞKAN - Sordum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, “Görüşmeye başlıyoruz.” diyeceksiniz, “Konuşma yoktur.” diyemezsiniz ki.

BAŞKAN – Hayır, hayır. Şimdi, bakınız, zabıtlara geçti, getirirsem görürsünüz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Efendim, soru-cevap var.

BAŞKAN - “Madde, komisyon tarafından salt çoğunlukla kabul edilmiştir.” dedim. “Görüşmelere başlıyoruz. Söz isteyen var mı?“ dedim. Kimse çıkmadı, onun üzerine oyladım efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Soru-cevap…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Soru-cevap bölümüne geçmediniz galiba Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sisteme giren de yoktu, söz isteyen de yoktu. Tutanaklarda vardır, görebilirsiniz.

Sayın Komisyon, 6’ncı madde üzerindeki önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – İştirak etmiyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu efendim?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi önergesinde kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ahmet Toptaş.

BAŞKAN – Sayın Toptaş, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; “3’üncü yargı paketi” olarak bilinen ve yüce Meclisin 278 sıra sayısıyla görüşmekte olduğu tasarıyla ilgili görüşlerimi açıklamak için söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, pakete geçmeden önce, biraz önce arkadaşlarımın söyledikleri bir konuda ben de rahatsızlığımı belirtmek için -Sayın Adalet Bakanı da buradayken- düşüncelerimi söylemek istiyorum. Sayın Adalet Bakanı kapatılan adliyelerle ilgili beyanda bulunurken, bugün ve daha önceki günlerde, bunların objektif kriterlere göre kapatma kararı alındığını ancak itiraz üzerine, kendilerinin itirazı üzerine kapatılan 146 yerin 44 tanesinin yeniden açıldığını beyan ettiler. Yani, bir hafta arayla hangi objektif kriterlere göre kapattığınız yerlerin üçte 1’ini yeniden açtınız? Sayın Bakanın söylediği kriterlerin hiçbirisi bana göre inandırıcı değil.

Örneğin, Afyon’da İhsaniye adliyesi kapatılmıştır. Burası “Frig Vadisi” olarak bilinen vadinin orta yerinde bir ilçedir, çok büyük kasabaları vardır. Afyon merkeze bağlandı, Afyon merkezine de 50 kilometre uzaklıktadır. Zaten vatandaşın hak arama özgürlüğü çıkardığınız yasalarla kısıtlanmıştır. “Peşinen bilmem kaç para yatıracaksınız.” diye para yatırma şansı olmayan yoksulun dava açma hakkını kısıtlamış olmanıza rağmen, bundan sonra da 50 kilometre ilerideki Afyon merkezine geleceksiniz, burada dava açacaksınız, buradan keşif heyeti kalkacak 50 kilometre ileriye keşfe gidecek… Bu, işlemez bir sistemdir. Bu nedenle, İhsaniye’yi kapatmanızın haklı bir ölçüsünü Sayın Bakan bize söyleyemezsiniz.

Yine, daha dün kirazına marka aldığımız, “Tadiki” diye marka aldığımız Sultandağı’nın büyük kasabaları vardır, Türkiye kiraz ihracatının yüzde 30’unu bu ilçemiz karşılamaktadır. 50 kilometre ilerinden en yakın merkeze gelecek ve burada hakkını arayacak. Yani 20 bin nüfusun üzerindeki yerlerdeki insanlar gelecekler 50 kilometre ileride hak arayacaklar. Hak arama özgürlüğünü engellemekten öte hiçbir anlam taşımamaktadır.

Değerli arkadaşlar, bugün karşımıza getirilen tasarının adı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi” yani hızlandırılması. Yargıyı hızlandırabilirsiniz, etkinleştirebilirsiniz ama eğer yargı adalet dağıtmıyorsa istediğiniz kadar hızlı davranın hiçbir işe yaramayacak demektir. AKP’nin bugüne kadar yaptığı bütün uygulamalarda adaletin uygulanması hiçbir zaman göz önüne getirilmemiştir, göze alınmamıştır. “Neyi hızlı yaparak kendime ait uygulamaları nasıl kolaylaştırabilirim?” Ama iş dönüp dolaşıp da bumerang gibi kendisine döndüğünde gene yeni bir hızlandırma, gene yeni bir etkinleştirmeyle yola çıkmıştır.

Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin adaletle ne kadar ilgisinin olduğunu günlerdir gazetelerde okuyoruz. Şimdi, bir 3’üncü yargı paketinden bahsediliyordu, karşımıza geldi. Ancak özel yetkili mahkemelerden Cumhurbaşkanı şikâyetçi, Başbakan şikâyetçi, Adalet Bakanı şikâyetçi, zaten yurttaşların tümü şikâyetçi ama bu maddeleri kaldıran ya da bu maddeleri dönüştüren görüşmeler ne yazık ki Adalet Bakanlığında yapılmıyor, bu görüşmeler Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın huzurunda yapılıyor; Adalet Bakanlığının, Adalet Komisyonunun bu görüşmelerden haberi yok. Yarın belki bir önerge olarak karşımıza gelecek, AKP milletvekillerinin de neyin geleceğinden haberleri yok. Biz de bunları kısmen yandaş medyacılardan öğreniyoruz. Yani bir memlekette adalette reform yapıyorsunuz, bir memlekette “özel yetkili mahkemeler” diye bir ceberut mahkemeyi kaldırıyorsunuz ya da dönüştürüyorsunuz ama milletvekillerinin bundan haberi yok, iktidar milletvekillerinin bile haberi yok, ancak sızdırılan yandaş medya gruplarından öğreniyoruz. Bu, Meclise saygısızlıktır; bu, millî iradeye saygısızlıktır. Getirin, burada tartışalım; daha olgun, daha olumlu, daha adalet dağıtan, daha hukukun genel ilkelerine uygun mahkemeleri birlikte kuralım; bunların sorunları varsa bu sorunları birlikte çözelim, adalet dağıtan kurumlar hâline getirelim. Bunu yapmıyorsunuz, getiriyorsunuz bir kanun, bir hafta sonra mahkemeleri kapatıp yeniden açtığınız gibi, yeni başka sıkıntılarla Parlamentonun karşısına geliyorsunuz. Sizi, lütfen, adalet dağıtan bir mekanizmayı oluşturmak için birlikte çalışmaya, millî iradenin temsilcilerinden bunları kaçırarak değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET TOPTAŞ (Devamla) - …Meclisin çatısı altında tartışarak bir çözüm bulmaya ve daha adil adalet dağıtacak mahkemeler oluşturmaya çağırıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toptaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 7. maddesine “yoluna” ibaresinden sonra gelen “başvurulamaz” ibaresinin kaldırılarak “başvurulabilir” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek                     Dilek Akagün Yılmaz

    Zonguldak                                         Kırklareli                                   Uşak

Mahmut Tanal                                  Ömer Süha Aldan                         Atilla Kart

    İstanbul                                               Muğla                                     Konya

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılınmamaktadır efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart. (CHP sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 278 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümünün 7’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada getirilen bu düzenlemede, torba kanun niteliğindeki bu düzenlemede birkaç temel kanunda düzenlemeler yapıldığını, değişiklikler yapıldığını görüyoruz. Bu değişikliklerle ilgili değerlendirmelerimi, tespitlerimi ifade etmeden evvel, dün Yargıtay 11. Ceza Dairesinde tanık olduğumuz, gözlemlediğimiz bir tabloyu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dün, Yargıtay 11. Ceza Dairesinde, müştekisi Zahid Akman ve arkadaşlarının olduğu, şüphelisinin de, sanığının da Deniz Feneri yolsuzluğunu soruşturan 3 savcının olduğu, ibret verici, hukukumuz adına utanç verici bir davayı hep birlikte izledik, gözlemledik. Orada müşteki konumunda olanlar, zekât parasıyla yolsuzluk yaptıklarına dair ve devlet nüfuzuyla, Hükûmet nüfuzuyla himaye edildiklerine dair haklarında onlarca somut bulgular bulunan, dosyalar bulunan kişilerdi ve o kişiler, Hükûmet tarafından en üst düzeyde korunuyorlardı; kamu yönetiminde, RTÜK’lerde, üst kurullarda özel ve istisnai görevlere getiriliyorlardı. Aslında, bugün görüştüğümüz yargıya ilişkin sorunların özünü, orada ibret verici bir şekilde, ironik bir şekilde görüyorduk, gözlemliyorduk. Neydi o? Dokuz yılın sonunda, onuncu yılın içinde Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde yargının geldiği, getirildiği hazin tabloyu, dramatik tabloyu o yargılamada görüyorduk. Yolsuzluk yapanlar, yolsuzluk yaptıkları, haklarında hem de hayır paraları üzerinden zekât paraları üzerinden- yolsuzluk yaptıklarına dair dosyalar bulunan kişilerin müşteki olduğu, onları sorgulayan savcıların sanık olarak yargılandığı bir tablo. Bu, yargı mekanizmasının, adalet mekanizmasının bu siyasi iktidar döneminde geldiği tablodur, geldiği fotoğraftır, o fotoğrafın özüdür. Bunu yeri gelmişken ifade etmek gereğini duyuyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla getirilen bu düzenlemelerin ortaya koyduğu ekonomik ve sosyal gerçekleri, aslında bu vesileyle bir kez daha özetlemek gerekiyor, bir kez daha değerlendirmek gerekiyor.

İcra iflasla ilgili bütün düzenlemelerde ortaya çıkan ortak özellik şu: Türkiye ekonomisinin küçüldüğünü, daraldığını, insanların gelirlerinin reel anlamda azaldığını görüyorsunuz. Temel harcamalarının, temel ihtiyaçlarının ve zatî eşyalarının haciz tazyiki ve tehdidi altında olduğunu ve bunun giderek daraldığı, böyle bir tabloyu görüyorsunuz.

Vatandaşın malı para etmiyor, mevcut malı para etmiyor. Taşınmazlar değerini kaybediyor; artık yüzde 60’larda bile taşınmazlar alıcı bulamıyor, bunun için bu oranı yüzde 50’lere düşürmek ihtiyacı doğuyor. Teraküm eden, biriken kayıt dışı sermaye ve kayıt dışı yapı, yüzde 60’larda bile taşınmaz almayı artık kârlı bir iş olarak görmüyor. Çaresiz ve mahkûm hâle gelen insanların malını ucuza kapatmak yolunu iktidar, eliyle sağlıyor, iktidar eliyle bu mekanizmanın oluşmasını sağlıyor. İktidar, haksız kazanç ilişkilerinin aracı hâline geliyor, kayıt dışılığı legal hâle getiriyor. Getirilen tasarı, aslında bu yönetim anlayışının aczini, bunu gösteren, bunu itiraf eden bir tablo niteliğindedir.

O sebeple şunu ilave etmek istiyorum, bu tasarının bir başka özelliği de şudur: Yolsuzluk üretenlerin ve ayrışma yaratanların adaleti tesis etmesi mümkün değildir, bu tasarı bir anlamda bunun bir itirafıdır değerli milletvekilleri.

Bu değerlendirmelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kart.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısını da arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var, elektronik cihazla…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani şurada nasıl bir anlaşmazlık oluyor Sayın Kâtip Üye? İnsaf ya! Yani böyle bir şey olur mu ya?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sabaha kadar sen de buradasın, biz de buradayız.

BAŞKAN – İki dakika içerisinde elektronik oylama ile yapacağız.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Şimdi, madde 7’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 8. maddesinin birinci bendindeki “Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası” ibaresinden sonra gelen “veya vergi kimlik numarası” ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Ali İhsan Köktürk                       Turgut Dibek                     Dilek Akagün Yılmaz

              Zonguldak                               Kırklareli                                   Uşak

            Mahmut Tanal                      Ömer Süha Aldan                         Atilla Kart

                İstanbul                                   Muğla                                     Konya

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmamaktadır efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Kart, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum. 8’inci maddeyle ilgili tarafımızdan verilen önerge hakkında konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, getirilen bu tasarıların ortak hedefi hep ifade edildiği üzere etkin ve adil yargılamayı tesis etmek amacına yönelik düzenlemeler.

 

Şunu görmemiz gerekiyor: Türkiye’de hukuk sisteminde gerçekten sakatlıklar var. Bu sadece günümüzün sorunu değil tabii. Bugün bir anda ortaya çıkan bir sorun değil. Bunun çok öncesi var ancak kabul etmek gerekir ki 1961 Anayasası’yla bu anlamda yargı bağımsızlığını sağlamak, hukukun üstünlüğünü sağlamak anlamında ciddi bir mesafe alınmıştı, yasal ve anayasal anlamda ciddi düzenlemeler yapılmıştı. Fakat muhtelif faktörlerin ve unsurların tesiriyle ve daha sonrasında, devamında 1980 ihtilaline kadar uzanan sürecin sonucunda 61 Anayasası bilindiği üzere ortadan kaldırıldı ve ihtilale kadar giden bir dönem yaşandı.

Bu sürecin devamında ortaya çıkan 1982 Anayasası’nın temel özelliği ise, yargı ve yargıcı bürokratlaştıran bir yapıyı 1982 Anayasası inşa etti. Adalet ve Kalkınma Partisiyle başlayan dönemde ise bu bürokratlaşma dönemi, doğrudan, son on yıl içinde parti memuru ve cemaat memuru yapılanmasına dönüştü. Bu yapı, sadece bürokratik yapıda değil, yargıda da egemen hâle geldi. Bu sebepledir ki olayı bu boyutlarıyla görmek gerekiyor.

Bakın, biraz sonra, ilerleyen maddelerde bütün bu söylediklerimi somut örnekleriyle, somut belgeleriyle, bir türlü cevap alamadığımız somut belgeleriyle bir kez daha sizinle paylaşacağız.

Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarıyla birlikte, artık yargıç alımından itibaren liyakat ve başarıyı dışlayan, doğrudan iktidar ve cemaat referansını esas alan bir yapılanma dönemi başlamıştır.

Bu iktidarla birlikte Türkiye’de, ekonomisiyle, siyaseti ve siyaset yöntemleriyle, yargı ve kolluktaki değişim programlarıyla, istihbari yapılanmasıyla, kayıt dışı bir şekilde yönetilen ve kendi özgür iradesiyle yönetilmeyen bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Bakın, kayıt dışılığın olduğu bir yerde, bir yapıda, kendi özgür iradesini kullanamayan bir yönetim yapılanmasında şunu görmemiz gerekiyor: Hukuk olmaz, adalet olmaz, toplumsal barış olmaz, toplumsal ve ulusal çıkarların korunması söz konusu olmaz. Hamaset olur -tıpkı bugün Türkiye’de olduğu gibi- demagoji olur, karalamalar olur, nefret söylemi olur.

Değerli milletvekilleri, mevcut iktidar, kabul etmek gerekir ki Türkiye’yi yönetmek değil, hep devleti ele geçirmek iddiası içinde oldu. Maalesef Türkiye gerçeği bu. Devleti ele geçirmek iddiası ve amacında olan bu kadro, Türkiye’yi on yıldan bu yana yönetiyor. Hadi devleti ele geçiriyorsunuz, kendi iradenizle yönetin. Hayır, kendi iradenizle de yönetmiyorsunuz. Sorun buradan kaynaklanıyor, sorun burada düğümleniyor. İşin zorluğu buradan kaynaklanıyor. Hazin olan budur, dramatik olan budur.

Bakın, bu anlayıştır ki, kendi özgür iradenizi kullanmadığınız içindir ki toplumda yargı yetkisini kullananlar, yargı erkini kullananlar bir nefret söylemiyle, bir husumet söylemiyle, bir intikam söylemiyle doğrudan iktidara bağımlı olarak yargıyı şeklen uygulamaya çalışıyorlar. Ondan sonra da ne oluyor? Yargıda bir ayrışma başlıyor. Yargıda karşılıklı birbirini tırmandıran intikam süreçlerinin, husumet süreçlerinin yaşandığını görüyoruz. Bu yapı, kısır bir döngüyü beraberinde getiriyor. Bu yapıdan adalet çıkmıyor, bu yapıdan toplumsal barış çıkmıyor değerli milletvekilleri.

Bunları lütfen vicdanınızda biraz muhakeme edin, biraz sorgulayın. Bu tasarı, hiç olmazsa bu sorgulamanın bir vesilesi olsun diye temenni ediyorum, değerlendiriyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kart.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 9. maddesinin ikinci bendindeki “borcun ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “ayrıntılı olarak belirtilecek toplam” ibaresinin eklenmesini “borç, teminat” sözcüklerinin arasındaki virgülün kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

          Ali İhsan Köktürk                       Turgut Dibek                     Dilek Akagün Yılmaz

              Zonguldak                               Kırklareli                                   Uşak

            Mahmut Tanal                      Ömer Süha Aldan                         Atilla Kart

                İstanbul                                   Muğla                                     Konya

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Atilla Kart…

BAŞKAN – Sayın Kart, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 7 ve 8’inci maddede yaptığım değerlendirmelerde çok, belki sert ifadeler kullandım, ağır ifadeler kullandım. Bunları bu şekliyle değerlendirdiğinizi çok iyi biliyorum ama gerçekten bunları, bu ifadeleri, bu değerlendirmeleri yaparken elbette dokuz yılın, on yılın yaşanmışlıklarına, somut olaylarına dayanarak bu değerlendirmeleri yapıyorum.

Bakın ne oluyor? Bir avukatlıktan yargıçlığa geçiş sınavı yapıyoruz. Bir aydır bunu anlatıyoruz, burada anlatıyoruz, soru önergeleriyle anlatıyoruz, basın toplantılarıyla anlatıyoruz ama bir türlü Sayın Adalet Bakanından ses seda çıkmıyor. Bugün burada yeri gelmişken bir kez daha ifade edelim, bir kez daha, hiç olmazsa doğrudan soralım, belki adaletin haysiyeti adına karşımızda bir muhatap buluruz. (CHP sıralarından alkışlar)

 Bakın, neymiş efendim, özel yetkili mahkemeler kalkacakmış. Nerede o günler! Keşke, keşke onları görebilsek. Maalesef bu yönetim anlayışında özel yetkili mahkemeler bitmez, özel yetkili mahkemeler periyodik olarak çalışır, kadronun biri gider, bir başka kadro gelir.

Örnek mi? Ne yapıyorsunuz? Avukatlıktan yargıçlığa geçiş sınavı yapıyorsunuz, 30 Mayısta sonuçlar açıklanıyor; on beş gün evvel İnternet  sitelerine bilgiler düşüyor, 1’incinin ismi bildiriliyor, sınavı kazanacak insanların ismi bildiriliyor. Biz, burada, Genel Kurulda ve basın toplantılarında bunların isimlerini, karı koca evlilik ilişkilerinden söz ederek, büro ilişkilerinden söz ederek 40 civarında size isim bildirdik Sayın Bakan.

Değerli arkadaşlarım, orada, 1’incinin A.K. olacağı belli, ikinci kim? ”O yetmiyor efendim, eşi de hukukçu olduğu için o da 2’nci olmalı.” Bu şekilde olan kaç kişi var biliyor musunuz? 10 kişi var bizim tespit ettiğimiz değerli arkadaşlarım. E, bakıyorsunuz, sadece karı koca arasında değil, işte efendim, iktidarın Merzifon’daki, Kahramanmaraş’taki, Çorum’daki, Amasya’daki il genel meclisi üyelerinin, belediye meclisi üyelerinin de bu şekilde, sınavlarda başarılı oldukları ortaya çıkıyor, hem  de nasıl başarılı oldukları? Daha evvel, on beş gün evvel, sınav sonuçları Adalet Bakanlığı tarafından açıklanmadan on beş gün evvel kimin, hangi puanla kazanacağı ilan ediliyor! Ondan sonra biz kalkıyoruz, efendim “yargı reformu, adalet reformu” diye tiyatro sergilemeye devam ediyoruz dokuz yıldan bu yana olduğu gibi, on yıldan bu yana olduğu gibi. Bunun bir inandırıcı tarafı var mı değerli milletvekilleri?

Yani, çıkın, şurada, hiç olmazsa “devlet ciddiyeti” adına, “devlet sorumluluğu” adına, “halka saygı” adına bir şeyler söyleyin, açıklama getirin. Orada isim veriyoruz, büro adresi veriyoruz, bunun bir açıklaması olabilir mi? Efendim, batıyorsunuz.

Bakın, gerçekten yürek sızlatan bir tablo. Hepsi de bu insanların, bu sınavı kazanmış olan insanların her nasıl bir tesadüfse, bir önceki sınavlardan 40 puan almışlar, 45 puan almışlar, 50 puan almışlar, ama ne olmuş? Bu sınavda hepsi de 80, 85, 90 puan almış. Soruluyor bu insanlara, bu insanlara soruluyor: “Ya, nasıl oldu, bu kadar başarılı oldunuz?” diye “Efendim, çalıştığımız yerlerden sorular çıktı.” gibi gayriciddi, sorumsuz cevaplar… E, tabii, burada, 271 kişi bu şekilde, sınavı kazanıyor değerli arkadaşlarım, 271 kişi.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Siz 5 bin kişi koydunuz daha önce yargıya.

ATİLLA KART (Devamla) – Bak Değerli Milletvekili Arkadaşım, otuz yılın hesabını ayrıca konuşalım, olur mu? Onu ayrıca konuşalım Değerli Milletvekilim. Şu söylediğime cevap verir misin? Şu söylediğim vicdanını sızlatmıyor mu? Vicdanını sızlatmıyor mu şu söylediğim? (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Yalan söylüyorsunuz!

ATİLLA KART (Devamla) – Yalan söylemiyorum. Bir aydır burada anlatıyorum ama sizin vicdanlarınız nasır bağlamış, cevap vermiyorsunuz. İşte orada Adalet Bakanı, cevap veremiyor. İşte karşımızda duruyor! Cevap veremiyorsunuz.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Endüstri Holdingden bahsedin!

ATİLLA KART (Devamla) – Ne kadar ucuz yollara başvuruyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hukuk ve ahlak dışı operasyonlar yapıldığını söyleyen Başbakan Yardımcısının olduğu bir yerde…

ATİLLA KART (Devamla) – Bakın, ne kadar duyarsız olduğunuzu, ne kadar milletvekili sorumluluğu duygusundan uzak olduğunuzu gösteriyorsunuz aslında. Bakın, bunu itiraf ediyorsunuz. Bu ne kadar acı bir tablodur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) – Size isim veriyorum, büro ismi veriyorum…

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kart..

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

ATİLLA KART (Devamla) – …ve hâlâ otuz yıl önceki demagojilere, istismarlara dayanarak savunmaya tenezzül ediyorsunuz. Türkiye’de aslında AKP İktidarının yarattığı talihsizlik de zaten burada düğümleniyor.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Demagoji yapma!

ATİLLA KART (Devamla) – Bizi bu noktada karamsarlığa ve endişeye sevk eden de budur değerli arkadaşlarım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kart, teşekkür ederim.

Adalet Bakanı, iki dakikalık bir açıklama için söz istiyor efendim.

Buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Kart kürsüden dile getirdi; avukatlık mesleğinden hâkim, savcılık mesleklerine geçişe ilişkin sınavlar ÖSYM Başkanlığı tarafından yapılan sınavlardır.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sıkıntı orada zaten.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bu sınavların sonuçlarını belirlemek, açıklamak tamamen ÖSYM’ye aittir. Adalet Bakanlığının burada en ufak bir yetkisi yoktur. Söz konusu iddialar gündeme getirildikten sonra ÖSYM Başkanlığı bu iddiaları incelemektedir. Bu iddialara ilişkin bir bulgu elde edilirse tarafımıza bildirilecektir ve gereği yapılacaktır. Ancak, Sayın Kart’ın bu kürsüde ya da basın toplantısı salonunda dile getirdiği birçok açıklama, maalesef, ayağı yere basmayan açıklamalardır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Daha önceki sınavlar ne oldu Sayın Bakan?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Kart kısa bir süre önce, Millî Piyango çekilişlerinde de hile yapıldığına dair beyanlarda bulunmuştur. Bu kürsüden defalarca Adalet Bakanlığında yabancı hâkimlerin, ajanların çalıştığına dair iddialar gündeme getirmiş ve sorular tevcih etmiştir. Bu sorularına her defasında yazılı ve sözlü cevaplar verilmesine rağmen, tekrar tekrar bu iftira niteliğindeki iddiaları…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – İddia değil, gerçek!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – …bu kürsüden dile getirmekten çekinmemiştir. Dolayısıyla şunu ifade ediyorum: Sınava ilişkin iddialar ÖSYM tarafından incelenmektedir. Buna ilişkin herhangi bir bulgu olursa gereği yapılacaktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kopyacılara ne yaptınız ya?

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Kim verdi soruları?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Ancak Sayın Kart’ın her gün bu tür iftiralarını dile getirmesinden dolayı işi gücü bırakıp ona cevap verecek bir mecalimiz de yoktur.

Saygıyla arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – İşiniz bu, başka ne işiniz var? İşiniz, adaleti…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Bakan, bari 13 kişiyi kurtarsaydınız. 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında yine anlaşmazlık var, elektronik cihazla oylama yapacağız efendim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, kâtipler arasında anlaşmazlık mı var?

BAŞKAN – Evet.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hiç anlaşamıyorlar mı?

BAŞKAN – Anlaştıkları zaman da oluyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hiç görmedim bugüne kadar.

BAŞKAN – Görmediyseniz olmamış demektir.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Şimdi 9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 10. maddesinde “veya davadaki” ibaresinden sonra gelen “talep” ibaresinin kaldırılarak “asıl alacak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

          Ali İhsan Köktürk                       Turgut Dibek                     Dilek Akagün Yılmaz

              Zonguldak                               Kırklareli                                   Uşak

            Mahmut Tanal                      Ömer Süha Aldan                         Atilla Kart

                İstanbul                                   Muğla                                     Konya

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Atilla Kart, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan birtakım sorular sordu -Sayın Adalet Bakanı- ama her nedense hemen salonu terk etti. Umuyorum, bir diğer Sayın Bakan bu konuları gerekli duyarlılıkla takip eder, bu konulara açıklama getirir çünkü Sayın Bakan o konuların da yabancısı olmayan bir Bakan.

Hangi konular? Yargıda ABD’yle yapılan değişim programları, hâkim ve savcıların ABD’yle yaptığı değişim programı. Bunları soruyoruz Sayın Adalet Bakanına, Sayın Başbakana. Yıllardır soruyoruz, diyoruz ki: “2005’ten, 2006’dan bu yana Adalet Bakanlığı bünyesinde görev yapan Susanne Hayden’lar kimler?” diyoruz Sayın Adalet Bakanı. “İllegal karargâh” diyoruz 2005, 2006’dan bu yana. İçişleri Bakanına soruyoruz. 3 bin kişiyi aşmış. Ne diyor Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı? Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı “Ben de bilmiyorum.” diyor. Bu cevap sizi rahatsız etmiyor mu değerli milletvekilleri? Bu cevap sizi rahatsız etmiyor mu değerli arkadaşlarım? Buradan hareketle diyoruz ki: ”831 yargıç ve savcı ne zamandan bu yana Amerika’ya gidiyor geliyor, ‘değişim programı’ adı altında hangi çalışmaları yapıyor? Neden sadece Amerika, neden başka bir ülke yok? Neden bu süreç 2005-2006’dan bu yana başlamış?”

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hani geçmişi konuşmuyorduk!

ATİLLA KART (Devamla) - Bunu başka somut olaylarla, başka somut bulgularla bir araya getirerek soruyoruz, Türkiye Cumhuriyeti’nden cevap çıkmıyor, “Gelen Kâğıtlar” listesinde yayımlanıyor. Cevap nereden çıkıyor biliyor musunuz? Cevap nereden geliyor? Cevap Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliğinden geliyor! ABD Büyükelçiliği, Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyelerine davetiye gönderiyor, “14 Haziran tarihinde Türkiye ile ABD arasındaki değişim programı çerçevesinde görev yapan hâkim ve savcılar onuruna verilen resepsiyona sizleri davet ediyoruz.” diyor. ABD cevap veriyor, sen niye cevap vermiyorsun, siz niye cevap vermiyorsunuz, neden cevap veremiyorsunuz? Gizlemek istediğiniz bir şey mi var, illegal bir yapı mı var, açıklayamayacağınız bir yapı mı var, hesabını veremeyeceğiniz bir durum mu var? Neden cevap veremiyorsunuz? Bunlara cevap vermek gerekmez mi değerli milletvekilleri? Bunların cevabını merak etmek sadece bizim sorumluluğumuz mu? Sizin de sorumluluğunuz değil mi? Siz de milletvekili değil misiniz?

Bakın, “illegal karargâh” derken gelişigüzel konuşmuyoruz Sayın Adalet Bakanı, Sayın Hükûmet. “Tutuklamalarda, tahliye süreçlerinde hâkim ve savcılar dışında etkili olan mekanizmalar var.” diyoruz. Bunları somut örnekleriyle anlatıyoruz, diyoruz ki: “Deniz Yıldırım” diye bir gazeteci var. Deniz Yıldırım hakkında ikinci aydan itibaren savcılar tahliye mütalaası vermiş, efendim, mahkeme 2’ye 1 de reddediyor. “Olabilir, mahkeme kararıdır, başımızın üstüne.” diyoruz, “Mahkemenin takdiridir.”  diyoruz. Peki, o evrakta hâkim ve savcı dışında başka birisinin yazısının olması, mütalaasının olması, böyle bir şey olabilir mi değerli milletvekilleri? Böyle bir şey sizi rahatsız etmiyor mu?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Varsa rahatsız eder.

ATİLLA KART (Devamla) – Belgesini sunduk değerli arkadaşlarım. Bu belgeyi sunduk ama cevap alamıyoruz değerli arkadaşlarım, cevap alamıyoruz. Bunu kime soracağız?

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Savcılığa sorun.

ATİLLA KART (Devamla) – Bu soruyu sizin de sormanız, takip etmeniz gerekmiyor mu? Ama sormuyorsunuz, siz bunları karartıyorsunuz. Sorun burada. Siz, iktidarın söylediğini, iktidarın yaptığını denetlemek gibi bir misyonunuzun olduğunun idrakinde değilsiniz, sorun bu. Böyle bir sorumluluğunuzun olduğunun bilincinde değilsiniz. Maalesef, Türkiye’de demokrasinin ve hukukun önündeki temel sorun budur. Siz sadece burada, Sayın İyimaya’nın ifadesiyle, parmak demokrasisini uyguluyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizim idrak sorunumuz yok.

ATİLLA KART (Devamla) – Burada, sorun budur Türkiye’de, demokrasinin yaşadığı temel sorun budur. Bu temel sorun karşısında hangi paketi getirirseniz getirin adaleti tesis etmek maalesef mümkün değildir. Türkiye gerçeği budur değerli milletvekilleri.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kart, teşekkür ediyorum efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 11. maddesindeki “şeklinde” ibaresinin madde metninden çıkarılarak “olarak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

          Ali İhsan Köktürk                       Turgut Dibek                     Dilek Akagün Yılmaz

              Zonguldak                               Kırklareli                                   Uşak

            Mahmut Tanal                      Ömer Süha Aldan                      Ali Rıza Öztürk

                İstanbul                                   Muğla                                    Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) -  Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Ali Rıza Öztürk.

BAŞKAN - Sayın Öztürk, buyursunlar. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Ahmet Aydın, burada konuşurken, vatan ve millet yararına uyguladıkları politikaya karşı çıkanları vatan haini olmakla suçladı. Adalet ve Kalkınma Partisinin politikalarına, onların yaptığı kanun tasarı ve tekliflerine karşı çıkanları vatan haini olmakla suçladı. Eğer gerçekten, vatan hainliği, Sayın Ahmet Aydın’ın gördüğü gibi, değerlendirdiği gibi, Adalet ve Kalkınma Partisinin getirdiği kanun tekliflerine, Hükûmet tasarılarına ya da uyguladığı politikalara karşı çıkmak ise ben Ali Rıza Öztürk olarak vatan hainliği yapmaya devam ediyorum arkadaşlar, daha da yapacağım. Çünkü benim seçmenlerim, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu ülkede uyguladığı baskı, zulüm ve politikalarına karşı duruş göstermem için buraya beni gönderdi. Ben, bana oy veren seçmenlerime ihanet edemem.

Değerli arkadaşlarım, yine, bir arkadaşımız burada yaptığı konuşmada, 12 Eylülle ilgili şunu söyledi, Sayın Ahmet Aydın söyledi: “12 Eylül yargılanamaz dediniz, yargılayacağız dedik, yargılıyoruz.” dedi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kıskanmayın.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bu üslup bile çok kötü bir üsluptur, bir hukukçuya yakışmayan bir üsluptur çünkü yargılama faaliyeti ve görevi Hükûmetin değildir, iktidarın değildir, yürütmenin değildir, yargınındır. Anayasa’da kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır.

Sizin kıskanılacak bir yanınız yok ayrıca, ben sizin neyinizi kıskanayım arkadaşlar? Siz kendi kendinizi kıskanıyorsunuz.

Dolayısıyla, bu bile o zihniyeti gösteriyor. Kaldı ki o tarihte bu kürsüde Yargıtay ve Danıştay Yasası görüşülürken, Sayın Adalet Bakanı Sadullah Ergin’le tartışma yaptık ve -Meclis tutanaklarında var- Sayın Ergin “Biz referandum çalışmaları sırasında hiçbir zaman ’12 Eylülden hesap soracağız.’ demedik.” dedi. Çok sert tartışmalar yaşadık burada, gazete sayfalarından okuduk, onlar tutanaktadır.

Kaldı ki değerli arkadaşlarım, o kanun tasarısı görüşülürken Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un çerçeve 25’inci maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın geçici 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif etmişiz -Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları- o tarihte. Teklifimiz de şudur: ”Geçici 15’inci madde aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.” şeklindedir.

“Anayasa'nın geçici 3’üncü maddesi ile hukuki varlıkları sona eren 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun ve 2356 sayılı Millî Güvenlik Konseyi Hakkında Kanun'da ifade edilen Millî Güvenlik Konseyinin Başkan ve üyeleri hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309’uncu, 311’inci ve 312’nci maddeleri uyarınca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250’nci maddesi ve devamı maddelerince görevli adli yargı mercileri tarafından soruşturma açılarak, yargılamaları da bu merciler tarafından yapılır."

Yani çok açık şekilde şunu önermişim ben o tarihte: Bu Konseyin Başkanı, üyeleri ve Başkanlık Divanı oluşana kadar orada görev alanların hepsinin açıkça yargılanmasına ilişkin bir hüküm önermişim ama bu, AKP oylarıyla reddedilmiş. Canınız sağ olsun sizin. Şimdi yapılan yargılamanın, sadece Tahsin Şahinkaya’yla Kenan Evren’in yargılanmasının sonuçlarının nereye gideceğini, inşallah, ölmeyiz, hep beraber görürüz. Dolayısıyla, o zaman bu Mecliste, AKP oylarıyla reddedilmişti.

Değerli arkadaşlarım, bu yapılan değişiklikler keşke halkımızın yararına olsa, keşke toplumdaki beklentileri karşılar olsa. Eğer öyle olmuş olsaydı arka arkaya değişiklikler getirmezdiniz. Daha 345 maddelik bu Ceza Kanunu’nun bile emekleme döneminde yüzde 30’unu aşan kısmı değiştirildi. Bu, açıkça, yasa yapma özensizliğini gösteriyor. Bu ülkede bu uyarlama davaları nedeniyle yargının önünün tıkanmasının en somut örneğidir, hem Ceza Muhakemesi Kanunu’nda hem de Ceza Kanunu’nda gösterilen bu özensizlik yargının önünü tıkamıştır. Daha geçen gün Parlamentoda, biliyorsunuz, yürürlüğe girmeyen Türk Ticaret Kanunu yine değiştirilmek zorunda kalındı. O tarihte -Adalet Komisyonu Başkanımız burada, ölmedi; üyelerimiz de burada, ölmedi- biz neler söylemişiz? “Bir sene olmadan tekrar getirirsin.” demişiz ve getirdiniz.

Değerli arkadaşlarım, bu anlayışla giderseniz askere, alamazsınız tezkere!

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 12. maddesindeki “şeklinde” ibaresinin madde metninden çıkarılarak “olarak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

          Ali İhsan Köktürk                       Turgut Dibek                     Dilek Akagün Yılmaz

              Zonguldak                               Kırklareli                                   Uşak

                                 Mahmut Tanal                        Ömer Süha Aldan

                                     İstanbul                                     Muğla

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Yüksek takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılır olması açısından önerilmiştir.

BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Önerge kabul edilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Kabul etmeyenler…”

BAŞKAN – 12’nci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, “Kabul edenler… Kabul etmeyenler...”

BAŞKAN – Hemen herkes kabul ettiği için belki… İttifakla demek ki…

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul edilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Kabul etmeyenler…”

Sayın Başkan, hep “Kabul edenler…” diye soruyorsunuz, Meclisi kabul edilmesi noktasında baskı altına alıyorsunuz.

BAŞKAN –  13’üncü maddede bir önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 13. maddesindeki “şeklinde” ibaresinin madde metninden çıkarılarak “olarak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

       Dilek Akagün Yılmaz                     Turgut Dibek                        Ali İhsanKöktürk

                  Uşak                                   Kırklareli                               Zonguldak

                     

            Mahmut Tanal                     Bedii Süheyl Batum                  Ömer Süha Aldan

                İstanbul                                 Eskişehir                                  Muğla

 

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Takdire arz ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN –  Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılır olması açısından önerilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bunlarla ilgili bir redaksiyon yetkisi alsa Komisyon, hemen hallolur yani.

BAŞKAN –  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 14. maddesindeki  “şeklinde” ibaresinin madde metninden çıkarılarak “olarak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     

       Dilek Akagün Yılmaz                     Turgut Dibek                        Ali İhsan Köktürk

                  Uşak                                   Kırklareli                               Zonguldak

                     

            Mahmut Tanal                           Tufan Köse                        Ömer Süha Aldan

                İstanbul                                   Çorum                                    Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Genel Kurulun takdirlerine bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN –  Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılır olması açısından önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci  madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 15. maddesinin 3. Bendindeki “aynı amaçla kullanılan eşyanın birden fazla olması durumunda bunlardan biri” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Dilek Akagün Yılmaz                     Turgut Dibek                        Ali İhsan Köktürk

                  Uşak                                   Kırklareli                               Zonguldak

                     

            Mahmut Tanal                      Ömer Süha Aldan

                İstanbul                                   Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Dilek Akagün Yılmaz.

BAŞKAN –  Sayın Dilek Akagün Yılmaz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben de böyle art arda önergelerimiz kabul edilince herhâlde tümü kabul edilecek diye sevinmiştim aslında, yani diğerlerinin de kabul edilmesini umuyoruz.

Bugün 15’inci madde üzerinde söz alıyorum. 15 maddede ise haczedilmezlikle ilgili sınırlamalar var. Bu sınırlamalardan bir tanesi önemli bir sınırlama. Ev hacizleriyle ilgili kamuoyunun da belli beklentileri var ama burada bir yazım hatası olduğunu ben gözlemliyorum. Bu yazım hatası da şöyle: Madde 15’in içindeki 3’üncü bent aynı amaçla kullanılan eşyanın birden fazla olması durumunda bunlardan birinin haczedilemeyeceğine ilişkin çünkü İcra ve İflas Yasası 82’ye baktığımızda: “Aşağıdaki şeyler haczolunamaz “Yani bir evde iki tane eşya varsa, aynı nitelikte eşya varsa bunlardan bir tanesi haczedilebiliyor. Peki, bir evde tek eşya var, ne olacak?

Bu maddede bir yazım hatası var sevgili arkadaşlar. Bu yazım hatasının öncelikle düzeltilmesi gerekiyor. Benim anladığım kadarıyla yapılmak istenen şey şu aslında: Yani bir evde tek eşya varsa o haczedilmesin, birden fazla eşya varsa o haczedilsin denmek istenmiş ama bu da zaman zaman yanlış uygulamalara yol açabilir. Nasıl yanlış uygulamalara yol açabilir? Çok lüks bir eve gidersiniz, her eşyadan birer tane vardır ama gerçekten ev lükstür yani bir şekilde bazı eşyaların haczedilmesi gerekebilir.

Şimdiye kadar ne oluyordu İcra ve İflas Yasası’na göre ve uygulamada yapılan şeyde? Eve gidildiğinde eğer hacze kabil eşyalar satış masraflarını ve o günkü taşıma masraflarını karşılamıyorsa, eski bir koltuk varsa, eski bir buzdolabı varsa, çamaşır makinesi varsa, zaten icra memurları bunları haczetmiyorlardı, bunların satış masraflarını karşılayamayacağı gerekçesiyle haczetmiyorlardı.

Yani bu uygulamanın suyu mu çıktı arkadaşlar? Neden biz böyle bir uygulamayı değiştirmek gereğini duyuyoruz? Ve aynı şekilde, burada da bu madde var zaten. Son kısmında, son fıkrasında şöyle söyleniyor: “İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir.”

Böylesine bir yetkisi varken ve şimdiye kadar icra müdürleri tarafından bu kural çok iyi bir şekilde uygulanırken, bence, böylesine bir sınırlama getirilmesi bazen alacaklının, bazen borçlunun zararına olabilir ve bir yazım hatası da vardır.

Önergemizin kabulüyle biz o maddenin, o ibarenin, “aynı amaçla kullanılan eşyanın birden fazla olması durumunda bunlardan biri” ibaresinin kaldırılmasını talep ediyoruz 15’inci maddede.

Bunun yanında, arkadaşlar, yani çok önemli birkaç tane daha düzenleme var. Biz bunları Komisyonda da tartıştık ama ne yazık ki komisyonda tartışmalarımız madde metnine yansıyamadı. İcra İflas Yasası’nda ödeme emirlerinin gönderilmesiyle ilgili ve ödeme emirlerine yazılacak ibarelerle ilgili bir düzenleme var. Burada da, bu çerçeve yasada da 9, 32 ve 35’inci maddelerle bu düzenlenmiş durumda. Ne diyoruz? Biz ödeme emrine icra müdürlüğünün ödenebilecek banka hesap numarasının yazılmasını öneriyoruz. Bu yazıldığı zaman, borçluya da “Git, o hesap numarasına bunu öde.” dediğiniz zaman, borçlu gider -her zaman başımıza gelmiştir bu-  asıl alacağı öder ama fertlerini bilmez borçlu. Bazı banka avukatları bunun fertleriyle beraber yazar, toplamını yazar ve bu çerçevede borçlu ondan haberdar olur. Ama biz, madde metninde, ne kadar uyarırsak uyaralım, bu konuda yeterli bir düzenleme yaptıramadık yani hem asıl borç hem tüm fertleriyle beraber, vekâlet ücreti, harcı vesair gibi masrafların da yazılması lazım ki borçluya “Git, banka hesap numarasına öde.” dediğimizde borçlu onlarla birlikte ödeyebilsin. Sadece asıl alacağı öderse, onun üzerine alacaklılar ve avukat arkadaşlar da yeniden işlem yaparlarsa, işte o zaman borçlu kendisinden mükerrer para talep edildiğini düşünür ve işte o zaman bir sürü olay çıkar, bir sürü problem çıkar. Biz bunları yaşadık. Pek çok avukat arkadaşımızın saldırıya uğramasının nedenlerinden bir tanesi budur. Onun için, lütfen, bu çerçeve yasadaki 9, 32 ve 35’inci maddelerde önergelerimiz var bizim ayrıntılarıyla borç miktarının belirtilmesi ve toplam borcun yazılmasıyla ilgili, bunun ciddiye alınmasını istiyoruz çünkü uygulamada pek çok soruna çözüm getirecektir diye düşünüyoruz.

Bunun yanında çerçeve 16’ncı maddede üçüncü şahsın elinde bulunan mallarla ilgili, üçüncü şahsın elinde bulunan mallarda geçmişte alacaklının muvafakati aranırken üçüncü şahsa bırakma konusunda, şimdi alacaklının muvafakati kaldırılıyor. Alacaklının muvafakatinin kaldırılması demek, arkadaşlar, genelde üçüncü şahısların elinde, biliyorsunuz, iş yeri devirlerinde ya da başka devirlerde ya da kötü niyetli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, çok teşekkür ediyorum efendim, süreniz doldu.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Ben çok teşekkür ederim, Sayın Başkan, sağ olun.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 16. maddesinin 2. fıkrasına "taşınır mallar haczedildiğinde" ibaresinden sonra gelmek üzere "alacaklının muvafakatı ve” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

          Ali İhsan Köktürk                       Turgut Dibek                     Dilek Akagün Yılmaz

              Zonguldak                               Kırklareli                                   Uşak

            Mahmut Tanal                      Ömer Süha Aldan                        Gürkut Acar

                İstanbul                                   Muğla                                    Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve  16 ncı maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 2004 sayılı Kanunun 88 inci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “deposu bulunan" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Mahir Ünal                      Mehmet Doğan Kubat              Durdu Mehmet Kastal

          Kahramanmaraş                            İstanbul                                Osmaniye

             Yusuf Başer                             İdris Şahin                            Hüseyin Filiz

                 Yozgat                                   Çankırı                                   Çankırı

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Takdire tevdi ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İcra müdürlüklerinin talebi üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçların, en geç üç işgünü içinde deposu bulunan en yakın icra müdürlüğüne teslim edileceğine yönelik düzenleme uygulamada sorunlara neden olabileceğinden "deposu bulunan" ibaresinin madde metninden çıkarılması amacıyla bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 16. maddesinin 2. fıkrasına "taşınır mallar haczedildiğinde" ibaresinden sonra gelmek üzere "alacaklının muvafakatı ve" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Ali İhsan Köktürk (Zonguldak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Gürkut Acar...

BAŞKAN – Sayın Acar, buyurun.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 16’ncı madde üzerinde söz almış bulunuyorum.

Bu maddede bizim aslında çok büyük bir değişiklik isteğimiz yok. Maddenin tümüne genellikle katılıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu vesileyle adaletle ilgili bazı düşüncelerimi size aktarmak istiyorum. Hafızamız çok zayıf, toplumsal hafızamız çok zayıf ve uzun zamandır yargı ile AKP’nin ve iktidarın çatışmasını anımsatmak istiyorum. Uzun yıllardır AKP İktidarı yargıyı engellemiştir. Geldiği günden bugüne kadar yargıyı ilan etmiştir. Sayın Başbakanın ve AKP’nin milletvekillerinin birçoğunun yargıya karşı yıllardan beri sarf ettikleri sözleri burada söylemek istemiyorum, çok ağır sözlerle saldırdılar. Yıllardır yargının verdiği kararları yerden yere vurdular ve son yıllarda da giderek memnuniyetlerini, “Allah verdikçe veriyor.” dediklerini görmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, hatırlarsanız, 250 üyeli Yargıtayın 23 üyesi boşalmıştı, 96 üyeli Danıştayın 9 üyesi boşalmıştı. Yani Yargıtayın ve Danıştayın yüzde 10’luk kısmı boşaldığı hâlde ve yasaya göre iki ay içerisinde seçim yapmak gerektiği hâlde iktidar olarak siz bu seçimi yaptırmadınız ve Adalet Bakanı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu aylarca toplamadı. Aradan dokuz ay geçti, dokuz ay sonra Yargıtay Başkanı kalktı bir açıklama yaptı, dedi ki: “Dosyalar birikiyor, yargı engelleniyor.” Patlama noktasında bütün kamuoyunu ayağa kaldırınca bu sefer tayinler yapıldı ama o arada dosyalar birikti. Şimdi bu dosyaların eritildiğini belirterek Sayın Bakan bize müjdeler veriyor ama bu dosyaların birikmesine sebebiyet veren AKP İktidarının yargıyı engellemek için yapmış olduğu o geçmişteki çalışmaların bir ürününü görmekteyiz değerli arkadaşlar. Ve şimdi AKP bunu niye yaptı diye düşünüyoruz. Geçmiş dönemde bunu yapmasının sebebi şuydu: AKP kendi adamlarını Yargıtaya ve Danıştaya sokmak istiyordu. Bunların nitelikleri yeterli olmadığı için de oradaki yönetim direniyordu ama AKP’nin genel politikası şudur değerli arkadaşlarım: Hep özelleştirmelerde de aynı şeyi yaptınız; önce işlemez hâle getirip bozdunuz, engellediniz, sonra da dönüp halka “Görüyor musunuz, bu kurumlar çalışmıyor, bunları değiştirelim.” dediniz. Nitekim bu engellemelerden sonra gittiğimiz referandumda 22 maddenin arkasına saklayarak bir yargı ele geçirme programı yaptınız ve bunu da başardınız, tebrik ediyorum. Bu şekilde de işte, şimdi yeni uygulamalarını görüyoruz. Deniz Feneri davasının 3 savcısını birden görevden alıyorsunuz. Adalet Bakanlığı listesi çıkıyor ve bu listenin çıkmasıyla ilgili olarak da tarihe geçmiş bir kitap var. “Adalet Bakanlığı eşeği dikse ona oy veririm.” sözü tarihe geçmiş bulunuyor. Böylece bir “eşekli adalet dönemi” başlamış oluyor. Değerli arkadaşlarım, bakınız, Demokrat Yargı Derneği Başkanı ve Beypazarı Hâkiminin yazdığı kitap tarihe geçmiştir ve orada durmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, sadece bu da değil, şu anda, Sayın Bakanın açıklamasıyla, Danıştayda 270 bin dosya var. Arkadaşlar, Danıştaya insanlar niye başvururlar, niye harç yatırırlar, niye giderler? Danıştay neyi yargılamaktadır? Danıştay idarenin hukuka aykırı fiillerinin hukuka uygun hâle getirilmesini sağlamaya çalışan bir yargı organıdır ama “270 bin tane dosya var.” demek, biz 270 bin tane insanı buraya başvurmaya mecbur ettik demektir, 270 bin tane Türkiye’de idarenin yapmış olduğu tasarruf var ki insanlar buna karşı yargıya gidiyorlar demektir.

Değerli arkadaşlarım, inanın ki Adalet ve Kalkınma Partisi yanlış gidiyor, bu gidiş gidiş değildir. Ana dava devam ederken yirmi iki yıl hapis cezası veriliyor savunmadan dolayı. İnsanlara savunmadan dolayı tarihte verilmiş en büyük ceza Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde verilmiştir. Değerli arkadaşlarım, bu gidiş gidiş değildir. Adaletsizlik AKP İktidarını yok edecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Acar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi daha önce kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 sıra sayılı Kanun tasarısının 17. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Mahir Ünal                      Mehmet Doğan Kubat                      İdris Şahin

          Kahramanmaraş                            İstanbul                                  Çankırı

             Hilmi Bilgin                            İsmail Aydın                          M. Belma Satır

                  Sivas                                     Bursa                                    İstanbul

             Yusuf Başer                             Salih Koca                           Osman Boyraz

                 Yozgat                                  Eskişehir                                 İstanbul

            Mahmut Tanal

                İstanbul

MADDE 17- 2004 Sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "yüzde kırkından" ibaresi "yüzde yirmisinden" şeklinde yedinci fıkrası ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Haciz ihbarnamesi, borçlunun hak ve alacaklarının bulunabileceği bir tüzel kişinin veya müessesenin şubesine veya tüm şubelerini kapsayacak şekilde merkezine tebliğ edilir. Haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği merkez, tüm şubeleri veya birimlerini kapsayacak şekilde beyanda bulunmakla yükümlüdür.”

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Mahmut Tanal’ın da imzası var efendim, kayıtlara geçsin.

BAŞKAN – 5 tanesi okunuyor efendim.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 17. maddesindeki "şeklinde" ibaresinin madde metninden çıkarılarak "olarak" ibaresinin eklenmesini, aynı maddeyle değiştirilen 2004 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin 7. fıkrasının ise aşağıda belirtildiği şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Haciz ihbarnamesi, tüzel kişinin şubesine veya tüm şubeleri kapsayacak şekilde genel müdürlüğüne tebliğ edilebilir. İhbarnamenin tebliğ edildiği genel müdürlük tüm şubeleri kapsayacak şekilde yanıt vermekle yükümlüdür."

          Ali İhsan Köktürk                       Turgut Dibek                     Dilek Akagün Yılmaz

              Zonguldak                               Kırklareli                                   Uşak

            Mahmut Tanal                      Ömer Süha Aldan

                İstanbul                                   Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Başkanım, önceki önerge daha aykırı olduğu için önce onun mu oylanması gerekiyor acaba? Bir yanlışlık olmasın.

BAŞKAN – Hayır, bu oylanabilir, hiçbir mahzuru yok.

Katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Buna katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Buna katılmıyoruz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Diğer önergeyle aynı mahiyette bir önerge, sadece kelime farklılıkları var, bu nedenle gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılır olması açısından önerilmiştir.

Ayrıca İİY m. 89/7 fıkrasındaki değişiklik ise uygulamada kolaylık olması açısından önerilmiştir. Çünkü Devlet alacaklarının tahsilini düzenleyen 6183 sayılı yasadaki düzenleme değişiklik önergemiz doğrultusunda iken İİY 89/7 şu anki hâliyle sadece tebliğ edilen şubeleri yükümlülük altına sokmaktadır. Devlet kendi alacaklarını takip etme konusundaki kolaylığı diğer vatandaşlara da sağlamak zorundadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 sıra sayılı Kanun tasarısının 17. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Mahir Ünal (Kahramanmaraş), Mahmut Tanal (İstanbul) ve arkadaşları

MADDE 17- 2004 Sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "yüzde kırkından" ibaresi "yüzde yirmisinden" şeklinde yedinci fıkrası ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Haciz ihbarnamesi, borçlunun hak ve alacaklarının bulunabileceği bir tüzel kişinin veya müessesenin şubesine veya tüm şubelerini kapsayacak şekilde merkezine tebliğ edilir. Haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği merkez, tüm şubeleri veya birimlerini kapsayacak şekilde beyanda bulunmakla yükümlüdür."

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?..

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Uygulamada yazışmalardan kaynaklanan sıkıntıların giderilmesi ve alacaklıların hak ve alacaklarını tahsil usulünü hızlandırmak amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 17’nci madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 18. maddesindeki “şeklinde” ibaresinin madde metninden çıkarılarak “olarak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

          Ali İhsan Köktürk                       Turgut Dibek                     Dilek Akagün Yılmaz

              Zonguldak                               Kırklareli                                   Uşak

            Mahmut Tanal                      Ömer Süha Aldan

                İstanbul                                   Muğla

BAŞKAN – Komisyon?..

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılır olması açısından önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 18’inci madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 19. maddesinin son cümlesi olan “Haczin üçüncü kişinin yokluğunda yapılması ve üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunulması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Ali İhsan Köktürk                       Turgut Dibek                     Dilek Akagün Yılmaz

              Zonguldak                               Kırklareli                                   Uşak

 

            Mahmut Tanal                      Ömer Süha Aldan                      Refik Eryılmaz

                İstanbul                                   Muğla                                     Hatay

BAŞKAN – Komisyon?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Refik Eryılmaz.

BAŞKAN – Sayın Eryılmaz, Hatay.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yargıyla ilgili bugüne kadar Meclise sevk edilen hemen hemen bütün yasaların içerik ve amacına baktığımız zaman, hedeflenen şeyin modern, çağdaş hukuk sisteminin içinin boşaltılmak olduğu görülmektedir. Gerek yargı konusunda çıkarılan yasalar ve gerekse 12 Eylül referandumuyla Anayasa’da yapılan değişiklikler neticesinde yargı, maalesef siyasi iktidarın etkisi ve baskısı altına girmiştir.

Hükûmet, 1980 darbesinin ürünü olan devlet güvenlik mahkemelerinin devamı niteliğindeki özel görevli mahkemeleri ihdas ederek, kendilerine muhalif olan, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi inanmayan ve kendisi gibi yaşamak istemeyen herkesi ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Bu mahkemeler, adı üzerinde özel görevlidir. Özel görevleri de, AKP Hükûmetine muhalif olan herkesi cezaevine göndermektir.

Bu kapsamda, Batılı emperyalist güçlerin talep ve beklentileri doğrultusunda Türk ordusu tasfiye edilip, yeniden dizayn edilirken, cumhuriyetin diğer bütün kurumları da bu süreçten nasibini almaktadır. Türkiye bir karşı devrim süreci yaşamaktadır. Cumhuriyet devriminin bütün kazanımları ters yüz edilirken buna direnen yurtseverler, üretilen hayalî senaryolarla Silivri’ye gönderilmektedir. Yaklaşık 1 milyon vatandaşımızın oyunu alarak seçilen milletvekilleri dahi, bu tasfiye ve yok etme sürecinden kurtulamamıştır.

“Milletin iradesi” kavramını ağzından düşürmeyen Başbakanın bu hukuksuzluk karşısındaki tavrı, onun ve Hükûmetinin demokrasiye ve milletin iradesine olan saygısını da ortaya koymaktadır. Milletin iradesi, özel görevli mahkemenin 3 yargıcının takdir yetkisinin inisiyatifine bırakılamaz. Bu ayıp, buna çözüm üretmeyen, buna sessiz kalan Hükûmetin ayıbıdır. Bu sürece seyirci kalanlar milletin iradesine saygısızlık yapmakta ve bu kürsüden ettikleri yemini de çiğnemektedir. Zira, biz bu kürsüden, milletin egemenliğini kayıtsız ve şartsız koruyacağımıza dair yemin ettik. Ne oldu? Esir tutulan milletvekilleri çıkabildi mi? Maalesef milletin egemenliği, kayıtsız ve şartsız özel görevli mahkemelerin inisiyatifine ve takdir yetkisine terk edilmiştir.

Tutuklamanın bir tedbir olduğu ve tutuklamanın gerekçeleri yasada açıkça düzenlenmiştir. Kamu yetkisini kullanan hiçbir devlet görevlisi, buna yargıçlar da dâhil olmak üzere, kanundan doğan takdir yetkisini keyfî olarak kullanamaz. Milletvekili seçilen 8 arkadaşımızın, “Kaçma şüphesi, delillerin toplanmamış olması.” gibi gerekçelerle cezaevinde esir tutulması kabul edilemez. Zira, 1 milyon vatandaşımızın güvenini sağlamış ve milletvekili seçilmiş bir kimseyi, kaçabilir ya da delilleri karartabilir şüphesiyle cezaevinde tutmak, milletin verdiği temsil yetkisini kullanmasına engel olmak, bir yargıcın takdir yetkisine bırakılamaz.

Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, Başbakan ve diğer birçok bakan ve AKP’li milletvekili, özel görevli mahkemelerin hukuka uygun olmadığını, mutlaka kaldırılması gerektiğini söylemektedir. Hatta, bu mahkemelerin yetkilerini aştıkları, keyfî davrandıkları ve hatta kendilerini, haşa, Allah zannettikleri gibi ağır eleştiriler de yöneltilmiştir. Bu ağır eleştiriler bu mahkemelerin bugüne kadar verdiği ve bundan sonra vereceği bütün kararları tartışılır hâle getirmiştir. Bütün bu eleştiri ve suçlamalardan sonra bu mahkemelerin görev yapmaya devam etmesi hâlinde halkımızın yargıya ve devlete olan güveni derinden sarsılacaktır. Bu nedenle, bu mahkemeler derhâl kapatılmalı ve bu mahkemeler tarafından tutuklanan bütün aydınlar ve yurtseverler derhâl serbest bırakılmalıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eryılmaz.

19’uncu madde üzerindeki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 19’uncu madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır. Bunları birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 20. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Dilek Akagün Yılmaz                     Turgut Dibek                        Ali İhsan Köktürk

                  Uşak                                   Kırklareli                               Zonguldak

            Mahmut Tanal                      Ömer Süha Aldan                    Sezgin Tanrıkulu

                İstanbul                                   Muğla                                   İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

278 sıra sayılı kanun tasarısının 20 inci Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. 30.06.2012

            Pervin Buldan                            Ayla Akat                             Sırrı S. Önder

                   Iğdır                                     Batman                                  İstanbul

            İbrahim Binici                             Adil Kurt                                Nazmi Gür

               Şanlıurfa                                 Hakkâri                                     Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

AYLA AKAT (Batman) – Sayın İbrahim Binici.

BAŞKAN – İbrahim Binici, Şanlıurfa.

Buyurun Sayın Binici.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 278 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesi üzerine verdiğimiz değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, muhalif tek bir sese bile tahammül edemeyen AKP İktidarının özlem duyduğu ve adım adım gerçekleştirdiği polis devletinin vardığı noktayı ifade etmek açısından Şanlıurfa Harran Üniversitesindeki bir kız öğrencimizin başından geçen hikâyeyi kısaca sizinle paylaşmak istiyorum. Harran Üniversitesi öğrencisi olan gencecik bir kızımızın hikâyesi bu.

Tarih Bölümü öğrencisi olan Nofa kızımız Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı öğrenci yurdunda kalmaktadır. Arkadaşlarıyla paylaştığı odanın bitişiğindeki odanın gürültüsünden özellikle sınav dönemlerinde duydukları rahatsızlığı hem odada kalan öğrencilere hem de ilgili yerlerde defalarca dile getirmeleri sonuç vermiyor ve nihayetinde, haziran ayı başında iki oda arasında gürültü yüzünden bir tartışma yaşanıyor. Çıkan tartışma kısa sürede kavgaya dönüşüyor ve Nofa, geçirdiği sinir krizi nedeniyle hastaneye kaldırılıyor. Yurtta görevli olan güvenlik elemanlarının yatıştırdığı olaydan bir süre sonra, her ne hikmetse, TEM polisleri öğrenci yurduna geliyor. TEM Şubede görevli Polis Memuru Yücel Demirhan kız öğrencilerin kaldığı bina içinde ve bahçede öğrencilere yönelik olarak "Burada bölücülük yapanı ben böleceğim." diyerek naralar atıyor ve kavgaya karışan kızları gözaltına alıyor. Daha sonra hastaneye giden polisler tedavisi devam eden Nofa'yı da gözaltına alarak karakola götürüyorlar. Gözaltına alınan öğrenci kızların ifadeleri çay ikram edilerek alınırken, her nedense hastaneden kaçırırcasına karakola götürdükleri Nofa ve oda arkadaşı saatlerce ayakta bekletiliyor. Bu da yetmiyormuş gibi, ifadesi alınan kız öğrenciler gecenin dördünde yurtlarının kapısının önünde yalnız bırakılıyorlar ama Nofa ve oda arkadaşı sabaha karşı beşte ifadeleri tamamlandıktan sonra karakolun kapısının önünde bekletiliyorlar. Yaşanan bu olay dolayısıyla kaldığı yurt tarafından hakkında idari soruşturma açılan Nofa, aldığı bursu kaybetmemek için yurttan ayrılarak arkadaşının evine sığınmak zorunda kalıyor.

Değerli milletvekilleri, Nofa’nın başına gelenler bununla kalmıyor, 8/6/2012 tarihinde kız arkadaşıyla birlikte Urfa City Alışveriş Merkezini gezerken TEM Şubesi polisi Yücel Demirhan tarafından darp ediliyor ve tekrar gözaltına alınıyor. Eşi ve çocuğuyla birlikte aynı Alışveriş Merkezinde sivil giyimli olarak dolaşan Polis Yücel Demirhan, tesadüfen karşılaştığı 2 kız öğrenciden Nofa’ya, önce kolundan çekiştirmek suretiyle “Karakola gideceksiniz, ifadeniz var.” diyor, ardından da kafa atmaya çalışıyor. İfade vermesi için kendisine herhangi bir yazılı davet gelmediğini, davet edilmesi durumunda vakit kaybetmeden karakola giderek ifade vereceğini anlatmaya çalışsa da nafile. Hızını alamayan Yücel Demirhan, onlarca kişinin önünde kız öğrencinin göğüs kafesine yumrukla vuruyor. Olay yerinde bulunan vatandaşların müdahale etmek istemesi üzerine “Ben polisim, bunlar terörist.” diyerek toplanan kalabalığı dağıtmaya çalışıyor.

Değerli milletvekilleri, TEM Şube Polisi Yücel Demirhan “Ben polisim, bunlar terörist.” sözünü sarf ederken acaba nasıl bir ruh hâli içindeydi? Bu zihniyet, “terörist” yaftasıyla ötekileştirdiği kız öğrenciyi onlarca insanın gözü önünde evire çevire dövebileceğini ve bununla da görevli olduğunu düşünüyor. Bu zihniyet, Başkentin göbeğinde Dilşat Aktaş’ın bacağını kırdığı yetmezmiş gibi, telin alanına davet ettiği paramiliter güçlerin eline taş vererek Dilşat’ı da taş yağmuruna tutturmayı görev sayıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) - Bu zihniyet, İstanbul Fatih’te Ahmet Koca’ya meydan dayağı atmayı görevi sayıyor. Bu zihniyet, Hatice İdin, İbrahim Sevindik, Musa Dağ, Mehmet Uytun, Hacı Zengin, Kazım Şeker, Metin Lokumcu ve Cayan Birben'i gazla öldürmeyi görevi olarak görüyor.

BAŞKAN – Sayın Binici…

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) - Bu duygularla yüce Meclisi tekrar selamlıyorum. Yüce Meclisi göreve çağırıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Binici.

Diğer önerge üzerinde Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekili.

Sayın Tanrıkulu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben özel yetkili mahkemelerle ilgili konuşacağım, 20’nci maddeyle ilgili değil. O teklifimizdeki gerekçeler de geçerli ayrıca.

Bir şey okumak istiyorum sizlere: “Demokratik hukuk devletini koruma amacıyla kurulduğu belirtilen özel yetkili ağır ceza mahkemelerine mevcut DGM’lerin görev ve yetki alanı aynen tanındığına göre, DGM’yle bugüne dek demokratik hukuk devletini ne kadar korumuşsa özel yetkili ağır ceza mahkemeleri de aynı şeyi yapacaktır. Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri ve kurulması düşünülen bu mahkemeler, niteliği itibarıyla yargı sistemi dışında istisnai nitelikte mahkemelerdir. İstisnai mahkemeler, dar anlamda doğal yargıç ilkesine, adil yargılama kapsamındaki haklara ve güvencelere aykırılık gösteren yargı organlarıdır. ‘Siyasal yargı’ veya ‘yargının siyasallaşması’ kavramlarıyla ifade edilen istisnai mahkemeler, esas itibarıyla siyasal muhaliflere karşı bir mücadele, baskı, tasfiye aracı, devlet görevlilerine karşı ise kollama, savunma, aklama mekanizması olarak kullanılmaktadır. Devlet güvenlik mahkemeleri bu bağlamda bölgemizde ve ülke düzeyinde ağır hukuk ihlallerine neden olmuş, onarılması güç ve olanaksız adli hatalara neden olan yargılamalar yapmıştır. Bu mahkemelerin neden olduğu mağduriyetlerin sonuçları hâlen devam etmektedir.

Adalet tarihi eşitsizlik ve adli hatalarla doludur. Bunun önemli bir bölümü DGM yargılamalarıyla oluşmuştur. Bu hâliyle, DGM’lerin demokratik hukuk devletini koruma amaç ve işlevi kalmamıştır. Bunun yerine aynı nitelikte başka bir mahkemenin kurulmaya çalışılması aynı zihniyetin devam ettirilmesi niyetini ortaya koymaktadır.

DGM’ler kapatıldıktan sonra ,özel yetkili ağır ceza mahkemesi, gibi farklı adlarla aynı mahkemelerin görev, yetki ve işlevlerinin sürdürülmesi sadece Avrupa Birliği sürecine karşı değil, halkımıza karşı da bir aldatmacadır. Yargıya egemen olan devletçi, muhafazakâr eğilim özel yetkili ağır ceza mahkemeleriyle Anayasa ve yasal değişikliklere tepki olarak varlığını devam ettirmek istemektedir. İstisnai olağanüstü yargı zihniyeti değişmediği sürece, şimdi yapıldığı gibi, biçimsel değişiklikler ile bu sorun çözülmediği gibi, DGM pratiğinin yargı erkinin diğer birimleri tarafından üstlenilip yürütülmesi gibi daha vahim bir durumu ortaya çıkarabilecektir.

Bu itibarla, DGM’ler kaldırılmalı, bu mahkemelerin görev alanında sayılan suçlara doğal yargıç kuralına göre belirlenen genel yetkili adliye mahkemelerinde bakılmalıdır. Mevcut ağır ceza mahkemelerinde görevli hâkim ve savcılar, DGM’lerin görev alanında sayılan suçları yargılama ehliyet ve yetkisine sahiptir.

Kamuoyunun bilgi ve takdirlerine saygıyla sunarız.”

Diyarbakır Barosu Başkanlığının 2 Haziran 2004 tarihinde yaptığı basın açıklaması. Bu açıklamayı o zaman yapmışız. Şimdi, aynı şeyi başka bir biçimde önümüze getiriyorsunuz. Olağanüstü mahkemeleri 8’den 29’a çıkararak yaygınlaştıracaksınız.

Değerli arkadaşlar, cesaretli olalım, ağır ceza mahkemesi yargıçlarına bütün Türkiye’de güvenelim. Bütün Türkiye’de, TCK kapsamındaki suçlara bakabilecek yeterlilikte görmüyorsak bu mahkemeleri lağvedelim, hâkimleri görevden atalım ama getireceğimiz yeni bir düzenlemeyle olağanüstü mahkemeleri Türkiye geneline yaymayalım. Böyle bir hatayı sekiz yıl sonra yapmayalım. Elimizde imkân var, Türkiye'nin her yerinde, Van’dan Edirne’ye kadar ağır ceza mahkemeleri var, bu ağır ceza mahkemeleri normal tevzi usulüne göre bu suçlara bakabilirler. Dolayısıyla 2 numaralı mahkeme bakacak, 3 numaralı mahkeme bakacak diye bir aldatmacayla ne kendimizi ne Türkiye’yi aldatalım. Aynı şekilde, yapmamız gereken, bu mahkemeleri tek bir maddeyle kaldırmaktır; bunu yapmalıyız. Sekiz yıl önce bu Meclisin bir bütün olarak göstermediği cesareti şimdi gösterelim, elimizde bu imkân var, kamuoyu hazır. Dolayısıyla, başka bir aldatmacayı bizim önümüze başka bir gerçek gibi sürmeyin. Sekiz yıl sonra başka bir bildiriyi bu şekilde okuruz, aynı şekilde okuruz. Kimse bizimle müzakere etmedi, ne düşünüyorsunuz da bilmiyoruz. Sabaha karşı gelecek ama varsa bir düşünceniz gelin, cesaretle konuşalım.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanrıkulu.

Madde üzerindeki aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… 20’nci madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve 21 inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 2004 sayılı Kanunun 110 uncu maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                   Mahir Ünal                               Mehmet Doğan Kubat                       Durdu Mehmet Kastal

              Kahramanmaraş                                     İstanbul                                           Osmaniye

              Kemalettin Aydın                                  Yusuf Başer                                       İdris Şahin

                  Gümüşhane                                          Yozgat                                              Çankırı

"Birinci fıkra gereğince haczin kalkmasına sebebiyet veren alacaklı o mala yönelik olarak, haczin konulması ve muhafazası gibi tüm giderlerden sorumlu olur."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 21. maddesinin birinci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Ali İhsan Köktük                                  Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz

                   Zonguldak                                         Kırklareli                                              Uşak

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan                                Ahmet Toptaş

                     İstanbul                                              Muğla                                        Afyonkarahisar

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okuduğumuz önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ahmet Toptaş.

BAŞKAN – Sayın Toptaş, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 278 sıra sayılı Tasarı’yla ilgili söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, sabah kısa söz süresinde söylediğim gibi, biz yargı hizmetlerini etkinleştirirken göz ardı ettiğimiz, yargıda çalışan, ciddi emek veren insanların sorunlarını görmezlikten geliyoruz. Bunları görmezlikten gelerek yargı hizmetlerini etkinleştirmek mümkün değildir.

Hukukçu olan arkadaşlarımız bilirler ya da mahkemeye işi düşen arkadaşlarımız bilirler, mahkemelerde mübaşirler vardır. Mahkemelerin en ağır yükünü, fiziki yükünü bunlar çekerler. Hâkimlerin hizmetçisi gibidirler. Eğer hâkimin ya da avukatın masası silinmemişse sorumlusu bunlardır, dosyadan bir evrak kaybolursa sorumlusu bunlardır, bir tebligat yapılmamışsa sorumlusu bunlardır yani geç kalan her şeyin sorumlusu bunlardır ama adları sadece mübaşirdir, başka hiçbir özellikleri yoktur, herkesin de kendisini hor gördüğü bir sınıftır adliye kesiminde. Bu insanlar üniversite bitirirler ama mübaşirlikten başka herhangi bir yere yükselme şansları yoktur. Biz de adli hizmetleri gördürdüğümüz bu insanların sorunlarına hiç eğilmeyiz. Lütfen, bu konuda Adalet Bakanımızı duyarlı olmaya çağırıyorum.

İcra İflas Yasası’nda değişiklik yaparak icradaki sorunların çözümüyle ilgili görüşmeler yapıyoruz ama -hukukçu arkadaşlarımız bilirler, alacak-borç ilişkisi olan arkadaşlarımız bilirler- icra dairelerinde işler tıkanmış durumdadır. Hem yarattığınız ekonomik sorunlar nedeniyle çoğalan icra işlerinden dolayı işler tıkanmıştır hem de icra işlerini yürütecek kadar kadro yoktur. İcra işleri kadrosuzluktan da, iş yükünün çok olmasından da şu an yürümez hâldedir. Bu nedenle, icra dairelerinin personel sorununu gidermek gerekmektedir değerli arkadaşlar.

Yine, adliyelerde adliyenin yükünü çeken zabıt kâtiplerinin sorunlarıyla, gerçekten, bugüne kadar ciddi bir şekilde ilgilenilmemiştir, ciddi sorunları vardır. Hizmet aldığımız insanlardan yararlanırken, bunların sorunlarına da sahip çıkmak, bunların sorunlarını çözmek gibi de bir görevimiz olduğunu unutmamak gerekir.

Yine, ceza infaz kurumlarında infaz koruma memurları vardır, bunlar da sahipsizdir değerli arkadaşlar. Devasa sorunları vardır, nöbet sorunları vardır, fazla çalışma sorunları vardır, gerçekten çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadırlar fakat seslerini kimseye bugüne kadar duyuramamışlardır. Eğer biz yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesini istiyorsak, bu hizmetleri gören insanların da sorunlarına sahip çıkmak durumundayız. Bu konularla ilgili Sayın Adalet Bakanını uyarmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, yine biraz önce söylediğimiz gibi, yargı hizmetlerini etkinleştirebilirsiniz. Bunları etkinleştirirken ne yaparsınız? Talimatla kurduğunuz mahkemelerin yetki alanında insanların iş yerlerini basabilirsiniz, evlerini basabilirsiniz sabaha karşı, hatta görevdeki bir başsavcının makamını basıp arama yapabilirsiniz, bir ordu komutanının makamını basabilirsiniz, kozmik odaya girebilirsiniz, Genelkurmay Başkanlığı yapan ve iki yıl beraber çalıştığınız generalin evini, iş yerini basabilir, götürebilirsiniz. Bundan sonra ne olur? Bundan sonra MİT Başkanı işlediği bir suç iddiasıyla hakkında soruşturma açılır, bir gecede kanun çıkarmaya başlarsınız ve arkasından feveran edersiniz.

Bakın, Sayın Başbakan ne diyor, MİT Müsteşarı ifadeye çağrıldığında: “Ona talimatı veren benim, alacaksanız beni alın. Yargı bu insanlara yardımcı olması gerekirken…” Niye yardımcı olacak? Suç işlemişse, suç işlemiş iddiası varsa ve suç işlediği konusunda kanıt varsa, yargı Başbakanın istediklerine yardım etmekle mi görevli? Devam ediyor: “Cumhurbaşkanı da şikâyetçi, ben de şikâyetçiyim.” Şimdi şikâyetçi olduğu için de, bugün gene bizim haberimiz olmadığı, sanıyorum Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin haberi olmadığı bir önergeyle bu yasada değişiklik yapılacak. Böyle adalet gerçekleşmez arkadaşlar. Bu konuda herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Yani kendi başınıza gelince, bumerang kendinize dönünce, bir maddeyle, iki maddeyle özel yetkili mahkemeleri dönüştüreceksiniz, değiştireceksiniz ama başkalarının üzerine giderken, bir başsavcının makamı aranırken o zaman hiç ses çıkarmayacaksınız.

Böyle adalet de olmaz, böyle millî irade de olmaz. Millî iradeyi gerçekleştirmek istiyorsanız getirin birlikte tartışalım, birlikte olgunlaştıralım ve bu garabet mahkemelerden beraber kurtulalım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Toptaş.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı Sayın Başkanım. 

BAŞKAN –  Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…

Evet, yine fikir ayrılığı var, elektronik cihazla oylama yapacağız efendim.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN –  Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve 21 inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 2004 sayılı Kanunun 110 uncu maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                          Mahir Ünal (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

"Birinci fıkra gereğince haczin kalkmasına sebebiyet veren alacaklı o mala yönelik olarak, haczin konulması ve muhafazası gibi tüm giderlerden sorumlu olur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Haczin kalkmasına sebebiyet veren alacaklının o mala yönelik olarak, haczin konulması ve muhafazası gibi tüm giderlerden sorumlu olacağına ilişkin düzenleme yapılarak icra takibinin sürüncemede bırakılmasının önlenmesi amacıyla bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 21’inci madde kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 22. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz

                   Zonguldak                                         Kırklareli                                             Uşak

              Ömer Süha Aldan                                  Kazım Kurt                                     Mahmut Tanal

                       Muğla                                             Eskişehir                                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. 

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Kazım Kurt.

BAŞKAN – Sayın Kurt, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; 278 sıra sayılı Tasarı’nın 22’nci maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, yargı hizmetlerinin ve özellikle icra iflas hizmetlerinin hızlandırılması amacı taşıyan, bu tasarıda olmaması gereken bir madde bize göre çünkü taşınır mal satışlarıyla ilgili bir aylık süreyi iki aya çıkaran bir madde.  Eğer hızlandırmak amacı taşıyor isek bu süreyi daha da kısaltmamız gerekir aslında ama hangi mantıkla iki aya çıkarıyoruz bunu anlamayabilmiş değilim. Aslında icra işlerinin hızlandırılabilmesinin en temel yollarından birisi icra iflas dairelerindeki çalışanların ekonomik ve sosyal durumlarını düzeltmek, düzenlemekten geçer. İcra müdürleri, icra müdür yardımcıları ve icrada çalışan diğer zabıt kâtiplerinin almakta oldukları harcırah ve yolluklarda Hükûmetiniz döneminde bir sınırlama, bir kısıtlama getirildi. Dolayısıyla, icra iflas dairelerindeki memurların haciz işlemlerinde bu işi hızlandırması, çok çalışması onlar adına ekonomik bir katkı getirmediği için iş yavaşladı. Bir icra memuru bir ay boyunca kaç dosyaya giderse gitsin aldığı harcırahın sabit olması nedeniyle işi yavaşlattı ve normal memur çalışmasını sürdürdü. Dolayısıyla da bir günde on tane, yirmi tane dosyaya haciz yapabilen icra memuru artık iki tane yapmaya başladı, üç tane yapmaya başladı. Esas sıkıntılardan birisi budur.

Zaten yapmış olduğunuz bu yasada, getirmiş olduğunuz tasarıda da adliye hizmetlerinin hızlandırılması temel amaç ama adliye çalışanlarıyla ilgili hiçbir iyileştirme söz konusu değil, ne memurların maaşlarına artı bir ücret veriyorsunuz ne icra müdürlerinin çalışmalarından dolayı ödüllendiriyorsunuz, böyle bir mantık olmadığı için de işler zaten yavaş yürüyor. Bir de buna kapanan adliyeler, kapanan icra daireleri eklendiği zaman işlerin çözümü gerçekten zorlaşıyor, gerçekten yavaşlıyor. Örneğin kapatılan adliyelerin olduğu yerdeki icra dairelerinde alacağı olan yurttaşlarımız şu anda nasıl hızlı bir biçimde adli hizmetlerden yararlanacak? Nasıl normal, en ucuz ve en hızlı bir şeklide haciz yapıp alacağını alma olasılığını yakalayacak? Bunlar söz konusu değil.

Kapanan adliyelerin başka bölgelerdeki adliyelerle birleştirilmesi suretiyle meydana gelen yargı alanı içerisinde 100 kilometrelik, 50 kilometrelik mesafelerde gelme gitme ve haciz ya da diğer işlemleri yapma söz konusu olduğu için bu işlerin etkinliği ve hızı gerçekten yavaşlayacak. Bu nedenle, burada hiç değilse bu bir aylık süreyi de ya normal bırakmakta yarar var ya da kanun maddesinden çıkarmakta yarar var, çünkü hızlandırmayı sağlayacak bir yapı, hızlandırmayı sağlayacak bir uygulama asla söz konusu olamayacak.

Bu nedenle, bu hizmetlerin hızlandırılması için, öncelikle adalet ve hakkaniyet kuralları içerisinde yargı çalışanlarına, gerçek anlamıyla yaşayabileceği, insanca organizasyonlara katılabileceği bir yaşam standardını sağlamamız, bir eğitim standardını sağlamamız ve onlardan, bundan sonra etkili ve hızlı hizmet beklememiz söz konusu olabilir. Başka türlü, adliyede yargı hizmetlerinin hızlandırılması ve etkinleştirilmesi mümkün olmayacaktır.

Bu nedenlerle önergemize destek vermenizi bekliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 22’nci madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 23. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz

                   Zonguldak                                         Kırklareli                                              Uşak

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan

                     İstanbul                                              Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurun efendim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İcra İflas Yasası’nda yapılan değişikliklerle ilgili birkaç tane daha önemli konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Yani, Türkiye'nin gündemi tabii çok yoğun olduğu için pek çok arkadaşımız güncel olaylardan bahsediyorlar ama bu konu da çok önemli, özellikle hem uygulamacılar açısından, avukatlar açısından, yargıçlar açısından çok önemli hem de alacaklılar ve borçlular açısından önemli olduğu için bu konuya değinme ihtiyacı hissediyorum.

Şimdi, özellikle elektronik ortamda teklif verilebilmesi, elektronik ortamda satışların gerçekleştirilebilmesi, satışa pey sürülebilmesi gibi bazı düzenlemeler getirilmiş bu İcra İflas Yasası’na, değişikliklere yönelik. Bu, hacizli mallarla ilgili 23, 24, 27, 28’de, elektronik ortamda pey sürülebiliyor, elektronik ortamda satış işlemlerinin yapılabilmesi söz konusu olabiliyor.

Ancak, arkadaşlar, elektronik ortamda yapılabilen bu türden pey sürmelerin ya da işlemlerin ne türden sonuçlara yol açabileceğini bir düşündük mü acaba, yani bu konuda gerçekten icra müdürlüklerinde yeterli altyapı var mı? Şimdi, düşünün siz, elektronik ortamda bir teklif geldi, bir pey sürüldü, işte bir gün öncesine kadar bu gelecek ama ne alacaklı bilecek bunu ne borçlu bilecek, sadece icra müdürü bilecek. Yani, teknik donanım yeterli mi, onu bilmiyorum ama alacaklının da, borçlunun da bilgisinin olmadığı, bizzat görmedikleri satış işlemlerinde mutlaka sorunlar yaşanacaktır. İşine gelmeyen alacaklı ya da borçlu şunu söyleyecektir: “İcra müdürü kapalı kapılar ardında benim satışımı başkasına verdi. Benim bilgim dâhilinde olmadı. Gerçekten daha yüksek bedeller sunulacaktı ama icra müdürü bunu engelledi.” diyecektir.

Onun için, elektronik ortamda yapılması düşünülen satış işlemlerinin ve müzayede işlemlerinin çok doğru olmadığını düşünüyorum ben çünkü bizim toplumumuzda öncelikle herkes açıklıkla bu müzayededeki durumu, kimlerin pey sürdüğünü, nasıl bir işlem olduğunu görmek ister. Hem alacaklı bu konuda tatmin olmak ister hem de borçlu tatmin olmak ister. Bu nedenle, elektronik ortamdaki pay sürmelerin ve yapılan işlemlerin madde metninden öncelikle çıkartılmasını talep ediyorum.

Bir de, aslında görüşmeler de geçti ama neyin konuşulduğunu, neyin görüşüldüğünü pek çok arkadaşımız burada bilmiyor yani hiç de dinlenmiyor buradaki olaylar ama yarın normal yaşamımızda bunlar karşımıza çıktığında yani avukat olarak, alacaklı olarak, borçlu olarak, herhangi bir vatandaş olarak bunlar karşımıza çıktığında gerçekten çok ciddi sorunlar yaşayabileceğiz.

Şimdi, çerçeve 21’inci maddede haczin düşmesiyle ilgili konu düzenlenmiş arkadaşlar. Satış isteme süreleri zaten taşınırlarda altı ay, taşınmazlarda bir yılla sınırlandırıldı. Zaten bir yılın taşınmaz satışlarında çok kısa bir süre olduğunu hepimiz biliyoruz, avukat arkadaşlar bunu biliyorlar. Takyidatların gelmesi, belli işlemlerin yapılması uzatabilir ve özellikle alacak eğer bir miras hissesine aitse yani bunun, ortaklığın giderilmesiyle ilgili davaların uzayacağını biliyoruz.

Bir de bunun yanında, satış isteme sürelerini kısaltmışız, ardından da icra memuruna bir yetki vermişiz, “On beş günlük süre içerisinde satış masraflarını yatırmazsan satışını düşürüyorum.” diyor. Bunun anlamı yani nereden böyle bir şey çıktı ben onu anlamadım. Zaten eğer alacaklı istemezse satışı -biliyorsunuz- ne yapılıyor? Borçlu geliyor, satış masrafını yatırıyor ve o malı sattırıyor. İcra müdürüne ayrıyeten böyle bir yetki niye verildi, alacaklıya böyle bir külfet niye yükleniyor onu anlamıyorum.O nedenle metinden çıkartılmasını istedik.

Onun dışında, bir de arkadaşlar, satış işleminden bir kez vazgeçebiliyorsunuz ama hepimiz biliyoruz ki alacaklı ile borçlunun anlaşması söz konusu olduğunda birkaç defa bu türden şeyleri yaşayabiliyoruz. Yani “Bir kez vazgeçersin, aksi takdirde vazgeçemezsin, haczin düşer.” dendiğinde ne olacak? Alacaklı ile borçlunun anlaşma ihtimalini ortadan kaldırmış olacağız. Yani bizim amacımız insanların sorunlarına çözüm bulmak değil mi? Çözümün bulunmasını bu şekilde yasal düzenlemelerle ortadan kaldırmış oluyoruz, bu da teknik anlamda doğru bir yaklaşım biçimi değil diye düşünüyorum.

Bunun yanında, arkadaşlar, şimdi, özel yetkili mahkemelerle ilgili nasıl bir düzenleme getireceksiniz bunu bilemiyoruz, bu bir muamma. Yani bizler de milletvekili olarak işte, basından izlemeye çalışıyoruz, köşe yazarlarından izlemeye çalışıyoruz ama benim gözlemlediğim kadarıyla özel yetkili mahkemeler doğal yargıç ilkesine aykırı gerçekten, ancak yargılama usulleri de bizim Ceza Muhakemeleri Kanunu’muzdaki usullere aykırı.

Şimdi, arkadaşlar, nasıl usuller var? Ceza Muhakemeleri Kanunu 250’nci maddede…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 23’üncü madde kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 24. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                           Dilek Akagün Yılmaz                              Turgut Dibek

                   Zonguldak                                            Uşak                                              Kırklareli

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan                                Bülent Tezcan

                     İstanbul                                              Muğla                                                Aydın

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzun zamandan bu yana kamuoyunu işgal eden, herkesin dikkatle izlediği “3’üncü Yargı Reformu” diye anılan 278 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nı görüşüyoruz.

Komisyon aşamasındaki görüşmeler sırasında da ifade ettim. Aslına bakarsanız, kamuoyunun bu konuda çok ciddi, çok büyük beklentileri vardı. Nitekim, Sayın Adalet Bakanı bunu görsel malzemelerle de süsleyerek ilk kamuoyuna duyurduğunda, gerçekten yargı sistemimizdeki önemli problemlerin bu şekilde çözüleceği inancı yerleşmiştir ancak yargı paketinin ayrıntılarına girip baktığımızda, özellikle Komisyondaki görüşmeler aşamasında maddelere geçtiğimizde bir şey gördük.

Değerli milletvekilleri, aslında “3’üncü Yargı Paketi”, bir reform olarak sunulan 3’üncü Yargı Paketi’nde maalesef dağ fare doğurmuştur. Türkiye'nin en önemli yargı problemleriyle ilgili temel meselelerine ne yazık ki reform adı altında sunduğumuz bu tasarıda cevap verilmemektedir.

Değerli arkadaşlar, bakın, bugün, yine gazeteleri açıp baktığımızda, Türkiye’de yargılamayla ilgili hangi ciddi sıkıntıları yaşadığımızı çok açıkça görüyoruz. Haksız ve uzun tutukluluk süreleri Türk yargısının, özellikle ceza yargılamasının en önemli problemlerinden birisi hâline gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, tutuklama evrensel ceza muhakemesi hukukunda bir tedbirdir ve zorunlu olmadıkça tutuklama tedbirine başvurulamaz. Bu, masumiyet karinesinin doğal bir sonucudur, bir uzantısıdır. Bu, tutuklulara tanınan bir lütuf değildir, masumiyet karinesinin tanıdığı bir haktır ve bütün çağdaş hukuk sistemleri bu hakkın gereğini yerine getirmek zorundadır ama ne yazık ki ülkemizde, özellikle siyasi nitelikte açılan davalarda masumiyet karinesi açıkça ihlal edilerek mahkûmiyet karinesine dönüşmüştür. Bugün, bildiğimiz, kamuoyunun dikkatle izlediği Ergenekon, Balyoz ve benzeri siyasi nitelikteki davalarda dört yıldan, beş yıldan bu yana, toplanacak delil kalmadığı hâlde, hem de milletvekili seçilmiş olan kişilerin dahi mahkemelerde tutuklu olarak yargılamasının devam ettiği bir süreç yaşıyoruz.

Şimdi, böyle sancının olduğu bir dönemde doğal olarak bir yargı reformu paketi önümüze geldiğinde akla ilk gelen ne olmalı arkadaşlar? Bu haksız ve uzun tutuklulukların çözümüne ulaşacak bir yöntemin bu paketin içinde yer alması gerekirdi ama ne yazık ki öyle bir düzenleme yok. Şimdi, burada anlatıldı, anlatılıyor. “Gerekçeler, tutuklama kararının devamına ya da tutuklamaya itirazın reddine ilişkin kararların gerekçelerini hâkimler ayrıntılı olarak yazacaklar.” diyerek bir hüküm konuldu.

Şimdi, bu hüküm yanlış mı? Hayır, değil. Buradaki konulan hüküm yanlış değil ama bu hüküm, malumun ilanından, malumun tekrarından başka bir şey de değil.

Değerli arkadaşlar, kararların gerekçeli olma zorunluluğu anayasal bir hüküm. Anayasa’dan yansıyarak Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda da bütün kararların gerekçeli olması zaten var. Hâl böyle olunca,  bunu bir yenilik gibi gösterip, mevcut hukuk sistemimizde, mevzuatımızda olan bir hükmün uygulanmamasını tekrar yeni cümlelerle açıklayarak uygulatabileceğimizi mi sanıyoruz?

Değerli arkadaşlar, bu, sadece kamuoyunu yanıltmaya yarar. Eğer bu yargı paketinin ihtiyaca cevap vermesini istiyorsak ve bekliyorsak, her şeyden önce, haksız ve uzun tutuklulukları ortadan kaldıracak bir düzenlemeyi buraya taşımak zorundayız. Bu çerçevede ancak Türkiye’nin bu konudaki reform ihtiyacına bir nebze cevap vermiş oluruz.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 25. maddesinin 1. fıkrasındaki “ve fıkranın son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır” ibaresinin metinden çıkarılmasını ve bu ibareden önce gelen sözcüğün ise “eklenmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                              Turgut Dibek                                 Ali İhsan Köktürk

                        Uşak                                              Kırklareli                                          Zonguldak

 

                 Emre Köprülü                                   Mahmut Tanal                                Ömer Lütfü Aldan

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                              Muğla

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Emre Köprülü, Tekirdağ.

Buyurun Sayın Köprülü. (CHP sıralarından alkışlar)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu tasarıyla yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi ve hızlandırılması için, yine bir torbanın içinde, özel hukuk ve kamu hukukundan kaynaklanan birçok alanlarda yeni düzenlemeler getirilmeye çalışılıyor. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu da bu kapsamda değerlendirilerek bu torba yasanın içerisine dâhil edilmiş.

Değerli milletvekilleri, halkın icrada yaşadığı sıkıntılar, dosyaların patlaması problemi, binlerce insanın icralık olması bir tarafta, memur eksiklikleri, alacaklıların ya da avukatların yaşadığı başkaca sıkıntılar diğer bir tarafta. İşte, bu alanlarda yapılacak düzenlemelerde mutlak surette iki taraf için de bir haklar dengesi oluşturulmalı ve bu haklar dengesi korunmalı. Borçluların temel yaşamsal hakları korunurken alacaklıların da maddi hakları yok sayılmamalıdır. Ancak, gerçek olan şudur: Sayın milletvekilleri, bu alanlarda ne kadar düzenleme yaparsak yapalım, ne kadar teklifte bulunursak bulunalım, alacaklıyla borçluyu birbirine çarparak bu sorunu çözemeyiz.

Gerçek olan şu: Gerçek olan, Türkiye'nin problemi. Türkiye'nin her bir yerinde icra dosyaları patlamış, vatandaşlar boğazına kadar borca batmış. Yani, “Tazminat oranı yüzde 40 mı olsun, yüzde 20 mi olsun, satış ilanı elektronik ortamda mı olsun?” bunlar, meseleyi ancak günübirlik olarak çözebilir. Sorun, değerli milletvekilleri, AKP’nin ekonomi politikalarında. Sorun, vatandaşın temel yaşamsal gerekçeleri bile haczedilecek hâle gelinceye kadar vatandaşın yoksullaşmış olmasında. Kısacası, burada bir ihtilaf varsa bu ihtilaf alacaklı ile borçlu arasında bir ihtilaf değil, bu ihtilaf AKP’nin ekonomi politikalarıyla vatandaş arasında kurulan bir ihtilaf yani sorun doğru teşhis edilmeli ki tedaviye de kalıcı bir çözüm bulunabilsin.

Değerli milletvekilleri, madde üzerinde bir önerge verdik. Önergemiz şu, çok net olarak diyoruz ki: İcrada, satış ilanında ilk ilan edilen malın muhammen bedelinin, tahmin bedelinin yüzde 50’sinin 1’inci artırmada teklif edilmesini arıyoruz. Teklif veren çıkmazsa 2’nci artırmaya çıkıyoruz. 2’nci artırmada da bu teklifte, bu yasa teklifinde yüzde 50’si aranıyor. 2’nci artırmada da ilk artırmada olduğu gibi yüzde 50 oranı aranacaksa eğer 2’nci artırmayı yapmanın zaten bir anlamı icra hukukunun pratiğinde bile yoktur. Biz önergemizde şunu söylüyoruz: 1’inci artırmada yüzde 50’sini teklif eden çıkmazsa 2’nci artırmada 1’inci artırmanın oranından daha düşük bir oran belirlenmelidir. Bu oranın da yüzde 40 olarak belirlenmesi hem pratiğe hem icra hukukunun ruhuna da uygundur.

Sayın Bakanım, burada kapanan adliyeler konusuna değinildi. Kapanan adliyeler konusunda çok haklı eleştirilerde bulunuldu. Benim bölgemde kapanan bir adliye yok ama eğer olsaydı en az burada getirilen eleştiriler kadar ben de tepkimi dile getirirdim. Fakat benim farklı bir tepkim var. Ben burada kapanan adliyelerden değil ama 250 bin nüfuslu Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinin bir türlü açılamayan, daha doğrusu inşaatına bile başlanamayan adliye binasından bahsetmek istiyorum.

Sayın Bakanım, 2 kez Çorlu’da yer belirlendi, projeler yapıldı, söz konusu projelere yaklaşık 500 bin para harcandı. 2011 Ekim ayında söz konusu adliyenin ihalesi olacaktı, fakat ne hikmetse ihale iptal edildi, başka yer bakıldığı duyuruldu ve bugüne kadar da bir çivi dahi çakılmadı. Şimdi, iki projenin iptal edilme maliyeti yaklaşık 500 bin lira, vatandaşın 500 bin lirası çöpe gitti, ona mı yanalım; Çorlu ilçesinde 200 avukatın olduğu, 30 hâkim, savcının olduğu, bu kadar dosyaların yoğun olduğu bir bölgede hâlâ adliye binasının orada burada, bodrum katlarında hizmet vermesine mi yanalım?

Ben yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köprülü.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 25’inci madde kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 26. maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz

                   Zonguldak                                         Kırklareli                                              Uşak

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan                                 Celal Dinçer

                     İstanbul                                              Muğla                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Celal Dinçer, İstanbul.

Buyurun Sayın Dinçer. (CHP sıralarından alkışlar)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 278 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

278 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesi ile 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 123’üncü maddesi değiştiriliyor, burada ihaleye çıkarılma süresi iki aydan üç aya çıkarılıyor. Bu sürenin üç aya çıkarılması ilke olarak doğru kabul edilebilir ancak bu dengeyi çok iyi kurmak lazım. Bu sürenin uzatılmasıyla alacaklı alacağına geç kavuşacak, borçlu da belki bu süre zarfında gerekli tedbirleri alarak borcunu ödememek için türlü yollara başvurabilecektir. Bu sürenin uzatılmasının belki doğru yönleri daha ağır basar çünkü bir hacizli mal üzerine birden fazla haciz konulmuş ise bunlara yapılacak tebligatların zaman almasından dolayı sürenin uzatılması ilke olarak kabul edilebilir.

Ben bugün burada bu süreyle ilgili fazla bir şey söylemeyeceğim ancak mahkemelere, 1 Ekim 2011 tarihinden bu yana davacı tarafından harçlar peşin olarak yatırılmaktadır. Böylece, “gider avansı” adı altında dava açmak için istenen ücret, şimdiye kadar alınan ücretin 10 katını bulmaktadır. Bu kararın, mahkemelerin dava yükünü hafifletmek için alındığı iddia edilmektedir ancak vatandaşın hak arama özgürlüğü, harçların peşin alınması suretiyle engellenmiştir.

Adliyenin fiziki şartlarının iyileştirilmemesiyle, hâkim ve savcı sayısının artırılmamasıyla, yardımcı personel açığının tamamlanmamasıyla, dava gideri avansının peşin olarak alınmasıyla adliye hızlandırılamaz. Bu konuda biz 19 Ocak 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine bir önerge ve kanun teklifi verdik. Bu değişikliğimiz dikkate alınmadı. Şu anda vatandaşlarımızın, dava açma sürecinde peşin harçlardan dolayı mahkemeye gidemediğini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, biraz da adliyedeki uygulamalardan bahsetmek istiyorum. Son iki yıldır yapılan atamalar, adam kayırmalar, adliyeyi, yıllardır içinde bulunmadığı bir kaosa sürüklemiştir. Uyduruk şikâyetlerle hâkim ve savcılar yerlerinden edilmektedir. Ağır ceza mahkemelerinin başkanlarının özel yaşamları kayıt altına alınıp el altından tehdit edilerek görevden alınmaktadır. Savcılar ve hâkimler görevlendirilirken, iktidara karşı tavır içinde olduklarını düşündükleri kişilerin eşleri ayrı yerlere tayin edilmekte, eş durumundan ve çocuklarından ayrılmakta, onlar istifaya zorlanmaktadır. Daha da öteye gidilerek, başsavcı olacak savcı vekilleri, görev taksimatında kreşten sorumlu savcı yapılmaktadır. Hukuki işlemlerden uzaklaştırmak için adliyenin bir tane kreşi varsa kreşten sorumlu başsavcı vekili olarak görev verilmektedir. Bu konular, adalet camiasındaki huzursuzluğu ve içinde bulunduğu kaosu anlatmaya yeter diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, iktidar partisi millî iradeyi ağzından düşürmemektedir. Söz konusu tutuklu milletvekilleri olunca parmağını bile oynatmamaktadır. Tutuklu milletvekilleriyle aynı bölgeden seçilen milletvekillerinin kendi partilerinde mücadele vermeleri beklenirken bu demokrasi sınavında sınıfta kalmışlardır. Bugüne kadar hiçbir bölge milletvekili kendi bölgelerindeki tutuklu milletvekilleri için parmağını dahi oynatmamıştır.

Sürem bitti. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dinçer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

27’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 27. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                          Ömer Süha Aldan                                 Celal Dinçer

                        Uşak                                                Muğla                                              İstanbul

                Mahmut Tanal                                   Turgut Dibek                                 Ali İhsan Köktürk

                     İstanbul                                           Kırklareli                                          Zonguldak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara)- Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) - Katılmıyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Hacizli malların satışı sırasında elektronik ortamda da teklif verilebileceğine ilişkin bir düzenleme ve ona bağlı işlemler ihalenin açıklığı, aleniliği ve herkesin tatmin olacağı bir şekilde gözle görünür nitelikte yapılması kurallarına aykırıdır. Hem alacaklıda hem de borçluda şüpheler uyandırabileceği gibi elektronik ortamdaki verilerin her zaman bozulabileceği ya da dışarıdan müdahale edilebileceği düşünülerek güvenli bir yol olmadığından daha önceki maddelerde olduğu gibi bu maddenin de tasarı metninden çıkarılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 27’nci madde kabul edilmiştir.

28’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 28. maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

          Kemal Değirmendereli                           Mahmut Tanal                                Ali İhsan Köktürk

                      Edirne                                             İstanbul                                          Zonguldak

                 Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz                           Ömer Süha Aldan

                    Kırklareli                                              Uşak                                                Muğla

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Komisyon katılmamaktadır Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Değirmendereli, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 28’inci maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sizlerle bir rakamı paylaşmak istiyorum.             1 milyon 510 bin, 1 milyon 510 bin. Bu sayı sayın milletvekillerine ve Sayın Bakana ne ifade ediyor? Sayın Bakan ayrıldı ama sanıyorum kendisine ileteceklerdir. Bu rakam, 102 adliyenin kapatılmasıyla sosyal hukuk devleti olması gereken devletimizin adaleti uzaklaştırdığı vatandaşlarımızın sayısıdır sayın milletvekilleri. 102 adliyenin kapatılmasıyla 1 milyon 510 bin vatandaşımızın, yani toplam nüfusumuzun yüzde 20’si adalet hizmetlerinden mağdur yaşar hâle geliyor. Bu çerçevede Edirne’mizde de 3 adliyemiz kapatılmıştır. Edirne’mizde de 50 bin insanımız, Edirne nüfusunun yüzde 12’si adliye hizmetlerinden mağdur duruma düşmektedir. Adliyesi kapatılıp Edirne Merkez ve Uzunköprü adliyeleriyle birleştirilmesine karar verilen Havsa’nın 22 köyü, 24 bin nüfusu ve Edirne’ye 60 kilometre uzaklığında köyleri bulunmaktadır. Meriç ilçemiz Yunanistan sınırında, sınır ihlallerinin oldukça yoğun yaşandığı, insan kaçakçılığının etkin olduğu bir ilçemiz ve bağlandığı adliyeye 55-60 kilometre köyleri olan bir ilçemizdir. Lalapaşa ilçemiz Hamzabeyli Sınır Kapısı’na sahip, Bulgaristan hududunda, sınır ihlallerinin yaşandığı, dağ köylerinin olduğu ilçelerimizdir.

Değerli milletvekilleri, şimdi dönelim bakalım adliyeleri kapatılmaktan vazgeçilen ilçelere. Neden kapatma kararı verilmiş, sonra da birdenbire niye vazgeçilmiş? Ne oldu, coğrafi konumları mı değişti bu adliyelerin? Bu ilçelerin nüfusları mı değişti? Güvenlik konusunda bir sıkıntı mı yaşandı? Dosya sayısı mı arttı birdenbire Erzincan’da, Trabzon’da, Niğde’de? Demek ki bazı hesaplar, bazı değerlendirmeler yanlış yapılmış.

Sayın Bakana sormak isterim: Bu adliyelerin kapatılmasından maddi anlamda ne ölçüde tasarruf sağlanmasını bekliyorsunuz? Bununla ilgili bir çalışmanız olmuştur mutlaka.

Değerli milletvekilleri, adliyelerin kapanması bütün ülkede olduğu gibi ilimizde de vatandaşlarımıza ekonomik yük getirmektedir. Özellikle geliri sınırlı olan özellikle de tarım kesiminin mağduriyeti daha da artacaktır. Bilirkişi keşfi yaklaşık 1 ton buğdayın gelirine mal olacaktır arkadaşlar. Zaten, Edirne’de bile tarım kesimindeki vatandaşların yıllık ürettikleri 8-10 ton civarında ürünleri vardır. Ayrıca, davalarda şahitlik yapacaklar 50-60 kilometrelik yollardan gelecek. Şahit bulmakta güçlük çekilecektir. Savcıların bu uygulamayla daha verimli çalışması öngörülmekte ancak keşifler bir saatten dört saate çıkacak, bu da adliye hizmetlerinin verimsizliğine yol açacaktır hem de “tasarruf” dediğimiz gerekçe anlamsızlaşacaktır.

Değerli milletvekilleri, “dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi, 16’ncı ekonomisi” diyoruz, IMF’e 5 milyar dolar gönderiyoruz, sonra adliyeleri birleştirip, alternatif masrafları öngörmeden, oradan gelecek cüzi tasarruflara bile ihtiyaç duyuyoruz.

Ben Edirne adına şunu söylüyorum: Yasa dışı göçün aktığı, köylerin ilçesinden uzak olduğu, çoğunluk tarım kesiminin maddi, hukuki anlamda olumsuz etkileneceği ilçemizde adliyelerimizin birleştirilmesi yanlıştır, bölge halkını mağdur edecektir, devlet adaleti vatandaştan uzaklaştırmış olacaktır. Bu konu tekrar değerlendirilip yanlıştan dönülmelidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Değirmendereli.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 28’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece birinci bölüm üzerindeki görüşmeleri tamamlamış bulunuyoruz.

İkinci bölümde yer alan maddeleri görüşmek üzere, birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.06

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

---0---

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 128’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

278 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 37’nci maddeye bağlı geçici 9, 10 ve 11 ile 47’nci maddeye bağlı geçici madde 24, 25 dahil 29 ila 53’üncü maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Erol Dora, Mardin milletvekili.

Sayın Dora buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 278 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adil, iyi ve hızlı işleyen etkili ve verimli bir yargı sisteminin varlığı hukuk devleti olmanın temel ilkelerinden biridir. Bir yargı sistemine güven duyulması için de bu niteliklerin varlığı olmazsa olmaz bir koşuldur. Vatandaşların uzun süren yargılamalardan ve bitmek bilmeyen dava dosyalarından dolayı yaşadıkları mağduriyet hepimiz tarafından bilinmektedir. Yargı hizmetlerinin hızlandırılması devletin görevidir. Bunun yolu da adalet mekanizmasının iyi işletilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılmasından geçer çünkü geciken adalet adalet değildir.

Ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan yargı hizmetlerinin son derece yavaş işlemesi  konusuyla ilgili olarak hazırlanan yasa tasarısının önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi ve hızlandırılmasıyla ilgili düzenlemelerde adaletin hızlı ve etkin hâle getirilmesinden daha da önemli olan yargılama güvenliğinin varlığıdır. Adalet gerçekten sağlanabilecek mi? Tüm düzenlemelerde temel sorunun bu olması gerekir. Yargıyı hızlandırıp etkinleştirelim derken adaletin ruhuna zarar vermek, kaş yapalım derken göz çıkarmaya benzer. Bu nedenle yargının hızlandırılması amacıyla yapılan düzenlemelerin esas amacı hakkın gerçek sahibine teslimine ilişkin olmalıdır. Bu tür düzenlemelerde son derece ince ve hassas bir çizginin olduğunu hepimizin bilmesi gerekiyor. Adalet güvenli bir biçimde tesis edilmedikçe ve etkin olma ile hızlı olma arasındaki ilişkili dengeli hâle getirilmedikçe yapılması planlanan düzenlemelerin bir işe yaramayacağını, aksine durumu daha da kötüleştireceğini ifade etmek istiyorum.

Zira, yargı hizmetlerini hızlandırmaya veya etkinleştirmeye yönelik işlemlere geçmeden önce adalet sisteminin bizatihi kendisindeki çarpıklıkların giderilmesi gerekmektedir. Ayrıca, bu tür düzenlemelerde ana kanunların bizzat kendileriyle iyileştirici düzenlemelere gidilmesi gerekli iken torba yasalarla bu durumu kotarmaya çalışmanın da olumlu anlamda sonuç verici olmaktan uzak olacağını düşünmekteyiz.

Yargı hizmetlerinin Türkiye’de oldukça ağır olduğu bilinen gerçektir. Bunun önüne geçmek için karşımızda duran yasa tasarısı ise olumlu birtakım maddeleri saymazsak böyle bir sorunu çözmekten uzaktır. Hızlı ve etkin bir adalet anlayışının sağlanabilmesi, hukuk fakültesinden mezun olanların azami ölçülerde kendi mesleklerini icra edebilmelerinden geçmektedir. Mevcut hâkim ve savcılar bazında düşündüğümüzde kişi başına düşen dava dosyası son derece fazladır. Bu durumda yapılması gereken hukuk fakültelerinden mezun olan binlerce kişinin mesleklerini yapmalarını sağlayacak düzenlemelerin yapılarak hâkim ve savcı açığını kapatmaktır ancak buna rağmen hâkim ve savcı açığını kapatmaya yönelik bir düzenleme olmadığını görmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu an görüştüğümüz yargı paketi, idare hukuku alanında da çok önemli değişiklikler öngören düzenlemeler öngörmektedir. Gerçek anlamda bir hukuk devleti olmanın temel ilkelerinden biri de devletin yaptığı işlem ve eylemlerin hukuka ve yasalara uygun olmasından geçmektedir. Yasallık ilkesi uyarınca devletin her işlemi yasaya dayanmalıdır. İdarenin uygulamaları da denetime tabiidir ve bu denetim yargı erkince gerçekleştirilir. Bu denetim hukuk devleti ilkesi gereği elbette kapsamlı, etkin ve hızlı olmalıdır. Bütün bu sürecin şeffaflık ilkesi gereğince açık olması gerekmektedir. Yıllardan beri gelen demokratik ve modern devlet geleneği bu doğrultuda şekillenmiştir.

Bu tespitler ışığında bakıldığında ülkemizde idarenin yargıyla ilişkisinde köklü reformlara ihtiyaç duyulduğu görülecektir. Bu durum herkes tarafından bir şekilde dile getirilmektedir. Kamu hizmetlerinin etkinleşmesi, hukuka aykırılığın en aza indirilmesi için bu tür reformlara ihtiyaç vardır. Yargının demokratik zihniyete ulaşması ve devlet değil, vatandaş eksenli olması gerekmektedir. Yasa tasarısında idareyle ilgili düzenlemelerde yürütmeyi durdurma kararına yönelik yapılan düzenlemeler tasarının vatandaş eksenli değil, devlet eksenli düşünüldüğünü açık bir biçimde göstermektedir. Gerek Anayasa’nın 125’inci maddesinin idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu düzenleyen kuralı gerekse de 2577 sayılı Yasa’nın 2’nci maddesinde yer alan idari işlemlerin yargısal denetiminin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yapılacağı yolundaki hükmü, idarelerin takdir yetkisine dayalı olarak  tesis ettiği işlemlerin de idari yargı denetimine tabi olduğunu göstermektedir. Takdir yetkisinin kullanımı idareyi yargı denetiminden bağışık kılmaz çünkü hukuk devletinde sınırsız ve mutlak bir takdir yetkisinden söz etmek mümkün değildir. Hukuk devleti olmanın gereği, idarelerin takdir yetkisine dayalı olarak tesis ettikleri bireysel ya da düzenleyici işlemlerin hukuken geçerli ve objektif bir sebebe dayanmasıdır. Takdir yetkisine dayalı işlemlerin hukukun belirlediği sınırlar ve eşitlik kuralı gözetilerek kamu yararına ve hizmetin gereklerine uygun şekilde objektif, makul ve geçerli neden ve gerekçelere dayalı olarak tesis edilmesi gerekir. Yürütmenin durdurulması kurumu, idari yargılamanın ve idarenin en temel unsurlarından biridir. Zira telafisi güç veya imkânsız neticelere sebebiyet verme ihtimali olan idari işlemlerin yürütülmesinin durdurulması ve bu konuda bir karar verilene kadar idarenin bu konudaki eylemlerden yoksun kılınarak hak kayıplarının önüne geçilmesi ancak bu kurumun doğru bir şekilde işlemesine bağlıdır. Daha önce de yürütmenin durdurulması kurumunu ilgilendiren birtakım yasal düzenlemeler yapılmaya çalışılmış fakat bu düzenlemeler Anayasa Mahkemesince Anayasa’ya aykırı bulunularak önce yürürlüklerinin durdurulmasına daha  sonra da iptallerine karar verilmiştir. Yürütmenin durdurulması müessesesi idari yargı denetimini etkili kılan yargılama aracıdır. Bu müessese olmadan idari yargı denetiminin etkili bir denetim olması, kendisinden beklenen yararın sağlanması, bir başka yönden de güçlü idare karşısında zayıf bireyin hak ve özgürlüklerinin gereği gibi korunması olanaklı değildir. Bu müessesenin hızlı işlemesi değil, ağır ve geç işlemesi idarenin hukukuna uygunluğunun denetimi ve hukuk devleti açısından sakıncalıdır. Yürütmenin durdurulması kurumu her şeyden önce vatandaşı korumak için konmuştur. Yürütmenin durdurulması kararı hukuka aykırı idari işlemlerin uygulanmasını önleyerek kişilerin giderilmesi zor zararlara uğramasını engellemektedir. Öte yandan, yürütmenin durdurulması yargı organınca hukuka aykırı bulunarak, iptal edilen işlemin uygulanması nedeniyle doğabilecek düzeltilmesi zor ve karışık durumları başından önleyerek idare hayatında da düzen sağlamaktadır.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Dora, teşekkür ediyorum.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Oktay Öztürk, Erzurum Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Öztürk.

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan teklif üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun tasarısının, yargının etkinleştirilmesini sağlamak ve iş yükünü azaltmak amaçlarıyla hazırlandığı iddia edilmektedir. Oysaki, Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı değil iddia edilen amaçları sağlamak, aksine tam tersi sonuçlara yol açacağı görülmektedir.

Tasarının hazırlanması aşamasında kamuoyunun ve ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerine başvurulmamış, yine bir iktidar klasiği yaşanmıştır. Malum, iktidarın mensupları her şeyi bilirler ve hem de en âlâsını yaparlar. Sonuçta ise, mevcut tasarıda da olduğu gibi tekrar başa dönülür. Tüm bunlar iktidar için vakayı âdiyyedendir. Daha durun bakalım, yargı paketlerinin 3’üncüsündeyiz, yani daha çok paketlerle karşılaşacağız, yapar yapar bozarlar.

Sayın Başkan ve sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarı hazırlanırken temel uygulayıcı kuruluşlardan olan baroların dahi görüşüne başvurulmamıştır, hukuk fakültelerinin ise hiç akla bile geldiğini sanmıyorum. Bu nedenle de tasarı getirdiği düzenlemelerle değindiği tüm kanunların sistematiğini bozmuştur; hukuk devleti ilkesi başta olmak üzere birçok  temel ilke çiğnenmiş, anayasal teminata sahip hak arama hürriyeti âdeta yok edilmeye çalışılmıştır. Mesela, İş Kanunu’nda yapılmak istenilen değişikliklerden olan İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1’inci maddesine tasarının 38’inci maddesiyle eklenen fıkra “Birden fazla iş mahkemesi bulunan yerlerde, sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davaların görüleceği iş mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir.” şeklindedir. Bu değişiklikle iş ve sosyal güvenlik hukuku açısından yargıda uzmanlaşma sağlanabileceği düşünülmektedir, ancak hukuk usulü açısından bu belirlemenin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görev sahasına sokulması hakkında usul hukukçularının ne düşündüğü sorulmuş mudur acaba? Hiç sanmıyorum, çünkü sorsalardı doğrusunu öğrenirlerdi ve o da işlerine gelmezdi. İktidar için zaten bu nevi danışmanların gereği yok ve anlamsızdır. Nasıl olsa, özel yetkili mahkemelerde olduğu gibi işlerine gelmeyen noktada hemen aksini yaparlar. Bilmezler ki bu zikzakların bedelini tüm Türk milleti en ağır şekliyle ödemektedir.

Hukuk devleti olmanın en temel şartlarından biri, idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olmasıdır. İdari iş ve işlemlerin yargısal denetimi de bu uygunluğu sağlamaya yönelik faaliyetleri ifade etmektedir. Bu nedenle de idarenin yargısal denetimi, bireylerin idare karşısında haksızlığa uğramasını önleyerek, hukuk devletinin yaşanılan bir gerçek hâline gelmesine hizmet eder. Diğer deyişle, idare karşısında güçsüz durumda olan fertlerin haklarının korunmasını sağlar. Oysaki, iktidar tasarısında idari yargı alanında yapılmak istenilen değişiklikler, yukarıda belirtilen amaçları gerçekleştirmekten bir hayli uzaktır. Şöyle ki: Bu çerçevede yapılmak istenilen değişikliklerden olan Danıştay Kanunu’nun 60’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının ilk cümlesinde ve 61’inci maddesinin ilk ve 3’üncü fıkralarında yapılması önerilen değişiklik, Danıştay Başsavcısının ve Danıştay savcılarının görev alanını yalnızca Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalarla ve bu davalarda da yalnızca esas incelemesiyle sınırlandırmaktadır. Bilindiği gibi, mevcut uygulamada Danıştay savcıları kendilerine tevdi edilen dava dosyalarını, davayı görecek heyetten bağımsız bir biçimde incelerler, böylece dosya farklı gözlerle iki kez incelenmiş ve davanın ciddiyeti açısından temin edilmiş olur. Bu açıdan bakıldığında başsavcı ve savcıların yalnızca ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakılan davalarda görüş bildirmesi, aslen bir içtihat mahkemesi olan Danıştayın temyiz yoluyla önüne gelen davalarda daha sınırlı bir değerlendirmede bulunmasına sebep olacaktır.

2577 sayılı Kanun’un 17’nci maddesinin birinci fıkrasında yapılması önerilen değişiklik idari yargıda duruşma yapılabilmesi için mevcut olan parasal sınırı yukarı çekerek daha fazla davanın duruşma yapılmadan ve daha hızlı çözülebilmesini sağlayacaktır. Hızlılık açısından olumlu görülebilecek bu değişiklik daha fazla davada daha sınırlı tahkikat yapılmasını getireceği için yargılamanın selameti ve adaletin sağlanması açısından sakıncalıdır.

2577 sayılı Kanun’un 27’nci maddesinde yürütmeyi durdurma müessesesine ilişkin önemli değişiklikler önerilmektedir. Buna göre Danıştay veya idari mahkemeler yürütmeyi durdurma kararı almak için idarenin savunmasının alınmasını veya savunma süresinin bitmesini bekleyeceklerdir. Yürütmeyi durdurma, telafisi güç veya imkânsız durumlarda davacının mağdur olmamasını sağlayan hayati önemde bir müessesedir. Bu kararın alınmasının zamansal açıdan sınırlandırılması bireyler bakımından oldukça zararlı sonuçlar doğurabilir ve hak kayıplarına yol açabilir. Öneride eklenen bir fıkrayla bu sakıncalar uygulanmakla etkisi tükenecek işlemler açısından giderilmeye çalışılmış olsa da uygulanmakla etkisi tükenmeyen fakat telafisi çok güç durumlara yol açan işlemler açısından devam etmektedir.

Kanaatimizce yürütmeyi durdurma kararı verilmesini sınırlayan bu hüküm öneriden tamamen çıkarılmalıdır. Bunun yanında yürütmeyi durdurma kararını telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık şeklinde kümülatif iki şarta bağlayan eski düzenleme aynen korunmuştur. Öyle idari işlemler vardır ki hukuka aykırılıkları teferruatlı incelemeyi gerektirdiği hâlde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğurabilirler. Bu durumlar için kanun koyucu idarenin yanında yer almaktan vazgeçmelidir. O hâlde yürütmeyi durdurma kararı için aranan şartlar alternatif bir biçimde öngörülmeli ve kararın verilmesi için hiçbir zamansal sınırlama getirilmemelidir.

Bu açıklamalar çerçevesinde, mevcut 27’nci maddenin ikinci fıkrası şu şekilde değiştirilmelidir diye düşünüyoruz: “Danıştay veya idari mahkemeler idari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması yahut idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarından herhangi birinin gerçekleşmesi durumunda, gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilir.” İşte, o zaman etkili bir yargısal denetime katkıda bulunulmuş olur.

Tasarıda ise bir şeyler yapıyor gibi görünmekten başka bir sonuç yoktur. 4054 sayılı Kanun’un 55’inci maddesinin birinci fıkrasında yapılması önerilen değişiklik, Rekabet Kurulu kararlarına karşı ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda değil, idare mahkemelerinde dava açılmasını öngörmektedir. Düzenleyici ve denetleyici bir kurum olan Rekabet Kurumunun verdiği özel ve bireysel nitelikli kararların yargısal denetiminin ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda yapılması, Danıştayın zaten fazla olan iş yükünün azalmasına katkı sağlayabilir, ancak EPDK gibi diğer düzenleyici ve denetleyici kurumların kanunlarında bulunan ve kurul kararlarına karşı doğrudan Danıştayda dava açılmasını öngören hükümler de değiştirilmeli ve tıpkı diğer idari kuruluşlar gibi bu kuruluşların yaptığı özel ve bireysel nitelikte işlemlerin de genel görevli idare mahkemelerince denetlenmesi sağlanmalıdır. Şayet bu eksiklikler giderilmez ise, madde arzu edilen sonuçları sağlayamayacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gelin, samimi olalım ve bu yüce milletin hukuki güvenliğini gerçekten sağlayacak değişiklikleri hep birlikte yapalım. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yüce Türk milletinin çıkarlarını hep koruduk ve de korumaya devam edeceğiz.

Birkaç haftadır kapatılmakta olan adliyeler hususunda bir sürü konuşan arkadaşlarımız oldu. Bu konuya değinmeden geçemeyeceğim. Erzurum’un iki ilçesinde adliye binaları kapatıldı, gerekçe olarak da iş yükünün azlığından bahsediliyor.

Sayın Bakanım, bu kararı zannediyorum Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu alıyor. Belli ki burada bulunan arkadaşlarımız, beyefendiler hiç hadisenin sosyal yönüne, toplumsal yönüne bakmıyorlar. 2.500 nüfuslu bir ilçe, bir adliyenin varlığı orada sosyal hayatın renklerinden birisidir, belki de 3-5 tane hâkimin veya savcının veya orada çalışan memurun aldıkları maaş sadece o ilçeye bir katkıda bulunuyor. Kaldı ki bu ilçelerde en yakın ilçeye gönderiyorsunuz. 45 kilometre ilçe merkezine, en yakın ilçeye de 45 kilometre, 90 kilometrelik bir mesafe. “İş yükü az.” deniliyor ama mesela Olur ilçesinde çok yakın bir zamanda kamulaştırma davalarından olmak üzere 1.000 tane davanın açılacağı söyleniyor. HES projelerinden dolayı bir iki yıl içerisinde 700-800 dosyanın olacağı söyleniyor. Bunlar böylece artarak devam ediyor. Bu insanlar, bu davalar için doksan kilometre ilerideki Oltu ilçesine gidip gelecekler.

Netice itibarıyla, zaten göç veren ilçelerimiz bunlar. Bu yerler de kapandıktan sonra bu insanlar gelecekler, burada, sizlerin kıt kanaat havanıza ortak olacaklar, kıt kanaat suyunuza ortak olacaklar, o ilçeler de köy mesabesine inecekler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) -  Diyoruz ki: Bu kararları yeniden bir gözden geçirin. Erzurum için de söylüyorum, Narman ve Olur ilçelerinin adliyelerinin kapanmasını geriye bırakın. Bunu orada yaşayan vatandaşlar adına istiyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı Kırklareli Milletvekili Sayın Turgut Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin bir de şahıs adına talebiniz var, dolayısıyla, süreniz on beş dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, ikinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Kişisel söz talebimle bölüm üzerindeki süremizi birleştirdik ve on beş dakika olarak düşüncelerimizi sizlere açıklayacağım.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Bu paket, niye dönem sonuna geldi? Niçin daha önce Hükûmet veya iktidar grubu paketi Meclis gündemine getirmek istemedi? Onunla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.

Aslında arkadaşlarımız bunu belirttiler, ben tekraren değinmek istemiyorum ama şunu belirtmek isterim: Paketin içeriği zannediyorum sizi de tatmin etmiş değil yani Sayın Bakan bu paketi aylar önce, belki üzerinden yıl da geçmiş olabilir, basın toplantısıyla ve kamuoyunu da bayağı ilgilendiren, kamuoyunda ilgi uyandıran bir tarzda, basının da anlatımıyla paylaşmıştı. Ama daha sonra, bu paketle ilgili olarak gerek komisyonda gerekse komisyon süreci bittikten sonra burada iktidar grubunun aynı ilgiyi göstermediğini gördük. Hatta zaman zaman ben ve diğer arkadaşlarımız bu paket niye değerlendirilmiyor? Niçin gündeme almıyorsunuz? İşte, tatile giriyoruz; tatil süreci başlayacak, ki zaman zaman AKP’li arkadaşlarımızla görüştüğümüzde, bu paketi tatil öncesi görüşmeyeceklerini ve gündeme getirmeyeceklerini belirtmişlerdi. Biz bunu dile getirdik, biraz da baskımız oldu. Buradan ben şunu da çıkarıyorum aslında: Yani paketi çıkarmaya çok değmez düşüncesi sizde de var gibi hissettim ben. Yani öyle bir noktadasınız ki ya bu paketi çıkarsak ne olur çıkarmasak ne olur? İşte, ekimde Meclis açıldığında o günkü konjonktür, koşullar, eğer ihtiyaç varsa o gün paketi gündeme alırız ama şu anda tatile çıkalım. Bu paketin içerisinde, tamam biz bunu şaşaa ile işte anlattık, ettik ama öyle çok fazla dişe dokunacak bir şey de yok düşüncesi içerisinde olduğunuzu değerlendiriyorum; öncelikle bunu belirtmek istedim değerli arkadaşlar.

Şimdi, paket neyi getiriyor diye baktığımızda, gerçekten bir şeyler arıyorum. Yani komisyonda da konuşurken şöyle güzel bir benzetme yapmıştık yani attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değsin, amacımız bu olsun. Ne yapacağız, ne getireceğiz? Yoksa, paketle bir şeyler getiriyoruz der gibi, hani zaman zaman yaptığınız bir uygulama var; kaşıkla verip, kepçeyle almak. Biraz da aslında bu paketin içinde de var bu. Yani işimize ne gelir? Bu paketin içerisine birtakım şeyler sokalım tamam; işte, İcra İflas Kanunu’nda, idari yargıda, Türk Ceza Kanunu’nda, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda birtakım değişiklikleri yapalım ama bu arada, biz acaba kendimize ne sağlayabiliriz, bu arada neler sokabiliriz düşüncesi sizde var ve bunu da zaten içeriğinde görüyoruz değerli arkadaşlar. Yani öyle maddeler var ki kamuoyunu ne kadar ilgilendirir, insanları ne kadar ilgilendirir, yoksa sizin kafanızda bugüne kadar uyguladığınız o süreçte henüz tamamlamadığınız o yol haritanız var. İşte, Danıştay, idari yargıdaki değişiklikler, biraz, bence o kapsamda. “Onları da bunun içerisine koyalım ve hiç olmazsa eksik kalmasın.” düşüncesini gerçekleştirdiğinizi ben de değerlendiriyorum. Bunlarla ilgili ayrıntılara gireceğim.

İkinci bölüm daha çok, idari yargıyı kapsıyor. Danıştay Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu, aynı şekilde, bölge idare mahkemeleri, vergi mahkemeleri, idare mahkemeleriyle ilgili değişiklikler var orada, yani o 53’e kadar olan kapsamı o. Ama, üçüncü ve dördüncü bölümler… Bu akşam ne kadar ilerleyebiliriz bilemiyorum. İşte, televizyonlarda az önce haberleri izliyoruz, önergeyle gelecek olan, şu özel yetkili mahkemeler süreci… Onun  da içeriğinin ne olacağını henüz bilmiyoruz ama televizyoncular, yani haber kanalları, sanıyorum ileriki maddelerde AKP’nin bu konuda bir önerge vereceğini… Ama, neyi, ne kadar değiştireceğini hep beraber göreceğiz.

İşte, aslında, esas, belki üzerinde durulması gerekenlerden bir tanesi oydu. Türkiye'nin ihtiyacı bu. Yani Sayın Bakan sanıyorum 4’üncüyü Bakanlar Kuruluna sundu, arkadan 5 mi gelir, onu da bilmiyorum, sürekli paket hazırlıyor, hazırlıyor ama, yani “Türkiye'nin yaşadığı o sorunlara gerçekten çözüm bulacak ne var?” diye merak ediyorum. Yani, şu anda, sokağa çıksak, vatandaşlarımızla konuşsak yani “Şu yargı paketi içerisinde hangi maddeler olmalı ki, işte, Türkiye bazı sorunları aşsın, rahatlasın?” diye sorsak, mutlaka, değerli arkadaşlar, bu özel yetkili mahkemeleri söyleyecekler, tutukluluk sürelerinden bahsedecekler, tutuklamayla ilgili Ceza Muhakemesi Kanunu’muzdaki maddelerin mutlaka değiştirilmesi gerektiğinden bahsedecekler.

Şimdi, bakıyorum, ne var bununla ilgili olarak? Bir şeyler var. Var ama ne var? Yani, tutuklamayla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bizi sürekli mahkûm ediyor, sabıkalı bir ülke hâline gelmişiz, sanıyorum dünyada sıralamadayız yani Avrupa’yı falan geçelim, dünyada Türkiye, bu konuda en çok mahkûm olan ülke. Sayın Bakan Komisyonda, zaman zaman, bunları konuşurken sıkıntılarını dile getiriyor, söylüyor zaten. İşte “4’üncü pakette bununla ilgili düzenlemeler yapıyoruz.” diyor. Değerli arkadaşlar, 4’üncü pakette yapacağız da, ne yapacağız onu da bilmiyoruz.

Bu paket içerisinde biz bazı maddeler getirdik. Şimdi, tutuklama… Yani hâkimlerimiz, savcılar, işte, soruşturmaları ve kovuşturma aşamasında yargılama yaparken yani kendi süzgeçlerinden, kendi mantıklarından olayı geçirdiğinde, değerlendirdiklerinde belki çok fazla değişikliğe gerek kalmadan bugün uygulamada yaşadığımız bu sorunları bize yaşatmamaları gerekir diye düşünüyorum ben. Şimdi, bir sorunumuz var, tutuklama süreleri, bu tamam. Yani 2005 öncesi bizim Ceza Kanunu’muzda öyle bir süre yoktu yani tutuklamaların üst sınırıyla ilgili bir süre yoktu, orası açıktı, boştu. İşte yeni Ceza Kanunu’muzda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda değişiklik geldi ama vur deyince öldürmüş gibi bir değişiklik yapılmış.

Arkadaşlar, on yıl, on yıllık bir üst süre var bizim şu anki mevzuatımızda. Dünyanın neresinde… Tutuklamadan bahsediyorum ya, tutuklamadan yani bir tedbirden bahsediyoruz. Bununla ilgili, işte, geçtiğimiz günlerde de, değerli arkadaşlar, birtakım kanunlar çıkardık burada, denetimli serbestlikle ilgili, adli kontrol tedbirleriyle ilgili olarak başka çözümlere gidiliyor. Yani tutuklama en son başvurulacak olan bir tedbir, en acımasız bir tedbir. Yani burada insanları en çok üzen, aileleri en çok üzen vahşi bir tedbir. Yani bu gerekli olduğu zaman mutlaka uygulanmalı ama Türkiye’de tutuklama gerekliliğin ötesine geçmiş, olağan hâlde. Bununla ilgili ne var pakette? İşte gerekçeli olacak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bizi mahkûm ediyor yani tutuklamaya gerek var mı? Tutuklamanın ağırlığı olayda var mı, yok mu? Hâkim, olaya göre burada daha gerekçeli bir şekilde “Evet, ben tutuklamadan başka bir yöntem, bir tedbir öngöremiyorum.” gerekçelerini yazacak. Yani bununla ilgili birtakım düzenlemeler yapıyoruz. Zaten bunu yapması lazım, yani bunun için düzenlemeye gerek yok. Hâkimse, işini yapıyorsa, zaten orada “Ben niye tutukluyorum bu şahsı, bu şahısları?” onun kararını da gerekçeli bir şekilde anlatması gerekir.

Sürelerle ilgili bir şey var mı? Yok. Yine bizim Ceza Muhakemesi Kanunu’muzun 102’nci maddesine, değerli arkadaşlar, işte 250, 252 bunlara baktığımızda yani iki yıl asıl ceza uzatılabilir. E, nasıl uzatılabilir? Üç yıl daha uzatılabilir. Yani böyle bir mantık dünyanın neresinde var? Nasıl geçmiş bu Kanun? Nasıl bu Kanun’u burada değerli arkadaşlarımız, işte sizler önermişsiniz? O da ilginç bir şey. 2+3=5 İşte bildiğimiz suçlar için, yani Anayasa’ya karşı işlenen suçlar ve diğer suçlarla ilgili olarak 2 katı uygulanır, haydi on yıl. Yani, bir insan tutuklandı, cezaevine girdi… Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımızın burada bir açıklamasını dinliyorum; Ergenekon davasında milletvekili arkadaşlarımızdan Sayın Balbay’ın 196, arkadaşlar 196 duruşmaya bugüne kadar çıktığını söyledi arkadaşımız. Sanıyorum doğru bir rakamdır. Yani, siz 196 kez hâkimin karşısına çıkıyorsunuz, tutuklusunuz, hâkim her seferinde şunu diyor: “Suçun vasıf ve mahiyeti, delillerin toplanmamış olması, sanığın kaçma şüphesi -bildiğimiz bu gerekçelerle- tutukluluk hâlinin devamına.”

Değerli arkadaşlar, 196 kezden bahsediyorum. Yani, empati yapmamız lazım. Hepimizin, her birimizin yakınları veya Allah korusun kendimiz için böyle bir tablo da olabilir. Yani, hukuk her birimize lazım. Yani, orada olacaksa evrensel hukuk kurallarına göre bir düzenlemenin olması lazım.

Şimdi, bu kanunda iyi ne var diye baktığımda, belki bir patika, bir yol açar mı? İşte, yine orada Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109’uncu maddesi var. Orada adli kontrol tedbirleriyle ilgili olarak, biliyorsunuz hâkime bir alternatif seçenek sunuyor. Yani, üç yıla kadar olan suçlarla ilgili olarak hâkim tutuklama dışında da belirtilen tedbirlerden birine hükmedebiliyordu. Bununla ilgili Komisyonda yaptığımız düzenlemede bu süreyi kaldırdık arkadaşlar. Yani, artık hâkim, tüm davalar için, tüm suçlamalar için; sanıklar hakkında, şüpheliler hakkında tüm suçlamalar için, tutuklama dışında yasanın saymış olduğu -ki, orada ilaveler de var, üç tane ilave de oldu; işte belli bir yerde ikamet etme, belli bir yeri terk etmeme gibi ilaveler de yapıldı ona, yeni seçenekler de kondu bu değişiklikte- o hükümleri uygulayabilir. Yani, bu, belki olumlu bir değişikliktir; evet, olumlu değişikliktir ama şunu söyleyeyim: Yani, bu değişikliğe gerek kalmadan da bu davalara bakan hâkimler, şu anda davaları sürdüren hâkimler üç yılı aşkın olan sürede tutuklu olan milletvekili… Arkadaşlar, bıraktım ben yani sıradan bir vatandaşı, onlar için de aynı şeyi, aynı duyguları taşımamız lazım ama milletvekilinden bahsediyorum; halkın seçtiği, kefalet verdiği insanlardan bahsediyorum, “Git beni Mecliste temsil et, benim adıma orada benim sesim ol, benim sözüm ol.” dediği insanlardan bahsediyorum. Yani altı ay, üç ay, işte veya bir yıl tutukluluktan da bahsetmiyorum, üç yılı aşmış arkadaşlar, üç yıl!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında tüm vatandaşlar için yani tüm insanlar için iki yılın üzerindeki tutukluluk süreleri artık acımasız süreler. Bunlarla ilgili çok sayıda karar var, Sayın Bakan da bürokratlar da biliyor. Yani iki yılın üzerinde, siz herhangi bir insanı cezaevinde, yargılanırken tutmaya devam edecekseniz. Artık diyor ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yani bizim taraf olduğumuz sözleşmeyi uygulayan mahkeme: “Durun bakalım, bunun için artık ben özel koşullar arıyorum. Yani bu insanı hâlâ sen niye tutuyorsun?”

Biz milletvekillerimizden bahsediyoruz, yani bununla ilgili ne var yasada, tasarıda? Hiçbir şey yok. Yani az önce bahsettiğim 109’uncu madde, belki mahkemeler tarafından değerlendirilecek.

Şimdi, idari yargıyla ilgili, az önce söyledim, yani kaşıkla verip kepçeyle almak alışkanlığınız var. Orada da… Geçmişten bu yana ben bu kürsüye çıktığımda her zaman söylüyorum yani referandum sonrası, gerek Yargıtay gerek Danıştayla ilgili yasaları burada görüşürken niyetinizi zaten burada sizlere, daha doğrusu, anlatmıştık, herkes de biliyor ama Danıştaya karşı özel bir ilginiz var. Danıştay sizi geçmişte o kadar rahatsız etmiş ki Sayın Başbakan –ben bir çırpıda şurada aklıma gelenleri hatırlıyorum- işte “Bizi çıldırtmıştı Danıştayın verdiği kararlar. İdeolojik kararlar veriyor.” dedi. Yani bu ülkenin Başbakanı, Danıştayla, yargıyla ilgili bunları söylüyor, geçmişte bunları söylemişti.

Danıştayla ilgili operasyon tamamlanmamış, öyle gözüküyor. Yani bu yasa içerisinde… Ben geçmişte Danıştayın bütçesiyle ilgili burada konuşurken -çok iyi biliyorum değerli arkadaşlar- 2010 yılının daha başında, Danıştay, Adalet Bakanlığına on bir maddelik bir yasa teklifi hazırladı, daha doğrusu taslak hazırladı, dedi ki: “Şu, şu makamlar, Danıştay Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu, bölge idare mahkemesi, vergi mahkemesi, idare mahkemesi kanunlarında şu şu değişiklikleri yapın, bizim dosya sayımız yüz bin azalacak yani işin çözümü bu.” Ama Sayın Bakan bunları çok iyi biliyor, arkadaşlar da çok iyi biliyor, kulak ardı edildi. Amaç neydi? “Ya, biz bu değişiklikleri şu an yaparsak ileride nasıl Danıştay, işte efendim iş yükü var, dosyalar işte 200 bini aşmış, insanlar mağdur oluyor, işte vatandaşın hakkı zedeleniyor, dolayısıyla biz Danıştaya yeni hâkim atayalım, yeni daire açalım iki tane, orada çift heyet olarak çalıştıralım...” Yani bu gerekçeleri nasıl üreteceksiniz? İşte, onlar üretildi. Danıştaya 95 hâkim varken 61 tane daha yeni üye hâkim atandı yasayla. 2 daire ilave edildi. Yani 156 hâkim oldu, bunların dörtte 1’ini Sayın Cumhurbaşkanı atıyor, yasa öyle. Anlamadım, yani 15 dairenin 1 tanesi idari davalara bakıyor, diğerleri dava daireleri. Bu kadar, Sayın Cumhurbaşkanının, hâkim vasfını taşımayan, o nosyondan gelmeyen, kamuda çalışmış insanı Danıştaya atamasının da ne mantığı var? Burada onunla ilgili de ilave yapıyorsunuz, biliyor musunuz? TBMM Genel Sekreteri, düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanları… Şimdi aklıma hemen Zahid Akman geliyor. Ya diyorum ki: “Zahid Akman acaba çok yakın bir sürede Danıştay üyesi mi olacak?” diye düşünüyorum. Onların başkanları da Danıştaya üye olabilecek. Bu değişiklikler var.

Danıştay savcılarına takmışsınız. Danıştaydaki savcılar, değerli arkadaşlar, onlar çok önemli bir görev yapıyorlar yani hem Danıştaya ilk derece olarak açılan davalar, temyizden gelen davalar, karar düzeltmeleri, yürütmenin durdurulmasına ilişkin talepler; her birine görüş beyan ediyorlar ve çok nitelikli insanlar. “Hayır, bundan sonra savcılar görüş beyan etmeyecek, onlara ihtiyacımız yok.” Niye? “Onlar sadece Danıştayın ilk derece olarak baktığı davalarda esas hakkında, bir tek orada görüş beyan edebilecekler.” Onları da baypas etmişsiniz bu yasada. Biraz sonra önergelerde bunlarla ilgili düşüncelerimizi belirteceğim.

Yani nihayetinde şunu söyleyeyim: İyi bir şeyler yaparken aslında yine amacınızı ortaya koymuşsunuz değerli arkadaşlar. Bunu da bizler, tüm milletvekili arkadaşlarımızla birlikte halkımıza anlatmaya çalışıyoruz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dibek.

Şahsı adına Sayın Özcan Yeniçeri.

Buyurun Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis, tabii, çok statik bir hâle geldi. Biraz daha dikkati ve ilgiyi artırmak gerekiyor. Bir taraftan yasalar geçiyor, nasıl geçtiği ve neye hizmet ettiği de çok fazla belli değil. Onun için bazı şeyleri açmak gerekiyor. Önce bir manzarayı umumiye bakmak lazım, nedir? Yani Türkiye’deki, bugün demokrasinin, bugün hukuk sisteminin, hatta hatta ilerisinin sözüm ona durumu nedir? Biraz ona ben dikkatinizi çekmek istiyorum.

Evin içi dururken dışıyla uğraşmak haramdır. Yakından uzağa, somuttan soyuta gitmek de esastır. O hâlde, ehemmi mühime tercih ederek bakmak lazım bunu açıklarken. Türkiye, bugün, çok net söylüyorum, milletin iradesini temsil eden milletvekillerini hapiste tutan bir ülkedir. Gerçekte, içeride tutulan milletvekilleri değil, milletin iradesidir. O “Bırakın” diyenlerin kendisi de bir gün içeriye bırakılabilir. Onun için, bir defa, düşmanınıza dürüst davranamıyorsanız, adaletli davranamıyorsanız, hukuk içerisinde davranamıyorsanız, orada ne demokrasi olur ne de insanlık olur. Adalet, her şeyden evvel, kendisine, fikirlerine katılmadığınız insana tanıyabildiğiniz özgürlüklerle ilgilidir. Bunun lamı cimi yok! Bunun tartışılacak yanı da yok! Özellikle altını çiziyorum, bunu biraz çalışıp gelmeniz gerekiyor. Gerekçesi ne olursa olsun, bu durum yargının yasamayı baskı altına alması demektir.

AHMET YENİ (Samsun) – Bilerek niye aday gösterdiniz o zaman?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) -  Unutmamak gerekir ki halk tutuklu olduğunu bilerek… Cevap sana işte, tam alnının ortasından vuruluyor. Ne diyor? Halk tutuklu olduğunu bilerek sana oy vermiş kardeşim!

AHMET YENİ (Samsun) – Niye aday gösterdiniz?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) -  Bitti, bitti! Tartışamazsın bunu.

MUHARREM VARLI (Adana) – Hocam, muhatap aldığın adam adam olsa ya!

AHMET YENİ (Samsun) – Aday göstermeseydiniz o zaman!

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Halk oy vermiş sana. İradeye, halka saygın varsa ona da saygı göstereceksin. Var mı bunun başka izah tarzı? Yargıçların da yasanın lafzını esas alarak yapacakları bir değerlendirmede yanlış bir yere varacaklarından hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Kanun lafzıyla ve ruhuyla birlikte uygulanır. Kanunun lafzını esas alarak yapılan bir rijit tutuklama kararı toplum vicdanını da, demokratik kuralları da, anayasal düzeni de tehdit eder, bunu herkesin bilmesi lazım. Bir anlamda, milletvekillerinin yasama görevini yapıp yapmamasına yargıçlar karar verir hâle gelinmiştir. Bu yönü itibarıyla, Türkiye Cumhuriyeti devleti hukuk devleti olmaktan çıkmış, yargıçlar devletine dönmüştür. 12 Haziran 2011 milletvekili genel seçimlerinden sonra ortaya çıkan tutuklu milletvekilleri sorununun çözülmemesi yargının verdiği kararlardaki çelişkiyi de gözler önüne sermektedir. Bakın, bundan altmış iki sene önce, 1950’de Ankara’da Demokrat Partiden milletvekili seçilen Mümtaz Faik Fenik, 1957’de Kırşehir’den Millet Partisinden milletvekili seçilen Osman Bölükbaşı yasama görevlerine başlayabilmeleri için serbest bırakılmışlardır. Benzer iddialar, yargılanan Engin Alan ve diğer tutuklu milletvekillerinin de aynı hukuk kurallarının farklı uygulanarak içeride tutulmasıyla bir başka boyuta gelmiştir. Demek ki altmış iki sene önceki hoşgörüden, demokratik algıdan ve hukuka yaklaşım biçiminden, millet iradesine saygıdan çok daha gerilerde bir yerde duruyoruz.

Diğer yandan, herkes şunu biliyor ki: Balyoz davasının hâkimleri mahkeme gününe birkaç gün kala görevden uzaklaştırılıyor, görev yerleri şu veya bu gerekçeyle, haklı ya da haksız olarak değiştiriliyor. Bu yargıçların yerine gelenler onlarca kişi için tutuklama kararı veriyor. Deniz Feneri davasının -ki, iddialara göre ucu İktidara dokunacak nitelikte olan bir dava- yargıçları da dava başladıktan bir süre sonra görevden alınıyor. Onların yerlerine de atanan yeni yargıçlar ise İktidarın beklentilerine uygun olarak üç aydır tutuklu bulunan sanıkları bir anda serbest bırakıyor. “Balyoz” ya da “Ergenekon” adı verilen davalarda yıllarca süren tutukluluk hâllerinin devamında hukuki bir sakınca görülmüyor, Deniz Feneri davasına yeni bakmaya başlayan yargıçlar ise “Üç aydan uzun tutukluluklar cezaya dönüşür.” diyerek tahliye ediliyor ve ortada bu davaların ortaya koyduğu ciddi bir şey var, o da kamuoyu nezdinde yaygınlaşan görüntü şu: Bu davanın yargıçları değiştiriliyor, İktidarın beklentilerine uygun tutuklama kararları çıkıyor; bir başka davanın yargıçları değiştiriliyor, bu defa da yine İktidarın beklentilerine uygun tahliye kararları çıkıyor.

Temel hak ve özgürlük bağlamında bireyler bir yana, siyasi partiler bile izleme, dinleme ve kayıt altına alma furyasından kendisini kurtaramıyor ve görülmekte olan bu…

Süre bitmiş. Bu süre de yetmiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Yani durum vahim. Bu yasaları değiştirerek, orada bir iki düzenleme yaparak ülkeye demokrasi getiremezsiniz. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerinde söz talepleri tamamlanmıştır.

Şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi, Sayın Başbakanın 20 Ocak 2012 tarihli Ulusa Sesleniş programında “Benim ülkemde bundan sonra hiç kimse borcundan dolayı hapis yatmayacak.” şeklinde tüm kamuoyuna da bir açıklamada bulunulmuştur. Bu kapsamda, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 354’üncü maddesine göre -taahhüdü ihlalden dolayı hapse atılanlarla ilgili- şu ana kadar kaç kişi hapis cezası aldı? Bunların kaçı cezaevinde? Dışarıda kalanların miktarı nedir? Bu konuda bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz? Verilen önergeye destek verir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Saygıdeğer Başkan.

Muhterem Bakanım, şimdi, Kars’ın Akyaka ilçesinin en uzak köyünün Kars merkeze gidiş dönüş mesafesi 220 kilometredir, 220; Ermenistan’a da 5 kilometredir. Şimdi, Akyaka ilçesinde bu -Adliyeleri kapatarak vatandaşlarımıza bir mesaj mı veriyorsunuz?- 220 kilometre yolu nasıl gelip gitsinler? Yoksa “Sınırı siz boşaltın. Nasılsa, Meclisten, artık herkese toprak satışına da izin verdik. Oraları da Ermenilere satacağız.” mı diyorsunuz?

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oğan.

Sayın Yeniçeri…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kitle katliamcısı, bölücübaşı Öcalan’ın programlı tedavi bahanesiyle sık sık İmralı Adası’nın dışına çıkarıldığı ve her defasında on gün ortada görünmediği iddiaları basına yansımış bulunmaktadır. İmralı Cezaevi Günlük Vukuat Defteri’nde Öcalan’ın giriş çıkışlarıyla ilgili kayıt tutulmadığı iddiaları vardır. Gerçek nedir? İddialar doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, HSYK kararıyla bir kısmı yeniden açılan adliyelere yenileri ilave olacak mıdır? Bu konuda yeni bir düzenleme ve gözden geçirme ihtiyacı olduğunu düşünüyor musunuz? Kapatılma gerekçelerinizde yargının hızlandırılması mevcut. Kendi ilçesinde hızlı olmayan yargı, başka bir ilçede nasıl hızlanacaktır?

İkinci sorum: Şahidin, sanığın, müştekinin, müdahilin, davanın, davacının başka ilçelere taşınması yeni sorunlar doğurmayacak mıdır? Mahkemelerde daha da süre uzamalarına vesile olmayacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öz.

Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, şimdi, dosya sayısı az olduğu için adliyelerin bundan dolayı kapatıldığını belirttiniz. Şimdi tabii ki dosya sayısı azsa daha az suç işleniyor demektir ve bana göre ödüllendirilmesi gereken bir durumdur bu yani o şehirlerin, ilçelerin. Şöyle yapamaz mıydınız? Dosya sayısı yetersiz olan bu ilçelere dosya sayısı fazla olan yerlerden dosya aktarsaydınız da hâkimleri daha işletebilseydiniz olmaz mıydı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaçoğlu.

Sayın Gür…

NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkürler.

Sayın Bakan, geçen gün Sincan Cezaevini ziyaret ettim. Biliyorsunuz orası bir kampüsler cezaevi, birçok cezaevi bir arada ve orada dehşet bir gerçeklikle karşı karşıya kaldık. Yemek tek yerde pişiyor ve diğer cezaevlerine dağıtılırken üç ayrı X-ray cihazından geçiyor. Yani anlayacağınız yemekler radyasyona tabi tutuluyor. Bu konuda bilginiz var mı? Bu konuda önlem alacak mısınız? Çünkü, hem tutuklu ve hükümlüler ve hem de cezaevi personeli bu yemekten yiyor. Buna dikkatinizi çekmek istemiştim Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana iki sorum var; birisi, Bursa adliye binasının durumu nedir? Proje çalışmaları ne noktadadır?

İkincisi, bugün Bursa’da mahalli basında şöyle bir yazı var: Bursa Nilüfer Yolçatı Mahallesinde 213 bin metrekarelik bir alan cezaevi kampüsü inşası için Adalet Bakanlığına tahsis edildiği ifade ediliyor, bu konuda bilgi almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demiröz.

Sayın Soydan…

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Çanakkale Eceabat ve Bozcaada adliyelerini kapatıyorsunuz. Eceabat’ı merkeze, Bozcaada’yı Ezine’ye bağlıyorsunuz fakat her ikisine de ulaşım deniz yoluyla olmaktadır. Kışın zaman zaman fırtınadan dolayı deniz ulaşımı durmaktadır. Deniz ulaşımının durduğu günlerde adliyeye gidecek vatandaşların savunma haklarını nasıl sağlayacaksınız? Mağduriyetlerini nasıl önleyeceksiniz?

BAŞKAN –  Teşekkürler.

Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum  Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Komisyonda arkadaşlarımızla da, iktidar grubuyla da aslında mutabık kalmıştık, adliyelerimizdeki mübaşir arkadaşlarımızın yani sayılarının -Maliyeden de arkadaşımız vardı- 3.500 civarı ya da 3.300 civarı olduğunu biliyorum -yanılmıyorsam- ama konumlarını siz de çok iyi biliyorsunuz, yardımcı hizmetler sınıfındalar mübaşirlerimiz. Yani onların yaptığı işi bizler de  biliyoruz, uygulamadan geldik, gerçekten çok büyük sıkıntılar çekiyorlar. Onların genel idari hizmetler sınıfına alınmalarıyla ilgili bir önerge vermek istemiştik, her birimiz kabul ettik orada ama “Aşağıda, Genel Kurulda bu kanun görüşülürken bu konuyu tekrar gündeme alalım.” dedik. Bu konuya nasıl bakıyorsunuz Sayın Bakanım?

BAŞKAN –  Teşekkürler.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) –  Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Bu Urfa Cezaevindeki yangından sonra sevkiyat başladı ama kadın arkadaşların Sincan F Tipi Cezaevine sevk edilirken yolda çok ağır işkenceler gördüklerini ve bu konuda ciddi darp aldıklarını giden arkadaşlarımız görmüşlerdi. Bu konuda bir araştırma veyahut da bu konuda ne yapacaksınız Sayın Bakanım?

İkinci sorumuz: Ana muhalefet partisi ile diğer muhalefet partisi bugün sürekli şeyi gündeme getiriyorlar yani yat gezisinden helikoptere kadar ve gerçekten, Kürtlerin de Öcalan’la ilgili ciddi bir kuşku ve endişeleri var. Eğer yat gezisi düzenleniyorsa bu yat Kürtlerin bulunduğu bir yere ne zaman uğrayabilir?

İkincisi, helikopterle geliyorsa, Kürtlerin gerçekten bir yıldır hem yaşamıyla ilgili hem de sağlığıyla ilgili ciddi kuşkuları vardır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkürler Sayın Sakık.

Sayın Öz…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, birçok milletvekilimiz kapatılan adliyelerden bahsetti. Ben de ilim Manisa’da kapatılan adliyelerle ilgili bir saptama yapacağım.

İlimde Selendi, Kırkağaç, Gölmarmara ve Köprübaşı adliyeleri kapandı. Bunlardan Selendi ve Kırkağaç AKP’li vekillerin ilçeleri olduğu için yeniden açıldı. Burada partizanlık yok mu? Gölmarmara ve Köprübaşı… Uzaklık olarak, mesafe olarak Köprübaşı diğerlerinden daha uzak olan bir ilçemiz. Buradaki adliyelerimizin kapanmaması için ben referans olabilir miyim? Bunu sormak istiyorum sizlere.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Işık’ın ilk sorusu: Sayın Başbakana atfen söylenmiş olan bir söze atıf yaparak “Taahhüdü ihlal suçundan kaç kişi cezaevinde şu anda?” Bu verileri size ancak yazılı olarak, UYAP üzerinden bir tarama yaparak gönderebiliriz Sayın Işık.

Onun dışında, bu yöndeki verilecek olan önergeye destek verip vermeyeceğimizi sordunuz. “Şu anda bu konuyla ilgili bizde bir çalışma yok.” demiştim bir önceki turda. Şu aşamada destek veremeyeceğimizi ifade ediyorum. Bu konuyla ilgili çalışma yapılması lazım. Şu an için alacaklıların da…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Biz önerge verdik Sayın Bakan, baktırırsanız…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yani şu aşamada destek veremeyeceğimizi ifade ediyorum.

Sayın Oğan’ın Kars’ın Akyaka ilçesindeki adliyenin kapatılması ve vatandaşların gidip gelmesi ve Ermenistan’a yakınlıkla ilgili bir sorusu oldu. Tabii ki ülkemizin sınırları içerisinde hiçbir vatandaşımızı bir başka ülkeye yönlendirme gibi bir düşüncenin içerisinde olma imkânımız yok. Akyaka’nın iş ortalaması son üç yıllık 384, günde yaklaşık 1 dosyayla çalışan bir adliye. Tabii, bunu söylerken, az işi olan adliyelerin sadece bundan dolayı kapatıldığı anlamı çıkmasın. Birçok kriter gündeme getirildi. Belki bu sayıda olup da kapatılmayan adliyelerimiz de var. Birçok kriter çünkü değerlendirildi diyorum. Kars’a mesafesi de 61 kilometre, merkez nüfusu 2.219 Kars Akyaka’nın.

Tabii ilk turda da ifade ettim, adliye kapatılması savunulacak, sevimli bir iş, eylem falan değil. Bu noktada bizim için de çok müspet değil. Bir siyasetçi durup durduğu yerde böyle bir yükün altına girmek istemez. Ancak değerli arkadaşlar, beden, bünye şifa bulsun diye zaman zaman arzu etmediğimiz tedaviler de uyguluyoruz. Bu anlamda umarım Türkiye hâkim, savcı açığını birkaç yıla kadar tamamlar ve ilçe adliyesiyle aslında var olur, bu eksikler yeniden ikmal edilir, bu benim temennim ama Türkiye şu anda Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasında her 100 bin kişiye düşen hâkim sayısı itibarıyla olması gerekenin yarısı kadar hâkime sahiptir. Her 100 bin kişiye 20 hâkim düşmesi gerekirken Türkiye’de 10 hâkim düşmektedir, her 100 bin kişiye 10 savcı düşmesi gerekirken 5,6 savcı düşmektedir. Bu anlamda, bu eksikleri ikmal edinceye kadar bu tür tedbirler maalesef istemesek de uygulamak zorunda kaldığımız tedbirlerdir. Çanakkale, Bozcaada, Eceabat ve diğer milletvekillerimizin benzer soruları için de aynı şeyleri söylemek mümkün.

Onun dışında, Sayın Yeniçeri tekrar gündeme getirdiler. Bugün Meclis Genel Kurulunda Sayın Vural’ın yaptığı açılış bereketli geldi, birçok milletvekilimiz aynı soruyu tekrar tekrar soruyor. İmralı’da cezası infaz edilen Öcalan’ın zaman zaman dışarıya çıktığı, Bursa’daki MİT misafirhanesinde kaldığı vesair şeyler söylendi. Ben ilk konuşmamda bunu çok kesin şekilde tekzip ettim “Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir.” dedim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ama “Oslo’da görüşme yok” derken de öyle demiştiniz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Arkasından tekrar tekrar sorular geldi “Sizden önce oldu mu, daha önce oldu mu?” Şu anda da tekrar ifade ediyorum: Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Bu tür asparagas bir haber üzerinden bu kadar soru üretmekteki isteği anlamakta da zorlandığımı ifade ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ama Oslo’da pazarlık yok dediniz  sonra çıktı, protokol yok dediniz sonra çıktı. Hayır, yani çıktı, değil mi?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Şimdi ben bunu söylüyorum, siz tersini ortaya koyun lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) - Hatta şeref ve haysiyet meselesi olmuştu. Birileri bıraktı,  miting alanına bırakmıştı.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Sayın Öz “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararıyla tekrar birleştirme kararı kaldırılan ve açılan adliyelere yenisi eklenecek mi?” diye bir soru yönlendirdiler.

Değerli arkadaşlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun almış olduğu kararlara karşı Adalet Bakanlığının bir kez itiraz etme hakkı var. Biz bu itiraz hakkımızı kullandık, bundan sonra yeni bir itiraz hakkı bakanlık olarak söz konusu değildir, bunu arz edeyim. 

Birleştirilen adliyelerde vatandaşların başka ilçelere taşınmasının ortaya çıkaracağı sorunların elbette ki belli bir yükü olacaktır, bunu reddetmek doğru değil. Ancak bu yük en az olsun diye -Sayın Halaçoğlu’nun sorusuna da geliyorum- iş yükü az miktarda -günde bir dosya, iki dosya- olan, ortalama, adliyelerden başlamak ve mutat ulaşım vasıtası ve ulaşım kolaylığı zorluğu, bütün bunlar değerlendirilerek bir çalışma yapılmıştır. Bunun arkasında kesinlikle ne bir siyasi saik ne de bir kötü niyet lütfen aramayalım derim ben.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Bakanım “Aksini yapamaz mıydınız?” dedim.

 ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yapardık ama daha çok insan başka ilçelerden size taşınmak zorunda kalırdı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Daha iyi adamları ödüllendirmiş olmaz mıydınız?

 ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Daha çok kişiyi, vatandaşımızı bu noktada mağdur ederdik diye endişe ederim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama suç işlemeyen insanları mağdur ediyorsunuz, suç işleyen insanları hiç olmazsa oraya…

 ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Gür’ün bir sorusu var, yemek dağıtımıyla ilgili.

“Cezaevlerinde bir noktada yemek pişiriliyor. Bu yemekler diğer ünitelere dağıtılırken X-ray cihazından geçiriliyor.” diye bir soru sordu. Bunun sağlığa aykırı bir boyutu varsa ayrıca inceleteceğiz. Şimdi bize verilen bilgilerde bir kez geçtiği ifade ediliyor ama bir kez de olsa bununla ilgili sağlığa zararlı bir boyutu varsa bunu ayrıca çalışacağımızı ifade edeyim.

Bir başka soru… Bursa Adliyesiyle ilgili bir soru soruldu. Bursa Adliyesiyle ilgili geçen yıl bir çalışma yapılmış idi. O çalışmada proje, avam proje yapıldığında, gerçekten arsaya tamamen oturan ama otopark ihtiyacını bile karşılayamayan bir arsaydı. Daha uygun şartlarda daha geniş bir arsa bulunduğu için, şimdi o arsaya daha geniş imkânlarla bir proje çalışması bitmek üzere. Ondan sonra inşallah ihaleniz yapılacak.

Sayın Dibek mübaşirlerle ilgili bir soru yönelttiler.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Bakan, bir de cezaevlerini sormuştum.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yani cevaplayamadığım bir bölüm varsa alamadığım sorudur. Onu yazılı olarak cevaplandırayım Sayın Vekilim.

Adliyedeki mübaşirlerle ilgili “Yardımcı hizmetli sınıfından genel idari hizmetlere alabilir miyiz.?” Daha önce bu yönde, tasarının bir tanesine biz bunu eklemiş idik, ancak kamuda çalışanlar arasındaki dengesizliği artırmamak adına bunların toplu olarak yapılması yönünde bir Hükûmet politikası var, bunu paralel şekilde yapacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – 112 bin kişiymiş Sayın Bakan, 112 bin kişiyi alana kadar bunlar hiç alınmaz. Mezara gider bu adamlar.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Cevaplayamadığım soruları daha sonra yazılı olarak cevaplayacağım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra oylarınıza sunacağım.

29’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 29. Maddesinde “gazetede” ibaresinden sonra gelen “veya” ibaresinin “ve” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                              Turgut Dibek                                 Ali İhsan Köktürk

                        Uşak                                              Kırklareli                                          Zonguldak

                Bülent Tezcan                               Ömer Süha Aldan                                Mahmut Tanal

                       Aydın                                                Muğla                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, Aydın…

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 278 sıra sayılı Tasarı’yı görüşüyoruz. Bunu görüşürken biraz önce de söyledim, Türkiye'nin özellikle yargı reformu konusunda ciddi beklentileri varken, maalesef bu tasarı o beklentilere cevap verebilecek nitelikte ve yeterlilikte değil.

Biraz önce bu tasarıyla ilgili, özellikle haksız tutuklamalara cevap vermediğinden bahsetmiştim. Bir başka ciddi ihtiyaca daha cevap vermiyor, bu da, özel yetkili mahkemeler Türkiye’de maalesef olağanüstü dönem mahkemeleri olarak, tabii yargıç ilkesine aykırı bir şekilde bugüne kadar devam edegelmiştir. Özel yetkili mahkemelerin geçmişi devlet güvenlik mahkemelerine dayanmaktadır. Özel yetkili mahkemeler, devlet güvenlik mahkemelerinin ismi değiştirilmiş bir şeklidir ve bugüne kadar, bir reform gibi gösterilerek aslında olağanüstü görevler yüklenen, düzeltiyorum, kendisine olağanüstü görevler verilmiş olan bu mahkemeler Türkiye’de ceza yargılaması, kişi hak ve özgürlüklerinin ihlali konusunda sicili maalesef çok ciddi sıkıntılar içeren mahkemeler olarak görev yapagelmektedir.

Değerli arkadaşlar, Türk hukuk sisteminde, hukuk pratiğimizde artık özel yetkili mahkemelere son vermek zorundayız. Şimdi, Adalet Komisyonu sürecinde bunları konuştuk, o aşamada da özel yetkili mahkemelerin kaldırılması konusu tartışıldı. Hatta yakın zamanda bu tartışmaya Sayın Başbakanımız da katıldı ve Sayın Başbakanımız Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250’nci maddesi, 250, 251, 252’nin kaldırılması gerektiğini her ne hikmetse tam da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun atamalarının yapılması, kararnamenin çıkmasından önce dile getirdi, HSYK Kararnamesi çıktı, Yargıtaya gerekli atamalar yapıldı, yeni üye atamaları yapıldı; bundan sonra tekrar gündemden çektiniz 250’nci madde tartışmasını, özel yetkili mahkemeler tartışmasını.

Sayın Bekir Bozdağ bir dönem demişti ki: “Özel yetkili mahkemelerin özel görevleri var, bir ihtiyaçtan hasıl oldu. O ihtiyaç ortadan kalkınca bu mahkemelere de gerek kalmayacak, kaldıracağız ama şu anda bunlara ihtiyaç var.” dedi. “Şu anda ihtiyaç var.” dediği yargılamaları biliyoruz. Demek ki Türkiye’de olağanüstü yargılama yapma ihtiyacı devam ediyor. Değerli arkadaşlar, bu bile doğrudan doğruya özel yetkili mahkemelerin hukuka aykırı olarak, tabii yargıç ilkesine aykırı olarak olağanüstü görevlendirilmiş mahkemeler olduğunu ifade etmektir. Bu, evrensel hukuka tamamen aykırı, hukuk güvencesine, kişi hak ve özgürlüklerine aykırı bir uygulamadır.

Değerli arkadaşlar, şimdi, özel yetkili mahkemelerin, bugün basına yansıyan haberlere baktığımızda, yeniden Genel Kurulda önerge olarak gündeme getirilip kaldırılacağına ilişkin tartışmalar gündeme oturdu. Eğer Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250, 251, 252’nci maddelerini kaldıracak, yani özel yetkili mahkemeleri tamamen kaldıracak bir uygulamada samimiyseniz, buna sonuna kadar hazırız, hiç tereddüdümüz yok, ama görülen o ki Sayın Elitaş’ın basına yansıyan açıklamalarına da baktığımızda ilginç bir şeyle karşılaşıyoruz. Bakın, diyor ki: “Özel yetkili mahkemeler, normal ülkelerde olmaması gereken mahkemelerdir, işlevleri büyük ölçüde tamamlanmıştır, mevcut davalara devam etsinler, ama bundan sonraki davalarda özel yetkili mahkemeler görevli olmasın.”

Değerli arkadaşlar, bu bile özel yetkili mahkemeleri hukuka uygun olarak çalıştırmak için değil, doğrudan doğruya AKP sivil darbesinin planladığı şekilde Türkiye'de bir darbe hukukunu meşrulaştırma aracı olarak gördüğünüzün ifadesidir, ikrarıdır.

Bu çerçevede, eğer sırası geldiğinde sadece bu maddelerin kaldırılmasını önerecekseniz Türkiye'de hayırlı bir iş yapmış olursunuz, bakacağız, göreceğiz.

Hepinize teşekkür ediyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tezcan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 29’uncu madde kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 30. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                           Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek

                        Uşak                                             Zonguldak                                         Kırklareli

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan

                     İstanbul                                              Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe.

BAŞKAN : Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Hacizli malların satışı sırasında elektronik ortamda da teklif verilebileceğine ilişkin bu düzenleme ihalenin açıklığı, aleniliği ve herkesin tatmin olacağı bir şekilde gözle görünür nitelikte yapılması kurallarına aykırıdır. Hem alacaklıda hem de borçluda şüpheler uyandırabileceği gibi elektronik ortamdaki verilerin her zaman bozulabileceği ya da dışarıdan müdahale edilebileceği düşünülerek güvenli bir yol olmadığından maddenin tasarı metninden çıkarılması önerilmiştir.

Ayrıca hacizli malın hem ilk satışında hem de ikinci satışında tahmin edilen bedelin % 50’si üzerinden satışının yapılmasına ilişkin olarak bir düzenleme yapılması doğru değildir. Her iki satışta da % 50 sınırı konuyorsa o zaman ikinci satışın bir anlamı kalmamaktadır.

Bu nedenle İİY 129. maddesinin değiştirilmemesinin daha uygun olacağı görüşüyle önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 30’uncu madde kabul edilmiştir.

31’inci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 31. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                           Dilek Akagün Yılmaz                              Turgut Dibek

                   Zonguldak                                            Uşak                                              Kırklareli

              Ömer Süha Aldan                               Bülent Tezcan                                  Mahmut Tanal

                       Muğla                                               Aydın                                              İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

278 sıra sayılı kanun tasarısının 31 inci Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.30.06.2012

                Pervin Buldan                                      Ayla Akat                                  Sırrı Süreyya Önder

                        Iğdır                                               Batman                                             İstanbul

                 İbrahim Binici                                       Adil Kurt                                          Nazmi Gür

                    Şanlıurfa                                           Hakkâri                                                Van

                 Hasip Kaplan                                      Sırrı Sakık

                       Şırnak                                                Muş

BAŞKAN  - Önerge sahiplerine, talepleri hâlinde ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Aynı mahiyetteki bu iki önergeye komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?..

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, aslında 3’üncü yargı paketinin ülkemizde adil yargılanma, hukuk devleti, yargı süreci, olağanüstü mahkemelerle ilgili dört beş tane maddesi var önemli olan. Hassasiyet arz eden, üzerinde odaklaşmamız gereken dört beş tane maddesi var. İcra iflas, idari yargı, işte, adaletin yükünün azaltılması, bunlar zaman zaman dile getirilen konular.

Yalnız şunu size açıklıkla ifade etmek istiyorum ki devlet güvenlik mahkemelerini Türkiye, Fransız DGM’lerinden esinlenerek aldı. Fransız devlet güvenlik mahkemelerini olduğu gibi aldı, Anayasa’ya koydu; 60 Anayasası ile konuldu, 82 Anayasası ile sürdü. Ancak Fransızlar, devlet güvenlik mahkemelerini 81 yılında kaldırdı.

Dün Fransa’daydım. Lyon Barosu ve Montamer Barosunun değerli hukukçularıyla, baro başkanlarıyla beraber bu konuyu tartıştık. “Siz hâlâ bu konuyu mu tartışıyorsunuz?” dediler. “81 yılında bizim kaldırdığımız konuyu mu tartışıyorsunuz?” dediler.

Faşist Mussolini’nin 141, 142, 163’üncü maddelerini hatırlayın. Onları da biz senelerce tartıştık. İtalyanlar kaldırdı “Düşünce özgürlüğünü yasaklıyorlar.” diye, biz otuz sene sonra kaldırdık.

Biz şimdi, bu yasanın temelinde önümüzdeki bölümlerde dile gelecek konular üzerinde, gerçek üzerinde duralım. Türkiye, olağanüstü mahkemelerle ilgili hak ediyor mu böyle bir manzarayı -tarafsız, bağımsız…- atanmış, siyasallaşmış yargılarını? Burada çok farklı tartışmalar yaşanıyor, yanlış tartışmalar da yaşanıyor.

1999 yılında, devlet güvenlik mahkemelerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nedeniyle değiştiren hüküm. 99 yılında kim iktidardaydı? 20 Haziran 1999… Buradan, o dönemin iktidarına ve koalisyonuna sesleniyorum: 20 Haziran 1999… Ben, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde devlet güvenlik mahkemelerinin yargıç sisteminin, atanma usulünün kurulmasının bağımsız ve tarafsız olmadığına dair defalarca karar aldım ve Öcalan davasında da bu kararı verdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Abdullah Öcalan’ın davası devam ederken, devam ederken bu mahkemeler kalktı.

Şimdi, koalisyonun kaldırdığı o dönemin, 99 yılında, devlet güvenlik mahkemelerini, askerî yargıçları kaldırıp devlet güvenlik mahkemelerini kaldırdıktan sonra, biz bugün hâlâ, devlet güvenlik mahkemelerinin yerini tutan özel yetkili mahkemeleri, aynı statü ve mantıkla tartışanların durumunu yaşıyoruz. Bu, Türkiye'nin hukuk devletine yakışmıyor. Biz, hocaların da, doktrinin de ne tartıştığını çok iyi biliyoruz. Kimse kendi döneminde yaptıklarının üstüne çıkıp yaptıklarının tersini burada hem savunmasın hem şu ülkeye de zarar vermesin. Bu ülkede olağanüstü mahkemeleri bu Meclis kaldıracak mı, kaldırmayacak mı? Sorun budur. Bu ülkenin, bu olağanüstü mahkemeleri tarihin çöplüğüne atması lazım, son vermesi lazım; kalkması lazım ve bir daha yerine konulmayacak, hiçbir böyle mahkeme olmaması lazım. Olay budur.

Bakın, o dönemin müelliflerine bakın, hocalarına bakın, çok ilginç şeyler bulacaksınız. Dönemin Adalet Bakanı, 73’te, Fehmi Alparslan’dan tutun Sulhi Dönmezer’e… Ama, Çetin Özek’in şu sözleri hep aklınızda kalsın: 12 Eylül’ün demokrasisi, hukuk devleti ve düşünen insana düşman zihniyetinin bekçisi olan devlet güvenlik mahkemeleri ve onun yavrusu olan özel yetkili mahkemeleri bu Meclis tarihin çöplüğüne attığı zaman onurlu bir görev yapmış olacak. Buna imza veren bütün arkadaşlarımla, muhalefet iktidar,  “İşte onurlu iş budur.” diyeceğiz, bunu yapacağız, gerisi lafügüzaftır. Burada kalkıp kimse başka türlü şeylerle sulandırmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Doğru dürüst bir şey yapalım. Amacımız bağcıyı dövmek değildir, bu memleket adına üzümü hep beraber yemektir arkadaşlar.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 31. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali İhsan Köktürk (Zonguldak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Tezcan, buyurun.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması sürecinde eğer gerçekten bu konuda Türkiye'nin ihtiyacı olan düzenlemeyi yapabilirsek önümüzdeki süreçlerde Türk demokrasi tarihinde ve Türk hukuk tarihinde bu Meclis altın harflerle adını yazdırmış olacak, 24’üncü Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Değerli arkadaşlar, maalesef -biraz önce de söyledim- basına yansıyan haberlere baktığımızda bunun işaretlerini göremiyorum, bunun işaretlerini görmek istiyorum. Şimdi, “Özgürlük mahkemeleri kuralım.” diye bir şeyler söylenmeye başlanmış.

Değerli arkadaşlar, bir mahkemenin adını “özgürlük mahkemesi” koyarak o ülkede hukuksuzluğun önüne geçemezsiniz. Devlet güvenlik mahkemelerinin adını “özel yetkili mahkemeler”e çevirerek nasıl ki hukuku hâkim kılamamış isek, özel yetkili mahkemelerdeki haksız tutuklamaların önüne geçmek için onun adını “özgürlük mahkemeleri”ne çevirerek böyle bir sonuca ulaşamayız. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Davayı bilen, davayı gören, kamyonlarla taşınan dosyalara bakan bir mahkeme, o mahkemeyi bırakıp, o davada tutuklamaya karar verecek veya tahliyeye karar verecek bir başka mahkeme tesis edip biz orada haksız tutuklamaların önüne geçeceğimizi düşüneceğiz. Böyle bir şey olmaz. Basına yansıyan bu bilgiler inşallah doğru değildir. İnşallah bu konuda düşünülen, -hep beraber yaparız bunu, düşünülen buysa 250, 251, 252’yi kaldırdık demektir.

Bir başka söylenen şey, bu mahkemeleri Terörle Mücadele Kanunu’na aktarıp, yine aynı şekilde terör suçu, Balyoz, Ergenekon, vesaire gibi belli başlı suçlar için bu mahkemelerin devam edeceği ama bunun dışında diğer belli başlı uyuşturucu ve benzeri organize suçların bu mahkemelerin kapsamının dışına çıkarılacağı iddia ediliyor.

Değerli arkadaşlar, bunların hiçbirisi ihtiyaca cevap vermez, bunların hiçbirisi Türkiye’de tabii yargıç ilkesine aykırı olan özel yetkili mahkemeleri kaldırdığımız anlamına gelmez; hukuki eşitlik ilkesine aykırıdır, evrensel hukuk kurallarına aykırıdır.

Şimdi, bir başka şey daha anladığımız kadarıyla yapılmaya çalışılıyor. Bazı soruşturma yetkilerini, soruşturma yapabilmek üzere izin verme yetkisini de Başbakana aktarmak düşünülüyormuş; Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarıyla ilgili soruşturma yapma yetkisini. Değerli arkadaşlar, son dönemde Başbakanın elindeki yetkileri anlayamadığımız bir biçimde artıran bir sürece giriyoruz. Bakın, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı -yarısını görüştük, yarısını sanıyorum pazartesi günü görüşeceğiz- burada yetkileri, neyin devlet sırrı olup neyin olmayacağını belirleme yetkisini Başbakana verdik. İnsan Hakları Kurulunu oluşturuyoruz, orada İnsan Hakları Kuruluna kimin gireceğine karar verme yetkisini Başbakanın tekeline verdik. MİT Kanunu’nda soruşturma yapma yetkisini verdiğimiz gibi, Başbakana doğrudan doğruya MİT görevlisi tayin edebilme, soruşturmadan korunabilecek zırhla giydirilmiş, korunmuş görevliler tayin edebilme yetkisi verdik.

Değerli arkadaşlar, hiçbir hukuk devletinde, hiçbir demokratik devlette başbakanların yetkileri bu kadar kontrolsüz ve bu kadar sınırsız olmaz. Başbakanın üzerinde hiçbir sınırlama tanımayan, bu kadar yetkiyi toplayan düzenlemeleri yaparken, anlayamadığımız bir şekilde başkanlık rejimi tartışmalarını ortaya attınız.

Değerli arkadaşlar, yani fiilen Başbakanlık rejimi yaratırken, hâlâ bu noktada Başbakanın yetkilerini bu ölçüde arttırırken başkanlık rejimi tartışmalarının niye ortaya atıldığını anlamış değilim. Tahmin ediyorum, başkanlık rejimine geçilemeyeceğini, bu sonucun alınamayacağını öngörerek -Başbakanın yetkilerini- tıpkı başkanlık sistemindeki gibi yetkileri Başbakanın elinde şimdiden toplamak arzu ediliyor.

Bu yaklaşımlardan vazgeçmeyi öneririm, tavsiye ederim değerli arkadaşlar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tezcan, teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

31’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 31’inci madde kabul edilmiştir.

32’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

 

                                                        

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 32. maddesinin ikinci bendindeki “Borcun ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “ayrıntılı olarak belirtilecek toplam” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                           Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek

                        Uşak                                             Zonguldak                                         Kırklareli

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan

                     İstanbul                                              Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Levent Gök, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin gerekçesine baktığımızda aynen şu ifadeler yazılı: “Temel hak ve hürriyetlerden kabul edilen ifade özgürlüğü, çoğulcu demokrasilerde temel haklardan kabul edilmektedir. İleri demokrasilerin ‘olmazsa olmaz şartı’ olan ifade hürriyeti, birçok hak ve hürriyetin temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle, ifade hürriyeti, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Anayasamızda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.” deniyor. Birtakım maddelerde gerekçeler sayıldıktan sonra, “Yukarıda belirtilen değerlerin korunmasına yönelik, mevzuatımızda bir kısım değişiklikler yapılması zarureti ortaya çıkmıştır.” deniliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel gerekçesi bu şekilde tarif edilen yasa teklifini görüştüğümüz sırada… Geçtiğimiz hafta Diyarbakır’da seyahat eden bir araç arkadan gelen bir polisin anonsuyla durduruldu. Bu polis anonsunda “Derhâl aracınızı durdurun, sağa çekin ve ellerinizi yukarı kaldırarak aşağı inin ve arabanıza yaslanarak durun.” denildi. Araçtakiler ne olduğunu anlamadılar. Anons devam etti: “Size ‘Durun.’ diyoruz, ihtar ediyoruz.” denildi. “Durdurun aracınızı, inin ve ellerinizi yukarı kaldırarak arabanıza yaslanın.” denildi. Arabadakiler arabalarından indiler ve araçlarına yaslandılar. Arkadan gelen polis otosu uzunca boylu esmer bir arkadaşımızı aradı, onu durdurdu, “Hakkınızda yakalama emri var, gözaltı emri var.” denildi. Bu arkadaşımız daha sonra Emniyete götürüldü, sorgusu yapıldı ve ona şunlar soruldu ifade özgürlüğünün tartışıldığı bugünlerde: “Siz geçtiğimiz günlerde, geçen gün Kolej’de toplandınız. Birçok sendikayla beraber ‘Grevli, toplu sözleşmeli, güvenceli istihdam, insanca yaşayacak temel ücret, ek ödemelerin emekli aylıklarına dâhil edilmesi, baskı, ceza ve sürgünlerin durdurulması için grevdeyiz.’ konulu bir toplantıya katıldınız. Cevap verin.” dediler o uzun boylu esmer adama. Başka bir soru daha sordular: “Bir başka gün İnsan Hakları Heykeli önünde İnsan Hakları Derneğinin düzenlediği toplantıya katıldınız. Niçin katıldınız?” dediler bu uzun boylu, esmer adama. Sorular devam etti peş peşe. Yine bir başka gün “Başbakanlık Merkez Binası önünde düzenlenen toplantıda çalışma koşullarını, maaşları, ücretleri ve gözaltıları protesto etmek için bir toplantıya katıldınız. Niçin katıldınız?” dediler polisler bu arkadaşımıza.

Değerli arkadaşlarım, Diyarbakır’da polisin anons ederek durdurduğu “Eğer durmazsan ateş edeceğiz.” dediği bu kişi ve bu saydığımız toplantılara katılan kişi KESK Genel Başkanı Sayın Lami Özgen’dir. Katıldığı ifade edilen toplantıların tamamı KESK’in kuruluş amaçları, faaliyetlerini sürdürmesi için kendisine yetki verilen konularda yapması gereken faaliyetlerden ibaret olan bir kişiye sorulan sorulara bakın ve siz bu maddenin gerekçesinde ifade hürriyetinden bahsediyorsunuz, ifade hürriyetinin sınırlarını genişletmekten bahsediyorsunuz. Türkiye'nin en önemli sendikasının, en önemli emekçi sendikasının başkanını polis zoruyla durdurup ihtar ederek, üstünü arayarak, ellerini arabaya yaslatarak arayan İktidarımızın bugün bizlerin karşısında ifade hürriyetinden, hak ve özgürlüklerden, yargı paketinden bahsetmeye hiçbir hakkı yoktur. Bu arkadaşımıza üstelik emniyette başka sorular da soruldu, dediler ki: ”Bu toplantılara bir kısım CHP’li milletvekilleri de katıldı. Kimler katıldı?” Bizler katıldık değerli arkadaşlarım. Ben katıldım, pek çok arkadaşım katıldı. Şunu mu demek istiyorsunuz? “Artık, sıra sizlere de geliyor.” diyorsanız bizler buradayız, gelin, korkmuyoruz, sizleri bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

32’nci madde üzerindeki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

33’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 33. maddesindeki “şeklinde” ibaresinin madde metninden çıkarılarak “olarak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                           Dilek Akagün Yılmaz                              Turgut Dibek

                   Zonguldak                                            Uşak                                              Kırklareli

                Mahmut Tanal                               Ömer Süha Aldan

                     İstanbul                                              Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılır olması açısından önerilmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum ve karar yeter sayısı arayacağım:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…

Yine, “maalesef” diyeyim, anlaşmazlık olduğuna göre mecburum, elektronik cihazla oylama yapacağız.

Elektronik cihazla oylama yapacağız ve bir dakika süre veriyorum.

Buyurun efendim.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 33’üncü madde kabul edilmiştir.

34’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 34. maddesindeki “şeklinde” ibaresinin madde metninden çıkarılarak “olarak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                           Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek

                        Uşak                                             Zonguldak                                         Kırklareli

              Ömer Süha Aldan                                   Atilla Kart                                      Mahmut Tanal

                       Muğla                                               Konya                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Kabul ediyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyorum?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Kart açıklayacak gerekçeyi efendim.

BAŞKAN – Sayın Kart, buyurun.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla çıkarılan bu tasarıyla ilgili olarak, Adalet Bakanı ve Hükûmet sözcülerini izlerken, hukuk adına, yargı adına, yargının geleceği adına, ülkemin toplumsal barışı adına kaygıya kapıldığımı, dehşete kapıldığımı bilmenizi istiyorum. Bu duygularımı sizlerle paylaşmak istiyorum değerli milletvekilleri.

Bakın, öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki demagoji yapmaktan öte, o anı kurtarmak için yalan beyanda bulunmaktan kaçınmayan “bakan” kimliğiyle Hükûmet sözcüleriyle karşı karşıyayız. Bu ifadeyi kullanırken gerçekten üzülüyorum ama maalesef, gerçek bu. Adalet Bakanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı, o anı kurtarmak için yalan beyanda bulunmaktan kaçınmıyor. Bu, doğru değil, bunları yapmamak gerekiyor, bunlara tenezzül etmemek gerekiyor.

Bakın değerli milletvekilleri, yargıç sınavlarındaki yolsuzluktan söz ediyoruz. Ne diyoruz? İsim, adres, olay vererek sınav sorularının önceden verildiğinden söz ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı, böyle bir olay hakkında kılını kıpırdatmıyor, sıradan bir olaymış gibi olayın esasına yönelik hiçbir değerlendirme yapmıyor, “Bana ne, git ÖSYM’ye derdini anlat” diyor. Verdiği cevabın özü bu, esası bu.

Peki değerli milletvekilleri, böyle bir cevabı kabul etmek, böyle bir cevabı sindirmek mümkün mü? Sorumsuzluğa bakar mısınız, duyarsızlığa bakar mısınız, aymazlığa bakar mısınız, keyfîliğe bakar mısınız! O soruları kim hazırlıyor? O soruları, senin sağında oturan, solunda oturan, arkanda oturan bürokratlar hazırlıyor. Kim hazırlıyor o soruları, başkası mı hazırlıyor? O sorular çalındıysa, o sorular servis edildiyse senin memurun yapmış onları. Başka kim yapmış olabilir? Vakalar onu gösteriyor. Sen buna karşı tepkisiz mi kalacaksın, duyarsız mı kalacaksın, “bana ne” mi diyeceksin? Ondan sonra da “bakanım” diye orada oturacaksın öyle mi! (AK PARTİ sıralarından “Öyle” sesleri)

Ama ne diyoruz değerli milletvekili? Ne diyoruz? Bakın, olaydan söz ediyoruz. İsim diyoruz, adres diyoruz. Ne yapacak o bakan biliyor musunuz? Eğer o bakan Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanıysa, Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanıysa, adaletten nasibini almış ise, hak, hukuk kavramlarına inanıyorsa, kul hakkına inanıyorsa, yargı hizmetlerini etkinleştirmek istiyorsa, adaleti gerçekten insan haklarına uygun bir şekilde dağıtmak istiyorsa ne yapması gerekir biliyor musunuz?

MEHMET ERSOY (Sinop) – İnceletmesi gerekir.

ATİLLA KART (Devamla) – Önce inceletmesi gerekir, ama inceletmiyor, inceletmiyor.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – ÖSYM inceliyor.

ATİLLA KART (Devamla) – Söylüyor kendisi. Ne yapması gerekir? En başta kendi teftiş kurulunu devreye sokması gerekmez mi? Çünkü, o sorular kendi bünyesindeki memurlardan sızmış. Bunun başka anlamı var mı, başka açıklaması var mı? Ya da, ya da, ya da… Peki, peki…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Nereden biliyorsun?

ATİLLA KART (Devamla) – Peki değerli milletvekilleri, yani hemen bir savunma mekanizmasıyla bir şeyler anlatmaya çalışıyorsunuz ama kendi vicdanınızı da -inanıyorum ki- tatmin edemiyorsunuz.

Bakın, Adalet Bakanlığının  memurlarını bırakalım, ÖSYM’nin memurları soruları çaldığı zaman, soruları servis ettiği zaman siz sorumlu olmayacak mısınız? Kim sorumlu olacak? Bunun hesabını vermeyecek misiniz?

ŞUAY ALPAY (Elazığ) – Yargı sorar hesabını.

ATİLLA KART (Devamla) – Bakın değerli milletvekilleri, böyle bir sorumsuzluk kabul edilemez, böyle bir keyfîlik kabul edilemez. Böyle bir şey kabul edilebilir mi değerli milletvekilleri?

ŞUAY ALPAY (Elazığ) –  Atilla Bey, yargı sorar hesabını. Yargıya intikal eder.

ATİLLA KART (Devamla) – Tabii Sayın Bakan her şeye rağmen bu söylediklerimizden rahatsız oluyor, rahatsız olduğu için demagoji yapıyor, yalan beyanda bulunuyor, efendim işte ajite bir tavır içine giriyor, reaksiyon içine giriyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Üslubunuz doğru değil.

ATİLLA KART (Devamla) – Açıkçası rahatsız olma duygusunu hâlen kaybetmemiş olması bizde her şeye rağmen bir iyimserlik yaratıyor. Diyoruz ki: Rahatsız olma duygusunu hâlen muhafaza edebiliyorsa, biz o zaman, rahatsız etmeye devam edeceğiz değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) – Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Sayın Kart, teşekkür ederim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Belgesiz suçlama olmaz.

ATİLLA KART (Devamla) – Belgesi başka nasıl olur? “İsim, adres, belge” diyoruz. Sen bulacaksın, ben bulmayacağım.

BAŞKAN –  Sayın Kart… Sayın Metiner lütfen… Lütfen…

ATİLLA KART (Davamla) – Vicdan sahibiyse, adalet sahibiyse…

BAŞKAN –  Sayın Kart, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, bir dakika açıklamada bulunacaklar.

Sayın Bakan, buyurun.

AVRUPA BİRLİĞİ  BAKANI EGEMEN BAĞIŞ  (İstanbul) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel söz alan Sayın Milletvekili, verdiği önergede “şeklinde” kelimesini “olarak” kelimesiyle değiştirmek istediğini  belirten bir önerge için söz alıp daha sonra…

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Bakan, şu anlattıklarıma cevap ver! Biraz adalet duygun varsa şu anlattıklarıma cevap ver!

AVRUPA BİRLİĞİ  BAKANI EGEMEN BAĞIŞ  (İstanbul) – …Türkiye Cumhuriyeti’nin vatanına sevdalı Adalet Bakanlığı bürokratlarına ithamlarda bulunmuş, iftira etmiştir.

ATİLLA KART (Konya) – Müsamere yapmayı bırak, şu anlattıklarıma cevap ver! 

AVRUPA BİRLİĞİ  BAKANI EGEMEN BAĞIŞ  (İstanbul) –  Bahsedilen imtihan soruları Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanmamaktadır. Bahsi geçen imtihanın soruları ÖSYM tarafından akademisyenlere hazırlatılmaktadır, ÖSYM, başvuruları almaktadır. Adalet Bakanlığımızın  bürokratlarının imtihan sürecinde herhangi bir etkisi ya da herhangi bir tazyiki, dahli yoktur.

ATİLLA KART (Konya) – ÖSYM kimin sorumluluğunda, Hükûmetin sorumluluğunda değil mi?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Bu tür iftiraları atmadan evvel biraz daha bilgi sahibi olmalarını kendilerinden rica ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Her seferinde sorudan kaçınıyorsun!

BAŞKAN – Teşekkürler.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

35’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Önergeyi oylamadınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önergeyi oylamadınız, önerge oylanmadan maddeyi oyladınız.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Önergeyi oylamadık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğrudan maddeyi oylattınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeye “olur” cevabı verdiler; doğru, ilk önce önergeyi oylamam lazımdı, haklısınız.

Hükûmetin de katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul edilmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Katkılarınız için teşekkür ederiz.

BAŞKAN - Kabul edilen önerge doğrultusunda 34’üncü maddeyi…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkan, kabul edilmedi.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Karıştırdınız Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - E, katıldınız önergeye… Önergeye el kaldırıyorsunuz, sonra kabul etmiyorsunuz.

BAŞKAN – Beyler, bir saniye susar mısınız…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, saydınız, çok çıktı.

OKTAY VURAL (İzmir) - Zaten katılıyorlar ya!

BAŞKAN – Önergeye katıldılar efendim.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Çocuk oyuncağı mı bu?

BAŞKAN - Hükûmetin de katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

35’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 35. maddesinin ikinci bendindeki “Borcun ve” ibaresinden sonra gelmek üzere “ayrıntılı olarak belirtilecek toplam” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek                                     Tufan Köse

                   Zonguldak                                         Kırklareli                                             Çorum

                 Ali Özgündüz

                     İstanbul

              Ömer Süha Aldan                          Dilek Akagün Yılmaz                             Mahmut Tanal

                       Muğla                                                Uşak                                               İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ali Özgündüz…

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, İstanbul…

Buyurun Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 3’üncü Yargı Paketini konuşuyoruz. Sayın Bakan sunuş konuşmasında dedi ki: “Daha çok insan hakları, daha çok kişi hürriyeti, davaların bir an önce sonuçlanması amacıyla bu yargı paketi geldi.”

Değerli arkadaşlar, evet yargı önemli yani hangi hakkı tanırsanız tanıyın insanlara eğer bağımsız ve tarafsız bir yargı yoksa vatandaş, hakkı ihlal edilen kişi, yargıda hakkını alamayacaksa o ülkedeki insan haklarından bahsetmek sadece bir fantezi olur. Şimdi ilginçtir, belki de kaderin bir cilvesi, Hükûmet sıralarında Hükûmeti temsil eden Sayın Egemen Bağış’a, biliyorsunuz, bir üniversite öğrencisi protesto amaçlı bir yumurta attı diye iki gün önce hapis cezasına mahkûm oldu. Şimdi böyle karar veren bir yargıdan ne bekliyorsunuz? Siz hangi yasayı getirirseniz getirin, Hükûmet üyesini protesto eden bir üniversite öğrencisi bir yumurta attı diye hapis cezası alıyorsa, değerli arkadaşlar, bu ülkede ciddi anlamda yargıda sorun vardır, bunu bilin, bunu yani hakkaniyetinizle, vicdanınızla bir sorgulayın.

Değerli arkadaşlar, Müyesser Yıldız, gazeteci, bir buçuk sene tutuklu kaldı, tahliye edildi. “Niye tutuklandım, niye tahliye edildim; bilmiyorum.” diyor. Hakikaten siz biliyor musunuz? Yani “terör örgütü mensubu, Hükûmeti devirmek için bir örgütün mensubu…” E ne oldu, serbest bıraktınız. Ne oldu, kıyamet mi koptu? Nedim Şener, Ahmet Şık keza aynı şekilde. Aynı suçtan Soner Yalçın hâlen tutuklu. Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanlığını yapmış kişiyi “siz terör örgütü kurup yönetmek”ten dolayı hâlen içeride tutuyorsunuz. Yani Genelkurmay Başkanına “terör örgütünü kurmak, yönetmek” dediğiniz anda aslında siz Türk Silahlı Kuvvetlerini, onun emir komutası altındaki tüm Türk Silahlı Kuvvetlerini “terör örgütü” olarak nitelendiriyorsunuz. Bunu kim yapıyor? İşte özel yetkili mahkemeler.

Dolayısıyla bu yargı paketinin özü, özel yetkili mahkemelerin, çığırından çıkmış, adalet trenini raydan çıkaran bu özel yetkili mahkemelerin mutlaka lağvedilmesidir, kesinlikle, samimi söylüyorum yani bunu kaldırırken işte dolanarak, maslahata uygun davranarak Ankara’da bir terör mahkemesi kurup, bölge istinaf mahkemelerinde de diğer, şu andaki özel yetkili mahkemelerin baktığı davaları verirseniz, değerli arkadaşlar, samimiyetle söylüyorum, bakın bu sizi de tehdit eder, bu düzenleme yarın öbür gün sizi de tehdit eder, yapmayın. Gelin, bu özel yetkili mahkemeleri kaldıralım. Diğer mahkemeler, Türkiye’de ağır ceza mahkemeleri… Oradakiler de hâkim, aynı fakülteden mezun oldular, aynı eğitimden geçtiler. Onlar da, suçlularsa onu yargılar ama yetkisini kötüye kullanmaz. Çünkü şu anda özel yetkili mahkemeler aslında yargılama yapmıyor değerli arkadaşlar. Soruşturma aşamasında tamamen polisin, tamamen emniyetin getirdiği, bir kısmını da hukuka aykırı olarak elde ettiği, bir kısmını sahte olarak ürettiği delillere göre karar veriyor. Ben o sıralardan gelmiş bir cumhuriyet savcısı olarak söylüyorum.

Cumhuriyet savcısı… Bakın, iddianameler, polisin fezlekesi polisle birlikte iddianameye dönüştürüldü, kes-kopyala-yapıştır yöntemiyle. Mahkemeler ne yazık ki o dosyaları okuyamıyor, mümkün değil, maddeten mümkün değil. Yani on binlerce sayfa dosyayı okuyacak, efendim yirmi dört saat içinde tutukluğun devamına ya da reddine karar verecek, mümkün değil. Dolayısıyla, özel yetkili mahkemelerin mutlaka kaldırılması ve Türkiye’nin normalleşmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, bugün cezaevleri resmen bir felaket içinde; biliyorsunuz 124 bin tutuklu, hükümlü var. İşte, iki hafta önce isyanlar vardı, şu anda sakinledi ama tekrar ne zaman patlar, bilemiyoruz. Dolayısıyla Türkiye’de tutuklama bir infaza dönüşmüş, cezaya dönüşmüş durumdadır. Tutuklamanın mutlaka, gerçekten gerekli olduğu hâllerde, çok özel durumlarda bu tedbire başvurması lazım. Bunun için de sadece -adli kontrol- 109’da yapacağınız değişiklikler bana göre yetmez, yani hâkimlerin uygulamasına bıraktığınız anda bu kötüye kullanılabilir. Özellikle bizim o maddede verdiğimiz bir önerge var tutuklu milletvekillerinin durumuyla ilgili olarak. Mutlaka tutuklu milletvekillerinin… Yaklaşık işte bir yılı geçti, 12 Haziranda seçilen milletvekillerimiz, 8 kişi -2’si bizim milletvekilimiz-  tutukludur. Bunların serbest bırakılmasının önünü açacak düzenlemenin yapılmasına destek vereceğinizi umuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özgündüz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 35’inci madde kabul edilmiştir.

36’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 36. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                           Dilek Akagün Yılmaz                           Ömer Süha Aldan

                   Zonguldak                                            Uşak                                                Muğla

                 Turgut Dibek                                   Mahmut Tanal                                Süleyman Çelebi

                    Kırklareli                                           İstanbul                                            İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyor efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Çelebi, İstanbul… (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, aslında Türkiye'nin en önemli konusunu konuşuyoruz. Aslında Türkiye'nin hukukunu konuşuyoruz, daha doğrusu, Türkiye'nin hukuksuzluğunu konuşuyoruz. Türkiye'nin çok sorunu var, işsizlik sorunu var, yoksulluk sorunu var, sağlık sorunu var, eğitim sorunu var, yüzlerce ben burada sorun sayarım ama bütün sorunların aşılacağı bir tek alan hukuktur. Hukukun olduğu yerde bu tip sorunları aşarsınız ama hukuk egemen değilse, hukuk adil, eşit uygulanmıyorsa bu sorunları çözmek mümkün değil değerli arkadaşlar.

Ben hukukçu değilim, hukukun çok değerli insanları aramızda, hukukçular aramızda ama ben hukuksuzluğa uğrayan birisi olarak ve hukuksuzluğa uğrayan Türkiye halkının büyük bir ezici çoğunluğu Türkiye’deki hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı isyan hâlinde, bu isyanı çözmek ve doğru bir rotaya sokmak hepimizin görevi. İlk önce hukuka kim saygı gösterecek? Hukuka ilk önce saygı göstermesi gereken yürütmedir, devlet erkidir. Devlet eğer hukukun ürettiği kararlara uymuyor ve direniyorsa, o kararların gereğini yerine getirmiyorsa orada tuz kokmuş demektir.

Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, bugün 110 tane arkadaşımızın sorunuyla ilgili basın toplantısı yaptık. Türk Standartları Enstitüsü Kurumundan 11 Mart 2011’de atılmış arkadaşlar. “Mahkemeye gidin.” demişler, gidilmiş. Mahkeme iade kararı vermiş, işe iade kararı. İşveren itiraz etmiş, Yargıtaya gitmiş, Yargıtay onaylamış ama bu kurumun yetkilileri ve yöneticileri o çıkarttıkları 110 kişi yerine de -sırf sendikalı oldukları için işten atılıyorlar- bir 110 tane insan almışlar. Demek ki sorun ne? Orada bir işçi fazlası yok, orada bir fazladan çalışan yok. Atıyorlar 110 kişiyi, yerine bir 110 kişi alınıyor ve 2/b statüsünde alınıyor, ayrıca o da yasa dışı bir alınmadır. Yargıtay kararına rağmen burada bir direnç var. Kim direniyor? Bırakın özel sektörü, bırakın diğer yönetim kademelerini, bu ülkenin devleti, bu ülkenin devlet kademesinde olanlar bu karara uymuyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu karara eğer bu yapıdaki insanlar uymaz ve yargı kararını yürütme yok sayarsa, o ülkede adaletten, hukuktan, insan haklarından bahsedilebilir mi?

Şimdi, bolca burada sözleri dinliyorum ve bu sözlerin büyük bir bölümünde, Türkiye yarı cezaevine dönmüştür, çok net söylüyorum. Yani illa içeride olanlar değil, 59 bin kişiydi 2002’de hapiste yatanlar, şimdi 159 bin kişi oldu. İşte ileri demokrasi, işte açık cezaevi.

Onun için, bırakın bu hukuksuzluğu, doğru dürüst bir hukuku egemen kılan, gerçekten objektif, uluslararası alana uygun bir hukuk kuralım, çünkü bir yandan “Avrupa Birliği” diyoruz, “Avrupa Birliği standartları” diyoruz, Hava-İş kolunda grev yasakları getiriyoruz, Avrupa Birliğinden sorumlu Bakan neredeyse burada oynadı. Bu ayıptan Türkiye kurtulmadıkça bu ülkede hukuk ve adaletten bahsedilemez.

Herkesi gerçek bir hukuka, adalete ve insan haklarına saygılı bir hukuk yapmaya davet ediyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 36’ncı madde kabul edilmiştir.

Madde 37’ye bağlı geçici madde 9 üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 37. maddesinin birinci fıkrası ile eklenen (geçici madde 9)da yer alan “6 ay” ibaresinin “üç ay” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                              Turgut Dibek                                 Ali İhsan Köktürk

                        Uşak                                              Kırklareli                                          Zonguldak

              Ömer Süha Aldan                                 Mevlüt Dudu                                    Mahmut Tanal

                       Muğla                                               Hatay                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mevlüt Dudu, Hatay Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

“Torba kanun”, -bazılarına göre “çorba kanun”- “şu paketi, bu paketi, yargı paketi”; bunlar, AKP İktidarının hukuk ve Parlamento literatürüne kazandırdığı yeni kavramlar. Şu anda da gündemimizde yine bir yargı paketi var, 3’üncü Yargı Paketi.

Adalet Bakanlığı, bir süreden beri tüm dikkatini yargının hızlandırılmasına vermiş bulunuyor. Bu pakette de önceki paketlerde olduğu gibi yargıyı hızlandırmayı amaç edindiğini iddia ediyor.

Öncelikle şunu söylemek gerekirse yargının hızlanması, gerçek adaletin gerçekleşmesi anlamına gelmez. Elbette gecikmiş adalet, adalet değildir ama önemli olan yargıda nitelik ve niceliği artırmaktır. Bu sağlandığında, yargı zaten hızlanır, zaten bağımsız ve adil yargı yaşama geçer. Gelin görün ki, önceki paketlerde olduğu gibi bu pakette de yargıyı hızlandıracak bir hüküm yok. Tam tersine, yargı sürecini yavaşlatacak, hatta tıkayacak hükümler var. Örneğin, tasarının 45’inci maddesiyle Danıştay savcılarının görev alanı daraltılıyor, Danıştaya ilk derece mahkemesi sıfatıyla açılacak davalarla sınırlandırılıyor. Bu hüküm hızlandırma değil, idari yargının daha da yavaşlatılması anlamına gelmektedir. Yargının hızlandırılmasıyla ilgili durum budur.

Bu tasarıda olumlu işlevi olan ender hükümlerden, düzenlemelerden bir tanesi, adli para cezası gerektiren bazı suçların idari para cezası kapsamına alınmasıdır. Bu sayede, sistemde bir zaman ve emek tasarrufu sağlanacağını belirtmekte yarar vardır.

Değerli milletvekilleri, peki, bu tasarıyla ilgili, toplumdaki diğer beklentiler karşılanmış mıdır? Maalesef karşılanmamıştır. Örneğin, uzun tutukluluk süreleriyle ilgili bir düzenleme yoktur. Dünyanın bütün demokrasilerinde sadece bir yargılama tedbiri olan tutukluluk, ülkemizde ne yazık ki bir peşin cezalandırma aracına, yargısız infaza dönüşmüştür. Pakette bunu önleyici bir hüküm yoktur. Bu milletin oylarıyla seçilmiş tam 8 milletvekili bir yılı aşkın süredir mahpushanelerde tutsaktır; yani millet iradesi tutsaktır. Ne yazık ki pakette bu ayıbı ortadan kaldırmaya yönelik bir düzenleme de yoktur.

Bir yandan, özel hayata karşı suçların cezası artırılıyor, diğer yandan, bu suçlardan yargılanan bazı gazetecilere örtülü af getiriliyor. İşte burada, son günlerde geliştirdiğiniz yeni bir tavır yine kendini gösteriyor, aynen özel yetkili mahkemelerle ilgili yapmak istediğiniz düzenlemede olduğu gibi ki, bu konuya birazdan değineceğim.

Değerli milletvekilleri, bu tavır “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” tavrıdır. Emniyet ve adalet teşkilatı içindeki malum yapılanmanın artık sizinle uğraşmaya başladığını anladınız; sıra size geliyor ve bunu engellemeye çalışıyorsunuz. Bir yandan da o malum yapılanmaya sus payı olarak geçmişle ilgili ayrıcalıklar tanıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, tasarıda İcra İflas Kanunu ile ilgili de çeşitli düzenlemeler öngörülüyor. İcra İflas Kanunu’nun tümüyle değişmesi gerekirken sürekli yapılan değişikliklerle yamalı bohçaya çevrilmesini anlamak mümkün değildir.

Danıştay üyelerinin nitelikleriyle ilgili getirilen düzenlemeler, hiçbir deneyimi ve bilgi birikimi olmayan kişilere paye verilmesini amaçlamaktadır. Peki, nerede kaldı nitelikli, doğru ve gerçek adalet? Nerede kaldı bağımsız yargı?

Danıştay savcılarının görev alanı tasarıyla sınırlandırılıyor. Mevcut uygulamada Danıştay savcıları, Danıştayın, temyiz mercisi olarak ve ilk derece mahkemesi olarak baktığı tüm davalarda işin esası ve yürütmenin durdurulması bakımından mütalaa veriyorlar. Dolayısıyla Danıştay savcıları dava dairelerine yardımcı bir işlev görüyorlar ve istatistikler gösteriyor ki Danıştay savcıları dava dairelerinden daha hızlı çalışıyor yani Danıştay savcıları Danıştayı yavaşlatmıyorlar. Şunu iyi bilmelisiniz ki idari yargının tıkanmasının nedeni, idarenin çıkardığı uyuşmazlık sayısının giderek artmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEVLÜT DUDU (Devamla) – Bunun da nedeni, AKP İktidarının hukuk tanımazlığıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dudu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 37’ye bağlı geçici madde 9’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 37’ye bağlı geçici madde 10 üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 37. maddesi ile 2004 sayılı İcra İflas Kanununa eklenen geçici madde 10 maddesindeki olunur ibaresinin kaldırılarak “edilir” ibaresinin konulmasını arz ve teklif ederiz.

              Ömer Süha Aldan                          Dilek Akagün Yılmaz                           Ali İhsan Köktürk

                       Muğla                                                Uşak                                             Zonguldak

                   Özgür Özel                                Kadir Gökmen Öğüt                            Süleyman Çelebi

                      Manisa                                             İstanbul                                            İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Yüksek takdire bırakıyor efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde metninin daha anlaşılır olması amacıyla önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir; madde 37’ye bağlı geçici madde 10 üzerindeki önerge kabul edilmiştir.

Madde 37’ye bağlı geçici madde 10’u kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 37’ye bağlı geçici madde 11 üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı kanun tasarısının 37. maddesi ile 2004 sayılı İcra İflas Kanununa eklenen geçici madde 11 maddesindeki baro başkanlığı ibaresinden sonra gelmek üzere “esnaf ve sanatkarlar Odası” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

              Ömer Süha Aldan                          Dilek Akagün Yılmaz                           Ali İhsan Köktürk

                       Muğla                                                Uşak                                             Zonguldak

                    Atilla Kart                                        Özgür Özel                                  Süleyman Çelebi

                       Konya                                              Manisa                                             İstanbul

            Kadir Gökmen Öğüt

                     İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Komisyon katılmamaktadır Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İlgilisi tarafından teslim alınmayan ve yediemine devredilmesine karar verilen malın değerinin tespiti sırasında ilgili yerdeki esnaf ve sanatkârlar odası temsilcisinin de bulunması amacıyla önerilmiştir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 37’ye bağlı geçici madde 11’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 38 üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde 38 kabul edilmiştir.

Madde 39 üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra sayılı Kanun Tasarısına 39. Maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                   Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk

                    Kırklareli                                            Mersin                                           Zonguldak

                Bülent Tezcan                                      Atilla Kart                                 Dilek Akagün Yılmaz

                       Aydın                                               Konya                                                Uşak

                   Kazım Kurt

                    Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Kazım Kurt…

BAŞKAN – Sayın Kurt, Eskişehir. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 278 sıra sayılı Tasarı’nın 39’uncu maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, özellikle son on yılda sürekli yapmaya çalıştığınız hukuk reformunun bir parçası, bir uzantısı. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’na yeni geçici bir madde ekliyoruz ve diyoruz ki: “Bölge idare mahkemeleri kuruluncaya kadar bu işi uzattık.” Geçici 1’inci maddesi de aynı şekilde daha önce yapılmış, orada da demişiz ki: “Bölge adliye mahkemeleri kuruluncaya kadar bu kanunun uygulanmasını erteledik, öteledik.” Bölge adliye mahkemelerini niçin kurmaya karar verdi bu Parlamento? Adalet hizmetlerinin daha etkin, daha verimli ve daha sağlıklı olarak yansıması için, uygulanabilmesi için. Ama ne hikmettir, 2005 yılından bu yana, maalesef, bölge mahkemeleri ilk derece mahkemelerinin üstünde kurulamadı, Yargıtay bir temyiz mahkemesi niteliğine dönüştürülemedi. Böyle olunca şu anda bölge mahkemelerinin kurulmasını Eylül 2013’e erteleyen Hükûmet, yasaları da ertelemek suretiyle bu kabahatine özür bulmaya çalışıyor.

Değerli arkadaşlarım, bölge adliye mahkemeleri eğer kurulacak ise bir an önce kurulmalıdır çünkü bu, sistemi bozan, sistemi ve yargılama kanunlarımızın silsilesini bozan bir yapı hâline dönüşmüştür. Şimdiye kadar neden uygulanmadı, şimdiye kadar neden kurulmadı, iki yılda bir niçin uzatıldı? Bunların tamamı adalete ve sisteme bakışınızla ilgili, işi ötelemeyle ilgili bir sıkıntı çünkü davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlanmasını istemeyen bir mantık, istemeyen bir sistem üzerine devam ediyoruz. Oysa Türkiye’de insanlar adaleti mülkün temeli olarak sayıyor ve en sıkıştıkları ortamda adalete başvuruyor ama adalet, sistemi sarsmış, sistemi bozmuş ve uygulanamaz hâle gelmiş, insanları canından bezdirmiş. Şimdi, her dönem yeni yeni reformlarla, yeni yeni reform söylemleriyle işin mantığını da bozarak yürüyoruz. Nereye kadar gideceğiz, şu anda belli değil. Bölge mahkemeleri kurulmadığı sürece bu işin düzelme ihtimali görünmüyor ama ne yazık ki normal koşullarda, demokratik ve şeffaf bir ortamda bu işleri yapması gereken Hükûmet ve Bakanlık, maalesef bu işlere çok sıcak bakmadı.

Şu anda “3’üncü Yargı Paketi” diye görüşmekte olduğumuz paketin içine özel yetkili mahkemelerle ilgili ne gelecek belli değil. Kamuoyu bunu tartışıyor, kamuoyu bunu bekliyor ve gecenin saat bilmem kaçında, hiç kimse, biz bilmiyoruz, siz de bilmiyorsunuz özel yetkili mahkemelerle ilgili ne yapacağınızı.

Dolayısıyla, bu işleri üstünkörü geçirerek, üstünkörü değerlendirerek sürekli yanlış yapıyoruz ve bu yanlışı düzeltmek için altı ay sonra bir yasa daha, iki yıl sonra bir yasa daha… Bu mantıkla gidildiği sürece Türkiye’deki demokratik hukuk devletini rencide etmeye devam edeceğiz ama bu Parlamentonun görevi, bir an önce bu özel yetkili mahkemeleri ortadan kaldırmak ve Türkiye’deki hak ve adalet arayanların önündeki engelleri açmaktır. Bunu yapmadığımız sürece hesap verme şansımız yoktur. Bu hesabı biz çok rahatlıkla vermeye hazırız ama siz bu konuda biraz sıkıntılı görünüyorsunuz gibi geliyor.

Saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurt.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

39’uncu madde üzerinde Komisyonun bir redaksiyon talebi var.

Buyurun Sayın Başkan.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Değerli Başkanım, 39’a bağlı geçici 2’nci madde metnindeki “kararı verilen daireye” “kararı veren daireye” biçimde olacaktır.

Düzeltir, arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı efendim.

BAŞKAN - Komisyonun bu redaksiyon isteğiyle birlikte 39’uncu maddeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağız efendim.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, madde kabul edilmiştir.

40’ıncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra sayılı Kanun Tasarısına 40. Maddesinin 1. fıkrasında yer alan “beşyüz Türk lirasından” ibaresinin, “bin Türk lirasından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                   Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk

                    Kırklareli                                            Mersin                                           Zonguldak

           Dilek Akagün Yılmaz                              Celal Dinçer                                    Bülent Tezcan

                        Uşak                                               İstanbul                                              Aydın

                                                                             Atilla Kart

                                                                               Konya

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Celal Dinçer, İstanbul.

Sayın Dinçer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 278 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 40’ıncı maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

278 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 40 ve 41’inci maddeleri 1950 tarihinde çıkarılmış 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun’un 25’inci ve 26’ncı maddelerinde değişiklik öngörmektedir. 25’inci maddede, 17’nci maddeye göre Türkiye’de oturmaya mecbur kılınanlar için iki aydan iki seneye kadar hapis cezası vardı. Aynı şekilde, bu yeni tasarıyla bu hapis cezası kaldırılıyor, 500 Türk lirasından 3 bin Türk lirasına kadar idari para cezası getiriliyor. Bu para cezasına dönüştürülmesi olumlu bir gelişmedir. Bu yönüyle, maddenin bu şekline katılmak mümkündür ancak 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun’a değişiklik getiren 278 sıra sayılı Kanun Tasarı’sının bu maddeleri ve bu kanun tamamen, dikkatinize sunuyorum saygıdeğer milletvekilleri, sadece bir hafta önce, İçişleri Bakanlığının gönderdiği ve İçişleri Komisyonunda görüşülen bir tasarıyla yürürlükten kaldırılıyor. Şu anda, İçişleri Komisyonunda kabul edildi bu tasarı. (1/619) esas numarasıyla İçişleri Komisyonunda kabul edilen ve kaldırılması hükmedilen bir yasa hakkında şimdi yeni bir değişiklik getiriyoruz. Bu da İktidarın kanun yaparken “torba kanun” dediğimiz bu teknikle, ne gelirse aceleyle torbaya doldurmasından kaynaklanan yanlışlıklardan bir tanesi. Bu yeni değil, daha önce gene yapmıştınız. Daha önce, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de yapmıştınız. Orada Maden Tetkik Arama Kurumunu kaldırıyorsunuz, bir gün sonraki bir değişlikte ise Maden Tetkik Arama Kurumunun Teftiş Kurulu Yönetmeliği’ni yayınlıyorsunuz. Bu kanunları, bu torba kanunları yaparken lütfen bir detaylı çalışın, dersinize iyi çalışın, bu şekilde yanlışlıklara meydan verilmesin, bu Meclis meşgul edilmesin.

Saygıdeğer milletvekilleri, cezaevlerinde istiap haddi doldu artık, çok fazla. 126 binden fazla insan cezaevlerinde. İsyanlar çıkmaya başladı. AKP’nin hâkimleri tutukluyor, AKP cezaevi yetiştiremez oldu. Neredeyse artık bölgelere seyyar, prefabrik cezaevleri yapacaksınız.

Kapatılan adliyeler konusu Türkiye'nin ayrı bir yarası. Şimdi, siz yüzlerce adliyeyi kapatıyorsunuz. Bürokratik yaşamımızda biz gördük. Bir dosya istiyoruz, bir evrak istiyoruz “Efendim, taşınırken kaybolmuş.” Yüzlerce dosyayı taşıyacaksınız değerli milletvekilleri, ben burada uyarıyorum sizleri. Bu dosyalar ne olacak? Bu insanların hakları ne olacak? Yarın, taşınırken bu dosyaların yarısı yolda kaybolacak, yarısı yok olacak ve yüzlerce, binlerce insanın hakkı zayi olacak. Lütfen, bu yanlıştan dönünüz. Aynı şekilde, “Mevcut odalar yetersiz.” diyorsunuz. Peki, insanlar mağdur olmayacak mı? Taşıdığınız odalara bu arşivleri nereden sığdıracaksınız, hangi adliyede sığdıracaksınız? Kaldı ki adliyeleri kapattınız. Keşif için gelecek insanlar yüzlerce kilometre uzaklığa gidecekler. Bu, vatandaşa yüklenen keşif masrafları ne olacak? İşin bir de bu yönünü göz önüne alınız. Sadece, “Adliyeyi kapattık, tasarruf yaptık. “ diyemezsiniz. O vatandaşların  bir keşif için ödeyeceği paraları da düşünmeniz lazım, mahkemeye başvurması için ödeyeceği paraları da düşünmeniz lazım. Bu yönleriyle bu yanlıştan vakit geçirmeden dönmenizi diliyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dinçer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

40’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra sayılı Kanun Tasarısına 41. Maddesinin 1. fıkrasında yer alan “ikibin Türk lirasından beşbin Türk lirasına” ibaresinin, “üçbin Türk lirasından yedibin Türk lirasına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Celal Dinçer                                     Turgut Dibek                                   Ali Rıza Öztürk

                     İstanbul                                           Kırklareli                                             Mersin

                Bülent Tezcan                                Ali İhsan Köktürk                                    Atilla Kart

                       Aydın                                            Zonguldak                                            Konya

                                                                    Dilek Akagün Yılmaz

                                                                                Uşak

BAŞKAN – Komisyon, Sayın Başkan?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Dinçer…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz evvel bahsettiğim, “yürürlükten kaldırılan bir madde” diyordum. İçişleri Komisyonunda görüştüğümüz bu kanun tasarısında yabancılarla ilgili kanunun son maddesi kaldırılıyor Sayın Valim, bir cevap vermek için… Son maddesiyle kanun kaldırılıyor ama başka bir maddesiyle de ceza veriliyor.

Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; 278 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 41’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Avrupa Konseyinin hukuk danışmanı organı olan Demokrasi ve Özgürlük İçin Avrupalı Yargıçlar Birliği MEDEL’in bir raporu var Türkiye’yle ilgili. Bu raporu kısaca sizlere okumak istiyorum: “Türkiye’de yargı politik gücün elinde tehlikeli bir boyut kazandı. Yürütme erki yargıyı manipüle ediyor. Yargıç bağımsızlığı tehdit altında. İktidar yandaşları yargıdan muaf tutuluyor.” Bu çarpıcı iddialar Avrupa Konseyinin hukuk danışmanı organı görevini yürüten Demokrasi ve Özgürlük İçin Avrupalı Yargıçlar Birliği, diğer adıyla MEDEL’in raporundan alınmıştır. Raporda Türk yargısına sert eleştiriler yöneltiliyor. Deniz Feneri, şike, MİT, KCK soruşturmalarının örnek gösterildiği raporda, politik gücü elinde tutanların tehlikeli boyut kazandığı vurgulanarak, durumun yargıç, savcı bağımsızlığını tehdit ettiği belirtiliyor.

YARSAV ve Yargı-Sen’e yönelik müdahalelerin eleştirildiği raporda, yargıç ve savcılar hakkında soruşturma başlatmak, dosyadan el çektirmek ya da kanun değişiklikleriyle iktidar yandaşlarının yargıdan muaf tutulduğu belirtiliyor. Yargı yürütme erki tarafından manipüle ediliyor deniyor. Türkiye’de yargının siyasi gücün emrine verildiği ve asli işlevlerini yapamaz hâle getirildiği de rapordaki tespitler arasında. Çözüm yolu olarak da, yargı mensuplarının özerk birlikler oluşturulması tavsiye ediliyor.

Avrupa’nın birçok raporlarında sizi öven raporları dikkate alıyorsunuz ama sizi yeren raporları hiç görmezden geliyorsunuz. İşte bu da, Avrupa’dan size yönelik, uygulamalarınıza yönelik bir konu.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, hiçbir dönemde bu kadar hukukun çiğnendiği, adaletsizliğin diz boyu olduğu bir dönemi yaşamamıştır. Türkiye bir korku tüneline sokulmuştur. Bu ülkenin Cumhurbaşkanları, Başbakanı, Başbakan Yardımcıları yargıdan şikâyet etmeye başlamıştır. Fazla uzağa gitmeyelim, bugünkü gazetelere bir göz atalım. Sayın Cumhurbaşkanımız İzmir’deki soruşturmayı eleştiriyor. İzmir’deki iddiaların hiçbirisinin özel yetkili mahkemelerin görev alanına girmediğini belirtiyor. Birçok hükûmet yetkilisi eleştiriyor ama biz görüyoruz ki, getirilen bütün paketlerin içinde bu konuyu düzeltecek hiçbir adım yoktur. Hâlâ, dünyada hiçbir şekilde kabul edilemeyecek bir çifte standarttan bahsediliyor. Yargılamalarda mevcut, devam eden yargılamalar devam etsin özellikle birkaç dava için, geri kalanlara yeni usul hükümleri uygulansın. Dünyada hiçbir hukuk sisteminde usul hükümleri bu şekilde ikiye bölünerek uygulanamaz. Bunu düşünen hukukçulara, bunu düşünen insanlara adalet dağıtan insanlar diyebilir miyiz, hukukçu diyebilir miyiz?

Değerli milletvekilleri, vakit geçirmeden -buradan da tekrar ediyorum- lütfen, bu yanlışları tekrar tekrar yapmayalım. Türkiye’nin huzurlu, yaşanabilir, özgür bir ülke olması için işte elimizde fırsat. Madem her şeyi bu torbaya atıyorsunuz, gelin, özgürlükleri sağlayacak maddeleri de bu torbaya atalım. Türkiye’yi, cennet ülkemizi, yaşanabilir, huzurlu bir ülke hâline getirelim. Bu hepimizin elinde, bu yüce Meclisin elinde, buna hep birlikte karar verelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Dinçer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

41’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

42’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

TBMM  Başkanlığına,

278 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 42. maddesinde geçen  “beşyüz” ibaresinin “bin”  olarak değiştirilmesini  arz ederiz.

                           

                           

                     Alim Işık                                      Muharrem Varlı                                 Özcan Yeniçeri

                     Kütahya                                             Adana                                              Ankara

                  Oktay Vural                                  Mehmet Erdoğan

                        İzmir                                                Muğla

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra Sayılı Kanun Tasarısına 42. Maddesinin 1. fıkrasında yer alan  “ikibin Türk lirasından beşbin Türk lirasına” ibaresinin, “üçbin Türk lirasından yedibin Türk lirasına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                   Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk

                    Kırklareli                                            Mersin                                           Zonguldak                                              

                Bülent Tezcan                                  Refik Eryılmaz                                      Atilla Kart

                       Aydın                                                Hatay                                               Konya

                           

           Dilek Akagün Yılmaz

                        Uşak

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılınmamaktadır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN  (Hatay)   – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Sayın Refik Eryılmaz, buyursunlar. (CHP sıralarından alkışlar)

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çağdaş demokrasilerde yasalar toplumun ihtiyaçları dikkate alınarak hazırlanır ama maalesef, Hükûmet, Meclise sevk ettiği bütün yasa teklif ve tasarılarında, toplumun ihtiyaçlarından çok, kendi beklenti ve ihtiyaçlarını dikkate alan bir anlayışla hareket etmektedir. Toplumun talep ve eleştirileri hiçbir şekilde dikkate alınmamaktadır.

Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu’yla ilgili bir kanun maddesini şu anda görüşüyoruz ama maalesef, Suriye’yle yaşadığımız sıkıntılardan dolayı bugün Suriye’ye komşu olan bütün illerdeki seyahat acenteleri iflasın eşiğine gelmiş durumda.

Biz bu kanun teklifini konuşurken maalesef şu anda bölgede savaş tamtamları çalınıyor. Hükûmetin izlediği politikayla, ülke içeride karanlığa, dışarıda ise bataklığa ve savaşa doğru sürüklenmektedir. Küresel emperyalist güçlerin etkisi altında şekillendirilen dış politikanın ülkeyi getirdiği süreç budur.

Komşu, dost ve kardeş Suriye’de kirli ve iğrenç bir oyun oynanmaktadır. Küresel güçler, Türkiye’ye bu kirli oyunda önemli bir görev vermiştir. Suriye’de her gün bombalar patlıyor, intihar saldırıları düzenleniyor, askerler, çocuklar, siviller eli kanlı silahlı gruplar tarafından katlediliyor. 1.100 kilogram patlayıcıyla Şam’a saldırdılar. Aralarında çok sayıda çocuk öldü, en az 55 insan öldü, yüzlercesi yaralandı, masum çocukların körpe bedenleri parça parça oldu. Bu nasıl bir vahşettir, bu nasıl bir demokrasi mücadelesidir?

Mesele Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir ayak bağını ortadan kaldırıp İsrail’in etrafını temizlemek olunca, mesele İran’a giden yolda bir tümseği  dümdüz etmek olunca ve mesele Müslüman coğrafyayı Şii, Sünni ekseninde önce ortadan ikiye bölmek, sonra da un ufak etmek olunca demokrasi bahane.

Suudi Arabistanlı kadınlar için bırakın oy kullanma hakkını bisiklete binme özgürlüğünü bile telaffuz etmeyenler, Suriye’ye demokrasiyi götürüyorlar! Suriye kan gölü, Suriye ağlıyor, Suriye direniyor. Alevi’siyle Sünni’siyle, Ermeni’siyle Yahudi’siyle, Türküyle Çerkez’iyle, Arap’ıyla Kürt’üyle, başı açık olanıyla başı kapalı olanıyla, sorunlarıyla, sancılarıyla ve kendine özgü güzellikleriyle yaşanıp giden ve toprağa demokrasi fidanını yetiştirmeye en müsait bu Orta Doğu ülkesinden ne istediniz? Düne kadar neşeli Arapça ezgileri dinlediğimiz radyolarından ağıtlar yükseliyor. Emperyalizmde vicdan yok, emperyalizmde ahlak yok, emperyalizmde acıma yok, parçalanmış çocuk bedenleri umurlarında değil. Bakın, o çocukların kanları henüz soğumadan teröristlere milyarlarca dolar para gönderildi. Suriye’de tezgâhlanmak istenen müdahalenin ve mezhep savaşının Kuzey Afrika’dan Orta Doğu’ya kadar uzanan coğrafyada ABD ve işbirlikçilerinin gerçekleştirmek istediği “Büyük Orta Doğu Projesi” adı altındaki kirli savaşın bir uzantısı olduğu herkesçe bilinmektedir. Suriye’deki bir savaşın bütün bölgeyi etkileyeceği ve Türkiye’yi de Orta Doğu bataklığına sürükleyeceği âşikârdır. Türkiye’nin böyle bir bataklığın içine çekilmesine asla izin verilmemelidir. Hükûmeti uluslararası güçlerin Orta Doğu’daki çıkarlarına değil, ülkemizin ulusal çıkarlarına hizmet etmeye davet ediyoruz. İki halk, bin yıllık bir tarihin çocukları, bir zamanlar aynı bayrağı paylaşmış bu iki ülke emperyal darbelerle daha önce birbirinden koparılmıştır. Şimdi ikinci bir emperyalist saldırıyla karşı karşıyayız. Bu saldırıya karşı CHP olarak halkımızla birlikte karşı duracağız. Suriye halkı ile Türk halkı kardeştir ve kardeş olmaya devam edecektir. Emperyalizme karşı savaşan, dik duran bütün halkları selamlıyoruz. Unutulmasın ki son sözü hep direnenler söylemiştir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Beşar Esad…

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Amerika’nın taşeronluğunu yapmayın!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Eryılmaz.

Arkadaşlar, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Önergeyi kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

278 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 42. maddesinde geçen “beşyüz” ibaresinin “bin” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Başkan, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Bakan?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, buyurun efendim.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün adalet Türkiye’nin en katı elementi hâline gelmiştir. Geniş kitleler üzerinde yapılan bir araştırmada, Türkiye’de halkın yüzde 86’sının adaleti birinci öncelikli sorun olarak gördüğü ortaya çıkmıştır. Devletin temeli bu yüzden adalet olarak tarif edilmektedir.

Zulmün payidar, eşkıyanın hükümdar olamayacağını ifade eden deyimler de aslında milletimizin adalete verdiği öneme işaret ederler. Devletin işlerinde devletin mumunu, Ömer’in işlerinde Ömer’in mumunu kullanan Hazreti Ömer’in de bize söylediği aslında budur.

Farabi “Toplum sevgiyle kaynaşır, adaletle yaşar.” der. Yüce Mevlân⠓Adalet ağaçlara su vermek, zulüm dikeni sulamaktır.” der. Bizim kültürümüz böyle buyuruyor. Ancak burada bir sorun var, o da adaletten ne anlamamız gerektiği hususudur. Adalet, eski Yunan’dan bugüne sürekli olarak tartışılan bir olgu, bir kavram olarak gelmiştir.

Bundan iki bin beş yüz sene evvel, Polemarchus, Thrasymachus ve Sokrates arasında bir tartışma yaşanır. Bu tartışmadan Polemarchus adaleti “Herkese hakkını vermektir” olarak ifade eder. Bunun üzerine Sokrates “Sarhoşun eline bıçağı, düşmanın eline silahı vermek adalet midir?” diye sorar. “Değildir.” der. O zaman “Doğruluk nedir?” diye sorar. O da der ki: “Düşmana zarar vermek, dostlara iyilik etmektir.” Sokrates bunun üzerine “İnsanların dost olup olmadığını nasıl anlayacağız?” diye sorar. O da “Dost görünene mi dost olana mı dost diyeceğiz?” şeklinde bir soru sorar. Oradan da bir başka sual ortaya çıkar, Polemarchus diyor ki: “Dosta iyiyse iyilik etmek, kötüyse kötülük etmek, doğru bir harekettir.” “Acaba doğru mudur?” diye bir sorulur. Buna karşılık da “Kötü insanlara kötülük edince, bunu yapanlar insanlık değeri bakımından kötülük yapanlardan daha kötü bir mevkiye inmez mi?” şeklinde bir yaklaşıma varırlar. Sonuç şu: “Ne dosta ne de düşmana kötülük yapmak, iyi bir insanın yapabileceği bir iş değildir.” der. Adalet ya da doğruluğu bu defa “Güçlünün işine gelendir.” şeklinde tanımlarlar. Bugün siyaset felsefesinde mutlak bir hak kavramı olamayacağı, yönetenle yönetilen arasındaki ilişkilerde dinî, ahlaki herhangi bir prensip aramaya gerek olmadığı, hukukun daima güçlünün işine gelen şey olduğunu iddia eden görüşler rölativistlerin ve şüphecilerin devamlı tekrarladıkları bir doktrin olarak önümüzde durmaktadır.

Şimdi, Hakan Fidan olayında olduğu gibi, iktidarın bürokratlarına özgü yasa çıkarması; Cumhurbaşkanlığıyla ilgili düzenlemelerde olduğu gibi, anayasal hükmü yasayla değiştirmesi hukuk devletinde olabilecek bir şey değildir. Yıllara sarkan tutukluluk hâlleri ve buna benzer uygulama ve sızlanmalar, adaletin Türkiye’de kâmil manada belirli bir seviyede olmadığı ve sorunlu olduğunu bize göstermektedir.

Montesquieu diyor ki: “İngiltere’de bir insanın saçının sayısı kadar düşmanı olsa, onun herhangi bir haksızlığa uğrama ihtimali yoktur.” Ben bunu bugünün Türkiye’sine endeksleyerek söylersem, bugün Türkiye’de suçsuz bir kişi iktidarın hıncını üzerine çekmişse, başındaki saçının sayısı kadar avukatı olsa haksızlıktan kurtulma ihtimali yoktur. Maalesef durum buraya gelmiştir. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Şu hâle bir bakar mısınız: Ömrünü suç örgütleriyle mücadele etmeye adamış bir Emniyet Müdürü bir anda zülfüyâre dokunduğu için mücadele ettiği terör örgütünün mensubu olarak tutuklanıp hapse atılmıştır. Adam aylarca orada tutuklu bulunmaktadır ve unutulmaya terk edilmiştir neredeyse. Türkiye'nin 600 bin kişilik ordusunun Genelkurmay Başkanı bir anda terör örgütü kurmak ve mensubu olmaktan tutuklanmıştır. Sanki adamın örgütü yok, sanki silahı yok, tankı yok, uçağı yok da ayrıca bir terör örgütü kuruyor, ilginç. Hiçbir yorum yapmıyorum ve soruyorum: Sayın Bakan, Sayın AKP’li arkadaşlar, vicdanınız rahat mı? Hepsi bu. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 42’nci madde kabul edilmiştir.

43’üncü madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M. Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra Sayılı yasa tasarı/teklifinin 43. maddesinin tasarı/teklif metninden çıkartılmasını arz ederim.

                                                                                                                                    Kamer Genç

                                                                                                                                        Tunceli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                    Muharrem Varlı

                       Konya                                                İzmir                                                Adana

                           

                       Ali Öz                                             Alim Işık

                      Mersin                                             Kütahya

BAŞKAN – Sayın Komisyon Başkanı, aynı mahiyetteki iki önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Bileşik veya farklı önergelerin muhtevasına da kendilerine de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Bakanım?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Işık…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne oldu, Komisyon katıldı mı katılmadı mı?

BAŞKAN – “Katılmıyoruz.” dedi Komisyon.

Buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Saygıdeğer milletvekilleri, hayırlı geceler diliyorum.

Sayın Komisyon Başkanı, direkt “katılmıyoruz” demektense bu tür süslü laflarla sanki katılacakmış gibi bizi umutlandırıyor ama maalesef katılmıyor.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Türkçenin zarafetine hakaret ettiniz.

ALİM IŞIK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 278 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 43’üncü maddesinde yapılan değişikliğin uygun görülmediğine, dolayısıyla bu maddenin teklif metninden çıkarılmasına yönelik önergemiz hakkında söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bu maddede ne öngörülüyor, onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu madde Danıştay üyelerinin niteliklerini yani kimlerin Danıştay üyesi olabileceğini düzenlemekte. Mevcut Danıştay Kanunu’nun 8’inci maddesinde zaten bunlar sayılmış ama ilaveler var. İlavelerden birisi çok ilginç, TBMM Genel Sekreterliği yapmış olanlar olacak, ayrıca düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlıklarında görev yapmış olanlar olacak ve diğer, Maliye Bakanlığında var olan hukuk müşavirleri kaldırılmış, Hukuk Hizmetleri Başkanlığı ve Hukuk İşleri Müdürlüğü yapmış olanlar Danıştay üyesi olabilecekler.

İlginç olan bir şey daha var, mevcut kanunda idari yargı grubundan Danıştay üyeliğinde görev alabileceklerin en az yirmi yıl devlet memurluğu yapma şartı var, bu da on beş yıla indiriliyor, söz konusu sizin verdiğiniz teklifle.

Şimdi, buradan açık yüreklilikle Sayın Bakana sormak istiyorum: Daha önce, yani AKP hükûmetleri döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği yapıp da şu an boşta kalan birilerine yer mi ayarlıyoruz, yoksa bu kanunda bu değişikliğe ne gerek vardı?

Şimdi, gece yarısı apar topar getirilen bu tür kanunlarla birilerine kaymaklı yer ayarlamanın bir anlamı yok. Bu memlekette 75 milyon vatandaşın üniversiteyi bitirmiş, yüksek lisans, doktora yapmış yüz binlerce çocuğu iş sahibi olabilmek için gece gündüz KPSS’ye hazırlanacak, o sınavdan bu sınava koşacak, ondan sonra çalınan sorularla bunların hakkı yenecek, on beş yılı doldurmuş, henüz yirmi yılı doldurmamış, ama bir şekilde bir yerlere kızağa alınmış birilerine yer ayarlayacağız, böyle bir şey olmaz Sayın Bakan. Bunlar, bu Meclise yakışmıyor. Adama has kanun çıkaracaksanız, o zaman bunları buraya getirmenize gerek yok, kanun hükmünde kararnamelerle zaten bunları yapıyorsunuz.

Şimdi, buradan soruyorum: Hangi TBMM Genel Sekreterine Danıştay üyeliği yeri hazırlıyorsunuz? Bu madde bununla ilgili. Bunu çıkarın lütfen. On beş gün sonra birini oraya atadığınız zaman bu dediklerimizin ne kadar doğru olduğu ortaya çıkacaktır. Adama has kadroyu Meclisten geçirecekseniz, o zaman bu Meclisi bu saatlere kadar beklemenizin bir anlamı yok, söyleyin, zaten bunu bir şekilde ayarlamanın yolunu sizler çok iyi biliyorsunuz.

Dolayısıyla, bu kanun maddesi, bu teklifteki bu madde kişiye has bir düzenlemedir, yirmi yılı doldurmamış, on altı, on yedi, on sekiz yıllık bir üst düzey memura Danıştay üyeliği maddesidir. Budur bu, başka bir şey değildir.

Sayın Bakan, bu tür kişiye has düzenlemelerin insanları ne kadar üzdüğünü ve kamu vicdanını ne kadar yaraladığını, eminim, siz de bizler kadar biliyorsunuz.

Bundan dolayı, bu önergemizin kabulünü temenni ediyorum ama vicdanlara çok seslendik bu zamana kadar. Hiçbir vicdan, buradaki işaretin aksine, kıpırdamadı bugüne kadar ama bundan sonra eminim kıpırdar.

Değerli milletvekilleri, bugüne kadar birçok konu üzerinde tartıştık ama bu teklifteki bazı maddeler var ki, sizleri ömür boyu bu dünyada, ömrünüzün sonundan sonra da öbür dünyada rahat bırakmayacaktır. Terör örgütü mensupları gibi cezalandırılacak teröre yataklık etmişleri bu kanunla affediyorsunuz. Dolayısıyla, bu vicdanlarınıza iyi danışın, bu kanuna el kaldırırken de neye el kaldırdığınızı lütfen iyi, dikkatle izleyin ve ona göre kararınızı veriniz diyorum.

Bu ülkede hırsızlık yapan ya da komşusuyla kavgadan dolayı insanlar… Ufak, simit çalmış insan gidecek cezaevinde gününü bekleyecek, taahhüdü ihlalden dolayı üç aya kadar borcunu ödeyemediği için cezaevinde yatacak ama terör örgütü mensuplarına ve onlara yataklık edenlere af getireceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) – Bu da size buradan tekrar hatırlatmadır.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Diğer önerge üzerinde Sayın Genç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 278 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 43’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılması için önerge verdik.

Bu 43’üncü maddeyle Danıştay Kanunu’nda Danıştay üyelerinin nitelikleri ve Danıştaya alınacak üyelerde aranacak şartlarda ve kıdemle ilgili önemli değişiklikler yapılıyor. Eskiden işte, düzenleyici ve denetleyici kurum başkanlıkları buraya alınamıyordu; şimdi, bununla getiriliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri alınıyor buraya ve diğer bir fıkrada ise, işte, 1’inci hukuk müşavirliği ve hukuk hizmetleri başkanlığı ve hukuk işleri müdürlüğü gibi makamlarda bulunan kişiler buraya alınıyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Danıştay çok yüce bir kurumdur. Yani bugün bizim idare hukuku sistemimiz, Fransız idare hukukundan alınan bir hukuk sistemidir ve Fransız Danıştayından ki, esinlenerek getirilmiştir ve çok büyük bir kurumdur.

Aslında, Danıştaya atanan kişilerin o görevi yapabilecek hukuki düşüncelerle, bilgilerle temayüz etmesi, devleti tanıması, hukuk alanında sağlıklı içtihatlar vermesi o devletin sağlıklı işlemesine sonuç verir.

Bakın, Fransız Danıştayında verilen kararlar yüz elli senelik. Aynı içtihat devamlı orada uygulanıyor ama bizde, bırakın bunu, beş senelik bir içtihat bulamazsınız. Niye? Çünkü hep kanunlar değişiyor, hep oraya niteliksiz insanlar atanıyor.

Şimdi, bu düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlıkları… Şimdi, Zahit Akman’ı herhâlde getirecek Tayyip Bey, Danıştay Başkanlığına atayacak; onun için değişiklik yapılıyor. Biliyorsunuz bunun şeyi… Geçen gün Cemil Çiçek’in oğlu EPDK, yani Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna atandı; onu atamak için ya da Danıştay üyeliğine atamak için bunları, bu düzenlemeyi yapıyorsunuz. Yani bu, çok utanç verici bir şey.

Arkadaşlar, Danıştay, yüce bir makamdır. Oraya gelmek için belli bir bilgi sahibi olmak lazım ama Sadullah gibi bir tane Adalet Bakanı gelip Bakanlık makamının başına oturursa, oraya artık, Danıştaya da çobanları getirip, yerleştirmek lazım. Hukuka gerek yok yani. Ne gerek var hukuk bilgisine? Çünkü artık, bu devlet hukukla yönetilmiyor. Bu devlet, artık hukuk denilen bir kavramı yok etmiş. Devri iktidarınızda hâkimler kanalıyla siz karşı ihtilal yaptınız. Artık, hâkimleri kullanmak, bazı özel görevli hâkimler ve savcıları kullanmak suretiyle hak ve özgürlükleri yok ettiniz. Masum insanları beş senedir içeride tutuyorsunuz. Kendi iktidarınıza karşı olan herkesi, kendinize karşı olan, özellikle Tayyip Bey’e karşı olan herkesi içeriye atıyorsunuz ama buna rağmen, Deniz Feneri davasında… Niye Deniz Feneri savcılarını görevden aldınız? Çünkü onlar bir yere geldiler. Ben de şimdi soruyorum: O, Almanya’da bavulla para taşıyanlar içinde Tayyip Bey veya çevresindeki insanlar var mı, yok mu? Bunu öğrenmek istiyoruz arkadaşlar, bu bizim doğal hakkımız. “Vardır.” demiyorum, var mı, yok mu öğrenmek istiyoruz. Niye bu savcıları görevden aldınız?

Bakın, geçen gün yine gazetenin birisi yazdı, 100 trilyonluk bir hayalî ihracat dosyasını inceleyen savcıyı görevden almış bu yüce Bakan! Bu yüce Bakan var ya -efendime söyleyeyim- kendisine dokunan bir şey geldi mi hemen görevden alıyor. Ya, böyle bir, devlet yönetilir mi? Böyle bir devlet yürür mü? Böyle adalet olur mu? Bunu kimin sayesinde yapıyor? Sizin bu parmaklar sayesinde. Sizin bu parmaklarınız, sonra, bir süre sonra, bu parmaklar sebebiyle gasbettiğiniz, devlet imkânlarından dolayı işlediğiniz günahlar sizlerden de sorulur, çocuklarınızdan da sorulur,  torunlarınızdan da sorulur. Böyle bir devlet yönetimi olur mu yahu? Yani, getiriyorsunuz, parmaklarla soygunları örtüyorsunuz, haksızlıkları örtüyorsunuz.

Geçen gün burada bir önerge verdiniz, efendim, ihalelerde şeffaflık… İhale şartnamesini yalnız, ihaleye çağrılan kişiler alsın, ötekiler almasın. Ben orada kalktım, dedim ki: “Yahu, beyler, namuslu olan, arı olan, edebi olan bu önergeyi kabul etmez.” Yani bu doğru mu, yanlış mı? Bu doğru. Çünkü, bu devlet hırsızlara teslim edilmiştir sizin zamanınızda, maalesef her şey talan ediliyor, hukuk yok ediliyor. Ondan sonra da getirip bu saatlere kadar kanun çıkarıyorsunuz. Yahu, zaten bir tane şey, bir gün bir madde getirip: Türkiye’de hukuk yok edilmiştir, Anayasa yok edilmiştir… Hâkimler sizinle beraber; daha ne istiyorsunuz? “Anayasa Mahkemesi” diye bir kurum yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla artık bu saatlere kadar insanları çalıştırmayın, hiç olmazsa çalışan bu memurlara acıyın.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

 

lll.- Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkanım, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunacağım, yoklama yapacağım.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Tarhan, Sayın Öztürk, Sayın Köktürk, Sayın Dibek, Sayın Tanrıkulu, Sayın Özel, Sayın Dinçer, Sayın Tanal, Sayın Serindağ, Sayın Öner, Sayın Cihaner, Sayın Kart, Sayın Acar, Sayın Genç, Sayın Fırat, Sayın Özkan, Sayın Sarıbaş, Sayın Tunay, Sayın Kuşoğlu.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER(Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Türk Ceza Kanunun Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar Kanununda Yer Alan Maddelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 34 Milletvekilinin; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; Türk Ceza Yasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6 ve 7'nci Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Terörle Mücadele Kanununda Bazı Maddelerin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan'ın; Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (1/565, 2/90, 2/120, 2/223, 2/257, 2/268, 2/292, 2/322, 2/326) (S. Sayısı: 278) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

43’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… 43’üncü madde kabul edilmiştir.

44’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görülmekte olan 278 sıra sayılı Kanun tasarısının 32’nci (Adalet Komisyon Metninde 44’üncü madde ile ilgili) maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                     Atilla Kart                                        Gürkut Acar

                      Mersin                                              Konya                                              Antalya

                  Mevlüt Dudu                                     Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz

                       Hatay                                             Kırklareli                                              Uşak

              Ali İhsan Köktürk                                 İlhan Cihaner                                   Mahmut Tanal

                   Zonguldak                                           Denizli                                             İstanbul

                 Ali Özgündüz                                     Tufan Köse                                  Sezgin Tanrıkulu

                     İstanbul                                             Çorum                                             İstanbul

 

Madde 44- 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“c) Ülke genelinde uygulanması gereken düzenleyici nitelikteki idari işlemlere.”

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

278. sıra sayılı kanun tasarısının 44 üncü Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                      Ayla Akat                                         Sırrı Sakık

                        Iğdır                                               Batman                                                Muş

                    Erol Dora                                          Adil Kurt                                       İbrahim Binici

                      Mardin                                             Hakkâri                                            Şanlıurfa

                                                                          Hasip Kaplan

                                                                                Şırnak

BAŞKAN – Komisyon son önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mussolini 1926 yılında faşist rejimini korumak için oluşturduğu “…” (x) Türkçesi: “Devletin korunması için özel mahkeme.” Yani “özel yetkili mahkeme.” Ne kadar benziyor “özel” kelimesi…

Kimileri devlet güvenlik mahkemesi konusunda Fransa’nın örneğini getirir, aslında Fransa’nın örneği ile bağdaşmıyor. Fransa, Bin Bella’nın uçağını Libya’dan Mısır’a uçarken iki Mirage uçağıyla zorunlu inişle getiriyor; Bin Bella’yı kaçırıyorlar, Paris’e getiriyorlar. Cezayir özgürlük mücadelesinin en önemli ismi. Paris’te yargılama koşulları yok; 500 kilometre ötede sağlam, muhkem bir şatoya getiriyorlar ve orada yargılamalara başlanıyor. Devlet güvenlik mahkemeleri fikri Fransız yargılama sistemine orada giriyor. Ve 1,5 milyon insan ölüyor Fransız-Cezayir savaşında ve sonunda Fransa-Cezayir savaşı hem Bin Bella’nın serbest bırakılması hem Cezayir halkının özgürlüğüyle bitiyor.

Yargılama süreçlerine, tarihsel olarak, endeks olarak koyarken  çok dikkat etmesi gereken bir noktadayız Meclis olarak. Bu Mecliste her söylenen sözün öncesi vardır. O konuda özellikle yargı reformu söz konusu olduğu zaman herkesin, yaptıklarına ve attığı imzalara, kararlara çok dikkatle bakması gerekiyor. Bu olağanüstü mahkemeler Türkiye’ye nereden hediyedir? 60 ihtilalinden, 80 ihtilalinden, darbelerinden gelmiştir.

Şimdi, darbe müessesesi olan bir konuda biz düzenleme yapacağız. Sadece o değil, uzun tutukluluk onun sorunu, gizli soruşturmalar onun sorunu, özel sorgulama yöntemleri onun sorunu, usuller onun sorunu yani burada bir taraftan yargının yükü hafifletilecek, bir taraftan da bu ayıptan kurtulunacak.

Şimdi, tarihsel olarak bakıyorum, –çok “tarih” de denmez artık, aslında 2001 yılına “tarih” denir mi, daha on bir sene öncesi- bu Ulusal Program Mecliste kabul edildi mi? Edildi. Taahhüt edildi mi? Edildi. Bu edilen taahhütlerin içinde adil yargılanma hakkı var mıydı? Vardı. Bu mahkemelerin kaldırılacağı var mıydı? Vardı. Niye bugüne kadar kaldı?

Şimdi, 2001 Anayasa değişikliği burada yapılmadı mı? Yapıldı. 2001 Anayasa değişikliğinde adil yargılanma hakkı getirilmedi mi? Getirildi. 36’ncı madde değiştirildi mi? Evet.

Peki, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olacaksın, Katılım Ortaklığı Belgesi’nde bunlar yer alacak, sonra… 2003 yılında iki parti var o zaman Mecliste, AK PARTİ İktidarı, ana muhalefet de CHP. Şimdi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni ve onun ikizi olan Ekonomik ve Sosyal Sözleşme’yi birlikte imzaladınız mı imzalamadınız mı? İmzaladınız ve Meclis onayladı. Doğru yaptınız. Bu bir ayıptı, Türkiye'nin bu iki sözleşmeyi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni imzalamaması. Bu iki sözleşmenin içinde adil yargılanma hakkı var mıdır, yok mudur? Vardır. O zaman bizim oturup burada… Eğer sabahlıyorsak doğru dürüst bir iş yapalım, değsin, arkadaşlar, değsin. Bu yargılama ayıbından, bu olağanüstü mahkemelerden, bu zulümden, bu zorbalıktan hiç kimse çekmesin. Hukuk işlesin, adil yargılanma olsun. Bağımsız ve tarafsız olmayan mahkemeler süreci sonlansın. Bu konuda buna çalışalım. Bu uykusuz gecelere değsin. Bari çocuklarınıza “Olağanüstü mahkemeleri bıraktık, kaldırdık burada başka bir şey yapamadıksa da.” diyebilesiniz diyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görülmekte olan 278 sıra sayılı Kanun tasarısının 32’nci (Adalet Komisyon Metninde 44’üncü madde ile ilgili) maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Madde 44- 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“c) Ülke genelinde uygulanması gereken düzenleyici nitelikteki idari işlemlere.”

 

                                            Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Atilla Kart, buyurun efendim.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarıyla ilgili 44’üncü maddeyle bağlantılı verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Yargıçlar Birliği, yargı konusunda, yargı uygulamaları konusunda görüş ve önerileriyle, eleştirileriyle etkili olan ve saygınlığı genel olarak kabul gören bir mesleki kuruluştur. Bu kuruluş, Türkiye’yle ilgili değerlendirmeleri yapıyor, tespitleri yapıyor. Bu tespitleri izninizle sizlerle paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Şöyle diyor MEDEL (Avrupa Yargıçlar Birliği) yaptığı tespitlerde, şunları tespit ediyor: “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna atama ve tayinler hangi kriterlere göre yapılıyor?” diye soruyor. HSYK üyeleri, bu atamaları “özenle yazılmış kriterlere göre” yaptıklarını ifade ediyorlar.  Bunun üzerine, Avrupa Yargıçlar Birliği özenle yazılmış bu kriterleri görmek istiyor ama bir sonuç elde edemiyor, böyle bir kriter, yazılı kriter, mevcut olduğu ifade edilen yazılı kriter Avrupa Yargıçlar Birliğine sunulamıyor. Bunun üzerine, raporda şu ifade ediliyor: “Talebimiz üzerine bu kriterlere ilişkin metinleri gönderecekleri konusunda söz verdiler, bu zamana kadar henüz bu metinler tarafımıza ulaşmadı, ulaştırılmadı. Tayin ve terfilerin, karar ve tutumlarından hazzedilmeyen yargıç ve savcılara karşı bir tür ceza olarak kullanıldığına dair bir izlenim edindik.” diyor Avrupa Yargıçlar Birliği. Devam ediyorlar, devam eden davalara ilişkin olarak şunu ifade ediyorlar: “Soruşturmalar ve yargılamalar politik gücü elinde tutan çevrelerin açısından tehlikeli bir boyut kazanmaya başladığında Hükûmetin yaptığı ilk iş, ilgili savcı ya da hâkime dosyadan el çektirmek, görevini ya da görev yaptığı şehri değiştirmek ya da hakkında disiplin soruşturmasını başlatmak ve kanun değişikliği yaparak iktidar yandaşlarını yargıdan muaf tutmak.” Bunların hangi konularda olduğunu burada tekrarlamama gerek yok. Hemen ardından, Deniz Feneri savcılarının görevden alınmalarına ve yargılanmalarına dikkati çekiyor rapor. Savcıların görevden alınmasıyla birlikte davanın seyrinin değiştiğini, sanıkların tahliye edildiğini, Alman savcıların Deniz Feneri davasına dâhil olma taleplerinin Adalet Bakanı tarafından reddedildiğini ifade ediyorlar. Rapor, şike davasında yargılananlar arasında Başbakanın bir yakınının bulunması ile dava devam ederken yapılan yasa değişikliği arasında da ilişki kuruyor ve yine MİT Müsteşarının ifadeye çağrılmasının ardından savcı ve polislerin tayin edilmesine dikkati çekiyor değerli milletvekilleri.

Sonuç olarak şunu diyor rapor: Yargının sorunlarına ilişkin kapsamlı bir analize, Türkiye'nin ne kadar ciddi bir analize ihtiyacı olduğunu gösteriyor değerli milletvekilleri. Burada, aslında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak yedi yıldan, sekiz yıldan bu yana ifade ettiğimiz bütün tespitleri Avrupa Yargıçlar Birliği de teknik ifadeleriyle, hukuki ifadeleriyle tespit ediyor ve rapora bağlıyor. Aslında, geldiğimiz noktada, bu çerçevede şu soruyu biraz daha somutlaştırarak dile getirmek gerekiyor: Getirilen bu tasarıyla Türkiye’de yargı bağımsızlığına ya da yargının etkin bir şekilde çalışmasına yönelik bir amacı mı hedefliyoruz yoksa artık elimize, ayağımıza dolaşan bir engeli ortadan kaldırmak, o iktidar kavgasını, iç iktidar kavgasını kontrol altına mı almak istiyoruz? Aslında işin esası bu.

Tabii, yapılan bu değişikliklerle ortaya çıkan bir gerçek şudur değerli milletvekilleri: Türkiye, bırakın yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesini, bırakın hukuk devleti olmayı, Türkiye kanun devleti olmaktan hızla uzaklaşıyor, bu işin esası bu. Türkiye artık kanun devleti bile değil değerli milletvekilleri.

Bir kez daha Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kart.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

45’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 sıra sayılı Kanun tasarısının 45. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek

                      Mersin                                           Zonguldak                                         Kırklareli

                  Gürkut Acar                                     İlhan Cihaner                              Dilek Akagün Yılmaz

                      Antalya                                             Denizli                                               Uşak

                    Atilla Kart                                       Mevlüt Dudu                                  Sezgin Tanrıkulu

                       Konya                                               Hatay                                              İstanbul

                   Tufan Köse                                     Ali Özgündüz                                   Mahmut Tanal

                      Çorum                                             İstanbul                                            İstanbul

MADDE 45- 2575 sayılı Danıştay Kanununun 60'ıncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“Başsavcı, bu Kanunun 61'inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında sözü edilen dava ve temyiz dosyalarını, uygun göreceği görev ayrımına göre, savcılara havale eder."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 Sıra Sayılı Kanun tasarısının 45. maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                    Muharrem Varlı

                       Konya                                                İzmir                                                Adana

                       Ali Öz                                             Alim Işık

                      Mersin                                             Kütahya

BAŞKAN – Komisyon, okunan son önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Alim Işık, Kütahya… (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 45’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle tekrar saygıyla selamlıyorum hepinizi.

Değerli milletvekilleri, bugün bu kanunun görüşülmesi sırasında, saat 20.30 sıralarında, Diyarbakır merkez Bağlar ilçesinde devriye görevi yapan polis aracına molotofkokteyliyle saldırı, 21.30 sıralarında da Van Özalp ilçesindeki Durukan Kışlası’na PKK’lılarca roket ve uzun namlulularla silahlı saldırıda bulunulmuştur. Dolayısıyla, bir taraftan saldırılar artırılıyor ki “Bir an önce bu kanunu çıkarınız, ilave olacakları da bir an önce buna ilave ediniz.” mesajını hepimize iletiyorlar.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, bir haftadır farklı ağızlardan farklı açıklamalarda bulunuluyor, CMK 250’nci madde değişikliğiyle ilgili, doğru olan hangisidir? Biz hangi başbakan yardımcısına, Başbakana veya bakana güveneceğiz? Buraya ne zaman getireceksiniz, kime ne sözler verildi, lütfen bunları bu Mecliste bari açıklayınız. Nasıl olsa şu anda vatandaş izlemiyor. İleri demokrasi uygulaması olarak salı, çarşamba, perşembe günleri saat 19.00’dan sonra canlı yayın yok. Biz bilelim ama, biz bilelim kime ne söz verildi? Oslo’da mı verildi yoksa İmralı’da mı verildi yoksa Bursa’daki MİT misafirhanesinde mi verildi, şu sözleri bir alalım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hepsinde vermişlerdir.

ALİM IŞIK (Devamla) – Bu sözler nereye verildiyse lütfen buraya bir açıklayın bunu. Bu kanunla neyi değiştirmek istiyorsunuz? Türkiye’nin temeline dinamit mi koymak istiyorsunuz, bunu açıklayın da biz de bilelim. Biz de vatandaşlarımıza gidince açıklayacağız; dinamiti şuraya, şuraya, şuraya koydular, koyanlar da bunlar diyeceğiz. Burada da aynı şekilde.

Şimdi, Danıştayla ilgili görev daraltmasına gidiliyor. Mevcut kanunun 60’ıncı maddesinin birinci cümlesi, “Başsavcı, dava dosyalarını uygun göreceği görev ayrımına göre savcılara havale eder” diyor. Yani, Danıştay başsavcılarının görevini onların inisiyatifine bırakmış, uygun gördüğü şekilde dağıtıyor.

Şimdi, bu 45’inci maddedeki değişiklikle neyi getiriyorsunuz? Bakınız; “Başsavcı, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştayda görülen dava dosyalarını, esas hakkındaki düşüncelerini bildirmek üzere, uygun göreceği görev ayırımına göre savcılara havale eder.” Bir, birinci derece yani ilk derece mahkemeye bu görevi sadece veriyorsunuz; iki, sadece esas hakkında. Onu da alın elinden de bari hiç olmazsa Danıştaya dava gitmesin. Yani, nasıl bir hukuk devletinde yaşıyoruz? Bu kadar mı rahat hissediyorsunuz? Yani, bu şımarıklığın sebebi nedir? Nedir bu şımarıklığın sebebi? Bu ülke sadece sizin mi? Allah aşkına, yani bu düzenlemeleri bu Meclise getirmiş olmanızdan dolayı ben bu Meclisin bir üyesi olarak kendimden utanıyorum. Yani bu kadar, bu ülke, kolay parçalanır, satılır mı ya! Olmaz böyle şey.

Bu düzenlemeyle Danıştaydaki başsavcıların görevleri daraltıldığı gibi, değişikliğin Danıştaydaki yargılamanın daha hızlı sonuçlanmasını sağlayacağına yönelik iddialar asla doğru değildir. Hâlbuki bunun aksine Danıştaydaki dosya birikimine Danıştay savcıları sebep olmuyor. Danıştaya gelinceye kadarki alt mahkemelerdeki dosyalar bunun sebebi. Şimdi, buralarda çözüm bulmuyorsunuz, Danıştayda, sadece esas hakkında… Peki, yanlış geldiyse veya vatandaşın mağduriyetine yol açan usul hakkında yanlış yönlendirilmiş dosya, ne yapacak? O da yok.  Sadece esastan görüş verebileceğiz.

Dolayısıyla, bu kanun teklifinin içinde, her ne kadar birer ikişer cümleyle sıkıştırılmış da olsa dikkatle incelendiğinde bu ülkeyi dinamitleyecek maddeler var. Bu hukuk devleti ilkesini zedeleyen ve gerçekten bu ülkede bundan sonraki kardeşlik ve barış ortamını ciddi anlamda sıkıntıya sokacak maddeler var. Bizim görevimiz sizi uyarmak. Siz de bu uyarı karşılığında herhâlde kendi sorumluluğunuzu kendiniz tartarsınız.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyor, önergemize desteğinizi bekliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Işık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 278 sıra sayılı Kanun