TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                121’inci Birleşim

                                                                                            19 Haziran 2012 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Muğla Milletvekili Ali Boğa’nın, 10 Haziran 2012 tarihinde Muğla Fethiye’de meydana gelen depreme ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, yurt dışında yaşayan vatandaşların oy kullanmasına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın ormanlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Hakkâri’de 8 askerin şehit olmasına ve 16 askerin yaralanmasına ilişkin konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Hakkâri’nin Dağlıca bölgesinde 8 askerin, Hatay Belen’de 1 askerin şehit olmasına, Hükûmetin sınır ötesi operasyon yetkisini etkinlikle kullanması gerektiğine ve ülkücü ve milliyetçilerin imanını sorgulayan anlayışı kınadığına ilişkin açıklaması

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Hakkâri’nin Dağlıca bölgesinde 8 askerin terör örgütü tarafından şehit edilmesine ve terörle özgürlüklerin inşa edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Hatay’da, Hakkâri’nin Dağlıca bölgesinde ve Şanlıurfa Cezaevinde hayatını kaybedenlere ve Hükûmetin silahlı çatışmayı sonlandıracak tedbirleri birinci sırada gündeme alması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Yüksekova Yeşiltaş Karakoluna PKK terör örgütü tarafından saldırı girişiminde bulunulması sonucu çıkan çatışmada 8 askerin şehit olmasına ve 19 askerin yaralanmasına, terörün son bulması için her türlü tedbirin alınacağına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Hakkâri’de ölenlere, Hükûmet ve Meclis olarak çatışmaya son verecek adımlar atmak gerektiğine ve son günlerde cezaevlerinde yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapanların gece çalışmaları nedeniyle izinli sayılmalarına ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Dersim olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/319)

2.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, kadına yönelik fiziksel, ekonomik, siyasal ve benzeri her türlü şiddetin kadın sağlığı üzerinde yarattığı etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/320)

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, ülkemizde yaşanan kadınlara yönelik cinayetlerin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/321)

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, (2/458) esas numaralı Şehit Yakınları ile Gazilerin Toplumsal ve Ekonomik Durumlarının İyileştirilmesi ile Bazı Kanun ve KHK’lerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/53)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 26 Haziran 2012 Salı  günkü birleşimde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 27 Haziran 2012 Çarşamba günkü birleşimde de sözlü soruların görüşülmemesine; 279, 287 ve 280 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- (10/49, 113, 118, 252, 253, 254, 255, 256, 257 ve 258) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonuna üye seçimi

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277)

 

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Süleyman Çelebi ve 6 milletvekilinin tasarının başlığının değiştirilmesine ve bu doğrultuda tasarı metninde geçen bir ibarenin tüm metinde değiştirilmesine yönelik önergelerini İç Tüzük’ün 87’nci maddesine uygun bulmadığından işleme almaması nedeniyle Başkanın tutumu hakkında

 

XII.- OYLAMALAR

1.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın oylaması

 

XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Ali Sami Yen Stadı’nın bulunduğu taşınmaza ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/6932)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, hal kayıt sistemine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/7020)

3.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, gümrük muayene memurlarının denetmen ve denetmen yardımcılığı kadrolarına geçişlerinin engellenmesine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/7022)

4.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, eski model araçlardan yüksek oranda vergi alınacağı iddialarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/7050)

5.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Habur Sınır Kapısındaki yoğunluğa ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/7148)

6.- Antalya Milletvekili Tunca Toskay’ın, muhtaç aylığı bağlananlara ve burs verilen öğrencilere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/7149)

7.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, 2002-2012 yılları arasında Adana’da yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7178)

8.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Refahiye ilçesinde bulunan Gülen ve Dumanlı ormanlarında sarıçam ağacı kesiminde kıyım yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/7249)

9.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Asker Hastanesinin kapatılacağı yönündeki iddialara ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/7275)

10.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, 2002-2012 yılları arasında Adana’da yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/7277)

11.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, yabancılara toprak satışına ve bunun doğuracağı sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7293)

12.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Hal Kayıt Sistemi uygulamasına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/7319)

13.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Habur Sınır Kapısındaki yoğunluğa ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/7320)

14.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Habur Sınır Kapısına atama yapılması planlanan boş kadrolara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/7321)

15.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 20-25 Nisan 2012 tarihlerinde Habur Sınır Kapısından giriş-çıkış yapan kişi sayısına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/7322)

16.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 20-25 Nisan 2012 tarihlerinde Sarp Sınır Kapısından giriş-çıkış yapan kişi sayısına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/7323)

17.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Arhavi Çay Fabrikasında olası bir kazının yol açabileceği sorunlara ve fabrikanın taşınmasına yönelik taleplere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7337)

18.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Bursa’da son 5 yılda kiralanan kadastro harici arazilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7353)

19.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, yabancılara taşınmaz satışının doğuracağı sorunlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7369)

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2011-2012 yıllarında yaş sebze meyve üretimi ve ihracatına,

Seracılığa ve bunun kapasitesinin artırılmasına,

Sera üretici birliklerini teşvik edici çalışmalara,

Sera ürünlerinin fiyatını belirleyecek bir müdahale kuruluşu oluşturulup oluşturulmayacağına,

Seraların ve sera ürünlerinin eksikliklerinin giderilmesine yönelik çalışmalara,

Ülkemizdeki seracılığın sorunlarını azaltmaya yönelik çalışmalara,

Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları nedeniyle cezaevlerine giren çiftçilere,

Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’ta don ve sel olaylarından dolayı çiftçilerin yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesine,

Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kredi alan üreticilerin borçlarına,

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2009-2011 yılları arasında hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele ve özlük haklarına,

2009-2011 yılları arasında Ziraat Bankasından ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden alınan üretici kredilerine,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/7375), (7/7376), (7/7377), (7/7378,) (7/7379), (7/7380), (7/7381), (7/7382), (7/7383), (7/7384), (7/7385) 

21.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, muz ithalatında üç firmaya ayrıcalık yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/7386)

22.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya’da kapatılan askerlik şubelerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/7404)

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, sanat ve sanatçıyla ilgili görüşlerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/7414)

24.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, koruma altında bulunan çocukların bağlı kurum ve kuruluşlarda istihdamına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7448)

25.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, İstanbul ve Ankara’da hava kirliliğinin önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7449)

26.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya ilini de kapsayan Bölge Çevre Düzeni Planına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7450)

27.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Sivas-Koyulhisar-Ortakent yöresinde faaliyette bulunan madencilik şirketiyle ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı  (7/7451)

28.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, İngilizlerin Türkiye’de satın aldığı gayrimenkul miktarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7452)

29.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, koruma altında bulunan çocukların bağlı kurum ve kuruluşlarda istihdamına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı  (7/7473)

30.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, orman yangınlarına ve alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/7517)

31.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, Lüleburgaz’da yapılması planlanan projelere ilişkin Başbakandan sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/7549)

32.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa ilinde çarpık kentleşme ve ulaşım sorunlarını çözmek için planlanan projelere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7575)

33.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, İstanbul’daki Tekel Likör Fabrikasının yıkım kararına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7576)

34.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansının yaptığı gezilere ve desteklenen projelere ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/7616)

35.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, iklim değişikliklerinin önlenmesine ve sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleşmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7643)

36.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, inşaat yapımında geçici ustalık yetki belgesine sahip olanların çalıştırılabilmesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı  (7/7732)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

19 Haziran 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 10 Haziran 2012 tarihinde Muğla Fethiye’de meydana gelen deprem hakkında söz isteyen Muğla Milletvekili Ali Boğa’ya aittir.

Buyurun Sayın Boğa. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Muğla Milletvekili Ali Boğa’nın, 10 Haziran 2012 tarihinde Muğla Fethiye’de meydana gelen depreme ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİ BOĞA (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; hepinizi en derin sevgilerimle selamlıyorum.

Bugün 10 Haziran 2012 tarihinde Fethiye ilçe merkezli olarak meydana gelen 6 şiddetindeki depremle ilgili gündem dışı konuşma talebinde bulunmuştum. Ancak sabahın erken saatlerinde Hakkâri’den gelen 8 şehidimizin haberi yüreğimizi burktu, maalesef cümleler boğazımızda düğümlendi. Bu çerçevede 8 şehidimize Cenabıallah’tan rahmet dilerken, aziz Türk milletine, 8 şehidimizin ailelerine Allah’tan sabır ve başsağlığı temenni ediyorum. Milletimiz her zor günde bir araya geldiği gibi, terörün destekçisi olanlarla birlikte terörün kendisini de lanetleyerek yok etmeye muktedirdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, 10 Haziran günü, ben kendim de kendi ilçem olan Fethiye’deyken, saat 15.44’te 6 şiddetinde bir depreme yakalandık. Depremin Ölüdeniz açıklarında, 35 kilometre mesafede olduğu Kandilli Rasathanesi tarafından açıklandı. Fethiye’de depreme bina içinde yakalanan hemşehrilerimizi de ciddi manada korkutan depremi Allah’a şükürler olsun ki hiçbir can kaybı, yıkım, hasar vermeden atlatmış durumdayız; esas, depremin sonucunda sevindirici olan tarafı bu. Ancak depremin ardından, depremi takip eden günlerde bir tsunami korkusu aşılanmaya ya da söylenti şeklinde çıkmaya başlayınca, tsunami meydana gelmedi ama -biliyorsunuz tsunami denizde meydana geliyor- korku tsunamisi oluştu ve hiçbir şey olmadığı hâlde insanlarımız geceyi sokakta geçirmek zorunda kaldılar.

 

Hepinizin bildiği gibi, Muğla ve Fethiye turizm alanında çok önemli katkıları olan bir yöremiz. Tabii, tsunami olacağı korkusu ve depremin korkusu olunca, dış rezervasyonlarda olmamakla birlikte, iç turizm rezervasyonlarında iptaller oldu. Ancak depremden sonra hem Kaymakamlık hem de resmî kuruluşlar nezdinde yapmış olduğum temaslarda şunu gördüm: Hem devletimiz hem Hükûmetimiz bölgeye duyarlı olarak yaklaşmış, ilgili bakanlarımız ilgili birimleri arayarak durum hakkında bilgi istemişlerdir, birçok milletvekilimiz de benim bölgede olduğumu bildikleri için arayıp geçmiş olsun dileklerinde bulunmuşlardır, hepsine teşekkür ediyoruz.

Bildiğiniz gibi, hem Fethiye 1957 yılında önemli bir deprem geçirmiş ve tamamen yıkılarak yeniden inşa edilmiş bir ilçemiz hem de ülkemiz 1999 yılında önemli bir deprem yaşamış durumdadır. O bakımdan, biz, depremlerle beraber yaşamaya, depremlere uygun yapıları imal etmeye devam etmek durumundayız. Fethiye’deki deprem sonunda herhangi bir yıkımın olmaması sevindiricidir ancak Kaymakamlığımızın da teşebbüsüyle Kaş ile Köyceğiz arasını içine alacak cep bir deponun oluşturulmasına ihtiyaç olduğu görülmüştür. Eğer kış gününde olsaydı, çadır talepleri, sıfırıncı dakikada ne yapacağımızın stratejisine hazır olmadığımız için belki bir sıkıntı yaşayabilirdik ama bu dönemde o bölgeye bir cep depo oluşturulması ve ilk üç dört saatlik ihtiyaca cevap verebilecek bir yapının geliştirilmesine ihtiyaç olduğu görülmüştür.

Bu çerçevede, Allah’ın milletimizi daha büyük depremlerden korumasını, daha büyük afetlerden korumasını dileyerek konuşmama son veriyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum, hemşehrilerime de geçmiş olsun dileklerinde bulunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, yurt dışında yaşayan vatandaşların oy kullanması hakkında söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’a aittir.

Buyurun Sayın Özbolat. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, yurt dışında yaşayan vatandaşların oy kullanmasına ilişkin gündem dışı konuşması

 

DURDU ÖZBOLAT (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın oy kullanmaları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sabahleyin aldığımız… Dağlıca’da yine 8 şehit, 16 yaralı askerimizin olması bizi derinden üzmüştür. Kürt sorununun çözümü için konuşulduğu bugünlerde, böyle bir dönemde böyle bir olayın olması ayrıca üzüntü vericidir. Şehitlerimizin ailelerine başsağlığı, yaralılara şifalar diliyorum.

Sabahleyin bir telefon daha geldi Elbistan Sulama Birliğimizden. Elbistan Ovası Türkiye'nin dördüncü büyük ovası ve sulu bir ova. Ne yazık ki elektrik borçlarından dolayı Akedaş oradaki sulama birliğinin elektriğini keserek, Afşin-Koçova köyü başta olmak üzere, tarımla ilgili vatandaşlarımızı son derece mağdur etmiştir. Bu durumun düzeltilmesi gerekiyor.

Ayrıca, dört cezaevinde isyan haberi ve cezaevlerindeki kapasitenin büyük boyutlara ulaşmasının, 126 bine yakın tutuklu ve mahkûma kapasitelerinin yetmemesinin cezaevlerinde artık isyana neden olduğunu görmek… 13 vatandaşımızın öldüğü, 5 vatandaşımızın yaralı olduğu Urfa’daki bu sıkıntılı durumu da sizinle paylaşmak istiyorum.

148 adliyenin kapatıldığını, buna Nurhak ve Hacıbektaş adliyelerinin de dâhil olduğunu gördüğümüzde ayrıca bir üzüntü…

Özel yetkili savcıların 12 Eylül adaletini aratacak şekilde artık yazarlardan, çizerlerden, ordudan, askerden iş adamlarına doğru yöneldiğini görmek, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla ilgili sürecin ne kadar haklı ve doğru olduğunu gösteriyor. Artık özel yetkililer sokaktaki iş adamlarına yöneldiler.

9 Mayıs 2012 tarihinde yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın oy kullanmalarıyla ilgili kanuni düzenleme gerçekleşti. Birçok eksiğinin olmasına rağmen, yurt dışında 5,5 milyon insanımızın yaşadığını düşünürsek ve 2 milyon 800 bine yakın vatandaşımızın seçmen olduğu hesaplanırsa, bu kanunun ne kadar önemli ve gerekli olduğu ortaya çıkar. Yalnız, vatandaşlarımıza sadece seçme hakkının verilmesi ama seçilmeye yönelik bir düzenlemenin olmaması büyük bir eksikliktir.

Değerli arkadaşlar, 95 yılında bu kadar seçmenimiz içerisinde 87 bin, 99’da 66 bin, 2002’de 115 bin, 2007’de 228 bin, 2011 seçimlerinde de 129 bin vatandaşımız ancak oy kullanabilmiştir. Bu sayının en az 2,5 milyona ulaşabilmesi mümkün ama vatandaşlarımızın Türkiye’deki Parlamentoda görev yapacak milletvekillerini sadece seçmek gibi bir derdinin de olmadığını bilmemiz gerekiyor. Onun için -sadece 550 kişilik Parlamentomuz var ve seçmen sayımız aşağı yukarı 50 milyon- 2 milyon 800 bin seçmenin yurt dışında olduğu, yaşadığı düşünülürse, buna bir düzenleme yapmamız gerektiği inancındayım.

Sık sık yurt dışına gittiğimiz için, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bu konuyla ilgili son derece muzdarip olduklarını bilmenizi istiyorum. En azından 25 milletvekilinin Avrupa milletvekili gibi değerlendirilerek, Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın seçilebilmesinin de önünü açmamız gerekiyor. Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımız, şu veya bu nedenle, yaşadıkları ülkede hem kendi sıkıntılarını hem de ülkemizin sıkıntılarını ne yazık ki yeteri kadar dile getiremiyorlar. Elçiliklerimizin ve Avrupa’daki yaşadıkları ülkenin sıkıntılarını giderebilecek en az bir 25 kişilik Avrupa milletvekilliği, hem Avrupa’ya giriş sürecinde Türkiye’ye çok katkı sağlayacaktır hem de Avrupa’da yaşamak zorunda kalan vatandaşlarımızın Avrupa’daki siyasi partilerle bir uyum içerisinde çalışabilecekleri, siyasi partilerin bir öneride bulunacakları bir hâle dönüştürülmelidir.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız, şu veya bu nedenle yaşadıkları ülkede asimilasyon politikalarına direnebildikleri kadar direniyorlar ama nerede olurlarsa olsunlar yürekleri Türkiye’de atıyor.

Ben Kahramanmaraş Milletvekili olarak 150 bine yakın vatandaşımızın Avrupa’da olduğunu dikkate alarak şunu sizinle paylaşmak istiyorum: Değerli arkadaşlar, bu 9 Mayısta gerçekleştirdiğimiz yurt dışındaki vatandaşlarımızın oy kullanmasının önünün açılması son derece olumlu ama aynı zamanda, orada oy kullanacak vatandaşlarımızın Türkiye’de siyaset yapmalarının önünü açmak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURDU ÖZBOLAT (Devamla) – Ben bunun en kısa zamanda giderileceğine inanıyorum ve böyle bir fırsatı verdiğiniz için de teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Kahramanmaraş’ın ormanları hakkında söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın ormanlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün sabahleyin, hepimizin malumları olduğu üzere, doğuda 8 tane askerimiz şehit olmuş, 16 tane askerimiz maalesef yaralanmıştır. Yine evlere ateş düşmüştür, ocaklara ateş düşmüştür, yine anaların içi yanmıştır, Türk milletinin içi yanmıştır. Temenni ediyorum ki bu son olay olur ve buradan şunu diyorum Adalet ve Kalkınma Partisinin tüm milletvekillerine, Parlamentoya, Bakanlar Kurulumuza, Başbakan Tayyip Erdoğan’a: Yeter artık! Bu terör bitsin. Buna, burada, bu noktayı koyalım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş, Ahır Dağı’nın eteklerinde kurulmuş, Akdeniz Bölgesi’nin iklimini taşıyan ve her tarafı ormanlarla kaplı bir şehrimiz ama maalesef, kırk sekiz saat önce Kahramanmaraş Ahır Dağı eteklerinde bulunan Kazma bağlarında, Kazma yaylalarında çok büyük bir orman yangını çıktı. İlk etapta, yangının ilk çıktığı dakikalarda yangın mahallindeydim. Sayın Bakanımızı aradım, sağ olsun yakın ilgi gösterdi. Helikopterler ve uçak yangın bölgesine intikal etti ama maalesef, yangını söndürmeye gücümüz yetmedi, Kahramanmaraş’ın gücü yetmedi, uçaklarımızın gücü yetmedi. Çünkü daha önceden öngörülen, olmazsa olmazlarımızın arasında bulunan orman yollarımız maalesef açılmamış; ikinci bir durum, orman yollarımız açılmadığından dolayı, Kahramanmaraş itfaiyemizin çok büyük gayretleri olmasına rağmen, yangın arazözleri ve yangın, itfaiye ekipleri ormanın içine giremediler. Hava karardıktan sonra uçaklar ve helikopterimiz çalışmaz oldu, gece görüş mesafesiyle ilgili. Sonuç itibarıyla, Orman Bölge Müdürlüğümüzün de büyük gayretlerine rağmen, maalesef yangına en ufak bir müdahalesi söz konusu olamadı; o güzelim, yüzlerle ifade edilen çam ağaçlarımız, ormanlarımız, tabiat güzelliğimiz, Kazma bölgesindeki bu güzellikler maalesef yok olmak zorunda. Hepimizin içi yandı, yüreğimiz sızladı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş’ımızın bu orman yangınıyla ilgili gerçekten çok büyük mücadele verildi ama maalesef Sayın Bakanımızın da devreye girmesiyle –üzülerek söylüyorum- yangına müdahale söz konusu olmadı, yangın yirmi dört saat sonra kendiliğinden söndü.

Kahramanmaraş’ın problemleri yalnız orman yangınlarıyla ilgili değil, birçok problemleri var. Bunların en başında gelen yol problemimiz, okul problemlerimiz, eğitim problemlerimiz, üniversitemizin hâlâ eksik kadroları ve inşaatlarıyla ilgili ödenek sıkıntılarımız hâlâ devam etmektedir.

Yine, Kahramanmaraş’ımızın en büyük sıkıntılarından bir tanesi, tüm ilçelerimizde bulunan, bir tarım memleketi olan Kahramanmaraş’ın sulama birliklerinin elektrik borçlarından dolayı suyu tarlalarına götürememekten kaynaklanıyor. Bugün, tohumları ekilmiş ama maalesef, tarlalarını sulayamadıklarından dolayı çiftçimiz perişan durumdadır.

Yine, keza, kuzey bölgemizde özellikle teröristlere karşı büyük mücadele gösteren korucularımızın durumu hepinizin malumlarıdır.

Onunla beraber Kahramanmaraş’ımızın en büyük problemlerinden bir tanesi de hâlâ köylerimizde su yok. Andırın’ın Torlar köyüne ve bölgesindeki on bir köyümüze bugün, 2012 tarihi itibarıyla, su gitmemekte; ilçe merkezlerinden köylere su gitmektedir.

Kahramanmaraş’ın yine en büyük problemlerinden bir tanesi, yakında yürürlüğe girecek olan teşvik kanunuyla ilgili problemimizdir. 1984 yılında Kahramanmaraş’a verilen teşviklerle bugün 106 bin sigortalıya iş istihdamı sağlayan Kahramanmaraşlı müteşebbislerin, maalesef, önümüzdeki dönemde çıkacak olan bu teşviklerle Kahramanmaraş’a hiçbir katkı sağlamayacağı göz önündedir. Çünkü Kahramanmaraş’ın organize sanayi bölgesi yok, mevcut olan organize sanayi bölgesi de askeriyenin hudutları içerisindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MESUT DEDEOĞLU (Devamla) – Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dedeoğlu.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Hakkâri’de 8 askerin şehit olmasına ve 16 askerin yaralanmasına ilişkin konuşması

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 8 askerimiz şehit oldu, 16 yaralımız var. Söylenecek söz yok; Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum.

20 arkadaşımız söz istediler, ancak sadece sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim. Süre sınırlaması da yok efendim.

Sayın Vural, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Hakkâri’nin Dağlıca bölgesinde 8 askerin, Hatay Belen’de 1 askerin şehit olmasına, Hükûmetin sınır ötesi operasyon yetkisini etkinlikle kullanması gerektiğine ve ülkücü ve milliyetçilerin imanını sorgulayan anlayışı kınadığına ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Millî ve manevi değerlerimize ve bunları koruyan güvenlik güçlerimize bölücü saldırıların yoğunlaştığını müşahede ediyoruz. Bu hain, kalleş saldırılar maalesef Dağlıca’da 8 canımızı aldı, Belen’de 1 canımızı aldı. Ateş Türk milletinin ocağına düşmüştür, sadece şehit ailelerinin ocağına değil. Bu bakımdan “Şehitler ölmez, vatan bölünmez.” demeye devam edeceğiz ve bölücülerin tuzağına milletimizi düşürmeyeceğiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2007 yılından bu yana aldığı ve kahir ekseriyetle Hükûmete verdiği sınır ötesi operasyon yetkisinin de etkinlikle ve ivedilikle kullanılması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bu şehitlerimizin vebali bu yetkiyi kullanmayanların üstünde olacaktır. 

Bir hususu da Sayın Başkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına burada Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun bilgisine arz etmek istiyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, parti olarak kırk üç yıllık şeref ve haysiyetle yürüttüğümüz bir siyasi mücadelenin temsilcileri olarak 51 milletvekiliyle bugün Türkiye Büyük Millet Meclisindeyiz. Bugün burada Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerinin arkasında bu şerefli mücadeleyi yürütmüş yüz binlerce mücadele adamı, asırları aşan bir fikir ve siyaset, devlet ve millet anlayışı vardır. Ülkücü ve milliyetçi hareket olarak, “Nizamı Âlem İlâyi Kelimetullah”  anlayışı içinde can veren, kan veren, emek döken, fedakârlık eden, Türk-İslam davasını bayraklaştıran kadrolarımızın Fatiha konusunda imanını sorgulayan Müslüman Türk milletinin izan, idrak ve insaf ölçüsüne aykırı anlayışı kınıyorum.

Bu mücadele sırasında camiden çıkarken kurşunlanan, okuluna giderken bombalanan, işkenceye maruz bırakılan ülkücü ve milliyetçi düşünceye sahip insanlarımıza bu yakıştırmalar ancak ve ancak milletimizin millî ve manevi değerlerine karşı bir niyet ve duruşu ifade etmektedir. İman ve inançlarımıza çirkefçe yapılan bu iftiraların şirke hizmet ettiği açıktır. Haksız yere idama giderken yazdığı mektubun bir kısmını okuyup “Mustafalar ölür fakat milliyetçilik fikri ve mücadelesi ölmez. Yaşasın yolunda canımı verdiğim Türk milliyetçiliği. Zafer her zaman Cenabıallah’a inananlarındır.” diyen kısmını okumaktan imtina edenlerin hangi istismar arayışında olduğunu onlara yapılan yakıştırma bir kez daha ortaya koymuştur. Fatiha suresinde “Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.” diyen yüce iradenin hükmü doğrultusunda, İslam coğrafyasını ve idrakini değiştirmeye yönelik küresel projelerin taşeronluğuna ve jandarmalığına soyunanlarla mücadele etmeye devam edeceğiz.

Ülkücü ve milliyetçilerin imanını sorgulama hadsizliğine saplanan, Fatiha suresinin anlamını bilmekten uzak bu zihniyeti, Türk milletinin millî ve manevi değerlerini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi vicdanına havale ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İnce…

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Hakkâri’nin Dağlıca bölgesinde 8 askerin terör örgütü tarafından şehit edilmesine ve terörle özgürlüklerin inşa edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Hakkâri Yüksekova Dağlıca Karakolu’nda vatani görevini yapmakta iken terör örgütü tarafından şehit edilen 8 askerimize Allah’tan rahmet diliyoruz; yakınlarının, ulusumuzun ve hepimizin başı sağ olsun diyoruz.

Şu unutulmasın ki, bu ülke sayısız evladını bu vatanın birliği ve bütünlüğünü korumak için kaybetti. Terör ve hain pusularla yeryüzünde özgürlükler, kardeşlikler inşa edilememiştir, edilemez de. O nedenle, terörü destekleyenler, terörle kendilerine bir dava inşa edenler eninde sonunda kaybedecektir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, tekrar şehitlerimize rahmet, yaralılarımıza acil şifa diliyoruz. Ailelerin, ulusumuzun, silahlı kuvvetlerimizin başı sağ olsun diyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan…

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Hatay’da, Hakkâri’nin Dağlıca bölgesinde ve Şanlıurfa Cezaevinde hayatını kaybedenlere ve Hükûmetin silahlı çatışmayı sonlandıracak tedbirleri birinci sırada gündeme alması gerektiğine ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Hatay’da, Hakkâri’de, Dağlıca’da ve dün Şanlıurfa’da 20’yi aşkın yurttaşımızı yitirdik. Bu acı hepimizin. Bu acıda gözyaşının ne rengi var ne dili var ne kimliği var. Bin yıldır kardeşlik hukuku içinde yaşayan kardeşin, otuz yıldır süren çatışma sürecini sonlandırma görevi ve sorumluluğu siyaset kurumunundur, bu Meclisindir, hepimizindir; bu ateşi söndürme görevi hepimizindir. Artık söz zamanı değil, icraat zamanıdır, sonuç alma zamanıdır.

Biz bugün grup toplantımızda da açıkladık, buradan tekrar yeniliyorum, tekrarlıyorum: PKK bundan sonra tüm silahlı –ki daha önce de bu açıklamayı bu kürsüden yapmıştık- faaliyetlerine derhâl son vermelidir. Hükûmet, yetkililer, operasyonel olarak silahlı çatışmayı sonlandıracak ve silahı susturacak, ölümü sonlandıracak en acil tedbirleri bu Mecliste birinci sıra gündeme alarak görüşmelidir. “Birinci sıra gündeme” diyorum. Türkiye'nin en acil gündemi bu olmalı. Eğer ki biz bu silahları susturmadığımız takdirde, siyasal demokratik bir süreçle 21’inci yüzyıl Türkiyesi’nin toplumsal sözleşmesini, yeni anayasasını, kardeşlik hukukunu, eşitlik hukukunu, adalet hukukunu hayata geçirme şansımız da yoktur. Bunun birinci şartı, ölümlerin, acıların, derhâl ama derhâl son bulmasıdır. Kim ki Allah’ını seviyorsa, vicdan sahibiyse, bu ateşin söndürülmesi için elinden geleni yapmalıdır. Oylarıyla bize bu vekâleti veren halkımız, hepsi “Artık yeter.” diyor. Otuz sene -Yüzyıl savaşları bile otuz sene sürmedi- bu ülkenin içinde otuz yıldır süren bu çatışma süreci konusunda artık ne hamaset nutuklarının zamanıdır ne kınamaların. Artık somut adımlarla, somut çözümlerle, Meclisin iradesi –ki bugün en yüksek iradeyle Meclis, seçmeni, halkı, millî iradeyi temsil ediyor- bu olayı siyasi bir süreçle, demokratik bir süreçle, barışçıl bir süreçle sonlandırma şansına, fırsatına sahiptir. Bu konuda bütün partilere çağrıda bulunuyoruz: Artık bunu gündemimizin birinci maddesine alalım. Çatışmasız, silahsız, ölümsüz bir süreç içinde, yeni bir anayasayla kardeşliği, bu Meclisin, bu yüce kuruluş çatısı altındaki felsefesine uygun yeni bir kardeşlik hukukunu kalıcılaştırmak üzere hepimize görev düşüyor.

Allah’tan rahmet diliyoruz, yaralılara şifa diliyoruz, ailelere sabır diliyoruz. Kardeşin kardeşini öldürmesinin de son bulmasını diliyoruz. Bunu da hiçbir siyasi partinin, siyaseten nemalanmamak, kullanmamak üzere son bulmasını istiyoruz. Bu çağrımız yürektendir, samimidir. Bütün kardeşlerimize, bütün milletvekillerine: “Bu konuda artık, gelin, bu Mecliste bir adım atalım. Bu ateşi söndürelim.” diyoruz. Kırlangıç hareketi gibi -Nemrut’un ateşini söndüren- gagasındaki bir damla suyu bile taşıyan bir hareketi bu Meclis gerçekleştirebilir. “75 milyonun sesi, istenirse, bir haftada olabilir, bir haftada bunları susturabiliriz.” diyoruz. Herkesi bu konuda kardeşliğe davet, barışa davet, hep birlikte çözüme davet ediyoruz. Bu çağrım içtendir, samimidir. Bütün partilerin de böyle düşündüğünü farz ediyorum, varsayıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aydın…

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Yüksekova Yeşiltaş Karakoluna PKK terör örgütü tarafından saldırı girişiminde bulunulması sonucu çıkan çatışmada 8 askerin şehit olmasına ve 19 askerin yaralanmasına, terörün son bulması için her türlü tedbirin alınacağına ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiye ne zaman rahata, huzura ve barışa kavuşacakken, ne zaman terörün son bulması için somut adımlar atılmaya başlanırken maalesef hain bir olayla karşılaşıyoruz. Terör örgütü ve onu destekleyenler süreci akamete uğratmak için maalesef başka olaylarla karşımıza çıkıyorlar.

Yine, aynı şekilde, 19 Haziran 2012 Salı günü, bugün sabaha karşı Yüksekova Yeşiltaş Karakoluna PKK terör örgütü mensuplarınca haince saldırı girişiminde bulunulmuş, çıkan çatışmada maalesef 8 askerimiz şehit düşmüş ve 19 askerimiz yaralanmıştır. Bölgede operasyonlar hâlen devam etmektedir. İlk belirlemelere göre, 10 terörist etkisiz hâle getirilmiştir. 19 yaralı askerimizden 5’i Van’a sevk edilmiş olup 14 askerimizin tedavileri de devam etmektedir. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz; yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı diliyoruz; yaralılara da acil şifalar diliyoruz.

Terör örgütüyle mücadele en etkin ve kararlı bir şekilde devam edecektir. Bu vesileyle, terörü bir kez daha lanetliyoruz ve terörün son bulması için gereken her türlü tedbirin alınacağını ve bu manada da bütün siyasi unsurların da samimi davranmaları gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Bu acı hepimizin acısı, 75 milyonun acısı ve bu acının son bulması adına da, bu millet adına da, burada da siyasi partilerin bunun üzerinde siyaset yapmadan samimi bir şekilde bir araya gelmeleri ve bu şiddet ortamının son bulmasını bizler de arzu ediyoruz.

Bu vesileyle, bir kez daha, tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz, milletimizin başı sağ olsun diyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Grubu olmayan milletvekilleri adına Sayın Tüzel, buyurun.

5.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Hakkâri’de ölenlere, Hükûmet ve Meclis olarak çatışmaya son verecek adımlar atmak gerektiğine ve son günlerde cezaevlerinde yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, Hakkâri’de ölen gençlerimizin haberi halkımızı derin üzüntüye boğmuştur. Ben de halkımıza baş sağlığı ve sabırlar diliyorum.

Bitmeyen bu acıların son bulması için laf dolandırmak değil, Hükûmet ve Meclis olarak halkın isteklerine yanıt verecek bir çalışma yapmak, çatışmaya son verecek adımlar atmak artık kaçınılmazdır.

 Urfa Cezaevinde koşullara isyan eden 18-34 yaş arasındaki 15 mahpusun ölümü ve Adana, Osmaniye, Antep Cezaevindeki isyanlar Bakanlığa ve Hükümete bir uyarıdır. Katliama dönüşen ölümler, hak arayan, isteyen herkesi tutuklayarak sindirmeyi yol bilen ve ülkeyi toplama kampına dönüştüren bir diktatörlüğün aynasıdır cezaevleri. 60 binden 130 bine çıkan mahpus sayısı AKP Hükûmetinin karnesidir. Bozuk düzen suç üretmektedir. Hükûmet işkencehaneye dönüşen, kapasitesinin 3 katında nüfus barındıran ve bu acımasızlığa isyan edenlerin yanıp köz olmasına göz yumulan bu cezaevlerinin yerine yenisini yapmayı değil, insanları işe, barışa, özgürlüğe kavuşturacak bir çalışma yapıp derhâl halka hesap vermelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, bizlerin de var söz talepleri, kısa açıklamalarımız var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, baştan açıklamasını yaptım efendim. Lüften…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Böylesi bir günde milletvekillerinin söz hakkını niye kısıyorsunuz?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Böylesi bir günde bu sözü kısmamalısınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben açıklamasını yaptım efendim.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Neyin açıklamasını yapıyorsunuz  Sayın Başkan? Bari böylesi bir günde yapmayın Allah aşkına yahu!

BAŞKAN – Sayın Oğan, böyle bir usulümüz yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – On dakika geç başlasak ne olur?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Yani bir dakika sözü çok mu görüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Oğan, grup başkan vekillerine söz vereceğimi ve sınırlama olmayacağını söyledim. Her grup başkan vekili…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Böylesi bir günde yapmayın bunu!

BAŞKAN – 20 kişi girdi, ne yapalım Sayın Oğan?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ne yapalım 20 kişiyse…

BAŞKAN – Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Dersim olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/319)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1937-1938 yıllarında, bugünkü adı Tunceli olan Dersim'de Tedip ve Tenkil uygulanmıştı.

Büyük acıların yaşanmasına mal olan, bugüne kadar üzeri örtülmek istenen bu olayın her yönüyle gün yüzüne çıkması için, Anayasa'nın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

                                 Pervin Buldan                                          Hasip Kaplan

                              Grup Başkanvekili                                     Grup Başkanvekili

Gerekçe:

25 Aralık 1935 tarihinde Dersim bölgesine özel çıkarılan "Tunceli Kanunu" esas alınarak, 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla bugünkü adı Tunceli olan Dersim'e, Tedip ve Tenkil gerçekleştirilmişti.

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre, Tedip: Uslandırma, yola getirme, terbiye etme, Tenkil: Uzaklaştırma, herkese örnek olacak ceza verme, düşmanı ve zararlı kişileri topluca ortadan kaldırma olarak tanımlanmıştır.

Bölge insanı yaşananı büyük bir felaket olarak adlandırmakla birlikte, on binlerce insanın katledildiğini, binlerce insanın sürgüne gönderildiğini, yüzlerce köyün yakılıp yıkıldığını anlatmaktadır.

Bugüne kadar olayla ilgili devlet arşivleri açılmadığı için öldürülen insan sayısı net olarak bilinmemektedir. Ancak Necip Fazıl Kısakürek "Din Mazlumları" adlı eserinde Dersim harekâtında en az 50 bin kişinin katledildiğini, yaşananın eşine rastlanmayan bir felaket olduğunu yazmaktadır.

Dışişleri Bakanlığı da yapmış olan, Dersim direniş önderlerinden Seyit Rıza ve arkadaşlarının da idamını organize edip tanıklık etmiş İhsan Sabri Çağlayangil bir röportajında; "Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların içinde bunlar fare gibi zehirlendi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti." demektedir.

Orgeneral Muhsin Batur anılarında, hayatının Dersim'de geçen zaman dilimi için, bir utanç vesilesi sayarak anlatamayacağını yazıyor.

Her ne kadar Dersim insanı tarafından biliniyorsa da, olayın üzerindeki sis perdesi kaldırılmamış, olay kamuoyuna açıklanmamış, aradan 72 yıl geçmiş olmasına rağmen arşivler açılmamıştır.

Tedip ve Tenkile neden gerek duyuldu? Tedip ve Tenkil yıllarında Dersim'de neler yaşandı? Kaç insan öldürüldü? Bunun ne kadarı kadın, yaşlı ve çocuktu? 1937 yılının Kasım ayında Elâzığ'da idam edilen Seyit Rıza ve beraberindeki yedi arkadaşının mezarları nerededir? Tedip ve Tenkili planlayıp hayata geçirenler kimlerdi? Ne kadar insan sürgüne gönderildi? Yetim ve öksüz kalmış kaç kız subaylar tarafından hangi batı illerine götürüldü? Ülke ve halk çıkarı ve yararı açısından günümüze yansıyan sonuçları nedir?

Gecikmiş olsa da, başta Dersimliler olmak üzere kamuoyunun bu soruların cevabını bilmesi gerekmektedir.

On binlerce insanın ölümüne mal olan, "İnsanlığa karşı işlenmiş bir suç" olarak kabul görülmesi gereken Dersim katliamının gerçek yüzünün açığa çıkarılması, geleceğe aydınlık bir dünya bırakmak, geçmişte yaşananların çocuklarımıza bir yük olarak miras kalmaması için, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir Araştırma Komisyonunun kurulması zorunlu hâle gelmiştir.

Gereğini arz ve teklif ederiz.

2.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, kadına yönelik fiziksel, ekonomik, siyasal ve benzeri her türlü şiddetin kadın sağlığı üzerinde yarattığı etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/320)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Kadına yönelik fiziksel, ekonomik, siyasal vb. her türlü şiddetin kadın sağlığı üzerinde yarattığı etkilerinin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması için Anayasanın 98. İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

                                                                                                                                   Pervin Buldan

                                                                                                                               Grup Başkan Vekili

Gerekçe

Kadına karşı şiddet değişik boyutlarıyla günümüzün en ciddi sosyal problemlerinden biri olarak ön plana çıkmaktadır. Türkiye'de uygulanan politikaların bütüncül bir niteliğinin olmaması, toplumsal cinsiyet politikalarının ulusal siyasetin öncelikli konusu olmamasından kaynaklı kadınlara ve çocuklara yönelik şiddeti önleme anlamında herhangi etkin bir çalışma yapılmamaktadır. Ayrıca ülkemizde devletin bağımsız kadın hareketinin ve sivil toplum örgütlerinin birikim ve deneyimlerinden yararlanılmaması sorunların çözümü noktasında bir ilerleme sağlanamamasına neden olmuştur.

Başbakanlık tarafından kadınlara ve çocuklara yönelik genelgeler yayınlanmıştır. Fakat görülmektedir ki uygulama anlamında herhangi bir ilerleme kat edilmemiş, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet hâlâ ülkenin gündeminde yer alan konu olarak kalmıştır. Toplumsal bir gerçek olan şiddet olgusu, tüm toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de önemle üzerinde durulması gereken bir sorundur. Gündelik yaşamın pek çok boyutunda ve farklı biçimlerde karşımıza çıkan şiddet olgusu, kadınları özellikle de onların sağlıklarını önemli ölçüde tehdit etmekte diğer bir deyişle onların fiziksel, psikolojik vb. şiddete uğramaları, sağlık açısından ciddi sorunların yaşanmasına neden olabileceği bilinmektedir. Kadın sağlığını etkileyen önemli faktörlerden biri de hiç şüphesiz şiddet faktörüdür. Ülkemizde de şiddete en çok kadınlar ve çocuklar uğramaktadır.

Kadına yönelik şiddetin en önemli sebebini toplumsal yapıdaki erkek egemen ideoloji oluşturmaktadır. Söz konusu erkek egemen ideoloji her alanda olduğu gibi siyasal, sosyal ve ekonomik olarak şiddeti doğurmakta ve meşrulaştırmaktadır. Ne yazık ki, son zamanlarda çok vahim olaylar olan kulakları, burnu kesilen kadınlar, hamile iken dövülen ve öldürülen kadın haberleri basına ve kamuoyuna yansımıştır. Kadına yönelik şiddetin bu kadar ürkütücü sonuçlar doğurması acil ve uygulanabilir önlemlerin hayata geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Kadına yönelik şiddet olayları, üzücü olan ölüm vakaları ile sonuçlandığı gibi, ölüm vakası dışındaki olaylar ise kadının bundan sonraki yaşam sürecinde hem fiziksel olarak hem de psikolojik olarak derin izler bırakabilmektedir. Hatta bu durum kadının ilerleyen süreç içerisinde ciddi tıbbi sorunlarla karşılaşmasına neden olmaktadır. Diğer yandan fiziksel, cinsel, ekonomik ve duygusal şiddet sonucu depresyona giren kadınlar, aynı şiddetle yeniden karşılaşmamak için tek çözüm olarak intiharı düşünmekte veya intihar adı altında öldürülmektedir.

Yine kadınlar, aile içinde ve dışında fiziksel şiddete maruz kaldığı gibi, ekonomik anlamda da şiddete maruz kaldıkları bilinmektedir. Kadına uygulanan ekonomik şiddet, ev içinde kadının maddi olarak erkeğe bağımlı kalması, aile gelirinin kullanılmasında söz sahibi olmaması, çalışıyorsa parasına el konulması yani kısaca erkeğin parayı kendi tekelinde bulundurulması ile ifade edilirken, ev dışında çalışan kadınlar da ciddi olarak ekonomik şiddete maruz kaldığı bilinmektedir. Özel alanda çalışan kadının yaşadığı ekonomik şiddet, kadının kayıt dışı işlerde çalışması, sosyal güvenceden faydalanmaması, mevsimlik ve yarı zamanlı çalışması olarak bilinmektedir. Ayrıca, kadınların görünmeyen emeği, ücretsiz ev içi işleri de eklenmektedir. Kamusal alanda ise karar alıcı, yönetici, örgütleyici konumlara çok az sayıda ve çok zor gelebilmeleri olarak ifade edilebilmektedir.

Ekonomik anlamda yoksullaştırılan kadınlar, kendi kişisel hak ve özgürlüklerinin farkında olamadıkları gibi uğramış oldukları ekonomik şiddet ve onun sonucunda ortaya çıkan sağlık sorunları ekonomik yetersizlikten dolayı giderilememektedir. Kadının yoksullaşması, kendisinin ve çocuğunun eğitim, beslenme, sağlık ve yaşam hakkını engelleyeceği açıktır. İnsanların en temel haklarından biri olan sağlık hakkı olmasına rağmen, kadınlar bu haklardan yoksun bırakılmaktadır.

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, ülkemizde yaşanan kadınlara yönelik cinayetlerin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/321)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde yaşanan kadın cinayetlerinin nedenlerinin araştırılarak, bu konuda mevcut hukuksal düzenlemelere ve imzalanan Uluslararası Sözleşmelere işlerlik kazandıracak, gerekli mekanizmaların oluşturulması yönündeki hususların tespiti amacıyla Anayasa'nın 98'inci İç Tüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                       Pervin Buldan

                                                                                                                  Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Çoğu namus ve töre cinayeti olarak adlandırılan kadın cinayetleri, toplumda olağan karşılanan bir olgu hâline gelmiştir. Ülkemizde yargı, kadın sorunlarına karşı yeterli duyarlılığı göstermezken; kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık, düzenlemelerle de ortadan kalkmamakta ve kadın cinayetleri her yıl bir önceki yıla göre artarak devam etmektedir. Kadın haklarına ilişkin olarak günümüzde alınan kararlar ve uygulanan politikalar kâğıt üzerinde kalırken, ataerkil zihniyetin rahatsızlık uyandırmaması, kadına yönelik şiddete karşı önlem alınmasının da önüne geçiyor. Türkiye tarafından 1985 yılında onaylanan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi öncelikli olmak üzere, bu konuda imzalana sözleşmelerin, iç hukukta dikkate alınması yönünde başarı sağlanamamıştır. Ülkemizde, her üç kadından biri şiddete maruz kalırken, belediyeler sığınak açma yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Türk Ceza Kanunu ve ilgili diğer kanunlarda yapılan düzenlemelerin çoğu kâğıt üzerinde kalırken, bu düzenlemeler, görünür, bilinir ve uygulanır kılınmadığı için bir ifade bulmamıştır. Ülkemizde, ayrımcılığı ve kadın haklarını korumayı içeren düzenlemeler hakkında, kadınlarda bilinç oluşturma ve farkındalık oluşturan mekanizmalar yetersizken, kadınların bu hakları kullanmaya yönelik başvurularına karşı da son derece duyarsız kalınmaktadır. Yasa uygulayıcıların, kadına yönelik ayırımcılık ve şiddetle mücadelede yeterli ölçüde bilinç sahibi olmaması, yasaları da işlevsiz kılmaktadır diyebiliriz. Bu tespit yalnızca spekülatif bir görüş değildir. Yakın zamanda AİHM, verdiği bir kararla da, bu tespiti güçlendirirken, ülkemizdeki yargının kadına yönelik ayrımcılık ve şiddete karşı duyarsızlığına hükmetmiş ve ülkemiz Avrupa'da kadını korumadığı için mahkûm olan ilk ülke olmuştur. Bu karar da göstermiştir ki, dünyanın her yerinde yaşanan kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık ülkemizde de vahim bir boyuta ulaşmıştır. Ülkemizde, hükûmetlerin, kadına karşı şiddeti ve ayrımcılığı önlemek adına, devlet politikası olarak devreye koyduğu düzenlemeler, bu trajik sonucu değiştirecek ve önleyecek güçte olmadığı, yaşanan cinayetlerle de kesinlik kazanmaktadır. Bütünlüklü bir yasal sistem ve bu sistemi hayata geçirecek siyasi irade olmadıkça, kadın örgütlerinin tek başına verdiği mücadele mevcut durumu değiştirmede yetersiz kalacaktır. Hükûmetler, kadına yönelik şiddeti ve ayrımcılığı önleyecek mekanizmaları devreye koymak yerine, kadının aile içindeki rolünü pekiştiren araçları ön plana çıkararak bu konudaki çıkmaza katkı sunmaktadırlar. Nitekim şiddete maruz kalan kadınların çoğu ilgili makamlara yaptıkları başvurularda, yetkililerce, kendilerine ailedeki geleneksel rolün hatırlatıldığı ve şikâyetlerinden vazgeçilmesi yönünde telkinlerde bulunulduğunu ifade etmektedirler. Bu yönlü telkinlerin, karakoldaki görevli memurlardan tutalım da kimi hâkimlere kadar şiddetle mücadelede bir yönteme dönüştürülmesi, kadını âdeta ölümün ve şiddetin kucağına itmektedir. Kadının geleneksel rolünden uzaklaşmış olması, mahkemelerde, kadına yönelik şiddet davalarında, çoğu zaman şiddet uygulayanın haklı görülmesine gerekçe gösterilmektedir. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından, 2008 yılında yapılan “Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması”nın sonuçlarına göre, kentte yaşayan kadınların yüzde 40,3'ü, kırsal kesimde yaşayan kadınların da yüzde 46,6'sı, Türkiye genelinde ise, kadınların yüzde 41,9'u eşi veya birlikte olduğu kişilerden fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığını ortaya koymaktadır. Fatma Babatlı, Özlem Şahin, Kadriye Kayaş, Dilek Saner ve daha yüzlerce kadın resmî kurumlardan koruma istemesine rağmen korunmamış ve eşleri ya da yakınları tarafından öldürülerek, namus cinayetine kurban gitmiştir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 26 Haziran 2012 Salı  günkü birleşimde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 27 Haziran 2012 Çarşamba günkü birleşimde de sözlü soruların görüşülmemesine; 279, 287 ve 280 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

                                            Tarih: 19/06/2012

Danışma Kurulunun 19/06/2012 Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                        

                                                                               Cemil Çiçek

                                                                      Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                  Başkanı

Adalet ve Kalkınma Partisi                                        Cumhuriyet Halk Partisi

Grubu Başkan Vekili                                                      Grubu Başkan Vekili

  Nurettin Canikli                             Muharrem İnce

       Giresun                                                                          Yalova

Milliyetçi Hareket Partisi                                          Barış ve Demokrasi Partisi

 Grubu Başkan Vekili                                                        Grubu Başkan Vekili

     Oktay Vural                               Hasip Kaplan

          İzmir                                                                             Şırnak

Öneriler

Bastırılarak dağıtılan 287 sıra sayılı kanun tasarısının 48 saat geçmeden Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 4 üncü sırasına, yine bu kısımda bulunan 279, 274, 275 ve 280 sıra sayılı kanun tasarılarının ise bu kısmın sırasıyla 3, 5, 6 ve 7 nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

19 Haziran 2012 Salı günkü (bugün) birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek, gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve bu birleşiminde 277 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

20 Haziran 2012 Çarşamba günkü birleşiminde 287 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

21 Haziran 2012 Perşembe günkü birleşiminde 280 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

280 Sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin 21 Haziran 2012 Perşembe günkü birleşimde tamamlanamaması halinde Genel kurulun; Haftalık çalışma günlerinin dışında 22 Haziran 2012 Cuma günü saat 14.00'te toplanması ve bu birleşimde "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan 280 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'de günlük programların tamamlanamaması halinde günlük programların tamamlanmasına kadar;

26  Haziran 2012 Salı günkü birleşiminde 15.00-20.00 saatleri arasında,

27 ve 28 Haziran 2012 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde ise 14.00-20.00 saatleri arasında,

çalışmalarını sürdürmesi,

26 Haziran 2012 Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek, gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

27 Haziran 2012 Çarşamba günkü birleşiminde ise sözlü soruların görüşülmemesi,

279, 287 ve 280 Sıra sayılı kanun tasarılarının İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

önerilmiştir.

279 Sıra Sayılı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı

(1/589)

 

Bölümler

 

Bölüm Maddeleri

 

Bölümdeki Madde Sayısı

 

1. Bölüm

 

1 ila 14 üncü maddeler

14

2. Bölüm

 

15 ila 24 üncü maddeler (Çerçeve 22 nci maddenin birinci, ikinci, üçüncü,dördüncü ve beşinci fıkraları ile geçici 1 inci madde dahil)

15

Toplam Madde Sayısı

29

 

287 Sıra Sayılı Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı (1/484)

 

Bölümler

 

Bölüm Maddeleri

 

Bölümdeki Madde Sayısı

 

 

1. Bölüm

 

1 ila 7 nci maddeler

7

 

2. Bölüm

 

8 ila 13 üncü maddeler ( Geçici 1 ve 2 nci madde dahil)

8

 

Toplam Madde Sayısı

15

 

 

280 Sıra Sayılı

Kolluk Gözetim Komisyonu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı

(1/584)

 

Bölümler

 

Bölüm Maddeleri

 

Bölümdeki Madde Sayısı

 

 

1. Bölüm

 

1 ila 7 nci maddeler

7

 

2. Bölüm

 

8 ila 11 inci maddeler (Çerçeve 9 uncu maddenin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile geçici 1 inci madde dahil)

8

 

Toplam Madde Sayısı

15

 

 

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, (2/458) esas numaralı Şehit Yakınları ile Gazilerin Toplumsal ve Ekonomik Durumlarının İyileştirilmesi ile Bazı Kanun ve KHK’lerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/53)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

(2/458) esas numaralı kanun teklifim, Başkanlığınızca komisyona havale edildiği tarihten itibaren 45 gün geçtiği halde ilgili komisyonca görüşülüp sonuçlandırılmamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 37 nci maddesi uyarınca kanun teklifimin doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için gereğini arz ve talep ederim.

                                                                               Umut Oran

                                                                                  İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi Umut Oran, İstanbul Milletvekili.

Sayın Oran, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün Genel Kuruldayız. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir görevi var, milletvekili olarak bizlerin de bir görevi var; halkımızın sorunlarını çözmek ve vatandaşlarımıza hizmet etmek bizim en önemli görevimiz. Bazen günlük siyaseti bir yana bırakıp ulusal sorunlar için el ele vermemiz gerekiyor. Bunu neden söylüyorum? Daha bu sabah Türkiye'nin güneydoğusundan, Hakkâri’den, Hatay’dan acı haberler aldık. Şehitlerimiz var, onlarca yaralımız var.

Bakın, geçen hafta pazar günü Babalar Günü’ydü. Son bir yılda yüzlerce şehidimizin çocukları bu Babalar Günü’nü babasız geçirdiler. Babasızlığın ne demek olduğunu ben de çok iyi biliyorum, ben de babamı on bir yıl önce kaybettim. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Şehit olan on binlerce Mehmetçik’in ailesi… Onlar için, baktığınız zaman Babalar Günü yas günü demek. Şehitlerimizin, gazilerimizin gösterdiği görev bilincini biz de onlara karşı göstermek zorundayız.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu teklifi şehit ve gazi yakınlarıyla görüşerek, onlarla konuşarak, onlarla birlikte hazırladık. Partimden arkadaşlarımın da bu konuyla ilgili verdiği teklifler var. Maalesef bugüne kadar gündeme alınmadılar. Amacımız, biraz olsun onların sıkıntılarını gidermek, onların yaralarına merhem olmak, onların dertlerine derman olabilmek. Benim vermiş olduğum bu teklif, Meclise sunulduğundan itibaren tam üç aydır Meclisin, Komisyonun tozlu raflarında maalesef bekliyor. Şimdi on yedi maddelik bu yasa teklifi sizlerin önünde. Bakın, bu teklif neler getiriyor?

Öncelikle, malullere ve şehitlerimizin dul ve yetimlerine ödenen aylıklar artırılacak. Bir işte çalışsalar bile, Kore ve Kıbrıs Barış Harekâtı gazilerine şeref aylığı bağlanacak. Kamu kurum ve kuruluşlarının personel alımlarında yüzde 1 yerine yüzde 2, şehit düşenlerin yakını ile malullere veya malul yakınlarına yer verilecek. Şehit veya malul eşi ya da çocuklarının yanı sıra kardeşlerinin de kamuda çalışmasının önü açılacak. Yani ne olacak? Bekâr olan şehitlerin ailelerinin de mağduriyeti giderilmiş olacak. Terörle mücadele sırasında şehit olanların bakmakla yükümlü oldukları yakınları ve engelli kardeşlerinin tedavileri ücretsiz olarak karşılanacak ve terörle mücadele sırasında yaralanan er ve erbaşlara ödenen tazminat otuz altı aya çıkacak. Yine şehit yakınlarına ve malullere faizsiz konut kredisi verilecek. Üstelik TOKİ’den öncelikle konut alabilecekler ve kira yardımı on değil, on beş yıl yapılacak ve böyle devam ediyor, on yedi maddelik bir teklif.

Bakın, değerli arkadaşlarım, şehit ve gazilerimizin yaşadıkları mağduriyeti yok etmek bizim elimizde. Lafa geldiği zaman, hep beraber “Türkiye güçlü bir ülkedir.” diyoruz. Bu ülkeyi güçlü yapan, gözünü kırpmadan bu ülke için canını veren on binlerce şehidimizin, gazimizin fedakârlığıdır, onların cesaretidir, onların vatan aşkıdır.

Değerli arkadaşlarım, ne birbirimize siyaset yapalım ne de birbirimizi kandıralım. Söz konusu olan insan hayatı ise bir sürü yetimin, acılı ailelerin geleceğinin her şeyden önemli olması lazım, gerisi teferruat.

Sayın Başbakanın 20 Martta müjdelediği, sonra da unutulan tasarıyla bu teklif de hemen hemen aynı ikisini karşılaştırdığınız zaman. Gelin, o tasarıyı da beklemekle vakit kaybetmeyelim, şimdi bu adımı hep beraber atalım. Bakın, şu anda milyonlarca vatandaşımız bizi izlemekte. İstersek bugün bile bu yasayı bir saatte geçirebiliriz. Ben “Vatan sana canım feda.” deyip “Vatan sağ olsun.” diyenlerin sesine kulak vereceğinize inanıyorum. Gelin, bir ezberi bozun, bari bugün artık hep beraber bunu yapalım. Elleri “evet” için kaldırın, hep birlikte bu yasayı gündeme alalım, bir büyük yaraya hep beraber merhem olalım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bir milletvekili adına Ensar Öğüt, Ardahan Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sözlerime başlamadan önce şehitlerimizi saygıyla anıyorum, onlara Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Umut Oran’ın şehit yakınları ile gazilerin ekonomik durumlarının iyileşmesi için vermiş olduğu kanun teklifi üzerine söz aldım.

Bugün Türkiye'nin anaları ağlıyor, Türkiye ağlıyor, insanlık adına insanlar ağlıyor. Büyük Millet Meclisi çatısı ne yazık ki buna çaresiz kalmış, seyirci oluyor. Bu seyirci olmaktan artık kurtulmamız lazım.

Bugün grup başkan vekillerinin mesajlarını dinledim, çok güzel mesajlar veriyorlar ama bir araya gelip konuşmamız lazım. Bakın, ben bu Büyük Millet Meclisi kürsüsünden şunu söylüyorum: Biz 550 milletvekili, halkın temsilcisi, parti genel başkanlarımızla beraber, grup başkan vekillerimizle beraber herkesle bir araya gelip, oturup, konuşup çözmezsek Amerika yarın veya Birleşmiş Milletler veya başka uluslararası kuruluşlar devreye girdiği zaman Türkiye’yi bölecek konuma getirirler. Gelin, onlar müdahale etmeden, kimse müdahale etmeden, biz kendi sorunumuzu kendimizle çözeriz. Biz neyi paylaşamıyoruz arkadaşlar? Türkiye’de 75 milyon insan var, Türkiye'nin her tarafında özgürce kaynaşmışlar; kız almış, kız vermişler, birbirleriyle kaynaşmışlar, şehit olmuşlar, gazi olmuşlar, birlikte tasasını, kıvancını yaşamışlar değerli arkadaşlar.

Büyük Millet Meclisindeki parti genel başkanları veya Büyük Millet Meclisinin dışındaki parti genel başkanları, özür diliyorum, ne iş yaparlar kardeşim? Ben şimdi merak ediyorum, Türk milleti adına konuşuyorum, bu genel başkanlar bizim başkanlarımızdır, bunlar kendi aralarında oturup niye konuşup bu işi çözmüyorlar kardeşim? Yani her gün şehit gelecek, biz de gelip buradan ağıt yakacağız, olmuyor değerli arkadaşlarım. Eğer, Edirne’den Ardahan’a kadar bu ülkenin bütünlüğünü istiyorsak, bu ülkenin bütünlüğünü isteyen arkadaşlarımız Büyük Millet Meclisine halk tarafından seçilmiş gelmişlerse, halk istiyor bunu kardeşim, halk! Burada hangi parti olursa olsun ayrım yapmayacağız. “Efendim, 500 trilyon para gitti, 500 milyar dolar para gitti, 30 bin insanımız öldü, otuz yıldır bilmem ne oldu.” Bırakın bunları ya! Bir insanımız dahi ölse Büyük Millet Meclisi ondan sorumludur. Ama biz, lütfen, dinliyoruz, haber verir gibi, hava raporu verir gibi, şehitler geliyor, şehit haberleri geliyor, Büyük Millet Meclisi oturduğu yerde hiç sesini çıkaramıyor. Yani ya genel başkanlarımızı zorlayalım, gelsinler otursunlar ya da Büyük Millet Meclisinde özgür irademizi kullanarak milletvekilleri, gelin burada bir soruşturma açtıralım, gelin burada bir kovuşturma açtıralım, gelin burada bir tartışma açalım. Niye bu sorunu çözemiyoruz arkadaşlar? Yani bırakacağız illa Amerika el atacak, illa bir başka ülke el atacak, illa uluslararası kuruluşlar el atacak, ondan sonra da onlar el attığı zaman Türkiye bölünür değerli arkadaşlar. Türkiye’yi bölmeden, Türkiye'nin bütünlüğünü sağlamak için, şehitlerimize ve gazilerimize saygımızı biraz olsun artırmamız için, Türk milletine biraz olsun saygımızı artırmak için, mutlak surette bir araya gelmemiz lazım. Bunu, Sayın Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu başlattı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hükûmet terörle mücadele konusunda destek istedi de muhalefet vermedi mi? Sorumlu Türkiye Büyük Millet Meclisi mi?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, siz de şimdi randevu verin, MHP de randevu versin, Sayın Genel Başkanımız gelsin, konuşsunlar, hep beraber konuşalım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne konuşacağız kardeşim!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Neyi konuşacağız?

MUHARREM VARLI (Adana) – Sizin çözmeye gücünüz yeter Ensar Bey! Çözün, oturun çözün.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Terörle mücadele konusunda sonuna kadar varız, müzakerede yokuz.

MUHARREM VARLI (Adana) – Oturun çözün, oturun çözün.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bakın, mücadeleyle de birlikte…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Müzakerede olmayacağız.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen…

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ya, MHP’liler, benim lafımı kesmeyin. Şimdi, millet bizi duymuyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Senin ağzın düzgün konuşmuyor ki Ensar Bey.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Şimdi, siz müdahale etmeyin. Bakın, ne diyorum: Bakın, bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü sağlamamız için, mutlak surette, bizi seçen halkın temsilcileri olarak bir araya gelip konuşalım diyorum. Başka ne konuşuyoruz? (MHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM VARLI (Adana) – Seni seçen halk sana o yetkiyi verdiyse ne engelliyor sizi?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oslo’daki müzakere masasını…

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bir dakika… O, Oslo’daki müzakere masasını da konuşalım. Bakın, onu kabul etmiyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Müzakere masasını Oslo’da kurmuşsun, Ankara’da kurmuşsun; ne fark eder?

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen…

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yirmi saniyem kaldı.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ya, oturun çözün beraber, oturun çözün. Bize ne söylüyorsunuz kardeşim!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Biz Oslo’daki müzakereyi de kabul etmiyoruz. O, Türkiye’yi bölen müzakeredir, onu kesinlikle reddediyoruz ama şunu söyleyeyim…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Üç cümlenizin bir tanesi “Analar ağlamasın.” oldu.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Büyük Millet Meclisi olarak biz gazilerimize ve şehitlerimize saygılı olarak onların ekonomik durumunu değerlendirecek, güçlendirecek bu kanun teklifinin kabul edilmesini arz ediyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- (10/49, 113, 118, 252, 253, 254, 255, 256, 257 ve 258) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonuna üye seçimi

BAŞKAN – Sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/49, 113, 118, 252, 253, 254, 255, 256, 257 ve 258) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listeleri bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır. Şimdi listeyi okuyup oylarınıza sunacağım.

Sağlık Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddet Olaylarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

(10/49, 113, 118, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258)

Adı Soyadı                                                               Seçim Çevresi

AK PARTİ (10)

Necdet Ünüvar                                                         Adana

Muhammed Murtaza Yetiş                                          Adıyaman

Mehmet Kerim Yıldız                                                 Ağrı

İlknur İnceöz                                                            Aksaray

Semiha Öyüş                                                            Aydın

Kemalettin Aydın                                                      Gümüşhane

İsmail Tamer                                                            Kayseri

 

 

 

Mustafa Baloğlu                                                           Konya

Muzaffer Yurttaş                                                           Manisa

Mahmut Kaçar                                                              Şanlıurfa

CHP (4)

Mehmet Hilal Kaplan                                                     Kocaeli

Aytuğ Atıcı                                                                   Mersin

Nurettin Demir                                                              Muğla

Candan Yüceer                                                             Tekirdağ

MHP (2)

Ali Öz                                                                          Mersin

Cemalettin Şimşek                                                        Samsun

BDP (1)

İdris Baluken                                                                Bingöl

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Meclis araştırması komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin, 19/6/2012 Salı günü (bugün) saat 18.00’de, Halkla İlişkiler Binası B-Blok 2’nci kat 4’üncü Bankoda bulunan 10 numaralı Meclis araştırması komisyonları toplantı salonunda toplanarak, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimi yapmalarını rica ediyorum.

Komisyonun toplantı yeri ve saati ayrıca plazma ekranda ilan edilmiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

14/06/2012 tarihli 120’nci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 23’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı üzerinde Barış ve Demokrasi Partisinin düşüncelerini ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Hakkâri ve Hatay’da hayatlarını kaybeden gençlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum. Ayrıca, Urfa Cezaevinde isyan sonrası çıkan olaylarda yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralı mahkûmlara acil şifalar diliyorum.

Önceki konuşmalarımızda da adalet sisteminde ciddi sıkıntılar olduğunu defalarca belirtmiştim. Tutuklama istisnai bir tedbirdir, asıl olan tutuksuz yargılanmadır. Oysa görüyoruz ki ülkemizde tutuklama bir tedbir olmanın ötesinde peşin verilen bir ceza yöntemi olarak uygulanmaktadır. Bu tablo bile Türkiye’de ağır bir baskı ve tutuklama rejimi olduğunun açık bir göstergesidir. Bu zihniyet algısından dolayı cezaevleri, kapasitelerinin 3 katı, 4 katı tutuklu  ve hükümlü barındırmaktadır. İnsani yaşam koşullarının olmadığı, insan onurunun ayaklar altına alındığı cezaevlerinde mahkûmların dayanacak gücü kalmamıştır. Görüldüğü gibi her gün bir başka cezaevinde isyan çıkmaktadır. Böyle devam ederse çıkmaya devam edecektir. Çözüm yeni cezaevleri yapmak değil çarpık adalet  sisteminin  bir an önce düzeltilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm dünyada sanayinin geldiği son evrede sağlık, güvenlik ve çevre üçlüsünün birbirinden ayrılamayacağı, bu bağlamda ilişkilerin kaynağı olarak görülen işletmenin öneminin yadsınamayacağı ve koruyucu, önleyici tedbirlerin planlama aşamasından başlayarak alınması gerektiği açıktır. Bu nedenle, sosyal güvenlik, toplumun tüm bireyleri için temel bir hak, bunu gerçekleştirmek ise devlet için anayasal görevdir.

Anayasa’nın 60’ıncı maddesinde “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.  Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” biçiminde tabir edilen amir hüküm, sosyal güvenliğin kamu hukuku içinde yer aldığını ve bu kamu hizmetini yürütmesinin devlete görev olarak verildiğini belirtir.

İş güvenliğinin yalnızca bireysel bir hak olmanın ötesinde toplumsal bir hak olduğu açık bir gerçektir. Bu hakları düzenleyen ILO sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Sosyal Güvenlik Kodu ve Avrupa Güvenlik Sözleşmesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Temel Sosyal Haklar Sözleşmesi gibi çok sayıda uluslararası belge mevcuttur.

Anayasal zorunluluğun yanında, devletin bu sözleşme ve anlaşmaların gerekliliklerini yerine getirmesi gerekmektedir. Örneğin, 50’den az işçi çalıştıran iş yerlerinde de iş sağlığı ve güvenliği kurallarının kurulması yasalarla güvence altına alınmalıdır. İş sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri bütün iş yerlerini ve tüm çalışanları kapsamalı, sektör ve kurum farkı gözetilmeksizin tüm iş yerleri için geçerli olmalıdır.

Kurulların eğitilmiş ve yetkilendirilmiş kişilerden oluşturulması sağlanmalı ve tarafların eşit sayıda temsil edildiği demokratik yapılar olarak düzenlenmeli, tavsiye değil yaptırım gücüne sahip kurullara dönüştürülmelidir.

İş sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin sunumu için belirli işçi sayısı aranmamalı, uygulamalar devlet memurları, kendi hesabına çalışanlar, tarım kesimi gibi yaptığı iş ve çevresinden etkilenen tüm çalışma hayatını kapsamalıdır.

Meslek hastalıklarına ilişkin çalışmalar geliştirilmeli, meslek hastalıkları hastaneleri işlevine uygun olarak yapılandırılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Bugün meslek hastalıklarının tanınması ve önlenmesi sadece proje bazlı çalışmalarla sağlanmaya çalışılmaktadır. Öncelikle meslek hastalığı tanısının  konması mevzuatı sadeleştirilmeli ve başta meslek hastalıkları hastaneleri, üniversite hastaneleri ve her ilde en az bir tane olmak üzere eğitim ve araştırma hastaneleri tarafından meslek hastalığı tanısı konması sağlanmalıdır. Silikozis örneğinden ders çıkarılmalıdır. Meslek hastalıklarının önlenmesine ilişkin kamusal eylem planı bir an önce uygulamaya geçirilmelidir. İş kazası araştırmaları gerçekçi ve güvenilir olmalıdır. İş yerlerinde kaza ve meslek hastalıklarına ait bilgiler bir veri tabanında toplanmalı ve bu bilgilerden ölçme ve değerlendirme amaçlı yararlanılmalıdır. Sigortasız ve sendikasız çalıştırma önlenmeli, kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmalıdır. Ucuz iş gücü olarak görülen kadın işçilik üzerindeki tüm olumsuz uygulamalar ve ürkütücü boyutlara ulaşan çocuk emeği sömürüsü ortadan  kaldırılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iş kazalarının nedeni ayrı bir yasanın olmaması değildir. Ayrı bir yasa kazaları kendiliğinden önlemeyecektir. Kazaların asıl nedenleri  iş güvenliğini sağlayacak teşkilat yoksunluğu, iş sağlığı güvenliği, kültürü, işverenlerin iş sağlığı ve güvenliğine yaklaşımı, denetimdeki yetersizliklerdir. Sendikasızlığın, taşeronlaşmanın yaygınlaşmasının geçerli bir politika olarak benimsenmeye devam edildiği durumda iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin söylenecek sözler yaşamda karşılığını bulamayacaktır.

Tasarıda işveren ve çalışana ait yükümlülükler ve ceza maddeleri sıralanmış olup bunun dışında uygulamaya ilişkin somut bir norm görmek mümkün değildir. Aslında bu yükümlülükler zaten genel hukuk kuralları içinde var olan yükümlülüklerdir. İş Yasası ve mevzuatında, Borçlar Yasası’nda bu yükümlülükler vardır ve tarafların  kusurları nispetinde sorumlulukları açıktır ancak toplumun ve sosyal tarafların tasarıdan beklediği amaç çalışanların iş yerindeki tehlikelerle karşılaşma ve onlara maruz kalma olasılığını en aza indirgemek için oluşturulacak örgütlenme, normlar ve sürekli gözetimi mümkün kılan bir yapıyı ortaya çıkarmaktır. Ayrıca yasa tasarısında iş güvenliğinden sorumlu mühendislerin sorumlulukları sayılmış olmasına karşın, bu sorumluluk karşısında sahip olduğu hak ve yetkiler düzenlenmemiştir. Alınan sorumluluklara paralel hak ve yetkiyle donatılmayan iş güvenliğiyle görevli mühendislerden beklenen hizmet gerçekleşemeyecektir.

“İş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları, iş sağlığı ve güvenliği risklerinin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici hizmetlerin yürütülmesindeki ihmallerinden dolayı, hizmet sundukları işverene karşı sorumludurlar.” biçimindeki düzenleme, iş kazalarından doğacak zararlardan iş güvenliğinden sorumlu mühendislerin sorumlu tutulacağını düzenlemektedir. Hiçbir objektif kriter konulmadan, subjektif değerlendirmelerle, hiçbir güvenceye sahip olmayan meslek mensuplarının zarardan sorumlu tutulması hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Devlet ve işverenlerin sorumluluğu, kiralık işçi konumuna getirilen mühendislere yüklenecek bu alanla düzenlenemez.

Kamu düzenini, iş güvenliğini ve işçi sağlığını ilgilendiren bu konunun kamusal hizmet anlayışı ile ele alınmadığı müddetçe çözümü olanaklı değildir.

Her şeyden önce, bireye, ailesine, toplumsal iş gücü kaybına, işletmeye ve ülke ekonomisine ağır fatura çıkaran bu konu piyasalaştırılamaz, piyasalaştırılırken dahi hukuksuzluğun sınırları bu kadar genişletilemez ve gerçeğe aykırı gerekçe üretilemez.

Önemli noktalardan biri, yasa tasarısında meslek hastalıklarının muğlak, belirsiz ve son derece yetersiz şekilde ele alınmış olmasıdır. Dolayısıyla, meslek hastalıklarıyla alakalı çalışmalar geliştirilmeli, ilgili hastaneler tıbbi cihaz, personel ve fiziki yapı açısından uygun hâle getirilmelidir.

Esnek ve kuralsız çalışmayı, işçileri başka işverenlere kiralamayı, taşeronlaştırmayı yasal hâle getiren, fazla mesai ücretlerini, sendikal hak ve yetkileri budayan 4857 sayılı İş Yasası yerine, bütün tarafların katılımıyla demokratik bir yasa çıkarılmalıdır. İş mevzuatı, ekseni insan olan çağdaş bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Aslında, ilk yasa tasarısı olması hasebiyle içerikten bağımsız olarak değerlendirildiğinde, yasanın önemli bir yerde durduğunu belirtmek gerekiyor. Sözünü ettiğim eksiklerin giderilmesi için gerekli düzenleme ve değişikliklerin yapılması durumunda, yasa tasarısının birçok anlamda emek dünyasının ihtiyaçlarını karşılayabileceğini düşünüyor, bu vesileyle tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İzzet Çetin, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de Hakkâri Dağlıca’da şehit düşen vatan evlatlarına Tanrı’dan rahmet, tüm ulusumuza başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum. Yine, yaşamlarını ve canlarını devlete emanet etmiş tutuklu 12 ve hükümlü 1 kişinin Urfa Cezaevinde yanarak can vermelerinin vicdanlarımızı ne kadar sızlattığını belirterek, onların da ailelerine başsağlığı, kendilerine Allah’tan rahmet dileyerek başlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz perşembe günü bu yasa görüşülürken Mecliste AKP sıralarında 5 arkadaşımız vardı, bugün de bakıyorum ki 15 arkadaşımız var.

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Az saydın, az saydın.

İZZET ÇETİN (Devamla) – 25 diyeyim hadi.

Bu özünde insan olan, insan sağlığıyla ilgili, insan yaşamıyla ilgili bir yasanın daha baştan temel yasa olarak getirilmiş olması bir ayıptır ve bu ayıp Bakana ve AKP’ye ait olan bir ayıptır çünkü her maddesinin ayrı ayrı, insanı ele almayı, insan yaşamını ele almayı gerektiren ve sorumluluk taşıtan bir kanun tasarısı olmasına rağmen iki bölüm hâlinde görüşülüyor olması AKP’nin emeğe, emekçiye, çalışanlara, insana, yurttaşına bakışını ortaya koymaya yetiyor.

Geçtiğimiz günlerde ve geçtiğimiz dönemlerde Sayın Bakan yapmış olduğu açıklamalarda, dokuz yıllık dönemde iş kazalarında 10.804 işçinin yaşamını yitirdiğindi, 14.665 kişinin iş göremez konuma gelip sakat kaldığını ve 735.803 iş kazası meydana geldiğini söylüyor ama ardından yasa tasarısının tümü üzerine yapılan görüşmelerde “Bu rakamları nereden buldunuz?” diye soruyor.

Sayın Bakan, bu rakamları siz açıkladınız ve sorulan yazılı sorulara verdiğiniz yanıtlarda bu rakamlar açık açık ortada gözüküyor. Bakınız, ben, Sayın Bakana bir soru sordum ve yıllar itibarıyla ne kadar ölümcül iş kazası olduğunu 17 Ekim tarihi itibarıyla sorduğumda 2002’de 872, 2003’te 810, 2004’te 841 -uzatmayayım- 2007’de 1.592, 2010’da 1.444 ve toplam 10 bin küsur kişinin dokuz yılda yaşamını yitirdiğini resmî olarak kendisi verdi ama burada, perşembe günü bunu yalanladı.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı, bir kere, ülkemizin iş kazalarında dünyada ve Avrupa’da en ön sıralarda olmasının bir zorunluluğu olarak ülkemizdeki iş kazalarını, iş cinayetlerini önlemek amacıyla getirilmiş bir kanun tasarısı değil, yine aynı şekilde 14.600 kişinin iş göremez konuma gelmiş olmasını önleme amacıyla getirilmiş bir düzenleme değil, yine 735 bin iş kazasını önleme amacıyla getirilmiş bir düzenleme değil; bu alanı bir rant alanı olarak gören bir anlayışın, yeni bir ticari kazanç kapısı olarak kullanmak istediği bir düzenlemeyi emek sömürüsünü yasallaştırmak için getirdiği bir düzenleme, bunu yasanın bütününde görmek mümkün.

İlk, birinci bölüm, ben bölümlerine girip ayrıntılarına çok fazla yer vermek istemiyorum çünkü yasa -biraz evvel söyledim- tasarısı öz itibarıyla insanı ilişkilendirmesine rağmen insanı tartışmak, güvenlik önlemlerini almak, işverenlere verilen yükümlülükleri işverenlerin yerine getirip getirmediğini, kamunun yerine getirip getirmediğini belirlemekten öte çalışanları da sorumluluğa ortak etmekten başka bir amaç taşımıyor. Bu yasa bir ihtiyaçtı belki, tüzük olarak Türkiye'nin belki en güzel, en çağdaş tüzüğünü işlemez hâle getiren bir zihniyet bunu yasa olarak gündeme getirdi, alanları denetimsiz bıraktı dokuz yılda, biraz evvel verdiğim rakamlarla iş kazalarını yaşadı bu ülke. Bugün, çalışanlar Türkiye'nin her yerinde yaşamlarını yitiriyor, madenlerde, maden ocaklarında, tezgâh başlarında, naylon çadırlarda yaşamını yitiriyor, keşke bu tasarı onları önleme amacı taşısaydı.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı iş kazalarını önlemeye, iş cinayetlerini önlemeye yetmeyecek çünkü Ulusal İstihdam Strateji Belgesi’yle yaşama geçirilmek istenen güvencesiz çalıştırma biçimleri, esnek çalıştırma, evden çalıştırma, eve iş verme, ödünç işçilik, işçi kiralama gibi ucuz işçiliği Türkiye'ye reva gören bir anlayış, iş kazalarına, iş cinayetlerine davetiye çıkaran bir anlayıştır. Bu anlayıştan, yasa yapsa da, tüzük yapsa da, yönetmelik çıkarsa da iş kazalarını önlemek, insan sağlığını, çalışma ortamını iyileştirmesini beklemek doğru bir beklenti olmaz çünkü iş kazalarının büyük bir bölümü yetersiz beslenmeden, düşük ücretten, eğitimsizlikten ve çalışanları sefalete mahkûm etmekten kaynaklanan doğal sonuçlar.

Eğer işçilerin yüzde 45’i bugün asgari ücretle çalışıyorsa, eğer kayıt dışı ekonominiz asgari ücrete de muhtaç ve ekonominin yüzde 40’ı dolayında seyrediyorsa ve kayıtlarınızda kayıt dışı alan gözükmüyorsa, demin söylediğimiz rakamları ikiye katlayarak önünüze iş cinayetlerini koymanız gerekir.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten AKP’nin düzeninde, Davutpaşa’da iş yerinde patlama sonucunda ölen 21 işçi var. Tuzla tersanelerinde sadece AKP döneminde 148 işçinin yaşamını yitirmesi var.  AKP’nin düzeninde, Zonguldak’ta, Afşin’de toprak altında kalan emekçiler var. Bu düzende, minibüsün kasasına istiflenmiş kadınların sel sularına kapılıp ölmesi var. Bu düzende, AKP’nin çalışma yaşamının içerisinde, Adana’da patlayan barajın suyunun sürüklemesi sonucu yaşamını yitiren ve cesetleri bulunamayan 10 işçi var, Erzurum’da baraj gölünde kaybettiğimiz 5 işçi var. Bu düzende, Esenyurt’ta kara kışta naylon çadırda yanarak can verenler var. AKP’nin düzeninde, kaçak işçilik uğruna, katır sırtında karın doyurmaya çalışan ve Uludere’de katledilenler var, Urfa’da canlarını emanet edenlerin yaşamını yitirmesi var cezaevlerinde. Bu düzende, emek yok, emekçi yok, demokrasi yok, insan hakları yok ama laf çok, laf ebeliği çok. Sekiz dokuz yıldan bu yana bu ülkedeki çalışma yaşamını denetimsiz bırakanlar iş cinayetlerinin baş sorumlusudur.

Değerli arkadaşlarım, benim, tabii ki, ilk 20 maddeyle ilgili söylemek istediğim çok şey var.

Bakınız, kapsamla ilgili olarak “Tamamını kapsama aldık.” diyorlar. Doğru söylemiyorlar. Evde çalışanları bir tarafa bırakıyorum, kendi hesabına çalışanlar yüzde 1 ila yüzde 6,5 oranında kısa vadeli sigorta kolunda prim ödemelerine rağmen, hastalanmaları hâlinde veya tehlikeye maruz kalmaları hâlinde kendileri kendi masraflarını karşılamak zorunda kalacakları gibi, iş güvenliği uzmanlarına -işveren gerekli önlemleri almaz ise- işvereni Bakanlığa şikâyet etmek gibi bir yükümlülük yükleniyor. Hani, deyim geldi aklıma ama söylemeyeyim. İş güvencesi olmayan, devlet memuru olmayan herhangi bir uzmanın Bakanlığa şikâyet etmesi durumunda o patronunu şikâyet eden uzmanı patron iş yerinde tutabilir mi? Biz, geçtiğimiz dönem Darıca’da bazı fabrikaları gezdik. Radyasyon yayan işletmelerde radyasyon cihazının başında patronun koyduğu eleman radyasyon cihazını kontrol ediyor; yani gülerler bu tür tedbirlere. Hiç olmazsa, iş güvenliği uzmanını ya kamu görevlisi yapınız ya da 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nda temsilcilere tanınan iş güvencesini onlara da sağlayınız.

Değerli arkadaşlarım, bu kanunu dokuz yıl süreyle Meclisin gündemine getiremeyenler bu dokuz yıllık süredeki iş cinayetlerinin sorumlusudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Devamla) – Bu sorumluluk iki dönem Bakanlık koltuğunda oturan Sayın Bakana da aittir ve o nedenle de bu yasadaki eksiklikleri gidermekte muhalefet partilerinin önerilerine de dikkat etmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Cemalettin Şimşek, Samsun Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle ben de Hakkâri Dağlıca’da şehit düşen, hayatını kaybeden askerlerimize Allah’tan rahmet, anne babasına, yakınlarına, Türk milletine başsağlığı diliyorum. Ancak buradan bu gafillere bir şeyi söylemeyi düşünüyorum: Eğer böyle, bu saldırılarla hedeflerine ulaşabileceklerini düşünüyorlarsa bunun bir ham hayalden ibaret olduğunu ve Türk milletinin buna asla müsaade etmeyeceğini buradan ifade etmek istiyorum. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bin yıllık kardeşliğimizi yaşatacağız, yaşatmak azmindeyiz ve bundan sonuna kadar da vazgeçmeyeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimizi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi bu vesileyle saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama organıdır ve önüne gelen yasa tasarılarını konuşur, tartışır, Anayasa ve yasalara, hukuka ve imza koyduğumuz uluslararası sözleşmelere uygun olarak, millet menfaatine, toplum menfaatine yasa hâline getirir ve yasalaştırır.

Değerli milletvekilleri, Allah aşkına bir bakın, biz yasalarımızı bu çerçevede mi yapıyoruz, yeteri kadar konuşabiliyor muyuz, tartışabiliyor muyuz? Türkiye Büyük Millet Meclisi bu çalışma biçimiyle halkın gözünde sürekli itibar kaybediyor, vatandaşlarımız Meclisi sadece ilgi odağı olarak kavgalarımızla, tartışmalarımızla hatırlıyor. Hâlbuki Meclis öncelikli olarak, çıkaracağı yasalarla konuşulmalı, halk arasında bunlarla değerlendirilmeli ama maalesef halkımız bizi daha çok… Biz memleketimize gittiğimizde soruyorlar: “Bugün ne tartışma vardı, ne yaptınız? Gene orada bir şeyler oldu.” diye ama ne yasa çıkarılmış, ne yapılmış onunla çok fazla ilgilenmiyorlar çünkü onlar da iyice artık anlamışlar ki çıkarılan bu yasalar Meclisin iradesiyle değil de daha çok, parmakların iradesiyle çıkarılıyor ve o parmakların akıllarının başkalarının uhdesinde olduğunu da maalesef biliyorlar.

Değerli milletvekilleri, özellikle iktidar milletvekilleri arkadaşlarımızı buradan uyarıyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarının iade edilmesi sizin elinizdedir. Gazi Meclis maalesef bu biçimde bir çalışmayı hak etmiyor.

Değerli arkadaşlarım, hep birlikte görüyor ve izliyoruz, “Komisyonların ve Meclisin gündemine falan yasa bugün gelecek.” diye beklerken bakıyorsunuz günübirlik olarak değiştirilmiş. Biz, daha ziyade, gruplarımıza soruyoruz: “Danışma Kurulunda ne karar alındı? Bu hafta hangi yasalar Meclis gündemine gelecek?” diye. Biz de bu yasalar konusunda çalışma fırsatı bulalım ve hazırlanarak Meclisimize gelelim diye düşünüyoruz ancak çoğu kez bize gruptan verilen cevapta, haklı olarak “Bilemiyoruz bugün ne yasa geleceğini, hangi şeyler konuşulacağını.” deniyor. Bu artık iyice anlaşılmıştır ki Türkiye Büyük Millet Meclisi, iradesini başka yerlere teslim etmiş ve o iradeyle burada gündeme gelen konuları daha çok konuşuyoruz. Ya daha çok dış güçlerin etkisiyle veya işte onların Sayın Başbakanımızın aracılığıyla buraya gönderdiği ya da Başbakanın iradesiyle yapılan, yapılacak olan yasalar görüşülüyor; maalesef Meclisin iradesinin dışındadır bunlar.

Değerli milletvekilleri, şimdi bu konuyla ilgili, yani ne kadar irademizi kullanıp kullanmadığımızla ilgili olarak sizlerle bir şey paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz, Sayın Başbakanımız, 25 Mart 2012 tarihinde Güney Kore’de yapılan uluslararası nükleer zirvesine katıldı, ardından ülkemize gelmeden ABD Başkanı Obama’nın talimatıyla İran’a gitti ve İran’ın dinî lideri Hamaney’e iletilmek üzere altı mesaj götürdü. İsrail istihbaratına yakın bir İnternet sitesi olan Debka’da yer alan habere göre Başbakan Erdoğan’ın İranlı yetkililerle görüştükten sonra bazı açıklamaları üzerine İran Meclisi Millî Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Vekili yaptığı cevabi açıklamada “Maalesef, Türk yetkililer yeterince dürüst değiller, çünkü kendi sözlerini söylemiyorlar. Ankara, bir nevi dünya emperyalizminin taşeronu ve aracı hâline gelmiştir. Erdoğan ve Türkiye’deki karar vericiler kendileri karar veremiyor ve onlara dikte edilenleri yapmaktadırlar.” diyor. Bu, bize en yakın komşumuz olan ülkenin bizim ülkemiz hakkındaki düşünceleri olması bakımından gerçekten önemlidir. Çünkü “Bölgemizde lider ülke ve dünyada sözü sayılan ülke, dinlenen ülke olduk.” ifadesinin burada nasıl yer aldığı bu bakış açısıyla ortaya çıkıyor! Bugün burada bu bakış açısıyla kim tarafından, nasıl getirildiği belli olmayan “İşte, bizim de bir iş sağlığı ve güvenliği yasamız var.” demek için bir yasa tasarısını görüşüyoruz. “AB’ye, ILO normlarına uygun müstakil yasamız var.” demek için gündeme taşınan bu yasanın esasen işçi ölümlerini engelleyecek dinamiklerin önünü maalesef açmamaktadır. Bu hakkın kullanımı ancak diğer temel haklardan olan yaşama hakkının özünü ihlal etmeyecek bir ortamın sağlanmasıyla olanaklıdır. Çalışma hakkının kullanılmasında çalışanın beden bütünlüğünü ve sağlığını bozacak etkilerden iş yerinin arındırılması esastır. Bu hakkın korunmasında ve kullanılmasında devlet asli sorumludur. Uluslararası Çalışma Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütü 1950 yılında işçi sağlığı ve iş güvenliğinin tanımını şöyle yapmıştır: “Tüm mesleklerde işçilerin bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumlarını en üst düzeye ulaştırmak, bu düzeyde sürdürmek, işçilerin çalışma koşulları yüzünden sağlıklarının bozulmasını önlemek, işçileri çalıştırılmaları sırasında sağlığa aykırı etmenlerden oluşan tehlikelerden korumak, özet olarak işin insana ve her insanın kendi işine uyumunu sağlamak.” Bu tanım sadece işçiler için değil, bütün çalışanların sağlık ve güvenliklerinin korunmasını hedef almaktadır.

Değerli milletvekilleri, “önce insan, önce sağlık, önce iş güvenliği” anlayışını taşımayan bu yasanın sosyal tarafı olmamız mümkün değildir. Bu tasarı, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın dokusuna uygun bir şekilde işçi sağlığı, iş güvenliği hizmetlerini bir pazar hâline getirmek; sağlık sermayesine yeni bir olanak sunmak, taşeronlaşmayı özendirmek, sağlık pazarının insafına terk etmek dışında bir özellik taşımamaktadır. Her yıl iş kazalarında yaşamını yitiren 1.600 çalışanımıza, genç yaşta silikozisten ve meslek hastalıklarından yaşamını yitiren insanlarımıza karşı iktidarın sorumluluğu vardır. Resmî istatistiklere göre her geçen yıl iş kazaları nedeniyle ölümler artıyor. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye, ölümlü iş kazalarında dünyada 3’üncü sırada yer alıyor. Özellikle son on yılda iş kazaları nedeniyle 10.723 işçi, her yıl ortalama 1.072 işçi, Türkiye’de her gün ise maalesef 4 işçi kazalar nedeniyle ölüyor, ne yazık ki önlem alınmıyor.

Değerli milletvekilleri, meslek hastalıklarında durum daha da vahimdir. Türkiye resmî istatistiklerine göre meslek hastalıkları az görülmektedir. Dünyada iş kazaları oranı yüzde 44, meslek hastalıkları oranı ise yüzde 56 iken, Türkiye’de iş kazaları oranının yüzde 99,3, meslek hastalıkları oranının ise binde 7 olması çok açık bir çelişki oluşturmaktadır.

Tasarıda meslek hastalıkları muğlak, belirsiz, son derece yetersiz ele alınmıştır. Ülkemizde meslek hastalıklarıyla ilgili yaygın bir çalışma yoktur, ciddiye alınmamaktadır. Çalışanlarımız bazı hastalıkların meslek hastalığı olup olmadığını dahi bilmemektedir. Dünyada kabul edilmiş birçok meslek hastalığı maalesef Türkiye tarafından meslek hastalığı olarak kabul edilmemektedir. Meslek hastalıklarıyla etkin mücadele için yeni tıbbi imkânlar ve yeni sağlık tesislerinin kurulması gerekirken, son yıllarda meslek hastalıklarına yönelik mevcut olan İstanbul ve Ankara’daki hastanelerin kaynakları kesilmiş, mesleki tanı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla)  - …ve şüphe koyma yetkileri maalesef ellerinden alınmıştır, âdeta “Meslek hastalıklarını teşhis etmeyin.” denmiştir.

Değerli milletvekilleri, ben, bu yasanın hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı hakkında şahsen söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum

Sözlerimi Hakkâri’de ve Hatay’da yaşanan terör olaylarında şehit olan vatan evlatlarına Cenabıallah’tan rahmet, kederli ailelerine ve Türk milletine başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Elinde silahla Türk milletini ve Türk vatanını bölmek için terör eylemleri gerçekleştiren katil sürüsü ile müzakere eden melun anlayış ve politikaların sahiplerine de Cenabıallah’tan akıl ve fikir ihsan etmesini diliyorum.

Terör örgütü mensuplarıyla bir masanın etrafında birbirlerine iltifat eden Sayın Başbakanın özel temsilcilerinin yargıya bir gün hesap vereceğine, Sayın Başbakana iltifat eden terör örgütü üyeliğinden sabıkalı şahsiyetlere iltifat eden Hükûmet üyelerinin de Türk milletine muhakkak hesap vereceğine olan inancım tamdır.

Diğer yandan, Sayın Başbakan geçen cuma partisinin Sakarya İl Kongresi’nde yapmış olduğu konuşmada Türk milliyetçilerinin Fatiha suresini bilmediklerini ifade etmişlerdir. Türk milliyetçileri eli Kur’ansız, kalbi imansız, kulağı ezansız ve bedeni vatansız yaşamayı kabul etmeyen insanlardır; referansları Kur’an, hadis ve Türk milletinin emir ve talepleridir. Anlaşılan o ki, Sayın Başbakan, etrafında bulunan, dağıttığı rantın peşinde koşan ve kendisini “milliyetçiyim, ülkücüyüm” diye tanımlayanlarla bizleri karıştırmaktadır.

Aslında, bilmediğimiz dualar konusunda Sayın Başbakanın kısmen de haklı olduğunu itiraf etmeliyim. Mesela, Türk milliyetçileri, Sayın Başbakanın yaptığı gibi Afganistan’da, Irak’ta ve dünyanın diğer bölgelerinde Müslümanları öldüren Amerikan askerlerinin sağlığı ve sağ salim evlerine dönmeleri için dua etmeyi bilmezler. Türk milliyetçileri, Türk milletini otuz altı etnik parçaya bölmek için dua etmeyi bilmezler. Edirne’den Hakkâri’ye, Artvin’den Muğla’ya, Sinop’tan Hatay’a tüm insanımızın Türk milletini teşkil ederek birlik içinde kalması için dua ederler. Türk milliyetçileri çoluk çocuk, asker-sivil, genç-yaşlı, korucu, polis, öğretmen, doktor demeden vatandaşlarımızı katleden teröristler Habur’dan girerken, “açılım” adı verilen yıkım projesi ortaya atılıp konuşulurken “İyi şeyler olacak, güzel şeyler olacak, bu tablodan ümitliyim.” gibi ifadelerle dua etmeyi bilmezler. Onlar, sadece Türk milletinin birliği, Türk vatanının bölünmez bütünlüğü ve Türk devletinin bekası ve refahı için dua ederler. Hülasa, Türk milliyetçileri hangi duayı edeceklerini ve hangi duaya “amin” diyeceklerini bilen insanlardır.

Saygıdeğer milletvekilleri, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı maalesef bugüne kadar Meclis gündemine getirilmemiştir. Anayasa’mızın 49’uncu maddesinde devlete, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek, çalışanları korumak görevi verilmiştir.

Hem 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin konuyla ilgili bölümlerinde hem de 1976 Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Anlaşması’nda zikredilmesine rağmen bu tasarı ancak Haziran 2012’de Meclis gündemine gelebilmiştir. On yıldır hükûmetler kuran AKP,  Meclis çoğunluğu olmasına rağmen bu tasarıyı bugüne kadar gündeme taşımamıştır.

AKP mesaisini, Oslo’da kırmızı bültenle arananlara, eli silahlı teröristlere, ne idiği belirsiz darbe davalarına, Anayasa Mahkemesinin istediği şekli almasına, HSYK’nın, emrinde bir komisyon olmasına ayırmıştır. Bu arada ise çalışanlar, gerekçedeki rakamlara göre günde ortalama 3 ölüm ve 5 sakatlığa tabi olmuşlardır.

AKP’nin 2004 yılından bu yana söz ettiği bu tasarı konuşulurken son yıllarda Zonguldak’ta 30 kişi, Balıkesir Dursunbey’de 13 kişi, Elbistan’da 9 kişi, Adana Kozan’da 10 kişi, Eskişehir’de 4 kişi, İstanbul Davutpaşa’da 23 kişi, İstanbul AVM’de 11 işçi, Tuzla tersanelerinde seri ölümler, Ankara OSTİM’de 20 işçinin ölümü söz konusu olmuştur. Son birkaç yılda başımıza gelen ve bu tasarıyla ilgili ölümlerin bazıları bunlar. Say say bitmiyor, topla topla bitmiyor. Bu tasarıyı daha evvel getirseydiniz belki bu ölümlerin bir kısmı olmayacaktı.

Saygıdeğer milletvekilleri, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışanları korumak sadece kanun yapmakla olmuyor. Bakın, hâlâ emniyet mensupları hem mesai saatleri hem de çalışma şartları açısından tüm kanunlarımıza ve uluslararası sözleşmelere aykırı olarak çalıştırılmaktadırlar. “12/12” ya da “12/24” gibi izahı olmayan şekilde çalışmakta ve fazla mesai ücretleri komik bir anlayışla ve rakamla tahakkuk etmektedir. Başbakan da söz vermiş olmasına rağmen onların taleplerini yerine getirmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) - Her gün mesai arkadaşlarını, maiyetinde çalışan personelini bu millet için toprağa veren, belki de sırasını bekleyen güvenlik personelinin sıkıntılarını çözme sözünü Hükûmete hatırlatıyorum.

Tasarının hayırlı olmasını diliyor, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Haluk Koç, Samsun Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Hakkâri’de şehit verdiğimiz vatan evlatları için Allah’tan rahmet diliyorum. Tüm milletimize de, yakınları başta olmak üzere, başsağlığı diliyorum. Hep, “Bu son olur.” sözüyle, klişe lafla bitirmek istemiyorum. Gerçekten bu sorunu çözecek, güvenlik boyutunun ihmal edilmediği, terörle mücadelenin arka plana atılmadığı, kesin adımların atılacağı gündemlerde bu konuyu tartışmanın yararlı olacağını bilgilerinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız. Yasa tasarısı üzerinde beş dakikada bir şey ifade etmek mümkün değil ama şunu özetleyebilirim. Son on beş yılın, bilhassa on yılın moda politikaları bize şunu öğretti, şunu gündeme taşıdı: Bir, ulus devletler tartışılmalıdır. Bu bağlamda, emek artık bağımlıdır, sermaye ise hem ulusal hem uluslararası boyutta özgürdür. Bu üçlü değerlendirme içerisinde konuya bakmak lazım. Bunları eğer onaylamıyorsanız, sermayenin özgürlüğünü, emeğin her açıdan bağımlı olduğunu ve ulus devlet kavramını eğer tartışmaya açmıyorsanız siz, “Çağın dışındasınız.” “Dünyayı yorumlayamıyorsunuz.” “Statükocusunuz.” suçlamalarıyla karşı karşıyasınız demektir.

İş ve işçi sağlığı… Değerli milletvekilleri, sayımız az ama bu Parlamentoda 2002’den beri görev yapan arkadaşlarım şunu çok iyi anımsayacaklardır: “İş ve işçi sağlığı” dediğimiz zaman benim aklıma 2003’te görüştüğümüz İş Yasası geliyor, Kamu Yönetimi Reform Tasarısı geliyor. İş Yasası’nda işçi kavramının, emek kavramının nasıl içinin boşaltıldığını, nasıl esnek çalışma, ödünç işçi, kiralık işçi, fason işçi, taşeron işçi kavramlarının bizim bu alanımıza yerleştirildiğini çok iyi hatırlayacaklardır. Şimdi, içi zaten boşaltılan iş ve işçi kavramının sağlığını konuşuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, birbirimizi kandırıyoruz. Yani sermayenin güvenliğini, sermayenin sağlığını her açıdan sağlamış durumdayız. Şimdi, ölmüş bitmiş iş, emek, işçi kavramlarının sağlığını burada göstermelik bir yasa tasarısıyla maddeleştirmeye çalışıyoruz.

Maalesef değerli arkadaşlarım, sermayenin her alanda kâr sağlıklılığı tüm yasal çerçevesiyle birlikte sağlanmıştır. Son on yılda binlerce işçimizi kaybettik. Binlercesi sakat kaldı, yaralandı iş kazalarında. Bu konuda siyasi güç, ne yazık ki, ancak seyirci olabildi; gerekli denetimleri yapmadı, yapamadı, yasal çerçeve oluşturulamadı. Güvencesiz çalışma, esnek çalışma, iş yeri güvenliği ve işçi sağlığını güvenceye almama, düşük ücret kavramı, “Dışarıda binlerce insan var aynı işi daha düşük ücrete yapmak isteyen; beğenmiyorsan çek git.” mantığı, bütün bunlar bugün için karşı karşıya olduğumuz sorunlar.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, olayın çok boyutu var. Beş dakikada bütün bunları özetlemek mümkün değil. Ama inanın, sahte demeyeceğim de, illüzyon demokrasisiyle karşı karşıyayız. Birbirimizi kandırıyoruz. Sizler de iktidar partisi milletvekilleri olarak belki farkındasınız, belki farkında değilsiniz. Ben, bir muhalefet milletvekili olarak Meclisin oturduğum arka sıralarından bu illüzyonu çok net görebiliyorum. Muhalefetle ilgili kısmında tespitlerim oluyor; onu da mert, yüreklice kendi partim içinde de söylüyorum.

Nasıl bir demokrasi? İleri demokrasi, güçlü demokrasi, temelli demokrasi, dayanıklı demokrasi, ne derseniz deyin, getirdiğiniz demokrasi kavramının -bugün için belki nükte gibi olacak ama- önce bu kavramın demokratikleştirilmesi gerekiyor. Siyasi partilerden başlayarak diğer alanlara uzanan geniş bir “demokrasinin demokratikleşmesi” kavramını tartışmaya açmamız gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çeşitli torba yasalar –demin de söylediğim gibi- konuyla ilgili yasalar, iş ve işçi sağlığını şimdiye kadar konunun tamamen dışında bırakmıştır. Burada da taşeronlaşmaya ve sermayeleşmeye uygun bir iş yeri güvenliği kavramı getirilmeye çalışılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 HALUK KOÇ (Devamla) – Bence dayanaksızdır, eksiktir. Bütün bunların önergelerde tartışılması mümkün olduğunca ele alınacaktır. Ama sizleri de gelen yasa tasarıları üzerinde gerçekçi olmaya davet ediyorum. Birbirimizi kandırmadan bu yasama görevini yapmak zorundayız.

Hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.49

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ),  Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve 6 milletvekilinin tasarının başlığının değiştirilmesine ve bu doğrultuda tasarı metninde geçen bir ibarenin tüm metinde değiştirilmesine yönelik değişiklik önergesi Başkanlığımıza verilmiştir.

Kanun tasarı ve teklifleri üzerinde verilen değişiklik önergelerine ilişkin hükümler İç Tüzük’ün 87’nci maddesinde yer almaktadır. 87’nci maddenin birinci fıkrasında “…kanun tasarısı veya teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında milletvekilleri, esas komisyon veya Hükümet değişiklik önergeleri verebilir. Bu esaslar dairesinde milletvekilleri tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dahil her madde için yedi önerge verilebilir.” hükümleri yer almaktadır.

Bu düzenlemeden anlaşılacağı üzere, değişiklik önergelerinin madde bazında belirli bir madde üzerinde verilmesi gerekmektedir. Bugüne kadarki uygulamalarda da tasarı ve tekliflerin başlığının değiştirilmesine yönelik önergelerin tasarı ve tekliflerin 1’inci maddesine bağlı olarak verildiği görülmektedir. Nitekim, görüştüğümüz tasarının 1’inci maddesi üzerinde verilen iki adet değişiklik önergesinde tasarı başlığının da değişikliği konu edilmektedir. Ayrıca, kanunun tüm maddelerini kapsayacak şekilde bir ibarenin tüm metinde değiştirilmesini öngören bir değişiklik önergesi de 87’nci maddesine uygun düşmemektedir. İç Tüzük’ün değişiklik önergesiyle ilgili maddesinde yer alan hükümler ve yerleşik uygulamalar kapsamında konu değerlendirildiğinde, önergenin işleme alınması mümkün görülmemiştir. Önerge sahiplerinin ve Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelebi.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Usul hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Efendim?

 SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Usul hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

Lehte mi istiyorsunuz aleyhte mi Sayın Çelebi?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Lehinde efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Ruhsar Demirel de aleyhinde…

BAŞKAN – Buyurun.

 

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Süleyman Çelebi ve 6 milletvekilinin tasarının başlığının değiştirilmesine ve bu doğrultuda tasarı metninde geçen bir ibarenin tüm metinde değiştirilmesine yönelik önergelerini İç Tüzük’ün 87’nci maddesine uygun bulmadığından işleme almaması nedeniyle Başkanın tutumu hakkında

 

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle, işçi sağlığı, iş güvenliği bütünlüklü bir değişime uğruyor. Maddede değişime uğrama ayrı bir şey, ayrı bir başlıkta maddenin içeriğinin çok da öncesinde, bütününde bir değişikliği öngören, sistemi yeniden tanzim eden bir ana başlıkla karşı karşıyayız.

Geçen burada, Sayın Başkan sizin Başkanlığınızda, biz bu yasayı görüşürken “Belki konuştuğumuz bu sıralarda bir iş kazasında bir insan yaşamını yitirmiş olabilir, yitirebilir.” demiştim ve nitekim de böyle oldu. Tabii öncelikle, Ankara Büyükşehir Belediyesine bağlı ASKİ şirketinin bir alt işverene verdiği, bir taşerona verdiği, o taşeronun da bir başka taşerona verdiği, bizim de üç gruptaki milletvekillerinin şahit olduğu, sabah saat 8.00’de başlayan mesai, gece saat yaklaşık 11.30’a kadar devam ediyor ve iş kazasından birisini daha yitirmiş oluyoruz. Adı “iş kazası” oysa iş kazasının çok da ötesinde biz “iş cinayeti” diyoruz çünkü bir ülkede on beş saat bir insan çalıştırılıyor ve bir ülkede iş kazalarını önleme konusunda hâlen sığ bakıyor, düz bakıyor ve bu sorunun çözümüne ilişkin muhalefetin hiçbir önerisi dikkate alınmıyorsa ve burada tamamen işverenlerin önerilerinin metinde yer aldığı bir düzeye taşınıyorsa bir kez daha kendimizi sorgulamalıyız.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek acaba bu uygulamadan sorumlu mu, değil mi; bunu tartışmaya ihtiyacımız var. İş sağlığı ve iş güvenliğinden bu kadar kopartılarak “iş sağlığı” cümlesi yerine şu noktaya geldik: Eskiden biz şöyle bir slogan atardık: “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek.” Şimdi işverenlerin birliği sermayeyi yeniyor, bu iş yasasında yeniyor. Bu İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nda geleceğimiz karartılıyor. Şimdiden uyarıyoruz: Bu yasa sakat, adı “sakat.” Bu sakatlık ilk önce değiştirilmeden bunun adı değiştirilerek “iş sağlığı” dediğimizde burada işçi olmayacak, sermaye olacak, sermayenin çıkarlarını koruyan bir işçi sağlığı ve güvenliği yasası olacak, bunun için değiştirilmesini öneriyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, tutumum aleyhinde söz isteyen Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili.

 

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum ve şehitlerimize Allah’tan rahmet, hepimize sabırlar diliyorum. Bu duruma artık bir çözüm bulunması için, müzakereden vazgeçip mücadeleye geçmemiz gerektiği konusunda sanıyorum vicdanlarında herkes hesabını veriyordur.

Bu ilgili konuda bizim de bir önergemiz var. Biz 1’inci maddede bu başlığın değiştirilmesini ve metin içindeki konuları ele almıştık. Çünkü önümüzdeki yasa tasarısının adı “İş Sağlığı.” Oysa bu, iş sağlığını değil, çalışanın sağlığını önceliklemesi gereken bir durum.

Biliyorsunuz, sanayi toplumunda “işçi” kavramı daha öndeydi, beden gücüne yönelik çalışmalardan ötürü. Oysa teknoloji çağındayız, 21’inci yüzyıldayız ve çağın gerekliliği olarak işçi, memur gibi ayrımlardansa, ister beden ister beyin gücüyle olsun, tüm çalışanların sağlığının önceliklendiği bir yasa tasarısını Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz öncelikliyor ve önemsiyoruz.

Bu çerçevede verdiğimiz bir önergemiz bizim de var. 1’inci maddede bunun detaylarını konuşacağız ama ben yasanın geneli üzerinde de çekincelerimizi koruduğumuzu söylüyorum destek verecek olmamıza rağmen. Çünkü öncelik, çalışanların hakları, çalışanların sağlığının korunması. Ergonomi ve işle ilgili güvenlik ve sağlık tedbirlerinin daha sonra ikincil kazanım olarak ortaya konulması gereken bir süreçteyiz.

Geçtiğimiz hafta perşembe akşamı yaptığımız yasanın geneli üzerine olan görüşmeler sırasında yaşanan bir acı olayı hepimiz hatırlıyoruz, burada olanlar en azından hatırlıyorlardır. Meclisle ilgili bir inşaat sırasında bir işçi hayatını kaybetti. Dolayısıyla biz zaten Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda bir Meclis araştırma önergesi hazırlıyoruz, ülkemizdeki iş kazaları ve iş güvenliğinin araştırılması konusunda. Meclisin Genel Kuruluna geldiği zaman bu Meclis araştırma önergemiz, biz hepinizin destekleyeceğine olan umudumuzu koruyarak tekraren belirtmek istiyorum ki Milliyetçi Hareket Partisi olarak 1’inci maddede bu konu hakkında zaten detaylı görüşlerimizi bildireceğiz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum lehinde söz isteyen Giresun Milletvekili Nurettin Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de öncelikle şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına, bütün milletimize başsağlığı diliyorum. İnşallah, Cenabıhak bu tür acı günleri bir daha bize göstermez ve milletimizi derinden yaralayan bu tür hadiseler inşallah bir daha tekrarlamaz.

Değerli arkadaşlar, bu tartışılan konuyla ilgili olarak Başkanlığın tutumunun lehinde söz aldım. Nedeni çok açık çünkü İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre verilecek önerge sayıları belirlenmiştir. Dolaylı ya da doğrudan ya da zımni olarak verilecek önerge sayıları İç Tüzük’ün 87’nci maddesinde belirtilen sayının üzerine çıkmasına neden olmamalı.

Biraz önce verilen önerge eğer işleme konulursa dolaylı olarak bu başlığın isminin geçtiği tüm maddelerin değiştirilmesi gerekiyor. Hâlbuki, 87’nci maddede çok açık ve net bir şekilde “…kanun tasarısı veya teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında, milletvekilleri, esas komisyon veya Hükümet değişiklik önergeleri verebilir. Bu esaslar dairesinde milletvekilleri tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dahil her madde için yedi önerge verilebilir.” denilmektedir. Dolayısıyla bunun takip edilebilmesi açısından da, mutlaka, her maddede yapılması önerilen değişikliğin o madde görüşülürken ayrı bir önerge olarak ya da önergeler olarak verilmesi gerekir. Dolayısıyla biraz önce verilen bu şekildeki önerge bu kuralı çok açık bir şekilde, net bir şekilde ihlal ediyor ve Başkanlık da, haklı olarak, 87’nci madde çerçevesinde bu önergeyi işleme koyamayacağını ifade ediyor. Aksi hâlde, buna benzer yöntemlerle bu kural uygulanamaz hâle gelir ve her maddede, her maddeyi ilgilendirecek veya tasarının veya teklifin birçok maddesini ilgilendirecek şekilde bir önerge verilebilir. Bu şekilde verildiği takdirde gerçekten iş içinden çıkılmaz hâle ve buradaki konulan kuralın takibini imkânsız kılacak bir hâle gelir. O yüzden, Başkanlığın zımni olarak 87’nci maddeyi uygulanamaz hâle getiren bu önergeyi kabul etmesi mümkün değildir ve Başkanlığın bu şekilde ortaya koyduğu yaklaşım doğru bir yaklaşımdır.

Eğer arzulanıyorsa her madde geldiğinde, yine, tabii, İç Tüzük hükümleri çerçevesinde ayrı önerge verilebilir. Önergenin içeriğinin ne olduğunun önemi yok dolayısıyla bu şekildeki bir önergenin işleme konulması mümkün değildir, Başkanlığın tutumu doğrudur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, aleyhte söz istiyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Aleyhte bitti Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Lehte konuştu efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Aleyhte bitti efendim, iki aleyhte konuşma oldu.

BAŞKAN – İkinci konuşuyor efendim.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Hakkâri’de şehit edilen askerlerimizden dolayı büyük bir acı ve ızdırap duyduğumu belirtiyor; kendilerine Tanrı’dan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Acılarını paylaştığımı da belirtmek istiyorum.

Ama maalesef Türkiye’de bu acı olayları siyasi iktidar sona erdirmek konusunda en ufak bir çaba göstermemektedir, bunların üzerinde politika yapmaktadır. Bülent Arınç bugün diyor ki: “Sayıları çoktu, geldiler, silahları vardı.” Böyle bayağı bir beyanat verilmez; bu, milletle alay etmek demektir. Bu milletin acılarını paylaşıp acılarına çare bulunması lazımken siyasi iktidar kendi keyfine bakıyor. Hani Tayyip Erdoğan Almanya’ya gitmiyordu? Dedi ki: “Askerler şehit oldu. Onun için gitmiyorum.” O zaman, şu kadar şehit varken, Urfa’da 13 tane vatandaşımız diri diri yanınca niye acaba Amerika’da, yurt dışında keyfine bakıyor? O zaman, seyahatini yarım kesip gelmesi lazım.

Şimdi, arkadaşlar, ben bu AKP’lilere hayret ediyorum. Hangi olay sizin bakanlarınızın bu görevden ayrılmasına neden oluyor? Şimdi Adalet Bakanlığının makamında oturan kişi… 13 vatandaş bir yanıyor. Geçen gün bir nakil aracında 8 tane vatandaş daha yandı. Keyfine bakıyor, hiç sorumluluk yok. İnsanda bir vicdan var, bir sorumluluk duygusu var. Arkadaşlar, bir memlekette 20 tane vatandaş diri diri yanıyor, sorumlusu Adalet Bakanı; o hâlâ pişkin, yerinde oturuyor. Neyse zamanım da çok az…

Sayın Başkan, şimdi burada bir kanun başlığının değiştirilmesiyle ilgili verilen bir önerge… 87’nci maddede ne diyor? “Kanunlarda veya İçtüzükte aksine bir hüküm yoksa…” Yani şimdiye kadar böyle bir uygulama oldu mu, olmadı mı, bilmiyoruz. Bir kanunun başlığı yanlış olursa nasıl düzeltirsiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 1’inci maddeyle bağlantılı olarak.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, maddeyle bağlantısı yok. O zaman maddeyle bağlantısı olsa burada izahınız olmaz. Diyorsunuz ki: “Maddelerde değişiklik olursa…”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bugüne kadar öyle yaptık.

KAMER GENÇ (Devamla) – Buna göre, bence, bu önergeyi işleme alırsınız, müzakeresi yapılır, gerekirse kabul veya reddedilir. Aksi takdirde, siz, başlıktaki bir hatanın önergeyle düzeltilemeyeceği yönünde burada bir uygulama başlatırsanız, o zaman bu kötü bir örnek olur. Burada önemli olan akıl ve mantıktır. Yani tamam, İç Tüzük’ü yapanların her şeyi enine, boyuna düşündükleri düşünülemez. Yani bir kanunun başlığı eğer metne uymuyorsa -hakikaten bazı kanunlarda bu konularda şey olabilir- değiştirilir; gerçi şu anda aklıma gelmiyor ama başlık değiştirilmesi teklif edilebilir, bunu engelleyen bir hüküm yok. Engelleyen bir hüküm olmadığına göre ve bu müspet bir sonuç doğuracağına göre bence uygulamanızın bu yolda olması lazım. Yani önergeyi verirler, önerge üzerinde müzakere açılır, ondan sonra sonuca ulaşılır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) - Yoksa önergeyi kabul etmezsek çok kötü sonuçları olur, yani daha doğrusu hatalı sonuç doğurur. Bundan sonraki uygulamalar da böyle olursa, o zaman çok açık ve seçik hata olan konuları değiştirme imkânımız olmaz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumumda bir değişiklik olmamıştır.

Daha önceki açıkladığım gerekçelerle önergenin işleme alınması mümkün görülmemiştir.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277) ----(Devam)

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı'nın Başlığının “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu Tasarısı” şeklinde değiştirilmesini ve 1. maddesinde yer alan "iş sağlığı ve güvenliği" ifadesinin yerine "işçi sağlığı ve iş güvenliği"  ifadesinin yazılmasını arz ve teklif ederiz

                 İbrahim Binici                                      Erol Dora                                     A. Levent Tüzel

                    Şanlıurfa                                            Mardin                                             İstanbul

                    Altan Tan                                 Sırrı Süreyya Önder

                   Diyarbakır                                          İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının adının “Çalışan Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu Tasarısı” ve 1. maddede yer alan “iş sağlığı ve güvenliği” ibaresinin “çalışan sağlığı ve iş güvenliği” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mesut Dedeoğlu                                  Nevzat Korkmaz                                  Ruhsar Demirel

                 Kahramanmaraş                                         Isparta                                              Eskişehir

              Ahmet Duran Bulut                                 Mehmet Günal

                     Balıkesir                                             Antalya

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

              Dr. Candan Yüceer                               Süleyman Çelebi                                     Levent Gök

                     Tekirdağ                                             İstanbul                                              Ankara

               Uğur Bayraktutan                                     İzzet Çetin                                          Musa Çam

                       Artvin                                               Ankara                                                İzmir

"Bu Kanunun amacı; iş kazalarının önlenmesi, işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi, çalışanların korunması için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemektir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Musa Çam.

BAŞKAN – Musa Çam, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli parlamenterler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün hayatını kaybeden askerlerimize Tanrı’dan rahmet ve yaralılara da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bunlardan bir askerimiz de Kütahya Gediz Akkaya köyünden ve İzmir Buca ilçemizin Yeşilbağlar Mahallesi’nde oturmaktadır. Yarın toprağa verilecek, kendilerine Tanrı’dan rahmet diliyorum.

Değerli arkadaşlar, görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Kanun Tasarısı, İş Sağlığı ve Güvenliği Tasarısı olarak önümüze geliyor ama bu kanunun gerçek ismi, 1973 yılında, 1475 sayılı Kanun ile İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasası’ydı. Bu bir İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasası’ydı fakat 2003 yılında, AKP’nin iktidara geldiğinin hemen birinci yılında, 4857 sayılı yeni İş Kanunu’yla birlikte İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası kaldırıldı, yerine de İş Sağlığı ve Güvenliği olarak değiştirildi. Böylece burada görülüyor ki AKP’nin işçiye, çalışana baktığı perspektif ve mantık açık ve net bir şekilde ortada görülüyor.

Şimdi, vermiş olduğumuz önergeyle kısa bir düzeltme yapıyoruz ve Sayın Bakan ve Komisyon da buna katılmadığını söylüyor. Ne diyor? Kanun tasarısında diyor ki: “Bu Kanunun amacı; işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlenmektir.” Biz buraya, Sayın Bakan, “iş kazaları”nı getiriyoruz ve “çalışanların korunması”nı getiriyoruz. Siz “iş kazaları”na karşı değilsiniz. Buna, daha önceki hem Komisyondaki konuşmalarınızda hem geçtiğimiz Perşembe günü Mecliste yapmış olduğunuz konuşmada iş kazalarına vurgu yaptınız. Biz bu paragrafa “iş kazaları”nın eklenmesini getiriyoruz. Bunun hiçbir maliyeti, hiçbir külfeti yoktur ve bu maddeye mutlaka eklenmesi gerekiyor ama siz buna “Hayır.” diyorsunuz ve okumadan buna “Hayır.” diyorsunuz.

Ama son yıllarda, değerli arkadaşlar, madenlerde yaşanan ölümlerin çoğunun özelleştirme, taşeron maden ocaklarında yaşandığı dikkatlerden kaçmıyor. Madenlerdeki taşeron, alt işveren uygulamalarının ve özelleştirmenin ölümleri artırdığı bir gerçektir. Ancak Hükûmet bu itirazlara kulaklarını kapatıp meseleye kader ve fıtrat üzerinden yaklaşıyor.

30 maden işçisinin yaşamını yitirdiği 2010’daki iş cinayetinin ardından bölgeyi ziyaret eden Sayın Başbakan ölümleri madencilik mesleğinin fıtratına ve kadere bağlamış ve inanılması zor bir üslupla şunları söylemişti arkadaşlar: “Kader konusu malum çevrelerde hemen istismar konusu yapılmaya başlandı. Ben kaza ve kadere inanmayı anlatmadım. Bu konuda sizin meşrebinizi ve cibilliyetinizi de biliyorum. Benim anlattığım şey şu: Bu mesleğin fıtratında bu var. Grizu patlaması dünyanın her yerinde oluyor. Tutturdular taşeron, taşeron, taşeron...” diye Sayın Başbakan söylüyor. “Senin kazaya, kadere imanın yoksa o ayrı mesele zaten. Onu ben seninle tartışacak değilim, onu git sen Diyanet İşleri Başkanı ile konuş, benimle konuşma. Benim söylediğim mesele başka. Yani bu olayın fıtratında bu var, kaderinde bu var.” Yani Türkiye’deki iş kazalarını ve iş güvencesinin olmadığı yerlerdeki ölümleri Sayın Başbakan bu ülkede bir fıtrata bağlıyor ve bir kadere bağlıyor arkadaşlar.

Geçtiğimiz Perşembe günü Sayın Çelebi burada konuşurken söyledi, “Her an burada biz konuşurken bir iş kazası olabilir.” dedi ve Meclisin kanalizasyonunu bağlayan iş yerinde çalışan yirmi dört yaşındaki Nadir Kekilli kardeşimiz, burada, Meclisin hemen dibinde hayatını kaybetti arkadaşlar.

Şimdi, biz iş kazasında hayatını kaybeden Nadir Kekilli’yi burada hem anmak hem de maddeye iş kazalarını eklemek istiyoruz ama sayın Komisyon ve Sayın Bakan buna “Hayır.” diyor. Bunu doğru bulmuyoruz arkadaşlar. Neden eklenmesin? Niçin eklenmesin? Sayın Bakanın burada çıkıp bunu söylemesi gerekiyor.

Sayın Bakandan önceki Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Dinçer, madende ölenlerden sonra “Güzel öldüler. Bu konuda ben acı çekmediklerini ve fiziki olarak da güzel öldüklerini buradan rahatlıkla söyleyebilirim” dediği o meşum konuşmasında taşeron sistemine toz kondurmuyor ve özel sektörde meydana gelen kazaların kamudan daha düşük olduğunu iddia ediyor Sayın Bakan.

Yine Sayın Dinçer, hastaneden otopsi yapılmadan alelacele ailelere verilen ve karışan cenazeler için “İlk 19 madencimizin bedeninde herhangi bir yanık yoktu, güzel öldüler. 8 madencimizde ise hafif yanıklar vardı, onların kimlik tespitlerinde sorunlar yaşandı. Maden işçileri ailelerine teslim edildi, aileler huzur içinde. Sadece 2 madencimize ulaşamadık, onlara da ulaşabilmek için çaba harcıyoruz” diyor. Yani buradaki madenlerdeki ölümü de “Son derece iyi öldüler” diyebiliyor.

Sayın Bakan da “İş kazası meydana geliyor, meydana gelen iş kazası, size samimiyetimle söylüyorum, çalışma hayatından sorumlu bir bakan olarak yüreğimi titretiyor. Omuzlarıma öyle bir yük biniyor ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) - …o gün yerin altına geçmek istiyorum”  diyor Sayın Bakanımız. Madem ki yerin altına geçmek istiyorsunuz Sayın Bakan, bu cümleyi lütfen düzeltin ve önergemizi kabul edin diyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının adının “Çalışan Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu Tasarısı” ve 1. maddede yer alan “iş sağlığı ve güvenliği” ibaresinin “çalışan sağlığı ve iş güvenliği” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                              Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde ileri demokrasinin olduğu, insan haklarının ileri düzeyde ifade edildiği ülkelerin iş hayatıyla ilgili kanunlarda öncelikler neler? İş hayatına bağlı meslek hastalıklarının, kazaların, sağlıkla ilgili önceliklerin önemsendiği ve öne konulduğu yasalar var o ülkelerde. İşte bu sebeple de biz Grubumuz adına, çalışanların sağlığının önceliklendiği; çalışmanın, işin değil, çalışan insanların hayatının önceliklendiği bir yasa tasarısı olmasını arzu etmemiz itibarıyla böyle bir önerge vermiştik. Peki, biz bu önergeyi verdik de, Sayın  Bakan başta olmak üzere Hükûmetin bakanları buna nasıl karşı çıkıyorlar, ben anlamakta güçlük çekiyorum çünkü 2008 yılındaki Seul Deklarasyonu başta olmak üzere, Eylül 2011’de imzaladığınız İstanbul Deklarasyonunda da ifadesini bulan cümleler itibarıyla “İş kazası ve hastalıklarının önlenmesi iş hayatı için önceliklidir.” ibaresine imza attınız Sayın Bakan. Çalışanların sağlık ve güvenliğini korumak amacıyla güçlü ve etkin bir sistem kurma maddesinin altına imza attınız. Önceliğin sadece iş kazalarının önlenmesi değil, çalışanların iyilik ve refahını artıran bir kültürün yaratılmasına verilmesi konusunda da imzanız var. Bütün bu imzalarınızı ya tekzip ediyorsunuz ya da… Ben başka bir şey söylemek istemiyorum bunun yorumu için.

Sayın Bakan, değerli Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri; Seul Deklarasyonu 2008 yılında Hükûmetimizdeki ilgili bakanlar tarafından imzalanmış bir deklarasyon. İstanbul Deklarasyonu da -Sayın Bakanın- her zaman gururla da ifade ediyoruz, hepimiz bir Türk olarak bunu ifade ediyoruz, 19. İş Sağlığı Güvenliği Kongresinin ülkemizde düzenlenmesi itibarıyla yayınlanmış bir deklarasyon. Bu iki deklarasyon birbiriyle bağlantılı olup bunlarda -az önce de ifade ettiğim gibi-  çalışma hayatı değil, çalışılan iş değil, çalışan insanların sağlığı önceliklenmiş deklarasyonlardır ve sonuçta açıklanmış maddelere Hükûmetimiz taraf olmuştur. Uluslararası sözleşmeler yalnızca imzalanmakla ifade edilmez, bunların hayata ne kadar geçirildiği, yaşam pratiğimizde ne kadar yer aldığı çok önemli çünkü bu deklarasyonlara imza atarken çalışma  bakanları birebir şu sorumluluğu da üstleniyorlar: Ülkemizde bu konuyu ulusal gündemde tutmayı, bu konuda toplumsal duyarlılık sağlama konusunda çalışma yapmayı da öncelikliyorlar.

Ulusal gündemimizde bu konu var mı? Evet, var, hem de perşembe günü yasayı konuşurken tam da burada, kürsüde “Şu anda bile bazı çalışanlar canlarından oluyorlar.” derken olan bir durum vardı. Dolayısıyla biz bu konudaki önergemizin, Sayın Bakan, Hükûmet adına ve Komisyon üyeleri tarafından neden reddedildiğini anlamakta güçlük çekiyoruz. Ya imzalarınızı tekzip ediyorsunuz ya da başka bir sebep olmalı bunda çünkü bu ülkede çalışanların iyilik ve refahını artırma konusunda pek bir gayret gösterilmediğinin en somut delili yapılan bir istatistik: Yüzde 71 çalışanımız mutsuz. “Mutsuzum” diyen çalışanlarınızın olduğu yerde, yalnızca çalışan insanları reddedip çalışma hayatındaki maddi varlıkların güvenliğini ele alan, yalnızca ergonomiyi, bu tür şeyleri öne alan bir yasa tasarısı 21’inci yüzyıl Türkiyesi’ne yakışmıyor. 21’inci yüzyıl Türkiyesi, çalışanların haklarını koruyan, çalışanların sağlıklarını öncelikleyen bir yasayı hak ediyor.

Bu çerçevede, ben, sizleri tekrar önergemize destek vermeye davet ediyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı'nın Başlığının “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu Tasarısı” şeklinde değiştirilmesini ve 1. maddesinde yer alan "iş sağlığı ve güvenliği" ifadesinin yerine "işçi sağlığı ve iş güvenliği"  ifadesinin yazılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                A. Levent Tüzel (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; evet, önümüze getirilen tasarının gerçek isminin “işçi sağlığı ve güvenliği” olarak değiştirilmesine dönük söz almış bulunuyorum.

Öncelikle Hükûmet ve hizmetindeki sermaye sınıfı, ülkemizdeki iş cinayetlerinden sorumluluğunu bu yasayla ortadan kaldırmayacaktır. Özellikle yasanın görüşülmeye başladığı saatlerde Mecliste kanalizasyon çalışmasında 1 işçinin hayatını kaybetmiş olması bu gerçekliği göstermektedir. Bu cinayetlerin yaşanmasında işçi maliyetlerini düşürmek ve üretimin verimliliğini sağlamak adına kârlarından kısmayan, gerekli tedbirleri ve çalışma koşullarını sağlamayan kapitalistlerin sorumluluğu açıktır. On yılda on bin ölümün gösterdiği gerçeklik de AKP İktidarının ve Hükûmetinin bu sistem için çalıştığıdır.

 Bakın hatırlayalım ülkemizdeki önemli, altı çizilen iş cinayetleri: Bugüne kadar tersanede 151 işçinin ölümü, Davutpaşa’da ve Ostim’de gerçekleşen patlamalar, Bursa, Balıkesir’deki maden kazaları, Bursa Tekstil Fabrikasında bir yılbaşı gecesi üzerine kapı kapatıldığı için yanarak ölen 5 işçi kadın, İkitelli’de selde minibüsün içerisinde ölen 8 işçi kadın; Adana’da, Giresun’da, Erzurum’da barajda, gölette ölenler, Maraş’ta hâlen toprak altında yatan 9 işçi, Esenyurt’ta çadırda yanan 11 işçi, liste bu şekilde uzatılabilinir. Peki bütün bunlarda nedir eksik olan yani yasanın yokluğu mudur eksiklik? Gerçek olan aslında bu bozuk düzende işçinin hayatının beş para etmemesi, insanlık onuru diye bir kavramın tanınmamasıdır. O nedenle de iktidar sözcüleri bu iş cinayetleri olduğunda “Kaderdir, işlerinin gereğidir, üzgünüz, güzel öldüler.” diyerek göz yumdular ve suçların üzeri bilerek örtüldü. Önce insan değil, önce iş ve kâr diyerek çıkan bu yasanın keza işçiyi değil işi esas alarak ad konulan bir yasanın işçiye sağlık ve güvenlik getirmesi mümkün değildir ve aslında bugün yaşanan hiçbir soruna, hiçbir yaraya da merhem olmayacağını görmemiz gerekiyor. O nedenle de bu yasa tasarısı hazırlandığında işçiler, emekçiler ve onların örgütleri, meslek örgütleri bu yasayı onaylamamıştır. İşte, bu siyaset ve yönetim anlayışı, özellikle bugün gündemimizde olan “uçuş güvenliği ve yolcunun hayatı” diyerek direnenlerin grev hakkını gasp etmiş, o da yetmemiş, 305 işçiyi işinden etmiştir, hava iş kolundan söz ediyorum. Şimdi, acımasızca bu koşullarda kaldırılan uçaklarda çalıştırılan hava yolu emekçilerinin sağlığından ya da güvenliğinden nasıl söz edilebilecektir?

İşçilerin, emekçilerin istediği, ILO’ya ya da AB’ye hoşluk olsun diye, laf olsun diye bir yasa çıkartmak değil, göstermelik yasalar değildir. Sadece sonucunu konuşuyoruz yani ölümleri, sakatlanmaları ve yaralanmaları. Aslında bütün bir üretim ve hizmet sürecini, çalışma sürecini konuşmak ve bunu örgütlemek zorundayız, yani çalışma sürelerinden emeklilik yaşına kadar geçen bütün bir dönemi konuşmak zorundayız.

Bakın, değerli milletvekilleri, ekonomik büyüme ile övünenler bunun ölen canlar ve yoksullaşan hayatlar pahasına olduğunu bilmez mi? İş kazalarının büyüyen sektörde ve özellikle Hükûmetin teşvik verdiği sektörlerde olduğunu, taşeron, kuralsız, örgütsüz çalıştırmanın acımasız piyasa koşullarına terk edilen alanlarda olduğunu ve işsizlik koşullarında ölümüne çalışmayı göze alan işçilerin bununla karşılaştığını bilmemiz gerekiyor. O nedenle, sorumluluğu işverene değil işçiye yükleyen bu mantık, üstüne üstlük bu alanı ticari bir piyasaya dönüştürmüştür.

Değerli milletvekilleri, bu illüzyona aldanmayacağız. İşçi sınıfımız ve emekçiler sermayenin kölelik arzularına boyun eğmeyecektir. Emeğin hakkını alacağı, insanca yaşanılır, sağlıklı ve güvenceli bir çalışma hayatı için gücümüzü birleştireceğiz, alanlarda sağlığımıza, onurumuza geleceğimize sahip çıkacağız.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanın kısa bir açıklama talebi vardır, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre.

Buyurun Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Ben de bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, milletimize başsağlığı temennisinde bulunuyorum.

Şimdi, üç grubumuz burada yasanın başlığıyla ilgili, yani “İş Sağlığı ve Güvenliği” başlığı altında görüştüğümüz bu tasarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundular. Bunun “Çalışan sağlığı ve güvenliği” şeklinde değiştirilmesi veya “İşçi sağlığı, güvenliği” şeklinde ele alınması şeklinde önerileri oldu.

Şimdi, değerli arkadaşlar, öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Çalışma hayatı bir bütün olarak ele alınmalı, bütün unsurlarını içermeli. Şimdi “İş sağlığı ve güvenliği” dediğiniz zaman işçiyi de, çalıştıranı da, çalışanı da, iş yerini de içine alan bir tanımlamadır ve uluslararası bir tanımlama olduğu için biz bu tanımlamayı yasanın başına koymuş bulunuyoruz, birincisi bu.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Uluslararası tanımlama değil. Hayır, uluslararası değil, yanlış.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – İkincisi “Çalışan sağlığı” diye dediğiniz zaman, o zaman işvereni dikkate almamış oluyorsunuz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Tüccar siyasetin gereği!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – İş yerini dikkate almamış oluyorsunuz. “İşçi sağlığı” dediğiniz zaman memur ve diğer unsurları dikkate almamış oluyorsunuz. Bu gerekçelerden dolayı “İş sağlığı ve güvenliği” tanımlaması bir işletmede bunların tümünü içerdiği için “İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı” diye huzurlarınıza gelmiş bulunuyor.

Bir diğer konu da İstanbul Deklarasyonu son derece önemli. 19’uncu İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi Türkiye tarafından gerçekleştirilmiş son derece önemli bir kongre. Seul Kongresine atıfta bulunarak İstanbul Deklarasyonu’nda kabul edilen bazı hususlar var, bakanlar olarak biz bunları imzaladık. Ne dedik orada? İş sağlığı ve güvenliğini ülkemizde daha canlı, daha diri bir şekilde tutma sözünü verdik ve bununla ilgili mevzuat düzenlemesi yapacağımızı söyledik. Biz de hemen, bir yıl geçmeden, bu yasayla ilgili çalışmamızı tamamladık, huzurlarınıza getirdik, yani İstanbul Deklarasyonu’nun gereğini yaptık. Burada bir çelişkinin olmadığını belirtmek istiyorum.

 

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde geçen "askeri" ifadesinin madde metninden çıkarılması ve aynı fıkraya aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Nurettin Canikli                                    Ahmet Aydın                                    Mine Lök Beyaz

                      Giresun                                            Adıyaman                                          Diyarbakır

                    Salih Koca                                         Emin Önen

                     Eskişehir                                            Şanlıurfa

 

“d) Hükümlü ve tutuklulara yönelik infaz hizmetleri sırasında, iyileştirme kapsamında yapılan işyurdu, eğitim, güvenlik ve meslek edindirme faaliyetleri,"

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 2 inci maddesinin 2 inci fıkrasının c) bendinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Mesut Dedeoğlu                                 Nevzat Korkmaz                                  Ruhsar Demirel

                 Kahramanmaraş                                         Isparta                                              Eskişehir

              Ahmet Duran Bulut                                 Mehmet Günal

                     Balıkesir                                             Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 2. maddesinin ikinci fıkrasının (c) ve (ç) bentlerinin metinden çıkartılmasını teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

              Dr. Candan Yüceer                               Süleyman Çelebi                                  Nurettin Demir

                     Tekirdağ                                             İstanbul                                               Muğla

                Dr. Aytun Çıray                                 Uğur Bayraktutan                                    Levent Gök

                        İzmir                                                 Artvin                                               Ankara

                    İzzet Çetin                                          Musa Çam

                       Ankara                                                İzmir

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı'nın kapsamına dair 2. maddesinin ikinci fıkrasının tüm bentleriyle birlikte madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İbrahim Binici                                        Erol Dora                                       A.Levent Tüzel

                     Şanlıurfa                                             Mardin                                              İstanbul

                     Altan Tan                                    Sırrı Süreyya Önder                                Sebahat Tuncel

                    Diyarbakır                                           İstanbul                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.

 

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten önemli bir konuyu konuşuyoruz, Türkiye açısından ciddi anlamda bir problem alanı hâline gelmiş iş sağlığı ve güvenliği konusunda. Biraz önceki maddede aslında bu tartışıldı, “işçi sağlığı ve güvenliği” olması gerekirken, ne yazık ki “iş sağlığı ve güvenliği” olarak kabul edildi.

Burada bir yaklaşım farklılığı var. Bu kürsüde çoğu zaman ifade ettik, meseleye nasıl bakıyorsanız, hangi zihniyetle bu yasayı hazırladıysanız ona göre de politikalar oluşturursunuz ya da yasanın genelini ona göre hazırlarsınız. Dolayısıyla, burada, gerçekten, hani, işçilerin sağlığını, güvenliğini, yaşam hakkını güvence altına alacak bir düzenlemeden ziyade, yine Hükûmetin her zaman bildiğimiz gibi neoliberal politikalar çerçevesinde, biraz da Avrupa Birliğinin uyarıları çerçevesinde, nasıl olur da bu alanda sömürüyü biraz daha hızlandırabiliriz, burada, diyelim işçilerin, emekçilerin hak ve özgürlük mücadelesi yerine, işçileri ve emekçileri daha çok çalıştırıp, üzerinden nasıl daha çok rant elde edebiliriz yaklaşımı çok net, bu aşılmadığı sürece de ne yazık ki yasalar işçiler lehine, emekçiler lehine bir sonuç elde edemiyor.

Şimdi, biz, bu maddeye ilişkin, mesela diyelim ki iş sağlığının herkes için bir hak olduğunu, aynı zamanda bir birey hakkı değil toplumsal hak olduğunu ifade ediyoruz ve buradaki çekincelerin ya da bazılarının kaldırılmasının uygun olmadığını, özellikle bu konuda bütün alanlarda, mutlaka, nerede çalışıyorsa çalışsın işçilerin sağlığını, güvenliğini garanti altına alacak uygulamaların yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu bir sorumluluk, yani sosyal devlet olmanın gereği bu.

Diğer bir konu, aslında kapitalist bir perspektiften baktığınızda bile, siz çalışanı eğer mutlu edemiyorsanız, onun yaşamını garanti altına alamıyorsanız, onun emeğinin karşılığını veremiyorsanız, oradan, üretimden bir şey bekleyemezsiniz. Dikkat ederseniz ya da bu konuda Hükûmet bir araştırma yapsın, bir araştırma komisyonu kuralım, sosyal haklarını tamamen sağlayan, iş güvenliği ve iş sağlığı sağlanmış yerlerdeki işçilerin üretime katılımıyla, bu haklardan yoksun olan, daha zor koşullarda çalışan insanların üretime katılımını araştırsın, kapitalist bir perspektiften bakınca bile bu mesele önemlidir yani sen önce işçine, memuruna ödeyeceksin ki, buradaki üretimi de geliştirebilesin. Avrupa da bu meseleyi tartışıyor. Mesela Avrupa, artık iş yeri demokrasisini tartışıyor. Mesele sadece işçiler üzerinden nasıl sömürü yapabilirim değil, işçileri bu sürece nasıl dâhil edebilirim, patronla işçiyi nasıl yakınlaştırabilirim, üretim sürecini nasıl daha etkin bir hâle getirebilirim tartışmaları yürütüyor. Biz, hâlâ burada ölümleri konuşuyoruz. Şimdi, burada konuşurken bile birçok alanda -inşaatta olabilir, Tuzla tersanelerinde olabilir, fabrikalarda olabilir, tekstil sektöründe olabilir- iş kazaları yaşanıyor belki de.

Şimdi, burada bu konuda, diyelim ki, bazı alanları bunun dışında tutarak iş sağlığı ve iş güvenliği konusunda bir karar alıyoruz.

Mesela ev eksenli çalışan kadınlar meselesi ciddi anlamda problem çünkü ev eksenli daha çok kadınlar çalışıyor. Bu konuda Meclis gruplarına da önerilerde bulundular, dediler ki: “Bizim hiçbir güvence hakkımız yok, zaten kayıtlı çalışmıyoruz, yaşadığımız alanda çok ciddi sorunlar var, sağlık sorunları yaşıyoruz.” İmece diye bir kurum var bu konuda çalışan, yine başka alanlarda, Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası var. Onların ifade ettiğine göre, her yıl onlarca kadın bu alanda ciddi anlamda sorun yaşıyor ve bunlar sesini bile duyuramıyor. Şimdi, siz bunu kapsam dışında bırakmışsınız.

Yine, küçük atölyelerde, tekstil atölyelerinde çalışan insanlar var. Bunlar da diyelim ki, bu kapsam içerisinde birçok alanda sorunlarla karşılaşıyorlar, bunu da kapsam dışında tutuyorsunuz. Bu, doğru bir yaklaşım değil. Madem bir kanun çıkaracağız, gerçekten işçilerin sağlığından bahsediyoruz, gerçekten emekçilerin hak ve özgürlük mücadelesine en azından bir katkı sunmak istiyoruz, o zaman doğru düzgün bir yasa çıkaralım.

Sayın Bakan, biz biliyoruz, AKP Hükûmeti her şeye ekonomik noktadan bakıyor. Bu noktadan bile bakarsanız bu önemli.

Diğer bir konu, buradaki problem alanı, aslında, diyelim ki, bu iş sağlığı ve iş güvenliği meselesini asıl yüklenicilere vermemek ve taşeronlara vermek ya da buradan yeni bir istihdam alanı açmak, bunun sorumluluğunu taşeron firmalara vermek. Aslında, Türkiye’de özellikle Tuzla tersanelerinde gördük ki, taşeronlaşma işçilerin sağlığı açısından, emeğinin karşılığını almak  açısından problemli bir şey. Bunu asıl yükleniciye vermediğimiz sürece ciddi anlamda sorunlarla karşılaşacağız. Bunun da bir kenara not edilmesi gerekiyor çünkü özellikle taşeron firmaların çoğu ya akrabasını çalıştırıyor ya diyelim ki, kendi çevresindeki insanları çalıştırıyor. Onlarla da kısmen anlaşıyor, bu konuda sorun yapmıyor ve sorumluluk üstlenmiyor.

Şimdi bunun denetimi nasıl olacak? Yarın gerçekten bu alanda, orada uzman doktor var mı yok mu tartışmalarının nasıl yapılacağı önemli diye düşünüyorum ve umarım önergemize destek verirsiniz.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 2. maddesinin ikinci fıkrasının (c) ve (ç) bentlerinin metinden çıkartılmasını teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

                                             Candan Yüceer (Tekirdağ) ve arkadaşları 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Çıray.

BAŞKAN – Buyurun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ülkeyi medeni kılan en önemli unsurlardan bir tanesi iş güvenliğidir. Türkiye’nin bu konuda sergilediği manzara maalesef ülkemiz için utanç vericidir. Türkiye, gayrisafi millî hasıla açısından G-20 ülkeleri arasındadır ama iş kazaları açısından Cezayir ve El Salvador’dan sonra dünya üçüncüsüdür. Nitekim Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2011 yılındaki iş kazalarını sorgulayan iki farklı yazılı, sözlü önergesine iki farklı cevap vermesi de bunun göstergesidir. 2011 yılında iş kazalarında ölenlerin toplam sayısı bir cevaba göre 587, bir cevaba göre 1.563’tür.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de insanlar ölmektedir. İş kazalarında ölmektedir, hapishane yangınlarında ölmektedir. Bu sabah da -Allah rahmet eylesin- şehitler vererek, şehitler olarak ölmektedir. Yani bir yandan, siz, yaşayanları yaşatamayacaksınız, diğer yandan çıkıp, ceninin hayat hakkından söz ederek bir riyakârlık yapacaksınız.

Şimdi, son yirmi dört saatte 8 şehit verdik. Bu 8 şehit, toplam, 2002 yılında ölen güvenlik gücü sayısından 2 misli fazladır. Ne yazık ki 2002 senesinde, AKP büyük bir fırsatı heba etmiştir. 2002 senesinde, defakto olarak terör bitmişti, kaybettiğimiz güvenlik görevlisi sayısı 6’ydı, Apo “Devletime, milletime yardım etmeye hazırım, benim annem zaten Türk’tü” diye beyanatlarda bulunuyordu.  Tam dört yıl sırtüstü yattıktan sonra, o dönemde oturup terör örgütüyle pazarlık etmedikten sonra, tam dört yıl sonra birdenbire ortaya çıktı ve Sayın Başbakan Kürt sorununu açıkladı Diyarbakır’da. 2002’den 2004, 2005 yılına kadar AKP iktidarları, Güneydoğu’da terörü kalıcı olarak sonlandırmak adına ekonomik ve sosyal olarak hiçbir şey yapmadı değerli arkadaşlar. Sonra, 2004-2005 yılında Kürt sorunundan söz eden Başbakan, bu sabah terör sorunundan söz etmeye başladı, “Kürt sorunu yok.” demeye başladı. Doğrusu, ilk defa, Sayın Leyla Zana’yla aynı noktada buluştular. Sayın Zana da verdiği beyanatta Kürt sorunu olduğunu kabul etmediğini ifade etti. Belli ki yine bir yerlerde Barzani’yle ve dış gözlemcilerle yeni bir pazarlık ortamının başlamış olduğu anlaşılıyor. Yalnız -eskiden olduğu gibi- bir yandan devlet görevlilerini pazarlığa göndereceksiniz bir yandan da sırf anayasal görevlerini yapmak için, kimseyi öldürmek için değil, sadece Anayasa emrettiği için Güneydoğu’ya gidip görev yapmak isteyenlerin, gençlerimizin ölümüne sessiz kalacaksınız ve ölmelerine neden olan siyaseti yapacaksınız.

Bakın, Sayın Demirtaş bugün bir açıklama yapmış, diyor ki: “PKK her türlü siyasal eylemi bıraksın.” Bir taraftan 8 kişinin ölümüne neden olacak, şehit olmasına neden olacak saldırı, bir taraftan da Sayın Demirtaş’ın PKK’ya verdiği talimat. Peki, bunun anlamı nedir ben size söyleyeyim mi? Bu, PKK’nın muzaffer bir ordu edası içerisinde, patronun kim olduğunu göstermek için verilmiş bir beyanattır. “Sizin durduramadığınızı biz durdurabiliriz.” diye verilmiş bir beyanattır. Bunun için içiniz rahat mı, bilmiyorum.

Değerli arkadaşlar, toplumu ayrıştırdınız, zannettiniz ki ayrıştırdığınız bu toplumu ümmetçi bir anlayışla birleştireceksiniz ama yanıldınız, 2002’deki fırsatı kaçırdınız. Üzülerek söylüyorum ki, tarihe kayıt düşmek için söylüyorum ki 2023 projeniz bugünden itibaren çökmüştür, ekonomik olarak çökmüştür, siyasi olarak çökmüştür. Allah size akıl fikir versin, çünkü sizin için hayat hakkı sadece bir propaganda malzemesinden öteye bir anlam ifade etmiyor.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çıray.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 2 inci maddesinin 2 inci fıkrasının c) bendinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                           Ruhsar Demirel (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına verdiğimiz bu önergeyle istisnalar içinde bulunan “Ev hizmetleri” fıkrasının çıkarılmasını istemiştik. Ben bu konudaki açıklamaları yapmak üzere huzurunuzdayım.

Efendim, aslında, Sayın Bakanın Bütçe Kanun Tasarısı için 14 Aralık 2011 günü bastırıp bütün dağıttığı metni açarsanız eğer -elinde olanlar-42’nci sayfada Sayın Bakana ait şöyle bir cümle var: “Bütün çalışanları kapsayan iş sağlığı ve güvenliği kanunu taslağının en kısa sürede yasalaşmasını hedeflemekteyiz.” diyor Sayın Bakan. Biz de işte bu cümleden olmak üzere “Madem bütün çalışanlar kapsam içinde olacak, öyleyse ev hizmetlerinde çalışanlar niye kapsam dışı kalsın?” diye bu önergeyi verdik. Ancak kendilerinin bütçe nedeniyle dağıttıkları kitapçıktaki “Tüm çalışanlar kapsam içine alınacak.” ifadelerini şu anda “Katılamıyoruz.” diyerek tekzip etmiş bulunuyorlar.

Ayrıca, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, ev işlerinde çalışan -kayıt dışı çalışma ki bunların çoğunluğu- bu kişilerle ilgili bir Meclis araştırma önergemiz var bizim Mecliste bekleyen. Bu önergemiz eğer kabul edilip de gündeme gelse ve bir araştırma yapılsaydı görülecekler şuydu: Ev hizmetlerinde çalışanların çoğunluğu kadın ve bu kadınların pek çoğu kayıt dışı çalışan kadınlar. Geçtiğimiz yıl tahminen 51 tane kadının ev hizmetlerinde çalışırken hayatını kaybettiğine dair gazetelerden toplanmış haberler var. İşte, kadınların bu kadar hayatını tehlikeye attıkları, kayıt dışı, güvencesiz ve çok ucuz bir fiyata çalıştırıldıkları bu ev hizmetleri tam da toplumsal cinsiyet ayrımına vurgu yapan bir durumda.

Bu sebeple de ben, yine, Çalışma Bakanlığına ait bir kitapçıktan cümleler okumak istiyorum size: “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik faaliyetleri desteklemeyi amaçlamaktadır. Türkiye'nin mevzuatını, AB’nin çalışma hayatında toplumsal cinsiyet eşitliği mevzuatı ile desteklemek, toplumsal cinsiyet eşitliği müktesebatı ile uyumlaştırmak Bakanlığımızın sorumluluğudur.” şeklinde Bakanlığınızca yayınlanmış kitapçıklarda sizlerin kabulüyle yayınlanmış yazılar var. Efendim, “Bu kitapçıklar yayınlanıyor, nasılsa kimse okumuyor.” diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Gördüğünüz gibi çok ciddiyetle okuyoruz, altlarını çiziyoruz hatta ve buralarda toplumsal cinsiyete çok ciddi vurgular var. Tekraren söylüyorum, ev hizmetlerinde çalışanların büyük bir kısmı kadınların oluşturduğu bir grup ve bu kadınlar iş güvencesiz, gelecek güvencesiz olarak çalışıyorlar. İstisnadan çıkarılması, bu ülkede kayıt dışı çalışan kadınlarımızın can güvenliği başta olmak üzere, hayata dair farklı güvenceleri elde etmeleri adına önemli ve bu önemlilik tam da AB’ye uyum için çıkarılmak istenen bazı tasarılara toplumsal cinsiyet gözlüğüyle bakmak adına çok daha değerli bir anlam kazanıyor diye düşünüyorum.

Ben yüce heyetinizden bu önergeye, bu açıklamalardan sonra bir kez daha düşünüp destek vermenizi rica ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde geçen "askeri" ifadesinin madde metninden çıkarılması ve aynı fıkraya aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                            Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

“d) Hükümlü ve tutuklulara yönelik infaz hizmetleri sırasında, iyileştirme kapsamında yapılan işyurdu, eğitim, güvenlik ve meslek edindirme faaliyetleri,"

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun)  – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Çalışmaları hususunda kendine özel düzenlemeler bulunan bu çalışanların Kanun kapsamında bulunması ile yaşanacak karışıklık ve mükerrer uygulamalar giderilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesi birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan "kuruluşları" ibaresinden sonra gelmek üzere, “,organize sanayi bölgeleri" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Nurettin Canikli                                   İlknur Denizli                                        Salih Koca

                      Giresun                                               İzmir                                               Eskişehir

            Mehmet Doğan Kubat                              Osman Kahveci                                    Ercan Candan

                      İstanbul                                             Karabük                                            Zonguldak

            Ahmet Haldun Ertürk

                      İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                   Reşat Doğru                                    Nevzat Korkmaz                                  Ruhsar Demirel

                        Tokat                                                Isparta                                              Eskişehir

                Mesut Dedeoğlu                               Ahmet Duran Bulut                                 Mehmet Günal

                 Kahramanmaraş                                       Balıkesir                                             Antalya

                       Ali Öz

                       Mersin

ş) İş Yeri Hemşiresi; 6283 sayılı Hemşirelik Kanununa göre hemşirelik mesleğini icra etmeye yetkili, iş sağlığı ve güvenliği alanında görev yapmak üzere Bakanlıkça yetkilendirilmiş iş yeri hemşireliği belgesine sahip hemşire/sağlık memurunu,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının Tanımlar başlıklı 3. maddesinin (b), (d), (i), (n), (ş) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi ve (t) bendinin eklenmesini teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

 

Uğur Bayraktutan İzzet Çetin                                   Sedef Küçük

     Artvin                                                                 Ankara                                              İstanbul

Süleyman Çelebi Dr.Candan Yüceer                          Levent Gök

    İstanbul                                                               Tekirdağ                                              Ankara

Musa Çam

    İzmir

 “b) Çalışan: Kendi özel kanunlarındaki statülerine bakılmaksızın kamu veya özel işyerlerinde istihdam edilen yahut çalışan istihdam etmeksizin kendi nam ve hesabına mal veya hizmet üretimi yapan gerçek kişiyi,”

“d) Eğitim Kurumu: İşyeri hekimliği, iş güvenliği uzmanlığı ve işyeri hekimi dışındaki diğer sağlık personelinin eğitimlerini vermek üzere Bakanlık tarafından yetkilendirilen kurum ve kuruluşlar ile üniversiteler ve meslek kuruluşları tarafından bu iş için oluşturulan birimleri,”

“i) İşyeri hekimi: İş sağlığı ve güvenliği alanında görev yapmak üzere meslek kuruluşu tarafından yetkilendirilen ve Bakanlıkça tescil edilen, işyeri hekimliği belgesine sahip hekimi,”

“n) Ortak sağlık ve güvenlik birimi: 50 ve daha az çalışanı olan işyerlerine iş sağlığı güvenliği hizmeti sunmak üzere gerekli donanım ve personele sahip, Bakanlıkça yetkilendirilen kamu kurum ve kuruluşları ile hizmet alan işverenler tarafından ortaklaşa kurulan birimi,”

“ş) Teknik eleman: Teknik Öğretmen, fizikçi ve kimyager unvanına sahip olanlar ile üniversitelerin Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümü ile iş sağlığı ve güvenliği programı mezunlarını,”

“t) Meslek kuruluşu: Bu kanunda belirtilen işlerin yürütülmesinde görev alanların üye olmakla yükümlü bulundukları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sedef Küçük, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu gece sabaha karşı yapılan menfur saldırıda hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum. Tüm ülkemizi yasa boğan bu çirkin saldırıyı şiddetle kınıyorum.

Ayrıca, geçtiğimiz hafta sonunda, devletin sorumluluğu altında olan, tutuklu da olsalar, hükümlü de olsalar canları devlet korumasına emanet edilen yurttaşlarımız yanarak can verdiler. Bu elim olayda hayatlarını kaybeden yurttaşlarımıza da Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Olayın tüm yönlerinin ve bu cinayetlerde sorumluluğu olanların bir an önce ortaya çıkarılması gerekmektedir.

Biliyorsunuz, bu kanunun görüşmeleri sırasında da yeni hizmet binası inşaatında meydana gelen kazada bir işçimizi kaybettik. Bu, ülkemizin iş güvenliği açısından katetmesi gereken çok yolu olduğunu ortaya koymaktadır. Kaybettiğimiz işçimize de Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkemizde kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 28,8’dir, işsizlik oranı ise yüzde 11,3’tür. Bu oranların, OECD ülkeleri, AB ülkeleri, gelişmiş ülkeler arasında en kötü oranlar olduğunu söylememe herhâlde gerek yoktur, bunu zaten hepimiz biliyoruz.

Maalesef konu kadınlar, insan hakları, basın özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü olunca ülkemizin uluslararası karnesi hep kırık notlarla dolu oluyor. Bu durumu kanıksamış olanlar da olabilir ancak bir cumhuriyet kadını, bir birey olarak ben bu duruma çok üzüldüğümü ve alışamadığımı belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında da belirtmiştim, her 3 kadından 1’i iş gücüne katılmaktadır. Günümüzle karşılaştırma yapılabilmesi için bir örnek vermek istiyorum: 1970 yılında çalışabilecek kadın nüfusunun yüzde 54’ü çalışma hayatına aktif olarak katılmaktaydı. Bahsettiğim, gelişmiş bir Avrupa ülkesi değil, 1970’lerin Türkiyesi. Bu istatistikler kadınlarımızın bugün çok ciddi bir istihdam sorunu yaşadıklarını göstermektedir.

Gayet tabii ki bundan daha olumsuz örnekler vardır. Örneğin, DPT’nin bir araştırmasında hane halkı reislerinin yani erkeklerin yüzde 76’sı, kadının ailedeki en önemli görevinin ev işi ve çocuk bakımı olduğunu ifade etmişlerdir. Ne yazık ki bu zihniyet ve bu anlayış, bugün de en yetkili ağızlar tarafından ortaya konulmaktadır. Bir taraftan kadınlara “3 çocuk, 5 çocuk doğurun.” denilmekte, diğer taraftan kreş açılması konusunda devlet üzerine düşeni yapmamaktadır. Bu, kadınlara “Siz çalışmayın, evde oturun, çocuk bakın, eşinize hizmet edin.” demekle eş değerdir. Buna rağmen, çalışmak isteyen kadınların önemli bir kısmı, yaklaşık yüzde 71’i kayıt dışı çalışmak zorunda kalmaktadır. Herhangi bir iş kolunda sendikalı olmaya kalktıkları an işlerinden olanlar da kadınlardır. Bir kriz sırasında ilk işten çıkarılanlar da kadınlardır. Üst düzey kamu yöneticiliği yapmaları esirgenenler de kadınlardır. 81 il içerisinde yalnızca 1 kadın vali olması, üst düzey yöneticilerin yalnızca yüzde 13 buçuğunun kadın olması size makul geliyor mu? Anlaşılan o ki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kurbanı olan kadınlar, iş yaşamı içinde de ikinci sınıf görülmektedirler.

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, imzamız olan uluslararası sözleşmelerle üstlendiğimiz bir yükümlülüktür. Bu, eğitim hakkından kız çocuklarımızın tam olarak yararlandırılmasıyla mümkün olacaktır. Bu, toplumsal zihniyet kalıplarının kırılması ile mümkün olacaktır. Ancak, her şeyden önce bu, kadınların temel hakkı olan gelir karşılığı çalışma hakkının tanınması ile mümkün olacaktır.

Yüce heyetinizin, hangi kanunu tartışırsa tartışsın bu hususu dikkate alacağına inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                    Reşat Doğru (Tokat) ve arkadaşları

                                                                                                                                            

ş) İş Yeri Hemşiresi; 6283 sayılı Hemşirelik Kanununa göre hemşirelik mesleğini icra etmeye yetkili, iş sağlığı ve güvenliği alanında görev yapmak üzere Bakanlıkça yetkilendirilmiş iş yeri hemşireliği belgesine sahip hemşire/sağlık memurunu,

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Sayın Başkanım, uygun bir düzenleme olmakla birlikte, Komisyon çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz ama uygun bir düzenlemedir. Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SÖSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

ALİ ÖZ (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Halk sağlığı hemşireliği kapsamında, sağlığı koruma ve geliştirme kavramları temelinde; işyerlerinde sağlığı koruma geliştirme, kaza ve meslek hastalıklarını önleme, çalışma yaşamında riskli bireyler ve girişimler, çalışma ortamındaki riskler ve değerlendirme gibi öncelikli konular yer almaktadır. Dünyada ve ülkemizde işyerlerinde hemşireler yer almakta ve temel sağlık elemanı olarak görev yapmaktadır. Bu teklifle iş sağlığı hemşiresi tanımının tasarı metnine eklenmesi ve başta kreşler ve okullar olmak üzere tüm işyerlerinde işyeri hemşireliğinin uygulamaya geçirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesi birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan "kuruluşları" ibaresinden sonra gelmek üzere, “,organize sanayi bölgeleri" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Uygun bir düzenlemedir Sayın Başkanım. Çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz ancak takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Toplulaştırılmış işyerlerinde daha etkin hizmet verileceği düşüncesiyle eklenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeler doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 4. maddesinin 1 nolu fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

              Dr. Candan Yüceer                               Süleyman Çelebi                                     Levent Gök

                     Tekirdağ                                             İstanbul                                              Ankara

                    İzzet Çetin                                          Musa Çam                                     Uğur Bayraktutan

                       Ankara                                                İzmir                                                 Artvin                       Özgür Özel

                      Malatya

c) İş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışanların da görüş  ve katılımıyla risk değerlendirmesi yapar veya yaptırır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Özgür Özel, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken Hakkâri ve Hatay’da şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Albert Camus “Bir ülkeyi tanımak için o ülkede insanlar nasıl ölüyor ona bakınız.” demiş. Bu ülkede insanların nasıl öldüğüne bakarsak Sayın Başkan, önlenemeyen trafik kazalarında dünyada yapılan her 2 trafik kazasından 1’ini yapan 10 az gelişmiş ülkenin arasında Türkiye.

Devletin korumasındaki cezaevlerinde suçlulukları ispatlanmamış tutukluların bile cayır cayır yandığı bir ülke Türkiye.

Millî ya da gayrimillî olsun istihbarat hatalarından dolayı kendi jetlerinin kendi vatandaşlarını vurarak öldürdüğü bir ülke Türkiye ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde İş Sağlığı ve İş Güvenliği Yasa Tasarısı görüşülürken hem de Meclisin yan tarafında Meclisin kanalizasyon işlerini yapan, bütün sorumluluğun aslında ASKİ’nin Ankara Su Kanalizasyon İşlerine ait olduğu ama iktidar partisinin geldiği günden beri teşvik ettiği ve taşeronun taşeronunun çalıştırdığı, iş güvencesinden mahrum ve son derece sıkıntılı şartlarda saatlerce süren yorgunluğun üzerine çalışan işçilerin tam da bu tasarı burada görüşülürken göçük altında kalıp da öldüğü bir ülke Türkiye.

Perşembeyi cumaya bağlayan gece bizler bu kanunun geneli üzerinde görüşmelere başladığımızda bu talihsiz kazada kaybettiğimiz Nadir Kekilli, benim de fahri milletvekilliği görevini üstlendiğim Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde yaşayan yirmi dört yaşında bir vatandaşımız, orada yaşayan bir ailenin burada ekmeğini arayan bir çocuğuydu. Nadir Kekilli’yle birlikte o gece çukura giren, göçük altında kalan ve tesadüfen üzerine düşen kalınca bir parça sayesinde hayatı kurtulan Mehmet Çoban, Nadir Kekilli’yle birlikte neredeyse otuz altı saattir hiç uyumadan çalıştıklarını anlattı bize.

Biz Osmaniye’de aileyi ziyaret ettik. Acılı ailenin geçim şartlarıyla ilgili anlattığı ve bu işe olan muhtaçlıklarıyla anlattıkları hepinizin yüreğini burkacak nitelikteydi.

Nadir İzmir’de, Mehmet ise İstanbul’da aynı şirketin benzer işlerinde çalıştılar. O gün sabahleyin acilen Ankara’ya çağırıldı. Yirmi dört saatlik yorgunluğun üstüne biri İzmir’den, biri İstanbul’dan yolculuk yaptılar, buraya kadar geldiler ve saat sekizde de o çukurun içine girdiler. Ertesi sabah saat sekizde Meclis bu işin bitmesini istiyordu ve “Çok yorgunuz, uykusuzuz, bu işi yapamayız.” demelerine rağmen ustabaşıları onları dinlemedi, “Bu iş sabaha kadar bitecek.” dedi. Başlarında baretleri yoktu, içeride aydınlatma eksikti, güvenliği alınması gereken duvarlar yapılmamıştı ve yan tarafta trafiğin kapatılması gerekirdi vibrasyondan, titreşimden dolayı çökme olmasın diye ama trafik de akmaya devam ediyordu. Göz göre göre bu 2 arkadaş ölüm çukuruna gitti ve içlerinden bir tanesi burada hepimizin yüreklerini dağlayan bir biçimde… Hep birlikte kendisinin arkasından rahmet okuyoruz, iyi dileklerimizi ailelerine iletiyoruz.

Ama taşeronlaşma, daha düşük ücretle çalıştırmanın, karın tokluğuna çalıştırmanın, işçi haklarını yok sayarak çalıştırmanın, kıdem ve ihbar tazminatsız çalıştırmanın, insan değil, âdeta köle çalıştırmanın adıdır. Bu sistem, çalışma ilişkilerini güvensizleştiren, çalışma saatlerini esnekleştiren, kuralsızlığı kural, kanunsuzluğu kanun kılan katil bir sistemdir. Esnek, kuralsız, kayıtsız, uzun ve taşeronda çalışma, çıkardığınız kanunun adı ne olursa olsun işçinin sağlığını ve güvenliğini korumaz, korusa korusa işverenin biraz daha kâr etmesini, işçiyi biraz daha sömürmesini sağlar. İşte böyle bir durumla karşı karşıyayız.

İş güvenliği ve işçi sağlığı meselesiyle ilgili bu taslağa muhalefet olarak çok olumlu katkılar sunmak istedik, bu katkılarımız minimal düzeyde kaldı. Tam, kanun bizim karşı oyumuza rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edildiğinde, Komisyonumuzda görev alan bütün milletvekillerine birer çanta geldi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından. Çantanın içinden böyle bir kuka çıktı. Bu aslında bir flash disk ama kukanın üzerinde yazıyor ki -İngilizce yazıyor- “Sağlıklı, güvenli iş yeri alanı; sağlıklı iş yeri alanı.” Sayın Bakanım, böyle uyarılar tehlikenin olduğu yerlere konur; “ıslak zemin” dersiniz, “Bir şey dışarıdan düşebilir.” dersiniz, böyle bir şey konur. “Dikkat, bu iş yeri sağlıklıdır.” diye bir uyarı olmaz. Ama Türkiye’de, gerçekten, sağlıklı ve güvenli bir iş yeriyle ilgili bir şey bulunursa buraya işaret koymak lazım. Ben, herhâlde, burası öyledir diye koyacaktım ama Sayın Salim Uslu’nun buraya yaptığı taarruzlardan sonra herhâlde artık bu kürsü de o kadar güvenli değil.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 5. Maddesinin (b) bendinin “kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek ve riskli işlerde çalışanları bu işten katiyen uzak tutmak veya çalışma sürelerini kısaltmak” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

               Dr.Candan Yüceer                                Süleyman Çelebi                                  Ali Rıza Öztürk

                     Tekirdağ                                             İstanbul                                              Mersin

                   Levent Gök                                         İzzet Çetin                                         Musa Çam

                       Ankara                                               Ankara                                                İzmir

               Uğur Bayraktutan

                       Artvin

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 5’inci maddesinde verilen önerge üzerinde söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye’de “iş kazası” denilen olayların aslında cinayet olduğunu söylersek abartı sayılmaz çünkü Türkiye bu konuda derecelere sahiptir; dünyada üçüncü, Avrupa’da birinci konumdadır.

Aslında, “kaza” hepimizin bildiği gibi, gerçekleşmesi önceden öngörülemeyen ve dolayısıyla, gerçekleşmemesi için herhangi bir önlem alınması olanağı bulunmayan bir riskin gerçekleşmiş olması hâlidir. Oysa Türkiye’de “iş kazası” adı altında yaşanan cinayetlerin pek çoğunda önceden gerçekleşmesi tahmin edilemeyen herhangi bir risk söz konusu değildir. Bile bile, bağıra bağıra olaylar olmakta, insanlar ölmekte ama, bundan önceki Çalışma Bakanımızın söylediği gibi, güzel güzel ölmektedir. Hâlâ bugün, Afşin Elbistan’da, 2’si mühendis olmak üzere 10 kişi toprak altındadır. Zonguldak’ta 17 Mayıs 2010’da meydana gelen kazada, 2’si maden mühendisi olmak üzere, 30 emekçiden 2 tanesi gerçekten aylar sonra kurtarılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bugün işçiler, çalışanlar iş kazasının nedeni değil, korumasız tarafıdırlar. Bugün, çalışan, üretim sürecinin parası ödenerek kolayca tedarik edilebilen bir unsuru hâline getirilmiştir. Bugün, çalışanın değeri emeğinin fiyatıyla ölçüldüğünden, çalışanın bir insan olarak taşıdığı yaşama hakkı bu üretim sürecinde dikkate alınmamaktadır. Türkiye’de bugüne kadar, üretim, işletme çıkarları, bireysel çıkarlar, üretim için üretim her zaman iş güvenliği ve işçi sağlığından önce gelmiştir. AKP İktidarında sorun daha da büyümüştür. AKP İktidarında uygulanan neoliberal politikalarda özelleştirme, taşeronlaştırma, işletme kârları, ihracat ve benzeri olgular temel başarı ölçütleri olarak ele alınmış, hiçbir şekilde bu unsurların arka planında üreticiye, yani emeğe, çalışana yer verilmemiştir. Üretim sürecinin merkezine insan konulmadığı için, işçi sağlığı sorunu toplumun genel sağlığının bir parçası olarak görülmediği için sorun yanlış bir temelde tartışılmıştır.

Gerçekten bugün yapılması gereken, iş kazalarını basit bir sağlık sorunu veya üretime ilişkin teknik bir mesele olarak görmemektir. İş kazasını, insanla ilgili, sosyal yanı ağır basan bir sorun olarak görmek gerekmektedir. Bu nedenle, iş kazası ve meslek hastalıklarının sosyallikten soyutlanarak teknik bir sürecin yol açtığı sağlık sorunu olarak görülmemesi gerekir. Üretim sürecinin merkezine insan ve çalışan konulmadığı sürece, işçi sağlığı sorunu toplumun genel sağlığının bir parçası olarak görülmediği sürece sorun yanlış bir temelde tartışılıyor demektir. Bu nedenle iş kazası ve meslek hastalıklarının sosyallikten soyutlanarak teknik bir sürecin yol açtığı sağlık sorunları olarak ele alınmaması gerekir.

Değerli milletvekilleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunu önemsediğimiz için ve Türkiye’de gerçekten işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yaşanan kazalar, üretim kayıpları, yaralılar ve iş günü kayıpları “korkunç facia” denilebilecek boyutlara eriştiği için 23’üncü Dönemde Meclis araştırması açılması istemiyle bir önerge vermiştim ama bu önergemiz kabul görmedi. 24’üncü Dönemde de yine bu önergeyi verdik.

Bugün gerçekten Türkiye’de artık işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda alınacak önlemler maliyet artırıcı unsurlar olarak görülmektedir ve işverenler sürekli korunmaktadır, mevcut yasal mevzuatlar bile uygulanmamaktadır ve bunların denetimi de yapılmamaktadır.

1976 yılında staj için Zonguldak Havzası’na gittiğimde kafam basınçlı boruya çarpmıştı. Ben çıkardım bareti, baktım kafamda bir şey var mı diye, bir maden çavuşu bana “Kafana bakma, stim borusuna bir şey olmuş mu ona bak çünkü burada insanın canı stim borusundan daha değerli değildir.” dedi.

Ben çalışanların da insan olduğu gerçeğini unutmamamız dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin madde metninden çıkarılmasını ve aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “görevlendirilmesi gereken” ibaresinin “görevlendirilen” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                Nurettin Canikli                              Mehmet Doğan Kubat                                Enver Yılmaz

                      Giresun                                             İstanbul                                              İstanbul

                    Salih Koca                                        Fevai Arslan                                       Osman Çakır

                     Eskişehir                                              Düzce                                                Düzce

                     Ali Şahin                                      Mustafa Hamarat                                    İsmail Aydın

                     Gaziantep                                              Ordu                                                 Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 6. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; ikinci fıkradan sonra gelmek üzere bir fıkra eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

              Dr. Candan Yüceer                               Süleyman Çelebi                                      Salih Fırat

                     Tekirdağ                                             İstanbul                                            Adıyaman

                   Levent Gök                                    Uğur Bayraktutan                                     Musa Çam

                       Ankara                                               Artvin                                                 İzmir

"(a) İşveren; mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunulmasına yönelik çalışmaları da kapsayacak işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetini sunmak için; çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde (A) sınıfı, tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde en az (B) sınıfı, az tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde en az (C) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı ile bütün tehlike sınıflarında yer alan işyerlerinde işyeri hekimi, işyeri hemşiresi ve işyerinin büyüklüğüne göre diğer sağlık personeli görevlendirir. 50'den az çalışanı olan işyerlerinden, bünyesinde bu vasıflara sahip personel bulunmayan işyerleri ile çalışan istihdam etmeksizin kendi nam ve hesabına mal veya hizmet üretimi yapanlar bu hizmetin tamamını veya bir kısmını ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden alabilirler."

"(b) İşveren işçi sağlığı ve güvenliğinin kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmek amacıyla araç, gereç, sağlık hizmetinin sunumuna uygun mekan veya sağlık birimi ve zaman gibi gerekli bütün ihtiyaçları karşılar."

"(2) 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarından çalıştırdığı personel sayısının azlığı sebebiyle bünyesinde gerekli personeli çalıştırma yükümlülüğü olmayanlar, işçi sağlığı hizmetlerini Sağlık Bakanlığına ait kuruluşlardan doğrudan alırlar. Tam zamanlı personel istihdamı gerekmeyen hallerde ilgili personel kısmi zamanlı olarak istihdam edilebilir."

"İşyerlerinden, çok tehlikeli sınıfta 500, tehlikeli sınıfta 750 ve az tehlikeli sınıfta yer alanlardan 1000 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinin tam süre işyeri hekimi istihdam etmesi zorunludur."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 6’ncı maddesinin 3. fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Mesut Dedeoğlu                                  Ruhsar Demirel                                         Ali Öz

                 Kahramanmaraş                                       Eskişehir                                             Mersin

                   Erkan Akçay                                     Mehmet Günal

                       Manisa                                              Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Öz, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, bugün tüm ulusumuzu yasa boğan, Hakkâri ve Hatay’da menfur saldırılar sonucunda hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmetle anıyor, yaralılara acil şifalar diliyorum. Türk milletinin başı sağ olsun.

Görüşmekte olduğumuz İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı’nda eleştirdiğimiz ana konulardan bir tanesi şu: Bu kanun yapılırken esas alınması gereken işçi sağlığı ise, işçi sağlığının korunup geliştirilebilmesi için iş yeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, iş yeri hemşiresi ve iş yeri sağlık ve güvenlik biriminde görevlendirilecek diğer personelin hak, yetki ve sorumluluğunun özellikle işverenden bağımsızlıklarını sağlayacak, bu suretle etkin görev yapmalarının önünü açacak olan iş güvence sistemlerinden hiçbirinin kanun tasarısında yer bulmamış olmasını önemle vurgulamak gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, iş FFyeri hekimini getirip koyuyoruz. İş yerinde bir hekim arkadaş çalışıyor. Bunun patronu işveren olduğu sürece, bunun maaşını işveren ödediği sürece burada iş sağlığının üstünde işçi sağlığını ön planda tutmasının mümkün olmadığını ifade etmek istiyorum. Yine kanunun bazı maddelerinde iş yerlerinde iş sağlığını ve işçi sağlığını koruyabilme adına 3’üncü maddede vermiş olduğumuz, Hükûmetin ve Genel Kurulun kabul etmiş olduğu iş yeri hemşiresinin mutlak surette istihdam edilmesi gerekiyor.

Bu kanunun geneline baktığımız zaman, çoğunun işverenin lehine olduğu, işverenlerin isteklerinin çoğunun kanun maddelerinde yer bulduğunu maalesef üzülerek görüyoruz. Dolayısıyla asıl amacın iş sağlığı, ötesinde işçi sağlığı merkezine odaklanacak olursa kanunun bugünkü hâliyle kabul edilebilir olmuş olmasına rağmen, hâlâ eksik çoğu yerinin olduğunu ifade etmek gerekmektedir.

Özellikle belirttiğimiz şeylerden bir tanesi şu: İş yeri hekimliğinin ve iş yerinde çalışacak olan hemşirelerin işverenle bağını kesmeden, istediğimiz kadar iyi madde yapalım, istediğimiz kadar iyi kanun düzenleyelim, sonuçta bu, ülkemiz için bozuk bir sicile sahip olduğumuz iş kazalarından ve meslek hastalıkları ölümlerinden ülkemizi kurtaracak bir durum olmayacaktır. Dolayısıyla gerek iş kazalarını azaltmak gerekse meslek hastalıklarına maruziyeti önleme adına iş yerinde eğitimi ön plana alan, iş yerinin ortamının ve çalışanların maruziyetleri noktasında aydınlatıcı bilgi vermesiyle sorumluluk içerisinde olan bu elemanların mutlak suretle iş yerlerinde istihdam edilmesi gerekmektedir.

Tam Gün süresiyle sadece bir iş yeri hekiminin bu sorumlulukların hepsinin üstünden gelmesi mümkün değildir. Hele ki bir de burada çalıştırdığınız iş yeri hekimi maaşını alma bakımından yani ekonomik bakımdan işverene mahkûmsa buradan çok ciddi sonuçlar, çok olumlu sonuçlar çıkmayacağı aşikârdır. Komisyonlarda görüşülürken de özellikle iş sağlığı güvenlik merkezinde bu işin temelinde yatan, bu işin tabana doğru yayılımını hızlandıracak olan, eğitimini verecek olan buradaki hekimlerin sosyal haklarının düzenlenmesi noktasında da ısrarla vurgulamalar yapmıştık. Tekrar komisyona geldiğinde, Maliyenin reddetmesi neticesinde bazı önergelerin geri çekilmesiyle, burada çalışacak olanların maalesef bu ekonomik düzenlemeden mahrum bırakılacağı endişesine kapıldık. Umarım ki ilerleyen maddelerde, özelikle iş sağlığı ve güvenliği merkezinde istihdamında zorlanılan iş yeri hekimlerinin ekonomik ve özlük haklarının iyileştirilmesi sağlanır, dolayısıyla da buradan başlayacak olan, tüm sanayide ve ekonomide önemli yer tutan iş merkezlerine, iş alanlarına ve işverenlere nelerin, nasıl yapılacağı noktasındaki bilgi dalga dalga yayılır. Dolayısıyla da bu bilinçle, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önüne geçilmesi noktasında faydalı işler yapılmış olacağı kanaatindeyim. Dolayısıyla, iş yerinde sadece iş yeri hekimi sorumluluğuna işi bırakmadan aynı zamanda iş yerinin önleyici hekimlik görevini de yapan iş yeri hemşireliği, iş hijyeni uzmanı noktasında da çalışmalar yapılmasına ihtiyaç olduğunu ifade ediyor, yetersiz olmakla beraber gündeme alınmış olmasını bile önemsediğimiz bu kanunun memleketimize hayırlı olmasını temenni eder, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 6. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; ikinci fıkradan sonra gelmek üzere bir fıkra eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

Candan Yüceer (Tekirdağ) ve arkadaşları

 

"(a) İşveren; mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunulmasına yönelik çalışmaları da kapsayacak işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetini sunmak için; çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde (A) sınıfı, tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde en az (B) sınıfı, az tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde en az (C) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı ile bütün tehlikeli sınıflarında yer alan işyerlerinde işyeri hekimi, işyeri hemşiresi ve işyerinin büyüklüğüne göre diğer sağlık personeli görevlendirir. 50'den az çalışanı olan işyerlerinden, bünyesinde bu vasıflara sahip personel bulunmayan işyerleri ile çalışan istihdam etmeksizin kendi nam ve hesabına mal veya hizmet üretimi yapanlar bu hizmetin tamamını veya bir kısmını ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden alabilirler."

"(b) İşveren işçi sağlığı ve güvenliğinin kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmek amacıyla araç, gereç, sağlık hizmetinin sunumuna uygun mekan veya sağlık birimi ve zaman gibi gerekli bütün ihtiyaçları karşılar."

"(2) 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarından çalıştırdığı personel sayısının azlığı sebebiyle bünyesinde gerekli personeli çalıştırma yükümlülüğü olmayanlar, işçi sağlığı hizmetlerini Sağlık Bakanlığına ait kuruluşlardan doğrudan alırlar. Tam zamanlı personel istihdamı gerekmeyen hallerde ilgili personel kısmi zamanlı olarak istihdam edilebilir."

"İşyerlerinden, çok tehlikeli sınıfta 500, tehlikeli sınıfta 750 ve az tehlikeli sınıfta yer alanlardan 1000 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinin tam süre işyeri hekimi istihdam etmesi zorunludur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Salih Fırat, Adıyaman Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 277 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde değişiklik önergesi vermiş bulunmaktayım. Önerge üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bugün Hakkâri ilimizde şehit olan askerlerimize ve yine, cumartesi günü Şanlıurfa Cezaevinde çıkan yangında canlı olarak yanan vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Ne yazık ki ülkemizde insanlar yaşamlarını yitirmeden önlem almak imkânsız hâle gelmiştir. Cezaevlerindeki koşulların insanca yaşama elverişli olmadığı, gerek sivil toplum örgütleri gerekse de meslek odaları tarafından rapor edilmiş olmasına rağmen, Bakanlık tarafından hiçbir düzenleme yapılmamıştır.

Bu olaya ilişkin olarak Sayın Adalet Bakanı, ihmal ve kusuru olanlar hakkında gerekli yaptırımların uygulanacağını ve üzerinin örtülmesinin söz konusu olamayacağını söylemiştir. Sayın Bakan sorumlu arıyor. Ben, buradan sorumluyu kendisine söyleyeyim: Sorumlu, Ergenekon ve KCK operasyonları adı altında, seçilmiş kadroları ve sizin gibi düşünmeyen herkesi cezaevlerinde tutsak ederek cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısını kapasitenin neredeyse 3 katı fazlasına çıkaran siz ve mensubu olduğunuz Hükûmettir. Tabip odalarının ve baroların tüm uyarılarına rağmen önlem almayan Bakanlığınız bu ölümlerin sorumlusudur. Bu yüzden, Sayın Adalet Bakanının derhâl istifa etmesi gerekmektedir.

Evet, biraz önce de belirttiğim gibi, insanlar yaşamlarını yitirmeden yasal düzenlemeler yapmıyoruz, gerekli tedbirleri almıyoruz. Bu tasarı da ancak binlerce işçimiz öldükten sonra gündeme gelmiştir. Ancak yine de içi boş bir tasarıdır. Ne yazık ki verilen kayıplar yeterli olmamış gibi  “Yürürlük” maddesinde şu denilmektedir: Bir ila iki yıl daha geçecek. Yani bir ve iki yıl içinde daha binlerce işçimiz ölecek ki ondan sonra bu yasa tasarısı uygulamaya geçsin.

Ayrıca, sağlık hizmetinin bir ekip hizmeti olduğu gerçeğinden hareketle, iş yeri hekiminin yanı sıra iş yeri hemşiresinin de çalışan sağlığı hizmeti sunan ekip içinde bulunması gerekli görülmüştür.

Yine, tasarının 6’ncı maddesindeki "mekân" ibaresi muğlak bir ifade olduğundan ve iş yerindeki sağlık birimini tam karşılayamadığından, değişiklik önergemizde "mekân veya sağlık birimi" ifadesi kullanılmıştır.

Tasarının 6’ncı maddesinin 2’nci fıkrasında, Kamu İhale Kanunu kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini, Sağlık Bakanlığına ait döner sermayeli kuruluşlardan doğrudan alabileceği gibi 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde de alabileceği belirtildiğinden, suiistimale açık bir durum oluşturulmaktadır. Bu hizmetin alımında kamu yararı gözetilmeyecek, yandaşlar tarafından kurulan özel sağlık birimlerinden bu hizmet alınacaktır. Bu nedenle, değişiklik önergemizde, yeterli sayıda çalışanı bulunan kamu kurum ve kuruluşlarında gerekli personeli bünyesinde bulundurma zorunluluğu, yeterli sayıda çalışanı olmayan kamu kurum ve kuruluşlarında ise doğrudan Sağlık Bakanlığından hizmet alınması suretiyle yürütülebileceği öngörülmüştür.

Ayrıca, vermiş bulunduğumuz değişiklik önergesinde, tehlike derecesine göre tam süre iş yeri hekimi istihdam etmesi zorunlu olan iş yerleri belirlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu yasada ”işçi” kelimesinden korkulmuştur. Tamamen sermayeyi korumaya yönelik bir yasadır. “İşçi” kelimesinden korkmamamız gerekiyor. Bakın, bir deyim vardır, “Cana gelen, mala gelsin.” deyimi vardır. Bu, atasözü hâlinde yerleşmiştir ülkemizde, ama ne yazık ki, bu yasada “Mala gelen, cana gelsin” göz önüne alınmıştır. O yüzden öncelik olarak işçi sağlığı göz önüne alınmalıdır.

Değerli milletvekilleri, tasarının, iş sağlığı ve güvenliği açısından gerçek amaca hizmet edebilmesi için bu değişiklik teklifi verilmiştir. Hepinizin, siyasi kaygıları bir tarafa bırakarak, esas olanın insan ve insan sağlığı olduğunu gözetip, değişiklik önergemize kabul oyu vermenizi bekliyor, hepinizi saygı ile selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin madde metninden çıkarılmasını ve aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “görevlendirilmesi gereken” ibaresinin “görevlendirilen” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                             Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI

CEVDET ERDÖL (Ankara) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıda kurgulanan ortak sağlık ve güvenlik birimlerinin yapısının korunması ve kurgulanan yapının serbest rekabet şartlarında devam ettirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca üçüncü fıkranın uygulamasındaki tereddütleri gidermek için söz konusu ifadede değişiklik yapılmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısın 7. Maddesinin (b) fıkrasının madde metninden çıkarılmasını ve üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki (4) nolu fıkranın eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

               Dr.Candan Yüceer                                Süleyman Çelebi                                 Uğur Bayraktutan

                     Tekirdağ                                             İstanbul                                               Artvin

                   Levent Gök                                         Musa Çam                                          İzzet Çetin

                       Ankara                                                İzmir                                                Ankara

“(4) bu fıkra kapsamında iş sağlığı ve güvenliği hizmeti verecek kuruluşların tespitinde 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI

CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Uğur Bayraktutan…

BAŞKAN –  Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 277 sıra numaralı İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesindeki önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce -bütün milletvekilleri dile getirdiler- dün sabaha karşı yapılan menfur saldırıda hayatlarını kaybeden kıdemli çavuş Ali Gümüş, piyade onbaşı Cahit Kılıç, piyade onbaşı İsa Sayın, piyade er Umut Bulut, piyade er Ali Yasin Erosmanoğlu, piyade er Mustafa Türkmen, piyade er Yaşar Doymuş, ulaştırma er Samet Bütün’ü, bütün şehitlerimizi saygıyla anıyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Bütün ailelerin acılarını yürekten paylaşıyorum sözlerimin başında.

Burada kanun tasarısının 7’nci maddesine bir dördüncü fıkra eklenmesiyle ilgili söz aldım, bu fıkrada da, “Bu fıkra kapsamında iş sağlığı ve güvenliği hizmeti verecek kuruluşların tespitinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri uygulanır.” ibaresinin  bu maddeye eklenmesini talep ediyoruz. Buradaki gerekçemiz de şudur: Teklif ile, 10 işçiden az çalışanı bulunan işyerleri açısından verilecek destek hizmetlerini sunacak kuruluş veya şirketlerin tespitinde objektif kriterlerin oluşturulabilmesi ve rekabetin sağlanabilmesi amacıyla şirketlerle Bakanlık arasındaki sözleşmelerin Kamu İhale Kanunu hükümleri ve kriterleri çerçevesinde belirlenmesini teklif etmekteyiz değerli arkadaşlarım.

Şimdi bunu yapmamızdaki, bu teklifte bulunmamızdaki amaç şudur: Özellikle -biraz önce  milletvekili arkadaşlarım da bahsettiler- son on yıldaki yani iktidarınız dönemindeki iş kazalarında, ölümlü iş kazalarında 11 bin kişiye yakın canı kaybetmiş bulmaktayız. Bu, ortalama yıl başına 1.100 ölüm demektir. Bunu eğer gün başına böldüğümüz zaman hemen hemen her gün 4 kişiyi iş kazalarında bu ülkede kurban etmekteyiz değerli arkadaşlarım.

İş kazaları sonucunda malul kalanları karşılaştırdığımız zaman 2003 yılında 1.452 rakamı söz konusuyken, 2011 yılında -ne yazık ki bu rakam neredeyse yüzde 100 artmış- 2.086 rakamıyla karşı karşıya kalmaktayız. 2003 yılında 860 işçiyi iş kazalarında kaybetmişken, bugün 2011 yılında 1.563 kişi, neredeyse yüzde 100’e yakın bir artışla karşı karşıya kalmaktayız.

Avrupa ülkeleriyle bunları karşılaştırdığımız zaman, değerli arkadaşlarım, 83 milyon nüfuslu Almanya’da 2010 yılında ölümlü iş kazası sonucu meydana gelen kayıp 519. Düşünebiliyor musunuz? 83 milyon nüfuslu Almanya’da sadece 519 kişi 2010 yılında iş kazası sonucu ölümle kaybediliyor. 64 milyon nüfuslu olan İngiltere’de ise 489 kişi iş kazaları sonucunda hayatını kaybediyor. Yine 17 milyon nüfusu olan Hollanda’da iş kazası sonucu 2010 yılındaki ölüm sayısı 106. Bu konuda eğer bir rekortmen sıralaması yaparsak Avrupa’da ne yazık ki 1’inciyiz, bunun dışında da dünyada 3’üncüyüz yani iş güvenliği açısından ne kadar büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldığımızı göstermesi açısından ilginç bir örnektir.

Bu iş kazalarının daha çok yoğun olduğu yerler: Tersanelerde, madenlerde, inşaat sektöründe ve özellikle hidroelektrik santralleriyle ilgili olarak inşaat işletmelerinde karşılaşmaktayız. Bu nedenle, bu iş kazalarının meydana gelmesindeki temel neden, iş kazalarının artmasındaki temel neden, birincisi kuralsızlık, ikincisi güvencesizlik, üçüncüsü ise dikkatsizlik ve en önemlisi de kayıtsız çalışmaktır.

Buradaki tabii, esas, temel argümanlardan bir tanesi de taşeronlaşmadır. Taşeron firmalar, kâr etmenin yolunu iş gücü maliyetlerini düşürmekte görmektedirler ve bu nedenle de iş gücü maliyetlerini düşürmek için de bazı yolları kendilerine göre mübah saymakta ve bu yollara göre hareket etmektedirler.

Bu yollar nelerdir? Ki bunlar çalışma hayatı boyunca incelemeler ve araştırmalar sonucunda, özellikle de Cumhuriyet Halk Partisinin yapmış olduğu araştırmalar sonucunda ortaya konulan tespitlerimizdir: Bunlardan bir tanesi uzun çalışma saatleridir değerli arkadaşlarım. Uzun çalışma saatleri nedeniyle… Biraz önce değerli milletvekili arkadaşım, Manisa Milletvekilim Özgür Özel de burada en son ölüm olayıyla ilgili, Meclisteki çalışmayla ilgili, ölüm olayındaki tespitinde de haklıdır, o da uzun çalışma saatlerinden kaynaklanan bir olaydır. Diğer olay ise uzun çalışma saatlerine rağmen düşük ücretle olan karşılığıdır. Taşeron firmalar ne yazık ki bu şekildeki çalışma yöntemlerini denemekte, bu çalışma yöntemleri nedeniyle de iş kazalarına acil, daha doğrusu davetiye çıkartmaktadır. Biz, ülkemizde sıfır iş kazasını öngörecek bir yasal düzenlemeyi, gerekli altyapının oluşmasını talep etmekteyiz. İnşallah önümüzdeki dönemde iş kazalarını minimum düzeye indiririz, temennimiz ve talebimiz budur. Bu nedenle biraz önce sözlerimde ifade etmiş olduğum 7’nci maddeye dördüncü fıkranın eklenmesi konusundaki önergemizi tekrarlıyorum. Bu konuda desteğinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

lll.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Çelebi, Sayın Tezcan, Sayın Öğüt, Sayın Ağbaba, Sayın Düzgün, Sayın Tayan, Sayın Kuşoğlu, Sayın Dibek, Sayın Güven, Sayın Kaleli, Sayın Akar, Sayın Toprak, Sayın Onur, Sayın Soydan, Sayın Korutürk, Sayın Tunay, Sayın Koç, Sayın Acar ve Sayın Öz.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.51

 ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ),  Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

 

                                              lll.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - 7’nci madde üzerinde Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

277 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Nurettin Canikli Mehmet Doğan Kubat                       Salih Koca

    Giresun                                                               İstanbul                                             Eskişehir

İlknur Denizli                                                      Sevim Savaşer                                   Türkan Dağoğlu

     İzmir                                                                  İstanbul                                              İstanbul

                                                                            İlyas Şeker

                                                                               Kocaeli

“(4)  Çalışanın ölümü veya maluliyetiyle sonuçlanacak şekilde vücut bütünlüğünün bozulmasına neden olan iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde ihmali tespit edilen işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanının yetki belgesi askıya alınır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı'nın 8. Maddesi 2. Fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

(2) İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları görevlendirildikleri işyerinde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili alınması gereken tedbirleri işveren ve işveren vekiline usul ve yöntemleri yönetmelikle belirlenmiş yazılı olarak bildirir; bildirilen hususlardan hayati tehlike arz edenlerin işveren veya işveren vekili tarafından işin durdurularak giderilmesi önerilir. İşveren veya vekili, işin durdurulması ve uygunsuzlukları gidermemesi nedeniyle oluşabilecek tüm zararlardan sorumludur.

 

Hasip Kaplan                                                        Levent Tüzel                                     Sebahat Tuncel

   Şırnak                                                                  İstanbul                                              İstanbul

Erol Dora                                                            Pervin Buldan

   Mardin                                                                    Iğdır

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 8. Maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere ekteki fıkranın ilavesini; dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında ekteki değişikliklerin yapılmasını teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

              Dr. Candan Yüceer                               Süleyman Çelebi                                     Levent Gök

                     Tekirdağ                                             İstanbul                                              Ankara

                    İzzet Çetin                                      Bülent Kuşoğlu                                  Uğur Bayraktutan

                       Ankara                                               Ankara                                               Artvin

                                                                             Musa Çam

                                                                                 İzmir

"İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının işveren tarafından işten çıkartılmasında, akdin feshine ilişkin sebep üç gün içinde ilgili meslek kuruluşuna bildirilir. İşveren tarafından gösterilen fesih sebebi meslek kuruluşu tarafından haklı bulunursa iş akdi feshedilmiş sayılır. Bu gereklilik yerine getirilmeden akdin feshi halinde ilgili personele, geçersiz ve haksız feshe bağlanan hukuki sonuçlar ile sahip olduğu diğer haklarının yanı sıra altı aylık brüt ücreti işveren tarafından tazminat olarak ödenir. Bu tazminat Damga Vergisi hariç herhangi bir kesintiye tabi tutulmaz"

"(4) İş Kazası veya meslek Hastalığı sonucu ölüm olayı meydana gelen işyerinde, bu ölümde kasdı veya asli kusuru tespit edilen işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanının yetki belgesi aksi mahkeme kararıyla hükme bağlanmadığı sürece askıya alınır."

"(5) İş Güvenliği uzmanlarının görev alabilmeleri için çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde (A) sınıfı, tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde en az (B) sınıfı, az tehlikeli sınıfta yeralan işyerlerinde ise en az (C) sınıfı iş güvenliği uzmanlığı belgesine sahip olmaları şartı aranır."

"(6) 50 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinde işveren, işyeri sağlık ve güvenlik birimi kurmakla yükümlüdür."

 "(7) Kamu kurum ve kuruluşlarında ilgili mevzuata göre çalıştırılan işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanı olma niteliğini haiz personel, gerekli belgeye sahip olmaları ve görevlendirmeye muvafakat etmeleri şartıyla asli görevlerinin yanında, belirlenen çalışma süresine riayet ederek, çalışmakta oldukları kurumda veya üst yöneticinin onayı ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirilebilirler. Bu şekilde görevlendirilecek personele görev yaptığı her saat için (300) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı tutarında ilave ödeme hizmet alan kurum tarafından yapılır. Bu ödemeden damga vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Bu durumdaki görevlendirmede personelin yapacağı fazla çalışma bakımından İş Kanunundaki sınırlamalara uyulur."

"(8) İşyeri hekimlerinin işyeri sağlık ve güvenlik birimleri ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerinde görevlendirilmelerinde 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 5 inci maddesine göre gerekli onayın alınmış olması gerekir. Kamu kurum ve kuruluşlarında görevli işyeri hekimleri ve diğer sağlık personelinin, mesai saatleri dışında bu Kanuna göre yapacağı işler sağlık personelinin tam süre çalışmasına ilişkin mevzuatın dışındadır."

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunarım.

Terörün bugün olduğu gibi hemen her gün can aldığı, trafik kazalarının çok üst düzeyde olduğu, iş kazalarının yılda ortalama 60-70 bin olduğu bir ülkede yaşıyoruz ve nihayet bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nı görüşüyoruz. İnşallah, bu tasarının yürürlüğe girmesinden sonra iş kazalarında önemi ölçüde düşüş olur ama sadece kanunla bu konunun önlenebileceğini düşünmüyorum, kimsenin de düşündüğünü sanmıyorum; bu konuda bir bilinç oluşturulması lazım, eğitim çalışmalarının daha yoğun oluşturulması lazım, yapılması lazım. Bu konuyla ilgili olarak da Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve her yıl Türkiye ilerleme raporlarında belirtilen, 2011 İlerleme Raporu’nda da özellikle belirtilen, 19’uncu fasılda yer alan, “Sosyal Politika ve İstihdam” başlığında yer alan eleştiriler -ki en kabarık bölümü tutuyor 19’uncu fasıl- inşallah bundan sonra zayıflayacaktır yani bundan sonra bu bölümle ilgili çok fazla eleştiri belki gelmeyecektir. Ama bunun, daha önce görüştüğümüz Toplu Görüşme Yasası’nı toplu sözleşmeye çevirdiğimizde olduğu gibi bir fiyaskoyla da sonuçlanmamasını diliyorum, çok önemli bir konu çünkü bu. Bunun hak ettiği yeri alması lazım, toplumda, iş hayatında gerektiği gibi bir etkiyi sağlaması lazım.

Bizim 8’inci maddeyle ilgili önerimiz şu: 8’inci madde çok önemli, “İşyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları” başlığını taşıyor. 1’nci fıkraya şöyle bir ilavede bulunulmasını öneriyoruz ki önemli: “İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının işveren tarafından işten çıkartılmasında, akdin feshine ilişkin sebep üç gün içinde ilgili meslek kuruluşuna bildirilir. İşveren tarafından gösterilen fesih sebebi meslek kuruluşu tarafından haklı bulunursa iş akdi feshedilmiş sayılır. Bu gereklilik yerine getirilmeden akdin feshi halinde ilgili personele, geçersiz ve haksız feshe bağlanan hukuki sonuçlar ile sahip olduğu diğer haklarının yanı sıra altı aylık brüt ücreti işveren tarafından tazminat olarak ödenir. Bu tazminat Damga Vergisi hariç herhangi bir kesintiye tabi tutulmaz."

Bunun önemli bir sebebi var çünkü ILO’nun 161 sayılı Sözleşmesi ve 112 sayılı Tavsiye Kararı’nda da bu konu belirtilmiş. İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili görev yapanların, iş yeri hekimlerinin ve iş yeri uzmanlarının bağımsızlığı çok temel bir kriter, çok önemli bir husus. Bu konuyla ilgili olarak bağımsızlıklarının sağlanabilmesi için ücret ödeyenin yani işverenin etkisinde kalmamaları lazım. Bu olmadığı durumda sistemin amacına ulaşması da mümkün değil. Özellikle bu hususu vurgulamak istiyorum.

Bir önerimiz de… Yine, 4’üncü fıkrada şöyle bir değişiklik yapıyoruz: İş yeri hekimi veya iş yeri güvenliği uzmanının yetki belgesinin aksi mahkeme kararı ile hükme bağlanmadığı sürece askıya alınması ile ilgili. Bunu da önemli görüyoruz.

Önergemizin 5’inci fıkrasıyla kanunla düzenlenmesi gereken ibarenin aynı zamanda muğlak olması nedeniyle metinden çıkarılmasını özellikle talep ediyoruz. Kanunla düzenlenmesi gereken bir husus -önemlidir Sayın Bakanım, sizin de dikkatinizi çekmek isterim- ve muğlak bir ifade.

Yine, kamu kurumunda kurum tabibi olarak görev yapan kişilerin ayrıca iş yeri hekimliği sorumluluğu taşımalarına ilişkin görevlendirmenin de başka kurumdaki görevlendirme gibi personelin muvafakatiyle olması gerektiğini teklif ediyoruz.

Yine, tasarıda seksen saat olarak öngörülen fazla mesai ücretinin üç yüz saate çıkarılmasını teklif ediyoruz. Bu da önemli bir husus.

Değerli arkadaşlarım, bu 8’inci madde önemli, bizim önergemizde belirttiğimiz hususlar da çok önemli. Özellikle dikkate almanızı hassaten rica ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı'nın 8. Maddesi 2. Fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

2) İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları görevlendirildikleri işyerinde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili alınması gereken tedbirleri işveren ve işveren vekiline usul ve yöntemleri yönetmelikle belirlenmiş yazılı olarak bildirir; bildirilen hususlardan hayati tehlike arz edenlerin işveren veya işveren vekili tarafından işin durdurularak giderilmesi önerilir. İşveren veya vekili, işin durdurulması ve uygunsuzlukları gidermemesi nedeniyle oluşabilecek tüm zararlardan sorumludur.

                                                        Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten bugün önemli bir yasa tasarısını görüşüyoruz. Özellikle işçiler, bu alanda çalışma yürüten sivil toplum örgütleri bu tasarının yasalaşmasını istiyor ve bu konuda özellikle işçilerin sağlığını, güvenliğini sağlayabilecek bir kanun olmasını önemsiyoruz ama bunu yaparken de muhalefetin de görüş ve önerilerinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz. Ben, tabii, uzun süredir, iki dönemdir bu Parlamentodayım, bir gün muhalefetin görüşlerinin dikkate alındığını görmedim. Genelde komisyon katılmıyor, bakanlık da katılamıyor bu duruma nedense. Komisyonlarda da genelde bu işler konuşulmuyor. O yüzden de sadece iktidarın çıkarttığı şeyler oluyor. Sonuçta biz burada iyi şeyleri birlikte yapabiliriz, bunu hangi partinin yaptığı meselesi önemli değil. Bizim verdiğimiz bu önerge de buna dair bir şey, bu 8’inci madde önemli çünkü. İş sağlığı ve iş güvenliği meselesinde bu kanun tasarısı daha çok işveren üzerinden yani işçi sağlığını, iş güvenliğini sağlama konusunu daha çok işverenler üzerinden yapmaya çalışıyor ama bunun denetimi yeterince yapılmadığı için, bu konuda kanun çıkarılmış ama işçi ölümlerini engelleyemiyoruz, iş kazalarını engelleyemiyoruz. O açıdan, bunda birinci derecede devletin sorumlu olması gerekir. Bizim verdiğimiz önerge biraz da devletin sorumluluğunu artıran bir nokta.

Biraz önce de ifade etmiştik, özellikle taşeronlaşma çok ciddi bir sorun. “Tehlike arz eden işler” diye ifade edilen birçok iş kolunda taşeron firmalar çalışıyor ve bunun denetimi yok, devlet ciddi anlamda denetlemiyor; bu ciddi bir sorun. Geçen dönem mesela Tuzla tersanelerinde yaşanan işçi ölümlerine ilişkin bir araştırma komisyonu kuruldu burada. O araştırma komisyonunun içerisinde ben de yer alıyordum. Gittik, araştırma yaptık, oradaki durumları tespit ettik ama aynı anda Yalova’da tersaneler inşa ediliyordu. Orada yaşanan, Tuzla tersanesinde yaşanan sorunların çözüm önerileri ne yazık ki Yalova’da uygulanmadı çünkü Yalova’da inşaat başlamıştı, biz orada patronları korumak zorundaydık! Dolayısıyla işçiler üzerinden bir şey gerçekleşmedi, hâlâ orada iş kazaları sorunu var. Bu birinci problem. Yani biz önümüzdeki süreçte bir daha işçi kazalarının, iş kazalarının yaşanmamasının, sağlıklı koşulların sağlanmasının tedbirini almak durumundayız. O açıdan, kazalar olduktan sonra tedbir almak, üzerinde ağlamak, söz söylemek önemli değil. Bu kürsüye gelen her milletvekili, tam da bu kanun konuşulurken yanı başımızda 1 işçinin öldüğünü ifade etti. Dolayısıyla, bunun olmaması için öncesinde önlemini almak durumundayız. Bunun için de sağlıklı iş koşullarını sağlamak önemli.

Bunun için yapılması gereken şeylerden birisi örgütlenme özgürlüğü sevgili arkadaşlar, Türkiye'de olmayan bir konu. En son Türk Hava Yolları işçilerinde gördük ki örgütlenme özgürlüğü yok, grev hakkı bile yok. Greve mi çıkıyorsunuz, itiraz mı ediyorsunuz, o zaman “Sizi işten atarız.” diye tehdit ediliyor. Başka iş kollarında da öyle. Yine, sendikalaşmada iki alan var: Bir yandan, devlete bağlı bir sendika; diğer yandan, daha demokratik bir alandaysa, o açıdan da sendikal mücadeleyi de engelleyen, birbirine engel gören bir politika var. Buradan bir kez daha bu örgütlenme özgürlüğüne dikkat çekmek istiyorum. Neden? Çünkü işçiler bilinçlendiği sürece kendi hakkını arayacak. Bu konuda uygulanmıyorsa bu, örneğin iş sağlığı konusunda gerekli tedbirler alınmıyorsa, itiraz edecek, hukuki işlemleri başlatacak. Şimdi, bunu bilmeyen işçi, bunu, patronun insafına bırakılmış olarak görüyor. O açıdan sendikal mücadelenin böyle bir yönü var, işçileri bilinçlendirme, ortak mücadeleyi geliştirme konusunda. Bunlar gerçekleşmediği için de işçi ölümleri, iş kazaları çok daha fazla gerçekleşiyor.

Diğer bir konu: Gerçekten, diyelim ki bu kazaları önlemek bizim temel sorumluluğumuz. Eğer gerçekten demokratik bir Türkiye istiyorsak ve öyle övündüğümüz gibi dünyanın 16’ncı büyük ekonomisine -şimdi 17’nciyiz diyoruz- ulaşmak istiyorsak, o zaman, öncelikle bu ekonomiyi üretenlerin yaşam koşullarını düzeltmekle, yaşam hakkını güvence altına almakla bu mümkün olacaktır. Aksi takdirde sadece Avrupa Birliğine uyum normları çerçevesinde bu yasaları çıkarmak zorunda kalacağız.

Bir kez daha şunun altını çizmek istiyoruz: Avrupa Birliği istediği için değil, ILO sözleşmesi, uluslararası sözleşmelere tabii ki uyalım ama bu bizim ihtiyacımız olduğu için, daha güvenli bir ortamda işçilerimizin çalışmasını istediğimiz için, yaşam hakkını önemsediğimiz için bu kanunları çıkarmak durumundayız, aksi takdirde gerçekten bir anlamı olmuyor bizim açımızdan.

Bir kez daha şunu ifade etmek istiyorum: Umarım bir daha iş kazalarıyla, işçi ölümleriyle karşı karşıya kalmayız.

Bu önerimize de destek verirsiniz diye umuyoruz.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                  Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

 

“(4)  Çalışanın ölümü veya maluliyetiyle  sonuçlanacak şekilde vücut bütünlüğünün bozulmasına neden olan iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde ihmali tespit edilen işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanının yetki belgesi askıya alınır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Efendim, uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu düzenlemeyle, iş sağlığı ve güvenliği alanında işverene tavsiyelerde bulunan işyeri hekimleri ile iş güvenliği uzmanlarının sundukları bu hizmetin bir sonucu olarak yetkileri çerçevesinde, işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ile ilgili yükümlülüğünün tamamı işverene ait olsa da, bu profesyonellerin uzmanlık alanıyla ilgili sorumluluklarını da ortaya koyacak mevcut hükmün, çalışanın ölümünün yanında maluliyetiyle sonuçlanan olaylarda da uygulanması şeklinde genişletilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 9. maddesinin birinci fıkrasına ve ikinci fıkrasına aşağıdaki cümlelerin sırasıyla eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

 

              Dr. Candan Yüceer                               Süleyman Çelebi                                 Uğur Bayraktutan

                     Tekirdağ                                             İstanbul                                               Artvin

                    İzzet Çetin                                         Levent Gök                                         Musa Çam

                       Ankara                                               Ankara                                                İzmir

                                                                             Haluk Koç

                                                                               Samsun

“İşyerlerinin tehlike sınıfının tespitine ilişkin tebliğe yapılacak itirazlar, iş mahkemelerine yapılır.”

“İşyerinde yapılan asıl işin dışında bağımsız ünite, birimlerde veya atölyelerde daha tehlikeli sınıfta yeralan bir iş yapılıyorsa bu durumda o atölye, ünite veya birim için girdiği tehlike sınıfı esas alınır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Haluk Koç, Samsun Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 9’uncu maddesindeki önergeyle ilgili söz aldım. Saygıyla selamlıyorum hepinizi.

Kişisel söz hakkım sırasında da bazı açıklamalarda bulunmuştum. Bu önergenin içeriğinden çok, ben bazı kavramlar üzerinde durmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, artık çok açık bir şekilde tartışmak, konuşmak zorundayız, o da şu: “Devlet” olarak tanımladığımız aygıt, ne yazık ki, küreselleşmenin son on yıllık bölümünde sermayenin talepleri doğrultusunda son dönüşümlerini tamamlamaya çalışmaktadır. Bu yasaya konu olan kavramlar da bu dönüşüme katkı sunacak değişikliklerdir. Birçok kanun söylemiştim, İş Yasası, Kamu Yönetimi Reformu Tasarısı, bu sermayeyi ihya eden, güya korumaya dönük ama demokrasinin en temel unsurlarını göz ardı eden torba yasalar, işçi sağlığı ve güvenliği hizmetleri ile birlikte iş yeri hekimi, iş güvenliği uzmanı istihdamını gereksiz harcama olarak yorumlarken sermayenin sorumluluğunu hep hafifletmeye çalıştılar. İş yeri sağlık hizmetleriyle birlikte iş yeri hekimi ve iş güvenliği eğitimleri de serbest piyasa anlayışı ile taşeron şirketlere bırakıldı. Bu konuda piyasa koşulları olgunlaştırıldı ve şimdi de son imza atılmak isteniyor. Burada mesleki kitle örgütlerinin hiçbirinin temel görüşleri göz önüne, maalesef, alınmadı.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, demokrasinin sorgulandığı bir dönemden geçiyoruz. Demin de söyledim, bugün sizler “ileri demokrasi” olarak tanımlıyorsunuz, bazı Avrupa ülkelerinde de “güçlü demokrasi” artık “temelli demokrasi” olarak tarif ediliyor fakat buna baktığımız zaman, insanlar parlamenter demokrasiyi, temsilî demokrasiyi sorgulamaya başlıyorlar. Nasıl sorguluyorlar? Oylarıyla yürütmeye getirdikleri iradelerin, kendi talepleri doğrultusunda, kendi çıkarları doğrultusunda çalışmadıklarını görüyorlar yani uluslararası finans merkezlerinin, güçlü şirketlerin CEO’larının, yönetim kademelerinin, devletlerinin iktidar yapıları içerisinde birebir yürütmenin içinde olduğunu görüyorlar ve yıllardır oluşturdukları sosyal kazanımların, hakların, yavaş yavaş, kendi getirdikleri, oylarıyla getirdikleri iktidarlar tarafından ellerinden alındığını görüyorlar. Dikkat edin, Avrupa’da yapılan tüm seçimlerde -buna Fransa’daki parlamento seçimlerinin ikinci turu da dâhil- katılımların yüzde 50’ler civarında olduğu görülüyor ve oy tercihlerinde -Fransa’daki sistem çoğunluk sistemi olduğu için Sosyalist Partinin egemenliği söz konusu ama- uç partilere yani ırkçı partilere, dışlamacı partilere insanlar tepki oylarını yöneltiyorlar.

Değerli arkadaşlarım, şu soru hep soruldu: “Demokrasiyi güçlü kılmak için devlet aygıtını esnetmemiz lazım, gevşetmemiz lazım. Devlet olarak tarif ettiğimiz kurumların mutlaka güçsüzleştirilmesi lazım ki bizim tarif ettiğimiz demokrasi güçlenebilsin.”

Bütün yaşadıklarımızdan sonra insanlar bu sisteme karşı artık inançlarını yitirmeye başladılar. Bizde de aynı tartışmalar olacak. İnsanlar oy verdiler, üç dönemdir size oy verdiler fakat verdikleri oylarla sosyal haklarının yavaş yavaş ellerinden gittiğini görmeye başladılar. Burada yapılması gereken… Oluşturdukları iradelerin parlamentolarda -demin de vurguladım- finans çevrelerinin ve yüksek gelirli, kâr amaçlı şirketlerin yönlendirmeleriyle, reçeteleriyle, tavsiyeleriyle, gerekirse siyasi yaptırımlarıyla karşı karşıya kaldığını gördüler.

Şimdi, burada, bu kanunla ilgili kişisel söz hakkım sırasında da söylemiştim, maalesef katılımcı bir kanun tasarısıyla karşı karşıya değiliz. Son Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın bu alandaki tamamlayıcı bir rolü karşımıza çıkıyor. Ne yaparsak yapalım yani akan suyun geriye dönmesi söz konusu değildir. Bir süreç yaşıyoruz, “Devleti zayıflatıp demokrasiyi güçlendirmek” kavramının terse döndüğü bir döneme giriyoruz. Demokrasi güçlenecek, insan hakları, özgürlükler temelinde güçlenecek ama bu, finans çevrelerinin, uluslararası büyük sermaye çevrelerinin güdümünde devlet karar alarak, kanun çıkartarak değil, halkın taleplerini mutlaka yasama hayatına geçirerek güçlenecek. Yani güçlü demokrasi için güçlü devlet aygıtı tekrar kurulacak.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 10. Maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

              Dr. Candan Yüceer                               Süleyman Çelebi                                      İzzet Çetin

                     Tekirdağ                                             İstanbul                                              Ankara

                   Haydar Akar                                        Musa Çam                                         Levent Gök

                      Kocaeli                                                İzmir                                                Ankara

               Uğur Bayraktutan                                   Ali Demirçalı

                       Artvin                                                Adana

“İşveren, çalışanların katılımıyla iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmak zorundadır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Haydar Akar, Kocaeli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, bugün yaşanan olaydan dolayı hayatlarını kaybeden askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyorum.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinde vermiş olduğum önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İş kazalarında dünya 3’üncüsü, Avrupa 1’incisi olan, ortalama her dakikada 1 iş kazasının meydana geldiği ve her gün 1 işçimizin hayatını kaybettiği bir ülkede yaşıyoruz. Bunlar kayıtlara giren iş kazaları ve bir o kadar da kayıtlara girmeyen iş kazaları mevcuttur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik bir soru önergesine cevaben, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre, 2002 yılından 2011 yılına kadar 735.803 iş kazasının meydana geldiğini ve 10.804 kişinin öldüğünü belirtmiş.

Türkiye son yıllarında birbiri ardına yaşanan iş kazalarıyla sarsılmakta olup Tuzla tersanesi ve maden ocakları başta olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında yaşanan iş kazalarında her yıl yüzlerce yurttaşımız hayatını yitirirken binlerce yurttaşımız ise sakat kalmaktadır. Şubat ayında Adana’nın Kozan ilçesine bağlı Ergenuşağı köyü mevkisinde Gökdere Köprü Barajı tüneli kapağının patlaması sonucu 10 işçi yaşamını yitirdi, bunlardan 5’inin hâlâ cesedine ulaşılamadı. Nisan ayında Erzurum’da baraj göletinde 5 TEDAŞ işçisi göz göre göre yaşamını yitirdi, AKP Hükûmeti sadece bakmakla yetindi. Kazaların yaşandığı iş yerlerinin ortak noktası, iş güvenliğinin göz ardı edildiği, denetimin hiç uygulanmadığı, sendikalaşmanın olmadığı, taşeronluğun yaygınlaştığı işletmeler olmalarıdır.

Kamu işletmeciliği anlayışının gerilemesi, sendikalaşma oranının düşmesi  işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunun kronik bir sorun hâline dönüşmesine neden olmuştur. Bu sorunlar çığ gibi büyürken, Hükûmetiniz sorunları çözmediği gibi, sorunların çözümü için çıkardığını iddia ettiğiniz yasaları da uygulamayarak, on yıllık İktidarınız boyunca iş kazalarının artmasına yol açtınız. AKP Hükûmeti 2004 yılında bir yönetmelik çıkararak kendi çıkardığı iş yasasını baypas etti. Çıkarılan yönetmelik Türk Tabipleri Birliği, Türk Mühendisler ve Mimarlar Birliğinin görüş ve önerilerini dikkate almadığından, Danıştay 10. Dairesi tarafından birçok maddesi iptal edildi. AKP Hükûmeti, yönetmeliğin iptalinin ardından, yasaya uygun yönetmelik yapmak yerine, 2008 yılı içerisinde 4857 sayılı İş Kanunu’nda değişikliğe gitmiştir. Bu değişiklik açık biçimde yargı kararını işlevsiz bırakmak için yapıldı. Yönetmeliğin yasaya uygun şekilde düzenlenmesi yerine, yasalar yönetmeliğe uydurulmak istendi. Bu yöntem, AKP Hükûmetinin on yıllık iktidar pratiği olup, yapılan, hukuk devleti olmanın ilkelerine aykırı olduğu gibi, demokratik yaşamın gerekleriyle asla örtüşmemiştir. Böylelikle, AKP Hükûmeti, kendi döneminde çıkardığı bir yasanın gereğini yapmak yerine, ikinci kez değiştirmek gibi trajikomik bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Şimdi yıl 2012. AKP Hükûmeti yeniden bir düzenleme yapıyor ve kanun yapılırken, yine bu işin olmazsa olmazı olan başta Türk Tabipleri Birliği olmak üzere, meslek örgütleri ve sendikalar yine bu işin içinde yoklar. Bu yasa bu hâliyle çıkarsa, korkarım ki işçi sağlığı ve güvenliği kavramı iş sağlığı ve güvenliği kavramına indirilecektir. Bu yasa işçi sağlığı için değil, işverenlerin önlem almamalarının yolunu açmak için çıkarılmaktadır. Bu yasa sorunları azaltmayacak, daha çok, sorunların sorumlusu olarak çalışanları, iş güvenliği uzmanlarını ve iş yeri hekimlerini suçlayacak şekilde hazırlanmış bir yasadır.

Değerli milletvekilleri, İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nda denetimin özel kuruluşlar tarafından gerçekleştirilmesi gibi bir süreçle karşı karşıyayız. Bu süreç aslında biraz Yapı Denetim Kanunu’na da benziyor. Binaların denetimi nasıl özel firmalar tarafından sağlanıyorsa işçi sağlığı ve güvenliği denetimi de bu şekilde sağlanmak istenmektedir. Yani bozacının şahidi şıracı olmaktadır. Denetim özelleştirilerek ciddi bir rant alanı yaratılmak istenmektedir. AKP her şeyi metalaştırdığı gibi işçi sağlığı ve güvenliğini de metalaştırmakta ve işçi sağlığı ve güvenliğini bir hizmet olarak görmektedir. Oysa işçi sağlığı ve güvenliği bir hizmet değildir, bir haktır. Eğitim ve sağlık nasıl bir hak ise güvenli bir şekilde çalışmak da bir haktır. “Hak” dediğimiz zaman oraya devlet otoritesinden başka bir otoriteyi koyamazsınız, “hizmet” derseniz, koyarsınız. Zaten, AKP’nin yanılgısı da burada başlıyor. Sağlıklı ve güvenli bir çalışma düzeninin kurulmasının kamusal bir sorumluluk olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bu konu, kâr mantığı üzerine kurulmuş ticari işletmelerin sorumluluğuna bırakılmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, yasa her yönüyle eksik ve sakattır. Bütün çalışanların iş sağlığı ve güvenliği kapsamına alındığı, sağlık ve güvenlik önlemleriyle ilgili çalışanların sınırının kaldırıldığı yönünde açıklamalar gerçek dışıdır. Zira, kamu çalışanları kapsam dışı bırakılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) – Keza “Bu kanun, çalışan istihdam etmeksizin kendi nam ve hesabına mal ve hizmet üretimi yapanlar hakkında uygulanmaz.” ibaresiyle kendi nam ve hesabına çalışanları istisnalar içerisinde saymaktadır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, onu yerine getireceğim.

Sayın Çelebi, Sayın Tezcan, Sayın Gümüş, Sayın Akar, Sayın Özgümüş, Sayın Moroğlu, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Köktürk, Sayın Öner, Sayın Dibek, Sayın Genç, Sayın Güven, Sayın Serter, Sayın Tayan, Sayın Demiröz, Sayın Kaleli, Sayın Yüksel, Sayın Koç, Sayın Ekinci, Sayın Soydan.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

                                                        

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 11. Maddesine aşağıdaki (d) fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                                Bülent Tezcan

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                              Aydın

                   İzzet Çetin                                   Uğur Bayraktutan                                   Musa Çam

                      Ankara                                               Artvin                                                İzmir

                                                                           Levent Gök

                                                                               Ankara

(d) İşveren, acil durumla ilgili çalışmalar konusunda işçileri bilgilendirir ve yukarıdaki fıkralar uyarınca yapılan acil durum planlarını ilgili İl Çalışma Müdürlüğü’ne onaya sunar.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nı görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlar, “iş sağlığı”, “işçi sağlığı”, “iş güvenliği” gibi kavramlar söz konusu olduğunda eskiden bu yana akla ilk gelen şey, maliyet unsurunun artacağı kaygısı ve tereddütleridir. Özellikle iş çevrelerinde ve iş çevrelerinin sözcüsü olan kesimlerde, iş sağlığı, işçi sağlığı, iş güvenliği, aynı zamanda arkasından maliyet unsurunu artıran bir unsur olarak kabul edilip ilk tasarruf edilmesi düşünülen şey işçi sağlığı, iş güvenliği için harcanacak giderler olarak anlaşılagelmiştir. Bugüne kadar mevzuatımızda iş güvenliğini düzenleyen hükümlere bakarken de bu çerçevede bakılmıştır maalesef. Değerli arkadaşlar, bugün görüşmekte olduğumuz, Genel Kurulun önüne gelen tasarıda da ne yazık ki bu anlayıştan vazgeçmiş değiliz. İş güvenliği hâlâ bir maliyet unsuru olarak görülmekte ve emek, üründe, üretimde ilk vazgeçilecek, ilk tasarruf edilecek maliyet unsuru olarak kabul edilmektedir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye on yıllık AKP İktidarı döneminde iş kazalarında dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’inci ülke statüsüne yükselmiş, düşünebiliyor musunuz. 1’inciliği kaptırmadığımız şey emekle ilgili utanmamız gereken bir 1’incilik. Dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’inci ülke durumuna gelmişiz.

Değerli arkadaşlar, nasıl oldu bu? On yıllık AKP devri iktidarında güvencesiz çalışma yöntemleri sistematik olarak yerleştirildi. İş hayatına, kamudan özel sektöre kadar güvencesiz çalışmayı özel olarak yerleştiriyoruz.

Değerli arkadaşlar -daha yakın zamanda- Esenyurt’ta, gurbete gitmiş, çocuğunun ekmek parasını getirmek üzere çalışan ve üst üste istiflenmiş bir küçücük hücre gibi odada elektrik ocağıyla ısınmaya çalışan 11 işçi cayır cayır yandı. Bu kanunu, iş güvenliğini… Gerçekten bir insanın, emekçinin, çalışanın sağlıklı koşullarda yaşaması anlayışından vazgeçtiğiniz için o 11 kişi, 11 işçi cayır cayır yandı.

Değerli arkadaşlar -bakın çok ilginç- o işçilerin ölümüne sebep olan işveren, Sayın Başbakanın elinden plaket almış, ödül  almış, başarı plaketi almış yani AKP İktidarı, Esenyurt’ta iş güvenliği önlemini almadığı için yanarak ölen 11 işçiyi yakan işverene, Başbakan elinden başarı plaketi vererek tarihe geçmiş bir iktidar olacak.

NURETTİN CANİKLİ  (Giresun) –  Ne başarı plaketi?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi, sizin bu anlayışla getirdiğiniz iş güvenliği yasasını görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlar, sendikal örgütlenmenin önünü açmadığınız sürece, güçlü sendikalar yaratmadığınız sürece, sendikal mücadeleye, işçi sınıfının örgütlü mücadelesine tahammül edemediğiniz sürece, iktidar kontrolünde sendikalar yarattığınız sürece iş güvenliğini hayata geçirmek mümkün değildir. Soruyorum sizlere: Kimler denetleyecek? Örgütlü bir işçi sınıfı sendikası olmadığı sürece, örgütlü bir işçi sınıfı olmadığı sürece, sendikal mücadele olmadığı sürece işçinin güvence içerisinde çalışma koşullarını kimler denetleyecek?

Değerli arkadaşlar, AKP İktidarı, iktidar döneminde 12 Eylül döneminden gelen grev yasaklarını dahi az görüp hava yolları işletmesinde grev yasağı getiren bir anlayışla bakıyor işçi sınıfına. İşçi sınıfına, emeğe bu anlayışla bakan, emeğe karşı gözleri kör, kulakları sağır, dili tutulmuş bir iktidarın iş güvencesi sağlaması mümkün değildir.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 12. Maddesine aşağıdaki (3) Nolu fıkranın eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                                 F. Nur Serter

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                            İstanbul

              Uğur Bayraktutan                                  Musa Çam                                        Levent Gök

                       Artvin                                                İzmir                                               Ankara

                   İzzet Çetin

                      Ankara

(3) Ciddi, yakın ve önlenemeyen tehlikenin meydana gelmesi durumunda veya böyle bir tehlike riskinin ortaya çıktığı durumlarda çalışanlar, Kurula veya kurulun bulunmadığı durumlarda doğrudan işverene başvurarak tahliye edilmelerini talep ederler. İşverenin çalışanların veya Kurulun bu talebini yerine getirmemesi ve çalışanların bu nedenle zarar görmesi halinde ayrıca cezai sorumluluğu ortaya çıkar ve yetkili mahkemece re'sen ele alınır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nur Serter, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, sözlerime başlarken önce Sayın Bakanı ve Komisyon üyelerini kutlamak istiyorum çünkü iş sağlığı gibi Türkçede hiçbir karşılığı olmayan, hiçbir anlam ifade etmeyen bir kavramı cansiparane bir biçimde savundular, gerçekten kutluyorum onları. Tabii bu savunmayı yaparken Sayın Bakan şöyle bir söz söyledi, dedi ki: “Biz uluslararası kriterlere göre bu kavramı kullanıyoruz.” Oysa uluslararası kriterler dediğimiz ya da terminoloji dediğimiz tarafa gözümüzü çevirdiğimizde “iş sağlığı” diye bir kavramın bulunmadığını görüyoruz. 2011 yılında bir kongre yapıldı İstanbul’da. Bu kongrede kongrenin İngilizce çevirisinde, ambleminde kullanılan kavramın Türkçe karşılığı “Çalışmada, işte, iş yaşamında sağlık ve güvenlik”tir çünkü işin sağlığı olmaz. İşin sağlığı diye olaya baktığınız zaman da karşınıza çıkacak olan tablo çalışanı görmezden gelen, iş yerinin verimliliğini, iş gücü kaybını öne çıkaran bir anlayıştır. Özetle bu anlayışın tercümesi işçiyi insan olarak değil bir üretim aracı olarak kabul eden anlayıştır. O nedenle burada 1’inci maddeden itibaren verilen bütün önergeleri “katılmıyoruz” ya da “katılamıyoruz” diye reddedenlerin hangi amaçla bir yasa hazırladıkları da kamuoyunun gözünde çok net bir hâle gelmiştir. AKP’nin gündeminde işçi yoktur, AKP’nin gündeminde çalışan yoktur, onun sağlığı yoktur, onun güvenliği yoktur, çalışanın değil işin güvenliği vardır. İşte bu zihniyet Türkiye’de iş kazalarında Türkiye’nin Avrupa şampiyonluğunu ilan etmesinin de nedeni olmuştur.

Şimdi gözümüzü çeviriyoruz ve bakıyoruz, nereye bakıyoruz? Uluslararası Sağlık Örgütüne bakıyoruz, Dünya Sağlık Örgütüne bakıyoruz, Uluslararası Çalışma Örgütüne bakıyoruz, “Acaba orada çalışanların güvenliğiyle ilgili nasıl bir düzenleme, nasıl bir tanımlama getirilmiş?” diye bakıyoruz ve şunu görüyoruz: Çalışanın, işçinin güvenliğinden söz eden, onun sağlığından söz eden anlayış sadece onun bedeninin sağlığıyla yetinmiyor, onun bedenini tehlike ve risklere karşı korumakla yetinmiyor, onun psikolojisini esas alıyor, onun sosyal ihtiyaçlarını esas alıyor çünkü onu bir insan olarak görüyor. İşte bizde olmayan ama gelişmiş Batı toplumlarında olan çalışana bakış açısı budur. İşte bu nedenle Batı toplumları işin insana, insanın işe uygunluğuna dönük çalışmalar yapıyorlar. Aslında bu çalışmalar yeni mi? Yeni değil.

Değerli arkadaşlar, bu kavramlar çalışma yaşamına 19’uncu yüzyılda geldi, “çalışmanın insanileştirilmesi” kavramıdır bu, çalışanın bir üretim aracı olarak değil, bir insan olarak görülmesi anlayışıdır bu ama 21’inci yüzyılda Türkiye’de biz ‘iş sağlığı” diyoruz, çalışanı yok kabul ediyoruz. Bu gerçekten kınanacak bir durumdur ve böylesine fırsatların yaratıldığı bir yasa görüşmesinde keşke bu fırsatı yakalayıp bu kanunun adını da biraz insancıllaştırsaydı AKP diyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, iş kazası hiç kuşkusuz bütün dünyanın sorunu. Dünyada 15 saniye içerisinde 1 işçi iş kazası sonucu ölüyor, 15 saniye içinde 160 işçi iş kazasına kurban oluyor. Ama Batı toplumları ne yapıyor? Bunları azaltmanın yollarını arıyor.

Şimdi, Türkiye’de en son rakam olarak 1.563 kişi 2011 yılında iş kazasından yaşamını kaybetmiş. Peki, Batı toplumlarındaki durum nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Türkiye Almanya’nın 4 katıdır, Hollanda ve Avusturya’ya baktığımızda Türkiye’deki iş kazaları onların 15 katıdır ve bu yasa hiçbir şeye çözüm getirmeyecektir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 13. Maddesinin 4 nolu fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

 

Dr. Candan Yüceer                                             Süleyman Çelebi                                 Uğur Bayraktutan

   Tekirdağ                                                               İstanbul                                               Artvin

  İzzet Çetin                                                          Levent  Gök                                         Musa Çam

     Ankara                                                                Ankara                                                İzmir

“Çalışanlar, talep etmelerine rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığı durumlarda, tabi oldukları kanun hükümlerine bakılmaksızın bu maddeye göre çalışmadığı dönemde fiilen çalışmış sayılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

        ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa)

– Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Candan Yüceer, Tekirdağ Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Ben de sözlerime başlamadan önce

-menfur saldırıda Dağlıca’da 8 şehidimiz oldu, 16 yaralımız var- şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifa diliyorum, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum. Bununla birlikte, Şanlıurfa’da âdeta cinnet geçirtilerek 13 tutuklumuz, hükümlümüz yanarak can verdi, onlara da Allah rahmet eylesin.

Evet, çalışanın vücut bütünlüğünü ve yaşamını tehdit eden durumlarda çalışmaktan kaçınma hakkı iş hukukunda yer alır ve bir hak olarak tanımlanır. İşçinin bu hakkı kullanabilmesi için olası tehlikeler yakın, ciddi ve hayati olması gerekmektedir. Tasarıda ele alınan bu kavramlar yakın, ciddi ve önlenemez olarak yeniden ele alınmıştır.

Tasarıda, çalışanın çalışmama hakkını kullanması ve iş yerinden ayrılması hâlleri ayrıştırılmıştır. Birinci hâlde tehlikenin yakın ve ciddi olması belirtilirken, ikinci hâlde ayrıca önlenemez olduğu belirtilmiştir. Tasarının çalışmaktan kaçınma hakkını düzenleyen maddesine göre, işçiler ciddi ve yakın tehlikeyi tespit ettiklerinde iş sağlığı ve iş güvenliği kuruluna gidecek, kurulun olmadığı yerde işverene gidecek ve bu tedbirlerin eğer alınmadığı durumlarda çalışmaktan kaçınma hakkını kullanabilecek ve kendileri daha güvenli bir yere gidebilecekler.

Tasarının çalışmaktan kaçınma hakkını düzenleyen bu maddesi âdeta bunu işlevsiz hâle getiriyor. Ciddi ve yakın tehlikeyi işçi nasıl tespit edecek? Bunu etti, bunu işverene gidip nasıl söyleyecek? “Evet, ben bu tehlikeyi tespit ettim ve ben çalışmıyorum.” mu diyecek? Bildiğiniz gibi, 50’nin üzerinde çalışanı olan iş yerlerinde, bu tasarıyla iş sağlığı ve iş güvenliği kurulu var. Dolayısıyla, kurul yerine, daha çok gideceği yer işveren. Peki, işverenin tutumu işçiye karşı nasıl olacak?

Gerçekten, değerli milletvekilleri, elinizi vicdanınıza koyun. Bu gerçekten uygulanabilir bir durum mu, yapılabilir mi? İşveren ne diyecek işçiye? “Kapı burada, çalışmama hakkın var.” diyecek. Peki, bu gerçeği bile bile işçi işverene gidip “Ben çalışmıyorum.” diyebilecek mi? Ülke gerçeğinde işini kaybetmemek uğruna ölümler yaşanırken bu kararı iş güvencesi olmayan işçiye bırakmak onu ölüme bırakmakla aynıdır.

Hâlihazırda mevcut uygulamada temsilciye bu hakkı veriyoruz, bu konuda kurula temsilci başvuruyor, şimdi ise bu değişmekte. Sendika temsilcisini muhatap almadıkça verilmiş gibi duran hakları kullanmaya kalkanların işlerini kaybedecekleri ortada.

İkinci hâlde ise tehlikenin yakın, ciddi ve önlenemez olduğu nasıl tespit edilecek? Bunun anlamı, “Olay vuku bulmaya başlamış olacak.” anlamına gelmekte yani iş işten geçmiş… Dolayısıyla, yasanın önleme amacı tazmin amacı olarak değişecek. Örneğin Esenyurt’ta alışveriş merkezinde yanarak ölen işçiler o alanı nasıl terk edecek? Gerçekten bu doğru bir mantık değil. Eğer gerçekten insanımıza, yaşamına, sağlığına önem veriyorsak gelin, hep beraber bunu değiştirelim.

Tasarının ilgili maddesinde geçen hükümlerden daha ileri bir hak, 4857 sayılı Kanun’un 83’üncü maddesinde “İşçilerin hakları” adı altında zaten dokuz yıldır var ama işçiler bunları kullanamıyorlar. Yani birbirimizi, kendimizi kandırmanın bir anlamı yok. Yapıyormuş, gibiymiş gibi yapmanın bir anlamı da yok. Ülkemizin gerçekten uygulanabilir, akılcı, insani bir iş sağlığı, iş güvenliği kanununa ihtiyacı var. Zaten bunu biz uyguluyor olabilseydik dokuz yıldır, Tekirdağ’da, Tuzla’da, Esenyurt’ta, Zonguldak’ta, Adana’da iş kazaları meydana gelmez ve binlerce çalışanımız hayatını kaybetmezdi.

Çalışmaktan kaçınma hakkını düzenleyen maddede çok sayıda muallakta kalan durumlar da söz konusu. Örneğin “Kurul kararını acilen toplanarak verir.” diyor. Bu süre bir saat mi, yirmi dört saat mi, bir hafta mı belli değil. Peki, işverenin işçinin talebi doğrultusunda karar vermesi belirtiliyor ama aleyhte karar verdiğinde durumun nasıl olacağı belli değil.

Değerli arkadaşlar, tasarıyla ilgili diğer bir sıkıntı da iş sözleşmesiyle çalışanların, özel sektörde çalışanların talepleri yerine getirilmediğinde iş sözleşmesini feshedebilir denmesindedir. Bunu kim göze alıp da iş sözleşmesini feshedebilir? İşiyle sağlığı arasında bir tercih yapmaya zorlanan işçinin tercihi bu işsizlik ortamında işi olacağından, biz, zaten iş sağlığı ve güvenliğini fiilen uygulamaktan uzak duracağız. Dolayısıyla bu maddenin başlığını bence “Çalışmaktan kaçınma hakkı” değil, olsa olsa “ister çalış, ister çalışma hakkı” olarak değiştirmek gerek.

Dolayısıyla verdiğimiz önergenin değerlendirilip, ben, gereken düzenlemenin yapılmasını ve gerçekten bize yakışan bir iş sağlığı, iş güvenliği kanununun hazırlanmasını diliyorum, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler..: Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesinin (2) inci fıkrasının a) ve b) bendi ile (4) üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mesut Dedeoğlu                                  Nevzat Korkmaz                                  Ruhsar Demirel

                 Kahramanmaraş                                         Isparta                                              Eskişehir

              Ahmet Duran Bulut                                 Mehmet Günal                                      Sinan Oğan

                     Balıkesir                                             Antalya                                                Iğdır

a) İş kazalarını kazadan sonraki yirmi dört saat içinde,

b) Sağlık hizmeti sunucuları veya işyeri hekimi tarafından kendisine bildirilen meslek hastalıklarını, öğrendiği tarihten itibaren yirmi dört saat içinde

Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirir.

(4) Sağlık hizmeti sunucuları kendilerine intikal eden iş kazalarını, yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucuları ise meslek hastalığı tanısı koydukları vakaları en geç yirmi dört saat içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirir.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 14. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarından sonra gelmek üzere ekteki fıkraların eklenmesini teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                                   Ali Sarıbaş

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                          Çanakkale

                   Aytuğ Atıcı                                     Muharrem Işık                                  Bülent  Tezcan

                      Mersin                                            Erzincan                                              Aydın

                Dr. Aytun Çıray

                        İzmir

"Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirir. İşveren iş kazasını yetkili kolluk kuvvetlerine ise derhal bildirir. İş kazasının derhal öğrenilemeyeceği hallerde ise öğrenildiği anda bildirir."

Her il merkezinde, kamu hastanelerinden en az birinde, yeterli personel ve altyapı olanaklarına haiz, ücretsiz hizmet sunan bir meslek hastalıkları polikliniği kurulur. Bu polikliniklere işçiler doğrudan başvurabilir."

"Bir hastalığın meslek hastalığı olduğuna, meslek hastalıkları polikliniğinde görevli tabipler tarafından oluşturulan ya da içinde bu tabiplerin de yer aldığı sağlık kurulu tarafından karar verilir. Karar için, hastalığın tespiti ve işçinin hastalığın mesleki maruziyet sonucu doğduğunu beyanı yeterlidir. Bu rapor, sağlık kuruluşu tarafından, en geç on gün içinde, meslek hastalığı sebebiyle yapılması gereken iş ve işlemlerin yerine getirilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilir."

"Meslek hastalığı polikliniğinde çalışan tabiplere, aynı hastanede emsallerine ödenen aylıktan daha az ödeme yapılmaz. Aradaki fark kendilerine ek ödeme olarak ödenir. Bu ödeme hiçbir kesintiye tabi tutulmaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin değiştirilmesi üzerine verdiğimiz değişiklik önergesini değiştirmeyeceğinizi bile bile huzurlarınıza getirmiş bulunuyorum. Bu vesileyle alın terine saygı duyan ve gerçekten işçi dostu olan milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Hakkâri’de şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Özellikle ana babalarının ve sevenlerinin acısını paylaşıyorum.

Şanlıurfa Cezaevinde yaşamını yitirenleri de rahmetle anıyorum. Bu arada, cezaevlerinde yaşanan olaylardan, insanlık dışı olaylardan dolayı utanıyorum. Utanma duygusu kalmamış olanları da şiddetle kınıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu değişiklik önergemizde ne diyoruz? Biraz olaya insani açıdan bakacak olursanız aslında bu önergeye “hayır” demenizin mümkün olmadığını siz de göreceksiniz ama ne hikmetse yine elleriniz “hayır” diye kalkacak. Şimdiden belli olan bir şey.

Diyoruz ki: “İşveren iş kazasını yetkili kolluk kuvvetlerine derhâl bildirir, bildirmelidir.” Böyle bir kaza önemli. “Her il merkezinde, kamu hastanelerinden en az birinde, yeterli personel ve altyapı olanaklarına haiz, ücretsiz hizmet sunan bir poliklinik açılsın.” diyoruz. Buna nasıl “hayır” diyebilirsiniz, bilmiyorum. Yani her ilde bir tane poliklinik açılsın, meslek hastalıklarına baksın diyoruz.

Bir de meslek hastalıklarının tanımı konusunda problemler var. Meslek hastalıkları polikliniğinde görevli olan tabipler bir sağlık kurulu oluştursunlar, meslek hastalıklarını incelesinler, -çünkü bu konuda bir uzmanlık alanı yok- otursunlar bu hastalık meslek hastalığıdır veya değildir desinler.

Şimdi, bunlar, bakın, muhalefetin yapıcı eleştirileri. Yani bu kanun zaten çok geç kalmış bir kanun. Geç kaldığı hâlde istediğimiz şekilde çıkmayan bir kanun. Ama her zaman çıkıp burada özellikle grup başkan vekilleriniz diyor ki: “Muhalefetten yapıcı eleştiri bekliyoruz.” İşte yapıcı eleştiri. Bakın, ses tonumuz güzel, sizlere bağırıp çağırmıyoruz, kızmıyoruz. Diyoruz ki: “Gelin, bir meslek polikliniği kuralım.” Sayın Canikli, buna nasıl “hayır” diyeceksiniz, gerçekten merak ediyorum.

Meslek hastalığına bakan tabiplere de yani performansı dayatmayalım, onlara da ortalamadan bir şey verelim ki adam gibi herkes çalışsınlar.

Niye bunları söylüyorum, biliyor musunuz? Çünkü Anayasa emrediyor. Anayasa diyor ki 49’uncu maddesinde: “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak ve çalışmayı desteklemek üzere gerekli tedbirleri alır.” İşte bunun için mecbursunuz bu önergeye “Evet.” demeye; başka çareniz yok eğer Anayasa’ya inanıyorsanız. “Devlet, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı tedbirler alır.” diyor. Sonra, bunu dediği hâlde Anayasa’yı yapanlar bununla yetinmiyor, daha da pekiştirmek üzere kalkıyor, bir de 56’ncı maddeyi koyuyor, diyor ki: “Devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlar, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak iş birliğini gerçekleştirir.” İşte, iş birliğini yapmanızı öneriyoruz, “Gelin, bu önergeye ‘Evet.’ deyin.” diyoruz.

Anayasa’mızda bu maddelerin yer alması Anayasa’nın çalışma hayatına verdiği önemi gösteriyor, verdiği değeri gösteriyor. Peki, gerçekten durum böyle mi? Ne yazık ki değil. Uygulamaya baktığımızda, ölüm emekçiye (iş cinayetleri) meslek hastalığı yine emekçiye ve meslek sakatlıkları yine emekçiye düşüyor, yani: “Sana sevdanın yolları patron, bana da kurşunlar!” Buradan anlaşılacağı gibi sorun aslında yasada filan değil, siz bu yasayı değiştirseniz de zihniyeti değiştirmedikten sonra çok bir şey değiştirmiyor. Ama gelin, yasayı da hiç olmazsa iyi değiştirelim, iyi kurgulayalım ki bu işçi kardeşlerimiz gerçekten bu meslek hastalıklarından ciddi ızdırap çekmesinler.

Bakın, iş kazaları konusundaki karnemizi burada birçok arkadaşım söyledi, Avrupa 1’incisiyiz. Keşke olmasak, talihsiz bir birincilik. 2002’yle 2011 yılları arasında -bakın, uydurmuyorum- tam 735.803 bildirilen iş kazası var. Bunlarda da 10.297 kişi ölmüş. Ama bakın, bu rakamlar gerçekleri de tam olarak yansıtmıyor çünkü iş kazasına bağlı ikincil ölümleri buraya yazmamışız çünkü ikincil ölümlerin bildirimi zorunlu değil. Bingöl’ün Karlıova ilçesinde silikozis hastalığından can çekişen ve ölen insanlar buraya dâhil değil. Gelin, bunlara bir yardım eli uzatalım, bunu biraz daha geliştirelim ve bu önergemizi kabul edin ve biraz daha insani boyuta taşıyalım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

 

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, onu yerine getireceğim.

Sayın Akar, Sayın Çelebi, Sayın Atıcı, Sayın Öğüt, Sayın Dinçer, Sayın Akagün Yılmaz, Sayın Yüceer, Sayın Özgümüş, Sayın Moroğlu, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Öz, Sayın Aksünger, Sayın Dibek, Sayın Ediboğlu, Sayın Güven, Sayın Özkoç, Sayın Serter, Sayın Fırat, Sayın Işık, Sayın Aygün.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

                   2.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Mes-

lek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile,

Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesinin (2) inci fıkrasının a) ve b) bendi ile (4) üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                            Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

a) İş kazalarını kazadan sonraki yirmi dört saat içinde,

b) Sağlık hizmeti sunucuları veya işyeri hekimi tarafından kendisine bildirilen meslek hastalıklarını, öğrendiği tarihten itibaren yirmi dört saat içinde

Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirir.

(4) Sağlık hizmeti sunucuları kendilerine intikal eden iş kazalarını, yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucuları ise meslek hastalığı tanısı koydukları vakaları en geç yirmi dört saat içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum.

Ben önce yaşanmış bir öyküyü hatırlatmak istiyorum size. Perşembe günü burada bu yasa tasarısının genelini konuşurken biz, tesadüfen bir iş kazası öğrendik. O iş kazasını biz nasıl öğrendik biliyor musunuz? Teknoloji sayesinde. Çünkü, Meclise yakın olan bu iş kazası İnternet sitelerine düşmüştü. İnternet haberlerinde, son dakikada, “Türkiye Büyük Millet Meclisi inşaatında göçük var ve bir işçi göçük altında.” diye yazıyordu. Saat 12’yi biraz geçmişti ki bir haber aldık, göçük altındaki işçi vefat etmişti yani gün cumaydı. Eğer tasarıda öngörüldüğü gibi, üç iş günü içinde haber veriliyor olsa idi ilgili yerlere, ta bugün akşama kadar vakti olabilecekti. Oysa gördüğünüz gibi, teknoloji çağında işverenin haber vermesini beklemeden, saniyeler içinde bütün iş kazaları İnternet üzerinden hepimizin cep telefonlarına, laptop’larına, televizyonlara, ekranlara, her yere ulaşıyor. Böylesi bir teknoloji çağındayız.

Ya da başka bir haber: 11 Mart 2012’de Esenyurt’taki çadırda 11 işçi vefat etti biliyorsunuz ve bu işçiler vefatlarından dakikalar sonra e-devlet üzerinden Sosyal Güvenlik Kurumuna girişleri yapılan işçilerdi, hatırlıyorsunuz sanıyorum yani öldükten sonra sosyal güvenceleri olabilen işçilerin ölmelerinden itibaren veya bir hastalığa yakalandıktan sonra en az üç iş günü sonra bildirimlerinin yapılmasını bu devirde hangi mantıklı akıl alabilir?

Sayın milletvekilleri, teknoloji çağındayız, bizler bazı bildirimleri yapmasak bile basın mensupları ya da amatör kameralar pek çok kazayı, pek çok iş kazasını, meslek hastalığına sahip pek çok insanın görüntüsünü ekranlara, elimizdeki telefonlara iletiyorlar. Dolayısıyla e-devlet’e geçmekle övünen bir ülkeyiz biz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının zaten, SGK başta olmak üzere, e-devlet’le ilgili çalışmaları her zaman hepimizin bilgisi dâhilinde.

Anlattığım bu iki öyküden sonra Milliyetçi Hareket Partisi olarak iş kazalarının yirmi dört saat içinde, iş yeri hekimi tarafından meslek hastalıklarının da fark edildikten sonra yirmi dört saat içinde bildirilmesini önemsiyoruz çünkü iş kazaları mükerrer olabilir, yaşanan bir iş kazasından sonra o iş yerinde üç gün içinde bir daha iş kazası olmayacağını hiçbirimiz garanti edemeyiz veya bir meslek hastalığına yakalanıyorsa, iş yerindeki bu meslek hastalığının bulaşıcı olup olmadığını hiçbirimiz bilemeyiz. Bu tür sebeplerden ötürü -ve teknoloji çağındayız, e-devlet’in içindeyiz- bizim önergemizin gerekçelerinden biri, hem insanların sağlıklarıyla ilgili konuların bir an önce devletin istatistiklerine girerek tedbirlerinin alınması hem de iş kazalarının önlenmesi adına maddi risklerin önlenebilmesiydi.

Bu iki örnekle yani geçtiğimiz perşembe gününü cumaya bağlayan gece yarısından sabaha kadar süren göçüğün altında kalan işçinin vefatı haberinin saniyeler içinde hepimizin bilgisine ulaşmasını hem de Esenyurt’ta 11 işçinin ölümüyle yaşanan, sosyal güvenceye öldükten sonra kavuşan işçileri hatırlatarak hafızalarınızı tazelemek istedim. Ama bunlar kadar, ölümlerinden sonra işleri rast gitmeyenler de var. Kim bilir Türkiye’nin herhangi bir yerinde sayıları 11 olmayan, belki 1 işçinin vefatıyla sonlanan iş kazaları var hiçbirimizin fark etmediği, hiçbirimizin duymadığı, hiçbirimizin görmediği. Dolayısıyla, vefatların, iş kazalarının, meslek hastalıklarının sayılarıyla ya da basına düşüşleriyle değil, her birinin önemli olduğunun, her bir çalışanımızın ne kadar değerli olduğunun, insanımızın canının ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi olarak önergemize destek vermenizi istiyoruz. Bu konuyu ben vicdanlarınıza havale ediyorum.

Çok teşekkürler. Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                 Kapanma Saati: 21.09

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ),  Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

15’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 15 inci maddesi üçüncü fıkrasında yer alan "işyeri dışında hizmet veren" ibaresinin "hizmet alınan" ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Nurettin Canikli                              Mehmet Doğan Kubat                                  Salih Koca

                      Giresun                                             İstanbul                                             Eskişehir

                    Bilal Macit                                          Şirin Ünal                                        İsmail Güneş

                      İstanbul                                             İstanbul                                                Uşak

                    Hamza Dağ                                       İlknur Denizli                                       Fatih Şahin

                        İzmir                                                 İzmir                                                Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 15.  maddesinin ikinci fıkrasının başındaki "Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan" ibaresinin metinden çıkartılması, üçüncü fıkrasındaki sağlık raporları kelimesinden önce "işe giriş" ibaresinin eklenmesini, dördüncü fıkrasının başına "İşe giriş muayenesini de dahil olmak üzere" ibaresinin eklenmesini teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

                   Celal Dinçer                                  Dr. Candan Yüceer                                Süleyman Çelebi

                      İstanbul                                             Tekirdağ                                             İstanbul

                    İzzet Çetin                                         Levent Gök                                         Musa Çam

                       Ankara                                               Ankara                                                İzmir

               Uğur Bayraktutan

                       Artvin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 15 inci maddesinin (5) inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                           

                Mesut Dedeoğlu                                  Nevzat Korkmaz                                  Ruhsar Demirel

                 Kahramanmaraş                                         Isparta                                              Eskişehir

              Ahmet Duran Bulut                                 Mehmet Günal                                          Ali Öz

                     Balıkesir                                             Antalya                                               Mersin

(5) Sağlık muayenesi yaptırılan çalışanın özel hayatı ve itibarının korunması açısından sağlık bilgileri gizli tutulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı'nın 15. maddesinin 4. Fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                 Sebahat Tuncel                                    Pervin Buldan                                        Erol Dora

                      İstanbul                                                Iğdır                                                 Mardin

                  Hasip Kaplan                                      Levent Tüzel

                       Şırnak                                              İstanbul

(4) Sağlık gözetiminden doğan maliyet ve bu gözetimden kaynaklı her türlü ek maliyet İşverence karşılanır, çalışana yansıtılamaz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sağlık gözetiminin sağlanması birçok işveren için yüklü bir maliyet olarak görülmektedir. Bu kanun tasarısı ile beraber gözetimden doğan maliyet işverence karşılanırken, ek maliyetler adı altında çalışanlar masrafa uğratılabilir. Dolayısıyla madde metninin yukarıdaki gibi değiştirilmesi gerekmektedir.

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 15 inci maddesinin (5) inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

(5) Sağlık muayenesi yaptırılan çalışanın özel hayatı ve itibarının korunması açısından sağlık bilgileri gizli tutulur.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıdaki değişiklik teklifi ile hasta hakları yönetmeliğinin 21 inci maddesi paralelinde "hastanın mahremiyetine saygı gösterilmesi ve hastanın, sağlık durumu ile ilgili tıbbi değerlendirmelerin gizlilik içerisinde yürütülmesi"nin sağlanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 15. maddesinin ikinci fıkrasının başındaki "Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan" ibaresinin metinden çıkartılması, üçüncü fıkrasındaki sağlık raporları kelimesinden önce "işe giriş" ibaresinin eklenmesini, dördüncü fıkrasının başına "İşe giriş muayenesi de dahil olmak üzere" ibaresinin eklenmesini teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

Celal Dinçer (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hakkâri’de menfur saldırıda hayatlarını kaybeden 8 vatan evladımıza Tanrı’dan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Bilindiği üzere, insanlık tarihinin geçirdiği evreler sonucu çalışma hakkı, temel insan hakkı olarak kabul edilmiştir. Ancak bu hakkın tek başına soyut olarak kabulünün bir anlam ifade etmediğini de yaşanan deneyimler göstermiştir. Bu hakkın kullanılması, ancak diğer temel haklardan olan yaşam hakkının özünü ihlal etmeyecek bir ortamın sağlanmasıyla olanaklıdır. Bu hakkın korunmasında, kullanılmasında devlet asli sorumludur ama gerçekler öyle midir? İşverenlerin üretimi artırma ve ucuz iş gücü sağlama düşüncesi, bunun yanı sıra işçilerin geçimlerini sağlamak için uzun süre çalışmaları, iş kazaları ve meslek hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ülkemizde iş kazalarının tırmanmasının ardındaki temel neden, kuralsız, güvencesiz, sendikasız ve kayıtsız çalışma biçimlerinin son on yılda hızla yaygınlaşmış olmasıdır.

Evet, Türkiye’de, işçi ölümleri, işçi cinayetleri artmaya devam etmektedir; işçilerin patronların kâr hırslarına kurban edilmesi devam etmektedir. Tersanelerde, madenlerde, inşaat sektöründe ve özellikle HES inşaatlarında ölümlü iş kazaları, esnekleşme ve taşeronlaşmadan kaynaklanmıştır. Bu durum, bu acı tablo, Türkiye’de “iş güvenliği” deyince insanların aklına ne yazık ki sadece ve sadece baret getirmektedir. Ülkemizde bırakın iş güvenliğine yatırım yapmayı, para harcamamak için sağlıksız şartlarda çalışmayı göze alan onlarca kuruluş vardır. Amele pazarından işe aldıkları bu insanların sağlıkları, yaralanmaları, ölmüş olmaları onlar için çok da önemli değildir. Yüce Meclisimizdeki stenograflar dahi günde on sekiz-yirmi saat çalışmaktadır, bunu dahi biz görmezlikten geliyoruz. Yasama organı olarak bizlerin çabası ve mücadelesi, çalışanların iş yerindeki tehlikelerle karşılaşma olasılığını en aza indirmek için oluşturulacak örgütlenme, normlar ve sürekli gözetimi mümkün kılan bir yapıyı ortaya çıkarmaktır.

Görüşmekte olduğumuz bu tasarının bu hâliyle, sorunlu bir sistem üzerinden, çalışanların sağlığı ve güvenliği alanında yaşanan sorunları çözebilmesi ve arzu edilen normlara ve hedeflere ulaşabilmesi çok zordur. İktidarın Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu yasa tasarısı, işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili, çalışma ortamını iyileştirecek çok fazla değişiklikler getirmemektedir. İş sağlığı ve güvenliğini daha fazla piyasa koşullarına terk etmektedir. İhtilal dönemlerinden kalan iş yasalarının savunulacak bir tarafı yoktur, bu hükümlerin de savunulacak bir tarafı yoktur.

Komisyonda son dakika önergeleriyle tasarıda yapılan değişikliklerle yasanın yürürlük tarihinin az tehlikeli işlerde iki yıl sonraya ertelenmesi, iş yeri hekiminin tam gün çalıştığı yerlerde sağlık personeli çalıştırılmasından kaçınılması, eğitim sürelerinin fazla çalışmadan sayılmaması gibi durumlar geriye götüren hükümlerdir. Hiçbir net çerçeve belirtmeksizin pek çok temel alanın yönetmeliklerle düzenlenecek olması da gene geriye giden bir düzenlemedir. Anlaşılan o ki kaybettiğimiz onca cana rağmen, çalışanların sağlığı ve güvenliği sermayenin ve taşeron firmaların kâr hırsına kurban edilmek istenmektedir.

CHP için yaşam hakkı en temel insan hakkıdır. İş kazalarından önce düşünülmesi gereken, insan hayatının hesaplanamaz değeridir. Hiçbir maliyet insan hayatının üzerinde değildir. Cumhuriyet Halk Partisi için iş kazalarına karşı alınacak önlemlerin özünde bu bakış açısı yer almaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi, insana, emeğe verdiği değer, bu alandaki geçmişten bugüne çabaları ve mücadelesiyle, emekçilerin sağlığı ve güvenliğinde “Önce insan.” diyen bir yarın için iş kazalarının bir cinayet olduğunu anlatmaya devam edecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 15 inci maddesi üçüncü fıkrasında yer alan "işyeri dışında hizmet veren" ibaresinin "hizmet alınan" ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                             Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Uygulamada sözleşme yapılan OSGB’lerden hizmet alınacağı için yanlış anlaşılma ve yorumlara sebep olmamak üzere redaksiyon yapılmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen üç önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde üç önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı'nın 16. Maddesinin 2. Fıkrasındaki c bendinde bulunan "çalışan temsilcilerinin" ibaresinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                 Sebahat Tuncel                                    Pervin Buldan                                        Erol Dora

                      İstanbul                                                Iğdır                                                 Mardin

                   Levent Tüzel                                      Hasip Kaplan

                      İstanbul                                               Şırnak

c) ... "çalışanların" ulaşmasını sağlar.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesinin (1) inci fıkrasının c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesin arz ve teklif ederiz.

                Mesut Dedeoğlu                                  Nevzat Korkmaz                                  Ruhsar Demirel

                 Kahramanmaraş                                         Isparta                                              Eskişehir

                     Alim Işık                                        Mehmet Günal                                 Ahmet Duran Bulut

                      Kütahya                                              Antalya                                             Balıkesir

c) İlk yardım, olağan dışı durumlar, afetler ve yangınla mücadele ve tahliye işleri konusunda görevlendirilen kişiler.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 16. Maddesinin 2 Nolu fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

                    Sakine Öz                                     Uğur Bayraktutan                               Dr. Candan Yüceer

                       Manisa                                               Artvin                                              Tekirdağ

                Süleyman Çelebi                                     Levent Gök                                         Musa Çam

                      İstanbul                                              Ankara                                                İzmir

                    İzzet Çetin

                       Ankara

b) Başka işyerlerinden çalışmak üzere kendi işyerine gelen çalışanların birinci fıkrada belirtilen bilgileri almalarını sağlar.

c) Risk değerlendirmesi, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili koruyucu ve önleyici tedbirler, ölçüm, analiz, teknik kontrol, kayıtlar, raporlar ve teftişten elde edilen bilgilere, destek elemanları ile çalışan temsilcilerinin ulaşmasını sağlar, toplu sözleşme kapsamındaki işyerlerinde talep edildiği takdirde bunların birer nüshasını yetkili sendikaya da vermekle yükümlüdür.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

Sakine Öz, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 16’ncı maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz burada bugün işçilerin yaşama hakkını konuşuyoruz yani en temel insan hakkını. Yükselen refah seviyesine karşın işçi ölümlerinin önüne geçilememesi, insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük çelişkilerden biridir.

ILO kaynaklarına göre, her yıl 1,8 milyon kadın ve erkek, 12 bin çocuk işçi iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla hayatını kaybetmektedir. Türkiye’deki tablo yüz karası olarak nitelendirilecek durumdadır. Her gün ortalama 3 işçinin yaşamını yitiriyor olması, yaşananların birer cinayet olduğunu ortaya koyuyor.

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün önergesine yanıt veren Sayın Bakan tüyler ürpertici tabloyu ortaya koydu. 2002-2011 yılları arasında meydana gelen 735.803 iş kazasında 10.804 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı. Buna 2012’de kaybettiğimiz emekçiler dâhil değildir.

Dikkat ederseniz, bu yıllarda iktidarda hep AKP vardı. Bir başka deyişle, AKP, işçi sağlığıyla ilgili tasarıyı hazırlayana kadar 11 bine yakın insan ölmüştür. Ne yazık ki Türkiye’de iş kazalarının birçoğunun kayıt altına alınamıyor olması da meselenin büyüklüğünü görmemize engel oluyor. 83 milyon nüfusa sahip Almanya’da yılda 800 binden fazla kaza rapor edilirken 74 milyon nüfusa sahip Türkiye’de bu sayı 70 bin civarındadır.

Geçen hafta bölgemde bir işçi kardeşimden telefon aldım, iş kazasında yaralanmış ama bunu belgelendirebilmek için ne yapması gerektiğini soruyor. Yani Türkiye’de işçi, iş kazasından sonra da çoğu zaman yapayalnız.

Sayın milletvekilleri, ev hizmetlerinde çalışanlar bu kanunda neden yok? Oysa onlar “Ev işçisiyiz, toz bezi değil.” diyerek seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Farkındaysanız medyada sık sık cam silerken düşüp yaşamını yitiren temizlik işçilerinden bahsediliyor. Onları görmezlikten gelmeye hakkımız yok. Bu artık klasikleşmiş bir AKP yasa yapım mantığıdır. Kadın örgütlerine sormadan kadınlar hakkında yasa hazırlamaya çalışıyorsunuz, eğitimcilere sormadan eğitim sistemi değiştiriyorsunuz, çalışma koşulları hakkında fikri bile olmadığı emekçileri iş güvenliği şemsiyesine almıyorsunuz. Yalnızca ev hizmetlerinde çalışanlar değil kendi hesabına çalışanlar da yok ama onlar aslında en çok korunması gerekenler arasında.

Söz aldığım 16’ncı maddede işverenin iş yerinde karşılaşılacak sağlık ve güvenlik riskleri konusunda işçileri bilgilendirmesinden bahsediliyor. Neden yalnızca riskler konusunda bilgilendiriliyor? Riskleri ortadan kaldıracak ya da en aza indirecek şekilde bilgilendirmesi gerekmez mi? Bu basit üslup farkı bile AKP’nin bu konuya işçinin değil sermayenin ve patronun gözlüğüyle baktığını gösteriyor.

Sayın milletvekilleri, tasarıda bir piyasa mantığı göze çarpıyor oysa insanlığın geldiği bu noktada bu kadar çok işçinin her gün canını yitirmesi zaten bir örümcek ağı gibi her yanı saran piyasa mantığından kaynaklanıyor.

Tasarıda hekimlik hizmetlerinin esas olarak piyasaya yaptırılması öngörülüyor.  Meslek örgütlerinin devreye konulması gereken eğitimler için yeni bir  sektör oluşturuluyor. Eğer işçilerin canları her şeye piyasa mantığıyla bakarak korunsaydı milyonlarca doların kazanıldığı madencilik, gemi  yapımı, inşaat gibi sektörlerde işçi ölümlerinin önüne geçilirdi oysa kazanılan milyonlar giden bir ayağı, giden bir kolu ve maalesef giden bir canı geri getirmiyor. Son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde atık su çalışması yürüten işçilerden biri olan Nadir Kekilli’nin artık geri gelmeyeceği gibi.

Önce insan yaşamı, önce işçi güvenliği diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi  kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesinin (1) inci fıkrasının c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş)ve arkadaşları

 

c) İlk yardım, olağan dışı durumlar, afetler ve yangınla mücadele ve tahliye işleri konusunda görevlendirilen kişiler.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Alim Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 16’ncı maddesinde vermiş olduğumuz önergenin Sayın Komisyon ve Hükûmet tarafından kabul edilmiş olması nedeniyle kendilerine teşekkür ediyorum. Yerinde bir önergeydi. Ancak bu vesileyle bir iki konuyu da Sayın Bakana iletmek durumundayım, söz almamın sebebi de odur.

Başta, Hakkâri Dağlıca’da hayatlarını kaybeden ve birisi de Kütahya Gediz doğumlu 8 askerimizin şehadete erişmiş olması nedeniyle kendilerine Allah’tan rahmet, aziz milletimize başsağlığı diliyorum, yaralı askerlerimize de acil şifalar temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, üç gün önce PKK terör örgütü elebaşısının twitter hesabından verdiği mesajların arkasından bu şehitlerimizin verilmesi çok dikkate değerdir. Mesajda aynen, elebaşı kendisine verilen sözlerin yerine getirilmesi hâlinde iki ayda gerillayı dağdan indirebileceğini söylüyordu. Eminim hepiniz bu mesajları okudunuz. Bu twitter hesabı kimin adına kayıtlıdır? Bu mesajları elebaşısı İmralı’dan nasıl vermektedir? Ve verdiği mesajların ardından üç gün sonra bu şehitlerimiz neden verilmiştir? Bunu hepinizin düşünmesini ve takdirlerinizi buna göre vermenizi temenni ediyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, özellikle iş güvenliğinin konuşulduğu böyle bir yasa tasarısında, bugün taşeron işçilerinin sıkıntısını bir kez de Sayın Bakana bu kürsüden örnekle hatırlatmak istiyorum. Bugün şu saatte, Kütahya ili Tavşanlı ilçesi Tunçbilek Termik Santrali’nde Şanlıurfalı bir taşeron şirketinin çalıştırdığı 173 kişiden 9 kişiye işten çıkarılma tehdidi yağdırılmış ve sözlü olarak yapılan bu tehdidin arkasından işten çıkarılma yazılarının postaya verildiği Ankara’dan bildirilmiştir. Gerekçe ise açık senet imzalamadıkları, tarihsiz istifa dilekçesine imza atmadıkları ve geriye yönelik herhangi bir alacaklarının bulunmadığına dair ibranameye imza atmadıkları için 9 kişiden başlamışlardır, 173 kişinin 173’ünün de işten çıkartılma tehdidi söz konusudur.

Sayın Bakanım, bu ülkede işe başlayan bir insanın taşeron işçisi olarak -Maliye Bakanlığının verdiği rakamlara göre- ülkemize maliyeti tam 2.047 liradır aylık. Bin lirayı -sosyal güvenlik primleri dâhil asgari ücretle beraber- bu işçilere vermeyi çok gören taşeronlardan yana Hükûmetin herhangi bir işlem yapmamasını gerçekten esefle karşılıyorum. Defalarca size bu konuyu aktarmamıza rağmen, bugüne kadar bu taşeron işçiliği sistemine bir çözüm getirilememiştir. Şu anda Tavşanlı’da, sosyal patlamanın eşiğine gelmiş bir işçi kitlesi ve aileleri vardır. Bir hafta on gün önce Sayın Enerji Bakanlığındaki bürokratlarla bu işi görüşmüş ve geçici olarak bu işçilerin işten çıkarılmamasını sağlamış idik ama bugün ne yazık ki on gün aradan sonra bu tertiple 9 kişinin kapı önüne bırakılması gerçekten bu ülkeye yakışan bir durum değildir.

Özellikle bu taşeron işçiliği konusunda sizlerin üzerine düşeceğinize olan inancımı bir kez daha belirtmek istiyorum, bu vesileyle hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı'nın 16. Maddesinin 2. Fıkrasındaki c bendinde bulunan "çalışan temsilcilerinin" ibaresinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                                 Sebahat Tuncel (İstanbul) ve arkadaşları

c) ... "çalışanların" ulaşmasını sağlar.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYON BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun tasarısı görüşülürken demokratik bir işleyişten bahsettik. Gerçekten iş yeri demokrasisi, iş yerinde üretimin arttırılması açısından, yine işçilerin bu sürece daha güçlü katılımı açısından önemli. Bu başlık, “Çalışanların bilgilendirilmesi” başlığı. Çalışanları daha çok temsilciler aracılığıyla bilgilendirmek bir yöntem, ancak bir aracı ortaya koymadan, direkt çalışanların kendilerinin bilgilendirilmesi bu sürecin daha demokratik işlemesi açısından önemli. Çünkü çoğu zaman sadece temsilciler üzerinde olduğunda o iş yerinde çalışanlar kendi sorunlarını da direkt aktaramıyor, yaşadığı problemleri de aktaramıyor. O açıdan, “çalışanların” ibaresinin eklenmesini önemli buluyoruz. Yani aracı kullanmadan direkt işverenin bu alanda işçilerle temas etmesi sorunların giderilmesi açısından da önemli.

Sayın milletvekilleri, gerçekten Türkiye’de işçi sınıfının sorunları sadece iş kazalarıyla veya işçi ölümleriyle anlatılabilecek bir durum değil. Özellikle, diyelim ki, kapitalist toplumun gereği olarak iş yerlerinde yaşanan sorunlar ya da ekonomik krizin ilk vurduğu kişiler genelde yoksul emekçi insanlar oluyor, Türkiye de bunu yaşayanlardan birisi. Özellikle Avrupa’da ekonomik krizin yaşanmasıyla birlikte dünya genelinde bir işsizlik sorunu var, ekonomik olarak insanların istihdam alanlarında yaşanan sorunlar var. Buna rağmen bu sorunları çözmeye çalışan bir gerçeklik var ama Türkiye’de durum biraz farklı. Görece olarak sanki çok iyi bir noktadaymış gibi bir yansıma var ama pratikte yine işçilerin yaşadığı sorunlara baktığımızda durum çok farklı. İşçiler çoğu zaman güvencesiz, esnek çalışmaya maruz bırakılmak durumunda kalıyor. Birçok insan diyelim ki gerçekten işsiz, özellikle üniversite mezunları iş bulamıyor. Yani diyelim ki “Ataması yapılmayan öğretmenler” diye bir gerçek var bu ülkede. Öğretmenlerin intihar ettiği yaklaşımları ortada.

Yine, Kampana Deri işçileri var İstanbul’da, dört yüz elli üç gündür direniyorlar. Bu insanlar işten çıkartılmış, hiçbir haklarını alamamışlar. Hey Tekstil işçileri direniyor. Yine Türk Hava Yolları işçilerini ifade ettik, bunlar çok güncel olduğu için. Yine, Nokia’nın işçilerinin işten çıkartılacağı gibi tartışmalar var. Yani her geçen gün aslında küçük ya da büyük ölçekli iş yerlerinde işçiler işten çıkartılıyor; hem de hiçbir sosyal güvencesi sağlanmadan, hakları verilmeden. Bu işçiler de direnerek hakkını almaya çalışıyorlar. Bu önemli bir durum. Yani bunu görmeden Türkiye’de gerçekten işçilerin hak ve özgürlük mücadelesine anlam vermek mümkün değil.

Bu açıdan, yine örgütlenme meselesi önemli bir konu. Eğer işçiler örgütleniyorsa, sendikalarda… Ki bu sendikalaşma, aslında, AKP Hükûmetinin Avrupa Birliği uyum sürecinde söz verdiği konulardan birisidir. Çünkü işçilerin örgütlenmesi bu temelde önemli bir konu ama Türkiye’de örgütlenme özgürlüğü yok. Bir özgürlük var, Hükûmetin politikalarına “Evet” diyeceksen, ona itiraz etmeyeceksen orada sendikal örgütlenme içerisinde olabilirsin. Ama onun dışında, muhalifsen, gerçekten Hükûmetin politikalarını eleştiriyorsan, buna itiraz ediyorsan örgütlenme hakkın yok. Hatta, bunun için operasyonlara maruz kalabiliyorsun.

En son KESK üyeleri, özellikle kadın üyelerinin tutuklanması buna temel bir örnek. Kadın sekreterler tutuklandı. Oradaki temel sorun oradaki kadınların gerçekten kadın bilinciyle örgütlenmiş olması. Dikkat edin, Türkiye’de sendikal örgütlenmede kadınların neredeyse ismi yok denecek kadar az. KESK bu konuda bir adım ileride. KESK yönetiminde de kadın sekreterler, on beşe yakın kadın tutuklandı. Yani muhalifseniz iş yerinde çalışan, sesini duyuran sendikalar her zaman için dışında tutuluyor. İşte, toplu sözleşme görüşmelerinin ya da işçilerin sorunlarını, emekçilerin sorunlarını birlikte tartışma konusunda sıkıntı. Ya onlar işte kendilerini sokakta ifade etmek durumunda kalıyorlar… Bu önemli bir konu diye düşünüyoruz. Oysa demokrasilerde farklılıkları dinleyebilme ve farklılıklarla birlikte iş yürütebilme temel özelliklerden birisidir. Bu sağlanmadığı sürece siz istediğiniz kadar işçiler üzerinde yasal düzenlemeler yapın, bu gerçek olmayacaktır çünkü kendinize göre düzenleme yapmış oluyorsunuz. İşçilerin, emekçilerin taleplerine göre değil, daha iyi yaşam koşullarına göre değil, siz kendinize göre düzenlemiş olursunuz.

Sayın milletvekilleri, şu bir gerçektir ki: İnsanlar yaşadığı sorunları en iyi kendisi bilir. O yüzden mutlaka çalışma alanının her alanında sürece katılmaları önemlidir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 17 nci maddesinin (1) inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

               Mesut Dedeoğlu                               Nevzat Korkmaz                                Ruhsar Demirel

              Kahramanmaraş                                      Isparta                                            Eskişehir

             Ahmet Duran Bulut                              Mehmet Günal

                     Balıkesir                                            Antalya

(1) İşveren, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği, toplumsal cinsiyet eşitliği ve mobbing (duygusal saldırı) eğitimlerini almasını sağlar. Eğitimler özellikle; işe başlamadan önce, çalışma yeri veya iş değişikliğinde, iş ekipmanının değişmesi halinde veya yeni teknoloji uygulanması halinde verilir. Eğitimler, değişen ve ortaya çıkan yeni risklere uygun olarak yenilenir, gerektiğinde ve düzenli aralıklarla tekrarlanır.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 17. Maddesinin 7 Nolu fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                                 Hülya Güven

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                               İzmir

                   Musa Çam                                   Uğur Bayraktutan                                   İzzet Çetin

                        İzmir                                                Artvin                                               Ankara

                   Levent Gök

                      Ankara

"(7) Bu madde kapsamında verilecek eğitimin maliyeti çalışanlara yansıtılamaz. Eğitimlerde geçen süre çalışma süresinden sayılır. Eğitim sürelerinin haftalık çalışma süresinin üzerinde olması hâlinde, bu süreler fazla sürelerle çalışma veya fazla çalışma olarak değerlendirilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

 

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Maddedeki düzenleme ile işveren tarafından verilen eğitimlerin çalışma süreleri içerisinde verilmesini aksi takdirde fazla süreli veya fazla çalışma olarak değerlendirilmesi teklif edilmektedir. Uygulamada genellikle işverenler eğitimleri işçilerin hafta tatilleri günlerine ayarlamakta veya günlük çalışma sürelerinin sonunda gerçekleştirmektedirler. Çalışma nedeniyle yorulmuş olan dinlenme hakkını kullanması gereken işçinin bunun yerine eğitime katılması halinde en azından tazmin niteliğinde fazla mesai ücretine hak kazanması teklif edilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 17 nci maddesinin (1) inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                           Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

(1) İşveren, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği, toplumsal cinsiyet eşitliği ve mobbing (duygusal saldırı) eğitimlerini almasını sağlar. Eğitimler özellikle; işe başlamadan önce, çalışma yeri veya iş değişikliğinde, iş ekipmanının değişmesi halinde veya yeni teknoloji uygulanması halinde verilir. Eğitimler, değişen ve ortaya çıkan yeni risklere uygun olarak yenilenir, gerektiğinde ve düzenli aralıklarla tekrarlanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 17’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmalarıma başlamadan önce, geçtiğimiz dönemlerde Afşin-Elbistan Termik Santrali’nde kaybettiğimiz 9 tane görev şehidimizi de rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, “psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı verme” anlamında kullanılan ve Türkçede “psikolojik taciz” olarak tanımlanan mobbing, ülkemizde çalışma hayatının en önemli sorunlarından biri hâline gelmiştir. Çalışma yaşamında her zaman var olan fakat görmezden gelinen psikolojik taciz, bugün, çok sayıda çalışanın kabusu olmaya devam etmektedir.

Avrupa Birliği ülkelerinde psikolojik taciz oranları yüzde 2 ile 15 arasında değişirken ülkemizde özel sektör çalışanlarının yüzde 86’sı ve kamu çalışanlarının yüzde 69’u psikolojik tacize uğramaktadırlar.

Kamuda psikolojik mobbing, genelde istifaya zorlamak, tayin işlemine karşı dava açılmasını önlemek, görevden almadan önce gözdağı vermek, görevden alınanların mahkeme kararıyla göreve dönüşünü önlemek, görevden alındıktan sonra veya tayin edildikten sonra mahkeme kararıyla önceki görevine dönenleri istifaya zorlamak için kullanılmaktadır.

Psikolojik taciz, kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda, okullarda, sağlık sektöründe ve üniversitelerde daha yaygın bir şekilde görülmektedir. Yüksek işsizlik oranları ve dolayısıyla çalışanın değersiz görülmesi, sendikalaşmanın yetersiz olması ve kamuda taşeron işçiliğinin artması son yıllarda ülkemizde psikolojik tacizi artırmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iş yerinde psikolojik mobbinge maruz kalan çalışanın öz güveni kaybolmakta, verimliliği ve performansı düşmekte, ruh sağlığı bozulmakta, hatta yaşadığı strese bağlı ağır depresyon yaşayan mağdurların bazıları intihar teşebbüsünde bile bulunmaktadırlar.

Psikolojik taciz ile donanımlı insanlar iş gücü piyasası dışına itilmekte, çalışma azmi yok edilmektedir. Kamudaki başarılı çalışanlar psikolojik taciz nedeniyle işten ayrılmakta ya da yeteneğiyle alakasız birimlerde çalıştırılmaktadır, bu nedenle işler aksamakta, hatalı işlemler çoğalmakta, vatandaş kamu hizmetlerini zamanında alamamaktadır. Yanlış işlemler nedeniyle kamuya pek çok dava açılmakta, kaybedilen davalar nedeniyle devlet büyük miktarlarda tazminat ödemektedir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda  ve İş Kanunu’nda psikolojik taciz açık ve seçik olarak tanımlanmadığı için psikolojik taciz mağdurları şikâyet konusunda çekimser davranmaktadırlar.

4483 sayılı Memur ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’a göre, psikolojik taciz mağduru dava açmak için başvurduğunda, savcı, hakkında suç duyurusunda bulunan yöneticilerin bir üst amirinden izin almak zorunda kalmaktadır. Amirin izin vermemesi mağduru daha da  sıkıntıya sokmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde psikolojik mobbing mağdurlarının sürekli teknik ve psikolojik destek alabileceği merkezler dahi bulunmamaktadır. Psikolojik taciz mağdurlarının şikâyetlerini inceleyen ve sonuçlandıran aracı bir kurum da bulunmamaktadır. Ayrıca, iş yerlerinde psikolojik taciz kapsamında yürütülen soruşturmalar, kurum içinde ve konunun uzmanı olmayan kişiler tarafından yürütülmektedir. Türk Ceza Kanunu’nda psikolojik tacizin açık bir tanımı yapılmadığı için, davalar sürüncemede kalmaktadır. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca başvuran psikolojik taciz mağdurlarına bilgi ve belgeler bazı kamu görevlilerince kasıtlı olarak verilmemektedir.

Psikolojik mobbing mağdurları yasal yollara başvurma veya şikâyet etmeme konusunda seçim yapmaya zorlanmaktadır. Psikolojik taciz yapıldığı için şikâyette veya müracaatta bulunanlarla tanıkların korunmasına yönelik yasal düzenleme olmadığı için, şikâyet ve müracaat edenlerle tanıkların iş akdi feshedilmekte veya başka yere geçici ya da daimî olarak tayin edilmektedir. İş yerlerinde mobbingin önlenmesine yönelik yasal düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.

Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 18 inci maddesinin birinci fıkrasına “işyerlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “varsa işyeri yetkili sendika temsilcilerine yoksa” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                Süleyman Çelebi                                    Haydar Akar                                        Özgür Özel

                      İstanbul                                              Kocaeli                                               Manisa

                   Celal Dinçer                                  Kadir Gökmen Öğüt

                      İstanbul                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İşyeri sendika temsilcilerinin de bilgilendirme hakkından faydalanmaları sağlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 19. Maddesine aşağıdaki (3) ve (4) Nolu fıkraların eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

Musa Çam              Süleyman Çelebi                  Turgut Dibek             İzzet Çetin

    İzmir                     İstanbul                                                Kırklareli                                  Ankara

Dr. Candan Yüceer                                             Uğur Bayraktutan                                    Levent Gök

   Tekirdağ                                                                Artvin                                               Ankara

(3) Çalışanlara yukarıdaki eğitimlerin ve bilgilendirilmelerin yapılmadığı durumlarda bu yükümlülüklerini yerine getirmeleri istenemez. Bu nedenle cezalandırılamazlar.

(4) Çalışanların iş kazalarına uğramaları durumunda, sağlık hizmeti sunucularına başvuru esnasında veya tedavileri esnasında bu durumu beyan etmeleri halinde veya bu durumun yetkililerce tespit edilmesi halinde durum Sağlık Hizmeti sunucusu tarafından derhal SGK'ya bildirilir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, sözlerime başlamadan önce ben de şehitlerimiz için birkaç söz söylemek istiyorum. Dün Hatay’da bir askerimiz, bir evladımız yaralanmıştı, kaybettik. Bu sabah da maalesef, Hakkâri’de 8 evladımızı kaybettik. 9 askerimiz bir günde, yirmi dört saatte maalesef şehit oldu. Vatan sağ olacak ama maalesef onlar artık aramızda olmayacak. Onlara Allah’tan rahmet diliyorum. Tabii, en büyük acıyı aileleri çekecek; anne-baba, kardeşler, yakınlar, eş, çocuklar, en büyük acıyı onlar yaşayacak, onlara da Allah’tan sabırlar diliyorum.

Bir de Urfa ile ilgili söylemek istediklerim var. Aslında önerge üzerinde konuşmayacağım yani önergeye zaman kalmayacak diye düşünüyorum ama Urfa’dan bahsetmek istiyorum:

Ben Urfa’yla seçim öncesi de ilgilenmiştim -Urfa’nın tüm ilçelerine gittim- partimizin, Cumhuriyet Halk Partisinin Urfa sorumlusuydum dolayısıyla Urfa’yla ilgili gerçekleri biliyorum. Yaşadığımız bu elim olay yani cezaevindeki olay, tabii, trajik bir olay ama olayın bir arka yüzü var. Yani Urfa nasıl bir kent? Urfa’da ne oluyor?

Sayın Bakan, biliyorsunuz, geçen dönem Bursa’nın milletvekiliydi, bu dönem Urfa’nın milletvekili. Değerli arkadaşlar, Urfa’nın 12 milletvekili var; 10’u iktidar grubundan yani AKP’den, 2 milletvekili de BDP’den.

Şimdi, Urfa cezaevinde 13 vatandaşımız yanarak hayatını kaybetti. Yani o olayı irdelemekten öte Urfa’yı biraz irdelemek istiyorum çünkü onunla bağlantılı olduğunu ben görüyorum değerli arkadaşlar.

Bakın, Urfa’yı gezdiğimde, sekiz ilçesini de gezdiğimde şöyle bir şey gördüm. Yani, resmî rakamlara bakarsanız, Sayın Valinin o tarihteki açıklamalarıdır bunlar: Urfa’da 350 bin kişi okuryazar değil. 650 bin kişi Urfa’da ilköğretimi bitirmemiş. Urfa’daki çocuklarımız okula gidiyorlar. Her birimizin evlatları okula gidiyor, ilköğretime gidiyor, liseye gidiyor, Urfa’daki çocuklar dört ay ya da üç ay gidiyorlar. Eylül, ekim, kasım, okulla alakaları yok veya marttan sonra, nisan, mayıs, haziran, okulla alakaları yok.

“Nereye gidiyor?” bu çocuklar diye sorarsanız her biriniz biliyorsunuz, çevre illere gidiyorlar, çalışmaya gidiyorlar, pancar çapalamaya gidiyorlar, değişik yerlere gidiyorlar.

Değerli arkadaşlar, Urfa’da bir GAP Projesi var. Siz iktidara geldiğinizden bu yana karınca hızıyla gidiyorsunuz, her yıl yüzde 1. Sayın Vali diyor ki: “Eğer böyle giderse -GAP Projesi’nin hayata geçişi- yetmiş yedi yıl sonra bitecek.”

Bozova ilçesine gitmiştim -ilçeleri geziyoruz bu arada, dolaşıyoruz, vatandaşlarımızla da sohbet edeceğiz- partimizin ilçe binasını ziyarete gittim, binanın tam karşısında banka var, Ziraat Bankası var. Bankanın önü çok kalabalık. Kadınlar bekliyorlar. Öğle saati. Tabii, merak ettim. Partiye girmeden önce dedim ki arkadaşlara, ilçe başkanımıza, il başkanımıza: “Bu bankanın önündeki vatandaşlarımız ne bekliyorlar böyle?” Dedi ki: “Öğle arası, çocuk parası yani o öğrenciler için verdiğiniz bir 20 lira var. O parayı almak üzere bekliyorlar. Banka tatil olduğu için arada, orada bekliyorlar.” “Durun, partiye gitmeyelim.” dedim. Beraber yanlarına gittim. Kendileriyle konuştum. Tabii, çekiniyorlar baştan ama sonra onlarla güzel iletişim kurduk, sohbet ettik. “Burada ne yapıyorsunuz, ne bekliyorsunuz?” dedim, “İşte, çocuklarımız için bize ödeme yapılacak.” dediler. “Ne kadar?” “20 lira.” “Nereden geliyorsunuz?” diye sordum bir bayana: “Köyden.” “Kaç para verdin minibüse?” “2 lira.” “Nasıl döneceksin?” “Minibüsle.” “Ne kadar vereceksin?” “2 lira.” Etti 4 lira. 20’den 4’ü çıkar; 16 lira. “16 lira için bekliyorsun burada.” Onlara aile sigortasından bahsetmiştim ve gerçekten de orada kendileri de hak verdiler.

Ama değerli arkadaşlar, oyları severler… Süre bittiği için… Aslında söyleyeceğim o kadar çok şey var. Ama şunu söyleyeyim. Bakın, bir söz var, bunu sizler de biliyorsunuz: İnsanları kandırmak, aldatmak insanları kandırılmış, aldatılmış olduklarına inandırmaktan çok daha kolay.

Maalesef şu oluyor: Siz kolay olanı yapıyorsunuz, biz de zor olanla uğraşıyoruz. Yani Urfa’nın gerçeği bu. Değerli arkadaşlar, bu gerçek karşısında o cezaevindeki olayı yaşamamak mümkün değildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) - Geçen hafta Perşembe günü Sayın Canikli’nin odasında Ticaret Kanunu’yla ilgili konuşuyorduk. Belki fark etmedi. Aslında Ticaret Kanunu’nun önümüzdeki hafta gelecek olan maddeleri var, bir uzlaşma arıyoruz ama Hasip Kaplan da, Sayın Kaplan da oradaydı. Biz Urfa’dan ve cezaevinden bahsettik, Urfa Cezaevinden bahsettik. Ben dedim ki: “Urfa Cezaevi yanıyor…” Geçen perşembeden bahsediyorum. “Yanıyor…”

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

TURGUT DİBEK (Devamla) - “Urfa’da olay olacak.” diye biz kendi aramızda konuştuk. Bunu görmek lazım, bunu görmemek için kör olmak lazım. Bunu da bilgilerinize sunmak istedim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

 

20’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı'nın 20. Maddesinin 1. Fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                 Sebahat Tuncel                                    Pervin Buldan                                        Erol Dora

                      İstanbul                                                Iğdır                                                 Mardin

                   Levent Tüzel                                      Hasip Kaplan

                      İstanbul                                               Şırnak

a) İki ile elli arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 2,

b) Elli bir ile yüz arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 4,

c)         Yüz bir ile beş yüz arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 6,

d)         Beş yüz bir ile bin arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 8,

e)          Bin bir ile iki bin arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 10,

f) İki bin bir ile üzeri çalışanı bulunan işyerlerinde 12.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 20. Maddesinin birinci fıkrası ile beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

                    Musa Çam                                    Dr. Candan Yüceer                             Kadir Gökmen Öğüt

                        İzmir                                               Tekirdağ                                             İstanbul

                Süleyman Çelebi                                    Ali Serindağ                                      Mahmut Tanal

                      İstanbul                                            Gaziantep                                            İstanbul

               Uğur Bayraktutan                                    Levent Gök                                         İzzet Çetin

Artvin                                                         Ankara                                        Ankara

“(1) İşveren; işyerinin değişik bölümlerindeki riskler ve çalışan sayılarını göz önünde bulundurarak dengeli dağılıma özen göstermek kaydıyla, çalışanlar arasında yapılacak seçimle aşağıda belirtilen sayılarda çalışan temsilcilerini görevlendirir. Seçimlere ve çalışan temsilcilerinin görev, yetki ve sorumlulukları, görev süreleri ve görevlerinden dolayı teminatlarına ilişkin hususlar Bakanlıkça bir yönetmelikle düzenlenir. Çalışanların seçme ve seçilme hakları kısıtlanamaz."

"(5) İşyerinde yetkili sendika bulunması halinde, işyeri sendika temsilcileri çalışan temsilcisi olarak da görev yapabileceklerine ilişkin hususlar toplu iş sözleşmeleri ile düzenlenebilir."

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, önergeyi geri çekiyoruz.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önergesini geri çekmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı'nın 20. Maddesinin 1. Fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Sebahat Tuncel (İstanbul) ve arkadaşları

a) İki ile elli arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 2,

b) Elli bir ile yüz arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 4,

c) Yüz bir ile beş yüz arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 6,

d) Beş yüz bir ile bin arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 8,

e) Bin bir ile iki bin arasında çalışanı bulunan işyerlerinde 10,

f) İki bin bir ile üzeri çalışanı bulunan işyerlerinde 12.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İşyerinin yönetimine, risklerin belirlenmesine katılım anlamında endüstriyel demokrasinin gerekleri yapılmalıdır. İşyerlerinde çalışanların seslerinin daha fazla çıkması, yönetime daha fazla katılmaları endüstriyel demokrasinin gereğidir. Dolayısıyla çalışanların daha fazla sayıda ve daha fazla güçlü şekilde temsilcilerini çıkarma hakları bulunmalıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Önerge Kabul edilmemiştir.

Sayın Komisyonun bir redaksiyon talebi vardır.

Buyurun.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Sayın Başkanım, beşinci fıkranın son kelimesi sehven “yapabilir” olarak kayda alınmıştır, “yapar” şeklinde değiştirilmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Redaksiyonla birlikte maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 21. maddesinin ekteki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

              Dr. Candan Yüceer                               Süleyman Çelebi                              Mehmet Hilal Kaplan

                     Tekirdağ                                             İstanbul                                              Kocaeli

               Uğur Bayraktutan                                     İzzet Çetin                                         Levent Gök

                       Artvin                                               Ankara                                               Ankara

                    Musa Çam

                        İzmir

“Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi

(1) Bakanlığın ilgili kuruluşu olarak kurulmuş olan Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi aşağıdaki üyelerden oluşur:

a) En çok üyeye sahip ilk üç işçi sendikasından gönderilecek birer temsilci,

b) En çok üyeye sahip ilk üç kamu çalışanları sendikasından gönderilecek birer temsilci,

c) TİSK, TOBB, TESK, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Türk Tabipleri Birliği, Türk Mimar Mühendis Odaları Birliği, Türk Hemşireler Derneğinden gönderilecek birer temsilci.

d) İş Sağlığı ve Güvenliği alanında düzenli ve sürekli çalışmaları olan sivil toplum kuruluşları içinden Konsey tarafından seçilecek bir temsilci,

e) YÖK tarafından, üniversitelerde, iş sağlığı ve güvenliği alanında çalışmalar yapan öğretim üyeleri arasından seçilecek bir temsilci,

f) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı,

g) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünden bir temsilci,

h) İş Teftiş Kurulu Başkanlığından bir temsilci,

i) Sağlık Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Devlet Personel Dairesi Başkanlığından birer temsilcinin katılımı ile oluşur.

(2) Kurumlar, seçecekleri asıl üye sayısı kadar yedek üye de belirler. Üyelerin görev süresi üç yıldır. Kurul toplantılarına üst üste iki kez mazeretsiz olarak katılmayanların üyeliği düşer. (d) bendinde belirtilen üye Konseyin ilk toplantısında seçilir.

(3) Konseyin görevleri şunlardır:

a) İş sağlığı ve güvenliği ulusal politikasının hazırlanmasına esas olmak üzere çalışmalar yapmak,

b) Bu politikaların yürütülmesi için sosyal tarafların katılımına olanak veren çalışma programları hazırlamak,

c) Belirlenen ulusal politik hedefler doğrultusunda;

i. Sosyal tarafların, meslek kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin kendi üyelerine yönelik çalışmalar yapmasını, eğitimler düzenlemesini özendirmek ve desteklemek,

ii. İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları, İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri, Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimlerinin çalışmalarının eşgüdümünü sağlamak,

iii. İş Sağlığı ve Güvenliği Kurullarının yıllık çalışma raporlarını incelemek, sonuçlarını değerlendirip; yön gösterici çalışmalar ve yayınlar yapmak.

iv. İş sağlığı ve güvenliği bilincinin geliştirilmesi için işyerlerine ve topluma yönelik çalışmaları yapmak,

d) Mevzuattaki eksikliklerin giderilmesi ve ilgili mevzuatın, iş sağlığı ve güvenliği alanında uluslararası sözleşmelere ve Avrupa Birliği direktiflerine uyumlu hale getirilmesi için çalışmalar yapmak, bu alanda Çalışma Bakanlığı tarafından hazırlanacak her türlü mevzuata ilişkin uygun görüş vermek,

e) İş Sağlığı ve Güvenliği alanında çalışmalar yapmak, veriler toplamak ve gerekli gördüğü alanlarda çalışma grupları oluşturmak.

(4) Konsey tarafından alınan kararlar bütün kişi ve kurumlar bakımından bağlayıcıdır.

(5) Konsey en yaşlı üyenin başkanlık ettiği ilk toplantısında, gizli oyla bir Başkan, bir Başkanvekili ve bir genel sekreter seçer. Bu görevlere seçilenler, emsallerine sağlanan özlük hakları tam olarak verilmek suretiyle kurumlarından ücretli izinli sayılırlar. Bunların görev süresi üç yıldır. Konseyi Başkan, yokluğunda Başkan vekili temsil eder. Konseyin görevleriyle ilgili iş ve işlemlerin takibi Genel Sekreter tarafından yapılır.

(6) Konsey her üç ayda bir olmak üzere yılda en az dört kez toplanır. Kararlar salt çoğunlukla alınır. Oyların eşitliği halinde konu yeniden müzakere edilerek oylanır, eşitliğin bozulmaması halinde bir sonraki toplantıya bırakılır. Ayrıca en az beş konsey üyesinin yazılı isteği halinde olağanüstü olarak toplanır.

(7) Konseyin çalışmalarını yürütebilmesi için gerekli personel, bina, araç ve gereçler Bakanlık tarafından sağlanır.

(8) Çalışma usul ve esaslarına ilişkin diğer ayrıntıları içeren yönetmelik Konsey tarafından hazırlanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Hilal Kaplan, Kocaeli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 21’inci maddesi üzerinde verdiğimiz önerge doğrultusunda söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve tutuklu tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Dağlıca’da hain saldırı sonucu yaşamını yitiren şehitlerimizi rahmetle anıyor, milletimizin başı sağ olsun diyorum.

Ülkemizde iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu meydana gelen ölümleri ve kayıpları azaltmak mümkün mü? Mümkün. Bunu Sayın Bakan Perşembe günkü konuşmasında da ifade etti. Ancak bunu Adalet ve Kalkınma Partisinin anlayışıyla yapmak pek olası gözükmüyor. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisinin yönetim anlayışı toplumda öyle bir algı oluşturdu ki bu algıyı değiştirmeden bunların önüne geçmek olası değil. Nedir oluşturduğu bir algı? Türkiye’de işçiyi işverenle karşı karşıya getirip, işçiyi işverenin düşmanı ve sermayenin sürekli karşısında olan, onu yok etmeye çalışan ve çalışma ortamının huzurunu bozan bir konuma getirdi.

Adalet ve Kalkınma Partisinin anlayışına göre, “işçilerin bir araya gelmesini engellemek lazım, örgütlenmelerini engellemek lazım, sendikalaşmalarını engellemek lazım” gerektiğine inanıyorlar. İşçiler sendikalaşıp örgütlenerek demokratik taleplerini ifade ettiklerinde de gerektiğinde şiddet, baskı unsuru oluşturarak sindirme politikasına giriyorlar. Bunu, Tekel işçilerinin direnişinde, Eğitim-Sen sendikalarının direnişinde sıkça yaşadık. Hatta iktidar partisine kalırsa Türkiye’deki iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu meydana gelen OECD ülkeleri içerisinde 5-10 kat fazla olan ölümlerin asıl nedeni de işçilerdir. Ancak istatistikler öyle demiyor. Bakın size bir örnek vermek istiyorum, TÜİK’in raporlarından 2002 yılı verileri: Türkiye’de 2002 yılında iş kazaları ve meslek hastalığı sonucu meydana gelen iş gücü kaybı 1 milyon 830 iş günüdür. Aynı yıl yani 2002 yılında sizlerin korktuğu “İşçiler grev yapacak.” dediğiniz, grevi bir yasal hak olarak vermediğiniz ve her zaman ürktüğünüz grevlerden dolayı kaybolan iş günü sayısı 45 bindir. Takdirinize bırakıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi işçilere böyle bakarken işverene farklı mı bakıyor? Biraz anlatmak istiyorum: İşverene “Serbest piyasa ekonomisi var, üret ve rekabet et.” diyor. Sayın Bakan, Türkiye’de 1 milyon 426 bin iş yeri olduğunu söylüyor. Bunun yaklaşık yüzde 98’inin 50’nin altında işçi çalıştıran yerler olduğunu yani KOBİ’ler olduğunu söylüyor. Böyle bir ortamda KOBİ’lere rekabet etme şansını nasıl veriyorsunuz? Destek oranlarını artırmıyorsunuz, kredilendirme ve teşviki yetersiz kılıyorsunuz, KOBİ’lerden vergileri maksimum düzeyde tutarken rekabet etmesini istiyorsunuz. Nasıl rekabet edecek işveren? Tabii ki bunlara diyeceksiniz ki: “Maliyetleri düşürün.” Zaten Sayın Bakanın, Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nda da iş gücü maliyetlerinin azaltılması konusunda açıklaması var. Ne yapacak peki işveren maliyeti düşürmek için? İş güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirleri almamaya başlayacak. Makinenin yenilenmesi mi gerekiyor? Erteleyecek. Fabrika ortamında gürültünün ya da iş emisyonunun, gazların çalışanlara verdiği zararın tespitlerini mi yapması gerekiyor? Erteleyecek. Çalışanların sağlığını korumaya yönelik koruyucu tedbirleri ve iş güvenliği tedbirlerini mi alması gerekiyor? Erteleyecek. Çalışanlara, doğaya, çevreye üretimden kaynaklanan zararlı maddelerin salınımını azaltmaya yönelik olanların hepsini erteliyor. Nasıl maliyeti düşürecek? Çalışanları kadrodan çıkararak, taşeronlaştırarak, sosyal haklarını kısarak. “Esnek çalışma” adı altında çalışma saatlerini on iki saat, on dört saate kadar çıkararak bunları yapmaya çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Sanıyorum bir başka maddede devamını ifade edeceğim.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 22. Maddesindeki elli ve daha fazla işçi sayısının otuz olarak değiştirilmesini ve (1) Nolu fıkrasına aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

       Selahattin Karaahmetoğlu                     Dr. Candan Yüceer                         Mehmet Ali Ediboğlu

                     Giresun                                            Tekirdağ                                              Hatay

                  Hasan Akgöl                                 Uğur Bayraktutan                             Süleyman Çelebi

                       Hatay                                                Artvin                                              İstanbul

                   İzzet Çetin                                       Levent Gök                                        Musa Çam

                      Ankara                                              Ankara                                               İzmir

 

"Çalışan sayısının otuzun altına düşmesi durumunda da Kurul, görevini yapmaya devam edebilir, buna ilişkin toplu iş sözleşmelerine hükümler konulabilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Selahattin Karaahmetoğlu, Giresun Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım. Hakkâri Dağlıca’da kaybettiğimiz şehitlerimize, Şanlıurfa Cezaevinde yanarak yaşamlarını yitiren yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı, iş sağlığı ve güvenliği. Kimin için iş sağlığı güvenliği? İşçi için mi iş sağlığı güvenliği, işveren için mi iş sağlığı ve güvenliği? Sadece yasa tasarısının içeriğine bakmaksızın iş sağlığı ve güvenliği ifadesi, Hükûmetin, gerçekten, sermayeden yana bir düzenleme yaptığının çok bariz göstergesidir. Evet, AKP tüm yasaları genelde çalışanlardan, emekçilerden yana değil işverenden ve sermayeden yana çıkarmaktadır.

İleri demokrasi  söylemleriyle bazı şeyler saklanmaya, örtülmeye çalışılmaktadır. İleri demokrasi sağlayabilmemiz için toplumsal ilerleme gerekmektedir. Toplumsal ilerleme, üretim güçlerinin gelişmesinin ölçüsüdür yani işçilerin gelişmesinin ölçüsüdür, işçilerin kullandığı araçların, gereçlerin, makinenin, teknolojinin kendi sağlığını güvence altına alması için yapılan bir teminat olmalıdır. Ne yazık ki bu ülkede bu anlamda ileri demokrasiden söz etmek mümkün değildir. İleri demokrasinin olması için işçilerin alım gücünün, yaşam standartlarının ve ekonomik kapasitelerinin yüksek olması ve dolayısıyla da bu anlamda kendi özgür iradeleriyle kimliklerini yaşama yansıtmaları gerekmektedir. Ülkemizde ne yazık ki böyle bir şey söz konusu değildir çünkü işçilerin aldığı ücretler yoksulluk sınırının altındadır. Böyle bir ortamda ileri demokrasinin olduğunu söylemek, demokratik haklardan söz etmek olası değildir. Daha fazla kâr hırsının, sermayenin kârını daha da artırma konusundaki gözü dönmüşlüğünün faturasını güvenliksiz, korunaksız, tedbirsiz çalışanlar canlarıyla ödemektedir.

Bilimsel araştırmalar iş kazalarını önlemek amacıyla alınacak tedbirlerin maliyetinin aslında iş kazalarıyla ortaya çıkan maddi kayıplardan daha yüksek olmadığını göstermektedir. İşverenin maliyetleri azaltma isteğinin yanında işçisinin canının önemi bizim gibi ülkelerde kalmadığı ortadadır. Ne yazık ki iş kazalarında Avrupa’da 1’inci olduğumuzu, dünyanın 3’üncüsü olduğumuzu konuşmacılar da bu kürsüden beyan ettiler. Dünyanın en ileri demokrasisinde de en geri devletinde de bunun sorumlusu, iş kazalarının sorumlusu devlettir.

İş kazalarında ölüm oranları son on yılda ikiye katlanmış, yılda 800 civarında olan ölüm istatistikleri 1.600’lere fırlamıştır. İktidarın “kalkınma” ve “ileri demokrasi” hedefleriyle örtüşüp örtüşmediği kendilerine muhalefet olarak her daim sorulması gerekir. Bu acı ve ürkütücü tablo “Cihan devleti”, “Görülmemiş kalkınma”, “İleri demokrasi” gibi yakıştırmaların gerçek ve karanlık yüzünü tüm çıplaklığıyla açığa çıkarmaktadır. Oysa gelişmiş ülkelerde alınan etkin önlemler sonucu, ölümlü iş kazası sayısı her geçen yıl biraz daha azaltılmıştır. On yıllık AKP İktidarında yaklaşık 11 bin işçi iş kazalarında hayatını kaybetmiştir yani her yıl yaklaşık 1.100 işçi yaşamını kaybediyor. Her gün ortalama 4 işçi iş kazaları nedeniyle yaşamını yitirirken 6 işçi de iş göremez hâle gelmektedir. Bu sayılar yalnızca resmî kayıtlara geçenleri göstermektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu verileri yalnızca 10 milyon sigortalı işçiyi kapsamaktadır. Buna karşılık, toplam istihdam yaklaşık 24 milyondur. Sigortasız çalışan kesimde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Devamla) – …daha da fazla iş kazası olmaktadır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 23. Maddesinin (2) Nolu fıkrasının ilk cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

Musa Çam                                                        Dr. Candan Yüceer                                Süleyman Çelebi

   İzmir                                                                    Tekirdağ                                             İstanbul

Dilek Akagün Yılmaz                                         Uğur Bayraktutan                                    İzzet  Çetin

      Uşak                                                                   Artvin                                               Ankara

Levent Gök

   Ankara

“Yönetim, kendi bünyesinde bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu oluşturmakla yükümlüdür.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, Hakkâri’de şehit düşen 8 askerimiz ve Urfa’da canını veren 13 mahkûm için hem yakınlarına hem de tüm ulusumuza başsağlığı diliyorum, yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyorum. Ancak bu olayların olmasına neden olan AKP’nin terör karşısındaki acziyeti nedeniyle ve canları devlete teslim edilmiş olan, devlete emanet edilmiş olan mahkûmların ölümüne engel olunamaması nedeniyle AKP İktidarını esefle kınıyorum ve bunların son olmasını diliyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı pek çok yetersizliği ve muğlaklığı içinde barındırmaktadır. Tasarının gerekçesinde uluslararası anlaşmalara atıf yapılmış, bu anlaşmalarda sadece silahlı kuvvetler, polis teşkilatı ve sivil savunma faaliyetlerinde istisnalar getirildiği belirtilmiş ve tasarının bu taahhütleri karşıladığı iddia edilmiştir ancak tasarının 2’nci maddesinde, ev hizmetlerinde çalışanlar ve kendi nam ve hesabına çalışanlar kapsam dışı bırakılmıştır. Neden? Uluslararası anlaşmalarda bu konuda bir hüküm yoktur. Bu sınırlama nedendir? Lütfen, Sayın Bakan bunun cevabını versin.

Tasarının “Tanımlar” maddesinde “Genç çalışan” “on beş yaşını bitirmiş on sekiz yaşını doldurmamış çalışan” olarak tarif edilmektedir. İmzaladığımız uluslararası anlaşmalarda ve İş Yasası’nda ise en küçük çalışma yaşı on dört olarak belirtilmiştir. Daha küçük yaşta çocuk çalıştıran işverenler ise cezalandırılmaktadır.

Hâl böyleyken Millî Eğitim Yasası’nda, ikinci dört yılı bitiren on üç yaşındaki çocuğun mesleki eğitime yönlendirilmesi yani çırak olabilmesinin yolu açılmıştır.

Evet, Sayın Bakan, on üç yaşındaki çocuğu iş yerine çıraklığa nasıl göndereceksiniz? Uluslararası platformlarda, çocuk işçiliğinin önünü açtığınızı nasıl savunacaksınız? On üç yaşındaki çocuğu çırak olarak çalıştıran işvereni cezalandıracak mısınız? Bu soruların cevabını Sayın Bakandan bekliyoruz.

 Bu tasarının 38’inci maddesiyle, İş Kanunu’nun 85, 87 ve 88’inci maddeleri yürürlükten kaldırılıyor. Yani on altı yaşından küçük ve kadın işçilerin tehlikeli ve ağır işlerde çalışma yasağını kaldırıyorsunuz. On dört yaşındaki çocukların çalışmalarını sınırlandıran ve denetleyen maddeyi kaldırıyorsunuz. Gebe ve emzikli kadınların çalışmalarını sınırlandıran ve iş yerinde kreş açma yükümlülüğünü getiren maddeyi kaldırıyorsunuz. Peki, bunların yerine ne koyuyorsunuz? Kocaman bir hiç. O zaman bu yasanın neresi daha iyi? Siz, İş Kanunu ile kazanılmış olan hakları ortadan kaldırıyorsunuz sayın AKP Grubu milletvekilleri.

Trajik maddelerden bir tanesi de 6’ncı madde. İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini, belirlenen niteliklere ve belgeye sahip olması hâlinde işverenin kendisinin yürütebileceğine ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. Nerede görülmüştür iş yerinde çalışanları risklerden koruma konusunda güvenlik hizmetleri birimi kurulacak, bunu da işveren yapacak? O zaman bu birimin kurulmasının anlamı nedir, daha doğrusu, bu maddenin bir anlamı var mıdır?

Yine, benzer bir düzenleme 22’nci maddede söz konusudur. İş yerindeki iş sağlığı ve güvenliği kurulu işveren tarafından oluşturuluyor. Ardından da, bu kurulun işçi sağlığı ve güvenliğiyle ilgili kararlarını işverenin uygulayacağı belirtiliyor. Bu kurulun bağımsız ve gerçekçi kararlar alması mı bekleniyor? Bu mümkün müdür? O zaman, konulan bu maddenin göz boyamadan başka bir anlamı var mıdır?

Yine, 20’nci maddede, iş yerinde çalışan temsilcinin çalışanlar tarafından seçilemediği takdirde işverence atanacağı belirtiliyor. Bir kere, çalışan temsilci çalışanlarca neden seçilemesin? Ancak gerçekte istenen, seçilen değil de atanan bir temsilci. İşte size bir göz boyama maddesi daha. İşverence atanan çalışan temsilcinin, iş yerindeki tehlike kaynağının ve riskin azaltılmasını işverenden isteyeceği belirtiliyor. Bir cesaretle temsilci bunu istedi, işveren yapmadı, var mı bunun bir yaptırımı? Yok. O zaman bu maddenin de bir anlamı yok. Oysaki yapılması gereken, iş yerinde çalışanların kendi aralarından seçecekleri kurulun ve çalışan temsilcinin, iş güvenliği önlemlerinin alınması konusunda yetkili olmasıdır. Bu temsilcilerin ise işverene karşı işten çıkarmalar konusunda güvenceye kavuşturulması ve tazminat gibi yaptırımlarla korunmalarıdır.

Yine, söz almış olduğum 23’üncü maddede de birden fazla işverenin olduğu iş yerlerinde ya da sanayi siteleri gibi, iş hanları gibi iş yerlerinde de iş güvenliği kurulunun oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu kurulda yine çalışanların temsilcilerinin olması gerekiyor. Bu önerilere de dikkat edilmediği takdirde Bakanlığa bildirimde bulunması gerekiyor. Çalışan temsilcilerinin olmadığı hiçbir kurulun anlamı yoktur diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

III. - YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var, onu yerine getireceğim.

Sayın Akar, Sayın Çelebi, Sayın Dinçer, Sayın Öğüt, Sayın Tanal, Sayın Çetin, Sayın Öz, Sayın Eyidoğan, Sayın Acar, Sayın Dibek, Sayın Özkoç, Sayın Serter, Sayın Fırat, Sayın Işık, Sayın Ekinci, Sayın Kaplan, Sayın Demiröz, Sayın Korutürk, Sayın Kaleli, Sayın Güven.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 32’nci maddeye bağlı (a), (b) ve (c) bentleri ile geçici 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8’inci maddeler dâhil 24 ila 40’ıncı maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Muharrem Işık, Erzincan Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, soru-cevap hakkımız vardı, onu tanımadınız.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kestirmeden gidiyorsun Başkan.

BAŞKAN – Sayın Işık, bir saniye…

Soru-cevap işlemi ikinci bölümde yapılacak. Birinci bölümde soru talebi yoktu.

Buyurun Sayın Işık.

CHP GRUBU ADINA MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümünün tümü üzerinde söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ben de öncelikle Dağlıca’daki şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, yaralıların bir an önce şifaya kavuşmalarını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bu bölümde daha çok nasıl ceza kesileceği, ceza kesmek için kimin yetkili kılınacağı, iş yeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarına belge verilip verilmeyeceği, belgelerin iptal edilmesi üzerine maddeler koyulmuş. Ayrıca hangi firmalar nasıl cezalandırılacak…

Tabii, burada anlamadığımız şey… 250 tane iş müfettişimiz var şu anda sahada görev yapan. Bunların teftişi nasıl kavuşturacaklarını düşünmemiz lazım. Bununla ilgili maddeler koyulmuş.

Ayrıca alkol kullananların, uyuşturucu madde kullananların… Ki, ne işi var gündüzleri alkol kullanıp işe gelmesinde? Bunlara verilecek cezalarla ilgili maddeler getirilmiş.

Tabii, buradaki maddelerden en önemli şeylerden bir tanesi tabip odaları ve Türkiye Mimarlar Mühendisler Odaları tamamen kapsam dışında bırakılmış. Hiçbir yetkileri yok artık. Tamamen Bakanlık bu yetkileri eline almış.

Göreve geldiğinizden beri tabii odalara karşı, özellikle size karşı olan odalara karşı bir savaş açtınız. Odaları yok etmek için elinizden gelen her türlü fırsatı kullandınız. Bu yasada da maalesef asıl işin içinde olması gereken meslek örgütlerini tamamen kapsam dışına bıraktınız. Tabii, odaları, sendikaları yok ederek eğer bu yasada başarılı olacağınızı sanıyorsanız hiç başarılı olunmaz, muhakkak sivil toplum kuruluşlarının içinde olması gerekiyor.

Tabii, en fazla kazaların olduğu küçük işletmelerde iş yeri hekimi ve iş yeri güvenlik uzmanı bulundurma zorunluluğunu da çıkarıp kamu olarak kendimizin sağlayacağını söylüyorsunuz. Bunda da büyük ihtimalle yine başarısızlık olacak çünkü iş yeri hekimi, aile hekimi olarak gideceğini veya toplum sağlığı merkezinde çalışanların gideceğini düşünüyoruz. Bunların da ne kadar zaman ayıracağı, nasıl gideceği malum, bilgilerinize sunmamız lazım.

Tabii, bütün konuşmacıların söylediği gibi bu ülkedeki en önemli sorunun sigortasız, sendikasız taşeron işçi çalıştırılması olduğunu ve en önemlisinin de kayıt dışılık olduğunu biliyoruz. Bunu her seferinde söylememize rağmen maalesef hiç ciddiye alınmıyor. Kayıt dışılık önlenmeden, sendikasızlaşmanın önündeki engeller ve taşeron işçilik kaldırılmadan ölümlerin önlenemeyeceğini hepimizin bilmesi gerekiyor.

İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi işçi ölümleri konusunda aşırı ve hızlı çalışma, önlemsizlik, taşeronlaşmanın etkisine dikkat çekiyor. Tabii, biz, 2005’ten beri tartıştığımız bu yasayı, maalesef 11 Esenyurt’taki iş kazasına giden, iş cinayetine giden canlar olmasaydı herhâlde iktidarınızın son üç yılında da yine getirmeyi düşünmüyordunuz ama burada önemli olan nokta… Tabii bugün şaşırdım MHP’nin verdiği üç önergeyi kabul etmenize ama bütün konuşmalara rağmen, bütün önergelere rağmen, hiçbir muhalefetin önergesini kabul etmemenizi de, bizim burada milletvekili olarak sanki bir tek nokta veya virgül düzeltmenin görevimiz olmasını da doğru karşılamıyorum.

Tabii, iktidarınız döneminde on yılda 59 bin tutuklu ve mahkûm sayısını 126 bine çıkardınız, tabii rekor kırdınız burada. Bu rekoru kırarken de size emanet edilen canları koruyamadınız. En son, biliyorsunuz Urfa’daki 250 kişinin kalması gereken cezaevine 1.050 kişiyi tıkıştırıp 8 kişilik koğuşa da 18 kişiyi koyarak 13 canın yanarak ölmesine sebep oldunuz.

Buradaki önemli olan nokta şu, benim gelmek istediğim nokta: Bu iş binalarını, adliye saraylarını, diğer kamu kurumlarını ve özel şirketiniz olan, inşaat şirketiniz olan TOKİ’nin iş yaparken firmalarla, özellikle yetkili firmalarla, televizyonda gördüğümüz zaman yetkililer “Altı ay, sekiz ay, daha önce yapın.” diye pazarlık yapıyor. Tabii, niye yapıyor? Bir an önce bu yapılar bitsin ki siyasi şovunuzu yapasınız diye. Ama bu tabii ne demek oluyor? Bu demektir ki, işverene şunu söylüyorsunuz, iş yapan insana: “Bu insanları gece gündüz çalıştır, hızlı çalıştır, hiç dinlenmelerine fırsat verme, gerekiyorsa canları çıkana kadar çalıştır ama bir an önce bu işi bitir.” Bunun sonucu olarak da tabii bir sürü ölümlü kazalar meydana gelmektedir. Bunu gören HES’çiler, inşaatçılar ne yapacak? Daha fazla para kazanmak için, yatırımlarını daha bir an önce kâra geçirmek için tabii ki daha hızlı çalıştıracak, daha fazla ölümler de meydana gelmiş olacak.

Tabii sürekli ezberlediğimiz bir konu var, sürekli diyoruz ki: “İş kazalarının yüzde 98’i, meslek hastalıklarının yüzde 100’ü önlenir.” Tabii ne hikmetse hep bu iş kazalarını da yüzde 2’lik kader kısmına, takdiriilahi kısmına bırakıyoruz, geçiştiriyoruz.

Meslek hastalıklarındaki durum daha da kötü. Meslek hastalıklarındaki sayıyı da doğrusu bilmiyoruz tabii ne kadar olduğunu çünkü kayıt dışılıktan dolayı bunu maalesef tam bilmiyoruz. Meslek hastalıklarını önleyebiliriz ama bunu önlerken de atmamız gereken adımlar var. Biliyorsunuz, 2009 yılına kadar kot taşlama işi serbest bırakılmıştı, 2009’da yasakladık, bu zamana kadar yasaklamadığımız için bir sürü silikozis hastası olmuştu. Ne zamanki eğer sermayenin kâr etmesini, çıkarlarını düşünmezsek, o zaman biz bu şeyleri önlemeye başlarız.

Ok Meydanı Araştırma Hastanesinde patoloji laboratuvarında, çalışan kişilerden alınan kan ve idrar tahlilleri yapıldığı zaman, ksilen ve formaldehit oranı çok yüksek çıkmaktadır. Bu madde solunum yolu hastalıklarına, çarpıntıya, akciğer hastalıklarına, karaciğer hastalıklarına, akciğer kanserine sebep olmaktadır. Tabii bu da, yine meşhur olan Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin performansa dayalı getirdiği, sağlık çalışanlarına en büyük eziyet. Bununla ilgili hem de hastanede olması ve burada hiçbir tedbirin alınmaması da tartışılması gereken bir konu.

İş yeri hekimlerine ve iş yeri uzmanlıklarına mesleklerini yaparken garanti getirdiğini söylüyorsunuz ama sonuçta patronun emrinde çalışan kişilerin, onlara ne diyeceği, nasıl karşı gelecekleri de tartışılması gereken konulardan biri.

Risk algılaması konusu en önemli konulardan bir tanesi. Tanımlamak gerekirse “risk algısı” en basit ifadeyle, spesifik bir kaza ya da tehlikeli olay meydana gelme olasılığı ve bizi ne derecede ilgilendirdiği ya da subjektif bir değerlendirmesidir ama bizde gerçekçi olmayan iyimserlik yani “Bir şey olmaz, bu da geçer.” gibi olayların olması ve daha bir iyimser davranmamız bizim kazalara sebep olmamıza neden oluyor. Bu yüzden bunlara kesinlikle önlem almamız gerekiyor. Tabii ILO diyor ki veya bizim iş yasalarımız: “Muhakkak çalışanı bilgilendirmek esastır.” Ama bilgilendirme işini de işverene vermesinin maalesef başarısızlığı getireceğini düşünmekteyiz.

Bu yasada aslında olması gereken şey, yetkinin tamamen devlete, tabip odasına ve mimarlar odasına bırakılmasıydı, güçlü bir sendikanın yapılması gerekiyordu. İş yerine temsilci atayacağız ama temsilci eğer güçlü bir sendika yoksa patrona karşı hiçbir şey yapamayacağı için maalesef başarılı olunamayacaktır.

Ayrıca, biliyorsunuz, yine arkadaşlarımız  söylediler, iş kazalarının daha çoğu küçük, 10’dan veya 50’den aşağı işçi çalıştıran yerlerde meydana gelmekte. En fazla 1-3 işçi çalıştıran yerlerde yüzde 41 oranında görülmekte, 50’nin altında çalıştıran yerlerde toplamda yüzde 71 oranında görülmekte. Buna yönelik de tedbirler almamız gerekiyor. Oraları kendi denetlememizde fayda başarılı olunacağını düşünemiyorum.

Meslek hastalıklarında ise durum daha kötü. Bunda en önemli sorun kayıt dışılık. Meslek hastalıkları kapsamının da çok geniş olduğunu biliyoruz. Örneğin Erzurum’da TEDAŞ işçileri, taşeron işçileri donarak öldü. Buna da iş kazası diyeceğiz ama soğuktan donarak öldükler için meslek hastalığına sokmamız gerekiyor. Gece çalışan insanlarda koroner kalp hastalığı daha fazla görülmekte, bunları da meslek hastalığı içine sokmamız gerekiyor. Bunları sokmadığımız zaman yüzde 100 nasıl önleyeceğiz? Buna göre insana değer vermemiz gerekiyor, bunu çok iyi kategorize etmemiz gerekiyor.

Ayrıca, çok bilinen meslek hastalıklarında önce bir başarı sağlamamız gerekiyor ki diğerlerinde de başarılı olalım. Örneğin kot taşlamayı yasaklarsak büyük ölçüde silikozisi önleriz, asbest kullanımını yasaklarsak asbestozu önleriz. Ama bunları yapmak için de, dediğim gibi, önce işverenden yana değil çalışandan yana olmamız gerekiyor.

Tabii, burada yapmamız gereken şey… İşte, altın madeni arayanların siyanürle arama yapmasına izin veriyoruz, nükleer santrallerin kurulmasına izin veriyoruz, nişasta bazlı şeker üretimini yüzde 35 artırıyoruz, Kürecik’e füze üssü kurulmasına izin veriyoruz. Erzincan’da Doğusan Kiremit Fabrikamız var, burayı borsa spekülatörlerine peşkeş çekiyoruz ama kanserojen olan eternitin üretimine izin veriyoruz. Bunları ciddiye almazsak nasıl önleyeceğiz? Tuzla’da önlem almıyoruz, madende ölenlere maalesef sahip çıkmıyoruz, onların nasıl korunmaları gerektiği yönünde bir çalışma yapmıyoruz. En basiti, diş teknisyenleri yine sağlıkta dönüşümün büyük bir sonucu olarak silikozis hastalığına yakalanmaktalar. Bunların çoğu, biliyorsunuz, artık merdiven altında iş yapmaktalar. Bunlarla ilgili çaba harcamadığımız zaman maalesef başarılı olamıyoruz.

Ayrıca, bugün nihayet gelebildi, biliyorsunuz, kamu çalışanları da bu yasaya girdi. İki aydır sağlıkta yaşanan şiddeti görüşmek için bekliyoruz. Bugün tam ben söyleyecektim, bugün geldi komisyonun kurulması için… Yani demek ki bizde yapacağımız bir şey olması için illa ki kötü bir şeyin olması gerektiği görülmekte.

Özellikle meslek hastalığı hastanelerinin yeniden eski durumuna getirilmesi gerekiyor. Eğer bu olmazsa yine başarılı olmaz ve her şehirde muhakkak çok iyi donatılmış bir polikliniğin açılması gerekiyor. Özellikle o bölgede görülen hastalıklara yönelik olarak polikliniklerin açılması lazım. Aile hekimliği işiyle ve toplum sağlığı merkezi hekimleriyle bu işi çözemeyiz.

Son olarak, Titanik kaptanının söylediği bir laf var, onu okuyacağım: “Hayatım boyunca edindiğim tecrübeler arasında iş kazaları hakkında konuşmaya değer herhangi bir durumla karşılaşmadım. Tüm hayatım boyunca denizde sadece bir kez sorunlu gemi gördüm.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Bundan başka da ne bir gemi kazası gördüm ne de gemi kazası sonucu meydana gelen felaket durumunu yaşadım.” (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.54

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ),  Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Tasarı’nın ikinci bölümü üzerindeki görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle, menfur terör saldırısında şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, bütün Türk milletine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Maalesef, bir taraftan bazı projeler devam ettirilmeye çalışılırken sorun da devam ediyor. Terörle mücadele etmek yerine müzakere edince de böyle sonuçlar devam edebiliyor. Herkesin, bu sorunun bir bölücü terör sorunu olduğuna dikkatini çekerek tasarının bu bölümü üzerine değerlendirmeler yapacağım.

Değerli arkadaşlar, burada iş sağlığı ve güvenliği konuşuluyor ama geçtiğimiz haftalarda bütün çalışanlarla ilgili sendika kanunlarını konuştuk, grev yasaklarını konuştuk. Yani grevsiz, toplu sözleşmesiz sendikacılığı bir taraftan konuşurken aslında bir çelişkili durum üzerinde tartışıyoruz. Bunu yaparken de, yine, birçok konuda olduğu gibi işin esasını gözden kaçırarak yapıyoruz çünkü temel hak yaşama hakkı olduğuna göre sağlıklı yaşama da bunun tamamlayıcı bir unsurudur. Dolayısıyla çalışma hakkının kullanılmasında bütün bu etkilerin yani bedensel bütünlüğün ve sağlığımızı bozacak etkilerin iş yerinde olmaması gerekiyor ve bununla ilgili önlemlerin de alınması gerekiyor. Tabii, bunu alacak olan da devlet. Sosyal devlet olmanın gereği olarak insanların yaşama hakkını koruyup garanti altına alma sorumluluğu devletin sorumluluğundadır.

Tanıma baktığınız zaman -bütün şartları içeren- Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Çalışma Örgütünün tanımında bedensel, ruhsal, sosyal bütün bu seviyedeki iyilik düzeylerini, refah düzeylerini en üst seviyeye ulaştırmaktan bahsediyor. Biz, baktığımız zaman, bir taraftan ekonomik refahını sağlayacağı grev yasağını ortadan kaldıralım, kamu çalışanlarının toplu sözleşmesini yapmayalım, işçilerin diğer taraftan güvenlikleriyle ilgili önlemleri, bütün fizyolojisine, psikolojisine uygun iş yeri şartlarını değerlendirmeden böyle bir şeyi yapmamız çok sağlıklı gözükmüyor maalesef. Aslında, buraya baktığımız zaman, tabii tüm çalışanların -onun için kamu çalışanlarını da söyledim, onların da- iş güvenliğinin ve sağlığının, çalışmasının, iyi bir şekilde verim alınmasının uygun olduğu ortamlarda gerçekleştirilmesi gerekiyor. Peki, burada diğer, ev hizmetlerinde çalışanlar, sigortasız çalışanlar, örneğin esnafların kendi iş yerlerinde çalışmaları, bunlarla ilgili önlem var mı? Yok. Sayıya sınır getirdiğimiz zaman getireceği birtakım olumsuz etkilerle ilgili çalışma var mı? “Efendim, işte şu kısıtı getirelim, bunu artıralım.” dediğimiz zaman, diğer KOBİ’lerle ilgili önlemler alınacak çalışmalar var mı? Tabii burada belli şeylerin çıkarılıyor olması, bu konunun önemsenmesi, bununla ilgili kanun çıkarılıyor olması bir şeydir ama bu kanunu çıkarırken de eskilerin tabiriyle “Efradını cami, ağyarını mâni.” yani bütün hususları içeren bir tasarı sunulması gerekiyor. Bir taraftan, bir sürü kanun çıkardık, istihdam teşviki diye torba kanunlar çıkardık değerli arkadaşlar. Burada, maalesef, iş kazaları devam etti, Çalışma Bakanlığı da buradaki sadece bazı hususları dikkate alarak günü kurtarmaya yönelik bazı açıklamalar yaptı. Bir de bakıyoruz, bunların eğitimi taşeronlaştırılmaya çalışılıyor. AKP Hükûmetinin yaptığı en kötü şeylerden birisi bu. Hem çalışanların hem de birtakım hizmetlerin karşılanmasındaki sistemin artık taşeronlaşmaya doğru dönüşmesi genel bir şey hâline geldi. Maalesef, her olayda olduğu gibi, buraya da bir sermaye olarak bakılıyor ve burada pazarlaşma sağlanmaya çalışılıyor. Burada yapılan bu çalışmalar özel sektörün, yani taşeronlaşmaya doğru gidişin önünü açan, sermayeyi teşvik eden bir yapıya doğru gidiyor ama burada öncelikli olan, ekonomik öncelik değil, önce iş sağlığı ve güvenliği olması gerek. Yani buradan kimin para kazandığı, nasıl olduğu, bu sektörün ekonomisinin ne olduğu değil öncelik, bu çalışanların sağlığının ve iş güvenliğinin sağlanması gerekiyor.

Ben, enteresan bir şekilde, arkadaşların verdiği istatistiklere baktım, yani ölümlü iş kazalarında Türkiye dünyada 3’üncü sırada yer alıyormuş. Tabii, Sayın Bakan başka bilgiler verirse bilemiyorum. Son on yılda 10 binden fazla insan, işçimiz iş kazalarında ölmüş. Yani neredeyse her gün 4 işçi iş kazaları nedeniyle -eğer bunu ortalamaya vurursak- ölüyor. Birçok şeyleri burada tartıştık, gördük, tersanelerde yaşanan, madenlerde yaşanan kazalar sonrası tartışmaları yaptık ama sıcağı sıcağına yaptıktan sonra bunlar kaldı.

Maalesef, bir de diğer bir husus var bu iş sağlığının dışında, asıl, güvenlik kısmının ötesinde meslek hastalıklarıyla ilgili, Türkiye’de de çok geri durumdayız. Özellikle, dünyada kabul edilen birçok meslek hastalığı Türkiye’de meslek hastalığı olarak kabul edilmiyor. Bildirimlere baktığımız zaman da yine trajik bir şekilde duruyor. Yani o bildirimlerde ya bir eksiklik var ya o meslek hastalıklarıyla ilgili tespitlerde bir eksiklik var veya bunun hukuki sorumluluklarından kaçmak için olanlar da bildirilmiyor. Bir aksaklık var çünkü dünya ortalamasına baktığımız zaman buradakilere de bakınca maalesef, burada gerekli kontrollerin yapılmadığı ve meslek hastalığıyla ilgili mücadele edilecek şekilde bu altyapının oluşturulmadığı görülüyor ve burada da tabii, az önce söylemiş olduğum ticari anlayış, yani bir parasal anlayış ön plana çıkıyor. O zaman kimin bu konuda denetimleri yapacağını da özel sektör aracılığıyla eğitimlerini, sertifikasyonunu yapacak çalışmaları da özel sektör aracılığıyla yapınca insan kaygısı, insan sağlığı ve güvenliği kaygısından ziyade burada ticari bir kaygı ön plana çıkmış oluyor. Bu eksikliklerin giderilmesi gerekiyor. Yani amacımız burada işletmeleri korumak veya verimliliği artırmak, kâr payını artırmak değil, o işin yapıldığı ortamın sağlıklı, güvenli olmasını sağlamak. Eğer insan unsurunu öne alan, önce insanı düşünen bir sistem oluşturmazsak, bir süre sonra, kim bunu denetler, kim eğitim verir, kim sertifikasyon verir, bunu hangi şirkete versek daha doğru olur diye onları düşünmeye başlayan bir sistem geliştirmiş oluyoruz. Onun için, öncelikle insanı ön plana alan, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini ön plana alan, işverenlerin de tabii ki kurallara uymasını sağlayacak bir düzenleme yapılması gerekiyor. Devletin koruyucu fonksiyonu tabii ki bunu düzenleyecek ama öncelikle o çalışanların iş güvenliğini ve sağlığını sağlayacak önlemleri almak zorundadır diye düşünüyorum. Çünkü baktığımız zaman, buradaki eksiklikleri az önce esas itibarıyla belirttim. Neden eksik çıkar? Bütün kanunlarda olduğu gibi eğer muhalefeti yok sayarsak, eğer bununla ilgili meslek kuruluşlarını yok sayarsak, buraya bakıyorum, tabii ki bir kısmı buraya dercedilmiştir, kısmen imkânı olanlar yapılmıştır, gerisi kalmıştır denilebilir ama bu hususla ilgili olan, Tabipler Birliğinin açıklamaları var, işveren kuruluşlarının var, işçi temsilcilerinin, işçi sendikalarının var, herkesin bu konudaki görüşleri var. Anlaşılıyor ki bunlarla tam bir uyum içerisinde ve onların taleplerini dikkate alıp dengeleyebilecek bir şekilde bir çalışma yapılmadığı burada görülüyor.

Dolayısıyla, maalesef, bir genel olarak bakış açısı sorunuyla yine karşı karşıyayız. Diğer kanunlarda olduğu gibi, işi tamamıyla materyalleştiren, insanı öncelemeyen, sistemde birtakım aksaklıkları çözeceğiz derken yeni aksaklıklara yol açabilecek bir çalışma yapılmış görünüyor. Tabii, gelen önergelerden bazılarını Sayın Bakan az önce söyledi “Kabul ettik.” diye, tabii ki eksiklikler düzeltilince kabul ediliyor. Önceki gün verdiğimiz önergelerde de aceleyle geçtiği için ve süzgeçten geçmediği için maalesef bunlar oluyor. Şu anda, Plan ve Bütçe Komisyonuna bir torba kanun tasarısı geldi, daha biz görüşmeye başlamadan, sürekli olarak yeni tekliflerin geldiğini görüyoruz. Hükûmetten gelmesi gereken tasarılar, maalesef, birkaç milletvekili arkadaşımızın imzasıyla teklif diye geliyor. Dolayısıyla, bu yanlışlar devam edecektir.

 Özü itibarıyla işçi sağlığını, iş sağlığını ve güvenliğini ön plana alan bir tasarı olmaktan uzaktır ama bazı önergelerle düzeltilirse daha iyi olur diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hükûmetin 3 Ekim 2005 tarihinde Avrupa Birliğine tam üyelik için yaptığı başvurudan sonra müzakere sürecinin başlatılmasıyla birlikte işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki uyum çalışmalarına başlanmıştır. Müzakere süreci, Avrupa Birliği ve ILO normlarına uyum sağlama zorunluluğu getirmekteydi. Uyum süreci, sadece iş sözleşmesiyle tanımlananları değil, tüm çalışanları kapsayan, müstakil düzenlemeleri gerekli ve zorunlu görmüştü. Avrupa Birliğinin çevre direktifiyle birlikte ILO’nun İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin 155 ve İş Sağlığı Hizmetlerine İlişkin 161 sayılı sözleşmelerine uyumu ile taslak Aralık 2005 tarihinde hazırlanmış, ilk dönem. Bu taslak, ilk, işçilerle, emekçilerle tartışmak yerine ya da meslek örgütleriyle tartışmak yerine, Hükûmet tarafından sermaye örgütlerine gönderilmiş ve bu taslak şeklini alıp bugün önümüze getirilmiştir.

Sayın milletvekilleri, hepimiz biliyoruz ki işçi ölümlerinde Türkiye dünya 3’üncüsü. Bu vahim durumu, işçi sağlığının ve güvenliğinin detaylı… Sendikalarla ve bu alanda çalışan örgütlerle, dünya standartlarının belirlediği ILO sözleşmeleriyle uyumlu yasaların çıkarılması, ölümlerin önlenmesi adına çok büyük adım olacaktır. Ölümle sonuçlanan iş kazalarının iş gücüne oranında birçok sektörde Çin’i bile sollayarak 1’inci sıraya oturmuş bir ülkeden bahsettiğimizi unutmamak gerekiyor. Bu tasarıyı görüşürken de hep bunu aklımızın bir köşesinde tutmak iyi olur diye düşünüyoruz.

İşin garip yanı, sürekli olarak ekonomik büyüme oranlarıyla övünülen ülkemizde iş güvenliği de benzer şekilde büyümemekte, aksine, yıllar geçtikçe iş kazalarının sayısı da artmaktadır. Türkiye'nin yüzde 8,5 büyüdüğü dönemde ölümcül iş kazaları daha fazla artarak büyümüştür. Odaların ve sendikaların verilerine göre bu dönemde yüzde 8,5 büyümenin, verilerin olduğu dönemde iş kazaları yüzde 15 artmıştır. Türkiye'nin yüzde 4,8 küçüldüğü yani 2009 yılında ise iş kazaları raporlara göre daha az olmuştur. Dolayısıyla büyüme olarak belirtilen, aslında, işçilerin ölümleriyle gerçekleştirilen sermaye artırımlarından başka bir şey değildir. Sonuç olarak “daha çok kâr, daha çok işçi ölümü” sloganı AKP Hükûmeti tarafından benimsenmektedir. Söylem olarak böyle ifade edilmese de pratik sonuçlar bize bunu göstermektedir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıkladığı verilere göre 2002-2011 arasında iş kazalarında ölen işçilerin sayısının toplam 10.297 olduğu ifade edilmiştir. 2012 yılında ilk dört ayında toplam 250 işçi yaşamını yitirmiştir. Ocak ayında 62, şubatta 42, martta 59 ve nisan ayında 87 iş kazası olmuş ve işçiler yaşamını yitirmiş. AKP döneminde artan HES baraj yapımları esnasında 2002 yılının ilk beş ayında ise 30’a yakın işçi HES inşaatlarında yaşamını yitirmiştir.

Sayın milletvekilleri, sosyal hak ihlalleri raporlarının 2011 yılı verilerine göre iş kazalarında ölen işçi sayısı 641 iken iş kazalarında ölümcül ağır yaralanan kişi sayısı 668 olmuştur. Toplam 1.309 kişi ölümcül iş kazası geçirmiş, bunların yarısı iş kazası geçirdiği gün hayatını kaybetmiştir. İş kazalarında kayıtlara geçen diğer veri ise 2.166’dır. Bu rakamlar 2010 yılına göre yüzde 15’lik bir artış göstermiştir. Rakamların da ortaya koyduğu resme göre Türkiye’de büyümenin bedelini hep işçiler öder durumdadır.

Sayın milletvekilleri, her ölümcül 4 iş kazasından 1’isi inşaat sektöründe gerçekleşiyor Türkiye’de. 5 iş kazasından 1’isi de imalat sanayisinde meydana gelmektedir. Bu iki sektörü 3’üncü sırada madencilik sektörü izlemektedir. 4’üncü sırayı ise mevsimlik tarım işçileri almaktadır. İmalat sanayisindeki ölümlerin ezici bir çoğunluğu organize sanayi sitelerinde meydana gelmektedir.

Sanayiyi organize etmekten işçilerin ölümünü organize eder bir durum meydana gelmiştir ne yazık ki. Yangın, patlama, elektrik kaçağı belli başlı ölüm nedenleri arasındadır. Türkiye’de her sektörde işçi ölümleri had safhada iken taşeronlaşmanın yüksek olduğu inşaat, gemi yapımı, imalat sanayisi gibi iş kollarında iş kazaları ve işçi ölümlerinin çok daha yüksek olduğunu belirtmek isteriz.

AKP Hükûmeti döneminde gerek özel sektörde gerekse kurallı çalışmanın kalesi sayılan kamuda taşeronluk ve esnek istihdam biçimleri hızla yaygınlaşmaktadır. Başta eğitim ve sağlık sektörü olmak üzere belediyelerden KİT’lere kadar pek çok alanda emekçiler en ağır şartlarda ve güvencesiz çalışma yaşamına dâhil edilmiştir. Çoğu üniversite mezunu yüz binlerce kişi kamu personeli sınavlarında kadrolu bir iş için çaba sarf ederken kamuda istihdamın önemli bir kısmı güvencesiz, kuralsız çalışma biçimleri ve hizmet alımı yani taşeron yoluyla sağlanmaktadır.

DİSK’in taşeronlaşma raporuna göre, özellikle inşaat, maden, gemi inşası gibi sektörler iş kazaları ve taşeron uygulamaların yoğun olduğu alanlardır. Örneğin gemi inşası sektöründe istihdam edilen toplam 35.042 işçinin sadece 10.013’ü asıl işverenle çalışmakta, kalan 25.029’u alt işverence çalıştırılmaktadır. Bir diğer ifadeyle ise yüzde 71’i alt işveren tarafından istihdam edilmektedir. Bu son derece korkutucu bir orandır. İnşaat sektörü ise neredeyse taşeronların eline geçmiş durumdadır. Temizlik, yemek, güvenlik, ulaştırma, depolama ve haberleşme ve benzeri hizmetler gibi pek çok sektörde artık taşeronlaşmaya gidilmiştir.

Bunun haricinde sanayi sektöründe bir fabrika içerisinde üretimin usulsüz olarak pek çok taşeron şirkete bölündüğü görülmektedir. Tuzla tersanelerinde bu çok yoğun yaşanan bir durum. Devlet memurları hariç kayıtlı iş gücünün en iyi ihtimalle yüzde 30’u yani 3 milyona yakın işçi bu taşeron şirketlerin güvencesiz çalışanı durumundadır. Dolayısıyla iş sağlığı ve iş güvenliği aslında tam da bu alanlarda ciddi anlamda sorun yaşamaktadır. Alt işveren bu sorumluluğu üstlenmemektedir. Belki bugün çıkartılacak bu yasayla kısmen bu sorunlar çözülüyor gibi olacak ama bunun eğer denetimi güçlü yapılmazsa, bu anlamda buradaki koşullar yerine getirilmezse ne yazık ki işçi katliamları  devam edecektir, iş cinayetleri devam edecektir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin diğer bir sorunu ise çocuk işçiliğidir. DİSK’in açıkladığı rapora göre dünyada her 5 çocuktan 1’i çalışırken Türkiye’de her 2 çocuktan 1’i çalışmakta. Dünya genelinde 306 milyon çocuk işçi bulunurken Türkiye’de 1 milyon çocuk işçi bulunmaktadır. 5 ila 17 arası toplam çalışan çocukların oranı yüzde 49’u bulmaktadır Türkiye’de. Çocuk işçiliğinin tarımdaki çözülmenin ardından sanayiye kaydığı bilinmektedir. 1994 yılında yüzde 16’lık olan oran çocuk işçiliğinde 2006 yılında yüzde 28’e kadar ulaşmıştır. ILO verilerine göre Türkiye, çocuk işçi çalıştırmada Çin, Hindistan, Venezuela, Brezilya, Endonezya, Kenya ve Tayland’dan sonra sekizinci sıradadır. Türkiye ILO’nun dünyadaki çocuk işçiliğinin en kötü koşullarının ortadan kaldırılması için acil eylem planı olan 182  sayılı Sözleşme’nin tarafı olmuş bir ülke olarak bunun gereğini yerine getirmesini beklemektedir. On beş yaşından küçüklerin çalıştırılmasının önüne geçilecek tedbirler derhâl alınmalı, dünyada çocuk işçiliğinin en kötü biçimi olarak kabul edilen tarım, imalat sanayisi gibi alanları içeren on beş alanda acil eylem planları gerçekleştirmek durumundadır.

Sayın milletvekilleri, tabii ki bu tasarıyla başından beri ifade ettik aslında muhalefetin bir anlamı var mı diye insan düşünüyor. Hani bu iktidar koltuklarının boş olduğunu düşündüğünde, sadece el kaldırmak için ya da karar yeter sayısı istendiğinde buraya gelen milletvekillerini düşündüğümüzde ne kadar acaba bu işe duyarlıyız diye doğrusu merak ediyoruz. Ama bu bizim yaşamımızı da etkileyen ve ciddi anlamda bizim önümüze engel olan bir yasa tasarısını burada görüşüyoruz. Bu yasa tasarısı umarım bundan sonra işçilerin, emekçilerin yaşamlarını biraz daha kolaylaştıracak bir yasa tasarısı olur diye düşünüyorum.

Son olarak şunu ifade etmek istiyorum: Evet Hükûmetin, buradaki muhalefetin sorunu işçilerin, emekçilerin sorunlarını çözmek; onların hem örgütlenme özgürlüğü üzerinde hem yaşam haklarını hem de hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak düzenlemeler yapmak durumundadır. Bunu sadece yapmak için yapmak değil, bunun kurallarını da, yaşama nasıl uygulayacağınızı da ifade etmek önemlidir. Bir kez daha altını çizmek istiyoruz, ölümler olduktan sonra yapacak ne yazık ki hiçbir şey yok, Türkiye’de çok yeterince ölüm var zaten, önemli olan ölümler olmadan, kazalar olmadan önleyici tedbirler alabilmektir. Bu kanun tasarısı umuyorum ki bu tedbirleri almaya yeterli olacaktır.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş Milletvekili.

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Konuşmayacağım.

BAŞKAN – İsmail Tamer, Kayseri Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce Dağlıca’da şehit olan Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmetler diliyorum. Yine aynı şekilde Şanlıurfa’da cezaevinde yanarak hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da Allah’tan rahmetler diliyorum.

Değerli milletvekilleri, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümünde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’nın 49’uncu maddesi “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak ve çalışmayı desteklemek üzere gerekli tedbirleri alır.” der. Yine Anayasa’nın 56’ncı maddesi “Devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlar.” der.

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası Tasarısı, 1948 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde herkesin çalışma mesleğini seçme, adil ve uygun koşullarda bir çalışma hakkını tanımakla yükümlülük altına almıştır. Türkiye’de mevcut 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işveren ile sözleşme dâhilinde çalışan işçiler arasında sınırlı bir yapı söz konusudur.

Ülkemizde çalışanların bir kısmı İş Kanunu kapsamı dışında kalmış, dolayısıyla mevzuat kapsamına girmemiştir. İşçiyle işveren kavramı da değişiklikler göstermiştir. Tabii, tüm bunların yanında, (AB) Avrupa Birliğiyle uyum yasaları çerçevesi içerisinde de iş sağlığı güvenliğini düzenleyen daha kapsamlı bir yasanın çıkarılması zorunlu kılınmıştır.

Avrupa Birliği 1989 yılında EEC Çerçeve Direktifi yayınlamıştır; bu direktif hem kamuyu hem de özel sektörü içerisine almaktadır. Özel sektör de sanayi, tarım, ticaret, idari işler, eğitim, kültür vesaire gibi tüm bölümleri kapsamaktadır ancak çok özel olarak silahlı kuvvetler ile polis teşkilatları bunların dışında tutulmuştur.

Yukarıda belirtilen uluslararası sözleşmelerde, yine 4857 sayılı İş Kanunu ile ülkemizde çalışanların büyük bir kesiminin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinden yoksun olduğunu biraz önce de söylemiştim. Ülkemizde iş sağlığı güvenliği 2009 verilerine göre günde 176 kişi kaza geçirmekte, 3 ila 4 kişi hayatını kaybetmekte, 5 kişi de yine iş göremez hâle gelmektedir. Tabii, dürüstçe şunu ifade etmek lazım ki, kayıt dışını ortaya koyarsak bu kanunun ne kadar önemli olduğunu burada tekrar ifade etmekte fayda var.

Önemle üzerinde duracağımız bir başka konu da, Türkiye'de iş yerlerinin büyük bir kısmı KOBİ’lerde bulunmaktadır, yüzde 99,7’si KOBİ çatısı altında bulunmaktadır. Bunların, yine çalışanların yüzde 83,8’i KOBİ’lerde çalışmakta, aynı zamanda iş kazalarının yüzde 83’ü de yine buralarda olmaktadır.

ILO verilerine göre ülkelerde iş kazası ve meslek hastalıkları nedeniyle ekonomik kayıplar, gayrisafi yurt içi hasılasına göre  yüzde 4’ünü oluşturmaktadır. Bu rakam Türkiye’de 2010 cari fiyatlarına göre -iş kazaları ve meslek hastalıklarıyla beraber göz atacak olursak- toplam 44 milyar civarındadır. Tüm bunlar bize, ekonomiyle ilgili ne kadar önemli kayıpların olduğunu ifade edebilmektedir.

İşte biz, bu kanun ile tüm bu gibi olumsuzlukları ortadan kaldırmayı planlıyoruz. Bu kanunun hayata geçmesinden sonra memleketimiz adına hayırlar getirmesini diliyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, on beş dakika süreyle bölüm üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Yılmaz, buyurun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben konuşmamda da sormuştum Sayın Bakana, uluslararası anlaşmalara atıf yapıyoruz, uluslararası anlaşmalarda iş güvenliği kapsamı dışında bırakılan kurumlar polis teşkilatı, bu sivil savunma faaliyetleri ve silahlı kuvvetler. Onun dışında, biz neden ev hizmetleri ve kendi nam ve hesabına çalışanlarla ilgili iş güvenliği konularını kapsam dışı tutuyoruz? Sayın Bakan, bu konudaki görüşünüzü öğrenmek istiyorum.

Yine geçen gün sormuştum ben, siz “genç çalışan”ı on beş yaş olarak değerlendiriyorsunuz ancak Millî Eğitim Yasası’nda on üç yaşındaki çocuğu çıraklığa gönderme gibi bir durum söz konusu. Bu durumda bunu nasıl açıklıyorsunuz? Uluslararası anlaşmalara ve İş Yasası’na aykırı bir düzenleme olmayacak mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Dinçer…

Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, tabii ki Türkiye’de yıllardan sonra bir İş Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası’nın çıkarılması iyi bir şey ancak bu yasanın içeriğine baktığımız zaman işçi sağlığı konusunda ciddi eksiklikler olduğunu görüyoruz. Özellikle 6’ncı maddede belirtilen işveren, iş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı konusunda, “eğer kendisi yetenekliyse veya belgesi varsa bu konuyu üstlenebilir” deniyor. Hiçbir işveren kendi kendini şikâyet etmez, kendi kendini denetlemez. Hiçbir yerde böyle değildir. Türkiye’de de değildir, dünyada da böyle değildir. Dolayısıyla bunda sıkıntı olacağı kanaatindeyim. Siz, bu yasanın bu konuya çözüm getireceğine inanıyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakan, bugün basına yansıyan haberlere göre, Türk Hava Yollarında “meşru eylem yaptı” diye iş akdi feshedilen 305 işçinin geriye döndürülmesi için yapmış olduğunuz görüşmelerde Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Topçu’ya laf geçiremediğiniz ve bu işin olumsuz sonuçlandığı yazılıyor. Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı sizden daha üst bir görevde midir; bir?

İkincisi: Daha önce bu yasalarda da zaman zaman işverenlerin baskısına ve bazı bakanların yasa tasarılarına imza koymamasını aşamadınız. Bu konulardaki başarısızlığınızı kabul ediyor musunuz, gereğini yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, iki sorum var. Birincisi: İş yeri hekimlerinin muayene ücretleri sonrasında, yazılan reçetelerin eczanelerden tahsili esnasında 3 Türk lirası katkı payı kesilmektedir. Devletin, iş yeri hekimlerine bu anlamda bir katkısı olmadığını, iş yeri hekimlerinin ücretlerinin işveren tarafından verildiğini göz önünde bulundurursak hangi gerekçeyle 3 Türk lirası katkının kesildiğini reçeteden öğrenmek istiyorum?

İkincisi: Bu yasa tasarısında da ifade edildiği gibi, Türkiye de meslek hastalıkları yönünden Avrupa Birliği standartlarından çok uzak ve yetersiz. Bu nedenle de bunu gidermek anlamında iş yeri hekimlerine bir ön tanı ve tanı koyma yetkisiyle Avrupa parametrelerini yakalamak gibi bir düşünce hasıl olduğu kanaatindeyim. Bu, yapay değil mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Bakanım, işçilerin iş sağlığıyla ve güvenliğiyle ilgili görüşme yapıyoruz ama bize gelen rakamlar da sizin verdiğiniz rakamlar da gerçekten çok kötü. Türkiye’de iş kazaları sonucu ölümlerde El Salvador ve Cezayir’den sonra dünya 3’üncüsü olduğumuz doğru mudur?

Ayrıca, 2002-2011 yılları arasında 735.803 iş kazası olmasını neyle açıklıyorsunuz?

Son sorum da Sayın Bakan: İstanbul tersanelerinde ne gibi tedbirler aldınız? İstanbul tersanelerindeki ölümler artık son bulacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Dün İstanbul Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Haliç Köprüsü bakım ve asfaltlama çalışmaları başladı. Çalışma üç ay sürecek. Trafik tam anlamıyla felç ve bugün de devam ediyor. İstanbul toplu ulaşımı, özellikle deniz ulaşımı hazırlıksız yakalandı, sorun afete dönüştü. Deniz otobüsleri, vapur, tekne, feribot yetmedi. Bu bakıma alınma programı aylarca önceden belliydi. Bu bilindiği hâlde Boğaz’ın ve Marmara’nın Avrupa ve Anadolu Yakası’nda deniz ulaşımı kapasite artırımı neden yapılmadı? Pendik, Maltepe, Kartal, Yenikapı araba vapuru iskeleleri neden kullanılmıyor? Çok geç de olsa, her iki yaka arasında deniz ulaşım kapasitesinin artırımı için bir trafik yönetim planı var mı? İstanbul Valisi ve İBB arasında bir koordinasyon anlaşması var mı? İstanbul için üç ay boyunca bir trafik acil durum yönetimi veya kriz yönetimi planı yapılmasını öneriyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma sormak istiyorum.

Tasarının kapsamında tüm çalışanları içereceği ifade edilmekteydi. Ancak istihdama yüzde 25, gayrisafi yurt içi hasılaya yüzde 9 katkı veren tarım sektöründeki tarım işçileri neden bu kapsam içerisinde yok; onu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

İş güvenliği ve iş sağlığı konusunda yeterli denetim yapıldığına inanıyor musunuz? Bu konuda son on yılda kaç iş yeri denetlenmiştir? Bu denetimler sonunda hangi yaptırımlar uygulanmıştır? Denetim yapan eleman sayısı yeterli midir?

Ülkemizde iş kazaları nedeniyle kaybedilen toplam iş günü kaybının ekonomiye maliyeti 2011 yılı için yaklaşık 50 milyar TL civarındadır. Bakanlığımızın iş güvenliği ve iş sağlığı faaliyetleri için ayırdığı bütçe ne kadardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

İş güvenliği uzmanı, çalıştığı iş yerini denetlemek zorunda. İş Kanunu’nun 25’inci maddesi uyarınca, çalışan kişinin işverene sadakatle bağlı olma yükümlülüğü var. Bunu bununla nasıl bağdaştırabiliyorsunuz?

İkinci sorum: İş güvenliği yasasında stajyer ve çıraklarla ilgili iş güvenliği nedeniyle işi bırakma, kaçınma hakkı var. İş Kanunu’nda bu olduğu hâlde getirmiş olduğunuz düzenlemede stajyer ve çıraklarla ilgili yok. Bunu nasıl karşılarsınız?

Üçüncü sorum: İşten kaçınma hakkı yasamızda üç şekilde düzenlenmiş: 1) Yasal grev. 2) Güvenlik nedeni. 3) Ücretin zamanında ödenmemesi. Grev yasal anlamda bir hak olduğu hâlde bunu yasayla engellemek ahlaki midir?

Son sorum: Türkiye’de Bakanlıkta kaç kişi ağır iş yerlerini denetleme belgesi almıştır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

Son soru.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi maden işletmelerinde denetim görevini yapan mühendis veya diğer deneticiler işverenin verdiği parayla bu denetimleri yapmaktadırlar. Bu düzenleme aslında maden işletmelerinde haklı bir denetimi engellemektedir. Bu kapsamda 2011 ve 2012 yıllarında maden işletmelerinde meydana gelen kaza veya göçükler sonucu hayatını kaybeden işçilerimizin cesetlerinin hâlâ çıkarılamadığını bilmekteyiz.

Kahramanmaraş, Zonguldak ve Kütahya gibi illerimizde göçük altında kalan işçilerimizin kaçının sigortası vardı? Bunların ailelerinin mağduriyetinin giderilmesi konusunda Bakanlıkça nasıl bir tedbir alınmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

“Ev hizmetleri neden kapsam dışı?” diye ifade ediliyor. Bunu aslında birkaç kere ifade ettik. 89/391 sayılı Direktif gereği; bir. İkincisi: İş akdi oluşmuş değil, yani çalışan ve çalıştıran, işveren ve işçi pozisyonu olmadığından.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Niye olmasın Sayın Bakan, neden olmasın?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bakınız, “ev hizmetlerinde çalışan” diyoruz ya ev hizmetlerinde çalışanlarda -ağırlıklı da kadınlardan bahsediyoruz- kayıt dışı bir uygulama söz konusu. Bununla ilgili farklı bir düzenleme içerisinde olduğumuzu, istihdam bürolarını bu konuda devreye koymamız gerektiğini daha önceki soru-cevap bölümünde ifade etmiş idim. Aksi takdirde, part-time çalışmayla ilgili, mevzuatımızdaki bu eksiklikler giderilmediği sürece kayıt dışılık ve dolayısıyla bu iş akdinin olmamasından kaynaklanan bu yasanın kapsamına girmeme durumu devam edecek.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – İş akdi vardır Sayın Bakan, sürekli iş akdi değil sadece.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bunun çözümü için istihdam bürolarıyla ilgili bir çalışmamızın olduğunu ifade etmek istiyorum. Ayrıca 89/391 sayılı Direktif gereği de tablonun bu olduğunu ifade edeyim.

İkincisi: “iş sağlığı, güvenliği” kavramıyla ilgili burada birçok değerlendirme yapıldı. Sanki “iş sağlığı, güvenliği” konusunu Hükûmet olarak biz bu yasayla getirmişiz gibi bir algı oluştu. Bu, doğru değil. Değerli arkadaşlar, 24/08/2000 tarihinde yani rahmetli Ecevit’in döneminde kanun hükmünde kararname ile Bakanlığımızın da teşkilat yasasında çok önemli değişiklikler yapılıyor. Bunlardan bir tanesi: “İşçi Sağlığı Daire Başkanlığı” diye bilinen, o gün uygulamada olan bir birimin “İş Sağlığı, Güvenliği Genel Müdürlüğü” olarak değiştirildiğini belirtmek istiyorum. Yani bunu da, o günün Hükûmeti ki o gün hükûmette olan Milliyetçi Hareket Partisi bugün Parlamentoda; bizim kanaatimize göre, o günkü bu düzenlemenin doğru olduğu inancı içerisindeyiz. Nitekim, daha sonra, kanun hükmünde kararnameyi Anayasa Mahkemesi iptal edince boşlukta kalan bu düzenlemeler daha sonra 2003 yılında aynıyla, yani Bakanlığın Teşkilat Yasası çerçevesindeki bu yapılanma, bizim dönemimizde yürürlüğe girmiş oldu. Dolayısıyla İşçi Sağlığı Daire Başkanlığı, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğüne dönüşmüş oldu.

Şimdi “Amerika Birleşik Devletleri’nde nedir?” diye sorarsanız bunun karşılığı? Amerika Birleşik Devletleri İş Sağlığı Güvenliği Yasası 1970 yılında yürürlüğe girmiş. Birçok ülke var ama İngiltere İş Sağlığı Güvenliği Yasası 1974,  Burkina Faso İş Sağlığı Güvenliği Yasası 1985 tarihinde yürürlüğe girmiş. Dolayısıyla, yasa tasarısının ismi üzerinde çok farklı değerlendirmeler yapıldığı için bunları belirtmek ve aydınlığa kavuşturmak açısından ifade etmek ihtiyacı duydum.

Bunun dışında, işçi sağlığı yetki belgesi varsa işveren de bu yetkiyi kullanabilir. Bu da AB uygulamaları çerçevesinde yapılan bir düzenlemedir.

Türk Hava Yollarıyla ilgili bir soru soruldu. Türk Hava Yollarıyla ilgili, Yönetim Kurulu Başkanıyla bugün de görüşmemizi yaptık, görüşmelerimizi sürdürüyoruz ama konu yargıya intikal ettirilmiş ve iki tarafın da, yargıya intikal ettirilmesinden dolayı yaşanan bir süreç var, o süreçle ilgili tarafların görüşleri var. Biz de, bir ara bulucu boyutuyla görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Umarım, sağlıklı bir şekilde neticelenir ama bu süreç içerisinde herkes, yasal çerçevede bir davranış sergilediğini ifade ediyor. Sendika aynı şeyi söylerken, Türk Hava Yolları yönetimi de diyor ki: “Bu, bir grevin neticesi değildi.” Yani “Toplu sözleşme neticesi bir greve gitmenin neticesinde oluşan bir tablo değil, aksine mevcut mevzuatımıza, sendikal mevzuatımıza aykırı, grev dışı, kanunsuz bir eylemdir.” şeklinde yorumu iki taraf da mahkemeye götürmüş bulunuyor. Yargı neticesini beklemek durumundayız.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sorunu yaratan sizsiniz Sayın Bakan, işçiler değil ki! Sorun yarattınız, sorunu çözeceksiniz. Bir sürü işçiyi ekmeğinden ettiniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Çalışma Bakanlığı olarak biz üzerimize düşeni yapıyoruz.

 Bir diğer konu, bu yaş konusu. Şimdi bu yasa ile İş Kanunu’nun 85’inci maddesini kaldırıyoruz. Burada 85’inci madde ağır ve tehlikeli işlerde çalışacaklarla ilgili hükümler içeriyor. Bunu kaldırıyoruz ve on beş yaşını bitirip on sekiz yaşından gün almamış olanlarla ilgili hükümleri 71’inci maddeye dercediyoruz.

Orada iki husus var. Bir: Mevcut düzenleme “tehlikeli”, “az tehlikeli” ve “çok tehlikeli” diye bir tanımlama getiriyor. Yani 85’teki “ağır ve tehlikeli işler”e karşılık olarak mevcut şu andaki İş Sağlığı ve Güvenliği Tasarısı’ndaki düzenleme, “az tehlikeli”, “tehlikeli” ve “çok tehlikeli” tanımlamasına kavuşuyor. Burada “tehlikeli ve çok tehlikeli işlerle ilgili mesleki eğitim zorunluluğu” yine korunuyor. Bunun yanında, on beş yaşını doldurup on sekiz yaşından gün almamış olan gençlerimizle ilgili, bunların hangi işlerde çalışacaklarının da yönetmelikle düzenlenmesi gereği düzenleniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bunlar kesinlikle tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çalıştırılmayacaklardır, bunu da belirtiyor.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Var mı tasarıda?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Tabii, birçok konu var, onları da diğerleriyle beraber yazılı olarak takdim edeceğimi ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

 

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

24’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 24. Maddesinin (3) Nolu fıkrasının ilk cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

 

Dr. Candan Yüceer                                             Süleyman Çelebi                                 Uğur Bayraktutan

      Tekirdağ                                                            İstanbul                                               Artvin

İzzet Çetin           Levent Gök                                      Musa Çam                                     Gürkut Acar

 Ankara                   Ankara                                          İzmir                                             Antalya

“Bu tür işyerlerinin denetimi Bakanlık müfettişlerince de yapılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Gürkut Acar. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 24’üncü maddesiyle ilgili önergemiz üzerinde söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Dağlıca’daki 8 tane şehidimizi, Hakkâri’deki 1 şehidimizi ve Urfa’da can veren 13 tane mahpusu -onları da- saygıyla anıyorum ve içimiz kan ağlıyor, üzüntülerimi belirtmek istiyorum. Hadi, terör hepimizin başının belasıdır, bütün partiler için bunu söylüyorum ama değerli arkadaşlar, cezaevlerindeki bu ağır koşulların, inanılmaz, tahammül edilmez koşulların öldürmüş olduğu 13 kişiye gerçekten çok daha fazla dikkat etmemiz lazım çünkü dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir şey olduğu zaman bir adalet bakanı, bu işten sorumlu olan insan, yerinde oturmaz; istifasını sunar, gider.

Değerli arkadaşlarım, lütfen, bunu ciddiye almanızı rica ediyorum. Bu, dünyada eşi emsali görülmedik bir olaydır ve cezaevlerindeki koşullar gittikçe kötüleşmektedir. Ben biliyorum ki içinizde belki de bu hapishanelerde yatmış olanlar vardır ve o şartların ne kadar kötü olduğunu takdir etmenizi istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu 24’üncü madde denetimle ilgili bir madde. Aslında Türkiye’de her alanda yeterli bir deneyim ve birikim var ama Türkiye’de kurallara uyma ve uygulama kararlılığı ve denetim eksikliği var. En önemli eksiklik belki de denetim konusunda yaşanmaktadır. Denetim bağımsız olacak, denetim elemanları, müfettişler bağımsız olacak, güvence içinde çalışacaklar ama maalesef, böyle bir yapı yok.

AKP döneminde denetim konusunun giderek daha da zayıfladığı ortadadır değerli arkadaşlarım. Tüm kamu kurumları altüst edilirken teftiş sistemi de neredeyse işlevsiz hâle getirildi. Köklü teftiş kurulları kapatıldı. Bakın, en önemli ve en yüksek, en şeffaf denetim kurumlarından biri Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluydu, artık yok. Ne oldu? Kapatıldı, iktidarın oylarıyla seçilen Sayıştayın içinde eritildi.

Soruşturmalarında Hükûmete yakın kişilere dokunan, bulgulara ulaşan ve bunları yazan müfettişlerin kendileri soruşturma konusu oldu. Müfettişler kamudan yana olmak zorundadır ve kendilerini güvencede hissetmeleri gerekir ama tam tersi oldu, müfettişlik kurumu yıpratıldı, yok edildi.

Değerli milletvekilleri, AKP denetimden hep kaçtı. Bakın, bu ülkedeki yolsuzlukların, düzensizliklerin, iş kazalarının en büyük sebebi denetimsizliktir, denetim eksikliğidir. Bakın, bu Hükûmet yolsuzlukla mücadele için bir strateji belgesi hazırladı, orada deniliyor ki: “Denetimlerde, soruşturmalarda izin durumu gözden geçirilecek.” Kamu nedense bunu bir türlü yapmıyor. Başbakanın, bakanların istemediği bir kişiyi bırakın soruşturmayı, mahkemeye çıkarmak bile imkânsız hâle geldi. Böyle denetim olur mu?

Yerel yönetimlerde görüyoruz, muhalefet partilerinin yönetimde olduğu belediyelerde müfettişler eksik olmuyor. Ankara ve İstanbul büyükşehir belediyelerindeyse, AKP’li belediyelerdeyse soruşturma izni verilmiyor. Her şeyde olduğu gibi, denetim sistemi de AKP’lileştirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, peki, bu denetimsizliğin iş yaşamına yansıması nedir? İş kazalarıdır, işçi ölümleridir, sakat kalan işçilerdir ve kayıt dışı çalışmalardır. On yılda 10.804 ölüm yaratılmıştır. Türkiye’nin en önemli sorunu kayıt dışılıktır. Bu on yılda kayıt dışılıkla ilgili bir mesafe alındı mı? Siz kayıt dışı çalışmanın yaygın olduğu bir yerde iş sağlığını ve güvenliğini nasıl sağlayacaksınız? Resmî kayıtlarda olmayan insanın sağlığı ve güvenliği olur mu değerli arkadaşlarım? Öncelikle yapılması gereken, kayıt dışılığın önlenmesi ve örgütlü, sendikalı çalışmanın koşullarının yaratılmasıdır. Sonra, objektif ölçülerle objektif denetimleri yapacaksınız. Bu yapıyı kurmadığınız sürece Türkiye'nin iş kazaları ve işçi ölümleri sıralamasındaki yerini değiştirmek mümkün olmaz.

Değerli arkadaşlar, önergemiz ile askeri iş yerlerinde de objektif sisteminin geçerli kılınması amaçlanmaktadır. Teftiş sistemi bağımsız olmalıdır. Millî Savunma Bakanlığına bağlı müfettişlerin denetimi yerine Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin de bunları denetlemesine olanak sağlanmalıdır.

Bu düşüncelerle önergenin kabul edilmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 25. Maddesinin 1 inci bendinin " İşyerindeki bina ve eklentilerde, çalışma yöntem ve şekillerinde veya iş ekipmanlarında çalışanlar için hayati tehlike oluşturan bir husus tespit edildiğinde; bu tehlike giderilinceye kadar, hayati tehlikenin niteliği ve bu tehlikeden doğabilecek riskin etkileyebileceği alan ile çalışanlar dikkate alınarak, işyerinin tamamında iş durdurulur...." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

              Dr. Candan Yüceer                               Süleyman Çelebi                                 Uğur Bayraktutan

                     Tekirdağ                                             İstanbul                                               Artvin

                  İlhan Demiröz                                       Musa Çam                                         Levent Gök

                        Bursa                                                 İzmir                                                Ankara

                                                                             İzzet Çetin

                                                                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 25’inci maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan, ben de Hakkâri Dağlıca’da kaybettiğimiz şehitlerimizi ve Urfa’da yitirdiğimiz vatandaşlarımızı saygıyla anıyor, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum, yaralılara acil şifalar dilediğimi ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyada ve Türkiye’de meydana gelen hızlı sanayileşme ve teknolojik gelişmeler ile doğru orantılı olarak, özellikle iş yerinde çalışan kişilerin güvenliğiyle ilgili sorunlar da açığa çıkmıştır. Bu nedenle, birtakım önlemler önceden alınarak iş yerini daha da güvenli bir hâle getirmek için iş güvenliği hepimizce oldukça önem taşımaktadır ancak başka önemli bir konunun altını çizerek örnek vermek istiyorum: İş güvencesi yoksa, tekrar ediyorum, iş güvencesi yoksa, işin güvenliğinin de ne anlama geleceğini bir sormak istiyorum.

Buna Bursa’dan bir örnekle devam etmek istiyorum çünkü Bursa’da bir fabrikamız var, Orhangazi’de, fabrikanın ismini daha sonra isterlerse verebilirim. Bu fabrikamız 2000 yılında işverenin işlerinin bozulması nedeniyle borç aldığı bir finans kuruluşuna devredilmiş. İşveren, kendi iş yerinde, maalesef makinelerini, bütün her şeyini devrederek kiracı durumuna düşmüş. Şu anda, 14 Mayıs 2012 tarihinde fabrikaya el konulmuş, üretimi durdurmuşlar, iş yerinin satılması için müşteri bekliyorlar ancak burada, değerli arkadaşlar, 200 işçinin akıbeti maalesef bilinmemekte. Devir yapılırken nasıl bir sözleşmeyle işçi haklarının devredildiği bilinmiyor, kıdem tazminatlarının ödenip ödenmeyeceği maalesef bilinmemekte. TEKSİF Sendikasına üye olan bu arkadaşlarımızın sorunlarının nasıl çözüleceğini, A ve B firmalarının hangi işçi arkadaşlarımızı muhatap alacağını öğrenmek istiyoruz. Sayın Bakanımızdan da bu konuda –gerçi şu anda Urfa Milletvekili ama Bursa’yı gayet iyi bildiği için- yardım beklediğimizi, bu işçi arkadaşlarımızın şu anda, 14 Mayıstan itibaren grev yaptıklarını da ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu önergemizde de sadece bir cümlenin değişikliği vardı ama maalesef, hemen “Hükûmet katılıyor mu?”, “Katılmıyor.” “Komisyon katılıyor mu?”, “Katılmıyor.” Söylediğimiz bir kelime. Nedir bu kelime? “İş yerinin tamamında iş durdurulur.” Neden? Eğer iş yerinde bir binayla ilgili, kimyasal atıklarla ilgili herhangi bir sıkıntı varsa, hayati bir tehlike oluşturuyorsa niye burada kısmen durduralım? Kısmen durdurduğunuz zaman biliniz ki o iş yerindeki o sıkıntılar giderilmeyecek. O zaman bu iş yerinde bu sıkıntıların giderilebilmesi için bu maddenin bu şekilde olmasının ve iş yerinde tamamen işlerin durdurulmasının gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Son olarak da -ben ziraat yüksek mühendisiyim- bugün tarımda yüzde 25 istihdama katkı veren ve gayrisafi yurt içi hasılaya yüzde 9 katkı veren tarım sektöründeki işçilerin neden bu kapsama alınmadığını öğrenmek istiyorum. Sadece bu tarım işçileriyle ilgili olarak değil, bir de bu tarım işçilerinin, geçici olarak, bu arkadaşların çalışma şartlarının ne kadar zor olduğunun, hangi koşullarda yapıldığının da göz önüne alınarak bu iş güvenliği yasasıyla ilgili gereğinin yapılmasını düşünüyor…

Arkadaşlarımız, Sayın İzzet Bey ve diğer arkadaşlar Sayın Bakanı bulmuşken sorular soruyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Olsun, biz tutanaklara geçecek şekilde anlattık.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 26. Maddesinin a, b, c, ç, d, e, f, g, ğ, h, ı, i, j, k, l, m, n bentlerinde yer alan ceza miktarlarının her birinin 4 katına çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

                   Oğuz Oyan                                    Nurettin Demir                                Süleyman Çelebi

                        İzmir                                                Muğla                                              İstanbul

             Dr. Candan Yüceer                            Uğur Bayraktutan                                   İzzet Çetin

                     Tekirdağ                                             Artvin                                               Ankara

                   Levent Gök                                       Musa Çam

                      Ankara                                               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Oğuz Oyan, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuştuğumuz konu, 2003 yılında burada İş Kanunu olarak gündemimize geldi, onun beşinci bölümünü teşkil ediyordu. 2003 yılından itibaren bu düzenleme yürürlükte ama Türkiye’de bütün bir 2000’li yıllar boyunca, bütün bir AKP dönemince iş kazalarının arttığı, meslek hastalıklarının arttığı dönemden geçtik, ne yazık ki başarılı olamadı. O zamanki bütün eleştirilerimiz böylece haklılık kazandı bir kez daha.

Şimdi, aslında meselenin temelinde birkaç yapısal neden var. Bir tanesi, bütün dünya ülkelerinde, kapitalist ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de sermayenin kârını azamileştirme, maksimum kılma hırsı ile iş güvenliği ve meslek hastalıklarını önleme maliyetleri arasındaki çelişkidir. Bu çelişki, bu çatışma, eğer iş gücünün örgütlenmesi söz konusu değilse sermaye lehine çözülür. Dolayısıyla da burada da Türkiye’deki uygulama, özellikle de ucuz iş gücü yaratma felsefesi üzerinden giden uygulama tam da bu noktayı daha da körüklemiş, daha da perçinlemiştir. Dolayısıyla, burada öncelikli mesele ya sistemi bir şekilde ehlîleştirmek ya da işvereni eğitmektir. Öncelikle mesele buradan geçmektedir, yani yaptırımlara bağlamaktır işvereni, işverenin eğitilmesini sağlamaktır, tabii, işçinin eğitilmesini buna bağlı olarak düşünmektir.

İkinci mesele, kurumsal yapıyı yeterli düzeye getirmektir. Yani yasal güvencelerin yetersizliğini tamamlamak, örgütlenme haklarını, sendikalaşma haklarını engellememek, tam tersine, desteklemek; dolayısıyla, iş güvenliği ve iş hastalıklarının temel bir sorun alanını çözmektir.

Üçüncü sorun alanı, taşeronlaştırmadır, kayıt dışı istihdamdır ve Türkiye’de bu oranlar çok yüksektir. Bunu önlemeden, kayıt dışılığı önlemeden Türkiye’de yasal düzenlemelerle iş kazalarının azaltılması olanağı çok kısıtlıdır. Bu konuda tasarının bize getirdiği bir şey yoktur.

Dördüncüsü, koruyucu ve önleyici hizmetlerin ve donanımın yetersizliğidir. Türkiye’de çalışma saatleri çok uzundur, iş kazalarının çok önemli bir nedenidir. Türkiye’de işçiye eğitim mesai saatleri içinde verilmemektedir çünkü işveren orada sadece iş gücü verimliliğini düşünmektedir, hâlbuki uzun vadeli düşünse belki bu yanlıştır. Yeterli bir denetim, yeterli bir işçi konusunda tedbir alma yoktur ve işçinin de işi kaybetme korkusu çok egemendir.

Bakın, Türk Hava Yolları grevi… Ki bu grev aslında burada doğrudan doğruya iş ilişkilerine bir müdahale sonucunda ortaya çıkmıştır. Eğer bu olmasaydı olmayacaktı ama görünüz, bakınız ki Türkiye’de iş güvenliği sadece çalışma koşullarının içinde değil, çalışma koşullarını düzenleyen, buradan, yasama organı üzerinden gelen koşullarla da oluşmakta ve bugün 305 arkadaşımız işini kaybetmiştir. İşini kaybetme korkusu, işçiyi tedbir almaktan uzaklaştıran ana etkenlerden  bir tanesidir ve bunun sorumlusu da yasa koyucudur, burada AKP İktidarıdır.

Beşinci olarak, denetimin ve caydırıcılığın yetersizliğidir. Ciddi bir denetim sorunu var. 28 bin iş yeri, şu an 50’nin üzerinde iş yeri denetim kapsamında ve doğru düzgün denetlenemiyor. Şimdi burada, bu düzenlemeyle 1 milyon 426 bine çıkıyor. Bunu nasıl yapacaksınız? Hangi mekanizmalarla yapacaksınız ve nasıl bir caydırıcılık oluşturacaksınız? Bizim buradaki önergemiz bu caydırıcılığın artması için idari para cezalarının 4 kat artırılmasını öngörmektedir, belki bir işe yarar diye onayınıza sunuyoruz.

Tabii şunu da söyleyelim: Bu denetimin giderek piyasalaştırılması, yeni bir rant kapısı olması, yeni bir güvencesizlik unsurudur. Bu piyasalaştırma anlayışından kesinlikle vazgeçmek gerekir. Ne AB uyumu ne ILO sözleşmesi açısından böyle bir talep yoktur. Dolayısıyla sendikaların, sendikal örgütlenmenin görev almadığı, içinde yer almadığı bir iş kazaları iş güvencesi yasasının hiçbir anlamı yoktur, hiçbir uygulanma imkânı yoktur. Bu nedenle de bu tasarının eksik olduğunu düşünüyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Komisyonun bir redaksiyon talebi vardır, buyurun.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Sayın Başkanım, maddi hata ve mükerrerlik nedeniyle 1’inci fıkranın (ğ) bendinde “17 nci maddesinin bir ila yedinci fıkralarında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen işverene her bir çalışan için bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmesini ve yine mükerrerlik ve maddi hata nedeniyle 2’nci fıkrasının ikinci cümlesinin, tüzel kişiliği varsa hayli hayli düzenlenebilecek olduğundan dolayı 2’nci fıkranın ikinci cümlesinin: “İdari para cezaları tüzel kişiliği bulunmayan kamu kurum ve kuruluşları adına da düzenlenebilir.” şeklinde değiştirilmesini talep ediyorum.

Arz ederim.

BAŞKAN – Redaksiyonla birlikte maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

27’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 27. Maddesinin 3 üncü fıkrasının kaldırılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla. 

               Candan Yüceer                               Süleyman Çelebi                            Kadir Gökmen Öğüt

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                            İstanbul

              Uğur Bayraktutan                                  Musa Çam                                       Levent Gök

                       Artvin                                                İzmir                                               Ankara

                   İzzet Çetin                                        Özgür Özel                                                 

                      Ankara                                             Manisa                                                    

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kadir Öğüt, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 27’nci maddesi için verdiğimiz önerge üzerinde konuşma yapacağım. Ancak öncelikle Hakkâri’nin Dağlıca bölgesinde çatışmada şehit olan 8 askerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize sabır ve yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyorum. Ülkemizin başı sağ olsun. Terörün kalıcı bir şekilde sona erdirilmesi en büyük arzumuzdur. Ayrıca Urfa’da yanarak ölen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri “iş güvenliği ve sağlığı” denince en önemli gruplardan biri de sağlık emekçileridir. AKP İktidarınca değersizleştirilmeye itilen sağlık çalışanları, son derece olumsuz şartlarda hizmet vermektedir. Performans uygulamaları hizmetin kalitesini düşürdüğü gibi, sağlık çalışanlarının güvenliği ve sağlığı üzerinde olumsuzluklara yol açmaktadır.

Sonuçlar şunu göstermektedir ki endikasyon ve tedavilerde ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ayrıca hasta yığılmaları ve çıkan sonuçlar, sağlık çalışanlarının darp edilmesine, bazen ölümlere sebep vermektedir. Doktorlar gece gündüz çalışmak zorunda kalmaktadır. Örneğin, ağız ve diş sağlığı merkezlerinde bir diş hekimi 30 ila 60 hastaya girişimsel olarak bakmaktadır. Dünya standartlarında 15-18 arası girişimsel işlem yapmak gerekmektedir. Hekimler ciddi psikolojik ve fiziksel sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Ulusal veri sistemi incelenerek yapılan bir çalışmada sağlık çalışanlarıyla diğer çalışanların sağlık sorunları karşılaştırılmış, akut ve kronik sorunların sağlık çalışanlarında daha yüksek olduğu saptanmıştır. Kas, iskelet sistemlerinde patolojiler çok fazladır, çalışma ortamları ve iş yükleri nedeniyle en riskli meslek gruplarının başında gelmektedirler. Bu gruba ait özel bir çalışma grubu oluşturulmalıdır. Risklerin azaltılması için bir sağlık çalışanları sağlığı birimleri kurulmalıdır.

Yine, diş hekimliği fakültesi 4’üncü ve 5’inci sınıf öğrencileri hasta ağzında çalışmakta, her türlü riskle karşı  karşıya kalmakta, karşılığında, bırakın geliri, sosyal güvenlik sistemine bile dahil edilmemektedirler. Sağlık güvenceleri yoktur. Fakültelerde doktora yapan öğrencilerimiz yoğun bir şekilde hasta baktıkları hâlde maaşsız ve sağlık güvencesiz çalışmaktadırlar, ayrıca klinikte iş tanımları yoktur.

Bir diğer önemli sorun: Artık herhangi bir sınava tabi olmayan tıp fakültesi son sınıf öğrencileri yani intern doktorların tam gün hasta bakmalarına rağmen hiçbir ekonomik ve sağlık güvencelerinin olmamasıdır.

Yine, hemşireler ve hasta bakıcılar aynı sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunlarla baş etmek için örgütlenmek ve sendikalaşmak gerekmektedir ama sendikalaşmanın önündeki engeller ve kamu çalışanlarına yapılan baskı maalesef örgütlenmeyi engellemektedir.

Yine, diş hekimlerine çok önemli hizmet veren diş teknisyenlerinin içinde bulunduğu zor şartlar içler acısıdır. Son zamanlarda 3 diş teknisyeni silikozis hastalığı yüzünden vefat etmiştir. Bir kardeşimiz on altı yaşında işe başlamış on dokuz yaşında hayatını kaybetmiştir. Diğer kaybımız ise yirmi dört yaşındaydı. Ayrıca onlarca arkadaşımız silikozis hastalığı ile savaşmaktadır. Sebep; ihale yöntemiyle yapılan iş alımlarında taban fiyat uygulanmamasıdır. İşi alan şirket, elemanları son derece olumsuz şartlarda çalıştırmakta, laboratuvar denetimleri yeteri kadar yapılmamaktadır. Kullanılan malzemelerin standardı yoktur, analizi yapılmamaktadır. Günlük yedi buçuk saat olması gereken çalışma saati iş bitimine kadar uzatılmaktadır. Havalandırmalar yetersizdir, sağlık taramaları eksik, sağlık raporu ücretli yapılmaktadır. Tarama ücretsiz ve daha kapsamlı yapılmalıdır. Meslek içi eğitim yetersizdir. Erken emeklilik ve yıpranma payı yoktur. Yeniden ruhsatlandırma yapılmalı, ağız ve diş sağlığı ihalelerine katılan laboratuvarların teknik standartları yükseltilmelidir.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/277) sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 28. Maddesinin (1) Nolu fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

                   Musa Çam                                 Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi

                        İzmir                                              Tekirdağ                                            İstanbul

          Mehmet S. Kesimoğlu                          Uğur Bayraktutan                                   İzzet Çetin

                    Kırklareli                                             Artvin                                               Ankara

                   Levent Gök

                      Ankara

(1) İşyerinde alkollü içki veya uyuşturucu madde kullanmak yasaktır.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ahmet Gümüş, Balıkesir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, sayın milletvekilleri; iş kazaları resmî rakamlara baktığımızda her geçen yıl daha da artıyor, özellikle son on yılda neredeyse 11 bine yakın insanımızı iş kazası sonucu kaybetmişiz. Bu, yılda ortalama 1.100, ayda 100, günde ise 3-4 kişinin iş kazası sonucu ölümü demektir. Bu tablo övünülecek bir tablo değildir. Bazı bakanların, milletvekillerinin ve bürokratların söylemlerinden bu tabloyla övündüklerine ne yazık ki tanık oluyoruz.

Hatırlayınız, ne demişlerdi? “Ne güzel öldüler. Kader, mukadderat.” diyenlere tanık olduk. Bu şartlar içerisinde tabii ki mukadderattan başka bir şey olmaz.

İş kazası sonucu hayatlarını kaybeden işçilerimizin cesetlerine ulaşılamayan kazaların bile mevcut olduğu ülkemizde, sorumlular kıllarını bile kıpırdatmadan duyarsızlık örnekleri sergilemeye devam ediyorlar. Olacak şey değil. Yaklaşımlar insanın kanını donduracak aymazlıktan başka bir şey değildir.

Son yıllarda ölümle sonuçlanan iş kazalarına bakacak olursak, ülkemizde gerçekleşen iş kazalarındaki vahim tabloyu daha iyi anlamış oluruz.

Bakınız, 11 Şubat 2011’de Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde meydana gelen kömür sahasındaki toprak kayması sonucu 10 işçimiz yaşamını yitirmiş ve hâlen göçük altındaki işçilerimizin cesetleri çıkarılmamıştır.

Kahramanmaraş kot kumlama fabrikasında meydana gelen patlama sonucu 4 işçi ölmüş, 9 işçi yaralanmıştır.

2008 yılında İstanbul’da kaçak bir iş yerinde meydana gelen patlama sonucu 23 işçi ölmüş, İstanbul Esenyurt’ta bir alışveriş merkezi inşaatında çalışan 11 işçi inşaat alanında kaldıkları çadırda uyku hâlinde iken yangında yanarak can vermiştir.

Elazığ’da meydana gelen iş kazasında 5 işçi ölmüş, 2011 yılında Ankara OSTİM sanayi bölgesinde kazan patlaması sonucu 20 işçi hayatını kaybetmiştir.

Tuzla tersanelerinde üst üste yaşanan ve sonu gelmeyen ölümlerle sonuçlanan iş kazaları hız kesmeden devam etmektedir. Maden ocaklarında meydana gelen iş kazaları da aynı şekilde devam ediyor. Kimilerine göre artık bu ölümler normal bir olay olarak karşılanmaya başlamıştır.

Bu korkunç ve ciddiye alınması gereken, yürekleri sızlatan tablo ne yazık ki AKP İktidarının aymaz politikaları ve uygulamaları sonucu olmuştur. Her geçen gün artarak devam eden, iş güvenliğini hiçe sayan kuralsız çalışma koşulları, kayıtsız çalışma ve çalışma sürelerinin uzunluğu iş kazalarının ölümcül olmasını hızlandıran etkenlerin başında gelmektedir.  Son yıllarda yoğunlaşan taşeronluk uygulamaları da iş kazalarına âdeta davetiye çıkarmaktadır. İş kazaları göz göre göre, işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları hiçe sayılarak ucuz, kuralsız ve güvencesiz işçi çalıştırmanın sonucu cinayete dönüşmektedir.

Hâl böyleyken işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili önlemlerin alınmaması, yeteri kadar denetim ve yaptırım uygulamalarının yapılmaması bu cinayetlerin artmasına neden olmaktadır.

AKP, denetlemek, önlem almak yerine, özellikle son yıllarda ölümlerle sonuçlanan Tuzla’da tersanelerin ruhsat alımlarını kaldırmıştır. Gerekçe olarak da gemi inşa sanayisinde uluslararası rekabeti koruma ve işverenlerin desteklenmesini göstermektedir.

Bu uygulamalara benzer uygulamaları madencilik ve inşaat sektöründe de görmekteyiz. Bu sektörlerdeki iş kazalarında ülkemiz başı çekmektedir. Çalışma Bakanlığı, bu sektörlerde meydana gelen iş kazalarına karşı önlem almak, iş yerlerini müfettişler aracılığı ile denetlemek yerine, bu uygulamayı ortadan kaldırmaktadır.

Ülkemizdeki meslek hastalıklarına baktığımızda durumun pek iyi olmadığını, yürekler acısı tabloyu görmekteyiz. İşçi sağlığı ve güvenliğinin önemli bir konusu olan meslek hastalıklarındaki rakamsal görüntüler bizi yanıltmasın çünkü henüz ülkemizde meslek hastalıkları ciddiye alınmayarak geniş çaplı bir kayıt sistemi tutulmamaktadır. Söz konusu iş kazaları ve meslek hastalıkları, insan kaybımızın yanında, ülke ekonomimize de her yıl trilyonlarca liraya mal olmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) – Dünyada kabul görmüş birçok meslek hastalığı ülkemiz tarafından genel kabul görmemiştir. Meslek hastalıklarıyla etkin bir şekilde  mücadele etmek için öncelikle tıbbi   imkânların sağlanarak sağlık tesislerinin açılması gerekirken AKP Hükûmeti ne yapıyor? Meslek hastalıklarına yönelik hizmet veren Ankara ve İstanbul’daki hastanelerin kaynaklarını kesiyor. Meslek hastalıklarına teşhis koyma görevini elinden alıyor, âdeta “Meslek hastalıklarını teşhis etmeyin.” diyor.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

29’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 29. Maddesinin 2 nci fıkrasının “Güvenlik raporu hazırlama yükümlülüğü bulunan işveren, hazırladıkları güvenlik raporlarının içerik ve yeterlilikleri Bakanlıkça ve ilgili meslek örgütleri tarafından incelenmesini müteakip işyerlerini işletmeye açabilir.” değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

 

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                                 Turgut Dibek

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                           Kırklareli

 

                   Musa Çam                                   Uğur Bayraktutan                                   İzzet Çetin

                        İzmir                                                Artvin                                               Ankara

 

                   Levent Gök

                      Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYON BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Değerli arkadaşlar, 29’uncu maddeyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım. Öncelikle saygıyla selamlıyorum sizleri.

Az önce vatandaşlarımız arıyorlar. Bir vatandaşımız ilginç bir şey söyledi, onu ileteyim size. Meclisi takip ediyormuş kendisi, diyor ki: “İş sağlığı ve güvenliği kanunu görüşüyorsunuz ama ben şunu istiyorum sizden: Evlatlarımızın sağlığı ve vatanımızın güvenliği ne olacak, onu konuşmanız gerekir.” Aslında vatandaşımızın duyarlı olduğu nokta o şu anda, yaşadığımız süreçten sonra, yani teröristler elini kolunu sallaya salaya geliyorlar, evlatlarımızı şehit ediyorlar, gidiyorlar; bu vatan güvensizken, bu vatanın güvenliğini sağlamadan siz neyi konuşuyorsunuz demek istiyor, bunu da sizlere iletmek istedim.

Az önce konuşurken, konuyla alakalı değildi… Belki arkadaşlarımız şunu diyebilir: “Ya, Sayın Vekilim, sen ne anlattın öyle?” Tabii, süre yetmediği için yarım kaldı. Yani Urfa’dan bahsettim, o cezaevinden, oradaki olaylardan; bir de Urfa’nın genel durumundan bahsettim. Bağlantı neydi? Bağlantı şuydu, bir cümleyle onu söyleyeyim: Bakın, öyle bir hâlde siyaset yapmaya çalışıyorsunuz ki oradaki insanları 16 liraya muhtaç etmişsiniz. O insanlar orada üretmiyorlar, o insanlar kazanamıyorlar. Su var, toprak var. Suruç’ta insanlar diyorlar ki: “Biz üretmek istiyoruz. Su getirin bize.” Fakat siz suyu getirmiyorsunuz. “Karınca hızıyla gidiyorsunuz.” dedim. Yani GAP o bölgedeki sekiz ile hizmet edecek, siz “Hayır.” diyorsunuz, oy deposu olarak görüyorsunuz. 670 bin insan yeşil kartlı Urfa’da, 670 bin değerli arkadaşlar. 10 AKP milletvekili var aranızda. Nüfusun yüzde 45’i yeşil kartlı. O sistem suç üretiyor. O suçtan sonra cezaevine insanları koyarken, daha doğrusu insanları koyacak cezaevi yetiştiremezsiniz. Bunu anlatmaya çalışmıştım size. Bu sadece Urfa için geçerli değil, her il için geçerli. Bu anlayıştan artık vazgeçin.

Ben Sayın Bakanın samimiyetine inanıyorum, güveniyorum. Yani kendisi iyi niyetli, gerçekten iyi niyetli. Ama, değerli arkadaşlar, o insanlar üretirse yani ekonomik ilişkiler değişirse, kazanırsa, bununla belki sizlerin oyları gidebilir, o ayrı mesele ama Türkiye kazanacaktır. Yani bunu anlatmak istemiştim.

Şimdi, kanunla ilgili, daha doğrusu maddeyle ilgili şunu belirtmek isterim: Arkadaşlarımız anlatıyorlar konuyla ilgili olarak, benim de dikkatimi çekiyor; siz de sorguluyorsunuz mutlaka “Niye biz bu iş kazalarında, ölümlü kazalarda, yaralanmalı kazalarda hep lideriz, Avrupa’nın lideriyiz?” Dünyada 3, 4, 5; oralarda, gidip geliyoruz, yani hep böyle kafadayız dünyada. Bunun altında yatan nedir? Rakamlar çok çarpıcı. Herkes söylüyor, ben bir daha söyleyeyim. Yani siz…

Bugün Adalet Bakanını izliyorum televizyonlarda, diyor ki: “Geçmişten gelen sorunlarla…” Yahu, on yıldır iktidardasınız. Sayın Bakan da mı aynı şeyi söylüyor, onu merak ediyorum. Yani geçmişten gelen konular mıdır? On yıldır, arkadaşlar, bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz. Yönetemeyecekseniz bırakacaksınız, gideceksiniz ama şunu söyleyemezsiniz: Bir yılda 1.100 kişi, bu insanlar iş kazalarında ölüyorsa… Resmî rakamlardan bahsediyorum. Arkadaşlarımız bunu üretiyorlar. Yani onlar daha uzman. Çok iyi niyetle de çalışıyorlar. Günde 3 kişi ölüyor; 3 kişi, günde. Bu sosyal güvenliğe kayıtlı olan sigortalılardan bahsediyoruz. Onun dışındaki resmî olmayan rakamlar nedir, onları siz de bilmiyorsunuz, ben de bilmiyorum.

11 bin kişi on yılda ölmüş sizin iktidarınızda. Niye ölmüş? Bunun altında yatan nedir? Yani Avrupa’yla biz boy ölçüşmeye çalışıyoruz, onlarla rekabet etmeye çalışıyoruz. Avrupa ülkelerinin ortalamalarının 7 katı bizdeki ölümlü kazalar veya iş kazaları, 7 katı. Bunun altında ne yatıyor? Hiç bununla acaba arkadaşlarımız ilgilendiler mi, düşündüler mi? Daha doğrusu, Sayın Bakan, Hükûmet bu konuda ne düşünüyor?

Şunu diyebilirsiniz: Evet, bak yol alıyoruz. Bugüne kadar müstakil bir kanunumuz yoktu, iş sağlığı ve güvenliği konusunda bir kanun çıkarıyoruz. Bugüne kadar işte yönetmeliklerle idare ediyorduk. Az önce Sayın Hocam da, Oğuz Hocam da belirtti, aslında bir kanun var, İş Kanunu var, 2003’te çıktı, onun ilgili kısımları var. Bundan sonra bu iş düzelecek diyebilirsiniz.

Ama, değerli arkadaşlar, anlayış şu olursa, Adalet Bakanının anlayışı olursa hiçbir şey düzelmez. Adalet Bakanımız, Komisyonda çalışıyoruz -o da belki iyi niyetli, ayrı mesele. İyi niyetle zaten işler çözülecek olsa her şey çözülür- ne diyor? “Benim istifamla sorunlar çözülürse hemen istifa edeyim.” Bu anlayışı yıkmak zorundayız. Sen istifa et, burada AKP Grubundan bu işi yapacak en az 10 tane adam çıkar, merak etme.

Şunu bilsin insanlar, bu görevi yapanlar: Bu sorun çıkarsa, cezaevlerinde yangın çıkarsa Adalet Bakanı istifa eder. İnanın, o yangınlar çıkmaz zaten, o olaylar olmaz, iş kazaları da olmaz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanın kısa bir açıklama talebi var.

İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, şimdi, kürsüye çıkan her hatip, değerli milletvekili arkadaşlarımız -yani hani bir laf var ya, bir deli bir kuyuya taş attı misali-yasa başladığından beri “Dünyada iş sağlığı, güvenliği açısından 3’üncü sıradayız…” Yani bu nereden çıktı, ben doğrusu bilemiyorum ve her hatip de bunu aldı… Kim attı bunu kuyuya, o da belli değil. Bu bir gazeteden mi çıktı bilemiyorum.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Uluslararası belgelerde var.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Hayır, müsaade edin.

Sormak istiyorum: Irak’ta iş kazalarında kaç kişinin öldüğüyle ilgili bir veri mi var elinizde?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen Irak’la mı kıyaslıyorsun Türkiye'yi? Ayıptır ya!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) -  Çin’de var mı? Afrika ülkeleriyle ilgili var mı? Güney Amerika’da var mı? Pakistan’la ilgili bir veri mi var?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Uluslararası belgelerde var.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) -  Bangladeş’le ilgili bir veri mi elde ettik? Yani say sayabildiğin kadar Afrika’dan, Uzak Doğu’dan, Orta Doğu’dan, Orta Asya’dan.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Onlardan geriye gitti Bakanlığınız döneminde. Kiralık işçiliği dünya yasakladı, siz…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Yani bir bilgi kirliliği var, bunu anlatmaya çalışıyorum, bu doğru değil.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Köleliği getirdiniz, köleliği!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ben bir soruya cevap veriyorum İzzet Bey.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ama köleliği getirdiniz, kölelik var mı bu çağda?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) -  Ben başka bir şey söylüyorum. Yani elde bir veri var, bu veri çerçevesinde diyoruz ki: 3’üncü. Böyle bir şey yok arkadaşlar.

İZZET ÇETİN (Ankara) – 32’nci maddede göreceğiz az sonra.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bu doğru bir bilgi değil. Onun için, bunu düzeltmek için ben söz aldım.

Çok teşekkür ediyorum.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Gerçek rakamları söyleyin Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Son olarak da şunu söyleyeyim: Urfa’da büyük bir değişim var, büyük bir dönüşüm var. Sık sık gitmenizi de ben şahsen gönülden arzu ederim o değişimi daha iyi görebilmeniz için.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 

30’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 30. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (2), (3), (4) ve (5) numaralı alt bentlerinin ekteki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                              Uğur Bayraktutan

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                              Artvin

                   İzzet Çetin                                       Levent Gök                                        Musa Çam

                      Ankara                                              Ankara                                               İzmir

                                                                            Özgür Özel

                                                                               Manisa

“2) İşyeri sağlık ve güvenlik birimi ve ortak sağlık ve güvenlik biriminde görev alacak işyeri hekimi, iş güvenliği, uzmanı ve işyeri hekimi dışındaki diğer sağlık personelinin nitelikleri, işe alınmaları, görevlendirilmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları, görevlerini nasıl yürütecekleri, işyerinde çalışan sayısı ve işyerinin yer aldığı tehlike sınıfı gözönünde bulundurularak işyerlerinde asgari çalışma süreleri, işyerlerindeki tehlikeli hususları nasıl bildirecekleri ile belgelerinin geçerliliğinin askıya alınması veya iptali,

3) İş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunacak kuruluşların; görev, yetki ve yükümlülükleri belgelendirilmeleri ve yetkilendirilmeleri ile belge ve yetkilerinin iptali, sunulacak hizmetler kapsamında yer alan sağlık gözetimi ve sağlık raporları, kuruluşlarda bulundurulacak personel ve donanım ile bu kuruluşların denetlenmesi ile belgelerinin geçerliliğinin askıya alınması veya iptali halinde yapılacak işlemler,

4) İşyeri tehlike sınıfı ve çalışan sayısına göre; iş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunan kişilerin sayısı, işyerinde verilecek hizmet süresi,

5) İşyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi dışındaki diğer sağlık personelinin eğitimleri, belgelendirilmeleri ve tescilleri, sahip oldukları belgelere göre hangi işyerlerinde görev alabilecekleri; işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi dışındaki diğer sağlık personeli eğitimi verecek kurumların belgelendirilmeleri, yetkilendirilmeleri ve bu kuruluşların denetlenmesi ile belge ve yetkilerinin iptali, eğitim programlarının ve bu programlarda görev alacak eğiticilerin niteliklerinin belirlenmesi ve belgelendirilmeleri ile eğiticilerin ve eğitim kurumlarının belgelerinin geçerliliğinin askıya alınması veya iptali, eğitimlerin sonunda yapılacak sınavlar ve düzenlenecek belgeler ile bu maddede belirtilen kişi ve kuruluşların belgelendirme, yetkilendirme ve tescil bedelleri ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılan yönetmeliklerle düzenlenir. İşyeri hekimleri ve diğer sağlık personeline ilişkin çıkarılan yönetmelikte Sağlık Bakanlığının ve Türk Tabipleri Birliğinin; iş güvenliği uzmanlarına ilişkin çıkarılan yönetmelikte Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliğinin uygun görüşü alınır. İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının belgelerinin verilmesine ilişkin koşulların yitirilmesi halinde ilgili meslek kuruluşu tarafından; hizmet ve eğitim kurumlarının belge ve yetkileri ise belge veya yetkinin verilmesine ilişkin koşulların yitirilmiş olması hâlinde Bakanlık tarafından askıya alınır yahut iptal edilir."

(3) Bu maddede belirtilen eğitimlerden sürekli eğitim niteliğinde olanlar, belli süreye yayılan ve kredi toplanması suretiyle belli bir puana ulaşılmasıyla tamamlanan eğitimler olarak planlanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Musa Çam, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Meclisimizin saygıdeğer üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Şu ana kadar vermiş olduğumuz önergelerin tamamına ne yazık ki Sayın Komisyon ve Sayın Bakan -hiçbirisine- katılmadı. Bu nedenle ben maddenin biraz daha ötesine geçerek, Türk Hava Yollarında yaşanan grevle ilgili biraz önce Sayın Bakanın vermiş olduğu cevaba birkaç açıklama getirmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz günlerde Türk Hava Yolları grev yasağı kapsamı içerisine alındı. Aslında bunu İçişleri Komisyonunda görüşürken İçişleri Komisyonu Sayın Başkanına konuyu ilettik, “Grev yasağına getirilen madde, yasak maddesi İçişleri Bakanının meselesi değil. Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda görüşülmesi gerekir iken İçişleri Komisyonunda görüşülmesini doğru bulmuyoruz. Bunu lütfen, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna gönderin.” dedik. İtfaiyecilerle ilgili konuyu da yine aynı şekilde “Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna gönderin.” dememize rağmen, bütün uyarılarımıza rağmen, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik devre dışı bırakılarak İçişleri Komisyonunda görüşüldü ve bir gecede yasalaştırıldı burada.

Arkadaşlar, İçişleri Komisyonunda da uyardık, “Bunu, toplu iş ilişkileri kanunu geliyor, oraya getirin, orada müzakere edelim, orada konuşalım.” dedik, yine dinlemediniz. “Bakanlar Kurulunun grev erteleme yetkisi var, hakkı var, bunu yapmayın.” demiş olmamıza rağmen, uyarılarımıza rağmen ne yazık ki getirdiniz ve en büyük iş kazasını, Türk Hava Yollarında 305 arkadaşımızın iş akdini feshederek gerçekleştirmiş oldunuz. Bu da önemli bir başarıdır, bundan dolayı da yönetimi ve Hükûmeti kutluyorum!

Şimdi, Sayın Bakan, bu önergeyi veren arkadaşımız Sayın Metin Külünk, sizleri devre dışı bırakarak, sizleri yok sayarak getirip de yasalaştırmış olduğu bu maddeyi… Kanun teklifini getiren Sayın Metin Külünk’le ilgili, Can Ataklı 9 Hazirandaki köşesinde şunları yazıyor: “Grev yasağı getiren maddeyi öneren Metin Külünk adlı milletvekili İnternet sitesinde “işe alma bürosu” kurarak CV (özgeçmiş) toplamaya başlıyor.” Yine bir paragraf: “Bu CV’ler THY yönetimine gönderiliyor, iddiaya göre THY yönetimi attığı kişilerin yerine bu CV’lerden adam toplamaya başlıyor.” Şimdi, bu kanun teklifini veren arkadaşımızın yapmış olduğu işler.

Yine, 1 Haziran 2012 günü Gazete Habertürk’te Ünsal Ereke’nin yazmış olduğu haberden paragrafları sizlere okuyorum:

 “Havacılıkta grev yasağı teklifinin sahibi milletvekili Metin Külünk, okul arkadaşı Burhan Koca'nın geliştirip Türk Hava Yollarına sattığı Kabin Memurluğu İşe Alım Süreci Yönetim Sistemi'ne kendi İnternet sitesinden CV toplayarak destek veriyor.

Türk Hava Yolları'nın hâlen kullandığı ve personel alımı sürecini iki güne indiren Kabin Memurluğu İşe Alım Süreç Yönetim Sistemi'ni kuran Empatik İnsan Kaynakları Başkanı Burhan Koca'nın, havacılıkta grev yasağını sona erdiren teklifini son dakikada torba yasaya ekleyen AK PARTİ İstanbul Milletvekili Metin Külünk'ün üniversiteden okul arkadaşı olduğu ve sistemi Metin Külünk'ün desteğiyle kurduğu öğrenildi.

Türk Hava Yolları’nın daha önce bir yıl olan personel işe alım değerlendirme sürecini kısaltan KAMİA'yı iki yıl kullandığı ve Ekim 2009-Mayıs 2011 döneminde 26 bin 875 kişiyi değerlendirirken bu sistemi kullandığı öğrenildi. Türk Hava Yolları daha sonra sistemi Empatik’den satın aldı.

Vekil olduğu için kendisine çok iş başvurusu yapıldığını ve bunları disipline etmek istediğini belirten Metin Külünk ‘Benden iş isteyen vatandaş olduğu kadar, eleman isteyen özel sektör şirketleri bulunuyor. Bu amaçla üniversiteden tanıdığım Burhan Koca isimli arkadaşımın Empatik şirketiyle dokuz ay önce böyle bir insan kaynakları projesi hayata geçirdik. Bu başvuruları İnternet sitemde disipline ediyorum’ dedi.

Milletvekili olduğu için karşılaştıkları sorunlardan birinin istihdam ihtiyaçları olduğunu kaydeden Külünk şöyle konuştu: ‘Takdir edersiniz ki siyaset kurumu vatandaşın koşulsuz biçimde bütün problemleriyle iç içe. Karşımıza gelen her vatandaşımızın istihdam talebine katkı sağlamak adına referans sistemi işlemektedir bu ülkede. Benim, bir şirket adam aldığı zaman ‘Bu kardeşimizi değerlendirir misiniz.’ deme hakkım var.’” diyor ve böylelikle 305 kişiyi işten attırıyor ama bunun yanında da işe adam aldırmak için de bir şirket vasıtasıyla CV topluyor ve o CV’leri Türk Hava Yollarına göndererek o insanların işe alımına katkı veriyor.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – İŞKUR gibi adammış.

MUSA ÇAM (Devamla) – Şimdi, bu adalet midir arkadaşlar? Siz, iş hakkını koruduğu için, onun için mücadele veren insanları işten attırtacaksınız, sonra da bir şirket marifetiyle de CV toplayıp, onları Türk Hava Yolları yönetimine gönderip o insanların işe alınması için aracılık yapacaksınız. İşte, AKP’nin, adında “adalet” olan Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşımızın yaptığı budur.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

31’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 31 inci maddesinde geçen “yetki belgelerinin geçerliliğinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “doğrudan veya” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Nurettin Canikli                                   Recep Özel                                     Ramazan Can

                     Giresun                                             Isparta                                             Kırıkkale

               Muzaffer Yurttaş                            Pelin Gündeş Bakır                            Mehmet Erdoğan

                      Manisa                                             Kayseri                                           Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 31. Maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                              Uğur Bayraktutan

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                              Artvin

                   İzzet Çetin                                       Levent Gök                                        Musa Çam

                      Ankara                                              Ankara                                               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Candan Yüceer, Tekirdağ Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007-2012 tarihleri arasında Tuzla tersanelerimizde 500 işçimiz öldü.

2012 Şubat ayında Adana Kozan’da baraj kapağının patlaması sonucu 10 işçimiz sulara kapıldı.

Elâzığ Maden ilçesinde 6 işçi öldü, 6 işçi yaralandı.

Esenyurt alışveriş merkezi inşaatında çalışan 11 işçi uykudayken çadırda yanarak can verdi.

3 Nisan 2012, Erzurum Aşkale Karasu Baraj Göleti’nin içindeki elektrik direğini tamir için şişme botla gölete açılan 5 TEDAŞ görevlisi donarak, boğularak öldü.

Benim de bölgem olan Tekirdağ Malkara’da özel bir kömür ocağında çalışan Osman Buda, dışarıda ucu açık bırakılan elektrik kablosunun akımına kapılarak yaşamını kaybetti.

Sanayi şehri de olan Tekirdağ, maalesef, iş kazalarının yoğun yaşandığı bir ildir.

Madenlerde iş kazaları hız kesmeden devam ediyor. Mayıs 2010’da, Zonguldak’ta 30 madencinin grizu patlaması sonucu ölümü için Sayın Başbakan “Kader, madencilikte normal.” demişti. Oysaki bizde kader olan Şili’de kader değildi. Yerin 700 metre altında, altmış dokuz gün sonra 33 madenci kurtarıldı. Maalesef Maraş’ta yaşanan göçükten işçi arkadaşlarımızın cesetleri çıkarılamamış durumdadır. 14 Haziranda, geçtiğimiz hafta perşembe günü, Genel Kurulda tam da iş sağlığı, iş güvenliğini konuşurken, hemen yanı başımızda ASKİ’nin atık su gideri inşaatında çalışan, yirmi dört yaşında, evlilik hazırlığı yapan Nadir Kekilli göçük altında kalarak göz göre göre yaşamını yitirdi.

Evet, yılda 1.100 işçinin iş kazası sonucu öldüğü ülkemizde, bu acı, ürkütücü tablo cihan devletinin, dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisi, kişi başına düşen millî gelirin 10.444 dolar olduğuyla övünen ülkemizin konuşulan değil ama yaşanan gerçekleri. Birçok konuşmacı tabii ki bu tarihleri, olayları, rakamları verdi ama ben de bir kez daha hatırlamak, hatırlatmak adına, unutmamak adına, ders çıkartmak adına tekrar etmek istedim çünkü iş kazaları gerçekten sosyal yanı ağır olan olaylar. İşçiler iş kazalarının nedeni değil, korunmasız tarafıdır. İşçinin değeri emeğinin fiyatıyla ölçüldüğünden işçinin bir insan olarak taşıdığı yaşama hakkı bu üretim sürecinde maalesef dikkate alınmıyor.

Bu olumsuz tablonun en önemli nedeni, iş sağlığı, iş güvenliği önlemlerinin işverenlerin ezici bir çoğunluğu tarafından ek maliyet unsuru olarak ele alınması, kurallara uyulmaması, iş yerine sendika sokulmaması, iş yerlerinin denetlenmemesidir. İşsizlik, yoksulluk, sefalet koşullarında sendikasız, güvencesiz, esnek, kayıt dışı çalışmaya mecbur bırakılan işçi sınıfı her gün ölüyor, işçi ocaklarına her gün ateş düşüyor ve görünen o ki düşmeye de devam edecek. Çünkü mevcut iktidar etkin önlemler almaya yönelik bir politika üretmek yerine, iş sağlığı, iş güvenliği hizmetlerini serbest piyasaya terk etmeye yönelik bir anlayışı ön planda tutuyor.

İnsan emeğinin ve sağlığının değerini bilmeyen bir ülkenin hiçbir alanda gelişemeyeceği açıktır. İşveren ve devletin sorumluluğu sadece insanlarına iş vermekle sınırlı olamaz, aynı zamanda çalışma ortamındaki koşulları, sağlık koşullarını, güvenliğini de sağlamak zorundadır. Yani sorunun çözümü sadece iş yerlerinde tıbbi ve teknik önlemler alarak sağlanamaz, dolayısıyla bu dar bir çerçeveye sıkıştırılamaz. Bu anlamda, iş sağlığı güvenliğinin genel sorunlarla bağı koparılmamalıdır. Daha açık bir ifadeyle, sermayenin çıkarının bütün toplumun çıkarının üstünde tutulması evrensel insanlık değerlerine açıkça aykırıdır.

Değerli arkadaşlar, iş sağlığı, iş güvenliği hizmetlerinde o kişinin iş yerinde, oranın çalışanı olarak kişiler tarafından sunulması önemli çünkü iş yeri hekimliği, iş güvenliği uzmanlığı profesyonel bir iştir çünkü çalışma hayatı dinamik olduğu kadar ağır risklerin olduğu bir alandır. İş sağlığı, güvenliği uzmanının, iş yeri hekiminin orada çalışması, orada işçilerin yaşadığını, hatta yaptığını yapması lazımdır; dinamik üreten alanı ve bununla paralel değişebilen riskleri, işçiyi, işi takip etmesi gerekir. Evin içinde olup biteni siz dışarıdan takip edemezsiniz. Dolayısıyla, mevcut tasarı, iş yeri hekimlerini, iş güvenliği uzmanını dışarıya çıkarmış, iş yerinde sağlık biriminin kurulmasını engellemiş ve önemli olan, birinci basamakta bu sorumluluğu yaşayacak, yapacak olan kişileri dışarı itmiştir. Özellikle meslek odaları, iş güvenliği uzmanları, iş yeri hekimleri, iş yeri hemşiresi, sağlık memurunu dışarı çıkarmıştır. Bu konuda tekrar gereğinin yapılması gerekmekte çünkü özellikle meslek odalarının bu alandaki katkısı tartışmasızdır. Yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim. Bu anlamda da siyasi yaklaşmayalım diyorum, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 31 inci maddesinde geçen “yetki belgelerinin geçerliliğinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “doğrudan veya” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                            Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

İSG hizmeti sunan kişilerin yaptıkları fiiller neticesinde sorumlulukların belirlenmesinin kuvvetlendirilmesi sağlanmıştır.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...  Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

 Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

32’nci maddeye bağlı (a) bendi üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 32inci maddesinin (a) bendinin tasarı metninden çıkartılmasını ve diğer bentlerin buna göre teselsül edilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                              Uğur Bayraktutan

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                              Artvin

                   İzzet Çetin                                       Levent Gök                                        Musa Çam

                      Ankara                                              Ankara                                               İzmir

           Mehmet Ali Ediboğlu

                       Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI  FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzzet Çetin, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz evvel Sayın Bakanımız “İstihdam bürolarıyla ilgili önemli düzenlemeler yapacağız.” dedi. İşçileri Allah korusun AKP’nin gazabından. Ne diyebilirim ki? Eğer öyle bir düzenleme varsa bundan sonrası vahim.

Bakınız, elimde üç tane kitapçıkla çıktım: Birisi, 4857 sayılı İş Kanunu, birisi 15/3/2003 tarihli Meclis tutanağı, diğeri de bugünkü 277 sıra sayılı belge. Burada, 32’nci maddenin (a) fıkrasında son İş Kanunu’nun, “4857 sayılı İş Yasası’nın son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.” diyor. Yani en son cümleden kısa bir metin çıkartılmış. Çıkartılan metin, “İşçiye sağlık ve güvenlik risklerine karşı gerekli eğitimi vermekle yükümlüdür.” Kim? İşveren. Yani işverenin işçiyi eğitme borcundan kurtarmayı onaylayacaksınız biraz sonra, eğer oylarsanız.

Değerli arkadaşlarım, esasında 7’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının son cümlesi. Nedir 7’nci maddesi İş Kanunu’nun? İlk önce Meclise geliş biçimiyle, kiralık işçilik, ödünç iş ilişkisi. 4857 sayılı Yasa’nın daha sonra ilgili maddesi 2003’te tekriri müzakereyle geçici iş ilişkisine çevrildi. İşverenlerin, sizin Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi’nde Bakanın “Hazırlık yapıyoruz, iyi olacak.” dediği belgenin içinde, özel istihdam büroları marifetiyle bundan böyle kölelik düzenini, Orta Çağ’ın çalışma koşullarını Türkiye’ye yeniden getireceksiniz. Ondan sonra, Bakan “Bunları nereden buluyorsunuz?” diyor. Ya Bakanı uzmanları kandırıyor, bürokratları kandırıyor ya Bakan gerçekten bu işi bilmiyor.

Bakınız, bunlar Meclisin tutanaklarında var, buraya getirdim, siz de alabilirsiniz. Kiralık işçiliği, esasında iki yerde bulmak mümkün değerli arkadaşlar. Bunlardan bir tanesi, Almanya’nın Berlin şehrinde, bir makine fabrikasında, August Borsig adlı işveren, ta 1837 yılında, makine fabrikasında işleri bitiremeyince Prusya ordusundan asker kiralayarak işçilerini tamamlıyor ve kiralık işçilik lügate öyle giriyor. İkincisi de Osmanlı döneminde Mecelle’de var, icarı adem yani kiralık adam. Kim kiralıyor? İşveren, bir başka işverene, işçiyi yani insanı köle gibi kiraya verebiliyor. Bunu düzenlemeyi de Bakan “İyi şeyler yapacağız.” diye övünç vesilesi yapabiliyor ki bu ayıptır, günahtır. Gerçekten, yani özel istihdam büroları marifetiyle işçi kiralamayı, kiralık işçiliği, yeniden 4857’den daha vahim konuma getirmek, üstelik de kiralanan işçiye o gittiği iş yerinde maliyet unsuru gibi görüp de işverenin eğitim vermesini, onun birtakım çalışma koşullarına karşı önceden uyarlamasını, uyarlama yükümlülüğünü yasadan çıkarmak, ancak ve ancak kölelik düzeninde işçi çalıştırmayı içine sindirebilenlere yakışır. Bu ayıptır, günahtır. Yarın sizin çocuklarınız da işçi olabilir, torunlarınız da işçi olabilir, inşallah da olur buna “Evet.” diyenlerin çocukları.

Değerli arkadaşlarım, kıymayın insanlara bu kadar, köle gibi çalıştırmaya izin vermeyin. Yani Bakan farkında değil ne dediğinin. İşçinin eğitimini masraf diye işverene yükümlülükten çıkarıyor ve ondan sonra “Bu rakamları nereden buldunuz?” Dokuz yılda 10 bin küsur kişinin öldüğünü -üstelik kayıt dışı alan buna dâhil değil- Bakan da biliyor, hepiniz de biliyorsunuz ama “Nereden buluyorsunuz?” Eğer çalışma düzeni böyle olursa, işçi korumasız, korunaksız, güvencesiz olursa, işverenlerin, özellikle gözünü kâr hırsı bürümüş işverenlerin insafına terk edilecek olursa iş kazalarını önlemek ne yasayla ne tüzükle ne yönetmelikle mümkün olmaz.

Zaten bu yasa da büyük oranda, büyük bir olasılıkla Anayasa Mahkemesinden geri gelecek çünkü tüzüklerle yapılması gereken pek çok işi yönetmeliklere bırakacaksınız, bıraktınız. Yine geri gelsin diye de bilerek böyle yaptınız.

Hiç olmazsa bu maddede o fıkranın çıkarılmasına izin vermeyiniz diyorum, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çetin.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

32’nci maddeye bağlı (b) bendi üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 32. Maddesinin (b) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

                           

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                              Uğur Bayraktutan

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                              Artvin

                  Gürkut Acar                                      Levent Gök                                Mehmet Ali Ediboğlu

                      Antalya                                             Ankara                                               Hatay

                   Musa Çam                                        İzzet Çetin

                        İzmir                                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Gürkut Acar, Antalya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 32/b maddesiyle ilgili önergemiz üzerinde söz aldım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben bu düzenlemeyi anlamakta zorlanıyorum yani herkes kendini kaybetmiş şekilde içip içip işe mi gidiyor? Bu alanda bir patlama mı var? Bir kanunla yani bu kanunla 2 kez aynı yasak getiriliyor, bunu anlamak mümkün değil.

28’inci maddeyle bağımlılık yapan madde yasağı getirildi, iş yerine sarhoş gelmeyi yasakladınız. Yetmedi, bir de 32’nci maddeyle bunu pekiştirme yani “Tazminatsız, ihbarsız işten de atılsın.” diye bir madde daha getiriliyor. Yani, 4857 sayılı İş Kanunu’nun “İşverenin haklı nedenle derhâl fesih hakkı” başlıklı 25’inci maddesinde 84’üncü maddeye aykırı davranmak var. 84’üncü madde ne diyor arkadaşlar? “İş yerine sarhoş veya uyuşturucu madde almış olarak gelmek ve iş yerinde alkollü içki veya uyuşturucu madde kullanmak yasaktır.” diyor yani zaten var, zaten atılacak yani İş Kanunu’nda yasak var. Bu yetmiyor, bu kanuna ayrı bir başlık hâlinde yasak ekleniyor. O da yetmiyor, bir de bu 32’nci maddeye bu hüküm ekleniyor. Bunu anlamak mümkün değil. İş Kanunu’ndaki hüküm tazminatsız, ihbarsız işten çıkarmalar için yeterli olmadı mı ki, bu kanuna da 2 kez konuluyor? Bence bu da yetmez, her kanuna böyle bir hüküm koyalım değerli arkadaşlar. Böyle mantıksız bir noktaya geliyoruz.

“Sarhoşluk” kavramı, değişiklik önergemizde de belirtildiği gibi muğlak bir kavramdır. Sarhoşluğun sınırı nedir? Bilimsel olarak böyle bir ölçüt var mı? Yani bir akşam arkadaşıyla bir, iki kadeh içki içen biri ertesi gün işe geldiğinde kanında alkol çıktığında sarhoş sayılabilecek mi, sayılamayacak mı? İş, mahkemeye düştüğünde yargı neye göre karar verecek? Yani her işveren, trafik polisi gibi alkolmetreyle ölçüm mü yapacak? İş sözleşmesini feshederken arkasına bu raporu mu ekleyecek? Bunun ölçüsü var mı? Ya da iş yerlerindeki iş sağlığı dolaplarında ya da ecza dolaplarında artık alkolmetre de mi bulunacak? Ya da işçiler kendisi mi yanında bulunduracak? Eğer bu hüküm kalacaksa bu konuda da bir hükmün buraya eklenmesi belki de düşünülmelidir.

Değerli arkadaşlar -daha önce de belirttiğim gibi- her düzenlemeye bir zihin dünyası, bir düşünce yapısı dayatılıyor, buna dikkatinizi çekiyorum. Bu hüküm de bunlardan birisi. Ülkede milyonlarca insan işsiz, binlerce insan iş bulma umudunu da kaybetmiş durumda. Öğretmen adayları atanamadıkları için intihar ediyor. Tablo böyleyken, insanlar dört elle sarılacak bir iş ararken sanki herkes alkollü bir şekilde işe gidiyormuş gibi kanun düzenlemesi yapılıyor. Bu konuda bir düzenleme zaten var ama her yere bu yazılsın, bu anlayış sürekli vurgulansın ki kendi zihin dünyanız bütün vatandaşların bilinçaltına yerleşsin istiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bakınız, kırmızı bölgeler AKP İktidarının gündemindedir. Piknik alanları, mesire yerlerinde alkol yasağı her geçen gün yaygınlaştırılıyor. Bunun bir adım ötesi herhâlde turistlere de yasak getirilecektir. Bunu anlamak da kabul etmek de mümkün değildir.

Bu nedenlerle önergemizin kabulü konusunda desteklerinizi bekliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

32’nci maddeye bağlı (c) bendi üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 32. Maddesinin (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla. 

“16 yaşını doldurmuş ve 18 yaşını bitirmemiş gençlerin ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması yasaktır”

           Mehmet Ali Ediboğlu                          Uğur Bayraktutan                            Dr. Candan Yüceer

                       Hatay                                                Artvin                                             Tekirdağ

              Süleyman Çelebi                                   İzzet Çetin                                        Levent Gök

                     İstanbul                                             Ankara                                             Ankara

                   Musa Çam                                                                                                          

                        İzmir                                                                                                               

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, az önce Hatibin yaptığı değerlendirme, gerçekten maddeyi tam anlayamamasından kaynaklanan çok farklı bir değerlendirme yaptı.

Yine biraz önce verilen önergede, 28’inci maddede iş yerine nasıl geleceği düzenlemesi var iken, o düzenleme olmasına rağmen yeni bir madde getirildi. Oysa 28’inci maddede “İşyerine, sarhoş veya uyuşturucu madde almış olarak gelmek ve işyerinde alkollü içki veya uyuşturucu madde kullanmak yasaktır.” diyor. Önerge veriliyor “İşyerine sarhoş gelinmez.” deniyor. Zaten var düzenleme.

E, burada şimdi 84’üncü madde kaldırılıyor İş Kanunu’nda. Onun yerine, atıfta bulunan 25’inci madde var İş Kanunu’nda. Oradaki kaldırılan hükümler 25’inci maddeye dercediliyor yani işverenin haklı fesih ile ilgili meydana gelen boşluk 25’inci maddeye taşınıyor. Konu anlaşılmayınca sanki çok farklı bir şey yapılıyormuş gibi takdim ediliyor. Onun için, bu önergelere katılamıyoruz. Çok da sağlıklı bir çalışmanın ürünü önergeler olmadığını maalesef söylemek durumundayım. Burada değerlendirmek, konuşmak hepimizin, hepinizin hakkıdır, saygı duyuyorum ama öyle bir takdim oluyor ki sanki ciddi, büyük bir yanlışlık varmış gibi takdim edildiği için bu düzeltmeyi yapmak durumunda kaldım.

Önergeye katılamıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Ali Ediboğlu, Hatay Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 277 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 32’nci maddesinin (c) bendiyle ilgili önergemiz üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi  saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, insanlık tarihinin geçirdiği evreler sonu çalışma hakkı temel insan hakkı olarak kabul edilmiştir. Çalışanın beden bütünlüğünü ve sağlığını bozacak etkilerden iş yerinin arındırılması ve bu hakkın korunmasında devlet asli sorumludur. Ülkemizde günde ortalama yüz yetmiş altı iş kazası oluyor. Bu kazalarda her gün 4 kişi ölüyor, 5 kişi de sakat kalıyor ve ne yazık ki ciddi bir önlem de alınamıyor. Bu ülkenin Başbakanı da çalışma  koşullarının Uluslararası Çalışma Örgütü standartlarına çıkarılmasını talep eden çalışanlara “Memlekette işsiz çok, bu  koşullarda çalışacak adam da çok.” diye cevap verebiliyor ise  ortada samimiyetsizlik, ciddiyetsizlik ve yaşanan ölümlü iş cinayetlerine yardım ve yataklık var demektir.

Ülkemiz, AKP’nin sermayeden yana, işçiyi yok sayan politikaları sayesinde on beş Avrupa Birliği ülkesi ortalamasının 7 katından daha yüksek bir iş kazası değerine sahiptir. Ülkemizde iş kazalarının tırmanmasının ardındaki temel neden kuralsız, güvencesiz, sendikasız ve kayıt dışı çalışma biçimlerinin hızla yaygınlaşmış olmasıdır. Artan iş  kazaları AKP’nin rant  odaklı ekonomik büyüme anlayışının da sonucudur. Örneğin, kişi başına düşen yıllık gelirin 10 bin doları aşması, ancak işçi, memur, emekli, dul ve yetimlere bu rakamların yansımaması rantiyecilere yönelik bir büyümenin somut göstergesidir. Buna karşılık biz, üretim odaklı ve hakkaniyete dayalı yeni bir ekonomik büyüme modeli önermekteyiz. Taşeronlaşma aşırı boyutlara ulaşmış, en önemlisi ise iç denetim ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca, Hükûmet, İşçi Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü’nü de yürürlükten kaldırmıştır.

Sonuç olarak, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında yeterli ve kalıcı sonuçlara ulaşabilmek için işten kaynaklanan kazaları, hastalıkları ya da sağlıkla ilgili diğer sorunları  önlemeye dönük ulusal düzeyde bu tasarıdan farklı bir yaklaşımla sistematik bir politikanın yaşama geçirilmesi de zorunludur. Tehlike ve riskleri minimum düzeye indirgemeye çaba sarf edecek bu yaklaşım, kaza ve hastalıkların neden olduğu yıkımları azaltacak, iş ile ilgili ortam ve koşulları da iyileştirecektir. Tasarı bu hâliyle kabul edilirse çalışanların sağlığı ve güvenliği alanında yaşanan sorunları çözebilmesi ve arzu edilen normlara ulaşabilmesi de mümkün olmayacaktır, var olan sorunların da derinleşmesine neden olacaktır.

Değerli milletvekilleri, çalışanların sağlığı ve güvenliği konusunda piyasa koşullarına bağlı ekonomik ve faydacı yaklaşım terk edilerek çalışanların sağlığı ve güvenliği yasası sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin yansıtıldığı bir çerçevede yeniden düzenlenmelidir. Yapılacak düzenlemede çalışanların ve toplumun sağlığı ve güvenliği merkeze konulmalı, sistemin en önemli ayaklarını oluşturan iş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının meslek kuruluşlarıyla bağları da güçlendirilmelidir. Ayrıca, ağır ve tehlikeli işlerde çalışanların çalışma koşullarıyla ilgili düzenlemeler yürürlükten tamamen kaldırılmak istenmektedir. Sonuçları itibarıyla kadınlar ile on sekiz yaş altı gençlerin ve çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalışmasının önünü açacak niteliktedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, yine DİSK’in bir araştırmasına göre de Türkiye’de 958 bin çocuk işçi var. Geçen yıl yapılan bir araştırma da Türkiye’de 630 bin çocuk işçinin ise ağır koşullarda çalıştığını ortaya koyuyor. Bu rakamlar çocuk işçilerin sayısının ülkemizde hızla artmakta olduğunu da gösteriyor. Hatta 4+4+4 Yasası ile çocuk işçi sayısının daha da artacağı öngörülüyor.

Ayrıca, 1999’da kabul edilen Uluslararası Çalışma Örgütünün dünyada çocuk işçiliğinin en kötü koşullarının ortadan kaldırılması için düzenlediği sözleşmeye Türkiye taraf da oldu ve bu çerçevede de ülkemizde on beş yaşından küçüklerin çalışması da yasaklanmıştı. Ancak Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1’inci maddesine göre on sekiz yaşından küçük herkesin çocuk olarak kabul edildiği de biliniyor. Dolayısıyla, on sekiz yaşından küçük, aslında, hiçbir çocuğun çalışma ortamı içinde bulunmaması da gerekiyor. Gelin görün ki hayat başka türlü akıyor Türkiye'de, özellikle mevsimlik tarımda ve küçük işletmelerde sürekli çocukların çalıştırıldığı biliniyor. Sokakta çalıştırılan çocuklar da tıpkı üçüncü dünya ülkelerinde olduğu gibi görmezden geliniyor.

Çocuk işçiler emek sömürüsüne en fazla maruz kalan kesim çünkü neredeyse hepsi sigortasız çalıştırılıyorlar ve ucuz emek gücü olarak tercih ediliyorlar. Anlaşılan o ki kaybettiğimiz onca cana ve yitirilen sağlığımıza rağmen, çalışanların sağlığı ve güvenliği, sermayenin baskısı ve taşeron firmaların kâr hırsına kurban edilmiştir. Yine, bu tasarının ruhu, daha çok kâr ve yine kârdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

lll.- YOKLAMA

 (CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi vardır, onu yerine getireceğim.

Sayın Özel, Sayın Çelebi, Sayın Yüceer, Sayın Onur, Sayın Ediboğlu, Sayın Çam, Sayın Oyan, Sayın Dinçer, Sayın Öz, Sayın Kuşoğlu, Sayın Türeli, Sayın Kaplan, Sayın Acar, Sayın Tanal, Sayın Demiröz, Sayın Kaleli, Sayın Güven, Sayın Çetin, Sayın Korutürk, Sayın Serter, Sayın Fırat.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

33’üncü maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 33. Maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

 

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                              Uğur Bayraktutan

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                              Artvin

                           

                Bülent Kuşoğlu                                    Musa Çam                                        Levent Gök

                      Ankara                                               İzmir                                                Ankara

                                                                                   

                                                                            İzzet Çetin

                                                                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesinde verdiğimiz bir önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum değerli milletvekilleri. Şimdi, bu kanun Türkiye’deki tüm iş yerleriyle ilgili. Türkiye’de ne kadar iş yeri var? Bununla ilgili cevap verebilecek olan birisi var mı? Ben bazı rakamlar okuyayım: Mesela Sosyal Güvenlik Kurumuna göre 2012 Nisan ayında 1 milyon 491 bin iş yeri var. TESK’e bağlı esnaf sayısı, TESK üyesi sayısı 1 milyon 985 bin bu tarihte. Maliye Bakanlığı kayıtlarına göre 2 milyon 314 bin sadece KDV mükellefi var. Her KDV mükellefi bir iş yeri aynı zamanda, 2 milyon 314 bin. Kurumlar vergisi mükellefi 665 bin, gelir vergisi mükellefi -beyannameli olan, ücretli değil- 1 milyon 729 bin, nisan ayı itibarıyla. Odalar Birliğine kayıtlı üye sayısı da 1 milyon 420 bin.

Bakın, çok farklı rakamlar. 2 milyon 300 binlerden 1 milyon 400binlere kadar değişen, 1 milyon aşağı yukarı fark eden rakamlar. Şimdi, rakamlar bu kadar birbirinden farklı, iş yeri sayılarını tam olarak bilmiyoruz ama biz Türkiye’deki bütün iş yerlerini kapsamına alan bir kanun hazırlıyoruz. Demek ki hazırlığıyla ilgili bazı sıkıntılar söz konusu oldu. 1 milyon aşağı yukarı fark ediyor. Bu kadar büyük bir farklılık varken bunun denetimiyle ilgili, iş yeri hekimiyle ilgili, uzmanıyla ilgili gereken hazırlıkları da yeterince yapamadık demektir, yapamıyoruz demektir, büyük sıkıntılar uygulamada söz konusu olacak demektir.

Kayıt dışılığın olduğu, çok büyük olduğu bir ülkedeyiz. En az yüzde 30, yüzde 50’ye vardırıyorlar. Demek ki buna ilave olarak, bunları da ekleyince, çok daha büyük bir sıkıntı uygulamada söz konusu olacak. İşte, bu tür kanunları hazırlamadan bizim şunu düşünmemiz lazım: Maliye Bakanlığının, Gelir İdaresinin, Sosyal Güvenlik Kurumunun, Çalışma Genel Müdürlüğünün, TSE’nin, hatta TÜİK’in -bunların hepsi iş yerleriyle ilgili kurumlar- bunların ortak bir kuruma bildirimde bulunması, bir numara alması, iş yeri numarası alması, bu numaranın da bütün kurumlarda geçerli olması lazım. Bütün kurumların bilgi işlem merkezlerinin birbiriyle konuşabilmesi lazım, birbirlerini denetleyebilmesi lazım. Şu anda, Maliye Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu birbirini denetleyemiyor, birbirinden haberi yok. Farklı, şu anda, biraz önce okuduğum gibi sayılar. Böyle olunca da daha başından itibaren bu yeni çıkaracağımız böyle önemli bir kanunun başarılı olması şansı olmuyor maalesef. Demek ki projeyle ilgili de bir yetersizlik söz konusu.

Bir de, kanunun yine 2’nci maddesinde kapsam ve istisnalar var. İstisnalar arasında, mesela, geçen hafta yaşadığımız acı olay, Urfa Hapishanesiyle ilgili olarak yaşadığımızı nereye koyacağız? Şimdi, Urfa, bütün kamu kuruluşları ve özel sektör bu kapsama dâhil, bu kanun kapsamına dâhil, insanların olduğu, çalıştığı yerler dâhil. Urfa Hapishanesi de insanların çalıştığı bir yer. En azından gardiyanların, oradaki memurların güvenliğiyle ilgili, iş güvenliğiyle ilgili bir durum söz konusu. Dolayısıyla, orada onların yaptıkları işle ilgili bir güvenlik olması lazım. Mesela, onu bu kapsamda göremiyorum ben. İlgili komisyonda da olmadığım için hakikaten merak ediyorum. Onun nerede, hapishanelerle ilgili bu sıkıntılı durumun nerede yer alması gerektiğiyle ilgili bir sorum var Sayın Bakana.

Yine meslek hastalıklarıyla ilgili, mobbing’le ilgili sıkıntılar söz konusu. Özellikle ruhsal sıkıntıları, sorunları yeterince kapsamayan bir kanunla karşı karşıyayız. Bunun da kapsama alınması lazım, mobbing’in de kapsama alınması lazım. Daha detaylı, daha güzel, daha başarılı bir kanun söz konusu olur. Tabii eğitimde bilinçlendirme de hepsinden önemli.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

34’üncü maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı"nın 34 ncü maddesinin aşağıdaki şekilde, bu maddeye bağlı olarak Tasarıya ekli cetvellerin ekte gösterildiği şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mustafa Elitaş                                     Şirin Ünal                                         Suat Önal

                      Kayseri                                             İstanbul                                           Osmaniye

                   Salih Koca                                       Oya Eronat

                    Eskişehir                                         Diyarbakır

"Madde 34- Ekli (I), (II) ve (III) sayılı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ait bölüme eklenmiş, ekli (IV) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ait bölümünden çıkarılmıştır."

(1)       SAYILI LİSTE

 

KURUMU: ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

TEŞKİLATI: MERKEZ

 

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

Sınıfı

Unvanı

Derecesi

Serbest Kadro Adedi

Toplam

GİH

İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı

3

120

120

GİH

İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Yardımcısı

8

130

130

GİH

Memur

6

20

20

GİH

Memur

10

20

20

GİH

Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni

6

20

20

GİH

Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni

10

20

20

TH

Mühendis

5

10

10

TOPLAM

340

340

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(II) SAYILI LİSTE

 

 

 

KURUMU: ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI TEŞKİLATI: TAŞRA

 

 

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı

Unvanı

Derecesi

Serbest Kadro Adedi

Toplam

 

GİH

İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitü Müdürü

1

1

1

GİH

İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitü Müdür Yardımcısı

1

3

3

TOPLAM

4

4

 

 (III) SAYILI LİSTE

 

KURUMU:     ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

TEŞKİLATI:   DÖNER SERMAYE

 

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

Sınıfı

Unvanı

Derecesi

Serbest Kadro Adedi

Toplam

GİH

Sayman

1

1

1

GİH

İşletme Müdürü

1

1

1

GİH

Şef

3

2

2

GİH

Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni

4

2

2

GİH

Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni

6

5

5

GİH

Veznedar

5

1

1

TOPLAM

12

12

 

 

(IV) SAYILI LİSTE

 

 

KURUMU:  ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

TEŞKİLATI: TAŞRA

 

İPTAL EDİLEN KADROLARIN

Sınıfı

Unvanı

Derecesi

Serbest Kadro Adedi

Topl

am

GİH

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Enstitü Müdürü

1

1

1

 

GİH

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Enstitü Müdür

Yardımcısı

1

1

1

 

TOPLAM

2

2

 

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 34. Maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                              Uğur Bayraktutan

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                              Artvin

                   İzzet Çetin                                       Levent Gök                                        Musa Çam

                      Ankara                                              Ankara                                               İzmir

                                                                         Muharrem Işık

                                                                             Erzincan

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muharrem Işık, Erzincan Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sayılı kanun üzerinde verdiğimiz önerge üstünde konuşacağım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, bu madde de 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iş sağlığı ve güvenliği yasasıyla ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının merkez kadrolarına ve iş sağlığı ve güvenliği bölümlerine alınacak personeli belirlemektedir. Burada yaklaşık 360 kişilik bir kadro oluşturulacak. Tabii, son anda yine değişiklikler yapıldı. Zaten son günlerde gelen yasalarla, bir de önümüzdeki gelen yasalarla yaklaşık 5 binden fazla yeni kadro daha açılmış oldu. Tabii, bizim görüşümüze göre, “Bu kadroların bu kadar açılmasına gerek var mı? Elimizdeki özellikle ‘APK’ dediğimiz bölümde bekleyen kişiler buraya aktarılsa olmaz mı?” diye düşünüyoruz ama maalesef yeni kadroların açılması için her fırsatı değerlendirmesini de çok iyi biliyorsunuz.

Buradaki, alınırken, tabii kesinlikle alınacak kişilerin de belirlenmiş olduğuna inanıyoruz biz. Bunlar yavaş yavaş en iyi yerlere yerleştirileceklerdir. Tabii burada, alınırken, önemli olan alınan kişilerin tam olarak işin ehli kişiler olması, bunları yapabilecek kişiler olması çünkü yasada maalesef bir sürü hatalar olduğunu görüyoruz biz. Bu yapılırken de, eğer işin başına gelen kişiler tam olarak yeterli olmazlarsa yasanın başarılı olması tabii ki tartışılacak olur. Burada, biz, adamcılık yapılmamasını umut ediyoruz. Tabii burada nereden çıkıyor? Ben mesela bir örnek vereceğim: Bir iş için makine teknikeri alınmış. Burada, alınırken de, şartnamede konulan madde KPSS’de yüzde 70, sözlü sınavında yüzde 30 uygulanacağı söylenmiş. Buraya 45 kişi başvuru yapıyor. Bu 45 kişi en yüksekten aşağıya doğru sıralanıyor; 1’inci sıradaki arkadaşın KPSS puanı 93, son sıradaki yani 45’inci sıradaki arkadaşın KPSS puanı da 62 ama tabii yazılı sınav bittikten sonra… Zaten yazılı yapılmıyor, pardon, KPSS’yle alınıyor. Sözlü sınav yapıldıktan sonra burada 62 puan alan arkadaşlar giriyor ama KPSS’de 93 puan alan 2 arkadaş maalesef giremiyor. Ben de bunun biraz peşine düştüm, bu kurumu aradım bayağı. Oradaki yetkili arkadaş en sonunda bana “Sayın Vekilim, yeter, beni sıktın artık.” der gibi, “Liste geldi.” diye söyledi. Bunun böyle olacağını düşünüyoruz. O yüzden, inşallah bundan sonra böyle olmaz. Ha, bunun yapılmasını istemiyorsanız, bu yasanın da başarılı olmasını istiyorsanız bari denetleyenleri muhalefetten alın, muhalefetten birkaç kişi girsin; müdür de muhalefetten olsun, personelin de yarısı muhalefetten olsun. Yarın da yasa başarısız olduğu zaman dersiniz ki: “Muhalefet bunu engellemek için yaptı.”

Tabii, meslek hastalıklarıyla ilgili benim de bir önergem vardı. Önergenin tabii birçok kısmı, daha doğrusu hiçbir kısmı ciddiye alınmadı. Burada bizim, amacımız şuydu: “Eğer meslek hastalıklarında gerekli başarı sağlanırsa bir ülkede iş kazaları da önlenir.” diye düşündüm ben. Burada, meslek hastalıklarında en önemli şey sigortalı olma şartının aranması. E, bizim ülkemizde güvencesiz çalışmanın bu kadar fazla olduğu bir dönemde sigortalılık aranması ve bu insanların göz göre göre ölüme terk edilmesi mantık işi değil. Bugün Bingöl’deki hastaların durumunu bilmekteyiz. Bunlardan şu anda 60 kişi çok kötü durumda ve 15-20 kişi oksijene bağlı olarak yaşamakta. Bunlarla ilgili gerekli önlemleri almamız gerekiyor diye düşünüyorum. Tabii meslek hastalıklarına ciddiyet verirken özellikle -bir önceki konuşmamda bitiremedim- meslek hastalıkları hastanelerinin -üç tane hastanemiz var- performans kurbanı olmadan ve kadrolarının tekrar kuvvetlendirilerek eski günlerine getirilmesi gerekiyor, bunların referans hastaneler olması gerekiyor ve her ilde de, o bölgede hangi hastalık daha sık görülüyorsa onda daha yoğun olmak üzere, kesinlikle polikliniklerin açılması gerekiyor. Çünkü, bizim yasada gördüğümüz kadarıyla, bunun aile hekimlerine bırakılacağı görülmekte, toplum sağlığı merkezi hekimlerine bırakılacağı görülüyor. İşte bugün Urfa’da yaşadığımız olayda bir aile hekimi görevlendirilmiş oradaki mahkûmlara bakmak için, ne kadar başarılı olduğu görüldü. İşi, bu kadar, aile hekimlerinin üzerine yığarak ya da toplum merkezi hekimlerinin üzerine yıkarak maalesef çözemeyiz. O yüzden, öncelikle tabip odaları ve Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği -tekrar söylüyorum- ciddiye alınarak bunların koordinasyonu yapılırsa Sayın Bakanım, daha başarılı olunacağını düşünüyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı"nın 34 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde, bu maddeye bağlı olarak Tasarıya ekli cetvellerin ekte gösterildiği şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                       Oya Eronat (Diyarbakır) ve arkadaşları

"Madde 34- Ekli (I), (II) ve (III) sayılı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ait bölüme eklenmiş, ekli (IV) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ait bölümünden çıkarılmıştır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İptal ve ihdas edilen kadrolar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ait olduğundan, maddede ve ekli listelerin bu önerge aracılığıyla değiştirilmesinin daha uygun olacağı değerlendirilmiştir.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bu önergeyi ikinci defa okudunuz ama listeyi, cetveli okumadınız.

BAŞKAN – Birincide okuduk.

OKTAY VURAL (İzmir) – İkincisinde okutmadınız.

BAŞKAN – İkincide okutmadım, doğru. Birincide okuttuğum için okunmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla oyladığınız husus cetvelli husus mu cetvelsiz…

BAŞKAN – “Birincide okuttuk.” diyorum ben de zaten Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, hangisini oyladık biz, cetvelli olanı mı cetvelsiz olanı mı?

BAŞKAN – Cetvelli olanı -onu belirttik okurken metinde- oyladık efendim.

35’inci madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/605) esas numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının 35 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mesut Dedeoğlu Nevzat Korkmaz                    Ruhsar Demirel

Kahramanmaraş Isparta                                        Eskişehir

                       Ahmet Duran Bulut                               Mehmet Günal

                            Balıkesir                                                      Antalya

Madde 35- 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı cetvelin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ilişkin Bölümünde; “iş sağlığı ve güvenliği uzmanı” ifadesinden sonra gelmek üzere “iş hijyeni uzmanı” ile “iş sağlığı ve güvenliği uzman yardımcısı” ifadesinden sonra gelmek üzere “iş hijyeni uzman yardımcısı” ifadesi eklenmiştir.

Ek (1) SAYILI Cetvele Aşağıdaki Kadrolar eklenmiştir.

Sınıf

Unvan

Derece

Serbest Kadro Adedi

Toplam

 

GİH

İş Hijyeni Uzmanı

1

37

37

GİH

İş Hijyeni Uzmanı

4

34

34

GİH

İş Hijyeni Uzman Yard.

7

37

37

Genel Toplam

108

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım, önerge sahiplerinin istemi hâlinde de kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı”nın 35 inci maddesinin tasarıdan çıkarılmasını ve izleyen maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

    Mustafa Elitaş Şirin Ünal                                  Suat Önal

        Kayseri                                                          İstanbul                                           Osmaniye

Mehmet Doğan Kubat                                         Salih Koca                                        Oya Eronat

      İstanbul                                                          Eskişehir                                         Diyarbakır

Diğer önergenin imza sahipleri:

             Dr. Candan Yüceer                     Süleyman Çelebi                                          Mehmet Hilal Kaplan  Tekirdağ                     İstanbul                                     Kocaeli

                   İzzet Çetin                                Levent Gök                                               Musa Çam

                      Ankara                                       Ankara                                                      İzmir

                                                                Uğur Bayraktutan

                                                                         Artvin

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Sayın Komisyon katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Hilal Kaplan, Kocaeli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günün ilk saatlerinde, bu saatte yine karşınızda olmanın ne kadar sağlıklı olduğunu bilmiyorum, takdirlerinize bırakıyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin temel dayanaklarından biri olan iş yeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlarının yasadaki önemine değinmek istiyorum.

Herkesin şunu bilmesini istiyorum ki, Türkiye’de işçi sağlığı, iş yeri hekimliğiyle ilgili büyük emek Türk Tabipleri Birliğinindir. Türk Tabipleri Birliğini, işçi sağlığı alanında mesleki faaliyet gösterme yeterliliği kazandıran temel eğitim sertifika programıyla yaklaşık 30 bin hekime sertifika programı yaparak iş yeri hekimliğinin ayrı bir branş dalı olmasında emeği geçtiği için kutluyorum.

İş yeri hekimliğinde esas olan koruyucu hekimliktir yani çalışanın çalışacağı ortamdan dolayı zarar görmesini engellemektir. Her ne kadar iş yeri hekimliğinde reçete yazılarak, ayakta tedavi edilerek hastanelerin yükünün azaltılması hedefleniyorsa da koruyucu hekimlik asıl hedeftir. Şöyle ki: Bir hekimin işe girerken bir işçinin işe uygun olup olmadığına, işçinin işe uygunluğuna, işin işçiye uygun olup olmadığına karar verebilmesi için iş yeri hekiminin o fabrikada üretim safhasında, ham madde safhasında, üretim safhalarının süreçlerinde ve en son, zararlı maddelerin süreçlerinde kişilere ne kadar zarar verdiğini bilmesi lazım. Işığından, neminden, gürültüsünden ve çıkan zararlı maddelerindeki iç ortamdaki emisyonlarından bilgi sahibi olması lazım.

Geçmiş dönemde, bu yasa tasarısı hazırlanmadan önce elli ve üzerinde işçi çalıştıran iş yerlerinde bu yasa böyleydi. İş yeri hekimleri fabrikada bulunuyordu. Fabrikadaki çalışanın koşullarına, işe uygun olup olmadığına karar veriyorlardı. Hatta belirli bir süre de, bazı iş yerlerinde yaklaşık üç ay, bazılarında altı ay ve bir yıl gibi sürelerle periyodik muayene yaparak o işte çalışmasının getirmiş olduğu zararların olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Bugünkü yasa tasarısıyla elli ve üzerindeki iş yerlerinden bu görev alınarak fabrikaların dışında bir alanda “ortak sağlık birimi” adı altında piyasalaştırılmaya başlandı. İş yeri hekimi veya iş güvenliği uzmanının, “ortak sağlık birimi” adı altında -fabrikanın dışındaki, fabrikayı bilmeyen, üretim aşamasını bilmeyen- üretimden kaynaklanan olumsuzlukların çalışan üzerindeki etkisini görmeden haftanın belirli günlerinde, hatta belirli saatlerinde birkaç saat gelerek, reçete yazarak işçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik tedbirleri alması mümkün değildir. Bu konumuyla zaten iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önüne geçmek de olası değil. Bu davranışla iş yeri hekimliğinin hekimlik niteliğini ayaklar altına almaktasınız. İş yeri hekimliğini tabir uygunsa çantacı hâline getirdiniz. Ortak sağlık birimleri… Özellikle metropol bölgelerinde, bazı arkadaşların bir araya gelerek 4-5 hekimin oluşturduğu sağlık biriminde, hekim, bir bakıyorsunuz, sabahleyin bir iki saat İstanbul’da Kartal semtinde, öğleyin Gebze’de bir iş yerinde, akşam Sultanbeyli’de, böyle elinde bir tansiyon aleti, çantacı niteliğinde gezerek iş yeri hekimliği yaptığını sanıyor.                     Bu yöntemle iş yeri hekiminin niteliğini düşürüyorsunuz. İş yeri hekimi ortam ısısını, nemini, gürültüsünü, çalışanın ayakta uzun süre kalıp kalmayacağının, neme ve gürültüye maruz kalıp kalmayacağının tespitini yapmak zorundadır. Biliyorsunuz ki bazı hastalıkların, özellikle ne zaman oluşacağıyla ilgili tedbirlerin alınması gerektiği önemlidir. İş yeri hekimliğinin hastalık oluştuktan sonra bir önemi haiz değildir. Örneğin, uzun süre ayakta çalışan bir kişinin varis hastalığına yakalanması ya da 80 desibelin üzerindeki bir ortamda uzun süreli çalışması işitme kaybına neden olacaktır. Amacımız işçinin çalıştığı ortamdan dolayı hastalanmamasına yardımcı olmakken, bu yöntemle, hastalandıktan sonra bir sağlık kuruluşuna gitme noktasına gelmektedir.

Zamanımın sınırlı olması nedeniyle hepinize tekrar sevgi, saygılarımı iletiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

34’üncü ve 35’inci madde birleştirilecek 34’üncü madde olarak düzenlendiğinden, bu maddenin Tasarı’dan çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, biraz önce kabul edilen aynı mahiyetteki önergeler 35’inci maddeyi tasarı metninden çıkardığı için Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve arkadaşlarının önergesini işlemden kaldırıyorum.

36’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 36. Maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                                Dr. Salih Fırat

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                           Adıyaman

                   Levent Gök                                       Musa Çam                                        İzzet Çetin

                      Ankara                                               İzmir                                                Ankara

              Uğur Bayraktutan                                          

                       Artvin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –  Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Salih Fırat, Adıyaman Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 277 sayılı kanunun 36’ncı maddesi üzerinde bir önergemiz var. O önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Biz bu önergede tabii, “işçi” kelimesinin kalmasını istiyoruz. Yani Sayın Bakanımız da işçilikten gelmiştir, içimizde çoğu arkadaşımız işçi olarak çalışmıştır. “İşçi” kelimesinin anlamına bence hepimizin saygı duyması gerekir. “İşçi” kelimesi orada kalmalıydı. Ha, “işçi” kelimesi eğer dar kapsamlıysa “çalışan” kelimesi kullanılabilirdi.

Yine, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili bir yasa çıkarıyoruz ancak ne yazık ki Komisyon Başkanımız da dâhil, içimizde çoğu hekim arkadaş… Şu anki ortamımız bile iş sağlığına ters düşmektedir. Sağlık şartlarının uygun olmadığı bir ortamda, uygun olmadığı bir zamanda sağlıkla ilgili bir kanun çıkarmaya çalışıyoruz. Bu kesinlikle yanlıştır. Komisyon Başkanımız kardiyolog kendisi, Hocamıza saygı duyuyorum, özellikle koroner kalp hastalıklarının hangi zamanda, hangi saatlerde görülme oranının yükseldiğini kendileri bize belki açıklayacaklardır. Gecenin bu saatinden sonra böyle çalışmalar yapılırken, yorgun argın, dikkatin dağıldığı bir ortamda çalışma yapılırken kalp hastalığı, koroner kalp hastalığı veya kalp krizi geçirme riski çoğumuzda artacaktır çünkü çoğumuzun yaşı otuz beşin üstüdür, kalp hastalığı görülme riski artmaktadır. O yüzden, zaten, bu yasa da yürürlük maddelerinde belirtilmiştir, bir kısmı bir yıl sonra, bir kısmı iki yıl sonra yürürlüğe girecek. Hâl böyleyken gecenin bu saatinde sıkıştırarak, hızlıca, yanlışlarla dolu, içi doldurulmayan bir yasa geçiriyoruz, belki iki üç ay sonra, daha yürürlüğe girmeden bazı hataları göreceğiz ve yeniden bu yasa karşımıza gelecektir diye düşünüyorum, inşallah böyle olmaz.

Niye böyle diyoruz? Bakın, özellikle 6’ncı maddede şu söyleniyor: “İşveren, eğer yetki belgesi varsa iş yeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanı görevini kendisi üstlenebilir.” Ayrıca, 8’inci maddede şunu söylüyor: “İş yeri hekimi ya da iş güvenliği uzmanı, o iş ortamında çalışma koşulları uygun değilse, şartlar kötüyse işvereni uyarır. İşveren o şartları düzeltmezse Bakanlığa şikâyet eder.” diyoruz. E peki, işverenin kendisine biz bu görevi verirsek bu işveren kendisini nasıl şikâyet edecek? Kendisini kime şikâyet edecek? Bakanı nasıl şikâyet edecek? Tamamen kendisiyle çelişen bir yasa çıkarıyoruz. O yüzden, onunla ilgili önerge verdik, ne yazık ki kabul edilmedi. Niye edilmedi? Çünkü böyle bir ortamda neye “Evet.” neye “Hayır.” dediğimizi pek düşünemiyoruz. Sadece grup başkan vekillerimize veya bakanlarımıza veya komisyon başkanına bakarak “Evet.” veya “Hayır.” diyoruz.

Arkadaşlar, muhalefet hiçbir zaman olumlu bir öneri getirmeyecek mi diye düşünüyorsunuz? Hayır, biz de insanız, biz de çalışıyoruz, bizim de çalışanlarımız var. Elbette ki insanların çalışma sağlığı için güzel şeyler sunmak için çalışıyoruz, işi ciddiye alıyoruz. Biz burada sizi bekletmek veya yormak için görev yapmıyoruz ama diyoruz ki bir yasa çıkarılırken ileride tekrar “Biz bu yasayı, bu hatayı niye yaptık?” diye bu komisyona, bu yüce divana, yüce heyete getirmeyelim diyoruz. Bakın, iki sene var daha yürürlüğe girmesi için ama biz gecenin bu saatinde bu yasayı çıkarıyoruz. O yüzden, tekrardan rica ediyorum, vakit erkenken sil baştan bunu tekrar bir inceleyelim, gözden geçirelim, uzmanlara soralım, eksikleri varsa tamamlayalım, fazlalık varsa çıkaralım ama bir yasayı çıkardığımızda o yasa yıllarca yürürlükte kalabilsin, yıllarca değişme gereği görülmesin.

Bakanımız demin bazı sorulara cevap verirken şunu söyledi: “Efendim, Türkiye iş kazaları konusunda dünyada 3’üncü sırada değil”. Bu bilgi yanlış. Tamam o zaman, madem yanlışsa biz sizden doğruyu istedik. Türkiye, iş kazaları sıralamasında kaçıncı sıradadır? Bugün Türkiye’de yılda binin üstünde insanımız iş kazasından ölmektedir. Bakın, biz “Otuz yıldır terör olayında Türkiye’de 30 bin insan öldü.” diyoruz, “Bu ateşi söndürelim.” diyoruz. İş kazalarında da otuz yılda 30 binin üstünde insan ölmüştür. Bu da en az terör kadar önemlidir. O yüzden, bu olayı ciddiye alıp bence çok güzel bir yasa çıkaralım, muhalefetin de fikrine saygı duyalım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, grev hakkı istiyoruz, grev hakkı. Gecenin bu saatine kadar çalıştırılır mı! Grev hakkı istiyoruz.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

37’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 37. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

                           

             Dr. Candan Yüceer                                Melda Onur                                  Süleyman Çelebi

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                            İstanbul

                   İzzet Çetin                                   Uğur Bayraktutan                                  Levent Gök

                      Ankara                                               Artvin                                               Ankara

                                                                            Musa Çam

                                                                                İzmir

“Yayın zorunluluğu

EK MADDE 2- Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşları ve radyolar; ayda en az altmış dakika iş sağlığı ve güvenliği, çalışma hayatında kayıt dışılığın önlenmesi, sendikal haklar, toplu sözleşme ve grev hakları, sosyal güvenlik, işçi ve işveren ilişkileri konularında uyarıcı ve eğitici mahiyette yayınlar yapmak zorundadır. Bu yayınlar, asgari otuz dakikası 17:00-22:00 saatleri arasında olmak üzere, 08:00-22:00 saatleri arasında yapılır ve yayınların kopyaları her ay düzenli olarak Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna teslim edilir. Bu saatler dışında yapılan yayınlar, aylık altmış dakikalık süreye dahil edilmez. Bu programlar, Bakanlık ve bağlı ve ilgili kuruluşları, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ile bilimsel kuruluşlar, Sendikalar, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları veya sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanır veya hazırlatılır. Hazırlanan programların, Bakanlığın olumlu görüşü alındıktan sonra Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından radyo ve televizyonlarda yayınlanması sağlanır.

Bu madde kapsamında yapılan yayınlar için herhangi bir bedel ödenmez. Bu yayınların ve sürelerinin denetimi Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca yapılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Melda Onur, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MELDA ONUR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşmekte olduğumuz iş sağlığı ve güvenliği yasası, korkarız ki şimdiye kadar mevcut olanı gözetecek ve korumayı sürdürecek yani şimdiye kadarki düzenleme de işçiyi korumuyordu, bundan sonra da korumayacak, zira adından belli “iş sağlığı ve güvenliği” yani işçinin sağlığını korumaktan ziyade işin sürdürülebilirliğini hedeflemiş. Bu başlığın altındaki ana fikir şudur: “İşçilerin varlığı iş yerinin varlığına armağan olsun. Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.” Ana fikir bu olduktan sonra vatandaşa istediğiniz eğitimi verin, faydasız.

Yeni yasa TRT ve diğer özel televizyon kuruluşlarına ayda en az altmış dakika iş sağlığı ve güvenliği, çalışma hayatında kayıt dışılığın önlenmesi, sosyal güvenlik, işçi ve işveren ilişkileri konularında uyarıcı mahiyette yayın yapma zorunluluğu getiriyor. Güzel ama burada birkaç nokta var: Birincisi, ana fikir yukarıdaki gibi olduktan sonra bırakın prime-time spotu olarak girmeyi, Seda Sayan anlatsa bile hatta yüzyılları aşıp Hürrem Sultan’la Kanuni’nin sohbetine bile girse çalışanı korumaz çünkü esas amaç gerçekten de işçiyi korumak odaklı değil. Zira, öyle olursa insana rağmen kalkınmadan feragat etmek gerekecek, öyle değil mi?

Önergemizde dedik ki: İşin sürdürülebilirliği ve işvereni koruyan sağlık ve güvenlik yasasının televizyon spotlarıyla hiç olmazsa vatandaş “Sendikal hakları nedir? Toplu sözleşme hakları ve grev hakları nelerdir?” bunları öğrensinler. Öğrenirlerse belki bir gecede bir torbanın içine atılan düzenlemelerle hakları ellerinden alındığında bunun ne anlama geldiğini daha iyi anlarlar.

Değerli arkadaşlar, az önce burada Esenyurt’taki kazadan, kaza değil aslında cinayetten sıklıkla bahsedildi, AVM’sinde ölen işçilerden söz edildi. 11 tane işçi -biliyorsunuz-  yanarak hayatını kaybetti. Aslında bu ölüm, sayıları artık kafamıza kazılan yüzlercesinden sadece birkaçı. Bu cinayetler de tıpkı kiralık katil tutar gibi taşeron firmalara ihale ediliyor, orada da öyle oldu. İnşaatı yapan firma taşeron tuttu, sonuç, tıpkı o ünlü tekerlemedeki gibi, yandı bitti, kül oldu! Aynı firma yani AVM’de işçileri yakan firma Bağbaşı HES’i yapıyor yani durdurma kararına rağmen yapmaya çalışıyor başka bir taşeron şirketle.

Bir başka taşeron faciası ise biliyorsunuz Aşkale’de yaşandı. Bu arada, 2011 yılında 53 tane işçinin sadece HES inşaatlarında öldüğünü de burada ilave edelim. Aşkale’yle ilgili dört ayrı bakana soru önergesi verdik, yanıtlar geliyor. Tamamlanınca yani dört bakandan gelen yanıtlar tamamlanınca muhtemelen gerçekten de o ünlü tekerleme çıkacak ortaya. Kedi nerede? Ağaca çıktı. Ağaç nerede? Balta kesti. Balta nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ nerede? Yandı bitti, kül oldu hikâyesi olacak. 

“Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.” hesabı, ölenler suçlu, kalanlar masum olacak! Nasıl mı? İşte altında Sayın Bakanımın imzası bulunan soru önergesinin yanıtından bir bölüm. Pek çok soru sorduk bununla ilgili. Şöyle bir not düşülmüş: “Kazadan 1 gün sonra görevlendirilen personel tarafından su içerisine hiç girilmeden alternatif hattan enerji verilmiştir.” Yani ölen işçiler, buz gibi bir günün akşamı, mesai dışında, buz tutmuş bir gölete Erzurum Belediyesinden temin ettikleri bir havuz bisikletiyle durumdan vazife çıkararak gitmişlerdir. Sonuç, öyle ya kaderdir, takdiriilahidir!

Teşekkürler, iyi akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının 38. Maddesinin (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla. 

(ç) 77, 78, 79, 80, 81, 83, 84, 86, 87, 88, 89 ve Geçici 2 nci maddeler,

                           

Dr. Candan Yüceer         İzzet Çetin             Süleyman Çelebi

    Tekirdağ                Ankara                       İstanbul

 

    Levent Gök            Sakine Öz             Uğur Bayraktutan

     Ankara                   Manisa                         Artvin

 

     Musa Çam

        İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde  söz isteyen, Sakine Öz Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Türkiye işçi sınıfına selam!

Selam yaratana!

Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selam!

Bütün yemişler dallarınızdadır.

Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,

Haklı günler, büyük günler,

Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,

Ekmek, gül ve hürriyet günleri.

 

Türkiye işçi sınıfına selam!

Meydanlarda hasretimizi haykıranlara,

Toprağa, kitaba, işe hasretimizi,

Hasretimizi, ay yıldızı esir bayrağımıza.

 

Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selam!

Paranın padişahlığını,

Karanlığını yobazın

Ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selam!

 

Türkiye işçi sınıfına selam!

Selam yaratana! (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın 38’nci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime dünya şairi Nazım Hikmet’in dizeleriyle başladım. Nazım, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan günlerin özlemini dile getiriyor ama aslında bugün birçok işçi için mutluluk eve sapasağlam dönebilmektir çünkü işçiler izbe yerlerde kot taşlarken, tersanelerde güvenlikten yoksun koşullarda çalışırken, inşaatlarda işlerini yapmak için uğraşırken her gün ölümün kıyısında onunla burun burunalar. İşçiler sağlıksız koşullarda alın teri döküyor ama diğer taraftan işsizlik tehdidiyle sabretmeye çalışıyorlar yani onlara” İş istersen kelle fiyatına” deniyor.

Sayın milletvekilleri, işçilerin sağlık ve güvenlikleriyle ilgili sorunların çözümü işte bu kadar acildir ve birçok yanlışına, eksiğine rağmen şimdi işçi sağlığı ve güvenliğini biraz daha güvenceye almaya çalışan bir tasarı hazırlandı ama bu kez de bunun en önemli hükümlerinin uygulanması sonraya bırakılıyor. Çok tehlikeli işlerde, örneğin maden işlerinde, örneğin inşaat işlerinde bu kanunun en can alıcı hükümlerini iki yıl sonraya bırakıyorsunuz. Peki, bu işler devam etmeyecek mi? Bu bir yıl içinde yaşamlarını yitiren işçilerin vebali kimin olacak? Ben de size buradan bunları soruyorum. Sizin yaptığınız çok tehlikeli işler neden hemen yürürlüğe giriyor da işçilerin canlarını korumak için hazırlanan yasanın hükümleri iki yıl neden bekliyor?

Bakın, bugün 4+4+4 sistemiyle ilgili akıl almaz bir karmaşa var, ne veliler ne öğrenciler ne yapacağını biliyor, ne öğretmen sayısı yeterli ne bina ne müfredat. “Bu yasayı en azından bir yıl erteleyin.” diyoruz ama bize kulak vermiyor, hemen yürürlüğe sokuyorsunuz. Şimdi, hemen yürürlüğe girmesi gereken bir yasa çıkıyor, o da erteleniyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletvekilleri olarak burada bir tasarı üzerinde konuşuyoruz ama öncelikle bizim kendi çıkardığımız yasaya uymamız gerekir, öyle değil mi? O hâlde Türkiye Büyük Millet Meclisini neden saat 4’lere kadar çalıştırıyorsunuz? Burada sadece milletvekilleri mi var? Polisleri, Genel Kurulda görevli arkadaşlarımızı, bizi izlemekle görevli basın emekçilerini hiç mi düşünmüyorsunuz? Yani Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışmanın meslek hastalığı uykusuz kalmak, insanların ailesini hiç görmemesi midir? Ondan sonra “işçi sağlığı” diyorsunuz. Bakın, bu kapılardan hemen çıkıp gitmeyin, burada çalışan arkadaşlarımızla dertleşin, ne kadar sıkıntılı olduklarını göreceksiniz. Burada biz örnek olmazsak çıkardığımız kanuna kim inanır? İktidar partisi yöneticilerini Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışan arkadaşlarımızı daha fazla düşünmeye çağırıyoruz. Piyasa mantığının uzağında bir iş, işçi sağlığı yasasını konuşabileceğimiz günleri bekliyoruz.

Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatırılmayan günlerin bir an önce gelmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici Madde 1 üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve  Güvenliği Kanun Tasarısının Geçici 1. Maddesine “bu yasada hüküm bulunmayan hallerde 4857 sayılı kanun hükümleri geçerlidir” şeklindeki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

Dr. Candan Yüceer                                        Süleyman Çelebi                              Uğur Bayraktutan

   Tekirdağ                                                             İstanbul                                              Artvin

Musa Çam                                                          Levent Gök                                       Özgür Özel

   İzmir                                                                    Ankara                                              Manisa

                   İzzet Çetin

                      Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, arzu edilen bu cümle kabul edildiği zaman maddenin başına mı sonuna mı eklenecek?

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Özgür Özel, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Türkiye işçi sınıfının başına gelen son on yıldaki en büyük talihsizlik, şüphesiz Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarda olmasıdır. Bu iktidar sırasında iş dünyasında, emek dünyasında, çalışma hayatında gözlenebilen en bariz iki değişim sendikalaşmanın, sendikal hareketin geriliyor olması ve taşeronlaşmanın artıyor olmasıdır. Sayın Bakanın en büyük şansı ise Ömer Dinçer gibi bir Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanıyla hem halef selef hem selef halef olmuş olma durumudur. Sayın Bakan uzlaşmaya açık kişiliğiyle burada dişe dokunacak  konularda elbette bizim önerilerimizi dinlemiyor ama bazen bir virgülün, bir noktanın yerinin değiştirilmesi noktasında bizim katkılarımıza açık olmasıyla bile buradaki tansiyonu ayarlamayı başarabiliyor. Oysaki Sayın Ömer Dinçer öyle bir bakanlık yaptı ki bütün sosyal taraflarla kavga etti; eczacıların, doktorların, diş hekimlerinin, hemşirelerin, emeklilerin, BAĞ-KUR’luların, işçilerin, hepsinin ahını almakla öylesine meşguldü ki yapması gereken işleri yapmadı. Bu yapmadığı işler bugün Sayın Bakanın karşısına çıkıyor ve “Bu yasayı sekiz yıldır niye yapmadınız, dokuz yıldır niye yapmadınız?” dendiğinde söyleyecek bir şey bulamıyor, sadece “Geçen dönem biz bu konuda yoğun çalışmalar yaptık, sosyal taraflarla da bu konuları görüştük, işte bugüne nasipmiş.” diyor. İşte o arada Sayın Ömer Dinçer’in bütün sosyal taraflarla köprüleri attığı ve herkesi canından bezdirdiği Bakanlık dönemi var. Bunu açıkça ortaya koymak lazım.

Muhalefet bazen de hatırlatmaktır, bazen de unutturmamaktır. 2010 yılında Zonguldak’ta yaşanan grizu patlamasından sonra Sayın Ömer Dinçer şu ifadeleri kullanmıştı: “İlk 19 madencimizin bedeninde herhangi bir yanık yoktu, güzel öldüler. 8 madencimizde ise hafif yanıklar vardı, onların kimlik tespitlerinde sorunlar yaşandı. Maden işçileri ailelerine teslim edildi, aileler huzur içindeler.”

Sayın Ömer Dinçer taşeronlaşmanın tam bir savunucusu ve kusursuz bir sendika düşmanıydı. Sayın Ömer Dinçer’in altı ayda bir yapılan denetimleri yeterli görmesi ve göçüklerin denetimsizlikten olmadığını ifade etmesi, kamuya ait işletmelerde meydana gelen kazalarda özeldekilere göre daha fazla madencinin öldüğünü iddia etmesi, herhâlde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının tarihinde kara bir leke olarak yerini aldı ve kendisi taşeron sistemini savunurken şu ifadeleri kullanmıştı: “Kazanın taşeronla ilgisi yok. Bunu sendikacıların özel sektöre ait madenlerde örgütlenememelerinden duydukları rahatsızlıktan dolayı tetiklediklerini düşünüyorum.”

Ve Sayın Ömer Dinçer’e taşeron konusundaki rakamlar sorulduğunda “175 bin taşeron işçisi var.” ifadesini kullanmıştı. Oysaki hemen birkaç ay sonra aynı bürokratlar Sayın Faruk Çelik’e 450 bin taşeron işçisinin olduğu bilgisini verdiler. Ama biz hepimiz biliyoruz ki Türkiye’deki gerçek veriler 6 milyon kişinin iş güvencesinden yoksun bir şekilde taşeronların elinde ekmekleri için kendi hayatlarını ve hizmet verdikleri, bazen görev yaptıkları yerdeki kişilerin hayatlarını da tehlikeye atıyor olmalarından.

“AKP geldi geleli iki şey oluyor.” dedik. Bir tanesi, sendikalaşma düşüyor, bir tanesi de taşeronlaşma artıyor. Bu taşeronlaşmanın en çok arttığı iki tane bakanlık var. Bunlardan bir tanesi Sağlık Bakanlığı. Şu anda Komisyon sıralarında olan Sayın Komisyon Başkanımızla katıldığımız her yerde sağlıkta taşeronlaşmanın ben ne kadar berbat bir şey olduğunu anlatırken, zaman zaman Sayın Erdöl de bunun faziletlerinden bahsediyor. 2003 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde sadece 11 bin tane taşeron işçi çalışırken 2010 yılı rakamlarına göre bu tam 150 bine çıkmış durumda. Millî Eğitim Bakanlığı ise 2003 yılıyla 2009 yılları arasında aldığı 478 bin işçiden 240 bin tanesini taşeron işçi olarak almış durumda. Sağlıkta taşeron meselesini tartışırken -bizim aramızda bir anekdottur- ben hep sağlıkta taşeronlaşmanın hangi alanda olursa olsun çok tehlikeli olduğunu söylerim. Sayın Erdöl de “Ya, temizlik işlerinde taşeron olmasının toplam sağlık hizmetiyle ne ilgisi var?” der. Bu konuda cevabı… Manisa Akıl Hastanesinde bir taşeron sağlık işçisinin göreve başladığı gün akıl hastası küçücük bir kıza tecavüz etmesiyle biz o tartışmayı bitirdik. İnşallah Türkiye de bu taşeron tartışmasından en kısa sürede sıyrılır. Ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında taşeron işçiliğe son vermiş olacağız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

                                                                               Kapanma Saati: 02.00

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 02.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ),  Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Tasarı’nın ikinci bölümü üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçici madde 2’de bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının Geçici 2. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

“4857 sayılı Kanunun 77 nci, 78 inci, 79 uncu, 80 inci maddelerine göre yürürlüğe konulan yönetmeliklerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, bu Kanunda öngörülen yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar uygulanmaya devam olunur.”

             Dr. Candar Yüceer                            Süleyman Çelebi                              Uğur Bayraktutan

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                              Artvin

                   İzzet Çetin                                       Levent Gök                                        Musa Çam

                      Ankara                                              Ankara                                               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, bu düzenleme zaten var. Tekrar böyle bir önerge vermeye gerek olmadığı için katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kadir Gökmen Öğüt, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, 277 sıra sayılı iş sağlığı ve güvenliği hakkındaki kanunun geçici 2’nci maddesi hakkında görüşlerimi belirteceğim.

Değerli milletvekilleri, önce, sizlere, Sayın Başbakandan alıntı birkaç cümle aktaracağım. Başbakanımız diyor ki: “2010 yılında yüzde 8,9 gibi yüksek bir büyüme oranı yakalayan ülkemiz, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 11 oranında büyümüş ve dünyada en hızlı büyüyen ekonomi olmuştur. Geçen yılın mayıs dönemine göre bu yılın aynı döneminde yaklaşık 1,5 milyon vatandaşımıza istihdam sağlamamız ne kadar dinamik bir ekonomiye sahip olduğumuzun başka bir göstergesidir.” Bu sözler, Başbakan Erdoğan’a ait. Malum Sayın Başbakan, sık sık Türk ekonomisinden bahsetmeyi, rakamlar vermeyi ve Hükûmetin icraatlarıyla övünmeyi seviyor.

Başbakanın sözde dinamik ekonomi söylemleri asla gerçekleri yansıtmıyor. Yüzde 8,5 büyüme diyeceksiniz, flüt, cips, şemsiye gibi ipe sapa gelmez ürün kalemleriyle hesaplanan yüzde 10’ları aşan enflasyon açıklayacaksınız, düşük ve orta gelirlinin sepetinde önemli kalemler ortalama enflasyonun üzerinde çıkacak, cari açık tarihin en yüksek seviyelerini görecek, bunun adına da “büyüme” diyeceksiniz. Böyle bir büyüme yok sayın milletvekilleri, bunun adı “büyüme” değil. Hükûmetin çizdiği ekonomik tablo gerçekleri yansıtmıyor maalesef.

Biliyorsunuz, Sayın Başbakan her konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisini hedef almayı ihmal etmiyor. “Muhalefet gerçekleri konuşmuyor, genlerinde doğru konuşmak yok.” diyor. Sayın milletvekilleri, biz hep gerçekleri söylemeye çalışıyoruz ve gerçekleri söylüyoruz ekonomiyle ilgili de, diğer konularda da ama söylediklerimiz maalesef Hükûmetin işine gelmiyor. Birazdan da, Başbakanın istediği gibi resmî istatistiklerle konuşacağım; malum, “OECD rakamlarıyla konuşun.” diyor. Bunlara da itiraz olmayacaktır herhâlde ama önce Sayın Başbakanın Türk ekonomisiyle ilgili övünç dolu sözlerine gelelim.

Sayın milletvekilleri, Başbakan, konuşmamın başında aktardığım ekonomiyle ilgili sözde başarılarını geçtiğimiz eylül ayında İstanbul’da gerçekleşen Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi’nin açılış konuşmasında söyledi. Konu iş güvenliğiydi ancak, ekonomik verileri sıralayan Erdoğan kongreye adını veren iş kazalarına ve işçi ölümlerine ilişkin tek bir rakamsal bilgi vermedi. O hâlde biz verelim ama öncesinde, sendikalaşma oranlarına bakalım. Malum, sendikalı değilsen sosyal güvenlik hakların yok demektir. Yasaları düzenlemek önemlidir ancak bundan daha da önemlisi, bu yasaların uygulanmasını ve denetimini sağlamaktır. Bu da sadece iş yerlerinde güçlü bir sendikacılıktan geçer.

OECD’nin son sendikalaşma verilerine göre Türkiye yüzde 5,9’luk sendikalaşma oranıyla OECD ülkeleri arasında sonuncu durumdadır. Bu da mı bir şayiadır Sayın Bakanım? Bakınız, ülkemizin nüfusu 40 milyon iken sendikalı sayısı 2,5 milyondu. Şimdi nüfusumuz 75 milyon, ancak günümüzde 900 bin bile sendikalı yok. Türkiye İstatistik Kurumu verilerinin rakamları gerçek sendikalı sayısıyla örtüşmemektedir. Ancak TÜİK’ten yola çıkarak baktığımızda bile durum içler acısıdır. 2011 Türkiyesi’nde sendikaya üye olabilme potansiyeli bulunan en az 18 milyon çalışan vardır ancak sendikalı sayısı toplamı 2 milyon kişinin çok az üzerindedir. Bir başka deyişle, ülkemizde sendikalaşma oranı yaklaşık yüzde 12 civarındadır, sorun buradan başlamaktadır. Şimdi, bir de Türkiye'nin iş kazaları karnesine bakalım: Dünya genelinde iş kazaları oranı yüzde 44 iken Türkiye’de bu oran yüzde 99,3’tür, bu oranın kazayla açıklanamayacak kadar büyük olduğunu dikkatinize sunmak istiyorum.

Türkiye’de, ayrıca günde 172 iş kazası meydana geliyor. Uluslararası Çalışma Örgütü ILO Türkiye temsilciliği, Türkiye'nin iş kazalarında Avrupa 1’incisi, dünya 3’üncüsü olduğunu açıklıyor, bu, yine ILO verileri Sayın Bakanım. 

AKP’nin iş güvenliği karnesi Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in işçi ölümlerine ilişkin önergemize verdiği yanıtla da ortaya çıkmıştır. AB istatistikleri Türkiye’de ölen işçilerin oranının AB ortalamasının 7 katı olduğuna işaret ediyor. Bu veriler içinde kayıt dışı çalışmanın neden olduğu kazaların büyük çoğunluğu yok.

Değerli milletvekilleri, maalesef, tüm bu ölümlerin ardından bildik sözler söyleniyor, ailelere tazminat ödeneceği, sorumluların cezasız kalmayacağı hikayesi okunuyor. Bazı kazaları bizler unutmadık. Biz kadere inanırız. Sigortasız işçi çalıştıran, iş yerine sendika sokmayan patronların kâr hırsına kader denmez. Bunun adı cinayettir, cinayete kader denmez.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 3’te bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının Geçici 3. Maddesine aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

                   Musa Çam                                   Uğur Bayraktutan                               Candan Yüceer

                        İzmir                                                Artvin                                             Tekirdağ

              Süleyman Çelebi                                   İzzet Çetin                                        Levent Gök

                     İstanbul                                             Ankara                                              Ankara

“Çalışanlar için, 4857 sayılı Kanun ve diğer mevzuat gereği daha önce alınmış bulunan işe giriş veya iş değişikliğine ilişkin sağlık raporları da bu kanun açısından geçerli kabul edilir.“

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Musa Çam, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; saygıyla selamlıyorum.

Kanunun son maddelerine geldik, yine bir öneride bulunduk, fakat, gerek Komisyon ve gerekse de Sayın Bakan önergemizi reddettiler.

Şimdi, AKP’nin on yıllık iktidarı döneminde İş Kanunu’ndaki düzenlemeler ve çeşitli yasalarla esnekleşme ve taşeronlaştırma aşırı boyutlara ulaşmıştır. Örneğin, işletme belgesi alınması hakkında yönetmelik kaldırılmış, 50’den az işçi çalıştıran iş yerlerinin işletme belgesi alması zorunlu olmaktan çıkartılmış, işçi sağlığı ve güvenliği tüzüğü işlevselliğini kaybetmiştir. Yeni yapılan yönetmeliklerde asıl amaç, işçinin değil işletmelerin korunması olmuştur. İş yeri hekimliği ve iş güvenliğine yönelik mühendislerin görevleri piyasalaştırılmış, mesleki bağımsızlıkları yok edilmiş, en önemlisi de iş denetimi ortadan kaldırılmıştır. Orta ve büyük çaplı işletmelerin küçük parçalara ayrılarak yükümlülüklerinden kaçmalarına göz yuman bir düzenleme getirilmiştir. Yönetmelikler hazırlanırken sendikaların ve ilgili meslek odalarının görüşleri hiç dikkate alınmamıştır. Çalışma hayatına esnekliğin, güvencesizliğin ve kuralsızlığın yarattığı bilanço ortadadır.

AKP nihayet Türkiye Büyük Millet Meclisine bir yasa tasarısı sunmuştur. Bu tasarı işçi sağlığı, iş güvenliği ve çalışma ortamını iyileştirecek değişiklikler getirmemektedir. Taslakta iş yeri hekimleri ve iş güvenliği mühendislerinin mesleki bağımsızlıkları kaldırılmakta ve mühendisler iş yerine bağımlı hâle getirilmektedir. Taslak, iş sağlığı ve güvenliğinden sorumlu işçi temsilcisinin işveren tarafından atanmasını öngörmektedir. Sendikalı iş yerlerinde bile sendikaların iç denetimi ortadan kaldırılmaktadır. Asıl işlerde bile taşeronlaşma anlayışına uygun düzenlemeler getirilmektedir. Kanun taslağı iş güvenliği konusunda kurumsal denetim ve eğitimi büsbütün önemsizleştirmektedir. Hazırlanan taslakta iş sağlığı ve güvenliği insan odaklı değil, yalnızca bir maliyet unsuru olarak ele alınmaktadır.

AKP’nin olumsuz düzenlemeleri bununla da kalmamaktadır. Sınırlı süreli iş sözleşmeleriyle tekrarlanma imkânı sağlanması söz konusudur. Alt işveren uygulamasına ilişkin kısıtlamalar hafifletilmektedir, esnek çalışma biçimleri yapılacak düzenlemelerle yasalaştırılacaktır. Özel istihdam büroları geçici iş ilişkisi kurabileceklerdir. Asgari ücretlerin belirlenmesinde uygulanmakta olan yaş farklılaşması yeniden düzenlenecektir. Bu düzenlemeler daha kötü ve daha kuralsız çalışma koşulları, dolayısıyla daha fazla iş kazası anlamına gelmektedir.

ILO, 11 işçi başına 1 iş sağlığı güvenliği müfettişi öngörmektedir. Türkiye’de yaklaşık 40 bin ücretli başına 1 iş müfettişi düşmektedir. Oysa bu sayı Almanya’da 10 bin, İspanya’da ise 12 bindir. Kaldı ki çalışma yaşamıyla ilgili mevzuat tarım sektörünü, hizmet sektörünün bir bölümünü ve KOBİ’lerin tamamına yakınını kapsam dışında bırakmaktadır.

İş kazaları, üretkenliğin ve ulusal kaynakların azalmasına yol açmaktadır. Bu kaybı önlemek için öncelikle etkin bir denetim sistemi kurulmalıdır, iş yeri denetimi kadar çalışanların güvenlik konusunda eğitilmelerine de önem verilmelidir. Biz de iş kazalarını engellemek için denetim ve yaptırımların artırılması gerektiği inancındayız. Bu amaçla işçi sağlığı, meslek hastalığı ve iş güvenliğine ilişkin mevzuat çağdaşlaştırılmalıdır.

Artan iş kazaları, AKP’nin rant odaklı ekonomik büyüme anlayışının kaçınılmaz bir sonucudur. Buna karşılık biz üretim odaklı ve yenilikçi bir ekonomik büyüme modeli önermekteyiz. AKP’nin ekonomik modelinin temelinde ucuz ve düşük vasıflı iş gücü yatmaktadır. Emeğinin karşılığını alan ve yüksek vasıflı bir iş gücü yaratmayı hedeflemekteyiz. İş güvenliği en üst düzeyde ancak böyle bir ekonomide sağlanabilir.

Bizler için yaşam hakkı, en temel insan hakkıdır, iş kazalarından önce düşünülmesi gereken insan hayatının hesaplanamaz değeridir. Hiçbir maliyet insan hayatının üzerinde değildir. İş kazalarına karşı alınacak önlemlerin özünde bu bakış açısı yer almaktadır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 4’te bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının Geçici 4. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

Dr. Candan Yüceer                                        Süleyman Çelebi                              Uğur Bayraktutan

    Tekirdağ                                                            İstanbul                                              Artvin

    İzzet Çetin Levent Gök                                     Musa Çam

     Ankara                                                               Ankara                                               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Süleyman Çelebi, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; gecenin bu saatinde özellikle muhalefete “Yani bize niye bu kadar zulüm çektiriyorsunuz? Niye bu kadar önerge veriyorsunuz? Niye her maddede konuşma yapıyorsunuz?” (AK PARTİ sıralarından “Aynen öyle!” sesleri)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle demedik.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Öyle deniliyor da onun için. Ben anlatayım Sayın Grup Başkan Vekilim, anlatayım: Yani derdimiz kendimize zulüm yapmak değil, kendimize işkence yapmak değil; hele burada saat dokuz buçuktan beri çalışan stenograf arkadaşlarımıza, kavas arkadaşlarımıza, çaycı arkadaşlarımıza zulüm etmek değil, onları çoluk çoğundan ayrı tutmak değil. Nasıl bir mantıkla işçi sağlığına, iş güvenliğine baktığımızı burada bir kez daha gözler önüne seriyoruz çünkü bu yasaya ilişkin biliyoruz ki birçok önerimiz Komisyonda reddedildi, birçok sosyal tarafın, meslek örgütlerinin, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin bu konudaki önerileri ellerinin tersiyle itildi.

Şimdi arkadaşlara sordum, dokuz buçuktan beri burada çalışıyorlar. Sayın Bakan, siz kendi personelinizi belki yarın izinli sayabilirsiniz ama Sayın Başkanıma da rica ediyorum, Meclis Başkan Vekilime de rica ediyorum, bu insanların haklarını kim savunacak ve yarın kaça kadar izin verecekler? (CHP sıralarından alkışlar) Yarın sabahleyin yine dokuz buçukta içtima, burada olmasını isteyeceğiz. Bu, haksızlık, vicdansızlık; bu, iş ahlakına da uymuyor. Bu tam bir angarya uygulamasıdır. Bunu şiddetle protesto ediyorum. Onların bir sendikaları yok. Onlar bir eylem yapsalar Hava-İş’teki gibi hepsi kapının önüne konulacaklar. Bu kadar haksızlığa, bu kadar zulme karşı tedbir almak ilk önce bu Meclisin işi.

Peki, biz niye bu saate kadar bu maddelerde ısrar ediyoruz? Önerilerimize rağmen acaba bir maddede iyileştirme yapabilir miyiz? Tam tersi, bize bir bal sürülüyor, bir maddede, iki maddede sözüm ona muhalefetin önerisine katılınıyor ama temel, esas bu yasanın özünü oluşturan maddelerde ise tam tersi, bloke ediliyor arkadaşlar ve “katılamıyoruz”, “katılmıyoruz” yaklaşımıyla bütün öneriler reddediliyor.

Bakın, gecenin bu saatinde ne oluyor? Yeni bir önerge… Vicdanı olan bu önergeyi böyle sunduğumda nereye gidecek? 39’uncu maddenin düzenlemesi şuydu daha önceki, komisyondan geçen ve Meclise sevk edilen yasa: “Bir ila dokuz çalışanı bulunan işyerlerinden tehlikeli veya çok tehlikeli sınıfta yer alanlar için yayımı tarihinden itibaren bir yıl sonra…” Şimdi, bu alan tamamen değişiyor yeni bir önergeyle ki muhtemelen bu önerge kabul edilecek çünkü iktidar partisi tarafından veriliyor: “Kamu kurumlarıyla 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan iş yerleri için yayımı tarihinden itibaren…” Önce üç yıldı, şimdi yeni bir saat ayarlamasıyla iki yıla indirildi. Şimdi, bakın, 50 kişiye çıkartıldı 10 kişilik rakam. Dolayısıyla biz geleceğe bir tarih yazmak adına bu saatlere kadar buradayız. Buradan iddiayla söylüyorum, Sayın Bakan da bilsin, bu oyları veren arkadaşlar da bilsin: Bundan sonra artacak olan iş cinayetlerinin, iş kazalarının sorumlusu muhalefet değil, sizler olacaksınız, buna “Evet” diyenler olacak ve vicdanen, en azından, rahat uyuyamayacaksınız. Bunu,  buradan, bu kürsüden ifade etme gereği duyuyoruz. Onun için tarihe not düşüyoruz, onun için bir kez daha bu yasanın iş kazalarını önlemeye, işçi sağlığını ve iş güvenliğini korumaya yönelik olmadığını ifade ediyor, bir kez daha hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 5’te bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının Geçici 5. Maddesinin 2’nci fıkrasının kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

 

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                                   İzzet Çetin

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                             Ankara

                Mahmut Tanal                                Uğur Bayraktutan                                  Levent Gök

                     İstanbul                                              Artvin                                               Ankara

                   Musa Çam

                        İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –  Katılamıyoruz.

Önerge üzerinde söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, önümüzdeki bu 277 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na baktığımız zaman, bu kanuna ihtiyaç var mıydı, yok muydu, bunu kaç madde olduğuna bakarsak ve 38’inci maddede 4857 sayılı İş Kanunu’nda tam 17 madde değiştiriyor. Kanunun kendisi, geçici ve yürürlük maddesiyle birlikte, onları dışarı atarsak, toplamı da otuz madde. Peki, otuz madde gerek İş Kanunu’ndaki bu diğer maddeleri değiştirince eğer İş Kanunu’ndaki maddeler birden fazla madde hâline getirilmemiş olsaydı bu kanun da gerçekten bu kadar maddede çıkmazdı. Neden? Çünkü 38’inci maddeye baktığımız zaman İş Kanunu’nun bu hükümleri, peki, İş Kanunu’ndaki hükümler mevcut olan bu tasarıya göre, çalışanın lehine mi aleyhine mi? Hemen ona da ben izninizle birkaç cümleyle dikkatinizi çekmek isterim: Örneğin, İş Kanunu’nun 83’üncü maddesine baktığımız zaman, çalışanların iş güvenliği nedeniyle işten, çalışmadan kaçınma hakkını düzenlerken orada stajyerler ve çıraklar da bundan yararlanabiliyor.

Peki, şimdi sormak lazım Sayın Bakan, burada 13’üncü maddede yazıyor. Burada siz neden çırak ve stajyer çalışanları bundan yararlandırmadınız?

Yani İş Kanunu, iş güvenliği, sağlığı yasası kimden yana olur? Çalışandan yana olur. Bu kadar daraltıcı, bu kadar aleyhine bir hükmün olması neyi ifade eder? Ağır belki kaçacak ama arkadaşlarımız bazen “işçi düşmanlığı” derler, yani bu maddeyle “cak”, tam oturuyor gibime geliyor.

Geliyorum, aynı maddelerin devamı anlamında geliyorum yine, iş kazalarında işveren kaç gün içerisinde İş Kanunu’nun 77’nci maddesine göre ihbar etmek zorunda? İki gün içerisinde. Amaç ne? Bir an önce işverenin bu sorumluluğu yerine getirip herhangi alavere dalavere, herhangi bir değişikliğin yapılmaması amacına yönelik. Peki, getirdiğiniz bu düzenlemenin 14’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasının (a) bendinde üç gün. Yani burada, getirilen hükümlerle birlikte tamamen işçinin aleyhine düzenleme olduğu, işçinin hak ve özgürlüklerini daraltıcı mahiyette olduğunu taşıyor.

Geliyoruz, 39’uncu maddede, efendim, “Bir ila dokuz çalışanı bulunan işyerlerinden tehlikeli veya çok tehlikeli sınıfta yer alanlar için yayımı tarihinden itibaren bir yıl sonra.” İş kazalarında tatil olmaz değerli arkadaşlar. Yani iş kazaları “Ben geliyorum.” da demez, her an için ne zaman olacağı da belli olmaz. Bu anlamda, en fazla hangi saatler olur? En fazla zaten işe başlandığı andan itibaren ilk üç veya dört saat veyahut da son saatlerde olur. Eğer bu saatte çalışan arkadaşlarımız ve arka sıralarda uyumaya çalışan arkadaşlarımız ağır bir işte çalışmış olsalardı ne olurdu? Her an için iş kazası yapmaya aday arkadaşlar olacaklardı. Bu açıdan, gerçekten bu yasa, çalışanın lehine olan bir yasa değil.

Kürsüye gelen tüm arkadaşlarımız, Şanlıurfa’daki elim kazayla ilgili bir şeyler söylediler ama oradaki hadisenin hemen başlıca nedenlerini ben size mevcut olan süre içerisinde söylemeye çalışayım çünkü dün akşam saat üç uçağıyla, ancak üçte Şanlıurfa’da olabildim, bugün cezaevini dolaştık.

1) Şanlıurfa Cezaevinde şalvarla cezaevinde bulunmak yasaktır arkadaşlar.

2) Cezaevinde yumurta kantinde satılmamaktadır değerli arkadaşlar. Yani cezaevine girmek, âdeta, yumurtayı yemek yasak anlamına geliyor.

Şanlıurfa Cezaevinde sabah, öğle, akşam, günde birer saat su verilmekte değerli arkadaşlar. Spor yok, kütüphane yok, sohbet hakkı yok, sosyal bir tesisi yok ve daha ötesi, dışarıdan götürülen kitapları kargoyla göndermezseniz kitapların hiçbirini içeri almıyorlar. Peki, kargo parası 10 TL, bazen kitabın kendisi 10 veya 15 TL. Bunların tamamı, oradaki bu elim olayın meydana gelmesine Birinci Müdürün ta kendisi sebebiyet olmuş durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) - Peki, eğer bu, şu anda 6 kişinin yatması gereken yerde 18 kişi yatıyor. Neden azaldı?

1) Çek Yasası’nda hürriyeti bağlayıcı ceza, hapis cezası kalktığı için.

2) Denetimli serbestlik kaldırıldığı için, cezaevlerindeki bu kapasite oranında düşüş var.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Canikli, söz talebiniz var.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapanların gece çalışmaları nedeniyle izinli sayılmalarına ilişkin açıklaması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biraz önce yapılan bir konuşmada, gece çalışmaları nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapan arkadaşlarla ilgili bir husus ifade edildi ve arkadaşımızın çok üzüldüğü görülüyordu. Kendisini rahatlatmak açısından hem düzeltmek hem de bilgilendirmek gerekir. Gece saatlerinde çalışan arkadaşlarımız yirmi dört saat izinli sayılıyorlar Türkiye Büyük Millet Meclisinde, izin kullanıyorlar yani yirmi dört saate varan sürelerde. Bu arkadaşlarımız yarın sabahleyin, yani çaycı arkadaşlarımız sabahleyin dokuzda işe başlamayacaklar. Bunu bilgilendirmiş olalım.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Stenograflar… Yarın çalışacaklar.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – “Yirmi dört saate kadar” diyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277) (Devam)

 

BAŞKAN – Geçici madde 6 üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının Geçici 6. Maddesinin başlığının "İş yeri hekimliği yapan kurum tabipleri ile iş güvenliği uzmanlarına yapılan ücret ödemeleri" olarak değiştirilmesini ve geçici 6. Maddenin "Kamu kurum ve kuruluşları ile mahalli idarelerde gerçekleştirilmiş olan iş yeri hekimliği ve iş sağlığı güvenliği uzmanları ücreti ödemeleri nedeniyle kamu görevlileri hakkında idari ve mali yargılama ve tatbikat yapılamaz başlatılanlar işlemden kaldırılır, bu ödemeler geriye tahsil ve tazmin konusu edilemez” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

                           

                 Hülya Güven                                 Uğur Bayraktutan                            Dr. Candan Yüceer

                        İzmir                                                Artvin                                             Tekirdağ

              Süleyman Çelebi                                   İzzet Çetin                                        Levent Gök

                     İstanbul                                             Ankara                                              Ankara

                                                                            Musa Çam

                                                                                İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, yine burada, kürsüde az önce Hatip önemli bazı hitaplarda bulundu, ithamlarda bulundu. Mesela “işçi düşmanı” gibi filan bir ifade, bir kavram kullanıldı. Bu düzenlemelerin tümü çalışma hayatının önündeki engelleri kaldırmaya dönüktür, bir. Ve özellikle şunu üzerine basa basa ifade ettiler: “Bu yasanın kapsamında stajyer ve çıraklar yoktur.” dediler. Aynı böyle söyledi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İş Kanunu’nda var.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK  (Şanlıurfa) –  Şimdi, böyle dediniz…

BAŞKAN –  Sayın Bakan, lütfen, karşılıklı konuşmayın. Lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, İş Kanunu’nda düzenleme var, 83’üncü maddede var.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK  (Şanlıurfa) –  Şimdi, madde 2: “Bu Kanun; kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanır.”

BÜLENT TURAN (İstanbul) – O sayfa dağıtılmamış arkadaşlara.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Orasını okumamışlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çalışmaktan kaçınma hakkı…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK  (Şanlıurfa) –   Yani bu kadar, kapsam maddesinde neyi kapsadığını gayet açıkça ifade ediyor. Dolayısıyla bir yanlış anlaşılma diye ifade edelim, bir.

İkincisi, bu işverenin üç gün bildirim meselesi İş Kanunu’nda iki gün, 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Kanunu’nda üç gün olduğu için burada İş  Kanunu’nda değişiklik yapılarak Sosyal Güvenlik Kanunu’na, 5510’a uyumlu hâle getirilmiştir. Bu da böyle bir düzenlemedir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onu, iki güne getirin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK  (Şanlıurfa) –  Efendim iki de… Yani bu konudaki uluslararası uygulamaları da dikkate aldık. O çerçevede “üç gün” şeklinde değerlendirildi.

Teşekkür ediyorum.

Katılamıyoruz Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya oku, her tarafını oku, her tarafını.

BAŞKAN –  Önerge üzerinde söz isteyen Hülya Güven, İzmir Milletvekili.

Sayın Güven, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim…

Şimdi, Sayın  Bakanım şunu söylüyor: “Yani bu, çıraklara ve stajyerlere uygulanır…” 13’üncü maddede çalışmaktan kaçınma hakkını açık ve net yazıyor. İş Kanunu’nda açık ve net, 83’üncü maddede yani tam ona tekabül eden hükümde stajyer ve çıraklar da bundan yararlanır, açıkça hüküm vardır.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Tanal, kayıtlara geçti.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani burada sizin o genel açıklamanız onun tam karşılığı değil.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Sayın Tanal, teşekkür ediyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Genel açıklama değil, genel madde, madde.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, bilmediğiniz bir hususta söz söylemenizin bir anlamı yok yani…

BAŞKAN –  Sayın Tanal lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) –  Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Oturun lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) –  Ama değerli milletvekillerine de söylerseniz sevinirim ben bu konuyu.

BAŞKAN –  Sayın Güven, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nın geçici 6’ncı maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ben sözlerime iktidar vekillerimize bir soru sorarak başlamak istiyorum. En son 2003 yılında çıkarılan işçi sağlığı, iş güvenliği yasası olduğu hâlde on yıllık iktidarlarınız süresince neden her yıl ölümlü iş kazalarında artış oldu, önlem alınamadı? Yasa çıkarmak gerekiyorsa neden 2012 yılı beklendi, on yıl içinde çıkarılamaz mıydı? Son on yılda yani sizin iktidarınızda yaklaşık 11 bin işçi iş kazasında hayatını kaybetti ve hâlâ her gün bir iş kazası yaşıyoruz ve her gün yine en az 4 kişi ölüyor. Kazalar artık seri cinayetlere dönüştü. 2009 yılında Ostim’deki olayı unutmadık. Bir kaza sonucunda 20 işçi hayatını kaybetmiş, suçlu olarak da yine işçiler bulunmuştu. Sonradan, işçilere göstermelik eğitim verildiği belirtilmektedir.

Peki, eğitim ihtiyacı olan işçiler mi, yoksa sorumlu bakanlıklar mı? Yine Karadon ve Elbistan’ı da unutmadık. Göçük altında kalan maden işçilerimizi, baraj suları altında kalan, deniz bisikletinden düşerek donan, çadırda yanan işçilerimizi de unutmadık. Buralarda da kabahat işçilerin miydi?

Çok yakın, nisan-mayıs ayında en az 150 işçinin öldüğünü, 600 işçinin de yaralandığını öğreniyoruz. Ölümler en çok inşaat, maden ve enerji sektöründe. HES göçüklerinin sayısını ise bilmiyoruz. Nisan ayında Sayın Bakan Veysel Eroğlu’na HES’lerin ve HES kazalarının sayısını sormuştuk, hâlâ bir yanıt yok. Demek ki boyut basına yansıdığından ve bildiklerimizden daha da büyük.

Bugüne kadar mevcut yasalar uygulansaydı, kâğıt üstünde kalmasaydı tüm bu acı olayları yaşamayacaktık. Acaba, Hükümetimiz, yaralanarak çalışamayacak durumda olanlara aileleriyle birlikte rahat yaşayabilecekleri desteği veriyor mu? Kaza sonucu bacağını kaybederek engelli olan işçilerimize koşabilecekleri protezleri veriyor mu, yoksa akülü sandalye bile vermeyerek eve mi mahkûm ediyor?

Taşeron işçilerin sayısını artırarak güvencesiz işçi çalıştırmalar devam ettiği sürece ne kazalar ne de ölümler bitecektir. Sorunun çözümü işçinin eğitimi değil, sorunun çözümü Hükûmetin işçilerini sahiplenmesi, bağrına basması, onları korumasıdır, hak arayanları kapı önüne bırakmamasıdır. Hükûmetler hiçbir zaman cezalandırıcı olmamalıdırlar. Ama on yıldır yaşadıklarımıza bakacak olursak tam tersini görmekteyiz. Bu durum da AKP Hükûmetinin iyi niyeti diyemeyiz tabii ki.

Cihan devleti olduğumuzdan bahsediyoruz, ileri demokrasiden bahsediyoruz. Bu söyledikleriniz işçi, mahkûm, tutuklu ölümleri mi? Bu kadar mı? Değil tabii ki. Memurların, polislerin ve tüm diğer 657 sayılı Kanun’a tabi personelin durumuna da baktığımız zaman Anayasa’mızın 18’inci maddesi “Angarya yasaktır.” dediği hâlde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda şöyle demektedir: “Kurumlar gerektiği takdirde personelini günlük çalışma saatleri dışında fazla çalışma ücreti vermeksizin çalıştırabilirler.” Ve bu madde uygulanıyor. Hükûmet işçi ve memurlarına aslında köle muamelesi yapmaktadır.

Bu arada çok önemli görev üstlenen işyeri hekimlerinin de ücretlerini yine sınırlıyorsunuz.

Ben sizleri vicdanlarınızla baş başa bırakıyor, Hakkâri’de şehit olan 8 askerimize, Urfa’da ölen tutuklulara Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, yakınlarına sabır diliyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 7 üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının Geçici 7. Maddesinin kanun metninden çıkarılmasını  arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla. 

Hülya Güven                F. Nur Serter                    Uğur Bayraktutan

   İzmir                           İstanbul                            Artvin

 

    Dr. Candan Yüceer            Süleyman Çelebi             İzzet Çetin

          Tekirdağ                  İstanbul                         Ankara

 

        Musa Çam                   Levent Gök

            İzmir                           Ankara

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz. 

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Fatma Nur Serter, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

 FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada işçi sağlığını ve iş güvenliğini gerçekleştirmek amacıyla bir yasa çalışması üzerinde bu saatlere kadar çalışmalarımızı sürdürüyoruz ama hepimizin bildiği bir şey var, bu yasa yetmeyecek. Bu yasa muhalefetin bütün eleştirileri dikkate alınmış olsa bile zaten yetersiz kalacaktı çünkü bu yasa ve Hükûmetin bugüne kadarki çalışmaları yüzde 37,5 oranına ulaşan kayıt dışı çalışanları kapsamıyor.

İlginç olan şu ki, TÜİK kayıt dışı çalışma oranının yüzde 37,5 olduğunu ilan edebiliyor ama Hükûmet kayıt dışı çalışanları bulup onları kayıt içine alamıyor. Bu yasa elbette yetmeyecek çünkü tarımda 5 milyon 613 bin çalışanın ancak çok küçük bir kısmını,  tarım işletmelerinde işçi olarak çalışanları kapsıyor ama bunun dışındaki çiftçiyi, “yardımcı aile efradı” adı altında çalışanın hiçbirini, onların karşı karşıya bulunduğu riskleri giderecek önlemleri içermiyor. Bu yasa yetmiyor çünkü ev işlerinde çalışan, ciddi bir risk grubu oluşturanları kapsamıyor. Dolayısıyla bu yasa aslında ülkede çok küçük bir kesimin iş güvenliğini ve işçi sağlığını kapsıyor.

Yine bu yasa çok iyi bir şekilde çıkarılmış olsaydı bile, Türkiye gibi yıllarca sendikalaşmaya emek vermiş ama sonra, sendikaların artık törpülenme sürecine sokulduğu bir ülkede, elbette ne iş güvenliğini ne işçi sağlığını karşılamakta yetersiz kalacaktı. Kuralsızlaştırılmanın bu kadar yaygınlaştırıldığı bir ülkede, taşeronlaşmanın başını alıp gittiği bir ülkede elbette bu yasa yetersiz kalacaktı.

Bu yasada, aslında meslek hastalığına ilişkin bir düzenleme yapmanın hiç de anlamı yoktu çünkü Çalışma Bakanlığı istatistiklerine göre Türkiye bir cennet. Bakın, 2010 yılında 104.678 iş kazası olmuş, bunların içinden 1.213 kişi yaşamını yitirmiş ama sadece 216 kişi meslek hastalığına tutulmuş. Demek ki dünya standartlarına göre meslek hastalığını aşmış bir ülkeyiz. Çalışma Bakanını bu istatistikleri gerçekçi bir biçimde yeniden düzenlemeye davet ediyorum.

Yine, bu yasa, Sayın Bakanın da kendi sözcükleriyle ifade ettiği gibi yüzde 57 oranına ulaşan, iş kazasında yüzde 57 oranına ulaşan 10 ve daha az sayıda işçi çalıştıran işletmeleri ne yazık ki koruma altına almıyor. Eğer bir ülkede, iş kazalarında, 10 işçiden az işçi çalıştıran işletmelerin payı yüzde 57’ye ulaşmışsa, bu yasanın o işletmelere özel bir düzenleme getirmesi gerekiyordu.

Şimdi böyle söyleyip geçiyoruz: “Canım, 10 işçiden az işçi çalıştıran işletme ne ki.” diye. Oysa, Türkiye'deki toplam işletme sayısı içinde 10 işçiden az işçi çalıştıran işletme oranı yüzde 95,6. Demek ki bu yasa, işletmelerin yüzde 96’sının sorunlarını görmezden geliyor.

2009’da, İşletme Belgesi Alınmasına Dair  Yönetmelik’le bir değişiklik yapıldı ve 50’den az işçi çalıştıran iş yerlerinin işletme belgesi alma zorunluluğu kaldırıldı.

Değerli arkadaşlar, işletme belgesi alma zorunluluğunun kaldırılması demek, işletmelerin yüzde 99,4’ünün en baştan daha denetimin dışına çıkarılması demek. Oysa yasanın giriş bölümüne, gerekçesine bakıyoruz, bina tasarımından bahsediyor, inşaat güvenliğinden bahsediyor. Bir de Türkiye gerçeğine bakıyoruz, Türkiye’de işletmelerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATMA NUR SERTER (Devamla) - …yüzde 99,4’ünün bundan yoksun olduğunu görüyoruz.

Hayırlı olsun diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 8 üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

                                                        

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısının Geçici 8 inci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Nurettin Canikli                                   Recep Özel                                     Ramazan Can

                     Giresun                                             Isparta                                             Kırıkkale

                 Semiha Öyüş                                     Hilmi Bilgin                                   Türkan Dağoğlu

                       Aydın                                                Sivas                                              İstanbul

            Pelin Gündeş Bakır                                Yusuf Başer                                   Sevim Savaşer

                      Kayseri                                              Yozgat                                             İstanbul

                M. Belma Satır                                     İdris Şahin

                     İstanbul                                            İstanbul

“(2) Bu Kanuna ekli listelerde ihdas edilen kadrolardan boş bulunan 20 İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı, 100 İş Sağlığı ve Güvenliği Uzman Yardımcısı, 40 Memur, 40 Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni ve 10 Mühendis kadrosuna, 21/12/2011 tarihli ve 6260 sayılı 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunundaki sınırlamalara tabi olmadan 2012 yılı içinde atama yapılabilir."

                                                        

 

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 1/277 sıra numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısının Geçici 8. Maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Saygılarımızla.

             Dr. Candan Yüceer                            Süleyman Çelebi                                   Musa Çam

                     Tekirdağ                                            İstanbul                                               İzmir

          Mehmet S. Kesimoğlu                          Uğur Bayraktutan                                   İzzet Çetin

                    Kırklareli                                             Artvin                                               Ankara

                                                                           Levent Gök

                                                                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, ihdas edilen kadrolar var. Bunları tamamlayan bir madde bu. Bu madde olmadığı zaman ihdas edilen kadroları nasıl yerine getireceksiniz, nasıl uygulamasını yapacaksınız? Bundan dolayı katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Candan Yüceer, Tekirdağ Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – İş sağlığı, iş güvenliği konusunda gerçekten sağlığı, güvenliği arttıracak her türlü, çalışma ortamını sağlayacak her türlü öneriye “Evet.” dedik ama maalesef alt komisyonda olsun, ana komisyonda olsun bizim verdiğimiz bu yöndeki hiçbir öneriye Bakanlık ve Komisyon tarafından “Evet.” gelmedi, bunu da belirtmek istiyorum.

Tabii, “iş sağlığı, iş güvenliği” kavramı sanayi ve teknolojinin gelişimine koşut olarak önem kazandı ama sanayileşme ve kalkınmanın bedeli, eğitim alamamış, yeterince beslenemeyen, iş kazasından, meslek hastalıklarından korunamayan, işsiz kalma ve işini kaybetme korkusu yaşayan, örgütlenmeleri engellenen, sosyal güvenliğinden endişe eden, on iki saat çalışıp ne eşini ne çocuklarını göremeyen, ne aile ne sosyal yaşamı kalan mutsuz çalışan bir kesim yaratmak olmamalıdır diye düşünüyorum.

Çalışanlarımızın, insanlarımızın refahı, mutluluğu ve sağlığından ödün veren bir sanayileşme ve kalkınma anlayışı benimsenmemelidir. İnsana, çalışanlarına kıymet veren gelişmiş ülkelerde, yasal önlemlerle beraber toplumsal eğitim ve bilinçlendirmelerle oldukça önemli yol alınmış. Ama bizim gibi, çalışanın, insanın hiçbir kıymetinin olmadığı ülkelerde yara kanamaya devam ediyor ve korkarım ki bu kabuk bağlamayacak, iyileşemeyecek ve kangrene dönüşecektir. Çünkü iktidar ekonomik büyüme ve rekabet uğruna, çalışanların sağlığını ve güvenliğini hiçe sayarak, iş sağlığı, iş güvenliğini piyasalaştırarak tasfiye etme anlayışı içindedir.

İş kazalarının, konuşmacı arkadaşlarım belirtti, yüzde 50’si kolaylıkla önlenebiliyor, yüzde 48’i sistemli bir çalışmayla önlenebiliyor. Yani yüzde 98’i önlenebilir kazalar. Ancak başka bir deyişle yüzde 2’si gayrikabili içtinap yani önleyemeyeceğimiz kazalar. İş yerlerinin yüzde 97’si 50’nin altında işçi çalıştıran iş yerlerini kapsıyor. Ama iş kazalarının yüzde 70’e yakını bu iş yerlerinde meydana geliyor. E durum böyleyken -talebimiz de bu yöndeydi, önerilerimiz de- İş Sağlığı İş Güvenliği Kurulu 50 işçinin altında çalıştıran iş yerlerinde olsun. Ama maalesef mevcut tasarıda buna gerek görülmedi. Tasarıda İş Sağlığı İş Güvenliği Kurulunun kimlerden oluşacağına dair de bir bilgi yok, bu da yönetmeliklere bırakıldı. Ama biz biliyoruz ki iş kazaları en çok İSG Kurullarının (İş Sağlığı Güvenliği Kurullarının) olmadığı küçük işletmelerde meydana geliyor.

Değerli katılımcılar, değerli arkadaşlar; meslek hastalığı belli bir süre içinde oluyor yani zamana yayılıyor, sinsi bir şekilde gelişiyor. Meslek hastalığı istatistiklerinin ülkemizde az görülmesinin nedeni meslek hastalığı olmadığından değil, bilinmeyen bir şeyin sayımını yapamadığımızdan. Yani 2010 yılı için çalışan sayısı ve istatistiksel verilere göre mesleki hastalık beklentisi ortalama olarak 500 bin ile 1,5 milyon arasındayken, Türkiye’de 2010 yılında saptanan meslek hastalığı sayısı sadece 533. Yani meslek hastalığında durumumuz içler