TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                               124’üncü Birleşim

                                                                                            26 Haziran 2012 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Rıfat Sait’in, İkinci Balkan Savaşı’nın başlamasının yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, Suriye krizi ve güneydoğu komşularımızla olan ekonomik ilişkilerimize ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, adalete erişebilirliğe ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Görüşmeleri izlemek üzere Meclisi teşrif etmiş bulunan Türkiye-Bulgaristan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Ramazan Atalay ve beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoş geldiniz" denilmesi

 

B) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu hakkındaki soruşturma dosyasının, şikâyetten vazgeçilmesi nedeniyle iadesine ilişkin tezkeresi (3/894)

2.- (10/136, 176, 177, 178, 179, 180, 181) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, süre uzatımına ilişkin tezkeresi (3/895)

3.- (10/49, 113, 118, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip Üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/896)

4.- Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmelerine dair taleplerinin uygun görüldüğüne ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/897)

5.- İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmelerine dair taleplerinin uygun görüldüğüne ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/898)

 

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 23 milletvekilinin, gübre sektörünün ve üreticinin gübre kullanımı ile ilgili sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/328)

2.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ve 28 milletvekilinin, yapılması planlanan baraj ve hidroelektrik santrallerin Munzur Vadisi Millî Parkı’na etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/329)

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 21 milletvekilinin, ilaç firmalarının 2007-2010 yılları arasında ülkemizde yaptıkları çeşitli ilaç çalışmalarına bağlı olarak çok sayıda vatandaşın öldüğü iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/330)

 

D) Önergeler

1.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, (2/113) esas numaralı 5102 sayılı Yükseköğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/54)

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta’nın beş ilçesinin adliyelerinin kapatıldığına, halkın organize tepkisi sonucunda Senirkent Adliyesinin açıldığına ve diğer adliyelerin de açılmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

2.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Çorum Belediye Başkanı hakkında ihaleye fesat karıştırmak ve irtikap suçlamalarıyla iddianame düzenlenmesi nedeniyle İçişleri Bakanlığı tarafından görevden el çektirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, ülkemizde bazı sendika yöneticilerinin gözaltına alınmasına ve Hükûmetin emekçiler üzerindeki baskısının son bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü’ne ilişkin açıklaması

 

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, duruşmada avukat ile sanık arasına bariyer konulmasının savunma hakkının dışlanması anlamına geldiğine ilişkin açıklaması

6.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın ilçelerinin içerisinden geçen dere ve çayların ıslahı çalışmalarının bir an önce yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, HSYK kararıyla görevlerine devam etmesi kararlaştırılan 44 adliyenin bulunduğu ilçelerden 23’ünün Kütahya ilinin Domaniç ilçesinden, 13’ünün de Şaphane ilçesinden daha az nüfusa sahip olduğuna ve Domaniç ve Şaphane adliyelerinin de açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, ülkemizde bazı sendika yöneticilerinin gözaltına alınmasına ve Hükûmetin emekçiler üzerindeki baskısının son bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, uyuşturucu madde alışkanlığının tüm dünyada hızla yaygınlaştığına,Türkiye’de de durumun oldukça vahim olduğuna ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Hakkâri-Şırnak sınırındaki Kavaklı bölgesinde ve Mardin’in Derik ilçesinde terör örgütüyle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 1 polis ve 1 uzman çavuşun şehit olduğuna ve sanatçı Kazım Koyuncu’nun ölümünün 7’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, İzmir’in en uç ilçesi olan Beydağ’da yaşayan halkın adliyenin kapatılmasından dolayı mağdur olduğuna ve Adalet Bakanından Beydağ Adliyesinin açılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

12.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, 3 Ocak 2008’de PKK tarafından patlatılan bir bombayla Diyarbakır’da katledilen 7 kişiden birinin kendi oğlu olduğuna ve bu katliamı kınamayan BDP’yi, PKK’yı ve PKK’yı destekleyenleri şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, serbest muhasebeci mali müşavirlerin bağımsız denetçi olma konusunda kapsam dışında bırakılmalarını doğru bulmadıklarına ilişkin açıklaması

14.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Türk Ticaret Kanunu’nun yasalaşma sürecinde katkı sağlayan herkese teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 179’uncu sırasında yer alan 278 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 1’inci sırasına alınmasına ve Genel Kurulun 26 Haziran 2012 Salı günkü  birleşiminde  görüşmelerinin bitimine kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

 

 

 

2.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 28 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin 30 Haziran 2012 Cumartesi günkü birleşimde saat 24.00’e kadar tamamlanamaması hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Temmuz 2012'de tatile girmeyerek çalışmalarına devam etmesine; 303, 302, 301, 300 ve 278 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın şahsına ve Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması 

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Adalet Komisyonları Raporları (1/630) (S. Sayısı: 303)

4.- İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ve Çankırı Milletvekili Hüseyin Filiz ile 1 Milletvekilinin; Harp Akademileri Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Millî Savunma Komisyonu Raporu (2/697) (S. Sayısı: 300)

 

X.- OYLAMALAR

1.- Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, koruma altında bulunan çocukların bağlı kurum ve kuruluşlarda istihdamına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı  (7/7429)

2.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, 2002’den itibaren TRT’de program yapan kişiler ile şirketlere yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/7430)

3.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, 3 Kasım 2002’den itibaren Ankara Büyükşehir Belediyesinin tükettiği gaz miktarına ve belediyenin BOTAŞ’a olan borçlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7461)

4.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, maden arama ruhsatları ve enerji yatırımlarıyla ilgili verilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7464)

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, koruma altında bulunan çocukların bağlı kurum ve kuruluşlarda istihdamına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7496)

6.- İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray’ın, Hollanda’da bir sanatçının kötü muameleye maruz kalmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7497)

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, THY’de görev yapan pilotlara ve THY’nin sponsorlukta harcadığı para miktarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı  (7/7499)

8.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Afganistan’da görevli bulunan asker sayısına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/7515)

9.- İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray’ın, Hollanda’da bir sanatçının kötü muameleye maruz kalmasına ve sanatçıların AB’den özel geçiş izni alabilmesi için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/7537)

 

10.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Muş’taki taş ocaklarının sayısına, denetimine ve çevreye verdiği zararlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7552)

11.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Bursa-Mustafakemalpaşa-Yenibalçık köyünde faaliyette bulunan madencilik şirketiyle ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7554)

12.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, bazı film şirketlerinin TRT’de yaptığı programlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı  (7/7560)

13.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, TRT Diyanet TV’ye ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı  (7/7561)

14.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, İzmir-Tire Akçaşehir köyü mevkiinde yapılan madencilik faaliyetlerinin çevreye verdiği zararlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7580)

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’da esnaf ve sanatkârların vergi borçlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/7658)

16.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, uzman jandarmaların özlük haklarından kaynaklanan sorunlarına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/7664)

17.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Ermeni sorununun tartışıldığı bir TV programında Türk Tarih Kurumunu temsil eden bir kişinin yaptığı açıklamalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/7678)

18.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Alaşehir’de jeotermal sondajı sırasında yaşanan bir kazaya ve çiftçilerin mağduriyetine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7733)

19.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul’un tarihî siluetinin korunması için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7768)

20.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Fatih-Balat semtinde iç surlarda bulunan tarihî bir mahzenin üzerine bina yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7769)

21.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, TRT’de yaşanan bir yolsuzluğa ve TRT’nin denetimine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/7806)

22.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, TRT’nin program hizmeti satın aldığı bir yapım şirketiyle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/7813)

23.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, bir asker ölümünün şüpheli olduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/7819)

24.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Türkiye’nin büyüme hızının yavaşladığı iddialarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/7912)

25.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yapılan yurt dışı seyahatlerine ve bu seyahatlerdeki toplam harcamalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/7942)

26 Haziran 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

_____0_____ 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 124’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, İkinci Balkan Savaşı’nın başlamasının yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Rıfat Sait’e aittir.

Buyurun Sayın Sait. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A)    Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Rıfat Sait’in, İkinci Balkan Savaşı’nın başlamasının yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

RIFAT SAİT (İzmir) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, yüce Türk milletinin saygıdeğer vatandaşları, kıymetli İzmirli hemşehrilerim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İçinde bulunduğumuz 2012 yılında Balkan savaşlarının ve Balkan göçlerinin 100’üncü yılını idrak ediyoruz. Balkan savaşları, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlarda dört devlete karşı 1912 ve 1913’te yapmış olduğu savaşlardır. Rusya’nın kışkırtmalarıyla Sırplar, Bulgarlar, Yunanlılar ve Karadağlılarla savaşa girilmiştir. Ne kadar ilginçtir ki, aynı Rusya, Suriye’yle gerginliğimizi şu günlerde tırmandırmaktadır. Balkanlardaki savaş, çok sayıda Türk, Arnavut, Boşnak, Pomak ve diğer Müslüman unsurların katledilmesine ve de meşhur Balkan göçlerine neden olmuştur.

Kendisi de bir Balkanlı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz cümlesi “yurtta sulh, cihanda sulh”u şiar edindik. Ancak, bazen barış için savaşmak da gerekebiliyor, tıpkı 1974’te Kıbrıs’a yaptığımız Barış Harekâtı’ndaki örnek gibi. Rahmetli Ecevit, harekât öncesi “Biz Ada’ya savaş için değil, barış için gidiyoruz. Biz yalnız Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için gidiyoruz.” demişti.

Balkan savaşları ve Balkan göçleri 1912’de yapıldı. Bugün, 2012 yılında Balkan savaşları ve göçlerinin 100’üncü yılını idrak ediyoruz. Geçtiğimiz 23 Haziran Cumartesi günü İkinci Balkan Savaşı’nın yıl dönümüydü. Balkan savaşlarının 100’üncü yılında Türkiye’de bulunan Balkan, Rumeli dernekleriyle birlikte ortak organizasyonlar yapıyoruz. Yüz yıl sonra bugün artık Balkanlarda ve tüm dünyada barışı ve hoşgörüyü konuşmak istiyoruz.

Aslında bunu konuşmuş ve planlamıştık yani 2012 yılının barış yılı olmasını, hoşgörü yılı olmasını hayal etmiştik. Bu konuda TRT’nin ve Dışişleri Bakanlığımızın güzel çalışmaları olduğunu biliyoruz. Balkan savaşlarının 100’üncü yılında Türkiye genelinde yüz farklı etkinlik yapmak için yola çıktık. Bu çalışmaların en önemlisi sonbahar aylarında İzmir’de yapmayı düşündüğümüz 1. Balkan şûrasıdır. Bu 1. Balkan şûrasına Balkan ülkelerinin devlet ve hükûmet başkanları davet edilecektir.

Geçtiğimiz günlerde Meclis Başkanımız Sayın Cemil Çiçek’le birlikte Balkan ülkelerini kapsayan -ki bunlardan bir tanesinin Dostluk Grubu Başkanı olduğum Arnavutluk ve Makedonya’ya- bir gezi tertiplendi. 2012 yılının barış ve hoşgörü yılı olması münasebetiyle bizimle beraber bu gezide bulunan Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sayın Muhammet Rıza Yalçınkaya ve Milliyetçi Hareket Partisi Milletvekili Sayın Şefik Çirkin Beylerle birlikte aramızda küçük bir hoşgörü grubu kurduk. Bu, Balkanlarda kurulan küçük ama hedefleri büyük bir hoşgörü grubuydu.

2012 yılının barış yılı olmasını beklerken komşumuz Suriye’yle maalesef istenmeyen olaylar yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlü ve asla bu gücü sınanmayacak bir devlettir. Suriye’yi bugün yönetenler kendi halkına zulüm ediyorlar ve Suriye’yi büyük bir uçuruma sevk ediyorlar. Biz Suriye halkı ile bir sorun yaşamıyoruz ve Suriye halkıyla asla bir sorun yaşamayacağız. Umuyoruz ki aklıselim galebe çalar ve yanlışlardan bir an önce dönülür.

Tabii ki barıştan yanayız, barış için gereken her şey ama her şey yapılacaktır; bunu dost ve düşmanlarımızın iyi bilmesi gerekiyor. Türkiye'nin dostluğu bir avantaj, düşmanlığı ise korkunç bir azaptır. Bilemezsiniz, bazen bir şerde hayır, hayırda bir şer vardır. Suriye’deki olayların neyi getireceği belli olmaz. Türkiye olarak komşu ülkelerle barış ve dost kalmak istiyoruz, ancak bu isteğimizin kimilerinin yanlış anlamasına sebebiyet vermemesi lazım.

2012’de, hayalini kurduğumuz hoşgörü çerçevesinde Balkanlarda, Balkanlar ve Anadolu’yu birleştirici bir proje başlattık. Doğu ve Batı kültürünü birleştirmek amacıyla Balkan Anadolu Projesi çok önemli bir proje olarak başlamıştır. Balkan Anadolu Projesi kapsamında, kurtuluş günü olan 11 Nisanda Urfa’da Sayın Bakanımız Faruk Çelik’in himayelerinde Balkan sıra gecesi düzenlenmiştir. Urfa’da, Balıklı Göl’de 5 bin kişiye hitap edilmiştir. Balkan Anadolu Projesi kapsamında Türk, Arnavut, Kürt, Çerkez, Karadenizli, Doğulu, Batılı tüm kardeşlerimizle bir araya gelip güzel bir hoşgörü grubu oluşturduk.

Balkan Anadolu Projesiyle birlikte, merkezi İzmir’de olan Balkan Anadolu Derneği kurulmuştur. Avrupa ve Asya’yı birleştirmek “Avrasya” gibi bir söylemi oluşturuyorsa Balkanlar ile Anadolu “Balkanadolu” söylemini oluşturmuştur. Bütün bu çalışmalarımızın gayesi, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm unsurlarla kardeşlik içerisinde, birlik ve dirlik içerisinde yaşamaktır.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepinize barış ve hoşgörülü günler diliyorum. Balkan Savaşı’nın 100’üncü yılında Osmanlı’yı kuran ecdadımızı, evladı fatihanı rahmet ve saygıyla anıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sait.

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Görüşmeleri izlemek üzere Meclisi teşrif etmiş bulunan Türkiye-Bulgaristan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Ramazan Atalay ve beraberindeki heyete Başkanlıkça "Hoş geldiniz" denilmesi

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ülkemizi ziyaret etmekte olan Türkiye Bulgaristan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Sayın Ramazan Atalay ve beraberindeki heyet Meclisimizi teşrif etmişlerdir. Kendilerine yüce Meclisimiz adına “Hoş geldiniz” diyorum. (Alkışlar)

Gündem dışı ikinci söz, Suriye krizi ve güneydoğu komşularımızla olan ekonomik ilişkilerimiz hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Hurşit Güneş’e ait.

Buyurun Sayın Güneş. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A)      Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, Suriye krizi ve güneydoğu komşularımızla olan ekonomik ilişkilerimize ilişkin gündem dışı konuşması

 

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biliyorsunuz çevre, komşu ülkelerle gerginlik değil barış içinde yaşamak hepimizin arzusu. Bu sorumluluk hepimize düşüyor. Tabii komşu ülkelerimize de düşüyor fakat ne yazık ki geçtiğimiz cuma günü Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı bir jet Suriye tarafından bir delalet sonucu düşürüldü. Bununla beraber, Hükûmetimiz, Cumhuriyet Halk Partisinin de desteklediği gibi serinkanlılıkla meseleyi uluslararası hukuka taşıyarak yürütmeye çalışıyor.

Değerli arkadaşlar, ülkeler dış politikalarını belirlerken ekonomik çıkarlar hep ön plandadır. Kimi zaman egemen ülkeler öyle “insan hakları”, “demokrasi” filan deseler de aslında kafalarında her zaman ekonomik çıkarları vardır ve dış politikalarını da buna göre yürütürler. Kaldı ki ekonomik ilişkilerin güçlü olması da o dış politikayı destekler, güçlendirir.

Değerli arkadaşlar, ne yazık ki komşularımızla, yakın geçmişte, güçlü ekonomik bağlarımızın olması gerektiğini geç kavradık ve rakamlar çok darken komşularımızla yanlış biçimde gerginlik içine girdik. Bakınız, İran Cumhurbaşkanı, Başbakanımızı kapısında bekletti. Irak Başbakanı, Başbakanımız hakkında zehir zemberek açıklamalarda bulundu. Suriye de şimdi geldi densizce uçağımızı düşürdü.

Sayın milletvekilleri, ekonomik ilişkilerin güçlenmesi ülkeler arasında ilişkilerin, dostlukların da sigortasıdır. Örneğin, Rusya’yla bir dönem mesafeli bir ilişkimiz vardı, ekonomik ilişkilerimiz gelişti ve Rusya’yla da ilişkilerimiz düzeldi. Öte yandan, gergin dış ilişkiler de ekonomimize hep zarar vermiştir, mesela Yunanistan’la olan dış ticaretimiz hep potansiyelin altında kalmıştır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin Suriye’yle ekonomik ilişkileri daha güçlü olsaydı, bugün bu noktada olmazdık, çok daha güçlü bir noktada olurduk. Üstelik Suriye’yle dış ticaretimiz son dönemde giderek de kötüleşiyor. Mesela, Suriye’den olan ithalatımız 700 milyon dolar kadardı, şimdi 350 milyon dolara düştü; 2010’da Suriye’ye olan ihracatımız 1,9 milyar dolara kadar çıktı, şimdi hızla düşüyor.

Bölgemizdeki dış ticaretimiz ne yazık ki çok zayıf, gelişmiş ülkelerin bölgelerindeki dış ticaretleri hep yüzde 50’ye yakındır, oysa Türkiye'nin çok daha düşük. Irak’a ihracat toplam içinde yüzde 6, İran’a ihracatımız toplam içinde yüzde 3, Suriye bunun da çok altında, yüzde 1’ler civarında. 14 milyar dolar kadar, bu üç ülkeyle dış ticaret yapıyoruz, oysa gergin olduğumuz bu üç ülkenin millî geliri Türkiye’ye denk. Türkiye'nin sınır ticaretinde geldiği durum ise vahim. Bölge iller inliyor. Antep, Kilis, Urfa, Mardin, Hatay illeri sınır ticaretinin durması nedeniyle gerçekten kan ağlıyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin temel meselelerinden bir tanesi dış açık. 106 milyar dolar dış ticaret açığı veriyoruz ve komşu ülkelerimizle yeterince dış ticaret yapmıyoruz. Neden? Çünkü dış ilişkilerimiz ne yazık ki kötü gidiyor.

Sayın milletvekilleri, hiçbir ülkenin iç işine karışmadan, genel olarak demokrasi, insan hakları ve laiklik duyarlılığı içinde ekonomik ilişkilerimizi geliştirmeliyiz. Ekonomik ilişki geliştikçe etki alanı gelişecek ve her iki bölgede de demokrasi güçlenerek gelişecektir.

Değerli arkadaşlar, Suriye ile ortaya çıkan bu krizde Suriye yönetimi cezalandırılmalıdır kuşkusuz, ancak Suriye ve Türkiye halkları bundan ari tutulmalıdır. Türkiye'nin bölge ile dış ticareti sınırlanmamalı, aksine artırılmalıdır, kaldı ki sınır ticareti bölgedeki halkımızın rızkını oluşturmaktadır. Uçağımızın Suriye tarafından düşürülmesi karşısında özür ve tazminat esas alınacaksa -ki tazminat can acıtıcı düzeyde olmalıdır- dış ticaret kuşkusuz azaltılmamalıdır.

Suriye devleti üzerinde uygulayacağımız her yaptırım Suriye halkıyla Türkiye halkının dostluğunu zedelememeli, Türkiye ekonomisine ise asla zarar vermemelidir. Nihayet şunu Hükûmete hatırlatalım, başka ülkelerin iteklemesiyle izlenen politika, sonunda uçağımızın düşürülmesiyle neticelenmiştir. Bu bedeli ne Türkiye halkı ne Türk ulusu ne de Suriye halkı ödemelidir. Türkiye, komşu Suriye halkı ile ebediyen dostluk içinde yaşamak istemektedir, bunu Hükûmetimize hatırlatmak hepimizin görevidir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Güneş.

Gündem dışı üçüncü söz, adalete erişebilirlik hakkında söz isteyen Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan’a aittir.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, adalete erişebilirliğe ilişkin gündem dışı konuşması

 

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) -  Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; adalete erişebilirlik üzerine söz aldım ve bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Esasen bugün söz alma nedenim, yüz kırk altı adliyenin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca 15/6/2012 tarihinde 347 sayılı Karar’la kapatılması üzerine.

Beni esasen ilgilendiren husus, benim açımdan özel olan seçim bölgem Denizli’de Kale, Honaz, Güney ilçeleri adliyelerinin kapatılması. Daha sonra 22/6/2012 tarihinde yine aynı Kurul, kırk dört adliyenin kapatılma kararını iptal ediyor. Denizli ilinde Kale Adliyesinin kapatılması, diğer bir ifadeyle birleştirme kararı iptal ediliyor.

Bir haftada ne değişti, anlamak mümkün değil. Kapatacaksanız niye açtınız? Açacaktınız, niye kapattınız? Kale’de sivil toplum örgütleri iyi direniş göstermişlerdir. Diğer taraflarda da aynı şey olmuştur ancak siz istediğinizi düzeltiyorsunuz. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu, Adalet Bakanlığı, arka bahçesi gibi kullanır olmuştur, siyasi baskı vardır.

Amacım Hükûmeti tenkit etmek değil; Hükûmeti tenkit etmek olsaydı Sayın Bakana “Ali Dibo” derdim, vesaire derdim, tenkit edebilirdim ama burada insanların adalete erişimi engelleniyor. Siyasi baskı var. İnsanlar perişan hâlde. Birbirine düşmüş vaziyette siyasi partilerin Anadolu’daki, kasabalarındaki neleri? Temsilcileri.

Bakın ama ne var? Denizli’nin Güney ilçesinde, nereden bakarsanız bakın, bizim Gürbüz’ün oğlu nedir? Halit Gürbüz, Belediye Başkanı CHP’den, sizin yaptığınız işe karşı. MHP’den Ali Karbastı, Günay Dikici, onlar da karşı. Başka kim karşı? Paşalı Cevdet amcanın torunu, AKP’den İl Genel Meclisi Üyesi; o da karşı.

Yaptığınız işin doğru dürüst bir tarafı yok. İnsanları perişan ediyorsunuz. Honaz’da da benzer şeyi yaptınız. Niye bu mahkemeleri, adliyeleri, yüksek kurulları arka bahçeniz yapıyorsunuz? Gerçekten insanlar sıkıntıda.

Bakın, diğer illerde de benzer şeyler var. 200’e yakın ilçede bu hadiseyi yaptınız, insanlar perişan. Arkadan, bunu 140’a indirdiniz, 150’ye indirdiniz. Arkadan, vazgeçtiniz 40 tanesini tekrar birleştirmeye çalıştınız. Ne oldu? 102 tanesi kaldı aşağı yukarı. Peki, siz bu işi niye yaptınız? Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu Adalet Bakanlığı niye kandırıyor, aldatıyor? Bir hafta önce gönderdiği gerekçelerle, bir hafta sonra, on gün sonra gönderdiği gerekçeler aynı değil.

Burada, gerçekten, siz de sıkıntı içindesiniz. AKP’li bölge milletvekilleri de televizyonlara çıkıp “Biz bu işe karşıyız.” diyorlar. Sizin yaptığınızın, Hükûmet olarak, iktidar olarak doğru bir tarafı yok. Bir hafta önce yaptığın yanlışı, bir hafta sonra düzeltiyorsan, bir yerde yaptığın haksızlığı “O haksızlığı düzeltiyorum.” diyorsan, 150 yerden 100’ünde yaptığınız haksızlık niye kalıyor orada? Şimdi, gerçekten bu işler sıkıntılı.

Güney ilçesi, giderken Buldan’a, Denizli’ye yolun üzerinde araba indiriyor. İnsanların oraya gidecek bırak parası, takati yok. Nasıl gidecek de orada o işini görecek? Ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Hangi işi hallettiğinizi sanıyorsunuz? Bunu kamuoyuna açıklamak zorundasınız. Telefon edildiğinde gerekçeniz değişiyorsa bu, adalet değildir. Zaten, sizin adınızda “adalet” var, yoksa siz adil değilsiniz, doğru iş yapmıyorsunuz, adil iş yapmıyorsunuz.

Bunların gerçekten düzeltilmesi lazım. Ben, vatandaşın problemlerinin dile getirilmesi için bu kürsüde bugün söz aldım. Bu işi düzeltmek zorundasınız, vatandaşa doğruyu anlatmak zorundasınız. Aksi takdirde, her ilçeye polislerle panzer göndermek zorunda kalıyorsunuz.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ayhan.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, söz istedik Sayın Başkan.

BAŞKAN – Başkanlığın Genel Kurula…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, çok özür diliyorum, yerimizden söz taleplerimiz vardı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkanım, söz taleplerimiz var, kısa; çok önemli konular.

BAŞKAN – Peki efendim.

O zaman, sisteme giren arkadaşlarımızdan Sayın Korkmaz…

 

 

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta’nın beş ilçesinin adliyelerinin kapatıldığına, halkın organize tepkisi sonucunda Senirkent Adliyesinin açıldığına ve diğer adliyelerin de açılmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

 

 

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de aynı minvalde bir düşüncemi paylaşmak istiyorum Genel Kurulla. Geçtiğimiz günlerde AKP Hükûmeti verdiği bir kararla 148 ilçe adliyesini kapatmıştı. Bu kararla Isparta’nın 5 ilçe adliyesi de kapatılmış idi. Zaten ekonomileri büyük sıkıntılar içerisinde olan bu ilçelerde hâliyle bu karar büyük bir infiale sebep olmuştu. Bazı ilçeler son derece organize tepkiler verdiler. Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili olarak bizler bu konuyu Meclise taşıdık. Bu ilçelerimizde yaşayan insanlarımız organize oldular ve bunun sonucunda, Senirkent İlçe Adliyesi yeniden açıldı. Büyük bir memnuniyet duyuyoruz, emeği olan herkesi kutluyoruz. Yanlışlardan sadece birinden dönülmüştür ancak hâlen kapalı olan Gelendost, Atabey, Uluborlu, Sütçüler adliyelerinin de bu durumu üzüntümüzü devam ettirmektedir.

Bu adliyelerin yeniden açılmasını talep ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Sayın Köse…

 

2.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Çorum Belediye Başkanı hakkında ihaleye fesat karıştırmak ve irtikap suçlamalarıyla iddianame düzenlenmesi nedeniyle İçişleri Bakanlığı tarafından görevden el çektirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; biraz gündemimizin dışında olacak ama Çorum’la ilgili bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Göreve geldiğinde bir kamu kurumundan almakta olduğu maaşı hacizli olan Çorum Belediye Başkanı hakkında ihaleye fesat karıştırmakla, irtikap suçlamalarıyla düzenlenen iddianame Çorum Ağır Ceza Mahkemesine sunuldu. Daha öncesinde  defalarca söylediğim hâlde İçişleri Bakanlığı göstermelik,

 bir müfettiş gönderdi, sonuçtan da, ne bizi ne de Çorum kamuoyunu bilgilendirdi.

Buradan -İçişleri Bakanı belki yok ama sesimize kulak versin- Çorum kamuoyu, belediye başkanının, soruşturmanın selameti, yargılamanın selameti bakımından işten el çektirilmesini talep ediyor. Bir kısım belediye meclis üyesi ve ihale komisyonu başkanı hakkında irtikap ve ihaleye fesat karıştırmaktan kovuşturma açılmış, dava açılmış belediye başkanının görevde kalmasını Çorum kamuoyu kabul etmiyor.

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Erdemir…

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, ülkemizde bazı sendika yöneticilerinin gözaltına alınmasına ve Hükûmetin emekçiler üzerindeki baskısının son bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

AYKAN ERDEMİR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün sizlerin de malumu olduğu üzere Eğitim-Sen ve KESK başta olmak üzere ülkemizdeki önemli sendika ve konfederasyonlar üzerinde büyük bir baskının gerçekleştiği bir gündü ve 50’nin üzerinde sendikacı gözaltına alındı.

Biz Türkiye’de örgütlü emek kesimleri üzerindeki bu baskıyı protesto ediyoruz ve umuyoruz ki Memur-Sen ve Türk-İş bu baskılara sessiz kalmaktan vazgeçer ve bir an önce sendikalı yoldaşlarıyla dayanışma içinde emek hareketinin kendisinden beklediği sorumluluk içinde davranır. AKP’nin de emek hareketi üzerindeki baskılarını bir kez daha kınıyor, Türkiye’nin bir an önce daha özgür ve daha eşit bir halkın iktidarına kavuşacağını umuyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yurttaş…

 

4.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü’ne ilişkin açıklaması

 

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü’dür.

Uyuşturucu üretimini ve uyuşturucuya olan talebi aşağıya çekmek için uluslararası iş birliğinin gerekliliği herkesçe malumdur. Uyuşturucu hâlâ insanların hayatını karartmaya, suça teşvike ve sürdürülebilir kalkınmayı tehdit etmeye devam ediyor. Bu konuda emniyet güçlerimiz oldukça başarılı çalışmalar yapmaktadırlar. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

İktidarımızın da geçmiş yıllara oranla uyuşturucu ile mücadelede attığı olumlu adımlar ve kesin kararlılık, gençlerimizi uyuşturucu batağından çekebilmenin gayretini en iyi şekilde göstermektedir.

Bu konuda eğitim ve bilinçlendirmenin önemi büyüktür. Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi her türlü zararlı alışkanlıklardan korumak en büyük görevimizdir.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tanal…

 

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, duruşmada avukat ile sanık arasına bariyer konulmasının savunma hakkının dışlanması anlamına geldiğine ilişkin açıklaması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Başkan.

Değerli milletvekilleri, siyaset mahkeme salonuna girerse adalet oradan çıkar. Duruşmanın seyri içerisinde sanıkla avukat arasındaki diyalog, yargılamanın en temel kuralıdır. Avukatla sanık arasına duruşmada bariyer koymak, savunma hakkının tamamen dışlanmasıdır. Avukatların sıradan izleyici yerine konulması kabul edilemez bir durumdur. Yargıda esas olan savunmadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Sayın Halaman.

 

6.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın ilçelerinin içerisinden geçen dere ve çayların ıslahı çalışmalarının bir an önce yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bugün şöyle bir şeyi gündeme getirmek istiyorum: Adana’nın on dört tane ilçesi var. Bu on dört tane ilçesinin içerisinden, hemen hemen hepsinin ortasından dere geçer, çay geçer, ırmak geçer. Yazın bunların bir kısmının suyu kesilir, bir kısmı da akar ama bunların ıslah çalışmaları yapılmadığı için, uzun sürede bunlar bataklık hâline dönüşür, sinekler oluşur. Adana’nın çok sıcak olması dolayısıyla Hükûmetin, İktidarın bu ıslah çalışmalarını bir an önce başlatarak -uzun dönemdir yapmıyor- yapmasını bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaman.

Sayın Işık…

 

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, HSYK kararıyla görevlerine devam etmesi kararlaştırılan 44 adliyenin bulunduğu ilçelerden 23’ünün Kütahya ilinin Domaniç ilçesinden, 13’ünün de Şaphane ilçesinden daha az nüfusa sahip olduğuna ve Domaniç ve Şaphane adliyelerinin de açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bilindiği gibi yaklaşık on gün önce HSYK’nın bir kararıyla 146 ilçenin adliyesinin kapatılmasına yol açılmıştı ancak aynı HSYK’nın 22 Haziran 2012 tarih ve 383 sayılı Karar’ıyla da 44 adliyenin tekrar görevine devam etmesi kararlaştırıldı. Bu 44 ilçe adliyesinin 23 tanesinin nüfusu, Kütahya ili Domaniç ilçesinin, 13 tanesinin de Kütahya ili Şaphane ilçesinin nüfusundan azdır. Şimdi, İktidarı bu haksızlığa son vermeye çağırırken, muhalefeti iktidarın hizmetlerini engellemekle suçlayan sayın, değerli iktidar partisi milletvekillerini ve yerel yöneticilerini bu haksızlığa karşı dik durmaya davet ediyorum. Kütahya ilinde kapatılan ve hangi gerekçeyle kapatıldığı kamuoyuna açıklanmayan Şaphane ve Domaniç ilçe adliyelerinin derhâl iadesini bu vesileyle dile getiriyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Tüzel…

 

8.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, ülkemizde bazı sendika yöneticilerinin gözaltına alınmasına ve Hükûmetin emekçiler üzerindeki baskısının son bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, dün 300 bine yakın üyesi olan Kamu Emekçileri Konfederasyonu KESK’in Başkanı ve 70 yöneticisi hakkında KCK soruşturması başlatıldı. Emeğe, demokratik haklara, barış isteklerine karşı yeni bir siyasi saldırı söz konusu. Bu insanlar, yıllardır kamu emekçilerinin grevli, toplu sözleşmeli bir sendikal hakkı için örgütlenme mücadelesi verdikleri için, AKP Hükûmetinin emekçilere dönük politikalarına direndikleri için bütün muhalif güçler gibi özel görevli mahkemelerin terör suçlamasıyla karşılaşmıştır. Kamu emekçileri, savaşın emeğin haklarına ve insan onuruna saldırı, yaşam hakkı başta olmak üzere temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmak olduğunu bildiği için barıştan ve halkların kardeşliğinden yana olmuşlardır.  “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü severim.” diyenler Kürtleri, sendikacıları, yazarları, gazetecileri, insan haklarından söz edenleri sevmemekte, düşman görmektedir. Bu devlet ve AKP Hükûmeti baskısı olduğu sürece barışı kazanmak mümkün olmayacaktır. Gözaltındaki sendikacılar serbest bırakılsın ve baskılar son bulsun diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tüzel.

Sayın Öğüt…

 

9.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, uyuşturucu madde alışkanlığının tüm dünyada hızla yaygınlaştığına,Türkiye’de de durumun oldukça vahim olduğuna ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Az önce AKP Milletvekili Arkadaşımın konuşmalarını hayretle izledim. Uyuşturucu madde alışkanlığı tüm dünyada inanılmaz bir hızla yaygınlaşıyor, Türkiye’de de durum oldukça vahim. Zira, son yıllarda madde bağımlılığı ilköğretim çağındaki öğrencilere kadar ulaştı. Araştırmalar esrar, eroin ve hap kullanım yaşının ortalama on üç olduğuna dikkat çekiyor. Emniyetin verilerine göre Türkiye’de esrar kullanımı hızla artıyor, geçen yıl Türkiye genelinde 46 ton esrar ele geçirildi. Bu rakam 2010’da 31 ton, 2009’da ise 25 tondu. Kokain miktarında da iki yıldır artış var. 2009’da ele geçirilen kokain miktarı 85 kilo iken bu yıl rakam 589 kilo oldu.

Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi tarafından hazırlanan 2011 yılı Türkiye Uyuşturucu Raporu’na göre ise uyuşturucu bağımlılarının yüzde 70’i 19-25 yaş aralığında yer alıyor ve bağımlıların yarısından fazlası tedavi olmayı düşünmüyor. Bu sonuç çok üzücü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Hamzaçebi…

 

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Hakkâri-Şırnak sınırındaki Kavaklı bölgesinde ve Mardin’in Derik ilçesinde terör örgütüyle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 1 polis ve 1 uzman çavuşun şehit olduğuna ve sanatçı Kazım Koyuncu’nun ölümünün 7’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Hakkâri-Şırnak bölgesindeki Kavaklı bölgesinde meydana gelen olay ile yine evvelsi gün Mardin’in Derik ilçesinde meydana gelen olayda terör örgütüyle güvenlik güçlerimiz arasında çıkan çatışmalar sonucunda bir polisimiz ve bir uzman çavuşumuz şehit olmuştur. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, güvenlik güçlerimize, milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum ve tekrar, terörü vasıta kılan kimlik politikalarının elde edebileceği hiçbir şey olmadığını ifade ediyorum.

Ayrıca, büyük sanatçı Kâzım Koyuncu’nun bugün 7’inci ölüm yıl dönümü, otuz üç yaşında -erken bir yaşta- hayata veda eden Kâzım Koyuncu geleneksel Karadeniz müziğini farklı bir yorumla söyleyen ve müziğiyle Türk müzik tarihinde önemli bir yer tutmuş olan bir sanatçımızdır. Kendisini rahmetle ve şükranla anıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Başbakanlığın bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu hakkındaki soruşturma dosyasının, şikâyetten vazgeçilmesi nedeniyle iadesine ilişkin tezkeresi (3/894)

 

 

                                                                               22 Haziran 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: a) 20/5/2011 tarihli ve B.03.0.CİG.0.00.00.07-103-0443-2011/1033-26244 sayılı yazı.

b) 3/6/2011 tarihli ve B.02.0.PPG.0.12.310-5999 sayılı yazı.

c) 19/4//2012 tarihli ve B.03.0.CİG.0.00.00.07-103-0443-2011/822/20641 sayılı yazı.

d) 10/5/2012 tarihli ve B.02.0.PPG.0.12.310-4085 sayılı yazı.

e) 11/6/2012 tarihli ve B.03.0.CİG.0.00.00.07-103-0443-2011/1353/28116 sayılı yazı.

 

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu hakkında tanzim edilen ve ilgi (b) yazı ile Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının şikâyetten vazgeçilmesi nedeniyle iadesi hususunda Adalet Bakanlığından alınan ilgi (e) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                                    Bekir Bozdağ

                                                                               Başbakan Yardımcısı

BAŞKAN – Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan dosya Hükûmete geri verilmiştir.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 23 milletvekilinin, gübre sektörünün ve üreticinin gübre kullanımı ile ilgili sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/328)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki gübre sektörünün mevcut yapısı, üretimi, ithalatı, tüketimi, vergilendirilmesi, üreticinin gübre kullanımı ile ilgili sorunlarının ve çözüm yollarının belirlenmesi, destekleme yollarının araştırılması, idari ve kurumsal yasal düzenlemelerin yapılması, amacıyla İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince ekte yer alan gerekçeye istinaden bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

 

1) Ramazan Kerim Özkan                                          (Burdur)

2) Ayşe Nedret Akova                                               (Balıkesir)

3) İlhan Demiröz                                                      (Bursa)

4) Ali Demirçalı                                                        (Adana)

5) Celal Dinçer                                                         (İstanbul)

6) Candan Yüceer                                                     (Tekirdağ)

7) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

8) Muharrem Işık                                                      (Erzincan)

9) Bülent Tezcan                                                      (Aydın)

10) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

11) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

12) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

13) Veli Ağbaba                                                       (Malatya)

14) Erdal Aksünger                                                   (İzmir)

15) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

16) Sedef Küçük                                                       (İstanbul)

17) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

18) Faik Tunay                                                         (İstanbul)

19) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                    (Kayseri)

20) Aylin Nazlıaka                                                    (Ankara)

21) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

22) Hülya Güven                                                       (İzmir)

23) Tolga Çandar                                                     (Muğla)

24) Sakine Öz                                                          (Manisa)

 Gerekçe:

İnsanoğlunun bitkileri tarımsal üretim amaçlı kullanmaya başlamasından beri organik gübreleme, tarımın en önemli konularından biri olmuştur. Tarımsal üretimi artırmak ve birim alandan daha çok ürün alabilmek için en önemli etken gübrelemedir. Gübre ise tarımsal üretim için en önemli girdilerin başında gelmektedir.

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yapılan araştırmalarda Gübreleme ile kimi bölgelerde %50’den %80'lere varan kaliteli ve bol ürün elde edebilmenin mümkün olduğu kanıtlanmıştır. Gübrelemenin ürünün kalite ve miktarındaki artışın bir yıl içinde görülmesi nedeniyledir ki gübre tarımın olmazları arasındadır.

Gübrede iç tüketimin büyük bir bölümü yerli üretim ile karşılanmakta, Türkiye'de üretim için gerekli hammaddenin yüzde 80'den fazlası ithalat yoluyla temin edilmektedir. AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında iç tüketim oldukça yetersiz kalmaktadır. Türkiye'de hektar başına yaklaşık 80 kg. gübre kullanılırken AB ülkelerinde ise hektar başına 250 kg. gübre kullanılmaktadır. Türk çiftçisi AB ülkelerinin üçte biri kadar gübre kullanmakta ve bu yüzden Türk tarımı ve ekonomisi bu yetersiz tüketimden dolayı her yıl yaklaşık 10 milyar dolar civarında bir gelir kaybına uğramaktadır.

2010 yılının ilk 9 aylık verilerine göre, gübre tüketimi 4,15 milyon ton, üretimi 2,7 milyon ton, ihracatımız 289 bin ton, ithalatımız ise 1,8 milyon ton olmuştur. Ortalama 8 milyon ton olması gereken gübre tüketimimiz maalesef 5 milyon ton civarındadır.

Bilindiği üzere Gübre fiyatları 2008 yılından bu yana ardı ardına yapılan zamlarla tarihinin en yüksek rakamlarına ulaşmış ve ülkemiz çiftçilerinin büyük mağduriyetine neden olmuştur. Tonu 1.400 TL'ye kadar ulaşan gübre fiyatları nedeniyle zaten ekonomik kriz içerisinde bulunan çiftçilerimizin büyük çoğunluğu gübresiz ekim yapmak zorunda kalmışlar bu nedenle de ürünün kalitesinin düşük olmasından dolayı ürünlerini pazarlayamayarak ekonomik kayba uğramışlardır.

Çok fazla geriye gitmeden 2010 Temmuz ayı ile 2011 Temmuz ayını kıyaslayacak olursak üre ve DAP'ta yüzde 52, amonyum nitrat (%33)'da yüzde 67'lik bir artış söz konusudur. Bir yıllık süreç içerisinde sadece gübredeki bu artış bile çiftçiyi mağdur etmiş, buna diğer işçilik, ilaç gibi girdiler de eklenince çiftçimiz bugün iflasın eşiğine gelmiş olup icra mahkemeleri kapılarında sürünmektedir.

Ayrıca en önemlisi gübre kullanım oranının azlığının en önemli nedeni lüks tüketim mallarından alınan yüzde 18'lik verginin gübreden de alınmasıdır. Katma Değer Vergisi Kanunu'na göre mücevheratta KDV'nin yüzde sıfır, yani KDV'den istisna tutulmasına karşın, gerek ülke tarımı ve ekonomisinde çok önemli bir girdi olan gübrenin KDV'sinin halen yüzde 18 olması çiftçinin gübresiz tarım yapmasına neden olmaktadır. Gübreye yüzde 18 oranında KDV ödeyerek alan, üstelik aldığı bu gübreyi kendi vatandaşının sağlıklı beslenmesi amacı için kullanan, gelirini çiftçilikten temin eden üretici mağdur edilmekte ve devlet dolayısıyla bu vergiyle kendi üreticisi üzerinden nemalanmaktadır.

Tarımsal ürün maliyetleri içinde % 10-15 paya sahip olan gübrenin, verimi bu denli artırması göz önüne alınarak gübre kullanımının artırılması ve yaygınlaştırılması için destek ve teşviklerin artırılmasına sürdürülebilir bir tarım politikası uygulanmasına ve gübreden alınan KDV'nin mutlaka kaldırılmasına gereksinim vardır.

 

2.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ve 28 milletvekilinin, yapılması planlanan baraj ve hidroelektrik santrallerin Munzur Vadisi Millî Parkı’na etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/329)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tunceli-Ovacık arasında uzanan 42 bin hektarlık bir alan olan Munzur Vadisi akarsu kaynakları, endemik bitki türleri, yöreye özgü hayvan türleri, yaban hayvan varlığı, tabiat özellikleri, tabiat güzellikleri gibi özellikleri ile 1971 yılında Milli Park olarak ilan edilmiştir. Munzur Milli Parkı florasında 1.518 çeşitli bitki kayıtlı olup, bunlardan 43 çeşidi Munzur Vadisi'ne, 227 çeşidi endemik türlerden oluşmaktadır. Munzur Milli Parkı faunasında bulunan çengel boynuzlu keçi, bezuvar isimli dağ keçisi, ur kekliği, kırmızı benekli alabalık vadiye has türlerdendir. Ayrıca bilim çevrelerince "allium tuncelianum" olarak isimlendirilmiş ve sarımsağın atası olarak kabul edilen bitki dünya üzerinde sadece ve sadece Munzur Vadisi'nde bulunmaktadır. Ancak Munzur Vadisi Milli Parkı, ciddi bir tehdit altındadır. Zira ilgili mercilerce Munzur Vadisi Milli Parkı içerisinde bulunan alanda Konaktepe Barajı, Konaktepe I, II HES etüt ve sondaj çalışmaları yapılmaya başlanmış ancak Danıştay 13. Dairesi'nin kararıyla çalışmalar durdurulmuştur. Ancak bu karar HES baraj projelerinin önünü kesmeye yetmeyecektir. Yine Tunceli şehir merkezinin hemen yanı başında yapılması kararlaştırılan ve yine Munzur Vadisi Milli Parkı'nın bir bölümünü de içine alan Bozkaya Barajı'nın ihale işlemleri tamamlanmıştır ve etüt ve sondaj çalışmaları yapılmaktadır. Munzur Vadisi Milli Parkı içerisinde bulunan alanlarda yapılması düşünülen Akyayık, Kaletepe Barajları ise master plan içindedir.

Anayasa'nın "Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması" kenar başlıklı 63. maddesinde "Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır..." hükmü bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye'nin de taraf olduğu Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme'de, Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi'nde, Biyolojik Çeşitlik Sözleşmesi'nde endemik flora ve faunayı barındıran doğal alanların mutlaka korunması yükümlülüğü bulunmakla birlikte, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 20 Eylül 2002 tarihli ve 2002/179 Esas              -2002/656 Karar sayılı kararında ve Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 20 Eylül 2002 tarihli ve 2002/176 Esas -2002/655 Karar sayılı kararında açıkça doğal sit alanlarında enerji santralleri yapılamayacağı belirtilmiştir.

Yürürlükteki 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu'nun 14. maddesinin e bendi "kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk" bulunduğunda millî park alanlarında "yapı ve tesis" kurulabilmesine olanak vermektedir hükmüne göre "Milli Park" statüsündeki Munzur Parkı'nı da içine alan sınırlarda baraj projelerinin hayata geçirilmesinde hiçbir hukuki engel kalmamış olmaktadır. Bununla birlikte Munzur Vadisi Milli Parkı sınırlarında ve Munzur Çayı üzerinde yapımı planlanan Konaktepe Barajı-Konaktepe Hidro Elektrik Santrali (HES) 1 ile Konaktepe HES 2, Danıştay 13. Dairesi'nin 11 Ekim 2010 tarihinde almış olduğu kararla, dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına kararının yerinde görülmesi üzerine Enerji Piyasası Denetleme Kurulu'nun (EPDK) itirazını reddederek kararın kesinleşmesini sağladı. Ancak alınan bu karar, florasında ve faunasında çok sayıda endemik canlı türü barındıran Munzur Milli Parkı sınırlarında gerçekleşebilecek usulsüzlükleri ortadan kaldırmış sayılamaz.

Bu nedenle doğal güzellikleri ve özellikleri bakımından zengin kültür ve tabiat varlıklarına sahip olan Munzur Milli Parkı'nın bir an önce 1. derece doğal sit alanı olarak tescil edilmesi için Anayasa'nın 98. maddesi ve TBMM İç Tüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 15.11.2011

1) Hüseyin Aygün                                                  (Tunceli)

2) Kadir Gökmen Öğüt                                           (İstanbul)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                  (İstanbul)

4) Hülya Güven                                                     (İzmir)

5) Durdu Özbolat                                                   (Kahramanmaraş)

6) Celal Dinçer                                                     (İstanbul)

7) Ahmet İhsan Kalkavan                                       (Samsun)

8) Muharrem Işık                                                   (Erzincan)

9) Ali Demirçalı                                                    (Adana)

10) Bülent Tezcan                                                 (Aydın)

11) Candan Yüceer                                                (Tekirdağ)

12) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                 (Kayseri)

13) Ali Serindağ                                                    (Gaziantep)

14) Rahmi Aşkın Türeli                                          (İzmir)

15) Haluk Eyidoğan                                               (İstanbul)

16) Ali İhsan Köktürk                                             (Zonguldak)

17) Mahmut Tanal                                                 (İstanbul)

18) Gürkut Acar                                                     (Antalya)

19) Namık Havutça                                                (Balıkesir)

20) Erdal Aksünger                                               (İzmir)

21) İhsan Özkes                                                    (İstanbul)

22) Sedef Küçük                                                   (İstanbul)

23) İlhan Demiröz                                                 (Bursa)

24) Aylin Nazlıaka                                                 (Ankara)

25) Mehmet Hilal Kaplan                                       (Kocaeli)

26) Tolga Çandar                                                  (Muğla)

27) Sakine Öz                                                       (Manisa)

28) Ayşe Nedret Akova                                          (Balıkesir)

29) Veli Ağbaba                                                    (Malatya)

 

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 21 milletvekilinin, ilaç firmalarının 2007-2010 yılları arasında ülkemizde yaptıkları çeşitli ilaç çalışmalarına bağlı olarak çok sayıda vatandaşın öldüğü iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/330)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son günlerde basında, ilaç firmalarının 2007-2010 yılları arasında ülkemizde yaptıkları çeşitli ilaç çalışmalarına bağlı olarak çok sayıda vatandaşın öldüğü iddia edilmektedir. Bu iddiaların araştırılması ve gerekiyorsa çözüm üretilmesi amacıyla TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Aytuğ Atıcı                                                               (Mersin)

2) Kadir Gökmen Öğüt                                                   (İstanbul)

3) Muharrem Işık                                                          (Erzincan)

4) Veli Ağbaba                                                             (Malatya)

5) Mahmut Tanal                                                           (İstanbul)

6) Bülent Tezcan                                                          (Aydın)

7) Namık Havutça                                                         (Balıkesir)

8) Ayşe Nedret Akova                                                    (Balıkesir)

9) Gürkut Acar                                                              (Antalya)

10) Faik Tunay                                                             (İstanbul)

11) Erdal Aksünger                                                       (İzmir)

12) Sedef Küçük                                                           (İstanbul)

13) İhsan Özkes                                                            (İstanbul)

14) Ali Serindağ                                                           (Gaziantep)

15) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                        (Kayseri)

16) Mehmet Şeker                                                         (Gaziantep)

17) İlhan Demiröz                                                         (Bursa)

18) Aylin Nazlıaka                                                        (Ankara)

19) Mehmet Hilal Kaplan                                               (Kocaeli)

20) Hülya Güven                                                           (İzmir)

21) Tolga Çandar                                                          (Muğla)

22) Sakine Öz                                                               (Manisa)

Gerekçe:

Son günlerde basında, ilaç firmalarının 2007-2010 yılları arasında ülkemizde yaptıkları çeşitli ilaç çalışmalarına bağlı olarak çok sayıda vatandaşın öldüğü iddia edilmektedir.

Yeni ilaç üretimi ve insanlığın hizmetine sunulması elbette ki insanlar üzerinde de yapılan bir dizi çalışmayı gerektirir. Çalışmalara katılan insanlar yeterince aydınlatıldıktan sonra, hür iradeleri ile ve hiçbir şekilde zorlanmadan gönüllü olduklarını beyan etmiş olmaları gerekir. Ancak çeşitli basın kuruluşları ülkemizde insanların, özellikle de üniversite öğrencilerinin yoksulluk nedeniyle ilaç araştırma deneylerine katıldıkları ve bu iş için para aldıklarını, deneyler sonucunda da yaşamlarını yitirdiklerini yazmaktadır. Bu durum yiten yaşamlar yanında insanlık onurunu, özellikle de vatandaşlarımızın onurunu zedelemiştir.

Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada klinik deneylerin hem Bakanlık tarafından hem de etik kurullar tarafından denetlendiği, deneklere para verilmesinin ise yasak olduğu ifade edilmektedir. Bu ifadelerle, basında yer alan ifadeler arasında önemli çelişkiler vardır.

Bütün şirketlerin ana hedefi kâr etmektir. Dünyanın en büyük şirketleri arasında yer alan ilaç şirketlerinin ilaç araştırmalarını kendi ülkelerindeki denetimlerin sıkılığından kaçırarak geri bırakılmış ve fakir ülkelere kaydırdığı bilinmektedir. Bu durum hiçbir şekilde kabul edilemez.

Ülkemizde yürütülen ilaç araştırmalarının finansmanında kullanılan bütçenin nerelere harcandığı, başta öğrencilerimiz olmak üzere vatandaşlarımızın içinde bulunduğu ekonomik koşulların istismar edilerek kullanılıp kullanılmadığı araştırmaya muhtaçtır. Sadece araştırma kayıtlarına bakmak aldatıcıdır. Hâlen hayatta kalmayı başarabilen deneklerle, kurulacak Meclis Araştırma Komisyonu üyelerinin detaylı bir görüşme yaparak deneysel çalışma için aydınlatılmış onamlarının olup olmadığı ve çalışma için para alıp almadıklarının tespiti gerekir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, araştırma önergeleri bilgilerinize sunulmuştur.

İzmir Milletvekilimiz Sayın Susam daha önce söz istemişlerdi ama 10 kişilik sıra dolduğu için sırayı bozmadık. Yalnız, sisteme girememiş, dolayısıyla, bu teknik arızadan dolayı özür diliyoruz. Kendisine bir dakika, bulunduğu yerden söz veriyorum.

Buyurun efendim.

 

 

 

 

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, İzmir’in en uç ilçesi olan Beydağ’da yaşayan halkın adliyenin kapatılmasından dolayı mağdur olduğuna ve Adalet Bakanından Beydağ Adliyesinin açılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Buradan bir feryadı duyurmak istiyorum. Beydağ Belediye Başkanımız ve sivil toplum örgütlerimiz, Beydağ’da kapanan adliyeyle ilgili olarak çok mağdur durumda olduklarını, Beydağ Barajı’nın yapımı ve su kanalları nedeniyle orada oluşan davalar nedeniyle, İzmir’in en uç köşesi, en mağdur ilçesi olarak Beydağ’ın bu noktadaki talebinin, Sayın Bakanlık tarafından diğer 40 tane adliyenin geri verilmesi gibi, Beydağ’ın adliyesinin de geri verilmesi konusunu sizin aracılığınızla Sayın Adalet Bakanımızdan talep ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Değerli arkadaşlar, üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının Komisyonun görev süresinin uzatılmasına dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler (Devam)

2.- (10/136, 176, 177, 178, 179, 180, 181) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, süre uzatımına ilişkin tezkeresi (3/895)

 

                                                                                                      21/06/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu 05/04/2012 tarihinde çalışmalarına başlamıştır.

Komisyonumuz, 21.06.2012 tarihinde yaptığı toplantısında, Komisyona verilen 3 aylık süre içerisinde çalışmalarını bitiremeyeceği anlaşıldığı için İçtüzüğün 105. Maddesi gereğince 1 aylık ek süre istenmesine karar vermiştir. Komisyonumuza 05/07/2012 tarihinden itibaren 1 aylık ek süre istenmesi hususunda;

Gereğini bilgilerinize arz ederim.

                                                                                                                                 Halide İncekara

                                                                                                                                       İstanbul

                                                                                                                               Komisyon Başkanı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 105’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Araştırmasını üç ay içinde bitiremeyen komisyona bir aylık kesin süre verilir.” hükmü gereğince Komisyona bir aylık ek süre verilmiştir.

Sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçimine dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

 

3.- (10/49, 113, 118, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip Üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/896)

                                                                                                                                                                                                               19/6/2012

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Komisyonumuz, Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve Katip üyelerini seçmek üzere 19.06.2012 Salı günü saat 18.00'de B Blok 2. Kat 4. Bankodaki Araştırma Komisyonu Toplantı Salonunda 10 üye ile toplanmış ve aşağıda isimleri yazılı sayın üyeler belirtilen görevlere seçilmişlerdir.

Bilgilerinize arz ederim.

                                                                                                  

Cemalettin Şimşek

                                                                                                          Samsun

                                                                                    Komisyon Geçici Başkanı

 

Adı ve Soyadı                         Seçim Bölgesi     Aldığı Oy

Başkan         :                Necdet Ünüvar                       Adana                                              8

Başkan Vekili:                Mustafa Baloğlu                    Konya                                               8

Sözcü           :                 İsmail Tamer                         Kayseri                                             8

Kâtip üye       :      İlknur İnceöz       Aksaray                                            8

 

BAŞKAN –  Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

 

 

4.- Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmelerine dair taleplerinin uygun görüldüğüne ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/897)

 

                                                                       20/06/2012

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

İlgi : Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanlığının 19.06.2012 tarihli ve A.01.1.FEK.0.00.00.00/72615 sayılı yazısı.

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İçtüzük'ün 25'inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                   Cemil Çiçek

                                                                             Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                   Başkanı

BAŞKAN –  Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...  Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İkinci tezkereyi okutuyorum:

 

5.- İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmelerine dair taleplerinin uygun görüldüğüne ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/898)

 

                                                                       26/06/2012

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

İlgi : İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığının 26.06.2012 tarihli ve A.01.1.İHK.0.00.00.00/216-73679 sayılı yazısı.

 

 

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İçtüzük'ün 25'inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

 

                                                                                                   Cemil Çiçek

                                                                             Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                   Başkanı

BAŞKAN –  Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –  Reddedildi Sayın Başkan, 1 kişi el kaldırdı, burada  4 kişi “Hayır” dedi efendim.

BAŞKAN –  Daha fazlaydı efendim bu taraf.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, ben baktım, ben özellikle baktım.

BAŞKAN –  Arkadaşlar görüyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır Sayın Başkan, ben özellikle baktım efendim.

MUZAFFER ASLAN (Kırşehir) – Koskoca Başkan yalan mı söylüyor?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Özellikle el kaldırdık…

BAŞKAN –  Müsaade ederseniz, biz öyle görmedik, “Kabul edenler…” dedim, arkadaşların da gördükleri bu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır efendim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hayır efendim, özellikle yaptım onu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, bir daha oylayın.

BAŞKAN –  Peki, oylarınıza sunulmuştur: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir efendim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş  bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 179’uncu sırasında yer alan 278 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 1’inci sırasına alınmasına ve Genel Kurulun 26 Haziran 2012 Salı günkü  birleşiminde  görüşmelerinin bitimine kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

                                                                  26.06.2012

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun, 26.06.2012 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                                                              M. Akif Hamzaçebi

                                                                                                                                       İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük  Millet Meclisi Gündeminin, Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının 179 uncu sırasında yer alan 278 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının, bu kısmın 1 inci sırasına alınması ve Genel Kurulun, 26 Haziran 2012 Salı günkü (Bugün) birleşiminde 1 inci sıraya alınan 278 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerine, lehte olmak üzere, Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi lehine söz aldım. Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinin konusu nedir? Konusu şudur: Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın bugün görüşülmesi yani kamuoyunda “üçüncü yargı paketi” olarak bilinen bir paketin görüşülmesi.

Değerli milletvekilleri, belki de Parlamento tarihinde bir ilki yaşıyoruz ya da ilklerden birisini yaşıyoruz. Bu tasarı, bizim bugün görüşülmesini istediğimiz tasarı. Bu tasarı, Hükûmetin tasarısıdır yani muhalefetin getirdiği bir teklif değildir. Hükûmet bu tasarıyı getirmiştir, bu çuval tasarıyı getirmiştir ve bu çuval tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisine 30/1/2012 günü –Başkanlığa- verilmiştir ve 2/2/2012’de Komisyona havale edilmiştir. Adalet Komisyonu ilk toplantısını 15.2.2012 günü yapmıştır ve ilk toplantıda alt komisyon kurma kararı verilmiştir. 3.5.2012’de, 8.5.2012’de, 9.5.2012’de alt komisyon toplantılar yapmıştır. Yani bakın, aslında alt komisyonun bile toplantı yapmasının arasındaki süreye dikkatinizi çekmek istiyorum yani şubat ayının 15’inde alt komisyon kuruluyor ama alt komisyonun çalışmaları mayıs ayında başlıyor. Arkasından, değerli arkadaşlarım, Adalet Komisyonunda 23.5.2012, 24.5.2012, 30.5.2012, 31.5.2012’de görüşülüyor ve kararlaştırılıyor. 12.6.2012 günü de bu Komisyondan çıkıyor. Hatta biz muhalefet şerhi yazmak için süre istediğimizde… Çünkü bu çok kapsamlı bir kanun, değişik kanunlarda değişiklik yapıyor; dolayısıyla ne olup olmadığını Komisyon Başkanı bile bilmiyor, Komisyon üyesi arkadaşlarımız bilmiyor. Ve dedik ki: “Bu çok kapsamlı bir kanun, buna muhalefet şerhi yazmamız lazım.” Bize denildi ki: “Ya bir an önce bu Genel Kurula gidecek, hemen yazın."

Değerli arkadaşlarım, bu elimdeki benim otuz sayfalık Cumhuriyet Halk Partisinin muhalefet şerhidir, yani kamuoyunda yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesiyle getirilen bu kanun tasarısına yönelik otuz sayfalık bir muhalefet şerhimiz vardır. O günden bu güne, bu kanun Adalet Komisyonundan bile hemen Genel Kurula inecek gerekçesiyle getirilmişken, daha sonra Devlet Sırrı, başka kanunlar geçti ama bu Hükûmet, kendi getirdiği yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin bu çuval kanunu caminin avlusuna bıraktı, bu sahipsiz kaldı arkadaşlar, bu sahipsiz kaldı, sahipsiz kaldı, bu caminin avlusunda kaldı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sahibi burada ya.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - Şimdi biz muhalefet partisi olarak Hükûmetin tabii ki bu kanun tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine neden getirmediğinin gerekçelerini açıklamasını istiyoruz. Niye getiremedi? Niye getirmek istemiyor?

Şimdi kamuoyunda bir beklenti oluşturuldu bu kanunla ilgili. Aslında, bu kanunda, gerçekten, yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi dışında her şey var, bu kanun içinde; sadece bir şey yok arkadaşlar: Yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi yok, adil yargılanma hakkı da yok. Kamuoyunda -hepimiz biliyoruz- bir beklenti, umut oluşturuldu. Neydi umut? Ceza Muhakemesi Kanunu’nda özellikle tutukluluk kurumundan kaynaklanan sistematik ve yaygın hataların giderileceği beklentisi oluşturuldu. Hatta, böyle büyük bir beklentinin içerisinde tutuklu milletvekillerinin sorununun çözüleceği beklentisi oluşturuldu. Gazeteciler sordu -Bakanı gördüler, sordular; Komisyon üyesi arkadaşlarımızı gördüler, sordular; bizi gördüler, sordular- dediler ki: “Bu paket çıktığında şu kadar insan çıkarılacak.” Ya da işte “Tutuklu milletvekillerinin sorunu çözülecek.” denildi.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısıyla birlikte bizim de Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz bir kanun teklifi vardı. Bu birleştirildi, sözüm ona birleştirildi. İkisi birden ciddi harmanlanarak, tartışılarak konuşacaktık ama bu kanun teklifi birleştirildi, sadece -sağ olsun arkadaşlarımız- bir iki maddeyi aldılar, kabul ettiler, diğerlerinin üzerinde tartışmadılar bile.

Bakın, aslında tutuklama sorunu gerçekten çözülmek isteniyorsa, gerçekten Adalet ve Kalkınma Partisinden bugüne kadar dinlediğimiz yargının reformunun oluşumundaki meşruiyet teorisi samimi ise, o zaman bu kanun tasarısındaki öneriler dikkate alınmalıydı. Biz burada hem tutukluluk sorununun çözümü konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin istediği teklifleri getirdik, önerileri getirdik hem de özel olarak tutuklu milletvekilleriyle ilgili teklifler getirdik.

Değerli arkadaşlarım, orada hepimiz biliyoruz ki Sayın Başbakan tutuklu milletvekilleriyle ilgili dedi ki: “Efendim, muhalefet bir öneri getirsin, bu öneriyi tartışalım.” Aslında, bizim öneriden haberleri bile yoktu. İşte bizim bu konuda verdiğimiz kanun teklifi vardı, sonra bu kanun teklifinden haberleri oldu, bu sefer de “Muhalefet anlaşsın kendi aralarında, ondan sonra bir bakalım.” dediler. Muhalefet anlaştı, hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından şöyle bir açıklama yapıldı: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in Başkanlığında CHP Grup Başkan Vekili Sayın Emine Ülker Tarhan, MHP Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır, BDP Grup Başkan Vekilleri Sayın Pervin Buldan ve Sayın Hasip Kaplan, tutuklu milletvekillerinin durumlarını değerlendirmek üzere (bugün) 26 Nisan 2012 saat 09.30’da bir araya geldiler. Yapılan görüşmelerde sorunun siyaset malzemesi yapılmadan, dört parti grubunun mutabık kalacağı şekilde yasal zeminde çözümlenmesi hususunda görüş birliğine varılmıştır.” Burada da yasal çözümü de önermişler ama sonra ne oldu? Hepimiz biliyoruz, Sayın Başbakan en sonunda baktı muhalefet de anlaştı, sığınacak bir yeri kalmadı, “Canım, bu işin formülü mormülü olmaz.” dedi. E, ne olacak o zaman? “Bu iş yargıya kalacak.” Canım, bu işin formülü mormülü olmayacaksa, bu iş zaten yargının elindeydi, o zaman niye siz muhalefet öneri getirsin ya da getirmesin dediniz, arkasından niye muhalefet anlaşsın ya da anlaşmasın dediniz? Size ne o zaman muhalefetin anlaşıp anlaşmayacağından? Yani, siz elinizi taşın altına sokmayacaksanız, siz bu ülkede -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin- gerçekten yargı alanındaki sorunların giderilmesi konusunda siyasi iktidar olarak bu yükü omuzlamayacaksınız, o zaman bunu söylemenizin anlamı ne değerli milletvekilleri?

Değerli arkadaşlarım, biz bu kanun tasarısıyla ilgili, gerçekten, otuz sayfalık muhalefet şerhimizde gerekçeleriyle birlikte, hukuki gerekçeleriyle birlikte bunları söyledik. Aslında, gerçekten, bu tasarı toplumda yarattığı umutları ve beklentileri karşılayamamıştır, karşılamaktan çok uzaktır. Bu torbada gerçekten yargının hızlandırılması ve adil yargılanmayı etkileyecek tek bir hüküm yoktur. Yargı uygulamalarında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tutuklama ve diğer koruma önlemleri yönünden yaşanan sorunlar ülkemizin gündemini sürekli meşgul etmektedir ama biz, bütün bu eleştirilerimize rağmen, bu kamuoyunda oluşan bu beklentiyi, umutları boşa çıkarmamak adına ya da bu tasarının gerçekten Hükûmetin pompaladığı kadar kamuoyundaki bu beklentileri karşılayıp karşılayamayacağının açığa çıkması açısından bu yargı paketinin bir an önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesini istedik.

Şimdi, bunu istememizin nedeni var. Bir yandan, icra iflasla ilgili herkese bir umut dağıtıldı. Bir yandan, tutuklama sorunlarıyla ilgili herkese bir umut dağıtıldı. Şimdi bana öyle geliyor ki, gazeteciler bile soruyor, bu paket çıktığı zaman tutuklular dışarı çıkacak ya da icra iflastaki bütün insanların sorunu çözülecek. Ya taahhüdü ihlalle ilgili önerge verdik reddedildi ama vatandaş arıyor. Hiç olmazsa bu paket çıksın, neyi karşıladığı neyi karşılamadığı belli olsun. Ama buna rağmen sözüm ona bazı yazarçizerler de “Muhalefet bu konuda niye talepte bulunmuyor?” diye muhalefeti eleştirebilme cesaretini gösteriyorlar. Yahu Allah aşkına, bir Hükûmetin tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi konusunda muhalefetin ısrarcı olup olmaması parlamenter demokraside nerede görülmüş? Ama o yazarçizerler Sayın Başbakan ya da Adalet Bakanına soramıyorlar, “Bu yargı paketi niye gelmedi?” diyemiyorlar. Kolay “Muhalefet niye ısrar etmedi?” Al biz bugün ısrar ediyoruz; işte onun için getirdik

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Dolayısıyla bu yargı paketinin bir an önce görüşülmesini istiyoruz değerli arkadaşlar. Ticaret Kanunu bugün görüşülecekti; bu, ondan önce komisyonlardan geçti. Dolayısıyla bunun görüşülmesini istiyoruz ve görüşme sırasında tabii ki, kanunla ilgili eleştirilerimizi, itirazlarımızı belirteceğiz.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde ikinci konuşmacı, aleyhte olmak üzere Sayın Recep Özel, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisi aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Biraz önce, grup önerisinin lehinde konuşan Ali Rıza Bey otuz sayfalık muhalefet şerhinden, niye o yasaya karşı olduklarından bahsetti. Otuz sayfalık bir gerekçe, muhalefet şerhi yazmışlar; demek ki, bu yasayı buraya getirdikleri, bugün görüşülmesini istediklerine göre bu otuz sayfalık muhalefet şerhinden vazgeçtiklerini kabul ediyoruz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hayır “İtirazımız devam ediyor.” dedim. Ayrıca, hiç alakası yok.

RECEP ÖZEL (Devamla) -  İnşallah, görüşmeler anında bu muhalefetlerini o zaman çekerler. Bir an önce Cumartesi ve Pazar günü de bunu çıkartmış oluruz diye düşünüyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ya lütfen Recep Bey, itirazımız devam ediyor.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Biz getirmiş olduğunuz bu öneriye özde karşı değiliz. Hükûmetimizin, AK PARTİ Hükûmetinin bir tasarısıdır ve cumartesi, pazar günü Meclis çalışarak kanunlaşacaktır. 1 Temmuz tarihi itibarıyla Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girmesi gerektiğinden ve iş çevrelerinde de bu değişikliklerin bir rahatlama getirmesi anlamında da bunun bir an önce yasalaşması gerekmektedir. Önceliğimiz Türk Ticaret Kanunu olduğundan dolayı bugün bunu görüşeceğiz. Önergenizde belirtmiş olduğunuz yasayı da cumartesi günü görüşüp kanunlaştıracağız. Böylece, sizin talebiniz de yerine gelmiş olacak diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Üçüncü konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde Sayın Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Sayın Sakık, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de lehte söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, iki gün sonra Orhan Doğan’ın ölüm yıl dönümü. Belki bu fırsatı bulamayız ama ben buradan Orhan Doğan’ı saygıyla, sevgiyle, rahmetle anıyorum. Orhan Doğan da burada, eli kelepçelenerek alınıp götürülmüştü. O dönemde hep birlikte bu süreci yaşadık, bir ihtilaldi aslında, bir sivil darbeydi. Burayı kuşatmıştı, askerler de, polisler de kuşatmıştı. Askerler talimat vermişti komisyonlara ve Genel Kurula da böyle emredilmişti: “Bunların dokunulmazlığı kaldırılmalıdır.” Çünkü Karma Komisyonda benim dokunulmazlığım kaldırılırken sadece ön sayfada ismim vardı, reddediliyor, tekrar ilahlar devreye giriyor, tekrar Karma Komisyona davet ediliyoruz, üçüncü kez, bizim dokunulmazlıklarımızın kaldırılmasına karar verdiler ve ben oradan da ayrılırken Refah Partisinden arkadaşlar ağlayarak orayı terk etmişlerdi ve böyle bir süreci yaşadık.

Şimdi, Meclisimiz bir komisyon oluşturdu, Darbeleri Araştırma Komisyonu. Biz de sevindik, bizim de arkadaşlarımızdan Komisyonda yer alanlar oldu ama üç dört gün önce duydum ki Komisyonumuz bir karar almış. Bakın, 2 Mart darbesini araştırma ihtiyacı duymayan bir Komisyon. Darbe olmuş, askerler Parlamentoya talimat vermiş ve sizin meslektaşlarınızın eline kelepçe vurulmuş, bunu araştırmıyor. Komisyon bir karar alıyor, Şili’de, Arjantin’de, Yunanistan’da, İtalya’da, İspanya’da darbeleri araştırmak üzere buralara seyahat düzenlemeye gidecek. Komisyona minnettarız, nasıl bunu keşfettiniz, nasıl böyle büyük bir kâşifsiniz, nasıl böyle bir keşifte bulundunuz; size çok teşekkür ediyoruz! Yanı başınızda olan 2 Mart 1994’teki darbeyi görmüyorsunuz ama İtalya’ya gideceksiniz, İspanya’ya gideceksiniz, Arjantin’e gideceksiniz, oradaki darbeleri araştıracaksınız; yok böyle bir şey. Bu Parlamento ayağa kalkmalıdır. Bu ülke çiftlik değildir. Siz yanı başınızdaki bir darbeyi görmez de gidip İspanya’da darbeyi araştırmaya giderseniz onun adı “turistik bir seyahat” olur ve ben Grubumuza da sesleniyorum, grup başkanlarımıza, grup başkan vekillerimize, derhâl bir üye olarak sizden rica ediyorum: Bu Komisyondaki üyemizi geri çekin. Eğer Orhan Doğan’a, Leyla Zana’ya, Ahmet Türk’e, Hatip Dicle’ye ve Sedat Yurttaş’a, Selim Sadak’a ve Mahmut Alınak’a, Sırrı Sakık’a vurulan kelepçeleri görmüyor da ve buradaki ilahların emrine biat eden, onlara emredenlere buradan biat edenleri görmüyorlarsa bizim bu komisyonlarda yerimiz olmamalıdır.

Sevgili arkadaşlar, şimdi, sorunlarımız çok. Yani CHP’nin getirdiği bu noktadaki önerge çok doğrudur, yerli yerindedir ve Parlamento bir an önce bizim sorunlarımızı çözmek için bu konuda sorumluluklarını yerine getirmelidir. Bakınız, bizim yaralarımız var, yaralarımızın sarılması gerekir. Her gün bir cezaevinde bir isyan oluyor, çok yakın bir tarihte 13 insan Urfa Cezaevinde yaşamını yitirdi. Siz askerî darbelere karşı olduğunuzu söylüyorsunuz ama askerî darbelerin getirdiği kanunlarla, yasalarla bu ülkeyi hâlâ yönetiyorsunuz. Yani daha birkaç gün önce Urfa Cezaevinde olanlar 12 Eylül döneminde Diyarbakır’da olanlarla eş değerdedir, Ulucanlar Cezaevinde olanlarla eş değerdedir, Bayrampaşa Cezaevinde olanlarla eş değerdedir. Siz 300 küsur kişilik bir cezaevine bin küsur insanı yerleştirirseniz… Ve bunların büyük bir çoğunluğu da Barış ve Demokrasi Partisinin üyeleridir. O gece Vali orada açıklamalarda bulunuyor. Aslında en büyük terörü siz estiriyorsunuz, orada siyasi mahkûmlara “Efendim, siyasi değil de terör” diyor. Yüzde 90’ı bizim partinin üyeleridir, il ve ilçe başkanlarımızdır. En çok terörü siz estiriyorsunuz devlet adına ve insanları haksız bir şekilde alıp içeri tıkıyorsunuz. 300 kişilik yerde bin küsur insan kalırsa, 18 kişilik yerde 40 kişi kalırsa, 8 kişilik yerde 18 kişi kalırsa lavabo sorunundan, tuvalet sorunundan, prize takılan semaver sorunundan bile sorun çıkar. Siz haksız bir şekilde insanları tutukluyorsunuz.

Bakın, bugün, 71 tane KESK yöneticisi ve Genel Başkanı dâhil olmak üzere, bunlar dünden beri bir terörle karşı karşıyadır. Acaba bunlar ne yapıyordular, bunlar Suriye’nin istihbarat birimi miydiler, acaba onlar oradaki katil Esad rejiminin buradaki uzantıları mıydılar? Bir tarafta Suriye’ye karşı diklenirken diğer tarafta kendi halkınıza bu kadar zulüm etme hakkına sahip olabilir misiniz? Dönüp Esad… Evet, Esad’ın eli kanlıdır, babasının eli de kanlıdır, Baas Rejimi katildir; doğrudur da ama sizin eliniz çok mu temizdir? Siz burada masum insanları alıp tutuklayacaksınız ve size muhalif olanlara karşı acımasız bir şekilde olacaksınız. Kim muhalif güçler? Emek cephesi. Kim? Kürtler. Kim? Sosyalistler. Size muhalif olanlara karşı acımasız olacaksınız ama dönüp Esad’la ilgili söz söyleme hakkınız olmaz. Evet, onun eli kanlıysa, siz burada onun uyguladığı politikaların aynısını uygularsanız aynı kefede değerlendirilirsiniz ve siz Kürtlere boyun eğdirtmeye çalışıyorsunuz.

Bakın, 71 kişi alınmış gözaltına, 71’i de Kürt’tür. Ne yaptılar bunlar? Bunlar okulda eğitim veriyorlar, bunlar emekçi, sizin çocuklarınızın öğretmenleri. Ne yapmışlar? Savcılar soruyor. Özel yetkili mahkemeler ne diyor? Dönüp diyor ki bu gözaltındaki arkadaşlarımıza: “Siz Özgür Politika’yı okudunuz mu? Siz Azadiya Welat gazetesini okudunuz mu? Birgün gazetesini okudunuz mu?” El vicdan be! Şimdi, sizden birilerini tutuklayıp size sorsalar: “Yeni Şafak gazetesini okudunuz mu? Akit gazetesini okudunuz mu? Zaman gazetesini okudunuz mu?” Bunun adı ne kadar demokrasi olur? İşte buradaki, bakın, savcıların yaptığı bu.

KESK yöneticilerine soruluyor, “Siz şu eyleme katıldınız mı?” diyor.  Tabii ki katılacağım, ben sizin antidemokratik uygulamalarınızı protesto etmek için zaten sokaklardayım, her gün bana gaz sıkıyorsun, copla vuruyorsun ve beni alıyorsun tutukluyorsun, bunları yapmak üzere zaten ben  sendikal görevlerimi, hakkımı yerli yerine getiriyorum ama dönüyor, hayır, bunları yaptığınız zaman özel yetkili savcılar sizin yakanıza yapışır.

Şimdi, 12 Eylülden, 12 Eylül yasalarından hesap soranlar 12 Eylül yasalarıyla muhaliflerini susturmaya çalışıyorlar. Özel yetkili mahkemeler, evet, şark istiklal mahkemeleri, istiklal mahkemeleri hangi ruhla hareket ettiyse, devlet güvenlik mahkemeleri hangi ruhla hareket ettiyse bunlar da öyle hareket ediyor.

Bakın, bütün cezaevleri tıka basa dolu, “300” rakamı binle dolu, “500” rakamı binin üzerinde ve hep muhalifler içeride ve bu ülke gerçekten eğer sorunları çözmek istiyorsa bir bütünü olarak bunları masaya yatırıp ve Meclisin alelacele tatile girmesine gerek de yok, biz temel sorunların çözümü için gece gündüz, yaz kış demeden çalışmaya hazırız, yeter ki bu ülkenin sorunlarını çözünüz. Bu sorunları getirip birlikte paylaşın. Diğer muhalefet partileriyle ortak bir paydada buluşabiliriz, ülkemizi özgürleştirebiliriz, bu noktada eksikliklerimizi giderebiliriz ama siz, bunların hiç birini yapmıyorsunuz, torba yasaları oluşturarak bu torbanın içerisine her şeyi dâhil ediyorsunuz ve muhalefet grubuna da, muhalefet partilerine de “Gelin, buna dâhil olun.” diyorsunuz.

Bakın, 2 Temmuzda KCK davası, ana davası yani o kadar çok davalar açıldı ki Diyarbakır’da ana dava, İstanbul’da ana dava; her yerde böyle, bütün Kürtler KCK’li ve burada bir yargı süreci başlıyor. Burada hukukun ve adaletin ülkesini eğer oluşturmak istiyorsanız bir an önce hep birlikte bunları inşa etmeliyiz yoksa kandan kanunlar bu ülkeye kan getirir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben, kandan kanunların değil, hukukun ve huzurun ülkesinin oluşmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhte olmak üzere son konuşmacı  Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can.

Buyurun Sayın Can Kırıkkale Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi, yargı paketinin gündeme alınmasıyla ilgili grup önerisi verdi. Bugün Danışma Kurulu da yapıldı. Danışma Kurulunda bizim yargı paketini cumartesi günü gündeme getireceğimize dair de birazdan grup önerimiz okunacak ve oylanacak. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisi bu grup önerisini niye verdi, anlamak mümkün değil. Herhâlde bu grup önerisini vermekle, biz de cumartesi günü gündeme almış olduk, ona katkısı oldu.

Diğer taraftan, Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisindeki yargı paketinin görüşülmesine ilişkin, biz yargı paketinin görüşülmesine karşı değiliz, yargının etkinleştirilmesi ve hızlandırılması yönünde adımlar attık, atmaya devam edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi de herhâlde bu meyanda düşünüyor ki grup önerisi verdi. İnşallah, cumartesi günü, tahmin ediyorum grup önerisinde, buradan grup önerisine değindikleri gibi kanun görüşülürken de kanunu tıkamazlar, önerge vermezler, temel yasa olarak bir an önce geçer, kanunlaşır diye düşünüyoruz.

Diğer taraftan, bugün, biz Türk Ticaret Kanununu görüşmeyi planlıyoruz. Türk Ticaret Kanunu 22’nci Dönemde Adalet Komisyonunun alt komisyonunda ve üst komisyonunda kabul edilerek Genel Kurula indirilse de Genel Kurul gündeminde kanunlaşmadığından kadük kalmıştır, 23’üncü Dönemde kanunlaşmıştır ve 1 Temmuzda yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır.

1 Temmuzda yürürlüğe girmeden evvel, gerek ticaret dünyasında gerekse iş dünyasında kanunun yürürlüğe girmesi hâlinde uygulamadan mütevellit sıkıntılar olacağı noktasında ve uygulamadan kaynaklanan problemlerin giderilmesi noktasında yeniden değerlendirmeler yapılmış, bu konuda Gümrük ve Ticaret Bakanımız gerekli çalışmaları yapmıştır.

Konuyu uygulayacak uzmanlarla ilgili toplantılar yapılmış, ticaret dünyasından, TÜRMOB’tan görüşler alınmış ve bu görüşler ışığında da kanundaki değişiklik yapılacak maddeler belirlenmiştir. Bu maddeler de bir tasarı şeklinde Adalet Komisyonuna sevk edilmiştir. Adalet Komisyonunda da muhalefetin de katkılarıyla beraber kabul edilmiştir ve Genel Kurula sevk edilmiştir.

İnşallah, bugün bunu görüşmemiz hâlinde burada kanunlaşacak ve Cumhurbaşkanımıza gidecek. Cumhurbaşkanımızın da onayı hâlinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek. 1 Temmuzdan önce bunun yürürlüğe girmesi elzem görünüyor. Bu nedenle, bu kanunu görüşmeyi bugün planlıyoruz.

Diğer taraftan, Barış ve Demokrasi Partisinin temsilcisi burada yapmış olduğu grup önerisi lehindeki konuşmayla, bağımsız yargıya müdahale edildiği yönünde açıklamalarda bulundu.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ne bağımsız yargısı ya!

RAMAZAN CAN (Devamla) - Diğer taraftan, 12 Eylül yasalarını kullanarak bu iktidarın kendilerine sıkıntılar çıkardığından bahsetti. Hâlbuki 12 Eylülle ilgili yirmi altı maddelik referanduma giden Anayasa değişikliklerini Barış ve Demokrasi Partisinin Mecliste engellediğini ve referanduma giden boyutta da yüzde 58’in yanında değil, yüzde 42’nin yanında yer aldığını bu kamuoyu yakından biliyor.

Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu ancak muhteva itibarıyla yanında olduğumuzu, cumartesi günü görüşeceğimizi, Ticaret Kanunu’nun görüşülmesi elzem olduğundan dolayı grup önerisi aleyhinde oy vereceğimizi beyan ediyor, hepinizi saygıyla tekrar selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

 

                                               III. YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, konuşmacı benim yanlış bir bilgi aktardığımı, referandumda farklı davrandığımı…

BAŞKAN – Şu yoklamayı halledeyim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Tarhan, Sayın Erdoğdu, Sayın Tanal, Sayın Öner, Sayın Serindağ, Sayın Akgöl, Sayın Altay, Sayın Erdemir, Sayın Özbolat, Sayın Dudu, Sayın Nazlıaka, Sayın Ediboğlu, Sayın Özdemir, Sayın Düzgün, Sayın Tanrıkulu, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Ekinci, Sayın Gök, Sayın Demirçalı, Sayın Öğüt.

Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum

                                                                               Kapanma Saati: 16.21

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

_____0_____

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 124’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

                                               III. YOKLAMA

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A)      Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 179’uncu sırasında yer alan 278 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 1’inci sırasına alınmasına ve Genel Kurulun 26 Haziran 2012 Salı günkü  birleşiminde  görüşmelerinin bitimine kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, sözüm vardı, siz “Vereceğim.” dediniz.

BAŞKAN – Ya, yapma. Allah aşkına. Biraz sonra vereyim. Başladım.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben size söyledim. “Evet.” dediniz.

BAŞKAN – Peki, ne diyeceksiniz? Tekrar tartışacaklar.

SIRRI SAKIK (Muş) - Yoklama yapılmadan söyledim. “Evet. “dediniz. Grup sözcüsü, bizim…

BAŞKAN – Buyurun, sataşma olmadan tekrar…

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın şahsına ve Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması 

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Değerli arkadaşlar, ben teşekkür ediyorum.

Biraz önce AKP Grubu sözcüsü bizim doğru bilgiler aktarmadığımızı söylüyor. 12 Eylül 2010 referandumunda aslında şunu açık ve net olarak birkaç kez burada seslendirdik…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Hatip, biz duymuyoruz, gürültüden duyamıyoruz biz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen biraz sessiz olalım.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, referandum çalışmalarında, bir tek, taslak hazırlayan, diyalog arayan grup bizdik. Adalet ve Kalkınma Partisine gittik, “Biz şu maddelerde şu değişikliği istiyoruz. Hatta bunun dışında bir yol temizliği yapabiliriz yani 12 Eylül Anayasası’nı değiştirmeye kalkışıyorsunuz ama 12 Eylül yasaları var, Siyasi Partiler Yasası var, Seçim Kanunu var, yüzde 10’luk baraj var ve bunları getiren de Kenan Evren ve arkadaşları. Gelin ilk önce bunları değiştirelim.” dedik; siz “Hayır.” dediniz. Ve bu parti kapatmalarla ilgili sizden bir temsilci geldi, bizimle oturdu, konuştu. 5 arkadaşımız geldi. Olumlu oy kullanmamıza rağmen… Ama siz bizimle birlikte hareket etme cesaretini gösteremediğiniz için farklı davrandınız ve biz bu olup bitenleri -size “Hayır.” değil- sandıkları boykot ettik. Bizim duruşumuz bu. Bugün de yapacağınız bir çalışmada, eğer biz içinde yoksak, eğer özgürlükler yoksa, eğer bu halkın demokratik hakları yoksa biz yine içinde olmayız.

Biraz önce de seslendirdiğim gibi, bakın, Urfa’da yangın çıktı, orada sevkler başladı. Oradan sevk edilen arkadaşlarımız, kadın arkadaşlarımız buradan Sincan’a getirilinceye kadar emin olun her türlü işkenceye maruz kaldılar. Bu, sizin İktidarınız döneminde oldu. Ben, buradan İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu da göreve davet ediyorum. Bir an önce Sincan’a gidip görmelisiniz, oradan gelen kadın arkadaşlarımıza karşı nasıl bir politika, nasıl bir işkence politikası uygulandığını da gözlerinizle görürsünüz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A)      Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 28 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin 30 Haziran 2012 Cumartesi günkü birleşimde saat 24.00’e kadar tamamlanamaması hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Temmuz 2012'de tatile girmeyerek çalışmalarına devam etmesine; 303, 302, 301, 300 ve 278 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

                                                                                                                 26/6/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Danışma Kurulu 26.06.2012 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                     Mustafa Elitaş

                                                                                                                          Kayseri

                                                                                                        AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 303, 302 ve 301 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının 48 saat geçmeden Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının sırasıyla 3, 5 ve 6 ıncı sıralarına, yine bu kısımda bulunan 300, 278, 155, 289, 250, 299, 10, 16, 54, 89, 90, 114, 129, 134, 206, 245, 298, 3, 4, 13, 17, 19, 28, 31, 34, 35, 36, 49, 50, 51, 55, 57, 58, 61, 62, 68, 72, 73, 75, 84, 91, 94, 99, 104, 109, 115, 116, 120, 121, 123, 130, 131, 132, 133, 135, 140, 142, 143, 145, 157, 159, 160, 168, 173, 174, 175, 176, 185, 188, 191, 196, 214, 219, 227, 261 ve 284 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının ise bu kısmın sırasıyla 4, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81’nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 29 ve 30 Haziran 2012 Cuma ve Cumartesi günlerinde saat 14:00'te toplanması ve bu birleşimlerde "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

26 Haziran 2012 Salı günkü (bugün) birleşiminde 300 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

27 Haziran 2012 Çarşamba günkü birleşiminde 302 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

28 Haziran 2012 Perşembe günkü birleşiminde 301 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

29 Haziran 2012 Cuma günkü birleşiminde 19 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

30 Haziran 2012 Cumartesi günkü birleşiminde 28 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

28 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin 30 Haziran 2012 Cumartesi günkü birleşiminde saat 24:00’e kadar tamamlanamaması hâlinde; Türkiye Büyük Millet Meclisinin İçtüzüğün 5 inci maddesine göre 1 Temmuz 2012'de tatile girmeyerek Genel Kurulun çalışmalara devam etmesi, 1 Temmuz 2012 Pazar günü saat 14:00'te toplanması ve bu birleşimde "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan 28 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar;

çalışmalarını sürdürmesi,

303, 302, 301, 300 ve 278 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının İçtüzüğün 91. maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

önerilmiştir.

 

278 Sıra Sayılı

Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı (1/565)

 

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

 

 

 1.

 

Bölüm

1 ila 28 inci maddeler

 

28

 

2.

Bölüm

29 ila 53 üncü maddeler

(Çerçeve 37 nci maddeye bağlı geçici 9, 10 ve 11 inci maddeler ile çerçeve 47 nci maddeye bağlı geçici 24 ve 25 inci maddeler dahil)

28

 

 

3. Bölüm

54 ila 81 inci maddeler

 

28

 

 4.

Bölüm

82 ila 106 ncı maddeler

(Geçici 1, 2 ve 3 üncü maddeler dahil)

28

 

 

Toplam Madde Sayısı

112

 

300 Sıra Sayılı

Harp Akademileri Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

(2/697)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 11 inci maddeler

11

2. Bölüm

12 ila 25 inci maddeler

14

Toplam Madde Sayısı

25

 

 

301 Sıra Sayılı

Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

(1/637)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 13 üncü maddeler

13

2. Bölüm

14 ila 26 ncı maddeler

13

Toplam Madde Sayısı

26

 

 

302 Sıra Sayılı

Bazı Kanunlar ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

(2/679)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 21 inci maddeler

21

2. Bölüm

22 ila 42 nci maddeler

21

3. Bölüm

43 ila 59 uncu maddeler

(Geçici 1,2 ve 3 üncü maddeler dâhil)

20

Toplam Madde Sayısı

62

 

 

303 Sıra Sayılı

Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

(1/630)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 26 ncı Maddeler

26

2. Bölüm

27 ila 50 nci Maddeler

(Çerçeve 38 inci maddeye bağlı geçici 7, geçici 8 ve geçici 9 uncu maddeler dâhil)

26

Toplam Madde Sayısı

52

 

 

BAŞKAN – AK PARTİ grup önerisi üzerinde söz isteyen, lehte olmak suretiyle, İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi lehinde söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimiz 1 Temmuza kadarki çalışma takvimimizin yeniden belirlenmesiyle ilgili. Genel Kurulun haftalık çalışma günleri dışında, 29 ve 30 Haziran Cuma, Cumartesi günleri de saat 14.00’te toplanması ve bu birleşimlerde “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi öngörülmüştür.

Bugünkü Genel Kurulumuzda Türk Ticaret Kanunu’yla ilgili tasarı ile Harp Akademileri Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, yarınsa “torba kanun” olarak nitelendirilen, “torba yasa” olarak nitelendirilen Bazı Kanunlar ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesi öngörülmüştür.

Diğer taraftan, 28 Haziranda 301 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na, 29 Haziranda da 19 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşülmesi, cumartesi itibarıyla ise, yine, 28 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşülmesinin tamamlanmasına kadar çalışmamız öngörülmüştür.

Yine, 28 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşülmesi esnasında 30 Haziran saat 24.00 itibarıyla tamamlanmaması hâlindeyse 1 Temmuzda Meclisin tatile girmeyip, yine, pazar günü saat 14.00’te toplanması ve bu birleşimde “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 28 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşülmesi öngörülmüştür.

Yukarıda belirttiğimiz birleşimlerde gece 24.00’te günlük program tamamlanmaması hâlinde, yine, programların bitimine kadar; diğer taraftan da, 303, 302, 301, 300 ve 278 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi öngörülmüştür.

AK PARTİ grup önerisi lehine görüşümü belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

İkinci konuşmacı, aleyhte olmak üzere İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir yasama yılının daha sonuna geliyoruz ama her yasama yılının sonuna yaklaştığımız bir süre içerisinde, maalesef, Meclis gündeminde birçok kanun tasarısıyla, “Bunların acilen çıkması gerekir.” talepleriyle karşı karşıya geliyoruz. Aslında bundan önceki çalışma dönemlerinde bunlarla ilgili bir planlama olsaydı… Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin karşısına “Bunları çıkartırsanız 1 Temmuzda tatile gidersiniz.” anlayışı içerisinde milletvekillerinin böyle bir baskı altında tutulmasını doğru bulmuyoruz. Türkiye'nin ihtiyacı olan kanunlar, tasarı ve tekliflerin görüşülmesi gerekiyorsa Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim, temmuz ayında da çalışmaya hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Bu bakımdan, böyle, 267 madde temel kanun sayılıyor, 19 tane de uluslararası sözleşme var, bunlar da 57 madde. Bütün bunların müzakeresi 100 ila 150 saat arasında sürebilir, 100-150 saatlik bir çalışma da takriben 10 günlük bir çalışmayı gerektirir. O bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu gündeme alınan kanun tasarı ve teklifleri konusunda itiraz ettiğimiz konuları iktidar partisine ilettik. Özellikle, torba yasada Türkiye Büyük Millet Meclisinin yegâne denetim organlarından biri ve bilgi kaynaklarından biri olan Sayıştayı denetim yapamaz hâle dönüştürmek isteyen maddesinin çıkartılması gerektiğini ifade ettik. Bugün, burada, yine yargı yasasında örgüt üyeliğinin cezalarının azaltılması gibi, terörle mücadele ettiğimiz bir dönem içerisinde bu maddelerin değiştirilmemesi gerektiğini belirttik.

Elbette iktidar partisinin -millete kendi taahhütleri doğrultusunda- bir gündem belirleme hakkı olmakla birlikte, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu gündemle ilgili görüş ve düşüncelerimizi kanun tasarı ve teklifleri görüşüldüğü zaman elbette ileteceğiz ama bu çalışma takvimiyle, yani 1 Temmuzda AKP’nin tatile girmek arzusunu doğrusu anlayabilmiş değilim. Niye “1 Temmuzda tatile girelim.” diye ısrar ediyorsunuz? “1 Temmuza kadar bunları getirelim, tatile gidelim.” Bizim tatil yapmak gibi bir arayışımız yok. Milletimizin sorunlarının çözülmesi gerekir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak özellikle bazı konuların bu dönem içerisinde çözümlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ve çözümlenmesi gereken hususlardan biri de -ne kadar uzun zaman önce- şehit yakınları, şehit aileleri ve yakınlarının mesela, ikinci istihdamla ilgili sorununun çözülmesi lazım. Grup toplantısında Sayın Başbakan, şehit ve gaziler için nelerin yapılacağını, yapılması gerektiğini tadat etti ama bununla ilgili bir adım atılmadı.

Mesela, özellikle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bu torba yasada da şehit ailelerine ikinci iş verilmesine ilişkin bir düzenlemenin yapılmasını isteyeceğiz ve bu konuda kamuoyuna taahhüt edilen hususların bir an önce, tatile girmeden önce öncelikli olarak şehit ve gazilerin sorunlarını çözmekle ilgili bu yasaların çıkması için adım atmamız lazım. Uzman erbaşlar bekliyor, sıkıntıları var. Polislerimizin büyük sıkıntısı var. Her gün şehit veriyoruz ama polislerin 3.600 ek göstergesi maalesef düzenlenmiş değil. Eğer güvenlik güçlerine, gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisinin arkalarında olduğunu göstermek istiyorsak şüphesiz, polislerimizin bu sorununu da çözmemiz gerekir. Astsubayların sorunları var. Astsubayların da özellikle görev tazminatıyla ilgili sıkıntıları var, bunların da çözülmesi gerekir.

O bakımdan, ben bu dönem içerisinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak özellikle bu konularla ilgili adımların atılması gerektiğini ve partilerin, zannederim burada hiç kimsenin bir itirazı olmaması gerekir, bunlarda adım atılması ve bunların çözümlenmesinden sonra eğer yaz döneminde çalışmalarını yürütmek istiyorlarsa, Genel Kurul çalışmalarını bundan sonra hitama erdirmelerinin daha uygun olduğunu düşünüyorum. İşte, muhtarlarla ilgili talepler var, muhtarların ödeneklerinin artırılması gibi konular var.

Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu öngörülen çalışma düzeni içerisinde, yine, milletin hakkını, hukukunu korumaya yönelik önerilerimizi, görüşlerimizi açıklamaya devam edeceğiz. Dolayısıyla, bizim tatile gitmek gibi bir acelemiz de yok. Önemli olan, yasama kalitesi ve bu milletin, oylarıyla geldiğimiz milletin hakkını, hukukunu korumak. Hayırda beraber, birlikte yapmak. Doğru olmayanı da doğrusu, hep beraber, birlikte doğru olmadığına kanaat getirmek suretiyle onları da uygulamaktan, uygulanmasından, düzenlenmesinden vazgeçilmesini sağlamak lazım. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kesimlerin sorunlarını çözmeye yönelik bir gündemin de oluşması ve özellikle iktidar partisinin bu konuda kamuoyuna verdiği birçok taahhütler var, bu taahhütler doğrultusunda da Parlamentonun çalışarak bunların çözümlenmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

Elbette, uluslararası sözleşmeler var. Sayın Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı, Meclis Başkanımızın yurt dışına ziyaretleri var. Uluslararası sözleşmelerin bu çerçeve içerisinde belli program dâhilinde özellikle yaz döneminde Hükûmetin yapacağı bu çalışmaların da desteklenmesi amacıyla bu programa dâhil olarak bu uluslararası sözleşmelerin de geçirilmesinde fayda mülahaza ediyoruz. AKP’nin de verdiği öneriler doğrultusunda biz de bu konudaki tercihleri belirttik. Böylelikle, yaz döneminde, Meclisin çalışmadığı bir dönem içerisinde, yürütme erki de uluslararası sözleşmelerin, görüşmeler sırasında, takdir edersiniz ki uluslararası seviyede yapılacak görüşmelerde önemli olduğunu dikkate alarak bunları değerlendirebilir. Ama Milliyetçi Hareket Partisi olarak özellikle bugün AKP’nin önerisiyle sizin huzurunuza gelen çeşitli kanunların değiştirilmesine yönelik iradelerinde itiraz ettiğimiz konuları açık ve seçik ortaya koyduk. Umarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan Sayıştayın denetim yapamaz hâle dönüştürülmesi, terörle mücadelenin hızlandırılması gereken bir dönem içerisinde terör örgütü üyesi olanların cezasının azaltılması gibi hususlar Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminden çıkarılır, ondan sonra da bu kanun tasarı ve teklifleri noktasında Milliyetçi Hareket Partisi olarak katkılarımızı iletiriz.

Milliyetçi Hareket Partisinin görüş ve düşünceleri bunlardır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bugüne kadar milletvekillerimizin yaptığı çalışmalar, gerçekten olumlu olanları destekleyen, daha olumlu olmasını sağlayacak önerilerin verilmesi şeklinde tecelli etmiştir. Eğer yaz dönemi çalışmalarına milletvekilleriniz başlayacak ve yani 1 Temmuzda tatile gitme gibi bir zorunluluk hissedilmiyorsa, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, Türkiye'nin gündemi olan, vatandaşın ihtiyacı olan bu değişikliklerin yapılmasını temin edecek bir yasama çalışmasının yapılmasını… Hiç olmazsa bu torba yasanın içerisine de, şu torbanın içine de muhtarlar girsin, bu torbanın içine de ocağı yanan şehit ailelerimizin, gazilerimizin sorunları girsin, onları sokalım, onların sorunlarını da bu vesileyle çözmüş olalım ve hayır dualarıyla Meclisin bu dönemini kapatmış oluruz, İkinci Yasama Yılını kapatmış oluruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak Meclis çalışmaları konusunda pozitif bir şekilde yaklaşacağımızı, olumsuzları reddedeceğimizi, olumlu görüş ve düşüncelerimizi önergelerimizle ifade edeceğimizi ve 1 Temmuzdan sonra da bu çalışma takvimiyle Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun çalışmalara devam etme konusunda da kararlı olduğunu belirtmek istiyorum. Dolayısıyla, bu çerçevede yeni bir çalışma programı hazırlanması münasebetiyle, 1 Temmuza kadar da bunların tamamlanamayabileceğine ilişkin itirazlarımız kabul edilmezse endişelerimizi ifade ederek bu önerinin karşısında olduğumuzu ifade ediyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

AK PARTİ Grubu önerisi üzerindeki üçüncü konuşmacı, lehte olmak üzere Sayın Recep Özel, Isparta Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubumuzun vermiş olduğu grup önerisinin lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

1 Temmuzda Meclisin çalışma takvimi sona erecek. Bu tatile girmeden önceki önümüzdeki salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi ve pazar dâhil olmak üzere çalışma takvimini, görüşülecek konuları grup önerimizde getirmiş bulunmaktayız.

Önerimizle, iş hayatının beklemekte olduğu, ticari hayatın beklemekte olduğu ve 1 Temmuzda yürürlüğe girecek olan Türk Ticaret Kanunu’nda değişiklik yapılması hakkındaki kanunu bugün -inşallah- görüşeceğiz. Hemen arkasından da, 300 sıra sayılı Harp Akademileri Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifini görüşüp bugünkü çalışma saatini noktalamış olacağız. Yarın ise, 27 Haziran 2012 Çarşamba günü ise 302 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşeceğiz yani torba kanun olarak bilinen yasayı. Perşembe günü ise, 301 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı görüşeceğiz. 29 Haziran Cuma günü ise, 287 sıra sayılı ve yarım kalan Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı’nı görüşeceğiz. Arkasından da Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı ve bir miktar da uluslararası  sözleşmeyi Genel Kuruldan geçirmeyi düşünüyoruz. Cumartesi ve bitmediği takdirde pazar günü de uzun zamandan beri  Türkiye'nin gündeminde olan “üçüncü yargı paketi” olarak adlandırılan Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nı görüşüp yasalaştırmayı planlıyoruz.

Tabii ki muhalefet “Yetişmezse 1 Temmuz itibarıyla tatile girmeyebiliriz de.” diyor. Bizler de tatil meraklısı değiliz. İktidar milletvekilleri olarak, AK PARTİ Grubu olarak hiçbir zaman tatili öncelikli olarak getirmiş değiliz, biz de çalışmayı esas olarak kabul etmiş bulunmaktayız. Her birimiz seçim bölgesine gittiği zaman vatandaşın sorunlarıyla da ilgilenmiş olacağız.

Biraz önce size vermiş olduğum bu listedeki yasaları bitirmememiz için hiçbir neden yok. Elbette ki muhalefet partileri İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarını sonuna kadar kullanacaklardır. Ona tamamen saygılıyız ama İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarını kullanırken de, bu yasaların bir an önce çıkması noktasında da kullanırlarsa İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarını, bizler de mutlu oluruz.

Bizim gruptaki bulunan arkadaşlarımız da bunların bir an önce yasalaşması, gerekli gereksiz araların verilmemesi noktasında Genel Kurul çalışmalarına hiçbir uyarıya ve mesaja gerek kalmadan burada bulunursak, bu çalışmalar öyle gece geç saatlere kadar sürmez, takvimi bitirir ve neticelendirilmiş oluruz, milletimize daha iyi hizmet etmiş oluruz diyorum.

Ben, grup önerimizin lehinde oy kullanmanızı talep ediyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

AK PARTİ Grubu önerisi üzerindeki son konuşmacı Sayın Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Grup önerisi, incelenmesinden de görüleceği üzere, Meclisin bu haftaki gündemini tamamen altüst edip onun yerine çok farklı tasarı veya tekliflerin görüşülmesini hedefliyor. Şunu ifade etmeliyim ki Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu, Parlamentodaki milletvekili sayısını artırdıkça, arkasındaki halk desteğini artırdıkça Parlamentodaki yasama faaliyeti açısından zayıflamaktadır. 22’nci Dönemde tam 913 kanun çıkaran 22’nci Dönem Parlamentosu, 23’üncü Dönemde bunun yarısı kadar, 548 tane kanun çıkarmıştır. Şimdi 24’üncü dönemdeyiz. 24’üncü Dönemin ilk yılını yaşıyoruz ama bu sıkıştırılmış takvimler bile Parlamentonun faaliyeti açısından, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önceki yıllardaki, önceki dönemlerdeki çalışmasına yetişemeyecektir. Arkasındaki halk desteği arttıkça halkın sorunlarına yabancılaşan, o sorunların çözümü için Parlamentoya tasarı veya teklif getirmeyi artık fazlalık olarak gören bir anlayışı görüyoruz.

Şimdi bu hafta önemli kanunlar görüşeceğiz. Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen, Sağlık Komisyonundan geçen iki tane torba tasarı var bunların içerisinde. Hemen buradan ifade ediyorum: Bu iki torba tasarının belirli maddelerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak kesinlikle destek vermemiz mümkün değildir çünkü maddeler son derece sakıncalı maddelerdir. Bu maddelerin bir bölümü Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde yasalaşmış olan birtakım düzenlemelerin ters yüz edilmesine yöneliktir. Örneğin Sayıştay denetimi Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen bir yasayla kuşa çevrilmektedir. Sayıştay artık bu Parlamentonun kendisine verdiği yetki uyarınca yapması gereken denetimi, doğruluk, düzgünlük denetimini yapmayacaktır, yapamayacaktır. Hükûmet böyle bir şey istemiyor “Benim hesaplarımı kontrol et.” şeklinde bir arzu içerisinde değil. Meclis adına denetim yapan Sayıştayın yetkileri kuşa çevrilmektedir.

Yine, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun denetim yetkileri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına aktarılmaktadır. Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen torba yasada ÖSYM’ye, TÜBİTAK’a şirketler kurdurularak bu kurumların görmekte olduğu kamu hizmeti şirketler eliyle âdeta özelleştirilmektedir. Bu kamu hizmetlerinin yani ÖSYM’nin sunduğu kamu hizmetinin, TÜBİTAK’ın sunduğu kamu hizmetinin özel sektör eliyle, özel şirketler eliyle görülmesi mümkün değildir. Özelleştirme, Cumhuriyet Halk Partisi olarak programımıza aldığımız bir kavramdır ancak bu iki alanı özelleştirme kavramıyla yan yana getirmek doğru değildir.

Değerli milletvekilleri, Parlamento Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisine göre bu hafta sonu tatile girecek, öyle planlanmış durumda. Ancak, bu Parlamento bu yasama faaliyetiyle tatile girerse, açıldığı zaman sırtında var olan bir kamburla tatile girmiş olacak. Parlamento açıldığında 8 milletvekili eksikle açıldı. Çeşitli siyasi partilere mensup 8 milletvekilimiz hâlen tutuklu bulunuyor. Özgürlüklerin önünü açması gereken yargı, Türk milleti adına karar veren yargı ilk defa özgürlüklerin önünde bir engel oluşturmuştur ve yine millet iradesinin temsil edildiği yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde, burada teşekkül etmiş olan halk iradesine aykırı bir tutum içerisine girmiştir. Bu ayıpla, bu kamburla Türkiye Büyük Millet Meclisi kesinlikle tatile girmemelidir. Gerekirse temmuz ayında çalışalım ama bu sorunu çözelim.

Bu konuyla ilgili olarak, Parlamento açıldığı tarihte Adalet ve Kalkınma Partisiyle Cumhuriyet Halk Partisi arasında bir protokol imzalandı. Daha sonra çeşitli siyasi partilerin, siyasilerin demeçleri oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanının başlatmış olduğu bir girişim sonucunda üç muhalefet partisinin mutabık kaldığı bir çözüm ortaya konuldu. Ancak, bu çözüm Adalet ve Kalkınma Partisinin yetkili organlarına götürüldü ve yetkili organlardan olumsuz karar çıktı. Sayın Başbakan, AKP’nin yetkili organı “Konu yargınındır.” dedi. Değerli milletvekilleri, konu yargının olduğu hâlde Türkiye Büyük Millet Meclisinin düzenleme yaptığı birçok konu vardır. Başta Sayın Başbakanın seçilmesinin önündeki yasakların kaldırılması olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi millet iradesini esas alarak birçok düzenlemeyi yapmıştır. Sayın Başbakanın seçilmesinin önündeki yasağı kaldırmak üzere, millet iradesine kulak vermek üzere, bu Parlamento Sayın Başbakanın seçiminin önündeki yasak için Anayasa’yı değiştirmiştir, cesaretle adım atmıştır, 22’nci Dönem Parlamentosu çok doğru bir karar vermiştir.

Şimdi, 8 milletvekilimiz tutuklu. Bakın, bu tutukluluk bu şartlarda devam ederse, bu tutukluluk nedeniyle bulundukları psikolojik durum nedeniyle bu durumu hazmedemeyen milletvekillerimizden bir kısmının belki hayati tehlikesi söz konusu olabilecektir, bunu ifade ediyorum. Bunu bir işkence olarak görüp, bunu psikolojik olarak kaldıramayacak olan milletvekilleri vardır.

İddianamelerdeki suç olarak ifade edilen hususların uydurma olduğunu düşünüyorum. Bakın, Sayın Haberal’ın iddianamesini okudum, Sayın Balbay’ın iddianamesine baktım, sizler de bunları biliyorsunuz, bu iddianamelerin -diğerlerine bakmadığım için şu iddianameleri okudum deme şansım yok ama- birbirlerinin benzeri ve tekrarı olduğunu düşünüyorum. Bir milletvekili ayrımı yapmıyorum burada ama bu kadar haksız bir şekilde bu insanlar Silivri Cezaevinde hâlen tutuklu bulunuyor ise ve buna rağmen Parlamento bu şekilde tatile girecekse bunu üzüntüyle karşılarım, bu Parlamento adına bunu bir eksik olarak görürüm, bu kamburu Parlamentonun sırtında taşımak olarak görürüm, bunu gerçekten demokrasiye yakışmayan bir tutum olarak görürüm. O tutuklu milletvekillerimizin çocukları karne aldılar. Karnelerindeki, o çocukların sevincini, o ailenin sevincini paylaşamayan babalar Silivri Cezaevinde tutuklu.

“Yargı, yargı, yargının işi.” diyoruz, “Yargının işi.” deniliyor. Değerli milletvekilleri, o “bağımsız” olarak isimlendirmek istediğimiz ama gerçekte bağımsız olmadığına inandığımız yargı bu milletvekillerinin hakkını eğer teslim etmiyor ise bu sorunu çözecek olan bu Parlamentodur. Tatile girmeden bunu çözelim.

Sayın Başbakan o çözümleri beğenmemiş olabilir, başka çözümler bulabiliriz, yetkiyi Parlamentoya verebiliriz. Başka çözümler vardır, çözüm bir tane değildir, yeter ki bunun çözülmesi gerektiğine inanalım ama Sayın Başbakanımız  “Benim seçimimin önündeki yasağı Parlamento kaldırsın; burada yargıya müdahale yoktur.” deyip, konu tutuklu milletvekillerine geldiğinde “Burada yargıya müdahale var.” diyor ise, Sayın Başbakanı ben vicdan muhasebesi yapmaya davet ederim. Davet ediyorum; lütfen Sayın Başbakan, bir kez de siz oturun bir vicdan muhasebesi yapın. (CHP sıralarından alkışlar) Yarın hepimiz bu kimliklerimizden sıyrılacağız, bu kimliklerimiz sona erecek. Allah hepimize uzun ömür versin, karşılaşacağız ama “Bu, yargının işidir.” diyerek vicdan muhasebesinden, vicdani sorumluluktan kendimizi kurtarabilecek miyiz? Ben kurtaramayacağımızı düşünüyorum; çünkü o insanların suçsuz olduğuna inanıyorum, suçsuz yere orada yattıklarına inanıyorum.

Gelin, Parlamento kapanmadan bu sorunu çözelim. Bu şekliyle tatile girmek bize huzur vermemeli, bu şekilde tatile girmemeliyiz değerli arkadaşlar.

Bunları ifade etmek için söz aldım. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Şimdi, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alma önergesi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler

1.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, (2/113) esas numaralı 5102 sayılı Yükseköğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/54)

 

1.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın; 5102 Sayılı Yükseköğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/113) İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/113) esas numaralı kanun teklifim, komisyona havale edilmesinden itibaren en geç 45 gün içinde sonuçlandırılması gerektiği halde süresi içinde görüşülmediğinden, İçtüzüğün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ve teklif ederim.

                                                                               Metin Lütfü Baydar

                                                                                    Aydın

BAŞKAN – Teklif üzerinde Metin Lütfü Baydar, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Baydar. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

METİN LÜTFÜ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5102 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında konuşma yapmak üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, üniversite öğrencileri arasında ve öğrencilerin yaşadıkları sorunlara yönelik olarak yapılan araştırmalara göre, üniversite öğrencilerinin, sırasıyla, barınma, beslenme ve ulaşım giderleri konularında sorunlar yaşadıkları belirtilmektedir. Öğrencilerin bir bölümü ailelerinden aldıkları ekonomik yardımlarla öğrenimlerini sürdürürken büyük bir bölümü ise öğrenim sürelerini ekonomik sıkıntı içerisinde geçirmektedir. Bu sıkıntıdan öğrencilerimizi kurtarmak ise sosyal devlet olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin görevidir.

Ancak, 5102 sayılı Yasa’nın 2, 5, geçici 3 ve 7’nci maddeleri, Anayasa’nın sosyal devlet ilkelerine ters düşmektedir çünkü “sosyal devlet” demek, “sosyal adalet ve fırsat eşitliği” demektir. İşte, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, fırsat eşitliği ve sosyal adalet ilkesine aykırı olan bu maddeler hakkında dava açtık fakat Anayasa Mahkemesinin aldığı karar neticesinde, “sadece belediyeler hariç” ibaresi kaldırıldı. Bizim istediğimiz, belediyelerin burs vermesini engellemek değildi. Aksine, Yasa’daki düzensizliğin ortadan kaldırılması, sosyal devlet ilkesine uyulması ve burs dağıtımının tekelleşmesini engellemek amacıyla iptal davası açmıştık.

Değerli milletvekilleri, yükseköğrenim öğrencileri yaşamış oldukları maddi zorlukları aşabilmek için burs ve kredi başvurularında bulunmayı tercih etmektedirler fakat yapılan başvurular belirli şartlara bağlanarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmelerde “Yetim maaşı ve nafaka alanlar dışında, en az asgari ücret düzeyinde aylık veya ücretle sürekli bir işte çalışan veya gelire sahip öğrenciler ve kurumdan daha önce burs ya da öğrenim kredisi almış olanlar burs ve kredilerden yararlanamazlar.” denilerek 5102 sayılı Kanun’la sağlanmak istenen kapsayıcılık daraltılmıştır. Kredi ve bursların günün koşullarına uyum sağlayamadığı görülmektedir. Yalnızca bu iki neden bile yasa teklifimizin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Hem okuyan hem de çalışan bir öğrenciye burs ve kredi verilmemesi ailelerinin üzerindeki yükü azaltmaya çalışan öğrencileri olumsuz etkilemektedir. Yükseköğrenimde olan ve maddi açıdan bir sorun yaşamayan ya da kendi kendine yetebilen bir ekonomiye sahip olan öğrencilerimizi düşünelim. Bu öğrencilerin son sınıfta veya eğitimin yarısında maddi olarak zor duruma düşüp düşemeyeceğini nereden bilebiliriz? Yaşam, önceden planladığımız veya tamamen hâkim olduğumuz bir alan değildir. Fakat bu durumda kalan öğrencilerimiz 5102 sayılı Yasa çerçevesinde burs veya kredi alamıyorlar. Burs ve kredi şartlarının önceden belirlenmesi ve belli dönemde başvuru şartının getirilmesi anlık sorunların çözümünü de sağlayamamaktadır.

Vermiş olduğumuz yasa teklifindeki değişiklik önerisi ile bu esnekliğin sağlanacağını da düşünmekteyiz. Alanın genişletilmesi, aylık veya dönemlik burs ve kredilerin oluşumunu sağlayacaktır. Yapılacak olan düzenlemeyle öğrencilerimizin barınma, yeme ve ulaşım sorunlarını rahatlıkla aşabileceklerine inanmaktayım. YURTKUR’un üzerinden de burslarla gelen mali yükün alınarak özellikle Kurumun kaynaklarının yurt yapımına yönlendirilmesi de daha iyi olacaktır. Tüm kurum ve kuruluşlar bütçeleri oranında katkı sağlayarak sorunlara yerinde ve kısa sürede çözüm bulacaklardır.

Çıkarılmış olan bu yasa için 2004 yılında Anayasa Mahkemesine yapılan itirazımızın amacı, öğrencilerimize verilen burs ve kredi imkânlarının genişletilmesi idi. Anayasa Mahkemesi 2008 yılında vermiş olduğu kararında yapılan itirazı reddetmiş, ayrıca partimizin herhangi bir talebi olmamasına rağmen kendisi bir değerlendirmeye girerek, belediyelerin istisna tutulamayacağı hükmüne vararak “belediyeler hariç” ibaresini Anayasa’nın 2 ve 5’inci maddelerine aykırı olduğu sonucuna vararak kaldırmıştı. İşte bu yasa teklifimizde bunun önüne geçerek daha önceden söz vermiş olduğumuz gibi isteyen ve başvuran her öğrencinin burs ve kredi olanaklarından en geniş şekilde yararlanabilmesini yapılacak yeni yasal düzenlemelerle hep birlikte hayata geçirelim diyoruz. Bu işin onuru hepimize ait olsun diyorum.

Değerli milletvekilleri, dün efeler diyarı Aydın’da darağacında üç fidanın pankartını astığı için Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı Barkan Kalınomuz’a soruşturma açıldığını öğrendik. Ne yazık ki Başbakan bu isimleri grup konuşmasında zikrettiği zaman gözleri dolarak söylediğinde suç olmuyor, bizim arkadaşlarımız darağacında üç fidanın posterini açtıkları zaman suç olmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, “Ben Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim, bu yüzden ölümden korkmuyorum.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – “Yirmi dört yaşında hayatımı Türkiye'nin bağımsızlığına armağan ediyorum.” diyen Deniz Gezmiş’in anısı önünde de saygıyla eğiliyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baydar.

Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Aydın Milletvekilimizin verdiği kanun teklifinin doğrudan gündeme alınmasıyla ilgili söz aldım.

Sayın Başkan, salonda biraz uğultu var gibi geliyor, bir uyarır mısınız?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dinlemeyecekler dışarı çıksın.

BAŞKAN – Evet, var gerçekten.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hatibi dinlemek istemeyen dışarı çıksın sayın milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ya dinlemeyeceksen dışarı çıkacaksın, bunun kuralı bu yani. Hayret bir şey!

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biz dinliyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Değil mi Başkanım?

BAŞKAN – Tamam.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın milletvekilleri, kanun teklifiyle yükseköğrenim gören öğrencilerimizin burs almalarının, değişik kamu kurum ve kuruluşlarından burs almalarının da önü açılmak istenmektedir. Şimdi siz bunu reddedersiniz, ondan sonra da “Biz burada millet için varız.” dersiniz.

Sayın milletvekilleri, bu Parlamentoda görev yapan hepimizin yükseköğrenim yaptığı vakıa. Tabii, yükseköğrenim hayatında öğrencilerimizin zor ekonomik şartlarda yaşamaları da belki bir alışkanlık, onun da belki ayrı bir anlamı ve tadı var, belki bir hazzı var ama sizin döneminizde yükseköğrenim gören öğrencilerin hem ekonomik hem sosyal hem kültürel hem akademik olarak ne tadı kaldı ne tuzu kaldı. Her vesileyle övündüğünüz sadece bir şey var, ne diyorsunuz? “Öğrencilerin aldığı burs kredi miktarını 240 lira yaptık.” diyorsunuz. İyi, yaptınız. Sizin maaşınız kaç lira, onu niye söylemiyorsunuz? Öyle şey olur mu? Yani verdiğiniz paranın sizin iktidara geldiğiniz günden bugüne geçen enflasyon oranlarıyla hesabını yaptığınızda, emekliyi, işçiyi, çiftçiyi, memuru ezdirdiğiniz gibi öğrencileri de enflasyona ezdirdiniz.

Sayın milletvekilleri, bu vesileyle… Burs meselesine Sayın Milletvekilim değindi. Yükseköğrenim öğrencilerimizin yurt meselesi var, barınma meselesi var. Türkiye’de “Kredi ve Yurtlar Kurumu” diye bir Kurum var, bu Kurumun başında bir Sayın Genel Müdür var. Bu Sayın Genel Müdür iktidarınızın ilk yıllarında olabildiği kadar objektifken, nasıl ki siz her dönemde biraz daha şımardınız, Genel Müdürünüz de sizle orantılı şımardı.

Şimdi, KYK’nın 8/e maddesi var, 8/e maddesi Genel Müdüre kontenjan kullanma yetkisi tanımış. İyi, güzel. Şimdi…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biz getirmedik ama, otuz yıldır var.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Var olan bir yetkinin kötüye kullanılmasını söylüyorum ben zaten.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Siz de kullandınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Biz kullanmadık kardeşim, bilmeden konuşma.

Şimdi, sizler de bizler de ağustos ayında yurt çıkmayan öğrenciler için KYK’yla mekik dokuyacağız. Şimdi diyorum ki hak adil kullanılmalı.

Sayın Canikli, siz 30 tane öğrenciye Genel Müdürden kontenjan mektubu alıyorsanız, muhalefetteki bir milletvekili de ya da Akif Hamzaçebi muadiliniz de 20 tane alsın.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – O benden daha çok alıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yok öyle bir şey.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu sene bunu özel olarak takip edeceğiz. 8/e’nin nasıl kullanıldığını her gün orada gerekirse basın toplantısı yaparak Türkiye’yle paylaşacağız ama bunu… Testiyi kırmadan çocuğu dövmüş Nasrettin Hoca. Bence sizin de testiyi kırmadan Genel Müdürün bir kulağını çekmeniz lazım.

Evet, evet, gülme, ciddi söylüyorum. Bak, burada ağustosta kötü şeyler olacak, çok kötü şeyler olacak; bu hak adil kullanılmazsa o Genel Müdüre orayı dar ederim, ben tek başıma ederim. Bu Parlamentodan uyarıyorum şimdiden. Ve unutmayın, çok övündüğünüz, “Çağ, çığır, bilmem ne atlattık.” diye övündüğünüz Türkiye’de kömürle yanan kalorifer kazan dairelerinde 30 öğrencinin yerlere şilte atarak yattığı bir yükseköğrenim sistemiyle karşı karşıyayız. Bu Parlamentonun bu sebeple bu öğrencilere…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Beraber bakalım.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet bakalım. Siz söylediniz burada “Kazan dairesinde öğrenci yatıyor.” diye. Demediniz mi? Siz dediniz.

MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Beş yıldızlı otel gibi yurtlarımız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kömür kalorifer kazanının yanına şilte atıp öğrenciyi orada yatırmak size yakışıyorsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) –  …kendinize yakışanı yapmaya devam edin! Ama unutmayın, bu çocuklar bu milletin çocukları. Lütfen… Öğrencilerimizin sorunlarıyla ilgili Hükûmeti ve sizleri daha hassas davranmaya davet ediyorum, rica ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Diyarbakır Milletvekili Sayın Oya Eronat’ın İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre yerinden kısa bir söz talebi var.

Buyurun Sayın Eronat.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, 3 Ocak 2008’de PKK tarafından patlatılan bir bombayla Diyarbakır’da katledilen 7 kişiden birinin kendi oğlu olduğuna ve bu katliamı kınamayan BDP’yi, PKK’yı ve PKK’yı destekleyenleri şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün BDP’li bir hatip kürsüde konuşma yaparken iki gün sonra Orhan Doğan’ın doğum günü olduğunu söyledi. Bugün 26 Haziran, PKK tarafından katledilen oğlumun doğum günü. Eğer oğlum yaşasaydı bugün yirmi iki yaşında olacaktı. Keşke benim oğlum da Orhan Doğan kadar yaşamış olsaydı.

3 Ocak 2008’de PKK tarafından patlatılan bir bomba Diyarbakır’da 6’sı çocuk 7 kişinin katledilmesine sebep oldu. Ne yazık ki kısa süre sonra yakalanan katilden BDP’liler tarafından acınarak bahsedildi ve ona acıdıklarını söylediler. Bu vesileyle, bu katliamı kınamayan BDP’yi ve PKK’yı ve PKK’yı destekleyen herkesi şiddetle kınadığımı bildirmek istiyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Evladımla birlikte şehit olan 6 çocuk ve 1 babaya Allah'tan rahmet diliyorum. Nur içinde yatsınlar.

Saygılarımla. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Adalet Komisyonları Raporları (1/630) (S. Sayısı: 303) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükümet? Yerinde.

Komisyon raporu 303 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir.

Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, gruplar adına Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 303 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini aktarmak üzere söz almış bulunuyorum. Öncelikle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarının başlangıcına göz attığımız zaman, 57’nci Hükûmet döneminde, Türk ticaret hayatının beklentileri ve çağa ayak uydurma öngörüleri doğrultusunda 8 Aralık 1999 tarihinde çalışmalarına başlanılan ve çok uzun bir hazırlık dönemi geçirerek geçtiğimiz yasama dönemi içerisinde bizlerin de verdiği destekle yasalaşan ve 1 Temmuz 2012 tarihinde de yürürlüğe girecek olan bir yasayı görüşüyoruz ve bu yasa üzerindeki değişiklik tasarıları üzerinde konuşacağız.

Değerli milletvekilleri, 23’üncü Dönemde 6102 ve 6103 sayılı kanun tasarılarıyla ilgili oluşturulan uzlaşma komisyonunda dile getirdiğimiz ve bazı maddelerle ilgili olarak verdiğimiz önergelerin kabul edilmemesi bu alanda birtakım sıkıntıların yaşanabileceğini daha o günlerde göstermişti. O dönem, tasarıyla ilgili olarak tarafımıza değişik ekonomik ve sosyal kesimlerden iletilen talepler doğrultusunda gerçekleştirmek istediğimiz birçok düzenleme maalesef uzlaşma komisyonunda kabul edilmedi. Bu yüzden, 6102 ve 6103 sayılı yasaların Genel Kurul görüşmeleri esnasında da bu konuyu gene dile getirerek ileride birtakım eksikliklerin yapılacak yeni düzenlemelerle telafi edilmesi gerektiğini de belirttik.

Değerli milletvekilleri, uzunca bir süre bu konu hakkında hiçbir şey yapılmayıp kanunun yürürlüğe girmesine birkaç gün kala kamuoyundan da gelen tepkileri dikkate alarak bugün için bu tasarı hazırlanmış ve Genel Kurulun huzuruna getirilmiş gözükmektedir. Bu hâliyle, Hükûmetin konuya ne kadar az önem verdiğinin de gözlemlendiğini görüyoruz. Geldiğimiz noktada, o dönem dile getirdiğimiz eksikliklerin bir kısmı bu tasarı içerisinde yenilenme şansına sahip oldu.

Değerli milletvekilleri, esasen, Türk Ticaret Kanunu şeffaflık, hesap verilebilirlik, kurumsallaşma, elektronik ortamda hukuki işlem tesis edebilme gibi unsurlardan oluşan bir anlayışla ticari hayatın düzenlenmesi için hazırlanmış bir kanun ve oldukça büyük, geniş kapsamlı bir kanun. Hükûmet bugüne kadar ülkemizin acil ihtiyacı olan gerçek bir yargı reformunu gerçekleştiremediği için, elektronik ortamda hukuki işlem tesis edebilmeyle ilgili işlemlerde görüşmekte olduğumuz tasarıyla iptal edilmekte veyahut da yürürlük tarihleri ileri bir tarihe ötelenmektedir.

6102 sayılı Kanun çerçevesinde çalışacak işletmelerin şeffaflık, hesap verilebilirlik ve kurumsallaşmalarıyla ilgili olarak Hükûmetin gerekli tedbirleri zamanında almamasının tasarıdaki düzenlemelerin önemli bir kısmında yeniden ele alındığını gösteriyor. Bu kapsamda, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun da yapması gereken düzenlemeleri tamamlamadığı, yaptığı çalışmalarla ilgili olarak da kamuoyunu yeterince bilgilendirmediğini görüyoruz. Bunun sonucu olarak, hem kanunun ruhunu oluşturan hem de Türk ekonomisinin geleceği açısından önem arz eden, şeffaflık gibi, hesap verebilme gibi düzenlemeler, ya daha sonra yayınlanacak Bakanlar Kurulu kararı, yönetmelik gibi ikincil mevzuata bırakılmış durumda veyahut da uygulama tarihleri ileri atılarak ötelenmektedir.

Bu tasarıyla Türk Ticaret Kanunu’nda yapılacak değişiklikler bir kısım ilgi sahiplerini kısa süreliğine memnun edebilir. Ancak Hükûmetin yapması gereken, her şeyden önce, Türk Ticaret Kanunu’nda uluslararası gelişmeler ve yenilikleri göz önüne alarak, hem akademisyenler hem siyasi çevreler hem konunun taraflarını bir araya getirip ticari hayatın aktörleri de bunun içinde olmak üzere bir reform çalışmasına, yenileme çalışmasına başlamasıdır. Aksi takdirde, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkacak olan birtakım zararların telafisi herhâlde daha güç bir şekilde karşılanacaktır.

Değerli milletvekilleri, bugün görüştüğümüz tasarının –yukarıda da belirttiğim gibi- yüce Meclise sunuluş şekli ve içeriğine baktığımız zaman, Hükûmetin bu konuda esaslı bir değişiklik yerine, sadece ve sadece kamuoyundaki tepkileri dindirmek için bir tasarı hazırladığı sonucuna bizi götürmektedir.

Tasarının değişikliklerle ilgili 48 maddesinin çoğunluğu bakanlık ya da kurum isim değişikliklerinden ibarettir. Geçen yıl kanunun yasalaşmasıyla birlikte Hükûmet üyeleri tarafından övgüyle anlatılan bazı konularda da geri adım atılmıştır. Bugün görüştüğümüz tasarıyla ortadan kaldırılan “işlem denetçiliği” kavramı, kanun ilk yasalaştığında çok önemli ve kayıt dışılığı sona erdirecek bir araç gibi sunulmuştur Hükûmet tarafından. Hâlbuki bugünkü uygulamalarda muhtemel birtakım sorunların çıkması sebebiyle bu tasarıda tamamen çıkarılmaktadır. İşlem denetçiliği konusunda mevcut eksikliklerin giderilmesi hem gerekli hem de hemfikir olduğumuz bir konudur. Ancak bununla uğraşmak yerine toptan ortadan kaldırmak, belki de şu benzetmeyi bize yaptırmaktadır: Okulların sorunlarını gidermek yerine kapatma zihniyetinden çok farklı olmayan bir düşünceyle de karşı karşıyayız.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Meclis görüşmeleri sırasında Hükûmet tarafından kayıt dışılığın bitirilmesinde çok önemli katkı sağlayacağı ifade edilen 358 ve 395’inci maddelerin de bu tasarıyla değiştirilmek istenmesi, yine Hükûmetin uzun vadeli plan yapma yeteneğini veyahut da yeteneksizliğini bizlere göstermektedir. AKP Hükûmetleri döneminde kayıt dışılıkla mücadelede her seferinde “bu son” diye çıkarılan vergi afları, bu duruma da bir başka örnek teşkil etmektedir.

Tasarıyla yapılan değişikliklerin bir bölümü kanunda yer alan hapis ve para cezalarının kaldırılması, şirketlere maliyet getiren yüklerin azaltılması, bağımsız denetim yaptırma gibi maliyet getirici konulardaki zorunlulukları hafifletme yönünde olup genel olarak bizlerin de olumlu karşıladığı konulardır ancak burada dikkat çekici olan konu, cezalarda yapılan indirimler ve zorunlulukların kaldırılmasıyla ilgili bir fayda maliyet analizinin yapılıp yapılmadığıdır. Kanun gerekçesinde somut hiçbir şey olmadan ve nasıl kararlaştırıldığı belirtilmeden cezalar indirilmiş, zorunluluklar da kaldırılmıştır.

Tasarıyla yapılan bir değişiklik grubu da -diğerinde- kamu kurumları arasında yetki ve görev paylaşımına dönük düzenlemelerle karşılaşıyoruz. Hükûmet, geçen dönem aldığı yetkiye istinaden çıkarttığı çok sayıda kanun hükmünde kararnameyle yaptığı değişikliklere ilave olarak, Türk Ticaret Kanunu’yla ilgili kamuoyundaki ilgiyi de kullanıp yine kamu kurumları arasında birtakım görev ve yetki değişikliklerine gidiyor. Bu değişiklikler, aynı zamanda kanunun kendi içerisinde de tutarsızlıklara yol açıyor. Örneğin Türk Ticaret Kanunu’nun 210’uncu maddesinde, bu kanun kapsamında yapılacak düzenlemelerle ilgili diğer bakanlık ve kurumların, Gümrük ve Ticaret Bakanlığından görüş alma şartı kaldırılırken, kanunun 528’inci maddesinde bankacılık, sigortacılık, sermaye piyasası gibi alanlarda, niteliği itibarıyla çok kısa bir sürede karar alınması gereken ve uygulanması zorunlu olan özel kanunlarla düzenlenen alanlarda ilgili kanunlarla getirilen hükümlerin saklı kalması istisnası da daraltılmaktadır. Yine 88’inci maddeyle, tüm işletmelerin muhasebe, defter tutma ve finansal raporlama zorunlulukları, Türkiye muhasebe standartlarına uyum getirilmekte ki bu da geçen yıl, Hükûmetin, Türk Ticaret Kanunu’nda yapılan önemli bir yenilik olarak tanıttığı bir husus idi. Tasarının 8’inci maddesiyle, Türk Ticaret Kanunu’nun 64’üncü maddesinde yapılan değişiklikle ortadan kaldırılmaktadır.

Netice itibarıyla bugünkü noktaya geri dönülmüş oluyor. Yani şirketler, yine Maliye Bakanlığı için farklı, diğer amaçlar için farklı finansal raporlar hazırlamak zorunda kalacaklar. Bu durumda “Hükûmetin bakanlıkları ya da kurumları arasında bir güç savaşı da mı yaşanıyor?” sorusu da akıllara gelmektedir çünkü bu konuyla ilgili olarak Hükûmetin bir üyesi 1 Temmuzda yürürlüğe girecek olan kanunla ilgili hiçbir maddesinin değişikliğe uğramayacağı ve aynen yürürlüğüne devam edileceği şeklinde demeçler verirken, bir başka Hükûmet üyesi ticari hayatın sekteye uğrayacağı gerekçesiyle, yürürlüğe girecek olan bu kanunda değişiklikler istemektedir.

Tasarının 33’üncü maddesiyle küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin yani KOBİ’lerin tanımlanması düzenlenmekte ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun da görüşleri alınarak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmeliğe bağlanmaktadır. Öncelikle, bu tanımlama yetkisine baktığımız zaman, geçtiğimiz yıl yayınlanan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının kurulması hakkındaki 635 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’de bu yetki bu Bakanlığa verilmişti. Bu konuda ciddi bir yetki çakışmasına gidilmekte ve konunun burada netleşmesi gerekmektedir değerli milletvekilleri. Bununla birlikte, bugün bu tanım Bakanlar Kurulu kararıyla yayınlanırken yeni düzenlemede bir bakanlığın yetkisine devredilmekte, böylece etkinliği de azaltılmaktadır. Ayrıca, ilgili tüm kurum ve kuruluşların katkısı da düşmektedir. Zira, bu tanımla ilgili kurumlar kanunda belirtildiği gibi sadece Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu değil. En azından bu konuda geçmişte bu konuyu belirleyen Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, KOSGEB ve TESK gibi kuruluşların da bunun içerisinde yer alması gerekmekteydi.

Değerli milletvekilleri, 1 Temmuzda hukuki olarak Türk ticaret hayatına yenilikler getirecek olan bu yasaya belki bir müddet sonra yasalaşmasıyla göz atacağız ancak Türk ticaretinin son on yılda gelmiş olduğu noktaya da biraz bakmakta fayda var diye düşünüyorum. Ülkemizde şirketlerin bilançolarına baktığımız zaman genellikle yetersiz öz kaynak, kısa vadeli banka borçlarının ticari borçla  finanse edildiklerini görüyoruz. İşletmelerimizi rekabet gücünden yoksun bırakan ve sadece mevcut performanslarıyla -yalnız bırakan- sürdürülebilir bir büyümenin devam etmesi mümkün değil. Nitekim, bu olumsuz duruma baktığımızda, açılan-kapanan şirket istatistiklerinde de bu durumu görmemiz mümkün oluyor. 2000 yılında 57’nci Hükûmet döneminde açılan-kapanan firma oranı yüzde 5,7 idi. Bu oran geçtiğimiz yılın sonunda -2011 yılının sonunda- yüzde 24,5’a ulaştı. Geldiğimiz nokta itibarıyla, en yakın oran olarak 2012 yılının Mayıs ayında kurulan şirket sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27 oranında azalır.

Değerli milletvekilleri, öte yandan, piyasanın en önemli göstergelerinden biri olan protestolu senet sayısına baktığımızda da durum ilginç: 2002 yılında 498 bin protestolu senet var piyasada, 2011 yılını 919 bin olarak kapatmış. Geçtiğimiz mayıs ayı içerisinde ise 401 bine ulaşmış protestolu senet sayısı.

Bu alandaki bir başka gösterge karşılıksız çek sayısı: 2002’de 742 bin iken 2011’de 977 bine yükselmiş. Mayıs ayı içerisinde 344 bin karşılıksız çek var. Karşılıksız çek için kaldırılan hapis cezası nedeniyle şu an için ticari hayatta elimizde patlamaya hazır bir bomba bulunmaktadır. 2011 yılı itibarıyla -yine yıl sonu itibarıyla- yaklaşık olarak Türkiye'nin dış borçları 307 milyar dolardır ve bu dış borç yükümlülüğü içerisinde özel kesimin dış borçluluğu 2002 yılında yüzde 33,2 iken 2011’in sonunda yüzde 66’ya gelmiş yani özel kesiminiz -bu kanunla piyasayı düzenleyecek, ticari hayata güç vermesi beklenilen özel kesiminizde- bir borçluluk yükümlülüğü altında kıvranmakta.

Değerli milletvekilleri, girişimcilerimizin son iki yıla göre artan satış ve kârlarına rağmen, öz sermayelerinin giderek erimesi, zararlarının ve borçlarının artması yapısal sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu yüzden, bir örnek vermek gerekirse, ekonominin yüzde 8,5 büyüdüğü bir yıl içerisinde, İzmir’de yüz büyük firmanın reel anlamda net katma değer ve net kârdaki artışlarının sadece ve sadece yüzde 2 olarak büyümesinin herhâlde hepimiz için düşündürücü bir rakam olması gerekir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz son on yıldır katma değeri oldukça yüksek olan sanayi üretimine hâlâ geçememiş, güçlü bir sanayi toplumu da oluşturamamıştır. Bırakın bu sanayi toplumunu oluşturmayı, bugün tarım sektöründe bile birçok ürünü ithal eden bir ülke durumuna gelmiş durumdayız. Bu durumda Türkiye'nin maalesef üretmediğini ve tüketmeye devam ettiğini görüyoruz.

Tasarruf oranları, her konuşmamızda dile getirdiğimiz gibi, son on yıldır sürekli düşmektedir. Ülke tasarruf yapamamaktadır, yatırımlara yeterli kaynak aktaramamaktadır. Artık, kredi kullanan yatırımcılar yatırım yapmaktan da risk almaktan da kaçınmaktadırlar. Geldiğimiz noktada, çekilen krediler katma değer yaratacak yatırımlara değil, bir çoğumuzun bildiği gibi, market, gayrimenkul ve inşaat sektörlerine kaymış durumdadır ve bu sektörlerin katma değer yaratan sektörler olmadığı çok açıktır. Eğer bu durum böyle devam ederse ileride yaşanabilecek muhtemel kriz dalgalanmalarında ülkemiz beklenen güçlü karşılığı gösteremeyecektir. Bakın, bununla ilgili bir örnek vereyim size: Son günlerde “IMF’ye borç verir hâle geldik.” diye birtakım hamasi söylemlerle de karşılaşıyoruz ancak bunun gerçeğinin ne olduğunu da dile getirmekte fayda var diye düşünüyorum değerli milletvekilleri. Her kulübe girmenin bir bedeli var. IMF’yi de bir kulüp gibi düşünün, aidatlarınız var, yükümlülükleriniz var ve bu kulübün kurucu üyesisiniz -Türkiye- yıllar önce anlaşmayla bu kulübe girmeyi kabul etmişsiniz ve taahhütlerde bulunmuşsunuz. Geçenlerde Genel Kurulda görüştüğümüz ve IMF’de kotamızı yükselten ve yükümlülüğümüzü artıran tasarıyı kabul ettiyseniz -ki ettik- bunun bedelini de ödemek zorundasınız.

Değerli milletvekilleri, bu bedelin artmasıyla IMF’ye bir para hibesi veya borç vermemiz söz konusu değil. Bu yüzden konu hakkında ucuz siyaset yapmanın da komik olduğunu düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı getirildiği zaman, tasarının Hükûmet tarafından getirilmesinden önce, bizler, geçen dönemde olduğu gibi bir uzlaşma komisyonu kurulacağı beklentisi içindeydik. Hatta, iktidar partisi grup başkan vekiliyle de bizzat ben, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunu temsilen görüştüm. O zaman bir teklif olarak getirilen, elli beş maddelik bir paket olarak getirilen bu tasarı, daha sonra ne hikmetse, ikinci kez toplanmamıza bile gerek kalmadan Hükûmet tasarısı olarak ve maddelerde de bazı tasarruflara gidilerek bugün karşımıza getirilmiş gözüküyor.

Değerli milletvekilleri, biraz önce de söyledim, maalesef, piyasa şartlarının dikte ettiği, doğru, yerinde, zamanında, şeffaf ve ticaret piyasasını düzenleyen bir kanunun yapılamayışı, bugün bizlerin burada tekrar mesai harcamasına sebep olmuş durumdadır.

Hükûmet üyelerinin kendi aralarındaki uyumsuzlukları bu kanunun yürürlüğe girmesi noktasında da bizleri endişeye sevk etmektedir.

Bugün getirilen tasarının derde derman olmasını dileyerek, ticari piyasamıza, girişimcilerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Hepinize saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Tasarının tümü üzerinde ikinci konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım.

303 sıra sayılı Türk Ticaret Kanunu Tasarısı hakkında düşüncelerimizi açıklayacağız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade etmekte yarar görüyorum: Geçen dönem temel kanun olarak Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu konusunda parti grubumuzun katkısı, uzlaşıcı tavrı sonucu bu yasalar bir yıl rafa kaldırılmışken, dört parti grubu arasında ortak bir komisyon kurulmuş, üzerinde çalışmalar yapılmış ve bu yasalar çıkarılmıştı. Tabii, yasalar Meclise sunulduktan sonra bir yıl, bir buçuk yıl içinde önemli gecikmeler oldu, bu gecikmeler ışığında bazı yeni yasalar çıktı ve bu yeni yasalar ışığında da eskiyen bölümler oldu. Bununla ilgili bugün bir ihtiyaç olarak bu değişiklikler önümüze gelmiş bulunuyor. Ancak bu değişikliklerin ihtiyaç olarak dayatmasında sadece bir-bir buçuk yıllık gecikme, bu arada çıkan kanunlar değil, Hükûmetin çıkarmış olduğu kanun hükmünde kararnameler, özellikle muhasebe denetimi konusunda çıkardığı kararnameler, yeni düzenlemeler de bir ihtiyaç olarak burada önümüze gelmiş. İş dünyasına baktığımız zaman, son zamanlarda, yeni çıkarılan Türk Ticaret Kanunu’nun 1 Temmuzda yürürlüğe girmesiyle özellikle şirketlerin hapis cezası tazyiki altında kalacağı, bazı evrak eksiklikleri nedeniyle çok ciddi cezalara çarptırılacağı, binlerce şirketin bu konuda mağdur olacağı, şirket yöneticilerinin mağdur olacağı, özellikle de limitet şirketler konusunda bu mağduriyetin çok fazla olacağı ve yine bürokratik evraklarla ilgili, ticari defterle ilgili müeyyidelerin çok ağır olduğu, bu durumda, bu kriz sürecinde bu şirketlerin gerçekten çok ciddi bir ceza tehdidi altında olduğuna dair şikâyetler gelmişti. Bunlar zaman zaman grubumuza da yansıtılıyordu, basında da bunun tartışmaları vardı. Tabii, sadece Türk muhasebat standartlarıyla ilgili değişiklikler, kurumsal değişiklikler, kavram değişiklikleri, bunların tamamen yeni yasada yer alması ayrı bir konu. Tüzükler var, bakanlıkların farklı görev alanları var, farklı bakanlıklar Türk Ticaret Kanunu’nun muhatabı durumunda, bir taraftan Maliye, bir taraftan gümrükten sorumlu bakanlık, bir taraftan Ekonomi Bakanlığı, bir taraftan Kalkınma Bakanlığı. Bunun getirdiği sıkıntılar var. Bu açıdan, yeni düzenleme içinde bir taraftan cezalar hafifletilirken, hapis cezaları farklı bir şekilde para cezalarına dönüştürülürken veya yumuşatılırken aynı şekilde düzenlemeler konusuna da bir müdahalenin olduğunu görüyoruz. Tüzükler kalkıyor, artık bakanlıklar yönetmelikle düzenlemeler yapabilecek. Birçok konu da bakanlıkların inisiyatifine bırakılmış oluyor.

Özellikle bağımsız denetim konusunda, 15 bin KOBİ’nin bundan zarar göreceği yönünde tartışmalar vardı. Tabii ki Türkiye’de mali kuralın ertelenmesi olgusunu da göz ardı etmemek lazım. Biliyorsunuz, mali kural ertelendi ve gündemden şu an düşürülmüş durumda. Bu ne zaman gelir? Uluslararası denetim nedir? Uluslararası denetimin mekanizması ne olmalıdır? Hangi şirketlerde, hangi durumlarda, nasıl olacak konusu da maalesef soru işaretli bir konudur. Bu da uluslararası ticaret açısından güven telkin etmeyen, kaygı verici bir durum.

Bunun içinde yine çok tartışmalı olan bir konu, hatta şirket içi nakit borçlanmayla ilgili bir konu, biraz da buna “kaynana maddesi” bile diyenler oldu. Yani benzetme açısından bunu ifade etmekte yarar var. Nakit veya borç verilmesi aile bireyleri içinde. Bu, tartışmalı. Bir emniyeti suistimal sonucunu doğurur mu? Bununla ilgili limit olur mu? Bu nasıl olmalı. Bu konularda da ciddi sıkıntılar önümüze geldi.

Şimdi, buraya baktığımız zaman, ilginç olan en önemli konulardan birisi şeffaflık, şirketlerde İnternet siteleri konusudur. Bunun bir erteleme süreci düşünülüyor. Şu an Mecliste dört parti grubunun oluşturduğu bir İnternet araştırma komisyonumuz var, görev yapıyor, bu konuda da umarım ciddi önerileri, verileri olacak. Bu süreçten de yararlanılarak özellikle sicillerin tutulması, şeffaflık konusunda, İnternet siteleri ne olmalı konusu açıklığa kavuşur. Bu konuda sanıyorum önümüzdeki dönem yeniden bir düzenleme ihtiyacı tekrar doğacak gibi gözüküyor. Şu an İnternet sicili, şeffaflığı ne kadar ihtiyaç, önümüzdeki dönem nasıl olması konusunda da ciddi soru işaretleri var. Grubumuz olarak buradaki soru işaretimizi biz de koyuyoruz çünkü 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, özellikle Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu yeni bir kurum, bununla ilgili uygulama sürecini önümüzdeki dönemde görmemiz gerekiyor.

Denetçinin denetimi nasıl olacak? Bağımsız denetim ne olacak? İlgili bakanlık hangisi olmalı? Bunların hepsi soru işaretidir. Bakın, burada çok fazla detayına girmeden üst başlıklar olarak söylediğim bu hususların bile aslında yeterli bir ortak çalışma yapılmadan, uzmanlar konusunda yeterli bir tartışma yapılmadan, dört grubun uzman komisyonları kanalıyla etkin bir ortak çalışma yapılmadan ki bir çalışma yaptık biz ama bu çalışmanın yeterli olduğunu söylemek mümkün değil ve nitekim zaten son teklif, tasarı olarak, Hükûmet tasarısı olarak geldi, dört grubun imzası dışında geldi. Önümüzdeki süreçte, bakanlıkların adları değiştiği için mecburen Gümrük Bakanlığı oldu, “gümrük” ismini koymak gerekti. Yani, hakikaten, ticari hayatımızı düzenlerken, kanun hükmünde kararnameler çıkarırken bunlara dikkat etmediğimiz için de çok ciddi sıkıntılar, kavram karmaşaları doğuran durumlar oldu. Bakanlık isimleri değişince, kanun isimleri, denetim isimleri, bunların hepsi de birbiri arkasına değişmeyi gerektiren durumlar oluyor.

Sanıyorum, iş çevrelerinin en çok eleştiri konusu ilan konuları. 524’üncü maddeyle ilgili -ki bu toptan çıkarılıyor, yabancı şirketlerin Türkiye şubelerinden tutun özel finansman tablolarına kadar, şirketlerin ilanlarına kadar- maliyetli olduğu söyleniyor. İtiraz için, çok, merkezî sicil oluşacağı iddiaları var. Bunu gidermek için de bağımsız denetimde belli işçi süreleri… İşte, 50 işçi, 4 milyon 400 bin euro gibi veya net ciro durumları, işte, 8 milyon 800 bin euro gibi; bu ölçütler bir nevi bağımsız denetim yani yurt dışı bilançoların yayınlanması açısından getirilen kriterler oldu. Bunun bir zorunluluk olarak getirilmesi, bir yandan İnternet, zorunlu olmayan -Avrupa’da bazı ülkelerde yokmuş böyle bir durum- bizde getirilmesi durumu karşısında ne yaratacak? Bu konu var.

Şimdi, bütün bunlara baktığımız zaman, böylesi bir ihtiyaç iş çevrelerini rahatlatır diye, bütün partiler o gözle bakıyor. Peki, çalışan dünyası ne olacak? Emek dünyası ne olacak? Yani onlarla ilgili düzenlemeler konusu ne olacak? Yani biraz daha felsefik olarak baktığımız zaman, Türkiye ekonomisine, ticaret hayatına… Şöyle bir gözle de bakalım: Bir vergi reformu ne zaman yapılacak? Kara para aklama olayı, denetlenemeyen ekonomik alanlar, vergi kaçırma alanlarıyla -ki çok ciddi bir rakam düzeyinde- ilgili düzenlemeler ne olacak? Ticarette güven nasıl sağlanacak? Özellikle siz 99’da bir temel kanun yapmaya çalışıp, 2005 yılından itibaren gündeme getirirseniz, üzerinde bunca çalıştıktan sonra da Meclisin uzlaştığı bir yasayı çıkarıp da arkasından tekrar -elli maddelik- ihtiyaç duyulup değiştirmeye kalkarsanız iki üç soru işaretine cevap vermek  zorundasınız. Birisi, kamu güveni. İkincisi, yabancı yatırımcı açısından ne kadar güven veriyorsunuz?  Bu eleştiri karşımıza çıkacak.

Burada şirket borçlanmaları konusu suiistimale açık bir parantez bırakıyor. Zaten limitet şirketlerin çoğunun aile şirketleri olduğu bilinen… Hatta anonim şirketlerin birçoğu da öyle. Bu anlamda da ciddi sıkıntılar olacağı önümüzdeki dönem ortaya çıkacaktır.

“Bu denetçilik konusu ne olacak?” konusu, hakikaten, yedi yıl çalışan denetçilerin ara verip tekrar seçilmesi… Bunlar biraz uygulamada ortaya çıkacak, düzelecek sıkıntılar gibi gözükse de en çok şirket kuruluşu, sermaye artırımları, birleşmeler, bölünmeler, iflaslar, konkordatolar, borçlanmalar yani bunların denetimi, bunların yargısal denetimi, yargısal denetimiyle beraber kendi içindeki sicil ve bakanlık denetimleri, yönetmelikler, yeni yönetmeliklerin durumu, bunlar son derece önemli konular olacaktır.

Yine, Türk Ticaret Kanunu’nun, ki önümüzdeki dönem şeffaflık konusunda çok daha fazla tartışmalar yaratacağı kurumlar gündeme gelecek. İnternet  sitesi kurma, bunların yayınlanma yükümlülüğünü düzenleyen madde 1 Temmuz 2013’e erteleniyor yani bir yıl öteye ötelenmiş oluyor, artık Türkiye muhasebatı standartlarına göre tutulacak defterlerin hangisi olduğu konusu…

Bunları niye bu başlıklar olarak söylüyorum? Çünkü yargı ihtilaflarında artık hangi ticaret defterleri kanıttır, hangilerinin elektronik olarak kanıt değeri vardır, ne yapılması gerekir, bu konularda da bu düzenlemeler son derece önemli olacak.

Yine uluslararası finansal raporlama standartlarının uyumu süreci sıkıntılı olacak gözüküyor. Bu düzenleme dahi kurtarmıyor bu alanı. Bu konuda da kaygılarımızı ifade etmek istiyoruz.

Bütün bunların içinde kamu gözetimi, muhasebe denetimi, finans tabloları, kanun hükümleri, uygulama. Belki de bunları biraz yaşayarak görmek gerekiyor ama şu an iş çevreleri “Bu yasa çıkarsa biz de fazla ceza almaktan kurtuluruz, bürokrasiden biraz kurtuluruz.” gibi bir yaklaşım içinde olabilirler. Ancak şunu görmek lazım: Küresel krizle birlikte Türkiye’de icra takipleri, iflaslar, konkordato ilanları, rakamlar, uluslararası şirketlerle birlikte Türkiye’deki özel şirketlerin borçlanmaları, bu borçlanma rakamlarının oldukça çok fazla olması, yükselmesi karşında bizim kaygımız bu Türk Ticaret Kanunu değişiklikleriyle de bu sorunların giderilemeyeceği yönündedir. Hem giderilemeyecek yönleri olan bir yasa ama nispi rahatlık sağlıyor ama onun yanında çalışanların dünyası, emek dünyasıyla ilgili ilişkiler konusunda, gemi adamları konusu örneğin, gemi ticaret sicili konusu mesela kafalarda net değil. Niye İnternet şeffaflığında gemi ticaret sicilleri yayınlanmasın? Çünkü onlar da tapu kayıtları gibidir. Mesela gemi adamları hukuku ayrıdır, Türk Ticaret Kanunu’nda ayrı bir konudur. Bunların durumu ne olacak, uluslararası hakları ne olacak, sigorta durumları ne olacak? Gemi adamı alacakları ne olacak? Batan gemilerdekilerin durumu ne olacak? İflas edenlerin durumu ne olacak? Bu konuda düzenlemeler maalesef yeterli değil, önümüzdeki dönem sıkıntı olarak önümüze çıkacak düzenlemeler olarak da bunları görüyoruz.

Bütün bunların içinde ben vicdanen şunu buradan açıklama gereğini duyuyorum: Bugün Türk Hava Yollarının çalışanları grubumuzu ziyarete geldiler. Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı gibi devasa şirketler şüphesiz ki eğer kalite, marka konusunda belli bir noktaya gelmişse çalışanların emeğinin büyük payı olduğunu düşünüyorum. Burada bu kürsüden de söylemiştim; evet, iş kolunda grevi yasaklıyorsunuz, arkasından da 300 küsur kişiyi SMS’le, cep telefonuyla, savunmasını dahi almadan işlerinden attınız. Bu mağduriyetin içinde işi başında olup atılanlar var, eylemin içinde olmayıp işten atılanlar var. Velev ki eylemin içinde de olsa 21’inci yüzyılda grev ve toplu sözleşme hakkı mücadelesi kutsal bir haktır. Buradan Hükûmete sesleniyorum: Evet, dünya markası olan Türk Hava Yolları 300 küsur işçisine sahip çıkamıyor mu? Yani 300 küsur işçisini işten atmak suretiyle Türk Hava Yolları gerçekten burada ne yapmak istiyor? Yani çalışanlarını cezalandırarak savunmasını dahi almadan, bu mağduriyeti yaratarak, bu mağduriyet ortamında ne yapmak istiyor? Bunun cevabının alınması gerekiyor ve Hükûmet yetkililerinin, bakanlığın bu mağduriyeti… Grevi de yasakladınız, daha  ne istiyorsunuz kardeşim? Çalışanların hepsini ipe mi göndereceksiniz? Yani biraz da adaletli davranmak gerekir. Bu çalışanların hepsinin tekrar işe alınması bu mağduriyeti giderici olacaktır diye düşünüyorum.

Yine, Hükûmeti uyarmam gereken bir nokta var: Kamu emekçileri sendikalarına yönelik operasyonlarınız sıkıntı veriyor artık, kabak tadı vermeye başlıyor. Kamu Emekçileri Sendikası KESK’e yönelik, bir bakıyoruz operasyon düzenleniyor. Yani iş dünyasına bir taraftan yasalar yapılıyor, bir taraftan da kamu emekçilerine durmadan operasyon çekiyorsunuz, gözaltına alıyorsunuz, üstelik özel yetkili mahkemelerde yargılıyorsunuz.

Size tavsiye ederim, benim elimde iki tane karar var, 71 kişi gözaltına alınan. Bu 71 kişinin… Kamu Emekçileri Sendikası Genel Başkanı dâhil, bunun içinde çok önemli sendikalar var; Eğitim Sen var, Tüm Bel-Sen var, Haber-Sen var, Tarım Orkam Sen var, Yargı, Yapı-Yol Sen var. Yani bunların genel sekreter, yönetici ve genel başkanı 71 kişi alınmış. Şimdi, bunların alınması bir tarafa… Bunlar hakkında 2011’de soruşturma açılmış:  Şu iki ekle beraber 71. Ben buradan okuyacağım ve vicdanınıza sesleneceğim: Lami Özgen, Diyarbakır doğumlu; Mehmet Sıddık Akın, Batman; İzzettin Alpergin, Mardin; Devrim Kahraman, Tunceli; Ferruh Çelik, Muş; Yılmaz Yıldırımcı, Ağrı. Bakın, bunların 71’i, ek dâhil, Diyarbakır, Adıyaman, Erzurum, Diyarbakır, Hakkâri ve devam ediyor; 71’i doğu ve güneydoğudan ve Kürt sendikacılar bunlar. Burada etnik operasyon yapıyoruz. İş dünyasına bir taraftan yasalar düzenliyoruz, bir taraftan çalışan dünyasında… Kamu Emekçileri Sendikası KESK gibi, Kamu-Sen gibi iktidar tarafı olmayan emek örgütleri iktidara muhalif oldukları için ama sırf Kürt oldukları için, sadece Kürt oldukları için 71 kişiye etnik operasyon yapmak, Kürt avı operasyonu yapmak, hakikaten bu ülkenin toplumsal barışına, kardeşliğine, sendikal mücadelesine büyük bir zulümdür diye düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu yönünü de Hükûmetin görmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çalışan ve emek dünyası beraber, birlikte bir huzur ortamında çalışmak istiyorsa bu denge korunmalıdır.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Şimdi, üçüncü konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ticaret Kanunu’nda değişiklik öngören kanun tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şöyle kısa bir gezinti yapmak istiyorum bu tasarıyla ilgili olarak. Türk Ticaret Kanunu’nun kabulüne ilişkin günlere giderek o günlerden bazı görüşleri, bazı görüntüleri sizlere tekrar anlatmak istiyorum.

Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu ile bunların uygulanmalarına ilişkin iki kanun, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Tebligat Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun 2011 yılında en son 13 Ocak tarihinde görüşülerek kabul edildi. Bu görüşmelerin, bu saydığım altı kanuna ilişkin görüşmelerin başlangıcı 11 Ocak tarihidir. Yani, 11 Ocak tarihinde bu görüşmelere başlandı ve 13 Ocak tarihinde bu altı kanun kabul edildi, toplam 2.725 maddeden oluşan bir pakettir. Bunu özellikle ifade ediyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bütün siyasi parti gruplarının uzlaşmayla gerçekleştirdiği, çok önemli bir düzenlemedir. Temel yasa olarak görüşülmeye kalkışılmış olması hâlinde dahi görüşülmesi günlerce, haftalarca, belki aylarca sürebilecek olan bir yasalar topluluğundan söz ediyorum. Hani, zaman zaman Genel Kurulda tartışmalar oluyor “Uzlaşma gerçekleştirilebilir mi, gerçekleştirilemez mi? Muhalefet partileri iktidar partisinin, Hükûmetin tasarılarına, tekliflerine destek verir mi, vermez mi?” sorusunun cevabı burada. Demek ki Parlamento gerektiği zaman tüm toplumu ilgilendiren konularda gerekli uzlaşmayı sağlayabiliyor, bu çok önemli.

Şimdi, bu hafta görüşeceğimiz iki tane torba kanun tasarısı var. Ben buradan rica ediyorum ve ifade ediyorum: Lütfen şu uzlaşmayı göz önüne alalım, o iki tasarının eğer sağlıklı bir şekilde yasalaşmasını istiyor isek, böyle günlerce süren tartışmalara konu olmasını arzu etmiyor isek Cumhuriyet Halk Partisinin, belki diğer muhalefet partilerinin de bu konudaki görüşlerine lütfen kulak verin. Gelişigüzel bir şekilde, o tasarının tüm maddelerine karşıyız şeklinde bir anlayış ortaya koymuyoruz ama belli maddelerinde rezervimiz var, doğru bulmuyoruz, bunlar AKP hükûmetleri döneminde yasalaştırılmış olan düzenlemelerin tersine çevrilmesine yönelik düzenlemelerdir de, bunları yanlış buluyoruz. Bakın, onları yarın öbür gün görüşeceğiz. Buradan rica ediyorum, bu konularda bir uzlaşmayı gerçekleştirebiliriz. Yani uzlaşma tabii ki herkesin bir adım atmasıyla olur. İktidar partisine de Hükûmete de burada adım atmalarını tavsiye ediyorum. Aynı şeyi yargı paketinde gerçekleştirebiliriz. Üçüncü yargı paketini biz grup önerisi olarak getirdik; evet, çıkaralım istiyoruz onu, yasalaşsın istiyoruz ama orada bizim doğru bulmadığımız, sizin hukukçularınızla konuşmanız hâlinde muhtemelen onların da doğru bulmayacağı, onların da doğruya kulak vereceği bazı özel birtakım problemli maddeler var. Bunları el birliğiyle gelin, konuşalım, görüşelim, Parlamentonun bu son haftasını daha rahat bir yasama faaliyetine konu edelim.

Şimdi, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nın yasalaşmasına ilişkin kısa bir bilgiyi verdim, bu çerçevede başka bilgiler de verdim. Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlığı çok uzun bir zaman almıştır, ta 57’nci Hükûmet dönemindeki, o koalisyon Hükûmeti dönemindeki hazırlıkla başlar. O dönemin Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk’ün kurmuş olduğu bir komisyonla bu çalışmalar başlamıştır, Profesör Doktor Sayın Ünal Tekinalp bu çalışmalara öncülük etmiştir, bu yükü omuzlamıştır daha doğrusu. Uzun yıllar süren bir çalışma olmuştur. Adalet Komisyonları -yani “komisyonlar” derken çeşitli yasama dönemleri itibarıyla olduğu için çoğul ifadesini kullandım- bu konuda çalışmıştır, muhtelif Adalet Bakanları buna emek vermiştir, Adalet Komisyonu başkanları emek vermiştir, milletvekillerimiz emek vermiştir. 22’nci Dönemde bir görüşme sağlanmıştır ama 23’üncü Döneme geldiğimizde, 23’üncü Dönemde bir yanlış işlem yapıldı, 23’üncü Dönemin Adalet Komisyonunda bu tasarı görüşülmedi, doğrudan Genel Kurula geldi.

Genel Kurul aşamasında tüm siyasi partiler bir araya geldik, bazı düzeltmeleri yapmanın gayreti içerisinde olduk ama 23’üncü Dönem Adalet Komisyonundan geçmemiş olması, hakikaten önemli bir eksiklik olarak ortaya çıktı. Sonuçta 23’üncü Dönem görüşmelerinde, belli mutabakatlar çerçevesinde bu tasarıları yasalaştırdık ve 6102 sayılı Kanun kabul edildi.

O dönem Sayın Bekir Bozdağ burada Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekiliydi. Yürürlük için, altı ay sonra yürürlüğe girmesi yönünde bir düzenleme yapılmıştı. Ben özellikle öneride bulundum “Altı ay sonra yürürlüğe koyarsak, bu tasarıda sorunlu bazı hükümler var, bunları yeterince tartışmadık, o nedenle altı ayda bunları belki yetiştiremeyebiliriz, altı ayın bitimine doğru Meclis zaten tatile girecek o zaman, gelin bu süreyi biraz daha uzatalım, üzerine bir yıl daha koyalım.” dedik, bir buçuk yıl oldu. Ancak üzüntü verici olan, bir buçuk yıl bitmek üzere, şimdi bir hafta sonra, 1 Temmuzda Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girecek ve biz bu değişiklikleri son haftaya sıkıştırdık, bu doğru olmadı.

Gerçekte Türk Ticaret Kanunu’nda değişmesi gereken çok daha fazla madde var. Bunların önemli bir bölümünü, ben, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmeler, daha doğrusu bölümlere ilişkin görüşmeler sırasında, 13 Ocak 2011 tarihinde ifade ettim.

İfade ettiğim konular şunlardı: Birincisi, denetim kapsamı oldukça geniştir. Türkiye’deki şirket sayısının çokluğuna baktığımızda, bu denetimin getirdiği maliyeti bu şirketler kaldıramaz. Denetim, elbette çok önemlidir, mutlaka önemlidir. Şirketler sadece sahiplerinin malı değildir, onun pay sahiplerinin malı değildir; şirketler, aynı zamanda,  bu şirketlerin bir bölümü halka açık olduğu için o borsada yatırım yapmış olan kişilerin malıdır. Yine bu şirketler, alım satım ilişkisinde bulunduğu kişilerin de üzerinde haklarının olduğu kurumlardır. O nedenle, denetim önemlidir. Saydam, doğru tabloların kamuya mutlaka açıklanması gerekir. Denetimin özünden taviz vermemek kaydıyla ama bu kapsamı da yani KOBİ dediğimiz küçük ve orta boy işletmeleri biraz bu denetimin dışına almak suretiyle rahatlatmak gerekir. Bunu ifade ettim.

Yine, İnternet sitesi kurma yükümlülüğünün KOBİ’lere büyük bir yük getireceğini ifade ettim. Bu desteği, KOBİ’ler bunu kuramaz, onların İnternet sitesi kurma yükümlülüğünün gereğini Sanayi ve Ticaret Bakanlığı üstlensin -o zamanki adıyla- KOSGEB üstlensin, bu desteği onlara versin; KOBİ’ler bunu yapamaz çünkü yapabilen KOBİ’ler olabilir, yapamayan KOBİ’ler olabilir ve ekonominin yüzde 96, yüzde 97 ölçeğinde KOBİ’lere dayandığını düşünürsek, KOBİ’lerin çok büyük bir bölümü zaten zor ayakta kalan aile işletmeleridir, onların bir de İnternet sitesi kurma gibi bir yükümlülükle karşı karşıya bırakılmaları doğru değildir.

Ceza hükümlerinin yeteri kadar tartılmadığını, tartışılmadığını ifade ettim çünkü cezadan amaç nedir? Bir müeyyideyle belli bir amaca ulaşırsınız. Müeyyidenin, cezanın caydırıcı olması gerekir ama ulaşılmak istenen amaç ile cezanın miktarı arasında bir denge olmaz ise o zaman cezadan beklenen amacı gerçekleştirmiş olmayız. O nedenle “Bunu bir daha ele alıp düzenlemekte, gözden geçirmekte yarar var.” dedim.

Daha başka birçok şeyi söyledim, bunları tek tek burada sayarak zamanınızı almak istemiyorum. O zaman neye değindiysek onları şimdi, bugün bu teklifte veya Hükûmet tasarısında daha doğrusu görüyoruz. Bunların önemli bir bölümüyle Cumhuriyet Halk Partisi olarak mutabıkız, belki bir iki konuda biraz daha farklı görüşlerimiz var.

Yine, bu tasarıda yer almayan ama yer almasını düşündüğümüz birtakım düzenlemeler de var. Kanunun hazırlığına, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlığına destek vermiş olan bütün bilim adamlarına, başta Sayın Profesör Doktor Ünal Tekinalp olmak üzere hepsine teşekkürü bir borç bilmesi lazım Parlamentonun. Ben Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bu teşekkürü ifade ediyorum.

Yine, 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu bu Kanun’la yürürlükten kalmış olacak 1 Temmuz itibarıyla. O Kanun’u hazırlayan Profesör Hirsch’i rahmetle anmak gerekir. Kendisi Almanya’dan Türkiye’ye gelip, Ankara ve İstanbul üniversitelerinde uzun yıllar başta ticaret hukuku olmak üzere çeşitli konularda ders veren ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kabul etmiş, vatandaşlığa geçmiş ve onunla gurur duymuş olan bir profesördür. Gerçekten kendisini rahmetle ve şükranla anmak gerekir.

Eleştirileriyle bu tasarıya, yasaya, 6102 sayılı Kanun’a yön vermiş olan, destek vermiş olan bilim adamlarını yine teşekkürle anmak gerekir.

Bu tasarıdaki üzüntüm şudur: Profesör Doktor Sayın Ünal Tekinalp bunun hazırlığına katılmamıştır. Kendisi sanıyorum doğru bulmadı bu değişikliği ama her ne olursa olsun Sayın Ünal Tekinalp bu çalışmalarda olup, olumsuz dahi olsa kendi görüşlerini bu tasarıya yansıtabilseydi, onlar Parlamento için çok yol gösterici olurdu. Onun olmamasını bir eksiklik olarak görüyorum.

6762 sayılı Kanun, dönemine göre son derece ileri çözümler getirmiş olan bir kanundu. Ancak elbette hukuk dinamik bir kavramdır; ihtiyaçlar değişir, ekonomi değişir, ekonomide, toplumda yeni ihtiyaçlar ortaya çıkarsa kanunların da buna paralel olarak değişmesi gerekir. Gayet doğaldır, kanun değişecektir ve 6762 sayılı Kanun yerine gelen 6102 sayılı Kanun, son derece modern kurumları da getirmiş olan bir kanundur. Tek kişilik şirketler bunun çok önemli bir örneğidir. Gerçekten, Avrupa Birliğinde uzun yıllardır olan ama Türkiye’de olmayan bu şirket türünün Türk hukukuna kazandırılmış olması başlı başına önemli bir olaydır; sanayiye, küçük yatırımcılara nefes aldıracak bir olaydır.

Değerli milletvekilleri, tasarıda olmasını arzu ettiğimiz ama olmayan bir iki düzenlemeye de değinmek istiyorum. Faiz konusundaki düzenleme tereddüt yaratacak niteliktedir. Belki yorumla “Burada bir sorun yok.” denebilir ama zaman içerisinde, yargının bu konuda vereceği kararlar çok farklı olabilir. Özellikle temerrüt faizindeki yazım, gerekçeleri dikkate aldığımızda, problem yaratacak türdendir. O maddeyi yeniden ele alıp yazmakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Yine, Türk Ticaret Kanunu’nun 340’ıncı maddesi, şirket ana sözleşmelerini, daha doğrusu, yeni Kanun’daki adıyla şirket esas sözleşmelerini düzenliyor. Şirket esas sözleşmesi maddesi, bugüne kadar Türk hukukuna girmiş ve yerleşmiş olan anlayışın tam tersi bir anlayışı yansıtıyor. Bizim hukukumuzda, Borçlar Kanunu’nda “sözleşme serbestisi” ilkesi vardır yani bir sözleşme, tarafların iradesine göre, serbestçe kurulabilir, koşulları serbestçe belirlenir. Borçlar Kanunu’nda bunun tek istisnası vardır, bir maddede istisnası vardır; sözleşme, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve şahsi haklara aykırı olmayacak. Bunun dışında, taraflar serbestçe tayin edebilir. Tabii ki devletin, zaman zaman, sözleşme özgürlüğüne müdahale ettiği alanlar vardır. Örneğin, asgari ücretten daha aşağı bir ücretle kişiyi çalıştıramazsınız. Ama, 340’ıncı madde diyor ki -Türk Ticaret Kanunu da bu sözleşme serbestisinin üzerine oturan bir kanundur- 340, bunun tam tersi bir anlayışla, sözleşme serbestisinin tersi bir ilkeyi benimsiyor: “Sözleşme, bu Kanun’un ancak izin verdiği hâllerde, bu Kanun’da belirtilen hâllerden, daha doğrusu Kanun’da belirtilen hâllerden sapabilir.” diyor. Bu, bizim iş adamımızın yaratıcılığını öldüren bir düzenleme. Bırakalım, iş adamımız, bugüne kadar özgür bir şekilde nasıl bu sözleşmeleri kurabilmişse o şekilde kursun. Bu, yatırımcıyı, iş adamını, şirket kurucularını tek tip sözleşmeye yönelten, onların yaratıcılığını öldüren bir maddedir. Kanunun gerekçesine baktığımızda bunun Alman hukukundan alındığı söyleniyor. Alman hukukunda öyle olabilir ama bizim hukukumuz farklıdır, bizim ekonomimizin dinamikleri farklıdır. Yaratıcı bir iş adamımız vardır, yaratıcı bir özel sektörümüz vardır, kanunların yapması gereken bu yaratıcı, dinamik özel sektörün önünü açmaktır. 340 bunun tersi bir anlayışta bunu burada ifade ediyorum.

552’nci maddedeki düzenleme Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisiyle düzeltilmiştir, orada bir yanlışlık yapılmıştı. “Halka açılma” kavramı 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na göre sadece SPK’nın denetimine tabi olan şirketlerde mümkündür, oysa Türk Ticaret Kanunu’nun 552’nci maddesi SPK’nın denetimine tabi olmayan diğer şirketlerin de halka açılmasına izin veren bir şekildeydi. Bu, yeni Kombassan’lar demektir, yeni şirketler demektir, halkı, küçük yatırımcıyı, tasarruf sahibini kandırabilecek şirketlerin ortaya çıkması demektir. Nitekim o madde tamamen tersine çevrildi, tam tersine, bir müeyyideyle, hapis cezası müeyyidesiyle müeyyidelendirildi. Hükûmet tasarısında bu müeyyide biraz azdı, Komisyonda yükseltildi ama Sayın Bakandan ve tüm partilerden bir kez daha bu müeyyideyi gözden geçirelim, orada caydırıcılık ölçeğinden, ölçüsünden vazgeçmeyelim, caydırıcı olacak şekilde, tabii ki ölçülülük ilkesine uygun olarak o maddeyi bir kez daha kaleme alalım...

Bağımsız denetimin kapsamı, İnternet yükümlülüğünün kapsamıyla paralel hâle getiriliyor. Bu kapsamı Bakanlar Kurulu belirleyecek. Tabii ki Bakanlar Kurulunun belirleyeceği kapsam önemli. “Bunu KOBİ’leri dışarıda tutmak suretiyle Bakanlar Kurulu belirleyebilir.” şeklinde bir izlenim aldık. Tabii ki Bakanlar Kurulunun nihai iradesini bilmiyoruz, ancak eğer irade bu şekildeyse o zaman KOBİ tanımıyla belki oynamamak, KOBİ tanımını olduğu gibi muhafaza etmek gerekir. Çünkü tanımı bu şekilde veya Bakanlar Kurulu kararının sınırını bu şekilde çizdiğimiz takdirde yaklaşık 800 bin civarındaki faal şirketin sadece 15 bini bu kapsama girecektir. 15 bin şirket ekonominin çok büyük bir kısmı demektir, sayıyı küçümsemeyelim ama onu daha daraltacak şekilde bir düzenlemeyi doğru bulmayız. Bunlar önemli düzenlemeler.

Şirketin borçlanması, şirketten borç para alma, borç para verme şeklindeki düzenlemeler yine yeni bir şekle kavuşturuldu. Ancak şunu Komisyonda ifade etmiştim, bir kez daha burada ifade ediyorum: Şirketten ayın olarak borçlanma konusundaki yasak kalkmış durumda. Nakit olarak, daha doğrusu pay sahiplerinin üçüncü dereceye kadar yakınlarının borçlanmasına ilişkin yasak bu. Pay sahipleriyle ilgili herhangi bir sorun yok, oradaki ölçüler biraz daha farklı. Ona biraz sonra değinirim, belki Sayın Bakan da değinir. Ayın olarak borçlanma serbest bırakıldı, gerekçesi de şu: Örneğin, şirket bir otomobil satıyorsa veya beyaz eşya ticaretinde bulunuyorsa pay sahibinin yakınları o kampanyalı otomobil satışından yararlanabilsin. Gayet makul, doğru ancak oradaki otomobil satışı hâlinde o kişinin, yani otomobili alan pay sahibinin veya yönetim kurulu üyesinin yakını şirkete nakit mi borçlanmıştır, ayın mı borçlanmıştır? Bunu bir daha konuşalım, yani burada sanki otomobili alıyor ama bir nakit borçlanma söz konusu. Hâlbuki niyet orada şu: Nakit borçlanma yasak, niyet nakit para çekmesin şirket kasasından. Ama bunu bir daha bir düşünelim, burada bir sorun olmasın.

Onun dışında, denetimle ilgili bir başka düzenleme yapılıyor. “Denetim kurulunun raporunun olumsuz olması hâlinde şirket yönetim kurulu istifa eder.” şeklinde çok ağır bir hüküm vardı. Bu, hakikaten şirketleri çok zora sokacak. Örneğin, halka açıksa veya kamuya belli bilgilerini duyurma yükümlülüğünde olan bir şirketse gerçekten bu süreç dahi onu piyasada çıkarmaya yol açabilir. O düzeltildi ama o düzeltilmiş hâlinde de belki bir sorun var. Onu bir daha, amaçtan herhangi bir şekilde taviz vermemek kaydıyla ele almakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Yine, muhasebe konusunda şunu söyleyeyim: Bu konuda iktidar partisiyle farklı düşünüyoruz. Bu kanun şunu esas alıyor: Vergi kanunlarına göre tutulan muhasebeyi esas alıyor. Türkiye’de 1950’li yıllardan bu yana mali tablolar vergi öncelikli olarak düzenlenir, vergi kanunları bunu yönlendirmiştir ama o zaman “sermaye piyasası” diye bir kavram yoktu, “muhasebe” kavramı bu kadar öne çıkmış değildi. Doğru olan, bu anlayışı bırakıp uluslararası muhasebe standartlarına göre şirketlerin muhasebe tutmasıdır, vergi kanunlarına göre vergi idaresine, Gelir İdaresine verilecek mali tablolar, bilançolar, ayrıca onun hükümleri dikkate alınarak revize edilir, o şekilde düzeltilebilir. Bu yönde önergemiz olacak, bunu da sizlerin dikkatine, takdirine sunacağız.

Sürem sanıyorum bitti. Sözlerimi bitirirken hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Adalet ve Kalkınma Partisi  Grubu adına Sayın Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz son yıllarda büyük bir hukuk reformuna sahne olmuştur. 22’nci Yasama Dönemi ceza hukuku alanındaki reformların gerçekleştiği bir dönem olmuş, temel ceza yasalarımızın tamamı yenilenmiştir. 23’ncü Yasama Dönemi de özel hukuk alanında temel kanunlarımızı iktidar ve muhalefetiyle birlikte inşa ettiğimiz, hukuk reformuna birlikte imza attığımız bir dönem olarak tarihe geçmiş, Borçlar Kanunu’muz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’muz ve Türk Ticaret Kanunu’muz Meclisimizden geçmiştir. 22’nci Yasama Döneminde Komisyonda görüşülen ancak Genel Kurulda görüşülemeyip 23’ncü Yasama Dönemine kalan ve 23’ncü Dönemde de yasalaşma süreci tamamlanan yeni Türk Ticaret Kanunu’muz 14 Şubat 2011 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren kamuoyunda tartışılmış ve kanunun bazı maddeleri değiştirilmeden yürürlüğe girmesi durumunda ticari hayatın olumsuz etkilenebileceği ve uygulamada sorunların yaşanabileceği yönünde iş dünyasından ve kamuoyundan yoğun talepler yükselmiştir.

Uygulamada ortaya çıkabilecek sorunların asgariye indirilmesi için gerek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’muzda gerekse de 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’da değişiklikler yapılmasını teminen görüşmekte olduğumuz tasarı hazırlanmıştır. Tasarıdaki maddeler uygulamadaki sorunları asgariye indirecek önemli düzenlemeleri ihtiva etmekte ve 1 Temmuzdan önce yasalaşması durumunda ticaret dünyasının endişeleri de ortadan kaldırılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ticaret hukuku alanında dünyada özellikle son elli yılda önemli olaylar ve gelişmeler yaşanmış, dünya ticaretinde yeri ve etkisi olan ekonomik, bölgesel birlikler çalışmaya başlamış, serbest pazar ve rekabet ekonomisi yaygınlık kazanmış, teknolojik gelişmeler yeni ihtiyaçları ortaya çıkarmıştır. Ancak aradan geçen bu uzun zaman içerisinde, 1957 yılından bu yana uygulanan, Profesör Doktor Hirsch tarafından kaleme alınan ve ticaret hukukumuzun gelişmesinde önemli bir yeri olan 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu’muzda bu gelişmelere karşılık verebilecek değişiklikler yapılamamıştır. İşte, 1 Temmuz tarihinde yürürlüğe girecek olan 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu’muz çağımızın ihtiyaçlarına, dünya ticaretindeki gelişmelere paralel önemli yenilikler getirmiştir.

Görüşmekte olduğumuz tasarıyla getirilen değişikliklere değinmeden önce, yeni Ticaret Kanunu’muza genel hatlarıyla baktığımızda, yeni kanunumuzun, dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinin başında yer alan Türkiye'deki işletmelerin ticari ve ekonomik yönden uluslararası rekabet piyasalarında güçlü aktörler olarak çalışmalarını sağlayacak kurum ve sistemlere sahip olmasının önünü açacak hükümleri içerdiğini görmekteyiz.

Yeni Ticaret Kanunu’muz ticari işletme, şirketler, sermaye piyasası, taşıma, deniz ticareti ve sigorta hukuku gibi konuları Avrupa Birliği müktesebatıyla uyumlu hâle getirmiştir.

Ülkemizin güncel, orta ve uzun vadede ticaret hukuku ihtiyaçlarına cevap verecek mekanizmaları ve hükümleri içeren Ticaret Kanunu’muz modern ticaret hukukuyla örtüşmekte, mevcut bilimsel birikimi korumakta ve içtihatlarla sağlanan hukuki gelişimi de sürdürmektedir. Ticaret dünyasının tüm aktörlerinin ihtiyaçlarına, ilgili çevrelerin beklentilerine cevap verecek yeni kurallara yer verilen Ticaret Kanunu’muza teknolojik gelişmeler yansıtılmış, halka açık olan ve olmayan şirketler arasındaki farklar en az düzeye indirilmiş, kurumsal yönetim ilkelerine uygun düzenlemelere yer verilmiş, şirketlerin birleşmesi, bölünmesi ve tür değiştirmesi yeni esaslara bağlanmıştır. Şirketlerin denetiminin etkin, bağımsız ve uluslararası standartlara uygun olarak yapılmasını sağlayacak hükümlere yer verilmiştir.

Yeni Türk Ticaret Kanunu’muzla deniz ticaret hukukumuzda âdeta bir reform gerçekleştirilmiş, deniz ticaretinde taşıyıcının sorumluluğuna, yolcu taşımaya, kurtarma ve yardıma, gemi alacağı hakkıyla çatmaya ilişkin kurallar yenilenmiş ve deniz icrası hakkında yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Sigorta sözleşmesine ilişkin normlar, çağımızın ihtiyaçlarına uygun bir şekilde düzenlenmiş, sorumluluk sigortasına yer verilmiştir.

Yeni Ticaret Kanunu’muzda da yeni Borçlar Kanunu’muzda olduğu gibi, güçlünün karşısında zayıfı koruyan hükümlere yer verilmiştir.

Şirketlerin birleşmesi, bölünmesi ve tür değiştirmesi durumlarında alacaklılar ve diğer hak ve menfaat sahiplerinin korunmasına yönelik düzenlemelere yer verilmiştir.

İşçilerin devralan şirkete geçişleri, hakları ve sorumluluklarıyla ilgili olarak koruyucu, ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir.

Yeni kanunumuzla getirilen önemli yeniliklerden biri de şirketler topluluğudur. Bu başlık altında bağlı işletmeler hukuku düzenlenmiş, ana ve yavru ortaklıklar arasındaki ilişkiler şeffaflık, hesap verilebilirlik ve menfaat dengesi temelinde kurallara bağlanmıştır.

Tek kişilik anonim şirket kurulmasına imkân tanınmış, Avrupa Birliği üyesi devletlerin hukuklarıyla tam bir uyum sağlanmıştır.

Kanun’un yürürlük tarihinin bir buçuk yıl sonraya ertelenmesi, 1 Temmuz 2012 olarak belirlenmesi de, uygulamanın hazır olması ve bu süre içerisinde kanunun tartışılarak eksikliklerinin belirlenmesi ve gerekirse yeni değişikliklerin yapılabilmesi amaçlanmıştır. Bu bir buçuk yıllık süre gerçekten faydalı olmuştur. Aradan geçen süre içinde 1.535 maddelik yeni Türk Ticaret Kanunu’muz tartışılmış; barolar, odalar, ticaret dünyası, üniversiteler kanunla ilgili görüşlerini ifade etmişler; sorun alanlarını belirlemişler ve bu görüşler doğrultusunda da Gümrük ve Ticaret Bakanlığımız bu önerileri dikkate alan bir tasarıyı Meclisin gündemine getirmiştir.

Tasarıda, 6102 sayılı Kanun’da uygulamada sorun olabilecek, en fazla değişiklik talep edilen hususlara yer verildiğini görmekteyiz. Şirket yöneticilerine yönelik bilgilerin her türlü belgede yer alması zorunluluğu hep eleştirilmiş, yönetim kurulu üyelerinden dörtte 1’inin yükseköğrenim mezunu olması şartı eleştirilmiş, ortakların şirkete borçlanma yasağı konusunda eleştiriler ifade edilmiş, bağımsız denetimin kapsamı, kanunda düzenlenen cezaların ağır olduğu yönünde kamuoyunda sürekli eleştiriler olmuş, sermaye şirketlerine ilişkin İnternet sitesi kurma yükümlülüğünün kapsamının sınırlandırılması istenmiş, bu hususların uygulamada sorunlara yol açacağı sürekli dile getirilmiş bu bir buçuk yıllık süre içerisinde ve bu alanların tasarıda çözüme kavuştuğunu bugün görüşmekte olduğumuz tasarıyla görüyoruz.

Bu değişikliklere özetle bir göz atacak olursak… Tacirler tarafından düzenlenen belgelerde yer alacak bilgiler sınırlandırılmaktadır. Ticari mektuplarda ve ticari defterlere yapılan kayıtların dayandığı belgelerde bulunması gereken hususlar olarak, gerçek kişi tacirler ile şahıs şirketlerinde ticaret şirketi, işletmenin merkezi, ticaret sicili numarası; sermaye şirketlerinde ise farklı olarak İnternet sitesi oluşturma yükümlülüğü olanlar bakımından İnternet sitesi adresi olarak belirlenmiş, ticari defterlere ilişkin olarak ticari defterlerinin açılış onaylarının zamanının belirlenmesi, İnternet sitesi defterinin kaldırılması ve defterlerin Vergi Usul Kanunu’na göre tutulmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır.

Tasarıyla şirketlerin finansal tablolarının ilan zorunluluğu kaldırılmaktadır. Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin en az birisinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması, en az birisinin yerleşim yerinin Türkiye’de olması, en az birisinin -dörtte 1’inin- yükseköğrenim görmüş olması, limitet şirketler bakımından ise müdürlerin en az birisinin yerleşim yerinin Türkiye’de olması gibi şartlar kaldırılmıştır.

Şirket ortaklarının şirkete borçlanmaları belirli şartlara bağlı olarak mümkün hâle getirilmektedir. Anonim şirketlerde ortakların sermaye taahhüdünden doğan vadesi geçmiş borçları bulunmaması hâlinde ve şirketin serbest akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde ise şirkete borçlanabilecekleri düzenlenmiştir. Yönetim kurulu üyelerinin üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarının şirkete nakit olarak borçlanmaları yasaklanmıştır. Limitet şirketlerde ortaklar ile müdürlerin borçlanabilmesinin de anonim şirketlerle aynı esaslara bağlı olması yönünde değişiklikler yapılmıştır.

Bağımsız denetime tabi olacak şirketleri belirleme yetkisi Bakanlar Kuruluna verilmiş, işlem denetçileri kaldırılmış; denetçi tarafından olumsuz görüş verilmesi veya görüş verilmesinden kaçınılması hâllerinde ortaya çıkan denetçi görüşü sonuçları yeniden düzenlenmiştir. İmtiyaza ilişkin düzenlemeler yapılmış, örneğin, yüzde 50’den fazla kamu payı olan şirketlerde kamu aleyhine imtiyaz tesis edilmesi önlenmiştir.

Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, tasfiye memurlarının sebep oldukları zararlarda kusuru ispat yükü yeniden düzenlenerek kusuru iddia edenin ispat edeceği yönünde düzenleme yapılmıştır.

Anonim şirketlere tanınan sermayenin dörtte 1’inin kuruluş anında, kalan kısmının ise yirmi dört ayda ödenmesi imkânı limitet şirketlere de tanınmıştır.

Bakanlar Kurulu tarafından denetim kapsamına alınan şirketlerin İnternet sitesi kurma zorunluluğunda bulunacağı ve bazı endişeleri ortadan kaldırmak maksadıyla İnternet sitesinde şirketçe kanunen yapılması zorunlu ilanların yayınlanacağı yönünde değişiklik yapılmıştır.

Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla anonim şirketlerin, şirket kurmak veya sermayesini artırmak amacıyla halktan para toplaması yasaklanmış ve buna aykırı eylemin yaptırımı da ağırlaştırılmıştır. Bunun yaptırımı altı aydan iki yıla kadar hapis olarak belirlenmiştir.

İş ve ticaret dünyası tarafından çok sıkça eleştirilen hapis cezalarıyla ilgili değişiklikler yapılmış, suç ve cezalara ilişkin düzenlemeler “orantılılık ilkesi” gereği yeniden ele alınmıştır ve bu paralelde, örneğin üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasını gerektiren 18 suçun yaptırımı idari para cezasına dönüştürülmüştür.

Tasarının çerçeve 2’nci maddesinde, asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada “görev kuralı”na dayanılmamış olmasının görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyeceği ve asliye hukuk mahkemesinin davaya devam edeceği yönünde Komisyonda yapılan değişiklik “görevin kamu düzeninden olması prensibi”yle uyumlu bir değişikliktir. Bu değişiklik gerçekten önemli. Tarafların aleyhine sonuç doğuran ve yargılamaları geciktiren bir durum bu şekilde ortadan kaldırılmış olmaktadır.

6102 sayılı Kanun’da düzenlenen “iş bölümü ilişkisi” hem teorik bakımdan hem de uygulama bakımından sorunlar doğurmaktaydı çünkü mahkemelerin görev alanı hukuk yargılaması bakımından kamu düzeninden kabul edilirken, ticari uyuşmazlıklar ve çekişmesiz yargı işleri bakımından özel mahkeme niteliğindeki asliye ticaret mahkemeleriyle asliye hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin iş bölümü ilişkisi sayılması işin niteliğine uygun düşmemektedir. Keza iş bölümü itirazında bulunulmaması hâlinde, aslında ticari olan uyuşmazlıkların asliye hukuk mahkemelerinde görülmesi veya tersi durumla karşılaşılmaktaydı. Bu hususlar dikkate alınarak asliye ticaret mahkemeleriyle asliye hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin iş bölümünden çıkarılarak, diğer mahkemelerde olduğu gibi görev ilişkisine dönüştürülmüş olması da yerinde bir değişiklik olmuştur.

Yine Komisyonda yapılan başka bir değişiklikle de tasarıda kimlerin denetçi olacağının belirlenmemesinin önemli bir eksiklik olduğu, bu yönüyle de 6102 sayılı Kanun’un ruhuna da aykırı olduğu gerekçesiyle, denetçinin bağımsız denetim yapmak üzere, 3568 sayılı Kanun’a göre ruhsat almış yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir unvanını taşıyan ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilen kişiler veya ortakları bu kişilerden oluşan sermaye şirketi olabileceği yönünde yerinde bir değişikliğe gidilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin ekonomisi için büyük önem arz eden, iş dünyamızın, ticaret çevrelerinin, hukuk camiasının yürürlüğe girmesini büyük bir heyecanla beklediği yeni Türk Ticaret Kanunu’muzdaki değişikliklerin 1 Temmuzdan önce yapılması uygulamada ortaya çıkacak sorunları da ortadan kaldıracaktır.

Yeni Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nın hazırlanması sürecinde büyük emeği olan Bilim Komisyonu Başkanımız Değerli Hocamız Profesör Ünal Tekinalp’e buradan saygılarımızı gönderiyoruz. Hocamız her ne kadar bu değişikliklerin bir bölümüne sıcak bakmasa da uygulamanın yoğun taleplerini, iş ve ticaret dünyasının hassasiyetlerini de dikkate almak durumundaydık.

Bu duygu ve düşüncelerle, tasarının hazırlanmasında emeği geçen herkese, iktidarıyla muhalefetiyle bütün Adalet Komisyonu üyelerimize, yeni yaptığımız son değişikliklerle birlikte 1 Temmuz tarihinde yürürlüğe girecek olan Türk Ticaret Kanunu’muzun ülkemize, ticaret dünyamıza, hukuk camiamıza hayırlı olmasını diliyorum. Emeği geçen tüm komisyon üyelerine, bilim komisyonu üyelerimize, Adalet Komisyonu üyelerimize, Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızın değerli yetkililerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Tasarının hayırlı olmasını diliyorum.

Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

Tasarının tümü üzerindeki gruplar adına görüşmeler tamamlanmıştır.

Şahısları adına İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan.

Buyurun Sayın Adan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Esasen Türkiye’de herhangi bir hadiseye baktığımız zaman bir bütünlük arz ediyor, tek tek ele aldığımızda sonuca gitmek imkânsız. Bugün, aşağı yukarı bir yıldır, 23’üncü Dönemde aceleye getirilerek çıkarılmış olan yasaları düzeltmekle uğraşıyoruz. Hâlen birtakım acele davranışlar var, bunlardan milletimiz zarar görmekte.

Türkiye bir süreç yaşıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde özellikle dış politikada Türkiye'nin önünde üç tane temel problem vardı: Bunların bir tanesi Ermeniler ve Ermenistan’ın oluşturduğu politikalar, diğeri Kuzey Irak’taki gelişmeler, bir diğeri de Kıbrıs’tı. Bu üç meseleye baktığımız zaman karşımıza çıkan tablo, üçüyle de ilgili, Türkiye'nin çok büyük bir boşluğa düştüğü gerçeğidir. Ona bir de Suriye eklendi. Tabii, Suriye’deki gelişmeler bir millî meseleye dönüşünce, her zaman parti menfaatlerini Türkiye'nin menfaatleriyle mukayese kabul edilmez bir şekilde değerlendiren yani Türkiye'nin menfaati olduğunda parti menfaatini ikinci plana alan Milliyetçi Hareket Partisinin bugünkü sağduyulu duruşu bütün Türkiye'nin takdirini kazanmakta.

Ve geliyoruz ekonomiye… Tabii, dış politikaya girmemin sebebi şu: Dış politikada mesele öyle bir hâl aldı ki, Mısır’da miting alanlarına sığmayan Başbakan şu psikolojiyi yaşattı Türkiye'ye… “Türkiye artık dünyada belirleyici bir ülkedir ve dünyada sözü geçen bir ülkedir; bize karşı bir şey yapıldığı zaman yer yerinden oynar.” psikolojisini tam yaşarken İsrail’den bir tokat yedik, geçti, gitti. Gürledik, “Akdeniz’e, her tarafa hâkim olacağız, nefesini keseceğiz.” dedik; İsrailliler petrol aramaya devam ediyor ve âdeta oralarda cirit atıyor. Suriye de gerdi, bir olay yaşıyoruz; Ermenistan öyle oldu, falan.

Şimdi ekonomiye baktığımız zaman çok değerli arkadaşlar, 135-136 milyar dolar ihracattan bahsediliyor. Bu 136 milyar dolar ihracatın ithalat rakamlarını vermeye kimsenin yüreği yetmez. Dünyanın en yüksek reel faizini ödüyoruz ve çıkıyoruz bütün televizyon kanallarında bir propaganda yapıyoruz  “Biz 500 milyar dolar ihracat yapacağız.” diye. 500 milyar dolar ihracat için -bütün aklıselim işadamlarıyla konuştum, her tarafla konuştum- 153 bin megavatlık bir enerjiye ihtiyaç var, elimizde 53 bin megavatlık bir enerji var. Türkiye'nin her yıl yüzde 14 kalkınması lazım ki 500 milyar dolar ihracata kavuşmak için o da bir hayal olarak karşımıza çıkıyor.

Şimdi, Türk Ticaret Kanunu ile ilgili 23’üncü Dönemde yapılan çalışmalara baktım, çok ciddi uyarılar yapılmış, sonra bir mutabakat sağlanmış ve gündeme gelmiş. Piyasaya baktığımız zaman -Allah’a dua ettik- iyi ki bu yasa değişti. Eğer bu yasa değişmeseydi Türkiye’de tutuklanmayacak bir tek KOBİ mensubu kalmayacaktı. Yeni Türk Ticaret Kanunu gündeme geldiğinden bugüne kadar değişik birtakım şikâyetler oluştu. Bu şikâyetler doğrultusunda, Adalet Komisyonunda, bizler, zaman zaman sessiz kalarak zaman zaman da destek vererek desteğimizi sağladık.

Şirketin bankalardaki ve kasadaki paraları, alacakları, borçları gelir ve giderlerinin İnternet  sitesinde yayınlanması, yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle yönetici müdürlerinin ücret ve diğer gelirlerinin yayınlanması, denetçi ve özel denetçi raporlarının yönetim kurulunun yıllık rapor ve değerlendirme açıklamasının yayınlanmasına büyük tepki vardı. Siteyi oluşturmayana aynı anda hem hapis hem de adli para cezası uygulanması da endişeleri artırıyordu. Ticari sır olarak alacaklarımızın… Herhangi bir şirket alacaklarını talep ederken “Ay sonunda ciddi ödemelerimiz var, sıkışık durumdayız.” Diyor. Yani bir esnaf alacağını tahsil ederken diyor ki: “Parayı ver, çok sıkıntıdayız.” Ama şirketin mal varlığı, parası İnternet’te göründüğünde “Yahu, maşallah, dünya kadar paran var bizi niye sıkıştırıyorsun arkadaş? Biz bir müddet sonra bu parayı verelim.” kanaati söz konusu olunca kimse alacağını alamayacak duruma gelecekti, burada şikâyet vardı. Bankadaki paralarımızı, mal varlığımızı, alacaklarımızı açıkladığımızda -soyguncusu var, hırsızı var- buna karşı çok büyük sıkıntı vardı. Şirket yönetici ve üst düzey çalışanlarının ücretleri ve diğer gelirlerin herkes tarafından bilinecek şekilde açıklanması bazı sorunlar yaratıyordu.

Bu tespitlerle birlikte, Milliyetçi Hareket Partisi bu temel problemlerde duyarlı davrandı ve bu konuda haklı tepkiler her geçen gün artınca değiştirilmesi kaçınılmaz oldu, bugüne geldik. Yeni düzenlemede İnternet sitesiyle ilgili iki önemli değişiklik var. Birincisi, ilan edilecek bilgilerin kapsamı daraltılıyor. Örneğin, yukarıda dört bent hâlinde sıralanan bilgiler   -bankalardaki paralar, vesaire- yayınlanmayacak. Yayınlanacak bilgileri Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bir yönetmelikle belirleyecek. İkincisi, Bakanlar Kurulunca belirlenecek olan denetime tabi limitet ve anonim şirketler İnternet sitesi açmak ve kanunen yapılması gereken ilanları yayınlamak zorundalar.

İnternet sitesi oluşturmayana adli para cezası… Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda İnternet sitesi oluşturmayanlara altı aya kadar hapis, yüz günden üç yüz güne kadar adli para cezası uygulanması öngörülmüştü. Yapılacak olan değişiklikle hapis cezası kaldırılıyor ve sadece yüz günden üç yüz güne kadar adli para cezası uygulanacak ancak adli para cezası ödenmediği takdirde yüz ila üç yüz gün hapis cezasına dönüştürülecek.

Adı konmamış defter kalkıyor. Buna destek veriyoruz. Yeni Türk Ticaret Kanunu’yla getirilen ve adı belli olmayan ilginç bir defter gereksiz bulunduğu için kaldırılıyor. İnternet’te ilan edilecek bilgilerin yazılması istenen adı konmamış defterin gereksiz olduğu ve kaldırılması konusunda her taraftan gelen haklı şikâyetler göz önüne alındı, yapılacak olan değişiklikle adsız defter kaldırılıyor. Böylelikle şirketlerin tutacağı defter sayısı altıya iniyor.

İşlem denetçisi doğmadan öldü. Yeni Türk Ticaret Kanunu’yla getirilen denetçilerden biri de işlem denetçisiydi. Şirketin kuruluşunu, sermaye artırımını, azaltılmasını, birleşme, bölünme ve tür değiştirmeyi “işlem denetçisi” adı altında ikinci bir denetçinin denetlemesi isteniliyordu. Tepkiler üzerine bu konuda da geri adım atıldı. Yapılacak değişiklikle işlem denetçisi ve uygulaması başlamadan sona eriyor.

Anonim şirket yöneticisinin Türkiye’de ikameti gerekmiyor. Yeni Türk Ticaret Kanunu’yla anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinden en az birinin yerleşim yerinin Türkiye’de olması zorunluluğu tutulmuştu. Bu düzenlemenin yabancı sermayenin Türkiye’ye gelişini engelleyeceği düşünüldü ve yapılacak olan değişiklikle bu zorunluluk kaldırılıyor.

Defter tasdikleri sil baştan. Yeni Türk Ticaret Kanunu’na göre 7 defterin açılış ve kapanış tasdikleri yaptırılacaktı. Buradaki 14 defter tasdikinden 1’inin dahi unutulması hâlinde 73 bin liraya kadar adli para cezası ödenmezse iki yıla kadar hapis cezası uygulanacaktı. Yapılan değişikliklerle İnternet’le ilgili defter kaldırılıyor. Diğer 6 defterin açılış tasdiki, yevmiye defteri, kebir ve envanter defterlerinin açılış tasdiki zorunlu olacak, pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri yeterli yaprakları bulunması hâlinde ilk açılış tasdikinden sonra bu defterler açılış tasdiki yaptırılmadan kullanılabilecek. Kapanış tasdiki yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayını izleyen faaliyet döneminin üçüncü ayının sonuna kadar noterlikte yaptırılacak. Hapis kalkıyor, ceza 4 bin Türk lirası oluyor.

Defter tasdikini yaptırmayanlara uygulanacak hapis cezası, yapılacak olan değişiklikle kaldırılıyor. 73 bin lirayı bulabilen adli para cezası 4 bin Türk liradan idari para cezasına dönüştürülüyor.

Elektronik ortamda tutulan defterlere noter onayı kaldırılıyor.

Dolayısıyla bu temel düzenlemelere esnafımızın, küçük ve orta boy işletmelerimizin, organize sanayi bölgelerimizin de sesini duyarak Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek verdik, desteğimizi devam ettiriyoruz.

Tasarı ilk hazırlandığında, Ünal Tekinalp Hoca’mızın hazırladığı tasarıya baktığımızda, gerçekten, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Hoca’mızdan istifade ederek hazırlamış olduğu tasarıda pratiklerle örtüşmeyen kısımların zaman içerisinde değiştirilmesi doğru olmuştur.

Bu çerçevede hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adan.

Tasarının tümü üzerinde şahısları adına ikinci konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam.

Buyurun Sayın Susam. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ticaret Kanunu’nun yeniden yazılması konusundaki bu çalışmalarla ilgili şahsım adına görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir kanunun yapılışında muhakkak ki sonuç itibarıyla çağın gereklerine uygun en iyi düzenlemeleri yapmak, bilim adamlarıyla, bu konunun uzmanlarıyla kanunun en iyi şekilde yazımını hazırlamak önemli bir çalışma. Bu çalışmada emeği geçen herkesi kutluyorum. Bu çalışma büyük oranda da partiler arası uzlaşmayla bu Parlamentoda çok fazla tartışılmadan geçti ama yürürlüğe girmeden üzerinde 50’nin üzerinde değişiklik yapma ihtiyacı doğdu. Bu belki uzlaşmanın getirdiği sonuç olabilir ama bir yanına da dikkati çekmek istiyorum. Piyasanın görüşleri alınmadan yapılmış olan kanunlarda piyasanın ihtiyaçlarına cevap vermeyen, hatta onun ihtiyaçlarını engelleyen çok önemli yanlışlıklar da yaşanabildiği, bu kanunun daha yürürlüğe girmeden yeniden değiştirilme talebinden ortaya çıkıyor. Burada bir kurumsallaşmayı, şirketlerin çağa ayak uydurmasını gerçekleştirmeye çalıştık.

Ama değerli arkadaşlar, tüm bu yasal düzenlemelere rağmen Türkiye’de -bugün çok önemli cirolara ulaşmış olan- Türk3 Ticaret Kanunu’yla ilgili olarak haksız bir rekabetin altını çizmek ve bu kanunda bu konuyla ilgili bir piyasanın gerçek durumunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Perakende piyasasında rakamlar 300 milyar civarında bugün söylenen rakamlarla. Bu perakende piyasasında giderek tekelleşen ve haksız rekabet dediğimiz bir olaya doğru gidişimiz oluyor. Bu olay sadece ticari kesimi de etkilemiyor, aynı zamanda sanayimizi de çok ciddi bir şekilde yönlendiren ve yapılandıran bir noktaya geliyor.

Az önce, bu konuyla ilgili konuşma yapmak için İnternet’e baktığımda, Sayın Bakanın bir hemşehrisi var Selami Sarı, tekstil üzerinde çalışıyor. Selami Sarı’nın tekstil üzerindeki şikâyeti şu: “AVM’lerde biz köşelere, kenarlara atılıyoruz, Amerikalı firmalar bize yer vermiyor.” Türk perakende piyasasına egemen olan kuruluşlar giderek hem yabancı ülkelerin firmaları hem giderek daralan sayıdaki firma.

“AVM’lerde hangi firmalar var?” diye baktım, Kayseri Forum’daki firmalarla İstinye’deki firmalar aynı, İzmir’deki firmalarla Trabzon’daki firmalar aynı, Erzurum’daki firmalar aynı. Yani perakende sektörüne egemen olan firma sayısı sınırlı ve bu firmalar sanayi üretimini de kendilerine göre istedikleri gibi yapma noktasındalar. Oyuncu sayısı azalıyor ve giderek perakende sektörüne çok sınırlı sayıdaki firma egemen hâle geliyor. Bu, yiyecek-içecekten tutun da tekstilde, ayakkabıda ve benzeri her alanda bu noktada.Bu kanunu yaparken bizim dikkat etmemiz gereken en önemli nokta, rekabetçi ortamı sağlayıp Türk sanayisinin girişimcilerine pazar bulabilmektir.

Ticaret nedir? Sonuç itibarıyla ticaret, üretilen malın tüketiciyle buluşturulma girişiminin genel adıdır. Değerli arkadaşlarım, bugün böyle, ticarette belirli firmalar piyasaya egemen olursa sizin üretiminizi de belirli firmalar yapar ve belirleyici noktada olur.

Ne güzel, Türk Ticaret Kanunu’nda anlaşıp bir kanun çıkardık. Peki, neden perakende piyasasını düzenleyen bir kanunu yıllardır bu Mecliste çıkaramıyoruz? Neden bu Meclis aynı olgunluğu gösterip, dört partinin bir araya gelip, piyasanın ihtiyaç duyduğu ve giderek tekelleşen bu piyasada esnafın, sanatkârın, küçük işletmecinin ve sanayicinin taleplerini dile getirebilecek ortak yasayı çıkaramıyoruz? Bugün bu kanunu çıkarırken düşünmemiz gereken en önemli konulardan bir tanesi budur.

Değerli arkadaşlarım, siz teorik olarak en iyi ticaret kanununu yaparsanız, bu kanun mantık olarak da fırsat olarak da sadece büyüklerin lehine işliyorsa, küçükleri bu piyasada yok ediyorsa, bu, adil bir kanun değildir, bu, rekabetçi bir kanun değildir, bu, sanayiyi geliştirici bir kanun değildir. Bu anlamıyla, çok açıkça buradan bir kez daha altını çizmek istiyorum: Bu kanunun ötesinde, Türkiye’de perakende piyasasını tekelleştirmekten uzaklaştıracak bir anlayışa ihtiyacımız var.

Bakınız, İzmir’den bir örnek vereceğim. Sayın Ulaştırma Bakanımız da bu konuda kendisine bilgi sunmuş olmama rağmen konunun bir tarafı oldu. İzmir Limanı yapılıyor, kruvaziyer turizmi için yapılacak. Liman yatırımını alacak yatırımcı “Oraya AVM olursa bu yatırımı yaparım.” diyormuş.

Değerli arkadaşlar, liman nerede, AVM nerede? Biz, limana getirdiğimiz yolcuları İzmir esnafına gelip alışveriş yapsınlar diye mi getiriyoruz, yoksa başka bir niyetimiz mi var?

OKTAY VURAL (İzmir) – Alsancak’ta yaparlar alışverişi.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Alsancak’ta o kadar çok alışveriş merkezi, Kemeraltı’nda o kadar çok güzel alışveriş merkezleri ve bize özgü alışveriş merkezleri varken bir liman için yatırımcı “AVM olursa gelirim.” deyip Türkiye'nin en büyük AVM’sini… 109 bin metrekarelik, AVM’ye yer ayrılması doğru değildir.

Sayın Ulaştırma Bakanımıza bu konuyu hassasiyetle anlattım. Bugün, o konuda talebin bu kanunla ilişkisinin de altını çizeyim: Bir liman için AVM şartının koşulması, AVM’nin bugün Türkiye’de ne noktaya geldiğini göstermesi açısından önemlidir. Demek ki en çok para kazanan, AVM; en çok talep bulan, AVM. Neden? Çünkü AVM’ler öyle bir ideolojik zemin oluşturdu ki Türkiye’de o oluşturdukları zeminle, sınırlı sayıda mağaza, sınırlı sayıda müteşebbis ve o mağazalara yerleştirilmiş olan dizaynla o mağazalara yaratılan müşteri kitlesi ve bunun karşısında, çaresiz kalmış, sokaklarına araba park edilmeyen, çarpık kentleşme nedeniyle çok yüksek kiralarla yer tutmuş esnafın AVM’ler karşısındaki çaresizliği. Bu çaresizlik karşısında “Çağın gidişi bunlara doğru. Ne yapalım kardeşim? Böyle.” diyebilir misiniz?

Bakınız, KOBİ’ler, bu küçük işletmeler Türkiye'nin sosyal dengesini tutan, istihdamı en iyi şekilde sağlayan kesimler. Bu kesimlere karşı, başta Gümrük ve Ticaret Bakanımız olarak sizler çok anlamlı bir şekilde tavır almalısınız. Bugün yeni bir sayfa açma şansınız var Sayın Bakanım. Gümrük ve Ticaret Bakanı olarak yeni bir Ticaret Bakanlığı oluşturdunuz. Bu Bakanlık olarak bu kanuna el atın. Ortak olarak, AVM’lerin bu haksız rekabetine karşı, sanayiyi bu kadar yabancının yönetmesine karşı, sanayicinin o mağazalara mal satmak için çektiği eziyeti sona erdirmeye karşı sizin yeni bir sayfa açıp, bu kanunu bu Meclise taşıyıp, bu Meclisten bu kanunun çıkması için bürokratlarınızı da hızla çalıştırıp ve ortak konsensüsü sağlayıp bu Meclisten en kısa zamanda bunu çıkarmaya ihtiyacımız var.

Artık, kentler yavaş yavaş, giderek AVM mezarlığına dönüyor ve bakın o şeylere, bulunan markalar Türk markaları olmaktan daha çok yabancı markalar hâline geldi. Onun için, bu kanun en ideal kanun olsa da piyasa uygulamasında piyasayı büyük oyunculara terk ettiyseniz, piyasayı büyük oyuncuların gücüne terk ettiyseniz, Türk esnafı, Türk sanatkârı, Türk tüccarı, Türk sanayicisi bu yasadan gerekli desteği alamaz ve gelişmesini sağlayamaz. Adil bir yasa, rekabetçi bir yasa ancak yeni bir perakende piyasası yasasıyla olacaktır.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyor, yasanın ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Susam.

Şimdi,  tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Soru-cevap kısmına geçiyoruz.

Sisteme giren arkadaşlarımızdan Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi bu kanun genelde ticareti kolaylaştırmak için çıkıyor, 106 madde, ben maddelerine de baktım. Bundan önce de çıkan kanunlar var buna yönelik. Bir Çek Kanunu çıktı, çek ödenmemesini çoğalttı.

Yine, bu ticaretle ilgili, vergi dairesi her mükellefin yanına giderek matrah artırımı istiyor “Yoksa incelerim defterini, para ver.” diyor. Yine her mükelleften, yine vergi dairesi, maliye bir yıla mahsus 150 lira para istiyor. Bu kanun çıkarsa bunları engelleyecek mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkürler Sayın Halaman.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Çek Kanunu’nda yapılan değişiklikten sonra ticaret erbabının çeklerinde karşılıksız çıkma oranı nasıl değişti? Benzer şekilde taahhüdü ihlal suçu nedeniyle şu anda evine giremeyen, kaçak durumda olan vatandaşlarımızın sayısı nedir? Bu taahhüdü ihlal suçundan dolayı mağdur olan vatandaşlar için nasıl bir düzenleme düşünüyorsunuz?

Son sorum da: Esendere Gümrük Kapısı’ndan PKK’ya kaynak aktarıldığı ve kaçakçılıktan fon aktarıldığı konusundaki iddialarla ilgili Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır? Bu gümrük kapısının kapatılması düşünülmekte midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Ayhan…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Aracılığınızla Sayın Bakana soru tevdi etmek istiyorum.

Birincisi: Bu Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında, şu andakinde, değişikliklerde daha önce bilim heyeti var mıydı Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında? Var idiyse, şu anda Genel Kurulda görüştüğümüz tasarıyla ilgili davet edilmişler midir, onların bu konudaki görüşleri alınmış mıdır, daha doğrusu, bilim insanlarından yararlanılmış mıdır?

Bir diğer sorum: Çek Kanunu’nda en son yapılan düzenlemeden sonra Hükûmetin memnuniyetinin nasıl olduğunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ayhan.

Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakan, ülkemiz bir ithal cennetine dönmüş durumda. Yerli üretim her yıl kan kaybediyor. Yerli üreticinin desteklenmesi adına ithalatın sınırlanması ve yerli üretimin artırılması için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bulut.

Sayın Bakanım…

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli üyeler, evet, Sayın Halaman’ın yönelttiği soruya cevap vermek istiyorum: Tabii, bu yeni Türk Ticaret Kanunu, gerçekten, elli yedi, elli beş yıldan bu yana uygulanmakta olan Türk Ticaret Kanunu’nun yerine ikame olacak bir kanun, önemli bir kanun ve ekonomik hayatın bütün alanlarını, bu alan içerisinde icrai faaliyette bulunan bütün aktörlerin hareketlerini -ticari anlamda- yeni kurallara bağlayan bir kanun.

Düzenlemelerin amacı, elbette ki öznesi olan kişilerin faaliyetlerini kolaylaştırmak. Hiçbir Meclis, yasama organı veya Hükûmet yani ya kanun düzeyinde olsun ya da ikincil düzenleme niteliğinde olsun mevzuatı vatandaşın işini zorlaştırmak için çıkartmaz, böyle bir tarzımız yok. Dolayısıyla yasama organı, yüce Meclis, geçen yıl burada, hep birlikte, bütün partilerin iştirakiyle bu önemli kanunu çıkartmıştır. Sorunuzun içerisinde dediğiniz o alanlara haksız uygulamalar varsa bu kanunun doğrudan doğruya onları tasfiye edeceğine ilişkin bir beyanda bulunmam takdir edersiniz ki şu anda mümkün değil ama hedef, az önce ifade ettiğim açıdan baktığımızda, umuyorum ki o beklenen sonuçları yakalarız, karşılarız.

Sayın Işık’ın “Çek Kanunu’nda yapılan değişiklikten sonra çeklerle ilgili uygulama nasıl?” Biliyorsunuz, çeklerle ilgili uygulama yıllardır tartışıldı, 2009 yılında da bir değişiklik yapıldı ama bu karşılıksız çek dolayısıyla yargıda büyük bir teraküm olmuştu, iki yüz bin dosya Yargıtayda vardı, dört yüz bin dosya bidayet mahkemelerinde vardı. Dolayısıyla altı yüz bin dosya ortada. Beklenen sonuç da elde edilemiyor. Duruşma süreleri uzuyor, duruşmalar talik ediliyor, bir yıl sonraya, sekiz ay sonraya gün veriliyordu. Onların tasfiyesi gerekiyor, düşünüldü, yeni bir sistem oluşturulsun… Bankalar Birliğinin oluşturduğu bir kart merkezinin bu çeklerle ilgili süreçleri takip etmesi, önlem olarak düşünüldü. Orada sadece negatif bilgiler değil, çek keşidecisiyle alakalı, aynı zamanda, pozitif bilgilerin de yer almasına ilişkin bir uygulama devreye konuldu. Bu henüz belki beklediğimiz randımanda çalışmıyor. Bundan ötürü bana da iletilen bilgilerde bu karşılıksız çeklerde bir miktar artış olduğuna ilişkin duyumlar veya şikâyetler, yakınmalar geliyor. Eminim ki bu sistem devreye girdiğinde bu alandaki sorunlar da tasfiye edilecek ama yasama organında hayat dinamik olduğu gibi yasama organı çalışmaları da dinamiktir. O süreçle de beklediğimiz sonucu vermezse eminim ki Hükûmet duruma vaziyet eder, siz de onun gereğini takdir edersiniz.

Diğer önemli bir sorunuz: Esendere gümrüğüyle alakalı. Şunu ifade edeyim: Biz gümrük kapılarımız arasında bir kıyaslama yaptığımızda benim gerçekten hiç memnun olmadığım kapılardan birisi Esendere, orada bayağı sıkıntılarımız var. Bu sıkıntının çok değişik nedenleri var hem güvenlik dolayısıyla var orada, yasa dışı yapıların müdahalesi dolayısıyla var. Yine belki basından  izlemişsiniz veya sorduğunuz sorulara verdiğimiz cevaplarda da özetle yer almıştır. Esendere’yle bağlantılı olarak bizim Ambarlı’da, Halkalı’da yürütmekte olduğumuz, hayalî ihracat kapsamında bir bağlantının da o kapıya doğru yöneldiğini gördük. Birkaç sefer biz burasını denetlettirip, teftiş ettirdik ama yani bu kapının kapatılması diye bir durum söz konusu değil ve yap-işlet-devret modeli kapsamında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğiyle yeni bir çerçeve anlaşması imzaladık. Bu anlaşma kapsamında öncelikli kapılarımızdan birisi de Esendere gümrük kapımızdır. İnşallah bir yıl içerisinde bu kapıyı yenileyeceğiz, modern teknolojilerle donatacağız, oradaki ticareti daha güvenli hâle getireceğiz.

Efendim, Sayın Ayhan’ın “Bilim heyeti var mıydı?” Aslında, ben, tabii, tasarının tümü üzerinde, nasıl hazırladık, bunu anlatmak da istiyordum ama zaman kaybı olmasın diye söz almadık, araya terk ettik. Şunu ifade edeyim: Bu hazırlığın yapılmasıyla alakalı aşağı yukarı 2012 yılı başından bu yana Gümrük ve Ticaret Bakanlığının koordinesinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve TÜRMOB’un iştirakiyle Türkiye'nin değişik yerlerinde bu Kanun’la ilgili görüşleri, önerileri, eleştirileri derlemek, toparlamak amaçlı bir dizi çalışma yaptık. Bu çalışmaları derleyip toparladıktan sonra, uzman ekipler  bunu  kodifiye  ettikten  sonra  bilim  heyetiyle Adalet Bakanlığında -çünkü kanunu çıkaran bakanlık Adalet Bakanlığımız- oradaki hukukçu, uzman arkadaşlarımızın iştirakiyle ve daha önceki komisyonlarda görev almış bir kısım akademisyenlerin iştirakiyle bir çalışma yapıldı.

Buradan Hoca’ya, Sayın Tekinalp’e ben bir kez daha teşekkür ediyorum. Benim de hukuk fakültesinden hocam, son derece saygı duyduğum bir kişi. Hoca kesinlikle bu kanunun bir maddesine dahi dokunulmasına şiddetle karşı durdu, ona da saygı duyuyorum; dolayısıyla, karşı duruşu dolayısıyla bu çalışmalara iştirak etmedi ama bu çalışmalardan hep dolaylı da olsa bilgisi oldu. Onaylamadığı alanlar çok ama biz hayatın gerçeğini gözetmek suretiyle böyle bir çalışmayı tamamladık.

 Ekonomi Koordinasyon Kurulunda bunu 3 defa müzakere ettik, daha sonra bizim grup başkan vekillerimiz aracılığıyla diğer partilerin gruplarıyla da temas kuruldu. Gördüm ki ben, çok memnuniyetle ifade edeyim, bu Kanun’la ilgili değişiklikleri içeren dilekçeler, öneriler, ticaret odalarından, sanayi odalarından, borsalardan, işletmelerden, bir kısmı da zaten muhalefet partilerine gönderilmiş, onlar da derlendi, toparlandı, sonuçta hazırlanan tasarının büyük ölçüde bütün talepleri karşıladığına ilişkin demin yapılan buradaki değerlendirmeler de bizi ziyadesiyle memnun etti.

 Niye bu, teklif değil de, ortak, müşterek teklif değil de tasarı şeklinde geldi? Bizim, grup başkan vekili arkadaşlarımıza özellikle ricamız oldu: “Bu kanun burada birlikte geçirildi, değişiklikleri de teklif şeklinde olsun, diğer gruplar da arzu ederlerse imza atsın.” ama bazı grup yöneticisi arkadaşlarımız “Tamam, biz mutabıkız, bazı ufak tefek rezervlerimiz var ancak biz imzalamayalım, destekleyelim, siz getirin.” dedi. Bunun da tabii, bir teklif olarak gelmesi doğru değildi ve bunu Hükûmet tasarısına dönüştürüp getirdik.

Tabii ki burada önemli bir soru daha var ithalatla alakalı yani buna zamanım varsa bunu da cevaplayayım.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Zaman var Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Şimdi, Sayın Bulut’un “Ülkemiz ithalat cennetine dönüştü, önlem alacak mısınız?” diye bir sorusu, son olarak da onu cevaplayayım. Doğru, biz dış ticaretimize baktığımız zaman tabii ki ithalat ihracattan fazla ama 2012 yılı rakamlarını dikkate aldığımızda, bizim ihracatımızın ithalatı karşılama oranında 8 puanlık bir artış var, yüzde 64-65 seviyesine ulaşmıştır ve yatırım teşvik programında dikkatle izlemişseniz, takip etmişseniz, orada da gerçekten ithalatı frenlemeye dönük, özellikle sanayinin ihtiyacı ara mal ithalatını önlemek amacıyla o alandaki yatırımlar teşvik edilmekte ve böylece, sizin de temas ettiğiniz sorunun giderilmesinin hedeflendiğini ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – “Bölümlerine” Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, saat sekize kadar yemek arası veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.19

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

 

_____0_____ 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 124’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

303 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölümde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Sayın Ayhan, buyurun.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 303 sıra sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şu an ben, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyesiyim. Tali komisyon olarak bu tasarı bu Komisyona (1/630) sayıyla havale edilmiş. Benim ve Komisyon üyelerinin birçoğunun bu tasarıdan haberi dahi yok. Nasıl görüşüldüğünü izlemek için esas komisyon Adalet Komisyonuna da bir süreliğine gittim, bulundum.

Şimdi, kanun tasarısının genel gerekçesine de baktığınız zaman, gerçekten detay arz eden bir husus yok ancak şunu söylemek belki mümkün: Netice itibarıyla, bu kanun tasarısı, daha önce çok büyük emeklerle çıkardığımız fakat yürürlüğe koymadan, aniden ortaya çıkabilecek problemlerin şimdi belirlendiğini ve bunun kamuoyuna yansıtılarak idarenin dikkate aldığını, bu nedenle yeniden değerlendirildiğini… İleride problemlerin çıkmamasının arzu edildiği için hızlıca bunları bir değerlendirdik denilebilir.

Gerçekten, bu tasarı, aslında, Türk Ticaret Kanunu, önemli bir husus. Bakın, şunu ifade etmek istiyorum, uzlaşma olunca neler olabilir onu ifade etmek istiyorum: Borçlar, ticaret, hukuk muhakemeleri, yürürlük ve uzlaşmalara ilişkin kanunlar yaklaşık 3 bin maddeydi yanılmıyorsam -lütfen beni de ikaz edin- kaç günde yasalaştığını hepimiz gördük. Bunlar yine temel kanun olarak görüşülse, ortalama bir maddenin bir saat sürdüğünü kabul etsek, üç bin saat ederdi. Ortalama sekiz saat/gün kesintisiz çalışmayla, aralıksız, yanlış hesap etmiyorsam -lütfen yine düzeltin- üç yüz yetmiş beş günlük bir çalışma gerektirir. Uzlaşma kültürünün ne kadar önemli olduğu meydanda. Toplumsal kültür asgari müştereklerde uzlaşmayı da zorunlu kılıyor. Ben, bu konuşmayı, Kanun Yapım Süreci Sempozyumu’nda, Milliyetçi Hareket Partisi adına katıldığımda, orada yapmıştım; gerçekten önemli.

Şimdi, ortaya birtakım problemlerin çıkması kaçınılmaz. Uygulamada bunları fark eden herkesin ikaz etmesi, idarenin de bunları dikkate alması önemli. Yalnız, burada ifade etmek istediğim bir şey var: Her şeyde olduğu gibi bu tasarıda da -biraz önce sorumda da aynı şey- Hükûmet özellikle ne yapıyor? Bunu, bütün bu tür kanunları, torba kanunları da dikkate aldığınızda, Meclisin kapanmasına yakın, on gün içinde hepsinin görüşülmesi gibi bir arzu ortaya çıkıyor. Bunu normal saymak mümkün değil. Bunu bu hâle getiren iktidarın da normal çalıştığını söylemek mümkün değil. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum.

Şimdi, baktığımız zaman biz, ne olmuş? Gerçekten sıkıntılı bir dönem. İktidara yakın yazarların bile ifadeleri var. Bakın, neler söylüyorlar: “Çek-senede dayalı ticari hayat son yasal düzenlemelerden sonra aşırı ihtiyatlı hâle gelmiş.” Bu, 18/6 tarihli yazı, hem de Hükûmete yakın bir yazar söylüyor. “Müşterisini tanımayanların, mal verirken hesabını doğru yapmayanların can sıkıntısı artmış.” Bu sizin çıkardığınız Çek Kanunu’yla ilgili. “İnşaat sektöründe ‘Acaba balon mu oluşuyor?’ sorusu daha çok ortaya çıkmaya başlamış.” Doğrudur da. “Yaz dönemi havası etrafı sarmış, yapısal kararlar ileriye atılıyor. Dolaylı vergiler sonbahara kaldı.” Gerçekten bu.

Şimdi, Çek Kanunu’nu bile konuşmuş olsak neyi göreceğiz? Ben, burada, Çek Kanunu’nda… O kanun çıkmasaydı 100 bin kişinin cezaevine gireceğini herkes söylüyordu. Bunu Hükûmet de kabul ediyordu. Zaten cezaevlerinde 120 bin kişi vardı, 100 bin ilave… Ben burada Sayın Bozdağ’a sorduğumda “Daha bu bir şey değil, arkasından bir 130 bin kişi daha mahkemelerde neticelenmemiş, üst mahkemelerde, onlar geliyor.” dedi. Siz, Hükûmet olarak, iktidara geldiğinizde aldığınız neyi? Cezaevindeki insan sayısını 60 binlerden –yanılıyorsam beni düzeltin- nereye getirmiş olacaktınız? 120 bin, 130 bin vardı, 250 bin daha ilave ettiğinizde 370 bin. Nitekim, sizin söylediğiniz Sayın Bakan, dosya rakamlarından da buraya geliyor. Bu, iyi idare edilen bir Türkiye değil. Bunun ne olması lazım? Düzeltilmesi lazım. Gerçekten işin özünde bu var.

Bir diğer hadise, gerçekten onun da çok dikkate alınması lazım. Herkes bir şey söylerken, her konuda bir şey söylemesi mümkün ama onu söylerken “Ben bu işi biliyorum.” diye söylemesi lazım. Biz zaman zaman, Sayın Bakan, sizinle çeşitli platformlarda, komisyonlarda, diğer toplantılarda bir araya geliyoruz. Ben, benimle ilgili ki ben bilmediğim mevzuda konuşmam, bilmediğim hususları dikkate almam fakat sizin benimle ilgili bir sivil toplum kuruluşunun genel kurulunda ben gittikten sonra gıyabımda söylediklerinizden hicap duydum, açık söyleyeyim ve bunu siz sitenize koymuşsunuz. Hicap duyulacak bir mesele. Şimdi buradan okusam… Öyle diyorsunuz ki: “Bir saat bile doğruyu iki kere gösterir.” Sayın Bakan, dış ticaret konularını ben okuturum herkese. Siz bunu benden iyi biliyorsunuz.

Oradaki konuşmaları nereden almışım? Devlet Planlama Teşkilatından ben 99’da ayrıldım. O tarihte topladıklarımdan okumuşum. Sayın Bakan, benim orada konuştuğum rakamlar ithalata ilişkin rakamlar. Sayın Zafer Çağlayan’ın rakamları ve -getirdim, burada- basın toplantısında yaptığı şeyler. Sizin, aklınıza geleni aklınıza gelen yerde söyleme mecburiyetiniz yok. Siz nesiniz? Devletin bakanısınız. Siz bana laf söylediniz, ben ona üzülmedim. Türkiye Cumhuriyeti bu lafı söyleyen bir bakana sahip olduğu için üzüldüm. Böyle bir şey olabilir mi Sayın Bakan? Yani okumaktan hicap duyacağım şimdi.

Bakın, ben ne kadar yapıcı bir şekilde, geldim, burada tenkit ediyorum. Daha önce olumlu her şeyi de söylüyorum. Sizin, bakın, Devlet Bakanıyken yaptığınız işler var. O yetki kanunu ortada. “Yetki kanununu şimdi anlatacağım.” diye yazıyor burada. Anayasa Mahkemesi koridorlarında Maliye Bakanlığının memurları yaptığı yanlış icraatları anlatmak için dolaşıyor. Onlar temizlenmeye çalışıyor. Biz onların yanlış olduğunu söyledik. Onun görüşülmesinde bile hata vardı. Hata değil, sahtekârlık vardı; gayet açık, net söylüyorum. Burada olmadığı bir anda komisyon başkanının imzasıyla bize ne gelmişti? Görüşme yazısı gelmişti.

Sayın Bakan, bazı konuları biz gerçekten muhalefet olarak makul bir düzeyde götürmek istiyoruz. Ama şunu söylüyorsanız: “Siz bilseniz de bilmeseniz de biz sizi belli üslupla terbiye ederiz.” bakın, orada yanılıyorsunuz. Sizin şu söylediklerinizi, o TİM’de söylediklerinizi bana ihracatçılar söyledi ve ben hicap duydum.

10 tane müsteşar değişti Gümrükte bu Hükûmet geldiğinden beri. Aşağı yukarı hepsini tanırım. DPT’den dolayı bana laf atıyorsunuz. Şu andaki Müsteşarınız DPT kökenli değil mi? Siz ne söylediğinizin farkında değilsiniz. Daha ağır konuşmak istemiyorum ama şu yazıyı ben İnternet’te görünce hicap duydum. Ama bu memleketin meseleleri, sizlerin böyle konuşmasıyla bizler engellemeyiz, olması gerekenin arkasında dururuz.

Bakın, bilim adamlarını bugün arkanızda tutamıyorsunuz, arkanızda değiller. Hani uzlaşmayla çıkıyordu?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bilim adamları onların düşmanları ya.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Şimdi, bu işlerin düzenli bir şekilde yapılması lazım. Akreditasyonla ilgili kanun geldi. Ben Akreditasyonun ilk yönetim kurulu üyesiyim. Ne geliş şekli doğru ne görüşme şekli doğru ne bizlere gönderiliş şekli doğru. Yarın orada baskı yaparak görüşmeye çalışacaksınız. Böyle bir şey olmaz. Bizim dediğimizi dinlemezseniz, zorla, cebren yaptırırız demek, bu ülkeye ihanet demektir. Bunları ifade etmek istiyorum ama şunu da ifade etmek istiyorum: Sayın Bakan, rakamlar konusunda hiç yanılmam, o konuları da çok iyi bilirim. Bilmediğim konuları da haddim olmayan bir şekilde konuşmam. Bunu da size burada ifade etmek istedim.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ayhan.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, yemek arasını biraz kısa verdiniz herhâlde. Değerli arkadaşlarımız pek Meclise teşrif etmiş değiller. Aslında çok önemli bir kanunu görüşüyoruz. Zannediyorum 20 kişi var ya da 25 kişi var.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sizde de yok.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Evet, iktidardan da arkadaşlarımız yok.

Değerli arkadaşlar, bu kanunu geçen dönem -geçen dönem Parlamentoda olan arkadaşlarımız bilirler- uzlaşarak çıkarmıştık birkaç gün içerisinde. Sadece Ticaret Kanunu değil, aynı zamanda, yanında Borçlar Kanunu vardı, ki önce onun kanunlaşmasını talep ediyorduk, doğrusu oydu. Bir de Medeni Usul Kanunu’nu da çıkarmıştık. Üç kanunu birlikte, bir paket hâlinde… Bunlar mevzuatımızdaki temel kanunlarımız ve önemli değişiklikler içeriyordu. Tüm siyasi partiler geçen dönem burada bu kanunlarla ilgili olarak bir uzlaşı sergilemişti ve birlikte çıkarmıştık.

Çıkarmıştık ama Ticaret Kanunu’yla ilgili şöyle bir gerçek var: Bu Kanun’u geçen dönem biz Komisyonda görüşmemiştik, benden önce söz alan arkadaşlarımız da dile getirdiler. Ticaret Kanunu 22’nci Dönemde Parlamentoya gelmişti ve Komisyonda maddeleri 22’nci Dönemde görüşülmüştü. Biliyorsunuz İç Tüzük’ün 77’nci maddesi var, o maddeye göre geçen dönem Komisyonda maddelerini görüşmedik ve 22’nci Dönemdeki geçmiş hâliyle Genel Kurula geldi. Sadece son dönemde yani kanun gelmeden evvel, gruplar, kanunla ilgili olarak, aralarından temsilci seçerek, kanunun eksikleri varsa, öyle, yeterli olmayan, kısa bir çalışma yapmışlardı.

Bunu niye söylüyorum? Şunun için söylüyorum: Bakın, daha Kanun yürürlüğe girmedi. Bizim Parlamento geleneğimizde önemli bir temel kanundan bahsediyorum yani sıradan bir kanun değil. 1956 yılında çıkmış Ticaret Kanunu, yaklaşık elli altı yıllık bir kanun uygulamada var, onu değiştiriyoruz, yepyeni bir kanun hâline getiriyoruz. Bin beş yüz otuz beş maddelik bir kanun. Gerçi, bu bin beş yüz otuz beş maddenin yarıya yakın kısmı önceki Ticaret Kanunu’nun hükümleriydi ama çok şey değişti. Reform niteliğinde, iş dünyasının “Mutlaka değişmesi gerekir.” dediği çok önemli değişiklikleri yaptık. Fakat yaptık da şimdi bu kanunu, yani yürürlüğe girmeden bu değişikliği niye getirdik? Yani bunu sizler de sorguluyorsunuzdur mutlaka, bizler de sorguluyoruz. Mademki bu Kanun dört dörtlük hazırlanmıştı, niçin bugün yaklaşık bu Kanun’un içindeki yüz maddeyi yeniden değiştirmek ihtiyacı duyuyoruz? Tabii, burada bu benim aklıma takıldı. Ben Komisyonda da bunu söylemiştim. İş dünyası, şirketler, onların örgütlü temsilcileri, bana göre, ayakta uyumuşlar, şimdi “İmdat!” diye bağırıyorlar. Bizim arkadaşlarımız da var, ben Sinan Bey’e de söyledim yani geçmişte kendisi biliyorsunuz iş dünyasının içerisindeydi. TOBB… Yani bu kanun yıllarca Parlamentoda, komisyonlarda görüşüldü veya önceki hazırlık çalışmaları vardı. İş dünyasının temsilcileri yok muydu? Mutlaka vardı. Peki, onlar ne yapmışlar? İşte, bugün “Ya, biz, ne yapmışız? Her taraf hapis cezası. İşte, denetçi, denetçi… Bunların altından nasıl kalkacağız? Kaynanamıza dahi buzdolabı satamıyoruz. İşte, bu kadar defter onayı olur mu? Efendim, şirketimizden bir kuruş para çekemiyoruz.” diye ortalığı ayağa kaldıran bu iş dünyası veya şirketler, bu Kanun geçerken -yani ocak ayında geçti biliyorsunuz, 2011’in Ocak ayında geçmişti- niye hiç seslerini çıkarmamışlar? Bana göre, uyumuşlar; öyle diyorum, yani başka bunun nitelemesi yok.

Değerli arkadaşlar, on sekiz ay geçti Kanun Mecliste kabul edildiğinden bu yana -yani 6102 sayılı Ticaret Kanunu’ndan bahsediyorum- tam on sekiz ay geçti. Çok değil, sayılı günler var, bir hafta; bir haftamız da yok, işte pazar günü kanun yürürlüğe girecek. Şimdi, bu kadar beklemek de ayrı bir süreç. “Yine alelacele bir şeyler yapıyor muyuz?” diye bir kaygı taşımıyor değilim. Sanıyorum iki haftalık bir çalışma yapılıyor. Bu konuda Sayın Bakanı, bürokratları, AKP Grubunu, diğer grupları birlikte çalıştıkları için aslında kutlamak da lazım. Yani iş dünyası, işte, bu kanun çıksın. diye -değişiklikten bahsetmiyorum, daha önceki temel Ticaret Kanunu çıksın. diye- kapı kapı grupları gezmişti. Yani “Ocak ayından önce ne olursunuz çıkarın. İşte, bu kanuna çok ihtiyacımız var. Bu kanun çıkmazsa bizim işlerimiz aksıyor.” diye bizim grubumuza da geldiler, Genel Başkanımızla görüştüler, bizim çekincelerimiz vardı kısmen ve o talepler karşısında bu Kanun çıkmıştı ocak ayında. Daha sonra, işte, az önce bahsettiğim o sakıncalar yürürlüğe girmeden keşfedildi.

Bu konuda, bana göre, Şükrü Kızılot’u kutlamak lazım. Yani bu kanununla ilgili, zannediyorum, Türkiye’de iş dünyasının tekrar uyuyan gözlerini açtı diye düşüneceğim çünkü Sayın Kızılot’un “Bu kanun -1 Temmuzda yürürlüğe girecek olan Ticaret Kanunu- bu hâliyle girmiş olsa, girse nelerle karşılaşacaksınız? İşte, sizin hâliniz ne olacak?” diye yazıları vardı, çarpıcı yazılar. Değişik örneklerle, bu kanun yürürlüğe girdiği zaman neler olacağını anlatmıştı. Sanıyorum, Şükrü Kızılot böyle yararlı bir iş yaptı diye düşünüyorum iş dünyasına. Gazetede yazıyor, İnternet’te yazıyor, sizler de takip ediyorsunuz. O yazmasa belki bu değişiklikler de gelmeyecekti, onu da söyleyeyim çünkü bana göre, şirketler olayı belki de fark edemeyeceklerdi.

Şimdi, bunları geçelim. Bu kanunun bir haftalık süre içerisinde ya da on günlük bir çalışma ile huzurunuza gelmesi… Ki iyi niyetle gelmiştir; gruplar, tüm gruplar -biz, Milliyetçi Hareket Partisi, BDP- bu işin mutfak kısmında bir uzlaşı, bir müzakere zemini aramışlardır. Bizler de düşüncelerimizi ilettik. Komisyon çalışmalarında da bence çok olgun bir ortam vardı. Hatta şunu söyleyeyim: Komisyonda geçen hafta bu kanunu görüşürken burada yoklamayla ilgili süreç vardı, talepler vardı -tabii, yoklama istiyoruz- AKP’li arkadaşlarımız Komisyondan aşağı inmek zorunda kaldılar. Komisyon Başkanımız Sayın İyimaya -biz 4 kişiyiz, sanıyorum MHP’den 2 arkadaşımız var, 6 kişi; AKP’liler burada- “Ya, ne yapacağız?” dedi. “Tamam, onlar orada olsun, biz kanunu geçirelim.” dedik yani bu kanun Komisyondan, arkadaşlar -bir kısmı, özellikle son kısmı, büyük bir kısmı- muhalefetin oylarıyla geçti. Sayın Bakan bu konuda…

MUAMMER GÜLER (Mardin) – Teşekkür ederiz.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Gerçekten öyle Sayın Valim.

Sayın Bakanımız da bu konuda çok olgun davrandı. Bizim çok az talebimiz, önergemiz vardı, sanıyorum iki ya da üç önergemiz vardı. Bu önergelerimiz içerisinden büyük bir kısmı kabul edildi. Bir önergemiz, 552’nci maddeyle ilgili önerge… Ki Sayın Akif Hamzaçebi’nin de belirttiği önemli bir maddeydi o. 552’nci madde Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olmayan şirketlere halktan para toplama yetkisi veriyordu, onlara o izni veriyordu. Bununla ilgili, tabii, geçmişte çok acılar yaşamıştık yani bununla ilgili -isimler vermeyelim ama- şirketler gidiyordu, iyi niyetle, vatandaşın o inançlarını belki bir anlamda sömürerek onların paralarını topluyorlardı ve insanlar mağdur oluyorlardı. Şimdi bunun önüne geçildi. Yani bunu yapacak olan şirketler belli zaten. Ha, bu konuda, bu hükme uymayan, buna rağmen para toplayan, buna aykırı davranan ve insanların zarar görmesine neden olan kişilere nasıl bir yaptırım uygulanacaktı? Bununla ilgili 29’uncu maddede bir hüküm var, 11’inci bentte. Yani Hükûmet tasarısında “Bir yıla kadar hapis” olarak gelmişti o. Bize göre, çok yeterli değildi, düşük bir cezaydı çünkü alt sınırı bir aydır yani bir yıla kadarsa alt sınırı bir ay olarak uygulanabilir. Olayın ağırlığı, vatandaşların uğrayacağı zararı da düşünerek mahkemeye, hâkime daha geniş bir marj, daha geniş bir yetki vermek gerektiğini düşünmüştük ve biz “Bir yıldan üç yıla kadar bu cezanın olması gerekir.” diye bir önerge vermiştik. Ama arkadaşlarımız da, Sayın Hükûmetin de Bakanın da desteklediği bir önerge verdiler. Onların “Altı aydan iki yıla kadar” şeklinde bir önergesi vardı. O önerge kabul edildi, bizim önergemiz reddedildi. Biz, hâlâ, o konuda, cezanın, dediğim gibi, doğacak olan zararları da düşünerek, üç yıla kadar olmasının çok yararlı olacağını düşünüyoruz. Maddeler görüşülürken bu konudaki önergemizi de vereceğiz.

Evet, sözlerimi bitireceğim, sonuna geldik. Yasanın, değerli arkadaşlar, yani Sporda Şiddet Yasası gibi… Orada uygulanarak değişiklikleri yapmıştık, bu ikinci örneği oluyor. Yani onunla ilgili bir uygulama oldu, biliyorsunuz, ondan sonra o camia ayağa kalktı. Burada, iş dünyası henüz kanun uygulanmadan ayağa kalktı. Yani zararın neresinden dönülse kârdır ama Parlamento geleneğine böyle bir düzenleme yakışmıyor, daha doğrusu bu yöntem yakışmıyor. Bir kanunu çıkarıyoruz, daha sonra onu uygulamadan değiştirmek zorunda kalıyoruz. Dilerim bundan sonra böyle bir örnekle karşılaşmayız diyorum.

Biz genel olarak kanunun büyük bir kısmında mutabıkız, destek vereceğiz. Dediğim gibi, çok az kısmıyla ilgili olarak farklı düşünüyoruz, onları da önergelerle sizlere sunacağız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dibek.

Gruplar adına başka konuşma yok.

Şahısları adına Sayın Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu değiştiği zaman… Şu andaki yeni değişikliğin gerekçesi: Ticari hayatta olumsuz etkilerin ortaya çıkması nedeniyle, ekonomik ilişkilerin iyi gitmesi açısından, bu gerekçe yapılarak yeni bir değişiklik yapılıyor. Ama gerçekten kanuna baktığımız zaman bunlar yetmiyor, bir yüz maddenin daha değişmesi gerekir. Ne açıdan bunu söylüyorum? Kanunun başta 1’inci maddesinden itibaren baktığımız zaman, kanunun 1’inci maddesinde Türk Medeni Kanunu’ndan bahseder ancak Borçlar Kanunu’ndan bahsetmez. Hatta usulde olmayan bir esas var: “Türk Ticaret Kanunu, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ayrılmaz parçasıdır.” derken sanki ikinci bir Medeni Kanun varmış gibi özellikle hem Medeni Kanun’un tarihini yazar hem de numarasını yazar. Aynı şekilde, bu değişiklikte önümüze gelen 4’üncü maddede (1)’inci fıkranın (b) bendinde “Türk Medeni Kanunu” der; 1’inci maddenin (c) bendinde ise “11/1/2011 tarihli, 6098 sayılı Borçlar Kanunu” der. Yani şimdi Sayın Bakanlığa şunu sormak lazım: Siz Medeni Kanun’un tarihini 1’inci maddede yazdınız, sayısını 1’inci maddede yazdınız. 4’üncü maddede sayıyı ve tarihini yazmadınız, sadece “Türk Medeni Kanunu” dediniz. Ancak 1’inci maddeye yazmadığınız, Türk Borçlar Kanunu’nun “11/1/2011 tarihli, 6098 sayılı Yasa”yı da 4’üncü maddeye yazdınız. Daha ötesine geliyorum ben: 4’üncü maddede ticari davalar ve delillerle ilgili bir başlık var. Burada “fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuat…” Peki, fikrî mülkiyet hukuku… İçimizde 110 tane hukukçu milletvekili var ama tabii şu anda kaç arkadaşımız burada, onu bilemiyorum, 76’ncı madde var, 76’ncı maddede fikrî ve sınai haklarla ilgili, bunlarla ilgili ihtisas mahkemelerin bizzat bakacağına ilişkin özel bir düzenleme var. Peki, bir kanunda özel düzenleme, genel düzenleme varsa hangisi tatbik edilir? Özel düzenleme tatbik edilir. Fikrî ve sınai haklarla ilgili davaları ticari davaların arasına, 4’üncü maddeye yazmanın pratik, hukuksal anlamda hiçbir yararı yok. Bu, kanun yapma tekniğinin dışında, “Yasama organı, Türkiye Büyük Millet Meclisi boş işlerle uğraşmaz.” deriz biz. Peki, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi boş işlerle uğraşmıyorsa, ticari davalar arasına fikrî davaları koyuyorsanız, bu aynı zamanda ticaret mahkemesine “bakılmayacak ticari dava” olarak Türk hukuk tarihine böyle bir madde geçmiş olacak Değerli Bakan. Yani mümkünse maddelere gelindiği zaman 4’üncü maddede… Kanunun 4’üncü maddesi tasarının 1’inci maddesinde yer aldığı için, inşallah, bu düzeltmeyi yapmış olursunuz.

Geliyoruz, yine aynı şekilde, bu 4’üncü maddenin, yani tasarının 1’inci maddesinin son fıkrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 1086 sayılı Yasa’dan bahseder. Değerli arkadaşlar, 1086 sayılı Yasa değişti, bunun numarası 6100 oldu. Yani ismi değişti, sayı numarası değişti. Peki, böyle bir düzenlemeyi yapıyor isek bunlara niçin değinilmedi, onu anlamış değilim.

Türk Ticaret Kanunu’nda yer alması gereken bazı hükümler Borçlar Kanunu’nda var, Borçlar Kanunu’nda olması gereken hükümler Türk Ticaret Kanunu’nda var. Türk Ticaret Kanunu’nda, Borçlar Kanunu’nda ve faize ilişkin 3095 sayılı Yasa’da hükümler var. Üç yasada üç farklı faiz düzenlenmiş durumda. Madem, kanun yapıyoruz biz, faiz tek kanun altında acaba toparlanamaz mı? Bu anlamda çok büyük yanlışlıklar, hatalar var. Biz ne diyoruz? Şunu söylüyoruz: “Ticari hayatı kolaylaştıracağız.” Peki, Borçlar Kanunu’nun 584’üncü maddesi var, 584’üncü maddede, her eş diğer eşin muvafakatı olmadan ticari şirketine kefil olamayacak. Alın size ticari yaşantının üzerindeki en büyük engel.

Bir başka konu, hep şunu söyleriz biz: “Kanun düzendir. İyi kanun iyi düzendir. İyi hazırlanmamış mevzuat hem toplum hayatında düzeni sağlama amacından uzaklaşacak hem de toplum üyelerinin hukuka olan inancını zayıflatacaktır.”

Sizleri saygıyla selamlıyorum, iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Şahısları adına ikinci konuşmacı Sayın Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 303 sıra sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde şahsım adına söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle ifade etmek istediğim birtakım hususlar var. Gerçekten, anlaşmayla, uzlaşmayla çıkan hususların bir an önce gerçekleştirilmesi lazım ancak bunun usulüne, hukukuna da uygun olması lazım. Bugünkü iktidarın yaptığı gibi, despot, akşamdan sabaha getirip komisyonda bunu çalışacaksınız, son on günde bütün yılda yapmadığınızı getirip buraya “Aman Avrupa’ya böyle diyeceğiz, aman OECD’ye ötekini söyleyeceğiz.” Böyle bir şey olmaz. Bu iş, bir hükûmet açısından gayriciddidir Sayın Bakan. Dolayısıyla, bunun üzerinde ciddi düşünmek lazım.

Bakın, biraz önce ifade ettim, Ankara’da hemen hemen tüm bakanlıklarda, kadro, unvan, statü, görev yönüyle umudunu Anayasa Mahkemesine bağlamış binlerce bürokratın heyecanlı bekleyişi sürüyor. Bu bekleyiş vergi denetimini de etkiliyor, devlet muhasebesinin kalitesini de. Sizi takdir eden bir yazar: “Mesele, değişimi isteyenlerle değişime direnenler arasındaki mücadeleyi çoktan aştı. Bundan sonrası, değişimin henüz anlaşılamayan somut faydasıyla değişimin iradeyi geriye götüren yanları belirlenecek.”

Şimdi, ne iyi? Tasarruflar sizin döneminizde yüzde 24’ten 12’ye düşmüş. Cari açık, millî gelirin yüzde 10’unu bulmuş. Dış ticaret açığı sizin döneminizde toplam cari fiyatlarla 500 milyar doları bulmuş, 350 milyar dolar cari işlemler açığı var. Şimdi “Azalttık.” dediğiniz cari işlemler açığında ne olacak sanki? Millî gelirin yüzde 8’i. Neyi düzeltmiş olacaksınız? İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 65. “Şu kadar arttı.” diyorsunuz, büyüme de yüzde 9’dan yüzde 2’ye, 3’e düşüyor. Hiç onun hesabını zaten siz yapabilecek durumda değilsiniz ama Hükûmetten bari biri bunu size söyletmese. Yani onun maliyetinin ne olduğu, açık ve net bir şekilde, büyümede gözüküyor. Siz geldiğinizde vatandaş 100 liralık gelirinin 5 lirasını borca öderken, şimdi 100 liralık gelirinin 45 lirasını ödüyor. Bu bir vakıa, bu iyiyse iyi deyin.

“Teşvik” deyip zıplıyorsunuz, aklı olan herkes şunu söylüyor: “Bu teşvik ilk uygulamada cari işlemler açığını, dış ticaret açığını azaltmaz, artırır.” Neden? Tasarrufun yok, dışarıdan borç alacaksın, yatırım yapacaksın ki bir şey üretip satacaksın. Bu, bu kadar basit. Buna aklı ermeyen bir hükûmet olur mu? Hiç olmazsa bazı bakanlar çıkıyor da bunu itiraf ediyor.

Sayın Bakan, şimdi, sizin bunların farkına varmanız lazım. Yani bizim arkamızdan “Ahmet öyle dedi, Mehmet öyle dedi. Beni dinlemeden çıkıyorsun, gidiyorsun.” demenin anlamı yok. Bizden önce de birileri çıktı gitti, biz onlara “Niye çıkıyor?” falan demedik. Bizimki usule, adaba da aykırı değildi, geleneklere de aykırı değildi; AKP’li arkadaşların yaptığı, onlar normal değildi.

Şimdi, nereden bakarsanız bakın, siz tasarrufla yatırım yapacaksınız, tasarrufu nereden bulacaksınız? “Kişi başına 10 bin dolar gelir” diyorsunuz, tasarruf yok, cari işlem açığı artıyor, yatırım yapamıyorsunuz. Şimdi, bunları siz falan gelip burada izah edemezsiniz, sizin gradınız buna yetmez, tahsiliniz yetmez ama ben bunları, bu tür şeyi söylemek istemiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinde her şey nezih bir şekilde, usulüne uygun, kaidelere uygun bir şekilde devam etmeli, aksi takdirde, yaptığımız işin bir hayrı olmaz ki.

Bakın, geçen sefer 40 madde gelen torba tasarı 252 madde çıktı Komisyondan. Bu sefer 40 geldi veya 30 geldi, 60 küsur çıktı değil mi arkadaşlar? Ya, her aklına gelenin her unuttuğu, Komisyonda “Bir tane de şu girsin.” dediği olur mu? Böyle programsız bir şey olur mu ya? Sen zaten yanılmışsın, 30 tanesini getiriyorsun, 30 maddelik; “Ben bir o kadar daha yanılmışım.” diyorsun, 30 madde daha geliyor. Öbür komisyonda halledemediğinizi bu Komisyonda arkadan dolanarak, hukuka karşı hile yaparak götürmeye çalışıyorsunuz? Bunlar iyi şeyler değil, yeni nesillere de iyi örnekler değil Sayın Bakan.

Bunların lütfen idrakinde olun diyorum, teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ayhan.

Soru-cevap işlemi için sisteme giren arkadaşımız yok.

Şimdi, 1’inci madde üzerinde önerge yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun tasarısının 9 uncu maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 6102 sayılı Kanunun 88 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun onayını almak” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

                  Ahmet Aydın                             Mehmet Doğan Kubat                               Oya Eronat

                    Adıyaman                                           İstanbul                                          Diyarbakır

                 Nurdan Şanlı                                    Sermin Balık                               H. Bayram Türkoğlu

                       Ankara                                              Elâzığ                                                Hatay

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Belirli alanları düzenlemek ve denetlemek üzere kurulmuş bulunan kurum ve kurulların, Türkiye Muhasebe Standartlarının kendi alanlarıyla ilgili hükümlerinin uygulanmasında ayrıntıya ilişkin olarak yapacakları düzenlemelerde Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olma şartının aranması yeterli olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte  olan 303 sıra sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 17 nci maddesi ile değiştirilen 395 inci maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "Yönetim kurulu üyesinin 393 üncü maddede sayılan yakınları" ibaresinin "Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan 393 üncü maddede sayılan yakınları" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Ahmet Aydın                             Mehmet Doğan Kubat                             Nurdan Şanlı

                    Adıyaman                                           İstanbul                                             Ankara

                 Sermin Balık                                      Oya Eronat

                       Elâzığ                                            Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önerge ile sermayenin kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi ile korunması amaçlanmaktadır. Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyelerinin şirkete borçlanabilmesinin önü kapatıldığı gibi, pay sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin yakınlarının da 358 inci maddede düzenlenen şartları taşımaları koşuluyla şirkete borçlanabilmelerinin önü açılmıştır. Önerge ile pay sahibi olan ve 393 üncü maddede sayılan yönetim kurulu üyesinin yakınlarının maruz kalabileceği haksızlığın giderilmesi amaçlanmaktadır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul etmeyenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, beş dakika ara veriyoruz.

                                                                               Kapanma Saati: 20.46

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

---0---

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 124’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

303 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

23’üncü madde üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25’inci üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 38’inci maddeye bağlı geçici 7, 8 ve 9’uncu maddeler dâhil, 27 ile 50’nci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen? Yok.

Soru-cevap kısmına geçiyoruz.

Buyurun Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’yla ilgili olarak şahsınızın medyaya yansıyan demeçleri ve bu konudaki hazırlık çalışmaları ne durumdadır? Esnaf ve sanatkârlar bu değişiklikleri beklemekte. 5362 sayılı Kanun’la ilgili değişiklik çalışmaları, yapılandırmayla ilgili çalışmaların, tarafınızdan da medyaya yansıdığı şekliyle devam ettiği söyleniyor. Bu konu ne zaman gündeme gelebilir?

İki: AVM ve süpermarketlerle ilgili alışveriş merkezleri ve süpermarketler yasasının Meclise gelme takvimi nasıldır? Açıklama yapabilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Alışveriş merkezleri gece saat 22.00’ye kadar açık ancak mahallelerde bulunan semt pazarları akşam saat yedide kapanıyor. Bu haksız rekabet teşkil etmez mi? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: AVM’lerle ilgili tasarı Mecliste bekliyor ancak şehirlerimizin gerek trafiğini gerek de büyük şehirlerdeki hava akımını bu büyük alışveriş merkezleri engellemiyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın Bakanım, buyurun.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; aşağı yukarı iki soru da AVM’lerle ilgili. Evet, burada geneli üzerinde konuşma yapılırken de ifade edildi. Alışveriş merkezleriyle alakalı yani bir anlamda perakende sektörünün düzenlenmesiyle alakalı tasarılar yıllar önce birkaç defa Meclise gelmiş, kanunlaşmamış; şimdi biz üzerinde çalışma yapıyoruz. İnşallah, bu çalışmayı tamamladığımızda, elbette ki paydaşlarla paylaşımı gerçekleştirmek suretiyle Bakanlar Kurulunda tasarıya dönüştürüp Meclise getireceğiz.

AVM’lerin veyahut da AVM’ye konu alanın bir düzenlemeye ihtiyacı olduğunun farkındayız. Bu alan bir düzenlemeye ihtiyaç… Şiddetle böyle bir yasanın çıkartılmasını isteyenler var, buna karşı olanlar var, elbette ki içeriğiyle alakalı öneride bulunanlar var ama bütün bu kesimleri de dinlemek, onlarla da paylaşmak suretiyle inşallah başarırız ama bunun takvimiyle alakalı bir süre vermem takdir edersiniz ki şu anda söz konusu değil ama ilk getireceğimiz tasarılardan biri olmasını arzu ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

27’nci madde üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 303 sıra sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 30’uncu maddesi ile değiştirilen 6102 sayılı Kanunun 562’nci maddesinin (11) numaralı bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              M. Akif Hamzaçebi                                 Turgut Dibek                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      İstanbul                                            Kırklareli                                             İstanbul

              Mehmet Ali Susam                               Ali İhsan Köktürk                            Kemal Değirmendereli

                        İzmir                                              Zonguldak                                             Edirne

“Madde 562 – (11) 552’nci maddeye aykırı hareket edenler 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Biz de katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben kürsüye çıkayım.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz şunu amaçlıyor: Türk Ticaret Kanunu’nun 552’nci maddesine göre yani biraz önce görüşülen veya bu tasarı kapsamında olan 552’nci maddeye göre, izinsiz olarak halktan para toplayan şirketler belirli müeyyidelerle karşı karşıya kalacaktır. Halktan para toplaması izne bağlı olan şirketler Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında olan şirketlerdir. SPK’ya tabi olmayan, onun denetimine tabi olmayan hiçbir şirket halktan para toplayamaz; bu yasaktır, 552’nci madde bu yasağı ortaya koymuştur, bu yasağa paralel olarak da bir müeyyide getirilmiştir. Müeyyide, yasağa aykırı, yasak olduğu hâlde halktan para toplayan şirketler, onların yöneticileri altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacaklardır. Malumunuz olduğu üzere, üç yıldan daha az hapis cezası müeyyidesi ertelenebilmektedir, hükmün açıklanması geriye bırakılabilmektedir. Bu nedenle, böyle bir ceza caydırıcı olmayabilecektir. Biz, bu cezanın caydırıcı olabilmesi için cezanın alt sınırının altı aydan bir yıla, üst sınırının da iki yıldan üç yıla çıkarılmasını öneriyoruz. Bunun doğru olduğunu düşünüyoruz, o nedenle Genel Kurulun, başta iktidar partisi olmak üzere, desteğini istiyoruz. Aksi bir kabul, yani izinsiz olarak, daha doğrusu yasak olduğu hâlde halktan para toplayan şirketlerin yöneticilerine yeterli bir müeyyideyi getirmemiş olacağız. Bundan endişe ediyoruz, o nedenle destek istiyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 30’uncu madde kabul edilmiştir.

31’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

37’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 37 nci maddesi ile değiştirilen geçici 6 ncı maddenin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye dördüncü fıkra olarak aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Nurettin Canikli                           Mehmet Doğan Kubat                             Mustafa Elitaş

                     Giresun                                            İstanbul                                             Kayseri

                Emrullah İşler                                Osman Aşkın Bak                               M. Kerim Yıldız

                      Ankara                                             İstanbul                                               Ağrı

                  Sıtkı Güvenç

              Kahramanmaraş

"(2) 400 üncü maddede öngörülen denetçi, 397 nci maddenin dördüncü fıkrasına göre denetime tabi tutulan şirketlerin yetkili organı tarafından en geç 31/3/2013 tarihine kadar seçilir. Seçim ile birlikte 6762 sayılı Kanuna göre görev yapan denetçinin görevi sona erer. 397 nci maddenin dördüncü fıkrasına göre denetime tabi olmayan şirketlerin 6762 sayılı Kanuna göre görev yapan denetçilerinin görevi de 31/3/2013 tarihinde sona erer. Bu tarihe kadar 6762 sayılı Kanuna göre görev yapan denetçi veya denetçilerin herhangi bir sebeple vazifelerinin sona ermesi halinde 6762 sayılı Kanunun 351 inci maddesi uygulanır. 31/12/2012 tarihinde veya özel hesap dönemi dolayısıyla daha sonraki bir tarihte sona erecek olan dönemin bilançosu, 6762 sayılı Kanun hükümleri uyarınca 6762 sayılı Kanun hükümlerine göre seçilmiş bulunan denetçi tarafından denetlenir. 1/1/2013 tarihini taşıyan veya özel hesap dönemi dolayısıyla daha sonraki bir tarih itibarıyla çıkarılmış bulunan açılış bilançosu, bu Kanuna göre seçilmiş denetçi tarafından ve bu Kanun hükümleri uyarınca denetlenir. Bu Kanun hükümlerine göre seçilen denetçi, denetimini bu Kanun hükümlerine göre yapar. Ancak, denetçi bu Kanunun 402 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, geçmiş yıla ait finansal tablolar ile gerekli karşılaştırmayı yapabilmek için, 6762 sayılı Kanuna veya diğer mevzuata göre hazırlanan finansal tablolara raporunda yer verir. Bu fıkra hükümleri uyarınca görevleri ve organ sıfatları son bulan denetçinin veya denetçilerin, 6762 sayılı Kanuna göre toplantıya çağırdıkları genel kurullar toplanır ve azlık, 6762 sayılı Kanunun 367 nci maddesine göre görevleri sona eren denetçilere başvurmuşsa, o usule devam olunur."

"(4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle, 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre yeminli mali müşavirlik hakkını kazanmış olan meslek mensupları ile mülga 3143 sayılı Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ticaret şirketleri nezdinde denetim yetkisine en az on yıldır sahip olanlar, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca öngörülen eğitimi tamamlamış olmaları halinde sınav veya başkaca bir şart aranmaksızın bağımsız denetçi olarak yetkilendirilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca, sermaye şirketlerinin tamamı bağımsız denetim kapsamına alındığından, 6762 sayılı Kanun uyarınca seçilmiş olan murakıp veya murakıpların görevlerinin de 6102 sayılı Kanun uyarınca seçilecek denetçinin seçimiyle birlikte sona ereceği düzenlenmiştir. Tasarıyla yapılan değişiklikle bağımsız denetime tabi olacak şirketleri belirleme yetkisi Bakanlar Kuruluna verilmiş olup Bakanlar Kurulunca yapılacak belirleme sonrasında bağımsız denetim kapsamında yer almayan anonim şirketlerin, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin ve ortak sayısı yirmiyi aşan limited şirketlerin 6762 sayılı Kanun uyarınca seçilen murakıp veya murakıplarının görevlerinin ne zaman sona ereceği konusunda ortaya çıkacak tereddütlerin giderilmesi amacıyla bu önerge verilmiştir. Önergeyle, Bakanlar Kurulunca bağımsız denetim kapsamına alınmayan şirketlerin yetkili organlarınca 6762 sayılı Kanuna göre seçilen murakıp veya murakıpların bu görevlerini 31/3/2013 tarihine kadar sürdürecekleri netleştirilmiş ve ayrıca 1/7/2012-31/3/2013 döneminde ölüm, istifa veya 6762 sayılı Kanun'da belirtilen herhangi bir nedenle murakıplığın açılması durumunda, bu boşluğun 6762 sayılı Kanun uyarınca giderileceği hüküm altına alınmıştır.

Maddeye eklenen dördüncü fıkra ile bu maddede değişiklik öngören Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle 3568 sayılı Kanuna göre, yeminli mali müşavir olabilmek için en az on yıl serbest muhasebeci mali müşavir olarak çalışılması ve 1) İleri Düzeyde Finansal Muhasebe, 2) Finansal Yönetim, 3) Yönetim Muhasebesi, 4) Denetim, Raporlama ve Meslek Hukuku, 5)Revizyon, 6) Vergi Tekniği, 7) Gelir Üzerinden Alınan Vergiler, 8) Harcama ve Servet Üzerinden Alınan Vergiler, 9) Dış Ticaret ve Kambiyo Mevzuatı ile 10) Sermaye Piyasası Mevzuatı konularından oluşan sınavdan başarılı olunması gerekmektedir. Bu sınavlarda başarılı olan ve denetim konusunda da uzmanlık sahibi olan yeminli mali müşavirler ile denetim elemanlarının bağımsız denetçi olarak tekrar sınava girmelerine gerek olmadığından verilecek eğitim sonrasında bu kişilerin Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilmeleri sağlanmaya çalışılmıştır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle geçiş döneminde maddede sayılanların eğitime tabi tutulmak suretiyle yetkilendirilmeleri, geçiş dönemi sonrasında ise yetkilendirmenin sınavla yapılmasının sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 38’e bağlı geçici 7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 38’e bağlı geçici 8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 38’e bağlı geçici 9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 38’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 39’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 40 üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 303 sıra sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 40 ıncı maddesinin onsekizinci bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini ve ondokuzuncu bendin de yirmi şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

19) 471 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "beyannamesi" ibaresi “beyannamesini",

               Nurettin Canikli                           Mehmet Doğan Kubat                            Mustafa Şahin

                     Giresun                                            İstanbul                                            Malatya

               Özcan Ulupınar                                Muammer Güler                                  İlhan İşbilen

                   Zonguldak                                           Mardin                                                İzmir

                  Hilmi Bilgin

                       Sivas

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet, önergeye katılıyor musunuz?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Görüşülmekte olan Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 41 inci maddesinin onüçüncü bendi ile 13/1/2011 tarihli 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 471 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ile denetleme doğrulamasını" ibaresi madde metninden çıkarılmaktadır. Bahsi geçen değişiklik nedeniyle 471 inci madde cümle yapısında ortaya çıkabilecek nesne ile yüklem uyumsuzluğunun giderilmesi ile ifade bütünlüğünün sağlanması açısından bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir. 

Kabul edilen önerge doğrultusunda 40’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 40’ıncı madde kabul edilmiştir. 

41’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 303 sıra sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 41'inci maddesinin bir numaralı fıkrasının madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

              M. Akif Hamzaçebi                          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                               Turgut Dibek

                      İstanbul                                             İstanbul                                             Kırklareli

              Mehmet Ali Susam                            Kemal Değirmendereli                             Ali İhsan Köktürk

                        İzmir                                                 Edirne                                             Zonguldak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Biz de katılamıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: 6102 sayılı Kanunun "Defterlerin tutulması" başlığını taşıyan 65'inci maddesinde yer alan dördüncü fıkrasındaki "şu şartla ki, muhasebenin bu tutuluş biçimleri ve bu konuda uygulanan yöntemler Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olmalıdır" ibaresinin çıkarılması durumunda defterlerin tutulmasında uluslararası standartlar yerine eskiden beri uygulanmakta olan vergi esaslı muhasebe sistemine geri dönülmüş olacaktır. Uluslararası standartlara uygun olmayan esaslara göre defter tutulması ise Türkiye'de her gün sayıları artan yurt dışı bağlantılı faaliyette bulunan işletmelerin küresel entegrasyonunda sorunlara neden olacağı gibi Türkiye'nin cari açığının kapatılması, birincil bütçe dengesinin fazla vermesi gibi iktisadi amaçlarını gerçekleştirmesine engel olacaktır. Bu nedenle önerilen değişikliğin madde metninden çıkartılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

41’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

43’üncü madde üzerinde iki önerge var.

Şimdi okutacağım bu önergeler aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan 303 sıra sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 43 üncü maddesinin 22 nci bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini ve diğer bentlerin de teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

"23) 1523 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi,"

                Nurettin Canikli                              Mehmet Doğan Kubat                                 Hilmi Bilgin

                      Giresun                                             İstanbul                                                Sivas

                           

                 Özcan Ulupınar                                   Mustafa Şahin                                    Zülfü Demirbağ

                    Zonguldak                                            Malatya                                               Elâzığ

                                                                           İlhan İşbilen

                                                                                 İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                   Oktay Vural                                     Mesut Dedeoğlu                                Cemalettin Şimşek

                        İzmir                                          Kahramanmaraş                                        Samsun

                     Alim Işık                                      Yusuf Halaçoğlu                           Hasan Hüseyin Türkoğlu

                      Kütahya                                              Kayseri                                             Osmaniye

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe…

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeleri okutuyorum:

Gerekçe:

Ülkemizdeki KOBİ'lerin en büyük sorunu finansmana erişimdir. KOBİ’lerin birçoğu özsermayeleriyle ayakta durabildikleri gibi, şirketler kurumsallaştıktan sonra muhtelif finansal araçlar ile Borsa ve diğer sermaye araçlarıyla sermayelerini güçlendirecek adımlar atmaktadırlar. Dolayısıyla daha başarılı ve finansal yönden çok daha güçlü şirketler hâline gelmektedirler.

Ancak, 1523 üncü maddede tanımlanan büyük sermaye şirketlerine yönelik ifadelerde KOBİ'lerin işletme ölçek vasfını kaybetme durumu ortaya çıkıyor algılaması oluşmuş bulunmaktadır. Mevcut koşullarda KOBİ'ler, borsaya açılmaları sırasında bazı güçlüklerle karşılaşmakta, belirli yükümlülükler altına girmektedirler. KOBİ'lerin ölçek vasıflarını kaybetmeleri durumu, bu yüklere ilave olarak KOBİ ölçeğinin getirmiş olduğu avantajı kaybedecek, önemli bir finansman kaynağı olan sermaye piyasalarına açılımlarını engelleyecek, bu konudaki isteklerini yok edecektir.

Bu nedenle büyük sermaye şirketleri dahi olsalar KOBİ'lerin işletme ölçeğine yönelik vasıflarını kaybetmeyeceklerine ilişkin değişikliğe gidilmesi önem arz etmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmiştir.

43’üncü maddeyi kabul edilen önergeler doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

45’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

46’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

47’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

48’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

49’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

50’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

267

 

 

 Kabul

:

263

 

 

 Ret

:

2

 

 

 

 

 

   Çekimser     :            2 (x)

 

Kâtip Üye

Tanju Özcan

Bolu

 

Kâtip Üye

Mine Lök Beyaz

Diyarbakır”

Hayırlı uğurlu olsun. Tasarı kanunlaşmıştır.

Şimdi, Sayın Hamzaçebi yerlerinden iki dakika söz istediler.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, serbest muhasebeci mali müşavirlerin bağımsız denetçi olma konusunda kapsam dışında bırakılmalarını doğru bulmadıklarına ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle kanunun hayırlı olmasını diliyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz bazı önergeler kabul görmedi. Bazı eleştirilerimiz umarım uzun vadede, orta vadede Hükûmet tarafından değerlendirilir ve onların gereği yerine getirilir.

Bu vesileyle şunu ifade etmek istiyorum: Tasarının -daha doğrusu kanunun- Hükûmet tasarısının Türk Ticaret Kanunu’nda değişiklik öngören maddelerinin 37’nci maddesiyle getirilmiş olan bir düzenleme var; bu, burada son dakikada getirilen bir önergeyle kabul edildi. Buna göre, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’na göre yeminli mali müşavirlik hakkını elde etmiş olanlar Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetimi Standartları Kurumu tarafından bu kanuna göre yapılacak denetimlerde yetkilendirilmiş sayılacaklardır. Bunun yanına Sanayi ve Ticaret Bakanlığı müfettişleri de ilave edildi. Ancak bütün bunlar yapılırken 3568 sayılı Yasa kapsamında denetim yapan, çok önemli bir meslek grubu olan serbest muhasebeci mali müşavirler bu kapsamın dışında bırakılmıştır. Bunu doğru bulmadığımızı ifade ediyorum.

Tasarının tümüne yönelik olarak birçok konudaki olumlu görüşlerimizi ifade etmiştim. Burada görmüş olduğumuz bu eksikliğe tasarının tümüne yönelik görüşümüzü feda etmedik tabii ki ancak bu kadar önemli bir kitleyi, serbest muhasebeci mali müşavir kitlesini bu kanun kapsamında yapılacak denetimlerde kapsam dışında bırakmayı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Buyurun Sayın Canikli.

14.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Türk Ticaret Kanunu’nun yasalaşma sürecinde katkı sağlayan herkese teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle böyle son derece önemli, reform mahiyetinde bir düzenlemenin, ticari hayatımızı topyekûn ilgilendiren, değiştiren, çağdaş bir noktaya gelmesine katkı sağlayacağına inandığımız bu düzenlemelerin kabul edilmiş olması, yasalaşmış olması son derece önemli, tarihî olaylardan bir  tanesidir ve özellikle ertelenmek zorunda kalmadan 1 Temmuzda yürürlüğe girecek olması da bugün yaptığımız bu düzenlemeyle birlikte, o da takdire şayandır.

Bu vesileyle gerçekten bu süreçte katkı sağlayan, uyum içerisinde, birlikte son derece özverili bir çaba sergileyerek bu noktaya gelmesine katkı sağlayan bütün siyasi parti gruplarına, çalışmalara destek veren bütün milletvekili arkadaşlarımıza, yani AK PARTİ, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve BDP grup yöneticilerine ve bütün arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Ayrıca, katkı sağlayan, gerçekten emeklerini, yüreklerini ortaya koyarak bu sürece mutfakta büyük destek veren bürokrat arkadaşlara, çalışanlara, bakanlıklarımıza çok teşekkür ediyorum. Milletimize ve Türkiye'nin geleceğine hayırlı katkılar sağlamasını temenni ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

 A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Adalet Komisyonları Raporları (1/630) (S. Sayısı: 303) (Devam)

 

BAŞKAN - Şimdi Sayın Bakanımız bir teşekkür konuşması yapacaklar.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cidden bugün Parlamentomuz örnek teşkil edecek bir çalışmayla çok önemli bir tasarıyı yasalaştırdı. Hepinize, bütün grup yönetimlerine, grup üyelerine, siyasi partilerimize gerçekten içtenlikle teşekkür ediyorum.

Yasa ile ilgili çok şey söylendi ama gerçekten 1 Temmuz tarihinden itibaren ekonomik hayatın tüm aktörleri yeni mevzuatla yollarına devam edecek. Elbette ki bu mevzuat, onların yolunu açan, rekabet gücünü artıran, ekonomide şeffaflığı sağlayan ve en önemlisi kayıt dışılığı önlemeyi amaçlayan bir yasa. Bu süreçte yapılan eleştirileri hep birlikte tartıştık ve bu eleştirileri karşıladık, gerçekten engel teşkil edecek hususları giderdik. Tabiri caizse, bir yerde ifade etmiştim, provasını yaptık, teyellerini yaptık, ona göre dikişimizi attık. Hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Son bir şey daha ifade etmek istiyorum. Cezalar çok tartışıldı, bu Yasa’nın getirdiği ceza düzenlemesi. Gerçekten, sayısal olarak baktığımızda, 46 fiil cezai yaptırıma bağlanmıştı. Biz bunları derledik toparladık tasarıda olduğu gibi, bunlardan 33 tanesini idari para cezası olarak düzenledik, 6 tanesi adli para cezası ama 8 fiilin cezası hapis cezası olarak devam ediyor. Bizi dinleyenler, izleyenler sakın şuna kapılmasın: Türk Ticaret Kanunu’nun bütün cezai düzenlemeleri artık idari ve adli para cezasına dönüştürüldü şeklinde bir zehaba kapılmasınlar. Sahtekârlar, evrak sahteciliği yapanlar ya da şahsi firmasının unvanını sermaye şirketiymiş gibi intiba yayarak kullananlar ve buna benzer fiilleri icra edenlerin cezai yaptırımı hapis cezası olarak bu Kanun’da yer alıyor. Bu vesileyle, ticaret dünyasına bu açıdan da bir kez daha hatırlatıyorum.

Hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Hepinize bir kez daha teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, 4’üncü sıraya alınan, İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ve Çankırı Milletvekili Hüseyin Filiz ile 1 Milletvekilinin; Harp Akademileri Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

 A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

 

4.- İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ve Çankırı Milletvekili Hüseyin Filiz ile 1 Milletvekilinin; Harp Akademileri Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Savunma Komisyonu Raporu (2/697) (S. Sayısı: 300)  (*)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 300 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili.

Sayın Tan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Harp Akademileri Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle ilgili grubumuzun görüşlerini sizlere arz etmek üzere buradayım.

Sayın milletvekilleri, birincisi, kanunun genel mantığı ve muhtevası üzerinde itirazlarımız var. Madem silahlı kuvvetlerinin komuta kademesini ve görev yetkilerini, idaresini ilgilendiren bu kadar önemli bir değişiklik olacaktıysa, böyle kırık kırpık ve belli maddeler hâlinde değil, topyekûn bütün maddeler üzerinde olmalıydı diye düşünüyoruz.

Bugün demokrasilerin en önemli özelliği ve diğer rejimlerden en belirgin ayrılığı, silahlı kuvvetlerin de Meclisin ve diğer bütün kurumlarda olduğu gibi, demokratik kuralların ve denetimin şeffaflığına, bilgilendirilmesine açık olmasıdır. Eğer böyle bir açıklık söz konusu değilse, böyle bir denetim söz konusu değilse ve böyle bir murakabe ve muhasebe mümkün değilse, burada demokrasiden de bahsedilemez.

Sözün kısası, söylemek istediğimiz şu: Eğer topyekûn bir düzenleme yapılmayacaksa, topyekûn silahlı kuvvetlerin bütün bu yönetim kademelerini ilgilendirecek düzenlemeler bu Meclisin denetim, bilgi ve yetkisinde olmayacaksa bu kırık kırpık düzenlemelerin de bir anlamı yok. Ne demek istiyorum? Şunu söylemek istiyorum: Kara Harp Okuluna alınmadan tutun, daha öncesinde askerî liselerden başlamak üzere bütün bu yönetim mekanizmaları yeniden değerlendirilmeli, yeniden oluşturulmalı, okutulacak müfredat programından terfi, tayin ve nakillere kadar, yapılacaksa doğru düzgün bir düzenleme yapılmalı diye düşünüyoruz.

Tabii ki, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, her zaman olduğu gibi yine daha ufak hedefler ve kendine yarar sağlayacak, meseleyi toptan ele alma yerine günü kurtarma mantığı çerçevesinde bazı düzenlemelerle bu kanun teklifini Meclisin önüne getirdi.

Şimdi burada, tabii bu genel değerlendirmelerimiz üzerinde durma imkânı olmadığı için toplu bir değerlendirme yapma hem bugün mümkün olmadığı hem de sizi zaten dinlemediğiniz için ben yine bu mevcut düzenleme hakkında, birkaç madde hakkında görüşlerimizi kayıtlara geçirmek istiyorum:

Bunlardan birincisi 4’üncü maddeyle ilgili -bu mevcut düzenlemede- bunun (b) bendinde: “Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdare Akademisine, Kuvvet Harp Akademilerini bitirmiş, nitelikleri ve seçim esasları yönetmelikte gösterilecek kurmay subaylar katılır.” diyor.

Yine, bu (b) bendinden sonra (f) bendinde:  “Komutanlık ve karargâh subaylığı öğrenimine başvuru ve kabul esasları -yine- yönetmelikle belirlenir.” diyor.

Şimdi peki, bu yönetmeliği kim belirleyecek? Bu yönetmeliği mevcut Genelkurmay ve kuvvet komutanlıkları belirleyecekse o zaman Meclisin bu değişikliğinin anlamı ne?

Eğer yine, bu kabul edilme esasları doğru düzgün, demokratik ülkelerin esaslarına göre yapılmayacaksa ve bu esasları biz burada tartışmayacaksak o hâlde neyin değişikliğini yapıyoruz?

Şunu söylüyoruz yine: “İşte biz bir genel kabul yaptık ‘Yönetmelik esaslarıyla belirlenir.’ Alın siz yönetmeliği yapın, bildiğiniz gibi düzenleyin…” İşte zaten bizim itirazımız, bu bildiğiniz gibi yapılmadır. Niye bildiğiniz gibi -tırnak içinde- yapılmasına karşıyız. Şunun için: Mesela kanunlarda hiçbir aksi hüküm olmamasına rağmen bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti kuvvet komutanlıklarına veya generalliklerine veya hatta albaylıklarına bir gayrimüslim gelememiştir, tıpkı Dışişleri Bakanlığında aynı sıkıntıların olması gibi.

Yine bu yönetmeliklerde kişilerin özel hayatlarıyla ilgili, düşünceleriyle ilgili veya istihbari raporlarla, bu istihbari raporların da nasıl elde edildiği ve neye göre elde edildiği, döneme göre değiştiği birçok tespitle yine maalesef mağduriyetler yaşanmıştır ve mevcut rejimin totaliter, tek parti anlayışına bağlı, totaliter anlayışı doğrultusunda ve tek tip insan yetiştirmeye yönelik neredeyse fabrikasyon bir tiplemeyle bu askerî  okullara alınma ve sonrasında da terfi edilme esasları düzenlenmiştir.

Esas konuşmak istediğimiz bu. Bu yönetmelikler nasıl düzenlenecek, bu yönetmelikleri kimler belirleyecek ve bu yönetmelikler nasıl tespit edilecek? Hatta nasılın ötesinde bunun tespit edilme yerinin de işte bu sıralar olması gerektiğine inanıyoruz. Gelin bu yönetmelikleri konuşalım. Yoksa “Yönetmelikle düzenlenir.” deyip de bu yetkileri sevk ettiğimiz vakit zaten topu kendimizden uzaklaştırıyoruz, topu eline alan da kendi bildiği gibi skorları düzenliyor.

Bir diğer madde 5’inci madde. Yine aynı şekilde kuvvet harp akademileri ile komutanlık ve karargâh subaylığı öğrenimine alınma düzenlenirken “Müracaat eden kişinin, sıralı üç sicil amirinin en az ikisinin onayıyla ve uygun görmesiyle” diyor.

Peki, bu uygun görme nedir, neye göre belirlenir? Efendim, işte kriterler belirlenir, o kriterlere göre üç sicil amirinden ikisi yani en az ikisi olumlu görüş verirse bu iş olur. Peki, bu kriterlerin şahsi değerlendirmelere yönelik olan kısımlarına? Yine bu kriterler, aynen biraz evvel izah ettiğim gibi, neye göre belirlenecek? Hangi ölçüler esas alınacak? Yani kişinin mesleği, başarısı eğer esas alınacaksa buna bir itiraz yok, bunun için belli kurallar, belli eğitimler, seminerler, imtihanlar vardır, vazifeler vardır, bunların yerine getirilip getirilmediği vardır ama bu kriterler belirlenirken eğer şahısların özel hayatları, düşünceleri, siyasi fikirleri, mensup oldukları etnik köken, mezhep, din, bunlar göz önüne alınacaksa -ki bundan evvel çok büyük oranda bu saydığım etkenler tesir etmiştir- o hâlde o zaman kişinin kaderi kendi üstündeki 3 tane sicil amirinden en az 2’sinin insafına ve merhametine kalıyor, hatta o şahısların siyasi görüşlerine, düşüncelerine, ahlaki yaklaşımlarına geliyor. Uzunca bir dönem, insanların alkol kullanıp kullanmadıkları bile veya eşlerinin ailelerinin örtülü olup olmadığı, ailelerinin düşünce yapısı, etnik kökeni, mezhebi, maalesef geçmiş dönemde defalarca rastladık, bu fişlemelere veya tespitlere tesir etti, etkili oldu. Peki bundan sonra bunun eğer olmaması amaçlanıyorsa bunun garantisi ne? Yani bununla ilgili bir garanti var mı, yok mu? “Valla biz kişilerin insafına bıraktık, onlar da inşallah insaflı insanlar olur, yanlış bir şey yapmazlar.”

Sevgili arkadaşlar, demokrasilerde böyle kişilerin vicdanına, insafına bırakılarak işlerin yürütülmesi mümkün değil. Mutlaka bunların eski tabirle zapturapta alınması lazım, kanunlara, yönetmeliklere bağlanması lazım, açık seçik, net hükümler konulması lazım. Burada da bunu görmüyoruz yani kriterlerin ne olduğunu görmüyoruz. Kriterlerin ne olduğunu görmedikten sonra şimdi ben bir milletvekili olarak, yasa yapıcı olarak neye evet diyeceğim, neye hayır diyeceğim onu ben de bilmiyorum. Bir yere havale ediyorum, havale ettiğim yerde bu iş nasıl olacak onun bir garantisini önüme koyan da yok.

11’inci madde… yine, işte hizmetlerle alakalı erkeklerde on sekiz-altmış yaş arası var, kadınlarda yirmi ve kırk beş yaş arası var. Bunlar neye göre belirlenmiş, bunu da bilen yok.

Şimdi, kadın ve erkek eşitliği, pozitif ayrımcılık, kadınlara imkân tanıma söz konusu olduğu zaman herkes demokrat, liberal, işte Avrupa Birliği kriterleri, ne varsa her şeyi öne getiriyor. Peki, burada erkeklerin kabahati ne? Yani on sekiz yaşında bir erkekle on sekiz yaşında bir kadının farkı ne? Yani buradaki fark fiziksel bir fark mıdır, güç müdür, kuvvet midir, bilgi midir, akıl mıdır, nedir? Bu konuda da yine, tekrar biraz evvel uzun uzadıya anlattığım gibi, bir kriter yok ortada.

Efendim, bir gücü veya fiziki donanımı esas alacaksanız, bugünkü dünyadaki savaşlar, harpler, askerî hizmetler öyle bir noktaya geldi ki, füzenin işte burada bilgisayar üzerinde düğmesine basıyorsunuz, kilometrelerce, hatta bazen yüzlerce kilometre ötede bir hedefi vuruyor yani kimse artık kılıçla, kalkanla, boksla, yumrukla, okla savaşmıyor sevgili arkadaşlar. Onun için buradaki kadın-erkek ayrımı da oldukça geri, hatta, yani kusura bakmazsanız, ilkel bir yaklaşım. Bugün, aslında madem demokratik, laik bir hukuk devletiyiz, kadın-erkek arasındaki bu ayrımcılığın da kalkması, en azından kadınların da askerlik hizmetine katılmaları lazım bu yönüyle çünkü dediğim gibi, artık bu hizmetlerin kahir ekseriyeti, çok büyük bir kısmı orduların birbirini görmeden makine üzerinde, bilgisayar üzerinde, kumandalar üzerinde yaptıkları bir savaşa döndü, teknik hizmetler bu savaşların en önemli bölümünü  teşkil ediyor. Bu noktada da herhâlde “Kadın beyni ve erkek beyni arasında fark var.” diyecek bir arkadaşımız yok. Bunu da biraz daha dikkatlerinizi çekmek için söylüyorum. Bu konu üzerinde çok daha fazla da zamanınızı almak istemiyorum gecenin bu saatinde çünkü zaten biraz evvel elli üç maddeyi “Kabul edenler… Etmeyenler…” şeklinde oyladığınız gibi, bunu da hiç dinlemeden, okumadan, tartışmadan, söylediklerimizin hiçbirini göz önüne almadan “Kabul edenler… Etmeyenler…” diye kabul edeceksiniz.

 

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tan.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Turhan Tayan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TURHAN TAYAN (Bursa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 300 sıra sayılı Harp Akademileri Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları iki bakanlığın adının başına “millî” kelimesi koyarak adlandırmış ve nitelemiştir: Millî Eğitim Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı. Evet, bu iki bakanlık cumhuriyetin aziz kurucuları tarafından farklı değerlendirilmiştir. Bu iki bakanlığı ilgilendiren yasaların ve değişikliklerin önemi, ısrarla Hükûmet tasarısı olarak gündeme getirilmesini gerektirir. Ne hazindir ki AKP İktidarında millî eğitimi ilgilendiren en temel konular yasa teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmektedir.

Sekiz yıllık kesintisiz temel eğitim sistemini yok eden yasa teklifini hatırlayınız. Çocuklarımızın geleceğinin düzenlendiği bir eğitim sistemi, milletvekili teklifiyle apar topar, kavga dövüş, İç Tüzük katledilerek, müzakere edilmeden getirildi ve yasalaştırılmış oldu. Şimdi, yine AKP İktidarı, millî savunmayı, Türk Silahlı Kuvvetlerini ilgilendiren Harp Akademileri Kanunu’nda önemli bir değişikliği 3 milletvekili imzasıyla yasa teklifi olarak gündeme getirmektedirler. Alelacele komisyon toplantısı bildirisi önce telefonla yapılmış, teklif metni bir gün önce dağıtılabilmiş. Komisyon toplantılarının Genel Kurul çalışmaları sebebiyle sık sık ara verildiği, gerçekten konuşmalarımızın boş sıralara yapılabildiği, ciddiyeti olmayan bir ortamda millî savunmayı ilgilendiren bir yasa teklifini görüşebildik.

Teklifi lütfen inceleyiniz, ne genel gerekçeden ne de madde gerekçelerinden açıkça bir şey anlayamazsınız. Teklif, beş değişik yasada değişiklik getiriyor. Yani bu teklif de bir torba yasadır. AKP yasa tekniğine yeni bir şekil getiriyor, torba yasa giderek yasa kodifikasyonuna, âdeta çorbaya dönüyor. Bu uygulamalar yanlıştır, hukuk düzenini arapsaçına çevirmektir. Hukuk çevreleri, uygulayıcılar, vatandaş, yasa ve değişikliklerini takip edememektedir.

Öte yandan, harp akademileri, Türk Silahlı Kuvvetlerine kurmay subay yetiştiren çok tarihî ve çok önemli bir kurumdur. Yarının ordu komutanları, kuvvet komutanları, genelkurmay başkanlarının yetiştirileceği yüksek askerî bir eğitim kurumudur. Böyle bir kurumun yasasında değişiklik yapılamaz mı? Pek tabii ki yapılır ancak buradan iktidar mensuplarına sormak istiyoruz: Aceleniz nedir? Niçin Hükûmet tasarısı olarak getirmiyorsunuz? Teklif basit bir değişiklik ise aceleniz niye? Önemli ise niye tasarı değil?

Sayın milletvekilleri, bu yasa teklifinin gündeme alınacağını bugün öğrendik; hem de temel yasa olarak görüşülmesi isteğiyle, parmak hesabıyla kabul edildi.

Arkadaşlar, bu tutum Türkiye Büyük Millet Meclisini, muhalefeti ve teklifin içeriğini hafife almaktır. Çoğunluğunuzla her istediğinizi istediğiniz gibi yapıyorsunuz, bu sizi şimdilik memnun, hatta muzaffer kılabilir. Ancak, zaman en iyi hakemdir. Bu tutum sizi sorumluluktan kurtaramaz. Demokrasi bu değildir. Halk, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri bu gerçeği öğrenmek hakkına sahiptir. Beş yasada değişiklik öngören yasa nasıl temel yasa olur anlaşılır değildir. Bu değişiklik önemli ve acil ise Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı bu değişikliği tasarı olarak açık ve seçik gerekçelerle gündeme getirmeliydi.

Türkiye son yıllarda üst üste çok ciddi terör olayları, çok ciddi dış politika krizleri yaşıyor. Dağlıca’da 8 şehit, 16 ağır yaralımız var. Üzüntümüz, acımız sonsuz. Dağlıca’daki acı ikinci defa yaşanıyor. Karakollarımızı âdeta koruyamaz hâle gelmişiz. Gönül ister ki harp akademileri bu spesifik olaylar üzerinde taktik tez araştırsın, teröristle mücadelede konsept geliştirsin, eğitim sistem ve yöntemleri oluştursun ama Harp Akademileri Kanunu’nda değişiklik öngören yasa teklifinde harp akademilerinin bu misyonunu içeren bir ifade, bir değişiklik göremiyoruz. İşte, aciliyet söz konusu ise asıl ihtiyaç budur, halk bizden bunları bekliyor. Halk, karakollarımızın bile korunamamasından şikâyetçidir, üzgündür, yutkunmaktadır, incitmekten çekinmektedir. Kahraman ordumuz, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz moralsizdir, kırgındır, üzgündür, değerli mensupları şu anda tutukludur. 26’ncı Genelkurmay Başkanı izah edilemez gerekçe ve iddialarla terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanarak tutuklanmıştır.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak hukuk devletinden yanayız, demokrasiden yanayız; “Kimin suçu varsa, yargılansın.” diyoruz. Ancak masumiyet ilkesine de uyulmalıdır. Yargı siyasal etkilerden uzak tutulmalıdır. Peki, hâl böyle midir? Maalesef, hukukun başı gözü yarılmıştır. Silivri’de yaşananları vicdan sahibi kimse savunamaz. 30 Ağustos terfi dönemi geliyor. Terfi sırası gelmiş onlarca general, kurmay subay ve subay şu anda tutukludur. Durumları ne olacaktır? Haksızlık, hukuksuzluk kapıdadır. Acil olan konular bunlardır. Bu subayların durumu ne olacaktır? Bunların mağduriyetlerini önleyecek yasal önlemler düşünüyor musunuz? Genelkurmay Başkanlığından, Millî Savunma Bakanlığından bu sorunlara çözüm bekliyoruz, cevap bekliyoruz. Yoksa, yargılaması devam eden personel hakkında zamanı ve yargılama sonucuna bakılmaksızın ayırma işlemi mi yapacaksınız? Sicil uygulama emirlerini merak ediyoruz. Bu hatayı yapanları tarih affetmeyecektir.

Genelkurmay Başkanını ağlatacak olaylar yaşıyoruz. Suriye uçağımızı alçakça vuruyor. 2 pilotumuz denizin 1.300 metre derinliğinde şehittirler. Bu şartlarda Harp Akademileri Yasası’ndan da önemli yasal değişiklikler gereklidir. Askerlerimizin başına Irak’ta çuval geçirildi. Mavi Marmara gemisinde 9 vatandaşımız hunharca öldürüldüler. Bütün bunlar Amerika Birleşik Devletleri’nin ve İsrail’in yanına kâr kaldı. Bu kadar önemli olayları içimiz kan ağlayarak yaşarken Türkiye Büyük Millet Meclisinde ne Sayın Başbakanı ne ilgili bakanları göremiyor, gelişmeler hakkında bilgi alamıyoruz. Oysa millî konularda millî politikalar, millî çözümler Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşur.

Sayın Başbakanın Suriye’nin uçağımızı düşürmesiyle ilgili en önemli gördükleri açıklamayı Adalet ve Kalkınma Partisi grubunda yapmasını, devlet ciddiyetiyle, parlamenter demokrasiyle bağdaştıramıyorum. Unutmayınız güç ve çare, Türkiye Büyük Millet Meclisindedir. Yetki de bu yüce Meclistedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri çok önemli, çok ciddi, hassas bir kurumdur. Son yıllarda Türk Silahlı Kuvvetlerini sistemli, programlı ve maksatlı bir şekilde itibarsızlaştırma, yıpratma gayretleri vardır. Hukuk çiğnenerek, sapla samanı birbirine karıştırarak sürdürülen olumsuz davranışlar sürerken içerde terör belası, dışarıda başarısız ve acemi dış politikanın yarattığı ateş çemberinin içindeyiz.

Diplomasiyle askerî gücü birbirinden ayıramazsınız. Bunlar birbirini tamamlar. Bu gerçeği kimse inkâr edemez. Yasa teklifinin 5’inci maddesiyle 3563 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, aynı fıkranın (d) bendi değiştirilmektedir. Yapılan değişiklikle harp akademileriyle komutanlık ve karargâh subaylığı öğrenimine girişe engel hâllerinden eşinin tutum ve davranışları çıkarılmıştır. Bu, çok yanlış bir tekliftir.

Harp okullarına ve tüm askerî okullara, harp akademilerine girişte, generalliğe terfide adayların yüksek niteliklere sahip olması kaçınılmaz olarak aranır ve değerlendirilir. Harp akademilerinden ordu komutanları, kuvvet komutanları, genelkurmay başkanları yetişmektedir. Bu seçkin kadro, Türkiye’yi gelecekte tüm dünyada temsil edecektir. Temsil kabiliyeti her yönden önemlidir. Subay eşi olmak ayrıcalıktır. Subay eşi sabırlı olacak, ketum olacak, vefalı olacak, ciddi olacak ve sadık olacaktır. Bütün bunlar görevin gereğidir. Türk Silahlı Kuvvetlerinde yakın zamana kadar yabancılarla evlilik ihraç sebebiydi. Generalliğe terfi edecek subayın her hâl ve yaşantısı ve de özeli değerlendirilmektedir. Bu husus herkesçe bilinir. Hâl böyleyken, eşinin iffetsiz yaşantısı, kumar düşkünlüğü, alkol iptilası, lüks düşkünlüğü, güvenlik açısından sakıncalı çevrelerle ölçüsüz ilişkiler, vesaire o subayın kurmaylık yolunu tabii ki kapamalıdır.

Türk Silahlı Kuvvetleri sıradan bir ordu değildir. Türk askeri disipliniyle, şan ve şerefiyle, ciddi bir aile yaşantısıyla Atatürk ilkelerine bağlılığıyla köklü bir ocaktır. Bu ocak çürütülmemelidir. Böyle alelacele kurumları delmek vebal getirir.

Bu yasa değişikliğiyle, başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilgili birimlerince yasamaya gerekli bilgi verilmemiştir. Millî Savunma Bakanımızın “Katılıyoruz” ifadesi teklife sahip çıkmaya yeterli sayılmıştır. Katıldığımız maddelerle katılmadığımız maddeler aynı torbada mütalaa edilmiştir. Bunları yanlış buluyoruz. Bu yanlışlar böyle kritik dönemlerde hiç yapılmamalıdır. Türkiye, sıfır sorunla başladığı dış politika serüvenini ateş yumağına çevirmiştir. Türkiye, bölgesel inanırlığını kaybetmiştir. Türkiye, Suriye’yle ilişkilerini ani virajla bozmuş, Suriye’yle ilişkiler kontrolümüzden çıkmıştır, yalnızlığa itilmişizdir. Oyun kurucu, bölgesel liderlik savurmaları yok olmuştur. Suriye konusu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine götürülememiştir. Aylardır Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, dış politikada yaşanan sorunlarla ilgili Dışişleri Bakanı hakkında Meclis denetimi istiyoruz, iktidar grubu olarak parmak çoğunluğuyla Meclisi devre dışı bırakıyorsunuz. Ancak gerçeklerden kaçmanız mümkün değildir. İşte böyle bir ortamda, böyle bir durumda Türk Silahlı Kuvvetlerinin temel kurumlarıyla, temel uygulamalarıyla birtakım değişikliklere yönelmenin yanlış olduğu konusundaki görüşlerimi yüce Meclisle paylaşıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tayan.

Tasarının tümü üzerinde başka söz isteyen olmadığına göre soru-cevap işlemi yapacağız.

3 arkadaşımız sisteme girmiş, sırasıyla söz veriyorum.

Sayın Demir… Yok.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Sorum yok.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, harp okullarından diğer fakültelere yatay geçiş imkânı tanınmamaktadır. Acaba bu konuda sınırlı kontenjan da olsa bazı bölümlere yatay geçiş imkânı tanınabilir mi, bu konuda bir düşünceniz, çalışmanız var mı?

İkincisi de: Askerî öğrencilerin okullarından atılmaları hâlinde ödedikleri tazminat bedellerinin ailelerine çok büyük yükler getirdiği, dolayısıyla bu bedelin düşürülmesi konusunda zaman zaman girişimlerde bulunulduğu hâlde bugüne kadar önemli bir sonuç alınamamıştır. Bu konuda bir çalışmanız var mı, varsa ne aşamadadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma iki sorum olacak.

Bir: Biliyorsunuz Suriye tarafından düşürülen savaş uçağımızdan sonra Sayın Başbakan genel başkanlara bilgi vermek üzere çağrıda bulundu. Genel başkanlar toplantıya gittiklerinde nedense Millî Savunma Bakanını orada göremedik, nedenini öğrenmek istiyorum.

İkinci bir sorum da: Bu keşif uçuşu yapan uçağımızın bilgi işlem sistemi İsrail tarafından mı kontrol edilmektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, buyurun efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; öncelikle Sayın Işık’ın “Harp okullarından diğer okullara yatay geçiş için bir çalışmanız var mı?” diye… Bu konuda bir çalışmamız yok.

Yine “Askeriyeden ayrılan öğrenciler için tazminat talepleri oluyor, bu konuda bir çalışmanız var mı? Evet, bu konuda hem bir yönetmelik çalışmamız var hem de gerek Cumhuriyet Halk Partisinden gerek Adalet ve Kalkınma Partisinden gerek Milliyetçi Hareket Partisinden bu konuda çok talepler var. Bütün bu talepleri bir araya getirerekten bir çalışma yapıyoruz. Ancak, bu arada, Genelkurmay Başkanlığı tarafından 17 Mayıs 2012 tarihinde bir yönetmelik değişikliği makamımıza gönderilmiştir. Teklif ile askerî öğrenci harçlıkları, masraf kalemlerini oluşturan kalemlerden emeklilik, maluliyet, yaşlılık ve ölüm sigortası primi çıkartılmaktadır. Böylece, okullardan çeşitli sebeplerle ayrılacak harp okulu öğrencileri 55 bin 117 Türk lirası tazminat ödemekteyken bu tazminat miktarı 39 bin 220 Türk lirasına düşürülmektedir. Astsubay meslek yüksekokulu öğrencileri ise 22 bin 408 Türk lirası tazminat ödemekteyken bu tazminat miktarı da 15 bin 948 TL’ye düşürülmektedir. Askerî liselerden ayrılan öğrencilerden alınan 33 bin 294 Türk liralık tazminat miktarında ise herhangi bir değişiklik bu yönetmelik taslağında önerilmemektedir. Teklif hakkında 11 Haziran 2012 tarihinde İçişleri, Maliye ve Millî Eğitim Bakanlıklarından görüş istenilmiştir. Bu görüşler geldiğinde bir neticeye kavuşturacağız.

Tabii, Sayın Başbakanın, siyasi parti liderlerimizle yapılan toplantısında Dışişleri Bakanımız ve Genelkurmay Başkanımızın olayla bizzat ilgili kimseleri vardı, dolayısıyla bilgi vermek için yeterliydi.

Yine “Bu keşif uçağımızın bilgi sistem kontrolü İsrail tarafından mı yapılmaktadır?” diye bir soru soruldu. Böyle bir durum da yoktur.

Yüce heyetinize saygıyla sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 11’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölümde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Moroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 22 Mayıs 2012 tarihinde Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı görüşülürken, hem Komisyonda hem de Mecliste alelacele hazırlanan kanun tasarılarından ötürü, askerlikte görev yapan ya da askerlikle ilişkisi olan bazı yurttaşlarımızın da hak mahrumiyetlerini ve eşitsizliklerini giderecek düzenlemeler yapamadığımızı ifade etmiştik. Bunlardan birkaç tanesinin önemli olduğunu ifade ederek önümüzde yapılacak herhangi bir çalışmada da bu konudaki eksiklerin giderilmesi gerektiğini söyledik ama yine alelacele -Sayın Milletvekilimiz Turhan Tayan’ın da ifade ettiği gibi- getirilen ve bir an önce çıkması gerektiği ifade edilen tasarılardan ötürü de bu değişiklikleri ne yazık ki yapamıyoruz.

Bu kanunda daha önce eleştirisini yaptığımız ve düzeltilmesini istediğimiz bir konunun çözüme kavuşturulduğunu görüyoruz. Gülhane Tıp Akademisinde uzmanlık eğitim veren arkadaşlarımızın karşılaştıkları zorlukların ve eksikliklerin giderildiğini görüyoruz. Fakat yine acele edilmeden çıkarılan bir kanun tasarısı olması hâlinde -Sayın Bakanımızın biraz önce verdiği cevaplarda da görüldüğü gibi- bazı eksiklikleri ve eşitsizlikleri giderebilme olanağımız vardı. Buradan bir kez daha tekrarlıyorum: Umarım bundan sonra bu konuya ilişkin olarak hazırlanacak ek kanun tasarılarında ya da tekliflerinde bunun gibi aceleci davranılmaz ve şimdi yüce Meclisle paylaşacağım bazı konuların da giderilmesine olanak sağlanır.

Bunlardan en önemlilerinden biri, askerî okullardan şu veya bu şekilde ayrılmak zorunda kalmış ya da atılmış öğrencilerimizin karşılaştıkları tazminat zorluklarıydı. Bu zorlukların geriye çekilmesine ilişkin biraz önce ifade edilen, yönetmelikte ifade edilen rakamların da şu günkü ekonomik şartlarda çok gerçekçi ödenebilir rakamlar olduğunu düşünmüyoruz.

İlk önce, bu konuda, bu liselerden ayrılmış öğrencilerimizin ailelerini rahatlatacak en önemli tasarruf şu olacaktır: 1997 yılı tarih alınarak bugüne kadar buradan atılmış öğrencilerin tazminatlarının affedilmesine ilişkin bir kararı hep birlikte almalıyız. Sonrasında da, bu ödenecek tazminatların ödenebilecek bir seviyeye çekilmesini başarmalıyız.

Bir diğer konu ise, astsubaylar ile üst rütbeli subaylar arasındaki eşitsizlikleri kaldıran bir görüşümüzü de daha önce ifade etmiştik. Yine bu konunun da Askerlik Kanunu’yla ilgili düzenlemelerde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Yine, MİT ve emniyetten emekli olanlara verilen 100 liralık tazminatın subay ve astsubaylara da verilmesini önermiş ve bu konuda da gerekli düzenlemeler yapılırsa askeriyenin, askerde görev yapan bütün arkadaşlarımızın daha huzur içerisinde ve daha şevkle görev yapabilmelerinin sağlanacağını ifade etmiştik.

Bir başka konu da, 2003 yılına kadar terfi etme olanağı olmayan, binbaşılıktan öteye gidemeyen ve bundan ötürü de “Nasıl olsa terfi etme olanağımız yok, emekli olunca daha fazla ücret alma olanağımız yok.” diye emekliye ayrılan yurttaşlarımıza 2003’te çıkan bir yasayla binbaşılıktan daha yukarıya çıkabilme olanakları sağlandığı hâlde, daha önce aynı kademeden emekli olan arkadaşlarımızın daha fazla ücret almalarının ve bu eşitsizliklerin giderilmesinin önü kapanmıştır. Yani bu anlayış ve eşitsizlikler aynı zamanda güvenlik kuvvetlerimizin de daha beraberce, daha huzur içerisinde ve daha motivasyon içerisinde olan bir görev yapmalarını engellemektedir. Bunun için bunları önemsiyoruz. Fakat geçen dönemlerde, geçen kanun tasarısı görüşülürken de ifade ettiğimiz en önemli konu, resen emekliliğe sevk edilen, askerde görev yapan subaylarımızın affedilmesine ve tekrar geri dönmelerine olanak sağlayan yasa tasarısındaki önümüze çıkan eşitsizliklerdi. Çünkü bu kanun tasarısında, daha önce YAŞ kararlarıyla ordudan atılmış subayların geri dönmelerine, özlük haklarının iade edilmesine olanak verdiniz ama ne 1971 darbesiyle ne de 12 Eylül darbesiyle, sıkıyönetim komutanlarının kararlarıyla, emirleriyle, tebliğleriyle ya da bakan onayıyla ya da disiplin cezalarıyla ordudan atılmış askerlerimize, subaylarımıza geri dönme olanağını tanımadınız. Bunu geçen konuşmamızda da ifade etmiştik ve sormuştum, tekrar soruyorum. YAŞ kararlarıyla atılanların geri dönmesine olanak verdiniz. Ben, bütün milletvekili arkadaşlarım ve bu kanun tasarısını hazırlayanların böyle bir önergeye niye karşı çıktıklarını anlamak için soruyorum: Cumhurbaşkanının olduğu, Genelkurmay Başkanının olduğu, Başbakanın, Bakanlar Kurulundan bazı bakanlarımızın olduğu ve kuvvet komutanlarının olduğu bir kurulda alınan kararlar mı daha adaletsiz olur, yoksa sadece bir idare amirinin ya da bakan onayının ya da disiplin cezalarıyla uzaklaştırılan ya da -en önemli konu- darbelere karşı çıktıkları için ve darbe yapmalarının önünde engel gördükleri için ordudan atılan, ilişiği kesilen askerler, subaylar hakkında verilen kararlar mı eşitsiz olur? “Burada ideolojik davranıyorsunuz.” dedim, bugün başka bir şey söylüyorum. Çünkü darbelerle hesaplaşmak gibi bir niyetinizin olmadığını bu tasarılar hazırlanırken de ortaya koydunuz. Çünkü darbelerin yapılış temelinin en önemli meselesi şuydu: 71 darbesinin de, 12 Eylül darbesinin de ve buradan atılan subaylara karşı işlenen haksızlıkların da nedeni şuydu: Çünkü bu darbeler yapılmasa halka karşı yapılan saldırıların, ekonomik ve siyasi saldırıların gerçekleştirilebilmesi, onların sivil toplum örgütlerinin, sendikalarının, örgütlerinin kapatılması mümkün olmayacaktı ve özgürlüklerin kısıtlandığı bir iktidarın kurulması mümkün olmayacaktı ve emperyalistlerin ortaya koymak istediği Orta Doğu ve Avrasya projelerinin gerçekleşmesi mümkün olmayacaktı. Onun için, darbelerle hesaplaşmak gibi bir niyetiniz olmadığı için ve darbelerin ortadan kaldırdığı haklardan mahrum olmuş yurttaşların haklarını iade etmek ancak darbelerle hesaplaşmak niyetinde olan insanların işi olabilirdi, bunu yapmadınız, defalarca uyarmamıza rağmen gündeminize bile almadınız. Şimdi, siz de bunun farkındasınız ki tıpkı 12 Eylül darbecilerinin yaptıkları gibi örgütsüz, mücadele etmeyen, muhalefet etmeyen, ses çıkarmayan bir toplum düzeni kurmak için hayal ürünü, hayal mahsulü delillerle davalar yaratıyorsunuz ve toplumsal muhalefetin bir araya gelmemesi için bir taraftan Ergenekon davaları, bir taraftan KCK davaları yaratıyorsunuz ve bugün, dün, evvelsi gün gözaltına aldığınız KESK yöneticilerinin de sanmayın ki, bazı arkadaşlarımızın dediği gibi, sadece Kürt oldukları için gözaltına alınıyorlar ya da tutuklanıyorlar. Hayır, bunun gerçek nedeni, sizin 4+4+4 eğitim sisteminize karşı çıktıkları için, bunun gerçek nedeni, “4+4” diye verdiğiniz zamlara boyun eğmedikleri için ama iki toplumsal muhalefeti bir araya getirmemek için yaptığınız ya da yaptırdığınız öyle bir manipülasyon var “Onlar Kürt oldukları için içeri alındılar.” diyorsunuz. Evet, bugün sadece bu görüntüyü göz önüne alarak o arkadaşları içeri alıyorsunuz, yarın sıra diğerlerini de, yani sizin eğitim sisteminizi kabul etmediği için karşı çıkanlara da, yani sizin 4+4 zammınızı kabul etmediği için karşı çıkanlara da gelecek. Belki onları uygunsa Ergenekon davasına, uygun değilse başka bir devrimci karargâh davasına ya da bir başka davaya sokarak, katarak yeni muhalefetlerin örgütlenmesini, size karşı ses çıkaranların örgütlenmesini engellemeye çalışacaksınız ama bu halkın bu oyuna gelmeyeceğini, belki geçici olarak kendi içlerinde ayrışmaların olabileceğini, bunun için iktidarlarınızı sürdürebileceğini de varsayabilirsiniz. Ama bütün milletvekili arkadaşlarımın kendi seçmenlerine verdikleri sözleri anımsayarak hem onlara karşı yapılan ekonomik saldırılara karşı hem de –bugün de olduğu gibi- daha önce getirdiğiniz yasalarda olduğu gibi, 12 Martta, 12 Eylülde ya da değişik hukuksuzluklara karşı çıktıkları için ordudan atılan arkadaşlarımızın da özlük haklarını iade edeceğinizi umuyorum, diliyorum. Bunları yapmadığınız sürece, toplumun bütün kesimleri arasında eşitliği ve özgürlüğü, adaleti herkese eşit biçimde dağıtmadığınız sürece, bu halkın vebalini sizin omuzlarınızda her zaman hissedeceğinize, belki bugün milletvekili olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) - …hissetmeyebilirsiniz ama yarın bundan sıyrıldığınız zaman hissedeceğinize inanıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Moroğlu.

Başka söz talebi? Yok.

Şimdi, soru-cevap işlemi için Sayın Susam devreye girmiş, İzmir Milletvekilimiz.

Buyurun Sayın Susam.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum.

Şu an yirmi yaşında askere alınan ve ülkemizdeki terör ortamında vatansever bir şekilde sınırlarımızı, ülkemizin güvenliğini savunan Mehmetçiklerin askerlikleri, borçlanma şeklinde emekliliklerinde geçerli sayılıyor. Bir kanun teklifi verdik, bu sürenin borçlanma şeklinde değil, askerlik süresince sigorta primlerinin Bakanlığınız tarafından ödenmesini uygun görür müsünüz? Çünkü bu insanların bir kısmı işini bırakıyor veya en güzel yıllarında gelip askerlik görevini yaparken onların sigortalarını karşılayarak bundan sonra da yaşama atıldığında onlara bir örnek davranış ve önderlik yapmayı düşünür müsünüz? Bugün, bu vesileyle bu konudaki görüşlerinizi öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, Askerî Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği, kısa adıyla ADAM-DER, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri döneminde darbeciler tarafından işkenceden geçirilen ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarılan askerleri temsil etmektedir. Fakat bu dernekte örgütlü askerler, yasanın hak başlangıç tarihi 12 Mart 1971 olarak belirlenmesine karşılık, 12 Mart darbecilerinin işkenceden geçirdiği hiçbir asker yasadan yararlanmamıştır. Sözde yargı denetimine açık kararnamelerle ilişiği kesilmiş hiçbir rütbeli asker, yine, yasadan yararlandırılmamıştır. 12 Mart ve 12 Eylül darbecilerinin, görüş ve inançlarından dolayı okullarından çıkardıkları öğrenci askerlerin hiçbiri yasadan yararlandırılmamıştır. Bunları göz önünde bulundurduğunuzda ve ADAM-DER temsilcilerinin de Darbeleri Araştırma Komisyonuna davet edilmediğini göz önünde bulundurduğunuzda, Meclisimizin uygulamaları yalnızca belli görüşten mağdur subayları korumak üzerine mi tasarlanmıştır?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdemir.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakan, Hakkâri Özgürtepe Karakolu’nda 21 Haziran Perşembe günü bir intihar olayı oluyor -asker Yılmaz Çelgin, Fethiyeli- ama bu arada, tabii ki askerin nasıl öldüğüyle ilgili kuşkular var. Bu kuşkular… Nöbet yerine giderken 2 kişi gidiyor ve nöbet yerine giderken sorumlu subayı ya da astsubayı yok. 2 kişi giderken ormana geçiyor çocuk, kendi kendine intihar ettiği söyleniyor. Ancak, bu çocuk Ukrayna’da okurken askerliğini yapmak istemesi üzerine istekle gelip başarılı bir şekilde eğitim dönemini geçiriyor ve çavuş olarak buraya gidiyor, burada da çok başarılı bir şekilde askerliğini yaparken intihar ettiği söyleniyor bu karakolda ve aile de yeterince bilgilendirilmiyor. Bu konuda, bilgilendirme konusunda ya da “Bu intihar mıdır, şehit midir?” bu konuda bir bilgi alabilir miyiz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demir.

Sayın Bakan, buyurun…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle “Zorunlu askerlik hizmetini yapan Mehmetçiklerimiz askerlik süresini borçlanmak suretiyle sigorta primlerini kendileri ödüyorlar. Bu askerde geçen süredeki sigorta primlerinin Bakanlık tarafından yatırılması yolunda bir çalışma var mı?” Evet, Bakanlığımızca bu konuda bir çalışma yapıldı, diğer bakanlıkların görüşüne gönderildi. Geldiğinde -inşallah- bütün  bakanlıklardan olumlu görüş yapılırsa bu da…

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Maliye Bakanlığına takılmasın Sayın  Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ  (Sivas) –  Yani biz de diyoruz ki: “Milleti işinden alıyoruz, işinden aldığımıza göre bunun sigorta primini de vermemiz, yapmamız çok doğru olur.” birinci husus bu.

İkincisi, bir başka husus: Şimdi, 6191 sayılı Yasa yani 12 Mart 1971’den sonra, yargı yolu kapalı işlemler. Nedir bunlar? Sıkıyönetim dönemindeki yapılan işlemler nedeniyle veya Yüksek Askerî Şurayla yapılan… Yasayı biz çıkarmadık, yasayı siz çıkardınız, Meclis çıkardı. Yasada öğrenciler yok, siz koysaydınız, milletvekilleri koysalardı, öğrenciler kapsama girerdi. Birinci husus bu.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Burada… Burada…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ  (Sivas) –  İkincisi, yargı yolu açık işlemler için yine yoktu. Yasadaki ibare “Yargı yolu kapalı işlemler.” Bunun mantığı da şuydu: Adam ola ki yüzde 100 haklı, kendisini yargı önünde savunma fırsatı vermediniz ki. Dolayısıyla bu gerekçeden giderek yargı yolu kapalı işlemlere siz yasa çıkararak, biz bununla ilgili olarak başvuranların -hiçbir ideolojik gerekçesine bakmadan- hepsini aldık -çok net olarak birebir de konuşuruz da ancak, yargı yolu açık işlemler yasa kapsamı dışında. Kaldı ki, bizim Bakanlığın yapmış olduğu işlemler de idari bir işlem ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesine tabii yani yine Yüksek İdareye gidebilirler. Biz 4 tane personeli bu kapsamda demişiz ki: “Siz bu yasa kapsamına girmezsiniz.” Onlardan Askerî Yüksek İdare Mahkemesine 4 personel başvurmuş ve bu 4 personeli de kabul etmiş. Bunlardan 2 tanesi bizim dosyada, bunların mahkûm olduğu yazıyormuş fakat daha sonra işte tashihi kararlar vesair suretle beraatlerine karar verildiği için, o beraat kararları da bizim dosyada olmadığı için, Askerî Yüksek İdare Mahkemesine başvurularını ekledikleri için, iki davanın beraatle sonuçlanması üzerine, iki ayırma işlemi de sıkıyönetim komutanı tarafından yapılması gerekçesiyle Askerî Yüksek İdare Mahkemesi bizim ret vermiş olduğumuz kararlardan geri tekrar “Bunların da alınması gerekir.” dedi.

 

Şimdi, yargı yolu açık işlemler konusunda ise yasanın kapsamına girmiyor ancak bununla ilgili işte bir yasa önergesi, taslağı, teklifi, arkadaşlar, geliyor. Bunun için çok önemli veya detaylı bir çalışma yapılması gerekli. Ne bakımdan gerekli? Bunların arasında çete üyeliği var, hırsızlık var, memuriyet görevini kötüye kullanmak var. Hepsi böyledir demiyorum. Bu kapsama giren 2.837 kişiye biz ret verdik; çete üyeliği, hırsızlık, memuriyet görevini kötüye kullanma, ahlaksızlık, sarkıntılık, eroin ve silah kaçakçılığı, casusluk, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri açıklamak, ölüme sebebiyet vermek, uyuşturucu vesaire diye.

Arkadaşlar, şimdi, her birisinin tek tek hangisine girdiğine bakın. Detaylı bir çalışma, dosyaların da her biriside ayrı kuvvet konuda... Jandarmada, Kara Kuvvetlerinde, Deniz Kuvvetlerinde, Hava Kuvvetlerinde; bir çalışma geldikten sonra bunları da sizlere sunacağız.

Bir başka Sayın Milletvekilimizin, Sayın Demir’in, Hakkâri’deki intihar eden bir Mehmetçiğimizle ilgili vardı. Ailesinin mutlaka bilgilendirilmesi gerekir, mutlaka. Bu konuyla ilgili size ilave yazılı, detaylı bilgi mutlaka aktarılacaktır ama genel olarak Silahlı Kuvvetlerindeki her intihar olayına savcı el koyar, soruşturma yapar, eğer kuşkulu bir durum varsa soruşturmaya devam eder, kuşkulu bir durum yoksa da kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verir. Bu konuda size detaylı bilgi vereceğiz ama soruşturma savcılık tarafından yapılmaktadır.

Üç soru vardı diye biliyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yılmaz devreye girmiş.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şimdi bu yasa çıkartılırken zannederim bazı şeyler gözden kaçırılıyor. Çok acil bir şekilde getirildiği ve yeterince incelenmesine de izin verilmediğini arkadaşlarımız belirttiler zaten.

Şimdi, bu yasanın 5’inci maddesinde “Özellikle Harp Akademileri ile Komutanlık ve Karargâh Subaylığı Öğrenimine girişe engel haller” şeklinde belirtilen yasaklarda “eşinin durumu” konusu gündemden çıkartılmış oluyor, yasa metninden çıkartılmış oluyor. Burada eşinin durumundan kaynaklanan şeyin fiilen türban meselesi olduğunu hepimiz biliyoruz. Aynı zamanda yine Millî Savunma Bakanlığı tarafından, orduevlerinde kılık kıyafet düzenlenmesine yönelik de bir yönetmelik değişikliği yapılmıştı. Orada da biliyorsunuz sakallı, cübbeli, sarıklı, takkeli, türbanlı ve çağdaş olmayan kıyafetlerle gelenler, günlük sakal tıraşı olmayanlarla ilgili yasaklar da kaldırılmıştı. Şimdi demek ki Atatürkçü, laik olması gereken bir kurum ortadan kaldırılıyor ve dinsel temele dayalı bir kurum mu yaratılmaya çalışılıyor? Dinsel temele dayalı bir ordu mu yaratılmaya çalışılıyor? Ben bunu merak ediyorum. Böyle sessiz sedasız ve kimseye de duyurmadan, böyle gece yarısı böylesi bir şey geçiyor yani ben bu konularda Sayın Bakanın görüşlerini öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN –Teşekkürler.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Başbakanla görüşmeye gelen fotoğrafın  içerisinde siz yoktunuz, Dışişleri Bakanı vardı, Genelkurmay Başkanı vardı. Acaba yurt dışında mıydınız? Neden yoktunuz? Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakanım.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, öncelikle Silahlı Kuvvetlerin… Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu Anayasa’daki yazan temel ilkelere hepimiz bağlıyız. Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağımıza yemin ettik. Dolayısıyla herkesin “Yeminime bağlıyım” diyene aksi ispat edilene kadar -ispat etme hakkınız var- öyledir. Dolayısıyla bu Türkiye Cumhuriyeti üzerine bütün milletvekilleri bu Anayasa’ya sadakatten yemin etmiştir, hiç kimseden şüphe duyulmaması lazım. Yapılan yönetmelik değişikliği, sadece… Düğün yapılıyor. Bu düğünün de davetlileri oluyor. Şimdi bir kimseyi herhangi bir sebeple düğünün misafirlerini kapıda tutmak güzel bir görüntü olur mu?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – “Sarıklı, cübbeliler de girebilir.” diyorsunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yani şu ana kadar hiç sizin söylediğiniz bir kimse orduevindeki düğüne katılmamıştır. Hepimiz Türkiye Cumhuriyetini mevcut durumdan daha ileriye götürmek, çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine yükseltmek için çalışıyoruz. Bundan bizim şüphemiz yok. Başkalarının da şüphesi varsa… Bakın on yıldır iktidarız, böyle bir şey olmadı ve bu bölgenin yine en güçlü devletiyiz onu söylüyoruz, daha iyi olacağız. İnşallah diğer ülkeler bizi rol model… “Biz rol modeliz.” demiyoruz, “Örnek ülke.” de demiyoruz, diğerleri bizden ilham alıyor, esinleniyor, öyle diyelim yani. Dolayısıyla biz çok daha iyi olacağız. Böyle vehimlerden, korkulardan uzaklaşmak gerekir. 74 milyonun bu temel ilkeler içerisinde olduğunu kabul etmek lazım. Yoksa “Sen dışarıda, sen içeride kal.” dersek herkesin kendince bir ayrım listesi oluşur ki bu bence Türkiye’yi ileri götürmez diye düşünüyorum. Bir olursak, birlik olursak inşallah bizden sonra gelecek evlatlarımıza birlik, bütünlük içerisinde daha güçlü bir Türkiye bırakırız diyorum. Dolayısıyla kaygılanmaya, korkuya hiçbir gerek yoktur, yapılan işlemde doğruluk vardır diyoruz ve biz, gerek o yönetmelik çıkarken gerek bu yasa çıkarken de Genelkurmay Başkanlığımızın ve diğer ilgili kimselerin görüşlerini de alıyoruz. Dolayısıyla bu konuyla ilgili onlardan da…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Genelkurmay Başkanımız sadece ağlıyor zaten Sayın Bakanım,  başka bir şey yaptığı yok.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Değil, öyle değildir. Bu ülke için inanmış, Silahlı Kuvvetleri aldığı noktadan çok daha iyi bir noktaya getirmekte, gerçek bir komutan, onu da söylüyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Gerçek genelkurmay başkanları cezaevinde çünkü.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Gerçek bir komutanımız, biz kendisini saygıyla karşılıyoruz, elimizden geldiği kadar da görevini hakkıyla yerine getirmesi için de herkesin de yardımcı olmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Dinçer ve Sayın Özkan sisteme girmişler.

Sayın Dinçer…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Özür diliyorum Sayın Başkanım, bir de daha önce de ben aynısını söyledim ama yine tekrar ediyorum.  “Sayın Başbakanın -Sayın Genel Başkanımızın-  diğer parti genel başkanlarını bilgilendirme toplantısında Millî Savunma Bakanı niçin yoktu?” diyerek… Dışişleri Bakanımız vardı çünkü bununla ve Genelkurmay Başkanlığımızın temsilcileri ve Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın bu konuyla ilgili yetkili kimseleri vardı. Dolayısıyla bunların bilgi vermesi yeterli görülmüştür, ondandır.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Dinçer…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma iki sorum olacak.

Sayın Bakanım, kamuoyunda “bedelli askerlik” olarak bilinen uygulamada biliyorsunuz süre doldu. Çeşitli nedenlerle ücretini yatıramayanlar için yeni bir hak düşünüyor musunuz, yeni bir af diyemeyeceğim ama uygulama kolaylığı düşünüyor musunuz süre uzatımı şeklinde?

Bir diğeri de: Bazı duyumlarımızda Harp Okulunda Atatürkçü gençlerin sicilleri bozularak okuldan atılmaları sağlanıyormuş. Bu duyumlar ne kadar gerçektir? Atatürkçü çocuklar uyduruk sebeplerle disiplin cezası alıp okuldan uzaklaştırılıyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, emekli uzman çavuşlar haklarının iyileştirilmesini istiyorlar. Emekli uzmanlar, kendilerinden SSK primi kesildiğini, emekli maaşlarının normalden çok düşük olduğunu ifade ediyorlar. Ek gösterge, hasta hakkı ve savunma haklarının olmadığını belirtiyorlar. Seve seve sadakatle hizmet ederken güvence istiyorlar, kadro istiyorlar. “Uzmanlar ölmez vatan bölünmez. Vatan sana canım feda.” diyen uzmanların sorunları için çözümleriniz nelerdir? Maillerimize devamlı, tüm milletvekili arkadaşlarımızın maillerine uzmanlardan bu konuda birçok sorun geldi. Bunun için çözüm önerilerinizi bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakanım…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Evet, öncelikle bedelli askerlik uygulamasında altı aylık bir süre verilmişti. 15 Haziranda yasa yayımlandı, altı aylık süre 15 Haziranda doldu. Biz, bu yasa çıktığında 460 bin kişinin bu yasa kapsamına girdiğini ancak açıklama olarak da 100 bin kişinin başvurmasını  beklediğimizi yasanın yayımlandığı gün açıkladık.

Bugün itibarıyla, 15 Haziran itibarıyla -öyle demek lazım- 69.235 kişi yani 100 kişiden 70 kişisi başvurmuş, 30 kişi bir açık kalmış bizim söylediğimizden. Dolayısıyla, bu sürenin ilave bir şekilde uzatılması gibi bir düşüncemiz yok, birinci nokta bu.

İkinci husus da, askerî okullardan Atatürkçü olanlar… Dedik ya, “Biz, hepimiz, bu ülkenin kuruluşunda hizmeti geçenlere, Allah iki cihanda yüzlerini ak etsin, mekânları cennet olsun.” diyoruz. Dolayısıyla, bizim onlara bir şükran borcumuz var. Hiç kimsenin de kendisine hizmet edeni dışlama gibi veya onun hakkında farklı bir şey düşünme gibi bir durumu olamaz. Böyle düşünüyorsa doğru yapmıyordur diyoruz.

Silahlı kuvvetlerimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa’sında belirtilmiş ilkelere en sadık kuruluştur. Dolayısıyla da bu Anayasa'daki yazılan ilkelerin dışındaki… Herkes, bir başkası da farklı şey söylüyor. Ben de onu söylemeyim. Dolayısıyla da ne sizin dediğiniz doğru yani bu şekildeki ifadeler ne de… Bir başkası da farklı şekilde ifade ediyor. Çünkü en azından Dilekçe Komisyonuna gelen dilekçelerin birçoğu da bize geliyor. Her birisinin annesinin babasının bana da mektupları geliyor, hepsini de okuyorum. Dolayısıyla, ne o doğru ne de o doğru. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Anayasa’da belirtilen ilkelere en sadık kuruluştur, milletine hizmet etmekten de gurur duymaktadır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım, süreniz doldu.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Sayın Kerim Özkan’ın söylediğine de yazılı ilave bilgileri vereceğim.

Ben de saygılar sunarım.

BAŞKAN -  Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Birinci bölümün 1’inci maddesinde önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün maddelerini bitirdik.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler için Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekili Sayın Şirin Ünal tarafından verilen ve Harp Akademileri Kanunu’nda değişiklik öngören bir tasarıyı görüşüyoruz. Fakat ne ilginçtir ki, teklifi veren Sayın Şirin Ünal, bu teklifle ilgili olarak Genel Kurulu bilgilendirme ihtiyacı duymamıştır.

Harp Akademileri Kanunu gibi çok önemli bir kanun görüşülüyor. Bu kanunda değişiklik öngören bir düzenlemenin buraya Hükûmet tasarısı olarak gelmiş olması beklenirdi, ancak ne yazık ki Hükûmet tasarısı olarak bu düzenleme gelmemiştir. Teklifi veren kişinin Türk Silahlı Kuvvetlerinin eski bir mensubu olması bu teklifin, Genelkurmayın, Silahlı Kuvvetlerin istekleri, görüşleri veya onların ihtiyaçları doğrultusunda hazırlandığı anlamına gelmez. Elbette demokrasilerde karar sivil iradenindir, Parlamentonundur, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu çerçevede kurumların görüşleri olur, bu görüşler Parlamento tarafından karara bağlanır. Onların istekleri sivil irade tarafından değerlendirilir. Ancak, biz burada bilemiyoruz kimin görüşü nedir. Bu teklifle ilgili olarak teklif veren Sayın Şirin Ünal’ın görüşü nedir bilmiyoruz. Acaba formalite olarak bir teklif vermiştir de bu teklifteki düzenlemelerin arkasında değil midir kendisi? Yani Genel Kurula neden bilgi verme ihtiyacı duymuyor?

Harp Akademileri Kanunu’nu görüşürken Türk Silahlı Kuvvetlerinin karşı karşıya olduğu bazı sorunları da burada tartışmak gerekir, bu teklif tam da bu tartışmanın yapılacağı yerdir. Silahlı kuvvetlerimiz hâlâ anketlerde en güvenilir kurum olarak çıkıyor. “Hâl┠diyorum yani bu kadar yıpratma kampanyasına rağmen, Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde bu kadar oynanan oyunlara rağmen bütün kamuoyu anketlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri en güvenilir kurum olarak çıkmaktadır.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Halk güvendiğine göre, inandığına göre demek ki oyun oynanmıyor, o sizin kendi algınız.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Milletvekili, arzu ediyorsanız buraya çıkar konuşursunuz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Konuşurum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Konuşursunuz tabii ki.

Değerli milletvekilleri, bakın, “Oyun oynanmıyor.” diyor arkadaşımız. Şimdi, ben size sormak istiyorum: Eski Genelkurmay Başkanımız Sayın İlker Başbuğ hangi nedenle tutukludur, hangi nedenle yargılanıyor? Terör örgütünün lideri olması nedeniyle. Sırf bu suçlama, bu yargılama dahi bu Parlamentonun seyirci kalmaması gereken bir durumdur. (CHP sıralarından alkışlar) Yani bir eski Genelkurmay Başkanı, iki yıl, üç yıl Genelkurmay Başkanlığı yapmış, Hükûmet bunu güvenmiş, oraya getirmiş; Sayın Başbakan kendisiyle çalışmış, Sayın Cumhurbaşkanı kendisiyle çalışmış ve bu insan silahlı terör örgütü üyesi olarak yargılanıyor, cezaevinde. Bu bir komedidir, trajikomik bir durumdur daha doğrusu. 12 Eylül 2010 referandumunda kabul edilmiş olan Anayasa değişikliğine rağmen, hukuksuz bir şekilde, Anayasa’ya aykırı bir şekilde yargılanıyor. Evet, siz buna Sayın Milletvekili, özellikle siz buna seyircisiniz, öyle zannediyorum.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Siz bunu hukuka bırakın, hukuka.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, hukuk adına hareket ettiğini söyleyenler en büyük hukuksuzluğu yaratıyorlar. Anayasa’nın 145’inci maddesi açıktır, askerî yargının görev alanını düzenliyor. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı işlenmiş olan suçlar askerî yargıda yargılanır. Bu, genel hükümdür. Anayasa’nın 148’inci maddesine 12 Eylül 2010 referandumuyla eklenen hükümle Genelkurmay Başkanıyla 3 kuvvet komutanı ve Jandarma Genel Komutanı bu hükümden ayrı tutularak bunlar için yargılama yerinin Yüce Divan olduğunu belirtmiştir. Yani bu da özel hükümdür, hukukun temel kuralıdır. Özel hukuk genel hukuktan önce gelir, özel kural genel kuraldan önce gelir. Şimdi, Anayasa’nın bu hükmü bir kenara atılmıştır, Sayın İlker Başbuğ yargılanmaktadır.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde darbe düşünen, darbeyi planlayan, darbeyi aklından geçiren, bunlar için herhangi bir şekilde girişimde bulunan hiçbir personelin, hiçbir subayın barındırılmamasını ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden uzaklaştırılması gerektiğini savunuyoruz. Bu ülkede darbeler son bulmalıdır. Ama bu yargılama başka bir şey. Eğer “hukuk” diyorsanız, bırakın Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla yargılasın. Sayın Başbakan da bu konuda bir görüş beyan etti ama öyle zannediyorum ki Hükûmet ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu, özellikle siz Sayın Milletvekili bu görüşe sahip değilsiniz ya da Sayın Başbakan sadece böyle bir şey söylüyor, gerisini bırakıyor. Sayın Başbakana düşen görev, bu cümlesinin arkasında durmaktır. Burada bir yasa çıkarmak gerekiyorsa yasa çıkarmaktır.

Şimdi, 30 Ağustos geliyor. Terfiler gelecek. 2010 30 Ağustos sürecini hatırlayalım. Bir savcı soruşturmasının baskı altına aldığı bir 30 Ağustos sürecinde, Yüksek Askerî Şûra sürecinde o problemleri hatırlayalım. Problem derken, komutanların kim olması gerektiğine elbette sivil irade karar verecektir. Sivil irade komutan terfilerinde seyirci değildir. Tabii ki görüşü olacaktır. Hiç tereddüdüm yok, ama Silahlı Kuvvetlerin de görüşü olacaktır, elbette görüşü olacaktır. Şimdi o ayrı, o bir ayrı tartışma konusu.

Şimdi, terfiler geliyor. Balyoz Davası nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetim kademesinin önemli bir bölümü tutuklu. Ne olacak şimdi bu? Bu subaylar ne olacak gerçekten? Kendileri bu yargılamanın hukuksuz olduğunu söylüyor. Örnek veriyorum -hepiniz biliyorsunuz- yani orada yargılanan bazı subaylar “Ben o tarihte yurt dışındaydım.” diyor. Yani o, 2003 yılında 1’inci Orduda yapılan o brifingde, verilen brifingde -her neyse- darbenin konuşulduğu iddia edilen o brifingin verildiği sırada ben yurt dışındaydım diyor, şu limanda görevliydim diyor. Bu insanlar hâlâ tutuklu. Ya da o tarihte şu sokaklar bombalanacak şeklinde plan yapıldığı iddia ediliyor. O iddia edilen planda yer alan sokakların isimleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2006 yılında verilmiş, 2006’da verilmiş. Veya o tarihte kamu kurumlarında personel olarak var gözüken -işte iddiada bu kişiler o tarihte kamu kurumlarında personel deniliyor- o tarihte onlar öğrenci. Ya da o CD’de, o bilgisayarın diskinde kayıtlı olan program, işte o bilgisayar çıktıları, o bilgisayar programının dili 2008’de yaratılmış. İlgili Amerikan şirketleri bunu söylüyor. Bu, 2008’de kullanılan bir dil. 2008 öncesinde bu dil dünyada piyasada yok, o bilgisayar programı yok. Bütün bunlar varken, şimdi -30 Ağustos geliyor- 30 Ağustosta bu personelin durumu ne olacak? Bu subayların durumuna seyirci kalamayız. Bakın, buna kulak verelim, Parlamento olarak kulak verelim arkadaşlar. Hukuk hepimize lazım. Yarın hepimiz bir nedenle yargı karşısına çıkabiliriz, herhangi bir nedenle, belki benzer nedenle, işlemediğimiz suçlar nedeniyle de çıkabiliriz, işlemediğimiz ama işlendiği iddia edilen birtakım suçlar nedeniyle de çıkabiliriz. Gerçekten suç işleyip de yargı karşısına çıkabiliriz ama hangi şartta olursa olsun hukuk hepimize lazımdır.

Şimdi, Harp Akademileri Kanunu görüşülürken Türk Silahlı Kuvvetlerinin karşı karşıya olduğu bu durumu görmezlikten gelemeyiz. Sayın Bakandan ben bir açıklama bekliyorum. Hakikaten bu konuda ne düşünüyor Sayın Bakan? Sayın İlker Başbuğ’la ilgili olarak Sayın Başbakan “Yargılama yeri Yüce Divandır.” dedi. Evet, sivil irade. Elbette yasama, yürütme, yargı erkleri bağımsızdır ama nihai karar merci millî iradenin tecelli ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Eğer orada bir hukuksuzluğun yaşandığına toplum olarak biz karar veriyorsak, ikna oluyorsak bu düzenlemeyi Parlamento yapmaya yetkilidir. Bu, Anayasa’ya aykırı bir tutum değildir. Sayın Bakandan merak ediyorum, bu konuda ne düşünüyor, Hükûmetin düşüncesi nedir. Onu bize açıklarsa mutlu olurum.

Ayrıca bu yargılaması devam eden personelle ilgili olarak almış olduğunuz bir karar var mıdır, bunları ayıralım, terfi ettirmeyelim diye?

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

İkinci bölüm üzerinde başka söz isteyen yok.

Soru-cevap işlemi yapacağız.

Üç arkadaşımız sisteme girmiş.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana, ben, Türk ordusunda vicdani retle ilgili bir düzenleme düşünüp düşünmediğini ve bu vicdani reddin Türk ordusunun dağıtılması anlamına gelip gelmeyeceği konusundaki görüşlerini sormak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Manisa’da bulunan Sayın Bülent Arınç’a Ankara’da suikast yapacakları iddiasıyla tutuklanan subaylar hakkında bugüne kadar herhangi bir işlem yapılmış mıdır? Biliyorsunuz, bu iddia üzerine kozmik odaya girilmiş ve aylarca orada arama devam ettirilmişti. Cumhuriyet başsavcılıklarınca bu konuda herhangi bir karar alınmış mıdır, bir takipsizlik kararı alınmış mıdır veya yargılamanın gerekliliğine karar verilmiş midir? Yoksa, bu işlemler yapılmamışsa bu suikast iddiası doğru değil miydi? Veya bunları koruyanlar mı var?

İkinci sorum: Demin söylerken bir maddeyle ilgili “Siz kabul ettiniz.” dediniz. Sayın Başkan orada “1’inci maddeyi kabul edenler… Etmeyenler…” diyor, madde metni okunmuyor. Bunu içinize sindirebiliyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, komşu ülkelerde silahlı mücadele yürüten topluluklara ülkemiz tarafından silah ve mühimmat sağlanmakta mıdır? Yine, komşu ülkelerde silahlı mücadele yürüten gruplara Türk Silahlı Kuvvetleri veya bir başka kamu kurumu tarafından eğitim verilmekte midir? Yine, komşu ülkelerde silahlı mücadele eden gruplara Türkiye'de barınma ve lojistik imkânları sağlanmakta mıdır? Eğer bu üç sorudan birine yanıt “Evet.” ise Türkiye Cumhuriyeti’nin doğrudan veya dolaylı olarak sağladığı destek sonucu komşu ülkelerde silahlı mücadele yürüten gruplar sivillerin, çocukların, bebeklerin ölümüne yol açıyorsa, bu, Türkiye Cumhuriyeti’ni büyük bir vebal altına sokmamakta mıdır? Sizin bu noktada vicdanınız rahat mı?

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım bedelli askerlikte temel eğitimin kaldırılmasıyla esnafları mağdur olan Burdur ili için Millî Savunma Bakanlığı Burdur 58. Piyade Eğitim Alay Komutanlığının kapasitesinin artırılması için bir çalışma yapmayı düşünüyor mu? Geçtiğimiz süreçte bedelli askerlere hizmet veren Burdur esnafı bugünlerde zor durumdadır, bir can suyu beklemektedir. Bu can suyu için 58. Piyade Alay Komutanlığımızda bir çalışmanız olacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum: Sayın Başbakan, İlker Başbuğ’un tutukluluğu konusunda Adalet ve Kalkınma Partisinin ve şahsının gönlünün tutuksuz yargılanmadan yana olduğunu söyledi. Sayın Başbakanın bu konudaki şikâyetleri de kamuoyuna çoğu kez yansıdı ama Sayın İlker Başbuğ hâlâ tutuklu yargılanıyor. Millî Savunma Bakanı olarak siz bu konuda herhangi bir -tutuksuz yargılanması konusunda- girişimde bulundunuz mu?

İkinci sorun da şu: Wikileaks belgelerinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Özkök Paşa’nın kendilerine yakın olduğu Amerikalılar tarafından ve ulusalcı paşaların tasfiye edildiği şeklinde bir iddia vardır. Bugün ordudaki bu gerçekten tutuklamalar Amerika’nın bu yönlendirmesi ya da etkilemesiyle yapıldığı konusundaki düşünceleri güçlendiriyor mu, onu sormak istedim. 

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bu kamuoyunda bilinen malum davalar sebebiyle tutuklu muvazzaf ve emekli subaylardan dolayı -muvazzaflardan dolayı özellikle- geçen yıl Yüksek Askerî Şûrada Hava Kuvvetlerine terfilerle ilgili bir sıkıntı yaşandı. Bazı terfiler öne alınmak durumunda kaldı çünkü komuta kademesi sağlıklı olarak oluşturulamadı. Bu tutuklu muvazzaflar belli ki Türk Silahlı Kuvvetleri için bir kayıp ama ben bunu sizden rakamlandırmanızı rica ediyorum. Özellikle bir muharip subayın yani Türk Hava Kuvvetlerinde tam teşekküllü bir askerî uçağı muharip sınıfından bir pilot olarak uçurabilmek ehliyetine sahip olabilmek için bir subayın maliyeti nedir ve bu çerçevede tutuklu bulunan subayların toplam maliyeti nedir? Bunu merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Geçenlerde düşen jet uçağımızın takriben 1.500 metre derinlikte suyun altında olduğu ifade ediliyor. Türkiye’de deniz altında arama kurtarmayla ilgili olarak mevcut teknolojinin 300 metre civarına kadar inebildiği de ifade ediliyor. Üç tarafı denizle çevrili bu ülkede neden daha derinlerde arama kurtarma teçhizatımız bugüne kadar elde edilemedi, yapılamadı? Bunu kim sorgulayacak?

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Gümüş…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Bugüne kadar Orta Doğu’ya entegre bir Türkiye'nin planları yapıldı ve şu anda dünya “doğuyu dengelemek, batıyı genişletmek” diye daha çok kuzey entegreli bir dünyayı tartışıyor. Orta Doğu’ya entegre bir Türkiye düşünülürken birçok kurumun değişikliği gündeme gelmişti. Şimdi, eğer kuzey entegrasyonu gündeme gelirse bütün kurumlar yeniden mi buna uyumlu hâle getirilecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gümüş.

Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, biliyorsunuz, Dışişleri Bakanımız “Suriye’deki olaylar bizim iç işlerimizdir.” demişti. Bu, Suriye’nin egemenliğini ihlal değil midir?

Yine, Suriye’ye karşı muhalif güçlerin Türkiye’de destek görmesi ve eğitilmesi, buna karşılık komşu ülkelere de Türkiye devletine karşı muhalif güçlere destek hakkı doğurmaz mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Ekşi…

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakanın yanıtlamasını rica ettiğim bir sorum var Sayın Başkan.

Deniz kuvvetlerimizin komuta kademesinin yani albay ve üst rütbeli subayların yüzde kaçı hâlen tutukludur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle “Vicdani retle ilgili bir düzenleme düşünüyor musunuz?” diye bir soru vardı. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bu vicdani retten dolayı birkaç sefer mahkûmiyete uğradı. Dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mahkûmiyet sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde vicdani retle ilgili bir çalışma düşünülmektedir. Ancak bunun içeriği şu doğrultudadır. Diyor ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi: “Bir kimseye bir suçtan dolayı bir ceza verdiniz. Aynı suçu tekrar yapıyor, tekrar ceza veriyorsunuz; aynı suçu tekrar yapıyor, tekrar ceza veriyorsunuz.” Yani firar suçunu veya üzerine üniforma giymeme veya askerliğe gitmeme suçunu müteaddit defalar işliyor ve bunun hakkında da durmadan davayla ya içeri alıyorsunuz ya dava… Buna “Medeni ölüm” diye bir tabir vermiş. Dolayısıyla “Bir suçtan dolayı bir insanı medeni ölüme mahkûm etmek demokratik bir ülkeye yakışmaz.” diyor, “Alternatif bir suç işlediniz. Dolayısıyla bir ceza verin.” diyor.

Şimdi, dolayısıyla vicdani retten dolayı alternatif görev, çalışma biçimleri değil, ancak bu askere sevk edilmiş olmasına rağmen askere gitmemeye bir ceza öngörülmektedir. Yani kişiye “Ya askerlik ya bu ceza.” diyerek bir tercih hakkı tanınması doğrultusunda bir çalışmamız vardır diye düşünüyorum.

Bu farklı çalışma vicdani reddin başka alternatiflerini karşılar mı karşılamaz mı, ona bir şey demem ancak bizim yaptığımız çalışma sadece bu doğrultudadır. Yani bir şeklide “medeni ölüm” şeklinde ifade edilen bir cezalandırmayı biz ortadan kaldırmayı düşünüyoruz, bir çalışma o.

Bir başkası -Sayın Serindağ’ın idi- Bülent Arınç’la ilgili. Bununla ilgili soruşturma devam ediyor bildiğim kadarıyla. Eğer farklı bir…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İki sene oldu!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ya üç yıl oldu, dört yıl oldu da ne yapalım, bu yargı da bizim, bu savcılar da bizim, bu hâkimler de bizim! Yani gönül arzu eder ki bunun neticesi bu zamana kadar olmasın, suç varsa iddianame düzenlensin, dava açılsın, eğer suç yoksa “Kovuşturmaya yer yoktur.” diye de kararını versin. Şu ana kadar, bildiğim kadarıyla -eğer arkadaşlar farklı bir bilgi verirlerse yine size iletirim- ne “Kovuşturmaya yer yoktur.” diye karar verildi ne de bir iddianame düzenlendi. Soruşturma gizlidir, bu hâlâ devam ediyor, söyleyebileceğim bu kadar.

Soruşturma gizli. Dolayısıyla “Suikast iddiası doğru değildir.”, “Vardır.” sözü benim diyeceğim bir husus değil ki. Bu soruşturmayı yapan savcıların… Şeye giren de ben değilim, o gizli bölmelere veya o belgeleri veya ifadeleri alınanların ifadelerini okuyan falan da değilim. Gizli. Hiç kimsenin sahip olmaması lazım. Dolayısıyla onlar karar verecek.

Bir hususu söyleyeyim: Bakın, biraz önce söyledik ya, “Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma…” diye bizim milletvekillerimizin yeminleri var. O yeminlerinde… Anayasa’nın bir maddesini okuyorum: “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” Anayasa bunu söylüyor. Biz milletvekilleri “Anayasaya sadakattan ayrılmayacağımıza…” diye söz veriyoruz, fakat…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakanım, burada kanun çıkartıldı. Görülmekte olan bir davayla ilgili kanun çıkarttık.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yani sonuçta bakın, bu Anayasa’ya sadakat sadece benim değil, hepimizin ortak sorumluluğu. Anayasa’yı millet kabul ediyor, bizim de ona uymamız gerekli diye düşünüyorum.

TURHAN TAYAN (Bursa) – Sayın Başbakan uymuyor bu Anayasa maddesine.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Orada öyle yazıyor da burada öyle değil.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – İşte ne diyelim? Ama sonuçta Anayasa herkesi bağlar. Anayasa Meclisi bağlar, mahkemeleri bağlar, milleti bağlar.

TURHAN TAYAN (Bursa) – Sayın Başbakanı da bağlar.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Onda şüphe yok, herkesi bağlar. Biz “Hiç kimseyi bağlamaz.” demiyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kanun çıkarttınız burada görülmekte olan davayla ilgili.

TURHAN TAYAN (Bursa) – Kendisini bağlı kılmıyor, Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla da biz Türkiye’de bazı…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bu Anayasa’nın çiğnenmedik yeri mi kaldı efendim? Her yerini çiğnediler.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – İşte ne diyelim? Ama yani daha önce böyle oldu diye bizim de bu Anayasa kuralını tekrar tekrar ihlal etmemiz de doğru değildir diye düşünüyorum.

Yine bir başka soru Sayın Erdemir’indir. “Komşu ülkelerdeki çatışan gruplara Türkiye silah ve mühimmat sağlamakta mıdır?” diye bir sorusu var. Türkiye komşu ülkelerde silahlı mücadele veren hiçbir gruba silah ve mühimmat sağlamamaktadır, eğitim verilmemektedir. Biz Suriye’deki Esad rejiminin zulmünden kaçan Suriye vatandaşlarına Türkiye’de barınma imkânı sağlıyoruz. Açık kapı politikası şey ettik. İki alternatif var: Sınırları kapatırsanız Suriye halkını Esad’ın insafına terk etmiş olursunuz ya da sizden yardım dileyene, sığınma talep edene kapılarınızı açarsınız. Bizim, tarihten gelen geleneğimizde kapıya vurana her zaman “Hoş geldin, sefa geldin…” “Aman dileyene el kalkmaz.” derler. Yardım dileyene yardım verilir.

Tabii, Sayın Ekşi’nin “Deniz Kuvvetleri Komutanlığında görevli olanların yüzde kaçı tutuklu?” diye bir sorusu vardı. Arkadaşlar bu konuda yazılı bir cevap hazırlayıp verecekler, Sayın Ekşi’ye iletecekler.

Yine bir başka, Sayın Dışişleri Bakanımız, “Suriye’deki bu olaylar Suriye’nin iç işi değildir.” dedi. Şimdi, Sayın Dışişleri Bakanımız şunu vurgulamak istedi: Bakın, insan hakları artık sadece bir ülkenin kendi iç işi olmaktan çıkmıştır. Gerek Türkiye için…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Suudi Arabistan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Aynen katılıyorum, hiçbir ayrım yok, aynen katılıyorum. Gerek Suudi Arabistan’da gerek Suriye’de gerek Türkiye’de…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Niye müdahale etmiyorsunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …eğer bir insan hakkı ihlal ediliyorsa bizim ülkemizde veya Suudi Arabistan’da veya Suriye’de veya buradaki herhangi bir kimsenin kalkıp da “Bu insan haklarının ihlali o ülkenin iç sorunudur, bizi ilgilendirmez.” deme durumunda değildir. Bu, insan olmaya yakışmaz, insan haklarının evrensel olması ilkesine yakışmaz. Bizim, mağdur, mazlum nerede varsa kimliğine bakılmaksızın onların hakkını savunmamız lazım. “Mazlum milletlerin sesi olduk.” diye söylüyoruz. Nasıl mazlum milletlerin sesi? Bu, Atatürk’ten beri gelen… Dolayısıyla da burada tek yapılan şey, insan haklarına sahip çıkmaktır, hiçbir yerdeki insan haklarının ihlal edilmemesi. Bu, Suudi Arabistan da olsa aynen dile getirmemiz lazım, Bahreyn de olsa, Suriye de olsa. Biz bunu söylüyoruz. Bunda bir yanlışlık var mı? “Suriye’deki insan hakları Esad rejiminin iç işi değildir.” dersek siz de pekâl⠓Suriye’deki insan hakları Esad rejiminin iç işidir.” diyebilirsiniz, biz bir şey demeyiz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ömer El Beşir’i nasıl misafir ettiniz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Tabii bir başkası Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu. Sayın Milletvekilim, güzel bir soru. İşte “Bir pilotun maliyeti… Ne kadara mal oluyor? Dolayısıyla, içeride kaç pilot tutuklu? Dolayısıyla hepsinin toplam maliyeti ne kadar oluyor?” diyerek, bununla ilgili de arkadaşlar…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Çok güzel bir soru.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Evet, kesinlikle, ben de aynı fikirdeyim.

Dolayısıyla arkadaşlarım bir çalışma yapacaklar.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Cevabın da güzel olmasını istiyoruz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yazılı olarak da dört başı mamur bir cevap vereceğiz inşallah.

Yine bir başka husus: Sayın İlker Başbuğ, eski Genelkurmay Başkanımız –yapmış olduğu hizmetler için de teşekkür ediyoruz- yine onunla ilgili. Biraz önce Anayasa’nın hükmünü okudum: “Görülmekte olan dava hakkında yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılması…” Sonuçta bizden şu bekleniyor: Mahkemesini biz tespit edelim, hatta hakkındaki hükmü de biz verelim. Yani biz bunu…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Hayır, Anayasa tespit etmiş. Biz değil Anayasa tespit etmiş.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Amenna, hepimiz Anayasa’ya bağlıyız, diyoruz ki: Anayasa’da ne yazıyorsa, mahkemeler de Anayasa’ya uymak zorundadırlar.

TURHAN TAYAN (Bursa) – Hükûmet de uyacak Sayın Bakan, Hükûmet de uyacak!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sonuçta bu yargı bizim, biz dile getirelim. Anayasa’ya uymuyorlarsa…

TURHAN TAYAN (Bursa) – Hükûmet de uyacak Anayasa’ya. Grup toplantılarında Sayın Başbakan infaz kararı veriyor, hüküm veriyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aziz Yıldırım’la ilgili niye açıklamalarda bulundunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus: Yani Türkiye’deki bu yargı sürecinin Amerika tarafından yönlendirildiğini söylemek. Bu, Türk yargısına hakarettir diye düşünüyorum. Yani sonuçta bir devlet üç temel üzerine; yasama, yürütme, yargı... Eğer siz sadece bu üç temelden birisini çökertirseniz yazık olur diye düşünüyorum.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Bakan, Deniz Feneri’nde savcıları niye aldınız madem öyle?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, evet…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, süreniz tamam efendim, çok teşekkür ediyorum.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Peki, teşekkür ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, bir süre de biz ihlal etsek…

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Süre…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bir sorumuz var. Bir süre de biz ihlal etsek, Hükûmet ihlal etti, bir de biz ihlal etsek.

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evet, teşekkür ediyoruz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, teşekkür ederiz efendim anlayışınız için.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Biz de istiyoruz.

BAŞKAN – Demiröz, siz konuşmadınız mı?

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Hayır efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Korkmaz.

Size de vereceğim Demiröz, tamam.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Serindağ konuştu.

Buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana aracılığınızla sormak istiyorum: Kara Havacılık Okulunun Isparta’ya taşınmasıyla ilgili birçok bilgi ve demeçler bir süredir Isparta kamuoyunu meşgul ediyor. Ancak şu ana kadar herhangi bir somut gelişme olmamıştır, hemşehrilerimiz de bir merak içerisindedir. Böyle bir projeniz var mıdır? Isparta kamuoyunun beklediği böyle bir taşınma için Genel Kurulda biz Isparta milletvekilleri aracılığıyla Isparta kamuoyuna bir müjdeniz olacak mı? Yahut ne zaman bu projeyi gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Demiröz, son olarak buyurun.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bugün sabahleyin, bir televizyon programında, bir partinin genel başkanının çok büyük bir iddiası vardı. Düşen uçağımızın uçaksavar gemiyle Ruslar tarafından düşürüldüğünü, Hükûmetin, istihbaratın, sizlerin de bunu bildiğini ama vatandaşın gözünden kaçırıldığını iddia etti. Bu konuda bilginiz var mı, bunu sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, bir tanesi, Isparta’yla ilgili. Biliyorsunuz, Etimesgut’ta bir havaalanımız var. Bu Etimesgut’taki havaalanımızın ve tesislerinin Isparta’ya taşınması doğrultusunda karar alındı ve Isparta’da kamulaştırma işlemleri de başlatıldı, ödenekleri de artırıldı. 2014 yılının sonundan itibaren Etimesgut’taki askerî havaalanı Isparta’ya müştemilatıyla birlikte taşınacaktır.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Burdur… Sayın Bakanım, Burdur ne olacak?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Etimesgut ne olacak,  TOKİ’ye mi vereceksiniz efendim? Orayı da TOKİ’ye mi vereceksiniz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başkası, Burdur’daki yerle ilgili. Biliyorsunuz, temel askerlik… Bu, bedelli askerlik veya dövizli askerlik; birisi yurt dışında olanlar için, birisi yurt içinde olanlar için. Bunlar için bedelli veya dövizlide temel askerlik eğitimi Burdur’da önceden yapılıyordu. Bu temel askerlik eğitimi kaldırıldı, kaldırılınca da tabii, Burdur’daki esnafımızın da mağduriyeti ortaya çıktı. Biz bu mağduriyeti gidermek için yurt dışındaki silahlı kuvvetler unsurlarının, mesela Libya vesair unsurların Türkiye’den eğitim talepleri oldu. O eğitim taleplerinin öncelikle Burdur’da yerine getirilebileceği şeklindeki görüşü Bakanlar Kurulunda açıklamış durumdayız. İnşallah, ikili sözleşmeler devam ediyor, kesinleşirse böyle bir çalışma orada yapılacak.

Bir başka husus: Bu…

BAŞKAN – Sayın Demiröz’ün bir sorusu vardı Sayın Bakanım, son olarak.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Tamam efendim, şimdi onu söylüyorum. Evet, “Uçağımız nasıl bir silahla vurulmuştur?” değil mi, bu doğrultudaydı?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Tekrar etsin.

BAŞKAN – Düşüren kimdi?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Tamam.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Tekrar etsin, soruyu tekrar etsin.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, yok, aynen bu. Şimdi, “Uçağımız nasıl bir silahla vurulmuştur?” şeklinde…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Hayır, hayır efendim. Sayın partinin genel başkanı şöyle dedi televizyon programında, iddiası şuydu: Ruslara ait bir uçaksavar gemisi tarafından vurulduğunu, Suriye tarafından vurulmadığını; bunu Hükûmetin, sizlerin bildiğini ama vatandaştan, kamuoyundan kaçırdığınızı ifade etti.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bu sözü kim söylediyse, hangisi söylerse söylesin doğru değildir. Yani bilerek, bilgimiz dâhilinde söylüyorum, doğru değil. Şu ana kadar gerek Dışişleri Bakanlığımız gerek Başbakanlık tarafından her ne açıklama yapıldıysa hepsi doğru. Kesinlikle, bakın hiçbir şeyin, yalan, doğru olmayan şeyin gizli kalabilmesi mümkün değildir. Her şey mutlaka ortaya çıkar. Şu ana kadar milletimize, ne biliniyorsa hepsi bire bir aynen… O genel başkanlara da aynı sunum yapılmıştı, hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla bu söylenen söz doğru değildir. Bizim elimizde  böyle bir bilgi yoktur, Suriye tarafından vurulduğu şeklinde.

İki, diğeri doğru değildir. Akıl mantık da almaz yani onu söyleyeyim.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Çok iddialı konuştuğu için…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ  (Sivas) –  Yok, aynen öyle. Kesinlikle milletimize ne bilgi verilmişse hepsi doğru.

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınız sunacağım.

Madde 12 üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –  Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – 13’üncü maddeyi oylarınıza sunacağım. Ancak oylamadan önce yoklama talebi vardır.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Tayan, Sayın Serindağ, Sayın Özkan, Sayın Aslanoğlu, Sayın Öner, Sayın Tezcan, Sayın Soydan, Sayın Demiröz, Sayın Erdemir, Sayın Dinçer, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Ekinci, Sayın Ediboğlu, Sayın Ayaydın, Sayın Topal, Sayın Akar, Sayın Tanal, Sayın Fırat, Sayın Gümüş.

Sayın milletvekilleri, yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ve Çankırı Milletvekili Hüseyin Filiz ile 1 Milletvekilinin; Harp Akademileri Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Savunma Komisyonu Raporu (2/697) (S. Sayısı: 300) (Devam)

BAŞKAN – 13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarı kanunlaşmıştır, hayırlı uğurlu olsun.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 27 Haziran 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                             Kapanma Saati: 23.20

 

 

 



(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(*) 300 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.